Issuu on Google+

Jack Heuer

Hiroki Takamura Melisa Çakarlar

Como Ferrari

Aija Otel

Villa Serbelloni

EDA TAŞPINAR No: 4 İlkbahar/Yaz 2013 Spring/Summer 2013 TR 12 TL / EU 6 € / W.W. 9 €

ISSN: 2146-5363

Türkiye’nin moda ikonu

Turkey’s fashion icon


2

SPRING/SUMMER 2013


İSTANBUL BEYMEN NİŞANTAŞI BEYMEN İSTİNYEPARK NEw YoRK

EAST HAMPToN 23 MAIN STREET dEvIKRoELL.coM

İLKBAHAR/YAZ 2013

717 MAdISoN AvENUE

3


SPRING/SUMMER 2013

A

4


Ref. ISNRC_AC

İLKBAHAR/YAZ 2013

www.montegrappa.com

TM & © 2011 Rogue Marble Productions. Names and associated images of Sylvester Stallone are used by Elmo & Montegrappa S.p.A. under license. All rights reserved.

NeroUno Red Gold Fountain Pen

Sylvester Stallone

5


6

SPRING/SUMMER 2013


İLKBAHAR/YAZ 2013

7


8

SPRING/SUMMER 2013


İLKBAHAR/YAZ 2013

9


10

SPRING/SUMMER 2013


İLKBAHAR/YAZ 2013

11


12

SPRING/SUMMER 2013


İLKBAHAR/YAZ 2013

13


Le CITY deluxe Türkiye 3 ayda bir yayımlanır. Le CITY deluxe Turkey is published quarterly.

© kapak fotoğrafı SERKAN ÖZALP

©Le CITY deluxe™ + Le CITY deluxe Türkiye™ Le CITY FZE (PO Box: 31291 Al Jazeera Al_Hamra Ras Al Khaimah, UAE)’nin tescilli ticari markalardır. ©Le CITY deluxe™ + Le CITY deluxe Turkey™ are registered trademarks of Le CITY FZE (PO Box: 31291 Al Jazeera Al_Hamra Ras Al Khaimah, UAE) Le CITY deluxe Türkiye Dergisi Süleyman Seba Cad. Çavdarcı Sk. No: 10 K.1 D.2 Akaretler, Beşiktaş 34357 İstanbul, TÜRKİYE Tel. +90 212 259 11 99 - turkey@le-citydeluxe.com

Brand Clinic AB Reklam ve Pazarlama Ltd. Şti. Adına İmtiyaz Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni CEO-Le CITY deluxe Turkey and Executive Editor Ahmet Bülbül ahmet.bulbul@le-citydeluxe.com Group CEO/Chief Editor Claudia Trimde claudia.trimde@le-citydeluxe.com Yazı İşleri Müdürü(Sorumlu) Editor in Chief Hasan Taşkın hasan.taskin@le-citydeluxe.com Editör Editor Rüştü Kayhan rustu.kayhan@le-citydeluxe.com Editöryal Koordinatör Editorial Coordinator Dilek Can dilek.can@le-citydeluxe.com Art & Design Director Felipe Pfister felipe.pfister@le-citydeluxe.com Grafik Tasarım Graphic Design Sinem Keyik sinem.keyik@le-citydeluxe.com İnteraktif Sanat Yönetmeni Interactive Art Director Levent Karademir levent.karademir@ le-citydeluxe.com İngilizce Editörü English Editor Müjde Bilgütay Katkıda Bulunanlar Contributors Serkan Özalp, Buse Tomak, Yadel Uzun Balcı, Felipe Pfister, Judit Sáez, Judith Castilla, Laia Serra Davi, Sümeyra Bülbül. Other Publications/Diğer Yayınlar Le CITY deluxe SPAIN Le CITY deluxe RUSSIA Le CITY deluxe USA Le CITY deluxe INDIA TWITTER’da takip edin: @lecitydeluxe FACEBOOK’ta beğenin: lecitydeluxe iTUNES’ta uygulamamızı indirin: “Le CITY deluxe”

REKLAM OFİSLERİ Türkiye BRANDCLINIC reklam@brandclinic.co T +90 212 2591199 ABD Michael Dozie michael.dozie@le-citydeluxe.com T +1 786 238 1349 İtalya / Milan Stefanie Meierfrankenfeld guj.italia@guj.de T +39 02 2052 6720 İsviçre / Zürih Hans H. Otto, Patrizia Ernst otto.hans@guj.de T +41 (0) 44 / 269 70 74 İngiltere / Londra Rob Walker Walker.Rob@guj.de T +44 (0) 20 7437 4377 Diğer Ülkeler advertising@le-citydeluxe.com Baskı/Printing Rumi Matbaa San. Tic. Ltd. Şti. Maltepe Mah. Fazılpaşa Cad. No:8 Kat: 4 Topkapı - İSTANBUL Tel: 0212 612 71 72 - www.rumimatbaa.com ISSN: 2146-5363 Sayı 04 - Mayıs 2013 Yerel Süreli Yayın

20

EDA TAŞPINAR Türkiye’nin moda ikonu Turkey’s fashion icon

30

ŞEHİR TURU Boğaz Keyfi A pleasant stroll along the Bosphorus

Bu dergide yayımlanan yazı, fotoğraf ve illüstrasyonların elektronik ortamlar da dahil olmak üzere çoğaltılma hakları Le CITY FZE lisansıyla ve Brand Clinic AB Reklam ve Pazarlama Ltd. Şti.ne aittir. Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz. All reproduction rights of the editorial content of the magazine, including digital copyrights, belong to Le CITY FZE and Brand Clinic AB Advertising and Marketing L.L.C. All kinds of citations are subject to the publisher’s prior consent.

Le CITY deluxe Türkiye, basın meslek ilkelerinie uymayı taahhüt eder. Yayınlanan yazı ve ilanların sorumluluğu, sahiplerine aittir. Le CITY deluxe Turkey pledges to abide by the professional codes of journalism. The civil liabilities of the published articles and advertisements belong to their owners.


İÇİNDEKİLER - CONTENTS İLKBAHAR/YAZ 2013 SPRING/SUMMER

42

RÖPORTAJ / INTERVIEW Melisa Çakarlar

52

BUSINESS RÖPORTAJ / INTERVIEW Jack Heuer

54

AIJA OTEL

66

GURME Hiroki Takamura

68

SEYAHAT Como

76

OTEL Villa Serbelloni

110

MODA ÇEKİMİ Dilara Acar “ICE“ Spring/Summer 2013 İlkbahar/Yaz

134

OTOMOBİL Ferrari 458 Spider


MEKTUP

Le CITY deluxe Türkiye

U

zun bir aradan sonra tekrar herkese merhaba. Bu uzun ara hayırlı bir değişimin sinyali... ISTANBUL deluxe dergisi önümüzdeki sayısından itibaren artık “Le CITY deluxe Türkiye” adıyla çıkacak. Grubumuz bu şekilde daha global bir marka olma yolunda önemli bir adım attı. Artık İstanbul dışındaki illerde de dergiye ulaşabileceksiniz. Bu değişim ile birlikte “Le CITY deluxe Rusya, İspanya ve Hindistan’dan sonra Amerika’da da yayın hayatına başladı. Artık lüks yaşamı dünyanın birçok ülkesinde de yakından takip edebileceksiniz.

Le CITY deluxe Turkey

W

FOTOĞRAF : SERKAN ÖZALP

e are happy to once again meet with you after a long pause, which heralds much favorable changes. Starting from the next issue, ISTANBUL deluxe magazine will be published under the name “Le CITY deluxe Türkiye”. This way, our group has taken yet another firm step in becoming a more globalized brand. Very soon you will be able to find our magazine in other cities too along with İstanbul.

Ahmet Bülbül

ahmet.bulbul@le-citydeluxe.com CEO & Executive Editor - Le CITY deluxe Türkiye

With these recent changes, the USA edition of Le CITY deluxe began publishing after Russia, Spain and India.

SPRING/SUMMER 2013

From now on, you will be able to keep track of luxury living in a number of countries around the world.

16


İLKBAHAR/YAZ 2013

17


SPRING/SUMMER 2013

MEKTUP

18


C

İLKBAHAR/YAZ 2013

19


K A PA K

EDA TAŞPINAR Türkiye’nin moda ikonu

SPRING/SUMMER 2013

RÖPORTAJ AHMET BÜLBÜL - DİLEK CAN FOTOĞRAF SERKAN ÖZALP STYLING YASEMİN YOLAÇAR SAÇ ALP KAVASOĞLU MAKYAJ FİGEN TOKMAK

20


K

İLKBAHAR/YAZ 2013

21


K

SPRING/SUMMER 2013

E

22

da Taşpınar’ın kim olduğunu bilmeyen yok ama bize kendinizden kısaca bahsedermisiniz? 11 yaşında eğitimim için Miami’ye gönderildim. İki sene Boca Raton’da okuduktan sonra, Robert Koleji’ndeki eğitimime devam etmek üzere Türkiye’ye döndüm. Daha sonra Royal akedemiye başvurdum. Heykeltıraş bölümüne kabul edildim. Dedem Atatürk’ün Heykeltıraşı idi ve ondan çok şey öğrendim ve açıkcası 7 senemi bu şekilde geçirmek istemedim. Daha sonra London College of Fashion ve Central School of St.Martins’de moda eğitimi aldım. Bu süreçte ayakkabı tasarımı ve stylingin yanı sıra moda fotoğrafçılığı ve şapka tasarımı konularında da kendimi geliştirdim. O dönemde bir çok ünlü markada staj yapma fırsatım oldu. Armani ve Vivienne Westwood bunlardan bazıları. Çok yoğun ama bir o kadar da faydalı bir dönemdi benim için. Moda ve tasarım ile ilgili süreç nasıl başladı?

Aslında küçüklüğüme gitmek istiyorum tekrar... Benim moda ile ilgilenmem o zamanlardan beri varmış. Annem beni süsleyip giydirip fotoğraflarımı çekermiş ve ben 6-7 yaşlarında iken sürekli ayakkabı resimleri çizip, tasarlarmışım. Annem de bu tasarımlarımı o ayakkabıcımızda yaptırırmış. ‘‘Gökkuşağı’’ve ‘‘çiçek’’ gibi isimler verdiğim ilk koleksiyonlarım o zamanlarda vardı diyebilirim. Verilen harçlıklarla moda dergileri alır, hep o şatafatlı ve farklı tasarımları takip ederdim. Eda Taşpınar denildiğinde ilk akla gelen “ikoncan” ifadesi. Hatta bu bir marka gibi oldu artık. Herkes sizi bu isimle tanıyor. ikoncan ne demek nasıl ortaya çıktı ve ikoncan olarak anılmak nasıl bir duygu? Eski bir arkadaşım olan Ender bir gün arkadaş ortamında bana; ‘‘herkes seni ikon olarak görüyor, ben herkesin adının sonuna “can’’ eklerim, seninkine de ekleyelim’’ dedi.

Bulunduğumuz mekanın çıkışında arkadan arkadaşım bana ‘‘ikoncan’’ diye seslenince gazeteciler bunu duydu ve öylede kaldı bu isim. Şu an da ise takma isim halinden çıkıp, sözlükte bir kelimeye dönüştü. Aslında ikoncan’ın beni çok yansıttığını düşünmüyorum. Onun için, insanları sınırlandırmak bence doğru birşey değil, çünkü hepimiz o sınırlardan çok daha fazlasıyız. Bayanların olduğu hangi ortamda bulunsam, yazın sizin güneşlenmenizin konuşuluyor. Haliyle ben de size nasıl bronzlaşıyorsunuz ve bunu uzun süre nasıl korayabiliyorsunuz diye sormak istiyorum. Moda deniz klübünde geçti küçüklüğüm, annemin arkadaşları yan yana yatarlardı ve bütün gün güneşlenirlerdi. Annemde tabii bana güneş kremi sürerdi ve ben çaktırmadan hemen havlu ile silip, annemlerin bronzlaşma kremi olan o zamanların ünlü kremi negretayı hemen sürüyordum. Kısacası küçüklügümüzde


RAFFLES TRAVEL&LIVING COLLECTION

since 1938

www.kwanpen.com

İLKBAHAR/YAZ İLKBAHAR 2012 2013

Abdi İpekçi Caddesi. Engin Apt. 17/1 Nişantaşı T: 212.296.09.01

23


K ne görüyorsak onu uygulamak istiyoruz. Tabi ki bende bilinçlendim, güneşin zararları ortada. Şimdi artık dikkat etmem gerektiğinin farkındayım ve eskinin asiliği azalıyor. Zaten gereksiz olduğunu da anladım. Lütfen herkes korumalı yansın, özellikle yüzleri korumak zorundayız. Özel karışımlarım var bununla ilgili olarakta bu sene küçük suprizlerim olacak elbette. Giyinirken nelere dikkat edersiniz ve kıyafetlerde olmazsa olmazınız nelerdir? Moda kişisel değildir. Herkes bir elbise alıp giyebilir ama onu kişiselleştiren stildir. Mutlaka içinizden gelen sesi dinleyerek hareket etmelisiniz. Bunun içinde kendini tanımak, ayna ile haşır neşir olmak ve elalem ne der diye düşünmeden hareket etmemiz gerekiyor. Hayat çok hızlı ve insanların ne düşündüğünü umursamamız gerekiyor. Keşke dememek için kıyafette olsun, hayatta olsun insanlar ne der diye düşünmeden içimizden geldiği gibi olmamız gerektiğini düşünüyorum. Tek tip giyinmiyorum, belli bir tarzım yok, çünkü her gün ruh haliniz farklı olabiliyor.Bir gün çılgın rockçı, bir gün klasik olabiliyorum. Kıyafetlerde olmassa olmazlarım; aileden gelen özel parçalar. Çünkü onlarda bir yaşanmışlık var. Mesela mağazadan bir şey alabilirsiniz ama dedemin yaptığı bir yüzük benim için çok pahalı bir mücevherden daha değerlidir.

SPRING/SUMMER 2013

İyi giyinmek isteyen bayanlara tavsiyeleriniz nelerdir? Tercihlerini nasıl yapmalılar ? Birazcık tek düze giyimden sıyrılmaları lazım. Kadınlar aslında kadınlar için giyiniyor.

24

En büyük kısırdöngü de burda oluyor esasında. Kadınların önce kendileri için, sonra erkekleri için giyinmeleri gerekiyor. Çünkü kadınlar için giyindiklerinde, herkes aynı giyinmiş oluyor ve onda beğendiği şeyi alıyor. Ayrıca kadınların beğendiği çoğu şeyi erkekler beğenmiyor. Burada kime hitap ettiğimizi unutmamak lazım.İkisini dengede tutmalıyız. Kesinlikle moda birşeyi almamalarını tavsiye ederim. Çünkü bugün moda yarın demode. Yaşam tarzı da artık ortada. Evladiyelik şeyler alarak dolabınıza iyi yatırım yapmış olursunuz. Bir çok markanın yüzü oldunuz, reklamlarında oynadınız. Peki birgün kendi markanızı oluşturmak gibi bir hayaliniz yada planınız varmı? Mesela EDA adında bir kıyafet yada aksesuar markası tutmaz mı? Şu anda bir mücevher markasının marka elçisiyim.Warner Bros’a tasarımlar hazırlıyorum.Farklı sitelerde şu an anlaşmalarım var. Ayrıca TV programı projelerim var. Aslında herşeyin bir vakti var. Birkaç ay içerisinde planımla ilgili adımımı atacağım. Dediğim gibi ben bir anda yükselip bir anda düşüşleri seven bir insan değilim. Bu yüzden bunu yavaş yavaş ve emin adımlarla yapmak istiyorum. Boş vakitlerinizde neler yaparsınız, hobileriniz nelerdir? Benim esasında çok hobim var, heykel, sörf, kayak yapıyorum. Burda vurgulamak istediğim nokta spor. Çünkü spordan benim bile vücudumun şekli değişti. Özellikle sağlık ve güzel bir görüntü için çok onemli. Malesef etrafımda spor yapmaya üşenen çok insan var. Kadının her yaşta çok güzel

ve bakımlı görünmesi lazım. Erkekler yaşlandıkca olgunluğun verdiği tarz ile hoş duruyorlar ama kadınlar çöküyor. O yüzden kendimize bakmamız şart.Ben haftanın 4-5 günü sporumu yapıyorum.Sağlıklı beslenmeye takmış durumdayım. Boğa burcuyum ve yemeği seviyorum o yüzden dikkatte etmem gerektiğinin farkındayım. Spor bu işin yüzde 40’ı, yemek yüzde 60’ı. Herkesin bunu yapması gerekiyor. En azından yürümek gerekiyor. Çünkü yürümek bedava. İstanbul’u hiç görmeyen bir yabancıya İstanbul’u nasıl anlatırdınız? İstanbul çok büyülü bir şehir ama anlatamıyorsunuz. Yaşanması gerekiyor. Bir çok arkadaşım da, ben de buranın büyülü olduğuna inanıyoruz. Burda çok farklı bir bohem, eklektik, lüks herşeyden var. Bu yüzden de inanılmaz bir enerji ortaya çıkıyor. İstanbul da öyle bir yer. Eda Taşpınar’ı 3 kelimeyle arkadaşları anlattı: Şebnem Seçkin : Zor, kıymetli, sevginin nefes bulmuş hali. Melisa Çakarlar: Gerçek dost, disiplinli, her zaman cool. Özlem Özbay: Doğal-samimi, pozitif, güvenilir. Elvan Tığlıoğlu: Güvenilir, değerlere önem veren, kendini iyi tanıyan.


K

İLKBAHAR/YAZ 2013

25


K

Turkey’s fashion icon

E

verybody knows who Eda Taşpınar is but can you briefly tell us about yourself anyway? When I was 11 years old I was sent to Miami for my education. After 2 years at Boca Raton I came back to Turkey and continued my education at Robert College. Then I applied for Royal Academy. I was accepted to the Sculpture department. My grandfather was the sculptor of Atatürk and I had already learned a lot from him and frankly speaking, I did not want to spend my 7 years learning things I already knew. Later I went to London College of Fashion and Central School of St. Martins for fashion education. I improved myself in shoe and hat design, photography and styling. I had the opportunity to work as an intern at world renowned brands such as Viviene Westwood and Armani. It was an extremely busy yet very beneficial period of my life. How did you become interested in fashion and design? In fact, for this we have to go back to by childhood. My interest in fashion has been obvious since I was very young. My mother used to dress me up and take my pictures. I remember drawing pictures of shoes when I was 6 – 7 years of age. My mother used to bring them to our shoe maker and have them made. It is possible to say that these were my first collections with names like “rainbow” or “flower”. I used to spend all my pocket money to fashion magazines and try to keep up with those posh designs. It seems that it was obvious even then.

SPRING/SUMMER 2013

The nickname “İkoncan” (dear icon) has been like a second name for you. Maybe even a brand name. Everybody knows you with that nickname. What does it mean, how did it come about and how does it feel to be known as “İkoncan”? We used to go to my friend Ender’s Buz Bar. One day he said, “Everyone thinks you’re an icon. I always add ‘dear’ to people’s names so let’s call you ‘dear icon’ from now on”… As we were leaving the bar, one of my friends yelled “ikoncan” from behind and the paparazzi waiting in front of the bar heard this. It has actually gone beyond being a nick name and became a proper adjective in the dictionary. In fact I don’t really think that “ikoncan”reflects who I am. I believe putting labels on people is not a good thing because there is more to all of us than what we seem to be.

26

Whenever I go somewhere with a lot of ladies around, the way you sunbathe always comes up as a topic of conversation. Therefore I want to ask how do you get and maintain your sun tan…

Once again I am going to talk about my childhood and I’m afraid it’s getting kind of boring. I spent my childhood at Moda Marine Club where my mother and friends used to lay side by side and sunbathe all day long. My mother always put sun cream on me but I used to wipe it off with a towel and put on my mother’s cream. There was a great cream called Negrita. What I mean by this is we want to repeat what we have seen as a child. Of course I am well aware and informed about the harmful effects of the sun. I know I have to be careful and I am not as rebellious as I was in the past. I realized that this was unnecessary anyway. Everyone please put on sun protection before sunbathing! And we have to be extremely careful about our faces. I have some special mixtures and of course I am planning a little surprise for the coming year. What are the priorities of your style? What pieces are the staples of your wardrobe? Let me start by telling that fashion is not something personal. Everybody can go to a shop and buy that dress but what makes it yours is your style. You have to lend an ear to your inner voice. And for this, you must have a good idea about who you are, be friends with the mirror and never care about what other people might say. Life is too fast and you can’t lose time by thinking what others may think. It’s true for not only your styling but also for every aspect of your life. In order not to feel any regrets, we must follow our hearts. I don’t have uniform, specific style as my mood changes every day. One day I want to feel like a wild rocker and the next day I might opt for a more classical look. My staples are the special pieces that are passed on from the family because they carry a heritage. You can buy anything from a store but a ring that my grandfather designed is priceless; even more valuable than a fancy jewelry. What would you recommend women who want to dress better? How should they make their choices? They should avoid uniformity. When we look at how things are we see that women dress up for other women. This is the greatest vicious circle; in fact women should dress up first for themselves and then for men. Because when they dress up to impress other women, they look very similar to each other. Moreover men really don’t fancy a lot of things that women like. We should not forget whom we are appealing to. There is a delicate balance there. I also recommend not buying anything just because it’s in fashion because what is in fashion now will be soon out of date. So buying ageless pieces would be a good investment in your wardrobe. You represent a number of brands and even took part in their commercials. Have you ever dreamed of creating your own brand or do you

have such plans at the moment? Would a fashion or accessories brand named EDA be successful? At the moment I am the brand ambassador of Pera Diamonds. At the same time I prepare collections for Warner Bros and have been involved in a number of websites. Everything has its right time and in a few months I will be taking some steps but as I said before I am not the kind of person who wants to be a sensation overnight. I want to make it happen slowly but surely… What do you do in your spare times? Do you have any hobbies? In fact I have many hobbies; I sculpt, I windsurf and ski. But the point I want to highlight here is sports because even my body has changed thanks to regular workout. Working out is particularly essential for our health and how we look but people are often too lazy. Women should look well groomed and beautiful at very age. Men may get a mature charm as they grow older but that’s not the case for women. Therefore we must take good care of ourselves. I regularly work out 4 – 5 days a week. Also I am a great fan of healthy eating. My astrology sign is Taurus, I really like eating therefore I must be extremely careful. 40 percent of all your efforts for a fit body is workout while the remaining 60 percent is what you eat. Everybody should workout or at least walk a lot, walking is free… How would you describe İstanbul to someone who has never seen the city? İstanbul is a magical city but it is very difficult to put in words. It has to be experienced. Many of my friends and I believe that İstanbul is magical with a mixture of bohemian, eclectic and luxury which produces an incredible energy. We asked Eda’s friends to describe her in 3 words. Şebnem Seçkin : Difficult, precious, the embodiment of love… Melisa Çakarlar: A true friend, disciplined and always cool Özlem Özbay: Natural, sincere, positive, trustworthy Elvan Tığlıoğlu: Trustworthy, positive… She is keen on values and knows herself very well..


K

İLKBAHAR/YAZ 2013

27


28

SPRING/SUMMER 2013


İLKBAHAR/YAZ 2013

29


SPRING/SUMMER 2013

ŞEHİR TURU

30


Ş

BOĞAZ KEYFİ

İstanbulun iki güzel görülmeye değer incisi; Bebek ve Arnautköy HAZIRLAYAN DİLEK CAN

İLKBAHAR/YAZ 2013

31


Ş

A

SPRING/SUMMER 2013

şiyan’dan başlayıp, Bebeğe doğru sahil hattından yürümeye başladığımızda İstanbul boğazının eşsiz güzellikteki yerlerinden birine gelirsiniz. Her sene baharın geldiğini Aşiyandaki erguvan ağaçları açtığında anlarsınız. Boğazı en iyi Tevfik Fikret’in ‘’Sis ‘’ şiirinde bahsettiği ve Halife Abdülmecid Efendi’nin ismini verdiği resim... Bu resim şairin Aşiyandaki evinde bulunuyor. Sahilden iyot kokusunu alarak yürüdüğünüzde Bebeğin canlılığını yavaş yavaş hissediyorsunuz. Her ne kadar son zamanlarda ismini magazin basınında duysakta, Bizans ve Osmanlı İmparatorlğu dönemlerinde önemli bir yere sahipti. Bir rum balıkçı köyü olan Bebek’in ismi Hıristiyanlık dönemi öncesi “Chilai” olarak geçiyormuş.Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesiye, Bebek Çelebi isimli askerden ismini almıştır. Günümüze de Bebek olarak gelmiştir. 2.Mehmet Rumeli Hisarı yapımı sırasında Bebek Çelebiyi tayin etmiş, Çelebi semtte bir köşk ve bir bahçe yaptırmıştır. Ölümünden sonrada semtin adı Bebek olarak kalmıştır. Semtin rağbet görmesi ise 3.Ahmet dönemine rastlar. O zamanlarda tamamen sayfiye yeri olan bebek, sürekli ziyaret edilen bir mekan haline gelmiştir. O dönemde Bebek camii ve Hümayunabad kasrının yanı sıra gayrimüslimler de birçok köşk ve yalı yaptırmıştır.1863 lü yıllara bakıldığında Amerikalılarında semtte bulunduğunu, Robert Koleji ve Amerikan Kız Koleji’nden anlayabiliriz.1980’de Boğaz tepelerinin korunmasıyla Bebek popüler bir mekan olmaya başlamış ve halen günümüzde bu popülerliğini sürdürmektedir. Son dönemde Bebek’te tanınmış birçok mekan bulunmaktadır. Bazıları Bebek’le bütünleşmiş eski dükkanlar, bazıları ise son dönemde ortaya çıkan lüks ve şık mekanlar.Bebekle bağdaşan en önemli dükkanlardan biri ise Bebek Badem Ezmecisi. Dükkan sahiplerinin yıllar boyu sahip çıktıkları önemli bir mekan. Bebeğe geldiğinizde badem ezmesi almadan evinize dönmeyeceğiniz, bağımlılık yaratan tamamen doğal bir lezzet. Ayrıca Bebek oteli, Bebek

32

parkı ve Bebek kahvesi de ilgi çeken yerler arasında. Bu saydıklarımız yıllardır var olan bebek sakinlerinin her haftasonu uğradıkları önemli yerler. Son dönemde ise popularitesinin artmasıyla Lucca, Chilai, Divan Pastanesi, Bebek Balıkçısı, Santral Şarküteri, butikler ve birçok dünya markası semtte yerini alıyor. Bebek’te hiç birsey yapmadan sahilde bankta oturup simitinizi alıp, yatları seyredip, dalga sesleriyle o şahane manzaranın tadını çıkarmak bile size yeterli gelecektir. Bebek’ten çıkıp sahilden yürüdüğünüzde boğazın genişlediği yoğun bir akıntı görürsünüz. İşte orası Akıntıburnu denilen boğazın en yoğun akıntı girdapının olduğu yerdir. Kuzeyden gelen sert poyraz yazın en sıcak zamanda bile mutlaka olur. Bebeğin kuytu koyundan çıkıp birden sert rüzgarlarla karşılaşmak sizi canlandıracaktır. Şimdi ise boğazın bir baka komşusuna gidiyoruz ;Arnavutköy. Arnavutköy; Bebek ile Kuruçeşme arasında kalan tarihi açıdan önemli bir semt. Bizans döneminde Promotu ve Anaplus olarak diye bilinirdi. Ayios Mihael Kilisesi buradadır. Konstantinos tarafından yapıldığı söylenen kilisede önemli ikonlar bulunmaktadır ve Arnavutköy’ün meşhur birçok kilise ve ayazması bulunmasından dolayı “Melekler Koyu” denmektedir. Boğazın en kuvvetli akıntısı Osmanlı döneminde Rumlarca Megali Revmatu (Büyük Akıntı) olarak anılıyor. Ayrıca İstanbul ‘un fethinden sonra rumlar bu akıntı burnundan çok sıkıntı çektiklerinden dolayı denizciler de buraya “Diabolugue revma” (şeytan akıntısı) adını vermişlerdir. Arnavutköy ismini tam olarak nereden alındığı bilinmemekle beraber tahmini olarak 1453’te Fatih’in İstanbul’u fethetmesiyle semti korumak için görevlendirilen, arnavut asıllı yeniçerilerden aldığı düşünülen bu mahalle 19.yy’in mesire yerlerinden biriydi. 3.Selim dönemini incelediğimizde önemli yalıların hepsinde zengin Rumların oturduğunu görüyoruz. Fakat sonra çıkan Mora isyanına Rum zenginlerinin destek verdiğini öğrenen 2. Mahmut,döneminde bütün Rumların yalılarına el koyarak Musevi ailelere devretmiştir ki, o

zmanlar Museviler ticaretin bütün kollarına sahiptiler ve daha sonra çıkan yangınlarda musevilerin çoğu Balat,Ortaköy ve Kuzguncuk’a taşınmışlardır. O zaman Şirket-i Hayriye’nin 1912’de yayınladığı Boğaziçi salnamesinde baktığımızda kısmen poyraz aldığı ve gün doğusu rüzgarların açık olduğundan dolayı çıkan yangınlar genelde koyun tamamını etkisi altına almıştır. Arnavutköy’ün başından çok şey geçmiştir.1955’teki 6-7 eylül olayları sonucu Rumca konuşan gayrimüslim nüfusun çoğu başta Yunanistan olmak üzere dış ülkere göç etmişlerdir. Bu olaylardan sonra Arnavutköy’ün etnik yapısında değişiklikler meydana gelmiştir. Arnavutköy’ün önemli yerlerine bir göz atarsak; Ali Baba köftecisi, Arnautköy İskelesi ve Tevfikiye Camii ‘ni söyleyebiliriz.Arnavutköy denildiğinde akla ilk gelen tabiki de çileği. Dağdan toplanmış ufak ufak lokum gibi çileği vardır Arnavutköy’ün. Her sene özenle toplanır ve pazarlarda satılır. Peki meşhur Arnavutköy çileğinin geçmişi nasıldır? Ipsilantis ailesenin ilk çileği yetiştirmesinden önce üzüm bağlarıyla kaplı idi. Aleksandros Ipsilantis, 1726 yılında İstanbul’da doğmuş, 1774 yılında da Eflak Beyliği görevine getirilmiştir. Osmanlı – Rus savaşında Rus yanlısı olarak suçlanmış ve görevinden alınmıştır.Bu olay sonrasında Avustralya’ya sığınmış,daha sonra 3. Selim ‘in kendisini affetmesiyle tekrar görevinin başına geçmiştir. İşte o üzüm bağları yerini çileğe bu şekilde bırakmıştır. Evliya Çelebi Arnavutköy’un 17.yüzyıl manzarasından şöyle bahsetmektedir: ‘’Leb-i deryada bin kadar bahçeli mamur haneleri vardır ki cümle Rum ve Yahudi’ye mahsus olup cami, mescid, imaret yoktur. Bir küçük hamamı vardır. Dükkanları dar mahalde vaki olduğundan bağ bahçesi azdır. Ekmeği ve peksimeti beyazdır. Yahudileri sahib-i zevk ve ehl-i sazdır. Rum Hıristiyanlarının ekseri kavmi Lazdır. Cemaati muslimini gayet azdır.” İşte İstanbulun iki güzel görülmeye değer incisi Bebek ve Arnavutköy.


Ş

İLKBAHAR/YAZ 2013

33


Ş

T

SPRING/SUMMER 2013

he road following the coast line between Aşiyan and Bebek is one of the most beautiful parts of Bosphorus where the sycamore trees are the first to herald the spring every year. A typical Bosphorus picture that best reflects Tevfik Fikret’s “Sis” (fog) poem and Qaliph Abdülmecid Efendi’s eponymous painting at the poet’s house in Aşiyan… Walking a little further, breathing in the salty breeze, you begin to feel the liveliness of Bebek. Although the neighborhood is now associated with the popular culture, it was also a significant settlement area during Byzantine and Ottoman times. Let’s talk about the history of Bebek. In the Pre-Christian era the name of Bebek was Chilai. It was a Byzantine fishing village before the conquest of Istanbul by Sultan Mehmed II and was named after Bebek Çelebi, an Ottoman officer who took part in the conquest. During the construction of the Rumelian Castle, Mehmed II appointed Bebek Çelebi to the region who built a mansion and a garden for himself and lived there until his death. Once a summer resort, the neighborhood became popular during the reign of Ahmed III, transforming into a all seasons settlement. The Bebek Mosque and Humayunabad Pavillion were built in this era along with numerous mansions and water-side mansions built by the non-Muslim elite. In 1863 Americans discovered the neighborhood with Robert College and American College for Girls. After the issuing of protection regulations of 1980s for the hills of Bosphorus, the neighborhood started its golden age with popular hangouts still in vogue today. Some of them are modern and luxurious venues and the others are classic hangouts that are part of the neighborhood’s history. One of the must-see places that is typical of Bebek is

34

the famous Bebek Marzipan Shop. Protected by its owners in its authentic state, the shop offers completely natural marzipan and pistachio paste that are addictively delicious. Then comes Bebek Hotel, Bebek park, Bebek coffee house and many other points of attraction. These are only a few places which the inhabitants of Bebek visit every weekend. Lucca, Chilai, Divan Patiserie, Bebek Fish Restaurant, Santral Charcuterie and the boutiques of national and international highend brands are among the recent highlights of the neighborhood. Just sitting on a bench at the shore, listening to the sound of waves, looking at the yachts and savoring the beauty of the phosphorescences while enjoying your sesame bagels is enough for a quality time at Bebek. If you leave Bebek and walk ashore further south you will see that the Bosphorus widens and the current becomes violent. This is Akıntıburnu (cape current) where the waters of Bosphorus become turbulent, creating whirlpools. The blustering north wind is enough to chill even the hottest days of summer. Facing the cool wind after leaving the sheltered Bebek cove will make you feel refreshed. And the road takes you to another beautiful Bosphorus neighborhood: Arnavutköy. Situated between Bebek and Kuruçeşme, Arnavutköy is a historically significant neighborhood. Known as Promotu or Anaplus during Byzantine era, the neighborhood comes forward with Ayios Mihael (St. Michael) Church. Since the streets of Arnavutköy nests a number of churches, the place is also known as the Cove of Angels. Although the exact origin of the name Arnavutköy (Albanian village) is yet unknown, most probably it comes from the jannisary troops of Albanian origin who were sent here to protect the settlement during the conquest of Istanbul in 1453. The neighborhood used to be one of the summer getaways of 19th century. During the reign of Selim III almost all important waterside mansions were owned by wealthy

Rums (Turkish Greeks). However after finding out that these families were secretly helping the Morean uprisings Mahmut II confiscated their mansions and gave them to Jewish families who then dominated the trade sector. They were also forced to leave for Balat, Ortaköy and Kuzguncuk after the widespread fires that devastated the neighborhood. According to Şirket-i Hayriye’s (Ottoman Maritime Company) Bosphorus Yearbook of 1912, the fire became uncontrollable due to east – northeast winds. Arnavutköy has been the witness of numerous historical events including the forced migration of non-Muslim population to mostly Greece and other countries after the September 5-6 incidents in 1955. This tragic incident completely altered the ethnical structure of the neighborhood. Among the most popular attractions of the neighborhood today, Ali Baba grilled meatballs restaurant, Arnavutköy pier and Tevfikiye Mosque stand out. However the first thing comes to mind about Arnavutköy is the small but deliciously scented, sweet strawberries. They are picked from the surrounding hills in season and sold at neighborhood markets. Famous Turkish traveler and historian Evliya Çelebi draws a picture of the settlement in 17th century: “There are approximately 1000 water side mansions with gardens owned by Rum and Jewish families. Although there are no mosques or alms houses for the poor, there is a small public bath. Since the neighborhood is dense with shops, vineyards and orchards are not large. The bread and rusks baked here are white. The Jewish community is music loving people with good taste. The majority of Rum Christians are of Laz origin. The Muslim community is fairly small.” This is the past and present of the two must-see pearls of İstanbul, Bebek and Arnavutköy.


İLKBAHAR/YAZ 2013

35


36

SPRING/SUMMER 2013


Let your new friends guide you

İLKBAHAR/YAZ 2013

gowime.com

37


38

SPRING/SUMMER 2013


Selam

İsimsiz kahramanların hikayesi HAZIRLAYAN AHMET BÜLBÜL

B

u destansı hikaye bundan 25 yıl önce birkaç düzine kara sevdalının Anadolu’nun bağrından haritada yerini dahi bilmedikleri dünyadaki farklı ülkelere gidişlerinin öyküsü… Bu hikaye, idealleri peşinde yaşatmak için yaşamanın sırrına erenlerin; arkalarına bile bakmadan, gurbet ve yad eller demeden, evlerinden, yurtlarından anne ve babalarından yar ve yaranlarından ayrılanların hikayesi. Onlar sadece “sizi burada bir çift göz, gideceğiniz yerlerde ise binlerce göz bekliyor” sözüne eşlik eden gözyaşlarının, kalplerine verdiği ilhamla yola çıktılar. Dünyanın farklı coğrafyalarında ve bambaşka kültürlerinde gönüllerindeki ülke tutkusunu, memleket sevdasını hizmet aşkıyla bastırarak mağriplere maşrıklara gittiler. Onlar, yani isimsiz kahramanlar... Gittikleri yerleri vatanları, karşılarına çıkan farklı renk ve dildeki insanları ise kardeşleri bildiler. Hiçbir beklentileri olmadan, makam, mevkii, şan, şöhret ve rahatlık kelimelerini lügatlarından silerek, insanlığa yeni bir ses, farklı bir nefes olarak gittiler. Heybelerinde fedakarlık ve iyilik, dillerinde ise gülen bir selam vardı. Gidilen her ülkede destanlık birer konu ve solmayan birer hatıra oldular.

ONLAR SADECE “SİZİ BURADA BİR ÇİFT GÖZ, GİDECEĞİNİZ YERLERDE İSE BİNLERCE GÖZ BEKLİYOR” SÖZÜNE EŞLİK EDEN GÖZYAŞLARININ, KALPLERİNE VERDİĞİ İLHAMLA YOLA ÇIKTILAR. Filmde yer alan aksiyon sahnelerinin gerçeğe uygun yansıtılabilmesi için çok sayıda görsel efekt kullanıldı. Hikayenin atmosferini yaşatan mekanlar ise Senegal, Afganistan ve Bosna Hersek’te aylar süren araştırmalar sonunda seçildi. Yurtdışında yapılan çekimlerde çok sayıda ünlü yabancı oyuncuyla çalışıldı. Ayrıca Türk kolejlerinde okuyan Bosnalı, Afgan ve Senegalli öğrenciler de filmde yer

aldı. Oyunculuk performansıyla göz dolduran öğrenciler, filme ayrı bir anlam kattı. Filmin Konusu Gittikleri ülkeleri vatanları, karşılarına çıkan farklı renk ve dildeki insanları ise kardeşleri bilen Zehra, Harun ve Adem öğretmenin İstanbul’dan yola çıkışıyla başlıyor film. Haritada yerini dahi bilmedikleri ülkelere giden fedakar öğretmenlere destek olmak için vatanlarından ayrılan üç öğretmenin öyküsü tamamen yaşanmış hikayelerden yola çıkılarak beyazperdeye yansıtılıyor. Türkiye’den dünyaya uzanan barış köprüsü kurmak üzere yola çıkan fedakar öğretmenlerin tek bir gayeleri vardı: Gittikleri ülkelere sıcacık bir Selam götürmek. T.C. Dışişleri Bakanlığı başta olmak üzere, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, Türkçeder ve Kimse Yok Mu Derneği Selam filmine desteklerini esirgemedi. M.B.G. Yapı&Enerji, BankAsya, Mondi, Royal Halı ve Rixos ise filmin başlıca sponsorları arasında.

İLKBAHAR/YAZ 2013

Üç farklı kıtada çekilen ilk Türk filmi Yapımcılığını Eyüp Sabri Koç’un, konsept danışmanlığını Haluk Örgün’ün, yönetmenliğini Levent Demirkale’nin

üstlendiği, senaryosunu ise Necati Şahin’in yazdığı “Selam” filminin başrollerini; Yunus Emre Yıldırımer, Burçin Abdullah ve Hasan Nihat Sütçü paylaşıyor. Dağıtımını Warner Bros’un yapacağı ve çekimleri Asya, Afrika ve Avrupa’da gerçekleştirilen “Selam” filmi, 3 kıtada ve 4 farklı ülkede çekilen ilk Türk filmi olma özelliğine sahip. Selam filmi aynı zamanda 35 yıl aradan sonra Afganistan’da çekilen ilk yabancı film.

39


The story of unsung heroes: THERE WERE SELF DEVOTION “Selam”

T

his epic story takes us to 25 years ago when a few dozen dedicated people left the bosom of their homeland Anatolia for distant countries which they could barely point on a map. This is the story of those who understood the secret of living by giving life while pursuing their ideals; those who faced up to leaving their homes, communities and families behind, without any second thoughts. The inspiration they needed came from the tears that filled their eyes when they were told that “There are thousands of eyes waiting for you there while only a pair will be longing for you here.”They had to relieve their passion and yearning for their country with their love for service and set sail to remote destinations, to Maghreb and the Orient.

SPRING/SUMMER 2013

They were the unsung heroes…

40

The countries they went became their homelands and the people of diverse ethnicities and languages they met became their brothers and sisters. They went to all these places without any expectations, completely free from delusions of power, office, fame, reputation or comfort but as a breath of fresh air and to convey an alternative call.

AND KINDNESS IN THEIR SACKS AND THEIR FACES WERE BRIGHT WITH A SMILING SELAM. THEY WROTE EPIC STORIES AND CREATED UNFORGETTABLE MEMORIES IN EVERY COUNTRY THEY WENT. The first Turkish movie that was shot in three continents Produced by Eyüp Sabri Koç, directed by Levent Demirkale and written by Necati Şahin, the film features an impressive cast with Yunus Emre Yıldırımer, Burçin Abdullah and Hasan Nihat Sütçü at the leading roles. The concept consultant of the film is Haluk Örgün. The film which will be distributed by Warner Bros was shot in four countries in three continents and thus “Salaam” became the first Turkish movie that was filmed at Europe, Asia and Africa. It is also the first foreign movie shot at Afghanistan in the last 35 years. Various visual effects were employed in order to have realistic action scenes. The localities in

Senegal, Afghanistan and Bosnia-Herzegovina were chosen after meticulous research that took several months. A number of foreign actors also took part in the shootings abroad. The students who go to Turkish schools in Senegal, Afghanistan and Bosnia-Herzegovina also had their parts in the movie.The students’ outstanding performance added a realistic depth to the story. Plot The movie begins with a scene where three young teachers named Zehra, Harun and Adem set sail to distant countries which they will soon be regarding as their homeland and the people of diverse ethnicities and languages they meet there will become their brothers and sisters. Based on true life stories the movie depicts the saga of these three young teachers who left their homeland to support the dedicated teachers serving in countries which they could barely point on a map. Setting sail to build a bridge of peace between Turkey and the world these teachers had a single aim: To bring a heartwarming “Salaam” to those people. The movie Salaam was supported by Ministry of Foreign Affairs, the Journalists and Writers Foundation, Turkish Language Association Türkçeder and the Is There Anybody Out There Association and sponsored by M.B.G Construction & Energy, Bankasya, Mondi, Royal Carpets and Rixos among many other companies and establishments.


İLKBAHAR/YAZ 2013

41


SPRING/SUMMER 2013

RÖPORTAJ

42


R

Devrialem.biz

Limitleri zorlayan eğlencelerin mimarı RÖPORTAJ AHMET BÜLBÜL FOTOĞRAF SERKAN ÖZALP

M

elisa Çakarlar… Eğlence sektöründe olanlar bu ismi yakından tanırlar veya birgün mutlaka tanıyacaklardır.Yerli ve yabancı birçok ünlü markaya etkinlik yönetim çözümleri sunan Devrialem.biz Başkanı Melisa Çakarlar ile eğlence sektörünü, planlarını ve İstanbul’u konuştuk… Melisa Çakarlar denildiğinde sektörü yakından tanıyanlar sizi çok iyi biliyorlar. Birçok yerli ve yabancı marka lansmanlarından, uluslararası birçok etkinliğe imza attınız. Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz, kimdir Melisa Çakarlar? Ben kendimi etkinlik danışmanı, marka yöneticisi ve prodüktör olarak tanımlayabilirim. Marmara Üniversitesi Ekonometri bölümünü bitirdikten sonra New York Üniversitesinde iletişim sanatı üzerine yüksek öğrenimime devam ettim. Eğitimimi tamamladıktan sonra Ridley Scott Association’da 4 sene çalışarak Armani ve Nike gibi dünyaca ünlü markaların reklam filmlerinde, Eric Clapton ve Terror Squad’ın video kliplerinde prodüktörlük yaptım. Daha sonra ise yine New York’ta Sussan Group ile çalışarak prodüktörlük kariyerime devam ettim. Daha sonra Türkiye’ye döndüğümde ise ANS ile Asmalı Konak dizisinin New York bölümlerini tamamladık. Devrialem. biz’i kurana kadar bazı özel şirketlerle butik organizasyonlar yapmaya devam ettim. 2005’ten bu yana, Devrialem.biz’de Cartier, Hillside, Vodafone, Borusan gibi birçok yerli ve yabancı markanın etkinliklerini organize ediyoruz.

Türkiye’de birçok etkinlik şirketi var. Peki Devrialem.biz’in diğerlerinden farkı nedir ve neyi farklı yapıyorsunuz da bu başarı yıllardır devam ediyor? Bu başarının sırrının disiplinli ve detaylı çalışmadan geldiğini düşünüyorum. Benim için düzenlediğim organizasyonda herşey tek tek çok büyük önem taşır. Ses, ışık, servis, performanslar… Ve bunların hepsi bir bütünü oluşturur. En önemli unsur ise davetliler. Çünkü etkinlik her ne olursa olsun ilk hedef, markanın vizyonu ile örtüşerek misafirlerin keyifli vakit geçirmesini sağlamaktır. Amacımız, düzenlediğimiz organizasyonun diğer etkinlerden ayrışmasını ve daha çok etki yaratmasını sağlamak. Etkinlik yönetimi kolay bir iş değil ve 9-6 mesaisi olan bir iş de değil. Her an her saat size ihtiyaç olabiliyor, ve yoğun bir iş temponuz var. Bu kadar yoğunluğa rağmen kendinizi nasıl dinlendiriyorsunuz? Boş zamanınız olursa neler yapmayı seversiniz? Doğa ile iç içe olmak bana çok keyif veriyor. Dünyanın her yerinde trekking yapmak en büyük hobimdir. Örneğin Peru, Kosta Rika, Katmandu… Seyahat etmek, tekneyle açılmak, Cunda’ya gitmek, yüzmek gibi beni doğa ile

bütünleştiren herşey bana hitap eder. Bunun yanında sineterapi de en büyük hobilerim arasında. Sektörü nasıl görüyorsunuz, yeteri kadar başarılı mıyız bu işte? Türkiye’de “eğlence arayanlar”ın gün geçtikçe eğlence konusunda nötr olduğunu düşünüyorum. Herkesi her türlü eğlence aktivitesinde görebiliyorsunuz, seçicilik yok. Bu da her mekanın daha kalabalık olmasına ve kaliteden ödün vermesine yol açabiliyor. Bu nedenle bizim yaptığımız tarzda, seçicilik içeren organizasyonlar daha çok tercih edilmeye başlandı bence. Bu sektörde çok başarılı işler yapılıyor ama çok daha iyi durumda olabiliriz. Bu konuda esas sorun, vizyonu olan markaların bütçe sorunu yada bütçesi olan markaların vizyon sorunu. Bu bizim de çok karşılaştığımız bir problem. Önümüzdeki dönemde ne gibi yeni projeleriniz var, Devrivalem.biz hangi yeni projelere imza atacak? Her dönem olduğu gibi şuanda da çok ses getirecek projeler üzerinde çalışıyoruz. 2005’te sektörde tek olarak bu tarz projelerin önünü açmıştık. Şuanda Devrialem.biz, kendini yenileme ve çok farklı fikir ve projelerle ortaya çıkma aşamasında. Bunun için gerekli yatırımlarımız ve araştırmalarımız devam ediyor. Biraz da lüks yaşamdan konuşmak istiyorum, sizce lüks nedir? Melisa Çakarlar’ın lüksü ne yada nelerdir? Biraz klişe olacak ama hayatımızda en büyük lüks sağlıkmış, bu dönemde bunu anladım. Stressiz ve huzur dolu bir ortam yaratabiliyorsak, en büyük lüks budur.

İLKBAHAR/YAZ 2013

Biraz da ajansınızdan bahsetmenizi istiyorum. Şu ana kadar ne gibi etkinlikler yaptınız, hangi alanlarda hizmetler veriyorsunuz?

Devrialem.biz özel ve butik projeler üreten sektörde alanında lider şirketlerden birisi. Gerçekleştirdiğimiz projelerle kurumsal ve özel kuruluşlar için hedef kitlelere yönelik aktiviteler, etkinlikler, konferanslar düzenliyoruz. Amacımız her zaman markanın mesajını istenilen hedef kitleye ulaştırmak ve en üst düzeyde tatmini sağlamaktır. Bu amaçla; konferanslar, konserler, hip hop dansları, spor aktiviteleri vb. içeren etkinlikler düzenledik. Kısacası hedef kitleye ulaşmak ön planda olmak üzere her türlü eşsiz aktivite portfolyomuzda bulunuyor.

43


R

İstanbul’u hiç görmeyen bir yabancıya İstanbul’u nasıl anlatırdınız? Öncelikle İstanbul’un eşsiz boğazından ve Rumelihisarı’ndan söz ederdim sanırım. Rumelihisarı’nın, İstanbul’un en güzel göründüğü, insanın kendini denize en yakın hissettiği yer olduğunu düşünüyorum. Benim çocukluğum Rumelihisarı’nda geçti. Evimizin önünde yüzmeyi öğrendim. Yüzerek karşıya bile geçerdik, elimizle midye ve pavurya toplardık. Bunun yanı sıra İstanbul Modern’e gidip sonrada Karaköy lokantasında yemek yemek, Sabancı müzesini’ni görmek ve sonrasında Changa’da yemek yemek, Le Meridien Otel’in Roof Bar’ında birşeyler içmek ya da Otel Sultania’nın Roof ’unda Olive restaurant içinde yemek yemek gibi aktiviteler de İstanbul’da yapılması gerekenler arasında. 3 kelimeyle Kendinizi nasil tarif ederdiniz? Doğal, disiplinli (işim gereği) ve eğlenceli diyebilirim.

SPRING/SUMMER 2013

Devrialem.biz; pushing the limits of entertainment’’

44

M

elisa Çakarlar… People in entertainment industry know her name very well and those who don’t will get to know her very soon. The President of Devrialem.biz, a company providing event management solutions to a number of national and international brands, Melisa Çakarlar talks about entertainment industry, her plans and Istanbul.

Those who know entertainment industry well are closely acquainted with the name Melisa Çakarlar. You have organized countless projects varying from brand launchings to international events. We would like to get to know you better. Who is Melisa Çakarlar? I can describe my job as an event counselor, brand manager and producer. After graduating from the Econometrics department of Marmara University, I went to the University of New York for a post graduate degree on communication arts. Upon completing my education I worked at Ridley Scott Association for 4 years as a producer, taking part in the creation of commercials of well known brands like Nike and Armani and music videos of Eric Clapton and Terror Squad. Later, I continued my career as a producer at Sussan Group in New York. After I came back to Turkey, I cooperated with ANS to complete the New York episodes of the famous TV series Asmalı Konak. Before the establishment of Devrialem.biz, I continued organizing boutique events for private companies. Since 2005, we have been organizing events for a number of national and international brands such as Cartier, Hillside, Vodafone and Borusan at Devrialem.biz. I would like to talk about your agency. What kinds of events have you organized so far and in which fields do you provide services? Devrialem.biz is one of the leading companies in special and boutique projects sector. We develop projects to organize activities, events and conferences for corporate and private companies, targeting their audiences. We aim at conveying the brand message to the targeted market and provide maximum customer satisfaction. We

have organized various events such as concerts, conferences, hip-hop dance shows, sport events and many more. To put it briefly, have all kinds of unique activities in our portfolio that prioritize to reach out to the targeted market. There are a lot of event organizing companies in Turkey. What differentiates Devrialem.biz? What do you do different to maintain your success for all those years? I think the secret behind our success is meticulous and disciplined work. For me, every single detail of an organization is extremely important. Sound, lighting, service, performances…They all come together to create a whole. The most important element is the guests. Because, regardless of the nature of the organization, our primary aim is to offer a pleasant time to the guests that corresponds to the brand’s vision. Our purpose is to differentiate the events we organize from others and provide maximum impact. Event organization is not an easy job and it is not limited to office hours. You may be needed any time of the day and you have a very busy schedule. What do you do to relax and refresh yourself in this busy tempo? What do you like to do in your spare times? I really like to be in nature. My favorite hobby is to go to trekking trips around the world. For instance, Peru, Costa Rica, Katmandu… I love to travel, sail and go for a swimming holiday at Cunda. Anything that makes me feel as part of nature appeals to me. Also sineterapi (ingilizcesini bulamadım) is one of my favorite hobbies.


R

İLKBAHAR/YAZ 2013

45


R

SPRING/SUMMER 2013

How would you evaluate the sector? Do you think we are successful in this field? I think, “fun seeking people” in Turkey are becoming more and more neutral. You can see everybody at any kind of event; they are not selective. Therefore venues may get more crowded and compromise quality. For this reason I believe more selective events like the ones we organize are becoming more favorable. The sector is capable of undertaking very successful events but we can do better. The real problem here is the budget limitations of brands with a vision or the lack of vision of those brands with no budget limitations. This is a fairly common problem that we also have to cope with.

46

What kinds of projects do you have for the coming months? What are the new projects of Devrialem.biz? As always, we are working on projects that are expected to make a great impact. We introduced and spearheaded such great projects in the sector

in 2005. At the moment Devrialem.biz is in a renewal process and preparing to come up with new projects. We are working on the necessary researches and investments. I would like to talk a few words about luxury living. What does luxury mean to you? What does melisa çakarlar consider as luxury? It may sound like a cliché but the greatest luxury in life is health; I realized this recently. The greatest luxury in life is to be able to create a stress free and peaceful environment. How would you describe Istanbul to a person who has never seen the city before? First of all, I would mention the impeccable beauty of the Bosphorus and especially Rumelihisarı. I believe Rumelihisarı is the most beautiful face of Istanbul where people can feel so close to the sea. I grew up in Rumelihisarı. I learned to swim just in front of our house. We even used to swim across the Bosphorus to

the Anatolian side; we used to pick up mussels and crabs with our bare hands. Also going to Istanbul Modern and having a dinner at Karaköy restaurant or going to Sabancı Museum and dine at Changa; having a drink at the Roof Bar of Le Meridien Hotel or dining at Olive restaurant at the roof of Hotel Sultania are the must do things in Istanbul. How would you describe yourself in three words? I would say, natural, disciplined (because of my work) and fun…


İLKBAHAR/YAZ 2013

47


ALIŞVERIŞ

IŞIL IŞIL BİR GÜN İÇİN LÜKS ÜRÜNLER LUXURY PRODUCTS FOR A BRIGHT DAYS YAZI ROSA GIRONA

GIORGIO ARMANI REGENESSENCE (3.R)

Giorgio Armani’nin Regenessence (3.R) High Lift serisi, tıp dünyasındaki son yenilikler kullanılarak, yüzün yumuşak ve genç hatlarını onarmak için geliştirildi. Seride iki ürün bulunuyor: MultiFirming Rich Rejuvenating krem ve Multi-Firming Rejuvenating göz kremi.

SPRING/SUMMER 2013

Regenessence (3.R) High Lift by Giorgio Armani is based on the latest medical advances in restoring the face’s soft and youthful contours. The line features two products: Multi-Firming Rich Rejuvenating Cream and MultiFirming Rejuvenating Eye Balm

48

www.giorgioarmanibeauty.com

LA MER

MIRACLE BROTH

La Mer’den dönüştürücü etkisi kanıtlanmış onarıcı vücut losyonu Repairing Body Lotion… İçeriğinde bulunan güçlü Miracle Broth™ (Mucize besleyici), yenileyici Regenerating Ferment (yenileyici enzim) ve benzersiz Marine Ferment (deniz enzimleri) ile birleşerek cildi canlandırıyor ve sıkılığı görünür ölçüde artırıyor. A veritable transformative treatment Repairing Body Lotion by La Mer. The powerful Miracle Broth™, used in tandem with the Regenerating Ferment and unique Marine Ferment, helps visibly enhance firmness and revitalise the skin

www.cremedelamer.com


3900 QZ R D2 XII REL LIMITED of 12 PCS

TEL: 0212 225 28 10

www.kamisaat.com

İLKBAHAR/YAZ 2013

TÜRKİYE YETKİLİ DİSTRİBÜTÖRÜ

49


A

AMOUAGE GOLD

Gold by Amouage, lüks geceler için düşünülmüş çiçeksi kokulu bir parfüm. Parfümün hiç değişmeyen orijinal şişesi Londra’daki Asprey Jewellers tarafından dizayn edilmiş.

LA PRAIRIE

CELLULAR POWER INFUSION

Üç boyutlu sistemi ve yaşlanma etkilerini tersine döndürüp cildi gençliğine kavuşturmaktaki başarısı sayesinde Cellular Power Infusion, La Prairie markasının bugüne kadar elde ettiği en dikkate değer bilimsel dönüm noktası kabul ediliyor. Cellular Power Infusion, thanks to its three-dimensional system and effectiveness in reversing the signs of aging, makes skin look younger and is La Prairie’s most remarkable scientific breakthrough to date

SPRING/SUMMER 2013

www.laprairie.com

50

Gold by Amouage is a floral fragrance designed for luxurious nights. The original bottle, which remains untouched, was designed by Asprey Jewellers in London

www.amouage.com

KANEBO SENSAI PREMIER Kanebo’nun Sensai Premier serisi, seçkin ve rafine cilt bakımı ürünleri sunuyor. Üç aşamalı tedavi Sensai Premier the Lotion, Sensai Premier the Emulsion ve Sensai Premier the Cream ürünlerini içeriyor.

Sensai Premier by Kanebo is an exclusive and refined skincare line. The treatment consists of: Sensai Premier the Lotion, Sensai Premier the Emulsion and Sensai Premier the Cream

www.sensai-cosmetics.com


İLKBAHAR/YAZ 2013

51


BUSINESS TAG HEUER’İN TARİHİ 1860 • Jack William Edouard Heuer’ın büyük-büyükbabası olan Edouard Heuer, TAG Heuer şirketini kuruyor. 1958 • Jack Heuer aile şirketinde çalışmaya başlıyor ve saatlere modern bir anlayış getiriyor. 1969 • Şirket dünyanın ilk otomatik kronografını geliştiriyor. 1977 • TAG Heuer zamanı analog, kronometre fonksiyonunu dijital olarak gösteren elektronik kronograf Chronosplit Manhattan’ı üretiyor.

THOMAS HOULON

JACK HEUER

1982 • TAG Heuer, bugün 9 binin üzerinde çalışanı bulunan IDT’yi (Entegre Gösterim Teknolojileri Ltd) Hong Kong’da kuruyor. 2012 • Jack Heuer 80. yaş gününü kutladı.

TAG HEUER

Üründen bağımsız, etkilemeye devam ediyor www.tagheuer.com

İ

SPRING/SUMMER 2013

ster kol saati, ister cep telefonu ya da gözlük olsun, eğer bir ürün sık kullanılıyorsa, kullanıcılarını memnun etmesi çok önemlidir. Eğer bir şirket, ne olduğuna bakmadan, tüm ürünlerine zaman ve emek yatırımı yapıyor ve müşteri memnuniyetine odaklanıyorsa, o ürün tatmin edici olacaktır. TAG Heuer’da müşterilere hem stil hem de kullanım açısından en iyisini sunma çabası ürünün ne olduğundan bağımsız olarak devam ediyor. Le CITY deluxe, TAG Heuer’in inovasyon direktörü Thomas Houlon ve yönetim kurulu onursal başkanı Jack Heuer ile görüştü.

52

Hep saat endüstrisinde çalışmadığınız doğru mu? TH: Aslında kariyerimin ilk 12 yılını gözlük sanayisinde geçirdim. Gözlük tasarımı, çerçeveye bir logo yerleştirmekten öte, gözlüklere gerçek bir değer kazandırmayı gerektiriyor. Modellerimiz çok pahalı olmasına rağmen on yıl içinde gerçekten çok büyüdük. Sade, zarif ve son derece kullanışlı modellerle,

müşterimize mümkün olan en iyi tarzı sunduk. Daha sonra ben saat alanına geçerek tüm saatlerde uygulanacak yeniliklerden sorumlu müdür oldum ve o günden beridir de inovasyon konusunda çalışıyorum.

HER ŞEY SONUNDA GELİP İŞÇİLİK VE TEMEL NİTELİKLERE ODAKLANMAYA DAYANIYOR. TAG Heuer’in gündeminde yeni ürünler var mı? TH: Üç yıl önce ilk cep telefonumuzun lansmanına da yardımcı oldum. Bugün Racer adındaki yeni cep telefonumuzu piyasaya sunuyoruz. Yeni ürün kategorilerine uyum sağlamak konusunda eğitimliyiz ve bugün artık TAG Heuer’in DNA’sı o kadar güçlendi ki, eskisinden daha da popüler hale geliyor.

Bu telefonu bu kadar özel kılan ne? TH: Her şey sonunda gelip işçilik ve temel niteliklere odaklanmaya dayanıyor. Biz bugünün teknolojisinin zaman zaman fazla ileri gittiğini, çok karmaşıklaştığını düşünüyoruz. Bu anlamda daha sade bir tasarıma yönelirken aynı zamanda teknolojik açıdan mükemmel ve hepsinden önemlisi çok güzel görünen bir cihaz amaçlıyoruz. Bu sene 80. yaşınızı nasıl kutlamayı düşünüyorsunuz Bay Heuer? JH: Ben bir ürün insanıyım ve 80. yaş günüm anısına bir saat tasarladım. Arkasını imzaladım ve bana çok ilgi çekici gelen, ailemin 15. yüzyıldan kalma armasını işledim. Sadece 3 bin adet üretilecek sınırlı bir ürün ve 1, 2, … şeklinde numaralandırılıyor.


B HISTORY OF TAG HEUER 1860 • Edouard Heuer, the great-grandfather of Jack William Edouard Heuer, founds TAG Heuer 1958 • Jack Heuer joins the family business and gives the watches a modern twist 1969 • The Company creates the world’s first automatic chronograph 1977 • TAG-Heuer produces the Chronosplit Manhattan, an electronic wrist chronograph with analogue reading of the time and digital reading of the stopwatch function 1982 • Jack Heuer launches IDT (Integrated Display Technology, Ltd.) in Hong Kong, which today employs over 9,000 people 2012 • Jack Heuer celebrated his 80th Birthday.

Continues to Impress Irrespective of Product

N

o matter if it is a wristwatch, mobile phone or eyewear, when the product in question is used regularly, it is important the users are happy. If a company invests time and effort into the product, irrespective of what it is, and focuses on customer satisfaction, the product will please. At TAG Heuer, regardless of what they are developing, they strive to give their customers the utmost benefit in terms of both style and practicality. Le CITY deluxe sat down with Thomas Houlon, Innovation Director for TAG Heuer, and honorary Chairman Jack Heuer himself. Is it true you haven’t always worked in the watch industry? TH: I actually spent the first 12 years of my career in eyewear. Designing glasses consisted of just not sticking a logo on the frame, but giving the glasses themselves real value. After ten years, it had become absolutely massive, even though our models were quite pricy. We managed to give customers the utmost benefit in terms of style, which, while pure and simple, was extremely practical. I then started working in watches, as the innovation manager for all watches, and I’ve been working on innovation ever since.

IT ALL COMES DOWN TO CRAFTSMANSHIP AND FOCUSING ON THE BASICS. What is so special about this phone? TH: It all comes down to craftsmanship and focusing on the basics. In our opinion, today’s technology sometimes goes too far and is too complicated. And while we want to revert to something simple, it is also technologically fantastic and, first and foremost, beautiful. How will you celebrate your 80th birthday this year, Mr. Heuer? JH: I’m a product man, and I’ve designed a watch to commemorate my 80th birthday. I’ve signed the back and stamped it with the family’s 15th century coat of arms, which I find quite interesting. It is a limited edition of only 3,000 models, and numbers 1, 2, 3 and 4 are reserved for my 3 children and me.

İLKBAHAR/YAZ 2013

Are there any other new products in the works for TAG Heuer? TH: I also helped launch our first mobile phones three years ago. Today we are presenting a new mobile phone called Racer. We are trained to transpose new product categories, and today,

Tag Heuer’s DNA is so strong, it is becoming even more popular.

53


SPRING/SUMMER 2013

OTEL

54


O

AIJA OTEL

Boğaz’ın en güzel mücevherlerinden... HAZIRLAYAN AHMET BÜLBÜL

S

eçkin mimarisi ile ışıldayan A’jia, Boğaziçi sahilinin en güzel mücevherlerinden eşsiz bir Osmanlı yalısıdır.İyi tasarlanmış modern iç mimarisi yüzyıllık tarihi mimari yapısı ile A’jia etrafına trend ve heyecan yayan bir mekandır. Detaylara gösterilen olağandışı ihtimam, özel servis ve HIP yönüyle A’jia Otel otelcilik anlayışına yeni bir bakış açısı getiriyor. Şehrin tarihi ve kültürel merkezlerine kolay erişimi olmasına rağmen, A’jia nefes kesen Boğaz manzaralı 16 odasıyla misafirlerine hayatın stres ve koşuşturmasından uzak çok özel bir kaçış olanağı sunuyor. Birbirinden bağımsız olarak dizayn edilmiş her odasının en modern teçhizat ve konfor anlayışıyla 1800’lerin sonsuz zerafetini harmanlayacak şekilde döşenmiş olması da değerli misafirlerine ayrı bir keyif veriyor. A’jia restaurant İstanbul’un gurme damak tadına hitap eden en güzide mekanlarından biri. Benzersiz yaklaşımı, yaratıcı fikirleri ve mükemmel menüleriyle A’jia Otel’de özel davetler ziyafete dönüşür. İster araba ile ister ücretsiz A’jia shuttle motoru ile geçin, muhteşem manzara tam bir göz ziyafeti sunuyor

İLKBAHAR/YAZ 2013

55


O

Beautiful jewel of the Bosphorus...

A

SPRING/SUMMER 2013

distinguished boutique Hotel, A’jia is a traditional Ottoman mansion that jewels the Asian shores of the Bosphorus. With well appointed contemporary interior design, and its centuries old architecture the venue oozes trend and excitement. When you add the extraordinary attention to detail, individualized service and HIP aspect in the mix, hotel experiences is simply redefined. With its 16 rooms that feature breathtaking scenes from the Bosphorus, A’jia truly offers a private hideaway with easy access to historical and cultural attractions of the city. Contributing to overall experience of its valued guests, each room is a delight to discover as they are uniquely designed, furnished and equipped with all the latest gimmicks and amenties belending in perfectly with the timeless elegance of the 1800’s. The A’jia restaurant is an exlusive venue with a gusto that is happy duel any ‘gourmet’ to perfection. And private events are a treat, with unique approach in offering exqusitive menus and creative ideas.

56


O

İLKBAHAR/YAZ 2013

57


SPRING/SUMMER 2013

O

58


İLKBAHAR/YAZ 2013

59


RESTAURANT

SPRING/SUMMER 2013

CA’D’ORO Garanti Bankası’nın kültür kurumu SALT Galata’nın giriş katında bulunan cafe. Bir üst katında ise restoranı bulunuyor. Dekorasyonu sade ve modern. Dünya mutfağından lezzetler sunulan restoranda, hafta içi hergün kahvaltı, hafta sonları ise zengin seçenekleriyle brunch servisi var. SALT Beyoğlu ve SALT Galata, “Uzun Perşembe” kapsamında her ayın son Perşembe günü saat 22.00’ye kadar gezilebiliyor.

60

CA’D’ORO Situated at the entrance floor of Garanti Bank’s Cultural institution SALT Galata. Simple and modern decoration. CA’D’ORO offers an exquisite menu created by French chef Julien Maisonneuve. Breakfast is served daily on weekdays, rich brunch service on weekends. SALT Beyoğlu and SALT Galata can be visited on the last Thursday of each month until 22.00 as part of “Long Thursday”.


İLKBAHAR/YAZ 2013

61


R

SPRING/SUMMER 2013

TOM’S KITCHEN Chelsea’nin merkezinde, King’s Road’a yakın, günün her saati dolu Londra’nın en popüler cafe ve brasseriesi. Haftanın 7 günü açık. Kahvaltı, öğle, akşam yemeği ile hafta sonları brunch servisi yapılıyor. Malzemeler, en iyi İngiliz üreticilerinden temin ediliyor. Yemeklerde, taze mevsimlik sebzeler kullanılıyor. TimeOut Londra tarafından en iyi kahvaltı yeri olarak seçilen Tom’s Kitchen’da taze salatalardan, klasik İngiliz fish and chips’ten ve Tom Aikens’ın özel yemeklerinden biri olan 7 saat ağır ateşte pişmiş kuzu sırtına kadar çok sayıda lezzet yer alıyor. Brasserie zemin katta. En üst katta ise rüstik ve rahat dekorasyonlu özel yemek bölümü var.

62

TOM’S KITCHEN Situated in the heart of Chelsea, SW3, in close proximity to the King’s Road, Tom’s Kitchen brasserie is open seven days a week and serves breakfast, lunch and dinner till late, plus brunch on the weekends. Our food is fresh seasonal and bought from the best British producers.Familiar and comforting dishes make up the menu; featuring everything from the best breakfast in London (as voted for by Time Out) to fresh salads and classic British fish and chips to one of Tom Aikens’ more signature dishes, the 7 hour braised shoulder of lamb - all of which are long-standing favourites with locals and regulars. The brasserie, situated on the ground floor embodies casual rustic and informal style dining with a private dining room on the top floor..


Christy Turlington wears Scorpion Collection

R

www.damasjewellery.com.tr

robertocoin.com

İLKBAHAR/YAZ 2013

ABDI IPEKÇI CAD. NIŞANTAŞI - 0 212 240 59 67

ÇIRAGAN PALACE KEMPINSKI - 0 212 259 87 95 KANYON AVM - 0 212 353 09 75

63


R

SPRING/SUMMER 2013

GIGI İstinyePark Beymen’in içinde Parizyen ruhu taşıyan restoran-bar. Baştan çıkarıcı, şık ve seksi ambiyans. Dünya mutfağının en seçkin örneklerini birleştiren lezzetler ve zengin içki, kokteyl menüsü. Bar ve lounge alanıyla gece geç saate kadar süren müzik ve eğlence.

64

GIGI A restaurant-bar in the İstinyePark Beymen that conjures up the spirit of Paris. An intoxicating, chic and sexy ambience. A menu that blends the most exquisite flavours of world cuisine and an extensive range of drinks and cocktails. A bar and lounge area that entertains late into the night with music and good times. The restaurant is open from 10:00 to 02:00 everyday.


İLKBAHAR/YAZ 2013

65


SPRING/SUMMER 2013

GURME

66


G

HIROKI TAKEMURA “Yemek gözle, burunla ve ağızla yenir” RÖPORTAJ DİLEK CAN

İ

stanbul’un seçkin mekanlarından olan Sunset’in şeflerinden Hiroki Takemura ile, Osaka’dan İstanbul’a serüvenini ve başarı öyküsünü konuştuk.

çok seviyorum. Her seferinde farklı yerlere gitmeye çalışıyorum. Döneri seviyorum. Kokoreç yemeğe bayılıyorum. İşkembe çorbasını da unutmamak lazım.

Kendi cümleleriniz ile sizi tanıyabilir miyiz? 1972’de okuldan mezun olduktan sonra Osaka’da bulunan Sushikou Restaurant’da çalışmaya başladım. O yüzden bugüne kadar Japonya ve Londra’da pek çok restoranda şeflik yaptım. Türkiye’ye gelmeden önce Paris’te ünlü bir restoranda da şeflik yapıyordum.

Sunset’e geldiğinizde Sushi menüsünden ne yemeliyiz, şefin tavsiyesi ne olur? Yosuna sarılmış el rulosu yani Te-Maki sushiler benim favori yemeklerimdendir, karides tempura da favoriler arasındadır.

Londra’da Nobu’da çalışırken radical bir şekilde İstanbul’a gelme fikri ve Sunset’te çalışma durumu nasıl gelişti? Bir arkadaşım beni Sunset’in sahibi Barış Tansever ile tanıştırdı. Barış Bey beni 2006 yılında misafir şef olarak davet etti, bu ziyaretimden sonra 2007 ve 2008 yılında da misafir şef olarak Sunset’e davet edildim. Son olarak 2009 yılında temelli Sunset’de çalışmak üzere teklif aldım ve kabul ettim. Ülkenizi ilginç bulmuştum ve her geldiğimde de burayı daha çok sevdim. New Japanese Cuisene tarzından ve sushi “Taste and Techinuque” kitabınızdan bahseder misiniz? 2002 yılında sushi tatları ve teknikleri üzerine hazırladığım bir kitap, sushi yapımı ile ilgili tüm bilgiler bulunuyor. New Japanese Cuisine tarzı, fusion mutfağını anımsatan geleneksel yemekleri yepyeni tekniklerle birleştiren çok daha yaratıcı bir stil olduğunu söyleyebilirim. En çok kimin yaptığı yemeği afiyetle yersiniz? Tabii ki de kendi yaptığım yemekleri yemeyi en çok seviyorum.

Food is eaten with eyes, nose and mouth.

O

to İstanbul.

ne of the chefs of Istanbul’s exquisite Sunset Grill & Bar,Hiroki Takemura talks about his success story and the adventure that took him from Osaka

Would you please tell us about yourself with your own words? After graduating from school in 1972 I began working at Sushikou Restaurant in Osaka. I’ve worked as a chef in a number of restaurants in Japan and London. Before coming to Turkey I was working as the chef at a famous restaurant in Paris. While working at Nobu in London, how did you end up with a radical decision to come to İstanbul and work at Sunset? A friend introduced mo to Barış Tansever, the owner of Sunset. Mr. Tansever invited me as a

Would you please tell us about your book “Taste and Technique” and your own cooking style “New Japanese Cuisine”? It is a book I wrote on sushi tastes and techniques. It contains all the information needed for sushi making. As for New Japanese Cuisine, I can say that it’s a creative style similar to fusion cooking that combines traditional dishes with new techniques. Whose food do you eat with appetite? Of course the food I cooked is the best. Where would you take someone who doesn’t know anything about Istanbul and what would you recommend to eat? I always take my visitors who come to İstanbul for the first time to a fish restaurant by the Bosphorus. I really like your “meze” (Turkish tapas). I try to go to new places every time. I love Döner. I really love Kokoreç (charcoal-grilled seasoned mutton intestines). Not to mention tripe soup… When we come to Sunset, what should we choose from the Sushi menu? What would be the chef ’s recommendation? Hand rolled Te-Maki sushis are my favorite. Also I love shrimp tempuras. You say, “Food is eaten in three stages; with eyes, nose and mouth”… Can you please explain this for us? Foods don’t appeal only our stomachs. First of all, it appeals to the eye with colors, presentation and look.Then it appeals to the nose with its aroma and finally to the mouth with its taste. These are the things I mention and highlight. It is necessary to give the same importance to all these stages.

İLKBAHAR/YAZ 2013

İstanbul’u hiç bilmeyen birini nereye götürür, ne yemesini tavsiye edersiniz? İstanbul’a yeni gelen misafirimi mutlaka Boğaz’da balık yemeye götürürüm. Mezelerinizi

“Yemek üç aşamada yenir; gözle, burunla ve ağızla” sözünüzden bize bahsedebilirmisiniz ? Yemek sadece mideye hitap eden bir şey değildir. Öncelikli olarak görüntüsü, renkleri, sunumu ile göze hitap eder. Sonrasında kokusu ile burna, en son tadıyla ağza hitap eder. Benim ifade ettiğim ve vurguladığım şeyler bunlar. Bu üç aşamaya da son derece önem vermek gerekmektedir.

guest chef in 2006. Then he invited me again in 2007 and 2008. Finally I was invited to work at Sunset full time and I accepted. I’ve always found your country quite interesting and loved it more every time I came here.

67


SPRING/SUMMER 2013

SEYAHAT

68


S SPONSORED BY

Como HAZIRLAYAN AHMET BÜLBÜL FOTOĞRAF SERKAN ÖZALP

İLKBAHAR/YAZ 2013

69


S

SPRING/SUMMER 2013

G

70

öle adını veren Como, bölgenin en büyük kenti. Daha şehre gelmeden hakkında bir çok şey duyduğunuz anlatılamayacak ve sadece yaşanılabilecek bir yer. Ayrılırken içiniz burkulacağı, gelmedenönce heyecanlanacağınız, gelmeyi hep özleyeceğiniz bir şehir. Bellagio sokaklarında yeşillikler arasında, eski taş dar sokaklardan göle doğru yürürken hep burayı neden daha önce keşfetmemişim ki diyeceğiniz bir şehir. Tarihin hiç eskimediği, doğallığın hayatın bir parçası olduğu, insanların yüzünden gülücük eksik olmayan yaşanılası bir şehir... Gittiğiniz her yerde anlatacağınız, anlatırken yaşayacağınız ve hep gitmeyi ve hep orada yaşamayı hayal edeceğiniz bir şehir; Como, Cennet’in gölgesi... Şehir, gölün batı kolunun üzerinde, buzul oluşumlarıyla çevrelenmiş, yemyeşil küçük bir vadiye kurulmuş. Antik Roma döneminde ordu karargâhı olarak kullanılan bir yerleşim alanı etrafında gelişen tarihi kent merkezi, geometrik hatlarıyla müthiş bir hayranlık uyandırıyor. Bugünkü şehir merkezi göle açılan ve kıyıdaki yürüyüş yolunu doğu ve batı olmak üzere iki bölgeye ayıran modern Piazza Cavour ve civarından oluşuyor. Bir demiryolu kavşağı ve turistik merkez olan Como uzun bir geçmişe sahip ve kurumsallaşmış ipek endüstrisi ile tanınıyor. Büyük atölyeleri, laboratuarları ve mesleki eğitim tesisleriyle Ulusal İpek Enstitüsüne ev sahipliği yapıyor. Turistik bir cazibe merkezi olan Como, bir tabloyu andıran güzel doğası, vahşi yaşamı ve spa’larıyla tanınıyor. Aynı zamanda bir yelken,

rüzgar sörfü ve uçurtma sörfü merkezi. Ünlü İngiliz şair Percy Bysshe Shelley, bir romancı ve şair olan dostu Thomas Love Peacock’a 1818 yılında yazdığı mektupta şöyle diyordu: “Bu gölün güzelliği, Killarney göllerindeki koca yemiş ağaçlarıyla bezeli adaları haricinde, gördüğüm her yeri gölgede bırakıyor. Göl uzun ve dar; dağlarla ormanların arasından kıvrılarak akan görkemli bir nehri andırıyor.” Como gölü Roma İmparatorluğu döneminden beri soylu ve zenginlerin rağbet ettikleri bir tatil yeri; aynı zamanda çok sayıda sanatsal ve kültürel hazine barındıran popüler bir turizm merkezi. Çevresinde Villa Olmo,

Villa Serbelloni ve Villa Carlotta gibi dünyaca tanınan pek çok yapı bulunuyor. İnce bir işçiliğin eseri teras bahçeleriyle tanınan Villa del Balbianello gölün batı kıyısında, Isola Comacina yakınlarındaki bir burunda bulunuyor. 1787 yılında bir Fransisken manastırının yerine inşa edilen villa ünlü kâşif Guido Monzio’nun eviymiş. Bugün ise Monzio’nun hayatı ve eserlerine adanmış bir müze işlevi görüyor. Bellagio bölgesindeki Villa Melzi d’Eril mimar Giocondo Albertolli tarafından 18081810 yılları arasında, Napolyon dönemi İtalya Cumhuriyeti’nin başkan yardımcısı Dük


S

İLKBAHAR/YAZ 2013

71


S

SPRING/SUMMER 2013

Francesco Melzi d’Eril için neo-klasik üslupta inşa edilmiş. Villanın bahçesinde bir limonluk, aileye özel bir şapel, değerli heykeller ve bir Japon bahçesinin yanı sıra, Como civarında yaygın olarak ekilen dev açelyalar bulunuyor. 19. Yüzyılda villayı ziyaret eden tanınmış isimler arasında ünlü yazar Stendhal ve büyük besteci Franz Liszt sayılabilir. Como Gölü kıyılarında oturmuş veya halen oturmakta olan günümüz ünlüleri arasında ise Matthew Bellamy, Madonna, George Clooney, Gianni Versace, Ronaldinho, Sylvester Stallone, Richard Branson, Ben Spies, ve Pierina Legnani gibi isimler var. Como, İtalya’nın en güzel göllerinden biri olarak kabul ediliyor.

72


S Como

C

omo is the largest town of the area giving its name to the lake. Although you will probably hear a lot about the place before you come, words are not enough to describe Como; one should experience it. It’s a city which excites you even before you come, the thought of leaving will sadden your heart and you will definitely long for coming again. As you walk among the gardens and down the old cobblestone alleys to the lake, you will regret that you haven’t discovered the city earlier in your life. It is a city worth living in where history feels ageless, spontaneity becomes a part of the daily life and people are happy... Como is the shadow of heaven on earth; it’s a city that you want to talk about all the time, go back to and dream of living there one day… The city lies in a green dell at the southern end of the west branch of the lake, surrounded by hills of glacial formation. Impressive are the geometrical outlines of the historical centre developed inside the ancient Roman encampment. The city itself centers on the modern Piazza Cavour which opens to the lake and divides the lakeside promenade into eastern and western sections. A railway junction and tourist centre, Como is noted for its long established silk industry. With large workshops, laboratories and vocational-training facilities, it is the home of the National Institute of Silk. As a tourist destination, Lake Como is popular for its picturesque landscape, wildlife, and spas. It is a venue for sailing, windsurfing, and kitesurfing.

In 1818 Percy Bysshe Shelley wrote to Thomas Love Peacock: “This lake exceeds anything I have ever seen in beauty, with the exception of the arbutus islands of Killarney. It is long and narrow, and has the appearance of a mighty river winding among mountains and forests.” Lake Como has been a popular retreat for aristocrats and wealthy people since Roman times, and a very popular touristic destination with many artistic and cultural gems. It has many world renowned villas and palaces such as Villa Olmo, Villa Serbelloni, and Villa Carlotta. Villa del Balbianello, famous for its elaborate terrace gardens, lies on a promontory at the western shore of the lake, near Isola Comacina. Built in 1787 on the site of a Franciscan monastery, it was the final home of the explorer Guido Monzino and today houses a museum devoted to his work.

Villa Melzi d’Eril in Bellagio was built in neoclassical style by architect Giocondo Albertolli in 1808–10 as the summer residence of Duke Francesco Melzi d’Eril, who was vice-president of the Napoleonic Italian Republic. The park includes an orangery, a private chapel, fine statues, and a Japanese garden, and is planted, as often on lake Como, with huge rhododendrons. 19thcentury guests at the Villa included Stendhal and Franz Liszt. Many famous people have or have had homes on the shores of Lake Como, such as Matthew Bellamy, Madonna, George Clooney, Gianni Versace, Ronaldinho, Sylvester Stallone, Richard Branson, Ben Spies, and Pierina Legnani. Lake Como is widely regarded as one of the most beautiful lakes in Italy.

İLKBAHAR/YAZ 2013

73


S

SPRING/SUMMER 2013

PIERANGELO MASCIADRI İpeği sanatla buluşturan adam

74

Como’da ipek endüstrisi denince akla ilk gelen isim Pierangelo Masciadri. Masciadri, göz alıcı ipek kravat ve eşarp tasarımlarıyla sanatı dar bir uzmanlar çevresinin hâkimiyetinden çıkartıp herkesin erişebileceği, günlük hayatın bir parçası haline getiriyor. Her bir parça, ünlü tablo, heykel, arkeolojik bulgu veya mimari detayın titizlikle seçilip, son derece kişisel ve özgün bir şekilde yorumlanmasından oluşuyor. Pierangelo Masciadri’nin bir stilist olarak dünya çapında ün kazanması, 1992 yılında Bill Clinton’un ilk kez Amerika Birleşik Devletleri Başkanı seçildiği gün taktığı kravatı tasarlamış olmasına dayanıyor. Masciadri o günden beri Bill Clinton, Bill Gates, Monako Prensi Albert gibi dünyanın en ünlü ve en güçlü erkekleri tarafından kabul görüyor. Masciadri’nin 30 yıllık son derece profesyonel bir kariyeri var; dünyanın en önemli markalarından bazılarında yaratıcı-stilist olarak görev almış. 1995 yılından itibaren deneyim ve yeteneğini kendi moda evine kanalize eden Masciadri, en kaliteli ipekten, geleneksel zanaat yöntemleriyle ve titizlikle üretilen ipekleri kullanıyor. Son zamanlarda kızları Laura ve Silvia da bu işte babalarına yardımcı oluyorlar.


S When talking about silk in Como, the first person that comes to mind is Pierangelo Masciadri. With amazing silk ties and scarfs, he makes culture accessible and to become part of the daily life of each person, instead of being relegated to a narrow circle of experts. Each creation proposes the motives of famous paintings, sculptures, archeological finds or architectural details, that he chooses with meticulous care and interprets in a personal and exclusive way. In 1992 Pierangelo Masciadri achieves fame as stylist after having drawn the tie that Bill Clinton wore when he was elected the first time President of the United States of America. From that moment Masciadri has got important recognitions from the most powerful and famous men of the word like Bill Clinton, Bill Gates, Prince Albert the Monaco. It is a very professional work that Masciadri does for nearly thirty years, at first as a stylistcreative for the most important international brands, since 1995 for his maison using the best silk, scrupulously manufactured following artisan techniques, and now assisted by his daughters Laura and Silvia who help him in his work..

İLKBAHAR/YAZ 2013

75


OTEL

Villa Serbelloni Oteli Como Gölü kıyısındaki tarihi güzellik HAZIRLAYAN AHMET BÜLBÜL FOTOĞRAF SERKAN ÖZALP

SPRING/SUMMER 2013

SPONSORED BY

76


O

İLKBAHAR/YAZ 2013

77


O

SPRING/SUMMER 2013

G

78

rand Hotel Villa Serbelloni bir asırdan uzun bir süredir dünyanın en tanınmış ve prestijli otellerinden biri. Como Gölü’nün muhteşem manzarasında, mavi suların göle tepeden bakan yeşil dağlarla buluştuğu bir noktada bulunan Grand Hotel Villa Serbelloni, gölün iki kolunu birbirinden ayıran uzun bir burnun ortasında, nefes kesici bir konuma sahip. Otelin İtalyan stilindeki bahçelerini süsleyen, Akdeniz ve subtropikal bitkiler zenginliklerini gölün çevresinde oluşan yumuşak iklime borçlu: Yıl boyu güneş alan bölgede tüm mevsimler ılıman geçiyor. Otelin yer aldığı Bellagio bölgesi, eşsiz konumu sayesinde, göl kıyısında bir huzur vahasına dönüşmüş. Yüzyıllardır gözde bir turizm merkezi olan bölgede, 1850’li yıllarda Milanolu aristokrat bir aile, lüks bir sahil villası inşa ettirmiş. Bu villa yani Grand Hotel Villa Serbelloni, Como Gölü civarındaki en eski ve en lüks otellerden biri; aynı zamanda Bellagio bölgesinin tek 5 yıldızlı delux oteli. Sessizlik ve huzur arayanlar havuzda italyan kokteyllerini yudumlayabilir veya otelin kendine ait güzellik merkezi olan Villa Serbelloni SPA’nın tedavi ve güzellik bakımlarından faydalanabilirler. Veya otelin özel iskelesinden tekneyle açılıp, özellikle ilkbaharda, açelyaların tomurcuklandığı dönemde dünyanın dört bir tarafından gelen turistlerin akınına uğrayan göl kıyısındaki bahçeleri seyre çıkabilirler. Spor düşkünleri ise, otelin havuzunda tazelenmeden önce spor salonu veya tenis kortlarında ter atabilir, keyifli yürüyüşlere çıkabilir veya Bellagio burnunda bir dağ bisikleti gezisi yapabilirler.


S

İLKBAHAR/YAZ 2013

79


SPRING/SUMMER 2013

O

80


O

İLKBAHAR/YAZ 2013

81


SPRING/SUMMER 2013

O

82


İLKBAHAR/YAZ 2013

83


O

The Grand Hotel Villa Serbelloni

F

SPRING/SUMMER 2013

or the past 100 years or more, the Grand Hotel Villa Serbelloni has been one of the most well-known and prestigious hotels in the world. Set in the splendid surroundings of Lake Como, where the blue waters meet the green mountains which soar above the lake, the Grand Hotel Villa Serbelloni enjoys a breathtaking position on the promontory which juts halfway out into the lake, separating the two branches. The luxurious vegetation of its Italianstyle gardens, abounding in Mediterranean and subtropical plants, flourishes in the pleasant

84

microclimate around the lake: sunshine almost all year round, accompanied by mild temperatures in every season. Owing to its delightful setting, Bellagio, an oasis of peace on the shores of the lake, has been a holiday destination for centuries and it was here that, in around 1850, construction work started on a luxurious holiday villa on the banks of the lake for an aristocratic family from Milan. The Grand Hotel Villa Serbelloni is one of the oldest and most elegant hotels in the Lake Como area and the only 5 star de-luxe hotel in Bellagio. Lovers of peace and quiet can alternate

the pleasure of a poolside drink with beauty treatments and programmes at Villa Serbelloni SPA, the hotel’s own beauty farm. Or they can set off from the private dock for a motorboat trip to the historic gardens along the lake which, in springtime, attract tourists from all over the world: especially for the wonderful flowering of the azaleas. Also lovers of sport can take advantage of the hotel gym and tennis courts, enjoy delightful walks or take a mountain bike out on the Bellagio promontory, before freshening up in the swimming pool overlooking the lake.


O

İLKBAHAR/YAZ 2013

85


SPRING/SUMMER 2013

O

86


O

İLKBAHAR/YAZ 2013

87


SPRING/SUMMER 2013

O

88


İLKBAHAR/YAZ 2013

89


RÖPORTAJ

GIANFRANCO BUCHER Mesleğine ve oteline aşık bir vizyoner RÖPORTAJ AHMET BÜLBÜL FOTOĞRAF SERKAN ÖZALP

G

SPRING/SUMMER 2013

rand Hotel Villa Serbelloni Otelinin sahibi ve personel müdürü Gianfranco Bucher, beş nesildir bu üst düzey otelin misafirperverliğini yaşam ideali haline getiren bir ailenin varisi. Bu, otelin bulunduğu çevrenin muhteşem doğasını kusursuz bir servis, son derece rafine bir mutfak, İtalya’nın ve dünyanın en iyi şaraplarını içeren bir kav ve müşterilerinin boş zamanlarını dolduracak aktiviteleri de unutmadan kusursuz bir konaklama deneyimi ile tanımlanan bir ideal. Sayın Bucher ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik:

90

Bize otelin tarihinden biraz bahsedermisiniz? Otel binası eskiden özel bir villaydı. Bergamo’da yaşayan İsviçre kökenli bir aile tarafından 1850 yılında yaptırılmış. Aile reisi bu villayı eşi için bir evlilik yıldönümü hediyesi olarak düşünmüş. O zamanlar Bellagio’ya sadece tekneyle ulaşılabiliyordu; karadan açılmış bir yol olmadığı için ya yürüyor ya da tekneyle geliyordunuz. Zaten bu yüzden otelin ana girişi göl tarafındadır. Neo-klasik tarzın mükemmel bir örneği olan villa 1872 yılında satışa çıkarıldı ve o günden bu yana, 1873’te hizmete giren Grand Hotel Villa Serbelloni’nin çekirdeğini oluşturuyor. Otelin iç dekorasyonu dönemin zengin asilzadelerinin zevkini yansıtıyor: Duvar ve tavanları mitolojik olayları canlandıran resim ve fresklerle, altın varaklı çerçeveler, çiçekli bezekler, tapınak veya flamingo figürleri ve canlı Pompei kırmızılarıyla süslü. Tavan süslemeleri gri ve pembe tonlarında çiçek desenli fresklerden oluşuyor. Misafirler dönemin Fransız tarzı duvar dekorasyonları, antika İran halıları, Murano kristalinden avizeler, neo-klasik ve

Art Noveau tarzlarında emperyal mobilyalar karşısında hayranlıklarını gizleyemiyorlar. Mermer merdivenler, mermer görünümlü alçı kolonlar ve gerçekçilikleriyle göz yanılmalarına neden olan muhteşem trompe l’oeil tarzı duvar resimlerini de unutmamak gerek… Bize otelin ünlü konuklarından da bahsedebilir misiniz? İspanya, Romanya, Arnavutluk ve Mısır hükümdarları ve hepsinden önemlisi Rus ve İngiliz aristokrasisi; Winston Churchill, Roosevelt, Rothschild ailesi, J.F. Kennedy, Mary Pickford, Douglas Fairbanks, Maria Schell, Clark Gable, Robert Mitchum, Al Pacino... Bu isimler, Grand Hotel Villa Serbelloni’nin odalarında ve göl kıyısındaki bahçelerinde dolaşan, otelin güzelliğinin ve kusursuz misafirperverliğinin keyfini çıkartan isimlerden sadece bazıları. Bellagio bölgesinde ve genel olarak dünyada benzer otaller mevcut; Serbelloni’yi farklı kılan nedir? Belki de hâlâ özel bir aile işletmesi olması, benim aile işletmem olması diyebilirim… Büyük bir oteller zincirinin bir halkası değiliz ve ailemizin bütün üyeleri bu otelde çalışıyor. Bu otel bizim zevkimizi ve kişiliklerimizi yansıtıyor. Otelin kendini, genel kabul görmüş bazı standartlara bağlı kalmayarak ayrıştırdığını düşünüyorum. Bana göre büyük otel zincirlerinin en önemli sorunu, hepsinin birbirine benzemesi. Böyle bir otelde kalırken İstanbul’da mı, Roma’da mı, Paris’te mi ya da başka bir yerde mi olduğunuz fark etmiyor. Bana göre burada İtalya’daysanız, ülkenin İtalyan karakterini hissedebilmeniz lazım ki bu da mobilya seçimi, renk zevki gibi detaylarla

mümkün olabilir. Burası benim otelim, benim evim, dolayısıyla benim zevkimi yansıtmalı ama aynı zamanda içinde bulunduğumuz ülkeyi de yansıtmalı. Bunun çok önemli ama ne yazık ki giderek kaybolan bir özellik olduğunu düşünüyorum. Çok yazık; çünkü insanların seyahat etme sebeplerinden biri de yeni ve farklı şeyler deneyimlemektir. Yoksa evlerinde otururlardı. Siz kendi boş zamanlarınızda neler yapmaktan hoşlanıyorsunuz? Ailecek doğaya çok düşkünüz, dolayısıyla dalmayı ve dağcılığı çok seviyoruz. Sık sık tekneyle adalara dalmaya gidiyoruz veya Kızıl Deniz ve Maldivler’de dalış turlarına çıkıyoruz. Veya dağcılık için Himalayalar’a gidiyoruz. Mayıs sonunda Kailash Dağı tırmanışı için Tibet’e gideceğiz. Geçtiğimiz yıllarda Everest’te 7000 metrede kamp yapma fırsatımız olmuştu. Size göre lüksün tanımı nedir? Lüksün anlamının kişiye göre değiştiğini düşünüyorum. Ben lüks bir otelde doğdum ve lüks bir otelde yaşıyorum; bana göre lüks, hayatı geldiği gibi ve hiçbir şey için endişelenmeye gerek duymadan yaşayabilmektir. Altınlar beni ilgilendirmiyor… Rahat, temiz, kolay ve samimi olmalı. İstanbul’a da birkaç kere geldiniz. İstanbul’u hiç görmemiş birine nasıl tarif edersiniz? Zengin bir tarihi, bol enerjisi ve bol bol yaşama sevinci olan bir şehir olarak tarif ederdim. Sokaklarda çok sayıda genç insan görüyorsunuz. İstanbul’un gerçek anlamda bir dünya kenti haline geldiğini düşünüyorum.


R

İLKBAHAR/YAZ 2013

91


R

A visionary who is in love with his work and hotel.

T

he owner and personal manager of the Grand Hotel Villa Serbelloni Hotel is Gianfranco Bucher, the heir of a family who for five generations has made high class hotel hospitality his life’s ideal. An ideal which is expressed by combining the splendid surroundings with accurate service and the perfection of highly refined gastronomy; by the choice of wines which encompass the best of Italian and international wines; by offering each guest an ideal stay, also with an emphasis on leisure activities.

SPRING/SUMMER 2013

We had a pleasant conversation with Mr. Bucher;

92

Please tell us about the history of the hotel. The hotel itself was a private Villa. It was built 1850 by a Swiss family, who were living in Bergamo. He built this house as a present for his wife for the wedding anniversary. That time Bellagio was reachable only by boat there were no roads coming to Bellagio, so you could walk or come by boat and so that’s why the entrance of the villa is front of the lake. In 1872 the villa, which is in pure neo-classical style, was sold and since then it has formed the central nucleus of the Grand Hotel Villa Serbelloni which was opened in 1873. Its interior reflects the good taste loved by the wealthy nobility of the time: its walls and ceilings are adorned with frescoes and paintings

of mythological scenes, gilded frames, festoons, temples, putti, flamingos, and Pompeian reds. The coffer ceilings are often frescoed with floral patterns in grey and pink tones. The guests are fascinated by the period wall coverings in French style, the antique Persian carpets, the crystal chandeliers from Murano, the Imperial furniture, and the neo-classical and Art Nouveau style; not to mention the marble staircases, the stucco work columns, and the splendid trompe l’oeil. Who are the famous visitors here? The Sovereigns of Spain, Romania, Albania, Egypt; above all the Russian and English aristocracy; Winston Churchill, Roosevelt, the Rothschilds, J.F. Kennedy; Mary Pickford, Douglas Fairbanks, Maria Schell, Clark Gable, Robert Mitchum, Al Pacino.... these are just some of the famous guests who have strolled through the rooms and lakeside gardens of the Grand Hotel Villa Serbelloni, enjoying its beauty and outstanding hospitality. In Bellagio, there is so many hotels, these type of hotels in the world a lot, but what differentiate you as Serbelloni? I would say maybe that we are still privately owned, still belonging to a family, my family and… Not a big group so we are working in the hotel. The hotel reflects our taste and our characters, I think it differentiate itself because it’s not standard. I think a lot of problem now especially with the large hotel they belong to chain they look all similar, they look all the same and if you enter an hotel, you don’t know if you are in Istanbul or in Rome or in Paris or I don’t know whether…

I think here in Italy you should feel the Italian character of the land you are in, and this is with the furniture, with the taste of the colors, it must reflect my taste because it’s my hotel, it’s my house but also the country you are in. So, I think that’s quiet important and it’s more and more difficult to find and it’s a pity because if you travel, you travel also because you want to see something new and something different otherwise stay at home. What about your free times, what you do? We have a lot of interest in nature, so I like very much diving and I like very much climbing the mountain. So we go normally on the islands diving on the red sea or in Maldives diving on the boats, or we go to the Himalayan country. Now at the end of May now we will got to Tibet, we will do the Mount Kailash. We did also the Everest camp near 7000 meters. What’s luxury for you? I think luxury is very subjective; I’ve been born in a luxury hotel, I live in a luxury hotel and so for me luxury is easy life that I don’t have to worry about. I don’t care about golden things… It must be comfortable, clean, easy and friendly. You have been in Istanbul also several times, so how would you describe someone who never been in Istanbul? I would describe a modern city with a lot of history, and with a lot of energy, with a lot of willing of living. You’ll see a lot of young people. I think Istanbul became really an international city.


İLKBAHAR/YAZ 2013

93


SPRING/SUMMER 2013

MODA

94


M

NİHAN PEKER

Narkoz etkisi yaratan kıyafetlerin tasarımcısı RÖPORTAJ DİLEK CAN

N

ihan Peker’i geçtiğimiz yıllarda Galata Moda kapsamında tanıdık, daha sonra Fashion week’teki başarısından söz ettik. Tasarımlarının her birinin ayrı hikayesi, kıyafetlerin farklı bir enerjisi var .Kendisinden başarı öyküsünü ve koleksiyonlarının tasarım aşamasını dinledik. Nihan Peker kimdir ? Bize öncelikle kendinizden bahsedebilirmisiniz ? 1985 İstanbul doğumluyum, lise eğitimim sırasında ressam Memet Güreli’nin atölyesinde temel sanat ve resim eğitimi aldım. Ardından Yeditepe Üniversitesi Tekstil ve Moda Tasarımı bölümünü bitirdim ve Vakko, Network/ Altınyıldız gibi firmalarda staj yaptım. Mezuniyet projem‘Semazen’ adlı koleksiyonum ile 2008 yılında 11.Uluslarası İstanbul Moda Fuarı’nda yer aldım. Mezuniyetimin ardından bir yıl boyunca tasarımcı Hatice Gökçe’nin yanında çalışıp ardından moda tasarımı üzerine master yapmak üzere Istituto Marangoni Milano’ya gittim. Master eğitimi sırasında ‘Hammal’ isimli koleksiyonum ile katıldığım ‘Swarovski Crystallized Elements Competition’da ilk üçe girdim ve bu koleksiyon Paris, Milano ve Londra podyumlarında sergilendi. Federico Sangalli başta olmak üzere çeşitli İtalyan markalarında yaptığım stajların ardından 2009 yılında İstanbul’a dönüp kendi markamı kurdum ve hazır giyim koleksiyonlarımı İstanbul’da çeşitli konsept mağazalarda sergiledim. Çeşitli firmalar için tasarım danışmanlığı yapmaktayım. Bil’s beyaz gömlek markasının 2012 ilkbahar/yaz sezonunu baş tasarımcı ünvanı ile hazırladım ve 2013 kış koleksiyonum ‘Narkoz’ ‘u ise İstanbul Moda haftası kapsamında sundum.

Koleksiyon isimleriniz çok ilginç, insanda merak uyandırıyor. Koleksiyonları hazırlarken ilham kaynağınız nelerdir? Ben insana dair olan her hikayeden etkileniyorum. Aslında hazır-giyim yaptığım için koleksiyon temaları bir yere kadar alıcısı ile buluşabiliyor bu yüzden konseptim ve başlangıc noktam biraz bana özel kalıyor. Bir yerden ilham alıyorum, bu bir şehir veya bir akım da olabiliyor. Alışagelmiş konular değil de daha çok kendi araştırıp bulduğum veya yarattığım hikayeleri konu almayı seviyorum, bu yüzden de ilginç geliyor olabilir. Özel koleksiyonlarınızdaki kıyafetleri taşıyan kişiler nasıl özelliklere sahip olmalı ? Benim tarzımı beğenip gelmiş her kişi için yapacak bir tasarımım mutlaka var. Kendisini içinde mutlu hissetmesini sağlayabilecek bir tasarım yapmak tek isteğim o dakikadan sonra çünkü gelen kişi kendini içinde güzel ve iyi hissedebileceği bir kıyafet giymek istiyor mutlaka. Kendiyle barışık, kararlı ve stil sahibi biri olursa benim için çok daha iyi oluyor tabiî ki. Nihan Peker en çok hangi ürününü seviyor ? Her zaman en çok gömlekleri seviyorum. Sadece kendi koleksiyonumda değil, herhangi bir koleksiyonda da baktığım ilk şey gömlekleri nasıl yaptıkları. Kumaşlarınızı kendiniz yapmanız, onları boyayıp şekil vermefikrigerçektençokbaşarılı. Bu fikir nasıl doğdu? Koleksiyonlardaki ürünlerde genellikle hangi tür kumaşları kullanıyorsunuz?

Hazır giyimde kullanılabilecek kumaşlar sınırlı, daha özel koleksiyonlarım için kumaşlarını kendi yaptığım tasarımları kullanmayı tercih ediyorum. Daha çok ham, işlenmemiş kumaşlar ve farklı malzemeler kullanmayı seviyorum. Mesela ipler, halatlar en çok sevdiklerim. Moda dışında ilgi alanlarınız nelerdir ? Fotoğraf çekmeyi seviyorum ve mimariyi takip ediyorum. Moda alanında, sizin için önemli olduğunu düşündüğünüz yerli ve yabancı isimler hangileridir? Türk tasarımcılardan beğendiğim çok isim var ama özellikle yurt dışında yaşayan Pınar Yolaçan ve Ümit Benan’ın çok farklı ve özel olduğunu düşünüyorum. Rei Kawakuba, Limi Feu, Yohji Yamamato gibi Japon tasarımcılar en sevdiklerim. Bundan sonraki hedefleriniz neler, kendinizi nerede görmek istiyorsunuz? İstanbul, Türkiye dışına çıkıp daha çok yerden insanlara ulaşmak istiyorum. İstanbul sizin için ne ifade ediyor ? İstanbul nereye gidersem gideyim bana göre dünyanın en güzel, en anlamlı şehri. Doğduğum büyüdüğüm ve sonuna kadar burada yaşamak istediğim yer. Bir tasarımcı olarak her semti farklı bir ilham kaynağı benim için ve o kadar büyük ki aslında ne kadarını gezersek de her zaman bir yerleri bana sanki dünyanın farklı bir yerindeymişim hissi veriyor.

İLKBAHAR/YAZ 2013

Moda hayatınızda eğitimin yeri nedir ? Eğitim almak benim için önemliydi, her ne kadar eğitim almadan da bazı işlerin

başarılabileceğini düşünsem de öğrenmenin sınırı yok ve bu yüzden özellikle moda tasarım eğitimi almış almak bana çok şey kattı. Özellikle Milano’da master yaptığım senelerde edindiğim tecrübeleri başka türlü edinemezdim diye düşünüyorum.

95


M

Nihan Peker’s Narcotic Outfits

W

SPRING/SUMMER 2013

e discovered the young designer at Galata Moda events of the past years and spoke highly of her success at Istanbul Fashion Week. All of her outfits tell its own story radiating a unique energy. In the following interview she tells us about her success story and her collections.

96

Who is Nihan Peker? Can you tell us about yourself? I was born in İstanbul in 1985. During my high school education I also attended basic arts and painting courses at artist Memet Güreli’s atelier. I graduated from Textile and Fashion Design department of Yeditepe University and worked as an intern at prestigious companies such as Vakko, Network/Altınyıldız. I took part in the 11th International Fashion Fair of Istanbul in 2008 with my graduation project Semazen (whirling dervish). After graduation I worked with designer Hatice Gökçe for one year and left for Milan for a graduate degree in fashion design at Instituto Marangoni Milano. My second collection which I prepared during my masters education was called “Hamal” (Porter). The collection scored as top three at “Swarovski Crystallized Elements Competition” and was displayed in Paris, Milan and London. After internships at prestigious Italian brands including Federico Sangalli, I came back to Istanbul in 2009 to establish my own company. My ready-to-wear collections were displayed in a number of concept stores around Istanbul. I am also working as a design counselor for various companies. As chief designer, I created the 2012 Spring/Summer collection of Bil’s, a brand that focuses only in producing white shirts. Finally, I presented my 2013 winter collection “Narkoz” (Narcosis) at Istanbul Fashion Week.

What is the significance of education in your fashion career? Although I believe that certain things can be done without a formal education, to be able to get a proper education in this field was important to me as there are no limits in learning. I now see that having a college degree in fashion design has contributed a lot in my work. Especially the experience I gained during my internships in Milan would be impossible to get otherwise. You give very interesting titles to your collections; they are intriguing. From where do you get your inspirations when preparing a collection? Human stories fascinate me. Since I am working in the ready-to-wear industry, the theme of the collection has a limited chance to really touch the customer so my concepts and my starting point become rather personal. I look for inspirations; the inspiration may come from a trend or a city. I like to use the stories I created or found out rather than common themes. May be this is why they sound intriguing. What would be the characteristics of people who wear the designs in your exclusive collections? I can always come up with suitable designs for people who admire my style and come for an outfit. From that moment on, I focus on their happiness as obviously they want an outfit that makes them beautiful and feel good. But if they are stylish and decisive people who are at peace with themselves, my job becomes much easy. Which product does Nihan Peker favor the most? Shirts are my all-time favorites. Not only the ones in my own collections… The first thing I notice when looking at any collection is how they made the shirts.

The idea to make your own fabrics, dying and shaping them yourself seems very successful. How did you come up with it? What kinds of materials do you prefer for your collections? You can choose among a limited range of fabrics in ready-to-wear industry however for my exclusive collections I prefer to use my own fabrics. I like raw, unprocessed fabrics and various materials. My favorites are haws and ropes… What are your interests other than fashion? I love to take photographs and I also follow what’s happening in the architecture scene. To your opinion, who are the most significant designers in national and international fashion scenes? There are a lot of Turkish designers I admire however I find especially Pınar Yolaçan and Ümit Benan to be really different and special. They both live abroad. At the international scene Japanese designers like Rei Kawakuba, Limi Feu and Yohji Yamamato are my favorites. What’s next? Where do you want to be in the future? I want to be able to grow outside Istanbul and Turkey and reach more people from different places. What does Istanbul mean to you? For me Istanbul is the most beautiful and meaningful city in the world. This is the place where I was born, lived and where I want to live till the end. As a designer I get inspiration from every neighborhood in this city. It is also a huge city where regardless of how many neighborhoods you see, there will always be places to make me feel that I’m in a completely different corner of the world.


M

İLKBAHAR/YAZ 2013

97


SPRING/SUMMER 2013

MODA

98


M

Mehmet Köymen

“CUMHURİYET KADINLARI” Haute Couture Spring/Summer 2013 İlkbahar/Yaz Fotoğraflar / Photographer SERKAN ÖZALP İLKBAHAR/YAZ 2013

99


SPRING/SUMMER 2013

M

100


M

İLKBAHAR/YAZ 2013

101


SPRING/SUMMER 2013

M

102


M

İLKBAHAR/YAZ 2013

103


SPRING/SUMMER 2013

M

104


M

İLKBAHAR/YAZ 2013

105


SPRING/SUMMER 2013

M

106


M

İLKBAHAR/YAZ 2013

107


M

PRODÜKSİYON / PRODUCTION BRAND CLINIC / www.brandclinic.co FOTOĞRAF / PHOTOGRAPHS SERKAN ÖZALP MODA EDİTÖRÜ / FASHION EDITOR MEHMET KÖYMEN MODEL ALBA CLAVE (FLASH MODELS) SAÇ / HAIR STYLIST ADNAN SERTER & STÜDİO (SELAMİÇEŞME) MAKYAJ / MAKE UP NARS MÜCEVHER / JEWELERY NERGİS SÜRÜCÜ & NARKİSSOS (THE RİTZ CARLTON HOTEL)

SPRING/SUMMER 2013

MEKAN / PLACE İNGİLTERE İSTANBUL BAŞKONSOLOSLUĞU BRITISH CONSULATE-GENERAL IN ISTANBUL

108


M

İLKBAHAR/YAZ 2013

109


MODA

Dilara Acar

SPRING/SUMMER 2013

“ICE” Spring/Summer 2013 İlkbahar/Yaz Fotoğraflar / Photographer SERKAN ÖZALP

110


M

İLKBAHAR/YAZ 2013

111


SPRING/SUMMER 2013

M

112


M

İLKBAHAR/YAZ 2013

113


SPRING/SUMMER 2013

M

114


M

İLKBAHAR/YAZ 2013

115


SPRING/SUMMER 2013

M

116


M

İLKBAHAR/YAZ 2013

117


SPRING/SUMMER 2013

M

118


M

İLKBAHAR/YAZ 2013

119


SPRING/SUMMER 2013

M

120


M

İLKBAHAR/YAZ 2013

121


M

PRODÜKSİYON / PRODUCTION SERKAN ÖZALP PHOTOGRAPHY / www.serkanozalp.com FOTOĞRAF / PHOTOGRAPHS SERKAN ÖZALP MODEL NYOK SAÇ / HAIR STYLIST SERKAN YILDIRIM

SPRING/SUMMER 2013

MAKYAJ / MAKE UP BURCU TAŞ

122


M

İLKBAHAR/YAZ 2013

123


GEZİ

TRANSCANTABRICO “GRAN LUJO” TRENİ Raylar Üzerinde YAZI ANDREW FORBES

Büyülü Camino de Santiago’nun zamanlar üstü zarafetini keşfetmek üzere TransCantabrico ‘Gran Lujo’ treniyle bir kuzey İspanya turuna çıkıyoruz.

SPRING/SUMMER 2013

www.eltranscantabricogranlujo.com

124


G

B

in yıldan uzun bir süredir insanlar, UNESCO dünya mirası kapsamındaki Santiago de Compostela kentine doğru uzanan St. James Yolu boyunca spritüel ve meditatif bir yolculuğa çıkıyorlar. Hıristiyan dünyasının en büyük haç merkezlerinden biri olan ve nesillerdir ziyaretçilerini büyüleyen Santiago de Compostela, modern hayatın gereklerinden bir an olsun uzaklaşmak isteyenler için bugün hâlâ bir çekim noktası. Biz yine de, yorucu bir çile yürüyüşüne çıkmıyoruz. Aksine, lacivert ve krem rengi, görkemli El TransCantábrico treniyle seyahat edeceğiz. Gezginler, gidilecek yerden ziyade yol boyu yaşanan deneyimlerin tadını çıkartmanın daha önemli olduğunu fark etmeye başladığından beri, lüks trenler de bir tür Rönesans yaşıyor. Kuzey İspanya boyunca yapılan bu şaşaalı yolculuk, tarih, kültür ve mutfak kültürünü son derece kişisel ve samimi bir deneyimde buluşturuyor.

Suit Düşleri El TransCantábrico bu unutulmaz yolculuğa çıkan şanslı misafirlerin yüksek beklentilerini karşılayabilmek için vagonlardaki tüm suitleri tepeden tırnağa yenilemiş. Her vagonda ikişer kompartıman birleştirilerek birer suite dönüştürülmüş. Ahşap panelli ve klimalı bu delux suitlerde ikiz veya king-size yataklar, lüks keten yatak takımları, internet erişimli kişisel PC, düz ekranlı TV, oyun konsolu, sauna ve su masajı özellikli duşuyla gösterişli bir banyo bulunuyor. Lüks bir otelde değil de bir trende olduğunuzu her an unutabilirsiniz… Üstelik tur boyunca bavul açma ve bavul toplama eziyetinden kurtulmuş oluyorsunuz. Sanki sihir yapılmış gibi gideceğiniz yerler ayağınıza geliyor; her yeni günde yeni bir keşif, görülecek yeni bir şehir karşınıza çıkıyor. Büyülü Santiago şehrinden, gastronomi cenneti San Sebastian’a doğru ilerleyen yol, İspanya tarihi ve kültürünün en güzel örneklerinden bazılarını içeriyor. Misafirler, Avrupa’da bulunan en eski mağara resimlerinden Cantabria’daki Altamira mağarasına ve Bilbao’nun canlı ve modern hayatına kadar, kıyas kabul etmeyen, ayrıcalıklı bir kültürel deneyim yaşıyorlar. Batıya vardıktan sonra tren Camino de Santiago’ya geri dönmek üzere doğuya doğru yola çıkıyor ve zamanda kaybolmuş gibi

İLKBAHAR/YAZ 2013

Parador Reis Católicos Maceramız, yüzyıllar boyunca pek çok seyahatin sona erdiği yerde, Santiago de Compostela’daki 15. yüzyıldan kalma El Hostel dos Reis Católicos otelinde başlıyor. Kentin ünlü katedraline yakın konumlanmış ve yine şehrin simgelerinden biri olan Plaza

de Obradoiro’ya bakan bu Ortaçağ’dan kalma bina, kafilemizdeki diğer yolcularla tanışmak için ideal bir ortam. Dünyanın en eski lüks otellerinden biri kabul edilen beş yıldızlı Parador, İspanya’nın kuzey batı bölgesi Galiçya’daki Santiago’da bulunuyor. Zarif revaklı avluları, görkemli misafir suitleri ve tarihi ortak alanlarıyla, lüks ve keşiflerle dolu bir yolculuğun mükemmel uğrak yeri olan bu otel gerçekten görülmeye değer. Santiago’dan ayrılarak bundan sonraki sekiz gün boyunca yeni evimiz olacak, çarpıcı ve benzersiz El TransCantábrico ile tanışıyoruz. Seyahatin unutulan ve romantik altın yıllarını yansıtan vagonlarıyla bu vintage tren, lüks konaklama, yemek ve hizmet söz konusu olduğunda, en yeniyi vaat ediyor. Seçkin ve lüks tren yolculuklarının gerçek ruhuna bağlı kalan El TransCantábrico, misafirlerini birbirinden muhteşem, büyülü yerlere götürürken içlerindeki lüks tren yolculuğu nostaljisine de hitap ediyor. Trene binip, gösterişli kompartımanlarımıza yerleştikten kısa süre sonra tarihi tren sarsılarak hareket ediyor; modern seyahatin uzun süre önce unuttuğu bir zarafetle ve yavaşça hızlanarak, istasyonu terk ediyor. Bu dakikadan itibaren tren yolculuğunun en parlak günlerini yeniden keşfeden bizlere sanki kraliyet ailesi mensubuymuşuz gibi davranılıyor.

125


SPRING/SUMMER 2013

G

126


G

görünen şirin balıkçı köyleriyle Galiçya’nın en güzel yörelerinden geçiyor. Asturias’a doğru ilerlerken karşımıza çıkan Picos de Europa sıradağları, bundan yüzyıllarca önce Amerika kıtasını keşiften dönenleri selamlayan aynı manzarayla, bu kez de bizi karşılıyor. Eyalet başkentleri Oviedo, Santander ve Bilbao’nun sunduğu arkeolojik ve kültürel zenginlikler, dağların ve vadilerin arasına gizlenmiş kalbi titreten güzellikteki kasabalara yapılan özel araçlı gezilerle boyut kazanıyor.

Tarihi Keşfetmek Karada yolculuk yapmanın en iyi yolu bu. Taze çiçekler gibi hoş detaylarla süslenmiş lüks kompartımanlarımızda rahat içinde otururken, İspanya’nın bereketli manzarası ve çarpıcı mimarisi penceremizin önünden akıp geçiyor ve önümüzdeki günlere duyduğumuz hevesi körüklüyor. Her istasyonda aheste bir edayla duran bu pırıl pırıl tren, istasyonlara benzeri görülmemiş bir giriş yaparken hepimize gerçek bir VIP duygusu yaşatıyor. Beklentileri yüksek gezginlerin isteği doğrultusunda trendeki tüm servisler, şaraplar, likörler ve kahve, günlük çamaşır hizmeti, birden fazla dil konuşabilen rehberler, günlük gazeteler ve kafanızın her zaman rahat olmasını sağlarken göze görünmemeyi başaran güvenlik sistemi de dahil olmak üzere, her şey dahil anlayışına göre sunuluyor. Lacivert, jilet gibi üniformaları içindeki tren görevlileri istediğiniz her an ama sadece istendiğinde el altında olmayı başarıyor ve şimdi koridorda geçmeniz için yer açarken, birkaç dakika sonra bar vagonunda kokteyl siparişinizi alıyorlar. Hepsi uluslararası seçkinlere hizmet etmeye alışıklar.

Siz de yolculuğun en az gittiğiniz yer kadar önemli olduğu fikrine katılıyorsanız, El TransCantábrico’da geçireceğiniz bu sekiz çok özel gün, hayatınızın yolculuğu olabilir.

‘El TransCantábrico’ train

O

ur adventure begins at the place where for centuries many journeys end; at the breathtaking 15th century ‘El Hostel dos Reis Católicos’ in Santiago de Compostela. This medieval building, overlooking the iconic Plaza de Obradoiro and close to the city’s famous cathedral, is the perfect place to meet our fellow passengers. Considered one of the oldest luxury hotels in the world, Santiago’s five star Parador in Spain’s north western province of Galicia is truly spectacular. Its elegant cloistered courtyards, extravagant guest suites and historic public spaces make it the perfect gateway for a journey of luxury and discovery. We leave Santiago and meet our new home for the next eight days; the stunning, incomparable ‘El TransCantábrico’. This vintage style train, with her impeccable carriages reflects a bygone, romantic golden era of travel; yet it features the very latest in luxury accommodation, dining and service. In the true spirit of exclusive, luxury train travel, ‘El TransCantábrico’ takes her guests on a

İLKBAHAR/YAZ 2013

Gastronomi Bu yolculuk sanattan, mimariden ve çarpıcı manzaralardan ibaret değil; bu tren yolculuğu tarihe yapılan bir geziden çok daha fazlasını sunuyor. Bu aynı zamanda, yerel yiyecek ve içeceklerinden tadarak bölgeyi ve insanlarını daha yakından tanımamızı sağlayan bir gastronomi yolculuğu. Böylelikle mutfak kültürü de bu deneyimin belirleyici unsurlarından biri haline geliyor. Her gün kahvaltı ve yol boyunca yenilecek yemekler sunan trenin seçkin restoran vagonlarının yanı sıra, tren dışına yapılan yolculuklarda misafirler bölge mutfağının en iyi örneklerini denemeye davet ediliyorlar. Çok geçmeden bölge yiyeceklerini ve şaraplarını keşfetmeye başlıyor ve unutulmaz anılar yaşıyoruz. Bu tren yolculuğunda ziyaret edilen Galiçya, Asturias,Cantabria ve Bask Bölgesi gibi bölgeler, dünya mutfağında modern ve yenilikçi akımı

elinde tutan İspanya gibi bir ülkenin mutfak kültürünün en iyi örneklerini temsil ediyorlar. Sunulan menülerde genellikle pazardan günlük alınmış balık ve ıstakoz, yengeç, midye gibi deniz ürünleri ile nefis yerli beyaz şarap oluyor.

127


G spellbinding tour of magical destinations, whilst also indulging her passengers’ nostalgia for luxury train travel. Shortly after boarding and settling into our opulent cabins the historic train gently shakes into action and gradually accelerates, leaving the station with a finesse and style long since lost in modern travel. From now on we are treated like Royalty, rediscovering the glory days of rail travel.

SPRING/SUMMER 2013

Suite Dreams To meet the discerning expectations of the fortunate guests that take this remarkable journey, the ‘El TransCantábrico’ has recently fully renovated all its onboard suites. Where once there were two cabins, there is now one expanded suite. Each of these new deluxe wood panelled, air conditioned suites has twin or a king size bed with luxury linens, private PC with Internet access, flat screen TVs, games console, and a decadent bathroom with sauna and hydro massage shower. You may need to pinch yourself, as you might forget that this is train and not a luxury hotel. There is also the great added benefit that there is no unpacking and re-packing during the tour. As if by magic the destinations come to you; each day is a new discovery, a city ready to be explored. From the enchanting city of Santiago to the gastronomic delights of San Sebastian, the journey takes in some of Spain’s most compelling history and culture. From the oldest cave paintings in Europe, the Palaeolithic art of Cantabria’s Altamira cave; to the vibrancy and modernity of Bilbao, guests are treated to a privileged cultural experience that is second to none. From the west, the train follows the ‘Camino de Santiago’ backwards, towards the east, taking in the highlights of Galicia including charming fishing villages that seem lost in time. Crossing over into Asturias, the dramatic mountain ranges of the Picos de Europa offer the same stunning scenery that greeted the sailors that returned from discovering the Americas centuries ago. The regional capitals of Oviedo, Santander and Bilbao offer a cornucopia of architectural and cultural sights that are enhanced by luxury private coach excursions to ancient, hidden mountain and valley towns that stir the heart.

128

Gastronomy Yet it’s not all art, architecture and stunning landscapes; this train journey is more than an insight into history. It is a culinary journey, allowing one to truly understand the people and the land through their regional food and drink. As such, gastronomy is one of the defining elements of this experience. In addition to the exquisite train dining cars, serving daily breakfasts and on board meals, guests are invited to indulge in the region’s finest cuisine during off-train excursions. Before long, we are discovering regional wines and dishes; creating memories to cherish.

Galicia, Asturias, Cantabria, the and the Basque Country are the provinces visited on this rail journey and they represent some of the culinary highlights of Spain, a nation that has dominated modern innovations in cuisine.Typical menus include market fresh seafood and fish, including lobster, crab, mussels, and clams, paired with delicious regional white wines. Exploring history This is the best in land cruising. As we sit back and relax in the elegant lounge cars with luxury details like fresh flowers, the lush scenery and striking architecture of Spain passes the windows, whetting our appetite for the days to come. Drawing to a gentle stop in each city station, this gleaming train without doubt provides an unequalled arrival and one that gives us all the feeling of being true VIPs. In line with the expectations of discerning

travellers, the train offers a number of onboard services such as fully inclusive dining including wines, liqueurs and coffee; daily laundry service; multi lingual guides, daily press, and a inconspicuous security service assuring total peace of mind. The onboard team, in their crisp navy uniforms are discreet yet attentive; one moment making way as you pass through the corridors of this unique train; and the next anticipating your favourite drink in the bar car. The crew are used to catering for the international elite. So, if you relish the idea of the journey being as important as the destination, then eight very special days on board ‘El TransCantábrico’ could very well be your journey of a lifetime.


IBB Amsterdam • T. +31(0)20-342 80 80 • www.tisento-milano.com • info@tisento-milano.com • Ti Sento Milano Jewellery is made of sterling silver

İLKBAHAR/YAZ 2013

T ERRA C OLLECTION

129


RÖPORTAJ

MARCUS LOEVENFORST ‘‘Başarının sırrı iyi insanlarla çalışmakta’’ RÖPORTAJ AHMET BÜLBÜL FOTOĞRAF CEREN BETTEMİR

G

erçek bir şehir klasiği olan The Istanbul EDITION, Avrupa – Asya ekseninde, dünyanın en canlı kentlerinin birinin kalbinde yer alan seçkin bir otel. On beş katlı kulesinde 78 odası ve bütün bir katı kapsayan muhteşem çatı suitiyle The Istanbul EDITION, dinlenme ve eğlence için çeşitli mekan seçenekleri sunan sofistike bir buluşma noktası. Otelde üç katlı ESPA SPA merkezi ve Cipriani Resataurant’ın yanı sıra Gold Bar, kabul salonu, gösterim salonu, toplantı stüdyoları, iş merkezi, etkinlik alanı ve gece kulübü bulunuyor.

SPRING/SUMMER 2013

Otelin Genel Müdürü Marcus Loevenforst ile samimi ve bir o kadar zevkli bir İstanbul sohbeti yaptık. Loevenforst Edition şirketine The Rizt Carlton Hotel Company’den geldi. Bundan önce 334 odalı The Ritz Carlton Moskova’nın müdürü olarak otelin tüm günlük operasyonlarından sorumluydu. The RitzCarlton’da geçirdiği beş yıl boyunca Loevenforst idari müdür yardımcılığı, The Ritz-Carlton Bahreyn ve The Ritz-Carlton Berlin’in yiyecekiçecek müdürlüğü görevlerinde bulundu. Aslen Alman olan Loevenforst otelcilik sektörüne 1991 yılında Garden Hotel Krefeld’de adım atmıştı. Daha sonra InterContinental Hotels and Resorts’a katılarak 10 yıl boyunca Almanya’da Stuttgart, San Fransisco, Miami ve Toronto’da operasyonel pozisyonlarda görev aldı.

130

İstanbul’a hiç gelmemiş, burayı hiç görmemiş birine İstanbul’u nasıl tarif edersiniz? Sadece uçağa atlayıp gelin, görmeniz lazım derdim. İstanbul çok modern, sofistike ve metropol özellikleri gösteren, son derece yoğun bir şehir. Ulaşım kolaylığı deyince, haritaya bir baktığınızda İstanbul hemen tüm şehirlerin doğusunda ve Avrupa’nın herhangi bir önemli metropolünden buraya en fazla 2-3 saat içinde uçmak mümkün ki bu, bana göre, çok önemli

bir avantaj. Şehrin mutfağından, insanlarından da bahsederdim ve tabii tarihi bölgeleri de söylemek zorundasınız. İstanbul’da sık sık gitmekten hoşlandığınız yerler var mı? En sık ziyaret ettiğim tek yer tabii ki bu otel… Sık sık gittiğim tek bir yer değil de, bir – bir buçuk gün gibi bir zamanım olduğunda, ve hava da güzel ise, bisikletime veya arabama atlayıp su kıyısında olabileceğim bir yerlere gidiyorum. Biraz temiz hava almak için. Bu ne Moskova’da ne New York’ta ne de diğer büyük şehirlerde yapamayacağınız, farklı bir şey. Ayrıca bebek, Ortaköy, bilirsiniz, dolaşıp, etrafı seyredersiniz. Özellikle Reina demiyorum çünkü herkesin Reina’yı bildiğini biliyorum. Çok da seviyorum; bu şehre ilk geldiğimde sık sık gittiğim ilk restoranım. Ya Türk yemekleri? Biliyorsunuz ben aslen Almanım ve geçtiğimiz 15 yıl boyunca Almanya dışında olmama rağmen, her köşede pizzacı ya da dondurmacılardan bile fazla sayıda dönerci olduğunu biliyorum. Ama bütün o etler, ızgaralar, sebzeler, bu lezzetler, bunlar benim tarzım yiyecekler. Kebap gibi geleneksel Türk yemeklerini çok seviyorum. Türkler hakkında ne düşünüyorsunuz? Türkler ve aslında Türkiye’de İstanbul’dan başka hiçbir yeri görmediğim için İstanbullular son derece misafirperver insanlar. Arkadaş canlısı ve açıklar. Kiminle isterseniz konuşabilirsiniz. Şehir ve insanları son derece sofistike buluyorum. Gençlere ve aldıkları iyi eğitime bakıyorum; iyi üniversiteler, yurt dışı seyahatleri… Bu kent dünyanın herhangi bir yerindeki bir metropolden bekleyeceğiniz her şeye sahip. Bu da kentin en büyük artısı çünkü çevrenizde böyle insanlar varken bu şehirde, bu ülkede olmak çok kolay.

Lüks sizin için ne demek? İnsanın zamanı olması lükstür. Ve bunu söylerken ciddiyim, şaka yapmıyorum. Bence günümüzde lüks herkes tarafından kendine göre tanımlanıyor. Benim için lüks, hiçbir şey yapmadan geçirebileceğim bir saatimin olması demek. Böylece o bir saat içinde ne yapacağıma da sadece ben karar veriyorum ki bu lükstür. Lüks aynı zamanda ne istiyorsan satın alabilme yeteneğidir. Markalardan söz etmiyorum; pahalı bir şey olabilir de olmayabilir de. Bugün artık bunun önem taşıdığını düşünmüyorum. Eğer kendi kararını verebilecek durumdaysan, dışarı çıkıp alışveriş veya ne istiyorsan onu yapma lüksünüz olur. Lüks budur. Ben böyle tarif ediyorum. Markalar arasında da lüks var, lüks markalar ve gerçekten hayranlık uyandırıcı ürünler var ama bu zaten ürünün kendi özelliği. Hobileriniz var mı? Boş zamanlarınızda neler yaparsınız? Golf oynuyorum. İstanbul’a geldiğimden beri hiç oynamadım ama yeniden başlayacağım. Kayak yapıyorum ve biraz da tenis oynuyorum. Sağlıklı yaşam... Benim yaşımda çok fazla kas yapıp şişmek istemezsiniz. Sonra bütün gardırobunuzu değiştirmek zorunda kalırsınız ve bu da pahalıya gelir. Ama haftada üç ya da dört gün, günde bir defa spor salonuna giderek kendinizi fit, atletik tutabilirsiniz. Bu vücudunuz için olduğu kadar beyninize de faydalı. Kendinizi üç kelimede nasıl tanımlarsınız? Yapamam… Kendimi üç kelimeyle tanımlayabileceğimi sanmıyorum. Ama galiba odaklanma yeteneği olan biriyim; hatta çoğu zaman inatçıyım. Bir de etrafımda iyi insanlar olsun isterim, çünkü başarılı olmak istiyorsanız böylelerine ihtiyacınız var. Artık tek kişilik gösteriler başarılı olamıyor. Altı, hatta yedi kelime oldu sanırım ama böyle.


R

İLKBAHAR/YAZ 2013

131


R

‘‘Key to success is working with good people’’

A

n urban jewel, The Istanbul EDITION is an exclusive hotel in the heart one of the world’s most vibrant cities at the nexus of Europe and Asia. A fifteen-story tower with 78 guest rooms and a magnificent, full-floor penthouse, The Istanbul EDITION serves as a sophisticated hub providing multiple venues for relaxing and entertaining including a three-story spa by ESPA, Cipriani restaurant, Gold Bar, Drawing Room and Screening Room, Meeting Studios, Business Center, Event Space and Nightclub.

SPRING/SUMMER 2013

We had a open hearted and warm conversation with General Manager Marcus Loevenforst on living in Istanbul. Loevenforst came to Edition from The RitzCarlton Hotel Company, where he recently served as hotel manager of The Ritz-Carlton, Moscow, overseeing daily operations of the 334-room hotel. During his five years with The Ritz-Carlton, Loevenforst also served as executive assistant manager, food and beverage of The Ritz-Carlton, Bahrain and director of food & beverage of The Ritz-Carlton, Berlin. A native of Germany, Loevenforst began in the hotel industry in 1991 at the Garden Hotel Krefeld and later joined InterContinental Hotels and Resorts, where he spend 10 years, holding operations positions in Stuttgart, Germany; San Francisco; Miami; and Toronto.

132

How you would describe Istanbul to someone who have never visited Istanbul and never been here? I would just say, get on the plane and come here because you really need to see this! There are a lot of words that you can use to describe

İstanbul. But I really think that people should come see themselves. Istanbul is a very modern, sophisticated and busy metropolitan city. As for accessibility, when you look at the map İstanbul is located to the east of every major city and you can fly here from any of them in just 2 or 3 hours, which, I think, is a great advantage. In addition, I would probably mention the cuisine and the people and of course you have to mention the historical sites. Is there any place you often visit in İstanbul ? The only place I visit every often is this hotel of course… There is no single place but when I have a day or a day and a half for myself, I rather jump on my bicycle or car and go to a place near water. To get some fresh air… This is something you cannot have in Moscow or New York or any other big city. Also Bebek, Ortaköy, you know, strolling around, watching… I didn’t say Reina on purpose because I know everyone knows Reina. And I love it, it was my first restaurant, that I went to when I came to the city. What about Turkish food? You know I’m a German national so and although I haven’t spent the last 15 years in Germany really, I know that I can buy more döner in Germany on every corner then you can ever buy pizza or ice cream. But all the meats, the grills and the vegetables, all these tastes, they are just my type of food. I like traditional Turkish food such as kebabs. What do you think about Turkish people ? Turkish people, especially the people in Istanbul as I haven’t really been anywhere other than Istanbul; they are very welcoming and they are very hospitable. Very friendly, open people. The city is highly sophisticated, people are highly sophisticated. If you look at the young people and the fantastic education they get; great universities, traveling abroad... I mean, this city has everything that you would expect from a metropolitan city

anywhere in the world. And I think that makes it one of the biggest advantages because it’s very convenient and easy to be in this city and this country with all these people around you. What is luxury for you? You know what? Having time is luxury. And I mean it, I’m not even joking. I think luxury today is defined by every individual himself. For me, luxury is having an hour in which I don’t need to do anything; in other words, I can really decide what I do. This is luxury. Luxury is also knowing that you are able to purchase anything you like. And I’m not talking about brands, be it expensive or not. I don’t think it’s important any more today. I think if you can make your own decision, then you have the luxury to be able to go out and shop and do what you like. That is luxury. So that’s how I describe it. There’s luxury of course in brands and of course there are luxury brands and there are great fantastic items on sale, but that is a given by the product. What about your hobbies? What do you do in your spare time? I play golf. I haven’t played ever since I’ve been in Istanbul, but I’m sure I will. So there’s golfing, there’s skiing, I play a little bit tennis too. Fitness. In my age you don’t try to buff and build up a lot of muscle. Otherwise you’d have to change your entire wardrobe and that is also too expensive. But if you go to the fitness centre once, three or four times a week, just to keep yourself fit, in shape, athletic, I think that’s really good for yourself; for your body and also to keep your mind fresh. How will you describe yourself in three words? I don’t think I can describe myself in three words. But I think I am a very focused person; stubborn sometimes, too often. And I like to have good people around me because you need that when you want to be successful. There is no one man show any more today. So that was six, seven words may be, but that’s it.


İLKBAHAR/YAZ 2013

133


SPRING/SUMMER SPRING 2012 2013

OTOMOBİL

134


O

Ferrari 458 Spider İTALYAN KAPRİÇYOSU YAZI PABLO MANZANELLI / FOTOĞRAF FERRARI

K

üçük ve huzurlu Maranello kasabasının sakinleri, Fernando Alonso’nun yepyeni, parlak sarı bir Ferrari’nin içinde hızla geçtiğini gördüklerinde, aylardır kulaktan kulağa fısıldananların artık sokağa çıkma vaktinin gelmiş olduğunu anladılar. İtalyan şirketin en son Frankfurt Otomobil Fuarı’nda görücüye çıkardığı “macchina”, dünyanın dört bir yanındaki Ferrari tutkunlarının kalplerini titretmek, göz ve kulaklarına ziyafet çekmek üzere, nihayet gelmişti. Ferrari 458 Spider, Maranello’daki şirketin sadece en seçkin müşterilerinin beğenisine yönelik tasarladığı, 8 silindirli bir İtalyan harikası. Burada iki koltuklu, motoru şasinin orta-arkasında konumlanmış ve bu tarz araçlarda hiç görülmemiş bir şekilde, dikdörtgen şeklindeki tavanı tamamen alüminyumdan yapılmış bir otomobilden söz ediyoruz. 458 Spider’ın yeni katlanabilir metal tavanı, geleneksel açılır tavandan sadece 25 kilo daha hafif olmakla kalmıyor, aynı zamanda daha sessiz ve hızlı çalışıyor. Tavanın açılıp kapanma süresi 14 saniye. 570 hp gücündeki Ferrari V8 motor, 458 Spider sürücüsünü istediği yere adeta uçuruyor. Çift kavramalı, direksiyon üzerinden vites değiştirme imkanı sunan F1 tipi şanzımanıyla birlikte çalışan motor, otomobilin 0-100

kilometre aralığını 3.4 saniyenin altına düşürüyor ve saatte 320 kilometre hız yapabiliyor. Ancak Ferrari 458 Spider’ı bu kadar özel kılan bu astronomik rakamlar değil. Kombine çevrimli HELE (Yüksek Emisyon Alçak Emisyon) sistemi şehir kullanımında övgüye değer bir emisyon ve yakıt tasarrufu sağlıyor. Aynı şekilde, alüminyum şasi ve diğer alaşımlı parçalar, 2020 yılında yürürlüğe girecek Avrupa güvenlik protokolüyle tam bir uyum içinde. Öte yandan Ferrari marksının son yıllarda büyük önem verdiği araç kişiselleştirme hizmeti, İtalyan şirketine, diğer süper otomobil üreticilerine fark atan bir rekabet avantajı kazandırıyor. Ferrari kişiselleştirme hizmeti müşteriye çok geniş kumaş, renk, aksesuar ve rötuş seçenekleri sunuyor. Hizmetin, hepsi Ferrari Tasarım Merkezi’nde tasarlanan, Classica, Scuderia ve Inedita adlı üç koleksiyonu bulunuyor. Müşteri bir Ferrari 458 Spider satın almaya karar verdiği anda, kendisine bütün satın alma ve kişiselleştirme süreçlerinde, otomobil kendisine teslim edilene kadar rehberlik edecek bir kişisel tasarım danışmanından yararlanma olanağına sahip oluyor. Carrozzeria Scaglietti programı seçkin bir kitleye hitap eden fulkişiselleştirme seçenekleri sunmaya devam ediyor. İLKBAHAR/YAZ 2013

135


O

Bütün Ferrari tasarımlarında olduğu gibi, showroom’da sergilenen her yeni modelin, kendisinden önce gelenleri gölgede bırakması gerekiyor. Gaz pedalı eşleştirme (mapping), çok bağlantılı süspansiyon gibi özellikler, tavan açıkken bile araca maksimum hareket kabiliyeti sağlamak üzere ayarlanmış. Motorun sesi bile, araçtakileri cezbediyor; Vivaldi’yi kıskandıracak bir “tempo rubato” (azalıp artan bir ritim ifade eden klasik müzik terimi). Her bir santimi kusursuzluk tutkusuyla, alüminyum ve deriden yaratılmış Ferrari 458 Spider, otomobil endüstrisinin başarı çıtasını biraz daha yükseltiyor. Belki de bu otomobil, Enzo Ferrari’nin daha otomobillerinin mavi renkte olduğu ve Formula 1’in düzenlenmediği yıllarda yarışlar kazanırken oturttuğu felsefenin bir ürünü. Bir efsane işte böyle yaratılıyor ve Maranello sakinleri, bunu çok iyi biliyor.

SPRING/SUMMER 2013

Italian Capriccio

136

W

hen neighbours in the peaceful town of Maranello saw Fernando Alonso whiz past aboard a brand-new yellow Ferrari, they knew what had been whispered about in recent months was now ready for the streets. The macchina unveiled by the Italian company at the most recent Frankfurt Motor Show had arrived

to delight the eyes, ears and hearts of Ferrari fans the world over. The Ferrari 458 Spider is the new and exclusive 8-cylinder Italian gem, which the company from Maranello designed to assuage the crème de la crème of its demanding clientele. We’re talking about a two-seat, mid-rear engine vehicle that boasts a retractable all-aluminium top, a feature virtually unheard of in this type of car. The 458 Spider’s new hard top is not only 25 kilograms lighter than the traditional soft top, it is also quieter and faster, as it retracts and rises in just 14 seconds. A 570 horsepower Ferrari V8 engine is charged with propelling the 458 Spider wherever the driver decides. The aforementioned engine, in tandem with the dual-clutch Ferrari F1 paddleshift transmission, enables the vehicle to go from 0 to 100 kilometres per hour in under 3.4 seconds and reach a maximum speed of 320 kilometres per hour. Yet the new Ferrari 458 Spider does not only shine with its stratospheric numbers. The combined-cycle HELE (High Emotion Low Emission) system ensures genuinely praiseworthy emission and fuel consumption stats in the city. Likewise, the aluminium chassis and other alloy parts adhere to European safety protocols scheduled for implementation in 2020. However, one of the factors in which Ferrari has delved deepest in recent years is vehicle customisation, affording the Italian company a mark of distinction that all other supercar manufacturers struggle to match.

Ferrari’s customisation programme offers a full range of fabrics, colours, finishes and fixtures. It features three collections: Classica, Scuderia and Inedita, all specially conceived at the Ferrari Design Centre. The second customers decide to purchase a Ferrari 458 Spider, they benefit from the advice of a personal designer who accompanies them throughout the entire purchase and customisation process until the vehicle is delivered. The Carrozzeria Scaglietti programme continues to provide full customisation options geared towards a select public. However, as with all Ferrari creations, each new model which hits the showroom must outshine its predecessors. Thus, certain features, such as the accelerator pedal mapping or multilink suspension, have been calibrated to ensure maximum sportiness even with the top down. Even the sound of the engine has been tuned to captivate occupants; a manner of tempo rubato even Vivaldi would be proud of. With every inch of aluminium and leather drenched with this enthusiasm for excellence, the Ferrari 458 Spider raises the automobile industry bar yet another notch. Perhaps this is fruit of the philosophy Enzo Ferrari managed to instil in his company, back when their cars were still blue and, while the Formula One did not exist, they were already winning races. That’s how a legend is made. The inhabitants of Maranello know it well.


FOR HEALTHY BRANDS

WE DO NOT MAKE LOGOS

WE CREATE BRANDS FACEBOOK.COM/BRANDCLINICAB TWITTER.COM/BRANDCLINICAB WWW.BRANDCLINIC.CO

İLKBAHAR/YAZ 2013

137


ŞEHİR REHBERİ LÜX OTELLER HOTEL BEAUX ARTS MIAMI 255 Biscayne Boulevard Way, Fl 33131 Miami +1 (305) 421-8700 www.hotelbeauxartsmiami.com “An ultra-modern private hotel”

MONTAGE BEVERLY HILLS 225 North Canon Drive Beverly Hills, CA 90210 +1 (310) 860 7800 www.montagebeverlyhills.com “A getaway in the heart of the Golden Triangle”

HILTON MUNICH PARK HOTEL Am Tucherpark 7, 80538 Munich www.hiltonmunich.com “Enjoy the fresh and modern, yet elegant look of the Hilton Munich Park hotel”

THE RITZ-CARLTON BERLIN Potsdamer Platz 3, 10785 Berlin +49 30-33 777 7  www.ritzcarlton.com “You can enjoy luxury experiences at The Ritz-Carlton Berlin”

GRAND HYATT BERLIN Marlene-Dietrich-Platz 2, 10785 Berlin +49 30 2553 1234  www.berlin.grand.hyatt.de “The hotel has a modern architecture and spectacular interior design”

THE MANDALA HOTEL

www.lemeridienistanbuletiler.com “One of the city’s most impressive hotel in Istanbul”

LOTTE HOTEL MOSCOW 8 bld 2, Novinskiy Blvd,121099 Moscow +7 495 745 1000 www.lottehotel.ru “Excellence in every detail”

HOTEL NATIONAL 15/1 Mokhovaya Street, 125009 Moscow +7 495 258 7000 www.national.ru “The luxury five star hotel by Red Square and Kremlin”

BARVIKHA HOTEL & SPA 8th Rublevo-Uspenskoe shosse,143082, Moscow + 7 (495) 980 6808 www.barvikhahotel.com “A truly exceptional hotel project”

Potsdamer Straße 3, 10785 Berlin +49 (0) 30 590 05 00 00 www.themandala.de “Modern, stylish and luxurious hotel”

LOUISA’S PLACE ARMANI HOTEL MILANO Via Manzoni 31, 20121 Milan +39 02 8883 8888 www.armanihotels.com “A world of sophisticated beauty... stay with Armani!”

BULGARI HOTEL MILAN Via Privata Fratelli Gabba 7/b, 20121 Milan +39 02 805 805 1 www.bulgarihotels.com “One of the most refined and exclusive establishment in Milan”

HOTEL KÖNIGSHOF Karlsplatz 25, 80335 Munich +49 89 55 136-0 www.koenigshof-hotel.de “Elegance and sophisticated comfort for an unforgettable hotel”

LOUIS HOTEL MUNICH Viktualienmarkt 6, 80331 Munich +49 89 411 190 8 0 www.louis-hotel.com “Natural furnishings, modern comfortable rooms and a remarkable restaurant”

THE CHARLES HOTEL MUNICH

SPRING/SUMMER 2013

Sophienstraße 28 80333 Munich +49 89 544 555-0 www.thecharleshotel.com “One of the finest hotels in this historic and cosmopolitan Bavarian city”

138

HILTON MUNICH CITY HOTEL Rosenheimer Straße 15, 81667 Munich +49 89 4804 0 www.hiltonmunich.com “Located in the center of Munich, the hotel is perfect for business travellers in town”

Kurfürstendamm 160, 10709 Berlin +49 (0) 30 6 31 030 www.louisas-place.de “The promise of the exceptional”

BERLIN MARRIOT HOTEL Inge-Bensheim-Platz 1, 10785 Berlin +49 49 30 22 000 0 www.berlinmarriott.de “All the magic and charm of a Marriott in an amazing city”

THE HOUSE HOTEL BOSPHORUS Salhane Sokak No: 1 Ortaköy, 34347 Istanbul +90 (212) 327 77 87 www.thehousehotel.com “Magnificent views of the Bosphorus”

THE HOUSE HOTEL GALATASARAY Firuzağa Mah. Bostanbaşı 19, 34425 Istanbul +90 (212) 252 04 22 www.thehousehotel.com “A charming Istanbul four-storey mansion built in 1890’s with elegant rooms”

THE HOUSE HOTEL NIŞANTAŞI Abdi İpekçi 34 Nişantaşı, 34367 Istanbul +90 (212) 224 59 99 www.thehousehotel.com “Fabulous decor, excellent location and impeccable service”

W HOTEL ISTANBUL Suleyman Seba 22, Beşiktaş Istanbul 34357 +90 212 381 2121 www.wistanbul.com.tr “An exclusive hotel for living the beautiful Istanbul”

LE MERIDIEN ETILER ISTANBUL Cengiz Topel Caddesi 39, Etiler Istanbul 34337 +90 212 384 0000

DOSTOEVSKY HOTEL Vladimirsky prospect 19, 191002 St. Petersburg +7 (812) 331-32-00 www.dostoevsky-hotel.ru “Dostoevsky combines the charm of the old history and the high level of the modern comfort and service”

ALEXANDER HOUSE 27 Kryukov Canal Embankment, St. Petersburg +7 (812) 334-35-40 www.a-house.ru “Exclusively designed interiors and a special family atmosphere”

JUMEIRAH FRANKFURT Thurn-und-Taxis-Platz 2, 60313 Frankfurt +49 (0)69 297 237 0 www.jumeirah.com/frankfurt “Luxury hotel Jumeirah Frankfurt is an exciting new landmark”

SOHO HOUSE 29-35 9th Avenue,NY 10014, New York +1 (212) 627-9800 www.sohohouseny.com “Private members’ club and hotel in Manhattan’s Meatpacking District”

FOUR SEASONS 57 E 57th Street, NY 10022, New York +1 (212) 758-5700 www.fourseasons.com “Midtown Manhattan luxury hotel with spectacular views of Central Park”


S HOTEL CASA FUSTER Passeig Gràcia 132, 08008 Barcelona +34 932 55 30 00 www.hotelcasafuster.com “Woody Allen’s favourite place to jam”

YOU STYLISH APARTMENTS Rambla Cataluña 77, 08007 Barcelona +34 93 000 23 80 www.you-stylish-barcelona-apartments.com “High-level accommodations for short stays in Barcelona”

BEEFBAR MOSCOW 13, Prechistenskaya Embankment, Moscow +7 (495) 988 93 08 www.restsindikat.com “I Love Meat!”

ABAC RESTAURANTE / 2* MICHELIN Avinguda del Tibidabo, 1 08022 Barcelona +34 933 19 66 00 www.abacbarcelona.com “What do two Michelin Stars and one of the world’s finest chefs say to you?”

BLUE HILL 75 Washington Pl., NY 10011, New York +1 (212) 539-1776 www.bluehillfarm.com “Great food with great local ingredients”

GORDON RAMSAY 151 West 54th Street, NY 10019, New York +1 (212) 468-8888 www.gordonramsay.com “Showcases classic British style and Manhattan vivacity”

FORGE 432 Forty First Street, Miami Beach +1 (305) 538-8533 www.theforge.com “Elegant destination restaurant and wine bar”

HOTEL DOLCE SITGES Av. Camí de Miralpeix 12, 08870 Sitges +34 938 10 90 00 www.dolcesitges.es “The utmost expression of Mediterranean hospitality”

AGAPÉ 51 Rue Jouffroy d’Abbans, 75017 Paris +33 01 42 27 20 18 www.agape-paris.fr “French haute cuisine in a modern restaurant with Michelin star”

GÜZELLİK MANDARA SPA 8 bld.2 Novinskiy Blvd, 121099 Moscow + 7 (495) 745 1000 www.lottehotel.ru “An oasis of peace and tranquility”

CELEBRITY 2 Maluy Cherkassky pereulok, 121099 Moscow +7 (495) 721 3523 www.saloncelebrity.ru “A place where anyone would feel like a real star”

THE ISTANBUL EDITION HOTEL - SPA Büyükdere Caddesi No. 136 Levent 34330 İstanbul +90 212 317 7700 www.editionhotels.com “SPA service is provided by one of the best brands in the world “

LASSERRE HOTEL DU LOUVRE Place André Malraux, 75001 París +33 01 44 58 38 38 www.hoteldulouvre.com “Refined and elegant boutique hotel that is located in the heart of Paris culture and arts”

RITZ 15, Place Vendôme, 75001 Paris +33 01 43 16 30 30 www.ritzparis.com “Refined and elegant as this magnificent city”

GURME 19-21 Nikolskaya Ulitsa, 109012 Moscow +7 (495) 9333389 www.baccaratcristalroom.ru “Romantic gateway in the heart of the city”

HARTMANNS RESTAURANT Fichtestraße 31, 10967 Berlin +49 (0)30 - 61 20 10 03 www.hartmanns-restaurant.de “The HARTMANNs is a wonderfully romantic and refined restaurant in the heart of Berlin-Kreuzberg2”

VOGUE Akaretler Spor Cad. No. 92 BJK Plaza A Blok K: 13 Beşiktaş İstanbul +90 212 227 4404 (Reservations) “Istanbul’s top world restaurant”

ÁVALON BY RAMON FREIXA Carrer del Pare Gallifa, 3 08003 Barcelona +34 932 95 79 05 www.avalonrestaurant.es “The most modern way to bring tradition to the table”

BLISS 57 2 W. 57TH Street, New York +1 (212) 219-8970 www.blissworld.com “Achieve a higher state of happy with spa-tacular treatments”

MIAMI LIFE CENTER 736 6th Street, Miami Beach, Florida +1 (305) 534-8988 www.miamilifecenter.com “The ideal place to share a sense of your life’s purpose and meaning”

İLKBAHAR/YAZ 2013

CRISTAL ROOM BACCARAT

17 avenue Franklin Roosevelt, 75008 Paris +33 01 43 59 02 13 www.restaurant-lasserre.com “An exceptional place, a dining institution in Paris”

139


Ş BLISS 60 Sloane Avenue, Chelsea, London +44 20 7590 6146 www.blissworld.co.uk “World’s best spa services and treatments”

KIMANTRA URBAN SPA 5 Camden Passage, Islington, London +44 20 7226 8860 www.kimantra.co.uk “Modern and contemporary unisex urban spa”

İŞ DÜNYASI NETJETS Airport Vnukovo 3, Moscow +44 (0)20 7361 9620 www.netjetseurope.com “Your Own Private Airline”

MANZONI SPA

EAST UNION Airport Pulkovo 2, St.Petersburg +7 (812) 313 2653 www.eastunion.ru “Integrated services in the field of business aviation”

261 Madison Avenue, 12th Floor,New York +1 (212) 736-9777 www.theblanchlawfirm.com “Winning criminal cases requires a winning trial strategy”

BARCLAYS CAPITAL 200 Park Avenue, NY 10166, New York +1 (212) 412-4000 www.barcap.com “Provide their clients with a full spectrum of solutions”

ONO SPA Potsdamer Straße 3, 10785 Berlin +49 (0) 30 590 05 11 00 www.onospa.de “The ONO SPA provides lasting relaxation and energy”

YI SPA Monbijouplatz 3a, 10178 Berlin +49 (0) 3028879665 www.yi-spa.com “We know the way to 7sth heaven”

SPRING/SUMMER 2013

THE SIX SENSES SPA

140

Hotel Arts, Marina 19-21, 08005 Barcelona +34 93 221 10 00 www.sixsenses.com “Complete relaxation and total welfare”

109 Avenue des Champs Elysées, 75008 Paris +39 01 49 52 20 00 www.hsbcprivatebankfrance.com “We are your connections worldwide”

INTERNATIONAL BUSINESS SCHOOL

THE BLANCH LAW FIRM

30 Rue la Perouse, 75116 Paris +39 01 45 00 83 70 www.majestic-hotel.com “Beauty pleases the eyes, sweetness charms the soul”

HSBC PRIVATE BANK

Suleyman Seba Cd. Cavdarci Sk. No:10 Istanbul +90 212 259 1199 www.brandclinic.co “Branding agency, specializes in creating corporate identity and creative concept.”

DIOR INSTITUT

MAJ CLUB WELLNESS CENTRE

via Manzoni 14, 20129 Milano +39 39 02 7601 7512 www.milanonotai.it “Milano Notai Studio working with private banks, financial institutions and companies”

BRANDCLINIC

Via Santo Spirito 20, 20121 Milán +39-02-7600-5700 www.hotelmanzoni.com “It’s a place where you can reenergize and relax after a day of business”

25 Avenue Montaigne, 75008 Paris +39 01 53 67 65 35 www.spaplazaathenee.com “The Dior institute offer a tailor-made service where luxury and relax are their main focus”

MILANO NOTAI STUDIO

RBC WEALTH MANAGER 801 Brickell Avenue, Florida 33131, Miami +1 (887) RBC-BANK www.rbcwminternational.com “High net worth and niche corporate and institutional clients worldwide”

HSBC BANK PLC 129 New Bond Street, Mayfair, London +44 020 7499 7624 www.hsbc.com “One of the world’s largest banking and financial services”

BERMUDA TOURS Nispetiye Cd. No:104 D:19 Etiler, Istanbul +90 212 358 1617 www. bermudatur.com “Leading cruise company in Istanbul”

LARUFFA E ASSOCIATI Via Malpighi 4, 20129 Milano +39 02 7712 71 www.laruffaeassociati.it “A law firm in continuous expansion, consisting of young and dynamic professionals”

Alexanderplatz 1, 10178 Berlin +49 (0) 30 31 51 93 5-0 www.ebc-hochschule.de “Business? Just think about International Business School”

BERLIN CAPITAL CLUB Mohrenstraße 30, 10117 Berlin +49 (0) 30 206 297 6 www.berlincapitalclub.de “The first private business club in Berlin”

SERKAN OZALP PHOTOGRAPHY Suleyman Seba Cd. Cavdarci Sk. No:10 Istanbul +90 212 327 9830 www.serkanozalp.com “Fashion photographer”

MAHIR BIRECIKLIGIL - TOUR GUIDE State Licenced Tour Guide +90 532 276 16 60 Istanbul, Turkey www.istanbulguidetravel.com ““Specializes in guiding visitors in Istanbul, the Marmara region, western, central and southern parts of Turkey”

FEDEX EXPRESS Edificio fedex. Aeropuerto Madrid Barajas 902 100 871 www.fedex.com “Deliveries to anywhere in the world”


S

SHOPPING CHOPARD Rue de la Confédération 8 1204 Geneva +41 022 311 37 28 www.chopard.com “Creators of fantasy”

KITON Stoleshnikov pereulok 13, 109012, Moscow +7 (495) 933 3120 www.kiton.it “Philosophy of Kiton based on the traditional old school of Neapolitan tailor art”

HERMÈS Moscow GUM, 3 Red Square, Moscow +7 (495) 620-30-19 www.hermes.com “Discover the world and the expertise of Hermès through collections”

TIFFANY & CO

STUART WEITZMAN

25 Old Bond Street, Mayfair, London +44 20 7409 2790 www.tiffany.co.uk “The cool simplicity of Tiffany chic”

625 Madison Avenue, New York +1 (212) 750-2555 www.stuartweitzman.com “Stuart Weitzman shoes are performance and sculpture at a time and materials combined with excellent design”

CHANEL

KADEWE

26 Old Bond Street, London +44 020 7493 5040 www.chanel.com “Discover the latest in fashion & accessories, eyewear, fragrance, fine jewelry & watches”

Tauentzienstr. 21-24, 10789 Berlin +49 (0) 30 21 21 0 www.kadewe.de “The best brands in only one place”

DOLCE & GABBANA

Französische Straße 40, 10117 Berlin +49 (0)30 20 67 09 50 www.thecornerberlin.de “Luxury brands in a special corner”

Via della Spiga 26, 20121 Milano +39-02-7602-1529 www.dolcegabbana.it “The best of the Italian brand in an incredible place”

GUCCI Via Monte Napoleone 5-7, 20121, Milano +39-02-7712-71 www.gucci.com “If you are in Milan, you can not miss this store”

THE CORNER SHOP

GEORGES RECH Claudio Coello 46, 28001 Madrid +34 91 435 30 90 Provenza 292, 08008 Barcelona +34 93 216 09 25 Calle Sorni 1, 46004 Valencia +34 96 394 11 79 www.georges-rech.fr

BARNEYS 660 Madison Avenue, New York +1 (212) 826-8900 www.barneys.com “Luxury Designer handbags, shoes and clothing”

CHRISTIAN LOUBOUTIN BOUTIQUE 965 Madison Avenue, New York +1 (212) 396-1884 www.christianlouboutin.com “Enjoy the artistry and theatricality of the world of Louboutin”

INCA 2317 Collins Avenue, Miami Beach +1 (305) 673-9170 www.theincacollection.com “Sophisticated luxury swimwear and elegant resort wear collection”

THE W STORE

115 Avenue des Champs-Elysees, 75008 Paris +39 01 53 57 35 40 www.hugoboss.com “The biggest store and the most relaxing thanks to its large proportions”

LOUIS VUITTON

LOEWE

22 Avenue Montaigne, 75008 Paris +39 01 45 62 47 00 www.louisvuitton.com “ A tribute to the savoir-faire of Louis Vuitton”

Goya 4, Madrid +34 914 263 588 www.loewe.com “Loewe represents the very best of Spanish luxury”

İLKBAHAR/YAZ 2013

2201 Collins Avenue, Miami Beach +1 (305) 938-3000 www.whotelsthestore.com “Iconic design with contemporary luxury”

HUGO BOSS

141


SPRING/SUMMER 2013

COLLECTORS INFORMATION: R8 pRECIOuS MARk II ThE R8 pRECIOuS MkII MEChANICAL bELT buCkLE IS AN EvOLuTION OF ThE ORIgINAL hE 8 / R8 Mk I pRECIOuS SERIES CREATEd by ROLANd ITEN IN 2003. ThE uNIquE FEATuRE OF ThE Mk II IS ThE dOubLE ARdILLON TANg whICh gRIpS ThE LEAThER STRAp MORE SECuRELy, SAFEguARdS ITS LONgEvITy ANd AFFORdS A SMOOThER ExpANSION ANd CONTRACTION. ISSuEd IN SOLId whITE OR ROSE gOLd wITh TITANIuM ARChITECTuRE, ThE FIRST 18 pIECES OF ThIS LIMITEd ANd NuMbEREd SERIES bECAME AvAILAbLE IN NOvEMbER 2010.

142


COLLECTORS INFORMATION: CASINg: 62 gRAMS OF 18-CARAT whITE ANd 5N ROSE gOLd w/ CôTES dE gENèvE MOTIF. LIghTwEIghT TITANIuM ANd STAINLESS STEEL ARChITECTuRE FOR TENSION ANd IMpACT CONTROL. SMOkEd SApphIRE CRySTALS ON ThE hOOd. SOLITARy Tw vvS+ dIAMONd FOR ThE pIN. FuNCTIONS: FIvE gEAR FINE-TuNINg CALIbRATION bETwEEN 0MM ANd 22MM. ROLLINg CLICk CALIbRATION LOCk COMpLICATION. vERTICAL ROTATINg FRICTION CONTROLLEd pIN. LEvER ACTIvATEd MEChANICAL LOCkINg SySTEM. FRICTION CONTROLLEd FLOw-gLIdINg whEELS. MEChANICALLy LEvERAgEd bELT INSERTION CLIp FOR EFFORTLESS ChANgEAbILITy OF LEAThER STRAp. ORIgIN: 100% MANuFACTuREd IN gENEvA, SwITzERLANd. LIMITEd SERIES: 22 pIECES IN 18-CARAT whITE ANd ROSE gOLd.

İLKBAHAR/YAZ 2013

143


144

SPRING/SUMMER 2013


Le CITY deluxe TURKEY