Page 1


BÜFOK KİMDİR?

Kuruluşu "Robert College Photography Club" olarak 1929'a kadar uzanan ve köklü bir kulüp olan BÜFOK bugünkü ismini 1972'de aldı.

Yaptığı çalışmalarla sesini ülkemizde sıkça duyurmuş, Nuri Bilge Ceylan, Laleper Aytek, Orhan Cem Çetin, Ali Taşkıran gibi birçok fotoğraf sanatçısını bünyesinde bulunduran BÜFOK ülkemizdeki ilk üniversite fotoğraf kulübü olması ile de fotoğraf çevrelerinde saygınlık kazanmıştır.

BÜFOK bünyesinde 1996'da çıkmaya başlayan GENİŞ AÇI fotoğraf dergisi yayınlarını tüm ülke çapında dağıtımı yapılarak başarılı olmuştur. Dergi 50 sayı çıkartarak ülkemizdeki fotoğraf dergiciligi boşluğunu başarıyla doldurmuş, çağdaş ve kaliteli çizgisini yükseltmiştir.

Birkaç yıldır bazı nedenlerden ötürü eski çizgisinden uzak kalan kulübümüz bir canlanma, yenilenme aşamasında. Umuyoruz ki bu süreç sonunda BÜFOK ait olduğu seviyeye yeniden çıkacaktır.İlerleyen sayfalarda kulüp olarak bu sene yaptığımız etkinliklerden de size bahsedeceğiz.


İÇİNDEKİLER

KAPALI KUTU

YENİ KARE

FALAN FİLAN

GERDA TARO

NURİ BİLGE CEYLAN ÖZEL

MEZUNLARIMIZDAN

ÜYELERİMİZDEN

BÜFOK NE YAPIYOR?

NEDEN FANZİN? Fotoğrafta dijitalleşmenin başladığı 2000’ lerin üzerinden yaklaşık 10 yıllık bir zaman geçti. Uzunca bir süredir tekil veya kollektif olarak üretilmiş fotoğraf yığınlarının arasında kaybolmuş durumdayız. Şu an elinizde tuttuğunuz bu fanzinin de oluşturulma nedeni kısaca bu; keşmekeşten uzak, saf fotoğrafa dokunabilmek. Tabii ki amaç, olabildiğince az kağıt kullanarak, olabildiğince yoğun baskılar hazırlamak.

bufokmail@gmail.com || www.facebook.com/groups/bufokmail


KAPALI KUTU

Doğduğumdan beri bu kapalı kutu içinde büyüdüm. Bana kimse kafesin dışını göstermek istemedi ama ben onu gördüm. Şimdi, kaçmak istiyorum ama görünmez zincirleriyle beni buraya bağladılar. Sınırları çizilmiş bir hayat. Önyargı parmaklıklarıyla çevrilmiş kapalı bir kutu.. Bütün bu sorumluluklar, beklentiler, kısıtlamalar ne için? Neden bana öyle bakıyorlar, neden hayatıma karışıyorlar? Teslim olmamı bekliyorlar. Hayır, herhangi bir kabulleniş olmayacak. Bir çözüm yolu arıyorum ama elimden sadece avazım çıktığı kadar bağırmak geliyor. Çıldırmamak için çığlıklar atıyorum. Acaba duyan var mı?


İşte hepsi burada. Beni görür görmez yapıştırdığınız etiketler. Kim olduğumu umursamayan genel geçer damgalarınız. Az bilerek çok konuşmalarınız, her şeyi eleştirmeniz, farklı olanı yanlış kabul etmeniz... Hepsini üzerimde taşıyorum. İstediğimiz kişi olma şansına hangimiz sahip olduk ki? Farkında bile olamadan bizim rolümüz hazırlanmıştı. Bizi bir kalıba soktunuz, sığmayanları kazıdınız.“ Başarısızlık ” adı verildi özgür irademize. Özgürlüğümüzü çaldınız, hayallerimizi kirlettiniz. Şimdi, bu fotoğrafa bakarken, bu yazıyı okurken de yeni önyargılar oluşturuyorsunuz değil mi?


Rutin, sıradanlık ve beyin uyuşması. Herkeste bir mutsuzluk ve mutlu görünme oyunu. Ben ise artık hiçbir şey hissedemez oldum, hissizim ve yavaşça ölüyorum.


Bu hikayenin sonu bana ne getirecek bilmiyorum. Belki de son bir direniş, son bir çırpınış için bile enerjim kalmayacak bir gün, sindirileceğim. Yıllar sonra, tamamen teslim olmuşken bu sayfalar karşıma çıkacak ve ben utanacağım. Korkak diyeceğim kendime, sadece bir can hakkımız olan bu oyunda cesur olmadığım için. Ama bir ihtimal daha var. Siyahlar içinde yeşeren bir agaç, bir yaprağın düşüşü, bir kaçış. O dalların hışırtısı beni hala ayakta tutan.

Fotoğrafçı: Onur Hunce Model: Can Ortak


YENİ KARE Agrandizörde pozlanmış kağıdı geliştiricinin içine atıp kırmızı ışık altında görüntünün oluşmasını büyük bir merakla beklemek. Negatifteki görüntü adeta can buluyor tepkime gerçekleştikce ve karşına yepyeni taptaze bir kare çıkıyor. O kadar çok olanak sağlıyor ki karanlık oda çektiğin fotoğraf adeta başka bir şeye dönüşüp evrilebiliyor. Bu sefer ise o pozlanmış kağıda fırça yardımı ile belli bölgelere geliştirici sürülüyor ve artık fotoğraf davranıyor.

çekileni yansıtmaktansa biraz daha seçici eleyici


Alican Barkan


FALAN FİLAN


WIGGLE WIGGLE, 2015 Merdan Berk


GERDA TARO

Kim mi Taro? Peşisıra çekilmiş üç Capa karesinden çok daha fazlası, dünyanın ilk kadın savaş fotoğrafçısı, Orwell'in kayıp kamerası, Anarşist Barselona'nın kapanan gözleri …

Gerda, orta sınıf bir ailenin 1910 Stuttgard

doğumlu

küçük kızı. 20'li yaşlarının başında Nsdap aleyhtarı bir gösteride tutuklanmasının ardından 1933'te hayatının geri kalanına yön verecek olan Capa'yla tanışacağı Paris'e irtica etmek zorunda kalır Taro. Sonrasında kısa süre içinde Capa ile tanışır ve böylelikle fotoğrafa ilk adımı atar. 1935'e geldiklerinde, Capa ve Taro bir rehinciden zar zor kurtartıkları Leica'larıyla kısa sürede dönemin en çok aranan fotoğraflarına imza atacakları ilk ajanslarını kurarlar.


Derken, güneyde sonraları 20. yy düşünce tarihini derinden sarsaçak olan büyük bir savaş belirir, İspanya İç Savaşı. Savaşın ilk günlerinden itibaren sınırı geçer Taro-Capa ve David Seymour. Zafer günleri Barselonası ve sonrasında dünyadaki en büyük anarko-komünal yapının kuruluşunu belgelerler.

Taro, kendine has yakın çekim teknikleri ve olayları daima çok yakından takip etmesiyle oldukça ünlenir diğer iki fotoğrafçıyla beraber fotoğraf servis ettikleri dönemin sol kanat Fransız medyasında. O dönemin bağımsız yabancı medyanın tek görüntü kaynağı haline gelirler.


Eric Blair'e göre, tarihin gördüğü en koyu propaganda ve medya karartmasına maruz bırakılır İspanya. Hiç yaşanmamış savaşlar yazılırken, binlerce insanın hayatını kaybettiği çatışmalar görmezden gelinir. Böylesine bir atmosferde, Madrid'de bir hava bombardımanı sırasında kapana kısılır Gerda Taro ve bir muhabir arkadaşı. kurtulma şansları yok gibidir ve bir hiç uğruna ölmedikleri göstermek istercesine bombardıman uçaklarını belgelerler. Ertesi günkü trenle Paris'e dönmesi beklenmektedir aslında, fakat Taro inemez trenden onu bekleyen Capa'nın olduğu istasyonda. Taro hayatını kaybeder.

Yitirilen bir ülkenin kayıp devrimini yazdı Eric Blair, vurulduğu sırada kamerasını kaybetti, sadece yazdıkları kaldı elinde. Yitirilen bir ülkenin kayıp devrimini fotoğrafladı Gerda Taro, hayatını kaybetti, fotoğrafları kaldı elimizde.


Do not spray into eyes, I have sprayed you into my eyes 3:10 pm, Capa pends death, quivers, last rattles, last chokes All colors and cares glaze to gray, shriveled and stricken to dots Left hand grasps what the body grasps not, le photographe est mort ... Do not spray into eyes, I have sprayed you into my eyes

Hey Taro1*

Onur Ciddi

1

Taro, Alt-J


BÜFOK ARŞİVİNDEN NURİ BİLGE CEYLAN

Nuri Bilge Ceylan, BÜFOK’un eski başkanlarından. Arşivimizi karıştırırken kendisinin kulüpte yaptığı çalışmaları da bulduk. Başka bir kopyasının olmadığını düşündüğümüz, kulübe özel bu fotoğrafları kendisinin de izniyle sizlerle paylaşmak istedik.

Nuri Bilge Ceylan, Karanlık Oda Önündeki Özportresi


Nuri Bilge Ceylan


ANALOGMUŞ GİBİ ÇEK PANPA Eminim sizin de başınıza gelmiştir: Bakıyorum. Baktıkça görüyorum. Az bakarsam az görüyorum. Çok bakarsam çok görüyorum. Bir sahne ilgimi çekiyor, beni bir yerden yakalıyor. Bazen: Pat! Çekiveriyorum resmini. Bazen iyi sonuç alıyorum, ama bazen de “keşke” diyorum. “Biraz daha geriden çekseymişim“, “arkadaki çocuğu da resme dahil etseymişim” ya da “arkadaki çocuğu resme dahil etmeseymişim”, “alan derinliğini daha geniş tutsaymışım da tüm dokuyu alsaymışım” falan filan. Yani kaçmış bir fırsatın arkasından duyulan pişmanlık. “Keşke”. Dijital

makineler

harika aletler. Pek çok yararlarının yanı sıra, bize hızlı çekme ve hızlı hareket etme lüksünü sunuyorlar. Görüyoruz,çekiyoruz, bazen bir kaç tane veya onlarca daha çekiyoruz, bakıyoruz iyi görünüyor, yola devam ediyoruz. Ancak bu acelemiz, fırsatları kaçırmamıza yol açabiliyor. Daha hızlı bir fotoğrafçı oluyoruz. Ama seçenekleri hakkında farkındalık geliştiren ve seçimlerini bilinçli yapan bir fotoğrafçı olma fırsatını kaçırıyoruz. Aynı zamanda nesnemizle veya sahnemizle daha derin bir ilişki kurma, karşımızda olup biteni içselleştirmenin keyfini de yaşamak mümkün olamayabiliyor.


Yaklaşık beş yıldır, dijital makineler ile çekim yapıyorum. Geçen yıl yeni deneyimler edinmek için bir orta format bir de geniş format analog makine edindim. Bu makinelerden çok şey öğrendim. Orta formatta, öncelikle, sınırlı sayıda film ile çekim yapmak, her film ile ne çekileceğini çok iyi planlamayı gerektiriyor. Acele edemiyorsunuz. Acele edemeyince de sahneye bakıyorsunuz. Ben sahneye baktıkça, yeni ilişkiler, yeni örüntüler, yeni nesneler, yeni dokular, yeni ışıklar, yeni seçenekler görüyorum. Sonra da bunları nasıl kullanacağıma dair seçimler yapıyorum. Ne istediğim yavaş yavaş içimde şekilleniyor. Bu süreçte, baktığım ile aramdaki bağ kuvvetleniyor. Makineyle veya bir sonraki adımla değil, o an karşımdaki

neyse

onunla

ilgili

oluyorum. Makine, işimle arama girmiyor.

Karar verdikten sonra işin teknik kararları, analog makinede çok daha az. Bazen bir pozometre ile, bazen sunny16

ile, bazen de

deneyimle pozlamaya karar verip, diyafram ve enstantane ayarı yapmak yeterli. Sonra da makineyi titretmeden çekmek önemli tabi  Geniş format ise çok daha dertli. Bir kere tripodsuz çekim yapmak söz konusu değil. Makineyi, tripodu, kartuşları, mercekleri, lupu taşımak için minimumda ağır bir sırt çantası ile gezmek gerekiyor. Makineyi kurmak ise başlı başına bir ritüel. Tripodu kur, makineyi monte et, makineyi aç, merceği tak, odak ayarını yap, standartları ayarla odakla, olmadı gene odakla... Bütün bunlara başlayıp, “keşke biraz daha ileride kursaymışım” dememek için daha baştan nerede duracağınıza çok iyi karar vermeniz gerekiyor.


Bunun için de sahneye çok iyi odaklanmak, seçenekleri gözden geçirmek, olabildiğince ayrıntılı şekilde ne kameranın ne göreceğini zihnininde canlandırmak ve olup biteni içselleştirmek gerekiyor. Bu aşamada elinizde bir fotografik cihaz yok. Sadece nesne/sahne ve siz. Bu sürecin yarattığı doyum da sanırım bir fotoğrafçının yaşayacağı en tatmin edici duygulardan. Karar verdikten sonra makineyi kurup, ayarları yapıp deklanşöre basmak kalıyor geriye. Analog çektiğim bir yıl boyunca, bu deneyimlerimin değerini daha iyi anladım ve dijital çekimlerime de bu deneyimi yansıtmaya çalışıyorum. Daha elime makineyi almadan ne çekeceğime bakıyorum. Hayal kuruyorum. Bazen bakmaya ara verip bir süre sonra yeniden gelip bakıyorum. Makine, nesnemle veya sahnemle arama girmiyor. Sonra nereden ve nasıl çekeceğime karar verince makineyi çıkartıp deklanşöre basıyoru Daha iyi bir fotoğrafçılık deneyimi yaşamak için artık dijital çekerken de analogmuş gibi çekiyorum.

Selim İmer 94’ Mezunu


ÜYELERİMİZDEN

Gökberk Koçak


Onur Ciddi


Beg羹m Y覺lmaz


Ömer Ak


Ömer Ak


BÜFOK NE YAPIYOR? Dönem boyunca sırasıyla Tarihi Yarımada, Anadolu Feneri – Garipçe, Çengelköy - Kuzguncuk ve Balat gezilerini gerçekleştiren BÜFOK her gezi öncesi yağmur lanetine yakalandı. Artık gezi koyacağımız gün yağmur yağacağını bilerek hazırlıklar yapıyoruz :) Dönem arasında kar kış dinlemeden 3 günlük bir Bursa gezisi de gerçekleştirdik. Kulübün düzenli olarak yaptığı geziler, seminerler ve karanlık oda eğitimlerine ilave olarak bu sene birkaç yenilik yapıldı. Birkaç yıldır kedilerin yuva olarak kullandığı kulüp odamıza çeki düzen verdik. Hatta, bununla yetinmeyerek odayı küçük bir fotoğraf stüdyosu haline getirdik.

İkinci dönemde de kaldığımız yerden devam edeceğiz. İlgisi olan herkesi aramızda görmekten mutluluk duyarız!


BÜFOK 2014-2015 YÖNETİM KURULU

Başkan: Onur Hunce Başkan Yardımcısı: Alican Barkan Sayman: Gizem Kılıç Yazman: Kadernur Akpınar Üyeler: Onur Ciddi, Atakan Arıkan, Salih Tosun, Sevcan Özkılınç, Kemal Berk Kocabağlı, Aylin Gülüm

EMEĞİ GEÇENLER Derginin yapımı aşamasında emeği geçen Can Ortak, Merdan Berk, Ömer Ak ve Boğaziçi Üniversitesi Matbaasına teşekkürü borç biliriz.

Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs, 1. Erkek Yurdu Altı, Bebek / İstanbul


AÇIK ÇAĞRI Bu bir çağrı; geçmişinde Geniş Açı, Kare'yi çıkarmış ve şimdilerde tekrar bir basılı yayın çıkarmak için çaba sarf eden bir fotoğraf topluluğunun, BÜFOK'un açık çağrısı. Şu an arka sayfasını okuduğunuz bu fanzinin gelişmesi, onu hazırlayan topluluğun işlevliliğini sürdürebilmesi için katılım çok önemli.

Bu yazı fanzini okuyan herkesin BUFOKFANZİN’de yer alması için süresiz bir açık çağrıdır. Konu sınırlaması yoktur. Her türlü sorunuz için bizimle;

bufokmail@gmail.com https://www.facebook.com/groups/bufokmail

adreslerinden iletişime geçebilirsiniz. Kapımız herkese açık!

Büfokfanzin  

Boğaziçi Üniversitesi Fotoğrafçılık Kulübü tarafından Büfokfanzin'in Web versiyonu.

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you