Page 1

JAPON SİNEMA DERGİSİ EYLÜL 2017 SAYI: 20 AYLIK JAPON SİNEMASI E-DERGİSİ

6 JAPON SİNEMASININ ALEIN DELON’U KEN TAKAKURA 26 ÇİZGİLERE HAYAT VEREN EFSANE TAKEHIKO INOUE 28 TÜRKİYE’DE TV EKRANLARINDA YAYINLANAN SPOR ANİMELERİ 36 JAPONYA’NIN EN KOZMOPOLİT KENTİ KOBE GEZİ REHBERİ 38 JAPON EDEBİYATININ PİRİ, MEİJİ DÖNEMİNİN SESİ NATSUME SOSEKI


2.yıl

Editörden Merhaba Arkadaşlar,

Japon Sineması Platformu olarak 2015 Aralık ayından bugüne kadar Japon kültürü, sineması, edebiyatı, manga ve animeleri adına sizlere başucu kaynağı olabilecek bir yayın oluşturma ve Japonya’yı Türkiye’ye tanıtarak iki toplum arasında kültürel bir köprü kurma yolunda ilerlemeye devam ediyoruz.

JAPONSİNEMASİ.COM Yıl: Eylül 2017 Sayı: 20 Yayın Türü: Aylık E-Dergi Sanat Yönetmeni&Grafik Tasarım Gökhan Kuloğlu Editörler Birsen Albayrak Gökhan Kuloğlu Katkıda Bulunanlar Ahmet Ziya Sekendiz Deniz Balcı Dilek Atak Ercan Gürova Esin Yeşilyurt Hafize Mutlu Haydar Çakmak Medine Nureeva Selin Doygun Yıldız Seniha Katlav Kapak Fotoğrafı Hot Road, 2014 Arka Kapak Fotoğrafı Tezuka’dan Miyazaki’ye Anime ve Manga Kitabı İletişim ve Reklam japonsinemasi@gmail.com info@japonsinemasi.com JAPON SİNEMASI SOSYAL AĞLAR www.japonsinemasi.com facebook.com/japonsinemasi twitter.com/japonsinemasi issuu.com/japonsinemasi

2

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

2. yılımızı doldurmaya gün saydığımız bu anlamlı günlerde Japon Sinema E-Dergisinin “spor” temasıyla şekillenen 20. sayısıyla karşınıza çıkıyoruz. Japon Sinema E-Dergisinin 20. sayısının “SİNEMA DOSYASI” bölümünde 100 Yen Love, Tokyo Olympiad, birbirinden iddialı spor temalı Japon filmlerini sizlerle buluşturuyoruz. Japon Sinemasına damga vurmuş oyunculardan Ken Takakura’ya yer verirken Buzzer Beat dizisine meraklıları için yer ayırdık. “ANİME DOSYASI” bölümünde ise samuray hikayelerine, usta mangaka Takehiko Inoue, Türkiye’de yayınlanan spor animeleri, efsane spor mangaları ve Kuroko no Basket gibi birbirinden ilginç konuları sizlerle buluşturuyoruz. “JAPON KÜLTÜRÜ DOSYASI” bölümünde ise Türkiye’de yayın hayatına devam eden Japon Yayınları’ndan Haydar Çakmak ile röportaja, kılıcın yolu olan Kendo sanatına, Kobe şehir gezi rehberine yer veriyoruz. “JAPON EDEBİYATI DOSYASI” bölümünde ise ünlü Japon yazar Natsume Soseki’ye yer açıyoruz. Değerli okurlar unutmadan, Japon Sinema E-Dergisi, gelecek sayıdan itibaren yeni kimliği, yeni konsepti ile okuyucu ile buluşacak. Bugüne kadar bizlerden desteğini esirgemeyen tüm okurlarımıza, yazarlarımıza teşekkür ederek gelecek sayıda birbirinden ufuk açıcı konularda buluşmak dileğiyle… Gökhan KULOĞLU Japon Sineması Platformu

YAZAR OLMAK iSTER MiSiNiZ? Japon Sineması Platformun’un Aylık Sinema dergisinde ve müzik ekinde yazar olmak isteyenleri aramıza bekliyoruz. Basvurular: japonsinemasi@gmail.com


İÇİNDEKİLER JAPON SİNEMASINDA SPOR FİLMLERİ

JAPONYA’NIN ALEIN DELON’U KEN TAKAKURA

100 yen love

12

6 OLİMPİYATLAR İNSANOĞLUNUN TUTKUSUDUR: TOKYO OLYMPIAD

4

AŞK BENİ GÜÇLENDİR! BUZZER BEAT

ANİME DÜNYASINDA BASKETBOL EFSANESİ: KUROKO NO BASKET

SAMURAY HİKAYELERİ

16 TÜRKİYE’DE TV EKRANLARINDA YAYINLANAN SPOR ANİMELERİ

ÇİZGİLERE HAYAT VEREN EFSANE TAKEHİKO INOUE

20

28

30 JAPONYA’NIN EN KOZMOPOLİT KENTİ KOBE GEZİ REHBERİ

34

26 UZAKDOĞU ESİNTİSİ TÜRKİYE’DE JAPON YAYINLARI & HAYDAR ÇAKMAK

MÜCADELE RUHU AZİM VE TUTKU EN İYİ SPOR MANGALARI

KENDO

14

10

32 JAPON EDEBİYATINI PİRİ, MEİJİ DÖNEMİNİN SESİ BİR YAZAR NATSUME SOSEKİ

36

38 WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

3


JAPON SİNEMASI DOSYASI

100

YEN LOVE YAZAR: SENİHA KATLAV

D

ram filmlerinde oldukça sık rastladığımız izleyenlere umut ve enerji aşılayan bir yeniden diriliş öyküsü Hyakuen no Koi (100 Yenlik Aşk). Shin Adachi’nin kaleme aldığı, 39. Japonya Akademi Ödüllerine layık görülen senaryo, yönetmen koltuğundaki Masaharu Take tarafından büyük bir ustalıkla beyaz perdeye taşınmıştır. Filmin yıldızı 1986 doğumlu genç oyuncu Sakura Ando. Filmin sıradan öyküsüne karşın ona çok fazla sorumluluk yüklenmiş ve Ando bu işin altından büyük bir başarıyla kalkmıştır. Performans ödülüne layık görüldüğü bu filmde canlandırdığı karakter dolayısıyla, onu güç ve efora dayalı sahnelerde oldukça uzun süreler izleyeceksiniz. Filmin bel kemeği. Kirli, pasaklı, dağınık Ichiko. Kendini kapatmış, çevresiyle iletişimini en aza indirmiş, depresyonda bir kadın. Ailesi ve boşanarak onların yanına taşınan kız kardeşiyle birlikte yaşayan ve ev içinde herhangi bir sorumluluk taşımayan. Onu biraz bu

4

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

şekilde izledikten sonra aklınıza “Hikikomori” gelecek. Bir tür depresyon olarak görebileceğimiz kendini hapsetme, sosyal hayattan uzaklaşıp içine kapanma, günlük yaşamda fiziki ihtiyaçları karşılamada güçlük çekerek yaşamaya devam etme durumlarını içinde barındıran bir hastalık. Toplumun sizden beklediklerini onlara sunamayan, okulda dışlanan, iş hayatına atılamayan, kendi ayakları üzerinde duramayan gençlerin içine girdiği çıkmaz sokak aslında. Bu ruh haliyle yaşamaya çalışan Ichiko’yu izlerken, başlarda zihinsel yetersizliği olan birey olarak tanımladığım karakter, hantal yürüyüşleri, saçlarının sürekli yüzüne gelmesi, sırtını kaşıyıp durması, kabalığı, göbeğini kaşıyıp yemek yemesi, yiğeninin yanında sigara içip alkol alması ve bakışları gerçekten beni sinir etmeyi başardı. Bu da Ando’nun başarısıdır. Aile de artık duruma ciddi anlamda tepki göstermeye başlar, kardeşi Fumiko’yla yaşadığı ateşli bir kavganın ardından da Ichiko evi terk eder . Annesi kızı evden göndermiş gibi görünse de aslın-


JAPON SİNEMASI DOSYASI

Yuji ile birlikte yaşamaya başlaması Ichiko’yu daha da kadınsılaştırır gözümüzde. Onun merhametini, sevmeye ve sevilmeye ne kadar açık olduğunu, iletişim kurmaya olumlu baktığını görebiliriz. Ortak yaşam sonucu paylaşımlar artar ve bu da aralarındaki ilişki için yeni adımlar demektir. Ancak uzun sürmez ve Ichiko hayal kırıklığı yaşar. İşte burası filmin kırılma noktası. Savaşmaya karar verir Ichiko. Bir süredir uğraştığı boks sporuna dört elle sarılır ve hareketleri keskinleşir, oturur, sertleşir. Kendine olan saygısı artar ve öz güveni tazelenir. Herşeyden önce kendini iyi hisseder. Boks onun için bir kalkan görevi görür. Zihnini, ruhunu, sağlığını bu şekilde koruyabileceğini keşfeder.

da annenin bunu yapması gerekiyordu bir yerde. Kızını kendi ayakları üzerinde durması için teşvik ettiğini düşünüyorum. Ne alırsan yüz yen olan bir dükkanda kasiyer olarak çalışmaya başlar. Yaşı kendisinden büyük, boşanmış ve çok konuşan tuhaf bir iş arkadaşı başına bela olur. Onun aklında ise dükkanlarından muz alan ve daha öncesinde birkaç kez antrenman yaparken izlediği Yuji vardır. Ichiko’yu ve askıntı iş arkadaşını son maçına davet eden Yuji de bizim kızdan hoşlanır aslında. Hayatının bir köşesinde her zaman boks olan bu genç kadın o maç sonunda dövüşmeye karar verir aslında. Rakiplerin kimin kazandığı önemli olmaksızın birbirlerine sarılıp omuzlarına dokunmalarından etkilendiği gözlerinden okunur. Acı bir tecavüz sahnesine tanık oluyoruz. Ichiko’yu anlayıp kabul ettiğiniz taktirde filmin tek itici ve rahatsız edici kısmındayız artık. Karakterimizin bu olay karşında takındığı tavır ve tutum da oldukça güçlü. Bir de ilk olduğunu düşünürsek...

Ailesi ondan yardım istediğinde, onların karşına kendi ayakları üzerinde duran bir kadın olarak çıkar. Babanın kızıyla ne kadar gurur duyduğu gözlerinden belli olur. O eski tartışmalar sanki hiç yaşanmadı. Kişi kendine kendini ispatladığı anda diğer insanları affetmek çok daha kolay oluyor sanırım. Sonunda yüz yenlik kızımız ilk resmi karşılaşmasına çıkar. Maç boyunca sergilenen oyunculuk gerçek ringleri aratmayacak türden. Oyuncuların her vuruşunu en can alıcı noktalardan yakalayan kameralarsa sizi alıp boks maçlarında birer seyirci koltuğuna yerleştiriyor. Hiç vazgeçmeyen Ichiko çok çabalasa da mağlup ayrlan taraf oluyor. Sanki onun için önemli olan kazansa da kaybetse de diğer oyuncunun boynuna sarılıp, omzuna dokunmaktı. Oyunda karşı taraf düşmanın. Oyun sonunda ise senin gibi biri. Biz de öyle yapmıyor muyuz? Toplumsal rollerimiz neyi gerektiriyorsa onu yapıyoruz. Bütün çatışmalar roller yüzünden. Bazen sadece sarılmak ve kucaklamak için oynamak lazım. WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

5


JAPON SİNEMASI DOSYASI

JAPONYA’NIN ALEIN DELON’U

ken takaku

6

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

YAZAR: AHMET ZİYA SEKENDİZ


JAPON SİNEMASI DOSYASI

ura KEN TAKUKARA

K

en Takakura ya da “Ken San”, o kadar önemli ve sevilen bir oyuncuydu ki, belki de “Japonya’nın en büyük oyuncusu” dememiz gerekir. Aynı zamanda bir şarkıcı olan ve 2014 yılında, 83 yaşında hayata gözlerini yuman Ken Takakura, Japonya’dan Amerika Birleşik Devletlerine uzanan yolda tam 200 filmde rol aldı ve Martin Scorsese, Ridley Scott, John Woo, Paul Schrader, Michael Douglas gibi sinema devleri ile çalıştı. “Japonya’nın Clint Eastwood’u” ve Japonya’nın Alein Delon’u olarak anılan sanatçı, 1931 yılında Fukuoka’da dünyaya geldi. 1963 yılında Toei stüdyoları ile sözleşme imzaladı ve romantik karakterlerden ahlak yoksunu gangster tiplerine kadar çeşitli roller oynadı ve yakuza filmleri ile şöhrete kavuştu. Ancak bu rollerin şimdi anlaşıldığı gibi “gangster” rolleri olmadığını belirtelim. Bu Yakuza filmleri “Ninkyo eiga” olarak adlandırılan bir alt türe aittir. Bu tür, Amerikan Ganster filmlerinden fazlaca esinlenmiştir. Temel olarak; görevi ve duyguları arasında çatışma yaşayan karakterlerin hikâyelerini yansıtır. Sanatçı filmlerde soğukkanlı bir rol çizer. 1960’lar Japonya’nın ikinci dünya savaşının ve atom bombasının etkilerini üzerlerinden henüz atamadığı ve beyaz perdede, “sokaklarda adalet dağıtan” kahramanlar görmek istedikleri zamanWWW.JAPONSİNEMASİ.COM

7


JAPON SİNEMASI DOSYASI lardı. 1965 tarihli Abashiri Prison adlı film, sanatçının çıkış yaptığı yapım olmuştur. 1970 tarihli Too Late The Hero ve 1975 yapımı The Yakuza filmleri ile uluslararası çapta tanınmaya başlanmış, 1975 yılında Michael Douglas ile oynadığı Black Rain filmi ile daha da şöhret kazanmıştır. Ken Takakura, Çin’de popüler olmuş az sayıda Japon oyuncudan biridir. Junya Sato’nun yönettiği 1976 yapımı suç filmi Kimi yo Fundo no Kawa o Watare, Çin’deki kültür devriminden sonra gösterilen ilk yabancı filmdir. Aktörün en önemli özelliklerinden biri de rolü ne olursa olsun büyük bir titizlikle çalışmasıdır. Yakuza filmleri ile tanındığında gerçek yakuzalar ile görüşmüş, Mr. Baseball filminde yan rolde olmasına rağmen rolüne büyük bir titizlik ile yaklaşarak Japon kültürünü yansıtmaya gayret göstermiştir. Sanatçı Japonya’da büyük saygı görmüştür. Filmlerdeki soğuk kanlı tavrı ve melankolik tarzı ile milyonlarca Japon gencine rol model olurken, 1960’lardaki liberal ve kapitalist yükselişle kaybolmaya başladığı düşünülen muhafazakâr Japon değerlerini çağrıştırdığı için diğer yaş grupları arasında da büyük saygı görmüştür. Ünlü yazar ve muhafazakâr politikacı Shintaro Ishihara, sanatçıyı “Son büyük yıldız” olarak anar. Sanatçının 2014’de vefat etmesi ile Japon Sinemasının altın çağının son oyuncusu da aramızdan ayrılmıştır.

hemen her bölümü yılın en çok iş yapan filmi olmuştur. Bu film, sanatçıyı çağının en popüler oyuncusu haline getirmiştir.

Oyuncu aynı zamanda birçok ödül de kazanmıştır. Ancak hiç kuşkusuz en büyük ödül, 2012’de Japonya’nın en büyük ödülü olan ve Japon İmparatoru tarafından, imparatorluk sarayında bir törenle verilen “Order of Culture”dır. Sanatçının rol aldığı birkaç filme göz atalım:

Theater of Life (Jinsei gekijo, 1963) Theater of Life, Toei Stüdyosu yönetmenlerinden Tadashi Sawashima tarafından yönetilmiş Ninkyo ega türünün ilk büyük hit filmi olmuştur. Filmin başarısı, bu tür filmlerin çekilmesinde itici güç vazifesi görür. Bu filmle birlikte tecrübeli başrol oyuncusu Koji Tsuruta, türün en büyük yıldızlarından haline gelir. Koji Tsuruta filmde soylu bir yakuza kahramanı canlandırır. Bununla birlikte bu film Takakura’nın kariyeri adına da önemlidir. Sanatçı bu filmde kötü, ama kendisinden beklenmeyecek bir asalete sahip; yapmak zorunda kaldığı şeyleri gerçekleştirmekten memnun olamayan bir tipi canlandırır. Bu film, Ken Takakura’nın yıldızı olacağı türe attığı ilk adımdır.

Abashiri Prison (Abashiri bangaichi, 1965) 1965-1972 arası 17 filmi çekilen bir seridir. Son sekiz bölüm hariç tümü Teruo Ishii tarafından yönetildi. Bu film, Ken Takakura’nın çıkış yaptığı film olarak bilinir. Amerika’nın Alcatraz hapishanesine denk diyebileceğimiz, Japonya’nın efsanevi hapishanesi Abashiri’den kaçışı anlatan heyecan verici bir yapımdır. Filmde, ninkyo eiga türünün bazı özellikleri görülürken, Takakura’nın soğukkanlı karakteri dikkat çeker. Bu film, Takakura’nın en önemli filmlerinden biridir. Yapımın

Wolves, Pigs and Men (Okami to buta to ningen, 1964) Finansal yönden bir başarı kazanamamış da olsa bu film yönetmen Kinji Fukasaku’nun sanatsal açıdan atılım yaptığı yapımdır. Sıradışı kamera kullanımı ve ahlak yoksunu insan davranışları ile dolu filmde Ken Takakura’yı en şeytani rollerinden birinde görüyoruz. Amacına ulaşmak için öz kardeşine bile işkence etmekten çekinmeyen karakter diğer filmlerde görülen asil davranışları bir tarafa bırakır.

8

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM


WOLVES, PIGS AND MEN, 1964

Bullet Train (Shinkansen daibakuha, 1975) Toei stüdyoları, ninkyo eiga türü filmleri yapmayı bırakınca, Ken Takakura’nın kariyeri geçici bir darbe aldı. Kahraman yakuza lider adamı imajından kurtulma girişiminde bulunan Takakura, çeşitli “kahraman olamayan” rollerde yer almaya çalıştı. Junya Sato’nun “Bullet Train” adlı filminde talepleri yerine getirilmezse Japon hızlı trenini patlatmakla tehdit eden bir teröristi canlandırdı. Film gişe rekorları kırdı. Amerika’da yeniden çevrimi yapıldı. Bu yeniden çevrim, Keanu Reeves’in rol aldığı ünlü Speed (1994) filmidir. Bullet Train, sanatçının kariyerinde yeni bir sayfa açtı ve üzerine yapışan tür oyuncusu sıfatından kurtulmasını sağladı. Sanatçının aldığı ödüller: Japon Akademi Ödülü, (Outstanding Performance by an Actor in a Leading Role) 1978 – The Yellow Handkerchief 1981 – A Distant Cry from Spring 1982 – Station 1999 – Poppoya Japon Akademi Ödülü, (Special Award of Honour from the Association) 2013 - Blue Ribbon Ödülleri 1977 – The Yellow Handkerchief 1999 – Poppoya Japon Onur Madalyası (Purple Ribbon) (1998) Kültürel Yeterlilik Sahibi (2006) Order of Culture (2013) Junior Third Rank (2014; ölümünden sonra verilmiştir) WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

9


JAPON SİNEMASI DOSYASI

10

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM


JAPON SİNEMASI DOSYASI

OLİMPİYATLAR İNSANOĞLUNUN TUTKUSUDUR

TOKYO OLYMPIAD YAZAR: Ercan gürova

“Tokyo Olympiad” yönetmenliğini Kon Ichikawa’nın üstlendiği 1965 yapımı bir belgesel. Adından da anlaşılacağı üzere Tokyo’da düzenlenen olimpiyat oyunlarını merceğine alıyor. Oyunların açılış seremonisinden kapanışa kadar kronolojik bir sıra takip edilerek anlatıldığı belgeselde hem teknik imkânların genişliği hem de yer yer lirik bir anlatıma yer verilmesi seyircinin ilgisini çekmeye muktedir gözüküyor. Belgeselimiz “Olimpiyatlar insanoğlunun tutkusunun bir sembolüdür” yazısıyla açılıyor ve bu sözü teyit edercesine yaklaşık 3 saat boyunca çeşitli spor branşlarında yüzlerce atletin tutkuyla, hırsla rekabet etmesini gözler önüne seriyor. Bu rekabet esnasında yaşanan ilginç ayrıntılar ise belgeseli farklı kılan özellikler arasında. Örneğin, sırıkla yüksek atlamanın 9 saatten fazla oynanıp yarışın gece karanlığına kadar devam etmiş olması, sakatlananlar, sakatlandığı halde yarışı bırakmayanlar, kavga eden sporcular vs. Belgesel öncelikli olarak olimpiyatların tarihçesi ile ilgili bilgi vererek başlıyor. 1940’ta II. Dünya Savaşından ötürü iptal edilen ve ancak şimdi (1964’te) gerçekleştirilen müsabakadan bahsederek her dört yılda bir oyunların hangi ülkelerde düzenlendiğini seyirciye hatırlatıyor. Daha sonra geçit törenini görüyoruz. En kalabalık gruplardan tek bir sporcunun gelebildiği ülkelere kadar değişik milletler resmi geçit yapıyor. En sonda çıkan Japon sporcu grubu ise doğal olarak en büyük tezahüratı alıyor. Geçit töreninin ardından yarışlar başlıyor ve çeşitli spor branşlarında yarışan sporcuları seyrediyoruz. Hepsi yaşanmış, kurgu olmayan, kameranın sporcuların en yakınına kadar girdiği, çok ilginç anlar bunlar. Sözgelimi, 100 metre erkekler koşusunda ABD’den Bob Hayes’in birinci olduğu yarışı, SSCB’den (Rusya

ortaya çıkmadan önce) Valery Brumel’in birinci olduğu yüksek atlama müsabakasını, kadınlarda gülle atmada yine SSCB’den bir yarışmacıyı, sırıkla yüksek atlamada ABD’den Fred Hansen’ı, erkekler 10.000 metre koşusunda ABD’den Mills’i, olimpik maratonu kazanan Etiyopyalı Abebe Bikila’yı ve daha pek çoğunu görme imkânımız oluyor. Belgesel boyunca sadece müsabakaları seyretmiyoruz. Bunun yanı sıra insan portreleri de karşımıza çıkıyor. Mesela, katılan yarışmacılarla ilgili ilginç notlar paylaşılıyor, hayat hikâyelerinden parçalar sunuluyor. Afrika’daki ülkesinden tek başına katılan bir sporcunun azmi ve mücadelesi örnek gösteriliyor. Yönetmen sporcular dışındakileri de unutmamış tabii ki. Müsabakaların olmazsa olmazı seyircilere de yer veriliyor. Önemli anlardaki coşkuları, tezahüratları, alkışları, hayal kırıklıkları kameraya takılıyor. Bunun dışında stadyumdaki satıcılar, dürbünle izleyenler, basın merkezinde çalışan yüzden fazla gazeteci (farkı dillerde daktilo kullanan insanları görmek oldukça nostaljik), hakemlerin gıdıları ve sporcuların yaralı ayakları da belgeselin bir parçası. Belgeselin artistik jimnastik kısmındaki müziğin eşlik ettiği görüntüler de oldukça estetik diyebiliriz. Zor hareketlerde müziğin de değişmesi insanı heyecanlandırıyor. Kısacası, yüzmeden kano yarışlarına, çim hokeyinden boksa kadar çeşitli branşlarda spor müsabakaları izlemek, 1960’lar havasına gitmek, insan hayatlarından kesitler seyretmek istiyorsanız Tokyo Olympiad’a bakmaya değer. Arada güreşte bir Türk sporcunun yarıştığını da ekleyelim. Bir de Japonya’nın toplamda 29 madalya alarak oyunları 3. sırada bitirdiğini. WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

11


JAPON SİNEMASI DOSYASI

JAPON

. SINEMASINDA

.

.

SPOR FILMLERI B

ushido Sixteen, 2010

YAZAR: GÖKHAN KULOĞLU

Japon kılıç sanatlarına meraklı olanlar için güzel bir önerimiz olacak. Kılıcın yoluna hizmet eden “kendo” sanatını konu alan Bushido Sixteen filmi sizlerle. Genç yaştan beri yoğun bir kendo eğitimi alan Kaori’nin yolu uğraşı sayesinde Sanae ile kesişir. Sanae, rastlantı icabı ortaokul döneminde kendo yapmaya başlamıştır ve bir süre sonra Kaori’nin rakibi olmuştur. Sanae’nin ilk zamanlar kendo umurunda değilken zamanla Kaori yenme hırsıyla yanıp tutuşarak tek uğraşı haline gelir. Sanae, Kaori’yi yenebilecek midir? Bakalım, kendo onların yollarını nasıl çizecektir!

12

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM


JAPON SİNEMASI DOSYASI

T

he Battery , 2007

Yönetmenliğini Son Veda gibi başarılı bir filme imza atan Yōjirō Takita’nın yaptığı The Battery! İlkokula başlamadan Okayama’ya taşınan Takumi, arkadaşı olamayan içine kapanık biridir. Hayatında önemli yere sahip olan beyzbola atıcı olarak devam eden Takumi’nin buraya taşındıktan sonra yeteneklerine olan inancı zamanla kaybolur. Yeni okulunda tanıştığı Kou’nun onunla ilgilenmesi ve kendisine iyi bir atıcı-tutucu olabileceğini söylemesi üzerine içerisinde bir ışık yanar. Sonra ne mi olacaktır? Merak edenleri Japonya’da beyzbol macerasına davet ediyoruz!

T

omorrow’s Joe, 2011

Yetimhaneden kaçan ve gecekondu mahallesinde yaşayan Joe Yabuki, sorunları olan genç bir adamdır. Bir gün mahallede rastlantıyla boks eğitmeni Danpei ile tanışır. Ancak asi tavırları onun hapse girmesine sebep olur ve bir yıl hapisle cezalandırılır. Burada tüy siklet boks şampiyonu Rikiishi ile tanışır o da bir gazeteciyi dövmek suçundan hapistedir. Rikishi, Joe’nun yumruklarının gücünü fark eder ve aralarında bir rekabet başlar. Acaba son zilden önce kim yere serilecektir! Merak edenleri Japonya’da boks yolculuğuna çıkarıyoruz. Filmin efsane Ashita no Joe anime serisine bakmayı da unutmayın!

W

aterboys , 2001

Amerikan ve Japon yapımı olmak üzere iki filmi olan Waterboys’un Japon yapımının yönetmenliğini Shinobu Yaguchi yapıyor. Filmin aynı zamanda aynı isimde bir animesi mevcut! Yüzme meraklıları için güzel bir önerimiz var. Animesi kadar izleyici de ilgi uyandırmayı başaran Waterboys filmi Tadano Lisesi’nde yüzme ekibindeki gençlerin macerasını sizlerle buluşturuyor. Lisede yapılacak olan festival için iyi bir gösteri hazırlamak isteyen Suzuki ekibi zoru başarabilecek midir? Su sporu olarak yüzme sizce ne kadar sanata dönüşebilir, izleyelim görelim.

Diğer spor film önerilerimiz

S

hiko Funjatta , 1992 Birden bire kendisini üniversitenin Sumo klübünde bulan üniversite öğrencisinin çabalamasının komik bir dille ifade edildiği bir sumo komedisi...

K

ano , 2014 Tayvan’da yaşayan eski beyzbol oyuncusu Masatoshi Nagase, Koshien’e girme hayallerini gerçekleştirmek için bir grup gençle başarıya ulaşabilecek midir? WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

13


JAPON SİNEMASI DOSYASI

AŞK BENİ GÜÇLENDİR!

YAZAR: DİLEK ATAK

buzzer beat K

eşke buraya dizinin müziğini ekleyebilme şansım olsaydı. Çünkü müzik hem coşturuyor hem oynatıyor hem de gaza getiriyor. Dinleyin. Benden söylemesi… Üşendiğiniz ve yapamayacağınız bir şey varsa da yaptırıyor, bilesiniz. Sanmayın Japonca biliyorum. Sözlerini anlamasanız bile seveceğiniz bir şarkı. Şarkıyı belki buraya koyamıyorum ama ismini verebilirim ki açın dinleyin. B’z -Ichibu to Zenbu. Peki ya dizi; Buzzer Beat – 2009!

Naoki; esas oğlanımız profesyonel basketbol oyuncusu. Basketbolda yetenekli olmasına rağmen endişelerinden kurtulamadığı için başarısız olur. Bu çocuğun iki yıldır da takımın hem ponpon kızlığını yapan hem de şirketinde çalışan Natsuki ile ilişksi vardır. Eğer takım finale kalıp şampiyon olursa evleneceklerdir. Ama kısmet bu ya kazanamazlar. Onlar da evlenemez. Naoki bir gün telefonunu Riko’nun da bulunduğu otobüste unutacak ve kaderleri onları aslında oracıkta birleştirecektir.

Dizi zincirleme aşk hikayelerinin anlatıldığı gençlik dizisi… Sen seversin, sevdiğin seni sevmez. Gider başka birine aşık olur başka birini sever, başka biri de onu sevmez. Tamam tamam bu kadar da dramatik değil. Hemen arabeske bağlamayalım.

Riko; keman virtözü fakat o da kendi mesleğinde bir türlü istediği gibi olamayınca bir kitapçıda part-time olarak çalışır. Riko’nun bir de en yakın arkadaşı Mai vardır ki maşallah cin gibi bir kızdır. Flütçüdür. İkisinin de hayali bir gün beraber sahnede çalmaktır.

14

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM


JAPON SİNEMASI DOSYASI Naoki basketbol oyun çıkışı bir otobüse biner ve otobüste telefonunu unutur. Riko ve arkadaşı telefonu bulur. Telefonu almaya gelecek olan kişi ise Naoki değil takımın koçu Kawasaki’dir. Kawasaki Riko’yu görür görmez aşık olur ve tekrar görüşmek için telefon numarasını ister. Gel zaman git zaman Kawasaki ve Riko buluşur. Kawasaki kızdan hoşlansa da kız bir türlü kalbini ona veremez. Kawasaki dediğimiz adam Riko yeni taşındıkları evin parkında bir gün keman çalarken Naoki ile karşılaşır. İşte tam arkada bu tabela vardır. Bizi senarist buradan tetikliyor.

Bak her ne kadar ikisinin de hayatlarında başka birileri varsa da ben bu ikisini bir araya getireceğim. İyi tamam diyoruz. Ama ekliyorum. Bari koçu hem yakışıklı hem de düzgün bir insan yapmayaydın be adam. Bak Naoki’inin kız arkadaşına nasıl cadılık yapıyor. Naoki başarılı olamadığı için takıma yeni gelen Yoyogiren ile ilişki kurabiliyor. Naoki safım kızın aldattığını gözleri ile görmeden bir tülü anlayamıyor. Bu arada Riko Naoki’ye abayı yakmış durumda. Naoki de Naoki. Naoki de aslında kalbinin hala Natsuki’de olduğunu sansa da Riko’ya ayrı bir ilgi duyuyor ve ondan güç alıyor. Zaten mottomuz da o değil mi? Love makes me strong. Sevdiğim şirin karakterlerden biri de Shuji idi. Mai’ye sırılsıklam aşık olan şapşal çocuk. Mai de her ne kadar olgun erkeklerden hoşlansa da -çünkü onlarda para var- yüreği çocuk gibi kpır kıpır olan Shuji’ye gönlünü kaptırır.

Bu ikisinin arasındaki güçlü arkadaşlık bağı ise çok hoşuma gitti. Bazı sahneler ise bizim arkadaşlık kültürümüzle ilgili çağırışımlar yaptı. İzlemek isteyenler için fazla spoiler vermek istemiyorum. Ama dizi eğlenceli, bol basketli, bol aşklı meşkli. Dizide eksikler yok muydu? Vardı elbette. Örneğin; Geleneksel Japon yemeğini 9.bölümde ancak görebildim. Ve ilk defa biri çubuk tuttu. O da Riko idi. Manzara olarak pek bir şey göremedim. Zira o da 9.bölümden sonra birkaç fotoğraf vardı. Biz izleyiciler dizi veya film izlerken mutlaka güzel bir fotoğraf görmek isteriz. Kıyafetler, özellikle kızların o zamanın modası böyle miydi hatırlamıyorum ama bence hiç özenilmemişti. Daha renkli ve yakışan kıyafetler olabilirdİ. Erkeklere giydirilen takım elbiseler eh işte şöyle böyle. Dikkatimi çeken başka bir şey ise bütün takım elbiseli erkeklerin giydikleri çizgili gömlekleri. Sade düz rengine rastlamadım. Eğlenceli ve beynimi yormayan dizi izlemek istiyorum derseniz, bu diziyi de listenize alın. Oyuncu isimlerini de ekleyelim eksik kalmasın. Tomohisa Yamashita Keiko Kitagawa Saki Aibu Shihori Kanjiya Junpei Mizobata Nobuaki Kaneko Munetaka Aoki WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

15


ANİME-MANGA DOSYASI

16

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM


ANİME-MANGA DOSYASI

samuray . . HIKAYELERI S

YAZAR: HAFİZE MUTLU

amuraylık Japonya için hala önemini sürdüren tarihi bir gerçeklik. Zira Japonlar tarihlerine ve değerlerine oldukça fazla bir şekilde düşkünler. Eski Japonya’da soylu asker sınıfı olarak tanımlayabileceğimiz samuraylık kelimesi “hizmet etmek” anlamına gelmekte ve “saburau” kelimesinden türemiş. Feodal dönem Japonya’sının en önemli askeri gücü olan samurayların hizmetlerinin karşılığı olarak bazen mevki ve arazi bazen de para almakta oldukları en bilinen gerçeklerden. Zira samuraylar feodal hükümdarların hepsine bağlı olsalar da, klanlardaki efendilerine de bağlılar ve klanlar sık sık toprak kavgaları yüzünden karşı karşıya gelmekte.

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

17


Samuraylık denince akla önce Rurouni Kenshin gelir. Zira bu anime en bilinenlerden olmakla birlikte içerisindeki samuray öğretileri ve gelenekleriyle ilgili en başarılı anlatımlardan birisine de sahiptir. 95 bölümden oluşan anime serisinin 3 tane de filmi bulunmakta. Hikâyede ise Himura Kenshin’in suikastçiliği bırakıp gezgin olmasıyla başlayan, daha doğrusu başına gelen olaylar anlatılmaktadır. Tabii sadece Himura’yı izlemiyoruz burada. Çeşitli yan karakterleri de olan animenin en başarılı kısımlarından bir tanesi de animedeki samurayların tekniklerinin olması ve gelişim süreçleri. Rurouni Kenshin ciddi ve tarihsel alt metinleri olsa da, aslında oldukça eğlenceli bölümleri de mevcuttur.

Çeşitli eğitimlerden geçen samuraylar at üstünde, yaya, silahlı ve silahsız dövüşebilmekte. Yanlarında genellikle bir küçük bir de büyük iki kılıç (katana) taşırlar. Bir de bıçakları vardır. Kılıçlarının ruhları olduğuna inanan samurayla onlara isim de verirmiş. Bunun gibi birçok detay günümüzdeki animelerin alt metinlerini oluşturuyor. Samuraylık 1876 yılında İmparator Meiji tarafından ortadan kaldırılsa da, toplumda izleri devam etmiş. Efendileri olmayan samuraylar yani roninler, çeşitli görevlerde çalışmış. Bir kısmı isyan ederek öldürülmüş, diğer bir kısmı ise harakiri yaparak intihar etmiş. Bunun gibi hikâyeler de özellikle tarihi ve askeri animelerin temellerini oluşturmuş. Feodal dönemde samuraylar önemli bir yer kaplasa da, imparator ve samuraylar arasında “shogun” adı verilen bir sınıf vardır ki, Japonya’nın gerçek yöneticileri oldukları rahatlıkla söylenebilir. Samurayların efendileri / komutanları diyebileceğimiz shogun sıfatı için, hem askeri rütbe hem de tarihsel bir unvan olduğunu da belirtebiliriz. Mei dönemiyle birlikte bu sınıf da ortadan kalktı fakat samuraylar gibi onların da izleri hala animelerde karşımıza çıkmakta.

18

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

Savaşlar ve karşılaşmalar samuraylığın olmazsa olmazı gibi. Basilisk’te de buna benzer bir hikâye izliyoruz. Fakat burada karakterlerimiz samuray değil ninja. Ninjaların samuraylardan farkı ise samurayla elit sınıftan olurken ninjalar daha çok ajan ve paralı askerler gibidir. Yeni shogunu belirlemek için iki klan arasında savaş çıkar ve olaylar gelişir. Tabii Basilisk’in alt metinlerin birisi bağlılık ise, bir diğeri de sevgidir. Zaman zaman dramatik olan bu anime 2005 yapımı ve 24 bölüm sürmüştür. Samuray animeleri bu kadar değil tabii; Samurai Champloo, Sengoku Basara ve Ha-


ANİME-MANGA DOSYASI kuouki en güzel örneklerin başında gelir. Fakat tüm bu animelerin ortak noktaları hemen hemen hepsinin feodal dönem Japonya’sında geçip aşk, bağlılık, eğitim, disiplin ve gurur temalarını işliyor olmasıdır. Komedi de zaman zaman uğrar bu serilere. Örneğin; Samurai Champloo’da hoş esprileri sıkça duyar eğlenceli sahneler izleriz ara sıra. Gerçi Samurai Champloo’yu diğer samuray animelerinden biraz ayrı tutmak gerekir. Zira anime her ne kadar samuray öğeleri üzerine kurgulansa da, şahsına münhasır yönetmen Shinichiro Watanabe’nin Cowboy Bebop’daki gibi fütüristtik etkileri kesinlikle kendisini belli ediyor. Öte yandan samuray ve komedi deyince akla ilk Gintama gelir, evet. Tabii Gintama’nın parodi havası unutulmadan izlenirse, samuray öğelerinin içerisinde başarılı bir şekilde yerleştirildiği de görülebilir. Son zamanlarda ise potporik karakterleri ile adından söz ettiren Drifters serisi samuraylık felsefesi için oldukça güzel bir örnek oluşturmakta. Gerçek bir kişiye dayanan Toyohisa karakteri kelimenin tam anlamıyla Feodal Japonya’nın bağrından kopup gelmiş bir karakter. Yani samuray öğretileri ve karakterleri başlı başına bir anime türü olmakla birlikte aynı zamanda birçok animenin içerisinde kendisini göstermekten de geri kalmıyor. Tabii öğretileri de... Örneğin K animesindeki klanlar ve takipçileri Feodal Japonya’nın günümüze uyarlanmış bir kopyası gibidir aslında. Samuray disipliniyle savaşan mavilerin devlet tarafında olması, öte yandan ninjalar gibi asi olan kırmızıların genellikle “kirli” işler yapmaları, bu klanların krallarının olması ve genellikle savaş halinde olmaları geçmişin günümüzdeki yansıması gibi. Samuraylığın temeli buda düşüncesine dayanır. Gelip geçiciliğe inanan samuraylar için önemli olan tek şey efendilerine-babalarına-hükümdarlarına itaat etmektir. Bushido öğretisi de bu şekilde ortaya çıkmıştır. Bu yüzden samuraylık öğretileri ve gelenekleri günümüzdeki efendisine hizmet eden bir hizmetkârda bile rahatlıkla görülebilir. Bunun için animeyi biraz dikkatli izlemek yeterli olacaktır.

JAPON SİNEMA DERGİSİ’Nİ okumAK ARTIK ÇOK KOLAY!

DERGİYİ OKUMAK İÇİN: issuu.com/japonsinemasi

#japonsİnemasİ

SOSYAL MEDYA’DA

BİZİ TAKİP EDİN! facebook.com/japonsinemasi twitter.com/japonsinemasi issuu.com/japonsinemasi prezi.com/user/osbburov0p10

plus.google.com/u/0/+JaponSinemas japonsinemasi@gmail.com www.japonsinemasi.com

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

19


ANİME-MANGA DOSYASI

A N İ M E D Ü N YA S I N D A B A S K E T B O L E F S A N E S İ

KUROKO NO BASKET

S

YAZAR: BİRSEN ALBAYRAK

lam Dunk’tan sonra ortalığı kasıp kavuran basketbol efsanesi; Kuroko no Basket. Üç sezondan oluşan animenin 2008-2014 yılları arasında yayımlanan mangası 30 cilt/ 276 bölümden oluşuyor. Mangakası ise Tadatoshi Fujimaki. Animesinin ilk sezon start tarihi 2012. İkinci sezon başlangıcı 2013, üçüncü sezon ise 2015. Sezonların her biri 25 bölümden oluşuyor. Sezon dışında özel bölümler, kısa film ve OVAları bulunuyor. Bu arada animenin stüdyosu Production I.G.

20

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

Genel olarak serinin konusu şöyle: Teiko Orta Okulu üst üste galibiyetlere ve şampiyonluklara imza atmış ve “Mucizevi Nesil” denen bir takım nam salmıştır. Orta okulun bitmesiyle birlikte bu takım üyeleri farklı liselere dağılmıştır. 5 Dahinin yanı sıra söylentisi yayılan 6.Hayalet Oyuncu vardır. Bu oyuncunun adı Kuroko Tetsuya’dır. Kagami Taiga Seirin Lisesi basketbol takımına katıldığında korkunç derecede kötü bir oyuncu olan Kuroko Tetsuya ile tanışır. Kagami, tetsuya’nın mucizevi nesilden altıncı oyuncu


ANİME-MANGA DOSYASI olduğunu duyduğunda şoka girer. Kuroko’nun basketbol becerisi çok zayıftır. Top sürmede çok iyi olmayan Tetsuya’nın özelliği, saha içerisinde varlığının silik olması nedeniyle fark edilmemesi ve bu sayede top çevirip, çalabilmesidir. Bir gölge olarak Kuroko, Kagami’yi ışığı olarak seçer. Japonya’nın en iyi oyuncusu olma ve diğer Mucizevi Nesil üyelerini yenme yolunda ikili bir ekip olur ve macera başlar. Serinin ilk sezonunda önce olay nedir bunu anlıyoruz. İlk sezonda Teiko Ortaokulundan kesitler görüyoruz. Suratı henüz belli olmayan mucizevi nesil üyelerini görüyoruz. İlk etapta Kuroko bizi karşılıyor. Kuroko’nun Seirin lisesine başlayışı, basketbol kulübüne girişi, basketbol çılgını Kagami Taiga ile tanışması vs işleniyor. İlk sezonda Kuroko nasıl mucizevi nesil üyesi olmuş, basketboldaki konumu ve oynama tarzı nedir bunu görüyoruz. Beraberinde Taiga ile diğer üyeleri yenmeye and içen ikilinin ilk sezonda mucizevi nesilden iki kişiyle karşılaşması da söz konusu. İlk etapta Taiga “mucizevi nesil de neymiş” diye düşünürken Interhigh Şampiyonasında Kise ve Midorima ile karşılaşmaları sonucu baya hırslanmış ve Kış Kupası’nda yenmeyi hedeflemiştir. İkinci sezon da Seirin lisesinin Kış Kupası’na odaklanarak bol bol antremana başlar. Kış kupasında Kuroko ve Taiga eski basketbol arkadaşlarıyla karşılaşacak ve onlarla mücadele edecekti. Bu sezonda birbirinden zorlu mücadelelerle karşılaşacak olan Seirin’in Yousen, Shuutoku ve Touou gibi zorlu rakipleri var. Bu sezonda Kuroko takıma ayak bağı olmamak için farklı teknikler geliştirmye çalışacaktır. Çünkü krokonun hızlı top çevirmesinin bir limiti vardır. Geçen sezonda Kise ve Midorima’yı tanıyan Taiga bu sezonda Mucizevi Nesil’in en güçlü üyesi Aomine ile tanışacak ve kıran kırana bir maç söz konusu olacak. Birinci sezona oranla bir tık daha heyecanlı olan ikinci sezonda Kuroko ve Taiga’nın farklı yetenekleri ortaya çıkacak. Taiga bu adamları nasıl yenecek derken yükseğe sıçrama gibi bir yeteneğinin ortaya çıktığını görüyoruz. Bu sezonda aynı zamanda Mucizevi Nesil dışında bu neslin ortaya çıktığı dönemde var olmuş başka güçlü basketbol oyuncularının varlığından haberdan oluyoruz: Taçsız Krallar. Mucizevi Nesil kadar süper güçlere sahip olmasalar da, Taçsız Krallar da bir o kadar iyi basket bol oyuncuları olarak karşımıza geliyor. Seirin WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

21


ANİME-MANGA DOSYASI Lisesi, Kaijou, Rakuzan ve Shuutoku ile finallere kalıyor. Üçüncü sezonda ise birkaç flashback ve bu karşılaşmalara seyirci oluyoruz. Asıl heyecan ise bu sezonda başlıyor. Seirin lisesi üçüncü sezonda daha güçlü bir takım olarak karşımıza çıkıyor. Kuroko sürekli kendini geliştiriyor ve yeni hareketler kendine katıyor. Bunlardan birisi de “Hayalet Sürücü” tekniği. Aynı şekilde Taiga’nın da hayvansı bir gelişme gösterdiğini ve yüksek sıçramalarda geliştiğini görüyoruz. Bu sezonda Taiga, Mucizevi Nesil’in kapısını aralayarak güçlü bir oyuncu haline geliyor ve Aomine ile eşdeğer özelliklere sahip oluyor. Yine bu sezonda Seirinin eski oyuncularından ve Taçsız Krallardan biri olan Kiyoshi Teppei’nin takıma katıldığını görüyoruz. Rakiplerini bir bir eleyen ve zorlu maçlar atlatan Seirin, finalde Rakuzan ile karşılaşıyor. Rakuzan takımında Mucizevi Nesil’in oyun kurucusu Akashi var. Bu takımı yenmek Seirin için çok zorlu oluyor ancak anime finalinde Seirinin azim, mücadele, takım oyunu ve tutkuyla Kış Kupası’nı kazandığını görüyoruz. Anime ile ilgili genel özetimizden sonra karakterlere bir bakalım isterseniz. Seirin lisesinden başlayalım: Kuroko Tetsuya: Serinin ana karakteri olmasına rağmen ana karakter gibi gözükmeyen Kuroko, diğer karakterler için bağlayıcı bir etken olarak karşımıza çıkıyor. Genelde başrolller öne çıkan sivri tipler olsa da Kuroko böyle değil. Pas atma dışında başka bir yeteneği olmayan Kuroko, silik

22

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

ve soğuk bir karakter. Silik olması nedeniyle de maçlarda varlığı pek hissedilmeyen “abi bu mavi saçlı eleman hep burada mıydı” diye takım elemanlarını sorgulatan birisi. Böyle sıraladığımızda iyi bir karakter olarak görünmüyor olabilir. Ancak oldukça hırslı, kendini geliştiren, arkadaşlarına ve takım oyununa önem veren biri olarak bağlayıcı özelliklerinin olduğunu ve seriyi ayakta tuttuğunu görüyoruz. Kagami Taiga: Asi, kızıl dev. Slumdunk’taki Sakuragi Hanamichi’nin bir benzeri. Basketbolu tutkuyla ve severek oynayan, biraz kalın kafalı ve bireysel takılan bir arkadaşımız. Seirin ve Kuroko ile tanıştıktan sonra takım oyununun önemini anlamaya başlayan ana karakterimiz aşırı hırslı ve ateşli birisi. Seride sürekli gücünün arttığını ve gizli bir gücünün ortaya çıktığını görüyoruz. Güçlü rakiplerle karşılaşmayı da oldukça çok seviyor. Süper gizli gücünün ortaya çıkmasındaki en önemli etkenlerden bir tanesi de buydu. Riko Aida: Seirin takımının koçu. Oldukça fişekleyici ve duygusal bir tip. Babasının eğitmen olması koçluk özelliğinde onun için artı olmuş. Ancak bir koç olarak ben kendisini seride yetersiz buldum. Sen koçsun be kızım azıcık daha efektif ve üretken olman lazımdı. Hyuuga Junpei: Seirinin kaptanı ve tam bir tsundere. Üçlükleri her seferinde kaçmaması ve tam


isabet olması için ant içmiş. Sinirli gözükse de bir o kadar da merhametli birisi. Takım ruhunu doruklarında yaşayan ve takımı bir arada tutan, fişekleyenlerden bir tanesi. Izuki Shun: Seirinin oyun kurucusu. “Eagle Eye(Kartal Gözü)” özelliği ile sahada olup bitenleri görebilen ve oyun hamlesini ona göre şekillendiren sakin arkadaşımız. Junpei ile yakın arkadaş ve sakin oluşu ile oldukça cool gözüken karakterlerden bir tanesi. Kiyoshi Teppei: Seirin basketbol takımının kurucusu ve taçsız krallardan bir tanesi. Animenin sakin ve yardımsever karakterlerinden bir tanesi. Junpei ile çok yakın arkadaşlar. GEçmişinde bir takım rahatsızlıklarından dolayı takımdan ayrılmıştı ancak üçüncü sezonda takımda son kez oynayacağını görüyoruz. İnsan analizi ve hangi yeteneğin nasıl geliştirmesi gerektiği konusunda oldukça başarılı. Takım arkadaşlarına varlığıyla destek veren birisi, tam bir senpai. Rinnosuke Mitobe: Seirinde defansta oynayan sessiz arkadaşlardan bir tanesi. Gerçekten sessiz, neden konuşmadığını bir türlü öğrenemedik. Seride olay akışında seyirci olan karakterlerden bir tanesi. Shinji Koganei: Kedi suratlı (neden öyle olduğunu algılayamadım) Seirin oyuncusu. Oldukça panik ve komik bir arkadaş. Mitobe’nin sözcüsü. Maçlarda aktif olarak pek görmediğimiz destekçi karakterlerden bir tanesi. Sıra Mucizevi Nesil’de: Ryouta Kise: Oldukça yakışıklı, cana yakın ve karizmatik karakterlerden bir tanesi. Seride Mucizevi Nesil’den karşımıza çıkan ilk kişi. Kise’nin özelliği gördüğü yetenekleri, hareketleri kısa sürede kopyalayıp, kendi hareketleri haline getirmesi. Mucizevi Nesil içerisinde Kuroko’ya en yakın olan kişi ve sevdiği insanların ismine de -iichi eki ekleyen sempatik bir karakter. Üçüncü sezonda hareket kopyalamada feriştah olduğunu göreceksiniz. Midorima Shintarou: Mucizevi nesilin soğuk nevalelesi, üçlüklerin efendisi. Midorima’nın üçlüklerinin kaçma olasılığı %0 ve sahanın her yerinden üçlük sallayabiliyor. Bir alışkanlığı isee

burçları takip etmesi ve her gün burç yorumuna göre farklı bir şans objesini yanında taşıması. İlk başlarda gıcık eden bir karakter olarak karşımıza çıkan Midorima, Kuroko’ya yenildikten sonra biraz evcilleşerek daha sempatik birine dönüşüyor. Aomine Daiki: Basketbol için yaratılmış canavar. Yetenek anlamında mucizevi nesildeki en iyi kişi. Aomine’nin yetenekleri çocukluğundan beri güçlü bir yeteneğe sahip. Basketbolu çok severek oynamasına rağmen, bu yeteneği yüzünden zamanda kendine rakip bulamamış, rakipleri tarafından canavar olarak anılmaya başlamıştır. Rakiplerinin onla mücadele şevkinin kırılması nedeniyle basketbola olan tutkusunu kaybetmiş ve mottosu “Ore ni kateru no wa ore dake da.(Beni yenecek kişi sadece benim.)” olmuştur. Aomine’nin müthiş yetenekleri dışında hatırlatan şey ise “Tetsu” diye seslenişidir. Oldukça karizmatik biri olsa da ilk gördüğünüzde Aomine’ye gıcık olabilirsiniz. Ancak Taiga ile karşılaştıktan sonra (güçlü bir rakip bulduğu için) basketbol tutkusu geri dönmüş ve o da evcilleşenler arasında katılmıştır. Murasakibara Atsushi: Kendisi ile üçüncü seWWW.JAPONSİNEMASİ.COM

23


ANİME-MANGA DOSYASI ya Makoto, serinin kötü karakterlerinden birisi. Teppei’nin sakatlanmasına neden olan karakter. Listeyi uzatmaya kalksak uzar da gider. Çünkü baya bir oyuncu var, en iyisi seriyi izleyin

zonda karşılaşıyoruz. “Dev Adam” lakabını tamamıyla hak ediyor. Aslında basketbolu hiç sevmeyen ve öylesine oynayan birisi. Tembel olduğu için savunmada ve pota altında oynuyor. Ama gel gör ki Murasakibara’nın ciddi halini görmeyin; gerçekten oynadığında yenilemez ve tutulamaz birisi oluyor. Bloklarından kaçmak ve ribaundları ondan önce almak oldukça zor. Kuroko bloklarından kurtulmak için bir atış tekniği geliştirmişti ve oldukça heyecan vericiydi. Seiijuro Akashi: Mucizevi Nesil’de en sevmediğim karakter bu diyebilirim. Mucizevi Nesil’in takım kaptanı. Özelliği ise “imparatorun gözü”ne sahip olması. Bu göz sayesinde rakiplerinin hamlelerini ve neler yapacaklarını önceden %100 öngörerek rakiplerini alt ediyor. Bu karakterde “ben tanrıyım” şeklinde bir tavır ve kompleks söz konusu. İnsanları kontrol etmede oldukça iyi olan Akashi, “benim emirlerim mutlaktır.” gibi bir mottoya sahip. Her ne kadar kötü bir karakter olsa da içinde iyi-kötü mücadelesinin olduğunu seri içinde görüyoruz. (Ama yinede kötü bir karakter, mucizevi nesilde evcilleşmeyenlerden. Satsuki Momoi: Mucizevi Nesil’in menajeri, sonrasında ise Aomine ile birlikte Touou’ya gelmiş ve o takımın menajeri olmuştur. Takım oyuncularını analiz gücü oldukça kuvvetli. Çok sağlam bir menajer olduğunu söylemek gerek. Bu karakterler dışında seride karşımıza çıkan başka sağlam basket oyuncuları da var. Bunlardan bir tanesi Himura Tatsuya, Taiga’nın Amerika’da iken beraber büyüdüğü ve basketbol oynadığı aynı zamanda kardeşim dediği kişi. Bir diğeri Kasamatsu Yukio, Kaijou basketbol takımının lideri ve Kise’nin takım arkadaşı. Güçlü yönüyle seride öne çıkıyor. Bir diğeri Hanami-

24

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

Şimdi gelelim genel yorumlara; Belirttiğimiz gibi seri tamamen basketbol üzerine kurulu. Slam Dunk izleyenler için bir noktada noksan ve hayal kırıklığı yaratsa da yine de izlemeye değer bir seri. Seri aslında zorluklarda devam etmiş; serinin mangakası Slum Dunk hayranları tarafından ölüm tehditleri almış, ancak çok beğenildiği için ona rağmen seriye devam etmiştir. Velhasıl karşımıza böyle tutkulu bir anime çıkmış. Kuroko no Basket’in ana teması takım ruhu, dostluğun önemi ve yaptığın şeyi severek yapmak. Ana karakterimiz her ne kadar Kuroko olsa da belirttiğimiz gibi olaylar sadece Kuroko etrafında dönmüyor, olaylar arasında Kuroko karakteri bağlayıcı bir etken oluyor. Neredeyse her karakteri de çok detaylı olmasa da tanıyoruz ve geçmişini görüyoruz. Bazen baktığınızda Kagami başrol gibi geliyor ama bir anda hatırlıyorsunuz ki başrol Kuroko. Ya da abi bu nasıl Kuroko’nun basketbolu adam ortalarda yok, bir özelliği de yok derken “aa gerçekten de Kuroko’nun basketi” diyorsunuz. Bana göre serinin Kuroko’nun Basketbolu olmasının nedeni, onun karakteri; azmi, çabası, mücadelesi, takım ruhu ve basketbol anlayışı. Muhteşem bir oyuncuya dönüşen Taiga’nın Basketbolu da olabilirdi ancak seriyi bütünsel anlamda bu kadar iyi kavratamazdı. Ne demek istediğimi seriyi bitirdiğinizde anlayacaksınız.Seride Mucizevi Nesil’in özellikleri izleyenlere çok abartı gelebilir, bununla ilgili eleştiriler de var ancak bu bir anime sonuçta çok basit hareketlerle bu kadar fan toplaması beklenemezdi. İzlerken verdiği heyecan ve ne olacak duygusu bu uçuk yetenekler sayesinde oluyor. İzlerken gerçekten oldukça heyecan verici ve ağzı açık bırakan “yok artık” dedirten sahnelerle karşılaşıyorsunuz. Eğer benim gibi basketbol tutkunu iseniz ve NBA izlerken coşkuya kapılıyorsanız bu seri tam da size göre. Basketbol severlere tam anlamıyla hitap ettiğini söyleyebilirim. İzlerken hissettiğim coşkuyu ve sahada olma arzusunu kelimelerle anlatmam çok zor sanırım. Basketbol animelerinde Slum Dunk birinci ise Kuroko no Basket kesinlikle ikinci sırada. Böylesine heyecanı dorukta olan bir animeyi izlemediyseniz çok şey kaybedersiniz benden söylemesi.


.

2.yıl

KiTABIMIZ ÇIKTI! kitabevlerinde, online satış sitelerinde...

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

25


ANİME-MANGA DOSYASI

26

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM


.

.

ANİME-MANGA DOSYASI .

TAKEHİKO INOUE ÇIZGILERE

K

HAYAT

VEREN

BIR

EFSANE

YAZAR: ESİN YEŞİLYURT

ült manga serilerinin altına imza atmış olan Inoue Takehiko 1967 yılında Kagoshima’da dünyaya geldi. İlgi alanları küçük yaşlarda belli olur ya hep, Takehiko da çocukluğunda çizim yapmaya meraklıydı. Lise yıllarında ilgi alanı biraz daha genişleyerek spora kaymaya başladı. Basketbola olan ilgisi, hayatına ve belki de manga serilerine yeni bir yön verecekti. Japonlara basketbolu sevdiren mangaka da derler kendisine. Lise yıllarında basketbol takımına katılması ve bu spora olan tutkusu ünlü manga serisi Slam Dunk’ın yaratılmasına zemin hazırladı. Elbette pat diye bir manga çizmeye karar verip sonrasında hemen üne kavuşmadı Inoue Takehiko. İlk başlarda City Hunter isimli manga serisinde Tsukasa Hojo’nun asistanıydı. Daha sonra 1988 yılında kariyerininilk başlangıcını Purple Kaede isimli one-shot mangayla yaptı. Manganın teması elbette tutkulu olduğu basketboldu. Bu mangayla Slam Dunk serisinin sinyallerini vermeye başladığını söyleyebiliriz. Daha sonrasında kurgusu Kazuhiko Watanabe’ye ait Chamelon Jail isimli aksiyon polisiye komedi türlerindeki manganın çizerliğini yaptı. Ardından onu zirveye taşıyan serisi Slam Dunk ellerinde hayat buldu. Shohoku Lisesi öğrencisi Sakuragi isimli öğrencinin hoşlandığı kızı etkilemek için basketbol takımına girip, daha sonrasında yeteneğini keşfetmesini konu alan bu seri 1990-96 yılları arasında haftalık manga dergisi olan Shounen Jump’da yerini aldı. Parantez açmak istiyorum, çizimleriyle yer yer gülmekten kırıldığım ve maçların resmedilişine hayran kaldığım bir seridir kendisi. Zaten Takehiko tüm o vücut hatlarını, hareketleri detaylandırabilmek için epey bir basketbol maçını en ince ayrıntısına kadar incelemiş izlerken. Bahsettiğim özellikler serinin neden başarı yaka-

ladığını anlatmaya yetiyor sanırım. 120 milyondan fazla kopya satan manga Shogakukan Manga Ödülleri’nde shounen seri dalında ödül aldı, daha sonrasında ise 2007 yılında Japonların en sevdiği manga seçildi. Serinin 101 bölümlük anime uyarlaması da mevcut. Kariyerine Buzzer Beater isimli yeni bir mangayla devam etti. Şaşırmayacağınız üzere teması yine basketboldu. Ancak Slam Dunk’ın gölgesinde kaldığından mıdır bilinmez, aynı başarıyı elde edemedi. Bu seri de 13 bölüm olmak üzere animeye uyarlandı. 1998 yılında ise manga dünyasına ismini kazımış bir diğer seri Vagabond’u yarattı. Yok hayır, teması basketbol değildi bu sefer. Spor mangalarında görmeye alıştığımız mangaka, bu sefer bir samuray hikâyesi ile karşımıza çıkmıştı. Hikâyenin orjinali Eiji Yoshikawa’nın Musashi isimli kitabına dayanır. Editörünün kitabı okumasını önermesinin üzerine Inoue, Miyamoto Musashi adındaki bu samuraya manga sayfalarında hayat verme kararı alır. 98 yılında çizmeye başladığı bu seri 2000 yılında Kodansha Manga Ödülleri, 2002 yılında ise Osamu Tezuka Kültür Ödülleri’ni kazanarak büyük bir başarı elde eder. Inoue bir çok mangakanın aksine çizimlerini fırçayla yapar. “Yaptığım şey ne bir peri masalı, ne de fantastik bir kurgu. Çizdiğim karakterler hayali bile olsa onları bir belgeselin içindeymişler gibi çizerim.” diyerek mangaları nasıl çizdiğini ve iyi bir manganın nasıl olması gerektiğini anlatır. Vagabond serisi devam ederken REAL isimli yeni mangayı çizmeye koyulur. Teması ise tekerlekli sandalye basketboludur. Vagabond ve Real devam etmekte olan serilerdir. Aynı zamanda Lost Odyssey adlı Xbox oyunu için karakter tasarımı yapmıştır. Mangalarıyla ses getirmiş bu mangakayı, özellikle Vagabond ve Slam Dunk serilerini seveceğinizi düşünüyorum. WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

27


ANİME-MANGA DOSYASI

.

TÜRKİYE’DE TV EKRANLARINDA YAYINLANAN

.

SPOR ANIMELERI T

YAZAR: HAFİZE MUTLU

ürk televizyonları çok renkli olmakla birlikte aslında oldukça standart ve düz mantıkta ilerlemiş geçmişe baktığımız zaman. En basit örneği olarak yıllarca “çizgi film” diye izlediğimiz animelere baktığımızda görebiliriz. Varseilles no Bara gibi bir animeyi bile “çizgi film” diye yayınlayan kanallarımızdan aksini beklemek çok da doğru olmazdı sanırım. Ne var ki bugün anime izleyen ve anime dünyasını seven birçok kişinin nedeni de zamanında “çizgi film” diye izledikleri bu animelerdir aslında. Bunlardan birisi de benim evet. 90’larda çocuk olmuş ya da o dönemi hatırlayan ve şimdi anime izleyen herkes eminim benimle aynı düşünceleri paylaşıyordur. Pokemon, Heidi, Şeker Kız Candy ve Ay Savaşçısı… Bunlar en bilinen örnekler ama ben size bu yazımda spor animelerinden bahsetmek istiyorum. Türkiye yayınlanmış spor anime deyip de Captain Tubasa ile başlamazsak ayıp olur değil mi? Yoichi Takahashi’nin mangasından uyarlanan

28

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

ve 1983 yılında tv’ye uyarlanan bu anime eminim günümüzde birçok kişiye anime aşkını aşılamakla kalmamış aynı zamanda futbol aşkını da aşılamıştır. Zaten ülke olara futbolu sevdiğimiz düşünülürse, alışması da izlemesi de zor olmamış zamanında. Kanal D’de yayınlanan bu anime Nankatsu takımının kaptanı Tsubasa Ozora’nın takımı şampiyonluğa götürmek için izlediği yollar, geçtiği zorlukları izledik. Arkadaşlık temasını sadece çocuklara değil, o zamanlarda izleyen gençlere bile aşılamıştır eminim. Elbette hayatımıza başka büyük şeyler kattı, iki kardeşlerin aynı anda röveşata vuruşları, kuş kafesi taktikleri ve kartal vuruşları gibi artistik hareketleri eminim mahalle aralarında her çocuk denemek istemiştir. Ayrıca dünyanın yuvarlaklığını da kanıtlar nitelikteydi hatırlarsanız. Sahanın eğimli çizimleri, hızlı vuruşlarda elipsleşen topları... Çocuk aklımızda soru işaretleri oluştursa da zevkle izledik, evet. Futbol terimlerinin hemen hepsini de bu animeden öğrendiğimizi söylememe gerek yok herhalde...


ANİME-MANGA DOSYASI Ne var ki Trubasa’nın bir şutu kaleye ulaşıncaya kadar 4 bölüm geçince, çocuk yaşta bizleri kanser etmeye yeltenmişliği de vardır animenin. Oldukça yavaş ilerlerdi konular. Final maçının kaç bölüm sürdüğünü hatırlamıyorum bile! Captain Tsubasa’yı Kanal D’de Küçük Golcü olarak izledik ama sonra Lig Tv’sinden Yumurcak Tv’sine kadar birçok kanal bu seriyi yayınladı. Tabii kanallar arasındaki farklardan en belirgini olan dublaj farkı birçok kişiyi animeden biraz soğutmuştu ama olsun. Eski nesil için nostaljik havası olan bu anime günümüz çocuklarının ne kadar ilgisini çekiyor tartışılır tabii ama bir dönem çocuklarını okul sonralarında tv başına oturtan animelerdendir. Türkiye’de Tsubasa’yı izleyip kimler futbolcu oldu bilemiyorum ama dünyada Fernando Torres, Lionel Messi ve Andres İniesta gibi futbolcular Tsubasa’dan etkilendiğini açıkça söylemiştir. Tsubasa futbolu sevdiren önemli bir karakterdi ama tek değildi. Strikers isimli anime ülkemizde Star Tv’de “Gol” ismiyle yayınlanmış ve sıkça Tsubasa ile kıyaslanmış olsa da, yine de sevilmiş ve büyük bir izleyici kitlesine ulaşmıştır. Tabii Tsubasa’daki gibi bu anime de arkadaşlık ve takım oyunu odaklı olmakla birlikte, elips to-

plar, ağları yırtan goller ve fantastik vuruşları ile oldukça ünlü omuştur. Küçük Golcü kadar hevesle izlenen başka bir anime var ki o da hala spor animesi severlerin baş tacı olan Slum Dunk. Bir yandan basketbolu sevdiren bu anime diğer yandan da oldukça güldürür izleyicisini. Türkiye’de Show Tv’de yayınlanan yapım öğlen saatlerine denk gelmesiyle birçok öğrenci izleyicisi çileden çıkarsa da okulu asıp izleyenler de çok olmuş. Tsubasa nasıl futbolu sevdirmişse Slum Dunk da basketbolu sevdirmiştir 90’larda çocuk olan izleyicisine. Üstelik Tsubasa’nın bitimine yakın yayınlanmaya başlamasıyla boşlukta kalan çocuklar için ilaç gibi olmuştur. Zamanla Star Tv’de de yayınlanan anime ilerleyen yıllarda başka kanallarda da yayınlanmıştır. Animesinin 101 bölüm olmasına rağmen yarım kamış olması ise eminim sonralarda birçok izleyicisine mangasını da okutmuştur. Ganbare Genki ise Kanal 6 / Tele On’da Genki adıyla yayınlanan bir boks animesiydi. Bu animenin izleyicisinde ise boks merakı oluşmuş ve boksu sevdirmiştir. 1980 yapımı ve 35 bölümlük olan animenin daha çok erkek izleyici kitlesi olsa da, Genki’yi izleyen kızlar da çoktur. Zira anime spor içeriği olmakla birlikte, çokça dram sahneleri de içerirdi. Genki ile hırslanan birçok izleyici onun gibi boks yapıp intikam alma sevdasına düştü ama çocuk düşünceleriyle çok uzatmadı elbette bu oyunlar. Zaten Türk izleyicisinin sevmesinin nedenlerinden birisi de bu intikam ve arabesk yanıdır diye düşünüyorum ben. Ne var ki sonunun yayınlanmamış olması birçok izleyicisinin içinde ukde kalmış. Hani Yeşilçam’ın “Canım Kardeşim” diye bir filmi vardı bilir misiniz? Hah işte tam da öyle bir etki bırakır bu anime. Çünkü Genki babası gibi boksör olmak ister. Onu izlemeye başladığımızda küçüktür ama zaman içerisinde büyür, çok ünlü bir boksörü yenmeye çalışır. Yani acıların içindeki umut hikayesi gibidir. İzleyiciler ise hala jenerik müziğini hatırlar. Evet evet o Fransızca olan açılış müziğini... Evet, ülkemizde yayınlanmış spor animeleri genellikle böyle. Artık günümüzde “anime” mantığı ile daha bilinçli yayınlansa da bir dönem çocukları olarak hepsi çizgi film diye izledik ama içimizdeki anime sevgisini biraz da onlara borçluyuz sanırım. WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

29


ANİME-MANGA DOSYASI

Mücadele Ruhu, Azim ve Tutku

en İYİ SPOR MANGALARI

1

YAZAR: BİRSEN ALBAYRAK

HAJIME NO IPPO Eylül 1989’dan beri yayınlanan 15th Kodansha Manga Ödülü’nü kazanmış Hajime no Ippo mangası, spor dallarından “boks” etradında gelişir. Shounen Magazine tarafından serileştirilmiştir. Efsane serinin mangakası George Morikawa’dır. Serinin konusu ise şöyle: Hikayenin ana kahramanı Makunouchi Ippo hayatı boyunca zorbalık görmüştür. Sürekli ayak işlerine gönderilen ve sınıf arkadaşları tarafından dövülen Ippo, her zaman kendini değiştirmeyi düşünmüş ancak harekete geçmek için o tutkuyu bulamamıştır. Bir gün başka bir zorbalığın ortasındayken Ippo, boksör olan Takamura Mamoru tarafından kurtarılır. Takamura yaralanan ve kendinden geçen Ippo’yu iyileşmesi için boks spor salonuna getirir. Ippo kendine geldiğinde yeni bulunduğu mekandan, spor salonundan çok etkilenir. Takamura kum torbasına Ippo’nun sınıf arkadaşının fotoğrafını koyar ve yumruklamasını ister. İlk yumruğundan sonra feci derecede rahatladığını ve heyecanlandığını hisseden Ippo, Takamura’dan onu eğitmesini ister. Ippo’nun gereken niteliklere sahip olmadığını düşünen Takamura ona bir hafta süresi olan bir görev verir. Ippo görevi yerine getirmek için elinden geleni ardına koymuyor. Ippo’nun boks dünyasının en üst noktasına yaptığı yolculuk başlıyor.

30

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

2

BABY STEP 2007 yılında yayım hayatına başlayan Baby Step mangası spor dalı olarak tenisin etrafında konusunu şekillendiriyor. Shounen Magazine tarafından serileştirilen manganın mangakası Hikaru Katsuki. Konusu ise şu şekilde: Birinci sınıf onur öğrencisi olan Maruo Eiichirou bazı şeylerle mutsuz olduğuna ve egzersiz konusunda eksik olduğuna karar verir. Tenis Kulübü için bir broşür bulur ve kontrol etmeye karar verir ve anında büyülenir. Daha önce herhangi bir tecrübe ve kötü fiziksel kondisyonuna rağmen, Ei-Chan’ın tenis yolculuğu zekası, özverisi ve iş etiğini kullanarak başlar.


5 3

INITIAL D 1995-2013 yılları arasında yayınlanan Initial D mangası, spor dallarından “araba yarışı” etrafında gelişir. Serinin yayınlanmış 48 cildi, 724 bölümü bulunmaktadır. Young Magazine tarafından serileştirilen manganın mangakası Shuuichi Shigeno’dur. Konusu: Beyaz sıcak sokak yarışı dünyasında sadece korkusuz olanlar hayatta kalıyor, çünkü takımlar Mt. Akina’nın gölgesi adı verilen tehlikeli yollarda yarışıyorlar. Tekerleğin gizemli “Akina Hayaleti”nin ardında kalan Takumi, şimdiye kadarki en büyük yarışçı olma yolundaki macerasını başlıyor.

4

HAIKYUU!! 2012 yılında yayın hayatına başlayan “voleybol” spor dalını baz alan Haikyuu!! mangası Shounen Jump tarafından serileştirilmiş, mangakası ise Haruichi Furudate. Manga konu olarak bir erkek voleybol takımı üzerine odaklanıyor. Hinata voleybol tutkunu kısa boylu bir çocuktur. Okulunda erkek voleybol takımı olmadığı için bir takım oluşturmayı başarır. Takımı resmi bir karşılaşmaya çıkar. Ancak çok güçlü bir rakiple karşılaşınca yenilirler. Hinata kendilerini yenen “kral” lakaplı Kageyama’ya günün birinde kendisini yeneceğini söyler. Ancak sonraki sene yazılacağı Karasuno Lisesi’nde ikisi takım arkadaşı olacak ve bir uyum yakalayacaklardır.

ANİME-MANGA DOSYASI

SLAM DUNK 1990-1996 yılları arasında yayınlanan basketbol efsanesi Slamdunk mangası, 31 cilt/276 bölümden oluşuyor. Shounen Jump tarafından serileştirilen manganın mangakası Takehiko Inoue. Konusu ise şöyle: Alev saçan saçları ve uzun yıllar boyunca fiziksel gücü olan uzun boylu, fırtınalı bir genç olan Hanamichi Sakuragi, dış saha çizgisini 50’ye çıkarmaya ve Shohoku Yılı’nın ilk yılına başlarken sonunda bir kız arkadaşı edinmeye heveslidir. Bununla birlikte, suçluluk ve yıkıcılık konusundaki şöhreti olduğu için arkadaşlarının çoğu daha sonra ona veba muamelesi yapıp dışlamaktadır. Okulun ilk günleri sona erdiğinde, iki güçlü düşünce aklında beliriyor: “Basketboldan nefret ediyorum” ve “Bir kız arkadaşıma ihtiyacım var”. Hanamichi’nin yanlış davranış geçmişinden habersiz Haruko Akagi, muazzam yüksekliğini fark eder ve farkında olmadan ona yaklaşır ve basketbolu sevip sevmediğini sorar. Bir kızın onunla konuştuğu gerçekliği karşısında şaşıran alev saçın duyguları bulanıklaşır ve ağzından evet çıkar. Haruko spor salonunda ona smaç basıp basamayacağını sorar. Tam bir acemi olmasına rağmen, Hanamachi topu avuç altına alıyor ve sıçramayı yerine getiriyor ancak aşırı sıçradığı için başını çarpıyor. İnsanlık dışı yetenekleri karşısında büyülenen Haruko, okul basket takım kaptanına haber veriyor. Bununla Hanamichi beklenmedik bir şekilde zor tanıdığı bir kız için rekabet dünyasına girdi. Basketbolun düşündüğünden daha fazlası olduğunu fark etmeye başladığı macerasına atıldı. KUROKO NO BASKET 2008-2014 yılları arasında yayımlanan Kuroko no Basket mangası 30 cilt/ 276 bölümden oluşuyor. Slam Dunk’tan sonraki basketbol efsanesi olarak akıllara kazınan seri Shounen Jump tarafından serileştirilmiş, mangakası ise Tadatoshi Fujimaki. Konusu ise şöyle: Teiko Orta Okulu üst üste galibiyetlere ve şampiyonluklara imza atmış ve “Mucizevi Nesil” denen bir takım nam salmıştır. 5 Dahinin yanı sıra söylentisi yayılan 6.Hayalet Oyuncu vardır. Bu oyuncunun adı Kuroko Tetsuya’dır. Kagami Taiga Seirin Lisesi basketbol takımına katıldığında korkunç derecede kötü bir oyuncu olan Kuroko Tetsuya ile tanışır. Kagami, tetsuya’nın mucizevi nesilden altıncı oyuncu olduğunu duyduğunda şoka girer. Bir gölge olarak Kuroko, Kagami’yi ışığı olarak seçer. Japonya’nın en iyi oyuncusu olma ve diğer Mucizevi Nesil üyelerini yenme yolunda ikili bir ekip olur ve macera başlar.

6

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

31


JAPON KÜLTÜRÜ DOSYASI

Uzakdoğu Esintisi Türkiye’de

JAPON YAYINLARI & HAYDAR ÇAKMAK RÖPORTAJ: GÖKHAN KULOĞLU, HAYDAR ÇAKMAK

Bu ay dergimizin röportaj koltuğunda Japon Yayınları’nda yaptığı çalışmalarla ülkemizdeki yayıncılığa Uzakdoğu esintileri serpen Haydar Çakmak’ı ağırlıyoruz. Hoş geldin diyoruz.

1

Merhaba Haydar Bey, sizi her ne kadar Japon Yayınları ile çıkardığınız kitaplarla tanısak da okuyucuya kendinizden bahseder misiniz? Öncelikle ilginiz ve bu imkanı tanıdığınız için çok teşekkürler. 1970 Ankara doğumluyum. 1995 yılında 5 yıl özel bir radyo da, 11 yıl da yayıncılık hayatında çalıştım ve 2011 yılında kendi yayınevimi kurdum, şu an 3 yayınevi ile yayın hayatındaki yerimizi aldık, çalışmalarımız hızlı bir şekilde devam ediyor.

32

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

2

Ülkemizde son dönemde Japon edebiyatından birçok eserin çevrildiğini görmek sevindirici. Sizlerde kurduğunuz yayınevi bu akıma katkıda bulunuyorsunuz. Japon Yayınları’nı kurmak aklınıza nereden geldi? Bu fikri oluşturan ilk kıvılcım ne acaba? Japon Yayınları 2014 yılında kuruldu. Japonya’nın tarihi, toplumsal ve kültürel yapısı, felsefesi ve yaşam biçimleri hep ilgilimi çekmişti. Bu ilgim daha sonra yayıncılık hayatı ile Türkiye-Japonya arasında bir köprü olacağına inandım ve bu amaçla yola çıktık. Bu köprü her iki ülke arasında kardeşliğin ve dostluğun köprüsü olsun istiyorum, başarırsak ne mutlu bize…


JAPON KÜLTÜRÜ DOSYASI

3

Bugüne kadar Japon Yayınları çatısı altında kimlerle hangi çalışmalar imza attınız? Bizleri heyecanlandıracak yeni projeler var mı?

Öncelikle Sayın Prof. Dr. Hüseyin Can Erkin Bey ile çalışmaya başladık, bu yayınevimiz için bir onurdu elbette. İlk kitabımız Osamu Dazai’nin “İnsanlığımı Yitirirken”, ikinci kitabımız Japon Sineması ekibiyle Sayın Gökhan Kuloğlu’nun editörlüğünde “Başlangıcından Günümüze Japon Sineması” ve üçüncü kitabımız Sayın Hüseyin Can Erkin’in çevirisiyle Osamu Dazai’nin “Buruk Ayrılık”. Evet, yeni projelerimiz var. Yeni kitap dosyamız var Eylül ayında yayına çıkacak. Japon Sineması ekibinin hazırladığı “Tezuka’dan Miyazaki’ye Anime Ve Manga” kitabımız. Ayrıca 2018 yılından itibaren yılda 2 defa yayınlamayı planladığımız “dergi” çalışmamız var, proje aşamasında.

4

Son dönemde Hüseyin Can Erkin çevirisiyle Türkçe’ye kazandırılan Osamu Dazai eserleriyle dikkatleri üzerinize çektiniz. Özellikle Dazai’nin İnsanlığımı Yitirirken kitabının üç baskı görmesi bizleri sevindirdi. Acaba Japon Yayınları altında yeni bir Hüseyin Can Erkin çevirisi görebilecek miyiz?

6

“İnsanlığımı Yitirirken” kitabımızın 3. baskısı da tükendi ve eylül ayında 4. baskısı yapılacak. Buruk Ayrılık kitabımızın da 2. baskısı hazırlanıyor. Sayın Hüseyin Can Erkin’in çok değerli çevirileri devam edecek, hazırlanan yeni eserler olacak yakın zamanda.

Bu konu diğer ülkelerin telif hakları ile Japonya’nın telif hakları arasında farklılık var. Yayınlanacak eserler konusunda öncelikle sayın Prof. Dr. Hüseyin Can Erkin Bey ile fikir alışverişinde de bulunduk, bize bilgilerini aktardı. Kültür Bakanlığı ile de görüşüp bilgilerini aldık, araştırdık ve sonuçta ona göre bir yol izledik. Özellikle çeviri yapılacak eserlerde yazarların ölüm tarihleri önemli, klasikler olarak kabul edilebilirliği dikkat edilmesi gereken bir husus.

5

Okuyucuların Japon edebiyatından ve Japon kültüründen beslenen eserlere ilgisini nasıl buluyorsunuz? Evet, Türkiye’de Japon edebiyatına ve kültürüne yakın bir ilgisi var ve bu hızla gelişmekte, çok daha ileriye gidecektir. İki ülke arasında benzerliklerin olması daha da yakınlaştırıyor. Yeni bir yayınevi olmamıza rağmen mükemmel bir ilgi var eserlerimize, çok daha iyi eserlerle bu ilgi artacaktır zamanla.

Japonya’nın telif hakları konusunda titiz ve sıkı denetim uygulayan bir ülke olduğunu biliyoruz. Yayıncılık dünyasında sizlerin Japon eserlerini yayınlarken dikkat ettiğiniz hususlar neler? Telif hakları hangi koşullarda doğuyor? Bu konuda yazarlar ve çevirmenler nelere dikkat etmeli?

7

Son olarak sizlerle çevirisi veya kitap dosyası gönderecek arkadaşlara tavsiyeniz var mı?

Japonca çevirilerin diğer dillere göre daha zor olduğu kesin, bu konuda çevirilerin çok titiz ve dikkatle yapılması, Japon Dili Ve Edebiyatı uzman öğretim üyelerinin kontrol etmesi ve incelemesinin daha doğru olacağına inanıyorum. Türkçenin de doğru kullanılması çok önemli diye düşünüyorum. WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

33


KENDO JAPON KÜLTÜRÜ DOSYASI

YAZAR: MEDİNE NUREEVA

E

n kısa tanımıyla kendo Japon kılıç kullanma sanatıdır. Zamanında samurayların yakın kılıç dövüşünü birbirlerine zarar vermeden öğrenmeleri için icat edilen kendo günümüzde bütün dünyada bilinen müsabık bir spor haline geldi. 剣 (ken) – kılıç 道 (do) – yol “Kılıcın yolu” anlamına gelen kendo, dojo (çalışma yeri) ile sınırı değil. Kendo, hayatın tüm yönlerini etkileyecek ömür boyu izlenecek bir yol. Bir budo sporu olarak kendo zen felsefesinden çok etkilenmiş. Ahlak, görgü, saygı gibi kendo çalışmalarınız olmazsa olmaz parçalarıdır. Çalışmalar sadece teknik öğrenmekle kalmıyor. Bir kendoka (kendocu) ancak devamlı ve ağır çalışmayla bedenini, ruhunu ve zihnini geliştirebilir. Dojoda hakama ve gi denilen geleneksel Japon kıyafeti giyilir. Çalışmalar da ikiye ayrılır. Biri tahta kılıcı bokuto ile yapılan kata formları. Diğeri ise bambu kılıcı şinai ve koruyucu zırh bogu (başı koruyan maske men, elleri ve bilekleri koruyan kote, bacakların üst kısmını koruyan tare ve göğüs kafesini ve karnı koruyan do) ile yapılan çalışma. Günümüze kadar gelen kendo yaklaşık olarak 17. yüzyılda oluşmaya başladı. Savaşçıların kılıç eğitimlerini daha gerçekçi ve güvenli kılmak için bambu kılıçları kullanılmaya başladı. Zamanla buna bogu da eklendi. 19. yüzyılda gekiken (“saldıran kılıç”) ismiyle Japonya’da yaygınlaştı. Ve ancak 1920 yılında kendo ismini aldı. II. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan karmaşık bir dönemde kendo diğer dövüş sanatlarıyla birlikte yasaklandı. Bu yasak Japonya’daki militarist ve

34

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

aşırı milliyetçi düşüncelerinin yayılmasını önlemek amacıyla hazırlanmış. 1950’li yıllarda da bu yasak kalktıktan sonra kendonun bir spor olarak geri dönmesiyle birlikte Japonya Kendo Federasyonu (AJKF) kuruldu. 1970’li yıllarda da kendo bütün dünyaya yayılmaya başladı. Şimdi de birçok Avrupa ve Asya ülkelerinde düzenli olarak çeşitli kendo seminerleri, turnuvalar ve şampiyonalar gerçekleşiyor. Dünya şampiyonası her üç yılda bir, Avrupa şampiyonası da iki yılda bir düzenlenir.

Türkiye’de kendo eğitimi 1999 yılında İstanbul Kendo Külübünün açılmasıyla başladı. Şimdi ise İstanbul, Ankara, İzmir ve Çanakkale’de toplam on bir kendo dojosu faaliyet gösterir. Her sene de Kendo Derneği tarafından Türkiye şampiyonası ve Kendo yaz kampı düzenlenir. Japonya Kendo Federayonun 1975 yılında çıkardığı bildiride kendonun amacını şu şekilde açıklıyor: Zihni ve vücudu bir bütün haline getirmek, Güçlü/dinç bir ruh yetiştirmek Ve doğru, sürekli çalışma ile Kendo sanatında gelişim için çabalamak. İnsan nezaketi ve onurunu saygın tutmak, Diğerleriyle samimiyet içinde bir araya gelmek, Bireysel gelişim için sürekli çalışmaktır. Bu sayede kişi, Ülkesini ve toplumunu sever, Kültür gelişimine katkıda bulunur Ve insanlar arasında barış ve refahın hüküm sürmesini sağlamak için çalışır.


SONATA’NIN YENİ SAYISI SİZLERLE! Japon Müziği E-Dergisi SONATA’nın 7.sayısı J-Rap&J-hip hop temasıyla okurlarının karşısında!

2.yıl


JAPON KÜLTÜRÜ DOSYASI

JAPONYA’NIN EN KOZMOPOLİT KENTİ

KOBE GEZİ REHBERİ YAZAR: SELİN DOYGUN YILDIZ Kobe, Honshu adasının güneyinde yer alan, denize bakan bir tepenin üstünde konumlanmış harika bir şehirdir. Japonya’nın en kozmopolit şehridir demek yanlış olmayacaktır. Japonya’nın Çin ile ticaret yaptığı dönemlerden bu yana önemli bir liman kenti olması sebebiyle yerleşim açısından en çok tercih edilen şehir olmuştur. Eğer Kobe’ye gideceksiniz ve kendinize bir rota oluşturacaksanız, rahat olun! Çünkü Kobe, adımlayarak gezmek için Japonya’daki en uygun kent! Kobe’nin küçük oluşu, gelenlere yürüyerek Kobe’ye geldiyseniz ilk durağınız “Hakutsuru gezme imkânı sağlasa da illaki yürümek zo- Sake Müzesi” olabilir. Bu müze, Kobe’nin en runda değilsiniz. Raylı sistem öylesine ustaca meşhur sake üreticisinin müzesidir. Sake üredöşenmiş ki gideceğiz her yere bu raylı sistem timinin geçmişten günümüze nasıl evirildiğini sayesinde ulaşabiliyorsunuz. müzedeki rehber eşliğinde gözlemleyebilir, turunuz bittiğinde ise ücretsiz sake tadımı Nasıl gezeceğimizi anlattığımıza göre gelin yapabilirsiniz. Sonraki durağımız ise “Nunabibirlikte nereleri gezeceğimize bakalım. ki Şelalesi”. Burası için yeryüzündeki cennet

36

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM


JAPON KÜLTÜRÜ DOSYASI zengin chanko-nabe ve gyoza dediğimiz çin mantısıdır. Yiyecekleri söyledikten sonra bu yiyecekleri tüketebileceğimiz mekânları da söyleyelim. Hirai, Mikami, R Valentina, Kobe Plaisir, Wanto Burger, Grill Jujiya gibi mekânlarda Kobe’nin eşsiz mutfağını deneyimleyebilirsiniz. Yalnızca gezip, yemek yemekle kalmayalım. Gelmişken festivallere de uğrayalım değil mi? Ekim aylarında Kobe’ye geldiyseniz Motomochi Müzik Haftasına denk gelmişsiniz demektir. Kasım ayında ise Arima Çay Seronomisi. Ocak ayı, belki de büyüleneceğiniz Buz Festivalinin olduğu dönem. Mayıs ayı ise Kobe’nin kendine has kültürünü gözlemleyebileceğiniz Kobe Festivaline ev sahipliği yapmaktadır. Kalktınız taa Japonya’ya kadar geldiniz. Aman ha, sakın resmin tatillere denk gelmeyin. Belki de gezinizi planlamadan önce bakmanız gereken en önemli şey budur. Sizin için şuraya resmi tatil tarihlerini de not edelim! demek yanlış olmaz herhalde. Öyle bir yer ki tarih boyunca pek çok sanat eserine ilham vermiştir. Dört bölümden oluşur ve en yükseği 43 metredir. Her güzelin olduğu gibi Nunobiki Şelalesinin de bir kusuru var tabi ki. Buraya ulaşmanız için 400 metrelik bir tırmanışı göze almanız gerekiyor. Şelalerden çıkınca “Ikuta Tapınağına” uğrayalım. Bir rivayete göre bu tapınak MS. 201 yılında kurulmuştur ve sake üretiminin başladığı yerdir.

Yeni yıl (1 Ocak), Ulusal Kurtuluş Bayramı (11 Şubat), İlkbahar Gündönümü (21 Mart), Yeşillik Bayramı (29 Nisan), Anayasa Günü (3 Mayıs), Ulusal Tatil (4 Mayıs), Çocuk Bayramı (5 Mayıs), Sonbahar Gündönümü (23 Eylül), Kültür Bayramı (9 Kasım), İşçi Günü (23 Kasım) ve İmparatorun Doğum Günü (23 Aralık)

O kadar yer gezdikten sonra yemek yememiz için durmamız gerek değil mi? Japon mutfağı, coğrafi konumu gereği balık ve diğer deniz ürünlerinin sıklıkla kullanıldığı bir mutfaktır. Diğer Asya ülkelerinin mutfağıyla tek farkı yağ ve baharat kullanımının daha az olmasıdır. Kobe’ye geldik, peki ne yiyeceğiz? Elbette sushi! Off bunu biliyoruz dediğinizi duyar gibiyim. Tabi ki bununla sınırlı kalmayacağız ve akashi-yoshi ile buna alternatif oluşturacağız. Akashi-yoshi, ahtapotlu yumurta toplarıdır. Diğer alternatifler ise protein açısından WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

37


JAPON KÜLTÜRÜ DOSYASI

JAPON EDEBİYATININ PİRİ, MEİJİ DÖNEMİNİN SESİ BİR YAZAR

natsume soseki J

YAZAR: DENİZ BALCI

apon edebiyatına tarihsel süreçleri göz ardı etmeksizin, etraflıca kavramak ve anlamak adına bir bakış atıldığında, karşımıza çıkacak en önemli isimlerden birisi Natsume Soseki’dir. Özellikle; Çağdaş Japon Edebiyatının biçimsel ve içeriksel açıdan köklerini arıyor, edebi dönüşümün ana ayağını görmek istiyorsak,

38

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

o vakit ilk alakadar olmamız gereken yazınsal külliyat Soseki’nin eserleridir. Yalnız Natsume Soseki’nin edebiyatını anlamak için, dönemin tarihsel durumuna biraz vakıf olmak gerekir ki yazarın önemini daha iyi anlaşılsın. Japon topraklarında, ezelden beri her dö-


nem, o dönemki imparator tarafından koyulan bir isimle anılır. Meiji Dönemi de (1868 - 1912) Japon tarihindeki en önemli dönemlerden biri olarak dikkat çeker ve ismini, döneme damgasını vuran reformların, aydınlatıcı çağdaşlaştırıcı etkisinden alır. 1868 senesinde başlatılan Meiji Reformları ile, Japonya iki yüz yılı aşkın bir süredir devam edegelen, kendi içine dönük tutumundan vazgeçer ve batılılaşmanın devlet eliyle ilerletildiği, dışarıya adapte yeni bir döneme girer. Japonya bu yenilenme sürecinde Avrupa’dan bilim adamları ve akademisyenler getirir. Batının güncel ilmini disiplinel bir şekilde öğrenen Japonya, bunu kendi güçlü maneviyat doktrinleri ile harmanlayarak Japonya adına güncel ve güçlü bir geleceğin zemini oluşturacak yepyeni bir dönemin hayalini realize etmeye başlar. Tüm bu kolektif dönüşüm içerisinde, ülkenin seçkin üniversitelerinde okuyan, gelecek vaat ettiğini düşündüğü öğrencileri de Avrupa’ya eğitim almaya ve gözlem yapmaya yollar. Her alanda yapılan bu öğrenci gönderimleri, daha sonradan Japonya’nın ilerlemesine oldukça katkı sağlayacaktır. Bu dönemde giden isimlerden, edebi alanda en çok söz söylemeyi de başarmış olanı da Natsume Soseki’dir. Bu değişim sürecine tanıklık eden ve içerisinde de fiilen bulunan Natsume Soseki, ileriki yıllarda eserlerinde daimi olarak bu değişimin psikolojik ve sosyolojik boyutlarını anlatmıştır. Bizdeki Tanzimat Dönemi’nin daha köklü ve sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilmişi diyebileceğimiz Meiji Dönemi edebiyatçıları arasından Soseki, eleştirel bakışının keskinliğiyle ayrılmıştır. Önemli yazar, Tokyo İmparatorluk Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra İngiltere’ye gitmiş ve burada İngiliz Edebiyatı başta olmak üzere dünya edebiyatını okumuş, öğrenmiştir. Soseki’nin İngiltere’ye gittiği 1900 senesinden, sadece üç sene sonra İngiltere tarihindeki ilk Japon eğitmen olarak edebiyat kürsüsüne oturmuş ve dersler vermiştir. Bu dönem Soseki için oldukça eğitici olmuş ve dünya edebiyatı ile kendi ülkesinin edebiyatını sağlıklı bir şekilde karşılaştırmasına olanak sağlamıştır. Bu dönemdeki kazanımları daha sonra yazdığı eserlerde kendini göstermiştir.

İngilitere’den döndükten sonra aktif olarak yazarlık hayatına başlayan Soseki, ölümüne değin bir çok eser kaleme almıştır. Bu eserlerin hepsi batılı stilde o zamana değin Japon topraklarında yazılmış en yetkin yazın örnekleri olmalarıyla kendinden sonra gelecek yazar nesillere örnek olmuş, Japon edebiyatındaki gelişimin önünü açarak öncü bir nitelik kazanmıştır. Modern Avrupa Edebiyatındaki bütün biçimsel gelişimleri izleyen ve bunları Japoncaya uygulayan yazar, daha çok edindiği bakış açısı ile önem arz etmiştir. Dışarıdan Japonya’nın reformlarını izleme ve bunları değerlendirme fırsatı bulan Soseki, değişimin gerekliliği kadar eksikleri ve yanlışları üzerinde de kalem oynatmıştır. Bu yüzden onun eserleri Meiji Reformlarına paralel bir şekilde okumaya müsait, reformun olumlu ve olumsuz yönlerini, insan hayatları üzerinden görebilmek adına oldukça önemlidir. WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

39


Soseki’nin bu çağdaşlaşma ve batılılaşma akımı içerisinde en olumsuz gördüğü noktalar, sürekli olarak dikte ettiği üzere; yeniliklerin tamamen taklite dayanması, bu taklitlerin koca bir toplumun ve köklü bir geleneğin üzerine olduğu gibi giydirilmeye çalışılmasıyla beraber; Avrupa’nın çok uzun sürede inşa edip oturttuğu bu sistemin çok kısa bir zaman içerisinde Japonya’ya uygulanması olmuştur. Soseki bu sebeplerden türeyen kişisel ve toplumsal problemleri eserlerinde her daim ana omurgada konu edinmiştir. Bu yaklaşımın yanında, eserlerinde daha kişisel kodlar da rahatlıkla okunur. Yaşadığı sağlık sıkıntıları, aile içi problemleri, ilişkileri gibi… Meiji Döneminin getirdiği hızlı değişim ve devletin bireye yönettiği zorlamalar o dönem bir çok bireyin kişisel problemler yaşamasına ve adaptasyon sıkıntısı yaşayıp yalnızlaşmasına sebep olmuştur. Soseki’nin roman karakterleri tam da bu sürecin ak-

törleri arasından bilinçli olarak seçilmişlerdir. Modernleşmenin içten değil, dıştan zorlama ile olduğuna dair birçok göndermelerle dolu hikayeleri konu edinen yazar, sorgulamaları ve düşünceleri ile o güne değin benzeri yapılmamış, içerik ve biçimin son derece güçlü bir şekilde birleştiği batılı anlamda ‘tam’, toplumun aynası görevini gören romanlar kaleme almıştır. Bu derece önemli ve öncü bir yazar olmasına, ülkesinde hala en çok okunan yazarların başında gelmesine rağmen Soseki’nin Türkçede sadece iki kitabı yayımlanmıştır. Bu iki kitap yazarın başyapıtları olarak görülen ‘Gönül(Kokoro)’ ve ‘Küçük Bey’dir. Yeni baskı yapmadığından raflarda bulunamayan bu iki kitap, Soseki’nin edebiyatını anlamamız için yeterlidir. Yeşilçam sinemasından alışık olduğumuz, gri alanların çok fazla ele alınmadığı, temelde siyahls beyazın çatışmasının konu edildiği eserlerinde, tarihi tansiyonun yansıtılması ve gerçekçi bir yaklaşımın benimsenmesi esastır. Japonca’dan Türkçeye ilk çevrilen kitap olma özelliği ile anılan ‘Küçük Bey’ isimli eserinde Soseki, kentten köye öğretmen olarak giden bir karakterin öyküsünü anlatır. Türk Cumhuriyet Edebiyatından alışık olduğumuz kentli aydın ile kırsal insan çatışması bu romanda da benzer şekilde konu edilir. Karakterimiz, düşlediği kırsalı çok farklı, erdem sahibi olmasını beklediği güç sahibi insanları farklı bir konum ve ruh hali içinde bulur. Bunun üzerine bir aydınlanma yaşar ve bu aydınlanma onun direnişçi olarak bazı olaylara müdahelede bulunmasını, gençken hor gördüğü şeylerin değerini anlamasını sağlar. Bu ve benzeri hikayeler içerisinde Japon bireyin yaşadığı içsel sorunları, toplumsal çerçevenin ışığında yorumlayıp anlatan Natsume Soseki, arkasında onlarca roman, hikaye, deneme bırakmıştır. Kendisinden sonra gelen bütün Japon yazarlara bir ışık olmuştur. Umarım yakın zamanda büyük yazarın, iki romanı dışındaki diğer romanlarıyla da Türkçede tanışma fırsatı buluruz. Raflarda bulamadığımız iki romanı da yeni baskılarla yerlerinde görebiliriz.

40

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM


KAYNAKÇA

[100 YEN LOVE] http://www.helloasia.com.au/reviews/film/japanese-film-festival-2015-film-review-100-yen-love-japan-2014/ [SPOR FİLMLERİ] http://portal6.com.br/2016/11/08/embaixada-realiza-mostra-gratuita-de-cinema-japones-no-cine-prime-do-anashopping/ https://worldfilmgeek.com/2015/08/19/review-waterboys-2001/ https://judebautista.wordpress.com/2012/07/03/ watch-japanese-films-for-free/ [KEN TAKAKURA] https://www.japantimes.co.jp/ https://en.wikipedia.org http://www.tasteofcinema.com https://www.filmlinc.org/films/wolves-pigs-and-men/ https://torrentkim10.net/torrent_movie/183777.html https://www.themoviedb.org/movie/73324-a-distantcry-from-spring/images/posters http://asianmoviepulse.com/2014/12/restpeace-ken-takakura-1931-2014-bunta-sugawara-1933-2014/ http://wap.chinadaily.com.cn/2014-11/19/content_18941154.htm [TOKYO OLYMPIAD] https://theolympians.co/2015/11/04/hayes-jonesovercoming-hurdles-and-nerves-to-triumph-in-tokyo/ [BUZZER BEAT] https://twitter.com/tomo0409sweetie/status/781038973271638017 [SAMURAY ANİMELERİ] https://tr.aliexpress.com/cheap/cheap-anime-samurai-sword/2.html https://tr.pinterest.com/pin/37225134399346088/ https://tr.pinterest.com/pin/453948837424865997/ [KUROKO NO BASKET] http://figurex.net/kuroko-no-basket-tanitim-inceleme/ https://www.zerochan.net/Kuroko+no+Basuke https://tr.pinterest.com/silentpianist/kuroko-no-basket/ https://tr.pinterest.com/pin/782500503975477059/ https://fantazya.net/2017nin-merakla-beklenen-serileri/ [SPOR MANGALARI] myanimelist.net http://japonsinemasi.com/2016nin-one-cikan-sonba-

har-animeleri/ http://www.cosplayturkiye.com/hajime-no-ippo-fighting-spirit-anime/ http://anikult.blogspot.com.tr/2015/01/big-impact-in2000s.html http://asianmoviepulse.com/2016/08/haikyuu-anime2015-review/ [SPOR ANİMELERİ] https://www.zerochan.net/Captain+Tsubasa https://wallpapersafari.com/slam-dunk-wallpaper/ [TAKEHİKO İNOUE] http://yattatachi.com/tbt-takehiko-inoue https://portalediciones.wordpress. com/2014/11/07/takehiko-inoue-el-mangaka-que-sabe-ganarse-al-publico/ [KOBE GEZİ REHBERİ] http://meheartseoul.blogspot.com.tr/2015/08/HakutsuruSakeBreweryMuseum.html http://recreation.umbc.edu/club-sports/club-directory/kendo/ https://www.insidejapantours.com/japanese-destinations/kobe/ [NATSUME SOSEKİ] http://www.christmas44.com/page-9_Natsume-Soseki.html https://www.finalpazarlama.com/kitap/oglak-yayincilik/kucuk-bey/010035833 http://jpninfo.com/25333 [KAPAK] https://www.japantimes.co.jp/wp-content/uploads/2014/08/p06-schilling-hotroad-a-20140822.jpg

yazar olmak İster mİsİNiz?

Japon Sineması Platformu’nun dergisinde ve sitesinde yazar olmak isteyen arkadaşları aramıza bekliyoruz. Basvurular: japonsinemasi@gmail.com

#JAPONSİNEMASIPLATFORMU

WWW.JAPONSİNEMASİ.COM

41


2.yıl

.

YAKINDA SIZLERLE! Eylül’de kitabevlerinde...

www.japonsİnemasİ.com

Japon Sinema E-Dergisi Sayı: 20  

Japon Sinema E-Dergisinin 20. sayısının “SİNEMA DOSYASI” bölümünde 100 Yen Love, Tokyo Olympiad, birbirinden iddialı spor temalı Japon filml...

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you