Page 1


www.millenniumgolf.com.tr


Reşat GÜNEY resat.guney@omcturkiye.com resat.guney@omc-ekonomi.com

Merhaba ,

B

u sayfalarda, sizlere vermiş olduğumuz tüm sözleri tutabilmenin mutluluğunu yaşıyorum! Dergimiz yayınlanmaya başladığında, daha doğrusu e-mail ile sizlere ulaştığında, bazı değerli dostlarımız ve ağabeylerimiz, işin zorluğundan bahsederek yayınımızın sürekli olamayabileceği yönündeki kaygılarını paylaşmışlar ama desteklerini de esirgememişlerdi. Onlara 4. ya da 5. sayıda basılı halde de okuyucularımıza ulaşacağımızın sözünü vermiştik. Çok şükür ki sözümüzü tutabildik. Geçen aylarda, web sayfamızın yayına gireceğini de duyurmuştuk. Bu ayın başında www.omcekonomi.com yayına başladı. Sevgili okuyucularımız, e-dergimizin okunma sayısının, bölgesel bir ekonomi dergisinin ulaşabileceği gayet iyi bir seviyede olduğunu düşünüyorum. Yayın ilkelerimizden asla ödün vermeden, sadece ekonomik gündemin ve yerelin değerlendirildiği, fikirlerin paylaşıldığı bir platform olma yolundaki azimli yürüyüşümüzü, disiplin içinde sürdüreceğimizden şüpheniz olmasın. Dergimizde bu ay bazı yenilikler göreceksiniz. Batı Akdeniz Bölgesi’nin en büyük sivil toplum kuruluşu olan BAGEV (Batı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme Vakfı) bölgenin ekonomik verilerini sizler için değerlendirdi. Yine önemli bir konu olduğunu düşündüğüm dış ticarete yönelik bölümümüzle de değerli hocamız Sn. Günay ŞENCAN da siz okuyucularımıza değerli bilgiler aktarmaya başladı. OMC e-konomi, bu ay yine dolu dolu! CANTEK Yönetim Kurulu Başkanı Sn. Can Hakan KARACA bu sayıda ekonomi bölümümüzün değerli konuğu oldular. Yine bölgemizde en çok konuşulan ekonomik gündem maddelerinden biri olan EXPO 2016 projesini koordine eden EXPO 2016 Antalya Ajansı Genel Sekreteri Sn. Selami GÜLAY da bu ayki konuklarımız arasında. Savaştan uzak, mutlu, başarılı bol kazançlı, riskleri az bir çalışma ayı diliyorum.

Organization Management Consulting

3


Ekonomi

“Hiç bir şey anlamayan yanlış anlayandan daha iyi anlamıştır”

Doç. Şükrü ERDEM Akdeniz Üniversitesi İktisat Bölümü sukru.erdem@omc-ekonomi.com

Nekropollerle Kalkınmak “Metropolleri nekropollere çevirdik” sözü, geçen haftaların az güzel sözlerinden birisiydi. Türkiye çok daha büyük konularla meşgul olduğundan ve ayrıca başka nedenlerle bu sözün üzerinde durmadı. Zaten ülkemizde söz de yazı da fazla önem taşımıyor, artık. İlke ve değer kültürümüz henüz doğmamıştır. Dönemsel grup değerleri ve grup ahlakının ötesine henüz geçemedik. Nekropol inşası İstanbul’dan Antalya’ya devam ediyor. İlgili Bakanlık da belediyeler de ortak. İstanbul en azından ekonomik, sosyal, kültürel çeşitliliği olan bir şehir. Diğer şehirlerimiz ise adeta birer müteahhit-kent. Kentin ruhu, kimliği, yönetim anlayışı, hepsi aynı… Yapıların yerine, biçimine, rengine, otoparkına, yeşil alanına karışmayan, bunları ve hatta yolun, parkın nerede olacağını müteahhide bırakan belediye, dünyanın neresinde bulunur? Nekropol yaratmada belediyelerle yarışan Çevre Bakanlığı da ayrı konu. Saklıkent yolunda dağ kesilmiş, taş çıkarılıyor. Ağaca, doğaya

6

bu kadar acımasız bir girişimci kültürü… Peki, sizce ekonomiye katkısı nedir? Maden ve doğal taşın tonunu kaç kuruşa ihraç ettiğimizi sorup öğrenin, şaşıracaksınız. Türkiye henüz özel ve sosyal maliyet ve fayda analizleri yapmaya başlamadı. Kamu yararını savunması gereken kurumlardan vazgeçtim, bir arsanın üzerindeki 100 yıllık ağaçların hepsini keserek, insan haklarına aykırı bir beton yoğunluğu yaratmak, süs için birkaç palmiye dikmek, otopark alanını bilerek yetersiz bırakmak, kaldırıma taşıt çıksın diye sokağı ağaçsız bırakmak nasıl bir görgüsüzlüktür? Daha önce söylediğim bir sözdür; esnafın işadamı, işadamının burjuva olması. İstanbul Emek Sineması’nın kültür mirası olarak korunması, yalnızca birkaç bin kişinin bile talebi olsa, Devlet ve o “işadamları” tarafından bir parça duyarlılıkla ele alınmalıydı. Türkiye’de binlerce tekil olay karşısındaki duyarsızlık adeta bir ruhsal sorun işaretidir, sosyal psikologların konusudur.


Ekonomi

Yüzde 2,2 Büyüme Çok yazıldı, üzerinde durmaya gerek yok. 2012 yılının sonbaharına kadar iktisatçıların tartışması, büyümede %4’ün yakalanıp, yakalanamayacağıydı. Sonbaharda %3 altı konuşulmaya başlandı. 2013’ün ilk aylarında %2,5’a, Mart ayında 2,5 altına inildi. Elindeki güncel verilerle sözüne güvenilen Merkez Bankası son çeyrekte güçlü büyüme beklendiğini söylüyordu, Aralık ayında. Önemli olan kimin ne söylediği değil, konjonktürü izlemekte bu kadar zorlanmamızdır. Kamu harcamaları, İran’a altın ödemesi, dünya kadar yabancı sermaye girişi ile elde edilen bu sonuç, analizlerin de politikaların da değişmesi gerektiğini göstermektedir. Ekonomi Bakanımız, Merkez Bankası hakkında konuşmayı bırakıp ihracat, madenlerin ve doğaltaşın üç kuruşa satışı, cari açık konusunda çalışmalıdır. Yalnızca faiz indirimi ile 2 trilyon dolar gelire ve 500 milyar dolar ihracata nasıl erişileceğini açıklamalıdır.

neğin nekropol yaratmaya yönelmiş bu rant ekonomisini engellemek için müteahhitlik kurumunun düzenlenmesi konusunda neden bir türlü adım atılmadığı sorgulanmalıdır. Burada, artık bu güncel konulara bir ara verip, biraz dünyaya bakalım. Dünya ekonomisinde en önemli konu Japonya’nın 1,5 trilyon dolarlık parasal genişleme kararı. Bu karar yabancı sermaye endişemizi ortadan kaldırarak mevcut yapının bir süre daha

devam etmesini sağlayarak bizi rahatlatacaktır. İkinci konu, vergi cennetlerinde 130 bin kişinin 32 trilyon dolarlık servetinin ortaya çıkmasıdır. Muhtemelen ABD ve diğerleri artık vergi cennetleriyle daha ciddi mücadele etmekte kararlılar. Henüz Türkiye’nin vergi cennetleriyle ilişkisi konusu üzerinde duran yok. Diğer önemli konu ise ABD-AB Ticaret Anlaşması görüşmelerinin başlamasıdır.

İktisat analizleri ve ekonomi basını yapısal reformlar üzerine odaklanmak zorundadır. Verimsizliğin, yolsuzluktan da terörden de daha büyük ekonomik maliyet yarattığı artık anlaşılmalıdır. ÖrOrganization Management Consulting

7


Ekonomi Transatlantik Serbest Ticaret Anlaşması (TAFTA) ve Türkiye Dünya ticaretinin son 20 yıllık dönemi WTO bünyesindeki çok taraflı anlaşmaların ikili anlaşmalar lehine aksadığı bir dönemdir. Son ve güncel ikili anlaşma adımı TAFTA’dır. Anlaşmaya AB’nin ihtiyacının daha fazla olduğu görülmektedir. Çünkü gelecek 15 yılda dünya ekonomisinde büyümenin %90’ı AB dışında, özellikle Pasifik’te ve bunun üçte biri de Çin’de gerçekleşecektir. ABD, Trans-Pasifik Serbest Ticaret Anlaşması (STA) girişimi ile TAFTA’yı öncelemiştir. ASEAN ülkeleriyle entegrasyona ağırlık veren ve gelişen bölgelere kalkınma yardımları ve altyapı inşaatlarıyla giren Çin’e karşı, ABD ve AB savunma önlemi alıyorlar. Bu anlaşmalarda asıl önemli boyut teknik engellerin ele alınmasıdır. Serbest ticaret dünya ekonomisindeki durgunluğa karşı bir mücadele yöntemidir; rekabet ve verimlilikle verimli firmaların güçlenmesini, diğerlerinin elenmesini sağlar ve ekonomik büyümeyi teşvik eder. AB’nin Serbest Ticaret Anlaşmaları AB artık dünya ticaretinde merkantilist bakışın geçerli olmadığını anlamıştır. AB halen dünyanın en büyük ihracatçı bölgesidir (%20) ve en büyük yabancı sermaye ihracatçısı ve ithalatçısıdır, sanayi katma değerinde de birinci

sıradadır. AB ithalatının üçte ikisi hammadde, ara madde veya yedek parça ithalatıdır. Diğer taraftan AB ihracatında hizmetlerin yarattığı katma değerin payı da %40’a çıkmış bulunmaktadır. Bu durumda ithalat maliyetinin düşürülmesi AB üreticilerinin lehine olmaktadır. Bu nedenle AB, serbest ticaret anlaşmalarına hız vermiş durumdadır ve halen 35 ikili anlaşma yapmıştır. Akdeniz ülkeleriyle, Meksika, G. Afrika, Şili, G. Kore ile zaten yapılmıştır. Kafkasya ülkeleriyle, Ukrayna ve Orta Amerika ülkeleriyle görüşmeler sonuçlanmıştır. Bunu, Kanada, Güney Amerika (MERCOSUR), Hindistan, Vietnam, Malezya, Körfez ülkeleriyle görüşmeler devam etmektedir. Şimdi ABD, Japonya ile görüşmelere başlamaktadır. Daha sonra sıra Çin ve Rusya’ya gelecektir.

Çin, AB ile STA’yı isteyen taraftır. TAFTA dünya ekonomisinin ve ticaretinin yaklaşık olarak yarısını kapsayan bir anlaşma olacaktır. AB ve ABD ekonomik ilişkileri zaten çok ciddi bir yoğunluktadır. Karşılıklı yatırım stoku 3 trilyon doları aşmıştır. Avrupa’daki ABD yatırımları, Asya yatırımlarından üç kat fazladır. ABD’deki AB yatırımları Asya’ya göre 5-6 kat yüksektir. TAFTA ile zaten yüksek düzeyde olan Atlantik entegrasyonu hız kazanacaktır. Halen ABD ve AB arasındaki ticarette endüstri-içi ticaret oranı %90’a yaklaşmaktadır. Almanya’nın otomotiv ve kimya ihracatında firma-içi ticaret oranı %80’lerdedir. TAFTA ABD’ye daha fazla getiri sağlar olsa da AB için daha önemlidir, çünkü ABD’de ihracatın GSYH payı %14 iken, Almanya’da %50’ye çıkmaktadır.

TAFTA’nın Etkisi TAFTA’nın asıl etkisinin tarifeler kanalıyla değil, tarife dışı engellerin (NTB) kaldırılmasıyla ortaya çıkacağı bilinmektedir. Çünkü TAFTA ticaretinde ortalama gümrük tarifesi oranı %2 civarındadır. Ancak bazı ürünlerde, özellikle de tarım ürünlerinde ABD’de %350’ye, AB tarafında %70’e çıkan tarifeler bulunmaktadır. Bununla birlikte genel olarak NTB’lerin maliyeti çok daha yüksektir. Örneğin kimya sektöründe %112’ye, makine ticaretinde %46’ya ulaştığı saptanmıştır.

8


Ekonomi TAFTA, diğer STA’lar gibi ürün çeşitliliğini artırarak, ticaret maliyetini ve fiyatları düşürerek refah artışı sağlayacaktır. Her STA, ticaret yaratıcı ve saptırıcı etkiler yaratır, bu etkiler ülkeden ülkeye, sektörden sektöre değişir. TAFTA’nın ABD ve AB ülkeleri için refah artırıcı, üçüncü ülkeler için refah düşürücü etki yaratacağı hesaplanmaktadır. Refah artışının ABD’de % 13, İngiltere’de % 9, İspanya’da % 6,5, İtalya’da % 4,9, Almanya’da % 4,7, Polonya’da %3,7 olacağı hesaplanmıştır. Kayıplar listesinde ise %9,4 oranıyla Kanada başı çekmektedir. Kanada’yı Meksika (-%7,2), Japonya (-%5,8), Türkiye (-%2,5), Brezilya (-%2,1), Hindistan (-%1,7), Çin (-%0,39) izlemektedir. Ancak, burada önemli olan husus şudur; bu etki, ticaretin serbestleşmesinden, NTB’lerin azaltılmasından, verimlilik artışından kaynaklanan global bir etkidir, yalnızca tarifelerin kaldırılmasının etkisi değildir. Tarifelerin kaldırılmasının etkisi son derece küçüktür. Örneğin ABD için %0,75, Brezilya için %0,54, İspanya için %0,31, Almanya için %0,24, Çin için -%0,21 ve Türkiye için -%0,27’dir.

TAFTA ve Türkiye Türkiye için TAFTA’nın 20 milyar dolarlık kayıp yaratacağı sözleri bu genel ekonometrik hesaba dayanmaktadır. Kuşkusuz bu hesaplamaların daha ayrıntılı yapılması, ticarette serbestleşmenin statik ve dinamik etkilerinin

de ayrı ayrı ele alınması gerekir. TAFTA görüşmeleri yıllar sürecektir. Türkiye’nin bu arada hem yapısal önlemlere ağırlık vermesi hem de ikili ticaret anlaşmalarını geliştirmek için çaba harcaması gerekir.

Örneğin vize konusu yalnızca hukuki bir konu olarak ele alınırken, Gümrük Birliği’nin STA boyutu siyasi bir konu olarak ele alınmakta, böylece söylediklerimiz kendi kendimize propagandanın ötesine gitmemektedir.

Şu anda görülen tutum, AB’ni vizeler, Gümrük Birliği ve STA’lar nedeniyle suçlamaktan ibarettir. Devletlerarası ilişkilerde de duygusal dost-düşman nitelemeleri bizim geleneksel kültürümüzün değişmeyen parçasıdır. Diğer taraftan bizde uluslararası ilişkilerin siyasal, ekonomik, kültürel ve hukuki bir bütün olduğu unutulur.

Şimdi TAFTA ile Gümrük Birliğinin STA’lar konusunda asimetrik işleyişi yeniden gündeme gelmiş ve konu her zamanki düzeyde ele alınmaya başlanmıştır.

Türkiye’nin AB Aşkı ve Gümrük Birliği’nin Asimetrik İşleyişi İnsanlar da devletler de her zaman kendi kaderine hükmedemez. Tarihin akışı devletlerin kararlarını da belirler. Aşağıda AB ile ilişkilerin kronolojik seyrinde bu durum görülmektedir. 1959 Ortak Pazar Üyelik başvurusu: Bayar-Menderes 1963 Ankara Anlaşması: İnönü 1973 Katma Protokol: Ecevit-Erbakan 1979 Üyelik Başvurusu Başarısız Girişim: Demirel Organization Management Consulting

9


Ekonomi

1987 Üyelik Başvurusu: Özal 1995 Gümrük Birliği OKK: Çiller-Karayalçın 1999 Aday Ülke Statüsü: Ecevit-Yılmaz-Bahçeli 2004 Üyelik Görüşmeleri- : Erdoğan 1995’de yürürlüğe giren Gümrük Birliği (GB), bilindiği gibi, 1963 Ankara Anlaşması’nın öngördüğü bir sonuçtur. 1995’de bu basit geçiş, dönemin Hükümeti tarafından kendi başarısı, hatta bir zafer olarak ilan edilmiş, her ilde toplantılar düzenlenmiş, TOBB gibi örgütler GB’ni AB’ye giriş olarak tanıtmışlar, GB çerçevesini çizen OKK üstünkörü hazırlanmış, Türkiye tarafında hiçbir ciddi bilimsel çalışma yapılmamış, OKK’nın farklı yönlerini eleştirenler “siz AB’ye karşı mısınız?” denilerek susturulmuş, GB ile tekstil ve beyaz eşya ihracatında patlama beklenmiş, 2000 yılında tekstilde MFA sürecinin bitmesiyle birlikte beklenen yarar da gerçekleşmemiştir. Yine de GB’nin önemli bir yararı AB müktesebatına uyum çerçevesinde Türkiye’de standartların yükselmesi ve kamunun sektörel politika ve düzenleme bilgi ve deneyimi kazanması ol-

10

muştur. Sanayimizde 2000’lerdeki çeşitlenmede GB’nin payının olduğu inkar edilemez. Ama bundan sonrası için yeni şeyler söylemek gerektiği de doğrudur. 1994 ve 1995’in bugüne göre çok daha sığ ortamında dikkatten kaçan konunun farkına çok geç varılmıştır. Konu şudur: AB’nin imzaladığı STA’lar Türkiye için bağlayıcı olduğu halde, STA müzakere masasında Türkiye tam üye olmadığı için yer almamaktadır. 1995’de konu fazla önemsenmemiştir, şimdi Türkiye bu nedenle Gümrük Birliği ile daha fazla devam edilemeyeceğini, AB ile STA imzalayan ülkelerin Türkiye ile de paralel olarak STA imzalamaları gerektiğini söyleyip durmaktadır. Normalde Türkiye’nin üçüncü ülkelere göre kendisini koruma imkanları OKK’da yer almıştır. Diğer taraftan Akdeniz ülkeleri ve Doğu Avrupa ile Türkiye arasında imzalanan STA’larda GB’nin veya AB’nin tutumunun katkı yaptığı da gerçektir. Şimdi, STA’ların Amerika’dan Asya’ya genişlediği bir dönemde belki de en çok üzerinde durulması gereken husus, Türkiye’de ilgili bakanlıkların ve kurumların böylesine kapsamlı ve hızlı geli-

şen küresel ticaret ağlarını yönlendirecek donanıma, imkânlara sahip olup olmadıklarıdır. Özellikle bir Bakanımızın konuşmaları, sanki AB ile ilişkileri tümüyle ilgili bakana bırakmış, kendisi hiç diplomatik temas yapmıyor izlenimi yaratmaktadır. Diğer taraftan bir başka önemli husus ise bu konularda özel sektörün katkısıdır. Türkiye’nin dış ticaretinde otomotiv, kimya, makine, elektronik gibi sektörlerde endüstri-içi ve firma-içi ticaretin payı artmaktadır. ABD’ye ticari araç ihracatı kuşkusuz yalnızca Türkiye’nin değil, belki de daha çok, ilgili İtalyan veya Alman firmanın konusudur. Türkiye’nin bir sorunu bu konularda kamu-özel sektör stratejik birlikteliğinin tam olarak sağlanamamasıdır. Henüz bu ağların içerisinde olmayan Anadolu sermayesinde iki farklı grup bulunmaktadır. Bir grup özel ilişkilerle küresel ağ yönetiminde yer almaya çalışmaktadır. Kalan geniş kesim ise ne yazık ki dağınık, bazen vizyonu zayıf, bazen imkanı zayıf bir halde, dış dünyaya tedirgin veya edilgen bakar, yerel konularla avunur haldedir.


Ekonomi

100 dolarlık ihracatta 58.5 $ ithal girdi var Güngör URAS

OECD

’nin belirlemelerine göre Türkiye’den yapılan 100 dolarlık ihracatın 41,5 dolarlık kısmı yerli katma değerden oluşuyor. 58,5 dolarlık kısmını ithal katma değer girdisi teşkil ediyor.

Bu, üretimin her dalında ithal girdi kullanımını azaltmamız gerektiğini gösterir.

Bu, 100 dolarlık ihracat geliri için 141 $ ithalat yapmak zorunda olduğumuzu gösterir.

Buna ek olarak bir de dolaylı ithal girdisi kullanımı vardır. Örneğin otomobil üreten bir firma, doğrudan başka ülkelerden ithal ettiği parçalara ek olarak içeriye, yan sanayiden parça temin eder. Lastik alır, demir çelik parça alır. Elektrik, mazot kullanır. İçeriden temin edilen lastiğin, demir çeliğin, elektriğin, mazotun da ithal girdisi vardır. Bunlar dolaylı ithal katma değeri oluşturur.

Bu, ihracatımızı arttırdıkça ithalatımızın daha hızlı artacağını gösterir. Bu, döviz açığımızı (cari açığı) kapatmak için üretimi yavaşlatmanın, talebi frenlemenin işe yaramayacağını, üretimde yapısal değişim zorunluluğunu gösterir.

12

Üretici üretim aşamasında doğrudan ithalat yapar veya başkalarının ithal ettiği yabancı girdileri kullanır.


Ekonomi İthalata göbekten bağlıyız OECD tarafından üye ülkelerin 2009 yılında ihracatlarında doğrudan ve dolaylı olarak yabancı katma değer katkı paylarını gösteren tablolar yayınlandı. İhracatı oluşturan belli mallarda doğrudan, dolaylı ve toplam yabancı katma değer payları ile yerli katma değer payları hesaplanmış. Örneğin ihraç edilen tarım ürünlerinde doğrudan ithal katma değer girdisinin payı yüzde 7,8; dolaylı ithal girdi yüzde 22,0; toplam ithal girdi yüzde 29,8 oranında. Yerli katma değerin payı yüzde 70,2 olarak hesaplanmış.

Yapısal değişime mecburuz İhraç ettiğimiz taşıt araçlarında yerli katma değer payı yüzde 34,9 oranında. Yüzde 28,6 doğrudan, yüzde 36,5 dolaylı olmak üzere toplam yüzde 65,1 oranında ithal katma değer kullanımı var. Türkiye genelinde 2009’da ihraç ettiğimiz ürünlerdeki yerli

katma değer oranı yüzde 41,5. İhraç ürünlerinde doğrudan ithal katma değer yüzde 21,1; dolaylı ithal katma değer yüzde 37,4; toplam ithal katma değer yüzde 58,5 oranında. Tekrarda yarar var; bu tablo talebi kısarak, büyümeyi yavaşlatarak düzeltilemez. Mevcut üretim

yapısında ihracatı artırdıkça ithalatın daha fazla artması kaçınılmaz bir durumdur. İşte bunun içindir ki kısa sürede çözmemiz gereken sorun, üretimde ithal girdi kullanımının azaltılmasıdır. Bu ise üretimde (ve de döviz kuru politikasında) kalıcı yapısal değişim ile mümkün olabilir.

Organization Management Consulting

13


Ekonomi

Akdeniz’de Isıtma ve Soğutma Sistemleri Sektörü

T

ürkiye’de ısıtma ve soğutma sistemleri imalat sektörü ısıtıcılardan, klima cihazlarına, kazanlara, fanlı ısıtıcılara, buzdolapları ve donduruculara, soğutma kulelerine, ısıtma ve soğutma elemanlarına kadar geniş bir ürün yelpazesine sahiptir. Türk ihraç ürünleri içerisinde kalitenin simgesi olan sektör, küresel iklim değişikliğini avantaja dönüştürerek hem iç piyasada hem de dış piyasada büyük bir atılım içerisine girmiştir. Dünya çapında nam salan firmalarla rekabet edebilecek teknolojik seviyeye ulaşan sektör, gelecekte dünya liderliğini ele geçirme yönünde büyük çaba sarf etmektedir. Enerji gereksinimindeki artış, özellikle en kaliteli ve pahalı enerji şekli olan elektriğin kullanımında, ekonomikliği ön plana

14

çıkaracak çözümler üretilmesini gerektirmektedir. Sektörün dünya çapındaki ihracat rakamı yaklaşık 150 milyar dolardır.


Ekonomi Ürünler bazında ihracata baktığımızda en yüksek paya sahip olan ürünler klima cihazları, buzdolapları, dondurucular ve buhar kazanlarıdır. Ülkeler bazında sektörü ele aldığımızda en yüksek ihracata sahip ülkeler sırasıyla Çin, Almanya, İtalya, ABD ve Japonya’dır. Türkiye yaklaşık 3 milyar dolarla 11. sıradadır. Sektörün ithalatta en yüksek paya sahip olduğu ürünler buzdolabı, dondurucular, klimalar, ve merkezi kazanlardır. Dünya ithalatına ülkeler bazında baktığımızda en yüksek paya sahip olan ülkeler sırasıyla ABD, Almanya, Fransa, Çin ve İngiltere’dir. Türkiye’nin listedeki yeri Singapur ve Hindistan’dan sonra gelen 18. sıradır. Kriz dönemleri dışında Türk ısıtma ve soğutma sektörünün üretim ve kapasitesi büyümektedir. Nüfus artışı ve yaşam standartlarının gelişimi de sektör ürünlerinin üretimini uyaran bir faktördür. Firma sayısı ve pazara sunulan ekipman çeşidi 90’lardan itibaren hızlı artış göstermiştir. Geçen 10 yıl içerisinde sektör, ihracata yoğunlaşmış; üretim süreçlerinde ileri teknoloji kullanılmaya başlamıştır. Giderek artan sayıda firmanın ISO belgesi ve diğer kalite belgelerine sahip olması, tasarım sürecinde müşteri tercihlerinin eksiksiz yerine getirilmesi, ihracatın büyümesine katkıda bulunmaktadır.

2006 yılında 2 milyar dolar olan ısıtma ve soğutma ekipmanları ihracatı 2011 yılında 3,4 milyar dolara ulaşmıştır. Buzdolapları ve dondurucular 2011 yılı ısıtma ve soğutma ekipmanları ihracatında %53 ile en yüksek payı oluşturmaktadır. Buzdolabı ihracatı en fazla İngiltere, Fransa, Almanya, Irak, İtalya, İspanya, İran, ABD, Polonya ve Romanya’ya yapılmaktadır.

Üretimin büyük çoğunluğu iç pazarda satılmakta ve ihracatta ana ülkeler; İngiltere, Almanya ve Fransa’dır.

Başta Antalya olmak üzere bölgemiz, ısıtma soğutma ekipman endüstrisine sahiptir. Sektörün teknoloji merkezi bölgedeki üniversiteler, teknokentlerde kurulmuş Ar-Ge şirketleri ve şirketlerin kendi bünyelerinde oluşturdukları Ar-Ge departmanlarıdır. Akdeniz bölgesinde uluslararası olarak tanınan ve ihracat yapan firmalar arasında Karteknik, Öztiryakiler, Cantek, As Isıtma Soğutma, Esendir, Emtaş ve Ünmak gelmektedir.

Sonuç olarak bölgemizin yatırım fırsatlarını değerlendirecek olursak listenin başlarında şu maddeler göze çarpmaktadır;

Bölgemizin büyük pazar potansiyeli ve düşük yatırım maliyetleri nedeniyle yatırımcıları çekme potansiyeli yüksektir. Bölgede bulunan tarım ve turizm sektörlerine ek olarak, ticaret ve inşaat sektörü de ısıtma soğutma sektörüne katkı sağlamaktadır.

Gelişmiş ülkelere ve Türkiye’deki diğer bölgelere göre daha düşük maliyetli işgücü ve mühendislik hizmetleri… Bölgedeki KOBİ’lerin yüksek esneklik ve uyum sağlama kabiliyeti... Hammaddelerin kolay bulunması… Ürün geliştirme ve tasarım kapasitesi ve teknik bilgi birikimi… Nüfus artışı ve turizm işletmeleri nedeniyle metal makine ve donanıma yönelik yükselen talep… İklimlendirme gereksinimleri alanında tarım sektöründen kaynaklanan yüksek talep (ısıtma ve iklimlendirme)… Bölgede yerleşik destekleyici sanayicilerin olması… Bölgede iki tane teknoloji geliştirme bölgesi (teknokent) bulunması… Kaynak; Baka Organization Management Consulting

15


Ekonomi

Batı-Akdeniz Ekometre

B

ölgesel düzeyde ve iller düzeyinde açıklanmış bazı temel ekonomik verilerin Batı-Akdeniz Bölgesi (BAB) ve Antalya, Burdur, Isparta illeri için gerçekleşmeleri aşağıdaki çizim ve tablolarda verilmiştir:

16


Ekonomi Son açıklanan Mart, 2013 Tüketici Enflasyonu (TÜFE) rakamlarına göre; aylık, 2013 yılı, yıllık ve 12 aylık ortalama değerler itibariyle Batı-Akdeniz Bölgesi ve Türkiye değerleri birbirine çok yakın seyretmektedir. Detaylı bakıldığında ise BAB’ın Türkiye enflasyonunun küçük bir miktar altında kaldığı görülmektedir.

Kapanan ve Tasfiye olan şirket sayılarında ise yine Antalya en az azalmayı yaşamıştır. Yani hem kuruluşta, hem de kapanan-tasfiye olan şirket sayılarında görece olarak Antalya, 2013 yılı Şubat ayında, hem bölgesinde hem de Türkiye genelinde nispeten olumsuz değişimler yaşamıştır.

Merkezi yönetim bütçe gelir ve giderlerinin BAB illeri bakımından payları ve karşılaştırmalı bir gösterimi Şekil-2’de verilmiştir. Burada esas olan 2013 yılı Şubat ayı itibariyle üç ilimizin merkezi yönetim bütçesine sağladığı gelir ile aldığı harcamaların, Türkiye toplamı içindeki paylarıdır.

Görüldüğü gibi, Burdur ve Isparta 2013 yılı Şubat ayı itibariyle bütçeye sağladıkları gelirlerin Türkiye toplamı içindeki paylardan daha çok, harcamalar içindeki paylara sahip olmuşlardır. Antalya ise bu iki ilimizde yaşananların tam tersini yaşamıştır. Yani gelirler içindeki payı, harcamalar içindeki payından yüksek kalmıştır. Yani bütçeye pozitif katkı yaratmıştır. Bölgenin ekonomik hareketliliği, istikrarı ve büyümesiyle ilgili olarak kurulan ve kapanan ya da tasfiye olan şirket sayılarındaki değişimlere, Şubat Ayı’ndaki yıllık değerler olarak baktığımızda ise Şekil-3’deki gerçekleşmeleri görmekteyiz.

2012-2013 Şubat ayları itibariyle yeni kurulan şirket sayısı %20 gibi ciddi oranda azalırken, Burdur ve Isparta’da %20 ve Türkiye’de de %2 oranında artmış görünmektedir.

Şekil-4’de bu kez 2012-2013 yılları Ocak-Şubat ayları toplamındaki değişimler incelenmektedir. Buna göre Antalya, yeni kurulan şirket sayılarındaki değişimlerde sadece Türkiye genelinden daha iyi konumda bulunurken, sadece Isparta ilinde yeni kurulan şirket sayısı artmış gözükmektedir. Kapanan-tasfiye olan şirket sayılarındaki değişimler ise 2012 Ocak-Şubat aylarına göre genel olarak azalma göstermiştir. Ancak Antalya burada da nispeten olumsuz bir gerçekleşme yaşamıştır. Ekonomik faaliyetlerin istihdama yansımaları, bölgemizde ve ülkemizde farklı düzeylerde gerçekleşmektedir. Türkiye için ortalama istihdam, bölgemizi ve illerimizi temsil etmekte çok açıklayıcı değildir. Bunun en önemli sebebi, bölgemizin ekonomik karakteristiğinde yatmaktadır. Aylık açık işlere yerleştirme oranları, genel olarak çalışma hayatımızdaki hareketliliği göstermektedir.

Açık işler ve o işlere yerleştirmelerdeki değişimlere baktığımızda, en yüksek işe yerleştirmenin 2013 yılı Ocak ayında Isparta’da yaşandığı görülmektedir. Organization Management Consulting

17


Ekonomi Ancak açık işlere yerleştirmedeki en kötü gerçekleşmenin, 2012 yılı Aralık ayında yine Isparta’da yaşandığı dikkate alınırsa, bu açık üstü işe yerleştirmenin nedeni biraz ortaya çıkar. Antalya’da ise 2012 Aralık ve 2013 Ocak aylarında, Türkiye ortalamasının altında bir işe yerleştirme oranı yaşanmıştır. Ekonomik faaliyetlerin tasarruf boyutuyla ilgili önemli göstergelerden biri mevduattır. Bankalardaki mevduatın illerimize göre 2012 yılı dağılımı Şekil-6’da verilmektedir.

Talebin çok güçlü olmamasına rağmen yaşanan bu sürekli fiyat artışı eğilimi, endişe vericidir. Antalya başta olmak üzere Burdur ve Isparta illeri, genellikle tasarruf eğilimi Türkiye ortalamasının üzerinde olan illerdir. Bu karakteristiği uzun yıllar ortalaması ile sabittir. Buna karşılık 10 bin kişiye düşen otomobil sayısında da Türkiye ortalamasının üzerinde bir sayıya her zaman sahip olan bölgemiz, toplam araç sayısında da bu özelliğini korumaktadır.

Batı-Akdeniz Bölgesindeki Antalya, Burdur, Isparta illerinin 2012 yılında sahip olduğu banka mevduat toplamları

Antalya mevduatı, Burdur-Isparta toplamının 5 katından fazla bir büyüklük içerisindedir. Türkiye sıralamasında da genel ortalama sıra olan 7. sıradan daha iyi bir konumda bulunmaktadır.

Batı-Akdeniz Bölgesinde konut fiyatlarındaki değişim, Aralık 2012/2011 döneminde %12 artışa konu olmuştur. Bu iki nokta arasındaki %12’lik artış bir yana, son iki Aralık ayı arasındaki her ay da fiyatların genel olarak bir artış eğilimi gösterdiği de dikkat çekmektedir.

18

Batı-Akdeniz Bölgesinin Türkiye ekonomisi içerisindeki, pay ortalama olarak %4 civarındadır. Bunun yaklaşık %3’ü Antalya ve %1’i de diğer iki ilimiz tarafında yaratılmaktadır. Dolayısıyla eğer bu ortalama değerler referans alınırsa araç sayısındaki Türkiye yüzdesi de birbirine yaklaşmalıdır. Şekil-8’i incelediğimizde Antalya için toplamda %5’e ve diğer illerimizde de %1’e yaklaşan değerler görmekteyiz. Bu durum bölgemizin araçlanma oranı itibariyle ekonomik gücünün üzerinde bir düzeye sahip olduğunu bize göstermektedir.

Son iki Şubat Ayı yatırım teşvik belgelerinin adet, yatırım tutarı ve yaratacağı istihdam miktarlarındaki % değişim Şekil-9’da verilmektedir. Burada en dikkat çekici değişim, Antalya yatırım teşvikindeki ve istihdamındaki değişim olmuştur.


Ekonomi

Şubat 2013 ve 2012 teşvik belgesi adedi Türkiye ortalamasında kalırken, yatırım tutarı ve istihdam bakımından Türkiye ortalamasının çok üzerinde değişimler yaşanmıştır. Yani Antalya son iki şubat ayında yatırım ölçeğini ortalamanın çok üzerinde büyütmüş ve emek yoğun yatırımlara yönelmiştir. Burdur ve Isparta’da sıfır düzeyinde olan teşvik yatırımlarının Antalya’da bu düzeyde ne nitelikte olması, yatırımların turizm konaklaması üzerine yoğunlaştığını göstermektedir.

2012 yılı, Burdur ili sektörel kredi dağılımı gerçekleşmeleri ekonomik üretim kapasitesine uyumlu seyretmiştir. Sırasıyla Tarım, Toptan Ticaret ve Gıda sektörleri kredi dağılımda ilk üç sırayı paylaşmışlardır. Burdur ilimizde yeni gelişmekte olan sektörler, kredilendirilmede henüz öne çıkma şansını yakalayamamış gözükmektedir.

Turizmdeki son 11 yıllık gerçekleşmeler dikkate alınırsa, bu yatırım teşviklerinin rasyonel olmaktan çok uzak olduğu hemen anlaşılır. Turizm ile ilgili yaptığımız son araştırmada bu durum detaylarıyla işlenmektedir. Batı-Akdeniz Bölgesindeki sektörel kredi dağılımı da ekonomik hareketlilik bakımından önem taşımaktadır. Bölgemiz illerindeki sektörel kredi dağılımları 2012 yılı itibariyle aşağıdaki çizimlerle gösterilmektedir.

Isparta ilimiz sektörel kredilendirme zenginliğinde Antalya ile Burdur illerinin arasında kalan bir Karakteristiğe sahip gözükmektedir. Örneğin Burdur kadar tek sektör yoğunluklu değil, Antalya kadar da yayılmış durumda değildir. Antalya’da Turizm ne ise Isparta’da tarım o yoğunluğa sahip gözükmektedir.

Antalya’da 2012 yılı itibariyle sektörel kredilerin dağılımında en çok payı alan sektörler sırasıyla; Turizm, Toptan Ticaret, İnşaat ve Tarım olmuştur.

Üç ilimizdeki sektörel kredi dağılımı farklılaşmaları aslında illerimizin ekonomik karakteristiğini görmek ve ana yapısı itibariyle ölçümlemek bakımından önem taşımaktadır. Özellikle kent ekonomileri yaratıcıları ve karar vericileri bakımından mutlaka uzun yıllar ortalamaları, endeks gelişmeleri ve büyüme yapıları ile dikkate alınması gereken veri yığınlarıdır.

Eğer ekonomik değer yaratma kapasitesiyle karşılaştırılırsa tarım, olması gerekenin iki sıra altında yer almıştır.

Önümüzdeki dönemde bu konulardaki detaylı araştırma ve analizleri kamuoyu ile paylaşmak dileği ile... Organization Management Consulting

19


EXPO 2016 Antalya Ajansı Genel Sekreteri Selami Gülay:

“100 ülkenin katılımını hedefliyoruz!”

22


Organization Management Consulting

23


A

ntalya’nın EXPO 2016 Antalya organizasyonunu alması, sadece Antalyalılarda değil, bütün yurtta büyük heyecan yarattı. Organizasyonun genel koordinasyonunu sağlamak üzere kurullar oluşturuldu, planlamalar yapıldı, altyapı ve üstyapı tesisleriyle ilgili projeksiyonlar çizildi… Konuyu her yönüyle koordine etmek üzere yetkilendirilen EXPO 2016 Antalya Ajansının Genel Sekreteri Selami Gülay’ı konuk ettiğimiz söyleşide; EXPO’nun yanı sıra, bu büyük ve zorlu organizasyonun sorumluluğunu üstlenen önemli isimlerden birini de tanımış olacağız… Sayın Gülay merhaba demekle başlayalım… Teşekkür ederiz bizi misafir ettiğiniz için. Biz teşekkür ederiz! Ne demek! Asıl biz sizin misafiriniz olduk. Antalya’da, bu güzel şehirde bulunmaktan memnunuz.

Sizi tanıyalım istiyoruz öncelikle? Ulaştırma, Gümrük, Turizm ve Devlet Bakanlıklarında uzun yıllar danışman olarak görev yaptım.

24

Son olarak da Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nda 6 yıl Özel Kalem Müdürlüğü görevini yürüttüm. 7 ayrı bakana danışmanlık yaptım.11 Kasım 2012 tarihinde de EXPO 2016 Antalya Ajansı’nda Genel Sekreter olarak görevlendirildim. Halen bu görevi yürütmekteyim.

mek; EXPO demek tanıtım demek; EXPO demek kalkınma demek; EXPO demek tanınırlık demek; bilinirlik demek, inovasyon demek, çevrecilik demek, doğaya saygı demek, yenilik demek.

Expo, size göre ne ifade ediyor; genel olarak? Özelde Antalya bölgesi için neyi ifade eder, Antalyalılar nasıl bakmalı bu konuya, sizce? EXPO demek, zenginlik de-

Expolar dünyada uluslararası sergiler olarak düzenleniyor. Ülkelerin kalkınmışlıklarını, gelişmişliklerini; dünyaya pazarladığı, anlattığı, kendini tanıttığı alanlar olarak bir fırsat sahnesi olarak rol oynuyor. “Sahne sizin!” derler ya, şimdi sahne Türkiye’nin. 150 yılı aşkın süredir yapılıyor, dünyada.


EXPO, lokal fuarlar olarak başlamış, zaman içerisinde de ülke tanıtımı için büyük bir fırsat olduğu anlaşılarak, ülkelerin yapabilmek için birbirleriyle yarıştığı bir organizasyon haline gelmiş. Ama öyle fuar gibi değil; BIE ve AIPH’ye gidip neler yapacağınızı, hangi argümanları kullanacağınızı altı ayda bir anlatıyorsunuz. Bunun sonunda da oylama yapılıyor ve EXPO’yu almaya hak kazanan ülke belli oluyor. EXPO düzenlemek, ülkeler için bir prestij olmuştur. Talep çok fazla olduğu için Devlet Başkanları, Başbakanlar, bakanlar herkes lobi faaliyeti yürütüyor. Orada sizin gücünüz, projenizle ortaya çıkıyor. Türkiye-Antalya güzel bir proje yaptı. Bu projeyle ortaya çıktı, talip oldu, kabul gördü. İnşallah bu projeyi Antalya’da uygulayacağız. Expo bizim için zenginlik demek, tanıtım demektir.

96’sının; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımız Sayın M. Mehdi Eker’in başlattığı çalışmayla yıkımını gerçekleştirdik. Expoların aynı zamanda kalkınma projeleri olması hasebiyle, bu alanı da kurtarmak adına, alanın etrafında bulunan Aksu ve Teğnelli çaylarının yol açacağı olası bir su taşkınını önlemeye yönelik drenaj ve sedde işlemine başlıyoruz. İş planımız ve yer seçimi konularında “Geç kalındı! Yer yanlış seçildi!” gibi ifadeler doğru değildir. Yeri seçen bir kere uluslararası bir kuruluş! Pek çok alternatif arasından en uygun yer olarak bu alan seçildi. Botanik Exposunda iki tane uluslararası karar mercii var. Bir tanesi Uluslararası Bahçe Bitkileri Üreticileri Birliği (AIPH). Diğeri de Uluslararası Sergiler Bürosu (BIE). Bu işler tamamen

bunların kuralları çerçevesinde yürüyor. Yer seçimi için tabi ki alternatifleri sunuyoruz ama karar verenler o kuruluşların oluşturduğu heyettir.

Bazı Expolar çöp sahalarını hayata döndürmek, rehabilite etmek için yapılmış. Birinde bataklığı kurutmak için yapılmış. Biz de bu anlamda, bu alanı taşkından kurtarmak düşüncesindeyiz. Zaman zaman aşırı yağışlarda yolun kapanmasına varan taşkınlar oluyor.

Daha somut olarak; tanıtım diyince neler olacak mesela? Kime ulaşacağız, kim gelecek, ne kadar insan gelecek? Tanıtım deyince; EXPO 2016 Antalya hazırlık sürecinde yurtiçi ve yurtdışında tanıtım kampanyaları düzenleyeceğiz. EXPO 2016 Antalya süreci boyunca yaklaşık 20 bin etkinlik düzenlemeyi planlıyoruz. Güney Kore’de 20 Nisan-20 Ekim 2013 tarihleri arasında düzenlenecek Suncehon Bay Garden EXPO’da 660 metrekarelik Türk Bahçesi’nde hem kültürümüzü tanıtıp, hem de EXPO 2016 Antalya’nın tanıtımını yapacağız. Expo 2016 Antalya’ya toplam 8 milyon ziyaretçi bekliyoruz. Bunun 2 milyon kadarı, belki daha fazlası, sadece Expo için gelecek. Bizim böyle bir öngörümüz var. Expo’nun iş planı, programı nasıl gidiyor? Seçilen yerle ilgili sıkıntılar var mı? Expo’nun programında herhangi bir gecikme yok. Yer seçiminde de herhangi bir sorun yok. Alandaki çalışmalara da başladık. Alanda bulunan 103 binadan, can güvenliğine zarar verebilecek Organization Management Consulting

25


Zaten DSİ vasıtasıyla yürütülen bir Aksu Çayı Islah Projesi var. Bu da EXPO’nun bir parçası. Yukarıda Küçük Aksu Barajı yapılıyor. O da EXPO’nun bir parçasıdır. Yine o bölgedeki 8 köyde arazi toplulaştırması yapılacak. Bunlar da EXPO’nun bir parçası. EXPO’nun bölgeye katacağı somut şeyler bunlar. Yollarla alakalı Kuzey Antalya Çevre Yolu var. Kemer tarafından gelen yol var; mevcut yolların genişletilmesi söz konusu. Kundu, Lara, Aksu, Belek o bölgedeki yolların anayola çıkması ile ilgili çalışmalar var. Bu, aslında bölgesel bir kalkınma

26

projesidir. Bu zenginliktir.

Burayı açalım istiyorum; bölge için çok önemli şeyler söylüyorsunuz. İlk muhatabına sormak istediğimiz için, buradayız. Diyoruz ki, genel bir plan varsa zaten bir sıkıntı yok. Bu planı, bizim aracılığımızla bölgeyle paylaşmanızı isteriz. Ana hatlarıyla şöyle; 2013’ün Ekim- Kasım ayına kadar, alandaki sette ve drenaj işini bitirip, bu sene içinde alana ağaç dikmeye başlayacağız. Bu çalışmayı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü yapacak. Burası bir Botanik Expo’su.

Artık drenajı ve seddeyi bitirdikten sonra, bu arada projemizi şekillendireceğiz. O projenin alanda uygulamasına başlayacağız. Projemizde EXPO Ormanı, Göleti, Tarım Müzesi, EXPO kulesi, EXPO tepesi, ülke bahçeleri olacak; en önemlisi de 100’e yakın ülkenin buraya katılmasını bekliyoruz. Bu tabi dünyadaki genel konjonktüre göre değişir. Venlo’ya yaklaşık 40 ülke katıldı. Suncheon’da 12 ülke bahçe yapıyor, toplamda 25 tane bahçe var. Tayland’a 40 ya da 50 tane ülke bahçesi kuruldu. 100 ülke, iddialı bir rakam ama Türkiye bu iddialı rakamı başarabilecek bir ülke. Venlo’ya gidenler varsa biliyorlardır; Antalya ile kıyaslanması mümkün olmayan bir şehir. Bir 3 yıldızlı oteli olan şehir; havaalanı olarak bile Düsseldorf’u kullanıyor. Tayland’da 2,5 milyon nüfuslu Chang Mai şehrinde yapıldı. Antalya’nın gücüne sahip bir yer değil; Antalya 550 bin yatak kapasitesi olan, 2000’den fazla oteli olan müthiş modern ve büyük bir havaalanı olan bir şehir. Karayolları son derece gelişmiş; turizmde 30 yıldan fazladır deneyimi olan, yetişmiş insan gücü olan, dünyada ilk üçe, ilk dörde giren bir şehir, Antalya.


Yılda 25 milyon kapasiteli havalimanımız var. Bu şehrin iş yapma kapasitesi, EXPO yapan diğer şehirlere göre çok daha fazla, çok daha üstün. Antalya’nın tarihi zenginliği var. 11 milyon turist ağırlıyor. 2016’da 15 milyon turist hedefleniyor. Bu şehirde dünyanın en modern, en güzel otelleri var. Bu şehrin zenginliği var.

Yeni oteller katılacak, yatak kapasitesiyle ilgili Turizm Bakanlığı, şehir yöneticileri ve özel sektör çalışıyor. Yeni yatırımlar olacak bu şehirde. Zaten EXPO’nun amacı hem şehri tanıtmak, hem de yeni yatırımların bölgeye çekilmesi, bölgenin cazibe merkezi haline gelmesini sağlamaktır. Bu şehir bir Botanik EXPO’su yaparak, ülkemizin tarım alanındaki zenginliğini anlatacak; gelişmişliğini, gücünü gösterecek. Bu biraz gösteri alanı olacak, şov alanı olacak. Ülkenin kendini diğer ülkelere tanıttığı, anlattığı bir alan olacak. 100 ülke burada pavillion (pavyon) açacak. Burada hem kendi ülkesinden getirdiği ağaçları, bitkileri, çiçekleri sergileyecek; hem de indoor denilen kapalı alanlarda, ülkesinin diğer alanlardaki gücünü, zenginliğini gösteren şovlar yapacak. Organization Management Consulting

27


Burada Türkiye’nin kendini, organizasyon yapma kabiliyetini, gücünü, turizm gücünü, tarım gücünü, inovasyonunu; bunların hepsini sergileyebileceği bir alan yapılacak. Ayrıca Antalya’ya 1121 dönüm bir dünya bahçesi kazandıracağız! Burası EXPO bittikten sonra devam edecek, kalıcı bir alan Antalyalılara bir cazibe merkezi haline gelecek. Sadece deniz-güneş-kum konseptinin satılmasının yanında, ‘EXPO Bahçesi’ turlarını da turizmciler satabilecekler. İnsanların buraya gelmeleri için farklı bir sebebi daha olacak; bir dünya bahçesi. Antalya milyarca insanın uçakla 3-4 saat içinde ulaşabileceği mesafede. Öyle bir lokasyon, Antalya. Bir Güney Amerika’ya insanların gitmesi için, 10 saat yol gitmesi lazım! Bir Uzak Doğu keza öyle;

28

ama burası öyle değil. Burası dünyanın merkezi. Ortada! Türkiye iki kıtanın birleştiği yerde köprü konumunda.

Ne kadar oldu Antalya’ya geleli Selami Bey? Expo Kanunu çıktı. Çalışmaya başladınız, Antalya’da bölgenin sivil toplum kuruluşları, Expo’ya nasıl bakıyorlar? EXPO 2016 Antalya Genel Sekreterliği’ne atandığım tarihten buyana buradayım. Herkes heyecanla bekliyor EXPO’yu. Biz bütün STK’ları, kamu kurumlarını, yerel yönetimleri, toplumun her kesimini tek tek ziyaret ediyoruz. EXPO 2016 Antalya Kanun 10 Kasım 2012’de çıktı. Kanun çıktıktan sonra ilk yapılan iş EXPO 2016 Antalya’nın örgütlenmesiydi. Önce bir yönetim kurulu oluşturuldu Sayın Gıda Tarım ve Hayvancılık

Bakanımız Mehdi Eker’in başkanlığında. Antalya Valisi’nin, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı’nın, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı’nın içinde olduğu; Turizm Bakanlığı’ndan bir genel müdürümüzün; Ekonomi Bakanlığı’ndan bir genel müdürün; Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan bir genel müdürün içinde olduğu; Antalya Ziraat Odası Başkanı’nın da üyesi olduğu; 9 kişilik bir heyet. Sonra, 54 kişilik STK’ların ve belediyelerin oluşturduğu, büyük bölümü Antalya’dan oluşturulan Expo Konseyi kuruldu. Akdeniz Üniversitesi içerisinde bulunduğumuz mekânda, arkadaşlarımızla beraber bir yandan tanıtım, bir yandan örgütlenme, bir yandan yönetmelik, mevzuat hazırlanması gibi her konuda çalışıyoruz. Antalya’daki her türlü aktiviteye katılıyoruz. Ziyaretler yapıyoruz. Algıyı yukarıya çekmeye çalışıyoruz. Şehirde büyük bir heyecan var. Kiminle görüştüysek, bu heyecanı hissediyoruz. İnsanların EXPO’yu duyunca gözleri parlıyor! Yani EXPO olacak, nerede olacak, nasıl olacak heyecanla bekliyorlar! Biz de anlatıyoruz insanlara; onlarla konuşuyoruz. Bu şehirdeki algıyı daha da yukarıya çekmek için çaba içindeyiz. Şehirdeki algı, şehirdeki eğitim seviyesiyle paralel. Çok duyarlılar. Özellikle turizmciler konuya hassas, bürokrasi hassas. Zaten Valilik bütün bürokrasiyi bu konuda duyarlı olmaya davet eden girişimlerde bulunmuş.


EXPO konusu, siyasi bir proje değil. Bu şehrin, bu ülkenin projesi. Herkes içinde olmak istiyor. Üniversite, belediyeler, STK’lar biz ne yapabiliriz diyor. Valilik zaten işin içinde. Biz planladığımız şekilde süratle çalışıyoruz. Her şey planladığımız şekilde devam ediyor. Ankara ofisimiz açıldı. Antalya’daki ofisimizi tamamladık. 40’a yakın arkadaşımız burada çalışıyor. Hepsi kendi alanında uzman kişiler.

Bir yandan alanı hazırlamaya çalışıyoruz. Bir yandan projeyi uygulayacağız. 2015’in ikinci yarısından itibaren alana bahçe kuracak ülkelere yerlerini teslim ederiz. 2016’nın Nisan’ında da ziyaretçilerimize kapılarımızı açmayı planlıyoruz. Açılış tarihinin 23 Nisan olmasının sebebi; EXPO 2016 Antalya’nın temasının Çiçek ve Çocuk olması. Dünyada çocuklara hediye edilen tek resmi bayram Türkiye’de. Bunun için 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı açılış tarihi olarak belirledik.

Ne kadarlık bir bütçe ön görüyorsunuz EXPO için? Ve bu bütçenin kaynakları neler? Net bir rakam vermek doğru değil belki ama 180 milyon lira gibi bir rakam şu an için söz konusu. Tabi, bu ihtiyaca göre genişleyebilir. Kaynağın ağırlıklı kısmını Hazine’den alıyoruz. Maliye’den yaklaşık 100 milyon lirasını, yerel kaynaklardan (belediyeler, TÜRSAB, AESOB vb.) 60 milyon lirasını alacağız. Sponsor gelirlerini de 20 milyon lira olarak hesapladık. Şu an için 180 milyon lira ama böyle sınırlamamak lazım. Alan-

da yapılacak işlerle; DSİ, TEDAŞ, ASAT gibi kuruluşların yapacağı yatırımlarla bu rakam çok daha yukarıya tırmanmış olacaktır.

Yani diyorsunuz ki Genel Sekreterliğin bütçesi 180 milyon TL ama bu projeyi hayata geçirirken diğer kurumların da harcamalarıyla, projenin değeri çok daha fazla olacak, böyle söyleyebilir miyiz? Diğer paydaşlar da yapacakları çalışmalarla bu rakamı çok daha yukarı çekeceklerdir. Ayrıca ülkeler burada bahçelerini kendileri yapıyor. Her ülkenin de burada en az 1 milyon dolar civarında harcayacağını düşünürsek bu da ciddi bir kaynaktır. 100 ülke gelir demiştiniz bu da 100 milyon dolara tekabül eder! Yani, öngörümüz bu yönde. Sadece tanıtım olmasın; Antalya para da kazansın istiyoruz. Neticede buraya 8 milyon insan gelecek. Bir kişi EXPO alanında saatlerini harcayacak; orada belki yiyecek, içecek, hediyelik eşya alacak, bu bir dünya sergisidir ama neticede Antalya buradan para kazanacaktır. Organization Management Consulting

29


Muhakkak bunun çalışmasını yapmışsınızdır ama ben bu 8 milyon rakamını sorguluyorum. Nereden bulundu bu sayı? Biz 30 senedir turizm yapıyoruz, 11 milyon kişiyi, 360 tane 5 yıldızlı otelle yakaladık. 2000’den fazla otel yaptık; 30 sene de emek verdik, 11 milyon kişiyi getirebildik. Expo’ya 8 milyon kişi nasıl gelecek? Nasıl bir öngörünüz var? Japonya’nın Osaka şehrindeki EXPO’ya 60 milyon ziyaretci gelmiş. Fransa’nın Paris şehrindeki EXPO’ya 65 milyon insan gitmiş. Geçen sene Güney Kore Yeosu’da EXPO yapıldı; 8 milyon ziyaretçi gelmiş. Hollanda Venlo’daki EXPO’ya 2,5 milyon ziyaretçi gitmiş. Tayland’da Chang Mai şehrindeki post-expo dediğimiz EXPO sonrası süreçte, yılda 2 milyon insan gidiyor. Peki, Expo kime hitap ediyor? Sadece çiçekçilikle ilgilenenlere mi? Ticaretini yapanlar da, profes-

30

yoneller de, çiçeği sevenler de gelecektir. Temamız Çiçek ve Çocuk. Çiçek, dostluğu, barışı, çocuk ise sevgiyi ve geleceği temsil eder.

Expolarda hep Eiffel Kulesi örneğini veriyorlar. Antalya’da Expo’yu sembolize eden yapı ne olacak? Tabi ki Antalya için de bir sembol olacak ama buna projede karar verilecek. Bir yarışma yapılması düşünülüyor. Buna yönetim kurulu karar verecek. Antalya’yı,

belki de Türkiye’yi sembolize eden kule şeklinde bir proje yapmak gibi bir düşünce var. Ama bu netleşmiş bir şey değil. Yivli Minare gibi bir figür olabilir veya farklı bir yapı da olabilir.

Bireysel hedeflerinizden bahsedelim. Siz Expo ile ilgili olarak bireysel açıdan ne zaman başarılı olduk diyeceksiniz? 180 gün sürecek bir operasyondur. İş bitmeden başarılı olduk demek doğru olmaz. Başarının ölçüsü odur. Expo alanını çok iyi yapmak da ayrı bir başarıdır. Başarı hedeflere ulaşmaktır. 100 ülkenin burada bahçe kurması bir hedeftir. Onu yakalarsak bir başarıdır. Başarı aşama aşamadır. Bugün alanı zamanında yetiştirmek bir başarıdır. Alanda ülkeleri buraya getirmek bir başarıdır. Ziyaretçiyi yeterli sayıda buraya getirmek bir başarıdır. Bu işi layıkıyla yerine getirmek bir başarıdır. Ama topyekûn bakarsak, sorunsuz şekilde kapattığımız gün “Başardık!” diyeceğiz.


32


Cantek Grup Yönetim Kurulu Başkanı Can Hakan Karaca:

Yönetmek ölçmekle mümkündür!

Organization Management Consulting

33


S

oğutma sanayinin Antalyalı devi Cantek Grup’un Yönetim Kurulu Başkanı Can Hakan Karaca, OMC e-konomi’nin sorularını yanıtlarken, akıllı soğutma sistemlerinin dünya çapındaki ilk uygulayıcısı olduklarını belirtti ve 40’ın üzerinde ülkeye ihracat yaptıklarını kaydetti. Geliştirdikleri yeni nesil soğutma makinelerinin müşteri ihtiyacına göre çalışan ve ölçme değerlendirme yapan cihazlar olduğunu kaydeden Can Hakan Karaca, bu işlevlerin işletme anlayışlarına da yansıdığını anlattı. Reşat Güney’in Can Hakan Karaca ile gerçekleştirdiği sohbet, Cantek gibi Antalyalı bir devin 22 yıllık tarihçesini de gözler önüne seriyor…

Hakan Bey; Cantek, sektörünün öncüsü olmuş, birçok defalar örnek alınmış bir kuruluş. Antalyalı olması da bizler açısından çok önemli. Bölgemiz ekonomisi içinde hatırı sayılır bir yere sahip. Cantek nasıl yola çıktı? Hangi mecralardan geçti? Bugün hangi alanlarda faaliyet gösteriyor? Aslında bu serüven, 1991’de

34

benim Antalya’ya gelmemle başlıyor. Makine mühendisliği eğitimi aldığım için soğutma makineleri, ısıtma makineleri, kalorifer ve iklimlendirme gibi kavramların hepsi bizim işlediğimiz, bildiğimiz, uygulamalarını yer yer gördüğümüz kavramlardı. Antalya’ya geldikten sonra sadece ve sadece soğuk depolar üzerine çalıştık. Böyle bir tercihimiz ve şansımız oldu. Hiç tecrübemizin olmadığı bir sektörde müşterilerin bize inancıyla adım atarak ilk yılda 5-10 tane, sonra 50-60 tane, sonra yüzlerce soğutma makinesi ürettik. Şimdi binlerce soğutma makinesi üretip kullanıcıların hizmetine sunuyoruz.

Soğuk depo, tam olarak bir yatırım aracıdır. Ama enteresan bir pozisyonu var; yatırım aracı olarak hem üreticiyi kolluyor, hem yatırım yapanı kolluyor, hem de en önemlisi tüketiciyi koruyor. Bu ne demektir; soğuk depo mantığında şöyle bir kavram var: soğuk depo, içine konan gıdaların mikroorganizma hareketlerini yavaşlattığı için uzun süre saklanabilmesine olanak sağlayan bir ortamdır. Olaya eğer böyle bakarsan soğuk deponun efektif; gıdaların üretiminin ve tüketiminin çok fazla olduğu yerlerde kullanıldığını görürsün. Bu bölge için diyelim ki 1 milyon ton elma üretiliyor. Elma ilk üretildiği zaman, toplandığı zaman elmanın kilosu 35 – 40 – 50 kuruştur ama bunu 6 ay saklayabilirseniz aynı elma 1,5 – 2 – 2,5 lira olur demek ki soğukta saklayabilmek, ekonomik değer oluşturuyor! Peki, soğuk depolar olmasa böyle bir ekonomi nasıl sağlanırdı? Soğuk depoya koymasaydınız elmayı 1,5 liraya yiyebileceğiniz elmayı 5 liraya yerdiniz ya da yiyemezdiniz. O yüzden soğuk depo bu üç kavrama fayda sağlıyor; hem üretim yapana, hem bu işi yapana, hem de son tüketiciye. 


Bunlar elma için, nar için, tavuk için geçerli; balık, et, yoğurt, peynir için de geçerli, yumurta için de geçerli. Bütün sebze meyveler için geçerli. Bunların hepsi çok uzun süre saklanamıyor ama ne kadar çok uzun süre saklanabilirse o kadar çok ekonomik değeri artacağı için soğuk depolar kesinlikle çok kazançlı yatırım ürünleridir. Afrika’da da anlatırken böyle anlatıyoruz. O bölgelerde çok çalışıyoruz ama onlar bizden çok daha gerideler. Biz de soğuk depolama tekniğinde Avrupa’nın neredeyse 15-20 sene gerisindeyiz. Afrikalı da bizden 30-40 sene geride ve ürettikleri bütün ürünler de heder olup gidiyor. O yüzden oralarda yatırım yapanlar çok şanslılar çok ciddi para kazanıyorlar. En fazla üç yılda bütün yatırımlarını geri çeviriyorlar. Sezonu bulduğunda da bir sezonda yatırımının tümünü geriye çeviriyorlar.

22 senedir soğuk depo yapıyoruz. Bu sene artık 23’üncü yılımıza giriyoruz. Tabi, 22 yıl bir sektörde uğraş verince, nereden nereye geldik bir bakmak lazım. Sektöre ne katkıda bulunduk ona bakmak lazım. Biz çok şanslı bir işletmeyiz. 10 yıldan beri arge birimimizi çalıştırabildik ve bu araştırma geliştirme birimimizde sektöre vizyon katabilecek pek çok bakış açısı geliştirdik. Soğutma makineleriyle ilgili ilk yaptığımız işlerden bir tanesi soğutma makinelerinin uzaktan kontrolünü sağlamaktı. ‘Bir soğutma makinesiyle nasıl ileti-

şu: kendiliğinden analizler yapıyor; daha fazla bilgi alıp daha fazla değerlendirme yapıyor ve bunu kendi lehinize kullanmanız için hizmetinize sunuyor.

şim kurarız; onun çalıştığını nasıl izleriz; durduğunu nasıl takip ederiz?’ diye sormakla başladık projeye. İzleme kabiliyetimizi arttırmak için başlattığımız o serüven; bir soğutma makinesinin nasıl çalıştığı, nasıl durduğu konusunda; yani elektro-mekanik süreci tanımak anlamında o günlerde bildiğimizin çok ötesinde şeyler öğretti bize. O günler sayesinde biz, bir soğutma makinesinin ne yaptığında daha fazla enerji ürettiğini, ne yaptığında daha az  enerji tükettiğini anlar ve ölçer olduk. Daha sonra bu üretim ve tüketim süreçlerini kendi kendine otomatik olarak iyileştirebilen, akıllı soğutma makineleri üzerinde araştırma geliştirme yaptık. Bu akıllı makinelerin temel farklılığı

Bizler soğutma makinelerini kumanda ederken, dijital ekranı olan mikrokontrolörler kullanırız ve soğutma makinelerini kontrol ederiz. 25 yıldır dünyada  kullanılan mikrokontrolör nesli hiç değişmedi; yani, soğutma makinelerinin kontrolörünün sıradan ve basit bir algoritması var ve bu kontrolörler birbirinin fotokopisi gibidir. Parametreleri aynıdır. Hiçbirinin yöntem olarak bir değişikliği yok. Biz bu kontrolörleri geliştirdik. Akıllı, müşterinin isteğini analiz eden, ona göre çalışan, çok az elektrik yakan, çabuk soğutan, soğuk oda içindeki rutubeti kurutmayan, özel bir kontrolör yaptık. Buna da ‘akıllı soğutma makinesi kontrolörü’ dedik. Aslına bakarsanız sistem bütün akıllı makinelerle aynı; daha fazlasını iste, daha fazla ölç ve ona göre de soğutma makinesini çalıştır ya da durdur…

2010 yılında ziyaretinize geldiğimde, tesisinizi gezme şansım olmuştu. Çok etkilenmiştim!… Şimdi birçok şey değişti. Bugün bambaşka bir tesis var. 2010’dan bu yana üretim sahası 7500 metre kare daha büyüdü. Ar-ge binamız 1000 metrekare oldu. Bambaşka bir yer oluştu.

Organization Management Consulting

35


İhraç ettiğiniz ürünlerdeki arızayı takip edebilecek bir izleme sistemi otomasyonu kurmuştunuz. Ona çok hayran kalmıştım! O izleme sistemiyle ödüller aldık ve asıl proje oradan başladı. İzlenmesi, yönetilmesi ayrı birer kavramdı. Artık akıllı makinelerin ikinci neslindeyiz. Akıllı makinelerde müşteriye sistemi takıp deniyoruz; yüzde 30 ile 65 arasında elektrik tasarrufları ölçtüğümüz yerler vardı. Yeni nesil makineleri artık müşterisiyle iletişim kuran makineler olsun diye tasarladık. Müşterilerimize eskiden, ayda bir elektrik faturası geliyordu ama nerden oldu, o sarfiyat niçin oldu, nasıl oldu da böyle bir fatura geldi, anlayamıyordu. O yüzden de “elektrik faturasından kurtulmanın tek yolu var; o da ödemek!” diyor, sonra da gidip ödüyordu. Fatura geliyordu, yeni fatura geldiğinde fatura tutarını yönetme  şansı  yoktu. Fatura tutarının ne kadarı hatalı  kullanımından kaynaklandı, bilemiyordu. Bu nedenle hangi önlemleri alıp

36

fatura tutarını düşüreceğini de bilemiyordu; çünkü ölçemiyordu! Dedik ki biz soğutma makinelerimiz için bir yapı geliştirelim. Bu geliştirdiğimiz yapının çok güzel bir çıktısı oldu. Bizim geliştirdiğimiz bu kontrolörlerin üzerinde iki tane önemli nokta vardır. Biri kompresörlerin günde kaç saat çalıştığıdır. Günde kaç saat çalıştığını, soğutma sisteminin performansını size söyler. Bir de kapının günlük açık kalma ve kapanma zamanı vardır. Yani soğuk deponun ısı kaynağı, kapının açık kalması ve kapanmasıdır. Özellikle gündelik kullanılan odalarda. Burayı disipline edebilirseniz, çok ciddi tasarruf sağlarsınız. Tabi, bilinemeyen bir şey daha vardır; o da tüketilen elektriğin ne kadar olduğudur. Bunu siz, ay sonunda bilebilirsiniz. Biz, soğutma makinelerinde şöyle bir yenilik yaptık; kontrol ölçüm metodu geliştirip, uyguladık. Soğutma makinelerinin tükettiği elektriği gündelik olarak üzerine yazdık. Hem de TL değeri olarak yazdık. ‘Bu-

gün 150 TL, 200 TL harcadın’ gibi. Bunu da ekranın üzerine soğutma derecesinin altına yazdık. Böylece müşterimiz, her gün için kaç liralık elektrik harcadığını görür hale geldi. Bizim Octopus mantığımızda şöyle bir mottomuz vardır “Ölçemediğin bir şeyi yönetemezsin!”


rol yönteminin değişmesinden kaynaklanan bir sonuçtur. Yani sadece günlük, tamamen kontrol ve analiz yönteminin değişmesi ve çalışma mantığının değişmesiyle yapılabilen bir elektrik tasarrufu olduğu anlaşıldı. Peki, bu iş neden bu kadar önemli? Bunu gösteren bir istatistik bilgi paylaşayım sizinle.

Ayrıca bir yenilik  daha yaptık; gün içinde kapı kaç saat açık kalmış onu da ekrana yazdırdık. Gündelik kompresör çalışma saatini de yazdırdık, günlük elektrik tüketimini de kw olarak boarda yazdırdık. Bizim kontrolörleri alanlar üstte oda sıcaklığının kaç olduğunu görüyorlar. Alttaysa günlük kompresör çalışma saati, kapıların açık kalma saati, günlük tüketilen elektriğin TL değerinden tutarını ve günlük tüketilen elektriğin kw cinsinden toplamını ayrı ayrı görebiliyorlar. 

Türkiye’de sadece soğuk depolarda,  yılda 1 milyar Euro tutarında elektrik harcanıyor… Okurların bunu kurgulayabilmesi için şöyle bir örnek tasarlayabiliriz; biz Cantek olarak geliştirdiğimiz bu yeni teknolojiyi,

Türkiye’deki kullanıcıların yüzde 25’ine ulaştırsak; 25 tane organize sanayi bölgesinin toplam elektrik tüketimine denk gelecek bir tasarruf gerçekleşir! Yarattığımız katma değer gayet büyüktür. O yüzden bu çok sıra dışı bir deneyimdir; sıra dışı bir projedir. Ar-gede, üretimle beraber 10 kişi çalışıyor ama bütün iş beyin işi ve izlemeye dayanıyor.

Hakan Bey; Cantek, büyük bir kuruluş olarak insan kaynakları konusunda nasıl bir strateji izler? Antalya’da önemli sorunlardan biri insan kaynağıdır. Personel seçiminde nasıl bir yol izliyorsunuz? Sizinki gibi üstün nitelikli personele ihtiyaç duyan bir kuruluş, personel konusunda nasıl davranıyor? Vehbi Koç’la yıllar önce yapılmış bir söyleşi aklıma geldi. Sordular Koç’a “Hayatta en çok zorlandığınız şey nedir?” diye.

Bunlar dünyanın ilkleridir. Dünyanın ilk akıllı ve müşterisiyle iletişim kuran soğuk deposunun kontrolörlerini yaptık Cantek müşterilerinin kullanımına sunduk. Sonra biz hep ‘tasarruf, tasarruf!’ diyoruz ama tasarrufu da biz söylemeyelim; bir akredite kuruluştan tescil ettirelim; bir şahit bulalım; onlar test edip bize söylesin. Başkalarına ispat edebileceğimiz, gösterebileceğimiz bir belgemiz olsun dedik. TUV ile anlaştık. Burada 15 gün boyunca testler yaptılar. İki eşit soğuk deponun birine akıllı makine, diğerine İtalyanların en çok satılan makinesini koyduk ve test ettirdik. Ortalama yüzde 71 küsur oranına elektrik tasarrufu ortaya çıktı. Bu, tamamen kontOrganization Management Consulting

37


38


O da “İş her yerde var, işle hiç derdiniz olmaz ama insan sorunu var ya; öyle iş ortaklarınız, öyle insanlar size öyle tekliflerle gelirler ki donar kalırsınız!” demişti. Bunu 15 sene evvel okumuştum ama anlamamıştım. Koç’la, Sabancı’yla işlerimiz mukayese edilemez, dünya çapında çalışan ölçek dışı şirketlerdir bunlar ama artık oradaki insan kaynağının ne kadar fazla önemli olduğunu anlıyorum bugün. Benim burada anlattığım şeylerin hepsini yapanlar, gerçekleştirenler bizim çalışma arkadaşlarımız. Biz sadece misyon koyma anlamında, yön ve şekil koyuyoruz. Bir kere başlarken net anlaştığımız bir kavram var; eğer dünyanın en iyisi olmayacaksan, bir işi yapmanın bir anlamı yok ama bir yola girdiysen dünyanın en iyisi olacaksın ve eğer böyle bir düşüncen varsa, böyle bir vizyonun varsa adanmış olman gerekiyor.

Adanmış insanların da hesabı kitabı çok fazla maddi şeylerle alakalı olmaz. Beraber çok uzun süre çalıştığım arkadaşlarımla da tarzlarımız birbirine benzer. Benim işi rizikoya giren yatırımcılarla ilgili bir mottom vardır; Cantek’in mottosu yaptığın işi 10 numara yap, bir şekilde para kazanırsın. Düsturumuz budur. Yaptığımız işi dört dörtlük yapmaya çalışırız, para bir şekilde vesile oluyor. Anlatıyorsun; sana inananlar tarafından, yatırım yapan insanlar tarafından da bir şekilde tescilleniyor. Şimdiye kadar hep böyle geldik. Biz buraya sermayemizle  gelmedik. Tamamen bilgi birikimimle ve emekle başardık bu işleri.  Organization Management Consulting

39


O yüzden de hala değişik şeyler söylerler; “Sen neden bu kadar mütevazı takılıyorsun!” filan diye… Ama bunu bize söyleyen kimseler hep Afrikalılar, Ruslar ve Türki cumhuriyetlerde yaşayan insanlardır. Onlar için şaşalı olmak başka bir kıyafetle sunmak, adettir. Bizde öyle bir adet yok, öyle bir tarz yok. Libya’da tanıştığımız iş adamları “Gerçekten siz iş sahibi misiniz?” diye sorarlar. Adamların iş yapma usulleri öyledir. Ama hep biz işimizin içinde dolaşan bir insan olduk. Kıyafetlerimiz gündeliktir. İşimizi yaparız ama tabi biz burayı nasıl yaptığımızı iyi biliyoruz. Her tuğlasını, her kiremitini, her parça cıvatasını benim müşterim takmıştır. Her bir cıvatada müşterimin hakkı vardır. Benim üzerime düşen görev, bana verdikleri paradan bir fazlasını vermeye çalışmaktır. Böylece aramızda gizli bir sinerji doğdu. O yüzden bizim müşteri memnuniyetimiz yüzde doksanın çok üzerindedir. Benim onlara öyle bir sözüm var; sen bana işini emanet et, ben sana aldığım paranın karşılığından bir fazlasını vermezsem, bir sonraki işini bana verme… Her zaman böyle olmuştur. Bizlerden alışveriş yapan bütün yatırımcılar da buranın bir parçası olduklarını bilirler. Açık ve net olarak da söylerim. Satış esnasında da bu kavramdan bahsederim. Benimle çalışırsanız bir sonraki ürününüz çok daha güzel, çok daha iyi, çok daha gelişmiş, çok daha başka bir şey olacak… Yirmi küsur yıldan beri bunu yaparız. Bize ne para yatırırsanız, bir fazlasını vermeye talibiz. Paranızın tam karşılığı değil her zaman bir fazlasını veririz ve o çıta sürekli olarak yükseldi, bugünlere kadar geldi. 

40


Bu arada bir projemiz daha var; o da geliyor, çok sağlam bir temel üzerinde kurguluyoruz…

Şu an itibarıyla nerelere ihracat yapıyorsunuz? Bütün Afrika’ya ihracat yapıyoruz. 35 -40 ülke dolayındadır. Ama bizim işimizde ülkeye ihracat yapmıyoruz; kişilerle, proje bazlı çalışıyoruz. Afganistan’da birisinin bu projeye ihtiyacı mı var; gidip ona işi yapıyoruz. Hindistan’daki adamın mı ihtiyacı var; gidip ona yapıyoruz. Bizim bu kadar güçlü olmamızın iki sebebi var. Birincisi üretim kadromuzun güçlü olması, ikincisi montaj kadromuzun çok güçlü olmasıdır. Biz proje bazlı iş yapıyoruz ve direkt müşteriye yapıyoruz. Hatta % 90 müşteriye yapıyoruz. Bizim ihracatımız böyle gerçekleşiyor. Bayiliğimiz olması çok zor. Son kullanıcı, aracı istemiyor. Biz de son kullanıcıya iş yapıyoruz. Dünyanın 40’ı aşkın ülkesine proje bazlı iş yaparız.

Kaç kişiyle çalışıyorsunuz? Burada 200 kişiyiz. Bizim Türkiye’deki en yakın rakibimizin personel sayısı 70 kişi değildir. Al-

manya’da bir fuarda “Enerjini doğru kullan” mottosuyla Priapus heykeli dağıttık. Bütün Alman, İtalyan üreticiler bizden yıldılar, çünkü ortalık yıkıldı. Bu gerçek anlamda bir cesaret ve cürettir. Almanya’da Münih Ticaret ateşemiz geldi. “Buradan herkes bir şey alıyor! O nedir?” dedi.  Priapus, Çanakkale Lapsekilidir, İtalya’yı Yunanistan’ı dolaşmış bir ikondur ama Çanakkalelidir. Türkiye’de bağ ve bereket tanrısıdır, İtalya’da cinsellik tanrısı olarak yorumlanmış; Yunanistan’da da bereket tanrısı olarak yorumlanmıştır. Ayrıca Yunanistan’da adına para basılmıştır. Biz de en görünen yerine “Enerjini doğru kullan” yazdık, binlerce dağıttık. Artık bizi bilmeyen bir Avrupalı firma yoktur büyük ihtimal.

Cantek 90’lı yıllarda iş hayatına başladı. En büyük sıçramayı nerede yaptı, size göre? Kırılma eşikleriniz nelerdi? Bizde üç tane entresan vaka vardır. İlk yıl 10 tane soğuk depo yaptık. Daha sonra adamın biri geldi bize kocaman Mercedesiyle, 92 ya da 93 yılında geldi. “Benim Avsallar’da bir otelim var. Gelin siz soğuk depolara bir

bakın, orada bir deneyelim” dedi. Botanik Otel Rüstem Cömertoğlu. Botanik Otel’in de ufacık bir oteli var, kocaman soğuk odaları var. Gittim, baktım; dev gibi makineler var! Biz de paket cihaz yapıyoruz ama anlatamıyoruz millete. Öyle kocaman makinelere ihtiyaç yok, küçük makinelerle soğutabiliyoruz. O büyük makineler büyük paralardır! Çok eski bir soğutma firması Botanik Otel’e kamyon gibi soğutucuları getirmişler, koymuşlar. Soğuk odanın ebadı kadar operatörler var. Dünyada stil değişmiş, yöntem değişmiş, ufak makinelerle çalışıyoruz. Onlar 10-15 senelik makineler. Yeni mutfak olunca eski soğuk oda sökülüp yeni yapılacak. Adam bize inanmadı ilk önce. “Bunlar soğutmaz!” dedi. Biz de soğutmazsa geri alırız dedik ama varımız yoğumuz o depolar; elimizde bir kalsa bitmişiz demektir. İyi, kötü derken uygun fiyata verdik götürdük taktık. Biz de şaşırdık daha önce hiç bu ölçekte çalışmadık. Bir otel 25 tane soğuk odasını birden bize veriyor. Zaten o kadar soğuk oda bir otelde de olmaz. Meğerse Rüstem Abi’nin büyütme projesi varmış. Arkada büyük bir otel yaptırıyormuş. Organization Management Consulting

41


42


İş biterken bunu bize söyledi. “Bu kadar soğuk odayı ben ne yapayım, arkada bir blok daha yapıyoruz. Mutfak için bir daha uğraşmayacağım” dedi. Biz ondan öğrendik vizyon çizmeyi; bir işe başlamadan önce alt yapıyı hazırlamanın ne demek olduğunu. Biz yaptığımız işten hiç para kazanamadık ama o hurdalardan öyle bir para kazandık ki o para bize yetti de arttı bile. İkincisi, daha önce Alarko’nun getirip sattığı  meşhur Zanotti diye bir İtalyan makine vardı. Alanya’da Mis Süt bayisi Galip Abi’ler vardı. Mis Süt bayisi alıp dağıtıyor, çok güzel Boston panel Zanotti soğuk depo makineleriyle, çok güzel tesisleri var ama tesisi büyütecekler. Biz de apalama dönemlerindeyiz. Arayış içindeyiz birbirine benzemeyen makineler yapıyoruz; biri diğerine uymuyor; standart getiremiyoruz, arayış dönemindeyiz. Tekniği tamam ama makinelerin makyajı eksik. Geldiler, pazarlık edildi; adam yazı yazdı “Teklifinizi kabul ediyoruz, bu çalışma için havalenizi yapıyoruz” diye teklifimin kabul edildiğine dair bir mektup yazdı. Benim için çok önemlidir; bir İtalyan firmasına karşı Türk malı tercih ediliyor

diye. Onu 10 yıl kadar sakladım. Halen notlarımın arasındadır. Hakikaten onore edici, kritik bir yazıydı. Botanik Otel bize tesadüfi bir şekilde iş verdi, kötü bir firma da çıkabilirdik ama Rüstem Abi’nin bize söylediği bir söz vardı; “Merak etmeyin ben dedikoducu bir adam değilimdir. Ben senin hakkında hiç kötü bir şey söylemem. İyi iş yapsan da söylemem, kötü iş yapsan da söylemem. Kötü iş yaparsan söylemem; bana bakan rakipler benden görüp soğuk depo alırlarsa onlara da kötü iş yaparsın, onların işini de berbat edersin. Zaten iyi iş yaptıysan neden kötü iş yaptı diyeyim ki! Her iki türlü de sana kötü demem.” Büyük bir esnaftı kaybettik geçtiğimiz zamanlarda. Çok şey öğrendiğimiz bir adamdı. O işten sonra bütün otellerinin soğuk depolarını ben yaptım. Hala biz yaparız tüm soğuk depolarını.  Üçüncüsü de Limak’tır. Limak burada Limak Limra Oteli yapıyor. Yine Türkiye’nin en büyük inşaat yapan müteahhitlik  firmalarından bir tanesidir. Ahmet Yar, Türkiye’nin en büyük soğutma deposu yapan ismiydi, o yıllarda. Biz onlarla ve İtalyan Zanotti firmasıyla karşı karşıya

geldik. Orada da Limak bizi seçti. Biz o işi yaptık, bitirdik, teslim ettik. Bitirdikten sonra Sebahattin Abi, Nihat Bey’in kardeşi; özellikle bizi tebrik etmeye geldi. “Çok ucuz diye işi verdim, hayatta bitirebileceğinizi düşünmüyordum” dedi. Hâlbuki biz o işten hayatımızın parasını kazandık! “Çok güzel bir iş çıkardınız! Tebrik ederim!” dedi.  Bizim hayatımızda bu 3 önemli dönemeç var ama ben uzun vadede akıllı makine mantığının bizim için, Antalya için ve hem Türkiye, hem de dünya için çok önemli bir kavram olduğunu söylüyorum. Bu kavramı mutlaka kullanacaklar, çalacaklar, esinlenecekler ama dünyanın bütün soğutma makineleri çok yakında akıllı mantıklarla kumanda edilecek; çok daha az elektrik harcayacak ve hepsinin mantığı da bizim öngördüğümüz mantığa yakın olacak. Çünkü bu mantık doğru bir mantık. O yüzden kendi sektörümüze, 20 yılımızı doldurduktan sonra, böyle olgun ürünleri kendi sektörümüze verdiğimiz için işimizi doğru yapıyoruz diye kabul edebiliriz. Artık kendimizi, sektörümüze katkıda da bulunan olgunlaşmış bir firma olarak da sayabiliyoruz.

Organization Management Consulting

43


Projelerinizin Çerçevesi:

MantÄąksal Çerçeve YaklaĹ&#x;ÄąmÄą Esra KARLIOVA SOYSAL

B

u zamana kadar projelerin saÄ&#x;lÄąklÄą ve verimli bir Ĺ&#x;ekilde yol alabilmesi için analizlerin ne kadar Ăśnemli olduÄ&#x;unun altÄąnÄą çizdik. YapÄąlan sorun analizinden sonra oluĹ&#x;turulan hedef analizi ve bunlara ek olarak paydaĹ&#x; ve strateji analizleriyle projemizin temelini attÄąk. Bundan sonraki sĂźreçteyse yapÄąlan tĂźm bu analizler ÄąĹ&#x;ÄąÄ&#x;Äąnda, projemizin tanÄąmlamasÄąnÄą yapacaÄ&#x;ÄąmÄąz aĹ&#x;amaya geçiyoruz. Proje dĂśngĂźsĂź yĂśnetiminde en yaygÄąn kullanÄąlan ve verimli sonuçlar alÄąnmasÄąnÄą saÄ&#x;layacak metot ‘mantÄąksal çerçeve yaklaĹ&#x;ÄąmĹ’dÄąr. AB ve KalkÄąnma AjansÄą hibe programlarÄąnda da kullanÄąlan bir yĂśntem olan mantÄąksal çerçeve

46

yaklaĹ&#x;ÄąmÄą, projelerin Ăśzet bilgisini proje okuyan/deÄ&#x;erlendiren kiĹ&#x;iye sunan bir araçtÄąr.

MantÄąksal çerçeve yaklaĹ&#x;ÄąmÄąnÄąn yararlarÄą ÇŠ3D\GDÄ‘ODUĂ­QX]ODÄ‘PDVĂ­QĂ­ ve fikirlerin organize edilmesini saÄ&#x;lar. ÇŠ'XUXPDQDOL]LQLQKHGHIYH amaçlarÄąn sistematikleĹ&#x;tirilmesine yardÄąm eder. ÇŠ)DDOL\HWŠíNWĂ­DPDŠYHJHQHO amaç arasÄąndaki hiyerarĹ&#x;ik iliĹ&#x;kiyi kesin olarak ortaya koyar. ÇŠ$PDŠODUDQDVĂ­OQH]DPDQ ulaĹ&#x;ÄąlabileceÄ&#x;ini gĂśsterir. ÇŠ%DÄ‘DUĂ­J¸VWHUJHOHULQLULVNleri, kalite kriterlerini açĹk olarak tanÄąmlar.


ǩ6RUXPOXOXNODUíYHND\QDNları belirler, bunlarla faaliyetleri ilişkilendirir. ǩ3URMHILQDVPDQíQíVDßOD\DQ ve projeyi yürütenler arasındaki iletişime yardımcı olur. ǩ3URMHQLQGXUXPDQDOL]LYH planlamayla ilgili tüm adımlarını bir araya toplar. ǩ3URMHGHNLW¾PELOJL\L¸]RODrak ifade eder. ǩ+$7$2/$6,/,Þ,1,(1$=$ İNDİRİR.

Mantıksal çerçeve yaklaşımı, ne değildir? ǩ0DQWíNVDO©HU©HYHELU¾U¾Q olarak yapılmaz, bir sürecin yansıması ya da özetidir. ǩ*HQHOOLNOHQHIDDOL\HW\DSílacağı konusunda karar verilir. Sonra bir matris yapılıverir. Bu yaklaşımda mantıksal çerçeve bürokratik bir gereklilik olarak algılanabilir ve iyi sonuç vermeyebilir. Mantıksal çerçeve matrisi 9N’ye cevap verir. N1) Proje NEDEN yapılacak?

N2) Proje NEREYE ulaşmak istiyor? N3) Proje NE TÜR ürün ve hizmetler üretmek istiyor? N4) Projenin sonuçlarına NASIL ulaşılacak? N5) NE gibi dışsal kısıt ve riskler projenin başarısını etkileyebilir? N6) Başarı göstergeleri NELER olacak? N7) Bu göstergeler NEREDE bulunacak? N8) NE KADAR kaynak ve bütçeye ihtiyaç var? N9) Projenin başlaması için ön koşul NEDİR? Matriste yer alan dört sütunun kapsamı şöyledir: Birinci sütun projenin yapısını anlatır. Projenin katkıda bulunacak en genel hedef, projenin sağlamayı amaçladığı dönüşüm, bu dönüşüm için elde edilmesi gereken ürünler ve etkileri yaratacak olan faaliyetler bu sütunda yer alır. Bu sütun projenin hikâyesini anlatır.

İkinci sütun hedefe yaklaşma, amaca ulaşma, sonuçları gerçekleştirme durumlarını ölçeceğimiz başarı göstergelerinin neler olacağını gösterir. Üçüncü sütun ikinci sütundaki göstergelerin nasıl izleneceğini ve bilgi kaynaklarının nereden bulunacağını belirtilir. Dördüncü sütun ise projenin olumsuz hikâyesini anlatır. “Birinci sütunda belirtilen hikâyenin gerçekleşmesinin önünde bulunan ve projenin kontrolü dışında kalan engeller nelerdir?” sorusunu sorar. Eğer bu engeller ortadan kaldırılamıyorsa, varsayım olarak son sütunda belirtilir. Dolayısıyla dördüncü sütun projenin her adımının gerçekleşmesi için gerekli olan dışsal koşulları tanımlar. Özetle, mantıksal çerçeve yaklaşımı; kervanı yolda düzmek yaklaşımının tersine, henüz hiçbir faaliyet ve maliyet gerçekleşmemişken, sürecin tamamını planlamaya, muhtemel riskleri ve alınacak tedbirleri öngörmeye sevk eden son derece önemli ve gerekli bir yaklaşımdır. Mantıksal çerçeve yaklaşımı bu 9 sorunun cevabını veren bir matristir.

Organization Management Consulting

47


Konser Filmi “Love in Porfino” İle Turizm Tanıtımı… Avni AKER

Ç

ocukluğumun unutulmaz şarkılarından biri, dalgaların kumsala vurmasıyla başlayan, değişik bir aksan ve sesle söylenen yarı İtalyanca, yarı İngilizce bir şarkı, “I found my love in Portofino / Aşkımı Portofino’da buldum”. Yıl 1959 ve şarkıyı söyleyen, Mısır asıllı İtalyan, dönemin en ünlü Fransız şarkıcılarından biri, Dalida! Şarkı İtalya’nın Ligurya bölgesindeki ünlü Liman Kenti Cenova’ya bağlı küçük balıkçı köyü “Portofino”daki bir aşk hikâyesini, harika bir beste ve sesle anlatıyor. Şarkı, o zamana kadar ilk kez bir plakta kullanılan dalga efektleri ile dinleyenler üzerinde, “gidip burayı göreyim, gezeyim” etkisi yaratıyor. Düşünün, Portofino’nun bu-

48

günkü nüfusu 500 kişi bile değil. Beste, şarkıcı, yorum, efektler küçük denilemeyecek, minik bir balıkçı köyünü dünya turizm piyasalarına taşıyor! Şarkı, uzun yıllar başka şarkıcılar ve orkestralar tarafından yorumlandı. Ama akılda Dalida’nın o büyüleyici sesi kaldı. Bizler de bu şarkıyı çok benimsedik; o yıllarda ve hâlâ radyolarımızda şarkı zevkle dinleniyor, düğünlerde orkestralarımız Portofino’yu seslendiriyor, gençler bu güzel müzikle dans ediyor; bazıları ise gençlik aşklarını hatırlamadan edemiyor. İtalyanlar, işte bu şarkı ve organizasyonla Turizm’de bir yöreyi dünyaya tanıtmak için neler yapılabileceğini yarım asır önce bizlere ispatlamışlardı.


Yıllar sonra, yine bir İtalyan tenor ile Amerikalı yapımcı, bu sihirli şarkıdan yola çıkarak bir “Konser Filmi” hazırladılar. Tenor Andrea Bocelli’nin nefis şarkıları ile yer aldığı “Love in Portofino” filmi Antalya’da Mart ayı içerisinde dört haftada dört kez gösterime girdi. Bunlardan birinde filmi izleme şansımız oldu. Andrea Bocelli’nin Amerikalı Soprano Sarah Brightman ile 1997 yılında bir konserde düet yaptığı, “Con te Partiro / It’s time to say goodbye” adlı harika eser YouTube’ta 25 milyonun üzerinde tıklanmış bulunuyor. Bocelli’nin son albümü “Passione / Tutku” (Love in Portofino) dahil; opera aryaları, pop opera ve güncel müzik eserlerinden oluşan 27 albümü var. Film, Andrea Bocelli’nin evinde bir sohbetle başlıyor. Sunucu, Andrea ve eşi Veronica Berti ile konuşuyor. Piyano’da kısa bazı parçalar çalıyor, o sırada 11 aylık kızı annesinin kucağına geliyor. Andrea, kızının piyano sesinden, müzikten hoşlandığını söylüyor. Sohbeti gerçekleştiren bayan ve Bocelli ailesi sıcak ve samimi bir ortamda söyleşiyi sürdürüyorlar. Daha sonra bir tepeden Portofino’yu görüyoruz, 12 yaşında gözleri kör olan Bocelli, tepeden etrafı seyrediyor gibi yazın sıcağını ve esintilerini duyumsu-

yor, gülümsüyor, bu sahneler ve görüntüler izleyicilere de bunları hissettiriyor. Portofino, denize dik inen yamaçların kıyı ile birleştiği dar bir şerit üzerine yerleşmiş, üçgen şeklinde küçük bir mekân, hatta yerleşim görünümünde. Üçgenin kara yönünde arkaya doğru giden, yine iki dağın arasında kalmış bir yol… Deniz düzeyinde dağ yamacına yaslanmış tek sıra birbirine bitişik dört katlı, sarı, turuncu, rengârenk boyalı evler. Evlerin pencereleri, küçük çıkma şeklinde balkonlar, tipik Akdeniz mimarisinin izlerini taşıyor. Bu yerleşmenin önünde yine “V” şeklinde sağlı

sollu yüksek kayalar arasında bir koy! İşte burası ünlü “Portofino!” Andrea Bocelli, dört yıl aradan sonra ülkemizde de Ocak ayında satışa sunulan “Passione /Tutku” albümünü ilk kez eşsiz güzellikteki (!) Portofino’da özel bir davetli grubuna verdiği konserle sevenleriyle paylaşıyor. Bu romantik geceye ev sahipliği yapan David Foster’ın aynı zamanda prodüktörlüğünü de yaptığı konser kaydı ses, ışık ve görsel zenginliği ile sinema salonunda da izleyenleri büyülüyor. Konser filmi dijital surround ses teknolojisi ile ülkemizde sadece belli sinemalarda gösterime giriyor.

Organization Management Consulting

49


Film, 11-12 Ağustos 2012 tarihinde Portofino’da kayda alınmış. İlk gösterimi, 21 Ocak 2013 günü Londra’da yapılmış. Filmin Avrupa’da gösterime girmesi için özellikle “14 Şubat Sevgililer Günü” seçilmiş! Özetle, konser filmi profesyonelce düşünülmüş, profesyonelce pazarlanmış bir yapım örneği. Çoğunluğu yaylılardan oluşan otuz kişilik Portofino Orkestrası’na gitar, keyboard ve perküsyondan oluşan David Foster’in ekibi eşlik ediyor. Yapımcı, kompozitör, piyanist, 16 Grammy ödüllü David Foster; piyanosu ile Andrea Bocelli’ye eşlik ettiği gibi her şarkının arasında onunla sohbet ediyor. Foster aynı zamanda bazı parçalarda Andera Bocelli’ye eşlik eden ünlü sanatçıları takdim

ediyor. Bunların arasında akordeon, saksafon, ağız armonikası, keman ustaları ile dansçılar ve vokal Bocelli ile düet yapan sanatçılar var.

teknelerden, yatlardan herkes konseri zevkle izliyor. Kimileri müzik eşliğinde meydanın bir köşesinde ya da yatların içinde dans ediyorlar.

Sahne, Portofino meydanındaki alana yerleştirilmiş, ışıklandırma binaların üzerinden yapılmış. Filmin yönetmeni David Horn ve ekibi, akşamüstü güneş batarken çekime girmişler. Etrafın kararmasıyla birlikte ışıklar yanıyor, çevre başka bir atmosfere bürünüyor. Sahnenin ön kısmında masalar var, çevresinde ünlü sanatçılar yer alıyor. Michael Caine, Ornella Muti ve Paul Anka bir ara David Foster tarafından övgü dolu sözlerle izleyicilere tanıtılıyor. Çevredeki binaların balkonlarından, pencerelerinden ve koydaki

Müzik prodüktörlüğü’nü David Foster’in yaptığı filmde özellikle en güzel aşk şarkıları seçilmiş, “Cinema Paradiso”, “Senza Fine”, “Quizas Quizas Quizas”, ünlü Fransız şarkıcı Edith Piaf’ın sesi de kullanılarak, “La Vie en Rose” seslendiriliyor. Popülerliğinden hiç kaybetmemiş olan “Besame Mucho” şarkısı, Alman Soprano Helene Fisher ile “When I Fall in Love”, eşi soprano Veronica Berti ile “Something Stupid” ve son olarak da “I Found My Love in Portofino”yu söylüyor. Ancak, alkışlar üzerine İngilizce sözleri Paul Anka tarafından 1967 yılında yazılmış ve Frank Sinatra’nın yorumu ile tanınmış, “My Way” ile konser bitiyor. Sinema’da Konser Filmi bitiyor ama herkesin kulaklarında o güzelim aşk şarkıları, o güzel görüntüler ve uyum, her anı ve karesi profesyonelce hazırlanmış müzik yolculuğunun seyahate dönüşme isteğiyle, Portofino’ya* gitme hayali ile salondan çıkıyorsunuz… Başka ne söyleyeyim… İyi yolculuklar… Esen kalın… *Portofino / Son Liman

50


Bir Karekodunuz Bile Yok mu? Erol KABADAYI

Karekod (QR Kod) Nedir? Eminim Karekod’u (veya QR Kod) birçok yerde duydunuz, ilginizi çekti ve önemli bir şey olduğunu da fark ettiniz. Ama tam olarak ne olduğunu ve ne işe yaradığını merak ediyorsunuz değil mi?

ulaşıyor.

Japonya’da başlayan bir hikayesi var Karekod’un. Bugün üretim hatlarında kullanılan birçok yöntemin ve yaklaşımın fikir babalığını yapan Toyota burada da karşımıza çıkıyor. Karekod, Toyota tarafından üretilen otomobillerin üretim hattındaki takibini daha hızlı ve hatasız yapabilmek için 1994 yılında Denso Wave şirketi tarafından icat edilen patentli bir teknoloji ve ticari bir marka.

QR = Quick Response (Hızlı Yanıt)

Patenti elinde bulunduran Denso Wase’in bu teknolojiyi herkesin serbestçe kullanabilmesine izin vermesiyle birlikte Karekod’un yükseliş serüveni başlıyor ve Uzakdoğu ülkelerindeki popülerliği batı ülkelerine kadar hızla

52

Bugün; süpermarket raflarından dergilere, kartvizitlerden billboard reklamlarına, televizyon reklamlarından web sayfalarına kadar bir çok yerde Kerekod’u görebiliyoruz.

Peki, tam olarak nedir bu Karekod veya QR Kod dediğimiz şey? Kelime anlamı olarak bakarsak; Türkçe’ye “Hızlı Yanıt” diye çevirebileceğimiz İngilizce “Quick Response” sözcüklerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltma. Karekod’lar standart barkodlara göre çok daha hızlı okunabiliyor ve 100 kata kadar daha fazla veri tutabiliyor. Ayrıca çizilme, bozulma ve yıpranmalara karşı da %30 oranında hata toleransına sahip. Yani karekodun bir kısmı silinse veya kirlense bile karekod içinde tutulan veri kaybolmuyor ve okunabiliyor.


Neye Benziyor? Hemen sol tarafta standart bir karekod görebilirsiniz. Karekodlar genellikle beyaz zemin üstüne siyah noktalardan oluşan bir kodlama biçimine sahip. (Ama farklı renklerde olanları da mevcut) Karekod’da tutulmak istenen veri, bir yazılım sayesinde resimdeki gibi çıplak gözle okunamayan görsel bir koda dönüştürülür. Bu görsel kod; bugün birçoğumuzun kullandığı akıllı telefon ve tabletlere yüklenen mobil uygulamalar ve telefon kamerası sayesinde okunur ve içindeki veri ortaya çıkartılır.

Ne Tür Verileri Tutar? Kabaca bir sayı vermek gerekirse yaklaşık 7.000 harften ve rakamdan oluşan bilgiyi hiç çekinmeden karekod içine gömebilirsiniz. Karekod’da tuttuğunuz bilgi; ürettiğiniz pencere köşebentinin üretim numarası ve üretim tarihi olabileceği gibi kartvizitinizde yer alan telefon, eposta ve internet adresi gibi bilgiler de olabilir. Karekod’da hangi veriyi tutacağınız sektörünüze ve ihtiyacınıza göre değişebilir ama bilmeniz gereken tek şey karekodun yüksek

kapasitede veri tutma yeteneğine sahip olduğudur.

sitesi ve yazılım var. Sizin için seçtiğimiz uygulamalar şöyle:

ǩ

'¾]PHWLQ

ǩ

KWWSZZZTUVWXIIFRP

ǩ

:HEDGUHVL

ǩ

KWWSTUFRGHND\ZDFRP

ǩ

(SRVWDDGUHVL

ǩ

KWWSJRTUPH

ǩ

7HOHIRQQXPDUDVí

ǩ

.LđLGRV\DVí

ǩ

.íVDPHVDMELOJLVL

ǩ +DULWDORNDV\RQXYEELOJLleri karekod içinde tutabilirsiniz.

Karekod Nasıl Üretilir? İnternette; karekod üretmenize yardımcı olabilecek onlarca web

Bu web sayfalarından dilediğiniz tipte karekodu saniyeler içinde oluşturabilir ve resim dosyası olarak bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

Nerelerde Kullanılır? Karekodun en temel işlevini; bilginin taşınması, paylaşılması ve dağıtılmasını kolaylaştırmak olarak özetleyebiliriz.

Organization Management Consulting

53


Karekodu; tanÄątÄąm, pazarlama, satÄąĹ&#x; ve Ăźretim gibi farklÄą sĂźreçlerinize adapte edebilirsiniz. YukarÄąda verdiÄ&#x;imiz web sitelerini kullanarak ĂźrettiÄ&#x;iniz karekodlarÄąn kullanÄąm alanlarÄąna birkaç Ăśrnek vermek gerekirse: ÇŠ žUžQOHULQL]LQKHUELULQH tanÄąmlayÄącÄą bir karekod yapÄąĹ&#x;tÄąrabilirsiniz, ÇŠ 'HUJLJD]HWHELOOERDUGYH televizyon gibi bĂźtĂźn gĂśrsel mecralarda, içinde karekod bulunan, reklamlar yayÄąnlayabilirsiniz, (Ă–rneÄ&#x;in gazetede yayÄąnlanan emlak ilanlarÄąnÄązÄą karekodlara gĂśmerek az yer kaplamasÄąnÄą saÄ&#x;layabilir ve daha az reklam Ăźcreti Ăśdeyebilirsiniz. Karekodu okutan herhangi bir kiĹ&#x;i ilanÄąn detayÄąna telefonundan veya tabletinden ulaĹ&#x;abilir.) ÇŠ %HOHGL\HEDÄ‘NDQĂ­\VDQĂ­] Ĺ&#x;ehrin çeĹ&#x;itli yerlerine bilgi verici karekodlar yerleĹ&#x;tirtebilirsiniz. KarekodlarÄą okutan turistler o yer hakkÄąnda detaylÄą bilgi alabilir,

54

ÇŠ 5HVWRUDQODUGDNLPHQžOHUH karekod koyabilir ve mĂźĹ&#x;terinizin karekodu okutarak puan kazanmasÄąnÄą ve sipariĹ&#x; vermesini saÄ&#x;layabilirsiniz, ÇŠ .DUWYL]LWOHULQL]GHNDUHNRG kullanabilirsiniz. Kartivizitinizdeki karekodu okutan kiĹ&#x;i size ait bilgileri çabucak kendi telefonuna kaydedebilir, ÇŠ ‰DOĂ­Ä‘DQODUĂ­QĂ­]Ă­Q\DNDNDUWlarÄąna karekodlar yerleĹ&#x;tirebilir ve hareketlerini karekodlar ĂźstĂźnden gĂśzlemleyebilirsiniz. ÇŠ ĂŹQGLULPOHULQL]LYHNDPSDQyalarÄąnÄązÄą karekodlar içine gĂśmebilir ve sosyal aÄ&#x;lardan paylaĹ&#x;abilirsiniz, ÇŠ 7Lđ¸UWNDKYHNXSDVĂ­YE promosyon ĂźrĂźnleriniz varsa bunlarÄąn ĂźstĂźnde size link vereceÄ&#x;iniz karekodlar kullanabilirsiniz. ÇŠ ĂŹÄ‘\HPHĂ&#x;LGžĂ&#x;žQYEGDYHtiyelerinizde kullanabilirsiniz. Karekodu kullanabileceÄ&#x;imiz yĂźzlerce alandan sadece birkaçĹnÄą

burada saymaya çalÄąĹ&#x;tÄąm. Siz kendi ihtiyacÄąnÄąz doÄ&#x;rultusunda daha yaratÄącÄą olabilir ve farklÄą kullanÄąm alanlarÄą bulabilirsiniz.

Karekod NasÄąl Okutulur? AkÄąllÄą telefon ve tabletlerinize yĂźkleyebileceÄ&#x;iniz mobil uygulamalar sayesinde karekodlarÄą okutabilirsiniz. Bu uygulamalar ne yazÄąk ki cihazlarÄąnÄąza Ăśnceden yĂźklenmiĹ&#x; deÄ&#x;ildir. Peki, hangi uygulamayÄą kullanacaÄ&#x;ÄąnÄązÄą seçmeniz ve cihazÄąnÄąza yĂźklemeniz gerekir? Ä°Ĺ&#x;inizi kolaylaĹ&#x;tÄąrmak için sizin için birkaç karekod okuyucu seçtim: ÇŠ KWWSEDUNRGRNXQXUFRP : iPhone ve iPad’lerinizde Ăźcretsiz olarak kullanabileceÄ&#x;iniz en iyi uygulamalardan biri. Android versiyonunun da yakÄąnda hazÄąr olacaÄ&#x;Äą yazÄąyor web sayfalarÄąnda. ÇŠ KWWSUHDGHUND\ZDFRP Hem iOS hem de Android versiyonu mevcut.


Sonuç Şirketinizde bugüne kadar karekod namına hiçbir şey yapmadıysanız şimdi yapmanın tam zamanı. İlk önce kartvizitlerinizi yenileyerek başlayabilirsiniz. Ardından da dergi ve gazete ilanlarınızın bir köşesine özel bir karekod koyabilir ve reklamınızı gören kişileri web sitenize gelmesini sağlayabilirsiniz. Daha sonra mı? Orası sizin yaratıcılığınıza kalmış.

ǩ 4UDIWHUǞKWWSNHUHPHUkan.net : Sadece iPhone ve iPad versiyonu mevcut. ǩ KWWSZZZLQLJPDFRP İOS, Android, Blackberry ve Windows versiyonları mevcut. Burada sizinle paylaştığım dört uygulamadan ikisinin Türkiye’de geliştirildiğini ek bir bilgi olarak vermek isterim. Her biri on binlerce kişi tarafından kullanılan bu uygulamalardan herhangi birini cihazınıza yükleyerek karekod okumaya hemen başlayabilirsiniz.

Neden Karekod? Karekodun gözle okunama-

masının yarattığı merak duygusu oldukça önemlidir. İçinde ne tür bir bilgi olduğunu öğrenmek isteyen kişiler tarafından yoğun olarak okutulan karekodlar; küçük olmaları, kolay taşınabilmeleri ve yüksek miktarda veriyi tutabilmeleri sayesinde pazarlama faaliyetlerinize yeni bir soluk getirecektir.

Yaratıcılık demişken; en başarılı karekod kullanımlarından birini sizinle paylaşmak istiyorum. Güney Kore’li perakende zinciri Emart’ın öğle saatlerinde büyük düşüş gösteren satışlarını karekod kullanarak nasıl artırdığını görmek için tek yapmanız gereken aşağıdaki karekodu okutmak.

ǩ .XOODQíPíNROD\GíUYH©Dbuk üretilir, ǩ

0HUDNX\DQGíUíU

ǩ 3D\ODđPDVíNROD\GíU.DUHkod içeren bir resim sosyal ağlarda ve diğer dijital kanallarda hızla yayılabilir,

Bir sonraki sayıda görüşmek üzere, şimdilik hoşça kalın.

Organization Management Consulting

55


Anonim Şirketlerde Sermaye Artırımı

6102

Sayılı Türk Ticaret Kanunu anonim şirketlerde sermaye artırımını üç şekilde düzenlemektedir. 459 madde Sermaye Taahhüdü Yoluyla Artırım, 462 madde İç Kaynaklardan Sermaye Artırımı 463 üncü madde ise Şarta Bağlı Sermaye Artırımı’nı düzenlemektedir. Biz burada kısaca her üç tür sermaye artırımının nasıl ve ne şekilde yapılacağına değineceğiz.

GENEL OLARAK İç kaynaklardan yapılan artırım hariç, payların nakdi bedelleri tamamen ödenmediği sürece sermaye artırılamaz. Sermayeye oranla önemli sayılmayan tutarların ödenmemiş olması sermaye artırımını engellemez. Sermaye artırımına, esas sermaye sisteminde 459 uncu maddeye göre genel kurul; kayıtlı sermaye sisteminde, 460 ıncı madde gereğince, yönetim kurulu karar verir. Esas

56

sözleşmenin ilgili hükümlerinin, gerekli olduğu hallerde izni alınmış bulunan değişik şekli, genel kurulda değiştirilerek kabul edilmişse, bunun Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nca onaylanması şarttır. Sermaye artırımı, genel kurul veya yönetim kurulu kararı tarihinden itibaren üç ay içinde tescil edilemediği takdirde, genel kurul veya yönetim kurulu kararı ve alınmışsa izin geçersiz hale gelir ve bu aşamada ödeme yapan pay sahiplerine yaptıkları ödemeler 345 madde uyarınca iade edilir. Sermayenin artırımı ticaret siciline tescil ve ilân edilir.

YÖNETİM KURULUNUN BEYANI Yönetim kurulu tarafından sermaye artırımının türüne göre bir beyan imzalanır. Beyan, bilgiyi açık, eksiksiz, doğru ve dürüst bir şekilde verme ilkesine göre hazırlanır.


Yönetim kurulu tarafından hazırlanan bu beyanda; a) Nakdi sermaye konuluyorsa; artırılan kısmın tamamen taahhüt edildiği, kanun veya esas sözleşme gereğince ödenmesi gerekli tutarın ödendiği; ayni sermaye konuluyor veya bir ayın devralınıyorsa bunlara verilecek karşılığın uygun olduğu,bu tür sermayenin ve devralmanın gerekliliğine, bunların şirkete olan yararlarına ilişkin belgeli, gerekçeli ve kesin ifadeli açıklamalar yer alır. Ayrıca, şirket tarafından iktisap edilen menkul kıymetlerle, bunların iktisap fiyatları, söz konusu menkul kıymetleri çıkaranların son üç yıllık, gereğinde konsolide finansal tablolarının değerlemelerine ve çözümlenmelerine ilişkin bilgiler, şirketin yüklendiği önemli taahhütler, makina ve benzerleri malların ve herhangi bir aktif değerin alımına ilişkin bağlantılar, fiyatlar, komisyonlar ile her türlü borçlar, emsalleriyle karşılaştırılarak, açıklanır. Ayrıca devralınan ayni sermaye, aynın türü, değerlendirmenin yöntemi, isabeti ve haklılığı; bir borcun takası söz konusu ise, bu borcun varlığı, geçerliliği ve takas edilebilirliği; sermayeye dönüştürülen fonun veya yedek akçenin serbestçe tasarruf olu-

nabilirliği; gerekli organların ve kurumların onaylarının alındığı; kanuni ve idari gerekliliklerin yerine getirildiği; rüçhan hakları sınırlandırılmış veya kaldırılmışsa bunun sebepleri, miktarı ve oranı; kullanılmayan rüçhan haklarının kimlere, niçin, ne fiyatla verildiği hakkında belgeli ve gerekçeli açıklamalar yer alır.

garanti verilir.

b) İç kaynaklardan yapılan sermaye artırımının hangi kaynaklardan karşılandığı, bu kaynakların gerçekliği ve şirket malvarlığı içinde varoldukları konusunda

1-SERMAYE TAAHHÜDÜ YOLUYLA ARTIRIM a- Esas sermaye sisteminde

c) Şartlı sermaye artırımının ve uygulamasının kanuna uygunluğu belirtilir. d) Hizmet sunanlara ve diğer kimselere ödenen ücretler, sağlanan menfaatler hakkında, emsalleriyle karşılaştırma yapılarak, bilgi verilir.

Artırılan sermayeyi temsil eden payların tamamı ya değişik esas sözleşmede ya da iştirak taahhütnamelerinde taahhüt edilir. İştirak taahhüdü, yeni pay almaya ilişkin 461 inci madde çerçevesinde, kayıtsız, şartsız ve yazılı olarak yapılır. İştirak taahhütnamesi, taahhütnamenin verilmesine sebep olan sermaye artırımı belirtilerek; taahhüt edilen payların sayılarını, itibari değerlerini, cinslerini, gruplarını, peşin ödenen tutarı, taahhütle bağlı olunulan süreyi ve varsa çıkarma primi ile taahhüt sahibinin imzasını içerir. Bu tür sermaye artırımında ayni sermaye konulmasına 342 ve 343 üncü, bedellerin ödenmesine 344 ve 345 inci, halka arz edilecek paylara 346 ncı, ihraç edilecek paylara 347 nci madde kıyas yoluyla uygulanacaktır. Organization Management Consulting

57


maddesinin yeni şekli, yönetim kurulunca tescil ettirilir. Sermaye Piyasası Kanunu’nun halka açık anonim şirketlere ilişkin hükümleri saklıdır. Pay Sahiplerinin Rüçhan Hakkı

b-Kayıtlı sermaye sisteminde Halka açık olmayan bir anonim şirkette, ilk veya değiştirilmiş esas sözleşme ile, esas sözleşmede belirlenen kayıtlı sermaye tavanına kadar sermayeyi artırma yetkisi, yönetim kuruluna tanındığı takdirde, bu kurul, sermaye artırımını, bu Kanundaki hükümler çerçevesinde ve esas sözleşmede öngörülen yetki sınırları içinde gerçekleştirebilir. Bu yetki en çok beş yıl için tanınabilir. Sermayenin artırılabilmesi için, yönetim kurulu, esas sözleşmenin sermayeye ilişkin hükümlerinin, 333 üncü madde uyarınca gerekli olması halinde, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’ndan izni alınmış şekillerini, sermayenin artırılmasına ilişkin kararını, imtiyazlı paylara ve rüçhan haklarına ilişkin sınırlamaları, prime dair kayıtları ve bunun uygulanması hakkındaki kuralları, esas sözleşmede öngörüldüğü şekilde ilan eder ve internet sitesinde yayımlar. Yönetim kurulu, bu kararında; artırılan sermayenin tutarını, çıkarılacak yeni payların itibari değerlerini, sayılarını, cinslerini, primli ve imtiyazlı olup olmadıklarını, rüçhan hakkının sınırlandırılıp sınırlandırılmadığını, kullanılma şartları ile süresini belirtir ve bu hususlarla kamuyu aydınlatma ilkesi uyarınca gerekli olan diğer konularda bilgi verilmelidir. Çıkarılacak yeni payların taahhü-

58

dü, ödenmesi gereken en az nakdi tutar, ayni sermaye konulması ve diğer konular hakkında 459 uncu madde hükümleri kıyas yoluyla uygulanacaktır.Yönetim kurulunun, imtiyazlı veya itibari değerinin üzerinde pay çıkarabilmesi ve pay sahiplerinin yeni pay alma haklarını sınırlandırabilmesi için esas sözleşmeyle yetkilendirilmiş olması şarttır. Yönetim kurulu kararları aleyhine, pay sahipleri ve yönetim kurulu üyeleri, 445 inci maddede öngörülen sebeplerin varlığı halinde kararın ilanı tarihinden itibaren bir ay içinde iptal davası açabilirler. Bu davaya 448 ila 451 inci maddeler kıyas yoluyla uygulanır. Sermaye artırımının yukarıdaki hükümlere uygun olarak gerçekleştirilmesinden sonra, çıkarılmış sermayeyi gösteren esas sözleşmenin sermaye

Her pay sahibi, yeni çıkarılan payları, mevcut paylarının sermayeye oranına göre, alma hakkını haizdir. Genel kurulun, sermayenin artırımına ilişkin kararı ile pay sahibinin rüçhan hakkı, ancak haklı sebepler bulunduğu takdirde ve en az esas sermayenin yüzde altmışının olumlu oyu ile sınırlandırılabilir veya kaldırılabilir. Özellikle, halka arz, işletmelerin, işletme kısımlarının, iştiraklerin devralınması ve işçilerin şirkete katılmaları haklı sebep kabul olunur. Rüçhan hakkının sınırlandırılması ve kaldırılmasıyla, hiç kimse haklı görülmeyecek şekilde, yararlandırılamaz veya kayba uğratılamaz. Nisaba ilişkin şart dışında bu hüküm kayıtlı sermaye sisteminde yönetim kurulu kararına da uygulanır. Yönetim kurulu, rüçhan hakkının sınırlandırılmasının veya kaldırılmasının gerekçelerini; yeni payların primli ve primsiz çıkarılmasının sebeplerini; primin nasıl hesaplandığını bir rapor ile açıklar. Bu rapor da tescil ve ilan edilir. Yönetim kurulu yeni pay alma hakkının kullanılabilmesinin esaslarını bir karar ile belirler ve bu kararda pay sahiplerine en az on beş gün süre verir.


Karar tescil ve 35 inci maddedeki gazetede ilan olunur. Ayrıca şirketin internet sitesine konulur. Rüçhan hakkı devredilebilir. Şirket, rüçhan hakkı tanıdığı pay sahiplerinin, bu haklarını kullanmalarını, nama yazılı payların devredilmelerinin esas sözleşmeyle sınırlandırılmış olduğunu ileri sürerek hiçbir şekilde engelleyemez.

2-İÇ KAYNAKLARDAN SERMAYE ARTIRIMI Anonim şirketin esas sözleşmesi veya genel kurul kararıyla ayrılmış ve belirli bir amaca özgülenmemiş yedek akçeler ile kanuni yedek akçelerin serbestçe kullanılabilen kısımları ve ilgili mevzuatın bilançoya konulmasına ve sermayeye eklenmesine izin verdiği fonlar sermayeye dönüştürülerek sermaye iç kaynaklardan artırılabilir. Sermayenin artırılan kısmını, iç kaynaklardan karşılayan tutarın şirket bünyesinde gerçekten varolduğu, onaylanmış yıllık bilanço ve yönetim kurulunun vereceği açık ve yazılı bir beyanla doğrulanır. Bilanço tarihinin üzerinden altı aydan fazla zaman geçmiş olduğu takdirde, yeni bir bilanço çıka-

rılması ve bunun yönetim kurulu tarafından onaylanmış olması şarttır. Bilançoda sermayeye eklenmesine mevzuatın izin verdiği fonların bulunması halinde, bu fonlar sermayeye dönüştürülmeden, sermaye taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırılamaz. Hem bu fonların sermayeye dönüştürülmesi hem de aynı zamanda ve aynı oranda sermayenin taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırılabilir. Artırım genel kurul veya yönetim kurulu kararının ve esas sözleşmenin ilgili maddelerinin değişik şeklinin tescili ile kesinleşir. Tescil ile o anda mevcut pay sahipleri mevcut paylarının sermayeye oranına göre bedelsiz payları kendiliğinden iktisap ederler. Bedelsiz paylar üzerindeki hak kaldırılamaz ve sınırlandırılamaz; bu haktan vazgeçilemez. İç kaynaklardan sermaye artırımı yeni bir hüküm olup kanunda sadece bir madde ayrılmış bulunmaktadır. İç kaynaklardan sermaye artırımının bedelsiz pay ihracına ilişkin fonlarla ilgili, fonların vergi hukuku ile sıkı bağlantı içinde bulunduğu, vergiye tâbi fonların işlemezliğe mahkum olduğu unutulmamalıdır. İç

kaynaklardan sermaye artırımı VUK m. 298, 298 mükerrer ve enflasyon muhasebesi sebebiyle de geçici 25 inci maddede ayrıntılı hükümlere bağlanmıştır. Bu fonların neler olduğuna bakacak olur isek, Vergi Usul Kanunu’nun “Enflasyon düzeltmesi ve yeniden değerleme oranı” başlıklı mükerrer 298 maddesinde düzenlendiği üzere; kazançlarını bilanço esasına göre tespit eden gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri fiyat endeksindeki artışın, içinde bulunulan dönem dahil son üç hesap döneminde %100’den ve içinde bulunulan hesap döneminde % 10’dan fazla olması halinde mali tablolarını enflasyon düzeltmesine tabi tutarlar. Enflasyon düzeltmesi uygulaması, her iki şartın birlikte gerçekleşmemesi halinde sona erer. Kapsama giren mükellefler, geçici vergi dönemlerinin sonu itibarıyla mali tabloları düzenlemek ve enflasyon düzeltmesi yapmak zorundadırlar. Geçici vergi dönemlerinde yukarıda belirtilen oranların tespitinde, son üç hesap dönemi yerine üçer aylık dönemlerin son ayı dahil önceki otuzaltı ay ve içinde bulunulan hesap dönemi yerine son on iki ay dikkate alınır. Organization Management Consulting

59


çıkarılması, yani kolaylaştırılmış envanter yönteminin (TK m. 67) veya değerlemeyi basitleştirici yöntemlerin (TK m. 81), (somut olay gerçeği izin veriyorsa) mümkündür.

Bir hesap dönemi içindeki geçici vergi dönemlerinin herhangi birinde düzeltme yapılması halinde takip eden geçici vergi dönemlerinde ve içinde bulunulan hesap dönemi sonunda da düzeltme yapılmalıdır. Anılan maddelerin bazı maddî hukuk kurulları içerdikleri, bazı vergi hukuku hükümlerinin maddî hukuk normu niteliğini de haiz oldukları gerçektir. Bu sebeple 462 nci madde bu konudaki esasları öngörmüş ve vergi hukuku bünyesinde yer alan ilgili hükümlerin maddî hukuk niteliklerini tanımıştır. Maddede mevzuata ve fonlara bu amaçla göndermeler yapılmış olup ayrıca artırma usulüne ilişkin kurallar da getirilmiştir. Kanun diğer mevzuatlarda yer alan iç kaynakları göstermekte ve mevzuattaki fonlara gönderme yapmaktadır. İç kaynaklar sınırlı sayı karakter taşımaz; fonlar ise belirlenmeden mevzuatta sermayeye eklenmesine cevaz verilen fonlar olarak tanımlanmıştır. Söz konusu iç kaynaklar esas sözleşme ve/veya genel kurul kararıyla ayrılmış (isteğe bağlı) yedek akçeler ile, kanunî yedek akçelerin serbest kısımlarıdır. Diğer mevzuatta ise fonlar söz konusudur. Bunların örnekleri yeniden değerleme, iştirak ve taşınmaz satış hasılatı ve enflasyon fonudur. Bu tür sermaye artırı-

60

mında, kullanılan iç kaynağın şirkette gerçekte var olup olmadığı ve varlığı belirlenirse bu kaynağın artırımda kullanılan miktarda var olup olmadığı esas denetlenmesi gereken sorundur. İç kaynağın ve miktarının belirlendiği bilançonun tarihi ile raporların tarihi arasında en çok altı ay bulunabilir. Bu süre aşılmışsa kanun iç kaynağın kullanılmış olması olasılığını bir varsayım olarak kabul etmekte ve iç kaynağın daha yeni tarihli bir bilanço ile doğrulanmasını öngörmektedir. Bu bilançonun genel kurulca onanmış olması şart değildir. İşlem denetçisinin onayı yeterlidir. Yeni bilançonun eskisinin değerlerinin revizyonu suretiyle

Pay sahiplerinin korunması amacıyla konulmuş, istisnası bulunmayan, başka bir deyişle hiçbir sebeple bertaraf edilemeyecek olan emredici bir kuraldır. Uygulamada, bazı şirketlerin, bilançoda sermayeye eklenebilecek bir fon mevcutken veya böyle bir fonun hesaplanıp bilançoya konulması yolu açıkken, önce nakdî sermaye artırımı yaparak ve çoğu kez bunun miktarını yüksek tutarak, artırıma bazı pay sahiplerinin katılamamalarından diğer bir grup pay sahibine yarar sağladıkları görülmektedir. Kanun buna cevaz olmadığını emredici bir şekilde ifade etmektedir. Bu emredici kurala aykırılığın hukukî sonucu butlandır. Şirketin nakdî sermayeye duyduğu gereksinimin acil olduğu ve şirketin nakdî sermaye artırımının derhal yapmasında haklı sebeplerin bulunduğu haller düşünülerek düzenleme yapılmıştır. Şirketin acil nakdî ihtiyacını dikkate alan bu hükmün uygulanması da mahkemenin denetimi altındadır. İç kaynaklardan ve fonlardan yapılan sermaye artırımlarında bedelsiz payların iktisabının kendiliğinden meydana gelmektedir.


İç kaynaklardan yapılan artırımın kesinleştiği an, eski pay, bedelsiz pay ile donanmış olarak yani, eski pay, bedelsiz paydan oluşan pay şeklinde doğar. Bu sebeple ne sınırlandırılabilir ne kaldırılabilir ne de bundan vazgeçilebilir. Son cümlede yer alan hüküm bu kuralı içermektedir. 3-ŞARTA BAĞLI SERMAYE ARTIRIMI a-Genel İlke Genel kurul, yeni çıkarılan tahviller veya benzeri borçlanma araçları nedeniyle, şirketten veya topluluk şirketlerinden alacaklı olanlara veya çalışanlara, esas sözleşmede değiştirme veya alım haklarını kullanmak yoluyla yeni payları edinmek hakkı sağlamak suretiyle, sermayenin şarta bağlı artırılmasına karar verebilir. Sermaye, değiştirme veya alım hakkı kullanıldığı ve sermaye borcu takas veya ödeme yoluyla yerine getirildiği anda ve ölçüde kendiliğinden artar. b-Sınırlar Şartlı olarak artırılan sermayenin toplam itibari değeri ser-

mayenin yarısını aşamaz. Yapılan ödeme, en az, nominal değere eşit olmalıdır. c-Esas sözleşmedeki dayanak Esas sözleşme; şarta bağlı sermaye artırımının itibari değerini, payların sayılarını, itibari değerlerini, türlerini, değiştirme veya alım hakkından yararlanabilecek grupları, mevcut pay sahiplerinin rüçhan haklarının kaldırılmış bulunduğunu ve bunun miktarını, belli pay gruplarına tanınacak imtiyazları, yeni nama yazılı payların devrine ilişkin sınırlamaları, içermek zorundadır. Ayrıca tahviller ve benzeri borçlanma araçlarına bağlı değiştirme ve alım hakları içeren tahviller veya benzeri borçlanma araçları, öncelikle pay sahiplerine önerilmiyorsa, esas sözleşme ayrıca; değiştirme veya alım haklarının kullanılma şartlarını, ihraç bedelinin hesaplanmasına ilişkin esasları, da açıklar. Şarta bağlı sermaye artırımına ilişkin esas sözleşme hükmünün tescilinden önce tanınmış bulunan değiştirme ve alım hakları batıldır.

Pay sahiplerinin korunması Şarta bağlı sermaye artırımında, tahvillere ve benzeri borçlanma araçlarına bağlı olarak değiştirme ve alım hakları içeren senetler ihraç edildiği takdirde, bunlar önce, mevcut payları oranında, pay sahiplerine önerilir. Bu önerilmeye muhatap olma hakkı, haklı sebeplerin varlığında kaldırılabilir veya sınırlandırılabilir. Şarta bağlı sermaye artırımı için gerekli olan rüçhan ve önerilmeye muhatap olma haklarının kaldırılması veya sınırlandırılmasından dolayı, hiç kimse haklı görülmeyecek bir şekilde yararlandırılamaz veya kayba uğratılamaz. Değiştirme veya alım hakkını haiz bulunan kişilerin korunması Kendilerine nama yazılı payları iktisap etme hakkı tanınmış bulunan değiştirme veya alım hakkını haiz alacaklılar veya çalışanlar, bu tür payların devirlerinin sınırlandırılmış olduğu gerekçesiyle, söz konusu hakları kullanmaktan engellenemezler; meğerki, bu husus, esas sözleşmede ve izahnamede saklı tutulmuş olsun. Organization Management Consulting

61


sözleşmeden çıkarma

Değiştirme veya alım hakları, sermaye artırımı yapılması, yeni değiştirme veya alım hakları tanınması veya başka bir yolla kayba uğratılamaz; meğerki, değiştirme fiyatı indirilmiş veya hak sahiplerine uygun bir denkleştirme sağlanmış ya da aynı şekilde, pay sahiplerinin hakları da kayba uğratılmış olsun.

SERMAYE ARTIRIMININ GERÇEKLEŞTİRİLMESİ

Değiştirme ve alım hakları, esas sözleşmenin şarta bağlı sermaye artırımına ilişkin hükmüne gönderme yapan yazılı bir beyan ile kullanılır; mevzuat, ihraç izahnamesinin yayımlanmasını gerekli gördüğü takdirde, buna da göndermede bulunulur. Taahhüdün ifası, para yatırılması veya takas yoluyla bir mevduat veya katılım bankası aracılığıyla gerçekleştirilir. Pay sahipliği hakları sermaye taahhüdünün ifası ile doğar.

Hakların kullanılması, sermaye taahhüdü

Esas sözleşmenin uygun duruma getirilmesi, tescil ve esas

62

Yönetim kurulu, sermaye artırımı beyannamesinde, yeni çıkarılan payların sayısını, itibarî değerini, türlerini, belirli gruplara tanınan imtiyazları veya hesap döneminin sonundaki sermayenin durumunu belirler. Yönetim kurulu esas sözleşmeyi mevcut duruma uyarlamak zorundadır. Yönetim kurulu, hesap döneminin kapanmasından itibaren en geç üç ay içinde, esas sözleşme değişikliğini ticaret siciline tescil ettirir; sermaye artırımına ilişkin yönetim kurulu beyannamesini sicile tevdi eder. Değiştirme ve alım haklarının sona ermesi üzerine yönetim kurulu, şarta bağlı sermaye artırımına ilişkin hükmü esas sözleşmeden çıkarır. Hüküm sicilde de silinir. Sayın meslektaşlarıma, ticaret sektörüne, şirket kurucu ve yöneticileri ile ilgilenenlere, ve de özellikle OMC ekonomi dergisinin sayın okuyucularına başarı dileklerimle. 01.04.2013 Antalya Yararlanılan Kaynaklar 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu Geçici 25,72, mükerrer 298,299,300 ve TTK 462 maddeler.


PEKİ, BİZ ORGANİK MİYİZ? Geçtiğimiz günlerde dostum Reşat Güney, Adana Ticaret Odası’nın eğitimleri için Adana’ya gelmişti. O günün akşamında yemekte de bir aradaydık. Tanıyanlar bilir Reşat kardeşimi, damak zevkine son derece düşkün, yemeği bir seremoniye dönüştüren, gurme elçisi bir adamdır kendisi.

ARIK

Hal böyle olunca, ağırlaması da zor olur böyle kimseleri. Akşam yemeğinde bir arada olmayı kararlaştırınca bir telaş aldı beni. Sevdiklerimizi kendilerine yaraşır şekilde ağırlamak hem geleneklerimiz gereği bir görev, hem de kanımıza işlemiş bir karakter özelliği olmuştur bizler için. Neyse uzatmayayım, o akşam için elden geldikçe ‘en iyi kebapçıyı’ araştırdım. Yine dostlara sordum, tahmin edersiniz. Çünkü ben de Adanalı değilim. Adanalı dostlardan öğrendim gidilebilecek en lezzetli ve sağlıklı yerleri. Doğal olarak onlar da kriterlerimi sordular. ‘Lüks bir mekân mı ol-

64

sun, yoksa salaş bir yerde lezzetlisini mi istersin?’ diye. Bunlar sorgulanırken bir arkadaşım restoranın birinin temizliğini, kebaplarının güzelliğini övüp duruyor ve hatta sebzelerin bile organik olmasından falan bahsedip duruyordu.  Komik geldi, tebessüm ettim!  Merhamet geldi aklıma.  Zor geldi bana...  ‘Ne alakası var! Ne diyor bu adam?!’ diyeceksiniz şimdi siz kendi kendinize.  Anlatayım efendim; merakınız havada kalmasın.  Halk pazarlarına her çıktığımda; içim sızlar, organik üretim yapan üreticiler adına. Çünkü organik üretimin standartları kanun ve yönetmeliklerce belirlenmiştir. Bir sürü kuralı vardır. Bir ürüne organik ya da ekolojik diyebilmenin, bazı gereklilikleri vardır. Efendim, her yıl sertifikasyon


kuruluşlarına bir kucak dolusu para ödeyeceksin; belli üretim koşullarına uyacaksın; üretim safhalarında kimyasal gübre veya ilaç kullanmayacaksın; şöyle paketleyeceksin; böyle saklayacaksın, ıvır zıvır... Bir sürü prosedür! Zordur yani organik üretim yapmak, bir üretici için. Bir de konvansiyonel üretime göre daha az verim alırsınız organik üretimde. Hem üretim maliyeti yüksektir; hem de külfetli iştir, anlayacağınız. Doğal olarak da halk pazarlarında ya da marketlerde diğerlerine göre daha pahalıya alıcı bulur organik ürünler. Bu yüzdendir ki özellikle halk pazarlarında sıkça rastlarız, bazı ürünlerin üzerinde “organik” yazar. Neden? Çünkü onu yazınca malın değeri artar! İkna kabiliyeti yüksek, sihirli bir kelimedir o ve daha yüksek kar elde edilir de, ondan.  Yine geçenlerde halk pazarında haftalık alış verişteyim; bir domates satıcısının tezgâhında yine böyle bir etiket gördüm. Çok var da ben sadece bu örneği anlatıyorum; “Organik domates 6 TL”. Standart üretilmiş domates ise 3 TL. Önüne sihirli “organik” sıfatı gelince fiyat iki katına çıkmış, doğası gereği! Pazarcı kardeşime sordum, “Organik mi bu?” Cevap belli; kim ‘yoğurdum ekşi’ demiş ki! “Evet,

abi!” dedi ve ilave etti “Hem de iki kat organik”. “Fiyatı gibi yani!” dedim.

nin habercisiydi ve organik diye sattığı domatesler kadar organik değildi.

Bunu duymaktan pek hoşlanmamıştı ama asıl hoşlanmayacağı sorunun arkadan geleceğini nereden bilsin! “Peki, bu domatesin organik üretim sertifikası nerede? Görebilir miyim?” diye sordum.

Yazık, çok yazık... Tüketici olarak bize yazık, gerçek anlamda bin bir zorlukla organik üretim yapan üreticinin emeğine yazık ve yine o üreticinin uğradığı haksızlığa yazık. Kanun ve yönetmelik yapanlar laf olsun diye mi yaparlar bunları, bilmem. Kimin işidir bunları denetlemek? Pazarlardan sorumlu belediyelerin mi, il sağlık müdürlüğünün mü, yoksa tarım il müdürlüklerinin mi?  Zabıtaya soruyorum, ‘Biz bilmeyiz, karışmayız’ diyorlar, il sağlık müdürlükleri neredeyse organik ürünlerle ilgili yönetmeliklerden bihaber, il tarım müdürlükleri ‘Bizim işimiz değil’ diyorlar. Kime gideceğiz, kim denetleyecek bu olup biteni? Biri bir yol göstersin, Allah aşkına!

Demez olaydım!... Aramızdaki maddi-manevi, tüm ilişki son buldu pazarcı kardeşimle. Çünkü ne öyle bir sertifika vardı kendisinde ne de o domatesler organikti. Benim hızlı adımlarla terk etmem gerekiyordu orayı artık. Çünkü pazarcı kardeşimin yüzünün aldığı şekil, boğazından çıkan hırıltılı sesler, bana yaklaşan bir tehlike-

Son sorum da şu; ‘organik olsun da çamurdan olsun!’ diyen ama sorgulamayan biz tüketiciler, sattığı ürüne organik olmadığı halde organik diyen ve fahiş kar elde ettiğini düşündüğüm siz satıcılar, denetleme işinden geri duran belediyeler, il tarım veya sağlık müdürlüğü yetkilileri: hakkı ihlal eden, hak aramayan ve hakkı Hak adına teslim etmeyenler olarak... Soruyorum; sizce, bizler organik miyiz? Organization Management Consulting

65


İhracatçıya mal bedeli tahsilâtlarında sorun yaşatmayan…

MAL BEDELİ SİGORTASI ...

D

ış Ticarette Mal bedeli tahsilâtlarında risklerden korunma

Dış ticaret yapan firmaların en büyük engeli mal bedeli tahsilâtlarından doğan risklerdir. Özellikle dış ticarete yeni başlayan firmalar; kendilerini emniyete almak için, alıcı firmaları tanımamaları nedeniyle –acaba alıcı güvenilir mi diye- çeşit çeşit araştırma yöntemleri seçerler… ( Özel finansal kuruluşlar/danışmanlık firmaları,ticaret müşavirlikleri, özel hukuk ofisleri.. ) Ancak hiçbir zaman bu kurum ya da kuruluşlar mal bedellerinin garantisini vermez… Çoğu ihracatçı ödeme şekillerinden hangisini seçersem mal bedeli tahsilâtında sorun yaşamam diye araştırır…

66


Karar veremez… Emin olun o kadar da düşünmenize gerek yok… EXIMBANK’ın yapılandırdığı “Mal Bedeli Sigortası” sistemi ile tahsil edemediğiniz mal bedeli olmayacaktır… Emin olabilirsiniz… Okurların bir kısmı ihracatçıya yardımcı olan dahası sırtını dayadığı “MAL BEDELİ SİGORTASI” sistemini uyguluyor olabilirler ama ben yine de bu sistemi bilmeyenlere “Mal Bedeli Sigortası”ndan bahsederek ihracatlarını huzursuz olmadan yapabileceklerini düşünüyorum… Uzun yıllar yüksek cirolarla ticaret yapan firmalarda çalışmam benim biraz daha sağlamcı olmama neden oldu. Asansöre binerken bile kapıyı açar asansör orada mı diye bakar ve asansöre binerim. Bu nedenle; 1998 yılından itibaren hangi firmayla çalışırsam çalışayım, tüm firmalarımın işlemlerini “EXIMBANK Mal bedeli sigortası” yaptırarak emniyet altına aldım. Bugüne kadar da tahsil edilemeyen mal bedelimiz olmadı. 98 yılında EGE NKM AŞ de çalıştığım dönemde, yeni kurulan bir

firma olmamız nedeniyle satış yaparken tüm taleplere dikkatli yaklaştık ama 250.000.- USD lik bir talep gelince her firma gibi biz de bu işi yapmak istedik ama ödeme şekli “60 gün vadeli” kabul kredili dediğimiz emniyeti olmayan bir sistemdi. Yeni kurulan bir firma için ( kuruluş 1997 ) yüksek bir tutar. Alıcı bu ödeme şeklinden başka birini kabul etmiyordu. Tüm araştırmalarımıza rağmen riskin garantisini bulamadık. Factoring ya da forfaiting yaptırabilirsiniz ama bu seferde ödeyeceğiniz faizler nedeniyle zarar edeceksiniz…

Daha önce ihracat kredisi kullandığımız EXIMBANK bu konuda bize yardımcı oldu ve Mal bedeli sigortası dediğimiz bir sistemin varlığını öğrendik.

Neydi bu mal bedeli sigortası? EXIMBANK! Dünya Bankası aracılığı ile 238 ülkede farklı isimlerde oluşturulmuş, ihracatçıya destek olmak amacıyla ihracat kredisi veren finansal bir kurumdur. www.eximbank.gov.tr den ilgili kuruma ulaşabilirsiniz. Aynı zamanda ihracat yaptıktan sonra mal bedelinizi tahsil edemezseniz, tazmin edip size öder.

Organization Management Consulting

67


Bir çeşit sizin özel hukuk ofisiniz gibi çalışır.

Peki yapmanız gereken nedir? Öncelikle firma olarak; kontrat aşamasından önce alıcı limiti bilgisi almanız gerekir. Bunun için alıcı limiti başvuru formu dolduruyorsunuz. Eximbank size 7 ile 10 gün arası dönüyor, alıcı limiti tahsis edip edemeyeceğini belirtiyor. Bu ihracattan sonra ödenmeyen mal bedelinizin ne kadarının tazmin edileceğini gösterir. Bu miktar alıcının kredibilitesi, ülke şartları gibi nedenlerle ilgilidir. Her firmaya alıcı limiti tahsis edilecek diye bir şart yoktur. Alıcı limitiniz belirlendikten ve ihracatı yaptıktan sonra mal bedeliniz ödenmez ise EXIMBANK sizin adınıza 1 ile 4 ay arası gibi kısa bir zamanda mal bedelinizin %90’ını size ödüyor.. Bu işlem sırasında yapmanız gereken alıcıya yaptığınız tüm işlemleri 1 yıl süreyle (değişiklik ve yenileme hakkınız saklıdır.) sigortaladığınız için her ihracatınızı EXIMBANK’a bildirmek durumunda olmanızdır. Ayrıca ödemeniz

68

gereken binde oranlarında bir sigorta primi oluşuyor her ihracat için, eğer EXIMBANK ihracat kredisi kullanırsanız bu oran %50 indiriliyor. Biz satıcı olarak alıcıya fiyat verirken bu tutarı banka masrafları içinde gösterip alıcıdan tahsil etmiş oluyoruz. Yazımda MAL BEDELİ SİGORTASI ndan bahsederek; İhracatta risk almadan işlem yapmanın zor olmadığını , hem size, hem güzel ülkem Türki-

ye’min son aylarda düşme eğilimi içinde olan ihracatının gelişmesine fayda sağlayacağımı düşünerek İHRACATLARINIZ BOL ve RİSKSİZ OLSUN DİYORUM…


Kötü olanı unutalım mı?

B

ugün bir haber duydum ve kulaklarıma inanamadım.

Fransız doktorları kötü anıları hafızadan silen bir ilaç ürettiler ve piyasaya sürülüyor.. Prof. Dr. Nevzat Tarhan da bunu doğruluyor ve ekliyor “Uzun zamandır hayvanlar üzerinde yapılan deneyler sonrasında insanda da yapılan çalışmalar başarı ile sonuçlanmıştır. Kalp hastalarının tedavisinde de kullanılan bloke ediciler sayesinde bu ilaç üretilmiştir.” İyiler kalıyor kötülere elveda yani... Ne güzel bugün bir acı yaşıyorsunuz yarın iki draje hapı atıyorsunuz veeee, olanlar iptal oluyor... Soğuk algınlığı gibi. Hemen aklıma geliveren şu oldu, vadesi dolmuş çekler elinizde bankadasınız gişe görevlisi alacaklarınızın karşılığının olmadığını söylüyor, avukata gidiyorsunuz hemen… Avukatınız

70

tahkikatı yapmış ve durum negatif borçlunun üzerinde yüzlerce haciz mevcut ve sizin tahsilâtınız mümkün değil. Asistanınız geliyor elinde bir büyük bardak su ve iki tablet kötü anıları silen ilaç... Afiyetle içiyorsunuz ve hooppp çeki senedi falan unutuyorsunuz, bir ferahlık bir huzur. Böyle bitmiyor tabii dönüyorsunuz iş yerinize çekini yazdırdığınız müşteriniz karşınızda bir güzel buyur ediyorsunuz ve yeni siparişlerinizi alıp, bir de çekini alıp, yolluyorsunuz... Gün sonunda da aynı müşteriye ait yeni çeklerle mutlu mesut kasayı kapatıyorsunuz. Bayıldım yani bu yeni buluşlara... Dünya yaşantısı için adaletten bahsedilirken hep Allah’ın insanlara zekayı eşit dağıttığı söylenir..


Ancak Zeka+Tecrübe = Akıl, yani tecrübelerinden ders çıkararak aynı hataları yapmayanlarında akıllı oldukları kabul edilir.. Tecrübelerimizin iyisi de kötüsü de en büyük hazinemizdir diye düşünürüm, yani öğrenmenin temel taşlarındandır. Geçenlerde okuduğum ve çok beğendiğim bir kitap var ismi “Büyü dükkânı”... Aşılması zor bir dağın tepesinde bir dükkân vardır. Bu dükkânda ne kitap, ne yiyecek, ne de giysi satılır... ‘Sorunlarımız abarttığımız kadar değildir.’ mesajını veren yaşlı satıcının müşterileriyle yaptığı manevi bir ticaret vardır. Ticaret diyorum çünkü bu dükkânda hayattan istediğimiz her şeyi karşılığında yaşlı adamın istediği duyguları vererek sahip olabiliriz. Para kelimesi yok bu kitapta her şey insan için. Hikaye bu ya o gün gelen kişi geçmiş yıllarını almak ve o yıllara tekrar dönerek hayatı yeniden yaşamak istemektedir... Satıcı bunun gerçek olabileceğini söyleyince, havalara uçar. Ancak karşılığında tecrübelerini vermesini isteyince iş bozulur veee sahip olduklarının farkına varan müşteri, hiç birşey almadan, döner ve çok büyük zorluklarla gelebildiği dükkânı terk eder. Geldiğinden daha mutlu bir şekilde geri döner. Einstein de atomu bulduğunda çok sevinmişti, büyük bir başarıydı insanlık için...

Ancak Hiroşima’da bomba olarak kullanılınca o tarihi konuşmasını yapmıştı; “Eğer olacakları bilseydim, saat yapımcısı olurdum. Savaş ne kadar aşağılık ve şerefsiz. Ben böyle ilkel bir harekette yer almaktansa lime lime parçalanmayı tercih ederim. Benim inancıma göre savaş perdesi altında insan öldürmek, cinayetten başka bir şey değildir.” Her şey bir hayal ile başlar ve yine bir hayal ile biter. Meşhur Avatar filminin senaristi ve yapımcısı James Cameron teknik yetersizliklerin yani sıra filmi on dört sene bekledikten sonra çekmesinin sebeplerinden birini de, herkes tarafından hazmedilebilir bir dünya bilincinin oluşmasına

dayandırmıştı... Bazen erken gelen bir bilgi iyi sonuçlara vesile olacağına, yaban ellere geçerek tam tersi sonuçları doğurabiliyor... İş yerime eleman alırken ilk sorduğum sorulardan biri de bloğunuz var mı ya da facebook adresiniz nedir oluyor… Kendini yeni çağ teknolojileri ile güncelleyememiş kişiler, “Kesinlikle facebook kullanmam.” diye övünerek bu cahilliğini referans verebiliyor ya da interneti hiç sevmem zaman kaybı diyebiliyor hem de 2013 yılında.. Aslında bir yerden bakılınca bilinçsiz kullanım referansları bu insanları çağımızın en büyük, hızlı iletişim imkânlarını ve bilinçli seçimler çerçevesinde en büyük bilgi kaynaklarını kullanmaktan geri bırakabiliyor... Diyeceğim o ki icatlarda olaylara da neresinden baktığımız çok çok önemli... Yeni çağ bizi sanki sırat köprüsünden geçer gibi sınıyor her şey bıçak sırtı... Denge ve ahlak bu çağın iki en önemli dayanağıymış gibi gözüküyor.. Ne dersiniz simdi bu kötü anıları silen haplardan alsak da her şeyi bir güzel unutsak mı ?.. Hoşçakalın… Organization Management Consulting

71


“MACBETH” son kez sahnede

74


Organization Management Consulting

75


S

hakespeare’in 1606 yÄąlÄąnda kaleme aldÄąÄ&#x;Äą yapÄąt, Antalya Devlet Opera ve Balesi’nin bu sezondaki en iddialÄą yapÄątlarÄą arasÄąnda yer alÄąyor. Eserin rejisi, 2006 yÄąlÄąnda da aynÄą yapÄątÄą Ä°stanbul Devlet Opera ve Balesi’nde ve 2010 yÄąlÄąnda Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde sahneye koyan Yekta Kara’nÄąn imzasÄąnÄą taĹ&#x;Äąyor. OrkestrayÄą Gaetano SOLIMAN’Ĺn yĂśneteceÄ&#x;i eserde, ‘’Macbeth’’ rolĂźnde Serhat Konukman, ‘’Lady Macbeth’’ rolĂźnde Seda Ortaç, ‘’Banco’’ rolĂźnde ise Erdem Baydar ve Engin Suna dĂśnĂźĹ&#x;ĂźmlĂź olarak sahne alÄąyor. Dama’yÄą Bilge YILMAZ ve Serap ÇİFTÇİ, Macduff’u GĂśksay YARAN YH.RUD\'$0&,2Ăž/80DOFROPǢX Ali Ă–zhan GĂœMĂœĹž ve Oben BOSTANCI’nÄąn dĂśnĂźĹ&#x;ĂźmlĂź olarak canlandÄąracaÄ&#x;Äą eserde, Alaaddin Ataseven, Emre Aytekin, Onur Alpaslan, Taner Ă–lçen, Sinem S. Baddal ve Heyecan G. Ceylan Yakan da baĹ&#x;lÄąca rollerde yer alÄąyor.

76


Merhaba ,

B

u sayfalarda, sizlere vermiş olduğumuz tüm sözleri tutabilmenin mutluluğunu yaşıyorum! Dergimiz yayınlanmaya başladığında, daha doğrusu e-mail ile sizlere ulaştığında, bazı değerli dostlarımız ve ağabeylerimiz, işin zorluğundan bahsederek yayınımızın sürekli olamayabileceği yönündeki kaygılarını paylaşmışlar ama desteklerini de esirgememişlerdi. Onlara 4. ya da 5. sayıda basılı halde de okuyucularımıza ulaşacağımızın sözünü vermiştik. Çok şükür ki sözümüzü tutabildik. resat.guney@omcturkiye.com resat.guney@omc-ekonomi.com

Geçen aylarda, web sayfamızın yayına gireceğini de duyurmuştuk. Bu ayın başında www.omcekonomi.com yayına başladı. Sevgili okuyucularımız, e-dergimizin okunma sayısının, bölgesel bir ekonomi dergisinin ulaşabileceği gayet iyi bir seviyede olduğunu düşünüyorum. Yayın ilkelerimizden asla ödün vermeden, sadece ekonomik gündemin ve yerelin değerlendirildiği, fikirlerin paylaşıldığı bir platform olma yolundaki azimli yürüyüşümüzü, disiplin içinde sürdüreceğimizden şüpheniz olmasın. Akdeniz Bölgesi’nin son yıllarda yükselen değeri olan futbol turizmi ülkemiz, özellikle de Antalya adına, turizm faaliyetinin yılboyuna yayılması sürecinde çok önemli katkılar sağlıyor. İki yıldır gerilemekte olan futbol turizmine ivme kazandırmak ve spor turizminin, sejour turizminin uğradığı erozyonu yaşamasına engel olmak amacıyla yola çıkan Spor Turizmi Birliği Derneği’nin çok değerli Başkanı Sn. Ferit Turgut Yerel Gündem’in bu ayki konuğu oldu. Kendisi ile spor turizminin artılarını ve eksilerini değerlendirdik. Profesyonel seyahat acentesi ve tesis işletmecilerini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirten Turgut, Türk spor turizmini geliştirmek istediklerini kaydetti ve derneğin temel amaçları arasında ülke tanıtımına katkıda bulunmak gibi kapsayıcı hedefler odlunu belirtti. Ferit Turgut, ülke imajının geliştirilmesi, Kültür Turizm Bakanlığı ve spor federasyonlarının koymuş olduğu kurallar çerçevesinde ulusal ve uluslararası platformlarda tanıtım, müsabakalar ve organizasyonlar düzenleyerek, spor turizminin sürekliliğini sağlamak için çeşitli faaliyetlerde bulunacaklarını da detaylarıyla paylaştı… Keyifle okuyacağınızı ve konuyla ilgili pek çok şey öğreneceğinizi umuyoruz… Savaştan uzak, mutlu, başarılı bol kazançlı, riskleri az bir çalışma ayı diliyorum…

Organization Management Consulting

3


Spor Turizmi Birliği Derneği Başkanı Ferit Turgut:

ORTAK AKILLI TURİZM YAPMAK LAZIM


6


Öncelikle, OMC e-konomi dergisi yerel gündem bölümüne konuk olduğunuz için teşekkür ediyoruz. Yeni bir sezon açılıyor; sezona girmeden önce, birçok konuyu Spor Turizmi Birliği Derneği Başkanı olarak sizinle konuşmak istiyoruz. Spor sezonunu kapatıyoruz ama turizm anlamında beklentilerinizi soralım; spor turizmi ile ilgili bilgi alalım. Nasıl geçti, nasıl değerlendirmek lazım, neler yapmak lazım; bunları konuşalım istiyoruz sizinle. Öncelikle derneğinizle alakalı bize bilgi verir misiniz? Kimlerle kuruldu, ne zaman kuruldu, ne amaçla kuruldu? Bölgede tanınan bilinen bir dernek ama sektör temsilcileri, kurumdaşlar kimlerdir; sizden öğrenelim. Geçen yıl Nisan ayıydı, kuruluş kararını aldık. İlk seçimimizi Temmuz ayında yaptık. Ağustos ayında yönetim kurulumuz seçildi. Bundan sonra bu kış döneminde de ilk sezonumuzu geçirdik. Seyahat acenteleri ve otelciler hep bera-

ber, sporla ilgili tüm sorunları çözmek ve ileriye dönük vizyonumuzu ortaya koyabilmek için böyle bir oluşuma gittik. Çözüm üreten bir yapı ortaya koyduk.

kişi gelir tatilini yapar bu esnada spor yapar bu bizim hedefimiz değil. Bizim hedefimiz turistin spor yapabilmek için Türkiye’ye gelebilmesidir.

Peki, ne gibi bir eksiklik gördünüz ve bu derneği kurdunuz, hangi ihtiyaca karşılık vermeyi planlıyorsunuz? Birçok oluşumda daha çok meslek grupları, belli bir çıkar grubu kendini bir oluşumun içine atıyor, dernekleşiyor. Biz burada o şekilde değil de; çözüm odaklı bir yapı olalım dedik. Sporla ilgili, spor turizmi ile ilgili daha ileriye dönük çalışmalarla ilerleyen, daha spesifik bir alan olan spor turizmini ele alan bir yapı olsun dedik.

Spor turizmi dediğimiz zaman ne anlamamız lazım? Bölgesel mi anlamak lazım ulusal mı anlamak lazım? Tamamen ulusal. Buradaki ayrım “Spor turizmi mi, turizm sporu mu?” olmalı. Turizm sporu; bir Organization Management Consulting

7


Dolayısıyla mevsimsel koşullar, tesisler, hizmet kalitesi; bunların niteliğini yükselttiğiniz zaman ilgi görüyorsunuz. Şu an güzel bir şehrimiz, kalitemiz var ve buna geldiklerini görebildiğimiz için bu şekilde devam etmek istiyoruz.

Peki, turizm konseptinde hangi branşlar bölgemizde ekonomik etkinliği olan spor branşları olarak değerlendiriliyor? Bölgede hangi sporların turizmi gerçekleşiyor? Şimdi revaçta olan futbol ve golf var. Futbol ve golf yapmak için misafir geliyor. Bunu bu ülkede yapmak için geliyorlar. Yüzme yeni hareketleniyor, özellikle olimpik yüzme. Yeni projeler var. Herhangi bir mevsimsel şarta bağlı olmayan; tesis şartları uygun, yurt dışında talebi çok olan salon sporları düşünülebiliyor. Bunun gibi projelerimiz var ama henüz çok revaçta değil. Bazı ülkelerde futbol, bütün dünyada golf çoğunlukla biliniyor ama bazı ülkelerin spesifik sporları var; buz hokeyi, voleybol, hentbol bazı ülkelerde bu sporlar daha revaçta. Biz de bu olanakları onlara mev8

simsel olmakla beraber, tesis ve hizmet olarak sağladığımız zaman daha büyük gelişim sağlayacağımızı düşünüyoruz.

Neden spor turizmi? Tabi, biz biliyoruz ekonomik girdi gücünü, sezon boyunca istihdam sağladığını. Turizmi sürdürülebilir kılan önemli bir ürün aslında. Yaz sezonu 3 aydır, bazı bölgeler için. Geriye kalan 9 ayda spor turizmi yapılabilir. Haziran,

temmuz, ağustos dışındaki her ay spor turizmi yapılabilir. Ekonomiye destek, istihdama destek, sürdürülebilir turizme destek, kesintiye uğramayan turizme destek. İkinci bir şey düşünelim; Türk futbol takımları için evet ama yabancılar kullanmıyorlar, Kızılcahamam gibi, Kapadokya gibi. Bu destinasyonları henüz yurt dışı turizmine açmış değiliz. Bizler oraları da turizme katmak ve spor turizmi içinde aktif hale getirmek istiyoruz.


Aslında başka lokasyonlar da var Antalya’yla sınırlandırmak doğru değil, tabi. Yaz kampı, kış kampı olarak ülkenin belli lokasyonlarını da aktif hale getirmek mümkün. Kesinlikle öyle. Spor turizmini tüm Türkiye’ye yaymak amaçlarımızdan birisidir. Antalya için olanı Türkiye için de yapmaktır. Ayrıca yürüyüş ve treking faaliyetlerini de yaygınlaştırılması gereken spor turizmi faaliyetleri arasında saymak gerekiyor.

Peki, spor turizminin önündeki engeller neler? Şimdi şöyle; genel olarak turizmin önündeki engellerle çok benzer sorunlar bunlar. Sürdürülebilir turizmden bahsediyoruz; sürdürülebilir turizm kongre olsun, spor olsun, sağlık olsun bunlar ciddi destekleyici mecralar açabiliyor. Spor turizminin önündeki engeller deyince, hizmet kalitesinin standartlaşamaması bir tanesidir. Bir takım aktörler tarafından desteklenmemesi de başka bir sıkıntı. Belli ses getirecek organizasyonlarımız olabilmeli. Bu türden turnuvalarımızın olmaması, gelişmesine engeldir. Antalya’da futbol turnuvaları olmalı. Yüzme turnuvasının olmaması da aynı şekilde değerlendirilmeli. Bunları desteklemediğin zaman, direkt zaten üst ligden aşağıya düşüyorsun! Desteklememek bir engel oluşturmak anlamına geliyor. Revaçta olan bir yerin turnuva alması lazım! U takımlarının, küçük takımların turnuvaları alınıyor ama aslında büyük takımların turnuvalarını alabilecek gücümüz varken, bu desteklenmediği için alınamıyor. Hizmet kalitesi büyük sorun. Bir spor grubunda takımı memnun etmediğin zaman, diğer

kulüplere bunun yayılması çok hızlı oluyor. Bunlar çok ciddi tehlikeler. Spor turizmi turnuvalarla desteklenmelidir. Bunlar tanıtıma ciddi katkısı olan aktivitelerdir.

Peki, yaşanan sorunlardan bahsederken bu işin birkaç ayağı var; bir acente ayağı var, bir tesis ayağı var ve bir de yurt dışında bunu sunacak organizatörler var. Üçlü bir sistem var. Bir de bununla beraber bu turnuvalar, özellikle futbol için gelir getiren unsurlar içerir. Burada yasal düzenlemeler nasıl organize ediliyor, sorun var mı sorunların muhatapları kimler, nasıl çözülüyor sorunlar? En büyük sorunlardan bir tanesi hakemlerle ilgili olan kısımdı. Şimdi öyle ya da böyle yasal olarak tamamen Türkiye Futbol Federasyonu’nun sorumluluğunda olan maç organizasyonlarına Türkiye Futbol Federasyonu’nun

hakeminin gelmesi ciddi anlamda sorun teşkil ediyor. Bununla ilgili diyoruz ki burada resmi hakemler varsa, özel hakemler de olsun. Hakemliği özelleştirelim; hakem ve özel hakem gibi olmalı. Türkiye’de hiçbir hakem resmi olmayan tanınmayan maçları yönetemiyor! Dolayısıyla yurtdışından gelen tipler, artık mafyalaşmış şekilde maç yönetmeye ve maçlarda manipülasyon yapmaya başladı. Bu artık ciddi bir sorun haline geldi; üç-dört sene öncesine kadar hiç yoktu. Üç sene önce bir iki tane oldu, geçen sene dört beş taneydi, bu sene yedi sekiz tane oldu ve gelecek sene daha çok olduğunda ciddi bir tehlike ve ciddi tehdit olacak. Adımızın bu türden bir konuyla beraber gazetelerde çıkması ne demektir biliyor musunuz; kamp takviminden Türkiye’yi çıkarırlar! O kadar büyük olumsuzluklarla karşı karşıyayız. 9 Organization Management Consulting


Bugün google’a Antalya manipülasyon yazdığınız zaman direkt maçlarla ilgili haberleri görebilirsiniz. Hangi maçlarda olduğu hemen çıkıyor. 6–7 penaltılı maçlar var. Bir maç içinde oluyor bu. Bunlar ciddi manipülasyonlardır ve bazı resmi kuruluşlar zan altındadırlar, aslında. Bunu aşmak için sorumlusuyla irtibata geçilmeli. TFF veya herhangi bir federasyon, eğer bunu kısa sürede yapamayacaksan, özelleştir; bir sorumlu belirle ve git onu kontrol et. Bu manipulasyon haberlerinin hiçbirinin içinde Türk hakemler yok zaten. Hiçbirinin adı olamaz da. Adam Türkiye’de lisanslı, bunu manipüle edemez ama adam Romanya’dan geliyor, yapıyor. Hakem olduğunu soran bile yok sadece hakem kıyafeti var ve kimse sormuyor.

Bunda bir kural yok mu, şu dönemdekileri şunlar yönetir gibi bir kural yok mu? Kural şudur; Türkiye’de oynanan bütün hazırlık, turnuva, lig maçlarının bahis hakları Gençlik ve Spor Bahis Teşkilatı’nda ama buradaki bir maç yurt dışında yayın yapıldığından itibaren bahse konu olduğundan itibaren yasa dışı olduğu alenen görünüyor. Müdahale edilmesi gereken bir durumdur.

Demek istediğim şu; X ve Y takımları geldiler; Romanya ve Almanya’dan geldiler. Hakem diyelim ki Hırvat. Birileri de bu maç ne olacak diye bahis oynatıyor. Bunun bahis hakları kimde? Spor Toto Teşkilatı’nda. Spor Toto Teşkilatı bunu alıp almamakta serbest. Bu hazırlık maçını alabilir tamamen Spor Toto Teşkilatı’na ait yasal hak. Bunu Spor Toto dışında satmak suçtur ve cezası iki yıldan başlıyor. Ama şu anda satılıyor… 10


Peki, bunu yasal olmayan şekilde oynayanlar nerede nasıl oynuyor? Kara bahis siteleri yani birileri yasal olan ülkeler üzerinden oynatıyor bunları. Bu birinci ayağı. İkinci yasal yasak ise şu; bu maç 2-2 bitsin, 3-3 bitsin gibi skora müdahale etmektir. Bu da manipülasyondur. Sahada oynayan 22 kişinin ve onun arkasındaki ekibin tamamen haklarına tecavüz edici faaliyettir. Adamlar burada

hazırlık maçı için geliyorlar, bir hakem gelip maç yönetiyor, bizim bildiğimiz bu maç için bahis oynanmıyor ama hem bahis oynanabiliyor, hem de maç 2-2 bitsin diye önceden takımlardan habersiz kurgulanmış. Üstelik artık o maçı satan kara gözlüklü, dik yakalı tipler soyunma odalarında dolaşmaya başladılar ve mafyalaşmaya

başladılar. Profil değişiyor. Dolayısıyla topyekûn mücadele varsa, başarıya ulaşılır.

Bunun düzene sokulması gerekiyor, anlaşılan. Bununla ilgili kimi göreve çağırıyorsunuz? Kim üstesinden gelecek bu işin? İlgili federasyon TFF’yi göreve çağırıyoruz.

Organization Management Consulting

11


Türkiye’de yapılan her maç TFF’nin bilgisi altındadır ama Antalya’da manipülasyon dediğinizde önümüze çıkan maçların hiçbirinden haberleri yok. Sonradan bilgi alıyorlar. İllegal yapılar bu sektörün içine girmiş durumdalar. Bunun muhatabı, Federasyon. Kanunları harekete geçirmesi lazım. Küçük bir parantez açayım; geçen

12

yıl Türk takımlarının yaz kampları hazırlık maçları Almanya’da yasaklandı. Görünen durum holiganlık taşkınlık yapıldığı, meşale atıldığı öne sürülüyor ama asıl sebep manüpilasyonların olması. Bu şekilde iptal edildi. Bu sene nasıl yapacaklarını bilmiyoruz. Bu çok ciddi, milyonlarca dolarlık zarardır, kayıptır ve adımız kötüye çıkı-

yor. Ülke lekeleniyor. “Türkiye’de bunlar yapılır” denildiği an, olay bitmiştir. Okuduğumuz kanunlarda bunlar yazıyor ama uygulamada maalesef sıkıntı yaşıyoruz.

Diğer sporlarda var mı, peki? Diğer sporlarda pek yok ama golfte Seyahat Acenteciliği Kanunu’na muhalefet çok oluyor. Orada da belgesiz, seyahat acenteliği belgesi olmayan birçok kişinin golf turizmi yapması gibi bir sorun var. Herhangi bir şirket yok, Türkiye’deki konaklama da dahil olmak üzere turistik her hareket, seyahat acenteciği ruhsatına tabi. Ama bu şekilde yapılmıyor.


Bu belgeyi otel de sormuyor! Bunun en bariz örneği yayla turları dediğimiz trekking turizmidir; Karadeniz’de yapılan, Likya Yolu’nda yapılanlar gibi. Bunların %50’si kayıt dışı. Siz resmi bir seyahat acentesi olarak “Ağrı Dağı’na çıkıyorum” dediğiniz zaman çıktığınız her kişi için 50 dolar istiyorlar. Siz oraya gidiyorsunuz, seyahat acentem yok diyorsunuz; “İyi o zaman çık!” diyorlar. Yüzde 50 bile iyi niyetli bir rakamdır. Karadeniz turları da aynı şekilde. Şimdi biz özel tur yapalım doğamızı görsün diyoruz ama yasayı kurulan firmalar mı yürütecek? İlgili makam mı yürütecek! Sürdürülebilir turizmin sürdürülemez hale nasıl getirilebildiğini yaşıyoruz…

Tabi, siz sadece Spor Turizmi Birliği Derneği ile değil yıllardır hizmet veren çok değerli bir turizm firmasının da yönetici patronu olarak tanınıyorsunuz. Türkiye’deki turizmi nasıl görüyorsunuz? Sorunlarını nasıl görüyorsunuz? 30 yıllık

bir geçmişi var, siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Bizim nasıl gördüğümüzden çok, gelenlerin nasıl gördüğü önemli. Neden geliyorlar, bunu açmak lazım. Bu gelen 11 milyon kişi neden geliyor Türkiye’ye? Bu konuda ciddi bir araştırma yapmak lazım. Alman istatistik kurumu bir araştırma yapmış; “Siz Türkiye’ye tatile gidiyorsunuz da

neden gidiyorsunuz?” diye. Yüzde 90’lık gurubun verdiği cevap “ucuz olması” olmuş. İki kere iki dört; ucuz olduğundan geliyorlar. Eğer gelen misafirin yüzde 90’ı ucuz olduğunuz için geliyorsa, yaptığınız turizm, ucuz turizmdir. Başka bir şey değil. Almanlar böyle diyor, diğer milletlere de sormak lazım. Almanların yaptığı araştırmada başka bir soru, “Yurt dışına neden gidersiniz?”

Organization Management Consulting

13


Cevap şu; farklı bir şehri tanımak istiyorum. Yaptıkları listedeki ilk Türk şehri 20. sırada yer alıyor. Başka bir ilginç soru “O şehrin nesi sizi cezp ediyor?” Cevap; “O şehirde yürümek, bana cazip gelir” diyor. Bizim hangi şehrimizde

yürüyebilirsiniz? Şehirde kaldırım yok! Kimse İzmir’i görmeye gitmiyor, Antalya kimsenin umrunda değil! Adam Belek’e gidiyor! Antalya’da şehir içinde dolaşırken binaları, klimalı balkonları, uydu antenli çatıları, günısılı çatılarıyla

benzersiz tek şehir Antalya herhalde ve hepsi rengarenk! Çok estetik buluyorsanız, ne mutlu bize iyi yapmışız! Kaleiçi bütün dükkânların aynı şeyi sattığı tek yerdir. Herkes sahte t-shirt, cam hediyelik eşya, kilim satıyor! Şehrin en gezilebilir yerinde herkes aynı şeyi satıyor! Mantık bunu kabul edebilir mi? Oraya gideceksin bir şey alacaksan mesela; 100 tane dükkandan bir tane şey alıp çıkıyorsun. AVMler neden popüler? Kitap var, spor malzemesi var, bilgisayar var, restaurant var, hersey var! Kaleiçi neden turiste hitap eden büyük bir alışveriş merkezi gibi olmasın ki! Hasbelkader herkes deri dükkanı açmış; halı dükkanı açmış! Böyle bir ticaret, böyle bir turizm kazandıramaz. Çok önemli başka bir konu da dilenciler ve çöp toplayıcıları, çöp ayrıştırıcılarıdır. Şehrin dilencileri şehrin karton çöpçüleri, sürdürülebilir turizmin önünde ciddi anlamda engeldir. Dilenci, boyacı sayısının fazlalığı ciddi engeldir.

14


Organization Management Consulting

15


16


Organization Management Consulting

17


18


Bir berber de çok önemli! Bu turizm bilinci herhalde! Bir Türk’ü 5 liraya traş eden berber, turisti niye 50 liraya traş ediyor? Çok ciddi şeyler bunlar. Bu kadar negatif etkene rağmen Allah’tan turist geliyor! Bu şehirde her kırmızı ışıkta dilenci var. Turizme negatif etkiler bunlar! Sen Londra’da taciz edilsen bir daha gitmezsin. Paris’te taciz edilsen, gitmezsin; burada taciz ediliyorlar ve geliyorlar! Komik bir durum! Şehrin içine ben gitmiyorum. Sen de gitmiyorsundur. Turist neden gitsin ki... İş hanlarında borular dışarıda, görüntü kirliliği diz boyu, sıradan bir Ortadoğu kentinden farklı değil.

Hiçbir estetiği olmayan şehirlerimiz var, adamlar orayı bisikletleriyle dolaşıyor. Bike-friendly şehirler var oralarda; bisikletle geziyorlar. Bu ülkede de “sigara istedim vermedi” diye; “çekici geldi, öldürdüm” gibi gerekçelerle öldürülüyorlar. Sadece Türkiye’de pisipisine ölebilirsiniz.

Bugünlere gelen “Her Şey Dahil” uygulaması hakkında ne düşünüyorsunuz? Bütün sorunların öncelikli olarak tespiti gerekli. Pazara

sormamız gerekenlerin başındaki konular, “nereye gidiyorsunuz ve neden gidiyorsunuz” sorularıdır. Bunlara alacağımız cevaplar bizim turizmimizi yönlendirecektir. 30 yıllık geçmişimiz var; bu geçmişte herkes iyi bir şeyi kopyalayarak büyüdü. İyi bir otel yapıldı, ben de yapayım denildi; iyi bir acente varsa, ben de yapayım denildi; iyi bir hediyelik eşyacı diyeceksek, iyi bir derici falan diyeceksek ben de yapayım denildi. Hepsi kopya turizm parçası. 19 Organization Management Consulting


Bir taneydi, binlerce oldu ama hepsi birbirinin aynısı. Bizim bir adım öne geçmemiz için kopyalamayı bırakmamız lazım. Kopyalamaya devam edersek, geçemeyeceğiz bir adım öteye. Bu sorunları çözdüğümüz zaman, talebi irdelediğimiz zaman aslında tam olarak turizm çözüme ulaşacak. Buna da yeni bir paradigma olarak konsey adının konması gerekiyor. Yerel yönetimler, STKlar, ticaret odaları, güvenlik kurumları bir masada bayındırlık, mimarlar odası, sağlık birimleri bir masada oturup turizmi bir dünya olarak düşünüp bu yıllarda şunu; önümüzdeki 20 yılda şunu yapmalıyız diyen bir konseyin haricinde ilerlemeyiz. Sadece bir talep gelir, o gelen bir talebi de birbirimizden çalmakla turizm yapmaya devam ederiz.

20

Önerimiz paydaşların bir araya gelebileceği bir platformda sorunların tespit edilmesi, diyorsunuz... Hem sorunların tespiti için paydaşlar, hem de çözüm için muhataplar olmalı. Karayolları mı muhatap olacak; gel sorun bu, sen ne düşünüyorsun ya da mimarlar odası sen ne düşünüyorsun, ATSO sen ne düşünüyorsun, ya da önerileriniz neler! Belediye öneriniz nedir! Kamu yönetimi öneriniz nedir! Oturup hep beraber, ortak akıl yürütemedikten sonra, ortak akıllı turizm yapmadıktan sonra, bu şekilde birbirimizi kopyalamaya devam ederiz. Manisa’da bir olimpiyat yapılıyor, olimpiyat sonrası tesisler terk ediliyor. O tesislerin her biri turis-

tik hedef, gelir noktası. Erzurum da öyle. Bu konsey Erzurum’a bir milyon turist getirmek istiyorum dedikten sonra 1 milyon turist getirir.

Bunu siz yerel olarak değil, ülke çapında düşünüyorsunuz! Tabi, tabi! Ülke çapında düşünüyorum! Bunu her bir birim için söylüyorum. Her şehrin bir turizm konseyi olmalı. Öbür türlü yaptığımız şeyin turizme katkısı yok.


Buradaki turizm il müdürlükleri de konsey içinde temsilci olacaklar tabi, değil mi? Kesinlikle! Seyahat acenteleri, otelciler, paydaş ve çözüm üretecek herkes olmalı. Gerekirse üniversiteler de bulunmalı. Bazı dataları üniversitelerimiz toplayıp değerlendirmeli. Mesela geçen sene trafik kazaları ile ilgili; özellikle turistlerin etkilendiği trafik kazaları ile ilgili toplantılar yapıldı. Bu toplantılarda ilginç bir şekilde sonuç çıkmadı. Aslında sonuç çok basitti; çözüm önerilerimizden bir tanesi de kameralı otobüslerdi. Bir acentemiz 500 araç üzerinde deneme yaptı; o 500 araç hiçbir ölümlü kaza yapmadı. Bir sene önce 11 tane ölümlü kaza vardı. O kadar net bir istatistik bu. Bunu bir seyahat acentesi olarak ölçmüştük ama bunu bir üniversite de ölçebilir. Bu veriyi bir kurulun önüne koyabilir ki o kurul da bundan sonra turistli arabalar bu şekilde olacak dediği zaman hepsi çözülür.

eleştirmek amaçlı söylemiyorum bunu; bir turizm fakültesi, dünyadaki diğer turizm aktörleriyle entegre olmak zorundadır. Turizmin bütün aktörleriyle; seyahat acenteleri, otel, işletme rent-a-carlarıyla entegre hareket ederse çok daha başarılı sonuçlar çıkacaktır ki bazı değerli elemanlarımız buradaki üniversitelerden mezun, bundan dolayı çok mutluyuz.

Peki, üniversitenin turizmle ilişkisini nasıl görüyorsunuz? Şu an duyduğum bir modeli söyleyeyim negatif ya da pozitif Organization Management Consulting

21


Organization Management Consulting


OMC e-konomi Nisan 2013  

İş yerinizin aylık ekonomi e-dergisi