Page 1


Editör  

D.

Eveeet bizde yalan yok, ne  yazmışız kapağa? “Türkiye’nin ilk  rastgele süreli yayını”, ne demek  bu? Ne zaman çıkacağımızı biz de  bilmiyoruz demek. Ne zaman  canımız isterse, ne zaman antin  kuntin işlerden fırsat bulursak, ne  zaman yumurta göte dayanırsa  çıkarıyoruz dergiyi. Onun dışında  kimseye söz vermek istemiyoruz  artık. Bir bakmışsınız haftada bir,  bir bakmışsınız 3 ayda bir  çıkıyoruz. Ne zaman tadımız  yerine gelirse. 

teşekkürler kısmına geçmeden  teşekkür etmem gereken iki kişi  var biri Mehmet Ekiz (bay Sıtkı  sıyrıl) ki bıkmadan, usanmadan,  tacizlerime göğüs gererek  karikatürleri çizdi, diğer ise camel  ne haber senin için bir işim var  dememle koca kapağı bir çırpıda  hazır etti.  

7. sayıyı ne zaman çıkardığımızı  anımsamam için siteye girip  tarihine bakmam lazım, ama site  benim olmasına rağmen okuyucu  olarak bile nadiren giriyorum, hep  bildiğim şeyler.  

Size akıl verecek değilim ama  insan istiyor ki 1 hafta boyunca  her gün saat 11lere kadar  çalıştığımız, emek verdiğimiz bir  dergi okunsun. Okuyun. 

Siz de hemen fark edeceksiniz ki  dergiyi değiştirdim. Oradan  buradan çaldığım formatlarla,  resimlerle, yazılarla hiç çaba sarf  etmeden mis gibi, okunması  kolay, görsel bir dergi hazırladım.  Hazırladım diyorum ama  

Ne diyorduk, hah görsel ve  okunması kolay bir dergi, yani  okuyun. La bu çok uzun olmuş  diye yazıları piç etmeyin, alnımızın  derisi çatladı onları yazarken.  

Dergiyi tekrar çıkartacağım ben  dediğim gün, “hah başladı yine  mal” diyerek beni  cesaretlendiren, bana umut veren  eşime de buradan sonsuz  teşekkürler.    

Diaze


WILLKOMMEN MERKEL   Oh şayze!  Çok  etkileniyorum  şu an. 

Beylecene gırarım işte  sigaraları ben.

Resmen duman  oldu koskoca  şansölye ha. 

Merkel geçtiğimiz hafta  Türkiye’deydi. Tayyip Erdoğan  fotoğraf çektirmek isteyen  kızların sigara kırarken  yaşadığı şok dışında bir  numarası olmadı. Diğer tüm  başkanlar, başbakanlar gibi  Ayasofya’dan Sultanahmet’e  yürüyerek gitmeyi tercih etti.

SUBAY TIRAŞI  Deniz Baykal’ın subay tıraşı olması kafalarda soru işareti  uyandırdı. Yakın çevresi bunu iktidara hazırlık olarak  değerlendirirken, diğer bir grup Balyoz operasyonunda  gözaltına alınan komutanlara destek çıkıyor görüşünü dile  getirdi. Baykal’ın kendisi ise; “Gençleşiyorum” diyerek bir  on yıl daha CHP’nin koltuğunda olacağının sinyallerini verdi.   En azından bir kişi  olaydı etrafta iyiydi. 

Deniz Baykal Sivas’ın ilerisine geçti ama aynı anda oradakiler de bu tarafa geçtiği için ortaya ilginç görüntüler çıktı!


POLİSE TEPKİ  Tekel işçilerine destek  verenlere karşı polisin  takınmış olduğu tavır tepki  topladı. Adını vermek  istemeyen yetkili; “Polislik  ekip işidir, şahsi şovunu  başka yerde yapacaksın.  Burada esas olan  paylaşımdır” derken, tek  başına eylemci coplamaya  çalışan polis; “ben eylemciyi  arkadaşların tarafına doğru  sürmeye çalıştım” dedi.  

Sözde Ermeni soykırımı tasarısının  temsilciler meclisinde geçmesinin  ardından “ABD’ye gitmeyebilirim”  diyen Tayyip Erdoğan’ın bu  kararından vazgeçip ABD’ye  gideceğini açıklaması Beyaz Saray  tarafından değerlendirildi:  “Resmen naz yapıyor ha!”  Hepsi Kaddafi  korkusundan gülüyor  yeminle. 

Arap birliği  toplantısına  katılmak için  Libya’ya giden  başbakan,  yanında  tercümanı  olmadan da  esprileri  anlayabileceği ni gösterdi.  


İÇTİMALAR BOŞ GEÇİYOR!  Ergenekon, Balyoz, Kafes  derken TSK’nın üst düzey  komutanlarına karşı  gerçekleştirilen gözaltılar ve  tutuklamalar neticesinde birçok  birlikte içtimalar boş geçmeye  başladı. Askerlerin içtimalarda  toplu halde pikniğe gittiği, çarşı  iznine çıktığı veya hava değişimi  için memleketlerine gittiği  belirtiliyor. TSK sözleşmeli  komutan uygulamasına geçmeyi  gündemine aldı.  

FRANSA GEZİSİNDE TÜRKİYE BU ADAMI MEMNUN EDEMEDİ! 

Erdoğan’ın Fransa gezisi sancılı başladı. 7 Nisan Çarşamba günü Sarkozy ile görüşmesi neşeli bir  havada başlayıp devam ederken, kimliği sır gibi saklanan bir kişinin memnuniyetsizliği  görüşmeye gölge düşürdü. Sarkozy&Erdoğan ikilisinin sürekli kıçının dibinde duran ve her  pozda sıkıntısının daha da arttığı görünen kişinin basına kapalı bölümde sürekli “eh ben  bilmiyorum bana bir şey sormayın”, dediği ve Erdoğan’ın ısrarlı sorularına karşılık “yok bir şey”  dediği öğrenildi. Bu kişiyi sorduğumuz Le Figaro gazetesinin bir muhabiri “bu adamı ben de ilk  defa bugün gördüm ” dedi.  


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,  Manisa Mesir  Macunu  şenliklerine  katıldı. Şenlik  alanına mesir  macunu yiyip  gelen enerjikler  alınmadı.  

This is paper  bird, you  know, for you 

Yok lan bana el  sallamıyorlar sanki!  Hemen atladık sazan  gibi. 

Yes, bört… 

8 yıldır iktidardayım  böylesini görmedim,  arkadaş bildiğin  origami lan bu!

Almanya şansölyesi (başbakan oluyor sanırım) Merkel Türkiye ziyareti  sırasında Tayyip Erdoğan’a bir Türk kızının yaptığı kâğıttan güvercini hediye  etti. Merkel’in hediyeyi vermesi sırasında ikili arasında samimi, bir o kadar da  duygusal bir konuşma geçti. Başbakan bu konuşmayı “tek kelimesini bile  anlamadım!” şeklinde yorumladı.


KÖŞE  

A.F.   Selam sevgili okurlarım. Selamın aleyküm hatta şalom, wundebah. Çoğu zaman  soruyorlar biz köşe yazarlarına, her gün yazacak konuyu nasıl buluyorsunuz  diye. İşte bazen de bulamıyoruz. Peki, bulamadığımız zaman köşeyi kapatıp  gidiyor muyuz hayır! Size nasıl konu bulamadığımızı anlatıp yine yolumuzu  buluyoruz. Böyle olmak zorundayız, yaratıcı olmak size yol göstermek  durumundayız. En nihayetinde bizler de ekmeğinin peşinde olan insanlarız, tek  derdimiz evimizde çorbamızın kaynaması.    Bunları düşünürken bizim çaycı Mehmet Efendi girdi odaya, aklıma ona ilk  geldiği zamanlarda capuccino demeyi öğretişim geldi. Buraya geldiğinde çay,  kahve ve oraletten başka bir şey bilmezdi. Ben dışlamadım onu, kimse moca’yı,  latte’yi, espresso’yu, capuccino’yu, del rua de mosarette’yi bilmek zorunda  değil. Gerçi bu tatları alamadan göçüp giden bir insan benim indimde eksik  insandır ama bunun hesabını sormak, bu kişilere acımak bana düşmez. Mehmet  Efendi diyordum, ondan ilk capuccino istediğimde bana cappy vişne getirmişti  de ne gülmüştüm. Şimdi kap demeden capuccino’yu anlıyor. İnsanın evrimi  olağanüstü bir tecrübe, yaşamasını, görmesini bilene.    Derken yazı işleri müdürüm girdi kapıdan, sinirle. Son yazımı masamın üstüne  fırlattı ve “sen benim başımı belaya mı sokacaksın?“diye ünledi. Usulca  gazeteye uzandım ve yazımın olduğu sayfaya baktım, birkaç satır okudum ve  okuma gözlüklerini indirip sordum ne var? Dakikalarca benim kalemimin  ustalığından dem vurdu, bana beni övdü sonunda dayanamayıp bana  bilmediğim bir şey söyle deme cüretini gösterdim… Sustu, baktı, seninle gurur  duyuyorum dedi ve gitti... İkimizde sarılmak istedik birbirimize biliyorum ama iki  orta yaşlı, zevk sahibi, heteroseksüel erkek yakıştıramadık bunu kendimize.  Oysa hayat birazda sarılmak değil mi dört elle her şeye?    İşte sevgili okur biz bazen köşeye koyacak yazı bulamıyoruz, ama Hiç boş  bırakmıyoruz köşelerimizi. Çünkü bugünün medyası köşe kapmaca oyunu gibi,  birisi köşesinden ayrıldı mı derhal bir başkası kapıveriyor yerini. Hepimiz ekmek  derdindeyiz kimsenin kimseye köşesini kaptırmaya niyeti yok! Sağlıcakla kal. 


KIRGIZİSTAN’DA POLİSİN  LAKAYT TAVRI ELEŞTİRİLDİ  Muhalefetin 7 Nisan 2010 tarihinde  başlattığı isyan girişiminin başarıya  ulaşmasının tek sorumlusu olarak  görevini hakkıyla yapmayan  polisler gösterildi. Polisler arasında  giyinmeyi unutanların, joplarını  evde bırakanların olduğu, gösteriler  sırasında sigara keyfinden bile  vazgeçmeyenlerin bulunduğu  açıklandı.   Eleştirileri değerlendiren Emniyet  Genel Müdürü Ablakov: Polise cop  diye dağıtıkları şey resmen Pazar  kasası tahtası, sonra neden evde  unuttun oluyor. Dünya demir copa  geçmeye hazırlanırken biz hala  plastiğe geçemedik dedi ve Polis  cop denilen bu şeyi unutmamış,  bilerek evde bırakmıştır diye ekledi.          

TAYLAND DA KARIŞIR GİBİ  OLDU  Kırgızistan’daki ayaklanmayı fırsat  bilen Taylandlı muhalifler de dün  ayaklanma girişiminde bulundu.  Tayland'ın başkenti Bangkok'ta,  eski başbakan Taksin Şinavatra  yanlılarının başlattığı eylem  Bangkok meydanındaki basın  açıklamasıyla başladı. Daha sonra  meclise doğru yürüyüşe geçen 10  bin kişilik grubun meclis önüne  gelindiğinde 15 civarında kalması  üzerine isyan ertelendi. Kırmızı gömlekliler isyan grubunun lideri (fotoğrafta bayrak tutan),  “ummadığımız bir mağlubiyet aldık, Nasrettin Hoca’nın fil hikâyesine benzedi bizim iş”  açıklamasında bulundu.  


Kırgızistan’daki isyan komşuları Tacikistan ve  Kazakistan hükümetlerinde tedirginlik yarattı. Bir  açıklama yayınlayan Kazak ve Tacik hükümetleri  tarafları itidalli davranmaya davet ederken bir  yandan da yandaşlarını silahlandırmaya başladılar.  Özellikle Tacikistan’daki silahlanma dış dünyanın  tepkisini çekti. Tacik hükümeti askerliğini yapmış  hükümet yanlısı erkeklere lav silahı, kanas suikastçı  silahı ve kalkan dağıtmaya başladı.      

 

CERN’DE FACEBOOK  DEPREMİ  CERN’in büyük bir titizlikle  gizlenen bölümlerinde  çektirdiği fotoğraflarını  Facebook profilinde  paylaşan İsveçli bilim  adamı Hans Lars Kuvars  kurumdan uzaklaştırıldı.  


CERN’deki arızayı  Türk Teknisyen  giderdi!  1963 Tonya doğumlu,  Tonya Endüstri Meslek  Lisesi Metal bölümü  mezunu Akif Galeta:  “çarpıştırıcıya bir  kaynak attım yeni gibi  oldu” dedi.

BU ÜNLÜLERİ TANIDINIZ MI?  İngiliz posta memuru Johny  Culligan, kendisine gösterilen 312  tane “Bu ünlüleri tanıdınız mı?”  sorusunun tamamına doğru cevap  vererek Guinness Rekorlar kitabına  girmeye hak kazandı. “Küçük bir  çocukken dahi annem hep görsel  hafızamın iyi olduğunu söylerdi”  diyen Culligan, rekorunun  onaylanmasını bile beklemeden  yeni rekorlar kırmak için çalışmaya  başladığını belirtti.    

BİLİM DÜNYASINI SARSAN VAKA 6 kız arkadaşıyla çıktığı tatilden  istediği verimi alamayan Sergio  Ramos von Aldente’nin penisi  direklere sürtünmekten kısaldı. 


Tanıtıcı Reklâm        

E.T.R  

Erman Toroğlu ve boru  Pak plast bir marka. Pakpen’in üreticisi olduğunu reklâmından anlıyoruz. Kimi  oynatmış reklâmında? Erman Toroğlu. Ne diyor Erman “burası tam kapasite ile  çalışan bir fabrika ama hiç insan yok, buna otomasyon diyorlar. Yani sıfır insan  sıfır hata” sonrada biraz önce insansızlığa, insan demenin hata demek olduğuna  methiye düzen Erman, fabrikanın çalışanları olduğunu düşündüğümüz bir  grupla “kiziroğlu” türküsünü bozarak oluşturdukları “borudur bu!” şarkısını  söylüyorlar.   O boru da senin yaptığın nedir Erman? İnsan demek hata demekse en büyük  hata senin o reklâmda oynaman olmuş. Fabrika otomasyonla çalışıyor da o  otomasyon tuğladan mı evrildi? Yoksa ilahi bir güç mü makinelere indirdi  otomasyon yazılımını? Onu da bir insan yaptı be Ermanım eğer insansızlık sıfır  hata demekse ve sen bununla övünüyorsan, o zaman otomasyonu yazan  mühendislerin hata yapacaklarını baştan itiraf etmiş olmuyor musun? Bu bir  çelişki değil mi? Ve pak plastcılar siz insan değil misiniz?   Hem madem insan çalıştırmamak sizin için bir övünç kaynağı reklâmın sonunda  gördüğümüz elemanlar kim? Hani hiç insan yoktu? Aaa doğru ya bakım, onarım,  düzenleme, takip, vs. işler için insan lazım değil mi? Ama insan demek hata  demek sakın bir hata yapıyor olmayasınız? Boru alan biri değilim ama olsaydım  sizden boru almazdım.  

Yaprak ped; her biri yeni bir don gibi…  Kızlar regl oluyor bunu uzun zamandır biliyorum. Ve regl oldukları zaman ped  kullanıyorlar bunu öğreneli de bir hayli zaman oluyor. Bu ürünlerin reklâmları  saat başı ekranlarımızda, olacak tabi bir ürün çıkarıyorsan piyasaya tanıtacaksın, 


zerre yadırgamıyorum. Ama şu son çıkan günlük ped, yaprak inceliğinde ped  olayı yemin ediyorum beni kukudan soğuttu.   Bir abla çıkıyor “iyi bir güne başlamanın sırrı kısa bir duş, yeni bir iç çamaşırı ve  bir günlük ped” diyor. Niye güne iyi başlamanın sırlarından biri hatta  kahvaltıdan bile önde geleni günlük ped? İnce ince onu da açıklıyor abla; kötü  kokuları önler ve iç çamaşırınızı daima temiz tutar.  Benim bu laflardan anladığım eğer kukunuzu olduğu gibi bırakırsanız kötü kokar  ve donunuzu kirletecek kadar ileri giderdir. Yahu bilen var bilmeyen var ped  satacağım derken milleti neden kukudan tiksindiriyorsun? Yok kokar yok akar,  bu kadar mı itici bir şey bu? Biz yıllar yılı akan kokan bir şeyin peşinde mi ömür  tükettik? Lütfen biraz daha hassas olalım. İki parça ped satacağız diye yılların  kukusunu rencide etmeyelim. Sonra gaylik (ibnelik) niye artıyor? E sen kukuyu  böyle lanse edersen millet çüke yöneliyor.  

Naz Elmas olsan ne olur?  İnsan kendini beğenmezse kırk günde çatlarmış derdi babaannem beni aynanın  önünde gördükçe. Artık her aynaya bakanı kendini beğeniyor mu sanıyordu  yoksa benim kendimi beğendiğimi mi düşünüyordu bilemiyorum ama biri var ki  tanıdığım değil kırk gün 3 gün kendini beğenmese çatlar sanırım. Daha önceleri  dizilerde gördüğümüz, şimdilerde ise eti benim o reklâmlarında boy gösteren  Naz Elmas abladan başkası değil bu.  Orta halli bir elemandan bir bisküvi koparmak için bir kızın Naz Elmas’a  dönüşmesin izliyoruz. Kimse kimseyi kandırmasın o tipte bir eleman değil Naz  Elmas’a ilk soran kızdan bile kat kat çirkin olan bir kıza, eğer cinsi bir takım  şeyler olabilir beklentisi içine girerse bir tane eti benim o değil, koliyle alır  bisküviyi. Zaten Ankaralı Namık ne diyor “gutusuynan alıyım yavruuuum!” niye  gutusuynan, yani kutusuyla, alıyor? arabada 5 evde 15 için olay bu.  Ama Naz Elmas olsam yine de vermez misin kafası çok iyi, hele uçsam kaçsam  eklentisi dâhiyane olmuş. Naz Elmas mı? Ömrünü al demesini bekliyor  sanırsam. Kaldı ki reklâmlarda son zamanlarda gördüğümüz 40 kuruşluk için  yalvarma noktasına gelme işini de anlamıyorum. Koskoca Naz Elmas olmuşsun,  bölüm başına 15‐20 bin lira paralıyorsun ama 75 kuruşluk eti benim o için Naz 


Elmas olman yetmezmiş gibi bir de uçup kaçıyorsun. Bak ne dicem gel sen bana  Naz Elmas ol ben de sana eti benim o'yu gutusuynan alıyım, bir şartım var ama.  

Oğulları askerden dönen aileler  Asker olma durumu her ne kadar haber bültenlerinde prim yapmasa da  reklâmcılar arasında hala eski güzide yerini koruyor. Öyle ki kamuflaj desenli  bebek bezleri, asker bebeklerin yardımıyla kısıtlı sayıda kişiye ulaşıyor, Yetişen  alıyor. En çok da askerden dönen oğul kavramı üzerinde durmayı seviyorlar.   Ama oğullar askerdeyken ailelerinin manyaklaştığını üzülerek izliyoruz. Biri  askerden dönen oğluna en sevdiği yemekleri hazırlarken çorba olarak knor  kremalı tavukluyu seçiyor, biri askerden gelen oğluna, çocuk daha bavulunu bile  boşaltmadan askerdeki tıraş maceralarını soruyor. Benim zamanımda çok  zordu, hep yanardı yüzlerim diyor, bir flaşbek yaşıyoruz bakıyoruz ki yüzü yanan  bir tek o yani diğerleri olayı çözmüş, demek ki mallık babada.   Hayır, kullandığın tıraş bıçağı sikindirik olabilir, yüzünün içine ediyor olabilir  oğluna “benim verdiğim tıraş bıçağını mı kullandın?”diye sormak da neyin nesi?  Maden o tıraş bıçağı sana askerliği zehir etti oğluna niye aynısını veriyorsun?  Manyak mısın sen? Psikopat mısın? Oğlum aman bu bıçaktan alma, bana hayatı  zindan etti diyeceğin yerde, bizzat niye kendin alıp çocuğa veriyorsun?  Zaten o çocuğun askerden geliyor olma ihtimali sıfır. Bana bu çocuk golf  oynamaktan geliyor bir duş alıp çıkacak deseler inanırım. Çünkü çocukta o  elektrik var. Bir omzuna attığı kazağı eksik. Finalde yine üç kuruşluk şeyi almak  yerine gizlice çalma, karşıdakine vermesi için yalvarma durumuna şahit  oluyoruz ki çok ayıp. Çocuk askerden yeni gelmiş, cebine para koyacağına tıraş  bıçağını al kaç, aferin sana baba olarak.  

Amerikalılar neye gülüyor?  Bu bir reklâm yazısı değil ama madem reklâm yazdık TV’deki gibi davranayım  istedim. Reklâm arasında dizi, program izleyen bir milletin ferdi olarak reklâm  arasına yazı alayın dedim. Tercihi mi de aklıma takılan Amerikalılar neye gülüyor  konusuna ayırdım.  Tarafsız olamayacağım bir alan seçtiğim için peşinen özür dilerim. Çünkü  derdim Jay Leno denen demir çene ile. Conan O’Brien’ın yerini aldığından beri 


gıcığım kendisine, programına, esprilerine. Espri diyorum ama siz bana  bakmayın ağız alışkanlığı. Bakın size birkaçını yazayım da görün espri nasıl  olurmuş. Bu arada Amerikalı izleyicilerin bunlara koptuğunu da belirteyim.  ‐ Bir cumhuriyetçi senatör mü ne kucak dansı yaptırırken yakalanmış ve  istifası biraz geç olmuş bizimki patlattı espriyi "sanırım kıçına bir iki şaplak  atmak gerekti!"  ‐ Amerikan işsizlik kurumu geçen ay 162 bin kişi istihdam edildiğine dair bir  açıklama yapmış bizimki durur mu yapıştırdı cevabı “hepsi Tiger  Woods’un koruması olarak işe girmiş” (Tiger Woods 90 koruma ile  geziyormuş ondanmış bu espri)  ‐ Newark, New Jersey’de 1947’den bu yana ilk defa cinayetsiz bir ay  geçmiş, bizimki bu sevinilecek bir şey değil dedi ve ekledi “artık katiller  bile Newark’tan kaçıyor”  ‐ On eczaneden 5000 adet viagra çalan kişi yakalanacağının anlayınca  hapları yutmaya çalışmış, bizimki “kendisine en sert ceza verilmeli”  diyerek Amerikalıları uçurdu.     Bu mudur? Amerika’nın yayınladığı saat diliminde en çok izlenen programındaki  espriler bunlar mıdır? Millet bir gülüyor şaşarsınız, ben hayatımda böylesine  coşkun bir gülüş, böylesine salonu inleten bir alkış duymadım, görmedim. Yahu  bu adam nasıl oluyor da Amerika’nın en büyük talk şovcusu olabiliyor? Bu kadar  iğrenç, ilkokul düzeyindeki esprilerle nasıl böylesine prim yapabiliyor aklım  almıyor.   Amerikalılar soğuk esprileri sever biliriz ama buradan anlıyorum ki iğrenç  esprilerle de araları iyi. Neymiş katiller bile Newark'tan kaçıyormuş, ulan ne  komik be!   

Sağlıcakla kalın, K.İ.B. bye 


Resmen plajdan kaldırdığım kızdan daha güzel kalçalarım var lan?!

PLAJLARDA YASAK  DÖNEMİ  Bu yıl plajlarda yakışıklı  erkeklerin çirkin kızlarla  takılmasına yasak getirildi.  Ortaya çıkan manzaraların  birçok güzel kızı intiharın  eşiğine getirdiği belirtildi. 

YENİ MEZUNLAR  Şahin K. Bolu dağı uygulamalı yaz kampı  geçtiğimiz günlerde ilk mezunlarını verdi.  Sertifikalarını alan yeni mezunlar hatıra fotoğrafı  çektirdi. 

MYD TEPKİLİ  Masaj Yapanlar Derneği (MYD)  Başkanı Hamit İyieller; mutlu sonla  biten herhangi bir masaj türü  olmadığını açıkladı. Penise uygulanan  masaj değil mastürbasyondur  şeklinde konuşan İyieller,  Sıvazlatmanın adı masaj oldu ona  üzülüyoruz diye ekledi.  


Sen niye üstünü  çıkardın? 

hahahaha hiç  farkında değilim 

Anladı!!

Ana Yüreği  Dayanamadı  Kazara kızının facebook  profilindeki fotoğrafını gören  anne kalp krizi geçirdi.  Annesinin kalp krizi geçirdiği  Amerika’da okuyan kızı Aygül  Açı’dan gizleniyor. Aygül’ün  Facebook iletisini “içimde bir  sıkıntı var, hayırdır” olarak  değiştirmesi ise kalp kalbe  karşıdır sözünü akıllara  getirdi.  


Her şeye  rağmen güzel  lan! 

Striptiz Kulüpte Olay!  Amerika’nın Visconsin  eyaletinde faaliyet  gösteren “longest” isimli  bayanlara özel striptiz  kulübünde, sahne alan  erkek striptizcinin penis  uzunluğunu beğenmeyen  kadın müşteriler olay  çıkardı. İşletme sahibi ise  “burada penis değil şov  satıyoruz” diyerek  kendini savundu. Olay  yaratan penisin 7 cm  olduğu anlaşılınca polis 

kulübü mühürledi. 

BEKARET KEMERİ CAN ALDI  Girit’te babasının “erkeklerle çok  ilişkiye giriyor” diyerek bekâret  kemeri taktığı 23 yaşındaki Elena  G. Kemeri döner testere ile  çıkarmaya çalışırken hayatını  kaybetti.  


Hepiniz malsınız     

 

S.F.   Herkes bekliyor ki bu yazıda bir analiz yapayım, siyasileri, badem bıyıklıları,  milleti ezenleri, cuntacıları, darbecileri itin götüne sokup çıkarayım. Herkesin  aklında olan ama diline gelmeyen şeyleri söyleyip onların intikamını alayım,  onların kahramanı olayım onu bekliyorlar. Çok beklersiniz! Burada bahsi geçen  mal bizzat sizsiniz. Ben bu köşeyi mallığınızı yüzünüze vurmak için istedim,  verdiler. Kırılacak, gücenecek kendini görmekten korkacak olan varsa hemen  şimdi yazıyı okumayı bırakıp gitsin. Söylediğim laflar yüzünden kimsenin  depresyona girmesini istemem.    

Tuvalet masasının üstü kozmetik dolu olan kız, evet sen!  Sen malsın, davarsın, güdü malısın. Bakımlı kadın güzeldir safsatasına, gazına  gelmiş çirkin, makyajsız bir boka benzemeyen birisin. Hiç bana car car etme, git  yüzündeki 15 kat kozmetiği sil aynaya bak, gördüğün şey sen misin? Gördüğün  şey hoşuna gidiyor mu? Gitmesine imkân yok. zaman içinde bu boktan ürünleri,  bu dünyanın dengesini bozacak kadar zararlı ürünleri, bu doğayı katlederek  hazırlanan ürünleri kullana kullana kendini öyle acayip bir şeye çevirdin ki şimdi  ne olduğunu sen bile unuttun.   Kimi modelliyoruz?  Kime özeniyorsun? Ünlülere mi? Reklamlarda gördüğün o robotik karılara mı?  Allah aşkına bir düşün senin öyle olmana imkân ihtimal var mı? Bunları yüzüne  söylesem, söylesek darılıyorsun, güceniyorsun ama sen de için için biliyorsun ki  sen bizim dediğimiz gibisin. Bilmiyor musun ki o karılar gazetelerin foto  galerilerinde çıkan “bu ünlüleri tanıdınız mı” karıları. O kadar değişmişler ki 17  yaşındaki kızı 23 yaşına gelince tanımıyoruz, olmak istediğin bu mu? Varmak  istediğin nokta bu mu? 


Her kadın güzel değildir, bakımlı kadın güzel değildir, güzellik Allah vergisidir  Allah vermemişse hiç kasma. Gidip de kozmetikçileri zengin etme, bebek  balinaların kanına girme. Senin çirkin suratın biraz bakılabilecek hale gelecek  diye küresel ısınma oldu lan farkında değil misin? Yeter artık ben mevsimleri  yaşayamayacağım bir dünya yerine senin o çirkin suratına katlanmayı yeğlerim.   

Kız arkadaşını temiz duygularla seven apaçi, sen!  Temiz duygu nedir lan mal? Sevişmek mi kirli, seks, öpüşmek, doggy style mı  kirli? Ne temiz aşkım böceğim balım demek mi temiz? Senin ben beyninin  kıvrımlarını s.keyim. Senin aklını alayım ben. Sen bugünden itibaren yazacağım  malların tümü içerisindeki en malsın.     Seks yok mu?  Seks yoksa, sevgilinin omuz başlarını öpmek, meme uçlarını emmek yoksa, elini  ıslak yerlerinde gezdirmek yoksa sevgililik niye var lan? Sen sevişemiyor  olabilirsin, her gece otuzbire abanıyor olabilirsin bu demek değil ki sevgilini  temiz duygularla seviyorsun. Lan it verse s.kmez misin? Sevgilin ev boş, koş gel  götümü başımı yala dese yok olmaz mı diyeceksin? Diyebilirsin bu senin ibne  olduğunun işaretidir, başka da bir anlama gelmez.     Sevişmemek pistir  Asıl pis olan sevişmemek, sevgilinin arasına girmemektir. Akşama kadar  kafelerde, çay bahçelerinde, sinemalarda sürtmekle temiz duygu beslenmiş  olmuyor mal. Temiz duygu sevgiliyi yeni çarşaf serilmiş yatakta enikonu  sevmekle oluyor. Sen cinsel hayatının olmamasına kılıf ararken biz sevişenleri  harcama kendine de bize de ayıp etme. Hadi şimdi git otuzbir çek, çek ki ilişkin  temiz kalsın. Haa bu arada asılırken onu düşünme kirlenir garibim. Ahahahah  mal kere mal.   


Bak orijinali buysa  hiç uğraştırma  beni?! 

Suya girince  büzüştü diyorum  kızım anlasana 

Sonradan papaz  olmayalım da!

Vallahi şu çileye değmiyor! JAPONLAR KALDIRIMI  SEVİYOR  Yapılan bir araştırmaya  göre “Public sex” (ulu  orta halvet olma)  düsturuna en yakın  millet Japonlar çıktı! 


YENİ BİR UYGARLIĞA AİT ESERLER GÜN YÜZÜNE ÇIKTI. M.Ö. 1500’lü yıllarda Güney Amerika’da hüküm sürdüğüne inanılan bir uygarlığa  ait, son derece iyi korunmuş kabartma heykeller bulundu. Kolombiya’nın dağlık  kesimlerinde araştırma yapan Zimmer Zımney başkanlığındaki araştırma  ekibinin bulduğu eserlerin bir hayli erotik olması bu uygarlıkta seksin son derece  üst düzeyde yaşandığına dair inancı körüklüyor. “Seksciler” (Sexist) adı verilen  bu uygarlığın kurulduktan 6 gün sonra Allah’ın gazabına uğradığı düşünülüyor.  Ekibin başkanı Zimmer; “Seksciler, bu heykelleri bitirdikten takriben 6 gün sonra  yıkılmışlar, olumlu düşünmeye çalışıyoruz ama ne püskürecek bir yanardağ, ne  de taşacak bir nehir var?” şeklinde konuştu.  

EYES WIDE SHUT  Singapurlu bilim adamları açıkladı:  Öpüşürken gözünü kapatması sizi  görmek istemiyor oluşundan da  kaynaklanabilir! 


65 yaş maaşının bağlanmasına 3 ay  kaldı bizdeki şu hale bak. Maşallah  zevcemizde dünden hazırmış, hayır  ne soyunuldu arkadaş. 

EMEKLİLERİN GÖZDE MEKANI  Emekli olunca Cannes’a  yerleşen eski PTT çalışanı  Hilmi Bey ve eşi Kadriye  Hanım, Cannes'ın  ortamına alıştıklarını  açıkladı.   İlk başlarda çok  hastalandık, çok üşüttük,  çok ishal olduk ama  şükür bugünlere çıktık  diyen Hilmi Bey, sözlerini  "bunca yıl kapalı kalan  yerlerime yanıyorum"  diye tamamladı.  

KONSERDE SKANDAL İngiliz rock grubu “take from  behind”ın solisti Frank  Kovalaynen Sırbistan konseri  sırasında kendisine sevgisini  belirtmek için sahneye  fırlayan hayranını sahnenin  ortasında s.kti. Sahnede  s.kilen Y.A. (24) "Kuliste bir  elektrik olur diye ummuştum  ama bu da iyi geldi" şeklinde  konuştu.  


TabuDeviren    

T.D. Ne var ne yok yıkmaya geldim. Yazarlık teklifini kabul ederken ne para konuştum  ne başka bir şey. Tek bir isteğim var dedim, yazdıklarıma karışırsanız g.tünüzü  s.kerim dedim hepsi bu. Büyük bir keyifle tamam dedi ibne kılıklılar o halde varım  dedim. Deneme yazısında dergi sahibinin en ücra yerlerine sövdüm, galiz küfürler  salladım hiç tanımadığım bu adama baktım çıt yok, işte aradığım ortam deyip  aktım.  Burada tabuların bir bir g.tüne koyacağım, kimse alınmasın gücenmesin. İçinizde  tuttuğunuz, farkında olmadan hayatınızı değiştiren gizli kapaklı şeyleri buradan  gözünüze sokup ağzınıza sıçacağım, hazır olun. Bu arada g.t yazarken araya giren  nokta derginin bir inisiyatifi yoksa ben g.te g.t derim, s.ke s.k! 

80lerde çocuk olmak  Sokaklarda oynardık biz, komşunun bahçesinden erik çalardık, tek kanal TRT vardı,  voltron, robotek, calimero izlerdik. Okul çıkışı eve girip kapanmaz, sokaklarda top  oynardık. Amiga’larımız, commodore64'lerimiz, atari’lerimiz vardı. Atarimiz yoksa  atari salonlarımız vardı. aduket, ryuken yapardık biz. Hastalandığımız zaman  hemen doktora gitmezdik, annelerimiz sırtımıza havlu koyardı… eeh sıçayım sizin  bayık muhabbetinize. Ulan anlata anlata bitiremediniz amna kodumun 80li  yıllarını. 68 kuşağı sizin kadar anlatmadı lan dönemini. Y.rrak gibi bir dönemdi  80ler, sen çocuk kafayla rahatsın ama babana, anana sordun mu hiç o güzel yılları?  Darbeyi, sıkıyönetimi falan sordun mu babana? voltron izlemek ne prim yaptı  arkadaş. Sözü tükenen, kıza hava atmak isteyen 80li yıllardan anı patlatır oldu.  85liler bile ah o seksenler demeye başladı. s.kerim sizin seksenlerinizi lan. Barda  tanıştığınız kızı s.keceksiniz diye sizin şalvar pantolon giydiğinizi, Mc. Hammer ile  coştuğunuzu dinlemek zorunda mıyız lan biz. Ah o seksenlermiş s.ktir lan oradan  seksenlerde altına sıçıyordun sen.  

Yoksul bir çocukluk geçirmek  Yoksulun bir gururu olur, gizler yoksulluğunu. Gizler derken kendini zengin  göstermeye çalışmaz, 40 yamalı pantolon giyer ama para verirsin almaz,  gururludur. Ama bakıyorum karı kız peşinde 250 gram et için millet yoksulluğa 


övgüler düzer olmuş. Efendim neymiş soğan suyu çorbası içilirmiş evlerinde, bir  ekmeği 16 kardeş yerlermiş, ısınmak için her uç ayak‐baş yatarlarmış, tek göz  gecekonduda kalır, okula gitmek için 15 km yol yürürlermiş. Lan it tek göz  gecekonduda nasıl 9 kardeş oldunuz siz? Anan baban nasıl halvet oldu? Ben bu  kadar yoz, bu kadar cıvık, bu kadar leş bir muhabbet daha bilmiyorum. Babama  kızardım ben senin yaşındayken ile başlayan cümleler kurunca, ama bakıyorum  millet 23’ünde yoksul edebiyatı yapıyor, sebep yumucik eşelemek. Yazıktır  günahtır, yoksulun onuru vardır ki milyon versen satmaz ama bakıyorum siz bir  kuru yumiciğe bütün hayatınızı ifşa ediyorsunuz. Lan olm çocukken yoksulmuşsun  diye kız sana niye versin davar? 

Sobalı evde büyümek  Soba çıtır çıtır yanarmış da bunlar da kestane pişirirmiş üstünde, kışın eve girdiler  mi hemen sobanın başına koşarlarmış, anneanneleri sobanın başında bunlara  masal anlatırmış, pamuk prensesle o büyülü gecelerin birinde tanışmışmış.  Kedileri varmış bunların, böyle sobanın yanına kıvrılan ve ve ve soba tek bir yerde  olduğu için tüm aile orada olur kaynaşırmış. Tanıdık geldi mi size? Evet, ilköğretim  3. sınıf hayat bilgisi dersi 4. ünitedeki mutlu aile resmi. Buradan bakıp kendine  uyarlıyorlar hepsi bu. Şimdi kombi var basıyorsun düğmesine kavuruyor bütün evi,  giriyorsun banyoya sıcacık su şimdi bunlara desen; ah ocaklı kazanlar vardı  bunların zamanında ne zevkliydi onunla banyo yapmak, ahhh ah. Çok küfür  ediyorum bu sefer hafif geçeceğim, s.ktir lan ibiş! 

Yandaki arsa da top oynamış olmak  Bunların zamanında yandaki arsa boşmuş, orada top oynarmış bunlar o kadar  eğlenirlermiş ki şimdi hep bina olmuş, yazıkmış. Ama sorsan en az 5 çocuk ister  bunlar niye sobalı evde büyüdü ya kalabalık aileleri severler. E peki o beş çocuk  nerede oturacak öküz? İstiyorsun ki o arsa hep boş kalsın çadırda mı yaşayacaksın  pezevenk? Karavan mı satın alacaksın? Öyle boş, öyle hedefe yönelik (yumicik)  konuşmalar ki bunlar merak ediyorum bunlara kanıp da hala bacaklarını açan  kızlar var mı bu angutlara. Varsa da ben demiş olayım bunların suratına osurmaya  bile değmez, boş bir arsa bulup oraya bırakmak gerek bu dangalakları.  

Yeni alınan ayakkabıyı yatağın başucuna koymak  Ahahahah kuzum şimdiki bayramlar bayram değil valla, ne tadı var ne tuzu oysa  bu bizimki çocukken öyle miydi? Babası üç bayramda bir ayakkabı alırdı bunlara, 


bunlarda o ayakkabıyı yataklarının başucuna koyup derin derin kokusunu  solurlardı. Şimdiki çocuklara bilgisayar alıyorsun yüzüne bakmıyor canımcım. S.ktir  desem tesiri yok, amnakoyim desem gönül razı değil. Lan bu nasıl bir öykünmedir,  nasıl bir yaşam çalmadır arkadaş. Yaşı 24 gelmiş bana 78 yaşındaki dedemin  anlattığı hikâyeyi anlatıyor. Ben yemiyorum ama bunlara “canım ya kıyamam ben  sana” deyip akşamına da veren kızlar var ona bozuluyorum. Yok, istesem çocukluk  sömürüsünün alasını yaparım ama kendime yakıştıramıyorum. Sen malsan,  ayakkabı gibi bir nesnenin yatağa çıkarılmayacağını bilmiyorsan, aile terbiyesi  almadıysan, görgüsüzsen ben ne yapayım. Bak yemin ediyorum babası buna her  bayram türlü türlü hediyeler alıyordur, bu ibne de onları giyinip kuşanıp  olmayanlara hava atıyordur, ama yumicik gelecek yerden dramı, demagojiyi eksik  etmez böyleleri. Baksan anası börek yapamaz ama her bayram evde ev baklavası  açıldığını da anlatır bu godoşlar.  

Bayramlarda akraba ziyareti yapmak  Ya ya ya, bunlar her bayram bütün akrabalarını ziyarete giden, el öpen, annesinin  babasının sözünden hiç çıkmayan, büyüklerinin yanında konuşmayan çocuklardı.  Terbiye akardı yüzlerinden. Bir cümle önce erik çalıp komşu kızının külotuna  baktığının anlatan mal, gereken tepkiyi oradan alamayınca bu sefer terbiyeden  bahseder. Sanır ki karşımdaki öküzün önde gideni benim neler saçmaladığımı hiç  anlamıyor. Zamanında el öpmeye giderlermiş de şimdi yokmuş bu adet. Lan  hayvan kim tutuyor seni? Kim gitme diyor? Bayramda it gibi orada burada  sürteceğine kalk git ninene dedene, anana babana ama olur mu giderse bayramda  kızlara kim asılacak, kim onlara yalan dolan hikayeler anlatıp, bize gidelim mi  diyecek? O kadar salak ki bunlar her cümlelerinde boka saplandıklarının bile  görmüyorlar.   Daha çok küfür edesim var ama bitiriyorum. Tek ricam var, o da kızlardan  böylelerine prim vermeyin lütfen. Çok veresiniz varsa çalıya çırpıya sürtün ama  bunlara vermeyin, prim… öperim.    


Sırf şu hareketin karizmasına  kapılıp hentbola girdim, şimdi  milli takımı finale taşıdığıma  hala inanamıyorum.  

Yeminle uzun don!

ETO’O NEDEN İNTER’E GİTTİ?  Eto’o’nun Bacelona’dan İnter’e transfer olmasının ardından çok  şey yazıldı çizildi. Ancak Eto’o bunların hiçbiri hakkında yorum  yapmadı. Herkes Barcelona’nın hocası Guardiola ile bir problemi  olduğunu, İspanya’daki ırkçı tezahüratlardan sıkıldığını, vs.  düşünürken amcası Mandiola Eto’o’nun; “Eto’o İnter’e kısa  dönem askerlik imkânından yaralanmak için gitti” açıklamasıyla  işin aslı ortaya çıktı. 


D&G SÜPER GAY LİGİ  BAŞLADI!  D&G süper gay liginin açılış  maçında sahada renkli görüntüler  vardı. Son derece centilmen bir  havada geçen karşılaşmanın tek  golü maçın 90. Dakikasında “mor”  takımının forveti Bahattin’den  geldi. Bahattin gol sevincini aynı  zamanda partneri de olan defans  oyuncusu Seyfi’yle paylaştı.  

TEFAL’DEN DEV ADIM!  Kopenhag’da  düzenlenen 17. uluslar  arası ev aletleri  fuarında en çok  Tefal’in standı ilgi  gördü. Yeni geliştirdiği  dikey tavayı  kullanıcıların  beğenisine sunan Tefal  sadece ilk günde 1  milyon sipariş aldı. Prototip tavanın giderilmesi gereken birkaç sorunu olduğunu  söyleyen Tefal dünya başkanı Alfonso Pan “yemeğin tavadan akmasına henüz  çözüm bulamadık” dedi ve “buna rağmen bu yoğun ilgi yüzümüzü güldürdü” diye  ekledi.    


Sinir harbi       

B.U.F.  

Derginin kapağında yer alan +18 ibaresi sadece bu köşe için konmuştur, o  derece küfür kıyamet var burada. Dergi olarak bir kuruş birikimimiz, kıymetli bir  taşınmazımız, hatta geçerli bir adresimiz dahi olmadığından tazminat  ödememizi gerektirecek küfürler, hakaretler etmiyoruz, edemiyoruz. Bu bir  dergi politikası değil yan çiziştir. Ama bakın küfrü ahlaki bir olgu olarak değil de,  sert bir tepki çerçevesinde değerlendirip kendimizi avutmak bir dergi politikası.  Bu sebeple rahatça ona buna sövüp rahatlıyor ve düşüncemize göre günah  almıyoruz. Kaldı ki günahımızın hesabını size verecek değiliz.    

Şimdi eğer hadi başlayın amna koyim diyorsanız başlayalım.    

Laleler negzel oysakı  İstanbul’da yaşıyorsanız bilirsiniz her yıl bir lale s.kidir gidiyor. Pembe, sarı, mor,  turuncu laleler beziyor her yanı. Millet yıldız parkına akın ediyor, fotoğraf  makinesinin ayarını makro’ya getiren ver ediyor laleye sarısından girip  morundan çıkıyor. Yılın lale döneminde facebook profil resimleri, msn avatarları  lale kaynıyor. Tartışmaktan da geri durmuyorlar. Lan bir kere tartışırsın biter  nedir bu lale gerginliği her yıl? Bir çözüm bulmak bu kadar mı zor? Dikiyor işte  adam, dikecek de ne diye yok lale dikeceğine metrobüs biletlerinde indirim  yapsın ucuzluğunun peşindesin hala? Amc.k sanki metrobüse biniyor. Özel  şoförüyle tartışmaya gelmiş bana metrobüs ayağı çekiyor.   Ha bana sorarsanız s.kmişim lalesini der geçerim. Sanki her yönümüzle Avrupa  şehirlerine benzedik bir tüyümüz eksikti onu da diktik. Lan koca İstanbul’da bir  meydan yok andaval lale dikmişsin kimin sikinde? Zaten lale de ne kodumun  bitkisiyse açtıktan 3 gün sonra yerinde yeller esiyor. Ama ona da cevap hazır; 


soğanı sağlam kalıyormuş. Oh ne sevindim ne sevindim. Yok, bir de soğanı da  çürüseydi de her yıl 20 milyon lira yatırır olsaydık.  Son sözüm şudur önce İstanbul’a bir meydan yap, önce insanların tramvay  altında ölmediği bir şehir yap sonra gel laleyi götüme dik sesim çıkarsa  namerdim. Ama sen işi yanlış anlar, işe göt tarafından başlarsan o işe göt diyen  çok olur sen de üzülürsün. Ben üzülür müyüm, üzüleni s.ksinler.    

Youtube’un hala kapalı olmasına şaşıyorum…hem de 2010  Türkiye’sinde!!  Peki geçen gün 3 liseli yavru öldü tramvay altında, daha dün bir kişi ezildi yine,  bugün (7 nisan) Kozyatağı’nda araç otobüs durağına daldı 3 kişi öldü bunlara  şaşıyor musun 2010 Türkiye’sinde? Maden göçüklerine, tekel işçilerinin hınç  alınırcasına dövülmesine, daha bugün Ankara üniversitesi DTCF'de karşıt  görüşlü öğrenciler birbirini boğazlıyordu bunlara şaşıyor musun 2010  Türkiye’sinde? İşsizlik cumhuriyet tarihinin rekorlarını art arda kırıyor, cinnet  haberleri almış yürümüş, her gün bir darbe planı, suikast hazırlığı çıkıyor ortaya  bunlara şaşıyor musun 2010 Türkiye’sinde? Senin kalıbına tüküreyim ben  haberin bile yok bunlardan.  Senin youtube, youtube diye inlediğin şeyi ben biliyorum aslında, senin derdin  youtube falan değil. Zaten dikkat edin yutup kapalı yea diyenlerin %90’ı İsmail  YK’cıdır, Cankan’cıdır, Çılgın Sedat’çıdır. Youtube’a klip izlemek için girer başka  da bir amacı hedefi yoktur. Bunlar google’dan dönem ödevi, tez hazırlar,  gülmek için goggle’a komik resimler+komik yazarlar ama tek eksikleri youtube  kapalı yaaa!  Bunların alayı pornocudur, youtube; youporn’un, redtube’un, xhamster’in üst  metnidir. Youtube’u değil yasaklamak benzin döküp yaksan bunların  umurlarında değildir, Yeter ki ellerinden “explicit adult meterial”li sitelerini  alma bunların. Zaten youtube’a girmeyen mi kaldı anasını satıyım? Hala neyin  peşindesiniz anlamıyorum ki? Facebook’ta her gün onlarca İsmail YK videosu  paylaş ama youtube kapalı diye orada burada inle.    


Youtube kapalı diye ağlaşanlardan birine gel şu bilgisayara bir bak nesi var de,  fişini çekmiş olsan bu dangalaklar anlamaz. Neyi neden karşı olduğunu bilmez  bu denyolar maksat politik bir duruşu olan, her konuda söyleyeceği bir lafı olan  biri gibi görünmek. Ama bunu belediye otobüsünde yakala darbe olsun mu de  bu öküz olsun tabi darbe iyidir, güzledir der. Babalarını araştır %98’i 82  anayasasına evet dememişse beni de kâinat s.ksin.   

Olimpiyatlarda niye Türkiye’nin adı yok yha?  Kış olimpiyatları yeni bitti, bırakın madalya almayı o kadar olimpiyat izledim  adamların nezaketen salonlara astıkları Türk bayrağından başka bayrak görmek  nasip olmadı bana. Yaz oyunlarından da güreşi, halteri çıkar başka bir  numaramız yok, gerçi artık onlarda da pek bi numaramız yok ama yine de  yuvarlanıp gidiyoruz. Bir eşref Apak vardı, bir Süreyya Ayhan vardı, devşirme  okçular falan vardı ne oldu onlara? Yeni adam çıkmadığı gibi elimizdekiler de  yitip gidiyor. Bir Elvan kaldı o da dişlerini yaptıracak parayı kazansın kaçıp  gidecek bakın buradan söylüyorum.   Neyse demek ki spora yatkın bir millet değiliz, vaktimiz yok, paramız,  salonumuz, alt yapımız, hevesimiz, arzumuz, yeteneğimiz yok, yok yok yok.  bunu ben gördüm kabul ettim ama hala bazı tipler vay efendim nasıl olmaz, 70  milyonluk bir ülke nasıl bir sprinter, bir yüzücü, bir yüksek atlamacı çıkarılamaz  diye inim inimi inliyor. Lan mal olmuyor işte? Yapamıyoruz, çıkaramıyoruz bunu  anlaman için kaç olimpiyatın daha geçmesi gerekiyor. Bak Yunanistan’a 2004  olimpiyatları Atina’da yapılacak diye kastılar, bir sürü adam çıkardılar ondan  sonra fıs! Yitip gitti hepsi, demek ki onlar da bizden. Bizim gibi mal takımı. Hala  bunu kabul etmeyip inildemenin alemi yok ki? Abi içimizde yokmuş demek ki  deyip bitireceksin bu davayı.  Bazısı da olayı bir adım ileri götürüp yetenek avcısı ekipler kurmamızı salık  veriyor. Devlet bütçe ayıracak Almanya’dan, Fransa’dan, Rusya’dan,  Amerika’dan yetenek avcısı adamlar getirtilecek, devlet bunları yurdun dört bir  yanına salacak, bunlar yetenekleri bulup çıkaracaklar, sonra devlet üst düzeyde  donanımlı salonlar, statlar, tartan pistler yapacak, bunların hizmetine sunacak,  bu çocuklara deli gibi bakacak, antrenörlerine yılda milyon dolarlar ödeyecek ki 


elimizde olimpiyatlarda 23 sporcu arasında 21. değil de 12. olacak sporcular  olsun! Mal olsa bunları düşünmez.  2008 olimpiyatları için çok çalışmıştık, alacağımıza emindik onun için yukarıda  anlattığıma benzer bir organizasyonla spora meyilli 100 çocuk bulundu getirildi.  Basına tanıtma toplantısında 10–11 yaşlarında bir kız çocuğuna muhabir sordu  "2008 olimpiyatları olmazsa 2012, 2016 olimpiyatları için şansını deneyecek  misin?  “Hayır, ÖSS’ye girip üniversite okuyacağım, geleceğimi kurtarmak istiyorum”  Sen hala neyin peşindesin mal, bu cevabın sana kapak olması gerekiyordu oysa  anlamadın mı? 


İKİZİNİ YILLAR  SONRA BULDU  Koreli Tsu Min Yoao  (Soldaki) tam 21  yıldır görmediği  ikizini Japonya’da  buldu. Yoao,  “Japonlar da çekik  gözlü olduğu için  arada kaynamış”  açıklamasını yaptı. ikiz kardeş Maun Tao Sung’un Toshiba’nın robot geliştirme  bölümünde uzman araştırmacı olarak çalıştığı belirtildi.  

MİLLİ GURURUMUZ  Finlandiya’da 16.sı  düzenlenen dünya gençler  bale şampiyonasında  ülkemize “en iyi spagat  açma” dalında gümüş  madalya getiren milli balet  Ferdiun Fadıl, başarısını  doyasıya kutladı.  


NİJERYALI ÇOBANLAR  RAHATSIZ  3 yıl önce Türkiye’ye gelip  Tokat’ın Zile ilçesinde çobanlık  yapmaya başlayan Nijeryalı  iki kardeş kendilerinin hala  uyuşturucu, korsan saat, CD,  parfüm satıcısı olarak  görülmelerinden rahatsız  olduklarını dile getirdi.  Kardeşlerden büyük olanı,  Kobambe (Soldaki);  “Nijerya’da edindiğimiz doğa  tecrübesini burada tatbik  ediyoruz, ekmeğimizin  peşindeyiz” şeklinde konuştu. 

ÇİN’DEKİ İŞSİZLİK  RAKAMLARI ÜRKÜTTÜ Çin Halk Cumhuriyetinin  açıkladığı işsizlik rakamları  dünyanın gözünü korkuttu.  1.5 milyarı aşan nüfusu ile  istihdam sorunu yaşayan  Çin’de, 2010 yılının ilk 4  ayında 40 bin kişi mezar  taşı olarak işe başladı.  06.00‐20.00 arası mesai  yapan canlı mezar taşları,  mezarlığa ziyarete  gelenlere mezarda yatanın  adını söylüyorlar.  


Kişisel gelişim          

   

Y.H.

Kişisel Gelişimin Karı‐Kız Uygulamaları  Kişisel gelişim kitaplarına gıcık olmayan insan sayısı oldukça az olmasına rağmen  piyasada bu kadar çok kişisel gelişim kitabının bulunmasını yayın evlerinin  işgüzarlığı olarak görüyorum. Amerikalılar bu işin kompetanı, her hafta onlarca  kişisel gelişim kitabı piyasaya sürüyorlar, her ne kadar Amerika dünyanın süper  gücü olsa da Amerikalı insanların bu payenin yakınına dahi düştüğünden emin  değilim. Gelişimini tamamlamış birkaç Amerikalı sürüklüyor koca ülkeyi, ben  buna inanıyorum. Demem o ki kişisel gelişim kitapları sadece yazanı geliştirir  ötesi yalan!  Şimdi böyle konuşan biri olarak size gelişim olanakları sunacak olmam bir çelişki  gibi algılanabilir ama ben sizi zengin, saygın, kendine güvenen biri olmanın  yollarını vererek değil, karı düşürmenin inceliklerini vererek geliştireceğim.  Kaba bir şekilde ifade edersek sikör olmaktan bahsedeceğim. Eğer kişisel  gelişime gıcıksanız bir de bunu deneyin derim ben.   

Evren sana hak ettiğin kızı verecek…  İstemesini bileceksin! Bu kadar mı? Evet, bu kadar. İstemesini bileceksin. Bir  şeyi gerçekten istersen yaratacağın pozitif sinerjik çekim gücü ile arzu ettiğin  kızın sana kadar gelmesi işten bile değildir. Dünya üzerinde tüm insanlar  arasında 6 kişi olduğunu ben söylemiyorum, yani sevgilin olacak kıza 6 kişi  uzaklıktasın bunu düşüneceksin sürekli. Yarattığın sevgi çemberi aranızdaki 6  kişiyi iletken olarak kullanıp sevdiğini sana getirecek. İlk başta inanması çok güç  gibi görünüyor ama değil, 6 kişi dediğin nedir ki göz açıp kapayıncaya kadar  yaydığın titreşim hissedilir.      


Kişiye özel bilgi birikimi  Kızları etkilemenin yollarından biri de yüksek bilgi birikimine sahip olmaktır.  Bulunduğunuz ortamda bir kızı etkilemenin başta gelen yolu, ortamın popüler  tipi olmaktan geçer. Kalabalık bir ortamda kızların dikkatini çeken ilk kişi sürekli  konuşan, bilgi birikimiyle, kültürüyle, zevkleriyle ön plana çıkan kişidir. Bunu  ben demiyorum uzmanlar diyor. Ama bu saatten sonra ne kadar bilgi  biriktireceğim anasını satayım diyorsan bu vereceğim bilgi sana özel. Kişiye özel  birikim yapacaksın.   Nasıl mı olacak? Kızın hoşlandığı şeyleri öğrenerek işe başlayacaksın. Ne tür  filmleri sever, hangi kitapları okur, nerelere gitmekten hoşlanır, vs. bunları bir  kere öğrendin mi sadece 1 haftanın ayırıp bunlara çalışarak o kızı sazan gibi  avlarsın. Kızın okuduğu tüm kitapları, izlediği tüm filmleri ben bir haftada nasıl  okuyup izleyeyim diyorsun haklı olarak. Hepsini okumana, izlemene, dinlemene  gerek yok seçeceğin belli başlı eserlerin belli kısımlarını ezberlemen yeter.  Filmlerin sadece önemli sahnelerini öğrenmen yeter. Artık yapacağın tek şey  konuyu bunlara getirip ezberlediklerini söylemek olacak, gör bakalım neler  oluyor.    

Sürekli karı kız düşün  En güzel kızlarla çıkıyormuş, kendini sürekli taş gibi kızlarla düşünüyormuş gibi  düşün. Buna biz mış gibi yapmak diyoruz. Bir arkadaş toplantısına giderken  sanki yanında cillop gibi bir kızla gideceğini düşünerek hazırlan, ona göre giyin,  ona göre kokular sür. Sürekli yanında herkesin süzdüğü, baktığı bir kız varmış  gibi yürü. Akşam yatağına uzandığında sevgilini öpmeden uyuma, banyoya  girdiğinde sanki oranı okşayan şey senin elin değilmiş gibi davran. Hayatını  harika bir kıla paylaşıyormuş gibi yaşa, kendini buna alıştır ve asla bunun bir  yalan olduğunu düşünme. Hiçbir şey olmazsa, en azından 31’den keyif alırsın.        


Karşındakini çıplak düşün…  Kişisel gelişimcilerin en sık verdiği örnektir, bir grubun karşısında iseniz o  gruptakileri çıplak düşünün, rahatlarsınız derler, ama biz bunu asla  önermiyoruz. Bizim işimiz karı‐kız olduğu için bir kere karşındakini çıplak  düşündün mü işin biter. Haa kişisel gelişimcileri dediği gibi kendini rahat  hissedersin ama bu rahatlığın sana bir faydası olmaz, gidip otuz birini yapar  vurur kafayı yatarsın. Aman diyim karşıdakini çıplak düşünmek yok.    

Daha önce başarmış olanların yolundan git…  Gelişimciler buna basamak modelleme der, yani sizin gitmek istediğiniz yere  sizden önce gitmiş birini takip etmek. Aynı adımları atarak başarıyı yakalamak.  Bu karı kız işinde fiyaskoyla sonuçlanır bunu önermiyoruz. Kadınları anlamak  zaten zorken, iki kadının birbirinin aynı olduğunu düşünmek acizliktir. Her  kadının kendine has özellikleri vardır, her birine farklı davranmak gerekir. Sen  şimdi Ali’nin Merve için uyguladığı stratejiyi, Aslı için uygularsan Aslı’yı da Ali  s.ker şaşırır kalırsın. Dikkat!   

Sürekli her an sevişecekmiş gibi hazır ol  Her gün evden çıkarken o günün akşamında büyük seks varmış gibi hazırlan. Her  gün temiz don giy, duşunu al, tıraşını ol, kokunu sıkın öyle çık evden. Temiz,  bakımlı ol, sanki mal gibi dolanmak için değil de sevgilinle buluşmak için  çıkıyormuşsun gibi düşün, ona göre pozisyon al. 31’i azalt, sekste nasıl daha iyi  olabilirim konusunda kafa yor. Sanki o kadar çok sevişiyorsun ki bunu nasıl daha  ileriye taşıyabilirim diye dertlen. Evren senin gönderdiğin “ben o kadar çok  sevişiyorum ki” mesajını alacak ve seni o yönde besleyecektir. Bir kere  beslenmeye başladın mı, gelsin kızlar gitsin kızlar silicem gelmişi geçmişi…    Geliştik mi?   


KORKULAN OLMADI  Tayvan’da bir süt  fabrikasında  arıtma kazanına  düşen kadın,  kendisini tesadüf  eseri gören  arkadaşının  yardımı ile  hayata tutundu. 

Vallaha o da  bana bakıyor! 

RAHİBİ KAPTIRDILAR  Paskalya kutlamaları  çerçevesinde,  adanmışlıklarını  sunmak için çarmıha  gerili dev İsa figürü ile  sahile inen baptistler  rahiplerini plaj güzeline  kaptırdı.   Rahibin, “16 yıldır kadın  tenine değmedim, bana  da yazık” dediği  öğrenildi.  


REKLAM ŞİRKETİNE DAVA Çocuğa şiddet temalı tüm  yazılı, basılı yayın organlarında  resmi kullanılan Ukraynalı anne  Dvetlana Dodurga (32) davacı  oldu. 1997 yılında eşinin, kızıyla  uçakçılık oynarken çektiği  fotoğrafın yanlış şekilde  değerlendirildiğini belirten  Dvetlana, tüm girişimlerime  rağmen bundan vazgeçmediler  artık hakkımı mahkemede  arayacağım dedi. Dvetlana’nın  kızı Irına bugün 21 yaşında.

MİLLİ VÜCUTÇU ZOR  DURUMDA  Art arda 3 yıl dünya vücut geliştirme dünya şampiyonu olan milli vücut geliştirmeci Kazım Soysal bugünlerde zor durumda. Zamanında çok hata yaptığını ve şimdilerde bütün varlığını yitirdiğini söyleyen Soysal, Sultanbeyli’de tek göz bir gecekonduda yaşıyor. Çalışma azmine yeniden kavuştuğunu ancak imkanlarının çok kısıtlı olduğunu belirten sporcu, “Evdeki su borularını çalışma ekipmanı olarak kullanıyorum, Devlet en azından beni bir spor salonuna yazdırsın diye serzenişte bulundu.


SWAZİLAND’DA ASKERE ALMA  YAŞI 7’YE DÜŞTÜ  Swaziland ordusundan yapılan  açıklamada 2010 yılı içerisinde 7  yaşına girmiş tüm bireylerin silah  altına alınacağı belirtildi. Ülkedeki  erkek sayısının uzun yıllardır devam  eden iç savaşlar nedeniyle  azalmasından dolayı böyle bir  kararın alındığı vurgulandı. 2009  yılında 9 yaşındaki gençler askere  alınmıştı. Ülkede hala 7‐11 yaş arası  2 milyon asker kaçağı bulunuyor.  Ordu her gün ilkokullara baskın  yapıp gençleri askere alıyor.  

ŞOK BELGELER!  Balyoz soruşturması ile ilgili yeni  belgeler ortaya çıktı. İsimsiz bir ihbar  sonucu Ankara Gölbaşı’nda bulunan  belgeler sabahın erken saatlerinde  cumhuriyet başsavcılığına taşındı.        


Herkesin bildiği       

İ.İ. İstanbul Avrupa Kültür Başkenti  Ee ne oldu? Avrupa kültür başkenti oluyoruz diye kıyametler koptu, konserler,  havai fişek gösterileri, falan filan derken 2010’un 4. Ayına girdik ne oldu? ne  değişti hayatımızda anasını satayım? Kültür başkentine yaraşır neler yapılıyor  haberi olan var mı? Aslında bununla ilgili bir site var ve bakıyorum bir sürü şey  oluyor, bir sürü olay dönüyor ama kim biliyor? Bu kültür başkenti olayı sadece  turistler ve bir avuç etkinlik tutkunu için miydi?    Bana faydası olmayan kilisenin papazını s.keyim durumu var ortada. Kıraç,  Tarkan, mercan dede konser verince hürraaaa ama ya peki Avrupa  üniversiteleri tiyatro şenliğinden haberi olan var mı? Ya “desing talks”  etkinliğinden, “dans platformu”ndan? Ya peki dünyanın en iyi pandomima  grubu Mummenschanz’ın İstanbul’a geldiğini bilen var mı? Pandomima nedir  bilen var mı? Yorgo Bacanos İstanbul ud festivali olduğunu bilen, 2010’un âli  ufki yılı olduğundan haberi olan var mı? Ama deseniz ki Cengiz Kurtoğlu  Gülhane’de konser verecek o park yıkılmazsa adam değilim. Ee ne oldu,  İstanbul 2010 Avrupa kültür başkenti oldu da ne oldu? Kim neyi biliyor.    Gözüne afiş sokarlarsa haberin oluyor, gidiyor musun peki, mümkün değil.  İstanbul’da 17 tane klasik müzik, opera, çağdaş sanat etkinliği düzenleyin ve  bilet alıp gidenleri takip edin, bu 17 etkinliğe katılan kişilerin aynı kişiler  olduğunu hayretle göreceksiniz. İstanbul’un kültür sanat çevresi 1000 kişiden  oluşan bir gruptur ve 2010 Avrupa kültür başkentliğinden istifade eden  bunlardır. Geri kalan, kültür sanat faaliyetlerini takip ediyorum diyen kişilerin  alayının kültür sanattan anladığı şehir tiyatrolarına gitmektir.  


Bak İstanbul ile birlikte Almanya’nın Essen ve Macaristan’ın Pecs şehirleri de  2010 Avrupa kültür başkenti. Git bak bakalım Essen nasıl yaşıyor kültür  başkentliği olayını. Ha ben gidip görmedim ama tahmin edebiliyorum. Şimdi  diyeceksiniz ki “efendim, klasik müzik falan bizim kültürümüze ters, opera,  atölye çalışmaları bizim aşina olmadığımız şeyler o yüzden…” e madem o zaman  niye bayram yerine çeviriyorsun ortalığı kültür başkenti olduk diye?     Şimdi yol çık 100 kişiye sor “Avrupa kültür başkenti deyince aklınıza ne geliyor”  diye, 99’u Tarkan konserini hatırlar başka da bir bok bilmez. Mummenschanz  geliyor desen mal mal bakarlar suratına. Ama ben bunlara kızmıyorum, ben  Avrupa kültür başkenti olmayı bir bokmuş gibi gözümüze sokanlara kızıyorum.  Bu işten 1000 kişi istifade ediyor zaten o 1000 kişinin 500’ü bu organizasyonun  içinde görev alıyor.     Zamanında biri “opera’ya para ayıracağıma çocuklara süt dağıtırım” demişti,  hatırladınız mı o ünlü kişiyi, geçen baktım Avrupa kültür başkenti etkinliklerinde  coşuyor. N’oldu? Hani çocuklara süt dağıtırdın sen? Şimdi memlekete opera  gelecek diye seviniyor musun?     Nasıl bağlayacağımı bilemedim yazıyı, o kadar çok şey var ki en iyisi hiçbirinden  bahsetmemek galiba. Anlayan anladı zaten ne demek istediğimi. Bizi s.kiyorlar  kısacası, hem paramızı alıyorlar hem s.kiyorlar. Biz de Kıraç konserine gidip yerli  kovboy izliyoruz anasını satayım.  


Çık git la!        

D.B. Şöyle bir düşünün hayatınızda olmasını istemediğiniz ne kadar insan, alışkanlık,  davranış, vs. var? hiç yok diyenin hayatında onlarcası vardır. Benim hayatımda  da var, bunlara çık git la hayatımdan demek istiyorum diyorum da ama bir  bakıyorum bir süre sonra gelmiş kurulmuş yine başköşeye. Burada sizlere  bunlardan bahsetmeyeceğim, bu sadece giriş için bulduğum bir şaşırtmacaydı.  Eğer hayatınızda olmasını istemediğiniz şeyleri de ben yazacaksam, sizin işiniz  ne?  Ben size bugün süngerbob dediğimiz orijinali spongebob squarepants olan ne  olduğu belirsiz gavattan bahsedeceğim. Aramızda çocuk olmadığı için onların  çok sevdiği bu sarı çıyandan gavat, ibne, orrosbu çocuu diye bahsetmekte bir  beis görmüyorum. Görende de gizli ibnelik vardır söylemeden edemeyeceğim.    

Süngerbob nedir amına koyim?  are you ready kids?  ‐aye, aye captain!  ‐i can't hear you!  ‐aye, aye captain!  ‐ooooooo:    ‐who lives in a pineapple under the sea?  ‐spongebob squarepants!  ‐absorbent and yellow and porous is he!  ‐spongebob squarepants!  ‐if nautical nonsense be something you wish...  ‐spongebob squarepants!  ‐then hop on the deck and flop like a fish!  ‐spongebob squarepants! 


‐ready? ‐spongebob squarepants!   ‐spongebob squarepants!  ‐spongebob squarepants!  ‐spongebooob squarepaaaaaaaaaants!    Böyle böyle inletiyorlar garip sabi sübyanları. Bir şarkı yapmışlar benim bile  dilime takılıyor, evde 3 yaşındaki sabi baba diyemiyor ama sonçbob diye  gezinmesini biliyor. İlk başlarda seviniyor insan evladım, canımın köşesi yararlı  bir çizgi film izliyor, deniz altındaki yaşamı görüyor, farklı erdemleri, davranışları  alıyor falan diye ama benim işin iç yüzünü öğrenmem uzun sürmedi.     Bir hafta sonu çocukla oturup ben de izledim bu çizgi filmi. Bakayım süngerbob  diye ortalıkları yıktıkları şey nedir dedim, demez olaydım. Sözüm ona bir sünger  bu, adından da bunu anlamak mümkün, sesi erkek sesi, kravat takıyor, şort  giyiyor falan derken sahne değişti baktım bu ibnenin götünde tütü var, sonraki  bir sahnede kafasına peruk, sonra bıyık, sonra şerif oluyor, derken kadın kıyafeti  giyiyor, vs. lan bu ne dedim amnakoym, resmen ibnenin önde gideni bu ibiş. Ne  cinsiyeti var, ne cinselliği. Şimdi bunu izleyen 3‐10 yaşındaki çocuk ne  düşünecek? Kafası bu kadar karıştırılır mı sabilerin? Tam da cinselliği, cinsiyeti  ayırt etmeye çabaladıkları bir dönemde reva mıdır bu yapılan? Patrick desen  s.ki yok, bay yengeç desen kızı var ama sevişmişliği yok, para için götünü  veriyor, squidward desen affedersiniz ama amc.ğın teki.    

Bir tane mi iyi şey olmaz lan?  Bu kadar sabi sübyanın izlediği, örnek aldığı bir çizgi dizide bir tane mi iyi şey  olmaz lan? Hepsi puşt, paragöz, cinsiyetsiz, şerefsiz, göt, gavat, aklınıza ne  gelirse. Bugüne kadar 50 bölüm izlemişimdir bir tane hah bu özellik bizim  oğlanda da olur inşallah dediğim bir şey çıkmadı. Varsa yoksa para ver, dans et,  s.ktir çek, komşuna çemkir, arkadaşını taciz et, ibne gibi dolaş… Yok yok yok bu  süngerbob denen ibnenin ve arkadaşlarının sahip olduğu bir tane iyi özellik yok.  Hele bir plankton var hırsızlığa övgü resmen amnakodumun götten bacaklısı.  


Süngerbob eşcinselliğe övgüdür  Bu kadar basit. Süngerbob denen yaratık çocukların kafasına eşcinsellik  tohumları ekmek için tasarlanmış bir çizgi filmdir. Hiç bilmiyorum ama eğer  bunu çizen adam ibne değilse ben de hiçbir şey bilmiyorum demektir. Girin  youtube’a “spongebob subliminal mesaages” yazıp arayın bakalım neler çıkacak  karşınıza. Patrick’in “eat sperm” demesinden, süngerin söylediği bir şarkıda “i  hate you, kill you kill you kill you” diye böğürmesine kadar her şey bu dizide.  Çocuklara kin ve nefret aşılayan bu dizi derhal yayından kaldırılmalıdır. Çok mu  tutucu, muhafazakâr, sansürcü göründüm size? İleride çocuklarımızın cinsiyeti  yitik, paragöz, hırsız birer bireyler olmasındansa ben bugün yobaz görünmeye  razıyım arkadaş.    

Sünger sen çık git la!  Yazımı tamamlarken sizleri ikna ettiğimi düşünüyorum. İkna olmayanların ise  içine şüphe tohumları ektiğimden eminim. Gün gelecek sizler de bana hak  verece ve bu ibneye evinizin kapılarını kapatacaksınız. Ben kapattım şahsen,  şimdilerde elemana caillou, tom ve jerry falan izletiyorum. Her hafta sonu  ağlıyor sonçbob diye ama kale almıyorum. Bir ağlar iki ağlar unutur, onların  kafaları böyle işliyor ama bu ağlamalar bile süngerin ne kadar tehlikeli olduğunu  göstermeye yetiyor. Tüm kötü huylarının, göndermelerinin yanı sıra sanırım  bağımlılık da yapıyor bunlar. ee Amerikalı değil mi? Mutlaka bağımlılık yapsın  diye bir şeyler koymuştur içine.     Bu hafta süngerbob’a “sen çık git la!” diye sesleniyoruz. Git ve tüm gayliğinle,  cinsiyetsizliğinle bizleri zehirlemeyi bırak. Bir bıyıklı, bir etekli karşımıza  çıkmaktan vazgeç. Hayır, bunun tuhaf olduğunu bir tek ben mi görüyorum?  Amerikalı tonlarca para döküyor terapistlere falan ama süngerbob’un ibne  olduğunu göremiyor, ben de buna şaşıyorum.  


Kısa Öykü  Şömineli oda, iki adam, tek kalp…    Bildiğin zenci… Yok  yok afro‐Amerikan bir  adam. Resmen siyah,  kara kuru bir şey ama  o ne vurgular, o ne  kendinden emin  duruş… Göz göze  gelmek bile rahatsız  ediyor insanı, kolay  mı koca Amerika’nın  başı, dünya lideri.  Ama ben yanında  oturuyorum şu an,  dediklerinden zerrece  bir şey anlamasam da  duruşu anlatıyor her  şeyi… Ah be obama başka şartlarda karşılaşsaydık seninle, böyle lider falan olmasaydık hani…. 

Sorsan Türkiye’nin  başbakanı ama  kendinden bir  hayli emin.  Bakışlar karalı,  güven verici,  sert... Biraz  bıyıklar  bozuyor işi  ama ona  yakışmıyor  demek hata  olur.  Birbirimize  bakarak tek  kelime edemiyoruz, arada hep tercümanlar dolanıyor ama elektriğini buradan bile  alabiliyorum. Ne adamlar gördü bu oda, peki ya böylesini?... 


Bir şey  söyleyeceğim! Önce sen 

Ahahahahahahah!! ahahahahahahahaha h

Bir şey  söyleyeceğim!  Önce sen 


Sus ben de  gerildim…

Bu gidiş iyiye gidiş  değil…  

‐‐‐‐SON‐‐‐                      


İlişkisyen          

Z.T Sabunlar Çöpe!!   

31ciler buraya! Kusura bakmayın biraz ağır gibi oldu ama dikkatinizi çekmek  zorundaydım. Yıllarını 31’e vermiş, kanlı canlı bir sevgili edinememiş erkekler,  ilacınız benim. Sizin için akla hayale gelmedik, olur olmadık öneriler, analizler,  tespitler yapacağım. Makûs talihinizi birlikte yeneceğiz. Yakıp yıkacağız ortalığı,  31’i unutturacağım size. Bu sayıda kızların şifrelerini çözeceğiz. Ben size şifreleri  vereceğim siz de bu şifrelerle artık neyi çözeceğinize karar vereceksiniz.    

Kesişmek seks içindir zaman kaybetmeyin…  Türkiye’de erkeklerin yanlış kullandıkları bir karşı cins uygulaması varsa o da  kesişmektir. Bir barda, kafede, parkta aklınıza gelebilecek her yerde otobüste,  vapurda birbirleriyle saatlerce kesişen çiftler görmeniz mümkündür. Maalesef  bu kesişmelerin çoğu daha sonra kankalara anlatılan “olm otobüste bir karı  vardı…” türü muhabbetlere meze olur. Çünkü kesişmek bir ilişkinin ilk adımı  olabilecek kapasitede değildir. Kesişmekle vakit kaybetmeyin.   Kesişmek akşama bilemedin 2 gün sonrasında sevişmeyi planlayan kişilerin  kullandığı bir yöntemdir ve maksimum 5 dakika sürmelidir. Bu işin kaynağında,  Amerika’da kullanım şekli budur. Bakarsın, beğenini ifade edersin, süzersin,  gülümser müsait misin bakışı atarsın kız da sana gülümsedi mi alır gidersin olay  bu. Sonra güzel bir sevişme olur, vücuttaki ifrazat atılır, rahatlanır. Kesişmek  böyle olur, ama bizde maalesef en kısa kesişme yarım saat sürer, 2 saate kadar  çıktığı da olur. Resmen kesişerek yaşanıp bitirilen ilişkiler var. adam bakışlarıyla  beğeniyor, kız istemiyor, adam ısrar ediyor, kız ne var be bakışı yapıyor, erkek  özür diliyor, kız yumuşar gibi oluyor sonra kızın erkek arkadaşı geliyor ve ilişki  bitiyor, yak bi sigara anasını satayım.  


Lütfen siz böyle olmayın. Bakın gülümseyin, elektriği alın ve derhal konuşmaya  gidip ilişkiyi başlatın. 3 saat bakıştıktan sonra konuşmaya gitsen ne diyeceksin?  3 saattir mal gibi size bakıyorum en sonunda geleyim dedim mi diyeceksin?   

Israr önemli bir silahtır kullanın…  Yoldan geçen kızın götüne bakmakta bir sakınca görme, kâseye gel diye laf at,  etek giymiş kızın bacaklarını yarım saat incele ama iş sevdiğin bir kıza ısrar  etmeye gelince delikanlı ol, olmaz! Israr kızları elde etmede önemli bir silahtır  kullanmasını bilin. Türkiye sınırları içerisinde nerede görülmüş ilk defa  konuşulan bir kızın sizinle birlikte olmaya evet dediği? Kızlar naz yuvasıdır, her  boka naz yapmayı severler, bu konu dokunmayın şabanıma filminde çok güzel  bir üslupta işlenmişti. Gerçi çok abartıydı ama gerçekti. Bir kızı elde etmek  istiyorsan ısrarcı olacaksın.  Ama sapık olmayacaksın, şimdi bu ısrar lafının götünden almayıp elinde sigara  ile kızın evinin önüne pusu kuracak tipler çıkar aranızdan biliyorum olay bu  değil. Olay Amerikan gençlik filmlerinde gördüğümüz tatlı orospu çocukluğu;  sempatik, daima gülen, yalvaran, kızın ayaklarının dibine yatan, diz çöküp  benim ol diyen, serenat yapan bir ısrarcılık. Siz böyle tatlı ısrarlarla her gün  yoluna çıktıkça gün gelecek sizden etkilenecektir. Bugünün gelmesi de çok uzun  sürmez. Ama dediğim gibi tatlı tatlı ısrar edeceksin. Geniş aile dizisindeki  keçelerin elemanı gibi kıza kafa atmaya vardırmayacaksın işi.   Bak Amerikan Pastası filmindeki elemana, taş gibi kızı nasıl elde etti. Bu  çocuğun hareketlerini not et, ısrarcılığını defalarca izle ve hedefe yönel. Eğer  istediğin kızı 1 haftada elde etmezsen ben buradayım, gel yüzüme tükür.    

Ortamın en güzel kızına yönel, çirkin kızlar ulaşılmaz olur…  Başlığı yanlış yazmış lan mal! Diyorsanız asıl mal sizsiniz demektir. Dünyanın var  olduğu andan beri yerleşmiş bir kuralı bugün burada öğreniyor oluşundan utan.  Erkekler kendini daima küçük görür, kızların karşısında eziktir. Bir erkeğin en  korktuğu şey bir kızın egosunu çiğnemesidir, ha ilk gece s.kin kalkmamış ha bir 


kız seni reddetmiş beynimizde bu iki eyleme karşılık gelen kod aynıdır ve vücut  her ikisine de aynı hormonal tepkileri verir.   Bundan dolayıdır ki bir erkek reddedilme ihtimalinin olduğu kızlara pek  yönelmez. Kendinden daha aşağıda gördüğü, kesin elde edeceğine inandığı,  reddedilme ihtimalinin olmadığını düşündüğü kızlara yönelir. Allah çirkin şansı  versin lafı nereden çıktı sence? Çirkin kızlar her zaman daha fazla talep görür ve  bu yüzden götleri daha kalkıktır. Senin hedefin bulunduğu ortamın en güzeli, en  havalısı olan kız olmalı. Korkmadan üstüne üstüne gitmelisin. Kızın aslında  hayatında kimsenin olmadığını kısa sürede göreceksin ve sana bir şey diyeyim  mi o kız kimse beni beğenmiyor diye ağlayacaktır sana. Aç omzunu ona sonuna  kadar, bırak ağlasın; o ağlasın sen sev, o üzülsün sen teselli et, o dertlensin sen  avut. Bir süre sonra o kız seni ne çok sevecek sen bile şaşıracaksın.  Büyük düşün küçük oyna, asla kaybetmezsin.    

Tutarsız ol kafa karıştır…  Kızlar dengeli erkekleri sever yalanını kim attıysa ortaya zamanında iyi kız  kaldırmıştır ben söyleyeyim size. Çünkü eğer diğer erkekler bu zokayı yuttuysa  ortam bunlara kalmıştır ve kızları çekirdek gibi ayıklamışlardır.   Kızlar dengeli erkekleri sevmez, kızlar düzeltebilecekleri, noksan, eksik, yaralı,  tutarsız, acayip erkekleri severler. Bu yüzdendir ki kızlar hep piç adamı tercih  ederler. Kızlar bir erkeği topluma kazandırma sevdalısı terapistlerdir. Bir erkeğin  derdini dinlemek, ona yol göstermek, onunla ağlama en büyük zevkleridir. Yeri  gelmişken bir kızın yanında ağlamaktan çekinmeyin ama Feridun Düzağaç  ağlaması olmasına dikkat edin, salya sümük ağlamak değil.   Lise yıllarını hatırlayın, kafasını sırasına kapamış uyuyan ergenin başına doluşan  kızları hatırlayın, “Fadıl neyin var? Bana açılabilirsin, konuşabilirsin benimle, her  zaman yanındayım Fadıl” diyen kızları hatırlayın. İşte bu dürtü asla geçmez, şekil  değiştirir ama geçmez. O sebeple tutarsız olun, dengesiz, hastalıklı, depresif  olun. Size bunun modası geçti olm diyenler çıkacaktır, s.klemeyin onlar sizi  ekarte etmek isteyen götoşlardır unutmayın.   Kolay gelsin. 


Fotoğraflar konusunda akla gelen her şeyi, 

Saffet Abi’ye sorun. Fotoğraf işinden en iyi 

“O ANLAR”  Zamanın durduğu o anlar’dan biri daha. İnsanın  hayvan üzerindeki hükmedici gücünün en tepe  noktasına çıktığı, buna karşın bu güç içinde  gizlediği sevgisini sunmayı da ihmal etmediği  bir an. Fotoğraf California, Amerika’da çekilmiş.  Fotoğrafçı o anda hissettiklerini ne kadar da  yakın özetlemiş; “gözüme çıplak et çarpınca  aha dedim istediğim poz.” Sanırım fotoğraftaki  kişinin köpekleri 10 dakika kadar sevdiğini de  belirtmek gerekecek…                    Ressam ne güzel demiş; “Resim doğanın  içinden çıkıp gelen bir parça olmamalı, resim  bizzat doğaya bir parça yerleştirmek olmalı”  diye. İşte Paris, Fransa’dan gelen bu resim tam  da bunu anlatıyor. O anda ressamın içindekileri  tuvale aktarırken yaşadığı sıkıntıyı yüzünden  görmek mümkün. Fırsatını bulmuşken,  yaşanmışlıklarını, yaşayacaklarını belki de  özgürce, istediği gibi, istediği yerde dile  getiriyor. Tuvalin canlılığı da gözlerden kaçması  mümkün olmayan ayrıntılardan. Havuzun  beden üzerinde yarattığı hınzır parıltılar,  ressamın çalışmasına yardım etmek ister gibi  oynaşıyor bedende…           


Hepimiz tatil için çalışıyoruz ifadesinin  reklam sloganı olduğu günümüzde,  İngiltere’den gelen bu tatil fotoğrafı içimizi  ısıtmaya yetecek güneş ışığını dolduruyor  odamıza. Baba, anne ve iki kızından oluşan  bu tipik İngiliz ailesi denizin keyfini  çıkarırken, birbirlerine de sevgilerini  göstermekten çekinmiyorlar. Baba, annenin  yüzü okşuyor, kız babanın elini tutuyor ve bir  gülmecedir gidiyor. Nasıl da ilişkilerin hızla  bozulduğu çağımızın dışına düşüyor bu resim  ve nasıl da inatla ailenin üzerinde duruyor…          Sırada bizden bir anın fotoğrafı var. Gençlerin  yarış atı gibi sınavdan sınava koşturduğu bir  ülkede, sınavdan çıktıktan sonra yaşanan bir  mutluluğun resmi bu. Yıllarını sınavlara  girmek için geçirmiş gencecik bir kızımız,  girdiği bir sınavdan başarı ile çıkmanın  sevincini en yakını ile yaşıyor. Fotoğrafçı bu  yakınlığın derecesini belirtmeye gerek  duymamış, kimbilir belki de kızın yüzündeki  kocaman gülümsemeden gözlerimizi  ayırmamızı istemediği için yapmıştır bunu.  kızımız, mutluluktan, yorgunluktan,  heyecandan gözlerini kapatıp dinlenmeye  şimdiden başlamışken ona daha önünde çok  sınav olduğunu söylemenin hiç yeri değil…                       


Resim, İtalya’dan, resimdeki kız ise  4 yaşından beri gitar çalan İsabella  Madriani. İsabella bu fotoğrafın da  çekildiği röportajında, “müziğin bir  tutku olduğuna inanmıyorum.  Müzik aşktır, müzik aşkın bizzat  kendisidir” demiş ve bunu ispat  etmek istercesine gitarına sevgiyle  sarılmış. Tıpkı yeni doğmuş  yavrusunu yalayan bir kedi gibi…      Deklanşöre basmakla basmamak  arasında düşünürsen, istediğin pozu  kaçırırsın demiş sıradaki fotoğrafı  çeken Alman sanatçı Hans  Almüssen. Akan sular, arka fondaki  mavilikler, kelebekler hepsi bir  mesajı haykırmak için birleşmiş  gibiler. Doğa biziz, biz doğayız; o  kayboldukça aslında yitip giden  daha çok biziz. Zaten fotoğrafta bize  bakan bir çift gözde yalvarma yok  mu sizce de, kurtarın beni  dercesine…          Kadınların hayatın her yerinde  karşımıza çıkabileceğini anlatmak  istedim demiş sanatçı. Ve bir  akşamüstü, Arizona sıcağına aldırış  etmeden, çoğunlukla erkeklerin  yaptığı Amerikan futbolunu  hakkıyla oynayan ev kadınlarını  fotoğraflamış. Arkası bize dönük  olan sporcu Kathy, hem takım  kaptanı hem 2 çocuk annesi bir ev  kadını.  


Son fotoğrafımız bir aşk hikayesinin  bir parçasını anlatmış bize.  Fotoğraftaki kızcağız Fransa’nın  maden bölgesi Almheir’de çalışan  eşini bekleyen Monica. Bu pozu  vermeden önce çok düşünmüş ama  ona sevgimi bu anlatacaksa eğer…  demiş ve objektifin karşısına geçmiş.  Onu her gün bu camın önünde  bekliyorum dedikten sonra ağladığı  görülmesin diye gözlerini kaçırdığı bir  anda sanatçı deklanşöre basmış ve bu  görüntüyü bize kadar ulaştırmış.  Sanatçı “sevginin en saf hali bu olsa  gerek” diye fotoğrafın altına not  düşmeyi de ihmal etmemiş…                  İnsanın doğa karşısındaki acizliğiydi  benim resmettiğim, diyor Fransız  fotoğraf sanatçısı Albert Dominique.  Sadece çıplak kadın bedeni, altında  bir battaniye ve doğanın çepeçevre  kuşatmışlığı. Çıplak ten üzerinde  oynaşan ışıklar ise üstünü örtmek  ister gibi kızımızın.   Kadın üşümüş, kıvrılmış, belki titriyor  ama bizim yüzünden görebildiğimiz  tek şey hafif bir gülümseme. Bu da  bize insanın ait olduğu asıl yerin doğa  olduğunu ispatlamak ister gibi.  


Sizden gelenler  F.  Dergi yayına hazırlandığı sırada elimize ulaşan herhangi  bir şey olmadı.  


FUNZİN Rastgele Süreli Yayın  İmtiyaz Sahibi:  Diazepam  Editör: Diazepam  Redaktör: Diazepam  Teknik işler: Camel  Danışman: Roselife  Röportaj sorumlusu: Dollidolli  (Amerika’da)  Müzik yazıları: Uzayi kurtaran dunyali  (Yazı yollar mısın demeyi unuttuk)  Bu sayıdaki konuk yazarlar: (Davet  etmeyi unuttuk)  Yazarım abi ayıpsın nedir yani atla deve  mi? deyip hiçbir şey yazmayan:  Alkolik2000 (Forever)  Kapak Tasarımı­Uygulama  Camel­diazepam­bay sıtkı sıyrıl  Yıl:1, Sayı: 8  Fiyatı: Tek tık (Kıbrıs çift tık)  İstanbul. 

Funzin 8. sayi  

online comics, sanal mizah dergisi, funzin, diazepam

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you