Page 1


İ

ş dünyası yeni bir dergiye kavuştu. OMC Türkiye Eğitim Danışmanlık tarafından yayımlanan OMC e-konomi dergisi yenilikçi düşüncenin dinamizmi ve tecrübeli isimlerin bilgileriyle siz değerli okuyuculara sunuluyor. OMC e-konomi dergisi, iş adamlarına ve yöneticilere sektörel gelişmeler ve ekonomik süreçler üzerine bilgiler paylaşırken, önemli bir destekçi olmayı hedeflemiştir. Ekonomik süreçte yaşanan gelişmeleri, değişimi analiz eden OMC e-konomi dergisi, bölgesel ekonomiye yön veren iş adamı ve yöneticilerle sektörel sorunlara çözüm önerileri geliştirecek analiz, değerlendirme ve makalelerle okuruna ulaşmaktadır. İşadamları, akademisyenler, bürokratlar ve sanayicilerle birlikte çıkardığımız ve aylık yayınlanan OMC e-konomi dergisi, ihtiyaca uygun içeriğiyle, seçkin röportajlarıyla dolu bir ekonomik rehber olacaktır. Siz değerli okuyucularımızın bilgiye keyifle, OMC e-konomi ulaşmanızı diliyorum.

her zaman dergisi ile

Reşat GÜNEY OMC Türkiye Genel Müdürü


indeks

İNDEX TÜBİTAK, Öncelikli Alanlar Araştıma Teknoloji Geliştirme ve Yenilik Projeleri Destekleme Programı kapsamında, tarım ve gıda projelerine destek sağlıyor TURİZM İSTATİSTİKLERİ, 2. DÖNEM 2012 ÜRETİCİ FİYATLARI ENDEKSİ TÜKETİCİ FİYATLARI ENDEKSİ, TEMMUZ 2012

ALTIN İHRACATI İLE İLGİLİ KAMUOYU AÇIKLAMASI İhracatın %59,6’sını KOBİ’ler gerçekleştirdi MOBBİNG

İdeal Çalışma Pozisyonu


Ticaride Satışlar Azalıyor

Ü

lkemiz ekonomisinin %90’ ından fazlasını küçük ve orta büyüklükteki işletmeler; yani KOBİ’ler oluşturmaktadır ve bu ticari hacimlerinin orantısıyla ticari araç pazarının en önemli müşterileri KOBİ’ler olmaktadır.

Hal böyle olunca ekonomideki durgunluk veya canlılık KOBİ’lerin ticari araçlara olan taleplerini de etkilemektedir. KOBİ’lerin bu yıl iş alanındaki yaşadıkları daralma hafif ticari satışlarına yılın aynı dönemine göre %25 oranında azalma olarak yansıdı ve 113 bin 915 araç satışı seviyesine geldi. afif ticarideki durgunluğun birçok sebebi var; en büyük etken ise araçların fiyatlarındaki artış oldu, faiz oranlarındaki yükseliş ve ekonomik hareketliliğin de azalması ise daralmaya çanak tutan güçlü etkenler arasında yer aldı. İç pazarda KOBİ’lerin işlerinin durgunlaşması yeni araçlara yatırım yapılmasına engel oldu. Bütün bu sıkıntılar arasında en çok, ÖTV artışı göze battı.

H

Araç fiyatlarında yaşanan artış ticari araç satışlarının azalmasına neden oldu. Otomotiv sektörü hafif ticaride yaşanan durgunluğu daha fazla binek otomobil satarak gidermeye çalışıyor. 2011 yılında hafif ticari araç pazarı 270 bin 920 adet düzeyinde gerçekleşmişti. Bu yıl bu rakamın 230-240 bin dolaylarında olması tahmin ediliyor. Aslında ÖTV sorunu hafif ticari araçlarda otomotiv dünyasının yıllardır tartıştığı ve üzerinde hem fikir olunamayan konulardan biridir. Firmalar bu konuyla ilgili iki farklı sav savunmaktalar. Bu görüşlerin tarafları Hafif ticaride satış cirolarından tatmin olan markalarla, satış ciroları kuvvetli olmayan markalar konuya iki değişik açıdan bakıyor. Hafif ticaride eli kuvvetli olan markalar pazarın yeniden eski cazipliğine ulaşabilmesi için ve satışlarını eski dolaylara taşıyabilmek için hafif ticari araçların ÖTV’sinin düşürülmesini istiyor. Binek otomobilde hafif ticariye oranla daha güçlü olan markalar ise bu rekabetin haksız olduğunu düşündüklerinden ötürü %15’lik ÖTV artışını az olduğunu bu oranın daha da artırılmasını istiyor. Bunu savunanların dayanağı ise, hafif ticari araç satın alanların bir kısmının aracı günlük otomobil gibi kullanması. Bu da binek araç pazarındaki pasta diliminin küçülmesi anlamını taşıyor. Hafif ticari araç pazarında güçlü olmayan şirketler bu yüzden ÖTV artışını pozitif karşılıyor.


Turizm, “Gelecek” Demektir… Avni Aker İNKAY (İnsan Kaynakları Yöneticileri Derneği) Başkan Yardımcısı

urizm sektörünün her aşamasında planlı çalışmalar yer alır. Her şey, her ayrıntı önceden hazırlanır. İpek böceğinin kozasını büyük bir gayretle örmesi gibi, özenle ve özveri ile çalışılır. Tur operatörleri düzenleyecekleri geziler için konaklama işletmeleri ve uçak şirketleri başta olmak üzere sektörde farklı ürün ve hizmetler sunan birçok kuruluşla görüşmeler yaparlar. Düzenleyecekleri geziler için, onların tarifelerini inceler, kapasite ve fiyatlarını dikkate alırlar. Gezinin ya da turun ilgi çekici olabilmesi için bazı yenilikleri yapmaya çalışır, aynı işi yapan başka firmalardan farklı olmaya kendilerine müşteri çekmeye çalışırlar.

T

urlarını perakendeci seyahat acentaları aracılığı ile turistlere satabilmek için tanıtım ve pazarlama çalışmalarına başlarlar. Bir yandan tur programı son şeklini alırken, diğer yandan da katalog çalışmaları bitmiş, dağıtımı yapılmaya başlanmıştır. Tur, tur operatörünün ve onu pazarlayan ve satışını yapan perakendeci şirketlerin, acentaların web sitelerinde yayımlanmaya başlanır.

T

Yurt içi ve yurtdışı tanıtım ve pazarlama faaliyetleri için, fuarlarda standlar alınır, bir dizi tanıtım etkinlikleri hazırlanır. Bu çalışmalar da binlerce ayrıntıdan oluşur. Bu işlerin hayata geçirilebilmesi için, farklı uzmanlık dallarında kişiler görev yaparlar.

Turizm sektörü sürekli olarak geleceğe hazırlanır. Turizm, hep ileriye Konuya bir de tatil yapılacak yer, yani turizmci deyişiyle bir de bakmak, geleceği “destinasyon” açısından bakalım. Turizm altyapısını oluşturan, havalimanları, bugünden limanlar, garlar, yollar, otoyollar, müzeler, ören yerleri, enerji, su ve atıksu ayrıntılarıyla yaşamak demektir sistemleri, sağlık, güvenlik… v.b. konuların gözden geçirilmesi, eksiklik ve aksaklıkların saptanması ve çözüm yollarının belirlenip, uygulamaya konması. Kısacası, kamu kurumlarının yapması gereken hazırlıklar ve hayata geçirilen çalışmalar…


ynı şekilde konaklama işletmelerinin gelecek konukları için yaptıkları binalarındaki yenileme çalışmaları, gerekli ekler veya onarımlar. Hizmet kalitesini arttırıcı teknolojik yenilikler. Hizmetleri eksiksiz ve aksaksız yürütebilmek amacıyla sürekli eğitim ve kalite çalışmaları.

A

Belki bunları okumak sizlere sıkıcı gelebilir. Ama bunları bilmeden bu sektörde çalışılmaz. Herkes, başka iş kollarının ayrıntılarını bilmek zorunda değildir, ancak turizm sektöründe çalışanlar birbirlerinin çalışmalarından bir şekilde bilgi sahibi olmak durumundadırlar. Turizm sektörü, sürekli olarak geleceği bugünden yaşamaya başlar, sürekli olarak geleceğe hazırlanır. Turizm planlı çalışmalarla, sağlıklı olarak gelişir. Sistemli ve düzenli olarak çalışan şirketler ile kamu kurum ve kuruluşları ile onların çalışanları sayesinde turizmde geleceğe hazırlanılır. Bugün gelen turist, daha önceden planlanmış, başlatılmış çalışmalar sayesinde burada, karşımızdadır. Turizm sektörü bir ekip işidir, birbirinden farklı iş ve işlemleri yapan, üreten ve hizmet sunan kişiler, kendi çalışmalarını yürütürken işleri ve işlemleri iyi organize ederlerse, başarı elde edilir. Hiçbir iş veya işlem şansa bırakılmaz. Her olasılık bugünden düşünülür ve önlemi alınmaya çalışılır. Sonuçta, genelde ülke ve tüm çalışanlar, sosyal ve ekonomik kazançlar elde ederler. Kısacası, turizm sektörü sürekli olarak geleceğe hazırlanır. Turizm, hep ileriye bakmak, geleceği bugünden ayrıntılarıyla yaşamak demektir. Turizm sektörünün tüm kuruluşları geleceğe birlikte hazırlanılırlarsa, herkes payına düşen veya düşmesi gerekeni kazanır. Olması gereken de budur. Turizmde geleceğe hazırlanmak çok keyifli bir iştir. Binlerce ayrıntıyı belli bir düşünce yapısı ve stratejisi içerisinde oya gibi işlemeyi gerektirir. “Turizm, bir ülkenin geleceği“, demektir. Geleceği, bugünden garanti altına almak, demektir. Bu tadı her zaman ve hep birlikte yaşamak üzere… Esen kalın…

Tur operatörleri Gezinin ya da turun ilgi çekici olabilmesi için bazı yenilikleri yapmaya çalışır, aynı işi yapan başka firmalardan farklı olmaya kendilerine müşteri çekmeye çalışırlar.


ADAM OLMAYACAĞIZ BİZ ! Cüneyt ARIK AGRİKEY Genel Koordinatör agrikey@gmail.com

ok yok adam olmayacağız biz… Teknoloji ve bilgi dönemi dediğimiz şu günleri yaşadığımız bu çağda, insanoğlu beslenmeye ihtiyacı kalmadığını mı düşündü acaba? Teknoloji yatırımları, ağır sanayi atılımları, turizm atakları ve daha neler neler… Eee acıkmadınız mı? Acıktınız.. Ne yesek acaba? Zıkkımın kökünü… Onu da bulursan yersin.

Y

ünya nüfusu 7.5 milyarı geçti. Her gün üç öğün tüketen bu topluluğun en az 6,5 milyon ton besin ihtiyacı var ve bu ihtiyacı karşılayabilecek tek bir sektör var. Tarım sektörü…

D

Fakat insanoğlu hala sığ sularda yatırım peşinde koşuyor. Enerji ve tarım ihtiyaçlarını göz ardı ederek yatırım planlamalarını yapan büyük firmaların geleceğe dair bir ilerleyişleri olmayacağını düşünüyorum. Aklımızı başımıza devşirelim ve içinde yaşadığımız bu ülkenin değerini bilerek yatırımlarımızı tarıma kaydıralım. Dünyanın çok az yerinde bulabileceğimiz iklim yapısına sahip ülkemizde her tür sebze ve meyveyi üretebilecek olanağımız var iken bunu değerlendirmediğimiz günleri geride bırakmalıyız.

Dünyada artık ön plana çıkabilmenin ve söz sahibi olabilmenin yolu tarımsal kaynaklarımızı iyi kullanmaktır

Son iki yıl içerisinde tarıma gelen yatırımcı sayısında önemli bir artış izlenmekte. Bu yatırımcıların bir kısmı bilinçli bir şekilde ön çalışmalarını tamamlamış, ne yapacağını bilen, belli fizibiliteler ışığında ve profesyonel danışmanlar öngörüleri ile yatırımlarını şekillendiriyor. Taptığı işte tecrübeli ve referans gösterebilen firmalara geleceklerini teslim ediyor. Bir kısmı da yıllarca yaptığı işten sıkılmış da, doğayı da sevdiği için 1500 dekar elma bahçesi kurmak istiyor. Kısacası hobi bahçesi…


H

er ikisinin de tarım sektörüne bir faydası oluyor elbet. En azından dikilmiş fidan, dikilmiştir. Diken sahip çıkamasa bile, bir sahip çıkan olur elbet. Bize lazım olan ilk yatırımcı tipi aslında…

Bu ülkenin bu tarz tarım yatırımcılarına daha önce hiç olmadığı kadar çok ihtiyacı var. Dünyada artık ön plana çıkabilmenin ve söz sahibi olabilmenin yolu tarımsal kaynaklarımızı iyi kullanmaktan geçtiği tartışılmaz bir gerçektir. Oysaki ilkokul yılarımdan hatırlıyorum “Türkiye tarım ülkesidir” söylemlerini. Koskoca bir yalanmış meğer. Çok geç kalmış sayılmayız umarım. Kendi başına terk edilmiş, iki öküz bir saban ile bir lokma toprak ve kızgın güneş arasına sıkışmış Mehmet dayının verdiği çabayı bizlere tarım diye yutturan zihniyet geride kalmıştır umarım. Artık silkinmenin ve yola devam etmenin gerekliliğini düşünen aklıselim firmalar, öz kaynaklarını tarıma getirmeye başladı. Başta meyvecilik olmak üzere bir çok alanda tarımsal yatırımlar yapan bu firmalar, entegre işletmeler kurmak üzere yola çıkmaya başladı çok şükür. Ve inşallah gelecek daha güzel gelecek ülkemiz için. Yeni çıktığımız bu yolda bilinçli çalışmalar ile umarım istediğimiz sonuçlara ulaşırız. Bir konunun altını çizmekte fayda buluyorum. Gerçek anlamda henüz gelişmeye başlamış tarım sektörümüzün içinde eskiden beri var olan bazı zihniyetlerin, babalarından miras kalma alışkanlık ve bilgileriyle fikir beyanları, oldukça fazla kirli ya da eksik bilgi aktarması, tarımsal gelişimimize zarar vermeye devam ediyor. Büyük yatırımcıların bu anlamda dikkatli olması gerektiğini umuyorum. İlk yatırım maliyetlerinden kaçarak yanlış ya da eksik yapılan tüm uygulamaların, daha sonradan ortaya çıkarabileceği sonuçlar hüsran olabilir. Bu da başlamadan biten bir tarım serüveninden öte bir şey olmayacaktır. Sonra da sütten dili yanan, ya yoğurdu üfleyerek yiyecektir ya da bir daha süt içmeyecektir. İstemeyeceğimiz bu sonuçlar için tarım yatırımcılarımızın referans verebilen ve bunu gösterebilen ehil kişilerce yapacakları çalışmalar, sonuç ile mutluluk arasındaki bağı oluşturacaktır. İlk yazım da biraz dili sivri yazı oldu, zülfü yare de dokunduk bir parça… Hata dedikleriniz varsa affınıza sığınıyor, bam teline bastıklarımıza da selamlar gönderiyorum. Sürçülisan ettiksek affola.

iki öküz bir saban ile bir lokma toprak ve kızgın güneş arasına sıkışmış Mehmet dayının verdiği çabayı bizlere tarım diye yutturan zihniyet geride kalmıştır umarım.


TÜBİTAK TARIM PROJELERİNİZE HİBE VERİYOR Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) tarım ve gıdada projesi bulunan girişimcilere 2 ile 4 milyon lira arasında hibe desteği verecek. Kurum 1511 kodlu program kapsamında tarım ve gıda projelerine hibe desteği sağlanacak. "1511-Öncelikli Alanlar Araştırma Teknoloji Geliştirme ve Yenilik Projeleri Destekleme Programı" kapsamında; tarımda tohum ıslahı, hayvancılıkta küçükbaş ve büyükbaş yerli hayvan ırklarının ıslahı, gıdada ise analiz ve ambalaj konusundaki projelere hibe desteği öngörülüyor. Tohum ıslahı kapsamında endüstriyel bitkilerden buğday, mısır, pamuk ve soya çeşitlerinin ıslahı ile ilgili projeler desteklenirken hayvancılıkta ise yerli büyükbaş ve küçükbaş hayvan ıslahı ile ilgili projelere destek sağlanacak. Tarım ve gıda ile ilgili projelerde proje başına 3 ile 4 milyon lira hibe desteği verilecek. Tarıma iki başlıkta hibe Tohum ve Hayvan Islahı başlığı altında endüstriyel bitkilerden buğday, mısır, pamuk, soya çeşitlerinin ıslahına ve yerli büyükbaş ve yerli küçükbaş hayvan ıslahı projelerine destek verilecek. Gıda Hijyeni ve Sanitasyonu başlığı altında ise, mikrobiyel hızlı tanı kitleri ve sistemlerinin geliştirilmesi ile yeni nesil gıda ambalajlarının geliştirilmesi projelerine destek sağlanacak.

Tarım ve gıda ile ilgili projelerde proje başına 3 ile 4 milyon lira hibe desteği verilecek.


obbing, bir grup insanın bir kimseye veya başka bir gruba sosyal kabadayılık yapması. psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı vermek anlamlarına gelir. Özellikle gücü elinde bulunduran kişinin ya da grubun, diğerlerine psikolojik yollardan, uzun süreli sistematik baskı uygulamasıdır.

M

Mobbing duygusal bir saldırıdır. Yaş, ırk, cinsiyet ayrımı gözetmeden, taciz, rahatsız etme ve kötü davranış yoluyla herhangi bir kişiye yönelen saldırganlıktır. Kişiyi iş yaşamından dışlamak amacıyla kasıtlı olarak yapılır. Kişinin saygısız ve zararlı bir davranışın hedefi olmasıyla başlar. İşveren ima ve alayla, karşısındakinin toplumsal itibarını düşürmeye yönelik saldırgan bir ortam yaratarak kişiyi işten ayrılmaya zorlar.

Kurbanların Ortak Özellikleri Mobbing genellikle ;   

  

İşini çok iyi, hatta mükemmel yapan; İlişkileri olumlu olan ve çevresindekilerce sevilen; Çalışma ilkeleri ve değerleri sağlam, bunlardan ödün vermeyen; Dürüst ve güvenilir, kuruluşa sadık; Bağımsız ve yaratıcı; Zorbanın yeteneklerinden üstün özelliklere sahip olan kişilere yöneliyor.

Zorbalar ise, aşırı kontrolcü, korkak, nevrotik ve iktidar açlığı olan kişiler olarak tanımlanıyor. Mobbing uygulayan kişilerin ve kurbanların kişilik özellikleri ve işyeri koşulları mobbingin nedenlerini açıklıyor Kişileri grup kuralını kabul etmeye zorlamak 1. Düşmanlıktan hoşlanmak 2. Can sıkıntısı zevk arayışı 3. Önyargıları pekiştirmek

içinde


Mobbing davranışları 1. Kendini göstermeyi ve iletişim oluşumunu etkilemek: Sözünüz kesilir, yaptığınız iş sürekli eleştirilir, jest ve bakışlarla ilişki kesilir, yazılı ve telefonda tehditler vs 2. Sosyal ilişkilere saldırı: Kimse sizinle konuşmaz, diğerlerinden ayrılmış bir işyeri verilir, çalışanların sizinle ilişkiye geçmeleri yasaklanır, orada değilmişsiniz gibi davranılır. 3. İtibarınıza saldırı: Arkanızdan kötü konuşulur, asılsız söylentiler çıkarılır, kararlarınız sürekli sorgulanır, özgüveninizi olumsuz etkileyen bir iş yapmaya zorlanırsınız. 4. Kişinin yaşam kalitesi ve mesleki durumuna saldırı: Hiçbir özel göreviniz yoktur, sürdürmeniz için anlamsız ve sahip olduğunuzdan daha az nitelik gerektiren işler verilir, işiniz sürekli değiştirilir, özgüveninizi etkileyecek şekilde işler verilir.

ayrılması ile sonuçlanır. Bu sonuç, çoğunlukla mobbingin bitmesi anlamına gelmez, çünkü benzer bir iş kolunda çalışmak zorunda olan kişi kötü huylu, asi ya da işten anlamaz olarak damgalanarak referansları kirlenmiş olur. Korunma yöntemleri Mobbing kurbanlarına, yeni bir iş araması, yardım alması, kendini yalıtmaması, özgüvenini geliştirmesi, olasılıkları hatırlaması, yaraları sarmaya çalışması, yasal işlem yapması ve sendikaya başvurması önerilmektedir. Mobbingin psikolojik bir saldırı olduğu düşünülürse psikolojik savunma yöntemleri geliştirmek büyük önem taşımaktadır. Böylece alınan yaranın derinleşmesi önlenebilir ve kişi, iş yaşamının dışına atılmaktan kendini kurtarabilir. Mobbingle hukuki mücadele

Mobbing, işin akışına ya da bir davranışa ilişkin bir anlaşmazlıkla başlar. Daha sonra zorbanın saldırgan eylemleriyle devam eder, saldırganlığa zorbanın dışında yönetim veya iş arkadaşları da katılabilir. Süreç, işe son verilmesi ya da kişinin

Mobbing genellikle bir inkar ve görmezden gelme mekanizmasıyla işlediğinden, mücadelenin hukuki boyuta taşınması gerekebilir. Dava açılmadan önce gerçekleştirilen girişimler mobbingi bir bütün olarak durdurmuyorsa da hukuki yollara başvurmak için gereken

delillerin toplanmasına yardımcı olur. Mobbing için başvurulabilecek hukuki yollar çalışanın statüsüne göre farklılıklar gösterebilir. Mobbing genellikle işçi ve işveren arasında ortaya çıkan bir iş hukuku problemi olarak kabul edilse de Devlet memurları ve diğer kamu çalışanlarına uygulanan sistematik psikolojik taciz de

mobbing kapsamda değerlendirilebilir. Gerek işçi statüsünde gerekse kamu personeli olarak çalışan mobbing mağdurları, uğradıkları psikolojik şiddetin tespiti ve (varsa maddi) manevi zararlarının tazmini için dava açabilirler. Mobbing, kanunlarda açıkça suç olarak tanımlanmamış olsa da mobbing amacıyla gerçekleştirilen bazı fiillerin cezalandırılması için adli mercilere başvurmak mümkündür.


Merkez Bankası ve Faiz İndirimi

Y

ılın ilk çeyreğinde ekonominin durgunlaşması ikinci çeyreğin de durgun geçeceği sinyallerini önceden vermesine rağmen, Merkez Bankası bu duruma müdahale etmeye imkan bulamamıştı. Son zamanlar da özellikle geçen son iki ayda enflasyondaki olumlu gelişmeler ardından Merkez Bankası faiz indirimine başladı. Bununla birlikte uzmanlar Merkez Bankası iç talebe destek olmak amacıyla önümüzdeki dönemde fiili para politikası faizinde bir miktar daha indirime gitmesini bekliyorlar. Ancak bu konuda temkinli yaklaşması da beklentiler arasında bunun nedeni de enflasyonda risklerin devam ediyor olması.

Ekonominin Durgunluğu Bütçeyi Etkiliyor

Y

ılın ilk altı ayında merkezi yönetim bütçesi 6,7 milyar lira açık verdi. Halbuki 2011 yılının ilk 6 ayında bütçede 2.9 milyar lira fazla vardı yani buradan anlaşılıyor ki yılın ilk yarısında bütçe dengesinde 9.6 milyar liralık oynama var. Bu oynamada ekonomideki yavaşlamanın etkisi çok büyük. Bu yavaşlama sebebiyle yılın ilk yarısında vergi tahsilatı %6.9 dolaylarında artışla kapandı ve bununla bağlantılı olarak vergi tahsilatındaki yavaşlama sebebiyle toplam gelir artışında da bir miktar düşüş yaşandı ve %11’le yetindi. Devletin mal ve hizmet alımlarında sıkı politika sergilediği fakat personelin gideri ve cari transferde böyle bir kemer sıkma politikası yapamayacağı için harcamalardaki yükselişin önüne geçilemeyeceği gerçeği odak noktası haline geliyor. Gelirlerdeki artışın harcamaların artışına yetişememesi söz konusu olduğundan yılın ilk yarısında bütçedeki dengenin değişmesi kaçınılmaz hale geldi. Önümüzdeki süreçte ekonomideki bu yavaş büyüme devam ederse yılın ikinci yarısında da bütçede sıkıntılar yaşanabilir. Devletin bu yıl öngördüğü bütçe açığı hedefi 21.1 milyar lira. An itibariyle ekonomik göstergeler bu durumun değişmeyeceği yönünde fakat bilindiği gibi bütçe harcamaları yılın son döneminde bir hayli artacaktır. Bekleyip gözlemleyeceğiz…


YENİ BİR “-İZM “ LAZIM

T

ürkiye ve Akdeniz bölgesindeki ekonomiyi yorumlamadan önce, dünya ve Avrupa ekonomisine bakmak lazım. Dünya ekonomisi malumunuz üzere, 2007 yılı itibariyle, iniş ve çıkışlı bir sürece girdi.

Bu süreç ile beraber, hayatın her safhasına giren; yenilenme ve değişim süreci de başlamış oldu. Amerika Birleşik Devletleri bu süreçte en çok etkilenen ülkeler arasında yerini aldı. Hala daha ekonomisi eski gücüne dönmüş değil, sanırım en az bir 10 yıl daha da dönemeyecek gibi görünüyor. u süreç içinde bazı yıllar olumlu veya nötr geçebilir. Avrupa da ise bilindiği üzere; sorun daha büyük, finans piyasaları, bankalar, resesyon, işsizlik, iç ve dış borç, kaynak sıkıntısı v.b konularda olumlu bir sürece henüz geçilmedi. Üstelik Avrupa yıl sonunda Euro ile ilgili bir karar vermek zorunda kalabilir.

B Kapitalizm artık geçerliliğini yavaş yavaş yitirmektedir. Denenmiş olan, liberalizm, sosyalizm, kominizim gibi sistemlerden de bir beklenti kalmamıştır

Orta doğuda, yenilenme ve değişim neredeyse bölgenin tamamına yayıldı. Suriye’deki karışıklık sona erdikten sonra, bölgenin en önemli sorunu İran / İsrail arasında olduğu görünüyor. Rusya, kısa geçmişe göre kendini toplamış gözüküyor. Çin ekonomisi ise, eskiye göre daralma eğrisi göstermekte. Bu arada dünya nüfusu hızla artıyor. Refah bölgeleri zorlanmaya. Dünyada ki güç dengeleri değişmeye başlamış bilgi ve teknolojide dünya global halde gelişti. Bu gelinen noktada dünyada kapitalizm artık geçerliliğini yavaş yavaş yitirmektedir. Denenmiş olan, liberalizm, sosyalizm, kominizim v.b sistemlerden de bir beklenti kalmamıştır. Bu itibarla, en fazla 10 yıl içinde Dünya yeni bir “izm” sistemini bulup ortaya çıkartmak zorundadır.


u çerçeve içinde Türkiye, tek partili bir hükümet, genç nüfus, Arap sermayesi, şirket ve şahıslardan para toplamak için çıkartılan kanunlar ve getirilen yeni sistemler, sağlam bir bankacılık yapısı ile bu dönemi Amerika ve Avrupa ya göre daha az bir sıkıntı ile geçirmektedir.

B

Ülkemiz için en önemli tehdit. Suriye iç krizi, yaşanan terör olayları, yüksek faiz, psikolojik açıdan motivasyonun düşük seyretmesi, çalışanlar ile şirketlerin bankalara çok borçlu olması, piyasaların yavaş yavaş daralması, ihracatın ortalama % 65 inin Avrupa ya yapıyor olması. Turizm de yaşanan dış rekabet bir çırpıda sayılabilir. Aşırı borçlu bir yapıda da, piyasaların daralması yıl sonunda bankalar için olumsuz görülmektedir. Bu çerçeve içinde, şirketlerin yapmasını önemsediğim hususları şöyle sıralayabilirim. Artık aile şirketleri profesyonel bir yönetim tarzına geçilmelidir. Aile anayasalarını oluşturmalıdır Mali yönetim için dış destek alarak, mali disiplini oluşturup, stoklarını kontrol etmek, analiz yapmak, personel sayısını gözden geçirmek, satışlarında risk yönetimi yapmak, etkin toplantılar düzenlemek, iyi bir muhasebe bölümü oluşturmak, yıllık bütçelerini hazırlayıp, aylık gelir ve giderlerini kontrol edip, üç aylık bilançolarına hakim olmaları şarttır. Şirketlerde servet yönetimi, yönetim kurulu içinde yapılmalı, İnsan kaynakları birimi kurulmalı. Yeni teknolojileri şirketlerin içine entegre etmeli, piyasada makul fiyat ile hizmette yarışmalı, satınalmayı tek yerden yönetmeyi oluşturmalıdır. Bu tür ekonomilerde nakitte durmak çok önemlidir. Sağlam bir yapıya kavuşmuş şirketler krizden karlı çıkabilir. Bu karlılık yeni bir sektördeki firmayı ya da kendi sektöründeki bir firmayı satın alarak yapılabilir. Yapılan işteki risk ile elde edilen kar her zaman incelenmelidir. Bu itibarla, 2012 yılı sevabı ve günahı ile bir şekilde tamamlanacak gibi gözüküyor. Ancak, 2013 ile 2014 yılları Türkiye için daha zorlu geçebilir. Bazen, biraz beklemek, durmak, küçülmek gerekebilir. Ticari hırslardan uzak durup, ne yaptığınızı sorgulayıp, ciro mu? kar mı? İşler de az risk alarak yola devam edip, 2015 yılında gemiyi limana yanaştırmak gerekir. Kırmızıtaş Holding kısa bir zaman önce Otomotiv gurubunda, Sigorta ve Araç kiralamada, İnşaat ve Beton sektöründe, Orman ürünlerinde ve Yapı Markette bu stratejiler ile yoluna devam etmektedir. Saygılarımla, Nurettin Celal KULEL CEO


Turizm geliri geçen yıla göre %3,8 arttı

Ü

lkemize turistik faaliyetlerle gelen ziyaretçi sayısının geçen yılın aynı dönemine göre azalmış olsa da turizm gelirimizdeki artış sürüyor. Ülkemize gelen turistin harcadığı para miktarı geçen yıla göre artış göstermesine rağmen dış ülke ziyaretlerimizde kişi başı gerçekleştirdiğimiz harcama ülkemize gelen turistin harcamasından hala daha fazla, dış ülke ziyaretlerimizde geçekleştirdiğimiz harcamalarımızda gecen yıla oranla azalma olmasına rağmen ziyaretlerimizde ülkemize gelen turistten daha fazla para harcıyoruz. Nisan, Mayıs ve Haziran aylarından oluşan II. Dönemde turizm geliri, geçen yılın aynı dönemine göre %3,8 artarak 5 576 155 275 $ oldu. Turizm gelirinin %82,1’i yabancı ziyaretçilerden, %17,9’u iseyurt dışında ikamet eden vatandaş ziyaretçilerden elde edilmiştir. Ziyaretçiler, seyahatlerini kişisel veya paket tur ile gerçekleştirmektedir. Ülkemize gelen ziyaretcilerin tercihi paket turdan ziyade bireysel girişimlerden oluştu. 2012 II. Dönemde kişi başına ortalama harcama 598 $’dır. Bu dönemde yabancıların ortalama harcaması 544 $, yurtdışında ikamet eden vatandaş ziyaretçilerin ortalama harcaması ise 1 095 $’dır. Ziyaretçi sayısı geçen yılın aynı dönemine göre azaldı 2012 yılı II. Dönemde ülkemizden çıkış yapan ziyaretçi sayısı 9 323 460 kişidir. Bunun 8 412 308 kişisini yabancı, 911 152 kişisini ise yurt dışında ikamet eden vatandaşlar oluşturmaktadır. Turizm gideri geçen yılın aynı dönemine göre %15 azaldı 1Yurt içinde ikamet edip başka ülkeleri ziyaret eden vatandaşlarımızın harcamalarından oluşan turizm gideri, geçen yılın aynı dönemine göre %15 azalarak 1 126 908 259 $ olmuştur. Bunun 1 083 287 299 $’ı kişisel, 43 620 960 $’ı ise paket tur harcamalarıdır. Yurt dışını ziyaret eden 1 687 811 vatandaşın kişi başı ortalama harcaması 668 $’ dır.


OMC Türkiye Yeni Şubesiyle Ankara’da

H

izmetleri, kalitesi ve profesyonel yaklaşımıyla, ulusal ve uluslararası kuruluşlara danışmanlık ve eğitim hizmetleri sunan OMC Türkiye Eylül ayında şubesini açıyor.

Ankara’da yeni

OMC Türkiye; yapılanmasını, her geçen yıl hizmet kalitesini arttırmış, hedefler doğrultusunda geliştirmiş ve günümüzde kendi sektöründe önemli bir yer edinmiştir. Ekim ayından itibaren Ankara iş dünyası için hizmet sunmaya başlayacak olan OMC Türkiye’nin

2013 hedefi İzmir’de şube açmaktır.

ATSO Müşteri İlişkileri ve Memnuniyeti Eğitimi- OMC Türkiye 20 Eylül 2012 Perşembe üşterinin ne istediğini anlayabilmek, müşteri ile doğru iletişim kurabilmek ve müşteri beklentilerini karşılayabilmek önemlidir. Müşteri memnuniyetini sağlayabilmek ve koruyabilmek profesyonel bir hizmet anlayışı ile mümkündür. Müşterinin beklentilerini aşmaya yönelik bir hizmet anlayışının geliştirilmesini ve etkin bir müşteri iletişimi ile sürekli bir müşteri sadakati oluşturulmasını sağlayacak davranışların geliştirilmesi açısından söz konusu eğitim önemlidir.

M

“ATSO AKADEMİ” çatısı altında “Müşteri İlişkileri ve Memnuniyeti” eğitimi düzenlemiş olup; eğitim konu alt başlıkları ve eğitmen özgeçmişi ekte yer almaktadır. Eğitim programına katılmak isteyenler www.atso.org.tr üzerinden online olarak başvuru ve ödeme işlemlerini gerçekleştirebilirler. Eğitimde, katılımcı sayısının sınırlı olması ve kayıtlarda başvuru sırasının dikkate alınması nedeniyle öncelikle online başvuruda bulunmanız tavsiye edilmektedir.

Eğitmen Tarih Saat Yer Katılım payı

: Reşat GÜNEY : 20 Eylül 2012 : 09:30 – 17:00 : Eğitim Salonu 4. Kat : 30 TL


KURUM KÜLTÜRÜ VE KALİTE ANLAYIŞI Reşat GÜNEY OMC Türkiye Genel Müdürü

urum kültürü veya şirket kültürü, aynen toplumların kültürleri gibidir. Birbirinin aynısı olmayan, özgün ve tek olan anlayışın ve hayata bakışın ürünüdür. Toplumları toplum yapan yazılı ve yazılı olmayan kurallarıdır. Yazılı kurallar; Anayasası, medeni hukuku, ceza yasası, ticaret yasası vb. birçok yasa toplumun yazılı kurallarını oluşturmakta, yazılı olmayan kurallarını ise; örfleri, adetleri ve gelenekleri oluşturmaktadır.

K Ş

irketler içinde kurum kültüründen bahsedecek olursak da aynı şeyleri söylemek mümkün. Yani, patrondan ve/veya yönetim kurulundan gelen yazılı olmayan kuralları içeren örfü, adeti, ticarete ve iş hayatına bakışı, dünya görüşü şirket çalışanlarının uyması gereken ve etkileyen yazılı olmayan kurallardır. Şirketlerde yazılı kuralları oluşturan en önemli nokta ise; iş yapış biçimlerini ve şeklini belirten prosedürleri, talimatları ve formlarıdır. İşte bu iki unsurda şirket kültürünü oluşturur. Buradaki en önemli nokta şirket sahiplerinin ve yöneticilerinin aslında kalite sistemi yaklaşımını sadece bir belge olarak tanımlamaları ve görmeleridir. Oysa kaçırdıkları nokta şirket kültürünün yarısını oluşturan yazılı kuralları tam anlamıyla oturtamamalarıdır. Bir şirket yönetiminde yönetim biçimi ve şekli ne kadar yazılı kurallardan uzak ise o yönetim, işi o kadar sübjektif bir şekilde yönetiyor demektir, kişiden kişiye değişen kurallar çalışanlarını ve o şirketle iş yapanları her gün yeni sürprizlerle karşı karşıya bırakır şirket güvenilirliği ve çalışan memnuniyeti ise bir o kadar alt düzeye iner. Sizlere şu örnekleri vermek istiyorum uluslararası birçok firmanın kalite belgesi örneğin ISO 9001 belgesi bulunmamaktadır. (Hilton, Sheraton, Mc Donalds vb) ancak tüm dünyada standartlarını oturtmuş çalışan herkesin görevini bildiği, müşteri memnuniyetinin sağlandığı sistemleri bulunmaktadır yani kendi sistemlerini oluşturmuş çalışanlarına ve müşterilerine bu sistem dahilinde hizmet sunarak tüm dünya ya da sistemlerini satarak büyümeye devam etmektedirler. Son söz olarak şunu ifade etmek istiyorum bütün şirketlerimiz kendi kalite sistemlerini oluştursunlar ve eğitimlerle personellerine kurum kültürlerini aktarsınlar işte o zaman tam anlamıyla kalite anlayışının geliştiğini ve yerleştiğini hissedecekler.

Hilton, Sheraton, Mc Donalds gibi uluslararası birçok firmanın kalite belgesi bulunmamaktadır . Ancak tüm dünyada standartlarını oturtmuşlardır.


E

konomide üretim sürecinde girdi olarak kullanılan maddelerin fiyatlarındaki değişimleri toptancı aşamasında ölçen endeks olan ÜFE; tarım, balıkçılık, madencilik, imalat sanayi ve enerji sektöründeki (elektrik, gaz, su) ürünlerin fiyatlarındaki değişimleri ölçmektedir.

Ü

FE’de aylık değişim %+0,26 olarak gerçekleşti. 2012 yılı Agustos ayında 2003 Temel Yıllı Üretici Fiyatları Endeksi’nde bir önceki aya göre %0,26, bir önceki yılın Aralık ayına göre %-0,30 düşüş, bir önceki yılın aynı ayına göre %4,56 ve on iki aylık ortalamalara göre %9,33 artış gerçekleşmiştir.

ÜFE sonuçları sanayinin alt sektörleri bazında değerlendirildiğinde en yüksek aylık artış %7,73 ile ham petrol ve doğalgaz çıkarımı alt sektöründe gerçekleşti. Sanayinin üç sektöründen, imalat sanayi sektöründe %1,78, elektrik gaz ve su sektöründe %0,64, imalat sanayi sektöründe sektöründe %0,38 düşüş gerçekleşmiştir. Bir önceki aya göre endekslerin en fazla artış gösterdiği alt sektörler kok kömürü ve rafine edilmiş petrol ürünleri imalatı (%1,23), büro makineleri imalatı (%0,54), gıda ürünleri ve içecek imalatı (%0,51), ağaç ve mantar ürünleri imalatı (%0,43) alt sektörlerdir. Bir önceki aya göre endekslerin en fazla artış gösterdiği alt sektörler ham petrol ve doğalgaz çıkarımı (%7,73), kok kömürü ve rafine edilmiş petrol ürünleri imalatı (%6,62), giyim eşyası imalatı (%1,99), maden kömürü ve linyit (%1,34), taşocakçılığı ve diğer madencilik ürünleri (%1,21), metal cevheri (%1,09), gıda ürünleri ve içecek imalatı (%0,96) alt sektörlerdir. Buna karşılık kağıt ve kağıt ürünleri imalatı (%-2,20), ana metal sanayi (%-0,68), metal eşya sanayi (%-0,66), tekstil ürünleri imalatı (%-0,61), iletişim teçhizatı imalatı (%-0,52) bir ay önceye göre endekslerin en fazla gerilediği alt sektörler olmuştur.


T

üketici tarafından satın alınan mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki değişimleri ölçen endeks olan TÜFE hesaplanırken ilk olarak, ülkenin genelini temsil eden bir örnek kitlenin bir yıl içinde hangi mal ve hizmete ne kadar para harcadığı hesaplanmaktadır.

Bu hesaplamadan çıkan sonuca göre harcama gruplarına endeks içerisinde farklı ağırlıklar verilmektedir. Böylelikle bu örnek kitle tarafından yüksek oranda tüketilen mal ve hizmetler daha yüksek bir ağırlığa sahip olurken daha az tüketilenler daha düşük bir ağırlığa sahip olmaktadır. Yılın her ayının belirli günlerinde ve belirli alışveriş merkezlerinden alınan mal ve hizmet fiyatlarındaki değişim, bu ağırlıklara göre ölçülerek o ayın tüketici enflasyon rakamına ulaşılmaktadır.

T

ÜFE’de aylık değişim %-0,23 olarak gerçekleşti.

2012 yılı Ağustos ayında 2003 Temel Yıllı Tüketici Fiyatları Endeksi’nde bir önceki aya göre %0,56, bir önceki yılın Aralık ayına göre %2,28, bir önceki yılın aynı ayına göre %8,88 ve on iki aylık ortalamalara göre %9,29 artış gerçekleşmiştir Ana harcama grupları itibariyle bir ay önceye göre en yüksek artış %1,59 ile ulaştırma grubunda gerçekleşmiştir. Ağustos ayında endekste yer alan gruplardan gıda ve alkolsüz içeceklerde %1,46, eğitimde %0,95, ev eşyasında %0,71, konutta %0,68, lokanta ve otellerde %0,62, eğlence ve kültürde %0,61, çeşitli mal ve hizmetlerde %0,49 artış, haberleşmede %-0,14, sağlıkta %-0,25, giyim ve ayakkabıda %-4,60 düşüş gerçekleşmiştir. Alkollü içecekler ve tütünde değişim gözlenmemiştir.. Bir önceki yılın aynı ayına göre TÜFE’de en yüksek artış %18,67 ile alkollü içecekler ve tütün grubunda gerçekleşmiştir. Konut (%11,84), lokanta ve oteller (%9,34), çeşitli mal ve hizmetler (%9,34), gıda ve alkolsüz içecekler (%9,14), ev eşyası (%8,88) artışın yüksek olduğu diğer harcama gruplarıdır.. NUTS2 düzeyinde 26 bölge içinde TÜFE’nin aylık bazda en yüksek artış gösterdiği bölge TR33 (Manisa, Afyon, Kütahya, Uşak) (%1,07) olmuştur. Bir önceki yılın Aralık ayına göre en yüksek artış TR52 (Konya, Karaman) (%2,91) bölgesinde, bir önceki yılın aynı ayına göre en yüksek artış TR71 (Kırıkkale, Aksaray, Niğde, Nevşehir, Kırşehir) (%9,62) bölgesinde ve on iki aylık ortalamalara göre en yüksek artış TR71 (Kırıkkale, Aksaray, Niğde, Nevşehir, Kırşehir) (%10,95) bölgesinde gerçekleşmiştir. 2012 yılı Ağustos ayında endekste kapsanan 444 maddeden; 83 maddenin ortalama fiyatlarında değişim olmazken, 242 maddenin ortalama fiyatlarında artış, 119 maddenin ortalama fiyatlarında ise düşüş gerçekleşmiştir.


asın ve yayın organlarında Türkiye’nin son aylarda İran’a gerçekleştirdiği altın ihracatı ile ilgili çeşitli değerlendirmeler yapılmaktadır. Yapılan değerlendirmelerin bir bölümünde altın ticaretinin dış ticaret istatistiklerine dahil edilmemesi gerektiği, bir bölümünde ise İran’a yapılan altın ihracatının bu ülkeden yapılan ham petrol ve doğalgaz ithalat bedelinin ödenmesi amacıyla gönderilmesi nedeniyle ihracat sayılamayacağı ifade edilmektedir. Diğer bir tartışma konusu da Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından ihracata dahil edilen altının, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) kayıtlarında ihracat sayılmadığı yönündedir.

B

TÜİK dış ticaret istatistiklerini, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın idari kayıtlarına dayanarak, Birleşmiş Milletler uluslararası mal ticareti istatistikleri kapsam ve tanımlarına (International Merchandise Trade Statistics: Concepts and Definitions, 2010 (IMTS2010)) göre oluşturmaktadır. Altın dış ticaretinin istatistiklere dahil edilmesi konusunda 2 tanım esas alınmaktadır: 1- Para tabanlı altın; ulusal veya uluslararası para otoriteleri tarafından rezerv amacıyla tutulan altını ifade etmektedir. Finansal varlık olarak değerlendirildiğinden, ülkeler arasındaki hareketleri dış ticaret istatistiklerine dahil edilmemektedir. 2- Para tabanlı olmayan altın; yukarıda belirtilen tanım dışında kalan işlenmiş ve yarı işlenmiş altındır. Dış ticaret istatistiklerine dahil edilmektedir.

Nisan ve mayıs ayında toplam altın ihracatımızın yüzde 96’sı sadece İran’a gerçekleşti.


A

ltın ihracat ve ithalatı, yukarıda bahsedilen ve tüm ülkeler tarafından uygulanan uluslararası tavsiyeler doğrultusunda Türkiye’nin dış ticaret istatistiklerine dahil edilmektedir.

Dış ticaret istatistiklerinde, peşin ve akreditifli ödemenin yanı sıra bedelsiz, takas gibi çeşitli ödeme şekilleri de mevcuttur. İhraç ya da ithal edilen ürünün dış ticaret istatistiklerine dahil edilmesi konusunda ödeme şeklinin bir rolü bulunmamaktadır. Bu kapsamda takas yoluyla yapılan işlemler de dış ticaret istatistiklerine dahil edilmektedir. Gümrük beyannameleri üzerinde yapılan incelemeler neticesinde İran’a yapılan altın ihracatının büyük oranda peşin ödeme yoluyla gerçekleştirildiği tespit edilmiş, Ham petrol veya doğalgaz ithalatında ödeme aracı olarak kullanıldığına ilişkin bir bulguya rastlanmamıştır. Yapılan değerlendirmelerde belirtildiği gibi altın ihracatı ham petrol ve doğalgaz bedelinin ödenmesi amacıyla yapılmış olsa bile takas işlemi olarak değerlendirileceğinden, ihracat olarak kaydedilmesi gerekmektedir. TİM kayıtlarında da altın ihracatı yer almaktadır. Ancak, Mücevher İhracatçıları Birliği’nin konusuna giren işlenmemiş ve yarı işlenmiş altın ihracatı işlemlerinin İhracatçı Birliklerine kayıt zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu nedenle TİM istatistiklerinde yer alan altın ihracat değerleri tüm ihracat işlemlerini kapsamamaktadır. Türkiye’nin işlenmemiş ve yarı işlenmiş altın dış ticaretine ilişkin tablolarda 2009 ve 2012 yılı dışındaki yıllarda altın ithalatının ihracattan daha yüksek olduğu görülmektedir

Altın ihracatı son olarak otomotivi geride bıraktı. Altın bu rakamlarla ihracatta ilk sıraya yerleşti.


ASBİAD Başkanı Sayın Hilmi ÜNSAL Bizi ASBİAD Hakkımda Bilgilendirdi. Kendisine Teşekkür Ediyoruz.

“ANTALYA LÜKS YAT PROJESİ”Nİ HAYATA GEÇİRİYORUZ

ölgemizde 13 yıllık geçmişi olan tekne sektörü önemli yer tutuyor. Biz bu sektörü daha ileriye taşımak istedik. Bu noktada Birleşmiş Milletler Ortak Programından (BMOP) yetkililerin bize gelmesiyle proje tetiklenmiş oldu.

B

Bize biraz serbest bölgeden ve ASBİAD dan bahseder misiniz?


ntalya Serbest Bölgesinde 3 ana sektör bulunuyor : Medikal, Tekne ve Elektrik-Elektronik . Bunların ardından daha küçük ölçeklerde tarım, tekstil gibi sektörler geliyor . Bölgemizde 104 firma mevcut , ASBİAD’ın üye sayısı 53. Bölgede bir sinerji oluşturması amacıyla 1995 yılında kuruldu ve ASBİAD o tarihten bu yana aynı misyonunu devam ettiriyor.

A


Özellikle tekne sektörünü ilgilendiren ve çokça destek gören projeniz hakkında bilgi paylaşır mısınız? ölgemizde 13 yıllık geçmişi olan tekne sektörü önemli yer tutuyor. Biz bu sektörü daha ileriye taşımak istedik. Bu noktada Birleşmiş Milletler Ortak Programından (BMOP) yetkililerin bize gelmesiyle proje tetiklenmiş oldu. Projenin adı ‘’Antalya Lüks Yat Üretimi Sektörünün Geliştirilmesi’’ . Bu sektörü uzun vadede nasıl geliştiririz onun üzerinde çalışıyoruz. Ekim 2011 yılında BMOP dan arkadaşlarla bu çalışmanın içine girdik .

B

Onlar sektör analizi yapıp, yol haritamızı hazırladılar bizde bu raporu son haline getirip üst makamlara sunup teşvik istedik. Toplam 2 milyon dolarlık proje belirledik ve Ekonomi Bakanlığına 2010/8 sayılı Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesi tebliği çerçevesinde başvurarak %75’lik çerçeve teşvik aldık. Bu kapsamda çeşitli kurumlarla lüks yat üretimini nasıl daha yukarı taşıyabileceğimiz konusunda görüşme ve projeler düzenleyeceğiz. Peki bu projenin öngörülen bir aşama tarihi var mı? Projenin Ekonomi Bakanlığı’ndan kabulü Haziran ayı içerisinde oldu dolayısıyla başlama tarihi Haziran 2012, bizde planlarımızı Haziran 2015’e kadar gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. Serbest bölge kavramına geri dönecek olursak genelden özele bölgeyi anlatır mısınız? Basit bir anlatımla bir ülkenin siyasi sınırları içerisinde olan fakat gümrük hattı dışında kabul edilen özel alanlara serbest bölge denir. Bu bölgede gümrük işlemlerine tabi tutulmadan işler yürütülür. Bugün dünyada 2400 serbest bölge var. Ülkemizde 19 tane serbest bölge bulunmaktadır. Türkiye 1985 yılında modern serbest bölge kavramıyla tanıştı. Ülkemizde serbest bölgelerde 3000 kadar firma 54000 kişilik bir istihdam sağlıyor ve toplam ticaret hacmi de 25 milyar dolar. Ancak kanaatimce biz serbest bölgeyi çok iyi kullanamıyoruz. Biz de diyoruz ki bu kavram Antalya Serbest Bölge’de 700 milyon dolarlık bir ticaret hacmi var. Yaratılan katma değer de 7080 milyon dolar kadar yani önemli bir kaynağız. Türkiye’de daha iyi değerlendirilmeli. Antalya Serbest Bölge’de çok ciddi bir üretim faaliyeti gerçekleştiriliyor. Yat sektörünün ticaretteki yeri sizce nedir? Yat sektörünün Antalya ekonomisine özellikle son on yıldır önemli bir katkısı var. Bu sektörde esas gelir sağlayan mega yat üretimidir. Mega yat dediğimiz 30 metre ve üzerinde olan lüks yatlardır. Bu tarz yatlar ülkemizde en çok Tuzla ve Antalya Serbest Bölgesinde yapılmaktadır. Bu yatlar genel olarak ultra zenginlere hitap ediyor. Yatların yapımında ciddi bir istihdam sağlanıyor o yüzden çok önemsiyoruz ve bu sektörün Antalya’nın prestijini artırdığını düşünüyoruz.


Serbest Bölge ile Organize Sanayi’nin farkları nelerdir? ğer sattığınız ürün yurtdışına gidiyorsa veya ham maddesi çoğunlukla yurtdışından geliyorsa Serbest Bölge avantajlı çünkü gümrük uygulamalarına takılmadan mal alıp satabiliyorsunuz. Fakat faaliyetleri Türkiye’yle sınırlıysa Serbest Bölge’nin bu tür firmalara fazla bir avantaj getirdiğini söyleyemem. Aslında Organize Sanayi de Serbest Bölge de birbirini tamamlıyor. Bunlar birbirlerini destekleyen faaliyetler de bulunmalıdırlar.

E

Organize Sanayi de Serbest Bölge de birbirini tamamlıyor. Birbirlerini destekleyen faaliyetler de bulunmalıdırlar

Serbest bölgenin de muhakkak sıkıntıları vardır bunlar neler? Şu anda serbest bölgenin %97’si dolu durumda bunun genişletilmesi gerekir fakat bunun için yer yok. Hazineye ait bazı yerler var bunlar kazandırılabilirse genişleyebiliriz bunun üzerinde çalışmalarımız var. Dünyayla ekonomik ilişkilerinizi göz önüne alarak Dünyanın ekonomik sürecini değerlendirebilir misiniz? Şu anda dünyada ekonomik anlamda belirsizlikler var. Biliyorsunuz 2008-2009 da ciddi bir krizden çıkıldı. Bu krizi atlattık derken dünya yeni bir krizin eşiğine geldi, malum euro ile ilgili sıkıntılar var. Avrupa’nın sıkıntıda olması tüm dünyayı etkiliyor. Ama ben AB çöküyor gibi değerlendirmelere çok katılmıyorum. AB bunu atlatacak güce sahiptir. Türkiye’ye bakacak olursak Türkiye’nin ekonomisinin %50 si AB kaynaklı. Türk ekonomisi büyüyor ve kamunun fazla borcu yok, bu olumlu bir gelişme. Özel sektörün borcu daha fazla fakat bu kamu borcu kadar risk taşımıyor. Bizim cari açık riskimiz var. Bir türlü bunu indiremiyoruz ama global resimde yerimiz oldukça iyi. Geleceğimizin AB’den yana olduğunu düşünenlerdenim. Ne olursa olsun, ne kriz çıkarsa çıksın hiç bir ülkenin AB’den çıkmayı düşüneceğini sanmıyorum. Serbest bölge olarak teşviklerden yararlanıyor musunuz? Serbest bölgenin kendi içinde mevzuatı olduğundan genel olarak kendi içinde değerlendiriyor. Serbest bölgelerde teşviklerden yararlanılmasını doğru buluyoruz.

AB çöküyor gibi değerlendirmelere çok katılmıyorum AB bunu atlatacak güce sahiptir.


İhracatın %59,6’sını KOBİ’ler gerçekleştirdi

2

011 yılında 52 495 girişim ihracat, 63 351 girişim ithalat yaptı. İhracatın %59,6’sı 0-249 kişi çalışan ve KOBİ olarak değerlendirilen girişimler tarafından gerçekleştirildi. İthalatın ise %39,9’u KOBİ’ler tarafından yapıldı.

Dış ticarette sanayi sektörü ilk sırada Girişim ana faaliyetleri esas alındığında ihracatın %59,4’ü, ithalatın ise %52,9’u sanayi sektöründe faaliyet gösteren girişimler tarafından yapıldı. Ana faaliyeti ticaret olan girişimlerin ihracattaki payı %36,5, ithalattaki payı ise %32,5 düzeyinde gerçekleşti. Sanayici girişimlerin ihracatının yarısı AB’ye 2011 yılında, ana faaliyeti sanayi olan girişimlerin ihracatının %49,8’i AB ülkelerine yapılırken, %17,4’ü Yakın ve Orta Doğu ülkelerine gerçekleşti. AB ülkelerine yapılan ihracatın %64’ü sanayi, %33,7’si ticaret sektörü tarafından gerçekleştirildi. Ana faaliyeti sanayi olan girişimler, ithalatının %41,2’si AB’den, %17,7’si Diğer Asya ülkelerinden, %12,9’unu AB üyesi olmayan Avrupa ülkelerinden gerçekleştirdi. Ana faaliyeti ticaret olan girişimlerin en çok ithalat yaptığı ülke grupları sırasıyla AB (%41,1), Diğer Asya (%34,3) ve AB üyesi olmayan Avrupa ülkeleri (%9) oldu. Sanayi ürünleri ihracatının %60,8’ini sanayici yaptı Sanayi ürünleri ihracatının %60,8’ini ana faaliyeti sanayi olan girişimler, %35,6’sını ise ana faaliyeti ticaret olan girişimler gerçekleştirdi. Ana faaliyeti sanayi olan girişimlerin yaptığı ihracatın ise %95,6’sı sanayi ürünleri, %2,2’si tarım ürünleri oldu. Sanayi ürünleri ithalatının girişim ana faaliyetine göre %50,6’sı sanayi, %39,8’ini ticaret ve %9,6’sı diğer sektörler tarafından yapıldı. Ana faaliyeti sanayi olan girişimlerin ithalatının %72,9’unu sanayi ürünleri, %15’ini madencilik ürünleri ve %4,1’ini ise tarım ürünleri oluşturdu.

2011 yılında ihracat girişimlerinin %49,8’i AB ülkelerine yapıldı.


İthalatın %50’sini 50 girişim gerçekleştirdi 2011 yılında ihracatın %46,4’ünü 100 girişim, ithalatın ise %50’sini 50 girişim yaptı. En çok ihracat yapan 5 girişim toplam ihracatın %16,8’ini, en çok ithalat yapan 5 girişim ise ithalatın %24,5’ini gerçekleştirdi. İhracatta ilk 5 girişimin sanayi sektöründeki payı %18,7, ticaret sektöründe %13,8 oldu. İthalatta ilk 5 girişim sanayi sektöründe %22,4 paya sahip iken, bu pay ticaret sektöründe %11,8 olarak gerçekleşti.

Sanayi ürünleri ithalatının girişim ana faaliyetine göre %50,6’sı sanayi, %39,8’ini ticaret ve %9,6’sı diğer sektörler tarafından yapıldı.

Girişimlerin %47,6’sı 1 ülkeden ithalat yaptı 2011 yılında 23 695 girişim tek ülkeye ihracat yaparken 8 772 girişim 2 ülkeye, 9 799 girişim ise 3-5 ülkeye ihracat yaptı. 20+ ülkeye ihracat yapan girişim sayısı 2 183 iken, bu girişimler ihracatın yarısından fazlasını (%58) gerçekleştirdi. 1,207 girişim 20 ve daha fazla ülkeden ithalat gerçekleştirdi. Bu girişimlerin ithalatı toplam ithalatın %55,2’sini oluşturdu. 2011 yılında 30 135 girişim tek ülkeden (toplam girişimlerin %47,6’sı), 10 598 girişim 2 ülkeden, 11 896 girişim ise 3-5 ülkeden ithalat gerçekleştirdi.


İşinizi Mobile Taşıyın Erol Kabadayı Mobil Yazılımlar ve Web Portalları geliştiren Avekon’un kurucu ortağı ve MobiRoller’in yaratıcılarındandır.

İ

şini büyütürken dönüştürmenin ve değişime uyum sağlamanın getirdiği stres ve belirsizlik her işletmenin yüzleşmesi gereken temel problemlerden biridir. Bir yandan mevcut işinizi sürdürmeniz ve müşteri taleplerini karşılamanız diğer yandan da pazarın yeni dinamiklerine uyum sağlamak için teknoloji ve insan kaynağına yatırım yaparak geleceğe hazırlanmanız gerekir.

Y

eni çağın pazar dinamiklerine yakın bir bakış attığımızda satın alma alışkanlıklarının farklılaştığını ve gelişen teknolojiye paralel bir evrim geçirdiğini görüyoruz.

Etrafınızı şöyle bir incelediğinizde bunu siz de görebilirsiniz. Artık zorunlu haller dışında faks ve mektup neredeyse hiç kullanılmıyor. Tüm iletişimimizi eposta üstünden yapıyoruz. Daha ucuz görüşme ücretleri ödemek için internet telefonu (VoIP) kullanıyoruz. Bir çok aile evindeki sabit telefonu kapattırıyor çünkü herkesin bir cep telefonu var. Dosyalarımızı depolamak için Dropbox ve müşteri kayıtlarımızı (CRM) tutmak için Sales Force kullanıyoruz. 10 yıl önce bunların bu kadar hızlı gerçekleşebileceğine kaç kişi ihtimal veriyordu? İnternetin yaygınlaşmasını takip eden yıllarda bu evrimi fark eden ve buna yatırım yapan işletmelerin bugün ya pazarın lideri ya da baş rol oyuncularından biri olduğunu görebiliriz. Özellikle Bankacılık, Seyahat, Medya, İletişim, Telekom ve Perakende sektörlerinde bu değişimi çok net fark edebiliyoruz. Örneğin turizmi ele alalım. Booking.com, Hrs.com ve Tatilsepeti.com gibi ulusal ve global onlarca çevrimiçi seyahat sisteminin ulaştığı karlılıklar milyar dolarlar seviyesinde telaffuz edilmektedir. İşini internete taşımayan klasik bir işletmenin bu karlılığı yakalayabilmesi çok zor ve neredeyse imkansızdır. Aynı internetin geçmiş yıllarda yarattığı ilk şok dalgası gibi bu günlerde yeni bir önemli sürecin daha ortasındayız. Amerika, Uzakdoğu ve Avrupa’dan yayılan ve ülkemizde de ortaya çıkan Mobil dalganın yarattığı değişimle gelen dönüşüm eskilere oranla çok daha hızlı ve sarsıcı.

Akıllı telefonların ucuzlayıp çoğalmasıyla birlikte her an çevrimiçi olan ve her işini cebinden yapan yeni bir nesil ortaya çıktı.


cuz ve hızlı internetin yaygınlaşması, 3G’nin yoğun kullanılmaya başlanması ve akıllı telefonların ucuzlayıp çoğalmasıyla birlikte her an çevrimiçi olan ve her işini cebinden yapan yeni bir nesil ortaya çıktı. Akıllı telefonlarıyla ürün siparişi veriyor, epostalarını kontrol ediyor, uçak ve otel rezervasyonu yapıyor, internette geziyor, gazete okuyor, Skype üstünden konuşuyor, müzik dinliyor ve televizyon seyrediyorlar.

U

Her işletmenin potansiyel müşteri kitlesi olan bu yeni neslin satın alma alışkanlıklarını iyi analiz etmek ve işinizi mobile taşıyarak bu nesle uyum sağlamak gerekiyor. Çünkü onlar sadece yarının doktoru, mühendisi, öğretmeni değil aynı zamanda işletmenizin bir çalışanı veya müşterisi de olacaklar. Rakamlar Rakamlara baktığımızda; 2015 yılı itibariyle de dünyadaki tüm telefonların yarısının akıllı telefon olacağı tahmin ediliyordu. Ama akıllı telefon pazarında geçtiğimiz yıllarda rekor bir büyüme yaşandı ve bu tahmine 2 yıl önce yani 2013 itibariyle ulaşılması bekleniyor.

İşini internete taşımayan klasik bir işletmenin yüksek karlılığı yakalayabilmesi çok zor ve neredeyse imkansızdır.

2011 yılında Avrupa ve Amerika’nın farklı 2.803 büyük işletmesinin Bilişim Yöneticileri arasında yapılan ankette; işletmelerinde mobil kullanımın arttırılmasıyla ilgili planları sorulduğunda %16’sı çok yüksek öncelik, %46’sı yüksek öncelik verdiklerini ifade etmiştir. Yine 2011 yılında 307 Bilişim Yöneticisi arasında yapılan ankette katılımcıların %65’i mobil yatırım bütçelerini yüksek oranda arttıracaklarını belirtmiştir. Bu rakamlar; global rakiplerinizin maça ne kadar sıkı hazırlandığını gösteriyor. Mobil Cihazlar İşinizi Şekillendirecek İşletmenizdeki tüm iş süreçlerinin akıllı telefonlardan ve tabletlerden yönetildiğini düşünün. Çalışanlarınız; izin taleplerine, müşteri bilgilerine, ürün özelliklerine, önemli dokümanlara ve iş yazılımlarına akıllı telefonlarından ulaşıyor ve işlerini daha verimli yönetiyorlar. Mekana bağlı kalmadan daha hızlı ve doğru kararlar alıyor ve satışı daha hızlı sonlandıracak bilgiye anında ulaşabiliyorlar. Yöneticileriniz her türlü finansal ve operasyonel raporlara istedikleri yerden anlık olarak ulaşabiliyor ve karar alabiliyorlar. İşte verimli işletmelerin altın anahtarı burada saklı. Hangi büyüklükte ve hangi sektörde olduğunuza bakmaksızın; işinize şekil verecek olan mobil stratejiyi hazırlamalı ve yatırım yaparak işinizi mobile taşımalısınız.

Erol Kabadayı Takip etmek için twitter.com/erolkabadayi www.linkedin.com/in/erolkabadayi www.avekon.com ve www.mobiroller.com


BÖYLE GELDİ, AMA BÖYLE GİDER Mİ? Şükrü Erdem

Akdeniz Üniversitesi iktisat Bölümü, Doçent

edya dünya kamuoyunun dikkatini sürekli olarak güncel olaylar üzerinde tutuyor, iktisatçılar bile halen krizin kaynağının mali sektör olduğunu tartışıyor. Dünyada medya dışında güncel olmayan konuları derinlemesine konuşup, tartışma platformları ve güzel tartışmalar da var. Ancak, aynı şeyi Türkiye için söylemek zor.

M

Türkiye’de de iyi bilinen, dünya çapında bir iktisatçı, geçen yıl Küreselleşme Paradoksu isimli eserindeki küreselleşme, demokrasi ve ulus-devlet üçlemesinin uyuşmazlığı iddiası ile büyük ilgi uyandırmıştı. Analizi, artık olgunlaşmaya başlamış bazı düşüncelerin güzel bir formül ile açıklanmasıydı, değerli bir katkıydı. Bu teze göre, küreselleşme ile birlikte ulus-devletin yaşaması için demokrasiden taviz vermek veya küreselleşme ile birlikte demokrasinin yaşaması için ulus-devletten taviz vermek gerekiyordu. Üçüncü seçenek olarak ise küreselleşmeyi sınırlı tutmak ve ulus-devleti ve demokrasiyi birlikte yaşatmak kalıyordu. ünya ekonomisi ve siyasetindeki gelişmelere bu açıdan bakmanın yararlı olduğuna inanıyorum. Çünkü daha ilk bakışta, küreselleşme dalgasının siyasi alanda ulus-devletleri uluslararası kurumlara, kurallara uymaya zorladığı, ekonomik alanda ise sosyal hakların baskı altına alınmasını gerektirdiği, bir başka deyişle, küresel rekabetin ulus-devletlerin veya demokrasinin yarattığı maliyetlerin azaltılmasını gerekli kıldığı görülebilmektedir. Avrupa Birliği’nde federalizm yönündeki gelişme, “Arap Baharı”, Rusya ve Çin’in DTÖ üyelikleri küreselleşmenin ulusdevletleri geriletmesi olarak yorumlanabilir. Avrupa’da kurulan teknokrat hükümetleri de demokrasiden taviz verildiğini, yine Avrupa’da yayılan ırkçılık daha fazla taviz verileceğini de göstermektedir.

D

Yine bu çerçevede dünya ekonomisinin içerisinde bulunduğu durumun da küreselleşme paradoksunun sonucu olduğu ve sonuç olarak bu uyuşmazlığın küresel bütünleşmeyi de durduğu veya yavaşlattığı da ileri sürülebilir. Tarihte de ya hakim güç serbest ticaret için kuralları dayatmıştır, ya değişim küreselleşmeyi başka bir hakim güçle devam ettirmiştir ya da küreselleşme dalgası kesilmiştir.

Çin, Hindistan, Brezilya, Türkiye gibi ülkeler Güney Kore, Japonya, Singapur gibi başarılı olabilecekler mi?


B

undan sonra da ya küreselleşme dalgası krizden çıkış için finans sistemine küresel kurallar ve denetim sistemi getirilmesi, kur yönetiminin kurallara bağlanması, sanayi politikasında uluslararası işbirliğinin artması gibi sonuçlar yaratacak ve bunlar ulus-devletten taviz verilmesi anlamına gelecektir ya da küreselleşme dalgası kesilecektir. Küreselleşme dalgasının kesilmesi ya sınırlı küreselleşme için 1945 sonrası gibi bir modeldir veya anlaşmasız bir rekabet-çatışma dönemidir. İkinci durum ticaret ve kur savaşları, Suriye sorununun büyümesi ve uzun sürmesi gibi günümüzde çok gerçekçi görünmeyen gelişmeler anlamına gelir. Bu nedenle küreselleşme dalgasının hız keserek ve anlaşmalarla sınırlandırılarak devam etmesi daha akla yatkın bir gelişme olacaktır. Türkiye bu konunun neresinde duruyor sorusuna geçmeden önce, küreselleşme paradoksu ile ilgili ve yine bu tezin sahibi yazarın geçenlerde sorduğu bir soruyla devam edelim. Çin, Hindistan, Brezilya, Türkiye gibi ülkeler yakın tarihte küreselleşme ile birlikte belirli bir gelişme sağladılar. Küresel ticaret ekonomik gelişmeye katkı yaptı. Çin gelişmesini serbest ticaret ve adem-i merkeziyetçi bir yönetim sistemine geçiş ile sağladı. Hindistan yine demokrasi ve ekonomik gelişmeyi birlikte sürdürebildi. caba bu ülkeler hem demokrasilerini hem de ekonomilerini geliştirmeye devam edebilecekler midir? Güney Kore, Japonya, Singapur gibi başarılı olabilecekler midir?

A

Asya ülkeleri ve Türkiye son birkaç onyıldaki gelişmelerini büyük ölçüde sanayileşmeye ve dışa açılmaya borçludurlar. Türkiye dışa dönük olarak sırasıyla tekstil, giyim, otomotiv üretim ve satışında pay almak yoluyla, turizmle, içe ve dışa dönük olarak inşaat sektörüyle büyüme gerçekleştirmiştir. Sanayileşme tarımdaki atıl/düşük verimli nüfusun kentlerde sanayi ve hizmet kesimlerinde daha yüksek verimlilikle çalışmalarını, insan kaynağının ve kurumsal altyapının gelişmesini sağlamaktadır. Ancak günümüzde sanayi sektörünün gelişmesi giderek artan ölçüde yeni teknolojilere, yüksek derecede sermaye yoğun, yine yüksek derecede nitelikli emek gerektiren küresel ölçekli bir üretim modeline dayanmak zorundadır. Artık sanayi sektörünün istihdam yaratma kapasitesi giderek daralmaktadır. Türkiye’de de nitekim sanayideki istihdam artışı, tarım ve hizmet sektöründeki artışın gerisindedir. Dahası sanayide küresel rekabet yeni girişleri önlemektedir. Çin gibi küresel ölçekte ve ucuz emekle üretim yapan ülkelere rağmen sanayide gelişmeyi sürdürmek zordur ve zaten dış ticaret rakamlarımız bu zorluğu ortaya koymaktadır.

Türkiye gibi gelişen ülkelere teknoloji transferine, ucuz işgücünden yararlanmak için izin vermişlerdir. Artık daha fazla ticaret tavizi vermekten kaçınacaklardır

Bugüne kadar Batılı sanayileşmiş ülkeler Asya ülkelerine ve Türkiye gibi gelişen ülkelere teknoloji transferine, ucuz işgücünden yararlanmak için izin vermişlerdir. Artık daha fazla ticaret tavizi vermekten kaçınacaklardır ve daha fazla DTÖ kuralları, ILO standartları vs. talep edeceklerdir.


D

olayısıyla artık ekonomik gelişmenin bilgi teknolojilerine, yüksek katma değerli hizmet üretimine dayanması gerektiğini herkes görmekte ve bilmektedir. Ancak bunu bilmek yetmemektedir. Böyle bir ekonomi ilkokul eğitiminin kalitesinden muhtarın yönetim gücüne ve kapasitesine kadar her alanda kurumsal yapının ileri derecede verimli ve esnek olmasını, taksi şoförlerinden köylerdeki müzelerin sorumlularına kadar çok sayıda insanın yabancı dil bilmesini, gençlerin yaratıcı olmasını vs. gerektirmektedir. Tarım veya geleneksel sanayi ekonomisinde verimlilik belki demokrasiye fazla ihtiyaç duymayabilir, ancak yeni ekonomi demokrasisiz gelişemez.

İ

şte Türkiye henüz kurumsal yapıda ve insan kaynağı geliştirmede nasıl bir model izleyeceğini, bunu yapıp yapmayacağını, nasıl ve ne zaman yapacağını bilmemektedir. Türkiye büyük nüfuslu bir ülkedir ve kentleşme hızla devam etmektedir. Kamu ekonomisi ve kentleşme halen yüksek rantlar yaratabilmekte ve rant, ekonomiye belirli bir dinamizm sağlamaktadır. Serbest ticaret ve küresel ekonomiyle bütünleşme genel olarak ücretler haricinde belirli alanlardaki fiyatları uluslararası düzeye taşımış ve servet etkisi yaratmıştır.

Tarım veya geleneksel sanayi ekonomisinde verimlilik belki demokrasiye fazla ihtiyaç duymayabilir, ancak yeni ekonomi demokrasisiz gelişemez.

Türkiye ekonomisi 1980’lerde ve 2000’li yıllarda hızlı büyüyebilmiş ve refah düzeyi yükselmiştir. Bu dinamizmi yaratan unsurlar azalarak da olsa daha bir süre devam edecektir. Ancak, Türkiye’nin bundan sonrası için tarım sektöründeki verimsizliği ve belirli sektörlerde düşük rekabetten veya tekel gücünden kaynaklanan, hizmet sektöründe mevzuat-yerel izin vs. unsurlardan kaynaklanan, kentleşmeden kaynaklanan rantları hızla azaltması ve kurumsal yapısını hızla değiştirmesi zorunludur. Bugün bu konu yalnızca teknik boyutuyla konuşulabilmektedir, fakat henüz filozofik, siyasal boyutta bir anlama ve konuşma durumundan söz etmek mümkün değildir. Bir toplum medya, kitaplar ve siyasetçiler üzerinden konuşabilir. Ancak 40 sayfalık bir gazetenin tamamının 15 dakikada okunabildiği, zaten toplumun konuşmasına değil, dinlemesine yönelik yazıların yer aldığı gazetelerle, futbol ve magazin empozesiyle toplum konuşamaz. Nitekim konuşmuyor, dinliyor veya seyrediyoruz!


YENİ TİCARET YASASINDA ANONİM ve LİMİTED ŞİRKETLERDE BORÇLANMA AV.Duran ÇİFTÇİ

Bir kısım maddeleri hariç olmak üzere genel olarak 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 13.01.2011 tarihinde kabul edilip 14.02.2011 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanun’u Anonim ve Limited Şirketler hukukumuza anonim şirketlerde pay sahipleri ile yönetim kurulu üyelerinin, limited şirketlerde ise şirket ortakları ile şirket müdür veya müdürlerinin ve üçüncü dereceye kadar yakınlarının ne gibi hallerde şirkete borçlanabileceklerini, bu hallerin bulunmaması halinde bir başka ifade ile şirkete borçlanma yasağına aykırı davrananların ne gibi bir cezai ve hukuki yaptırıma tabi olabileceğini düzenleyen hükümler getirmiştir.

Ö

ncelikle bu düzenlemelere aykırı davrananların her hangi bir yaptırıma tabi tutulacağı kanısında olmadığımı belirtmek isterim. Şöyle ki, yeni Türk Ticaret Kanunu’nun 358 maddesi anonim şirketlerde pay sahipleri ile limited şirketlerde şirket ortaklarının ne gibi hallerde şirkete borçlanabilecekleri düzenlenmiş olup madde metni aşağıya çıkarılmıştır. Pay sahiplerinin şirkete borçlanma yasağı MADDE 358 - (1) Pay sahipleri, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamaz.denilmektedir.Bu düzenleme Türk Ticaret Kanunu’nun Şirketler hukukunun Anonim şirketler bölümünde düzenlenmekle birlikte, Türk Ticaret Kanunu’nun 644 maddesi uyarınca limited şirketlerde şirket ortaklarına da uygulanacağını öngörmektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere anonim şirket pay sahibi ile limited şirket, şirket ortağının şirkete borçlanabilmesi için iki şartın bir arada bulunması yasal bir zorunluluktur. Birinci şart anonim şirket pay sahibi ile limited şirket ortağının sermaye taahhütünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ödemiş bulunması gerekmektedir. İkinci şart ise şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde bulunması gerekmektedir. Bir başka ifade ile ya şirketin geçmiş yıllarda zararının olmaması ve kârlılık içinde bulunması yada geçmiş yıllarda bir zararı var olsa dahi şirketin kârının geçmiş yıllar zararını karşılayabiliyor ve kâra geçmiş bulunması gerekmektedir. Şirket zarar içinde iken şirkete borçlanmak yasal olarak olanaklı bulunmamaktadır. Bir diğer borçlanma yasağı da anonim şirket yönetim kurulu üyeleri ile limited şirket müdürlerinin ve bunların üçüncü dereceye kadar yakınlarını kapsayan şirkete borçlanma yasağı olarak düzenlenmiştir. Bu düzenleme Türk Ticaret Kanunu’nun 395/2 maddesinde düzenlenmiş olup madde metni şu şekildedir.


Yönetim kurulu üyeleri ile yakınlarının şirkete borçlanma yasağı ADDE 395 - (2) Pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyeleri ile yönetim kurulu üyelerinin pay sahibi olmayan 393 üncü maddede sayılan yakınları şirkete nakit borçlanamaz. Bu kişiler için şirket kefalet, garanti ve teminat veremez, sorumluluk yüklenemez, bunların borçlarını devralamaz. Aksi hâlde, şirkete borçlanılan tutar için şirket alacaklıları bu kişileri, şirketin yükümlendirildiği tutarda şirket borçları için doğrudan takip edebilir.denilmektedir.

M

urada borçlanma yasağı anonim şirkette pay sahibi olmayıp dışarıdan seçilen yönetim kurulu üye veya üyeleri ile limited şirkette ise şirket ortağı olmayıp dışarıdan seçilen şirket müdür veya müdürlerinin şirkete borçlanamayacaklarıdır. Ayrıca anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin ve limited şirket müdür veya müdürlerinin tamamının anonim şirkette pay sahibi olmayan, limited şirkette şirket ortağı bulunmayan 393 madde uyarınca alt ve üst soyundan birinin ya da eşinin yahut üçüncü derece dahil üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlarından birinin şirkete borçlanamayacaklarını düzenlenmiş bulunmaktadır.

B

Kısaca anonim şirketlerde pay sahibi olan yönetim kurulu üyeleri ile limited şirketlerde şirket ortağı bulunan şirket müdürlerinin 358 maddedeki şartların var olması halinde şirkete borçlanabilecekleri, keza yönetim kurulu üyeleri ile şirket müdürlerinin şirket ortağı bulunan üçüncü dereceye kadar yakınlarının da 358 maddedeki şartların varolması halinde şirkete borçlanabilecekleri, aksi taktirde borçlanma yasağı ile karşı karşıya kalacakları söz konusudur. Ayrıca 395/2 maddenin ikinci cümlesinde şirkete borçlanma yasağı kapsamında bulunan kişiler için şirketin kefalet, garanti ve teminat veremeyeceği, sorumluluk yüklenemeyeceği, borçlanma yasağı kapsamında bulunan kişilerin borçlarını devralamayacağını aksi taktirde cezai olarak yaptırıma muhatap olacağını (Türk Ticaret Kanunu’nun 562/5- b,c uyarınca üç yüz günden az olmamak üzere adli para cezası ) hukuki olarak da şirkete borçlanılan tutar için şirket alacaklılarının anonim şirket yönetim kurulu üyeleri ile limited şirket müdürlerini şahsen şirketin yükümlendirildiği tutarda şirket borçları için doğrudan takip yapabileceklerini de düzenlenmiştir. Gerek 358 madde uyarınca pay sahiplerinin, gerekse 395/2 madde uyarınca yönetim kurulu üyesi ve üçüncü dereceye kadar şirket ortağı olmayan yakınlarının şirkete borçlanması halinde yönetim kurulu üyeleri ile şirket müdürlerinin cezai yaptırımla karşı karşıya kalacaklarını söylemek gerekmektedir. Borçlanma yasağına aykırılık halinde borç veren yönetim kurulu üyeleri ile şirket müdürü Türk Ticaret Kanunu’nun 562/5- b,c uyarınca üç yüz günden az olmamak üzere adli para cezası ile karşı karşıyadırlar. Kanun maddelerinin net olduğunu ifade etmek mümkün değildir. Şöyle ki;şirkete borçlanma ile ilgili olarak yasal şartları var olsa dahi hangi ortağın ne oranda şirkete borçlanabilecekleri net olarak belirtilmemiştir.Uygulamada bazı sıkıntıları yaşamak olanaklıdır.E n azından ortağın ödediği sermayeye orantılı olarak borçlanma ilkesinin getirilmesinin daha doğru olacağı kanısındayım. Söz konusu kanun maddelerinin uygulanacağı inancımı devamlı olarak koruyacağım.


ürekli bilgisayar kullanan birçok kişi bir süre sonra kendinde oluşan bilek ağrısı, sırt ağrısı, göz kuruluğu veya tutulmuş bir boyunun sebebinin bilgisayardan kaynakladığının farkına bile varamazsınız. Çalışma aralarında yapacağınız birkaç dakikalık egzersizle engelleyebileceğiniz rahatsızlıklar eğer sinsi bir şekilde gelişirse yaşamı size zehir eder.

S

Sırt ve Omuz Hareketleri Klavye başında yapılan işlemler ve tekdüze işler sırtın ve omuzların uzun süre aynı pozisyonda kalmasına neden olmaktadır. Ayağa kalkıp ve sağ elinizle sol omzunuzu sol elinizle sağ omzunuzu kavrayınız. Başınızı kolunuzun aksi yönünde çevirebildiğiniz kadar hareket ettiriniz. Baş ve Boyun Hareketleri Boynunuzu beşer kez sağa sola öne ve arkaya doğru hareket ettirin. Başlangıçta kendinizi zorlamayın. Gün geçtikçe ve boyun kaslarınız güçlendikçe zaten hareket mesafesi artacaktır. Bilgisayar ve Sandalye Hareketleri Özellikle fiziksel özelliklerinize uygun olarak ayarlanmamış sandalye üzerinde yapılan çalışmalar kullanıcılar üzerinde daha zararlı olmaktadır. Bu yüzden kendinize, uygun boyutta ve yapıda bir sandalye edinmeniz yararlı olacaktır. Birçoğunuza burada anlatılanlar uygulanabilir gelmeyecektir. Zira ofiste bu tip hareketler yapan biri dikkat çekecektir. Ancak bunun ardına saklanmamalı ve kendi sağlığınız için elinizden geldiğinde bu egzersizleri yapmalısınız. Uzmanlar sürekli bilgisayar başında çalışanların sağlıklarını korumak için bazı kurallara uymaları gerektiğine dikkat çekiyor.

Rahat bir görme için ellerinizi yumruk yaparak monitöre uzatın, monitör bu uzaklıkta olmalıdır.


İşte bilgisayarda çalışırken unutmamamız gerekenler:

Ç

alışma alanınızı uygun duruşta çalışabilecek biçimde düzenleyin. -Zaman zaman duruş biçiminizi değiştirin. -Sandalye alırken kol, bel ve sırt desteği olmasına; beş tekerlekli olmasına ve kolay ayarlanabilmesine dikkat edin. -Herhangi bir kas ya da ekleminiz ağrıdığında bunların çalışma biçiminizle ilgili olup olmadığını araştırın. -Boynunuzu düz veya hafif öne eğik tutun. Boyun ve omuzlar gevşek, rahat olmalıdır. -Otururken gövde ve bacak arası açı 90 'den, baldır ve bacak arası açı 60 'den büyük olmalıdır. -Otururken veya ayakta dengeli duruş biçimini koruyun. -Klavyeyle çalışırken kolların zemine kabaca paralel olmasını sağlayın. El bileklerini düz tutun. -Aşağı, yukarı veya sağa sola bükülmüş durumda çalışmayın. -Her iki ayak yere veya ayak desteğine tam basıyor olmalıdır. -Ağırlığın bütünüyle dağılmış olmasını sağlayın, sandalye ve sırt desteğine tam olarak oturun. -Hafif geriye doğru eğimli ve bacaklar birbiriyle paralel olacak şekilde oturun. -Diz ve bacaklarınız çalışma masasının altına rahat girebilmelidir.

-Eğer öne doğru oturuyorsanız, gövde ve bacaklar arası açı 90 'den büyük olmalıdır. -Monitör, kaynak belge gibi sık bakılan nesneler görüş çizgisinde veya daha aşağıda olmalıdır. -Ekran ve belgeler gözden eşit uzaklıkta olmalıdır. -Ara sıra ufka ya da uzaktaki nesnelere bakarak gözlerinizi dinlendirin. -Rahat bir görme için ellerinizi yumruk yaparak monitöre uzatın, monitör bu uzaklıkta olmalıdır. -Monitör kapalıyken elbisenizin monitöre yansımasına bakarak parlama olup olmadığını kontrol edin. -Çalışmaya başlamadan önce ve çalışırken ara sıra gerinin. -Çevresel stres kaynaklarını (sıcaklık, ışık, gürültü gibi) azaltın.


https://www.facebook.com/groups/omcturkiye/

http://www.linkedin.com/company/omc-t-rkiye

www.omcturkiye.com

https://twitter.com/OMCTurkiye

OMC e-konomi dergisi eylul 2012  

İş yerinizin aylık ekonomi e-dergisi