Page 1

15 Mayıs 2013

Sayı 10

Türkiye’den Bir Elon Musk Çıkacak mı? İşadamları almaya değil satmaya gitti

ERGİN CİVAN:

“Artık bizim de emek yoğundan, makine yoğuna mümkün olduğu kadar geçmeye çalışmamız lazım.”

DURSUN DALMA:

“Meslek örgütü üyeliğinde standart olmalı”


www.millenniumgolf.com.tr


BAŞ YAZI

OMC Türkiye adına İmtiyaz Sahibi Reşat GÜNEY resat.guney@omc-ekonomi.com Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Melih FALAY melih.falay@omc-ekonomi.com Reşat GÜNEY resat.guney@omcturkiye.com resat.guney@omc-ekonomi.com

Merhaba,

B

azı konularda duyarlılığın önemli olduğunu ve hissettiklerimizi paylaşmamız gerektiğini düşünüyorum. Şu son süreçte özellikle Reyhanlı ilçemizde meydana gelen bombalı saldırıcı sonucu hayatlarını kaybedenleri anıyor, kederli ailelerine baş sağlığı diliyorum… Ekonomi demek huzur ve mutluluk demektir. Ekonomik refaha ulaşmak ise politik ve siyasi kararlarlardan geçiyor. Ümit ederim ülkemiz bir daha böyle olaylarla karşı karşıya kalmaz. Bu ay Antalya’da seçim ayı idi ve ticari hayatın en önemli kurumlarından olan ATSO’nun Yönetim Kurulu Başkanı Sn. Çetin Osman BUDAK ve ATB’nin Yönetim Kurulu Başkanı Sn. Ali ÇANDIR, görevlerine devam ediyorlar. Kent için önemli bir kazanım olduğunu düşünüyorum çünkü her iki kurum tarafından kente kazandırılan ve projelendirilen birçok projenin devam etmesi için önemli bir yol alınmış oldu. Diğer kurumlarda da seçimler devam ediyor. Bayrağı teslim edenlere, hizmetlerinden dolayı teşekkür ediyor; bayrağı teslim alanlara da başarılar diliyoruz. Evet, bu ay 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlayacağız. Aydınlık geleceğin, barışın, huzurun tüm dünyada egemen olması dileğiyle bayramımızı kutluyorum. Bu ayki sayımızın ekonomi bölümünde Sn. Ergin Civan konuğumuz oldu. Yine köşelerinde yazarlarımız çok değerli düşüncelerini ve bilgilerini sizlerle paylaştılar. Keyifle bilgiye ulaşmanızı ve savaştan uzak, mutlu, başarılı, bol kazançlı, riskleri az bir çalışma ayı diliyorum…

Satış Sorumlusu Cevdet GÜNEY Editör Mustafa Ali BUDAK Yazarlar Avni AKER Ayşen HAMAMCIOĞLU BAGEV Cüneyt ARIK Duran ÇİFTÇİ Erol KABADAYI Esra KARLIOVA Günay ŞENCAN Mustafa ERDEM Reşat GÜNEY Şükrü ERDEM Yayın Türü Bölgesel Süreli Yayın Baskı ve Cilt Metin Ofset Kışla Mah. 42. Sokak Y. Çıragöz İş Merkezi No: 2 / 1 ANTALYA T/F: 0242 243 82 04 Yönetim Yeri OMC Türkiye Mevlana Kavşağı Mirador İş Merkezi Ofis: 17 Antalya / TÜRKİYE T: 0242 312 88 46 - 47 OMC e-konomi OMC Türkiye tarafından ayda bir yayınlanan bölgesel ekonomi dergisidir. Bu yayının tamamı ya da bir bölümü yayıncısının izni olmaksızın çoğaltılmaz ve yayınlanmaz. Bu dergide yayınlanan köşe yazıları, yazarların sorumluluğundadır. Organization Management Consulting

3


EKONOMİ 7- Türkiye’den Bir Elon Musk Çıkacak mı? Şükrü ERDEM

12- İşadamları Almaya Değil Satmaya Gitti Güngör URAS 14- Batı-Akdeniz Ekometre BAGEV

RÖPORTAJ 22- Kuaförler ve Manikürcüler Odası Başkanı Dursun Dalma: “Meslek örgütü üyeliğinde standart olmalı” 32- WBT Tarım Yönetim Kurulu Başkanı Ergin Civan: “Artık bizim de emek yoğundan, makine yoğuna mümkün olduğu kadar geçmeye çalışmamız lazım.”

SEKTÖREL MAKALE 50- Turizmde İnsan Kaynaklarında Yapısal Sorunlar Reşat GÜNEY

52- Projelerinizin Çerçevesi: Mantıksal Çerçeve Yaklaşımı-II

Esra KARLIOVA SOYSAL

54- Otelin Ruhu Olur mu? Avni AKER


SEKTÖREL MAKALE 56- İşiniz Öldü Yaşasın Yeni İşiniz! Erol KABADAYI 60- Bağımsız Denetim ve Denetime Tabi Şirketler Duran ÇİFTÇİ 66- Yitirmek Üzereyiz, Toprağın Köylüsünü de, Köylünün Özünü de Cüneyt ARIK 68- Siz Ne Renksiniz? Ayşen HAMAMCIOĞLU 70- Balık Tutmayı Bilmek Günay ŞENCAN

KÜLTÜR SANAT 74- Aspendos Opera ve Bale Festivali Geliyor!

KIYIDA KALMIŞ DEV LEZZETLER 76- Adana’dan Buram Buram Gelen Lezzet

YEREL GÜNDEM YÖRSİAD Başkanı Semih BEKEN


Ekonomi

Türkiye’den Bir Elon Musk Çıkacak mı?

Ö

nce farklı iki konuya değinmeden geçemeyeceğim. Reyhanlı olayının sıcağında yazıyorum, siz unutmuş olarak okuyacaksınız.

Doç. Şükrü ERDEM Akdeniz Üniversitesi İktisat Bölümü sukru.erdem@omc-ekonomi.com

6

Yine de sizin ve sevgili Reşat Güney’in hoşgörüsünü umuyorum. Olay akşamı, televizyon kanallarımız eğlence-yarışma programları ve futbol ile doluydu. Böyle bir duyarsızlık, telkinle de olsa hastalıklıdır ve yanlıştır. ABD’de günlerdir Suriye ve Türkiye’nin rolü konuşuluyor, bunlar da içeriye yansımıyor, yakında sonuçlarını yaşarız. Herkesin, muhalefetin bile rol aldığı bir tiyatro izliyoruz. Küresel, bölgesel, ulusal ve yerel iktidar oyunlarında en iyilerimiz figüran, kalanımızın bir kısmı bilgisiz izleyici, bir kısmımız belki de en doğrusunu yaparak izlemiyor bile. Dünyanın da bizim de demokrasiye, 40 katır - 40 sa-

tır demokrasisi dışında gerçek demokrasiye, su kadar ihtiyacı var. Bu kurumsal yapı, bu otorite kültürü, bu küresel ve her düzeydeki siyaset-ticaret-medya ilişkisi geçit verir görünmüyor. Yine de üç maymunu oynamak durumunda kalmamak gerek. Ulusal bayramlarda, maçlarda, konserde bile ön sırasına ihtişamlı koltukların, ikinci sıralara sandalyelerin konulduğu, halkın ayakta veya arkalarda olduğu “protokol” düzenini hep halkı dışlayıcı, aşağılayıcı bulmuşumdur. Eski, yeni, geleceğin eskisi, bütün milletvekillerine getirilmeye çalışılan ayrıcalıklar ki sanırım generallerin ve yüksek bürokrasinin ayrıcalıklarıyla gerekçelendiriliyor; siyasi görüşün fark yaratmadığı bir azınlık tahakkümüne işaret ediyor.


Ekonomi Medya sınıfsal dayanışmayla bu konuyu bile sansürleyerek işledi. Yasa teklifi altında dört siyasi partinin bütün grup başkanvekillerinin imzası bulunuyor. İnce, Tarhan, Şandır, Vural, Buldan… Hepsi. Milletvekillerine, eşlerine ve öğrenim gördüğü sürece çocuklarına hayat boyu diplomatik pasaportun nasıl bir gerekçesi olabilir? Bütün siyasi partiler buna nasıl imza atar? Eğer askeri ve sivil yüksek bürokrasi daha fazla imtiyaza sahipse, yapılacak olan bellidir. Buna rağmen olup bitenler için söylenecek söz yok. Bu ülkede demokrasi boşuna bu kadar yara almadı. Bu yapı bugünün yapısı değil; on yılların otoriter rejimlerinin ürünü. İstanbul Boğazı’nı halka kapatan duvarlar, kıyıları halka kapatan özel mülkler, beş yıldızlı salonlardaki Cumhuriyet kutlamaları, iftar yemekleri, VİP’ler, vs… Bütün bunlar Anayasa’dan daha önemli. Türkiye siyasetinde sahnedeki o sert söylemin arkasında bir ortak hakim sınıf zihniyeti egemen.

Türkiye’de devletin rant yaratma mekanizmaları demokrasinin maliyetinin çok yüksek olduğunu ortaya koyuyor. İstanbul 3. Havalimanı ihalesine iki yabancı ortaklı girişim dışında hiçbir yabancı girişimin tek başına katılmaması ilginç değil mi? İhaleler zaten çok önemli değil, asıl önemli olan ihale sonrasında devletin yaratacağı imkanlar ve yapacağı düzenlemeler. Birçok bilimsel çalışma Orta Doğu ülkelerinin yabancı sermaye yatırımı istemediğini ortaya koymuştu. Türkiye’de yabancı sermayenin giriş yeri ve biçimi de benzer bir yapının sonucudur. Büyük devletler, Japonya ve G. Kore, dış pazarlarda ve stratejik sektörlerde firmaları arasında stratejik ittifakları teşvik etmişlerdir. İç pazarda rekabet, dış pazarda destek vardır. Bizde ise biraz tersi olmuştur. İç pazar paylaşılmış, paylaştırılmış; dışarısı ise son zamanlardaki lobi desteği dışında boş bırakılmıştır. İçerdeki rekabet, dışarıdaki strateji eksikliğinin sonucu, bu-

gün ortadadır. İşte bu bile ekonomi ve demokrasi arasındaki büyük ilişkiyi göstermektedir. İç piyasa rantları ve siyaset, bölünmez bir bütün olmuştur. Sonuçlarını ekonomide ve siyasette ayrı ayrı yaşıyoruz. Son yıllardaki değişimi Anadolu sermayesinin pazar payı mücadelesiyle açıklayanlar, bir ölçüde haklıdır. Ancak, burada da bir başka sorun var karşımızda… Gelişmiş bir demokrasi ve ekonomi, devlet ve birey arasında kurallı, vatandaşların eşit olduğu ilişkiler gerektirir. Türkiye, tarım toplumu kurumlarından kurtulamadığı için birey temelli toplum yerine, topluluklar temelli bir toplum yapısına evrildi. Geçmişte topluluklar toplumu, İstanbul dışında ekonomide fark yaratmazdı. Günümüzde ise eğitimde, siyasette, ekonomide, dış pazarda, her alanda topluluklar toplumu yapısı öne çıkmaya başladı. Bu yapı, karşılığını Batı ülkelerinde bulamayacağımız, dolayısıyla teorisini bilmediğimiz bir yapı.

Demokrasi ve Kalkınma Kalkınma, ekonomik büyüme değil, sosyal adalettir ve dünya ekonomisi artık büyüyor ama dünya kalkınmıyor. ABD’de bile nüfusun yüzde 1’i, gelirin % 25’ine sahip oldu. Türkiye’de 1’i ve 5’i bilmiyoruz, ama yakın orandadır. Geçmişte demokrasi olmadan büyüme oluyor, kalkınma olmuyordu. Bundan sonra büyüme de olmayacak. İktisat 1. sınıf öğretimi bile, tam rekabet modeli ile piyasa ekonomisinde, gerçeği ve ideali karşılaştıracak bir bilgi edindirir. Ne yazık ki, siyaset ve sosyoloji bilimleri böyle bir demokrasi bilgisini tam olarak veremiyor. Bence demokrasinin teorisini de yine benzer bir biçimde iktisatçılar yapmalı bu durumda. Acemoğlu’nun ilgili eserleri henüz Türkçeye çevrilmedi sanırım. Demokrasinin elitler için maliyetinin düşük olduğu durumda gelişeceğini söylüyordu. Organization Management Consulting

7


Ekonomi

Bir bakıma Batı’da 16. ve 17. yüzyıl ticaret kapitalizmini hatırlatıyor. Eğer böyleyse belki de bu yapı yeni gelişmenin kaynağını da açıklıyor. Ama bu yapıyla gelişme de sınırlı olacaktır, çünkü dünya 21. yüzyılda ve bu çağ Elon Musk’ların çağı. (Bu cümleyi yazdıktan sonra görüyorum ki, Business Week, geçen Eylül ayında “21. Yüzyıl’ın sanayicisi” ifadesini kullanmış). Elon Musk Türkiye, nüfusa ve ekonomisine göre TV kanalı, gazete, köşe yazarı, açılış törenleri, kürsü konuşmaları ve süreleri, plaket ve ödül sayısında sanırım dünya rekoruna ulaşmıştır. Buna rağmen, bütün gazetelerimizi toplasak bir tane NYT, WSJ, FT, Le Monde kadar bilgi vermez. Aslında bu saydığım gazetelerin bizde tam karşılığı da yok. Bütün TV kanallarımızı toplasanız, bir Bloomberg de etmiyor. Bu yapı da bizdeki ekonomik ve siyasi yapının, demokrasinin düzeyinin sonucudur ve muhtemelen bir projedir. Bu yapı nedeniyle ancak yeni ve yüzeysel tanıdığım Elon Musk,

8

1971 doğumlu bir G. Afrika’lı. Lise sonrasında askerlik yapmamak için ayrılmış, ABD’de işletme ve fizik okumuş. 1995’de doktorayı bırakıp, Zip2 şirketini kurmuş. Kent iş telefonları rehberini internete taşımış, bir online kent rehberi yaratmış. Risk sermayesi şirketinin ortaklığı ile büyüyen bu şirketin 1999’da Compaq Alta Vista’ya satışından 22 milyon dolar civarında bir sermaye kazanmış. Yaklaşık 10 milyon dolar ile Xcom şirketini kurup Paypal diye bilinen online ödeme yazılımını geliştirmiş. 2002’de ebay’in Paypal’ı 1,5 milyar dolara satın almasından Musk’a 180 milyon dolar kalmış.

Musk’ın dünyayı veya insanlığı kurtarma ideali biliniyor. Bu idealini üç alanda gerçekleştirmeyi düşünmüş: güneş enerjisi, elektrikli otomobil ve uzayın fethi. 2002’de SpaceX uzay teknolojisi, 2004’de Tesla Motor elektrikli otomobil, 2006’da Solarcity güneş enerjisi şirketlerini kurmuş. SpaceX’e 100 milyon dolar yatırmış, büyük mücadeleyle ürettiği ilk roketler başarısız. Ancak daha sonra, daha ucuz ve etkin modeller üretince NASA’dan 1,6 milyar dolar minimum değerli uzay istasyonuna taşımacılık sözleşmesini elde etmiş. Geçen yıl ilk uzay istasyonu taşımacılığını gerçekleştiren Musk’ın hayali, Mars.


Ekonomi Diğer şirketlerden TESLA, otomobil üretimi dışında Daimler ve Toyota’ya elektrik motoru satıyor. Solarcity de güneş enerjisi istasyonları, pil, güneş paneli gibi üretimleri ve işletmeciliğini gerçekleştiriyor. Musk Vakfı, bilimsel eğitim, çocuk eğitimi, temiz enerji çalışmalarını destekliyor ve Musk, Buffet ve Gates’in başlattığı “Verme Taahhüdü” (Giving Pledge) hareketinin de üyesi. Musk’ı bu kadar yazmamın nedeni zengin olması değil. Asıl merakım şu: nasıl oluyor da 30 yaşında genç bir girişimci sadece 180 milyon dolar servetinin yarısından fazlasını uzay teknolojisine ayırmayı düşünüyor, nasıl cesaret ediyor ve nasıl başarılı olabiliyor? İşte, asıl girişimcilik aslında bu... Girişimcilik bu çağda iş kurmak vs değil. Gerçek girişimcilik iş keşfi. Musk’lar çağımızın kaşifleri. Para kazanmak için değil de bir merak ve aşkla yola çıkan insanlar. Bu, Batı Uygarlığı’nın birey kültürünün günümüzdeki uzantısı. Sadece basit bir iktisat hocasıyım, ama bizim işletme bölümlerimizin girişimcilik konusunu ele alışlarının Musk örneği karşısında ne kadar yetersiz kaldığını görüyorum. Şimdi, bir Musk’ı inceleyin, bir de bizdeki “otomobil babayiğitleri” tartışmasına veya 43 milyarderle dünya sıralamasına girmiş bir ülkede yapılan yatırımlara bir bakın. İşte, Musk başlıklı bir yazıda yukarıda yazdığım demokrasi, medya vs konusundaki şeyler aslında bu noktaya gelmek içindi. Girişimcilik, gerçek girişimciler için, bir atmosfere, bir kültüre, bireye, gerçek bireye, insanın sınırlarını zorlayabileceği özgürlük ortamına, yani demokrasiye ihtiyaç var. Yeni bir eğitim sistemine, YÖK’ün kaldırılmasına ihtiyaç var. Evet, eğitime ihtiyaç var, ama halkın değil, elitin eğitimine, en tepeden başlayarak, aşağıya doğru yeniden öğrenmeye… Organization Management Consulting

9


Ekonomi Sonuç Yerine Mayıs ayı itibarıyla sanayi üretimine bakarsak, ilk çeyrek büyüme hızının %1’lerde olabileceği bekleniyor. Bununla birlikte yabancı sermaye girişi, kredi kanalıyla tüketim harcamalarını artırır ve bu tüketimin önemli kısmı ithalatla karşılanırsa, büyüme hızı sanayi üretimi artışından daha yüksek olur. Yine de piyasa beklentilerine ve vergi tahsilatı artışlarına rağmen henüz büyümede %4’lük tempo göstergesi yok.

Maden-Mermer İhracatımız: Buna Değer Mi? Antalya-Ankara uçuşunda az sayıdaki ormanlık alanlardan en güzel olanların birisinde ortada büyük bir toprak çukur görüyorsunuz. Adeta orman büyük bir göktaşı ile yaralanmış ve bir krater oluşmuş gibi. Saklıkent yolunda en güzel yerde bir dağ tepesi kesilmiş. Feslikan Yaylası yolunda birkaç dağ; zirveden kesilen de var, vadide yaralanan da. Buralar, Antalya turizminin bir parçası, doğa turizmi ile para kazanacağımız yerler. Ama diyelim ki, çok değerli bir maden bulursunuz; bu madenin ihracatı, yaratacağı katma değer ve sosyal fayda, çevresel tahribatını, sosyal maliyetini telafi edebilir. Bunlar tamamen etki Bin Ton

değerlendirmesinde hesaplanabilecek şeylerdir. Böyle bir durumda maliyeti telafi edecek koşullarda maden işletmesine izin de verebilirsiniz. Görüldüğü gibi cevher ve işlenmemiş mermeri tonu 104-194 dolarlardan ihraç ediyoruz. Bu ihracattan kim kazanıyor? Bunun Antalya’ya ve ülkeye gerçekten yararı var mı? O dağı turizm işletmeciliği için kullansanız daha fazla getiri sağlamaz mı? Bunların turizme ve topluma zararı, bu ihracatla karşılanabilir mi? Turizmden 10 milyar dolar kazanan bir bölgede bu paraya, bu tahribat kabul edilebilir mi? Bu ihracat Konyaaltı’nda kent trafiğindeki kamyonların yarattığı maliyeti karşılıyor mu? Bu ihracatla övünmek mümkün müdür?

Değer-Milyon Ton Değeri Dolar Dolar

Kg Değeri Dolar

Mermer ham blok

23

3,8

165

0,16

Mermer ham plaka

222

43

194

0,19

İşlenmiş mermer

32

25

782

0,78

Ferro-krom

72

48

673

0,67

Krom cevheri

47

8,8

188

0,19

Manganez cevheri

25

2,6

104

0,10

Yukarıdaki tabloda 2012 yılında Antalya ihracatından kalemler yer alıyor

10

Sayın Ali Babacan, sürekli olarak eğitim ve hukuk sistemine dikkat çekiyor. Şu sözler de onun: “Türkiye’de iş gücü piyasası ile eğitim sistemi arasında ciddi kopukluk bulunuyor… Bazı mesleklerde ciddi eleman açığı olduğunu, bazı mesleklerde de o mesleğin bugünün ekonomisinde karşılığı olmadığını görüyoruz… Dünyada ortalama 6,5 yıl eğitim seviyesine sahip olup da 25 bin dolar kişi başı milli geliri olan ülke, hiç yok. Dolayısıyla eğitimle ilgili sorunlarımızı çözmeden, bizim 2023 hedeflerimize ulaşmamız ancak bir hayal… Eğer biz üreterek, yatırım yaparak, ihracat yaparak büyüyorsak hiçbir sorun yok ama bankalardan kredi çekip de tüketerek büyüyorsak, hak etmediğimiz bir refah seviyesini yaşamaya çalışıyorsak, o noktada tedbirli olmalıyız”. Eğitimde yılın değil, kalitenin önemli olduğu gerçeği dışında başka söze gerek yok.


Ekonomi

İşadamları Almaya Değil Satmaya Gitti

B

Güngör URAS

aşbakan ANA uçağı ile uçmaya karar verince işadamlarımız, bakanlarımız THY’nin kiraladığı özel uçakla Salı gecesi Washington’a geldiler. Çarşamba erken saatlerde çoğu özel temaslarına başlamak için otellerinden ayrılmış. ABD’ye gelen işadamları ABD ile ticari ve mali ilişkileri olan, iş çevrelerinin tanıdığı kişiler. Rahmetli Sakıp Sabancı, devlet adamlarının yurtdışı seyahatlerine davet edildiğinde sorardı... “Ağam biz almaya mı gidiyoruz? Satmaya mı?” derdi. Marifet almakta değil, satmakta Başbakan bu geziye davet ettiği işadamlarımızı “almaya değil, satmaya” getirdi. ABD’ye hiçbir

12

şey satmıyor değiliz ama katma değeri düşük ürünler satıyoruz. Sattığımız toplam malların döviz geliri düşük. Hamam havlusu ve bornozu, ev tekstili, pantolon, cam bardak, işlenmemiş mermer ve inşaat seramiği, demir boru gibi sınırlı sayıda mal kalemlerinin ötesine geçemiyoruz. Anadolu’daki KOBİ’ler makine parçaları ihracatı konusunda büyük çaba gösteriyorlar. Örneğin Konya’da ODTÜ mezunu iki gencin küçük atölyelerinde ABD denizaltıları için pervane ürettiklerini görmüştüm. Ama bu tür küçük ve dağınık üretim modeli ile büyük ölçekli, standart mal talebi olan ABD pazarında pay almaları imkânsız.


Ekonomi Bizim satamadığımız bazı ürünlerde ABD pazarında geniş iş imkânları var. Yoğurt, beyaz peynir ve zeytinyağı talebi hızla büyüyor. Eskiden meyveli yoğurt ve katkılı yoğurtlu içecek pazarı olarak gelişen pazarda, şimdilerde Yunan Yoğurdu adı ile saf yoğurt satışları hızla artıyor. Saf yoğurdun kilosu 11,5 dolar. Chobani ile Yogplant markaları pazara hakim. Saf yoğurt pazarı 1,6 milyar dolarlık bir pazar. Kota ve gümrük bahanesi... Yunan beyaz peyniri adı ile Fransa’dan ve Yunanistan’dan ithal edilen peynirlerin kilosu 30 dolar. Pazar hızla büyüyor. Yıllık satışlar 200 milyon dolar. Zeytinyağı ise İspanyol ve İtalyan zeytinyağı adı altında pazarlanıyor. Yıllık ev tüketimi 250 bin tona ulaşmış. Kilosu 20 dolar dolayında satılıyor. Doğal taş, mermer, seramik, demir boru, cam ürünleri ihracatında arayışımız, katma değeri yüksek mallarda pazarı büyütmek.

Tabii ki en önemli sorumluluk tekstil ve giyim eşyası ihracatçılarında. Eskiden kota bahane edilirdi, şimdi gümrük bahanesi var ama başkaları yüksek katma değerli mal satarak bu engelleri nasıl aşıyor ise bizim de aşmamız şart. Washington’da siyaset ağırlık taşıyor. Her yer siyah elbiseli, kravatlı insan dolu. Türkiye şu veya bu nedenle herkesin ilgi odağı. Taksi şoförü, oteldeki görevli, lokantadaki garson ya Türkiye’ye gelmiş ya da gelme hayali ile yaşıyor. Önceki akşam J.F. Kennedy, Nixon, Truman gibi isimlerin yemek yediği Martin Tavern’de yanımızdaki masada oturan New Jersey Kongre üyesi Cumhuriyetçi Rodney Freling Huysen ile sohbet ettik. Mr. Huysen, “Türkiye’ye sık sık geliyoruz. Başbakan Erdoğan ile 3 defa konuştum” diyerek bize ‘Türkiye’ anlattı.

Organization Management Consulting

13


Ekonomi

Batı-Akdeniz Ekometre -II

2013

, Nisan ayı itibariyle bölgesel ve il düzeylerinde açıklanmış bazı temel ekonomik verilerin Türkiye, Batı-Akdeniz Bölgesi (BAB) ve Antalya, Burdur, Isparta illeri için gerçekleşmeleri, aşağıdaki çizim ve tablolarda verilmiştir. Şekil-1. Türkiye ve Batı-Akdeniz Tüketici Enflasyonu Değişimleri Nisan, 2013

14


Ekonomi Son açıklanan Nisan, 2013 Tüketici Enflasyonu (TÜFE) rakamları; aylık ve 2013 yılı gerçekleşmeleri itibariyle Batı-Akdeniz Bölgesi ve Türkiye, birbirinden uzaklaşmaktadır. Özellikle aylık enflasyonda BAB, 26 bölge içerisinde en yüksek düzeyi yaşamıştır. 2013 yılı ilk 4 ayında ise yaşanan bu son artışla BAB enflasyonu, Türkiye enflasyonunun üzerinde bir gerçekleşme göstermiştir. Önümüzdeki dönemde hızlı açılan turizm sezonuyla birlikte bu fiyat artışının devam edeceğini beklemek yanlış olmaz.

2013, Ocak ayı baz dönem (yani 100) olarak dikkate alınıp, aylık değişimler buna göre hesaplandığında, protesto edilen senet sayısında en fazla düşüşün Isparta’da (yeşil çizim) olduğunu hemen görebiliyoruz. Mart ayı itibariyle en az düşüş Burdur’da gerçekleşmiştir. Antalya, Türkiye ortalamasından daha fazla düşüşe sahip olmuştur. Şekil-4. Protesto Edilen Senet Sayılarındaki değişim 2013 (Ocak=100).

Merkezi yönetim bütçe gelir ve giderlerinin BAB illeri bakımından payları ve karşılaştırmalı bir gösterimi Şekil-2’de verilmiştir. Burada esas olan 2013 yılı Şubat ayı itibariyle üç ilimizin merkezi yönetim bütçesine sağladığı gelir ile aldığı harcamaların, Türkiye toplamı içindeki paylarıdır. Şekil-2. BAB İlleri Merkezi Yönetim Bütçe Gelir ve Giderleri İçindeki Payları.

Protesto edilen senet sayısının yanı sıra, senet tutarının da izlenmesi ve her iki eğilimin birlikte değerlendirilmesinde büyük fayda vardır. Zira, o sayede dönemler itibariyle protesto edilen senetlerde ağırlığın yüksek tutarlı senetlerde mi olduğu yoksa düşük tutarlı senetlere doğru kayma mı oldu; bunu görmek mümkün olur. Şekil-2’de açıkça görüldüğü gibi, Türkiye bütçesine sağladıkları gelir yüzdesi (mavi çizim) ve Türkiye bütçesi içerisindeki harcama yüzdesi (kırmızı çizim) itibariyle Isparta ili 2013 yılı Mart ayında sağladığı gelirin 2 katından fazla harcama oranına sahip durumdadır. Burdur ili gelir ve harcama oranlarında bölgemizin en yaklaşık konumunda bulunurken, Antalya ise bu iki ilin tam tersine yine bütçe geliri içindeki oranı, bütçe harcaması içindeki oranından yüksek bir dönem geçirmiştir. Dolayısıyla Antalya ili bu dönemde de bütçeye pozitif katkı yaratmıştır. Bölgedeki ticari hareketliliği ve güvenirliği ölçmek bakımından bir gösterge olarak, protesto edilen senet adetleri ve tutarları eğilimine bakarsak, Şekil-3 ve 4’teki izlenimi görebiliriz.

Nitekim Şekil- 3 ve 4 birlikte (yeşil çizim) değerlendirilirse Isparta’nın Şubat ayındaki tersine hareketi, hemen dikkat çekmektedir. Şubat ayında Isparta’da protesto edilen senet sayısı çok hızlı düşmüşken, senet tutarı aşırı yükselmiş gözükmektedir. Yani nispi olarak yüksek tutarlı senetlerin ödenmesinde ciddi sıkıntılar yaşanmış gözükmektedir. Daha az şiddette olsa da Mart ayında Antalya’da benzer bir eğilim yaşanmış gözükmektedir. Bölgenin ekonomik hareketliliği, istikrarı ve büyümesiyle ilgili olarak kurulan ve kapanan ya da tasfiye olan şirket sayılarındaki değişimlere, Şubat ayındaki yıllık değerler olarak baktığımızda ise Şekil-5’deki gerçekleşmeleri görmekteyiz. Şekil-5. Kurulan, Kapanan ve Tasfiye Olan Şirket Sayıları.

Şekil-3. Protesto Edilen Senet Sayılarındaki değişim 2013 (Ocak=100).

Organization Management Consulting

15


Ekonomi

2012-2013 Şubat ayları itibariyle yeni kurulan şirket sayısı %20 gibi ciddi oranda azalırken, Burdur ve Isparta’da %20 ve Türkiye’de de %2 oranında artmış gözükmektedir. Kapanan ve tasfiye olan şirket sayılarında ise yine Antalya en az azalmayı yaşamıştır. Yani hem kuruluşta, hem de kapanan-tasfiye olan şirket sayılarında Antalya, 2013 yılı Şubat ayında; hem bölgesinde, hem de Türkiye genelinde nispeten olumsuz değişimler yaşamıştır. Şekil-6. Kurulan, Kapanan ve Tasfiye Olan Şirket Sayıları.

ğişimler ise 2012 Ocak-Şubat aylarına göre genel olarak azalma göstermiştir. Ancak Antalya burada da nispeten olumsuz bir gerçekleşme yaşamıştır. Ekonomik faaliyetlerin istihdama yansımaları, bölgemizde ve ülkemizde farklı düzeylerde gerçekleşmektedir. Türkiye için ortalama istihdam, bölgemizi ve illerimizi temsil etmekte çok açıklayıcı değildir. Bunun en önemli sebebi, bölgemizin ekonomik karakteristiğinde yatmaktadır. Aylık açık işlere yerleştirme oranları, genel olarak çalışma hayatımızdaki hareketliliği göstermektedir. Şekil-7. İşe Yerleştirme Oranları

Şekil-6’da bu kez 2012-2013 yılları Ocak-Şubat ayları toplamındaki değişimler incelenmektedir. Buna göre Antalya, yeni kurulan şirket sayılarındaki değişimlerde sadece Türkiye genelinden daha iyi konumda bulunurken, sadece Isparta ilinde yeni kurulan şirket sayısı artmış gözükmektedir. Kapanan-tasfiye olan şirket sayılarındaki de-

16

Açık işler ve o işlere yerleştirmelerdeki değişimlere baktığımızda, en yüksek işe yerleştirmenin 2013 yılı Ocak ayında Isparta’da yaşandığı görülmektedir.


Ekonomi Ancak açık işlere yerleştirmedeki en kötü gerçekleşmenin, 2012 yılı Aralık ayında yine Isparta’da yaşandığı dikkate alınırsa; bu, açık üstü işe yerleştirmenin nedeni biraz ortaya çıkar.

Türkiye sıralamasında da genel ortalama sıra olan 7. sıradan daha iyi bir konumda bulunmaktadır. Şekil-9. BAB Konut Fiyatları Endeksi Değişimi

Antalya’da ise 2012 Aralık ve 2013 Ocak aylarında, Türkiye ortalamasının altında bir işe yerleştirme oranı yaşanmıştır. Ekonomik faaliyetlerin tasarruf boyutuyla ilgili önemli göstergelerden biri, mevduattır. Bankalardaki mevduatın, illerimize göre 2012 yılı dağılımı Şekil-8’de verilmektedir. Şekil-8. Bankalardaki 2012 Yılı Mevduatı.

Batı-Akdeniz Bölgesindeki Antalya, Burdur, Isparta illerinin 2012 yılında sahip olduğu banka mevduat toplamları, Şekil-6’da miktar payları itibariyle gösterilmiştir. Antalya mevduatı, Burdur-Isparta toplamının 5 katından fazla bir büyüklük içerisindedir.

Batı-Akdeniz Bölgesi’nde konut fiyatlarındaki değişim, 2011, 2012 ve 2013 yıllarındaki ilk 4 aylık değişimler olarak, Şekil-9’da verilmiştir. Burada en dikkat çekici değişimler; 2011/2012 ile 2012/2013 yıllık karşılaştırmalarında yaşanmıştır. Zira Ocak-Şubat aylarında 2011/2012 değişimine göre, 2012/2013 değişimi ciddi yüksek seyretmişken, Mart-Nisan aylarında bu ilişki tersine dönmeye başlamış gözükmektedir. Ancak toplam fiyat artışı olarak bakarsak, son 3 yılın ilk 4 ayında ortalama %15’lik bir artıştan bahsetmek mümkündür. Talep çok güçlü olmamasına rağmen yaşanan bu sürekli fiyat artışı eğilimi, geçen ay da belirttiğimiz gibi endişe vericidir. Nitekim geçen sayıdaki endişelerimizin bir öncü göstergesi olarak, tüketici enflasyonunda bölgemiz, Nisan ayında 26 bölge içinde birinci olmuştur.

Organization Management Consulting

17


Ekonomi Antalya başta olmak üzere Burdur ve Isparta illeri, genellikle tasarruf eğilimi Türkiye ortalamasının üzerinde olan illerdir. Bu karakteristiği uzun yıllar ortalaması ile sabittir.

Şekil-11. Yatırım Teşvik Belgelerinin Şubat, 2013/2012 % Değişimi.

Buna karşılık 10 bin kişiye düşen otomobil sayısında da Türkiye ortalamasının üzerinde bir sayıya her zaman sahip olan bölgemiz, toplam araç sayısında da bu özelliğini korumaktadır. Şekil-10. Bölgemiz İllerinin Türkiye Araç %’si Şubat, 2013.

Son iki Şubat ayı yatırım teşvik belgelerinin adet, yatırım tutarı ve yaratacağı istihdam miktarlarındaki oransal değişim Şekil-11’de verilmektedir.

Batı-Akdeniz Bölgesi’nin Türkiye Ekonomisi içerisindeki payı, ortalama olarak %4 civarındadır. Bunun yaklaşık %3’ü Antalya ve %1’i de diğer iki ilimiz tarafından yaratılmaktadır. Dolayısıyla eğer bu ortalama değerler referans alınırsa araç sayısındaki Türkiye yüzdesi de birbirine yaklaşmalıdır. Şekil-10’u incelediğimizde Antalya için toplamda %5’e ve diğer illerimizde de %1’e yaklaşan değerler görmekteyiz. Bu durum; bölgemizin araçlanma oranı itibariyle ekonomik gücünün üzerinde bir düzeye sahip olduğunu bize göstermektedir.

18

Burada en dikkat çekici değişim, Antalya yatırım teşvikindeki ve istihdamındaki değişim olmuştur. Şubat 2013 ve 2012 teşvik belgesi adedi Türkiye ortalamasında kalırken, yatırım tutarı ve istihdam bakımından Türkiye ortalamasının çok üzerinde değişimler yaşanmıştır. Yani Antalya son iki Şubat ayında yatırım ölçeğini, ortalamanın çok üzerinde büyütmüş ve emek yoğun yatırımlara yönelmiştir. Burdur ve Isparta’da sıfır düzeyinde olan teşvik yatırımlarının, Antalya’da bu düzeyde ve nitelikte olması, yatırımların turizm konaklaması üzerine yoğunlaştığını göstermektedir. Turizmdeki son 11 yıllık gerçekleşmeler dikkate alınırsa, bu yatırım teşviklerinin rasyonel olmaktan çok uzak olduğu hemen anlaşılır durumdadır. Meraklanıp, konuyla ilgilenenler bu tespiti yapabileceklerdir.


RÖPORTAJ

22


RÖPORTAJ

Kuaförler ve Manikürcüler Odası Başkanı Dursun Dalma:

Meslek örgütü üyeliğinde standart olmalı

Organization Management Consulting

23


RÖPORTAJ

K

uaför salonu işletmelerinin sayısı her geçen gün artıyor. Kuaförler ve Manikürcüler Odası Başkanı Sayın Dursun Dalma’yla yaptığımız görüşmede, kuaför salonlarının kendi mesleki çatısı altında ve genel ekonomi dünyasında karşılaştığı sorunları konuştuk. Dursun Dalma, en önemli sorunun haksız rekabet olduğuna işaret ederken, odalara üyelik kaydı konusunda ATSO’nun ayrı, Esnaf Odası’nın ayrı koşullar getirdiğini kaydetti ve bu iki farklı uygulamanın ehliyet ve tecrübe sahibi girişimcilerin aleyhinde bir durum yarattığını belirtti. Dursun Bey kuaförcüler ve manikürcüler odası başkasınız öncelikle sizi biraz tanıyalım? 1965 Antalya doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi Antalya’da tamamladım. Bizim zamanımızda lisede okurken, yarım gün okul, yarım gün çalışma gibi bir durum söz konusuydu. Böylece gönlün varsa üniversiteye gidebiliyordun veya lise biter bitmez meslek hayatına başlayabiliyordunuz. Lise hayatı bittikten sonra, mesleği

24

artık öğrenmiş bulunduğumdan meslek hayatını seçtim. 1977 yılından bu yana kuaförlük yapıyorum. 1996’da Oda Başkanlığı görevini üstlenmiş olduk. O tarihten beri de bu görevi sürdürüyorum. Emek yoğun bir sektörde çalışıyorsunuz. Elbette, belli başlı problemlerle karşılaşıyorsunuzdur. Sektörünüzden bahseder

misiniz? Sektörün o kadar çok sorunu var ki!... Gerçi bütün sektörlerin sorunları var. Öncelikle sektörel bazda artık bizim kuaförlük veya berberlik veya saç tasarım işleri, insanın zorunlu ihtiyaçlarıdır. Zorunlu ihtiyaçların %18 KDV’ye tabi olması bize çok ağır geliyor. Bu konu hakikaten bizi baya etkileyen bir uygulama. Sigortalı çalışan eleman sayısı, malzemeler, kiralar tabi meslektaşlarımız günü kurtarmak için mücadele ediyorlar. Yine devlete faydalı olmak için mücadele ediyoruz. Vergi veriyoruz. Devletten haksız bir beklentimiz olmaz. Devlete devamlı fayda sağlayan bir sektörüz. Nihayetinde binlerce insanı kendi içimizde istihdam ederiz. İşsizlik açığını kapatırız, devlete vergi veririz. Vergi derken şunu da söylemem lazım; vergiler o kadar aşırı derecede fazla ki! 32, 33 tane ayrı ayrı vergi ödüyoruz. Bunlar küçük esnafın belini büken sistemlerdir. Bu konularda yurt dışında, çoğu Avrupa ülkesinde devlet, küçük esnafı desteklemek için elinden geleni yapar.


RÖPORTAJ Fakat, sektörel bazda bizlerin devletten çok fazla faydalandığımız söylenemez. Devlet veya belediyeler bizden hep bir şeyler bekler. Sivil toplum kuruluşları hep bir şeyler bekler! Bunlara yetişmekte artık zorluk çekiyoruz. Bu aşamada KDV’sinden ÖTV’sine, ne biliyim çöp vergisinden tut 32, 33 tane vergi var. Sigortalı işçilerin primleri olsun bu kadar ayrı vergi kalemleri olsun KDV’si falan bunların düşürülmesini istiyoruz. Ama bu yöndeki çalışmalarda ne derece başarılı oluyoruz, bu tartışılır tabi… Vergiler, özellikle küçük esnaf için bel büküyor! %18 vergi, bel bükecek kadar yüksek bir vergidir. Bugün pırlantanın %1’dir. Gıdanın, etin ıvırın zıvırın %1’dir; bizde %18’dir. Hem alırken öderiz, hem satarken öderiz. Bu vergilerin düşürülmesinden yana bakanlık çalışma yaparsa, biz de memnun oluruz.

Siz sağlıkla iç içe bir sektörsünüz. Antalya’daki kuaför salonlarının bu alandaki durumu nasıl? İyi bir denetim sistemi var mı? Maalesef, denetim olayı bir bizde değil, genellikle sağlığın içindeki kurumlarda bile yok. Yani bu gün lokantalar, fırınlar; yani ne bileyim, insanın doğrudan beslenmesiyle, bünyesiyle ilgili kuruluşlar bile yeterli denetim görmüyor. Herkes biliyor, yetersiz bir denetim mekanizması var. Kuaförlük sektöründe hizmet verdiğimiz kişiler, zaten bayanlardır. Bu insanlar zaten temizliklerine dikkat eden insanlar. Ama ben diyorum ki bugün bir lokantasından tutun da gıdayla ilgili yerlerde bile başıbozukluk, almış başını gidiyor. Bütün lokantaları da töhmet altına almayalım ama yani, insanların devamlı giriş çıkış yaptığı yerlerde, yollarda bakıyorum; adam yolun karşısında döner yapıyor! Yerdeki toz, pislik, ıvır zı-

vır hep orda! Bu bizi sağlık yönünden doğrudan etkileyen bir şey! Bunlara bile çok fazla müdahale edilmiyor. Avrupa standartlarına kavuşacağız diyoruz ama herhalde bu şartlarda zor biraz. Salonlarımızı, Antalya’daki kuaförlerimizi, biz kendimiz denetliyoruz. Denetimlerimizde salonlarda çok fazla bir problem çıkmıyor. Problem olan salona zaten müşteri gitmiyor. Kuaför, mecburen kendi kendini yenilemek, temiz olmak zorunda… Peki, şu anda sektör çalışanının yetkinlik derecesi nasıl? Eğitime ihtiyacı var mı? Kalifiye eleman bulmak zor mu, kolay mı? Valla 8 yıllık eğitim, başlı başına zaten bizim sektörde %60 ila %75 oranında çıraklık müessesesini bitirdi. Kalifiye eleman yetişecekken, eğitim politikamız nedeniyle kalifiye eleman olayımız bitti. Ondan sonra da tabi 12 yıllık kesintisiz eğitime geçildi, tamamen bitti. Allah’a şükür, şu anda çırak bulmak mucize yani! Yok. 17-18 yaşından sonra insanlar bir yere gidip de meslek öğrenip, çırak olmuyor! 12 yıllık kesintisiz eğitim faydalı oldu mu dersiniz; benim dünya görüşüme göre, faydalı değil. Ama tabi Avrupa normlarına göre böyle kültürlü insanlar yetiştirmek zorundayız. Organization Management Consulting

25


RÖPORTAJ

26


RÖPORTAJ Ama şimdi 12 yıl okusun herkes, okumaya karşı bir kişi değilim; okusun insanlar ama herkes doktor olursa, hasta kim olacak? Yani herkes avukat olur, öbür işlemleri, işleri yapan insanlar kim olacak? Şimdi bizim kuaförlükte de işletmelere yetişmiş eleman lazım. Olmak zorunda! Bu ihtiyaç şimdi halk eğitim merkezleri, özel eğitim kurumlarında karşılamaya çalışılıyor. Doğrudan kısa süreli eğitimlerle, bir şeyler öğreterek sektöre katkı sağlamaya çalışılıyor. Böyle olunca da işin mutfağından gelen kuaförle; yani tecrübeli kuaförle, kurslarda yetişen kuaför arasında çok büyük farklar görünüyor. Bu durum sektör içerisinde büyük sorunlar oluşturuyor. Sıfırdan gelen, alaylı bir kalifiye kuaförle, sonradan yetişen bir kuaför arasında çok büyük fark oluyor. Herkes zamanla profesyonelleşiyor ama profesyonelleşene kadar bir sürü saç yanıyor! Bir sürü insanın cildi yanıyor. Olan vatandaşa oluyor! Herhalde zamanla bunlar da düzelecek diyoruz. Başlı başına bir sorun bu çırak konusu. Berberde, kuaförde çırak

olan kişi her şeyden önce sıfırdan başlar; dükkan nasıl temizlenir bilir. Elektriği, suyu bilir. Saç nasıl yıkanır bilir. Kademe kademe ilerler. Bir de işin garip tarafı; halk eğitim merkezlerini veya öbür eğitim kurumlarını da öğretim kurumu olarak yargılamak istemiyorum ama üç ay, beş ay, altı ay eğitim gören kişi ‘Ben bu işin profesyoneliyim’ diyip çıkıyor! İşletme açıyor. Ama işte kursla bitmiyor ki! Profesyonel oluna kadar altı ay değil, altı sene zaman lazım sana! Kuaförlük altı senede zor öğrenilir. Yüzeysel öğrenilen işlerle açılan salonlarda bir sürü sorun oluyor. Saç konusu hassastır. Geriye dönüşü olmayan bir şey saç tasarımı. Yani mesela, bir gömleği yakarsın, beğenmezsin, atar değiştirirsin. Saçta at, değiştir gibi bir şey yok ki! Bu konuda tam profesyonelleşmek lazım. Bu konuda yerel yönetimlerin ve bağlı kolluk kuvvetlerinin, zabıtaların rolü çok fazla olması lazım. Denetim mekanizmasının yerinde ve güçlü şekilde işlemesi lazım. Vergi dairelerinde, sosyal güvenlik kurumlarında söz konusu olan tüm yükümlülüklerini yerine getiren, yeni işletmelerde gene

problem çıkma durumu azalıyor. Ancak kaçak durumda çalışanlarda problemler mutlaka olur. Evrak eksikliği olan işletmeler, bazen altı ay bir iki sene kaçak çalışıyor, ‘Durumumu düzeltene kadar’ diyor ama o arada olan vatandaşa oluyor. Üye sayınız ne durumda? Oda kayıtlarınız olması gereken düzeyde midir? Bu konuda garip bir yasa var. Bana göre garip bir yasadır çünkü bir nevi çifte standart getirir. Hakikaten Ticaret Odası’yla ilgili düzenlemenin 102’nci maddesinde der ki; ‘Ticaret Odası’na kayıt olan kişiden diploma aranmaz’. Esnaf Odası’nda ise şöyle bir hüküm var; ‘Kayıt olacak olan kişi diplomasız kayıt yaptıramaz’. Yani o zaman bu çıraklık eğitim merkezlerinde okuyan çocukların veya halk eğitime giden diploma ile mücadele verenlerin ne suçu var? Niye gidiyor insanlar oralara? Yani başka bir STK’ya kaydolup çalışabiliyorsa, diplomasız işletme açabiliyorsa, hakikaten bu işte uzman olup olmaması önemli değil demektir! Şuna benzetiyorum ben bu olayı; ticari taksiciyim, Esnaf Odası’na gidersem aracımı ehliyet belgesiyle kullanacağım; gitmezsem ehliyetsiz! Böyle saçma bir şey olur mu! Bunun hukuken tutulur tarafı var mıdır! İnsanları belirli yerlere yönlendirmek gibi bir şey bu. Yazık! Oraya giden bugün üç senedir, dört senedir oraya gidip bir de gece kurslarına katılıp ustalık belgesi alacaklar; yazık bu insanların emeğine! Yazık bu insanların harcadığı paraya, yazık zamanına, yazık yani hakikaten yazık... Biz durumu her platformda söylüyoruz. Ankara’da federasyonda söylüyoruz, her platformda söylüyoruz. Ticaret Odası mı bu düzenlemeyi istedi, istiyor, TBMM’yi onlar mı yönlendiriyor, bilemiyorum. Yasaları kafalarına göre mi çıkarıyorlar tartışılır. Olayın detayına girilirse ortalık karışır ama bu kadar emek veren insanlara karşı yazık, çok yazık… Organization Management Consulting

27


RÖPORTAJ rak Esnaf Odası’na göndermek zorunda. Ama Esnaf Odası’na niye göndersin! Senelik aidat alıyor. Onun da işine geliyor; öbürünün de işine geliyor. Yani insanın olayı kuralına göre yapması lazım. Ticaret Odası’nın yönetiminin de sorumluluğu var sektörümüzdeki sorunlarla ilgili. Yanık saçlardan tutun, başına bir iş gelenden tutun; ticari sıkıntılara kadar %80 Ticaret Odası’na kayıtlı olan yerlerden kaynaklanır. Çünkü Esnaf Odası’na kayıt olan kişiler, ustalık belgesi alıncaya kadar yıllarca çalışmaya devam etmiştir. Zaten işi kuralına göre oynamıştır. Ticaret Odası’nın başkanı, yönetim kurulu; özellikle berberlik, kuaförlük sektörüne kayıt almaması gerekir. Bizler ticaret yapmıyoruz. Bizler sanat yapıyoruz. Oradaki en yüksek mercideki kişi de algılamak istemiyorsa; düşünce tarzında farklılık olduğunu düşünüyorum. Ya kurumuna biraz daha fazla para girsin, onu düşünüyordur ya da bu diplomasız olanları ben kendi bünyeme alayım; ekibim kalabalıklaşsın gibi bir düşüncesi vardır. Çok fazla kuaför var. Şu caddeden gelip de baktığımızda, çok fazla. Yani her iki üç binada bir kuaför salonu çalışıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Peki, size kaydolmayan ve ATSO’ya kaydolanlar, problemleri olduğu zaman ne yapıyorlar? ATSO’da muhatap bulamazlar. İlgilenecek kimse bulma şartları yok. Bu insanların Ticaret Odası’na kaydolmasının nedeni diplomalarının olmamasıdır. Yasal olarak durumu müsait değil çünkü en nihayetinde kuaförlük bir esnaflıktır; esnafların kayıt olacağı yerler de Esnaf ve Sanatkarlar Odası’dır ki tabi bizler de işi kuralına göre yapıyoruz; diplo-

28

ma olmasını istiyoruz. Hakikaten bunun belirli bir belgesi olmalıdır, onu istiyoruz. Belgesi eksik olan kişi ne yapacak; öteki taraftaki yasanın açık noktasını kullanacak! O işletmenin Ticaret Odası’na kaydolması için, bir defa bunların belirli kriterleri var sanıyorum; geçen sene itibariyle ticaret odasın kayıt olan işletmelerin senelik cirosu yüz bin liranın (yüz milyarın demiş) üzerinde olması lazım. Yani Ticaret Odası, senelik geliri yüz bin liranın üstünde olmayan işletmeleri, zaten otomatik ola-

İşte, herkes Ticaret Odası’na kayıt olunca çok fazla kuaför olması normaldir. Sektörde diplomasız salon açılması yasak. Yani Esnaf Odası diploma aradığına göre, ‘Nasıl olsa bu işte diploma aranmıyor; bende açıyım, Ticaret Odası’na kayıt olurum’ diyorlar. Hem kuaför salonu enflasyonu oluyor, hem adam gibi işini iyi yapan kişilerin tekerine çomak sokuluyor. Devlet bir taraftan vergisini alamıyor; belediyeler ilan, tabela vergilerini alamıyor çünkü esnaf fazlalığı var. Aşırı derecede! Bu esnafın yanında çalıştırdığı adam sigortalı da olamaz. Herkesi etkileyen bir durum. Ticaret Odası’na kayıt olsunlar, ben olmasınlar demiyorum ama aynı Esnaf Odası’ndaki gibi olsunlar.


RÖPORTAJ İkisi de aynı standartlarda kayıt alsın. Burası belge istiyorsa orası da istesin. Orası istemiyorsa, biz de istemeyelim! Biz de belge istemeyelim; her taraf Çarşamba pazarı gibi berber, kuaför, kasap, manav olsun!... Çok fazla esnaf olduğu için rekabet alıp yürüyor. Kampanya yapıyorlar! Kampanyalar çok cazip, ucuz fiyatlar demek. Her yerde yazılı salonların kapılarında camlarında kampanya diye; ne kendilerini kazanabilirler, ne devlet kazanır, ne belediyeler, ne de vatandaş… Hiç kimse bir şey kazanamaz. Bir ara salonlarda çalınan müziklerle ilgili tartışmalar oldu; telif hakkı isteniyordu. Sorun çözüldü mü? 1951 yılında çıkan bir yasaydı herhalde, bize de son bir sene uğradı bu yasa. Biz ticaretimizi, parayı müzik üzerinden kazanmıyoruz. Onunla ilgili bir para kazanmıyoruz. Bu yasa varsa, buna uyulacaksa bunun belli kriterleri var. Zaten dediğim gibi küçük esnafın 32, 33 tane vergisi var! Telif Hakları Yasası başka bir şey. Bu

esnafı bitirme politikası gibi bir olay yani! Bir berber dükkanında, bir kuaför dükkanında özel sazcı mı getirelim? Saz ekibi mi getirelim? İnsanlar beklerken televizyona bakar. Herhangi bir kanalda müzik çalıyorsa, madem şifrelesinler! Nasıl LİG TV varsa, paralı kanal açsınlar. Kuaför salonunda televizyon olduğu için telif hakları isteyeceksin! Böyle bir saçmalık var mı, ya! Adamın on beş metrekare dükkanı var, orada bir radyo çalacak, radyoda telif hakları! Tamam sanatçılar emek harcıyordur; onlar da hakkını alacak ama canım zaten televizyonda kanallar bunların telif hakkını ödemiyorlar mı? İnsanlar izlemese, dinlemese; o sanatçılar o müzikleri kimlere anlatacaklar? Nereden para kazanacaklar? Öyle değil mi? Sen bilmediğin bir şeyi dinler misin? Sanatçı müziği ne kadar güzel yaparsa yapsın; halkın onu dinlemesi lazım. Ondan sonra CD’sini alacak. Televizyon seyrederken müzik dinliyoruz ama arkasından da reklamı seyrediyoruz. O zaman bize de reklamdan aldıkları paralardan pay versinler! Biz de telif haklarına yatıralım!

Organization Management Consulting

29


RÖPORTAJ

Kafelerde, ne bileyim; barlarda hakikaten müzikle para kazanan yerler var. Onlara bir şey demiyorum ama şimdi bir ayakkabı tamircisi, adam müzik dinliyor diye sen telif hakkı alamazsın. Zaten günlük 20, 30 lira para zor kazanıyor. Her yerde vergi var. Tabela vergileri var. Kendi dükkânıma tabelayı kendim yaptırıyorum; elektriğini de kendim kullanıyorum, kendi şahsi kaynaklarımla alıyorum tabelayı. Belediyelerimiz de büyüsün ama kendi mekanım üzerinden kendi kendime tabela vergisi veremem ki! 1940 yılında, 1930 yılında çıkan bir yasa varmış; önceden duvarlarda tabelalar falan yokmuş. Yolun kenarına tabela asıyormuşsun, tabela koyuyormuşsun; bu vergi her tarafa, her sektöre yansımış! Ama şimdi bu kanunların da değişmesi lazım. İnsanların ihtiyaç durumuna göre bazı durumların farklı olması lazım. Şimdi müzik dinle vergisini ver; tabelayı yap vergisini ver; KDV’yi ayrı öde! Ya, bu esnaf nasıl ayakta kalacak! Bunun gibi bir sürü şeyler. Hayırlısı olsun. Gene de mücadelemize devam ediyoruz. Peki bu İş Güvenliği Kanunu sizi nasıl etkiledi? Ne düşünüyorsunuz?

30

İş Güvenliği Yasası’nın aslında içeriğini açtıktan sonra, esnaf açısından faydaları olduğunu görüyoruz. Bir defa çalıştığın işyerinde kaza olur; arıza olur, güvenlik konusunda sorunlar olur; insanın başına tuğla düşebilir! Devlet bu işletme kuafördür öteki değildir ayırt edemez ki. Faydası var mıdır? Vardır faydası. İnsanlar bugün elektrik tesisatına varıncaya kadar biraz daha temkinli olurlar. Kazaların minimum noktaya çekilmesi sağlanacaktır. Zaten bizim kuaför sektöründe bu olayın senelerdir, mesela otuz senedir kuaförüm, başıma şimdiye kadar bir şey gelmedi ama bu yasayla ilgili yasanın bize verdiği

bir avantaj olacağına da inanmıyorum. Öbür sektörlerde; inşaat sektöründe, sanayi sektöründe yani ne bileyim turizm sektöründe falan, faydası vardır. Bizim sektörde bana kalırsa illa olması gerekmiyor. Tabi, istiyoruz ki biz de bilgilenelim. Elemanları eğitimlere sokup analiz raporları çıkartıyoruz. Tabi bunlar da esnaf için ek giderlerdir. Her şeyde olduğu gibi bunlar da ek gider ama faydası da olur, mutlaka. Çok teşekkür ederiz… Ben de teşekkür ederim. Bu vesileyle sizlere ve bütün esnaf arkadaşlarımıza başarılar diliyorum…


RÖPORTAJ

WBT Tarım Yönetim Kurulu Başkanı Ergin Civan:

Artık bizim de emek yoğundan, makine yoğuna mümkün olduğu kadar geçmeye çalışmamız lazım.

32


RĂ–PORTAJ

Organization Management Consulting

33


RÖPORTAJ

Organize Sanayi’nin en eski sakini: WBT

A

ntalya Organize Sanayi Bölgesi’nin 1 Nolu Tahsis Belgesi’nin sahibi WBT firması, OSB’nin en eski üretim tesisi olarak Antalya’ya önemli değerler kattı. Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Ergin Civan, meslek kuruluşları ve önemli STK’larda üst düzey yöneticilik görevleri aldı ve hala bu etkinliklerini aktif olarak sürdürüyor. İş dünyasında

örgütleyici bir karakter olan Ergin Civan’ın, Antalya ekonomisine dair cesur, kapsamlı ve iddialı değerlendirmeleri var. Bunları OMC e-konomi ile paylaşırken, kendisinin iş hayatı ve işadamı olarak tecrübe ettiği serüveni hakkında da bizleri bilgilendirdi… Sayın Civan, biraz kendinizden bahseder misiniz? Tahsiliniz neydi? İş hayatınızın başlangıcı nasıl oldu? Hangi alanda faaliyet gösteriyorsunuz? İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimimi İstanbul’da tamamladım. Daha sonra 1983 yılında Amerika’ya gittim. 90 yılına kadar Amerika’da yaşadım. 7 yıl zarfında lisans ve lisansüstü eğitimimi tamamladım ve bir miktar da iş tecrübesi edindim. 90 yılından sonra Türkiye’ye döndüm. 20 yılı aşkın süredir şu anda Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptığım WBT Tarım Ürünleri şirketinde hem ortak, hem idareci olarak çalışmaktayım. Bizim işimiz tıbbi ve

34

aromatik bitkilerdir. Ürünlerimizin çoğu bu bölgede yetişen ürünler. Tıbbi ve aromatik bitkiler üzerinde çalışıyoruz. Ürünlerimizin bir kısmı Akdeniz, Ege bölgesinde yetişen ürünler; Antalya ve civar illerde yetişen ürünler. Bu ürünlerin büyük bir kısmını da ihraç ediyoruz. Burada işliyoruz, işledikten sonra uygun standartlara getirip müşterilerin isteklerine göre işleyip ihraç ediyoruz. Tıbbi ve aromatik bitkiler diyince nedir diye sorulabilir tabi, açmak lazım. Kekik, defneyaprağı, adaçayı, biberiye gibi bu bölgede yetişen baharatlar var. Bunun yanı sıra kimyon, anason, rezene gibi daha çok Torosların yukarısında, karasal iklimde yetişen taneli ürünler diye tanımladığımız ürünler var.


RÖPORTAJ

Onun dışında bir de yine Akdeniz bölgesinde ve Ege’de yetişen keçiboynuzu bizim diğer yoğun olarak çalıştığımız bir ürün. Toplam ciromuz içerisinde %70 ile %80 arası pay; yıldan yıla değişir, dış ticarete aittir. İhracat ağırlıklıdır. Tesisimiz Organize Sanayi Bölgesi’nin en eski fabrikasıdır ve bir numaralı tahsisidir. 1988 yılında faaliyete geçmiştir.

Çünkü bizim bölgemiz coğrafi olarak, bitki florası olarak çok zengin bir bölge. Türkiye’de kişi başına düşen gelirin artması, kırsal alanda yaşayan nüfusun azalıp, yaşlanması sebebiyle sektörün devamlılığını sağlayacak tedbirleri almak gerekiyor. Türkiye’nin büyük bir potansiyel taşıyan tıbbi ve aromatik bitkiler sektörü var.

Bunun büyük bir kısmını makineleşerek, modern tarım imkanlarını da kullanarak; makineyle, insan gücünden çok makine kullanarak üretmek, işlemek gerekiyor. Geçmişte bu ürünlerin birçoğu doğadan toplanıyordu veya iş gücü ağırlıklı aile işletmeleri şeklinde yapılar tarafından üretiliyordu. İşte elle çapalayarak, pek fazla sulama kullanmadan, doğal sulama yani yağmurla sulama yapan veya ilkel yöntemlerle sulama yapan işletmelerdi, bunlar. Oysa artık Türkiye’de bu dediğim dönemlerde, kişi başına düşen gelir 1000$ ile 2000$ arasındaydı. O günkü Türkiye ile bugünkü Türkiye çok farklı. O zaman işçi bulmak diye bir sıkıntı yoktu. Her yerde, kırsal kesimde özellikle, eleman bulmak çok kolaydı. Bugün bu şartlar değişti. Türkiye’nin değişen ekonomik şartlarıyla, bu durumlar da değişti. Artık bizim de emek yoğundan, makine yoğuna mümkün olduğu kadar geçmeye çalışmamız lazım. En azından bizim sektörümüz için bu kesinlikle böyle.

25 yıldır faaliyette. 25 yıldır kesintisiz faaliyet gösteriyor; ihracat yapıyor, istihdam sağlıyor. İnşallah daha nice 25 yıllar diyelim! Bunun yanı sıra ben ayrıca yine aktif olarak işimle ilgili yurt dışında birçok örgüte de üyeyim. Üstelik faal bir üyeyim; toplantılara katılıp görüşlerimi sunuyorum. Biz firma olarak Amerikan Baharatçılar Birliği’ne üyeyiz, kısaca ASTA diye geçen bir birlik. Yine Avrupa Baharatçılar Birliği’ne de üyeyiz ESA diye geçer. Buralarda hem sektörümüzün gelişimini, hem iş hacmimizi, hem ülkemizi tanıtmaya, bu faaliyetlere katılmaya özen gösteriyoruz. Hızlı gelişen bir sektör ve globalleşen dünyada daha da hızlı gelişmesi muhtemel bir sektördeyiz. Beklentiler de bu yönde. Sektörümüzde en önemli sıkıntı, dünyadaki birçok üründe ve iş kolunda olduğu gibi sürdürülebilirliğin sağlanması konusudur. Organization Management Consulting

35


RÖPORTAJ

Dünyada sektörünüzle ilgili örgütlere üye olduğunuzu söylediniz. Antalya’da da çok faal bir işadamısınız. İş adamları derneği yöneticiliği yaptınız. Bir de bölgede çok önemli bir şeye imza attınız; tüm SİAD’ları bölgesel olarak bir çatı altında topladınız. Bunlardan bahseder misiniz Ergin Bey; nasıl bir ihtiyaç gördünüz de bu çalışmayı yürüttünüz?

36

Biliyorsunuz geçmiş dönem ANSİAD başkanlığı yaptım. 20112013 yılları arasında ANSİAD Yönetim Kurulu Başkanı’ydım. ANSİAD 23 yıllık bir sivil toplum kuruluşu. Antalya’nın en eski sanayici ve iş adamları derneği. Türkiye’de de örnek SİAD’lardan bir tanesidir. Son derece kurumsal bir yapıya sahip ve gerçek bir sivil toplum kuruluşudur. Gönüllülük esasına dayanan bir sivil toplum kuruluşu olarak 150’ye yakın aktif üyesi var. Tamamı Antalya’da yaşayan ve iş yapan iş insanlarıdır. ANSİAD, BAKA’nın yani bizim kalkınma ajansımızın sınırlarında Burdur, Isparta ve Antalya’da, üç ilimizde bir federasyonun kurulmasına öncülük etti. İki yıl önce BAKSİFED adıyla bu federasyonu kurduk. Ben de ANSİAD başkanıydım o dönemde, bundan dolayı BAKSİFED’in de kurucu Yönetim Kurulu Başkanı oldum. Batı Akdeniz Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu BAKSİFED çatısı altında Antalya’dan Isparta’dan ve Antalya’nın ilçelerinden

üye derneklerimiz var. 6 derneğiz toplam. Bu sene artık karar aldık; kurumsal yapılanmamızı tamamladık, tüm bölgeden aramıza katılacak, bizimle aynı dünya görüşünü, aynı sivil toplum coşkusunu yaşayan dernekleri çatımız altında toplamak istiyoruz. Bölgesel bir çatı federasyonu olmayı hedefliyoruz… Dünya görüşü derken…? İş anlayışı anlamında söyledim. Siyasetten uzak iş hayatına hitap ediyoruz şeklinde anlıyoruz öyleyse… Tabi, bir siyasi parti değil burası. Siz iş hayatıyla çok yakın bir kişisiniz mutlaka görüyorsunuz ama son zamanlarda biliyorsunuz birçok durumda, sadece Antalya’da değil hemen her ilde buna benzer… Yani, ben şuna inanıyorum; bir sanayici ve iş adamları derneğinin üyelerinin ortak paydası iş insanı olmalarıdır. Değişik politik


RÖPORTAJ görüşleri olabilir, değişik siyasi partileri destekleyebilirler. Zaten böyle olması da o yapıya zenginlik katar. Bunda bir sıkıntı yok. Aynı görüşteki insanları bir araya getirmenin fayda sağlamayacağını düşünüyorum. Çünkü Türkiye bir mozaik. Çok zengin bir yapısı olan bir ülke. Bu bizim çok büyük bir zenginliğimizdir. Bu Anadolu’nun zenginliğidir. Ben böyle bakıyorum. Bunu Anadolu’nun bir zenginliği olarak görüyorum çünkü medeniyetlerin kesişim yollarındaki topraklarda yaşıyoruz… Diyorsunuz ki federasyonun dünya görüşü, iş hayatına odaklanan tüm SİAD’ları bir araya toplamaya yöneliktir? Aynen öyle! İş hayatına odaklanan, aktif, faaliyetler yapan, bölgenin, ülkenin gelişimine katkı sağlayacak tüm SİAD’ları bekliyoruz buraya… Yönetim Kurulu Başkanlığı göreviniz devam ediyor mu? Evet. Bir dönem daha devam ediyorum. 2013’te, geçtiğimiz aylarda genel kurul yaptık; bir dönem daha devam ediyorum. Şunu da ilave edeyim; bizim çatı kuruluşumuz da TÜRKONFED’dir. Bağlı olduğumuz konfederasyon. Bu da Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşlarından bir tanesidir.

TÜRKONFED’de geçen dönem Yönetim Kurulu Üyesi’ydim. Bu dönem başkan yardımcısı olarak görev yapıyorum. Gıda, tarım ve hayvancılık konularından sorumlu başkan yardımcısı olarak. Yani, orada da faaliyetlerimiz devam ediyor. TÜRKONFED 90’lı yıllarda kurulmuş bir konfederasyon. Hızla sektörel ve bölgesel federasyonları bünyesine katmakta ve hızla büyümekte. Ben sivil toplum

kuruluşlarının bir ülkenin gelişiminde önemli rol oynayan aktörler olduğunu düşünüyorum. Biz sivil toplum olarak hem fikir üretmeliyiz, hem doğruları alkışlamalıyız, hem yanlış gördüğümüzü de içtenlikle, samimiyetle söyleyip, çözüm önerilerini, çözümü de üreterek siyasilere karar vericilere ve kamuoyuna fayda sağlamalıyız. Bu yönde artı bir değer oluşturmamız gerektiğini düşünüyorum.

Organization Management Consulting

37


RÖPORTAJ

Peki, şöyle bir ekonomiye de giriş yapacak olursak; iş hayatının göbeğinde olan birisiniz. Tam ortasındasınız. Türkiye tarımsal ekonomisini kısaca değerlendirmenizi istesek; isterseniz genel ekonomiden de bahsedebiliriz tabi. Sonra bölgesel bir değerlendirme de yapabilirseniz çok memnun olurum. Antalya’yı da değerlendirmenizi isterim. Kendi şirketinizle ilgili dediniz ki 100 birimin 70’ini, 80’ini ihraç ediyoruz; 20’sini, 30’unu iç piyasada sunuyoruz. Ülke bazında ihracat rakamları nedir? Şimdi şöyle genel anlamda ekonomiyi değerlendirdiğimizde yani bu artık klasikleşti ama dünyadaki konjonktüre baktığımız zaman, Türkiye diğer ülkelere göre iyi görünüyor. Peki, sizce sadece görünüyor mu, yoksa gerçekten öyle mi? Yani, iyi görünüyor. Şöyle; bir imtihanda herkes 20 aldığında siz 50 aldığınız zaman iyi not almış sayılırsınız. Ama sınıfın ortalaması 80 ise ve siz 50 almışsanız, kötü not almışsınızdır. Şimdi Türkiye ekonomisini böyle değerlendirdiğimiz zaman son derece sıkıntılı, büyümeyen ekonomilerin içinde öne çıkıyor. Almanya yüzde yarım büyüyor, Fransa negatif büyüyor, Amerika tüm merkez bankasının karşılıksız para basmasına

38

rağmen zar zor yani toparlanma safhasına girdi gibi görünüyor. Böyle bir ortamda işte Türkiye’nin ihracatı artıyor, işsizliği belli bir noktada, çok düşük değil belki ama göreceli olarak yani; Yunanistan ile veya İspanya ile kıyasladığımız zaman düşük bir işsizlik var gibi görünüyor. %10 civarında herhalde. Son yıl içersinde cari açıkta da gelişmeler olmaya başladı. Cari açık Türkiye için hala bir sorun ama en azından düşüş trendine girdi. Böyle baktığımız zaman; yani ekonomi büyüyor, kişi başına düşen gelir artıyor, böyle değerlendirdiğimiz zaman Türkiye iyi diyoruz. Ama Türkiye’nin yapısal problemleri var. Bu yapısal problemleri çözmesi için uzun vadeli stratejilere ihtiyacı var. Orta

gelir düzeyinden çıkması lazım Türkiye’nin. Bunu yapmasının yolu da hızlı büyümeden, iyi eğitimden, doğru stratejilerden geçmekte. Türkiye’nin olmazsa olmazı sanayidir. Türkiye büyüklüğündeki bir ülkenin orta gelir düzeyinden çıkıp, üst gelire ulaşabilmesi için mutlaka ve mutlaka güçlü bir sanayiye ihtiyacı vardır. Bunun bir kere göz ardı edilmemesi lazım. Diğer sektörler de önemli, tarım da önemli ve tabi ki servis sektörü de önemli ama Türkiye gibi 75 milyonluk bir ülkede lokomotif sektörün sanayi olması lazım. Bunu hemen yanı başımızda Avrupa Birliği’ne baktığımız zaman görüyoruz. Yani Avrupa’nın lokomotifi Almanya’dır. Almanya’nın lokomotifi de güçlü sanayisidir. Güçlü bir sanayiye sahip olduğunuz zaman dünya ile rekabet edebilir, zor günlerde ayakta durabilirsiniz. İspanya’nın çok büyük turizm geliri var; İtalya’nın çok büyük turizm geliri var; Yunanistan’ın çok büyük turizm geliri var ama bu gelirler bu ülkelerdeki refah seviyesini geliştirmeye veya ekonomik sorunları tek başına önlemeye yeterli değildir. Tabi turizm de önemli, servis sektörü de önemli, tarım çok çok önemli. Tarımın dünyadaki önemi git gide artıyor. Beklentiler, tarımsal ürünlerin fiyatının önümüzdeki yıllarda sürekli bir artış trendinde olacağı yönünde. Çünkü nüfusu çok hızlı artan, çok hızlı zenginleşen ve hızlı tüketen bir dünya var.


RÖPORTAJ

7 milyar oldu herhalde nüfusumuz, yanlış hatırlamıyorsam. Hızla artıyor nüfus ama tarım yapılabilecek alanlar aynı, hatta tarım yapılan alanlar azalıyor. Dünyadaki iklim değişiklikleri ve global ısınma da tarım sektörünü negatif yönde etkiliyor. Tüm bunların ışığında tarım çok önemli diyorum. Ülkemiz için de çok önemli çünkü Türkiye geniş topraklara sahip ve büyük bir tarım potansiyeli var. Birçok üründe dünyada sözü geçen bir ülke. Birçok sektörün ana girdisi tarım ürünlerine dayalı girdiler. Örneğin tekstil çok önemli bir sektör Türkiye için. Pamuk ana hammaddesidir. Türkiye, geleneksel olarak kayısısıyla, fındığıyla, inciriyle, üzümüyle dünyada tanınan ve bilinen bir ülke. Bu modern tarım yöntemleri ile bu ürünlerin çeşitliliği hızla artıyor. Yaş meyve sebze üretimi Antalya için çok önemli. Civar ilçelerde ve illerde de seracılık hızla gelişiyor. Hayvancılık bölge için son derece önemli bir sektör, Burdur için, Isparta için, Antalya’nın Korkuteli ve Elmalı ilçeleri için… Hem süt, hem et hayvancılığı olarak. Bölgenin coğrafi yapısı da buna

çok uygun. Yani bu anlamda tarım ve hayvancılık Antalya için çok önemli! Tarıma dayalı sanayinin gelişmesi de bu bölge için çok önemlidir. Yapı buna çok uygun. Bu yönde yapılmış ciddi yatırımlar var. Bu yatırımların giderek artacağını düşünüyorum. Antalya Türkiye’de turizm pastasının çok önemli bir kısmını gerçekleştiren ildir. Ancak alternatif turizm için yayla turizmi, dağlarımız, yaylarımız, değişik doğal zenginliklerimiz de var. Sahilde olmayan ama içerilerde Torosların eteklerindeki bu zenginliklerin de değerlendirilmesi lazım. Bu yönde ciddi çalışmalar var. Bu potansiyel fark edildi; geçmişte tamamen deniz kum odaklı bir turizm düşünülürken, son yıllarda böyle bir zenginliğin de farkına varılıyor. Bunu en iyi şekilde nasıl pazarlayabiliriz? Nasıl daha farklı ilgi alanı olan turistleri ülkemize çekebiliriz? Bir de tabi, turizm faaliyetini 12 aya nasıl yayabiliriz? Bu hedeflerin organizasyonunda ve planlamasında bölgedeki birçok kurum ve kuruluşun sorumluluk alması gerekiyor.

Antalya ve Batı Akdeniz’e ayrı bir boyut kazandırmak için sanayi ve tarımı entegre etmek gerekiyor. Girdisi, hammaddesi tarım ürünleri olan sanayi kollarının gelişmesini sağlayabilirsek, bu yöndeki yatırımları da bölgemize çekebilirsek, katma değeri yüksek ürünler üretiriz. Bu hem ciddi bir istihdam desteği sağlar, hem de bölgedeki tarımı daha iyi planlayabiliriz. Bu konuda organize sanayi bölgelerinin çok önemli bir görev üstlendiğini düşünüyorum.

Organization Management Consulting

39


RÖPORTAJ

Antalya’da çok aktif bir organize sanayi bölgesi var. Orta boy ama tüm alt yapısı bitmiş durumda. Hemen hemen %90 doluluk oranlarından %100 doluluğa gitmekte olan bir organize sanayi bölgesi var. Bölgemizdeki diğer organize sanayilerin de Antalya Organize Sanayi Bölgesi örnek alınarak beraber bir çalışma içine girmek; yatırımcılara beraber yatırımcılara pazarlama yönünde hem dü-

40

şüncemiz var hem de çalışmalarımız var. Bucak’taki, Burdur’daki, Isparta’daki, ilçelerdeki organize sanayi bölgelerinin hepsinin ortak hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Antalya organize sanayi bölgesi doluyor. Antalya organize sanayi bölgesi dolduğu zaman; yatırımların, kuzeyimizde yer alan diğer organize sanayi bölgelerine kayması gerektiğini düşünüyorum. Tabi, burada global

anlamda rekabet edebilmemiz için, yani küresel anlamda rekabet edebilmemiz için iki önemli konu var. Bunlardan biri limanımızdır. Burada, yani dünyaya açılan kapımız esasında hazır. Ama limanımızın belli bir ölçekten sonra genişlemesi çok mümkün değil. Genişleyemez belki ama biraz daha genişleyebileceği bir alan var. Hatta Antalya Valimizin başkanlığında, gidecek olan valimizin başkanlığında yürüyen çok güzel de bir çalışma var, bu konu ile ilgili. Onun hayata geçirilip belli alanların limanın sınırları içerisine dahil edilerek, limanın hem kapasitesinin hem dökme yük konteynır olarak potansiyelinin artırılması lazım. Bölgenin mutlaka ve mutlaka tren yoluyla hem Antalya’ya, hem limana, hem de yine İç Anadolu Bölgesi’ne ve Kapadokya’ya bağlanması lazım. Eğer bunları sağlayabilirsek, Batı Akdeniz Bölgesi’nde çok ciddi bir rekabet edebilme imkanı sağlarız. Siz de söylediniz işte yeni Manisa’dan geldim dediniz; bende geçen hafta Manisa Organize Sanayi Bölgesi’ndeydim. Manisa Sanayi Bölgesi’ne gidip beğenmemek imkansız, gerçekten!


RÖPORTAJ Modern bir organize sanayi bölgesi. Neden bir çok ulusal firma Manisa’ya yatırım yapıyor? İzmir Limanı’na 40-50 km mesafede, hem otoyol ile hem tren ile Türkiye’nin en önemli limanlarından birine bağlı olduğu için. Tabi, bu konuda şunu da belirtmem lazım; Antalya’ya demiryolu gelsin, limana bağlansın; ‘Turistik şehirde buna ne gerek var!’ diye tepki gösterilebiliyor. Ben bunlara kesinlikle katılmıyorum. Zaten demiryolu en çevreci ulaşım araçlarından biridir. Artı liman günümüzde, limanlarda kullanılan teknoloji çok gelişti. Kesinlikle modern bir limanda çevreye hiçbir zarar vermeden modern sistemler kurulduğu zaman ve tren yolu olarak da birçok yük limana taşındığı zaman Antalya’nın ne turizmini, ne de doğal güzelliklerine hiçbir zarar vermez. Üstelik, İzmir ve Mersin limanları arasında alternatif bir liman olacaktır. Hiçbir zaman bir İzmir Limanı, bir Mersin Limanı olamaz Antalya Limanı. Fiziksel olarak da bu şansı yok ama bir alternatif oluşturur ve sadece Antalya için değil Burdur, Isparta, Afyonkarahisar, hatta Konya, hatta Denizli için de bir alternatif liman olur. Bu bölgelerin gelişimine de önemli katkı sağlar, önemli destek olur. Buralara çok önemli yatırımların gelmesine ön ayak olur.

görünüyor. Çünkü biz çok genç bir nüfus olmamıza rağmen, istenen hızla artmayınca, nüfus yaşlandıkça nüfusun artış hızı da yavaşlıyor. Antalya, tabi göç alacaktır, ikliminden dolayı birçok insan özellikle emeklilik dönemlerinde Antalya’yı tercih ediyor. Ama tüm bunlara rağmen Antalya’nın zaten 10 milyon bir nüfusu kaldıracak konut alanları da yok. Antalya’nın nüfusu artar. Türkiye’nin nüfus artış hızından daha da çok artar. Birçok yabancı da gelip burada; şimdi kanunlarda değiştiriliyor, yabancıların ev alması, vize alması falan ama 10 milyon rakamını ben kesinlikle ve kesinlikle gerçekçi bulmuyorum. Şu anda şehir nüfusu 1 milyon. Yani 10 milyon olması için 9 milyon insan daha gelmesi lazım. Bu insanlar nereye gelecekler? Yani, ben böyle bir öngörüyü görmüyorum. Olmaz diye düşünüyorum. Antalya’nın nüfusu Türkiye’nin nüfusundan hızlı artabilir. Bu ko-

nuyla ilgili yapılan birçok çalışma var, bir çok tahmin var. Normaldir de, çünkü göç alan bir yer burası. Doğal güzellikleri olan bir yer burası. İklimi güzel ama bu rakam çok büyük, çok uçuk bir rakamdır. Olacağını düşünmüyorum. Peki, tarım sektörünüzle ilgili düşüncelerinizden söz eder misiniz? Şimdi şöyle söyleyeyim; bizim sektörümüzün ihracatı 250 ile 350 milyon dolar arasında, yılda. Bizim bu potansiyelimiz, çok rahat 500 milyon dolara ulaşabilir. 500 milyon dolara ulaşmamız son derece kolay. Eğer iyi planlanır, iyi düşünülürse; sürdürülebilirlik konusunda tüm paydaşlar bir araya gelirse, bu rakamın 750 milyon dolara, hatta 1 milyar dolara çıkma şansı var. Çünkü dediğim gibi hızlı büyüyen bir sektör, dünyanın globalleşmesinden dolayı bölgemizde yetişen bazı ürünler eskiden pazarları belli yerlerdi. Şimdi bütün dünyadan talep gelmekte.

Geçen gün bir toplantıda Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürü’nün konuşması vardı. Dedi ki toplantı esnasında; “Kurum olarak 10 sene sonraki Antalya’yı hedeflediğimiz nüfus sayısı, İstanbul’un 10 yıl sonra ulaşacağı nüfus sayısının yarısı olacaktır”. Şu an 15 ise 10 yıl sonra 2023’te 20 milyona dayanacaksa, Antalya nüfusunu, bir öngörü olarak 10 milyon olarak değerlendiriyorlar. Ben gerçekçi bulmuyorum böyle bir öngörüyü. Çünkü Türkiye’de nüfus artış hızında ciddi bir yavaşlama var. Türkiye’nin nüfusu istendiği kadar artmıyor. Tam tersi yavaşlıyor ve bu yavaşlama hızlanarak devam edecek gibi Organization Management Consulting

41


RÖPORTAJ Yani Uzak Doğu ülkelerinden de ciddi bir talep gelmekte, Güney Amerika’dan da ciddi bir talep gelmekte. Afrika pazarı her gün büyüyor ve Türkiye’nin doğal ikliminden dolayı, doğal kaynaklarından dolayı çok büyük avantajı var. Dediğim gibi 250-350 milyon dolar ihracatımız var; bunu ikiye katlamak çok kolay. Böyle bir potansiyel var. İyi de planlanırsa, bu rakamın daha artması söz konusu. 500 milyon dolar ama 750 milyon dolara da ulaşabilir; ama çok daha iyi çalışılırsa… Daha da ileriye gitme potansiyeli olan bir sektör bu. Çünkü dünyada doğal ürünlere olan talep sürekli artmakta. Hem bitkisel çay olarak, hem mutfakta, gıdada, baharat olarak ve hem de kozmetik sanayinde talep artmakta. Uçucu yağ olarak talep artmakta. Dediğim gibi dünya globalleştiği için artık Akdeniz baharatıyla yapılan yemekler, Çin’de de yeniyor. Japonya’da da yeniyor, Kore’de de yeniyor, Güney Amerika’da da bu baharatları kullanıyorlar. Afrika’da da ondan dolayı ciddi bir talep artışı var, bu ürünlere. Bunu iyi değerlendirmek lazım. Bunun için ulusal statejiler oluşturmak lazım. Bireysel çalışmalardan

çok, ulusal stratejiler oluşturmak lazım. Belki o, ilk başta konuştuk hani, sivil tolum kuruluşları demiştik. Biliyorsunuz, ben Antalya Ticaret Borsası’nda da meclis üyesiyim. Benim sektörüm de tıbbi ve aromatik bitkiler. Türkiye’de de bu sektörü bir meslek grubu haline ilk getiren Antalya Ticaret Borsası’dır. Yani biz sektör olarak o mecliste temsil ediliyoruz. Temsil edenlerden biri de benim. Bu

tür platformlarda, Tarım Bakanlığı’nda sektörün diğer paydaşları bir araya gelerek, iyi kurgulanıp, üniversitelerle beraber, özel sektörle beraber projeler oluşturulabilirse çok ciddi bir potansiyel var. Bu bölge için de bu potansiyel çok çok önemli. Peki, burada başka firmalar da var mı? Var tabi! Olmaz mı? Yani, geleneksel olarak merkez İzmir’dir. Türkiye’nin bu ürünlerinin işlenip, ihraç edildiği merkez İzmir’dir. Ama Antalya’da da, Isparta’da da, Burdur’da da firmalar var. Bunların içinde en eskilerinden biri de biziz. Ama sektör gelişince, tabi diğer aktörler de diğer firmalar da aktif hale geliyorlar. Çok güzel! Peki, son olarak seçimleri sorayım. Sonuçta siz ticaretin sivil toplum kuruluşlarında görev alan bir işadamısınız. İş insanısınız. İşte ATSO’da seçimler gerçekleşti. Ticaret Borsası’nda seçimler gerçekleşti. Bundan sonra da Ticaret Odası ve birçok STK’larda bölgesel anlamda özellikle sizin işadamları derneği olarak faaliyet gösterdiğiniz alanda da odalar ve borsalarda seçimler gerçekleşiyor.

42


RĂ–PORTAJ

Organization Management Consulting

43


RÖPORTAJ

Genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir de ben şöyle bir soru soracağım; genelde şöyle bir şey oluşturulur; sürekli ve kalıcı olması itibariyle yerel yönetimlerin çok fazla değişmemesi, uzun süreli görev alması tercih edilir. Hani, nasıl iktidarların uzun süreli olması gerektiğini söylerken bu savı savunuyoruz; ona benzer şekilde... Düzen ve tertip için, süreklilik için, Sayın

44

Vali’nin görev süresinin kısaltılmasıyla alakalı; 3 yılda Antalya’dan başka bir yere gitmesini nasıl değerlendirirsiniz? Şimdi seçimler yapıldı. Adaylar vardı; kimi yerde tek aday, kimi yerde çok aday. Antalya’da Ticaret Borsası’nda Ali Çandır tek aday 2. dönem Yönetim Kurulu Başkanı olarak seçildi. Hüseyin Bey, Hüseyin Cahit Kayan, Borsa Meclis Başkanı olarak seçildi. İkisine de

hayırlı olsun diyorum. Ben de Antalya Ticaret Borsası Meclis Üyesi olarak her ikisine de hayırlı olsun diyorum ve beraber iyi çalışmalara imza atacağımıza inanıyorum. Ticaret ve Sanayi Odası’nda biliyorsunuz iki aday vardı. Geçen dönem Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Osman Budak’la, Meclis Başkanı Ali Rıza Akıncı. Her ikisini de çok iyi tanıyorum, her ikisi de ANSİAD üyesidir zaten. Gayet yakinen tanıdığım insanlardır. Güzel bir seçim oldu. Çetin Bey tekrar başkanlığa seçildi. Eminim o da uzun yıllardır Ticaret Sanayi Odası’nda görev yapıyor. Her mevkide bulundu. İkinci döneminde de yine önemli çalışmalara imza atacaktır. Hayırlı olsun diyorum. Yeni bir meclis başkanımız var. Onu da kutluyorum, İzzet Beyi’de. Yine civar illerde, Isparta’da Isparta Ticaret Sanayi Odası’nın Başkan Yardımcısı Şükrü Bey oldu. Kendisini kutluyorum. Burdur’da Yusuf Bey, devam ediyor. Borsada değişiklik oldu. Yani bunlar olağan şeyler. Seçim ortamıdır.


RÖPORTAJ Isparta Ticaret Borsası’nda? Emin değilim herhalde aynı. Değişti, orada da yönetim değişti. Galiba değişti. Şimdi tam hatırlayamayacağım ama yani bu seçimin yolu, yöntemi bellidir. Centilmence yapıldığı sürece ki öyle olduğunu düşünüyorum ben; insanlar göreve talip olurlar, bir kişi seçilir. Öbürü yoluna devam eder. Bunlar Türkiye’de önemli kurumlar. Kentlerin dinamiğine, ekonomik hayatına, sosyal hayatına, kültürel hayatına katkı koyan, fayda sağlayan, yol belirleyici olan kurumlar. Hepsinin yeni yönetimlerine, başkanlarına, yeni seçilen arkadaşlara başarılar diliyorum. Vali Bey’in Antalya Valimiz Ahmet Altıparmak’ın beklenmedik tayini oldu. Vali Bey 3 yıla yakın süredir Antalya’da. Kendisiyle beraber birçok ortamda bulundum. Beraber projelerde çalışma imkânı buldum. Son derece olumlu kişiliğiyle, olaylara bakışıyla, çözüm odaklı yöneticilik tarzıyla Antalya’da önemli işlere imza attı. Vali

Bey’in tayini çıktı. Tabi bu tayin kamuda olağan bir durumdur. Bunun ne kadar zamanda bir yapılması gerektiği konusunda, bir sihirli formül var mı, yok mu bilmiyorum. Ama her valiyi tek tek değerlendirmek lazım diye düşünüyorum ben. İlle 3 yılda bir, ille 4 yılda bir valilerin veya ille 2

yılda bir valilerin yer değiştirmesini standart koymanın bir anlamı yok, tabi. Yani şimdi burada birçok proje devam ediyor. Expo 2016 var. Vali Bey Expo’nun çok değişik safhalarında görev yaptı. Bence buradan gitmesi artı mıdır, eksi midir; onu iyi tartmak, iyi düşünmek lazım. Gelecek olan valimiz de Erzurum’dan geliyor. Eminim o da mutlaka çok başarılı bir bürokrattır. Tabi, yer değiştirildiği zaman oranın tanınması, o şehrin algılanıp projelerin faaliyete geçmesi vakit alır diye düşünüyorum. Ama ne yazık ki, tayinler devlet kademesindeki bir gerçek. Her değişikte, valilerden daha alt seviyedeki bürokratlara kadar yer değiştirme olabiliyor. Bu aşamada söyleyebileceğimiz şey, ‘Hayırlı olsun’dur. Biz de öyle diyoruz. Hem Antalya için, hem Erzurum için hayırlı olsun. Biz valimizden memnunduk. Ama tayin çıktı, yapacak bir şey yok. Bizde OMC e-konomi Dergisi olarak bize zaman ayırdığınız için sonsuz teşekkür ediyoruz. Rica ederim. Gerçekten sizler gibi değerlerle dergimize değer kattığınızı düşünüyoruz. Sizin teveccühünüz. Çok teşekkür ederim. Organization Management Consulting

45


SEKTÖREL MAKALE

Turizmde İnsan Kaynağı ve Yapısal Sorunlar Reşat GÜNEY İnsan Kaynakları ve Yönetim Danışmanı resat.guney@omcturkiye.com

E

vet, turizmde sezon yavaş yavaş başladı. İnsan kaynakları hakkındaki düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım. Önce eğitim… Sizlere bir anımı anlatarak konuya girmek istiyorum; profesyonel iş hayatımda insan kaynakları ve kalite yöneticiliği yaptığım sırada personelimiz için eğitimler planlamıştık. Bu eğitimleri gerçekten çok ciddi analizler sonrasında belirlemiştik. O dönemde de yabancı dil eğitimi, bu eğitimlerden en önemlilerinden biriydi. Biz eğitim programının özellikle nisan, mayıs aylarında olmasını istiyorduk ancak

48

şirketin o zamanki genel koordinatörünü bir türlü ikna edemedik. Muhakkak otel kapalı iken verilmesi gerektiğini ifade etti. Emir demiri kesti ve eğitim o zaman verildi. Sonuç hüsran oldu… Eğitimde özellikle dikkat edilmesi gereken konu, çok iyi bir planlama yapılmasıdır. Yukarıdaki örnekte nisan, mayıs aylarında eğitim yapılmasında ısrarımızın sebebi, eğitim sonrası çalışanlarımızın öğrendiklerini uygulayabilecekleri bir ortamın otel içinde mevcut olması idi. Otel kapalı iken verilen bu tür eğitimlerde pratik sağlanamaması, eğitimdeki başarıyı olumsuz etkiliyor.


SEKTÖREL MAKALE

Lütfen eğitim etkinliği için şu öncüllerin gereği gibi temin edilmesine hassasiyet gösterin; • Doğru ihtiyaç analizi, • Doğru içerik • Doğru katılımcı ve • Doğru zamanlama! Çok ama çok önemli!... Diğer bir konu ise turizm firmalarında kurum kültürü anlayışıyla insan kaynakları yapısının oluşturulmuş olmamasıdır. Tabi, ücret seviyeleri de kurumsal bakışın olmamasının sonucunda olması gerekenin uzağında kalıyor. Turizm sektöründe üç tip personel modeli bulunuyor; Yıllar önce işe girmiş; mesleki tecrübesi sadece o işletme ile sınırlı; eğitim seviyesi düşük ancak uzun süredir çalışan personel… Eğitim seviyesi güçlü; uzun süreli olmayan; maksimum 2-3 yıl ortalama sürelerde çalışan yöneticiler… En sonda ise sezon sonu kesinlikle gidecek olan “mobil iş gücü” (Ben böyle diyorum çünkü muhtemelen bir dahaki sene, bir başka otelde çalışacaktır o personel).

Yukarıda bahsettiğim konu ücretlendirmeyle de doğrudan ilintili. Genel olarak ücretlere de değinelim. Biliyorsunuz, birkaç yeni otel hizmete giriyor. Son açılan oteller ücret seviyelerini yukarılara çekti; çalışanlar için olumlu gözükmekle beraber, tüm turizme ne kadar olumlu yansır tartışılabilecek bir konu. Kişi başı ücretlerin işletmelere maliyetleri, ortalama aylık olarak 1100 -1300 Euro bandında gerçekleşiyor. Bu da aylık maliyetleri, 600 kişinin çalıştığı bir işletmede 1 milyon 700 bin TL gibi rakamlara taşıyor ki yıllık itibari rakamlar çok üst düzeylere ulaşıyor! Bir yandan nitelikli personel sıkıntısı o kadar üst düzeylere geldi ki birkaç işletme dışında artık ne eğitim, ne de mesleki tecrübe pek önemli değil. Önemli olan sezondaki sıkıntıyı çözmek…

Steward: 950-1200 TL Kat ve Meydan şefleri: 13501500 TL Yukarıda bahsettiğim konular, turizmde insan kaynaklarına bakış açısını ortaya koyuyor. Anlaşıldığı üzere konu, yapısal bir sorun. Çözmek lazım! Para kazanılırken sorunlar görülmez; ülke para kaybetmeye başlamadan sorunu çözmek lazım. Burada karar vericilere ve kanun koyuculara büyük iş düşüyor.

İsterseniz şöyle birkaç operasyonel önemi olan pozisyonlar için verilen ücretleri belirtelim. Anlattıklarımızla beraber değerlendirilirse, bir fikir verebilir:... Garson: 1100-1500 TL Barmen: 1100-1500 TL Maid: 950-1200 TL Organization Management Consulting

49


SEKTÖREL MAKALE

Projelerinizin Çerçevesi: Esra KARLIOVA SOYSAL NOVEM Eğitim ve Proje Ajansı Genel Koordinatör / Kurucu esra.karliova@omc-ekonomi.com

Mantıksal Çerçeve Yaklaşımı - II

G

eçtiğimiz ay, projeleri oluştururken mantıksal çerçeve yaklaşımının bu süreçteki etkinliğinden bahsetmiştik. Bunun yanı sıra bir mantıksal çerçeve neden ve nasıl yapılır sorularının cevaplarını verdik. Dört sütun ve dört satırdan oluşan mantıksal çerçeve matrisinin 1 inci sütunu, hedef analizinde kullandığımız ‘hedef ağacı’nın basamaklarından oluşmaktadır. Hedef ağacında özel hedefinizi belirledikten sonra özel hedefinizin üstündeki hedef, genel amacınız altındaki hedef ya da hedefler ise projenizin beklenen sonuçlarını verir. Yine beklenen sonuçlarınızın altındaki hedefler ise amaçlarınıza ulaşmak için uygulayacağınız faaliyetler için ipucu niteliğindedir. Dördüncü sütun ise projenin

50

risklerinin varsayıma dönüştürülmüş halleridir. Bunun için de yine daha önce yapılan risk analizinden faydalanılır. Her bir hedef için (genel amaç-özel hedef-beklenen sonuçlar) ayrı risk tanımlaması yapılmalı ve önlemler öngörülmelidir. Faaliyetler içinse, risk analizi yapılırken faaliyete başlamak için herhangi bir engel olup olmadığı da gözden geçirilmelidir. Eğer varsa, mantıksal çerçeveye de önkoşul olarak belirtilmelidir. Örneğin bir inşaat projesinde alınması gereken izin ya da düzenlenmesi gereken raporlar, birer ön koşuldur. Mantıksal çerçeve matrisinin 3 ve 4’üncü sütunları ise, projenizin hedefine ulaşıp ulaşmadığını ortaya koyacak başarı göstergelerini ve bunu ispatlayacak kaynakları ortaya koyar. Bu kısım projenin ilerlemesini kaydeden kısımdır.


SEKTÖREL MAKALE Başarı göstergeleri, projenin çeşitli düzeylerinde gerçekleştireceğimizi belirttiğimiz işlerin etkilerinin nasıl ölçüleceğini belirtirler. Göstergeler, elde ettiğiniz sonuçları göstermek üzere kullanacağınız niceliksel verilerden oluşur. Projenin amacı ve sonuçlarının doğrulanabilir ve ölçülebilir şekilde tanımlanmasını sağlarlar. Göstergeler, aynı zamanda izleme ve değerlendirme için de temel oluştururlar. Kılavuz Sorular: • Genel hedefimize katkıda bulunduğumuzu başkalarına da ispatlayabilir miyiz? • Proje amacımızı gerçekleştirdik mi?

ma kaynakları belirlenirken, aşağıdaki sorular dikkate alınabilir;

sıklıkta toplanmalı? (Aylık, yıllık, proje süresince, sonunda vb.)

• Gerçekleştirdiklerimiz, istediğimiz etkiyi ortaya çıkardı mı?

- Gerekli bilgi nasıl toplanacak? Bilgiyi toplamanın yöntemi ne olacak?

- Hangi kaynaklar daha uygun olur? Kimlerle görüşülmeli? Bilginin alındığı yer (kişi ya da kurum) güvenilir mi?

Doğrulama kaynakları ise, göstergelerde belirtilen bilginin bulunabileceği kaynaklardır. Bu bilgi kaynakları, projenin belgelenmesinin bir parçasını oluşturur. Göstergelerin bilgi kaynağı bulunamıyorsa, gösterge gözden geçirilmelidir. Elde edilecek bilginin zamanlaması, maliyeti ve güvenilirliği önemlidir. Başarı göstergeleri ve doğrula-

(Araştırmalar, idari kayıtlar, ulusal/uluslararası istatistikler, çalışma atölyeleri ya da odak grup toplantıları tutanakları/sonuçları, gözlemler vb.) - Bilgiyi kim toplamalı? (Bağımsız bir ekip veya kişi, proje çalışanları, bunların bileşimi) - Bilgi ne zaman veya hangi

- Toplanan bilgiler hangi biçimde kaydedilmeli? Saptamış olduğunuz başarı göstergesini, her düzey için ayrı ayrı hangi kaynaktan doğrulayacağınıza karar verin. Böylece projenizin kaydettiği ilerlemeyi de aşama aşama kontrol edebilme olanağı yaratılmış olacaktır.

Organization Management Consulting

51


SEKTÖREL MAKALE

Otelin Ruhu Olur mu?

B

Avni AKER İNKAY Başkan Yardımcısı avni.aker@omc-ekonomi.com

ana Antalya’nın bir tatil beldesindeki otelde eşiyle birlikte bir hafta sonu geçirmiş olan, otelcilik sektörü dışından bir dostum, gittiği otelde sunulan hizmetlerden, çalışanların davranışlarından memnun kalmadığından söz ederek, “Otelin ruhu olur mu?”, diye sormuştu. Bu yıl Mart ayında deniz kıyısındaki 5 yıldızlı bir otelde yaşadıklarını anlatırken mutsuzluğu, pişmanlığı belli oluyordu. Oysa evleri Antalya’daydı. Evlilik yıldönümü nedeniyle eşi ve çocuğu ile bir hafta sonu tatili yapmak istemiş, internetten araştırarak Antalya piyasasında belli de ünü olan o konaklama tesisini seçmiş, hep birlikte söz konusu otele gitmişlerdi. Mutluluklarını arttırmak için gittikleri otelden, buruk duygularla ayrılmışlardı. Otele girişten itibaren kendisi-

52

ne ve eşine ters gelen bazı şeyler olmuş, ancak sonradan kendi kendilerine “Bu otelde bir şey eksik!”, diyerek. Neyin eksik olduğunu araştırmaya başlamışlar, sonunda da “Buranın bir ruhu yok, o nedenle biz tatilimiz sırasında rahatlayacağımız yerde, kendimizi huzursuz, sıkıntılı hissediyoruz!” sonucuna varmışlardı. Hemen ona yanıt verdim ve “Evet, otelin bir ruhu vardır!” diyerek bunların neler olduğunu dilim döndüğünce açıklamaya, anlatmaya çalışmıştım. Her otelin, her konaklama işletmesinin bir ruhu vardır. Bu ruh, misafirlerin oraya yönelmesine, yolculukları sırasında konaklamaları için, kısa ya da uzun süreli tatil ve dinlenmeleri için orayı seçmelerinin en önemli etkenlerindendir.


SEKTÖREL MAKALE Dünyanın her yerinde konaklama tesislerinde kalan müşteriler, “misafir” olarak kabul edilmekte ve sanki evimize gelmiş bir misafirmiş gibi karşılanmakta, ağırlanmakta ve uğurlanmaktadırlar. Misafirin kalışı süresinde samimi, sıcak bir atmosfer yaratılması, onun daha sonra tekrar gelmesini sağlar. Amatör bir ruhla ama profesyonelce hizmet verilmesi, işletmenin ciddiyetini ve niteliğini belirleyen en önemli öğelerden birisidir. Misafirlerle ilgili olarak yapılan araştırmalar, misafir anketlerinin değerlendirilmesinde ortaya çıkan en önemli sonuçlar, “O otelin havası, ambiansı” olarak ön planda yer almaktadır. Bu, otele gelen kişi üzerindeki ilk izlenim demektir. Bu kolay bir şey değildir. Otel binasının mimarisi, çevre düzeni gibi önemli fiziksel etkenler, misafirin o oteli algılamasını kolaylaştırır. Binanın kapısından içeri girildiğinde lobisinin dekoru, mobilyaları, ışıklandırması, oradaki bazı aksesuarlar, çiçekler vb objeler, bunların arasındaki renk uyumu ilk olarak algılanan önemli öğelerdir. Personel üniformalarının şekli, karakteri ve renkleri, iç mimari öğeleri ile uyumu ise diğer önemli noktalardır.

Aynı zamanda “Afiyet olsun!” demesi... Bütün bunlar büyük bir seremonidir. Harika bir törendir. Restorana yemek yemeğe gelen misafirin bunları görüp, duyumsayarak mutlu olması… İşte bunların hepsi, restoranı ve yemeği bir bütün halinde algılamamızı sağlayan etkenlerdir. O sihirdir, o ruhtur. Misafir akşam odasına girdiğinde, yatak örtüsünün kapıya yakın yönünün hafifçe üçgen şeklinde açılmış olması, yatağın başucunda bir gül, bir karton kutu içerisinde bir parça lokum ya da çikolata bulunması, yatağının üzerinde havlular katlanarak yapılmış bir kuğu figürünün bulunması, ya da “Fil Osman” veya banyoda ayak havlusunun üzerine bahçedeki çiçeklerden alınmış yapraklarla bir kalp deseni yapılarak, “Ey misafir, ben senin için (sizin için), bu güzellikleri hazırladım. Burada rahatça, güven içerisinde kal! Rahat et! Dinlen! Otelimize yine gel! Biz seni tekrar ağırlayalım, daha sonraki gelişlerinde de seni rahat

ettirmek için, başka güzellikler hazırlayalım!” demektir. İşte burada belirttiklerimiz ve daha binlercesi gibi yaratıcı incelikler, bir otelin ruhunu oluşturur. Bu ruh, daha otele kapıdan girer girmez fark edilir, hissedilir. Bunu bu işin erbabı da anlar, uzmanlaşmış otel misafirleri de! Her otelin bir ruhu vardır, bunu da sağlayan o otelin çalışanlarıdır. Onlar yoksa otel sadece binadan ibaret, sıradan bir tesistir. Bir tesisi, işletme yapan o otelin bilinçli çalışanlarıdır. İşte o ruh, oteli “Otel” yapan temel öğedir. O ruhun yaratılması da, sürdürülmesi de kolay değildir. Çalışanlar arasında iletişim ve işbirliği anlayışı, takım çalışması, üstün bir dayanışma bu güzellikleri yaratır. Ekip olarak o ruhu yakaladınız mı, tadına doyulmaz! O otelin misafirleri de hiç eksik olmaz! Çalışanlar hizmet vermenin, misafirler de hizmet almanın mutluluğunu birlikte yaşar, birlikte paylaşırlar… Esen kalın!

Ancak, bunlardan daha da önemlisi misafirin giriş kapısından itibaren ilgili personel tarafından nasıl karşılandığıdır. Bu karşılama sırasındaki samimi, dostça bir bakış, gülümseme, misafirin ilk izlenimleri edinmesinde en önde gelen etkenlerdir. Otelin restoran veya restoranları, masalarının yerleştirilişi (mise en place), masa örtüleri, masaların üzerindeki takımlar (menage), katlanmış peçeteler, misafirlerin karşılanışı, masaya oturtulması, yemek siparişinin alınışı, masaya servis edilen yemeklerin komiler tarafından bir tepside getirilmesi, garsonlar tarafından profesyonelce misafirlere sunumu, tabağın içerisindeki renk armonisi, garnitürler… Garsonun yemek tabağını yavaşça masaya, misafirin önüne koyarken gülümsemesi… Organization Management Consulting

53


SEKTÖREL MAKALE

Erol KABADAYI

Avekon Yazılım Kurucu Ortağı erol.kabadayi@omc-ekonomi.com

İşiniz Öldü Yaşasın Yeni İşiniz!

B

ir işletmenin gelecekteki konumunu belirleyen stratejik kararların çoğunda, teknolojinin bir yan unsur olarak ele alındığını ve ana strateji içindeki payının oldukça küçük tutulduğunu gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim. Evet, mevcut iş süreçlerinize küçük ve doğru dokunuşlar yaparak işletmenizin verimliliğini ve kapasitesini artırmak mümkün olabilmektedir. İşinizi konumlandırdığınız pazarların yapısında ve müşteri alışkanlıklarında ortaya çıkan değişimleri iyi gözlemliyorsanız, elde ettiğiniz verilere dayanarak iş süreçlerinizi optimize edebilir ve değişen koşullara adaptasyon sağlayabilirsiniz. Ama yapılabilecekleri sadece bununla sınırlı görmek, işletmenizi ileride içinden çıkılamayacak bir noktaya götürebilir. Söz konusu “teknoloji” ol-

54

duğunda, işletmelerdeki karar alıcıların sıkça düştüğü yanılgılardan biri de teknolojinin dışarıdan transfer edilebilecek ve eksiği parayla kapatılabilecek bir şey olduğu düşüncesidir. Bu düşünce, bugün kısmi olarak doğru olmakla birlikte, çağımızın dayattığı yeni iş modelleri karşısında giderek değerini yitirmiştir. Ayrıca bu düşünce biçimi; iş yapış biçiminizi baştan sona değiştirmeniz gereken an gelmesine rağmen, bunu fark etmenizi engelleyen bir alışkanlık perdesi oluşturacaktır. İşinizi Öldürün! Süreçlerinizde Devrim Yapın “Teknolojiye önem veren firma” kavramı, işletmeler arasındaki farkı vurgulamak için geçmişte sıkça kullanılırdı. Ama bugün önemini yitirmiş bir kavramdır. Artık her işletme, ihtiyacı olan teknolojiye para harcıyor ve sahip oluyor.


SEKTÖREL MAKALE “Şu kadarlık donanım ve yazılım satın aldık ve bunlar için yaptığımız harcamanın genel bütçe içindeki oranı da budur” diye hesap yapan işletmelerin, bu oranın büyüklüğüne aldanarak, teknolojiye önem verdiklerini düşünmeleri, ancak iyi bir mizahi düşünce olabilir. Farkı yaratan; harcanan paranın miktarı değil, iş süreçlerinizde yaptığınız gereksinime uygun köklü değişimlerdir. Gerektiğinde tüm işinizi yeni baştan modelleyecek ve mevcut olanı öldürebilecek kadar cesur olmalısınız. Çevrimiçi (Online) Müşterinizi Tanıyın Akıllı cihazların yaygınlaşmasıyla birlikte ortaya çıkan ve her an internete bağlı bir müşteri profilini henüz bir çok işletme doğru analiz edemiyor. “Benim müşterilerim kim, ne satın alırlar, ne zaman alışveriş yaparlar, satın alırken nelere dikkat ederler, dikkatlerini nasıl çekebilirim, bağlılıklarını kazanmak için neler yapmalıyım?”… Bu

soruların cevabını biliyor musunuz? Bilmiyorsanız hemen araştırmaya başlayın.

kilerini genişletin, prototip uygulamalar yapabilecekleri özgürlük alanları bırakın.

Teknolojik dönüşüme parayla satın alınabilecek bir meta ve istihdam edilecek insan gözüyle bakmayın. Kadronuza yeni bir teknik adam ve bir kaç iyi oyuncu transfer ederek devam edebileceğiniz bir oyundan bahsetmiyorum. Tamamen yeni bir oyundan; yeni kuralları ve yeni araç gereçleri olan, farklı bir sahada oynanan bambaşka bir oyundan bahsediyorum.

Hemen Başlayın ve Erken Hata Yapın

Analiz Edin Çevrimiçi müşteriyi anlamak için önce onu tanımalısınız. En doğru bilgiyi size çevrimiçi müşterinin kendisi verecektir. Ona sorun, alışkanlıklarını gözlemleyin, bilgi toplayın, müşterinizin satın alma alışkanlıklarını inceleyin. Beyin Takımı Oluşturun Yeni iş modelinizi, hayata geçirilmesini koordine edecek ve fiilen uygulayacak kişilerden oluşan (şirket içi ve şirket dışı) bir beyin takımı oluşturun. Bu takımın yet-

Çok kritik olmayan süreçlerinizden bir veya birkaçı üstünde hemen çalışmaya başlayın. Ne kadar erken başlarsanız o kadar erken hata yapacaksınız ve o kadar hızlı öğreneceksiniz. O yüzden beklemeyin ve yeni süreçleri çalıştırın. Çabuk ve Yalın Olun Yeni dünya, tüm işletmeleri hızlı olmaya zorluyor. İletişim ağını iyi kurabilen, sahadan çabuk bilgi alabilen, aldığı bilgiyi hızlıca karara dönüştürebilen, süreçlerindeki gereksiz yükü atarak süreçlerini yalınlaştırabilen ve müşterisiyle her an bağlı (connected) kalabilen işletmeler güçleniyor. Siz de hızlı olabilmek için gereken çalışmaları yapın, bilişim altyapınızı doğru yatırımlarla güçlendirin. Teknolojiyi iyi kullanmanızla övünmeyin, sadece kullanın ve hemen kullanın!

Organization Management Consulting

55


SEKTÖREL MAKALE

Bunları Bilin ve Kullanın İş Süreci Yönetim Yazılımları (BPM – Business Process Management) Siz hızlanmaya çalıştıkça, birbirinden kopuk iş süreçleriniz sizi yavaşlatacaktır. Farklı birimler arasındaki bilgi akışı yeterince doğru, tutarlı ve hızlı olamazsa, işletmenizin enerjisini doğru kullanamazsınız. Hem işletmeniz yorulur hem de çalışanlarınız. BPM yazılımları kullanarak hem mevcut süreçlerinizi birbirine entegre edebilirsiniz, hem de yeni süreçler ortaya çıktığında iş akışınızı hızla güncellersiniz.

ve ne zaman ne yapacakları tam kestirilemiyor. Gece yarısı sipariş alabileceğiniz gibi, ansızın gelen bir şikâyetle veya soruyla da karşılaşabilirsiniz. Çevrimiçi müşterilerin %70’i akıllı cihazlarından internete giriyor ve bu kişilerin de %82’si işlem yapmak için mobil uygulamaları kullanıyor. İşletmenizin çevrimiçi müşteriye doğrudan ulaşabilmesi için kaliteli ve faydalı bir mobil uygulamasının, mutlaka olması gerekiyor. Mobil Uygulama Oluşturma Yazılımları: MobiRoller.com, BiznessApps.com

BPM Yazılımları: Emakin.com, Processmaker.com

Bulut Bilişim (Sanallaştırma ve SaaS)

Mobil Uygulamalar İşletmelerin daha hızlı olması yönündeki en büyük baskı, akıllı cihaz kullanımının yaygınlaşmasından kaynaklanıyor. Çevrimiçi müşteriler ellerindeki telefon ve tabletlerle her an internetteler

Sunucu tarlanızı kendi ofisinizde tutmanın oluşturduğu fayda ve zarar analizini iyi yapmalısınız. Çok yüksek güvenlik, çok yüksek hız veya çok yüksek kapasite gibi kriterleriniz olabilir. Tüm bu kriterleri karşılayan sanallaştırma

56

seçenekleri piyasada mevcut ve kullanıma hazır. Gerçek işinize odaklanabilmeniz için mutlaka bulut bilişimin olanaklarından yararlanmaya çalışın. Sadece sunucu maliyetlerinizi değil aynı zamanda yazılım maliyetlerinizi de düşüren ve kullandığınız kadar ödemenize olanak tanıyan ve SaaS (Software as a Service) olarak sunulan yazılımlar kullanabilirsiniz. Sonuç En tepeden en alta kadar tüm işletme fonksiyonlarınızı teknolojiyle harmanlamalı ve gereken zamanda değişmenizi kolaylaştıran araçları işletmenizde kullanmaya başlamalısınız. Değişim ve dönüşüme başlamanın ilk adımı; teknolojinin (Bilgi İşlem departmanlarının sorumluluğunda olan) bir satın alma kalemi olmadığını fark etmektir. Bol kazançlı bir Mayıs ayı diliyorum, iyi çalışmalar…


SEKTÖREL MAKALE

Bağımsız Denetim ve Denetime Tabi Şirketler

6102

Duran ÇİFTÇİ Antalya Barosu duran.ciftci@omc-ekonomi.com

Sayılı Türk Ticaret Kanunu, anonim ve limited şirketler hukukumuza, eskiden bilinenin aksine yasal bir şirket organı olmayan yepyeni bir kurum olarak bağımsız denetim ve denetimi getirmiştir. Anonim şirketlerin denetimi, TTK’nın 397 ile 406 maddeleri aralığında düzenlenmiş; keza TTK’nın 635. maddesi uyarınca, bir kısım limited şirketlerin de bağımsız denetime tabii olduğunu düzenlemektedir. Bağımsız denetime tabi olacak şirketler Bağımsız denetime tabi olacak anonim şirketler, kanunun 397/4 maddesi uyarınca çıkarılan Bakanlar Kurulu Kararı ile tespit edilecektir. Söz konusu Bakanlar Kurulu Kararı, 01.01.2013 tarihin-

58

den itibaren uygulanmak üzere 19.12.2012 tarihinde kararlaştırılmış olup, 23.01.2013 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Bağımsız Denetime Tabi Olacak Şirketlerin Belirlenmesine Dair Bakanlar Kurulu Kararı, genel anlamda aşağıdaki düzenlemeleri getirmiştir. 1) Tek başına veya bağlı ortaklıkları ve iştirakleriyle birlikte aşağıdaki üç ölçütten en az ikisini sağlayan şirketler ile ekli (I) sayılı liste kapsamında yer alan şirketler, 6102 sayılı Kanun ile 26/9/2011 tarihli ve 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’nun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümleri çerçevesinde bağımsız denetime tabi olacaklardır.


SEKTÖREL MAKALE Aktif toplamı yüzellimilyon ve üstü Türk Lirası, yıllık net satış hâsılatı ikiyüzmilyon ve üstü Türk Lirası, çalışan sayısı beşyüz ve üstü. (2) Ekli (II) sayılı liste kapsamında yer alan şirketler, tek başına veya bağlı ortaklıkları ve iştirakleriyle birlikte listede belirtilen sınırlamalar dikkate alınarak, 6102 sayılı Kanun ile 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri çerçevesinde bağımsız denetime tabidir. (3) Ekli (I) sayılı liste kapsamında yer alanlar hariç olmak üzere, 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’a tabi kuruluşlar ile ekli (II) sayılı listenin yedinci sırası kapsamına giren kuruluşlar hariç olmak üzere, sermayesinin en az %50’si ve daha fazlası devlete, il özel idarelerine, kanunla kurulmuş vakıflara ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait olan şirketler bu kararın kapsamı dışındadır. Uygulamaya ilişkin esaslar Şirketler, bu kararda belirtilen üç ölçütten en az ikisinin sınırlarını art arda iki hesap döneminde aşmaları durumunda, müteakip hesap döneminden itibaren ba-

ğımsız denetime tabi olur. Bağımsız denetime tabi şirketler, söz konusu ölçütlerden en az ikisine ait sınırların art arda iki hesap döneminde altında kalmaları ya da bir hesap döneminde söz konusu ölçütlerden en az ikisinin sınırlarının yüzde yirmi veya daha fazla altında kalmaları durumunda, müteakip hesap döneminden itibaren bağımsız denetim kapsamından çıkarılacaktır. Bu kararda belirtilen üç ölçütten ikisinin sınırlarının aşılıp

aşılmadığının belirlenmesinde; şirketin aktif toplamı ve yıllık net satış hasılatı bakımından, yürürlükteki mevzuat uyarınca hazırladıkları önceki yıllara ait (son iki yıldaki) finansal tablolar, çalışan sayısı bakımından ise şirkette önceki yıllardaki (son iki yıldaki) ortalama çalışan sayısı esas alınacaktır. Bağlı ortaklıkları ve iştirakleri bulunan şirketler açısından bu kararda belirtilen üç ölçütten ikisinin sınırlarının aşılıp aşılmadığının belirlenmesinde; aktif toplamı ve yıllık net satış hasılatı bakımından ana ortaklık ve bağlı ortaklığa ait finansal tablolarda yer alan kalemlerin toplamı (varsa grup içi işlemler yok edilir), çalışan sayısı bakımından ise ana ortaklıkta ve bağlı ortaklıkta önceki yıllardaki (son iki yıldaki) ortalama çalışan sayılarının toplamı dikkate alınır. İştirakler açısından, söz konusu ölçütler iştirakteki hisseleri oranında dikkate alınacaktır. Bağımsız denetime tabi şirketlerin ara dönem sınırlı bağımsız denetim yükümlülükleri, mevzuatta hüküm bulunmaması halinde Kurum tarafından belirlenecektir. Bu kararda düzenlenmeyen hususlarda TMS’de yer alan hükümlere göre uygulama yapılır. Organization Management Consulting

59


SEKTÖREL MAKALE

Bu kararın uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu yetkilendirilmiştir. Geçiş hükümleri Söz konusu Bakanlar Kurulu Kararı’nın geçici 1. maddesine göre Ekli (II) sayılı listenin yedinci sırası ile sadece kamu iktisadi teşebbüsleri bakımından olmak üzere aynı listenin dördüncü sırasında yer alan hükümler, 1/1/2015 tarihinden itibaren uygulanacaktır. (I) sayılı liste 1) Sermaye Piyasası Kanunu uyarınca Sermaye Piyasası Kurulu’nun düzenleme ve denetimine tabi şirketlerden; Yatırım kuruluşları, kolektif yatırım kuruluşları, portföy yönetim şirketleri, ipotek finansmanı kuruluşları, varlık kiralama şirketleri, merkezi takas kuruluşları, merkezi saklama kuruluşları, veri

60

depolama kuruluşları, derecelendirme kuruluşları, değerleme kuruluşları, sermaye piyasası araçları bir borsada ve/veya teşkilatlanmış diğer piyasalarda işlem gören anonim şirketler. 2) 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun düzenleme ve denetimine tabi şirketlerden; a) Bankalar, derecelendirme kuruluşları, finansal holding şirketleri, finansal kiralama şirketleri, faktoring şirketleri, finansman şirketleri, varlık yönetim şirketleri, finansal holding şirketleri üzerinde 5411 sayılı Kanun’da tanımlandığı şekliyle, nitelikli paya sahip olan şirketler. 3) 3/6/2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ile 28/3/2001 tarihli ve 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu kapsamında faaliyet göstermekte olan sigorta, reasürans ve emeklilik şirketleri.

4) İstanbul Altın Borsası’nda üye olarak faaliyet göstermesine izin verilen yetkili müesseseler, kıymetli madenler aracı kurumları, kıymetli maden üretimi veya ticareti ile iştigal eden anonim şirketler. 5) 10/2/2005 tarihli ve 5300 sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu hükümleri uyarınca anonim şirket halinde kurulan tarım ürünleri lisanslı depo şirketleri ile 11/8/1982 tarihli ve 2699 sayılı Umumi Mağazalar Kanunu hükümleri uyarınca anonim şirket şeklinde kurulan şirketler. 6) Ulusal karasal, uydu ve kablolu televizyon sahibi medya hizmet sağlayıcı şirketler. 1) Sermayesinin en az %25’i kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, sendikalara, derneklere, vakıflara, kooperatiflere ve bunların üst kuruluşlarına doğrudan veya dolaylı olarak ait olan şirketlerden, aşağıdaki üç ölçütten en az ikisini sağlayanlar.


SEKTÖREL MAKALE Aktif toplamı kırkmilyon ve üstü Türk Lirası, yıllık net satış hasılatı ellimilyon ve üstü Türk Lirası, çalışan sayısı yüzyirmibeş ve üstü. 2) Yurt çapında günlük olarak gazete yayımlayan şirketlerden aşağıdaki üç ölçütten en az ikisini sağlayanlar. Aktif toplamı ellimilyon ve üstü Türk Lirası, yıllık net satış hasılatı yetmişbeşmilyon ve üstü Türk Lirası, çalışan sayısı yüzyetmişbeş ve üstü. 3) Kaynak tahsisi içermeyen yetkilendirme sahibi şirketler ile çağrı merkezi şirketleri hariç olmak üzere, 15/1/2004 tarihli ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu, 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1525’inci maddesi kapsamında Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu denetimine tabi olan şirketlerden aşağıdaki üç ölçütten en az ikisini sağlayanlar. Aktif toplamı yetmişbeşmilyon ve üstü Türk Lirası, yıllık net satış hasılatı yüzmilyon ve üstü Türk Lirası, çalışan sayısı ikiyüzelli ve üstü.

4) 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu, 18/4/2001 tarihli ve 4646 sayılı Doğalgaz Piyasası Kanunu, 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu ve 2/3/2005 tarihli ve 5307 sayılı Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Kanunu ve Elektrik Piyasası Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun uyarınca Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu düzenlemelerine tabi olarak faaliyet gösteren lisans, sertifika

veya yetki belgesi sahibi şirketlerden (4046 sayılı Kanun hükümlerine tabi kamu iktisadi teşebbüsleri hariç) aşağıdaki üç ölçütten en az ikisini sağlayanlar. Aktif toplamı yetmişbeşmilyon ve üstü Türk Lirası, yıllık net satış hasılatı yüzmilyon ve üstü Türk Lirası, çalışan sayısı ikiyüzelli ve üstü. 5) Sermaye piyasası araçları bir borsada ve/veya teşkilatlanmış diğer piyasalarda işlem görmeyen ancak Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında halka açık sayılan şirketlerden aşağıdaki üç ölçütten en az ikisini sağlayanlar. Aktif toplamı onbeşmilyon ve üstü Türk Lirası, yıllık net satış hasılatı yirmimilyon ve üstü Türk Lirası, çalışan sayısı elli ve üstü. 6) Gayri faal olan veya faaliyetleri geçici olarak durdurulan veya iptal edilmiş olan (gerekli ana sözleşme değişiklikleri ve benzeri prosedür işlemleri henüz gerçekleştirilmemiş olanlar dahil) iştirak ve şirketler hariç olmak üzere, Tasarruf Mevduatı ve Sigorta Fonu’nun iştirakleri ile mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamında Fon tarafından denetimi ve yönetimi devralınan şirketlerden, aşağıdaki üç ölçütten en az ikisini sağlayanlar. Organization Management Consulting

61


SEKTÖREL MAKALE sına ilişkin hususlar Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nca hazırlanan ve Bakanlar Kurulu’nca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenecektir. Kanun’un denetçinin sorumluluğuna ilişkin hükümleri, bu fıkra uyarınca denetim yapacak denetçilere de kıyasen uygulanacaktır. Ancak bahsi geçen yönetmelik henüz çıkarılmış değildir. Kimlerin denetçi olabileceği, seçimlerinin nasıl yapılacağı, görevden alınmaları veya ayrılmaları ile raporlarının içeriği ve raporlarının genel kurula sunulmaları, uyacakları etik ilkelerin nelerden ibaret olduğu ile ilgili hususlar için çıkarılacak yönetmeliği beklemek gerekmektedir. Bağımsız denetim dışında kalan limited şirketler

Aktif toplamı yüzellimilyon ve üstü Türk Lirası, yıllık net satış hasılatı ikiyüzmilyon ve üstü Türk Lirası, çalışan sayısı beşyüz ve üstü. 7) 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname kapsamında faaliyet gösteren kamu iktisadi teşebbüsleri ve bağlı ortaklıkları ile sermayesinin en az %50’si belediyelere ait olan şirketlerden aşağıdaki üç ölçütten en az ikisini sağlayanlar. Aktif toplamı kırkmilyon ve üstü Türk Lirası, yıllık net satış hasılatı ellimilyon ve üstü Türk Lirası, çalışan sayısı yüzyirmibeş ve üstü. Denetime tabi anonim şirketler 11.04.2013 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 6455 Sayılı Kanun’un 80. maddesi uyarınca Türk Ticaret Kanunu’na 5 ve 6 fıkralar eklenmiş ve eklenen 5’inci fıkra uyarınca bağımsız denetim kapsamı dışında kalan anonim şirketler ile 4572 sayılı Kanun kapsamındaki kooperatifler ve bunların bağımsız denetime tabi olmayan üst kuruluşları da bu fıkra hükümleri-

62

ne göre denetlenecektir. Denetime ilişkin usul ve esaslar ile bu fıkra uyarınca denetim yapacak denetçilerin niteliklerine, uyacakları etik ilkelere, görev ve yetkilerine, seçilmelerine, görevden alınmalarına veya ayrılmalarına; denetimin ve denetim raporlarının içeriğine ve raporun genel kurula sunulma-

6455 Sayılı Kanun’un 82. maddesi ile limited şirketlerin denetimini düzenleyen Türk Ticaret Kanunu’nun 635. maddesinde yapılan değişiklik ile bağımız denetime tabii olmayan limited şirketlerde her hangi bir denetim söz konusu değildir. İlgilenenlere katkı sağlaması dileği ile…


SEKTÖREL MAKALE

Yitirmek Üzereyiz,

Toprağın Köylüsünü de, Köylünün Özünü de…

B

Cüneyt ARIK Agrikey Genel Koordinatörü cuneyt.arik@omc-ekonomi.com

64

ugün eskiyi; kimilerimizin hatırlamadığı, kimilerimizin unuttuğu ve bazılarımızın da hiç bilmediği eskiyi anımsatmak, yitirmek üzere olduğumuz toprağın saf emekçilerini, çok eskiden yazdığım bir yazıyı sizler ile paylaşarak yâd etmek istiyorum. “Birçok köy tanırız. Bir caddesi olan; bizim sokak dediğimiz, şanslıysa belki bir okulu ve de bir sağlık ocağı olan hani... Birçok köy tanırız; içinde yürekleri ak bir topan insanın yaşadığı, eli bol ve vücudu toprak tarafından eskitilmiş… Bir dolu köy tanırız, hangi kapısını çalarsanız çalın, ev ahalisinin sizi koltuklara oturtup, kendilerinin kilim üzerine diz çöktüğü… Maşrapa ile ikram ettiği, köpüğü kendinden çok ayranı yu-

dumlayışımızı gururla izledikleri, birçok köylü… Topraktan öğrenip kitapsız bilendir onlar… Sabanı çeken koca öküze nasırlı elleri ile destek, güneşte ışıldayan orağa yön, toprağa türküdür onlar… Yetiştirdiği ürüne çocuğu gibi bakıp, sonra mahsulünü ekmeğine katık eden, cephede savaşçı, çocuğa baba... İçlerinde öyle kadınlar vardır ki toprak tırnaklarından, düşman gözlerindeki alevden, eşleri ise şefkatli parmaklarından tanır onları. Düğünlerde davul-zurna, cenazede ağıttır onlar. Her şeyin Allah’tan olduğuna inanan kalbi, onun verdiğine şükreden, bereket isteyen, duaları huzur veren dilleri vardır onların; kulakların ve ruhun pasını silen.


SEKTÖREL MAKALE Türk köylüsünün avlusu vardır misafirleri için, konu komşu hepsi tanıdıktır. Köye giren yabancı hemen fark edilir. Yerdeki su birikintisi onların umurunda değildir. Suyla oynayan çocuğun barsak florasındaki bakterilerin patojen hale geçip geçmedikleri ile hiç ilgilenmezler, bilmezler de zaten. Üstü başı kirli görünse de en temizimizden sağlıklıdır o çocuklar. Ve minik poposu avludaki leğende yıkanır, çocuk bezinden bihaber. Taşlı avlu çalı süpürgesiyle süpürülür. Sonra erişteler kesilir komşularla, evler buğday kokar, tarhana kokar. Hamur yoğrulur teknelerle; tandır yanar, mis kokulu ekmekler pişer fırınlarda. Taze yumurta alırlar tavukların altından her sabah, sıcacık! Semizotu toplarlar kapının önündeki bahçeden. Gübre kokusu ve güğümlerdeki sıcacık süttür kahvaltısı. Sarıkızdır sütün kaynağı… Derisine yapışıp kuruyan pislikleri sevgiyle temizler, dedeler. Bazen Karadeniz’in yaylası, Erzurum’un soğuk suyudur Anadolu köylüsü… Yağmurdan sonra toprak, Muş’ta tütün kokusudur. Ege’nin efesi, geçit vermeyen Torosların kekik kokusudur. Kıl çadırda yörük, dağ tepesinde çoban. Efendisidir, lider Atamın dediği gibi milletin.”

Evet… Yıllar önce yazdığım bir yazıydı bu. Türk tarımına yön veren, kendine has dokusu olan Anadolu insanının eskide kalan nostaljik anlatımıydı bu. Artan ihtiyaçlar, çoğalan nüfus ve günümüz dünya gereksinimleri, var olan bu dokuyu, saflığı, özü ve kültürü yitirmemize neden oldu, sanırım. İyi mi, kötü mü bilemem. Ama yukarıda

yazdıklarımı okuyup da buruk bir mutluluk ve özlem hissetmeyenimiz yoktur sanırım. Kesin olan şey şudur ki; özümüzü kaybetmeksizin yapacağımız atılımlar başarıyı getirecektir. Türkiye tarımı için ne vakit eski ile yeniyi sentezleyebiliriz, o vakit daha iyiye ulaşılabilir. Yoksa yakındır; ne bu toprakların köylüsü, ne de köylünün toprağı kalacak.

Organization Management Consulting

65


SEKTÖREL MAKALE

Siz Ne Renksiniz?

H

Ayşen HAMAMCIOĞLU aysen.hamamcioglu@omc-ekonomi.com

epinizin enerji alanları var. Bazıları bunu kollarınızı açıp da döndüğünüzde süpürülen alan kadar olduğunu, bazıları da hissedebilen (uyumlanmış) ellerle ölçülen kadar bir enerji olduğunu söylüyor. Bu kalkan, aslında bizi kötülüklerden (zulmani enerjilerden) koruyan bir kalkan gibidir. Aslında ben bunu etrafımızı sarmış olan içbükey bir ayna gibi düşünmüşümdür hep. Ne yollarsanız, o döner size. Bolca gülüyorsanız, her tarafta gülen insanlarla karşılaşırsınız ya da olumlu bakış açılarınızın size mutluluk getirmesi gibi. Hani sanki içi sırlanmış bir yumurtanın içindeymişiz gibi yani. Negatif düşünceler, eylemler bu  auramızda delikler açarlar ve bu deliklerden size; serbest dolanan, hiç de hoşlanmadığınız etkiler gelmeye başlar. Zamanla

66

bu sizin enerji alanınızı da daraltır. Her dinde ve her törede kalıplaşmış farklı temelde, aynı amaca hizmet eden bir takım yaptırımlar, kurallar, günahlar-sevaplar var. Aslına bakıldığında ne kadar da aynılar! Ruhlarımızı takipte en kolay yol, bir milletin ya da bir topluluğun çocuklarını izlemektir.


SEKTÖREL MAKALE Onlar tamamen doğaldırlar ve kendi kalkanlarını henüz oluşturmamışlardır. Bir aile hakkında gerçek bilgilere ulaşmak, onları tartmak ya da anlamak isterseniz en kısa yolu, çocuklarını izlemenizdir. Onlar önyargısızdırlar, ruhlarının farkındadırlar, nereden geldiklerini hatırlıyorlardır, insanların renklerini de görebiliyorlardır. Kızım bazıları için “Anne biliyor musun; şu gri renk, bu ise pembe” diyebiliyor. 2000 sonrası doğan çocuklara kristal-indigo da deniyor. Çok doğallar, sadece ailelerinin onlara giydirdiği giysileri (öğretiler, dogmalar) taşımaya çalışıyorlar. Dikkatlice bakılırsa o kadar aşikâr ki!

meditasyonlar, nefes teknikleri, bir takım yoga hareketleri ile gerçekleştirilebilir. Bu çok yüksek bir enerjinin yaşama eklenmesini sağlar… Yedi çakranın her birinin rengi farklıdır. Tibet’teki rahipler, aynı zamanda bir çeşit doktorluk da yapıyorlar; insanların vücutlarına bakarak hastalıkları anlayabiliyorlar. Enerji akışlarını bildikleri için tıkanmaları kolaylıkla tespit edebiliyorlar. Enerji alanımıza bakıyorlar ve renklerinden bozulmaları anlayabiliyorlar. İndigolar da bunu yapabiliyorlar. Deneyin. Sorun; karşısında

durun… Gözlerini kapamasını ve sizin ne renk olduğunuzu söylemesini isteyin… Söylerler… Şaşırmayın, çünkü onlar için çok doğal, zaten görebiliyorlar ya da resminizi çizmesini isteyin; renkli kalemler de verin!... Yok, böyle bir imkanınız yoksa kirlian fotograf tekniği ile renklerinizi öğrenebilirsiniz… Aşağıdaki fotoğraf  kirlian tekniği ile çekilmiştir. Eskiden sadece Rusya’da çekilebilen bu fotoğrafları, artık ülkemizde de  çektirmek mümkün…  Şimdi soruyorum; “RENGİNİZİ BİLİYORMUSUNUZ?”

Bedenin, 7 ana enerji merkezi var. Sanskritçe’de ‘çakra’ olarak adlandırılan bu enerji merkezleri, güçlü elektrik alanlarıdır ve gözle görülemezler. Bunların her biri bedenimizde hormon salgılayan bezlere karşılık geliyor ve hormon üretimini uyarıyorlar. Başka bir deyişle, fizik bedenimizdeki ismi ile hormon salgılayan iç salgı bezleri, enerji bedenimizdeki çakralara karşılık geliyor. 1-Böbreküstü bezleri=Kök çakra 2-Pankreas=Göbek çakrası 3-Göbeğin alt kısmı (Cinsel salgı bezleri)=Cinsel çakra 4-Timüs bezi=Kalp çakrası 5-Troid ve paratroid bezleri=Boğaz çakrası   6-Hipofiz bezi=Alın çakrası 7-Epifiz bezi=Taç çakrası  Hint felsefesine göre, insanın kafasının tepesinde pozitif bir akım varken, omurga kemiğinin alt boğumunda, kuyruk sokumunda, negatif bir akım (kundalini) bulunur. Bu iki “kutup”arasında dolaşan elektrik gücü “YAŞAM”dır. Negatif enerji (omuriliğin altında kıvrılmış olarak  uyuyan kundalininin uyandırılması) ve omurilik boyunca  taç çakradaki  pozitif enerji ile birleştirmek, çeşitli Organization Management Consulting

67


SEKTÖREL MAKALE

Balık Tutmayı Bilmek….

N

Günay ŞENCAN Kurumsal Dış Ticaret Danışmanı

68

e işe yarar diye soruyorsanız… Çokkkkkkk…

İster iç ticaret yapın, ister dış ticaret; öncelikle doğru karlılığı sağlamak amacıyla firmalar, ürünlerinin maliyeti ve buna bağlı olarak satış fiyatlarını doğru belirlemelidirler. Bu nedenle firmaların, en azından kuruluşları sırasında, ‘fizibilite analiz’lerinin yapılması gerekir. Nasıl ki her suda, her zaman, her hava şartında, istediğiniz yemle balık tutamazsanız; doğru yapılanmadığınız, sistem dışı çalıştığınız zaman başarılı olmanız zorlaşır. Fizibilite firmaların doğru yapılanmasının yanında, ek sistemlerle doğru büyümesinde de önemlidir. Ancak ülkemizde fizibiliteye büyük kurumsal ya da yabancı ortaklı / sermayeli firmalar dışında çok fazla önem veren firma / kuruluş yoktur. Genelde yapılmak istenen iş seçildikten sonra, o işi yapan birkaç arkadaş ya da yakından bilgi alınır. Daha sonra ya paramız

vardır ya da kredi alırız; ya yerimiz vardır ya da kiralarız ve “Başlayalım, sonrasında nasılsa olur” diye düşünerek ticarete başlarız. Eğer ülke içine yönelik çalışacaksak, yani iç ticaret yapılacaksa, bir şekilde bazı unsurlar (vergi, krediler gibi) belli bir süre bir tarafa bırakılarak, karlılık yakalamaya çalışılır. Konu dış ticaret olunca sorunlar başlar. Ürünün yurtdışı / yurtiçi edilmesi nedeniyle farklı bir ülkeyle çalışıyor olmak, farklı kanun ve mevzuatla karşı karşıya kalmayı getiriyor. Bu nedenle en azından ürünün satış fiyatını belirlerken, ilerleyen zamanlarda kardan zarar etmemek için, ürünün satış fiyatını ve bunu oluşturan kapı fiyatından sonraki varış yerine kadar oluşan teslim yeri masraflarının, çok iyi bilinmesi gerekiyor. En basit şekliyle kapı fiyatı ile varış yeri fiyatı arasındaki masrafların doğru hesaplanması, çok önem taşıyor.


SEKTÖREL MAKALE Ürünlerin varış yeri aynı olsa da ürünün (paketleme/çıkış yeri/ taşıma aracı gibi) lojistik, (gümrük işleminin yapıldığı yer/hizmet bedeli/bekleme gibi) gümrükleme, (dahili/harici sigorta/ürün bedeli gibi) sigortalama (yani masraflar) nedeniyle değişik fiyatlar oluşacaktır. Bu fiyatlandırma sistemine sektörel bazda bakar isek; ürüne göre masrafların detaylı bir şeklide önceden belirlenmesi gerektiğinin bilincinde olmamız gerekiyor. Yanlış fiyat hesaplamak, bize sadece zarar getirecektir. Peki, doğru fiyata nasıl ulaşırız? Buna, süs bitkilerinden örnek verebiliriz… Öncelikle tohum ya da fide oluncaya kadar (toplama / ekme / satınalma) oluşan masraflar söz konusudur. Buna (işletme /üretim gideri/yardımcı malzeme/paketleme/banka masrafları/vade farkı/ reklam gideri/kur farkı gibi) bitki satılabilir hale gelinceye kadar geçen sürede oluşan masraflar ve bir de kar eklendiğinde, kapı fiyatı oluşur. Bu basamaktan sonra yurtdışındaki alıcının istediği teslim yerine kadar olan masraflar eklenir ve satış fiyatı, ancak belirecektir. Ki, bunun için de, dış ticaret yapan tüm firmaların “INCOTERMS” Milletlerarası Ticaret Oda-

sı’nın oluşturduğu sistemi yani Delivery Terms/Teslim Şekillerini çok iyi bilmesi gerekir. Ülkelerarası ticaretin artması nedeniyle INCOTERMS sürekli güncelleniyor. En son 2010 yılında yeniden düzenlendi ve değişikliğe uğradı. Kullanılmayan D grubu içindeki DAF VE DDU kaldırıldı, bunun yanında F grubunda bazı düzenlemeler yapıldı. Tabii ki ticarette “Ticari teamüller, alıcı ile satıcı arasında değişir/oluşturulur” diye bir tanımlama vardır. Ancak INCOTREMS’ün belirlediği Teslim Şekilleri’nin dışında işlem yaptığınızda, sistem dışı çalıştığınız için hukuksal olarak hakkınızı aramanız biraz daha zorlaşabilir.

Ayrıca; Teslim Şekilleri’nin malın emniyetli bir şekilde alıcıya teslimi nedeniyle oluşturulmuş bir sistem olarak düşünülse de aslında sadece fiyatlandırma için önemlidir. Alıcı ve satıcı teslimle ilgili masrafların nerede başlayıp, nerede bittiğine bakarak, satış fiyatı (ihracat) ve maliyetlerini (ithalat) oluşturur. Doğru satış fiyatımızı bu sisteme göre oluşturursak, kardan zarar etmemiş, karlılığımızı riske atmamış oluruz. Yazımın başında “Balık tutmayı bilmek” dediğimde ve siz yazıyı okumaya başladığınızda “Ne ilgisi var?” diye düşünmüş olabilirsiz. Size sadece sistemi iyi bildiğiniz ve uyguladığınızda, zarar etmeden satış yapabileceğinizi söylemek istedim. Bunun için gereken, sadece “Balık tutmayı bilmek”tir. Belki de, “Siz hiç balık tuttunuz mu, acaba?” diye düşünüyorsunuzdur. Elbette… Yazıma bu ismi vermek Güzel İzmir’in Seferihisar ilçesinde balık tutarken aklıma geldi. Bunun yanında size bir de haberim var. Seferihisar civarında süs bitkisi yetiştiriciliği vardır ama son zamanlarda biraz daha önem vermeye başladılar. Ayrıca buna Aydın da katılmış, Antalya’ya rakip mi olmak istiyorlar ne! Ama “Biraz zor!” mu dersiniz? Organization Management Consulting

69


SEKTÖREL MAKALE

Türkiye’de “e- turizm” yoluyla vergi mi kaçırılıyor?

T

Ferit TURGUT Konuk Yazar - SAYD Başkanı

üm dünyada olduğu gibi e-ticaret ülkemizde de hızlıca etkinliğini arttırıyor. Günümüzde o kadar hızlı bir büyüme trendine girmiş durumda ki, kendisiyle ilgili düzenlemelerin önünde ilerliyor ve ciddi boyutlarda büyüyor. Artık bu durum yasal anlamda kontrol edilemez boyutlara geldi. Bu durumun ülkemizin ticareti üzerinde yaratmış olduğu en büyük handikap ise ülkemizin üretmiş olduğu değerlerin, başka ülkelerin firmaları tarafından

70

“e-ticaret” başlığı altında sömürülmesine sebep olmasıdır. Bu durumun bariz örnekleri çok ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Bu tür “e-ticaretler”i, haksız rekabet diye düşünmek lazım. Bu olumsuz tablo maalesef Türkiye’de turizmde güncel olarak karşımıza çıkıyor. Birçok yurtdışı kaynaklı web sitesi -buna dünya devleri de dahil- Türkiye’de ürettikleri değerlere herhangi bir vergisel yaklaşımda bulunmadan, kazançlarını yurtdışına taşımaktadırlar.


SEKTÖREL MAKALE

Türkiye’de aynı değeri üreten, aynı iş kolundaki firmaların karşılaşacağı vergi yükleriyle yurtdışında konuşlanmış ama Türkiye’de e-ticaret kanalıyla işlem yapan, bu ülkedeki değerleri pazarlayan, gelir elde eden firmaların vergi yüküne baktığımız zaman; durumun Türkiye’deki şirketleri baltaladığını görmeye başladık. Bu durum, bacasız sanayi dediğimiz turizmde kendi milli gelirimizden ciddi anlamda kayıplara sebep olmaktadır. Turizm katma değeri en yüksek üründür ama bu katma değerin gelirinin, maalesef e-ticaret ile yurt dışına taşınmaya ve sömürülmeye başladığını görüyo-

ruz. Vergisel yükler olarak bu duruma baktığımız zaman, yurtdışında buradaki ürünlerden gelir sağlamış olan firmalar, Türkiye’deki firmalara oranla daha avantajlıdır. Türkiye’deki bir firma 100 liralık bir geliri için aşağı yukarı 43 lira vergi yükü altına girerken, bu tür yabancı firmalar maalesef bu kadar vergi ödememekte ve kazançlarını vergiselleştirmeden, ülkemizde gelir elde etmektedirler. Tabi bu tür firmaların bir takım örtü şirketler kurduklarını da görüyoruz; o sektörde iş yapıyor görünüyorlar. Fakat bu şirketlerin aynı zamanda ana şirketin bir dalı

olduğunu da biliyoruz. Ancak dolaylı olarak da bunu maskelemiş oluyorlar. Önümüzdeki dönemlerde Türkiye’den gelir elde eden büyük firmaların vergiselleştirmeden yaptıkları kazançlar daha ciddi boyutlara ulaşacaktır. Bu rakamlar, 10 milyar dolar boyutlarını aşacaktır. Sadece 2012 yılında turizm sektöründe milyar doların üzerindeki gelir, vergiselleştirilmeyen gelir olarak, başka ülkelere transfer edildi. Daha önce de vurguladığım gibi Türkiye’nin öz sermayesinden kazanılan gelir Türkiye’de vergiselleştirilmelidir.

Organization Management Consulting

71


KÜLTÜR SANAT

Aspendos Opera ve Bale Festivali Geliyor! Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nün organizasyonuyla düzenlenen 20. Uluslararası Aspendos Opera Ve Bale Festivali 2-22 Haziran 2013 tarihleri arasında gerçekleşecek.

U

ygarlıklar buluşmasında yirmi yıl

Aspendos Antik Tiyatrosu’nun olağanüstü akustiğinde opera-bale eserlerinin en güzel

örneklerini, yerli ve yabancı, geniş izleyici kitlesiyle buluşturan, adeta bir uygarlıklar buluşması olan Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali, bu yıl da konuk yabancı topluluklarla ve sanatçılarla seyircinin karşısında olacak. Açılış gecesinin yıldızı dünyaca ünlü Arjantinli tenor ve orkestra şefi, José Cura Festival, 2 Haziran 2013 Pazar günü “20. Yıldönümü Gala Gecesi” konseriyle sanatseverlere merhaba diyecek. Bu yıl tüm dünyada çeşitli etkinliklerle kutlanan Giuseppe Verdi’nin doğumunun 200. yılı sebebiyle Verdi eserleri ile gerçekleşecek “20. Yıldönümü Gala Gecesi” konserinde, birçok sürpriz konuk sanatçı yer alacak. Antalya Devlet Opera ve Balesi Orkestra ve Korosu, Jose CURA

74

şefliğinde sanatseverlere unutulmaz bir müzik ziyafeti sunacak. Şef Jose Cura’ya bu şölende eşlik edecek, yerli ve yabancı konuk sanatçılar şöyle; Marie Karall, Gabrielle Philiponet, Birgül Su Ariç, Bülent Bezdüz, Efe Kışlalı, Eralp Kıyıcı, Erdem Baydar ve Feryal Türkoğlu. 200. doğum yıldönümünde Operalar Kralı Verdi’nin en ünlü eserlerinin en ünlü aryaları, bu anlamlı gecede muhteşem düet ve sololarla yaşam bulacak. Dünya sahnelerinde gösterdikleri başarılı performanslar ve aldıkları birçok ödülle sanat kariyerlerini kanıtlamış sanatçıların katılımlarıyla 20. Yıldönümü Gala Gecesi konseri, seyirciye, yıldızların sahneye ineceği, unutamayacakları bir gece yaşatacak.


KÜLTÜR SANAT 5 Haziran 2013 Çarşamba gecesi, Aspendos Antik Tiyatrosu bir Dünya Prömiyeri’ne sahne olacak. Festivalin 20. Yıldönümü için özel olarak bestelenen “ASPENDOS Yüzyılların Aşkı” bale eserinin müzikleri Hasan Niyazi Tura’ya, koreografisi Nugzar Magalashwili’ye, librettosu ise Şefik Kahramankaptan’a ait. Seyirciyi Mimar Zenon’un Aspendos Tiyatrosu’nu inşa ettiği zamanlara, kralların adına düzenlenen yarışmaların, şenliklerin, kutlamaların, dövüş oyunlarının yapıldığı antik döneme götürecek bale eseri, Antalya Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenecek. 12 Haziran 2013 Çarşamba gecesi, festivale Orta Avrupa’dan bir konuk topluluk katılacak. İtalyan opera ekolünün usta bestecisi Giuseppe Verdi’nin 1871’de Kahire’de gerçekleştirilen dünya prömiyeriyle opera tarihine armağan ettiği ölümsüz eseri “Aida” operası, Çek Cumhuriyeti Ulusal Brno Tiyatrosu tarafından, Ankara Devlet Opera ve Balesi Orkestrası eşliğinde sahnelenecek. 15 Haziran 2013 gecesi, Ankara Devlet Opera ve Balesi prodüksiyonu “Rigoletto” operası, Yekta Kara’nın rejisiyle seyirci karşısında olacak. 19 Haziran 2013 Çarşamba gecesi, ünlü Rus besteci P. İ. Çaykovski’nin 1875 yılında Bolşoy Balesi için bestelediği ve Marius Petipa ve Lev İvanov’un klasik koreogra-

fileri üzerine Mehmet Balkan’ın güncel koreografisi ile seyirciyle buluşacak olan “Kuğu Gölü“ balesi İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenecek. 22 Haziran 2013 Cumartesi gecesi, festivalin son temsilinde kuruluşunun 20. yıldönümünü kutlayan Mersin Devlet Opera ve Balesi tarafından Georges Bizet’nin ölümsüz eseri “CARMEN” operası sahnelenecek. Recep Ayyılmaz’ın sahneye koyduğu, konusunu, yine bir Fransız yazar olan Prosper Merimee’nin aynı adlı kısa romanından alan ve Don Jose adlı bir muhafız çavuşunun Carmen adında bir çingene kızına olan ihtiraslı aşkını, bu aşkın cinayetle biten sonucunu anlatan muhteşem “Carmen” operası, festival seyircisine gelecek yıla kadar sanatla, sevgiyle, barışla hoşça kalın diyecek.

20. Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali programı 2 – 22 Haziran 2013 2 Haziran Pazar 2013 20.Yıldönümü Gala Gecesi Şef: José CURA Antalya Devlet Opera ve Balesi 5 Haziran Çarşamba 2013 ASPENDOS H. N. TURA Yüzyılların Aşkı (Bale) Antalya Devlet Opera ve Balesi 12 Haziran Çarşamba 2013 AIDA (opera) G. VERDI Ulusal Brno Tiyatrosu, Çek Cumhuriyeti Ankara Devlet Opera ve Balesi Orkestrası 15 Haziran Cumartesi 2013 RIGOLETTO (opera) G. VERDI Ankara Devlet Opera ve Balesi 19 Haziran Çarşamba 2013 KUĞU GÖLÜ (bale) P. I. Tchaikovsky İstanbul Devlet Opera ve Balesi 22 Haziran Cumartesi 2013 CARMEN (opera) G.BIZET Mersin Devlet Opera ve Balesi Bütün temsiller saat: 21.00’de başlamaktadır. Festival biletleri www.aspendosfestival.gov.tr adresinden temin edilebilir. Organization Management Consulting

75


KIYIDA KALMIŞ DEV LEZZETLER

Adana’dan Buram Buram Gelen Lezzet…

S

Reşat GÜNEY İnsan Kaynakları ve Yönetim Danışmanı resat.guney@omcturkiye.com

76

evgili dostlarım, bildiğiniz gibi bu köşede illa bir yeme içme mekânı hakkında yazmak gibi bir zorunluluğumuz yok. Bu köşe, tamamen ‘lezzetin köşesi’ olarak okuyucuya ulaşıyor, lezzet değeri olmayan hiçbir mekân bu kalemden çıkmayacak. Antalya’da bulduğumda da yazmaya devam edeceğim ancak bu ay gündemimizde Adana var. Yaklaşık 3 aydır Adana ve Mersin’de eğitim programlarımız olması sebebiyle, bu iki şehrimizi sık sık ziyaret ettik. Mersin’deki tantuni, ciğer, tava kebabı duraklarımız, başka başka lezzet duraklarıydı. Ancak bugün sizleri, Adana’da “En

iyi Adana Kebabı nerede yenir?” diyenlerin gittiği yere; Nuri Has Pasajı’nda bulunan Nuri Has Kebapçısı’na götüreceğim. Anadolu misafirperverliğini en üst noktada görebiliyorsunuz. Patronlar Fatih Caniperk ve Şaban İskender. Ustaları ise bu lezzetin gerçek sahiplerinden Halil Usta. Halil Usta’ya ayrıca teşekkür etmem gerekiyor, gerçek bir ‘et şöleni’ yaşattılar. Her ne kadar bu lezzeti tattığıma çok memnun olsam da, çok aramama rağmen istediğim lezzeti tadabilmek, 4 günlük iş seyahatimin ancak son gününde mümkün oldu; bu da beni üzen bir durumdu.


KIYIDA KALMIŞ DEV LEZZETLER Gerçek Adana Kebabı’nı Adana’da yiyemez olmuşuz! Adana’da en çok sorduğum soru, “Adana’da kebap nerede yenir?” sorusu oldu. Bu lezzeti bulabilmek için 4 gün boyunca öğlen ve akşamları kebap yedim; önerilen her yere gittim ama hepsi sadece kebaptı… Ünlü bir şovmenin de yaptığı gibi; “Bu değil, bu hiç değil! Bunlar sıradan!” demenin ötesine geçemedim. Ta ki Nuri Has Kebapçısı’na bir dostumla beraber gidene kadar. Kebap işinde kabul edelim ki bu işin hakkını fazlasıyla veriyoruz. Daha doğrusu veriyorduk! Şimdilerde işlerin biraz rengi değişti. Lezzeti koruyup sunumu geliştiremedik. Lezzeti de sunumu da değiştirdik ve altın tabaklarda sıradan kebaplarla sadece karnımızı doyurur olduk… Lezzet ise kıyıda köşede kaldı. Konuyu fazla dallandırmadan, Halil Usta’nın maharetli ellerinden dökülen dev lezzete dönelim ve “Adana’da kebap nerede yenir?” sorusuna cevap verelim. Adana Kebabı, hakkı verildiğinde tarifi olmayan bir lezzettir; resitaldir, etin en güzel halidir! İyi bir Adana Kebabı tarifini özetlemek gerekirse; doğal yollarla beslenmiş kuzunun zırh denilen satır arasında kıyılmasıyla, içi hafif sulu pişen, kendine özgü şişi olan, kendine has lezzete sahip bir kebaptır, diyebiliriz. Adana’ya yolunuz düşerse Adana Kebabı’nı mutlaka Nuri Has Kebapçısı’nda yemelisiniz. Soframıza upuzun, ‘soğan üstü’ denen inanılmaz bir kebap geldi. Evet, boyu çok uzundu; 3 porsiyonun birleşimiymiş ve kebabın altında özel baharatlarla hazırlanmış çok farklı bir soğan salatası vardı ki, kebap tarifinden çok, salatanın tarifini öğrenmek isterdim! Böyle bir kebabı Adana’nın en iyi restoranında bile yiyebileceğinizi sanmıyorum. Adana’da kaldığım sürede birçok yerde kebap yedim ve bana kalırsa Adana’nın en iyi restoranı Nuri Has Kebapçısı’ydı. Organization Management Consulting

77


KIYIDA KALMIŞ DEV LEZZETLER

yenir. Kaburga yenir, Adana yenir, kaz başı yenir, birçok şey layıkıyla yenir.

Yediğimiz Adana Kebabı’nı tarif etmek gerekirse, içinde et dışında ilave olarak sadece ve sadece tuz vardı. Hiçbir ekstra baharat yoktu. Yani tıpkı olması gerektiği gibiydi. Etin zırhtan geçtiğini anlamak hiç zor değildi; bilirsiniz makinede kıyılan et ile zırhla kıyılan et arasında büyük bir lezzet farkı vardır. Eti şenlendiren kuyruk yağı, lezzete farklı bir boyut kazandırmış, damaklarda lezzet töreni yaşatıyordu. Tahmin ettiğiniz gibi kebap bu kadar lezzetli olunca Adana Kebabı tarif edilemeyen bir hızla tüketildi ve derhal ocakbaşına Usta’nın yanına gidildi. Kocaman bir ocak üzerinde dövme demirden yapılmış onlarca şiş Adana Kebabı karşıladı bizi. Önce gözümüze sonra damağımıza taht kuran Adana Kebabı şimdi de köz üzerine damlayan yağın çıkardığı cızırtılarıyla kulağımıza fısıldıyordu lezzetini. Önce Halil Usta’yı tebrik ettik. Ardından sohbete başladık. Bu lezzetli Adana Kebabı’nın tarifi tahmin ettiğimiz üzere etinde saklıymış. Kendi meralarında besledikleri kuzuları kullanıyorlarmış kebaplarda. Yani etin en iyisini üretip, en iyisini kebap yapıyorlar. Durum böyle olunca Adana Kebabı başka nerede yenir ki! Nuri Has Kebapçısı’nın tek kebabı Adana Kebabı değil. Karışık

78

ızgara, kuşbaşı, tavuk ve kaburga da var ve kaz başı denilen sıra dışı bir lezzetleri daha var; öneririm. Ama biz tercihimizi daha çok kaburgadan yana kullandık. Öyle bir et düşünün ki kaburganın sadece kemikli bölümünün kemikten arındırılmış kemiksiz hali ve sadece o çizgili olan et kısmı vardı. Kendinden yağlı olan bir et ve arka tarafındaki zarları, sinirleri alınmış; dolayısıyla yumuşak ve inanılmaz lezzetli bir et haline gelmiş! Kokusu ayrı güzel, tadı ayrı lezzetliydi! Hele ki ağızda dağılmasını, anlatacak kelime bulmak zor. Uzun sözün kısası Adana’da kebap Nuri Has Kebapçısı’nda

Mekanda akşam vakti bulunmak nasip olmadı; akşamları Çiçek Pasajı gibi oluyormuş; müziklerle, eğlenceler dolup taşıyormuş. Keyifli sıcak bir ortam var kısacası. Eş dost götürürseniz, lezzet bakımından sizi mahcup etmeyecektir. Mutfağımızda yeri kıymetli olan kebabımızın hakkını vereceklerdir. Kebabın bizim için çok önemli bir değer olduğuna inanıyorum; öyle ki, ülke tanıtımında bile önemli bir yere sahiptir ve biz de bu değere hak ettiği özeni göstermeliyiz. İşin ehlinden yemeliyiz. Son olarak Nuri Has Kebapçısı’nı Adana Beş Ocak Meydanı, Defterdarlık arkasında bulabilirsiniz. Bu lezzetleri tatmamda aracı olan Agrikey Genel Müdürü Cüneyt ARIK dostuma da ayrıca teşekkür ediyorum. Gittiğinizde selamımızı iletmeyi ve Diyarbakır burmasını tatmayı da unutmayın. Afiyetle kalın…


15 Mayıs 2013 Fedakâr bir şekilde hem ülkesine, vatanına iyi işler yapmak için bir araya gelmiş çok güçlü bir ekip diyoruz YÖRSİAD için. Tarımdaki ölçeklendirme ile hem yönlendirme hem eğitim anlamında hem de makineleşme anlamında önemli katkı sağlayabiliriz.

YÖRSİAD Başkanı Semih Beken;

“Antalya’nın ihtiyacı, farklılık ve yeniliktir”


BAŞ YAZI

Merhaba , Reşat GÜNEY resat.guney@omcturkiye.com resat.guney@omc-ekonomi.com

B

azı konularda duyarlılığın önemli olduğunu ve hissettiklerimizi paylaşmamız gerektiğini düşünüyorum. Şu son süreçte özellikle Reyhanlı ilçemizde meydana gelen bombalı saldırıcı sonucu hayatlarını kaybedenleri anıyor, kederli ailelerine baş sağlığı diliyorum… Ekonomi demek huzur ve mutluluk demektir. Ekonomik refaha ulaşmak ise politik ve siyasi kararlarlardan geçiyor. Ümit ederim ülkemiz bir daha böyle olaylarla karşı karşıya kalmaz. Bu ay Antalya’da seçim ayı idi ve ticari hayatın en önemli kurumlarından olan ATSO’nun Yönetim Kurulu Başkanı Sn Çetin Osman BUDAK ve ATB’nin Yönetim Kurulu Başkanı Sn Ali ÇANDIR, görevlerine devam ediyorlar. Kent için önemli bir kazanım olduğunu düşünüyorum çünkü her iki kurum tarafından kente kazandırılan ve projelendirilen bir çok projenin devam etmesi için önemli bir yol alınmış oldu. Diğer kurumlarda da seçimler devam ediyor. Bayrağı teslim edenlere, hizmetlerinden dolayı teşekkür ediyor; bayrağı teslim alanlara da başarılar diliyoruz. Evet, bu ay 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlayacağız. Aydınlık geleceğin, barışın, huzurun tüm dünyada egemen olması dileğiyle bayramımızı kutluyorum. Bu ayki sayımızın Yerel Gündem bölümünde YÖRSİAD Başkanı Sn Semih BEKEN konuğumuz oldu. Yine köşelerinde yazarlarımız çok değerli düşüncelerini ve bilgilerini sizlerle paylaştılar. Keyifle bilgiye ulaşmanızı ve savaştan uzak, mutlu, başarılı, bol kazançlı, riskleri az bir çalışma ayı diliyorum…

Organization Management Consulting

3


YÖRSİAD Başkanı Semih Beken:

Antalya’nın ihtiyacı, farklılık ve yeniliktir


YEREL GÜNDEM

B

u ay Yerel Gündem sayfalarımızın misafiri, Yörük Sanayiciler ve İşadamları Derneği YÖRSİAD’ın Başkanı Semih Beken oldu. Semih Beken Antalyalı bir işadamı olarak hem Türkiye, hem de Antalya hakkında beklentilerini, düşlerini ve iş dünyasındaki yeri ile hedeflediklerini paylaştı.

Antalya’nın tarım, sanayi ve turizmde araştırma ve geliştirme faaliyetleri doğrultusunda inovasyona ihtiyaç duyduğunu kaydeden Beken, bazı ilginç proje önerilerinden de söz ediyor… Semih Bey, öncelikle Yerel Gündem sayfalarımızın bu ayki konuğu olduğunuz için size çok teşekkür ediyoruz. Biz şuna inanıyoruz; iş hayatındaki sivil toplum kuruluşlarının, şehre hayat veren damarlar olduğunu düşünüyoruz. İş insanlarını örgütleyen derneklerin sayısı ne kadar çok olursa; bu dernekler ne kadar etkin olurlarsa, bilginin ve paylaşımın da o düzeyde düşünüyoruz. Bu anlamda YÖRSİAD önemli bir misyon üstleniyor. Başkanlığınıza ve yönetim kurulunuza teşekkür ediyoruz, konuk olduğunuz için. YÖRSİAD’ın başlangıcından bu yana hikâyesini okuyucularımıza paylaşırsanız, son derece memnun oluruz. Önce sizi tanıyalım elbette… OMC e-konomi Dergisi’ne bu röportaj için teşekkür ediyorum.

6

Sizleri derneğimizde ağırlamaktan büyük şeref ve mutluluk duyarım. Yayın hayatınız başarılı bir şekilde gidiyor. Devamını da dilerim. İsmim Semih Beken. 1979, Antalya doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimini Antalya’da tamamladıktan sonra Amerika’da, Boston, Southern New Hampshire University’de (SNHU) Uluslararası İşletme okudum. Mezuniyetten sonra aile şirketiyle çalışmaya başladım. Bu arada Türkiye yıldız ve genç erkek basketbol milli takımında oynadım. Bilmiyor muydunuz! Tabi, Hidayet Türkoğlu, Mehmet Okur falan hepsi benim takım arkadaşım. Kerem Tunçeri… Hepsi… Neyse; üniversiteyi de aynı zamanda spor anlamında basketbol üniversite takımında da oynadım. UNCW’de. Amerika’da genelde orada oynanıyor. Ondan sonra aile şirketimin yanına geldim. Burada akaryakıt sektöründe faaliyet gösteriyoruz. Akaryakıt ana sektörümüz ama restoran, unlu mamuller, market, aynı zamanda inşaatı da ekledik daha sonra.


YEREL GÜNDEM Üç sene kadar aile şirketinde çalıştıktan sonra 2003’ün sonuna doğru, İstanbul’da bir ulusal firmada ithalat bölümünde çalışamaya başladım. İlk başta ithalat bölümde başladım. Firmanın Çin’e açılmasını sağladım. Çin’den ürünler getirmesini falan sağladık. Daha sonra burada onun dağıtımını ve diğer bölgelerde satışını yaptık. Orada bir 8 ay çalıştım. Firma çok büyüdü, genel merkezlerini taşıma kararı aldı. Ben İstanbul’da kalmayı tercih ettiğim için orada devam ettim. Ve orada ihracat bölümüne geçtim. İhracatta da yaklaşık bir seneye yakın çalıştıktan sonra, orada da daha önce hiç ticaret yapmadığı beş tane ülkeye ihracat yaptık. Daha sonra 2006 gibi, kardeşim bu arada Amerika’da okuyordu, o da mezun olduktan sonra orada bir emlak şirketi kurduk. Emlak ve mortgage brokerage. O şirketi kurduktan sonra aynı zamanda Türkiye’den de ahşap mobilya parçaları götürmeye başladık Amerika’ya. Bir ara mermer de götürdük. Depo kurduk. Şu anda hala faal bir şekilde devam ediyor. Amerika’da Miami’de. Ben ailenin büyük oğlu olduğum için 2008 Mart ayında Türkiye’ye döndüm. Antalya’ya döndüm. O zamandan beri de aile şirketinin Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı götürüyorum. Derneğimiz 2009 yılında kuruldu. Kuruluşta 24 kişiydik. Genellikle aynı jenerasyon arkadaşlarla birlikte. Amacımız bir şeyler kazandığımız topluluğa nasıl bir şeyleri geri verebiliriz düşüncesine dayanıyordu. Aynı zamanda ticaretimizi daha ileriye taşımak anlamında neler yapabiliriz diye soruyorduk. Bunlarla ilgili hem kendi bilgilerimizi paylaşalım hem de aynı zamanda ticari olarak bir yerlere taşıma anlamında böyle bir dernek kurma kararı aldık. Birlik olarak ve kendi görüşlerimizi paylaşmak istedik. Tabi, ismimiz Yörük Sanayici ve İşadamları olduğu için bir taraftan Yörük Kültürü, bir taraftan sanayiciler ve işadamları hakkında çalışmamız olduğu için iki taraflı bir dernek gibi düşünebiliriz. Organization Management Consulting

7


YEREL GÜNDEM

24 kurucu arkadaşla derneğimizi kurma kararı aldık 2009’da. Tabi, biliyorsunuz dernek kurmak kolay değil. Bizim derneğimizin kuruluşu aslında 2010’un Kasımı diyebilirim resmi olarak. Şu anda bulunduğumuz dernek binasının yapılması ve üyelerimizin tam anlamda kaynaşması ve toplantılarımızın düzenli hale gelmesi 2010 Kasım, Aralık gibi diyebiliriz. Bu derneği kurduğumuz zaman; arkadaşlar sağ olsunlar, ilk yönetim kurulu başkanlığı görevini bana uygun gördüler ve

8

bizim yönetim kurulu başkanlığımız 3 sene devam etti. Şu anda ikinci dönemim. Genç ve dinamik bir ekibiz. Eğitim seviyemiz oldukça yüksek. İlk kurduğumuz yönetim kurulundaki arkadaşlarımız içerisinden özellikle 10 üyemizden 6’sı yurtdışında eğitim görmüş arkadaşlar. Bizim için derneğin üye sayısının yüksek olması tabi ki önemli. Fakat biz hep şunu söyledik; hiçbir zaman için derneğimizin üye sayısının çokluğu ile değil derneğimizin üyelerinin nicelikleriyle değil; nitelikleriyle büyüyelim. Niteliğe önem verdiğimiz için daha nitelikli arkadaşlarla bir araya geldik. Şu anda da derneğimizden farklı yerlerde başkanlık yapan dört arkadaşımız var. Bunların hepsiyle de gurur duyuyoruz. Üye sayımız geçen zaman içinde arttı. Bugün 60 üyemiz var. Biz üye kaydı almayı hep böyle sınırlı tutuyoruz. Her gelen arkadaşı üye yapmak istemiyoruz. Kendisi gelen ve üye olmak isteyen arkadaşlar, kriterlerimize uyuyorsa onlarla yolumuza devam etmek istiyoruz. Genç ve dinamik bir ekibiz, dediğim gibi. Genel-

de ikinci jenerasyon arkadaşlar, işleri ailelerinden yeni devralmış olan arkadaşlar. İkinci kuşak. Yeni iş kuran arkadaşlarımız da var ama ağırlıklı olarak ikinci kuşak diyebilirim. Hayatın bu döneminde hepimiz için tabi ki belirli zorluklar oluyor. Ben çok fedakâr olduklarını düşünüyorum; bizim yeni üye arkadaşlarımız için. Çünkü hem işi yeni devralıyorsunuz, onun belli tecrübe yaşamak için zaman gerekiyor; belli sıkıntıları var, o anlamda. Onun haricinde aile kuranlar var aramızda, çocuk sahibi olanlar var, yeni çocuk sahibi olanlar; sonra bu arkadaşlar hayatın koşuşturmasının en fazla yaşandığı dönemleri tecrübe ediyorlar. Tecrübeli olduğunuz zaman işle ilgili daha az efor sarf ederek, daha fazla şeyler yapabilirsiniz ama genç olduğunuz zaman daha fazla efor sarf etmeniz gerekiyor diye düşünüyorum. Bu kadar çok vakit harcamak zorunda olmalarına rağmen, hem ailevi anlamda hem de iş anlamında önemli şeyler üretiyorlar.


YEREL GÜNDEM Fedakâr bir şekilde hem ülkesine, vatanına iyi işler yapmak için bir araya gelmiş çok güçlü bir ekip diyoruz YÖRSİAD için. Niçin YÖRSİAD? Biz Yörüklüğü şu şekilde tarif ediyoruz; Yörük Kültürü, Türk Kültürü’nün özü ve aslıdır. Yörük kelimesi de yürümekten geliyor biliyorsunuz. Orta Asya’dan hepimiz buraya yürüyerek geldik. Yörük, bütünleştirici bir kavram. Ayrıştırıcı bir kavram değil. O şekilde bakmamak gerek. Biz diyoruz ki, bu vatanda yaşayan herkes Yörük’tür. Bütünleştirici bir anlamda kültürümüze ve eğitimimize önem verdiğimizi göstermek için YÖRSİAD diyoruz. Tabi, şimdi YÖRSİAD’ın en önemli hassasiyetlerinden bir tanesi de eğitime verdiği önemdir. Bahsettim biraz önce; yurtdışında eğitim görmüş birçok arkadaşımız var. Ama biz asıl eğitimin ailede verildiğine inanıyoruz. Aile eğitiminin temelinin de kültürde olduğuna inanıyoruz. YÖRSİAD olmasının en önemli sebeplerinden bir tanesi de budur. Kendi kültürüne ve değerlerine sahip çıkan, ailede verilen o en değerli eğitimin verilmesi gerektiğine inanan bir dernek olduğumuz için YÖRSİAD koyduk adını. Gayet de olumlu tepkiler alıyoruz bu konuda. Bizim için eğitim çok önemli, yineliyorum ama eğitimin en önemli kısmı ailede verilen eğitimdir.

Diğer tarafta da SİAD tarafı, yani sanayici ve iş adamları olduğumuz için kendi içimizdeki koordinasyonu ve gelişmeyi en üst seviyede sağlamayı hedefliyoruz. İşadamları olarak, kendi işlerimize fayda sağlayacak projeler geliştirmeyi de istiyoruz. İki işlevli çalışmalar hedefliyoruz.

biliyoruz. Onun için biz hep şunu diyoruz; yanımızda personelimizle çalışmıyoruz; biz ekip olarak bir şeyler paylaşmaya çalışıyoruz ve bir işletmenin ve işyerinin daha iyi olması için, iş adamlarının gelişmesi için, ekibi iyi oluşturmak gerekiyor. Bu anlamda bu İş Fırsatları Zirvesi’ni gerçekleştirdik.

Gerçekleştirdiğimiz birçok proje var. Mesela bu sene yaptığımız, geçen sene de gerçekleştirdiğimiz; Akdeniz Üniversitesi ve İş-Kur’la ortaklaşa gerçekleştirmiş olduğumuz İş Fırsatları ve Girişimcilik Zirvesi var. Sosyal sorumluluk projesi olarak düşünülmüş bir çalışmadır bu. Eğitim çok önemli. Ailede verilen eğitim, çocukların gelişiminde çok önemli diyoruz. İşte bundan dolayı da eğitim almış insanların fark yarattığına inanıyoruz. İş dünyasına baktığımız zaman da fark yaratanın insan olduğunu

İş dünyasında birçok insan farklı iş dallarına gidiyor çalışmak için. Fakat kendilerine en uygun iş dalı neyse, ona yönelmeleri gerektiğine inanıyoruz çünkü işini sevenin, işinde başarılı olduğuna inanıyoruz. İşini; sadece geçim kaynağı olarak değil aynı zamanda kendi gelişimini de sağlayacağı bir ortam olarak görenlerin başarılı olduklarını düşünüyoruz. Böylece hem işveren için, hem çalışan için başarı gelecektir diye inanıyoruz. Onun için bu fuarı gerçekleştirdik. Fuara birçok daldan, birçok farklı sektörden firmalar katıldı.

Peki, şu ana kadar gerçekleştirdiğiniz projeler; yapmak isteyip de başardıklarınız nelerdir? Yapamadıklarınız varsa işte ‘şunu yapacaktık ama şundan dolayı yapamadık ama şu dönem içerisinde gerçekleştirmeyi arzu ediyoruz’ dediğiniz çalışmalar neler? Yani neler hedefliyorsunuz? Dışarıdan nasıl görünüyor bilmiyorum ama elimizden geldiğince efor sarf ederek bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Çok çaba sarf ediyoruz. Bu derneğin isminin YÖRSİAD olmasından dolayı; hem de kültürümüze değer verdiğimiz için topluma değer sağlayacak projeler üretmek istiyoruz. Organization Management Consulting

9


YEREL GÜNDEM Mesela şu anda hizmet sektöründe çalışan birisinin, tarım sektörüne geçerek orada çalışması için neler yapılması gerekiyorsa; o işle ilgili insan kaynakları departmanıyla görüşerek, kendine uygun işi seçmesi için yardımcı olan bir fuar oldu. Birçok farklı sektör vardı. Hizmetten, tarımdan, sanayiden… O anlamda bizim gurur duyduğumuz projelerden bir tanesidir. Hatta geçen seneki fuarda biz bunu uluslararası boyuta taşıyalım dedik ve uluslararası deyince Kıbrıs geliyor biliyorsunuz Türkiye’nin ilk aklına; Kıbrıs’a gittik. Orada Başbakan’ı, Çalışma Bakanı’nı ziyaret ettik. ‘Gelin, görün Antalyamızı’ dedik. Onlar da geldiler, gördüler, fuarımızı gez-

10

diler. Hatta bizim toplantımıza da Onur Konuğu olarak katılmışlardı. Ne mutlu bize ki aynı fuarı, Kıbrıs’ta da gerçekleştirdiler. Bu konuda biz de onlara destek olduk. Fuarın nasıl yapılması gerektiği konusunda. Oradan da iyi bir geri dönüş aldık. Tabi işleri iyi geliştirdiğimiz zaman, Türkiye olarak ileriye gitmek istiyorsak, bir şeyler başarmak istiyorsak, ekip olarak yapmamız gerektiğine inandığım için bu fuarın çok önemli bir yer tuttuğuna inanıyorum. Bunun haricinde işadamları olarak kendi içimizde eğitimler düzenliyoruz. Bilgilendirme toplantıları yapıyoruz. Teşvikler, destekler gibi diğer konularda üyelerimizi bilgilendiriyoruz.

Yakın tarihte Kazakistan’a gittiniz. İzlenimlerinizden söz eder misiniz? Evet, bahsetmek istiyorum. Bizlerin yurtdışı bağlantıları da oluyor. Dünya Ahıskalılar Birliği’ni Antalya’da ağırlamıştık. Bu toplantıya Vali yardımcımızla beraber, SGK İl Müdürlüğü’nden, Serbest Bölge Müdürlüğü’nden, Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı’ndan birçok yerden yetkililer katıldı. Güzel bir bilgilendirme toplantısı oldu. Daha sonra burada işyerlerini, Antalya’yı hem gezip tanıma, hem de iş anlamında neler olduğunu gösterme imkanımız oldu. Yani burada yatırım imkanları ne olur ne gider diye bir organizasyon yaptık. Biz de Kazakistan’a bir ziyarette bulunduk, yaklaşık bir ay kadar önce. Orada gene bir toplantı düzenledik. Kazakistan’daki işadamları ile. Orada biliyorsunuz, Türk yatırımcıların sayısı yüksek. Fakat Kazakistan yüz ölçümü olarak çok büyük ve çok fazla üretim olmayan bir yer. İnşaatları bile biliyorsunuz çoğunlukla Türk firmaları yapıyor orada. Bu Kazakistan ziyareti sırasında oradaki iş fırsatlarını araştırdık. Neler yapabiliriz diye görüşmeler yaptık. Ne mutludur ki geri döndük ve şu anda ufak tefek de olsa bir şeyler yapmaya başladık. Ticaret anlamında bir şeyler olmaya başladı. Orada bir şirket kurulumu ve burada da muadil olarak bir şirket kurulumu gibi, karşılıklı bir şirket kurulumu olacak. Umut ediyorum ki bu ticaret de güzel yerlere gelecektir. Önümüzdeki zamanlarda diğer ülkelere de ziyaretler gerçekleştireceğiz. Tabi, biz dünyayı tek bir dünya olarak görüyoruz. Birlik olarak görüyoruz. Asla ayrı değil. Sonuçta ticareti yapacaksak, sadece kendi içimizde değil yurtdışına da açılarak yapmamız gerekiyor. Derneklerin de bu konuda önemli işlev aldıklarına inanıyoruz. Üyelerini yönlendirmek ve geliştirmek açısından… Misyonumuzdan yola çıkarak yurtdışında ticari anlamda da güzel gelişmeler yaratacağımızı ümit ediyorum.


YEREL GÜNDEM

Onun haricinde mesela iftar çadırı kuruyoruz, bir sosyal sorumluluk çalışması olarak ve yoksul insanlarımıza yardım anlamında. İhtiyacı olan öğrencilere burslar veriyoruz. Bunun gibi sosyal anlamda yapmış olduğumuz bazı destekler var. Peki, bir anlamda sizi ve derneği genel itibari ile okuyucularımızla paylaşmış olduk. Tabi, siz başarılı bir iş insanısınız ve Antalya’nın köklü, önde gelen ailelerinden birine mensupsunuz. Bölgeyi iyi tanıyorsunuz. Önce Türkiye ekonomisini genel anlamda değerlendirmenizi istesek; ardından da bölge ekonomisinden biraz söz etsek diyorum… Antalya’yı nasıl görüyorsunuz? Yapılması gerekenler nelerdir sizce? Sadece ekonomik açıdan değil, eksik gördüğünüz daha doğrusu gelişmesi gerektiğini düşündüğünüz şeyler nelerdir? Bir sivil toplum kuruluşunun yöneticisi olarak Antalya’da gelişmesi gereken şeyler nelerdir? Türkiye’nin geneline baktığınız

zaman, ekonomik anlamda çok ciddi iyi yönde gelişmeler oldu. Türkiye’nin ilerleyen zamanda çok daha hızlı ve daha iyi bir şekilde büyüyeceğine inanıyorum. Tabi, büyüme çok önemli. Bizim burada hep altını çizdiğimiz ekonomik anlamdan bir konu var; o da cari açık konusu. Türkiye’nin en çok sıkıntı yaşadığı, en çok darbe yediği yer budur. Cari açığı azaltmak için üretimin yükselmesi lazım. Tabi, sanayi anlamında Türkiye ciddi bir gelişme yaşamış olsa da hala katma değeri olan ürünleri yaratmakta zorluk yaşıyoruz. Katma değeri olan ürünleri yaratmak için de ar-ge anlamında ciddi yatırımlar yapılması gerekiyor. Ar-ge konusunda hep bir sıkıntı olduğuna inanıyoruz. Üniversiteler ve bilim insanlarının sanayi ve ticaretle iç içe olması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü yeni ürünler ve inovasyonun yaratılması için bunların ortak bir şekilde çalışması gerekir. Tarımda da yanı şekilde! Biliyorsunuz Antalya’nın en önemli gelir kaynağı turizm ve tarımdır. Tarımda yeni teknolojinin

kullanılması veya kullanıcıların bilgilendirilmesi gerekiyor. Bizim önerimiz özellikle üniversitenin içerisinde yaratılmış olan laboratuarların özel sektörle birlikte çalışmasını temin etmektir. Özel sektördeki firmaların mühendisleriyle veya tarım anlamında sahada ziraat mühendisleriyle beraber çalışmaları gerektiğine inanıyoruz. Bir şeyler yaratılıyor diyelim; üniversitede bazı araştırmalar yapılıyor ama bunların patent anlamında nereye geldiğini sorgulamak lazım. Bence önemli olan bu. Bir şeyleri yaratmak çok önemli ama yarattığını şeyleri patent olarak satmaktansa, onu katma değeri olan bir ürün olarak üretip çok daha fazla gelir getirecek şekilde satmak daha önemli, Türkiye için. Bizim çok üretmemiz lazım. Cari açığı olabildiğince aşağıya çekmemiz lazım. Mermer üretiyorsak, ki Antalya’da üretilen en önemli şey mermerdir, Akdeniz Bölgesi’ne baktığımız zaman; ama mermeri biz blok halinde yurt dışına satıyorsak, katma değeri olmadan satıyoruz demektir. Organization Management Consulting

11


YEREL GÜNDEM

Madeni alıyoruz, ağır işçiliğini yapıyoruz ve satıyoruz. Asıl burada mermerle ilgili baktığınızda mesela; o mermer işlendikten sonra satılmasıdır esas olan. Yani katma değer burada çıkıyor ortaya! Bence bu tip şeylere birazcık daha fazla önem vermemiz lazım. Yeni ürünler geliştirmemiz lazım. Antalya bölgesinde biraz önce söylediğim gibi turizm ve tarım var. Tarımda önce ölçeklendirme yapılması gerektiğine inanıyorum. Tarımdaki ölçeklendirme ile hem yönlendirme hem eğitim anlamında hem de makineleşme anlamında önemli katkı sağlayabiliriz. Antalyamızın verimli topraklarından daha doğru ürünler çıkmasını, daha iyi ürünler çıkmasını ve daha az maliyetlerle bu ürünlerin üretilmesini sağlamamız gerekir. Turizm konusunda ise Antalya ölçeğinde hep şunu diyoruz; hani, Antalya’da hep güneş ve deniz turizmi var diyoruz… Sezon iyi diyelim; işte deniz var buraya turistler geliyor fakat bu turistler bir sonraki sene Yunanistan ekonomisi kötü oluyor, Yunanistan’ın fiyatı bizim altımıza iniyor, gelen turist sayısında değişiklik oluyor… Mısır’da bir şey oluyor, oraya yönlendirilebiliyorlar. Bizim burada ayrıcalık yaratmamız lazım. Ciddi tarihi değerlerimiz var. Ama sadece bu tarihi değerlerimize güvenmek de doğru değil. Çe12

şitlendirmek lazım. Yapay cazibe merkezleri, eğlence merkezleri yapılması gerektiğine inanıyorum. Tabi, yapay eğlence merkezleri dendiği zaman aklımız hep batıya gidiyor. Hep Disneyland veya Universal Studios gibi eğlence merkezleri geliyor aklımıza. Aslında bize özgü olan ve bizim karakterimizi yansıtan ve insanların sadece Türkiye’de ve sadece Antalya’da bulabileceği eğlence merkezleri yaratmamız gerektiğine inanıyorum.

Yaratıcılıktan geçiyor hep. Ticarette de önemli olan kazançtır. Şimdi bizim bir Yörük Köyü projemiz var, henüz gerçekleştiremediğimiz. Fakat gerçekleştirmek için ciddi çaba sarf ettiğimiz bir projemiz bu. 200 dönümlük bir alanda bir Yörük Köyü kurmak istiyoruz. 200-250 dönümlük bir alanda, bu köyü tamamen yaşayan bir köy olarak düşündük. Bir müze şeklinde olmayacak; insanların içine girdiği orada eski Türk Kültürü’nü kıyafetleriyle, Yörük Kültürü’nü gördüğü, hayvanın nasıl güdüldüğünü, işte o hayvanın nasıl sağıldığını, sağılan sütle nasıl yoğurt yapıldığını, ayran yapıldığını veya peynir yapıldığını görebileceğiniz bir konsept olacak… Orada üretilen ürünleri tadabileceğiniz, satın alıp memleketinize, ülkenize götürebileceğiniz bir ortam. Yetiştirilen hayvanların yünüyle nasıl iplik yapıldığını, o ipliklerin nasıl kök boyayla boyandığını, boyandıktan sonra nasıl halı haline geldiğini görebileceksiniz. Turistler o halıyı alıp yine ülkesine götürebilecekler. Türklere özgü eski sahne sanatlarını izleyebileceğiniz bir köy ortamı düşünün! Mesela orda bir Yörük düğünü görebileceksiniz.


YEREL GÜNDEM

Ekinin topraktan nasıl derildiğini görebileceksiniz. Köyde yetişen sebze meyveyi satın alabilecek, evinize götürebileceksiniz. Bu bizim yapmak istediğimiz projelerden biridir. Bir anlamda bizim çılgın projemiz bu. Bu konuda devletten ve Orman Bölge Müdürlüğü’nden taleplerimiz var. Yer anlamında. Tabi bu tür talepler hemen karşılanamayabiliyor. Bununla ilgili sonucu bekliyoruz. Bunun gibi farklı değerler yaratılması gerekiyor. Bir diğer konu da sanayidir.

Antalya’da biliyorsunuz sanayi ciddi ölçüde artmaya başladı. Bizim sanayimize baktığımız zaman turizme dayalı bir sanayi olduğunu görürsünüz. Otel yapımı ve inşaatı anlamında çok önemli bir sanayi var. Turizm sektörünün ihtiyacını karşılamak anlamında çok önemli bir sanayi var, sanayi kuruluşlarımız var. Hatta bu konuda dünyaya örnek olabiliyoruz. Buradaki firmalarımız Türkiye’nin diğer turizm bölgelerinde ve aynı zamanda yurtdışında Dubai’de bile proje yapan sanayicilerimiz

var. Gene de burada yaratıcılık şarttır. Aynı zamanda üst seviyede ar ge’yi geliştirmek zorundayız. Biraz önce bahsettiğim gibi üniversite ile ilgili işbiriliğini üst seviyeye taşımamız lazım. Hep söylediğim bir şey var; üniversitelerimizin, organize sanayi bölgeleri içinde laboratuarları olmalıdır. Çok farklı yerlerde; Ticaret Odası Arama Konferansı’nda, Kent Ekonomileri Forumu’nda ve diğer platformlarda yetkililere her zaman söylediğim bir fikirdir bu. Üniversitedeki uzmanlarımızın, özel sektördeki mühendislerimizle beraber çalışmaları şarttır. Turizm ile ilgili başka bir mevzu da kurvaziyer turizmidir. Bizim limanımız maalesef aktif değil sanayi anlamında. Belki işte tren yolu bunun aktif olmamasının bir nedeni diyebiliriz. Tren yolu bağlandığında belki ulaşım birazcık daha kolaylaşacak çünkü sanayideki en büyük etkenlerden bir tanesi de şu; 1 liraya ürettiğimiz malın 2 lira nakliye maliyeti var. Bu nakliye maliyetini aşağıya çekmemiz lazım. Tren yolu bunda önemli bir rol oynayacaktır diyoruz. Organization Management Consulting

13


YEREL GÜNDEM

14


YEREL GĂœNDEM

Organization Management Consulting

15


YEREL GÜNDEM

Maalesef en son Osmanlı döneminde bu konuda bazı girişimler yapılmış; o zamandan beri hiçbir şey yapılmamış. Bunun değiştirilmesi lazım. Limanın gelişmesi lazım yük taşımacılığı anlamında ama asıl önemli olan kurvaziyer turizmi anlamında bir şeyler yapılması lazım. Antalya Limanı kurvaziyer turizmi yapılmasına pek müsait değil biliyorsunuz. Balıkçı Barınağı diğer tarafa taşındı şu anda limanda

birazcık olsun yer açıldı ama asıl buradaki limanın, benim bildiğime göre, aktif hale gelmesi için büyük kurvaziyer gemilerinin girmesi için dibinde tarama yapılması ve derinleştirilmesi lazım. Şu an limanın yapılmış olduğu sistemden dolayı tarama yapılamıyor. Yapılırsa çökecek durumda. Onun için yeni bir liman yapılması gerekiyor. Ya da kazıklarla falan, bir şekilde son teknolojiyle, yeni sistemlerle uygun bir şey yapılması gerekiyor.

Kurvaziyer turizmi çok önemli. Antalya’ya çok önemli şeyler katacak diye düşünüyorum. Peki, Antalyalı bir STK başkanı olarak neyi eksik görüyorsunuz? Kentin genel düzeni, trafiği, bayındırlık anlamındaki tespitlerinizi paylaşır mısınız? Mesela bir örnek sadece; sabah 05.30’da trafiğin hemen hemen olmadığı kavşaklarda 120 saniye kırmızı ışık beklediğimiz oluyor. O saatte insanlar ortalama bir kent içi mesafe için 12-13 dakika ışık bekliyorlar. Hepimizin Antalya’da sıkıntı çektiğimiz şeylerden bir tanesi bu. Antalya’nın sıkıntısı nedir? Bir trafik, iki çarpık kentleşme. Ne diyeyim! Çok önceki dönemlerde başlayan bir problem bu. Planlamamışız. Bizimki gibi sivil toplum kuruluşlarının kurulmasının en önemli sebeplerinden bir tanesi de bu. Böyle, şehrimizle ilgili alınan veya ticari anlamda alınan, yaşam anlamında alınacak olan kararlarda fikrimizi beyan etmek… Fikrimizi önemli yerlere duyurmak. Maalesef trafikle ilgili sıkıtının olduğu biliniyor.

16


YEREL GĂœNDEM

Organization Management Consulting

17


YEREL GÜNDEM

18


YEREL GÜNDEM

Yetkili merciler de biliyor ama öyle bir arap saçına dönmüş ki çözülemiyor. Şu anda belki bazı şeylerde rahatlatma yapılabilir. Sinyalizasyon anlamında, dediğiniz gibi… Bir diğer konu da kamera sistemi ile sinyalizasyon yapılması. İşte araç geldiği zaman yansın gibi. Mobese kuruldu ama öyle

sinyalizasyon yapmıyor şu an. Bunu sorduk; Akif müdürümüz var bu konuda ciddi ölçüde çaba da sarf ediyor. Karayolları ve diğer gruplarla birlikte ortak toplantı yapıyorlar. Orada konuyu ele alan; hem belediye, hem trafik, hem karayolları, hem üniversite içindedir, çalışmalar var. Biliyorlar sorunları ama altyapıda sıkıntılar

var. Nasıl yapılıyor? Bilgisayarın başında birisi şuradan, oradan bas yeşil yansın, bas sarı yansın böyle mi dedim; hayır öyle değil dediler. Mesela o ışığı değiştirmek için bir uzman elinde bir çanta oraya gidip o ışığın yanında yapması gerekiyormuş. Bu alt yapının değişmesi lazım. Sinyalizasyon anlamında adam bilgisayarıyla baktığı zaman yoğunluğun nerde olduğunu görecek, yönlendirecek. Hava alanında nasıl kulede bir adam, uçakların inmesini yönlendiriyorsa bu konuda da yönlendirecek bir sistemim olması lazım. Bunun başında da birisinin olması lazım. Bu kısmen de olsa ferahlık yaratır. Ama asıl sorun Antalya’nın Master Planı’nın yapılmamış olmasıdır. Hala da olmaması çok önemli bir sıkıntı. Antalya’ya baktığınızda ulaşım ciddi bir problem. Çevre yolu yok! Konyaaltı’na gittiğiniz zaman liman tarafına giden ağır yük taşıyan araçların sahil kenarından hatta paralel yoldan Migros’un oradan devam ettiğini görebiliyorsunuz! Bu önemli ölçüde sıkıntı yaratıyor.

Organization Management Consulting

19


YEREL GÜNDEM

20


YEREL GÜNDEM

Antalya’da çevre yolları yapılıyor, deniyor. Onlar yinede yapılacak ama bu şehir içindeki keşmekeş çok sıkıntılı durumda. Turizme bağladınız zaman diyoruz ki biz; turistler niye şehrin merkezine gelmiyor? Bu trafikte nasıl gelsin adam! Bir… İki; şehrin içine gitsen arabanı park edecek yerin yok! Üç; şehrin içinde çekim noktası yok. O ayrı bir konu, saptırmayalım. Trafik önemli bir konu. Onun haricinde biliyorsunuz hala belli sıkıntılar var; Kırcami ile ilgili bir sıkıntı var. Kırcami bölgesinin imarla ilgili bir sorunu var. Bu Antalya’nın aşması gereken bir sıkıntı. Altınova ile ilgili ciddi sıkıntılar var. Altınova bölgesinin imarı ile ilgili sıkıntılar var. Reddedildi. Onun aşılması gerekiyor. O da çok önemli, bekleyen bir problem. Kentsel dönüşüm konusu da ayrı bir mesele. Ben destekliyorum ve yapılması gerektiğine inanıyorum. Özellikle Kepez bölgesinin belli yerlerinde, biliyorum başkanımız Hakan TÜTÜNCÜ’de bu konuyu destekliyor; TOKİ de aynı şekilde, burada özen gösteriyor. Bu, Toptancı Hali’nin olduğu tarafta da kentsel

dönüşüm yapılması gerektiğine ve gecekondunun azaltılması gerektiğine inanıyorum.

Çok çok teşekkür ederim, OMC-ekonomi’ye konuk olduğunuz için!

Antalya’nın en önemli sıkıntıları bunlar. Trafikle ilgili alt geçitler bir yerde belli bir çözüm oldu ama şu anda bu da tıkanmış durumda. Her şey bir yana; en önemli konu şehrin master planının yapılması lazım. Planlanma lazım. Şu andan, geleceği planlıyor olmamız lazım. Biz şu anda yakın gelecekte bile ne yapıyor olacağımızı, bilmiyoruz.

OMC e-konomi’ye konuk olmaktan dolayı büyük mutluluk duyuyorum. Sizin değerli çalışmalarınızı da zevkle takip ediyorum. Böyle bir derginin Antalya’da yayınlanıyor olmasından dolayı da büyük bir mutluluk duyuyorum. Hem içerik olarak, hem de görsel olarak çok başarılı buluyorum. Yayın hayatınızda başarılarınızın devamını diliyorum.

Organization Management Consulting

21


Organization Management Consulting


OMC e-konomi Mayıs 2013  

İş yerinizin aylık ekonomi e-dergisi