Issuu on Google+


Yönetici Gökhan Heparslan Editör - Tasarımcı Ziya Harun Ergenç Editör Yardımcısı - Tasarımcı Emir Ayaz 1/18 Bölümü Serkan Baş 1/24 Bölümü Ahmet Akgül 1/43 Bölümü Alper Kara Röportaj İlkay Altın Dil Uzmanı Cemal Kutay Özünlü


Merhaba sevgili Diecastr e-dergi okuyucuları. 2 ay gibi bir sürenin ardından yine beraberiz. Kasım - Aralık sayımız için aldığımız övgüler ışığında Diecastr e-dergi ekibi olarak sizlere elimizden geldiğince keyifli bir sayı daha hazırlamaya çalıştık. Bu ay gündemimiz epeyce yoğun. Her zamanki gibi 1/18, 1/24, 1/43 incelemelerimiz ve diorama bölümümüz devam ediyor. Ayrıca bir 1/16 incelememiz var. Sürpriz olarak bu sayıda, diorama bölümümüzde, kapaktan anlaşılacağı üzere Üstat Korkut Varol’un basında da sıkça yer alan, muhteşem dioraması “POMA TOMA’ya Karşı” var. Kendisine buradan bize paylaşma iznini verdiği için çok teşekkür ediyorum. Bu ayki röportaj konuğumuz Ahmet Kadı. Bizimle röportaj yapmayı kabul ettiği için teşekkür ediyor, selam ve sevgilerimi yolluyorum. Ayrıca yine bu sayıdan itibaren forumdan model paylaşımlarına ve başarılı restorasyon-modifikasyon vb. işlere de elimizden geldiği kadar yer ayırmayı düşünüyoruz. Bu doğrultuda bu sayıda forumumuzdan Bülent Aydoğan’ın paylaştığı eskitme çalışmalarını ve Devrim Şen’in “BMW M3 ART CAR”ına yer verdik. Kendilerine buradan bizimle paylaşımda bulundukları için teker teker teşekkür ediyorum. Biliyorsunuz yönetim olarak aldığımız bir kararla bundan sonraki sayılarda Atatürk Bölümü yapmaya karar vermiştik. Bu bölümde Atatürk’ün bazı anılarına ve pek görülmemiş fotoğraflarını paylaşmaya çalıştım. Özellikle 35. sayfadaki, çok sevdiğim ve beni bir parça hüzünlendiren bir fotoğraf. Uff olmuş bacağını babasına gösteren bir kız çocuğu ve babanın yüzündeki ifade... Ulu Önder’imizin bu yönünü de görmek birçoklarımız için bir ilk. Ve arka kapaktaki içindeki çocuğu öldürmemiş hâli... Bir sonraki sayıda buluşmak dileğiyle, sizlere keyifli okumalar dilerim... Z. Harun Ergenç

editörden


İçindekiler

1/16 inceleme..................................4 1934-1951 Süper Landini

1/18 inceleme..................................8 1931 Ford Model A Pickup

1/24 inceleme................................10 Alfa Romeo 8c Compositione

1/43 inceleme................................12 1988 Mercedes 560 SEL

1/18 Özel inceleme..........................14 2010 BMW M3 GT2 “Jeef Koons” ART CAR 2 diecastr e-dergi


Forumdan Eskitme Hikâyeleri..........18 1/18 ERTL Chevy Cameo-Ratrod

Forumdan Eskitme Hikâyeleri..........21 1/18 Toothedboy

Diorama........................................24 POMA TOMA’ya Karsı ,

Röportaj........................................30 Ahmet Kadı

Atatürk Bölümü.............................32 Atatürk’ün Anıları diecastr e-dergi 3


1/16

Yeşil renkli yaşlı dostumuz Universal Hobbies firmasının belirttiği üzere yüksek ölçüde diecast malzeme  kullanılarak üretilmiş bir ürün

Üretici Universal Hobbies diecastr e-dergi 1/16 inceleme Serkan Baş Tarihçe Landini traktörleri 1884 yılında Giovanni Landini (1859 yılında Reggio Emilia’da doğmuştur.) tarafından Tarım Aletleri ve Şarap Yapımı Fabrikası adı altında kurulmuştur. Başlangıç modelleri buharlı makine prensibiyle çalışıyordu ama Giovanni Landini 1910 yılında ilk yanma hazneli motorunu üretmeyi başardı. Bu tür motorlar bazı sektörlerde zaten kullanılıyordu yani fikir orijinal değildi, fakat Landini İtalya’da ilk defa tarım alanında bu çözümü kullandı. Yanma Hazneli Motorlu Traktörler 1924 yılında ürettiği tek silindirli 25/30 HP güç üreten prototip traktörü, güvenilir ve sağlam olduğunu kanıtlayan sonuçlar aldı. 1932 yılında büyük arazisi olan işletmeler için 40 HP’lik bir model üretildi. 25/30 HP’lik modeldeki gibi bu motorda da su soğutmalı bir sistem

4 diecastr e-dergi

kullanıldı ve başarılı sonuçlar alındı. 1934 yılında 48 HP’lik Süperlandini modeli üretildi. Dünya çapında üretimdeki en güçlü traktör oldu ve büyük bir ticari başarı elde etti. 1. Dünya Savaşı’na kadar da bu böyle devam etti. ABD’de bu traktörlere benzer hatta daha güçlü modeller yapıldı fakat bunlar çok ağırdı ve güven vermiyordu. Başlangıçtaki hantal hâlleri kalmayan Landini traktörleri tercih edilen bir duruma gelmişti. 1935 yılında firma Velite adında 25 HP’lik ve sadece 2300 kg ağırlığa sahip, daha esnek ve küçük bir model üretti. Mussolini’nin Velit’in tahıl savaşında rakiplerinden daha çok sivrildiğini söylemesi, satışında çok büyük bir başarı elde etmesini sağladı. Velit beklenmedik bir başarı elde edince Buffalo adında 38HP’lik bir model daha üretti ama Velit’in başarısını bunda yakalayamadı. Ellili yıllara gelindiğinde firma L25 adlı


küçük bir model ve o güne kadar üretilen en güçlü traktör olan L55 modelini üretti. Günümüzde bu yanma hazneli motorlar yerini daha verimli ve tutumlu olan dizel motorlara bırakmıştır. Ama yanma hazneli motorlu Landini traktörleri tarım dünyasında herkes tarafından sevilen bir sembol hâline gelmiş ve bu sayedede çok değerli birer koleksiyon ögesi olmuşlardır. Model İncelemesi Fransa menşeili bir firma olan Universal Hobbies firması diecast sektöründe arabalardan daha çok tarım aletleri ve iş makineleri ile öne çıkan bir firma. 1/12 ölçeklerinde motorsikletler, 1/18 ölçeklerinde çeşitli Renault yarış araçları, 1/32 ölçeklerinde traktör, biçerdöver ve çeşitli tarım aletleri, 1/16 ölçeğinde traktörler ve yine çeşitli tarım aletleri, 1/43 ölçekte de çeşitli dönemlere ait traktörler, 1/50 ölçeklerinde de kamyon gibi çeşitli araç gruplarını üreten firmanın 1/16 ölçeklerinde de Deutz, Renault, Varmet, Massey Ferguson ve Ford marka traktörler gibi dönemine ait çok güzel üretimleri bulunmaktadır. Dergimizde ve forumumuzda çok fazla konu olmayan bu araçlardan bir tanesi ile bu sayımıza renk katmayı hedefle-

dik. 1/1 ile ilgili tercümesi editörümüz Ziya Harun Ergenç’e ait olup fotoğraflar ve diğer yazılar bana aittir. Buradan editörümüze tekrar teşekkür etmek istiyorum. 1/16 Model Yeşil renkli yaşlı dostumuz firmanın da belirttiği üzere yüksek ölçüde diecast malzeme  kullanılarak üretilmiş bir ürün. İçi köpüklü ve yeşil bir kutuda satışa sunulmuş. Bu klasik  modeli alma sebebim ise akıllarınızda soru işaretleri oluşturmasın. Araba ve motorsiklet

dışında pek fazla araç çeşidi bulundurmadığım, ilginç bir döneme ait bir araç olması, malzeme kalitesi ve benim de tarihî araçları sevmemden dolayı vitrinimdekideki yerini aldı. Bu tarz araçları ve çeşitli buhar makinelerini Koç Müzesinde 1/1 görme imkânımız olmakla birlikte müzenin modeli edinmemdeki katkısı büyüktür diyebilirim. Metalin bu kadar yoğun olarak kullanılması ve boya kalitesi köydeki traktörleri  aratmazken ve kasnağın da bu denli güzel olduğunu düşünerek edindiğim modelde hiçbir pişmanlıkta yaşamadım diyebilirim. Modelin ayrıntıları Ön makasın hareketli oluşu, römorkun bağlanması için yapılmış olan çengeli, kasnağı hareketlendiren kayışı, Landini logosu, elektrik kabloları, farları, hareket aksamı, el freni, metalik alet kutusu, sinyal grubu, arka farı, siyah bacası, depo üzerindeki uyarı yazısı, metalik koltuğun altındaki Landini yazısı, kasnağın üzerindeki yön oku, arka tekerleğin arkasındaki puntolar, tekerlerin direksiyona bağlı olan makasları (arazi koşullarına göre sağa sola ve yukarı aşağı hareket edebiliyor), motor pervaneleri ve kabloları ve alt yayları modelin şimdilik sayacağımız ayrıntıları: Bunları bölüm bölüm incelemeye başlamadan önce 1/1 bilgilerinden de tekrardan biraz bahsedelim. 1/1 Model Model 1934 ve 1951 yılları arasında 3200 adet üretilmiştir. 1/1 modelde arka tekerlerdeki dış çember vidalarla iç kısma bağlıdır ve çalıştırmadan önce çıkartılabilmektedir daha sonraki  yıllarda lastik teker de kullanılmış ama bu üretimde anladığım kadarıyla araç tarla işlerinde faydası olduğundan dolayı çarklı arka tekerlere sahipti. 1/1 Mekanik Traktörün çalışması için yakıt/oksitleyici karışımın ısınması gerekiyor, bu yüzden ön haznede ateş yakılarak traktör çalışmak üzere hazırlanıyor. Traktör çalışmaya başlayınca da bacasından düdüklü tencere gibi bir buhar sesi çıkıyor. Model ile ilgili internet üzerinde ki videolara da göz atmanızı önerebilirim arkadaşlar. Velhasıl savaş öncesi Faşizm İtalya’sında tarım faali-

diecastr e-dergi 5


yetlerinde bataklık ıslahı gibi çalışmalarda büyük ölçülerde kullanılmş olan araç sulama pompası gibi aletlerle de oldukça haşır neşirdi. 1/16 Model Modelde kısım kısım detaylarını göreceğimiz, fotoğraflarıyla inceleyeceğimiz bir sayfa hazırladık. Fotoğraf makinesi ile makro çekimler de yaparak bu denli detaylı bir modeli amatör bir çaba ile sunmaya çalıştım. Sürç-i lisan ettiysek affola diyelim. 1/16 Modelde Kullanılan Materyal Bazı modeller detayları ile bazı modellerde kullanılan malzemesiyle ön plana çıkarlar. Bu bağlamda resin üretimleriyle BBR Ferrari modelleri gibi tamamen farklı malzeme kullanılmış  olan örneklerin yanı sıra diecast malzeme kullanılarak üretilen modellerinde metalik malzeme,  tekstil malzemesi, deri, plastik ve cam gibi malzeme kullanımları da önemlidir aslında. Örneğin CMC modellerinde alışık olduğumuz tekstil veya deri koltuklar son derece samimi  iken bir modelde görebileceğimiz plastik bir egzos da o denli itici olabiliyor maalesef. Hatta modelden bu yüzden vazgeçebiliyoruz da. Ya da firma egzosu plastik üretse dahi öyle güzel bir görünüm veriyor ki plastik olduğunu

anlamamız çok zor olduğundan yine modeli severek edinebiliyoruz. CMC de bu bağlamda bazı motor parçalarını ve alt detay malzemelerini plastiğin farklı tonlarını kullanarak oldukça gerçekçi görünümler de elde etmektedir. Bunları anlatmamın sebebi benim de bu modelde en çok hoşuma giden yönlerden birisinin detaylardan ziyade kullanılan malzeme kalitesi olması. Öyle ki birçok modelimde bu kadar metal malzemenin bir arada kullanıldığını gerçekten görmemiştim. Tabii modelin bazı parçalarının hangi malzemeden üretildiğini tam olarak anlamam imkânsız belki ama görüntüsü yine de oldukça gerçekçi olmasından dolayı malzemenin cinside o noktalarda önemini kaybediyor.

Radyatörün önünde bulunan ızgaranın görüntüsü de muazzam. Gerçekte metal malzemeden  üretilen bu kısmın görüntüsü çok gerçekçi gerçekten. Bu arada farlara giden elektrik kablolarıda unutulmamış arkadaşlar ve bu farlarda gövdeye iki adet vida ile perçinlenmiş. Modelin tüm işaretlerinde ve yazılarında olduğu gibi ızgaranın üzerinde bulunan Super Landini yazısı da oldukça kaliteli görünüyor. Ben o yazınında metalin kabartılıp boyanarak oluştu-

Ön Cephe Ön cephede bulunan farların cam desenleri ve içindeki ampullerin görüntüsü oldukça iyi kalitede üretilmiş. rulduğunu düşünüyorum. Nedeni de kabartmalarında metal hissi vermesi. Bu da çok kaliteli bir yazının çıkmasını sağlamış ortaya. Ve bu ızgaranın üzerindeki kapak da son derece detaylı bir görünüme sahip. Ön Depo Daha önce 1/1 araçta bahsettiğim gibi traktörün ön kısmında bir depo bulunuyor ve bu depo içindeki sıvının ısınması ile traktör çalışıyor. Bunun için de traktörün önünde ateş yakılıyordu. Şimdi bu kısmı modelde inceleyecek

6 diecastr e-dergi


olursak eğer önde bulunan deponun görüntüsü ve üzerindeki logo çok iyi derecede üretilmiş. Depodan çıkan tel ve boru şeklinde ki yapıların hepsi metal malzemeden üretilmiş ve bu yapı dört adet dev vidayla gövdeye perçinlenmiş gibi görünüyor. Yan Cephe Yanda açık olan motorun görünümü ve kasnakların görünümü oldukça iyi. Devasa büyüklükteki ince tekerleri parlak metalden yapıldığı için fotoğraflamak oldukça güç olsa da çok müthiş bir değer katıyorlar modele. Daha önceden belirttiğim gibi arka  tekerin dış kahverengi bölümü çıkartılıp teker kullanılabilmektedir. Bu değirmenin su taşıyan çarklarına benzeyen kırmızı kısım sanırım tarlayı sürmek için kullanılıyordu. Arka Cephe Sinyaller de çerçeveleri ile gayet başarılı bir görünüm veriyorlar. Römorkun bağlanması için bir çekeceğin bulunuyor olması gayet doğal ancak destek kolları ve diğer aksamları oldukça güzel görünüyor. Çamurluktaki perçinler de modele değer katıyor. İç Mekan Plastik koltuğa çok iyi bir metal görüntü verilmiş. Hatta metal mi değil mi hala tereddütteyim. Arkasında bulunan Landini yazısı ise görülmeye değer. Vites ve Vites Şeması Vites şeması kırmızı boya ile yapılmış. Çok ilginç bir detay ve benim çok hoşuma gitti doğrusu. Viteste olması gerektiği gibi basit bir yapıda.

Arka Far Arka far da ön farlar gibi oldukça başarılı bir görünüme sahip. Bir vidayla gövdeye sabitlenmiş. Motor ve Likit Deposu Fotoğraflarda da görüldüğü üzere her türlü detaya sahip olan bu kısım yakıt enjektörü, yakıt pompası, yakıt deposu musluğu, yağ filtresi, elektirik kablosu, likit hortumları, fan pervanesi, likit deposu ve depo kapağını içermekte. Oldukça güzel bir üretim sergilenmiş doğrusu. Diecast dünyasından çok fazla haberi olmayan birisi fotoğrafların 1/1 modele ait olduğunu kolaylıkla düşünebilir ve model gerçekten de fotoğraflarda görüldüğü gibi kaliteli bir malzemeye sahip. Kasnaklar Kasnaklar metalik yapıda ve lastikli olan kasnağın lastik kısmı da gerçekten esnek malzemeden üretilmiş. Bu da çok güzel bir ayrıntı. Kasnağın üzerindeki yön oku da oldukça iyi bir görüntüde.

bu sağlam görüntü modele de yansımış. Basit bir fren sistemine sahip olan modelin bu tekerlek sistemine arkadan uzanan direksiyon kolonu ve altlı üstlü destek çubuklarının vidayla aksa sabitlenmiş olmasıyla ön cephede ayrıntılı bir görüntü sağlanmış. Şaftın hareketli yapısı da tekerlerin serbest hareketi ile altlı üstlü hareket imkânı sağlıyor. Arazi şartlarını düşününce bu hareketli yapının araca tarlada daha rahat hareket edebilme imkânı verdiğini düşünebiliriz. Alt Cephe Alt cephede Made in China yazıyor ama çok da övünülecek bir durum olmadığını düşünüyorum. Onun dışında yürür aksamlar ve diğer elemanlar oldukça iyi bir görüntü veriyorlar. Arka bölümü destekleyen devasa yayların görünümüde oldukça güzel. Yazdıklarımı sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim.

Bacası Plastik bacanın uç kısmının daha iyi olmasını beklerdim doğrusu. Her ne kadar bacanın ağız kısmı çukur olsa da içi boş tüplü CMC egzoslarını düşününce biraz yol kat etmeleri gerektiğini düşünmeliyiz. Sanırım modeldeki en büyük eksik de bu. Tekerlek Sistemi 1/1 Modelin arazi aracı olmasından dolayı ön aksı oldukça sağlam yapıda ve

Gaz Pedalı Normalde gaz pedalını konu başlığı olarak açmam ama burada ilginç olan birşey var ki gaz pedalının devamı sağ tarafta bulunan lastikli kasnağın altına kadar gidiyor ve orada kayboluyor. Yani görsel bir zenginlik söz konusu. Peki bir Exoto gibi işlevsel mi? Hayır. Ancak böyle bir detayın var olması dahi oldukça güzel. El freni El freni şoförün sol tarafında olup motor kısmına kadar uzanmakta ve açık açık görünmekte. Az da olsa hareket edebilmektedir.

diecastr e-dergi 7


1/18

FORD

MODEL A PICKUP Eğer klasik Amerikan ve Ford modellerini seviyorsanız ve kaliteli bir model arıyorsanız bu model uygun bir seçim olacaktır. Sonuçta o bir Ford.

8 diecastr e-dergi

Üretici Motor City Classics diecastr e-dergi 1/18 inceleme Serkan Baş

Ford Model T’nin 1908 yılında üretilmeye başlaması hem sosyal hem de endüstriyel bir devrimdi. Henry Ford ‘un geliştirdiği üretim bandı teknolojisi ile Amerika bir anda motorlu taşıtlar çağına adım atmış oldu. O zamanlar günde 1000 adet üretim kapasitesi olan fabrikadan çıkan siyah boyayla üretilen ‘’lizzie’’ler ülkenin dört bir tarafına dağılıyordu. Daha sonra bu model T’lerin olağanüstü başarısını Ford firması model A gibi üretimlerle devam ettirdi. 3 Litrelik 4 silindirli monoblok motorlu bu klasiklerin Ford Model A Pick-Up gibi birçok varyasyonuda üretildi işte tam da inceleyeceğimiz modelde bu efsanevi aracın 1931 üretim Model A Pick-Up versiyonu arkadaşlar.

1931 Ford Model A Pickup - Motor City Classics Woody Vagon, 1/24 Plymouth Pick up, çeşitli kola araçları, Woody auto trailer, kutup araçları, Studebaker ve Chevrolet modeli gibi üretimleri ile Amerikan tarzını çok iyi yansıtan değerli ve nadir firmalardan birisi olan Motor City Classics maalesef ülkemizde çok fazla bilinmemektedir. Motor City Classics firması genel olarak 1/18 modeller üretmektedir bunun yanısıra 1/24 üretimleride mevcuttur ve bu ay dergimize konuk olacak olan modelde bu firmanın 1/18 ölçeklerinde ürettiği orjinalinde eskitme ve paslandırma işlemi uygulanmış 1931 Ford Pickup modeli. Modelin ikonik modellerden biri oluşu, başarılı bir eskitme uygulanmış olması, materyal ve detay kalitesi modeli oldukça çekici hâle getiriyor ve bunca artı yönüne rağmen sanırım modelin


bahsettiğimiz metal malzeme yoğunluklu üretimini gösteriyor.

en büyük handikapı kutusunun basit yapısı olsa gerek. Keşke diğer firmalar gibi iç koruması strafor olan kutu alışkanlığına geçmiş olsalardı diyorum. Ön Cephe Modelin ön cephesi çok kaliteli bir görünüme sahip ve metalden imâl edilmiş parçaların yoğunluğu dikkat çekiyor. Radayatör ızagarasını koruyan kapağın şekli, üzerindeki Ford logosu ve üst kısmında bulunan amblem muazzam görünüyor. Amblemin içinde de 1/1 araçlarda Ford logosu mevcut bu modelde de o kısım maviye boyanmış ve içinde ufacık bir yazı var. Ayrıca iki kanatlı olan bu bölüm su sıcaklığı ile ilgili olan ayarlamalarda da kullanılıyordu. Ön tamponda ayrı metal malzemeden imal edilmiş ve çok güzel bir görünüme sahip. Farlara geçecek olursak eğer onlarda eğri bir çubuğun üzerine yerleştirilmiş. Eskitme usulü kırık olan farlardan birisinin ampül yuvasının içinden elektrik kablosu çıkıyor. Sağlam farda oldukça gerçekçi görünüyor. Ön cam tozla kaplı hareketli ve kırık modelin en güzel yerlerinden birisi gerçekten. Yanında da dikiz aynaları mevcut. Yan Cephe Yan cephe boyunca mavi bir şerit devam ediyor. Arka kısmın üst yan kesimleri tahtadan imâl edilmiş ve çok kaliteli bir görünüm veriyor. Kapının önünde ki basamakta ayrı bir parçadan imâl edilmiş. Yosun kaplama bu bölümde de mevcut. Motor Kaputu Motora ulaşmak için kaputu kaldırmamız yeterli. Mandallar basitçe modellenmiş ve işlevsel değiller havalandırma kısmıda hakeza delikli değil ve kabartma şeklinde imâl edilmiş ancak eksikliklerine rağmen kaputun görünümü oldukça güzel.

Motor Motor bölümüde detaylarıyla CMC gibi bir H.E model değil belki ama paslanmış basit bir mono motor bloğu, radyatör hortumu ve pervanesi, pervaneyi döndüren kasnak, tekerlere sağ-sol hareketi veren direksiyon kolonu, silindir başlarını koruyan bölümün üzerinde bulunan valf kapağıda unutulmamış ve motor hazneside metalden imâl edilmiş. İç mekan Kapının içinde, cam kolu ile kapı açma kolu basitçe modellenmiş. Gaz pedalleri, vites ve vites topuzu, basit bir direksiyon takımı, çizgili döşemeli koltuklar, basit bir ön panel, iç dikiz aynası vb. hiçbir ayrıntı atlanmamış ve benim düşünceme göre bu bölümde ki en güzel kısım kapının açılış mekanizmasının it dirseği şeklinde yapılmamış olması. İç kısmın en büyük eksiği ise tekstil malzemesinin ya da deri benzeri malzemenin özellikle koltukta hiç kullanılmamış olması. Eğer ki öyle bir durum söz konusu olsaydı model çok ses getirirdi sanırım. Modelin her tarafında olan eskitme ve paslandırma işlemi her bölümde olduğu gibi burada da mevcut ve arka camda toz içinde. Kabinin metal yapısıda modelin artık çokça

Tekerler Direksiyon kolonu ön tekerlere basit bir sağ sol hareketi veriyor ve bu sağ sol hareketi sağlayan kol ile birlikte tekerleri gövdeye birleştiren bölümler ve fren sistemi sade bir şekilde modellenmiş. 1931 model bir araca göre oldukça iyi modellenmiş diyebilirim. Tekerlere geçecek olursak eğer lastik yanakları basit ve jantlarda oldukça gerçekçi görünüyor. Özellikle jant tellerinin dizimi bir harika. Çok iyi paslandırma görünümüde verilmiş. Arka Cephe Kasanın içinde bir adet yedek tekerlek, halat ve çekiç bulunmakta. Ahşap kaplama, yosun efekti ve ahşap yan kısımlar bu bölümün çok güzel görünmesini sağlıyor . Arka kapağı tutan zincirler ve kapağın üzerinde ki Ford yazısıda oldukça iyi işlenmiş. 1931 yazılı plaka, modelin üretim yılını haber veriyor. Stop lambalarıda orta kalitede ama modelin eskitme olması sayesinde kurtarıyor. Sonuç olarak bu bölüm modelin en güzel yerlerinden biri. Ford Amblemi Arka kapakta Ford’un bu şekilde yazılmış olması efsanevi bir örnek ve Childe Harold Wills tarafından tasarlanmış. Kendisi Henry Ford’un mühendisiydi ve bu amblem bugün hâlâ kullanılmakta. Alt Cephe Alt cephede modelin güzel detaylandırılmış bölümlerinden biri. Şaft ve akslar güzelce modellenmiş. Bu bölümde vites kutusunuda görmek mümkün. Modele ait bilgilerde bu bölümde yer alıyor. Eğer klasik Amerikan ve Ford modellerini seviyorsanız ve kaliteli bir model arıyorsanız bu model uygun bir seçim olacaktır. Sonuç olarak güzel detayları, yoğunluklu metal malzeme kullanımı, ikonik bir model oluşu modelin albenisini artırıyor. Sonuçta o bir Ford. Bir sonra ki sayıda görüşmek dileğiyle... Kısaltmalar H.E : High Edition Model M.C.S : Motor City Classics CMC : Model Markası

diecastr e-dergi 9


1/24

Alfa Romeo

8c Compositione Cararama’nın bu modelde en başarılı olduğu yer kuşkusuz iç mekân.

10 diecastr e-dergi

Üretici Cararama diecastr e-dergi 1/24 inceleme Ahmet Akgül Merhaba Diecastr E-Dergi Okuyucuları. Bu ayki sayımızda 1/24 inceleme sayfamızın konuğu Cararama üretimi Alfa Romeo 8c Compositione. Model alışılmış Cararama kalitesinde. Boya kalitesi oldukça iyi ve bir kaç pürüz dışında herhangi bir hatası yok. Genel duruş itibariyle de oldukça şık bir model. Detaylı incelemeye geçiyoruz ve ön kısımla başlıyoruz. Genel olarak iyi bir ön kısıma sahip modelimiz. Farların ve sis lambalarının pimli oluşu haricinde göze batan bir nokta yok bu kısımda. Far içlerindeki detayların üretilmesi pimli olan farların biraz daha güzel görünmesini sağlamış. Izgaralar kapalı bir şekilde üretilmiş fakat üzerlerinde desenlerin işlenmesi bu dezavantajı kapatıyor. Izgara etrafındaki çizgiler nikelaj görüntüsü verilerek üretilmiş ve bu kısma güzellik katmış. Orta kısımdaki Alfa Romeo amblemide oldukça şık durmuş. Tamponun alt kısmındaki kıvrımlar ve ortadaki siyah

kısım da işlenerek Cararama’nın ön kısımında güzel bir görüntü elde edilmiş. Motor detayını incelemek için modeli ilk aldığınızda biraz zorluk çekebiliyorunuz. Kaput aracın altındaki bir düğme sayesinde yerinden biraz kalkıyor ve böyle açabiliyorsunuz. Aslında güzel düşünülmüş bir detay, böylece aracın motorunu incelemek istediğimizde boyasına zarar vermeden kaputu açabiliyoruz. Kaputu açtığımızda başarılı bir motor detayı olduğunu görüyoruz. Piston yatakları ve çevresi kırmızı-gri


renkte yapılarak motor detayına renk katılmış. Motor üst kapağı, akü ve bağlantı kabloları, silecek suyu haznesi, bağlantı kabloları yüzeysel olarak işlenmiş modele. Motor detayından yan kısımlara geçiyoruz. Bu kısımlarda da güzel detaylar mevcut. Ön çamurluklar aslına uygun olarak sade ve biraz şişik üretilmiş. Çamurluk üzerinde bulunan, içinde sinyal lambasının da olduğu hazne etrafı krom hissi verilerek başarılı bir şekilde modellenmiş. Haznenin hemen altında bulunan “Centro Stile/Alfa Romeo” yazısı ve bu iki yazı arasındaki Alfa Romeo amblemi oldukça küçük bir şekilde işlenmiş. Bu şekilde yazıyı okumak oldukça güç. Ben de İnternet üzerinden ufak bir araştırmayla buldum orada ne yazdığını. Ön çamurluktan kapı kısmına geçiyoruz. Kapılarda yine modelin orijinalinde olduğu gibi sadelik mevcut. Kapı kolları, kilit mekanizması, aynalar ve camların etrafındaki gri şerit başarılı bir şekilde işlenmiş. Bu kısımda dikkat edilmesi gereken husus camların kapalı olmasından dolayı kapıyı açmak için aynalara yüklenmemek. Narin bir şekilde üretilen aynalar böyle bir durumda elimizde kalabilir. Kapılar it dirseği şeklinde açılıyor. Bu modellerde eksi bir not olarak görülebilir fakat, kapıların açılma açıları oldukça iyi ve böylece iç mekanı rahatça inceleyebiliyoruz. Kapı içlerinde ise kapı kolonları, cepler ve kilit mekanizmasının bulunduğu alan gibi birkaç ufak detay mevcut. Siyah ve kırmızı kombinasyonu kapı içlerinde güzel bir görüntü sağlamış. Kapıların açılma mekanizmasının olduğu yerde ise boya hataları mevcut. Bu da kapılar açıkken kötü bir görüntü oluşmasına neden oluyor. Arka çamurlukta da yine sadelik mevcut. Orijinalinde olduğu gibi hafif bir şişkinlik var ve sağ taraftaki depo kapağı yüzeysel olarak işlenmiş. Yan kısımlardan arka kısıma geçiyoruz. Bu kısımda göze batan ilk detay farlardaki pimler. Farların tam ortasında koyu bir şekilde kendini belli ediyor ve hoş

olmayan bir görüntü oluşturuyorlar. İki farın ortasındaki plaka ve üzerindeki “CW-606GW” ve Avrupa Birliği işaretiyle İtalya’yı temsil edem “I” harfi ve “05” yazıları oldukça güzel durmuş. Plakalığın hemen üzerindeki Alfa Romeo amblemi ve amblem altındaki 8C Compositione yazısı bu kısıma güzellik katan diğer detaylar. Tamponda ise modelin orjinalindeki gibi sadelik mevcut. Bu kısımda tampon üzerindeki lambaların işlenmemesi eksi bir not olarak düşülebilir. Difüzör kısmı vasat denilecek şekilde modellenmiş. Difüzör kısmında bulunan lambalar boyayla geçiştirilmiş. Egzozların içleri dolu üretilmiş fakat uçlarının nikelaj görünümlü olması bu eksiği kapatıyor. Bagaj kapağının motor kaputunda olduğu gibi alt kısımda bulunan bir pim yardımıyla açılması güzel bir detay olarak yazılabilir. Bagaj kapağı üzerinde ve içindeki boyalar oldukça başarılı. Bagaj içinde ise vasat bir görüntü mevcut. Arka kısımdan iç kısımın incelemesine geçiyoruz. Cararama’nın bu modelde en başarılı olduğu yer kuşkusuz iç mekan. Direksiyon ve ortasında bulunan Alfa Romeo amblemi oldukça başarılı. Direksiyon arkasındaki kollarda başarılı bir şekilde üretilmiş. Göstergeler sticker olarak işlenmiş. Hava giriş kanalları ve altındaki düğmelerde yine başarılı bir şekilde işlenmiş. Gaz, fren ve debriyaj pedalları da oldukça güzel bir şekilde üretilmiş. Orta konsolda ise; Hava giriş kanalları ve hemen altındaki düğmeleri, teyp ve sürücü koltuğunun yanındaki kontrol düğmeleri başarılı bir şekilde işlenmiş. Sol tarafta ise sadelik mevcut. Torpido üzerindeki ufak detaylar ve hava çıkış kanalı işlenmiş bu kısıma. Modelin koltukları da oldukça

başarılı bir şekilde işlenmiş. Orijinaline sadık kalınarak kırmızı renkte üretilen koltuklar hem modelin rengiyle uyum sağlamış hem de spor bir görünüm sağlamış. Koltukların üzerindeki Alfa Romeo amblemleri de unutulmamış. İç kısımdan lastik ve jant kısımlarına geçiyoruz. Bu kısımda da güzel bir işçilik var. Jantlar ve ortasındaki bulunan bijonlar ile Alfa Romeo amblemi güzel bir şekilde işlenmiş. Fren disk ve kaliperleride oldukça başarılı fakat kaliperlerin gri yerine kırmızı üretilmesi daha güzel bir görsellik katabilirdi bu kısıma. Lastik yanaklarının ince oluşu ve üzerindeki dişlerin başarılı bir şekilde üretilmesi bu kısımın diğer artı değerleri. Modelin detaylı incelemesini burada bitiriyoruz. Model yazımızda da bahsettiğimiz gibi güzel bir model. 1/24 ölçekte Wellyde üretti bu modeli fakat henüz Türkiye pazarına giriş yapmadığından şu an bu ölçekteki tek üreticinin Cararama olduğunuda belirtmek gerekir. Modelin biraz araştırmayla kolayca bulunabileceğini ve bu detaylara rağmen fiyatının makul düzeyde oluşu da modeli cazip kılan bir diğer unsur. Bir sonraki sayıda başka bir model incelemesiyle karşınızda olmak dileğiyle. Bol modelli günler...

diecastr e-dergi 11


1/43

1988 Mercedes

560 SEL Üretici Minichamps diecastr e-dergi 1/43 inceleme Alper Kara

Bu sayıda sizlere tanıtacağım model eskilerden bir ağır abi... Bu model w126 kasa yani Türk halkınca balina kasa olarak bilinen 1988 model Mercedes 560 SEL. Modeli ilk gördüğümde almam gerektiğini anladım zira hem çok nadir bulunan

12 diecastr e-dergi

hem de değerli bir model. Modelcilikte şunu net olarak anladım ki bazı modeller var ve o modeli kaçırdığınızda çok pişman oluyorsunuz, benim başıma bir iki kez geldi. Alayım mı almayayım mı diye düşünürken model elden kaçıveriyor. Modelin detaylarına geçersek boyası kaliteli, eski kasa Mercedeslerde olan çift renk boya özelliği bunda da yansıtılmış. Ön ve arka farlarda pim olması biraz can sıkıcı ama bunu ön farlara yerleştirilmiş far silecekleri telafi ediyor. Modelin en beğendiğim kısımları ise orijinaline bire bir sadık kalınarak modellenmiş jantları. Ayrıca modelin kalıbı da gerçekten çok başarılı.

Piyasada 1:18 ölçekte Norev tarafından üretilen modelinin suv gibi yerden yüksek olması karşısında bu modelin değeri daha çok anlaşılıyor sanırım. Modelin alt kısmı da klasik Minichamps kalitesinde detaylandırılmış. Modelin iç detaylarında klasik


MC kalitesi mevcut, ön camının açık olarak yapılması iç mekanı incelemeyi kolaylaştırıyor. Son olarak modelin ön kaputundaki yıldız ise modeli tamamlayan son detay. Bu model baya nadir bulunuyor ama şunu söylemeliyim ki bulduğunuzda kaçırmamanızı ısrarla tavsiye ediyorum. Bol modelli günler diliyorum...

1988 Mercedes 560 SEL .......................................................................... BOYUT : 1/43 .......................................................................... ÜRETİCİ: Minichamps

1/43

diecastr diecastr e-dergi e-dergi 15 13


Özel İnceleme Devrim ŞEN

BMW M3 GT2 2010 “JEEF KOONS” ART CAR Merhaba, dergimizin bu sayısında gerçekten özel bir modeli paylaşacağım. Benim için de özel olan bu modeli gelin hep beraber inceleyelim. Model henüz piyasaya çıkmamışken 3 Ağustos 2010 tarihinde açmış oluduğum bir konuda 1/1 aracın ve üretilecek 1/18 modelin haberini vermiştim. Bunun üzerinede konuyla ilgili 1/18 modeli hangi firma üretsin diye bir anket yapmıştım. O zamanlar İnternet’te yazana göre modeli yapmak isteyenler Autoart ve Minichamps firmalarıydı ama ankette %44 KY, %38 AA, %15 MC, %3’de diğer çıkmıştı. Ama modelin üretimi maalesef bizim isteğimizle olmuyor tabi ve şu anda bu modelden

14 diecastr e-dergi

anlayacağımız üzere modeli MINICHAMPS firması üretmiş. Bmw Art Car projesi 1975 yılından itibaren bazı BMW araçlarında uygulanmış olan son derece zevkli bir çalışmadır. BMW Art Cars koleksiyonunun temeli, tutkulu bir yarışçı ve bir açık arttırmacı olan Fransız Hervé Poulain’in hayalgücünün bir ürünü olarak “bir sanatçı tarafından tasarlanan bir otomobile sahip olma” fikri ile atılmıştı. 1975 yılında Alexander Calder tarafından BMW 3.0 CSL üzerinde uygulanan projede kullanılan araç Le Mans yarışlarında Poulian tarafından kullanıldı. Calder’in bu projesinden sonra da bu

uygulamaya devam edildi. David Hockney, Jenny Holzer, Roy Lichtenstein, Robert Rauschenberg, Frank Stella ve Andy Warhol gibi sanatçılar çeşitli dönemlere ait BMW araçlarında hünerlerini konuşturdular. Ve sonuç olarak 2010 yılına kadar toplamda 17 BMW Art Car üretilmiş oldu. İnceleyeceğimiz bu model, Jeff Koons tarafından projelendirildi ve 1 Haziran 2010 tarihinde The Centre Pompidou’da 300 vip konuğun önünde sanatçı tarafından imzalandı. Aracın kısaca özelliklerini söylemek gerekirse 4.0 litrelik V8 motora sahip. 500 beygirden fazla güç üretmekte olan bu motorun yeni versiyonu olan 2012 modeli ise 600


beygire ulaşmıştır. 0’dan 100 kilometreye 3.4 saniyede çıkabilmektedir. 17. ve son ART CAR olan bu modelde diğerleri gibi 3000 limitli üretilmiştir. Yapılan anketler ve fan sayflarından alınan bilgiler sonucunda Art Car’lar içinde BMW M1’e uygulanandan sonra en çok beğenilen model olmuştur. Efsanevi BMW Art Car (sanatsal araçlar) koleksiyonunun İnternet üzerinden ilk kez sanal bir video turu ile görülebilir hale getirilmesi; aynı zamanda BMW Grubu’nun uluslararası kültürel taahhütnamesinin 40. yılına denk geliyor. Koleksiyondaki tüm eserlerin kökeni, tarihi ve geliştirilmesi üzerine geniş bir sanal perspektif, İnternet

üzerinden ilk kez sunuluyor. Her biri uluslararası üne sahip sanatçılar tarafından tasarlanan, koleksiyondaki 17 adet “tekerlekli sanat şaheseri” geniş fotografik içeriğin yanısıra, her bir yapıt için tek tek hazırlanan filmler de yer alıyor. Filmlerde, tarihi yarış görüntüleriyle birlikte kültür-sanat dünyasının ünlü temsilcileri olan bu sanatçıların yorumlarıda izletiliyor. BMW Art Cars’a göz atmak için www.bmw-artcartour.com’u tıklayabilirsiniz. BMW Grup Kurumsal Strateji ve İletişim başkanı Bill McAndrews “Geçen 40 yıl ve toplamda 17 sanatsal BMW. Şimdi hepsi, bütün herkes tarafından takdir ediliyor. Hazırladığımız interaktif web sayfası ile bu

sanat ve otomobil tarihindeki eşsiz koleksiyona saygımızı gösteriyoruz. Orijinalleri genellikle Münih’teki BMW Müzesi’nde veya dünyadaki elit kültür merkezlerinde ayrı ayrı olarak sergilenen bu eserleri, insanlar artık BMW Art Cars içerisinde tümüyle keşfedebilecekler. Koleksiyona geniş kapsamlı bir tur şimdi online olarak her zaman ve her yerde.” diyor. 1/18 Model: Modelin Minichamps tarafından üretilmiş olması akıllarda soru işareti bırakmış olsa da kalite olarak AA’ dan çok uzak olmadığını belirtmek isterim. Sadece iç mekanın AA üretiminde daha kaliteli olacağını düşünü-

diecastr e-dergi 15


yorum. Onun dışında boya kalitesi, ön ızgaraların görünümü, yan egzoszlar ve diğer ayrıntıların oldukça başarılı bir üretimin eseri olduğunu söylemeliyim. Öyle ki modelcilikle ilgisi olmayan arkadaşlarım dahi modelin bulunduğu odaya girince birçok model arasından bu modeli sormaktalar. Bu da modelin gerçekten ne kadar dikkat çektiğini gösteriyor. Modelin ön cephesi gayet başarılı bir görünüme sahip özellikle BMW ‘nin klasik ızgaraları çok güzel görünüyor. Izgaraların

16 diecastr e-dergi

çerçeveleri de güzelce modellenmiş. Izgaranın üzerinde ki BMW logosu da ayrıntılı görünüyor. Optik grubu da başarılı. Sarı farlar ve farları koruyan camlar güzelce modellenmiş diyebilirim. Alt ızgaralar da aynı üst ızgaralar da olduğu gibi kaliteli bir biçimde imal edilmiş ve geçirgen tel özelliğinde. Izgaranın yanında da çekici kısmı modellenmiş. Kaputun üzerinde 79 LE Mans dekali ve Alman bayrağı bulunmakta. Camın üzerinde de BMW Motorsport yazısı dikkat çekiyor.

Yan cephede çamurluklar ve yan camların modellenmesi gayet düzgün ve kapıların modele oturması gayet başarılı. Aracı kullanan Alman pilotun ve Alman yardımcı pilotun ismi de unutulmamış. Egzozların ve jantların görünümü oldukça iyi durumda. Teker yanaklarındaki Dunlop yazısı oldukça iyi görünüyor. Jantlar ve fren diskleri güzel görünüyorlar. Arka cephede bulunan BMW logosu oldukça güzel imal edilmiş. Kanat kısmında da kalıp olarak gayet güzel bir iş çıkarılmış.


Stopların görünümü de iyi durumda ve model bu açıdan da gayet başarılı görünüyor. Model Le Mans aracı olduğu için ön ve arka kaput tamamen çıkartılabiliyor ve ön kaputun altındaki karbon görünümlü malzemeler ve soğutma hortumları gibi çeşitli malzemeler gayet güzel görünüyor. İç mekânda her ne kadar direksiyon, direksiyon üzerindeki enstrümanlar, kontrol paneli, yüksek gerilim kabloları, vites ve soğutma hortumları kullanılmış olsa da plastik görünümden maalesef kurtulama-

mış. Ancak dış cephenin güzelliği iç mekanın bu eksik yönlerini fazlasıyla kapatıyor. Sonuç olarak oldukça özel bir model ve Minichamps firması da eksiklikleri olmasına karşın son derece iyi bir üretim sergilemiş diyebilirim. BMW koleksiyonu yapan arkadaşlar için de tavsiye edebileceğim güzellikte bir model. Modeli incelerken ve anlatırken aldığım keyfi dergimize de yansıtmaya çalıştım umarım başarılı olmuşumdur. Serkan BAŞ arkadaşımıza ve editörümüz Ziya Harun

ERGENÇ Bey’e ve dergide emeği geçen herkese teşekkür ederim. Daha güzel sayılarda ve günlerde birlikte olmak dileğiyle... “Bu güçlü ve enerji dolu yarış arabaları hayatın ta kendisi. Onların kaputlarının altındaki güç ile kendinizi aşmaya izin verin.” Jeff Koons. BMW M3 GT2, 2010

diecastr e-dergi 17


Eskitme Hikâyeleri Bülent AYDOĞAN’ın forumdaki yazılarından derlenmiştir.

Forumdan Eskitme Hikâyeleri 1:18 ERTL57 CHEVY CAMEO-RATROD Elimdeki en basit ama sevdiğimden vazgeçemediğim pek bulunamayan eski bir kamyonet. Riske atmayı istemediğimden buna dokunmayıp Sunstar’ın 65 Chevy’sini yada Welly’nin Ford’unu edinsem mi diye düşündüm. Güney kardeşim de öyle yap dedi ama bununla denemeye karar verdim umarım istediğim gibi olur yoksa üzülürüm. Çok daha önce birkaç ufak denemem olmuştu. Bir başarısız Lambo, güzel bir hurda Mercedes ve siyah mat 57 Belair. Ama şimdi daha usta işi bir şeyler çıkartmalıyım. Bu arada modele çok zahmete girmeden

20 diecastre-dergi e-dergi 18 diecastr

keyifle yapabileceğim detaylar da ekleyebilirim. Örneğin kasa kenarına ahşap korkuluk ekleyemem ama sadece kabartı olan pedal grubunu siyahla belirginleştirebilirim, olmayan vites kolu ve emniyet kemeri gibi şeyleri ekleyebilirim. Şu anda nasıl yapılır bir fikrim yok ama pimli farları daha gerçekçi hale getirmek, belki kasa kapağına zincir takmak, motor detayı eklemek, GMP setten kalma mis gibi aküyü eklemek aklıma ilk gelenler. Ayrıca 1:16 GMC kamyonumun yedek iri yan aynaları var elimde eğer şık duracağına ikna olursam onları da ekleyebilirim. Yıllardır yeğenime bu hobiyi aşılamak için verdiğim bazı değersiz modelleri

de hurda parkı olarak kullanmak aklıma gelenlerden. Dağıtılmış hâlinin fotoğrafında görülen siyah jantlı tek tekerleği monte edebilirsem eminim çok yakışır. Paslı hâle getirmek hakkında usta değilim ama bakalım. Tabi modeli alçaltıp çamurluk içlerini gövde renginden daha karanlık hâle getirmeliyim. Dekal yapmak benim harcım değil ama zaten bu aracın nazik değil sağlam ve fabrikasyon gibi olmasını istiyorum. Aklımdakiler bunlar, umarım olur. Forum üyelerinden tavsiye, bilgi ve fotoğraf katkısı beklerim! Sökülmeden önce kamyonetin görüntüsü bu. Önceden elimde olan fotoğraflardan.


Söküldükten sonra son anda aklıma fotoğraflamak geldi. Son hâlini zaten paylaşacaktım tabi ama arabaların fotoğrafını çekmek beni biraz sıktığından çok detaylı olmasa da yavaş ilerlemeyi düşündüğüm bu uygulamada arada fotoğraf eklerim.

siyonel alçaltamayacağımı görmemin dışında iyi gidiyor. 61 impala SS’den bunda olmayan vitesi edindim bugün, iyi olacak gibi. Arkadaşlar tüm krom parçaları, camları ve tekerlekleri belli belirsiz kirletmek için havadan siyah mat Akçalı boyayı toz olarak kondurmak istiyordum. Bu marka boya ithal ama burada kutulanıyormuş. Çok memnun kalmıştım tekrar aldım, örneğin Marshall’dan çok daha iyi ancak kapak tasarımı Türk işi yani kusurlu çünkü kapak ilk kullanım şeyinin kesilmesine rağmen aşırı zor açılıyor sprey aparatına çoğu zaman çarpıp düşürüyor ancak bu sefer kırılmış tekrar takayım derken içerde kalan parça sübabı itti ve boya

İşte bahsettiğim boya kutusu kazasından sonra camın kurtarabildiğim kadarıyla hâli. Tüm küçük parçaları sökecekseniz

kaybolmaması için çikolata kutusundan edineceğiniz bir seperatöre koyabilirsiniz. Bu modeli sanırım hayal ettiğim gibi yapamayacağım. :) En başından fonksiyonel bir şekilde alçaltamayacağımı anladım. Geri dönüşü olmayan mantıksız şeylerde yapmak istemiyorum ama karanlık far deliklerini, renksiz pedal grubunu hallettim. Yerden vites kolu da ekledim ve koltuğa bir emniyet kemeri tokası yapıştırdım. Bunların dışında bir lastikte beyaz yanak olmayacak ve diğer siyah jantlı tekerlek olmak üzere. Bunun dışında abartmadan ve mümkünse nikelaj parçaları fazla sökmeden matlaştırma, kirletme, az paslandırma yaparım diye düşünüyorum. Bence uğraşmak çok zevkli. Zamana yayacaktım ama sabredemeyip hızlı yapıyorum ve pek planlandığı gibi yapılamadığını düşünüyorum. Bir anda oluşan durumlarla beraber gelişen şeyler. Yalnız başta hep geri dönüşü olsun desemde kamyoneti artık moleküllerine ayırdım neredeyse. :) Umarım içime siner. Fonk-

havalarda uçuştu. :) Ellerim tamamen simsiyah hâlde siyah boyanın son kez lazım olduğu yerde hızla karar verdim ve yere serdiğim parçaların üzerine tuttum ancak büyük noktalar hâlinde camlara ve kabine düşen boyalar pek şık olmadı. Cameo’mun şu anda anası ağlıyor bakalım ne kadar kurtarabileceğim. Uzun lafın kısası Akçalı alırsanız kapağını kapatmayın derim. Maket yapan bir arkadaşıma tampon gibi yerlere aşındırma adına ne yapabilirim diye sordum; O da benim için çakmağa uygulamış ama elle sert bastırınca çıkıyor, dedi. Bu modelin nazik olmasını istemiyorum demiştim zaten bu yüzden çakmaktaki uygulamadan vazgeçtim. Evde kendi imkanlarımla devam ediyorum. Kabin içinde eskitme ve kirletme dışında yere bijon anahtarı ve mermiler koydum, koltuğa bir kovboy şapkası, ortaya bir kemer tokası, sürücü koltuğu arkasına su bidonu, pedal grubuna da siyah renk uyguladım. Ezik bir bira kutum vardı ama onu sattığım kirli modelle yolladığıma üzüldüm şimdi. :) Aküye marka eklendi. :) Arabanın sürücüsü direksiyonda olacak, şu zincirleri kasa kapağına yapabilirsem iyi olacak, kasada sürücüye yakın alet çantası olacak, başka modelden sökülmüş vites ve devir saatiyle beraber direksiyon kolu uygulanmaya çalışılacak.

Ön tekerlekler. Bir de alçaltabilseydim. :( Arkada tek tekerlek böyle farklı. Arka çok az alçaldı. Alçaldığı strok mesafesinde makas yayı fonksiyonel oldu. Şasenin motor dahil altlı üstlü son hâli. (Eklediğim egzoz ucu tam olarak içime sindi.)

Sağ kapı sacı yeni alınmış yani siyah mat, aynasını da kromajsız astar boyalı yapıp monte ettim.

diecastr e-dergi e-dergi 19 21 diecastr


murluğu dremelle arkadan taşlayıp delik delik çürütebilirim fakat bu kamyonet gerçekte benim olsa bunu istemezdim ve yapmıyorum çünkü bu kamyonet aslında çürümüş değil sağlam ve güvenli bir kamyonet... :) Kasa kapağına zincir çok zor o yüzden değmez deyip vazgeçtim yalnız ön sağ çamurluğa anten deliği açmak aklıma geldi ve tamamdır. :) Kasa içi ahşap görünümlü siyah plastik. Onu da yanlarıyla aşındırdım, aslında ağaç rengi boya iyi olurdu ama sırf taban için bütçemizi gereksiz zorlamamalıyız diye düşündüm. :)

Aslında bitmek üzere ama bu kadar uğraşmışken motor kabloları yapabilir miyim diye düşünüyorum şu anda... Aklıma gelen sert ince sekiz parça kabloyu üst kapağa saplamak. Tecrübesi olan varsa fikir alabilirim. Kapaklar ve diğer kaporta elemanları son hâlleri ile değiller. Kahverengi boya fırçayla uygulanan sentetik boya olduğundan zımparalamak için bir günden fazla olan kuruma süresini bekliyorum. Ön sol çamurluğu gri astar boyası ile

farklı hâle getirebilirim. Dremel çok lazım olmadı ama şu devir saatli direksiyon kolunu kamyonete uygulamak için iyi oldu. Aslında arka ça-

22 diecastr e-dergi 20 diecastr e-dergi

Kamyonet bitti sadece kabin içine ezilip atılmış bir bira kutusu ile kasadaki sandığa zincir ekleyeceğim ayrıca blues temalı isim gelirse aklıma isim koyacağım. Gündüz yağmur yağmasaydı dışarıda güzelce fotoğraflardım ama koltuğun üzerinde çektiklerimle idare ederiz. Sonuç beklediğimden iyi oldu, detaylar da öyle.Kamyonetin gerçeğinde kasa kapağı zincirleri ve ön ızgara eleği olmadığı için yapmama gerek kalmadı. Benzer şeyler yapmak isteyen olur da aklına bir şey takılırsa

bildiklerimi anlatmaya çalışırım. Bu kamyoneti çürümüş değil de sadece kızgın güneş altında zamanla korozyona uğramış ama sağlam, kullanılan ve blues tarzını benimsemiş bir adamın kamyoneti olarak hayal ettim. :) Aşırı çürüyen kapıyı değiştirmiş mesela. Sonra ön çamurluğa astar attırmış. Alttaki zincir eskiden kamyonlarda olurdu; şaftın kırılıp yere sürtünme ya da saplanma ihtimaline karşılık. :) Zincirin çok az uzun olduğunu hemen fark ettim ama tekrar altını sökmek istemedim, olsun alttan sarksın daha iyi olabilir dedim.


1:18 TOOTHEDBOY Işıkları gerçekten yanmıyor ama detaylı fotoğraflar öncesi bir coming soon afişi olsun istedim. İlk aşama:

diecastr e-dergi 23 diecastr e-dergi 21


Aslında Welly bunu böyle üretmiş diyecektim ama bazı görselleri önceden sızdırdığımdan yapmadım. :) Kasa kapağını tutan zinciri ince kablodan oluşturup sadece görsellik oluştursun diye yapıştırdım, arka saşe ucuna kendi yaptığım at nalı benzeri bir şey yapıştırmışken fikir alışverişinde bulunduğum fakat durumdan haberi olmayan Burak Balıkçı kardeşim benim için at nalı gümüş küpe almış ve Bora Turan kardeşimle yollamış. Sapını kopartıp benim nal ile yer değiştirdiğimde daha güzel olduğunu keyifle gördüm.

Egzozt ucu bir tükenmez kalemin arka kapağı boya ile pas görünümü verilerek elde edildi. Plaka da Burak Balıkçı kardeşimden. Sanırım yeni Eleanor’un plakası. Hem arka kapaktaki Ford logosunu kaybetmek istemediğimden hem de kapağın cilalı kalması rat tarzına uygun düşeceğinden dışarıdan dokunmadım.

24 diecastre-dergi e-dergi 22 diecastr

Direksiyon 61 impaladan. Zarlar yine Burak Balıkçı kardeşimin yolladığı küpelerden... :)

sadece içeriden aşındırdım. Arka cama metal çubuktan kesilmiş iki parmaklık yapıştırdım, sandal kürekleri Serkan diye bir arkadaşımın küçük tahta kayığından... :) Kamyonette vites kolu yoktu onu yere sapladım. Kapı eşiğine ayak basmak için metal levha görünümlü parça bulup ekledim. (1:64 M2 machine alt tablasından kesme)

Tavan çıplak olduğu için kamuflaj kumaşla kapladım ve bir yüzükten kestiğim yeşil yıldızı tarza uygun iç aydınlatmaymış gibi yapıştırdım.

Izgara içine detay olarak Bora Turan’ın verdiği hurda Maisto motordan sinyal koparıp yapıştırdım. Ayrıca radyatör


girişine sineklik (elek) ekleyerek eldeki imkânlarla güzelleştirmeye devam ettim. Tampondaki sarı çanak lamba tabi ki Burak Balıkçı’dan. Öncesinde yine Bora Turan’ın hurda motorundan kafa lambası koparıp yapıştırmıştım ancak o içime sinmedi böylesi daha güzel. Sağ olun Bora ve Burak :)

diecastr e-dergi 25 diecastr e-dergi 23


Diorama Korkut Varol Merhaba arkadaşlar, Bunu yaparken yayımlamadım, bitmiş hâlde sürpriz olsun istedim. Yapıma Ekim ortasında başladım, yeni bitti. “Gezi Parkı Olayları” sırasında; 4 Haziran 2013 akşamı Başbakanlık Ofisi çevresinde barikat kuran polisle göstericiler arasında sabaha kadar yaşanan çatışmalar sırasında, Beşiktaş taraftar grubu Çarşı’nın bir kepçe operatörünü de yanlarına alarak TOMA’lara doğru sürmesinin ardından, sosyal medyada TOMA’ya (Toplum Olaylarına Müdahale Aracı) atıfta bulunularak kepçeye POMA (Polis Olaylarına Müdahale Aracı) adı verildi. Diorama, o gece çekilen bir fotoğraf üzerine yapılmıştır. Öncelikle uygun modelleri bulmam gerekiyordu. TOMA’ların imalatında Mercedes Atego kullanılmakta olduğundan, en uygun olarak SIKU’nun itfaiye aracını aldım. Gerçi TOMA’ya çevrildikten sonra kebin pek önemi kalmıyor ama maksat aslına uygun olsun... Kepçe için de, eylemde kullanılan Sumitomo SH290’ın hazır modeli yoktu, şekil olarak benzer bir tane bulup sipariş verdim. Ancak, her ikisi de 1/87 olmasına rağmen kepçe çok iri kaldı. Sonuç: Kepçe sıfırdan yapılacak... 1/87 figürleri de kepçe ile beraber Çin’den sipariş verdim. Üstünkörü boyanmışlar, kullanılacak olanlar tekrar boyanacak.

Gövde parçalarını gönyede kalmasına dikkat ederek epoksi ile yapıştırdım.

Gövde ve şasinin kısaldıktan sonra birleşmiş hali.

Diğer yandan kepçeyi de parçalayıp dağıttım. Operatör kabinini aynen, şasi ve paletleri kesip kullanabileceğimi düşündüm. Diğer parçalar işe yaramıyordu.

İşe TOMA’dan başladım, kamyonu parçaladım.

Figürlerden birini ısıtarak kabinde oturur şekle getirdim ve kabine yerleştirdim.

Şasi ve gövdeyi TOMA’nın dingil mesafesine denk gelecek şekilde keserek fazlalıkları attım (soldaki küçük parçalar).

Şasiyi hem enden hem boydan kısaltmam gerekti. Resimde görüldüğü gibi kestim, palet yatakları boydan kısaldı ama şasiyi enden kısaltmak için araya balsadan blok yapıp koymam gerekti.

24 diecastr e-dergi


Üst gövdeyi balsa levhalardan kesip hazırladım, macunladım.

Tekrar TOMA’ya döndüm. Pirinç levhadan arka tarafı hazırladım.

Arka kısmın uygunluk kontrolünü yaptıktan sonra plastik levhalardan arka çamurlukları ve balsadan da tepe nozulun olduğu çıkıntıyı yaptım, epoksi ile yapıştırdım.

Tekrar kepçeye döndüm, teknik broşüründen yaptığım ölçekli çizimlere göre kolları balsadan kestim, üst ve altına plastik levhadan parça yapıştırdım. Silindir braketlerini pirinç levhadan kesip balsaya japon ile beraber gömdüm.

Silindirleri plastik borudan, piston ve burçlarını pirinç tel ve borudan lehimleyerek hazırladım. Chrome silver metalizer boya ile metal efekti verdim.

Kepçe kısmı için pirinç levhadan açınım kestim. Ancak yan tarafları lehimlemekte sorunlar yaşadım.

Buldozer levhasını da plastikten şekillendirdim. Yan yüzeyleri kesilmiş açınımdan yapmak yerine kaba kesilmiş levhaya lehimledikten sonra kenar boyunca makasla kesip eğe ile tesviye yaptım. En son olarak yataklama kulaklarını lehimledim.

Macunlayıp astarladım, ön koruma zırhını da plastik levhadan yaptım.

Balsadan yaptığım üst gövdeyi, yapışkanlı alüminyum kanal bandı ile kapladım, üstüne panel çizgilerini işledim. Palet lastiklerini de yeni boya göre kısalttım, tel zımba ile uçlarını tutturdum.

diecastr e-dergi 25


Kepçeye Tamiya pasteller ile kurumuş çamur efekti yaptım. Paletler lastik olduğu için boyalar tutunmuyordu, o sebeple paletlerin üstünü yapışkanlı alüminyum kanal bandı ile kapladım, boyayı onun üstüne uyguladım.

Kolların yapımına devam ettim. Hidrolik hatları telden şekillendirdim ve japon ile kolun üstüne yapıştırdım.

Kolun boyanmış hali. Kaidesini pirinç levhalardan, kepçe ufak mekanizma kollarını 2 mm lehim telini ezerek yaptığım parçalardan oluşturdum. Yataklama pimi olarak yine lehim tellerinden faydalandım. Her ne kadar mekanizma hareketli olsa bile, diorama üstünde sabitlenecek.

Gaz kapsüllerine karşı siper olarak kullanılan şemsiyenin dışını ve içini düz ve ters baskı olarak hazırlayıp kâğıda bastım. İç içe birbirine yapıştırdım, içten dış tarafın görünümünü andırsın diye beyaz toz boya atıp görüntüyü silikleştirdim. Şemsiye sapı için toplu iğne kullandım.

Paletlerin pisletilme işlemini de bitirdim, şasi ve gövdeyi birbirine epoksi ile yapıştırdım, kabin önüne tel kafes hazırlayıp yapıştırdım. Üst gövdeyi boyadım.

TOMA’yı da boyadım, hazırladığım decalleri her iki modele de uyguladım.

28 diecastr e-dergi 26 diecastr e-dergi

Gövde üstüne insanları yerleştirmeğe şemsiye tutan adam ile başladım.


Bunu diğer insan figürleri takip etti. Bazılarının ağız ve burunlarını örten beyaz maskeleri de boya ile yaptım.

Kontrplaktan kestiğim tabanın üstüne 2000 no. zımpara kâğıdı yapıştırdım ve önce asfalt tonunda boyadım. Sonra, arkası yapışkanlı A4 kâğıtlara refüj ve şeritleri basıp boyama maskesi hazırladım, bu maske ile beyaz şeritleri yola uyguladım.

Kepçenin bitmiş hâli...

Orta refüjleri 2 mm balsadan kestim, macunlayıp beton tonunda boyadım. Sonra bunları tabana yapıştırdım. Direk, tabela vs. yerleri önceden delmiştim. TOMA’nın bitmiş hali. Pek belli olmuyor ama içinde iki kişi oturmakta...

Bu fotoğrafın nerede çekildiğini bulmak biraz zaman aldı. Google Earth ve Yandex fotoğraflarından yeri tespit ettim. Çok yer kaplamayacak kadar bir alanı ölçekleyip yerleşim yaptım. Sol tarafta turuncu çerçeve, dioramanın yapılacağı alanı belirlemekte. Sağ tarafta ise diorama tabanına yerleştirilecek refüj ve şerit çizimleri görülmekte.

Büyük yönlendirme levhasını kare pirinç profilden lehimleyerek yaptım. Alt tarafta vida dişi açtım, tabana alttan vida ile sabitlenecek. Plastik parçalardan taban kaide ve desteklerini hazırladım, levha desteklerini de üst kola lehimledikten sonra boyadım ve levhaları yapıştırdım.

Bordür taşlarını 2 mm plastik levhadan şerit keserek hazırladım. Özellikle dümdüz kesmedim ki, taşlar arasında olan seviye farklılıkları biraz ortaya çıksın. Bir grup taşı sarıya boyadım, sıra ile beyaz-sarı olarak dizmeye başladım. Kullanacağım işaret levhalarını bilgisayarda hazırlayıp ölçekli olarak bastım. Kağıdın arkasını boyama sorunum olmasın diye tabela arkalarını da bilgisayarda hazırlayıp bastım, katlanıp birbiri üstüne yapıştırılınca önlü-arkalı tabela oluşmakta.

diecastr e-dergi 29 diecastr e-dergi 27


Bordür taşları döşenmiş ve büyük yönlendirme levhası dikilmiş hâli.

tim, tozladım, vs.

Trafik levhasının gövdesini plastikten şekillendirdim. Ön yüzünü bilgisayarda çizip bastım, ışık kısımlarına Bondic ile şeffaf kabartma uyguladım. Işık şapkalarını pipetten kestim, uçmasın diye yapışkanlı alüminyum bant arkasına yapıştırarak boyadım ve sonramontajı yaptım. EDS ikaz tabelasını da ekleyip yerine yapıştırdım.

Siper olarak tutulan tenteyi yapmak için de telden oluşturduğum iskeletin üstüne kâğıt peçeteden kestiğim bir parçayı yapıştırdım.

Yoldaki ezik, dağınık çitler için Preiser ve Faller’in 1/87 ölçekli setlerinden faydalandım. ...Ve bitmiş resimler... Aydınlatma direği ile Mobese kamera direklerini de plastik çubuklardan yaptım. En üst bölümleri çelik teldendir. Sokak lamba camını yine Bondic kullanarak yaptım. Sonra alüminyum metalizer boya ile boyadım.

Direk ve tabelalar yerine yerleşmiş durumda...

POMA ve TOMA’yı tabanda konuşlandırıp epoksi ile yapıştırdım. Daha sonra asfaltın üzerini airbrush ile biraz pislet-

30 diecastre-dergi e-dergi 28 diecastr


diecastr e-dergi 31 diecastr e-dergi 29


Röportaj İlkay Altın

Profesyonel anlamda ve 1:18 ölçekte edindiğim ilk modelim 1963 Chrysler Turbine (Signature Edition) tarçın renkli Amerikan efsanesidir.

Değerli Diecastr.com üyeleri, Bu sayımızın röportaj konuğu değerli forum üyesi Ahmet Kadı. Ahmet Bey’e öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiği için teşekkür ederek sorularıma geçiyorum... Değerli forum üyelerine ilk önce kendinizi tanıtır mısınız? Öncelikle herkese merhabalar. 1982 Ankara doğumluyum. İlkokul eğitimimi tamamladıktan sonra babamın memur olması ve tayini çıkması sebebiyle Bursa’ya taşındık, ortaokul, lise ve üniversite eğitimimi Bursa’da tamamladım. Ailem Ankara’ya geri döndü, ben aşık olup Bursa’da kaldım. Özel sektörde çalışıyorum, evliyim ve geleceğin koleksiyoneri olacağına inandığım 3 yaşında bir oğlum var. Bu maceraya ne zaman ve nasıl başladınız acaba? Tüm dünyada olduğu gibi klasik bir erkeğin oyuncağı olan arabalar herkes gibi beni de çok etkiledi. Küçük yaşlarda çok güzel anılar yaşadım. Dedemin 5 yaşındayken bana aldığı teneke itfaiyeden tutun, annemin sağlık ocağı ziyaretlerinden sonra getirdiği Matchbox, Corgi, Majoretteler. Ya da tabiri caizse aile deyimiyle “demir arabalarla” oynamakla geçirdim çocukluğumu. Halı kenarlarında, bahçede toprağın içinde, yolculuklar esnasında otobüste ve otomobilin içerisinde kısacası mümkün olan her yerde ve hayal dünyamda hep arkadaşım oldu arabalar… Farklı hobileriniz de var mı diecast haricinde? Açıkçası tabiri caizse hastalığım, düşkünlüğüm ve bağımlılığım tamamen “DİECAST”. Fakat bunun yanında ciddi bir kitapseverim. Kitaplarla ilgilide kendi çapımda küçük bir arşive sahibim. Birde sağlam “PİPO” sevenlerdenim. İlk modeliniz nedir? İlk modellerim küçük yaşlarda oynadığım jelibonlar (matchbox, mojorette, corgi). Tabi bu jelibonlar suya, toprağa ve darbelere karşı oldukça dayanıklıydılar. Yine 16-20 yaşlarında edindiğim kullanılmamış jelibonlar koleksiyonumda mevcut. Ancak bana göre profesyonel anlamda ve 1:18 ölçekte edindiğim ilk modelim 1963 Chrysler Turbine (Signature Edition), tarçın renkli Amerikan efsanesidir. Üniversitenin 1. sınıfının 2. döneminde edinmiştim. Hobimizle ilgili aklınızdan gitmeyen ufak tefek anılarınız var mı acaba? Bunları bizimle paylaşır mısınız? Açıkçası anılar ve hikâyeler hepsinin karakterinde ayrı ayrı var. Hepsini büyük bir sevinç ve mutlulukla, büyük bir tutkuyla edindim. Sonradan anlaşamadıklarım oldu tabi. Ancak aklıma ilk yurt dışından büyük bir cesaretle aldığım ve 45 gün sonra umutlarımı kestikten sonra bir telefonla gelen modelimi hiçbir zaman unutmam. Bir de yeni yaşadığım hırsızlık olayı da benim için unutulmaz deneyimlerimden olmuştur. Maddi boyutunu geçtim fakat gidenler nadir modellerdendi. Yerlerini hâlâ dolduramadım. Çok geçmiş olsun.

32 diecastre-dergi e-dergi 30 diecastr


Koleksiyonunuzda ne tür modeller bulunmakta anlatır mısınız? Koleksiyonumun tamamı klasik temadan oluşmakta. Güncel modeller bana oldukça uzak. Hâlâ eski yıllarda yapılan modeller beni heyecanlandırıyor. Koleksiyonda otomobiller, transporter grubu ve farklı ziraî makineler bulunmakta. Şu arabanın modeli de üretilseydi süper olurdu dediğiniz oldu mu? Eğer olduysa hangi araç için oldu? Açıkçası bu anlamda üreticilerin her alanda ve her temada koleksiyonerleri tatmin ettiğini düşünüyorum. Şu anlamda bir hedef almadım ancak, bütün istediğim modelleri “SCHUCO” üretsin. :) Almakta en çok zorlandığınız (varsa eğer) modeli ve hikâyesini anlatır mısınız? Bu konuda açıkçası ailemin desteği sayesinde pek zorlanmadım. Zaten ciddi anlamda uzun yıllar sürecek bir hobide ailenizi mutlaka yanınızda görmek lehinize olacaktır. Herhangi bir temanız var mı? Tema mı yoksa beğenilen modeli almak mı? Tema bence mutlaka gerçek bir koleksiyonerde olmalı. Çünkü üretilen modellerin veya üretilecek modellerin başı sonu yok. Benim de başta söylediğim gibi başlı başına bir “SCHUCO” hayranlığı ve teması mevcut. Bununla birlikte ciddi Americanlar ve BMW temam mevcut. Bence yeni başlayanlar sonradan pişmanlık yaşamama adına mutlaka belirli temaları seçmek zorundalar. Yeni hobidaşlarımıza önerileriniz nelerdir? Yeni başlayan arkadaşlara tavsiyem mutlaka benim ağabeylerim veya kardeşlerim de bunu söylemiştir ancak ben yine vurgulamak istiyorum SABIR..!!! Hemen edinme yerine zamanla edinme bence çok ama çok önemli. Farklı bir konu ise mevcut ve muhtemel almayı düşündüğü modelleri güvendiği, saygı duyduğu ağabeylerine danışmaları yine kendileri açısından sağlıklı olacaktır. Sonuç olarak adetli bir koleksiyon edinmektense değerli bir koleksiyon yapmalarını şiddetle tavsiye ederim. İnsanın bir hobisinin olması ne kazandırabilir? Hobi bence bir insanın sosyo-kültürel gelişimi açısından çok çok önemli bir faktör. Kısacası hayatı diğer insanlardan farklı bir bakış açısıyla görmemizi sağladığını düşünüyorum. Hayat; kimi çalışırken, kimi okurken veya mücadele ederken zamanın geçmesini sağlıyor. Zamanı da en güzel geçirmenin ortak paydamız olan hobimizde yan yana gelerek, yeni dostluklar ve arkadaşlıklar kurarak olacağını düşünüyorum. 1/1 olarak aracınız var mı ? Varsa markası nedir? Hayatımda aldığım ilk arabam Toyota Corolla’dır. 2011 yılında sıfır olarak almıştım ancak 2013 yılında sattım. Şimdi yeni arayışlardayım. En çok kullanmak veya sahip olmak istediğiniz 1/1 araç nedir? Her zaman söylerim kişiler ayağını yorganına göre uzatmalıdır. Hayalperest olmaz isek hedefimde bir M3 CABRIO var. Coupede olabilir tabi. Ama son çıkan 4.20 d makineyi de benim için yapmışlar. Forumumuz hakkında düşünceleriniz,önerileriniz veya şikâyetleriniz nelerdir? Forum ortak paydası olan kişilerin kolaylıkla bir araya geldiği mükemmel bir platform bence. Forum sayesinde tabiri caizse üstadları, arkadaşları ve kardeşleri tanıdığım bir yer, hobi adına bilgi ve değerlendirmelerin son derece itina ile yapıldığı bir yer, model almadan önce yapılan başarılı incelemeler ve paylaşımlar sayesinde fikir alışverişlerinin yapıldığı ve kararların verildiği bir yer. Günümüz şartları ve hobicilik adına meydana getirilmiş mükemmel bir ANS0KLOPEDİ olduğunu düşünüyorum. Ben sadece paylaşımlar konusunda bir önerme yapmak istiyorum. Açıkçası paylaşımların zor, zahmetli ve emek verilerek ortaya çıkarılan işler olduğunu düşünüyorum. Bu herkes için aynı bence. Bu yüzden şahsım olarak paylaşılan her şeye elimden geldiğince yorum yapmaya, yapamazsam bile teşekkür etmeye özen gösteriyorum. Tüm üyelerin de aynı şekilde düşünmeleri inanın hobimiz adına sağlıklı ve ayrıcalıklı olacaktır. Paylaşımlara yapılan yorumlar, teşekkürler hatta RAP puanlamaları inanın paylaşım yapanları mutlu edip yeni paylaşımlar yapmasına sebep oluyor. Şahsen forumun canlı olması ve devamlılığını sağlama adına düzenli olarak haftada 1 paylaşım yapmak için zaman, uğraş ve çaba gösteriyorum. Ülkemizde bizim hobimize verilen değer hakkında ne düşünüyorsunuz? Açıkçası bu konu yıllarını bu işe vermiş, kendini bu hobiye adamış üstadlarla masaya yatırılarak konuşulacak bir konu olduğunu, ama son zamanlarda en azından yapılan belgesellerle, demeçlerle, söyleşilerle çok çok daha iyi yerlere geldiğini düşünüyorum. Belirtmeden edemeyeceğim Üstad Korkut Varol’un yapmış olduğu çalışmanın nerelerde, hangi kesimlere ve ne şekilde ulaştığını söylememe gerek yok sanırım. Dergimizde olmasını istediğiniz farklı bir bölüm veya yetersiz bulduğunuz herhangi bir bölüm mevcut mu? Dergimiz hobimiz adına tabiri caizse “BİÇİLMİŞ BİR KAFTAN”. Çok ama çok memnunum yapılan çalışmalardan. Yayında, yapımda emeği geçen herkese buradan teşekkür ediyorum. Elinize, emeğinize sağlık... Başarılarınızın ve yayınlarınızın devamı diliyorum. Son olarak bütün diecast severlere kısa bir mesaj verir misiniz? Bu hobiye gönül veren tüm dostlarıma öncelikle “SABIR” sonrasında “MADDİ” olarak güçlü daha sonrasında ise “SAĞLIKLI VE MUTLU” bir yıl geçirmeyi diliyorum... Sonuç olarak üreticilerin 2014 yılı kataloglarını görüyoruz. ALLAH sonumuzu hayır etsin diyorum. Herkese “BOL MODELLİ” kendime ve yakın dostlarıma bol “SCHUCO”lu günler diliyorum. Güzel bir röportaj oldu. Bize zaman ayırıp sorularımızı cevaplandırdığınız için çok teşekkür ederiz...

diecastr diecastr e-dergi e-dergi 33 31


Atatürk Bölümü

Atatürk’ün Anıları diecastr e-dergi editörden ATATÜRK’TEN BİR AMERİKAN ÇOCUĞUNA 1959 yılına ait Hayat dergisinden güzel, gerçek ve değeri çok fazla olan bir yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. 1923 yılında 10 yaşındaki Curtis LaFrance içinden gelen samimi hisleri hiçbir formalitenin çerçevesine sokmadan yazdığı bir mektupla Mustafa Kemal’e bildirdi.  Mustafa Kemal de bütün yorucu çalışmalarına rağmen ona cevap verdi. Atatürk bu suretle Amerikalılara yeni kurulan Cumhuriyetin zihniyetini belirten bir mesaj göndermiş oluyordu. Mustafa Kemal’le Curtis’in muhaberatı üstte görülen Los Angeles, Examiner dâhil birçok Amerikan gazetelerinde çıktı. 28 Ekim 1923 günü New York eyaletinin Elmira adlı ufacık bir kasabasında yaşayan ve o sırada 10 yaşında bulunan Curtis adlı bir Amerikan çocuğu sadece içinde duyduğu sevgiye uyarak Mustafa Kemal’e bir mektup yazdı. Mustafa Kemal’in ismini çok duymuştu. Onun hakkında yazılan bütün makaleleri okumuştu. Fakat Çanakkale’nin muzaffer komutanını, vatan müdafaası uğruna ayaklanan milletiyle beraber düşmanın vatanın “harimi ismetinde” boğan Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları Başkomutanı’nı daha yakından tanımaya çalışıyordu. İçinden gelen bütün bu samimi hisleri Cumhuriyetin ilanından bir gün evvel yani 28 Ekim

32 diecastr e-dergi

1923 günü bir mektupla Atatürk’e bildirdi. Ondan sadece bir nasihat, bir de imzalı bir resim istiyordu. Mektupta aynen şunları yazmıştı.   GAZİ MUSTAFA KEMAL PAŞA ANKARA ASYA’DAKİ TÜRKİYE Muhterem Efendim, 10 yaşında Amerikalı bir çocuğum. Türkiye’de olup  bitenlere ve oradaki yeni hükümete karşı büyük bir ilgi duymaktayım. Birkaç gün evvel sizinle ve Madam Kemal’le yapılmış ve buradaki gazetelerde yayınlanmış bir röportajı okudum. Türkiye hakkında yazılan yazıları bir araya topluyorum. Bunlar arasında bir sürü makale, sizin ve eşinizinkiler de dâhil olmak üzere birçok resimler bulunmaktadır. Amerikalı bir çocuğa lütfen imzalı bir resminizi ve ufak bir mesaj gönderir misiniz? Bir gün Türkiye’yi ziyaret etmek arzusundayım. Hürmetlerimle, Curtis LaFrance   Mektup birkaç hafta sonra Ankara’ya geldi. Evrak defterlerine geçirildi. Sonra Atatürk’e gösterildi. Cumhuriyet ilân edileli bir ay bile olmamıştı. Mustafa Kemal, halletmeye mecbur olduğu büyük iç ve dış davalar arasında gecesini gündüzüne katarak çalışıyordu. Buna rağmen “Hadi oradan, işim mi yok 10 yaşındaki Amerikalı çocuğa cevap ve-

rilir mi?” demedi. Türkler hakkında bir ufacık Amerikalının kafasında uyanan ilgiyi  söndürmemek için ona ve onunla beraber bütün Amerikalılara bir mesaj göndermek imkânını kaçırmadı.  Hemen  aşağıdaki mektubu yazdı. Ankara 27.11.1923 Türkiye Cumhuriyeti  Riyaseti Hususi Mr. Curtis LaFrance’a Mektubunuzu aldım. Türk vatanı hakkındaki alâka ve temenniyâtınıza teşekkür ederim. Arzunuz veçhile bir adet fotoğrafımı leffen gönderiyorum. Amerika’nın zeki ve çalışkan çocuklarına yegâne tavsiyem; Türkler hakkında her işittiklerine hakikat nazariyle bakmayıp kanaatlarını mutlaka ilmi ve esaslı tetkikata istinat ettirmeye bilhassa atfı ehemmiyet eylemeleridir. Hayatta naili muvaffakiyet ve saadet olmanızı temenni ederim. Türkiye  Reisicumhuru GAZİ MUSTAFA KEMAL   Mektup İngilizceye tercüme ettirildi ve Türkiye Cumhuriyeti Riyaseti / Hususi başlığını taşıyan kâğıda yazdırıldı. Türkçe aslı ile beraber 10 yaşındaki çocuğun verdiği adrese gönderildi. İyinin, doğrunun ve güzelin büyük IŞIĞI Atatürk, bu mesajında bütün kararlarının, hareketlerinin temeli olan bir prensibi bu ufacık Amerikalı çocuk vasıtasıyla bütün Amerikalılara duyurmak istemiş, her sahada ilmi ve esaslı tetkiklerin ehemmiyetini anlatmaya çalışmıştı.


Bu tarihi vesikayı bana gönderen o zamanın 10 yaşındaki çocuğu Curtis LaFrance bugün büyük ve kendi ismini taşıyan bir ihracat firmasının müdürüdür. Yale Üniversitesini bitirdikten sonra tahsiline Paris ve Prag Üniversitelerinde devam etmiş ve II. Cihan Harbi’nin patlaması üzerine Amerika’ya dönerek doktorasını Columbia Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Amerikan ordusunda vazife gördüğü sırada çok yakından tanıdığı Avrupa memleketleri hakkında bilgisinden, iyi bildiği Avrupa dillerinden büyük istifadeler sağlamıştır. İnsanları, milletleri yakından tanımak için elindeki bütün imkânları kullanan bu ünlü iş adamının muvaffakiyet sırları arasında Atatürk’ten aldığı ilhamın bir hayli büyük olduğunu sezmek hiç de güç olmasa gerektir. 1959 – Hayat dergisi YENİLSEYDİK SORUMLU BEN OLACAKTIM Bir ara konu İstiklâl Savaşı’na geldi. Dikkat ettim, binbaşılar dâhil her komutanın hangi birliğe komuta ettiğini, nerede bulunduğunu, (bir gün önce olmuş gibi) hatırlıyordu. O savaş ki araç, gereç, personel kıtlığı bugün güç tasavvur edilirdi. Tümenlere binbaşılar, Kolordulara yarbaylar komuta ediyordu! Fakat, bu kadro canını dişine takmış bir ekipti. Var olmak ya da olmamak bu savaşın sonucuna bağlıydı. 30 Ağustos bu ruh hâletinin eseriydi. Böyle bir dramı, hem yazarı, hem başaktörünün ağzından dinlemek müstesna bir mutluluktu. O anılar Ata’yı coşturdukça coşturuyordu. Anlatmalarında abartma yoktu. Ama bu anlatış öylesine canlı, öylesine plastikti ki, hepimiz heyecandan heyecana sürükleniyorduk. Anlatışlarını şöyle bağladı:  - İşte büyük zafer böyle ortak bir eserdir. Şerefler de ortaktır.  Bu alçakgönüllülük şaheseriyle konunun kapanacağını tahmin ediyorduk. Bu arada Atatürk bir duraklama yaptı. Sonra içine dönük, adeta kendisiyle konuşur gibi ilave etti:  - Ama yenilseydik sorumluluk ortak olmayacak yalnız bana ait olacaktı.  Bu belagat karşısında gözyaşımı tutamadım. Tarihin, zaferleri kendine maleden, yenilgileri ise maiyetine yükleyen sahte kahramanlarını hatırladım.  Ord. Prof. Sadi IRMAK 

TÜRK ORDULARI BAŞKUMANDANIYIM Afyonkarahisar’ın hatlarının çözülmesi sonunda birkaç Yunanlı tutsak, geceleyin Mustafa Kemal’in çadırına getirilmişti. Bunlardan birisi, Muzaffer Generalin doğup büyümüş olduğu Selanik’ten gelmişti ve yüz kendisine yabancı gelmediğinden ve üniformasında da hiçbir bellilik görmediğinden kim olduğunu ve rütbesini sormaya başlamıştı.  - Binbaşı mısınız?  - Hayır.  - Albay mı?  - Hayır.  - Korgeneral mi?  - Hayır.  - Peki nesiniz?  - Ben Mareşal ve Türk Orduları Başkomutanıyım! Şaşkınlıktan ağzı açık kalan Yunanlı kekeledi:  - Bir başkomutanın savaş hattına bu kadar yakın yerlerde dolaşması işitilmiş değil...  General SHERRIL İTALYAN BÜYÜKELÇİ Günlerden bir gün İtalyan Büyükelçisi, Atatürk ile görüşmek ister ve huzura kabul edilir. O zamanın muhtelif ekonomik - siyasi konuları hakkında konuşulduktan sonra, Büyükelçi: Ekselans, dün Roma ile yapmış olduğum bir görüşmede hükümetimizin Hatay’ı almak istediği kararını size iletmem söylendi der. Odada buz gibi bir hava eser. Ata, büyükelçiye bir şeyler daha ikram eder ve iki dakikalığına odadan ayrılır. Döndüğünde ayağında çizmeleri, üzerinde mareşal üniforması, belinde tabancası vardır. Doğruca masasına gider, manyetolu telefondan Mareşal Fevzi Çakmak’ın bağlanmasını ister ve Çakmak’ a: Paşa, İtalyan dostlarımız Hatay’a gelmek istiyorlarmış. Hazır mıyız? Fevzi Çakmak durumu anlar ve “Biz hazırız Paşam” diye yanıtlar... Ata, Büyükelçiye döner ve: “Biz hazırmışız. Hükümetinize söyleyin, ne zaman isterlerse gelip Hatay’ı alabilirler” der... İNGİLİZ ATAŞE Cumhuriyet’in ilânından sonra İstanbul’da bir resepsiyon verilir. Tüm dünya ülkelerinin elçileri ve ataşeleri de davet edilir. Davet güzel bir şekilde devam etmektedir fakat İngiliz ataşesi olan

binbaşının bakışları Mustafa Kemal’in gözünden kaçmaz. Bütün davet boyunca kendisine dik dik bakmıştır ve bakmaya devam etmektedir. Ne olduğunu öğrenmek için yaverini gönderir. Yaver Mustafa Kemal’e şöyle der: Paşam kendisine neden ters bir tavır takındığını sordum, o da bana Mustafa Kemal’in Çanakkale’de babasını öldürdüğünü söyledi. Bunun üzerine Mustafa Kemal şöyle der: Git sor bakalım babasının Çanakkale’de ne işi varmış? MİLLETİM RAHAT UYUSUN İzmir kurtuldu, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara’ya hareket edecekler. Ertesi gün kompartımanın kapısını çalar yaveri, açar yorgun, bitkin, kravatını yıkamaktadır Atatürk. Yaveri “Ya Paşam bu ne hâl, hiç uyumadınız herhâlde, niye böylesiniz?” der. “Ya çocuk kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı unutmuşsunuz. Kolumu yastık yaptım ağrıdı setremi yastık yaptım üşüdüm bende uyumadım kalktım.” der. Yaveri; “Aman Paşam! Birimize haber vereydiniz hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik.” der. Ve bir ülkeyi kurtarmaktan dönen komutandan tarihî bir cevap, der ki “Geç farkettim, hepiniz en az benim kadar yorgundunuz. Hiçbirinize kıyamadım. Önemli olan benim uyumam değil milletimin rahat uyuması”. ATATÜRK’ÜN EN SEVDİĞİ HİKÂYELERDEN BİRİ Arada kendi anlatır, arada başkasına anlattırır, hep gülermiş. Yeşilaycı bir profesör bir konferans veriyor. Bir ara dinleyicilere sormuş:  “Bir eşeğin önüne iki kova koysanız. Biri su dolu, biri rakı. Hangisini içer?” Cevabı kendi verir:  “Tabii suyu.” Gene bitirmiyor soruyor: “Neden?” Arkadan bir bekri söz alıyor. Yüksek sesle cevaplıyor.  “Eşekliğinden.” Atatürk bu cevaba bayılıyor. Gülüyor, gülüyor. Bir akşam Orman Çiftliğinde yanında erkanı, açık havada oturuyorlar. Rakılarını yudumluyorlar. Biraz ilerde 15-16 yaşlarında bir çiftçi çocuk çalışıyor. Atatürk el edip, çağırıyor. Soruyor: 

diecastr e-dergi 33


“Söyle çocuk, bir eşeğin önüne iki kova koysan. Biri rakı dolu, biri su.  Hangisini içer?” Anadolu tosunu yutkunuyor, bakıyor. Gazi Paşa ve yanındaki muhterem zevatın önünde rakı kadehleri.  Devletin en büyükleri...  Esas vaziyetine geçiyor:  “Rakıyı kumandanım!” Atatürk kahkahayı basıyor. Herkes şaşkın. Ata onlara dönüyor. Muzip: “Aman beyler! Neden diye sormayın”  İşte kendisiyle barışık bir lider, kimseyle kavgalı değil... Kendi kendini eleştirebiliyor. (F. R. ATAY) SON ENERJİ GENÇLERE... Doktor Hasan Şevki Arıkal, Atatürk’e ait dinlediği bir anıyı şöyle anlatmaktadır: 1938 yılı İstanbul Tıp Fakültesi asabiye kliniğinde stajyer öğrenciyiz. Öğretmenimiz Profesör Hayrullah Diker’i ilk günü görebilmiştik. Çünkü Atatürk’ün danışma doktoru olarak Dolmabahçe Sarayın’da bulunuyordu. 10 Kasım 1938 günü sabahı öğretmenimiz, saraydan, dünyadaki en büyük varlığını kaybeden her Türk gibi çıkmış, yüzünün bütün hatlarında en derin teessürü gizleme çabasında, gözleri nemli, yorgun ve bitkin sınıfın kapısından içeri girerek oturduğu zaman, biz her şeyi onun hâlinden anlamış, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştık. Uzun bir sessizlik içindeyken bir arkadaşımız: - Öğretmenim, bizim için tarihî bir bilgi olacak, Ata’mızın hastalığından ve acı sonuç için bir açıklama yapar mısınız?... - Hastalık bildiğiniz gibi seyretti çocuklar. Ben onu değil de beni yaşamımda en çok duygulandıran ve tanık olduğum bir olayın anısını siz gençlere açıklamak isterim!. dedi, sonra da ekledi: - Atatürk çok ağır hasta idi, biz bütün doktorlar artık kımıldamasına bile izin vermiyorduk. Cumhuriyet Bayramı günü idi. Ulus, radyodan onun güç ve irade dolu sesini duymak arzusu ve hevesiyle bekleşirken o enerjisiz yatıyor sanıyorduk. Geçit törenine hazırlanan ve Boğaziçindeki okullarından vapura binen Kuleli Askeri Lisesi öğrencileri Dolmabahçe Sarayı önüne gelmiş bekliyorlardı. Bandoları çalarken: “Atatürk’ü!...Atamızı görmek istiyoruz!...” sesleri göklere yükseliyor, sarayda Atatürk’ün yattığı

36 diecastre-dergi e-dergi 34 diecastr

odanın cam duvarlarında yankılar yapıyordu. Öğrenciler hep bir tarafa yığıldığından vapur devrilip batmak tehlikesi bile geçiriyordu. Çok kısa bir sürede bu sesler bir uğultu, bir gök gürültüsü hâlini alıyor, denize düşen bir iki öğrenciyi kurtarmaya çalışıyorlardı. Hepsinin başı, gözleri pencerelerde. Bütün kalpler tek bir şey, Ataları, Atatürk için çarpıyor… Atatürk bize sordu: - Dışarıda ne var? Cevapladık: - Kuleli Lisesi öğrencileri geçit törenine giderlerken sizi görmek istiyor, fakat bu olanaksız, hareket etmemelisiniz!.. dedik. Fakat öğrencilerin bu ısrarlı istekleri Atatürk’e sanki bir an için güç vermişti, önerimize karşı koydu. Pencereye gitmek istediğini ve nedenini kesik kesik şöyle açıkladı: - Hayır, ben bugüne kadar bu bando ve asker sesinden güç ve ilham aldım, yaşadım. Ben gene onunla yaşayabilirim. Onları yakından bir kez daha görmeli ve doya doya bir kez daha seyretmeliyim!..diyerek kalan son enerjisini toplamaya çalışıyordu. Bu duygusal ve içten isteğine karşı koyamazdık, arzusu yerine getirilecekti. Ona yardım ederek pencerenin yanındaki koltuğa oturtup, tülü araladık. Atatürk’ün Dolmabahçe Sarayı penceresinden son defa olarak, nemli gözlerle güneş başı Türk gençliği üzerinde doğdu… Bu, pencereden güneşin doğuşu bir anda vapurda kıyametler kopardı… Öğrenciler hep bir ağızdan “Dağ başını duman almış” marşını gür ve erkek sesleriyle gırtlaklarını yırtarcasına söylüyorlardı. Atatürk mırıldandı: - Bu bayramlar ve yarınlar sizindir... Güle güle çocuklar!... Göz yaşları içinde ölüm yatağına döndü… Sanki Türk gençliği ile vedalaşmış, helallaşmıştı. Bu onlarla son karşılaşması oldu. Bu yüce dâhi böylece son enerjisini çok sevdiği, yurt ve bağımsızlığını kendilerine emanet ettiği, çok değer verdiği Türk gençliğini son bir defa daha görebilmek için harcamıştı. Dr. Hasan Şevki ARIKAL


diecastr e-dergi e-dergi 35 37 diecastr


36 diecastr e-dergi


diecastr e-dergi 37



Diecastr 13 sayı