Page 1


Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfi Yayınıdır Yıldız Sarayı Arahacılar Dairesi

Barbaros Bulvah 80700 Beşiktaş/İstanbul Tel: 02 12) 227 37 33 - Faks: (02 1 2) 227 37 32 Kapak Resmi Hadım , 1 856/P. Sebah Bu fotoğrafı kulla1ımanııza izin veren Osmanlı Bankası)na ve İstanbul Fransız Kiiltüı· Merkezi 'ne tefekkiir ederiz. Yayına Hazırlayan Ayşcn Anadol Kitap Tasarımı Haluk Ttmçay Sayt:1 Düzeni Tarih Vakti Baskı Numune Mat baacıl ı k ( 02 1 2) 629 02 02 İstanbul 1994 ISBN 975-333-009-X


EHUD R TOLEDANO

OSMANLI KÖLE TiCARETi 1840-1890 Çeviren Y. Hakan Erdem

Eskikitaplarim.com

TÜRKİYE ARAŞTIRMALARI 4

TARiH VAKFI YURT YAYlNLARI


ÖNSÖZ

S

on birkaç yılda, kölelik ve köle ticaretinin incelenmesine yeniden ilgi duyulmaya başlandı. Konu üzerinde, çoğunlukla sosyal bilimlerin yöntem araçlarını kullanan pek çok yapıt basıldı. Bunlar antikİteden günümüze kadar zaman dilimlerini, Güneydoğu Asya'dan Kuzey Amerika'ya kadar coğrafi alanları kapsamaktadır. Buna karşılık, Ortadoğu'da yakınçağda kö­ lelik ve köle ticareti üzerinde kapsamlı bir çalışma şimdiye dek yapılma­ mıştır. Birkaç bilim adamı Osmanlı ticaretinin şu veya bu dalını gözden geçirmiş, fakat tüm köle ticareti ağını kapsayan bir çalışma yapılmamıştır. Var olan yapıtlarda da Osmanlı arşivleri kullanılmamıştır. Son zamanlarda Osmanlı tarihçilerinin gösterdiği gibi bu arşivler, Osmanlı İmparatorlu­ ğu'nun sosyal, ekonomik, yasal ve politik tarihine ilişkin paha biçilmez malzeme içermektedir. Böylece bu kitap, yeni kaynaklar ve oldukça değişik bir bakış açısı önere­ rek bir boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. Bu çalışma, Batı kaynaklannın önemini görmezlikten gelmeden ve azaltmadan, hem Osmanlı hem de Batı kaynaklarına dayanan bir sentez oluşturmaya çalışmaktadır. İngiliz, Fransız, Amerikan arşivleri kadar, özel belgeler ile seyahatnameleri de yoğun olarak kullanınama rağmen, başlıca sonuçları Osmanlı malzemesinden çıkardıın. Değişik bir bakış açısıyla, İmparatorluğa yönelik ve imparatorluk içinde ya­ pılan bütün köle ticareti dallarının, hep birlikte Osmanlı pazarlarını besle­ mek için düzenlenmiş, kesin hatlarla yapılanan bir ağ oluşturduğunu söyle­ mek istiyorum. Bu "sistem " en iyi, kendi Osmanlı sosyoekonomik ve kültü­ rel çerçevesinde anlaşılır. Burada önerilen, Osmanlı köle ticaretinin bastırdı­ şma "İstanbul'dan bir bakış"tır. Malzemenin ulaşılabilirliği, kaynakların ya­ pısı, zaman ve mekan kaygıları ve benim kendi ilgim bu yapıtın sınırlarını belirlemiştir. Kitap, Osmanlı veya İslam köleliği ve ilgası ile değil, Osmanlı köle ticareti ve bastırılması ile uğraşmaktadır; politik, diplomatik, sosyal ve ekonomik yönleri vurgulamakta; fikri, entelektüel, psikolojik açılara ancak marjinal göndermelerde bulunmakta; tek bir sistem, Osmanlı köle ticaret


ağı, üzerinde yoğunlaşmakta ve karşılaştırmalı bir yaklaşımı benimsememek­ tedir. Tabii ki ileride daha çok ve daha zor çalışmaların yapılması gerekir. Bu kitap, Profesör Bemard Lewis'in yönetimi altında hazırlanan bir doktora tezinin gözden geçirilmiş biçimidir. l979-l980'de Kahire'dey­ ken kitabı yeniden düzenledim ve kısmen de yerıiden yazdım. Profesör Lewis'in Osmanlı ve İslam tarihi hakkındaki engin bilgisi, derin Ortado­ ğu anlayışı ve bilgeliği, lisansüstü çalışma programım boyunca bana yol gösterdi. Düşünceleri paylaşmak, kaynakları ortaya çıkarmak ve tartışmak­ taki istekliliği, sabrı, teşviki ve gerçek ilgisine çok şey borçluyum. Buna karşılık kendisi bu kitapta açıklanan görüşlerden sorumlu değildir, zaman zaman kendisinink.ilerle çelişen yommları kabul edebilmesi, onunla çalış­ mayı eşsiz bir deneyim, hatta bir ayrıcalık yapmıştır. Basılmamış metni dikkatle okuyan, pek çok önemli öneride bulunan ve 19. yüzyıl Türkiye'sinin ekonomik tarihi üzerinde henüz basılmamış notla­ rına başvurmama izin veren Profesör Charles Issawi'ye de ayrıca müteşek­ kirim. İçten kişiliği kendisini Jones Hall'de her ziyaretimi zevkli kılmıştır. Hepsi Princeton'dan olan Profesörler John R. Willis, Abraham L. Udo­ vitch, Norman Itzkowitz ve Mr. Timothy Mitchell, Seattic'daki Washington Üniversitesi'nden Profesör Jere Bacharach, Mısır Hilwan Üniversitesi'nden Profesör 'Mf Mahfuz, Kudüs Hebrew Üniversitesi profesörleri Gabriel Baer ve Etan Kohlberg, metni basıma hazırlamşının değişik aşamalarında okudu­ lar. Bana çok yardımcı olan yorumları ve önerileri için kendilerine teşekkür etmek isterim. Akademik açıdan olsa da olmasa da beni teşvik ettikleri için, tümü Princeton Üniversitesi Yakındoğu Çalışmaları Bölümü'nden olan pro­ fesörler, Talat Halınan, Martin Dickson, ölümüyle bizi üzüntüye boğan Ru­ dolf Mach ile Mrs. Grace Edclman'a çok şey borçluyu m. Türkiye, İngiltere ve Fransa'daki on dört aylık araştırma için mali des­ tek Social Science Research Council, American Research Institute in Tur­ key ve Princeton Yakındoğu Çalışmaları Programı tarafından sağlanmıştır. Tel Aviv Üniversitesi Tarih Okulu ilc Ortadoğu ve Afrika Çalışınaları Shi­ loah Merkezi haritaları hazırlamanın bedelini üstlenmiş ve teknik harcaına­ ları ödemişlerdir. İstanbul Başbakanlık Arşivi, Londra Public Record Offi­ ce, Paris Minİstere des AiTaires Etrangeres arşivi, Oxford Rhodes House Kütüphanesi ve Princeton Üniversitesi Kütüphanesi çalışanları samimiyede çok yardımcı olmuşlardır. Princetoıı Üniversitesi Basımevi'nden Dr. Mar­ garet Case'e, bilgece önerileri, nezaketi ve tükenmeyen becerisinden dolayı müteşekkirim . El yazısı metni Mrs. Lidya Gareh dikkat ve ihtimamla daleti­ lo etti. Ehud R . Toledano Princeton, New Jersey / Ağıtstos, 1980


iÇiNDEKiLER HAR.İTA LiSTESi TARİH VE TERMİNOLOJİ ÜZERİNE NOTLAR G�

xi

xı ı 3

BİRİNCİ BÖLÜM: Kaynaktan Pazara- 19. Yüzyılda Osmanlı Köle Ticareti Ağı

12

Kölelerin Edinimi

13

Başlıca Osmanlı Köle Ticareti Yolları

16

Ulaşım Araçlan v e Yöntemleri

19

Köle Pazarlan

41

İKİNCİ BÖLÜM: Osmanlı Köle Ticaretinin Ekonomisi ve Hacmi

46

Köle S atıcı ları

46

Kölelerin Pazar Fiyatları

51

imparatorlukta Köleler için Ödenen Gümrük Vergileri

5�

Osmanlı Köle Ticaretinde Karlar

59

Osmanlı İınparatorluğn'na Yönelik Köle Ticaretinin Hacmi

67

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: Yasağa Giden Yol- Köle Ticaretinin Bastırılmasında İngiliz-Osmanlı İlişkileri, 1 840- 1 855

77

Basra Körfezi'nde Köle Ticaretinin Bastırılması- 1 847 Fermanı

80

İstanbul Esir Pazannm Kaldırılması, 1 847

90

Akdeniz'deki Afrikalı Köle Ticareti Üzerinde İlk Kısıtlamalar

91

Çerkes ve Gürcü Köle Ticaretinin Yasaklanışı

96

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: Yasaklama ve Kabulleniş- 1 850'lerin Sonunda Kafkas ve Afrikalı Köle Ticareti

1 05

Girit ve Yanya'ya Yapılan Afrikalı Köle Ticaretinin Yasaklanışı

1 05


Afrikalı Köle Ticaretinin Bastırılması için Artan İngiliz Basicısı

1 07

Hicaz'da Köle Ticareti ve Abdülmuttalib'in Ayaklanması, 1 8 5 5 - 1 8 5 6

l lO

Afrikalı Köle Ticaretinin Genel Yasaklanışı - 1 8 5 7 Fermanı

l l4

Çerkes Köle Ticareti ve U zlaşma

l l7

Gürcü Köle Ticaretinin Gerileyişi

1 19

Osmanlı İmparatorluğu'nda Köle Ticaretinin Bastırılması, Sultan Abdülmecit, Mustafa Reşit Paşa, Aıi Paşa - Bazı Gözlemler BEŞİNCi BÖLÜM : Çerkes Köleliği ve Köle Ticareti - Osmanlı'nın Çözümü

121

125

Çerkes Göçünün Kölelik v e Köle Ticareti Üzerindeki İlk Etkileri

1 26

Muhacirin Komisyonu ve Köleler

128

Çerkes Köle Ticaretinde Kısıtlamalar

1 32

Şiddet ve Hükümetin Politikasında Değişiklik - Mükatebe

1 36

İngiliz Müdahale Girişimlerinin Başarısızlığı

141

Artan Şiddet, Köleler, Askerlik

144

Osmanlı Çerkes Köleliği ve Köle Ticareti Politikasının Değerlendirilmesi

ı 48

Harem Cariyesi UyguLunasının Gerilcyişi

154

ALTINCI BÖLÜM: Yasaklama ve Anlaşma Amsında - Osmanlı İmparatorluğu'na Yönelik Afrika lı Köle Tieareti lS 5 7- 1 877

ı60

ı s 5 7 Yasağının Uygulanması ve Osmanlılar

ı 6ı

Osmanlı Köle Ticareti Ağında Mısn 'ın Yeri

1 70

ı 865 -1877 Arasında Kızıldeniz Köle Ticareti

ısı

YEDiNCİ BÖLÜM : Köle Ticareti Karşıtı Anlaşmalar ve Afrika Ticaretinin Gerilemesi, 1877-189_0

1 86

Mısır-İngiliz Köle Ticaretinin Bastırılması Anlaşması, 1877

ı86

1 8 8 0 Osmanlı-İngiliz Anlaşmasından Önce

ı 89

Köle Ticaretinin Bastırılması İçin Osmanlı- İngiliz Anlaşması, 18 80

193

Osmanlı İmparatorluğu'na Yönelik Afi-ik.alı Köle Ticaretinin Sonu

197


SEKİZİNCi B ÖLÜM: İngiliz B askısının B azı Genel Yönleri ve Osmanlıların Tepkisi

207

Müdahale Biçimleri

207

İngilizler Nasıl Aldatıldı

217

İngiltere'de Kamuoyunun Rolü

222

Osmanlıların Kölelik ve Köle Ticaretine İlişkin Turuımı

226

SONSÖZ

232

KAYNAKLARA İLİŞKİN NOT

237

SEÇİLMİŞ KAYNAKÇA

241

DİZİN

248


HARiTA LiSTESi HA RİTA A :

İSTANBUL'DAN GÖRÜLDÜ GÜ BİÇİMİYLE

19. YÜZYILDA OSMANLIKÖLE TİCARETİ A GI HA RİTA B: T RABLUS'A GİDEN SAH RA YOLLA RI HA RİTA C : TRABLUS VİLAYETİNDEN MISIR'A GİDEN ÇÖL YOLLARI HA RİTA D: BAŞLICA AIZDENİZ KÖLE TİCA RETİ YOLLA RI HA RİTA E : KIZILDENİZ KÖLE TİCA RETİ HARİTA F:

BAS RA KÖ RFEZİ-IRAK KÖLE TİCA RETİ

HARİTA G: ÇE RI<ES VE GÜRCÜ KÖLE TİCA RETİ HARiTA H: MO RSEBY HATLA R.I

lO

20 21 22 23 24 25 82

xi --


NOTLAR TARI H LER ÜZERINE NOT

Metindeki tüm tarihler tam ve sadece Gregoıyen stilde verilmiştir. Belgelerin tarihleri dipnotlarda geçtiğinde, orijinal tarih verilmiş ve Mila­ di tarihler lusaltılmıştır. Böylece, örneğin 19 Ocak 1 872, 19. 1 . 72 olmuş­ tur ( Avrupa usulünde) ve aksi belirtilmediği sürece tüm kısaltınalar 19. yüzyıla aittir. Osmanlı belgelerinin Hicri ve Mali tarihleri karşılık gelen Miladi tarihle birlikte, tam olarak verilmiştir. XII

TERMINOLOJI ÜZERINE NOT

Aşağıda, 19 .yüzyıl Osmanlı belgelerinde en çok geçen ilgili terimierin bir listesi verilmiştir:

l. Bir "köle" için kullanılan en yaygın sözcükler şunlardı: esir (erkek) , esire (kadm) ve üsera (çoğul), Arapça asi'r'den (daha yaygm Arapça çoğul biçimi asra) gelir ve aslında "tutsak" demektir; köle (erkek) ve cariye (dişi, çoğulu ceJJari, Arapça cariya ve caıııart), başka yaygm biçimlerdir. Diğer terimler daha az yaygın olup bazıları hukuki ve dini bağlamda kullanıl­ mışlardır. Bunlar: rakile ( tekil ve çoğul olarak kullanılmıştır) Arapça rıı­ qiq' t an gelir; ahid (erkek köle, Arapça ' ahid) , ima (dişi köleler, Arapça ima'), ınemluk (erkek köle, Arapça mamluk) ve memlııke (dişi köle için), gıılam ( erkek köle, bazen hadım, Arapça Ghuldm) ve halayıktır (dişi kö­ leler için çoğul, Arapça khald'iq). Kadın ve erkek köleleri birlikte belirt­ mek için kaynaklarda aşağıdaki ifadeler geçiyor: esir ve esire, abid ve ceva­ ri, memlıık ve memlııke, cevari ve gılman. Renk belirtmek için, siyah köle­ ler için kullanılan terimin başına genellikle zenci (Arapça zanci) sıfatı ge­ tirdi . Daha seyrek olmak üzere, Yunanca ve Rusça'da da olduğu gibi Türkçe kullanımda siyah köleler için Arap sıfatı ile karşılaşıyoruz, (Arapça Arab) örneğin Arap cariyesi. Farsçadan gelen siyah kelimesi de kullanılır­ dı. Beyaz köleler etnik kökenierine göre , örneğin Çerkes, Gürcü, Türk


gibi adlandırılmış veya renklerine özel gönderme yapılmıştır (Arapça isim Bayad [ beyazlık] , Türkçe'de bir sıfat olarak kullanılmıştır) . Hadımlar, te ­ Vafi (Arapça taıvaJi, çağulu taıva?iya) veya gulam olarak adlandırılmış, daha erken dönemlerde kullanılan khadim veya khaJiyy' den vazgeçilmiş­ tir. ı İı1eelediğimiz dönemde, hadımların çoğu hanedan üyelerine veya birkaç çok zengin aileye ait oldukları için daha çok unvaniarı ile anılmış­ lardır. Böylece, saray haremindeki siyah hadımlar Harem Ağaları, başları Darüssaade Ağası, yardımcısı Darüssaade Ağası Vekili, çeşitli saraylardaki hadımların başı, Baf Kapı Gulamı, bir şehzadenin dairesindeki hadımla­ rın başı ise Ba? Ağa, vb olarak adlandırılırdı. 2 . Serbest bırakılmış bir köleye azattı (Farsça Azad, özgür), azat et­ meye ıtk (Arapça 'itq), azat belgelerine, azat kağıdı veya serbest ve azat kağıtları denirdi. 3 . Kölelik için Osmanlılar esaret ve daha az olmak üzere de memluki­ yet ile rıkkiyet'i kullanmışlardı. 4 . Kölesi olanlara sahip (Arapça sahib) ve efendi, ayrıca malik, özellilde malik ve memluk terkibinde) hatta ağa denirdi. 5. Köle satıcıianna esirci ve daha az olmak üzere esir tüccarı veya ço­ ğul olarak Celeban (Arapça calab2, zaten çoğul olup bir de Farsça sonelele tekrar çoğul yapılmış) denirdi. Eğer adları verilirse erkekler için Ağa ve bazen kadınlar için Hatun unvanları kullanılırdı . Bunlar genellilde köle satıcısının isıninden sonra verilirdi, İsmail Ağa, Ayşe Harun gibi. 6. Köleler ile yapılan ticarete esir ticareti (Arapça ticara) denirdi. 7. Kölelerin satıldı ğı yer esir pazarı idi (Farsça Bazar) 8. Kölelerden alınan gümrük vergileri, jmıcik ı�esnıi3 veya siyahlar için üseray-ı zerıciye resmi idi . 9. Köleliğin kaldırılması anlamında, sedd-i bab-ı rıkkiyet (Farsça ezafet ile Arapça Sadd bdb al- riqqiyva, kölelik bpısımn kapanması) yeya fekk-i rıklıiyet (Arapça, faklı al-riqqi)�va, köleliğin "çözülmesi") kullanılırdı.

2 3

B i r hadımı nitelendirmek için kul l anılan teri mler için bkz. David Ayalan'un yakında çıkan makalesi "On the Eunuchs in Islam", Jerusalem Studies in Arabic and Islam, c. ı (1979), s. 89-92. Jal laba için bkz. Waiz, s. 71 vd. Bu terim i çin bkz. a�ağıdo, s. 58


OSMANLI KÖLE TiCARETi VE BASTIRILIŞI 1840-1890


GiRiŞ

G

ccİslam, ebeveyni olan iki tektanrılı din, Musevilik ve Hı­ ristiyanlık gibi kiileliğin ilgasını bir doktrin olarak hiçbir zaman öğretmedi, onları (fok değiJik bifimde de olsa) iz­ leyerek kurumu ılımlı bir duruma getirmeye, yasal ve ah­ laki yönlerini haftfletmeye falıpı. ,, , R. Brunschvig, coAbd, , EP, I (Leiden, 1960) s.25 ,

üçlük, daha tartışmaya girmeden, konunun başlığıyla başlıyor. Güçlük, sözcüklerin kullanımında, kültürler arası sınırları geçtiğimizde, bir dili, farklı bir dil kullanan başka bir topluma ait bir sosyal olguyu açıklamak için kullandığımızda önemi çok daha artan terminolojide ortaya çıkıyor. Söz konusu terim "kölelik"tir, Batılı okuyucu için kesinlikle duyarlı ve "yüklü" bir sözcük. Zihnimizde canlandırdığı görüntü kesinlikle olum­ suzdur. Kölelik, sömürüye, aşağılanmaya, ırk aynınma ve büyük ölçüde insan ezilmişliğine çağrışunlar yapmaktadır. Kölelik özgürlüğün, insan yüceliğinin, yasa ve adalet önünde eşitliğin inkarıdır. Bu kavram Batı tarihsel deneyimiyle biçimlendirilmiş ve bizim sosyalleşme sürecimizle pe­ kiştirilmiştir. Böylesine donanarak, başka ve oldukça t�1rklı bir kültürdeki paralel bir sosyal kurumu incelemeye başlarız. 19. yüzyıl Osmanlı kaynaklarını okur­ ken ve onları kendi Osmanlı-İslam çerçevelerine oturturken, kendimizi başka bir sosyal olguyla ve başka bir tarihsel deneyimle uğraşırken bulu­ ruz. Öyleyse Osmanlı-İslam köleliği ile örneğin Amerika İç Savaşı'ndan önceki Güney'deki kölelik veya aynı dönemde Latin Amerika'daki kölelik arasındaki fark, "kölelik"ten daha başka bir terimin kullanılmasını gerekti­ recek kadar fazla mıdır? "Kölelik" terimini paralel Osmanlı-İslam kurumu için de korursak bir kültürü diğerine yanlış göstermek ve "yanlış çevir­ mek" tehlikesine uğramaz mıyız? Kısacası, bir Osmanlı "köle ticare­ ti"nden söz edebilir miyiz?

3


Yanıtım açık ve kesindir: Bu çalışmada ortaya çıkacak önemli farkiara rağmen, hem yasal hem de sosyal açılardan aynı olguyla uğraştığımıza kuşku yoktur. Bu çalışmada Osmanlı köleliği ve ortadan kaldırılmasından çok, Osmanlı köle ticareti ve bastırılmasını tartıştığım için görevim daha da kolaylaşıyor. Şu bir gerçek: Kural olarak Osmanlı-İslam köleliğinin Ba­ tılı benzerlerinden daha ılımlı olduğu ve kölelere daha iyi davranıldığı ko­ nusunda, kaynakların çoğu birleşiyor. Ev köleleri hanehalkının bir parçası olarak görülürdü ve sahipleriyle aralarındaki içli -dışlılık görece t:1zlaydı . Zengin ailelerin köleleri çoğunlukla yoksul sınıfın özgür kişilerinden daha iyi durumdaydılar. Fakat Osmanlı İmparatorluğu'ndaki kent yaşamının görece rabatlığına, kölelerin zorlu yollarda sağ kalmayı başaran en güçlü ­ leri erişebilmekteydi. Böylece, ticareti düşündüğümüzde, köle tacirlerinin ne yaptığı ve kölelerin ne çektiği konusunda kültürel sınırın her iki yaka­ sında da özde büyük bir benzerlik buluruz.

4

Osmanlı-İslam "köle ticareti"nden gerçekten söz edip edemeyeceği­ mizin üzerinde daha fazla durmayarak, yalnızca uyguL.ıınanın gerçekte nasıl olduğunu aqkLl ın ay a çalışacağ;ıın. Uygulamanın sosyal, ekonomik ve politik yanlarını kendi kültür çerçevesi içinde gözden geçirecek ve tahlil edeceğim. Hugh Trcvor-Roper·ın dediği gibi düşüııürsek, " ... her ç<ığın kendi sosyal çerçevesi, kendi entclektücl iklimi var­ dır, biz n:1sıl ke n d i ç;ığıınızı olduğu gibi bbu! ediyorsak o �·ağ. da i\vle k.abul edilir. Edildiği için de belgelerde açıkça it:;ck cdilıne­ ınişrir, çık,mnı ve � e ni d en oluşturnu zoru nl ud u r. Her çağ ayrıcı �aygıyı da luk eder. . . Geçmişin entelektücl iklimi hakkında yargıda bulunmak tarihçinin en zor ve aym zamanda en gerekli görevlerin­ den biri di r . Bunu, "akilcı", "batı!", i l eric i" "gerici" gibi te riml e r kulLmarak ihmal etmek, ancak bizim aklıınızın kurallanna uygun olana akılcı , ancak bize hitap edene ilerici d e m e k yanlıştan da kö­ tü, kabadır."l '

"

,

,

D

1 9. yüzyıl gibi geç bir döneme kadar taşınır ınal olarak köle ticareti Eski ve Yeni Dünyaların her ikisinde de lüla yapılıyordu. Hala çok canlı olan ticaret Batı Mrika'dan her iki Amerika kıtasına, Kuzey \'C Doğu Afri ­ ka ve aynı zamanda Kafkaslar'dan İslam topraklarına yayılınaktaydı. Tica-

R. Trevor·Roper, 1 969). s. 21

H.

The Post and the Present·History and Sociology,

(Londra,


retin çeşitli dalları arasında önemli farklar olmasına karşılık, tümünün bir­ leştiği ortak bir nokta da vardı. Her şeyden önce, Mrikalı kölelerin edinil­ meleri ve nakledilmelerinde büyük ölçüde sertlik olduğu konusunda pek kuşku yoktur. Hastalıktan, yorgunluktan veya kötü muamele görmekten dolayı ölüm oranı yüksekti. İslam dünyasına ithal edilen köleler, Yeni Dünya'ya ithal edilenlerin yaklaşık olarak üçte biri ila yarısı kadardı. Me­ şakkatli yolculuktan sağ çıkabilen köleler için İslam'da kölelik birçok ba­ kımdan her iki Amerika kıtasındaki kölelikten farklıydı. İslam kanunu köle statüsünün tüm yönlerini düzenler. 2 Kölelerin ve sahiplerinin yükümlülüklerini saptar ve aralarındaki ilişkileri belirler. Şeri­ at azat etmeyi öğütler fakat zorunlu kılmaz. Buna karşılık kölesine baka­ mayan veya kötü davranan bir sahip mahkemece kölesini serbest bırakma­ ya zorlanabilir. Efendi ve köle azat konusunda bir anlaşma yapabilir, böy­ lece üzerinde anlaşılmış bir miktann ödenmesi karşılığında köleye özgür­ lük verikbilir. Ayrıca bir sahip kendi ölüm tarihinden geçerli olmak üzere \eya belli bir koşulun yerine gelmesine bağlı olan bir yemin ederek köle­ sini serbest bırakabilir. Özgürlük yasal işlerde kılavuz ilke olarak düşünü­ lür (al-asi huıva'l-hurı·iya); bu, tartışmalı durumlarda hukukçulann öz­ gürlük lehine karar vermelerinin teşvik edilmesi demekti. Köleler arasında rengc, işieve veya kölelik dummunun kökenine göre hiçbir ayrım yapıl­ mamıştır. Bununla birlikte, ger��ekte beyaz kölelerin değer ve rağbet açı­ sımlan üst sırada olduğu, bunu Habcş ve daha sonra da zenci kölelerin izlediği belirgin bir sosyal tababiaşma ortaya çıkmıştı.

2

Kölel iğin yasa l yön leri nin ayrınt ı l ı ol arak tartı şı lmasının bu çalışmanı n sınırları ötesi nde olduğu açıktır. Brunschvig (Brunschvig, s. 26-3 1 )'ce sağlananın ötesinde bilgi i çin okuyucu aşağıdaki kaynaklara başvurabi l i r: (a) 1 9. yy hukuk kaynakları. En çok başvurulan otoriteler Hanefi fıkıhçı lbn 'Abidin (Muhammad Amin i bn 'Abidin, ai-Radd ai-Muhtar(Kahire, 1 966), c. lll, s. 1 62 vd. ve 639 vd., c. IV, s. 286 vd., c. VI, s. 97 vd. ve diğer ilgili referanslar) ve lbrahim ai-Halabi (başka bir Hanefi hukukçu, öl. l 549)'nin Multeka üi -Abhar'ı 1 9. yy'da I mparatorluk'ta birçok kez basılmıştır (lbrahi m ai-Halabi, Multaqa'I-Abhur (Kahire, 1 265), s. 97 vd., 1 33 vd . , 1 82 v d . v e diğer i l g i l i referansl ar: Bu kitabın Türkçe bir tercümesi de vardır, Mehmet MevkGfati, Istanbul , 1 290). (b) Hadis. Kölelerin statüsü ile i lgili sorunlar için bkz. A J. Wensinck, A Handbook of Early Muhammadan Tradition (Leiden, 1 97 1 ). s. 1 4 1 -3, 203, 2 1 7-8. (c) Modern yapıtlar için bkz. David Santil lana, lnstituzioni di Diritto Musulmono (Roma, 1 925). c. 1, s. 1 4 1 -60; Eduard Sachau, Muhommedonisches Recht nach Schaf1itischer Lehre (Stuttgart ve Beri in, 1 897). s. 1 25-79; W. Juynbol l, Handbuch des Islamisehen Gesetzes (Leiden, 1 9 1 0), s. 203-8, 234-6.


İslam'ın ilk dönemlerinde kölelerin çoğu muzaffer İslam ordularınca ele geçirilen savaş esirleriydi. Sınırlarda düzenin sağlanmasıyla bu durum değişti ve esirlerin pek çoğu ya fidye ile ya da değiştirilerek kurmldular. Şeriat h ür doğmuş Müslümanların ve kendi statülerini ihlal etmeyen zım­ nilerin3 (korunmuş azınlıklar) köleleştirilmesini yasakladığından, azat et­ me yollarının çokluğu ve köle üretme uygulamalarının olmaması, köle nüfusunun kendi kendini yeniden üretmesini kısıtladığı için kölelerin İs­ lam dünyası dışından devşirilmeleri zorunluydu . Haraç ödentisi talebin bir kısmını karşılıyordu fakat daha erkence bir dönemden itibaren çok sa­ yıda kölenin çevre topraklardan satın alınarak Dar ül-İslam'a ithal edilme­ si zorunluluğu doğmuştu. Bir kölenin Müslümanlığı kabulü, onun azat edilmesini gerektirmiyor­ du. ithal edilen kölelerin çoğu sahiplerinin dinini kabul ettikleri için, İs­ lam topraklarındaki kölelerin büyük çoğunluğunun aslında Müslüman ol­ duğunu görüyoruz. En iyi bilinen Memluklar ve yeniçeriler örneğinde ol­ duğu gibi, askeri kölelik, Müslüman devletlerde, 9. ve 17. yüzyıllar ara­ sında yaygındı. Hizmet köleliği, cariyelik ve ev dışı hizmet kölelikleri de yaygındı. Bulunduğu yerlerde, tarım köleliği normal olarak Batı'da uygu­ lanan plantasyon türünde değil, daha çok küçük ölçekli işletmeler biçi­ mindeydi. Bunun birtakım istisnaları da vardı; 9. yüzyılda B asra sınır sa­ halarındaki Zenc en göze çarpan örnektir. Büyük İslam devletlerinin so­ nuncusu olan Osmanlı İmparatorluğu , İslam köleliğinin hem yasal hem de sosyal öğelerini tevarüs etmişti. Allah'ın Şeriatı ve Sultan'ın kanunu -ki bu en azından görünüşte Şeri­ at'ın uygulanışını kolaylaştırmak için düzenlenen yardımcı kurallardan oluşmaktaydı- imparatorlukta yasa düzeninin dayanaklarıydı. Çoğunlukla Şeriat ve kanun ile bütünleşen ve resmi olarak ayrıca var olmayan gele­ neksel kanun da ( örf) yasal sistemin önemli bir öğesi idi. Şeriat genellikle kişi hukuku, vakıflar, din ve ayinlerle ilgili konularda baskınken, kanun idare, maliye, ticaret ve ceza hukuku alanlarını düzenlemekteydi. Böylece Osmanlı İmparatorluğu'nda kölelerin statüsü kişi hukukunun bir parçası olarak görülür ve Şeriat ilkelerince yönetilirdi. Osmanlılar 17. yüzyıl ortalarına kadar, Yeniçeri birlikleri için gereken insan gücünü yeni edindikleri Avrupa topraklarından elde etınekteydiler.4

3

4

Yeni çerilerin toplandığı devşirme sistemi bir sapma idi. Bunun bir tartı şması için, bkz. V. L. Menage, "Devshirme," El', c.ll (Leiden, 1 960), s. 2 1 0-13. lbid., ve H. l nalcık, "Ghulam," Part IV, El', c.ll (Leiden, 1 960), s. 1 085-9 1 .


Zenci köleler, başlıca ev kullanımı için, Mısır ve Kuzey Mrika'daki Os­ manlı eyaJetleri yoluyla Sudan'dan ve Salıra-altı bölgelerden ithal edilirdi. Etiyopyalı köleler Habeş Eyaleri'nden (Etiyopya) Hicaz ve Mısır yolu ile gelirlerdi. Doğu vilayetleri ise Basra Körfezi ve Irak yoluyla Doğu Mri­ ka'dan beslenmekteydi. Hem ev hizmeti hem askeri kullanım için beyaz kölelerin çoğu, Karadeniz'in doğu ve kuzey kıyılarına komşu bölgelerden ithal edilirdi. Osmanlı köleliğinin yapısı 18. ve daha çok 19. yüzyıllarda önemli de­ ğişikliklere uğradı. Siyah, beyaz ve Etiyopyalı ırkiara mensup kadın ve er­ kek köleler hala İmparatorluğa getirilmekte ve çeşitli işlerde kullamlmak­ taydılar. Fakat artık kölelerin büyük çoğunluğu ev hizmetlerinde kullanıl­ mak için getirilen Mrikalı kadınlardan oluşmaktaydı. Bazı Çerkes ve Gür­ cü kadınları da bu amaç için kullanılırdı; pek çok beyaz ve Etiyopyalı ka­ dın odalık olarak hizmet etmekteydiler. Erkek kölelere gelince, siyahlar ve Etiyopyalılar Kızıldeniz, Basra Körfezi ve Hint Okyanusu'nda inci dalgıcı, kürekçi ve yelkenli gemilerde tayfa olarak, ayrıca çoğunlukla Arabistan'da, ev dışında hizmetçi ve işçi olarak kullanılmaktaydılar. Köleler arasmda bir azınlık, sorumluluk gerektiren görevlere getirilmekte ve sahiplerinin işle­ rini yürütmekteydi. imparatorluk'ta IS. yüzyıldan sonra çok marjinal bir olgu olan tarım Kafkasya'dan 1 860'larda zorunlu Çerkes göçünün bir sonucu ola­ rak büyük ölçekte yeniden ortaya çıktı. Göçmenlere hükümetin yerleşim için dağıttığı topraklan işiemek için kölelerini de birlikte getirmeleri izni verildi . Bu dönemde İınparatorluktaki askeri köleliğin varlığı sona erınişti ve sultamn ordularında ancak özgür olanlar hizmet edebilirdi. Yine de çe­ şitli durumlarda köleler hükümetçe edinilmekte, azat edilmekte, ordu ile donanınaya alınarak hür doğmuş askerlerle aynı koşullarda hizmet etmek­ teydiler. Mehmet Ali Paşa ve haletlerinin Mısırlı ordusu hariç,s bu ne bü­ yük ölçekte, ne de düzenli olarak yapılmaktaydı. Sultan II. Abdülhamit dö­ neminde azatlı köleler askeri handolara ve denizcilik öğrendikleri biriiidere yerleştirilmişlerdi. Bu, kısmen onların yeniden köleleştirilmelerini önlemek için yapılmıştı. Sarayın ak ve kara hadımları, daha önce sahip oldukları güce 19. yüzyılda sahip değildiler. Fakat çok az sayıda ve hemen tamamıyla Mri­ ka'dan olmak üzere hadımlar İmparatorluğa lüla ithal edilmekteydiler. köleliği,

S

Bkz. örneğin Waiz, s. 226 vd.; Baer, s. 1 64-5; Lewis,

Race and Co/or,

s. 77-8.

7


1 8 . yüzyıl sonunda ve 1 9 . yüzyıl başında başta İngiltere olmak üzere Batı Avrupa'da gittikçe yoğunlaşan ilgacı ( abolitionist) düşüncelerin At­ lantik köle ticareti üzerinde büyük bir etkisi oldu. İngiltere 1807'de köle ticaretini yasaklamış ve 1833'te Karayip sömürgelerindeki kölelik statüsü­ nü kaldırmıştı. Daha sonra, Afrika'dan köle ticaretini bastırmak amacıyla diğer Avrupa güçleriyle bir anlaşmalar ağı oluşturmuştu .6 Yüzyılın ortası­ na kadar Fransa, Avusturya, Prusya, Rusya, Hollanda, Portekiz ve İspanya isteksizce de olsa, İngiltere ile, bu amaca yönelik olarak, bir biçimde an­ laşmaya girmeye razı edilmişlerdi. Bu anlaşmalar ağının 19. yüzyılın ikinci yarısına dek rahatlıkla yapılabilen Osmanlı köle ticareti üzerine görülebilir bir etkisi olmadı. Bununla birlikte Atiantik ticaretindeki tedrici düşüşle kamuoyunun ilgisi Osmanlılara yöneldi. Osmanlılar ise Avrupalı güçlere gittikçe artan bağımlılıkları yüzünden kendi içişlerinin yönetiminde, ya­ bancı müdahalesinden giderek daha etkilenir duruma gelmişlerdi. Böyle­ ce Osmanlı köle ticaretinin bastırılması, İngiltere'nin Doğu'daki politika­ sında açıkça ilan ettiği amaçlarından biri oldu. o

Bu çalışmada, köle talebinin büyük bölümünün İmparatorluğun belli başlı kent merkezlerince yaratılması olgusunun nasıl köle ticareti ağını bir­ birine kenetlediğini ve nasıl bu ağın işleme dinamiklerini belirlediğini gös­ terıneye çalışacağıın ( bkz . Harita A). Politik ve ekonomik güçlükler bir yolda köle taşınmasını tehlikeli duruma getirdiği zaman, yeterli arzı garan­ tilemek için başka yollar kullanılmaktaydı . Değişik para birimleriyle ibdc edilmesine rağmen tck fiyatiandırma sistemi ve aynı bürokratik gelenek, Osmanlı köle ticaretine daha da büyük bir bütünlük verınekteydi. Köle ti­ careti ağının işlemesi ve esircilerin artan güçlükler ve değişen koşu llarla baş etmek için kullandığı yöntemler I. ve Il. bölümlerde incelenecektir. 1840'ların sonundan başlayarak birbiri ardından gelen İngiliz lıükLi ­ metleri, bazen doğrudan bazen dolaylı baskı ku llanarak, Babıali'yi İnıpa­ ratorluğa yönelik köle ticaretini sınırlayıcı önlemler alınaya ikna etmek için adımlar attılar. Osmanlıların 1847'de bazı ödünler vermelerine rağ­ men 18 50'lerin ortasına dek kapsamlı bir eyleme geçilmedi. 18 57'de Af­ rikalı köle ticaretini (siyah ve Habeşi) , Hicaz hariç İmparatorluğun her erinde yasaklayan bir ferman çıkarıldı.? 1880'de Afrika'daki köle ticareti-

6

7

Ayrıntılar için bkz. Miers, s. 9-39. Hicaz'ı n dışarıda tutulmasının nedenleri aşağıda tartışılmıştır, s

ll 0- 1

14


nin bastırılması konusunda bir İngiliz-Osmanlı anlaşması imzalandı ve Osmanlı hükümeti l890'da, Avrupalı ve Avrupalı olmayan diğer devletler gibi, Mrika köle ticaretine karşı olan Brüksel Anlaşmasını imzaladı. Bu gelişmeler IIL , IV., VI. ve VII. bölümlerin konusudur. Osmanlı İmparatorluğu 'na yönelik ve imparatorluk içindeki Mrikalı köle trafiğinin bastıolmasında elde edilenlerin çoğu, aslında Babıa.li'den İngiliz baskısıyla koparılmıştı . Fakat birçok durumda ve kısa dönemde belki her vakada, yabancı ilgacıların müdahaleleri, hiç kuşkusuz kölelerin aleyhine olmuştur. Yabancı gözl emciler ve Osmanlı memurlarından uzak durmak isteyen köle tacirlerinin daha uzun ve zorlu yollara yönelmeleri kölelerin acılarını ve ölüm oranını artırmaktaydı . Ünlü Hallandalı oryan­ talist Snouck Hurgronje ve başkaları, kölelik karşıtı hareketi, Osmanlı kö­ le ticaretine müdahale girişimlerinden dolayı şiddetle eleştirmekteydiler.B İngiliz dış politikası üzerinde kölelik karşıtı "lobinin" etkisi ve İngiliz bas­ kısına Osmanlıların tepkisi VIII. bölümde tartışılacaktır. imparatorlukta köle ticaretinin bastırılması, Tanzimat ( 1 839-1 876) ve Tanzimat sonrası yapılan reformların bir parçası olarak kendi iç bağlamında anlaşılmalıdır. Bu reformlardan özellikle, başlıca gayrimüslim azınlıklann durumuyla ilgili olanlar, dış etkiler altında kabul edilmişse de birçoğu bağımsız olarak Osmanlıların kendi iç ihtiyaçlarından ve kaygılarından doğmuştur. Kanun ve adalet alanındaki reformlar Batı düşüncesi ve kav­ ramlarından en çok etkilenenler arasındadır. Bununla birlikte incelediğimiz dönemde, külelikle ilgili kanunlar kişisel statü alanına girdiklerinden bu reformlardan hemen hiç ctkilenmemişlerdir. İslam yasaklanana izin verilmemesini ve izin verilenin yasaklanmaması­ öğretİr. Bu kural, ayrıca aile yaşantısı ve evin özel hayatıyla iç içe giren kurum mahremiyeti, köle ticaretini bastırma yolundaki girişimiere karşı ortaya çıkan sert dini muhalefeti açıklamaktadır. Yine de yabancı temsilci­ lerin bilgisi dışında ve kendi girişimleriyle hareket eden Osmanlılar, Çer­ kes köleliğini ve köle ticaretini tedricen ortadan kaldıran çok önemli re­ formları uygulamaya koydular. İlgacı l ı k çabalarını beyaz kölelik alanına da taşımak isteyen İngilizlere bu konuda söz hakkı veril medi. V. bölüm bu alandaki Osmanlı reformlarına, karşılaşılan güçlüidere ve ortaya çıkan de­ ğişikliklere ayrılmıştır. lll

8

Snouck Hurgronje, Mekka,

ss.

1 7-20. Ayrıca

bkz.

Keane,

ss.

94- l 00; S Iade, ss.

395-7.

11


1<::

�- --..

ııııu ıun -

- ııııu -

Hnritn A: i.�rtılllml'ıfırll /llll"lllllit(/711 /liaıuir/,·

IV. .ui:11lrfa ( J.•·mdult

h",,f,· 1 iL iu·r:ıi ·-\•1'·


Böylece ortaya çıkan düzen oldukça açıktır. 1 840'ların başında İngil­ tere, Osmanlıları köleliği kaldırmaları için ikna çalışmalarına başladı. Çok geçmeden amacını gerçekçi olarak yeniden gözden geçirip çabalarını Os­ manlı köle ticaretinin bastırılması konusuna yöneltti. 1850'lerin sonlarına dek bu hedef hem Mrikalı hem de Çerkes köle ticaretini içermekteydi. Bu tarihten sonra bu oldukça farklı iki ticaret türüyle uğraşmak için iki ayrı tarz geliştirildi. İngiltere'nin faal bir ortak olarak kalmasına Sadece Mrika­ lı köle ticaretinin bastırılmasında izin verildi. Çerkes ve Gürcü köle ticare­ tine müdahale girişimleri geri çevrildi. Beyaz kölelik alanı Osmanlılara, yanıtlarını kendilerinin sağlamak zorunda oldukları güç sorunlar sunmak­ taydı. Bu yanıtlar da giderek İmparatorluktaki beyaz köleliğin ve ticareti­ nin sınırlandırılmasına yol açtı. Bu kitabın hemen hemen yarım yüzyıllık bir süreyi kapsaması gibi ya­ lın bir gerçek bile gösteriyor ki Osmanlı köle ticaretinin bastırılması tedri­ ci ve uzun bir süreçti. Gerçekten de İngilizler, Osmanlı hükümetiyle işle­ rini adım adım yürüttüler. Bu, basamakları sınırlamadan yasaklamaya ve sonunda iki yanlı anlaşmaya ulaşan bir merdiveni çıkmak gibiydi. Her adım köle ticaretinin kapsamını biraz daha daraltmaktaydı. Beyaz köle ti­ careti konusunda aynı yolu, ancak yabancı bir gücün müdahalesi olma­ dan, Babıali de izledi . Ferman çıkarılması veya daha sınırlı talimatnamelerin yayıını yoluyla yapılan hükümet düzenlemeleri, imparatorluğa yönelik ve imparatorluk içindeki köle ticaretinin bastırılması için kullanılan araçtı . Fakat sosyal gerçeklik, açıkça kanunun görünürdeki niyetinin ardından geliyordu . Kö­ le ticareti, 1 8 57'de yasaklanmasına rağmen yüzyılın son çeyreği içinde bi­ le sürmckteydi.9 Talimatnameler her birkaç yılda ve bazen her birkaç ayda bir yinelenmek zorundaydı . Babıali buyruklarının yerine getirilmesine, merkezden uzaklık arttıkça daha az önem verilmesi hiç de şaşırtıcı değil­ di. Merkezi hükümet denetiminin yalnız lafta kaldığı uzak vilayetlerde ya­ saldara pek aldırış edil miyordu. Bir bütün olarak imparatorlukta köle sa­ hipliği ve köle ticareti iç içe girmişti; hem içte hem de dışta uygulamayı bastırma çabaları yorucu oldu ve uzun sürdü.

9

Küçük miktarl arda köle ithalatı çöküşüne kadar imparatorluğa ve daha sonra da başta Arabistan olmak üzere ortaya çıkan devletlere yapıl maya devam etti . .

ll


BİRİNCİ BÖLÜM

KAYNAKTAN PAZARA 1 9. YÜZYI LDA OSMANLI

KÖLE TICARETI AGI

l9

12

yüzyılda Osmanlılar arasında köle sahipliği çoğunlukla bir kent olgusuydu. Dolayısıyla kölelerin çoğunluğunun alınıp sarıldığı yer­ ler, Rumeli'nin, Anadolu'nun, Balkanlar'ın ve Doğu Akdeniz'in büyük kentleriydi. Ayrıca birçok köle kendilerine bu kasaba ve kentlerde sürekli bir kapı da buluyorlardı. Elit grubun zengin ve etkili üyelerinin en azın­ dan bir konak sahibi oldukları İstanbul, köleler için en büyük talebi yarat­ maktaydı. Hatta yönetici sınıfın daha az zengin üyeleri ve orta sınıtlar da köle sahibi olabiliyorlardı . Kölelerin adımladıkları hemen her yol Dersa­ adet'e çıkmaktaydı. •

İstanbul'a ve İmparatorluğun kalbine doğru bu yolculuk, ortak tlyat­ landırma sistemine sahip oldukça bütünleşmiş bir ekonomi içinde, ortak kayıt ve vergilendirme yöntemleriyle, göreli değişmeyen idari uygulamalar altında yapılmaktaydı. Bunların tümü Osmanlı köle ticareti ağında büyük benzerlikler oluşturmuş, onu bir "sistem" durumuna getirmişti. I . ve II. bölümlerde bu benzerlikleri bulmaya v e sistemin ekonomik ve sosyal yönlerini açıklamaya çalışacağız. Bu, daha sonra Osmanlı köle ticareti ta­ rihini ortak bir temelde yeniden oluşturmamızı sağlayacak. Girişte bahse­ dilenlerin dışındaki olayları irdelemeyi üstlenmeyeceğiz. Bu bölüm 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı İmparatorluğu'na yöne­ lik ve imparatorluk içindeki köle ticaretinin teknik yönüne ayrılmıştır. Kö­ leleri ve köle taeirierini arz kaynaklarından pazara kadar izieyecek ve bu uzun yolculuğun her evresinde ortaya çıkan sorunları gözden geçireceğiz.


Doğu'da kölelerin edinilmesi, nakledilmesi ve satışının çeşitli yönleri hem popüler hem de bilimsel literatürde ele alınmıştır. Çöl kervanları ve köleler­ le dolu yelkenli anlatımları da eksik değildir. Bu kayıtları burada yindernek oldukça gereksiz olurdu. Bunun yerine tartışmamız, köle ticaretine "İstan­ bul'dan bir bakış" olarak adlandırılabilecek bir yaklaşımla, belirgin biçimde Osmanlı olan noktalar üzerinde yoğunlaşacaktır. Ayrıca daha önce gözden kaçırılan veya çok kısa değinilen bazı kayda değer ayrıntıları da ekleyeceğiz. KÖLELERIN E DINIMI

1 9 . yüzyılda Osmanlı pazarlarına köle sağlayan topraklar İmparatorlu­ ğu n sınırları dışındaydı. Vaday, Bagirmi ve Bomu gibi Orta Afrika bölge­ leri1 ve Yukarı Nil ile Batı Sudan, başlıca siyah köle kaynaklanydı. Galla ve Siclama beylikleri Habeş köleleri sağlıyordu . Gürcistan ve Çerkezistan ise İmparatorluğa beyaz köle vermekteydiler. Bu yörelerin özgür sakinleri üç şekilde köleleştiriliyor ve onları Osmanlı topraklarına götüren taeirierin eline geçiyorlardı: l. Savaşta tutsak alma yoluyla edinim: Bu yörelerin tümündeki, fa­ kat özellikle Orta Afrika ve Etiyopya'daki yerel savaşlar, her iki cinsten büyük sayılardaki tutsağı pazara yöneltmekteydi. Kölelik kıtanın içlerindeki Afrika kabileleri arasında yerleşmiş bir kurumdu ve savaşta tutsaklık yoluyla köle edinimi yaygındı; Afrikalıların köle olarak dış dünyaya ulaşma­ larından çok önceki durum da buydu. Etiyopya'nın güney ve batı bölge­ lerindeki sürekli savaş Galla ve Siclama kökenli pek çok köle sağlamaktaydı. Bu bölgelerin 1 9 . yüzyılın ilk yarısında Avrupa ve Osmanlı tüccarlarına açılması , köle ihracatını köle sağlayan toprakların ekonomisinde önemli bir kalem haline getirdi . i mparatorlukta iç ayaklanma sonucu köleleştirnıeye çok ender rastlanmasına rağmen, bir örneğini biliyoruz. l 847'de Bedi rhan Bey'in yönettiği Kü rt ayl1klanması sırasında, Nasturi, Yakubi, Yezidi kadın ve çocukları tutsak alımp Diyarbakır-Musul bölgesinde köle olarak satılmışlardı. Bunların bazıları , İngilizlerin ricası ve Babıali'nin eylemi sonucunda serbest bırakılmıştı. Bu örnekte zimmilerin köleleştiril ­ mesinin Şeriat'a aykırı olduğuna dair karar verilmişti .2

2

Örneğin bkz. izmir yetkili lerince 1 857'de bir köle gemisi nde yakalanan kölelerin geldikleri yerlerin listesi (BA/ I rade/Mecl is·i Vôlô/1 6623, ekler 28 ve 68). Orta Afrika ve Etiyopya için bkz. Kapytaff ve Miers, "Giriş", s. 1 3; Abir, s. 54. Bedir· han'ın tutsakları için bkz. BA/Irade/ Meclis-i Vôlô/296 1 , Sadrazam, Mecl is-i Vôlôy·ı Ahkôm-ı Adliye, Diyarbakır ve Fetvahane arasındaki yazı şma, 3 1 . 1 2.47 - 28.3.48.

13


2. Akınlar ve kaçırma yoluyla edinim: Savaş köle talebini karşılaya­ madığında pazarlan beslemek için köle akınlan düzenleniyordu. l 8 5 0'1e­ rin sonunda, kuzey pazarlarına köle sağlamak amacıyla Trablus Vilaye­ ti'nden Kavar ve A'ir yörelerine hala akınlar düzenleniyordu. Savana kral­ larının aracıları olarak hareket eden Tuaregler ve yarı-kabilevi krallıklar "akın yapmayı ve köle yakalamayı düzenli bir iş haline getirmişlerdi ve kurbanlarıyla karmaşık bir ticari sistemi beslemekteydiler." Yukarı Nil, Bahr ai-Giıazal ve Beyaz Nil bölgelerinde bulunan Avrupa ve Osmanlı fıl­ dişi tüccarlarının faaliyetleri, l 8 50'lerde kısa sürede büyük bir köle akını ve ticareti operasyonuna dönüşmüşti.i. Zariba denilen tüccar kamplarının yapısı ve saldırgan ticaret yöntemleri çok geçmeden yoğun köle ticaretiyle karşılanan bir köle emeği ve köle taburlan talebi yarattı . Akınlar çoğu Os­ manlı tebaası olan "kuzeyli tüccarlar" yani Suriyeli, Mısırlı ve Kuzey Su­ danlı tüccarlarca yönetilmekteydi.3

14

Etiyopya'da köle edinim seferleri güneybatıda, hatta ülkeye komşu zenci topraklarında yapılıyordu. Buradaki yağmacılar KatTa ve Galla bey­ liklerinden gelmekteydiler. Massava'daki Osmanlı kaymakaını, l 860'ta kasabadan at ile elli saat uzaklıkta bulunan Hu baba üzerine yapılan bir akım rapor etmişti. Akın, yöredeki kabile şeyhlerinin yardımıyla Massa­ va'daki " beş ya da on" tüccar tarafindan düzenlenmişti.4 Bu köle edinim biçimine, hem arz kaynaklarında hem de imparatorluk içinde var olan insan kaçırma adetini de eklemeliyiz. insan kaçırma, sakiu·­ gan eylemin büyük ölçekte olmaması ve çoğunlukla kişisel düzeyde, küçük ölçekte yürütülmesiyle akınlardan ayrılır. Ayrıca olası saldırganlara karşı kendisini savunmaya hazırlanmış bütün bir köy yerine, tck başma ve korun­ masız insanlar hedef alınmaktaydı . İnsan kaçırma Etiyopya ve Çad Gölü

3

4

Trablusgarp viieyetindeki akınlar için bkz. BA/Yıldız/39/2 ı 28/ 1 29/ 1 ı 8, Muhammed Bashala'nın Layihası, 6 Şevvol ı 3 ı ı / 1 2.4.94. Bu akınlardan birinin, ı 859'da 2000 k i ş i l i k b i r güçle Syrt i s kaymakamınca düzenlendiği b i l d i ri l mekteydi ( F O 84/1 ı 20/1 56-65, Herman'dan Russell'o , 2.7- ı 4.9.60). ı 840'ta iki yerli şeyh, Trab· lus'a gitmekte olan ve büyük bir muhafız grubunca korunan büyük bir köle kervanı· nı vurdu (FO ı 95/ ı 08, Warrington'dan Dışişleri Bakanlığı ' na, 22.7.40). Tuareg akınları için bkz. Kopytoff ve Miers, /oc. c. (alıntı). Trablus'a köle ihraç eden bir bölge olan Bornu'daki Afrikalı akınları için bkz. Roberto Ann Dubar, "Siavery and the Evolution of Nineteenth Century Damagaram•, Kopytoff ve Miers'da, s. ı 60. Yukarı Nil ve Sudan hakkında bkz. Holt, Modern History, s. 6 ı -3. Etiyopya için bkz. Abir, s. 56. Hubaba üzerine olan akı n, BAlirade/Meclis-i Vôlô/ 1 97 ı ı 'de anlatıl mıştır, Pertev Efendi 'den Mekke Şerifi'ne 23 Rebiülevvel ı 277/9. ı o.60.


çevresindeki topraklarda çok yaygındı. Anadolu'nun doğu sınırlarında, Kafkasya halkı arasında da sık sık olurdu. Lazlar, erkekleri sultanın ordu­ sunda hizmet eden Gürcü kadın ve kızlarını kaçırınakla suçlanıyorlardı. Po­ tide'deki Osmanlı konsolosu, Abaza kabilelerinin kaçırıp Rus topraklanna götürdüğü Osmanlı vatandaşlarımn serbest bırakılmalarını sağlamak için l 8 65 'te Rus yetkililerinden aracı olmalarını isternek zorunda kalmıştı. Çer­ keslerin, l 860'ların başında Osmanlı İmparatorluğu'na göçlerinden sonra, sık sık hür doğmuş Müslüman çocuklarını kaçırdıktan ileri sürülmekte; Bulgaristan'da Bulgar, Rum ve Tatar kızlarını kaçırınakla suçlanmaktaydı­ lar. Osmanlı ceza kanunu l858'de çocuk kaçıranlar icin bir yıllık hapis ce­ zası getirdi, 1 8 60 ve l867'de ilgili maddelerin kapsamı genişletildi. S 3. Satın alma yoluyla edinim: İmparatorluğa köle ihraç eden bölge­ lerin tümünde zor dönemler, bir zorlama öğesi olmaksızın, "gönüllü" in­ san satışlarını gündeme getirınekteydi. Birçok Mrika toplumunda, kıtlık dönemlerinde, çocuk ve yetişkinler tahıl ile takas edilmekte, borcunu öde­ yemeyenler veya bir cinayetten suçlu bulunanlar köle olarak satılmaktaydı­ lar. Yaşam koşullarını iyileştirmek umuduyla kendilerini ve çocuklarını kö­ le olarak satanlara da rastlanmaktaydı: Etiyopya, Galla ve Siclama hüküm­ darları, beyliklerinde seçkinterin tükettiği ithal malları giderinin bir kısmı­ nı, kendi tebaalarını düzenli olarak satarak karşılıyorlardı. Burada da küçük suçlar ve vergi ödeyememek, sık sık suçluların köle olarak satılmalarıyla so­ nuçlanıyordu. Bazen çocuklar vergi yerine alınıyor veya kıtlık dönemlerin­ de ailelerince satılıyorlardı. Çocuk satışı Çerkesler, çoğunlukla da köle sı­ nıfİndan Çerkesler arasmda yaygındı. Sahibin ve ebeveynin onaylaması ile genç kızlar satılıyor, kendilerini beklediğine inanılan büyük fırsatian kul­ lanmak üzere İstanbul haremlerine göti.irülüyorlardı. Birçok dunımda ilgi­ li tüm taraflar (esir kızın kendisi de dahil olmak üzere) satış ın gerçekleş­ ınesini istiyorlardı. Dul kalmış annesinin küçük yaşta sattığı, yüksek sınıfa mensup İstanbullu bir hamının söylediğine göre :

5

Etiyopya ve Çad Gölü çevresindeki bölge için bkz. Abir, ss. 54 ( 1 . not), 56; Kopytoff ve Miers, /oc. cit. (yazarlar burada adam kaçırmanın hem "rasgele" hem de "iyi ör· gütlenmiş" biçimlerinden bahsediyorlar. Ayrıca bkz. Du bar ss. 1 60 1 ). Lazların adam kaçırması için bkz. BA/Irade/Hariciye/5553, sadrazamdan sultana, 28 Zilhic· ce 1 270/23.9.54. Konsolos vekilinin aracılığı, ibid./l 2344'tedir, sadrazamdan sulta­ na, 28 Zilhicce 1 28 1 /24.5.65 ve başka ilgili belgeler de bu dosyadadır. Çerkeslerce kaçırmalardan örneğin, SA/Irade/Meclis-i Mahsus/l 407'de bahsedilmiştir. sadra­ zamdan sultona 24 Zilkôde 1 283/30.7.67 ve ekler; Pinson, s. 79'da bir gönderme vardır. Ceza kanunu ve i lgili düzeltmeler için bkz. Düstur, c. 1, s. 582 (206. madde); Aristarches, c. ll, ss. 254-5, 272. ,

·

ı .s


"Bir gün annem, yüzünde mutlu bir ifadeyle yanımıza geldi ve bana dedi ki: 'Çocuklarım, babanız Peygamber'in şefaatına nail oldu gali­ ba. Şimdi bize mucizevi bir yardım geliyor. Zengin bir hanım altı­ yedi küçük cariye satın almak istiyor. Siz üç küçük kızı satacağım ve kazandığım parayla dağlara geri dönüp erkek kardeşlerinizi şehir fa­ releri gibi değil, gerçek Rumdililer olarak büyüteceğim'. Hepimiz çok mutlu olduk . . . "

B azen de bireyler, köle tacirlerinin teklif ettiği belli bir miktar para için köle durumuna düşmeyi kabul edebilmekteydiler. 1 8 5 3 yılında Mısır valisine satılan ve daha sonra özgürlüklerini geri isteyen hür doğmuş yedi Türk çocuğunun durumları böyleydi. 1 867'de Trablusgarp'taki kıtlık sı­ rasında, sınır bölgesinden bazı kişilerin açlıktan ölmeınck için kendilerini köle olarak sattıkları söylenmekteydi. 6

/(ı

Böylece köle edinme yöntemleri, en saldırgan savaş ve akından, kölelik statüsünün gönüllü kabulüne kadar değişmekteydi. Mrika'da bir arz piya­ sasının var olduğu ileri sürü lmektedir,l aşağı yukarı aynı şey Osmanlı paza­ rının yapısı için söylenebilir. Başka bir deyişle, tutsaklar, kaçırılmış veya herhangi bir biçimde satışa sunulmuş insanlar, hemen her zaman istekli bir alıcı bulabilmekteydiler. Fakat Osmanlı alıcısına gelmeden önce, köleyi va­ tanından pazara karmaşık bir yol sistemiyle getiren ulaşım ağına bakmamız gerekiyor. BAŞLlCA OSMAN L I KÖLE TICARETi YOLLARIB

Osmanlı köle ticaret sistemi üç öğeden oluşmaktaydı: Köle ihraç eden kaynaklar, köle ithal eden b ü yük pazarlar ve ü zerinde merkez ve çevre antrepoları olan, kaynağı pazara bağlayan kara ve deniz yolları . Köl eler, bütün ticaret ağı boyunca yerel taşra pazarlarına da sunularak satılıııaktay-

6

7 8

Afrika topl umlarında ve Etiyopya'da satın alarak edinim için bkz. Abir, s. 54 vd. Çerkes uygulamaları için bkz. BA//oc. cit., Longworth, c. 1, ss. 278-80; Demetra Brown, Harem/ik, s. 1 1 8 (al ı ntı). Kendilerini satan erkek çocuklar içi n bkz. BA/Ira­ de/Meclis-i Vôlô/1 6542, sadrazamdan sultana, 7 Muharrem 1 274/28.8.57 ve ek bel­ geler. Trabl us kıtl ığı için bkz. BFASS/Mss. Brit. Emp./S22/G96, De Casson'un rapo­ ru, 1 6.6.74 (s. 1 5). Kopytoff ve Mi ers, s. 1 4. Bu çalı�mada ne Mısır vilayetiune olan köle ticareti ne de Sudan'dan Mısır'a olan köle ticareti i le uğraşmaktayım. Bu konular ayrı bir çalışma gerektiri r ve kendi başlarına bir konu oluşturur. Burada yalnızca Mısır transit ti careti, yani mısır aracı lığı ile Osmanlı pazarlarına yapıl an ticareti ele alacağım.


dılar. Kaynaklann çoğu Osmanlı toprağının dışında kalıyordu, fakat siste­ min diğer öğeleri Sultan'ın nüfuzu altındaki topraklardaydı . Aşağıdaki lis­ te ve ilgili haritalar kaynaktan pazara giden dört anayolu ve her yolda ti­ careti yapılan kölelerin cinsini belirtmektedir. A. Kuzey Mrika ticareti (B, C ve D Haritaları)

KAYNAKLAR: Çad Gölü'nü çevreleyen bölgeler, başlıca Vaday, Bornu ve Bagirmi. KÖLELER: Siyah YOLLAR: ( l ) Karadan: ( a ) Gat-Murzuk-Bingazi ( b ) Gat-Gadames-Trablusgarp (c) Trablusgarp vilayetinden Mısır'a çeşitli yollar ( 2 ) Denizden: Trablusgarp, Bingazi ve diğer sahil kasabalarından Malta, Girit, Rodos gibi Akdeniz adaları ve Ege adalarına uğrayarak İstanbul, İzmir, Selanik ve Doğu Akdeniz'in diğer limanlarına. Ek yollar İskenderiye'yi çoğunlukla Kıbrıs'a uğrayarak, İstanbul, İzmir, Güney Anadolu ve Doğu Akdeniz !imanlarına bağlaınakraydı .

B . Kızıldeniz Ticareti ( E Haritası ) KAYNAKLAR: Kordofm, Darfur, Sudan'daki Mavi v e Beyaz Nil hav­ zaları, Etiyopya'daki Galla, Siclama ve Gtmıgc bcylikleri. KÖLELER: Siyahlar ( başlıca Nubyalılar) ve Habcşler YOLLAR:

( l ) Kıradan

(a) Yukarı Nil'den Berbera v e Kızıldeniz kıyısına, Sevakin veya Massava yakınlarına. ( b ) Bey;ız ve Mavi Nil havzalarından Kallabat, Kadarit'-Kassala-Sevakin veya Massava'ya. ( c ) ( b ) yoluna kısmi bir alternatifi olarak Mavi Nil'den yukarıya Şandi'ye. (d) Galla ülkesinden Ş ova yolu ile Taeura ve Zeyla'ya.

Ra hi ta,

17


(e) Güney Etiyopya'dan Harar ve Berbera'ya (f) Güney Etiyopya'dan Şova yolu ile Gondar'a ve Massava yakınlarındaki kıyılara. (2) Kızıldeniz'i çapraz geçerek: Şevakin, Agig, Port Mornington, Şeyh Barghuth, Massava, Bayllıl, Tacura, Zeyla ve Berbera'dan (ve kıyı boyunca diğer limanlardan) Arap yarımadasındaki Yanbu, Cidde, Lith, Kunfudha, Luhayya, Hudeyde ve Mukha'ya (ve kıyı boyunca başka noktalara).

(3) Arap karayolu:

(a) Hudcycle'den Cidde'ye ( b ) C i d d e - Mekke - Ş am ve Ku zeye ( Hac yolu) ( c ) Yanbu'dan Medine'ye (d) Hicaz-Necd-Basra Körfezi.

(4) Doğu Akdeniz ve Mısır'a Süveyş Kanalı üstünden IR

yapılan ticaret (yalnızca l 869 - 70'ten sonra) C. Basra Körfezi - Irak Ticareti KAYNAKLAR: Zanzibar (Nyasa Gölü'nü çevreleyen bölgelerden Zanzibar'a pek çok köle gelmekteydi) ve Etiyopya. KÖLELER: Siyah ve Habeş YOLLAR: ( l ) Denizden

( a) Zanzibar- Maskat-Körfez limanları-Basra veya Mohamera. ( b ) Tacura, Zeyla veya Berbera'dan Körfez limanları-Basra veya Mohemera'ya

(2) Karadan

(a) H i c a z - Nec d - Körfez lim anları ­ Basra veya Mohemera. ( b ) Basra-Bağdat-Musul-Diyarbakır ve Doğu Anadolu kentleri. (d) Çerkes ve Gürcü Köle Ticareti ( Harita G)

KAYNAKLAR: Çerkezistan ve Gürcistan. KÖLELER: Beyaz YOLLAR: ( l ) Denizden-Sohum Kale, Batum ve Karadeniz'in doğu


kıyısındaki daha küçük limanlardan, Trabzon, Samsun, Sinop ve diğer Anadolu kentleri üstünden İstanbul, İzmir, Selanik ve Mısır ile Doğu Akdeniz'deki kentlere. U LAŞIM ARAÇLARI VE YÖNTEMLERI 1.

Kervanlar

Kölelerin Afrika'daki evlerinden başlayan yolculuklarının ilk kısmı ka­ rayolu kervanlarıyla yapılıyordu. Kervan yolculuğu, yolculuğun en zor bölümüydü ve Osmanlı topraklarına giden uzun yolda en çok yaşam kay­ bı da bu aşamada olmaktaydı. Kervanlarca alınan yolun büyük bir bölü­ mü Osmanlı yetki alanının dışında kalmakta olup9 Sultan'ın köle ticareti­ ni lağveden fermanlarından etkilenmiyordu. Bununla birlikte, kervanların çoğu Osmanlı pazarını doyurmak amacıyla Osmanlı toprağına yönelmişti. Ayrıca Osmanlı tebaası arasında imparatorluk sınırları dışında köle ticareti yapanlar da çoktu; ancak arz kaynaklarına dek i ndiklerini pek görmüyo­ mz. Osmanlı tüccarları Etiyopya ticaretinden çok Sahra köle ticaretine katılmaktaydılar. Fakat her iki ticaret yolunda da Osmanlı olmayan nakli­ yeci tücc arın rolü çok önemliydi . 1 9 . yüzyılın ikinci yarısı boyunca İmpa­ ratorluğa karayoluyla köle nakli kalıplannda çok az değişiklik olduğunu da belirtmemiz gerele Şimdi bu kalıpların bazılarını gözden geçirelim. Çad Gölü çevresindeki kük devşirilen bölgelerden, başlıca Vaday, Bor­ Bagirmi'dcn Akdeniz kıyısına dek yürüyüş yaklaşık üç ay almaktaydı . l 8 73 ' tc bir kervana katılan Fransız ldlşif \'C öğretmen De Cosson, Trab­ lus'tan Kano'ya kadar yetmiş giin süren bir yolculuğun günlüğünü yaz ­ mıştır. Kcrvaıılar haziranda başlayan yağımırlu mevsimden önce iç bölge­ lere varmak için, Trablus vilayetinden genellikle mart-ckim aylan arasında yola çıkmaktaydılar. Bazı tüccarlar bölgeye ulaşır ulaşmaz alışverişlerini ya­ pıp yağmurlardan önce dönüşc başlıyor, böylece temmuz- eylül ayları ara­ sında Trablus'a dönmüş oluyorlard ı. Bazıları da yağınur mevsimi geçtikten sonra yolculuğa başlıyor ve balıarın başlanııda vilayctc dönüyordu . l O nu

\'C

İç bölgeleri Trablus vilayeti sınırındaki tüccar kasabalarına ( başlıca Gat

Bkz. Harita B, s. 20. 1 0 Çod Gölü - Troblus Yolu için bkz . FO 84/ 1 4 1 2/47-58, Henderson'don Derby'e, 24. 1 2. 75. De Casson'un günlüğü ve kervon programları için bkz. BF ASS//oc. cit. (s. 1 7); lbid. /s 1 8/C54/37-37b, F . L . Comono'dan (Trobl u s) A l l en'o, 2 1 .6 .92; F0/ 1 428/76-9, Henderson'don W.H. Wylde'o, 22.6.74.

9

19


e MURZUK

-� 211

Harita ll: Tmlılw· ·'ır ,qidcıı Sırlmr yolla ı·ı

+ KÖLE TICARETI YOLLARI - KÖLE DEVŞIRILEN BÖLGELER


ı .. ıcOC! T1C.WT1 YOllAlA l

,�


ı'" ...

UIIADUIZ

A ll A D O L U

KIBRIS

•n ETI YOI.l.ARI ı ...., KOU ...,.

KÖLElERIN KARAYA ÇIKARILDICI � � k'llit· rıwraı -•ll Hnnrn /)·· Rn!1ıtn Akde�� i." ,,,.,


ı

.. KOli nCAAETI YOUARI

- KOLI DEVŞlRlLIN Bclt.GEUR

23

Hanta f.: 1\ı�z/dcııiz lciill' tiwrcti.


ıaıu nCAilETI YOt.LAAı

A R A l l l lA l

IIIT DIYAIIII

Hnı-irn E lin.o1·n Kiiıji·::.i- lrnl.• !.·ılle timı-.-ri.


1

. ... "'


ve Murzuk) bağlayan kervanlar çoğunlukla Tuareg ve Tibu kervancılarca yönetilmekteydi. Tuareglerin Kana'dan gelen bütün kervanlardan zorla konıma parası aldıkları söyleniyordu . Küçük kervanlar uzun ve zahmetli yolculuğa kalkışarnayacakları için, Salıra'yı geçen kervanlar ya büyük ya da çok büyüktüler. Bir istisna gibi görünmesine rağmen, Eylül l 847'de Bin­ gazi'ye ulaşan bir kervanın bin köle getirmiş olduğu söylenmekteydi. De Casson'un l 873'tc Trablus'ta katıldığı kervan, 245 deve ve 85 sibhlı adamdan oluşmaktaydı. Böyle kervanlar, bir kısmı kölelerce taşınan, çeşit­ li ınallar ithal ediyorlardı. İki kaynak, her erkek kölenin dokuz kiloluk bir yük taşıdığını belirtmektedir. ı ı

2()

Çöl yolculuğu süresince koşullar çok ağırdı. Hemen tüm raporlar uzun yürüyüş saatle ri nden, bazıları kölelerin zincirlcndiğindcn, i natçılık veya sadeec kervana ayak uyduramamaktan dolayı verilen ağır eczalardan ve sürekli olarak kurumuş bir kuyuya ulaşma korkusundan bahsctmekte­ dir. Bingazi'deki İ n gi liz konsolos vekili bir raporunda Vaday'ın başkenti Varalı'tan önemli bir vaha olan Kufra'ya dek elli gün süren yol boyunca on üç kuyu durağı olduğunu belirtmişti. Bu kuyuların çoğu birbirlerin­ den iki ila beş gün uzaklıkt aydı, fakat iki kez on dört gün boyunca yürü­ mek gerekiyordu . Salıra'yı geçmek hem köle hem de tüccar için çok güç­ tü, fakat yolculuk ve iklim koşullarına alışık olmayan birinciler daha daya­ nıksız oluyorlardı. Esi rcil e rin za tim liği hakkındaki yaygı n hik�1yclcr muh­ te me l e n a b a rtı l m ı ş t ı r , çünkü kcrvancılar kölelerin dirilerinin ölülerinden daha de ğerl i olduğumı bili yorlard ı . Yine de ne tarafından bakı lırsa bakı l ­ s m ölüm oranı yü ksekti . Tah m i n l e r büyü k oranda değişmektc v e yüzde 7 ile yüzde 40 arasında oynamaktadır. ı 2 Kcrvanlann çoğu Tr<lblus'tan o n sekiz günlük uzaklıkta olan Gat'a gi­ di yo rl ard ı . Orada köleler sat ılı y or ve yen i kc rva n lar o luşt uru l uy o rd u . Ba-

l l Tuareglerin oynadığı rol için, bkz. örneğin, FO 84/9 1 9/Herman'dan Clarendon'a, 1 5 . 1 .53; BFASS/Mss. Brit. Emp./S22/G96, De Casson'un raporu, 1 6.6.74, ss. 1 6-8 lbid. /S22/G22. James F. Church'den Louis A. Chamerozowe'a, tarih yok (yaklaşık 6.55) Bingazi 'ye 1 000 köle getiren kervan için bkz. FO 84/69 1 /32, Palmerston'dan Cowley'e, 20. 1 1 .47 . Köl elerce taşınan yük hakkında, bkz. BFASS/Mss. B rit. Emp./S22/G22, Church'den Chamerozowe'a, tarihsiz. 6.55; FO 84/9 1 9/Herman'dan Clarendon'a, 1 5. 1 .53. 1 2 Yolculuk koşullarının kısa bir özeti Fisher ve Fisher'da vardır ss. 76-82. Ve daha ay­ rıntılı kaynaklar bu bölümün notlarında aktarılmıştır. Bingazi'deki konsolos vekili· nin raporu için bkz. FO 84! 1 4 1 2/47-58, Henderson'dan Derby'ye 24. 1 2.75. Bazı ölüm oranı tahminleri için, bkz. FO, 84/9 1 9! 1 93-5, Herman'dan C larendon'a 1 4.3.33; BFASS/Mss.Brit. Emp./5.22/G 96, De Casson'un raporu, 1 6.6.74, s. 1 9.


zen kervanlar Akdeniz'in sahil kasabalarından gelen Osmanlı tüccarlanyla karşılaşmak için Murzuk ve Gadames'e dek gidiyorlardı. Murzuk Binga­ zi'ye, Gadames ise Trablus pazarına köle sağlıyordu. Yüzyılın son çeyre­ ğinde, esirciler kölelerin çoğunu, Bingazi'ye sekiz günlük uzaklıktaki Ca­ lo'ya getirip satıyor ve yetkililer f,uk etmesin diye küçük gruplar halinde kasahaya yürütüyorlardı. 1 3 Bu aşamada ticaret, ya taşra talebini karşılayan yerel köle satıcılarımn ya da kuzeydoğu Akdeniz'e ihracat yapan tüccarın eline geçiyordu. Salmı-ötesi ticaretine ek olarak, Osmanlı pazarlarına giden başka işlek kervanyolları da vardı. Aym derecede önemli olan Etiyopya karayolu köle ticareti, Massava, Rahita, Berbera, Taeura ve Zeyla gibi Kızıldeniz liman­ Iarına ulaşınaktaydı. ' 4 Bu ticaretin ilk kısmı, köleleri zorla Güney ve Gü­ neybatı Galla'dan, Siclama ve Gurage beyliklerinden, merkezdeki Ambara eyaletlerine getiren Etiyopyalı esircilerin elindeydi. Burada köleler el de­ ğiştirmekte ve kendilerini Şova Krallığı'mn kuzey pazarlarına götürecek olan tüccarların mülkiyetine geçınekteydiler. Şova'da onları, Harar, Tacu­ ra, Aussa, Rahita, Vollo ve Kuzey Etiyopya'dan gelen kervanlar karşılıyor­ du. Bir rapora göre, Taeura'ya kadar yolculuğun süresi yirmi bir, Rabi­ ta'ya ise yirmi dört gündü. Şova'mn güneyindeki kervanlar belki de Sah­ ra'yı geçenler kadar büyükken, ortalama Afar kervam otuz-elli tüccardan ve yaklaşık iki yüz küleden oluşmaktaydı . Taetıralı tüccarların çoğu Şo­ va'da y.ılnızca beş ve�'<l altı köle satın alabilecek güçteydiler, bu da ancak ailelerini ge çi ndi rece k kadard ı . Yüzyılın üçüncü çeyreğinde Arabistan'da Etiyopyalı kölelere olan tale­ bi n b ü y üm e si sonucu, ki bu Şova'mn yayılınası ve yeni ticaret fırsatlarının doğmasıyla eşzam a ıılıydı, bu yöne giden kervanların hacmi de büyüdü. I 878'dc, Kızıldeniz ticaretini gözlemck için gönderilmiş bir İngiliz suba­ yı Taeura'ya gelen dört yiiz küldik bir kcrvaııda, bazen kırk kadar esirci­ n i n hisscsi olabildiğini bildirmişti. IS Genelde, Şova'ya giderken kölelere kötü davramlmıyordu, fakat onları Şova'dan kıyıya götüren Afar tüccarla-

13

BFASS//oc. cit./S ı 8/C37-37b, F. L. Caranana'dan Al len'a, 2 1 .6.92. Bu ticaretin iyi bir anlatımı Abi r'de vardır, ss. 58-68; sonrası için ayrıca bkz. BFASS/Miss. Brit. Emp./S22/G2, Charles Gissing'in Kızıldeniz köle ticareti üzerine raporu, ı .7-3 ı . ı 2.88. 1 5 FO 84/ 1 5 1 ı J ı 32-5, Kızı ldeniz'i gezerken Kaptan Malcolm'un özel notları ( ı l ­ ı 2.2. 78'de Taeura'yı ziyaret etti), Vivian'dan Derby'ye, 22.3.78. ı 888'de ticaret üzerine rapor veren Kaptan Gissing, kervanların bazen 600 kadar köle taşıdıklarını yazmaktaydı . (BFASS//oc. cit.) ı4

27


rının kölelere pek iyi davranmadıkları söyleniyordu . Etiyopya kervanyolları Osmanlı yetki alanının tamamen dışındaydı ve BabıJJi'nin köle ticaretiyle ilgili talimatlarından doğmdan etkilenmiyordu. Diğer kervanyolları en azından sözde Osmanlı denetimi altındaydı. B un­ lar, Trablus ve Mısır vilayetlerini birbirlerine bağlayan çöl yolları, Ye ­ men'den Hicaz'a giden kıyı yolları, Arabistan'ı geçen yollar ve Suriye hac yoluydu. 19. yüzyılın ikinci yarısımn büyük bölümünde, bu yollar boyun­ ca köleleri getiren kervanlar çoğunlukla başka malların da ticaretini yapı­ yorlardı. Bu yolların tümü, kendilerine paralel daha elverişli kara ve deniz yollarına alternatif arz kanalları olarak kullanılıyordu. Anayollarda savaş veya hükümetin müdahalesi gibi güçlükler ortaya çıkınca, ticaret bu tali karayollarına kaydırılıyordu. Bu yollarda nakledilen kölelerin sayısı ana­ yollardan nakledilenlerden daha azdı ve köleleri nakleden kervanlar da da­ ha küçüktü. 1 6

18

Karayolu kervanı, yalnız Afrika köle ticaretinde bir nakliye aracıydı, Çerkes ve Gürcü köle ticaretinde kullanılmıyordu. Kafkasya'dan İstanbul'a ithal edilen beyaz kölelerin çoğunluğu denizyoluyla getirilmekte, karayo­ luyla getirilenler ise gruplar halinde, satış yapmak umuduyla kasabadan kasabaya giden tek tek köle satıcılarının beraberindeydiler. ilerde göreceği­ miz gibi küçük yelkenli gemiler beyaz köle ticaretinde ana ulaşım aracıydı ve Afl·ika ticaretinde de önemli bir rol oynuyordu . 2. Yelkenli Gemiler

Kervanlar, Ati·ikalı köleyi sahile getiriyordu . İkinci aşama ise, çoğun­ lukla bir yelkenli gemiyle uzun veya kısa deniz yolcnluğuydu . Beyaz köle­ nin Katlas dağlarından Karadeniz kıyısına kadar yolculuğu genellikk kısa sli re rd i. Akdeniz'dc, Kızı ldeniz'de, Hint Okyaımsu'nda, Basr<1 Körfezi ve Karadeniz'deki yolculuklar birçok noktada birbirine benziyor, bazı teknik ayrıntılarda birbirlerinden ayrılıyorlardı. Yelkenli ticaretinde belirleyici öğe, tamamen rüzgar yönüne bağımlı olmasıydı . Bu olgu Doğu Afrika deniz ticaretini mevsimlik bir ticaret du­ rumuna getiriyordu. Denizci Arap, İran ve Hint tüccarları , köle satın al­ mak amacıyla, Zanzibar'a kuzeydoğu ınusonu ile kasım başında yelken

ı6 MAE/Corr. Cons/Turquie/Hodeida/c. 1/ss. ı 9-20, Lucciana'dan Ti ssot'ya, 24. ı ı .80 (Yemen-Hicaz yolu); FO 84/ 1 450/354-5, A. B. Wylde'ın (Cidde konsolos veki li) me· morandumu, 25. ı 1 .76 (Trans-Arabistan yolu); FO 84/ ı 572/282-9, Kont deI la Sa­ la'dan Malet'e, 26. 1 0.80 (Trablus-Mısır yolu).


açıp, güneybatı ımısonu yardımıyla ve yüklü olarak yaz aylarında geri dö­ nüyorlardı . Güneybatı musonunun en şiddetli estiği haziran ve temmuz aylarında geriye dönüşlin güvenli olmadığı düşünülmekteydi. Basra Körfe­ zi'nden Osmanlı İmparatorluğu'na olan ticaret böylece temmuzcia başlar, Zanzibar'dan önce aşağı Körfez ve Maskat !imanlarına gruplar halinde ge­ len köleler Basra'ya doğru hareket ederlerdi. Bu aynı zamanda düzenli ti­ caret mevsiminin de doruğuydu, köle satıcıları Irak'ın aşağısıııdan gelen hurma ve daha başka mallardan oluşan yükleriyle geri dönerlerdi. l 7 Doğu Afrika'dan, Kızıldeniz'deki Osmanlı !imanlarına d a köle ticareti yapılırdı . Ancak, rüzgarlarm yönü burada tüccarlar için bir sorundu. Köle gemilerinin Zanzibar'a yelken açtığı kuzeydoğu musonu sırasında, Kızıl­ deniz'deki rüzgarlar güneyden kuzeye doğru eserdi. Bu, yerel tüccarların Doğu Afrika'daki meslektaşlarına katılmalarını neredeyse tamamen ola­ naksız kılmaktaydı. ıs Yazın alizeler güneydoğudan eserken, Kızıldeniz rüzgarları kuzeybatıdan eser. Bu ise köle devşirme mevsimi sırasında Zan­ zibar'dan Doğu Arabistan'a köle ithalini tamamen olanaksız kılıyordu. Bu güçlükleri yenmek için, Kızıldenizli tüccarlar, Zanzibar'a sonbaharda güney rüzgarlarıyla gidip, güneybatı ımısonunun sonunda Güney Arabis­ tan'a dönüyorlardı. Böylece mevsim değişince Kızıldeniz yukarısına yol­ culuk yapabiliyorlardı. Fakat bu hassas zamanlama ve sonucundaki zor­ luklardan dolayı, Kızıldeniz ticareti çoğunlukla Zanzibar'dan başlamıyor­ d u . Eı-iyopya ve Sudan'dan ( başlıca Darfur, Kordofan ve Sennar'dan) kö­ le i tlıal e t mek ve onları Kızıldeniz'in brşı kıyısma, Arap pazarına ulaştır­ mak, asıl Kızıldeniz ticaretini oluşturuyordu. Kızıldeniz'i geçiş genellikle birkaç saat alıyor ve gece yapılabiliyordu. l9 Gidilecek liııı<mların seçimi sadece orad<l bir e s i r pazarının varlığına değil, rü zg<'i rl a n n yönüne de bağlıydı. Böylece Ciddc'yc ticaretin büyük bir kıs­ mı kuzey rüzgarı yardımıyla kışm yapılabiliyor, Sevakin - Massava sa hili n­ den Hudcycle'ye olan ticaret de güney ıiizgarıyla daha çok yazın yürütü­ lüyord u . Aynı nedenle, Somali kıyısı yoluyla Habeş köle ticareti büyük olasılıkla kış aylarında doruğa ulaşmaktaydı .

17

Yukarıdakinin ayrı ntıları için, bkz. Colomb, ss. 24-7, 34(2. not); Kelly, ss. 4 1 3-4; Ac­ counts and Papers, 1 870, c. LXI , s. 903-5, Doğu Afrika Köle Ticareti Komitesinin Ciarendon Kontu'na raporu, 24. 1 . 70 (raporun tamamı-ss. 899-9 1 5). 1 8 Colomb, ss. 53-4; Kelly, s. 4 1 3. 1 9 Örneği n bkz. BFASS/ /oc. cit; FO 84/ 1 579/1 38-43, Tuğamiral Will iam Gore-Jones'un köle ticareti üzerine yıllık raporu (Doğu H int Adaları I stasyonu), 24.9.80.

ısı


Doğu Mrika köle ticaretinde kullanılan tekneler, İngiliz donanmasın­ da "dhoıv" ve Hint hükümetinin belgelerinde " bugla" veya " bıt;ggaloJJ1" (Arapça baghla) olarak adlandırılmaktaydı. Osmanlıların en çok kullandı­ ğı terimler tekne anlamına gelen "Sünbük » (Arapça sunbuk ve bazen sun­ buk) ve "sandal" veya "kayık"tı. Kaptan Colomb "Bu dhow veya buglala­ rın en küçükleri basit kayıklardır", diye yazıyordu, "şimdiye kadar gör­ düklerimin en büyüğü ise 3 5 0 ton taşıma kapasitesinin üzerinde değil­ di ."20 Colomb daha sonra aşağıdaki tanımlamayı yapmaktadır: "Eğer bir armut, ince ucundan yontultır ve daha sonra uzunlama­ sına ikiye kesilirse, alelade köle dhow'una başlıca tüm açılardan benzeyen iki model elde edilir. Biçimlerinden anlaşılacağı üzere, pruva suya derince gömülürken, tekııenin kıçı suyun üzerinde ra­ hatça yüzmektedir. Bu noktada Avrupa gemi yapımının evrensel uygulamasından ayrılırlar. Fakat bunların yanlış inşa edildikleri he­ nüz teorik olarak kanıtlanmış değildir. "Dhowların pek azı tam güvertelidir, büyük kısmınmsa hiç güverte­ si yoktur. Aralıklı çapraz kalaslar yapıyı güçlendirir ve biçimini ko­ rur. Bunların üzerindeki jaluzi gibi düzenlenmiş bambu çubuklar, tayfaya ayakta duracak bir yer sağlar ve deniz miınarlığının daha ge­ lişmiş örneklerindeki katı tahta döşeme yerine geçer. Özellikle bü­ yük dhowlarda, pupa oluşturacak biçimde, bazen büyük ölçülerde, hatif bir üst yapı kıç tarat:ı c kl cn ir. Kaptan veya gemi sahibine, belki de karıları na, ailesi ne ve üzel hizmctçilcrinc, eğer varsa yüksek sını f­ tan yolcuLıra \'C bazen de tü m tayt:ıya barınacak bir yer sağlar.

.w

" Dhowların çoğunlukla birden [ızla direği yoktur. .. bıı tcknelerin yelkenleri ise ne tam ' Latin' veya Akdeniz ilc Hindistan'm üçgen yelkeni , ne de Manş Denizi'nin aşırınalı yclkcnidir; ikisi n i n de üzelliklerini taşır. Y c i ken i eri n malzemesi, d aya nı klı, yuımışak, par­ lak ve beyaz keten bezindendir; ufukta güneş ışıkları altında ilk kez görülünce bir yıldız gibi parıldar . . . "2 1 Bu yelkenli tcknelerin hızı hakkında kraliyer donanmasının deneyimli subayı şu yorumu yapıyor: "Bu tekneler çok süratlidir: Hatlf rüzgarlarda bizim en hızlı yatımızı geçerler, buhar ve yelkcnlc işlcyc:1 en hızlı savaş

20

21

Colomb, s. 35. Yelkenli tekneler için kullanı lan terimler konusunda bkz. ibid, ve SA/Irade/Meclis-i Vôlô/1 0953. Dhowların yapısı hakkında, bkz. Hikoichi Yajima, The Arab Dhow in the lndian Ocean (Studia Culturae lslamica, no. 3, Tokyo, 1 976). Colomb, ss. 35-6.


gemisi onları yakalamakta güçlük çeker. Arkalarından saatte on buçuk mil hızla gittiğimiz zamanlarda bile yakalayacağımızdan emin değildim. Saat­ te on milden hızlı gidemediğim zaman avıını kaçırıyordum. "22 Atiantik köle ticaretinde kullanılan -köle ticareti için özel olarak geliş­ tirilen ve başka ticaret türleri için uygun olmayan- tekneleıin aksine Doğu Afrika ticaretinde kullanılan dhowlar hem köle hem de ticaret eşyası taşı­ yacak şekilde yapılınışlardı. Basra Körfezi ticaretinde kullanılan gemiler Kızıldeniz'dekilerden daha büyüktii . Daha güç koşullara, daha uzun süre dayanınaları ve daha çok köle taşımaları gerekiyordu . Ağustos ve Eylül l 840'ta Körfez ticareti hakkında araştırma yürüten bir İngiliz deniz suba­ yı, I 00 kadar teknenin köle ticaretiyle uğraştığını ve her birinin 50-200 köle taşıdığını rapor etınekteydi . Kızıldeniz'de kullanılan tekneler ise, de­ nizi sık sık geçerek, her seferinde olağan ticaret eşyasına ek olarak yirmi­ den az köle taşıyorlardı. 23 Zanzibar'dan gelen dhowlardaki koşullar üzerinde Doğu Mrika Köle Ticareti Komitesi şöyle diyordu : " Köleler, köle dhow'undan alındıkların­ da genellikle pis ve salgın hastalığın patlak vermesine hazırdırlar; bu yüz­ den gemilerimizin, kölelerin sorumluluğundan mümkün olduğunca ça­ buk ku rtulmaları gereklidir. "24 Kaptan Colomb kölelerin koşullarına duyduğu tepkiyi biraz nükteli de olsa daha gerçekçi biçimde şöyle tasvir etınekteydi: " Daha kalabalık içinde bulunmalarının dışında, Arap denizini ge ­ çerke n , kök lerin koşullarımn S<lhiplerinden pek farklı olduğunu görmedim.

" Öte yandan kiiçiik bir mekandaki bu kalabalık büyük bir beladır . . . Kalabalığın, b i r zenci veya Asyalıyı bir Avrupalı kadar etkilediğini diişiinıneıncliyiz. Arabistan'a en kötü yolculuğu yaptıktan sonra, şiş­ man, iyi korunmuş ve ınntsuz olmayan hiç olmazsa bir gemi dolusu köleye rastlamak mümkündür. Fakat bulaşıcı hastalık, yoksulluk ve kalabalık bir araya gelirse, Tanrı bu kalabalıktaki zavallılara yardım etsin! Yine de söylemeliyim ki fazla kalabalık olmayan, yiyeceği ve

lbid, s. 38. Kelly, ss. 438-9; FO loc. cit.; FO 84/ 1 674/ 1 3 ı -5, Jago'dan Granvil le'e, ı 8. ı 1 .84; FO 84/ 1 903/202-4, Wood'dan Saıisbury'ye, 27. ı 0.88. 24 Accounts and popers /oc. cit., s. 9 ı ı . 22

23

.JI


suyu eksiksiz bir Arap dhowunda bir kölenin koşullarında mı , yoksa İrlanda'mn kuzeyinde gördüğüm (sahiplerinin bankada büyük mik­ tarda parası olduğu söylenen) kulübelerde bir köylünün koşullarında mı bir gece geçirmek arasında kolay kolay bir tercih yapamazdım. Her iki duruma da büyük bir tiksintiyle bakıyoruro ama eğer duygu­ larımı tahlil edecek olursam, bir zenci köledense, bir iriandalı köy­ lüyle aym döşeıneyi paylaşmayı tercih ederim; dolayısıyla, bu du­ rumdaki tİksintim eşitse, dhowdaki kölenin koşullarının, kulübedeki köylününkilerden daha iyi olduğunu kabul etmem gerekir." 25

32

Kızıldeniz ticaretine gelince, Afrika kıyısındaki başlıca ihraç !imanları, Savakin, Massava ve R.ahita, Kızıldeniz girişinde, Somali kıyısındaki en iş­ lek köle limanları ise Tacura, Zeyla ve Berbera idi. Köle ithal eden başlıca Arap limanları ise Medine'nin çıkışı Yanbu, Mekke'nin çıkışı Cidde, Lith, Kunfudha, Luhayya, Hudcycle ve Mukha'dı. Köle ticaretinin yasaklanma­ sı tüccarların ana limanlardan uzaklaşarak kıyı boyundaki koylara ve kaya­ lıklara yönelmelerine neden oluyordu. Köleler geceleri küçük gruplar ha­ linde kentlerdeki köle satıcılarının evlerine götürülüyordu. Bu uygulama Kızıldeniz'in her iki kıyısındaki nakliyeci ve tüccarların büyük ölçüde ko­ ordine olmalarım gerekli kılıyordu; bütün hareketler çabuk ve kusursuz olarak yapılmalıydı. Bu yüzden Kızıldeniz tüccarlan arasında bir iletişim ağımn var olduğu söylcniyordu . 26 Kıyıdaki küçük koylar zamanla geçici köle !imanlarına dönüşüyor ve buralarda yaşayanlar i htiyaç maddeleri ve yiyecek açısından tamamen köle tüccarlarına bağımlı oluyorlardı. Çok büyük ve manevra yetenekleri sınırlı olan savaş gemileri bu küçük limanlara giı·emiyor, beş ya da on askerden oluşan gezici Osmanlı garnizonu ise kaçakçılığı önlemede etkisiz kalıyor­ du . Esirciler büyük bir esneklik göstererek, tehlike baş gösterdiğinde fa­ aliyetlerini daha güvenli koylara kaydırıyorlardı. Örneğin, rivayere göre, Mısırlı yetkililer 1 878'de köle ticaretini bastırmak istediklcrinde, faal köle satıcılarından biri, Mısır denetim sahasının dışında kalan güney limanı 'Add'a taşınmıştı . 27

25 26 27

Colomb, ss. 4 1 -2. BFASS//oc. cit. Ayrıntılar için, bkz. BFASS/Mss. Brit. Emp./S1 8/C98/85, A. B. Wylde'don Köleliği Önleme Derneği'nin sekreteri Sturge'o, 3.5.87; FO 84/ 1 849/ 1 54-7, Abdur Rozzok (konsolos veki li, Cidde)'don White'o (büyükelçi, Istanbul), 25.7.87; Accounts and popers, 1 870, c. LXI, ss. 7 1 2-8, Dr. Schimpfer'i n raporu, 25.8.68; FO 84/ 1 5 1 1 !309, Rioz Paşa'dan Vivion'o (Gordon'un bir raporundon alıntı yaparak). 27.8.78.


Osmanlı topraklanna doğru yelkenliyle köle ticaretini kimlerin yaptığı gerçekten zor bir sorudur. Zanzibar'a ve Zanzibar'dan yolculuğun uzun­ luğu daha örgütlü bir ticaret ve ulaşım biçimi gerektirdiği için, durum Basra Körfezi ticaretinde oldukça açıktır. Buradaki nakliye gemilerinin çoğunluğu Güney Arabistan'daki ve Körfez'in aşağı kıyılarındaki emirlik­ Ierin limaniarına aitti. Bazı Osmanlı ve İran gemileri de ticarete katılıyor­ lardı . Gemi sahipleri kıyıdaki tüccarların basit acenteleri olmakla yetinme­ yip, getirdikleri kölelere kişisel yatırım da yapıyorlardı . Bu tüccarlar ço­ ğunlukla inci avından elde ettikleri gelide Zanzibar'dan köle satın alıyor, köleleri satarak kazandıkları parayla da Basra'dan hurma ve başka mallar alarak körfez emirliklerinde veya Hindistan'da satıyorlardı.28 Kızıldeniz'de durum daha bulanıktı. Diğer ticaretic birlikte yürütülen küçük ölçekli köle ticareti muhtemelen profesyonel nakliyecilerin değil, daha çok, eğer pazar elverişli, risk küçük ve karlar yüksek olursa yan iş olarak köle getiren tüccarların elindeydi. Öte yandan, örneğin elli veya daha fazla sayılık büyük köle grupları olursa, yasal ticaret malları için dhowlarda pek az yer kalıyordu. Böyle tekneler kıyı kasabalarındaki pro­ fesyonel tüccara ait değilse bile, muhtemelen onlar için çalışıyorlardı . Ge­ çişin kısalığı Kızıldeniz'de bir nakliyeci köle satıcıları grubunun gelişmesi­ ne yol açmamış görünüyor. Akdeniz'de yelkenli tekneler başlıca Trablus, Bingazi ve İskenderi­ ye'den, Anadolu, Rumeli ve Doğu Akdeniz !imanlarına köle taşıyorlardı. Bu yolların en yaygın bedetleri İstanbul, İzmir ve Selanik'ti. Burada tica­ re t mevsimi rüzgarlardan daha az, Salıra ötesi kervanl arının ticaret çemberieri ve Sudan'daki köle akınlarından daha çok etkileniyordu . An­ cak, İstanbul, İzmir ve diğer büyük Osmanlı kentlerindeki köle talebini bütün yıl boyunca karşılayabilccek biçimde dağıtım yapan Trablus ve Mı­ sır taşra pazarları öyle büyüktü ki, bu t:1ktörlerin etkisi bile azalıyordu . Tcknelerin kısıtlı kapasitesi yol boyunca su ve yiyecek sağlamak için birçok limana uğramayı gerektiriyordu . Malta, Girit, Kıbrıs ve Rodos ada­ ları bu amaç için kulhmılmaktaydı. Köle taşıyan yelkenliler Sakız, Midilli ve Limni gibi Ege adalarına da uğnıyorlardı . Bazen köleler bu adalarda indiriliyor, daha sonraki bir tarihte, yani yolculuğun olumsuz etkileri geç­ tikten sonra, çoğunlukla başka bir tekne ilc İstanbul veya İzmir'e götürü­ lüyorlardı . Tekneler bir limandan diğerine giderken, köleler indiriliyar ve talebe göre satılıyorlardı . Belki bir örnek bu uygulamanın nasıl olduğunu

2B

Kelly, s. 439; lssawi,

Iran,

ss. 1 24-8.

33


aydınlatabilir. Trablus'ta doğmuş bir Osmanlı tebaası olan Muhammed Zantlıti Ekim 1 848 'de gemi sahibiyle şöyle bir anlaşma yaptı; gemi sahi­ bi, Zannıti'yi, oğlunu, beş adet cariyesiili ve 320 tulum tereyağını Trab­ lus'tan İzmir'e taşıyacaktı . Taşıma ücreti cariye başma 30 kuruş ve her parça ağırlık için 4 kuruş olarak belirlendi. Kölelerin ikisi Sakız'da, ikisi Midilli'de ve biri de İzmir'de satıldı . 29 Yasal tic::ıretle birlikte yürüyen bu küçük ölçekli iş, Akdeniz'deki yelken ­ liyle köle taşımacılığımil özelliğiydi . Çok benzer şekilde, Anadolu'nun gü­ ney kı yısına , Antalya yakınlarına köle getire n küçük Arap ve Ru m gemileri, özellikle Mısır'a kereste yüklü dönüyorlardı . 1 8 57'de İzmir y a kı nlarınd a yakalanan bir gemide 5 esirci ve kölelerini bu esircilere satmaları için ema­ net etmiş bazı Tra blus lul ara ait 45 köle bulunmuştu . Bununla birlikte daha büyük ölçekte çalışan köle satıcıları da vardı. Bunların e n aktiflerinden biri, Trablus ile İstanbul arasında düzenli olarak çalışan ve Babtali'ye verilen bir­ çok İngiliz protestosunun konusu olan köle gemisi "Trablusgarp"m sahi­ biydi . 1 8 57 fermanının yürürlüğe konmasından hemen sonra, hepsi tek tüccara ait 47 kişilik bir köle grubu Girit'te alıkonulmuş ve azar edilmişti.30 34

Köle satıcıları arasındaki uzmaniaşmaya gelince, Akdeniz yelkenli ticaredum m değişik çıkarları yansıtmaktaydı . Yolculuğun uzunluğu ve yasaktan sonra bu na eklenen güçlü kler, köleleri ihracat ve ithalat limanları arasında dü zenli taşıyan b ir grup nakliycci tüccarın ortaya çıkmasına neden oldu . Fakat kendileri i ç in köle satın a lı p taş ım a k ü zere aracı çalı ştıran ya da

ti n deki

Kuzey Afrik a'ya, değişik Osmanlı kentlerinde satmak ü zere köle alnıaya kendileri giden pazar tüccarları da vardı . Bu ticaret yolunda k u llanılan tckneler orta büyüklükte, çoğunlu kla S O ­

l 00 ton arası ağı rl ı kta ki dh o\\' lardı . Bununla birlikte, b u ge m i l e r Basr<l

29

30

ZontGti'nin durumu için, bkz. FO 84/774/ 1 57-8, Muhammed ZontGti 'nin yeminli ifadesi (Hermon'ın önünde imzolonmı�tır), 3 1 .5.49. Ege ticareti üzerine bkz. US· NA/M46/rulo 1 2, Brown'don Buchonon'o, 4.6.46; FO 84/ 1 428/76-9, Henderson'don Dışişleri Bokonl ığı 'no, 22.6.74. 1 850'1erin başlarına kadar Midi lli'nin, burada güm· rük vergilerinin az oluşundon dolayı esircilerin tercih ettikleri bir antrepo olduğu ro· por edilmi�tir (FO 84/974/227-8, Newton'dan Compbell'e, 22.6.55). Mısır ve Anadolu orasındaki ticaret için bkz. FO 84/ 1 596/63-4, Alboy Wi lson'dan (Antalya) St. John'o (moslohotgüzor, Istanbul), gizli, 3 1 . 1 2.80. 45 kölenin durumu için BA/Irode/Meclis·i Yôlô/l 6623'te ek 28 ve 68. "Troblusgorp• hakkında bkz. FO 84!1 427/3 1 0-2, Troblus'toki Amerikan konsolosundon Gronville'e, 22.3.73. Girit'te alıkonan 47 köle için, bkz. BA/Irode/Meclis·i Yôlô/l 7636, Meclis·i Vôlôy·ı Ahkôm·ı Adiiye'nin mozbotosı, 6 Rebiülevvel 1 275! 1 4. 1 0.58 ve ekli belgeler.


Körfezi'nde ve Kızıldeniz ticaretinde çalışan teknelerden daha kalabalık oluyordu . 1840 yılına ait bir Amerikan raporu, Bingazi'de köle yükleyen, biri 80 ton ağırlığmda olup 270 köle, diğeri 50 ton ağırlığında olup 200 köle alan iki tekneden bahsetmektedir. Aynı raporun belirttiğine göre, ge­ milerde köle başma 122 cm2'lik bir yer düşmekteydi . 1 8 5 5 'te Hanya'ya ge­ len 80 tonluk başka bir teknede ise 368 köle vardı. Girit valisi bu kadar ka­ labalık yolcu taşımanın gayri insani olduğuna karar verdi ve aşağıdaki kota­ ların ilerde aşılmaması yolunda emir verdi : Her 25 tonluk taşıma kapasitesi için 20 yolcu ve tam olarak ne kadar büyük olduğu belirtilmeınesine kar­ şın, büyük gemilerde her 25 ton için lO yolcu taşınacaktı .31 l 8 5 7'den sonraki dönemde esirciler, köle ticareti yasağını göze bata­ cak biçimde ihlal etmemek için çeşitli teknik ve hilelere başvurmak zo­ runda kaldılar. Bunların en yaygını, kölelerin geceleri ana limanların dı­ şında indirilip bindirilmesiydi . Bazen de köleler, kıyının yerleşilmeyen bir noktası açıklarmda demirleyen taşıma gemisinden küçük kayıklada kıyıya taşınmaktaydı. Köleler, Çanakkale Boğazı'nın dışına veya Marma­ ra kıyılarına çıkartılır, küçük gruplar halinde İstanbul'a doğru yürütülür ve esirciler arasında çabucak dağıtılırlardı. Ticari yolun her iki ucundaki satıcıların hareketlerini koordine etmeleri için bir iletişim ağına da ge­ reksinim duyulmaktaydı . Esirciler arasında gidip-gelen mektuplar böyle ağların varlığını kanıtlamaktadır; düzenli gemi seferlerinin konulması b u iletişimi daha güvenilir bir d u ru m a getirmiştir. Buharlı gemiler Trablus ve İstan bul arasında haftada iki kez posta taşımaktaydılar.32 Yelkenli tckneler Çerkes kölelerin Trabzon, Samsun ve İstanbul'a taşın­ malarında da önemli rol oynuyordu . Karadeniz'in doğu kısmındaki güç de­ nizcilik koşu lları yelkenliyle yolculuğu tehlikeli duruma getiriyordu . Tek­ neler küçük ve orta büyüklükte olup, kölelerin aşırı kalabalık halde taşın­ dıkları söyleniyordu . Raporlar tekne başına 30 kişilik küçük ve 220 kişiye

31

Bingazi i l e i lgili Amerikan raporu için, bkz. USNA/M46/rulo 7, No. 47, D. Smith M c Canley'den (konsolos, Trablus) Dışişleri Bakanı John Forsyth'a, 3.7.40. Girit vali ­ sinin emirleri için, bkz. F O 84/974/ 1 56-7, Ongley'den (konsolos, Hanya) Stratford'a, 1 2.5.55. 32 Yukarıda bahsedilen teknikleri n örnekleri için, bkz. FO 84/1 000/256, Herman'da Clarendon'a, 28.6.56; FO 84/ 1 204/258-60, Herman'dan Russel'a, 30.4.63; FO 84/ 1 482/56-6 1 , Layard'dan Derby'ye, 27. 1 1 .77 (kölelerin Selanik dı� ı na çıkarı ldığı ve satış için kente yürütüldüğü bir durum); FO 84/1 428/76-9, Henderson'dan Dışiş­ lerine, 22.6.74. Esircilerin birbirlerine gönderdiği mektuplar için bkz. BA/Irade/Mec­ lis-i Vôlô/ 1 0623, ekler 9, 20, 2 1 , 22, 30 yazışma- 1 857; ibid./1 6856, Bayram ve Kör !smai l arasındaki yazışma, 7.8.57.


kadar büyük gruplardan bahsetınektedir. B u teknelerden bazılarının boyu

6

m e treden daha uzun değildi. Çoğuııun donanıını kötüydü; elverişsiz

rüzgarlar yolculuğu uzattığı zaman yolcular s u ve yiy�cek sıkıntısı çekiyor­ lardı . Ö lüm oranı oldukça yüksek olmalı , çünkü gümrük tarifelerine konan özel bir madde, geldikten sonraki

1 5 gün içinde ölen hasta köle için öde­

nen gümrüğün esirciye geri verilmesini taahhüt ediyordu .33

19.

yüzyılın ilk yarısının büyük bölümünde, Rusların Çerkezistan kıyıları­

nı abluka etmeleri kölelerin taşınmasını daha da tehlikeli hale getirdi. Denilcli­ ğine göre, kaptanların Rus yetkililerden kaçmak iç i n denedikleri yollardan biri, Sohum Kale'ye gitmek, karantinaya girip Rusların olmadığı bir kıyıdan mısır veya daha başka bir ürün yüklemek için resmi izin almaktı. Orada, Abaza esir­ cilerce getirilmiş köleleri yükleyip hemen Batnın 'a veya köleleri indirebilccek­ leri bir yer olan esirci köyü Ebu İ slak'a hareket ediyorlardı. Ruslar müdahale etmedikleri zaman bu yolculuğu beş-altı kez yiııeliyorlar ve her seferinde permikrinde belirtilen malı değil köle taşıyorlardı. Eğer bir Rus gemisince durdurulu rlarsa, karantinaya girmek için Sohuın Kale'ye gittiklerini söylüyor ve ilerlemelerine izin verilirse bu kez yasal ınallarını yüklüyorlardı. Bu sistem doğal olarak, ancak güvenede köleler ile yakalanmadıkları zaman işliyordu. 34 36

Akdeniz, B asra Körfezi, Kı zıldeni z'de olduğu gibi Karadeniz ' d e de yelkenli ilc köle ticareti normal ticaretic iç içcyd i . Görünüşe göre, yolcu ­ luğun gü çlüklerinden dolayı kölelerin taşınması , pazar ve taşra esircileri n ­

den çok

gemi

sahiplerinin clindeyd i . l 8 60'ların

başımb Çcrkcslcrin

zo­

nınlu göçü sırasında, göçmenlerin çoğu yelkenli gemil e rl e taşın mıştı . Bu karı ş ı k dönemde kaptanlar, yol c u l u k (icreti ola rak otuz kişi başı na bi r ço­ cuk alarak kendi köle ticare t l e ri n e başlamışlardı . Ku rban l a r ku r<l çekil erek belirlcniyord u . Bu uygulama daha sonra Mu haci rin Komisyon u ' nca ya­ saklandı . 35

İ nce i ediğimiz dönem boy u nca, yelkenlil e r köle ticaretinde rol oy na-

33 Do�u Karadeniz'deki yelkenli gemi ticareti koşulları için, bkz. MAE/Corr. Cons./Tur· quie/Trebizonde et Erzeroum/c. ll, Clairambault'dan (konsolos, Trabzon) Guizot'ya (dı· ş i ş l e r i baka n ı ) 4 ı 1 43; ibid. , C l a i rambault'dan G u i zot'ya 2. ı 2. 4 4; ibid. , Clairambault'dan Guizot'ya, 20.2.45; USNA/M46/rulo ı 2, Brown'dan Buchanan'a, 4.6.46. Ölü köleler için verg i iadesi hakkında bkz. SA/irade/Meclis-i Vô lô/ ı 482, güm­ rük nazırından sadraza ma, 27 Rebiülevvel ı 262/25.3.46. 34 MAE//oc cit. , ibid; Clairambault'dan Guizot'ya, 2. ı 2.44; FO 84/373/270-3, F. Guar· rancino'dan (konsolos vekili, Batum) Brant'a (konsolos, Erzurum), ı o. ı ı .4 ı . 35 ASR, 3rd Series, c . XII ( ı 864), s. ı 98, ı 7.8.64 tarihli Levant Heralddan alıntı yapa· rak; Çerkes göçü sırasındaki köle ticareti için bkz. aşa�ıda, ss. ı 26· ı 28; Muhacirin Komisyonu için bkz. aşağıda ss. ı 28· ı 32.


mayı sürdürdüler. Ama genelde esirciler, deniz ticaretindeki en son geliş· me olan buharlı gemiden yararlanmayı öğrendiler. l 860'larm sonu ve 1870'lerin başından itibaren Osmanlı İmparatorluğu'na yönelik köle tica­ retinin büyük bölümü buharlı gemilerle yapılmaktaydı .

3. Buharlı Gemiler Esircilerin gözüyle bakıldığında, buharlı geminin yelkenliye üstünlük­ leri oldukça belliydi . Yolculuk daha kısa, daha az tehlikeli, daha kolaydı ; bunların tümü ölüm oran ını n dü şük , kirların yüksek olması demekti. Bu­ nunla birlikte sakıncaları da açıktı . Hemen tüm buharlılar ya Osmanlı hü­ kümeti ya da yabancı şi rke tl ere aitti ve onlar tarafından i şle tilmekteydi. D olayısı yl a, buharlıların memurlar ve yabancı konsoloslarca denetlenmesi ve aranması ihtimali daha fazlaydı . Yani, bir bu harlı gemide yakalanmak ve kölelerini yitirmek tehlikesi özel kişilere ait bir ye lke ni i de olduğundan daha büyüktü. Yine de esircilerin kurnazlığıyla hükümetin teınbelliği ve buharlı taşımacılığına özgü güçlükler birleşince, 1 9 . yüzyılın üçüncü çey­ reğinin büyük bir kısmında buharlılarda faal köle ticareti inkar edilemez bir gerçeldik durumuna geliyordu .

1 8 69 ' d a Sü v eyş Kanalı'nın aç ıl ması ve Yemen ile kuzeydoğu Akdeniz limanları arasında Hicaz aracılığıyla düzenli buharlı gemi seferl eri kanınası , köle ticareti için büyük tirsatlar yarattı. Bu yolda ç a lışa n başlıca şirket ler, hükümet deneti mindeki Osmanlı M�llısuse, H ı div'in şirketi Aziziye ve Av u s t u ry a ş i rk et i Ll oy d ' d u . A z i ziye ve Ll o yd ' u n, Arap vil aye tl e ri ne asker \T malzeme geti ri p götürmek konusunda Babıali ilc anlaşmaları vardı. Hic a z \'C Yemen'de üslcnen askeri ve idari personel, düzenli olarak İstanbul ,.e İzınir'e yönd i k küçük ölçekte özel ticaret yapıyorlardı .36 Güneybatı Ara b ista n ' d a köleleri n b ollu ğu ve ucuzluğu ihracat için reterli dürtüyü yaratıyordu . Alıcılar bazı köleleri kendi evleri için, diğerleri ni İstanbul'da ki üstleri ne he diy e olarak vermek veya memleketlerine ubşınca yerel pazarda satmak amacıyla atıyorlardı .

Bu köleler istisnasız olarak, yetkililere ve soru soran yabancılara. yolcu­ ların h i z me tç il e ri veya cv köleleri di ye ta nı tı lıyo rl ardı ; çoğunlukla ellerin-

36

Taşıma anlaşmosının bir örneği için, bkz. BA/Irade/Meclis·i Mohsus/ l 945, ekler 1 2 ve 1 4, Aziziye şirketinden Askeri işler Komisyonu'na, 22 Muharrem 1 290/22.3.73. Buharl ı larda küçük ölçekte köle ticareti konusundaki örnekler için, bkz. FO 84/l 427/235-7, Francis'ten Elliot'a, 7. 1 1 .72; ibid., 88, Cuming'den West'e, 1 6.9.72; F0/1 429/40- 1 , Beyts'den Derby'ye, 7.8.75; FO 84/ 1 57 1 /94- 1 02, Burrel'don Gosc­ hen'e, 25.9.80; FO 84/1 849/27 1 -4, Jago'don dışişleri bakanı na, 4.4.87.

37


de de azat kağıtları olurdu. Birçok köle de büyük bir Osmanlı metropo­ lünde yaşamanın kolaylıklarından yararlanmak amacıyla sahiplerini kendi istekleriyle izliyordu. Böyle durumlarda geleneksel Ortadoğu ve İslam çevresince sıkı sıkıya korunan "aile işlerine" karışmak şirketler için çok zor ve sıkıntı verici oluyordu. Trieste'deki Avusturya Lloyd şirketi merkezi­ nin, Hudcycle'deki acentesine, köle olduğundan kuşkulanılan herkesin dönüş yapan yolcuların hizmetçileri olarak kabul edilmesi talimatını ver­ diği söylenmekteydi.37 Mahsuse ve Aziziye buharlılarında yolcuların de­ netlendiği yolunda herhangi bir rapor yoktur. Konunun duyarlı niteliğin­ den ötürü görevlilerin sert önlem almaları beklenemezdi.

38

Osmanlı buharlılarının personeli de, kuzey kentlerinde küçük karlar elde etmek umuduyla köle ticaretine karışıyorlardı. Örneğin Süveyş'teki İngiliz konsolosu ı872'de Yemen'den İstanbul'a gitmekte olan bir Os­ marilı buharlısını denetledi. Yeni ithal edilmiş köleler olduklarından kuş­ kulandığı ı4 kişi buldu . ı 2'si Habeş ve 2'si siyah olan bu kişilerin ı 2 'si kadın ve 2'si de erkekti . Geminin katibi 3 kızın, kahveeisi 3 kızın, ikinci süvarisi ı kızın, Osmanlı hizmetindeki bir doktor ı kızın, Cidde'deki bir. görevden dönen bir Osmanlı memunı 2 kızın, İranlı bir yolcu kadm 2 kı­ zm ve Cicideli bir kavas da 2 erkek çocuğun sahibiydiler. Bunu konsolosa, Yemen'den gelen her bulurlıda durumun aynı olduğunu söyleyen gemi­ nin İngiliz kaptanı bildirmişti .3B Dönüş yolundaki hacılar da küçük ölçekte, oldukça özel bir köle r ica­ rcti yapınaktaydı . Yukarıda adı geçen şirketler kuzeye yönelik taşıın<l pa­ zarını aralarında paylaşınışiardı fakat Basra Körfezi taşıma işinin çoğunu İngiliz bubarlıları yapmaktaydı . Hac mevsiminin doruğa ulaştığı zaman­ larda, tüm gemiler aşırı kalabalık oluyordu ve hem Yanbu bem de Cici­ de'deki liman görevlileri, kaptanlar ve gemi acenteleri f:ızla işten bunalı­ yorlardı. Yolcu listeleri tutulmuyor, biletler çoğunlukla yolcuyu görmek­ sizin ve üzerlerinde yolcunun adı olmadan veriliyord u . Kısacası İngiliz gemilerinde bile köle kaçırmak kolay bi r işti. Burada da yeni devşirilıniş ve satın alınmış köleler, başlangıçtan beri sahiplerine eşlik eden hizmetçi ve hizmet köleleri olarak gösteriliyordu . Azat belgeleri, çoğu zaman, doğruluklarının onaylanması amacıyla, İngiliz konsoloslu kları da dahil ol­ mak üzere yabancı konsolosluklara sunuluyordu ama bu belgelerin yolcu-

37 38

FO 84/1 482/23 1 -6, Beyts'den Derby'ye, 29.5.77. FO 84/1 427/85-6, West'ten Stanton'a, 26.9.72; ibid./88, Cuming'den West'e, 1 6.9.72.


luk sona erdikten sonra iptal edilmeyeceklerine dair herhangi bir garanti yoktu . İngiliz ve Osmanlıların durumu düzeltme çabaları etkisiz kalıyor­ du . Ailenin mahremiyetini ihlal etme -örneğin kadınların peçelerini aça­ rak kendilerini tanıtınalarmı istemek- konusundaki isteksizlik her zaman olduğu gibi burada da yine çok güçlüydü. Buna Osmanlı kaptanlarının ve tayfalarının köle ticaretine, yolculuk ücretinin bir kısmına veya tamamına karşılık köle alarak katıldıkları iddialarını da ekleyebiliriz. 39 Trablus, Bingazi ve İskenderiye'den, Aziziye, Mahsuse ve Avusturya Lloyd şirketlerine bağlı gemilerle sürdürülen köle ticareti, bazı açılardan Kızıldeniz'de buharlılarda yapılan köle ticaretinden farklıydı . Çoğu durum­ larda yalnızca küçük kişisel kazançlar uman hacılar veya memurlar değil, profesyonel esirciler de köle ticaretini sürdürmekteydiler. Bu esirciler, vila­ yetlere sık sık yolculuk yapıyor, aldıkları köleleri İstanbul ve İzmir'e getiri­ yorlardı . Genel yöntem, köleleri esircinin hane üyeleri olarak tanıtmak ol­ duğu için her yolculukta getirilen kölelerin sayısı makul olmak zorundaydı. Maltalı yetkililerin müdahalesinden kaçınmak için, esirciler kölelerine, azat belgelerini göstermeleri ve köle olduklarını inkar etmeleri talimatını veri­ yorlardı. Daha sonra taktik değişti, kölelere durumlarını kabul etmeleri, fakat kendi istekleriyle sahiplerinin yanında gittiklerini söylemeleri öğretilmeye başlandı . Her iki durumda da sonuç aynı idi, yetkililer kölelerin Malta toprağından geçmelerini önleyemiyordu . Hatta bazı esirciler kölelere basit Tiirkçe kelimeler öğreterek, yeni devşirilmiş köleler olmadıkları izlenimini yaratmak istiyor ve köleleri pazar için hazırlıyorlardı .40 1 8 69 'da İskenderiye'den İzmir'e Aziziye buharlılarıyla getirilen köle­ lerin tümünün azat belgeleri taşıdığı bildiriliyordu . Bununla birlikte bu belgelerin yolculuktan sonra kölelerden alınmayacağı kesin değildi, çünkü

39

Hacıların yaptığı ticaret hakkında, bkz. FO 84/ 1 482/223-8, Dışişleri Bakanlığı top­ lantısı Wylde, Derby ve diğerleri, 4- 1 2.7.77; Ingiliz gemileri hacıları Akdeniz'e gö­ türmeye de katı lıyorl ardı (FO 84/ 1 370! 1 7 1 -2, Cumberbatch'dan Granvi l le'e, 1 3.3.73); FO 541 /3439/4, Binbaşı Francis S. Clayton'dan Tuğamiral Sir R. Macdo­ nald'a, 2 1 . 3.77. Kaptan ve tayfaların oynadığı iddia edilen rol için, bkz. FO 84/ 1 4 1 2/ 1 30- 1 , Cumberbatch'dan Ell iat'a, 1 9.2.75. Esirci lerin taktikleri için, bkz. geçmişte 4 kez yakalanan ve tekrar 6 cariye ile yaka­ lanan iki kadı n esirci, (FO 84/ 1 428/74, Sil ley'den Francis'e, 2 1 .5.74); lskenderi­ ye'den Midi l l i 'ye köle getiren 3 esirci (ibid., Raboly'den Cumberbatch'a, 3. 1 1 . 7 1 ); FO 84/ 1 427! 1 1 6/3 1 , Van Stanbenzee'den (Malta val isi) Lord Kimberley'e (koloniler bakanı), 8 . 1 1 .72; FO 84/ 1 482/292-3; Tuğgeneral C. Elmhurst'dan (Malta) Lord Car­ narvon'a (koloniler bakanı). 1 9 . 1 .75. ·

40

39


köleler bunları okuyamıyor, ne işe yaradıklarını ve nerede kullanıldıklarını bilmiyorlardı. Tipik olması mümkün bir örnek verecek olursak; Trablus'ta yüksek mevkili bir memur kölelerine, İngiliz konsolosunca da gerçekliği onaylanmış azat belgeleri veriyordu. Fakat belgeler, köleler Trablus'ta ge­ miye bindirildikten sonra toplanıyor, daha sonra Hanya'daki mola sırasın­ da geri veriliyor ve demir alındıktan sonra yine toplanıyordu . Selanik'te li­ man yetkililerinin denetimi bittikten sonra belgeler son kez toplanıyor ve köle salıibi memurun bir yardımcısı tarafından imha ediliyordu . Diğer ra­ porlar, kölelerin geminin ulaşacağı Jimanda bekleyen esircinin yardımcısı veya başka bir esirciye teslim edilmek üzere yolculara emanet edildiğin­ den, yolculuk sırasında güvertede gerçekleştirilen satışlardan ve hatta Os­ manlı resmi posta gemileriyle köle taşındığından söz etmektedirler. 4 ı Herhangi bir Osmanlı kaynağınca doğrulanmalarını bekleyemeyeceğimiz için, diğer raporlar gibi bu raporları da kanıtlamak güçtür. Burada yalnız­ ca buharlıların köle ticareti için ne gibi olanaklar yarattığı ve ticareti bas­ tırmaya çalışırken nasıl büyük somnlarla karşılaşılabileceği konusunda bir fikir vermek için zikredilmişlerdir. 40

Buharlı gemiler Çerkes ve Gürcü köle ticaretinde de önemli bir rol oynuyorlardı. Bir zamanlar yelkenlilerle Rus topraklarından Osmanlı li­ manlarına taşınan köleler, şimdi İstanbul ve diğer kentlere, Osmanlı, İn­ giliz, Fransız ve Avusturya bulıarlılarının yaptıkları düzenli seferlerle ta­ şınmaktaydılar. Üç İngiliz bu lıarlısının her biri İstanbul-Trabzon arasında ayda iki sefer yapıyor ve her seferinde üçte birinin köle olduğu sanılan 50 kad,lr Çerkes taşınıyordu. Büyükelçiliğin harekete geçmesinden sonra İn­ giliz tirması 70 kişilik bir Çerkes grubumı taşımayı reddediyar ve dolayı­ sıyla 1 00 poundluk bir zarara uğruyordu . Şirket daha sonra, Pera 'daki Fransız gazetecilerin kendisini, sürekli ve haksız olarak köle taşımakla suç­ ladığından yakındı. Fakat Fransız gemilerinin kendilerinin de, aralarında bir donanma fırkateyni olan Osmanlı gemileri gibi, Trabzon'dan köle ta­ şıdıkları söyleniyordu. •ı Ancak, İstanbul 'daki Amerikan maslahatgüzarı -

41

42

84/ 1 305/335-7, Cumberbotch'don C lorendon'o, 8.6.69; FO 84/ ı 090/73-8, Brunt'ton (konsolos vekili, Üsküp) Longworth'o (konsolos, Monostır), ı 5.3.59; FO 84/ ı 305/385-7, Cumberbotch'don Clorendon'o, 21 .8.69; FO 84/1 354/234-5, Cum­ berbotch'don Clorendon'o, 23.5.72; F O 54 ı /25/67-9, Wood'don Gronv i l le'e, ı 0.6.83; FO 84/ 1 849/249-50, B i l l i oti'den (konsolos, Gi rit) dışişleri bokonıno, 22.4.87. Buhorlı lonn Çerkes ticaretindeki rolü için bkz. USNA/M46/rulo ı 2, Brown'don BucFO


ı ı ın raporuna göre İngiliz buharlıları büyüklükleri ve iyi güverte koşulları

i t i bariyle tüccarlar tarafından tercih ediliyordu . Çölde veya denizde, tüm yollar sonunda pazarlara ulaşıyordu. Büyük veya küçük tüm pazarlar, hayatta kalan ve çoğunlukla çok yorgun olan kö­ lelere bir alıcı ve ev bulma şansı vermekteydi. Belirli sayıda köle taşra pazar­ lannda satılmaktaydı fakat çoğunun son durağı Rumeli, Anadolu ve Doğu Akdeniz'in büyük Osmanlı kentleriydi. Nerede olursa olsun, köle pazarları uzun acıların sonu, yeni ve da h a iyi bir yaşama başlama umudu demekti .

KÖLE PAZARLARI Osmanlı merkezine doğru olan değişik yollar boyunca kurulmuş deği­ şik pazar kasabalarında köleler el değiştiriyor ve satış işlemleri sonuçlandı­ rılıyordu. Böyle yerler, genellikle taşralı esircilerin, nakliyeci esircilerin ve pazar esircilerinin karşılaşma noktalarıydı . Taşra pazarlarının talebini kar­ şılamak için bütün yol boyunca köle satıldığını, böylece bu uygulamanın İstanbul ve diğer büyük Osmanlı kentlerinin payında bir düşme yarattığı­ nı belirtelim. Görüleceği gibi bu azalmanın boyutları, ticaret yollarında ve İstanbul'daki köle fıyatlarının dalgalanmasına neden olan pazar güçleri ta­ rafından belirlenmekteydi. Afrikalı kölelerin acılı yolculuklarına başladıktan sonra ulaştıkları ilk pazar türü, brayolu ticaretinin büyük antrepolarıydı . Çoğu çöl kervan­

yolları üzerinde olan bu kasabalarda, köleler ve Çad Gölü'nü kuşatan böl ­ gelerin diğer ihraç üriinlcri, çoğunlukla tuz, sibh ve içkiden oluşan Avru­ pa ve Osmanlı mallarıyla değiştiriliyordu. Ticaret çoğunlukla takas usulü �'apılıyor ve "para birimi" olarak köleler kullanılı�'ordu:43 Osmanlı İmpa­

ratorluğu 'na yöndik Kuzey Afrika küle ticaretinin en çok adı geçen antre­ poları Murzuk, Gat, G;\daınes ve �:alo gibi Sahra kasabalarıydı ( bugün

hepsi Libya topraklarında) . Kal labat'm ( Mataınma) Kızıldeniz ve Nil tica­ retindeki önemi büyi.ikti.i . Çerkes ve Gii rdi kök ticaretinin farklı yapısın­ dan dolay ı , genellikle kervanlarla değil gemilerlc yürütülen doğu ticaret yolu üzerinde böyle antrepolar yoktu. 1 8 59 'da Trablus valisine başvuran Gadames ve Fizanlı on yedi Osmanlı

43

hanan'a, 4.6.46; Mac Farlane, c. ll, s. 4 ı ı, FO 84/1 29/60-7, Stevens'dan (konsolos vekili, Trabzon) Clarendon'a, 3 1 . 1 2.57; FO 84/857/35-45, yazışma · Canning, Pal· merston, Brant, Stevens, 1 9-27, 5.5 1 . Fransız "Messagerie"leri Akdeniz ticaretine de kanşmışlardı ve Midi lli i le Istanbul arasında köle taşıdıkları söyleniyordu. Fisher ve Fisher, ss. 1 56-9

41


esirci, Afrikalı köle ticaretinin 1 8 57'de yasaklanması yüzünden, Gat'taki

hiçbir ticari faaliyete katılamamaktan yakınıyorlardı, çünkü orada köleler

geçerli tek takas birimiydi. Trablus'ta katı önlemlerin uygulanması, ticare­

tin Bingazi'ye kaymasına neden olmuştu. Bu Calo'yu 1 870 ve 1 880'lerde

en önemli Kuzey Afrika antreposu durumuna getirdi. Yaklaşık 8000 kişilik bir kasaba olan Calo'da, kervanlar, kölelerin yolculuğun etkisinden sıyrıl­

maları ve kendilerini tutsak edenlerin dili, dini ve gelenekleri hakkında bir şeyler öğrenmeleri için bir-iki ay kalırlardı . Daha sonra Bingazi tüccarları onları satın alarak sekiz-on kişilik küçük gruplar halinde kente götürürlerdi.

1 88 3 'te Calo'yu ziyaret eden Bingazi'nin İngiliz konsolosu , bir önceki

mevsim Vaday'dan Calo'ya toplam 680 köle ithal eden 70 esircinin adın­

dan oluşan bir liste hazırladı . Times'ın editörüne gönderdiği ve 9 Ekim 1 8 74'te basılan bir mektubunda deneyimli gezgin De Cosson, Kallabat'ta

sanşa sunulmuş 500 köle saydığım belirtmiş ve 300 kadarının da kasabaya gelmek üzere olduğunu öne sürmüştür.44

Genellikle sahilde kurulmuş bazı köylerin, dinlenme noktası ve köle

devşirme antreposu olarak kullanılmaları da yolda gördüğümüz başka bir olgudur. Bu köylerin dördünün adı kaynaklarımızda geçmektedir. Doğu o�ı

Karadeniz'deki Batum'un İngiliz konsolos vekilininin 1 841 'de belirttiği

gibi, Ebu İslak köyünde halkın baş uğraşı köle ticaretiydi. Köy, B a ­ tum'dan at ile sekiz saat uzaklıktaydı. Rus v e Osmanlı yetkililerden kaç­

mak için köleler Ebu İslak'a küçük yelkenlilerle getirilirdi. Buradan, Batı

Anadolu ve Rumeli pazarlarına gönderilirdi. l 8 69'da Ege'deki Kos ve

Laros adalarının, Mısır ve Ku zey Afi:ika'dan yclkenlilerle getirilen köl eler için dinlenme yeri olarak kullanıldığı bildirilmekteydi. Bu adalara çıkarılan köleler, csirciler satış için İstanbul'a gidecek kadar sağlıklı olduklarına ka­ rar verinceye kadar burada kalıyorlardı . Hudeydc'den 12 mil ( 2 0 km)

uzaklıkta ohuı Marava adlı Yemen köyünde din adamları oturur, burası

her yıl birçok hacı tarafından ziyaret edilir ve kutsal bir yer olarak kabul edilirdi. Raporların belirttiğine göre, l 880'lerde Zeyla'dan Yemen kıyıla­ ıına getirilen köleler Marava'ya yürütülür ve orada hacılara satılırdı . Cid­ de'nin birkaç kilometre kuzeyindeki 'Adda isim li başka bir köye ise, Lidd'den Cidde'ye giden kervanlara yiyecek ve yaracak yer sağlamakla uğ­

raşan azat edilmiş köleler yerleşmişlerdi . Bu kervanların getirdiği köleler

44

Yasağın Gat üzerindeki etkisi için bkz. Accounts and Papers, ı 859 (session 2), c. XXXIV., s. 5 ı 6; Calo'nun durumu için, bkz. FO 84/ 1 4 ı 2/47-58, Konsolos vekili Henderson'un Jalo'yo ziyareti üzerine raporu, 24. ı 2.75 ve F O 84/ ı 64 ı /8 ı -93, Wo­ od'dan Granvil le'e, (gizli), 1 4.3.83. Kal labat için bkz. ASR, c. XIX. (ı 874-75), ss. 1 2 (De Casson'un mektubunun tümünü aktararak).


genellikle Savakin limamndan geliyorlardı.<45 Doğu'nun çeşitli yörelerinden tüccarlan çeken büyük yıllık panayıdar­ da da köleler alınıp satılıyordu . Bununla birlikte köleler bu panayırlarda satılan "malların" yalnızca bir tanesiydi, en önemlisi de olmayabiliyordu. Somali kıyısında, Berbera'daki büyük fuar, köle ticareti, özellikle Habeş köle ticareti yapmak için en iyi fırsattı . Her yıl nisan ve eylül ayları arasın­ da büyük sayıda tüccar panayıra katılıyordu. Bunlar Hindistan, İran, Bas­ ra Körfezi çevresi, Hadramut, Yemen, Somali, Etiyopya ve Mrika içlerin­ den gelirlerdi. Berbera'da alınıp satılan malların çeşidi hakkında bilgi ver­ mek için en yaygın kalemleri sıralarsak: Kahve, Arap sakızı, Hint tereyağı, koyun ve sığır derileri, donyağı, devekuşu tüyü, öküz, keçi, koyun, kuru­ tulmuş balık, bal , mür, kına, fıldişi, şeker, pirinç, Mrika darısı, mısır, un, tütün, tuz, pamuk yumaklan, toprak kaplar, demir ürünleri, kereste, kur­ şun, bronz eşya, cam boncuk, düğme, halı ve köleler. Tek olmasa da baş­ lıca ticaret biçimi takastı. Fuarın gördüğü ilgi yolların güvenliği, hükümet vergilendirmesi ve kanunları, ürünün iyi veya kötü olması gibi ekonomik ve politik koşullara bağlıydı. Daha küçük çapta bir fuar da, sadece ticaret aylarında meskun olan Bulhar'da yapılırdı. Rumeli'nin içlerinde Prişti­ ne'de eylül ayında düzenlenen panayırda 1 869 gibi geç bir tarihe kadar, karayoluyla Selanik'ten gelen köleler satılmaktaydı.� İmparatorluğun taşra kentlerindeki köle pazarları ya ana ticaret yolla­ rının üzerinde ya da yakınlarında bulunuyordu. Bu açıdan en faal kentler, Ciddc, Mekke, Medine, Hudeyde, Basra, Trablusgarp, Bingazi ve İz­ mi r'di. Mısır'a gelince, İskenderiye aracılığıyla ihracat yapan Hartum-Ka­ hire ticaretinden söz etmek gerel<k Bu kentlerin hepsinde 1857 fermanı­ nın ilanına dek açıkça çalışan köle pazarları vardı . 1 8 5 7 fermanı Hicaz'ı kapsamadığı için bu vilayetteki köle pazarları her zamanki gibi işlerneyi sürdürüyordu. B abıali baskısının neden olduğu bazı kesintiler dışında Cidde köle pazarı 1 8 74'e kadar faaliyetini sü rdürdü : 47

45

46

47

Ebu Islak köyü için, bkz.FO 84/373/270/3, F. Guarracino'dan Brant'a, ı o. ı 1 .4 ı ; Kos ve Laras için bkz. FO 84/ ı 3054/39 ı -3, Cumberbotch'dan Clarendon'a, 26.8.69; Ma­ rava için, bkz. FO 84/1 597/343-8, Yusuf Kudsi'nin (Cidde konsolosluÇju tercümanı) raporu, 25.2.8 ı ; 'Adda için bkz. Accounts and Papers, 1 870, c. LXI, ss. 7ı 2-8, Dr. W. Schimpfer'in notu, 25.8.68. Berbera ve Bulhar panayırları için, bkz. Kelly, s. 4 ı 8; FO 84/ l S ı ı / 1 36-5 1 . Kaptan Malcolm'un Kızı ldeniz köle ticareti üzerine notlan (Berbera'yı 2-7.2.78 tarihleri arasın­ da ziyaret etmiştir). Priştine'deki panayır için bkz. FO 84/1 305/304-5, Reade'dan (kon­ solos, Işkodra) Clarendon'a, ı 2. ı0.69. Baer, s. ı 76 (Tanta panayı rı) FO 84/ 1 4 ı 2/ ı 62-4, Beyts'den Derby'ye, ı S. 1 .75.

43


İmparatorluktak.i en büyük ve işlek köle pazarı İstanbul'dak.iydi. Esir pazarı, Kapalıçarşı'nın Nuruosmaniye kapısının kuzeyinde tavuk pazarı yakınlarındaydı . Esir pazarı, kenti gezip daha sonra yazdıkları seyahat ki­ taplarında pitoresk sözcüklerle tasvir eden Avrupalı gezginlerin en çok il­ gisini çeken yerlerden biriydi .4B En iyi belki de e n doğru tasviri Charles White yapmıştır. Bu tasvirden bir alıntı aşağıdadır: " Pazara, satış yapılmayan cuma günleri dışında, sabah sekizden öğ­ leye kadar süren alışveriş saatlerinde açık tutulan büyük ahşap bir ka­ pıdan girilir. . . İçerisi düzgün olmayan bir dörtgendir . . . Avlunun or­ tasında, üst katında esirci ( Yessirjee) odalarının, alt katında acemi [ ( ajemee) (yeni ithal edilmiş köleler ) ] hücrelerinin bulunduğu ayrı bir bina vardır. Bu yapıya bitişik bir kahvehane ve ona yakın yarı yı­ kık bir cami vardır. Avlunun yaşanabilen üç yanında, tahta direklerle desteklenen ve köşelerdeki merdivenlcrle çıkılan bir eyvan vardır. Eyvanın altında birbirlerinden alçak parmaklık ve peykelerle ayrılan platformlar bulunur. İş saatlerinde, bunların üzerinde oturup nargi­ le içen ve fıyatları tartışan esirci ve müşteriler görülebilir. "Bu platformların arkasında her biri kafesle ikiye bölünmüş bir sıra küçük oda vardır. Oturulabilen kısmı yerden bir metre kadar yük­ seltilmiş olup, diğeri m"utfak ve giriş-çıkış için kullanılır. Ön kısma genellikle zenci, arka kısma da beyaz köleler yerleştirilmiştir. Bu odalar tamamıyla kadın kölelere ayrılmıştır. Kuzey ve batı yönlerin­ deki odalar ikinci el zenci (Arab)49 ve beyaz ( beiaz) kadınlara ayrıl­ mıştır ki, bunlar daha önce satın alınmış ve eğitilmiş külelcrdir, belki de ikinci veya üçüncü kez yeniden satılınaya gönderilınişlcr­ dir. Bazılarının birçok kez sarıldığı bilinmektedir. . . " Plad()rmları odalardan ayıran dar geçidin duvara bakan ya m ndaki tahta peykelerde siyah kadınlar satışa sunulur. Bu geçit haberleşmeyi \' C açık artımıayla köle satarak komisyon alan telialın yürümesini sağlar. Bu durumda, köleleı·cc izleı1en tdlallar geçitre yürür ve öne­ rilen fiyatı ilan eder. Platformların üzerine otunmış alıcılar, cariye

48

Esir pazarının istanbul'un neresinde olduğunu görmek için White, c. ll'nin sonunda· ki haritaya bkz. Ayrıca bkz. Pakal ın, c. 1 . , s. 553 (Esir Pazan). Pazarın seyahatname­ lerdeki anlatımlarının bazı örnekleri için, bkz. Edmund Spencer, Travels in Crimea, Krim Tartary, vs. (Londra, ı 837), ss. ı 49-52; Al bermarle kontu (Binba�ı George Keppel), Narrative of a Journay Across the Balkans (Londra, ı 83 ı ), ss. 79-80; Char· les Mac Farlane, Turkey and its Destiny (Londra, ı 850), c. l l , s. 4ı 6-7; Albert Smith, Customs and Habits of the Turks (Boston, ı 857), s. ı ı ı . 49 Bkz. yukarıda, "Terminoloji üzerine not".


sanlıncaya veya geri çekilineeye kadar canlarının istediği gibi, göz­ den geçirir, som sorar ve fiyat yükseltirler . . .

"Yukarıda bahsedilen galerilerin alunda bir dizi hücre, daha doğ­

rusu, hastalık dolu, pis ve karanlık, tonozlu odalar vardır. Bunların

sağ kolda olanları ikinci el erkek köleler içindir. Bu delikierin en

kötü ve en uzakta olanları ise, kötü davranışlarından dolayı kahya­ nın ( kihaya) zincire vurdukları na ayrılmıştır. . . "50

İstanbul esir pazarı 1 847 yılında kaldırıldı . Fakat köle ticareti sona er­

medi , sadece arka sokaklara kaydı . Ticaret yabancı, çoğunlukla İngiliz

temsilcilerin meraklı gözlerinden uzakta, esircilere ait özel evlerde sürdü­

rüldü. Zenci köleler Fatih, beyaz köleler Tophane ve Karabaş semtlerinde satılmaktaydılar. Eylül 1 854'te bir araya gelen Sadrazam ve Meclis-i Vü­

keta, İstanbul, Galata ve Beyoğlu sokaklarının çoğunda yapıldığmı söyle­

dikleri açık köle ticaretini önlemesi için polise emir verdi. Ocak 1 877'de Şuray-ı Devlet, Fatih ve başkentin diğer bazı semtlerinde yeniden canla­ nan tüm açık köle ticaretinin hemen durdurulmasını emrediyordu.sı

Yalmz İstanbul'da değil, faal bir köle pazarı bulunan tüm taşra kentle­

rinde açık pazar ticareti evlerdeki saklı ticarete kaydı . Bu durum 1 8 5 7 ya­

sağı etkili olmaya başladıktan sonra gündeme geldi. Kentlerdeki hanlar

veya ana ticaret yolları üzerindeki kervansaraylarda da köle ticareti yapıl­

maktaydı. l 880'dc Hudeyde 'de, evlerinde çalışan ve her biri iki-üç köle­ den t:1zlasına sahip olmayan 200 kadar esirci olduğu tahmin edilmektey­ d i . Polis <lr<lştırma yaptığmda köleler, hizmetçi ohlmk tanıtılıyordu. Yetki­

liler esircileri genellikle bilmelerine rağmen pek seyrek müdahale ediyor­

lard ı . Sir Henry Elliot'un polisin tutumu üzerine daha önce söyledikleri burada da geçerli görünüyor: "Esircilcr, muhtemelen, yankesiciler ve lur­

sıziarın Londra polisince tanıııdığı gibi iyi tanınıyor ve aym onlar gibi ka­ nunu açıkça i hbl ettikleri belirlenineeye dek işlerini sürdü rüyorlar. . . "52

50

51

52

White, c. ll, ss. 28 1 -3. Istanbul esir pazarının kaldırı lması için bkz. aşağıda, ss. 90-9 1 . Kentte ticaretin sür­ mesi ve yeni lenen tal imatlar için bkz. Pakalın, c. 1, s. 554 (Esir Pazarı); BA/i rade/Ha­ riciye/5553, sadrazamdan sultana, 28 Zi lhicce 1 270/23.9.54; ibid/Şuray-ı Dev­ let/ l 602, ek. 1 , Şuray-ı Devlet mazbatası, 2 Muharrem 1 294! 1 7. 1 . 77. Pazar hôlô açıkken bi le, yeni ithal edilmiş beyaz köleler ender olarak burada satılırlardı; bunlar doğrudan Tophane'ye getiri lip bu semtte yerleşmiş esirci lere devredilirdi (White, c. ll. s_ 384; Kıbrıslı, ss. 1 75-7; Mac Farlane, c. ll, s. 4 1 6). FO 84!1 305! 1 02·4, Elliot'tan Clarendon'a, 27. 1 0.69 (alıntı). Hanlarda ve Hudeyde'de ticaret için sırasıyla bkz. FO 84/1 324/293-5, Cumberbatch'dan Elliot'a, 4.8.70; FO 84! 1 57 1 / 1 1 7-24, Burrel'dan Granville'e, 1 5. 1 0.80. Mısır'da köle ticareti uygulamalan için bkz. Baer, ss. 1 74-6 ve Waiz, ss. 1 85-93.

45


İKİNCİ B ÖLÜM

OSMANLI KÖLE TiCARETiNiN EKONOMiSi VE HACMi

Yolun sonunda, her zaman olmasa da çoğunlukla pazarlarda alıcılar beklemekteydi. Alıcılar toplumun her katmanından geliyorlarsa da, ço ­ ğunlukla kentliydi. Yüksek ve orta sınıflar, alt sınıflardan daha fazla köle sahibiydiler. Toplumun oldukça büyük kesimleri, bayağı işlerde çalıştır­ mak için bir zenci hizmet kölesi satm alabiliyor, fakat beyaz harem kölele­ rine hemen tamamen zenginler sahip olabiliyordu. Mrika köle kaynakları­ na yakın olan Trablus, Mısır, Arabistan, Basra Körfezi gibi yerlerde köle sahibi olmak toplumun alt sınıflan arasında bile yaygmdı. Köleler buralar­ da daha ucuzdu. Köle sahipleri ve köleler, sistemi oluşturan ve işlemesini sağlayan kadm ve erkek esircilerin hizmetleri sonucu bir araya geliyorlardı . Esircilerin ti­ carcti yapmasım sağlayan motif, satışlarda gerçekleştirdikleri ldrlardı. Bu esirciler kimlerdi? Ticaret ağı içinde ne kadar köle taşıyorlardı? Nasıl para kazamyorlardı ve payları ne kadardı? Bu bölüm bu sorulara en azmdan kısmi yanıtlar bulmaya çalışacaktır. KÖLE SATlCl LARI

Osmanlı İmparatorluğu'nda köle ticareti herhangi bir biçimde profes­ yonel köle satıcılarının tekelinde değildi. Ticaretin büyükçe bir kısmı, kö­ lelerin kolayca elde edilebileceği yerlerde seyahat ederken küçük bir ld.r elde etme fırsatından yararlanmak isteyen özel kişilerce yapılmaktaydı. Küçük ölçekli köle ticaretinin çoğunu, Mekke ve Medine'ye giden hacı­ lar, Hicaz ve Yemen'deki görevlerinden dönen subaylar ve Trablus vilayet


yönetimi memurları yapmaktaydı. Bu şekilde köle alıp satınakla yolculuk masraflarının bir bölümü çıkıyordu. Birkaç köle götürüp satınakla İstan­ bul'daki bir tatilin harcamalarının da karşılandığı söyleniyordu. ı Bu tür ti­ carette, köle satıcısının rolü, eğer satış kişisel ilişkilerle gerçekleştirilme­ mişse, kölenin satın alındığı yere ve yolcunun gideceği yere münhasır ka­ lıyordu. Ancak biz bu bölümde, yalnız profesyonel köle satıcılarıyla ilgile­ neceğiz. Arz kaynaklarının pazardan uzak olmasından ve daha sonraki ticaretin karmaşıklığından dolayı, esirciler birkaç tür köle ticareti içinden yalnız bi­ risinde uzmaniaşmaya yöneliyorlardı. Başka bir deyişle, sözgelimi İstan­ bul'dan yola çıkıp Salıra'daki pazar kasabalarından köle alan ve dönüp İs­ tanbul'da satan bir esirciden kaynaklarda pek seyrek bahsedilir. Böyle bir macera için ticareti etkileyen unsurlar ve yolun her bölümü hakkında ya­ kın bilgi sahibi olmak, büyük miktarda yatırım yapmak gerekiyordu. Kar edebilmek için böyle bir seferde büyük sayıda köle getirilmesi gerekliydi ki bu 1 8 5 7 sonrası Osmanlı İmparatorluğu'nda tamamen olanaksızdı . Hatta yasaktan önce bile böylesi bir seferi düzenlemek çok zordu; ger­ çekte böyle büyük seferler yapıldığı konusunda bir kanıt yoktur. Bunun yerine, köle ticareti ağı Osmanlı p azarının ihtiyaç ve sınırlarına uyacak bi­ çimde gelişmişti. Taşra satıcıları ve pazar satıcıları arasında, yani köle tica­ reti yapılan eyaJetlerde çalışan satıcılar ve büyük Osmanlı kentlerinde fa­ aliyet göstererek kullanıcılara doğrudan köle satan esirciler arasında açık bir ayrım ortaya çıkmıştı . Bu iki kategoriye bazen, her ikisiyle de biraz ça­ kışan bir üçüncüsünü, ıukliyeci esircileri, yani kara ve deniz yoluyla taşra­ dan pazara köle getirmekte uzmanlaşmış esircileri de ekleyebiliriz. Köle satıcılarını sınıt1andırmanın bir başka yolu da işlerinin ölçeğine bakınaktır. Küçük bir grup esirci büyük ölçekte, bazı durumlarda yılda binlerce köleye ulaşan bir ticaret yapmaktay dı . Öte yandan esircilerin bü­ yük çoğunluğu yılda yalnızca az sayıda, belki de bir-iki düzineden fazla olmayan köleyi alıp satıyorlardı. Özellikle, merkezi hükümet denetiminin zayıf kaldığı uzak vilayetlerdeki taşra tüccarlan normal olarak çok sayıda kölenin ticaretini yapabiliyorlardı . Çok büyük ölçekte çalışan esircileri yal­ nız bu grup içinde görebilmekteyiz. Esircilerin hükümet ve yabancı dene­ timinden kaçmak zorunda oldukları İstanbul ve diğer Osmanlı kentlerin-

FO 541 /25/72-4, Wood'dan Gronvil le'e, 20.9.83 ve 2. 1 0.83. Bu uygulama Afrika l ı hacı lar arasında d a yayg ındı, Bernard Lewis bunu köleleri n "seyahat çekleri" olarak kullanıl ması diye adlandırmıştı (Lewis, Race and Co/or) .

47


de küçük ölçekli ticaret daha verimliydi. Seyrek olmasına rağmen, Kızıldeniz'in güney kıyılarında büyük çaplı kö­ le ticareti vardı. Yine de, Sudan'daki al-Zubayr gibi ordnlara kumanda eden ve geniş toprak parçalarını denetimlerinde tutan esirciler burada yoktu . Zeyla kaymakamı Ebu Bekr Paşa bu örneğe en yakın kişiydi.2 1 8 78'de 4000-5000 kişilik bir kasaba olan Zeyla, Basra Körfezi ve Hicaz'a Habeş ve daha az sayıda da siyah köle ihraç ediyordu. 19. yüzyılın ilk iki çeyreği bo­ yunca, Zeyla ve Taeura'dan yılda yaklaşık 6000 köle ihraç edildiği tahmin ediliyor. 1869'da Cidde'deki İngiliz konsolosu, yalnızca Zeyla'dan Hudey­ de'ye ihraç edilen kölelerin sayısını yıllık 3500-4000 olarak vermekteydi. Ebu Bekr ve ailesi bu bölgenin baş esircileriydiler ve 1857 yasağını dikkate alınadan açıkça çalışıyorlardı. Sudan ve Etiyopya'daki yerel yöneticilerle sıkı bağları vardı ve 1875 yılına kadar Yemen valisi aracılığıyla Osmanlı padişa­ hına vergi veriyorlardı. 1875 'teki Osmanlı - Mısır anlaşmasının sonucu ola­ rak Zeyla, Mısır hıdivinin yönetimine bırakıldı. Fakat hıdiv, işbirliği yap­ maktan vazgeçer korkusuyla Ebu Bekr'e karşı tavır almakta isteksizdi; çünkü bu işbirliği Etiyopya ve Sudan'daki Mısır birlikleriyle ilişki kurulmasını ve Zeyla limanından ikmal yapılmasını sağlıyordu. 48

1 880'de bildirildiğine göre, Kızıldeniz'in karşı kıyısında, Hudcycle'de köle ticareti, Meclis-i İdare'nin başı olan Senrid Ali b. Harun'un deneti­ mindeydi . Ali Lı. Harun'un, kölelerin kasabaya girişl erinin kolaylaştırı l m a ­ sı ve yasağa uyınadıklarından hapsedil e n esircilerin salıveril mesi için nüfu ­ z u n u kullandığı söyleniyordu. 19. yü zyılı n ikinci yarısı nda, değişik tari h ­ lerde, İ ngiliz konsolosları Trablus ve Cidde'deki bir kısım yüksek rütbeli Osmanlı ınenmrlarım, köle t i ca re t i yl e uğraşmalda suçladılar. Kanıtlanması güç olan bu suçlamal<ır doğru olsa bile, bu örnekler ne Ebu Bekr'in yap­ tığı ticaretin çapına ulaşıyordu, ne de Ali b. Harun'unki gibi �1çık ve yay­ gmd ı . Daha e rken bir dönemde, her biri elinde satılacak 300-400 köle bulunduran dört ailenin Çerkes köle ticaretini denededikleri bildirilınek­ teyse de, incelememize konu olan dönemde böyle bir tekel kalmamıştı ) İmparatorluğun her yerinde, profesyonel köle ticaretinin küçük ölçekli

2

3

AI-Zubayr için bkz. Holt, The Mahdist State, indeks. leyla'nın ihracatı tahminleri için bkz. Richard Pankhurst, "The Ethiopian Slave Trade in the Nineteenth and Early Twentieth Centuries: o Statistical l nquiry," Journal of Semitic Studies, c. IX ( 1 964), s. 227; FO 84/ 1 305/27 1 -82, Raby'den (konsolos, Cidde) Clarendon'a, 1 0 . 1 2.69. Ali b. Harun için bkz. FO 84/ 1 571 / 1 1 7-24, Burrel'dan Granville'e, 1 5. 1 0.80; Çerkes aileleri için bkz. FO 84/1 596/93-9, Teğmen Herbert Chermside'dan Albay Wilson'a (başkonsolos, Anadolu), 1 5.3.8 1 .


esircilerin denetiminde olduğu açıktı. Bu tür esircilerin çalışma biçimini bu bölümde daha sonra gözden geçireceğiz. Esircilerin etnik kökenleri, genel nüfusunki kadar çeşitliydi . Arap Yarı­ madası'nın yerlileri Doğu Mrika ile olan deniz ticaretini ellerinde tutar­ ken, Dongolalılar Somali ve Eritre kıyılarına yapılan kervan ticaretini de­ netliyorlardı . Türkler, Arnavutlar ve Araplar AJ(deniz ticaretini, Kuzey Af­ ri ka Arapları, Tibu ve Tuare g aşiretleri Sahra ötesi ticaretin çoğunu p ayla ­ şıyorlardı. Beyaz köle ticareti, Çerkesler, Gürcüler, Lazlar ve Türklerce yapılıyordu. l 8 50'lerde sayıları yalnızca Cidde'de 2000'e ulaşan, ve işleri­

ne karışan İngilizlere çok kızgın olan baştan aşağı silahlı Hadraınilerin adı Kızıldeniz ticaretinde çok geçiyordu. Doğu Afrika, Arabistan ve Basra Körfezi'nin liman kasabalarında daha çok

Eanyan adıyla tanınan

Gücerat­

lı tüccarlar ise köle ticaretinin finansınanıyla ilgiliydiler. İranlı esirciler 1 870'lerin başında Mısır'da faaldiler. Maltah bir İngiliz tebaası, Binga­ zi'de köle ticareti yaptığı için, 1 849'da yargılanmış ve daha sonra başka Maltah tücca rl a r d a Tra b l usg arp tic a re t in e k arı şmı ş lardı . Ga yri müsli m azınlığın, Ermeni, Rum ve Yahudilerin köle ticaretine katıldıkları konu­ sunda bir kanıt bulam a d ı m . Pakalın da imparatorlukta köle ticaretinin Müslümanlara mahsus oldu ğunu belirtiyor.4 Anc a k , esircilerin geçmişi hakkındaki bilgi sınırlı o l d u ğu için ş i m d il ik bu sorun üzerinde yargıda bu lunm ak belki de erken olacaktı r.

Hem pazardaki hem de n akl iye c i esircilcr a rasında kadınların da t:1al olmasına karşın esircilerin çoğu erkekti . Trablus' tan İstanbul'a köle geti­ ren ve İstanbul 'da küçük ölçekte esir ticareti yapan kadınlardan bahsedi­ lir. Bir kaynağı mıZ<l göre kadınlar, İstanbul esircilerinin çoğunlugunu ol uşt unı yo rl a rdı . Gerçekten de polis 1 88 0'lerde İstanbul'da erkek esirci­ leri sıkı sıkıy;l gözetlerken, kadın esircileri rahatsız etmeye çekiniyordu . 1 88 1 - 1 884 arasında İngiliz Büyükelçiliği'nin ikinci tercümanınca isimleri belirlenen 42 İstanbul esireisinin 14 'ü kadındı . Yüksek sını tl ara mensup

hanımlar da dikkatle seçilmiş cariye le ric kendi ld.rlı , özel ti caret l erini yapı­ yorlardı . Genellikle Çerkes olan küçük yaşlardaki kızlar, İstanbul'un bü­

yük haremlerine m e nsu p h anı ml arca s a tın al ı nı yo r , dikka tle bü yü tü l ü p , yüksek sı nıti n görgü kurallarıyla yetiştiriliyar v e birkaç yıl sonra ya padişah

.o4

De Cosson Istanbul'daki esircilerin çoğunluğunun Ermeni ve Rum olduğunu ve bun­ lardan bazı l arının Fener'de bulunduğunu ileri sürüyor (BFASS/Mss. Brit. Emp. /S22/G96/s. 1 ). Buna karşılık başka hiçbir kaynak bu görüşü desteklemiyor. Pakalı n, c. 1, s. 553 (Esirci) ve Baer, s. 1 73.

49


haremine ya da diğer büyük haremiere satılıyorlardı. Bu haremiere men­ sup hadımlar da bu tür ticarete katılıyorlardı.S Çoğu durumda köle ticareti, başka tür ticaretic birlikte yürütülüyor ve birçok köle satıcısı, bu uğraşa zamanlarımn yalnızca bir bölümünü ayırı­ yordu . Özellikle nakliyeci esirciler başka işlerle de uğraşıyorlardı. Bir grup Çerkes esirci, İmparatorluğa köle getirip , Çerkezistan'a keten kumaşla dönüyorlardı. Kara ve deniz yollarıyla köle taşıyan kervan ve yelkenliler genellikle normal ticaret de yapıyorlardı;. köleler taşman kalemlerden yal­ nızca biriydi. Köle ticareti, Basra'da hurma mevsimiyle sıkı sıkıya ilgiliydi. Köle getiren tekneler hurma alıp dönüyordu. Hatta pazar esircileri bile bazen, köle ticaretinin yanında başka işler de yapıyorlardı. Örneğin İstan­ bul'daki faal esircilerden biri aynı zamanda ayakkabıcılar loncasının ket­ hüdasıydı . Başka bir esirci lülecilik yapıyordu, bir başkası da bir paşanın vekilharcıydı .6 Bu olgu, en azından küçük ölçekli ticarette karların esirci­ lerin geçinmesine yetmediğini gösterebilir, veya köle ticaretinin mevsim­ lik niteliği ve yasaklama gibi politik hareketlerin ve normal ticaretteki artış gibi ekonomik gelişmelerin yarattığı istikrarsızlığı yansıtabilir. 1 8 5 7 son­ rası dönemde arzda sürekliliğin kesin olmayışı esircilerin yaşamını daha 50

güçleştirmiş ve belki de gelir kaynaklarını çeşitlendirmelerine yol açmış olmalıdır. İmparatorluktaki diğer mesleklerin üyeleri gibi, esirciler de başlannda bir şeyh ve kethüda olmak üzere özel bir !onca halinde her kentte örgüt­ le n mişl e rdi . 1 9 . yüzyılın ortasına a i t Os ma nlı byn akl a rı İs ta n bul, Trablus ve Mısır'da böylesi kuruluşlardan bahsetnıektcdir; fakat esir pazanna sa­ hip her kentte muhtemelen !onca da olmalıydı. 1 840'ların başında İ stan­ bul için an l at tı kl a n genellikle güvenilir ve ayrıntılı olan Charles W h it e a '

5

6

Istanbul esi rci lerinin çoğunluğunun kadın oldukları konusundaki kaynak Paka­ l ın'dır, s. 554 (Esi r Pazarı); Zaptiyeler, kadın esirciler ve I stanbul esircilerinin listesi için bkz_ FO 84/1 674/43-62, Hugo Marinitch'in tezkeresi, 30.7.84 ve ibid , Tablo A; Yüksek sınıf kadınlarının Çerkes kızı ticareti için, bkz_ FO 84!1 324/94- ı 05, Yazışma - Ell iot, Francis, Cumberbatch, 8- ı 4.8.70; Blunt, Part 1, s. 252; ASR, c. XXI ( ı 8789), ss. 69-72, 96; uygulamanın canlı bir anlatımı Demetre Brown'ca veri lmiştir, Ha­ rem/ik, s. 1 ı 6-25; Longworth, c. 1, s. 28 ı ; Pakal ı n, c. 1, s. 554 (Esir Pazarı)_ Çerkesler ve keten kumaş için bkz_ BAlirade/Meclis-i Vôlô/ 1 482, Çerkes esircilerin dilekçesi, ı 7 Rebiülevvel ı 26 ı / 1 5.3.46_ Basra hurma ve köle ticareti için bkz. Kelly, s. 4 ı 4_ Ayakkabıcı lar i oncasının kethudası ve lüleci için sırasıyla bkz_ BA/Ioc. ci U ı 6856, Meclis-i Vôlôy-ı Ahkôm-ı Adi iye'nin mazbatası, 5 Cemaziyulevvel ı 274/22. ı 2.57 ve ibid. / ı 6542, Mısır'da davaların tutanağ ı , ss. ı , 4 (olaylar ı 269/ ı 852-3 yılında geçmiştir)_ Baer,ss. ı 72-4


göre, başkentteki esirciler loııcası titizlikle işliyordu, iyi örgütlenmişti ve yönetim yeri esir pazanndaydı . l 1 9 . yüzyılın ikinci yarısında İmparatorlu­ ğun her yerindeki tüm loncaların kaldırıldığı kabul edilmişse de loııcalar varolmayı sürdürmüşlerdi . Osmanlı kaynaklarında esirciler loncasının yasağa rağmen çalışmayı sürdürdüğünü gösteren bazı kayıtlar vardır.B l 8 6 2 ' ni n başında bizzat zaptiye nazırı, esirciler kethüdasından, hükümetin insancıl nedenlerden dolayı satın alarak serbest bırakınayı düşündüğü bir kadın kölenin değeri­ ni tahmin etmesini istemiştir. l 8 64'te başkentteki !onca ü yelerinden biri­ nin bir cariyeye kötü davranması ü zerine soruşturma yapılırken, loncanın varlığından yine bahsedilmiştir. l 8 70'lerin başında merkezi hükümete ulaşan bazı raporlarda, Sivas, Konya, Kastamonu, Trabzon ve Sinop'taki esircilerin gizlice yasadışı kuruluşlar halinde örgütlendiği hakkında iddi­ alar vardır. Daha başka ayrıntı verilmemesine rağmen bu, hükümetin yu­ karıda bahsedilen yerlerde Çerkes ve Gürcü köle ticaretini önlemek için yaptığı bir girişimden sonra, loncanın gizli faaliyetlerinin bir göstergesi olabilir. Kaynaklardan, Mrikalı ve beyaz köle satan esirciler için ayrı lon­ calar olup olmadığını anlayamıyoruz. Bununla birlikte İstanbul'da, daha önce gördüğümüz gibi, değişik cins köleleri satan esirciler, farklı yerlerde toplanıyor ve çalışıyorlardı.

KÖLELERIN PAZAR FIY A TLARI Önce ,

1 9 . yüzyı lda Osmanlı İmparatorluğu 'ndaki para birimleri ve

değişim oranları hakkında biraz bilgi vermeliyiz. Anlaşılır olması için bu kitaptaki ti y.nlar Osmanlı kuruşu c i nsinden verilmiştir. Bununla birlikte, imparatorlukta bazı Avrupa paralan da dolaşımdaydı ve kaynaklarımızda­ ki rakamların birçoğu Maria Thcresa talcri

7

8

($

M . T . ) , Fransız trankı ( fi)

istanbul, Trablus ve Mısır'daki loncalar için sırasıyla bkz. SA/Irade/Ingiltere mesali­ hine dair /83 1 , Trablus Valisi Mehmet Ragıp Pa�a'dan sadrazama, 2 1 Muharrem 1 264/29. 1 2.47. SA/Irade/Mecl is-i Vôlô/ 1 6542, /oc. cit. White' ın tasviri için bkz. White, c. l l , s. 287; Lutfi, c. VIII, s. 1 34. Kahire Loncası için, bkz. Walz, ss. 1 3 1 vd. ve Baer, Guilds, ss. 30, 35, 1 48. Bkz. SA/Irade/Meclis-i Vôlô/2 1 3 1 6, zaptiye nazırından sadrazama, 8 Muharrem 1 279/6.7.62; ibid./23 1 02, Zaptiye Meclisi'nin mazbatası, 1 7 Zilhicce 1 280/24.5.64; BA/Ayniyat/ 1 1 36, no. 2 1 1 , 2 1 5, Bôbıôli'den Muhacirin Komi syonu'na, 28 Şevvol 1 288/1 0. 1 .72; ibid., no. 224, Bôbıôli 'den Muhacirin Komi syonu'na, 1 2 Zi lkade 1 288/23. 1 .72; ibid., no. 1 27, Bôbıôli'den Muhacirin Komisyonu'na, 24 Rebiülôhir 1 289/ 1 .7.72.

.sı


veya Ingiliz sterlini (f,) olarak verilmiştir. Maria Theresa taleri Arabistan

ve Doğu Mrika'da geniş ölçüde dolaşımdaydı ve Kızıldeniz köle ticaretin­ de kullanılıyordu. Frank ve sterlin çoğunlukla Kuzey Mrika'da, Trablus ve Mısır'da kullanılmaktaydı. Köle fıyatlarının çoğu bu iki para birimiyle ve Osmanlı kumşu ile veıilmektedir. Rumeli ve Anadolu'da köle fıyatları

genellikle kumş olarak verilmiştir. Osmanlı kaynaklarındaki tüm fıyatlar Osmanlı para birimi ile nakledilmiştir.

incelediğimiz dönem için paraların birbirlerine çevrilmesi somnu gö­ reli olarak basittir. Başlıca Avrupa paraları 1 9 . yüzyılın ilk çeyreğinde is­ tikrara kavuşmuş ve Osmanlı parasının hızlı değer kaybı da yüzyılın orta­ sına doğru büyük ölçüde yavaşlamıştı. Böylece değişim oranları yüzyılın ikinci yarısı boyunca, büyük oranda değişmeden kalmıştır. l 848 'de, İs­ tanbul'da sterlin 1 09 kuruş, frank 4,325 kuruştu. l 8 9 3'te sterlin 1 1 2 , frank 4,347 kumş olmuştu. Dört Maria Theresa talerini yaklaşık l sterlin olarak alırsak, değeri l 848 'de 27,25 ve l 89 3 ' te 28 kuruştu. Kısmen 1 860 sonrasında gümüşün değer yitirmesinden kaynaklanan Osmanlı pa­ rasının değer kaybı, yüzyılın son kısmında gümüş mecidiyenin 20 yerine 19 kuruşa düşmesi ve Osmanlı altın lirasının 1 00 yerine 1 0 5 ,26 kumşa

52

yükselmesiyle ifade edilmiştir. 9

Köle fıyai:Iarı ve Osmanlı köle ticaretinin diğer ekonomik yönleri hakkın­

daki sorulara kesin yanıtlar bulmanın güç oluşunun değişik nedenleri vardır. Bunlar, eldeki kaynaklara geçmiş bilgideki kopukluk, pazar ti.yatlannın dü­ zenli kaydedilmemesi, kölelere tek tek değer biçmektcuse önceden belirlen­ miş bir ortalama tlyata dayanan vergilendirme yöntemi, pazar ti.yatlarının is­ tikrarsızlığı ve kölelerin kişisel özelliklerinin kendi değerlerini belirlemede taşıdığı büyük önemdir. Bu etkenierin tümü, ti.yatlar hakkmda kesinlik iddia ederek yazmayı tamamıyla olanaksız duruma getiriyor. Bu yüzden bu bö­ lümde sunulan sonuçlar göreli ve geçici olmaktan öteye gitmeyecektir. Kölelere kendi tlziksel özelliklerine ve değerlendirilebileceği kadarıyla huylarına göre kıymet biçilınektcydi. Bunlardan ilki esircinin evinde veya pazarda alıcımn kendisi tarafindan görülcbilirdi, ikincisi için ise büyük öl ­ çüde esircinin sözüne güvenmek söz konusuydu ki doğruluğu ancak de­ neyerek anlaşılabilirdi. Bundan dolayı, esirci müşterisine köleyi denemesi için birkaç gün veıirdi ve ancak bu sürenin sonunda satışa kesinleşmiş gö-

9

Değişim oranları ve ayrıntılar için, bkz. lssawi, Economic History, ss. 520-2; Willi­ am Tate, The Modem Cambist (Londra, 1 849), ss. 54; Hermonn Schmidt, Tate's Modem Cambist (Londro, 1 893), s. 98-9; Kelly, s. 423.


zü ile bak.ılırdı. ı o Köle almayı düşünenler, kölelerde, yaptırmayı düşün­ dükleri işe uyacak nitelikler ararlardı. Böylece odalık olması düşünülenler­ de güzellik, hizmet kölelerinde ev işleri becerisi, erkek kölelerde güçlü­ lük, sorumluluk, güven gerektiren işler için düşünülen erkek kölelerde

zeki aranırdı . Fakat fıyatlar aynı zamanda arza da bağlıydı .

1 9 . yüzyılın ikinci yarısının büyük bölümünde, Osmanlı pazarlarında kölelere duyulan talep sabit kaldı. Kadın hizmet köleliğini orta ve büyük Müslüman hanelerinin temel bir parçası durumuna getiren sosyal normlar, serbest emeğin ulaşılabilir ve daha ekonomik olduğu gerçeğine ağır bası­ yordu. Böylece talebin dengede olmasının fıyatları düşüreceği, öte yandan, arzdaki kıtlığın fiyatları yükselteceği beklenilebilir. Kölelerin ithal edildiği ülkelerdeki politik güçlükler, yoldaki iklim sorunlan, yerel kıtlıklar ve hatta uygun gitmeyen rüzgarların bile köle fiyatlan üzerinde etkisi vardı. 1 8 5 7 sonrası dönemde, hükümetin köle ticaretine koyduğu yasağı uygulama de­ recesi de, kaynaktan pazara köle akışını etkilemesinden ötürü fiyat siste­ minde etken oldu. Değişim oranlarında ve ana ürünlerin fiyatlarındaki gö­ reli istikrardan dolayı, köle fiyatlarında arz durumunun belirlediğinin öte­ sinde büyük dalgalanmalar görmüyoruz. Ayrıca 1 8 5 7 yasağının Mrikalı kö­ le fiyatları üzerinde uzun vadede önemli bir etleisi olduğunu gösterecek ka­ nıt da yoktur. Mrikalıların fiyatı , ancak değişik etkenierin birleşmesiyle Kı­ zıldeniz ticareti birden azalınca, l 8 8 0'lerin ortası ve sonunda düzenli ola­ rak artmaya başlamıştır. Şimdi, incelediğimiz dönemde, Osmanlı İmpara­ torluğu 'nda kölelere ödenen gerçek fiyatları gözden geçireceğiz.

Mrikalı Köleler Yüzyılın ortasında, her iki cinsten Afrikalı kölelerin fiyatı, gümrük ver­

gisi almak amacıyla hükümetçe yapılan tahminlere göre 2000 kuruştu. Ati·ikalı kölelerin çoğunun 1 5 00 -2000 kuruş arasında sauldığı İstan­ bul'un fiyat düzeyi için bu değerlendirme oldukça doğm ve gerçekçiydi.

Başvurduğum Osmanlı ve yabancı kaynaklara göre, siyah bir köle için ödenen en düşük fiyat 900 kumştu ve bu miktar 1 8 64 yılında "ikinci el­ den" bir kadın için ödenmişti . 1 8 5 7 yasağından hemen sonra, Trablus'ta, fıyatların başkentte çok yükseldiği ve zenci kadın kölelerin 4000-5 000 kuruş ettiği söylentileri dolaşmaya başlamıştı. Doğm olsa bile çok sürme­ yen bu dumm, olasılıkla, fermanın ve onu uygulamak için İstanbul ve İz­

mir'de atılan adımların yarattığı psikolojik etki sonucu ortaya çıkmıştı. Bir

süre sonra bu önlemler gevşetildi ve fıyatlar hemen hemen yasaktan önce-

10

White, c. ll, s . 292·3.

53


ki düzeyine döndü. Kaynaklarımızda, bir Afrikalı köle için gösterilen en yüksek fıyat, l 8 74'te İstanbul'da bir kadın için verilen 3600 kuruştur. Hükümet, 1 8 5 2 ve l 8 5 8'de iki zenci kadının özgürlüklerini satın almak için 3000'er kuruş ödemişti . Charles White, "temiz, sağlıklı ve iyi eğitil­ miş ilcinci el kölelerin" yeni ithal edilmiş olanlardan daha çok para ettiğini belirtiyor. Ona göre bu köleler ortalama 2500-3000 kuruş arasında satılı­ yor, hiçbir zaman 5000 kuruştan fazla etmiyorlardı. l l

İstanbul'daki fıyatların Trablus ve Arabistan'dan yüksek olması, baş­ kente köle ihracını ldrlı duruma getiriyordu. Erkek köleler, kadınlardan biraz daha az para ediyorlardı. Her iki cinsten de Habeş köleler, f�1kat özellikle Habeş kadınlar, siyahlardan daha yüksek fiyatlara satılıyorlardı. l 8 89'da Cidde'de siyah bir kadın için ödenen ortalama fiyatın 3600 ve erkek için 2200 kuruşu geçtiği bildirilmiştir. l 892 'de Etiyopyalı kadın köleler Cidde'de 7000 kuruşa kadar satılmaktaydı . l 2 Beyaz Köleler

54 J

Burada kadın köleleri, iş gördürrnek için alınanlar ile cariyelik ve muh ­ temelen evlilik için alınanlar olmak üzere iki ayrı kategoriye ayırmak du­ rumundayız. Bu ilci kategorinin fıyatları arasında oldukça önemli bir uçu ­ rum vardı. Ayrıca güzellik ve eğitim, ikinci kategoride pazar güçlerine bağlı olmayabilen geniş bir fıyat yelpazesi yaratıyordu. l 9. yüzyılın ikinci yarısında, Osmanlı kentlerinde beyaz erkek köleler nadirdi. Bunlar daha çok köylerde, sert/köle konumunda rençber olarak çalışırlar, aileleri de onların konumunu paylaşır, aynı işi yaparlardı. l 3 Hizmetçi olarak kullanılan beyaz kadınlar, aynı iş için kullanılan At!·i ­ kalı kadınlardan daha pahalıydı . Kayıtlara göre beyaz bir kadın köle için

ll

12

13

Yukarıda aktarı lan fiyatların kaynakları: gümrük hesaplarıiçin, bkz. a�ağ ıda s. 56; en düşük fiyat için BAlirade/Mecl is-i Vôlô/231 02, Zaptiye Mecl isi'ni n mazbatası, 17 Zilhicce 1 280/24.5.64; Trablus fiyatları için, bkz. ibid./1 6623, ek 9, Binbaşı Ali Ağa'nın annesinden kendisine, 1 5 Cemaziyülôhir 1 273/ l 0.2.57 (yasaktan sonra Trablus'taki bir fiyat yükselmesi de ibid./l 6586'dadı r, esirci Bayram'dan ortağı ls­ mai l Ağa'ya, 5 Zilhicce 1 273/27.7.57); en yüksek fiyat için, bkz. BFASS/Mss Brit. Emp./S22/G96, De Casson'un raporu, 1 6.6.74, s. 1; hükümetin özgürlüklerini satın aldıkl arı için bkz. BA/I rade/Dahi liye/27039, sadrazamdan su ltona 1 6 Zil hicce 1 274/28.7.58 ve ekleri, ve ibid./Hariciye/4530, başkôtip'ten sadrazama, 26 Sefer 1 269/9. 1 2.52; White'ın rakamları için, bkz. White, c. l l . s. 285. Karşılaştırma için, bkz. Mısır'daki fiyatlar, Walz, ss. 207- 1 2. Etiyopyalı ların fiyatları için, bkz. Kelly, s. 4 1 7-8; Abir, s. 68; ortalama Cidde fiyatları BFASS/Mss. Brit. Emp./S22/G2'dedir, Kaptan Gissing'in raporu, 1 1 .89; Cidde'deki Etiyopyalı fiyatları da ibid/S 1 8/C64/83;dedir, Osborne'dan Al ien'e, 4. l l . 92. Bkz. aşağıda ss. 1 25 not l , 1 28, 1 52-53.


ödenen en düşük fiyat 1 5 00 kumş olup 1 860'ta İstanbul'da verilmişti. Fakat ortalama fiyat olasılıkla 3000 kumşa yakındı. 1 8 64'te İstanbul'da beş erkek çocuğun her biri ortalama 3000 kumşun biraz üzerinde satıl­ mıştı . Bununla birlikte, başka erkek çocuklar, 1 86 3 'te Mısır'da daha çok para getirmişlerdi. İstanbul'da 1 1 .000, 5 500, 5 000 ve 4500 kumşa alı­ nan dört çocuk daha sonra Mısır'da birincisi 1 6 . 000 ve diğerlerinin tümü 30.000 kumş olmak üzere toplam 46.000 kumşa satılmışlardı. Bu gmpla birlikte satılan iki çocuğun her biri 1 0 .000 kumş etmişti. Hükümetin her iki cinsten beyaz köleler için tahmin ettiği ortalama fiyat 1 840'ta 8000 kuruş tespit edilmişken, l 846 'da bir grup Çerkes esircini n dilekçesi üzeri­ ne 6500 kumşa indirilmişti. Yine de hükümet bu dilekçeye cevap olarak, birçok beyaz köle 5000, 8000, 1 0.000, 1 5 .000 kumş ve hatta daha fazla­ sına satıldığı için, 8000 kuruşluk değerlendirmenin 1 846 için bile doğm olduğunu belirtmekteydi. İndirim, insani gerekçelerle yapılmıştı. 1 4 Odalık veya gelecekte evlilik için düşünülen beyaz kadınlar, İstan­ bul'da daha yüksek fiyatlara satılmaktaydılar. Charles White l 84 3 ' te genç, güzel ve eğitilmiş kızların başkentte 20 .000 veya 30 .000 kumşa ve bazılarının 60.000 - 70.000 kumş gibi yüksek fiyatlara satıldığını yaz­ ınaktaydı . Sadrazam Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa'nın karısı, böyle kızlar için ödenen en yüksek fiyatı yaklaşık 88 .000 kuruş (L 800) olarak vermektedir. Fakat Osmanlı kaynakları çok daha dikkatli görünmektedir. l 8 92'de Dahiliye Nazırı Vekili, bir Çerkes kız için 80 Osmanlı lirası ( 8400 kuruş) ve l 893 'te bir başkası için 60 lira ( 6300 kuruş) ödemişti. 1 8 9 1 yılında, saray, padişah haremi için satın aldığı l l kıza toplam 1 540 Osmanlı lirası, yaklaşık ortalama l 4 : 700 kuruş ödemiştir. I S

1 4 Y ukarda veri len fiyat l a r ı n kaynak l arı : beyaz kad ı n i ç i n en dü�ük fiyat F O 84/ 1 1 20/ l 2 1 -3'tedir, Abott'dan (Çanakkale konsolos veki li) Russell'a, 1 8.9.60; 5 çocuğun ortalama fiyatları için bkz. BA/Irade/Meclis·i Mahsus/ 1 407, ek 9, 1 866 fi· yat listesi; Mısı r'daki çocukların fiyatı için bkz. SA/irade/Meclis-i Vôlô/1 6542, sad· razamdan sultana, 7 Muharrem 1 274/28 .8.57 ve ekleri; hükümetin tahmin ettiği or· talamalar için bkz. a�ağıda ss. 56-57. 1 5 White'ın rakamları için bkz. White, c. l l . s. 288; Kıbrısl ı'nın karısının aktardığı fiyat· lar için bkz. Kı brıslı, ss. 1 75-7. Çerkes kölelerin fiyatları üzerine bazı Osmanlı kayıt· ları için bkz. BA/Yıldız/1 8/480/ 1 4 1 / 1 23/53 Dahi l iye Nazırı Vekili Ahmet Refik Pa· �a'nın özel evrakı, 27 Şaban 1 3 1 0/ 1 6.3.93 tari hli senet; ibid./1 8/480/ 1 36/ 1 23/53, Te � r i n i evvel 1 3 08/7 . 1 0 . 92 t a r i h l i senet. S a r ay ı n a l ı m l a r ı i ç i n bkz. ibid/35!2027/44/ l 09, ek 7, 1 89 1 'de satın alınan cariyelerin fiyat listesi . Bununla birlikte, Trabzon'daki ingiliz konsolosunun, yöredeki bir Çerkes kızının 400 Osman· lı lirasına veya yakla�ık 40.000 kuru�a Saray Haremine satıldığını beli rten bir rapo· rundan da söz etmeliyiz (FO 84/ 1 324/3 1 9, Palgrave'den Clarendon'a, 6.7.70).

.'i.S


Hadımlar 1 9 . yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde, Darüssaade Ağası veya Kızlar Ağası denilen zenci haremağalarının başı ve ona bağlı hadımların nüfi.ızu büyük oranda azalmıştı ve İmparatorluğa hala ithal edilmekte olan ha­ dımların sayısı çok azdı . Ancak hanedan ve en zengin haneler haremağa­ larına sahip olabilmekteydi. Hadımlar genellikle hediye plarak verilir ve pazardan satın alınmazlardı. Fakat pazarda satıldıkları nda da fiyatları çok

yüksek olurdu . Yüzyılın ikinci yarısında hadımların hemen tamamı Ati·ika­

lıydı. Hanedanın sahip olduğu hadımların kaydedildiği defter, bu sayıyı 1903'te 1 94 olarak vermektedir. l 6 Bu tarihe kadar, bu hadımların pek çoğu azat edilmişlerdi, fakat aynı yetki ve görevle efendi veya hanımefen­ dilerine hizmet etmeyi sürdürüyorlardı.

IMPARATORLUKTA KÖLELER IÇIN ÖDENEN GÜMRÜK VERGILERI 1 8 5 7 yasağının konmasından önce, İmparatorluktaki gümrükler köle ­ lerden resmi olarak vergi almaktaydı. Vergiler, bir köle için tahmini fiyatın %9'unun ve ayrıca bunun da % 1 0'unun harç olarak alınması esasına göre 56

hesaplanırdı. Böylece, 1 840'ta değeri büktirnetçe 8000 kuruş olarak belir­ lenen beyaz bir köleden 792 kuruş vergi alınınaktaydı [ 720 ( %9 )

+

72

(720'nin % 1 0'u ) ] . Gümrüğc girdikten sonraki 1 5 gün içinde ölen h as ta köleden alınan gümrük , csirciye geri veriliyordu . Gümrü k vergilerinde ka­ dın ve erkek köleler arasında bir ayrım yapılınıyordu . Siyah kölelere kon u ­ lan verginin nasıl hesaplandığı konusunda ilk elden bir kanıt yoksa da aynı yöntem i n onlar için de uygulanmış olması olasıdır.

C h arl e s

White her be­

yaz köle için 800 ku ru ş ( 792 k u ru ş u yu\'arlaınış olmalı ) ve her siyah köle için 200 kuruş gü mrük alındığını yazıyor. Bu da hükümetin , siyah kölele­

rin ortalama fiyatını 2000 kuruş olarak belirlemesi ve Charl e s W h i te ' ı n

200'e yuvarladığı 1 98 kuruşu vergi olarak alınası demektir _ l l Hükümet bu tahminleri fiyat

ve

paranın değerindeki dalgalanmalara

uyacak biçimde değiştirebiliyordu . Mart l 846'da bir grup Çerkes esirci ,

yürürlükteki kurallarla hiç kar edemediklerini ileri sürerek hükümete baş­ vurdular ve vergilerin düşürülmesini istedilcr. 18 Belirttiklerine göre, ger-

ı6

ı7

BA//oc cit. 36/ 1 40/ 1 1 / 1 40/XX I , Hanedanın zenci hadımlarının kaydı, 7 Sefer ı 32 ı /5.5. 1 903. Ayrıntılar için bkz. BAlirade/Meclis-i Vôlô/ 1 432, gümrük nazırından sadrazama, 27 Rebiülevvel 1 262/25.3.46; White, c . l l . s.286.


çek fiyatlar beyaz köle başına l 000, 2000 ve 5000 kuruş olarak değiştiği için sistem esnek değildi. Dilekçeye cevap veren gümrük nazırı, sadra­ zama yazarak 8 000 kunışluk tahıninin, l 840'ta, pazar fiyatlarının köle başına 5000, 8000, 1 0.000, 1 5 .000 kunış veya daha fazla olarak bilinme­ sinden dolayı yapıldığını bildirdi. Bununla birlikte, sırf uzun bir yolculuk yapmak zorunda olan Çerkes esircileri düşündüğü için değerlendirmenin 5000 kunış üzerinden yapılabileceğini önerdi. Böylelikle vergiler 297 ku­

nış düşerek beyaz köle başına 495 kuruş olacaktı. Nazır, ayrıca vergilerin

aynı kalabileceğini ve esircilerin daha sonra ödemek üzere hükümete borçlanabilcceklerini de ekliyordu . Meclis-i Valay-ı Ahkil.m-ı Adliye, tah­ mini fiyatın

değiştirilmesine ve yeni fiyatın eski rakam olan 8000 ve

gü mrük nazırınca önerilen 5 000 kuruş arasmda olmasma karar verd i . Röylecc, Nisan 1 846'dan başlayarak değerlendirme 6 5 0 0 kuruşa indirildi ve beyaz köle başma gümrük vergisi 654,5 kuruş olarak belirlendi. Bu

yaklaşık % 1 7 ,3'lük bir azalma dem ekti. Mrikalı köle fiyatlarının değerlen­

dirilmesinde benzer değişiklikler yapıldığı konusunda şu an için özel bir kanıt yoksa da, bu konudaki kurallar da muhtemelen değiştirilebiliyordu. Bazı kaynaklar, vilayetlerin bazılarında kölelerden alman vergilerin

p

farklı hesaplandığını gösteriyor. 1 9 Örneğin 1 89 1 'de Bingazi' e, vilayete

ithal edilen her köle başına 5 Maria Theresa taleri ve kente girenler için

ayrıca 2 talcr alın ınaktaydı. R u , köle başına 7 talcr veya kabaca 1 50 kunış

demekti ve Ati·ikalı köle başına 200 kuruş olan İstanbul oranından daha düşüktü . 1 8 5 I 'de Trabl us'ta kente girişte öd e ne n ithalat vergisinin 200 kuruş olduğu bildirilmektedir. Fakat düzenlemeler 1 8 54 'te değiştirildi:

Satış eğer Trablus'ta gerçeklcştirilirse 80 ila 1 00 kuruş alınıyor, eğer köle İstanbul'a ihraç edilirse, İstanbul'd<l 1 5 0 kuruş ödeniyordu. l 8 5 3 'te Pre­

bildiri l e n vergi ler İ stanbul oranlarına yakındı, t�ıkat oldukça ı:1 rklı hesaplanı yord u . Beyaz kölelerin gümrük değeri 6500, Afrikalılarınki

v c z e 'de n

1 784 kuruş olarak veriliyordu . Daha sonra değerlendirmenin %1 6'sı hariç

tutularak kalan miktardan %9 iç gü mrük ve %3 ihracat vergisi alınar<lk toplam % 1 2 vergi alınmış oluyordu . Böylece köle ithal edenler her beyaz

köle için 6 5 5 ,2 ve Afrikalı köle başına 1 8 0 kuruş, sırasıyla İstanbul ora-

18

19

BA//oc. cit., Çerkes esircilerin di lekçesi, 1 7 Rebiülevvel 1 262/ 1 5. 3.46; ibid., güm· rük nazırından sadrazama, 27 Rebiülevvel ı 262/25.3.46; ibid., Meclis· i Vôlôy·ı Ah­ kôm-ı Adiiye mazbatası, ı ı Rebiülôhir ı 262/8.4.46; ibid., sadrazamdan sultana, 1 8 Rebiülahir ı 262/ 1 5.4.46 ve Irade 2 ı Rebiülôhir ı 262/ 1 8.4.46. FO 84/373/390-2. Wood'dan Warringdon'a, 22.6.4 ı ; Accounts and Papers, ı 854, vol . LXXI II, ss. 8 ı O- ı 1 . ı 853 yılı raporu; ibid., s. 8 ı 6, Saunders'dan (konsolos, Pre­ veze) Clarendon'a, 5.8.53.


nından l ,2 kuruş fazla ve 1 8 kuruş az vergi veriyorlardı. Köleler için ödenen vergiye

pencik resmi deniyordu, pencik

ise, vergi­

nin ödenmesi üzerine gümrük tarafından köle sahibine verilen mülkiyet belgesidir. Pencik resmi aslında " beşte birlik vergi" demektir ve kökü peygambere tüm savaş esirlerinin beşte birini alma haklanı tanıyan Kuran ayetine dayanır. Gördüğümüz gibi Osmanlılar, kölenin beşte bir değeri­

nin yarısından daha azını atıyorlard ı . Daha birçok vergide olduğu gibi

peıKik resmi de, hazineye yıllık belirli bir miktar ödemeyi taahhüt eden ve kendi olanaklarıyla vergi toplayan kişilere

ittizama

veriliyordu .

l 8 5 7'de köle ticaretinin yasaklanmasıyla, bu ticaretten alınan vergi güm­ rük tarifesinden çıkarıldı ve mültezimlerin hazineye borçları atfedildi. Ör­

neğin, Fizan kazasında gümrük gelirinin çoğu

iiseray-ı zenciyye resmi

adı

altında siyah kölelerden alınan vergiden oluşuyordu. 1 897 yasağının ilanı­ nı izleyen yıl içinde Fizan mülteziminin hazine ile olan anlaşması feshedil­ di v e m ü l tezim h azineye karşı y ü k ü m l ü olmaktan çıkarı l d ı . Aralık 1 8 5 8 'de, Trabzonlu bir mültezim, tarifede hala peıKik resmi olduğu hal­ de, esircilere bu vergiyi Trabzon'da değil İstanbul'da verıneleri söylendiği için durumun açık olmadığından yakınıyordu. Bu verginin resmi kayıtlar­ dan kaldırılmasıyla karışıklık ülke çapında düzeltildi .20 Buna karşılık, çe­ şitli yollarla resmi olmayan paraların alınması sürdürüldü. 1 8 57 fennanını n i l a nı ndan sonra, Hazine, İstanbul gümrüğüne köleler­ den verg i alı nması n ı n durdurulması talimatını verdi ve peıı cikçi adlı özel bir memur atanarak ferınanın getirdiği k u ralları bozanları ort<ıya çıkarınakla görevlendirildi .2l Hükümet merkezine yakın olmalarından ve İ ngiliz tem­ silci leri n dikkatli bakışları altı n d a bulunmalarından dolayı , İstan bul ve İz­ mir'de vergi n i n alınması durmuştu , yasağın i hlalini ör�bas etmek için rüş­ vcte dönüştürül mesi de u zak vilayetlerde olduğundan daha güçtü . Doğal olarak riişvctin ge rçekte n ödendiğini kaııı ı-layacak bir kayıt yoksa da , heın yal�ancı hem de yerli gözlemcilerin ısrarlı r<ıporları, peı1eik resm i n i n pek

20 Köleleri de kapsayan ganimet sorunu üzerinde ayrıntı l ı bir tartı�ma AI-Qurtubi'nin, khums veya be�te bir i le ilgili Kuran ayeti üzerindeki tefsirinde bulunabi lir (a i-Jami'li­ Ahkôm ai-Qur'an, c. VIII, Kahire, 1967, ss. ı -30, özell ikle ss. 4-5). Fizan mülteziminin affı için bkz. SA/Irade/Meclis-i Vôlô/l 6624, Meclis-i Vôlôy-ı Ahkôm-ı Adiiye mazbata­ sı, 3 Sefer ı 274/23.9.57. Trabzon mülteziminin �ikôyeti ibid.! l 8 ı 67'dedir, mültezim­ den Trabzon valisine, ı 2 Kônunusôni ı 274/3 1 . ı 2.58, ve sadrazamdan sultana, 3 Ra­ mazan ı 275/6.4.59. 2ı FO 84/ 1 060/44-6, Philip Sarel i'dan (tercüman, Istanbul Büyükelçi liÇ)i) Al ison'a (masla­ hatgüzar, Istanbul), 25. ı .58.


çok durumda tamamen veya kısmen bir cins sus payına dönüştüğünü belir­ tiyor. Bu raporların çoğu, Hudeyde ve Cidde'den ve daha sonra da Trab­ lus'tan gelmekteydi. Bunlar, çeşitli biçimlerde hem nakdi hem de ayni, yani köle verilerek yapılan düzenli ödemelerden bahsetmektedirler. Rüşvet aldıkları iddia edilenler, valilerden polis komiserlerine, karantina memurlarından gümrük memurlarına kadar değişmektedir.22 Rüşvet olarak verilen miktarlar da, l 8 76 'da Cidde'de köle başına lO kuruştan, yine aynı yıl aym yerde yetişkin köle başına l O s terline kadar değişebilmekteydi. Raporlara göre değerlendirme, ya fiyatı ne olursa olsun köle başına sabit bir miktar, ya da yüzde alınarak oluyordu . Köleler üzerindeki resmi ver­ ginin kaldırılması, esircilerin daha çok ve daha büyük rüşvetler verebil­

mesini sağladı ; ticaret yasağı da memurların, termanın ihlal edilmesine göz yumarak işlerini tehlikeye attıkları gerekçesiyle, rüşvet istemelerini kolaylaş­ tırdı . B a bıali'nin denetiminin zayıf ve bazen etkisiz olduğu Cidde ve

Hudeyde gibi uzak bölgelerde, rüşvet almak için teşvik ve firsat, hak ettiği maaşı alamayan bir Osmanlı memuru için çoğu zaman karşı konulamaya­ cak denli büyük oluyordu . Bununla birlikte yine vurgulamalıyız ki, Osman­

lı memurlarının köle ticaretine ilişkin gerçekten suçlu olduklarını gösteren

açık bir kanıt bulunamamıştır; resmi kayıtların ve nadiren de özel kaynak­ ların böyle bir kanıtı sağlamalarını da beklememeliyiz.

OSMAN LI KÖLE TICARETI N D E KARLAR Osmanlı köle ticaretindeki Idrlan ölçmek güçtür. Bu konuda varolan birkaç Avrupa kaynaklı rapor, Idr hadlerini abartma eğilimi taşır ve kesin hesapla rd an çok ikinci el izlcnimlerc veya tamamen hayale dayanmaktadır.

22

Va l i leri i lgi lendiren raporlar için bkz. MAE/Corr. Poi/Turquie/Trebizonde et Erzero­ um/c.l ( 1 84 1 -3), Outrey'den (konsolos, Trabzon) dışişleri bakanı na, 1 4. 1 1 .43; Acco­ unts and Papers, 1 870, c. LXI, ss. 772-8, Dr. W. Schimpfer'in tezkeresi, 25.8.68; FO 84/ 1 427/63-6, E l l iot'dan Granvil le'e, 28.9.72; FO 84/ 1 572/274-6, Kont Louis Penaz­ zi'den (Guadariff, Sudan) Dr. Dutrieux'ya (özet), 30.8.80; FO 54 1 /25/9 1 -2, Kaptan Gar­ forth'dan donanma bakan ına, 28.6.83. Zaptiye komiserlerini ilgi lendiren raporlar için bkz. FO 84/ 1 48 1 /238-40, Henderson'dan Derby'ye, 27.4.77; FO 84/ 1 571 / 1 59-6 1 , Zoh­ rab'dan (konsolos, Cidde) Granvil le'e, 30. 1 2.80. Karantina memurlarını ilgi lend i ren raporlar için bkz. FO 84/ 1 597/343-8, Yusuf Kudsi'nin raporu, 25.2.8 1 ; MAE/Corr. cons./Turqui/Hode"ida/1/s. 65, konsolos vekilinden dışişleri bakanına, 1 59.8 1 . Gümrük memurları için bkz. F0/ 1 40/ 1 62-3, Elliot'dan Safvet Paşa'ya, 22.7.76. Daha fazla ay­ rıntı için bkz. ASR, 3rd Series, c. XX ( 1 876- 1 877), s. 40; MAE/Corr. cons./Turqui/Ho­ dei"d a/c. 1/ss. 1 9-20, Alex Lucciana'dan (konsolos vekili) Tissot'ya {büyükelçi istan­ bul), 24. 1 1 .80; ibid./ss. 1 1 5-7, konsolos vekili nden dışişleri bakanına, 8-29.7.83.

59


Bilgimizin şu anki aşamasında, kaynaktan pazara tüm sistem boyunca kir­ lılığı tahmin etmek hemen hemen olanaksızdır. Bunun için Vaday, Bornu, Bagirmi ve Etiyopya gibi çeşitli Afrika pazarlarındaki fiyatlar ve t1yatlandır­ ma yöntemlerini daha çok bilmemiz gerekirdi . Ayrı ca, esircilerin ilk yatırımlarında ne kadar zarar ettiklerini hesaplayabilmemiz için de, yolun değişik noktalarındaki ölüm oranlarıyla ilgili çok daha doğru verilere ihtiy­ acımız var. Bu yüzden araştırmaını Osmanlı İmparatorluğu içindeki kar sorunuyla yani, taşra pazarlarından, başlıca ithalat merkezlerine yapılan ihracatta ortaya çıkan kartarla sınırlandıracağım.

60

Burada da bilgi kopukluğu ve ulaşılabilir verinin anlamım değer­ lendirme güçlükleriyle karşı karşıyayız. Şu açık: Köle ticaretinde karlılık açısından düşünülmesi gereken önemli öğeler, köle elde edilen vilayette yapılan ilk yatırımlar, kölenin pazara kadar ulaştırılınası, giydirilmesi ve beslenmesine harcanan miktar, yolda ödenen vergi ve belki de rüşvetler ve kölenin p a zar fiyat ı d ı r . Profesör Issawi , tartıştığımız dönemde, imparatorlukta günde ortalama l kuruşun bir yetişkini besieyecek kadar yiyecek sağlamaya yeterli olduğunu tahmin ediyor. Bu rakam, kölelerin günlük bakımı için Osmanlı hükümetince biçilen değere oldukça yakındır. l 846'da kölesi cinayet yüzünden hapsedilen bir kadından kölenin hapisteki bakımı için günlük 2 kuruş istenmişti; fakat kadın hükümete başvurduğun­ da, Meclis-i Valay-ı Ahkam-ı Adiiye bu miktarı çok yüksek buldu . Bingazi kazasında azat edilmiş kölelerin bakımı için harcanan para, resmi kaynaklar­ da köle başına l ,5 kuruş olarak gösterilmektedir. Kölelerini satılsın diye İstanbul esir pazarın�1 veren köle sahiplerinin, kölelerinin bakımı için esir­ eiye günlük 1 . ,25 - 1 ,50 kuruş verıneleri gerekiyordu .23 1 9 . yüzyılın ikinci yarısının büyük bölü münde, Osmanlı İmparatorluğu 'nda yiyecek mad­ deleri fiyatlarındaki görece istikrar sayesinde, bakım harcaınaları için bütün dönemde tek rakam, örneğin 1 ,2 5 kuruş kullanınam ız mümkündür. Ortaya koyduğu önemli güçlükler dolayısıyla ulaşım maliyetinin her yol için ayrı incelenmesi gereklidir. Birkaç rakam, en önemli yollar hakkında genel bir fikir verebilir.

23

lssawi'nin tahmini için bkz. lssawi, Economic History (bask ıda). Henüz basıl mayan bu malzemeyi bana verdiği için Profesör lssawi'ye borçluyum. Kodın kölenin hapis­ teki bakımı için bkz. ibid./Dohiliye/62927, ŞOray-ı Devlet Dahiliye Dairesi'nin maz­ batası, 28 Rebiülevvel 1 308/ 1 1 . 1 1 .90. Istanbul esir pazarında alınan bakım parası için bkz. Pakalın, c. 1, ss. 553-4. Mısır içi n karşılaştır. Walz, ss. 203-4.


l . Akdeniz

l848'de bir esircinin, Bingazi'den İzmir'e 329 tulum tereyağı ile birlik­ te taşıdığı 5 kölesinin her biri için yelkenli sahibine 30 kuruş ödediği belir­ tilmiştir. Bu, özellikle aynı yıl bir kölenin Gelibolu'dan İstanbul'a bir İngiliz gemisinde 60 kunışa taşındığını düşündüğümüzde, çok düşük bir ücret görünüyor. l853'te bir Osmanlı firkateyninin, Trablus'tan İstanbul'a köle b a ş ı n a yakl aşık 1 0 0 kuruş karş ı l ı ğ ı nda köle taşımaya hazırlandığı bildirilmekteydi. l 855'te İstanbul'dan İskenderiye'ye, bir Fransız gemisinin 4. mevkiinde gitmek 335 kuruşa mal ol uyordu. l857'de bir esirci 5 kölesini Trablus'tan İzmir'e taşıması için bir Osmanlı gemisine 940 kuruş ödemişti ki bu, köle başına 1 88 kuruş demektir. Esirci bu köleleri, yine bir köle olan kendi özel uşağına emanet etmişti; herhalde daha iyi bir mevkide olduğu için onun yolculuk ücreti 400 kuruşttı . 1 876'da Malta'dan İstanbul'a giden bir İngiliz buharlısında, ucuz bir bilet yaklaşık 450 kuruştu.24 Daha önce de gördüğümüz gibi, köleler düzenli olarak ev hizmetçileri diye tanltılıyor ve bu hatta sık sık İngiliz buharlılarıyla yolcu oiarak taşınıyorlardı. 1887'de bir esircinin kendisi ve 17 cariyesini, Bingazi'den Selanik'e kadar taşıması için iki direkli bir yelkenliye 1 65 Napolyon altını (yaklaşık 1 4 . 300 kunış) verdiği bildirilmektedir.25 Esirciye daha yüksek bir yolculuk ücreti ayırırsak, bu örnekte köle başına 700 kuruşluk bir miktar ödenmiş görünüyor. B u gerçekten çok yüksek bir rakam ve eğer doğruysa, yelkenli sahibinin göze aldığı riskin karşılığı olmalıdır ki, bu da z a t e n g e r ç e k l e ş m i ş ve ö rn e ğ i m i z d eki y e l k e n l i a l ı ko n u l m u ş tu r . Buharlılardaki gelişıneler v e daha büyük rekabet yüzünden 1 8 70'ten sonra yolcu v e e şy a taşıma tlyatlarının düştüğünü göz önünde bulun­ dunırsak, Akdeniz'deki köle başma taşı m a ücretini muhtemelen 200-300 kuruş arasına koymalıyız.

24

25

Yukarıdaki veri i ç i n bkz. aşağıdaki belgeler: B i ngazi 'den gelen S köle, F O 84/774/ 1 S7-8, Muhammed Zantüti'nin ifadesi (Herman'ın önünde imzalanmıştır), 3 1 . S.49; Gelibolu'dan Istanbul' o köle başına al ınan ücret, bir ingi liz şi rketinin 2SO köleyi taşımak için 1 2S pound aldığı olgusuna dayanıyor (Mac Farlanc, c. l l , s. 4 1 1 ); Osmanlı fı rkateyninin i stediği para i çin, F O 84/9 1 9/ 1 8 1 , 1 97-200, Her­ man'dan Clarendon'a, 22.5-26.7.53; Fransız gemi sinin ücreti i çin, BA/Irade/Harici­ ye/6047, sadrazarnın sultona olan raporuna i l i şik Fransız şi rketi nin fa1 urası, 16 Şev­ vol 1 27 1 /2.7.5S; Trablus'tan izmir'e Osmanl ı gemisiyle giden S köle için, ibid/Mec­ lis-i Vôlô/ 1 6623, ek 1 8, ibn üi-Baki Hali l'den El-Hac Ahmed el-lsavi'ye, 1 2 Cemazi­ yülôhir 1 273/7.2.57; Ingiliz buharlısındaki bi let fiyatı i çin, FO 84/ l 4SO/l S8, Elli­ ot'dan Derby'ye, 8.76, burada verilen miktar E 4-0-8. FO 84/l 849/3S0-3, Mahruse gemisinde bir denizci olan Mehmet'in ifadesi, 3.6.87.

6l


2. Kızıldeniz Afrika kıyısından Arabistan'a köle geçirmenin maliyeti çok düşük olmalıydı . Geçiş kısa, görece az tehlikeliydi ve yolculuk sırasında bakım için hemen hiçbir masraf gerekmiyordu . Bununla birlikte Hudeyde ve Cidde'den İstanbul ve İzmir'e köle taşınması oldukça pahalıydı. Bu yol üzerinde asker, erzak ve malzeme taşıtmak için Osmanlı ve yabancı şir­ ketlerle aniaşan Ştıray - ı Askeriye' nin kayıtlarına göre, Hudeyde' den İstanbul'a ödenen en düşük ücret askerler ve güvertede yolculuk yapanlar içindi. 26 l 8 73'te bu ücret 600 kuruştu ( 6 Osmanlı lirası ) . Köleler normal yolcul ar olarak alındıkları için, bu miktarın, gerçekten de, bu yolda taşınılan köle başına ödendiğini varsaymak mantıklı olacaktır.

3. Karadeniz

62

Bu yol için çok genel bir tahminde bulunmanın ötesine gidilemez. Bir İngiliz firması, l 848'de, İstanbul'daki İngiliz Büyükelçiliği'nin baskısın­ dan dolayı çoğu köle olan 70 kişilik bir Çerkes grubunu Trabzon'dan İstanbul'a taşımayı reddettiği için 100 sterlin yitirdiğinden yakınıyordu. Bu, köle veya hür, yolcu başına yaklaşık 160 kuruşluk bir ortalama demekti. l860'ların başmdaki kitlesel Çerkes göçü sırasmda, çeşitli gemi­ lerin kaptanlarının 30 kişi başına, sonradan köle olarak satabilecekleri bir kişiyi "ücret" olarak aldıkları öne sürülüyordu . 27 Arzın talebi aştığı ve fiy­ atların belki de Afrikalı köle t1yatları düzeyine düştüğü bu dönemde bir Çerkes köle için ödenen o rtalama fiyatı 2 0 0 0 - 2 5 0 0 kuruş o l a r a k hesaplarsak, köle başına taşıma ücreti olarak 66-83 kuruş buluruz. Her durumda, incelediğimiz dönem için Trabzon-İstanbul yolunda köle başı­ m alınan taşıma ücretinin 1 00 kuruş civarında olması müınki.i ndür. 4.

B as ra Körfezi

Zanzi bar'dan B as ra ' y a köle taşımanın maliyetine ilişkin elimde hiçbir rakam yok. Buradaki esirciler, çoğunlukla benim taşımacı esirciler olarak adland.ırdığıın, pazardan pazara köle taşıyan gnıptandılar. Birçok du ru m ­ da çalıştıkları geminin sahibiydiler. Böylece ana harcamayı kendilerinin ve kölelerinin yiyecek ve bakımına yapıyorlardı. Bu harcama, yolculuk süresi

2h

27

BAlirade/Mecl is-i Mahsus/ 1 945, ek 1 4, Aziziye'den Şuray-ı Askeriye'ye gönderi lmiş bir mektuba, Istanbul-Izmir-Kızı ideniz limanl arı arasında gemi çal ıştırmanın tahmi­ ni mal iyeti üzerine eklenmiş bir liste, 22 muharrem 1 290/22.3.73. Ingiliz şirketinin şikôyeti için bkz. Mac Farlane, c. ll, s. 41 1 . "Ücret" olarak köleler hakkında, bkz. ASR, 3rd Series, c. XII (1 864), s. 1 98.


ve Zanzibar, Maskat ile diğer antrepolarda geçirilen zaman göz önünde tutularak hesaplanmalıdır. Yine de büyük bir miktar tutmaması ve köle başına kesinlikle 7 5 - 1 00 kuruşu geçmemesi gerekir. Bu noktada bir örnek olarak, l 8 57'de Trablus'tan İzmir'e gönderilen köle için yapılan anlaşmaya bakmak yararlı olabilir.28 Aşağıda Trabluslu esircinin yaptığı harcamaları, ortağına gönderdiği kalemiere ayrılmış bir listede görüyoruz. 5

Her biri 2000 kuruştan 3 zenci kadm köle ı zenci kadın köle ı zenci erkek köle Hepsinin taşınınası Hepsinin giyecek masrafı Hepsinin Trablus'ta bakım masrafı Hepsi için mürur tezkereleri Her birine 1 5 kuruş olmak üzere 4 süvariye ödenen miktar Çeşitli masraf Toplam

6000 kuruş 2200 1 1 00 940 404 , 5 200 ıs

60 1 84 kuruş 1 1 . 1 06, 5 kuruş

Eğer 5 kölenin hepsi için eşit miktarlar harcandığını varsayarsak, her biri kendi t!yatına ek olarak esirciye 373,3 kuruşa ınal oluyordu. Esircinin bu kölelerden Idr edebilmesi için aşağıdaki miktarları toplaması gerekti : İlk ü ç kadmı ıı lı er biri için 2373, dördüncü kadın için 25 73 ve erkek köle için de 1 4 1 3 kuruş. O dönem, 1 8 57 fermanı nın ilan edilmesini izleyen günler oldu ğu için, İstanbul'da fiyatlar normal den yüksekti ve esirci alçakgönüllü de olsa bir kazanç elde edebilirdi. Yine de büyük Idrlada uğraşınadığımız oldukça aç ı ktı r. Gat, Marzuk veya Gadeınes gibi Ku zey Mrika kasabalarında, fiyatların Trablus'a göre yüzde 50 daha düşük olduğu belirtilınekteydi . Fakat bura­ da da esirci , sahile kadar yürüyüşten kaynaklanan ve ldr haddini düşüren ek harcamalar yapmak zorundaydı . Bu harcamalar izeilere veya kervan kılavuzianna ödenen paraları ve yaklaşık 20 günlük yiyecek parasını içer-

28

BAlirade/Mec l i s-i Vôlô/ 1 6623, ek 1 8, H a l i l 'den el-isavi 'ye, 1 2 Cemaziyülôhir 1 273/ 1 7.2. 57.

63


ınekteydi. 29 Ek olarak, burada yürüyüş sırasında bazı kölelerin yitirilınesi de gerçek bir tehlikeydi. Böylece Akdeniz yollarındaki karları fazla abart­ mamak ve yüzde 20'yi çok geçmediğini varsaymak gerekir. Kar haddi Basra Körfezi'nde, Zanzibar'daki düşük köle fıyatlarından dolayı belki biraz daha yüksekti. Karların Maskat'ta yüzde 20, B asra'da yüzde 50 olduğu tabınin edilınekteydi. Şova Krallığı'ndaki düşük köle fıyatlarının bir sonucu olarak Etiyopyalı köle ticareti daha ldrlıydı. Fakat kıyıdan iç bölgelere gidiş geliş yolculuğunun uzunluğu ve bakım için yapılan harcamalar, aslında yüzde lOO'ü aşabilecek olan karları azaltınak­ taydı. Yukarıda bahsedildiği gibi, Tanıralı esircilerin çoğu ancak birkaç köle satın alabiliyorlardı ve Idrları oldukça alçakgönüllüydü.30

64

Çerkes köle ticareti, haremde yüksek mevkilere gelebilecek genç kızları satanlar için çok kazançlıydı. Afrikalı kadın kölelerle birlikte hizmetçilik yükünü paylaşmaları için satılan beyaz kadınlarda bu oran çok daha düşüktü. Daha önce görüldüğü gibi, gümrüklerce beyaz kölelerden alınan yaklaşık 800 kuruşluk vergi, hiç kar edemediklerini ileri süren Çerkes esircilerin sızlanmalarına neden oluyordu. 31 Sorunu ayrıntılarıyla gözden geçirdikten sonra hükümet, esircilerin isteğini yerine getirmiş ve vergileri yüzde 1 7 oranında düşürmüştü. Doğu Mrika'dan Osmanlı İmparatorluğu'na köle ticaretini çoğunluk­ la Kızıldeniz ve B asra Körfezi limanlarında oturan Eanyanlar finanse ediy­ orlardı. Burada ve Akdeniz ticaretinde alımlar genellikle avans vererek veya vermeden ısmarlama yoluyla yapılıyordu. Birçok durumda köleler sahipleri veya esirci tarafından bir simsara veya başka bir esirciye, ihraç ve satış yapması için emanet ediliyor, tarafları bağlayıcı çeşitli mali düzen­ lemeler yapılıyordu. Böyle işlemleri koordine etmek için esirciler kendi aralarında normal yazışmayı ve hem gizlilik hem de güveni sağlayan,

29

Trablus ve çöl antrepoları arasındaki fiyat seviyesi farkları için bkz. BFASS/Mss. Brit. Emp./S22/G96, De Casson'un raporu, 1 6.6.74, s. 20. lzci ve kılavuzlara ödenen paraların Kufra'dan Cal o' ya 8 gün süren güç yolculuk için 60- 1 00 Maria Theresa talerine ulaştığı ( 1 650-2750 kuruş civarında) söylenmekteydi (FO 84/ 1 4 1 2/47-58, Henderson'un raporu, 24. 1 2.75) ve Calo ile sahil arasındaki yürüyüşte köle başına 20 frank (yaklaşık 1 00 kuruş) verildiği bel i rti l mektedir (FO 84/ 1 64 1 /8 1 -93, Wa­ od'dan Granvi lle'e, 1 4.3.83 ve ekler). 30 Basra ve Maskat kôr hadleri için bkz. Kelly, s. 4 1 7; ve lssawi, Iran, s. 1 27-8. Taeura için bkz. Abir, ss. 65, 68. 31 Bkz. yukarıda ss. 56-57.


yazılı olmayan iş davranışı kurallarını sürdürüyorlardı.32 Diğer meslekler gibi esirciliğin de kendine has bir etiği vardı. Yukarıda işaret edildiği gibi, 19. yüzyılın üçüncü çeyreği boyunca Osmanlı İmparatorluğu'nda kölelere duyulan talep sabit kalmıştı, talep ancak yüzyılın son çeyreğinde yavaş yavaş düştü. Sabit talebin başlıca nedeni ekonomik değil sosyaldi. Buna neden, aile ya da hanehalkından olmayan kişilerin Osmanlı evlerinin mal1remiyetine girmelerine izin ver­ ilmek istenmemesiydi. Bir köle, hanehalkından kabul edilirken, özgür bir hizmetçi böyle kabul edilmiyordu. Bir kadın köle, ailenin erkek üyeleri karşısına p eçe takmadan çıkabiliyordu , özgür bir Müslüman kadın hizmetçi ise çıkamazdı. Böylece, gayrimüslim azınlık kadınlarının özgür ev hizmetçileri olmaları olanaklıysa da, açık eğilim Müslüman bir kölenin y e ğlenmesi yönündeydi . Yoksul bile olsal ar, özgür Müslümanlar, ailelerinin bir kadın üyesinin ev dışında bir işte çalışmasına izin vermek istemiyorlardı . Zamanla bu sosyal normlar değişti. Değiştilderi zaman da, yerlerini birçok açıdan hizmet köleliğine benzeyen bir uygulama aldı. Yani, özgür ebeveynler genç kızlarını, onların ihtiyaçlarını karşılamak, öğrenim veya eğitimlerinin sağlamak ve yıllarca hizmetten sonra sonunda evlendirrnek sözünü veren zengin bir ailenin yanına hizmetçi olarak yerleştiriyorlardı. Böylece, hamilik ilişkisi yasal köleliğin bağı olmaksızın komnmuş oluyordu. Yine de, hizmet köleliğinin ekonomik yönlerini gözden geçirmek ilginçtir. i ncelediğimiz dönemde, çok genel de olsa, İmparatorluğun başlıca kentlerinde özgür ev hizmetçilerine ödenen ortalama maaşları tah­ min etmek olanaklıdır. l 8 5 7'de Osmanlı hükümeti, Trablus'tan İzınir'e yeni ithal edilmiş bir grup köleyi alıkoydu . Köleler azar edildi ve İzmir'deki yerli ailelerin yanına hizmetçi olarak verildi. Gmp taki 28 kadının aylık ortalama maaşları, her kadın için 42 kuruştu . Aynı yıl içinde, İstanbu l ' da bir kadı, iki kadının azar edilmesini emretti, ev hizmetçisi olarak yerleştirdiği kadınlardan yaşlı olanının maaşını aylık 50 ve genç olamukini 20 kuruş olarak belirledi. l 860'ta Süleymaniye akıl hastanesinin, hasta sayısındaki artıştan dolayı 4 yeni hizmetçi almasına

32

Mal i anla�malar ve yazı �malar için bkz. Kel ly, s. 4 1 7; FO 84/ 1 305/1 65-74, Ra­ gers'dan Cl arendon'a, 24. 1 1 .69; ibid./285-6, Moore'dan Cl arendon'a, 28. 1 0.69; BAlirade/Mecli s-i Vôlô/ 1 6623, ek 69, 5 esircinin dilekçesi 4 Zil hicce 1 273/26.7.57; ibid., ekler 2, 9, 20, 2 1 , 22, 30; ibid. / 1 6856, esirci Bayram ve esirci isma i l arasında­ ki yazı�ma, 7-8.57.

6.S


izin verildi. Güç bir iş olduğu anlaşılan görevleri için hizmetçilere aylık l 00 kuruş verilecekti. Göçmenlere ayrılan misafirhaneye bağlı hastanede çalışan bir hizmetçi l 865 'te aylık 75 kuruşluk bir maaş almaktaydı. Başka bir hadernenin l874'te 50 kuruş aylık aldığı bildirilmektedir.33 Maaşların çalışan kişinin niteliklerine göre değiştiği açık olmakla birlikte, özgür bir ev hi zmetçisine ödenen aylık o rtalama maaşın yaklaşık 40 kuruş olduğunu varsayabiliri z . Bu miktara günlük 1 ,2 5 kuruşluk yiyecek parasını da eklersek, yılda 480 kuruş maaş artı 450 kuruş yiyecek parası olmak üzere 930 kuruşluk bir toplam buluruz. Böylece ortalama 2000 kuruşa satın alınan bir zenci köleye yapılan yatırım 6 yıl 3 ay sonra ld.r getirmeye başlıyordu . Bu hesaplama, ilk yatırımın üzerine yıllık yüzde 8 'lik bir t:liz eklenmesi ve hem köleler hem de özgür hizmetçiler için günlük bakım harcamalarının 1 . ,25 kuruş olarak alınmasıyla elde edilmiştir. 34 Bu ilk hizmet döneminden önce azat edilen kölelere kaynaklarda seyrek olarak rastlamamız da bir tesadüf olmasa gerek. Birçok kölenin uzun bir süre, bazen 20 veya 30 yıl hizmet etmeyi sürdürmelerine karşın, kaynaklarda normal hizmet süresi olarak çoğunlukla 7 yıl gösterilmektedir. Osmanlı yüksek sınıfının haremleri için satın alınan beyaz köleler ise, hanehalkı içinden veya dışından evlendik­ lerinde kendilerine yapılan yatırımı çıkarı yorlar, ya yüksek bir başlık parasından tasarruf edilmiş ya da damadın ailesinden başlık parası gelmiş oluyordu . Arabistan'da erkek kölelerin, inci dalgıcı, kürekçi ve yelkenli tay�:1SI, Yemen ve Hicaz'da tarım işçisi ve ayrıca maaşını eve , sahibine geti ren kiralık işçi olarak daha elle tutulur ekonomik değerleri vardı. Tarı mdaki Çerkes köle ailelerinin de toprak işleyicilcri olarak çok açık ekonomik değerleri vardı . l 870'lcrde Adana'da orakçılara ve ürün toplayıcılara, hasat mevsi­ minde günlük l ,5 ile 12 kuruş arasında ücret verildiği gerçeği bu noktayı

l 857'de azot edilen kölelere veri len aylık maaşlar için, ibid./ 1 6623, ek 28 ve 68. Is­ tanbui'da bir kadının belirlediği maaşlar, FO 84/ 1 028!1 66-74, Stratford'dan Claren· don'a, 22.2.57. Akı l hastanesindeki iş i çin maaşlar, BA/Irade/Meclis·i Vôlô/ 1 9337, sadrazamdan sultana, l l Rebiülevvel 1 277/27.9.60 ve ekleri . (Bunlara günde l ku· ruş yiyecek parası da verilmekteydi.) Misafirhane'de çal ışan haderneni n maaşı için, BA/BE0/758, no. 1 09 ( 1 282! 1 865-6 yılı için), l 0- 1 1 .65. S O kuruş kazanan hizmet· çiden FO 84/ 1 428/74, Sil ley'den Francis'e, 9.5.74'te bahsedilmektedir. 34 Aynı hesaba göre 2500 kuruşa alınan bir köle yatırımı 8 yıl l l ay, 3000 kuruşa alı· nan bir köle de 12 yıl 6 ay sonra kôrlı duruma getirmekteydi .

33


daha iyi aydınlatabilir. l 8 3 0'l arın sonunda Çerkezistan'da toprak e l değiştirir v e tarım kölesi aynı toprakta kalırsa, alıcı, satıcıya adam başına yaklaşık 1 65 0-2200 kumş ödeme yapmak dummundaydı.35 OSMANLI IMPARATORLUGU'NA YÖN ELIK KÖLE TICARETIN I N HACMI Bu aşamada, ticaret hacmi hakkmda yalnız çok genel bir tahmin yapıla­ bilir, çünkü bu soruna ışık tutabilecek resmi Osmanlı kayıtları, eğer gerçek­ ten günümüze kalmış olsalar bile, İstanbul arşivlerinde henüz ulaşılabilir duruma getirilnıemişlerdir. Böylece şu anda var olan malzemeylc, yani kısıtlı sayıda Osmanlı belgesi, İngiliz, Amerikan ve Fransız konsolos raporları ve genellikle güvenilir olduklarını kamtlamış birkaç seyahatnameyle yetinmek zorundayız. Temel sorunun güvenilebilirlik olduğu aşikardır. Belirli bir gözlemcinin yanlış bilgi vermekte bir çıkarı olmadığına inanılsa bile, değer­ lendirmede olası hatalar için bir pay bırakmalıyız, çünkü insan gözü hiçbir biçimde, mutlak ve nesnel olarak kesin ölçüm yapabilen bir alet değildir. İnsan gözü diyorum, çünkü pek çok durumda gözlemciler tarafından ne herhangi bir sistematik sayma yöntemi kullanılmış, ne de yeteri kadar uzun süreyi kapsayan rakamlar kaydedilmiştir. Bundan dolayı, var olan rakamları azami dikkatle kullanmalıyız. Yine de, eğer sayıları gerçekten az olan ve diğer kaynakların çoğundan çok düşük veya çok yüksek tahminler veren kaynakları dışarda bırakırsak, köle ticaretinin hacmi ve genişliği hakkında genel bir görüş ileri sürebiliriz. Osmanlı i mparatorluğu gibi uçsuz bucaksız bir toprakta ve elli yılın üzerindeki bir dönem içinde dalgalanmalar olmuştur ve bundan dolayı rakamlar ancak belli tarihlerde, belirli yerlerden bahsettiklerinde geçer­ lidir. Alınıp sarıLm kölelerin sayısı , arz ve talebi etkileyen hem yerel hem de genel ekonomik ve pol i tik etkeniere bağlıydı . Hem kölelerin buluna­ bilmesi, hem de köle i ç i n para bulma olanağı tedrici olarak azalıyordu, ancak bu eğilimde bile geçici tersine dönüşler görebiliriz. Şimdilik kaı1ıt· lanması güç olan gendlemclerle uğraşmak yerine, bu çalışma için başvur­ duğumuz bynaklaı-ca sağlanan en güvenilir verileri basitçe sıı:alamak daha yararlı bir iş gibi görünüyor. Aşağıdaki tablo ya listedeki kaynak tarafın­ dan doğrudan verilen ya <Ll belirtilen veriden çıkarım yapma yoluyla. bulunmuş bilgileri içermektedir.

35

A ra b i stan'daki erkek kö l e l e r i n k u l l an ı m ı i ç i n bkz. C o l omb, ss. 59-6 1 ve F0/84/ 1 570! 1 7 1 -2, Zuhrab'dan Layard'a, 1 3.3.80. Adana'daki tarım işçilerinin üc­ retleri Davis'ten (s. 1 7 1 ) alınmıştır. Tarım köleleri bedel leri Beli'den alınmıştır (c. 7, ss. 1 79-8 1 ).

67


ı� 19. YÜZYILDA OSMANLI İMPARATORLUGU'NA YAPILAN KÖLE TİCARETiNE BAZI TAHMİNLER (Aksi hdirtilmcdiği sürece tüm rakamlar yıllık tahminlcrdir) Yıl 1 8 39

Trablusgarp Vilaycti

Kı zı lden iz

Basra Körfezi

İstanbul

Diğer

Trablııs"tan Bing.ızi"yc

2000 - 2 500 köle gcçri. 36 1840

3000 köle Tr.ıblııs't.ı

satıldı; artış k.ıydcdil.ti37

1 84 1

Ocakt;m Temmuza koıd.ır

Trahlııs\ı 2000 kök girdi . 36

2000 kölcT.ı,ıır.ı\laıı gcldi

B.ışiK;ı Ciddc olnuk üzere Kı zıl dc niz 'c 5000 k.ölc gönde ri ldi. 39 l\.l ukh;ı'\',1 ht:ı

;1\'

Kızıldeniz ,.c H.ı<1ramııt'a 2000- 3000 kök gitti......

Y.ıki .ışık 9 0 0 köle ttcldi. 47

üzere 4000-5000 köle satıldı . 40

300 köl� gdnıcktcydi_42

SOO · 1 000 kök çıkn 43

1 843

Bıhreyn ve

Buşire'de olm;ık

200

1 840'1arda Mass.ıv.ı'd.m

1 842

JSçc•ğu nluğu, Basr.ı., Kuveyt,

1400

Çerkes (800 Erkek

+600 kadın) Türkiye'ye

girdi . 45 isranbul'a 2800 Afrikalı, 500 Çerkes ithal edildi. 46

O.:ak'ta gümrükten 40 kadar

Çerkes geçti.48

Temmuz'da gümrükten 1 844

Fiz;uı'daki bir k;ırışıklıkt.uı

240 beyaz köl e gcçti.49

dolayı Trablus'a \'alnız

300 köle geldi. SÖ

1846

400-500 Afrikalı ve

30()()... 4000 Çerkes köle

isunbııl'a ithal edildi.

İLİŞKİN

51


1 847

Vil.ı\'�tteıı

Basra

2000 kö le

ihr.ı edildi. 52

Ç

ve

Buşire're

köle ithal edildi. 53

5000

36

USNA!HO!nılo 7, D. Smith Mc Conley (konsolos, Troblus) John Forsyth'o (dı�i�leri bakanı) 3. 1 0.39.

37

F0{ 1 95{ 1 08, Warringtan'clon (konsolos, Trablus) Palmerston'a, 1 .8.-40, 1 0.8.-40.

38

Kelly, s. 4 1 8

39

/bid., ss. 4 1 6-7.

-40

lbid. , ss. 438-9; lssawi, Iran, ss. 1 27-8.

41

FO 84/373/390-2, Wood'dan (konsolos vekili, Bingazi) Warrington'a, 22.6.4 1 .

-42

Kelly, s. 4 1 8.

43

lbid.

44

lbid., ss. 4 1 6-7.

45

MAE{Corr . Poi .!Turquie{Trebizonde et Erzeroum{c. 1, Outrey (konsolos, Trobzon)'dan dı�i�leri bakanıno, 2.3.42.

46

White, c. ll. s. 286.

47

USNA{M-46/n.ılo 1 2, Brown'dan John C. Calhoun'a (dı�i�leri bakanı). 1 0.4.45.

48

BA/Kepeci/5263/ss. 1 ·2, Istanbul gümrü!:)ü gelirleri kaydı (icmal), Kanunuseni 1 259/0cok 1 843.

49

lbid., ss. 3-4, 1stanbul gümrü!:)ü gelirleri kaydı (icmal), Haziran 1 260/1 844

50

USNA//oc. cit.

51

lbid., Brown'dan Buchanan'a (dışişleri bakanı), 4.6.-46.

52

lbid., T. 40/n.ılo 8, M. J. Gaines'ten (konsolos, Trablus) Daniel Webster'a (dışi leri bakanı) 3 1 .3.52.

53

FO 84/69 1 /85, Rowlinson'dan (konsolos, Bogdot) Wellesley'e (Istanbul), 3.3.47.

ı�


i ;:ı Yıl 1848

Trablus Vilayeti Trıblus ve Bingazi've 2462 köle geldi, 2000'deıı

t�ızlası 11hıyetten ihraç edildi. 54

Kızıldeniz

Basra Körfezi

1 840'lanta Mass.wa 'dan

2000 k.ıd.ır köle ihraç edildi. 19.y(iz�ılııı ik.i.ııci çeyreği

boyunça Mat;ıınma, Tac ura,

Zc1·l.ı, M.ıssava

I"C

Berbera'dan

6000 köle ihraç edildi.

( 1 000-2000 tanesi Berbcr.ı pana�ınnda soınldı, birkaç yi.lz tanesi Kızıldeniz'e gitti, 1 000 kadan

1 849

Tr.ıbhıs 1 c Binga7. i 'yc

Körteze gitti, soıdece Tacur.ı'dan 1 500-3000 köle ihraç edildi.). ss

1602 köle uhışn, 1 424 köle 1·ihı.vetten ihr.ıç c:dildi, Mıırzuk't.ın

2384 köle gcçti .. 56 1 8 50

Vilayetten 2733 kök ihraç edildi ( Bing.ızi'den 1 47-l 57

Trablus't.ın 1 2 59 ). 1851 1 8 52

Vilal'cıten sadece 4 5 0 . köle ihraç edildi. sa

Vilayetten 2008 köle ihraç edildi ( 1 007 Bingazi'den, 1 00 1 Trablus'ta.n), Mnrzuk'a 2458

köle geldi. ( Bazılan Mısır'a göndcrildi ).

59

İstanbul

Diğer


1853

1 8 54

Vilayetten 1 1 58 kök ihr<ıo; edildi

( 858 Trablus 300 Biıı ıı;-tz.i'deıı ), Murzuk'a 2609 köle geldi 60 Vilayetten 1 408 köle

19. yı.izyıluı ilk üçte ikisi boyunca

ihraç edildi. ( Bing.ızi'den

yıllık cla.-ak; Maıısava'dan 1750,

Mısrata'dan 4 1 0 1 , Mıırzuk'a

6000, Sudan suur bolundan 17.000,

526, Trabhıs'r-.uı 472

2900 köle geldi . 6 l

Baylul'd•ın 1 500, Taeura \'e Zeyla'dan diğer liın,ınlardan 350 olmak üzere toplam 26.700 Etiyopyalı köle

1 855

Vi layetten 2262 kök

ihraç edildi . 62

ihraç edildi. ( 1 330 Tr.ıblus'tan 8 1 2 Bingazi'den. 63 120 Mısrata'd,uı).

54

FO 84/n4/ı ı 8, Crowe'dan (konsolos, Trablus) Palmerston'a, 1 .3.49.

55

Abir, ss. 66-9.

56

FO 84/8 ı 5/3 ı 3-20, Crowe'dan Palmerston'a, 20. ı .50. Trablus vi layetinelen yazılan Ingiliz raporları yerel gümrüQe giriş yapan köle sayısına dayanmaktadır. Bütün kölelerin gümrükten geçmemiş alması mümkündür.

57

FO 84/857/9, Pelmerston'dan Canning'e, 2ı .3.5 ı .

58

USNA/M46/rula ı 2. loc. cit.

59

FO 84/9 ı 9/ 1 85-8, Herman (konsalos, Trablus) Malmesbury'ye (dışişleri bakanı), ı 5. ı .53.

60

Accounts and Papers, ı 854, c. LXXIII, ss. 8 ı O- ı, Trablustan raporlar, 20. ı .54. c. LVI,

ss. 807-9, Herman'dan Clarendon'a, 22. ı .55.

lbid. , ı 854-5,

62

Richard Pankhurst, "The Ethiopian Slave Trade in the Nineteenth and Early Twentieth Centuries: o Statistical lnquiry," Joumo/ of Semitic Studies,

63

c.

IX ( ı 964), s. 227. Sudon için veri len rakam kesinlikle çok yiiksektir.

FO 84/1 000/236-4 ı , Hermon'don Clorendon'o, 26. 1 . 56.

ı�


1� Yıl

Trablus

Vilaycti

Basra Körfezi

Kızıldeniz

İstanbul

Ciddc 'yc her ay 200

1860

köle itlı;d edillÜ, 1 859-86 ;\rasında ort.dama yıllık

2000 kökdir. 64

Cidde'ye bütO n }11 boyunca

1 86 1

y;wuz 200 köle ithal edildi. ( Gözlemci hızlı bir düşüş kaydetmiştir). 65

1869

Ciddcyc 2000-2500 köle geldi

( 500-600 Sevakin

\'C

Massava'dan

gerisi Hudevde'den ). Zeyloı'd.m Hude�·de'ye 3500-

4000 köle gönderildi.

( 2000 köle Yemen pazan için kaldı) 66

1 870

Zanzibar'dan Arabistan, Kızıldeniz kıyılan

\'C

KörR:zi limanianna 1 0.000- 1 1 .000 köle

ihraç cdildi .67

1 874

Trablus ve

Gat'ta

1 330 kiıdar köle satıldt 68

Viiavetten Mısır';ı 2000'dcn

11ı.zl� köle gitti. 6'1

5000'den .ız olm;l\'an

i

köle Cid<k 'yc gcl< i . 70

�m·.ı-T.ıcura volund.ı

ortalama 1 ı . Öoo köle ıaşındı. 7 1

Basra

Diğer


1 8 76

ViJ.ıyetteıı ihr;w;;lt y.ıpılm.ıdı,

getirildi \'C

1 877

1 lO k.1,br köle

ycrc:l

:\r.ıbist;m".ı

30.000 köle

getirildi, ç<>_fu Suriye \'C Ti!rkiye'ye

�öııderildi l4

olar.ık s.ırı ldı .73

Hxılar,

ken'3llyolu ilc

Şam'a 6DO köle getirdi, Mısır'dan denizyoluyla lkyrut'a ıso köle

getirdi.75

64

FO 84/ 1 1 44/209- 1 2, Stanley'den (konsolos, Cidde) Colquhoun'a (Mısır ba�onso1osu), 2 1 . 1 .6 1 ; ortalama, Ochsenwald'ın saQiadı!)ı 9 yıla dayanarak alınmıştır. s. 1 22.

65

lbid.

66

FO 84/ 1 305/27 1 -82, Raby'den (konsolos, Cidde) Clarendon'a, 1 0 . 1 2.69.

67

Accaunts and papers, 1 870, c. LXI, ss. 903-5, Dos:ıu Afrika Köle Ticareti Komitesi'nin Kont Clarendon'a verdi!)i rapor, 24. 1 .70.

68

BFASS/Mss. Brit. Emp./S22/G96, De Casson'un raporu, 1 6.6.74 (ss. 20- 1 ) . Yazar Trablus ve Gat'ta köleleri n ortalama de!)erinin 980 ve 498 frank oldu!)unu belirtiyor. Benim hesapiamam köle başına ortalama 375 franka dayanıyor.

69

FO 84/ 1 428/76-9, Henderson'dan (konsolos vekili, Bingazi) Dışişlerine, 22.6.74.

70

BFASS/Mss. Brit. Emp./S 1 8/C43/ 1 6- 1 6o, E. B. Evans (Cidde) Rev. B. Millard'a, 1 2.8.74.

71

ASR, c. XIX ( ı 874-5) s. 1 46. "Galla Ü lkelerinde Köle Ticareti", DerneQe bir mektup, 1 0. 1 2.74.

n

FO 84/ 1 4 1 2/ ı 69-74, Beyts'den (konsolos, Cidde) Derby'ye (dışişleri bakanı), 1 0.6.75.

73

FO 84/ 1 450/64-7, Drummond-Hay'den (ba�onsolos, Trablus) Derby'ye, 22.2.76.

74

lbid. / 1 354-5, Beyts'den Derby'ye, 25. ı ı .76.

75

BFASS/Mss. Brit. Emp./S 1 8/C92/98a-99a, Rev. Waldmeier'den (Cebel-i Lübnan) Joseph Cooper'a, 29. 1 .77, ve Rev. Waldmei ler'in "Suriye'de Kölelik." adlı yazısı 25. 1 .77.

ı�


ı� Yıl

Trablus Vilayeti

1 878

Kızıldeniz Arabistan'a

Basra

Körfezi

İstanbul

Diğer

l 5 0 0 - 1 700

köle geldi, İngiliz Kr.ıliyet donanmasınd•m Wild Fawn adlı gemi bir

l)' içinde

727 kö le ı•akaladı.

1879

76

Hazir.ın 'd·ın Eylül'e kadar Hudevde'de 3000 köle 77 sarıldı

:

1 880

hu r.ık;ınıdan t:ızlası

1 00 'dcn f.ızla köle

Yemen 'de karaya çıkarıldı ve

Anadolu'nun güney kıyısına çıkanld ı. 8 1

79

Bingazi'ye gimtek

Raporun vazılınasınd;ın önceki 6 Jı,ıfr.ı içinde H ude\"de've 300 kôle

;

geriril ti

1 884

.SO

Suriye' den ge tirildi

üzere 1000 kadar köle 82 Calo'ya geririldi.

1 883

a

40 k dar köle Hacılarca

Hicaı'a 3000 köle çıkanldı

Hic;ız'a yi1rütlildü.

1882

Hac kervaru ilc Suriye'ye 78 200 köle gcldi.

83

Kasını annın 3 halbsı içinde i'-cvuı'dan Hicaz'a 6o0-700 köle geçirilw. B4


Suriye 'ye 42 köle

1887 1 889

getirildi. 85

Hica2'o1, Baylul'dan 2000, Tacura'd,uı 1600,

Rahisu'd,uı 1000 köle: ihraç edildi . 86

76

FO 84/ 1 5 1 1 / 1 32-5, Vivian'dan (başkonsolos, Mısır) Derby'ye, 22.3.78; FO 84/ 1 5 1 0/303-4, Beyts'in yıllık raporundan parçalar.

3 1 .3.78. 77

FO 84/ 1 579/ 1 38-43, Köle Ti careti üzerine yıl lık Rapor (D�u H int Adolorı), Tu!)amirol W i l l iam Gore-Jones, 24.9.80.

78

FO 1 95/1 262, Jago'dan (konsolos vek i l i , �m) Dışişlerine, 1 5.2.79.

P.

79

FO 84/ 1 57 1 /94- 1 02, W.

BO

/bid./2 1 8-2 1 , Jago'dan Loyord'o (büyükelçi, Istanbul), 1 0.2.BO.

Burrel'don (veköleten Cidde konsolosu) Goschen'e (büyükelçi, Istanbul), 25.9.80.

Bl

F O 84/1 596/63-4, Al boy W i Isan'dan (Antalya) St. John'o (moslohotgüzor, Istanbul), gizli, 3 1 . 1 2.BO.

B2

FO B4/ l 64 l /B 1 -93, Cecil G. Wood'don (konsolos, Bingozi) Gronville'e (dışişleri bakanı). 1 4.3.83.

B3

FO 54 1 /25/9 1 -2, Kopton Gorforth'don Donanma Bokonlı!)ı'no, 28.6.B3.

84

FO 84!1 674/ 1 3 1 05, Jago'don (konsolos, Cidde) Gronville'e, 1 B. l i .B4.

BS

FO B4/l 849/255-B, John Dickson'don (konsolos, �m) lddlesleigh'o (dışişleri bakanı), 26. 1 .B7.

86

BFASS/Mss. Brit. Emp./S22/G2, Charles Gissing'in Kızı ldeniz köle ticareti üzerine raporu, (kendisi "Osprey· adlı geminin koptanı ve Aden'deki Ingi liz birli!)inin komutanı idi), 1 .7- 3 1 . 1 2.88

ı ;;ı


Osmanlı İmparatorluğu'na yönelik köle ticaretinin doruk noktasına ulaştığı dönem olarak 19. yüzyılın üçüncü çeyreğini kabul edersek, aşağıda verilen şu çok geçici sonuçlara vardığımızı söyleyebiliri z : Trablus vilayetinden ihracat muhtemelen yıllık 2000 köle civarındaydı, Kızıldeniz ve Basra Körfezi'ndeki Osmanlı ]imanlarına yapılan ithalat 4000-5000'i Hicaz ve Yemen'e, kalanı Basra Körfezi'ne gitmek üzere yılda yaklaşık 7000 köle­ den oluşmaktaydı. Mısır'dan yapılan ihracatın yılda 1000-2000 köleye ulaş­ ması mümkündür. 1 860'ların başındaki göç sırasında artmasına karşın, Çerkes köle ticaretinin de yine yılda 1 000-2000 köleye ulaştığı söylenebilir. Böylece, Mısır'ın iç ticaretini dışarda bırakırsak, Osmanlı köle ticaret hacmi yılda muhtemelen 1 1 .000 civarındaydı; 1 3.000'i aşması mümkün değildi. Karşılaştırma için, Mısır'a yönelik köle ticaretinin 1850'lerde yılda 5000 köleden az tahmin edildiğini, 1 860'larda geçici olarak yıllık 25.000 köleye yükseldiğini ekleyebiliriz.B7 Mısır'a, İstanbul ve İzmir yoluyla, az sayıda Çerkes ve Gürcü köle de gönderiliyordu. Yeni bulunan rakamlar, 1 8 1 1 ve 1 8 70 yılları arasında, Afrika'dan yılda ortalama 3 1 .000 kölenin, Kuzey, Orta ve Güney Amerika'ya ithal edildiğini göstermektedir.BB Bununla bir­ likte çalışmaınızın , konunun özel ilgi gerektiren geniş ve karmaşık karşılaştırmalı yönlerini kapsayamadığını söylemeliyiz. 76

87

88

Baer, s s . 1 7 1 ·2. Curtin, Tablo 67, s. 234,


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

YASAGA GiDEN YOL KÖLE TICARETININ BASTlRlLMASlNDA INGILIZ-OSMANLI I LIŞKILERI, 1 840- 1 855

O

smanlı'da köleliğin sosyal ve bir ölçüye kadar da ekonomik önemi, görece ılımlı yapısı, ve İsiamca onaylanması, Osmanlıların bu kurumu kal­ dırmak için hiç istek göstermedikleri gerçeğinin nedenlerini açıklıyor. Arz kaynaklarından İmparatorluğa yapılan köle ticaretinin yanı sıra çekilen acı­ br ve yüksek ölüm oranları (köle sahiplerinin çoğu tarafindan herhangi bir şekilde bilinscydi bile) bulamk ve ilgisiz kavramlardı; bilinmeyen ülkelerde olup bitmişti ve İstanbul veya diğer Osmanlı kentlerinde pek gerçekmiş gi­ bi görünmüyorlardı. Kölelik bir olgu olarak kabul ediliyordu, Batı için bile oldukça yeni olan ilgacılık ( cıbolitionism) yabancı bir fikirdi; İngiltere kay­ naklıydı, pek az anlaşılmıştı ve hemen hiç taraftar bulmamıştı. Fakat bu ol­ gunun tam kendisi, Osmanlı İmparatorluğu'na yapılan ve imparatorluk içindeki köle ticaretinin bastırılması tarihini ta başlangıcından, yani İngiliz­ lerin Babıali'yi köle ticareti ve kölelik kurumuna karşı harekete geçmeye ik­ na için yaptıkları ilk girişimlerden itibaren izlemeyi bizim için kolaylaştır­ maktadır. Bu bölüm, gittikçe artan İngiliz baskısı ve Osmanlıların bu baskıya 1 840- 1 8 5 5 yıllan arasında veya iki hükümet arasındaki ilk ilişkilerden Çerkes ve Gürcü köle ticaretinin yasaklanışına kadar olan dönemde gös­ terdikleri tepkiye dairdir. Bu yıllarda İngiltere Osmanlı'da köleliği tama­ men kaldırmak gibi büyük bir hedeften feragat etti. İngiltere daha sonra, İmparatorluğa yapılan ve imparatorluk içindeki köle ticaretini bastırmak gibi daha alçakgönüllü fakat daha gerçekçi bir hedefe varmaya çalıştı. Yi-

77


ne bu dönemde, köle ticaretinin iki farldı türüne, yani Çerkes ve Gürcü köle ticareti ile Mrikalı köle ticaretine ilişkin politikalar arasında da bir ay­ rım belirmeye başladı. Fakat önce, İngiltere'nin bir aydınlanma çağrısı olarak gördüğü bu politikayı Osmanlı hükümetine anlatmak için yaptığı ilk girişimiere bir göz atalım. Köle ticareti konusundaki ilk Osmanlı-İngiliz ilişkileri 1 8 12 gibi erken bir tarihte başlamışsa da ı , Babıali 'nin köle ticaretini bastırması ve köleliği kaldırması için 1 840'a dek ciddi bir çaba gösterilmedi. Köleliğin kaldırıl­ ması işlerinde olageldiği üzere burada da başı, güçlü İngiltere ve Dış Ül­ kelerde Köleliği Önleme Derneği * çekmişti. Başarıları arasında, 1 8 33 ve 1838 Azat Kanunları ile İngiliz ve uluslararası Atlantik köle ticaretine kar­ şı alınan önlemler bulunan dernek artık faaliyetlerini, Osmanlı İmparator­ luğu'nu özellikle vurgulayarak Doğu'daki İslam ülkelerini de kapsayacak biçimde genişletiyordu. Asi Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'ya karşı, sulta­ nın İngiliz desteğine dayanmak zorunda olduğu görüşüyle, Osmanlı İm­ paratorluğu'ndan taviz koparmak için o an elverişli görünüyordu. ı

78

Bu siyasi koşulları gözden uzak tutmadan, Temmuz 1 840'ta, derne­ ğin Londra'da yapılan genel kongresinde, "sultandan, kendi hükümetine bağlı ülkelerde köleliği tamamıyla bastırmaya yarayacak fermanlar elde edilmesinde", Dışişleri Bakanı Lord Palmerston'un yardımını acil olarak isteyen bir karar oybirliğiyle kabul edildi . Lord Palmerston, derneğin isteklerini oldukça olumlu karşıladı, sonraki aylarda, bu istekleri İstanbul'daki İngiliz Büyükelçisi Lord Ponsonby'ye ilet-

*

2

Bu tari hte, Ing i l izler Bağdat valisinden, bu vilayete Hintli kadı nların ithal edilmesi­ ni durdurmasını istedi ler. Val i bu ithalatı yasaklayan bir emir yayınladı (Kelly, s. 4 1 9). The British and Foreign Anti-Siavery Society. ingiltere'de köleliği önleme (anti-slavery) hareketinin tarihi i çin, bkz. Frank Klin­ berg, The Anti-51avery Mavement in England (New Haven, 1 926); Sir Regina! d Co­ up i and, The British Anti-51avery Mavement (London, 1 833); Howard Temperley, British A ntislavery 1 833- 1 870 (London, 1 972); Edith Hurwitz, Politics and the Pub­ lic Conscience (New York, 1 973); Dönemin politik durumunun genel bir tartışması için, bkz. F. Rodkey, The Turco-Egyptian Question in the Relations of England, France and Russia (Urbana, 1 92 1 ); C. K. Webster, The Foreign Policy of Palmers­ ton, 1 830- 184 1 , 2 ci lt, (London, 1 95 1 ); P. E. Mosely, Russian Oiplomacy and the Opening of the Eastern Question, 1 838- 1839 (Cambridge, Mass, 1 934); M. Sabry, L 'Empire Egyptien sous Mohamed Ali et la question d'Orient, 1 8 1 1 - 1849 (Paris, 1 930); Şi nasi Altı ndağ, Kavalalt Mehmet Ali Paşa isyant: Mtstr Meselesi, 183 1 1 84 1 , c. 1 (Ankara, 1 945)


ti. Palmerston'un Kasım l 840'ta Ponsonby'ye yazdığına göre, İngiltere'nin İmparatorluğa desteği, İngiliz kamuoyunun Babıali hakkında olumlu bir ta­ vır almasına, bu da Osmanlıların kölelik ve köle ticaretine karşı bazı önlemler almasına bağlıydı.3 Sorunu Osmanlı hükümetine götüren Lord Ponsonby, aralık sonunda yazdığı raporunda izienimlerini şöyle belirtmekteydi: "Konudan söz ettim ve bu ülkede toplumun çarısıyla iç içe girmiş, kanunlarla ve sultanın kendisinden en alttaki köylüye kadar tüm sı­ nıfların alışkanlıkları, hatta dini ile sıkı sıkıya bağlantılı bu kurumun kaldırılması için yapılan bu önerinin, aşırı şaşkınlıkla karışık bir gü­ lümsemeyle karşılanmasına tanık oldum. . . Kanımca, Lord hazretle­ rinin amaçlarını gerçekleştirmek için yapılacak her girişim başarısız olacaktır ve bu girişimler ısrarla sürdürülürse, Türklerin gücendiri­ leceğinden korkmaktayım. Türkler, bizim onlara bilim, sanat ve as­ kerlik alanlarında üstün olduğumuza inanabilider fakat bilgelik ve­ ya ahlakımızın kendilerinkinden daha üstün olduğunu düşünmek­ ten çok uzaktırlar. "4 Bu cesaret kırıcı değerlendirme, İngiliz hükümetlerinin gelecek altı yıl boyunca başka bir girişimde bulunmalarını önledi. İngiliz Dışişleri Bakanlığı'nın, Mayıs 1 841 'de İngiliz konsolosluklarına Kölelik Aleyhtarı Genel Kongre 'nin genelgesini dağıttığı ve Osmanlı'da köleliğe ilişkin birtakım bağımsız faaliyetler gösterdiği bir gerçektir. Fakat daha fazlası yapılmamıştır. Ekim l 842'de "İngiliz-Malta Köleliği Önleme Derneği'nin sekreteri, İstanbul'daki İngiliz Büyükelçisi Sir S tratford Canning'i "sorunu kurcalamahan korkmak"la suçluyordu .s Osmanlı içişlerine kanşma konusunda hiç de gönülsüz olmamakla ta­ nınan deneyimli büyükelçi, Kraliçe'ye verilecek kölelik aleyhtarı bir dilek­ çe için imza toplamakta derneğe nrdım etmeyi reddetmişti. Canning ce­ vabında şöyle yazmaktaydı:

3

-4 5

BFASS/Mss. Brit. Emp./S20/E2/ l 8/39-40, 1 7.6.40 tari hli otururnun tutanağ ı; FO 1 95/ 1 08, Thomas Clarkson'dan Pal merston'a, 20.6.40; F0/95/ l 08, Palmerston'dan Ponsonby'ye, 22.8.40 ve 8. 1 0.40; ibid. , Palmerston'dan Ponsonby'ye, 9 . 1 1 .40; ve Kel ly, s. 586 (metnin bir kısmı veri lmiştir.) F0/ 1 93/ 1 08, Ponsonby'den Palmerston'a, 27. 1 2.40, ve Kel ly, ibid. (metnin hepsi ve· ri lmiştir). FO Sirküler 5/4 1 (Bası l ı seri ler); Kölel iği Önleme Derneği'nin "Müslümanlar arasın· da adalet ve merhameti seven l ere" başl ı k l ı hitabı , 1 1 . 43 (BFASS/Mss. Brit. Emp./S20/E2/20/4-7); ibid/S 1 8/C/2 1 /34, J . Richardson'dan (Malta) John Scoble' a, 22. 1 0.42.

79


"Medeni dünyanın her yanında köleliğin kaldırılmasını görmeyi çok arzulamama ve böylesine iyiliğe yönelik bir amacın gerçekleşti­ rilmesine yardım ederek mutlu olabileceğimi bilmeme rağmen, kö­ leliğin yasal düzenin onayı altında tanındığı ve uygulandığı bir baş­ kentteki resmi görevime ait sorumluluklarımı göz ardı edemem . . . Bu ülkede varolan biçimiyle kölelik konusunda benim kendi dü­ şüncelerim ise, resmi yazışmalarımın akışı içinde, gerekli oldukça Majestelerinin dikkatlerini mutlaka çekecektir.'6 1846 yılımn ortasında Sir Stratford, hala, Osmanlı köleliğinin ılımlı ol­ duğunu ve müdahale edilemeyeceğini düşünüyordu. Bu çekingenlik, en azından kısmen, dışişleri bakanı olarak Palmerston'ın yerine geçen Aberde­ en kontunun Osmanlı İmparatorluğu'nun içişlerine karışmaktan çekinilme­ si konusundaki sürekli uyarılarına bağlanabilir. Bu uyarılar, Avrupa devlet­ leri arasmda İmparatorlukla ilgili bir eylem birliği sağlamak ve Canning'in Babıali'yi içerde reformlar yapmaya itme arzusunu denetiemek isteyen Aberdeen tarafından, büyükelçiye özel olarak gönderiliyordu.7

80

Bu bölümde daha sonra göreceğimiz gibi, Basra Körfezi'nde köle tica­ retinin bastırılması konusunda Arap emirleriyle görüşmeler sürerken, aym yolda Osmanlı İmparatorluğu'yla da görüşmek Aberdeen'i ilgilendirmi­ yordu . Bununla birlikte bu durum l 846'mn ortasmda Palmerston'un Dı­ şişleri Bakanlığı' na dönmesiyle birlikte değişecekti, fakat bu kez önemli bir fark vardı : Osnıanlı)da köleliğin ilgası gibi fazla ihtiraslı bir hedeften vaz­ geçilmişti; bunun yerine çabalar, İınparatorluğa yönelik ve imparatorluk içinde yapılan l<öle ticaretinin bcıstırılıncısı üzerinde yoğunlaştırılacaktı . BASRA KÖRFEZI'NDE KÖLE TICARETI N I N BASTIRI LMASI- 1 847 F E RMAN I

Doğu Afrika'dan Basra Körfezi'ne yapılan köle ticaretini bastırmak için İngiliz hükümetinin bu ticaretic en çok uğraşan dört taraf ile anlaş­ ınası zorunluydu. Bunlar, Maskat İmamı ile limanları Afrika kıyısında kö­ le ticaretinin çıkışı olarak kullamlan Berbera, Zeyla ve Taeura emirleri; te­ baaları tekneleriyle köle taşıyan ve yol ü zerindeki köle ambarlarılll işleten

6 7

BFASS//oc. cit. Canning'in 27.9.42 tarihli mektubunun tam metni . USNA/M46/rulo 1 2, John P. Brown'dan (Tercüman ve ad interim [geçici maslahat· güzar] James Buchanan'a (dışişleri bakanı), 4.6.46; Aberdeen Papers, vol . C, BM/Add. Ms. 43 1 38/290- 1 , Aberdeen'den Stratford'a, özel, 20. 1 1 .44; ibid./3 1 9·2 1 , Stratford'dan Abardeen'e, özel, 1 .3.44; ibid. 1 323, Aberdeen'den Stratford'a, özel, 5.3.44.


Körfez emirleri; ve topraklarına köle ithal edilen iki hükümdar yani İran şahı ile Osmanlı padişahı idi. Tümünün işbirliği olmaksızın, köle ticareti etkin biçimde bastırılamazdı. İngiliz hükümeti bu olguyu yavaş yavaş ve daha çok "deneme ve yanılma" ile anladı. Ağustos l 846'da, Lord Pal­ merston, Babıali ile konunun görüşülmesi için, İstanbul'daki İngiliz bii­ yükelçisine ilk talimatı gönderdi. Bu zamana kadar, İngiltere, Maskat İmamı ve Körfez Emirlikleri ile köle ticaretinin bastırılmasına ilişkin an­

laşmaları zaten imzalamış bulunuyordu .B

Maskat İmaını Said, 17 Aralık l 8 39'da imzaladığı bir anlaşmayla, yeni­

den düzenlenen "Morseby Hattı"nın güneyinde ve doğusunda köle ticare­ ti yapınama yükümlülüğü altına girmişti. Bu, Afrika kıyısında Delgado

Burnu'ndan başlayıp Sokotra'nm 2 derece doğusundan geçerek Makran Kıyısında Pasmi'ye ulaşan bir hattı (Bkz. Harita H ) . Eski hat Kathiavar kı­

yısında Diu Burnu'nda sona eriyordu ve Said ile 4 Eylül l 822'de ilk köle

ticareti anlaşmasını imzalayan Kaptan Fairfax Morseby'nin adıyla amlmak­

taydı. Yeni Morseby Hattı, Said'in isteği üzerine, Makran'da Said'e bağlı

yerleri özellikle dışarda bırakacak şekilde çizilmişti . İngiliz Kraliyer ve Hin­

distan donanmalarına, İmam 'ın teknelerinden kuşkulandıklarını arama ve

köle ile yüklü bulduldarına el koyma hakkı verilmişti. Anlaşma aynı zamanda Somaliiiierin köleleştirilmesi ve ithalini de yasaklamaktaydı . Benzer anlaşmalar, 1 - 3 Temmuz 1 8 39 tarihleri arasında, İngiltere ile

körfez şeyhlikleri Abu Dabi, Umm el-Kayvayn ve Şarca arasında da imza­

landı. Bu anlaşmalardaki sınır çizgisi ise Makran kıyısında Guadel Bur­ nu'nda sona eriym·du. Bütün anlaşmalar, Kızıldeniz ve B asra Körfezi yö­

relerini dışarda bırakmakta, yalnızca Batı Hindistan'a yapılan köle ticareti­ ni bastırmayı amaçlamaktaydı . Palmerston Temmuz 1 8 4 1 'de, İngiliz po­

litikasını bu bölgelerde de köle ticaretini bastırınayı kapsayacak biçimde yeniden tanımladı. Bu değişiklik, Said ve Körfez Şeyhlikleri ile bir sürtüş­ meyi kaçınılmaz kılıyordu, çünkü bu onların en karlı köle yollarıyla ilgi­

liydi. Çabalarında başarılı olabilmesi için, İngiltere'nin, Osmanlı ve İran devletlerini, köle satıcıianna bayraklarını ve limaniarım kullanınayı yasak­

layacakları bir yükümlülük altına sokması çok önemliydi.

Palmerston'un talimatını yürütmek için ilk girişim yapılıp talimat Ocak 1 842 'de Said'e okunduğunda olumsuz bir tepki yarattı . Bununla birlikte, Said, uzayan görüşmelerden sonra, 2 Ekim l 8 4 5 'te, Mrika'da kendisine bağlı topraklardan yapılan tüm köle ihracatını yasaklayan bir anlaşmayı imzaladı. Bu anlaşma l Ocak 1 847'den başlayarak yi.iıiirlüğe

8

Ayrıntılar için bkz. Kel ly, s s . 424-45, 580·9.

BI


ı�


konacaktı. Said ile anlaşmayı imzalayan Maskat'taki İngiliz siyasi ajanı ve konsolosu Yüzbaşı Hamertan Mayıs 1846'da, B asra Körfezi'ndeki köle ticaretinin etkin bir denetimi isteniyorsa, Osmanlı ve İran hükümetleriyle işbirliğinin gerekli olduğunu belirtti. İngiltere anlaşma yoluyla, bu iki devletin gemi ve limanlarında köle ticareti yasağını uygulama hakkını edinmenin yollarını aramalıydı. Bu, Hamertan'un iddiasına göre, İngilte­ re ile kendi bayrakları altında köle ticaretini sürdürmelerini yasaklayacak anlaşmaları imzaladıktan sonra, Körfez Emirlikleri'nin Osmanlı ve İran bayrağı çekmelerini önleyecekti. Hamertan'un önerisine uyan Palmers­ ton, 3 1 Ağustos 1 846'da, İstanbul'daki İngiliz Büyükelçisi Richard C . Wellesley'e, Babıali'den bu yolda bir ferman alması talimatını verdi.9 Os­ manlılara, benzer bir fermanın İran şahından da alınmaya çalışıldığı söy­ lendi, ayrıca Afrika'dan Basra Körfezi'ne yapılan köle ticaretini yasaklama­ ları ve bu yasağı uygulama hakkını İngiltere'ye bağışlamaları istendi. Wellesley, iki ay kadar sonra verdiği cevapta, Sadrazam Mustafa Reşit Paşa, Hariciye Nazırı Ali Efendi ( Paşa) ve diğer nazırlarla Basra Körfe ­ zi'ndeki köle ticareti üzerinde konuşmuş olduğunu bildirdi . I O Büyükelçi, Palmerston'un dileğinin yerine getirilmesi konusunda beklediğinden daha çok istek gösterildiğini belirtiyordu. Bununla birlikte, Osmanlı nazırlarının, İngiltere'nin daha sonra köle ticaretinin tüm imparatorlukta genel olarak ilgası için baskı yapmasmdan kaygılandıklarını da sezinlemişti. Bu gerçekten de Osmanlı nazıriarının endişelendiği olasılıklardan biriydi ve tartışma­ larında da öne sürülmüştü. Meclis-i Hass, 27 Kasım l846'da İngiliz isteğini görüşmek üzere top­ landı. ı ı Büyükelçinin dört başlıktan oluşan anlaşma taslağı nazırlara su­ nuldu ve incelendi. Toplantıda, Tunus Beyi'nin 184 1 'de köleliği ve köle

9 FO 1 95/ 1 08, Pal merston'dan Wel lesley'e, 3 1 .8.46. 10 FO 84/647/ 1 4-5, Wellesley'den Palmerston'a, 1 7. 1 0.46. l l l l . Mahmut tarafından kurulan Mecl is-i Hôss veya Meclis-i Vükelô'nın bir Avrupa kobinesi gibi aniaşılmaması gerekir. Bu başlangıçta daha çok sadrazarnın başkanlı­ ğı altında toplanan ve yeni oluşturulmuş birkaç nezaretin başından oluşan bir da­ nışma mecli sine benziyordu. Birleşik bir yapısı veya sorumluluğu yoktu ve üyeleri doğrudan sultan atıyordu. Bununla birlikte 1 830'1arda ve 1 840'1arın başında yeni nezaretler kuruldukça ve bunların başları vekil unvanıyla Meclis'e katı ldıkça Mec­ l is-i Hôss ve Meclis-i Vükelô'yı "Bakanlar Kurulu" olarak adlandırmak uygun olu­ yor. Yine de bu iki Avrupa ve Osmanlı kurumu arasındaki farkı, doğal olarak, unut­ mamak gerekir (Lewis, Emergence, ss. 98-9, 376-8; Show, History, c. ll, ss. 36-7); Mecli s'in 27. 1 1 .46 tarihli toplantısı hakkında, bkz. BA/Mesôi l-i Mühimme/l ngiltere Mesal i hine Dair/822, sadrazamdan sultana, 8 Zilhicce 1 262/27. 1 1 .46 (bundan son­ ra-BA/Mes Müh./ingi ltere/ . . . )

83


ticaretini kaldırdığını açıklamasının yalnızca İngiliz hükümetini yatıştır­ mak için atılmış bir adım olduğundan bahsedildi; bu önerilen anlaşmanın nasıl sonuçlanabileceği konusunda bir uyarı olabilirdi. Fakat nazırlar ara­

sında bu iki örneğin karşılaştırılamayacağı görüşü ağır bastı. Sadrazarnın sultana yazdığına göre, taslakta özellikle de dinsel açıdan

köleliğin genel ilgasına

(sedd-i bdb-ı rıkkiyet)

( mezheben) ı 2

yol açacak hiçbir şey yoktu .

Mustafa Reşit Paşa sözlerini şöyle sürdürmekteydi: "Bu anlaşma yalnızca, Basra Körfezi limaniarına Osmanlı ve İranlı esircilerin . getirdiği kölelerin girişini önlemeye ve ( İngilizler tarafından) Maskat İmam'ı ve bölgedeki bağımsız emirler ile bu konuda yapılmış olan anlaşmaların tamamıyla uy­

gulanabilmesini sağlamaya yöneliktir." Meclis, anlaşmanın, örneğin Os­

manlı İmparatorluğu'na köle arzını nasıl etkileyebileceği gibi başka so­ runları da gözden uzak tutmamıştı. Meclis, İstanbul, Rumeli ve Anadolu'ya zenci kölelerin Basra Körfezi

değil Mısır ve Trablus yoluyla geldiğine dikkat çekmekteydi . Eleştirenie­

rin kuşkularını iyice yatıştırmak için tuhaf bir açıklama ileri sürülmüştü:

Yasaklama Hicaz'dan Amerika'ya bir köle ticareti yapılmasını önlemek

amacına yönelikti( ! ) Beyaz köle arzının sürmesi kaygısıyla da Vükela, bir

114

ön tedbir alınmasını salık verdi. Gözlemlediklerine göre, Ruslar, Kafk.as-

ya'dan yapılan Çerkes köle ticaretine sürekli engel çıkarıyorlardı. Eğer

önerilen anlaşmadan haberleri olursa, Karadeniz'de acilen benzer ayrıcalık talebinde bulunurlardı. Meclisin belirttiğine göre, egemenlikle ilgili so­ runlar yüzünden bundan kaçınılmalıydı. Arama ve d koyma h<lkkına gelince, Meclis, önce bunun Osmanlı Do­

nanmay-ı Hümayun 'unun ayrıcalığı olarak kalmasını kararlaştırd ı . N azır­

lar, bu amaçla, Basra Körfezi'nde yasağın uygulanmasına yardımcı olacak birkaç gemi gönderilmesini önerdiler. İngiliz büyükelçiliğiyle daha sonra­

ki temaslar, nazıriarı İngiltere'ye arama ve el koyma hakkının verilmesinin gerekli olduğuna inandırmaya yetmedi . Wellesley'e sözlü olarak neler va­

at edilmiş olabileceğini çıkarsamak güçtür, fakat ne sadrazamın sultana ra­ ponında ne de sultanın iradesinde böyle bir hakkın verildiğini gösteren

özel bir bahis vardır. Buna karşılık, sadrazamın raporundan oldukça açık anlaşıldığına göre nazırlar İngiliz isteklerini yerine getirmek konusunda

pek de hevesli değildi. İngiltere ile iyi ilişkiler içinde olma isteği ağır bas­

masa, işbirliği yapmayı memnuniyetle reddedebilirlerdi. Nazırlar, böyle bir işbirliğinin yalnız İngiliz hükümeti değil, tek tek bireyler olarak İngi-

ı2

Dinsel yön için bkz. yukarıda, ss. 3,5 dipnot, 6, 9 ve aşağıda ss. 88,99, ı 33· ı 40, 229-23 ı

ı ı o- ı ı 4,


liz tebaası üzerinde de olumlu etkisinden söz etmekteydiler. Meclis, yine

de, Basra Körfezi'nde köle ticaretinin basunlması için bir anlaşma imza­

lanması veya herhangi bir açık yükümlülük altına girilmesini reddetmektc kararlı kaldı. Bunun yerine Vükela, padişahın Bağdat valisine, Körfez'de ticareti ya­

saklaması için gizli bir talimat vermesini salık vermekteydi. Bu talimat, da­

ha önce Çerkes köle ticaretini denetlemeleri için Karadeniz kıyısındaki Trabzon ve Samsun valilerine gönderilenlere benzer biçimde kaleme alı­

nacaktı. Bir önceki talimata yapılan atıfın, Çerkes köle ticaretine daha faz­ la müdahale edilmesinden kaçınmak için gizlilik istenmesiyle aynı belgede yer alması, Meclis'in kararının ardındaki nedenler üzerinde kuşku uyandı­ rıyor. Trabzon ve Samsun valilerinin, Çerkes köle ticaretine ilişkin emirle­

ri göz ardı etmelerinin beklenmiş olduğu gibi, Bağdat valisinin de aynı şekilde yeni emirleri göz ardı etmesi mi amaçlanmıştı? Yeni emirler de es­

kisi gibi aynı amaca mı hizmet edeceklerdi, yani yabancı bir devletin ( Çerkes örneğinde Rusya) isteklerini, aslında İstekiere yol açan durumu

değiştirmeksizin tatmin etmeye mi yönelmişlerdi?

Her iki soruya da olumsuz yanıt verilebilir gibi görünüyor. Osmanlı hü­

kümeti, İngiltere'nin isteklerini, kısmen, İmparatorluğa Mrikalı ve eğer giz­ lilik sağlanıı·sa Çerkes köle arzını düşürmeyeceğine ikna olduğu için gerçek­ ten karşılamak istemişti. Fakat burada, İngiltere ile dostça ilişkileri koruma ve geliştirme konusunda samimi bir arzumın var olduğu da görülüyor; Rus­ ya ile ilişkilerde belki de bu arzu yoktu. Nasıl bakılırsa bakılsın, Çerkes köle ticareti, Babıali'yc iletilen İngiliz talebinde hiç söz konusu edilmemiş, ancak

nazıriann inisiyatifleriyle üzerinde konuşulımıştu. Bu açıkça gösteriyor ki,

Osmanlılar köle ticaretinin Afi:i ka ve Çerkes dallarını, aralanndaki farka rağ­ men, h;'\ la tck ve aynı bağlam içinde değerlendiriyorlardı. Sultan Abdülınecit, l l Aralık l 846'da Meclis-i Hass'ın tavsiyelerini

kabu l etti 1 3 ve Bağdat valisine, Basra Körfezi'ndeki Osmanlı limanianna yapılan köle ticaretinin yasaklanması talimatının gönderilmesini emretti. Kapudan Paşa'ya yasağı uygulamak için bölgeye bazı gemiler gönderil me­

si emri verildi; hariciye nazırına, İngiliz Büyükelçiliği'nin "yatıştırılması ve razı edilmesi

( ısk dt ve irzalarına falıp/ması)

"

söylendi. Bu son görevin il­

kinden daha güç olduğu ortaya çıktı. Wellestey'in İngiltere'ye sadece kısa bir rapor göndermesine rağmen, Meclis kararının büyükelçiliğe bildirilmesinden sonra, İstanbul'da birtakım

ı3

Ibid.,

başkôtipten sadrazama, 22 Zilhicce ı 262! 1 ı . ı 2.46.

8.S


sıkı pazarlıklar yapılmış olmalı . ı -4 Wellesley, Babıali'nin önerdiği talimatı yetersiz buldu, bir ferman çıkarılması ve arama-el koyma hakkının verilmesi için sadrazarnın sultana bildirdiği gibi, "ısrarlı

( musırane)"

taleplerini sür­

dürdü . Gizli bir terınan çıkarmanın teknik sorunları, büyükelçilikle yapılan özel görüşmelerle çözüldü . İngilizler fermanı ortaya çıkarmamayı kabul et­ ti . Sadrazarnın padişaha sunduğu

20

Ocak

1 847 tarihli tclhiste, arama ve

el

koyma hakkından hiç söz edilmemesine rağmen ilgili fermanda konuya çe­ kingen bir atıf vardı .

B ağdat Valisi Hacı Mehmet Necip Paşa'ya gönderilen ferman, bir Os­

manlı vilayetine Afrikalı köle ithalinin herhangi bir biçimde ilk kez yasaklan­

ması açısından önemlidir. Padişah fermanın, İngiltere'nin Amerika'ya köle

ticaretini önlemek

(!)

için Afrikalı yöneticilerle yaptığı anlaşmaların uygula­

nışını kolaylaştırmak için çıkarıldığını bclirtiyordu . Afrika kıyısından köleler "çalınıp"

( üsera sirkatiyle)

başka yerlere götürüiiince bu anlaşmalar ihlal

edilmiş oluyordu. Bu çalınmış kölelerle yapılan ticaret, İstanbul, Rumeli ve

Anadolu'ya köle sağlayan ticaretten epeyce farklıydı. insani düşünceler ve merhametten ötürü bundan sonra yasaklanmıştı. Osmanlı bayrağı altında köle ticareti yapılmasına izin verilmeyecek ve Donanmay-ı Hümayun yasağı

86

uygulamak için Basra Körfezi'ne gemi gönderecekti. Köle ticaretiyle uğra­ şan teknelere Osmanlı donanması veya bölgede dolaşan İngiliz savaş gemi­ lerince el konulacak ve Osmanlı liman yetkililerine teslim edileceklerdi. Fer­ man köle gemileri kaptanlarının cezalandmlacağım söyleyerek devam edi­

yordu, fakat el konulan kölelerin ne yapılacağı konusunda bir talimat yok­ tu . ıs İma yoluyla bile olsa, köle ticaretinin diğer dallarının ve köleliğin ken­ disinin kınanmamasma dikkat edilmişti. Ancak Wcllesley, tennam başka bir

açıdan görmekteydi.

14

15

FO 84/69 1 /50·3, Wellesley'den Palmerston'a, 1 .2.47; Wellesley, başlangıçta Bôbı­ ôli'nin anlamlı bir anlaşmaya girmekte gönülsüz olduğunu ve sorunun daha sonra uli ile yapılan görüşmelerde takip edildiğini yazmaktaydı. Büyükelçinin raporları bu gö­ rüşmelerin tam bir resmini vermemekte, Osmanlı kayıtları çok daha iyi bir anlatım soğlamaktadırlar. Ancak, Wellesley'in üstlerinden bilgi saklamoya veya onlan yanılt­ maya çalıştığı söylenemez. Öyle görünüyor ki, daha çok Bôbıôli i le olan i lişkilerinin ayrıntılarına I ngiliz Dışişlerini karıştırmadan, duruma hôkim olabileceğini düşünmüş­ tür. BA/Mes. Müh./l ngiltere/823, sadrazamdan sultana, 2 sefer 1 263/20. 1 .47; ferma­ nın metni aynı yerde, Bağdat valisine Hüküm ve Mühimme-i Mek tume, c. 9, s. l 62'de. Evôil-i Sefer 1 263 olarak tarih konmuştur ( l Sefer 1 263, l 9 . l .47'ye karşılık geliyor ama ferman muhtemelen 23. 1 .47'de neşredilmiştir). Daha sonraki bir belgeden anlaşıldığına göre, yakalanan köleler hakkındaki talimat Bağdat valisine ayrıca gönderilmiştir. (BA/Mes. Müh./l ngiltere/828, Mehmet Necip Paşa'dan sadrazama, 27 Cemaziyülevvel 1 263/ 1 3.5.47).


Fermanın çıkarılmasıyla ilgili raporunda büyükelçi, Palmerston'dan Osmanlıların gizlilik talebini kabul etmesini diliyor ve şöyle ekliyordu : "Sultan ve hükümetinin Büyük Britanya'ya dostluklarını kanıtlamak arzu­ larından başka hiçbir şey onları, bu ülkede köleliğe indirilen ilk darbeden başka bir şey olmadığını bildikleri bir öneıi.yi onaylamaya teşvik edemez­ di." Wellesley, Babıali'nin İngiliz isteğine uyuşunun arkasındaki nedenleri değerlendirirken muhtemelen haklıydı, fakat fermanın Osmanlı İmpara­ torluğu'nda kölelik, hat ta köle ticareti üzerindeki etkileri konusunda

epeyce yanıldığı kısa bir süre sonra ortaya çıktı. Palmerston, kendi hesabı­ na memnundu; Osmanlı yönetimini övüyor ve sultanın Basra Körfe­ zi'ndeki politikasının gizliliğine riayet etmeyi kabul diyordu . l6

uygulamaya koyabilmesin­ daha fazla açıklığa kavuşturul­

Söylemesi gereksiz, Bağdat valisinin layıkıyla den önce, termanın tam

nelere

yol aç ac ağını n

ması gerekti. Vali Necip Paşa ve Bağdat'taki İngiliz konsolosu, Körfez'deki

Arap emirlikleri (çoğu köle gemisi bu emirliklerin bandn·asıyla seyrediyordu) ve Osmanlı yetkilileri arasında muhtemel bir sürtüşmeyi önlemek üzere bir anlaşmaya vardılar. Fermanın katı uygulanmasıyla böyle bir siirtüşme çıkabi­ lirdi. Düzeltmelere ihtiyaç duyuldu ve sorun yeniden Londra ve İstanbul'un dikkatine sunuldu. l l Üzerinde hala düşünülmesi gerekli başka bir konu da termanın çıkarılmasının sonucu olarak el konulacak kölelerin geleceğiydi.

Ocak l 84Tde, ilk tcrmanın çıkarılmasından sonra, dört ayı aşkın bir sii rc boyunca İ n gil iz Dışişleri , İstanbul Büyükelçiliği, Babıali ve Bağdat valisi cl konulan köleler sonımı mı çözm eye ç al ış m alda u ğraş tı lar . l B Sadra­ zam Mııstat:1 Reşit Paşa'ya, Nccip Paşa'nı n Mayıs l 847'de yazdığı bir mcktuptan, IHbıJii 'nin g e rç e k te n de böyle kölelerin azat edilmeleri v e geldikleri ülkelere geri gönderilmclcri c mri ni verdiğini anlıyomz . M art

16 FO 84/69 1 / 50, Wel lesley'den Palmerston'a, 1 .2.47; ibid./4-7, Palmerston'dan Wel· lesley'e, 1 2.3.47. 17 Ayrıntılar için bkz., ibid./85-7, Rawlinson'dan Wellesley'e, 3.3.47; ibid./79-8 ı , Pal· merston'un muhtırası, 2.4.47; ibid./ 1 04- ı 1 , Rawlinson'dan Wellesley'e, ı 6.3.47; ibid./ 1 ı 6 7, Wellesley'den Palmerston'ta, 6.4.47. ıs Bu girişimleri aşağıdaki belgelere dayanarak anlatıyoruz: BA/Mes.Müh./l ngilte· re/828, Bağdat Valisi Mehmet Necip Paşa'dan sadrazama, 27 Cemaziyüevvel 1 26 3 ( 1 3 . 5 . 47; FO 84/69 1 /9- ı 7, Pal merston'dan Wel l esley'e, ı 2 ve 22.3. 47; ibid. l l 00-2, Wellesley'den Palmerston'a 1 8 . 4 . 47; ayrıca bkz. ibid. / 1 24-5, Cow­ ley'den Pal merston'a, ı 5.6.47; ibid. ( l 9-2ı , Pal merston'dan Cowley'e, 24.5.47; BA/Mes. Müh./l ngi ltere/828, sadrazamdan sul tona, 24 Cemaziyülevvel 1 263/9.6.47 ve Bağdat val i sine gönderi len il işik emir; FO 84/69 1 / 1 24-5, Cowley'den Palmers­ ton'a, ı 5.6.47. -

87


l 847'de İstanbul'a gönderdiği iki ayrı talimatla Palmerston, kölelerin İn­ giliz gemileriyle Mauritius'a götürülebilmeleri için Wellesley'in Babı­ ali'nin emirlerini değiştirmesini sağlamasını istiyordu. Palmerston, azat edilen kölelerin Afrika kıyısında veya Osmanlı toprağında yeniden köle edilmemelerinin garanti edilmesi için bunun en iyi yöntem olduğuna emindi ve kölelerin Mauritius'ta İngiliz koruması altında, hür insanlar olarak yaşamlarını kazanabileceklerini belirtmekteydi. Wellesley, bir konuşma sırasında bu görüşü Osmanlı Hariciye Nazırı Ali Efendi'nin dikkatine sundu, Ali ise, Meclis-i Vi.ikela'nın dini nedenler­ den dolayı buna itiraz edeceğini düşünmekteydi . Ali Efendi, bunun yeni Müslümanlığa geçmiş kölelerin Hıristiyan olmaları için bir teşvik gibi gö­ rülebileceğini elçiye anlattı. Palmerston ccvabi yazısında, Wellesley'e ( ar­ tık Lord Cowley'di) Mauritius'tan, el konulmuş kölelerin gideceği yer olarak özellikle bahsedilmesinden vazgeçilmesi talimatını verdi ve yalnız­ ca, İngiliz gemilerinin serbest bırakmak amacıyla köleleri denizaşırı yerle­ re götüreceğinden bahsetmesini önerdi.

/18

Sadrazama gönderdiği yukarıda bahsedilen mektubunda Bağdat valisi, daha önceki ralimatın berraklaştırılmasını istemekteydi. Necip Paşa, azat edildikleri andan itibaren kölelerin hür kişi kabul edildiğini ve isteklerine saygı duyulması gerektiğini yazıyordu. Eğer kendileri istiyorsa, Osmanlı toprağında kalmalarına izin verilmeli, ülkelerine dönmek isti�'orlarsa ken­ dilerine yardım edilmeliydi. Bununla birlikte, bu ü lketerk Basra arasında­ ki mesafenin büyük \'C ulaşımlll pahalı olduğu nu da ekliyor ve yeni tali­ mata ihtiyaç duyuld u ğunu beli rterek mektubunu bitiriyordu . Bu isteğe ve İngilizlerin başyurulanna cevabında Sadrnam, Bağdat Ya ­ lisine gönderi l mek üzere yeni bir emri ka l e m e alı�·or \'C 9 H a z i ran l 847'de Sllltana sunuyordu . Mustat:1 Reşit Paşa' n ın yazdığına göre, azat edilmiş kölelerin kendi ülkelerine dönünce yeniden köle edilmemeleri i çin, bunlardan Osmanlı ülkesinde kalmayı arzulay;lnbrın istedikleri bölgede yerleşmelerine izin \'erllmeliydi. Bunların her birine, hür kalmalarını sağla­ mak için bir azat belgesi ' erilccekti. Kendi ülkelerine dönmeyi yeğleyen azatlı kölelere de, bunu güvenlik içinde gerçekleştirmeleri amacıyla yardım edilecekti. Bu amaç için \'C insani düşünceler dikkate alınarak, köleler, İn­ giliz gemilcriyle taşınmak üzere İ ngiliz yetkililerine tesli m edilcceklerdi . Sultan, l2 Haziran 1 847 'de bu talimatı onayladı . Lord Cowlcy'in Pal­ merston'a yazdığına göre, düzcltmeler, Osmanlı Vi.ikelası açısından önem­ li bir tavizdi. Sonraki aylarda, Bağdat İngiliz konsolosu , Osmanlı yetkililerinin, lH­ bıali'nin emirlerinin uygulanması için kendisiyle tam bir işbirliği yaptıkla-


rını bildiriyordu . Bu emirlerin ilk etkisi, Basra'ya olan köle ticaretinde önemli bir düşüşle kendini gösterdi. Osmanlılar'dan tatmin edici sonuçlar elde eden İngiltere, Basra Körfezi'ndeki köle ticaretiyle ilgili diğer taraf­ larla uğraşmaya başladı. Nisan ve Mayıs 1847 arasında, Şarca, Dubai, Ac­ man, Umm-el kayvayn, Abu Dabi ve Balıreyu şeyhlikleriyle anlaşmalar imzalandı. Bu anlaşmalarla, bu şeyhliklere ait gemilerde Afrika'dan köle ilmıcı yasaklanıyordu. İngiltere'ye arama ve el koyma hakkı verilmekte ve bu anlaşmalar 9 Aralık 1 847'den başlayarak geçerli olmaktaydı . 1 9 Köle ti­ careti üzerine, Körfez'de İngiltere ile anlaşması olmayan tek hükümdar İran şahıydı ve onunla uğraşmak daha güç oldu. 1 846 Ağustosunda, Osmanlılardan Basra Körfezi'ndeki limanlarında köle ticaretini yasaklamaları istendiğinde, şah nezdinde de bu konuda bir girişim­ de bulunuldu. Şah, İngiliz isteğine uymayı reddettiği gibi, Osmanlıların ya­ saklama termamm çıkarışından sonra bile görüşünü değiştirmek istememişti. Şah Muhammed, köleliğin İslam'da yasal olduğunu ve ihtidayı teşvik ettiğini belirtmekteydi. Bağdat İngiliz konsolosu, şahın yumuşamasına yol açacağını umarak Şiiliğin en büyük otoritesi olan Necetli Şeyh Muhammed Hasan'dan köle ticaretine karşı bir fetva almaya çalıştıysa da başarılı olamadı.20 Bu arada köle ticareti beraberinde yasal ticareti de sürükleyerek Basra'dan İran limanı Mohemera'ya kayıyor ve dolayısıyla, İngiliz taleplerine uymayı reddettikleri için İranlılar ödüllendiritmiş oluyordtı.21 Palmerston, bunu ön­ lemek amacıyla Şah 'a yapılan baskıyı yeni! edi ve bir an için, anlaşma olmasa bile, İran tcknelerinin aranması \'C el konulmasını eınretmeyi düşündii. Şah, direnişi bıraktı ve 12 Haziran l 848'de bir terman çıkararak İran'a denizden köle ithalini yasakbdı. İngiltere'ye arama ve el koyma hakkını veren Fars eya­ leri valisinin bir emrini de sessizce onayladı. Buna karşın Palmcrston tatmin olmuyor ve daha resmi bir taahhüt için baskı yapmayı sürchirüyordu. İngilizlere resmen arama ve el koyma hakkı, İran hükümetiyle daha sonraki yıllarda sürdürülen göriişıneler sonucunda 1 Ocak l 8 52'de tanı­ nıyordu. 22 Bir yıl sonra, Körfez' deki İngiliz tilosuyla işbirliği yaparak köle

1 9 FO 84/69 1 /2 1 6, Rawlinson'dan Palmerston'a, 28. 1 0.47; FO 84/737/2 1 ·3, Rawlin· son'dan Cowley'e, 5. 1 .48; ayrıca bkz. FO 84/69 1 ! 1 62·8, Kemball 'den (vekôleten BaÇj­ dat konsolosu) Cowley'e, 28.7.47. Şeyhler ile anla�malar için bkz. Kelly, ss. 588-9. 20 Kelly, ss. 593-600; FO 84/737/38-40, Rawli nson'dan (konsolos, BaÇjdat) Sheil'e (bü­ yükelçi, Tahran), 8 . 1 1 .47; ibid./42-3, Rawli nson'dan Farrant'a (Tahran), 1 5. 1 .48. 21 FO 84/69 1 / 1 62-8, Kemball'den Cowley'e, 24. 1 1 .47; FO 84! 1 74/82-6, Kemball'den Palmerston'a, 1 5. 1 .49. 22 Kelly, ss. 606- 1 3.

89


ticareti yasağını uygulaması için bir İranlı komiser atandı. Bu düzenleme, operasyonun başlangıcında çok başarılı oldu; merkezi hükümet sahil kabi­ lelerine isteğini kabul ettirmekte güçlük çekince etkisi azaldı. Böylece l 8 50'lerin başında, Berbera, Zeyla ve Taeura emirleri dışında, Basra Körfezi köle ticaretiyle ilgili tüm tarafların, İngiltere ile anlaşma ya­ parak bu ticarete karşı eylemde işbirliği için yükümlülük altına girmeleri sağlandı. Berbera, Zeyla ve Taeura emirleri Basra Körtezi'ne köle ihracatı­ nın gittikçe zorlaştığını görerek, ticareti hemen tamamen Kızıldeniz yolu­ na çevirdiler. Savaş gemisi eksikliği, parlamentodaki gecikmelerden doğan yasal güçlükler, Osmanlı ve İran hükümetlerinin bölgedeki taşra yönetici­ lerini iyi denetleyememesi ve kaçakçılığa elverişli koşulların varlığı gibi ne­ denlerden dolayı, Basra Körfezi'nde sonraki yıllarda da köle ticareti bir süre daha devam etti. Ancak bu ticaret ağır yara aldı ve daha önceki hac­ mine hiçbir zaman ulaşamadı.

90

Daha önce de işaret edildiği üzere,23 Basra Körtezi köle ticareti, Os­ manlı İmparatorluğu'nun İstanbul, Anadolu, Rumeli ve Levant'taki belli başlı pazarları için önemli bir arz kaynağı değildi . Bu yoldan İmparatorluğa giren kölelerin çoğu, Bağdat Vilayeti içinde satılıyor ve bazıları ara sıra Di­ yarbakır ve diğer Doğu Anadolu vilayetlerine ulaşıyordu. Yine de, Osman­ lıların, Körfez'de İngilizlerin köle ticareti karşıtı politikalarıyla işbirliği yap­ maları önemliydi. Böylece köle tacirleri yüklerini sokabilecekleri bir girişten mahnı m kalıyor, esircilerin, Körtez emirlikleri ve İran bandırasıyl.ı İngiliz gemilerinin arama \'e el koymasından korunamadıklarında Osmanlı bandı­ rasını kullanmaları önlenmiş oluyordu. Ayrıca, bu bir örnek teşkil etmiş ol­ du ve daha sonraki Osmanlı hükümetleri, Ati·ikalı köle ticaretinde İngilizle­ rin isteklerini kabul ettiler. Bununla birlikte, 1 847 fermanındaki arama ve el koyma hakkı, diğer bölgelerdeki İngiliz gemilerine l880'den önce teş­ ınil edilmedi ve başka hiçbir durumda İngi l i z gem ileri ne yakaladıkları köle ­ lerin naklinde benzer bir hareket özgürlü ğü i zni veril medi . lST AN B U L ESIR PAZARI N I N KALD lRl LMASI , 1 847

Osmanlı padişahı, geleneğe uyarak Hicri yılbaşında sadrazaının makamı olan Babıali'ye törensel bir ziyarette bulunurdu. Aralık l 846'da ( Muharrem 1263) böyle bir ziyaret sırasında, Sultan Abdülmecit, önemli reformların başlatılınasını tartışmak üzere toplanan Meclis-i Umumi'nin bir toplantısına katıldı. Meclis-i Uımımi büyük n:ızırlardan, mazul memurlardan ve Meclis-i

23

Bkz. yukarıda, s.77


Valay-ı Ahkam-ı Adiiye'nin tüm üyelerinden oluşmaktaydı ve görevi kanun tasanlarını gözden geçirmek ve onaylaması için sultana tavsiyede bulunmak­ rı. Toplantı sırasında, padişah, İstanbul esir pazarı sorununu gündeme ge­ tirdi, çünkü burada satılan kölelerin aşağılandığını ve kendilerine kötti dav­ ranıldığını işitmişti. imparatorluk vakanüvisi Ahmet Lutfı'nin yazdığına gö­ re, bu durum Şeriat'a ve insani ilkelere aykırı olduğu için, padişah başkent­ teki esir pazarının hemen kaldırılmasını emretınişti.24 Ancak, 1 9 . yüzyılın büyük bölümünde özel esir ticareti yasal olarak yapılmaya devam etti. İstanbul esir pazarının kaldırılması tamamıyla Osmanlı inisiyatifiyle ol­ muştur ve Tanzimat çerçevesinde başlatılan reformların bir parçası olarak kabul edilebilir. Eylül 1 846'da Sadrazamlığa getirilen Mustafa Reşit Paşa, Tanzimatın ikinci evresi olarak görülen bu dönemde, eğitimde, vilayet yönetir{ünde, ceza ve ticaret kanununda, adalette yeni retarınlar başlattı. Böylece, Luttl'nin yaptığı açıklamanın yanı sıra, "Batılılaşan" bir başken­ tin ortasında, açık köle ticaretinin artık zamanın görüşleri ile uzlaşmaz di­ ye değerlendirilmiş olması da mümkündür. Gerçekten de, İngiliz hükü­ meti İstanbul esir pazarının kaldırılmasını memnuniyetle karşılamaktay­ dı;25 ama bunun başkente yönelik ticaretin azalmasında pek az etkisi ol­ du . İstanbul'da, Avrupalı seyyahları çeken başlıca yerlerden biri geçmişe gömülüyor, Avrupa'nın gözündeki olumsuz "Türk" imajını biçimlendir­ meye bunca katkısı olan canlı tasvirler de tarihe karışıyordu . AKDEN IZ'DEKI AFRIKALI KÖLE TICARETI ÜZERINDE I LK KlSlTLAMALAR Basra Körfezi'nde köle ticaretine karşı 1 847 ferınanmm yürürlüğe ko­ ımlmasından sonraki on yıl boyunca, İngiltere, köle ticaretinin İmpara­ torluğun her y<mında bastırılması için Osmanlı hükü metini ikna etme ça­ balarını artırdı. Dikkatlerini Trablus ve Bingazi'den zenci, Kafkasya'dan beyaz kölelerin sağlandığı önemli ticaret yolları üzerinde yoğunlaştırmış­ lardı. ilerde göreceğimiz gibi, Hicaz ve Kızıldeniz köle ticaretine bu dö­ nem boyunca müdahalede bulunulmamıştı.

24

25

Lütfi, Tarih, c. VIII, ss. 1 33-4; Show, History, c. ll, s. 77; Esir pazarını lağveden fer­ manın metni için bkz. SA/Cevdet, Maliye/3 1 77 ( 1 847}; Bu konuda Wellesley'in ra­ poru, FO 84/69 1 /41 , Wellesley'den Palmerston'a, 1 8. 1 .47. Palmerston Bôbıôli'nin attığı adımı övmekte ve Wellesley'e, ing i l iz hükümetinin memnuniyetini Osmanlılara i letmesi talimatını vermekteydi (FO 84/69 1 /2, Palmers­ ton'dan Wellesley'e, 8.2.47).

91


l 847'nin sonlarında İngiliz hükümetinin dikkati, Vaday ve Bornu'dan Osmanlı vilayeti Trablusgarp'a yapılan köle ticaretine çekiliyordu. Va­ day'dan Bingazi'ye gelen ve çoğuuluğunu kadınların oluşturduğu 1 000 kişilik büyük bir kervan hakkındaki raporlar İngiliz Dışişleri'ne ulaşmıştı. Bingazi'deki İngiliz konsolos vekili şöyle yazmaktaydı: "Vaday'dan seyahat tam beş ay sürmüş. Hem köleler hem de deve­ ler arasındaki ölüm oranı çok yüksek olmuş, fakat gerçek zayiat miktarını belirlemek güç. Bana kesin olarak bildirildiğine göre, An­ gola ile Bingazi arasındaki sekiz günlük yolculuk sırasında 32 köle ölmüş, daha doğrusu kaderlerine terk edilmişlerdir . . . Bana anlatıl­ dığına göre yolculuk sırasında bu kadar çok kölenin bırakılması, yi­ yecek ve içecek eksikliğinden çok, kızgın kumları geçerken kölele­ rin ayaklarının şişmesinden ötürüdür, böylece diğerlerine ayak uy­ duramamışlar ve onları taşıyacak yedek deve de bulunmadığından, çölde ölüme terk edilmişlerdir." Dışişleri bakanının talimatı üzerine, İstanbul' daki İngiliz Büyükelçisi Lord Cowley Babd.li'ye sorunu anlatarak, böylesi uygulamaların sona er­ dirilmesi için önlemler alınması talebinde bulundu.26 92

Sadrazam Mustafa Reşit Paşa, 4 Kasım l 847'de, Trablusgarp valisine bir emirname göndererek gelecekte benzeri olaylar olmamasını sağlaması­ nı bildirdi. Reşit Paşa şöyle yazıyordu : "Söylemesi gereksizdir ki, Şeriat köle bulundurmaya izin verirken, bize, onlara baba şetlcati ile davranmamızı eım·eder, Allah onlara kö­ tü davranılmasını yasaklamıştır. Bu hüküm öyle iyi bilinir ki, yukarıda bahsedilen köleleri getirenler, onlara böyle zalim davranmakla, insan olarak adlandırılına hakkını yitirmişlerdir . . . Binaenaleyh kölelere karşı böyle haksız dananışları önlemek yetkililerin görevidir. Bu nedenle zat-ı aliniz adı geçen köleleri satın alan tüccarları katımza çağıracak ve bir daha kölelere karşı benzeri şekilde aşırıya kaçmaya cesaret ederlerse, şiddetle cezalandırılacaklarını iyice anlamalarını sağlayacak­ sınız . . . Bu tür meseleleri dikkatle ve sürtkli denetleyecek, bu husus­ taki emirlerinize karşı gelmeye cesaret edenleri, yargılanmaları ve ce­ zalandırılmaları için adalete teslim edeceksiniz. "27 Bununla birlikte, sadrazaının emri ne vilayete köle ithalini, ne vilayetten

26 27

FO 84/69 ı /224, T. H. Gilbert'ten (konsoıos vekili, Bingazi) Crowe'a (başkonsolos, Trabıus), ı0.9.47; ibid./32, Palmerston'dan Cowıey'e, 20. ı ı .47. Fransızca bir çevirisi için bkz. ibid./36, Cowıey'den Palmerston'a, ı 7. ı ı .47.


köle ihracını yasaklıyor, ne de köle ticaretini lanetliyordu. Mustafa Reşit Paşa, Bingazi'den bildirilen aşırılıklara itirazını yalnızca insani nedenlere dayandırıyordu; bu tarz düşünüş ona göre hem Şeriat'la uyuşuyor, hem de Şeriat'tan kaynaklanıyordu. Böylece, eğer köle tüccarları uygun önlemleri almış olsaydılar, köle ticareti de "insani" tarzda sürdürülebilecekti. Lord Cowley, protestostma sacirazamın derhal tepki göstermesinden erkilenmiş ve Palmerston'a şöyle yazmıştı: "Türk nazıriarının hakkını şu­ nu da ekleyerek vermeliyim: Böyle uygulamalardan son derece iğrendikle­ rini gösterdiler, ilişİkteki talimat [yani Mustafa Reşit Paşa'nın Trablus va­ lisine emirleri] duygularının içtenliğine açık bir kamttır."28 "İğrenildiği" belirtilen "uygulama", kölelere kötü davranılmasından daha öte bir şey değildi. Bununla birlikte, Osmanlıların köle ticaretine ilişkin tutumlarındaki değişikliği yakalamak isteyen Cowley, bu talimatı, köle ticaretinin genel bir eleştirisi olarak yommlamak yoluna sapmış ola­ bilir. Eğer böyle ise, daha sonraki olayların da göstereceği gibi, Cowley yanılmaktaydı. Mustafa Reşit Paşa'nın Trablus valisine talimatı, şiddetli kelimeler kullanılarak yazılmasına karşın, henüz Babıali'nin Mrikalı köle ticaretine ilişkin tutumundaki bir değişikliği göstermekten uzaktı. Osmanlı bürokrasisinin çarkları, İngiliz memurlarının meraklı gözlerin­ den uzakta ağır ağır dönmekteydi. Trablusgarp Valisi Mehmet Ragıp Paşa, Aralık l 847'dc, Sadrazaının köle ticaretine ilişkin talimatina uygun olarak aldığı önlemleri Sadr:ızama bildirdi. Vali , Sacirazamın emirlerinin harfiyen, "dakika feı't etmeksizin tenfiz l'C ierası '' konusunda içten niyetli olduğunu belirtmekte, Trablus'taki tüm esircileri toplayarak onlara hükümetin tu tu­ ımımı açıkladığını eklemekteydi . Mehmet Ragıp Paşa, suçluların ağır bi­ çimde cezalandınlacağı konusunda esircileri uyardığım da yazıyordu. Ayrı­ ca Paşa, talimatı Arapçaya çeviı·terek Fizan ve Bingazi kaymakamiarına da göndermişti. Bu rapor sultana sunuldu ve 19 Şubat l 848 'de onaylandı.29 Kağıt üzerinde her şey çözülmüş görünmekteydi, f�ücat İngilizler çok geçmeden, esircilerin kölelere karşı davranışlarını Babıali'nin isteği doğ­ rultusunda düzeltmeye pek çalışmadıklarını göreceklerdi. Kısa süre sonra, Kuzey Mrika köle ticaretinde Trablus'a giden çöl yolunda kölelerin çekti­ ği acıların ve dolayısıyla yüksek ölüm oranının sürdüğünü gösteren yeni raporlar İngiliz Dışişleri 'ne ulaşacaktı. İngilizler, Osmanlı hükümetiyle

28 '29

lbid.

BA/Mes. Müh./ l ngi ltere/83 1 , Mehmet Rôgıb Paşa'dan sadrazama, 21 Muharrem 1 264/29. 1 2.47; ibid. sadrazamdan sultana, 3 Rebiülevvel 1 264/ 1 3.2.48.

93


üzerinde anlaşmaya varılan ve yerel yetkililere bildirilen bir politikanın, vi­ layette yeni bir gerçekliğe hemen dönüşmediğini öğreneceklerdi . Gerçek­ ten de politika ve uygulama arasındaki bu fark, köle ticaretinin bastırılma­ sı yolundaki İngiliz-Osmanlı anlaşmalarının çoğunda görülmekteydi . Bornu'dan, Trablus Vilayetinde büyük bir köle deposu ve ticaret mer­ kezi olan Murzuk'a giden büyük bir kervanın acı sonu hakkındaki haber­ ler Ekim l 849'da Palmerston'a ulaştı.30 Kervanın, Kuzey Mrika'nın sahil kasabalarıyla Avrupa ve Osmanlı pazarlarında satılmak üzere büyük mik­ tarda mal ve hayvanın yanı sıra 1 600 de köle götürdüğü söylenmekteydi . Kervan bir vahaya ulaştığında kuyuların kurumuş olduğu görülünce, gün­ lerce önce ayrıldığı vahaya geri dönme teşebbüsünde bulunuldu . Fakat taşınan su yetmemiş ve kervandaki herkes, köleler ve tüccarlar ölmüştiL Palmerston, tekrar büyükelçi olarak Türkiye'ye dönen Sir Stratford Canning'e Babıali nezdinde etleili bir protestoda bulunması ve gelecekte bu tür faciaların önlenmesi için harekete geçilmesini istemesi talimatılll verdi. Sadrazam, 28 Kasım l 849'da köle ticareti üzerine Trablus valisine yeni bir talimat gönderdi . 3 1 Mustafa Reşit Paşa, valiye, l 847'de selefıne 94

gönderilen ve kölelere yapılan kötü ımıarnele hakkındaki emirleri hatırlatıyor, İslam'ın köleliğe izin vermekle birlikte, kölelere şefkat ve sevgiyle davranılmasını açık olarak emrettiğini yineliyordu . Paşaya göre köle tacir­ leri köleler için bol miktarda yiyecek ve su taşımak ve onların yolculuk sı­ rasında çektiği sıkıntıları en aza indirmek zorundaydılar. Eğer bunu yap­ maktan kaçınırlar ve dolayısıyla sultamn iradesine karşı hareket ederlerse, şiddetle cezalandırılacaklardı. Köle tacirlerinin davranışını şiddetle kınamasına karşın , Mustat:l Reşit Paşa, köle ticaretinin kötü yanlarımn giderilmesini İstemekten daha öteye gitmek konusunda henüz gönülsüz veya güçsüzdü . Bu aşamada, Osmanlı İmparatorluğu 'na köle ithalini yasaldamıyar veya yasaklayamıyordu . Yine de Afrikalı köle ticaretine ilk kısıtlayıcı önlemler onun sadrazamlığı sıra­ sında getirildi . 1 848 ve 1 8 50 yılları arasında Babıali, devlet gemilerinde köle taşınmasım yasakladı ve Girit Adası ile Yanya Vilayetine olan tüm kö­ le ticaretinin durdurulması yolunda emir çıkarıldı. Fakat ilk sınırlayıcı ön-

30 Jı

FO 84/774/ ı 70-5, Reade'den (konsolos vekili, Trablus) Palmerston'a, 24.8.49 ve Gagli uffi'den (konsolos vekili, Murzuk) Reade'ye, ı . 8 . 49. Hamdi Atmar "Zenci Ticaretinin Yasaklanması", Belgeler/e Türk Tarihi Dergisi, c. 1, no. 3 (Aralık, ı 967), ss. 23-5 (Belge ll., Mustafa Reşit Paşa'dan Trablus valisine, 2 ı Muharrem ı 266/28. ı ı .49)


lem, hükümet memurlarının köle ticaretine karışmamaları konusunda alınmışn. Palmerston, Aralık 1 847'de Trablusgarp valisinin şahsen köle ticaretiyle uğraştığı bilgisini aldı ve Lord Cowley'e Osmanlı devletinin kendi memurlarını köle ticaretiyle uğraşmaktan men etmesini sağlaması talimatını verdi . Bu konuda hiçbir şey yapılmadı . Kısa süre sonra, İngiliz Dışişleri' ne , valinin İzmir'e gönderdiği köleler üzerine daha çok bilgi ulaştı ve Cowley sorun hakkmda Ali Efendi ile ciddi görüşmelere girişti. Sonunda Trablus valisine, devlet memurlarının köle ticareti yapmasını ön­

lemek amacıyla emir gönderildi. Bununla birlikte, Trablus'taki İngiliz başkonsolosu, emirlerin yalnızca İstanbul'un doğrudan atadığı memurları kapsadığı şeklinde yorumlandığını ve dolayısıyla en faal suçluların bir kıs­

mını dışarda bıraktığını rapor etmekteydi . Ali, 28 Ağustos l 848'de yeni

ve açık bir talimat gönderdi ve raporlara göre, köle ticaretiyle en çok uğ­

raşan bir yerel görevliye işten el çektirildi.32 Ancak henüz bir yıl dolma­ dan bu talİmatın da ihlal edildiği iddia edilmekteydi . Trablus'daki İngiliz konsolos vekilinin 1849 Ağustosunda Dışişlerine

bildirdiğine göre, vali satılınaları için İstanbul'a 16 köle göndermişti.JJ

Bu kölelerden bazıları valiye Murzuk Kaymakamı Hasan Paşa tarafmdan hediye edilmişlerdi . Böyle yüksek memurlarca yapılan açık ihlalierin zaman içerisinde az alınasma karşılık, orta ve alt seviyedeki memurların hükümet emirlerini gizli gizli ihlal etmesinin biç de seyrek olmadığı konu-

su nda pek az kuşku duyulabilir. Taşradaki valilerin davranışları ve merkezi

h ü kü metin onlara kendi i radesini kabul ettirebilme becerisi bu konuda büyük ölçüde belirleyiciydi. Temmuz l 849'da, Sir Stratford Canning'e, Osmanlı devletine ait ge-

32 FO 84/69 1 /38-9, Pal merston'dan Cowley'e, 29. 1 2.47; FO 84/737/2-3; Palmers­ ton'dan Cowley'e, 1 0.2.48; ibid. 1 6-33 ( 1 2, 1 5-23 hariç), yazı�ma, Palmerston, Cow­ ley, Alison ve Canning 1 0 . 1 8.48'e kadar; FO 84/774/ 1 20- 1 , Crowe'dan Pal mers­ ton'a, 2.3.49. Bu talimatların Türkçesinin yokluğunda, Babıdl i'nin ingi l iz Büyükelçi· liği'ne verdiği Fransızca tercümeye dayanmak zorundayız. Bu çeviriler çoğunlukla hatalı olup özellikle ifadenin tonu ve incelikleri görülmek istendiğinde yanıltıcı ol­ maktadırlar. Yabancı okuyucu üzerinde olumlu bir etki yaratmak amacıyla, Babıdli sık sık kasten çeviride deği�iklik yapmaktoydı . Böylece voliye gönderi len ilk emrin Fransızca çevirisi köle ticaretinin une chose louble" (değerli bir �ey) olmadığını söylemekteydi; ikinci emri n çevirisi aşağıdaki cümleyi içermekteydi: " Or je n 'ai pas besoin de vous repeter que ce commerce est par sa nature une mauvaise chose... "(Şimdi size bu ticaretin yapısı itibarıyle kötü bir �ey olduğunu tekrarlamama gerek yok .. ) (FO 84/737/29, 33). Bu onaylamayış ifadeleri zamanına göre çok �iddetli gö­ rünüyor ;Türkçe orijinalde oldukça değişik olabilirler. 33 FO 84/774/ 1 64, Reade'den Palmerston'a, 3.8.49. "

9.1


milerle Trablus'tan İstanbul'a köle taşındığı haberi verildi . Bu durumu protesto ettiyse de herhangi bir sonuç elde edemedi. Bir yıl sonra bir dev­ let gemisinin, aynı yolda 400 köle taşıdığı kendisine bildirilince, Babı­ ali'ye öncekinden daha fazla baslu yapmaya karar verdi. Canning'in görü­ şü, böyle bir uygulamaya karşı özel bir emir bulunmamasına rağmen, devlet memurlarını köle ticaretiyle uğraşmaktan alıkoyan yasağın, üzerin­ deki herkesin devlet memuru olduğu varsayılan devlete ait gemilerde köle taşınmasını gayri meşru kıldığı yolundaydı . Bu argüman, Hariciye Nazırı Aıi Paşa'yı ikna etmekten uzak kaldıysa da, Sadrazam Mustafa Reşit Paşa ile daha sonra sürdürülen görüşmeler daha iyi sonuçlar verdi. Sadrazarnın Kapndan Paşa'ya devlet gemilerinin siyah kölelerin taşınmasında kullanıl­ masını yasaklamak için gönderdiği tatimatın bir kopyası 1 3 Kasım l 8 50'de Stratford Canning'e verildi. Mayıs 1 8 5 3'de hükümet telialları Trablus pazarında, bir Osmanlı fırkateyninin, belirli bir ücret karşılığında İstanbul'a köle taşıyacağını ilan ettikleri zaman, İngiliz konsolosu duru­ mu valiye hemen bildirdi. Vali de hemen var olan emirleri uygulayarak kölelerin gemiye bindirilmesini önledi.34 Mustafa Reşit Paşa'nın emri, M­ rikalı köle ticaretinin 1 8 5 7' de genel olarak yasaklanışının benimsenmesi­ 96

ne dek yürürlükte kaldı.

ÇERKES VE GÜRCÜ KÖLE TICARETININ YASAKLAN IŞI, 1 854- 1 855 İngiltere, çabalarını Trablus-İstanbul köle yolu üzerinde yoğunlaştırır­ ken, 1 8 5 1 'de bu çabalarını Çerkes köle ticaretine de teşmil etme girişi­ minde bulundu. Ticaretin bu dalının Rusya'nın etki alanı içinde bulundu­ ğu düşünüldüğünden, ayrıca konunun hassas ve özel niteliğinden dolayı İngiltere Dışişleri Bakanlığı daha önce herhangi bir müdahaleden kaçın­ ınıştı . Bununla birlikte Canning İstanbul'da büyükelçiyken, Çerkes köle ticaretinin tırmanışa geçtiği ve bir Osmanlı tlrkateyninin kölelerin İstan­ bul'a taşınması işine karıştığı bilgilerinin alınması üzerine harekete geçil­ di. Sir Stratford, İngiliz Dışişleri'ni St. Petersburg'da Ruslada konuyu gö­ rüşmeleri için sıkıştırıyordu . l840'lann ortasına kadar Kafkasya'dan köle çıkarılmasını engelleyen Ruslar, daha sonra, köle ticaretini açıkça teşvik

34 /bid./20- 1 , Canning'den Palmerston'a, 1 9.7.49; FO 84/8 1 5/3 1 -2, Canning'den Pal· merston'a, 1 8.6.50 ve ibid./35, Canning'den Palmerston'a, 1 9.8.50; Sadrazarnın Ka­ pudan Paşa'ya talimatı nın Fransızca çevirisi, ibid./43; FO 84/9 1 9/1 8 1 , 1 97-200, Ya­ zı şma-Herman (konsolos-Trablus) ve Ciarendon (dışişleri bakanı); 22.5-26.7.53.


etmeseler bile, karışınama politikası gütmüşlerdi . St. Petersburg'daki İn­ giliz büyükelçisi ile Rus Dışişleri Bakanı Kont Nesselrode arasındaki gö­ rüşmelerden bir sonuç elde edilemedi. Söylendiğine göre sorun yüzün­ den kızan kont, "Que voulez-vous que nous fassions av ec des gens qui s)en­ fuient?" ( Kaçan insanlara ilişkin ne yapmamızı bekliyorsunuz? ) demişti. Ancak daha sonra Kont Nesselrode, sorunu araştıracağına söz vermişti.

İstanbul'da Sir S tratford ile Rus büyükelçisi bir toplantı düzenlediler ve bu toplantıda her ikisi de, Osmanlı İmparatorluğu'nda kölelik yasal oldu­ ğu sürece, Rusya'dan köle ticaretinin etkili biçimde bastırılamayacağı ka­ nısına vardılar. Yine de Canning, Rusların neden bu ticareti engellemek için hiçbir şey yapmadıklarını, bu amaç için konsolosluk memurlarını bile niçin kullanmadıklarını merak etmekteydi . 35 Öyle görünüyor ki, Ruslar Kafkasya'daki Çerkes nüfusu kendi idarele­ rine ısındırmayı ummaktan vazgeçmiş ve köle ticaretini önlemek amacıyla sahilde sürdürdükleri ablukayı gevşetmeye karar vermişlerdi. "Medeni bir Hıristiyan devlet" olarak görünüşte köle ticaretine haLi karşı çıksalar bile, aslında bu ticareti görmezden geliyorlardı. Osmanlı İmparatorluğu'na Çerkes göçü ancak Kırım Savaşı'ndan sonra kitlesel boyut kazandı, fakat 1 8 5 0'lerin başında bile düzenli bir göç akımı vardı.36 Köle ticareti, köle tacirlerinin denetiminde etkili bir ulaştırma ağı sağlayarak ve göç için ek dürtüler de yaratarak nüfus hareketini etkiliyordu . Kölelerin büyük ço­ ğunluğunun çocuk yapabilme çağındaki kadınlardan oluştuğu ve bunun kendi demografik sonuçları olduğunu da ayrıca kaydetmeliyiz. Böylece, köle ticaretine hem Ruslar hem de Osmanlılar kucak açıyor, İngilizlerin bu ticareti durdurma girişimleri doğrudan reddediliyordu. Fuat Efendi 1 8 5 1 'de Canning'e devlet gemilerinde köle taşınması ya­ sağının yalmzca Mrikalılar için geçerli olduğunu söylediğinde tabii ki haklıydı .37 Osmanlılar ne zaman zenci köle ticaretini kısıtlayan bir emir çıkarmışlarsa, beyaz köle ticaretini ayrı tutmaya daima çok dikkat etmiş-

35

36 37

FO 84/857/53-7, Bront'ton (konsolos, Erzurum) Polmeston'o, 5.5·7.6.5 ı ; ibid./34-45, yozışmo-Polmerston, Conning, Bront ve Stevens (konsolos veki l i , Trabzon), ı 927.5.S ı ; ibid./50- ı , Conning'den Polmerston'o, 26.8.S ı ; Accounts and popers, ı 852· 3, c. ll, s. 648-9; Temmuz ı 847'de, bir Ingiliz konsolosu, köle olduklarına inanılan birçok Çerkesin Rus posoportuylo, Osmanlı l mporotorluÇ)u'no göçmen olorokTrob­ zon'o geldiklerini bildiriyordu (FO 84/69ı /253, Bront'ton Polmerston'o, 8.7.47); FO 84/857/35-45, yazı şma· Polmerston, Conning, Bront ve Stevens, ı9-27.5.5 ı . Bkz. Show, History, c. ll, ss. ı ı 5-6. FO 84//oc. cit.

97


lerdir. Basra Körfezi'nde köle ticaretini yasaklayan 1 847 fermanı ve Akde­ niz ticaretiyle ilgili daha sonraki emirnamelerde özel olarak zenci köle ti­ caretinden söz edilmekteydi. Osmanlı yönetiminden taviz koparmak için hevesli olan ve çoğunlukla Osmanlı içişlerinin karmaşıklığından habersiz bulunan İngiliz memurları, zaman zaman bu tavizlerin gerçekte ne anla­ ma geldiğini veya daha önemlisi ne anlama gelmediğini anlamaktan aciz kalıyorlardı . Tecrübeyle öğrenmek zomndaydılar ve bunu da becerdiler. Sir Stratford, Ağustos 1 8 5 1 'de Ali Paşa ile bir görüşme sırasında Çer­ kes köle ticaretini gündeme getirdiğinde, kendisine bu ticaretin bastırıl­ ması için Osmanlıların herhangi bir eyleme geçmelerinin hiçbir şekilde mümkün olmadığı söylendi.3B Bildirildiğine göre, Ali samnun "çok has­ sas" olduğunu söylemişti . izleyen üç yıl içinde Çerkes köle ticaretine iliş­ kin hiçbir şey yapılmadı. Kırım Savaşı yüzünden İngiliz ve Fransız donanmaları , zayıf düşmüş Osmanlı donanmasıyla Ruslara karşı işbirliği yapmak için Karadeniz'e gir­ diler. Rusların denizdeki üstünlüklerini yitirmeleriyle, köle ticaretinin önündeki son engeller de kalkmış oldu. Çerkes ve Osmanlı köle tacirleri 9

dummdan olabildiğince yararlandılar ve köle ticaretinde önemli artış olduğu bildirildi . Canning bu bi lgiyi aldıktan sonra, 29 Ağustos 1 8 54'te, elçilik ter­ cümanına Babdli'ye gitmesini ve sert bir dille yazılmış bir protestoyu okumasını emretti . Büyükelçi , müttefik devletlerce iğrenç addedilen bu uygulamayı protesto ediyordu. Kaldı ki bu devletlerin İmparatorluğu desteklemek a macıyla Karadeniz'de kuvvet bulundurmaları köle ticare­ tinin arsızca canlamp gelişınesi sonucuını vermişti . Sir Stratti'Jrd şöyle bitiriyordu : "Ticarete izin verildiği veya göz yumulduğu sürece, uygulanabilc­ cek kısıtlayıcı önlemler gevşckçe uygulandığı veya hiç uygulanma­ dığı sürece, Türk yetkililer haklı olarak eleştiriye açık olacaklar, var olan ittit:ıkların ruhu ve sonuçlarıyla bağdaşmayan şekilde davran­ makla suçlanmak tehlikesine maruz kalacaklardır. Bilmelidirler ki, Sultanın davasına duyulan ve şimdiye kadar imparatorluğunu Rus­ ya'nın pençesinden kurtaran şevkin, Hıristiyan Avrupa'nın her ye­ rinde kırılmasına sebep olacaklardır."

38

FO

84/857/50- 1 , Canning'den Palmerston'a, 26.7.5 1 .


Fransızlar da

3 Eylül 1 8 5 4 tarihli, daha kısa ve daha az süslü bir yazıy­

la, Babıali'ye durumdan hoşnut olmadıklarını bildirdiler.39 İngiliz ve Fransız protestoları 22 Eylül 1 8 54 günü Meclis-i Yüke­ la'nın önüne getirildi . Ertesi gün, Sadrazam Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa, Meclisin karar ve görüşlerini sultana iletti.40 Sadrazarnın yazdığına göre, Rusların Gürcistan sınırında ve Çerkezistan kıyılarındaki mevzilerinden

çekilmelerinden dolayı ve müttefik donanmaların harekatının bir sonucu olarak, köle ticareti "Serbestiyet-i kamile ile" sürdürülmekteydi. Sadra­

zam Çerkes ve Gürciller arasında köle ticareti açısmdan bir fark olduğunu

söylüyordu . Çerkeslerin çocuk ve akrabatarım köle olarak satmak gibi bir "adet-i garibe"leri vardı, öte yandan Güreliler ise, zor kullanılarak "çalını­ yor" ve kendi istekleri haricinde köleleştiriliyorlardı . Ruslardan nefret et­ tilderi için, Güreliler Osmanlı ordusuna gönüllü asker yazılmışlardı . Fakat erkekler görevlerinden dolayı uzaktayken, karıları ve çocuklarına Lazlar ve başkaları el koyuyor ve köle olarak satıyorlardı. Askerler evlerine dönüp ne olduğunu öğrendikleri zaman, askerlik konusunda fikir değiştiriyor ve orduya dönmeyi reddediyorlardı . Sadrazam bunun bilinen bir sorun ol­

duğunu belirtiyor ve daha sonra görüşlerine şöyle son veriyordu: "Çer­ kesler İslam ümmetine mensupturlar (dolayısıyla yasal olarak köleleştirile­

mezler), ancak diğer dinlerin mensuplarını da, sanki mal veya hayvanınış­

lar gibi parayla alıp satmak da yasaklanmıştır." Bu aydınca belirleme, köle ticaretinin resmen Janedenmesinin kalan yazılı en erken örneğidir.41 Uy­ gulamanın Müslüman Çerkesler bakımından dinsel nedenlerden dolayı, Hıristiyan Gürciller bakımından da in sani nedenlerden dolayı yasal ol­

madığı belirtilmiştir. Bu açıklama, muhtemelen, Meclis-i Vükela'nın din­ dar üyel erine hitap edebi l mek amacıyla düzenlenmişti. Diğer tutucu üyekrc de aşağıdaki tartışma sunuld u . Sadrazam, köleliğin kaldırılmasının tüm medeni ulusların amacı haline geldiğini yazmaktaydı . İngiltere ve Fransa Atiantik köle ticaretinin bas­ tırılması için büyük miktarlarda para harcamışlardı ve Karadeniz'de, Rus­ lara karşı Osmanlılara yardım amacıyla gönderdikleri donanmalarının gözleri önünde bu uygulamanın sürdürülmesini hoş görmeyeceklerdi.

39 Canning'in prot�stosu için bkz. Accounts and Papers, ı 854- ı 855, c. LVI, ss. 8 ı 0-2; Fransız protestosunun metni BA/i rade/Hariciye/5553, sadrazarnın raporuna il işik, 3.9.54. 40 Ibi d., sadrazam'dan sultan'a, 28 Zilhicce ı 270/23.9.54. 4ı Söylendiğine göre Sultan Abdülmecid Ocak ı 85 1 'de ingiliz elçi liği tercüman ı hu­ zurda iken köle ticaretini kötülemi�ti (bkz. a�ağıda s. ı 23).


Böylece, eğer Avrupalı devletler bu konuda tatmin edilmezlerse i m ­ paratorluk savaş ortasında güç durumda kalacaktı . Başka bir deyişle, Kıb­ rıslı Mehmet Emin Paşa, Meclis-i Vükela'ya, şu sırada Avrupa baskısına karşı konulamayacağını anlatıyordu . Sadrazam, daha sonra tartışılacak değişik seçeneklerin ana hatlarını veriyordu. Ne köle ticaretinin toptan kaldırılması, ne de köle tacirlerinin tam bir hareket özgürlüğüne sahip olmal arı isteniyordu . Avrup a bas­ losının azalması isteniyorsa bir şey yapılmalı ve kamuya açıklanmalıydı. Savaştan önce küçük ölçekte köle ticareti yapılabiliyorsa da şimdi durum çok t:ırklıydı. Eğer hiçbir şey yapılmazsa yakında ticaretin toptan yasak­ lanmasından başka bir seçenek kalmay.ıcaktı . Bundan dolayı, Avrupa dev­ letlerini ve Gürcü halkını hoşnut etmek, ve geleecktc köle ticaretinin bütünüyle yasaklanması zorunluluğunu önl emek için Meclis-i Vükcla aşağıdaki önlemleri almayı kararlaştırdı :

l . Batum Orduy-ı Hümayun komutam Mustat:ı Paşa'ya iki talimat göndermek. Bunlardan biri hem alıcıya hem satıcıya şiddetli cezalar ver­ erek Gürcistan'dan köle ticaretini yasaklayacaktı . Öbürü ise kumandana, 10!1

çocukların ve akrabaların satılmasımn insanlığa aykırı olduğu ve vazgeçilmesi k on u su n d a Çcrke sl e re nasihat e t m e s i n i

c

m rc d c ce k t i . Mus tafa

Paşa'ya köle İ lı racı ve nakl iyesinin durmasını sağlamak iç in önlemler al­

ması, ayrıca Batıı m , Çürüksu ve yetkisi altı nda bulun<lll d iğer yerlerdeki ordu su bayların,ı !'eni düzenlemeleri bildinnesi tali matı ,·crilccckt i . 2 . İ s t a n b u l u n ( s ur i ç i ) , G a l ata \"C Bc!·oğl u ' n u n bi rçok cadd esi n d e küleler açı kça satıl makta olduğu i ç i n , zaptiyeye, pazar v e gü mrük yet­ kilileri n e , kölel erin açıkça S<ltı l ması m önlemel e ri !"ol unda e m i rl e r gii n ­ d c ri lccekti . Evlerd e yapıLm gizli ticaretin i lıtiyatla izlenın esi gerekiyord u . 3 . Harici!·c nazı rına, Meclis-i VükcLl kararl arı n ı , İ ngil iz \ T ı-:ransız e l ­ ç i t ikle ri ne �·azarak bi I dirmesi talimatı Yeri !eec kti . İki gün sonra padişalı, Meclis'in tavsiyelerini onay l ad ı . Her iki elçiliğe de verilen mcktuplarda , esir alııımış Gürcü kölelerin serbest b ı ra kıla cağı \"C eğer is te rle rse ülke ler ine gönde ri lecekleri bildirildi . Ele g eçiri l miş Çer­ kes kölelerin gel e cek le r i hakkında ise benze r bir bi l di r im d e b u l u ını l ­ m u y o r d u . Av ustu ry<ı e l ç i l i ği n e d e , A v u s t u rya Lloyd kumpan yası n ı n gemilcrinde Çerkes ve Gü reli köle taşıııması ıı ı n yas akla n ac ağı bil dirildi _42 '

42 Sultan'ın onayı BA//oc. cit. , bo�kôtipten sadrazama, Selh-i Zi lhicce 1 270/25.8.54; Büyükelçiliklere mektuplar için bkz. BA/irode/Hariciye/560 1 , Bo� tercümana bir ta­ limat, ek 2, sadrazamdan sultana, 7 Sefer 1 27 1 /30. 1 0. 54; ibid., ek 1 .


Sonraki aylarda hükümet talimatını uygulamak için müttefik ve Osman­ lı deniz kuvvetlerinin işbirliği yapmaları konusunda düzenlemeler yapıldı. İngiltere, Karadeniz'deki tllosunun köle ticaretinin bastırılmasına yardım etmesi için izin istedi. Osmanlı devleti öneriyi kabul ederek bu konuda hem Batı.ım ordusu kumandanına hem de Trabzon valisine emirname gön­ dcrdi _ 43 Benzer bir izin istemedikleri halde, emirname Fransızları da kap­ samaktaydı , çünkü Sadrazam onların da konuyla İngilizler kadar ilgili olabileceklerini ve eğer dışlamrlarsa gücenebileceklerini düşünmüştü . N e tür bir yardım beklendiği veya yardımın nasıl yapılacağı konusu belirlen­ ınenıişti . Bunun bölgedeki askeri kumandanların aniayışma bırakıldığı an­ laşılıyor. Onlar da gerçekten uygun önlemler almaya çalıştılar. Batum ordusu kumandam Mustafa Paşa, ikisi Fransız ikisi de İngiliz filosundan olmak üzere

dört buharlının, köle ticaretinin bastırılınasım

sağlamak amacıyla Osmanlı denetimi altına verilmesini önerdi. Paşa böyle bir hareketin, köle ticaretiyle ilgili olmayan diğer alanlarda da Osmanlı ordusunun yararına olacağını düşünmekteydi. Ancak müttefikler bek­ lenileceği gibi, bu görüşü reddettiler. Bunun h aricinde Osmanlılar ile iş­ birliği yapmaya oldukça istekliydiler ve böyle de yaptılar.«

3 0 Ocak 1 8 5 5 tarihinde, Mustat:ı Paşa, sacirazama Çerkes ve Gürcü köle ticaretine bir son verme yolu ndaki çabalarda ilerleme kaydedildiğini bild i rd i 45 Kumandanın y a z dığı na göre, Gü reiiierin köle olarak satılınasını önle m e k i ç i n , Trabzon v ;ıl i si n c , C a n i k mu tasarrıfına ve Sinop kay­ m akaııı ı ıu kesin emir gönde ri lmişti . Mus ta tı Paşa, bu yörelerdeki köle ticaretinde Güre ii ierin ,-c esircilerin gcnclliklc birlikte hareket ettiğini bil­ d i riyord u . Sultanın emirl e ri lıalka oku nımış v e bölgedeki Çerkeslere, çoc u k ve akra batırı nı satnıaııı ;ıl;ırı içi n bazı ahlaki öğü tler ve rilmişti . Must<ıt:ı Paşa, kaçırılan tüm kölelerin toplanarak kendisi ne gönderildiğini söy­ lı:i vord ıı . S ı m rd aki dev riye k u ın <ıntbnlanna köle l e ri n geçişini önlemeleri e m ri \' c r i l ııı i ş v e gi z le n mi ş kiil clcrin orta�·a çıkarı l ın ası için araştırınalar :

43

BA/i rade/ H a ri c i ye/5645,

sadrazamdan sul to na ,

6 Reb i ü levvel 1 27 ı /27. ı ı .54; ibid.,

Trabzon v a l i s i ne, tarih yok, fa­ kat I rade ' n i n 7 Reb i ü levvel ı 27 ı /28 . ı ı . 54'te veri lm esinden hemen sonra olması mümkün. BA/Irade/Hariciye/5790, sadrazamdan sul tona, ı 2 Cemaziyülôhır ı 27ı /2 . 3. 55 ve Mustafa Paşa'dan sadrazama, ı ı Cemaziyülevvel ı 27 ı /30 . 1 .55; Accounts and Pa­ pers, ı 854-5 c. LVI, s. 8 ı 8, Stratford'dan Clarendon'a, ı 5. ı 1 . 54; ibid. , ss. 8 ı 9-2 ı , yazı�ma - Clarendon, Stratford, Koramiral Sundas ve diğ. 8-9 . ı 2.S4. B A/irade/Hariciye/S790, Mustafa Pa�a'dan sadrazama ı ı Cemaziyü l evvel ek ı , sadrazamdan Batum ord u s u kumandanına ve

44

4S

1 27 ı /30. ı .SS.

101


yapılmıştı. Daha önce küçük ölçekte köle ticareti yapan Anadolu ordusu subaylarına bu uygulamayı bırakmaları emredilmişti. Mustafa Paşa sonuç olarak, Gürcü köle ticaretinin hemen tamamıyla bastırıldığını fakat Çer­ kezistan'daki istikrarsızlık ve kötü hava koşullarından dolayı (o sırada kış ortasıydı ) , Çerkes köle t i c a r e t i n i n bastırılm asında p e k baş arı g ö s ­ terilemediğini bildiriyordu . Mustafa Paşa, bu raporla birlikte, Karadeniz'deki İngiliz ve Fransız filo komutaniarına göndermeyi düşündüğü Fransızca bir mektubun müs­ veddesini de merkeze göndermişti . 46 Batum ordusu kumandanı , köle ticaretinin bastırılması konusunda Babd.li'den gelen emirleri tamamıyla uygulayacağına söz verdikten sonra kuramirailere şöyle yazınaktaydı: c'Je

considere cette initiative de la Sublime Porte comme l'ıtn des plus beaux faits de son alliance avec le gouvernements de S.M. L'Empereur des Fran­ çais et celui de S.M. Britannique et je mets tout mon zete a contribuer a la dalisation de ce progres dans m on pays. '' ( Babıali 'nin bu girişimini, Ma jes­ tderi Fransız imparatoru ve Majesteleri Britanya Kraliçesi'nin hükümet­

leriyle olan ittifakındaki en iyi işlerden biri olarak görüyor ve bu iler­ lemenin kendi ülkemde gerçekleşmesine katkıda bulunmak için tüm gay­ retimi ortaya koyuyorum. ) 102

Fakat Ocak l 8 5 5 'te İ ngiliz gemilerinden birinin komutanı, üstüne,

Osmanlıların köle ticaretini bastırmak için işbirliğine pek de fazla hevesli

görünmediklerini bildiriyordu ."7 Bu komutana göre , Osmanlılar köle ve köle olmayanları ayırt edemediklerini ileri sü rme k t e yd i ler . Osmanlılara pek de sempati duymayan bir g ö zl e m c i olan Tu ğ;ge neral (daha sonra birinci 'Kars Baronu ' ) Wi ll i a m F. Williams bir ay sonra İ ngiliz Dışişleri Bakanı Clarcndon'a şöyle yazıyordu:

"Mustat:1 Paşa'yı Kars ordugahıııı terk ederken ve ken dile ri n i soyan , a ç bırakan b u kişiyi selamlamak için sıra oluşturan askerlere yaltaklanırken gördüm; bir süvari birliğince korunan paşayı, güpe gündüz, iki Güreli

köle yakından izliyordu . Bu köleler paş a n ı n ayrılmasından bi r gün önce satın alınmıştı ve bu rezil ticaret ordugahm her yanında yaygın dı . . . Köleliği yasaklayan fermanlar hakkında yazılan ve söylenen her şey, suç ve acıya yalnızca istihza ekliyor. "48

46

47 48

lbid., ek 2, Mustafa Pa�a'dan Karadeniz'deki Fransız filosu komutanı olan korami­ rale (Fransızca metin), 2 1 . 1 2.54. Accounts and papers, 1 854-5, vol. LVI, s. 822 Koptan Lord John Hay'den Tuğami­ ral Sir Edmund Lyons'o, 8 . 1 .55. lbid., s. 832, Williams'dan Clorendon'a, 6.2.55.


Öte yandan, aynı anda Erzurum'daki İngiliz konsolosu, kaçırılan bazı köleler adına kendisine başvurulduğunda, Kars valisinin epey yardımcı ol­ duğumı yazmaktaydı . 49 Çerkes köle ticaretine ilişkin bir emir almamasına rağmen, vali, Osmanlı İmparatorluğu'nun müttefı.ki olan İngiltere ve Fran­ sa'ya duyduğu dostluktan ötürü konsolosa yardım edeceğini söylemişti. O halde, Çerkes ve Gürcü köle ticaretinin yasaklanmasının önemi ney­ di? Osmanlı İmparatorluğu ' nda köle ticaretinin bastırılması gibi daha geniş bir kapsam içinde bu ne anlama geliyordu? Elde bulunan hem Os­ m a n l ı h e m de İ ng i l i z kay nakları , b i z e o l d u k ç a açık b i r y a n ı t s a ğ ­ layabiliyor. Osmanlılar açısından, bu politika, İmparatorluğun İngiltere ve Fransa ' nı n askeri ve siyasi desteğine bağımlı old u ğu d uyarlı b i r dönemde, yalnızca Avrupa baskısım hafifletmek için benimsenmişti. Os­ ınanlılar, aynı zamanda, savaşın önemli bir aşamasında Gürcü askerlerin Ordu -yu Hümayun'a katılmalarım sağlamak gereğini de duymuşlardı. O

anda b u fedakarlığın önemsiz olduğu düşünülmüş, barış geri gelince bel­

ki de kaldırılacak bir savaş redbiri olarak görülmüştü. Osmanimm beyaz köle arzının sü rmesiyle ilgilenmesi herhangi bir şekilde azalmış değildi;

gerçekte, Osmanlı hükümeti ticareti açıkça yapmanın uzun vadede zararlı o lacağım ve yabancı devletlerin baskısını getireceğini anlamıştı . Şurası

açı ktı r ki O s m ,m l ıl ar, Çerkes ve Gürcü köle ticaretine karşı aldıkl arı ted­ b i rl e rl e o l d u kç a L1 rklı bazı kuralları n uygulandığı zenci köle ticareti arasıııd;ı hiçbir il işki görmemişlerd i . B;1 bı;1 1i, Çerkes köle ticaretine hacim olarak hiçbir şeki lde u l aşmayan Güreli külc ıicaretini bırakmaya gönüllüy­ d ü . Büvlece, p ol i tikayı uygu l ama i zledi ve Gürcü ticaretini durdurmak için alınan önlemler, Çerkes ticareti ne yönel i k önlemlerden daha etkili ol ­ d u . Sonuçlar da gösterilen çabalara ıı \"gıı ııd u . İ ıı gi li z l c ri ı ı d u ru mu algı layışı epeyce fırk l ıydı . Bu dönemde, İngiliz h ar i c iy e si , Osmanlı İ mpara to rl u ğ u 'nda köle ticaretinin b astı rı l masını hala

tck boyu tlu bir konu olarak görmekteydi . i mparatorlukta kölelik hakkında basitc indirgenmiş bir görüş geçcrliydi . Bir köle , rengi , gel diği yer veya ku llanıın ı dikkate alıııınaksızııı bir küleydi. Doğal olarak Güreli veya Çer­ kes tiiın beyaz köleler aynı \" C tck kategoriye giriyorlardı ; İ ngiliz siyasetini belirleyenler dur u m u n karmaşıklığı mil hiç t:l rkı ıı d a değildiler. Dil hakkında hiçbir bilgisi olınay;uı, Osmanl ı k li l t ii rii ııü ve sosyal kurunıbrıııı pek az an­ la)'aıı Williaıns'ıııki gibi raporlar, çoğu durumda İngiliz hariciyesini n yanlış kavramiarı na temel oluşturmayı sürd ü rd ü l cr. Adolphus Sladc kuralı boz-

49

/bid. ,

ss.

829-3 1 , Brant'tan Cl arendön'a (ek i l e), l 0.2.55.

103


mayan bir istisnaydı . Fakat bu durum daha sonra değişecekti, Gordon'lar Elliot'lar ve Layard'lar henüz ortaya çıkmamış/ardı . SO

Çerkes ve Gürcü köle ticaretinin yasaklanması, İngiltere'nin bu yön­ deki en büyük başarısı olacaktı . Bundan sonra, İ ngiltere' nin bu tip ticarete karışma girişimleri reddedilmiş ve İngiltere gerçekle uz/aşmak zorunda kalmıştı . Buna karşılık, Afrikalı köle ticaretinin tümden yasaklan­ ması için daha ileri ve yoğun eylem yolu açık bırakılmıştı.

104

SO

Ingiliz algılamaları ve tutumları üzerinde daha fazla bi lgi için bkz. aşağıda Bölüm Slade için bkz. Lewis, Emergence, s. 1 25 .

VI I I .


DÖRDÜNCÜ B ÖLÜM

YASAKLAMA VE KABULLENiŞ 1 850' LERIN SON U N DA KAF KAS VE AF RIKA KÖLE TICARETI •

ı

ngilizlerin görüşüne göre, köle ticaretinin bastırılışı konusundaki ilerlemeler bir merdivene benziyordu. Yapılması gereken, Osmanlıları merdiveni çıkmaya ikna etmek, kısıtlamadan yasaklamaya, yasaklamadan anlaşmaya geçişi sağlamaktı. Her basamak, daha yüksekte, daha etkili, fakat ulaşılması daha güçtü . l 8 5 0'lerin sonu, aslında ortada iki ayrı "merdiven" olduğunu gösterecekti . Afrika merdiveninde tırmanış, kısıtlamadan yasak­ lamaya, hatta gecikmeli de olsa daha ötelere gidecek, fakat Kafkasya ıner­ diveninde Osmanlılar, İngilizleri yasaklama basamağında bırakacaklar, kı­ sıtlamaya inecekler ve orad an, kendi usullerince yalnız devam edeceklerdi. Bu bölümde her iki "merdiven"deki gelişmeleri izleyeceğiz. GIRIT VE YANYA'YA YAPl LAN AF RIKA U KÖ LE TICARET I N I N YASAKLANIŞI l 8 55' e dek, İngiltere, Kuzey Ai1:ika'dan Osmanlı İmparatorluğu'na ya­ pılan transit köle ticaretini tamamen bastırmakransa sınırlama yollarını ara­ dı. Fakat yılın başındaki bir politika değişikliğiyle, İngilizler çabalarını belirli vilayetler üzerinde yoğunlaştırmaya, bu vilayetlerden köle getirilmesinin ve­ ya kölelerin bu vilayetlerden geçirilmesinin bütünüyle durdurulmasını iste­ meye başladılar. Girit yoluyla faal ticaret yapıldığı hakkında verilen raporlar üzerine İngiliz dışişleri bakanı, Lord Stratford'a "Berber salıili ile Kandiye arasındaki zenci köle ticaretine bir son verilmesi için . . . Babıali'yi sıkıştır-

ıos


mak . . . " konusunda talimat verdi. Mustafa Reşit Paşa buna derhal karşılık verdi ve 18 Mart l 8 5 5 'te Trablus valisine bir mektup göndererek, Girit'e

olan tüm köle ticaretini yasakladı- ı Benzer bir başarı, birkaç ay sonra Trab­ lus'tan Arnavutluk'a yapılan köle ticaretine ilişkin olarak kazanıldı.

Arnavutluk'a köle ithalatında bir artış olduğu konusunda raporlar, Ha­

ziran l 8 5 5'te İngiliz Dışişleri'ne ulaştı. Oysa İngiliz konsolosu, Yanya Valisi İzzet Paşa'yı, ticareti önlemek ve esircileri izlemekteki enerjik çaba­

sından dolayı övüyord u . Avusturya büyükelçisinin desteklediği Lord

Stratford sorunu Babıali'ye getirirken, İzzet Paşa da, kendi hesabına , sad­

razama yazıyor, yaptıklarının onaylanması ve daha ayrıntılı talimat gönde­

rilmesi ricasında bulunuyordu. Artık sadrazam olan Ali Paşa, karşılığında

valiye zenci köle ticaretine karşı aldığı önlemleri öven bir mektup yazdı.

Ali Paşa'ya göre, atılan

bu adımlar, Osmanlı İmparatorluğu'nun yabancılar

gözünde saygınlığını artıracak ve çekilen acıları önlcyeeekti. Ali Paşa'nın mektubundan , Trablus'tan yapılan köle ticaretinin daha genel bir çerçeve­ de yasaklandığı anlamı çıkarma girişimleriyse geri püskürtüldü. Hem Sad­

razam hem de Harkiye Nazırı Fuat Paşa, Yanya valisine gönderilen tali­

matın yalnızca yerel uygulamalar için geçerli olduğunda ısrarlıydılar.2 106

Yanya'ya köle ticareti yasağı sürüyor gibi görünürken, l 8 5 5 - 5 6'da Gi­

ritle ilgili aynı ralimatın sürekli ihlal edildiği bild iriliyordu. 9 Temmuz l 856'da Trablus İngiliz konsolosu , Clarcndon'a şöyle yazıyordu: "Lord

Cenaplarına, paşanın hiç durmadan bu

kötiilüğii

önlemeye çalıştığını bil­

direrek, hakkını teslim etmek isterim . " Ancak, paşanın elinin allmda ye­

terli imkan olmaması yüzünden kaçakçılık yaygınd ı . 3

Belirleyebildiğim kadarıyla, şu anda Osmanlı <\rŞİ\"Icrinde, merkezi hi.i -

2

3

Accounts and Popers, ı 854-55, c. LVI, ss. 823-4, C lo rendon'dan Strotford 'o, 2 1 . 2.55; ibid. , s. 824, Strotford'don Clorendon'o, ı 9 .3.55. Ticaretteki artış konusundaki raporlar için, bkz. FO 84/974/ 1 03- ı ı , Sounders'don (konsolos, Preveze) Strotford'o, 9 .6.55; ibid. / 1 ı 8 -20, Sounders'don Strotford'o, 28.6. 55; ibid./99- ı O ı, Sounders'don Clorendon' o, 30.6.55; Strotford'un protestosu ve l zzet Paşa ' n ı n mektubu için bkz. ibid./62-72, 77, yozı şmo- Ciarendon ve Strotford, 3 1 .5-4. 1 0.55; ibid.J ı 26-7, i>. li Paşa'dan izzet Paşa'ya mektubun tercüme­ si, ı 9 Şevvol ı 27 1 / 1 5 .7.55; lo. li ve Fuod'ın tutumu için bkz. ibid./77, Strotford'don Cl orendon'o, 4. ı 0.55. lbid.Jl 22-7, Sounders'dan Clarendon'o, 4.8.55; ibid./ 1 62-3, Ongley'den (konsolos,

Hanyol

Clorendon'a, 1 3.7.55; FO 84/ 1 000!1 26-8, Ongley'den Strotford'o 1 0.4.56;

ibid./9, Clorendon'dan Strotford'a, 26.4.56; ibid./259-62, Herman'dan (konsolos, Trablus) Cl orendon' o , 9 . 7. 56; metinden alıntı FO 84/ 1 000/259-62, Herman'dan

Clorendon'a , 9 .7.59.


kümetİn Girit ve Yanya'ya yapılan köle ticaretini yasaklarken içten davran­ madığı iddialarını doğrulayacak bir kanıt yoktur. Açık belge yokluğuna

rağmen, Osmanlıların önemli bir müttefiklerini, yani İngiltere'yi, onun

çok önem verdiğine inandıkları bir konuda biraz tatmin etmeye çalıştıkla­

rını varsaymak makul görünüyor. Osmanlıların, Mrikalı köle ticaretine

ilişkin bu gibi tavizleri, Çerkes köle ticaretini durduramadığı için kızgın

olan İngiltere'yi sakinleştirmekte bir tür "emniyet supabı" gibi kullanmış

olması da mümkündür.<� Ayrıca hükümetin, İmparatorluğa ithal edilen zenci kölelerin acılarının olabildiğince azaltılmasını istediğinden kuşku­

lanmak için de hiçbir neden yoktur. Hem İngiliz hem de Osmanlı kay­

naklarında bu tür duyguların anlatımlarıyla sık sık karşılaşıyonız. Ancak, merkezi h ükümetin çeşitli ferman ve talimatlarında açıklanan politikayla,

taşradaki Osmanlı yetkililerinin bu politikayı uygulayışı arasında bir mesa­ fe oluşmaya başladı ve zamanla daha da genişledi. Bu mesafe, istek, inanı­

lırlık ve etkili denetim üzerine sorular sormamıza neden oluyor; bunları

daha sonra ele alacağız.S Burada şu kadarını söylemek yeterli: Artan ya­ bancı baskısıyla karşılaşan Osmanlı yönetimi, l 8 50'lerin ortasmda kesin­

likle Mrikalı köle ticaretinin bastırılmasına giden bir politika izlemeye başladı.

107

AFRIKA LI KÖLE TICARETININ BASTl Rl LMASi lÇlN ARTAN INGILIZ BASKISI İngiliz baskısı l 8 5 5 'in sonuna doğru yoğunlaştı. Osmanlı içişlerine

açıkça karışmayı genellikle istcmcxen Lord Clarendon ,6 ağustos ayında, Afrikalı köle ıkaretine ilişkin olarak Stratford de Redclifte'e şöyle yaz­

ınaktaydı:

"Majcstckrinin Hükümeti, Osmanlı gemilcriyle sürdürülen ve an­

laşıldığına göre Osmanlı yetkililerince korunan bu iğrenç ticarette­

ki Mtışı son d creec büyük bir üzüntüyle gözlcmlemektedir. B u

olayların önlenmesi için BabıJii'nin hiçbir önlem almadığı anlaşılı­

yor ve Majcsı-elerinin Hükümeti, Türk Bayrağı'nın şerefine leke getirmekten ne kadar kaçınıyar olsa da, bu ticareti durdurmak

4

Daha sonra göreceğimiz gibi, 1 855-56'do l ngilizler, Çerkes veri lmesi konusunda Bôbıôli'yi iknoya uğroşmışlordır.

5

Bakınız aşağıda, ss. 1 65- 1 66, 1 70, 1 8 1 - 1 82, 1 89- 1 90, 1 98.

6

Bkz. örneği n

köle ticaretine

''c

bir son

Horold Temperley, England and the Neor East: The Crimea (London, Ingiliz Hariciyesi içi ndeki tutum iç i n bkz. aşağıda, ss. 207-2 1 7.

1 964), ss. 487-8.


tacirleri izlemek amacıyla Akdeniz'e knıvazörler göndermek zo ­ nında kalacaktır. "7

Clarendon, Strattord'dan bu tatimatın içeriğini Hariciye Nazırı Fuad

Paşa'ya bildirmesini istedi. Kırım Savaşı'nı izleyen barış konferansı dolayı­ sıyla Paris'te bulunan İngiliz dışişleri bakanı, herhangi bir gelişme sağlana­

madığı için, Maıt 1 8 56'da bir kez daha Lord Strattord'a yazdı. Büyükelçi­ ye şöyle talimat veriliyordu: "Türk hükümetine belirtiniz ki, barışın imzala­

nacağı şu anda, BabıJii, Majestelerinin Hükümeti ve İngiliz ulusunun hoş­

nut olması için köle ticaretini gerçekten sona erdirecek etkili önlemleri be­

niınscmehen daha olumlu bir şey yapamaz. "8 B u kez girişim daha başarılı

oldu. Sadıazam Aıi Paşa, bir ay sonra Trablus valisine, vilayete köle ithali­

nin tamamen önlenmesi eınrini veriyordu. Paşa'ya göre, ''Bu köle ticareti

yalnız insanlığın gereklerine aykırı olmakla kalmayıp, dışardan bu konuda

protestolar gelmesine de yol açıyor"du. Kölelerin vilayetten ihracı da ya­

saklanmıştı. Fakat Trablusgarp'taki koşullar sadrazaının emrinin uygulan­ masını hemen tamamen olanaksız k.ılmaktaydı. Kıtlık ve salgın hastalık, pa­

zar koşulları sebebiyle daha önceki aylarda sayıları artmış olan kölelerin ba­

kımı için yapılan tüm girişimleri boşa çıkarmaktaydı. Köleler, erzak eksiklilOS

ğinden dolayı vilayetin limanlarında telef olınaktaydılar. Vali, Babıali'den

yeni eınrin uygulanmasının bir yıl geciktirilmesini istedi.9 ilerki aylar boyunca,

Trablus, Rodos

n:

Ali

Paşa ' n ın emirlerinin birçok kez ihlal edildiği,

Ç:ınakkak'deki İngiliz konsoloslarınca bildirilıncktcy­

di. lO Çanakkale ve R.odos, Midilli, Sakız, Kıbrıs adalarının mutasarrıfları­ na ( bunların hepsi Trablus köle ticaretinin antrepolan idi) Babı:lli tarafın ­

dan bir talimat verilıncdiğinden , bu yöneticiler yetkileri altında bulu nan

7

FO 94/974/3 ı , Clarendon'dan Stratfard'a, 9.8.55. Trablus'tan köle ticaretinin art­ ması üzeri ne raporlar için bkz . FO 84{ 1 000/236-4 ı , Herman'dan Clarendon'o, 26. ı .56.

8 9

10

FO 8 4{ 1 000/ 5 , C l arendon'dan Stratford'a, 1 3 . 8 . 5 6 . Ayrıca bkz. i b id./ 7 - 9 , Clarendon'dan Stratford'a, 29 .3 .56. /bid./53-4, oli Paşa'nın Trablus valisine bir emrinin tercümesi, ı 9 .4.56; ibid.{5 ı -2 " Trablus valis i nden sadrazama bir mektubun tercümes i , 22.2. 56; ibid. ,/242, Herman'dan Clarendon'a, 28.4.56. lbid. { 1 7 ı -2, Cambe l i 'den ( konsolos, Rodos) Stratford'a 4 . 6 . 5 6; ibid/40 ı -9, Stratford'dan Ciarendon ve Fuat Paşa'ya, ı 0.7-29 .9.56; ibid.{ ı 53-8, Calvert'ten (konsolos, Gelibol u) Clarendon'a, 9. ı ı .56; ibid./244-6, Herman'dan Clorendon'a 20.6.56; ibid./293, Herman'dan C lorendon'a 26. ı 2. 56; ibid./33-4, Clarendon'dan Stratfard'a, 26. ı 2.56; F0{ 1 02812-3, Clarendon'dan Stratfard'a, 2. 1 .57; ibid./65-70, Stratford'dan Clorendon'a ı 2. ı .57.


limanlardan kölelerin geçişini önlemek için harekete geçemiyorlardı. Bu­ nun Babıali'nin gözünden mi kaçtığı yoksa Trablus valisine gönderilen emri tamamen etkisiz kılmak için hesaplanmış bir önlem mi olduğu, yo­

ruma açıktır.

Pek az sonuç verse veya hiç vermese de , yasağın ihlalleri konusunda

Babıali'ye protestoda bulunmak, İngiliz elçisi için neredeyse monoton bir görev haline gelmişti . Trablus nlisi, hükümetin arzusunu yerine getire­ bilmek için Eylül l 8 5 6'da yeni düzenlemeleri uygulamaya başladı. Köle­

ler, ancak kadı huzurunda azat edildikten sonra gemilere bindirilecekler­

di. Kendilerine azat belgesinin bir kopyası yerilecek, başka bir kopya bin­ dikleri geminin kaptanında bulunacak ve gidilecek limana ulaşıldığında

yetkililere teslim edilecekti. Uygulamaya başlanmasından kısa bir süre sonra bu düzenlemelere uyulmadığı bildirildi. l l Gerçekten de kaçamak yapma fırsatları kendilerini kolayca gösteriyordu. Tamamen yabancı oldukları, dilini konuşınadıkları, adetlerini bilme­

dikleri ve renklerinden ötürü bir bakışta tanındıkları bir çevreye götürü­

len köleler, köle satıcıianna itaat etmeyi sürdürüyorlardı. Köle satıcıları ise istedikleri zaman bu azat belgelerinden kolayca kurtulabiliyorlardı. Bir kez kaptanın işbirliği sağlandıktan sonra, köleler yolda uğranılan herhangi bir antrepoda indirilip satılmaktaydılar. İstanbul ve İzmir gibi liınanlarda, azat edilen kölelerin gerçekten de serbest kalmalarını sağlayacak önlemlerin alınmayışından dolayı, sadrazanun emirleri kağıt üzerinde kalmaya ınahk{undu. Ayrıca, Trablus'ta koşulların kötüleşınesi, gerçek açlık ve ölüm olasılıkları yüzünden, köleler de Yilayetten çıkınayı en az kendilerini ihraç eden köle tacirleri ve yerel yöneticiler kadar istemekteydiler. Durumu bilmesi, duyduğu kızgınlığı ve hayal kırıklığını azaltmayan Trablus İngiliz konsolosu 1 8 56'nın sonunda Clarendon'a şu açıklamayı yapıyordu: "Merkezi hükümetin emirleri , soğukkanlı bir cüretle , yerine getirilınediği gibi, İmparatorluğun bu uzak yilayetinde alay konusu da oluyor. Böylece, lordum, ya açıkça ihlal edilerek veya kitabına uydunılarak Hatt-ı Hümayun 'un l 2 etkisi kesinlikle boşa çıkarılıyor. " I J B abıali'nin emirleri

ll

Valinin koyduğu kurallar için bkz. FO 84/ 1 000/268-70, Herman'dan Clarendon'a Girit'teki ingiliz konsolosu bir keresinde 26 zenci kölenin, kadının imzal­ adığı tek bir belge ile serbest bırakıldığını fakat bireysel azot belgeleri veya kopy­ alarının ol madığını bildirmi şti (FO 84/ l 000/ 1 43-5, Ong ley'den Clarendon'a, 23 . 1 2.56); ibid/289-9 1 , Herman'dan Clarendon'a, 1 2. 1 2.56. Büyük bir olasılıkla konsolos sadrazarnın talimatından bahsediyor, çünkü köle tica­ retini yasaklayan ferman 2 ay sonrasına kadar çıkarılmamıştı. FO 84/ l 000/28 1 -5, Herman'dan Clarendon'a, 1 6 . 1 1 .56. 6.9.56;

12 13

109


bütünüyle uygulanmıyordu, buna rağmen, sadece böyle bir emrin veril­

mesi ve kısmen uygulanması bile, İngiltere için Akdeniz'deki Mrikalı köle

ticaretinin bastırılması yolunda ilerleıne demekti. Şimdi Hicaz'a bakarsak, bu önlemlerin ve Çerkes ve Gürcü köle ticaretinin yasaklanmasının İmpa­

ratorluğun güney vilayetlerinde dikkatlerden kaçmadığını göreceğiz.

H ICAZ'DA KÖLE TICARETI VE ABDÜ LMUTTALIB'IN AYAKLANMASI, 1 855- 1 856 Osmanlılar 1 8 5 5 - 1 8 5 6 yıllarında kutsal topraklar üzerindeki hakimi­

yetlerine açıkça, şiddetle ve ciddiyede meydan okunduğunu gördüler.

Çelişkinin kökü vilayet yönetimi ik Mekke Şerifleri arasındaki bıçak sırtı

dengede gizliydi. Sultan tarafından atanmaları ve yetkilerinin belirlenme­ sine karşılık, bu saygın göreve gelenler, Osmanlı askeri

\'C

idari varlığının

zayıflığından ve nüfusun karmaşık kabilc ve kent dokusundan yararlana­

rak, çoğunlukla büyük güç sahibi oluyorlardı . Osmanlılar vilayette kendi

durumlarını korumak için kabile hİziplerini birbirlerine karşı kullanıyor­

lardı. Önde gelen Sünni devlet ve halifeliğin mirasçısı olarak kalmak açı ­ sından, Hicaz'ın denetimi imparatorluk için lıayatiydi.

110

işbaşındaki Şerif Abdülmuttalib'e göre, Kırım Savaşı Osmanlıları za ­

yıflatmış ve Avrupa devletlerine bağımlılıklarını artırmıştı; dolayısıyla on­

ları Hicaz'dan çıkarmak için bir fırsat dogımı ştu . Vilayc t teki, özellikle Cidde'deki Awupa ticari ye konsükr ,-arlığınııı lıalkı.ı yaratt ığı hoşnut ­

suzluğu sömürerek, 1 8 5 5 yılı boy u nc a Osm.m lıların H icaz'da ki yön e tim i ­

ni yıkmak için gizlice çalıştı. ı .ı Abdülımıttalib, köle t icaretinin, önemli ti­

cari ,-e d i n sel boyutlarıyla, e tralinda Osınanlıbra karşı kolaylıkla ınululc­ fct oluşturabileceği b i r konu ol d u ğ u nu iyi biliyord u .

Çerkes v e Güreli köle ticare tine karşı O s m an lıl a rc a a l ınan ö n lemler

hakkındaki bilgi Hicaz'a ulaşmışu ı s ve Kuzey Afrika ticareti ü zerindeki

14

Abdülmuttoli b'in fırtınalı koriyeri için bkz. ismoil Hakkı Uzunçorşılı, Mekke-i Mü· kerreme Emirleri (istanbul, 1 972), ss. 1 28- 1 37. Abdülmuttol ib'in ayaklanması sıro­ sı nda H icaz'da geçen olayların en ayrı ntı lı onlatımını Cevdet Paşa vermektedir. ( Tezakir, no. 12, ss. 1 0 1 -52). Bu onlatım Osmanl ı or�iv malzemesine ve ayaklanmo­ yı bastırmak için gönderi len Ferik Roşit Paşa'nın özel evrokıno dayanmaktadır. Belgelerin bi rçoğu Cevdet Paşa tarafındon bütün olarak oktorılmıştır ve Hicaz'daki Osmanlı-Arap ilişki lerine çok iyi ışık tutmoktodırlor. Anlatım, yüksek rütbel i bir Os­ man l ı memurunun bakış açısıyla yazılmıştır. Bu olaylar ve H icaz köl e ticareti sorunu için ayrıca bkz. Ochsenwold, özellikle ss. 1 1 8- 1 9. 15 Bkz. yukarıda, ss.96- 1 04.


kısıtlamalar, Afrikalı köle ticaretinin yasaklanmasının kaçınılmaz olduğu duygusunu yarattı. l Nisan l 8 5 5 'te Cidde'nin ileri gelen bazı tüccarları, nlemanın önde gelenlerine ve Mekke Şeriflerine, bu gelişmeler karşısında duydukları derin kaygıyı anlatan bir mektup sundular. 1 6 Yazdıklarına ba­ kılırsa, Süveyş kaymakamı, İstanbul'dan gelen talimata uyarak, gelecekte Hicaz'dan ihraç edilen tüm kölelerin geri çevrilmesi yolunda bir emir ya­

yınlamıştı . Tüccarlar, Tanzimat reformlarının bir parçası olarak, yakında tüm imparatorlukta köle ticaretinin genel olarak yasaklanmasım sağlaya­ cak bir fermanın çıkarılacağı dedikodusunun ortada dalaştığını söylüyor­ lardı. ithal edilen tüm kölelerin ihtida ettiği olgusu göz önünde tutulursa köle ticaretine getirilecek bir yasağın İslam karşıtı olacağını ekliyorlardı.

Osmanlıların yapınayı düşündükleri iddia edilen diğer İslam karşıtı ve Ba­

tı' dan csinlenıniş reformlardan örnekler veren Cidde tüccarları, Mekke eşrafının bu politikaya müdahale etmesini istcmekteydiler. Bu mektup Mekke'de heyecan yarattı ve Abdülınuttalib'in güdüınün­ de Osmanlı karşıtı çeşitli eylemiere neden oldu. Cevdet Paşa'ya göre bu

mektup işini, muhalefet hareketine bir odak noktası sağlamak isteyen Şe­

rif Abdülınuttalib'in kendisi başlatmıştı. 1 7 Abdülınuttalib daha sonra Re­ isülulema Şeyh Ceınal'i, ayaklanma hakkında görüşmek üzere Taife ça­ ğırdı. Konuşma sırasında, söylendiğine göre Abdülınuttalib, Şeyh Ce­

mal'e nasıl sona e rerse ersİn Kırım Savaşı'nın sonuçta İınparatorluğa yı­ kım getirece ğini, dış borcun Osmanlıları ezeceğini anlatınıştı. Ayrıca Türkler aslında dönme

( ıııiirted)

idiler fakat dönmeliklerini saklamayı ter­

cih ediyorlardı, bunu da daha sonra açığa vuracaklardı. Şerif'in gözlemle­

diğine göre, savaş, Hicaz' ı onlardan kurtarmak için bir fırsat yaratınaktay­

dı; köle ticaretinin bastırılması da çok iyi bir "bahane"ydi. Şerif, yasağın

henüz Hicaz'a teşmil edilmcdiyse de İmparatorluğun diğer her köşesinde uygulandığını ve yakında Hicaz'da da uygulanacağını iddia ediyordu. Ab­ dülmuttalib, yine de, Hicaz'daki Osmanlı askeri varlığının normal olarak arttığı hac mevsimi geçineeye dek açık ayaklanmanın ertelenmesini öner­ mekteydi. Bu arada kendini destekleyenleri örgütlemeyi sürdürdü. Abdülmuttalib'in Osmanlı karşıtı faaliyetlerini, Babıali hac mevsiminin bitişinden önce haber aldı. Yüksek rütbeli bir subay, Ferik Raşit Paşa, du­ rumu araştırmak ve eğer gerekirse vilayeti teskin etmek için Hicaz'a gön­ derildi. 1 8 Şerif'in Osmanlı devletine ihanet ettiği kanıtlanırsa, Raşit Pa-

16

Cevdet,

17

lbid.,

18

lbid., s s . 1 06- 1 0.

s.

Tezokir, 1 03 .

no.

1 2,

ss.

1 02·3

(Mektup

1 3 Recep 1 27 1 / 1 .4.55

tari hl idir).

lll


şa'ya onu görevinden almak ve yerine o sırada İstanbul'da oturan selefi ve rakibi Muhammed İbn Avn'ı getirme yetkisi verilmişti. Raşit Paşa 2 5 Ekim l 8 5 5 'te Cidde'ye ulaştı. Hac mevsimi bitmiş, vilayet ayaklanmaya hazırdı ve Abdülmuttalib Tairte uygw1 anın gelmesini bekliyordu .

ııı

Raşit Paşa'nın Cidde'ye gelişinden iki gün sonra ve Hicaz valisi ile gö­ rüşmelerinin sonucunda Osmanlılar vilayette, Abdülmuttalib'in 1 8 56 Ha­ ziranında toptan yenilgisiyle sonuçlanacak kesin bir politika izlemeye başla­ dılar. 19 Raşit Paşa, Şerife bir uzlaşma mektubu gönderdiyse de, resmi ce­ vap olarak yalnızca mektubun alındığı bildirildi. Doğrudan çatışma kaçınıl­ maz gibiydi . Vali, Mekke kaymakamına köle tica retini yasaklayan bir emir gönderdi . Kaymakama bu emri mahkemede ulema ve eşrafın hu zurunda okuması talimatı verildi; kaymakam 30 Ekim l 8 5 5 'te emredildiği gibi yap­ tı, eşrafın hepsi işbirliği yapmak istediklerini beliıttiler. Bu sırada Taiftey­ ken olaydan haberdar edilen Abdülmuttalib harekete geçmeye karar verdi. Abdülmuttalib'in talimatı üzerine, Reisülulema Şeyh Cemal, köle tica­ retinin yasaklanmasım Şeriat'a aykırı olduğu gerekçesiyle lanetleyen ve Türkleri "müşrik" olarak kötüleyen bir fetva yayınladı.20 Türkler daha baş­ ka İslam karşıtı yenilikleri benimsemekle de suçlanıyor, kanlarının kıasa gerek duyulmaksızın dökülmesine ( hcder edilmesine) izin veriliyor ve çocuklarının köleleştirilmesi yasalLıştırılıyordu. Mekke eşrafı etrafİnı sardıkları kadı \'C kaymakama hakaret ettiler ve fiziki saldırıd;1 bulundular. Kadı köle ticaretinin yasaklanışına karşı bir ilaını imzalamak zorunda bırakıldı. Kala­ balık, kentin her yan ı n da Osmanlı ga rnizo nl a rına \'C ya bancı devletlerin ba­ zı prot(ql'lerine saldırdı . Mekke sokaklarında Osmanlılara karşı bir cihat ilan edilmişti. ( 'Cil;ad ıılti rz-Ntıstım w� 'l-ıtmp ·ihin yıı mu 'ın.ııı ıin '- Eı· İna­ nanlar , I-Iıristipnlara ve çok tan rılılara [müşrik] karşı cihat [ ilan cdilij'Or ] ) Hicaz'ın değişik ye rlerin de k i çatışmabr ve O s m anlıl a rın ayaklanmayı hastırışı bizi burada ilgilcndirmiyor.2 ı B i zi burada ilgi lendiren bu olay lar -

19 20

21

ss. ı 1 0- l . s. 101. Ayrıntılı bir tasvir Cevdet'te bulunabilir. Tezakir, no. 1 2, ss. 1 1 2-5 1 . Cidde'deki I n­ giliz ve Fransız konsoloslarının anlatımı için bkz. MAE/Corr. Pal. and Cons./Turqu­ ie/Djeddah/c. 1 ( 1 84 1 -57) ss. 1 90- 1 , Dequie'den (konsolos, Cidde) dışişleri bakanın­ ca, 4. 1 1 .55; ss. ı 92-5, Dequie'den dışişleri bokanına, 9. 1 1 .55; ss . 20 1 -7, Bei llaire (Ge ra nt , Ci dde) d ı ş i ş l eri bakanı na, 7. ı 2.55; ss. 276-82, Laval ette de Mantbrun'dan (Konsolos, Ci dde) d ı � i ş l eri ba ka n ı na , ı 5 .5.56; ss. 283-8, Lova l ette'den d ı ş i ş l eri bo­ kan ı na, 29 .5. 56; FO ı 95/375, Page'dan (vekôleten C i dde konsolasul C u m ber­ batch'a ( b a ş kon sol o s , i s t a n bu l) , 1 3 . ı ı . 55 , P a g e ' d a n Strotf o r d 'o , 4.8.56; F O 78/ ı 1 70, Rapor no. ı 4, Strotford'dan Cl arendon'a, 4. 1 .56. lbid.,

lbid,


da köle ticaretinin oynadığı rol ve her iki tarafın kendi amaç!arım gerçek­ leştirmek için bunu ne ölçüde kullandığıdır. Bu açıdan , Abdülmuttalib'in bunu kullandığı açıktır ve pek sorun yoktur. Abdülmuttalib, halkı köle ti­ careti yasağına karşı kışkırtmanın kolay olacağını iyi bilmekteydi. Hi­ caz'daki köle ticareti bir zamanlar karlı bir iş ve çabuk alevlenen bir dinsel konuydu; köleliğe İslam'da izin verilmiş ve Müslümanlara, Allah'ın izin verdiğini yasaklamamaları bildirilmişti . Bu ve benzeri reformlar Avru­ pa'nın baskısına atfediliyor, Cidde'deki İngiliz ve Fransız varlığından do­ layı Osmanlılar suçlanıyor, bu varlıktan duyulan huzursıiZiuğu şerif fiilen harekete geçiriyordu. Osmanlılar tarafında işler daha karınaşıktı. Cidde'deki İngiliz konsolos vekili, ayaklanmanın bastırılışından sonra, Babılli'nin köle ticaretini Hicaz'da Abdülmuttalib'i lekeleyecek ve aziini sağlayacak bir rahatsızlık yaratmak için kullandığım ileri sürüyordu.22 Bu iddia belki abartılmış olabilir; fakat tamamen göz ardı edilemez; çünkü İstanbul'un köle ticaretine karşı emri ve özellikle zamanlaması pek çok soruya neden oluyor. Bunlara şu anda aııcak sınırlı yanıtlar verebilirim. Bu emrin orijinali Osmanlı arşivlerinde bulunamadığı gibi, tercüme kop­ yaları da Fransız ve İngiliz arşivlerinde bulunamadı. E ğer bu emir, Hicaz köle ticaretini engellemek için Osmanlının gösterdiği gerçek bir çaba ol­ saydı, Afrikalı köle ticareti yüzünden artan İngiliz baskısını biraz olsun hafıfletmesi ümidiyle Bibıili'nin böyle bir emir çıkardığını İngilizlere bil­ dirmesini beklemek de mantıklı olurdu. Du hiçbir zaman yapılmadı. Bu­ nunla birlikte şu anda, Osmanlı hti kümetinin 1 8 5 5 sonunda daha yüksek bir amaç gütmeksizin ve yalmzca uygulamaya bir son vermek niyetiyle Hicaz köle ticaretinin yasakLuıınası11ı enırctt iği olasılığını bir kenara bı­ rakmanıızı sağlayacak bir belgeye sahip değiliz. Daha önce gördüğümüz gibi, bu dönemde Osmanlılar, İngiliz baskı­ sına isteksizce de olsa boyun eğmeye başlamışlardı ye Akdeniz'de Afrikalı kök ticaretinin çeşitli yönlerine \ T yollarına sınırlamalar ge tiriyorlardı . Bir yıl önce de Çerkes ve Gürcü köle ticaretini yasaklamayı kabul etmişlerdi . Bu nunla birlikte kaydctme liyiz ki, Ba bıali ilc olan görüşmeler sırasında, İngiltere Hicaz köle ticareti soru nunu gerçekten de gündeme gctirme­ ınişti. Fakat bu örnekte Osmanlıların gerçekten kölelik karşıtı duygulada hareket ettiklerini varsaysa,l;:: bile, bu yeni girişimleri kısa ömürlü oldu . Çünkü Mekke ' nin yeniden ele geçirilişinden sonra, ayaklanmacıları ka­ zanmak çabasıyla Şeyhü lislam, Mckke cşrafına uzlaşmacı bir mektup gön-

22

FO 1 95/375,

Page'dan Stratfard'a, 4.8.56

113


dermişti.23 iddiaya göre mektup, diğerlerinin yanı sıra, Osmanlıların köle ticaretini yasaklama konusunda herhangi bir niyeti olduğunu da yalanla­

maktaydı. Bu yüzden, daha önceki talimatla açık bir çelişkiye düşmernek için, mektup eşrafa özel olarak gönderildi ve kamuya açıklanmadı.

Peki, neden Osmanlılar, Abdülmuttalib'in Hicaz ayaklanmasını bastır­

maya çalışırken köle ticaretini çekişme sebebi yaptılar? Belki Osmanlıların

bu seçimi yapmasına, Şeritin serbest köle ticaretini Osmanlı karşıtı kam­

panyasının başlıca nedenlerinden biri yapmaya karar vermesi yol açmıştı.

Raşit Paşa Cidde'ye geldiğinde, Babıali'nin talimatıyla hala şerif ilc anlaş­

ınaya hazırdı. Paşanın önerisi görmezden gclinince, Osmanlılar bir güç gösterisinin kaçınılmazlığını anladılar. Bu koşullar altında, Abdülınutta ­ lib'i, değiştirilmesini haklı kılacak açık bir itaatsizliğe sevk etmeyi yeğledi­

ler. Kölelik karşıtı önlemleri uygulamak için yapılacak herhangi bir girişi­

min şerifi eyleme itcceği kesindi. Bundan dolayı, valinin Mekke kaymaka­

mına gönderdiği talİmatın tam bunu amaçlaması mümkündür. Gerçekten

de beklenen sonucu vermiştir.

Her durumda, 1 8 5 5 - 1 8 5 6 olayları, Hicaz köle ticaretinin gerçekte ne

denli duyarlı bir konu olduğunu kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ka­ 114

nıtlamaktaydı. Kutsal topraklara barış geri dönünce, köle ticaretinin mü-

dalıale olmaksızın yeniden başlamasına izin verildi.24 19. yüzyıl boyunca Kızıldeniz ve Hicaz, köle ticaretinin en zor bastırıldığı alan oldu;

o

kadar

ki Mrikalı köle ticaretinin 1 8 57 yılında genel olarak yasaklanışı sırasında,

Hicaz özel durum olarak kabul edilip yasak dışı bırakılmıştı .

AFRiKA LI KÖLE TICARETI N I N GENEL YASAKLAN I Ş I , 1 857 FERMAN I Mustafa Reşit Paşa, l Kasım l 8 5 6'da, Aıi Paşa'nın yerine sadrazamlı­

ğa getirildi. Sadrazam, Afrikalı köle ticareti konusunda hemen girişimde

23 24

Cevdet, Tezakir, no. ı 2, ss. ı 33-5 (Arapça metin}, ı 36-8 (Türkçe çevirisi}, mektup 3 Cemoziyülevvel ı 272/ ı ı . ı .56; ibid., s. ı 39.

l igili bir gelişme, yöneti m açısından Hicaz Vi layetine bağlı Massava'da patlak ve­ ren bir ayaklanmadır. Burada da bi rtakım eski anlaşmazlıkların var olduğu ve köle ticaretini n yalnızca katalizör olduğu anlaşıl ıyor. Kaymakamın, başlıca geliri köle­ l erden al ı nan gümrük olan hazineyi yasağı n kuruttuğunu söylediği bildirilmiştir. Kaymakam bu yüzden hükümetin havalelerini ödemeyi reddediyordu. Mart ı 856'ya kadar bir anlaşma sağlandı ve böylece köle ticareti yeniden başladı (MAE/Ioc. cit., ss. 20ı -207, Bei l laire'den dışi şleri bakanına, 7. ı 2.55; ibid., ss. 245-9, Bei llaire'den dışişleri bakanına, ı 7.2.56; FO ı 95/375, Plowden'den (konsolos, Massava-Etiyop­ ya'da sorumlulukları var} Stratford'a, ı 7.2.56; ibid. , R. Barroni (Massava} Strat­ ford'a, ı 2.5.56; ibid., Page'den Stratford'a, 3 1 .5 .56}


bulunan Stratford de Redcliffe'e, sorunun Meclis-i Vükela'da "çabuk ve

olumlu" görüşiiieceği sözünü verdi. Yıl henüz sona ermeden, Lord Strat­

ford'a, Meclis-i Vükela'nın zenci köle ticaretini bastırmak içi n önlemler almayı kabul ettiği gizlice haber verildi. Babıali bir ay sonra, sultanın bu

yolda bir ferman çıkardığını İngiliz Elçiliği'ne b ildiriyor ve bu adıının "aslında zenci köleliğinin kaldırılması ilkesinin kabul edilmesinde bir baş­

lang ıç

"

olarak atıldı ğını ekliyordu . İlk metni Trablus valisine gönderilen

fe nn a n 27 Ocak 1 857 tarihini taşıyordu.25

Su ltan Abdülmecit'in Mısır, Tra blusgarp ve Bağdat nlilerine gönder­

diği bu ferman, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki köle ticaretinin bastırılması

tarihin in başlıca köşe taşlarından biridir. Ferman, Orta Afri ka'dan Os­

manlı vilayetlerine gelirken kölelerin çektiklerini aniatmakla başlaınaktay­

dı. Kölelerin pek çoğu çöllerde ölürken, Akdeniz'in daha serin iklimine

alışkın olmayan diğerleri zatürree ve diğer hastalıklara tutuluyorlardı. Sul­

tan bu durumun ve özellikle köleler arasındaki pek çok çocuğun yaşama

zevkinden yoksun bırakılmasının, insani ilkelere aykırı olmasından dolayı,

zenci köle ticaretinin toptan ve süre kl i yasaklanmasının gerekli olduğunu belirt mekteydi . Fcrınanın alınışından sonra, yukarıda adı geçen eyalerler-

den hiçbir köle çıkmayacak

\'C

yasak tüm köle taeirierine bildirilecekti .

Uzak yörelerde b ulunan taci rlc r için sekiz haftalık bir ek süre tanınıyordu.

Bu sü renin sonu nda onbra da Osmanlı topraklarında kölelerini sa tınal a rı -

na izin n: ri lıncyccck ı i . Bu ndan sonra ken d ileri y le birlikte köle getiren ta-

ç i rlcr, bu köleleri azat ctım:yc zorlanacakbrd ı . Suçun ilk işlenişinde bir yıl ,·c soı ı ra hn yenileniş inde ek hir yıllık hapis e c z al arı konulmuştu.

Azat edi len kölele rin kendi ii lkclcriııe d ö nüşl e ri güve nli görülmedi­ ğinden, Sulı.w , bunlara uygu n b.uı ııına

\T

besl e nme koşulları sağlanarak

Osmanlı İ m pa ra t o r l u ğu'nda s ü re k l i ye rl eşme le rin i n kola y la ş t ırılmasını

cmrcdiyordu. Yal nızc a fcrınanın çıkanlmasından sonra ithal edilen kölele­ rin azat edilmeye hak kazandığı açıkça belirtilmişti. Diğer tüm zenci köle-

25

FO 84! 1 000/73-5, Stratford'dan Clarendon'a, 8. ı 2.56; ibid./86-7, Stratford'dan Cia· rendon'a, 29. ı 2.56; FO 84/ ı 028/79-84, Bôbıôli 'den Ingi l iz elçi l iğine nato, 29. 1 .57; Osmanlıca metin -BA/Yıldız/K33/73!1 403/9 ı , çevi ri· FO 84/ 1 028/ 1 06- ı 3; Trablus valisine ferman ı Cemaziyülôhir ı 273/27. ı .57 tarihlidir; diğerlerinin hepsinin tarihi ıs Cemaziyülôhir'dir (bkz. BA/Irade/Mecl is-i Vôlô/ 1 6623, ek 70). Sadrazamdan vali­ lerin her birine, fermanla bi rlikte bir de mektup gönderilmişti . Bu mektup öze l l ikle sultanın emirlerine uyulmasını söylüyor ve onlan neredeyse kelimesi kelimesine yi­ neliyordu. Mektupların metni BA/irade/loc. cit., ek ı 4, sadrazamdan Trablus valisi­ ne, 27 Cemaziyülôhir ı 273/22.2.57; çevirisi FO 84/ 1 028- ı ı 4-9'dadır.

ııs


ler ancak sahiplerinin isteğine bağlı olarak serbest bırakılabileceklerdi . Kö­

lelerin açıkça satışı yasaklandığına göre, sahipkrc kölelerini "uygun bi­

çimde, yani alicenaplıkla" elden çıkarınaları salık veriliyordu.26 Deniz yol­

culuğu sırasında yakalanan köleler İstanbul'a götürülecek ve orada özgür­

lüklerine kavuştmulacaklardı.

Ferman ayrıca Akdeniz adalarında da yürürlüğe konacaktı, fakat iyice

duyurulmasının sağlanınası için burada altı haftalık bir mühlet tanınmak­

taydı . Aynı nedenden ötürü, Basra Körfezi bölgesi için de üç aylık bir er­

teleme süresi belirlenmişti . Hicaz, köle ticareti yasağının dışında bırakıl­ mıştı, çünkü buranın kurcalanınayacak kadar duyarlı ve tehlikeli olduğu

düşün ülınekteydi.

Ferman İngiltere'ye, uzun süre peşinde koştuğu ve üzerinde Osmanlı

İmparatorluğu'nda kök ticareti karşıtı politikasını biçimlendireceği yasal

ve ahlaki temeli sağlaınaktaydı. İngilizler, bundan sonra ferınana sürekli gönderme yapacak ve bütünüyle uygulanınasını isteyeccklerdi . Osmanlı

cephesinde duygular oldukça karışık olmalıydı. Tanzimat döneminde ilan edilen birçok reform içinde, ki bunlardan bazıları Şubat 1 8 5 6 Isiahat Fer­

manı gibi çok yakın tarihliydi, Afrikalı köle ticaretinin yasaklanması belki 116

de Osmanlıların en az anladığı ve özüınsediği reforındu. Yine de ferman ­

da ifade edilen insancıl duyguların samimiyetinden kuşkulanmak için bir neden yoktur; sultan ve nazıriarı (ve genel olarak bu konudaki İslam ka­ nunları) kölelere karşı zaliınce dan-anılmasını her zaman ne de, İngiliz baskısına boyun eğerek

1 8 57

bnctlcmişt i . Yi­ eden Osmanlı­

fermanını ilan

ların , ilke olarak karşı olmadıkları bir uygulamayı ilga c ı ı iklcri izienimin ­ den kurtulmak güçtür.

Ferman, köle Licaretiyle i lgili konularda, kapıları İngiliz müdahalesine

açık bırakmaktaydı . Aşağıdaki say(ılarda gösterilmeye çalışılaLağı gibi,

1 8 5 0'lcrin sonlarına kadar hem Afrikalı hem de Çerkes köle t icaretini

kapsayan bu müdahale, yasak sonrası dönemde, Osnunlılarca ancak zenci

köle ticaretine ilişkin oldu ğu sürece hoşgörüyle karşılanmıştır. Bunu nla birlikte İngilizler de işin peşini kolayca bırakmadılar.

26

Bu, uzun hizmetten sonra yeniden satmak yerine kölelerini azot etmeleri için ince bir teşvik olabi l i r. Fermanla birlikte Ingi liz elçi liği ne gönderilen bir açıklama nota­ sında, Bôbıô l i , imparatorlukta kölelerin 2-3, en çok 8- 1 0 y ı l sonra azot edil meleri nin ôdet olduğunu bel i rtmekteyd i . Böylece hükümet, köle ticareti nin yasaklanmasıyla, i mparatorl u kta köle l i ğ i n tedricen ortadan kaybalacağ ı n ı i dd i a edi yordu . ( FO 84! 1 028/79-84, Bôbıôli 'den Stratford'a, 29. 1 .57).


ÇE RKES KÖLE TICARETI VE UZ LAŞMA Çerkes ve Gürcü köle ticaretinin yasaklanışından sonra, İngilizler Babı­

ali'nin kararının gerçekten yürürlüğe konmasını sağlayacak bir ivme kazan­

maya çalıştılar. Lord Stratford, Osmanlılara daha Mart l 8 5 5 'te, Çerkes ve

Gürcü köle ticaretinin bastırılması için İngilizlerle bir anlaşma yapmalarını

önerdi. Sadrazam Mustafa Reşit Paşa, Stratford'u hemen geri çevirdi. Do­ l:ıyısıyla ertesi yıl Osmanlı topraklarına giren Çerkes köle sayısındaki artış

şaşııtıcı değildi . l 8 56-l8 57'de İstanbul pazarının artık doyduğu ve fiyatla­ rın daha önce görülmedik derecede düşük bir düzeye indiği bildiriliyordu.

Hükümet emirlerinin yaygın olarak ihlal edildiği söylenmekteydi. Serbest bir göç politikası altında, Avrupalı gözlemci veya gönülsüz Osmanlı me ­

murunun kolayca tark edemeyeceği pek çok kölenin ülkeye girişine izin ve­

riliyordu. Rus büyükelçisinin İngiliz meslektaşına aniartığına göre, Rusya Çerkesler ile uzayan savaştan ötürü, o sırada köle ticaretine karşı "kayıtsız­

dı " . Elçinin söylemediği ise, Kafkasların boşalmasından dolayı Rusların

muhtemelen pek sevinmiş olmalarıydı, ki sonral:ırı bunu daha saldırganca ve silah gücüyle teşvik edeceklerdi .27

Londra'da Köleliği Önleme Derneği, Avam Kamarası'nda bir soruyu

yanıdarken hükümetin Karadeniz köle ticareti konusundaki girişimlerinin tamamen başarılı olduğunu söyleyen Lord Palmerston'u şiddetle eleştiri­

yordu. Anti-Slııpcry Reporter 1 Nisan l 8 5 6'da şunları yazıyordu:

"Söylemektcn üzüntü duyuyoruz ki, Lord Palmerston yanıtıyla ka­

ımıoyu nda çok yanlış bir izienim oluşturmayı hesaplamıştır. Her­

hangi bir kişi, bu yanıttan, Karadeniz'in doğu kıyısından yapılan köle ticaret inin, yani Gürcü ve Çerkeslerle ilgili ticaretin bastırılmış

olduğu sonucunu çıkarabilir. Ancak şimdi, parlamentoya köle tica­ reti üzerine sunulan son belgelerden yapacağımız alıntılarla kanıt­

l:ıyacağımız gibi, durum maalesef böyle değildir. Şu halde, çaresiz

iki şey tahmin ede biliriz: Lord cenapları Mr. Bigg'in sorusunu ya olgulardan habersiz yanıtlıyor ya da doğru olmadığım bildiği şeyle­

ri söylüyor. " 28

Ll

FO 84/974/58, Stratford'dan Clarendon'a, 22.3 .55; istanbul pazarının durumu için bkz. ASR, 3rd series, c. I V ( 1 8 56) . s. 202; i h l a l l e r hakkındaki ra porlar, FO 84/974/8 2-3, Stratford'dan C larendon'a, 1 3 . 1 0.55;

28

ve F O 84/ 1 028/2 1 0-2, Ste· vens'don (vekôleten Trabzon konsolasul Stratford'a 8. 1 0.57; Rusların tutumu için bkz. FO 84/ l 028/ 1 2 1 -40, yozışmo-Stratford, Steven s ve Cumberbatch (konsolos, is­ tanbul), 1 9 .8 .57. ASR, 3rd series, c. IV ( 1 856). ss. 8 1 -2.

117


İngiliz büyükelçisi, 1 85 7 boyunca Çerkes köle ticareti konusunda Ba­

bıali'ye birçok kez başvurmasına rağmen bir sonuç elde edemedi. Mustab

Reşit Paşa ve Hariciye Nazırı Ali Paşa, yasağın savaş zamanına özgü old u ­

ğu yanıtını h i ç değiştirmiyorlardı. Osmanlı İmparatorluğu'nda köleliğin

özel ve yumuşak yapısını vurguluyor ve bu işe herhangi bir biçimde karı­ şılınasına izin vermiyorlardı .

Şubat l 8 57'de, Lord Stratford, Kont Clarendon'a şöyle yazmakıaydı:

" . . . kanunun şimdiki gibi ihlal edilmemesini sağlamak için bu elçiliğin çaba­

lanyla ne kadar az şey yapılabildiğini itiraf etmek ki.içü k d üşür ii c ü. Y;ısağm

kendisi, büyük ölçüde bizim erkimizin bir somıcuydu, Cıkar şartların bunca karşı olmasına rağmen uygulanması, diplomasinin güciinü pekala aşabilir. . .

Şu anki durumda (ihlalleri) B abıJli'ye iletmekten öte ne y ap acağ ı ı n ı bilemi­

yorum . . . " İngiltere'nin etkisinin sınırına ulaştığı \'C daha !:ı zla ödün kopar­

mak için ısrar cdcmeyeccği anlaşılmıştı; Osmanlılar ayak diriyordu. Aynı yı­

lın aralık ayında, Lord Stratford, ancak Fransa ilc ortak, güçlü bir protesto­

nun, Babıali'nin tutu m u nu dcğiştirebilcccğini gözlemliyor ve şöyle ekliyor­

du: "Böyle bir işbirliğinin bile e tkinl i ğin i garanti edcmcm."29 118

Çabaları boşa çıkan İngiltere, zamanla, Çerkes kök ticaretine yalnız

kendisinin karşı çıktığını anladı. Gürcü köle ticareti hemen tamamen or­

tadan kalktığı iç in Çerkes köle t ica retiy le ilgili h e rkes, t ic are t in sü rmcsini istiyordu. Satıcı, alıcı

\"C

köle, köle ticarcıinin sü rmesini d e s te kl eme d e bir­

leşmişlerdi. Ruslar durumdan �ı ncak Cı z la sı yl a m utl u y ken , Fransızlar d a , her zaman olduğu gib i , köleligin etkili biçimde bastırı lmasının m ü mkiin

olup o l amay ac a ğ ı kon usunda çok gerçckç iyd ilcr. İşierin gidiş;ll ında n h a ­ herd a r olan P::ılınerston, 6 Ka sı m 1 8 57 tarihli b ir noı ta ş u n l a r ı hclirı i�·or­

du: "Çerkcslcrden işiniğimiz ı e k y ;ıkın ma , bizim köle ı ic::ıreıini durdu rım

girişimlerimiz kon u su nd ayd ı . " Kısa süre sonra , Dış işl er i Bab nı Lord C Lı ­

rendon, Rabıali ilc köle ticareti ne ili şk i n ilerideki görüşmel e re d a y an ::ı k

noktası

o

l ac ak b i r politikayı n i h ayet geliştird i . Cbrendon, Lord St ratl(ml

de RcdclilTe'c şöyl e ya z ın a k ı a y d ı : " B u ı ic ı rc ı e bir son vermesi için Tü rk h ü kü me ti n i zo rlamayı sürd ü rmek �·;ırarsız; belki de, Türkiye'deki Afl·ikalı

29

Ingi liz başvuruları için bkz. FO 84/l oc . cit.; FO 84! 1 028/96- ı o ı , Stratford'dan Cla­ rendon'a, 26.2.57; ibid. / 1 58-65, Stratford'dan Ciarendon ve Si mmons'a, 2 ı -22.6.57; ibid. / 1 76-88. Stratford'dan Clarendon'a, ı 2.8.57; ibid./204-8, Stratford'dan Claren­ don'a, 2 1 . ı 0.57; ibid./236, L. Moore {tercüman) Stratford'a, 29. 1 0.57; ibid./23 ı -2, Stratford'don Clarendon'a, 30. ı 0 .57. Alıntı lar; ibid./96- ı o ı , Stratford'dan Claren­ don'a, 26.2.57 ve ibid./23 ı -2 Stratford'dan Clarendon'a, 30. ı 0.57.


köle ticaretinin bastırılması için çalışmalarımıza devam etmek, ileride bir

şeyler başarmak açısından daha iyi bir politika olur. "30

Osmanlılar, İngiliz baskısına ödün vermeden direndiler ve sonunda ba­

şardılar. Bu direniş, Çerkes köle ticaretinin Osmanlı toplumu için ne kadar önemli olduğunu göstermekteydi. Bu ayrıca İngiltere'nin, İmparatorluğun hassas içişlerine karışabilmesinin bir sınırı olduğunu iyice fark etmesini sağ­

ladı. Lord Stratford'un iyi bilinen müdahaleci yaklaşımını göz önünde tu­

tarsak3 ı , onun durumu ilk anlayan olması ve kabullenmesi özellikle dikkat

çekicidir. İngiltere 'nin, köle ticaretinin bastırılması için Osmanlıları zorla­

mayı sürdürdüğü bir gerçektir. Pakat 1 8 57'den sonra bu baskı esas olarak

All-ikalı köle ticaretine ve seyrek olarak da Çerkes köle ticaretine yöndtil­ miştir. Bu sonuncusu tamamıyla Osmanlı inisiyatifine bırakılmış ve görece­

ğimiz gibi, Babıali gerektiğinde harekete geçmekten çckinmemiştir. Ayrıca,

Gürcü kök ticareti l 8 50 'lerin sonunda iyice azalmakta olduğu için, Çerkes

ve Güreli ki>le ticaretinden çok, Çerkes köle ticaretinden söz ediyor olacağız .

GÜRCÜ KÖLE TICARETININ GERI LEYIŞI Mayıs 1 8 57'de Lazistan mutassarıfı, sadrazama, Gürcü köle ticareti

yeniden canlanmasından dolayı Batum Rus konsolasunun yakındığmı an­

latan bir rapor gönderd i . 32 Rus konsolosu Çürüksu kazasından bazı kişi­

lerin Gü rcistan s ı n ı rın ı geçt iklcrini, çocuk kaç ırdıklarını ve Osmanlı topra­ ğına dönünce kök olarak sat tıklarını defalarca bdirtmişti. Sorun, muta­

sa r rı ı ı h anle edilmiş, o d a konuyu gözden geçirerek kendi gözlemlerini :

sadrazaına b ildi rm iş

YC

talimat ist emişti.

lvlutasarrıfın bdiruiğinc göre, Çürüksu'daıı birtakım "edepsiz" kişile­

ri n , p e k scyrck de olsa, Gürcü çoc u klarını alıp sattıkları doğruydu fakat

ı.; ocuk ka ı.; ı r ma olayı yokt u . lvlmasa rrıfa göre aslında pek çok Gürcü aracı olara k ı.; .ı l ı şıyor

ye

Çii riiksıı l u t iiccarlara köle satıyorlardı. Yetkililer bu ti­

cırcti iyi bildikleri için , yakalanma korkusu esircileri köleleri olabildiğince ı.;abuk ve düşük bir liyata S<ltmaya itiyord u . Köleler daha sonra dağ yolla­

rıyla Erzurum, Harput \'C Arap ,-ilayctlcrine götürülüyorlardı . Sorgulan­

dıklarında , ticaretic ilgili tüm kişiler, herhangi bir ilişkiyi kabul etmiyor-

30

Alıntılar ibid./22 1 -3, Polmerston, 6. 1 1 .57 ve ibid./47-8, Clorendon'don Strotford'o,

31

Horold Temperley, England and the Neor East: the Crimeo (Londra, 1 964), ss. 223

1 2 . 1 .57. vd; Stanley Lone-Poole, The Life af Stratfard Canning (Londra, 1 888), özel l i kle c. l l .

32

BA/Irode/Horiciye/7672, e k 2, Loziston Mutosarrıfı Mahmut Paşa'dan sodrozomo, 13 Ramazan 1 273/7.5.57.

119


!ardı. Bu durumu göz önünde tutan nmtasarrıf, bölgedeki subaylar ve Er­

zurum, Harput, Çıldır'daki hükümet memurlarına, Gürcü köle ticareti

yasağının denetlenmesi ve uygulanması emrinin verilmesini öneriyordu.

Mutasarrıf ayrıca, Rus örneğinin izlenerek, sınırın Osmanlı yakasında da nöbetçi kulübeleri yapılmasını, esirci ve kölelerin geçişi hakkında kesin bilgi alınmasını ve geçişlerin önlenmesini salık veriyordu.

Sadrazam, mutasarrıfın raporunu Osmanlı Orduy-ı Hümayun başko­

ımıtanı olan sera,skere göndererek görüşünü sordu. Dar-ı Şıl.ray-ı Askeri , mutasarrıfın önerilerini gözden geçirdi ve kabulüne karar verdi. Seraske­

rin yazdığına göre, Anadolu'nun doğu sınırının işaretlenmesi tamamlan­

dığında, nöbetçi kulübeleri yapılacak ve askerler nöbet tutacaktı. Bu ara­

da, yerel yetkililer, yasağın daha fazla ihlal edilmesini önlemek için sınıra nöbetçi tayin etmeliydiler. Sultan, sacirazamın teklifi ile bu önlemleri 7

Ağustos 1 8 5 7'de onayladı.33

Böylece Osmanlı yönetiminin, ilk kez Eylül 1 8 54'te benimsenen ve

Gürcü köle ticaretini bastırmayı amaçlayan politikayı sürdürdüğü görü.lü.­

yor. Ruslar, Çerkezistan'daki stratejilerinin aksine, Gürcistan'ı boşaltmak ve yeniden iskan etmek istemedikleri için Gürcü köle ticaretine karşı çıkı­

120

yorlardı. Aynı zamanda bu onlara, yeni çizilmiş fakat Iıa.Ia tam olarak be ­ lirlenmemiş Osmanlı-Gürcü sınırındaki otoritelerini sağlamlaştırmak için bir fırsat da veriyordu. ihlal edildiği yolundaki raporlara rağmen, Gürcü köle ticareti yasağının büyük ölçüde uygulandığını söyleyebiliriz. 34 Bu

dönemde Osmanlı pazarı Gürcülcrin kaybını, K:ı.fkaslar'dan gelen ve sayı­

sı sürekli artan Çerkes kölelerle fazlasıyla telafi ediyordu.

Bu noktada, bazı önde gelen Osmanlı devlet adamlarının köle ticare L i ­

nin bastırıtmasına ilişkin tutumlarını kısaca tartışmak uygun olabilir. Dışarı­ dan, çoğunlukla ahlaki terinıkrlc ibdc edilen siyasi

ve

d iplomatik itirazlada

karşı karşıya gelen "Tanzimat adamları" açıkça savunma komımuna itilıniş­

lerdi. Dolayısıyla burada bazılarının "tepkisini" incelemeye çalışacağız.

33

34

lbid. , ek 1 , seraskerden sodrozomo, 1 2 Zilkode 1 273/3.8 .57; ibid. , sadrazamdon s u ltono, 1 5 Z i l h i cce 1 278/6.8 .57, ve boşkôti pten sodrozomo 1 6 Zi l hicce 1 278/7.8.57. Erzurum ve Trabzon'daki Ingiliz konsoloslorı Eylül 1 869'do, sınır boylarında Gürcü çocuklarının kaçırılıp satıldığını ve Osmanlı yetkili lerin buna göz yumduğunu bildir­ mekteydiler. Fakat onlar bile ticareti, daha büyük olduğu varsoyılan Korodeniz yolu ile Istanbul ticaretini dışarda bırakarak, yılda 1 00- 1 50 çocuk olarak değerlendiri­ yorlordı (FO 84/ 1 305/25 1 -7, Taylor'dan Clorendon'o, 20.9 .69; ibid./456-9, Palgre­ ve'den Clarendon'o, 2 1 .9.69).


OSMA N LI IMPARA TORLUGU'NDA KÖLE TICARETI N I N BASTlRlLMASI, SU LTAN ABDÜLMECIT, MUSTAFA REŞIT PAŞA, ALl PAŞA - BAZI GÖZLEMLER incelediğimiz döneme ait Osmanlı kayıtlarının yapısı, zikredilen bazı

görüşleri, bu görüşleri belirten veya yalnızca bu görüşlerin sahibi olan be­

lirli kişilere atfetmemizi zorlaştırıyor. Resmi raporlarda, var olan bir tartış­

maya yapılan gönderme genellikle inceliklidir, özellikle özel görüşmelerde,

yazıldığından daha çok şeyler söylendiği izlenimi edinilebilir. Ulaşılması en

kolay olan, sultan ve sadrazam arasında düzenli olarak yapılan yazışmalarclır ki bunlar bu iki kişinin görüşlerini taşırlar. Nazırların, valilerin, paşaların ve )'üksek rütbeli diğer memurların, istek üzerine ya da kendiliklerinden yaz­

dıkları bireysel raporlar, 1•ar oldukları durumlarda, yazarların görüş ve ina­

nışları konusunda bazı sezgiler elde etmemizi sağlarlar. Fakat Osmanlı ka­

yıtlarında genellikle kaçınılmaz bir anonim hava vardır. Yabancı kaynaklar maalesef bu eksiğin ancak kiiçük bir kısmını kapayabiliyorlar.

Osmanlı memurlarıyla ilişkiye geçen İ n giliz büyükelçileri ve başka

temsilciler bazen raporlarında, tek tek memurların belli bir konudaki tu­

tumları hakkında edindikleri izlenimleri kaydetmişlerdir. Bu izlenimlere

ilginç olsalar bile dikkatle yaklaşılmalıdır. Dil ve kültür farkları pek çok

durumda gerçek resmi bozmuşlardır. Bazen de yabancı bir temsileiye kas­

ten açıklanan görü şler, devletin meclisierindeki meslektaş ve vatandaşiara

söylenenlerden ürklı oluyord u . B azı durumlarda raporun hazırlanışı, Os­ manlı politikacılarına d uyulan kişisel sevgi 'Tya hoşnutsuzluktan etkileni­

yonlu . Örneğin, Straıford Musta[ı Reşit Paşa'nın büyük bir destekçisiydi, ama Aıi hakkında aynı banueti göstermedİğİ rivayet cdilmekteydi . B ütün

bunları göz önünde tutarak, şimdi, l 8 5 7 'ye kadar B5bd.li ile olan ilişkiler

hakkındaki İngiliz raporlarına yansıdığı biçimiyle , Mustafa Reşit ve Ali

paşabrın Osmanlı İmparatorluğu'nda kök ticaretinin bastırılması sorunu­

na yöndik tutumlarını inedemeye çalışabiliriz. Aralık

l847'dc

İngiliz büyükelçisi Lord Cowley, Aıi Paşa'ya Trablus

valisinin bizzat köle ticaretiyle uğraştığını söylediği zaman, Ali, valiyi bu

işi bırakması için uyarınayı reddetti. Ali bunun tamamıyla yasal olduğunu söylüyordu. Canning, Temmuz

1 849'da,

kölelerin devlet gemilerinde ta­

şınmasıyla ilgili olarak Ali Paşa ile görüşmesini Palmerston'a bildirmişti.

Yazdığım göre, hariciye nazırı (daha önce de olduğu gibi) Osmanlı İm­

paratorluğu'ndaki köleliği savunmaya girişmiş ,.e Osmanlı köleliğinin le­

lıine, diğer ülkelerdeki külelikle karşılaştırmalar yapmıştı. Mayıs 1 8 5 0 ' de Canning'in Palmerston\1 yazdığına göre,

Ali

Paşa Trablus'a köle getiren

121


kenranların "dehşeti" üzerine konsolosların verdiği raporların abartılmış

olduğunu söylemişti. Birkaç hafta sonra Canning, devlet gemilerinin köle

ticaretinde kullanılmaları hakkında Ali Paşa'yı tekrar görmeye gitmiş ve bu uygulamanın yasaklanması talebinde bulunmuştu. Canning şöyle de­

mekteydi: "Ni Paşa'da bir sempati yeya ilgi belirtisi göremedim. Bu nazır

birçok alanda aydınca düşünse de, insancıl görüşkrc açık olsa da, köle ti­

caretinin ilk aşamalarındaki dehşeti unutmuş görünüyor ve bu ülkede kö ­

lelere çoğunlukla şefkatli ve cömert davranılıp çektiklerinin fazlasıyla telafi

edildiğini düşünüyor. " Lord S tratford Aralık l 8 5 6'da Ali Paşa'nın tavrın­

dan dolayı yine yakınınaktaydı . Bu kez, Ali Paşa'nın bir köle ticareti poli­

tikası geliştirmek için Clarendon'a söz verdiği halde, hiçbir şey yapmadan sadrazamlık makaınmı bıraktığını yaznuştı. 35

Osmanlı arşivleri bu aşamada bu raporları ne doğruluyor ne yalanlı­

yor, ne de Osmanlı İmparatorluğu'nda köle ticaretinin b;tstırılmasına iliş­

kin olarak Ali'nin tutumu hakkında daha fazla bilgi veriyor. İngilizlerce kendisine atfedilen görüşlere, gerçekten böyle görüşleri olduysa, sıkı sıkı

sarılıyor muydu? Bunu değerlendirınek güçtür, çünkü yukarda verilen ör­

neklerin tümünde, kendisiyle ve Mustafa Reşit Paşa ilc yapılan daha son­ raki görüşmeler, sonunda İngiliz taleplerine uyu lmasıyla sonuçlanmıştır.

122

Ali Paşa sadrazaının bu konudaki politikasına gerçekten karşı çıkmışsa bile bmm uygulamayı hiçbir zaman açıkça reddeı-memiştir. Hükümet memur­

larının köle ticaretiyle u ğra � maları örneğinde, Trablus valisine bunu ya­ saklayan talimatı gönderen Ali'den başkası değild i .

Öte yandan, Mustai:ı Reşit Paşa, köle ticaretine ilişkin konularda İngi­

lizlerle uyu m sağlamaya Ali Paşa'dan daha istekliydi . Onunla ne zaman bu konu hakkında görüşülse, yukarıda bahsedi len ömcklcrdc old uğu gi­

bi, Mrikalı köle ticaretine çeşitli dcrecderde kısıtlamalar getiren cınirlc;­

yayııılama ktaydı. Zenci köle ticareti ni t ü mden yasaklayan 1 8 5 7 fermanı­ nın çıkarılması onuru Mustafa Reşit Paşa'ya Ycriliyordu. "Majcstclerinin

Hükümetinin arzu larına olan bu dikkate şayan uyumun onuru , öncelikle

Reşit Paşa'nındır"; Lord Stratford Ocak l 8 57'dc böyle yazınakla ve ckle­

mekteydi, "Sadrazamın , köleliğin t amamen ilgasını sağlamak konusunda nihayet çok ciddi olduğundan hiç kuşkum yoktur. "36

35

36

FO 84/69 1 / ı 90- ı , Cowley'den Palmerston'a, ı 7. ı 2 . 47; FO 84/774/20- ı , Can­ ning'den Palmerston'a, ı 9 .7 .49; FO 84/8 ı 5J24-5, Canning'den Palmerston'a, ı O.S . 50; ibid,J3 ı -2, Canning'den Polmerston'a, ı a .6.50 (yukardaki alıntı için); FO 84/ ı 000/73-5, Stratford'dan Cl arendon 'a, 8. ı 2. 56. FO 84!1 028/57, Stratford'dan Clarendon'a, ı 5. 1 . 57 (birinci alıntı); ibid./62 Strat­ ford'dan Clarendon'a, ı 2 . ı .57 (ikinci alıntı).


Fakat niyeti ne alımış olursa olsun henüz bir yıl geçmeden büyük re­

formcu öldü. Gelecek on üç yıl boyunca, Fuat'mkilerle birlikte Ali'nin ni­

yetleri ve politikaları uygulanacaktı.

Ocak l 8 5 l 'de, kölelerin taşınmasmda devlet gemilerinin kullanılınası­

nı yasaklayan talimatm çıkarılmasından sonra, Canning, İngiliz hükümeti­

nin takdir ve minnetlerini Osmanlılara iletmek üzere elçiliğin birinci ter­

cümanını gönderdi. Tercüman sultan tarafından kabul edildi; raporun­ da, 37 bu toplantıda hazır bulunanlara açıklandığı biçimiyle, Abdülıne­

cit'in köle ticareti üzerine görüşlerinin benzersiz bir anlatımını bulmakta­

yız. Osmanlı belgeleri, Abdülınecit'in köle ticaretine ilişkin turuımı hak­

kında pek az şey söylüyor; köle ticaretiyle ilgili konularda kendisine baş­

vurulduğunda Abdülmecit daima zamanın sadrazamınm tavsiyelerini ka­ bul etmiş ve uygun iradeler vermiştir. Padişahm İngiliz Elçiliği'nin baş­ tercümanına balışedilen bu m ülakatta söyledikleri, şöyle anlatılıyordu:

" . . . Sultan şu anda daha ileri adımlar atmak mümkün olmadığı için

fevkalade teessüflerini beyan etti, fakat yakında bu iğrenç ticareti hüküm­

ranlığı altındaki topraklarda kaldırınayı umduğuım söyledi. Majesteleri

şöyle devam etti: Akıllı varlıkların kendi kardeş yaratıklarını alıp satmaları utanç verici ve barbarca bir uygulamadır. Türkiye'de kölelere başka yer-

lerde olduğundan daha iyi davranılınasına ra ğmen, bazen çok suistiınal

edildikleri oluyor. Bu z�wallı yaratıklar ile Allah önünde eşit değil miyiz? Öyle ise neden h ayvaniara benzeti lsinler?"

Yine de bu gözlemleri olduklarından farklı değerlendirıneıneliyiz .

Bunlar yabancı diploma ı larm, Osmanlı devlet adamlarının kendilerine

açıkladığı görüşlerden edindiği izh;nimlcrdir. Doğrudan alıntılar daha işe

yarar, ama daha enderdirler. Bu bilgilerden öğreneceğimiz ise, Osmanlı

devlet adamlarının, köle ticu·etinc ili�kin tutumlarını yabancı temsilcilerin nasıl algılamasını istediklerid ir. Şu rası açıktır ki, hem Abdülmecit hem de

Mustafa Reşit Paşa, tutumlarıyla İngilizleri lehte etkilemek istemişlerdi.

Öte yandan Aıi Paşa bunun çabaya değer olmadığını düşünmüştü; kölelik

ve köle ticareti üzerine "aydınlanmış" görüşleri olduğu izlenimini verme­

ye bile gayret ermemişti. Ali Paşa, bu işleri İngilizlerin pek anlamadığım düşündüğünü ve tabii ki müdahaleye herhangi bir hakları olmadığını

açıkça belirtmişti.

Osmanlıların köle ticaretine ilişkin daha sonraki politikalarını yönlen-

37

FO

84/857/27-8, Canning'den Palmerston'a, 24. ı .S ı .

123


direcek temel ilkeler l 8 57'ye kadar belirlenmişti. Mrikalı köle ticareti fer­

manla yasaklanmıştı ve Babıali bu yasağın ihlali konusundaki tüm İngiliz

protestolarını gözden geçirmeye hazırdı. Çerkes köle ticareti yasal olarak

yapılmaktaydı ve bu konuda hangi nedene dayanırsa dayansın yabancı müdahalesine izin verilmeyecekti. Kendi hesabına, İngiltere zamanla ger­

çeklikle uzlaşmaya başlıyordu; çalışmaların ı fermanın ihlal edilmemesine

yoğunlaştıracak ve Çerkes köle ticaretine karışmayacaktı. l 840 'larda ilga­

cıların savunduğu bir dava olan Osmanlı köleliğinin kaldırılması, İngiliz dış politikasında ancak pek seyrek ve vurgulanmadan bahsedilen, uzun

vadeli, ideal bir hedef oldu. Yerine, gözden geçirilen ve daha gerçekçi bir hedef olan Mrikalı köle ticaretinin bastırılması geçmişti.

B undan dolayı, Osmanlı İmparatorluğu'nda köle ticaretinin bastırıl­

ması konusundaki tartışmamızı, l 8 50 ' lerin sonunda Çerkes ve Afrikalı köle ticaretleri arasında ortaya çıkan ayrımı göz önünde tutarak sürdüre­ ceğiz . Böylece V. Bölüm'de, Mrikalı köle ticareti konusundaki İngiliz­

Osmanlı görüşmeleri alanından uzaklaşarak, Osmanlı iç politikasının dün­

yasına gireceğiz ki burada yönetim, Çerkes köleliği ve köle ticareti sorun­ larına kendi çözümlerini bulmak zorundaydı.

124


BEŞİNCi B Ö LÜM

Ç ERKES KÖLELiGi VE KÖLE TiCARETi OSMANLI'N l N ÇÖZÜMÜ

O

smanlı İmparatorluğu 'ndaki Çerkes köleliği ve köle ticareti, 1 9 . yüz­ yılın ikinci yarısında birbirleriyle bağlantılı fakat yine de farklı olan birkaç kalıba girmiştir. Kölelerin başlıca tarım ı ve ev ( harem) köleleri olmak üzere iki türü vardı; her iki grup da aynı hukuki statüye sahipti ve Çer­ keslerin köle sınıfına mensuptu . Genelde, işte bu sınıfın üyeleri, el değiş­ tiı·i p Kafkaslardan Osmanlı İmparatorluğu'na ihraç edilerek köle ticareti­ nin belli bir bölümünü oluşturuyorlardı . Bunların çoğu harem hizmeti için gönderilen kadınlardı. l 8 50 'lerin sonu ve l 8 60'ların başında Kaf­ kasya'daki Çerkes nüfusunun Rus zorlamasıyla yurtlarından çıkarılması, Osmanlıların Çerkes köle ticaretinin, ithalattan önemli ölçüde bir iç tica­ rete dönüşmesine neden oldu . İmparatorluğa büyük bir tarım kölesi nü­ fusu girdi ve pazara pek çok kadın hizmet kölesi sunuldu . Bu gelişmele­ rin yarattığı sorunlar ve Osmanlı yönetiminin bunlarla uğraşma yöntem­ leri bu bölümde incelecektir. Afrikalı köle ticaretinin yasaklanışının aksine -ki gördüğümüz gibi bu, büyük ölçüde İngiliz baskısı sayesindeydi- Çerkes köleliği ve köle ticareti­ ne ilişkin reformlar tamamıyla Osmanlı girişiminin bir sonucuydu . İç kay-

Bu çal ışma boyuneo "tarımsal kölelik" terimini başka topluml ardaki başka uygu la· molorlo, başl ıca serflik ile karışmosını önlemek için kul lanocoğım. Tarım köleleri , tüm diğer kölelerin sahip olduğu yasal statüye sahipti ler. Geleneksel kanun, özell ik· le Çerkes lerin geleneksel kanunları, değişik işler yapan köleler arasındaki bazı sosyal farkları yansıtmaktoydı , fakat bunun Osmanlı imparatorluğu'ndaki islami kanun üzerinde bir etkisi yoktu.

125


gılarla harekete geçen Babıali, 19. yüzyılın son çeyreğinde, Çerkes göç­ menler arasındaki tarım köleliğinin, dikkatle ve tedrici olarak, de facto il­ gasına yöneldi . Kadın kölelerin kendi istekleri dışında satılınaları da önemli oranda sınırlandı. Fakat bu süreçleri anlamaınız için, ilk önce Kırım Savaşı'nı izleyen dönemde Katkısya'daki olayları gözden geçirmeliyiz. ÇE RKES GÖÇÜ N Ü N KÖLELIK VE KÖ LE TICARETI ÜZERINDEKI I LK ETK I LERI

12f>

Kırım Savaşı 'ndan sonra, Ruslar daha büyük kaynakları harekete geçi­ rerek ve · st�cjilerini değiştirerek, Kaikaslara boyun eğdirınc çabalarını yoğunlaştırdılar.2 Savaş öncesindeki yaklaşım sadece varolan direniş odak­ larıyla uğraşQıaktı , ancak artık kalabalık bölgeleri temizleyerek oralara gü ­ venilir unsurları yerleştirmeyi amaçlayan sistemli bir askeri ilerleme söz konusuydu. Doğu Kafkasya'da Çerkes lideri Şamil 'in l 8 59'daki yenilgisiyle sonuçlanan bu başarılı taktik, kısa bir süre sonra, l 860'dan itibaren Batı Kafkasya'da da uygulandı. Fetbedilen topraklardaki Çerkeslere ya Rusya' mn içlerine ya da Osmanlı İmparatorluğu'na göç etme seçenekleri tanındı . Ar�ilık l 863'tc Abaza kabilc federasyonu teslim oldu ve 1 50,000 Aba­ za'ya gelecek babara dek Katkasları terk etmeleri emri verildi . Dört ay sonra, son Çerkes kabilesi Ubıhlar da yeniidi ve göç etmeleri cmredild.i; Rusların bu toprakları Azak Kazaklarına ve Kafkasya'da on yıl veya dalu çok çal ı�mış lı(i ki.imct nıeımırlarına tcklif ettikleri bildiriliyordu . 3 Katkıs­ ya'daki askeri lıarcldt Mayıs l 8 64'tc sona erd i , r:ı kat göçmen akı mı l 866'ya dek sürdü . Çcrkcslcrin nakliyesi bi.iy(ik sorun oldu; Rus h ü kü m eti bu süreci n hızlanması açıkça kendi çıkarına olduğu için nakliyeyle bi zzat ilgil endi. Rusların, göçmenlerin Samsun 'a taşınması için Kcn,:li iki tüccarla kişi ba­ şına beş nı b !eden anlaştıkları söyleniyordu . Bu nun üç ru blesini lı iiküınct, kalan ikisini de para, sığır veya ü rün olarak Çerkcslerin kendileri ödeye­ ceklerdi. Rusların buharlı gemiyle nakliye için kişi başma beş rublc öner­ ınelerine rağmen, Odcsa ve İstanbul'daki gemi sahipleri karınakarışık ha­ le gelecek bu operasyona katılınayı rcddctınişlcrdi .4

2 3

-4

Marc Pinson, "Ottoman Colonization of the Circassians in Rumil i after the Crime· an War", Etudes Balkaniques, no. 3 (Sofya, ı 972), s. 7ı (bundan sonra, Pinson). FO 87/424, R. C. Clipperton'dan (konsolos, Kerç) Lord John Russell'a (dı�i �leri ba­ kanı), gizli, 2 1 . ı 2.66; ibid., C. H. Dickson'dan (konsolos, Sohum Kale) Russell 'a, gizli, no. 3, ı 3.4.64. lbid. , Clipperton'dan Russel l 'a, gizli, ı 3 4 . 6 3; ibid. , Cli pperton'dan Russell'a, gizl i , ı 0. 5 . 64 . Göçün henüz kitlesel boyutlara ula�madığı Kasım ı 860'ta, Sohum Ka .


Osmanlı hükümeti Rustarla göıii.ştü ve Çerkesterin Karadeniz 'in çeşitli limanianna taşınmaları için gemiler gönderdi. Rumeli'de yerleşmeleri iste­ nen göçmenler Varna ve Köstence'ye götürülürken, Anadolu için düşünü­ lenler, Trabzon ve Samsun yollarıyla giriş yaptılar. Pek az göçmen sınır böl­ gelerine yerleştirilınişti. Bu da Rusların pek hoşuna gitti . Göçmenlerin indi­ ği limanlar kötü donanımştı ve temel ihtiyaçları karşılayamaz durumdaydı . Yiyecek stoklannın eksikliği, sıhhi önlemlerin yokluğu , yetersiz tıbbi olanak­ lar ve işlemeyen karantina birleşince, göçmenlerin zaten büyük olan sıkıntı­ lan daha da artırıyordu. Çiçek, tifüs ve dizanteri büyük çapta ölümlere yol açtı; öliim oram tahminleri günde 200 ilc 300 kişi arasında değişmekteydi.S Ulaşılabilcn kaynaklar, 1 8 5 5 - 1 8 66 yılları arasında Osmanlı İmparator­ luğu'na giren Çerkesterin sayısını farklı veriyorlar, Osmanlı tahminlerinin çoğu , Rus rakamlarından oldukça yüksektir ve 595 . 000 ile 1 .008 . 000 arasında değişir. Yalnız, şaşırtıcı olacak kadar düşük bir tahmin, 395 .000 sayısını vermektedir. St. Petersburg'daki İngiliz büyükelçisi Mart l 8 64'te sonı mı Rus D ı şişleri B akanı Prens Gorçakov ' a anlattığı nda, Prens 300.000 göçmen tahmininin çok abartılı olduğunu belirtmişti. Rus dışiş­ leri bakanına göre, Rusya bu göçten üzüntü duyuyordu fakat Çerkeslcr, hükümetin Rus toprağı üzerinde yeniden yerleştirilmeleri önerisini reddetınişlerdi. Bununla birlikte, Gorçakov, Osmanlı İ mparatorluğu'nun Çerkes güçünden yararlanacağını ve askeri insan gücü potansiyelini artıraca ğ ını ekleme kteydi . B unun u z u n dönemli tahmin olarak bile geçerli ol up olmadığı tartışma�'a açıktır, oysa Çerkes güçünün kısa dönemde yarattığı sonınlar, getirdiği �·,uardan kesinlikle daha ağır basıyordu. Prens belki de b u n u n farkıntbydı. Osma n l ı Lırı n 1 8 64 boyunca yindedikleri ricabra karş ı n , Ruslar güçii d urd u n n ayı reddettiler; Pren s Gorçakov bu komıda bir emir �·ayınbndığını ileri sürdüvse de Osmanlılar göçmen akımın ın kesintisiz siirdiiğiinii bi ldirivorlardı.6

5

6

le'deki Ingi l iz konsolosu, Rus Buharlı Gemicilik ve Ticaret Kumpanyası gemileri nin Trobzon'o düzenli olorak Çerkes göçmen ta�ıdığını rapor etmekteydi ( ibid., Dick· son'dan Russell'a, gizli, 1 7. 1 1 .60). lbid., Sir Henry Bulwer'dan (büyükelçi, Istanbul) Russell'a, no. 54, 1 2.4.64; Pi nson, ss. 73-4, 83-4; FO 97/424, Clipperton'dan Russell'a, gizli, 1 0 . 5.64; FO 84/ 1 204/2245, Stevens'dan (konsolos, Trabzon) Russell'a, 4.8.63 . Göç tahminleri nin bir tartı�ması için bkz. Pinson, s. 75; Profesör i nal cık, Ubicini'nin bahsettiği rakamın aynısı olan 595.000 sayısını vermektedir (Halil lnalcık, "Cerkes· iii -Ottoman Period", El', ll [ 1 960] s. 25); Ing i lizierin konuyla i lgili temasları için bkz. FO 97/424, Lord Napier'den (büyükelçi, St. Petersburg) Russel l'a, no. 255, giz­ l i , 1 7 . 8.64; Pinson, s. 77.

121


Bu büyük nüfus hareketinin yanı sıra varolan sorunlar arasında Çerkes köle ticareti ve Çerkes toplumuna özel olan tarımsal kölelik de bulunu­ yordu. Osmanlı hükümeti, 1 8 67'de Çerkes göçmenler arasında 1 5 0 .000 kişinin köle statüsünde bulunduğunu tahmin etmekteydi.7 Bu yüksek bir rakam gibi görünüyor, ama köle sayısmm gerçekten çok büyük olduğu da açıktır. Kölelerin ve ailelerinin büyük çoğunluğu köylüydü ve bunlar hem Osmanlı hem de Avrupa kaynaklarınca emir ( çoğ. iimera) veya bey olarak adlandırılan sahiplerine bağlıydılar. Köleler, barış döneminde beyin topra­ ğını işliyor; savaşta da onun kunpndası altında dövüşüyorlardı. Köle sa­ hiplerinin, köleleriyle birlikte engellenıneden İınparatorluğa girmelerine izin verilmişti. Bu büyük köle nüfusu göçünün yanı sıra, çoğunluğu kadın olan ve İstanbul ile diğer kentlerin haremleri için gönderilen genç Çer­ keslerle ilgili ticaret de azalmaksızın sürmekteydi .

1211

İngilizlerde bildirildiği gibi, dış baskıyla ilan edilen savaş dönemi yasağı ­ nın yürürlükte olduğu artık düşünülmüyordu . Mart 1 8 5 8 'de, Trabzon va­ lisi, yetkisi altındaki bölgeden Çerkes kölelerinin geçişini bundan böyle durdunnama yolunda emir aldığını, İngiliz konsolos vekiline bildiriyordu . Bu, valinin konsolos vekilinin isteğine uyarak bazı kölelerin İstanbul'a gidi­ şini geciktirmesinden sonra vuku bulmuştu. Aynı yılın aralık ayında, Trab­ zon gümrüğü mültezimi, valiye, köle tacirlerinden vergi toplamaleta çektiği güçlükler hakkında yakınıyordu . Mültezimin beli rttiğine göre, kendisine gönderilen yeni taritede kölelerden alınan pencik resmi özellikle belirtilmesi­ ne rağmen köle tacirlerine, bunu daha önce olduğu gibi girişin yapıldığı li­ manda değil de İstanbul'da ödeıncieri söylcnınişti . Her halii kJ.rda "işler yii­ rüyor"du, ticaret açıkça sürdürülüyon e yetkililcrce yasal kabul cd.iliyord.u .B

MU HACiRiN KOMiSYONU VE KÖLELER Önce Tatar ve Nogay ve sonra Çerkes göçlerinin yarattığı pek çok so­ nınla karşılaşan Osmanlı hükiiıneti 5 Ocak 1 860'ta Muhacirin Komisyo­ ım 'nn ( bazen Muhacirin İdaresi) kurmaya karar verdi.9 Eski Trabzon vali-

7 8

9

BAlirade/Meclis-i Mahsus/1 407, sadrazamdan sultana, 24 Zi lkade 1 283/30.3.67. Çerkes toplumunun sınıf yapısı üzerine bkz. Marigny, ss. 47-50. Konsolos vek i l i n i n Trabzon val i s i i l e i l i şkisi için bkz. FO 84/ 1 060/ 1 26-7, Ste­ vens'dan Lord Malmesbury'ye (dı şişleri bakanı). 23 .3.58; mültezi min şikôyeti , BAlirade/Meclis-i Vôlô/ 1 8 1 67, Trabzon gümrüğü mülteziminden Trabzon valisine, 1 2 Kônunusani 1 274/24. l .58. Bu karara yol açan olaylar için bkz. Ahmet Cevat Eren, Türkiye'de Göç ve Göçmen Meseleleri (istanbul, 1 966), ss. 39-6 1 .


sinin başkanlığında, çeşitli ilgili nezaretlerden çoğunluğu nazırdan düşük

rütbede memurların katılmasıyla oluşan komisyon, göç sorunlarıyla baş et­

mek için Osmanlı'nın gösterdiği bütün çabaların koordine edilmesiyle gö­

revlendirilmişti. Komisyonun Çerkes köleliği ve köle ticareti konusunda

yürüttüğü işlerle ilgili ancak pek az belge bugüne kalmıştır veya Osmanlı arşivlerinde bugün ulaşılabilir durumdadır. Bu kayıtların arasında en yarar­

Iısı bir tür İcınal defteridir ki buna komisyona gönderilen mektuplar kayde­

dilmiştir. Bununla birlikte, şunu da aklımızda tutmalıyız ki bilgi henüz tam

değildir ve dolayısıyla sonuçlar da değişebilir.

1 860'ların

başında, Muhacirin Komisyonu, kölelik ve köle ticaretine

ilişkin başlıca dört tür sorunla uğraşmaktaydı:

( a ) Komisyonun en önemli görevi göçmenlerin yerleştirilmesini denet­

lemek ve kolaylaştırmak, onlara toprağı işiemek ve evlerini kurmaları için

gerekli araçları sağlamaktı. Köle aileleri, sahiplerinin peşinden gidiyor ve çoğunlukla, aynı toprak parçasına yerleştirilmesi gereken geniş gruplar oluşturuyorlardı. Bu amaçlar için toprak tahsisi ve bu geniş grupları ara sıra

yeniden yerleştirme gereği, komisyonun çözmesi gereken sorunlardandı. ı o

( b ) Daha sonra da, göçmenler içinde, köle ile efendisi arasında patlak

veren anlaşmazlıkları n yarıştınlması geliyordu. ı ı Böyle birçok anlaşmazl ı k , kölenin hür olduğunu ,

köle sınıfına mensup olmadığını ileri sürmesi

çevresinde dönüyordu . Kaçak kölelerin durumlan da köle sahiplerince

koınisyona bildirilmekteydi . Bazı örneklerde, komisyondan, köleleri sa­

hiplerine itaat etmeleri için zorlaması isteniyordu . Kölelerce işlenen suç-

lar, özellikle cinayet ve hırsızlık, komisyonun önüne getiriliyor ve müda-

halesi isteniyordu. Buna karşılık, köleler de kendilerine kötü davranılınca

durumlarının ıslahı yolumı komisyoııa başvurmakta arıyorlardı . Bununla

birlikte, komisyon bir mahkeme değildi; yalnızca mahkeme emirlerini uy­

gulatarak veya mahkemclerin etkisiz olduğu yer ve zaın.mlarda olaya karı-

Ş<1rak ınahkeınelerin işleyişini tamamlıyordu .

( c ) Kitlesel Çerkes göçü, güçlü ve ayrıcalıklı göçmenlerin, güçsüz ve ay-

10

ll

Örneğin, BA/BEO/Muhacirin Komisyonu/c. 758, başlık numarası. ( 1 278/1 86 1 - 1 862 yılı için) 1 0 1 ; ( 1 279! 1 862- 1 863 yılı için) fevkalade 2,259; ( 1 28/ 1 864- 1 865 yılı için) dilekçe 26, 3 1 , 27 1 ; ( 1 282/ 1 865-1 866 yılı için) 29. Örneği n, ibid. , başlık numaraları ( 1 278/ 1 86 1 - 1 862 yılı için) 66, 1 26, 1 79, 403; ( 1 279/ 1 862- 1 863 y ı l ı için) fevkalade 2,209; ( 1 280/ 1 863- 1 864 y ı l ı i ç i n) 1 90; ( 1 28 1 / 1 864- 1 865 yılı için) 167, 282; ( 1 282/ 1 865- 1 866 yılı için) fevkalade l , arzuhal 7.

121)


rıcalıksız soydaşlarına karşı aşırılık yapmalarına ve kötü davranmalarına ne­

den olacak ko şu l l ar yaratmıştı. Bu geçiş döneminde, Osmanlı hükümetinin kanunu sıkı sıkıya uygulamaktaki yetersizliğini anlayan bu kişiler, aslında hür sınıfa mensup olan fakat koşullardan dolayı kendilerine fazla direneme­ yen kişileri köle olarak satmaktaydılar. Dummdan yararlanan daha başkaları

da vardı. Çerkesleri nakleden ge mi leri n kaptanlarının, daha sonra köle diye satacakları göçmen çocuklarını yol ücreti olarak ( bir kaynağa göre 30 yolcu için I çocuk) aldıkları söyleniyordu . Bu uygulaınaların ne kadar yaygın ol ­

duklarını tahmin etmek güçtür ama dağınık olarak var olan ka nı t l ar , Çerkes

göçmenleri iç i nde hem ki ş i l eri n hem de grup ların b u tür dav ranı ş la ra

ma­

ruz ka l dı ğ ını gö s teriyo r . Böyle ol ayl ar ha kkındaki şik aye tle r bunların yine­

l e nın e sini önlemeie çalışan Muhacirin Ko misy o nu na havale edilmekteydi . '

Örneğin 1 86 2 'de, ko m i syon , bir kadının Amasya'dan İst a nbul 'a getirip

köle olarak sattığı hür doğmuş bir göçmenin azat edilmesini buyurdu. Da­

ha sonra b u tür durnınların yindenınesini önle m e k i çin Amasya'ya emir

gönderildi. Bu amaç için alınan di ğer bir önlem de, göçme nl er arasındaki

köle satışına getiril en bir yasaklamaydı. Komisyona, köl e sahiplcrince, ge­ nellikle ekonomik nedenlerden dolayı, kölelerini satmalarına izin verilmesi­ /3(1

ni isteyen bazı başvurular yapılmıştı. Böyle bir başvuru, 1 86 1 yılında, Ay­

dın sancağında }'erleşmiş olan Çerkes göçmenlerinin yen ide n köle satınala­ rına izin \'erilmesini isteyen İzmir valisince yapılmış rı. l 2 (d)

Tamamen

değilse de

başlıca tarını la uğraşan köle ailelerini ilgilen­ esircilerin tck tck göç m e n ­

diren bu iiç tlir etkinliğe e k olarak, k om isyo n ,

lcrlc yaptığı köle ticarcti�·le ilgili soru nlarla da uğraşmaktaydı . 1 3 B a z ı esi r­

cilerin s�1tın aldıkları göç men kadı nları n ı n statüsüyle ilgili olarak, sor u n u n

Şcrl yönüyle u ğraşan Şcy h ii l isl<lın l ı k m aka ını y l a geniş Ç<lpta yazışmalar

sü rd ii r ii lm c kteyd i . Eylül 1 864'tc İst an bu l' d a bi r Rus gcnıisinde, tah m i ­ n e n çiçek veya ti tlis o l a n 8 5 hasta kö l e bu l u n du ğu nd a d u ru m M u h aci rin ,

Komisyonu 'na bildiril mişti .

12

Ko m isyona 1 2 Aralık 1 865 'te iki erkek kök-

Yolculuk ücreti olarak çocuklar için, bk z.

,

FO 84/1 225! 1 66-7,

Bulwer'dan Russell'a,

3 1 .8.64; ASR, 3rd series, c. XII ( 1 864), s. 1 98, 1 7.8.64 tarihli Levant Heraldı akta­ rarak. Hür doğmu� çocukların satılmasına dair örnekler; BA/ /oc. cit., ba�lık numa·

ralan. ( ı 278/ ı 86 1 - 1 862 yılı için) 1 79,37 1 ; ( ı 28 1 J ı 864- ı 865 yılı için) 9 ı , ı 67,2 1 8; ( ı 282/ ı 865-ı 866 yılı için) fevkalode 1 . Ayrıca bkz. SA/Irade/Meclis-i Mahsus/ ı 407, ek 2, Emirname-i S�mi, ı 9 Sefer 1 28 ı (24.7.64 Amasya'daki azot i ç i n , bkz.

numarası , 371 ( ı 278/ 1 86 ı- ı 862 yı l ı için). lzmir valisine sa· vermesi için yapılan ba�vurul ar ibi d., ba�lık numarası ı 33 (ı 278/ 1 86 1 · ı 862 y ı l ı için); ve ayrıca bkz. ba�lık numaralan (aynı yıl için) 256, 358. Çakı�ma ba�lıca (C) kotegor i s i nde olmaktaydı.

BA/BEO//oc. cit., bo� lık tı�a izin 13

,


nin Tophane mektebi hazırlık kısmına kabulü hakkında bir dilekçe verildi. Bu iki köle, salıibeleri esirci kadın Nazir Hatun'un ölümünden sonra ha­ zinenin

(Beytülmal)

malı olmuşlardı . ' "

Muhacirin Komisyonu'nun l 8 64'ten önce bile, özelde İstanbul genel­ de tüm imparatorlukta, göçmenlerin hareket özgürlüğünü bir dereceye ka­ dar kısıtlamaya çalıştığı yolunda bazı göstergeler vardır. Bu politikanın ne denli etkili olduğunu söylemek güçtür ama Rusların yeni fethettiği Kafkas­ lardan İmparatorluğa yönelik karşı konulmaz göç dalgasından ötürü

l 864 te daha sıkı önlemlere ihtiyaç duyulınuştu. 1 8 64 Temmuzunda '

Trabzon valisine, artık başkente daha fazla göçmen göndermemesi emri

verildi. Kesin tarihi bilinmemekle birlikte, muhtemelen aynı zamanda, ko­

misyon İstanbul'a kölelerin girişini yasaklamaya girişti ve genelde hareket­

leri üzerindeki denetimi sıkılaştırdı. l S

Böylesi talimatların kayıtları bulunamamasma rağmen 17 Nisan l865 'te

komisyonca hazırlanan bir mazbata, İstanbul'a kölelerin girişi üzerindeki

bir "eski yasağı" yinelemekte, böylece bu yolda daha önce bazı emirlerin

gerçekten de var olduğunu doğrulamaktadır. Hükümet memurları ve esir­ ciler toncasının başı olan Esirciler Kethüdası 'na, eğer önemli bir kişisel neden yoksa, kente hiçbir kölenin girmesine izin verilmeyeceği bildirilecekti. Kişisel nedenlerle gidecek olan köleler, hükümet memurlarınca onaylanmış \'C gerekçeyi doğrulayan belgeler taşımalıydılar. Eğer komisyonca verilen

kimlik belgesini

( ilmiihaber) taşımıyorsa İstanbul'dan ayrılmak isteyen hiç( nıiinır tezkeresi) verilmeyecek ri. Mazbatanın üze-

bir köleye geçiş için izin

rine "acil" işareti konmuş, Meclis-i Valay-ı Abkaın-ı Adiiye'ye gönderilmiş ve bir giin sonra mühiınme defterlerine ka yde dilmiştir . 1 6 Yasağın yenilen-

14

�eyhüli slamlık i le yazı�ma, BA//oc. cit., bo� no. 24 ( 1 28 1 / 1 864- 1 865 yılı için) 67 tane eki n varl ıÇ!ından bahsetmektedir; Rus gemisindeki hasta köleler, ibid. , baş . no. l l l ( 1 28 1 / 1 864- 1 865 yılı için); 2 kölenin okula kabulü için, ibid. , arzuhal no. 1 4 ( 1 282/ 1 865/ 1 866 yılı için). Ingiliz büyükelçisi, AÇ!ustos 1 865'te, Komisyon'un ai le­ leri çok yoksul olan çocukların köle olarak satılmalarını önlemek için bir yurt açı l­ masını saÇIIayocak yeni b i r yardım programı hazırladıÇ!ını bildirmekteydi . Yurtta er­ .

kek çocuklanna bir sanat öÇ)retilecek ve kız çocukları haremlerde hizmetçi lik için yetiştirileceklerdi 15

(FO 84/1 246/ 1 25-6, Bulwer'dan Russell'q,

1 0.8.65).

Hareket kısıtlamalan için bkz. BA//oc. cit. , bo�. no. ( 1 278/ 1 86 1 - 1 862 yı l ı için) 60;

(1 279/ 1 862- 1 863 yılı için) 1 39. Baş.

no.

34 ( 1 28 1 / 1 864-1 865 yılı için), kölelerin ls­

tanbul'a girmelerini kısıtlayan daha önceki emirlere gönderme yapmaktadır. Trab­

Pinson, s. 73. BA/Ioc. cit., bo�. no. 34. ( 1 28 1 / 1 864- 1 865 yılı için) Ba�ka bir başlıktc (no. 37, 1 282! 1 865- 1 866 yılı için) esirciler loncasından ilga olunmu� diye bahsedilmektedir.

zon valisine emir,

16

131


mesi ihtiyacının doğması, İstanbul'a giriş ve çıkışta kölelerin hareketlerinin denetlenmesi yolunda daha önceki girişimlerin tamamıyla başarılı olmadı­ ğının bir göstergesi olarak alınabilir. Yukarıda öneriirliği gibi, l 864'ün ortasmda başlatılan kısıtlayıcı önlem­ ler, muhtemelen aynı yılın mayıs aymda Kafkasya'daki Çerkes direnişinin çökmesini izleyen göç artışmm bir sonucuydu. ilerki yıllarda, Muhacirin Komisyonu, Osmanlı toprakları içinde kölelerini bir yerden bir yere götür­ mek isteyen Çerkeslerin gittikçe artan sayıdaki başvunı larıyla uğraştı. Yine söylemeliyiz ki, denetimin ne kadar etkili olduğunu kcstirmck güçtür, ama Ekim l 865'te komisyon, İstanbul'a kölelerin sokulmasım yasaklayan yeni bir emir yayınlanıayı gerekli görmüştür. l l Artan göç, hükümetin Çerkes göçmenler arasındaki kölelik sonımı ve sürdürdükleri köle ticareti üzerinde daha iyi taııımlanmış bir politika geliştirmesine de neden oldu. ÇERKES KÖLE TICARETI NDE KlSlTLAMALAR

132

Hükümet, 24 Temmuz l 864'te, meınurlarına, Çerkes göçmenler ara­ sındaki kölelik ve köle ticaretinin yarattığı sorunlar konusunda temel kural­ ları belirten bir talimat yaymladı. I B Hükümetin söylediğine göre, hür fakat yoksul göçmenler ihtiyaçtan dolayı çocuklarını köle olarak satmaktaydılar. Esir tüccarlarıyla ilişkide olan bazı utanmaz ve alçak kişiler durumdan yarar­ lanmaya bakıyor, çok s ayıda l ıü r doğm u ş kız ve erkek çocukları topluyor ve köl e lcşt iri y orbrdı . Talimat, olagelen uyg;ubnıamn, a n nc ba baları aldatılarak alına n çocuklar bu l u ndu ğu zaman, onları n , yctkililercc uygu n soruşturma­ dan sonra c bc \'C y nlc riııe geri v�:rilmcsi olduğu n u bel irterek devam ediyor­ d u . Ancak şurası iyi bilin mekte�·di ki , çocukbrı kurtarmak için �ılınan bu tiir önlemlerden k aç ııı akta salıtckCırl ık ve kmn.ızlığa sık sık başnı nıl ıııaktaydı ,·c bu konuda lı iikii mcte pe k çok şikayet u laşmıştı . Talimat, "Aiırar-ı ıııu lıaci -

Ölümünden 7 hafta önce A l i Paşa'nın, 1 9 Temmuz 1 87 l 'de tüm val ilere gönderilmek üzere imzaladıÇ)ı bir genelgede lancanın mülga olduğunu söylemekteydi (Aristarchi, c. V. s. 36). Son örnekte, loncanın, Istanbul esir pazarı kaldırıldığında kapatı ldığı ima edilmektedir. Her halükôrda, lonca gayri resmi olarak çalışmaya devam etmiştir. 1 7 Kısıtlayıcı önlemler için ayrıca bkz. FO 84/ 1 225/1 66-7, Bulwer'dan Russel l 'a, 3 1 .8.64. Köle götürmek için yapılan başvuru örnekleri; BA//oc. cit., baş. no. ( 1 28 1 ! 1 864- 1 865 yılı için) 1 24 arzuhal 21, 255, 26 1 , arzuhal 36; (1 282!1 865- 1 866 yılı için) 29, arzuhal 6, 80. istanbul 'a giriş hakkındaki yeni yasak, ibid., baş. no. 84 ( 1 282!1 865-1 866 yılı için); mazbata, Meclis-i Vôlôy-ı Ahkôm-ı Adiiye'ye 1 2 Cema­ ziyülevvel 1 282/3. 1 0.65. 18 BAlirade/Meclis-i Mahsus/1 402, ek. 2, Emirname-i Sômi, 19 Sefer 1 28 1 /24.7.64.


rin adeta bimuhaba (çekinmeden ) kurbanlık koyun gibi satılıp alınmakta" diyordu . Daha sonra bu davranışlar kötüleniyor ve yasaklanıyordu. Hükümet, hür erkek ve kadmlann köle olarak satılmalannın Şeriatça yasaklandığmı belirtmekteydi. Ayrıca sığmmak için İmparatorluğa gelen ve padişahm merhametine güvenen zavallı göçmenlerin haklarını ihlal et­ mek insanlığa da aykınydı. Yaşamaya itHdikleri sefil hayat, onları bu ülke­ ye geldiklerine pişman edecek ve İslaın'a "kötü bir nam" verecekti. Bun­ dan dolayı, hükümet artık lıür insanların köle olarak satıhnalarına izin ve­ rilmeyeceğini ve suçluların ağır biçimde cezalandırılacağını açıklamaktay­ dı. Bununla birlikte, eğer ebeveynler çocuklarını, kendi özgür iradeleriyle

satış (Şeriat'a açıkça ters düşmesine karşm) geçerli olacak, mül­ kullanım hakkı etkilcnmeyecekti . Fakat talimat, ebeveynlerin

satarlarsa, kiyet ve

böyle yapınakla Allahın gazabını üzerlerine çekecekleri konusunda uyarıl­ maları gerektiği biçiminde sona eriyordu . Yasak, zor kullanarak kölcleştirıneyi önlemeyi ve köle ticaretinin hiçbir türünün teşvik edilmemesini amaçlıyordu . Yasağı izleyen talimatnameler, zorla köleleştirildiklerlni ileri süren kişilerin statülerinin nasıl belirleneceği kurallarını getiriyordu . ı9 Bir Şeri mahkeme önüne gelindiğinde, davacının hür mü yoksa köle mi olduğunu belirlemek konusunda girişimler yapılacaktı . Eğer davacı hi.ir olduğunu doğrulayacak doyurucu kanıt getiremez, t:ıkat eski ikaınet ettiği rerde bu konuda tanıklık yapacak akrabaları oldu-

ğunu bcl irti rse , o ;!;l m a n bu ye re gönderilccek ve araştırma orada yeniden başl ayacaktı . Bu ka rm aşı k işlem mahkemelerce sık sık kötüye kullanılıyor ,·eya dikkate a l ı ı ı ı ı ı ıyord u . Aş ağ ı d aki dava, 1 867 yıl ında bu durumu düzcltınek amacıyla kullanılmıştı .

1 866'nııı b a şı ı ı d a polis, bir esirciyi beş Çerkes erkek çocukla birlikte Mısı r'a gi tmek ü ze re y ke n İstanbul 'da yakaladı ; içlerinden dördü hür ol­ duklarını i leri siiriiyord u . 20 Yedi ila on bir yaşlan ar;ısında olduklan söyle­ ne n çocuklar, b aşke nte Doğu Anadolu'dan getirilmiş ve kendi akrabala­

rınca köle olarak satılmışlardı. Çocuklar Şeri mahkemede hür olduklannı kanıtlayaınad ılar, ama ısrarla memleketlerinde iddialarını destekleyecek ta­ nıklar bulabilcceklcrini söylediler. Mahkeme, uygulanagelen işlemin tersi­ ne, araştırınayı sürdürecek

19 20

ye rde , çocukların

köle statüsünde olduklarını

sadrazamdan sultana, 24 Zi lkade 1 283/30.3.67. ek. 4, Zaptiye Müşiriyeti'nden (Mehmet imzalı) Medis-i Valay-ı Ahkdm-ı Adli­ ye üyesi Osman Paşa'ya, 1 9 Rebiülevvel 1 283/3 1 .7.66; ibid., ekler 6-9, esircinin ve kölelerin ifadeleri, 2 1 -9 Sefer 1 283/5-3.7.66. lbid. ,

lbid. ,

133


doğrulayan bir emir verdi. Böylece mahkeme, (muhtemelen tek örnek değildi) hükümetin, hür insanları n köleleştirilmesini önleme çabalarını boşa çıkarmak isteyen esirci tarafmdan kullanılmış oluyordu. Meclis-i Vü­ kela -bu durumla karşılaşınca dava usulünü değiştirmeye karar verdi. Meclis-i Vükela 30 Mart 1 8 67 tarihli bir mazbatada21 kişisel statüyle ilgili tanık ifadesini akrabaların ikaınet yerinde verebilmesini ve ifadenin yerel yetkililer aracılığıyla mahkemeye ulaştırılmasını karara bağladı. Bu açıkça, köleleştirilenlere yardım etmeye yönelikti; bazı yetkililer daha da ileri gitmeye hazırlanıyorlardı.

/34

Meclis-i Vah1y-ı Ahkam-ı Adiiye üyelerinden olan Osman Paşa, Tenı ­ muz 1 864 yasağına dayanarak, Eylül l 866'da göçmen köle sahipleri veya esircilerce köle olarak tu tulan kişilerin, ya kın akrabalarının hi.ir olduğu ka­ nıtlanırsa, hür kabul edilecekleri kararına vardı.22 Zaptiye Nezareti'nden bir memur Temmuz 1 866'da Osman Paşa'ya gönderdiği bir mektupta, bir kişi köle bile olsa, onu anne- babasından ve akrabalarından ayırmanın yasal olmadığmı, kişinin ailesine geri verilmesi gerektiğini yazıyordu . Bu görüşe katılan Osman Paşa, göçmenler arasındaki tüm köle alım satım iş­ l emlerinin yerleşme süreci tamamlanıncaya kadar ertelenmesini önerdi . Böyle bir politikanın uygulanabilirliği kuşkuluydu , çünkü köle satmak için en büyük ekonomik ihtiyaç bu geçiş döneminde duyu l u yord u . Sii ­ rekli hareketlilik, dü z e n li kay ıt tu tulınaınası, kan u n ve d ü zeni sağlamakta ye te rs i z kal mın as ı , s at ı ş l arı gerçck l cştirınck i ç i n pck çok ti rsat yaratıyord u . Köle ailelerinin d a ğı l m ası

çok üyesinin y ol la rı y la oluyordu.

gcıı e l l i kl c a i l e n i n bir vcya daha

satı l m ası \'C)'<l tii ın ailenin ayrı

ayrı

alıcı Lı ra satı lın ası

Çerk c s l c r arası ndaki yerleşik gelenek, kölc a i l e l c ri n i ı ı b i rl i ği n i n konına bi l ­ ınesi i ç i n böylesi u y gu l a ın a l a rı n ş i d d c tlc karşısın d ayd ı . 23 Fakat Vükela' ı ı ı ıı böyle bir sor u n a yüıı c l ınesi, güç i i ı ı getird i ği

Meclis-i zorlukların, eski

ve y e rl cş ik ge lenekleri erittiğini güsterın c k t c d i r . Göçıncn köleler, zorla

böl ünm c yc yol açacak girişiıniere k a rşı olabildiğince dircniyorlardı. Göç­ menler ;) ras ınd a ki huzursuzluk kısmen bu nedenden ileri ge l i yo rd u . H ü -

21

lbid. , sadrazamdan sultana, 24 Zi lkade 1 283/30.3.67; BA/Ayniyat/c. 1 1 36, Bôbı· ôli 'den Reis'e (Mecl is-i Vôlôy-ı Ahkôm·ı Adi iye'nin mi�). 29 Ramazan 1 283/4.2.67. 22 Sorun üzerinde yazı�ma, SA/irade/Meclis-i Mahsus/ 1 407, ek 3, Osman Pa�a'dan Meclis-i Vôlôy·ı Ahkôm·ı Adliye'ye, 21 Rebi ülôhir 1 283/3.9.66; ibid., ek 4, Zaptiye Mü�iriyeti'nden (Mehmet i mza! ı) Osman Pa�a'ya, 1 8 Rebiülevvel 1 283/3 1 .7.66. 23 BA/Irade/Mecl is·i Vôlô/25956, ek 1 , Meclis-i Vôlôy·ı Ahkôm·ı Adi iye mazbotası, 22 Cemaziyülôhir 1 284/2 1 . 1 0.67


kümet kölelerin durumunu vurdumduymazlıkla karşılıyor değildi, fakat Çerkes köle sahipleri ve diğer tutucu öğelerin güçlü muhalefeti ile çarpış­ mak zorundaydı ki bunlar çoğu kez hükümetin etkin hareket etmesini

önlüyordu . Aşağıdaki örnek bu noktayı aydınlarmaya yarayabilir.

İkisi kadın ikisi erkek dört kişi, on bir kadın ve erkek Çerkes kölenin

ortak mülkiyetine sahipti.24 Bu on bir köle geniş bir aileyi oluşturuyorlar­

dı: Orta yaşta bir kadın, oğlu, gelini, onların dört çocuğu, kadının iki evli

oğlu ve iki de evlenmemiş kızı. Salıipierin yolları ayrılınca köleleri arala­

rında pay etmeye karar verdiler. Kölelerin altısı daha önce ikamet ettikleri

Tekfurdağı'nda * kalacak ve beşi de İstanbul'a giden sahiplerine eşlik ede­

ceklerdi. Evli çift ve çocuklarından oluşan daha küçük çekirdek aile bile parçalanıyordu; çocukların ikisi anneanne ve onun üç çocuğu ile birlikte

kalacaktı. Köleler bu paylaşmaya karşı çıkarak Tekfurdağı' nda yeniden birleşrnek isteminde bulundular. Sahipler, bir Şeri mahkemeden, kölelerin

sahiplerine itaat etmelerini emreden bir ilam elde ettiler. Kölelerin toplam değeri 2 0 . 0 0 0 kuruş olarak biçilmiştİ fakat kölelerin bu kadar parası yok­

tu ve dolayısıyla kendi özgürlüklerini satın alamıyorlardı. Sonın Muhaci­ rin Komisyonu önüne getirildi .

Komisyon, 26 Ağustos l 8 67'de davayı kendi tavsiyeleri ile birlikte Mec­

lis-i Vatay-ı Abkam-ı Adiiye'ye havale etti.25 Komisyon, salıipierin köleleri ayırma isteğinin, mahkeme kararıyla desteklenmesine karşın , "yürürlükte

olan usule ve Şeriat'ın kölelerin yardım çığlıkianna kulak verilmesi emrine ters"

( usul-ı meriye

!'C

iiseran m istimd-ı feryadı hükm-i Jeriye mugayır) dü­ miikdte­

şeceğini belirtmekteydi. Kölelerce gösterilen ısrar ve tarafların bir

be )ye ( Şeriat'a göre sahip ve köle arasında ortak anlaşma ile yapılan ve para­

sal veya diğer bir biçimde tazminat karşılığı azat edilmeyi sağlayan sözleş­ me), ulaşamamalarını göz önüne alarak, komisyon 20 .000 kuruşun hazine­ ce ödenmesini ve tüm ailenin azat edilmesinin sağlanmasını önermişti.

Meclis-i Valay-ı Abkam-ı Adliye, bu koşullar altında, adaletin ne mah­

keme enırini izlemeyi ne de kölelerin sahiplerinin arzuları hilafına serbest bıralcılmasını isteyebileccğini belirterek, komisyonun görüşlerini kabul et-

24 *

25

lbid. , sadrazamdan sultana, l Cemaziyülôhir 1 284/30.9.67; BA/Ayniyat/c. 1 1 36, no. 675, Bôbıôli 'den Osman Paşa'ya, 8 Cemaziyülôhir 1 284/7. 1 0.67. Tekirdağ (çev. notu). lbid., ek 2, Muhacirin Komisyonu'ndan Meclis-i Vôlôy-ı Ahkômı Adliye'ye, 25 Rebi· ülôhir 1 284/26.8.67.

135


ti.26 Sultan, sadrazaının tavsiyesine uyarak gerekli miktan ödemeyi kabul etti ve kölelere özgürlükleri verildi. Hükümetin "aile parçalanması " ko­ nusunda köleleri destekleme arzusu, bu örnekte Şeri mahkeme ilamı ile engellenmişti; göreceğimiz gibi, bu bir kerelik bir olay değildi. Cömertlik belki tek tek bazı davaları çözebiliyordu fakat uyumlu ve etkili bir politi­ kanın yerini tutamazdı. Burada, yalmzca köle ailelerinin değil, genel olarak ailelerin bölünme­ sinin, Osmanlı İmparatorluğu'na Çerkes göçü sırasında ciddi bir sorun haline geldiğini de kaydetmeliyiz. l 8 6 5'te Muhacirin Komisyonu, göç­ menleri alan ve masseden çeşitli vilayetlerin valilerine bir talimat gönder­ di.27 Bu ralimatın 1 4 . maddesi, göç koşullarından dolayı parçalanmış ve ayrı ayrı yerlere yerleştirilmiş ailelerin yeniden birleştirilmelerine olanak tanıyordu. Komisyon bu amaç için, köleleri de dahil olmak üzere yalnızca çekirdek aileyi kabul ediyordu .

136

Çerkes göçmenler arasındaki kölelik ve köle ticaretine ilişkin emirler arada sırada yineleniyor, hükümet durumu denetim altına almaya çalışı ­ yor, bu emirleri ihlal etmekten yakalanan esirciler hapse atılıyordu.2B Bu­ nunla birlikte , bunlar uygulamayı bldırmak için yeterli olmuyordu, zarar gören taraf ancak kısmen tatmin olabiliyor, aralarındaki hoşnutsuzluk ve kızgınlık artıyordu . Öte yandan hükü met, aldığı önlemlerde kölelerin üzerindeki mülkiyet haklarına herhangi bir müdahaleye karşı çıkan köle sahiplerinin tepkisini çekecek kadar da ileri gitınişti . Böylece, hi.ikiimetiıı yarım önlemleri değil herkesi memnun etmek, hiç kimseyi hoşnut edemi­ yordu. Bu politikanın kızıştırdığı ve zateıı var olan gerilim kısa bir sü re sonra açık çatışm<ılara yol açtı . ŞIDDET VE H Ü KÜMETIN POLITIKASI N DA D EGiŞIKLIK -MÜKATEBE 9 Eylü l l 866'da Edirne valisi, sadrazama, Mandmı küyiiııde Çerkes

26

27

28

ek ı , Mec l i s - i Vôlöy-ı Ahkô m-ı Adi iye mazbatası, 22 Cemaziyülôhir ı 284/2 ı . ı 0.67; ibid. , sadrazamdan sultana, ı Cemaziyülôhir ı 284/30.9.67 ve baş­ katipten sadrazama, 2 Cemaziyülôhir ı 284/ ı . ı 0.67. SA/Irade/Meclis-i Vôlô 24269, ek 2, Meclis-i Vôlôy-ı Ahkôm-ı Adiiye'den Çerkes göçmenleri masseden vilayetlerdeki vali , mutasarnf ve kaymakamlara, ı 2 Cemazi­ yülevvel ı 282/ l 3 . ı 0.65. Yinelenmi� emir örnekleri için bkz. SA/SEO/Muhacirin komisyonu/ c. 758, bo�. no. 34 ( ı 28 ı ! l 864- ı 865 yılı için), 84 ( ı 282! 1 865- ı 866 yılı için). Esircilerin tutuklonma­ sı, SA/Irade/Meclis-i Vôlô/24924 ve 26 ı 85. lbid. ,


köle sahipleri ve köleleri arasında şiddetli kavgaların patlak verdiğini bildi­

riyordu. Sorun kölelerin statüleriydi. Birkaç zaptiye dövüşü durdurmak

için gönderilmişse de köye girmeleri önlenmişti. Yetkililer bunu öğrenir

öğrenmez bir binbaşının kamutasında daha çok zaptiye göndermişlerdi.

Zaptiye bu kez duruma hakim olabilmiş, sürtüşmeyi durdurabilmişti fakat buna yol açan tartışına çözüınlenmeden kalmıştı. Köleler serbest bu·akıl­

ınak istiyor, köle sahipleri ise onları azat etmeyi reddediyorlardı . Vali, grupların arasını bulması için ınaiyetindeki subaylardan birini gönderdiği­

ni bildinnekteydi. Ancak, hepsi silahlı 400 hane göçınenin çatışmayı her an yeniden başlatabilcceğinden korkuyordu . Bundan dolayı vali köylüle­ rin silahtan anndırılınalannı öneriyor ve sadrazamdan bunu yapabilmesi

için yetki vermesini istiyordu.29

Bu tekil bir olay değildi ve durum Osmanlı hükümetini telaşlandırdı.

İlk tepki, belki de Çerkes köle sahiplerini en çok kızdıran uygulamanın, bazı şeri mahkemelerce köle anne- babaların çocuklarına ıtıknameler veril­

ınesinin durdunılınası oldu. Görünüşe göre bu uygulama sahiplerin iste­

ğine aykırı olsa bile hüküınctçe teşvik edilmekteydi, fakat şiddetle karşı çı­

kılması üzerine Babıali ilgili talimatı geri çekmek zorunda kaldı .30 Bu po­

litika değişikliğine iki neden gösterildi .

Birincisi, köle sahipleri, kölelerinin çocuklarını da kendi mülkleri ola­

rak görmektcydilcr,

hükümet de eski ve yerleşik Çerkes geleneklerine ka­ rışmak istemiyord u ; belirtmel iyi z ki bu görüş Şeriat'la çelişkili de değildi . Göçmenlerin kalabalı k olm al arı \'C çoğu nluğu ını ıı ''\·ahşi ve kötü" yapıları gı'içlı'iklcri n nedeni oJ.ırak güs teri li �·ordu. Diğer neden yasaldı: Kötü mu­ amele ka n ı t l a n nı adık ç a , S<lhibin onayı olmadan azadın gerçekleştirilmesi Şeriat\\ aykırı�·d ı . B u , doğal olarak, böyle bir politikanın önce neden be­ ni ınscndiği sorusunu doğurur, ı:1kat herhangi bir açıklama verilmemiştir.

'19

30

BAlirade/Meclis-i Mohsus/ 1 407, ek 5, Edirne Volisi Mehmet Hur�id Po�o'don sad­ rozama telgrof, 2 ı Eylül ı 285, (saat: ı 7: ı 0)/ 1 . ı 0.69. Bu örnekte ne yopıldıÇ)ı bilin­ miyar, fakat daha sonraki tarihe ait bir belge köylülerin koderine ı�ık tutabilir. 4 Temmuz ı 879 tarihl i bir hükümet raporunda, Mondıro köyü Çerkeslerini n, Anado­ lu'ya geçirildikleri, orada yerle�meleri için kendilerine toprak verildiği ve Rumeli'ye dönmelerinin yasaklandığı ndon belirtilmektedir. (BA/Irode/Meclis-i Mohsus/2926, Mecl is-i Vükelô mozbotosı, ı 3 Cemoziyülôhi r 1 296/4.6.79). Çerkesleri n bo�ko çotı�molordon sonra yeniden yerle�tirilmi� olmoları mümkündür, fakat bu olaylarla tamamıyla i lgisiz de olabi lir. BA/Ayniyot/c. ı ı 36, Bôbıôli'den Reis'e (Meclis-i Vôlôy-ı Ahkôm-ı Adiiyenin mi?), 29 Ramazan ı 283/4.2.67. DiÇler �iddet kullanılan durumlar için, bkz. BAlirade/Mec­ l is-i Mohsus/1 407, ek ı , Meclis-i Vôlôy-ı Ahkôm-ı Adiiye Mozbotosı, 5 Zilkode ı 283/ ı 1 .3.67; Blunt, böl . ı , s. ı 50.

137


Bunun yerine hükümet, kölelerden yakınmalar geldiğinde tarafları uzlaş­

tıracak ve mükatebe yapmaları için ikna edecek girişimlerde bulunulması

kararına varmıştı.31 Fakat Babıali, tüm sorunun bir kez daha gözden geçi­ rilmesinin gerekli olduğunu da anlamıştı .

Meclis-i Vükela, 30 Mart l 8 67'de Muhacirin Komisyonu'nun ve Mec­

lis-i Valay-ı Ahkam-ı Adiiye'nin Çerkes göçmenler arasındaki kölelik ve kö­

le ticareti üzerine tavsiyelerini tartıştı .32 Meclis'in gözlemine göre Çerkes

emirleri, kendi halklarının bir kısmını geleneksel olarak köle edinmişler, bunu imparatorluğa göç ettikten sonra da sürdürmüşlerdi. Müslümanlar

olarak ve tüm Osmanlı tebaası gibi, Çerkes göçmenlerin de Osmanlı vatan­ daşlığının tüm haklarından, ki bunların arasında hürriyet de vardı, tam ola­

rak yararlanmaya hakları vardı. Yine de Meclis-i Vükela salt göç hareketinin

eski ve köklü bir kurum olan Çerkes köleliğini kaldıramayacağı kararına

vardı . Göçmen nüfusun içindeki köle sayısının l SO .OOO'i aştığı tahmin

edildiğine göre, kişisel statü üzerindeki anlaşmazlıkların barışçı yolla çö­ zümlenmesini sağlayacak önlemlerin alınması zorunlu olmaktaydı.

Köleleri, sahiplerinin onayı olmadan özgür kılma yolundaki ilk giri­

şimlerde güçlü ve çoğu kez şiddet kullanan bir muhalefetle karşılaşıldığı 138

için, nazırlar mükatebeye varılmasımn olabilecek en iyi çözüm olduğunu savundular. Gönüllü bir anlaşma olarak mükatebe, kölenin azat edilişini sağlarken, sahibe de oldukça iyi bir tazminat sağlama avantajına sahipti .

Bununla birlikte bir köle sahibini böyle bi r anlaşmaya girmeye ikna etmek için tazminatın

( bedel-i ıtlı)

kölenin değerinde olması gerekiyordu. Köle­

lerin gerekli azat bedelini sağlaınaları beklenemezdi, soruını böylece bı­

rakmak kili tlenmeyi sürdürmekle eşanlamlı olacaktı . Bunun farkında olan nazırlar, yükü devletin taşıması gerektiğine karar verdiler.

Hazinenin kronik olarak açık vermesi ve yabancı alacaklılara ağır borç

altında olmasından ötürü, yönetimin önerebildiği tek şey topraktı. Yerleş­

tirme dönemi sırasında işlemeleri için göçmenlere toprak tahsis edilmiş ve hükümetin onaylaınasıyla yakın parseller de aynı amaçla kölelere dağın i ­ ınıştı. Meclis-i Vükela, yetkililerin kölelere hü r göçmenler olarak davran­

mış olduklarına ve bunlardan bazılarının zamanla azat edildiğiııe dikkat

çekmekteydi . Nazırlar şimdi bu politikamn sürdü rülınesini ve kölelerin

31

32

Mükôtebe (Arapça mukôtaba) yasal bir islami işlemdir, efendi ve köle, bir ödeme karşılığında kölenin özgürlüğünü kazanmasını sağlayacak bir anlaşmaya kendi is· tekleri i le ulaşırlar, ödemenin biçimi ve miktarına taraflar karar verir. Ödeme bittiği zaman köle azot edilir. BA/Irade/Meclis·i Mahsus/ 1 407, sadrazamdan sultana, 24 Zilkade 1 283/30.3.67.


bu devlet topraklarını kendilerinin azar bedeli olarak kullanmalarına izin

verilmesini öneriyorlardı . Bunu kolaylaştırmak için, toprağın ve kölelerin

değerini saprayacak bir yöntem geliştirilecekti. Toprak daha sonra, azar

edilmeyi sağlayacak mükatebe gereğince, tam veya kısmi tazminat olarak köle sahibine devredilecekti . Böylelikle özgürlükleıini kazanan köleler, es­ ki sahiplerinin onayı ile, toprağın üzerinde kalabilecek ve onu işlemeyi

sürdürebileceklerdi.33 Bununla birlikte, eğer serbest bırakılan köleler b u topraktan ayrılmak isterlerse gidebileceklerdi. Nazıriara göre, bu şekilde,

toprak meskı"m ve işlenmiş olacak, pek çok köle azar edilecek ve köle sa­ hipleri de tatmin edilmiş olacaklardı . Yine de böyle bir düzenlemenin, yö­

netimce göçmenlere empoze edilemeyeceği açıkça belirtilmekteydi. Öne­

rilen politikayı Çerkes liderlerine açıklamaları , tepkilerini almaları ve bunu Babtali'ye ulaştırmaları için memurlar gönderilecekti.

Meclis-i Vükela'nın bu kararı köleleraçısından bir geıiye dönüştü. Mü­

katebe, kölesine açıkça kötü davranmayan bir sahibe zorla kabul ettirilemez­

di; bu karar ayrıca, böyle muameleleri normal olarak yürüten şer! mahkeme­ lere de daha büyük hareket kabiliyeri veriyordu. Göründüğü kadarıyla hü­

kümet, Çerkes köle sahiplerinin güçlü muhalefetiyle başa çıkamıyor veya

yalnızca, onlarla doğrudan ve kuşkusuz şiddetli bir sürtüşmeye girmekten kaçınmayı yeğliyordu. Şer! mahkemelerin, köle sahiplerini kölelerinin iddi-

alarma karşı destekleyen ilamlar vermeye hazır olması, hükümetin durumunu değiştirdi. Yukarıda aktarılan her

iki örnekte ( özgürlüklerini isteyen beş

çocuk ve parçalanmaya karşı koyan ailenin durumları) ve başkalarında da34, yetkililerin kölelere yararlı olmak için yaptıklarını mahkeme engellemişti.

Bu, İsiamca onaylandığı için köleliğin yasallığmı destekleyen dini çevrelerdeki genel havanm bir göstergesi olabilir. Şurasını belirtmeliyiz ki hükümet

köleliğin köle ticaretinden t:lrklı olduğunu ve müdahale edilmemesini sü-

rekli vurgulamaktaydı . 1 847 Basra Körtezi termanı, Çerkes ve Gürcü köle ticaretinin l 854'te yasaklanması ve zenci köle ticaretine karşı 1 857 termanı bu bağlam içinde akla geliyor. Babtali'nin kaldırmaya çalıştığı yalnızca Çer-

kesler arasındaki tarım köleliğiydi; bunu da güçlü bir ımıhalefet karşısında,

tedrici olarak, büyük bir dikkatle ve biraz da çekingence yaptı.

Şurası ilginçtir ki yukarıda babsedilen l 847 ve 1 8 5 4 termanlarıyla ilgi­

li Meclis-i Vükela belgel erinde, kaldırılması bağlammda köleliği belirtmek

33

Bu maddeden Mecl is-i Vükelô mazbatasında bahsedi lmemişse de konu üzerindeki daha geç bir mazbatadan anlaşı l ıyor (Bkz. BA/Meclis·i Vükelô Mazbata ve irade Dosyaları/c. 225, Rebi ülevvel ı 299/8.2.82). 34 Örne�in bkz. BA/Ayniyat/c. ı ı 36, no. 2 ı O, Bôbıôli 'den Muhacirin Komisyonu'na, 2 ı Sefer ı 286/2.6.69.

I.J9


için kullanılan terim ne "esaret" ne de "kölelik" olup, genellikle Şer! ka­ nun lisanında kullanılan, daha az yaygm "nkkiyet" olmuştur. Bu belki de köleliğin bu dönemde hala ne kadar İslami bir bağlam içinde düşünüldü­

ğünün bir göste rgesidir . Mükatebe işlemini daha kesin önlemlere yeğ tu­ tan ve uy gu lan ın ası m büyük çoğunluğu köle sahibi olan gö ç men önderle­

rinin kabul etmesi koşuluna bağlayan Meclis-i Vükela kararının arkasında

da, Afrikalı köle ticaretine35 ilişkin hükümet politikasını biçimlendirmekte önemli rol oynayan dini ve tutucu muhalefetin o lm ası mümkündür.

Çerkes köleliği ve köle ticaretiyle il gi l i a çı k bir politika gdiştirileme­

mesi ve kara rl ı bir uygulama olmamasından d o lay ı g öçmen le r a ra s ı n da

h u zur sağh ınam ıy ordu . Sonuç olarak, yetkililer sık sık ç ı kı ş ı nı önlemekten aciz kaldı klan yangınları söndürınek zorunda ka lıyorla rd ı .

Hükümet 1 872 yılı boyunca, Anadolu'nun değişik yerlerindeki Çer­ kes esirci gruplannın, köle ticaretini sınırlayan ve hatta bir süre için tama­

men askıya alan emirlere rağmen ticareti gizli c e sürdürdükleri yo l u nda

b i rka ç ke z h a b e r alm ı ştı . Sivas, Konya, Adana vilay ett eri ndeki yetkililere bu t:ıaliy etleri de n et lemele ri tali ma tı veri ld i . Aynı y ı l benzeri iddialar Si­

140

nop sancağında da araştırıldı. Hüdavendigar vi layetinden * , Canik ve Lazistan sa n cakları nd a n köle ticaretini teşvik etmek a ma cı y l a gizli cemiyetie­ rin (cemiyet-i ha tiy e ) ku ru l du ğu na i li ş kin rap o rlar a lı n d ıy sa da, araştırma son un da a sı lsız o ldukları an l aş ıl d ı . 36 B u mmla biı-likte, t i c a re t başlıca İstanbul'a yönelik olarak h<'ı h'ı si.irınek­ teyd i . Ticareti yap ılan tı r çoğu nlu kla, İstanbu l ve İ ınp;lr<ltorluğuıı d iğer büyük kentlerinin harl ın lc ri ne gön de ri l m ek istenen genç kadınlardı. Çer­ kes e bevey nler, yerl cşti k ten sonra da, kı zla rı nı esi rc iler a rac ı lığıyla veya daha az yaygın olarak alıcıya doğru dan satınayı sürdürdüler. Bu satışlar büyük ölçüde köle sın ı ti içinde yürütülürken, yani köle sahipleri, göçün ) a ra t tı ğı güç lük ler ve ti rsa d a rdan d ol ay ı kö k le ri ni n çocukl arı nı satarlar­ ken, g i tt i kç e artan sayıda hür doğmuş çocuğun d<l t ica re t i yapılıyor ve kö·

'

35 Bkz. yukarıda, s. 85 not. 1 2. * Bursa (çev. notu). 36 Faaliyetlerin durduru lması konusunda emirler için : BA/Ayniyat/c. 1 1 36, no. 21 1 , 2 1 5, Bôbıôli'den Muhacirin Komisyonu'na, 28 Şevvol 1 288/ 1 0. 1 .72; ibid., no. 237, 239, B�bıôli'den Muhacirin Komisyonu'na, 3 Zi lkade 1 288/ 1 4 . 1 .72. Sinop'taki araş· tırma, ibid., no. 1 27, Babıôli 'den Muhacirin Komi syonu'na, 24 Rebi ü lôhir 1 289/ 1 .7.72, gizli cemiyetler, ibid., no. 237, 239, Böbıôli'den Muhacirin Komisyo­ nu'na 3 Zilkade 1 288/14. 1 .72; ibid., no. 255, 256, Bôbıôli'den Muhacirin Komisyo­ nu'na 1 2 Zilkade 1 288/23. 1 .72.


leleştiriliyorlardı. İngiliz kaynakları ve İngilizce çıkan bir İstanbul gazetesi 1 872- 1 873 yıllarında pek çoğu Avusturya Lloyd Kumpanyası gibi Avru ­

palı şirketlere ait buharlı gemilerden çoğunun Trabzon, Samsun ve diğer

Karadeniz limanlarından İstanbul'a düzenli olarak Çerkes köle taşıdıkları­

nı bildirmekteydiler. Eğer böyle bir şey varsa, Osmanlı hükümetinin, tica­

reti durdurmak için ne yaptığı açık değildir. İşin içinde baskı olmadığı za­ man, ticaretin rahatça sürdürölmesine izin verildiği anlaşılıyor. 1 8 5 8 Ce­

za Kanunu çocuk kaçırma ve köleleştiı·me üzerine bazı maddeler içermek­

teydi, fakat cezalar pek ağır değildi. 1 6 Eylül 1 867'de bunlar, daha başka

suçları da kapsayacak şekilde düzeltildi ve belki de kaçırma ve köleleştir­ me vakalarının artmış olmasının bir sonucu olarak cezalar biraz artırıldı .37

i NGILIZ MÜDAHALE GI RIŞIMLERININ BAŞARISIZLIGI Çerkes köleler, sahiplerinin kendileri üzerindeki mülkiyet hakkını tar­

tışmayı ve özgürlük istemeyi sürdürdüler.3B İngiliz hükümeti 1 872 - 1 874

arasında, yeniden açık ve bazen şiddet kullanılan bir çatışmaya dönüşen durumdan haberdar oldu . İngiltere, Kasım 1 8 5 7'de Clarendon'un geliş­

tirdiği müdahale etmeme politikasını bozarak, kölelerin yanında, onların özgürlüklerini kazanınaları için araya girmeye çalıştı.

incele d i ğimiz dönem boyunca İngiliz Dışişleri genellikle Ciare n ­

don'un politikasına bağlı oldu ama bunun bazı istisnaları d a vardı. İstan­

bul'daki İngiliz Biiyükelçisi Sir Henry Bulwer, Aralık l 860'ta, zamanın Hariciye Nazırı Ali Paşa ile savaş sırasında konulan Çerkes köle ticareti

yasağını tartışmaya çalıştı. Kendisiı)e de, seletine olduğu gibi, yasağın yal­

nız savaş s ü resi için düşünülmüş olduğu aniatıldı ve ayrıca bu yasağm ge­ nel olmayıp özel olduğu ve salt Batum bölgesini kapsadığı da bildirildi .

Sir Henry, beş yıl sonra sorunu, Lord John Russell'ın ricası üzerine Babı­

ali'ye götürmeye çalıştığında, Osmanlıları konuya önce ol duklarından da­ ha açık buldu. Bulwer, Osmanlıların daha önceki if:.1delerinin aksine, yasa-

37 Avrupa buharl ılarıyla nakliye için bkz. FO 84/l 427/2 ı 8-9, Francis'den (başkonso­ los, istanbul) Ell iot'a (büyükelçi, Istanbul), 29. ı ı .72; ibi d., !309- ı O. Malta Ameri­ kan konsolosundan Lord Granvi l le'e (dışi�leri bakanı), ı . ı .73, Levant Heralddan al ıntı yaparak. ı 858 Ceza Kanunnamesi için, bkz. madde 203·6, Düstur, c. ı (Istan­ bul, ı 289), s. 582; düzeltmeler için Aristarchi, c. ll (istanbul, ı 873), s. 272. 38 BA/Ayniyat/c. ı ı 36, no. 398, Bôbıôli'den Muhacirin Komisyonu' na, 2ı Cemaziyü­ levvel ı 286/29.8.69; ibid., no. 265, Bôbıôli'den Muhacirin Komisyonu' na, ı 3 Zilka­ de ı 288/24. ı .72.

141


ğın hala uygulamada olduğunu fakat yaptınmda bazı güçlüklerle karşıta­ şıldığını söylediklerini bildiriyordu. Ayrıca, kendisine Muhacirin Komis­

yonu'nun sorunu çözmek için yeni görüşler geliştirmektc olduğu da söy­

lenmişti. Bu çelişki yukarıda da bahsedildiği gibi, konuyla ilgili Osmanlı

politikasının değişmesiyle açıklanabilir. 39

Savaş sonrası yıllarda Çerkes köle ticaretini bastırmakta isteksiz davra­

nan hükümet, çatışmaların durmasmdan sonra yasağm yürürlükte olmadı­

ğını söylemişti. Bununla birlikte, kitlesel göçten kaynaklanan sorunlar Ba­

bıali'yi bir kez daha köle ticaretini yasaklamaya yöneltince, İngilizlerin ze­

min yoklamalarmı açıkça geri çevirn1eye de artık gerek kalmıyordu . Ko­

nuyla ilgili gelişmelerden çok uzak kalmış olan İngilizler, iki ayn yasağın arkasında birbirlerinden önemli ölçüde farklı koşulların yattığından ve bunların iki yasağın birbirinden hem ayrıntı hem de kapsam açısmdan fark­

lı olmalarına yol açtığmdan haberdar değildi. Osmanlılar böyle karmaşık ve

duyarlı bir iç sorun hakkında yabancı bir güce bilgi vermeyi gerekli veya

arzu edilebilir görmediler. İngilizlerin, Osmanlı İmparatorluğu 'na yönelik

Afrikalı köle ticaretinin bastınlmasma ne kadar yakmdan karıştıkları düşü­

nülürse, Çerkes köle ticaretinin bastırılması veya Çerkes tarım köleliğinin

142

tedricen kaldırılmasma ne kadar az karışabildikleri daha da çarpıcıdır.

Ağustos l870'te İngiliz Büyükelçisi Sir Henry Elliot, Dışişleri Balcam

Lord Granville'e, Çerkes köleliği konusunda BabıSli'yle görüşülmesi ihti ­ mali görmediğini yazıyor ve şöyle diyordu :

"Yalnız sadrazaının karısınm bir zamanlar bir Çerkes cariye olduğu

değil , daha yüksek mevkilerdeki hanımların da aynı sınıfa mensup

oldukları bilindiğine göre, eğer Ali Paşa'ya gidip, herkesten daha çok nefret ettiğim böyle bir kuruımm küçültücü sonuçları üzerin­

de dursaydı m, büyük bir münasebetsizlik yapmış olacağıını Lord Cenapları anlayacaklardır"40

Çerkes harem köleliğine bu gönderme, Çerkes köleliğinin yabancılarca

en çok bilinen görüntüsü olan genç kadm ticareti bağlaınında yapılmıştı .

Fakat l873 'te Elliot, kölelerin ailecek satışının yaygın olduğunu ve daha kötüsü, satışın sonucunda bu ailelerin parçalandığını öğrendi . Bunu tüm­

den kabul edilemez bularak Hariciye Nazırı Halil Paşa'ya sert bir protesto

39 FO 84/ 1 1 20/5-6, Bulwer'dan Russell'a, 1 2. 1 2.60; FO 84/1 246/ 1 25-6, Bulwer'dan Russell'a, 1 0.8.65. 40 FO 84!1 324/ 1 08- 1 0, Elliot'dan Granville'e, 1 0.8.70.


gönderdi: "Je croirais tres volantiers que !'on m'ait exagere !'abus. Mais je

puis malheureusement vous garantir qu'il existe dans !es proportions qui

non seulement justifient, mais qui demandent imperieusement que le sujet reçoive Pattention serieuse du gouvernement"41

Mart l 873 'te büyükelçi yeniden Lord Granville'e yazarak, köle ticare­

tini anlattı ve talimat istedi. Konu martın sonu-nisanın başında İngiliz Dı­

şişleri'nde tartışıldı.42 Köle Ticareti Bölümü'nün başı W.H. Wylde şöyle

yazıyordu:

"Sir H. Elliot'un raporunda anlatılan durum, suskunlukla geçişti­

rilmemelidir. Çerkes ve Gürcü ticareti denen olayda ebeveynleri

kız çocuklarını satmakta, onlar da ileride Türk memurlarının

karıları olabilme umuduyla Türk haremlerine girmeyi bir ayrıcalık

gibi görmektedirler; bunu görmezlikten gelmeyi ne kadar İstersek isteyelim, Sir H. Elliot tümüyle yeni bir durumun resmini çizmek­

tcdir ki Lord Granville muhtemelen bunu ciddi olarak dikkate al­

mayı düşünecektir. Türk hükümeti ve memurları Avrupa kamu­

oyuna karşı duyarsız değildirler; Sir H. Elliot'un raporunda bildir­ diği Çerkes reisierin ve Türk yetkililerin yaptığı haksızlıkların açık­ lanması, Türkleri etkilemede kullanılabilir. . . "

Lord Granville Elliot'a köle ticaretini şiddetle protesto etmesi ve "bas­

tınlmasını sağlamak için her türlü çabanın gösterilmesi" talimatını verdi. fakat, Wyldc'nin soru mı kamuoyunun dikkatine getirme önerisi redde­

dildi. Elliot daha sonra, Osmanlı hükümetini bu konuda harekete geçme­

ye ikna için gösterdiği çabaların başarısız olduğunu söyledi. 43 Bu, Çerkes

köleliği ve köle ticareti konusunda Osınanlıların, görünüşte bile olsa, her­

hangi bi r İngil i z müdahalesine izin vermeyi lüla reddettikleri anlamına

geliyord u . Aslında Osınanlılarııı bu konuda harekete geçmişlerdi; fakat gelişmeler ve ilerlemeler konusunda İ ngilizlere bilgi verıncdilcr.

41

FO 84! 1 370/42-3, Elliot'dan Halil Paşa'ya, 2 ı . ı .73. (Bu suistimalin bana abartılarak anlatı lmış olduğuna içtenlikle inanıyorum. Fakat, maalesef var olan boyutların, ko· nunun hükümetin ciddi ilgisini yalnız haklı çıkaracak değil, zorunlu kılacak düzeyde olduğuna da sizi temin ederim.) 42 /bid./28-3 ı , Elliot'tan Granvil le'e, 3.3.73. Ell iot, Bi ngazi'den yapılan zenci ticareti· ne i lişkin bir protestoda Çerkes sorunundan bir kez daha bahsetmiştir (ibid./47-9, Elliot'tan Safvet Paşa'ya, ı 4.4.73). Alıntı; ibid./33-4, W. H. Wylde'nin tutanağ ı , 27.3.73. 43 /bid./7, Granville'den E l l iot'a, ı 4.4.73, Wylde'nin önerisi tutanağında vardı, fakat muhtemelen Granvil le'ce çizilmiştir: FO 84/ 1 397/ 1 73, Elliot'tan Lord Derby'ye (dışişleri bakanı), 1 6.8.74.

143


Bu politika oldukça etkili oldu. Afrikalı köle ticaretinin bastırılması

için yılmadan Osmanlıları bir anlaşma imzalamaya ( bu amaçla Babıali'ye büyük baskılar yapılıyordu ) ikna etmeye çalışmakla meşgul olan İngilizler, Çerkes ticaretini etkileyemeyecekleri olgusunu artık kabullenmek duru­

mundaydılar. Gerçekte İngiliz hariciyesi, l 8 70'lerde biraz göz ardı edilen Clarendon 'ın politikasına geri dönüyordu . Mart l 8 8 0 'de Wylde şöyle

yazmaktaydı : "Harekete geçireceğiıniz hiçbir düzenek ticaretin sürmesini

önleyemeyecek, böyle herhangi bir girişimimiz yalnız büyük kızgınlığa ve

bize karşı düşmanca duyguların artmasına neden olacak, kötülüğü de her­ hangi bir biçimde azal tmayacaktır" . 44

ARTAN ŞIDDET, KÖLE LER, ASKERLI K Ağustos l 8 74'te, İstanbul'dan pek uzakta olmayan Tekfurdağ vilaye­

tinin kasabası Çorlu yöresinde, çok sayıda Çerkes kölenin örgütlenerek özgürlüklerini istedikleri bildirildi . Kendileri de Çerkes göçmeni olan kö­

le sahipleri, köleler satın alaınazlarsa özgürlük vermeyi reddedip, iradele­

rini ayak direyenlere silah gücüyle kabul ettirmeye çalışmışlardı . Babı ­

ali'nin emri üzerine, Edirne valisi köle sahiplerine boyun eğdirmek için

144

hemen harekete geçti. Çorlu'ya askeri birlikler ve dört sahra topu getire­

rek Babıali'nin silahlarını bırakmaları ve hükümetin koşullarını kabul et­ melerini

emreden bir talimatını, emirlere okudu. Bu koşullar, M eclis-i

Vükela 'nın yukanda sözü edilen kararında geliştirilen genel politikaya uy­

gundu . Buna göre, köleler azar edilecek ve salıipleri daha önce kölelerin

oturduğu ve i şl e d iği topra kla rı n mülkiyetin i elde ederek razınin edilecek­ l e rd i . Kölelerin ve to p ra kl a n n tam d e ğe rl e ri ayrıca toprağın ve kölelerin de ğ e rle r i arası nda, eğer varsa, farkın giderilmesinin yolları kurul<lcak ad ,

hoc bir koınisyonca

bclirlcııecekti . Vali, hükümetin istekleri yerine getiril­

ınezse ordumın saldırıva geçeceğini ihtar etti . Köle sahipleri, silahlarını tesli m ederek B.'tbl<'tli'nin aracılığını kabul ettilcr.G

44 FO 84/ 1 570/ ı 40, W. H . Wylde'ın tutanağı, ı .3.80. 45 FO 84/ 1 397/1 80- ı , Depuis'den (konsolos vekili, Edi rne) Elliot'a, ı2.8.74. Bu düzen­ leme, Edi rne'deki konsolos vekili tarafından biraz karı �ık bir biçimde aktarılmı�tır. i l k rapor, köleler i n h i ç b i r tazm i nat ödemeyeceğini be l i rti rken, ikinci rapor ( /bid./1 84-5 Depuis'den Ell iot'a, 28.8.74) Özel bir komisyonun kölelerin ödeyecekle­ ri miktarı belirleyeceğinden söz etmektedir. Bu belki de konsolos vekilinin, 30.3.67 tarihli Meclis-i Vükelô kararından habersiz oluşundan i leri gel iyordu, çünkü onun raporlarında, bunun tek bir anlaşma olmayıp, önceki örneklere dayanan ve pek çok davayı halledecek bi çimde gel iştirilmi� daha geniş bir politikanın parçası olduğunu bildiğini gösteren bir şey yoktur.


izleyen anlaşma döneminde 250 "araba dolusu" kadar köle azat edildi

ve Çorlu'dan vilayetin diğer yörelerine götürüldü. Köleler köy başına bir aile olmak üzere içerdeki köylere dağıtılacaklar ve kendilerine işlemeleri için toprak verilecekti. Köle sahiplerinin en kavgacılanndan 90 kadarı tu­

tuklandı . Bir yangın daha söndürülınüştü, fakat hükümet sahip-köle iliş­

kilerinin neden olduğu huzursuzluklada uğraşmayı, İmparatorluğun di­ ğer bölgelerinde uğraşmayı sürdürdü.

l 878 - l 879'da başka Çerkes grupları da özgürlüklerini, hatta bazıları

Klf1<asya'ya geri dönme iznini bile istediler.46 Göçmen kölelerin statüleri­

ne ilişkin yasal belirsizlik Osmanlı hükümetinin işine gelmiş olmalı, çünkü

konuyu berraklaştınnak için herhangi bir girişimde bulunulmamış, örne­

ğin temel ilkeleri saprayacak bir ferman çıkarılmamıştır. Kararlar özel du­ rumları çözmek için alınmış, fakat bazı hükümet memurları veya yerel

yetkililer, görünüşe göre biraz çekiı1gen biçimde, bu tür kararları genel bir uygulama gibi yorumlamaya çalıştıklarında, Babıali bu çabaları önle­

meye yönelmiştir. Zorunlu olarak ortaya çıkan karışıklık, durumu çok da

aleyine etkilemiş gibi görünmüyor; aslında Babıali'nin amaçlarına gayet iyi hizmet etmiş de olabilir. Şimdi, bu noktayı aydınlatmak için birkaç örneği gözden geçirebiliriz.

14.�

1 8 78 'de Kastamonu vilayeti, göçmenler arasmda çıkan bir mülkiyet

sorunuyla ilgili olarak Ştıray-ı Devlct'c başvuruda bulundu . 47 Kastamo­

n u 'ya 1 5 -20 yıl ö n c e gelmiş olan bir kısım Abaza göçmeni , Sohum'dan İmparatorluğa henüz gel miş olan başka bir gru p Abaza göçmeni üzeri n ­ de mülkiyet hakları o l d u ğ u n u ileri sü rmüşlerdi. Yeni gelenlerin belirttiği­ ne göre, anlaşıbn Ru s h (ik(i meti orad a bulunmayan sahiplcrin yerine ha­ re ket ederek, ken d il e riyl e mü ldtebc anlaşınaları yapmış ve azat belgelerini ellerine vermişti . Köleler, böylece lıür olduklarını ve eski sahiplerine borç­

lu olmadıklarını i l eri sürınekteydiler. Yasal olarak tartışmaya açık oluşuna rağmen ( gayrimüsliın bir hükümetin Müslüman köleler ü zerinde sahip

rolü takınarak onlarla sözleşme imzalaması ve azat etmesi ) bu işlem,

Ocak 1 8 78 tarihli

24

bir kararla eski sahipleıin iddialarını reddeden Ştıray-ı

Devlet'çe kabul edildi.

Örneğin bkz . , B A/BEO/Muhocirin Kom i syonu/c . 758, boş. no . 89 (29 Şobon 1 295/ 1 8.8.78), 1 68 ( 1 2 Şevvol 1 296/29.8.79); dönüş izni istemi i çin, ibid., boş. no. 1 96 (22 Zi lkode 1 295/ 1 7 . 1 1 .78). 47 BA/Meclis·i Vükelô Mazbata ve Irade Dosyol an/c. 225, 1 9 Rebi ülevvel 1 299/8 2.82 (Kastamonu vi layetinden gelen mektuba referans, 22 Ramazan 1 295/20.9.78).

46


Ştıray-ı Devlet "Osmanlı İmparatorluğu'na göç eden kişilerin hür ka­

bul edilmesi gerektiğini" belirtmişti ki bu açıkça kararın başka durumlar­

da da uygulanabileceği anlamına geliyordu . Bizzat Babı:lli, kararı tam bu anlamda kabul etti. l 879'un başında Abaza köleler Trabzon ve Sivas vila­

yetlerindeki yerel yöneticilerden, esaretten kurtarılınalarmı ısrarla talep et­

mişler, yöneticiler de anlaşmazlığı gidermesi için merkezi hükümete baş­

vurmuşlardı. 48 Kararını Ştıray-ı Devlet'in yargısına dayandıran Babıali, bu vilayetlerin valilerine aslında tüm göçmenlerin hür olduğunu ve dolayısıy­

la köle olduklannı ileri sürınenin yasal olmayacağını bildirdi. Valilere eski köle sahiplerinin bir haksızlığa yol açınalarını engellemeleri ve kölelerin özgürlüğünü garanti etmeleri emri verildi. Bununla birlikte, öyle görünü­

yor ki, bu politikanın birtakım güçlükleele karşılaşması, hükümetin Şubat l 882'de tutumunu bir kez daha gözden geçirmesine neden oldu.

Osınanlılar, Çerkes göçünün, ordunun insan gücü potansiyeline katkı­

sı olacağını düşünmüşlerdi . Göçmenler 25 yıllık bir süre için askerlik hiz­

metinden muaf tutulmuşlar fakat gönüllü yazılmaları için teşvik edilmiş­ lerdi.49 Onlar için pek çok süvarİ birliği oluşturulmuş ve birçoğu gerçek­

146

ten de sultanın ordusunda hizmet etmeyi kabul etmişti . Askeriye, yiyecek, giyecek, barınak ve pek çok Çerkesin çiftçiliğe yeğleyecekleri bir yaşam

tarzı önermektey di . Fakat bir süre sonra, disipline karşı gelen ve hatta ri­

vayete göre b<lşlarındaki Osmanlı subaylarından bazılarını öldüren göç­ menlerin kural tanımazlığı yüzünden, bu birliklerin dağıtılması zorunlu

oldu. Ordu yalnızca hür kişileri askere alıyor, köleler askere yazıldıklan

takdirde yasal özgürlüklerini otomatik olarak kazanıyorlardı. Çerkes göç­

menlerin durumunda bu düzenlemderin büyük sayıda potansiyel askeri dışarda bı r<lktığı kısa sürede anlaşıldı.

1 882 'nin başında Sivas vilayetincieki askeri yetkililer, göçmen köleleri,

vilayette bu sırada çekilmek üzere olan kura listelerine kayderme girişimin­

de bulundular.SO Doğal olarak köle sahipleri bu uygulamaya karşı çıktı, çünkü bu onları, asker oldukları andan başlayarak, köleleri üzerindeki mül­

kiyet hakkından yoksun kılıyordn . Sorunun havale edildiği Ştıray-ı Devlet,

48

BA/Ayni yat/c . 1 0 1 1 , no . 1 48, Bôbı ô l i 'den Ad i i ye Nezareti 'ne, 1 2 N i sa n 1 295/25.4.79. 49 Pinson, ss. 80·2. Pinson 20 yıllık bir muafiyetten bahsediyorsa da, Osmanlı kaynak­ larına göre muafiyet 25 yıl idi (bkz. SA/Meclis-i Vükelô Mazbata ve Irade Dosyala­ rı/loc. cit.). 50 BA//oc. cit.


kişisel statü dikkate alınmaksızın yapılan toptan bir askere alışın, köle ve sa­

hip arasında sorunlar çıkarmaya mahk(ım olduğunu ve dikkatle düşünül­

mesi gerektiğini belirtti . Böylece Sivas'taki yetkililere Meclis-i Vükela bir karara varıncaya dek harekete geçmeyi ertelemeleri talimatı verildi .

Meclis-i Vükela konuyu ayrıntılı olarak 8 Şubat l 88 2'dc tartıştı . Mec­

lis daha başlangıçta ınülcatebe usulünün kölelerin yakınmasını giderecek ve onlara özgürlük bağışlayacak tek yol olduğunu teyit etti. Nazırlar, Şu­

ray-ı Devlet'in Kastamonu'daki Abaza kölelere ilişkin karannın51 yalnızca bu vakaya özgü olduğuna karar verdiler. Bütün göçmenlerin aslında öz­

gür olduğunun ilan edilmesi bir yanlışlık yü�ündendi . Dahiliye Nazırı'na bu noktayı Mu haciri n Komisyonu 'na açıklaması ve yanlış karann d üzeltil­

mesini sağlaması talimatı verildi . B u temel ilkeyi belirleyen Meclis-i Vüke­ la askerlik sorununu karara bağlamaya yöneldi.

Burada, nazırlar göçmenleri 25 yıl için askeri hizmetten muaf tutan

politikayı teyit ederek, göçmenin İınparatorluğa giriş tarihinden başlaya­

rak geçen zamanın tespit edilebilmesi için her vakada kapsamlı bir araştır­ manın yapılması gerektiğini belirttiler. Osmanlı İmparatorluğu'nda do­

ğan göçmen çocukları yirmi yaşına ulaştıklarında askere alınacaklardı . Meclis-i Vükela buna ek olarak önemli bir ilkeyi de belirledi.

Bi rçok yerde kölelere , sahiplerinin yakınında ayrı toprak dağıtıldığı

için, nazırlar yirmi beş yıl sonra kölelerin de orduya katılınasının "çok ta­ bii" olduğu görüşündeydiler. Bu durumda, önceden belirlenen ilkelere

göre,52 bir m ü ktıtebe yapılacak ve kölenin işlediği toprak, azatın tam veya kısmi karşılığı olarak sahibine devredilecekti. Meclis'e göre bir köle, sahi­ bine borçlu kalsa bile, yani kendisinin ve ailesinin işlediği toprak, kendisi­

n i n piyasa değerini n altı nda kalsa bile, önce ordnda hizmet etmek zorun­

daydı , çünkü " bir kişinin vatamnı savunması tüm vazifelerinden önce ge­

lir"di. Azar edilen köle askerliği bitirdikten sonra borcunu ödeyebilirdi.

Sivas'taki Çerkes kölelerin askere alınması vakası , yeniden görüşülmesi

için Ştı ray-ı Devlet'e havale edildi.

Askere alma konusundaki kararı ile Meclis-i Vükcla'nın bir defada iki

amaç gerçekleştirmek istediği anlaşılıyor. Karar bir yandan büyük sayıda

köleyi askere alınabilir duruma getirmiş, öte yandan da tüm Çerkes köle

nüfusunun azat edilmesini hı zlandıracak bir düzenek gcliştirmiştir. Bir köle sahibine açıkça ınük3.tebeyi eınpoze etmekten geri duran Meclis-i

5 1 Bkz. yukarıda, s 1 45. 52 Bkz. yukarıda, ss 1 38- 1 40.

147


Vükela, genel olarak uygulanabilecek düzenli bir usul ima etmekteydi . Yi­ ne de askere alınacak kölelerin ailelerinin statüleri hakkında hiçbir şey söylenmemiştir. Maalesef, konu üzerinde elde bulunan bilgideki kopuk­ luk, bu aşamada Meclis-i Vükela kararlarının gerçekte nasıl uygulandığını veya Çerkes kölelerin tedrici azat edilmesi sürecini nasıl etkilediğini ince­ lememizi olanaksız kılıyor. Köle nüfusunun geri kalan bölümüne, yani as­ kerlik hizmeti yapmaları gerekmeyen kadınlar, kırk yaşın üzerindeki er­ kelder ve sakat erkeklere gelince, hükümet politikasının dayandığı esas ha­ la mük:ltebe yolu ile azattı. Vükela bu konuda açık ve ödün vermez bir tutumdaydı, köle ve efendisi arasındaki anlaşmazlıkların çözülmesinde mük:ltebeden başka bir araç kabul edilemezdi.

148

Böylece Meclis-i Vükela, mükatebenin önemini vurgulayarak, Ştıray-ı Devlet kararında ifade edilen eğilimin ve bazı yerel yetkililerle hükümet memurlarının bunu tüm göçmen kölelere otomatik özgürlük bağışlama­ nın yolu olarak benimsemesinin önüne geçmiş oluyordu. Doğal olarak, yönetimin çeşitli bölümlerindeki bu tutarsız politika ve göıiinürdeki karı­ şıklık yalnızca Osmanlı hükümetinin bürokratik yetersizliğine yüklenebi­ l i r . Ancak b u , basit ve yetersiz olurdu . Çünkü I I . Abdülhamit'in l 8 78 'den başlayarak hükümeti sıkıca denetimi altına almasından sonra, Osmanlı bürokrasisi iyice merkezileşmiş yönetimin politikalarını uygula­ mada hayli etkin olmuştur. Ulaşılabilen arşiv malzemesi bunu kanıtlaınak­ tadır; merkezi hükümete yöneltilen gevşeklik ve beceriksizEk suçlamaları Tanzimat döneminin büyük bir bölümü için bile geçe rli değildir, ama taşradaki durum oldukça t:u klıydı . Öyleyse açı klanı alan başka bir yerde aramamız gerekiyor.

OSMAN LI CERKES KÖLELIGI VE KÖLE TICARETi POLiTI KAS l N I N DEGERLEN D i R i LMESi Yukarıda zaten sözü edildiği gibi, hükümetin Çerkes köleliği ve köle ticareti politikasmdaki belirsizliğin aslında Babıali'nin çıkarlarına hizmet ettiğini varsaymak yerinde olur. Hükümetin bu alanda sorunları berrak­ laştırmaktan bilerek kaçmdığı ve böylece ge ril i mi yok etmek i çin kendisini karşıt gruplar ar.ısınd<l daha da kolaylıkla manevra yapabilir duruma getir­ diği öne sürülebilir. Bir yanda kalabalık bir grup olan ve azat edilmek is­ teyen köleler, öte yanda da hükümetin tü nı Çerkes nüfusuyla etkili bir ir­ tibat sağlamak ve onları denetiemek için ihtiyaç duyduğu etkin kişiler olan köle sahipleri vardı. Her iki taraf da silahlıydı ve şiddete başvurabilir­ lerdi . Sofu ve tutucu ö ğel er İnıp<lratorlukta ki il el i ğin kaldırılmasına yol ,


açabilecek veya en azından bu yolda önemli bir adım olarak düşündükleri girişime karşı çıkarak, köle sahiplerini desteklemekteydiler. Burada ilginç olansa, tabii ki Çerkesterin Kafkasya'dayken ancak görünüşte Müslüman olmalanydı . İslami kanunla sık sık çelişen kendi geleneksel kanunları ve adetleri vardı . Yine de, göçten sonra köle sahiplerini, köleleri üzerindeki mülkiyet haklarına hükümetin müdahale etmesine karşı en iyi koruyan Şeriat oldu . Babıali'nin, bu sırada taraflardan birini açıkça tutmak ve böy­ lece diğeriyle olası ciddi bir silahlı ve şiddet içerecek çatışmaya girmek ko­ nusunda ne isteği, ve belki ne de gücü vardı. Böylece orta yolu seçti . Bunlardan bağımsız olarak, Osmanlı hükümetinin genel tutumunun kölelerin taleplerine sempatiyle yaklaşmak olduğunu söyleyebiliriz. Bu Mecl i s - i Vükela tutanaklarından anlaşılıyor. Meclis, hem 1 8 67 hem 1 8 82'de Çerkes köleliği tartışıldığında, tüm Osmanlı tebaasının hür kişi­ ler olduğunu belirtmişti .53 Hatta 1 8 67'de nazırlar "kölelik" teriminin Osmanlı tebaasından herhangi biri için kullanılmasını bile kabul etmemiş­ lerdi. 1 882'de zenci köle ticareti üzerindeki yasağın varlığından bahsedil ­ miş v e Çerkes köleliğinin sürdürülmesinin tam ve adil bir düzene aykırı olduğu belirtilerek kınanmıştı . Her iki durumda da, eski ve köklü Çerkes gelenelderi ve hükümetin bunlara karışma konusundaki isteksizliği, göç­ menlerin köleliği sürdürmelerine izin verilmesinin nedenleri olarak göste­ rilmiştir. Bu konuda, Çerkeslerin "vahşi, yabani, kötü ve gayri medeni ya­ radılışları"ndan söz eden küçünıseyici sözler pek boldur.54 Fakat hükü­ metin bazı eylemleri kelimelerden daha anlamlıydı. Bazı durumlarda, örneğin yukarıda geçen hür doğmuş dört çocuğun satışıyla köle ailesinin parçalanması alayında, Babıali, davacıların statüleri ­ ne il işkin Şer! mahkeme kararlarına karşı çıkmıştı . Rus devleti ve bazı Abaza köleler arasında yapılan ve gelenekiere aykırı bir mükatebe onay­ lanmış ve eski efendilerin iddi,1lan reddedilmişti. Benzer bir örnekte, Rus­ lara azat bedelinin yalnız küçük bir kısmının ( bedel-i cüzi) ödenmiş oldu­ ğu ileri sürülmesine rağmen kölelerin özgürlüğü kabul edilmişti . Başka

53 SA/Irade/Meclis-i Mahsus/ 1 407, sadrazamdan sultana, 24 Zi lkade, 1 283/30.3 .67; SA/Mecl is-i Vükelô Mazbata ve irade Dosyaları//oc. cit. 54 Bkz. örneğin, BA/Ayniyat/c. 1 1 36, Babıôli 'den Muhaciri n Komisyonu Rei si ne, 29 Ramazan 1 283/4.2. 67; SA/ I rade/Meclis-i Mahsus/ 1 407, ek 3, Osman Paşa'dan Mecl is-i Vô l ôy-ı Ahkôm-ı Adliye'ye, 21 Rebiülôhir 1 283/3 .9. 66; BA/Ayniyat/c. 1 Ol 1 , Bôbıôli 'den Adiiye Nezareti'ne, 1 2 Nisan 1 295/25 .4.79. Çerkeslerden çok olumlu olarak söz eden Cevdet Paşa, yine de "beynlerinde ôdab ve rüsum-i medeni­ ye yoktur" demektedir; Cevdet, Tarih, c. 1, s. 295.

149


örneklerde de sahipleriyle bir anlaşmaya varamayan köle grupları azat edilmiştir. Kölelerin özgürlüklerinin gerçekleştirilmesi için mükatebeyi tek yasal yol olarak kabul ederken bile, hükümet aslında azat bedellerini ( kendi topraklarıyla) ödemeyi önermişti.SS Kayda geçen iki efendi-köle ayaklanmasında Babtali'nin aracılığı köle­

lerin serbest bırakılınaları ve yeniden yerleştirilmelerine yönelik olmuş ve her iki olay da böyle sonuçlanmıştı. Merkez ve taşradaki yetkililere hür

doğmuş çocukların kaçınlmalan ve köle olarak sattimalarını önleme emri verilmişti. Bir seferinde Potide ve Tiflis'teki Osmanlı konsolosları, Rus toprağında yaşayan Çerkeslerce kaçırılan kırktan fazla kişinin serbest bıra­ kılması için Ruslarla başarıyla sonuçlanan görüşmeler yapmışlardı .56 Bu eylemler belki de kayıtları kaybolan veya şu anda ulaşılamayan daha ayrın­

tılı bir bütünden yalnızca birer örnek olup hükümetin kölelerin yakınına­

larına karşı iyi niyetli tutumunu yansıtmaktadı r. Bunu aklımızcia tutarak, şimdi neyin Babtali'yi bu tutumu benimsernesi için harekete geçirdiğini ve dahası bu tutumla uyumlu, sert ve ödünsüz bir politika izlenınesini ne­ yin önlediğini sorgulayabiliriz. Osmanlı hükümetinin, Çerkes göçmenler arasında yetişkin erkeklerin /.lj{]

köle olarak satılmasını, bunlardan mümkün olabildiğince çoğunun orduya kaydınlmasını sağlamak için önlemek istediği ileri sürülınüştür.57 Bununla

birlikte, bu sav Çerkes topluımında hür kişiler ve köleler arasındaki önemli sınıf farklılıklarını dikkate almamaktadır. Bu açıdan, dört noktanın açımlan­

ması gerekir. Birincisi, tüm Çerkes tarım köleleri de dahil olmak üzere köle sınıfina mensup kişiler askeri hizmetle yükümlü değillerdi. İkincisi, Çerkes köle ticareti çoğunlukla köle sınıfının üyeleriyle (duruma güre köle veya "cariye cinsi " ) yürütülmekteydi .58 Üçüncüsü, hür doğmuş kişiler köle ola­ rak satıldıklarında bile ( ki bu Çerkes göçü sırasında ve sonrasıııda daha sık olmuştur) çoğu orduya hiçbir zaman alınmayacak olan genç kızlar veya an-

55

56

57 58

�eri mahkeme davaları için bkz. yukarıda ss. ı 33· ı 35. Rus mükôtebesi BA/Yıl· d ı z/K35/2027/44/ 1 09, Konya val i si nden ba�kôtibe �i freli tel graf, 22 Mayı s ı 307/3.6.9ı . BA/Irade/Hariciye/ 1 2344, sadrazamdan sultana, 28 Zi lhicce ı 28 ı t24.5.65 (ve ekle· ri). Bu insanlardan bazıları muhtemelen kendi istekleri dışında satı lmış ve diğerleri de Rus kıyısı yakınlarında tekneleri alabora olunca yakalanmış ve köle yapılmışlar· dı. Kölelerin serbest bırakı lmasında Rusların işbirliği belirtilmektedir. Potide'deki Osmanlı konsolos veki line görü�melerdeki rolü için bir madalya verilmesi öneril· miştir. Pinson, ss. 8 ı -2. Aynntı lar için bkz. yukarıda s. 1 29- 1 3 1 ve aşağıda, ss. 1 53- 1 54.


cak on ya da on beş yıl geçtikten sonra askeri hizmetle yükümlü olacak er­

kek çocuklardı. Dördüncü olarak, askeri kaygıların bir rol oynayabileceği tek grup, köle olarak sarılmış ve böylece askeri hizmete uygun olmayan du­ ruma gelmiş, hür doğmuş ergin erkekler veya dclikanlılardı .

Bu gmp çok

küçüktü, dolayısıyla Babıali'nin Çerkes köle ticaretini bastırına girişiminin

askeri düşüncelerden kaynaklandığını ileri sürmek yanlış olur. Bu çocuk ti­

careti alanında Osmanlı hükümetinin temel kaygısının hür doğmuş Müslü­ manların köle olarak satılınasını önlemek olması daha büyük bir olasılıktır.

Yukarıda belirtildiği gibi böyle satışlar İsiamca kesin olarak yasaklanınıştı .

B u tür satışlarda, hükümet özellikle işe hilenin karıştığı veya çocuğun aile­ müdahale ediyordu .

sinin onayının alınmadığı zamanlarda

Orduya asker alınışında önemli olan büyük bir

Çerkes tarım kölesi sı­

nıfinın varlığıydı . Yalnız hür kişiler askere alınabildiği içi n insan gücü po­ tansiyeli doğal olarak düşüyord u . Yani hükümet, özgürlüklerini kazanına­

ları için bu kölelere yardım ederken, onları askere alınabilir duruma getir­

me isteğiyle harekete geçmiş olabilir. l 8 8 2 'den önce Osmanlı kaynakla­ rında böylesi kaygılardan bahsedilıniyor.

Bu, Babıali'nin politikalarını bi­

çimlendirmekte böylesi kaygıların rol oynamadığı konusunda bir kanıt

değildir ama, değişik meclisierin muhtıra veya tutanaklannda bunlardan söz edilmesinden

kaçınılması için herhangi bir neden yokmuş gibi görü ııü yor. Oysa böyle bir tartışmanın kendisi bile tck başına yasal ve hatta şe­ re fli ol urdu . Göçmen kölelerin d e askeri hizmetle yükümlü olmasının Meclis-i Vükdaca tartış ı ld ığı 1 882 Şu batında, askeri kaygılar gizlenmeye çalışıl nıamıştı . Her hallikarda askeri etken, hükümetin Ç e rke s köleliği ve ticaretine ilişkin politikasıllin tck başı na nedeni olamaz. ·

Babıali'ıı iıı <,:erkes kölelerin lehinde d avran ara k, Avrupa devletlerinde ve ikric i bir intiba bı rakmak amacı g ü t nı ü ş olması ihtimali, bir kenara bırakılıııalıdır. BabıSli 'nin Avru p a baskısı alıı nda hareket ettiğini de siiylcycmcyiz. Os manl ı yönetimi ya ba ncı güçlere, ha tta konuyla doğal ola­ rak ilgilenen İngilizlere bile, Çerkes köleliği ve köle ticaretini ilgilendiren hareketlerini hiçbir zaman bildirmemiştir. IUbıali , 1 865 tc , İngiliz elçisinin sorusuna CC\'aben, sorunla başa çıkabilmek için M u hacirin Komisyonu 'nun hazırlamakta olduğu tasanbrın bazıları ndan b a hsct m iş t i . Çerkes köle sa­ �ıydmlaıını ı ş

'

hipleriyle köleleri arasındaki çatışmalara ilişkin İngiliz protestoları yanıtsız

bırakılmıştı. Bu bir iç soru ndu ve Osmanlı hükümeti, zenci köle ticaretinin aksine öyle kalmasını da sağbma bağlamak istiyordu.

O zaman biri pragmatik, diğeri kültürel iki olası açıklama daha düşü­ Pratik düşüneeli Osmanlı hükümetleri, en önemli görevlerinden

ncbiliriz.

151


birinin kamu düzenini korumak ( hıfz-ı

asayif)

olduğunu çok iyi biliyor­

lardı. Kanun ve düzeni bozabilecek huzursuzluk kaynaklarını sınırlamak, olmazsa rahatsızlığı yatıştırmak ve düzeni yeniden sağlamak zorundaydı­

lar. Çerkes kölelerin sahiplerinden soğumalarından ve hileli esir alışverişi­

ne duyulan kızgınlıktan kaynaklanan gerilim imparatorlukta kamu düze­

nini açıkça tehlikeye sokuyordu . Sık sık çocuk kaçırılması, küçük ölçekte de olsa şiddet, arada sırada ciddi çatışmaların patlak vermesi ve müld.tebe

anlaşmaları yoluyla işledikleri toprak parçalarını yitiren azatlı kölelerin

yaptığı eşkıyalık, sorunun59 en göze çarpan görüntüleriydi . Gittikçe artan

bu gerilimi boşaltmak isteği hükümetin Çerkes köleliği ve köle ticaretine ilişkin politikalarının ardındaki temel itici güç olarak görülmelidir.

Osmanlı hükümetinin göç sırasında ve sonrasında Çerkes köleliği aley­

hindeki tutumunu biçimlendirmesinde, muhakkak ki kültür ayrılıkları

önemli bir rol oynamıştır. Görünüşte Müslüman olmalarına karşın Çer­

kesler aslında, özellikle kişi hukuku alanında kendi gelenek ve adetlerinin

çoğunu korumuşlardı; kendi kölelik kavramlarının arkasında da bunlar

vardı. Göçmen olarak İmparatorluğa gelen Çerkeskrc her şeyden önce pragmatik ve insancıl nedenlerden dolayı kucak açılmıştı. Yine de Osman-

152

lılarca gayri medeni ve barbar olarak görülmüşlerdir ki bunun kanıtları

çoktur.60 Balkanlar'da milliyetçiliğin gelişmesi ve azınlıklada yabancı güç ­ ler arasında gittikçe artan işbirliği sonucunda gerilemesine rağmen, ço­

ğulculuk ruhu bu çok uluslu İ ınparatorl uğu hata bir arada tu tmaktaydı. Çerkeslerin tarım köleliğini de içeren kcııd i ;'ı det ve sosyal kunı ınl<1 l"ll1ı ko­

rumalarına i zin verilmesi de bu ru h nedeniyle mümkün ol muştu .

Osmanlı İ m paratmluğu 'nda kölelik uygulandığı ve köle ticareti lüla

sürdürüldüğü halde, tarımsal kölelik, vardıysa bi le, Çerkes göçmenler ara­ sında görülen dışında çok scyrckti. Tarım köleliği 1 5 . ve

1 6 . yüzyıllarda

küçük ölçekte var olmuş t:1kat daha sonra tedricen ortadan kalknııştı. 6 1

Özgürlüklerine, başlıca hareket özgü rlü klerine yönelik bazı kısıtlamalara tabi olsalar da, köylüler Osmanlı İmparatorluğu 'nda köle değil lı ür insan­

lardı. Toprak emekçileri ve onların ailelerini köle tutmak Os ın an l ıl a rc a

hor görülür ve sosyal açıdan geri olarak düşünülürdü. Osmanlı köleliği

59 Bu i lginç olgu için bkz. SA/Meclis-i Vükelô Mazbata ve Irade Dosyaları/Joe. cit. 60 Bazı örnekler için bkz. yukarıda not 54. 6 1 Ömer Lütfi Barkan, "Le servage existait-il en Turquie?" Annafes ESC, c. Xl ( 1 956). ss. 54-60. Bunun iki öneml i istisnası Mısır (bkz. Baer, s. 1 65) ve Çukurova'da (bkz. Lewis, Emergence, s. 45 1).


çoğunlukla ev köleliği olup yapısı göçmenler arasında yaygın olan tarım­ sal kölelikten daha yuınuşaktı . Anne babalarınca çocukların satılması da bir "adet-i garibe" olarak görülürdü; üstelik gayri İslami olduğundan sa­ tanların hem bu hem de öbür dünyada lanedeneceği kesindi.62 Bu görüş­ ler Osmanlı politikasını etkilemiş ve büyük olasılıkla hükümetin Çerkes kölelere ve taleplerine olumlu yaklaşımına yol açmış olmalı . Şu halde, B abıali 'nin bu konuda, daha sonra dikkatle uygulanacak güçlü ve açık bir politikaya neden karar vereıncdiğini sormalıyız. Yanıt, dönemin olaylarında ve yapısındadır. Çerkes kabilclerinin 1 864- 1 866 yıl­ larında İ ınparatorluğa kitlesel göçlerinin yol açtığı sorunlar gerçekten pek büyüktü . Hükümetin hazırlıksızlığı ve daha sonra bu sorunlarla başa çıka­ maması karmakarışık bir yerleştirme süreciyle sonuçlandı; bu, köylülerin yaşamını bozınuş, kırsal kesimde hoşnutsuzluk ve kamınsuzluğun artma­ sına yol açmıştı. Bu geçiş dönemi Çerkeslerin kendi aralarındaki sınıf iliş­ kilerini de etkilemişti. Köleler eski sosyal yapıya daha az bağlı olduklarını hissetmişler, değişen gerçekiiiderin ve otoritenin çöküşünün farkına vara­ rak efendilerinin mülkiyet hakkına karşı çıkmışlardı .63 Taratların savaşçı niteliğini ve silahlı olduklarını düşünürsek, dumm potansiyel olarak patla­ maya müsaitti; tek yanlı bir politika daha hızlı ve kesin bir çözüm getire­ bilirdi ama şiddetli bir çatışmaya yol açacağı da kesindi. i ncelediğimiz dönemde Osmanlı hrıkümeti zaten pek çok ve acil ol:ın sor un ları na bir yenisini eki eyecek böylc bir sürtüşmenin riskini bile göze �ılanı azdı . Bu vı ll a rı ı ı O s nı .\lllı tari h i nin gerçekten sorunlu yılları ve nere­ deyse İ m paratorl uğun son u mı getire ce k bitip tükenmeyen iç ve dış sıkıntı­ larla dol u bir dönem olduğu mı lıanrl amalıyız. Hemen tüm Avrupa toprak­ larıntb, sonunda b�ışarılı olan bağımsızlık girişimleri ve ayaklanmalar, Rus­ ya ilc hem doğu lı eı ıı d e b �ı tı cephesimk sa , ış, Lübnan sorunu, Tunus'un ha ıısa '�·a , Mısır 'ın İ ngil tere 'ye kaptınlması , hükümeti tamamıyla meşgul e diyo rdu . İ ç an laşmazlıklar, Btı b ı a l i - S aray arasındaki iktidar çekişmesi, mali i tlas, 1 876 meşrutiycti ilanının öncesi ve sonrasmdaki karmaşa ve Avrupa devletlerinin sürekli olarak İ ınparatorlu ğun içişlerine karışması yüzünden , devlet medisieri kaçınılabilecek türden sürtüşmcleri istemiyordu. ,

-.

62 63

Yalnızca bir örnek vermek içi n: BA/Irade/Meclis·i Mahsus/ 1 407, ek 3, Osman Pa­ şa'dan Mecl is-i Vôlôy-ı Ahkôm-ı Adliye'ye, 2 1 Rebi ülôhir 1 283/3.9.66. Çerkes göçmenleri massetmek ve yerleştirmek yolundaki Osmanlı çabalarının de­ ğerlendi rilmesi için bkz. Pinson, ss. 80- l , 83-5; sahibi n otoritesine karşı çıkmak ko­ nusunda bkz. ayrıca Blunt, ss. 1 46-7.

153


Yönetim böylece orta yolu seçti. Ne Çerkes köleliğini toptan kaldırdı ne

de köle sahiplerinin statükodak:i her değişikliğe karşı çıkmalarını tam des­

tekledi . Daha çok mükatebe yolu ile azatı teşvik etti ve devlet topraklarıyla

azat bedellerini ödemeyi önererek bu tür sözleşmelerin yapılmasını kolay­

laştırdı . Zorla yapılan köle satışları yasaklandı, fakat koşullara göre arada sı­

rada askıya alınan gönüllü ticaret çoğunlukla görmezlikten geliniyordu .

Çünkü Osmanlılar onaylamadıldarı Çerkes tarım köleliği ve zor kullanarak

yapılan köle ticaretiyle, sessizce teşvik ettikleri , Çerkes kızlarının harem hizmeti için satılmaları arasında temel bir ayırım yapmaktaydılar.

HAREM CARIYESI UYGU LAMASI N I N G E RI LEYIŞI İstanbul haremlerine, özellikle zengin ve güçlü elitin haremlerine Çer­

kes köle arzının sürı11esini sağlayan tam da bu ayrımdı . Devletin yüksek memurlarının örnek aldıkları saray haremi en büyük alıcıydı ve bu talep 1 9 . yütyıl boyunca ticareti canlı tuttu.64 Taşradaki daha küçük haneler de

başkentteki konakları taklit etmeye çalışıyorlardı . Gizlice yürütülmesine karşın bu tür köle ticareti yasadışı değildi ve bu işle uğraşmak şerefsizlik

olarak düşünülmüyordu. 1 893 gibi geç bir tarihte bile, alıcı ve satıcı ara­

sında alışverişin ayrıntılarını belirleyen senetler açıkça imzalanmış olarak alınıp veriliyordu. Dahiliye Müsteşarı Ahmet Refik Paşa'nın evrakı arasın­ da bazı Çerkes cariyelerin alınışını doğnılayan böyle b az ı belgeler vardır. Eksiksiz üç belge, ınüstcşarın on dokuz yaşında bir

s ıyb ilgilidir.65 S a tıcı belgede kızın köle sını fİ n d a n

c a riy c yi satın alına­ olduğıımı \'C yı l l a rd ı r

mülkiyetinde bu l u ndu ğ u n u tasd i k etmekted i r . Satışa, aralarında na­ hiye müdür veki l i , köy imaını v e ımıhtarı d a ol mak üzere altı kişi şalıit ola­ rak gösteri l m işti r . Belki burada, köle ti c a reti y le ilgili pek çok sor u n l a u ğra­ şan ına ka m m Dahiliye Nezareti o l d u ğu ını da kaydetmcliyiz. z�ıptiyc Ncza­ reti ilc birlikte zenci köle t ic are ti ni n bastırılmasından sorum l u olan bu ne­ zaretin ıneımı rları bazen, Çerkes köleliği ve köle ticaretiyle ilgili sorunları da koordine etmektcydiler. Ancak, bu ııczarctin ikinci yüksek r ütbe l i nı c ­ ınunı , �ıl ışverişi s aklam ay a bile kalkışmıyord u . Bu yasal olarak tck ve aynı kur umun , yani köleliğin değişik b içimlerinin, ge r ç ek te ayrı sosyal olgular olarak algılandığını gösteriyor. Zenci ve Çerkes köleliği tamam en ayrı ola­ rak dü ş üıı ü ld ü ğü gibi, Ç e rkes tarım köleli ği ve Ç e rk e s harcın köleli ği de kendi

64 65

Harem için bkz. Uluçay, Durukan ve Penzer. BA/Yrldız/K1 8/480!l 4 1 / l 23/53, Dahiliye Müste�arı Ahmet Refik Pa�a Evrakı, 3 bel­ ge, 27 Şaban 1 3 1 0/ 1 6.3.93; ayrıca bkz. tbid./Kl 8/480!l 36! l 23/53, 1 belge, 1 9 Te�­ rinievvel 1 308/31 . 1 0.92.


ayrıydı. Bunların tümü dışarıdan bakan gözlemciye, özellikle yasal bir açı­

dan, büyük ortak noktaları varmış gibi görünebilir, fakat Osmanlıların gö­

zünde oldukça ayrıydılar. Bunun ayrı ve dikkatli bir analiz gerektiren ne­

denleri bizi bu çalışmada ilgilendirmiyor. Burada şunu söylemek yeterlidir:

Uzun süredir var olan uygulama ve adetler (ve onların zamanla oluşturdu­

ğu önyargılar) Osmanlı toplumunda Çerkes ve zenci kölelere, harem ve ta­

nın kölelerine ayrı yerler tayin etmişti. Şeriat'taki, köle sınıfi içinde ırk ve

meslek farkı tammayan adalet kavramı köleler arasındaki ayrımı önlemede

yetersiz kalmıştı. Sosyal gerçeklikler daha baskındı.

Şimdi İstanbul'daki saray haremine dönerek, 1 9 . yüzyılın son on yılı­

nın ilk bölümünde cariye elde etme yollarından bazılarını gözden geçire­

lim. Dahiliye müsteşarının yaptığı alımların en önemli özelliği gizli olma­

malarıydı; Sultan

II.

Abdülhamit'in Başldtibi Süreyya Paşa'nın saray için

yürüttüğü araştırma hakkında ise aynı şey pek söylenemez. Yıldız Sarayı Arşivleri'nde, 1 89 1 - 1 892 yıllarına ait 2 1 mektup ve telgraftan oluşan eş­

siz bir yazışma vardır.66 Yazışanlar, Başkatip Süreyya Paşa ile Konya Valisi

Hasan Hilmi Paşa idi. Telgrat1arın çoğu şifreliydi ve gizliliği korumak için

büyük dikkat sarfedilmişti. Bu aşamada, ne daha öncesine, ne de daha sonrasına ait benzer belgelere sahibiz, fakat saray ve başka taşra yönetici­

leri arasında başka zamanlarda da benzer özelliktc yazışmaların yapılmış

olması mümkündür.

Konya valisinden, vilayete yerleşmiş Çe rkes göçmenler arasından cari­

yelcr sağlaması isteniyordu . Saray 14 yaşın üzerinde, Türkçe bilmeyen ve

Türk adetlerini edinmemiş sağlıklı , ve güzel genç kızlar arıyordu. Bunun nedeni, muhtemelen sarayın onlara eski acemi sistemi geleneğinde müm­

kün olan en iyi üst sınıf Osmanlı e ği timini vermek ve alt sınıf alışkanlıkla­

rının kızların davranışlarını " bozması " ııdan kaçmmak istemesiydi. Saray böyle kızların Kafkasya'dan yeni gelmiş göçmenler arasında bulunabilece­

ğini düşünınekteydi. Fakat yukarıdaki niteliklerin tümüne sahip olmak

koşuluyla daha önce gelmiş olanlar da kabul edilebilirdi. Sarı saç ve mavi göz tercih edilen özellikler olarak görünmekteydiP

66

BA/Yı ldız/K35/2027/44/ l 09; 21 belge. Dosyadaki mektuplardan biri başka bir vila­ yetten, Sivas'tandır. (lbrahim Zühdi'den başkôtibe (?), 7 Muharrem 1 3 1 0/ 1 .8.92.) 67 Sarayı n i stekleri için bkz. ibid., Başkôtipten Konya valisine, şifre! i telgraf, 23 Mayıs 1 307/4.6.9 1 ; ibid., Konya valisinden başkôtibe l l Zilkade 1 308/ 1 8.5.9 1 ; ibid., baş­ kôti pten Konya vali sine, 22 Teşri nievvel 1 307/3. 1 1 .9 1 . Acemi sistemi için bkz. lnalcık, The Ottoman Empire, s. 85-7. Tercih edilen özellikler için; BA//oc. cit. Kon­ ya val isinden başkôtibe, 20 Kanunuevvel 1 307/ 1 . 1 .92.

155


Hür doğmuş Çerkeslerin satılması yasağını ihlal etmemek için saray

yalnızca köle sınıfından kızlada ilgilendiğini belirtiyordu . Yine de, birkaç

kez, Konya valisi, hür doğmuş ve azatlı kızlan da önerıniş,6B bu kızlar için

uygun miktarda para ödenmiş olduğundan köle sınıfına mensup olarak

düşünülebileceklerini öne sürmüştü. Böyle olsa bile vali, sarayın arzularını karşılamakta oldukça zorlanıyordu .

Valinin karşılaştığı sorunların üç nedeni vardı. İlki gerekli niteliklere

sahip kızların azlığıydı . Özellikle

adayların Türk dili ve kültüründen biha­ güçti.i . l 890'lara gelinceye dek yeni gelen göçmen sayısı büyük ölçüde düşmüş , Osmanlı İmparatorluğu 'nda 25-35 yıldır yaşamakta olan eski göçmenlerin çoğu büyük oranda Türk­ ber olmalan gereğini yerine getirmek

leşmiş veya Osmanlılaşmışlardı. Adana vilayetinde olduğu gibi yeni gelen­ leri massetmekteki güçlükler cariye devşirmek için fırsat yaratmış,

2 5 0 aile

yeniden yerleştirilınek için kendi vilayeti Konya'ya nakledilince vali bu fir­

satı kullanmıştı.69 Fakat onu burada da hayal kırıklığı beklemekteydi.

Vali kısa ·bir süre sonra, güzelliğin yeni gelenler arasında kolay bulun­

madığını fark etti. Göçmenler, göç ve yerleşme süreci sırasında büyük

156

güçlüklere katlanmışlar ve Konya'ya çok perişan ulaşabilmişlerdi. Bu ko­

şullar altında güzel kızlar bile çekiciliklerini pek az koruyabilmişlerdi . Vali bunun giderilmesi için kendisinin potansiyel olarak çekici bulup seçtiği

kızların yine de harcmc alınmasını salık veriyor ve eğer iyi

besle ni r ve uy ­

gun bakılırlar, haftada iki kez hamama göndcrilirlcrsc güzelliklerini he­

men kazanacakları nı söylüyordu .

Yazışmanm akışı sırası nda vali, sul tanın taratİndan bir kez azarlandığı için bu yargısından gittikçe korkar oldu . Telgrat1a yapılan bir haberleşmede b aşk atip , saraya en son yolladığı iki cariye ile aynı ıı it c li ktey s e l er y e n i satın alınan iki c ari ye yi göndermc­ ınesini tav si ye e di y o rd u _70 başkatibi

,

Valinin önündeki üçüncü e n ge l bazı anne babaların kızlarını satmayı açıkça reddetmelcriydi . Bir örnekte e b evey n büyük bir miktar para üne­ rilmesine rağmen, ancak bölgedeki göçmen grubun liderinin müdahale­ ,

sinden sonra ikna edilmişlcrdi. Başka bir kez de, vali yalnız paranın yeterli

68 69

70

BA//oc. cit, Konya valisinden başkôtibe, 29 Ağustos ı 307/ ı 0.9.9 ı ve ı ı Teşrinisa· ni ı 307/23. ı ı .9 ı (mektup ve çözülmüş telgraf). lbid. , Konya val isinden başkôtibe, 20 Kônunuevvel ı 307/ 1 . 1 .92. lbid., ve Konya valisinden başkôtibe ı 9 Eylül ı 307t l . ı 0.9 1 . Telgraflar için bkz. ibid., Konya val isinden başkôtibe, çözülmüş telgraf, 23 Şubat ı 307/7.3.9 ı ve baş­ kôtipten Konya valisine, telgraf, 25 Şubat ı 307/9.3.9 ı


olmadığını, saray haremini herhangi bir biçimde işe karıştırmamaya dikkat ederek, kızların İstanbul'daki büyük konaklardan biri için düşünüldüğü ipucunu vermek zorunda kaldığını ve ebeveynin ancak o zaman gevşedi­ ğini bildiriyordu. Bu bağlamda, dahiliye müsteşarına aldığı köle kızlardan birinin satıcısının verdiği, yukarıda sözünü ettiğimiz senetiere yeniden bakmak ilginç olabilir. Esirci, kızın anne-babasını yılda iki kez ziyaret et­ mesi için gerekenierin yapılmasını özellikle kaydetmişti .71 Çerkes ebeveynlerin ( tamamen olmasa da çoğunlukla köle sınıfından olanların) kendilerinin ve çocuklannın yaşantısını iyileştirmek umuduyla çocuklarını en yüksek fiyatı verene satma konusunda daha önce bildirilen istekliliklerindcki olası bir değişiklik konusunda, anlamlı bir genellerneye izin verebilecek kadar yeterli kanıt yoktur. Böyle bir değişiklik gerçekten olduysa, ki bu elde bulunan az sayıdaki kanıda destekleniyor, bunun göç­ menlerin yaşam tarzındaki İmparatorluğa yerleşmelerinden kaynaklanan değişikliklerin bir sonucu olması mümkündür. Göçmenlerin çoğu çiftçi olup toprağa bağlanmış, hayatiarına daha önce Kafkaslar'da, özellikle Ruslara karşı uzun ve güç savaş yıllarında olmayan belirli bir istikrar gel­

mişti. Köle ticaretinin ana kaynağı olan ve mükatebe yoluyla azadarını

sağlayan köle aileleri çocuklarını yeniden köle olarak satmak konusunda muhtemelen gönülsüzdüler. Esaret kaydı altındayken, efendilerinin onayı ile birçok aile, çocuklarının ve kendilerinin yaşamını iyileştirmek amacıyla onları büyük kentlerdeki haremiere satmışlardı. Özgürlüklerini kazandık­ tan sonra artık bunu yapmak istememiş olabilirler. Buna ek olarak, nor­

mal yerleşme koşullarında hür Çerkeslerin kendi çocuklarını köle olarak sa tm adıklarını kaydctıneliyiz.72 Dikkat çekildiği üzere Konya valisi, hür ve aza tl ı sınıt1ara mensup kızları da satın almaya çalışmıştı; göçmenlerin bu­ na tepki göstermeleri doğaldı.

Vali, yetkisi dışındaki yerlerde bile büyük bir enerji ve şevkle işi soruş­

turdu . Araştırmalarını Sivas, Ankara ve Bursa vilayetlerinde sürdürdü . Bu­ na rağmen ancak kısmen başarılı olunca amacını gerçekleştirmek için baş­

ka yollar bulmaya karar verdi. Böyle bir yöntem, Konya vilayetine yerleş­

miş 1 00 0 hanelik büyük bir Çerkes grubunun başı tarafından önerildi.

71

72

E beveyni n d i renmesi i çi n , bkz. ibid. , Konya va l i s i nden başkôti be 7 Şubat 1 307! 1 9.2.9 1 ; ibid. , Konya val isinden başkôtibe, çözülmüş telgraf, 1 9 Temmuz 1 307/3 1 .7.9 1 . Dahiliye müsteşarına veri len senet, yukanda not 65'te. Cevdet, Tarih. c. 1, s. 292; FO 84! 1 596/93-9, Teğmen Herbert Chermside'dan Albay Wi lson'a (boşkonsolos, Anadolu}, 1 5.3.8 1 . (Bu çok i lginç ve seziş gücü yüksek bir ra­ por olup, Osmanlı köleliği ve köle ticareti hakkında epeyce molumot sergi lemektedir}.

157


Valiye göre halkı üzerinde büyük nüfuzu ve Kaflcaslarla sıkı bağlantısı

olan bu adam, Samsun bölgesine ve Rusların elindeki topraklara bir araş­

tırma gezisine çıkmayı önermekteydi. Söylediğine göre, yanına valinin

güzellik kıstaslarına sahip iki kızın resimlerini alacak ve geriye eş güzellik­

te veya daha güzel kızlar getirecekti . Vali saraya bu plan lehinde yazmıştı

ama sonuçta bir şey olduysa bile bu konuda bilgimiz yok.73 Zaten kısa bir

süre sonra başka bir seçenek benimsendi.

Osmanlılar ile Çerkesler arasında, sık sık dil ayrılığını da içeren kültürel

engellerden dolayı, vali araştırmayı sürdürecek güvenilir bir Çerkesi görev­

lendirınek istiyordu. Bu kişiyi Miralay Mehmet Bey'in şahsında buldu . Mehmet Bey Rusya'ya ka rş ı yürütülen

sonra Çerkes

1 8 77-78 savaşında görev aldıktan

göçmenlerin Konya vilayetine yerleştirilmelerinde çalışmış,

böylece bu işler için gerekli deneyimi edinmişti . Vali, satın alınmak üzere

uygun kızlar bulursa kendisini mirlivalığa yükseltıneye söz verdi. Mehmet Bey'in bilgisinin kızların köle statüsünde olup olmadıklarım belirlemede

özellikle yararlı olacağını yazmaktaydı. Vali, Rusya'da bazı Çerkes kölelerin kısmi bir azat bedeli

( bedel-i cüzi)

karşılığında Rus hükümetince serbest bı­

rakıldığını da ekliyordu . Göç etmelerinden sonra bunlar Osmanlı hüküme ­

1511

tince azatlı kabul edilmişlerdi. Rusların azat etmediği başka köleler de du­

rumdan yararlanmaya çalışarak kendilerini hür olarak tanıtmışlardı . Ortaya

çıkan bazı m ü l kiyet anlaşmazlıklarını Mehmet Bey çözmüştü . Mehmet B ey'in çabaları sonucu seçilen ve satın alınan bazı kızları n İ stanbul ':ı gön­ derilmclerinin üzerinden bir yıl geçmeden val i , söz vermiş olduğu gibi , sa­ raya Mehmet Bey'in nıirliva rütbesine yükseltilmesini önerdi . 7 4 Sarayc1 ödenen yüksek tiyatla r ve sonuçta elde edilen az sayıdaki cari­ ye, 1 890'lara gelindiğinde, bu tür köle ticaretinin, yani h arem hizmeti içi n tasarlanmış Çerkes kızlarla ilgili ticareti n , ancak küçük ölçekte yapıla­ bildiğini gösteriyor. f mparatorln ktaki en büyük alıcı obıı saray haremi

73 Valinin Konya dışındaki araştırmaları için bkz. BA//oc. cit., Konya valisinden baş­ kôtibe, 29 Ağustos 1 307/ 1 0.9.9 1 . Çerkes lideri nin önerisi için bkz. ibid. , Konya va­ lisinden başkôtibe, 7 Şubat 1 307/ 1 9.2.9 1 . 74 lbid., Konya val isinden başkôtibe, çözülmüş telgraf, 22 Mayıs 1 307/3.6.91 ve 29 Ağustos 1 307/l 0.9.91 tarihli mektup; ibid., Konya valisinden başkôtibe, 22 Mayıs 1 307/3.6.9 1 . Terfi rica edilmesi, ibid. , Konya val isinden başkôtibe 1 Kônunusani 1 308/ 1 3 . 1 .93; Vali bu fırsatı özel bir ricada bulunmak için de kullanmış, Kayseri'de jandarma tabur komutanı olan ve aynı görevle Teke'ye gönderilmesini isteyen kar­ deşi namına başkôtibin aracılık yapmasını istemi ştir. Valinin ilk ricası Ankara valisi aracı l ığıyla seraskere hitaben gönderilmiş fakat bir sonuç vermemişti. Bu kez başkô­ tibin sorun hakkında Jandarma Komisyonu reisi i le görüşmesini önermekteydi .


için

1 8 9 1 'de on beş-yirmiden daha fazla kız satın alınmış olması pek olası

değildir. Saraya başka yollardan da ( öncelikle onları çocukluktan beri bü­

yüten ve terbiye eden üstsınıftan hanımların hediye olarak cariye verm e ­

siyle) cariye ulaşmasına rağmen, İstanbul v e diğer kentlerdeki büyücek haremleri de saray haremiyle birlikte düşünsek bile, elde edilen toplam

köle sayısının daha önceki yıllara göre yine de çok düşük olduğunu görü ­

rüz.

Yukarıda önerildiği gibi, yerleşme sürecinin tamamlanması ve göçmen

kölelerin hüküınetçe teşvik edilen mükatebe aracılığıyla aşamalı olarak

azat edilmesi, Çerkes köle ticaretinin hacminin düşmesi ve fıyatların yuka­ rı çekilmesinde ana etken! erdi. imparatorlukta

1 9 . yüzyılın sonlarında ge­

nel olarak kötüleşen ekonomik koşullar da zengin ve güçlü sınıfları etkile­

yerek, bir Çerkes cariyeyi eskiden olduğundan çok daha az kişinin alabile­

ceği "lüks madde" dummuna getirmişti. Çerkes harem köleliğindeki aza­

lışı Batı fikirleri ve yaşam biçiminin etkisine atfetmemek gerekir ama bu,

mu htemelen bazı Osmanlıların köleliğe karşı tutumunu etkilemiştir. Ha­

nedan, üst sınıfların taklit ettiği bir model oldukça ve harem Çerkes köle­ leri aldıkça, kummun ne ölçüde direneceğini, ancak piyasa güçleri ve eko­

nomik gerçeklikler bclirleyecekti.


ALTINCI B Ö LÜM

YASAKLAMA VE A�LAŞMA ARASI� DA OSMANLI IMPARATORLUGU'NA YÖN E L I K AFRIKALI KÖLE TICARETI 1 857- 1 8 77

Arikah köle ticaretini yasaklayan 1 8 5 7 fermanı bir dönemin bitişin160

den çok başlangıcını işaret ediyordu . izleyen yıllarda, Osmanlı köle tica­ retinin bastırılışmm tarihi çoğunlukla bu fermanı uygulamak için sarfedi­ len bitip tükenmeyen çabalardan oluşmaktadır. İngilizler fen'n anın çıkarıl­ masmı kendi çabaları açısından büyük bir başarı saymış ve bundan sonra taahhütlerini yerine getirmeleri için Osmanlıları sürekli zorlamışlardır. İl­ gacı politikaya biraz gönülsüzce sürüklenen Osınanlılar, yasağm uygulan­ ınasmm güç ve bazı vilayetlerde hemen hemen olanaksız olduğunu gör­ düler. Zaman zaman, Babızt!i 'nin resmi bastırma politikasıyla vilayetlerde engel tanımadan süren köle ticareti gerçekliği arasında, oldukça büyük uçurum görülüyordu. İmparatorluğa yönelik Afrikalı köle ticaretinin en önemli antrepoların­ dan olan Hicaz, Mısır ve Trablusgarp, değişen koşullara göre dönüşümlü olarak başlıca arz kanallarını oluşturuyorlardı . Kimi zaman donanma gü ­ cüyle desteklenen İngiliz baskısı bu koşulların en önde geleniydi. Böylece Osmanlı topraklarına yapılan zenci köle ticaretinin tarihi , tamamen değil­ se de büyük ölçüde, yabancı baskısının ve ona tepkinin politik-diplomatik tarihidir. Dolayısıyla bu bölüm, ilgili hükümetler arasında Osmanlı İmpa­ ratorluğu'na yönelik Afi-ikalı köle ticaretinin bastırılmasmdaki ilişkiler ve bunların doğurduğu sonuçlara ayrılmıştır. incelediğimiz yirmi yıl içindeki birçok olayın, İngiliz protestoları ve


bunların nedenlerini gidermek için Osmanlıların çıkardıldan talimatların

uzun ve kronolojik bir anlatımının burada usandırıcı olacağı açıktır. Bu

yüzden yalnızca konuyla ilgili döneme has belli başlı gelişmeleri, eğilimle­

ri ve anlaşmaları tartışacağım. Bu, İmparatorluğa yapılan Mrikalı köle ti­

caretinin bastırılmasını temsil eden "merdiven"de de, yasak basamağın­

dan anlaşma basamağına doğru çetin bir tırmanıştı.

1 857 YASAG I N I N UYGU LANMASI VE OSMA N Ll LAR Pek çok nedenden dolayı Osmanlı yönetiminin zenci köle ticareti ya­

sağını gerçekten de uygulamaya çalıştığına inanabiliriz. Değişik vilayetler­ den gelen raporlar 1 8 5 7- 1 8 5 9 yılları arasında ticareti, tamamen kaldır­

mak için değilse bile azaltmak için adım atıldığını doğrulamaktadır. Bağ­

dat'taki İngiliz konsolosu, S tratford de Redcliffe'e, Irak'taki yetkililerin

köle ithal edilmesini önlemek ve eyalete kaçırılan köleleri serbest bırak­

mak için çalıştıklarını yazmaktaydı . Girit valisi, İstanbul'a gitmek için ada­

ya uğrayan kölelerin azat edilmesini emretmişti. İzmir, Diyarbakır ve Ku­ düs'ten de benzeri olaylar üzerine raporlar geliyordu . ı

İstanbul'da, gümrüğe kölelerden artık pencik resmi alınmaması tali­

matı veriliyor ve ülkeye kaçale sokulan köleleri bularak el koyacak özel bir

memur aranıyordu . 2 İngiliz büyükelçiliğinin tercümanlarından biri duru­ ımı yerinde araştırması için limana gönderiliyor ve büyük köle grupl �rı­

nın, yani sekiz köleden fazlasının kaçırılmasının tamamen olanaksız oldu­ ğu kanısma varıyordu. Benzer önlemler İzmir limamnda da alınıyor, hü ­

küınet burada sembolik bir davranışl<1 45 köleye cl koyarak azat ediyordu.

Hem Osmanlı hem İngilizler tarafından anlatılan bu ilginç olay, basit gibi

görünen bu işin içerdiği karışıklıkları daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.

Şubat 1 8 5 7'nin başında Trablus'taki İngiliz konsolosu, İngiliz harici­

yesine 60-70 köle taşıyan bir Osmanlı gemisinin İzmir ve İstanbul 'a git-

2

FO 84/1 060/32·4, Kemball'dan (konsolos, Bağdat) Stratford'a, 1 7. 1 2.57; ibid.! l 846, Kembal l 'dan Clarendon'a, 1 6.3.58; ibid./1 88-9, J . G. Taylor'dan (kansolos veki li, Basra) Kembal l'a 1 7. 1 2.57. Girit için bkz. ibid. / 1 72-6, Ongley'den Clarendon'a, 1 6. 1 .58; Val iye bir Osmanl ı savaş gemisinde köleler bulunduğu, Ingi ltere'de eğitil­ miş bir subay olan kaptan tarafından haber veri lmiştir. Diğer yerler için bkz. FO 84/ 1 028! 1 4 1 -2 Stratford'dan Cl arendon'a, 25.4.57; FO 84! 1 029/58, W. A. Mal­ tass'dan (konsolos, Diyarbakır) Clarendon'a 25.6.57; FO 84/ 1 060/ 1 92-3, James Finn'den (konsolos, Kudüs) Malmesbury'ye, 26.5.58. FO 84/ 1 060/44-6, Phi llip Sareli'dan (elçi lik tercümanlarından) Alison'a (maslahat­ güzar, Istanbul), 25. 1 .58.

161


mek için vilayetten ayrıldığını bildirmişti .3 Yerel yetkililerle birlikte gemi­

nin denedenmek üzere durdurulmasına çalışıldı ama başarılamadı . Bu bil­

gi İstanbul ve İzmir yetkililerine ulaştırıldı, köleleri serbest bırakabilmeleri

ve esircileri tutuklayabilmeleri için alarma geçmeleri sağlandı. İzmir yakı­

nında Çeşme Jimanına gelen gemiyi yerel polis karşıladı. Köleler ve köle

satıcıları gözaltma alındı, yetkililer bunların geleceği konusunda uzun bir tartışmaya giriştiler. Dava E kim 1 857'ye, yani geminin Trablus'tan ayrıl­ masından sekiz ay sonraya dek tamamen sonuçlanmadı.

Çeşme kazası ve İzmir Sancağı yerel meclisleri ve Meclis-i Valay-ı Ah­

ki\.m-ı Adiiye davanın ay rı n tıları nı gözden geçirmişti. Sonunda padişah 8

Ekim 'de dava işlemlerini ve ulaşılan sonuçları onayl adı. Fakat kölelerin

kaderi daha çok önceden, aslında nisan ortasında İzmir'e geldiklerinde

belirlenmişti . Alıkoyulan gemide bulunan 45 kadı n ve erkek kölenin

29'unun İzmir, 1 6'sının da İstanbul'da satılması isteniyordu.4 İzmir'e gi­ decek 29 kölenin 1 2 'si, gemide yakalanan 5 esirciye aitti. Esirciler, muh­

temelen hükümet baskısıyla bu köleleri mahkemede azat ettiler. İzmi r gru bundaki kölelerin 1 2 'sinin sahipleri Trablusgarp'taydı ve kalan beşinin

sahipleri bulunamamıştı. Bu son gruptan biri ölmüş, ikisi belirtilmeyen 1 62

bir hastalıktan dolayı hastaneye yatınlmış ve ikisi de "dilsiz" olarak sınıf­ landırılmıştı. Bu 16 köle ve İstanbul'da sarılmak istenen 16 köleye yetkili­ ler ıtıknameleriııi ve İzmir'e ye rleşme iznini verdiler, ayrı ayrı belirlenen

maaşlarta yerli ailelerin yanlarına hizmetçi olar<lk yerleştirdiler.

Bu düzenlemeden sonra beş csirci hükümete başvu rarak tazm i na t iste­

di.S Beli rttiklerine göre, 1 2 Şubat 1 8 57'de Trablus'tan ayrıldıklarında kö­

le ticaretini Y<lSaklayan fermandan haberleri yoktu . Ferınaııın, geminin yo­

la çıkışından ancak 1 6 gi.iıı önce İstanbul'dan Trablus'a gönderildiğini ve orada bu zamana kadar açıklaııınamış olınasınm ·nnı htcın c l old uğunu

3

Bu örnek için Ingiliz kaynakları: FO 84/ 1 029/85-92, Herman'dan (konsolos, Trob­ lus) Clarendon'a, 8.2.57; ibid. 75, J . Chumarian'dan (elçilik tercümanlarından biri) Stratford'a, ı 8.4.57; ibid./77, G . D.Vedova'dan (kons. veki li, fzmir) Stratford'a, 23.4.57. Osmanl ı kaynakları: BA/Irade/Meclis·i Vôlô/1 6623, ek ı 3, Çe�me Kazası Mecl isi mazbatası, S �evval ı 273/29.5.57; ibid. , ek ı 5 ve 29, lzmir Sancağı Meclis mazbatası, 27 �aban ı 273/22.4.57; ibid. , ek 7 1 , Mecl is-i Vôlôy·ı Ahkôm·ı Adiiye mazbat a s ı , 7 Sefer ı 274/27 . 5 . 57; ibid. , sadrazamdan sultona 1 7 sefer

<4

Kölelerin, sahiplerin, esirci leri n ayrıntı l ı listesi için bkz. BA/ /oc. cit., ek 28 ve 68; ek bilgi not 3'te bahsedi len raporlardan gelmektedir. Esirciler üç dilekçe vermi�lerdi; ibid. , ek 1 2, 8 �evval ı 273/ 1 .6. 5 7; ibid. , ek 1 4, ı 3 �wal 1 273/6.6.57; ibid., ek 69, 4 Zilhicce 1 273/26.7.57.

ı 2 74/27. 1 0.57.

S


kaydetmeliyiz. Esirciler, kölelere ve yolculuğa yatırdıkları parayı kurtara­ madıkları için, hükümetin eyleminden ötürü büyük bir mali kayba uğra­

dıklarını söylüyorlardı. Buna ek olarak, kendilerinin olmayan fakat İzmir

ve İstanbul'da satılmaları için Trabluslu salıipierin kendilerine emanet et­

miş oldukları kölelerden de sorumlu olduklarını belirtiyorlardı . Meclis-i

Valay-ı Al1kam-ı Adliye, fermanın çıkaniışından hemen sonra Trablus'ta yaygın olarak bilinemeyeceğinde anlaşarak, esircilerin kanıt yokluğundan suçsuz olduklarına karar verdi. Dolayısıyla Meclis-i Vala , esircilerin yalnız­

ca kendi köleleri için ve piyasa fiyatının epeyce altında bedelle, İzmir ha­

zinesinden tazmin edilmelerini tavsiye etti.

Bu, tek örnek değildi. Benzer bir durum 47 kölelik bir grubun Trab­

lus'tan İstanbul'a yolculuk sırasında Girit valisinin emriyle alıkoyulmala­

rıyla ortaya çıktı .6 Vali, kölelerin Trablus'tan fermanın okunmasından ön­

ce ayrılmış olduklarını ve Girit'e, fermanın adada okunmasından sonra geldikleıini kabul ediyordu. Yine de, yabancı konsoloslardan gelecek pro­ testoları ve kölelerin vilayete ulaştıklarındaki dehşet verici durumlarını ile­

ri sürerek onları esircilere geri vermeyi reddetti . Yeni vali, sacirazama as­ lında 60'tan çok olan kölelerin bazılarının açlıktan öldüğünü "ve güverte­ deki sıçanların onların gövdelerini yemele için acele ettiklerini" yazarak se­

lefini destek.lemişti. Kölelerin çoğu hastalıktan yatar durumda bulunmuş

ve hükümet onları beslemek, giydirmek ve hastaneye yatırmak için büyük bir miktar para, 24.000 kuruş harcamak durumunda kalmıştı. Daha sonra

köleler azat edilmişler, hükümetin sağladığı meslek eğitimiyle çeşitli

yeteneklerkazanarak bölgedeki hür emek gücüne katılmışlardı. Vali onla­

rın esircilere verilcmeyeceğini, verilıneyeceğini söyleyerek yazısını bitir­ mekteydi.

Gerçekten de hükümetin Girit'e gönderdiği özel bir müfettiş, esirci­

nin kölelerin geri verilmesi talebinin reddedilmesini tavsiye etmişti . Esirci­

nin Meclis-i Ali-i Tanzimat'a başvurusu da sonuç vermemişti . Bununla

birlikte Meclis-i Valay-ı Abkam-ı Adliye, Trablus'tan ayrılmazdan önce

köleler için gümrük vergisi ödemiş olduğu için esircinin haklı olduğuna

karar verdi. Bundan dolayı meclis, köleleıin kaybından dolayı esircinin za­

rarının karşılanmasını ve Trablus gümrüğüne ödediği miktarın kendisine

6

BA/Irade/Meclis·i Vala/ 1 7636, Meclis-i Valay·ı Ahk6m·ı Adiiye mazbatası, 6 Rebi­ ülevvel 1 275/ 1 4. 1 0.58; ibid. , sadrazamdan sultana, 16 Rebiülevvel 1 275/24. 1 0.58 ve irade, 1 7 Rebiülevvel 1 275/25. 1 0.58; ibid., Girit val isinden sadrazama, tarihsiz fakat sadrazarnın 28 Muharrem 1 275/7.9.58 tarihli mektubuna cevap; lbid., Esirci Ömer'in arzuhal i 21 Muharrem 1 275/3 1 .8.58.

163


iadesini kararlaştırdı . Fakat köle başına biçilen değer piyasa standartlarına

göre yine oldukça düşüktü. Sadrazam ve sultan bu tavsiyeleri kabul ettiler ve dava kölelere Girit'te el konulmasından 20 ay sonra, Ekim 1 8 58 ' de kapandı. Ancak hükümet esircilere her zaman böyle cömert davranmıyor­

du. Aralık 1 8 5 7'de başka bir esirci (Trablus, Balkanlar ve İstanbul arasın­

da çalışan bir Arnavut) padişah fermanım ihlal ettiği için altı ay hapis ce­

zasına çarptırılmıştı .? İstanbullu tanınmış bir esirci olan ortağı da üç aylık

bir süre için başkentten uzaklaştırılmıştı .

Hükümetin yasaktan önce kölelerden alınan gümrük vergisinin Iağve­

dilmesini emretmiş olduğuna dair açık belirtiler vardır. Kanıtı, uzun süredir Kuzey Mrika-Osmanlı ticareti için köle temin edilen başlıca bölgelerden

biri olan Trablus vilayetinin Fizan kazasında ortaya çıkıyor. Bu bölgenin

mültezimi 1 8 5 7'de hükümete başvurarak, köle ticaretine ilişkin gümrük ve

pazar vergilerinin kaldırılmasından dolayı hazineye karşı yerine getiremedi­

ği yükümlülüğünden aifedilmesini istedi.B Padişah ekim ayında onun dile­

ğini kabul ederek anlaşmayı iptal etti. Göreceğimiz gibi, Osmanlı İmpara­

torluğu 'na köle ithal eden esircilerden hata bazı ödemeler alınıyorsa da bunlar, tabii, resmi değildi ve gümrük defterlerine gerekli kayıt yapılmıyor­

164

du. Pek çok durumda bu ödemeler yasağın ihlalini gizlerneleri için memur-

!ara verilen rüşvete dönüşmüştiL Yine de merkezi hükümet kendi hesabına 1 8 57 fermanının gerektirdiği önlemleri resmen benimsemişti.

Trablusgarp valisi, Ekim l 8 5 7'de Meclis-i Valay-ı Abkaın -ı Adiiye'ye

yasağı yürütmek için sert önlemler aldığını bildi riyordu. 300'den fazla sü­

varİ Trablus J i mammn doğu ve batısında, altı saatlik bi r mesafeyi kontrol

edecek biçimde yerleştirilınişti. Yapılınası muhtemel yüklemeler hakkında bilgi edinmek için bir "istihbarat ağı" kurulmuş

ve

esircilerin evleri anma­

rak yasak yoldan ithal edilmiş köle olup olmadığına bakılınış kendileri derdest edilmişti. Ocak l 8 5 8 'de İngiliz kaynakları, yasağın Trablus'ta et­

kili olduğunu, esircilerin ilmKattaki güçlüklerden dolayı daha önce ithal etmiş oldukları köleleri terk ettiklerini bildiriyord u . Girit valisi Eylül

7

8

BA/Irade/Meclis-i Vôlô/1 6856, Meclis-i Vôlôy·ı Ahkôm·ı Adiiye mazbatası, 5 Cema· z i y ü l evvel 1 274/22 . 1 2 . 57; ibid. , sadrazamdan s u l tona 9 Cemaz i y ü l evvel 1 274/26. 1 2.57 ve Irade 10 Cemaziyülevvel 1 274/27. 1 2.57. Daha sonra bu ikisi ara· sında gidip gelen ve fermanın i lanından sonra vilayete giren kaçak köleleri araştı· rırken Trablus yetkili lerinin eline düşen i lginç mektuplara sonra yine değineceğiz. (Bkz. yanda, s. 1 65). BA/Irade/Meclis·i Vôlô/1 6624, Mecl is-i Vôlôy·ı Ahkôm·ı Adi iye'nin mazbatası, 3 Sefer 1 274/23.9.57; ibid., sadrazamdan sultana, 1 8 Sefer 1 274/8. 1 0.57 ve i rade, 1 9 Sefer 1 274/9. 1 O .57.


1 8 5 8 'de fermanın adada sıkı sıkıya uygulandığını bildiriyor ve ticaretin

hastınlmasını garanti edecek önlemler almayı sürdüreceğine söz veriyor­ du.9 Onun bu iddialarını doğrulayacak kanıtlara sahibiz.

Gerçekten de, Osmanlılarca alınan önlemlerin etkisi, iki esirci, İstan­

bullu İsmail Ağa ile Trablus'ta yaşayan bir Arnavut olan B ayram arasında­

ki yazışmaya yansımıştır. Polis, mektupları kaçak köleler için yapılan bir araştırma sırasında Bayram'ın Trablus'taki evinde ele geçirmişti . lO Bu ya­ zışmadan, yasağın Trablus'ta olduğu kadar Girit ve İzmir'de de uygulan­

ması için önlemler alındığı anlaşılıyor. Temmuz 1 8 5 7'de, İsmail Bay­

ram'a kölelerini !imanın dışından ve kıyı boyunca değişik noktalardan

yükleyerek yetkililere yakalanınaktan kurtulmasını salık veriyordu. Ayrıca

Girit ve İzmir'de mala vermemesi için uyarıyor, B ayram'ın, İstanbul'a doğrudan gelmesini, kendisinin onu karşılayacağını ve işleri düzeltmeye

çalışacağını söylüyordu .

İstanbul'da köle ithal etmek isteyen esircilere

resmi izin verilmediğini ve geleceğin belirsiz göründüğünü yazıyordu.

Bununla birlikte, bunun ötesinde hiç kimse istediği gibi köle alıp satmak­

tan alıkonulmuyordu. Bayram ise yasağın Trablus'ta uygulandığını, köle­

lerin gelişinin güçleştiğini fakat hala gizlice ticaret yapılabildiğini bildir­

mekteydi. Ona göre hükümetçe alınan katı önlemlerin bir sonucu olarak

köle fıyatları yükselmişti. Bayram, bazı köleleri ihraç etme izni alabilmek umuduyla, valiye başvurmuş fakat geri çevrilmişti. İsmail ve Bayram'ın vi­

layetteki yüksek mevkili görevlilerle iyi ilişkiler kurdukları ve sürdürdükle­

ri anlaşılıyor. İsmail, Bayram'ın valinin özel katibine (Divan Efendisine) , kadıya ve iki ınİralaya hürmetlerini iletmesini istemişti. Esirciler görünüşe

göre yasaktan kurtulmak için bu bağlantıları kullanmak istemişler, daha sonra bunu n için ve fermam ihlalden dolayı cezalandırılmışlardır.

İ ngilizler fennanın gereklerini yerine getirmek için Osmanlı 'nın gös­

terdiği çabalara memnun olmuşlardı. l l Lord Stratford de Redcliffe, Nisan

9

10

ll

Trablus raporları, ibid./1 6856, ek 4, Trablus Valisi Osman Muzhir Paşa'dan Meclis­ i Vôlôy-ı Ahkôm·ı Adliye'ye, ı Rebiü levvel ı 274/20. ı 0.57 ve FO 84/ ı 060/36-40, Alison'dan Cl arendon'a, 28. ı .58; ibid./48-9, Slade'den Alison'a, 25. ı .58. Girit val i­ sinin raporu için bkz. BA//oc. cit./ ı 7636, Gi rit val isi nden sodrazama, tarihsiz fakat sadrazarnın 28 Muharrem ı 274/7.9.58 tarihli mektubuna cevap. /bid. / ı 6 8 5 6 , Bayram'dan l s m a i l 'e, ı 5 Z i l kade ı 273/7 . 7 . 5 7 ve 5 Z i l hi cce ı 273/27.7.57; l smail 'den Bayram'a, 7 Zilhicce ı 273/29.7.57 ve 5 Muharrem ı 274/26.8 .57; Meclis-i Vôlôy-ı Ahkôm-ı Adi iye mazbatası, 5 Cemaziyülevvel ı 274/22. ı 2.57. FO 84/ ı 028/ l 4 ı ·2, Stratford'dan Clarendon'a, 25.4.57; Hansard's Parliamentary Debates, 3rd series, c. CXLXVI, s. ı 50 ı ; karar ı 4 Temmuz ı 857'de alınmıştır; ASR, 3rd series, c. VIII ( ı 860), s s . ı 55-6.

165


1 8 5 7'de Ciarendon kontuna fermanın İzmir'de samirniyetle uygulandığı ­

nı yazmıştı. Bunu Çeşme yakınlannda karaya çıkarılan kölelerin yakalan­

ması ve azat edilmesi izledi . Avam Kanurası'nda İngiltere'deki ilgacılığın başlıca savunucularından olan Mr. Baxton aynı yılın temmuzunda Mrikalı

köle ticaretinin bastırılmasındaki işbirliği eksikliğinden ötüıil, İspanya'yı

dalaylı olarak kınayacak bir kararın alınmasını önermiş, konuşmasında Osmanlı İmparatorluğu'ndaki köle ticaretinin zaten bastırıldığını söyle­ mişti.

Anti Slavery Reporter

da ticareti Trablus'ta bastırma çabalarından

dolayı Osmanlıları övmekteydi . Fakat çok geçmeden Londra'ya oldukça tarklı bir durumu yansıtan raporlar ulaşacak, bunun üzerine İngilizler Os­ manlıları bu konuda yeniden protesto edecek ve açıkça eleştireceklerdi .

1 8 5 8 - 1859 yılları boyunca İngiliz konsolosları, Balkanlar, Bağdat ve

Trablusgarp'ta köle ticareti yasağının gittikçe daha çok ihlal edildiğini bil­

dirdiler. 1 2 Balkan vilayetlerindeki yetkililer, sadece Mısır, Trablusgarp ve Irak valilerine gönderilen fermanı almamışlardı, dolayısıyla kendilerini !i­

manlarına yapılan köle ithalatını durdurmakla yükümlü hissetmiyorlardı.

Başka vilayetlerdeki yetkililer ticarete resmen göz yummakla suçlanıyor­ lardı. Temmuz l 8 5 8 'de Trablus'taki İngiliz konsolosu şöyle yazmaktay­

1 66

dı. "Bu ocak ayında köle ihdı.catının yasaklanışından beri . . . ülkedeki en

üstten en alta tüm yetkililer yasağı etkisizleştirmek için her türlü kurnazlı ­

ğ a v e gizli manevraya başvurdular." 1 3 Bunun fcrınamn yayınlanmasından

beri mi böyle olduğu en azından tartışılabilir, f,ıkat bıı rapord�ın anlaşılan,

yazıldığı sırada, yani yasağın ilanından bir buçuk yıl sonra, konsolosun

köle ticaretinin hatl. sürdürüldüğünc ve d urdurmak için yapabileceği pek az şey olduğuna inanmak için nedenleri olduğudur.

İngilizlerin protestoları , B<l.bı�l. li'nin Trablus valisine ve Bingazi kayma­

kamına

yeni talim<ırlar göndererek

yasağın vilayctte uygulanmasım

iste­

ınesine neden oldu; 1 8 58 boyunca bu iki kez yindcndi . Bingazi kayma­

kaını İstanbul'a çağrıldı ve köle ticareti için çıkarılan fermanı yanlış uygu­

lamak ve ihlal etmekten yargılandı. Trablus'ta

1 8 5 9 başında valilerin dc­ 1 8 59 - 1 867 ara­

ğiştirilmesiylc yeniden ticaretin durdurutınasma çalışıldı .

sında valilik yapan hem İzzet hem de Mahmut Nedim paşalar, zaman za­

man bugünkü Çad yakınlarındaki Vaday'a yapılan köle devşirme akınları-

12

13

FO 84/ 1 060! 1 5 1 -4, B l unt'dan (konsolos, Manastır} A l i son'a, 2 . 6 . 58; F O 84/ 1 090/73-8, Brunt'dan (konsolos, Üsküp} Longworth'a (konsolos, Manastır} 1 5.3.59; FO 84/l 060/ 1 84-6, Kemball'den Clarendon'a, 1 6.3.58; FO 84/1 090/80- 1 , Herman'dan Blunt'a, 1 2.6.58. FO 84/l 090/80- 1 , Herman'dan Blunt'a, 1 2.6.58.


na bir son vermeye çalıştılar. Bu akınlarda ele geçen kadın ve çocuklan evlerine geri gönderdikleri söyleniyordu . 1 4 Mayıs l 8 60'ta İzzet Paşa, İngiliz konsolasunun sağladığı bilgi ü zerine harekete geçerek, Mısır'a satmak amacıyla çok sayıda Tibu ve Tuareg esiri götüren bir yağmacı grubunun durdurulması için bir birlik gönderdi. Bu olay için ne kadar büyük bir gücün kullanıldığı, valinin görevlendirdiği

birliğin hacminden anlaşılabilir : Tümü bir miralay kamutasında olmak

üzere ı tabur. tüfekli er, 2 bölük süvari, ı hafif s ah ra bataryası ve 600 ba­ şıbozı.ık süvari . Son derece güç çöl koşullarında 980 kilometrelik bir yü­ rüyüşten sonra, Osmanlı birliği yağmacıların kervanına baskın verdi, ön­ derleri yakalandı, kölelere ve çalınan mallara el kondu . Bu olay hakkında­ ki memnuniyerini belirten İngiliz konsolosu, dışişlerine gönderdiği rapo­ runda şöyle yazmaktaydı: " . . . kumanda eden subayın ustalıklı yönetimi sa­ yesinde başarıyla sonuçlanan bu sefer, aynı zamanda Türk askerinin ola­

ğanüstü dayanma gücünü de sergilemektedir. " ı s Bu ve başka bir seferde, Trablus, Bingazi ve Mısır'da köle olarak satılacak ve birçoğu sonunda Su­ riye ve Balkanların değişik kentlerine ulaşacak olan 500'e yakın tutsak öz­ gürlüğe kavuşturulmuştu . Afrikalı köle ticareti yasağının uygulanması için Osmanlıların gösterdi­ ği çabaların bir sonucu ve aslında bu önlemlerin Trablus vilayetinde nasıl etkil i olduğunun göstergesi, ticaret yollarını değiştirme girişimleridir. Bil­ dirildiğine göre Mayıs l 8 5 8 'de Gadames ve Fizan'dan 1 7 tacir Trablus valisine bir arzu hal gönderınİşt İ _ 1 6 Bunlar vilayetin güneybatı sınırında önemli bir pazar kasa�ası ve giriş noktası olan Gat'ta kabul edilir tek takas aracının köleler olduğundan yakınmaktaydılar. Dilekçe sahiplerinin belirt­ tiğine göre, Osmanlı yasağıııııı bi r sonucu olarak, vilayetin kuzey kesimle­ rinden getirdi kleri ınalları Gat'ta satamıyor veya değiştiremiyorlardı . Hala G a t ' a getiril ınekte olan köleleri bu kez Cezayirli tüccarlar satın al ıyor-

14

Trablus valisi ve Bingazi kaymakamına talimatlar, FO 84! 1 060/82-5, sadrezamın yukarıdaki yöneticilere gönderdiği mektubun tercümesi, ı 8 Şevvol ı 274! 1 .6.58; i bid./98- ı O ı , Sadrazam Mehmet Emin A li Paşa'nın Trablus valisine bir emrinin ter­ cümesi, 9. ı ı .58. Bi ngazi kaymakamı nın yargı lanması, ibid./80, Alison'dan Lord Malmesbury'ye (dışişleri bakanı), 4.6.58. lzzet Paşa ve Mahmut Nedim Paşa için, bkz. BA/Yı ldız/K39/2 ı 28/ 1 29/ l ı 8, Trabl uslu Muhammed Başala'nın bir layihası, 6 Şevvol ı 3 ı ı 1 ı 2.4.94. 1 5 FO 84/ 1 1 20/ 1 56-55, Herman'dan Lord John Russell'a (dışişleri bakanı), 2.7. ı 4-9.60. 1 6 Accounts and Papers, ı 859 (session 2), c. XXXIV, s. 5 ı 6, Herman'dan Malmes­ bury'ye, 22.5.58 (di lekçenin çeviri metnini de içeriyor)

167


!ardı. Sonuç Trablus ticaretinin gerilemesi, Cezayir ticaretinin büyümesiy­ di. Burada önemli olan, dilekçecilerin yasağın gevşetİlmesİ veya kaldırıl­ masını değil, her yerde uygulanmasını, yani salıra-altı bölgelerle ticaret yapan tüm tüccarlara uygulanmasını ve yasal ticaretin artık yasadışı olan köle ticaretinin yerine geçebilmesini istemeleriydi.

168

Osmanlı devleti, hükümranlığı altında bulunmayan ve gerekli askeri güce de sahip olmadığı böylesi uzak yerleri denetleyebilmek için pek bir şey yapamazdı . Fransızlarca yönetilen ve kısmen finanse edilen Cezayir ti­ caretini etleilernek için yapabileceği daha da azdı . Gerçekten de, başka kaynaklar doğmlamasa bile, İngiliz gözlemciler, Fransız hükümeti değilse bile, Fransızların Gat köle ticaretine bulaştıklarını iddia etmişlerdi. 1 8 581 859'a ait pek çok rapor Cezayir'den Gat'a köle almaya gelen büyük ker­ vanlara eşlik eden Fransız temsilcilerinin varlığından söz ctmektedir. 1 7 Esirciler yanlarında büyük miktarlarda para bulundumyar ve 1 5 -20 yaşla­ rı arasında erkek ve kadın köleler arıyorlardı. Trablus'taki Osmanlı yetkili­ lerinin Ocak 1 8 5 8 'de geri çevirdikleri, Gat'tan gelen 5 00 kişilik bir köle gmbunun daha sonra Gat'ta Cezayiriiiere satıldığı rivayet edilmekteydi . Fransızların orduya kaydetmek amacıyla, temsilcilerine ve Cezayirli taeir­ Iere olabildiğince çok köle devşirmeleri talimatı verdikleri söylenmektey­ di. Bu köleler satın alındıklarında azat ediliyorlardı . Böylece, değişik kademelerdeki yöneticilerin göz yummasına ve yasa­ ğın sürekli ihlal edilmesine rağmen, Osmanhların Trablus'ta 1 8 5 7 ter­ manını yürütmek yolundaki çabaları içtendi ve başarılı old u . Bunu nla birlikte bu, İstanbul'a ve diğer Osmanlı kentlerine zenci köle arzının durduğu anlamına gelmez; başka kaynaklar bulunmuş ve başka yollar kullanılmıştı . Ayrıca, Trablus'ta köle ticaretinin sona erdiği anlamına da gelmiyordu; sonraki yıllarda Trablus'ta ve köle devşirilen diğer vilayet­ lerdeki gelişmeler ve koşu ll ara göre, ticaret zaman zaman yeniden can­ landı. Bununla birlikte hiçbir zaman fermanın çıkaniışından önceki bo­ yutlarına erişemedi. Yukarıda belirtildiği gibi, Hicaz'ın bu konudaki duyarlılığını gösteren geçmiş deneyimlerden ötüıii, bu vilayet yasağın dışında tutulmuştu. Yine de Haziran 1 8 59'da Sadrazam Ali Paşa, Cidde kaymakamına, Habeşis ­ tan'ın Arabistan'a başlıca çıkış noktası olan ve sık sık siyah Sudanlıların ilı-

17

lbid.; ibid., ss. 5 1 6-7, F. H. Crowe'dan (konsolos vekili, Bingazi) Herman'a, 3.5.58; ibid., s. 5 1 7, Reade'den (vekôleten başkonsolos, Trablus) Malmesbury'ye, 20.7.58; FO 84/ l 090/ l 5 l , Reade'den Malmesbury'ye, 1 5. 1 .59.


racatı için de kullanılan Massava'daki köle ticaretini bastırması talimatını verdi. l S Bu emir İstanbul'daki İngiliz Büyükelçisi Sir Henry Bulwer'ın konuyla ilgili girişimlerinin sonucunda verilmişti . Birkaç ay sonra, 1860'ın başında, Sir Henry'ye Hicaz'ın köle ticareti yüzünden bir kez da­ ha ayaklanmanın eşiğinde olduğu raporları ulaştı. İstanbul'dan gelen emir üzerine Hicaz valisi Kızıldeniz'de köle ticare­ tinin önlenmesi yolunda bir talimat yayınladı . l 9 Gelecekte ithalat- yapıl­ ınası yasaklanıyor fakat halihazırda eyalette bulunan kölelerin yerel olarak satılmalarına ve ihracatiarına izin veriliyordu . Cidde'deki İngiliz konsolo­ suyla bir görüşme sırasında vali, katı bir uygulamanın büyük huzursuzlu­ ğa neden olacağı ve bunun da Hicaz'daki Hıristiyan ve Avmpalılann gü­ venliğini tehdit edeceği konusundaki kaygılarını belirtti. Valinin emrine başlangıçta pek az tepki oldu, çünkü köle satıcıları bunun uygulanmaya­ cağını düşünüyorlardı. Dönemin Hariciye Nazırı Fuat Paşa, valinin kaygı­ larını paylaşmıyor ama köle ticaretinin bastırılmasına ilişkin Babıali emri­ nin uygulanmasında dikkatli davranması gerektiğine katılıyordu. 1 8 5 5 1 8 5 6 yıllannda Abdülmuttalib'in ayaklanmasını v e 1 85 8 'de Avrupalılara karşı saldırıları hatırlayınca, ne Babıali, ne de taşra yetkilileri, yasağı Kızıl­ deniz'de katı biçimde uygulayarak yerel nüfusu tahrik etmek konusunda heves duyuyorlardı. Böylece 1 860- 1 864 yılları için Kızıldeniz ticareti hakkında biraz tutar­ sız bir görüntüye sahibiz.20 İngiliz temsilcileri Osmanlıların ticarete göz yumduğumı yazmakta, fakat köle ticaretinin bastırılması için birtakım

18

Hicaz'da daha önceki olaylar için bkz. Yl{karıda, ss. l l 0- 1 1 4, A l i'nin emri , FO Sadrazam Mehmet Emin Ali Paşa'dan Cidde kaymakamına (çevi­

84/1 090/2 ı 'dadır, ri), 2ı .6.59.

1 9 F O 84/1 ı 20/9- ı 4, yazışma - Stanley (konsolos, Cidde), Bulwer, Russell, ı 8.3-4.4.60. Bu dönem için bkz. ibid./ 1 , Russell'dan Bulwer'a, 22.6.60; ibid./ I O ı -3, Bareni (kon­ solos veki l i , Massava) Stanley'e, ı 7. 1 0.60; FO 84/ ı 1 44/1 93, Sadrazam Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa'dan Cidde ve Massava kaymakamiarına (çeviri), 2 6 Cemaziyü­ lahir ı 277/9. ı .6 ı ; ibid./209- ı 2, Stanley'den Colquhoun'a, (başkonsolos, Mısır), 2 ı . ı .6 ı ; ibid./2 ı 5-6, Colquhoun'dan Russell'a, 5.3.6 ı ; ibid./2 ı 9-23, yazışma-Colqu­ houn ve B a rro n i 'den Russe l l 'a , 7 . 9- l . ı ı -6 ı ; art ı ş ı n b i l d i ri l mesi ayrıca - F O 84/ ı ı 8 ı /87-9, Stanley'den Colquhoun'a, 2 1 . 1 .62; ibid. / 1 5-7, E. M . Erskin'den (Bul­ wer adına) A l i Paşa'ya, 1 4. 3.62; ibid./30- ı , sadrazamdan Cidde ve Massava kay­ makamianna (çeviri), 7 Zilhicce 1 278/23.6.62; FO 84/ l 225/ ı 57-8, Russell'dan Bul­ wer'a, 28. 1 1 .64; ibid./ 1 59-60, Russell'dan William Stuart'a (maslahatgüzar, Istan­ bul), 29 . ı 2 .64; FO 84/ ı 246/50-60; yazı şma- Stuart, Russell, A l i Paşa, 1 -4 .65; ibid./ 1 54-60; yazışma-Colquhuon, Russell, Calvert (vekôleten Cidde konsolosu),

20

30. 1 .64-22.2.65.

169


olumlu adımlar ve ciddi çabalardan da söz etmekteydiler. Yine de ticare­ tin hacmi artmıştı. Bu olgu Sultan Abdülmecit'in 25 Haziran 1 8 6 1 'de öl­ mesi ve Abdülaziz'in tahta çıkışına bağlanıyordu. Belki de tutucu ve sofu ününden dolayı yeni padişahın, bölgede köle ticaretine olumlu yaldaşaca­ ğı düşünülmüştü . Böyle bile olsa İngilizler 1 8 64 yılı boyunca, yasağın bildirilen her ihlali için Babıali'yi uyarmak ve yasak fermanının tam olarak uygulanmasını isternekten başka bir şey yapamayacaldardı.

1 70

Ancak, İngiltere Hicaz'daki Osmanlı gücünün, yerel nüfusla bir sür­ tüşme tehlikesini göze alamayacak kadar yetersiz olduğunu zamanla anla­ maya başlıyordu . Köle ticaretini bastırmak için yapılacak ciddi bir girişi­ min böyle bir sürtüşmeye yol açacağı genel olarak beklenınekteydi. Hi­ caz'daki nazik güç dengesini korumak zorunda olan taşra yöneticilerin­ den, ticareti ancak marjinal ve geçici olarak etkilemeleri beklenebilirdi . Bunun farkında olan Babıali, katı önlemler için ısrar etmekteuse ihtiyat öneriyordu . Yine de 1 8 50'lerin sonuna doğru önemli bir ilke belirlenmiş­ ti: Hicaz artık köle ticaretinin bastırılması çabalarından resmen bağışık tu­ tulmuyordu. Babıali'nin karşılaştığı sorunların güçlüğünü teslim eden İn­ gilizler, ticarete son vermeye hem isteldi, hem de bunu başarabilecek bölgesel bit güç aramaktaydılar. Arabistan'a yapılan ithalatı erkileyemeyen İngilizler, artık Afrika layısından yapılan ihracatı hedefleınekteydiler. Kar­ şılığını ödemek koşuluyla, Osmanlı vilayeti Mısır'ın yarı bağımsız valisin­ de istekli bir müttefik bulacaklardı.

OSMAN L I KÖLE TICARETI AGI NDA MISI R' I N YERI l 860'ların başından İngilizlerin l 882 'deki işgaline ve hatta belirli öl ­ çüde sonraki on yıl içinde, Mısır'ın Osmanlı köle ticareti ve onun bastırıl­ ması çabalarındaki önemi büyük oranda arttı . Biz burada yalmzca Mısır'ın Osmanlı pazarlarına köle sağlayan ticaret yolları ağı içinde oynadığı rol üzerine yoğunlaşacağız. Fakat Mısır, daha çok Sudan kaynağından besle­ nen karmaşık bir arz yolları ağına sahip başh başına büyük bir pazardı . Bununla birlikte özel ilgi gerektiren Mısır "alt-sistemi" bu çalışınanın kapsamı dışındadır. Bunun yerine kölelerin hem deniz hem de karayoluy­ la Mısır'dan nasıl geçirildikleri ve bu sorunun Kızıldeniz'de sınırların çi­ zilmesindeki etkisi üzerinde odaklaşacağız. Kızıldeniz Bölgesinde Sınırların Çizilmesi ve Köle Ticareti

Kızıldeniz köle ticaretinde uzun süre en faal çıkış noktaları olan Massava ve Savaicin !imanları, Hicaz vilayetine bağlıydı ve gelirleri Cidde hazinesine


gitmekteydi. Mehmet Ali Paşa'nın isteği üzerine çıkarılan l l Eylül 1 846 fermanıyla, bu iki kasaba Cidde hazinesine ödenecek belirli bir para karşıtı­ ğıncia Mısır vilayetine bağlanmışlardı.21 Abbas Paşa'nın valiliği sırasında Mı­ sır'ın vazgeçmesiyle bu limanlar yine Cidde'nin yönetimi altına girdiler. Böylece Kızıldeniz'de köle ticaretinin bastınlmasının, Mısır yönetiminden çok Osmanlı hükümetinin ve onun Hicaz'daki temsilcilerinin sorumluluğu olduğu düşünülmekteydi. Kızıldeniz'deki hem ithalat hem de ihracat !i­ manları Osmanlıların elindeydi, dolayısıyla İngiltere l 860'ların başında bu ticarete karşı harekete geçilmesi için Osmanlılara baskıyı sürdürmüştü. Massava kaymakamının köle ticaretine göz yumduğu suçlamalarına kar­ şı çıkmak amacıyla Cidde kaymakamı, Perrev Efendi'nin aslında köle ticare­ tini bastırması için İstanbul'dan ayrıntılı emir alarak Massava'ya atandığını belirtiyordu. Bunu saptamak güçtür, fakat Perrev'in bu sorun konusunda iyi çalıştığı ve Hicaz valisi ile Mekke şerifine uzun raporlar yazarak çözüm yolları önerdiği kesindir .22 Pertev bu raporlarında, Eritre ve Somali kıyısı göçebe kabilelerinin Etiyopya'nın iç bölgelerindeki yerleşik nüfusa yaptığı akınları anlatmıştır. Pertev, sert bir dille yağmacıların zulmünü lanetiemek­ te ve köleleştirilenlerin çektiği acılar yüzünden kederlenmekteydi. Daha sonra, ticaretin tümüyle bastırıtmasını sağlamak için kuvvet kullanılmasını öneriyordu; ona göre bu , Osmanimm yükümlülüğüydü. Kaymakam, elinin altında bulunan 200 yerli milisle ancak yaya devri­ yeleri artırabileceğini ve kabile reisierini korkutmaya çalışabileceğini, fakat bunların yeterli olmadığını öne sürüyordu . Pertev, Sudan'a yerleştirilen Mısırlı askerlerin, aynı zamanda Osmanlı askeri olduğunu ve esircilerk yağınacılara karşı kullanılması gerektiğini belirriyordu. Eğer gerekli tali­ ınatb bir Osmanlı subayının emrine verilirse bu birlikler Hu baba bölgesi­ ne girerek "birkaç saat içinde" suçluları cezalandırabilir ve köle ticaretini bastırırlardı . Pertev ayrıca, köle ticaretinin yol açtığı sorunlara müdahale ederek durumu düzeltmekten çok kanştıran Massava'daki İngiliz ve Fran­ sız konsolos vekilieriyle Cidde'deki konsolosları da eleştirmek.teydi . B abı3.li kaymakamın önerilerini pek hevesle karşılaınadı . Sadrazam, sul­ tana Perrev'in görüşlerini ve aldığı önlemleri övüyor, fakat hiç kimseye

21 22

BA/Irade/Mesai l-i Mühimme-i Mısır/787, Mısır Valisi l smai l Paşa'dan sadrazama, 27 Recep 1 28 1 /26. 1 2.64. Kaymakamın Pertev'i savunması için bkz. FO 84/ 1 1 44/209- 1 2, Stanley'den Colqu· houn' o , 2 1 . 1 .6 1 , Pertev'in raporları , BA/irade/Meclis·i Vôlô/ 1 97 1 1 , Pertev Efen· di 'den Hicaz valisi ne ve Mekke şerifine 23 Rebiülevvel 1 277/9. 1 0.60.

171


Osmanlı politikası hakkında şikayete yol açacak bir bahane verilmemesi için işin dikkatle yürütülmesi gerektiğini ihtar ediyordu .23 Raporları göz­ den geçiren ve sacirazama sunan Meclis-i Valay-ı Alıkam-ı Adliye, ne Mı­ sırlı birliklerin kullanılmasından ne de alternatif bir yoldan bahsediyordu . İşte belki de bu, yasağın açıkça ihlal edilmesini önlemek için yapılacak bazı işlerin İngilizleri yatıştırmakta gerekli olduğunu fakat ticaretin toptan bas­ tınlması yolunda alınacak gereğinden sert önlemlerin yerli nüfusu yabancı­ laştıracağını ve dolayısıyla bunun istenmediğini, kaymakama göstermişti .

1 72

Bununla birlikte, sonuçta İngilizler Pertev'i köle ticaretini teşvik et­ mek ve göz yummalda suçladılar. Oysa Pertev, yetkisi altındaki bölgede yasa ve düzeni sağlamada başarılı olmuştu ; hatta 1 865 'in başında bölge­ deki bir İngiliz memunı , İngiltere'nin köle ticaretini durdurma çabaların­ daki işbirliğinden dolayı onu övmüştü. Aynı zamanda, Hicaz valisinin Massava ve Savakin kaymakamiarına kölelerin Cidde'ye geçişini önleme­ meleri için bir talimat gönderdiği söylenmişti; belki de Pertev'in aldığı önlemlerin etkinliği konusunda en iyi gösterge budur. İngilizler sorunu Osmanlı Hariciye Nazırı Ali Paşa'ya götürmüşler, şaşıran ve canı sıkılan paşa, valinin emrinin hemen geri alınmasını ve bir sonışturma açılmasını emretmişti.24 Bu olay ve Pertev örneğinde olduğu gibi Osmanlı İcraatın­ daki açık tutarsızlık, İngiltere'yi bölgedeki durumu düzeltmek amacıyla başka bir yol bulması gerektiğine ikna etti . Bu sırada, Mısır valisi ve daha sonra lııdivi İsmail Paşa İngilizlerden Massava ve S,wakin'in yeniden Mısır'a bağlanması için yaptığı çalışmaları İstanbul nezdinde desteklemelerini istedi.25 İsmail , Babıati'nin bölgeye u zak, kruvazör ve birlikleri de yetersiz olduğu için köle ticaretini durdu ­ raınadığmı belirtiyordu . Eğer bu limanlar kendisine verilirse köle ticareti­ ni durduracağım söylüyordu. Aslında, İsmail bu sırada sacirazama zaten yazmış ve limanların kendisine verilmesini istemişti. Mektubunda Massa­ va ve Savakin'i elde etmek istemesinin iki nedeni olduğunu belirtiyordu :

23

24

25

BA//oc. cit. , sadrazamdan su ltana, 2 Şaban 1 277/ 1 3 . 2 . 6 1 , I rade, 3 Şaban 1 277/ l 4.2.6 1 ; Meclis· i Vôlôy·ı Ahkôm-ı Adiiye mazbatası, 27 Recep 1 277/8. 1 .6 1 . Pertev'in durumu ile ilgili belgeler, FO 84/1 246/ 1 65-9, H . Ressam'dan (Habe�istan için özel görevli, Aden politik temsi lcisinin biri nci asistanı) Calvert'a 1 1 .3.65; lbid.!l 7 1 -3, Massava'daki Fransız konsolos vekilinden (isim veri lmemi�) H. Ras­ sam'a, 9.3.65; ibid./1 00- 1 , Stuart'tan Russell'a, 22.4.65. /bid./8 1 , Stevens'dan (Mısır Ingi liz konsolosluğundan) Bulwer'a, 7. 1 .65. lsmai l'in Bôbıôli'ye ba�vurusu için bkz. BA/Irade/Mesai l-i Mühimme-i Mısır/787, !smail Pa­ �a·dan sadrazama, 27 Recep 1 28 1 /26. 1 2.64.


Eritre kıyısının göçebe kabilelerine boyun eğdirmek ve köle ticaretini b as ­ tıı·mak. Ona göre göçebeler yasa tanımaz v e asiydiler, vergi vermemek için Mısır'dan kaçan kardeşlerine yataklık ediyorlardı. Mısır'dan kaçan ka­ bileler doğal olarak Massava ve Savakin'deki Osmf.nlı yönetimine de vergi ödcmiyorlardı . Üstelik, türlü "zararlı ve yoz" işlerle uğraşıyorlardı. İsmail bunların denetim altına alınmaları ve Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçası yapılmaları gerektiğini söyleyerek sözlerini bitiriyor, daha sonra köle ticareti konusunu açıyordu. Ticareti bastırma niyetinin kesin olduğunu belirten İsmail, denetleye­ ceği bölgeye uygarlık ve ilerleme getirmeye söz vermekteydi. Massava ve Savakin !imanlarına, köle ticaretinin tümden durmasını sağlayacak önlem­ leri almak için memurlar yerleştirilecekti. İsmail daha sonra Osmanlı dev­ letine sadakatini ve Cidde hazinesine Babıa.li'nin uygun gördüğü bir mik­ tarı ödemek istediğini belirtiyordu . Aslında bu iki !imanın Etiyopya ve Doğu Sudan'daki birliklerle haberleşmede ve onların iaşesinde büyük stratejik önemi olduğunu da ekleyebilirdi. Bu limanlar daha sonra bölge­ deki seferlerinde Mısırlılara tam bu yolda hizmet vereceklerdi. Meclis-i Vükela Ocak l 8 6 5 'te İsmail'in isteğini tartıştı .26 İlke olarak bu dileğin yerine getirilmesi kabul edilmekle birlikte, Meclis l 8 64'te çıkarılan vilayetlcr kanunundan kaynaklanan idari değişikliklerden dolayı, İsmail'in isteği kon u sunda Hicaz valisinin tepkisini sormaya karar verdi. Hicaz valisi elinin altındaki kısıtlı biriikieric köle ticaretini bastırmasının mümkün ola­ mayacağını, İ smail'in yasağı yürütmek için daha iyi bir konum<l salıip ol ­ duğunu söyleyerek limanların Mısır'a devredilmesini destekledi. Bununla birlikte Ali Paşa, istanbul 'daki İngiliz nıaslahatgüzarına, ticareti durdurmak için İsınail'in önerdiği önlemlerin etkinliği konusunda kuşkulu olduğumı sörledi. İngilizler, İsmail 'in sbzünü tutabiieceği umuduyla Mısır'ın isteğini destekleınekterdiler. Sonunda sadrazam, padişaha iki !imanın o sıradaki yıllık gelirleri ve artı yüzde 5 0 ile yaşam boyu İsınail Paşa'ya kira­ lanmasını salık verdi. Koşullar üç yıl sonra yeniden görüşülecekti. Yetki-

26

lsmai l'in i steğ iyle i l g i l i belgeler: BA//oc. cit./sadrazamdan sultona 1 3 Şaban 1 28 1 / 1 1 . 1 .65; ibid./79 1 , ek 1 3, Hicaz Valisi Mehmet Vechi Pa�a'dan sadrazama, 1 8 Şevvol 1 28 1 / 1 6 . 3 . 65; ibid. , sadrazamdan sultona 1 Z i l hicce 1 28 1 /27.4. 65; ibid./974, ismail Paşa'dan sadrazama, 20 Zilhicce 1 28 1 ! 1 6 . 5.65; FO 84/ 1 246! 1 024, Ko nt Pisani'den (elçi l ik tercümanı) Stuart'a, 3 . 8 .65; ibid. ! l 05-8, Stuart'tan Rus­ sel l 'a, 8 . 5.65; FO 84/ 1 246/64-6, Stuart'tan Russel l'a, 1 6 .3.65 (ingil izler, kendi açı la­ rından, ismai l'in Kızı ldeniz köle ticaretini Bôbıali'den daha iyi bastıracağını düşü­ nüyorlard ı . ibid./9 1 -2, Bulwer'dan Russell'a, 1 0. 4.65).

173


deki bu değişikliğin, Kızıldeniz köle ticareti üzerindeki etkilerini aşağıda tartışacağız. Köle ticaretine ilişkin kaygılar, ileriki yıllarda Somali kıyısmdaki sınırla­ rın belirlenmesinde de rol oynamayı sürdürdü. İlgili üç hükümetin, yani Osmanlı, Mısır ve İngiliz hükümetlerinin hesaplarında köle ticaretinin tek, hatta en önemli unsur olduğu söylenemez. Fakat hıdiv, yetki alanını Kızıldeniz'in batı kıyısı boyunca genişletmek amacıyla Babıali'ye yaptığı başvurnlara İngilizlerin desteğini sağlamak için bunu kullanmıştı . İngiliz­ leri ise, büyük ölçüde bir Fransız girişimi olan Süveyş Kanalı'nın özellikle l 869'da açılmasından sonra, başta Hindistan denizyolunun güvenliği ol ­ mak üzere, başka kaygılar yönlendiriyordu . İ ngiltere bu bölgedeki köle ticaretinin bastırılmasıyla da gerçekten ilgileniyordu. Eritre ve Somali kı­ yılarını yeterli derecede kontrol edemediklerini anlayan Osmanlılar, l 8 70'lerin ortasından başlayarak, doğrudan Avrupa egemenliği isteme­ dikleri bu yerlerde, Mısır yönetimini ehvenişer gördüler.

1 74

Mrika kıyısı ile ilgili bir sonraki gelişme, l 8 75 'te doğrudan Hazine-i Hümayuna ödenecek yıllık bir miktar karşılığında Zeyla limanının hıdive devredilmesiydi.27 Hindistan'dan sorumlu bakan Lord Salisbury, bölgeye başka herhangi bir gücün yerleşmesini önleyeceği görüşünde olduğu için bu değişikliği desteklemekteydi. Bununla birlikte, Salisbury'ye göre Mı­ sır'ın köle ticaretine ilişkin kötü sicili, Kızıldeniz'de köle ticaretinin bastı­ rılması için İngilizlerin sarfettiği çabaları olumsuz yönde etkileyebilirdi. l 8 75 - l 876 'da İngiltere , bölgedeki bütün sınır sorunu üzerindeki politi­ kasını kesinleştiı-di v e bu konuda bir anlaşma imzalamak için İsmail'le gö­ rüşmelere girişti . İngilizlerin bu konudaki lıeddkri aşağıdaki üç maddede tanımlanmıştı : 28 l . İngiltere'nin Mısır'a ait olduğunu kabul edeceği toprakların, başka herhangi bir devlete bırakılmayacağı konusunda kesin bir taahhüt elde etmek. 2 . Başlıca Zeyla, Tacura, Berbera ve Bulhar olmak üzere Afrika kıyı­ sındaki limanların ticarete açık olduklarını ilan ettirmek. Hiçbi r tekele izin verilmeyecek ve Aden'e canlı hayvan ile erzak ithalinde hiçbir kısıtlama olmayacaktı.

27 BA//oc. cit./9 1 8, sadrazamdan sultana, 27 Cemaziyülôhir 1 292/3 1 .7.75. Salis­ bury'nin görüşü için bkz. FO 78/31 83/86-8, Louis Mallet'den (Hindistan Bakanlığı) Dışişleri Bakanl ığı müsteşanna, 23.3.75. 28 FO 78/31 89/282-93, George E. March'ın notu (Dışişleri Bakanl ığı, Anlaşmalar Bölü­ mü başkanı), 1 .5.77.


3 . Zeyla ve Taeura arasındaki Somali kıyısında köle ticaretinin bastırıl­ ması yolunda ilerleme sağlamak ve Mısır suları ile komşu denizlerde de bu konuda kolaylıklar sağlayacak bir anlaşma elde etmek. Taleplerinin yerine getirilmesi karşılığında İngiltere, bu kıyıda Guar­ dafui Burnu'na kadar olan yerlerde Mısır hakimiyetini tanımayı öneriyor­ du . Ağustos-Ekim 1 876 arasında yapılan görüşmeler sırasında hıdiv, Zey­ la ve Taeura'nın serbest liman olmasını kabul etmedi ve yetki alanının Ras Hatlın'a dek genişletilmesini istedi. İngilizler bunları kabul ettiyseler de başka sorunlar ortaya çıktı. Pazarlık, İngiltere'nin hıdive Şubat 1 877'de bir ültimatom vermesine dek sürdü, anlaşma en sonunda nisanda imza­ landı. Köle ticaretiyle ilgili sorunların berraklaştırılması için daha ileri görüş­ melere gerek duyuldu.29 İngilizler, Mısır sularında köle ticareti yaptığın­ dan kuşkulanılan tekneleri arama ve el koyma hakkı istediler. Anlaşmanın Eylül 1 8 77'deki en son biçiminde köle ticaretiyle ilgili IV. madde aşağı­ daki gibiydi: " Köle ticareti ve denizierin inzibatı açısından ekselansları hıdivin hükümeti tüm köle ihracatını yasaklamayı, bu ticareti (geri kalan Mısır topraklarında olduğu gibi) bastırmayı ve güneyde Berbera'ya ve Ras Hafun'a kadar asayişi temin etmeyi üstlenir. B erbera ve Ras H afu n arası için ise, ekselanslannın hükümeti, kıyının bu kısmı boyunca düzenli bir otorite kurulunca emrindeki tüm araçlarla köle ticaretini bastırmaya ve düzeni sağlamaya şu anda ancak söz verebilir. "Ekselanslannın hükümeti, köle ticaretini bastırmakla görevlenciiri­ !en İngiliz gemilerinin, Mısır' ve Somali kıyısı karasulannda bu tica­ reti yaparken buldukları veya bu ticareti yaptıklarına dair geçerli neden gördükleri teknelere el koyabileceğini ve yargıya gönderebi­ leceğini kabul eder." Osmanlılar görüşmelerin dışında bırakılmış ve sözü edileJ1 topraklar üzerindeki hükümranlıklarım tanıyan gerekli !isan kullanıldıysa da bir Jait accompli (oldu bitti) ile karşı karşıya bırakılnllşlardı. Osmanlıların 1 8 84-

29

/bid./325-8, Lord Derby'den (dı�i�leri bakanı) H . Vivian'a (ba�konsolos, Mısır), 4.7.77. Anlaşmanın metni için bkz. ibid./35 1 -3, Mısır ve ingi ltere arasındaki gizl i anlaşmanın taslağı (Şerif Paşa ve Vivian tarafından imzalanmıştır). 7.9.77.

/7.�


l 8 8 5 'te yeniden su yüzüne çıkan ana kaygısı, Osmanlı toprağı olarak ka­ bul ettikleri yerler üzerinde herhangi bir yabancı devletin mülkiyet elde etmesini önlemekti .30 Fakat bu konuda, diplomatik kanallar aracılığıyla birkaç nota teatisinden öte pek az şey yapıldı.

Trablus ticaret yolunun değişmesi - Mısır'a giden kara yolları

1 76

Daha önce gördüğümüz gibi, Trablus vilayetinde yasağı uygulama ça­ baları yüzünden, ticaretin bir bölümü Cezayir'e kaymıştı . Fakat Osmanlı köle ticareti için daha önemli olan, Mısır'a giden çöl yolunun gittikçe da­ ha çok kullanılmasıydı .31 İki vilayeti birbirine bağlayan kıyıdaki ve içerde­ ki yollar güvensiz kabul edilirdi ve aslında uzun süredir ( bir Osmanlı ra­ poruna göre 20 yıldır) kapalıydı; Mısır valisinin yoğun askeri harekatıyla yeniden açılmıştı. Yol boyunca ticari faaliyetin yeniden canlanması, muh­ temelen bazı kölelerin de ticaret kervanlarıyla taşmması demekti; ancak elimizde, bunu kanıtlayan belli bir rapor yoktur. Trablus vilayetinden Fi­ zan yolu ile Mısır'a yönelen gerçek bir köle kervanı halelemdaki ilk kanıt Ağustos 1 8 5 9 tarihli, yani fermanın Trablus'ta uygulanmaya başlandığı l 857'den sonrasına aittir. Trablus ilc Mısır arasında oldukça düzenli bir karayolu köle ticareti yapıldığına işaret eden başka raporlar, Nisan ve Kasım l 86 3 'te İngiliz ha­ riciyesine ulaştı.32 Mısır'da sarılmayan köleler, istanbul , İzmir, Balkan ve Doğu Akdeniz limanh1nna ihraç edilınekteydiler. Her biri 300 köle taşı­ yan dört kervanın aym yıl , yerel yetkililerin göz yummasıyla Marzuk'tan Mısır'a gittikleri söyleniyordu . Yol değişikliği, yine, Trablus'taki yasağın etkilerine bağlanmaktaydı.

30

Osmanlı tepkisi için bkz. BA//oc. cit./966, ek 3, Meclis-i Vükelô mazbatası, 5 Şaban ı 296/25.7.79; ibid., ek. 6, hıdivden sadrezama (telgraf), ı Eylül ı 295/ 1 3.9.79; BAlMeclis-i Vükelô Mazbata ve Irade Dosyaları/225, hariciye nazırınca Londra'da­ ki Osmanlı sefirine gönderilecek bir telgrafın tercüme tasla�ı (tüm nazırlarca imza­ lanmış), ı 302 dolayları/1 884-5; ibid., benzer bir telgraf, 4 Rebiülôhir ı 302/2 ı . ı .85; FO 84/1 482/73-5, W. H. Wylde'dan Derby'ye, 22. ı o.77. 3 ı Cezayir'e kayma için bkz. yukarıda, s . ı 68. Mısır'a giden yolun durumu için bkz. BA/Irade/Mesail-i Mühimme-i Mısır/586, ek 3, Trablus Valisi Mustafa Paşa'dan sadrazama, ı 5 Şevvol ı 270/l 1 .7.54; FO 84/ ı ı 20i 1 56-60, Herman'dan Russell'a, 2.7- ı 4.9.60. 32 FO 84/1 204/258-60, Herman'dan Russell'a, 30.4.63; ibid./286-8, Herman'dan Rus­ sell'a, ı 2. ı ı .63.


Bingazi İngiliz konsolos vekilinin Haziran l 8 74'te bildirdiğine göre, Mısır kervan yolu yılda 2000 kadar kölenin taşmmasında düzenli olarak kullanılmaktaydı.33 Mısır'daki başkonsolos, yoldaki güç koşulların Bedevi­ lerin ancak küçük ölçekte ticaret yapmalarına izin verebileceğini, yani bu sayının abartılı olduğunu düşünüyordu. Ona göre Darfur'dan Yukarı Mı­ sır'a olan ticaretin bir kısmı, Sudan'daki Mısır askeri harekatından dolayı Fizan yoluna kaymış olabilirdi . Bununla birlikte, konsolosluk tercümanının yaptığı bir araştırmadan sonra, başkonsolos önceki değerlendirmesini de ­ ğiştirdi. Yazdığma göre, İskenderiye ve aşağı Mısır'daki diğer kasabalara Bingazi'den yılda her biri 200'e kadar köle getiren üç kervan ulaşmaktaydı. Hem Bedeviler hem başkaları köleleri Bingazi'den satın alıp kıyı yoluyla Mısır'a getiriyorlardı . Başkonsolosun haklarında tam bilgi sahibi olmadığı başka kervanlar da doğrudan Fizan'dan Kahire ve çevresine ulaşmaktaydı. Hıdiv, başkonsolosa karayollarım gözetierne ve köle taşıyan kervanların tüm mal ve develerini müsadere etme sözü vermişti . İngiliz dışişlerinin tali­ matıyla konu, Trablus valisine gelecekte bu ticareti önlemesi için emir ver­ meyi kabul eden Osmanlı hariciye nazırına götürüldü. Bu noktada, beş yıl sonra Kasım l 8 80'de Mısır'daki İngiliz başkonso­ losunun İngiliz hariciyesine gönderdiği bir raporda, Hıdiv İsmail'in köle ticareti politikasının nedenleri üzerine düşüncelerini yazdığına işaret et­ mek ilginç olabilir.34 Ticareti bastırmaya çalışacağım bildiği halde İsma­ il'in, Albay Gordon'a Sudan'da tam yetki vermesine şaşıran başkonsolos şu açıklamayı getiriyordu : İsmail, Sudan'ın önde gelen esircilerinin artan ve bu bölgedeki kendi yayılma politikasını tehdit eden gücünden kork­ muş olmalıydı. Böylece hıdiv, Gordon'un esircilerin güç kaynağma, yani köle ticaretine bir darbe indirmesine izin veriyor, fakat aym zamanda Ka­ hire'ye başka kaynaklardan bol köle sağlamak için batıdaki kervan yolları­ nı açık tutuyordu . Bu spckülasyonu destekleyecek bir kamt bulamadım; doğm da yanlış da olabilir. l 870'lerin sonu ve l 8 8 0'lerin başında karayol larında daha çok dene-

33

Rapor ve ona il i�kin ekieri i lgi lendiren belgeler: F0/84/ 1 428/76-9, Henderson'dan W. H . Wylde'a 22.6.74; FO 84/ ı 397/269-7 ı , Stanton'dan Derby'ye, ı 4. 8. 74; ibid./280-2, Stantan'dan Derby'ye, 3.9.74; ibid./ 1 65, Derby'den Ell iot'a, 25.9.74; ibid./ ı 92, Elliot'tan Derby'ye, ı 7. ı 0.74. 34 FO 84!1 572/347-53, Malet'ten Granville'e, ı o. ı ı .80. Mısır'da köle ticaretinin bastı­ niması ve lsmai l'in konuya i li�kin tutumu için bkz. Halt, Modern History, ss. 65 vd ve Baer, ss. ı 76 vd.

177


tim görüldü.35 l876'da Mısır'daki İngiliz başkonsolosu, bir yıl önce Mı­ sır'ın Darfur'u işgalinden dolayı, ülkeye kervan yollarıyla batıdan getirilen kölelerin sayısında önemli bir düşme olduğunu tahmin etmekteydi. Yaz­ dığına göre hiçbir büyük kervan Libya çölü yoluyla Mısırlılara görünme­ den gelemezdi ve Siva-Nil yolu üzerinde göreedi kolay bir iş olan kaçak­ çılık da ancak küçük ölçekte yapılmaktaydı. Hıdiv Mayıs l 880'de Kont della Sala adlı bir İtalyan subayını, Mısır'a karadan yapılan köle ticaretini bastırması için görevlendirilmiş özel bir birliğin başına getirdi . Konttm İngilizlerle ilişkisi vardı, onları bilgilendiriyordu.

178

Kont della Sala'nın yetkisi Mısır'a kuzeyde İskenderiye, güneyde Asu­ an arasında kalan yollardan köle getiren kara ticaretini durdurmakla sınır­ lıydı; Kızıldeniz veya Sudan ticaretini kapsamıyordu. Karargahı Asyut'ta kurulmuş olan Sala, 72 develi iki tabur ve yarım süvarİ bölüğünden olu­ şan birliklerini yukarı Mısır'da beş mıntıkaya, 30 develi bir tabur ve yine yarım süvarİ bölüğünden oluşan birliklerini de aşağı Mısır'da dört mıntı­ kaya yaymıştı . Ddia Sala, görevini yerine getirmesi için gerekli tüm yardı­ mın Mısır hükümetince kendisine sağlandığını bildirmekteydi. Sonraki yıllarda değişik kaynakların köle ticareti üzerine topladığı raporlarda kara­ yollarından artık söz edilmemiştir. Göreceğimiz gibi, Mısır ve Osmanlı pazarlannın beslenmesinde bunların yerini başka yollar almıştır. Mısır'dan Kuzeye Köle Ticareti-Akdeniz Yolları l 860'ların sonu ve l 8 70'lerin başında Mısır, Osmanlı pazarına giden yolların en önemli antreposu oldu. 1857 fermanı yüzünden Trablus tica­ retindeki azalma, karayollarının batıdan doğuya kayması, Süveyş Kana­ lı'nın açılması ve sessizce destcklcmiyorsa da ticareti görmezden gelmeye istekli bir hükümetin varlığı gibi nedenler başta olmak üzere bazı faktör­ lerin sonucuydu . İskenderiye ve Nil deltasındaki diğer limanlardan İstan­ bul, İzmir, Balkan ve Doğu Akdeniz limaniarına köle ihraç edilmekteydi . l 870'lerde Kızıldeniz'de gelişen yaygın ticareti ayrıca tartışacağız. Akdeniz'deki Mısır-Osmanlı köle ticaretine ilişkin kanıtlarımızın çoğu l869'dan sonrasına aittir. Çünkü kısmen konuya ilginin artmasından do­ layı iki büyük alıcı limandan biri olan İzmir'den, normalin üstünde rapor

35 Bu dönemle i lgili bazı belgeler için bkz. FO 84/1 450/3 1 7-8, Stanton'dan Derby'ye, 1 7.2.76; Del la Sola'nın atanması için, FO 84/ 1 572/1 22-8, Molet'ten (başkonsolos M ı s ı r) , Lord Granv i l le'e ( d ı ş i ş l e r i bakanı), 1 1 - 1 2. 5 . 80; B F ASS/Mss. B r i t . Emp./S 1 8/C1 62/26, T . V . Lister'dan (Granville adına) Köleliği Önleme Derneği sek­ reterine, 8. 1 .8 1 ; FO 84/1 572/325-9, Kont·del lo Sola'dan Malet'e, 8. 1 1 .80.


gelmiştir. Enerjik ve çoğunlukla gereğinden fazla gayretli bir ilgacı olan Robert W. Cumberbatch'ın bu kente İngiliz başkonsolosu olarak atan­ masıyla köle ticaretine ilişkin en küçük olaylar haldeında bile sık sık rapor­ lar yazılmaya başlanmıştır. Bununla birlikte, bu kadar çok kanıt olması ve " gereğinden sık veıilen raporlar" yüzünden Mısır'dan İzmir ve Ege ada­ Ianna yapılan ticarette artış görüp yanılmamalıyız . İsmail'in iktidarının ilk yıllannda ( 1 863- 1 879) muhtemelen tedrici bir artış olmuş ve yönetimi­ nin büyük bir bölümünde böyle kalmıştır. Yine de kanıtlanmızın çoğu 1 8 69- 1 8 74 arasındaki döneme aittir. Hıdivin denetimindeki Aziziye şirketinin buharlıları köleleri başlıca İs­ kenderiye'den İzmir'e getirmekteydi. Bu kölelerin elinde genellikle Mısır­ lı yetkililercc verilen azat belgeleri vardı. Fakat bu belgeler genellikle ka­ raya çıktıktan ve polis kontrolünden geçtikten sonra geri alınıyor ve köle­ ler daha sonra çeşitli kasabalarda satılıyorlardı . İstanbul'daki İngiliz baş­ konsolosu Aralık 1 869'da Mısır köle ticareti üzerine sunduğu bir rapor­ da, bu azat masaimm ticaretic başa çıkınada yararsız olduğunu ve yalnızca rüşveti artırdığını iddia ediyordu. 36 Köleler ayrıca Avusturya Lloyd şirketince de taşınıyor ve çoğunlukla yolda, başlıca Sakız, Midilli ve Rodos olmak üzere Ege adalarında satılıyor!ardı. Bu harlılarla yapılan ticarete ek olarak yelkenliler de köle taşımaktaydı. Söylendiğine göre İstanköy ve Laros adalanna götürülen köleler oralarda bir süre kalarak güç yolcu luğun et kisinden kurtuluyor ve daha sonra pazarlara gidiyorlardı . Bu "pazarlar" halkın bildiği ve ilgilenenterin köle almaya geldikleri esirci evleriydi . Bazı köleler, konsolosların yerel yetkililer ile ilişkiye geçmesi üzerine bulunuyor ve az a t ediliyorlardı; t:1kat kölelerin yaka­ lanması güçtü, işbirliği de her zaman gönüllü olarak sağlanmıyordu .37 Haziran l 8 69'da İngil i z büyükelçisi sadrazamla yaptığı bir görüşme sırasında, Mısır köle ticaretini gündeme getirdi .38 Sadrazam, liman yetki-

FO 84/ ı 305/335-7, Cumberbatch'dan Clarendon'a, 8.6.69; ibid./ 1 25-33, Sir Phi l l i p Francis'ten Clarendon'o , ı . ı 2.69. 37 lbid. 385-7, Cumberbatch'dan Clarendon'a, 21 .8.69; ibid./39ı -3, Cumberbatch'dan C l arendon'a, 26.8.69; ibid./395-7, Cu mberbatch'dan C l arendon'a, 28 . 8.69; ibid./4 ı ı -3 Cumberbatch'dan Clarendon'a, ı 0.9.69; ibid./4 ı 7-8, Cumberbatch'dan Cl arendon'a, 24.9.69; FO 84/ ı 324/293-5, Cumberbatch'dan E l l iot'a, 4.8.70; FO 84/ ı 34 ı / ] 80- ı , Charles Roboly'den (vekaleten konsolos vekili, Midi l l i) Cumber­ batch'a, 3. ı ı .7ı . 38 FO 84/1 305/6 ı -2, Elliot'tan Clarendon'a, 22.6.69; ibid./96, Elliot'tan Clarendon'a, ı 9.9.69; ibid/98-9, Elliot'tan Clarendon'a, 3. ı 0.69. 36

179


Iiierinin bulduğu tüm kölelerin hemen serbest bırakılınasını emretmeye ve sorun hakkında hıdive yazmaya söz verdi . Üç ay sonra Sir Henry, Mı­ sır'dan Aziziye buharlıları ile gelen kölelerin Osmanlı yetkililerince anında azat edildiğine artık inandığını yazmaktaydı . Erkekler polis hizmetine ve­ ya tersaneye alınıyor, kadınlara da ıtıknameleri verilerek İstanbul ve diğer kentlerdeki haremiere hizmetçi olarak yerleştiriliyorlardı . Fakat bir aydan kısa bir süre sonra Elliot, öncekinden daha küçük ölçekte olmasına rağ­ men Mısır gemilerinde hata köle ticareti yapıldığını kabul ediyordu. Ona göre Osmanldar ellerinden geleni yapıyorlardı, fakat işleri güçtiL

180

Zamanla köle ticaretinin, yalnızca indirınenin yapıldığı Osmanlı li­ manlarında önlem almakla durdurulamayacağı anlaşıldı . Yüklemenin ya­ pıldığı Mısır limanlarında da harekete geçilmesi gerekiyordu. Mısırlılar, gidecekleri yere ulaştıklarında yakalanan tüm kölelerin geldikleri limana geri döndürülmesini önerdiJer.39 Sadrazam Ali Paşa bu öneriyi reddede­ rek, İstanbul'a ihraç edilen kölelerin çoğu Aziziye şirketince getirildiği için hıdivi köle ticareti konusunda samimi olmamakla suçladı. Sadrazam bulunan tüm kölelerin Mısır'a geri gönderilmesindense, serbest bırakıl ­ malarının daha insancıl olduğu konusunda ısrarlıydı. Ali, Aziziye buharlı­ larının, polisin aramasından kurtulmak için henüz İstanbul'a gelmeden kıyıya köle çıkardığını da iddia ediyordu . İngilizler hıdive baskı yapılması gerektiğini anladılar. Şubat 1 8 70'te Dışişleri Bakanı Lord Clarendon, Mısır'daki İngiliz başkonsolosuna bir talimat verdi; başkonsolos hıdivden, satılınaları düşü­ nülen kölelerin Aziziye gemilerinde taşınmasını resmi bir emirle yasakla­ masını talep edecekti .40 Ancak, l 872'nin sonuna kadar etkili önlemler alınmadı . Mısır hükümeti, Mısır ile İstanbul ve İzmir arasında köle ticare­ ti yapanların çoğunlukla İranlılar olduğunu kısa bir süre önce keşfettiğini belirtmekteydi . Söylediklerine göre Mısırlılar İran başkonsolosluğuna sert protestolar çekmişler, başkonsolos da Mısır yönetimine, baş suçlunun ül­ ke dışına çıkmasının emredildiğine dair güvence vermişti. Mısır yönetimi ayrıca İskenderiye'den gemi ile ayrılan azat edilmiş tüm kölelerin ve sa­ lıiplerine eşlik eden hizmet kölelerinin kaydını tutmaya karar vermişti. Hizmetçiler de kaydedilecekti. Böylece eldeki listelerle İstanbul ve diğer limanlardan gelen bilgi karşılaştırılınca köle ticareti iddialarını doğrulama­ nın daha kolay olacağı uınuluyordu .

39 FO 84/l 324/68-70, Barran'dan (elçilikte memur) Clarendon'a, 1 .2.70. 40 lbid./l 30-2, Clarendon'dan Stanton'a, 2 1 .2.70; FO 84/ l 354/300· 1 , Stanton'dan Granvil le'e, 1 9.8.72.


Eylül 1 8 72'de İskenderiye'deki İngiliz konsolosu, gerçekten katı ön­ lemlerin uygulandığını, hatta sahiplerinin yanındaki kölelerin bile azat edi­ lerek, kendilerine istedikleri yerde çalışabiirnek konusunda serbest oldukla­ nnm anlatıldığını bildirmekteydi.41 Yazdığına göre yetkililer tüm azatlı kö­ lelere pasaport veriyorlardı. Pasaport dairesinde ortaya çıkarılan birkaç dü­ zensizlik giderilmiş ve suçlular cezalandırılmışlardı . Bu önlemler hala kay­ cledilmekte olan kölelerin sayısım azaltmıştı. Haziran 1 8 74'te başkonso­ los, ihracatı önlemek için alınan bu önlemlerin İskenderiye'de hala geçerli olduğu konusunda İngiliz dışişlerine yeniden güvence veriyordu . Ancak, o sırada ilgi zaten Kızıldeniz köle ticaretine kaymıştı. Akdeniz ticareti l 870'leriıı ortalarına gelindiğinde denetim altına almmış görünü­ yordu; yasak görece az ihlal ediliyordu. Bu ihlalleri gidermek için de, ya­ bancı baskısıyla olsun, Babıali'nin iyi niyetli talimatlarıyla olsun, pek az şey yapılabilirdi. l860'lar ve l870'lerde Trablus'tan yapılan köle ticare­ tiyle uğraştığımızda bu daha iyi anlaşılacaktır. 1 86 5 'ten itibaren Massava ve Savakin'in, l 8 75 'ten itibaren Zeyla'nın sahibi ve 1 869'da açıldığından itibaren Süveyş Kanalı'nın koruyucusu olan Mısır, İngiliz baskısının ana hedefi olmuştu. Mısır, Hicaz'dan gelen en canlı köle ticareti yollarını kontrol etmekteydi ve ticareti bastırabileceği düşünülüyordu . İngiltere, l 870'lerin başında ve ortasında hıdiv ile kölelik karşıtı bir anlaşma yap­ mak için görüşmüş ve bu anlaşma nihayet Eylül 1 877'de imzalanmıştı. Yine de bu görüşmeleri ve sonuçlarım gözden geçirmeye başlamadan ön­ ce bu dönemde başlıca ihracat limanları Mısır yönetimi altına girdiği için Kızıldeniz'deki gelişmelere göz atmalıyız. 1 865- 1 877 ARAS I N DA KIZILDENIZ KÖLE TICARETI Massava ile Savakin'in ve daha sonra Zeyla ile Somali kıyısındaki Ras Hafun'un Mısır'a geçmesi , Kızıldeniz köle ticareti sorumluluğunu, Arap yakasım yöneten padişah ile hıdiv arasında paylaştırmıştı . İngiltere ticareti hıdiv aracılığıyla bastırmayı uınduysa da bunun yerine her ikisini de zorla­ maya mecbur oldu. Bu durum, çoğunluğunu İngilizlerin daha önce kesti ­ remedikleri bazı karışıklıklara yol açtı ve esircilerin 1 880'lerin ortalarına dek ticareti sürdürebilmelerini sağladı . İngiltere ile iki hükümet arasında: ki görüşmeler, köle ticaretinin bastırılması için l 877'de bir İngiliz-Mısır ve l 8 80'de de bir Osmanlı-İngiliz anlaşmasıyla sonuçlandı . Bu anlaşmala­ rın her ikisi de büyük oranda Kızıldeniz köle ticaretiyle ilgilidir ve VII .

41

lbid./326-9, Stanley'den Granville'e, 1 0.9.72; FO 84/ 1 397/258-6 1 , Stanton'dan Derby'ye, 1 5.6.7 4.

181


Bölüm'de tartışılacaklardır. Bunlar Kızıldeniz köle ticaretinin incelenme ­ sinde uygun ayırım noktaları sağlamaktadır. Şimdi limanların Mısır'a ge­ çişi ve Mısır-İngiliz anlaşmasının imzalanışma kadar olan dönemde Kızıl­ deniz ticaretine bakalım. Massava ve Savakin'in Mısır'a geçişinden kısa bir süre sonra, İngilizler bu limanlardan yapılan köle ihracatının fiilen bastırılacağı beklentilerinin epey havada kaldığmı gördüler.42 İngiliz Dışişlerinde Ağustos l 8 67'de yapılan bir iç toplantıda Köle Ticareti Bölüm Başkanı şu yorumu yapıyor­ du : "Paşanm Savakin ve Massava limanlarının kendisine geçirilmesi için yaptığı başvuruyu biz, salt buralara sahip olursa Sudan'dan bu limanlar aracılığıyla yapılan köle ihracatını du rduracağı düşüncesiyle İstanbul'da desteklemiştik." Başkan daha sonra bunun Mısır hükümetine açıkça bildi­ rilmesini tavsiye etti. Fakat Aralık 1 8 69'da Cidde'deki İngiliz konsolosu, hem Osmanlı hem de Mısır yetkililerinin Kızıldeniz köle ticaretinin bastı­ rılması konusunda ciddi bir çaba göstermediklerini gözlüyordu .

182

1 860'ların sonu ve 1 870'lerin başında bölgedeki köle ticaretine iliş­ kin raporlar, Yemen'deki Hudeyde limamna ve oradan başka yerlere yapı­ lan köle ticaretinden gittikçe daha fazla söz etmekteydi . Hudeyde'yi, baş­ lıca, sık sık köle ticaretine karışan yerli emir Ebu Bekr'in yönettiği Zey­ la'mn beslediği söyleniyordu. Ebu Bekr Osmanlı süzerenliğini tanıyor ve Yemen taşra yönetimi aracılığıyla padişaha yıllık bir vergi veriyordu. Tica­ retin yıllık hacmi 3 500-4000 köle olarak tahmin edilmckteydi ki bunun yarısı kadarı Hudcycle 'den Cidde'ye ve oradan değişik Osmanlı ve Mısır pazarlarına gidiyordu. Kızıldeniz'de bir Osmanlı gemisinde görevli bir İngiliz deniz subayının Aralık 1 8 74'te bildirdiğine göre Hudeırde, bölge­ deki köle ticaretinin baş limanıyd ı . Ona göre H udcydc'yi başlıca Zeyla ve Massava besliyordu. Kızıldeniz'den gelen daha sonraki raporlar da Hu­ deyde'nin Arap köle ticaretindeki merkezi rolünden söz ctınekteydi .43 Hudcycle'nin Osmanlı köle ticaretinde yeni ve önemli bir halka olarak ortaya çıkışının çeşitli nedenleri vardı. Eritre ve Somali kıyılarından Hu­ deyde'ye köle ithali yeni biı; olgu değildi44 ancak, büyük ölçüde Yemen

42 FO 84/ 1 277/245-6, W. H. Wylde, 23.8.67 (al ı ntı); FO 84/ 1 305/27 1 -82, Raby'dan Clarendon'a, 1 0 . 1 2.69. 43 Deniz subayının raporu, FO 84/ 1 4 1 2/ 1 79-82, Teğmen H. F. Woods'ın Beyts'e (kon­ solos, Cidde) notu, 1 2.74; başka bazı raporlar için: FO 84/ 1 472! 1 60- 1 , Vivian'dan Şerif Paşa'ya (Mısır hariciye nazın), 8.4.77; FO 84/ 1 482/23 1 -6, Beyts'den Derby'ye, 29.5.77. 44 Kelly, ss. 4 1 3, 41 7-8.


pazarının doyurulmasıyla sınırlanmıştı . Bazen az sayıda Habeş kölenin Hudeyde ve Mukha'dan Cidde gibi kuzeydeki pazarlara veya Basra Körfezi ve Hint pazarlarına götürüldüğü de olurdu. Bununla birlikte, Hicaz genel­ likle doğrudan doğruya Massava ve Savakin 'den beslenirken, Körfez bölge­ si de normal olarak Habcş kölelerini Berbera'dan alırdı . Böylece l 870'le­ rin başında tanık olduğumuz ticaret kalıplarındaki bu değişme, Hudey­ de'nin kuzeye giden Osmanlı köle ticareti ile bütünleşmesiyle ilgilidir. Bunun başlıca nedeni Süveyş Kanalı'nın açılması sonucunda İstanbul ve Yemen arasına doğrudan ve düzenli buharlı gemi seferleri konmasıdır. Osmanlı hükümeti, en önemlileri Avusturya Lloyd şirketi ve Aziziye olan bazı gemi şirketleriyle Yemen'de üstenmiş Osmanlı tümenine asker, mal­ zeme ve erzak taşıınaları için sözleşmeler imzalamıştı. Bu, Osmanlı Mah­ suse Kumpanyası 'nın verdiği hizmeti bütünlemek için yapılmıştı . Bölge­ den gelen raporların sürekli olarak belirttiğine göre, asker ve subaylar İs­ tanbul'a, evlerine dönerken küçük çapta özel köle ticareti yapmaktaydılar. Bunlar Hudeyde'den birkaç köle satın alıyor, yetkililere hane üyeleri ve kişisel hizmetçileri olarak tanıtıyorlar ve daha sonraki bir aşamada, İstan­ bul'a ulaştıktan sonra, onları satarak küçük bir kar sağlayabiliyorlard ı . Bu uygulamaya karşı bir yöntem geliştirmek hemen hemen olanaksızdı, çün­ kü tüm hizmetçi ve hizmet kölelerinin taşmmasma konacak bir yasağı İn­ gilizler bile işler görınüyorl ardı .45 Hndcyde'dcn kolay köle ticareti yapılmasının başka bir nedeni de ka­ s.ıbada hiçbir Avrupal ı , özelli kle İngiliz konsolosluk temsilcisinin bulun­ nıaınasıvdı . Cidde 'deki konsoloslar \'C Massava'daki konsol os vekilierinin ı:ı aliyctleri, ticareti bastırnıada etkili ol masa bile , köle satıcılarının işini zorl aştırıyor ve z a m a n za m a n sıkın tıya düşmelerine neden oluyord u . Kentte bir konsolos olnı aymca, uzak başkentin tali matiarı na uyulup uyul ­ madığı anlaşılnııyord u . Y.ısağııı ilılallcri de merkezi lıükii nıctin harekete

45 Gemici l i k �i rketleri ile yapı l an sözle�me örnek leri için bkz., Irade/Meclis-i Moh­ s u s/ l 892, Ş Cı roy-ı Askeriye, l evoz ı m b ö l ü m ünden sera skere 29 Şevvol 1 289/30. 1 2.72; ibid./1 945, ek 12 ve 1 4, ŞOray-ı Askeriye tutonoklorı , 22 Muharrem 1 290/22 . 3 . 7 3 . Ö zel �oh ı s l or ı n köle ti careti üzerine ra porlar i ç i n , bkz . , FO 84/ 1 427/82-4, Stonton'don E l l iot'o, 29.9.72; ibid./88, F. W. Cuming'den (Bir Os· monlı buhorlısının Ingiliz kaptanı) West'e (konsolos, Süvey�), 1 6.9.72; BFASS/Mss. Brit. Emp./S1 8/C43/ 1 6- 1 6o, E. B. Evons'don (Cidde) Rev. B. Mil lord'o, 1 2.8.74; FO 84/ 1 4 1 2/ 1 79-82, Teğmen Woods'tan Beyts'e, 1 2.74; FO 84/ 1 482/23 1 -6, Beyts'den Derby'ye, 29.5.77. Ingi liz tutumu için FO 84! 1 324/1 30-2, Clorendon'don Stonton'o, 2 1 .2.70; bu örnekte Dı�i�leri Bakanlığı hıdivden bu amaca yönelik bir talebi de içe­ ren rapor taslağını deği�tirmi�tir.

183


geçmesini sağlamak için düzenli olarak rapor edilemiyordu. l875 'te İngi­ lizlerin, Cidde konsolosluğunun yetkisini Hudeyde ve diğer Kızıldeniz li­ manlanna genişletme girişimleri bir sonuç vermedi46 ve Hudeyde'de an­ cak 1 880'de bir Fransız konsolos vekili ikamet etmeye başladı. İstanbul'daki İngiliz başkonsolosu Kasım 1 8 72'de güçlü bir grubun Kızıldeniz köle ticaretinin sürmesini istediğini gözlemişti. Başkansalos burada özellilde Cidde aracılığıyla Hudeyde 'den İstanbul 'a buharlılarla yapılan ticaretten bahsetmekteydi. Yazdığına göre, herkes sistemi kabul­ lenmişti; devlet memurları bu ticaretle ilgileniyor, özel kişiler bu sayede kar ediyor, hükümet kayıtsız davranıyor ve metropol böylece dayurulmuş oluyordu. Gerçekten de bu kötümser hava, bazı memurların Osmanlı ve Mısır hükümetlerine daha çok baskı yapılmasını hala savunmaianna kar­ şın, başka İngiliz raporlarında da yansımaktadır.47

184

1 874- 1 877 arasında hıdivin çeşitli mevkilere getirdiği Avrupalı subay­ lar köle ticaretinin bastırılışını hızlandırdılar.48 Bunlar Massava ve Kalla­ bat'ta İsveçli Munzinger, Kızıldeniz'de İngiliz . Mckillop ve Morice, Su­ dan ve Kızıldeniz kıyısında Gordon'dır. Köle ticaretinin bastırılmasında doğrudan sorumlu mevkilere, diğerlerinin yanında bu İngiliz subaylarını atama politikasının muhtemelen birkaç nedeni vardı. Subaylarının sorum­ luluğu, dolayısıyla kusuru paylaşmaianna izin vererek, İngilizlerin Kızıl­ deniz ticaretine ilişkin baskılarını savuşturmak amacı taşımaktaydı. Ayrıca böyle bir iyi niyet hareketinin, İngiltere ile görüşmelerin sürdüğü bir dö­ nemde, hıdivin Somali kıyısının büyük bölümü üzerinde hükümranlığının tanınması isteğine olumlu bir cevap getireceği de hesaplanmıştı . Bu so­ runla ilgili görüşmeler 1 877 yılında sürdüıiilmüş ve yukarıda değinildiği

.46 FO 84/ 1 4 1 2/ 1 90- 1 , Beyts'ten Derby'ye, 30. ı 2.75. 47 FO 84/ 1 427/235-7, Francis'ten Ell iot'a, 7. 1 1 .72; FO 84/ 1 397/284-6, Stanton'dan Derby'ye, 9.9.74. 48 FO 84/ ı 397/253-5, Rev. F . M . F l ad'de n (Mat a m m a) Stanton'a, 9 . 2 . 74; BFASS//oc. cit.; F084/ 1 397/257-8, Stanton'dan Derby'ye, 1 2.6.74; Ibid./ 21 ı -2, Stan· ton'dan Derby'ye, 4. 1 2.75; FO 84/ 1 450/340, Vivian'dan Şerif Paşa'ya, 1 6. ı 1 .76; lbid./342-3, Vivian'dan Derby'ye, 30. ı 1 .76. (Mısır politikaları için bkz. ayrıca Baer, ss. 1 76 vd.); ibid. /350-2, Yivian'don Derby'ye, 27. 1 2.76; FO 84/1 472/86-7, Vivi­ an'dan Oerby'ye, 1 3. 1 .77; ibid./89-92, W. H . Wylde tarafından tutulan tutanak, ta­ rihsiz; ibid./93-5, hıdivin McKi llop Paşa'ya tal i matı; ibid./ 1 07- ı ı , Vivi an'dan Derby'ye, 1 8.2.77; ibid./324-5, Vivian'dan W. H. Wylde'a, özel, 9.6.77; ibid./326, Vivian'dan Derby'ye, 7.6.77; ibid./225-6, Gerdon'dan Vivian'a, 9.4.77; ibid./1 1 7-8, Vivian'dan Derby'ye, 2.3.77. Vivian'ın raporlan için bkz. ibid/243-5 ı , Binbaşı Mori· ce Bey'den Hayri Paşa'ya (Mısır dahi liye nazırı), 9.3-4.4.77.


gibi, sonunda hıdivin istediğini sağlayan bir anlaşmanın imzalanmasıyla sonuçlanmıştı . İngilizlerin daha çok "işbirliği" sağlayan bir yaklaşım ola­ rak değerlendirdikleri de, İngiltere ile kölelik karşıtı bir anlaşma için yapı­ lan ve aynı yılın ikinci yarısında hayati bir aşamaya gelen uzun süreli gö­ rüşmelerde, İsmail'in işine yaramıştı. Böylece şimdi, biraz uzamış da olsa, Osmanlı İmparatorluğu'nda yapı­ lan ve imparatorluğa yönelik Afrikalı köle ticaretinin bastırılışıyla ilgili gi­ rişimlerin son aşamasına geliyoruz. Ticarete son darbeyi vurmak için etkili araçlara gerek duyuluyordu ve İngiltere ikili anlaşmalann kendisine böyle araçlar sağlayacağım çok iyi biliyordu . İngiltere, potansiyel ortaklannı, ya­ ni Mısır hıdivi ve Osmanlı padişahını, ticareti bastırma yolunda çıkılan merdivenin en üst basamağına birlikte adım atmaya ikna etmek için her çareye başvurmaya hazırdı.

185


YEDiNCİ BÖLÜM

KÖLE TiCARETi KARŞITI ANLAŞMALAR VE AFRiKA TiCARETiNiN GERiLEMESi, 1 877- 1 890

K

186

ğer l 840'lar ve l 8 5 0'lerin büyük bir bölümüne İngilizlerin Osmanlı köle ticaretini sınırlama girişimleri damga vurduysa, l 8 5 0'lerin sonu da Mrikalı köle ticaretinin kanunen yasaklandığı fakat göz yumularak veya görmezden gelinerek hala etkili biçimde sürdürüldüğü bir dönemin ha­ bercisi oldu . Son tahtilde ticareti du rduramayan bitip tükenmez protesto­ lardan yorulan İngilizl er , yasağı kendilerinin uygu lam ak zorunda oldukla­ rı sonucuna vardılar. Ne var ki, bunu ancak ilgililerin rızasıyla yapabilirler­ di ve bunu elde etmenin yas�1l yolu da ikili anlaş mal ardı . Bu tlir ikili anlaş­ malar daha önce Atiantik ötesi köle ticareti koşul larında denenınİştİ ve İngiltere hıdiv ile sultandan benzer ödünler koparmak istiyordu . Bu bö­ lüm kölelik karşıtı iki anlaşmanın yapıtışı ve sonuçlarıyla ilgilidir.

MISIR- I NGILIZ KÖLE TICARETI N I N BASTl Rl LMASI AN LAŞMASI, 1 877 Mısır hıd i vi , 8 Haziran l 8 73'te özerkl i ğini genişleten ve Bab ıal i brşı­ smdaki pozisyonunu sağl aml aş tırarak kendisi ni nered eyse bağımsız bir hükümdar olma noktasına getiren bir terman elde etti. Diğer ayrıcalıkla­ rın yanı sıra kendisine yabancı devletlerle politik olmayan anlaşmalar ve borç anlaşmalan yapma yetkisi verildi, Massava ile Savakin limanları onun ırs! valilik alanına katıldı . Sir H e nry Elliot'un yaptığı gözleme göre, hıdiv, İn gil te re ile daha yakın bağlar isteyecek ve bundan dolayı köle ticaretine


ilişkin konularda İngilizleri memnun etmek için yumuşak başlı davrana­ caktı. Büyükelçi zamanın "olağanüstü elverişli" olduğunu yazmaktaydı. Hıdiv ile birlikte İstanbul'u ziyaret eden Nubar Paşa, Sir Henry'ye hıdi­ vin köle ticaretinin bastırılması için İngiltere ile bir anlaşma imzalamaya istekli olduğunu söylemişti. Yine de bastırma konusundaki düşünceleri İngilizlerinkinden oldukça farklıydı. Nubar en başta Mısır'dan köle ihra­ catını ve özellikle de Kızıldeniz'deki Mısır limanlarından yapılan ihracatı tartışmaya istekliydi, Mısır'da kölelik veya Mısır'a köle ithalatı gibi konu­ ları değil. ı Londra'nın tepkisi yine de olumlu oldu ve Dışişleri Bakanı Lord Granville Temmuz l 873 'te, Elliot'a hıdivin temsilcileriyle görüşmelere başlaması talimatııu verdi. Fakat arama ve el koyma hakkı üzerinde anlaş­ maya vanlamayınca, konuşmalar kısa bir süre sonra askıya alındı. Ayrıca anlaşma gerçekten de etkili alacaksa Babtali'nin katılımmın da gerekli ol­ duğu ortaya çıktı, çünkü Mısır ve Osmanlı bayraklan farklı değildi. Elliot, H.M.S. "Thetis"in köleci gemisi sanarak Osmanlı balıkçı teknelerini ba­ tırdığı Temmuz 1 8 73 olayının hemen arkasından, Babtali'nin en azından bir süre için, İngiltere'ye herhangi bir arama ve el koyma hakkı bağışla­ mayı reddedeceğini hissetmekteydi.2 Görüşmeler Ocak l 876'da, gündemdeki aynı konularla yeniden başla­ dı. Ancak İngiliz politikası o sırada yalnız Mısır ile bir anlaşma yapılmasını tercih ediyordu . Babı:lli'nin onayı ve işbirliğinin daha sonraki bir aşamada istenmesine karar verildi. İngiliz yetkililer Mısır anlaşması konusunda, kıs­ men hüküınetin Doğu'da kölelik ve köle ticaretini ele alış biçimine yönel­ tilen kamu eleştirisinden dolayı telaşlanıyorlardı . Bu hissin belki de en iyi ifadesi, Lord Tentenden'in Dışişleri Bakanlığı tutanaklarına giren şu yo­ rumuydu : "Bu, üzerinde uykuya dalınacak bir sorun değildir. "

2

F O 84/ 1 370/67-70, Elliot'tan Gronvi lle'e, gizli, 8.7.73; ibid./55, Ell iot'ton Dışi şle­ ri'ne (telgraf), 8.7.78; ibid./6 1 -6, Ell iot'tan Gronvi l le'e, 8.7.73. 1 873- 1 876 arasındaki görüşmeler için bkz. ibid./1 3, 1 5, Granvi l le'den Ell iot'a (telg­ raf ve mektup), 1 1 .7.73; ibid./7 1 - 1 0 1 , yazı şma-E I I i ot, Dışi şleri Bakan l ı ğ ı , 1 220.7.73; FO 84/ 1 397/ 1 73-5, Elliot'tan Granvil le'e, 4 . 1 .74; FO 84/ 1 4 1 2/ 1 86-9, Dı şiş­ leri toplantısı- W. H. Wylde, Tentenden, Derby, 2 1 -24.6.75; FO 84/1 450/23 1 -6, Derby'den Stanton'a, 1 4. 1 .76; ibid./1 04-6, Derby'den Eli iot'a, 1 4. 1 .76. Dışişleri'nde­ ki tartışma için bkz. ibid./1 43-7, 247-50, Dışişleri toplantısı -Tentenden, W. H . Wylde, Bourke, Lister, Derby, 3-26.2.76 ve ibid./358-63, Dışişleri toplantısı-W. H . Wylde, Pauncifote, 1 .77. "Thetis" olayı için bkz. F O 1 95! 1 020, Slave Trade, no. 9, Granville'den Ell iot'a, 23.8.73; FO 84/1 370/ 1 1 4, Elliot'tan Granville'e, 6.9. 73; ve aşağ ıda s. 2 1 5 .

187


Fakat aradan zaman geçti; teknik ve yasal ayrıntılara boğulan görüş­ meler l 8 77'nin ikinci yarısına kadar uzadı. Sonunda anlaşma aynı yılın 4 Ağustosunda imzalandı.3 Görünüşe gö­ re, her iki taraf da, en azından kağıt üzerinde isteklerini elde etmişti; an­ laşmanın ne kadar etkili olduğunu zaman gösterecekti. Kölelerin hem it­ hali hem de ihracı anlaşmayla yasaklanıyordu. "Zenciler ve Habeşiler"in (anlaşma yalnız onları kapsamaktaydı) "kuşkuya yer bırakmayacak" biçim­ de özgür veya azatlı olduklan kanıtianmaksızın Mısır'dan ayrılmalarına izin verilmiyordu . Hadım "etme" konusu üzerinde hıdiv, "çocukların sa­ kat bırakılması veya bunların ticaretiyle uğraşan herkesin katil kabul edilip peşine düşüleceğine" söz veriyordu. Bütün ev ticareti, yani bir aileden di­ ğerine yapılan ticaret, bu kez kadın ve erkek beyaz köleleri de içererek 7 yıl sonra yasaklanacaktı. İngiliz gemilerine, Kızıldeniz, Aden Körfezi, Arabistan kıyısı, Doğu Mrika kıyısı ve Mısır sularında kesin olarak arama ve el koyma baldo tanınmaktaydı.

188

B abıati'nin tepkisi ölçülü olmakla birlikte eleştireldi. Hariciye nazırı, Londra'daki Osmanlı sefirine , Osmanlıların üç konuda itirazım içeren bir takriri İngiliz dışişlerine iletmesi talimatını verdi:4 l . Hıdiv, yalmzca ticari veya mali değil, aslında siyasi olan bir anlaşma­ yı imzalamakla yetkisini aşmıştır.

2 . Hıdiv, Mısır toprakları ve karasularının asayişini sağlama hakkına sa­ hiptir, fakat buna ancak vekatet yoluyla sahip olduğu için bunu üçüncü bir tarafa, yani ingil tere 'ye devredemez. 3. Hıdivin Osmanlı sularında, yani hiçbir yerleiye sahip olmadığı Ara­ bistan kıyılannda, Mısır gemilerinin aranması ve el konulmasına izin ver­ me hakkı yoktur. İngilizler, Mısır üzerindeki Osmanlı hükümranlık haklarını ihlal etme­ ye niyetleri olmadığını ve Osmanlı karasularında Mısır gemilerini arama­ yacaktarım söyleyerek hemen Ba bı ali 'nin kaygılarım yarıştırmaya çalıştı­ lar. S İngiltere'nin, hıdivden kendisine Osmanlı karasularında herhangi bir hak vermesini de hiçbir zaman istemediğini eklediler. Fakat İngiliz dışiş-

3 4 5

Metin, Hertslet, c. XIV (London, 1 880), ss. 321 -6'dadır. FO 84/1 482/34-48, Sir Austin Henry Layard'dan (büyükelçi, istanbul) Derby'ye, Saf· vet Paşa'nın Musurus Paşa'ya talimatıyla birlikte, 24.9-3. 1 0.77. FO 84/1 437/290, Dışişleri Bakanlığı toplantısı-Wylde, Pauncifote, Derby, 1 .77; FO 84/ 1 5 1 0/5- 1 2, Derby'den Layard'a, 3. 1 .78.


leri bakanı, sorunun İngiliz kamuoyu için taşıdığı önemi vurgulayarak Ba­ bıali'yi anlaşmanın Kızıldeniz'de uygulanması konusunda acilen yardıma çağırıyordu . Babıali ile İngiltere arasında benzer bir anlaşma yoluyla ihtilafın çözül­ mesini çok isteyen hıdiv, Osmanlı hükümetini konuyu İngilizlerle görüş­ meye başlaması için (çok gizli olarak) iknaya çalışmayı önerdi. 6 Hıdivin İstanbul'daki temsilcisi, söylendiğine göre, Aralık 1 877'de sultana konu­ yu açtıysa da Abdülhamit sorunu yalnızca düşünmeye söz verdi. Dönem, zaten sıkıntıda olan Osmanlı devletine baslu yapılacak bir zaman değildi . Henüz sona ermeyen iç çekişme ve Rusya ile ufukta görünen savaş düşü­ nülürse, köleliğin kaldırılması davasında baskı açıkça pek politik olmazdı. Babıali de kendi hesabına İngiliz-Mısır anlaşmasını eleştirmeye devam et­ medi. Bununla birlikte geçmişe bakıldığında, Babtali'nin İngiliz hüküme­ tine verdiği notanın, Osmanlılardan anlaşmanın uygulanmasında hiçbir yardım, hatta anlaşmanın açık noktalarını suiistimalden geri durmak kadar bile bir yardım beklenemeyeceği anlamına geldiğini görürüz.

1 880 I NGILIZ OSMANLI AN LAŞMASI N NDAN Ö NCE İngiliz-Mısır anlaşmasının, Kızıldeniz köle ticareti üzerinde ancak marjinal bir etkisi olduğu kısa sürede anlaşıldı . Osmanlı bayrağından fark­ lı bir Mısır bayrağı olmamasından kaynaklanan yasal karışıklıldar ve İngil­ tere'nin, yetkisi olmadan yapacağı aramalada Babiili'yi gücenciirmek iste­ memesi, bu anlaşmayı neredeyse yararsız duruma getirmişti. 1 8 78- 1 88 0 arasında İngiliz dışişlerine ulaşan pek çok rapor, Cidde'ye yapılan köle ti­ caretinde gerçek bir artış olduğunu belirtmekteydi .? Ardından, hem Os­ manlı hem de Mısır memurları ohtya göz yummalda suçlandı . 1 878 so­ nunda Mısırlıların Şova Krallığı'na karşı açtıkları kampanyanın bir parçası

6 7

FO 84/ 1 473/287-8, Vivion'don Derby'ye, çok gizl i, 1 4. 1 2.77; ibid./29 1 , Vivion'dan Derby'ye, çok gizl i, 20. 1 2.77. Örneğin: F0/ 1 5 1 0/303-4, Konsolos Beyts'in yıllık raporu, 3 1 .3.78; ibid./8 1 -6, yazış­ mo- Layard'don Sal i sbury'ye, 24.6-5.8.78; ibid. /280- 1 , Beyts'den Sa l isbu ry'ye, 1 5.5.78; FO 84/ 1 544/ 1 39-40, Zohrob'don (konsolos, Cidde) Soli sbury'ye, 24.3.79; FO 84! 1 57 1 /94- 1 02, W. P. Burrell'dan (vekôleten konsol os, Cidde) G. J. Goschen'e (büyükelçi, Istanbul), 25.9.80; BFASS/Mss. Brit. Emp./S22/G23, Menelek'ten (Şova kralı) Köleliği Önleme Derneği'ne, 1 4. 1 2.78; Johann Mayer'dan (Ankobar, Şovo) Kölel iği Önleme Derneğ i 'ne, 20 . 1 2. 78; FO 84/ 1 544/2 1 7-20, Zohrob'dan Sal i s h ı ı�u'u.:ıı

1 ..d. ı:; 7Q

l/19


olarak Zeyla ve Taeura !imanlarına uyguladıkları ablukadan muaf tutulan tek kalemin köleler olduğu öne sürülmekteydi . Mayıs 1 8 79 ' da 320 köl e ­ nin Cidde yakınlarında karaya çıkarıldığı söyleniyordu . Polis fark edince, kölelerin 5 6'sı yakalandı ve iki gün alıkonuldu, bu süre içinde 18 köle, ri­ vayete göre rüşvet karşılığında esircilere geri verildi. İngiliz konsolosu olaya karışarak, geri kalan kölelerin azat edilmesi ve bu 18 kişinin de tekrar kurtarılması talebinde bulundu. Ortaya çıkan lm­ zursuzluk yüzünden Hicaz valisi Cidde'ye geldi ve köle ticaretini bastır­ mak için tasarladığı bir planı uygulamaya gayret ederek 4 bölük askerin kente yürümesini emretti .S Vali köle ticareti yapanları bildirecek inzibatla­ ra ya da başkalarına 3-4 Maria Theresa taleri ödül vereceğini duyurdu; azat edilen köleler aylık maaş karşılığında hizmetçi olarak işe yerleştirile­ ceklerdi. Valinin çabaları sonucu esircilere geri verilen 18 köleden 1 3 'ü kurtarıldı ve azat edildi. Diğer önlemler arasında 5 esircinin sürülmesi, düzineleri e kölenin azat edilmesi ve Cidde polis müdürüne işten el çekti­ rilmesi vardı. Açıkça köle ticaretiyle ilgili görünmemesine karşın, Cidde kaymakamı, valinin talebiyle , "yaşlılığı ve asabi oluşu" yüzünden halk ve yabancı temsilcilerle ilişkileri bozduğu gerekçesiyle görevinden alındı . Ka­ 190

sabadaki huzursuzluk ve yaklaşan hac mevsimi, kaymakamın işten el çek­ tirilmesindeki zamanlamanın unsurları olarak gösterildi. Bütün bu önlemler ticaretin hacmini etkileıneyip Cidde'nin i çinden kasaba dışma, kıyıya kaymasına neden oldu. Küleler bu rada karaya çıkarı ­ lıyor ve daha sonra Mekke'ye yüri.itüli.i yorlardı . Ticaretin şi mdi daha riskli olması fiyatları yukarı çekmiş Eü<.at arz ve talebi düşürıneınişri . Eskiden beri köle ticaretini desteklediği bilinen eski şerif Abdülımıtta l i b ' i n yen i ­ d e n işbaşma getirilmesiyle teşvik gören ticaretin gayet canl ı olduğu n u , hem donanma v e hem d e konsolosluk kaynakları bildinneye devam etti­ Ier 9 Sudan'da Gordon'ın aldığı önlemler ve Mısır'ın seterinden dolayı Habeşistan kaynaklarına daha kolay u laşılabilnıesi, Arap pazanna Sudanlı -

8

Zohrab'tan Salisbury'ye, 30.5.79; ibid. /355-7, Zohrab'dan Sali sbury'ye, Hicaz valisinden Bôbıôli'ye gönderi len bir telgrafın çevi­ risi, 27 . 5 . 79; FO 84/ 1 544/249, Zohrab'tan Sali sbury'ye 2 . 6 . 79; FO 84/ 1 57 ı /8 1 -2, Zohrab'tan Sali sbury'ye, ı 3 . 3 . 80; SA/irade/Mecl is-i Mahsus/30 1 2, hicaz valisinden Dahil iye Nezareti'ne (telgraf), 7 Ramazan 1 296/25. 8 .78; ibid., sadrazamdan sulta­ na. 23 Ramazan 1 296/ ı 1 .9 . 79 ve i rade, 24 Ramazan 1 296/1 2.9.79. FO 84/ 1 579/1 27-56, Amiral William Gore Jones, köle ti careti üzerine yıllık rapor (Doğu H i nt Ada ları istasyonu), 24 . 9 .80; FO 84/ 1 57 1 /94- 1 02, Burrell'dan Gosc­ hen'e, 25.9.80; ibid. / 1 53-4, Zohrab'tan Granvil le'e, 9 . 1 2.80. /bid./243-7

4.6.79;

9

FO

84/ ı 543/ı 90- 1 ,


dan çok Habeş köle gelmesine neden oldu. Bu ve Cidde'deki esircilerin

karşılaştığı güçlükler, sadece Hudcycle kasabasının Kızıldeniz köle ticare­ tindeki önemini artırmaya yaradı.

Yine de Hicaz ticaretinin bir bölümü geriledi. Bu Suriye ve ötesine gi­

den hac yolu ticaretiydi. l O Asırlardır süren bu geleneğe en büyük darbe

Cidde'yi Doğu Akdeniz'in ana !imanlarına bağlayan Süveyş Kanalı'nın

açılmasıyla indirilmişti. Fakat hac kervanı ortadan kaldırılmadı. Şam'daki

konsolos vekilinin 1 8 79'da bildirdiğine göre, bu kervanla yılda 200 köle Suriye'ye gelmekteydi. Suriye Valisi Midhat Paşa, kölelerin ithal edilme­

sinde araç olarak kullanılmasını önlemek için kervanın kaldırılmasını öner­

mişti . Bu öneri Lord Salisbury'nin desteğini hemen kazandı. Babıati'nin bu görüşü benimsediği söylendiyse de, uygulamaya geçilmedi . Fakat Su­

riye'de geniş önlemler alındı ve karadan ithal edilen kölelerin sayısında keskin bir azalma oldu; 1 8 8 0 'de Şam'a bu yolla yalnızca 1 6 köle gelmişti.

Daha önce gördüğümüz gibi Trablus'tan yapılan ticaret 1 8 5 7 yasağı­

nın bir sonucu olarak büyük ölçüde azalmıştı. Mısır ve Hicaz, Osmanlı

pazarının ana zenci köle kaynağı olarak Trablus'un yerine geçmişti . Yine

de Ekvator'da Sir Samuel Baker ve General Gordon'ın valilikleri sırasında karşılaşılan bazı güçlüklerden ötürü, 1 8 70'lerde Trablus'a giden kervanlardaki köle ticaretinde belirli bir canlanma olmuştu . Sir Henry Elliot Ma-

yıs 1 8 69'da Babıali'ye ticaretin yeniden başlamasından yak.ı narak, Aıi Paşa'dan, Trablus valisine ticareti durdurmasını emreden bir talimat elde et-

ti . Fakat bunu izleyen on yıl boyunca devamlı olarak hem Trablus hem

de Bi ngazi'den vilayete köle ithal edildiği, orada sarıldığı, Mısır'a, B al­ kanlara ve İstanbul 'a ihraç edildiği bildirildi. l l

1 870 'lerin ikinci yarısında Trablus ticaretinde geçici bir gerileme kay­

dedildi. Trablus ve Bingazi'de alınan önlemler, S udan ve Habeşistan'daki

10

ı1

FO ı 95/ ı 262, Jago'dan Sa l i sbury'ye, ı 5.2.79; FO 84/ ı 543/37, Sal i sbury'den La­ yard'a, 5.5.79; ibid/202, Karotoderi Paşa'dan Layard'a 4.6.79; FO 84/ ı 57 ı t2 ı 8-2 ı , Jago'dan Layard'a, ı 0.2.80. AIT'nin tali matı için bkz. FO 84/ 1 305/46-8, Drummond-Hay'den Ell iot'a 1 7.5.69; ve ibid/44, E l l i ot'dan Cl arendon'a, 30.5.69. Trablus ve Bi ngazi 'ye yap ı l an ithalat hakkındaki bazı rapor örnekleri için bkz. BFASS/Mss. Brit. Emp./S22/G96, "Memoire de M. Casson sur la tra ite en Afri que," özel, 1 6.6.74 (28 sayfalık günlük) FO 84/ ı 428/76-9, Henderson'dan W . H. Wy l d e ' a , 22.6 .74; FO 84/ ı 4 ı 2/ 4 1 -3, Henderson 'dan Derby'e, 1 2.6.75; ibid./47-58, Henderson'dan Derby'ye, 24. ı 2.75; FO 84/ 1 450/76-7, Dışişleri Bakanl ı ğ ı toplantıs ı, Wylde, Li ster, Derby, 24.23 . 751 .2.76.

191


harelcat gibi bölge koşullarıyla birleşince Aledeniz kıyısına ulaşan köle sa­ yısının önemli ölçüde düşmesine neden oldu. l 2 Bingazi'deki konsolos ve­ kili Haziran l 8 76 'da şunları yazmaktaydı: "Lord Cenaplarına Binga­ zi'den Doğu Akdeniz'e denizyoluyla köle ihracatının sona erdiğini temin edebileeeğimi sanıyorum." Mart l 8 78 'de köle ticaretini bastırmakta ye­ tersiz kaldığı için Trablus valisinin değiştirildiği bildirilmekteydi . Bununla birlikte l 8 79'a gelindiğinde, l 8 8 0'lerde Kuzey Mrika'nın en hareketli köle ihraç limanı haline gelecek olan Bingazi'de yeniden yasağın ihlal edildiğini ve buna göz yumulduğunu işitiyoruz.

192

Bu arada en büyük İthalatçı kent İstanbul'da kaçakçılığa karşı önlemlere artık alışılmıştı. Bu önlemlerin etkili olup olmadığı belki tartışma götürür­ dü ama l 8 70 'lerden başlayarak dahili nizamnameler ve işlemler gö­ rmekteyiz . l 3 Kasım 1 8 7 1 'de Elliot yetkililerin çalışkanlığını şöyle övmek­ teydi: " . . . kanunun ihlal edilmesini önlemekle görevli kişiler . . . görevlerini yerine getirmek için uzunca bir süredir örnek bir çaba harcamışlardır." Fa­ kat Elliot iki yıl sonra bunun tutarlı olmadığını kabul ediyordu : "Bu soru­ nun ele alınış biçimi öncelikle zaptiye nazırının tutumuna bağlıdır; bu kişi büyük ölçüde kendi eğilimlerine göre Babıali'nin emirlerini uygulamakta veya ihmal etmektedir ve bugünlerde bir nazırın 3 aydan fazla görevde kal­ ması pek seyrek olduğundan, işlemlerde sürekli bir kural yoktur." Köleliğin ve köle ticaretinin kaldırılması konusu l 8 76'da Kanun-u Esasi için verilen mücadele sırasında gündeme geldi. II. Abdülhamit'in lO Eylül 'de okunan cülus battmda bundan babsedilmeınişti. Ancak hat­ tın okunuşundan önceki tartışmalarda, Midhat Paşa, diğer retarınlarm ya­ nı sıra tüm imparatorlukta köle ticaretinin kaldırılması ve tüm saray köle­ lerinin azat edilmesini içeren bir hat taslağı sunmuştu . 1 4 Padişah böyle keskin bir önlemden kaçınmış ve konuyu cülus hattından çıkarmıştı . Fa­ kat kısa bir süre sonra, var olan 1 8 57 yasağını desteklemek için harekete geçti. 1 8 77 Ocağında Şuray-ı Devlet, padişaha İınparatorluğa yapılan Af-

12

FO 84/ 1 450/64-7, Drummond- Hay'den Derby'ye, 22. 2. 76; ibid. /84-5, Hender­ son'dan (konsolos vekili, Bingazi) Derby'ye, 20.6.76 (alıntı); FO 84/ 1 5 1 0/7 1 -2, La­ yard'dan Derby'ye, 23.3 .78; FO 84/ 1 543/270-2, Dupuis'den (konsolos, Bi ngazi) La­ yard'a, 2 1 . 8 . 79; ibid. /234, Layard'dan Safvet Paşa'ya note verbale (sözlü nota), 23.8.79 .

1 3 F O 84/ 1 34 1 /60- 1 , E l l i ot'tan Granvi l le'e, 20 . 1 1 . 7 1 ; F O 84/ 1 370/ 1 03-4, Elliot'tan Granvil le'e, 26.8.73. 14 Roderic H. Davison, Reform in the Ottoman Empire 1856-76, Princeton, 1 963, s . 356.


rika köle ticareti üzerine bir rapor sundu. ı s Şuray-ı Devlet'in belirttiğine göre yürürlükteki emir birçok kez yenilenmesine rağmen ihlal ediliyordu. Taşradaki durumu gözden geçiren şura, imparatorlukta köle ticaretini toptan yasaklayacak yeni bir ferman çıkarılmasını tavsiye etti. Bu raporda­ ki yeni öğeler az, fakat kayda değerdir. Ticaretle ilgili olarak en çok adı geçen üç vilayete, yani Mısır, Trablus ve Bağdat'a, oldukça gösterişli bir biçimde Hicaz ve Yemen de eklenmişti. Bu, söz konusu vilayetlerin tica­ retteki rollerinin açıkça anlaşılması demekti. İmparatorluğun değişik yer­ lerinde daha önce kapatılan esir pazarlarının yeniden açıldığı da kabul ediliyor, Fatih ve İstanbul'un diğer semtlerindeki pazarlardan özellikle bahsediliyordu. Bunların kapatılması için acilen emir verilecekti. Başka bir sorun da sarayın siyahi hadımağalarının adetleri üzere erneidi olduktan sonra Hicaz'daki kutsal kentlere çekilmeleriydi. Yasakla ilgili denetleme işlemlerinden dolayı seyahatlerine müdahale olmaması için, bunların baş­ kente gidip gelirken seyahat izni almaları gerekiyordu. Bütün bu yeni öğeler 25 Şubat l 8 77'de çıkarılan fermanın metnine dahil edildi. İngilizlere bu eylem baldonda bilgi verilmedi ve İngiliz Dışiş­ leri bunu ancak on ay sonra, Trablus valisine, Layard'ın talebiyle, yasağı uygulaması yolunda yeni ve sert bir dille yazılmış talimat gönderildiğinde öğrendi. 1 6 Bu, I I . Abdülhamit'in köle ticaretine yönelik tutumu ile tam olarak uyuşmaktaydı ve bu tutum ilerde kendini birçok kez gösterdi . Konunun bir iç sorun olduğunu düşünen sultan, bunu yabancı temsilcilerle tanışmakta isteksizdi. Göreceğimiz gibi, Abdülhamit'in İngiltere'nin Osmanlı İmparatorluğu ile kölelik karşıtı bir anlaşma yapmak girişimini de­ ğerlendirmesinin altında bu ilke yatıyordu .

KÖLE TICARETI N I N BASTl Rl LMASi lÇiN OSMA N L l - I N G I L I Z AN LAŞMASI , 1 880 İngilizlerin köle ticaretinin bastırılması için Osmanlıları ikili bir anlaş­ maya razı etme çabaları, yasak fermanının çıkarılmasından kısa bir süre

ıs ı6

BA/irade/Şuray·ı Devl et/ 1 602, ek ı , Şuray· ı Devlet mazbatası, 2 Muharrem ı 294/ l 7. 1 .77. Ferman için bkz. ibid. , sadrazamdan sultana, ı 3 Muharrem l 294/28. ı .77 ve Irade, 4 sefer ı 294/ l 8.2.77; ibid. ek 2 ve 3, fermanı n metni, buradaki suretler 2 Rebiülev­ vel ı 294/ l 7.3.77 tari hlidir; FO 84/ ı 482/66-8, fermanı n F ransızca tercümesi . Fer­ man'dan ing i liziere ilk kez bahsedilmesi, FO 84/ı 482/62-8, Layard'dan Derby'ye ve ekler, 1 0. 1 2.77.

193


sonra, Ocak l 8 5 7'de başlar. O zaman Lord Stratford de Redclitfe, Babı­ ali'yi konuyu düşünmeye ikna edebilmek için kendisine bir anlaşma tasla­ ğı sağlanmasını dışişleri bakanından rica etmişti. Başbakan Palmerston'un onayıyla İstanbul'a bir taslak gönderilmiş, kısa bir süre sonra Köleliği Ön­ leme Derneği de başka bir metin hazırlamış fakat daha sonra herhangi bir ilerleme kaydedilmemişti . Anlaşma fikri ancak, Lord Clarendon'ın Ağus­ tos l 8 69'da İngiliz Dışişleri Bakanlığı'nın bir anlaşma taslağı hazırlanma­ sını istediğinde yeniden gündeme geldi. Bir yetkili hür ve köle zencileri birbirlerinden ayırmak hemen hemen olanaksız olduğu için, böyle bir an­ laşmanın Akdeniz'de yürütülemeyeceğini belirtmişti. Ona göre bu sırada, Babtali'nin köle ticaretinin hastınlmasına daha fazla kaynak ayırması da pek olası değildi. Başka bir yetkili hala denemeye değeceğini düşünüyor­ du ama Lord Ciarendon bu fikirden vazgeçmeye karar vermişti. Sir Henry Elliot bu sırada, reddedilmesi kesin olan bir anlaşmayı önermenin sakmcalı olduğunu belirtmekteydi. l l

194

Ocak l 8 76'da Dışişleri Bakanı Lord Derby, Elliot'tan, Babıali'den kö­ lelik karşıtı bir anlaşma koparılması olasılıklarını değerlendirmesini istedi. Büyükelçi gayet açık bir biçimde şöyle yanıtladı: "Babıali'nin herhangi bir genel anlaşmaya girmeye karşı olmaktan vazgeçmeyeceğine inandığım için üzgün olduğumu belirtirim ." Elliot'a göre kapitülasyonlar impara­ torlukta bir sıkıntı yaraçıyordu ; ayrıcalıkların genişletilmesi, örneğin Os­ manlı gemilerinin İngilizlerce aranabilmesi ve onlara el konulabilmesi yo­ lundaki herhangi bir talep hiç rağbet görıncyecekti . I B Böylece sorun iki yıl daha ertelenmiş oldu. Bu yıllar boyunca İngiltere, l 8 77'de Mısır hıdi­ vi ilc yaptığı anlaşmanı n, Babı;'\ .li ile benzer bir anlaşma yapılınadan tama­ m ı yl a yararsız olduğunu pek iyi anlamıştı . Bununla birlikte, bu sırada im­ paratorluğun karşılaştığı iç ve dış güçlüklerden ötürü İngilizler sorun üzerinde t:1zla d urmak istemiyorlardı . Bu politikadan bağımsız olarak Sir Henry Layard Osmanlı yönetimiyle hJia sessizce ilişkileri sürdüıi1yor ve ortak bir anlaşma fikri üzerinde düşünülmesini rica ediyordu . Sadrazam, Ağustos 1 878'de sorunu padişaha iletmeyi ve İngiltere'nin

1 7 Bir anlaşma yapılmasını saçılamak için ingi l iz girişimlerinin aynntıları konusunda, bkz. FO 84/ 1 028/90· 1 , Stratford'dan Clarendon'a, 3 1 . 1 .57; FO 84/ 1 000/35·48, Köle­ liği Önleme Cemiyetini n taslak anlaşması, 3.3.57; FO 84/ 1 305/ 1 4-7, Dışişleri Bo· kanlığı toplantısı 24·27. 8.69; ibid./96, Elliot'tan Clarendon'a, 1 9.9.69. 18 Elliot'un raporu ve I ngiliz tutumu için bkz. FO 84/ 1 450! 1 39-42, Elliot'tan Derby'ye, 1 2.2.76; FO 84/ 1 5 1 0/263, Dışi şleri Bakanlığı yazı şması, Wylde'dan Derby'ye, 26.2.78.


hazırladığı anlaşma taslağını incelemek için adiiye nazırının başkanlığında bir komisyon kurulmasını tavsiye etmeyi kabul etti . l 9 Abdülhamit ceva­ bında, belgeyi dikkatle ineelediğini ve kendisinin de köle ticareti üzerine selefince konan yasağı tümüyle desteklediğini belirtti . Yine de padişah, yeterli emri çıkardığı, tek gerekenin bunun sıkıca uygulanması olduğunu da eklemekteydi. Abdülhamit, bundan dolayı anlaşma üzerinde düşün­ menin veya bir komisyon kurmanın gereksiz olduğunu söyleyerek sözleri­ ni bitirmişti. Artan İngiliz baskısı karşısında ( İngiliz dışişleri bunalım dö­ neminin geçtiğini anlamıştı) Meclis-i Vükela'nın desteklediği sadrazam, sultanın anlaşma hakkındaki görüşlerini değiştirmek için bir girişim daha yaptı . Bunun üzerine Abdülhamit İ ngil i z Büyükelçiliği'nin durumu ay­ d m la tm as ı m istediyse de , komisyon önerisini bir kez daha geri çevirdi. Baskı altındaki sadrazam için bu kadarı yeterli oldu ve Layard'a bir anlaş­ ma yapılması için görüşmelerin şimdi gerçekten ba şlatılabileceği ni söyle­ di. İngilizlerle yapılan daha ileri temaslar sonucunda sultan, sorunun Şeri sonuçlar doğurabileceğini ve Şeriat'a uygun çözülmesi gerektiğini belirte­ rek görüşmelere resmen izin verdi.

Elimizde, tarafların l 879'da ve l880'in başında sürdürdükleri görüş­ meler hakkında ayrıntılı İngiliz ve Osmanlı anlatımları var.20 Bununla birlikte bizi burada ilgilendiren, görüşmeler sırasında her iki tarafça ileri sürülen başlıca noktalardır. İngiltere'nin amacı, özellikle Kızıldeniz'de işleyen ve köle ticareti yaptığından kuşkulamlan Osmanlı gemileri için arama ve el koyma hakkı elde etmckti. B unu n İ ngi lizler için sine qıuı non ve Babıali'ye u yg u l ad ıkl arı baskının ana nedeni olduğu başlangıçtan beri belliydi. Osmanlı taratinda da, Meclis-i. Vükela anlaşmayı desteklemesine üç neden gösteriyordu:

1 . Diğer b ütün ü lkeler İngiltere ile benzer anlaşınaları zaten imzala­ mıştı ve Osmanlı İmparatorluğu böylece ilerlemeyi e n geller duruma düş­

mü ştü .

2 . Padişahm tam destek verdiğini açıkladığı bir amaç olan köle ticare­ tinin bastırılmasında, anlaşma vazgeçilemez bir araçtı.

19

Bu a�ama i le i l g i l i belgeler, BA/I rade/Dahiliye/62927, sadrazamdan sultana, 7 Şô­ ban 1 295/6.8.78; ibid., ba�kôtipten sadrazama, 8 Şöban 1 295/7.8.78; ibid., Meclis-i Vükelô mazbatası, 1 3 Sefer 1 296/6.2.79; ibid., ba�kôti pten sadrazama, 1 4 Sefer 1 29 6 / 7 . 2 . 7 9 . i b i d . , b a � k ô t i pten s a d raza m a , 20 Recep 1 296/ 1 0 . 7 . 79; F O 84/ l 543/l 22-6, Layard'dan Sal i sbury'ye, 3.2.79.

20

Layard' ı n 1 879-80 için raporları hakkında bkz., FO 84/l 543 ve FO 84/l 570. ligi l i Osman l ı raporları; BA//oc. cit. , v e ibid. , Mec l i s- i Vükelô mazbata s ı , 5 Sefer 1 2971 1 8 . 1 .80.

1 9.S


3 . imparatorluk, bir anlaşmanın Avrupa kamuoyunda uyandıracağı olumlu tepkilerden yararlanabilirciL

Sultanın başlıca kaygıları şunlardı:

l . İma yoluyla bile olsa, köle ticaretinin bastırılması konusunda geç­ miş Osmanlı İcraatının kınanmasından kaçınmak. Abdülhamit bunu, an­ laşmaya zaten var olan bir yasağın yindenınesi görüntüsü vererek başardı. 2. Kendisinin en büyük İslam devletinin başı ve dolayısıyla tüm Müs­ lümanların koruyucusu olduğu imajının zarar görmesinden kaçınmak. Bunu, İngiliz gemilerinin yakaladığı kölelerin en yakındaki Osmanlı yet­ kililerine teslim edilmesini belirten, görüntüyü kurtaracak bir koşul geti­ rilmesinde ısrar ederek yaptı. Köleler, ancak bu yetkililerin yokluğunda, İngilizlere teslim edileceklerdi. Bunun nedeni, tutsak edildiklerinde esir­ cilerce ihtida ettirilen kölelerin Hıristiyan bir güce verilememesiydi . Ayrı­ ca, karayollarından bahsedilirken, Hicaz'a giden hac yollarına herhangi bir imacia bulunulmasından da kaçınılmıştı .

196

Kendi kamuoyunun baskısı altındaki İngiliz hükümeti, anlaşmanın so­ nuçlanması için olabildiğince diretmişti. Anlaşma, sonunda 25 Ocak l 880'de, İngilizlere arama ve el koyma hakkı verilerek ve temel Osmanlı istekleri karşılanarak imzalandı . Bir buçuk yıl sonra bir dışişleri memuru dummu şöyle özetliyordu: "Nasıl olursa olsun, İngiliz-Türk anlaşmasının onaylanmasında baş gösteren güçlükler, herhangi bir diplomatik çabayla B abtali d en anlaşmada var olandan öte biçbir ödünlin koparılamayacağını yeterince göste rm iş ti r. " 2 1 '

İngiltere 'de Köleliği Önleme Derneği'nin başı çektiği değişik odaklar anlaşmayı hemen eleştirıneye b aşh ldı J ar 22 A nti-Slavery R.eporter anlaşma­ nın ınetnini basarak Disracli hükümetin!, anlaşmayı iınzalamaktaki yanlış hesapları ve aceleciliğinden ötürü eleştirdi; bunu "Türk anlaşmasım imza­ lamadan seçim bölgelerine dönmeye cesaret edeıneyecekleri" için yapmış­ lardı . Dernek, yakalanan köleler özel karma mahkemeler yerine Osmanlı yetkililerine teslim edileceği için , anhlşmanın bunların özgürlüğünü ga­ ranti edemeyeceğini iddia ediyordu . Dernek ayrıca zenci tayfa kayıtlarının kötüye kullanılabileceğini ve kölelerin tayfa olarak tanıtılabileceğini de öne sürmekteydi. Dernek sekreteri Eylül l 8 8 l 'de Başbakan Gladstonc'a .

21 22

Vi scount Gl adstone Papers, c . LXV, BM/Add. Mss./46094, s. 34, Dı�i�leri Bakanl ığı muhtırası, 1 9.9.8 1 . Anlaşmanı n metni için bkz. Hertslet, c . XV, ss. 4 1 7-21 . Izleyen tepki ler için bkz. ASR, 3rd series, c. XXII ( 1 880), ss. 5-8; BM//oc. cit., ss. 1 923, C. H. Al ien'den Herbert Gladstone'a, 6.9.8 1 .


anlaşmanın "köle ticaretini bastırmakta, üzerine yazıldığı kağıt kadar de­ ğersiz" olduğunu yazmaktaydı . Gladstone'a seçimlerden önce kendisinin de bu görüşü paylaştığı hatırlatılıyor, ama iktidara gelince aynı anlaşmayı onaylayanın yine kendisi olduğu söyleniyordu. Anlaşmayla ilgili bazı formalitelerin hata halledilmesi gerekiyordu . l 8 8 2 - l 88 3 'te ufak tefek ifade değişiklikleri yapıldı ve l 88 3 'ün sonunda Şuray-ı Devlet anlaşmanın yürürlüğe konması için gerekli düzenlemeleri nihayet yaptı .23 Cidde ve Hudcycle'deki mahkemeler, yakalanan köle ve köle satıcılarıyla uğraşabilıneleri için yeniden düzenlenecek ve zenci tayfa çalıştıran gemilere, tayfaların köle zannedilmesini önlemek için özel bel­ geler verilecekti. Osmanlı köle ticaretinin en canlı dalı olan Kızıldeniz ti­ caretine şimdi son bir darbe indirilmesi bekleniyordu. Fakat bu yapılma­ dı . Sonraki on yıl ticaretre büyük bir gerilemeye tanık oldu ama ancak tedrici olarak ve güçlü bir direniş karşısında sona erecekti.

OSMAN L I IMPARATOR LUGU'NA YÖN E L I K AF RIKALI KÖLE TICARET I N I N SONU Osmanlıların anlaşmayı uygulama niyetlerinin ilk göstergeleri cesaret vericiydi. Başlangıçta böyle bir taahhüt altına girmekte isteksiz davranan sultan , anlaşmanı n imzalanışından sonra İngilizlerle işbirliği konusunda daha olumlu bir tutum benimsemiş görii nüyordu . Bu sırada Babd.li , Av­ rupa devletleriyle bir hac sağlık tü züğü konusunda görüşmeler yapıyordu. Sultan kendi girişi m iyl e

,

temsilcisi ne, tüzüğe köle ticaretiyle ilgili dört

madde eklemesi talimatı verdi.24 Bu maddelere göre nakliye gemilerinin kaptanları , gemi d eki tüm yolcu ları n h ü r veya ıtıkname taşıyan azatlılar ol­ duğunu kam tlayamazLırsa

lO

O smanl ı lirasından 200 liraya kadar ceza

vcrebileceklerd i . Fransı zların karşı çıkmasına rağmen sultan, bunun yeni imzal an mış İngiliz-Osmanlı anlaşm asını yürü tmek için gerekli olduğunda ısrarlıvdı .

23

ifade değişikl ikleri için bkz. BA/ /oc cit. , Yazışma, 26 Recep 1 299-2 Rebiyülevvel 1 300/ 1 3 .6.82- 1 1 . 1 . 83; FO 84/ 1 658/259-6 1 , Granvi l le'den Dufferi n' e, 3 1 . 1 2. 8 1 ; ibid./278-8 1 , Dufferi n'den Granville'e, 25.3.82; ibid./306-8, Wyndham'dan (mas la· hatgüzar, Istanbul) Granville'e, 6.3.83. Yapılan düzenlemeler: FO 84/ 1 658/296 Bô­ bıôli'den Dufferi n'e, 23.5.82; FO 84/1 642/26, Wyndham'dan Granvi l le'e, 25. 1 .83; ibid./54, Dufferin'den Granville'e, 24. 1 1 .83. 24 FO 1 95/1 295, Layord'dan Sal isbury'ye, 2 1 .8.80; FO 541 /48/304-7, Reglement appli­ cable aux Navires faisant le Transport de Pelerins (30-33. maddeler). .

197


Bununla birlikte köle ticareti yapılan vilayetlerde durum 1 8 8 0'lerin ortalanna kadar hemen hep aynı kaldı. Yasağın ihlali ve açığa çıkarılması, İngiliz protestoları ve merkezi hükümetçe yenilenen talimatiann artık bi­ !inen kalıplarında pek az şey değişti. Yine, köle ticaretinin en fazla yapıldı­ ğı yerler Kızıldeniz ve Bingazi'ydi ki bu sonuncusu Osmanlı pazarlarına yönelik Kuzey Mrika ticaretinin başlıca çıkış noktası olarak Trablus'un ye­ rine geçmişti. Yine de, büyük ölçüde yerel koşullardan dolayı, köle ticare­ ti hacminde bir azalma vardı. Şimdi, İngiliz-Osmanlı anlaşmasını izleyen on yıl içinde imparatorluğun en canlı köle ticareti yollanndaki durumu gözden geçirelim .

198

İhanetle suçlanarak görevden alındığı Eylül 1 8 82 'ye kadar Şerif Ab­ dülmuttalib'in Hicaz'a yeniden hakim oluşu, Hicaz esircilerinin işlerini oldukça kolaylaştırmıştı. Hatta daha sonraki yıllarda bile Hicaz ticaretini engellemek için pek fazla bir şey yapılmamıştı. Sonunda bu ticarete en ağır darbeyi indiren ve 1 8 8 3 - 1 8 8 6 arasında hacminin büyük ölçüde azal­ masını sağlayan, dış faktörlerin ilginç bir birleşimi oldu.25 Sudan ve Eti­ yopya'daki savaşlar ticareti bozarak Kızıldeniz'in Batı kıyılarına köle akışı­ nı kısıtladı. Osman Dikna'nın Savakin yöresinde 1 8 8 3 - 1 88 5 arasında yap­ tığı harekat ve büyük pazar kenti Kallabat çevresine Mehdiciler ve Etiyop­ yalıların 1 88 5 - 1 887 arasında düzenledikleri seferler, ticareti durma nok­ tasına getirmişti. İngilizlerin 1 8 84'ten beri Savakin'de olmaları ve İtal­ yanların 1 8 8 5 'te Massava'yı işgal etmeleri, ihracatçıların kendileri için en önemli limanlara ulaşmalarım engcllemekteydi . l 887'nin başmda halife* Sudan'dan erkek köle ihracatım yasakladı . Bu hem Mehdiyye üyelerini kaybetmek gibi dini bir korku hem de askeri kaygılarla yapılmıştı . İngiliz­ lerin 1 8 82'de Mısır'ı işgal etmeleri Süveyş Kanalı'nı köle tacirleri için gü­ venilir olmaktan çıkarmış ve Port Said'deki dikkatli aramalar hacıların, kü­ çük çaptaki özel ticaretlerini sürdürme cesaretlerini kırmıştı. 1 8 8 7'de köle ticaretinin biraz canlandığı Cidde'den bildirildi . Bu, çok gereksinim duyulan savaş malzemesi ile kurşunun Hicaz'dan ithali karşılı­ ğında halifenin yasağı gevşetmesine bağlamyordu. Fakat Holt'un tahmin­ lerine göre bu köle ticareti çok kısıtlıydı. Yine de , Cidde, Aden ve Kahi­ re'deki İngiliz kaynakları, 1 8 8 3 öncesi dönemi düzeyinde olmasa bile

25

*

i zleyen geli şmeler için bkz. Holt, The Mahdist State, ss. 73-9, 1 50-5, 1 77; F O dışişleri bakanına, 9.7.87; ibid./288-90, Jago'dan dışişle­

84/1 849/275-83, Jago'dan ri bakanına, 2. 1 1 .87.

Mehdinin hal ifesi {çev. notu) . .


bölgede 1 8 8 0'lerin sonuna kadar aktif bir köle ticaretinin sürdürüldüğü­ nü gösteriyor. Bütün çabalarına rağmen İngilizler, Mısırlılar ve İtalyanlar, Kızıldeniz ticaretini durduramamışlardı. 26 Osmanlılar da köle ticaretini bastırmaya çalışıyorlardı. Cidde'deki bazı çabaları hakkında ilginç bir kaynağa sahibiz. Kentin vali kaymakamı Arifi Paşa 1 880- 1 890 döneminde yürüttüğü resmi yazışmaların bir kaydını tut­ muştu.27 Koleksiyandaki belgelerin çoğu 1 88 7- 1 890 yıllarına aittir. Bu koleksiyonun önemi, İstanbul'daki merkezi hükümet arşiv malzemelerinin çoğunun aksine, yerel, vilayet düzeyindeki yazışmaları , yani kaymakamlık makamı ile kentteki çeşitli büro ve bölümler arasında gidip gelmiş olan mektupları içermesidir. Arifi Paşa'nın kayıtlarında, Cidde ve Kızıldeniz'de köle ticaretinin bastırılmasına ilişkin bazı göndermeler de vardır. Bu referanslardan28 .Arifi Paşa'nın "mekmh" ( burada Şer! anlamıyla değil, yalnızca iğrenç manasında) olarak nitelendirdiği köle ticaretine kar­ şı çıktığı ve ortadan kalkmasını istediği anlaşılıyor. Fakat kurallar her za­ man açık olmayabiliyordu ve konunun duyarlı yapısından ötürü ihtiyatlı davranmak gerekiyordu . Sonuç olarak kaymakam, köle ticaretine ilişkin sorunlarda çoğunlukla üstlerine danışıyordu . Arifı Paşa'nın kayıtlan ayrıca Kızıldeniz'deki İngiliz faaliyetlerine, yani hem köle gemisi olduğundan kuşkulanılan gemilerin aranması ve bunlara el konulması hem de konso­ losluğun azat belgelerinin gerçekliğini doğrulamak için sarfettiği çabalara da tanıklık ediyor. Sonuç olarak bu az sayıda fakat önemli belgeler, böl­ gede l 880'lerin sonuna kadar köle ticaretinin sürdürüldüğünü gösteri­ yor, t:1kat söz konusu köle sayısının çok olduğu izlenimini vermiyor.

2h

Bu dönemdeki durum için bkz. FO 84/ 1 849/ 1 54-7, Abdürrezzak'tan Wyndham'a (büyükelçi, Istanbul), 25.7.87; BFASS/Mss. Brit. Emp./Sı 8tC ı 60/ 1 9 1 , Rev. Waldme­ i e r ' d a n D r . K i ngston F ox'a, ı 3 . 6 . 8 7; H o l t , The Mahdist State, s. ı 77; F O 84/ ı 903/202·4, C ec i 1 G . Wood'dan (konso l o s , C i dde) S a l i sbury'ye, 2 7 . ı 0 . 88; ibid./398-409, Sir Evelyn Baring (ba�konso los, Kah i re) S a l i sbury'ye, 5 . 1 2 .88; ibid./4ı 0-4, Baring'den Sali sbury'ye, 6. ı 6.88; BFASS/Mss. Brit. Emp./S22/G2, Aden Tümeni kumandanı Charles Gissing'in raporu, ı .7-3 ı . ı 2.88.

27

Istanbul Üniversitesi Kütüphanesi/T. Yazma/ 1 072, Arifi Bey'in Ci dde va l i kayma­ kaml ı ğ ı nda bulunduğu zamana ait muhaberat·ı resmiye mecmuası; ibid. /T. Yaz­ ma/ 1 075, Arifi Pa�a'nın ı 297'den ı 307 tarihine kadar zaman-ı memuriyetine ait muhaberat·ı resmiye mecmuası .

28

Bunlar, ibid./T. Yazma/ 1 072, ss. 55a·55b (no. 399), Arifi Paşa'dan Temyiz Mahke­ mesi rei sine, 22 Sefer ı 306/28. ı 0.88; ibid./ss. 7a-7b (no. 303) Arifi Paşa'dan H i caz vilayetine, ı 6 Rebiyü lôhir, ı 305/l . 1 .88; ibid. , s. 39a (no. 408) Arifi Pa�a'dan H i caz v i l ayeti ne, ı Sefer ı 306/7. ı 0.88; ibi d., s. S ı 6, Arifi Pa�a'nın Cidde'deki 7 büro ve bölüme genelgesi, 26 Rebiyülôhir ı 305/1 1 . ı .88.

1!1!1


Böylece, ilerki yıllarda artık tanıdık bir kalıba büründüğü için Kızılde­ niz ticaretini l 890'larda bırakıyoruz. Açık ticaret yasaklanmıştı ve her ne biçimde olursa olsun hala sürdürülen ticaret kaçak addedilmekte, sadece gizli yapılabilmekteydi. Kendi ilgi ve inisiyatifine göre İngiliz konsolosu arada bir anlaşmanın ihlal edildiğini bildirmektc ve Osmanlı yetkilileri ba­ zen, yeni getirilen köleleri yakalayarak azat etmekteydiler. Durum h�ila Köleliği Önleme Derneği'nin sorgularnalarına neden oluyordu , f:1kat Kı­ zıldeniz köle ticareti hacmi azaldığı için ilgacılann cause cetebre si * olarak çekiciliğinden çok şey yitirmişti . '

200

l 8 8 0' lerde aktif olan diğer bir köle yolu Bingazi'den Doğu Akde ­ niz'in Osmanlı limaniarına yönelik olandı. Bu on yıl boyunca, konsolos raporlan sürekli olarak Osmanlı yetkililerini bazı istisnalar hariç köle tica­ retine göz yummalda suçlaınaktaydı .29 Bu raporlar İngiliz protestolarıyla, onlar da Osmanlıların vilayet yetkililerine tekrar tekrar köle ticaretinin bastırılması için talimat göndermeleriyle sonuçlanıyordu. Bu dönemdeki Bingazi kaymakamları suçlamaları devamlı reddederek, kölelerin vilayette sık sık azat edildiği ve hükümet hesabına kendilerine bakıldığı olgusuna dikkat çekiyorlardı. Bu doğruydu, ancak ısrarla, azatlı kölelerin çoğu kez yeniden köleleştirildiği bildiriliyordu . l 8 8 3 'te İngiliz konsolasunun tah­ minine göre, bir yıl önce Calo'ya yaklaşık 1 000 köle ulaşmış ve bunların 680'i Bingazi kenti içinde satılmıştı. Girit valilerinin ticarete karşı çıktıkla­ rı söylenmesine rağmen, adadaki önlemlerin genellikle gevşek ve köle sa­ ncılarını caydırınaktan uzak olduğu düşünülüyordu. l 8 84'te Bingazi yetkilileri ve merkezi hükümet arasındaki ınektuplaş­ ınadan, Osmanlı memurlarının Trablns vilayetindeki köle ticaretine ilişkin sorunlarla meşgu l olduğunu öğreniyoruz. Soru n , doğru bir biçimd e , azath kölelere yiyecek v e uygnn bir i ş bulununcaya kadar barınak sağla­ mak olarak tanımlanmıştı . JO Böylece azatlı kölelerin, esirciler ve kendileri­ ni yeniden köle yapmayı isteyebilecek eski sahipler için kolay bir av ol ma-

*

'19

Me�hur dava (çev. notu). Ayrıntılar için bkz. Bi ngazi ve Istanbul'dan i lg i l i yazı�ma, FO 84! 1 570, ı 6 ı 8, ı 642, ı 849. A�ağıdaki alıntı, FO 84/ 1 64 ı /8 ı -93. Wood'dan Granville'e, ı 4.3.83 ve ekler. Yönetici leri n içten çabaları için, FO 84/1 903/66-7, Wood'dan White'a, 29- 1 .88; ibid. J ı 08-9, Bamham'dan (vekaleten konsolos, lzmir) White'a, 30.5.88; F0/98/82, Istanbul polisi nden Marinitch'e (tercüman, istanbul Büyükelçiliğ i), 5.4.89.

30

BA/irade/Dahi l iye/62927, Şuray-ı Devlet mazbatası, Dahiliye Dairesi , ı ı Zi lkade ı 30ı /3.9.84; ibid., dahiliye nazırından sadrazama, 24 Zi lkade ı 30 ı / ı 5. ı 0.84; ibid., sadrazamdan sultana, ı Muharrem ı 302/2 ı . ı 0.84; ibid. , ba�kôtipten sadrazama, 5 Muharrem ı 302/25. ı 0.84


yacakları belirtiliyordu . Azatlı köleler, özel bir memurun denetiminde Hazine hesabına barındırılıyor ve durumlarına ilişkin düzenli kayıt tutulu­ yordu. Ancak, yerel hazine bu işlemin harcamalarını karşılamak için yeter­ li kaynaklara sahip değildi ve İstanbul'a başvurarak 5 000 kuruş tutannda ek para talebinde bulunmuştu. Şuray-ı Devlet bu miktarın ödenmesini tavsiye etti ve dahiliye nazırı da Şuray-ı Devlet'in tavsiyesini onayladı. Fa­ kat Sultan I l . Abdülhamit sorunu başka bir açıdan ele aldı. Padişah Bingazi yetkililerine cevabında daha kesin bir çözüme gerek duyulduğunu bildiriyordu . Ona göre, tüm azatlı zenciler, erkeklerin or­ duya alınabileceği, askeri bandolara veya sanayi alaylarına yerleştirileceği, kadmlara da azar belgeleri verilerek uygun maaşlada ev hizmetçisi olarak iş bulunacağı İstanbul veya İzmir'e gönderilmeliydi .31 Dikkatli ve dene­ yimli hükümdar daha sonra azatlı köleler için düşünülen miktarı SOOO'den 1 0 .000 kuruşa çıkarıyor fakat bunun İstanbul veya İzmir'de harcanmasını, Trablus'a gönderilmemesini şart koşuyordu . Bu belki de, sultamn taşra yetkililerine güvenmediğinin işaretiydi; merkezi hükümetin, yerel yönetimin bazı yönleri üzerinde etkin bir denetim sağlamakta da araç ve güç eksikliği çektiğinin farkında olduğunu açıkça gösteriyor. Babıali l 890'da, daha önce Bingazi hazinesine azatlı kölelerin bakımı için verilen miktarı azalttı ve yerel yetkililer daha fazla para için başvur­ mak zorunda kaldılar.32 Öyle anlaşılıyor ki Babıali Bingazi'de düzensizlik­ ler olduğundan kuşkulanıyor ve program üzerinde daha sıkı denetim uy­ gulanmasını istiyordu . Bazı kölelerin işsiz olmayı ve "serseri" bir hayatı tercih ettikleri iddia ediliyordu . Bunlar kendilerini yetkililere yeni getiril­ miş köleler olarak tanıtıyorlar ve bir kez daha azar edilmelerini ve hükü­ metçe balolmalarını istiyorlardı. Şuray-ı Devlet konunun dikkatle incelen­ mesini tavsiye etti . Su çlamaları dikkate alan su ltan, biraz değiştirilmiş bi­ çimde de olsa, tüm azatlı kölelerin İstanbul'a gönderilerde orduya atm­ maları yolundaki eski talimatını yineledi. Abdülhamit daha sonra bu köle­ lerin gelişinin kendisine haber verilmesini istedi; böylece yetkililere onları ne yapacakları konusunda talimat verebilecekti. Böylece stıltanın altı yıl­ dan t:ızla bir süre önce çıkarmış olduğu emrin Bingazi taşra yönetimince yerine gctirilmediğini ve yeniden buyurulması gerektiğini öğreniyoruz.

31

32

Azatl ı kölelerin orduya alınması için bkz. yukarıda, ss. 7, 1 44- 1 48. Sanayi Alayı başlıca Donanmay-ı Hümayun'un hizmetinde olmak üzere gençleri eğ itmek ve is· tihdam etmek üzere kurulmuştu (Pakalın, c. l l l , s. 1 1 3). BA/Irade/Dahi liye/62927, Şuray-ı Devlet mazbatası, Dahil iye Dairesi, 28 Rebiyülev· vel 1 308/ l l . l l . 90; ibid., sadrazamdan sultana, 27 Cemaziyülevvel/ 1 308/9. 1 .9 1 ; ibid., başkôti pten sadrazama, 28 Cemaziyülevvel/308/ l O . 1 .9 1 .

201


Babıa.li'nin l 88 0'lerde Trablus ve Bingazi'den yapılan köle ticaretine ilişkin politikasının aslında siyasi bir uzlaşma olduğu oldukça ikna edici bir biçimde ileri sürülmüştür.33 Bu açıklamaya göre, Osmanlılar, kervan­ ları Trablus'tan Cezayir'e çekmek isteyen Fransızların S ahra'daki iledeyi­ şinden ve Sudan'daki Mehdi hareketinin gittikçe büyümesinden kaygılan­ mışlardı. Mısır'ın İngiltere'ye yitirilmesi, imparatorluğun Kuzey Mrika topraklarının daha fazla tecrit olmasına yol açmıştı. Böylece Osmanlılar Bingazi ve Trablus hinterlandındaki göçebe kabilderin işbirliğine bağımlı olmuşlardı ve bundan rahatsızlık duyuyorlardı . Bu kabileler ise bu sırada çoktan Sanusiyya'nın güçlü etkisi altına girmişlerdi . Köle ticaretine karşı alınacak sert önlemler, hala sadık olan kabileleri soğutabilirdi, çünkü bun­ ların pek çoğu köle emeğine dayanmakta ve köle ticaretiyle uğraşmaktay­ dılar. Öte yandan ticarete karşı hiçbir önlem alınmaması da Fransa ve İtalya'ya -Osmanlıların bakış açısıyla- Trablus vilayetinin işlerine karış­ mak, hatta belki burayı işgal etmek için aradıkları babaneyi ver�bilirdi. Böylece, Babı;lli iki tarafı da gücendirmeyecek şekilde hareket etmeyi seç­ ti. Bunu, ticaretin sürmesine izin verirken, kağıt üzerinde ticarete hala karşı olarak ve taşra yetkililerini yasağa uymaya zorlayarak yapıyordu. 202

Ulaşılabilen Osmanlı kaynakları bu tartışmayı ne doğrular, ne de çürütür. Belgelerde böyle yüksek düzeydeki uluslararası kaygılara ne açık, ne de kapalı herhangi bir gönderme vardır. Bununla birlikte, hem Babıali'ııin hem de sultanın, 19. yüzyılın son çeyreğinde Osnunlıbrın Kuzey Afi·i ­ k a ' dak i nazik dur u m u nu n t:u·kında oldukbrıııı varsaymak doğru ol u r. B d ­ gelerce açığa vunılaıı i s e ( belki bunlar d a herhangi d a h a geniş bi r gcncllc­ mede bulunabilmek i ç i n �'ctcrsizdirlcr) m e rkezi h ü kü m e tin e m i rleri ilc vi layettek i dunı m arasıııda bir kopu kluk old uğudur. Dahası bu n lar , su ltan ve hükümetinin lHbı J i i 'nin emi rlerinin uygulanması kon u su nda taşra yetki ­ lilerine duydukları güvensizliği yansıtmaktadır. Abdülhamit'in azattı kölele­ rin İ zmir ve İ stanbul'a gönderilmesi arzusu, azatlı kölelerin bakı mı için

Bingazi'ye para gönderilmesini rc d d et m csi ki azar işlemlerine ilişkin

kuşkuları böyle

Ş u ra y - ı Devlet'in Bingazi'de­ gü v ensizliğin örn e k lcri d i r.

ve

bir

Trablus vilayetine gelince, sultanı n turuımı oldukça şaşırtıcı dır. l 8 8 1 1 898 arasında vilayet, çok deneyimli ve yetenekli bir vali olan Rasim Alunet Paşa ( bazen Ahmet Rasim Paşa ) t;müind.ın yönetildi.34 Sicill-i Osmani yaza­ rı Mehmet Süreyya, valiyi "dürüst, erdemli, zeki, tedbirli ve etkili bir yöne-

33 34

Miers, s. 72-3. R. Ahmet Paşa'nın biyogrofisi için bkz. Mehmet Süreyya, Sicill-i tanbul, 1 308!1 892-93), ss. 856-7.

Osmani,

c.

IV

(is­


tici"

(Müstekim afif zeki müdebbir müdür idi)

olarak tanımlamaktadır. Ra­

sim Ahmet Paşa'nın Trablus valisi olarak uzun süre görev yapması oldukça olağandışıydı; bu, kendisinin Babıali'nin güvenine sahip olduğunu göster­

mektedir. Ancak, Bingazi üzerindeki denetimi zayıf kalmış olabilir, yoksa bu durum Miers'ın yukarıda sözü edilen tartışmasını destekleyebilirdi.

1 8 89 B aharında Doğu Afrika köle ticaretini bastırma amacıyla başlıca Avrupa devletleri, kölelik karşıtı bir konferansın toplanması yolunda adım attılar.35 Görünüşte yalnızca insancıl nedenlerle harekete geçilmesine rağ­ men, konferans fikri aslında İ ngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve Belçi­ ka'nın Doğu ve Orta Afrika'daki sömürgecilik girişimleriyle ayrılamaz bir biçimde ilintiliydi. Osmanlılar'a konferansa katılma çağrısı yapıldı, çünkü bu bölgelerde yapılan köle ticaretinin büyük ölçüde imparatorluğa, başlı­ ca Kuzey Afrika ve Kızıldeniz yoluyla yöneldiği anlaşılmıştı. Sultan, konferans ve Babıali'ye yöneltilebilecek olası eleştiriterin karşı­ lanabilmesi için 16 Aralık l889'da zenci köle ticaretine karşı bir kanunna­ me çıkardı.36 Kanunname özünde, konu üzerindeki eski ferman ve tali­ matları özetleyen lO maddeden oluşmaktaydı. Bununla birlikte, kanun­ namede arama ve el koymayla ilgili bir usulün belirlenmesi önemli bir ye­ nilikti. 9. maddeye göre, bir köle gemisi kendisini yakalayan gemiye köle başına 5 Osmanlı lirası ceza ödemekle yükümlü olacaktı . Cezanın ödenmesi için esirciye ait mallar ve hatta geminin kendisi bile satılabilecekti .

Kamın ayrıca, eğer köle sahipleri kölelerini kendi pasaportianna kaydettir­ ınezlerse, kölelerin azar edileceği ve efend i lere köle taeiri muamelesi yapılacağı koşulunu da getiriyordu. Uluslararası konterans Brüksel'de toplandı, oturu mları 1889- 1 8 90 kı­ şııKb yapıldı. Osmanlılar, köle ticaretinin hastınlmasıyla ilgili herhangi bir ihmal veya yanlışlık yaptıkları hakkındaki en küçük imaları bile sürekli reddettiler. Osmanlı heyetinin başkanı, konuşmasında B<'ıbıali'nin köle ti­ caretine karşı çıkarttığı çeşitli ferman ve talimatbrdan bahsederek, ticare­ ti n sü rdiiriilmesi suçunun " Doğu Ülkeleri"ne yliklenmemesi gerektiğini kuvvetle vurguladı.37 Heyet başkanı sözlerini şöyle tamamlamaktaydı :

35

1 889- 1 890 Brüksel konferans ı n ı n arka planının ayrı nt ı l ı bir anlatımı için bkz. Mi· ers'ın kapsamlı çal ı şmas ı , ss. 1 90-235.

36

Kanunnamenin metni, Kavanin, XVI I I , ss. 1 1 54·6'da bulunabi l i r.

37

Miers Konferans oturumiarını detay lı anlatmaktadır, ss. 23-9 1 . Protokolların Ingiliz­

c.

1,

ss. 463-4'dedir; ing i l i zce çevirisi Hertslet, c .

ce bir çevirisi, Accounts and Papers, 1 890, c.

L, ss.

657-849'da basılmıştır. Osman­

lı delegasyonunun konuşması için, bkz. Accounts and Papers, 1 890, c. L, ss. 673-4 (23. 1 1 . 89 oturumunda Karatodori Paşa).

21/3


"Mümkün olan en resmi biçimde bildirmek isterim ki, üzerine dü­

şen görevlerin bilincinde olan Babıa.li, uluslararası yükümlülükleri­

ni, yetkisi dahilindeyse, tüm ayrıntılarıyla ve titizlikle yerine getir­

mektedir. . . Fakat kurallar, bazı istisnai durumlarda, hiç ara ver­

meksizin alınan en etkin önlemlerin engelleyemediği bir biçimde

yine de bozulursa, söylemeyi gereksiz buluyorum ki Hükümet-i Şahane ileri sürülen olguların doğruluğu ve tamlığını kesinleştir­ dikten sonra, daha önce de daima yapmış olduğu gibi, şiddetle kı­

namakta olduğu bu tür suçları, kanunun elverdiği en ağır şekilde

sona erdirmek ve cezalandırmakta başı çekecektir. "

İngiliz heyetinin başkanı Lord Vivian da B abıali'nin 1 880 İngiliz-Os­

manlı Anlaşması 'nın gerektirdiği yükümlülüklerine gerçekten uyduğunu ve Osmanlı hükümetinin anlaşmanın ihlaliyle ilgili İngilizlerin her şikayeti üzerine titizlikle harekete geçmiş olduğunu söyledi. 38 Bununla birlikte,

İ ngilizler Kızıldeniz'de ticaretin bastırılması hakkında bilgi sağlamak amacıyla uluslararası bir yardımcı büro kurulmasını önerdiklerinde Os­

ınanlılar karşı çıktılar. Osmanlı- Rus yakınlaşması, İngiliz-Alman ilişkile­

rinde baş gösteren bir boztümayla birleşince İngiliz önerisi geri çevrildi. 204

B abıali, Kızıldeniz'deki köle ticaretinde bir artış olduğu hakkındaki Avru­

pa raporlarına katılmadığı için, Osmanlılar böyle bir büronun kurulması­ na gerek olmadığını iddia ediyorlardı. Taraflar,

2 Temmuz 1 89 0 günü, Afrikalı köle ticaretinin bastırılması

kurallarını getiren Brüksel Kararnamesi'ni imzaladılar. Sultan m karama­

meyi onaylamasını tavsiye eden Meclis-i Vükela, bunun imparatorluğun çıkarını zedeleyecek hiçbir şey içermediğini belirtiyordu . Vükela'ya göre, Osmanlı heyetinin konferansta önerdiği tüm değişiklikler kabul edilmiş ve

kararname metnine dahil edilmişti. Abdülhamit Haziran 1 89 1 'de karar­ nameyi onaylamayı kabul etti. 39 Osmanlı hükümeti bu yılın başında Afi:i­

kalı kölelerin azat edilmesini hızlandırmak ve onların gereksinimlerini

karşılamak için bir program başlattı.

Program, azatlı kölelerin kötü durumlan hakluncia İngilizlerin sürekli

38 39

Accounts and Papers, 1 890, c. L, s. 674. Kararname'nin ingi l izce bir çevirisi için bkz. Miers, ss. 346-63 (Appendix 1); Osman· l ı ca çev i r i s i BA/irade/Dahi l i ye/62927'ded i r, sadraza rn ı n sultona 25 Şevvol 1 308/3 . 6 . 9 1 tari h l i raporuna ek o l arak konulmuştur. Osmanlı onay ı BA//oc. cit./Mecli s·i Vükelô mazbatasında tartışılmıştır, 25 Şevvol 1 308/3.6.9 1 ; ibid., baş· kôtipten sadrazama, 30 Şevvol 1 308/8.6.9 1 .


yakınmaları yüzünden başlatılmıştı. 40 Azatlı köleler için İstanbul, İzmir, Trablus, Cidde, Bingazi ve Hudeyde'de misafirhaneler kumlması düşü­

nülmüştü . Köleler, bu misafirhanelerde barındırılacak, beslenecek ve ye­ niden köleleştirilmeleri önlenecekti. Ana misafirhane İzmir'de inşa edile­

cek ve buraya diğer misafirhanelerden azatlı köleler gönderilecekti . Bun­

lar İzmir'den, Aydın vilayetinin çeşitli yerlerine tedrici olarak yollanacak, kendilerine işlemeleri ve yerleşmeleri için toprak verilecekti . Bu yolla ko­

mma altına alınan azatlı kölelerin gerçek sayısı hakkında İstanbul arşivle­

rinde herhangi bir tahmin bulmak olanaklı değildir, fakat İzmir misafirha­ nesi bir seferde 200 kişi alabilecek gibi planlanmıştı .

Aydın valisi, dahiliye nazırına sunduğu ayrıntılı bir raporda, genel

programa bazı kendi görüşlerini de eldemekteydi; bu görüşlerin vilayette zaten uygulanmakta olduğunu söylüyordu. 41 Azatlı erkekler ilkokula,

bahriyenin sanayi alaylarına veya askeri bandolara gönderiliyordu . Azatlı

kadınlar Müslüman evlerine hizmetçi olarak yerleştiriliyar ve kendilerine

aylık maaş ödeniyordu . Afrika'dan yeni gelenlerin evlenmeleri, kendileri­ ne vilayetçe bağışlanan topraklar üzerinde ev kurmaları teşvik: ediliyordu .

Vali, bu insanlar için küçük evler inşa etmenin, her aileye bir çift öküz ve

bazı tarım aletleri sağlanmasının yaklaşık 3000 kuruşa çıkacağını tahmin

etmekteydi. Bu programın maliyetinin hükümetçe karşılanmasını bekli­

yordu . Buna karşılık, sultan aynı işin çok daha ucuza yapılabileceğini ve maliyetin vilayet ahalisi tarafından karşılanması gerektiğini belirtti. Abdül­ h amit 'e göre h alkı bu amaç i ç i n s e ferber etmek valinin göreviydi .

1 892 'de programın, yerleşmek için İzmir' e yalnızca evli Afrikalılann gön­

derileceği, bekar azatlıların ise az at edildikleri yerlerde isldn edileceği bi­

çiminde değiştirildiği bildirilmekteydi . Şu anda tüm bildiğimiz misafirha­ nelerin gerçekten kurulduğudur, f<1kat programın ne kadar başarılı oldu­

ğunu veya bu sayede ne kadar azatlı kölenin yerleştirildiğini ve kendileri­ ne bakıldığını bilmiyoruz.

Şubat 1 893 'te İngiliz hariciyesi, İngiltere ve Dış Ülkelerde Köleliği

Önleme Derneği'nin, Babıali'yi köle ticaretinin bastırılmasına ilişkin yü­

kümlülü klerine uymamakla suçlayan bir mektubunu yanıtladı .42 Derneğin

40

lbid.,

41

lbid. ,

Meclis-i Vükelô mazbatası, 1 3 Recep 1 308/22.2.9 1 . Ayd ı n V a l i s i H a l i l Rı fat Paşa'dan dahil iye nazırına, 1 4 Cemazi yül ôhir, 1 3 08/25 . 1 . 9 1 ; ibid. , başkôti pten sadrazama, 1 4 Recep 1 308/2 3 . 2 . 9 1 ; F O 84/2227/2 1 4-9, Ford'dan Salisbury'ye, 1 3.7.92 . 42 BFASS/Mss. Brit. Emp./S 1 8/C 1 62/ 1 6 1 , Rosebery Kontu'nu adına (dışişleri bakanı) Köleliği Önleme Derneği sekreterine, 2 1 .2.93.

2115


öne sürdüğü iddiaların doğruluğundan kuşku duyan bakanlık l889'dan başlayarak, yukarıda sözü edilen misafirhaneleri de kapsamak üzere Os­ manlılarca alınan önlemleri sıralıyor ve Trablus ile Bingazi'den yapılan ti­ caretin bütünüyle durduğunu belirtiyordu. Dışişleri, Babtali'nin başvur­ duğu önlemlerin epeyce etkili olduğunu belirterek şunları ekliyordu : "Köle ticaretinin bastırılması amacıyla alınan tüm bu önlemler karşısında Lord Rosebery [dışişleri bakanı] , Brüksel Kararnamesi'nin yükümlülükle­ rine Babıali'nin kayıtsız kaldığının genel olarak iddia edilerneyeceği görü­ şündedir." Böylece, l 8 8 0 'lerin sonu ve l 890'ların başı Osmanlı İmparatorlu ­ ğu'na yönelik köle ticaretinde önemli bir gerilerneye tanık oldu. Küçük ölçekte hala sürdürülmesine karşın, ticaret önceki canlılığını kesinlikle yi­ tirmişti. Avrupalıların Afrika'da ilerlemeleri, kıtada köle ticaretini azaltmış ve 19. yüzyılın son on yılında arz kaynakları ciddi olarak kısılmıştı . Şimdi İngiltere'nin baskı politikasının bazı yönlerini ve Osmanlıların bunlara gösterdiği tepkileri gözden geçireceğiz.

206


SEKİZİNCi B ÖLÜM

iNGiLiZ BASKISI NIN BAZI GENEL YÖN L ERi VE OSMAN Ll LARl N TEPKiSi

Y

üzyılın sonlarında Osmanlı İmparatorluğu'na yönelik Afrikalı köle ti­ careti artık eski önemini kaybetmişti. İmparatorluğun dağılışma kadar Os­ manlı topraklarına ve daha sonra da özellikle Arabistan olmak üzere bazı halef devletlere az sayıda köle ithal edilmeye devam ettiyse de, bu kitapta anlatıldığı biçimiyle köle ticareti durmuştu . Bir zamanlar düzenli bir ır­ mak, bazen bir sel olan ticaret şimdi küçük bir sızıntıya dönüşmüştü. Arz yenilenmeyince Osmanlı köleliği zaman geçtikçe ortadan kaybolmaya ınahkumdu. Son kuşak köleler azat edilecek ya da ölecekti. Köleliğin kal­ d.ırıldığı resmen ilan edildiğinde, önemli bir sosyal değişim getirmekten ziyade, zaten var olan bir gerçekliği genelde doğrulaınış oldu. Geriye dönüp Afrikalı köle ticaretinin bastırılışına baktığımızda, İngil­ tere'nin oynamış olduğu baskın rolü görmezden gelemeyiz. Fakat İngi­ lizler hangi yöntemlerle Osmanlı köle ticaretine müdahale ediyorlardı� Ortada bir baskı olduğunda bu daima birinin, bir grubun üzerine uygula­ nır ve baskının uyandıracağı tepki de çeşitli yollarla kendisini gösterir. Böylece bu bölümde köle ticaretiyle ilgili İngiliz- Osmanlı ilişkilerinin po­ litik-diplomatik ekseni ile uğraşmalcia birlikte, bunun ötesine taşarak İngi­ liz ve Osmanlı toplumlarındaki bazı tutumları da incelemeye çalışacağız.

MÜDAHALE B I Ç IMLERI İngiliz nüfuz ve baslusının Osmanlılar üzerine çeşitli uygulanış yolları vardı . Bunların hemen hepsi hükümetten hükümete düzeyinde olarak ad­ landınlabilir. İngilizlerin ilgacı çabalarının aldığı en yaygın biçim, diplo-

207


matik kanalların Babıali'nin politikasını etkilemek amacıyla kullanılmasıy­ dı. Strateji, Osmanlı hükümetini önce kısıtlayıcı sonra yasaklayıcı emirler çıkarmaya ikna etmek ve daha sonra da konsolosluklar ağı ile bu emidere uyulup uyulmadığını gözlemekti. ihlaller büyükelçiliğe ve Dışişleri B a­ kanlığı'na bildiriliyor, bunların sonucunda Babıali'ye var olan emirlerin uygulanması için önlem alınmasını isteyen protestolar gönderiliyordu . Protestolar ihlalin ağırlık derecesine bağlı olarak Osmanlı hükümetine iki düzeyde yapılmaktaydı: Ağır ihlali erde, İngiliz Dışişleri Bakanlığı-İs tan ­ bul büyükelçiliği-hariciye nazırı veya sadrazam düzeyi, hafif durumlarda, dışişleri ve büyükelçiliğin haberdar edilmesiyle, konsolos-vali veya kayma­ kam düzeyi. Uygulanan baskının derecesi de, yine ihlalin ciddiyet düzeyine ve ço­ ğu kez Osmanlı hükümetinin ( İngilizlerce algılandığı biçimiyle) belli bir zamandaki baskıya karşı duyarlılığına bağlı olarak değişmekteydi . Örne­ ğin l , l 8 7 3 ' te Bingazi'den ve imparatorluğun diğer yerlerinden köle tica­ reti yasağının büyük ölçüde ihlal edildiğine dair raporlar geldiğinde, Sir Henry Elliot, köle ticaretine ilişicin fermanların Osmanlı çıkarları yararına ama İngiliz girişimleriyle elde edildiğini ve İngiltere'nin bu açıdan bir ge­ 208

riye dönüşü kabullenemeyeceğini, Osmanlı hariciye nazırına sert bir dille anlatmıştı . Osmanlıların Cidde'de köle ticaretine göz yumduldan yolun­ dalcİ raporlardan ümitsizliğe düşen Salisbury Markisi, Temmuz l 869'da Büyükelçi Layard'a, eğer Osmanlı hükümeti hiçbir şey yapınayacaksa, İn­ giltere'nin, sultanın emirlerini kendi araçlarıyla uygulamak için bir yol bulmak zorunda kalacağını Babıtıli'ye anlatması talimatını veriyordu . La­ yard, Osmanlı hariciye nazı rına, köle ticareti yaptığından kuşkulamlan Brezilya gemilerini İngiliz gemilerinin aramasıııa ve onlara el koymasına tek taraf1ı izin veren, l 84 5 ' te parlamentonun çıkardığı mülga Abe reken Kararnamesi'ne başvurmayı düşüneccği ni söyledi- "çünkü, İngiliz halkı ­ nın sona ermesine karar verdiği iğrenç ve gayri insani bir ticaretin bastıni ­ m a yolu ü zerine bir tek Türkiye'nin dikilmcsine, İngiltere izin veremez­ di " . Fakat böyle sert bir dil gerçekten pek seyrek kullanılıyordu . Daha ka­ rakteristik olan, köle ticareti bölümü başkanı ve Dışişleri Bakanlığı'ndaki müsteşariarın sabit, gerçekçi, açıkça saldırgan olmayan, sessiz diplomatik

Örnekleri n dayandığı belgeler: FO 84/ 1 370/47-9, Ell iot'tan Safvet Paşa'ya, 1 4.4.73; FO 84/1 543/5 1 -3, Salisbury'den Layard'a, 23.6.79; ibid/2 1 8-20, Layard'dan Salis­ bury'ye, 6.7.79 (al ı ntı).


üsluplarıydı . İngiltere, 1 877- 1 8 79 yılları arasında, İstanbul'daki nazik si­ yasi durumdan dolayı, İngiliz-Mısır anlaşmasına benzer bir anlaşma yapıl­ ması için Babıali'ye baskı yapmaktan vazgeçmişti. Böyle bir anlaşma ol­ maksızın Mısır ile imzalanan anlaşmadan Kızıldeniz'de bir yarar sağlama­ nın olanaksızlığına rağmen, bu politika değişmemişti. Bununla birlikte, ne tür olursa olsun müdahale bazen saldırgan talep­ leri de beraberinde getirir; İngiliz müdahalesi de bu açıdan istisna değildi. İngiltere 1 8 5 9 'un ortasında köle ticaretine ilişkin bir tartışmada İngiliz konsolos vekilini tehdit ettiği için Massava kaymakamının görevden alın­ masını istemişti. Babtali uzun görüşmelerden sonra kaymakamı bir soruş­ turma için İstanbul'a çağırınayı kabul etmişse de uygun ve adil bir işlem uygulanmadan azietmeyi reddetmişti . İngilizler Nisan 1 8 79'da benzer nedenlerden dolayı Cidde kaymakamının işten· el çektirilmesini istediler. B abıali bu kez pek az direnme göstererek kaymakamı görevinden aldı. Aynı yılın temmuzuncia İngiliz büyükelçisi, Haydarabad'dan köle olarak satmak amacıyla altı çocuk kaçıran ve başlangıçta Mekke'de altı ay hapis cezasına çarptınlan bir adamın cezasının artınimasını istemişti. Bu talep­ ler, Kızıldeniz köle ticaretine son vermekte yetersiz kalan İngiltere'nin gittikçe artan kızgınlığını yansıtmaktaydı.2 Hala diplomasi alanı içinde kalmalda birlikte , İngiltere, Osmanlı köle ticaretini bütünüyle bastırma politikasında bir ilerleme kaydedebilmek için, Babıali ile doğrudan muhatap olmaksızın dalaylı önlemlere de baş­ vurmuştu. Daha önce gördüğümüz gibi İngilizler, merkezi hükümetin Kızıldeniz ticaretine karşı kesin harekete geçemediğini veya geçmeyeceği­ ni anlamışlardı. Böylece, Kızıldeniz'in Afrika kıyısının büyük bölümü ve Aden Körfezi üzerindeki hükümranlığını tanıma karşılığında Mısır hıdivi­ ni, bölgede köle ticaretine karşı bazı önlemler alınası için ikna etmeye ça­ lıştılar. İngilizlerin l 877'de İngiliz-Mısır anlaşmasının iınzalanışıyla taç­ landırılan bu adımlan aslında Babıali geri planda bırakılarak atılmıştı. Os­ manlıların resmen işlemleri onaylamaları istenmiş, ama tüm sürecin dışın­ da bırakılmışlar ve ancak istemeye istemeye onaylamışlardı . Başka bir ör­ nekte, l 8 78 - l 879'da İngilizler Mekke'nin ılımlı şerifi Huseyn ibn Mu-

2

Massava kaymakamı n ı n azi i için bkz. FO 84/ 1 090/ l - 1 O, 23-7, yazışma-Mal mes­ bury, Russe l l , B u l wer, 4 . 8 . 59 . Ci dde kaymakam ı n ı n i şten el çektiri lmesi, FO 84/ 1 543/29-30, Sal isbury'den Layard'a, 24.4.79; ibid./242, Layard'dan Sal isbury'ye, 30.8. 79; ibid./264, Ma let'ten Sa li sbury'ye, 29 . 9 . 79 . Cezanın arttırı lması talebi, ibid./200, Layard'dan Salisbury'ye, 1 7.6.79; ibid./226, Layard'dan Savvas Paşa'ya, 3.8.79.

209


hammed'in Hicaz köle ticaretinin bastırılması konusunda desteğini sağla­

maya çalışmışlardı .3 Burada da, olumlu sonuç alıncaya dek Babıali'ye bu girişimlerden haber verilmemişti.

Bazen İngiliz hariciyesi, gayretkeşlikleri yerel yetkililerle ilişkileri bo­

zan ve sonuçta köle ticaretini bastırma çabalarına yarardan çok zarar geti­

ren kendi konsoloslarını zapterrnek zorunda kalıyordu . Bunların sayısı pek azdı4 ve burada tek bir örnek yeterli olacaktır. Konsolos Cumber­

batch, önemli liman kenti İzmir'de 1 8 69- 1 8 76 arasındaki hizmeti sırasın­

da köle ticaretiyle özellikle ilgilenmişti. Cumberbatch bu yıllarda, Mısır, Osmanlı ve Avrupa buharlılarıyla Hudeyde, Cidde ve İskenderiye'den İz­

miı·'e yapılan köle ticaretini izlemiş ve köle olduğundan kuşkulanılan kişi­

lerin taşınmasıyla ilgili en ufak ayrıntıları bile sık sık rapor etmişti. Dışişle­

rine köle ticareti üzerine gönderdiği bu raporların sayısı 1 8 7 1 'de 3 0 , 1 872'de 3 1 'e ulaşmaktaydı . Cumberbatch'ın müdahale v e araştırmaları

Temmuz 1 8 70 'te Aydın valisinin şiddetli yakınmalarına neden olmuş,

bunun üzerine Elliot şu yorumu yapmıştı: "Konsolosluk temsilcilerimizin müdahalelerinin . . . bizim mesafe katetmesini istediğimiz görüşlerin ilerle­ mesinden çok gerilemesine yol açacağı görüşündeyim."5

21 0

Bu noktada raporların kendilerinin konuşmasına izin vermemiz belki

daha doğru olur:6

Elliot'tan Cumberbatch'a, 24 Eylül 1 87 1 : "Bu ayın 2 0'sine ait telgrafınız konusunda size bildirmek zorunda-

3

Şerif ve lngil izlerle yaptığı görüşmeler için bkz. !smail Hakkı Uzunçarşılı, Mekke-i (Istanbul, ı 972), s. ı 38; FO 84/ ı 5 ı 0/274, Yusuf Kudsi'den (konsolosluk tercümanı, Cidde) A. J. Powlett'e ("Wi ld Swan"ın komutanı, Cidde), 26 . 3 . 7 8; ibid./272- 3, Powlett'ten Ömer Nasif'e (Şerif' i n Cidde'deki temsi lcisi), 27 . 3 . 78; F O 84/ 1 548/ ı 28-3 ı , Layard'dan Salisbury'ye, 5.2.79; ibid / ı 32-4, Dışi şleri Bakanlığı toplantısı-Wylde ve diğerleri, 5.2.79; F O 84/ ı 544/ ı 60-5, Zohrab'dan Sa­ lisbury'ye, 26.4.79; F O 84/ı 543/204-5, Layard'dan Sal isbury'ye, ı ı .6.79. En kayda değer "gayretkeşler" lzmi r'de Konsolos Cumberbatch (bkz. aşağıda) ve Trablus'ta Konsolos Drummand-Hay idi [FO 84/ ı 324/62-4, Barran'dan (maslahat­ güzar, istanbul) Clarendon'a, ı 8. ı .70; ibid./66-7, Barran'dan Drummond-Hay'a, 1 . 1 .70]. Cumberbatch'ın raporları için bkz. F O 84/ ı 34 ı ll ı 7-94, Cumberbatch'tan Granvilıe'e, 5. ı - ı 6. ı 2. 7 ı , FO 84/ 1 354/206-73, Cumberbatch'ten Granville'e, ı 9. ı ­

Mükerreme Emirleri

4

ı 9. ı 2.72. 5

FO 84/ ı 324/80-4,

6

Al ıntı lar sırasıyla, 84/ı 354/200- ı o

Elliot'tan Granville,

ı 7.7.70.

FO 84/ ı 34 ı / ı 68; FO 84/ı 354/ ı 5 ı ; ibid. / ı 55; FO 84/ ı 427/64; F O


yım ki, zenci kölelerin, sahipleriyle birlikte seyahat ertilcleri zaman İzmir'den İstanbul' a buharlılarla taşınınamaları için hiçbir neden yoktur. "Size daha önce de açıklanmış olduğu gibi kölelik bu ülkede yasa­ dışı bir kunım değildir." Elliot'tan Dışişleri Bakanı Lord Granville'e, 13 Ağustos 1 872 : "Ticaret, Lord Cenablarının Mr. Cumberbatch'ın raporlarından muhtemelen çıkarsamış oldukları ölçüde yapılmamaktadır. Onun buraya satış için gönderildiğini tahayyül ettiği zencilerin büyük ço­ ğunluğunun, yapılan araştırma sonucunda ya özel bir evin köleleri ya da cv hizmeti için getirilen hür zenciler olduğu ortaya çıkmaktadır." Elliot'tan Granville'e, 18 Ağustos 1 872: "Bundan dolayı, satılmak için Llo'yd buharlılarıyla, buraya arada sı­ rada köle getirilmesi mümkündür, fakat bunun Mr. Cumber­ batch'ın açık abartı işareti taşıyan raporlarından anlaşılan sıklıkta olmadığı kesindir." Elliot'tan Granville'e, 28 Eylül 1 8 72 : "Davadaki gayretkeşliği sık sık basiretini aşan Mr. Cumberbatch, kendisine ait bir zenciyle geçen her kişide bir esirci görmeye müte­ mayildir. " Granville'nin müsteşarından C umberbatch'a, 2 7 Eylül 1 8 72: "Lord Hazretleri, meselede sergiiemiş olduğunuz çaba için tam not verirken, [ sonuçlann üzerine adamazdan önce, E . R. T] . İz­ mir'den geçen zencilcrin koşullan haklanda olabildiğince ince ay­ rıntılı soruşturmalar yapmanızı salık veriyorlar." Yine belirtelim k i Konsolos Cumberbatch örneği kural olmaktan çok istisnaydı . Fazla gayretkeşlik İngiliz hükümetinin Osmanh köle ticaretinin bastırılmasıyla uğraşan diğer şubelerinde, daima denilemez ama, daha sık görülüyordu . En başta Kraliyer Donanınası olmak üzere bunlar dışişleri­ nin doğrudan denetiminin dışında kalıyordu ve bu bölümde daha sonra tartışılacaklardır. Politik ve diplomatik çevre içinde, İngiltere'nin ticareti bastırma arzusuna uyulmasım mümkün kılabilecek müdahale ve baskının boyutlarına ilişkin değişik görüşlerin ifade edilmiş olduğunu görürüz. 1 9 . yüzyılın ikinci yarısı boyunca İngiliz dışişleri bünyesinde ve dönemin baş­ lıca politik şahsiyetleri arasında, İngiltere'nin köle ticaretine bir son ver-

211


rnek için Osmanlı hükümetine baskı yapmasının haklı olduğu görüşüne, ciddi ölçüde karşı çıkılmıyordu . Bu politikanın insani ve ahlaki nedenleri vardı ve İngiliz kamuoyunun geniş desteğine de sahipti. Ayrıca İngilizle­ rin bu bölgedeki çıkarlarının neler oldukları haldemdaki görüşleriyle bi­ çimlenen politik ve ekonomik sebepler de vardı . 1 8 8 1 'de Mısır'a ilişicin olarak, bir İngiliz uluslararası hukuk profesörünün belirttiği gibi:? " Mısır köleliği ve Habeş köle ticaretine karşı çıkış, temelinde ger­ çek insani duygular olmasına rağmen, Mısır'ın ilerlemesine ve Av­ rupalılara uyum sağlamasına ölümcül zarar veren bir kurumun var­ lığının sürdürülmesinin, İngiltere ve Fransa'nın Mısır'daki önemli çıkadarıyla yan yana yürümeyeceği kaygısından da kuşkusuz güçlü bir politik destek sağlamaktadır."

212

Yani sorun, ilkeden çok bir derece sorunuydu. Köleliği Önleme Der­ neği'nin önderliğinde daha fazla müdahale için direren bir kamuoyu ile birçok büyükelçi ve konsolasun aksi görüşü savunmaları arasında kalan dışişleri bakanlığı orta yolu izlemeye çalışmıştı. Pek çok kez Whitehall'da­ ki üst düzey politikacılar arasında gerçekçi ve yumuşak başlı bir yaklaşım ağır basmıştır.S Şurası bir gerçektir ki Palmerston ve Stratford de Redcliffe gibi müdahalecilerin sözünün geçtiği zamanlar olmuştur. Fakat müda­ hale karşıtı Aberdeen, Ciarendon ve Elliot'un sözlerinin geçtiği de başka bir gerçektir. Bununla birlikte, günlük, orta düzey kararlar W. H. Wylde, Sir Julian Pauncifote ve T.V. Lister gibi profesyonellere bırakılmıştır ki normalde halcim olan bunların deneyim ve diplomatik yaklaşımlarıdır. İn­ celediğimiz dönemin büyük bölümünde, Osmanlı köle ticaretinin bastı­ rılması İngiliz dış politikasında en büyük önceliğe sahip olmadığı içi n , da­ ha çok, Türkiye'deki büyükelçiye danışılarak dışişleri bakanlığı 'ndaki daire başkanları ve müsteşarlar tarafından ele alınmıştı . Dışişleri bakanları , ço­ ğunlukla kamuoyunun yoğun ilgisine açık olmasından dolayı bölgedeki gelişmelerden her zaman layıkiyle haberdar edilmişler, fakat işe kendi kişi-

7

8

ASR, 4th series, c. L ( ı 88 1 ), ss. 207-9, "What are the li mi ts of the Right of l nterven­ tion for the Suppressian of Slavery and the Slave Trade" (Köleliğin ve Köle Ticareti­ nin Bastırılması Için Müdahale Hakk ı n ı n Sınırları Nelerd i r) Profesör Sheldon Amos'un Sosyal Bilim Kurumu Kongresi'ne sunulan bir tebliği. Bazı ı l ı m l ı l ı k ve kendini sınırl ama örnekleri için bkz. Aberdeen Papers, c. C, BM/Add. M s. 43 ı 38/3 ı 9-2 ı , Canni ng'den Aberdeen'e, özel, ı .3 .44; ibid./323, Aberdeen'den Canni ng'e, özel, 5.3.44; FO 84/ ı 324/ 1 30-2, Clarendon'dan Stan­ ton'a, 2 1 .2. 70; FO 84/ ı 370/ ı 65-6, Dı�işleri Bakanlığı topl antısı, 26-28.2. 73; FO 84/ 1 64 ı /ı 27-8, Lister'ın tutanağı 26. ı 0.83.


s e l i l gi l e r i n e v e d u r u m u n c i d diye t i n e b a ğl ı o l arak az y a d a ç o k

karışmışlardır.

Dışişleri bakanlığı içinde fikir teatisine belki de en iyi örnek aşağıdaki

bölümdür.9 Osmanlı köle ticaretinin bastırılmasına ilişkin karar alma süre­

ci ve ortaya çıkan sorunlara ışık tutabilmek için burada geniş verilmiştir.

Cidde'deki İngiliz konsolosluğundan Granville'e gönderilen 9 Kasım 1 8 84 tarihli gizli bir raporda Konsolos Jago, Zanzibar sultanının özel yatı

"Malika"nın Cidde limanında demirli olduğu bilgisinin kendisine verildi­

ğini bildirmekteydi. "Malika"da dördü hadım olan altı Babeşli çocuk ve

İstanbul'dan getirilen iki Çerkes !Gzı bulunmaktaydı. Bunların tümü Zan­

zibar sultanı için alınmıştı ve Zanzibar'a gitmek üzereydiler. Konsolos,

İngiliz gemilerinin müdahalesine karşı bir önlem olarak, kısa bir süre son­

ra kendisinden azat belgelerini onaylaması isteneceğini bekliyordu.

Bakanlık konsolasun raporunu alınca Clement Hill aşağıdaki tutanağı

yazdı:

" Bu çok mal a propos* bir bilgi. Şu anda Zanzibar sultanını kızdır­

mayı göze alamayız . Çerkeslere itiraz etmemeliyiz, daha önce de

etmedik, fakat Habeş hadımlar farklı . Buna karşın, kanımca şu an

için bir şey söylemememiz, bu raporun bir kopyasını Amiralliğe

gönderip, onlara. çok gizli bir biçimde müdahale etmemelerini an­ latmamız daha yerinde olacak. Kirk [ Zanzibar'daki İngiliz başkon-

solosu ve temsilcisi] durumdan haberdar olacak ve ne yapması ge­

rekeceğini bilecek, ben bir şey yapmayacağını düşünüyorum. Daha

sonra sultana böyle işleri bırakmasını söyleyebiliriz. " l O

Hill tutanağın yanı sıra bir talimat taslağı d a hazırlamıştı. Bunu oku­

yan müsteşar, Lord Edınund Fitzınaurice, Sir Julian Pauncifote'a gönder­

diği bir notta düşünederini yazıyordu .

" B u taslağı sevmedim . En azından tehlikeli. Dışarı sızdığını varsa­

yalım, en azından büyük bir gürültü kopacaktı . . . ve biz de politik

nedenlerden dolayı köle ticaretine göz yummalda suçlanacaktık.

Konsolos Jago'ya azat belgeleriyle ilgili normal yolu izlemesi, yani

kanıtların kendisini tatmin edip etmemesiyle ilgili olarak kabul veya

9

* 10

FO 84/ 1 674/ 1 25. yakı�ıksız (çev. notu). lbid., 3. 1 2.84 tari hli tutanak.

213


reddetmesi ve Malacca'nın bizim gemilerle şansını denemesine izin verınesi talimatını vermek en iyisi olmaz mıydı? Zanzibar sultanı niyetimizin ciddi olduğunu görürse bize daha çok saygı duyacak­ tır, başka bir deyişle o bir Doğuludur. " l l Bunun üzerine Sir Julian, Lord Granville'e yazdı: "Bu, Amiralliğe gönderilecek olan ve Fitzmaurice'in karşı çıktığı taslaktır. Zannediyorum ki siz de benim gibi, onunla aynı görüşte olacaksınız . Eğer öyleyse bu taslağı iptal edip, Konsolos Jago'ya, yola çıkmalarından önce kölelerin uygun bir biçimde azat edilme­ lerini sağlaması için tüm önlemleri alması telgrafını çekelim mi? " 1 2 Lord Granville, Fitzmaurice ve Pauncifote'un görüşünü kabul ederek taslağın yok edilmesini emretti. Aşağıdaki telgraf, onun talimatıyla, şitreli olarak 13 Aralık l 884'te Konsolos Jago'ya gönderildi: "3 no.lu Afrika raporunuz. Yola çıkmalarından önce kölelerin uy­ gun bir biçimde azat edilmesini sağlayın . " l 3

214

Sonunda bir bardak suda fırtma koparıldığı anlaşıldı. Azat belgeleri, belki de kendisinin de önermiş olduğu gibi İngiliz gemilerinin sultanın özel yatını alıkoymayacakları düşünüldüğü için, konsolasa onaylatılmadı ve "Malika" Kraliyer Do nanması 'nca aranmadı . l 4 Dışişleri yeniden sük(ı ­ nete kavuştu ; sıkıntılı bir durum atlanlınıştı. Fakat başka sıkıntıl ardan ka­ çınılamadı ve mecbmen uğraşıldı . Sıkıntıların çoğu denizlerde ve ınaj este­ lerinin gemilerinin yanlış yetki kullanınasıyla ortaya çıktı . Temmuz l 8 6 l 'de Zanzi bar'dan Cidde'ye gitmekte olan bir Osmanlı teknesi "Sidon" adlı İngiliz tirkateynince arandı . Teknenin köle ticareti yaptığından kuşkulanılıyordu . Osmanlılar, İngiliz tayf:1larının gemicileric alay ettiklerini , Osmanlı bayrağını küçük düşürdüklcrini , dövdükleri bir taybnın daha sonra öldüğünü ve 5 000 poundluk malı aldıktan sonra ge ­ miyi batırdıklarını iddia ettiler. Sorun iki yıldan fazla bir süre sonra, so­ nunda çözüldü ve İngilizler 5 7 5 0 pounddan t:lzla bir tazminat ödediler. Kasım l 866 'da Londra'daki Osmanlı büyükelçisi Kızıldeni z'in Arap kıyısı açıklarında geçen bir olayda "Pantaloon" adlı İngiliz gemisi subaylarının

lbid., 1 28-9, 9. 1 2.84 tarihli. 1 2 /bid./1 30, 1 2. 1 2.84 tari hli. 1 3 /bid./1 06. 1 4 /bid./ 1 36-7, Jago'dan Granville'e,

ll

ı 4 . ı 2.84.


davranışı hakkında dışişleri bakanlığına bir protestoda bulundu. Bu pro­ testoya göre, bu İngiliz kmvazörü, Osmanlı korveti "Lutifıye"yi durdur­ muş, barda etmiş ve aralarında İngilizlerin köle olduğundan kuşkulandığı 40 Yemenli de bulunan tayfaları, güvenede bir süre talim yaptırarak aşa­ ğılamıştı. Araştırm adan sonra, dışişleri bakanı, Babtali'den resmen özür diledi _ ı s Osmanlı tekneleri, kendilerine karşı biraz daha dikkatli davranıldığı için muhtemelen diğe rlerin den daha şanslı olmalarına rağme n , Kraliyet Donanması'nın çıkardığı bu olaylar istisnai değildi . 24 Oc ak l 870'te D�­ ğu Afrika Köle Ticareti Komitesi, Kont Clarendon'a bir rapor sundu . Ko­ mite, donanmanın ödül ve ganimet politikası ile, el koyma durumlarında­ ki hareketlerini elcştirmekteydi. 16 Köle ticareti yaptığından kuşkulanılan gemilerin, dumm kesinleşmeden tahrip edilmesi, tayfalann uzak yerlerde karaya çıkarılması ve suç olduğuna ex parte* karar verilmesi kabul edile­ mez uygulamalar olarak nitelendirilmekteydi. Doğu Mrika ticareti, Batı Mrika ticaretinden farklı olarak, hem yasal ticaret hem de köle ticareti ile uğraşan dhow'larla yürütüldüğü için, komite, suç kesinleşse bile teknele­ rin batırıtmasının haklı olamayacağını öne sürüyordu. l 8 70'lerde Osmanlı tebaa ve tekneleriyle ilgili başka olaylar da oldu : 1 7 Temmuz l 8 7 3 ' dc H.M.S. "Thetis" Kızıldeniz'deki Assab Koyu 'nda do­ laşırken , kaptaııın köle ticareti yaptıklarından kuşkulandığı lO dhow ilc

15

"Sidon" olayının ayrıntı ları için bkz. FO 84/ 1 1 44/1 96-205, yazışma- Russe l l , Musu­ rus Paşa (Osmanlı büyükelçisi, Londra), Rastand (Osmanlı konsolosu, Mauritius), 6.7-22. 8.6 1 ; FO 84/1 1 3 1 /33-53, yozışmo-Russell, Musurus Paşa, Rostand, 3- 1 0. 62; FO 84/ 1 204/ 1 98-204, yazışmo-Russell, Musurus Paşa, 30.6-7.8.63. "Pantaloon" için

16

*

17

bkz. FO 84/ 1 260/2 1 -33, yazışma-Musurus Paşa, Lord Stanley, 1 . 1 1 -7. 1 2.66. Accounts and Popers, 1 870, c. XVI , ss. 899-9 1 5, Doğu Afri ka Köle Ti careti Kom i ­ tes i ' n i n Kont Clarendon'o sunduğu rapor, 24. 1 . 70 (Krol iyet Donanmas ı ' n ı n burada değ i n i len eleştirisi için bkz. ss. 909, 9 1 1 , 9 1 3, 925). Tek taraf l ı (çev. notu).

"Thetis" o l ay ı n ı n ayrı ntıl arı i çi n bkz. FO 1 95/ 1 020, Slove Trade no. 9, Gronv i l l e'den E l l iot'a, 23.8.73; FO 84/1 370/ 1 1 4, Ell iot'tan Granvil le'e, 6.9. 73; FO 84/ 1 4 1 2/ 1 1 4, E l l i ot'tan Derby'ye, 26 . 1 0.75; FO 84/ 1 460/ 1 92-2 1 3 , Sir Louis MalJet'ten (daimi müsteşar, H i ndistan Bakanl ığı) D ı ş i ş l eri Bakan l ı ğ ı müsteşorıno ve ekler, 23.8.76; BFASS/Mss. Brit. Emp./S22/G 1 1 3 , Tuğgenerol Robert Show'dan Köleliği Önleme Derneği'ne, 23.2.75. "Wild Swon" olayı için bkz. FO 84/ 1 5 1 1 ! 1 77-9, Vivi an'don Sa­ li sbury'ye, 1 2.5.77. "Reody" içi n bkz. FO 84/ 1 5 1 0/308- 1 1 , N. H. Beyts'ten (vekôle­ ten C i d d e konsolosu) A. Beyt s ' e (kon s o l o s , C i dde) ve ekler, 1 8 . 1 2 . 78 ; F O 84/ 1 543/ 1 37, I stanbul'daki ingiliz büyükelçisine muhtıro, 24.2.79; ibid., Malet'ten Korotoderi Paşa'ya (horiciye nazırı), 29.4.79.

215


karşılaştı. Tekneler batırıldı ve köle oldukları düşünülen 30 zenci tayfa Aden'e götürüldü . Çatışma sırasında 4 kişi öldürülmüş ve sonra 2 1 6 ge­ mici bir adada terk edilmiş, yanlışlık anlaşılmca bir İngiliz gemisi tarafın­ dan kurtarılmışlardı. İngiltere 3 yıl süren dava sonucunda Osmanlılardan özür diledi ve 10.000 poundu aşan büyük bir tazminat ödemeyi kabul et­ ti . Mayıs 1 877'de H.M.S. "Wild Swan"m kumandanı, Mısır İngiliz baş­ konsolosuna gönderdiği özel bir mektupta, yasal olarak Osmanlı gemile­ rini arama ve el koyma hakkı olmamasına rağmen, içinde 49 köle bulunan bir Osmanlı gemisini zaptettiğini kabul etmekteydi. Donanma, geminin Cidde'deki Osmanlı yetkililerine teslim edilmesini emretmişti . Aralık 1 878'dc H .M.S "Rcady" Cidde yakınlarında, köle ticareti yaptıklarından kuşkulanılan 3 dhow'a el koydu . Güvertedeki Bedeviler boyun eğmeyi reddedince bir kavalamaca başlamış ve bu sırada Bedevilerden biri vurula­ rak öldürülmüştü . Olaydan sonra Bedeviler arasmda oluşan heyecan hem Osmanlı hem de İngiliz yetkililerini büyük ölçüde kaygılandırdı. Sorun İngilizlerin kan parası ödemeyi kabullenmekriyle sona erdi; Cidde'de ku­ rulan karına bir komisyon bu miktarı 5 5 0 pound olarak belirledi. 216

Donanmanın eylemlerinin hükümetin genel politikasmdan kaynaklan­ dığı ve onu desteklediği varsayılmasma rağmen bu aşırılıklar dışişleri ba­ . kanlığını büyük sıkmtıhira sokuyor ve bazen İngiltere'nin çabalarını ger­ çekten duraksatıyordu. Donanma, Atiantik ve Hint Okyanuslan ilc Basra Körfezi'nde köle ticaretini lx1stı rıııada old ukç<l başarı l ı olurken, Kızıldeniz ticareti ü zerinde pek az olumlu etkisi ol muştu . Bunun, yasal, politik ve teknik nedenleri vardı . İ ngiliz savaş gemilerinin l 8 80'e kadar Osmanlı gemil eri n i ara ı ı ı a ve onlara cl koyma hakkı bulunmuyordu ve Babıtıli ilc İ n gi l te r e aramıd a ki nazik ve özel ilişkilerden ötürü Londra, bir anlaşma yokken tc.: kı ı e l ni n e karşı h a reke te geçerek Osmanl ıları gücendi rnıeyi hiç istemiyordu . Teknik nede nl er , örne ği n Kı zıldeniz'in iki yakası arasmdaki kısa mes<lfe gibi, bölgenin coğratl koşullarının ticarete uygun olmasından ve yasal ticaret ile birlikte normal tekncierde yapılan küçük ölçekli köle ti ­ careriyle u ğraşnıanın güçl ükleri nden oluşuyordu . Diplomatik olmayan eylemleri tartışırken, bu kategoriye gi rmesine karşılık dışişleri bakanlığınm tam işbi rliğiyle girişilen bir eylemi kaydetıne­ liyiz. Bu, İngilizlerin 1 8 5 7'de Bab ul-Mendeb Boğazı'ndaki Perim Ad.lsı­ ' lll işgal etmesiydi . İngilizler Pe ri m 'i daha önce, Mayıs l 799'da Fransızla­ rm, Napulyon'un Mısır sefe rini Kızıldeniz yoluyla Hindistan 'a kadar muhtemel genişletme girişimlerine karşı bir önlem olarak, işgal etmişler­ di . Fransız tehdidi kalktıktan sonra ada boşaltılmıştı . Bununla birlikte, Süveyş Kanalı'nın, Fransız lıimavesinde yakında kazılması planlanınca, İn-


giltere Kızıldeniz'deki stratejik durumunu değerlendirmeye ve Perim'i "yeniden işgal"e karar verdi. Bunun üç nedeni vardı : l B

l . Eğer kanal kazılırsa Hindistan'a giden denizyolunu denetlemek. 2. Zeyla, Taeura ve Zanzibar kıyısından Yemen'e yapılmakta olan köle ticaretini durdurmak için daha iyi bir pozisyon elde etmek.

3 . Adada, ticaret gemilerinin geçişini büyük ölçüde kolaylaştıracak bir

fener inşa etmek.

Bombay valisi şöyle yazmaktaydı: "Kanımca bu küçük adanın önemini abartmak güçtür." bu

Fransızların İstanbul 'da müdahale edip engellemelerinden çekinilerek, toprağın İ ngiltere ye bırakılması için Babd.li'ye başvurulmadı ve 29 '

Aralık l 8 5 6'da Aden'den küçük bir keşif kuvvetinin Perim'i işgal etmesi emredildi . Görev hiçbir direnme olmaksızın başarıldı, çünkü düzenli ola­

rak balıkçı tekneleri yanaşmasına rağmen ada gayri meskundu. Sonuçlar Şubat l 8 5 7'de Bombay hükümetine bildirildi . Perim'in işgali, İngiliz­ ler'in Kızıldeniz'de köle ticaretini bastırma amacıyla harekete geçmesini bekleyen Cidde köle tacirleri arasmda epey endişe yaratmışn. l 9

I NGILIZLER NASIL ALDATlLDI

217

Esircileıin ve bu işi meslek olarak değil de küçük çapta yapaniann kur­ nazlıklarını alt etmek olanaksız değilse bile güçtii . Ticaret, Osmanlı yetki­

göz yumsa da yummasa da hala sürmekteydi. Gösterileceği gibi İn­ gilizlerin kendileri de hile kurbanı olacaklar ve değişik nedenlerden ötüıii

lileri

çevrelerindeki ticareti önleycmeyeceklerdi.

l 8 7 3 'te dışişleri bakanlığına, İngiliz buh arlıl a nyl a Kızıldeniz ve Mı­ İstan bul'a köle ticareti yapıldığı konusunda pek çok ra­ por ulaştı. 20 Fakat İngil iz hüküım;tinin sorunun boyutları üzerine alarma sır'dan İzmir ve

ı8

Peri m'in i şga l i

için

bkz.

FO

78/ı 333/3-6a, B ri gad i er

Coghlan'dan

(siyasi temsilci,

Aden) Yarbay Melville'e (Bombay hükümeti bakanı) 27.8.56; ibid./78-9, Cogh· lan'dan Doğu Hint Kumpanyası Gizli Komitesi sekreterine (Londra), 27. 1 0.56 (alın· tı); ibid; ı 9-2 1 , Bombay val isinin muhtırası, tarihsiz (Ekim ı 856 civarı); ibid./94b· 98, Coghlan'dan Teğmen Creig'e, 29. 1 2.56; ibid. / 1 0 3-6, Coghlan'dan Bombay hü· kümeti bakanına, 4.2.57. 19

MAE/Corr. Cons./Turquie/Djedda/c. 1, ss. 395-7, Gerant Ernerat'tan (Cidde) dışişleri bakanına, 1 6.9.57.

20

FO 84/ 1 370/ l 7 ı -2, Cu mberbatch'tan E l l iot'a, 1 3 . 3 . 73; FO 84/ 1 482/ ı 00-3, N i · xon'dan Derby'ye, 26.3.77; ibid./4, Kumandan Francis S. Clayton'dan Koremiral Sir. R. MacDonald'a, 2 1 .8.77; FO 84/1 450/ ı 58-9, Elliot'tan Derby'ye 1 4.4.76. ,


geçirilmesi 1 8 76'yı buldu. Bu yıl boyunca, Cidde'den İngiliz buharlıla­ rıyla taşınan hacıların yaptığı köle ticareti, bölgeden gelen pek çok rapor­ da ayrıntılarıyla anlatılmıştı. Cidde'den ayrılan İngiliz gemileri için satılan biletierin üzerine ad yazılımyar ve sorulduğunda gemi sahipleri ve kap­ tanlar hiçbir yolcu listesi gösteremiyorlardı . B öylece, Mekke ve Cidde'de köle satın alan hacılar bunları kolaylıkla kendi ülkelerinden Hicaz'a getir­ dikleri hanehalkı mensubu olarak tanıtabiliyorlardı . Hacılar daha sonra bu köleleri yol üzerinde, karaya çıktıklarında veya kendi kasabal arına ulaştık­ ları zaman satıyorlardı. Sir Henry Elliot Nisan 1 8 76'da, "kölelerin Türk ailelerinin mensubu olarak gösterilmcleri, denetimi olanaksız bir uygula­ madır" gözleminde bulunmaktaydı.

218

Sorun dışişleri bakanlığında tartışıldı ve uygulamanın engellenmesi için önlemler düşünüldü. 2 l Sahiplerine refakat eden kölelere karışılınama­ sı kararlaştırılırken, ister ev kullanımı isterse ticaret amacıyla olsun, yeni alımların önlenmesine karar verildi. Alınabilecek tek önlem, kölelerin sa­ yısının, cinsiyet ve eşicallerinin sahibin pasaportuna kaydedilmesi talebin­ de bulunmaktı. Fakat Cidde'deki İngiliz konsolosu yolcuların kimliklerini tahkik etmeye çalıştığında, Osmanlı yetkililerin engel çıkardıkları bildiril­ di. Sir Henry Layard, Osmanlı hariciye nazırma verdiği bir protestoda bu tür hareketleri şiddetle kınadı . Bu yıl içinde, Osmanlı pasaport yetkilileri­ nin tam işbirliği olmaksızın hiçbir kayıt biçiminin uygulanamayacağı açık­ ça anlaşıldı; konsoloslar, gemi sahipleri ve kaptanlar kendi başlarına pek az şey yapabilirlerdi . İngilizler, kendi gemi lcriyle yapılan küle ticaretini durdurma çabalarında d aha yetkili görünebilmek i çin, Aralık l 8 77 'de Cidde !imanına geçici olarak bir savaş gemisi gönderdiler; gemiye konso­ lasa bu konuda yardımcı olma talimatı verilmişti. fakat uygulama bütü ­ nüyle ortadan kalkmadı; daha seyrek ol masına rağmen, İstanbul'dan lüla başka olaylar bildiriliyordu. Başka bir hile biçimi, l877'de Cidde'den bildirildi. İngiliz savaş gemi­ lerince arandıklarında zarardan ve sıkmtıdan kurtulmak isteyen esirciler ve köle sahipleri, İngiliz konsolosluğuna başvurup kölelerini ve azat belgeleri­ ni göstererek, refakatlerindekilerin kendi ev köleleri veya azatlılan olduğu-

21

FO 84/ 1 482/ 1 08, 1 09, Dışişleri Bakanlığı Konsültasyonu-Wylde, Derby ve diğerleri , 5.77; ibid./80, Derby'den Nixon'a, 5.6.77. Bu sorunla i lg i l i belgeler, ibid./23-5, La­ yard'dan Safvet Paşa'ya, 25.6.77; ibid./223-8, Dışi şleri Bakanlığı Konsültasyonu, Wy lde, Derby ve dig., 4- 1 2.77; ibid. / 1 97-8, Derby'den Beyts'e, 1 4. 1 2. 66; F O 84/1 570/28 1 , Bôbıôli 'den Ingiliz elçiliği ne, 3 1 . 1 0.80; F O 84/1 596/ 1 22-3, Lord Duf­ ferin'den (büyükelçi, istar,bul) Granvi lle'e, 26.7.81 .


nun onayianmasını istiyorlardı.22 Bu o kadar yaygınlaşmıştı ki, bir keresin­ de, hac için Cidde'de bulunan bir İranlı albayın üç köle satın aldığı ve on­ ları İran'a götürmezden önce, İngiliz konsolosundan kölelerin uygun şekil­ de azat edildiklerini onaylamasını istediği bildirilmişti. Daha sonra köleler­ den ikisinin hadım olduğu, açıkça harem hizmeti veya yeniden satış niyetiy­ le satın alındığı anlaşılmıştı. Bu işlemin ne kadar kanıksandığı, Cicideli iki esircinin birbirlerine gönderdikleri mektuplar bölgede görevli bir İngiliz gemi kaptanının eline geçince ortaya çıkmıştı . Hacılara satılan ve daha son­ ra onların İran ve İstanbul'a götürdüğü yeni ithal edilmiş kölelerin adların­ dan oluşan bir liste ele geçmişti; liste, İngiliz konsolosluğunun kölelerin uygun şekilde azat edildiğini doğrulayan mührünü taşımaktaydı . Yine belirtelim ki, hacıların sürdürdüğü küçük çaptaki ve neredeyse özel köle ticaretini durd u rmak için pek az şey yapılabilmekteydi. İ ngilte­ re'nin, azar belgelerine daha kalıcı vasıf vermek ve köle tacirlerinin suiisti­ ınalini önlemek amacıyla bu belgelerin gerçek olduğunu onaylaması, as­ lında aramalardan ve dertlerden kurtaran ve kaçak ticareti yasallaştıran b ir işlem haline gelmişti . Sorunun özü şuydu: "alım limanı-taşıyıcı-boşaltım limanı" hattı "kaçakçılık yapılamaz" duruma getirilmedikçe, satışları kim­ se durduramazdı. Hac mevsiminde buharlıların kalabalığı ve Cidde'de sıkı pasaport kayıt ve denetleme işlemlerinin yapılmaması bu tür köle ticareti­ nin durdurulmasmı hemen hemen imkansız duruma getirmekteydi. Bu ­ nu nl a birlikte, hacıların ticareti İ n gilte re ' n in böğründeki en rahatsız edici diken de de ğildi . D aha d a utanç veren, b i r kraliyer kol onisi olan Malta yoluyla yapılan ticaretti. Malta'nın yeri, adayı Tunu s ve Trablus'tan İstanbul, İzmir, Bal­ kan limanları ve Doğu Akdeniz'e, çoğunlukla Girit ve Ege adalarına uğ­ rayarak giden denizyolunun doğa\ bir antreposu yapmıştı. Su ve yiyecek gereksinimi yüzünden Malta küçük ve orta boylu yelkenliler için h ayati bir mola yeriydi. Alternatif bir yol, Tra blus' tan Bingazi ve daha sonra Gi­ rit'e uğrayarak Doğu Akdeniz !imanlarına gitmek olabilirdi. 19. yü zyı lın sonuna kadar Trablus ve İstanbul arasında çalışan tüm buharlı hatları Malta'da mola vermekteydiler. l 870'lerin başında, Malta'nın köle ticaretinde kullanıldığı hakkında artan sayıdaki raporlar, İngiliz hükümetinin dikkatini sorun üzerinde

22

84/ 1 5 1 0/238-9, A. B. Wylde'dan (kansolos veki l i , Cidde) ibid. /259-50, A. B. Wylde'in ifadesi, 25.2.77; FO 84/ 1 594/357, dedi len kölelerin listesi, 6. 1 . 8 1 .

FO

Derby'ye, 1 6 . 2 . 77; konsoloslukta kay­

219


odaklaştırdı . Ağustos 1 8 72'de Elliot, Trablus'tan İstanbul'a Malta yoluy­ la yapılan ticaretin hatırı sayılır düzeyde olduğunu yazmaktaydı. Hem o hem de İstanbul'daki başkonsolos, transit yolcuların statüsünü doğrulaya­ cak uygun araştırınayı yürütınediği için Malta hükümetini suçluyor; Mal­ ta hükümetinin, sorunla uğraşmak ve köleleri azat etmek için Osmanlı İmparatorluğu'ndaki konsolosluklardan daha çok araca sahip ve daha iyi bir pozisyonda olduğunu söylüyorlardı .23

220

1 8 72 - 1 875 yılları arasında Malta valisi, kendi yönetimi altındaki me­ murların köle ticaretine göz yumdukları hakkındaki iddiaların soruşturul­ masını emrettikten sonra, Malta yetkililerinin gevşek veya hatalı oldukları­ nı şiddetle reddetti.24 Başlıca sonın, kölelerin kendilerinin (çoğu durum­ da haklı olarak) daha iyi bir yaşam bulmayı umdukları İstanbul'a gitmek için Trablus'tan ayrılmayı isteıneleriydi. Esircilerin talimatiarına bu yüz­ den boyun eğiyor, kendi istekleriyle ve hanehalkı mensubu olarak onları izlediklerini belirtiyorlardı. Yine de durumla başa çıkılabilmesi için İngiliz hükümeti bazı önlemler aldı. İlk adım, Ticaret Heyeti ( Board of Trade) aracılığıyla, gemi sahiplerinden köle olmasından kuşkulandıklarını taşıma­ maya dikkat etmelerinin istenmesiydi. Bunun sonuç vermediği anlaşılınca, Koloniler Bakanı, Malta valisinin, azat belgelerinde Kuzey Afrika kıyısm­ daki bir İngiliz konsolosluk yetkilisinin imzası olmayan zencileri taşıyan kaptan ve gemi sahiplerini bulmak için bir emir çıkartmasını önerdi . Bununla birlikte, yasal zorluklardan ötürü karar ertelendi, likir geçici

23

24

Malta aracılığı ile köle ti careti yapılması üzerine daha önceki raporlar için bkz. BFASS/Mss. Brit. Emp./S20/E2/20/54, John Scoble'den (Köleliği Önleme M:>erneği) Aberdeen'e, 1 3 . 1 .44; FO 84/774/20- 1 , Canning'ten Pal merston'o, 1 9 .7.49; FO 84/ 1 1 20/1 53-4, Herman'dan Vi ctor Houlton'o (Malta hükümeti birinci sekreteri), 30.4.60. Al ınon raporl arın soy ı s ı n ı n artmas ı , FO 84/ 1 34 1 /24 1 -2, Drummond­ Hoy'den Granvi l le'e, 9 . 5 .7 1 ; FO 84/ 1 427/ 1 -3, Cu mberbotch'ton Gronv i l le'e, 1 2. 1 .72; ibid./224-7, Stevens'don (konsolos, Nicoloieff.Molto'do izinde iken) Gron· vil le'e, 1 3. 1 2.72; ASR, 3rd series, c. XVIII ( 1 870- 1 ), s. 225, Times'ın editörüne gön­ derilen bir mektupton al ıntı, 29.9.71 (A. Borrister imzolı). Diğer ilgili belgeler: FO 84/ 1 427/43-43A, Ell iot'ton Gronville'e, 30.8.72; ibid./21 8-9, Francis'ten Ell iot'o, 29. 1 1 .72; FO 84/ 1 4 1 2/83-4, Elliot'ton Derby'ye, 1 2.2.75; FO 84/ 1 570/259-62, Fran­ cis'ten Gronville'e, 1 1 . 1 0.80. FO 84/ 1 427! 1 1 6-3 1 , Sir C. Von Stonbenzee'den Lord Kimberley'e (koloni ler bakanı), 8. 1 1 .72; FO 84/ 1 428/ 1 98-2 1 3, Von Stanbenzee'den Lord Carnarvon'o (koloniler ba­ kanı), 2 1 .7.74; FO 84/ 1 427/265-90, Ticaret Heyeti'nden Dışişleri Bakanlığı müste· şarına, 1 7. 3.73; ibid. / 1 83-95, Krol iyet avukatından Malta vali sine 1 .7.74; FO 84/ 1 428/ 1 60-2, R. Herbert'ten (Koloniler Bakanlığı) Dışişleri Bakanlığı müsteşorıno, 5.8.74.


olarak rafa kaldırıldı ve en sonunda Ağustos 1 8 76'da tekrar ele alındı.25 Bu arada, aramaları yoğunlaştırmak ve kanun dairesi içinde kalarak, Mal­ ta'dan kölelerin geçişini önlemek için çaba gösterilmişti. İstanbul'daki başkansalos tüm bunların başarısız olduğu gözleminde bulunuyor ve ek­ liyordu : "Yasal olarak yapabileceğimiz tek şey, köle ticareti denen bu ola­ yı dikkatle gözlemek, kölelerin denizyoluyla, zor kullanılarak veya istekle­ ri dışında taşınmalarını protesto etmek ve İngiliz tebaasının yasadışı bir ti­ carete katılmasını önlemektir." Maltalı yetkililerin gayet sıkı tuttukları arama taramalar, Babd.li'nin protestastma neden oldu. Zira polis arama sırasında kimliklerini anlamak amacıyla kadınları peçelerini açmaya zorluyordu .26 Malta Osmanlı konso­ losu, valiye, iki kez sert ve kızgın protesto göndererek, polisin sert yön­ temlerini eleştirdi . Ona göre ellerin görülmesi bir kadının rengini anla­ mak için yeterliydi; kadınların yabancılar önünde yüzlerini açmalarını iste­ yerek Müslümanların dini duygularını incitmeye hiç gerek yoktu. Yapılan bir somşturmadan sonra, ancak kadın memurların kadınlardan yüzlerini açmalarını isteyebilmeleri öneriidi ve işlemlere başka bazı değişiklikler de getirildi . Osmanlı hariciye nazırı, bu sakıncaların ortadan kaldırılması için Malta'da alınan önlemlerden duyduğu memnuniyeti Elliot'a bildirdi. 1 865 'ten önce İngiltere ve diğer ülkeler taratindan sık sık köle bulun­ durmak ve köle ticareti yapmakla eleştirilen ABD, Malta'nın dummunu, so­ runu kamuoyunun gözlerinden uzakta tutmak için ellerinden geleni yap­ makta olan İngilizleri sıkıntıya sokmak için kullandı.27 Trablus'taki Aıneri-

25

26

27

FO 84/ 1 429/234-7, Herbert'ten W . H . Wylde'a, 3 . 5 . 76; ibid. /396-7, W . H . Wylde'dan Herbert'e, 3 1 . 8 . 76; F O ,84/ 1 428/360- 1 , Francis'ten Houlton'a, 20. 1 . 75 (a�ağıda aktarılan); FO 84/ 1 429/ 1 1 7-8, Kolaniler Bakanl ığından Dı�i�leri Bakanl ı ­ ğı 'na, 9. 1 0.75. /bid. / 1 46-52, Nahum Duhany'den (konso los, Ma lta) Houlton'a, 1 6 . 7 . 74; F O 84/ 1 429/ 1 42-5, Duhany'den Van Stanbenzee'ye, 9.9 .75; ayrıca bkz. ibid./69-77, Musurus Pa�a'dan Derby'ye, 20. 1 1 -7. 1 2 .75; FO 84/ 1 428/ 1 44-5, Van Stanben­ zee'den Carnavon'a, 2 1 . 7 . 74; ibid./ 1 56-7. Pol i s muavininden pol i s müdürüne, 20.7.74; FO 84/ 1 429/ 1 46-66, polis muavini nden Malta valisine, 1 7.9. 75; ibid./28992, yazı�ma-Dı�i�leri Bakanlığı, Kolaniler Bakanl ığı, 29.5-3.6.76: FO 84/ 1 450!1 66, Safvet Pa�a'dan (hariciye nazın) Ell iot'a, 3 1 .7.76. FO 84/ 1 427/309- 1 0, Konsolos Vidal'dan Granville'e, 1 . 1 . 73; ibid ./3 1 3-5, Sir E . Thornton'dan (Ingiliz elçisi, Washington) Granvil le'e, 27. 1 0.73; ibid./332-3, Them­ ton'dan Granville'e, 1 5 . 1 2.73; FO 84!1 428/26-39, Benjamin Moran'dan (maslahat­ güzar, Londra) Derby'ye, 1 7. 3 . 74; ibid./270-2, Dışi�leri konsültasyonu, 1 . 75; FO 84/ 1 427/3 1 6-2 1 , Dışişleri konsültasyonu, 27. 1 0.73.

221


kan konsolosu, Malta yoluyla sürdürülen köle ticareti konusunda birkaç soruşturma yaptı ve ulaştığı sonuçları hem Amerikan hem de İngiliz dışiş­ leri bakanlıkianna sundu . Amerikan dışişleri bakanı sorunu Washing­ ton'daki İngiliz Elçiliği'nin, Londra'daki Amerikan maslahatgüzarı da İn­ giliz dışişleri bakanlığının dikkatine sundu . Amerikalılar, Babtali'ye verilen İngiliz takrirlerini biraz hatırlatır bir biçimde, Osmanlı İmparatorlu­ ğu'ndaki konsolosluklan aracılığıyla yardım etmeyi önermişlerdi. Bu İngi­ lizleri daha da çok sinirlendirdi. Bir dışişleri yetkilisi An1erikalıların sun­ duğu raporları "başbclası" olarak nitelendirirken, bir başkası da Amerika­ lıların Malta "skandalı" konusunda "bize hakaret etmeye oldukça düş ­ kün" olduklarını söylüyordu . Fakat dışişleri bakanlığını eleştirmek için fırsattan yararlananlar yalnız Amerikalılar değildi. Sir Henry Elliot ve İstanbul başkonsolosu, Malta'nın durumunu, hem kendilerinin hem de Osmanlı yetkililerinin köle ticareti­ nin bastırılması için u ğraşmak zorunda oldukları güçlükleri göstermekte kullanıyorlardı .28 Sir Philip Francis şunları yazıyordu: "Malta bir köle de­ posu yapılır ve İngiliz gemileri İstanbul'a köle taşırken, diğer hükümetle­ rin kusurunu açıkça teşhir etmemiz yakışık almaz. " 222

Ve Elliot şöyle söylüyordu: "Bu işe göz yumduğundaıı hiçbir zaman kıışkulanılmayacak olan Malta hükümeti, kanundan yakayı sıyırmak için yapılan bilderin üstesinden gclemiyorsa, çok daha az sayıda olması na Lığ;­ men, bazı zenciterin bu iğrenç ticarete t:ızla karşı çıkıl ınayan İ zmir ve İs­ tanbul 'a Mısır'dan buharlılarla kaçınimalarına pek de hayret edilmemesi gerektiğini belirtıneme izin verin." İ zmir'deki konsolos vekili Eylül l 8 7 5 'te, İngiliz gemileriyle Malta

üzeri nden köle taşınınasıııı n, İ n gilizlerin ticareti bastırmaları için sürekli sıkıştı rdığı Osmanlı yetkililerinde çok kötü bir etki yarattığı gözl eminde bulu nmaktaydı.

I N G I LT E RE'DE KAMUOY U N U N ROLÜ Diplomatik ve diplomatik olmayan resmi kanallar aracılığıyla İngiliz müdahalesini ayrıntılı olarak tartıştık. Bunlar, en önemli ve düzenli kulla­ nılan kanallar olmalarına karşılık, tek değildiler. Hükümetin Osmanlı kö­ leliği ve köle ticaretini ele alış biçiminden dolayı kimi zaman umutsuzluğa düşen Köleliği Önleme Derneği, mesajını doğrudan doğruya Osmanlılara

28

lbid./235-7, Franci s'ten E l l iot'a, 7. 1 1 .72. /bid./21 2-3, Elliot'tan Granvi l le'e, 6. 1 2. 72; FO 84/ 1 429/77-8, Joly'den Ell iot'a, 1 8.9.75.


vermeye çalışıyordu.29 Temmuz l 867'de dernek, Hariciye Nazırı Fuat Paşa aracılığıyla sultana köleliğe karşı davasını anlatn bir dilekçe yolladı. Fuat Paşa'nın yanıtı çok olumlu ve teşvik ediciydi. l 8 72'de Uluslararası Köleliği Önleme Derneği Bürosu, sultana bir tezkere yollayarak köleliğin ve köle ticaretinin kaldırılmasında ısrar etti. Bir yıl sonra benzer bir tezke­ re Mısır hıdivine gönderildi; hıdivin bunu olumlu yanıtiayarak bu yolda önlemler almaya söz verdiği bildiriliyordu. Bu girişimlerin olayların akışı veya Osmanlıların görüşleri üzerindeki etkisi pek az oldu. İngiliz kamu­ oyunu kendi aleylılerine çevirmekten çekinen Osmanlılar, İngiliz halkının ilerici diye nitelediğini bildikleri görüşleri açıklamaya dikkat ediyorlardı. Bıı görüşler, onların kölelik ve köle ticaretiyle ilgili kendi düşüncelerini elbette yansıtmıyordu . Bununla birlikte, bu bizi İngiliz hükümetinin Os­ manlı köle ticaretine ilişkin politika ve eylemlerinin biçimlendirilişinde ka­ ımıoyunun oynadığı veya oynamaya çalıştığı role getiriyor. İngiliz iç ve dış politikasının başka sorunlarıyla sıkı sıkıya ilintili olan ve bazıları yeni olmak üzere birçok çalışmada ayrıntılarıyla incelenen İn­ giltere'deki genel kölelik karşıtı kampanya, bizi burada ilgilendirmiyor.30 Bizi bu kitapta ilgilendiren, Köleliği Önleme Derneği'nin başını çektiği, Osmanlı köleliği ve köle ticaretiyle ilgili olarak kararlı hareket etmesini sağlamak için İngiliz hükümeti üzerinde bellibaşlı kamuoyu baskısı yaratına girişimleridir. Aslında dernek, imparatorlukta köleliğin kaldırılması için mücadeleyi hiçbir zaman bırakmaınıştı, buna rağmen, gördüğümüz gibi İngiliz hükümeti bu görüşü oldukça erken bir tarihte bırakmış, yerine elde edilmesi daha mümkün bir amaç olan Osmanlı köle ticaretinin bastırılması üzerinde yoğunlaşmıştı .

1 9 . yüzyılın ikinci yarısı boyunca dernek, çeşitli bakanlıklara, özellikle dışişleri bakanlığına çok sayıda muhtıra ve dilekçe \'ermiş ve zaman zaman parlamentodaki destekleyicileri, ilgili kabine üyelerine sorular yöneltmiş

Bkz. ASR, 3rd series, c. XV ( 1 867). s. 1 82-3 (metin dahi l); FO 84/1 324/94- 1 05, ya· zışma-EII iot, Francis, Cumberbatch, 8- 1 4.8.70 (Fuad'ın cevabı yetkili lerce aldatıcı ve Ingiliz kamuoyu üzerinde olumlu bir etki yaratması hesaplanarak verilmiş bir ce­ vap olarak değerlendiri lmişti); ASR, 3 rd series, c. XVI I I ( 1 872- 1 873) s. 1 90 (metin dahil); BFASS/Mss. Brit. Emp./51 8/C 1 6 1 / 1 82, Lord Enfield'den (Dışişleri Bakanlığı) Kölel iği Önleme Derneği sekreterine, 1 9.5.73. 30 Örneğin bkz. Howard Temperley, British Antislavery 1 833- 1 870, Londra, 1 972; Edith F. Huruwitz, Politics and the Public Conscience, Londra, 1 973, Suzanne Mi­ ers, Britain and the Ending of the 51ave Trade, New York, 1 975; M. Craton, J . Wal­ vin ve D. Wright, 51avery Abalition and Emancipation-Biack 51aves and the British Empire, Londra, 1 976.

29

223


ve konu üzerinde konuşmalar yapmışlardı . Atiantik köle ticaretinin yavaş yavaş gerileyişi ve ABD'de köleliğin l 865 'te ilga edilmesinden sonra ilga­ cıların ilgisinin büyük bölümü Yakındoğu ticaretine kaymış ve büyük Müslüman devletlerin sonuncusu olan Osmanlı İmparatorluğu üzerinde toplanmıştı. Dönemin büyük bölümünde İngiltere'nin Osmanlıların ya­ kın müttefıki olması ve pek çok İngilizin gözünde bu imparatorluğu ko­ ruyup kolladığının düşünülmesi, İngiliz taleplerine uyması için Babıali'ye yapılan baskıya haklılık kazandırıyordu.

224

Derneğin sürekli çabalarından biri, Osmanlı İmparatorluğu'nun gele­ ceğinde bir ağırlığı olan uluslararası konferansiara Osmanlı köleliği ve kö­ le ticaretinin kaldırılması konusunu getirmeye, İngiliz hükümetini ikna etrnekti. Stratejileri, çoğu kez toprak düzenlemeleri ve reformların uygu­ lanmasıyla ilgili taahhütterin bir bileşimini gerektiren genel bir anlaşma­ nın parçası olarak, Babtali'den bu konuda da bir ödün koparmaktı . Böyle­ ce dernek, Mart l 8 5 6'da, konunun Kırım Savaşı'ndan sonraki Paris Barış Konferansı'nda ele alınacağı umuduyla Palmerston'a bir dilekçe gönder­ mişti. Yine Temmuz l 874'te dernek, dışişleri bakanından, savaşta tarafla­ rın davranışıyla ilgili Brüksel Konferansı'nda, İngiliz temsilcilerine, "Mı­ sır, Türkiye ve diğer Müslüman ülkelerde" köleliğin kaldırılması konusu­ nu tartışmaya açmaları talimatını vermesini istemekteydi. Dernek, Aralık l 8 76'da bir girişimde daha bulundu. Bu kez konunun, İstanbul'da, Sır­ bistan, Karadağ, Bulgaristan ve Bosna-Hersek ayaklanmalarının yarattığı bunalımla uğraşmak üzere toplanan uluslararası konferansta* tartışılması­ nı istedi. Hükümet bütün bu istekleri, yukarıda sözü edilen konferansla­ rın alanı dışında oldukları gerekçesiyle reddctti .31 Dernek mücadeleden vazgcçmedi. l 878'de Berlin Kongresi topland ı ­ ğında, özellikle Osmanlı İmparatorluğu'ndaki kölelik v e köle ticaretine karşı bir karar çıkarmaları için devletleri ikna etmek üzere Berlin'e özel bir heyet gönderildi.32 Bu, İngiliz hükümeti derneğin istekleri doğrultu*

Tersane Konferansı (çev. notu) Tüm bu girişimlerin ayrıntıları için bkz. A5R, 3rd series, c. IV ( 1 856), ss. 8 1 -5 (me­ tin ss. 83-5, muhtıranın tarihi 7.3.56); ibid., c. VI ( 1 857), s. 1 3; BFA55/Mss. Brit. Emp./5 1 8/( 1 62/7, Derby adına Köleliği Önleme Derneği sekreterine, 24.6.74; FO 84/1 450/62-70, Kölel iği Önleme Derneği'nden Derby'ye, 29. 1 2.76; ibid./7 1 Dışişleri konsültasyonu tarihsiz; BFA55/Mss. Brit. Emp./5 1 8/C 1 6 1 /2 1 7, Pauncifote'tan Köle­ liği Önleme Derneği sekreteri ne, 1 3 . 1 .77; A5R, 3rd series, c. XX ( 1 876- 1 877), ss. 1 67-8. 32 A5R, 3rd series, c. XXI ( 1 878- 1 879), s. 57-6 1 , Berlin Kongresi'ne giden delegasya­ nun raporu, 1 5.7.78. Hükümete saldırı ibid., s. 98'dedir.

31


suncia bir kararı desteldemeyi yine reddettikten sonra yapılmıştı. Heyete göre, geri kalan devletler, İngiltere'nin geleneksel nüfuz sahasında yer al­ dığını kabul ettiideri bir konuda girişim önediğini almakta gönülsüzdü­ ler. Hayal lmıldığına uğrayan heyet Londra'ya kızgın döndü ve Disraeli hükümetinin "Osmanlı yanlısı" politikalarına saldırmaya devam etti. l 8 74'ten beri işbaşında bulunan Disraeli hükümeti, dernek gözünde pek iyi sicile sahip değildi. Realpolitiker bir tutum izleyen hükümet, köle­ ciliğin ilgası gibi bir davada ahlaki ilkeleri kurban eden Osmanlılarla fazla­ sıyla aynı çizgideydi. Dışişleri bakanlığı, Osmanlı'nın ayıplarını önemsiz göstermekle, büyükelçilik ve konsolosluklar da yalnızca Osmanlılarca sağ­ lanan bilgiye dayanıp, köle ticaretine ilişicin Osmanlı icraatını eleştiren ra­ porları reddetmekle suçlanıyorlardı .33 Bu saldırıya derneğin parlamento­ daki dostları da katılıyor ve saldırı bazen çok hırçınlaşıyordu . Eylül l 8 77'de Croydon'da Rt. Hon. Robert Lowe'm yaptığı bir konuşmada, aşağıdaki cümleler de vardı: "Düşkün Türkü, Ruslara karşı bir savaş aracı olarak bulundurmak gibi küçük, sefil bir amaç uğruna, Avrupa'da öncelilde bizim etkimiz yüzünden en iğrenç biçimiyle köle ticaretinin canlı kalmasına razı olduğumuz için kendi kendimize ne diyeceğiz? . . . Brezilya sahillerinde, bir Brezilyalının bir kargo götürmesine dayanamazken, Avru pa'nın kalbinde ve eski uygarlığın başkentinde köle ticaretini ayakta tu tmak için elimizden geleni yapıyoruz . B u yüzden ifade edemediğim kadar kuvvetle hissediyorum ki, Türk ile olan bağlaşmamız yü­ zünden kesinlikle alçalıyor ve rezil oluyoruz." Dernek, beldeneceği üzere 1 8 8 0 seçimlerinde Disraeli'nin Osmanlı köleliği ve köle ticaretine ilişkin politikalanm şiddetle eleştİren "Büyük Britanya Seçmenlerine Hitap"ı yayınladı .34 Bunun son cümlesi şöyleydi : "Seçmenlerin bu olguları ciddiyede gözden geçirmelerini salık veriyor ve seçim günü bunları tam olarak akıllarında tutacakianna inanıyoruz . "

33

34

BFASS/Mss. Brit. Emp./S22/G96, "Considerations as to what could most effectually be done at the present erisis (of a meeti ng of a European Conference) to get slavery done away with in Turkey once and for all." (Hal ihazı r [bi r Avrupa konferansında­ kil bunalı mda Türkiye'de kölel iğin tümüyle ortadan kaldırılması konusunda en etki­ li olarak ne yapılabileceğine dair düşünceler), 5.6.78; ASR, /oc. cit., ss. 67-9, Dr. Humphrey Sandwitch'ten Kölel iği Önleme Derneği'nin sekreterine, 22.7.78; ibid. , ss. 1 40-2, bir editör yazısr. Aşağıda aktan lan için, ASR, 3rd series, c. XX ( 1 876-7). ss. 1 72-3. ASR, 3rd series, c. XXII ( 1 880). ss. 39-40, Hitabın tarihi, 1 8.3.80.

225


Gladstone, Mi d-Lothian seçmenlerine yaptığı bir konuşmada derneğin hitabını geniş biçimde aktarmıştı . Ama iktidara geldiğinde o da, derneğin başvurularına kulak vermekte her zaman istekli olmadı. Mayıs 1 880'de "işlerinin yoğunluğu"nu ileri sürerek, Mısır'daki köle ticaretini konuşmak isteyen bir heyeti geri çevirdi. Mart 1 8 8 1 'de ise derneğin Mısır ve Su­ dan'daki kölelik üzerine bir mektubunu, "Majestelerinin Hükümeti daha acil kamu sorunlarından kurtulduğu zaman" bir heyeti kabul etmeye söz vererek yanıtlıyordu.35

226

Görülüyor ki, kamuoyunun rolü abartılmamalıdır. Herhangi bir İngiliz hükümeti, kamu duygularım ve iyi örgütlenmiş, sesi çok çıkan kölelik karşı­ tı "lobi"yi dikkate almak zorundaysa da, gerçekte hiçbir hükümet, bu ko ­ nunun Doğu politikasım etkikınesine izin vermemiştir. Yine de İngiliz hü­ kümetlerinin çoğu , halkın Osmanlı köle ticaretinin sona ermesini görme is­ teğini gerçekten paylaşıyordu. Dahası incelediğimiz dönemin büyük bölü­ mü boyunca, bu tutum ile, imparatorlukta Batı anlayışında reformlar yap­ ma yollarım arayan İngiliz dış politikasının başlıca amaçları arasında hiçbir çelişki yoktu . Bundan dolayı İngiltere, daha önce görmüş olduğumuz çe­ şitli yöntem ve araçlarla, Babıali'yi köle ticaretini bastırması için ikna etmek amacıyla Osmanlı'nın işlerine müdahale etmekte tereddüt etmedi . OSMA N L l LARlN KÖLE L i K VE KÖLE T iCARET I N E I L I�KIN TUTUMU Görenekçe kabul edilen, geleneklerle sürdürülen ve dince onaylanan kölelik Osmanlı toplumunun ayrılın�ı.z bir parçasıydı. 1 9 . yüzyılda uygu­ landığı biçimiyle kölelik yuınuşaktı ve Çerkesler arasındaki tarım köleliği hariç, Osmanlı sosyopolitik kültürü içinde bir gerilim oluşmasma neden olmamıştı. Köle ticaretinin yol açtığı acılar ve ölümler, i mparatorluğun kent merkezlerindeki köle sahiplerinin büyük çoğunluğunca pek az bilini­ yordu . Bu bilgiler çoğunlukla İngiliz raporları ve protestoları aracılığıyla sızdığında, abartılmış ve tarafgir oldukları düşünülüyordu . Her halükar­ da, ticaretle uğraşanların dışında, Osmanlıların çoğu ticaretin yapısı hak­ londa, ancak uzak yerler ve tanımadıkları ülkelerle özdeşleştirdikleri bula­ nık bir görüşe sahiplerdi. Bu yüzden imparatorlukta etkili bir kölelik kar-

35

Hitabın Gladstone'ca kullanılması, ibid., ss. 40· 1 . Gl adstone'un başbakanlığı sıra· s ında derneğe yaklaşımı için: BFASS/Mss. Brit. Emp./5 1 8/C 1 62/ 1 , J . A. Godley'den (Giadstone adına) C. Alien'e (Köleliği Önleme Derneği sekreteri), 24.5.80; ibid./2, E . W. Hami iten'dan (Giadstone adı na) Al ien'e , 21 .3.8 1


şıtı hareketin hiçbir zaman ortaya çıkmamış olması şaşırtıcı değildir. Bununla birlikte, kölelik bağlamında bir konu Osmanlı İmparatorlu­ ğu'nda sosyal düzenin uyumunu bozmuştur.36 Bu, Çerkes göçmenler arasında var olan ve l 8 60 'larda imparatorluğa giren tarım köleliğiydi. Çerkes köle sahipleri ve köleleri arasındaki sürtüşmeler kanun ve düzene bir tehdit olarak görülmekte ve hür doğmuş Müslüman Çerkes çoculdarı­ nın satılması Şeriat'a aykırı bulunarak reddedilmekteydi. Sonuç olarak Ba­ bıali bu yakınmaları ortadan kaldırmak için tedrici ilgaya yönelmişti . Afrikalı köleler açısından benzer bir gerilim ortaya çıkmamıştır, çünkü bunlar satın alındıklarında İsiama ihtida ettirilmekte ve tarımda çok sey­ rek kullanılmaktaydılar. Yine de İ ngiltere en saldırgan müdahaleci politi­ kasını tam da bu Afrikalı köle ticareti alanında gütmüştü. Bu politika Os­ manlılardan, politik ve daha küçük ölçekte de entelektüel olmak üzere iki tür tepki gelmesine neden olmuştu. İngiliz ilgacı baskılarına karşı Osmanlıların politik tepkilerindeki (aktif veya pasif ve değişik yoğunluk derecelerinde olmak üzere ) en önemli özelliğin sürekli bir direniş olduğu söylenebilir. Burada İngiliz politikası ve yol açtığı tepkilerle uğraşan Osmanlı memurları hakkında ve kendileri­ ne ait bazı ifadeler var. İngilizler 1 8 5 7 yasağını Mustafa Reşit Paşa'nın çabalarına atfediyorlardı; Sultan Abdülmecit de bir İngiliz temsilcisine bizzat köleliğe karşı olduğuna dair bir yorumda bulunmuştu. Sadrazam Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa, 1 8 54 'te Meclis-i Vükela'ya hitap ederken Çerkes ve Gürcü köle ticaretinin sınırla.nmasını şiddetle savunmuş tu. 37 Batum ordusu kumandanı Mustafa Paşa, Karadeniz'deki İngiliz ve Fransız koramirallerine gönderdiği bir mektupta Kıbrıslı'nın politikasını övmüştü . Söylendiğine göre büyük ıslahatçı Midhat Paşa, Abdülhamit'in cülus fermanında köle ticaretine karşı sert bir dil kullanılmasını önermişse de bu, metinden çıkarılmıştı. Aynı paşa, daha sonra Suriye'ye köle ithala­ tını durdurmak için Şam ve Hicaz arasmdaki hac kervanının kaldırılması gibi kesin bir önlem alınmasını önermişti . Üstlerine gönderdikleri rapor­ larda, 1 8 60'ta Massava, l 880'lerin sonunda da Cidde kaymakamlarının

36

37

Kölelik Osmanlı değer yargısı sistemine uymaktaydı , bu yüzden sosyal uyumu boz· mam ıştır. Yine de bu uyum 1 9. yy boyunca Batı etki siyle ciddi olarak tehdit edi l­ miş, sonunda yeni bir sosyal düzen ortaya çıkmıştır. Sultan Abdül mecit' in görüşleri ve ingilizieri n Mustafa Paşa'nın rolünü değerlendi­ rişleri için bkz. yukarıda ss. 1 2 1 - 1 23. Kıbrıslı'nın Çerkes köle ticaretine ilişki n tutu­ mu yukarıda ss. 99- 1 02' dedir.

227


her ikisi de köle ticaretini lanetlemişlerdi.38 Maalesef bu kanıtlar, hükü­ met çevrelerinde köle ticaretinin bastırılması veya köleliğin kaldırılması konularında geçerli olan görüşler hakkında herhangi bir genel gözlem ya­ pabilmemiz için haLi yetersizdir. Osmanlı aydınlarının tutumlarını ayrıntılı olarak araştırmak daha da güçtür. Her şeyden önce, kölelik ve köle ticareti konusunda kamuoyunun ilgisinin ne boyutlarda olduğunu belirlemede hala yeterli kanıta sahip de­ ğiliz. Fakat şurası kesindir ki bunlar çok tartışılan konular değildi ve ay­ dınların gündeminde pek büyük bir yer işgal etmiyordu. Ka.nıtlarımızın çoğu edebi kaynaklardan geliyor ve zenci değil özellikle beyaz kölelerle il­ gili; köle ticareti üzerine de pek bir şey söylemiyor. Yine de burada, karşı­ laştığımız en etkili yapıtları aktarmak ilginç olabilir.

228

Karşılaştığımız en açık kölelik karşıtı ifade Ahmet Midhat'ın l 8 74'te basılan "Esaret" adlı kısa hikayesindedir.39 Bu hikaye, üst sınıftan bir İs­ tanbul evinde büyütüten biri kız biri erkek iki Çerkes köle hakkındadır. Evin sahibinin birinci tekil şahıs olarak anlattığı hikayenin hazin bir sonu vardır ve kölelik kurumu şiddetle mahkum edilmektedir. Yazarın köleliği onayiamaclığını belirten açık ifadeler çeşitli yerlerde görülmektedir. İki köle arasındaki özel bir konuşma ayrıntılı olarak aktarılır; burada köleler yaşam koşullarından yakınmamalda birlikte özgürlüklerini yitirmiş olmala­ rına üzülürler. Kamışınanın bir noktasınd a kız, "Ah dilerim Allah'tan bizi satanların gözleri kör olsun" der. Kölelerin hazin ölümünden sonra, ya­ zar bir daha asla köle satın almamaya yemin ettiğini belirterek lıik<'ıyenin sonunda okuyucuya açılır: " Böyle ana kuzularını aıuLmndan babaları n ­ dan ayırıp d a bu ve eınsali nice bin vekayi ınü'ellimeye sebebiyet göster­ diklerinden dolayı satanlara ve alanlara !evm etmeye başladı m . " 1 8 76 yılında basılan İıı tilmh adlı romanında tanınmış şair, yazar ve düşünür Namık Kemal cariyeliği reddedişini dile getiriyordu . Benzeri bir tutum daha sonra Samipaşazade Sezai ' nin bir esir kız hakkında olan ve l 8 88 'de basılan romanı Sergiiz9·t'te ifade edilmiştir. Şerif Mardin romanı Toın A m ca )ıım Kıtiiibesi ile karşılaştırmakta ve Seı:giize!t'i n Osmanlı ay-

38

Mustafa Pa�a'nın Kıbrıslı'yı övmesi yukarıda ss. 1 O l · 1 02'dedir; Midhat Pa�a'nın görü�leri yukarıda ss. 1 9 1 1 93'dedir. Massava kaymakamının raporu yukarıda s. 1 7 1 'dedir. Cidde kaymakamının raporu i se yukarıda, s. 1 99'dadır. Ahmet Midhat, Letôif·i Rivayat, c. 1, I stanbul, 1 290, ss. 45- 1 04. Bu paragraftaki göndermeler �u soyfalara yapılmı�tır: 49-5 1 , 56-7, 75, 1 03; 68-73; alıntı l ar sırasıyl a ss. 73-4 ve 1 03'tendir. ·

39


dmiarı üzerinde, Stowe'un kitabının Amerika'da yarattığı etkiyi uyandır­ dığılll ileri sürmektedir. Sezai'nin bu kitabı Sultan I I . Abdülhamit'in san­ süıiince yasaklanmıştı.40 Mardin ayrıca imparatorlukta kölelik eleştirisinin, kadınların durı.ı muy­ la ilgili daha geniş bir tartışmadan türemiyorsa da, bu tartışmayla yakın­ dan ilişkili olduğunu söylüyor. 19. yüzyılın Osmanlı romanlarında baskın olan iki temanın, kadınların özgürleşmesi ile üst sınıf erkeklerinin Batılı­ !aşması olduğunu ileri sürüyor. Naınık Kemal , Sezai ve diğerleri, kadın kendi istediği gibi hareket edemediği ve serbest olmadığı için kölelerle aşk yaşamaya karşı şiddetli bir nefret duymaktaydılar. Yine de bu yazarlar bile yalnız beyaz kadın köleliği ilc uğraşmış, zenci köleliği veya köle ticareti ile ilgilenmemişlerdir. Onların köleliğe karşı tu­ tumları kendiliğinden gelişmiş veya içselleştirilmiş B atı görüşlerinin bir sonucu olabilir, fakat Osmanlı İmparatorluğu'na yönelik Mrikalı köle ti­ caretinin bastırılması yolunu arayan İngiliz baskısına, doğrudan tepki gös­ termemişlerdir. Acaba İngiltere ve diğer Batı Avrupa ülkelerinde Osmanlı köleliği veya köle ticaretiyle ilgili hüküm süren havadan haberdar mıydı­ lar? İngiltere ve Dış Ülkelerde Köleliğini Önleme Derneği'nin bu konularda yayınladıklarını okumuş muydul;u·? Açıkça söylemeliyiz ki bu sorular<ı doyurucu bir yanıt verebilınemiz için daha çok araştırma yapılınası ge ­ rekmektedir. [stanbul eliti Batı görüşleri \ " C tarzına açık tek Osmanlı grubu değildi. Kahire ve İskenderiye'de orta ve üst sınıfların da, Avrupalılarla bu kadar hatta belki daha t:lzla ilişkileri vardı. Fransa'nın en etkin ilgacılarmdan biri olan Kardinal Lavijerie, 1 Temmuz 1 8 88 'de , Paris'te St. Sulpicc Kilise­ si'nde bir koınışına yapmıştı . Kardinal, kölelik ve köle ticaretinin Orta Afri­ ka'da yol açtığı kötülüklerden ötürü İslamı lanetlemekteydi. D i nleyici ler arasında, kardiıul in sözlerinden çok ineinen Fransız eğitimli bir Mısırlı, A h met Şefik Bey oturu yord u . Ahmed Şet!k bu konuşmaya tepki ol a r a k UEscla Pa,_qe au point de Pztc m usuhmm adlı Fransızca kıs a bir kitap yazdı . 4 1 Ş dik'in

kitabı İslamın ve kölelik konusundaki insancıl İslam görüşü -

40

Serif Mardin, "Super Westernization in Urban l ife in the Ottoman Empire in the Last Quarter of the Ni neteenth Century" Peter Benedict ve dig. (ed), Turkey, Geog­ raphic and Social Perspectives, Le iden, 1 974, ss. 403-46' da.

41

Ahmed Chefik, L 'Esc/avage a u p oint de vue Musulman (Kah i re, 1 89 1 ) v e Ahmed Zeki ' n i n Arapça çevirisi, ei-Rıkk fi'l- islôm, Ka h i re 1 892. Göndermeler A ra pç a çevi­ r i y e aittir. Bu kitap Gabriel Baer tarafından tartışılmıştır (Baer, ss. 1 87-8). ,

229


nün bir savunusudur. Yazar İslamın köleliği ilga etmek istediğini, fakat sosyal yapıya çok zarar vermeden bunu yapamadığı için kuruımı hiç ol­ mazsa yumuşatma yolunu seçmiş olduğunu ileri sürer. Daha sonra da o sırada Mısır'da bulunan kölelerin aslında yasal olarak, Şeri anlamda köle olmadıklarını ve hemen azat edilmeleri gereken kaçınlmış kişiler olduğu­ nu belirtir. Bu kitapta Afrika köleliği ve köle ticaretine yöneltilen Batı eleştirilerine doğmdan bir yanıt görüyoru z. Kitabın zenci köleliğinin yay­ gın olduğu Mısır'dan gelmesi de gayet uygun düşmektedir. Kitap, Mısır ve yabancı basınında tartışıldı ve Arapçaya çevrildi. Ayrıca o sırada Belçika'daki Osmanlı büyükelçisi ve 1 889- 1 890 Brüksel Konte ran­ sı'nda Babıali'nin temsilcisi olan eski Osmanlı Hariciye Nazırı Karatodori Paşa'dan ilginç bir tepki gelmesine neden oldu.42 Bu yüksek rütbeli gayri Müslim yetkili, Şefık'e mektubunda Müslümanların kölelik ve köle ticareti hakkındaki insancıl tutumlarını Avnıpalılara anlatmaya çalışırken nasıl hayal kırıklığına uğradığını açığa vurmaktadır. Karatodori Paşa daha sonra Avru­ palıları cehaletle suçlamakta ve onların görüşlerine karşı çıkarken kendisine gerekli cephaneyi sağladığı için Şefık'e teşekkür etmektedir. 230

Bu çerçeveye girebilecek iki başka örnek daha verebiliriz. Bunlar Os­ manlı İmparatorluğu'nun parçaları olmamakla birlikte yine de aynı çevre, İslam-Akdeniz kültürü içinde düşünülebilecek Tunus ve Fas'tan gelmek­ tedir. Yalnız sözde bir Osmanlı ocağı olan Tunus, köle ticaretini Ahmed Bey döneminde, l 84 1 gibi erken bir tarihte sımdamaya çalışmıştı. 3 1 Ekim 1 8 63'te Tunus kenti belediye başkanı Husayn Paşa, bu kentteki Anıerikan Başkonsolosu Amos Perry'nin Tunus'taki kölelik kanununu so­ ruşturan mektubunu yanıtladı.43 Fazlasıyla Batılılaşmış olduğn açıkÇel an­ laşılan paşa, İslamın kölelik kavramını ve Ahmed Bey'in bu uygulamayı aşamalı olarak Tunus'tan kaldırma politikasını açıklamaktaydı . Paşa, daha sonra ilga için ekonomik nedenler göstermekte, özgür bir insanın bir kö-

42 43

Şefik, ss. 1 30·3. Tunus'ta köle ticaretini kısıtl amaya çal ı �an girişimlerin ayrıntıları için bkz. L. Cari Brown, The Tunisia af Ahmad Bey, 1 837- 1 855, Pri nceton, 1 974, ss. 32 1 ·5. Husayn Paşa'nın mektubu Salim Faris al-Shidyaq (ed), Kanz ai-Ragha'ib fi Muntak.hab ai­ Jawa'ib, c. VI, Istanbul, 1 295, ss. 46-5 1 . Bu metin ayrıca Ra'if Khüri, ai·Fik.r al-Ara­ bi 'I·Hadith, Beyrut, 1 973, ss. 278-84'te de aktarılmıştır. Orijinal metni Amerikan arşivlerinde bulamadım, ki bu Arapça metnin gerçekliği konusunda bir soru uyan­ dırabii ir. Eğer sahte ise, bunu kimin ne amaçla yazmış olabileceğini sorabi liriz. Yi­ ne de, 1 870'1erin sonunda Kanz'da yer alması bi le, istanbul'daki edebi çevrelerdeki görüş değişikliğinin bel irti sidir. Ayrıca bkz. USNA/Record Group No 84, Tunus konsolosluğu, Amos Perry'den Hüsayn Paşa'ya, 1 2 . 1 1 .63 (ss . 1 78-80).


!eden daha verimli olduğunu, bunun köleliğin artık bulunmadığı ülkele­ rin daha zengin oluşunu açıkladığını öne sürmekteydi. Paşa, mektubunu, Amerikalılan "insanlık ve merhamet" adına kölelik konusundaki tutumla­ rını bir kez daha düşünmeye çağırarak bitiriyordu.44 Son örnek bizi Fas Krallığı'na götürür. 19. yüzyıl İslamında belki de en güçlü kölelik ve köle ticareti eleştirisi bir Faslı tarihçi olan Ahmed al ­ Nasiri tarafından 1 8 8 1 'de yazılan Mağrib tarihinde ( kitab al- İstiqsa) ya­ pılmıştır. 45 Al-N asiri, Afrika' da zenciler üzerine yapılan köle akınlarını İs­ lam ve insanlığa aykırı olarak kınaınaktadır. Nasiri'nin iddialarının önemi, İslam kanununun köleleştirmeyi ve köle ticaretini yasakladığını gösterme çabasındadır. Sekiz yıl sonra Şefik'in yaptığı gibi, Al- Nasiri de cihadda yenilen dinsizlerin köle yapılınaları konusunda Şeriat'ın verdiği iznin artık uygulanamayacağını belirtmektedir. Dar-ül İslaın'a sınır olan bölgelerdeki zencilerden çoğunun islamı zaten kabul etmiş olduklarını ekleyen Nasiri, bundan dolayı köle yapılmalarının yasal olmadığını söylemektedir. Kısaca, burada aktardığımız Osmanlı yazarlarının imparatorluk yaşa­ mının bir parçası olarak düşündükleri kölelikle ilgili sosyokültürel görüş­ lerinde, eskiden var olan uyum bozulmuş görünüyor. Yüzlerce yıllık uygulamanın çevresinde daha önce olmayan türden ahlaki bir gerilim gelişmeye başlamıştı. Bazılarında bu duygu kadınların özgürleşmesi üzerine geliştirdi kleri görüşlerin bir yan ürünü olarak, bazılarında da Batılı görüşleri n özüınsenınesinin bir sonucu olarak ort<ıya çıkmaktaydı; fakat başka bir grup için bu, Avmpa'nın politik ve entelektüel saldırısına karşı bir sav unm a tepkisiydi. Ne olursa olsun ortada kölelik ve köle ticaretine ilişkin b i r huzursuzluk vardı . Hissedenler için bu duygu, 1 9 . yüzyılın düşünen Osmanlı larının pek çoğunun içinde bulundukları zaten güç duruma eklendi . Bunlar, Osmanlı kültürünün üstün olduğu ideal ahlaki alanda, Ba­ tılılaşınaııın geçerli olmadığı yolundaki geleneksel tavırlarını korumanın gini k�·e daha güç oldu ğumı anbyacakbrdı . Bazıları Batı tıkirierine dönecek, bazıları da İsiama sığınacaklardı.

44

45

Bu, Özgürlük Beyannamesi'nden ı O ay sonra, iç savaş hôlô sürerken ve kongrenin ı 3. maddeyi ı Şubat ı 865'te kabul etmesinden ve aynı yılın sonunda eyaletlerin üçte ikisinin onaylamasından öncedir. Ahmad ai-Nasiri, Kitab al-istiksa'li-Akhbar Duwal ai-Magttrib ai-Aqsa', c. V, Ka­ mhlcınkcı. ı 955. ss. ı 3 ı vd.

231


SONSÖZ

O

232

smanlı köle ticaretini 1 840'larda izlemeye başladığımızda, yılda l O .OOO'in üzerinde köle yasal ve apk olarak imparatorluğa ithal edilmek­ teydi. Tüm büyük kentlerde esir pazarları vardı ve hizmet köleliği sulta­ nın ülkelerinin birçoğunda yaygındı. Bunların tümü elli yıl içinde değişe­ cekti . 19. yüzyılın son on yılına gelince, ancak pek az sayıda köle kanuna rağmen kaçak satılacak ve köle nüfusu önemli ölçüde azalacaktı. Nasıl ve neden böyle olduğu, bu kitabın konusudur. Bitirirken böylesine köklü bir sosyal olgunun ortadan kalkışı üzerine son bir bakış yerinde olabilir. Köleliğin ve köle ticaretinin birbirlerine bağımlı oldukları açıktır. 1 9 . yüzyıldaki İngiliz devlet adamları, diplamatları v e "ilgacı"ları d a bunu bi ­ liyordu . Fakat aralarında, bu karşılıklı bağımlılığın kesin yapısı ve bu ko­ nuyla uğraşma yöntemleri konusunda bir anlaşma yoknı . Uygulamanın ortadan kaldırılması girişimlerinde, köleliğin ilgasının mı yoksa köle tica­ retinin bastırılmasının ını önce gelmesi gerektiği sık sık rartışılmaktaydı . Bazıları, kölelik yasal bir statü ol<lrak kaldıkça, köle ticaretinin de sürc ­ ceğini düşünmekteydi . Başkaları ise, eğer ticaret durdurulursa, köleliğin de bunun sonucunda tedrici olarak ortadan kalk<Kağını tartışmaktaydılar. Ancak, Osmanlı toplumunu tanıyan sadece birkaç gözlemci, İslam ve Batı sosyokültürel kalıpları arasındaki köklü farklılıkların bilincindeydi ve yal­ nız onlar köleliği n sonuna giden her iki yolun da muazzam güçlüklerle dolu olduğunu anlamışlardı. l 8 60'lardaki Çerkes göçüne dek Osmanlı İmparatorluğu'nda tarımsal köleliğin olmadığını görmüştük. Bu uygulamanın Osmanlılara çıkardığı sorunlar köleliğin tedrici ilgası ile dahili olarak çözümlenmişti. Fakat sos­ yal terimlerle konuşacak olu rsak, 1 9 . yüzyıl boyunca Osmanlı köleliğinin ağırlık merkezi, son derece önemli harem sisteminin asıl bölümü olan hizmet köleliğiydi. Mütevetl:1 Marshall Hodgson İslam toplumunda hane


örgütlenmesindeki merkeziliği vurgulamaktaydı. ı Hodgson B atı ailesi içindeki tek eşlilik ve katı hiyerarşik ilişkilerin, "yasal" zevceye, hem koca­ sının misafirlerinin evsahibesi olarak içerde hem de dışarda üstün statü sağladığını belirtmişti . Batıda hizmet kölelerinin yerini henüz erken bir dönemde özgür hizmetçiler almıştı . Buna karşılık İslam'da kadın ayrımı­ nın katı kuralları, insanların misafirlikten daha çok hoşlandığı, gevşek sınıf yapısına sahip bir toplumda, erkek misafirlere kadının ulaşılmaz olduğunu vurgulamak için gerekliydi . Hane içinde çeşitli eşler ve odalıklar için ayrı bölümler kurma gereksinimi ise en iyi hizmet köleliğiyle karşılanıyordu . Harem bölümünde, tüm eşler, odalıklar, hizmetçi köleler, her iki cins­ ten çocuklar ve kadın akrabalar bulunurdu . Hepsi erkekler dünyasından ayrı olan haremierin oluşturduğu sosyal ağ, İslamın kent alanında yayılı­ yor ve kendi içinde etkili, güçlü bir dünya yaratıyordu. Burada kadınlar kadmları yönetiyor, dışardaki erkekler dünyasını idare etmek için yollar deniyor, erkek çocuğun yetiştirilme tarzınm yapısı ve niteliğini belirliyor, sık sık da devlet işlerini etkiliyorlardı. Hodgson'ın işaret ettiği üzere, harem sistemi ancak zengin üst sınıf ai­ leleri arasında tam olarak gelişmişti. Fakat bu sınıflar Saray hareminin yapısı ve yaşam biçimini taklit etmek için hiçbir çabayı esirgemedikleri gibi, toplumun geri kalanı da üst sınıt1ara benzemek için elinden geleni yapıyordu . Peçe takılması ve kadınların ayrıını kuraldı ve herkes alabildiği ve besieyebildiği kadar köle sahibi oluyordu . Statü ve prestij çoğunlukla bir kişinin hanehalkı nın büyüklüğü ve aileye ait kölelerin sayısı ile ölçiiliiyordu . Aslında Osmanlı toplumund aki köleler yalnızca aile mensupl arı tarafmdan sahip olunup, kul lanılmıyorlardı; gerçekten de rıiledendileı·. Köle-efendi ilişkileri sosyal ve yasal olarak her iki taraf için efendi -özgür hizmetçi ilişkilerinde olduğundan çok daha bağlayıcıydı; d aha çok taah­ hüt altına giriyorlardı . Hatta azat ve evlilikten sonra bile bu bağlar, ilgili he rkesin yararına olarak çoğunl ukla korunuyordu . Asl ında, O sm anlı köleliğinin yumuşak yapısının, hem efendi hem köleyi, kurumun kal­ dırılışma karşı çıkmaya sevk ettiği öne sürülebilir. Böylece köleliğe müda­ hale , ailenin özel yaşamına bir saldırı ve kuvvetle korunan mahremiyetinin ihlal edilişi olarak düşünülüyordu . Köle üretme diye bir uygulamamu olmaması ve Şeriat'ın azat etmeyi teşvik etmesi , köl eliğin varlığının sürdürülmesini bütünüyle köle it-

Marshall G.

S.

Hodgson,

The Venture o f Islam,

c. ll, Chicago,

1 974, ss. 1 40-5, 354-5.

233


halatma bağımlı kılmaktaydı. Bundan dolayı ticareti engelleme yolundaki herhangi bir girişim, Osmanlılarca imparatorluktaki geleneksel toplum ve aile yaşamına yönelik bir tehdit olarak görülüyordu. Eğer farkında olsay­ dılar, belki de birçok Osmanlı, köle ticaretinin adaletsizliğine itiraz edecekler, fakat büyük bir olasılıkla haremleri için köle arzının devam et­ mesinde hala ısrarlı olacaklardı. O zaman, Osmanlıların köle ticaretinin bastırılmasına direnişlerinin temeli genelde sosyokültüreldi ve derine kök salmış, çok mahrem bir kurumdan vazgeçmek istememelerinden kaynak­ lanıyordu.

234

Şeriat, köle statüsü içinde renk ayrımlarını tanımazsa da, Osmanlı hiz­ met köleleri2 başlıca iki sınıftan, beyaz ve Atrikalılardan oluşuyordu . Af­ rikalı kölelerin hemen tümü bedeni işlerle uğraşır ve sosyal merdivende çok yukarılara tırmanmayı düşünemezlerdi. Pek çok beyaz köle de hiz­ metçi ve refakatçi olmak üzere ç alı ştırılıyors a da, genellikle, üst sınıf er­ kekleriyle evlenme suretiyle daha iyi bir hayat elde etme umutları vardı . Irklar arası evlilik, özellikle Osmanlı toplumunun üst çevrelerinde seyrek­ ti . Büyük çoğunluğu beyaz olan bu elitin beyaz kölelere karşı tutumları, yaygın bir "aynılık" duygusunca psikolojik olarak bclirleniyordu . Aslında bütün beyaz köleler bütün Mrikalı kölelerden daha iyi durumda değildi ama, ilerleme umudu ve olasılığı açıkça renge bağlıydı. Çerkes ve Gi.i rcü köle ticareti , Ati-ikalı ticaretinden daha az karmaşıktı çünkü yoll ar daha kısa, yol c u l u k daha kolayd ı ve tica ret başta İ n gi l i zl e r o l mak üzere yabancı gözl e mi n e o kadar da açık d e ğ i l di Bu, d e ği şik ı rktan köleler arasın daki stat(i t:u·kbrına e k olarak, Afrika ve Katb1sya t i c a re t ­ l eri nin bastın l mahırımn da birbi rl e ri nden C1 rklı oluşunu <1Çıklıyor. ,

.

lCükasya köle ticaretine m (idalıale

gi ri şi m leri ne daha t:1zla

halde, Atrika s a lınesin d e görli nüşte İngiliz güdüldü.

isteklerine

d i re n i l diği uyulma p ol i ti ka sı

Köle ticaretini bastırmak için alınan önlemlerin b i r son ucu olarak, im­ paratorlukta köle elde etmek, l880'lerde daha güç ol m uştu. Kölelerin yerini aşamalı olarak özgür hizmetçi emeği almıştı. Gabriel Baer, 1 9 . yü z­ yılın son on yılında, Mısır\-Lı , b i r özgür e m e k piy asa sının ortaya çıkışıyhı bunun kolaylaştığılll gös terın i şt i r 3 Mısır bük(imeti b u yıll arda a z a t büro.

2

3

Çerkes göçmenler arasındaki tarım köleliği farklı bir kategori oluşturmaktaydı; V. Bölüm'de ayrıntılarıyla tartı�ı lmıştır. Baer, ss. 1 86-7.


lan aracılığıyla pek çok köleyi serbest bırakmış, bunlar da artık lonca şeyh­ lerince denetlenıneyen ve yönetilıneyen kent işgücüne katılınışlardı. Baer, aynı zamanda, Mısır kamuoyunun Avrupalılaşan kısımlarında kölelik kar­ şıtı görüşlerin kök salınaya başlamış olduğu sonucuna da varınıştır. l 8 80'ler ve l 890'larda, Osmanlı İ mparatorluğu'nda İstanbul'dan et­ kilenen kent merkezlerinde de bazı paralel gelişıneler vardı. Fakat, İngiliz işgalincieki Mısır'da görüldüğü gibi, hüküınetçe başlatılan ve yürütülen kitlesel bir köle azat etme eylemi olmaması, Osmanlı köleliğinin ortadan kalkışının daha yavaş ve daha tedrici bir süreç olduğunu gösteriyor . Görünüşe göre, emek pazarına hiçbir zaman büyük sayılarda azatlı köle "atılmamış"tır. Herhangi bir ani ev hizmetçisi kıtlığı da görünmüyor. Daha çok, kötüleşen ekonomik koşullar üst sınıf hanehalkının hacmiy­ le birlikte onları çekip çevirmek için gerekli kölelerin sayısını da tedrici olarak küçültmüştür. Fazla insan gücü azat edilmekte, fakat yaşlı köleler azattan sonra bile sahipleriyle kalmayı yeğleınekteydiler. Yeni yardım gerektiğinde, yoksul beyaz veya zenci aileler, hür çocuklarını bu ailelere hizmetçi olarak vererek kendilerini, isteyerek daha zengin patran ailelere bağlıyorlardı. Bu serbest patronajın yapısı, yasal yönü hariç aynen köleliğe benzemekteydi. Böylece hane köleliğinden hür ev hizmetine yumuşak bir geçiş, tüm sınıBarda Osmanlı ailelerinin geleneksel yapısına en az zararı vererek yaşandı . Eski yaşam biçimlerinin değişmesi gibi daha kesin bir sosyal değişiklik, Osmanlı İmparatorluğu'nun küllerinden yeni bir Türkiye'nin çıktığı daha sonraki yıllara, daha zorlu zamanlara bırakılacaktı . Bu kitap kültürler arası algılamalar ve sosyokültürel olarak belirlenen kölelik gibi kurumların ele alınmasında karşılaşılan güçlüklere bir gönder­ meyle başl amıştı. Benzer bir notla bitirmemiz uygun düşecek. Tam an­ lanııyla Batılılaşınış üst sınıftan bir Türk hanımının, l963'te mükemmel bir aile tarihi yazarken Osmanlı köleliği konusuna değindiğinde, huzur­ suz olduğu belliydi. Emine Foat Tugay "On Dokuzuncu Yüzyılda Os­ manlı Yönetiminde Köleler"e özel bir ek ayırmayı gerekli bulmuştu ." Baş­ langıçta şöyle yazıyordu: "Osmanlı yönetimi sırasında köleler ailenin öyle birer parçasıydılar ki konuyu ayrıntılanyle ele alıyorum, yoksa bu döne­ min herhangi bir tasviri eksik kalırdı. Köleler ve harem yaşamına ilişkin o

4

Emine Foot Tugay, Three don, 1 963, s s . 303- 1 2.

Centuries, Family Chronicles of Turkey and Egypt,

Lon­

23.'i


kadar yanlış bilgiler ve aslından o kadar farklı yargılar yayınlanmıştır ki, gerçek olguların burada kısaca tanımlanması yersiz olmayacaktır." Böylece Tugay'ın yargısı birçok çağdaş Türk'ün ve başka Müslüman­ ların ikili sorununu yansıtmaktadır; bu sorunu 1 9 . yüzyıldaki seletleri de paylaşmıştı: Kendi toplumunda köleliğin ne kadar merkezi olduğunun far­ kına varmak ve kurumun Osmanlı -islam biçimini Batının tamamen yanlış aniayarak lanetteyişi diye gördüğüne duyulan kızgınlık. Tepkileri genelde savunur ve özür diler tarzdayken, gerçek bir duyarlığı yansıtmaktaydı . Fakat, bazen insan haklarının ihlali ve kötüye kullanılmasının değişik biçimlerine karşı şaşırtıcı derecede hoşgörülü olan Batı kültürünün, "köle­ lik" başlığı altına düşen en ılımlı hizmetidrlık biçimine bile herhangi bir sempati veya anlayış göstermesi mümkün değildir. Çoğunlukla dinsel şevk ile karışmış olan ilgacılık gayreti, Batı'yı Avrupa ve Amerikan köleliğinin sonucunda oluşan ağır suçluluk duygusundan kurtarmıştır. İlgacılık, başını İngiltere'nin çektiği dünya çapındaki bir haçlı seferinin davası ve bir sem­ bol olmuştur. "Kölelik" sözcüğü bir büyü kazanmış ve aşağı, geri olarak düşünülen kültürler karşısında güçlü bir silah haline gelmiştir. 236

Bu kitapta kendi kanaatlerimi gizlemeden, kaba kültürel değer yargısı çukurlarına düşmekten kaçınmaya çalıştım . B öylece bu kitap, Osmanlı köleliği üzerine Batı 'daki pek çok yazının kendini üstün gören tavrını reddederken, organizasyon, vurgu, dil ve hatta metafor açısından yasal köleliğin, ılımlılık veya katılılda ilişkisi olmaksızın ilgasının, hala uzak bir hedef olan gerçek insan özgürlüğü yolunda olumlu bir adım oluşturduğu inanışıyla yazılmıştır.


KAYNAKLARA iLiŞKiN NOT Aşağıdakiler bu kitapta kullanılan değişik türdeki kaynaklada ilgili gö­ rüşlerdir. Bu kaynakların niteliği ve yararlılığı üzerine bazı genel gözlem­ leri kapsamaktadırlar. A. A RŞIV KAYNAKLARI l.

Devlet Arşivleri

a. Başbakanlık Arşivi, İstanbul ( BA) Osmanlı İmparatorluğu tarihi için en önemli kaynak budur. Şu anda malzemenin ancak yüzde l O kadarı tasnif edildiği için, tasnif süreci ilerle­ dikçe ilgili daha birçok belgenin ulaşılabilir duruma geleceğini varsaymalı­ yız . Bu nunla birlikte şu anda ulaşılabilen kayıtlar, üzerinde köle ticareti­ nin bastırılış taribini yeniden oluşturabileceğimiz sağlam bir temel oluş­ turmaktadır. Yükselişinden sona erişine kadar Osmanlı İmparatorl u ­ ğu 'nda kölelik kurumuyla ilgili bilgi için bilim adamları Osmanlı arşivinin hem yönetim hem yargıya ilişkin lcısımlarına yönelmelidirler. Katalog sis­ temi araştırıcıya kölelik veya köle ticareti üzerinde özel bir tasnif sağla­ maktadır. İstanbul arşivlerinde bulunan malzemenin genel bir tanımı, Atilla Çe­ tin, Bafbale anlık Ar,rivi Klavıızıt ( İstanbul , 1 9 79 ) ; Midhat Sertoğlu, Mııhteva Bakımından Ba,rvelıalet Arşivi ( Ankara , 1 9 5 5 ) ve Stanford Shaw, "Ottomaıı Arclıival Materials for the Nineteenth and Early Twen­ tieth Centuries; the Archives of İstanbul " , Interna tional Journal of Middle East Studies, C .VI ( 1 975 ) , ss. 94- l l 4'te bulunabilir. Köle ticare­ tine ilişkin en değerli bilgi serisi İrade Koleksiyonundadır. Bu seri değişik yönetim birimleri arasındaki normal olarak sadrazarnın sultana yazdığı ra­ porlarla biten yazışmayı kapsamaktadır. İlgili belgeler aynı dosya içinde toplanmıştır. b. The Public Record Office, Londra (PRO) Bu kitapta kullanılan PRO malzemesinin büyük çoğunluğu Osmanlı

237


İmparatorluğu'nun önemli kent ve ticaret limanlarının birçoğundaki İn­ giliz konsolos ve temsilcilerinin resmi raporlarından oluşmaktadır. Bu temsilcilerin, köle ticaretindeki herhangi bir tezahürü gözetlemeleri, dur­ madan bilgi aramaları ve toplamaları ya üstlerine ya da doğmdan doğmya Londra'daki dışişleri bakanlığına rapor etmeleri bekleniyordu. Bu açıdan bazı konsolosluklar öbürlerinden daha önemliydi; genel olarak bunlar başlıca köle yolları üzerinde veya başlıca köle ticareti limanlarındakilerdir. 1 9 . yüzyılın ikinci yarısında, İstanbul büyükelçiliği ve başkonsolosluğuna ek olarak en faal konsolosluklar, İzmir, İskenderiye, Kahire, Trablus, Bin­ gazi, Girit, Cidde ve Trabzon'dakilerdi . Bunların tümü, yerli nüfusla olan ilişkileri ve bu nüfusun diline, göreneklerine aşina olmalarından dolayı başlıca bilgi toplama araçları da olan tercümanları kullanıyordu . Bazı kon­ solosların hizmetinde parayla tutulmuş muhbirler de vardı ki bunlar li ­ man veya pazarlar gibi bilgi kaynaklarına ulaşınada konuyla ilgilenen tara­ fın konsolosluk olduğunu açıklamaksızın -ki tercüman veya konsolosun kendisi somşturmaya karışsa ortaya çıkardı- konsoloslara yardım ediyor­ lardı.

2311

Konsolos raporları dışişleri bakanlığında tartışılıyor ve İngiliz politika­ sının temelini biçimlendirmede kullanılıyorlardı . İngilizlerin elindeki Osmanlı İmparatorluğu'nda köle ticaretine ilişkin en güvenilir kaynak olma­ sına rağmen ( donanma subaylarının raporları da vardı ama bunlar Os­ manlı örneğinde pek önemli değildi) bu raporlar pek çok durumda, yerel dili ve kültürü yakından tanımamaktan dolayı güvenilir olınuyorlardı. Tü­ mü değilse de konsolosların pek çoğu, kendilerini kuşatan toplumda, ya­ bancılaşma değilse de, kültürel bir tecrit içinde yaşamaktaydılar ve aşağı bir uygarlık olarak düşündükleri bu topluımı anlamak ve iiğrcnınck için pek çaba harcamıyorlardı . İlgili malzemenin çoğu dışişleri bakanlığının genel köle ticareti ( FO Türkiye, Trablus ve Mısır'la ilgili dosyalar) scrisindcdir. Ek bilgi Tür­ kiye ü zerindeki genel dışişleri bakanlığı serisi (FO 78 ve FO 1 95 ) tarafın­ dan sağlanmaktadır. Bu seride belgelerin önemli bölümleri parlanıcntoya sunulmuş ve Sessional Papers'da (Accoımts and Papers) basılınıştır. Fakat basılı mal zeme yalmzca kısmi bir resim vermektc ve doğal olarak, çoğun­ lukla resmi yazışmalardan daha önemli olan tutanakları kapsaınamaktadır. İngiliz belgeleri başlıca, İstanbul ve Osmanlı İmparatorluğu 'nun değişik yerlerinden gelen elçilik ve konsolosluk raporları ile dışişleri bakanlığının elçiliğe ve konsolosluklara gönderdiği talimatlardan oluşmaktadır. PRO malzemesi İngiliz hükümetinin köle ticaretine ilişkin tutumunun ve dışiş­ leri bakanlığı içindeki karar üretme sürecinin irdelenmesinde çok yararlı­ dır. 84,


c. Minİstere des Aifaires Etrangeres, Paris (MAE) Fransızlar Osmanlı İmparatorluğu'nda köle ticaretinin bastırmasıyla, İngilizler kadar ilgilenmiyorlardı. Bu, Fransız Dışişleri Bakanlığı'nda ilgili malzeme miktarının az oluşundan da anlaşılmaktadır. Bakanlık, impara­ torluktaki Fransız konsoloslarından köle ticaretine ilişkin konularda dü­ zenli raporlar yazmalarını istememişti. Bununla birlikte, tek tek konsolos­ lar, kendi girişimleriyle zaman zaman konu hakkında yararlı bilgiler sağla­ maktaydılar. Fransız raporları, İngiliz temsilcilerinin olmadığı yerlerden geldiğinde özellikle önemlidir. Ulaşılabilen malzeme listesi için, bkz. Arc­ hives du Ministere des Afiaires Etrangeres, Etat numerique desfonds de la correspondance politique de l)origine a 1 871 ( Paris, 1 9 36), ss. 483-48 5 , 5 04- 5 1 0, ve Basile G. Spiridonakis, Empire Ottoman: inventaire des me­ moires et documents aux Archives du Ministere des aifaires ürangeres de France (Selanik, 1973 ) . d . United States National Archives ( USNA) Osmanlı İmparatorluğu'ndan gelen büyükelçilik ve konsolosluk ra­ porları Catalog of National Archives Microfilm Publications (Washington, l 974 )'te tasnif edilen dışişleri bakanlığı dosyalarında bulunabilir. 2. Özel Belgeler

239

The Archives of the B ritish and Foreign Anti-S l avery S oc i e ty ( BFASS/Mss . Erit. Emp . ) , Rhodes House, Oxford. ( İngiltere ve Dış Ül­ keler Köleliği Önleme Derneği) Arşivler, Köleliği Önleme Derneği'nin imparatorluk'ta ikamet eden muhabirierinin yazmış olduğu büyük sayıda rapor ve mektubu kapsamak­ tadır. Çoğu zaman misyoner ve tüccar olan bu kişiler, insancıl nedenlerle hareket ederek köle ticareti olarak değerlendirdiklerini arada sırada derne­ ğe rapor ediyorlardı . Bu raporlar dttrneğin eylemlerinin temelini oluşturu ­ yor v e çoğunlukla Anti-Slavery Reporter da basılıyorlardı . Pek çok du­ rumda, ya dışişleri bakanlığına yazılıp araştırma yapılması ve protestoda bulunulması istenerek ya da konunun derneğin göıii.şlerini destekleyen üyeler aracılığıyla parlamentoda gündeme getirilmesiyle doğmdan siyasi eyleme geçiliyordu . Muhabir raporlarının kalitesi genellikle kötüydü. Bunlar, Osmanlı toplumunun kumıniarı ve köle ticaretinin karmaşıklığını gerçekten anlamaktan çok, dini düşünceleric ilgacı bir gayret gösteriyor­ lardı . Dernek, Sir Austin Henry Layard'a, İspanya'da büyükelçiyken, İs­ panya'da köleliğin kaldırılması için yaptıklarından dolayı şiddetle saldır­ mıştı . Layard cevabında derneğin bilgisi ve çalışma yöntemleri üzerine şu yommu yapmıştı: '

" B u centilmenlerin abartılı ve vicdansız yalanları İspanya kamu-


oyunu çok ciddi ve üzücü derecede etkilemiş ve zaten gereğinden çok güçlü olan kölelik yanlısı partiyi büyük oranda güçlendirmiş­ tir. . . Her ne kadar Mr. Cooper ve arkadaşlarından, kölelikten iğren­ me konusunda geri kalmasam ve bu korkunç, gayri insani kuru­ mun dünyanm her yanmda olabildiğince çabuk ortadan kalkmasını ümit ve arzu etsem de, büyük ilgacılık davasının, dikkatsiz iddialar ile başkalarının düşüncelerini, amaçlarını, hareketlerini yanlış aktar­ maktansa, gerçeğe duyulan saygıyla, akıllı, dikkatli, devlet adaınına yakışır bir politikayla daha çok teşvik edileceğine daha derinden inanıyorum (The Rt. Hon A.H. Layard and the Anti-Siavery Soci­ ety, London, 1 877) ss. 9- 1 0 ) Mısır'daki İngiliz başkonsolosu , Köleliği Önleme Derneği'nin suçla­ malarına karşı Sudan'ın Mısırlı genel valisini savunurken 1880'de şunları yazmaktaydı: "Eğer dernek, benim kendisinin kullandığım görmeyi arzu ettiğim nüfuzunu burada kullanmak istiyorsa coşkuyla olduğu kadar hak­ k a niye t l e d e h a r e k e t e tt i ğini g ö s t e r m e s i g e r e k i yo r . " [ F O 84/1597/ 1 5 3 3-9, Malet'ten Granville'e, 2. 4. 8 1 . ]

240

Derneğe ulaşan raporlardan bazıları deneyimli kişilerden de gelmek­ teydi ve oldukça güvenilirdiler. Hem General Gordon hem de Sir Samuel Baker, derneğe pek çok kez yazmış ve kölelik ile köle ticareti hakkında kendi gözlemlerini iletınişlerdi . Bu çalışınada yalnızca ımı habir mektupla­ rı ile, dernek ve hükümet arasındaki karşılıklı mektupları kullandım . Der­ neğin komiteleri ve kongreleri nin tutanakları Osmanlı köleliği ve köle ti­ caretinin inedenmesiyle ilgili değildir. Arşivlcr, derneğin Osmanlı İ mpa­ ratorluğu 'na ilişkin İngiliz politikası üzerinde sık sık abartılan etkisini de­ ğerlendirnıekte genel olarak yararlıdır. B. SEYAHAT KAYITLARI Kölelik ve köle ticareti , özellikle esir pazarları gczginlerin dikkatini çekmektc ve çoğu zaman hayal güçlerinin lurekete geçmesine de neden olmaktaydı. Gczginlerin çoğunun, konu üzerinde çok şey öğrenebilccck­ leri harcınkrc ve csirci evlerine girmelerine izin verilmiyordu . Yine de bu , onları okuyucularına Doğu 'daki köleliğin canlı betiınlcmclerini vermeye çalışmaktan alıkoymuyordu . Dolayısıyla bu tü r edebiyara dikkatle yaklaş­ mak gerekir. Yine de imparatorlukta uzun zaman kalan, dili ve kültürü bilen bazı önemli gözlemciler de vardır ki anlatımları ciddi olarak değer­ lendirilmelidir. Bu çalışma için, daha birçok seyahatnameyi (seçilmiş Bib­ liograt�·a'da sıralı ) kullanmama rağmen özellikle White, Colomb, Blunt, Brown, Kcane ve Kıbrıslı'ya dayandım .


SEÇiLMiŞ KA YNAKÇA A YAZMA KAYNAKLARI 1 Rafbakanlık ArJivi, İstanbul( BA): İrade Koleksiyonu

Bab-ı Asaft/Ayniyat Bab-ı A li Evrak Odası Meclis-i Vükeld Mazbata ve İrade Dosyaları Kepeci Koleksiyonu Yıldız Koleksiyonu 2 Public Record Otlice, Londra Foreign OHice 84-Slave Trade (FO 84) Foreign Otlice 78-Turkey ( FO 78 ) Foreign Ofllce 1 9 5 -Turkey, Consular(FO 1 9 5 ) 3 Ministere des Athires Etrangeres, Paris ( MAE ) : Corrcspondance Politique, Turquic (Corr. Pol. Turquie) Correspondance Consuhıire, Turquie ( Corr. Cons. Turquie ) 4 United States National Archives (USNA) : Department of State-Despatches from U .S . Ministers to Turkey, 1 8 1 8 - 1906 ( M46 ) Despatches from U.S. Consuls to Tripoli, Libya, 1 796- 1 8 8 5 (T40) 5 Arehives of the British and Foreign Anti-Slavery Society, Rl1odes House, Oxford ( BFASS/Mss. Brit. Emp . ) 6 African Collection, Rl1odes House, Oxford: Mss. Afr. s . 1 091/Box 1/ltem 1 , C . J . Barker, Memorandums ofa Route

241


Overland from Ceylan to England, by Bombay and the Red Sea ( commenced in December 1822) 7 British Museum ( B M ) : BM/Acid. Ms . 425 6 5 , Brant Papers B M/Add. Ms. 39028, Layard Papers BM/Add. Ms. 4 3 1 38, Aberdeen Papers B M/Add. Ms. 46094, Gladstone Papers BM/Add. Ms. 39300, John Parsons, Travels in Persia and Asiatic Turkey ( ca. 1 874- 1 876) 8 İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi : T 1972, Arifi Bey'in Cidde vali kaymakamlığında bulunduğu zamana ait muhaberat-ı resmiye mecmuası. T 1 0 7 5 , Arifi Paşa'nın 1 297'den 1 307 tarihine kadar zaman-ı memuriyetine ait mulüberat-i resmiye mecmuası. B 242

BAS l LMlŞ B E LGELER VE RESMI YAZIŞMALAR

Aristarchi, Gregoire . Legislation Ottomane, C . II İstanbul 1 873 (Aristarebi ) . Atmar, H . "Zenci Ticaretinin Yasaklanması," Belgeler/e Türk Tarih Dergisi, 3 ( 1 967 ) , ss. 2 3 - 9 . Cevdet, Ahmet. Tezakir ( Cavid Baysun, yay. Ankara, 1 9 5 3 - 1967 ) , 4 cilt . ( Cevdet, Tezakir) .

Düstur, birinci bas . , 5 cilt, İstanbul, 1289- 1 302 ( Düstur) . Great Britain. House of Commons. Sessional Papers (Accounts and Papers ) . Hakkı, Abdürrahman. Kavanin ve Nizamat Mecmuası, İstanbul, 1 3 1 2 . Hertslct, Edward. A Complete Golleetion of the Treaties ete. ( Hertslet) . Tükay, "Esircilerle İlgili Bir Belge," Belgeler/e Türk Tarih DergiSı , l l ( 1 968 ) , s . 60 . Young, George. Corps de droit ottoman, c. II, Oxford, 190 5 . C GAZETELER Anti-Siavery Reporter (ASR)

Takvim-i Vekayi


D SEYAHATNAMELER Al bemari e,

Eari of ( Major George Keppel) . the Balcan, Londra, 1 8 3 1 .

NarratiPe

ofa ]ourney Across

Bell, James Stanislans. Journal ofa Residence in Circassia during the Years 1837, 1838 and 1839, Londra 1 840, 2 cilt. Blunt, Lady Fanny Janet (A Consul's Daughter and Wife) . The People of Turkey, Londra, 1 878 , 2 cilt, (Blunt) . Boulden, James E . An American among the Orientals, Philadelphia, 1855. Brown, Demetra. Harem/ik, Boston and New York, 1 909 ( Brown) . Burton, Richard. Personal Narrative ofa Pilgrimage to al-Madinah and Meccah, Londra, 19 1 3 ; ilk bas. 1 8 5 5 , 2 cilt. Colomb, Captain P. Slave Catching in the Indian Ocean, Londra, 1 873 ( Colomb). Cosson, E. A. de. The Cradie ofthe Blue Nile, Londra, 1 873, 2 cilt. Cox, Samuel S. Diversions ofa Diplomat in Turkey, New York, 1 887. Davey, Richard. The Sultan and His Subjects, New York, 1 897, 2 cilt. Davis, Rev. E. G. Life in Asiatic Turlzey, Londra , 1 879. De Koy , Jcm1es E. Sketches of Turkey in 1831 and 1832, New York, 1 8 3 3 . Ellison, Grace. A n Englishwoman in a Turkish Harem, Londra, 1 9 1 5 . Ferriman, Z . Duckett. Turkey and the Tur/ıs, Londra, 1 9 1 1 . Fontmagne La B aranne Durand de. Un sejour a FAmbassade de France a Constantinople sous le second empire, Paris, 1902. ,

Garnett, Lucy, M . J. The Women ofTurkey and their Folk-Lore, Londra, 1 89 1 .

Home Life in Turlıey, New York, 1 909 (Londra'da The People of Tuı-key adıyla yayınlandı) .

----

Grenville, Murray, E . C. Les Turcs chez les Turcs; Paris, 1 878 Keane, T. F. Six Months in Mecca, Londra, 1 8 8 1 ( Keane) . Longworth, J . A . A Year Among the Circassians, Londra, 1 840, 2 cilt. ( Longworth) . Mac F.1rlane, Charles, Turkey and its Destiny, Londra, 1 850, 2 cilt. ( Mac Farlane) .

243


Marigny, Chev. Taitbont de. Three Voyages in the Black Sea to the Coast of Circassia, Londra, 1 8 37. Melek-Hanum Wife of H . H . Kıbrızlı Mehemet-Pasha. Thirty Years in the Harem, Berlin, 1 872, 2 cilt. ( Kıbrıslı ) . Oscanyan, C . The Sultan and his People, New York, 1 8 5 7. Pears, Sir Edwin. Turkey and its People, Londra, 1 9 1 2 . Slade, Adolphus. Records ofTravels i n Turkey, Greece, ete. Londra, 1 8 5 4 (Slade) . Smith, Albert. Customs and Habits of the Turks, Bostan, 1 8 5 7 . Spencer, Edmond. Travels in Circassia, Krım Tartary, ete, Londra, 1837, 2 cilt. Tugay, Emine Foat. Three Centuries, Family Chronicles of Turkey and Egypt, Londra, 1963. White, Charles. Three Years in Constantinople, c . II, III, Londra, 1 845 (White ) . 244

E

MODERN YAPlTLAR (KlTA P VE MAKALE LER)

Abir, Mordechai. Ethiopia: The Era ofthe Princes, New York, 1968 (Abir ) . Alien, W . E . D . ve Muratotf, Paul. Caucassiaıı Battlefields, Cambridge, 1853. Altunsu, Abdülkadir. Osmanlı Şeyhiilislamlaı-ı, Ankara 1972 (Altunsu ) . Baer , G . Studies in the Social History ofModern J?gypt, Chicago, 1 969 ( B ae r ) .

Egyptian Guilds in Modern Times, Kudüs, 1964 ( Baer, Gıtilds) . Bcachey, R.. W. The Sla ve Tı,ade ofEastern Africa, New York, I 97 6. Berkes, Niyazi. The Development ofSecularism in Turkey Montreal , 1 964 . Brunschvig, R.. "'Abd," Encyclopedia of Islam, Yeni B asım (EF) c. I (Leiden, 1960) ss. 24 vd. ( B runscbvig) . Cevdet, Al1111et. Tarih, İstanbul, 1 30 1 - 1 303, 12 cilt ( Cevdet, Tarih) . Curtin, Philip D. The Atlantic SlaJJe Trade -A Census, Madison, 1969. Çaycı, Abdurrahman . Büyiil< Sahra >da Türk�Fransız Rekabeti, 1858-1911, Erzurum, 1970.


Danişmend, İ . H . İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c . IV İstanbul, 1955. Davison, Roderic. Reform in the Ottoman Empire 1 856-76, Princeton, 1963. Doresse, Jean. Histoire sommaire de la Corne Orientale de l'Afrique, Paris, 1 97 1 . Dumkan, Zeynep M . The Harem ofthe Topkapı Palace, İstanbul 1973 ( Durukan) . Eren, Ahmet Cevat. Türkiye'de Gör ve Görmen Meseleleri Tanzimat Devri, İlk Kurulan Gö,cmen Komisyonu, Çıkarılan Tüzük/er, İstanbul, 1 966. Fisher, Allan. "The Sale of Slaves in the Ottoman Empire : Markets and State Taxes on Slave Sales," Boğaziri Üniversitesi Dergisi, c. VI ( 1978 ) , ss. 149- 1 74 ( Fisher). Fisher, Allan G. B., ve Humphrey J . Slavery and Muslim Society in Africa, Londra, 1970 (Fisher and Fisher). Hill, R. Egypt in the Sudan, 1 820-81, Oxford 1959. Holt, P. M . Modern History ofthe Sudan, Londra, 1963 ( Holt, Modern History) .

-

The Mahdist State in the Sudan, 1881-1898, Oxford, 1958 ( Holt, Mahdist State).

---

Hurgronje, C . Snouck. Mekka in the Latteı' Part of the Nineteenth Century, Londra, 1 9 3 1 (S.Ouck Hurgronje, Mekka). İnalcık, Halil. "Çerkes," iii ( Ottoman period), EF, c. II, Leiden, 1960, ss. 24- 5 . Issawi, Charles, The Economic Histoı-y ofthe Middle East, 1800- 1 9 14, Chicago, 1 966 ( Issawi, Econoınic History) .

The Econoınic Hist01)' of Iran 1800-1914, Chicago, 1971 ( Issawi, Iran).

----

Kelly, J . B . Britain and the Persian Gulf 1 795-1880, Oxford, 1986 ( Kelly ) . Kopytotl� I . , v e Miers, S . Slaveı'y i n Africa, Madison, 1977 ( Kopytoff and Miers). LeVeen, Phillip E . Bı-itish Slave Trade Sııppression Policies, 1821-1865,

245


New York, 1977. Lewis, Bernard . The Emergence ofModern Turkey, Oxford, 1 968 (Lewis, Emergen ce). Lewis, Bernard. Race and Color in İslam, New York, ı971 ( Lewis. Race and Color). Mardin, Şerif. The Genesis ofYoung Ottmnan Thought, Princeton, ı962. "Super Westernization in Urban Life in the Ottoman Empire in the Last Qnarter of the Nineteenth Century," in Peter Benedict et al. (ed . ) , Turkey, Geograplıic and Social Perspectives, Leiden, 1 974.

----

Marston, Thomas, Britain ,s Imperial Role in the Red Sea Area, 18001 875, Hamden, Conn., ı 96 l . Midhad, Ahmet. "Esaret" Letdif-i Rivdydt, c . I , istanbul, ı 290, ss. 4 5 ı 04 . Miers, Suzanne. Britain and the Ending of the Slave Trade, London, ı 975 (Miers ) . 24�

Millant, R. Vesctavage en Turquie, Paris, ı 9 1 2 . Nwulia, Moses D . E. Britain and Slavcı:y in East Africa, Washington, D.C., 1 9 1 2. Ochsenwald, William. "Muslim European Contlict in the Hijaz : The Slave Trade Controversy, 1 840- 1 8 59," Middle Easteı·n Studies, c . 1 6, n o . ı ( Ocak, 1 9 8 0 ) , s s . 1 1 5 -26 (Ochsenwald ) . O'Fahey , R. S . "Slavery and the Slave Trader in Darfu r," Journal of African History, c. XIV ( 1 97 3 ) , ss. 29-4 3 . Orhonln, Cengiz. "Osmanl ı - Bormı Münasebetine Dcrgisi, 2 3 ( 1 969 ) , ss. 1 1 1 - 1 30.

Ai d

Belgeler," Tarih

Pakalın , M.Z. Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Siizlüfrii, İstanbu l , 1 946- ı956, 5 cilt, ( Pakalın) . Pankhurst, R. "The Ethiopian Slave Trade i n the Nineteenth and Early Twentieth Centuries : A Statistical Inquiry," ]oumal ofScmitic Studies, c. IX ( 1 964 ) , ss. 220-22 8 . Penzer, N orman H. The Harem, Philadelphia, ı 937 (Penzer) . Pinson, Maric "Ottoman Colonization of the Circassians in Rumili after the Crimean War," Etudes Balkaniques (Sofya) 1 972 ( 3 ), ss. 7 1 -85


( Piııson) . Shafıq, Ahmad. al-Riqqfi'l-İslam (Fransızcadan çev. Ahmad Zaki, Kahire 1 892, (Şefık) Shaw, Starıford and Ezel Kural. History ofthe Ottoman Empire and Modern Turkey, Cambridge, 1976- 1977, 2 c. (Shaw, History). Süreyya, Mehmet. Sicill-i Osmani, İstanbul, 1 308 - 1 3 1 5, 4 cilt Temperley, Howard. British Antislavery 1833-1870, Londra 1972 . Uluçay, Çağatay . Harem, Ankara, 1971 (Uiuçay). Uzunçarşılı İ . H. Mekke-i Mükerreme Emirleri, Ankara, 1 972 ( Uzunçarşılı, Mekke). ____

----

Osmanlı Devletinin Merkez ve Bahriye Tqkilatı, Ankara, 1 948 Osmanlı Devletinin Saray Tefkilatı, Ankara, 1 945 .

. Vatikiotis, P. J. The Modern History ofEgypt, Londra, 1 969 (Vatikiotis) . Walz, Terrance . Trade betıveen Egypt and Bildd as-Suddn 1 700-1820, Kahire, I .F.A.O., 1978, (Walz).

247


DiZiN Abaza, Abazalar, 1 5 , 36, 1 2 6 , 1 4 5 , 146, 147, 1 49

Abbas Paşa ( Mısır valisi, 1 849 - 1 8 54 ) , 171

A b di.i la zi z ( O s m a n lı padişahı, 1 8 6 1 -

229-23 1 ; ( Orta, Latin, G ü ney), 3, 4, 76

Ambara, 27, ayrıca bkz. Etiy opy a

1 876), 1 70

Anadolu, 1 2 , 1 5 , 1 7 - 1 8 , 2 8 , 4 1 , 42,

1 8 76- 1 9 0 8 ) , 7 , 148, 1 5 5 , 1 8 9 ,

Angola , 92

192, 193, 1 9 5 , 196, 20 1 , 202, 204,

Ankara, 1 5 7

A b d ü l h a m i t II ( O s m a n l ı p a d i ş a h ı ,

205, 227, 229

Abdülmecit (Osmanlı padişahı , 1 8 39 241(

Amerika, Amerikalı ( Kuz ey ) , 3, 4, 5 , 40, 67, 76, 84, 86, 22 1 , 222, 224,

1 861 ), 90, 1 1 5, 1 2 1 , 1 23, 1 70

Abdülmuttalib ( Mekke ş e ri fi ) , 1 1 4 , 1 69 , 190

l l 0-

Aberdcen, 80, 208 , 2 1 2

Abu Dahi , 8 1 , 89

52, 84, 86, 90, 1 20, 1 27, 1 3 3 , 1 40

Arap, Aı aplar, Arabi stan , 7 , 27-29, 3 1 33, 37, 46, 49, 52, 54, 62, 66, 1 6 8 , 1 70, 1 8 1 - 1 82, 1 8 8 , 1 90, 207

Arn avutluk, Arnavutlar, 49, 1 06, 1 65 Asuan, 1 7 8 Asyut, 1 78

Anıstıırya, Anıstıı rvalı, X ; hiivii kdç ilik,

Arıııan , 89

1 00 ; Lloyd şirketi, 3X, 39, 4 0 , 1 00 ,

Adan<ı, 66, 1 40 , I S 6

1 79 , I X 3

Aden, 1 74, 1 8 8 , 1 98 , 2 09 , 2 1 6

Ay d ı n vilayı:ti, ı 3 0 , l O S , 2 ı O

Alıııı e t I .Li tti E te n d i (V,ıbıı(il·is, I X 1 5 -

Az<ıt, 5 - 7 , 34, 3 8 - 39, 40, S 6 , 60, 6 5 ,

A lı ııı c r R a s i ııı P a ş a ( T ra h l u s l' a l i s i ,

1 3 5 , ı 3 7, L l X , 1 39 , 1 44, 1 4 5 , 1 46,

Ahmet .)dik,

1 5 8 , 1 6 1 , 1 62 , 1 6 3 , 1 68 , 1 79 , 1 8 0 ,

1 9 0 7 arası n d ,ı )\lŞ<ldı ) , 9 1 ı x x 1 - 1 898 ) , 2 0 2 , 2 0 3 2 2 9 -2 3 1

6 6 , X 7 , 8 8 , l 0 0 , l 0 9 , l l S , l. i O , 1 47, 1 4 8 , 1 49 , 1 5 0 , I S I , l S4, l S 7 ,

A i r, l -t

! X l , l X S , 1 90 , 1 9 7, 200, 20 1 , 2 02,

A k de n i z , 1 7- 1 9 , 2 7 - 2 8 , 3 0 , 3 3 , 34 ,

203, 204, 20S , 207, 2 1 3 , 2 1 4 , 2 1 9 ,

3 6 , 3 7 , 4 9 , 6 1 , 64, 9 1 , 9 X , 1 0 8 ,

l l O , l l 3, ı 1 5 , 1 1 6 , 1 78 , 1 8 1 ' 1 9 1 ,

1 92, 1 94, 200, 2 1 9

Akik ( Köle limanı ) , 1 8

A l i Paşa, l\-lehnıc:d Emin (Sadrazam l'c luriciyc nazırı, 1 8 1 S - I X 7 l aı�ısııılb

l'<l�adı ) , 8 3 , 8 8 , 9 5 , 9 6 , 9 X , 1 06 , 1 0 8 , 1 1 4 , 1 1 8 , 1 2 1 - 1 2 3 , 1 4 1 , 1 42, 1 68 , 1 72 , 1 73 , ! B O, 1 9 1

2 2 0 , 2 3 3 , 2 3 4 , 2 3 5 , avr ı r a bk z .

nı iikatc:hc: Aziziye Kumpanyası ( Hıdivin denizci­ lik şirketi ), 37, 38, 39, 1 79 , 1 8 0 , 1 8 .i Rab cl l'vlı:ndı:p H oğaz ı , 2 1 6 B ıbı.1li C ( Sad ra za m ı ıı mak amı ,

d o l ayıs ıy ­

A l m .ı nva, 2 0 3

la Osmanlı Iliiklimeti için kullaııılır), 8, 9, I l , 1 6 , 34, 3 6 , 43, S9, 77, 78,

Anıas�\l, 1 3 0

79, 80, 8 1 , 8 3 , 8 5 , 86, 8 7, SX, 9 0 ,


9 1 , 92, 9 3 , 94, 9 5 , 96, 9 8 , 99, 1 0 3 , 1 0 5 , 1 06, 1 07, 108, 1 09 , 1 1 3 , 1 14 , 1 1 5 , 1 1 6, 1 1 7, 1 1 8 , 1 2 1 , 1 24 , 1 26, 1 37, 1 38 , 1 39 , 1 4 1 , 142, 144, 1 4 5 , 146, 1 4 8 , ı s o , 1 s 1 , 1 5 3 , 1 60, 1 66, 1 69 , 1 7 1 , 1 72 , 173, 1 74, 1 8 1 , 1 8 7, 1 89 , 1 9 1 , 1 9 2 , 1 94, 1 9 6, 1 97, 202, 203, 204, 2 0 5 , 206, 208, 2 ı 0, 2 1 5 , 2 1 7, 2 1 8 , 22 1 , 222, 226, 227, 2 3 0 Baer, Gabrid, 234-235

1 02 , l l l, 1 19, 140, 149, 1 70 , 188, 20 1 , 209, 224,

Bağdat, 1 8 , 88, 1 6 1 , 1 66, 193; vilayeti, 90; valisi, 8 5 -8 8 , l l S Bagirmi, 1 3 , 1 7, 1 9 , 60 Babr ül- Gazal, 1 4 Bahreyn, 8 9 Baker, S i r Samuel, 1 9 1 Balkanlar, 1 2 , 1 5 2 , 1 64 , 1 6 6 , 1 67 , 1 76, 1 7 8 , 1 9 1 , 2 1 9

Banyanl:ır ( Güceratlı Hintli tüccarlar), 49

Basra, 6, 1 8 , 29, 3 3 , 43, 5 0 , 6 2 , 64, 86, 88, 89

Basra Kö rti.: zi , 7, 1 8 , 2 8 , 2 9 , 3 1 , 3 3 , 34 - 3 5 , 3 6 , 3 8 , 4 3 , 46, 4 9 , 6 2 , 64, 76, 8 0 - 9 0 , 9 1 , 9 8 , l l 6, 1 39 , 1 8 3 , 216 Batı, B a tı l ı , 3, 4, 77, 2 3 2 , 2 3 3 , 236; barı b\T,uuları, kültürü, fikirleri, 9, 1 59 , 226, 229, 2 3 1 , 2 36 ; b atı lıl aş­

ma, 9 ı , 229, 2 3 0 , 23 1 B a nım, 3 6 , 42, 1 00 , 1 0 1 , 1 02 , 1 1 9 , 141 Bavlul Linıaııı , 1 8 Bc dirban B e y ( Kürt av�ık L ı n nı a s ı n ı n önderi ) ad � mlanııca kadııılann kiilc y�lpılm,lsı, 1 3 B elçika, 203 Berbera, 1 7 , 18, 27, 3 2 , 4 3 , 80, 9 0 , 1 74, 1 7 5 , 1 8 3 Beyoğlu ( İstanbul 'un semri ), 4 5 , 1 00 B ingazi, 1 7 , 26, 27, 3 3 , 3 5 , 3 9 , 42, 43, 49, 57, 5 9 , 60, 6 1 , 92, 9 3 , 1 66, 1 67, 1 77, 1 9 2 , 200, 2 0 1 , 203, 205, 208, 2 1 9 Bormı, 1 3 , 1 7 , 1 9 , 60, 92, 94 Bnınslwig, R., 3

Brüksel Kölelik Karşıtı Konferansı, 203-204, 224, 230, 1 89 0

Brüksel Kararnamesi, 204 Bulgaristan, 1 5 Bulhar, 43, 1 74 Bulwer, Sir Henry (İstanbul'da İngiliz Büyükelçisi), 1 4 1 , 1 69 Bursa, 1 5 7 Büyük Britanya, Dı şişleri Bakanlığı, 8 0, 87, 92, 9 3 , 9 5 , 96, 103, 1 06, 1 4 1 , 1 4 3 , 144, 1 6 1 , 1 76, 1 77, 1 8 1 , 1 82 , 1 87, 1 8 8 , 1 89 , 1 9 3 , 194, 1 9 5 , 1 96, 205 , 207, 2 1 8 , 222, 225; D ışi şleri

Bakanı, 1 0 5 , 1 0 8 , 1 8 8 - 1 89 , 1 9 4 , 2 1 5 , 224 Calo ( Libya'da köle antreposu), 2 7 , 4 1 , 42, 2 0 0

Canik, 1 0 1 , 1 40 Cevdet Paşa, Ahmet (Yönetici, tarihçi ve ıslahatçı, 1 82 2 - 1 89 5 arasında ya­ şadı), l l l Cezayir, 1 68 , 1 76, 202 Cidde, 1 8 , 29, 32, 3 8 , 42, 43, 48, 49, 54, 5 9 , 6 2 , ı ı o , ı ıı , 1 1 2 , 1 1 4, 169, 1 7 1 , 1 72 , 1 7 3 , 1 8 3, 1 89 , 1 9 0 , 1 9 1 , 197, 1 9 8 , 199, 208, 2 1 0 , 2 1 3 , 2 1 4, 2 1 6, 2 1 7, 2 1 9 , 227 Cihad, 1 1 2

l l 3, 1 84, 205, 218,

Ciarendon Kontu ( İngiliz Dışişleri Ba­

kanı ) , 1 0 2 , 1 0 6 , 1 0 7, 1 0 9 , 1 1 8 ,

1 22 , 1 4 1 , 144, 1 66, 1 8 0 , 194, 2 1 2 , 215

Çad Gölü, 1 4 , 1 7, 1 9 , 4 1 , 1 66 Çanakkale, Çanakkale Boğazı, 3 5 , 1 08 Çerkezisran, Çerkes, Çerkesler, S , l l , ı 3 , ı s , ı s , 2 s , 3 5 , 36, 40, 4 1 , 49, 5 0 , 5 1 , 62, 64, 67, 76, 77, 8 5 , 96ı o4, ı o7, 1 1 3, 1 1 7- 1 1 9 , 120, 1 24, 1 2 5 - ı 59, 2 1 3, 226, 227, 232 Çorlu, l 44- ı 45 Çürüksu, 1 ı 9

Darfur, 1 7, 29, 1 77, 1 78 De Cosson ( fransız gezgin), 1 9 , 42

Della Sala, Kont (Mısır'da İ talyan su-


bayı), 1 78 Derby, Lord ( İngiliz Dışişleri Bakanı), 194

Diyarbakır, 1 3 , 18, 1 6 1 Disraeli, Benjamin, ı96, 225 Donanma, Osmanlı, 84, 86, 9 8 ; İngiliz, s ı , 9 8 , ı 60 , 2 1 1 , 2 1 4 , 2 ı s , 2 ı 6; Fransız, 9 8 Dubbay, 8 9 , ayrıca bkz. Körfez Emir­ likleri Ebu Bekr Paşa (Zeyla Kaymakamı) 4 8 , ıs2

Ebu İslak ( Karadeniz kıyısında köleci köyü), 36, 42 Edirne Valisi, ı 36, ı 3 7, ı44 Elliot, Sir Henry (İstanbul'da İngiliz B üy ükelçi s i ) , 4 5 , 5 0 , ı 0 4 , ı 4 2 , ı 4 3 , ı s o , ı s 6 , 1 8 7 , ı 9 ı , ı92, ı94, 208, 2 ı 0 , 2 1 1 , 2 1 2 , 2 1 8 , 220, 222

250

Eritre, 49, ı 7 ı , ı 7 3 - ı 74, ıs2 Ermeniler, 49 Erzurum, ı O 3, 1 1 9 Esirciler loncası, 5 0 , s ı , ı 3 ı , 2 3 5 Etiyopya, Etiyopyalı, 7, ı 3 , ı4, 1 5 , 1 7, ı 8 , 27, 2 8 , 29, 43, 48, 60, 7 1 , 1 7 1 , 1 7 3 , ayrıca bkz. Habcşistan, Habeş Fas, 2 30, 2 3 1

Fatih ( İ sta n b ul' u n semti ) , 4 5 , 1 9 3

Ferman, fermanların k u ll anımı , l l , 8 3 , 8 6 , 1 4 5 , 2 0 3 , 2 0 8 ; İ ran Ş a h ı n ı n 1 846 fermanı, 8 3 , 89; 1 847 ferma­ nı , 80, 86, 8 7 , 90, 98, 1 39; 1 8 54 fennanı , ı 39; ı 8 5 7 fermanı, 8 , 34, 43, 53, 5 8 , 63, 1 1 4- 1 1 6 , 122, 124, 1 39, ı 60 , ı 62 , 1 64, 1 6 5 , 1 66, 1 68 , 1 70, 1 76, 1 7 8 , 1 9 3 - 1 94; 1 8 73 fer­ manı, 1 8 6; 1 877 fermanı, 1 9 3 Fizan, 4 1 , 5 8 , 9 3 , 1 67, 177 Fransa, Fransızlar, 8 , 40, 67, 99, 1 0 1 , 1 02 , 1 0 3 , 1 1 3 , 1 1 8 , 1 6 8 , 1 84, 202, 203, 2 1 2 , 2 1 6, 2 1 7, 227

Fuat Paşa (Sadrazam ve Hariciye Nazı­ rı, ı 8 ı 5 - ı 869 arasın da yaşadı ) , 97, 1 06, 1 0 8 , 1 2 3 , 169, 223 Gadames ( Li b y a ' d a

köle antreposu ) ,

1 7, 27, 4 1 , 6 3 , 1 67

Galata (İstanbul'un semti), 4 5 , 1 00 Galla, 1 3 , 1 4 , 1 5 , ı 7 , 27, ayrıca bkz. Etyopya Gat ( Libya'da köle antreposu), ı 7, 1 9 , 26, 4 1 , 42, 6 3 , 1 68

Gelibolu, 6 ı Girit, ı 7 , 3 3 , 3 4 , 3 5 , 9 4 , ı o 5 , 1 06 , 1 07, ı 6 1 , 1 6 3 , 1 64, 1 6 5 , 200, 2 1 9

Gladstone, William Ewart (İngiliz Baş­ bakanı), 196, 197, 227 Gorçakov, Prens Alexander Mihailoviç ( Rus Dışişleri Bakanı, 1 8 5 6 - ı 8 8 2 ) , ı27

G ordon, General Charles G . , 1 04 , ı 77, ıs4, ı 9 ı

Granville Kontu, ı 4 3 , 1 87, 2 1 ı , 2 ı 3 , 2 14

Guatel Burnu, s ı Gurage, ı 7, 27, ayrıca bkz. Etiyopya Gürcistan, Gürcü, Gürcüler, 7, l l , 1 3 , ı 5 , 1 8 , 2 8 , 4 1 , 49, 5 0 , 77, 7 8 , 96ı o4, 1 1 3 , 1 1 7 , ı ı 9 - ı 2 o , 234

Habeşistan, Habeş, 8, 13, 17, 29, 3 8 , 168, ı83, 188, ı9ı, 212, 213 H ad ı ınb r , 7 , 5 0 , 5 6 , 1 8 8 , 1 9 3 , 2 1 3 Ha d r aınu t , H a d raıni, 4 3 , 4 9 , a y rıc a bkz. Arabistan Haııva, 3 5 , 40 H ar� ın, 1 5 , 46, 50, 5 5 , 66, 140, 142,

143, 1 54- 1 5 9 , 1 92 - 1 9 3 , 232, 2 3 3 , 2 34 Harput, 1 2 0 Hartuın, 4 3 Hicaz, 7 , 1 8 , 2 8 , 3 7 , 46, 4 8 , 66, 76, 84, 9 1 ' 1 1 0 - 1 1 4 , 1 1 6 , ı 6 0 , 1 69 , ı 70, 1 7 1 , ı 8 1 , 1 9 1 , 1 9 3 , ı96, ı 9 8 , 2ı8 Hicaz Valisi, 1 1 2 , 1 69, 1 7 1 , 1 72 , ı 73 , ı9o Hindistan, Hintli, 2 8 , 30, 32, 4 3 , ı 74, l83, 2ı7 Hint Okyanusu, 7, 2 8 , 2 1 6 Hodgson, Marshall, G . S . , 2 3 2 , 2 3 3 Hollanda, 8 H üdavendigar, ı40 Hudcyde (Yemen limanı), 1 8 , 29, 3 2 ,


3 8 , 42, 43, 4S, 48, S9, 62, 1 82, 1 8 3 , 1 84, 1 9 1 , 197, 2 0 S , 2 1 0 Hurgronje Snouck, 9

Irak, 7, 1 8 , 29, 1 6 1 , 1 66 Issawi, Charles, 2 3 , 60 İltizam, S S , 1 2 8 İngiliz Dışişleri Bakanlığı, bkz. B üyük Britanya Dışişleri Bakanlığı İngiltere ve Dış Ülkeler Köleliği Önle­ me Derneği, 222-226, 229 iran, İranlı, 28, 33, 38, 43, 49 , 8 1 , 8 3 , 84, 8 9 , 90, 1 8 0, 2 1 9

İskenderiye, 1 7, 3 3 , 3 9 , 4 3 , 6 1 , 1 77, ı7s, 1 79 , ı s ı , 2 1 0

İslam, kölelik ve köle ticaretine İslami yaklaşım, bkz. Şeriat İsmail Paşa (Mısır hıdivi, 1 8 63- 1 879 ) , 48, 1 72 - 1 8 2, 1 94, 209, 223

İspanya, 8 İstanbul, 1 2 , 1 3 , l S , 1 7, 1 9 , 2 8 , 33, 34, 3S, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 44, 4 S , 47, 49, s o , s ı , S 3 , S4, s s , S7, ss, 60, 6 1 , 6 3 , 6 S , 67, 69-7S, 77, 79, 8 1 , 8 3 , 84, 86, 87, 8 8 , 90, 9 1 , 92, 9 5 , 9 6 , ı oo, ı ı o, ı ı ı , 1 1 3, 1 1 6, 1 1 7, 126, 128, 1 3 0 , 1 3 1 , 1 3 2, 1 3 3 , l 3 S , 140, 141, 144, l S4 , l 5 S , 1 5 7, ı s s , 1 5 9 , 1 6 1 , 1 62 , 1 6 3 , 1 64, 1 65 , 1 66 , 1 6 8 , 1 69 , 1 7 1 , 1 72 , 1 7 3 , 1 76, 1 78 , 1 79, 1 80, 182, 1 8 3 , 1 84, l99, 2 0 1 , 2 0 S , 2 l l , 2 1 3 , 2 1 7 , 2 1 9 , 220, 22 1 , 222, 224, 229 , 2 3 8 , ayrı­

c a bkz. Beyoğlu, Fatih, Galata İtalya, 2 0 3

İ zmir,

1 7 , 1 9 , 3 3 , 3 4 , 37, 39, 4 3 , 5 8 , 6 1 , 62, 63, 6 5 , 9 5 , 1 09 , 1 6 1 , 1 62 , 1 6 3 , 1 65 , 1 66, 1 76 , 1 78 , 1 79, 1 8 0, 202, 2 0 S , 2 1 0 , 2 l l , 2 1 7, 2 1 9 , 222

Katkaslar, 4, 7, 1 5 , 28, 84, 9 1 , 96, 97 , 1 05 , 1 1 7 , 120, 1 2 5 , 1 26, 1 3 1 , 1 32 , 1 4 5 , 1 5 5 , 1 5 7, 234 Kahire, 43, 1 77, 1 9 8 , 229

Ka llabat ( Sudan'da köle antreposu) , 1 7 , 4 1 , 1 84 Ka no , 2 6 Karadeniz, 7, 1 8 , 28, 3 5 , 36, 42, 62,

S4, S S , 9 8 , 99, ı o ı , ı o2 , l l 7, 1 27 , 1 4 1 , 227 Karatodori Paşa, Alexander, 230 Kars, 1 0 3 Kassala, 1 7 Kastamonu, S l , 1 4 5 , 147 I<avar, 1 4 Kefe, 1 4 Kerç, 1 2 6 Kıbrıs, 1 7, 3 3

Kıbrıslı, Mehmet Emin Paşa ( Sadra­ zam), 5 5 , 99, 100, 227 Kırım Savaşı, 9 7, 98, 1 08 , l l O , l l l , 1 26, 224

Kızıldeniz, 7, 17, 18, 27, 2 8 , 29, 3 1 , 32, 3 3 , 3 S , 36, 48, S 2 , S 3 , 62, 64, 76, 8 1 , 90, 9 1 , 1 1 4, 1 69 , 1 70, 1 7 1 , 1 74, 1 7 8 , 1 8 1 - l S S , 1 87, 1 8 8 , 1 89 , 1 9 1 , 1 9 5 , 197, 1 9 8 , 199, 200, 203, 204, 209, 2 1 4, 2 1 S , 2 1 6 , 2 l 7 Konya, S l , 140, l S 6 , 1 5 7, l S S , Konya Valisi, l 5 S , 1 S 6, 1 5 7, 1 S 8 Kordofan, 1 7, 29 Kos, 42, 1 79

Köleliği Önleme Derneği, bkz. İngilte­ re ve Dış Ülkeler Köleliği Önleme Derneği Köstence, 1 2 7 Körfez Emirlikleri, 1 8 , 33, 8 1 , 8 3 , 89, 90

Kudüs, 1 6 1 Kunfudha (Arap limanı ), 1 8 , 3 2 Kürt ayaklanması, 1 3 Laros, 42, l 79 Layard, Sir Henry (İstanbul'da İngiliz Büyükelçisi), 192, l 9 S , 208, 2 1 8 Laz, 1 5 , 49 , 99, l 1 9 , 140 Limni, 28 Lith (Arap limanı), 18, 32 Luhayya (Arap !imam), 1 8 , 32 Lübnan, l S 3 Lütfi Efendi, Ahmet, bkz. Ahmet Lütti Efendi Mahmut Nedim Paşa, 1 66 Mahsuse ( Osmanlı Denizcilik Şirketi ), 37, 3 8 , 39

2Sl


Malta, Maltalılar, 1 7 , 3 3 , 39, 49, 2 1 9 ,

hatçı, ı s oo - ı 8 5 8 arasında yaşadı)

220, 22 1 , 222 Magran, 8 1 Mardin, Şerif, 228 Marmara Denizi, 3 5 Maskat, 1 8 , 2 9 , 6 3 , 64, 8 0 , 8 1 , 8 3 , 8 4 Massava, 14, 1 7, 1 8 , 2 7 , 2 9 , 3 2 , 1 6 8 , 170, 1 7 1 , 1 72 , 1 7 3 , 1 8 1 , 1 82 , 1 83 , 1 84, 1 86, 209, 227 Mauritius, 88

8 3 , 87, 8 8 , 9 ı , 92, 93, 94, 96, ı o6, l l4, l l 7, l l S , ı 2 ı , ı 2 2 , ı 2 3 , 227 Musul, ı s Mükatebe, 1 36, ı 4 ı , ı 4 5 , ı47, ı48, ı 49 , ı 52 , ı 54, ı 57, ı 59

Meclis-i Aliy-i Tanzimat, bkz. Tanzi­ mat Meclis-i Hass, Meclis-i Vükela, 8 3 , 84,

252

8 5 , 8 8 , 9 9 , 1 00 , 1 34 , 1 3 5 , 1 3 8 , 1 39 , ı4o, 144, 147, ı4s, 149, ı s ı , 1 7 3 , 1 9 5 , 204, 227 Meclis-i Umumi, 9 0 Meclis-i Valay-ı Ahkam-ı Adliye, 5 7 , 6 0 , 9 1 , 1 3 1 , 1 34, 1 3 5 , 1 3 8 , 1 62 , 1 6 3 , 164, 172 Medine, 18, 3 2 , 43, 46 Mehmet Ali Paşa ( Mısır Valisi, 1 8 0 5 1 849 ) 7 , 78, 1 7 1 Mekke, 1 8 , 3 2 , 4 3 , 46, l l O ; Mekke

Şeri fleri , l l O , l l l , 1 7 ı , 209, ayrıca bkz. Abdülmut tal ib Mısır, 7, ı 7, 1 8 , 1 9 , 2 8 , 32, 33, 34, 42 , 43 , 46, 4 8 , 49 , 50, 52, 5 5 , 76, 84, 1 3 3 , 1 6 0 , 1 67, 1 7 1 - 1 8 1 , 1 8 5 , 1 8 6 , 1 8 8 , 1 9 1 , 193, 202, 209, 2 1 0 , 2 1 2, 2 1 6, 2 1 7, 222, 224, 226, 230, 2 34 ; M ı s ır Ordusu, 7 , 1 7 1 , 1 7 2 ; Mısır Valisi, Mısır H ü kü m eti , 1 6 , 3 2 , 1 1 5 , 1 66, 1 78 , 1 79 , ı s o, ı s2 , 1 84, 2 34 Midhat Paşa ( S a d razam ve Islalıatçı 1 8 2 2 - ı S S 4 arası nda y a ş a d ı ) , 1 9 1 , 1 9 2 , 228 Midilli, 33, 1 79 Morseby Hattı , 8 1 lvlulıacirin Komisyonu, 36, 1 2 8 - 1 32 , 1 3 S , 1 36, 1 3 8 , 142, 147, 1 5 1 Muklıa ( Yemen limanı) ı 8 , 3 2 J'vlurzuk, 1 7 , 2 6 , 2 7 , 4 1 , 6 3 , 9 4 , 9 5 , 1 76 Mustaü Paşa ( Batl!m Ordusu Kuman­ dam ) , 1 0 0 , ı o 1 , 1 0 2 , 2 2 7 ı'vlustaf..ı Reşit Paşa ( Sadrazam 1·c ısla-

Namık Kemal, 2 2 8 el Nasıri, Ahmed (Faslı tarihçi), 2 3 ı Necd, ı s N esselrode, K on t Karl Robert ( Rus Dışişleri Bakanı, ı 8 22- ı 8 5 6 ) , 97 Nil Yol ları , ı78; Mavi Nil, ı 7; B eyaz Nil, 14, 1 7; Yukarı Nil, ı 3 , ı 4, ı 7 Nogay, 1 28 Odalık, 7, 5 3 , 5 5 , 2 3 3 Odessa, ı 2 6 Orduy-u Hümayun, ı s , 9 9 , ı oo , 1 0 1 , ı o 3 , ı 2 o , ı 44, ı 46, ı47, ı s ı , ı 6 s , 2 0 ı , ayrıca bkz. Mısır Ordusu

Palmerston, Viscount ( İngiliz Başba­ kan ve Dışişleri Bakanı), 78, 79 , 80, s ı , 8 3 , 87, 8 8 , 89, 9 3 , 94, 9 S , 1 1 7, 1 1 8 , ı 2 ı , 1 94 , 2 1 2 , 224 Pcncik Resmi, 5 8 Perim A d ası, 2 1 6 , 2 1 7 Port J'vlornington, 1 8 Port Said, 1 9 8 Portekiz, 8 Potidc, 1 S , ı s o Preveze, 5 7 Prişti ne, 43 Pnısya, 8 Rahita (Kızıldcniz limanı), 17, 27, 32 Ras Hatl.ın (Doğu Ati·ika limanı ) , 1 74,

ısı

Rodos Adası, ı 7 , 3 3 , 1 08 , 1 79 Rum, 1 5 , 34, 49 Rumeli, ı 2 , 3 3 , 4 1 , 42, 4 3 , 5 2 , 84, 86, 90, 1 2 7 Russell, L o rd J o !ın ( İngiliz Dışişleri Bakam ve B aşbakanı ), 1 4 1 Rusya, Rus, Ruslar, 8 , 1 5 , 4 0 , 84, S S , 96, 97, 9 8 , 99, 1 1 7, 1 1 8 , 1 2 0, 1 26, 1 27 , 1 3 1 , 149, ı s o , 1 5 3 , 1 5 7, ı 5 s ,


ı s9 , 2 2 S ; Rus Hükümeti, ı s , 3 6 , 42, ı ı 9, ı 4 S , ı49, ı s s

Sadrazam, bkz. B�bı�li ve bu göreve gelenler Salıra Ticareti, 26, 27, 3 3 , 49 , 202 Said ( Maskat İmamı), s ı , 83 Sakız Adası, 34 Salisl ..ıry, Robert Gascoyne-Cecil (İn­ giliz Başbakan ve Dışişleri Bakanı), ı 74 , ı 9 ı , 208

Samsun, 1 9 , 3S, SS, 1 27, l 4 ı Selanik, 1 7, 1 9 , 3 3 , 4 0 , 46, 6 1 Sevakin ( Kızıldeniz limanı ) , 1 7 , 1 8 , 2 9 , 3 2 , 4 3 , 1 70 , 1 72 , 1 73 , 1 8 1 , 1 82 , ı s 3 , 1 86 Sennar, 29 Sezai, Samipaşazade ( 1 9 . yüzyıl yaza­ rı ) , 228 Sidama, 1 3 , l S , 1 7 , 2 7 , ayrıca bkz.

Etiyopya Sinop, 1 9 , 5 1 , 1 0 1 , 140 Sivas, s ı , 140, 146, 147, 1 S 7 Slade, Sir Adolphus ( Osmanlı hizme­ tinde İngiliz deniz subayı), 1 0 3 S olu ı m Kale, 1 8 , 3 6 , 1 4 5

Somal i , 2 9 , 3 2 , 43, 4 9 , 8 1 , 1 7 1 , 1 74, 1 7 5 , 1 8 1 , 1 8 2 , 184 St. Petcrsburg, 96, 127

Stratkırd d e Redcliffe, Viscount, Srı·ar­ tord Canııing ( İstanbul 'da İngiliz bli y (i kel çisi ) , 8 0 , 94, 9 5 , 96, 9 7 , 9 8 , 1 05 , 1 06 , 1 0 7 , 1 08 , l l S , 1 1 8 , 1 1 9, 1 2 1 , 1 22 , 123, 161 , 1 94, 2 1 2 Sudan, 7, 1 3 , 14, 1 7, 29, 3 3 , 48, ı n , 1 77, 1 78 , 1 84, ı9o, ı 9 ı , 226 Suriye, 1 4, 2 8 , 19 1 , 227 Slil'eyş Ka nalı, 1 8 , 37, 38, l l l , ı 7s , ı s ı , ıs3, 1 9 1 , 2 1 6

1 17, 1 65 , 171, 202,

nun uygulanışı, S, 6, 1 3 , 6 S , 8 9 , 9 1 , 92, 1 09 , 1 1 2 , 1 1 8 , 1 3 0 , ı 3 3 , l 3 S , 1 36, 1 37 , 1 38 , ı 39, 149, ı 54 , 1 S S , l 9 S , 227, 234

Şeritler, bkz. Mekke Şefik Ahmed, bkz. Ahmed Şefik Şeyhülislam, ı 3 0 Şova, 1 8 , 27, 6 4 , 1 89 ayrıca bkz. Eti­ yopya Şuray-ı Askeriye, 62, 1 2 0 , ayrıca bkz. Ordu, Babıali Şuray-ı Devlet, ı 4 5 , 1 4 6 , 1 4 7 , ı 9 2 , 1 9 3 , 1 9 7 , ayrıca bkz. Babıali Tait� l l l , 1 1 2 Taeura ( Kızıldeniz girişinde lima n ) , ı 7 , 1 8 , 2 7 , 3 2 , 4 8 , 8 0 , 9 0 , 1 74 , 190, 2 ı 7 Tanzimat ( 1 8 3 9 - ı 8 76 reform döne­ mi), 9, 9 1 , l l l , 148; Meclis-i Aliy-i Tanzimat, 1 6 3 Tatarlar, l S , ı 2 s Tekfurdağ, 1 3 S , 1 44 Trabzon, 1 9 , 3 S , 40, S l , S S , 62, S S , 1 0 1 , ı 27, 1 28 , 1 2 9 , 1 3 1 , l 4 ı , ı46 Trieste, 38 Trablus (Trablusgarp), 14, 16, 17, 1 9 , 2 6 , 2 7 , 3 3 , 3 4 , 3 S , 39, 40, 4 ı , 42, 43, 46, 4 8 , 49, so, S 2 , 54, S 7 , 6 1 , 6 3 , 6 5 , 76, 84, 9 1 , 9 2 , 93, 94, 9 S , 96, ı o6, ı o s , 1 09 , 1 1 5 , 122, ı 6 o , 1 6 1 , ı 6 2 , 1 6 3 , 1 64, 1 6S , ı 66, 1 67, 1 6 8 , 1 76, ı n, ı 7s , ı s ı , ı 9 ı , ı 9 2 , 1 9 3 , 2 0 2 , 2 0 3 , 2 0 5 , 206, 2 1 9 , 220, 221

Ubıh, 1 2 6 Umm ül-kaywayn, 89, ayrıca bkz. Kör­ fez Emirlikleri

1 74,

Şam, 1 8 , 1 9 1 , 227 Şamil ( Çerkes önderi ), 126 Şandi (S u d an ' da a n tre p o ) , 1 7 Ş arca, 8 1 , 89, ayrıca bkz. Körfez Emir­ likleri Şeriat, Şeri mahkemeler, İslami kanu-

Varna, 127 Vad,ıy, 13, 1 7, 1 9 , 26, 4 2 , 60, 9 2 , 1 66 Welleslcy, Ri cJı ,ml C . , ! .ord C o w k v ( İs tanlnı l \!.ı İ ngi l i z B ll y HI•�· I ı; i s i i ,

8 3 , 84, 8 5 , H 6 , H 7 , H H , 9 2 , 9 � , 9 5 , 121 W h i te , C I H ı r l c s ( l s ı �uı b u l 'd ıı l ı ı j-4 i l i z

2S3


danışınan ve yazar), 44, 50, 5 1 , 54, 5 5 , 56 Williams, William F . , Kars Baronu, 1 02, 103 Wylde, W.H. (İngiliz Dışişlerinde Köle Ticareti Böli.iın Başkanı), 143, 144, ayrıca bkz. Bi.iyi.ik Britanya, Dışişleri Bakanlığı Yahudiler, 49 Yanbu (Arap limanı ), 1 8 , 32, 38

254

Yanya, 94, 1 05 , 1 06, 1 07 Yeınen, 28, 37, 38, 42, 43, 46, 48 , 66, 76, 1 8 2 , 1 8 3, 193, 2 1 5 , 2 1 7 Yeniçeriler, 6 Zanzibar, 1 8 , 28, 29, 3 1 , 62, 63, 2 1 3 , 2 1 4, 2 1 7 Zeyla ( Kızıldeniz girişinde lim<m ) , 1 8 , 27, 32, 42, 4 8 , 8 0 , 90, 1 74, 1 8 1 , 182, 1 9 0 , 2 1 7 Zimıniler (korunmuş azınlıklar), 6 , 1 3


T

o

..

ı

1'

IE K O N O M I K YI: T O P L U M S A L

TA R I H V A K F I

V Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı ya da kısaca Tarih Vakfı, Türkiye'nin ekonomik ve toplumsal tarihi alamuda u zmanlaşan bir arşiv, kütüphane , araştırma, eğitim ve yayın kummudur. Toplumumuzda tarih bilincinin yaygınlaşmasına çaba gösterir. Başta tarihçiler ve toplumbilim­ ciler olmak üzere, çeşitli meslek ve çevrelerden aydınlarımızın ortak girişi­ midir. Temmuz l99 l 'de kurulan Vakıf, devletten tümüyle bağımsız bir sivil toplum kuruluşudur. Vakti n ana çalışma alanları arasında, kültürel mirasımız içinde yer alan malzemenin ülke içinde kalması, korunması ve yararlanmak isteyenlerin kullanıınma su nul ması ; söziii tarih çalışmalarının geliştirilmesi; u zmanlık al an ı na giren ö ze l arşiv ve kitaplıkların saptanması, kataloglarının çıkartıl­ ması, bi bliyograt)'aların h a zı rlanması ; geçici ve sürekli sergiler düzenlen­ mesi ; T Lirki yc 'ni n toplumsal tarihi ile ilgili bir müzenin kunılması; konfe­ rans, s e m i n e r, scmpozyuın vb. toplantılar düzenlenmesi, kurslar, yaz okulLırı a�·ı lnıası, eği ti m kur u m ları kurulması; uzmanlık alamndaki araştır­ ma çal ış m a l a rının desteklenmesi; belgesel filmler hazırlanması; kitap, der­ gi v e her tür ya�'lll t:1aliyctinin yü rütülmesi, bulunmaktadır.

Tarih Vakfı Zindankapı, Değirmen Sokak 1 5 Eminönü, 34460 İstanbul Tel: ( 02 1 2 ) 5 1 3 52 35 Faks: ( 02 1 2 ) 5 1 3 2 1 77


TARi H VAKFI YURT YAYlNLARI Sempozyum/Atölye Dizisi

Osman Hamdi Bey ve Do"nemi. Aralık 1 992'de yapılan sempozyumun bildirilerini içeren kitapta Osman H amdi Bey dönemin bir simgesi olarak ele alınıyor ve Tanzimat sonrası Osmanlı İmparatorluğu'nun sosyal ve kültürel boyutlarını irdeliyor. 260 sayfa. Fotoğraflar. Türkiye Araştırmaları Dizisi

Suraiya Faroqhi, Osmanlı)da Kentler ve Kentli/er. Siyasal tarihin ötesinde toplumsal alana açılan bu temel kitap kent mekanının bireyle bütün­ l e ş m e s i n i y a n s ı t ı y o r . N e y y i r Ka laycı oğlu t a rafından d i l i m i z e kazandırılan b u inceleme, kentler ve kentiiierin tarihiyle ilgilenenler için kaynak kitap. 457 sayfa. Haritalar. Çağlar Keyder, Dünya Elwnomisi �cinde Türf�iye (1 923-1 929). 2. Baskı Keyder, Türkiye'de cumhuriyetin kuruluşu ile b aşlayan bir dönemin iktisat tarihiyle beraber, dönemin özgi.illüğünü aşan bir analiz önerisi sunuyor. 193 sayfa. Korkut Boı·atav, Ergun Türkcan ( Editörler), Türkiye)de Sanayile�·menin Yeni Boyutları J!C Kitler, 2 . Baskı. Değişen dünya koşulları Türkiye'de sanayileşme tartışmalarını gündem dışı bıraktı mı? KİT'lerin özelleştir­ ilerele tast!yesi, çağın gereği midir? On iki seçkin iktisatçı, ortak çalış­ malarının ilk kitabında bu sorulara olumsuz cevap veriyorlar. İktisat Politikası Seçenekleri dizisinin ilk kitabı . 2 8 7 sayfa.


İzzettin Önder, Oktar Türel, Nazım Ekinci, Cem Somel, Türkiye)de Kam u Maliyesi) Finansal Yapı ve Politikalar. İ k tisat Politikası Seçenekleri dizisinin ilcinci kitabı. Son yıllarda Türkiye ekonomisinde kamu açıldarı, kamu maliyesindeki tıkanmayı yansıtıyor; vergi ve harca­ ma öğelerinin güçlenınesini hedefleyen bir mali reformu gündeme getiriyor. Pelci gündemde ne gibi çözümler var? Dört seçlcin iktisatçı bu sorunları tartışıyor. 250 sayfa Belgesel Dizi

Hagop Mıntzuri, İstanbul Anıları (1896-1907). 1 886- 1 978 yılları arasın­ da yaşamış olan Ermeni yazar Mmtzuri, Beşiktaş ve Rumelihisarındaki ekmek f ırınında çıraklık yapmış . Amlarında B eşiktaş esnafı, seyyar sancılar, dilenciler, Tibetli doktorlar, tablalcarlar, mahalle köpekleri, tramvaylar, Erıneniler, Arnavutlar, Araplar ve Kürtler yer alıyor. 1 60 sayfa. Fotoğraflar. Murat B elge, istanbıtl Gezi Rehberi. Kendine has üslubuyla yazdığı bu kitapta Murat Belge İstanbul'u sokak sokak gezdiriyor ve anlatıyor. Her b ölümde yer alan harita ve krokileriyle İstanbul'u gezmek ve öğrenmek isteyenlerin el kitabı. 270 sayfa. Harita ve planlar.


Ehud R. Toledano - Osmanlı Köle Ticareti  

Ehud R. Toledano - Osmanlı Köle Ticareti 1994

Ehud R. Toledano - Osmanlı Köle Ticareti  

Ehud R. Toledano - Osmanlı Köle Ticareti 1994

Advertisement