Issuu on Google+


“Adil ol, kudretin sürekli olsun.” Hz. Ali

Merhaba Canlar,

D

İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi’nin Yayın Organı Haziran-Temmuz 2010 / 2. Sayı

Sahibi İAKM ve Cemevi Adına İsrafil Erbil Sorumlu YK Üyesi Özcan Yalçınkaya Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Çetinkaya Yazı İşleri Müdürü İlknur Yılmaz Grafik Tasarım Coşkun Pınar Katkıda Bulunanlar Ali Rıza Aydın Besim Can Adres 89 Ridley Road, London, E8 2 NH Tel 020 7241 6285 020 7249 5752 Fax 020 7241 3147 Web www.alevinet.org Email iakmc@alevinet.org

ergimizin 2. Sayısıyla iki ay aradan sonra tekrar beraberiz. Alevilerin binlerce yıldır insanlığın cehaletten kurtulması, doğayla insanların uyum ve sevgi içinde yaşayabilmesi ve insanları dininden, ırkından, renginden ya da kültüründen dolayı ayrıştıran, zulm eden bireylere, devletlere, imparatorluklara hatta bunlara yol açabilecek din yorumlarına, tanrı anlayışına bile kafa tuttuğunun ve mücadele ettiğinin bilincinde İsrafil Erbil olarak yaklaşık 8 aydır görevdeyiz. Alevi-Bektaşi kültürünü yaşatmak ve tanıtmak adına az zaman içinde bugüne kadar İngilterede yapılmamış ya da eksik kalmış olan birçok faaliyeti gerçekleştirmeye çalışıyoruz. 16. Dönem yönetimi olarak görev süremiz Aleviliğin Türkiye’de ve dünyada çok tartışıldığı, Alevi kurumların kendi içinde ayrıştığı, kurumların ve bireylerin ayrı ayrı Alevilik tarifi yaptığı, aynı zamanda Türkiye’de AKP hükümetinin Alevilik üzerinde planlarının olduğu bir döneme rastlamıştır. Tüm bu yaşananlara İngiltere’de yaşayan Aleviler ve İAKM-Cemevi olarak kayıtsız kalamazdık. Alevi Bektaşi kültürünün özünde olan haklıdan, mazlumdan yana tavrımızı korumak ve Alevi Bektaşi doğruları neyi gerektiriyorsa onu yapmak gerekiyordu. Bu amaçla Cemler, toplantılar, seminerler, tv/radyo programları, geceler ve tiyatro gösterileri düzenledik. Bu etkinlikler için davet ettiğimiz panelist, sanatçı ya da dedelerimizi belirlerken Aleviliğin geleneksel değerlerini koruyan ama aynı zamandada çağımıza uygun doğru tanımlamalar yapabilen, Aleviliği hiçbir çıkar uğruna kullanmayan, gerekirse bedelini ödeyerek doğru duruş sergileyen isimler seçmeye çalıştık. Biz Aleviler ve Alevilik önemli bir süreç yaşamaktayız. Bu süreç Aleviliğin doğru tanımlanması ve Alevilerin doğru temsil edilebilmesini gerektiren bir süreçtir. Alevilerin taleplerinin Avrupa Parlementosu dahil tüm platformlarda tartışıldığı, Alevi düşmanlarının da yoğun bir karşı çalışma içerisinde olduğu bir dönemdeyiz. Bu süreçde duyarlı, aydın ve kişilikli insanların Alevilere ve Alevi Kültür Merkezlerine gereken desteği vermeleri gerektiğine inanıyorum. Yeni sayımızda görüşmek üzere... Hoşçakalın... Dear Friends,

H

ere we are together again with our second edition after a two months break. We have been at the management of İAKM for 8 months by now and we have been working with the awareness of Alevis’ thousands years of fight and resistance against governments, empires, individuals, opressive interpretations of religions and even God which and whom discriminate and mistreat people because of their religion, race, colour or cultural differences . We have tried to do and organize everything that had been forgotten or neglected for Dergimizde yer alan imzalı yazıla- the containment and the contuniation of Alevi-Bektasi Culture in this very short period. rın her türlü sorumluluğu yazarına The 16. Management Comittee has been commissioned with this duty in an era when aittir. alevis are being the subject to arguments and negotiations in Turkey and in the world, when Alevi organizations are being divided, when each instutition and individual is redefining Alevism according to their fancy and when AKP government in Turkey is trying to push its own plans for our culture. As İAKM and Cemevi we would not be able to stay irresponsive or indifferent to all these happening around us. We had to protect our historical stand of siding up with the weak against powerfull because that stand is the very heart of our philopsophy. We had to do whatever it takes to protect our Alevi- Bektashi values. We organised meetings, cems, seminars, TV-radio programs, nights, plays, shows and workshops for this purpose. We tried to invite dedes, artists, panelists, scientists and writers for these activities who have stayed loyal to those values while redefining Alevism with contemporary principls, who have never used the title for personal gain and who had to pay a price for their dignified stand. Alevi people and Alevism are in a very important period of time which, requires a true definition of Alevi Culture and a real represantation of alevi people. We are in an era when our thousand years of demands are being negotiated in every platform includiıng European Parliament and when our enemies are also at work with their intensive anti propaganda. I believe all people who are really enlightened and sensitive and who have a right stand should be supporting Alevi Culture Centers in this process. Bye till our next edition...

İsrafil Erbil / England Alevi Cultural Centre - Cemevi Chairman


“Alem Adem, Adem de Alem içindedir.” Hacı Bektaş-i Veli

2 TEMMUZ’DA

S

ivas valisinin “2 Temmuz bu yıl cuma gününe denk geliyor, anmaları erteleyin ya da şehir dışında yapın” açıklamalarından sonra bu yıl Madımak önünde olmak, İAKM ve Cemevi için bir görev değil zorunluluktu.

İÇİNDEKİLER 2 Temmuz’da Sivas’taydık................4 Avrupa Parlementosu’ndaydık..........6 İlkbaharda Neler Yaptık?....................8 Mehmet Turan Dede.......................18 Yeni Binanın Açılışı...........................20 Cemevi Kermesi...............................23 Birlik ve Beraberlik Pikniği................27

Tatilde olmaları nedeniyle bir çok İAKM ve Cemevi üyesinin Türkiye’den katıldığı 2 Temmuz 2010 Sivas anmasına Başkan İsrafil Erbil ve Genel Sekreter Suna Hurman’ın da aralarında bulunduğu pek çok yönetici ve üye de katıldı. İstanbul’a uçakla giden arkadaşlarımız, buradan 15 saatlik karayolu ile Pir Sultan’ın köyü olan Banaz’a gittiler.

Ali Rıza Aydın / 2 Temmuz..............30 Fevzi Gümüş / Eşit Yurttaşlık...........33 Abbas Tan / AB Bileşenleri............35 Aleviler Ne İstiyor?..........................38 Hallac-ı Mansur.................................40 Hacı Bektaş-ı Veli.............................41 Yunus Emre.......................................41 Pir Sultan Abdal................................42 İAKM ve cemevi bu yıl ilk defa 2Temmuz Sivas anmalarına, toplu olarak katıldı

4 P R SU TAN

L

TERE


“Âlimin uykusu cahilin ibadetinden üstündür.” Hacı Bektaş-i Veli

SİVAS MADIMAK’TAYDIK Geceyi Banaz’da geçiren ve Pir Sultan’ın doğduğu, yaşadığı bölgenin havasını teneffüz eden kafile, büyük bir misafirperverlikle karşılandılar. Banaz’da bulunan anıtları ziyaret eden arkadaşlarımız, Banaz halkı ile uzun uzun sohbet etme imkanıda buldular. Ertesi gün köy halkı ile birlikte Sivas il merkezinde yapılacak etkinliklere birlikte gidildi. Sivas’ın Ali Baba mahallesinde bulunan Cemevi’nde başlayan yürüyüş, Madımak oteline kadar yaklaşık 4 kilometre sürdü. Türkiye’nin bir çok bölgesinden gelen onbinlerce Alevi 17 yıl önce yaşanan insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından bir olan Madımak Katlimanını nefretle kınayan sloğanlar attılar. Türkiye’de ve Avrupa’da bulunan bir çok Alevi kurum ve kuruluşunun liderlerininde katıldığı anmalarda, yobazlığa ve gericiliğe lanet okundu. Yürüyüş sırasında Sivas’ın terkedilmiş şehir görünümünde olması, insanların evlerine kapanması dikkat çekti.

3 Temmuz günü Londra’ya dönen İAKM ve Cemevi heyeti, Madımak otelinin kamulaştırılma girişiminin olumlu olduğunu, ancak kütüpane yapılmak istenilen binanın katliam müzesi olması için Alevi kuruluşlara verilmesi ve tüm düzenlemeyi de Alevi kuruluşlarının yapması gerektiğini açıkladılar.

Cemevi’ndeki Sivas Anmasında Hüseyin Üzüm konuştu

www.alevinet.org 5


“Cahil okur amma âlim olamaz / Kamilllik ilmini herkes bilemez

ALEVİLERİN TALEPLERİ

A Madımak’ın müze olması, diyanet işlerinin ve zorunlu din derslerinin kaldırılması, Alevi köylerine cami yapımlarının durdurulması ve Alevi dergahlarının sahiplerine teslim edilmesi taleplerinin dile getirildiği toplantıda, Alevilerin Türkiye’de güncel olarak yaşadığı problemler de anlatıldı. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nu oluştruran 14 farklı ülkenin federasyonları tarafından verilen brifing, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Turgut Öker’in yaptığı sunum konuşmasıyla başladı. Daha sonra sırasıyla söz alan temsilciler, söz konusu olan taleplerle ilgili olarak Türkiye’de yaşanan güncel durumları dile getirdiler. Zorunlu din derslerinin kaldırılmasıyla ilgili sunumu yapan ve daha önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) bu konuda açtığı davayı kazanan Hasan Zengin, Türkiye’deki mahkeme sürecinde yaşanan taraflılığı ve AİHM’de alınan kararın halen uygulanmadığını dile getirdi. Kızı Eylem Zengin’in Aleviliği içermeyen din derslerinden muaf tutulması için Türkiye’de dört kez mahkemeye giden, ancak bu mahkemeleri kaybeden Hasan Zengin, AİHM’ne başvurmuş, Türkiye’deki din derslerinin içeriğini inceleyen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bu derslerin taraflı olduğuna karar vermişti. Türkiye’nin bu konuda AİHM’de mahkum olmasının ardından dört yıl geçtiğini, ancak kazanılmış bu hakkın halen uygulanmadığını dile getiren Hasan Zengin, ‘Çocuklarımız hala din derslerinde Sünniliği kendi dinleri olarak öğrenmeye zorlanmakta ve bu derslerden muaf tutulmamaktadır. Bu haksız uygulamaların önüne geçilmesi için devlet okullarındaki zorunlu din derslerinin tümüyle kaldırılmasını talep ediyoruz’ dedi. Madımak Oteli’nin müze olması talebiyle ilgili sunumu yapan ve Madımak Katliamı’nda ölenlerin aileleri adına konuşan Yeter Gültekin ise, AKP iktidarının Alevi Açılımı konusundaki iki yüzlü tutumunu eleştirerek, “Bu katliamın kınanmasını ve yapanların mahkum edilmesini bırakın, katliama katılanları savunan avukatlar bugün AKP milletvekilleri olarak meclistedirler. Yakalananların çoğu serbest bırakılmış, mahkum olanların cezaları ise hafifletilmistir. Bu da gös-

6 P R SU TAN

L

TERE

levilerin talepleri Avrupa Parlametosu’nda, Avrupa Alevi Federasyonları’ndan giden 300 kişilik bir heyetin verdiği brifingle tartışıldı. 24 Haziran Perşembe günü, Brüksel’de yapılan ‘Aleviler’in Güncel Durumu’ adlı toplantıya, İAKM ve Cemevi Yönetim Kurulu da 7 kişilik bir heyetle katıldı. Toplantıya İAKM ve Cemevi’nden katılan heyetin içinde Başkan İsrafil Erbil’in yanısıra, Özcan Yalçınkaya, Suna Üzüm, Savaş Hurman, Haydar Yılmaz, Hüseyin Keskin ve Yeşim Güzelpınar yer aldılar.

termektedir ki AKP hükümeti Alevilerin ihtiyaçlarına yanıt verecek ve sorunu çözecek olan merci olmaktan uzaktır. Türkiye’de olayın sorumluluları serbest dolaşırken, kurbanların katliamı protesto etme ve anma çalışmaları hala şehrin valisi tarafından yapılan açıklmalarla tehdit edilmektedir. Bu katliam kınanmalı ve katliamın yapıldığı Madımak Oteli, katliamda ölenlerin anısına müze haline getirilmelidir’ dedi. Köylere zorla cami yapımı uygulamasıyla ilgili olarak, Kayseri’nin İğdeli Köyü adına konuşan temsilci ise kendi köylerine yapılan camiyle ilgili süreci ve devletin bu konudaki baskıcı ve manipulatif tutumunu anlattı. Caminin, köylerine üç kez resmi itirazda bulunulmasına rağmen yapıldığını vurgulayan temsilci, bu uygulamanın durdurulması ile ilgili talepleri dile getirdi. Daha sonra soru cevaplarla devam eden brifingte parlementerler temsilcilere sorular yönelttiler. ‘Alevilerin bugün bu taleplerle ortaya çıkması, Türkiye’de AleviSünni çatışması yaratmaya çalışan çevrelerin provokasyonu olabilir mi?’ sorusunu yanıtlayan AABK (Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu) Genel Sekreteri Ali Ertan, ‘Provokasyon değildir, bunlar bizim bin yıllardır dile gelen haklı taleplerimizdir. Provakosyon olduğunu varsaysak bile provoke olan taraf Aleviler değildir. Çünkü biz bugüne dek hiç kimseye saldırmadık, hiç kimseyi öldürmedik, provokasyona gelenler saldıranlar ve bizleri diri diri yakanlardır’ dedi. Toplantının soru cevap kısmında söz alan İAKM ve Cemevi temsilcileri ise, Alevilerin 21. Yüzyılda inançları ve kültürel hakları için kavga vermek zorunda kalmalarının utanç verici olduğunu ancak bu utancın Türkiye’nin ve aynı zamanda buna seyirci kalan Avrupa’nın utancı olduğunu dile getirdiler. Toplantıda söz alan Hollandalı AP üyesi Denis De Jong, Madımak Oteli sorununu bildiklerini dile getirerek Madımak’ın müze yapılması gerektiğini söyledi. Din özgürlüğünün Türkiye’de tesis edilmesi gerektiğinin altını çizen ve Alevilerin sorunlarını AP’ de gündeme getireceklerini bildiren De Jong, ‘Bu kadar in-


Veysel bu sözlerin halka yaramaz / Sonra sana derler deli yalandır.” Aşık Veysel

AVRUPA PARLEMENTOSU’NA TAŞINDI sancıl ve barışçıl bir kültürü Avrupa’da ve dünyada yeterince tanıtıp dile getirememiş olmanız üzücüdür’ diye konuştu. AP üyesi Yeşillerden Franziska Keller de Türkiye’deki olayların farkında olduklarına işaret ederek Madımak’ın müze olması gerektiğini ifade etti. Toplantı esnasında bütün parlementere Alevilerin taleplerini ve AABK’nun düşüncelerini içeren bir dosya sunuldu. Toplantı dönüşü İAKM ve Cemevi’nde değerlendirme yapan İAKM ve Cemevi Başkanı İsrafil Erbil ‘Toplantı Türkiye’ye ve dünyaya gereken mesajı vermiştir. Bu toplantıyla Türkiye’ye ve AKP’ye sizin iyi niyetinizi beklemek, bu sorunu çözmeniz için vakit kaybetmek zorunda değiliz. Sizi çok bekledik ve siz çözmüyorsanız biz bu kavgayı başka palatformlarda yaparız. Hem Türkiye’de, hem de dünyada varolan her platformda bu taleplerimizi haykırırız mesajı verilmiştir’ dedi. AP’daki toplantıyla ilgili bir açıklama yapan AABK Başkanı Turgut Öker de, “AKP’nin Alevi açılımları ile kamuoyunu yanıltmaya yönelik çalışmalarının Avrupa’da zihin bulanıklığı yarattığını görüyoruz. AKP’nin bu sözde açılımlarının Alevilerin sorunlarına çözüm noktasında hiçbir katkıda bulunmadığının altını çizmek istiyoruz. Avrupalı politikacılarının kafasında oluşan ve gerçeklerle bağdaşmayan “demokrat AKP” portresinin diğer yüzünü anlattık” diye konuştu. AABK’nun Avrupa Parlementosu’na sunduğu dosya Türkiye ve Avrupa’daki bütün Alevi örgütlenmelerinin fikir birliği içinde oldukları talep ve görüşleri içeriyor.

Raporda yer alan talep ve görüşler ise şunlar:

Türkiye´yi 8 yıldır yöneten AKP Hükümetinin en önemli başarısı gerçekleri çarpıtmak olmuştur. Türkiye´nin temel sorunlarını çözme doğrultusunda hiçbir somut adım atmadığı halde özellikle Avrupa kamuoyunda ciddi zihin bulanıklığı yaratmıştır. Var olan sorunları sadece gündeme getirmiş ve bu sorunları çözecek gibi bir hava yaratmış ancak çözememiştir. Alevi toplumu olarak 20 yıldır var olan sorunlarımızı her platformda gündeme getirmekteyiz ve çözüm önerileri sunmaktayız. AKP Hükümeti Alevi toplumunun sorunlarını çözme iddiasıyla Alevi Çalıştayı yaptı. Yapılan Çalıştaylar sonrasında açıklanan ve Hükümete sunulan raporda yer alan belirlemeler ve önerilen çözümler, biz Alevilerin kendileri tarafından dile getirilen talepleri ve çözüm öngörüleri değildir. Bunun yerine, geleneksel devlet bakış ve pratiğinin Sünni bir perspektifle yeniden yapılandırılmaya çalışılmasıdır. Sunulan raporda kullanılan dilin öznesi “Alevi Sorunu” olarak tanımlanmaktadır. Böyle bir tanımlamayı doğru bulmuyoruz. Sorun Alevilerden kaynaklanan bir sorun değildir. Haklarımızın devlet tarafından gasp edilmesi sorunudur. AABK olarak, Alevi Çalıştayları sonucunda hazırlanan ve Başbakan´a sunulan Ön raporu “Asimilasyon Belgesi” olarak değerlendiriyoruz. Rapor, sorunun çözüm, yol ve yönetimlerinden daha çok, Alevi kimliğini asimile etmek isteyen bir program niteliği taşımaktadır.

Bizler, başlatılan bu sürecin doğru bir tarzda devamından yanayız. Bunun yolu ise taleplerimizin kabulüdür. Bu sürecin muhatabı olan bizler buna hazırız ve çözüm için elimizden geleni yapacağız. Bunun çözümü için fazladan bir talepte de bulunmuyoruz. Avrupa Birliği ülkelerinde bu sorunlar nasıl çözümlenmiş ise, biz de aynı şekilde çözüm istiyoruz. Bizler, bu sorunları çözülmez sorunlar olarak görmüyoruz. Avrupa Birliği’ne aday olan Türkiye Cumhuriyeti açışından da bu isteklerimiz yerine getirilmeyecek istekler değildir. Bugün sizleri ağırlamak için gelen Federasyon Başkanlarımız, kendi ülkelerindeki uygulamalara ilişkin dosyalar sunacaklar. Burda göreceğiniz örnekler, sorunun nasıl çözülmesinin de örneklerini teşkil etmektedir. Tüm bu örneklerdeki temel yaklaşım, devletin insanların dilini, dinini, ırkını, yaşam biçimini, vicdanını kendi kalıbına göre şekillendirme değil, bunları olduğu gibi kabullenip, tarafsız bir şekilde uygulama sahası açmasıdır. Türkiye Avrupa Birliği Üyesi olmaya adaydır. Bunun yolu da Avrupa Normları’nın eksiksiz yerine getirilmesiyle orantılıdır. Aleviler olarak taleplerimizin yerine getirilmesinde bu normlar baz alınmalıdır. Avrupanın değişik ülkelerinde üretilen çözümlere baktığımızda, hiç bir isteğimizin başkalarının sınırlarını zorlamadığını, tahrik etmediğini ve doğal haklar olduğunu görmemiz mümkündür.

www.alevinet.org 7


“Bütün milletlere yazık / Sömürülmüş bağrı ezik

İ

İAKM ve CEMEVİ

AKM ve Cemevi’nin yayın organı olan Pir Sultan İngiltere Dergisi’nin ilk sayısının yayınlandığı geçen mart ayından bu güne İAKM ve Cemevi’nde yine bir çok faaliyet ve etkinlik yapıldı. Üye toplantıları, eğitim çalışmalşarı, bilimsel, kültürel ve sanatsal etkinliklerin yanısıra Cem’lerimizi de yaptık. Alevi Can’ların ve üyelerimizin yanısıra yüzlerce değişik kültür ve inanıştan insan da kapılarımızdan içeri girdi, lokmamızı ve fikirlerimizi paylaştı. Son bir kaç ayda yapılan çalışmalardan bazılarını, yerimizin elverdiği ölçüde sizlere aktarabilmek için derlemeye çalıştık. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü Kutladık

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü her yıl olduğu gibi bu yıl da Cemevi binasında kutlandı. 7.Mart.2010 Pazar günü yapılan Kadınlar Günü kutlamasına binden fazla kadın katıldı. Katılımcıların salonların dışına taştığı ve yeni bir binanın gerekliliğini bir kez daha gösterdiği kutlamada dünya kadın hakları mücadelesinin tarihine, kadın haklarının günümüzdeki durumuna ve alevilerde kadının yerine ilişkin konuşmalar yapıldı. Kutlamaya katılan bütün kadınlara Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün simge çiçeği olan kırmızı güller dağıtılırken, erkek üyeler kadın üyelere hizmet edip servis yaptılar. Büyük bir neşe içinde geçen kutlama coşkulu halaylar ve şenlikle sona erdi.

12 Mart Gazi Mahallesi Olayları anıldı

12 Mart 1995 tarihinde, İstanbul Gazi Mahallesi’nde bir kahvehaneye açılan ateş sonucu başlayan ve İstanbul’un diğer alevi mahallelerine sıçrayarak 3 gün devam eden olaylarda hayatını kaybeden 19 kişi için Cemevi’nde bir anma düzenlendi. Saygı duruşuyla başlayan anmada söz alan İAKM ve Cemevi Başkanı İsrafil Erbil, Gazi Olayları’nın “Kerbela’dan bu yana devam eden sürecin bir devamı” olduğunu ifade ederken Alevilerin Cumhuriyet tarihinde karşılaştığı Koçgiri (1921), Dersim (1938), Ortaca (1962), Elbistan (1968), Çorum, Yozgat, Maraş, Malatya, Sivas (1978-1980), Sivas (1993) ve Gazi (1995) gibi katliamların birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğini belirtti.

Başbakan Tayyip Erdoğan’la görüştük

Türk iş adamlarının 16 Mart’ta düzenlediği bir geceye katılan İAKM ve Cemevi başkanı İsrafil Erbil gece esnasında Başbakan Tayyip Erdoğanla görüşerek, Türkiye’deki alevilerin haklarıyla ilgili talep ve isteklerini dile getirdi. Görüşmede Alevi Kültürü’nün bütün Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de sorunsuz bir şekilde yaşanması gerektiğini belirten Erbil, İngiltere’de yaşayan Türk İşadamlarının çoğunluğunun alevi olduğunu da vurguladı. İAKM ve Cemevi başkanı İsrafil Erbil, başbakana hem Türkiye’de, hem de İngiltere’de yaşayan Alevilerin güncel sorunları ve kaygıları hakkında bilgi de verdi.

8 P R SU TAN

L

TERE


Seni sevenin sütü bozuk / Amerika katil katil.” Mahsuni Şerif

İLKBAHAR ÇALIŞMALARI Newroz Cemi’ni Kutladık

Newroz Cemi 19 Mart’ta Almanya Dedeler Birliği’nden gelen dede Cemalettin Eken’in önderliği altında tutuldu. Katılımın yoğun olduğu Newroz Cemi dede Cemalettin Eken’in konuşmasıyla başladı. Konuşmasında Aleviler arasındaki birlik ve beraberliğe, Alevilik yolunun devamının gerekliliğine ve İngiltere’de de diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Alevilik derslerinin verilmesinin önemine değinen dede Cemalettin Eken, Newroz Cemi’nde ilk defa bir kadını 12 hizmetlerden rehberlik postuna oturttu. Bu cemin anlamı ve önemi hakkında bilgi de verildi. Newroz Cemi’nin Hz Ali’nin doğum günü olan 21 Mart tarihinde, Hz Ali’nin dünyaya gelişini kutlamak ve baharı karşılamak amacıyla yapıldığı belirtildi. Newroz’un bir direniş ve isyan günü olduğu da hatırlatıldı. Bu yıl Cemevi’nde yapılan ikinci cem olan Newroz Cemi semahların dönülmesi ve lokmaların dağıtılmasıyla sona erdi.

İkinci Halay Gecesi Düzenlendi

Gelen yoğun istek üzerine halay gecelerinin ikincisi, 26 Mart tarihinde Cemevi binasında düzenlendi. Katılımın çok yüksek olduğu ve yaklaşık 500 gencin bulunduğu gecede gençler ve aileler canlı müzik eşliğinde halay çekerek gönüllerince eğlendiler. Cemevi’nde yapılan kutlamaların en canlılarından biri olan gecede katılanlara yiyecek, içecek ve ikramlar da sunuldu. İAKM ve Cemevi yetkillileri gençlik gecelerindeki amacın Alevi gençleri birlik ve beraberlik adına Cemevi çatısı altında toplamak ve Alevi Kültürü’ne duyarlı hale getirmek olduğunu belirttiler.

Birlik Gecelerine Devam Edildi

Ekim ayından bu yana yapılan ve her cuma akşamı tekrarlanan birlik gecelerine de devam edildi. Her hafta bir çok kişinin katıldığı birlik gecelerinde türküler söylenip sohbetler edildi. Zaman zaman İngitere’de konuk olarak bulunan dedeler, misafirler ve başka aktiveteler için gelmiş katlımcıların da hazır bulunduğu gecelerin sonuncusu haziran ayının son haftasında yapıldı. Birlik gecelerine yaz döneminden sonra yeniden devam edileceği belirtildi.

Resmi Web Sitemiz Açıldı

www.alevinet.org yayına girdi. Mart ayından itibaren İAKM ve Cemevi’nde yapılan faaliyetleri, Alevilikle ilgili bilgileri, Alevilerin yaşadığı güncel durumları internetten duyurmaya başlayan site, İngiltere’deki Alevilerin internetteki buluşma noktası olmayı da hedefliyor. www. alevinet.org’da, faaliyetlerimiz, iz bırakanlar, söz sizde ve kültür sanat gibi sayfalar bulunuyor. Dergimiz Pir Sultan İngiltere’nin yayınlanan bütün sayılarına da bu siteden ulaşmak mümkün. Site,Türkçe konuşan toplumun çeşitli ihtiyaçlarına yanıt verecek bütün kurumların adres ve telefonlarını içerecek bir rehberi de önümüzdeki

günlerde hizmete sunacak. Sitenin tasarımını ve teknik sorumluluğunu Cemevi’ne katkıda bulunmak isteyen Garip Aksut gönüllü olarak üstlenirken, yazıların hazırlanıp güncellenmesinde ise Hüseyin Kaplan ve Zeynel Can katkıda bulunuyorlar.

Yaşlılarla İlgili Yeni Projeler Geliştirildi

Yaşar İsmailoğlu ve Alzenheimer Society yetkilileri nisan ayında iki kez biraraya gelerek yaşlılarla ilgili ortak bir projeye imza attılar. Yapılan görüşmeler ve çalışma gruplarından sonra Cemevi’nde alzenheimer hastaları için grup çalışması yapılmasına karar verildi. Proje kapsamında Cemevi’ne üye olan yaşlılar, teşhis konmuş olanlar ve hafıza kaybı konusunda testten geçirilmeyi isteyenler olarak iki grupta toplandı. Alzenheimer teşhisi olan yaşlılarla ‘my memory’ adı altında bir aktivite grubu oluşturulurken, test ihtiyacı duyanların İAKM’de görülmesi ya da doktorlara nakledilmesi kararlaştırıldı. Aktivitelere katılacak alzenheimer hastası yaşlılar için öğle yemeği grubu, resim gibi çalışmalar yapılıp geziler düzenlenecek. Testten geçmek isteyenler ise ilk aşamada bir grup doktorla Cemevi’nde bir araya gelecekler.

www.alevinet.org 9


“Ârif olan kalleş olan / Bellidir meyli boş olan

Londra Polisiyle Toplantı ve Yeni Proje Girişimi

İAKM ve Cemevi başkanı İsrafil Erbil, Yaşar İsmailoğlu ve Londra Metropolitan Polis yetkilileri, 1 nisanda Cemevi’nde bir araya gelerek komşuluk ilişkileriyle ilgili yeni bir proje için ilk adımları attılar. Belediye evlerinde yaşayıp da komşularıyla problemleri olanlara bu sorunlarla mücadele ve yapılması gerekenlerle ilgili danışmanlık sağlayacak yeni proje için Hackney Belediyesi ve Hackney Polisi birlikte çalışılacak. Mayıs ayından itibaren iki hafta da bir proje kapsamında Cemevi’ne gelen polis memurları, şikayet yöntemleri, başvurulması gereken kurumlar ve yapılması gereken işlemler konusunda bilgi vermeye başladılar. Polis memurları özellikle gençlere karşılaşılan suç ve suçlularla ilgili bilgi verirken, kesici alet ya da silah taşımanın zararlarını da dile getirerek, bu aletlerle ilk önce taşıyan kişinin yaralanabileceğini belirttiler.

Genel Üye Toplantısı Yapıldı

Cemevi genel üye toplantısı 4 Nisan tarihinde, yoğun katılımla gerçekleştirildi. Olağan Genel Kurul toplantı tarihinin duyurulduğu toplantıda İAKM ve Cemevi Başkanı İsrafil Erbil çeşitli politikacılarla ve Başbakan Tayyip Erdoğanla yaptığı görüşmeler hakkında bilgi verdi. Salonda bulunan eski yönetim kurulu üyeleri ile iade edilmeyen eşyalar ve hesaplarla ilgili tartışmaların da yaşandığı toplantıda bir üye, eski başkan Hüseyin Çiftçi’den kendi işyerindeki Cemevi yardım kutularını geri iade etmesiyle ilgili açıklama istedi.

Milletvekillerinden Cemevi’ne Ziyaret

6 Mayıs Genel Seçimlerinden Hackney, Enfield, Harringey ve İslington bölgelerinden aday olan ve aralarında Andy Love, John Ryan, David Lammy gibi isimlerin bulunduğu pek çok milletvekili adayı İAKM ve Cemevi’ni ziyaret ederek başkan İsrafil Erbil’le görüştü. Cemevi’nde bulunan üyelerle sohbet eden politikacılara Cemevi’nde yapılan çalışmalarla ilgili bilgi verildi.

Başkonsolos Bahadır Kaleli’nin Veda Ziyareti

Londra’daki görevinden ayrılan Türkiye Başkonsolosu Bahadır Kaleli Cemevi’ne bir veda ziyareti yaptı. Ziyaret esnasında Cemevi’nin çalışmalarını öven Bahadır Kaleli ‘Kurumunuz Kuzey Londra’da bir konsolosluğa eş değer işler yapıyor’ diye konuştu. Başkonsolos Bahadır Kaleli’den Türkiye’ye gönderilen cenazelerin maliyetlerinin düşürülmesi için Ankara’da bulunacağı süre içinde ilgili makamlar nezdinde girişimde bulunması rica edildi. Başkonsolos Bahadır Kaleli Türkiye’deki görev süresince bu konuyla ilgileneceğini belirtti.

Genel Kurul Ertelendi

18 Nisanda yapılması planlanan Genel Kurul bir grup eski Cemevi yöneticisinin yaptığı başvuru üzerine mahkeme kararıyla ertelendi. Genel Kurulun yapılması engellenince, Genel Kurul için biraraya gelen Cemevi üyeleri toplantıyı bir şenliğe dönüştürdüler, günü birlikte eğlenerek, konuşarak ve dayanışarak tamamladılar. Genel Kurulun iptali için açılan mahkemeye eski yönetim tarafından sunulan iddianamede, İsrafil Erbil ve bugünkü yönetim kurulu “Solcu, Kürt ve Pir Sultan”cı olmakla da suçlanıyorlar.

Gençler Komitesi bilgi yarışması düzenledi

Her hafta kendi aktivitelerini düzenleyen gençlik komitesi, nisan ayında bir bilgi yarışmasıyla bütün alevi gençleri Cemevi’nde toplamayı başardı. Cemevi’nin genc üyelerinin yoğun rağbet gösterdiği yarışmada, kızlar ve erkekler beşer kişilik gruplar halinde yarıştılar. Yarışma boyunca hem terleyip hem de eğlenen gençlerin heyecanına aileler de katıldı. Oldukça heyecanlı ve eğlenceli olan aktiviteden sonra bu tür yarışmaların tekrarına karar verildi. Yarışmayı kazanan grup ise erkekler oldu.

10 P R SU TAN

L

TERE


Vefâsız yoldaş olan / Menzile yeter mi dersin.” Kul Himmet

Yaşlılar İçin Sağlık Kontrolü Yapıldı

Sağlık bakanlığından gelen uzman ve danışmanlar İAKM ve Cemevi’ne üye yaşlıların kilo, tansiyon, şeker ve benzeri durumlarını kontrol ettiler. Uygulamadan yararlanan yaşlılar hizmetten çok memnun kaldıklarını ve bu hizmetin devam etmesini istediklerini belirttiler. Cemevi’nde, yaşlılara yönelik sağlık kontrolleri her iki haftada bir düzenli olarak yapılıyor. Yaşlı üyeler ayrıca kendileri için düzenli olarak yapılan jimnastik ve hareket seanslarına da katılıyorlar.

Thorpe Park’a gezi düzenlendi

Genç üyelerden gelen fikir ve önerilerin önderliğinde düzenli olarak geziler düzenleyen İAKM ve Cemevi Gençlik Komitesi, bu gezilerin ikincisini Thorpe Park’a yaptı. Yaklaşık 60 kişinin katıldığı gezi için bir otobüs tutulup Cemevi’nden hareket edildi. Thorpe Park’ta gruplara ayrılan gençler eğlence parkındaki bütün aletleri beraber denemenin keyfini çıkardılar. Saat 12’de öğlen yemeği için buluşan ve birlikte yenilen yemekten sonra tekrar park alanına yayılan gençler maceralarına park kapanana dek devam ettiler. Gezi dönüşünde, Cemevi’nde hep birlikte yemek yenildi. Gençlik gezilerinin ikincisine Yönetim Kurulu Gençlik Sorumlusu Suna Hurman’ın yanısıra İAKM ve Cemevi Başkanı İsrafil Erbil de katıldılar. Gençlik gezilerine, gençlerden gelen öneriler ve istekler öncülüğünde devam edilecek.

1 Mayıs’a Katıldık

Londra’da yapılan1 Mayıs İşçi Bayramı yürüyüşüne İAKM ve Cemevi Yönetim kurulu üyelerinden bazıları ve Cemevi Başkanı İsrafil Erbil’in yanısıra pek çok üye de katıldı. Clerkenwel’den başlayıp Trafalgar Meydanı’na kadar devam yürüyüşte Cemevi, kendi pankartlarını taşıdı. Yürüyüş ve yürüyüşün sonunda Trafalgar Meydanı’nda yapılan şenlik boyunca işçi hakları için sloganlar atılıp, Ortadoğu, Afganistan ve Filistin’de yaşanan işgaller ile ABD ve Avrupa’nın dünya politikaları da kınandı. İAKM ve Cemevi bu yıl Taksim’de yapılan yürüyüşe de temsilciler gönderdi.

www.alevinet.org 11


“Çektiğim cevr-ü cefayı / Çekerim senden ötürü

Anneler Gününü Birlikte Kutladık

9 Mayıs 2010 Anneler Günü’nü, İAKM ve Cemevi’nde düzenlediğimiz annelere yönelik bir aktiveteyle, hep birlikte kutladık. Çocuklar için kreşin de bulunduğu Anneler Günü kutlamasına yaklaşık 400 anne katıldı. Çekilişlerin yapılıp çeşitli sponsorlardan toplanmış pek çok değerli hediyenin annelere dağıtıldığı güne katılanlar, canlı orkestra eşliğinde dansedip eğlenerek anne olmanın güzel yanlarını paylaştılar. Anneler Günü kutlamasında, Cemevi üyelerinden Meral Tekin yılın annesi olarak ödüllendirilirken, kermes gönüllüleri Dilek Yalçınkaya ve Müesser Çelik de yaptıkları özverili çalışma nedeniyle çiçekler verilerek onurlandırıldılar.

Çeteleşme ve Yozlaşmaya Karşı Yapılan Yürüyüşe Katıldık

23 Mayıs tarihinde tekrarlanan yozlaşmaya ve çeteleşmeye karşı yürüyüşe, İAKM ve Cemevi yönetim kurulu üyelerinden bazıları ile Başkan İsrafil Erbil de katıldı. Pek çok Cemevi üyesinin de katıldığı yürüyüşte, Türkçe konuşan toplum örgütlerinin temsilcilerinin yanısıra, bu kurumlara üye pek çok insan hazır bulundu. Yapılan konuşmalarda, çeteleşme ve buna bağlı meydana gelmiş cinayetler kınararak, duyarlı olunması çağrısı yapıldı.

Ozanları Anma Gecesi Yapıldı

Her yıl yapılan büyük ozan Mahsuni’yi anma günü bu yıl genişletilerek bütün alevi ozanları anma gününe dönüştürüldü. Tarih boyunca yaşamış, düşünceleri yüzünden öldürülmüş ve cezalandırılmış ancak yine de deyişler söyleyip olanları dile getirmiş tüm alevi ozanlarının ve Kerbela Şehitleri’nin de anıldığı geceye ozan Mahsuni Şerif’in oğlu Emrah Mahsuni, İsmail Eren ve Ozan Toprak katıldılar. Emrah Mahsuni babasının mücadele ve bedel ödemekle geçmiş hayatının bütün alevi ozanlarının tarih boyunca yaşadıkları durum olduğunu belirterek alevilerin ozanlarına sahip çıkmasının da çok güzel bir gelenek olduğunu söyledi. Geceye katılan sanatçılar anılan ozanların deyişlerini seslendirirken, dede Mehmet Turan da türkü ve deyişler söyleyerek büyük alkış aldı.

Abdal Musa Birlik Cemi Yapıldı

Abdal Musa Birlik ve Görgü Cemi, 27 Mayıs’ta Türkiye’den gelen Mehmet Turan dedenin önderliğinde yapıldı. Katılımın çok yoğun olduğu cem büyük ilgi gördü. Cem boyunca alevilerin bugünkü durumuna, Türkiye’de yaşanan son gelişmelere ve aleviler arasında ortaya çıkarılmak istenen ayrılıklara değinen dede Mehmet Turan, alevilerin her zamankinden daha fazla birlikte durması gerektiğini söyledi. Herkese bu birliğe katkı çağrısı yapan dede Mehmet Turan, Abdal Musa Birlik ve Görgü Cemi’ni geleneksel 12 hizmetlerin görülmesi, rızalık alınıp verilmesi ve secdelere varılmasının ardından semah ve deyişlerle sona erdirdi. Cemin sonunda her zaman olduğu gibi bütün katılanlara canların getirdiği geleneksel lokmalardan dağıtıldı.

Canlar Tiyatrosu “Simurg” Adlı Oyunu Sergiledi

Canlar Tiyatrosu oyuncuları yapmakta oldukları Avrupa turnesi çerçevesinde İAKM ve Cemevi’nin davetlisi olarak Londra’ya da uğradılar. Sivas katliamının anlatıldığı Simurg adlı oyunu Selby Centre’da 28 Mayıs gecesi bir kez daha Londralı seyircilere sunan oyuncular seyirciden büyük alkış aldılar. Oyundan sonra söz alan İAKM ve Cemevi Başkanı İsrafil Erbil, ne Sivas katliamının ne de yaşanmış diğer katliamların unutulmayacağını dile getirdi.

12 P R SU TAN

L

TERE


İkrar iman bir olunca / Sen de çek benden ötürü.” Pir Sultan Abdal

İskoçya’da İlk Cem Yapıldı

Geçtiğimiz yıl açılan İskoçya Cemevi ilk cemini İAKM ve Cemevi yönetim kurulunun da katılımıyla, 29 Mayıs’ta yaptı. İskoçya’da yaşayan yaklaşık 300 Alevinin katıldığı cem, Abdal Musa Cem’ini yürütmek üzere Londra’da bulunan Mehmet Turan dede tarafından yönetildi. İskoçya Cemevi’nin İAKM’nin de desteğiyle düzenlediği ilk cem, İskoçya’da yaşayan Aleviler kadar Londra’da yaşayan Alevileri de heyecanlandırdı. Ceme katılan canlar bu cemlerin devamını dileyerek, özellikle daha azınlıkta bulunulan bölgelerde bu tür birliklere duyulan özlemi dile getirdiler.

David Miliband İAKM ve Cemevi’ni Ziyaret Etti

İşçi Partisi liderliği için yarışan David Miliband, 13 Haziranda İAKM ve Cemevi’ni ziyaret ederek, alevilerin seçimlerde İşçi Partisi’ne verdiği destek için teşekkür etti. Ziyaret esnasında bir konuşma yapan David Miliband, kendisinin de bir göçmen çocuğu olduğunu ve o yüzden etnik azınlıkların sorunlarını çok iyi anladığını ifade etti. İşçi Partisi’nin daima etnik azınlıkların yanında olduğunu ve bu yüzden desteklenmesi gerektiğini belirten Miliband, dünyada yaşanan ekonomik krize de değinerek ‘Yoksulların yaratmadığı bu krizin faturasının toplumun yoksul kesimlerine kesilmemesi gerekir’ diye konuştu. David Miliband’a, ziyareti esnasında Cemevi Başkanı İsrafil Erbil tarafından, İngiltere’de yaşayan Alevilerin hem Türkiye’de hem de burada istedikleri hak ve eşitlik taleplerini dile getiren bir dosya sunuldu. David Miliband’ın ziyareti sırasında Türkçe konuşan toplumun çeşitli temsilcileri de hazır bulundular.

‘21. Yüzyılda Alevilik’ Adlı Panel Düzenlendi

Yazar A.Rıza Algül’ün konuşmacı olarak katıldığı ‘21. Yüzyılda Alevilik’ adlı panel, 13 Haziran’da İAKM ve Cemevi binasında gerçekleştirildi. Panelde konuşan yazar Rıza Algül aleviliği anlattı. Daha sonra soru cevap şeklinde gelişen panel, aleviliğin yeniden tanımlanması tartışmaları etrafında oluşan kaygıların ve kafalarda oluşan soruların dile getirilmesiyle canlılık kazandı. Panelin sonunda söz alan İsrafil Erbil ise binlerce yıllık olayların hesabının sorulmasından önce günümüzde yaşanmış katliamların sorgulanması gerektiğinin üzerinde durarak, ‘Binlerce yıl ötesini bırakıp bugüne el atmak lazımdır’ dedi.

Hukuki danışmanlık hizmeti verildi

Ekim ayından bu yana her hafta perşembe günleri Ozoran Turkan Avukatlık Bürosu’ndan Hüsniye Üstek, Cumartesi günleri Has&Kılıç Avukatlık Bürosu’ndan Filiz Kılıç ve Pazar günleri Ersan&Co Avukatlık Bürosu’ndan çeşitli avukatların verdiği hukuki danışmanlık hizmetlerine devam edildi. Cemevi’ne gelen vatandaşlara aile sorunlarından yardımlara kadar her konuda ücretsiz danışmanlık yapan avukatlar bu hizmete önümüzdeki aylarda da devam edecekler.

Ebru Derslerine Yoğun İlgi Oldu

Sultan Demir’in öğretmenliğni yaptığı ebru dersleri Cemevi’nin en çok rağbet gören kurslarından biri oldu. Tüm yıl boyunca haftada iki gün verilen ebru derslerine katılanlar hiç bilmedikleri bu sanatı öğrenmekten büyük mutluluk duyduklarını dile getirdiler. Dersler esnasında yaptıkları çalışmaları Cemevi’nde sergileyen kurs katılımcıları ebrunun hem rahatlatıcı hem de yaratıcılığı çok geliştiren bir sanat olduğunu vurgulayarak, ‘gelecek yılın kurslarını herkese tavsiye ediyoruz’ dediler. Milletvekili Meg Hillier, Sultan Demir’in tezgahındaebru yapıyor

www.alevinet.org 13


“Ben oyum sevdigim olan ve o sevdigim olanda benim / Biz ayni evi paylasan iki ruhuz

2009-2010 Eğitim Dönemi Tamamlandı

İAKM ve Cemevi 2009-2010 eğitim dönemi başarıyla tamamlandı. Her yaştan katılımcılara hitap eden 24 kursa katılan yaklaşık 400 kişi, kurslarını tamamlayarak sertifika almaya hak kazandı. Kursları tamamlayanlara sertifikaları İAKM birlik ve beraberlik pikniğinde yapılan bir törenle dağıtıldı. Pikniğe katılamayan öğrenci ve yetişkinlerin sertifikaları ise Cemevi binasında kendilerine verildi. 2009-2010 eğitim döneminde verilen kurslar saz(çocuklar, gençler ve yetişkinler olmak üzere üç sınıf), folklor ve semah(çocuklar), tiyatro(çocuklar ve gençler olmak üzere iki sınıf), futbol(çocuklar, gençler ve bayanlar olmak üzere üç takım), Türkçe(çocuklar), matematik(çocuklar), SATS matematik(çocuklar), resim(çocuklar ve yetişkinler olmak üzere iki sınıf), bilim(çocuklar), kimya(çocuklar), halk dansları grubu(gençler), fotoğraf(gençler), GCSE(gençler), ebru(yetişkinler), karma koro(yetişkinler), takı(yetişkinler), ebeveynlik(yetişkinler) olmak üzere 24 sınıftan oluştu. Aynı kurslara gelecek yıl da devam edileceğini ve gelen talebe göre yeni sınıflar belirleyeceklerini belirten yönetim kurulu eğitim sorumlusu Nadide Köroğlu, kurslarını bitirenleri kutlayarak, ‘Çocuk, genç,yetişkin, ihtiyar herkesi gelecek yılın kursları için fikir belirtmeye ve kurslara kaydolarak yeni şeyler öğrenmeye davet ediyoruz’ dedi.

Fotoğraf Kursu Öğrencileri Sergi Açtılar

2009-2010 eğitim döneminde, fotoğraf sanatçısı Mustafa Çetinkaya tarafından verilen fotoğrafçılık kursuna devam eden öğrenciler, kurs boyunca çektikleri çalışmalarını İAKM ve Cemevi’nde sergilediler. On yetişkin öğrencinin katılımı ile gerçekleşen kurs çalışmaları, dönem sonunda İAKM’de sergilendi. Toplam 21 renkli foğraftan oluşan çalışmalar büyük bir kalabalık tarafından beğeni ile izlendi. Bu yıl yetişkin sınıfı olarak gerçekleşen fotoğraf kursu sonunda sertifika almaya hak kazanan öğrencilere belgeleri Başkan İsrafil Erbil tarafından verildi. Fotoğraf derslerine önümüzdeki eğitim döneminde de devam edilecek.

Belgesel Gösterimi

Gikder, TEB, Renk-Art, Tohum Kültür Merkezi, YÇKM ve Kurdish Merkezi’nin ortaklaşa düzenledikleri İsçi Filmleri Festivali çerçevesinde, İAKM ve Cemevi merkezinde, Sivas katliamını anlatan “Bekle Beni Dar Ağacı” adlı belgesel film gösterildi. 15 haziranda başlayıp 26 hazirana kadar devam eden işçi fimleri çerçevesinde çok sayıda insanın katıldığı film gösterimi ve Sivas katliamında olanların kınandığı gösterimle son buldu.

14 P R SU TAN

L

TERE


Eger beni görüyorsan, onu görüyorsundur / Eğer onu görüyorsan, bizi görüyorsundur.” Halac-ı Mansur

Güney Londra’da Yeni Cemevi Toplantısı

Bir süredür devam eden Güney Londra’da yeni bir cemevi açılması çalışmalarında önemli bir dönemece 25 Haziran akşamı girildi. Yeni cemevinin açılması çalışmalarında aktif rol alan ve öncülük yapan İAKM ve Cemevi, Güney Londra Alevileri ile birlikte 25 Haziran Akşamı Walworth Rd, Elephant & Castle SE17 adresinde bir toplantı yaptı. Dergimizin çıktığı gün gerçekleşen toplantıda, yeni cemevinin kurulmasında son aşamalar olan kurucu meclis üyelerinin ve tüzüğün belirlenmesi çalışmaları yapıldı. Toplantıda saz ve türküler eşliğinde bir kutlama da yer aldı. İAKM ve Cemevi Başkanı İsrafil Erbil, Londra ve İngiltere’nin farklı bölgelerinde yeni Alevi Kültür Merkezleri ve Cemevleri oluşturmak için çalışmalarının devam edeceğini vurguladı.

Yaz Tatilinden Önce Son Halay Gecesi

27 Haziran akşamı cemevi büyük salonda buluşan gençler tatilden önce bir kez daha halaya durdular. Cemevi bayan futbol takımı hocası Levent Çalışkan, sezonun sonunda bayan futbolculara sertifikalarını verdi. Levent Hocanın diğer futbol takımlarında top koşturan gençler ve ailelerinin katılımıyla büyük bir kitleye ulaşan gençler daha sonra çeşitli oyunlar oynadılar.

Başkan İsrafil Erbil, Başkan Yrd. Özcan Yalçınkaya, Sayman Yaşar Demiralay

Westminester Üniveristesi’nde Konferans

25 Haziran günü Wesminester Üniversitesi’nin daveti üzerine, İngiltere’de yaşayan ve Türkçe konuşan gençlerin İngiltere’ye entegrasyonu ve eğitimdeki başarısızlığı konulu panele katılan Başkan İsrafil Erbil ve Sayman Yaşar Demiralay, İAKM’yi temsil ettiler. Konferansta konuşan Westminester Üniversite temsilcisi Dorrie Chthy üniversitelerinin kapılarının Alevi gençlere açık olduğunu, daha yakından tanımak için okula ziyaretler yapabileceklerini ve derslere katılabileceklerini, önümüzdeki günlerde İAKM ile çeşitli projeler yapmak istediklerini söyledi. İAKM ve Cemevi temsilcileri de, üniversite harçlarının çok olmasına dikkat çekerek, devletin tüm gençlere eğitimde fırsat eşitliği sağlamasının gerekliliğini dile getirdiler.

İAKM ve Cemi Öğrencilerine Altın Madalya

İAKM ve Cemevi çatısı altında eğitim gören iki öğrenci İngiltere düzeyinde yapılan matematik seçmelerinde altın ve boronz madalya kazandılar. İAKM’nin haftasonu kurslarına katılan öğrencilerden Can Sarıca, üstün başarı göstererek altın madalya kazandı. Semih Savaşal tarafından verilen kurslara katılan öğrencilerin Canan Aksoy ise bronz madalya kazandı. Öğrencilerin başarısından gururlanan İAKM ve Cemevi, gençlerere başarı sertifikası verdi. Yaklaşık yüz gencin izlediği sertifika töreninde konuşan İsrafil Erbil, Can ve Canan’ın bu ödülleri tüm gençler adına aldıklarını, gençlerin kendi alanlarında değerlerine bağlı, dürüst, çalışkan ve başarılı olmak için çaba göstermeleri gerektiğini söyledi. Erbil ayrıca İAKM ve Cemevi’nin varoluş nedenlerinin başında, gençlererin Alevi kültüründen kopmadan yetişmesi, ailelerine ve topluma yararlı bireyler olmaları yolunda alt yapı oluşturmak bulunduğunu sözlerine ekledi. Matematik hocası Semih Savaşal’da Cemevine gelen genç ve dinamik kadronun eğitime kucak açması nedeniyle yardıma koştuklarını, bir çok imkansızlığa rağmen derslerini tamamladıklarını ve başarıya ulaştıklarını belirterek, 16 derslikli yeni binanın bir an önce açılması için öğrenci velilerin biraz daha fedakar olmaları gerektiğine vurgu yaptı.

Tugay Hurman Bağış Kutularından Çıkan Parayı Sayıyor

www.alevinet.org 15


RÖPORTAJ “Pir Sultan Abdal’ım dertlerim firak / Alışmış yanıyor şu dertli yürek

MEHMET TURAN DEDE

Yetmiş iki millete bir nazarla bakmayan, aleme müdessir olsa da hakikatte asidir

Londra’ya geçen mayıs ayında aklı gibi dili de berrak bir dede geldi. Adını hiç duymamıştık, ilk defa gördük, kurduğu Cem’de ve dost sohbetlerinde saatlerce kıpırdamadan dinledik O’nu. Alçak gönüllülüğü ile ve güleç yüzüyle gönüllerimizi fetetti. Aydınlık ve bilimsel görüşleriyle dağarcıklarımızı aydınlattı, yediden yetmiş yediye herkesle konuştu, ilgilendi. Saz çalıp deyiş söyleyen, On iki İmamlardan ve Ulu Ozanlarımızdan hikayeler okuyup destanlar anlatan, bir yandan geleneksel dede motifini yaşatan, diğer yandan da meselelere bir sosyolog, politikacı, toplum bilimci gibi yaklaşan Mehmet Turan Dede’ye Pir Sultan İngiltere dergisi olarak bir çok konuda çeşitli sorular yönettik.

Röportaj: Mustafa Çetinkaya Mehmet Turan Dede kimdir? Okurlarımıza kendinizi tanıtırmısınız? Mehmet Turan Dede 1953 yılının üzüm alacasında, Isparta’nın Senirkent ilçesinde dünyaya gelmiş. Öyle diyor anam. Çocukluğum ilkokula kadar orada geçti. Ondan sonra ortaokul ve liseyi yine yakın bir ilçede Yalvaç’da yatılı okudum. Daha sonra askerlik ve sonra da eczacılık fakültesinde iki senelik üniversite hayatım var. Üniversiteden siyasi nedenlerle ayrılmak zorunda kaldım. Ondan sonra bazı akrabalarımın bulunduğu ilçemize yakın olan Burdur’da bir iş bulup, memurluk yapmaya başladım. 29 sene o görevi yaptım. Altı yıl önce emekli oldum. Bu arada çalışırken inşaat teknikerliği alanında üniversite eğitimini tamamladım, ancak yine siyasi nedenlerle kadro vermediler ve o alanda çalışamayıp memurluktan emekli oldum. 1974 yılında Babam Ali Haydar Turan Dede hakka yürüdü ve 1978 yılında bağlı bulunduğumuz. Şeyh Ahmet Sultan ocağının dedeliğine yönelik hizmeti yürütmeye başladım. O günden bu yana da Isparta, Burdur Afyon İzmir ve Eskişehir ’de ocağımıza bağlı bulunan talip canların hizmetini görmeye devam ediyorum. 1990 yılından bu yana da zaman zaman geldiğim Avrupa ülkelerinde cemlerimizi, muhabbetlerimizi, seminerlerimizi paylaşıyoruz. Gene ülkemiz içinde bulunan Alevi Bektaşi Federasyonuna bağlı kurumlarımızda ve diğer özerk kurumlarda bu hizmeti yerine getirmeye çalışıyorum. Dedelik kurumunun Alevi inancı için önenemi nedir? Evet, dedelik kurumu Aleviliğin olmazsa olmaz yol hizmetlerinden biridir. Aslında biz bu kuruma dedeleri ve anaları birlikte kapsaması açısından dede ana kurumu diyorduk,

16 P R SU TAN

L

TERE

belli bir süredir de Fransa Alevi Birlikleri Federasyonunun değerli canlarının adlandırdığı Yol Erkan Kurumu demeyi daha uygun buluyorum. Şimdiki kurumların örgütlü yapıları oluşmadan önce, ocaklarda; ocak örgütlü taliplerin, cemlerini ve etkinliklerini, sözlü gelenekle devam ettiren insanlardı dedeler. Dedeler bilgi taşıyıcılarıdır. Kendi ocaklarından ve mürşit ocaklarından aldıkları her türlü yol erkan güzelliğini kendi taliplerine aktaran yol görevlileridir. İnanç görevlileri oldukları kadar toplumun sosyal ve psikolojik yapısıyla da ilgilenen eğitim görevlileridirler de. İşte o nedenle de gittikleri yerlerin bazen doktoru, bazen inanç önderi, bazen de öğretmeni ve psikoloğu olmak durumunda kalmışlardır. Alevi toplumunda bazı yanlış işler,uyuşmazlıklar mahkemeye gitmez, Alevi toplumu sorununu kendi içinde çözer denir ya, işte dedeler, bazen de adaleti yerine getirirler. Kendi canlarının arasındaki sorunları çözen kişilerdir. Halen ocaklarına bağlı taliplerin toplu yaşadığı köylerde, kasabalarda ve şehirlerde dedeler mahkemeyle ilgli işleri halle-


Bir dahi gelemem menzilim ırak / Ölüm ile ayrılığın elinden.” Pir Sultan Abdal derler. Ama günümüzde dağınık halde yaşayan ve bir arada olamayan canların bulunduğu ortamlarda ve toplum içinde diğer inançlardan insanlarla düştükleri anlaşmazlık durumlarında sorunlar genellikle mahkeme yoluyla çözülür. Başka inançtaki insanlarla sorunların bizim meclisimizde çözülmesi mümkün olmayabilir Onlar yolumuza ait bu yürütmeyi kabul etmiyebilirler. Dedelerin işlevleri böylesine çeşitlidir. Ama şunu da bilmemiz gerekiyor ki dedeler yıllarca bazen hem kendi insanlarının, çoğunlukla diğer inançlardan kişilerin, hem de hükümet yetkili egemen kişillerin baskısı altında kalmışlardır. Çoğu zaman yolları kesilmiş, çoğu zaman kendilerine hakaretler edilmiş, çoğu zaman değişik sebeplerle içeriye alınma durumuyla bile karşıkarşıya kalmışlardır. Ama hiç bir zaman yılmamışlardır. Dedeler, kendi taliplerinin işlerine her zaman yağmurda, kışta, kıyamette koşturmuş insanlardır. Bunu da seve seve yaparlar. Çünkü hizmet hakk içindir. Babadan oğula geçen dedelik sistemi, değişen dünya koşullarında ne tür zorluklarla karşılaşıyor? Ne gibi değişikliklere uğruyor? Dedelik kurumu zorlanıyor. Zorlanıyor çünkü karşınızdaki canlara inancı,felsefeyi,kuralları ve yolu öğretmek ve uygulatmakla sorumlusunuz. Çağımız bilgisayar çağı ve gençlerimizin müthiş şekilde bilgiyle donandıkları, üniversitelerde hem felsefi, hem politik bilimlerde yol katettikleri, toplumun bilinç seviyesinin yükseldiği bir evredeyiz. Böyle bir evrede insanımıza kendi inancıyla ilgili güzelliklerin, yol erkan düsturunun aktarılması ancak onlara ve yolumuza yakışır şekilde yol bilgisine sahip olmaktan geçer Eger biz gelişim çağında hala atadan dededen gördügümüz yol düsturuyla insnanlara Aleviliği aktarmaya çalışırsak bunda hataya düşeriz, eksik yaparız. Bu durumda bizim çok geride kaldığımızı, gelişim ve zamana ayak uydurmamız gerektiğini söylerler, gerektiğinde yüzümüze de vururlar. Bu acı sonuçtan nasip almamak için, biz Alevi dedeler ve analar kendi kendimizin yani dedelerin anaların eğitimine önem verdiğimizi gösterip, eğitim ihtiyacımızı topluma da belli etmek zorundayız. Şu anda oluşturulmaya çalışılan kurumlarda örneğin Aralık 2008 de kurulmuş bulunan Ankara daki Alevi Enstitüsü vb bilim yuvalarında Alevi eğitimine yön verecek bilim adamlarıyla ve sahalarıyla, edebiyatıyla, sosyolojisiyle, psikolojisiyle tarihiyle felsefesiyle pek çok alanda kendimizi beslemek zorundayız. Aydınlarla biraraya gelmek zorundayız. öğrenmek zorundayız. Bunu yapmadığımız takdirde toplumumuza önderlik etmek gibi bir işlevimiz olamıyacağını kabul etmeliyiz. Yol öğretisini alabildiğimiz sürece, bizden sonra gelecek olan nesile hem gönül rahatlığı, hem de, öğretimizi besleyen kaynakları onlara aktarmanın verdiği güzellik içerisinde hizmet vermeye devam edebiliriz. Ayrıca bu kurum sadece Dedelik kurumu olarak da ele alınmamalıdır.yukarıda bahsettiğimiz gibi bu kuruma Analar da dahildir onlarda eğitir öğretim cem sürerler.

Önce ücra dağ köylerinden şehirlere, oradan da yurt dışına göçeden Aleviler, bu göç sürecinde neler kaybettiler, neler kazandılar? Alevi toplumları kendilerini korumak ve kollamak zorunda kaldıklari evrelerde dediğiniz gibi dağlara ve orman içi yerleşim yerlerine göç ettiler.uzun süre buralarda kendi içlerinde, şehir ortamından uzak yaşadılar. Süreç değişip Anadadolu’nun şehirlerinde ve metropollerde yerleşme olanağı bulduklarında, ve ekmek aş uğruna geldikleri Avrupa’da da iki ayri zorlukla karşılaştılar. Anadaolu için daha geçerli olan birincisi; indiği ve yerleştiği şehrin varoşunda olsun, merkezinde olsun, ordaki insanların inançlarının baskısı altında kaldılar. Geldiği yerler de çoğunlukla onlara iş verecek olan kişi ve kurumların baskısı altında, Alevi olduklarını bile söyleyemez, o inancı yaşayamaz hale geldiler. Büyük şehirlerde birlikte bulundukarı ortamlarda muhabbetlerini belki gizli gizli yapabildiler ama ayrı ayrı yerlerde oturmak zorunda olanlar, hele hele çeşitli devlet memurluklarına tayin edilenler gönderildikleri yerlerde kendi Aleviliklerini yaşayamadılar. Alevi olduklarını, dışarıda başkalarına söylerler diye, çocuklarına bile söyleyemez hale geldiler. Alevi olduklarını söylemeleri onların toplumdan uzaklaştırılmasına, hatta işinden bile olmasına neden olacağı için çekindiler, gizlenmek zorunda kaldılar. Ve ayrıca da, her zaman, devlet yapısının egemen inancının dışında görülme,horlanma ve eşit insan haklarından yararlanamama gibi halen yaşanan zorlukların içindeler... Avrupadaki canlarımızın bu konuda fazla bir zorlukları yoktu ama gurbetteydiler. Sılalarından olduğu gibi birde ocaklarından ayrılmışlardı. Yeni bir kültürün yeni bir dilin içinde yaşama zorluğu vardı onlar içinde. Ama bilinçli canlarımız elele verdiler, Avrupa’da ve Anadaolu’da büyük şehirlerde bir araya geldiler özellikle son yirmi yılda oluşturdukları Alevi örgütlülükleriyle daha rahat bir biçimde yaşamaya doğru yol aldılar. Hatta kendi içerisindeki bilimadamlarının sayesinde Alevi toplumunun eğitim seviyesinin yükseltilmesinin de öncüsü oldular, kendi inançlarımızı yaşayamayışımız sonucunda oluşan asimilasyonu ve büyük erozyonu da görebildiler. İnanç merkezli bir örgütlenme olan Alevilik, siyasal talepleri olan bir örgütlenmeye dönüşüyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Biz partileşme ortamını izledik izlemeye de devam ediyoruz. Buna pek çok defalar karşı çıktık çıkmaya da devam edeceğiz. Bir Alevi partisi değil Alevilerin de içinde yer alacağı bir parti demeyi daha doğru buluyoruz. Bizler Alevi kurumlarının kurum olarak bir parti içerisinde yer almasına ya da kurum yöneticilerinin kişisel düzeyde bile bir parti içerisinde yer almalarına kurumu temsil ettikleri için karşıyız. Ama kişilerin siyasi arenada yer almalarına karşı değiliz. Bugün Alevi toplumu, örgütlendiği kurumlar içerisinde, kedisini yönetecek insanları seçme hakkına da, başbakan olma hakkına da, cumhurbaşkanı olma hakkına da sahiptir, ve olabilecek nitelikte pek çok canlarımız da vardır. Fakat siyaset ayrı bir ortamdır. Siyaset kendi içerisinde günümüzün pek çok kir-

www.alevinet.org 17


“Bir aşkın deryasın boyla / Kıyısı öte mi dersin

liliğini de taşıyan bir alandır. Alevi kurumları kurum olarak böyle bir ortam içerisinde yer almamalıdır. Alacağı bir yer varsa da bunun sınırları vardır. Kurumlarımız Alevilerin temsil edilebildiği, insanımızın hakkının korunabildiği ve kendi haklarına sahip çıkılabilen bir siyasi politikayı desteklemelidir. Alevi kurumları kendi içinde partilerden bireyler görevlendirebilir ya da bireylere kişilere destek sunabilir, kendi geleceğine yön verecek kişileri politikada destekleyebilir ama kurum olarak bir siyasi oluşum içerisinde yer almamalıdırlar. Türkiye’de bir çok demokratik kuruluş, sendika, parti ve örgütlerde aktif olarak yer alan Aleviler güçlerinin farkına mı vardı, partileşme bunun bir sonucu da olabilir mi? Elbette. Bugüne dek demokrat görünümlü partiler içerisinde bizlere yer verilmiş, insanlar milletvekili olmuş, bakan seviyesine bile gelebilmişlerdir ama gördüğümüz odur ki Alevi milletvekili mecliste yer alsa bile Alevi hakları hiç bir zaman mecliste söz konusu olmamıştır. Kişiler yalnız bırakılmış, parti proğramında ve tüzüklerinde Alevilerin kendilerine özgü ibadet yerleri konusu, inançları konusu, vatandaşlık hakları konusu hiç bir zaman gündeme gelmemiştir. Aleviler her zaman siz laikliğin temelisiniz, cumhuriyetin sigortasısınız diyerek pohpohlanmış ve hep aldatılmışlardır. Elleri sadece seçim zamanlarında sıkılmış. Bunun dışında hiç bir Alevi kendi haklarıyla anayasal düzlemde buluşamamıştır. İşte bunu gören Alevi toplumu,kendi haklarının savunulması için, Alevi kişilerin siyasette ve mecliste yer alması ve Alevilerin kendi kurumlarını temsil etmesi gerektiğini hissettiğinde siyasete müdahale kararı almıştır. Ancak Aleviler siyasete müdahaleyi kurumlarını siyasetin içine götürerek değil onları kendi özerkliği içerisinde tutup siyasi alanda çalışabilecek kapasitede gördüğü kişilere destek vererek yapmalıdır. Yani bir Alevi partisi kurulmamalı, Aleviler, Alevi hak ve söylemlerinin, tüzüğünde yer aldığı bu konularda yazılı taahhütleri olan bir devrimci demokrat kitle partisini desteklemelidir. Türkiye’de yaşayan Aleviler, Avrupa’da yaşayan ve sayıları 1 milyonu bulan Aleviler ile nasıl bir iletişime girmeliler ki, ortak çalışmalardan başarılı sonuçlar çıksın? Avrupa’da yaşayan Aleviler, Anadaolu’daki örgütlenmeye oranla cok daha ileri bir seviyeye geldiler. Bunda da en önemli etken Avrupa’da yaşayan Alevilerin içinde yaşadıkları ülkelerin demokratik haklarından müthiş sekilde yararlanabilmesi ve kendisine Aleviliğinden dolayı bir söz söyleyenin olmamasıdır. İçinde yaşadıkları ülkelerde çalışmalarının karşılığını da çok iyi alabildiklerinden maddi olarak daha iyi durumdalar. O nedenle örgütlerini daha güzel hale getirebildiler çünkü karşılarında hemen hemen hiç engel yoktu. Engeli bırakın yaşadıkları ülkeler gerek mekan, gerek finansal destek anlamında kurumlarına pek çok imkan veriyordu. Türkiye’deki örgütlenmenin önünde ise pek çok engel var. Biliyorsunuz Türkiye’de Alevi toplumunun karşısında inançsal olarak duran topluluk Sunni toluluktur. Alevileri her türlü karalama ve çamura atan inanç ortadoks Sunni inancıdır. Sunnilik inancı eğemenler tarafından her zaman Alevilere karşı kullanılıp, Alevilere saldıran bir yapı haline getirilmiştir ve Alevi toplumunun Sunnilerden çekincesi vardır. Alevilerin üzerinde aynı zamanda devletin de baskısı var. Bu nedenle Türkiye’deki Aleviler örgütlenmelerini Avrupa’dakiler kadar rahat biçimde yapamadılar ve halen de yapamıyorlar çünkü bu baskılar devam ediyor. Alevi açılımı deniyor ama bu çabayı Alevileri kendi hege-

18 P R SU TAN

L

TERE

monyası altına almaya ve kendi Alevisini yaratmaya uğraşan bir hükümetin çalışmasından başka bir şey olarak görmek, abesle iştigal olur. Avrupa’daki örgütlülük o nedenle ülke örgütlülüğünün hareket kazanmasına destek oldu; olmaya da halen devam ediyor ama kurumları yöneten kişilerin kişisel kavgaları bazında kurumlar da karşı karşıya gelmiş gibi görünüyor. Kurumların tabanları ve güzel insanları ne Avrupa’sıyla ne Anadolusu’yla birbirinden ayrı olmadıklarını düşünüyorlar. Bu ayrışmalar yakın süreç içerisinde mutlaka son bulacak ve hem ülke içerisindeki kurumlar arasında çatlaklık gibi görünen durumlar, hem de ülkedeki örgütlü yapıyla Avrupa’daki örgütlülük arasında esen soğuk rüzgarlar giderilecektir. Bunun başarılması gerektiğini düşünüyorum ve arkadaşlarımızın da buna el vermesin istiyorum. Aleviler örgütlülüğün meyvelerini toplayacaklar mı? Topluyorlar bile. Almanya’da ve yakın tarihlerde Fransa’da kazanılmış en güzel haklardan bir tanesi de okullarda Alevilik derslerinin verilmesidir. Bu ülkelerde ve Danimarka da Aleviliğin bir inanç olarak yaşanabileceği ayrı bir felsefi inanç olduğu devlet tarafından kabul edilmiştir. Bunlar yakında İngitere’de de olacaktır. Türkiye’de Alevi/Bektaşi Federasyonu’nun ismi içindeki Alevi kelimesi yasakken şimdi içinde Alevi kelimesinin geçtiği kurumun yasal bir kurum olması da bir kazançtır. Alevilerle ilgili çok yanlış tanımlamaların ve anlayışların gerçek dışı ve karalamaya yönelik olduğu Sunni canlara anlatılmaya da başlandı bu da bir kazançtır. Bu kurumların 20 yıl içerisinde aldıkları yol küçümsenecek bir yol değildir. Ben gelinen noktayı çok değerli görüyorum. Hükümetin ya da bakanların Alevi açılımı girişimi bile, bu kurumların alevi varlığını ortaya koyma çabasının ürünüdür. Alevi kelimesinin yasak olduğu yerden adına açılımın yapıldığı bir yere geldik. Her ne kadar boş bir açılım olsa bile bu bir kazançtır. Cemevlerini ibadet yerleri haline getirecek kazanımlar da elde edilecektir. Anadoluda yüzlerce yıl Alevi köylerine cami yapılmamış, yaptırılmamış, son yıllarda bu köylere cami yapımı neden hızlandı? Aleviler buna neden izin veriyor? Buna Aleviler izin vermiyor. Bazı Alevi kişiler yumuşak karınlarından yararlanılarak kendi toplumunun ve kendi felsefesinin ihanetçisi olmaya itiliyorlar. Bunun değişik köylerde örnekleri var. Bazı Alevi canlara inancının bir parçasıymış gibi kendi köyüne cami yaptırma görevi veriliyor. Daha başka yerlerden finase edildiği halde o kişi o köye hayır yapıyormuş gibi sunuluyor. Ve belki de kendi cebinden çıkmayan parayı eğer iş sahibi birisi ise vergiden düşerek haksız bir kazanç bile elde ediyor. Diğer bir yaklaşım ise devletin ve hükümetin yapması gereken bir görevmiş gibi köylere cami yapılması. Devletin okul yapma, yol yapma sağlık ocağı açma görevi yokmuş da, önce cami yapma görevi varmış gibi, köylere cami yaptırılma yarışına giriliyor. Bu süreç 12 Eylül’den sonra başlayan bir süreçti ve üzerine düşülen köyler Alevi köyleriydi. Bu süreç içerisinde aydın, ilerici, demokrat ve çağdaş görüşlü olan Alevilerin kendi örgütlü yapıları içinde yaşamalarını engellemek egemen güçler için bir amaç haline geldi. Asimilasyon için çok çeşitli yollar ve propağandalar denendi. Mesela Alevi köylerine yapılan camilere özel yetiştirilmiş, arada sırada Alevi söz ve geleneklerini de ibadet içine koyan imamlar gönderildi. Bu politika halen devam ediyor ama buna onurlu direnişiyle karşı duran yerlerimiz de var-


Bir gerçeğe hizmet eyle / Emeğin yite mi dersin.” Pir Sultan Abdal

dır. Bunlardan bir tanesi Kayseri ili Sarıoğlan İlçesi’nin İğdeli Köyü’dür. Bu köy cami yapılmasına karşı durmuştur. Herkesin ibadet yerine saygımız var ama bizim köylerimize önce okul lazım, sağlık ocağı lazım. Dahası bizim köylerimize cemevi lazım. Bir ibadethane gerekiyorsa devlet buralara cemevi yapsın. Ortadağu coğrafyalarda Kerbela’dan Sivas’a yüzlerce yıl acılar, kıyımlar, katliamlar sürgünler neden barışcıl bir felsefeye sahip olan Alevi toplumunun üzerinde dolaşıp durmuş? Bu konu üzerine pek çok eser var, ama basit anlatımla açıklayacak olursak, “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar”. Aleviler sadece doğru söylemekle de kalmamışlar, eğemen olan, ülke yöneten insanların dini, inancı ve pek çok şeyi alet ederek şahsi çıkar sağlamalarının önünde de durmuşlardır. İnsanların sırtından geçinerek, güllük gülistanlık ülkenin pek çok varlığını satarak, kendilerine kazanç sağlayanların karşısında duranlar büyük çoğunlukla Alevilerdir. Bu Osmanlı döneminde de böyle olmuştur, padişahlara, hanlara, sadrazamlara, şeyhülislamlara karşı durulmuştur. Günümüzde de hükümetlere, hele hele sağcı zihniyetteki hükümetlere karşı muhalefet olmuştur Aleviler. Geçen bütün evreler içinde Aleviler kesinlikle başları kaldırılmayacak, başları kalktığında tak diye kafalarına vurulacak topluluklar olarak görülmüştür. Çünkü Aleviler yapı olarak devrimcidirler, çağcıldırlar, insancıldırlar. Egemen güçlerin düşüncelerinde ve kendi egemenliklerini sürdürme çabaları içinde çağcıllığın, hümanizmin ve sevginin yeri yoktur. Onlarda, sadece kazanmak, hükmetmek ve yönetmek vardır. Bu nedenle de, insan haklarından, alınterlerinden, güçlerinden kudretlerinden bahseden ve kalkınmayı tek başına Alevi toplumunun kalkınması olarak görmeyen, bütün ülkenin kalkınmasıyla bir gören düşüncedekiler, yani Alevi toplumu, egemen güçleri her zaman rahatsız etmiştir. Bu Anadolu Selçuklu döneminde de, Osmanlı döneminde de, Cumhuriyet döneminde de böyle olmuştur. Osmanlı evresinde Seyhülislamlara fetvalar verdirilerek, günümüzde de daha başka pek çok bahaneler gündeme getirilip kendi içlerinde yarattıkları yokedicilerle, kıyımlar, yakımlar ve katliamlar yaptırılmıştır. Kimlik, kültür ve inanışın karışımı olan ve milliyeti önde tutmayan Süryanilik ile Aleviliğin benzer tarafları varmıdır? Alevi anlayışının felsefesi şunu söylüyor. Hünkar-ı Pir (o dönemki sayı ile) “Yetmiş iki millete bir nazarla bakmayan, aleme müdessir olsa da hakikatte asidir” diyor. Alevi felsefesini özümsemeye çalışan canlar bu çaba ve gayret içinde olmak durumundadır. Alevi toplumu kendi inancı ve ulularından aldığı o derin düşünceyle hiç bir zaman dil, din, ırk, renk ve cinsiyet vs. farkı gözetmez. Aleviler sadece Alevi olarak bir kimlik benimserler. Türkmüş, Kürtmüş Ermeniymis Lazmış çerkezmiş hiç farketmez, önce insan derler kendilerine duydukları saygıyı çevrelerine de duyarlar. Cemlerde kadın erkek sözkonusu olmaz, erkek dişi yoktur sadece kişi vardır, can vardır. Kendilerine biçtikleri kimlik Alevi kimliğidir, bunun ötesindeki her şey teferruattır. Bu tüm dünyanın kardeşliğini benimsemektir aynı zamanda. Dünya insanlarının kardeş olduğunu barış içinde yaşaması gerektiğini benimsemektir. Eşitlikçi hakkaniyetli insanların çalışmalarıyla ne kadar becerebiliyorlarsa o kadar çalışmalarını güzel gören ve bütün insanların üretilenden eşit pay almasını isteyen bir topluluktur Alevilik. Bu bağlamda süryanilik ile fikir, anlayış olarak yakınlıklarımız vardır ancak ibadet olarak fazla bir benzeşliğimiz sözkonusu değildir.

İsteyen Alevi olabilir mi? Aslında, eğer Aleviliği yaşamaya çalışanlarla bir ortamı paylaşıyorlarsa, pek çok insanın Alevi sempatizani olduğunu görüyoruz. Alevliğin düsturu eline beline ve diline sahip olmaktan geçer. Alevi toplumu bu konuda yeminlidir. Eline, beline, diline sahip ve sadık olacağına, aşına, eşine, işine sahip ve sadık olacağına, kardeşine, yandaşına, yoldaşına sadık olacağına, insanların iyiliği için çalışacağına, evreni ona layık biçimde kullanacağına, onun kirletmemek için çaba sarfedeceğine, dengeleri koruyacağına söz verir, bu yola ikrar verir. Bu verdiği sözü de, kendini dara çeker ve sık sık bütün canların önünde yeniler. Biz buna ölmeden evvel ölmek deriz. Özünü dara çeker, görgüden geçer. Benden incinmiş canlar var mı, benim yolumda bir hatam var mı? Diye sorar. İnsanlara kendisini sorgulatır, insanların rızalığını alır ve gene yoluna devam eder. Böyle bir anlayışı, verilen ikrar sözünü yerine getirebilmeyi benimseyen insanların, Alevi olması kadar doğal bir şey yoktur. Bazıları der ki Alevi olmak için Alevi kökten gelmek gerekir. Öyle şey yok. Böylesine yüce bir felsefeyi ve yüce insanlık yolunu benimseyenlerin yoludur bu yol. Bu yola samimiyetle girmek istediğini, yolun gereklerini yerine getirebileceğini düşünenlerin ve söyleyebilenlerin, toplumun rızalığını aldıkları sürece, Alevi olması kadar doğal bir şey yoktur. Alevi anne babadan doğmamışsanız “Sonradan Alevi olunmaz ancak Bektaşi olunur” diyen insanlar da var. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir? O sözde bir yanlışlık var çünkü o söz biraz şövenist bir sözdür. Alevi kökten geleceksin demek Alevilliğe aykırıdır. Kök ne demektir ki? Bütün dünyanın insanları kardeştir ve aynı kökten gelmişlerdir. İster bilimsel olarak düşünün ve insanın maymundan geldiğini söyleyin, ister Adem’le Havva’dan deyin insanların hepsi aynı kökten gelmişlerdir sonradan yaşanan ekolojik, ekonomik ve sosyolojik çevreye göre de kendilerini kümeleştirmişler. O nedenle hiç kimse şöyle olursa Alevidir böyle olursa Bektaşidir diye bir ayrım yapamaz. O Alevi ve Bektaşi toplumları birbirinden ayırmak için söylenen yanıltıcı bir sözdür. Alevi Bektaşi bir bütündür ayrı değildir. Alevilik yoldur ve o yolu seçen Alevidir. Yolun piri de Hünkar Bektaş Velidir. İngiletre Alevi Kultur Merkezi ve Cemevi’nin “Pir Sultan İngitere” adlandırmasıyla oluşturduğu bu güzel yayın organının, bundan sonraki geçireceği evrede çalışanlarına ve bağlı olduğu kuruma güzellik, sağlık, başarı getirmesini diliyorum. Sevgili başkan İsrafil Erbil canımızın şahsında tüm üyelerimize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Aşk ile...

www.alevinet.org 19


“Ey Arzu’larımın en büyüğü bak! / Sana ve kendime hayretler içindeyim

YENİ BİNANIN AÇILIŞI

Wood Green’de yapılan yeni Cemevi binası bağış kampanyası devam ederken, bankalardan alınacak krediler için gereken bütün adımlar atıldı.

İ

AKM ve Cemevi yeni bina inşaatı ve bu binanın yapımı için geçtiğimiz yıl ekim ayında başlatılan bağış ve yardım kampanyası yaşanan bazı aksamalara rağmen sürüyor. Kampanyanın başladığı günden bu yana yapılan bağışlardan £260.000 toplandı ancak bankalardan alınacak krediler için Cemevi kaynaklarından gereken katkı miktarı £450.000 olduğundan binanın bitimine kadar £290.000 daha para toplanması gerekiyor. Bankalara varolan para ve kaynak oranına göre kredi isteyebilen Cemevi’nin başvurusunu yaptığı £600.000’lik kredi onaylandı ve bu kredinin ilk dilimi olan £100.000’i alınmak üzere. Toplanabilen yardıma parelel olarak bankadan olumlu yanıt alan Cemevi yetkilileri, ödemelerde gecikme olmazsa bu kredinin önümüzdeki haftalarda kesin olarak onaylanacağını belirtiyorlar. Onaylanan kredinin topluca verilmeyeceğini ve yapılan iş oranında fatura gösterilerek parça parça alınacağını vurgulayan yetkililer Aralık 2010 ya da Ocak 2011 için planladıkları açılışın bu koşullarda Haziran ya da Temmuz 2011’e ertelendiğini de açıkladılar. Tamamı £1.350.0000’e malolacak bina için gerekli paranın £450.000’lik miktarı İAKM ve Cemevi tarafından ödenebilirse

20 P R SU TAN

L

TERE

geri kalan bölüm bankalardan kredi olarak sağlanacak. Cemevi kendisine düşen £450.000’i toparlamak için yoğun çalışma yürütüyor. Toplam 1500 metrekare alana yayılan yeni Cemevi binasının ön ünitelerinin üçüncü katları tamamlanmış bulunuyor. Salonların demir aksanlarının ısmarlandığını ve siparişin gelmek üzere olduğunu belirten Cemevi yetkilileri, arka ünitelerin ilk katlarının da tamamlandığını ve ikinci katların tamamlanması için gerekli kredilerin ve bağışların toparlanması gerektiğini bildirdiler.


Sen beni kendine o kadar yaklaştırdın ki / Sandım ki, sen gerçekten bensin.” Hallac-ı Mansur

GELECEK YIL HAZİRAN AYINDA Dalston’daki bina yetersiz kalıyor Cemevi’nin Dalston’daki varolan binası yer darlığı nedeniyle faaliyetleri çok kısıtladığı ve büyüyen Londra Alevi Toplumu’nun tüm ihtiyaçlarını karşılayamadığı için yeni binanın bir an önce bitirilmesi hayati önem taşıyor. Dalston’daki çok fonksiyonlu tek kat bina, okul, sosyal tesis, inanç merkezi, danışma merkezi ve diğer servisleri vermekte yetersiz kalıyor. İAKM ve Cemevi’nde bazen günde üç cenaze kaldırıldığını vurgulayan yetkililer, bu nedenle diğer çalışmalarda aksamalar yaşanabildiğini ve yer darlığından faaliyetlerin mekan sınırlarının belirgin biçimde çizilemediğini belirtiyorlar. Wood Green’de yapılan ve gelecek yıl yaz aylarında tamamlanacak yeni bina, var olan tüm faaliyetlere ayrı alanlar sunarak, Londra’da yaşayan Alevi Toplumu’nun tüm ihtiyaçlarını tek çatı altında karşılayabilecek. Kampanya için çalışacak yeterli sayıda gönüllünün bulunmaması, ekonomik kriz ve daha önce yapılan bağı kayıtlarının iyi tutulmaması nedeniyle zaman zaman bağış miktarında azalma olsada, İngiltere’deki sayıları 200 bine ulaşan Alevilerin ‘yüz akı’ olacak yeni bina için yapılan bağış kampanyası devam ediyor. İAKM ve Cemevi yetkilileri, varolan grupların bütün çalışmalarına rağmen, her yere ulaşamadığını, özellikle Londra dışında yaşayan Alevi toplumu ile iletişimde sorunlar yaşadıklarını belirtiyorlar. Yetkililer ayrıca, yaz tatilinden sonra gönüllü sayısını arttırarak, yardım alabilecek her yere ulaşabilmek zorunda olduklarını kaydediyorlar. Bina için kaynak yaratma arayışında olan Cemevi Yönetimi, bir diğer kaynak yaratma yöntemi olarak, ekonomik koşulları olan üyelerin gelecek döneme ait aidatlarını uzun vadeli olarak peşin ödemeleri şeklinde bir kampanya başlattı. Bu konudaki duyuru ve çağrıların yapılmaya başlandığını açıklayan İAKM ve Cemevi Başkanı İsrafil Erbil “Bu binayı bir kaç kişiden alacağımız toplu miktarlarla da yapabiliriz, ancak öyle bir yola

başvurmak istemiyoruz çünkü biz Cemevi’mizin bütün insanların ve halkın malı olmasını istiyoruz. Katkıyı mümkün olduğunca çok kaynaktan toparlayarak bu işi birlikte başarmak ve birlikte sahiplenmek istiyoruz. O yüzden insanlarımızı bu projeyi sahiplenmeye çağırıyoruz. Eğer gereken parayı toplarsak gelecek haziran ayında binada yapılacak 7-8 günlük bir Alevi Festivaliyle açılışımızı yapmayı planlıyoruz” dedi. Cemevi binasına bağış yapanlar için yeni binanın önünde yüz yıllarca kalacak bir anıt yapacaklarını da tekrarlayan İsrafil Erbil, “Duyarlı davranmış ve bu yola baş koymuş insanlarımızı bu şekilde onore etmekten ve Aleviliğe hizmet etmiş insanlar olarak isimlerini bu anıtta ölümsüzleştirmekten gurur duyacağız” diye konuşuyor. Cemevi’ne yapılan bağışlar düzenli olarak Cemevi’ndeki panolarda üylere duyuruluyor ve bina için yapılan harcamalar da bu panolarda herkesin denetimine sunuluyor. Cemevi binası için bağış yapmak isteyenler bizzat Cemevi’ne giderek, telefon ederek ya da banka hesabına para aktararak bu isteklerini gerçekleştirebilirler.

Alevi Cultural Centre & Cemevi Barclays Bank Account 70882844 Sort Code 20.46.57

www.alevinet.org 21


22 P R SU TAN

L

TERE


“Ben mü’minlerin emîriyim; onların en yoksulunun geçindiği gibi geçinmek zorundayım.” Hz. Ali

ATMAK YERİNE CEMEVİ KERMESİNE BAĞIŞLA Cemevi Kermesi gönüllüleri, Türkiye’de ihtiyacı olan Alevi gençlere burs sağlayabilmek için çalışıyorlar. İngiltere Alevi Kültür Merkezi’nin kermesi Kasım Ayından bu yana düzenleniyor. İ AKM Cemevi’ne üye olan bir kaç kadının gönüllü insiyatifiyle başlayan kermese gösterilen ilgi ise şu günlerde kermesi başlatanlar arasında bulunan Dilek Yalçınkaya’yı bile şaşırtacak derecede. Geçtiğimiz ay kermesten elde edilen gelirle Türkiye’deki burslu öğrencilere gönderdikleri paranın yanısıra Cemevi’ne de £4000 katkıda bulunabildiklerini dile getiren Yalçınkaya “Umuyoruz ki gelecekte çok daha fazla sayıda gence el uzatabileceğiz” diyor. Türkan Saylan’a ve onun genç kızlar için elde edebildiklerine büyük hayranlığı ve saygısı olduğunu ifade eden Dilek Yalçınkaya “O kadar büyük çapta olamasa bile benzeri bir şey yapabilmek ve böyle bir amaca katkıda bulunabilmek benim hayalimdi” diye konuşuyor. Daha önce bireysel katkıda bulunabilmek amacıyla Çağdaş Yaşama Derneğiyle irtibata geçmeye çalışan Yalçınkaya üç rüyasından biri olan bir vakıf ya da benzeri bir kuruluşta gönüllü çalışabilmek isteğini İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi’nde gerçekleştirebilmiş olmanın sevincini ve minnettarlığını yaşıyor şimdi. Çünkü Cemevi ona sadece bu rüyasının değil yoksul gençlere yardım edebilmek olan ikinci rüyasının da kapısını açmış. “Cemevi yönetimi bizi en başından beri destekledi” diyen Yalçınkaya “Çok şükür biz de çok çalıştık, yağmur çamur demeden kermesi gönüllü arkadaşların yardımıyla bütün kış boyunca açmayı başardık ve sonunda umduğumuz yere doğru adımlar attık” şeklinde konuşuyor. Önce ‘Kadınlar olarak biz de bir şeyler yapalım, katkıda bulunalım, acaba ne yapsak, bir kermes düzenlesek olur mu’ gibi düşünceler ve fikirlerle başlıyor kermes girişimi. Sonra aralarında Dilek Yalçınkaya, Müesser Çelik ve Meral Tekin’inde bulunduğu bir grup gönüllü ka-

dın Cemevi yönetimine gidiyor ve ‘Biz kadınlar olarak boş durmak istemiyoruz, bir kermes düzenleyip Cemevi’ne katkıda bulunmak, eğer olursa çocuklarımızın elinden tutmak, yoksul Alevi gençlerin eğitimi için çalışmak istiyoruz’ diyorlar. Kadınların aktif katkısından yana olan Cemevi yönetimi de bu fikre sıcak bakıyor ve “Siz yapmak istersiniz de biz hayır mı deriz” diyerek bütün desteğini sunuyor. Hemen kolları sıvayan kadınlar Cemevi’ne gelen insanlarla konuşmaya ve evlerinde kullanmadıkları , atmak ya da bağışlamak istedikleri bütün eşyaları Cemevi’ne getirmelerini duyurmaya başlıyorlar. Cemevi için hiç de şaşırtıcı olmayan bir dayanışma örneği yaşanarak kısa süre içinde bir odayı dolduracak kadar eşya toplanıyor. Bunun üzerine Cemevi yönetimi hemen onlara el uzatıyor ve “Size bir oda tahsis edelim eşyaları orada biriktirin” diyor. Tahsis edilen odada eşyaları ayırmaya, gruplamaya ve etiketlemeye başlayan kadınlar ilk kermeslerini Cemevi’nin içinde açıyorlar. Ancak Türkiyeli toplumun ikinci el eşyaya rağbet etmediğinin kısa sürede farkına varıp bu kermesi kapı önüne, yani sokağa taşımaya karar veriyorlar. Cemevi yönetimi yine destek veriyor onlara. Böylece sokağa taşınan kermes, sokak aynı zamanda pazar sokağı olduğu

www.alevinet.org 23


“Mülk âlimin şeytanıdır.” Hacı Bektaş-i Veli

Cemevi üyelerine ve herkese ‘Evinizde işinize yaramayan ne varsa bize getirin. Yırtık falan demeyin, atmak yerine mutlaka Cemevi’ne bağışlayın ve bir öğrenciye yardım etmiş olun’ diye çağrıda bulunuyor. Kermesin oldukça düzenli gelir elde eder hale geldiğini belirten Dilek Yalçınkaya ‘Bu yüzden bizi onca destekleyen Cemevi’ne de katkıda bulunmak istedik. Özellikle hepimizi mağdur eden bina sorununa karşı bizlerin de duyarlılığı büyük. Yeterli yerimiz olsa Cemevi’ndeki büMeral Keskin, Dilek Yalçınkaya, Naciye Özer, Müesser Çelik tün bu çalışmalarla beraber kermesimizin de daha da için büyük ilgi görüyor ve Cemevi’yle hiç il- büyüyeceğini düşünüyoruz. O yüzden elde edigisi olmayan insanların, yoldan geçenlerin uğ- len gelirin bir kısmını da Cemevi için kullanmarak yeri haline geliyor. Dilek Yalçınkaya ve ar- yı uygun gördük ve geçtiğimiz ay kermesten kadaşları bundan sonra projelerinin ikinci ayağı elde edilmiş £4000 geliri Cemevi’ne bağışladık. olan Türkiye’deki yoksul Alevi gençlere ulaşa- Yeni binanın bir an önce hizmete girmesini herkes gibi bizler de çok istiyoruz” diye konuşuyor. bilmek için kolları sıvıyorlar. Türkiye’nin her yanından en fazla ihtiyacı olan Yeni binada kermes ve öğrenci okutmak için hegençlere ulaşabilmek için Türkiye’deki Alevi defledikleri şey ise daha da büyük bir kampanörgütleriyle temasa geçilyorlar. Verilecek burs- yayla öğrenci okutacak sponsorlar bulmaya başlar Türkiye’deki örgütlerin yardımıyla zor du- lamak. Yalçınkaya “Gelir durumu iyi olan inrumdaki gençlere duyuruluyor ve kermes gö- sanları bir öğrencinin sorumluluğunu alıp düzenli para göndermeye teşvik etmek ve bu uynüllüleri ilk başvurularını almaya başlıyorlar. “Seçerken çok zorlandık” diyor Dilek Yalçınka- gulamayı yagınlaştırabilmek istiyoruz.’ diyor. ya gözleri yaşararak. O kadar çok yardıma ihti- Haftada üc gün düzenlenen kermes Cemevi biyacı olan parlak gençlerle dolu bir ülke ki Türki- nasının önünde Çarşamba Cuma ve Cumartesi ye seçmek zorında kalmak ve hepsine el uzata- günleri açılıyor. Kermesin şimdilik haftada samamak çok zordu. Bunlar arasından en çok ihti- dece üç gün olmasının tek sebebi ise tezgahın yacı olan dört kişiyi belirledik ve bu öğrencilere başında duracak insan sayısının yetersizliği. Şu günlerde çalışan gönüllü sayısının yalnızca dört düzenli para göndermeye başladık” diyor. Gönderdikleri miktarı şimdilik her öğrenci için olduğunu ifade eden Dilek Yalçınkaya ‘Gönülayda £100 olarak belirlemişler ancak sadece bir lü arkadaşlardan Müesser ve ben sürekli geliyooğrenciye böbrek hastası oldugu ve sağlık mas- ruz. İki de erkek gönüllü Ali Galip ve Hakkı rafları da bulunduğu için fazladan £50 ödenek Bey de katkıda bulunuyor. Gönüllü katkısı düayırmışlar. Kermesin şu anki hedefi daha da bü- zensiz olduğu için her gün açamıyoruz. Ancak yüyerek daha fazla sayıda öğrenciye daha faz- hedefimiz çalışan gönüllü sayısını da çoğaltabilla gelirle katkıda bulunabilmek. Dilek Yalçınka- mek ve kermesi her gün açabilmek. O nedenle ya bunun için çok çalıştıklarını ve verilecek her gelip çalışmak ve katkıda bulunmak isteyen her türlü desteğe ihtiyaçları olduğunu vurgulayarak insane açığız.’ diyor.

24 P R SU TAN

L

TERE


“Marifet, nefsi silmek değil, bilmektir.” Hacı Bektaş-i Veli

Kermeste satılmayıp biriken eşyaların değerlendirilebilmesi için de bir proje üretmiş Cemevi kadınları. Elde kalan ve tezgahlarında satılmayan eşyaları düşünüp taşındıktan sonra toptancılara satmayı başarmışlar ve toptan satışlardan da ortalama olarak ayda £150 gelir elde etmeye başlamışlar. Hiç kullanılmayan eşyaları ise satmak yerine Türkiye’de ihtiyacı olan Alevi ailelere göndermeye başlamışlar. Kadınların ‘ne yapsak nasıl katkıda bulunsak’ düşüncesiyle başlayan küçük bir girişim inanç, dayanışma ve emekle, çalışkan insanların elinde gençlere el uzatabilecek umut verici bir projeye dönüşüyor. İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi’nin gönüllü kadınları sürekli düşünüp bizzat çalışarak umut olmaya çabalıyorlar. Belki bizlere düşen de üşenmeyip evimizde kullanmadığımız ne varsa düzenli olarak Cemevi’ne götürüp onları desteklemek ve o denizde bir damla olmak. Hem Cemevi binasına, hem de ihtiyacı olan gençlerin hayatlarına birer tuğla koymak. Hiç beklemeyin, bugün dolaplarınızı karıştırın ve öylece bekleyen, yıllardır dokunulmayan ne varsa Cemevi’ne götürerek kullanılır hale getirin. İlknur Yılmaz


Management Ltd.

KAZA DAVALARI UZMANI Hertürlü İncinme Davalarında Uzmanız

SON ÜÇ YIL İÇİNDE

KAZA

GEÇİRDİNİZ Mİ? SİZE YARDIM ETMEK İÇİN BURDAYIZ!

Tazminatınızın %100 Size Verilir, Kesinti Yapılmaz Gizli Masraf Yoktur

CALL US

020 7503 5000 (9:30-5:30) 077 4391 9542 (24 hours)

Fax: 020 7684 0361

109A Kingsland High Street, Unit 125, Dalston London, E8 2PB (Opposite Rio Cinema)

www.global-claims.co.uk - info@global-claims.co.uk

Registered in England and Wales No: 7179335

ERBİLLER


R

“İman iki eşit parçadır. Yarısı sabır,yarısı şükürdür.” Hz. Muhammed

BİRLİK ve BERABERLİK PİKNİĞİ’NDE ÇOCUKLAR GİBİ ŞENDİK Havaların ısınmasını ve Cemevi’ndeki eğitim döneminin sona ermesini fırsat bilen İAKM ve Cemevi, büyük çoğunluk tatil için Türkiye’nin ve başka ülkelerin yolunu tutmadan önce, bir ‘Birlik ve Beraberlik Pikniği’ düzenledi ve kurslara katılanların sertifikalarını da bu piknikte dağıttı.

B

inden fazla kişinin katıldığı ve Thornton County Park’ta yapılan piknik, sabah saatlerinde havanın iyi olmamasına rağmen çok eğlenceli geçti. Gerek Cemevi’nin tuttuğu otobüslerle, gerekse kendi arabalarıyla piknik alanına koşan İngiltere alevileri çevrede bulunanların bir festival yapıldığını düşünmesine neden oldular. Cemevi’nin pikniğine Kırkısrak Dayanışma Derneği, Tavla Sosyal Dayanışma Derneği, Londra Saz Okulu, Uluslararası Ses ve Müzik Okulu, Güney Londra Dayanışma Derneği ve Çağşak Köyü Derneği katıldılar.

www.alevinet.org 27


“Kadınları okumayan milletler yükselemez.” Hacı Bektaş-i Veli

Piknik sabahın erken saatlerinden itibaren başladı. Bazı aileler kahvaltılarını mangallarda hazırladıkları sucuk, ekmekler ve piknik yerinde demledikleri çaylarla yaptılar. İAKM ve Cemevi yönetim kurulu üyelerinin çabalarıyla, gün için hazırlanan eğlenceler ise görülmeye değerdi. Klasik bayram ve piknik eğlencelerinin ortama renk katacağını ve elektronik oyunlara alışık yeni bir kuşağa daha barışçıl ve güleryüzlü olan klasik eğlenceleri geri getireceğini düşünen Özcan Yalçınkaya ve Suna Hurman’ın ne kadar isabetli bir karar verdikleri, piknik boyunca Thorton Park’a yayılan kahkahalarla kanıtlandı. Hem aileleri, hem de gençleri içine alan mendil kapmaca, kaşıkta yumurta, çuvallı koşu, şınav çekme, ip atlama ve halat gibi yarışmaları izleyen herkes kahkahalara boğulurken, çocuklar ve gençler de anne babalarının bir başka yönüne tanık oldukları altın anlar yaşadılar.


İAKM ve Cemevi’nde, bu yıl verilen kursları bitirenlerin sertifikaları da, piknik yerinde yapılan bir kutlamayla dağıtıldı. Daha sonra piknik yerine yayılan aileler, gençler ve çocuklar mangalların, sazların, tavla masalarının ve semaverlerin eşliğinde günün ve güneşin keyfini çıkardılar. Öğleden sonra havanın ısınmasıyla birlike daha da canlanan piknikte, davul zurna ile birlikte halay da çekildi. Kısacası 20 Haziran Pazar günü Thorton Park bizimdi, çevreden katılan herkes de bizdendi. Pikniğimizde hem eğlendik, hem konuştuk, hem oynadık, hem birlikte pişirdiğimizi yedik içtik, lokmamızı paylaştık, hem de bir kez daha birbirimizi kucaklayıp birbirimize kenetlendik. Piknikten gelecek yıllarda yapılacak ve çok daha kalabalık olacak Alevi festivallerinin rüyasıyla ayrıldık.


“Bazı nebat oldum toprakta sürdüm / Bilmem kaç atanın sülbünde durdum

2 TEMMUZ DEĞERLENDİRMELERİ ÜZERİNE NOTLAR

T

ürkiye’nin 1960’dan bu yana politik hayatını belirleyen en etkili kişi hiç kuşkusuz Süleyman Demirel’dir. Demirel’in 12 Eylül’ün yasaklı yıllarından kendini yenileyerek çıktı imajını vererek yeniden yükselişe geçişinde kullandığı en temel söylemi “Fırat’ın kenarında bir kuzu kaybolursa onun hesabını veririm (devlet verir)” diye formüle ettiği yaklaşımıydı Demirel’in “Fırat kenarında kaybolan kuzunun hesabını veririz” diye formüle edip toplumun desteğini aldığı bu temel yaklaşımı Avrupa’da yerleşmiş bulunan devlet adamı imajına uygundur. Bu imajın kendisine sağladığı güvenin desteğe dönüşmesi sonucu Demirel Cumhurbaşkanlığına yükselebilmiştir. Ancak, ne acıdır ki Demirel’in özüyle sözü birbirine uymamış, bu yaklaşımını iktidar yıllarında unutmuş, bunun tam tersini yapmıştır. Bunun en açık görüldüğü yer 2 Temmuz katliamı sonrası sergilediği tutumu ile yönettiği devletin pratiğidir. Bu tutumu inceledikten sonra Avrupa’da bu anlayışın nasıl uyguladığına kısaca bakalım. Pir Sultanı Anma Etkinlikleri sorunsuz bir şekilde Banaz’da 3 yıldır yapılmakta iken bu etkinliklerin bir kısmının da Sivas’ta yapılmasını Pir Sultan Derneğinin yöneticilerine öneren devletin o ildeki en büyük mülki amiri olan validir. Pir Sultanı anma etkinliklerinin ilk iki günü Valinin önerisiyle Sivas’a alınmış, Kültür Bakanlığının desteğiyle Sivas’ta -şenlikler- yapılmaya başlanmıştır. Bu etkinliklerin düzenlenmesinin, programlanmasının her noktasından devlet kurumlarının haberi vardır. Madımak otelinin tutulması, parasının ödenmesi, misafirlerin o otele yerleştirilmesi yine devletin bütün birimlerinin bilgisi dahilinde yapılmıştır. Devletin bilgisi dahilinde olan diğer bir şeyse, gericilerin Pir Sultan Anmalarına saldıracağının ve şehirde etkinliklere karşı bir isyan hazırlığı olduğunun 2 Temmuzdan günler önce MİT tarafından Sivas Emniyet Müdürlüğüne bildirildiğidir. Bunlar olup bittikten sonra, 2 Temmuz katliamından sağ kurtulanlar ve bağrı yanmış Pir Sultan çevresi geriye doğru değerlendirme yaparken dizine vurup, şunları şunları yapmasaydık diye bir sürü keşke sıralaması yaptı ama herkesin birleştiği yer “Keşke Devlete Güvenmeseydik” yakınmasıydı. Keşke Devlete güvenmeseydik, keşke devleti yönetenlere inanmasaydık, ne o Sivas’a gelirdik ne de yanardık. Bu yüzden devleti, bizi güven-

30 P R SU TAN

L

TERE

dirip Sivas’a getiren devleti yönetenleri, camilerden çıkan insanların canlarımızı yakmasına seyirci kalanları suçluyorum. Şunu unutmamak, gözden ırak tutmamak gerekir ki: Türkiye Devleti çok güçlü bir devlettir, istediği zaAli Rıza Aydın man Şırnak Dağlarına havadan tanklar indirebilmekte ve unutmayalım ki, isterse birkaç saatte Kıbrıs’a asker çıkartabilmektedir. Sivas’ın Ankara ya da Kayseri Hava Üssüne uzaklığı ne kadardır ki? Bu konudaki akıl yürütmelerimi “ACISI DAİM OLSUN” başlıklı yazımda uzun uzadıya yaptığımdan, burada tekrar etmeyeceğim. Bu yangında sadece devlet ve o gün devleti yöneten politikacılar suçlu değildir. Unutmayalım ki, bu yangını yakan insanlar her hangi bir yerden gelmemişler, cuma ibadeti için camilere toplanan insanlar camilerden çıkıp o katliamı yapmışlardır. Bundan dolayı, cami yöneticilerinin, örneğin müftülüğün ve diyanet görevlilerinin de bunda bir sorumluluğu aranmalıdır. Bu yaklaşımla konuya bakınca 2 Temmuzların bir daha yaşanmaması isteğini, başta devletle Diyanetin, sonra da tüm toplumun istemesi, Madımak’ın müze olması talebini bizlerle birlikte haykırması gerekir. Muasır medeniyetlerdeki devletlerin, devlet adamlarının sorumlu davranışı böyledir, böyle olmalıdır. Eğer Türkiye muasır medeniyet seviyesine ulaşacaksa, bunun sonucu olarak Avrupa Birliği’ne girecekse, 2 Temmuzun hesabını vermeli, bunun gerekli adımlarını atmalıdır. Yoksa düşünen hiç kimsenin bu devlete güveni kalmaz. Tek kurtuluş çaresi olarak Avrupa Birliği’ne girmeyi dört gözle bekler, Avrupa Birliği’ne girmeyi savsaklayanları cezalandırmaya devam eder. Şimdi Türkiye’deki politikacıların bilip de uygulamadığı, bu devlet anlayışının nasıl işlediğini görmek için Solingen katliamı sonrası Alman devlet adamlarının, Alman Devletini yönetenlerin davranışına bakalım. Solingen katliamı “Almanya Almanlarındır” man-


Kaç defa Cennet-i alâya girdim / Cehenneme kaç sürüldüm kimbilir.” Kul Himmet

tığıyla hareket edip, başka halktan insanları burada sığıntı gibi gören Alman milliyetçisi bir gurubun geceleyin Türklerin oturduğu bir evi yakmaları sonucu olmuştur. Bu milliyetçi gurubun eyleminden, Alman Devletinin, Alman Hükümetinin, Alman dini kurumlarının hiçbir haberi, hiçbir sorumluluğu olmadığı halde Alman Devletini yönetenler bundan kendilerini sorumlu tutmuşlar ve katledilen aileden özür dileyip onlara tazminat ödemişlerdir. Kendi toplumlarını bu tür katliamlardan korumak için Solingen’deki o evi ibret-i alem için müze haline getirmişlerdir ve her yıl katliamın yıldönümünde orada resmi devlet erkanının katıldığı anma törenleri düzenlemektedirler. Ayrıca mağdur olan ailenin tüm fertlerine tazminat ödeyip, ailenin yaşadığı Türkiye’deki köyüne dahi yardımlarda bulunmuşlardır. Vatandaşından sorumlu devlet anlayışı böyle uygulanıyor oralarda. Başbağlar katliamı yapılış şekliyle öz olarak Solingen katliamına çok çok benzer. Başbağlar katliamını da terörist bir grup, devletten, dini kurumlardan, toplumdan habersiz olarak geceleyin yapmıştır. Solingen katliamı ile Başbağlar katliamından sonra devletlerin tutumunda farklılıklar olabilir ama. Yalnız bu iki katliamla 2 Temmuz katliamı bir birlerinden tamamen farklıdır; yukarda kısaca anlattığım gibi 2 Temmuz katliamında devletin sorumluluğu vardır, dini kurumların sorumluluğu vardır, görüp de önleyemeyen bütün toplumun sorumluluğu vardır. Aklının endazesi olmayan bazı ağızlar bunları aynı şeylermiş gibi göstermeye, hatta 2 Temmuz katliamını Başbağlar katliamıyla kıyaslamaya çalışıyorlar. Hatta hatta biz Başbağlar’ı unutalım siz de 2 Temmuzu unutun diyen ağızlar var. Sanki, Başbağlar katliamını Aleviler yapmışlar gibi, sanki bu katliamı görüp, bilip de Alevi kurumları önlemeye çalışmamışlar gibi, sanki bu katliamda Alevi kurumlarının bir sorumluluğu varmış gibi. Bunları birbirleriyle kıyaslamak, böyle düşünmek bir düşünce özrünün ürünü değilse tek sözcükle ayıptır, ayıp. Gerek Solingen katliamından, gerekse de Başbağlar katliamından devletlerin, dini kurumların haberi olsaydı bu katliamları önlerlerdi, bundan kimin şüphesi olabilir ama 2 Temmuz böyle mi? Hakk aşkına, herkes elini göğsüne koyup bunu düşünmeli, içten içe bir muhasebe yapmalıdır. 13 Temmuz 06 Rıza Aydın


32 P R SU TAN

L

TERE


“Başa kakmak suretiyle iyiliğini boşa giderme.” Hz. Ali

AYRICALIK DEĞİL, EŞİT YURTTAŞLIK HAKKI İSTİYORUZ Pir Sultan Abdal, Banaz yaylasından baktığında şöyle bir soru sormuştu asırlar önce… “Ben de bilmem ne talihsiz başın var Niçin gitmez Yıldız Dağı dumanın” Dumanlı olan sadece Yıldız Dağı mıdır? Kadim uygarlıkların evsahibi Anadolu’nun, Keşiş Dağları, Munzur’u, Torosları, Nurhak ve Süphan’ı, Karacadağ’ı Köroğlu’su, Nemrut’u Cudi’si ve Ağrı’sı da dumanlı değil midir? Uygarlıkları, farklı kültür ve inançları harmanlayan bu toprakların Kızılırmak’ı Fırat kadar, Dicle’si Munzur kadar hep yaslı akmaz mı? Hepimizin bu sorulara verdiği cevap aynıdır: Evet, bu toprakların uygarlıkları kadar acıları da kadimdir, eskidir. O halde “Cümlenin muradı dünyada cennet” olduğuna göre, yeryüzü cennetinin kurulmasına engel olan nedir diye sormak gerekmez mi? Bu cennetin kurulmasında Alevilerin, Alevi örgütlülüğünün rolü ne olmalıdır Daha gerisine gitmeye gerek yok. Kıtalara hükmetmiş Osmanlı İmparatorluğu döneminde Aleviler, sapkın bir inancın mensupları sayıldılar ve bugün için herkesin malumu şeyhülislam fetvalarına konu oldular. Tanrı’yı gökte arayan sünniliğin tam tersine tanrıyı insanda cisimleştiren, korkuya değil sevgiye dayalı bir tanrısal yarenliği öğütleyen, 72 millete aynı nazarla bakılmasını savunan, öteki yaratmayan Alevilik, batıni özellikleriyle Emevi zihniyetli iktidarların hoşuna gitmedi. Çünkü o Alevilerde, kadın ve erkek birarada cem tutuyordu. Aynayı yüzüne tuttuğunda Ali görünüyordu gözüne… “Biz bir ayet okuruz hiç Kuran’a benzemez Bu bizim imanımız kör imana benzemez Namazımız sıtk ile niyazımız hak ile Biz bir oruç tutarız hiç Ramazan’a benzemez” diyorlardı. Ne orucu, ne imanı ne de niyazı bir başka inanca benzeyen, bu topraklarda kendine özgü insan merkezli bir güzelliği yaratan Aleviler, nasıl ki Osmanlı zamanında katli vacip denilerek katledilmişlerse Türkiye Cumhuriyeti döneminde de aynı şekilde toplu kıyımlara uğradılar ve Milli Güvenlik Siyaset Belgeleri’nde iç tehdit şeklinde değerlendirildiler, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi’de fiziki şiddete maruz bırakıldıkları gibi son yıllarda da sinsi asimilasyon politikalarının açık hedefi haline geldiler. Yani geçmişin şeyhülislam fetvalarının yerini hem Diyanet fetvaları hem de odağına Alevilerin oturtulduğu güvenlik konseptleri aldı. Diyanet görevlilerinin “cemevleri cümbüş evidir” şeklindeki açıklamaları, zorunlu din dersinin kaldırılmasını isteyenlerin “dini tehdit edenler” listesine alınmaları, MGK belgeleri, Diyanet’in strateji belgeleri şunu gösteriyor bizlere: Bu ülkede, söylendiği gibi, iddia edildiği gibi laiklik ve demokrasi yok. Bu cumhuriyet, baştan aşağı bütün kurumlarıyla Türk ve Sünni… Oysa, emperyalistlerin birinci paylaşım savaşında

Türkler ve Kürtler, Aleviler ve Sünniler, Çerkezler, Lazlar birlikte savaştılar ve bu toprakların koynuna birlikte düştüler, sağ kalanları ülkeyi beraberce kurdu. Kurtuluş Savaşı bittiğinde ise Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibi ne yazik ki sadece Türkler ve Sünniler oldu. Aleviler, Kürtler, gayrimüslimler, Rumlar, Ermeniler “Türkçü ve İslamcı” devlet politikasıyla Av. Fevzi Gümüş tek tip insan yaratma zihniyetinin mağdurları ve mazlum insanları haline geldiler. Bu politikanın sonucunda Ali topu hep Ayşe’ye attı. Ali’nin komşu arkadaşı Agop gönderilmiş ya da ötekileştirilmişti çünkü.. ya da tedirgin yaşamaları istenen güvercinler vuruluyordu. Hüseyin’ler, mahalledeki oyuna giremiyorlardı, Rozerinlerin, Zişanların adı ise hepten yasaklıydı. Devlet antidemokratik ve anti laik, toplum çeşitliliğe düşman ve hoşgörüsüz... Sömürü düzeninin devamı için gerekli olan gericilik ve milliyetçilik, Sıvas’ta hem de 20. yüzyılda Madımak Oteli’ni ateşe verdiğinde, aslında şaşırılmamalıydı. Çünkü, toplu bir kıyım ancak ve ancak biriktirilen bir öfkenin, oluşturulan önyargıların, tahrik edilen duyguların eseridir. Madımak’ta vahşetin bir tarafında “Allah allah” nidaları atan ve yangını alkışlayanlar diğer tarafta katliamı tezgahlayan, sahneye koyan derin devlet vardı. Tıpkı, Maraş’ta, Çorum’da, Gazi’de olduğu gibi… Aynı baskıcı, zulümkar devlet coğrafyamızın diğer yanında da Kürt sorununu şiddetle çözmeye çalıştı. Sivas’ta 12 yaşındaki Koray’ı ateşe atan karanlık odak ve onun sivil uzantıları, Mardin’in Kızıltepe ilçesinde de aynı yaştaki Uğur Kaymaz’ın ya da havan topuyla ölen Ceylan’ın büyümesine izin vermedi. Eşitsizlik, adaletsizlik, ötekileştirme sadece reddedilen kimlikler bağlamında ortaya çıkmıyor, şu anda siyasal islam lehine muhafazakarlaştırılmak istenilen toplum vahşi kapitalizmin, tekelci sermayenin acımasız sömürü mekanizmasının dişlileri arasında yokediliyor. Türkiye’nin yeraltı ve yerüstü kaynakları, küresel sermaye ve onunla ilişkili şirketlere peşkeş çekilirken, sosyal devlet anlayışı bitiriliyor, “bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler” denilerek hak ve hukuk anlayışının yerini “güçlü” olanın hukuku alıyor. Tuzla’da yüzlerce işçi herkesin seyrettiği, devletin izlediği bir cinayete kurban gidiyor. Artvin’de, Rize’de, Tokat’ta, Muğla’da, Dersim’de hidroelektrik santrallerle en temel hak olan su hakkı ticarileştiriliyor. Yine Dersim’de olduğu gibi barajlarla, Alevi coğrafyaları insansızlaştırılıp, kutsal mekanları siliniyor. Sağlıkta, eğitimde kazanılmış haklar tek tek geri alınırken ve bu iki alan serbest piyasanın insafına terkedilirken, özel istihdam bürolarıyla, özelleştirme politikalarıyla çalışanlar köleleştiriliyor. Hayatın her alanında, gündelik yaşamın her anında ekonomik yönden ötekileştirilenler üzerinden yaratılan zen-

www.alevinet.org 33


“İncinsen de incitme.” Hacı Bektaş-i Veli

ginlikler, küçük ve mutlu bir azınlığın elinde toplanırken milyonlarca insan yoksulluk, işsizlik, açlık ve sefaletin pençesinde kıvranıyor. Ekonomik ya da kültürel açıdan ötekileştirilen, ezilen milyonlarca insan var ülkemizde. Yani sadece Kürt, Alevi, Ermeni, gayri müslim olarak ezilmiyoruz, işçi, memur, esnaf, çiftçi olarak da eziliyor ve sömürülüyoruz. Pir Sultan’ın dediği gibi düzen bozuk ise sağlam çark olmuyor. Önce, varlıkları, son yıllarda ise Alevilikleri katledilmeye çalışılan Alevilerle ilgili AKP iktidarı, Alevi açılımı adı altında bir seri çalıştay düzenledi. Çalıştaylar sonunda açıklanan rapor, İslami referanslara sahip iktidarın tıpkı Kürtler’e olduğu gibi Alevilere de özgürlük getiremeyeceği, onların kimliklerinden kaynaklanan sorunları çözme konusunda samimi bir iradeye sahip olmadığını gösterdi. Önraporda, ne cemevleri ibadet yeri olarak tanımlanıyor, ne Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılıyor ne Madımak Oteli’nin müze olmasından bahsediliyor ne de hem iç hukukta hem de uluslararası hukukta din ve vicdan özgürlüğüne aykırı olduğu tespit edilen zorunlu din derslerinin kaldırılacağına ilişkin bir ipucu var. Aleviler ve onların sorunları demokrasi ve insan hakları çerçevesinde ele alınacağına demokrasiyi ve özgürlükleri içselleştirememiş, ilahiyat kadrolarının dini anlayışlarıyla Alevilik şekillendirilerek çözülmeye çalışılıyor. Yani Aleviliğe bir elbise giydirilmek, AKP Aleviliği, devlet Aleviliği yaratılmak isteniyor. Ve Alevilerle pazarlık yapılmaya çalışılıyor. Oysa biz diyoruz ki, “pazarlık mı olur adil dükkanda”… Eğer, adil isen göster adaletini… Eğer demokrat isen göster demokratlığını… Eşitlikçi ve özgürlükçü isen kanıtla… Haklar, pazarlık konusu edilemez. İşte izlenen bu politikadan dolayıdır ki, bir katı cami bir katı cemevi olan binaların yapılması teşvik ediliyor. Madımak’ın müze yapılması önerisi “tehlikeli” bulunarak, yani Alevilerin talebi yine tahrik sebebi sayılarak vahşetin izlerinin silinmesine çalışılıyor. Madımak bir kez daha ateşe veriliyor bu tutum ve düşünceyle… Alevi çocukları için işkenceye dönüşen zorunlu din dersine de ilaveler yapılmak istendiğine dair niyetler dikkatlerden kaçmıyor. Eğer iktidar, Alevilerin ayrımcılık değil eşit yurttaşlık beklentisini karşılamak isteseydi, şu an Meclis’te görüşülmekte olan Anayasa değişikliği paketine Alevilerin taleplerini de eklerdi. Aslında anayasa değişikliği ile murat edilen 12 Eylül hukukunu ortadan kaldırmak değil, AKP zihniyetinin hukukunu oluşturmak. Yine Pir Sultan’ın bir dörtlüğünü hatırlatarak sözlerimi sürdüreceğim. “Karşıda görünen yayla ne güzel yayla Bir dem süremedim giderim böyle” demiş Banazlı Haydar…. Evet, karşıda bir yaylamız, yayla düşümüz var bizim. O yaylada biz de demimizi sürmeliyiz. Asırların içimizde biriktirdiği acıyı dindirmek, kimliğini gizlemek zorunda kalan Alevileri devlet ve toplum nazarında eşit kılmak istiyoruz. Sadece Alevilerin değil, Kürtlerin, gayri müslimlerin, Süryanilerin, Ermenilerin, Ezidilerin de yani tüm farklı kimlik ve kültüre mensup bireylerin de devletin birer saygın yurttaşı olarak kabulünü savunuyoruz. Sözde değil, özde laikliği ve demokratlığı talep ediyoruz. Bizim mücadele-

34 P R SU TAN

L

TERE

miz, sadece Alevilere değil ezilen tüm kesimlere daha fazla demokrasi mücadelesidir. Bizim mücadelemizde, hastane kapılarında, okulda, tarlada, fabrikada, sokakta ezilen, köleleştirilmeye çalışılan, sömürülen işçinin, esnafın, memurun, çiftçinin, öğrencinin ve kadının özgürleşmesi, çalışma yaşamındaki eşitsizliklerin giderilmesi de vardır. Sevgili Pir Sultan dostları, Alevi hareketinin amiral gemisi Pir Sultan Abdal Derneği’nin 11. Olağan Genel Kurulu, Aleviliğin kuşatıldığı bir dönemde gerçekleştiriliyor. Diyanetiyle, din adamlarıyla, cemaat örgütlenmesi üzerinde yükselen ekonomik organizasyonlarıyla, ırkçı ve şoven duyguları siyasi güç aracına çeviren siyasetçileriyle, linç kültürünü topluma nüfuz ettirmeye çalışan medyasıyla, eğitim sistemiyle Alevilik kuşatılıyor. Ancak bir yanımız var ki, Aleviler ve Aleviliğe kurulan tuzakları boşa çıkarıyoruz. Düzenin düzenbazlıklarına karşı elimizi kana bulaştırmadan, silaha başvurmadan şiddeti kullanmadan aklımızla, deyişlerimizle, sazımızla, semahımızla, yüreğimizle, kalemimizle, soylu bir şekilde yaşadığımız acılarımızla dimdik ayaktayız. Nasıl ki, geçmişte siyaset belgelerini, güvenlik konseptlerini, şeyhülislam fetvalarını tarihin çöplüğüne attıysak günümüzün ince Muaviye oyunlarını da bozuyoruz. İstanbul’da ve Ankara’da düzenlediğimiz ve onbinlerce insanı buluşturduğumuz mitinglerimiz de göstermiştir ki, bugün düne göre daha fazla cesaretli ve gür sesliyiz. Artık, bize sunulanla yetinmeyen, talep eden konumdayız. Pir Sultan Abdal Derneği olarak Alevi hareketini büyüttük, çoğalttık. Bugün artık Çerkezköyde’de, Türkiye’nin diğer ucu Damal’da da, Samsun’da ya da Varto’da da Pir Sultan’ın bayrağı dalgalanıyor. O Pir Sultan bayrağı, sindirilmiş, dağ başlarına itilmiş ya da şehirlerde hegemonik zihniyet tarafından ablukaya alınmış Alevilere güç veriyor, cesaret aşılıyor. Yol ulularımızın, dedelerimizin, ozanlarımızın bize bıraktığı bir derya var. Bizler o deryada birer damla olmaya çalışıyoruz şimdi. Damla deyip geçmemek gerekir. Bütün sır o damlanın içindedir. Daimi, o damla için bakın ne diyor? “Damlanın içinde evreni buldum Yine benden bana, getirdi beni” 63 şubemizle, bu şubelerimizin çok değerli başkanları, yöneticileri ve üyeleriyle bir kez daha söz veriyoruz ki; Başta Madımak olmak üzere tüm katliamlar aydınlatılıncaya kadar, Madımak Oteli utanç müzesi oluncaya kadar, Diyanet teşkilatı ve zorunlu din dersleri kaldırılıncaya kadar, Cemevleri yasal statüye kavuşuncaya, Alevi köylerine zorunlu cami yapılması uygulamasına son verilinceye, Dersim’in kayıp kızları bulununcaya dek, Başta eğitim, sağlık ve güvenlik olmak üzere temel insan hakları ülkenin en ücra köşesinde bile kullanılabilir hale getirilinceye, Toplumsal barış sağlanıncaya kadar, Yoksulluk, sefalet ve yolsuzluk bitinceye kadar, Bütün kimlik ve inançların eşit değerde saygı göreceği, ayrımcılığa uğramayacağı, yani bir kardeşlik sofrasının kurulacağı güne kadar Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, yol ulumuz Pir Sultan’ın izinden yürümeye devam edecektir. Hepinizi, Pir Sultan Abdal’ın inancı, bilinci ve direnci ile selamlıyorum. Av. Fevzi Gümüş Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı


“Cennet cennet dedikleri, birkaç köşkle birkaç huri. İsteyene ver onları, bana seni gerek seni.” Yunus Emre

ABF ve BİLEŞENLERİNİN SORUNLARI

A

BF ve bileşenlerinin sorunlarının olup olmadığı ve varsa bu sorunların ve çözüm yollarının neler olduğu mutlaka masaya yatırılmalı ve sonuç elde edilinceye kadar mücadele edilmelidir. Yirmi yıllık sürecin son sekiz yılında, Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde, örgütlü Alevilerin talepleri dillendirilirken diğer taraftan da Demokratik Alevi Hareketi dediğimiz Alevi Bektaşi Federasyonu ve bileşenleri kurumlaşma konusunda ciddi mücadele vermektedir. Ne yazık ki gelinen noktada gerek Alevi Bektaşi Federasyonu gerekse bileşenleri olan yirmi sekiz şubesiz derneklerle, çok şubeli diye tabir edilen Alevi Kültür Dernekleri ve Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri hala istenilen düzeyde değildir. İstenilen düzeyden kasıt, bir Alevi kurumunun olmazsa olmazlarıyla birlikte günün şartlarına göre olması gereken şeylerdir. ALEVİ KURUMLARI İÇERİSİNDE KİMLER VAR?

Alevilik denince akla dede-pir-mürşit, ilim, bilim adamları, ozanlar, dervişler, yazarlar, çizerler, sosyologlar, antropologlar, eğitimciler, işadamları, kadınlar, gençler gelir. Ama Alevi örgütlerine baktığımızda ne yazık ki bu saydıklarımıza rastlamak mümkün değil. Halbuki Aleviliği tarif ederken inançsal, kültürel, ekonomik, siyasal, sosyolojik bir bütünlük arz eden ve günün şartlarına göre kendisini yenilemesini bilen bir inanma biçimidir diyoruz. O halde Alevi örgütlerinin en küçüğünden en büyüğüne kadar tamamında bu saydıklarımızın bulunması yada bulundurulması gerekir. Ama gelin görün ki bunları bulmak mümkün değil. Koskoca Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu ve bileşenlerinin hala ciddi bir yayın organı yoktur. Avrupa’dan yayın yapan ve şimdilerde İstanbul ve Ankara’da stüdyolarını kuran Yol Tv ile bağı olmayan, yine Avrupa’da Almanca, Türkçe, İngilizce, Fransızca basılıp Avrupa’nın birçok ülkesine gönderilen Alevilerin Sesi dergisinin yayın kurulunun bir kısmı Türkiye’den olmasına rağmen o dergiyle de bağı bulunmamaktadır. AKD ve HBVAKV ortaklaşa çıkarttıkları Sürek Dergisi zamanında çıkaılamamakta, PSAKD’nin dergisinin ne zaman çıkıp nerelerde dağıtıldığından dahi birçoklarının haberi olmamakta, Alevi Enstitüsünün varlığından hala birçok Alevi Dernek ve Vakıflarının haberinin bile bulunmamaktadır. İşte size Demokratik Alevi Hareketinin eksikliğinin tablosu.

Abbas Tan

Aleviliğin merkezi kabul edilen Türkiye ve Türkiye’deki Alevi dernek ve vakıflarının büyük bir kısmı Cemevlerine kavuşmasına rağmen hala Dede bulmakta zorlanılmaktadır. Var olan dedelerin büyük bir kısmı da Aleviliğin dışına çıkarak alakasız bir Alevi öğretisinden, inancından ve kültüründen bahsetmektedirler. Cenaze hizmetleri dedelerden hocalara geçmiş ve Hocalar da Sünni hocalara taş çıkartacak cinsten hizmet verip dualar okumaktadırlar. Alevilikteki tüm insanlara bir nazarla bakma anlayışına, hoşgörü anlayışına uymayan cümleleri adeta övünürcesine haykırmaktadırlar. Bu kişilerin “Allah Devletimizin kılıcını keskin eylesin..” diyerek, Hünkarın “Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız” sözünü unutarak sadece birilerine şirin gözükmek için böyle söylemler kullandıklarını görmekteyiz. Avrupa’da yıllardır var olan Dedeler Kurulu’ndaki dedelere baktığımızda, bunların tamamına yakınının doğum yerlerinin Türkiye olduğunu görmekteyiz. Ama Türkiye’de bir dedeler kurulu oluşturulmuş değildir. Dedelerin büyük bir kısmı inançla görevlerini yapmaya çalışmaktadırlar ama örgütsüz, biribirinden habersiz ve birbirlerinden farklı uygulamaları sürdürmektedirler. Alevi kurumları da buna seyirci kalmaktadır. Aleviliği bu günlere taşıyan ve kimilerinin canlı Kuran dediklerinin başında gelen sanatçılarımız, ozanlarımız ve aşıklarımız etkinliklerde, konserlerde, festivallerde varlar ama Alevi kurumları içerisinde hiç yoklar. Bunların büyük

www.alevinet.org 35


“Dağlar nice yüksek ise yol onun üstünden geçer.” Yunus Emre

bir kısmını siyasi partilerde aktif olarak çalışırlarken görürsünüz ama Alevi dernek, vakıf ve federasyonlarına gelince “orada olmamız farklı anlaşılır..” diyerek geçiştirdiklerine tanık olursunuz. Eğitimciler Aleviliğin neresindeler? Hani Aleviler eğitime özel bir önem verirlerdi? Bireysel olarak eğitimi ihmal etmeyen Aleviler ve Alevi eğitimcilerini Alevi dernek, vakıf ve federasyonları bünyesinde görmeniz de mümkün değildir. Onlarca akademik kariyeri olanlarla binlerce diyebileceğimiz öğretmenler, müdürler, müfettişler neredeler? Alevilerin büyük bir kısmı işçi yada memurdurlar. Bunların sendikaları vardır. Sendikaların çeşitli kademelerinde görev yapmış ya da yapmaya devam edenler Aleviliğin neresindeler? (bir yada iki insan dışında) Alevilikte kadın erkek eşitliği vardı, vardır da ama Alevi kurumlarında değil, Alevilikte varmış. Yönetimlere baktığınızda bir ya da iki kişi dışında kadını yönetici görmeniz mümkün değil. Delegeler arasında kadın sayısı oldukça az. Gençlik bunun neresinde diye baktığımızda bir iki ildeki gençlik komisyonlarının dışında birçok dernek ve vakıfta gençliği göremezsiniz, hele de üniversite gençliğini neredeyse hiç göremezsiniz. Alevilik konusunda onlarca kitap yazan, makaleler yayınlayan yazarlardan hiç birisini yönetimlerde, denetimlerde göremediğiniz gibi delege ya da üye olarak dahi göremezsizin. Alevi işadamları sayısı da azımsanmayacak kadar çoktur ama onlar da ortalıkta yoktur. Korktukları, çekindikleri varsa bunun nedenleri yine yönetimlerle paylaşılmalı ve çözüm yolları aranmalı, ama onlar da yoktur. Bütün bu saydıklarımızın bulunmadığı Alevi dernek, vakıf ve federasyonundan ne beklersiniz? Bunlar yoksa kimler vardır. Birkaç inançlı ve bu yola baş koymuş insanla, bir de siyasi hesabı olanlar vardır. Bunlarla da ya da bu anlayışla Alevi örgütlülüğü ancak bu kadar olur ve devleti yönetenler de Alevi Açılımı, Çalıştayı adı altında kendileri için hazırladıkları ve adına “Aleviler adına yapılan çalışma” dedikleri projelerini hayata geçirme konusunda hiç de zorlanmazlar.

36 P R SU TAN

L

TERE

Yasaların parlamentoda tartışılması ve sorunların çözümü konusunda kaç Alevi milletvekili derneklerle, vakıflarla ya da federasyonla ortak çalışma yapmaktadır. Alevilerle veya Alevilikle ilgili kanun teklifi verdiler mi ya da kanun teklifi verirlerken bu kurumlarla neleri paylaştılar?

KATLİAMLAR KARŞISINDAKİ TAVIR Madımak önüne kaç Alevi milletvekili örgütlerle birlikte geldiler ya da kaç defa gelebildiler. Çorum, Malatya, Gazi, Amasya ve Kahraman Maraş olayları ve bu olayları anma etkinliklerine kimler katıldılar? Kahraman Maraş olaylarını anma etkinlikleri hala Kahraman Maraş’ta değil Adana’da ya da Kahraman Maraş dışında 40-50 km uzakta Narlı kasabasında, hem de kapalı alanda yapılmak zorunda kalınıyorsa, bunların çözümü konusunda kimler Alevi kurumlarına yazılı öneriler ya da toplantılara katılarak destek olma sözü verebildiler. Yaz geldi çeşitli köy ve kasabalarda Festivaller ve şenlikler düzenlenecektir. Yukarıda saydıklarımın birçoğu bu etkinlikler için davetiye eklerler ve protokolde ön sıralarda yer almayı hesaplarlar. Ne yapacaklar oralarda? Sadece tatmin olacaklar. Yapılan bir çalışma vardır. Serçeşme Platformu. Bu platforma herkesin mutlaka destek vermesi gerekir. Bu platform, yıllardır yan yana gelemeyen Alevi dernek, vakıf, federasyon, konfederasyonlarla, dedeleri, bilim adamlarını, yazarlarımızı, tüm yöneticileri bir araya getirmeyi hedeflemiştir. Hem de son derece önemli bir yerde Hacıbektaş’ta. ANMA ETKİNLİKLERİ Önümüzdeki süreçte yapılacak etkinlikler sayılamayacak kadar çoktur. Banaz etkinliği, 2 Temmuz’da Madımak, 3 Temmuz’da Çorum, 16 Ağustos’da Hacıbektaş, Malatya, Gazi, Kahraman Maraş anma etkinlikleri. Yapılacak etkinlikte öyle bir işbirliği yapılmalı ki 9 Kasım Ankara, 8 Kasım Kadıköy mitinglerinden daha fazla katılımla sesimizi bir kez daha duyurabilelim, önümüze koyduğumuz taleplerimizi hayata geçirelim. 15.6.2010 Abbas Tan


“Kainatın aynasıyım, madem ki ben bir insanım.” Daimi

ALEVIS HAVE BEEN DISCUSSED IN EUROPEAN PARLIAMENT

E

uropean Parliament held a briefing meeting on the 24 th of June to discuss Alevis‘ demands and their present circumstances in Turkey. Threehundred represantatives from 14 Alevi Federations in Europe attended the meeting to voice the opinions of Alevis on issiues like abolishment of compulsory İslamic lessons in state schools in Turkey, turning Madımak Otel into a museum and taking back Alevi convents from the government. Alevi citizens‘ demands were also presented in Alevi workshops done by AKP government in Turkey. Britain Alevi Cultural Center and Cemhouse attended the meeting with seven represantatives and stated that Alevi people‘s fight for their cultural righst in 21st Centruy should be a shame for Turkey and Europe A report on the opinions and demands of European Alevi Unions Confederation was also pesented to all parlementarians during the briefing. The demands and the opinions includedd in the report are as follows: To Public Members, We declare that we agree with all the presented requirements and opinions of our brother organisations in Turkey. The suggested solutions and definitions which presented to the Government after AK Party‘s Alevi Workshops are not the solutions and reforms that Alevi communities are demanding. We all agree that Alevi Workshops fore-report is reflecting the government’s usual traditional approach with a reconstruction of Sunni perspective for Alevi citizens in Turkey. We think that the report is not trying to fınd a real solution but instead targeting to asimilate Alevi people of Turkey once more. We want this process to take its right course and that is only possible with the acceptance of our requirements. We think that we are not demanding more than what’s being done in all European Union countries about these matters and we would like to ensure that the same practice is being applied in Turkey. The practice and the examples we included in our report are the practices and examples from these countiries on how to solve this problem and how

38 P R SU TAN

L

TERE

to approach it. The approach we are insisting on is the approcah of a government which does not try to force upon an official language, religion or a public concious for its citizens but which accepts all the differences and which impartially creates practice areas for all of them. OUR REQUIREMENTS ARE: 1) Abolition of Religious Affairs Ministry There is no religious affairs ministry in any EUcountry and governments do not determine religions of their citizens or the way people practice their religion for any community. Turkey has built a barrier in front of secularizm and the impartiality of the government towards religions by creating an official religion and by establishing a Religious Affairs Ministry. Therefore the Religious Affairs Ministry should not be considered as an institution that needs reforms to include Alevi citizens but should be abolished completely. 2) Abolition of compulsory religion lessons in state schools There are no compulsory religion lessons in any EU country. The decisions about these matters are left to the communities and individuals. The role of the government is limited to applying legal procedures about this practice. So many European countries are taking the example of Germany about Alevi people’s rights as their reference. Alevis have the right of determining the cirriculum about their faith in Germany and we want the same rights in Turkey.


“Hiç ellerin taşı bana değmez, ille dostun gülü yaralar beni.” Pir Sultan Abdal

3) Giving Cemhouses the status of sanctuaries. There are around 250 Alevi Culture Centers in Europe and all also have the status of cemhouses. The governments or boroughs do not interfere with these affairs and they practice the same rules for all faiths and beliefs. Giving cemhouses the status of mosques in Turkey is another way of justifying the practice of Religious Affairs Ministry and we refuse to have that status. 4) Madimak Otel becomes a Museum Germany contained the concentration camps of Second World War as museums to be able to remember and to be able to symbolise all the massacres, violence and horror they brought to people. Thet also included lessons about these massacres in their cirrucilum to be able to remember so that it would never repeat. A more recent example of this practice is their approach to 5 Turkish People‘s death in Solingen after a racist attack. They did not try to deny or cover for this painfull attack but took responsibility for it and paid compensation as a government. They moved the family into a new house and they also planted 5 cedar trees where the incident happened. They established a research institute for battling against racism in Solingen and appointed a Turkish manager for this institute. They also built a statue in Solingen for the rememberance of those who lost their lives in this attack. The government organises a rememberance day for the victims every year and high level represantatives attend to this event. We would like to see the same sensitivity about Sivas massacre from Turkey. 5) Stop building mosques in Alevi districts in Turkey There are no examples of such practice in any country in Europe. Building mosques in areas where no Sunni people live at all is against the universal norms about free choice of belief and we consider it as an effort to asimilate Alevi people. 6) Returning Alevi Convents in Turkey to its real owners and people All the written resources of Alevis have been destroyed when The Convents and Sanctuaries Law(Tekkeler ve Zaviyeler Yasasi) has been put into practice in Turkey. There are no examples of such practices in democratic European countries. Returning all the Alevi archives, resources and Alevi convents to its native owners is nothing more than stopping that violation. The examples we mentioned above are prooving that these countiries have found right kinds of solutions for the same type of conflicts and these so-

lutions have found life in practice. A modern Turkey which is in the process of joining EU should not be using the same excuses of “our own sensitive inner dynamics” or “provokation for other communities” anymore. We think that what we are asking is the righst of all the other nationalities and communities such as Kurdish, Ermenian, Suryani and Roman people in Turkey and we are very much aware that we cannot be free without freedom for all. In conclusion all the requirements we mentioned above are the agreed requirements of all Alevi organisations in Turkey and Europe and we think that they are not impossible. Alevi workshops are the first step to a solution but we think that the real place of argument is the Turkish Parliament. We think that AKP government has the majority in Turkish Parliement and can solve this problem by meeting our requirements immediately if approached it wisely and sincerely. We would like to emphasize that we consider Alevi Workshops fore-report as the document of Alevi asimilation and we want the Eurean norms to be aplied for a real and permanent settlement. European Alevi Unions Confederation

www.alevinet.org 39


“İyi yaradılışlı olmak esenliktir.” Hallac-ı Mansur

HALLAC-I MANSUR (857-922)

T

his important thinker whose actual name is Ebul Muğis el-Hüseyin Bin Mansur el-Hallac was born in Iran at a town named Tur in 857. Hallac-ı Mansur has taken Sufism classes starting from his early childhood days and went to Khuzistan when he became an adult where he reached out to God and gave several talks for teaching the way to reach God. During his stay in Khuzistan several followers gathered around him as well as a number of enemies. When he was blamed for deviancy in order to provoke the public, he had to leave Khuzistan for Khorasan.

Hallac-ı Mansur claimed that you can only reach God through love and devotion, described Prophet Mohammed as, “he did not enunciate anything other than what he saw in himself. While he was in God’s existence, he also brought others with him so that they can reach God as well. He saw and he resembled what he saw. He was meant as a light that would lead the way, and thus the limits of guidance were set”. During the five years he stayed in Khorasan, Mansur has explained his thoughts and communicated his ideas. He then came to Baghdad and left for Mecca with a group of 400 followers. In Mecca, Mansur was accused of being a wizard and practising black magic which led him to leave for a long journey that would include India and Turkestan. When he came back to Mecca in 902, he climbed to Arafat asking God to let him die as insulted by all Muslims and taking the curse for his own community. He exclaimed in Kaaba, “Muslims! Save me from God, God has sacrificed my blood to you, take my life” and claimed Enel Hak (I am God). Arrested along with his followers, Hallac-ı Mansur was imprisoned for nine years. During this time he has published two pieces titled “Tavasin al Azal” and “Mirac”. In 922, Mansur was put on trial again accused of showing miracles, using God’s power for his own evil ambitions, claiming that there can be a love relationship between God and humans and was executed as a result. As he was the Mansur of Alevi belief and which he stated in Cem sermons, he was first hung and then decapitated, his body burnt and his ashes were thrown to the Tigris river from a minaret. Hallac-ı Mansur who is an important figure for Sufism school of thought and philosophy, still continues to influence the thinkers that came hundreds of years after him. Among these thinkers the most prominent are Feridettin Attar, Hacı Bektaş-i Veli, Mevlana, Yunus Emre, Nesimi, Pir Sultan Abdal and Kaygusuz Abdal. We would like to conclude with a saying from this important thinker. “There is no other being in the Universe than God. (Unity of Being – Z.C.) Thus saying I am something is trying to express oneself as something apart from God and that is wrong; therefore one has to only say I am God. ENEL HAK...!”

40 P R SU TAN

L

TERE


“Okunacak en büyük kitap insandır.” Hacı Bektaş-i Veli

HACI BEKTAŞ-I VELİ (1207-1270)

M

aster Hacı Bektaş-i Veli was born in Khorasan in 1207. He is remembered with love and respect within Alevi and Bektaşi houses and prayers for over 700 years.

Regarded as the master of Khorasan saints by the Alevis from Anatolia, Hacı Bektaş-i Veli participated in the rebel movements of Baba Resul (Baba İlyas) and Baba İshak who had believed that people need to live as equal and rebelled for their beliefs. When these uprisings failed and his brother Menteş was executed in Sivas, he fled to the Suluca Karahöyük region close to Kırşehir which is also known as Hacı Bektaş today so that he could not be found. There he continued conveying his beliefs. Within a short time period, Hz Pir has become a source of hope for thousands of poor. He belongs to the Ehl-i Beyt ancestry. His mother’s name is Hatem and his father’s name is Seyyid Muhammed İbrahim el Sani. The monastery he has established takes “the road that disregards science ends with darkness” as its basic principle. In the pictures describing him, Veli expresses philanthropy and recognizes every living being’s right to life while holding a gazelle in one hand and a lion in the other hand. He depicted love as “This thing called love is given to humans by God and there is nothing further. Everything progresses with love and souls are cleansed with love”. The Master died at the age of 63 and throughout his life he has written several books including Makalat and Fevaid (Advices) along with numerous books written in line with his teachings or compiled from his letters. These publications have reached until the presence. His monastery also called with his own name is located in the town of Hacıbektaş and is visited by thousands of Alevis and Bektaşis every year.

YUNUS EMRE (1240-1321)

Y

unus Emre who is one of the most significant poets of Alevi-Bektaşi literature is believed to be born in Sarıköy or Karaman which are located in a city called Eskişehir. During the Mongolian invasion he visited the Hacıbektaş monastery where he was sent to Taptuk Emre monastery by the Master himself after he said to him, “Yunus your lock is in Taptuk, go to its door”. At the monastery, after serving the Master for forty years, Taptuk Emre has said to him “You are complete now Dervish Yunus” to unlock his lock and it is said that a waterfall has fallen from his eyes. With his poems Yunus Emre has enriched Alevi Bektaşi belief incredibly, standing against all dark and superstitious beliefs and has given the most beautiful examples of the Being’s Unity belief becoming extremely influential on the Alevi-Bektaşi poets coming after him. In this regard, he has brought a new essence and expressive style to Alevi poems. Although his grave’s location is not known in certainty, the Anatolian Alevis have built tombs and mausoleums in 16 different cities on behalf of Yunus Emre who has died at the age of 81. Alevi Bektaşi poet Yunus Emre still today continues to shed light to our way with his poems that disrupt darkness and that are filled with love.

www.alevinet.org 41


“Hiç ellerin taşı bana değmez, ille dostun gülü yaralar beni.” Pir Sultan Abdal

PİR SULTAN ABDAL (1490–1550)

P

ir Sultan Abdal who is one of the greatest poets among the seven holy poets within AleviBektaşi belief system, was born in Banaz village which is in Sivas. His actual name is Haydar and he is also known as “Haydar the Great

This great poet who talks about the political and social problems of the era in a very skillful manner had early on caught the attention of the state and as a result of the prosecutions against him, was thrown to jail as the Ottoman Empire claimed that he was preparing a rebellion against the state. In return for three poems that he would write during his imprisonment which did not mention the Shah and praised the Ottoman Empire, it was told that his life would be spared. Despite this, he wrote three poems that started and ended with Shah standing up for his beliefs. The mayor of Sivas at the time, Hızır Pasha, informed the Ottoman administration about the situation and later Abdal’s execution order was given by the Sultan himself. As he was walking towards the place where he would be executed, this great poet was stoned by the crowd that came to watch the execution. As a result of the stones thrown at him and as he was covered in blood, he turned to Musahibi Ali Baba who was also among the crowd but throwing roses instead of stones, and said “The stones thrown by strangers do not touch me, it is the rose that is thrown by a friendly hand that wounds me”. This was a proof that he did not abandon those who loved him even in his last moments and while death diminished, his commitment to the Way grew. Pir Sultan Abdal was influential on the teachings of poets like Kul Himmet, Kul Hüseyin and Kul Adil who came after him and was accepted as a master by them. The place of this great poet’s grave is still not known but he is commemorated every year in Banaz village where he was born.

I

NESİMİ (…-1418)

t is said that Nesimi was born in the town of Nesim, near Baghdad. His actual name is Ali but he had used pseudonyms such as Nesimi, Can Nesimi and Seyyid Nesimi. His date of birth is not known exactly. The hymns and songs that he wrote are sung with a divine expression at Alevi Cem sermons. Nesimi has also proclaimed Enel Hak like Hallac-ı Mansur and was therefore tortured severely until he died, his body torn into pieces and sent to different cities in Anatolia to be cremated afterwards. Nesimi was in a sense regarded as one of the holy figures among the Anatolian poets and several legends are associated with his name. Seyyid Nesimi had come to Anatolia during the era of Murad the Second and was greatly respected by the Alevis of Anatolia. With the poets he wrote, Nesimi had become a target for the bigots of the time and a council composed of Shii, Sunni and Shafii religious leaders decided upon his execution. When we examine his poems, it is clear why he was executed. He was looking for God not through figures but in essence. And when he finds that essence, he wants to vanish.

42 P R SU TAN

L

TERE


www.alevinet.org 43



Pirsultan Ingiltere - Sayi 2