Page 1


Aziz hemşehrilerim! Havasını soluyup sokaklarında adımladığımız; başımızı huzurla soktuğumuz evimize, alınterimizle yoğrulan işimize mesken yaptığımız Güngören’imizi sizlere yakışır bir semt yapmanın kutlu sorumluluğu ile çalışmaya devam ediyoruz. İçinde bulunduğumuz mübarek Ramazan ayı her ne kadar oruçlu her bedeni ve ruhu yavaşlatsa da, hepimizi kendi rengine boyayıp idrak mevsimine bizi ulaştırsa da bütün birimlerimiz gece gündüz demeden sizlere hizmet noktasında faaliyetlerini sürdürüyor. Ramazan ayında içimizi yerleştirdiğimiz bu ruh kalıbının maneviyatımızı bozmadan onarması için bizler de belediyemizin bütün maddi imkanlarını seferber ederek bu kutlu şölene iştirak ediyoruz. Evimizi ev, ruhumuzu ruh, şehrimizi şehir yapan Ramazan ayının bereketini sizlerle birlikte yaşamak ve Ramazan’ı ilçemize şanına yakışır

Güngören Belediye Başkanı Ş. Yücel KARAMAN

bir şekilde konuk etmek için soframızı açtık. Her gün gerçekleştirdiğimiz sokak iftarlarında ekmeğimizi sizlerle bölüşerek Ramazan’ın güzel çağrısına uyuyor; konserlerden konferanslara, şiir dinletilerinden gösterilere kadar iftar sonrasına anlam katmak için hep birlikte gönlümüzü Ramazan’a açıyoruz. Gökten gelen bu konuğun şerefine daha bir içten kucaklıyoruz herkesi. Hepimizin ruh bilançosu yapmasına vesile olan Ramazan ayı, Güngören Belediyesi olarak bizlerin de geçen bir yılın muhasebesini yapmasına, yenilenmemize ve bu yenilenen azimle ilçemize yakışır bir dinamizme dönüşmesine imkan verecektir. Ramazan ayınız ve ve ardından bir müjde gibi gelecek bayramınız mübarek olsun.


Yıl 1 | Sayı 4 | Temmuz 2013 Güngören Belediyesi’nin Aylık Süreli Yayın Organıdır.

gungorendergi.com

İmtiyaz Sahibi Güngören Belediyesi Adına Şakir Yücel KARAMAN Yazı İşleri Müdürü İrfan ERSAN

ISSN1039-2731 Yayın Kurulu Süheyla SÜLEZ, Yasemin EKMEKCİ Ayhan YILDIRIM, Pınar KARTI, Merve KIRDEMİR Görsel Yönetmen Reyhan SULA

Yayın Koordinatörü Fatih DOĞAN

Foto Muhabir Büşra BULUT

Yayın Yönetmeni Ferhat BULUT

Baskı Tarihi Temmuz 2013

09

EĞİTİME SON GÜNÜNDE DE DESTEK

SÖYLEŞİ BİR KUŞAĞI BÜYÜTEN HEKİM BEDRİ YAZICI

20

Yönetim Yeri Güven Mahallesi Marmara Cad. Belde Sokak No:38 34160 Güngören / İstanbul Tel: 0 212 449 55 00 www.gungoren.bel.tr Yayına Hazırlık ve Baskı

0 212 493 0 456 www.afmiletisim.com

GEZEN BİLİR DİYARBAKIR

50 20

54

İSTANBUL SOĞUKÇEŞME SOKAĞI

46

12

YAZI DİZİSİ MİNYATÜR

KENTLİLİK CİHAN PAYİTAHTI, ŞEHİRLERİN DİLÂRÂSI: İSTANBUL EĞİTİM RAMAZANDA ÇOCUK OLMAK

26 facebook.com/groups/gungorenbld

34

RÖPORTAJ HİLMİ AYDIN

EĞİTİM TERAPİ

twitter.com/gungorenbld twitter.com/sykaraman

youtube.com/user/GungorenBelediyesi


bu sayıda GÜNDEM HABER Okullar 250 Ağacı Kesilmekten Kurtardı | 04 En Eğlenceli Okul Başlıyor | 05 Engelleri Aşan Kandil Programı | 05 Bilgi Evleri’ne Amerika’lı Öğretmen | 05 Erkekliğe İlk Adım | 06 Çevreye Duyarlılığının Resmi | 07 Dergimizin Kapak Çocukları Sünnet Oldu | 07 Gönül Köprüsünün Pedalları Dönmeye Başladı | 08 Eğitime Son Gününde de Destek | 10 Başkan Karaman Güngörenlileri Hafta Sonlarında da Yalnız Bırakmıyor | 11 KENTLİLİK Güngören Belediyesi Kentsel Bakım ve Temizlik Hizmetleri / 12 Cihan Payitahtı, Şehirlerin Dilârâsı; İSTANBUL | 16 Söyleşi / Bir Kuşağı Büyüten Hekim; Bedri Yazıcı | 20 AİLE/YAŞAM Çocuğumun Tatili Nasıl Geçecek? | 22 Kendini Okuyamayan İnsan Eşindeki Güzelliği Göremez | 23 Ramazan’ın Ruhaniyetine Teslim Olmak | 24 Çocuklara En Büyük Ceza İnterneti Yasaklamak | 26

RÖPORTAJ Hilmi Aydın/ Kutsal Emanetler| 36

TEKNOLOJİ Kısa Süreli Bellek Yapay Ortamda İzole Edildi | 41 ‘Başlat Tuşu’ Windows 8.1 İle Geri Dönüyor | 42 YouTube’da Ağır Çekim Dönemi | 42 Kent Bilgi Sistemi | 43 Şifrenizi Paylaşmayın | 44 Twitter’da Hakarete 11 Yıl Hapis! | 44 Türk Kızı Muzdan Devrim Çıkardı | 44 Uzay Turizmi İçin Tarihi Başarı | 45 Laboratuvarda Yapay Kemik İliği Üretildi | 45

YAZI DİZİSİ Minyatür | 46 GEZEN BİLİR

EĞİTİM Ahmet Yesevi Bilgi Evi | 27 Devamsızlık Yapmayan Her Öğrenci Sınıfı Geçecek | 28 Milli Eğitim Bakanlığından 33 Yeni Kampüs | 28 Çocuklar Kur’an’ı Severek Öğrenecek | 29 Bilim ve İslam Üniversitesi Açılıyor | 29 Ramazan’da Çocuk Olmak | 30

Diyarbakır | 50

SAĞLIK Röportaj / Bedeni Disipline Eden İbadet; Oruç | 32 Yaz Aylarında Su Tüketimi ve Önemi | 34 Enerji Dostu Hastaneler Geliyor | 34 Ramazanda Sigarayı Bırakın | 35 Reçetesiz İlaç Satışı Yasaklandı | 35

Çocuk Tiyatrosu Günleri | 60

İSTANBUL Soğukçeşme Sokağı | 54 KÜLTÜR/SANAT Açıkhava Sinema Günleri | 61 SPOR Yaz Okulları Programları | 62


4

gündem haber gungorendergi.com

Okullar 250 Ağacı Kesilmekten Kurtardı Güngören Belediyesi öncülüğünde okullarda toplanan atık ambalaj miktarı 15 tonu geçti. Toplanan ambalaj atıkları 250 adet ağacın kesilmesini engellemiş oldu. Güngören Belediyesi “Daha temiz bir Güngören için okullarda geri dönüşüm” yarışması düzenledi. Aliya İzzetbegoviç Parkı'nda düzenlenen Dünya Çevre Günü etkinlikleri kapsamında, kazanan okulların ödüllerini Güngören Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman takdim etti. Öğretmenlerinin yardımlarıyla bir yıl süren bir çalışmada çevreye zarar veren atıkları toplayan öğrenciler, okullarına çeşitli hediyeler kazandırdı. Okullarında atık ambalajları ve pilleri toplayan öğrenciler, Dünya Çevre Haftası’nda ödüllerine kavuştu. En çok atık toplayan okullar Güngören belediyesi tarafından çeşitli hediyelerle ödüllendirildi. Güngören Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman, öğrencilere seslenerek; “Sizler bir sene boyunca çalıştınız. Okullarınızda atık pilleri ve atık kâğıtları topladınız. Bizlerde o kâğıtları ve pilleri kullanılır hale getirdik. Bu programa destek veren başta okul müdürlerimiz olmak üzere tüm öğrettemmuz2013

menlerimize, velilerimize ve öğrencilerimize teşekkür ediyorum. Onların sayesinde inşallah bu ülke daha yaşanılır hale gelecektir” dedi. Çocuklara çevrelerini her zaman korumaları gerektiği nasihatini veren başkan Karaman “Topladığınız atıklar size ve okullarınıza hediye olarak geri dönecek. Ve o ödüllerle sizler daha iyi bir eğitim alacaksınız” şeklinde konuştu. Atık Pil Toplama yarışmasında öğrenci başına 800 gram pil toplayan Ergün Öner Mehmet Öner Anadolu Lisesi birinci olurken, Güngören İlköğretim Okulu ikinci, Ergenekon İlköğretim Okulu üçüncü oldu. Ambalaj Atıkları yarışmasında ise 3545 kg ambalaj atığı toplayan Koza Koleji birinci, Başarılı Koleji ikinci, Mustafa Kemal İlköğretim Okulu üçüncü oldu. Ambalaj atıkları ve atık pil yarışmalarında birinci olan okullara baskı makinesi, ikincilere projeksiyon cihazı, üçüncülere ise fotokopi makinesi hediye edildi.


5

En Eğlenceli Okul Başlıyor

gündem haber gungorendergi.com

Engelleri Aşan

Kandil Programı Güngören Belediyesi’nin öğrencilerin yaz tatilini eğlenceli ve dolu dolu değerlendirmeleri amacıyla düzenlediği en eğlenceli okul, ‘Yaz Okulu’ başlıyor. Okulların kapanmasıyla birlikte, öğrenciler için hazırlanan birbirinden eğlenceli ve öğretici aktiviteler de başlamış oldu. Her yıl binlerce öğrencinin katıldığı Güngören Belediyesi Yaz Okulları, çocukların eğlenirken öğrendikleri ve yetenek kazandıkları birçok aktiviteyi bünyesinde barındırıyor. Yaz Okulları’nda bu yıl ebru atölyesinden, gitar kursuna, takı tasarımdan, mental aritmetik uygulamalarına, futboldan yüzmeye birçok branşta genç yetenekler kendilerini geliştirme fırsatı bulacak. Güngören Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman “Yaz okullarıyla çocuklarımız hem eğlenecek hem de bilgilerini tazeleyecekler. Yeteneklerini katılacakları kulüpler sayesinde keşfedecek olan miniklerimiz, yazı dolu dolu yaşamanın tadına varacak. Tek amacımız, gelişmiş bir toplum için, iyi eğitim almış bireyler yetiştirmek. Bu amaç için var gücümüzle çalışıyoruz” diye konuştu. Kayıt işlemleri Beyaz Masa, Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü ve Bilgi Evlerinde yürütülen yaz okullarında kayıt esnasında katılımcılar yaş aralıklarına göre ve tercih ettikleri etkinlik branşlarına göre sınıflarına yerleştiriliyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Güngören Belediyesi’nin ortaklaşa düzenlediği ‘Engelleri Aşanlar İle Miraç Kandili Programı’ Erdem Beyazıt Kültür Merkezi’nde gerçekleşti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Engelliler Müdürlüğü ve Güngören Belediyesi’nin ortaklaşa düzenlediği Miraç Kandili programı, İSEM (İstanbul Engelliler Müdürlüğü) de eğitim gören öğrencilerin seslendirdiği ilahilerle başladı. Güngören Müftülüğü imamlarının Kur’an-ı Kerim tilaveti ve Mevlid-i Şerif okumasıyla ile devam etti. Programa, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Engelliler Müdürü Bekir Köksal, Müdür Yardımcısı Nurullah Yücel, Güngören Belediyesi Sosyal Yardım İşleri Müdürü Salih Zeki Kaplan ve Güngören İlçe Müftüsü Yunus Bıçakçı katıldı.

Bilgi Evleri’ne Amerika’lı Öğretmen ABD’den İstanbul’a gelen üniversite öğrencileri, Güngören Belediyesi’nin Bilgi Evleri’nde öğrencilere İngilizce öğretiyor. Güngören Belediyesi’nin düzenlediği Yaz Okulu etkinlikleri kapsamında Güngören’li gençler yaz tatilini eğlenmekle birlikte öğrenimlerine devam ederek geçiriyor. Yaz okulu kapsamında yürütülen İngilizce dil eğitimi, Amerika birleşik devletlerinden gelen beş öğrencinin verdiği dersler ile Güngören’deki beş farklı bilgi evinde sürdürülüyor. Amerika Birleşik Devletlerinden gelen öğrencilerin verdiği İngilizce dersleri, Güngören belediyesi bilgi evlerinde, derslerin tamamen İngilizce konuşularak geçtiği, soru ve cevaplar ile interaktif katılımın sağlandığı eğlenceli sınıf ortamlarında uygulanıyor. temmuz2013


6

gündem haber gungorendergi.com

Erkekliğe İlk Adım

Tıbbi ve biyolojik olarak birçok faydası bulunan sünnet, her erkek çocuğun hayatında yaşadığı en önemli dönemeçlerden birisidir. Bunun bilincinde olan Güngören Belediyesi, yanlış sünnet operasyonları sonucunda yaşanabilecek sorunların önüne geçebilmek için geniş katılımlı sünnet organizasyonu düzenledi. Çocuklarını Güngören Belediyesi güvencesinde sünnet ettiren aileler ise gönül rahatlığıyla çocuklarını hastanelere götürdü. Cerrahi uzmanlar eşliğinde lazer yöntemiyle gerçekleştirilen sünnetlerde hiçbir sorun yaşanmadı. Miniklerin moralini yüksek tutabilmek amacıyla belediye yetkilileri sünnet sonrası çocuklara birçok hediye takdim etti. Şölen havasında geçen sünnet töreni sonrasında çocuklar Eyüp Sultan hazretlerinin kabrini ziyaret edip ardından Miniatürk gezisine devam ettiler. Miniatürk’te İstanbul ve Türkiye’de göremedikleri yapıların maketlerini inceleyen minikler bol bol fotoğraf çektirdi. Günün sonunda aileleriyle birlikte gerçekleştirdikleri boğaz turu ile unutulmaz bir gün yaşamış oldular. temmuz2013


7

gündem haber gungorendergi.com

Çevreye Duyarlılığının

Resmi

Güngören Kaymakamlığı, Güngören Belediyesi ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün birlikte düzenlediği “Dünya Çevre Günü” konulu fotoğraf ve resim yarışması sonuçlandı. Güngören’de, 5 Haziran Dünya Çevre Günü sebebiyle okullarda çevre konulu resim ve fotoğraf yarışması düzenledi. Güngören Kaymakamı Zafer Orhan ve İlçe Milli Eğitim Müdürü Abdullah Nurkan’ın katıldığı törende kurdele kesiminden önce Kaymakam Orhan öğrencilere katılımları ve çevreye duyarlı olmalarından dolayı teşekkür etti. Açılış sonrası fuaye alanında sergilenen tüm fotoğraf ve resimleri inceleyen Kaymakam Orhan öğrencilerden çalışmaları hakkında bilgi aldı. Ödül töreni öncesi ise Güngören Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü, katılımcılara geleceğe en önemli katkı sağlamanın yolu olan Geri Dönüşüm ve Güngören’deki geri dönüşüm faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Lise ve ortaokul olmak üzere sınıflandırılan yarışmada, hem resim hem de fotoğraf dalında belirlenen finalistler, hediyelerini Kaymakam Zafer Orhan’ın elinden aldı.

Dergimizin Kapak Çocukları Sünnet Oldu 23 Nisan heyecanını Başkan Karaman ile yaşayan ve Güngören Derginin 2. Sayısının kapağında yer verdiğimiz ikiz kardeşler Kadir ve Enes Salış abileri Mert Salış ile birlkte sünnet oldu. Sünnet düğünlerine katılan Başkan Karaman, Mert, Enes ve Kadir kardeşlere hediyelerini takdim etti. hediyelere çok sevinen kardeşler, aynı zamanda erkekliğe ilk adımlarını atmanın sevincini yaşadılar.

temmuz2013


8

gündem haber gungorendergi.com

Bosna’da 1995 yılında yaşanan Srebrenitsa katliamının anma törenlerine katılmak için, 4 genç bisikletçi Güngören’den pedal çevirmeye başladı.

Gönül Köprüsünün

Pedalları Dönmeye Başladı 1995 yılında Bosna’da yaşanan Srebrenitsa katliamını anmak için dört genç bisikletçi, 29 Haziran’da Güngören Belediyesi öncülüğünde, Balkanlara doğru yola çıktı. Güngören Belediyesi’nin 50 Kişilik bisikletçi grubu’nun uğurladığı sporcular büyük alkışlar eşliğinde Bosna’ya doğru pedal çevirmeye başladı. Gönül Köprüsü etkinliği kapsamında yola çıkan üniversite öğrencisi gençler, bin 800 kilometre yol boyunca pedal çevirecek. Türkiye, Bulgaristan, Makedonya, Kosova ve Karadağ’ı geçecek olan sporcular, 13 gün sürecek olan zorlu yolculuğun ardından 11 Temmuz’da Srebrenitsa’da gerçekleştirilecek Mars Mila (Barış Yürüyüşü) anma etkinliğine katılacak. Ertesi gün Güngören Belediyesi’nin kardeş şehri Goražde’de düzenlenen iftar yemeğinde Bosnalılarla Ramazan sevincini yaşayacaklar.

hatırlatarak ve “Bu bölgenin bizim için çok büyük bir önemi var. Çünkü yüzyılların kardeşliği pekiştirdiği bir bölge. Bu bölgedeki insanlarımızın kederli gününde yanlarında olmak hem de dünyaya bu katliamın adını unutturmamak adına böyle bir program düzenledik. Bu program kapsamında burada 4 genç bisikletçimizi, Srebrenitsa’ya uğurladık. Böylece sporcularımız Balkanlar’ı geçerek Srebrenitsa’ya kadar pedal çevirecek. İnşallah kazasız belasız Srebrenitsa’ya ulaşırlar.” dedi. iki aydır yoğun bir şekilde bu yolculuğa hazırlandıklarını söyleyen bisikletçi Furkan Akkaya, “1995 yılında yaşanan olay çok üzücüydü. Bu her sene anılan ve unutulmaması gereken bir olay. Güngören Belediyesi sayesinde biz de bugün Güngören’den yola çıkacağız ve Srebrenitsa’da ki anma tö-

Güngören Belediyesi önünden hareket eden sporcuları yalnız bırakmayan Güngören Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman, Saray Bosna’daki Srebrenitsa katliamının yıl dönümünü temmuz2013

renlerine katılacağız. Güngören Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman’a çok teşekkür ediyorum. İnşallah kazasız belasız Srebrenitsa’ya ulaşırız” diye konuştu.


10

gündem haber gungorendergi.com

Eğitime Son Gününde de Destek Karnelerin alındığı 2012-2013 Eğitim Öğretim Yılı’nın son gününde Güngören Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman ilçe okullarını gezdi.

Karnelerin alındığı 2012-2013 Eğitim Öğretim Yılı’nın son gü-

Çocuklarla bol bol fotoğraf çektiren Başkan Karaman öğren-

nündeilçe okullarını gezen Güngören Belediye Başkanı Şakir

cilere; “Çok çalıştınız çok yoruldunuz, tatili hak ettiniz. Ancak

Yücel Karaman okullarda dereceye giren öğrencilere tablet

sizden ricamız bu üç ayı sadece dinlenerek geçirmemeniz.

bilgisayar, satranç takımı, kitaplar ve çeşitli hediyeler dağıttı.

Kitap okuyun, spor yapın, tatili geleceğiniz için en iyi şekilde

Başkan Karaman ayrıca öğrencilere yaz tatilinde yetiştirmeleri için bitki yetiştirme seti de hediye etti. Sabah saatlerinde Mehmetçik İmam Hatip Ortaokulunda öğrencilerle buluşan Başkan Karaman daha sonra Kemal Kaya İlköğretim Okulu’nda Kaymakam Zafer Orhan ve Milli Eğitim Müdürü Abdullah Nurkan ile birlikte ‘Eğitim Öğretim Yılı Kapanış Programı’na katıldı. Son olarak İzzet Ünver İmam Hatip Lisesi’ni ziyaret eden Başkan Karaman tüm gününü öğrenci-

değerlendirin. Bu milletin siz gençlerden beklentileri var ve bu beklentileri karşılayacağınızı biliyoruz. Ailelerinize ve ülkenize karşı sorumluluğunuzu en iyi şekilde yerine getireceğinize inanıyoruz. Sizlerin başarısında emek sarf eden öğretmenlerinizin ve ailelerinizin rolü çok büyük onlara da şükranlarımı sunuyorum. Biz de belediye olarak üzerimize düşen ne varsa yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz. Okullara laboratuvarlar, konferans salonları, teknoloji sınıfları açtık. Sizlere dağıttığımız bitki yetiştirme setlerinde çeşitli bitki ve çiçekler var onlara baktığınızda size meyvelerini verecek. Bu bitkiler sayesin-

lere ayırdı. Kapanış Programını şiirleriyle ve halk oyunlarıyla

de hem bir hobi kazanmış olacaksınız hem de emek vermenin

süsleyen öğrenciler karnelerini Kaymakam, Belediye Başkanı

sonucunda meyve almanın hazzını tadacaksınız. Gününüzü kut-

ve Milli Eğitim Müdür’ünden aldı.

luyor, tüm hayatınızda başarılar diliyorum” dedi.

temmuz2013


11

gündem haber gungorendergi.com

Başkan Karaman Güngörenlileri Hafta Sonlarında da Yalnız Bırakmıyor

Kuyulu Camii Yaz Kampı Organizasyonu

Hilal Vakfı Piknik Organizasyonu

Güngören’de faaliyet yapan dernek ve vakıfların toplu pikniklerini ziyaret eden Güngören Belediye Başkan’ı Şakir Yücel Karaman katılımcıları selamlayarak birlik ve beraberlik mesajlarını iletti. Katılımcılar hafta sonu tatilini kendilerine ayırıp pikniklerine katılan Başkan Karaman’a teşekkürlerini sundu.

Kastamonu Cideli’ler Derneği Piknik Organizasyonu

Adıyaman Gergerli’ler Derneği Piknik Organizasyonu

temmuz2013


12

kentlilik gungorendergi.com

Güngören Belediyesi

Kentsel Bakım ve Temizlik Hizmetleri Güngören belediyemiz 312 bin kişilik nüfusu ve yaklaşık 700 hektarlık yüzölçümüyle metrekareye düşen nüfus yoğunluğu bakımından en kalabalık ilçe olma özelliğine sahip. Anadolu şehirlerinin 59’undan daha fazla nüfusa sahip olan ilçemiz aynı zamanda, İstanbul’un da yüzölçümü bakımından en küçük ilçesi. Nüfus yoğunluğunun fazla olması, yeni ihtiyaçlar için kullanılabilecek boş alanların olmaması ve çarpık kentleşmenin ortaya çıkardığı zorlukları birçok alanda aşmayı başaran Başkan Karaman ve ekibi, kentsel bakım ve temizlik hizmetlerinde de nitelikli projelerin ve başarılı uygulamaların altına imza atıyor. temmuz2013


13

kentlilik gungorendergi.com

Yeraltı Konteynerleri Görüntü kirliliğini gideren ve hijyenik koşulların en yüksek seviyede oluşturulabildiği yeraltı konteynerleri 2009 yılından beri Güngören ilçemizde kullanılıyor. Güngören ilçemizin fiziki şartlarından dolayı şu anda pilot olarak 20 noktada yeraltı konteynerleri vatandaşımızın kullanımına sunuluyor. Yeraltı boru ve kablo hatları gibi tesisatlarında uygulamayı zorlaştırmasından dolayı yeraltı konteynerlerinin yaygınlaşabilmesi için tespit çalışmaları yoğun bir şekilde devam ediyor. Uygulanması mümkün olan yerlerin tespitinden sonra en kısa süre içerisinde o bölgeye bir yeraltı konteyneri kazandırılıyor.

Korugan

Hâlihazırda Gençosman, Haznzedar, Merkez ve Merter mahallelerinde yeraltı konteyner uygulaması mevcut. Uygulamanın yaygınlaşması için Mareşal Çakmak ve Güven mahallerinde tespit çalışmaları yürütüldüğünü aktaran Temizlik Hizmetleri Müdürlüğü yetkilileri, yakın zamanda bu bölgelere de birçok yeraltı konteynerinin kazandırılacağının bildiriyorlar. Çünkü bu bölgelerde binaların yoğunluğu cadde ve sokak genişliklerinin kısıtlı olması ve yaya kaldırımlarının en az şekilde işgal edilmesi gerektiği gibi zorunluluklardan dolayı yeraltı konteyner uygulamasının bölge halkı için önemli bir çözüm olacağı vurgulanmaktadır.

Şehir estetiğine her projesinde titizlikle dikkat eden Güngören Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman ve ekibi, temizlik ve kent bakım hizmetlerinde de titizliklerini Güngörenli vatandaşlara modern ve konforlu çözümlerle sunuyor. Korugan, modern çağın ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilmiş çok nitelikli bir uygulamadır. Yeraltı konteynerlerinin uygulanamadığı ve plastik konteynerlerinde kullanılmasının ortaya çıkardığı birçok sorunu aşmak için Güngören’de 30dan fazla korugan uygulaması bulunuyor.

Plastik Konteynerler Daha önce caddelerde demirden ve alüminyumdan yapılmış metal çöp konteynerleri bulunurken bunlar birçok sorunu da beraberinde getirmekteydi. Zaman içerisinde paslanıyor, devrilme durumunda kaldırılamıyor, estetik dışı görüntüsü gibi birçok handikapları bulunuyordu. Güngören Belediyesinin en modern dış mekan çöp toplama konteyneri olarak kullanmaya başladığı plastik konteynerler, hem vatandaşın olumlu yaklaşımı hem de teknik verilerin doğrultusunda sanayi bölgeleri hariç tüm Güngören’de yaygın biçimde uygulanmaktadır. Sanayi bölgelerinde ortaya çıkan atık maddeler içerisinde yanıcı özelliğe sahip materyallerin bulunmasından dolayı eski metal konteyner uygulamasına devam edilmektedir. Güngören ilçesi genelinde toplam bin 100 adet plastik konteyner mevcut. Hem şehir estetiği hem sağlığa uygunluk hem de çöp toplama araçlarının en temiz ve en seri şekilde aktarım yapabiliyor olması ve trafik akışını engellememesi, plastik konteyner uygulamasının günümüz şartlarında en doğru çözüm olduğunu vatandaşların da olumlu tepkilerinden anlaşılıyor.

Yakın bir zamana kadar ilçe genelindeki korugan sayısını 100 e çıkarmayı planladıklarını aktaran Temizlik Hizmetleri Müdürlüğü yetkilileri, korugan uygulamasıyla geri dönüşüm materyalleri toplayan kişilerin ortaya çıkardığı dağınıklığı ve gayri hijyenik durumları ortadan kaldırdıklarını belirtiyor. Yaklaşık 2 çöp konteynerini içerisinde barındırma kapasitesine sahip koruganlar, yalnızca çöp atılabilecek genişlikte kapaklara sahiptir. Dolayısıyla dışarıdan bir müdahaleyle konteynerin içerisindeki atık maddelere ulaşılamamakta ve sokaklarda dağılmış çöp görüntüleri ortaya çıkmamaktadır.

Geri Dönüşüm “Güngören’in çöpünü çöp olmaktan çıkardık, bir değere dönüştürdük.” diyen Başkan Karaman geri dönüşüm de İstanbul’da ileri bir noktada olduğumuzun altını çiziyor. Özel bir şirket ile yapılan anlaşma ile Güngören ilçemizde toplanan geri dönüşüm materyalleri ayrıştırılmakta ve kullanılabilir bir değere dönüştürülüyor. temmuz2013


14

kentlilik gungorendergi.com

Güngören Belediyesi Temizlik Hizmetleri Müdürlüğü ambalaj, evsel, elektronik, petrokimya ürünleri, tıbbi ve moloz atıklarını toplamda 6 farklı başlık altında ayrıştırılmasını sağlıyor ve çevreye verebileceği zararı azaltmak, ekonomik değer ortaya çıkarmak bakımından başarılı bir uygulama yürütüyor. Evlerde kullanılan kızartma yağlarının lavabolardan dökülmek suretiyle doğaya karışıyor olması çevreye verilen zararların başında geliyor. Güngören Belediyesi ekipleri çevre duyarlılığı kapsamında başlattığı atık yağ toplama kampanyasıyla geri dönüşüm hizmetlerine yeni bir boyut kazandırdı. Evlerde kullanılmayacak durumda olan kızartma yağlarının 5 litresini biriktirip Belediye ekiplerine teslim eden vatandaşlara 1 litre taze sıvı yağ hediye ediliyor. Atık yağ toplama kampanyası ile hem vatandaşların atık olarak gördükleri yağlar evlerine bir değer olarak geri dönmekte hem de çevre duyarlılığına destek olunmakta. Atık yağlarını taze yağ ile değiştirmek isteyen vatandaşların belediyemizi araması yeterli. Aynı şekilde elektronik ve plastik hammaddeden yapılmış atıkların toplanması için de kampanyalar yürütülüyor. Bu kampanyalar ile toplanan geri dönüşüme müsait atıklar belediyemize yıllık ortalama 1,5 milyon TL ek gelir sağlıyor. Bu da temizlik hizmetleri giderlerinin 1 aylık kısmını bu yolla karşılamaya yetmektedir. Plansızca atıldığında bir değer ifade etmeyen geri dönüşüm materyallerinin bilinçli şekilde toplanması ve atıkların toplanmasına vatandaşların katkı sağlayabilmesi için yürütülen kampanya projeleri hem belediye bütçesine katkı sağlıyor hem de gelecek nesillere daha temiz bir dünya bırakabilmeyi amaçlıyor. Okullarda Geri Dönüşüm Yarışmaları Temizlik bir kültürdür. Erken yaşlarda bu kültürü Güngörenli çocuklara ve gençlere aşılamayı hedefleyen Güngören Belediyesi, bu kapsamda tüm okullarda kampanyalar ve yarışmalar düzenliyor Geri dönüşüm bilincini yaygınlaştırmayı hedefleyen atık pil, ambalaj atığı ve elektronik atık toplama yarışmaları ile okullarda ve öğrencilerin kendi aralarında sürdürülen tatlı bir rekabet ile işlevini yitirmiş tonlarca materyal elde edilmiş oluyor. Yarışmalarda toplanan atıklara, okullara ve öğrencilere göre sınıflandırılması yapılarak bir karara varılıyor. Kazanan okullar ve öğrenciler her yıl gerçekleştirilen Dünya Çevre Günü etkinliklerinde ödüllendirilmek suretiyle geri dönüşüm bilinci pekiştirilmiş oluyor. Dağıtılan ödüller arasında laptop, akıllı tahta, bilgisayar ve bir çok hediyenin bulunması yarışmaların cazibesini artırıyor, katılımı yaygınlaştırıyor ve bu sayede ortaya çıkan temizlik kültürü sürdürülebilir bir zemine taşınmış oluyor. temmuz2013

Temizlik Hizmetleri Personel Eğitimleri Kentsel temizlik kapsayıcı üst bir başlıktır. Bu başlık çöp konteynerlerinin modelleri ve konumları, geri dönüşüm stratejileri, araç ve ekipman tercihleri, personel ve personelin eğitimleri gibi bir çok hassas olunması gereken detayı birleştirmektedir. Kentsel temizlik hizmetlerinin en önemli ayaklarından biride personel ve personelin nitelikli hizmet üretebilmesidir. Güngören Belediyesi Temizlik Hizmetleri Müdürlüğü olarak personel eğitimlerine çok önem verdiklerini belirten yetkililer, bu kapsamda alet edevatın tasarruflu ve doğru kullanımı, iş kıyafetlerinin temiz ve kurumsal görüntüsü, halk ile iletişimde sorun yaşamamak, personelin kendi sağlığı ve çevre sağlığı gibi birçok konuda eğitimler uyguladıklarını ve her geçen gün yeni eğitim programları geliştirdiklerini belirtiyorlar. Temizlik Hizmetleri Müdürlüğü’nde çalışan her personelin iş kıyafeti üzerinde bir sicil numarası bulunuyor. Bu uygulama ile personelin kendisini otokontrol altında tutmasını sağlamak ve vatandaşların personelde tespit ettiği herhangi sorumsuzca bir davranışının belediyeye bildirilebilmesi ve aksaklıkların giderilebilmesi açısından gayet olumlu sonuçlar doğuruyor.

Teknolojik Araç-Gereç Kullanımı Yenilikçi yaklaşımları ile göreve geldiği günden bu yana Güngören’in çehresini değiştiren Başkan Karaman ve ekibi temizlik hizmetlerinde de yeni bir döneme geçilmesini sağladı. Vatandaşlara ait araçların cadde ve sokak kenarlarına park ediliyor olmasından dolayı süpürge araçlarının cadde ve sokaklarda temizlik çalışmaları zaman zaman aksıyor. Bu sorunu aşmak için geliştirilen bir uygulama ile elektronik süpürme cihazları temin edilmiş ve park halindeki araçların altında kalan kirlilik uzun hortumlar ile toplanıyor. Şu anda çalışmaları Köyiçi, Haznedar ve Merter bölgelerinde devam eden elektronik süpürge uygulamasının, eksiklerinin giderilmesi ve ortaya çıkabilecek yeni ihtiyaçların tespitinden sonra Güngören’in genelinde kullanımına başlanacağını hatırlatalım, her şey daha temiz ve yaşanabilir bir Güngören için!.


15

kentlilik gungorendergi.com

oluşturan Temizlik Hizmetleri Müdürlüğü ekipleri, koy-kaldır uygulamasıyla kaldırımlarda ve sokak köşelerinde çöplerin yığılmasının ve zamansız şekilde dışarı çöp çıkarılmasının önüne geçmeyi hedefliyor. Uygulama; belirli noktalarda çöp toplama zamanından 1 saat önce plastik konteynerleri yerlerine bırakmak ve süresi dolduğunda geri toplamak suretiyle gerçekleştiriliyor. Bu sayede vatandaşların çöplerini belirlenmiş zamanlarda dışarı çıkarmaları gerektiği vurgulanmış ve alışkanlık kazandırılmış oluyor hem de çevre kirliliğinin önüne geçiliyor.

Sokak Yıkama Hizmetleri

Koy kaldır uygulamasından dolayı fazlasıyla tebrik aldıklarını belirten Temizlik Hizmetleri Müdürlüğü yetkilileri, başka belediyelere de örnek teşkil eden bir projeyi hayata geçirdiklerini ve başarıyla sürdürdüklerini vurguluyorlar.

Güngören Belediyesi Temizlik Hizmetleri Müdürlüğü’nün Fen İşleri, Veteriner ve Park Bahçeler Müdürlüğü ekipleriyle birlikte yürüttükleri, sokak ve cadde yıkama hizmetleri her yıl bahar aylarının gelmesi ile sonbahar aylarına kadar yoğun şekilde sürdürülüyor. Kış aylarının geride bıraktığı tortusal kirliliklerin giderilmesi ve özellikle de kenarda ve iki bina arasında kalan pek uğrak olmayan noktaların dezenfekte edilmesi ve kirliliğin giderilmesi çalışmaları bütün hızıyla devam ediyor. Sağlık, çevre temizliği ve estetik kaygılarla çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Güngören Belediyesi Temizlik Hizmetleri Müdürlüğü yetkilileri, ilaçlamaktan yıkamaya, süpürmeden, boyamaya kadar topyekûn bir bahar temizliği yapıyorlar. Bu çalışmaları sadece bahar ve yaz dönemlerinde değil tüm yıl boyunca sürdürdüklerini fakat kış aylarında yağışların fazla olmasından dolayı bu ihtiyacında azaldığını bundan dolayı bahar ve yaz aylarına daha yoğun çalışmalar yürütüldüğünü belirtti.

İlaçlama Hizmetleri Güngören’de ilaçlama hizmetleri iki koldan yürütülüyor. Birincisi gelen taleplere karşılık vermek suretiyle ihtiyaçlara çözüm üretmek yani talebin geldiği noktaya ekiplerin ilaçlama yapmasını sağlamak, ikincisi ise yıl boyunca yürütülen rutin ilaçlama hizmetleri... Parklar, bahçeler, kanalizasyon menfezleri, çöp konteynerleri, okullar, camiler ve kamuya açık neredeyse tüm noktalar belirli periyodlarda ve farklı kimyasal muhtevaya sahip ilaçların, uygulanacak yerin koşullarına göre belirlenen yönetmelerle rutin şekilde ilaçlanıyor. Özellikle kimyevi madde kullanarak üretim yapan işyerlerinin olduğu bölgeler ve binaların eskiden kömürlük olarak kullanıldığı bodrum katları ilaçlama çalışmalarının kapsamına giriyor.

Koy-Kaldır Uygulaması Güngören Belediyesi yeraltı konteynerleri ve koruganların olmadığı noktalarda yeni bir uygulamayı hayata geçirdi. Uzunca zamandır vatandaşları bu konuda bilgilendiren ve alışkanlık

Havaların ısınmaya başlamasıyla birlikte ortaya çıkan sinek ve haşereler gibi günlük yaşamı olumsuz etkileyen sorunlar için geliştirilmiş bilimsel çözümleri kullanan Güngören Belediyesi vatandaşlarının yaz sıcaklarının getirdiği zorlukların yanı sıra tabiat koşullarından daha az zarar görmelerini amaçlıyor. temmuz2013


16

kentlilik Yunus Emre Tozal / Harita Mühendisi

gungorendergi.com

Öyme ey hâce bize Hind vü Hoteni Bundandır lutf-u şeref buna Sitanbul derler

Lâtifi

cihan payitahtı, şehirlerin dilârâsı

ist an bul

temmuz2013

Tarihte en çok rolü oynamış, medeniyetin odak noktası haline gelmiş, iki kıtanın mirasını üzerinde bulunduran İstanbul’un en önemli yanı, Batı için Doğunun mistik gizemin başladığı yer olma özelliği olsa gerektir. Çünkü İstanbul ile Batı, doğunun mistik yanının keşfine başlamıştır. Hayalleri ve rüyaları süsleyen bir şehrin gizemini çözememişlerse de, medeniyetimizin beşiği olduğunu fark etmişlerdir. İstanbul, doğunun en batısı, batınında en doğusudur. Haritada gözüktüğü gibi sadece iki kıtanın birleştiği bir şehirden ötedir, medeniyetin birleştiği, Miss Pardoe’nin tabiriyle “şehirlerin ecesi”dir. İsminin tarihi kaynaklarda şöyle ortaya çıktığı söylenir: “kon-stan-tina-poli-s, stanpoli, istanpol, İstanbul” İstanbul’un tarihsel arka planına göz attığımız vakit, çevresindeki şehirler ve kültürlerle hep desteklenmiş, farklı zamanlarda farklı gruplarla hep arzulanmıştır. Çevresinde bulunan uygarlıklardan Bulgarlar, “Çarigrad” (yani Çarın Şehri) ismini, Araplar ise “elMahrusa” (yani gözetilen, korunan) şehir unvanını verirken, Doğu Roma İmparatoru olan ve devlete altın çağını yaşatan Justinyanus ise şehri “Ebedi Kent” olarak nitelendirmiştir. Osmanlılar ise “Dersaadet” (yani mutluluk kapısı) diyerek, mutluluğun üretildiği yer olan cennetle özdeşleştirmişler. 1920'li yıllara kadar resmi yazışmalarda, gazetelerde vs. İstanbul yerine Dersaadet ismi tercih edilmiştir. 28 Mart 1930'da ismi resmi olarak İstanbul olarak belirlenmiştir. Önder Kaya’nın Cihan Payitahtı İstanbul kitabı, Timaş yayınlarından yayımlandı. Kitap, son 2500 yıllık tarihi boyunca defalarca harap edildiği, yağmalandığı, türlü afetlere maruz kaldığı İstanbul’a gravürler, fotoğraflar ve resimler eşliğinde göz atarak, her defasında küllerinden yeniden doğarak topraklarının üzerinde egemenlik kuranların gönlünde taht kurmayı başarabilmiş bir şehrin ruhunu arıyor.


17

kentlilik gungorendergi.com

İstanbul’dan Kalan Ekmek kapısı olarak görülmenin ağırlığını taşıyamayan bir şehir aynı zamanda İstanbul. Şehrin taşı toprağı altın değerini çoktan yitirmesine rağmen, çaresiz kalanların kendini kurtarma çabalarını karşılıksız bırakmayan İstanbul, değişimler ve dönüşümler kentidir. Önder Kaya, bu değişim ve dönüşümleri elverdiğince derli toplu bir biçimde bir araya getirmiş Cihan Payitahtı İstanbul kitabında. Modern ve modern öncesi dönemleri de kapsayan bir inceleme sahasında depremlerden yangınlara, sellerden işgallere geniş bir çerçevede İstanbul hakkında keyifli bir şehir tarihini ortaya çıkarmış. Dönemlerin sınıflandırılmasında şehrin tarihine damgasını vurmuş belli başlı olayların incelenmesi, geçiş devrelerinin aydınlatılması, değişim-dönüşüm ve kırılma anlarını tarihsel süreç içinde değerlendirilmesi, bir İstanbul tarihi oluşturmuş. Aynı zamanda okuyucunun da bu verilerden yararlanarak yorumlarda bulunmasına zemin hazırlanmış.

İstanbul ruhunun nasıl da yitirildiğini, var olan mimari geleneğimizin yaşatılmadığı için kuruyup yok olabileceği ihtimalini izah eder: “Bir yer, bir şey turistlik oldu mu çek kuyruğunu. O artık sirk aslanı sayılır. Hayatımızdan çıkıp gitmiştir. Hayatımız. Öyle bir şey kaldı mı?” (Huzursuz Bacak, Dergâh Yay., s. 123)

Önder Kaya, kitabın son bölümünde “Son yarım asrın tüketilen İstanbul” başlığıyla, 1950li yıllardan itibaren İstanbul’un devasa bir sanayi kenti görünümü haline geldiğine değiniyor. Varoş semt denilen, İstanbul diye nitelendirilen semtlerin milyona dayanan nüfuslarla ilçe olması; tarihle ve medeniyetle bezenmiş o güzel dokunun günden güne bozulmasını ve yıpranmasını getirmekle birlikte, İstanbul’u İstanbul yapan değerlerin de “kullanılıp atılan” bir nesne haline getiriyor, şehir fail durumdan fiil durumuna düşüyor. Mustafa Kutlu “Huzursuz Bacak” isimli hikâye kitabında, Gedikpaşa’dan Çifte Gelinler’e, Süleymaniye Kütüphanesi’nden Kumkapı’ya, Laleli Camii’nden Merkez Efendi’ye, Edirnekapı’dan Eğrikapı’ya yürüyerek Ömer Faruk’un gözünden şehrin yitik anlamını sorgularız, İstanbul’u İstanbul yapan değerlerin üzerlerinin nasıl da örtüldüğünü, Mustafa Kutlu’nun deyimiyle “kullanılıp atıldığını” görürüz. Hikâyenin kahramanı Ömer Faruk, “isyan ahlâkı”nın kenarda köşede kalmış, hala sönmemiş bir kıvılcımını bu şehrin sokaklarında ararken, makyajı akmış mağazalardan, ucuz mallardan ve koca naylon siyah poşetlere doldurulan iç çamaşırlardan dolayı içi daralır ve kendisini suriçine atar. Suriçinden şehri temaşa eden Ömer Faruk, gökdelenlerin PeraMaslak hattında oluşturdukları siluetin, suriçi İstanbul’un kubbe ve minarelerden oluşan siluetine meydan okuyarak “güç bende” dediğini, bundan sonra da gücün kendisinde olacağını belirtir. Suriçi İstanbul’unsa barındırdığı eski eserlerinin muhafaza edileceği bir müze dahi olamadığını,

Medeniyetin Beşiği Bir şehir düşünün. Sadece isimleriyle bile binlerce yılın tarihini, kültürünü çağrıştıran, toprağında katman katman medeniyetler barındıran, kültürüyle, doğal güzellikleriyle, gizemiyle, püfür püfür esen boğaz havasıyla insanı İstanbul yapan bir şehir… Anlatılamaz, yaşanır. Hissedilir, solunur, öpülür, koklanır, dinlenir, özlenir, ağlanır. Şairler kenti, sanatkârların ilham kaynağı, yazarların dilinin sükûta erdiği İstanbul, belki de ancak bağrından çıkan şairlerce, ediplerce dillendirilebilir. İstanbul’un insanı baştan çıkaran bir yanı vardır; İstanbul bir kere yüreğinize değmişse bir daha İstanbulsuz yapamazsınız. İstanbul’dan uzaklaştığınız an, özlemeye başlarsınız. İstanbul hep yüreğinizin en derin yerindedir ve sessizce sizin dönmenizi bekler. Geceleri sıkı sıkıya sarıldığınız hayaller gibidir, hayallerinizin temelini İstanbul teşkil eder. Yağmurunda ıslanılası, nefesinde buram buram boğaz havası alınası şehirdir. Çünkü ağlamak en güzel İstanbul’a yakışır. Vefalıdır. Vefalı olduğundan ondan uzakta yapamayacağınızı bilirsiniz… Uzakta kalmak mecburiyetinde olsanız bile, sık sık ziyaret etmeyi hayal edersiniz… temmuz2013


18

kentlilik gungorendergi.com

“İstanbul’da yağmurun rengi mavidir.” der Süheyla Acar. İnsanı kendisine bağlayan, âşık eden, terk edilemeyen bir şehrin, yağmurları da denizden güzelliğini almıştır. Gül ile denizinin buluşması, yağmur ile güzelliğini salkım salkım insanların kalplerine dağıtmasıyla bilinir İstanbul. Piyer Loti'den Haliç'e bakarak içilen bir bardak demli çayın muhabbetinde ya da Üsküdar sahilinden Kız Kulesi’ne baktığınızda hissedebilirsiniz o güzelliği. Gülhane Parkı’nın boğaz manzaralı çay bahçesinde karşı kıyıda vızır vızır işleyen arabaları, vapurları, okyanus aşırı ülkelerden gelen gemileri, koşuşturan insanları seyrederken, insanın hemen ayaklarının dibinde sahil kenarında aşkınlığın, aşkın olma halinin çok daha farklı bir biçimde hissedilebileceği, koklanabileceği şehir…

Şiirin Kalbi

Hayatın kokusudur İstanbul. Baharda lale kokusuyla toprağın dirilişine şahitlik etmek, denizden lodosla gelen tuz kokusuna kapılmak… Tarabya'da yosun, Eminönü’nde balık-ekmek, Çengelköy'de salatalık, Sarıyer'de börek, hiç umulmadık bir köşeden fırlayıveren hanımeli, yasemin, ıhlamur kokusu… Mısır Çarşısı'nda baharat, Kapalıçarşı'da tarihe şahitlik eden “sandık odası”, Aksaray'da kebap ve lahmacun… Şehrin her yerinde alın teri kokusu. Bir hikâyedir İstanbul. İç dünyanızda parçaları tamamlayan, hayallerin ve arzuların soluğudur. Bu anlamda sadece bir şehir olmaktan ötedir, aşkınlığın uzamıdır. Sessizliğin hikâyesini yazacağınız bir anda, bir martının çığlığı ya da bir vapurun sesi ile sizi tekrar tefekküre götürerek, boğazın dalgalı sularına ya da Üsküdar’ın sivri minarelerinin zarif hatlarına gözünüz ilişiverir. Şehrin kubbeleri, minareleri, mavi denizi, balıkları, güneşin batışı, mehtabın boğazda oluşturduğu yakamoz, İstanbul ruhunu çağrıştıran, insanın iç dünyasında yaptığı yolcuğun hikâyesinin kahramanlarıdır. “İstanbul’un orta yeri sinema.” demişler. Orta yeri sinema olan bir şehir nasıl anlatılabilir? Her gün kaç bin film, kaç bin hayat, kaç bin hüzün, kaç bin sevinç ve mutluluk, kaç bin neşe yaşanıyor İstanbul’un yüreğinde kim bilir?... temmuz2013

Birbiriyle metafizik bağlar kurmuş senaryolarla kaç milyon insanın emeği, aşkı, kırıklığı, isyanı, öfkesi, çabasısın ey İstanbul? Bir gardrob gibi her an başka bir çehre, başka bir sima, başka bir kimlikle çıkabiliyorsun karşımıza? Her köşede farklı bir kostümle hikâyemizsin. Sesimiz, soluğumuz, vicdan aynamızsın. Müthiş bir ayetsin. Bir şiirdir İstanbul. Necip Fazıl’ın “ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar / Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar” mısralarında da geçtiği üzere şairlerin ruhunu eritir, yüreklerini şiirleştirir. Yahya Kemal’in Aziz İstanbul’u, Ülkü Tamer’in “İstanbul bir sudur akşamların aradığı” dizesince şairlerin suyudur, ilhamıdır. Yavuz Bülent Bakiler, hüzünbaz şehrin sokaklarında gözlerinin İstanbul oluşunu şöyle dile getirir:

“Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik, Bir güzellik doğuyor yüreğime şiirden. Martılar konuyor omuzlarıma, Gözlerin İstanbul oluyor birden.” Cemal Süreya’nın tabiriyle “Yalnızlığın başkenti”dir İstanbul. Ama fedakârlığın, sevmenin, sevginin üretildiği topraklardır. Aşkın alevlendiği, gönlün aşkla yeşerdiği bir tılsımdır. Şair şöyle ifade etmiş: “istanbul’u sevmezse gönül aşkı ne anlar.” Bir şarkıdır İstanbul. Üzerine sayısız şarkılar yapılmış olsa da, Levent Yüksel'in İstanbul isimli şarkısı, insanın İstanbul’a olan arzusunun bir nutkudur sanki: "Yârim İstanbul, gel öpeyim gerdanından." Sabahları insanların uyanmasıyla birlikte şarkıların mırıldanıp, gününü ilk saatlerinde nazlı nazlı göz kırpar. Gönül süsleyen sevgilidir İstanbul. Şehirlerin dilârâsıdır. Dibâcesidir. Sevgilidir. En sevgilidir… Sen diyorum İstanbul geliyor, İstanbul diyorum sen geliyorsun aklıma sevgili… Ey İstanbul… En İstanbul…


19

kentlilik gungorendergi.com

Vali Sokak

Erişilebilir standart cadde ve sokaklar ile Güngörenlilerin yaşam kalitesi artmaya devam ediyor. Vali Sokak’ta yapılan erişilebilir standart sokak çalışmaları sonunda bölge halkının yaşam kalitesine bir değer daha eklenmiş olacak.

Mareşal Çakmak

Mahalle Parkı Güngören Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman’ın göreve geldiği günden bugüne, Güngören’deki yeşil alan miktarında gerçekleşen %102 artış aynı hızla devam ediyor. Mareşal Çakmak Mahallesi’ne kazandırılması amaçlanan yeni park ile, bölge halkı hak ettiği kaliteli yaşam standartlarından bir yenisine daha sahip olacak. Modern ve estetik oturma alan-

ları, göze ve sağlığa hitap eden peyzaj çalışmaları ve yeni aydınlatma direkleri ile donatılacak olan Mareşal Çakmak Mahallesi parkı, çocukların ve ailelerin kullanımına sunulacak.

Toplamda 265 metre uzunluğa sahip olan vali sokakta, Güngören Belediyesi öncülüğünde İski tarafından yürütülen atık su hattı altyapı çalışması tamamlanmıştır. Belediye ekiplerince tretuvarların yenilenmesi ve otopark alanlarının 1,90 metreden oluşan cepler haline getirilmek suretiyle mevcut halinde parke taşları ile kaplı yol, kullanım kolaylığını artırmak amacıyla asfalta dönüştürülecektir. Aydınlatma direklerinin erişilebilir standartlarda en modern yeni direkler ile değiştirilmesi sokağımızı ışıl ışıl hale getirecektir. Bölge sakinlerinin memnuniyetiyle yürütülen çalışmalar sonunda, ortaya çıkacak olan değer vatandaşlarımızın kullanımına açılacaktır.

Nikah Salonu

Nikah salonu, kültür merkezi, spor salonu bir tesiste toplanıyor! Güngören Belediyesi stratejik plan yapabilme başarısına bir yenisini daha ekliyor. Doğru bir yatırımla üç fonksiyonel sonuç alınabilecek olan projenin içerisinde, özellikle kadınların kullanabileceği spor salonu, tüm vatandaşların faydalanabileceği kültür merkezi ve nikah salonu kompleks bir tesis halinde inşa ediliyor. Güngören’de yaşamanın cazibesi gün be gün artıyor. temmuz2013


s ö y l e ş i gungorendergi.com

Röportaj / Büşra BULUT

20

Belli ki uzun yıllardır kullanılan, üzerinde “çocuk hastalıkları mütehassısı” yazan bir tabela ile karşılıyor bizi Doktor Bedri Bey’in muayenehanesi. İçeriye girdiğinizde başka bir zaman dilimini yaşamaya başlıyorsunuz. Gayet kibar ve beyefendi bir tavırla karşılıyor, güzel bir sohbeti hissettirircesine içeriye davet ediyor ekibimizi. Güngören’in en eski çocuk doktoru olan Bedri Yazıcı, 1934 yılında Samsun Vezirköprü’de doğmuş ve kendisi gibi hekim olan eşi ve 3 çocuğu ile Güngören’de bir döneme şahitlik etmiş bir ailenin reisi...

Bir Kuşağı Büyüten Hekim

Bedri YAZICI

temmuz2013

Ortaokul eğitimini Çorlu’da, lise eğitimini ise Kayseri’de tamamladı. 1955 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’ne girdi ve 1961 yılında mezun oldu. Mezun olduktan hemen sonra askerlik vazifesini yerine getirdi ve 1963 yılında evlendi. Askerlikten sonra ihtisasını tamamlayana kadar Haliç’te bulunan Musevi Hastanesi’nde bir süre pratisyen hekim olarak çalıştı. Zeynep Kamil Hastanesi’nde 4 yıl süren ihtisas stajını tamamlayarak (1967) uzman çocuk doktoru oldu.


21

s ö y l e ş i gungorendergi.com

Özgeçmişini kısaca anlattıktan sonra kendisinde iz bırakan, hatırında kalan anekdotları anlatmaya koyuluyor Bedri Bey;

İki İngiliz Takım Kumaş, 2000 Lira Para

İhtisasımı bitirdikten sonra İstanbul’da çalışmak istedim. Çünkü ailem ve çocuklarım buradaydı. Uzun bir süre iş aradım. Gittiğim yerlerde hemen iş bulamadım. Hatta bir yerde hiç unutamadığım bir olay yaşadım. Bir sağlık kurumuna iş görüşmesine gitmiştim, oradaki hekim bey beni dinledi ve sonra bana eliyle işaret ederek “2 İngiliz takım kumaş, 2000 lira para getirirsen bu işe girebilirsin” dedi. Ben kalakaldım, şaka yapıyor olmalısınız, siz doktor musunuz? dedim. “Hayır, şaka yapmıyorum benden de böyle istemişlerdi.” dediğinde çok üzülmüştüm. Adeta yıkıldım. O yıllarda buna benzer birkaç olay daha yaşadım. Sanırım o dönemin bir hastalığıydı bunlar ve tabibi yoktu, henüz çare bulamamıştı. Çok şükür ki bu günlerde aynı örnekler yaşanmıyor memleketimizde. Nihayetinde İstanbul’da çalışabileceğim resmi bir görev bulamadım kendime. Burada, Güngören’in ilk eczanesi vardı; Hayat Eczanesi. Oranın sahibi hanımefendi ile tanışıyorduk. O bana bu bölgede hiç hekim olmadığını ve Güngören’de özel bir muayenehane açabileceğimi söyledi. O dönemler buraları köy idi. Tabibin bulunmaması da normal idi. Sağ olsun eczacı hanımın teşvikiyle muayenehanemi kurdum (1972). O yıllarda ailemle birlikte Fatih’te ikamet ediyorduk. Muayenehaneyi kurup çalışmaya başladıktan sonra Güngören’e taşındık. 1973 yılından beri Güngörenliyiz. Biliyorsunuz artık sağlık sektörü çok değişti, çok gelişti daha modern yöntemlerle ve kaliteli hizmetler üretilebilir oldu. Bahsettiğim yıllarda bu bölgede bırakın hastaneyi muayenehane yani doktor bile yoktu, şimdi ise Güngören’de birçok hastane bulunmaktadır.

Bu muayenehanede artık iş yapmıyorum. Ama yıllardır buradayım Sabah 9.00’da gelirim, gazetemi okurum öğlen olunca da kapatıp evime giderim. Benim için bir hayat disiplinine dönüşmüştür. Bazı günler eş dost ziyaretime gelir, bazı günlerde ise eski hastalarımdan toplasanız ayda 1 ya da 2 kişi gelir. Bunlar dışında bir faaliyetimiz yok anlayacağınız. Fakat buranın benim için hem nostaljik değeri hem de manevi değeri çok yüksektir.

Bir Kuşağı Ellerimde Büyüttüm

O yıllarda muayene ettiğim çocuklar şimdilerde büyükler tabiki, beni çarşı-pazarda görünce sarılıp kucaklıyor, öpüyorlar ve sağolsunlar sevgilerini esirgemiyorlar. O dönemlerdeki hastalarım olan çocuklar vali, kaymakam gibi yüksek statüye sahip kişiler olmuşlar. Beni çok gururlandırıyorlar. Zaman zaman bazıları gelir beni bulur, şaşırırlar “siz yaşıyor musunuz?” diyenler bile oluyor. Ben de gülüyorum, evet hala yaşıyorum gördüğünüz gibi, diyorum. E tabi az günler geçirmedik.Düşünsenize Güngören’in ilk belediye olduğu dönemlerden bahsediyoruz, ilk belediye reisimiz vardı. Osman Bey rahmetli oldu. Buralara çok hizmetleri olmuştur. Ta o zamanların doktoruyuz işte.

Şunu Hiç Unutmuyorum…

Bir gün bir hanımefendi çocuğunu getirdi. Çocuk ve annesi, ikisi de ağlıyordu. Çocuk için Çapa’da “Uğraşmayın bu çocuk yaşamaz” demişler. Hanım benden muayene etmemi istedi. Muayene ettim, organları sağlamdı fakat beyninden özürlü idi. Merak etmeyin hemen ölecek bir hasta değil ama engelli bir çocuk dedim. Sonra tedavi sürecine başladık. Kontrollere geliyordu sık sık. Bu kızımız 18 yıl yaşadı. Henüz geçen yıl vefat etti. Allah rahmet eylesin. Annesi hala gelir, memleketten bir şeyler getirir, dua eder. İnsanı, hastayı, kendinizi severseniz iyi netice alırsınız! Bana 1972’den beri hiç kötü söz söyleyen duymadım, görmedim. Para hırsı olmadan sağlık, sevgi ve huzurla yaşamak gerektiğine inandım hep ve bunun için çalıştım. Benim hayatımdaki en büyük kârım budur. Benim bu yaşımda yanıma kalan tek şey huzurumdur.

Şimdi Her Şey Değişti

Ben Güngören’e geldiğimde, şuan belediyenin alt tarafında araçların park edildiği yer kireç ocağıydı. Demirciler sitesi vardı karşısında. O zamanlar bu kadar gelişmiş, bu kadar merkezi bir konuma sahip değildi buralar. Düşünün sadece bir tane eczane vardı. Şimdi her şey çok değişti. Sağlık alanında da, hastaneler çoğaldı, hekimler çoğaldı. Bunlar iyi olan şeyler elbette. Tabi bazen modern hayatın yaramadığı şeyler de oluyor. Mesela vaktinde çok değerli hekim hocalarımız vardı. Öğrencilerinin başında durur, onları kendileri bizzat eğitirlerdi. Şimdi her şey çok fazla. İmkânlar çok fazla fakat biraz ilgi, sevgi ve kalite azaldı sanki. İnsan çoğalınca, insan yükü çoğalınca sevgi ve saygı da maalesef azaldı.

Hasta Çocuk Bana Bir Kere Güldüğünde O Benim En Büyük Mükâfatım Olurdu

Hastalar geliyordu. Çocuk öyle ağlıyordu ki annesi muayene parasını veremeyecek durumda oluyordu. Ben ondan nasıl para isterim? O çocuğun ağlamalarını hatırlayıp gece uyuyamadığım günler olurdu. Ama ertesi gün mutlaka yine beklerdim, getirsinler isterdim. Ertesi gün o çocuk bana bir kere güldüğünde işte o benim en büyük mükâfatım olurdu. Çünkü gülen çocuk hasta değildir. Herkes için geçerli bu. Yeniden söylüyorum iş hayatında da insanın içinde de içinde huzur, sağlık ve mutluluk olacak. Belki en sonuna parayı ekleyebilirsiniz.

Pişman Olmadığım Bir Hayat Yaşadım

Pişman olmadığım bir hayat yaşadım. Çünkü mesleğimi severek yaptım. Ortaokuldan itibaren çok zor şartlarda okudum. Hep dışarıda okudum. Annemi babamı pek az gördüm. Ama hala her sene ailemin mezarlarına gidip onları ziyaret ederim. O görevimi de yapıyorum. Babam öğretmen, annem ev hanımıydı. Babam; abimi, beni ve ablamı okuttu. Çok zor okuttu tabi. O yıllarda imkânlar çok kısıtlıydı. Yiyeceklerimizi hep veresiye alırdık. Babam “Evladım üzülme ay sonunda ödeyeceğiz.” derdi. Allah o günleri bu güzel memleketimize tekrardan yaşatmasın… temmuz2013


22

a

i

l

gungorendergi.com

e

Çocuğumun

Tatili Nasıl Geçecek

Karne kişilik ve zeka göstergesi değildir Çocuklar bir yıllık sürenin sonunda hazırlanma, motivasyon ve organizasyon eksikliği gibi nedenlerle iyi bir karne getirememiş olabilir. Öğrencinin karnesinde zayıf notların olmasını, kişilik ve zeka göstergesi olarak değerlendirmek son derece yanlıştır. Anne babalar başarısızlığa üzülmek ve çocuklarını kırmak yerine, yazın onunla birlikte neler yapabileceklerini planlamalıdır. Çocuğunuzla başarının anahtarlarını konuşun Ebeveynler çocuğun karnesine baktığında eğer notlarda zayıflıklar görüyorsa mutlaka çocukları ile başarısızlığının nedenlerinin neler olabileceğini konuşmalı ve çözümleri beraberce düşünmelidir. Veliler çocuklarına onu anladıklarını hissettirmelidir. Karnesindeki kötü notlar nedeniyle çocuklar tehdit edilmemeli ve azarlanmamalıdır. Bunun yerine yeni yıl için nasıl daha başarılı olunabileceği konuşulmalıdır. Bu tutum çocuğu psikolojik olarak destekler ve anne babaya güvenerek iletişiminin de güçlenmesini sağlar. Başarısızlığının sebepleri neler olabilir? • Ebeveynlerin çocuklarına olan eleştirel, tehditkâr, aşırı beklentili tutumları, çocuğun başarısını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. • Ebeveynler arasındaki çatışmalı durumlara çocuğun şahit olması, sorunları çocuk ile paylaşma ve onu taraf olmaya zorlama gibi tutumlar çocuğun psikolojik dengesini bozabilmektedir. • Kardeş kıskançlığı, ev değişikliği gibi durumlarda da çocuğun kafası karışabilir. Okulda öğretmen ile ilgili, arkadaşlarla ilgili sorunlar olduğunda ve çocuk baş edemediğini hissettiğinde çocuğun akademik başarısı düşebilir. • Çocuğun evde nerede, ne şekilde çalıştığı yani çalışma ortamı önemlidir. Boş ve düzenli bir masa, bilgisayar ve televizyonun olmadığı koşullar gerekmektedir. Bu koşulların sağlanamadığı durumlarda bazı çocukların başarısı düşebilmektedir. • Çocuğun hangi saatlerde ders çalıştığı, mola verdiği ya da yattığı anne baba tarafından bilinmelidir. Okul, çocuğun kendine ait alanıdır. Öğrenme çocuğa aittir. Bazı ebeveynler evde de sanki temmuz2013

okuldaymış gibi davranırlar; bu durumda okul alanı ailesel alanı içine almıştır. • Çocuğun kapasitesi iyi olsa da kafası karışık, endişeli ise dikkati dağılır ve derse konsantre olamayabilir. Depresif bir ruh hali olduğu dönemde sürekli yorgun, uykulu, isteksiz olabilir ya da hiperaktif bir çocuk çok uzun süre ara vermeden dersi takip edemeyebilir. • Öğrenme bozukluğu yaşayan çocuk geç öğrenir, harf karıştırabilir; okuma ve yazma konusunda güçlükler yaşayabilir ya da bunların dışında çocuğun işitme-görme gibi fizyolojik bir rahatsızlığı bulunabilir. Yaz tatilini en iyi şekilde değerlendirmek elinizde Tatilde çocuklar için mutlaka zaman ayırılmalıdır. Kaliteli vakit geçirmek için çocuklarla çeşitli oyunlar oynanmalıdır. Oyun, çocuk ile anne baba arasındaki iletişimin temel taşıdır. Birlikte vakit geçirebilecek sinema, tiyatro, yemek gibi etkinlikler planlanabilir. Anne babalar çocukların arkadaşlarıyla vakit geçirebileceği etkinlikler organize edebilir. Çocuğun tatilde arkadaşlarıyla ders ortamından uzak, eğlenceli zaman geçirmesi motivasyonunun artması için çok önemlidir. Çocuğunuzla iyi bir iletişim için 7 önemli kural • Anne baba kendi tutumlarına yönelik içsel bir değerlendirme yapabilmelidir. • Aile çocukla oyunlar oynamalıdır. Çocuklar spor ve sanatsal faaliyetlere yönlendirilmelidir. • Anne babalar yeri geldiğinde çocukları başarılarından dolayı övmeli, ona duydukları güveni göstermelidir. • Çocuk diğer arkadaşlarının başarısı ya da kardeşleri ile kıyaslanmamalıdır. Her çocuk fiziksel, sosyal, zihinsel gelişimi ile ayrı bir bireydir. • Ebeveyni tarafından onaylanan, desteklenen çocuk daha çabalı ve başarılı olmaya gayret gösterecektir. • Çocuk için gerekirse verimli ders çalışma teknikleri konusunda destek alması sağlanmalıdır. Psikolojik destek almaktan da kaçınılmamalıdır


23

a

i

l

gungorendergi.com

e

Kendini Okuyamayan İnsan Enaniyetli insan olgunlaşamaz. Nefsini beğenen ve nefsine itimat eden bedbahttır, nefsinin ayıbını gören bahtiyardır.

Eşindeki Güzelliği Göremez

Kadın dert yanıyordu; “20 yıllık evliyiz. Fakat aramızdaki problemler azalacağı yerde çoğalıyor. Eşim hep kendi dediklerinin olmasını istiyor. “Ben bilirim, ben doğruyum, ben haklıyım” diyerek sürekli beni eleştiriyor ve aşağılıyor. Evlilik terapistine gidelim dediğimde “Benim bir şeyim yok sen kendin git.” diyor. Ne yapacağımı bilmiyorum. Çok bunaldım, gücüm tükendi. Bazen ayrılmayı düşünüyorum ama çocuklarıma kıyamıyorum.” Bir kocanın serzenişi ise şöyle: “Biz yaklaşık 1,5 yıl önce evlendik. Eşimin, sorunları var, psikoloğa götürdüm. Psikoloğa doğruları anlatmıyor. Sürekli beni suçluyor. Hep kendi haklı, kendi doğru ve kendisinin istekleri olacak. Kaç defa konuştum. Ailesi de ona destek oluyor. Son çare boşanmaya karar verdim.” Bazı evliliklerde eşlerden birisi kendini prens ya da prenses ilan ediyor. Eşini hizmetli yerine koyuyor. Onu eğitmek için mütemadiyen eleştiriyor. Eleştiri oklarına hedef olan eşse zamanla kendini değersiz hissediyor. İçine dönüyor. Suskunlaşıp depresifleşiyor. Bu sefer eleştiren eş karşı atağa geçiyor: “Zaten senin yüzün hiç gülmez, hep böyle depresifsin.” Oysa esas eleştirilmesi gereken; eleştiren eştir. Böyle eşlerin kendilerinde problem vardır. Karamsardırlar, hayata siyah gözlükler arkasından bakarlar. Kendileriyle barışık olmadıklarından eşleriyle de çatışma halindedirler. Yapmaları gereken şey, hakkaniyetli davranmaktır. Nefsi müdafaada bulunmak yerine kendini sanık sandalyesine, vicdanını da hakim koltuğuna oturtup kendini yargılamaktır. “Acaba

ben eşimi neden eleştiriyorum? Neden aşağılıyorum? Yoksa kendimde var olanları eşime yükleyerek kendimi mi rahatlatıyorum?” diyebilmektir. “Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku!” cümlesini rehber ederek eşinin kötülüklerini okumak yerine kendini okumak, yani tanımak gerekir. Zaten kâmil insan olmanın yolu da insanın kendini tanımasından geçer. Enaniyetle kendini beğenen insan olgunlaşamaz. “Nefsini beğenen ve nefsine itimat eden bedbahttır, nefsinin ayıbını gören bahtiyardır.” Nefsinin ayıbını gören bahtiyar insan, eşinin jest ve mimiklerinden mana çıkararak eleştirmek yerine kendini okur, hatalarını tashih eder. Böylece mutluluğu yakalamakta ilk adımı atmış olur. İşte o zaman evlilik, eşlerin “Neden öylesin? Neden böylesin?” Veya “Ben iyiyim, sen kötüsün.” savaşının yapıldığı ve sürekli eleştiri oklarının atıldığı yer olmaktan çıkar. Hoşgörü, anlayış, sabır, şefkat, merhamet, sevgi ve saygı kelimeleriyle yazılan mutluluk kitabının okunduğu yer olur. Unutulmamalıdır ki, evlilik iki kefeli terazi gibidir. Bir kefeye sadece bir eşin hataları konulursa o terazi dengelenmez. Ancak yanlışlar da doğrular da eşit olarak her iki kefeye konduğunda dengelenir. Öyleyse var mıyız kendimizi okuyup hatalarımızı tashih ederek mutluluk yoluna adım atmaya? temmuz2013


24

a

i

l

gungorendergi.com

e

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet GÖRMEZ, Ramazan coşkusunu bir eğlence, şatafat ve gösteriye dönüştürmeden kutlu ayın ruhaniyetine teslim olarak Ramazanın Kur’an ve sünnetle oluşmuş geleneğini korunmasının önemine değindi. “Biz ramazanı değil; ramazan bizi değiştirmeli…” diyen Görmez Ramazan ile ilgili bir çok konuya açıklık getirdi.

Ramazanın Kur’an Ve Sünnetle Oluşmuş Geleneğini Koruyalım...

Ramazanın Kur’an ve Sünnetle oluşmuş geleneği gözardı eden ve onu aşındırmaya yönelik bazı girişimler bulunduğuna dikkat çeken Başkan Görmez, bu tür anlayışların ciddiyetle ele alınması gerektiğini kaydediyor. Başkan Görmez, Ramazanla ilgili etkinliklerin de İslâmî âdab ve gelenek içinde yeni bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiğini vurguluyor.

Değişmek İçin Ramazanın Ruhaniyetine Teslim Olmalı Gösterişli iftar programları, sınıf ve itibar esasına dayalı ihtişamlı davetler, Ramazanı yanlış bir şekilde bir tür eğlence, karnaval ve festival havasında terennüm eden eğilimlerin gidişatı ciddi olarak dikkat çekmeye başlamıştır. İnsanlık durumumuzu Yüce Rabbimiz indinde tahkim etmenin yolu, lütuf ve ihsan ayı Ramazanın ruhaniyetine ve maneviyatına teslim olmak, yeniden yapılanmak ve değişmektir.

Ramazanın Coşkusu Bir Eğlence, Şatafat Ve Gösteriye Dönüşmemeli

Müminlerin bu ayda yaşayacakları coşku ibadetin coşkusudur. İbadetle neşelenen gönüller, müminler arasındaki muhabbeti de pekiştirmelidir. Yoksa Ramazanın coşkusu son temmuz2013

zamanlarda ortaya konulduğu şekliyle bir eğlence, şatafat ve gösteriye dönüşmemelidir.

İftar Sofraları İsraf Sofralarına Dönüşmemeli…

Ramazan ayında icra edilen oruç ibadeti iftarla nihayetlenmektedir. İftarlar kendi mütevazı hâlinde bir ziyafeti barındırmaktadır. Ancak bu iftar sofraları asla israf sofralarına dönüşmemelidir. Zira son yıllarda özellikle büyükşehirlerde gerek otel ve gerekse birçok mekânlarda hazırlanan iftar sofraları kendi içinde israfı ve gösterişi barındırmaktadır.

Hanelerimizi Ve Gönüllerimizi Orucu Bizimle İdrak Eden Herkese Açık Tutalım Ramazan iftarlarında aslolan evimizde iftar sofrası kurarak başta ailemiz olmak üzere akraba, eş ve dostlarımızla beraber olmaktır. Evlerimizi ve gönüllerimizi orucu bizimle idrak eden herkese açık tutmalıyız. Ne zenginlik müminler arasında bir statüdür, ne de fakirlik ve yoksulluk sofralarımızı kendileriyle paylaşmadığımız ayrı bir sınıfı oluşturur. Aksine müminlerin ahlâkı, camideki gibi aynı safta olanların her zaman bir ve beraber olmasını esas alır. Bu anlamıyla asgarî ücretle geçinmeye mahkûm edilmişlerle, dar ve darlıkta kalanlar, yoksun bırakılmışlar ve yolda kalanlarla zenginlerin sosyal statülerini din eşit görür ve ibadetlerimizin ihyasını bu eşitliğe göre mümkün


25

a

oldukça tatbik etmeye bizleri teşvik eder. Bu anlamıyla Ramazan gerçekten müminlerin bir ve eşit olarak Allah’ı idrak ettikleri ve kendilerine rızık olarak verilen şeyleri mümin kardeşleriyle paylaştıkları bir aydır. Paylaşımın yoğun yaşandığı bu ayda elde edilen ahlâkî meziyetleri bütün zamanlara yaymak biz müminlerden istenen davranışlardır. Elbette sosyal bir gereksinim olarak değişik mekânlarda da bu iftarları yapmak mümkündür. Ancak asıl maksattan uzaklaşılarak yapılan iftarların Ramazanın ruhuna ve maneviyatına uygun olmadığı unutulmamalıdır.

Toplu İftarlarımızı Çalışanlarımızla Beraber Yapalım Geliniz bu Ramazanda gerek kamu ve özel kuruluşları gerekse ticarî kuruluşlar olarak toplu iftarlarımızı çalışanlarımızla beraber yapalım. Çalışanlarla, işçilerle, memurlarla ve emekçilerle, iş sahiplerinin, patronların, amirlerin ayrı dünyaların insanı olmadıklarını Ramazan dolayısıyla gösterelim. Bu iftarla oluşan manevî atmosferi bütün bir yıla yayarak bu kardeşliğin kalıcı olmasını sağlayalım. Özellikle belirmek isterim ki, yanında beraber çalışanın derdiyle dertlenmeyen, mümin idrakine sahip olmamış kimse demektir. Yanında emeğiyle çalışan birinin darlığını gidermeden sırf desinler diye Ramazan paketini dağıtan bir kişi İslâm’ın infak anlayışını anlamamış demektir. Yoksulluk ve yoksunluğun sadece bir gıda paketiyle giderileceğini düşünmek, İslâm’ın yardımlaşma ve dayanışmasını henüz tam kavrayamadığımız anlamına gelir.

Yardımlaşma Ve Dayanışma İçin Yeni Bir Dil Şurası unutulmamalıdır ki onuruyla, izzetiyle yoksunluğunu belli etmeden yaşayan nice insanlar vardır. Bu insanları bulmak ve onların onurunu zedelemeden geleceklerinin inşası için çaba göstermek gerekmektedir. Bu anlamıyla yardımlaşma ve dayanışmanın yeni dilinin bulunması önemli bir sosyal sorumluluktur.

Yardımlaşma Ahlâkı…

Ramazan ayı, oruç ibadetinin yanında yardımlaşma ve dayanışmayı da içinde barındırmaktadır. Tabiî ki müminlerin zekât ve fitrelerini sorumlulukları doğrultusunda yerine getirme gayretleri önemlidir. Ancak yardımlaşma ve dayanışma asgarî limitlerde ifa edilen zekât ve fitrenin dışında infakı da kapsamaktadır. İnfakla ilgili duyarlılığımızı bu ay vesilesiyle hatırlamalı ve infakta da yarış yapmalıyız. Ancak İslâm, yardımlaşma ve dayanışmanın rastgele yapılmasını değil, ahlâkî bir temele dayalı ifa edilmesini esas alır.

Yardım eden kişinin, yardım ettiği kişinin onurunu koruma mükellefiyeti vardır...

Yardım edenin yardım edilene karşı hiçbir üstünlüğü yoktur. Yardım eden kişinin, yardım ettiği kişinin onurunu koruma mükel-

i

l

gungorendergi.com

e

lefiyeti vardır. Kişilerin itibarının zedelenmesine imkân tanıyan yardım organizasyonlarının İslâm’ın insan haysiyetinin korunması prensibine uygun olmadığı bilinmelidir. Hiçbir sosyal yardım, insan kişiliğinin zedelenmesine asla kapı aralamamalıdır. Bireyin Onuruna Yakışanı, Kendi İhtiyaçlarını Kendisinin Almasıdır Yardımda esas muhtaç olanın ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Ramazan dolayısıyla son yıllarda her tarafta görünür olan gıda paketleri kişilerin ihtiyaçlarından ziyade belli başlı maddeleri ihtiva etmektedir. Bu paketlerin toplumsal yaraları ne kadar sardığı tartışmalıdır. Bireyin onuruna yakışanı kendi ihtiyaçlarını kendisinin almasıdır. Yardım edenlerin bu hassasiyeti göz önünde bulundurarak toplumsal dayanışmaya katkı vermelerinin insan onuruna daha yakışır olacağı bilinmelidir. İyi Bir İnsan Ve Kaliteli Mümin Olmanın Yolları Tekrar etmek isterim ki bizler Ramazan ayını değil, Ramazan ayı bizleri değiştirmelidir. Oruç, nefislerimizi terbiye etmeli ve her türlü aşırılıktan ve kötü alışkanlıklardan bizi arındırmalıdır. Bu ay dolayısıyla orucu nelerin bozduğuyla ilgilenmekten ziyade, bozulan kişiliklerimizi orucun hikmetiyle yeniden nasıl onarmamız gerektiğiyle ilgilenmek daha önemlidir. Ramazan vesilesiyle yapılması gerekenler iç dünyamızı dengeleyerek dış dünyamızın da bozulmamasını sağlayacak olan iyi bir insan ve kaliteli mümin olmanın yollarını aramaktır. Bu Ramazan selâmı yeniden yayalım… Bu Ramazanda da her Ramazanda olduğu gibi bir değeri ihya etmek, hatırlamak ve hayatımıza dâhil etmek arzusundayız. Bu değer “selâm”dır. Selâm unuttuğumuz, ihmal ettiğimiz, yeterince özen göstermediğimiz bir değer olarak kayıplara karışmış bir İslâmî gelenek olma yolundadır. Oysa selâm tanışmanın, buluşmanın, görüşmenin ilk adımıdır. Selâmla açılmayacak kapı, onunla varılamayacak hedef yoktur.

Müminler her durumda ve koşulda birbirlerine selâm vererek güven tazelerler. Birbirlerine merhamet eder, birbirilerinden emin olurlar. Bugün cümle mevcudata karşı perdelenmiş bir ilişkiler ağında selâm yeni bir umut ve taze bir başlangıçtır. Selâm İslâm’ın en temel şiarları arasında yer alır ve müminler birbirlerine selâm verdikleri her seferinde barışa, esenlik ve huzura atıfta bulunurlar. Selamsız geçmenin küçük düşürücü birer davranış olarak kodlandığı bir dünyadan selâmı bir külfet olarak gören yeni bir dünyaya geçişin bedeli tüm insanlık için ağır olmuştur. Selamsızlık, telafisi imkânsız hasarlara yol açmıştır. Ramazan ayı vesilesiyle selâmı ihya ederken, bunun bir sonucu olarak da kardeşliklerimizi, dostluklarımızı, yakınlıklarımızı, tanışıklıklarımızı takviye etmiş olacağız. temmuz2013


26

i

l

gungorendergi.com

Çocuklara

a

e

En Büyük Ceza

İnterneti Yasaklamak

Annelerin çocuklarına verdiği cezalarda; azarlama, internet ve cep telefonu yasağı ilk sırada yer aldı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından yapılan araştırmayla, annelerin çocuklarına en sık verdiği cezalar belirlendi. 3 bin 828 anneyle görüşülerek yapılan araştırmada, annelere “Son bir yıl içinde çocuğunuza hangi cezaları verdiniz?” sorusu yöneltildi. Annelerin yüzde 7,4’ü çocuklarını sık sık azarladığını ifade ederken, yüzde 4,2’si “İnterneti yasakladım.”, yüzde 3,4’ü ise “Televizyon izlemesine izin vermedim.” yanıtını verdi. Araştırmada, 6-17 yaş arasında çocuğu olanlara, en çok hangi nedenle ceza verdikleri soruldu. Katılımcıların yüzde 39,6’sı hiç ceza vermediğini belirtirken, yüzde 38,6’sı da eğitim ihmal sebebiyle ceza verdiğini belirtti. Bu oranı yüzde 14,8 ile “Yalan söyleme.”, yüzde 12,2 ile “Büyüklerine saygısızlık yapma.”, yüzde 10,8 ile “Görevlerini yerine getirmeme.” sebepleri ile ceza verme izledi. temmuz2013

İnternet Bağımlılığı Artıyor Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesindeki Çocuk İşitme Değerlendirme ve Ergen Sağlığı Merkezi’nde (ÇİDEM) yapılan araştırmada ise ailesiyle sorunlarını paylaşamayan ve birlikte zaman geçiremeyen 14-21 yaş arası gençlerde internet bağımlılığının geliştiğini ortaya çıktı. ÇİDEM Uzman Doktoru Nurdan Tekgül, “Benim anne babalara tavsiyem çocuklarıyla birlikte spor yapmaları, ortak hobiler geliştirmeleri ve daha çok zaman geçirerek internet bağımlılığı riskini azaltmalarıdır” diyor.


27

e ğ i t i m gungorendergi.com

Ahmet Yesevi

Bilgi Evi

Güngören Belediye Başkanı Şakir Yücel Karaman’ın 2008 yılında açılışını yaptığı Ahmet Yesevi Bilgi Evi beş yıldır hizmetlerini kesintisiz şekilde sürdürüyor. Güngören Bilgi Evlerinin üçüncüsü olarak açılan Ahmet Yesevi Bilgi Evi, 7-14 yaş grubu çocukların hem okul derslerine hem de kültürel birikimlerine katkı sağlıyor. Sözel ve sayısal dersler için etüt programlarının yanı sıra öğrencilerin proje ödevlerinin ve bilimsel çalışmaların yapıldığı Ahmet Yesevi Bilgi Evi eğitim faaliyetlerini bölge halkının ihtiyaçları doğrultusunda yürütüyor. Tam donanımlı bilgi evlerinden biri olan Ahmet Yesevi, bilgisayar odaları, kütüphane ve derslikleri ile öğrencilerin bilgiye ulaşımını kolaylaştırıyor. Eğitim dönemi içerisinde programlar sabah ve öğleden sonra olmak suretiyle iki aşamalı düzenleniyor. Bu düzenin bölge okullarının ders çıkış saatlerine göre yapılmış olması, öğrencilerin bilgi evi faaliyetlerine katılımını kolaylaştırıyor.

Akıllı Tahtalar İle İnteraktif Eğitim Ahmet Yesevi Bilgi Evi’nde Ahmet Yesevi bilgi evinde velilere yönelik hazırlanmış seminerler ve eğitim kursları ile bilgi evi hizmetlerinden ailelerinde yararlanması sağlanıyor. Ailelerin ve öğrencilerin destek alabildiği rehber danışmanlar, Güngören bilgi evlerinin öne çıkan özelliklerinden. Eğitim döneminin bitmesiyle birlikte yaz aylarını kapsayan faaliyetler de başladı. Bu faaliyetlerden öne çıkan takı tasarımı, mental aritmetik, gitar dersleri, ebru ve resim kursunun yanı sıra haftalık düzenlenen gezi programlarıyla da öğrenciler yaz aylarını dolu dolu geçiriyor. Teknik bakımdan modern şekilde donatılmış, müfredatı ihtiyaçlar doğrultusunda oluşturulmuş, aile ortamına sahip atmosferi ve nitelikli kadrosuyla Ahmet Yesevi Bilgi Evi göz kamaştırıyor.

temmuz2013


28

e ğ i t i m gungorendergi.com

Milli Eğitim Bakanlığından

33 Yeni Kampüs Devamsızlık Yapmayan Her Öğrenci

Sınıfı Geçecek

Milli Eğitim Bakanı Avcı, ülke genelinde 33 eğitim kampüsü kurulacağını belirterek, eğitimde çözülmesi gereken sorunların başında derslik ihtiyacının geldiğini söyledi. Son 10 yılda eğitimde yaşanan büyük seferberliğe ve yatırımlara rağmen derslik yapımı konusunda halen mesafe alınması gerektiğini ifade eden Avcı, göç alan bazı iller dışında derslik ihtiyacının çözülmek üzere olmasının memnuniyet verici olduğunu bildirdi.

Bakan Avcı, ilkokulda sınıfta kalmanın geri geldiği iddialarına ilişkin, okula hiç gelmeyen öğrencilerin, hangi sınıfta kaldılarsa oradan devam edeceklerini söyledi. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü ile İstanbul Aydın Üniversitesi İşbirliğiyle düzenlenen Eğitimde İyi Örnekler Paylaşımı-İstanbul 2013 Konferansında, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Avcı, ilkokulda sınıfta kalmanın geri geldiği iddialarına ilişkin soru üzerine, konunun yanlış anlaşılMilli Eğitim Avcı’nın okula onayladığı göre, 45 dığını söyledi.Bakanı Uygulamanın kayıt genelgeye yaptırmayan öğrencigünü kaydıyla öğrenci okul devam müdürlüler için aşmamak geçerli olacağını dile getirenvelisinin Avcı, şöyle etti: ğüne yazılı olarak başvurması halinde beyan edeceği süre özürlü devamsızlık olarak değerlendirilecek “Sınıfta kalma geri getirildi diye bir şey söz konusu değil. E-kayıt sistemine rağmen okullara kayıt yaptırmayan öğrenciler var. Hiç okula gelmeyen öğrenciler bunlar. Okula hiç gelmeyen öğrenciler, hangi sınıfta kaldılarsa oradan devam edecekler. Birinci sınıftan itibaren hiç okula gelmeyen öğrenci, beşinci sınıfta geliyor, “Ben bu sınıfta devam edeceğim’ diyor. İşte karar, bu durumun önüne geçecek. Karar bunu kapsıyor. Diğer uygulamalarda bir değişiklik yok, aynen devam ediyor. Okula devam eden öğrenciler için kalma yine yok.” Avcı, engelli öğrencilerin sınıfta kalmayacağını ifade ederek, herkesin mazeretlerinin dikkate alınacağını kaydetti. “Öğrencileri Rapor Düzmecesinden Kurtardık” Lise son sınıf öğrencilerine izin verilmesi konusuna da değinen Avcı, SBS sınavı için bu durumun söz konusu olmadığını bildirdi. Avcı, kararın, üniversiteye hazırlanan öğrencilere yönelik alındığını vurgulayarak, “Öğrencileri rapor düzmecesinden kurtardık” dedi. temmuz2013

Milli Eğitim Bakanlığı’nın, Adana, Kocaeli, Aydın, Şanlıurfa, Erzurum, Muğla, İstanbul ve İzmir’de yapılacak eğitim kampüsleri için düzenlediği “Eğitim Kampüsleri Ön Seçimli Mimari Proje Yarışması Ödül Töreni,” Balgat Anadolu Teknik Meslek Lisesi ve Endüstri Meslek Lisesi’nde gerçekleştirildi. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı konuşmasında, göç alan büyük illerin derslik ihtiyacına işlevsel ve kapsayıcı çözüm getirmek üzere, ülke genelinde 33 eğitim kampüsü kurulacağını belirterek, eğitimde, fırsat eşitliği ve nitelik gibi hedeflere ulaşmak için çözülmesi gereken sorunların başında derslik ihtiyacının geldiğini söyledi.

Büyük illerde ise derslik maliyetinden çok arazi bulunmaması veya kamulaştırma maliyetlerinin çok yüksek olması gibi sebeplerden dolayı sıkıntı yaşandığını anlatan Avcı, fiziki alt yapıya ilişkin eksikliklerin bir an önce tamamlanarak nitelikli eğitimi daha başta imkânsız kılan kalabalık sınıflardan kurtulmak istediklerini vurguladı. Avcı, “Bu binalarımız, yeniden düzenlenerek ilkokul ve ortaokul sistemimize tahsis edilecek. Böylece daha küçük yaştaki çocuklarımız, öğrencilerimiz daha rahat şartlarda nicel ve nitel standartlara uygun dersliklerde, evlerine daha yakın yerlerde, mahallelerinde eğitim öğretim görme imkânına sahip olacaklar. Eğitim kampüsleriyle derslik açıklarının kapatılmasının yanında yüksek standartlara sahip mekânlarda eğitim yapılmasını da sağlamış olacağız” diye konuştu.


29

e ğ i t i m gungorendergi.com

Çocuklar Kur’an’ı Severek Öğrenecek Bu yaz hem Kur’an ve dinî bilgiler öğrenmesi hem de sosyal aktivitelerde bulunmasını isteyen ailelerin çocuklarını keyifli bir yaz tatili bekliyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye’deki bütün camilerde ve Kur’an kurslarında okutulmak üzere üç ayrı “Dinimizi Öğreniyoruz” kitabı hazırladı. Yaz okullarına özel akademisyenler tarafından hazırlanan kitap oldukça eğlenceli. Kitaptaki bulmacalarla, oyunlarla, renkli fotoğraflarla çocukların dinini daha kolay öğrenmesi amaçlanıyor. İstanbul’da 3 bin camide ve 600 Kur’an kursunda imam, müezzin ve İstanbul Müftülüğü’nün fahri olarak görevlendirdiği kişiler ders veriyor. İstanbul İl Müftü Yardımcısı Kadriye Avcı Erdemli, eğitim verecek kişileri seminerlerle yaz kurslarına hazırladıklarını söylüyor. Çocuklara günde üç saat ders verileceğini ve bunun

muhakkak namaz saatine denk gelecek şekilde ayarlandığını anlatan Erdemli, “Hocalarıyla ve büyükleriyle camide namaz kılmaya alışmaları önemli. Ders bittikten sonra erkek öğrenciler hocalarıyla pikniğe ve belediyelerin yüzme havuzlarına gidiyor. Kız çocukları için de el becerilerini geliştirici çalışmaların yanında Halk Eğitim’den hocalar ders veriyor. Dikiş dikmeyi, pasta yapmayı öğreniyorlar.” diyor. Derslerin 27 Haziran’da başlayıp iki ay devam edeceğini söyleyen Erdemli, kurlu sistemle eğitim verildiği için çocukların istediğinde tatil beldesi ya da başka şehirde derslerine devam edebileceklerini kaydediyor.

‘Bilim ve İslam Üniversitesi’ Açılıyor “Uluslararası Bilim Teknoloji ve İslam Üniversitesi” isimli yeni bir üniversite daha kuruluyor. Bu üniversitenin öğrencileri yurtdışından gelecek. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, yeni bir üniversite kurulacağını açıkladı. Konunun Bakanlar Kurulu’nda imzaya açılacağını belirten Bozdağ, “Üniversitenin adı Türkiye Uluslararası

Bilim Teknoloji ve İslam Üniversitesi olacak” dedi. Bozdağ, “Bu üniversitenin öğrencileri uluslararası öğrenciler olacak” diye konuştu. temmuz2013


30

e ğ i t i m gungorendergi.com

Prof. Dr. Bengi SEMERCİ

Ramazan’da Çocuk Olmak temmuz2013


31

e ğ i t i m gungorendergi.com

Ramazan başlıyor. Bu yıl temmuz ayı nedeniyle günlerin uzun ve havaların aşırı derecede sıcak olması oruç tutmayı zorlaştıracak. Sıcak nedeniyle uzun süreli sıvı alamamak özellikle sağlık sorunu olanlar, yaşlılar ve çocuklar için sağlığa yönelik risk oluşturabilir. Fiziksel sağlıkla ilgili dikkatli olunmasına ve önerilere uyulmasına vurgu yaptıktan sonra, Ramazanın yemekle ilgili olmayan yönüne ve Ramazanda çocuk olmanın anlamını Prof. Dr. Bengi SEMERCİ uzman bir yaklaşımla yorumluyor.

Çocukların Oruç Tutması

Çocuğa değer veren, sevgisini gösteren ve başarısını

Ramazan ayı oruç tutmanın dışında, gece kalkıp özel

öven, nedenleri açıklayan aile tutumu ahlaki değerlerin

masa kurulmasını (sahur), iftar zamanı kalabalık ve yemek

özümlenmesini sağlar.

çeşidinin bol olduğu sofraları, erişkinlerin çocukların sordukları soruları sabırla, korkutmadan, olabildiğince sade anlattığı zamanlar demektir.

Aynı zamanda özgüveni yüksek, sorumluluk alabilen ve karar verebilen bireyler olurlar. Buna karşın, korkuya, ceza

Üç yaşından başlayarak çocuklar toplumsallaşmaya baş-

ve fiziksel şiddete dayalı tutum izleyen, eleştiri yapan ai-

lar. Bu yaştan itibaren çocuk, toplum, ahlak ve dini ku-

leler ahlaki olgunluğu sağlayamadıkları gibi, çocukların

ralları yavaş yavaş öğrenir. Eğer bu öğretiler hızlı, yaşıyla

kendilerini değersiz hissetmelerine de neden olur. Çün-

uyumsuz, suçlayıcı ve cezalandırıcı olursa çocuk ruhsal

kü insanlar başkaları onlara değer verdikçe, kendilerine

sorunlarla karşılaşır. Bütün yaşamı boyunca uğraşacağı bu ruhsal sorunların yanı sıra öğretilmeye çalışılan her şeyin anlamı da yok olur ya da değişir. Korkuyla, cezayla öğretilen şeyler olumlu ve gerekli olsa da, çocuğun dünyasında olumsuzluk olarak yerini alır. Baba korkusuyla, Al-

değer vermeyi öğrenir. Kendine saygı, ergenlikle birlikte artar. Başlangıçta başkalarının onları kabul etmesi ile ilişkiliyken, olgunlaştıkça kişisel başarılar rol oynar. Kendine güveni olmayan ergenin, yanlışı da çok olacaktır.

lah korkusuyla, otorite korkusuyla öğretilen her şey tekrar tekrar sınanır ve ilk fırsatta yok edilir. Oysa öğretilmeye

Ailevi destek, uyarıcı ve düşünmeye sevk eden eğitim,

çalışılanlar sindirilerek, anlatılarak ve felsefesiyle öğretil-

sosyokültürel, çevre yüksek düzeyde bir ahlaki gelişimi

melidir. Orucun anlamının yemek bulamayanların sıkıntısını anlamak olduğunu dile getirmeden, kızarak, günahla korkutarak, döverek oruca zorlamak çocukları inançtan uzaklaştırır.

besler. Ergenlik döneminde din daha anlaşılır ve “Allah” daha soyut bir güç olarak algılanmaya başlar. Kültürlere, toplumlara ve yaşanan zamana bağlı olmakla birlikte, ergenlik döneminde dini konularda zorlamak işe yaramaz.

Ahlaki Ve Dini Değerlerin Gelişimi

Bu durum geçicidir. Bir süre sonra ergen, dini gereklerini

Çocukluk döneminde özdeşim yapılırken iyi, kötü, doğru,

kendi isteği ve yönelimine göre düzenler.

yanlış gibi kavramlar öğrenilmeye başlanır. Çocuklar, başlangıçta anne-babanın engellemeleri nedeniyle ve ceza korkusuyla yapmadığı davranışları, zamanla kendiliğinden yapmamaya başlar. Çünkü bu değer yargılarını öğrenir ve kendini denetler. Toplumsal, ahlaki ve dini kuralları öğre-

Çocuk yetiştirirken doğru değerleri, dini ve ahlaki öğretileri, kendine benzemeyenlere tahammülü ve saygıyı öğretmenin ve örnek olmanın önemi son olarak Norveç’te

nir. Bunlara uymamak ise utanç, kaygı ve korku yaratır.

ve zaman zaman ülkemizde yaşananlarla maalesef bir kez

Ahlaki değerlerin gelişimi ve etkileri ebeveyn tutumları ile

daha somut olarak görüldü. Doğru değerlerin hatırlanma-

bağlantılıdır.

sı ve öğretilmesi dileği ile sağlıklı ramazanlar diliyorum. temmuz2013


32

s a ğ l ı k gungorendergi.com

Haber / Büşra BULUT

Son yıllarda Ramazanı uzun yaz günlerinde geçiriyor olmamız sağlığımıza daha bir özen göstermeyi gerektiriyor. Biz de Ramazan ayında sağlıklı beslenmenin yollarını, belli hastalıklara sahip kişilerin neler yapması gerektiğini Güngören İlgi Hastanesi dâhiliye doktorlarından Uzm. Dr. Hasan Suat Erdem ile konuştuk.

Uzm. Dr. Hasan Suat Erdem İlgi Hastanesi Dâhiliye Doktoru

Bedeni Disipline Eden İbadet; Oruç Oruç, 11 Ayın Vücutta Oluşturduğu Fiziksel Ve Psikolojik Yıpranmayı Onarmak İçin Fırsattır

Kaybedilecek Sıvı Miktarı Dengede Tutulmalıdır

Oruç insan iradesini artıran, karar alma yeteneğini geliştiren, 11 aylık yüklemenin vücudumuzda oluşturduğu fiziki ve psikolojik yıpranmasını onarmaya fırsat tanıyan bir süreçtir. Oruç sayesinde vücudumuz toksinlerden arınır. Bedenimiz ürettiği enerjiyi sindirim işleminde kullanmak yerine yıpranmış hücre ve sistemlerin onarımına yönlendirir. Günümüzde pek çok insanın gereksiz yere sağlığını tehlikeye atacak oranda ve nitelikte fazla kalori tükettiğini hesaba katacak olursak orucun büyük bir fırsat olduğu anlaşılacaktır. Oruçta beklenen bedenî faydanın sağlanabilmesi için iftar-sahur arasında geçen zamanda yeme-içme düzenine dikkat etmek gerekir.

talama 2,5 ile 3 litre arası sıvı alınması önerilir. Tabi ki bu oran

Ramazan Sayesinde Vücut Kendi Dengesini Kurar Aslında normal yaşantımızda aldığımız besinler, vücudun günlük ihtiyacı olan kaloriyi fazlasıyla karşılıyor. Günümüz şehir hayatında, gereksiz ve aşırı besin tüketiyoruz. Dolayısı ile Ramazan, vücudun ihtiyacı olan gerçek besin oranının alınması için önemli bir dönemdir. Oruç, vücudu arındırır, bir sisteme sokar ve doğru beslenmeyi öğretir. Elbette iftar ve sahurda aşırıya kaçmamak kaydı ile vücudun kendi dengesi oranınca beslenmeyle mümkündür. temmuz2013

Günlük sıvı alımı mevsime göre değişiklik arz eder. Yazın ordiyabetik ve böbrek gibi yüksek sıvı ihtiyacı olan hastalıklar için değişir. Normal bir insan için ortalama değer üzerinden gidecek olursak, günlük alınması gereken 2,5-3 litre sıvı, iftar-sahur arası döneme yayılarak alınmalıdır. Bu miktar, 1 litre sahurda, 1 litre iftarda ve 1 litre gece yatmaya yakın içilirse vücut bunun dengesini kurabilecektir. Vücut birden içilen sudan istifade edemez. Sıvı tüketimi yavaş yavaş yapılmalıdır. Bundan ötürü alınması gereken sıvı miktarının iftar ve sahur arası zamana yayılması önerilir.

Vücut Kendini Koşullara Göre Adapte Eder İnsan vücudunun yoğunluğu sudur. Vücudumuzdaki bu sıvının bir kısmı hücrelerimizde, bir kısmı hücre dışı alanlarda; damarlardaki kanda, beyin-omurilik sıvısında, akciğer zarının arasında dolaşır. Dolayısı ile insan vücudunda yedek bölgeler vardır. Bir insan çok sıcak havada oruca bağlı susadığında vücut kendini buna göre konumlandırıp kendi içinde sıvı geçişlerini yapar. Vücut bu duruma adapte olur, kendini ayarlar. Sağlıklı bir insanın 15-16 saat sıvı almadan durabilmesi gayet mümkündür.


33

s a ğ l ı k gungorendergi.com

Proteinli Ve Lifli Gıdalar Orucu Rahat Geçirmenizi Sağlar

İftarda Yemeği Yavaş Ve Az Yiyerek De Doymak Mümkündür

Glisemik indeks, alınan karbonhidratın emilim hızı ile ala-

Yaklaşık 17 saat yemek yiyemeyen bir kimsenin iftarı hafif

kalıdır. Alınan karbonhidrat vücut tarafından hızlı emiliyor-

gıdalarla geçirmesi, tercihen çorba veya kahvaltılıklarla baş-

sa bu, hızlı bir şekilde kan şekerinin yükselmesine neden

laması önerilir. Hızlı ve aşırı yemekten uzak durulmalıdır. İhti-

olur ve yoğun miktarda insülin salınımına sebep olarak kan

yacımız kadar besin aldıktan 10-15 dakika sonra beynimizde

şekeri değişimini hızlı gerçekleştirir. Bu da vücut dengesini

tokluk hissi oluşmaktadır.

bozar. Dolayısı ile oruç tutan insanlar tatlı, çikolata, beyaz un, pirinç pilavı, patates gibi gıdalar tükettiğinde kan şekeri yükselme-düşme oranı dengesi bozulur ve bunun sonunda daha çabuk acıkırlar, halsizlik, baş dönmesi, denge bozukluğu, uyuklama halleri hissederler.

Bu nedenle yemeği hızlı yemeyenler az bir miktar ile doyma hissini yakalayabilirler. Çok yağlı yemekler, kızartmalar, aşırı

Glisemik indeksi düşük olan gıdalar tercih edildiğinde ör-

baharatlı ve tuzlu yemekler, yoğun tatlı tüketimi kilo ve sağlık

neğin; proteinli ve lifli gıdalar, sebzeler, bakliyat, haşlanmış

sorunlarının oluşumuna neden olabilir. Tam buğday unlu ürün-

yemekler, tam buğdaylı ekmek, bulgur pilavı, yumurta, hur-

leri, sütlü tatlılar veya meyve tatlıları tercih edilmelidir. İftardan

ma gibi besinler kan şekeri yükselme-düşme dengesini ko-

1-2 saat sonra yapılacak yürüyüş veya egzersiz nitelikli davra-

rur ve oruç halinin daha rahat geçmesini sağlar.

nışlar metabolizmanın düzenli çalışmasına katkı sağlar.

BELLİ RAHATSIZLIKLARI OLAN HASTALAR ORUCU NASIL GEÇİRMELİ? Gastrit ve Reflü

Sürekli ilaç kullanımı ve takip gerektiren bu tip hasta-

En önemli sağlık sağlık sorunlarından biri olan Gastrit ve

lıklara sahip kişilerin oruç tutması yahut tutmaması ta-

Reflü’den korunmak için sigara terk edilmeli; baharatlı,

mamı ile kişisel durumları ve hastalıklarının dengesiyle

tuzlu, kızartmalı, yağlı yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Ayrıca

alakalıdır. Bunun bir standardı yoktur. Kişinin genel ola-

kafeinli, asitli içeceklerden ve aşırı yemekten uzak durul-

rak kontrolleri düzenli ise, risk parametreleri düşük ve

malıdır. Ve yemekleri iyi çiğnemelidir. Bu öneriler bu hasta-

yaşam koşulları uygunsa bu hastalar oruç tutabilir.

ların günlük yaşamında kullanması için elzem önlemlerdir. Nasıl ki günlük yaşantılarında bunlara dikkat ediyorlarsa, Ramazan ayında da aynı oranda dikkat etmeleri gereklidir. Diyabet Diyabet hastalarına gelecek olursak, insülin kullanmayan ve organ hasarı olmayan şeker hastaları doktor kontrolü ve onayı ile oruç tutabilirler. Tansiyon

Gebelik Gebeliğin üç aşaması vardır. Bunu üç aylık dilimlere ayırırsak ilk üç ayı kapsayacak dilimde oruç tutabilir. Çünkü bu dönemde bebeğin ihtiyacı sınırlıdır. Tabi eğer annenin koşulları uygunsa ve eğer istiyorsa bu dönemde oruç tutabilir. Fakat ileri gebelik ayları dediğimiz son aylarda bebeğin gıda ihtiyacı arttığından ötürü annenin oruç tutmaması daha uygun olur.

Tansiyon hastaları ise, yazın sıvı ve mineral kaybına bağlı etkileri göz önüne alarak dikkatli olmaları gerekir.

Emziren annelerde de mutlak bir kural yoktur. Anne

Kontrolsüz kalp damar hastalığı olanlar da aynı oranda

oruç tuttuğu halde çocuğun günlük süt ihtiyacını karşı-

dikkatli olmalıdırlar.

layabiliyorsa oruç tutmasında sakınca yoktur. temmuz2013


34

s a ğ l ı k gungorendergi.com

Yaz Aylarında Su Tüketimi ve Önemi

Yaz aylarında hareket düzeyi ve terlemenin de artması sebebiyle; vücutta sıvı kaybı olacaktır. Vücut sıvısının azalmasıyla birlikte, vücut direncinde de düşme yaşanabilecektir. Bu yüzden her gün düzenli su tüketimine ve dengeli beslenmeye dikkat etmek gerekir. Düzenli su tüketimi; kişinin cinsiyetine, günlük aktivite düzeyine, terleme durumuna ve var olan hastalıklara göre değişebilir. Bu ihtiyaç, orta düzeyde hareket eden bir insan için günlük ortalama 2-3 litredir. Su içmek için su içme isteğini beklememek gerekir. Çünkü vücut bir müddet sonra su içmemeye alışacaktır. Bahsedilen günlük 2-3 litre suyun vücuda birden değil de gün içinde belirli periyodlar halinde alınması daha uygun olacaktır. Örneğin sabah kalkınca 1 su bardağı ve ardından her 2-2,5 saatte bir 1 su bardağı, günlük 2 litre suya tekabül etmektedir. Aniden, fazlaca içilen ve yemek sırasında içilen su, mide kapasitesinin büyümesine, hazımsızlığa ve göbek bölgesinde şişkinliğe yol açabilmektedir. Günlük su ihtiyacımızın karşılanmasında; suyun dışında tüketeceğimiz az şekerli komposto, taze-ev yapımı meyve suları, çorba, az tuzlu ayran, günde 1 adet maden suyu ve ıhlamur-kuşburnu gibi zararsız bitki çayları da bizlere yardımcı olacaktır.

Yeterli ve dengeli bir beslenme planı ile vücudumuzun su ve sodyum-potasyum dengesinin sağlanmasına destek oluruz. Özellikle içindeki su oranı, diğer besin gruplarına göre yüksek olan sebze ve meyve grubu besinler, hem su dengesi için hem de bu besin gruplarında bulunan minerallerin dengesi için çok yararlıdır. Günde toplam 5 porsiyon sebzemeyve tüketimini her zaman önermekteyiz. Örneğin kahvaltıda domates-salatalık, öğle yemeğinde sebze yemeği, akşam yemeğinde güzel bir salata ve öğün arasında iki porsiyon meyve tercih edilebilir. Yaz döneminde; günün erken saatlerinde veya akam güneşinin etkisi geçtikten sonra her gün düzenli yürüyüş yapmak, kilo vermek için güzel fırsatlar haline dönüşebilir. Her gün düzenli yapılan spor, su tüketimimize de katkıda bulunacaktır. Yaz aylarında havanın sıcak olması ve yazın seyahatlerin artması sebebiyle, besinler arası kontaminasyon sıklığı ve besin zehirlenmeleri yaşanabilmektedir. Bu durumlarda ilk önce, ishal ve kusma gibi belirtiler görülür. İshal ve kusmadan dolayı su ve mineral kaybı yaşanacağı için, bu dönemde bol su tüketmek ve dengeli beslenmek çok önemli olacaktır.

Enerji Dostu Hastaneler Geliyor Sağlık Bakanlığı’nın hastanelerinde enerjinin verimli kullanılması için çalışma yürütülüyor. Sağlık Bakanlığı yetkililerinden alınan bilgiye göre, kurulacak şehir hastaneleri enerji verimliliği ön planda tutularak projelendirildi. Bu hastanelerde elektrik, ısıtma ve soğutma için enerji üretiminde aynı kaynağın kullanıldığı “Trijenerasyon” adı verilen sistemle enerji tasarrufu sağlanacak. TOKİ’nin yapacağı 250 ve üzerinde yatağı olanlarda kurulacak “Kojenerasyon” denilen sisteme ise soğutma hariç elektrik ve ısıtma temmuz2013

dahil olacak. Sağlık Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığının birlikte yürüteceği “Kamu-Özel El Ele Enerji Verimliliğine” kampanyasıyla da enerji dostu hastanelerin artırılması hedefleniyor. Kampanya çerçevesinde Trabzon Ahi Evren Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde enerji verimliliği sağlanması amacıyla pilot proje uygulanması planlanıyor.


35

s a ğ l ı k gungorendergi.com

Ramazanda Sigarayı Bırakın Kayseri Sağlık Müdürü Dr. Ahmet Öksüzkaya, Ramazan ayı nedeniyle tiryakilerin normal zamana göre az içtiği sigarayı, Ramazan sonrasında rahatlıkla bırakabileceklerini belirtti.

Ramazan ayı boyunca diğer günlere nazaran daha az içilen sigarayı bırakmanın önemine vurgu yapan uzmanlar, tiryakilere birçok tavsiyede bulunuyor.

Ramazan ayı boyunca diğer günlere nazaran daha az içilen sigarayı bırakmanın zamanının geldiğini aktaran Dr. Ahmet Öksüzkaya, tiryakilere şu çağrıyı yapıyor: “Ramazan süresince ve sonrası Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Göğüs Hastalıkları Polikliniği, Erciyes Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Kliniği ve Asker Hastanesi’nde bulunan sigara polikliniklerine giderek yardım alabilirsiniz.

Buralarda görev yapan uzmanların desteği ile içerisinde 4 binden fazla kanserojen madde içeren, Astım, Kronik Obstriktif Akciğer Hastalığı (KOAH) ve akciğer kanserine neden olan sigaradan kurtulmanız için kendinize bir şans vermeniz doğru olacaktır. Unutmayalım ki çocuklarımız, eşlerimiz bizim içtiğimiz sigaranın havasını soluyarak, astım, Kronik Akciğer Hastalığı gibi solunum sistemi hastalıkları ile mücadele etmek zorunda kalabilir.” Dr. Öksüzkaya, ayrıca, babayı örnek alan çocuklar için doğru rol model olmak, onların sigara gibi alışkanlıklardan uzak durmasını sağlamak zorunda olunduğunu belirtiyor.

Reçetesiz İlaç Satışı Yasaklandı Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Türkiye’de reçetesiz ilaç satışının yasak olduğu ve reçetesiz ilaç satışının hasta sağlığı açısından sorun teşkil ettiği kaydedildi. Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, son günlerde bazı basın yayın organlarında yer alan “reçetesiz ilaç satışı” ile ilgili haberlerin gerçeği yansıtmadığı, bunun üzerine bir açıklama yapıldığı anımsatıldı. Söz konusu haberlerin bazı çevrelerce maksatlı olarak saptırıldığının öne sürüldüğü iddia edilerek, bir kez daha açıklama yapılmasına gerek görüldüğü belirtildi. Türkiye’de, reçetesiz ilaç satışının, ilgili kanuna göre yasak olduğu vurgulanan açıklamada, şunlara yer verildi: “Reçete mukabili verilmesi gereken ilaçların reçetesiz satılması, hem hasta sağlığı açısından hem de ilaçlara güvenli erişim açısından önemli bir sorun teşkil etmektedir. Özellikle büyüme hormonları, antibiyotikler, antihistaminikler ve antidepresanların reçetesiz olarak satıldığı yönünde şikayetlerin artması üzerine, bu ilaçların bilinçsizce ve amacı dışında kullanımını önlemek amacıyla Bakanlığımız Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu

tarafından, illere bir genelge gönderilerek gerekli denetimlerin yapılması istenmiştir.” “Bakanlık olarak en önemli amacımız, vatandaşlarımızın ilaca güvenli şekilde erişimini sağlamaktır. Zira basit gibi görünen ilaçların dahi, besin ve ilaç etkileşimleri, hamilelik ve emzirme dönemlerine etkileri, çocuklarda, yaşlılarda, böbrek ve karaciğer yetmezliği olanlarda, ilaç alerjisi bulunanlarda ciddi ve beklenmedik yan etkileri olabilmektedir. DSÖ verilerine göre, gelecek 10 yıl içerisinde bilinçsiz kullanılan antibiyotiklere direnç gelişmesi nedeniyle basit enfeksiyonlarda dahi ölümler yaşanabileceği anlaşılmaktadır.” Açıklamada, Bakanlık olarak halkın sağlığını tehdit eden her türlü yanlış uygulama ile mücadeleye kararlılıkla devam edileceğine dikkat çekilirken, vatandaşların spekülasyonlara kapılmadan hem kendilerinin hem de yakınlarının sağlıklarını korumak amacı ile hekim tavsiyesi almadan ilaç kullanmamaları konusunda hassas davranmaları istendi. temmuz2013


36

rรถportaj gungorendergi.com

temmuz2013


37

röportaj gungorendergi.com

Müzeler, toplumların hafızalarıdır. Geçmişle gelecek arasında kültürel bir köprü görevi görürler. Geçmişteki toplumların yaşayışlarını, yaşadıkları sürece önem verdikleri eşyalarını, inançlarını, değerlerini, örf ve adetlerini, gelenek ve göreneklerini müzelerle daha iyi analiz edebiliriz. Bir bakıma geçmişteki toplumların büyük fotoğrafını gösterir müzeler bize. O fotoğrafta toplumların sosyolojisini, psikolojisini, tarihi ve kültürel değerlerini, kısacası medeniyetleri çok daha iyi kavrayabiliriz.

Topkapı Sarayı Müzesi Eski Müdürü

Hilmi Aydın

Röportaj / Yunus Emre TOZAL

Hilmi Aydın; Topkapı Sarayı Müzesi eski müdürü, 1963 yılında Kars’ta doğdu. 1986 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu. Yüksek lisansını aynı üniversitede tamamladı. 1990 yılından itibaren Topkapı Sarayı Müzesi’nde Silahlar ve Mukaddes Emanetler Bölümleri sorumlusu olarak hizmet etti. Kısa bir dönem Edirne İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nde yönetici olarak bulundu. İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü ve Topkapı Sarayı Müzesi Müdür Vekilliği gibi önemli görevlerde bulundu. Aydın’ın çeşitli dergilerdeki yazılarının yanı sıra ”Hırka-i Saadet Dairesi ve Mukaddes Emanetler” (Kaynak Yay., İstanbul 2004) ile “Sultanların Silahları” (Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., İstanbul 2007), “Resimli Belgelerde Topkapı Sarayı” (İBB Kültür A.Ş. Yay., İstanbul 2013) isimli kitapları da yayınlandı. Kendisiyle Sanat tarihinden başlayan bir sohbette, Topkapı Saray’ında bulunan Kutsal Emanetler üzerine konuştuk.

temmuz2013


38

röportaj gungorendergi.com

Öncelikle devletler neden müze kurar? Müze hangi ihtiyacı karşılar? Müzeler, toplumların hafızalarıdır. Geçmişle gelecek arasında kültürel bir köprü görevi görürler. Geçmişteki toplumların yaşayışlarını, yaşadıkları sürece önem verdikleri eşyalarını, inançlarını, değerlerini, örf ve adetlerini, gelenek ve göreneklerini müzelerle daha iyi analiz edebiliriz. Bir bakıma geçmişteki toplumların büyük fotoğrafını gösterir müzeler bize. O fotoğrafta toplumların sosyolojisini, psikolojisini, tarihi ve kültürel değerlerini, kısacası medeniyetleri çok daha iyi kavrayabiliriz

Topkapı Saray’ındaki Kutsal Emanetlerin Hikayesinden Kısaca Bahseder misiniz? Kutsal Emanetler biliyorsunuz ilk olarak İslam dünyasında halife seçilen Yavuz Sultan Selim zamanında bir araya getirilmeye başlandı. Kutsal Emanetlere asırlardır gösterilen hürmet ve özen, Cumhuriyetimizin başlangıcından günümüze kadar da aynı ihtimam ve hassasiyetle devam ettirilmektedir. Müze envanterlerinde her şey tespit edilmiştir. Has Oda’nın temizliğinde kullanılan süpürgeler, faraşlar, mumlar, tahta parçaları, sandal ve öd ağaçları, tespihler, kaşıklar gibi gündelik kullanım eşyaları da envanterlenerek günümüze kadar ulaşabilmeleri sağlanmıştır.

Topkapı Sarayı 3 Nisan 1924’te müze haline dönüştürüldükten sonra, Hırka-i Saadet Dairesi ilk defa 31 Ağustos 1962 tarihinde modern müzecilik anlayışıyla milletimizin ziyaretine açılmıştır.

Uzunca bir süredir Kutsal Emanet’ler üzerine çalışıyorsunuz. Kutsal Emanetlerin İstanbul’a getirilişiyle ilgili farklı anekdotlar var. Öncelikle sizden dinleyebilir miyiz, kutsal Emanetler, nasıl getirildi, nasıl süreçlerden geçti? Yavuz Sultan Selim’e takdim edilen Mukaddes Emanetlerden bazıları, Kur’an-ı Kerim okunarak İstanbul’a getirilmiş, öncelikle Topkapı Sarayı’nın Harem, Hazine gibi bölümlerinde korunmuş daha sonra ise; bugün olduğu gibi Kutsal Emanetler Dairesi’ne yerleştirilmiş. Bu mekânın düzenlenmesi ve Arz Odası’ndan daha önemli bir makam konumuna getirilmesi III. Murad dönemindedir. (1574-1595) Emanetlerin, Sultan II. Mahmut döneminde tamamen bu mekanda toplanmasıyla İstanbul, İslam aleminin hem dini hem siyası merkezi hüviyetini kazanmıştır. İslamiyet’in kutsal emanetleri hoşgörü ve itina ile muhafaza edilerek günümüze kadar sağlam olarak ulaştırıldıkları bilinen bir gerçektir. 1453’te İstanbul’u fetheden ve İstanbul’un farklı inançlardaki halkına “Herkes kendi inancı doğrultusunda yaşamakta hürdür.” sözleri herkesçe malum olan Fatih Sultan Mehmed zamanında Topkapı Sarayı’nda olduğu anlaşılan ve halen sarayın Hazine Bölümü’nde teşhir edilen 2/2742 ve 2/2743 envanter numaralı Vaftizci Yahya’ya ait özel muhafaza içerisindeki el ve kafatası parçalarından oluşan röliklerini bu duruma örnek olarak gösterebiliriz.

Mukaddes Emanetlerin İstanbul’a getirilişi yalnızca Yavuz Sultan Selim (1512-1520) zamanıyla sınırlı kalmamış tabi. Bu çok değerli koleksiyona Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar birçok yeni eser kazandırılmış. Farklı yerlerden birçok kutsal emanet, 16. yüzyılın ilk yarısından 20. yüzyıl başlarına kadar değişik yollarla Sarayda toplanmışlardır. İstanbul’a emanet akışının 19. yüzyıl boyunca artarak devam ettiğini biliyoruz. Bunda şüphesiz Arabistan’da Vahhabilik akımının yayılması etkili olmuştur. temmuz2013


39

röportaj gungorendergi.com

Büyük İslam komutanlarından Halid bin Velid bir savaşta sarığını düşürüyor. Sarığını kurtarmak amacıyla, kendini karşı cephede yer alan insanların önüne atıyor. Arkadaşları, “Bir sarık için kendini öldürmeye değer miydi?” dedikleri zaman, “Ben bunu başlığın kıymetinden dolayı yapmıyorum. Fakat onun içinde Peygamber Aleyhisselâm’ın saçı bulunduğu için müşriklerin eline düşmesini istemiyorum.” diyor ve ekliyor: “Ben onu hangi tarafa yönelttimse orası fetholundu.” Bu, tamamen Hz. Muhammed’e duyulan bir özlem, mânâ iklimlerine açılmak için gidilen bir yol. Bundan ötesi olmamalı… Emanetleri Vahhabilerin tahribinden koruma düşüncesi, onların büyük bir titizlik ve hürmetle korundukları İstanbul’a gönderilmelerine sebep olmuştur. I. Dünya Savaşı sırasında Medine’nin boşaltılmasına karar verilince orada bulunan emanetlerin Osmanlılar döneminde Surre Alaylarıyla gönderilen hediyeler de dahil Topkapı Sarayı’na gönderilmeleri uygun görülmüştü. Zira maddi ve manevi değeri çok büyük olan bu emanetler, başkalarının eline geçebilirdi. Osmanlı Başkumandanlığı kararını 2 Mart 1917’de Hicaz Kuvve-i Seferiye Kumandanı Fahreddin Paşa’ya bildirdi. Emri alan Fahreddin Paşa da Şeyhü’l-Harem Ziver Bey ile görüşerek mukaddes emanetlerin naklinin dini açıdan bir sakıncası olmadığını öğrenince bunları göndertip, Topkapı Sarayı’na koydurtmuştur. Fahrettin Paşa, Medine’nin işgali söz konusu olunca, oradaki Mukaddes Emanetleri, dini açıdan da bir sakıncası olmadığını Şeyhülharem’den sorarak İstanbul’a gönderiyor. Burası önemli bir nokta. Daha sonra Kutsal Emanetler, Lozan’da gündeme getirilerek alındığı ülkeye iadeleri istendiyse de, Türk heyeti bunu kabul etmedi.

Bu eserler kaç parçadan oluşuyor? 81 parçadan oluşan emanetler; büyük elmas parçaları, şamdanlar, avizeler, kandiller, askılar, yelpazeler, nadir yazma eserler ve Kur’an-ı Kerim mahfazaları, Hırka-i Saadet mahfazaları gibi maddi ve manevi bakımdan paha biçilmesi mümkün olmayan eserlerdir. Bu eserlerin bir kısmı halen Hazine Seksiyonlarında teşhirde olup, diğer kısmı Hazine depolarında muhafaza altındadırlar. Bu eserler tanzim edilen defterde tek tek yer almakta olup, halen de Medine Defteri ismiyle saray arşivinde korunmaktadır.

Kutsal Emanetler bir inanç tarihinin, kültür tarihinin de inceleme alanına giriyor. Kutsal Emanetlerin İslam dünyasındaki, kültür ve medeniyet atlasındaki yeri ve önemi hakkında neler söylersiniz? Kutsal Emanetlere bakış nasıl bir bakış? Sizce doğru bir bakış açısıyla mı bakılıyor?

hakim maalesef. El ve yüz sürmeye çalışmalar filan sağlıklı değil tabii. Bizim bakış açımızda eşyaya kutsallık izafe etmek söz konusu değil. Hazreti Peygamber’in hatıralarına gösterilen saygı, şahsına duyulan sevginin tezahürüdür. Bununla birlikte o büyük insanın vücuduna dokunan, onun kokusunu, izini taşıyan hatıraların onun bereketinden mahrum kaldığını da iddia edemeyiz. Peygamber Efendimiz saçlarını keserken, sakalını tıraş ederken etrafındaki insanlar, O’ndan bir hatıra saklama içgüdüsüyle hareket etmiş. Hatta büyük İslam komutanlarından Halid bin Velid bir savaşta sarığını düşürüyor. Sarığını kurtarmak amacıyla, kendini karşı cephede yer alan insanların önüne atıyor. Arkadaşları, “Bir sarık için kendini öldürmeye değer miydi?” dedikleri zaman, “Ben bunu başlığın kıymetinden dolayı yapmıyorum. Fakat onun içinde Peygamber Aleyhisselâm’ın saçı bulunduğu için müşriklerin eline düşmesini istemiyorum.” diyor ve ekliyor: “Ben onu hangi tarafa yönelttimse orası fetholundu.” Bu, tamamen Hz. Muhammed’e duyulan bir özlem, mânâ iklimlerine açılmak için gidilen bir yol. Bundan ötesi olmamalı…

Silahların en dikkat çekici yanı ne? Kılıçların üzerinde daima dualar, Fetih Sûresi’nden ayetler işli. Yani madde ile mânâ birlikteliği var. Mesela bir kılıcın üzerinde, şöyle iki satırlık bir beyit yer alıyor: “Ey gönül, bir can içün, her cana minnet eyleme. İzzet-i dünya içün, sultana minnet eyleme.” Yani bu kitap, görsellik ve metin olarak alanında bir ilk diyebilirim. Osmanlı’dan günümüze intikal etmiş bulunan ok, yay, miğfer, kılıç zırh, topuz vb. eserlerin hem muhteva hem görsel olarak bir arada toplanması açısından ilk eser olma orijinalliğini korumaktadır.

Halid Bin Velid’in ve Peygamber Efendimiz’in Katibinin Kılıçları

Tabii eşyanın kendisi değil burada mukaddes olan. Onun kullanıcısına duyulan sevgi ve hürmetten geliyor. O kutsal insanla temas eden eşyadan, bize bir kutsallık bulaşacağı inancı temmuz2013


40

röportaj gungorendergi.com

Peygamber Efendimizin Hırka-i Şerif

Peygamber Efendimizin Su Kabı

temmuz2013

Peki kutsal emanetleri bir yere taşırken ya da bir eser getirilirken bir usul var mıydı geçmişte? Elbette, Yavuz Sultan Selim’in “Benim altınla doldurduğum hazineyi, ahlafımdan her kim mangırla doldurursa hazine onun mührü ile mühürlensin ve illa benim mührümle mühürlensin” dediği için, hazine dairesi 400 yıl boyunca Yavuz’un etrafında “Tevekkül’ü ala Haliki” mührü ile mühürlenmiş. Mühür hazine kethüdasında durur, kalabalık görevliler topluluğuyla kapı açılır, hep birlikte içeriye girilir, alınacak ya da iade edilecek eşya titizlilikle deftere kaydedilir, padişah bile istese hazineden çıkarılacak eşyanın kaydı tutulurdu. Bu uygulama günümüzde de devam etmekte. Aynı şekilde müzede tilavet edilen Kuran-ı Kerim’de, Yavuz Sultan Selim ile başlayan ve günümüze kadar devam eden usulü erkanlardan…Topkapı Sarayı’nda ilk Yavuz Sultan Selim zamanında başlıyor, 1980’lerde bir sekteye uğrasa da, 1996’dan beridir kesintisiz olarak devam ediyor. Şu anda da Kültür ve Turizm Bakanlığı DÖSİM Müdürlüğü’ne bağlı 12 hafız devam ediyor sürekli okumaya. Hazine hiç yağmalanmadı değil mi? Ya da herhangi bir yere taşınmadı? Yok, hepsi koruma altına alındı. Şunu söylemekte fayda var. Topkapı Sarayı Müzesi 3 Nisan 1924’te müze haline getirildikten sonraki 30-40 yıllık sürelik döneminin gerçek anlamda araştırılmaya ihtiyacı var. Gün ışığına çıkarılması gerekiyor, bir takım gelecekte hafızalarda olumsuz olarak yerleşecek olan sorulara da bu araştırmalar cevap verebilir. Bunun dışında Kutsal Emanetlerin bir kısmı, bazı savaşlara götürülmüş, ama savaşla beraber hiçbir zaman zarar görmesine izin verilmeden geri getirilmiş. Bazı padişahların fetihlerde bu emanetleri yanında bilerek götürdüğünü biliyoruz. Sefere giderken, kendilerine bereket getireceğine inanarak Hırka-i Saadet’i de yanlarında götürmüşlerdir. Hırka-i Saadet, sarayda padişahların oturdukları tahtın hemen yanı başında yer alırdı. Burada tarihi bir hatırayı da nakledeyim. I. Dünya Savaşı sonrası İttihat ve Terakki hükümetince İstanbul’un boşaltılması kararlaştırılmış. Hazine eşyası Konya’ya gönderilmiş, sıra padişah ve emanetlere gelmiş. O gün Sultan Reşad heyecandan bir türlü tıraş olmak için koltuğa oturamıyormuş. Aynı zamanda Hırka-i Saadet hademesinden olan Berberbaşı Şükrü Bey, “Müsaade buyurursanız, bu emânât-ı mukaddese İstanbul’da durdukça düşman ayak basamaz. Bu nakil işini tasvip buyurmayınız. Konya’ya gitmeniz de doğru olmaz.” demiş. Padişah bu söze hak verip hükümete karşı ayak diretmiş. O gün bu gündür emanetler ve İstanbul yerinde duruyor.


41

teknoloji gungorendergi.com

Kısa Süreli Bellek

Yapay Ortamda İzole Edildi

Case Western Reserve Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yapılan araştırmada, kemirgenlerin beyinlerindeki hippokampus bölgesinden izole edilmiş dokulardaki kısa süreli bellek laboratuvar ortamında saklandı.

Bilim insanları, izole edilmiş beyin dokusundaki kısa süreli belleği yapay ortamda saklamanın yöntemini buldu.

Araştırmayı yürüten Dr. Ben Strowbridge, “Bilgiyi, doğrudan beyindeki bilgi dizinleri ve uyarı modelleri olarak birkaç saniyeden uzun süre saklamanın yolu ilk kez bulundu. Bu bulgunun ışığında, beyindeki belli devrelerin kısa süreli belleğin oluşumunda oynadığı rolü daha kolay anlayabileceğiz” açıklamasını yaptı.Bellek türleri, bildirimsel bellek ve örtülü bellek olmak üzere ikiye ayrılıyor: Bunlardan ilki olan bildirimsel bellek, isimleri ve yerleri öğrenme gibi uzun ve kısa süreli bilgi depolamasında görev alırken; ikincisi olan örtülü bellek ise piyano çalmak gibi becerilerin öğrenilmesinde rol oynuyor.Nature Neuroscience dergisine yayımlanan araştırmada, bir telefon numarasını ya da e-posta adresini anlık olarak hatırlamaya yarayan kısa süreli bildirimsel belleğin altındaki mekanizma incelendi. Maymun Deneylerine Benzer Sonuç Farelerin izole edilmiş beyin dokularıyla yapılan deneyde, dört bellek yolundan biri aktif kılınarak bir bellek oluşturulabileceği ortaya kondu. Beynin hafıza oluşumunda rol oynayan hippokampus adlı kısmından alınıp izole edilen kesitlerdeki sinir devrelerine gelen uyarılar, burada 10 saniyeden uzun bir süre boyunca tutuldu. Devam eden beyin aktivitesindeki değişiklikler sayesinde hangi bellek yolunun uyarıldığı açıkça gözlemlendi. “İzole edilmiş

beyin dokularında harekete geçirdiğimiz aktiviteler, daha önce yapılmış olan kısa süreli bellek araştırmalarında, maymunlara öğretilen görevlere benziyor” diyen Robert A. Hyde, her iki deneyde de, kısa süreli bellekle ilgili her iki aktivitenin değişiminin ortalama 5 ila 10 saniye sürdüğünü söyledi. Araştırmacılar, sadece belli bir bellek yolunun tek başına uyarılması veya farklı girdiler sonucu farklı bellek yollarının sırayla aktif olması gibi, deneyde spesifik bağlamlar için de bellek oluşturabileceklerini gösterdi. İncelenen hippokampus sinirlerindeki devam eden aktivite değişimi, birbirini takip eden iki uyarı olduğunu açıkça gösterdi. Birbirini takip eden bu uyarıların, insanlar iki farklı şarkının melodisini birbirinden ayırt ettiği zamanlarda beyinlerinin algıladığı farklı uyarı dizilerine benzediği ifade edildi. Dr. Strowbridge ve grubu tarafından yaratılmış olan yapay bellekler, uyarılar arasındaki süreler değiştiğinde bile her uyarı dizisini algılamayı başardı.

Dr. Strowbridge yürüttüğü araştırmayla ilgili olarak “Sinir devrelerinin belirli bağlamlarla ilgili bilgi depolayabileceğini gösteren son keşfin sonucunda, hippokampustaki potansiyel ‘hafıza hücrelerine’ daha fazla odaklanılmasını bekliyoruz. Belleğin normal işlevinin anlaşılması, Alzheimer veya Parkinson hastalıkları gibi nörolojik dejeneratif hastalıkların hafızayı nasıl etkilediğinin anlaşılmasının temelini oluşturuyor. Ayrıca, yaşlanmaya bağlı hafıza bozukluklarına yeni ve daha etkili tedaviler bulunması için zemin hazırlıyor” dedi. temmuz2013


42

teknoloji gungorendergi.com

‘Başlat Tuşu’ Windows 8.1 İle Geri Dönüyor

Microsoft, Windows işletim sisteminin en iyi bilinen parçası olan Başlat Tuşu’nu Windows 8 ile kaldırarak PC dünyasını şaşkına çevirmişti. Şirket, işletim sisteminin yeni versiyonunda ‘başlat tuşunun geri döneceğini’ açıkladı. Eski Windows versiyonlarında sol alt kenarda yer alan ve üzerine tıklanmasıyla en alışıldık kullanıcı

ara yüzüne adım atmamızı sağlayan başlat tuşu, Microsoft logosuyla sol alt köşedeki yerini tekrar edinecek. Microsoft, başlat tuşunun geri dönmesinin yanı sıra, birçok kullanıcının alışamadığı tasarımın da değişeceğini belirtti. Yeni tasarımda ‘All Apps’ yani ‘Tüm Uygulamalar’ başlığı altında bir ekran sunacak olan Windows 8.1, PC’ye yüklenmiş tüm yazılımları gösterecek.

Microsoft’un büyük ümitlerle geçtiğimiz yıl sunduğu ancak beklenen ilginin çok uzağında kalan Windows 8 işletim sistemi, yeni versiyonunda ‘başlat tuşu’yla karşımıza çıkacak.

YouTube’da Ağır Çekim Dönemi

YouTube, video ayarları kısmına ağır çekim özelliği ekledi. Dünyanın en büyük video platformunun hedefi, kullanıcılarına yükledikleri videoları daha etkileyici bir şekilde sunma fırsatı vermek. YouTube, kullanması oldukça basit video editleme panelinde artık ağır çekim ayarı da sunuyor. Yeni özellik sayesinde videolarınızı normal hızın sekiz katına kadar yavaşlayabiliyorsunuz. Yapmanız gereken tek işlem ağır çekim seçeneğinde istediğiniz hızı belirlemek. Gizmodo haberinde, New York’un Times Meydanı’nda çekilen ve orijinali 4 saniye olan videoya yer verdi. Video, sekiz kat yavaşlatılmış ilk örneklerden biri.

temmuz2013


43

teknoloji gungorendergi.com

Güngören Belediyesi kent bilgi sistemi uygulamasıyla teknoloji yatırımlarına bir yenisini daha ekliyor.

Kent Bilgi Sistemi Kent Bilgi Sistemi, Güngören’in tamamını kapsayan, belediyecilik faaliyetlerinde kullanılabilecek verilerin iyi yönetilebilmesi için bir arşivleme sistemidir. Sistemi, belediye ölçeğinde değerlendirince tam destek alınabilecek kent bilgi sistemi olarak algılamak ve böyle kullanmak daha doğru olacaktır. Sistem sayesinde belli bir mahallede, belli sokağındaki evlerin ve orada oturan kişilerin temel bilgilerine ulaşılacak. Hizmetin nereye, nasıl, hangi noktada ve ne kadar yapıldığını; eksik veya tamamlanma tarihlerinin kaydını kent bilgi sisteminden bulmak mümkün olacak ve hizmetlerin adaletli şekilde dağılımını sağlamış olacak.

Dengeli Hizmet İle Ölçülebilir Kalite Çözümleri Bu sistem, harita üzerinden kullanılıyor. Örneğin, Güngören’de 15 yaş grubu gençlerin nerelerde yoğunlaştığı, hangi sokaklarda verginin ne oranda ödendiği gibi detaylı bilgilerin kaydını bulmak mümkün. Belediye ekipleri ve vatandaşlar, sokak sokak yatırımları ve oralarda yapılan işlerin aşamalarını görebilecek. Sistem sayesinde belediyenin ve halkın hizmet kalitesini ve dengesini şeffaf bir şekilde görüp yorumlayabileceği bir döneme geçilecek.

Bilgiye Erişim Ve Yönetime Katılım Daha da Kolaylaşacak Bir vatandaş sokağı ya da bölgesi hakkında herhangi bir talepte bulunduğunda, ihtiyacın gerekliliği ve ihtiyacın ne derece karşılanabileceği bu sistem sayesinde kontrol edilebilecek. Sistem aynı zamanda Güngören Belediyesinin halka hizmet noktasında daha hızlı cevap verebileceği ve yatırımlardaki şeffaflığı sağlayabileceği yenilikçi bir yaklaşımı... Yönetimde şeffaflık ilkesini benimseyen Güngören Belediye başkanı Şakir Yücel Karaman ve ekibi bu sistemin vatandaşlara sağlayacağı, bilgiye erişim ve yönetime katılım kolaylığı ile demokratik hakların da kullanılabilmesine olanak tanımış oluyor.

Türkiye’de İlk Defa Güngören Belediyesi Kullanıyor İlçe, mahalle veya park bazında; yeşil alan miktarı, çöp konteynerlerinin konumları, hangi noktalarda ne kadar oturma guruplarının bulunduğu, hangi parklarda spor aletleri var ve çeşitleri gibi birçok bilgi bu program içinde yer alıyor. Bu sistemi Türkiye’de ilk defa Güngören Belediyesi kullanıyor. temmuz2013


44

teknoloji gungorendergi.com

Şifrenizi

Paylaşmayın İnternet Geliştirme Kurulu Başkanı Serhat Özeren , siber güvenliğin, internet ve bilgisayar kullanıcılarının alacağı bireysel önlemlerle başladığını belirterek, üçüncü şahıslarla şifre paylaşımının doğurabileceği olumsuz sonuçlar konusunda kullanıcıları uyardı.

Twitter’da Hakarete

11 Yıl Hapis! Kuveyt’te bir mahkeme, gönderdiği Twitter mesajlarıyla Emir Şeyh Sabah el-Sabah’a hakaret ettiği ve ülkede rejim değişikliği çağrısı yaptığı gerekçesiyle bir kadını 11 yıl hapis cezasına çarptırdı. 37 yaşındaki öğretmen Hüda el-Acmi, cep telefonunu “kötüye kullanmakla”da suçlandı. Hüda el-Acmi’nin mahkûmiyetine üç Twitter mesajının neden olduğu belirtiliyor. El-Acmi, bu mesajların gönderildiği Twitter hesabıyla bir ilgisi olmadığını söylese de savcılar el-Acmi’nin mesajları sahte bir isim kullanarak gönderdiğini savunuyorlar. Kuveyt, anayasada ‘muaf ve dokunulmaz’ olarak tanımlanan Emir Şeyh Sabah elSabah’a hakaret ettikleri gerekçesiyle bazı Twitter kullanıcılarını daha önce de cezalandırmıştı ancak insan hakları savunucuları el-Acmi’ye verilen cezanın bugüne kadarki en ağır mahkeme kararı olduğunu belirtiyorlar. temmuz2013

İnternet Geliştirme Kurulu tarafından oluşturulan ve 83 kurum ve kuruluşun bir araya geldiği Siber Güvenlik İnisiyatifi toplantısı sonrasında açıklama yapan Serhat Özeren, bilgisayar ve akıllı telefonlarının “köleleştirilmiş veya ele geçirilmiş cihazlar” haline gelebileceğini söyledi. Özeren, “şifre paylaşımları veya şifresiz internet erişimi siber güvenliğin en büyük riskidir.” dedi. İnternet şifrelerinin paylaşılmasının siber güvenlik açısından büyük bir risk oluşturduğunu belirten Özeren, şunları kaydetti:

13-18 yaş arası gençlerin bilim merakını somut çalışmalara çevirmek isteyenleri teşvik etmek isteyen Google Bilim Fuarına 90 finalist arasına muz kabuklarından biyoplastik üretimi projesiyle 16 yaşındaki Elif Bilgin girdi.

“Kablosuz ve benzeri internet ağlarının paylaşılmasında hukuki bir durum söz konusu olduğunda hat sahibinin IP adresi kayıtlara geçiyor. İnternet şifreleri paylaşıldığında, hakaret, yalan haber, provokasyon, virüs ve zararlı yazılım paylaşımında bu hatlar kullanılabiliyor. Bir kablosuz ağın paylaşımı, o kablosuz ağa bağlı her bilgisayarın güvenliğini ve kişisel verileri de ciddi ölçüde tehlikeye atıyor. Bu sebeple internet hatlarının kontrolsüz bir şekilde bilinmeyen üçüncü şahıslara kullandırılması, hat sahipleri açısından ciddi tehlike ve risk oluşturuyor.”

Türk Kızı

Muzdan Devrim Çıkardı

Google Bilim Fuarı finalistleri arasına Türkiye’den sadece o girdi...

Dünya çapında 120’yi aşkın ülkeden 13-18 yaş arası gençlerin yarıştığı Google Bilim Fuarı 2013’te bölge finalistleri belli oldu. Finalistler arasında Türkiye’den 16 yaşındaki Elif Bilgin tarafından önerilen muz kabuklarının biyoplastik üretiminde kullanılmasına ilişkin projesi de yer aldı. Google’ın blog sayfasından “Dünyayı Değiştirecek 90 Fikir” başlığıyla yaptığı açıklamada, “Büyük bilim insanlarının çoğunun içlerindeki bilim merakını erken yaşlarda geliştirdiği gerçeğinden hareketle, ocak ayında dünyanın dört bir yanındaki parlak beyinleri dünyayı değiştirecek fikirlerini bizlerle paylaşmaya davet ettik. Dünyanın en büyük online bilim fuarı olan Google Bilim Fuarı kapsamında bu yıl 120’yi aşkın ülkeden, inanılmaz çeşitlilikte ve heyecan verici binlerce başvuruda bulunuldu. Jürinin aylar süren değerlendirmesinin ardından 90 bölgesel finalist belirlendi” denildi.

‘Curie’den İlham Aldım 2 Yılda Geliştirdim’

Finalist olarak seçilen projeler arasında Türkiye’den 16 yaşındaki Elif Bilgin’in önerdiği muz kabuklarının biyoplastik üretiminde kullanılması fikri de yer aldı. Lise öğrenimine devam eden Bilgin, 2 yıllık bir çalışmanın sonucunda günlük hayatta kullanılabilecek bir üretim yapmayı başarmış. Radyoaktivite çalışmaları ile Nobel ödülü kazanan kadın bilim insanı Marie Curie’nin kendisi için ilham kaynağı olduğunu söyleyen Bilgin, “O benim gibi hevesli genç kadın bilim insanları için en iyi rol model” diyor. Şu anda kullanılmakta olan petrol bazlı plastik yerine biyoplastik kullanılmasını sürdürülebilir çevre için de gerekli bulduğunu belirten Bilgin, gelecekte ABD’de tıp eğitimi almak istediğini dile getiriyor.


45

teknoloji gungorendergi.com

Uzay Turizmi İçin Tarihi Başarı

Laboratuvarda Yapay Kemik İliği

Üretildi

Bilim insanları vücutta kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin periyodik olarak üretildiği yer olan kemik iliğini laboratuvarda üretmeyi başardılar. Bu gelişme daha kolay ilaç testlerinin, daha detaylı bağışıklık sistemi araştırmalarının ve yapay kan nakillerinin önünü açıyor. İngiliz milyarder Richard Branson’ın sahibi olduğu Virgin Galactic şirketi, Dünya’nın yörüngesine ilk uzay turistlerini taşıması için tasarlanan SpaceShipTwo ile tarihi bir deneme gerçekleştirdi. SpaceShipTwo, roketini ateşleyerek yaptığı ilk uçuşta ses duvarını delmeye çok yaklaştı. Virgin Galactic’in 10 yıldan fazla bir süredir geliştirdiği SpaceShipTwo uzay aracıyla tarihi bir başarıya imza attı. ABD’nin California eyaletinde bulunan Mojave Hava Üssü’nde yapılan deneme uçuşunda, kendisini atmosfer dışına çıkaracak roketini ilk kez ateşledi. WhiteKnightTwo taşıyıcı hava aracıyla 14 bin metre yükselikten gökyüzüne bırakılan SpaceShipTwo, inişe geçer geçmez roketini ateşledi ve müthiş bir hızla yükselmeye başladı. Virgin Galactic, SpaceShipTwo’nun bu esnada saatte 1235.53 kilometre hızı çok yaklaştı. Roketiyle gökyüzüne yükselişi 16 saniye süren SpaceShipTwo, Uzay’a çıkmasını sağlayacak ilk denemesinde istenen başarıyı elde etti. SpaceShipTwo, 26’ıncı uçuş denemesinde 17 bin metre yükseliğe erişirken, saatte 1224 km hızı gördü.

Koltuk Fiyatı 200 Bin Dolar

Araştırmacılar yapay iliğin, gerçek kemik iliğinin fonksiyonlarından temel olan ikisini yapabildiğini belirtiyorlar: Yapay doku, kan kök hücrelerini kopyalayarak çoğaltıyor ve B hücreleri (bir tür lenfosit (akyuvar) hücresi, üretiyor. Kan kök hücresi, kan hücreleri ve diğer tür hücrelerden bazılarını çoğaltırlar. B hücreleri bağışıklık sistemimiz için önemli hücrelerdir, ürettikleri antikorlarla hastalıklara karşı savaşırlar.

Bugüne kadar 500’den fazla zengin müşterinin koltuk ayırdığı SpaceShipTwo ile uzaya çıkmanın fiyatı, kişi başına 200 bin dolar. İlk uzay turistleri, Dünya’nın etrafında tam bir tur atmayacak olsa da, kısa bir süre yerçekimsiz ortamı tecrübe edecek, Dünya’ya tepeden bakma şansını yakalayacak.

Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar, vücuttaki kemik iliğinin işlevlerini bastırarak hastanın vücudunu enfeksiyonlara açık hale getirirler. İlaç geliştirme ve yan etkileri tespit edebilme süreçleri yapay kemik iliği sayesinde geliştirilebilecek. Bilim insanları kanser tedavisi için geliştirilen ilaçları yapay kemik iliği üzerinde önceden deneyerek etkilerini görebileceklerini söylüyorlar.

Virgin Galactic Başkanı ve CEO’su Richard Branson, “Roketin ateşlenme aşaması beklendiği gibi gerçekleşti. Motor performansı ve SpaceShipTwo’nun manevraları istediğimiz gibiydi... Bu başarı projemiz için büyük önem taşıyor. Benzer uçuş denemelerini sürdürecek, ardından Uzaya çıkmak için denemelere başlayacağız” dedi.

temmuz2013


46

yazı dizisi gungorendergi.com

temmuz2013

Söyleşi / Büşra BULUT


47

yazı dizisi gungorendergi.com

gerçek olamayacak kadar büyülü

minyatür hayal olamayacak kadar gerçek bir sanat

M.Ö 2.yy’da Mısırlılara ait resimlerin olduğu papirüs yaprakları bulunmuş, fakat bu kâğıtlarda resim iyi yapılamadığı ve dayanıksız olduğu için günümüze pek örneği kalmamıştır. Roma ve Yunan uygarlıkları da el yazmalarına değer vermiş, deri üzerine resimler yapmışlardı. Orta Asya’da Türklere ait yerleşim alanlarında yapılan arkeolojik kazılar sonucu, milattan birkaç yüzyıl öncesine ait minyatürlü el yazma kitap ve resimler bulunmuştur. Minyatür, M.S. 2.yy’da Mani dinine mensup Türkler ve bölge halkları tarafından Orta Asya’da yaygınlaştırılmıştır. Mani dini ibadethanelerinde korunan ve ayinlerde ortaya çıkarılan sancaklar, sayfalar ve büyük resimler bulunmaktadır. Uygur Türkleri döneminden kalan minyatür örnekleri ‘‘Maniheist’’ inancının, dini ve dünyevi sahnelerini canlandırır. Bu örnekler, İslâmi dönem minyatür sanatının ilham kaynağı olmuştur.

İlk İslâm minyatürleri günümüze ulaşamamıştır. Uygur resim ve minyatür üslûbu zamanla birçok değişiklik geçirmiş; fakat esasları bozulmadan 15.yy ortalarına kadar devam etmiştir. Orta Asya’dan bu sanatı batıya getirerek Gazne, Rey, Keşan, Musul ve Anadolu’ya yerleştirilmiştir. Müslüman sanatçıların, hangi milletten olduğu çoğu zaman tespit edilememiştir. Türk olduğu halde Arap ve İranlı ismi taşıyan ressamların sayıları çoktur. Türk – İran minyatürlerini yakından incelersek en meşhur üstatların Belh, Horasan, Herat ve Buhara’lı olduklarını görürüz. Orta Asya ve Türkistan’da doğan bu sanat, Hindistan ve İran’a geçerek yeni birer ekol olmuşlardır. Fakat Arap ve Türk minyatürleri çok farklı karakterdedirler. Minyatür olarak Selçuklu üslûbunu yansıtan eserler 12.yy sonlarından itibaren görülmeye başlanmıştır. Anadolu, Suriye, Mısır bölgelerinde ‘‘Selçuklu çığır’’ denilebilecek bir dönem yaşarken 13. Yy sonu - 14.yy başında İlhanlıların Hâkimiyeti ile Uygur ressamları minyatür sanatında parlak bir dönem başlatmış, Merga ve Tebriz gibi merkezlerde Uygurlu sanatçıların elinde minyatür sanatının şâheserleri meydana gelmiştir. İlhanlı veziri ve tarihçisi Reşidüddin’in hazırladığı ‘‘ Cami-ü't Tevarih’in ’’ minyatürleri çizginin hâkim olup, rengin ikinci planda kaldığını göstermektedir. Bu da; Uygur resimlerini diğer resimlerden ayıran özelliktir. İran minyatür sanatı Uzak Doğu ve Orta Asya resimlerinin tesiri altında başlamış, daha sonraki devirlerde Türk ressamlarının etkisi hâkim olmuştur. temmuz2013


48

yazı dizisi gungorendergi.com

Özcan ÖZCAN Minyatür Sanatçısı

“Ablam ve abim Mimar Sinan Güzel Sanatlar’da okuyordu. Ben de kazanmıştım güzel sanatları fakat babam “Bir eve üç sanatçı fazla sen Maliye Bölümünü oku.” dedi. Ben maliye bölümünü okudum fakat yine sanatçı oldum.” Diye anlatmaya başladı hikayesini Nakkaş Özcan ÖZCAN. 1970 Zonguldak doğumlu Nakkaş Özcan, 3 çocuk babasıdır. İstanbul Üniversitesi Maliye Bölümünü okudu. Halen Klasik Türk Sanatları Vakfı ve Bahariye Mevlevihane’sinde ders veren Özcan’ın Küçükayasofya Medresesi’nde de bir atölyesi bulunuyor. Sanatçı bir ailede büyüyen Özcan, çizime karşı olan merakının ve yeteneğinin hep farkında olduğunu söylüyor. Sanatla ilgilenmekten nasıl zevk duyduğunu ve minyatüre olan muhabbetini, ablasının çizim atölyesine gittiği günü anlatarak başlıyor: “ Bir gün ablamın atölyesine gittim. Herkes çalışıyordu. Ben de bir çizim yapmak istediğimi söyledim. Ablam bana malzemeleri verdi ve birkaç teknik gösterdi. Ben ona, gösterdiği teknikle olmayacağını söyleyip içimden geldiği gibi çektim fırçayı kağıt üstünde. Bildiğim bir işi yapıyormuş gibiydim.” O günden sonra minyatürle olan yolculuğu başlamış Özcan’ın. Minyatürün kendi ruhuyla bütünleştiğini söylüyor. Onu ince ince nakşetmek, bütün teknikleri dilediğince, özgürce kullanabiliyor olmak, minyatürün onun hayatına girmesini sağlamış. Eğitim hayatını bambaşka bir bölümde tamamlayan Özcan, “Minyatür yaparken var olma kaygısı çektim ve bu beni daha iyi yerlere getirdi” diyor. Ve sohbetimiz, Özcan Bey’in minyatür sanatının dünyasını ve manasını bize açmasıyla devam ediyor…

Minyatür; Allah’ın Yarattığı Kırmızıdır, İnsandır

Minyatür, kelime olarak kırmızıya boyamaktan geliyor. Min kırmızı, ture ise Tanrı demektir. Ve bu birleşim, yaratıcının sahip olduğu kırmızı anlamına gelen bir terimi ortaya çıkartıyor. Adem, ilk insan, anlamı da kırmızı topraktan yaratılan, kandan yapılan anlamı taşıyor. Yani bu insanın var oluş serüveni ile eş zamanlıdır. Şöyle de denebilir; minyatür, insanın muhayyilesinde kurduğu ve ortaya koyduğu şeydir. Bundan dolayı minyatürü yaratmak olarak yorumlarım ben. Çünkü yaratmak yarıp atmak anlamından gelir ve bu var olan bir şeyin içinden yeni ve başka bir şey çıkartmak anlamında kullanılır.

Minyatür Bir Sanattır Ve Sanat Bütün Coğrafyalara Ve Bütün İnsanlara Aittir

Minyatürün tarihi yanlış bilinir. Minyatür dendiğinde genelde Osmanlı’nın 16.yy’ı akla geliyor ve bu döneme klasik dönem minyatür deniyor. Minyatürün Osmanlı’da altın çağı diye bahsettiğimiz dönemlerinde, ortaya çıkan eserler arasında sanatsal değerleri yüksek olan çalışmalar çok fazla değildir. Ama o dönemde Tebriz Okulu’nu, Şiraz Okulu’nu mesela Behzat’ı bilmeden kendi tarihimiz içine övgü yağdırmak yersizdir. Bu bir sanattır ve sanat bütün coğrafyalarındır. Yanılmıyorsam eğer bu klasik dönem 40 senelik bir dönemi kapsıyor. Nakkaş Hasan ve Nakkaş Osman’ı bu dönemin isimleri arasında sayabiliriz. Biz, minyatürün çıkış noktasını 8.yy’da Türklerden başlatıyoruz fakat başka örneklerini 2.yy’da Çin’de de görebiliyoruz. Bunun yanında M.Ö 2500’lü yıllarda Mısır piramitleri içinde yapılmış çizimler var ve aralarında minyatüre çok benzeyenleri de var. Dolayısı ile Mısır’da da örneklerini bulmak mümkün. III. Selim döneminde savaşların ortaya çıkardığı çöküş ile minyatür sanat olarak yapılamaz hale gelmiştir. Cumhuriyetin ilanından sonra minyatürde yeni bir tarza geçilir ve güzel örnekler tekrardan görülmeye başlanır.

Hayata Bakış Gibi Bakmalı Minyatüre…

Minyatürde, Yaratıcının yarattığını eksik bırakmamak için çalışılır. Elbette Yaratıcının eserlerinin tamamıyla aynısını yapamayacağız ama tekâmülünü ortaya koyabileceğimizi biliyoruz. Gördüğümüzü, Yaratıcının bize verdiği yetenekle kuvvetli şekilde çizebiliriz. Minyatür genelde İslami resim tarzı olarak bilinir ama İslamiyet öncesinde de bu sanatın örneklerini görebiliyoruz; Çin, Hint, Mısır gibi bölgelerde kullanılmıştır. Dinsel olarak değil de hayata bakış olarak bu sanatı yorumlarsak daha açıklayıcı olur. Çünkü maddeden ziyade manaya önem verir minyatür. Epeyce hayal gücü ile alakalıdır ve tanrısal bir bakış açısı ile bakar nakkaşlar eserlere, Tepeden geniş bir açıyla bakar ve onu gözün gördüğü küçük bir alana sığdırır.

Minyatürde Teknik

Minyatürde boya ve fırça çok önemlidir. Toprak boyalar sürekli kullanılan boyalardır. Bunlar Arap zamkı ile ezilerek üretilir, içine yumurta akı katılarak da şeffaflığı ayarlanır. Elbette altın tozu da kullanılmaktadır. Fırça olarak kedi kuyruğundan birkaç tel yahut inceltilmiş deri fırçalar tercih edilir. Kedi tüyü kullanmak profesyonellik ister çünkü çok yumuşaktır. Samur da kullanılıyor fakat hiçbiri kedi tüyünün tadını vermez. Çünkü kedi tüyü fırçalar ile yapılan çizim yoktan gelerek belirginleşmeye başlar. Kimyasal boyalar artık gerektiği kadar sağlam ve kullanılabilir şekilde üretilmektedir. Boyada devrim sayılabilecek şeffaf akrilikler kullanılmaya başlandı ki bunlarda kararmalar olmuyor. Ben teknolojinin sunduğu bu imkanları kullanmakta sorun görmüyorum ama elbette klasikten de vazgeçmemek lazım. Minyatürün boyutunun büyük yahut küçük olması imkanlar ya da kullanmayı tercih ettiğiniz teknikle alakalıdır bir zorunluluk değildir. temmuz2013


49

yazı dizisi gungorendergi.com

ler. Fakat biz çizgiyi kullanırız ve bu çizgiler çok önemlidir bir şiir estetiği taşımalıdır. Çizgideki inceli kalınlı işlemelerde aslında gölge de ışık da perspektif de vardır. Çizgi hata kabul etmez. Bundan dolayı iyi bir minyatürcü aynı zamanda çok iyi bir ressamdır. Tabi ki minyatürde kurgu vardır, sadece gördüğünü değil hayalindekini de yaparsın.

Yetenek, Sevebilme Sanatıdır

Şartlanmamış İnsan Doğasının Resmidir Minyatür

Resim kişiyi şartlandırır. Belli bir perspektife bağlı kalmanız gereklidir yahut gördüğünüz yansımaları kullanmanız. Fakat minyatürde bunları göremezsiniz çünkü siz baktığınız yere tamamen hayal gücünüzle bakıyorsunuz. Ben özgürüm, ruhum özgürdür benim ve yaptığım sanat da öyle özgür olmalıdır. Eğer bir sanatçı iseniz ışığı da perspektifi de dilediğiniz gibi kullanabilirsiniz. Burada gerçek anlamı unutmamamız gerekiyor; minyatür tasvir sanatıdır ve tasvir de anlatım demektir. Önümüze çizilmiş bir hayat kurgusu var ve bu kurgu sabit değil. Bunu neden sabitleştirmeye çalışıyoruz? Özgürlüğümüzün bittiği yerde düşüncelerimizi de sınırlarsak üretemeyiz. Eğer sanatçıysanız her şeye farklı açıdan bakmak durumundasınız.

Bir şeyi sevmekle başlar her şey. Eğer seviyorsanız yaptığınız işi, kendiniz kendinizin hocası olursunuz. Ve bir süre sonra içinizdeki gerçek yetenek sevgi ile ortaya çıkar. Minyatürde sembolizm kullanılır ve çok önemlidir. Mesela turna Hz. Ali’yi simgeler. Semboller halkın ortak hafızasıdır ve bunları kaybetmememiz gerekir. Kendi hikâyelerimiz vardır, kendi tarihimiz ve yaşadıklarımız. Bunların işlenmesi gereklidir. Mesela Kelile ve Dimne yahut İstanbul’un fethi gibi hikâyeler görsel sembolleriyle anlatılmalıdır ki halkın hafızasında yer bulsun, o semboller bir yerlerde görüldüğünde konular akla gelebilsin.Yani toplumsal bir hafızayı güçlendirmek gibi. Akademilerde minyatür eğitimi veriliyor olmasına rağmen bunun pratik olarak pek bir karşılığı yok. Eser eksikliği var. Resim gözüne sahip olan insanların klasikleri vardır. Bu klasikler elbette öğrenilmeli ve öğretilmelidir ama sonrasında geliştirilmeli ve bu örnekler çoğaltılmalıdır. Biz okullarımızda sürekli olarak taklidin peşinden gidiyoruz. Aynı kuşu, aynı bulutu defalarca çiziyoruz. Bu durum, her gün kayığını aynı iskeleye yeniden bağlamak gibi bir şey. Minyatürün ve aslında bütün sanat dallarının yeni eserler vermesi gerekir, var olan bir şeyin farklı uyarlamalarını çoğaltmakla kısır bir döngüden öteye geçilemez.

Kâinattakileri Nakşetmek Yaratana Saygıdandır

Sanatı tekâmül ettiremiyorsanız, bir kimlik ortaya koyamıyorsanız siz yoksunuz! Biz kâinatı Allah’ın nakış nakış işlediğine inanırız, bu bir çeşit saygıdır aslında. Yani bizim bakış açımızda kâinattakileri nakşetmek yaratıcısına saygıdan ötürüdür. Minyatür daha ziyade ruhsal bakışımızı yansıtır. Allah’ın bize lütfettiği bir yaratıcılık var ve hazır kurallar da bu yaratıcılığı sınırlandırır.

İyi Bir Nakkaş Aynı Zamanda İyi Bir Ressamdır

Minyatürü diğer sanatlardan ayıran en önemli özellik, nakış nakış işlenmesidir. Minyatürde perspektif ya da ışık yok dertemmuz2013


50

gezen b i l i r gungorendergi.com

İPEK YOLU’NDA BİR MASAL KENTİ;

DİYARBAKIR

Binlerce yıllık mazisi vardır Diyarbakır’ın. Masallarda, kıssalarda işlenmiştir. Uygarlık tarihinde Mezopotamya ve Anadolu medeniyetlerinin geçiş yoludur Diyarbakır. Aynı zamanda tarihi İpek Yolu’nun önemli merkezlerinden biri olduğu için ticaretin kalbinin attığı yerdir ve insanlığın yüzyıllardır uğrak durağı halindedir. Dünyanın en eski köyü Diyarbakır’da bulunmuştur. Bundan dolayı Diyarbakır insanlık tarihinde de kültür tarihinde de çok önemli bir yer edinir. Bir şehrin ruhu insanların orada bıraktığı izleri sürerek bulunur. Diyarbakır da bu açıdan ruhu olan, binlerce yıllık tarihin izlerini rahatça görebileceğiniz, koklayabileceğiniz bir şehirdir. Sokaklarında yürürken çağlar içinde yolculuk edersiniz, bir çok medeniyetin hatırasına selam vermeden geçemezsiniz ve tarihin içinde kaybolduğunuzu hissedersiniz.

temmuz2013


51

gezen bilir

Feridun AKİF

gungorendergi.com

Camilerin, kiliselerin ve sinagogların yanyana bir arada bulunduğu, insanlığın ortak değeri olan hayatı, getirdiği birlikte yaşama gerçeğini yüz yıllar öncesinden bu güne kadar sürdürmüştür Diyarbakır. Şehirde birçok farklı kültüre, dine ve ırka sahip insanlar yaşamaktadır, tüm bu farklılıkların bir arada olmasını sağlayan da Diyarbakır’ın bütünleyici ruhudur. Siz de bu büyülü şehrin sokaklarında henüz tarihin uçsuz yolculuğuna çıkmadıysanız, mutlaka bir fırsat oluşturup bu deneyimi yaşamalısınız.

İLÇEMİZDEKİ DİYARBAKIR DERNEKLERİ DİYARBAKIR ÇÜNGÜŞ ÜÇPINAR İLİM VE HİZMET VAKFI MERKEZ MAH., BAYRAMPAŞA CAD.NO:35 BAŞKAN, ABDULLAH AKAY DİYARBAKIR VE ÇEVRESİ SOSYAL YARDIMLAŞMA DERNEĞİ AKINCILAR MAH., ÇELİKTÜRK CAD.HORHOR SOKAK NO:33-B BAŞKAN, ABDULMENAV DEMİRKAN DİYARBAKIR SİLVAN İLÇESİ VE ÇEV.KÖY.DERNEĞİ M.ÇAKMAK MAH., ORTAÇ CAD.NO:50 BAŞKAN, ERDOĞAN BAL DİYARBAKIR ÇÜNGÜŞ MALKAYA KÖYÜ DERNEĞİ MERKEZ MAH., ÇOKÜNLÜ SOK.NO:8/A BAŞKAN, SALİH TURAN DİYARBAKIR ÇÜNGÜŞ İLÇESİ YARDIMLAŞMA DERNEĞİ MERKEZ MAH., KARINCA SOK. BAŞKAN, CUMA ÖZER DİYARBAKIR ÇÜNGÜŞ İLÇESİ KARAKAYA KÖYÜ DERNEĞİ MERKEZ MAH., LEVENT SOK.NO:4-A BAŞKAN, İBRAHİM YALÇINTEPE DİYARBAKIR ÇÜNGÜŞ İLÇESİ HANDERE KÖYÜ DERNEĞİ MERKEZ MAH., ULUDAĞ SOK.NO:7 BAŞKAN, RIFAT GÜLCAN DİYARBAKIR ÇÜNGÜŞ HİNDİBABA-DEĞİRMENSUYU VE ÇEVRE KÖYLERİ DERNEĞİ MERKEZ MAH., ÇALDIRAN SOK.NO:11 BAŞKAN, HAŞİM ÇETİN DİYARBAKIR ÇÜNGÜŞ AVUT KÖYÜ DERNEĞİ MERKEZ MAH., BAYRAK SOK.NO:9 BAŞKAN, NİHAT KARATAŞ DİYARBAKIR İLİ ÇERMİK İLÇESİ YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİ GÜVEN MAH., UÇAK CADDESİ NO:1 BAŞKAN, ÖMER GÜMÜŞ temmuz2013


52

gezen b i l i r gungorendergi.com

Ulu Camii

Anadolu’nun en eski camisidir. M.S. 639 yılında İslam ordularının Diyarbakır’ı fethi ile Mar-Toma Kilisesi’nin camiye çevrilmesi ile kurulmuştur. Duvarlarında birçok uygarlığın kitabeleri vardır. Camiinin orta avlusunun Doğu ve Batısında maksureler vardır. Güneyinde Hanefi mezhebi mensuplarının mescidi, kuzeyinde de Şafii mezhebi mensuplarının mescidi ve Mesudiye Medresesi bulunmaktadır. Caminin Batı girişinin hemen yakınında Zinciriye Medresesi görülmeye değerdir. Ulu camiinin büyük avlusunda şadırvan ve çok eski tarihlerde kullanılmış bir güneş saati bulunmaktadır. Birçok kültürü ve fikir akımlarını aynı çatı altında toplamıştır Ulu Camii.

nereye gidilir?

Meryem Ana Kilisesi

temmuz2013

Meryem Ana Süryani Kadim Kilisesi, milattan önceki yıllardan beri güneş tapınağı olarak kullanılan bir mabedin üzerine 3.yy’da kurulmuştur. Kilise ile birlikte kütüphane, patriklik konutu, misafirhane ve lojmanlardan oluşan yapılar topluluğundan oluşur Meryem Ana kilisesi. Üç tane avlusu vardır bu yapının. Kilise bünyesinde pek çok tarihi eser halen korunmaktadır. Ceviz ağacından yapılmış kapılar, azizlere ait tablolar, el işi gümüş kandiller oldukça dikkat çekidir. Süryani kilise geleneğinde aziz ve rahiplerin mezarları kilise içinde muhafaza edilir. Meryem Ana Kilisesi içinde de pek çok patrik ve rahip mezarları bulunmaktadır. Dar ve dehlizleri andıran sokaklar içerisinden ulaşırsınız Meryem Ana kilisesine, fantastik bir deneyimdir.

Diyarbakır Kalesi ve Surları

Birbirini tamamlayan iç ve dış kalelerden oluşan Diyarbakır Kalesi ve Surları kente farklı dönemlerde egemen olan, 30 kadar uygarlığın mimari karakterini, dönemlerinin sanatsal üsluplarını yansıtan birçok eserle donatılmıştır. Surlardaki kabartma ve motifler, Anadolu tarihinin yazıya dönüştüğü ve toplu olarak görülebildiği nadir örneklerdendir. Ayrıca Diyarbakır surlarının Çin Seddi’nden sonraki en uzun sur olma özelliği de ayrı bir değere sahiptir.

Malabadi Köprüsü

Silvan İlçe sınırları içerisinde yer alır. Evliya Çelebiye göre bu köprü, Abbasiler dönemine ait bir mimari şaheserdir. Abbasi hanedanına mensup zengin bir tüccarın, hayrat için köprüyü yaptırdığı Evliya Çelebi seyahatnamede anlatılır. Ancak Artuk Oğulları Beyliği dönemine ait olduğu ve Artuk’un torunlarından İlgazi oğlu Timurtaş tarafından 1147 yılında yaptırıldığı da söylenmektedir. Malabadi köprüsü birçok edebi eserde kendisine yer bulmasının yanı sıra, Bosna’da imar edilen Mostar köprüsünde de iz bırakmıştır, bu iki köprü birbirinin ikizi olarak kabul edilir. Tek kemerli olan bu köprünün içine iki yoldan girilir. İçinde insanların dinlenmesi, yatması ve dış tehlikelerden korunması için odalar yapılmıştır. O dönemlerde Ulaşımı sağlamakla birlikte birçok fonksiyonu da bulunan bu sanat harikası köprü, Diyarbakır’daki diğer eserler gibi mutlaka görülmeye değecektir.


53

gezen bilir gungorendergi.com

Kaburga Dolması İnce ince işlenen ve gerçek ustasının elinden çıktığında tam bir lezzet şölenine dönüşen kaburga dolması, kuzu veya erkek oğlak etinden yapılır. Aromasını iç pilavının haşlandığı et suyundan alır aslında. Kaburga dolmasının pişme süresini ustaları ayarlayabiliyor ve bundan ötürü oldukça hassas bir lezzet üretilmiş oluyor. “İyi pişen bir kaburgadan ilik kokusu gelir” diyor ustaları. Piştikten sonra kemikleri tek tek çıkartılarak servis edilir. Tarifsiz bir lezzettir kaburga dolması.

Mumbar dolması Koyun bağırsağının iç pilav ile doldurularak salçalı su içerisinde haşlanmasıyla ortaya çıkan eşsiz lezzetlerden biridir. Güneydoğu Anadolu bölgesinde bir çok şehirde bu yemeğe rastlamak mümkündür ancak mumbar dolması Diyarbakır’da bir başka güzel çıkacaktır karşınıza.

Diyarbakır Tava

Binlerce yıl Arap, Ermeni, Kürt, Süryani, Türk, Yahudi ve Zaza halklarının iç içe yaşadığı Diyarbakır’da bu kültürlerin birleşimi olan çok zengin bir mutfak vardır. Akla önce acılı, etli ve yağlı yemekler gelir. Birbirinden leziz tatlıları da hatırlamamak mümkün değildir, elbette ki ünlü Diyarbakır karpuzunun damağımızdaki yeri de bir başkadır.

Sur dibindeki bir tavacıya oturduğunuzda leziz kokuları ve tadı ile mest eder sizi. Eğer mevsiminde gittiyseniz Diyarbakır’ın meşhur marulları ve kaymaklı ayranı ile servis edilir. Yanına mutlaka koruk ekşili çoban salata ve pidesini istemeyi de unutmayın.

Burma Kadayıf Diyarbakır’a gidip de kadayıfın tadına bakmamak olmaz. Buradaki kadayıfların en önemli özelliği kadayıfın yağının Urfa’dan, fıstığının Gaziantep’ten, peynirinin ise Antakya’dan gelmesidir. Üzeri nar gibi kızarmış, bol fıstıkla süslenmiş olur burma kadayıf. Bütün malzemeleri özenle hazırlanan kadayıfın tadının damağınızda kalmasını istiyorsanız ardından hemen su içmeyin. Bırak damağınız ve mideniz bu lezzetin tadını çıkarsın.

Önümüzdeki sayıda, Güngören’e en çok göç veren illerimizden, Kastamonu’ya gideceğiz.

temmuz2013


54

istanbul gungorendergi.com

SOĞUKÇEŞME SOKAĞI

"Ah İstanbul! Beni büyüleyen isimlerden en çok büyüleyeni yine sensin." der Pierre Loti. Bu bir şehre tutkunun ve kayıtsız muhabbetin sözlere yansımasıdır elbette. Tarihe kayıt düşmüş kişilerin, başta Napolyon’un da dediği gibi dünya bir ülke olsaydı başkenti İstanbul olmalıydı veya dünyanın tahtı İstanbul’a kurulmalıydı sözleri, içinde yaşadığımız şehrin tadından bahsediyor olmalı bize. Her sayımızda olduğu gibi bu sayımızda da İstanbul’un görülmeye, dokunulmaya, hissedilmeye değer yüzlerce mekânından birine yolculuk edeceğiz.

temmuz2013


55

istanbul

Feridun AKİF

gungorendergi.com

temmuz2013


56

istanbul gungorendergi.com

Sırtını payitahtın surlarına yaslamış 12 tane konak ve Ayasofya ile yaşıt, roma döneminden kalma bir su sarnıcından müteşekkildir Soğukçeşme Sokağı. Adını sokakta yer alan 3. Selim döneminde (19.yy) yaptırılmış mermer çeşmeden almaktadır. Bu çeşme zaman içinde birçok kez yenilenmiş fakat orijinal halini kaybetmemiştir.

İstanbul’un nadide duraklarından biridir Soğukçeşme Sokağı. Kısa süren bir yürüyüşle sokağı bir baştan bir başa gezebilirsiniz. Ama etrafınızdaki güzelliğe doyabilir ve yürümeye devam edebilirseniz. Sokakta birbirinden güzel 2 ve 3 katlı Osmanlı konakları karşılar sizi. Her biri ayrı bir İstanbul tadında olan bu cumbalı, kafesli konaklardan rengârenk çiçekler size el uzatır ve içeri davet eder adeta.

temmuz2013


57

istanbul gungorendergi.com

Soğukçeşme Sokağı’nın ilk kez 1800’lü yıllarda kurulduğunu söyleyebiliriz. Bu tarihten önce burada bir yerleşke bulunuyor olsaydı tarihi çeşme yani su hayratı daha erken dönemlerde imar edilmiş olurdu. Bir diğer önemli bulgu da şuan İstanbul kitaplığı olarak kullanılan ve sokaktaki en büyük arsa payına sahip olan evin, arşivlerden çıkarılan tapu kayıtlarının 1784 yılına ait olmasıdır.

1900’lerin başlarına kadar Ayasofya’nın bahçesinde ve Sultanahmet camine bakan meydanda birçok konak bulunmaktaydı. Nüfus artışına paralel olarak gelişen araç trafiği ve kalabalık kent yaşamının zorluklarından dolayı bu konaklar tahliye edilmiş ve bölge, turizm için daha elverişli imkânlara kavuşturulmuştur. Bu konaklardan geriye kalan yalnızca 12 tanesini Soğukçeşme sokağında görebilirsiniz. Bu konaklarda bir zamanlar sarayda görevli mevki sahibi kişiler ve Ayasofya görevlileri yaşamaktaydı. Naziki Tekkesi Şeyhinin evinin de bu konaklarda bulunmasından dolayı Soğukçeşme, sosyokültürel açıdan bir zamanlar çokça zengin bir yerleşim yeriydi diyebiliriz. Hanedanın Dolmabahçe Sarayına taşınmaya başlamasıyla birlikte bu konaklarda yaşayan ailelerin profili de değişmeye başlamıştır. Çok yakın tarihlere kadar Soğukçeşme ’deki Roma su sarnıcının bulunduğu noktada, bir oto tamirhanesi bulunmaktaydı. Yürütülen restorasyon çalışmaları kapsamında bu keşmekeşlik giderilmiş ve Soğukçeşme turistik bölge kapsamında da olsa eski tadına kavuşturulmuştur. Bugünkü haliyle tarif edecek olursak Sultanahmet’ten Sirkeci’ye inen tramvay yolu üzerinde Gülhane kapısına geldiğinizde sağınızda belirir, dar ve yokuşlu bir sokaktır. Sokağın diğer başı ise Topkapı Sarayı ana kapısının (Bab-ı Hümayun) bulunduğu meydana çıkar. Arnavut kaldırımlı taş sokaktaki yürüyüşünüzü tamamladığınızda, barok sanatına karşı tepki olarak doğmuş Türk Rokoko tarzının enfes örneklerinden biri olan 3. Ahmet çeşmesi karşılar sizi. Bu kısa ama, gözlerinizi ve ruhunuzu dinlendirecek sizi bir başka zamanda yolculuğa çıkarak geziyi en kısa zamanda gerçekleştirmeniz dileğiyle... temmuz2013


58

kültür / sanat

Mustafa Ceceli

gungorendergi.com

İslam Estetiğine Yazar : Oliver Leaman Yayınevi : Küre Yayınları Sayfa sayısı : 280 İslam sanatı üzerine çalışanların çoğunluğu, İslam sanatını hayranlık uyandırıcı muhteşem veya etkileyici olarak görüp meslek hayatlarını buna adayabilirler, fakat İslam sanatını gerçek bir sanat olarak görmezler. İslam sanatını estetikle, hele sanatla hiç ilişkisi olmayan -siyasi, dini ve mistik- terimlerle izah etmeye çalışırlar. Oliver Leaman, İslam Estetiğine Giriş`te “İslami estetik diye bir şey var mıdır_ İslam sanatı aslen tasavvufi midir? İslam`a has sanatsal biçimler mevcut mudur? İslami resim diğer resim biçimlerinden farklı mıdır? İslami sanat `öteki` midir? Hüsnühat İslami sanatların en üstünü müdür?

Tarih Saat Yer

: 12 Temmuz 2013 : 21:30 : Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi, İstanbul

Bu yıl düzenlenen Türkiye Müzik Ödülleri’nde “En İyi Albüm”, “En İyi Erkek Sanatçı” ve “Dijital Ortamda En Çok Dinlenen Şarkı” ödüllerine layık görülen, söylediği her şarkıyla müzik listelerinin zirvesinde kalmayı başaran ve konserlerinde sevenleri tarafından büyük ilgi gören Mustafa Ceceli, Mustafa Ceceli, 12 Temmuz Cuma akşamı İstanbul’un en görkemli sahnelerinden Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda muhteşem orkestrasıyla Açıkhava’da İstanbullularla buluşacak.

David Sanborn/Bob James feat.

Steve Gadd/James Genus Peygamberimizin

Ramazan

“Quartette Humaine”

Günlüğü

Yazar : Ali Çelik Yayınevi : Beyan Yayınları Sayfa sayısı : 158

Bu kitap, Peygamber Efendimiz´in Ramazan ayını nasıl geçirdiğini, hadislerin ışığında tespit ederek, bir anlamda Peygamberimiz´in Ramazan Günlüğünü genel hatlarıyla da olsa okuyucularla buluşturmaktadır. Belki “O´nun yolunun emekleyen yolcularına” ışık olur diye... Bu tespitler, Ashab-ı Kiram’ın, Peygamberimiz´in Ramazan ayını ihya etme ve oruç ibadetini yerine getirme konusunu neler yaptığına dair, O´ndan gördükleri ameller, kendisinden işittikleri tavsiye ve teşviklerden bize intikal eden en kıymetli bilgilerdir.

KİTAP temmuz2013

Tarih

: 09 Temmuz 2013

Saat

: 21:30

Yer

: Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi, İstanbul

Popüler cazın efsanevi isimleri İstanbul’da bir araya geliyor. Çıkardığı 85 albümün yanı sıra, Grammy dahil birçok ödül kazanan Bob James’e, tüm zamanların en başarılı ve ilham verici saksofon virtüözlerinden David Sanborn eşlik edecek. Bu isimlerle, stüdyo bateristlerinin en iyisi olarak adlandırılan Steve Gadd ve basta harikalar yaratan James Genus aynı sahneyi paylaşacak. 1986’daki “Double Vision” ortaklığından sonra ilk defa bir araya gelen James ve Sanborn, bu yıl Steve Gadd’le birlikte kaydettikleri “Quartette Humaine” albümünün turnesi kapsamında, İstanbul’da.

MÜZİK


59

kültür / sanat

Bezirgan

gungorendergi.com

İnşallah Vizyon Tarihi : 05 Temmuz 2013 Yapımı : 2012 - Kanada, Fransa Tür : Dram Yönetmen : Anaïs Barbeau-Lavalette . Oyuncular : Sabrina Ouazani, Evelyne Brochu, Sivan Levy, Yousef Sweid, Hammoudeh Alkarmit

İstanbul Halk Tiyatrosu, Moliere’in başyapıtı Tartuffe’ü yepyeni bir uyarlamayla sahneye getiriyor: Bezirgân. “Tartuffe’ün kim olduğunu biliyoruz ama peki nereden çıktı bu Tartuffe? Nasıl oldu da girdi hayatlarımıza; talan etti her şeyi? İşte bu sorulara yanıt arayan oyunumuzun sürprizleri var. Biri, aramıza yeni katılan bir parlak oyuncu daha: Şebnem Bozoklu. İkincisi, hizmetçi kız rolünde Bahtiyar Engin ve evin büyükannesi rolünde Erkan Can. Ama sürprizlerin en büyüğü hem Orgon hem Tartuffe rollerini canlandıracak olan Cem Davran! Bir de İbo var. Ekibimize yeni katılan büyük oyuncu İbo. Kendisi bir kukla. İbo‘yu “Bezirgân”da çok önemli bir rolde ilk kez izleyeceksiniz.” Tarih : 10 Temmuz 2013 Saat : 21:15 Yer : ENKA Eşref Denizhan Açık Hava Tiyatrosu, İstanbul Yöneten : Yıldıray Şahinler Oynayanlar: Cem Davran, Erkan Can, Şebnem Bozoklu, Bahtiyar Engin, Faruk Akgören, Aytek Önal, Selin Yeninci, Selim Can Yalçın, Ali İl

Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi Tarih : 12 Temmuz 2013 saat : 21:15 Yer : ENKA Eşref Denizhan Açık Hava Tiyatrosu, İstanbul Yazan : Ziya Osman Saba Yöneten : Can Doğan Oynayanlar: Uğur Arda Aydın, Uğur Dilbaz “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesiyle 60 yıl öncesinin İstanbul’una özlem dolu bir yolculuk... Ziya Osman Saba’nın 1940’lı yıllarda yazdığı öykülerinin bir araya getirildiği “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi” adlı kitabından Hilmi Zafer Şahin’in kolaj yaklaşımıyla sahneye aktardığı oyun, Saba’nın İstanbul’a duyduğu özlemi, sevgiyi ve saygıyı sahneye taşıyor. 1952 yılında Varlık Yayınları tarafından yayımlanan öykülerden, aslına sadık kalınarak oyunlaştırılan “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesinde 60 yıl öncesinin İstanbul’u, kaybolan ve yaşayan değerler bağlamında anlatılıyor.

TİYATRO

Doktor olan Chloe, yaşamını Ramallah’taki Türk doktorlara yardım etmekle ve Kudüs’te yaşayan İsrailli bir asker olan kapı komşusu Ava ile geçirmektedir. Her gün uçurumun iki farklı yanını gören Chloe, birbirlerine düşman arkadaşları arasında köprü kurmaya çalışsa da her iki tarafa da aslında yabancı olduğunu fark edecektir. Belgeselleriyle tanınan Fransız sinemacı Anais Barbeau-Lavalette’in ikinci uzun metrajlı işi olan filmin başrolünde ise en son Café de Flore filminde izlediğimiz Evelyne Brochu yer alıyor.

Maskeli Süvari Vizyon Tarihi Yapımı Tür Yönetmen Oyuncular

: 05 Temmuz 2013 : 2013 - ABD : Aksiyon, Macera, Western : Gore Verbinski : Johnny Depp, Armie Hammer, William Fichtner, Helena Bonham Carter, James Badge Dale

Asıl adı John Reid olan Lone Ranger lakaplı bir kovboyun, Kızılderili ruhani yardımcısı Tonto ile haksızlıklara karşı verdiği mücadeleyi anlatan ünlü TV dizisinin sinema versiyonuyla beyaz perdeye aktarılıyor. Yapımcılığını Jerry Bruckheimer ve yönetmenliğini Gore Verbinski’nin yaptığı filmin baş rollerini ise Johnny Depp, Armie Hammer ve Tom Wilkinson paylaşıyor.

SİNEMA temmuz2013


60

kültür / sanat gungorendergi.com

GÜNGÖREN BELEDİYESİ

Güngören Belediyesi Tarafından Organize Edilen Tiyatro ve Çocuk Eğlenceleri Birçok Yerde Devam Ediyor

Kale Center alışveriş merkezinde her cumartesi günü 15,30 da çocuk tiyatroları ve etkinlikler Belediyemizce düzenlenmektedir. Alışverişe gelen aileler çocuklarının ücretsiz eğlenebilecekleri, eğlenirken öğrenebilecekleri etkinlikler ile zaman geçirmelerinin memnuniyetini yaşıyor.

temmuz2013


61

KÜLTÜR SANAT GÜNLÜĞÜ kültür / sanat gungorendergi.com

Açıkhava Sinema Günleri

Güngören Belediyesi tarafından Aliya İzzetbegoviç Parkı’nda açık havada düzenlenen sinema günleri yoğun ilgi ile takip edildi. Nostaljik değeri yüksek filmlerin ve yeni filmlerin bir arada sahneye yansıtıldığı sinema günleri, izleyicileri 70li 80li yıllara götürdü. Çocukların yoğun ilgi gösterdiği sinema günlerinde yine bir sinema klasiği olan patlamış mısır dağıtılması, özellikle çocukların ve ailelerin takdirini aldı. Açıkhava sinema günleri etkinliklerine katılan vatandaşlarımızın memnuniyeti ile bir başarılı proje daha geride bırakılmış oldu. temmuz2013


62

s

p

o

gungorendergi.com

r

YÜZME 6-14 Yaş Grubu (Ücretsiz) Günler ve Saatler Katılıma Göre Belirlenecek. Yer: Kapalı Yüzme Havuzu - İzzet Ünver Lisesi Arkası Erkek: Salı- Perşembe- C.tesi-Pazar Kız: Çarşamba-Cuma-C.tesi-Pazar

AKTİVİTE VE BİLGİLERİ

GÜNGÖREN BELEDİYESİ YAZ SPOR OKULU

Yer: Mobil Yüzme Havuzu - Güngören Ortaokulu Bahçesi Erkek: Çarşamba-Cuma Tam Gün C.tesi-Pazar09.00-13.00 Kız: Salı- Perşembe Tam Gün C.tesi-Pazar 13.30-17.30

AQUA PARK 6-14 Yaş Grubu (Ücretsiz) Yer: Şiir Mektebi Ortaokulu Ve Atatürk Ortaokulu Erkek: Salı- Perşembe Tam Gün-C.tesi-Pazar 09.00-13.00 Kız: Çarşamba-Cuma Tam Gün-C.tesi-Pazar13.30-1730

FUTBOL 6-14 Yaş Grubu (Ücretsiz) Yer: Güneştepe Spor Tesisi Çarşamba – Cuma Günleri (Gruplar Yaşlara Göre Belirlenecektir) 6-7-8 Yaş Grubu / 9-10-11 Yaş Grubu / 12-13-14 Yaş Grubu

VOLEYBOL 6-14 Yaş Grubu (1 Ay ¨20) Yer: İzzet Ünver Lisesi Spor Salonu Dersler, Pazartesi, Çarşamba, Cuma Günleri 12.00/ 14.00’dadır. (Gruplar Yaşlara Göre Belirlenecektir) 6-7-8 Yaş Grubu / 9-10-11 Yaş Grubu / 12-13-14 Yaş Grubu

BASKETBOL 6-14 Yaş Grubu (1 Ay ¨20) Yer: İzzet Ünver Lisesi Spor Salonu Dersler, Pazartesi, Çarşamba, Cuma günleri 09.00 / 12.00’dadır. 6-7-8 yaş grubu / 9-10-11 yaş grubu / 12-13-14 yaş grubu

temmuz2013


63

s

p

o

r

gungorendergi.com

YARIM GÜN YAZ OKULU

• Sabah Grubu eğitimleri 09.30-13.00 saatleri arasındadır. • Öğle Grubu eğitimleri 13.00-16.30 saatleri arasındadır.

YÜZME YAZ OKULU • 5-12 Yaş Grubu Yüzme Eğitimleri Salı-Perşembe günleri 9.00-10.00 / 10.00-11.00 / 11.00-12.00 saatleri arasındadır.

• 13-16 Yaş Grubu Yüzme Eğitimleri Salı-Perşembe günleri 12.00-13.00 saatleri arasındadır.

• Eğitim Gruplarımız Karmadır (Kız-Ekek Karışık).

• Tüm Üyelerin Hepatit ve Tam İdrar Tahlili Yaptırması Zorunludur. • Gerekli Malzemeler; Yüzücü Mayosu, Bone, Gözlük, Terlik, Havlu.

temmuz2013

YÜZME VE YAZ OKULU EĞİTİM BİLGİLERİ

• Hafta İçi Hergün Yüzme, Jimnastik, Masa Tenisi, Satranç vb. eğitimler.

TOZKOPARAN YÜZME HAVUZU

• 6-12 Yaş Grubu


64

bulmaca gungorendergi.com

Yapılan iş

Fotoğraftaki park

Aha, ahacık

Çekicilik

Müslümanlık

5

Osmanlı hükümdarı

Bir mahalle adı

Geleneksel Türk konuk odası

Bildirme, haber verme

Uzaklık anlatır Namus, iffet

Atılmış olan

Tek başına çalan sanatçı

Hücum, hamle

1

Muvaffakiyet Futbolda sayı Rubidyum' un simgesi

İki notanın bağlı çalınması

Altın kökü

Çadırların konak yeri

4

Çinko' nun simgesi Fakat, lakin

9 Sözü edilen yerde

Yoğurt mayası

Sermaye

Bir ucu ipli dövme aracı

Menzil

8

Emtia Bir sıvama aracı Çocuğu ateşe karşı uyaran söz

Kayak Utanma duygusu İslam' ın beş şartından biri Rica anlatan bir söz

Bildirme, anlatma Bir bağlaç Eden, yapan

İzmaritgillerden bir balık

Lades oyununda söylenen söz

7

İşin yapıldığı an

Vesayirenin kısaltması

Karayipler' de bir ülke Olumsuzlukları var gücüyle göze alarak

Dingil

Bir porfir türü mermer

Sanatta üstün bilgili kimse

Bir hayvan, kakım

3

Emme, soğurma

Otoyol

Giyimde geçici yenilik

2

Bin kilogram Konutlar topluluğu

Özel tedavi yöntemi

10

Sahip, iye

Çizgi im

Mal

Olağandan büyük

Nazi hücum kıtası Nesne, madde

11

Mahkemede tanıkları çağıran (Tersi) İlave

6

Bol karşıtı İcar

Hitit

Asla

Maksat

ANAHTAR KELİME temmuz2013

1

2

3

4

5

6

7

8

9

10

11


Güngören Dergi - Temmuz  

Güngören Belediyesinin İlçede gerçekleşen faaliyetler, etkinlikler, hayata geçen projeler, devam eden çalışmaların yanı sıra sağlık, teknolo...

Advertisement
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you