Issuu on Google+

I TÜRKİ Y E ’DE | | YAŞAM DA V E YAZINDA | I KONUT SO R U N U N U N | -J I G EL İŞİ M il , ,

-------------------------

I PROF .DR. İLH AN TEK ELİ |

Konut Araştırmaları Dizisi: 2

T.C. BAŞBAKANLIK

TOPLU KONUT İDARESİ BAŞKANLIĞI


T£&*}6WWtK

TOPLU KONUT

kwaupwuft

T.C. BAŞBAKANLIK TOPLU KONUT İDARESİ BAŞKANLIĞI

TÜRKİYE'DE YAŞAMDA VE YA ZIN D A K O N U T SO R U N U N U N GELİŞİ/Vtİ Prof.Dr. İlhan TEKELİ

Konut Araştırmaları Dizisi • 2


© T.C. Başbakanlık T oplu K onut İdaresi Başkanlığı 1996 (K aynak gösterilm ek koşulu ile alıntı yapılabilir) ISBN 975-19-1180-X Bu araştırm a T oplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından araştırm a geliştirm e projeleri kapsam ında finanse edilmiş ve yayını Toplu Konut İdaresi Başkanlıgı’nca gerçekleştirilm iştir. Bu kitapta yer alan görüşler yazarın kendi düşünceleridir. Toplu K onul İdaresi’nin görüşünü belirtmez. T oplu Konul İdaresi Başkanlığı Bilkent Plaza B1 Blok 06530 Bilkent, ANKARA Tel : (0-312) 266 76 80 (20 hat) Fax : (0-312) 266 77 30 B ask ı: ODTÜ Basım İşliği, ANKARA


ONSOZ Ülkemizde yaşanan ekonomik ve sosyal değişim süreci, kentleşme ve konut sorunlarım ızın bu değişimin ışığında sürekli biçimde yeniden tanımlanmasını ve sürece uygun yeni politikalar ve çözüm önerileri geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. Konut soru­ nunun çözümü konusunda alt ve orta gelir gruplarına yönelik uygun finansman, örgütlenme ve üretim modelleri oluşturmak ve uygulam akla yükümlü olan Başbakanlık Toplu Konut idaresi Başkanlığı'nın temel hizmet alanlarından birisini de konut ve kent­ leşme konularında bilimsel araştırm aların geliştirilmesi ve desteklenmesi oluşturmak­ tadır. Toplu Konut İdaresi desteklediği araştırma projeleri ile bir yandan bu konudaki mevcut bilgi birikim ine katkıda bulunmayı am açlarken, diğer yandan da izlenen konut politikalarının sonuçlarım bilimsel yöntemlerle değerlendirmeyi hedeflemektedir. Ülke­ mizde toplu konut sorununun planlam a, finansman ve mühendislik boyutlarını içeren geniş bir yelpaze içinde sürdürülen bu araştırm aların, İdare'nin geleceğe yönelik konut politikalarının belirlenmesine katkıda bulunacak bilimsel verileri de oluşturması beklen­ mektedir. Ülkemizde giderek büyüyen konut açığına çözüm bulmaya yönelik uygulam aları gerçekleştirirken, oluşturulan yeni kentsel alanlard a çevre kalitesi sorunu üzerinde de önemle

durulm ası

gerekmektedir

D ünydaki

ve

ülkem izdeki

toplu

konut

uygulam alarından edinilen deneyimler ve birikimler çerçevesinde, konut çevrelerinde çağdaş anlam da standartların sağlanması gündemimizin önemli bir konusunu oluştur­ maktadır. Bu am açla Toplu Konut idaresi, çağdaş standartlara uygun biçimde plan­ lanmış kentsel alanlarda, teknik ve sosyal altyapısı tamamlanmış, nitelikli konut çevrelerinin oluşturulması için tasarım, uygulama ve işletme standartları oluşturulması doğrultusunda bilimsel araştırm alara destek vermeyi sürdürecektir. Konut sorununun çözümü için üretilen projelerin başarısının araştırma ve uygulam a süreçlerindeki karşılıklı işbirliğinin, etkileşimin ve sürekliliğin sağlanması ile yakından bağlantılı olduğunun bilincindeyiz. Böyle

b ir yaklaşım ın

ürünü

o larak

ortaya

çıkan

araştırm aları

"Konut

Araştırm aları" başlığı altında bir dizi kitap halinde yayınlıyoruz. Bu araştırm aları yapan değerli araştırm acılara, görüş ve önerileri ile çalışm alara katkıda bulunan ve bu yayını h azırlayan Toplu Konut İdaresi çalışanlarına teşekkür ederim. Yiğit G Ü LÖ K SÜ Z Başkan


İÇİNDEKİLER Ö nsöz I.

G i r i ş .........................................................................................................................................1

II.

1923 - 1950 Y ıllan Arasında Konut Sorununun Niteliği ve Çözüm A rayışlan........ 9

II.

1. 1923 - 1950 Dönem inde Karşılaşılan Konul S o ru n la n ................................................12

II.

2. Siyasal M etinlerde Yeralan Konut Sorununa İlişkin Politika S eçm eleri................. 14

II.

3. 1923 - 1950 Dönem inde Konut Sorununun Çözümünü Sınırlayan Kurumsal Ç erçeve.................................................................................................................................... 18 •

Konut Y apım ında Kamunun Yüklendiği İşlevlerin G elişim i................................18

Kiralık Konul Piyasasına Devletin Müdahalesinin Kurumsallaşması................ 20

İm ar Yasalarının ve İmar Allarının G elişim i.......................................................... 22

Belediyelerin ve Konul Yapımcılarının Arsa Sağlamasını K olaylaşuncı Ö nlem ler...........................................................................................................................25

Konut Finansmanında Yeni K urumsallaşmalar.......................................................28

Arazi Bina ve Veraset ve İntikal Vergilerinin Yeniden D üzenlenmesi.............. 31

Medeni Kanunun Getirdiği M ülkiyet Anlayışı ve Kal Mülkiyetine O lanak Veren D üzenlem eler........................................................................................ 34

II.

4. 1923 - 1950 Yılları Arasında Konut Arzının ve Arz Biçimlerinin G elişim i............35

II.

5. 1923 - 1950 Döneminde Yazında Konut Sorununun Ele A lınışı...............................46 •

Ulus G azetesinin "Ankara'nın Konut Sorunu Nasıl Çözülebilir" A nketi.......... 46

M imarlık Dergisinin Yaptığı Milli Mimarlık Anketi Hangi Soruna Yanıt A rıyordu?..............................................

48

M esken Kiralarının Yükselmesi Karşısında Ucuz ve Yeterli Sayıda Konut Üretilmesini Sağlamak Üzere Geliştirilen Düşünceler........................................... 52

"K entleşm eye Karşı Takınılacak Tavır Ne Olmalıdır" Sorusuna Y anıt A rayışları..........................................................................................................................56


G ecekondulara Karşı Devletin Tulumunun Ne Olması Gerektiği Konusundaki Söylemin G elişm esi.............................................................................. 60

III.

1950 - 1965 Yılları Arasında Konul Sorununun Niteliği ve Çözüm Arayışları...... 61

III.

1. 1950 - 1965 Dönem inde Karşılaşılan Konul S orunları................................................62

III.

2. Siyasal M etinlerde Yer Alan Konut Sorununa tlişkin Politika S eçm eleri

III.

3. 1950 -1 9 6 5 Döneminde Konut Sorununun Çözümüne Yardımcı Olmak İçin Yapılan Kurumsal Düzenlemeler.......................................................................................67

........63

Konut Konusunda Devletin Yüklendiği İşlevlerdeki G elişm eler........................67

Kiralık Konut Piyasasına Devletin M üdahalesine tlişkin Kurumsallaşmadaki Gelişm eler...................................................................................72

İm ar Yasalarının ve İm ar Aflarının G elişim i.......................................................... 73

Halk Konutları Standardının S aptanm ası.................................................................76

Belediyelerin ve Konul Yapımcılarının Arsa Sağlamasını Kolaylaştırıcı Ö nlem ler........................................................................................................................... 77

Konul Finansm anında Yeni Düzenlem eler...............................................................79

Arsa ve Konuta İlişkin Vergilerde Yapılan Yeni D üzenlem eler......................... 82

Kat M ülkiyetine O lanak Veren Yasal D üzenlem eler.............................................84

Yasalaşamayan Konul Kanunu T asarısı................................................................... 87

III.

4. 1950 - 1965 Dönem inde K onut Sunum unda ve Sunum Biçimlerindeki G elişm eler...............................................................................................................................89

III.

S. 1950 - 1965 Dönem inde Konut Sorununa tlişkin Yazında Olan G elişm eler........... 98 •

Konut Sorunu Üzerinde Yabancı Uzman Raporları............................................... 98

Birinci ve İkinci İmar Kongreleri............................................................................. 106

M im arlar Odasının 1960 Yılı Bildirisi İçinde Konut Sorununun D eğerlendirilm esi..........................................................................................................110

Konut Talebi Hesapları, Sektör Raporları ve Konul İstatistikleri...................... 113

K onut Standartlan Konusunda Yapılan Ç alışm alar............................................. 114

K onul G ruplannın Planlaması ve Komşuluk Birimleri Üzerine Yapılan Y ayınlar...........................................................................................................118

Gecekondu Konusunda M onografik Çalışmaların G elişim i.............................. 118

K ooperatifler Eliyle Sunum Üzerine A raştırm alar................................................125

Türk Konul Mimarisi Arayışından Rejyonal Mimari Arayışına........................ 127

Konuta İlişkin Değişik Konulardaki Y ayınlar....................................................... 128


TABLOLAR Tablo (1)

Türkiye'de Kentleşmenin Gelişimi

Tablo (2)

K onul Yapımı Tahminleri

Tablo (3)

İstanbul Kentinde Konul Yapımı

Tablo (4)

Ankara Kentinde Konul Yapımı

Tablo (5)

Yapı İzinlerine (Ruhsatnam elere) Göre Türkiye’de Kentlerde Yapılan Konutlar

Tablo (6)

Kentlerde Konut Gereksinmesi ve Sunumu

Tablo (7)

Konut Fiyat Endeksi

Tablo (8)

İstanbul ve Ankara'da Yapı İzinlerine Göre Yapılan Konutlar

Tablo (9)

Türkiye Emlak Kredi Bankasınca Açılan Krediler

Tablo (10)

Türkiye'de Yapı İzinlerine Göre Kooperatiflerin Sunumu

Tablo (11)

Kredi Kurumlarına Göre Kooperatiflerce Konut Sunumu

Tablo (12)

Belediyelerce Verilen İnşaat İzinlerine Göre Ortalama Konut Büyüklüğü

Tablo (13)

Kamu Kuruluşlarınca Konul Sunumu


T Ü R K İY E 'D E Y A Ş A M D A V E Y A Z IN D A K O N Ü T S O R U N U N U N G E L ÎŞ ÎM Î

I. G İR İŞ

Konul sorunu karm aşık ve çok yönlü bir olgu. Bir ülkedeki konul sorununun gelişimi uzun bir zaman aralığı içinde, tarihsel bir analize konu olduğunda, değişik dönemlerde bu olgu­ nun değişik yönlerinin önem kazanm akla olduğu görülecektir. Zalen böyle uzun bir süreyi kapsayan tarihsel analizlerin toplum bilimleri açısından önemi de bu çok yönlülüğü kavra­ maya yardımcı olm asından gelmektedir. Böyle olunca uzun süreli bir konut sorunları tarihini yazarken yöntem bakımından ilk açıklığa kavuşturulması gereken konul sorununun karmaşıklığının nasıl bir kavramsal çerçeve içinde ele alınacağı olmaktadır. Konut sorununun tanımlanmasındaki zorluk, bu sorunun varlığının büyük ölçüde göreli ol­ masından kaynaklanm aktadır. Bu görelilik üç farklı nedene dayanmaktadır. Bunlardan bi­ rincisi sorunun varlığını tanımlamada piyasa mekanizmasının kurallarına dayanılarak mı yoksa siyasal sürecin ya da plancıların benimsedikleri ölçütlere göre mi saptanacağı konu­ sundaki belirsizliktir. İkincisi, konutun kişiler ve toplum açısından tek işlevli değil çok işlevli olmasından doğmaktadır. Konutun hangi işlevi açısından bir sorun olarak görüldüğü zaman içinde değişebilmektedir. Üçüncüsü ise konut sorununun çözümünün toplumun değişik kesimlerinin çıkarları bakımından değişik anlam lar ifade etmesidir. Bu nedenleri sırasıyla ele alarak ayrıntılandırm aya çalışalım. Eğer piyasa mekanizmasının sağlıklı olarak işlediği ve arz talep dengesini kurduğu varsayılıyorsa, savaş ve doğal afetler gibi özel koşullar dışında bir konul sorununun varlığından sözcınıck zordur. Ama piyasa mekanizması pek çok halde mükemmel olarak çalışmamakta toplumun düşük gelirli kesimleri için yeterli konul arz edilememekte, toplumun yüksek ge­ lirli grupları için gerektiğinden fazla konut arzı olmakla, yüksek kiralar düşük gelirlilerin bütçelerinin büyük kısmının konuta ayrılm asına neden olmaktadır. Bu göstergeler toplum­ da bir konut sorununun varlığı kanısını yerleştirmekte olmasına rağmen piyasa süreçlerine dayanarak bu sorununun varlığını kanıtlamak olanağı bulunamamaktadır. Sorunun varlığını gösterm ek için piyasa mekanizmasının ortaya çıkardığı durumu, ondan bağımsız olarak değerlendirecek norm atif bir ölçüte gereksinme duyulmaktadır. Konut sorununun varlığının tartışılabilmcsi için norm atif bir çerçevenin gerektiğini söylemek kolaydır ama bunun nasıl tcmellendirilcccği konusunda önemli zorluklar vardır. Bu zorluğun aşılması için piyasanın talep kavramı yerine gereksinme kavramı konulmaktadır. Gerek talep, gerek gereksinme kavramları olsun, her ikisi de bir biçimde toplum tarafından belirlenmektedir. Talep arzedilen konulun fiyatından, ülke içindeki gelir dağılımına, gösterişçi tüketim eğilimlerine kadar pek çok toplumsal olgudan etkileniyor. Gereksinmenin ne olacağı da nesnel olarak belirlenmiyor. Toplum un gelişmişlik derecesine, geleneklerine, yaşam alışkanlıklarına göre bir anlam da öznellikler arasındaki uzlaşanlar olarak belirleniyor. Her ikisi de toplumsal olarak belirlenmesine rağmen konut sorununun algılanması açısından farklı sonuçlar ortaya çıkarıyor. Ekonomi disiplininin bir kavramı olan talebin esas alınması halinde, yapılan değerlendirm eler, varolan toplumsal yapıyı ya da statükoyu sor­

1


gulamıyor, eleştiri dışı bırakıyor. Önerilen çözümün onu pekiştirmesine yardımcı oluyor. Oysa gereksinme farklı bir kavram. Yetersiz ve aşırı tüketimi yapanların her ikisini de ser­ gileme potansiyeli taşıyan, eleştiriye yol gösterici bir niteliğe sahip. Konut sorununun varlığının ya da yokluğunun irdelenmesine gereksinme kavramıyla yak­ laşılacağının kabul edilmesi halinde konul sorununun çözülmesinden ne anlaşılması gerek­ liğine de açıklık kazandırm ak gerekir. Çözümün daha sonra üzerinde duracağımız öznele bağlılığı bir an için görmezden gelinirse denilebilir ki toplumdaki her kişi ya da aileye ge­ reksinmesine uygun konut sunum u sağlandıysa konut sorunu yoktur. Bu halde toplumun kaynakları etkin olarak kullanılm ış ve toplumun gereksinmesi sağlanmış olacaktır. Ama bu ölçül çok sıkıdır. Konulu sadece barınak işleviyle kavramlaşürmaktadır. Onun biraz sonra üzerinde duracağım ız çok yönlü işlevlerini gözardı etmektedir. Bu nedenle gereksinme kavramını konut arzının en alt sının olarak düşünmek yerinde olacakur. Bir toplumda her­ kesin gereksinmesi kadar ya da gereksinm esinin üstünde konut arzı varsa konut sorununun olmadığını bir ölçül olarak kabul etmek daha doğru olacakur. Bu halde aşırı konut tüketimi yargısı dışlanmış olm aktadır. Eğer bir toplumda başka tüketim alanlarında bir normatif sınırlama ön görülm üyorsa tek başına konut alanında böyle bir sınırlamaya gidilmesi an­ lamını yitirmektedir. Eğer konutun toplumda tek bir işlevi olsaydı konut sorununun tanımlanmasında önemli zorluklarla karşılaşılmazdı. Oysa konutun; a) bir barınak olmak, b) üretilen bir meta ol­ mak, c) bir tüketim malı olmak, d) bir yatırım olarak spekülatif değer artışlarına el koyma yolu olmak, e) toplumda kişilere ve ailelere geleceklerinde bir güvence sağlama m ekaniz­ ması olm ak, 0 toplumsal ilişkilerin yeniden üretilmesinin aracı olmak, g) kentsel çevrenin oluşturulmasında bir kültürel artifact olm ak, h) emeğin yeniden üretilmesinde bir role sa­ hip bulunmak gibi çok sayıda işlevi vardır. Eğer böyle birço k işlevliliğin varlığı kabul edi­ liyorsa konut sorununu sadece barınak olma açısından tanımlamak olanağımız kalmaz. Her işlev açısından farklı türde konut sorunlarının algılanması olanaklı hale gelir. Konuta sadece bir barınak olarak bakılsa bile, bu işlevin içinde de çok sayıda çeşitlilik bu­ lunabilir. Konut bir barınak olarak, kullanıcılarını dış çevrenin etkilerinden korur. Ama en ilkel biçimlerinde bile bu koruma işlevi yanısıra başka işlevleri de yerine getirir. Kul­ lanıcıya içinde bulunduğu topluluktan ayrı olarak yaşayacağı bir özel mekan sağlar. Ona toplumun içinde olm a yanısıra ayrı kalma olanağı da verir. Toplumdan ayrı olarak üretimini ve yiyeceğini depolama ve saklama olanağı sağlar. Toplumsal gelişmeyle birlikte bu işlevler çeşitlenir ve artar. Sanayi öncesi dönem de bunlara ek olarak bir üretim mekanı olma niteliğini de taşır. Sanayi dönem inde üretim mekanı yeniden konulun dışına çıkar, buna karşılık pek çok kentsel hizmetin ulaştığı bir yer haline gelir. Sanayi sonrası toplum ­ da, haberleşme teknolojisindeki gelişm eler ve elektronik devrim nedeniyle konutlar pek çok yeni işleve adaydır. Konutlar yeniden ış mekanı haline gelebilecektir. Uydu yayınları, kablolu yayınlar, video sistemleri vb. gelişm eler kişileri evlerini tcrkeımcden çok zengin seçme olanakları bulunan bir eğlence dünyasının içine taşımaktadır. Konutların bilgi ağlarına bağlanması onlan birer büyük kütüphane haline getirecektir. İnsanlar evlerinden çıkmadan alışverişlerini yapar hale gelmektedir. Bunların ötesinde karşılıklı etkileşimli te­ levizyon sistemleri konutları politik sistemin uzantısı haline getirebilecektir. Konutlar çok işlevli ve kendine yeterli hale gelerek bireyciliğin kaleleri olma eğilimi taşımaktadır.

2


Konula sadece çok işlevli bir barınak olarak yaklaşırsak, konut sorununun varlığı, uygun standartta yeterli sayıda konulun üretilip toplumun tüm toplumsal katmanlarını kapsayacak biçim de dağıtılmasının başarılıp başarılmadığma dayanarak tanımlanabilir. Konut sorunu­ nun yeterli sayıda konut üretilm esiyle ilişkilendirilmesi bizi, konutun bir üretim melaı ol­ ma işlevini tanışm a noktasına getiriyor. Üretim açısından soruna yaklaşıldığında konutun da teknoloji, emek, kapital ve kentsel arsa gibi üretim faktörlerinin bir araya gelmesiyle üretildiği, bu nedenle de temel sorunun o ülkenin kaynak kıtlığına uygun teknolojinin ve faktör oranlarının seçimi olduğu söylenebilir. Hemen hemen her üretim alanı için geçerli olabilecek bu tanımlamayı konut alanında sorunlu kılan üretim faktörlerinden kentsel ar­ sanın özel durum u olmaktadır. Kentsel arsa mutlak rant yaratabilen, spekülatif değer artışlarına konu olan bir üretim faktörüdür. Bu özelliği yüzünden kentsel toprak sahibine önemli rantlar kazandırabilm ektedir. Kentin büyümesi ve kamunun sağladığı altyapı hiz­ metleri vb. nedenlerle tamamen toplumsal gelişme sonucunda doğan bu değer artışı, hiçbir üretici işlevi olmayan kentsel toprak sahibine gitmektedir. Bu değer artışı da konut üretiminde optimum faktör kom pozisyonunu etkilediği gibi konut arzını da pahalılaştırmaktadır. Bu nedenle konut üretim politikalarının ayrılmaz bir parçasını kentsel toprak politikaları oluşturm aktadır. Konutun üretim sorunu kentsel arsa sorununu da içerir hale gelmektedir. Ondan ayrılm azlaşm akıadır. Konul üretimin diğer ilginç özellikleri emek yoğun olması ve öteki üretim faaliyetleriyle geri bağlantısının yüksek düzeyde bulunmasıdır. Bu iki özellik konul üretimine ekonomik bunalım dönem lerinde krizden çıkabilmek ve ekonomiyi canlandırmak için bir araç olma işlevi vermektedir. Bu durumda konul üretiminin özendirilmesi yeterli barınak sağlama amacının ötesine geçmektedir. Toplumun kendini yeniden üretebilmesinin bir aracı haline gelmektedir. Konulun üretiminin böyle bir amaçla canlandırılıp salt barınak sağlama işlevinin ötesine geçilebilmesi konutun üçüncü işlevi olarak saydığımız tüketim malı olm a işleviyle yakından ilişkilidir. Her tüketim malı gibi kişilerin daha yüksek standartlı ve daha büyük konul tüketmekten duyduğu bir doyum ve haz vardır. Bu nedenle gelirleri artan kişiler da­ ha iyi ve daha büyük konutlara talep yaratırlar. Konut talebi sürekli artma eğilimi taşır. Kişiler gelirleri artınca birden fazla yerde konut tüketme eğilimi gösterir. Kentiçi konutu, yazlık deniz kenarı konulu, kış dinlencesi için dağ konutu vb. Konulun tüketiminin artışı salı bunu tüketen ailenin bireylerine verdiği haz ya da doyum nedeniyle olmaz. Konut tüketiminin biçimi, o ailenin toplum içindeki statüsünü, toplum katmanlarındaki yerini de belirler. Konutun böyle bir işlevinin varlığı gösterişçi konut tüketimi sorununu ortaya çıkarır. Konut barınak gereksinmesini karşılamaktan çok bir top­ lumsal prestij sağlama aracı olarak tüketilmeye başlar. Böyle bir çözüm lem e bizi tekrar konut talebi ile konut gereksinmesinin farklılığı üzerinde durma noktasına getirir. Eğer "gereksinme" ölçül olarak alınıyorsa, gösterişçi tüketimin varlığı aşırı tüketimin varlığının bir göstergesi olur. Bir toplumun bu aşın konut tüketimini kaçınılması gerekli bir sorun olarak görmesi değişik nedenlerden kaynaklanabilir. Bunlar­ dan birincisi o ülkenin sınırlı yatırım kaynaklarını sanayi gibi doğrudan üretici alanlara ka­ ydırarak ekonom isini hızla büyütmek istemesidir. İkincisi ise konut tüketiminin eşitsiz

3


dağılım ından kaynaklanabilir. Toplum un bir kesimi aşırı konut tüketiminde bulunurken, diğer kesimi gereksinm esinin çok altında bir tüketimde bulunuyorsa, eşitlik kaygılarının bulunduğu böyle bir toplumda da aşırı tüketim e bir sorun olarak bakılacaktır. Eğer bir tüketim toplumu içinde yaşanıyorsa, bu aşırı konul tüketimini bir sorun olarak görmemek için de gerekçeler ileri sürülebilir. Eğer bir toplumda, bir ailenin konul tüketiminin kısıtlanm ası, o ailenin başka piyasa malları tüketerek konul tüketimini ikam e­ siyle sonuçlanacak ise, konul tükeliminin kısıtlanması için bir neden kalmayacaktır. Kuşkusuz bu savda haklı bir yön vardır. Ama bunun haklılığının tam olarak ileri sürülebilmesi için iki konuda daha irdeleme yapmak gerekir. Bunlardan birincisi, konul tüketimi ile diğer piyasa malları tükeliminin her ikisinin de piyasa koşullarında gerçekleşmesi gerektiğidir. Oysa biliyoruz ki çoğu kez konul üretimi düşük faizli krediler­ le ve devlet sübvansiyonlarıyla özcndirilmektedir. Şu ya da bu şekilde kamu kaynağı kul­ lanılmış olmaktadır. Eğer böyle bir durum söz konusuysa aşırı tüketimi savunmanın daya­ nağı kalmaz. İrdelenmesi gereken ikinci konu, konut tükeliminin artışının, diğer piyasa malları tüketimini ikame edici sonuçlar doğurmayıp, diğer tüketimi de arurıcı etki yapabil­ mesi olasılığıdır. Büyüyen bir konut hem değişik dayanıklı tüketim araçlarını içinde barmdırabilen bir kap olarak, hem de getirdiği yeni toplumsal statü açısından konul dışı tüketimi de artırıcı bir etki yapabilir. Eğer bu varsayım geçerli ise konul alanındaki aşırı tüketimi savunmak bir kez daha zorlaşacaktır. Konutun uzun öm ürlü olması yüzünden ve konut tüketimini kiralayarak değil, konul satın alma yoluyla yapılması halinde, buna salt bir tüketim olgusu olarak yaklaşamayız. Bu uzun erim li bir yaurımdır. Kuşkusuz yatırımın değerlendirilme manuğı tüketimin değerlendirilm e m anuğından farklı olacakur. Böyle bir mantık içinde aşırı tüketimin an ­ lamı da değişebilir. Birikim yapabilmiş bir aile için, konul yatırım seçeneklerinden biridir. Konutlar kiraya verildiğinde bir getirisi olmaktadır. Bu geliri çoğu kez yatırılan kapitale göre yüksek olm asa bile, zaman içinde değeri artmaktadır. Kent toprağındaki değer aruşına, taşınmaz sahibi m ülkiyet kurumunun sağladığı haklar dolayısıyla el koymaktadır. Kentleşme sürecini çok hızlı olarak yaşayan ülkelerde taşınmaz mülkiyelinin getirdiği kira ve el konulan değer artışının toplamı, diğer yatırım seçeneklerine göre çok yüksektir. Küçük tasarruf sahibi bakım ından konul ya da taşınmaz mülkiyelinin tek yatırım seçeneği olması, sadece diğer yatırım alanlarına göre daha karlı olmasından değil, aynı zamanda bu ülkelerde serm aye piyasasının yeterince gelişmemiş olması yüzündendir. Bir toplumda konutun küçük tasarrufçu için tek yaurım seçeneği olarak kalmasının, eğer o toplumda konul açığı varsa, bir sorun yaratmayacağı, tersine olumlu bir sonuç doğuracağı söylenebilir. Bu sav bir ölçüde doğrudur. Bazı yönlerden ise geçersizdir. Belli ölçüde biri­ kimi olan kişiler tek seçenek olarak konul yatırımı ile karşı karşıya kalıyorsa gereksinm e­ leri üstündeki büyüklük ve standartta konul sahibi olmaya çalışacaklardır. Bu ise ülkedeki konut arzının gelir dağılım ıyla tutarlı olm ayan bir nitelik kazanmasına neden olacakur. Bu tartışma bizi konutun beşinci işlevi olan güvence olmaya getirmektedir. Konulun bir yaürım olması ve zaman içinde yükselen değerinin oldukça kısa sürede paraya çevrilcbilmesi özelliği ona ailenin yaşam döngüsü içinde yaşanılacak krizlerin at­ latılmasına olanak sağlayan bir güvence işlevi vermektedir. Bunun ötesinde toplu güvenlik

4


sistemlerinin yetersiz kaldığı ve işsizlik sigortalarının gelişmediği ülkelerde konut sahip­ liği bir yandan işsizliğin baskısının her ay ödenmesi gereken kira ile daha da artmasını önlem ekte, öte yandan eve alınan kiracılarla bir ek gelir sağlamakta, en sonunda evin satılması ve daha küçük bir konuta geçilm esiyle değişik uyum olanakları vermektedir. Ko­ nut bu güvenceyi yalnız maddi değeriyle değil aynı zamanda da toplumsal ilişkileri yeni­ den üretme m ekanizm asıyla sağlamaktadır. Bu da bizi konulun altıncı işlevini irdeleme noktasına getirmektedir. Konul hem kişinin ailesi içinde sosyalleşm e sürecinin gerçekleştiği yer olarak, hem de ai­ lenin toplumsal ilişkilerinin sürekli olarak yeniden üretildiği bir mekan olarak sosyolojik bir anlam kazanıyor. Bu özelliği ile konut, hem o ailenin içinde bulunduğu toplumsal kat­ man içinde kalışını sağlarken, daha üst katmanlara geçişini de zorlaştırmaktadır. Toplum ­ sal katmanı değiştirm e çoğu kez aynı zam anda konut değiştirmeyi de gerektirmektedir. Toplumsal hareketlilik konut değiştirmede somutluk kazanmaktadır. Konutun toplumsal ilişkileri yeniden üretmesi aynı zamanda eşitsizliğin yeniden üretilmesine yardımcı olması sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle de eşitlikçi bir toplum düzenini ve fırsat eşitliğini sa­ vunanlar için bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Konutun üzerinde durulması gereken yedinci işlevi bir kültürel artifact olmasından doğmaktadır. Konutlar ve onların oluşturduğu çevreler bize belli bir kültüre ve zamana ilişkin sim geler aktarıyor. Konul bir artifact olarak oluşumuna katıldığı fiziksel çevrenin estetik değerlerine ve yaşam kalitesine katkısıyla da değerlendirilmek durumundadır. Bu halde konul artık sahibi ya da kiracısına sağladığı doyumla değerlendirilmemektedir. Bu açıdan konutun dışsallığı vardır ve tam bir kamu malı gibidir. Konuta bu açıdan bakıldığında yeterli sayıda barınağın üretilmiş olması tek başına bir çözüm olarak görülemez. Bu konutların aynı zam anda sağlıklı olması kültürel ve estetik değerlerle yüklü bulunması gerekir. Eğer bu özelliklere sahip değillerse üretilmiş olan konutlar üretildikleri günlerde olm asa da bir süre sonra sorun olarak görülmeye başlarlar. Gerçekte konulun buraya kadar saydığımız tüm özelliklerinin bir araya gelerek emeğin ye­ niden üretim işlevini sağlamakla önemli bir rol üstlendiği söylenebilir. Bu işlevin yerine getirilm iş olması tek başına yeterli değildir. Emeğin yeniden üretim işlevi nekadar pahalı olarak gerçekleştirilirse o toplumda ücret düzeyi de o kadar yüksek olacaktır. Bu emeği kullanan üretim alanları da dünya piyasasında yarışmada zorlukla karşılaşacaktır. Konut üretiminin ister arsadaki mutlak rantlar, ister yapım süreçlerinin gelişmemiş olması, ister başka nedenlerle pahalı olması ve bunun değişik nedenlerle kiraya yansıması emeğin yeni­ den üretimini pahalılaştıracaktır. Bu da üretici açısından bir sorun olarak ortaya çıkacaktır. KonuL sorununun karmaşıklığını yaratan üçüncü etken değişik aktörlere göre sorunun farklı’anlam lar taşımasıdır. Beş farklı aktörden söz edebiliriz. Bunlar en yalın biçimiyle; a) kiracı, b) konut sahibi, c) konut yapımcısı, d) yerel yönetim, e) merkezi yönetim diye sıralanabilir. Her konut arz biçiminin yaratacağı sorunlar bu aktörlere göre değişik anlam ­ lar taşıyacaktır. Kiracılar için konut sorununun çözülm üş olması, her gelir grubunun ödeme olanakları içinde, piyasaya yeterli konul arz edilmiş bulunması anlamına gelecektir. .Bir ülkede konut arzını artırmak için politika geliştirenler, konut arzının kiralık konul olarak mı, mülk konut

5


olarak mı yapılacağı konusunda bir karara varmak durumundadırlar. Hızla değişen, dola­ yısıyla yer değiştirm elerin yüksek olduğu toplumlarda varolan konut stokunun etkin olarak kullanılabilmesi ve toplumsal uyumun kolaylaşlırılabilmcsi için, kiralık konut arzının artırılmasının daha doğru olacağı söylenebilir. Ayrıca toplumun güçsüz, birikim yapam ay­ an kesimlerinin barınak sorununun çözülmesi için kiralık konul arzının özendirilmesi ge­ rekliği ileri sürülebilir. Oysa kapitalist sistemi benimseyen siyasal rejimler genellikle mülk konutların özendirilm esine dönük politikalar izlemişlerdir. Böyle bir politikanın seçilmesinin ardında hem ideolojik, hem de pratik nedenler vardır. İdeolojik nedenler ola­ rak mülkiyet kurumunu toplumda yaygınlaştırarak kapitalist sistemin temel kurumsal öğesini taruşma dışı bırakm ak, toplumda radikal ideolojilerin yayılma olanağını azaltmak vb. leri sayılabilir. Pratik nedenler olarak da kiralık konutların bakımının örgütlenmesinin zorluğu, bu konutlarının standartlarının hızla düşmesi, mülk konutların daha iyi bakım altında tutulduğu vb. sıralanabilir. Merkezi hüküm et politikalarının hemen hemen tamamıyla mülk konut üretimini teşvik et­ tiği bir ülkede kiralık konut arzı ancak dolaylı yoldan olacaktır. Kiralık konut arzı bir yan­ dan toplumdaki hareketlilik ve yerdeğiştirme zorunluğu, öte yandan ailenin yaşam döngüsündeki ileri yaşlardaki aşamaların konut gereksinmesinde yarattığı değişiklik ve küçük tasarruf sahiplerinin konut dışında yatırım seçeneklerinin bulunmaması, arsa sahip­ lerinin arsalarını kat karşılığı konut yapımcılarına saunası vb. yollarla sağlanacaktır. Kiralık konut arzı için özel program ların olmadığı bir ülkede kiralık konut arzının az ve ki­ ralarının yüksek olacağı bu nedenle de kişileri mülk konut edinmeye zorlayacağı söylenebilir. Bu bir bakım a doğrudur, am a bazı koşullarda farklı sonuçlar da doğurabilir. Örneğin Türkiye'de aile reisinin gelirine oranı açısından kiralar çok yüksektir. Oysa konut yaurım ı yapan bakımından bir değerlendirm e yapılırsa kira değeri yapılan yaunm ın büyüklüğüne göre küçük kalmaktadır. Bu paradoks, üretilen konutların, hem spekülasyonun yükselttiği arsa değerleri, hem de konut girişimcilerinin yüksek kâr beklen­ tileri dolayısıyla, yüksek fiyatla piyasaya arz edilmesi dolayısıyladır. Bu durumda kiracılar hem yüksek kira ödemek dolayısıyla yavaş birikim yapmak, hem de konul sahibi olmak için daha büyük m iktarda birikimi gerçekleştirmek durumundadır. Bu iki etki de ki­ racılıktan konut sahipliğine geçişi geciktirmektedir. Konut sorunu böylcce bir başka boyut kazanmaktadır. Konul sahibi olacak kişi konutunu değişik güdülerin alımda seçmektedir. Daha önce üzerinde durduğum uz üzere, bu konutun bir tüketim malı olarak sağlayacağı doyum u, bu­ nun paralelinde getireceği sosyal statüyü, kent merkezine ve kendi işyerine uzaklığı vb. ölçütleri göz önünde tutacaktır. Ayrıca konul yapımcısı tarafından yüksek fiyatla satılan konulun oldukça ucuza alınm asına, öle yandan bu konulun gelecek yıllarda taşınmaz m al­ ların fiyatlarının en hızla artm ası beklenen yörelerde bulunmasına, bu yolla el konulacak değer artışının en üst düzeyde olm asına çalışacaktır. Konut sahibi olmak isteyen kişi eğer orta gelirli ise bu iki güdüsünü de gerçekleştirebilmesi ve girişimcinin payını ve büyük kentsel toprak rantları ödem ekten kurtulabilmesi ancak kendisinin ya da benzer durumdaki kişilerin kooperatifler içinde biraraya gelerek girişimcilik işlevini yüklenmesiyle ola­ naklıdır. Türkiye gibi mülk konulun özendirildiği ülkelerde kooperatifler bu amaçla kul­ lanılmışlardır. Batıdaki gibi birlikle birikim yapmak, birlikte inşa etmek ve mülkiyetine

6


birlikte sahip olarak işletmek için kurulmamaktadır. Bu nedenle de kooperatifler konul yapımcılarının faaliyet alanlarını daraltarak onlarla bir çelişki içinde bulunmaktadırlar. Bu noktada konut piyasasının en aktif davranışsal ünitesi olan konut girişim cilerine gelmiş bulunuyoruz. Bir ülkede konut arzı genellikle birden fazla süreçle sağlanır. Örneğin Türkiye'de gecekondu yapımı, bireysel sunum, kooperatif üretimi, yerel yönetim üretimi, kooperatif birlikleri üretimi, yapsatçı üretimi, büyük konut şirketleri üretimi, toplu konut idaresi üretimi, bir arada konul arzını gerçekleştirmektedirler. Bir ülkede konut arzının bu girişim ciler arasında nasıl bölüşüleceğim büyük ölçüde o ülkedeki kapital birikim rejimi belirler. Kapital birikim rejimine bağlı olarak ülke içindeki değişik türdeki birikimlerin ne tür kanallardan geçerek hangi tür girişim ciler eliyle konul alanına yöneleceği belirlenm ek­ tedir. Bir ülkede konut arzının kapital birikim biçim lerine bağlı olarak küçük ölçekli ya da büyük ölçekli örgütlenm eler içinde gerçekleşmesi o ülkenin kentlerinin büyüme biçimini belirler. Küçük girişim ciler konutlarını kentin inşa edilmiş alanı içinde ya da alt yapı getir­ mesi kolay olan yakın çevresi içinde yapmak durumundadırlar. Bu halde yerel yönetimlerin alt yapı harcamaları azalır. Ama girişimci potansiyel kârının önemli bir kısmını arsa sahibiyle paylaşm ak durum unda kalacaktır. Bu nedenle imar haklarını zorlay­ arak kentsel arsa üzerinde yüksek yoğunluklu yapı yapma eğilimi içindedirler. Yerel yönetimler açısından imar düzeninin korunmasını zorlaştırır. Böyle bir girişimcilik biçiminin hakim olduğu ülkelerde, kentler yağ lekesi biçiminde, yık yap süreciyle, yüksek yoğunluklu olarak, çevre sorunları yaratarak ve büyük ölçüde sosyal donanımları eksik biçim de büyürler. Büyük girişim ler halinde konut arzının hakim olduğu ülkelerde kentin büyümesi dağınık ve boşluklu olacaktır. Çünkü büyük girişimler altyapı bakımından kente zorunlu olarak bağlı kalmayacaktır. Kentten kolayca kopabileceklerdir. Kentin uzağındaki büyük bir toprağı alarak, alt yapısıyla konul alanı haline getirecek ve bu yolla kentleşme rantına el koyabilecektir. Konul yapımcısının konut sorununa bakışı ve çıkarları büyük ölçüde girişimin ölçeğine bağlı olarak değişmektedir. Bu ölçek farklılıkları aynı zamanda bu girişim lerin yerel yönetimler açısından ne tür sorunlar ya da fırsatlar yaratüğını da be­ lirlemektedir. Son olarak konul sorununa ülke düzeyinde ekonomik ve toplumsal politikalar açısından yaklaşanların bakış açılarını tartışalım. Bunlar bir yandan ülke kaynaklarının kesimler arasında en etkin olarak nasıl dağılması gerekliğini kararlaştırmak, öte yandan konutun ülke ekonomisi açısından işlevine doğru teşhis koymak durumundadırlar. Konuta ayrılacak kaynakların m ertebesi hakkında sanayileşmesini ve kentleşmesini tamamlamış ülkelerde çok kritik bir seçim söz konusu değildir. Oysa sanayileşmekte olan ülkelerde bu seçim çok kritik hale gelebilir. Bu ülkeler hem sanayileşmelerini hem de kentleşmeleri için büyük ka­ pital yatırımları yapmak durumundadırlar. Oysa bu ülkelerde kapital birikimi yavaştır. O zaman, sanayileşmelerini hızlandırıp kalkınmak istiyorlarsa kentleşmelerine, dolayısıyla konuta yaptıkları harcamalarını azaltm ak, kentleşmelerini ucuzlatmak yolunu bulmaları gerekir. Bu kolay değildir. Bu ülkelerin üst ve orta gelir grupları, yüksek konut yaunm ı yapma eğilimi taşırlar. Bu durum da çözüm, kentin bir yandan modem konutlar diğer yan­ dan gecekondulardan oluşan ikili yapıya sahip olmasıyla bulunur. Böyle olunca kent plancılarına sorun olarak görülen gecekondular, genel ekonomik politika açısından bir çözüm niteliği kazanır.

7


Gecekondular sanayileşm iş ülkelerde sanayi kapitali açısından birçok bakımdan işlevseldir. Kentleşmeyi ucuzlatarak, sanayiye akacak kapitali anırm asının yanısıra, kentte büyük m iktarda yedek emek ordusunun tutularak ücretlerin düşük kalmasına olanak verir. Bunların dışında gecekondu, düşük standartlı bir yaşam çerçevesi oluşturarak yaşamı ve emeğin yeniden üretimini ucuzlatır. Bu örnekler konut sorununun çözümünün değişik işlevler açısından toplumun değişik ke­ simleri için çok farklı anlam lar taşıdığını açıkça ortaya koyuyor. Konutun çok işlevliliği ve konul sorununun toplumun değişik kesim ve kurumlarınca farklı olarak algılanması ve çözüm beklentilerinin değişik olması karşımıza çok karmaşık bir ol­ gu çıkarm aktadır. Bir olgunun karmaşıklığı bir anlamda da aşırı belirlenmişlik demektir. Böyle çok yönlü olarak belirlenm iş bir olgunun tarihsel anlatımının nasıl olması gerekliği üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Böyle çok belirlenmiş bir olgunun her dönem için her yönünün ortaya konduğu bir anlatım belki bu çok yönlülüğü ortaya koyar, ama okunup izlenmesini çok zorlaşurır. Bunun için daha scçmeci bir tutum izlemekte yarar vardır. Değişen bir toplumda her dönemde konut sorununun toplumun değişik kesim lerin­ ce algılanması hem nesnel hem de öznel nedenlerle değişmektedir. Her dönemin analizine böyle bir çıkış noktasından başlanabilir. Konut sorununun nasıl tanımlandığını saptadıktan sonra toplumun bu sorunu çözmek için hangi nesnel ve öznel sınırlamalar altında, ne tür yeni kurumsal düzenlem elere giderek, ne tür bir örgütlenme içinde, ne tür yeni teknolojile­ re başvurarak, ne tür konut sunum biçimleriyle çözüm arandığı izlenebilir. Saptanan konut sorunu ve onun çözüm ü uğraşıları konut sorununun çok yönlülüğünün nesnel yanlarını ser­ gileyecektir. Oysa bu çok yönlü olgunun öznel yanları da var. Konul konusunda eğer nes­ nel gerçekler ve sınırlam alar olmasa çok yüksek düzeylerdeki talepler söz konusu ola­ caktır. Toplum da yaşayanların konut sorununun çözümünden beklentilerinin böyle çok yüksek düzeyde oluşm ayıp daha mütevazi düzeylerde kalması öznel yönüyle ilişkilidir. Bu nedenle konut sorununun varlığı ya da yokluğu büyük ölçüde öznel beklenti düzeyiyle ilişkilidir. Bu beklenti düzeyi ise zaman içinde koşullara uyum yaparak oluşur. Eğer daha önce tanımlanan konut sorununun çözüm ünde bir başarı sağlanamıyorsa, beklenti düzeyi düşer. Kuşkusuz bu da konut sorunu söylem ine yansır. Nesnel olarak çözülemeyen konut sorunu beklenti düzeyindeki düşüşle birlikle bir kriz olmaktan çıkar. Bir ölçüde öznel ola­ rak çözüm e uğrar. Eğer daha önce tanımlanan bir konul sorunununda başarı sağlanıyorsa toplumun beklentisi yükselecek konulun daha önce sorun olarak görülmeyen işlevleri başarı sonrasında sorun olarak görülm eye başlayacak konut sorunu yeniden tanımlanmaya başlayacaktır. Beklentilerdeki değişm eler ve konut sorununun yeniden tanımlanması dönemin konul söylem inde kendisini gösterecektir. Her dönem de konul sorununun yeni­ den belirlenmesi ve yeni bir konut söylemi kurulması büyük ölçüde her dönemde yapılan bilimsel konul araştırmalarının yöneldiği soruların neler olduğunu ve hangi politika değişkenlerin veri olarak kabul edildiğini tayin eder. Araştırmalar böyle bir program et­ rafında yoğunlaşmış olur. Her dönemin konul sorununu çözmek için geliştirdiği sunum biçimleri ile geliştirdiği söylem ve beklentiler büyük ölçüde bir sonraki dönemin konul so­ runlarının hem nesnel hem de öznel temelini oluşturmaktadır.

8


Aşırı belirlenm iş bir konul sunumu olgusunun bir dönem içinde nasıl ele alınabileceği ko­ nusunda bir yönıcm geliştirdikten sonra, açıklığa kavuşturulması gereken soru bu yöntemin nasıl bir döncm lcm e içinde uygulanacağı olmaktadır. Türkiye Cumhuriyetinin konul tarihini dört dönem içinde ele alm ak uygun olacaktır. Bunlardan birincisi 1923-1950 dönemidir. Bu dönem de Türkiye’nin kentleşme hızı yavaştır. Konut sunum biçimleri çeşitlenm enin henüz başlangıcındadır. Tek parti yönetimi içinde, konut sorununa m oder­ nist bir düşünce kalıbı içinde yaklaşılmaktadır. İkinci dönem olarak 1950-1965 yılları arasını almak doğru olacakur. K entleşme hızı yükselmiştir. Varolan konul sunum biçimleri ve kurumsal yapılar yeni kentleşme hızının gerektirdiği arzı karşılamakta yetersiz kalmak­ tadır. Bu sorunlara, içine girilen çok partili bir siyasal rejimde, populistik yaklaşımlarla çözüm aranm aktadır. Bu dönem in sonunda uygulama içinde gelişen çözüm ler kurum sal­ laşmışlardır. Üçüncü dönem olarak 1965-1980 yılları arasını almak doğru olacaktır, ikinci dönem içinde kurumsallaşan konul sunum biçimleri küçük girişim ciliğe dayanan yapsatçı üretim ve gecekondu üretimi konul arzını önemli ölçüde hızlandırın ıştır. Ama bu sunum biçimleri yüksek yoğunluklu, yağ lekesi biçiminde büyüyen, önemli çevre sorunları olan kentler yaratarak yeni dönemin çözümlem esi gereken sorunları da doğurmuştur. Ortaya çıkan bu sorunlar karşısında bu dönem de toplu konut türü sunum biçimleri konusunda ilk denem eler başlam ışsa da henüz bir kurum sallaşmaya kavuşmamıştır. Bu arayışların ku­ rumsallaşması dördüncü dönem olan 1980-1990 yılları arasında gerçekleşm iş ve konut arzındaki artışı hızlandırmıştır. Bu dönem e damgasını vuran toplu konulun kurumsal düzenlemesini tamam layarak, çoğunlukla da kooperatif bir örgütlenm e içinde hakim su­ num biçimi haline gelmesi olmuştur. Konut sorununun gelişim ini, ortaya konulan bakış açısına uygun olarak, önerilen yöntem içinde, bu dört dönem den herbirini ayrı ayrı ele alarak inceleyelim.

II) 1923 - 1950 Y IL L A R I A RA SIN D A K O N U T SO RU N U N U N N İT E L İĞ İ VE Ç Ö Z Ü M A R A Y IŞL A R I C um huriyet yönetimi kentlerin imarı, mimarlık ve konul yapımı konusunda belli bir biriki­ mi, anlayışı ve kurumsal yapıyı devralmıştı. Osmanlı imparatorluğunun dünya ekonom isi­ ne çevreselleşerek eklem lenm esinin hızlandığı 19’uncu yüzyılın ikinci yansında Anado­ lu'da bir yandan kentleşme yaşanıyor öte yandan kentlerin yapısı dönüşüm geçiriyordu. Ö zellikle liman kentlerinde bu dönüşüm daha açık olarak görülüyordu. Kent içi ulaşımında önce arabanın daha sonra tram vayın, banliyö trenlerinin girişi, hem kentin yollarının yeni araçlara uyumunu gerektirm iş hem de büyüyen kentlerin yeni toplu taşıma olanaklarına göre biçim lenm esi sonucu doğurmuştu. Yeni gelişen iş ilişkileri ve Balı modeline göre ye­ niden düzenlenen idare kent m erkezlerinin yapısını ikili hale getiriyordu. Kentlerin özellikle yeni gelişen konut alanlarında em ik - dini farklılaşma yanısıra toplumsal tabaka­ lara göre de bir farklılaşm a ortaya çıkm aya başlamıştı. Osmanlı İmparatorluğunda, dünyaya eklem lenm enin gelişm esine paralel olarak ortaya çıkan bu dönüşüm gereksinm e­ sini kentlerde konul stokunun büyük ölçüde ahşap olması ve büyük yangınlarla ortadan kalkması kolaylaştırıyor ve hızlandırıyordu. Kentlerin yaşadığı bu dönüşüm kemlerin yönetiminde ve imarının denetlenmesinde yeni

9


düzenlem elere gidilmesini zorlamıştı. Kent yönelimini kadı ve vakıflara dayanarak sürdürm e olanağı kalmadı. Çok güçlü olm asa da bir belediye kurumu gelişü. Kentteki yapılaşmayı da artık m im arlar ocağı ve baş mimar eliyle denetlemek olanaksızdı. Ye­ niçeriliğin ortadan kalkm asıyla bu ocak da ortadan kalkmıştı. Yeni bir imar düzeninin ku­ rulması gerekiyordu. 1839 tarihinde çıkartılan bir ilmühaberle başlayan bu gelişme 1848'de Ebniyc N izam nam esinin, 1864'de Ebniye ve Turuk Nizamnamesinin çıkarılm asıyla sürmüş, 1882'de Ebniyc Kanununun çıkarılmasıyla belli olgunluğa ulaşmıştır. Bu gelişen imar mevzuatı yangın alanlarının yeniden düzenlenmesinde ve ima­ ra açılacak yeni alanlarda, harita alimini, mevzii planlar yapılmasını ve bu planların gerçekleştirilm esinde belediyelere kolaylık sağlayacak hükümleri getiriyordu. Bu m evzu­ atın arkasında genellikle grid ya da ona yakın geometrik bir yollar sistemine dayanan bir kentsel doku imajı hakimdi. Osmanlı yöneliminin bu imar mevzuatını uygulamaya çalışması, her kentte olm asa da bir çok kentte, kent haritalarının alınmasına, bunlara daya­ narak da çoğu kez mevzii nitelikli, kent planlarının yapılmasına neden olmuştur. Bu plan­ lar ilk yıllarda yabancı haritacılar tarafından alınm ış, daha sonra Mühendis Mektebinin ye­ tiştirdiği subay m ühcndislerce de yapılmaya başlamıştır. Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye’de henüz uzm anlaşmış bir kent plancısı olm asa da belli bir birikim vardır. Uygu­ lanmaya alışılm ış bir yapı düzeni fikri vardır. Daha çok haritacılık düzeyinde olsa da, sayılan yeterli bulunmasa da, bu fikri uygulamaya sokabilecek teknik hünerlere sahip bir kadro bulunm aktadır.02 Klasik Osmanlı sistem inde mimarlık askeri sistemin parçası olarak örgütlenmişti. Acemi oğlanlar ocağından gelen gençler Enderun-u Hümayunda mimar olarak yetişiyor ve Mi­ marlar O cağında daha çok devletin yapılarının inşasında çalışıyordu. Konutlar ya da sivil kesimin yapıları loncalar içinde örgütlenm iş kalfalar ve ustalar tarafından yapılıyordu. Hem bu loncaların işleyişinin hem de inşa edilen yapıların denetiminde M imarlar Ocağı m ensuplan görev alıyorlardı. Yeniçeri ocağının kaldın İmasından sonra askeri sınıf üyesi olarak mimarın yetişmesi sona erdi. 1831 de M imarlar Ocağının sona erip yerini Ebniye-i Hassa Müdürlüğü aldıktan sonra toplumda mimarlığın anlamı ve lejilimizasyon biçimi değişm eye başladı. M imarlık lejitimizasyonunu meslek okullarından m ezuniyette bulan, pazarlanabilen bir meslek ve uzmanlık alanı olarak kendisini yeniden kabul ettirm eğe başladı. Bu gelişm e önce Türkiye'ye gelen yabancı mimarlar ve müslüman olmayan O s­ manlIlardan Avrupa'da mimarlık okuyarak Türkiye'ye döncnlcrce başlatıldı. 1884 yılında Sanayi-i Nefise-i Şahane M ektebinin kurulmasıyla Osmanlı İmparatorluğunda da mimar yetiştirilmeye başladı. Sayıları çok olmasa da bu mimarlar 1909 yılında Osmanlı M ühendis ve M imar Cemiyeti'ni kurarak bir kurumsallaşmayı gerçekleştirmişti. İttihat ve Terakki dönem inde de, Türkçülük ideolojisinin gelişmesi paralelinde Birinci Ulusal M ima­ ri akımını yaratmışlardı. 03 Bizim tartışmamız bakımından önemli olan bu akımın içeriğinden çok mimari biçimlenişin bir ulusal politika sorunu olarak algılanmaya başlanılmış olm asıdır. Cum huriyet kurulduğunda kuşkusuz çok az sayıda mimar vardı. Yapı stokunun oluşm asında biçimlenişini denetledikleri binaların sayısı hele ülkenin tümü düşünüldüğünde çok azdı. Ama yine de kendi alanlarında bir akım yaratabilecek, kendi alanlarındaki sorunlar konusunda sesini duyurabilecek bir birikim oluşm aya başlamıştı de­ nilebilir.

10


19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı İmparatorluğunda gerek imara ilişkin mevzuatın ge­ rekse m imarlığın profesyonelleşm esine ilişkin bu gelişmeler olurken siyasal gündemde kentlerin imar edilm esinden ve yangın sorununun çözümünden bağımsız bunlardan farklılaşmış bir konut sorunu ycralmamıştır. Bu nedenle de konul yapımını ucuzlatmaya ve sayısını artırm aya dönük özel önlem ler alınmamıştır. Banka kesimi inşaat faaliyetleri için kredi verecek ve gayrimenkul ipotekleri yapacak biçimde gelişmemiştir.04 Kooperatif örgütlenm e gündem e gelmemiştir. Her ne kadar İstanbul'da 1887 yılında Ingilizlerin karşılıklı yardım laşma ve konul sağlama amaçlı bir kooperatif şirket kurdukları bilinm ek­ teyse de, bu sadece Ingiliz uyruklulara açık bir girişim olmuştur. Osmanlı uyrukluların iz­ lediği bir örnek niteliğini kazanm am ıştır.05 Konut sorunu Osmanlı yönetiminin gündemine iki nedenle gelm iştir. Bunlardan birincisi Osmanlı im paratorluğunun parçalanarak küçülme süreci içinde kaybettiği topraklardan gelen büyük sayılardaki göçmenlerin iskanı dolayısıyladır. Bunlar için köyler kurm ak 1877’den sonra da kentin çevresinde göçmen mahalleleri inşa etmek zorunda kalınmıştır. İkincisi ise büyük yangınlar sonrasında bu ko­ nut alanlarının mevzii planlarının yapılarak yeniden inşa edilmesidir. Göçmenlerin iskanı bir tarafa bırakılırsa Osmanlı yönetimi için temel konut sorunu yanmayan bir konut stoku elde etm ek ve yanan alanların yeni imar nizamlarına uygun olarak yeniden inşaasmı sağlamak olmuştur. Bunun için bir yandan yangın sigortasının gelişimi önem kazanmış diğer yandan tüm Osmanlı imar düzenlemeleri kagir inşaatı zorlayıcı bir nitelik kazanmışur. Nitekim Türkiye'de ilk sigorta şirketleri 1870 tarihli Beyoğlu yangınından sonra kurulan The Sun, The North ve The Northern olmuştur.06 Tüm imar m evzuaünda esas ola­ rak yangına dayanıklı kagir bina yapılması ön görülmesine ve ahşap binalara ancak belli koşullarda yapılabilecek binalar olarak bakılmasına karşın kagir binaların pahalı olması yüzünden ahşap bina yapımı sürmüştür. İm ar nizamlarının en çok uygulandığı, çok büyük yangınlar geçiren İstanbul'da 1927 yılında bile konut stokunun yüzde 56'sı ahşaptı.07 Konut alanının sadece imar nizam larıyla yönlendirilmek istediği bu dönemde konut sunu­ mu sadece piyasa güçleri tarafından belirleniyordu. Bu dönemdeki konut sunum biçimleri hakkında ayrıntılı bilgiye sahip değiliz. Konut sunumunun bireysel sunum düzeyinde ol­ duğu söylenebilir. Yani kentsel toprağın mülkiyetine sahip olan kişi, gerekli kapitali sağlayarak, yapımı kalfalar ya da ustalar eliyle gerçekleştirmektedir. Büyük ve önemli yapılarda m im arın hünerlerinden yararlanılmaktadır. Kuşkusuz bu türün bazı değişiklikler gösteren biçimleri olmuştur. Tem el sunum biçimi budur. Büyük sermaye bu alana girm e­ miştir. Sunum biçim inde değişm eler olm amasına karşın yeni konut biçimleri ortaya çıkm ışur. On dokuzuncu yüzyılın sonuna doğru sıra evler ve apartmanlar yeni konut biçimleri olarak konul stoku içinde yeralmaya başlamıştır. Daha büyük kapitalin harekete geçirilmesini gerektiren bu örneklerin bir kısm ında kapital vakıflarca sağlanmıştır. Bunlar daha çok yeni ortaya çıkan orta sınıfların kiralık konul ihtiyacını karşılamaya yönelmiştir. 08 On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren kagir bina yapımının geliştirilmesi ko­ nusundaki çabalar artık bu tür konul yapım ında bir hüner birikimi sağlamıştı. 1922 yılında Mimar Kemalctlin Bcy'in tasarladığı Laledeki Harikzedegan apartm anlarında ilk kez beto­ narme kullanılm ışu. Harikzedegan konutları sadece betonarmenin kullanılması bakımından yenilik getirm iyor aynı zamanda 124 konut ve 25 dükkanın birden yapılması bakımından bir yenilik taşıyordu. Bu yapı 1918 de Cibali-Fatih-Aliımermer yangınında ev­ lerini kaybedenler için yapılm ışu. Konut yapımı için gerekli kaynak halktan bağış olarak

11


toplanmış arsa vakıflar idaresince sağlanmıştı.09 Bu apartm anlar bir anlam da bir toplu ko­ nut girişimiydi. Ama bunu yeni bir konut sunum biçiminin ilk habercisi olarak düşünmek doğru olmaz. Çünkü bu girişimi olanaklı kılan kapitalin ve arsanın sağlanması çok özel koşullarda olmuştu. Bu ölçekte yapıların gerçekleştirilmesi için gerekli kapitali harekete getirebilecek bir kurumsal düzenlem e yapılmamıştı. Nitekim daha sonraki yıllarda bu örnek tekrarlanamamıştır.

II. 1.1923 - 1950 D Ö N E M İN D E K A R ŞIL A ŞIL A N K O N U T SO R U N L A R I Cumhuriyet yönetimi konut yapımı ve kent imarı konusunda böyle bir birikime sahip ola­ rak karşılaştığı sorunları çözecekti. 1923 - 1950 yılları arasında Cumhuriyetin gündeminde çok farklı konul sorunları yeraldı. Yirmi yedi yıllık bu dönemde gündem de yer alan sorun­ ları şöyle sıralayabiliriz. Bunlardan birincisi Kurtuluş Savaşının sonunda Yunan kuvvetle­ rinin kaçarken Batı Anadolu kentlerini yakması sonucu ortaya çıkmıştı. Bu alanların yeni­ den imar edilm esi gerekiyordu. İkincisi ise Cumhuriyetin ilanıyla hemen hemen eş zamanlı olarak Ankara'nın Başkent ilan edilmesi sonucu doğmuştu. Cum huriyet yönelimi kozmopolit bir toplumsal yapıya sahip olduğunu gördüğü İstanbul'u, kurmayı amaçladığı ulus devletin başkenti olarak uygun görmüyordu. Ulusalcı burjuva kültürünün ve yaşam biçiminin İstanbul'da ycşercmiycccğini düşünüyordu. Cum huriyet yönelimi yüzyıllar boy­ unca belli bir coğrafyanın sürekli olarak merkezi kalan, ülkenin en büyük kenti İstanbul’u bırakarak, başkentini Kurtuluş Savaşının karargahı işlevini gören Ankara’ya taşıyarak, dev­ rimci bir karar vermişlerdi. Bu başkentin yeni ve modem bir kent olarak kurulması ve bu­ rada çağdaş bir yaşam biçiminin gerçekleştirilmesi rejimin başarısıyla özdeşleşm işti.10 Kuşkusuz çağdaş yeni bir Ankara kentinin yaraulması önemli ölçüde de Ankara'da konut sorununun çözülmesi demekti. C um huriyet yönetiminin gündemine giren üçüncü konut so­ runu 1930'lu yıllarda devlet eliyle bir sanayileşme politikasının izlenmesiyle girdi. Devlet sanayilerini büyük kemlerde toplamayıp demiryolu üstündeki küçük Anadolu kenderine yaymak istiyordu. Bu politikaya paralel olarak bu fabrikaların çevresinde işçi konutlarının yapılması gereksinmesi doğuyordu. Cumhuriyetin izlediği popülist köycülük politikası bir dördüncü konut sorunu olarak köy konutlarının çağdaşlaştırılmasını ortaya çıkarıyordu. Beşinci konul sorunu ise 1939 yılında Erzincan kentini tamamıyla yok eden depremden sonra gündem e geldi. Bu da deprem e dayanıklı konutların yapılması, özellikle de Erzin­ can'ın yeniden kurulması olmuştur. Altıncı konul sorunu Türkiye'nin ikinci Dünya Sa­ vaşma girm em esine karşın, bir savaş ekonomisinin koşulları içinde yaşaması ve bu yüzden konut sunumunun çok alt düzeye düşmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Bir yandan konul sunumundaki bu düşüş diğer yandan ikinci Dünya Savaşı sonrasında kentlere göçün hızlanmaya başlaması yüzünden bir konut bunalımı doğmuştur. Bu bunalım kendisini, bir yandan kiraların çok yükselmesi, diğer yandan büyük kentlerin etrafında gecekondu kuşaklarının oluşm asıyla göstermiştir. 1923 - 1950 yılları arasında konuta ilişkin olarak Cumhuriyetin gündemine giren konular­ dan sadece altıncısının gerçek bir konut sorunu olduğu söylenebilir. Ancak bu aşamada ko­ nut sorunu bir mim arlık, bir imar ve Ankara sorunu olmakdan sıyrılarak başlı başına çözülmesi gereken ayrı bir sorun olarak görülm eye başlamıştır. Bir anlamda bu dönemin son yıllan konul sorununun doğuş yılları olm uştur denilebilir.

12


Kurtuluş savaşı sonrasında Cum huriyet yönetiminin ilk karşılaştığı yanmış kentler konusu bir konut kıtlığı sorunu olm aktan çok bir imar sorunu olmuştur. Bunun bir konut sorunu haline gelm eyişinde İstanbul ve İzmir gibi büyük kentlerin savaş sonrasında büyük miktar­ da nüfus kaybetm iş olm aları, yangınla kaybedilen konut stokunun bir konut kıtlığı yarat­ mamış olması etkili olmuştur. Ayrıca Türkiye'de yangın yerlerinin imarında izlenecek yol ve bunlar için gerekli hünerler konusunda Osmanlı döneminde oluşmuş bir birikim vardır. Bu birikim uygulam aya konulmuştur. 1927 - 1950 yılları arasında Türkiye'de kentli nüfus oranı hemen hemen sabit kalmıştır. Tablo (1) de görüldüğü üzere bu oran yüzde 24,2’den ancak yüzde 25'e çıkmıştır. Bu dönem de Türkiye nüfus artışını özendiren politikalar izlemiştir. Türkiye'nin nüfusu ortala­ ma olarak yılda yüzde 2 'nin biraz altında, kentli nüfus ise yüzde 2 düzeyinde bir artış göstermiştir. Bu artış, gerçekte Osmanlı döneminde kentlerin yaşadığı yaklaşık olarak yılda yüzde yarım düzeyindeki büyümenin oldukça üzerinde olan bir büyümedir. Buna karşın dönemin konut sunum biçimleri bu talebi ekonominin dışsal nedenlerle bunalıma girmediği dönemlerde önemli ölçüde karşılamıştır. Ama bu dönemde Ankara'nın nüfusundaki büyüm e yılda yüzde altılar düzeyindedir. Bu dönemde Türkiye'de varolan ko­ nut sunum biçimleri bu hızlı nüfus artışının yaraıuğı konut talebini karşılam akta yetersiz kalmaktadır. Ankara kenti 1950 sonrasında Türkiye'deki tüm kentlerin karşılaşacağı büyüme hızlarıyla daha bu dönemde karşılaşmıştır. Türkiye 1950 sonrasında tüm ülkeye yaygınlaşacak sorunların ilk örneklerini Ankara’da yaşamıştır. Bir anlamda Ankara konut sorunları için bir laboratuar oluşturmuştur. Yeni konut sunum biçimlerinin ilk örnekleri A nkara’da gelişmeye başlamıştır. Ankara'nın yaşadığı bu deney daha sonra Türkiye'de yaşanacak konul sorunundan iki bakımdan farklıdır. Bu farklardan birincisi yönetimin hem Ankara'ya özel bir önem verdiği için, hem de yaşanan konul sorunu tek bir kentte olduğu için göreli olarak daha büyük miktarlarda kaynak ayrılabilmesidir. İkinci önemli ayınm bu dönemde konut sorununun Ankara'nın imarı, mimarlık değerlerinin yaratılması sorun­ larından sıyrılarak salt konut sorunu olarak algılanmasının yeterince güç kazanmamış ol­ masıdır. Gerek işçi konutları, gerek köy konutları, gerekse de deprem konutları konusundaki uygu­ lamalar oldukça sınırlı kalmıştır. Bunların herbiri çok önemli konul sorunu alanları olmak potansiyelini taşımasına rağmen Türkiye'nin ekonomik gelişm e düzeyi bu alanlarda büyük programların uygulanmasına olanak verecek kaynaklar ayırmasını olanaksız yapmaktadır. Bu nedenle de Türkiye'de bu konuda yapılabilenler oldukça sınırlı olacaktır. Böyle olunca da bu sorunların Türkiye'de pratiği etkileyecek önem de bir konut sorunu olarak algılanması olanaksızlaşm aktadır. Bu sorunların Türkiye'nin gündeminde göründüğü dönemlerde de temelde konut sorunu Ankara sorunu olarak algılanmışım Ankara sorunundan tüm Türkiye'ye yaygın bir konul sorunu algılamasına geçiş temelde İkinci Dünya Savaşı koşulları içinde olmuştur. İkinci Dünya Savaşı koşulları içinde, çimento gibi kritik yapı malzemelerinin savaşa hazırlık için askeri amaçlarla kullanılması, büyük bir ordunun beslenmekte oluşu, inşaatta kullanılan işgücünün önemli ölçüde askere alınması, geleceğe ilişkin belirsizlikler vb. nesnel ve öznel nedenlerle konut sunumunda

13


büyük bir düşüş olmuştur. Konul kıtlığı tüm ülkede duyulmaya başlamıştır. Savaş koşulları içinde Milli Koruma Kanununun uygulaması olarak kiraların dondurulmuş olması da savaş sonrasında düzenli konul arzının arüşını bir ölçüde de olsa sınırlamıştır. Bunun dışında sa­ vaş ekonom isi kentsel toprak mülkiyeti üzerinde iki tür etki yapmıştı. Bunlardan birincisi savaş ekonom isi dolayısıyla Türk lirası hızlı bir değer kaybına girmişti. Dış ticaret olanak­ larının sınırlandığı bu dönem de parasının değerini korumak isleyen bir kısım tüccar pa­ rasını kentsel arsaya yatırarak özellikle İstanbul’un doğu yakasında arsa spekülasyonunu canlandırm ıştı.11 Ayrıca askeri harcam alar dolayısıyla savaş yılları içinde önemli bütçe açıklarıyla karşılaşan hüküm et kentlerin içinde ve çevresindeki büyük miktarda hazine ar­ sasını düşük fiyatlarla satmak zorunda kalmışu. Spekülatif beklentilerle belli ellerde topla­ nan bu arsalar da savaş sonrasında ancak yüksek fiyatlarla piyasaya arzediliyordu. Konul arzındaki azalm a, konul kiralarının dondurulmasına karşın kıtlık dolayısıyla yasal olmayan bir biçim de yükselm esi, arsa fiyatlarındaki yükselme vb. nesnel koşullar, kentlere göç henüz daha sonraki dönem deki hızlarına ulaşmamış olmasına karşın, kentlerin çevresinde ilk gecekondu mahallelerinin oluşmasına neden olm uştur.12 1950'li yıllara gelindiğinde artık imardan, mimarlık değerlerinden ve Ankara’dan bağımsız olarak başlıbaşına bir konut sorunu Türkiye'nin gündem ine girmiştir. Türkiye düzenli konut arzının miktarını nasıl artıracağını, ucuz konut arzını nasıl sağlayacağını, gecekondu gelişmelerine nasıl mani olunacağının yollarını aramaya başlam ışur. Bir anlam da İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki yıllar Türkiye’nin konut sorununun hangi içerikle tanımlanacağını gelecek kırk yıl için büyük ölçüde belirlem iştir denilebilir.

II. 2 S İY A S A L M E T İN L E R D E P O L İT İK A S E Ç M E L E R İ

YERALAN

KONUT

SO R U N U N A

İL İŞK İN

Konul sorununun çözüm üne nasıl bir kurumsal yapı içinde yaklaşıldığı büyük ölçüde ko­ nul yapımında kamunun işlevinin ne olarak düşünüldüğüne bağlıdır. Bu dönemin siyasal m etinlerinde yani Cum hurbaşkanlarının, başbakanlarının konuşmalarında, hükümet prog­ ramlarında, parti program larında konut sorununa çok az yer verilmiştir. Bunun nedeni, ko­ nut sorununun çok yoğun olarak duyulmayışı kadar, bu dönem de dünyada da devletin henüz refah devleti niteliği kazanm am ış olması dolayısıyla, konut sağlanmasının genellikle devletin görevleri arasında düşünülnıeyişiyic de yakından ilişkilidir. Siyasal m etinlerde ilk yıllarda Ankara'nın imarı dışında farklılaşmış bir konul sorununa yer verilmemiştir. TBM M ’nin ikinci döneminin birinci toplantı yılını açarken 1 Mart 1924 de Mustafa Kemal; "Cumhuriyetin makarrı olan Ankara’nın süratle imarı lazimedcndir. Yeni ve asri bir devletin m esaisinde intizam ve semere; bir mamurci medeniye içinde kabili te­ mindir. Memleketin mevcudiyeti halen ve atiyen Ankara'nın merkezi idare olmasını nasıl katiyen istilzam elm iş ise, Cum huriyet makarrının süratle inkişaf ve imarını da o derecede zaruri kılmıştır. Gerçi merkezi idarenin muhtaç olduğu emakini resmiye ve umumiyeyi bir­ den temin etm ek mümkün değildir. Bu emakini senelere taksim ederek, fakat mütemadiyen ihdas ve inşa etm ek, hem ihtiyacı ameli olarak ikmale, hem de birden büyük menabiin hasrından tevakkiye m edar olacaktır” diyerek kıt kaynaklara uygun bir gelişme stratejisi önerm ektedir.11

14


Siyasal gündem de konut ay n bir madde olarak o kadar az önemli bir yer tutm aktadır ki. Emlak ve Eytam Bankası’nın kuruluşu, 1 Kasım 1928'de Mustafa Kemal'in TBM M 'nin üçüncü dönem toplantı yılını açarken yaptığı konuşma da yapılara ya da konutlara finans­ man sağlam ada ilk ciddi girişim olması niteliğiyle değil öksüzlerin paralarının iyi değerlendirilerek haklarının korunması özelliği ile yer alm ıştır.14 Cum huriyet Halk Partisinin programı içinde konuta ilişkin siyasal tercihlerin ilk kez 9 - 16 Mayıs 1935'de Dördüncü Büyük Kurultayın kabul elliği program içinde yeraldığı görülm ektedir. Yurttaşların yuvalandırılm ası, kredifonsiye bölümünde "Yurttaşları ev sahi­ bi kılmak prensibini güden partim iz, bugünkü Emlak Bankasının aslen dar olan kapitalini artırmayı önemli tutm akla beraber, şim dilik, Bankanın kapitalinden yeni yapılara verilen kısmın yalnız evlere hasrolunması fikrindedir. Banka bu otrulardan başka, mülk ve gelir yapıları için kredi açmaz. Eskiden yapılmış olan taşıtsız mallar üzerine de otrudan başka, mülk ve gelir yapılmamak şartı ile kredi açılır. Elde bulunan kapitalin hizmeti ancak bu su­ retle ergem ize uygun yoldan kapsallanmış olur. Öte taraftan daha ucuz ve uzun ödelli bir kredi fonsiyc kipinin kurulmasını en az zamanda gerçekleştirilmek bir iş sayarız", Sosyal Hayat ve Kamusal Sıhhat bölümünde; "şehir ve kentlerimizle köylerimizin sıhhi şartlarını ve içilecek sularını fenni usullere göre düzeltmek ve köy evlerini iyileştirmek ve köylülerim izin sağlık bilgilerini yükseltmek için programla çalışacağız" ifadeleri yer al­ m aktadır.15 Bu ülkenin tümünde sağlıklı ve güzel yaşanabilir ortam lar yaratmayı işaret eden bu bakış açısı 1 Kasım 1935'de TBM M 'nin beşinci dönem birinci toplantı yılını açarken Atatürk'ün yapuğı konuşmadaki; "Türk ülkesi içinde köylere varıncaya kadar küçük büyük bütün şehirlerim izin birer genlik ve bayındırlık göreyi olması önde tuttuğumuz amaçlardandır. Türke ev ve bark olan her yer sağlığın, temizliğin güzelliğin, modem kültürün örneği ola­ caktır. Devlet kurumları yanında, doğrudan doğruya bu işlerle ilgin olan urayların bu görüş ve düşünüşle çalışmalarını istiyorum "16 sözleri dönemin köycülük akımının etkileri yanısıra siyasi otoritenin imar sorununa yaklaşımının iki ana ekseni olan sağlık ve estetiği de belir­ ginleştirmektedir. Hükümet program larında ise konut sorununa ilk kez 1 Kasım 1937 tarihinde kurulan Birin­ ci Celal Bayar Hükümetinin programı içinde belediyeler düzeyinde bir sorun olarak yer verilmiştir. Bu tarihe kadar hazırlanan hükümet programları genellikle çok kısa tutul­ muştur. Bu tarihten sonra uzun hüküm et programları yazılması siyasal geleneklerimiz içinde yer alm aya başlamıştır. Bu program da "Belediyeler beş senelik mesai planı tanzimi­ ne scvkedilecck harita, imar planı, su, ışık, kanalizasyon, kültür ve spor işleri çocuk bahçeleri ve kısaca şehirlerin sıhhat ve güzelliğini alâkadar eden belli başlı işleri, planlaştırılacak ve bu planlar, şefin işaret buyurdukları veçhile merkezde (belediyelerimizi türeli bir surette aydınlatm ak, kılavuzlamak) vazifesiyle teşkil edilecek olan teknik büronun mütekaddim tetkik ve kontrolüne tabi olacaktır. Belediyeler, mesken bina, yiyecek ve içecek gibi hayat ucuzluğunda ölçüler kanunu tatbi­ katı gibi alış veriş doğruluğunda müessir vazifeler alacaklardır" biçiminde yer almaktadır.

15


Bu ifadede Cum huriyetin m odernist imar yaklaşımından ayn olarak düşünülen bir konul sorunu bulmak çok zordur. Konut sorununun ayrılması yaşamın ucuzlatılması kapsamı içinde dolaylı bir biçimde ortaya çık m ak tad ır.17 Celal Bayar Hüküm etinin 16 Eylül 1938'dc ilan ettiği Üçüncü Sanayi Planı içinde A nka­ ra’da 453 konutluk iki m ahalle yapımıyla Emlak ve Eytam Bankası görevlendiriliyordu.18 Atatürk'ün hastalığı dolayısıyla Celal Bayar tarafından 1 Kasım 1938’dc okunan Atatürk'ün TBM M 'yi açış söylevinde ise Kırşehir vc Yozgat depreminden sonra yapurılm akta olan 2114 deprem evine yer veriliyordu. 19 11. Dünya Savaşı arifesinde yaşanan Erzincan depre­ mi devletin bu alandaki işlevinin yeniden düşünülmesine neden olmuştur. II. Dünya savaşı içinde özellikle Ankara'da konut buhranının yoğunlaşması üzerine CHP Meclis Grubunca 20 Nisan 1943'de Ankara'daki konul sorununun çözüm ünü araşuracak bir komisyon kurulm uştur. Komisyon Ankara'da memurlara verilen kira tazminatının dev­ let bütçesine yük olm asına karşın konut sorununun çözümüne yardımcı olm adığına dikkati çekerek "D evlet m em ur ve müstahdemlerinin mesken ihtiyacını karşılamak ve bunların ev ­ lere yerleşmeleri nisbeıindc Hâzinenin ödediği tazminatı azaltmak" tavsiyesinde bulun­ muştur. Bunun için Komisyon, savaşın çıkması üzerine uygulanamayan Ankara'da 453 ko­ nul yapılm asına ilişkin projenin hemen uygulamaya konmasını istemiştir. Ayrıca "Dünya harbinin bilm esinden sonra bütün memleketle memlekete şamil olmak üzere vatandaşların ev sahibi olabilmeleri hususunda takibi zaruri siyasette, mesken-bina inşasına ait ucuz kre­ di temini çare ve tedbirlerinin derpişi lüzumu ile birlikte bugünkü şartların zorluğuna rağmen Ankara’da inşaata başlam ış kooperatiflerin ihtiyacını kısmen olsun karşılamak için bir m iktar ucuz kredi sağlanması konusunda Hükümetin" araşurm a yapması istenmiştir. Dar gelirli vatandaşlardan "mali vaziyet ve imkanlarına nazaran, ev edinmek isteyecek olanların arzularını yerine getirebilm ek üzere bir iki yer ayrılması vc bu yerlerde ucuz mal­ zeme ile ev inşası imkanının verilmesi" önerilmiştir. Ayrıca devletin resmi daire olarak kullanmak için ev kiralam a pratiğine son vermesi gereği üzerinde durulmuştur.20 Savaş yalnız Ankara'da konut yapımını durdurmamış Erzincan zelzelesinden sonra yapılacak uygulamayı da geciktirm iştir. 1 Kasım 1944'de TBM M 'yi açarken Cum hur­ başkanı İsmet İnönü "Canımızı yakan deprem yıkıntılarını tamir etmek için mem leket çok takdire değer gayret gösterm iştir. Birçok felaket yerlerinde yüzde 90’a yakın yapılma vardır. Nafıamız, deprem bölgelerindeki yeni yapıları fenni şekle sokmak için faydalı ted­ birler alm aktadır. Deprem felaketlerine karşı ilk ve acele yardımları devamlı suretle hazır bulunduracak bir iktidara geliyoruz. Bütün bu işlerin dar zamanlarda ve Devletin büyük mali yükler alım da bulunduğu sıralarda yapıldığını düşünmek Cumhuriyetin verimli idare­ sini anlamak için yetecektir” diyordu. İnönü'nün aynı konuşmasında yapı malzemesinin önemi de şöyle dile getirilmektedir. "Yapı malzemesi endüstrim iz, memleketin imarını kolaylaştırmaktadır. Bu konuda m em le­ ketin her köşesine dağılm ış kirece vc tuğlaya kadar en küçük malzemeyi bol vc ucuz veren bir sisteme şiddetle muhtacız. Hususi, resmi bütün teşebbüsler için temiz ve sağlam yapı malzemesi tedarik etm ekte gelirli bir çalışma alanı vardır".21 Üçüncü planda devletin mem ur evleri yaptırmayı kendi görevleri arasında görmeye

16


başlaması 7 Ağustos 1946’da kurulan Rcccp Pcker Hükümeti programı içinde daha da açıklık kazanmıştır. Bu program da "Ankara'da ve doğu bölgelerimizde bir taraftan memur­ larımızın ihtiyaçları, diğer taraftan bu bölgelerdeki halkımıza iyi örnekler vermek ve şehir ve kasabalarını yeni m ahallelerle güzelleştirmek için başlanmış bulunan memur evleri yapım ına sürekli olarak devam edeceğiz." deniliyordu. Ayrıca programda "yurttaşı ev sahi­ bi kılmak üzere uzun vadeli kredi açacak olan Emlak Kredi Bankasının çalışmalarına hız verilecektir" ibaresi yer alıyordu.22 Savaş sonrasında konul sorununun siyasal gündemde önemli yer tutmaya başlaması CHP'sinin program ına da yansımıştır. 17 Kasım - 4 Aralık 1947 tarihleri arasında toplanan Yedinci Büyük Kurultayda kabul edilen programda konut sorununa daha geniş bir yer ve­ rilmiştir. Program da "Yurttaşların sağlık şartlarını haiz ev sahibi olabilmeleri için mahalli yapı malzemesini gözönündc bulundurarak bölgelere göre çeşitli ev planları hazırlamayı, imar m evzuatında yurttaşın ev yapma kabiliyetini nazara almayı, ucuz ev kurulması için imar planlarında yer ayırm ayı, ev yaptıracakların yapı işlerini kolaylaştırmak için yapı o r­ taklıkları kurulmasını ve bunları teşvik etmeyi; Ucuz arsa, ucuz yapı malzem esi, ucuz faiz ve uzun vadeyi sağlayıcı tedbirler almayı, bu meyanda Emlak ve Kredi Bankası'nın mali kaynaklarını ve teknik organlarını kuvvetlen­ dirm eyi, bu konuda kooperatifçilikten de fayda sağlamayı tahakkuk ettirmeye çalışacağız. Deprem, su baskını, heyelan gibi tabii afetlerden m üteessir olan köy ve kasaba halkına ev­ lerin yapımında Devletçe yardım larda bulunulmasını uygun görürüz. İşçiyi işine ve yuvasına bağlamak için endüstri kurulacak yerlerde küçük bahçeli evlerin yapılabileceği alanlar ayırm aya ve köylülerden işçi olanları mümkün olduğu kadar top­ rağından ayırmadan işine gelip gitmesini sağlayacağız" deniliyordu.23 Eğer dördüncü kurultayda kabul edilen programla yedinci programda kabul edilen karşılaştırılırsa yönetimin konut sorununa bakışının nasıl geliştiği ve ayrmtılandığı ortaya çıkar. CHP'nin program ında bu gelişme olurken ana muhalefet partisi olan Demokrat Parti­ nin program ında konut ve imar sorunlarının hemen hemen yer almamış olması dikkati çekmektedir. Programın sosyal m eseleler bölümünde "geliri az olan yurttaşların gıda, giy­ im ve iskân şartlarım ıslah etmek için esaslı tedbirler almaya çalışacağız" gibi üzerinde çok düşünülmemiş bir ibare yer alm ıştır.24 Eğer konul politikalarını belirleyen siyasal metinlerdeki bu gelişme özetlenmek istenilirse; Cum huriyet yönetiminin başlangıçta m odernist bir imar anlayışından farklılaşmış bir biçimde konul sorununa yaklaşm adığı, bu ayırımın zaman içinde belirginleştiği, temelde konul yapımının devletin görevi olarak görülmediği söylenebilir. Devletin halkın konul yapımım kolaylaştıracak özendirecek önlem ler alması ilkesi benimsenmiştir. Kamunun ko­ nut arzıyla ilgileri daha çok belediyelerin görev alanı içinde tutulmaya çalışılmışur. Zaman içinde merkezi yönetim, deprem konutları ve memur konudan gibi çok özel alanlarda ko­ nut yapımı işlevlerini doğrudan yüklenmiştir. Başlangıçta konut kira piyasasına müdahaleyi düşünmeyen devlet savaş koşulları içinde kira piyasasına müdahale gereğini duyacaktır. Cum huriyetin konut politikalarındaki gelişmeleri yasal sistemine nasıl yansıtarak kurumsallaştırdığını görelim.

17


II. 3 1923 - 1950 D Ö N E M İN D E K O N U T S O R U N U N U N Ç Ö Z Ü M Ü N Ü S IN IR L A ­ YAN K ÜRÜM SAL ÇERÇEVE

Bir toplumda belli bir dönemdeki konul sorununun özellikleri vc bunu çözmesi beklenen konul sunum biçimleri toplumda varolan kurumsal yapıdan büyük ölçüde etkilenir. Ama toplumdaki gelişm eler sonucu bir süre sonra bu kurumsal yapılar aşılır, konul pratiğini yönlendirm ekte ve denetlem ekte yetersiz kalır, işlevini yerine getiremez. O zaman da yeni­ den düzenlenmek durumunda kalınır. İnceleme dönemimizin başında Cum huriyet yönetimi Osm anlı yönetiminden devir aldığı kurumsal yapı içinde pratiğini sürdürürken, 1930’lu yıllarda bu kurumsal yapısını Cumhuriyetin siyasal seçmelerine göre yeniden düzenlemiştir. Ama İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye'de hızlı bir kentleşme yaşanmaya başlayınca bu kurumsal yapı yetersiz kalmış vc yeniden düzenlenme ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Cumhuriyetin bu dönem deki kurumsal yeniden düzenlemelerini konutla ilişkileri bakımından yedi alt başlık içinde ele alacağız. Bunlar; 1) Konul yapımında kamunun yüklendiği işlevlerin gelişimi, 2) Kiralık konul piyasasına devletin müdahalesinin kurum ­ sallaşması, 3) tm ar yasalarının ve imar aflarmın gelişimi, 4) Belediyelerin ve konut yapımcılarının arsa sağlamasını kolaylaştırıcı önlemler, 5) Konut finansmanında yeni ku­ rumsallaşmalar, 6) Arazi, bina ile veraset ve intikal vergilerindeki yeniden düzenlemeler, 7) Medeni Kanunla gelen m ülkiyet görüşü vc kat mülkiyetine olanak veren düzenlemeler. Bu alanlardaki kurumsallaşmaları sırasıyla ele alalım. K onut Y apım ın da K am unun Y ük lend iği işlevlerin G elişim i

Cum huriyet yönetimi başlangıçta konut yapımını kamunun görevi olarak görmemektedir. İlk kez 1580 sayılı Belediye Kanunu ile konut yapımı kamu işlevleri arasında yer alm ışta. Osmanlı belediye yasaları içinde belediyelere konul yaptırma görevi verilmemiştir.25 Ama Ankara başkent ilan edildikten sonra kentin imarı için Şehremaneti yeni işlevler yüklenmek zorunda kalmıştı. Şehreminliği Yenişehirde 198 bahçeli ev yaptırarak, yapı malzemesi sağlanmasını kolaylaştırmak için çim ento fabrikası kurmuştu. 1930 yılında çıkartılan Belediye Kanunu Ankara Şehremanctinin bir bakıma bu alandaki deneylerini ya­ sallaştırıyordu. Yasanın belediyelerin görevlerini sayan 15 inci maddesinin 65 inci fıkrasında inşaat malzemeleri fabrikaları kurmak ve işletmek, 68 inci fıkrasında ise "ucuz belediye meskenleri yapmak ve belediye namına inşaat yaparak icar etmek, belediyenin in­ kişaf vc tevessüe m üsait m ahallerinde arazi alarak yeni plana göre tanzim etmek vc yeni­ den inşaat yapmak isteyenlere satarak ihtikara mani olmak" diyerek belediyelere kiralık konul ve arsa üretimi yani arsa piyasasını düzenleme görevleri veriliyordu. Belediyelerin yapı malzemesi ve konutla ilgili görevleri ihtiyari görevleri arasında sayılmıştı. Bu görevlerin yapılabilmesi için belediye meclisinin karar alması gerekecektir.26 Belediye kanununa eş olarak 1930 yılında çıkartılan 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanu­ nu da konutla sağlık yönünden ilgilenmiştir. Bu yasanın 250 inci maddesi yeni yapılar için ruhsatiye alınırken yapılacak kontrolden, 252 inci maddesi ise tamamlanan yapılardaki sağlık kontrolünden sözeımektcdir. Nüfusu 50 binden fazla olan şehirlerde belediyeler

18


"ikametgahların sıhhi şartlarını daima nazari teftişte bulundurmak üzere bir meskenler ida­ resi tesisine mecbur" tutulmuşlardır. Uygulamada belediyeler böyle bir idare kur­ mamışlardır. Belediyelere konut konusunda verilen bu görevlerin ve yetkilerin gerçekte yetersiz olduğu, belediyeler ikinci Dünya Savaşı sonrasında konut yapımı ve arsa üretimine giriştiğinde or­ taya çıkmıştır. 1947 yılında toplanan Birinci idareciler Kongresinde 60'ıncı fıkraya eklen­ mesi önerilen ibareler bu eksikliklerin ne olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bunlar "az gelirli evsizlere ve bunlardan sağlık şartlarını haiz olmayan izbe veya harap küçük evli kim selere, küçük arsaları istimlak olunm uş ve evleri zelzeleden yıkılmış veya yangında yanmış olanlar için nizam name ile tesbit edilecek şartlar dairesinde ucuz belediye mesken­ leri yapmak veya bunları kooperatif veya anonim şirketlerle ortaklaşa yapmak ve bu bina­ lar inşalarını takip eden yıldan itibaren 15 sene bina vergisinden ve zam lanndan m uaf ol­ mak ve bu binalarda kullanılacak inşaat malzemesi bilumum vergi ve resimlerden m üstesna tutulmak ve bu maksatları sağlamak için Belediye istimlak Kanununa göre istim­ lak yapmak"tır. 27 Bu yetkiler Belediye Yasasının 68 inci fıkrasına eklentiler yapılarak verilmemiş, bunlardan ancak bir kısmı, daha sonraki yıllarda olayların zorlamasıyla, ayrı ayn yasalar çıkarılarak belediyelere tanınm ışur. 28 Haziran 1948’de çıkarılan 5228 sayılı "Bina Yapımım Teşvik Kanunu" bu değişiklik önerilerinin bir kısmını yasallaştırdı. Bu yasa ile belediyelere kentin gelişmesini denetlemek için arsa üretimi görevi veriliyordu. Bu yasaya göre, belediyeler, hazine arsalarını, arazi vergisine esas olan değeri üzerinden, 10 yılda, 10 taksitle ödenmek üzere alabiliyor ve evi olmayıp kendisine ev yapacak kişilere 2490 sayılı Artırma, Eksilt­ me ve İhale Kanunuyla bağlı olmadan devredebiliyordu. Bu arsaları alanlar bir yıl içinde inşaata başlayıp iki yılda bitirm eye zorunlu tutuluyordu. Yoksa arsalar belediyeye geri dönecekti. Bu yasa yürürlüğe girdikten sonra yapılan binalar onyıl vergiden bağışıklık ka­ zanacaktı. Binalarda kullanılan ağaç mamullerinden muamele vergisi alınmayacaktı. Em­ lak Kredi Bankası’nın bu binalara inşaat bedelinin yüzde 5'ini geçmemek üzere borç ver­ mesi öngörülüyordu. 28 Bu yasayla İdareciler Kurultayında yapılan önerinin ancak bir kısmı uygulamaya konulmuş oluyordu. Belediyelere mülk konut yaptırma ve bu amaçla is­ timlak yapma yetkisi verilmiyordu. Bu eksikliklerin bir kısmını daha tam am lam a yolunda ikinci adım 24 Nisan 1950 tarihinde 5656 sayılı yasayla atıldı. Belediye Kanununa Bazı Maddeler Eklenmesine Dair (olan bu) Kanunda belediyelere arazi satın alm ak, konut yapmak bu konutları 2490 sayılı kanuna ta­ bi olmadan hem şehrilerine devretmek, kiralamak veya satmak, bu am açla döner sermaye kurmak, kurulmuş veya kurulacak yapı ortaklıklarına katılmak, muhtaç asker aileleri geli­ rinden bu ailelerin yıllık ihtiyacı karşılandıktan sonra arta kalacak kısmın dörtte üçünü ko­ nul işlerine harcamak yetkileri verildi. Bu yasayla belediyelere hala konut am acıyla istim­ lak yapma yetkisi açıkça verilmemiş bulunuyordu. 29 Merkezi hükümete konul yapımına ilişkin görevler belli konularla sınırlı olarak özel ka­ nunlar çıkarılarak verilmiştir. Bu özel konulan genellikle doğal afetler, memur evleri ve göçmenler oluşturmuştur. Doğal afetler konusunda ilk çıkarılan 23 Ekim 1924 tarih ve 516 sayılı "Erzurum ve Civarı

19


Vilaycılerde Hareketi Arzdan Yıkılan Mcsakinin İnşası ve Felaketzcdeganın Barındırılması için Yapılacak M ubayaaun Pazarlık Suretiyle İcrasına Dair Kanundur. Bu­ nu 9 Ocak 1939'da çıkarılan Y ersarsınusm a Maruz Kalan Bazı Yerlerde Kızılay Kurumun­ ca Yaptırılacak İnşaata Ait Malzemenin Devlet Demir Yollarında Parasız Nakledilmesi Hakkındaki 3554 sayılı Kanun izlemiştir. Bu alanda devletin esas ilgisi Erzincan depre­ minden sonra gelişmiştir. Bu konuda çok sayıda yasa çıkarılmak durumunda kalınmıştır. 17 Ocak 1940'da Erzincan vc Erzincan Yersarsm usından M üteessir olan M ıntıkalarda Z a­ rar Görenlere Yapılacak Yardım Hakkında 3773 sayılı yasa çıkanlm ışur. Bu yasaya 16 Ni­ san 1941'de çıkarılan 4000 sayılı yasayla, 23 Haziran 1941'dc çıkarılan 4848 sayılı yasalar­ la eklentiler yapılm ışur. 7 Ağustos 1940'da "Yeniden Kurulacak Erzincan Şehir Yerinin İstimlakine Dair 3908 sayılı Kanun çıkarılm ıştır. 22 Eylül 1941'dc çıkarılan 4126 sayılı k a­ nunla Erzincan ve Erzurum Belediyelerine 3.300.000 TL ikraz yapılmıştır. Erzincan dene­ yimi devleti deprem ler karşısındaki tulumunu belirleyecek genel bir yasa çıkarmaya yöneltmiştir. 18 Tem m uz İ944'de Yer Sarsıntısından Evvel ve Sonra Alınacak Tedbirler Hakkında'ki 4623 sayılı Kanun çıkartılmışur. Savaş koşullarında Erzincan için yapılanlar kamuoyunu tatmin etmem iştir. Bunun üzerine 6 Temmuz I948'de Erzincan'da Yapılacak Meskenler Hakkındaki 5243 sayılı yasa çıkarılmak durumunda kalınmıştır. Bu yasaya 13 Mart 1950'dc çıkarılan 5594 sayılı yasayla eklentiler yapılmıştır. 1950 yılında deprem dışındaki doğal afetler dolayısıyla da devletin konul yapımını üstlenmeye başladığı görülmekledir. 9 Ocak 1950’dc G ördes Kasabasının Nakledileceği Kocamulluk Mevkiinde Yaptırılacak M eskenler Hakkındaki 5511 sayılı, 24 Mart 1950 de Eskişehir'de Sel Baskınından Zarar Görenler tçin Yaptırılacak M eskenler Hakkındaki 5663 sayılı kanunlar devletin sorumluluğunun bu yeni alanlara yayılmasının örnekleridir.30 Memur konutları yaptırılması konusunda ise iki yasa çıkmıştır. Bunlardan birincisi Ba­ kanlıklar kom pleksinin yapımının tamamlayıcısı olarak ele alınmıştır. Bu 24 Mayıs 1928'dc Ankara'da İnşa Edilecek Vekalet ve Dcvair Binalarıyla Memurin Apartmanları Hakkındaki kanundur. Bu kanunla Maliye Bakanlığına 6 yılda 9 milyon TL harcamak vc bu amaçla bono çıkarm ak yetkisi verilmiştir. İkincisi daha genci kapsamlıdır. 18 Temmuz 1944’de Memur Meskenleri İnşası Hakkında Kanun adıyla çıkarılan 4626 sayılı yasadır.”

K iralık K o n u t P iyasasına D evletin M ü dahalesinin K urum sallaşm ası Türkiye’de dcvlcün ilk kez özel hukuk hükümleri dışında kıracı mülk sahibi ilişkilerini düzenleyen bir yasa çıkarması Birinci Dünya Savaşı içinde olmuştu. 8 Nisan 1918 de "Sükna İçin icar vc isticar Olunan Mahallerin İcar Bcdelatı Hakkında" kanun çıkarılmıştır. Bu kanun savaş sırasında Avrupa ülkelerinde çıkanlara benzerdir. Kanun belli bir tarihte kiraları dondurm akta ve daha sonraki tarihlerde artışların nasıl hesaplanılacağı konusunda ilkeler getirmektedir. Mülk sahibinin kendi kullanması koşuluyla kiracıyı tahliye ettirebile­ ceği kabul edilm ekledir. Sükna yasası barış anlaşması imzalandıktan sonra allı ay süre ile geçerli olacakur. Savaş içinde kiralara getirilen düzenlemeler Fransa, Almanya, İngiltere gibi ülkelerde savaş sonrasında da az ya da çok sürmüştür. Ama Cum huriyet döneminde 18 Ocak 1940'da 3780 sayılı Milli Korunma Kanunu kabul edilinceye kadar kira kontrolü gündeme gelmemiştir.

20


1923 - 1940 yılları arasında Cum huriyet yönetiminin konut piyasasına tek müdahalesi do­ laylı yoldan, Ankara'da memurlara konul tazminatı ödenmesiyle olmuştur. Cumhuriyetin ilk yıllarında konut kiralarının çok yükselmesi üzerine Ankara memurlar için istenilir bir kent olm aktan çıkm aya başlayınca devlet 1927 yılında memurlara pahalılık zammı verm e­ ye başlamıştır. 1929 yılında çıkarılan 1452 sayılı kanunla "muvakkat tazminat" adım alan bu ödem e, memurların baremdeki derecelerine göre 10, 15, 22, 30 ve 60 lira olarak sap­ tanm ışa. 1935'lere ulaşıldığında Ankara'da "muvakkat tazminat" alan m em ur sayısı 6140'a, ödenen tazm inat miktarı 1.174 315 TL'yc ulaşm ışa. Bu ödem e memurların ödediği kiranın yüzde 80'nine ulaşıyordu. M emura oldukça yüksek oranda bir koruma getiriyordu. Devle­ tin mem urlara bu ölçüde bir kira tazminatı ödemesinin kısa dönem de konut arzını aruncı bir etkisi yoktur. Ancak memurların konut kirası ödeme gücünü artıracak ve konul statüsüne ilişkin taleplerinin karşılanmasını kolaylaşuracaktır. Bu yardım, bir yandan kent içindeki kiralık konutlarda oturanların sınıfsal dağılımını memurlar lehine değiştirecek, öte yandan ise ev sahiplerinin özellikle de memurların isteklerine uygun konut arzeden ev sa­ hiplerinin gelirini artıracaktır.32 İkinci Dünya Savaşı sonrasında kentleşme tüm ülkeye yayılınca yüksek konut kiraları sadece Ankara'ya özgü bir gerçek olmaktan çıkarak tüm ülkenin gerçeği haline gelince, bu tazminat bir ayrıcalık haline geldi ve 14 Şubat 1951 tari­ hinde çıkartılan 5715 ve 5716 sayılı yasalarla A nkara'da ödenen tazm inatlar ve ek ödentiler kaldırıldı.33 Devletin konut piyasasına daha kapsamlı müdahalesi 1940 yılında çıkartılan 3780 sayılı Milli Korunma Kanunuyla başladı. Milli Korunma Kanununun 30'uncu m addesiyle bu ka­ nunun tatbik edildiği süre içinde hükümete gayri menkul kiralarını sınırlama yetkisi verili­ yordu. Bu madde "bu kanunun tatbikte bulunduğu müddet zarfında şehir, kasaba ve iskele ve liman ve istasyonlarda gayri menkullerin kira bedelleri, bu kanunun tatbik mevkiine konmasına tekaddüm eden senenin muayyen olan kira bedellerinden fazla olamaz" diye ifade edilmişti. Bu madde ile olağanüstü koşullarda kira artışlarının yaratacağı hayat pa­ halılığı önlenm ek isleniyordu. 30’uncu maddedeki yetki hükümetçe 11 Nisan 1940 tarihinde yürürlüğe konulan K/17 sayılı Koordinasyon Heyeti kararıyla Ankara, İstanbul şehirleri belediye hudutları ile bilu­ mum vilayet merkezi olan şehir ve kasabalarda uygulamaya konulmuştur. 21 Eylül 1940 tarihinde yürürlüğe giren K/53 sayılı kararla da tüm kaza merkezleri bu kapsam içine alındı. 3780 sayılı Milli Korunma Kanununun 30’uncu maddesinin uygulamada etkili ol­ mayışı üzerine 25 Aralık 1940 tarihinde kabul edilen 3954 sayılı yasayla bu madde üzerinde yeniden düzenlem eler yapılarak ek kayıtlar getirilmiştir. Bu yeni ek kayıtlarla; mukavele şartlarına kiracılar aleyhine yeniden düzenleme yapılamayacağı, kiralan icar mukavelenamesiyle muayyen olmayan veya kanunun tatbik mevkiine girmesinden sonra inşa veya tadil edilmiş olan veya m üsıecir tarafından oıhliye edildikten sonra kullanma tarzı değiştirilerek icar olunan gayri m enkullerin kira bedellerinin ne suretle tatbik oluna­ cağını hükümetin bir kararname ile belirleyeceği, icar mukavelelerindeki hükümleri yerine getiren kiracıların mukavelenin biliminden 15 gün önce yenilemeleri halinde bu kanunun yürürlükten kalkmasından 3 ay sonraya kadar kiracılar aleyhine tahliye davası açılamayacağı, mal sahibinin bizzat mesken olarak kullanması söz konusu olduğunda an­ cak mukavelenin sona ermesi halinde tahliye davası açabileceği, kaloriferli binalarda

21


kömür bedellerindeki değişmelerin kiraya yansımasının nasıl hcsaplanılacağınm bir karar­ name ile saptanacağı hükümleri getirilmiştir. 30 Ocak 1942’dc çıkarılan 4180 sayılı yasay­ la 30'uncu m adde yeniden kiracılar lehine düzenlenmiştir. Kira mukavelenamesinin biti­ minden 15 gün önce yenilenmesi koşulunun mal sahiplerince kötüye kullanılması dolayısıyla kiracının mukavelesinin devamı için yenileme koşulu kaldırılmıştır. 3 Ağustos 1944 tarihinde kabul edilen 4648 sayılı yasayla 30'uncu madde üçüncü kez kiracılar lehine yeniden düzenlenm iştir. Bu değişiklikte; daha önce kira mukavelesi bulunmayan ya da Milli K orunm a Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra kiraya verilen ya da kullanılma biçimi değiştirilen binaların kira değerlerinin 1939 yılında benzerlerinin kira değerleri gözönünde tutularak belediye encüm enlerince belirleneceği, yeni yapılan binaların kira­ larının ise Bina Vergisi Kanununa göre tahakkuk eden gayri safı iradlara eşdeğer olarak saptanacağı, mobilya ile kiraya verilen binalarda kira bedeline yapılan eklentinin belediye­ lerin saplayacağı kira bedelinin yüzde 20'sini aşamayacağı, hükümleri getirilmiştir. Bu düzenlem eyle uygulam ada yasanın amacı dışına çıkmak için bulunan açık kapılar büyük ölçüde kapatılm ışur. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Cum huriyet yönelimi bu müdahaleyi tedrici olarak kaldırma yoluna girmiştir. Böyle bir yaklaşımın benimsenmesi bir yandan konul kıdığının yoğun olarak hissedilmesi dolayısıyla konul arzının artırılmak istenmesi, öle yandan kira­ ların birden bire serbest bırakılmasının toplumun düşük gelirli kesimlerini çok güç durum ­ larda bırakm asından kaçınılm aya çalışılması yüzündendir. 27 Şubat 1947'de kabul edilen 5020 sayılı Milli Korunma Kanununun Bazı M addelerinin Değiştirilmesi hakkmdaki ka­ nunla altı yıl baskı altında tutulan kiraların kısmen serbestleştirilmesi yoluna gidilmiştir. Kiraların belli oranlarda artırılması kabul edilm iş, bu artışların kiralıyanın ihbarı olmadan otomatik olarak devreye gireceği belirtilmiş, 5020 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği tarihten sonra kiraya verilecek olan yeni inşa edilmiş binalar 30'uncu madde kapsamı dışında tutu­ larak tamamen serbestleştirilm iş, kiralıyanın başkasına yaptığı devirler hakkında kısıtlamalar getirilmiştir. Mülk sahibini kiracı karşısında koruyan bu hükümlere karşın, ki­ racının ölmesi halinde kira m ukavelesinin o konuna oturan mirasçıları içinde geçerli ola­ cağına açıklık getirilerek uygulamada rastlanan bir soruna açıklık kazandırılmıştır. 5020 sayılı yasaya göre kira uygulaması sürerken mülk sahiplerinin yakınmalarının art­ ması üzerine 1949 yılından itibaren TBM M 'ye kiraların serbestleştirilmesi konusunda birçok yasa teklifi verilm iştir.34

İm ar Y asalarının ve İm ar A llarının G elişim i

Cumhuriyetin ilk yıllarında ister kent yönelim inde olsun ister kentlerin planlamasında ol­ sun Osm anlı döneminden devir alman çerçeve içinde kalınmıştır. Bu çerçeve 1930 lu yıllarda birbirinin arkasından çıkarılan yasalarla değiştirilmiştir. Bu yeni çerçevenin oluşm asında Ankara bir tür laboratuar görevi görmüştür. Önce Ankara için özel yasayla getirilen çözüm ler daha sonra tüm ülkeye yaygınlaştırılmıştır. Cumhuriyetin ilk adım ını, Ankara'nın başkent olarak ilanından sonra 16 Şubat 1924'de417 sayılı yasayla "Ankara Şehremaneti Kanunu" çıkarılarak, Ankara'nın yöneliminin İstanbul

22


modeline göre kurulması oluşturdu. Bazı değişikliklerle Osmanlı yönetim yaklaşımı içinde çözüm arandı. 28 Mayıs 1928de 1351 sayılı kanunla "Ankara Şehri im ar Müdürlüğü" ku­ ruldu. Bu örgüt şehrcm anctine değil doğrudan Dahiliye Vekaletine bağlıydı. Hazırlayacağı ya da hazırlatacağı imar planını vc beş yıllık programını Bakanlar Kuruluna onaylatacaktır. Temel karar organı Ankara im ar Müdürü ve Bakanlar Kurulunun seçtiği 3-5 üyeden oluşan İm ar İdare Heyetidir. Bu kurumun yapısı yönelimin gözünde Ankara'nın imarının nasıl rejim in başarısıyla özdeşleştiğinin bir göstergesiydi. Ankara’nın imarında belli bir yol alındıktan sonra Ankara İm ar M üdürlüğü ancak 3 Haziran 1937'de 3196 sayılı yasayla An­ kara Belediyesine bağlandı. Cum huriyet yöneliminin bu konudaki yaklaşımı; 3 Nisan 1930'da çıkan 1580 sayılı Beledi­ ye Kanunu, 6 Mayıs 1930'da çıkan 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, 1 Haziran 1933 gün ve 2031 sayılı Belediyeler Bankası Kuruluş Kanunu, 21 Haziran 1933 gün ve 2290 sayılı Belediyeler Yapı ve Yollar Kanunu, 9 Haziran 1934 gün 2497 sayılı Belediye­ ler İstimlâk Kanunu ve 7 Haziran 1935 gün vc 2763 sayılı Belediyeler İmar Heyeti Kuru­ luş Kanunu ile büyük ölçüde belirlendi. Genel çizgileriyle modernist bir düşünce biçimini yansıuyordu. Bu m odernist çizgide merkezin yol göstericiliğinde (vesayetinde) belediyeler kentlerin imarını gerçekleştireceklerdi.35 Belediye Kanununun 15'inci maddesinin 30'uncu fıkrasında "her belediye, beldenin harita, kadastro ve müstakbel şehir planlarını yaptırmaya ve bu planları en az beş senelik çalışma programları hazırlayarak tatbike mecbur tutulmuştur. Ama bu ilke o dönemde kent planla­ ması konusunda eğitilm iş uzmanların azlığı ve belediyelerin mali güçleri göz önünde tutul­ duğunda gerçekçi değildir. Nitekim Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ancak 20000'den büyük nüfuslu yerleşmelerin 3 yıl içinde plan hazırlatmasını ve yapılacak tesisatın senelere bölünmüş ve belediye meclisince onanmış bir programının olmasını öngörüyordu. Ayrıca nüfusu 5000 - 20000 arasındaki yerleşmelerden iki nüfus sayımı arasında, nüfusu yüzde 15'ıen daha hızlı artan kentlerde böyle bir program hazırlanması isteniyordu. Bu pratikte hemen hemen tüm 5000'den büyük nüfuslu kentler için plan hazırlanması demektir. Bunlar dışında içme ve kaplıca mahalli olan kent ve kasabalar, büyüklükleri ne olursa olsun, böyle bir plan hazırlamak zorundaydılar. Yangın, zelzele, vb. bir afet dolayısıyla yerleşme alanının büyük bir kısmı harap olan belediyeler de alu ay içinde plan hazırlatacaklardı.36 Bu yasalar için 2290 sayılı Belediyeler Yapı ve Yollar Kanunu ise birçok bakımlardan E b­ niyc Kanununa benzer hükümleri ihtiva ediyordu. Ebniyc Kanununun yerine geçmekle bir­ likte bazı maddelerini de korumuştu. Kentin elli yıllık nüfus projeksiyonlarına göre, bele­ diye sınırları içinde plan yapılmasını öngörüyordu. Yapılacak planın özelliklerini adeta yönetmelik düzeyinde belirlemişti. Bu dönemin modernist yol gösterici tutumunun doğal sonucudur. Sağlık koşullarını geliştirm e ve kenti güzelleştirme gibi döneminin planlama kaygıları bu yasada kendini gösteriyordu. Pratikte uygulanamamış olsa bile bu kaygılarla belediyelere her caddenin binalarının cepheleri ile bahçe parmaklıklarına vurulacak boy­ anın rengini bile belirlem e yetkisi verilmişti. Bu planlar uzmanlarınca hazırlandıktan sonra belediye m eclislerinde kabul edilecek ve Ankara im ar Müdürlüğünce onaylanacaktı.37 Belediyelere plan yapma zorunluluğu getirilmişti ama belediyelerin çoğunluğu bu zorunlu­ luğu yerine getiremiyordu. Yönetim planını elde etmek için daha radikal önlem ler almak

23


zorunda kaldı. Belediye Kanununa ek olarak çıkarılan 7 Haziran 1935 gün ve 2763 sayılı yasayla "Belediye im ar Heyeti" gibi bir merkcz.i kurum meydana getiriliyordu. Bu yasayla İçişleri Bakanlığı 10000'den fazla nüfuslu yerlerin imar planlarının yapılmasını, içme su­ larının sağlanm asını, lağımlarının yapılmasını ve spor alanlarıyla donatılmasını 2490 sayılı anırm a ve eksiltm e kanunu çerçevesi içinde yaptırmaya mezun kılınıyordu. Bu işleri yapurmak için "Dahiliye Vekilinin reisliği altında, Nafıa, iktisat. Sıhhat ve İçtimai M uave­ net Vekaletleri mümessilleri ile Dahiliye M üsteşarı, Mahalli idareler ve Belediyeler Ban­ kası Umum Müdürleri ve Ankara imar M üdüründen mürekkep bir "Belediyeler im ar Hey­ eti" teşkil olunmuştur." Bu Heyetin sckrcteryası Ankara im ar Müdürlüğünce, hesap işleri de Belediye Bankasınca yürütülecekti. 38 içişleri Bakanlığına bağlı bu örgütlenme de iste­ nilen nitelikte ve sayıda plan üretilmesinde yetersiz kalınca 30 Mayıs 1939 tarihinde çıkarılan 3611 sayılı Nafıa Vekaleti Teşkilat ve Vazifelerine dair Kanun’da yeni düzenlem elere gidildi. Yapılan imar planlarının onaylanması görevi Nafıa Vekaletine ve­ rildi. Yapı ve Yollar Kanununda Dahiliye Vekaletine verilen görevler teknik niteliği ağır basan Nafıa Vekaletine devredildi. Bu vekalet içinde de imar planlamasına ilişkin işlevleri Yapı İmar İşleri Reisliği içinde kurulan Şehircilik Fen Heyeti yerine getirecekti.39 Cum huriyet rejiminin pozitivist düşünce biçimi kcnüerde binaların yapılmasında teknik sorumluluğun kime bırakılacağı konusundaki seçmelerine de yansıdı. "M üsbel bilimle" ye­ tişmiş "mektebli" meslek adamlarına verilen öncelikte de kendini gösterdi. Bu konuda ilk adım 17 Haziran I938'de çıkarılan 3458 sayılı Mühendislik ve Mimarlık Kanunuyla auldı. Bunu 17 Haziran 1944'dc çıkarılan 4585 sayılı Yapı ve Yollar Kanununda değişiklik ya­ pan kanun izledi. Resmi ve hususi bütün yapıların proje ve inşaatı, nev'i ve ehem m iyet ve büyüklük derecelerine göre fen adamlarının nezaret ve mesuliyeti altında" yürütülecekti.40 Modernist bir yaklaşımla oluşturulan Cumhuriyetin imar düzeni oluşum unu tam am ­ ladığında kentlerin gelişmesini denetlemekten uzak kalıyordu. Bunun sonucunda özellikle Ankara’da gecekonduların sayısı hızla artmıştı. Artık bu kaçak yapıları yıkma olanağı kal­ mamıştı. Bunun sonucu olarak 14 Haziran I948'dc 5218 sayılı ilk a f yasası çıkarıldı. Bu yasanın adı "Ankara Belediyesine, arsa ve arazisinden belli bir kısmını mesken yapacakla­ ra 2490 sayılı kanun hükümlerine bağlı olmaksızın ve muayyen şartlarla tahsis ve temlik yetkisi verilmesi hakkında kanun"du. Gerçekte bir af kanunu olmasına rağmen yasanın adında bu özelliğine yer verilmemişti. Bu yasada Janscn planı dışında kalan yasanın ekin­ deki bir haritada mavi çizgilerle taranan alanlarda kanunun yayın tarihine kadar yapılmış binalar bir şekilde yasallaşurılıyordu. Bu yazının başka bölümlerinde değinildiği gibi bu alanlardaki özel mülkiyet dışındaki toprağın belediyeye geçmesi sağlanıyordu. Bu alanlar­ da belediye var olan imar kanunlarına bağlı olmadan planlar yapacak ve kendine geçen toprakları tahsis edebilecekti. G erçekte bu oldukça mahçup bir aftır. Affı çıkaranların var olan imar nizamı konusunda bir kuşkuları yok görülm ektedir. Yasanın gerekçesinde "Ankara imar planına dahil sahalar içinde kaçak inşaatı, olup bitlileri bir nizama bağlamak için" bu tür bina sahiplerine "du­ rumlarını ıslahı imkanı" verilmek istendiği belirtilmiştir. Af yapılmakla beraber planlam a­ dan da tam olarak vazgeçilmek istenilmemektedir. Mavi ile taranmış alanlarda yeni yapılan plana uygun düşmeyen binalar yıkLirılacaktır. Zaten m aviyle taranmış olan alanlar yürürlükteki imar planının dışında olan alanlar olarak saptanmıştır. Kentte başka bir bina­

24


ya sahip olanlar yasanın olanaklarından yararlanamayacaklardır. Bu ilk a f yasası çıkarıldığında belediyelerin arsa üretme ve konut yapacaklara devretme olanaklarının artırılmasının ve kaçak yapıların daha iyi izlenmesinin, gecekondu gelişmesini önleyebileceği ve bundan sonra imar düzeninin sürdürüleceği varsayımı yapılıyordu. Oysa daha yasanın müzakeresi sırasında bu varsayımın geçerli olmayacağı ve imar aflannın sık sık gündem e geleceği de belirtiliyordu.41 5218 sayılı yasanın kanunlaşmasından bir yıl sonra 6 Haziran 1949'da "Ruhsatsız yapıların yıktırılm asına vc 2290 sayılı Belediye Yapı ve Yollar Kanununun 13'üncü maddesinin değiştirilmesine dair "5431 sayılı Kanun çıkarılmıştır. Bu yasayla 5218 sayılı kanunun ge­ tirdiği Ankara'ya özgü a f tüm ülkeye yaygınlaştırılıyordu. Yasadaki geçici maddeyle yapılan yaygınlaştırm ada af sadece kent planlarında mavi ile taranmış yerlerle sınırlı tutul­ m uyor kendilerine ait olmayan arsa üzerinde yapılan tüm ruhsatsız yapılan kapsıyordu. Mavi bölgelerin ilan edilmesi yani affın kapsamının sınırlandırılmasında kentin özelliklerine göre Bakanlar Kurulu kararına bağlı olmak koşuluyla Belediye Meclisleri yetkili kılınıyordu. Bu yasanın çıkarılm asıyla yönetim af konusunda Ankara'ya tanıdığı ayrıcalık konusundaki eleştirileri karşılamasının yanısıra 5218'in eksikliklerini de gidermeye çalışıyordu. Nitekim yasanın gerekçesinde 5218'in yürürlüğe girmesiyle "tesisi derpiş edilmiş bulunan nizamın, ilk tatbikat sonucunda gayri menkullere tecavüz edilm ek suretiyle ihlaline devam edildiği, imar planlarına riayet gösterilmediği ve büyük şehirlerde kaçak, ruhsatsız bina inşaatının daha hızlandığı müşahade vc tespit edilm iştir” 42deniliyordu. Bunun için de Yapı ve Yollar Kanununun 13. maddesinde yapılan bir değişiklikle belediyelerin ruhsatsız yapıları yıkabilme süreci hızlandırılıyor ve ruhsatsız yapılara göz yuman fenni mesuller ve yöneticilere cezalandırıcı hükümler getirerek, imar düzeninin uygulanmasındaki zorlayıcı hükümler güçlendiriliyordu.

Belediyelerin ve K o n u t Y ap ım cıların ın A rsa Sağlam asını K olaylaştırıcı Ö nlem ler Konul yapıntı vc arsa üretimi konusunda esas sorumluluğun belediyelere bırakılmış olduğu düşünülürse, konut arzını etkilem ek bakımından, önemli iki kurumsal düzenlemeden birin­ cisini belediyelerin kamulaştırma yetkisi, İkincisini ise hazine topraklarının belediyelere geçişinin sağlanması oluşturuluyordu. Cum huriyet ilan edildiğinde Osmanlı döneminden belli bir kamulaştırma hukuku dev­ ralmıştı. Kamulaştırma konusunda ilk düzenleme 1855 yılında (4 Recep 1272) çıkarılan "Saltanat - ı Seniyycnin, menafi-i umumiyeye dair şeylerin tanzimi halinde lüzumu olup kıymet-i layıkasıyla sahiplerinden mübayaa edeceği arazi ve hakkındaki nizamname" ile yapılmıştı. 1876 tarihli Kanun-u Esasi kam ulaştırmanın ilkelerini belirlemişti. 21. madde­ sinde "Herkes, usulen m utasarrıf olduğu mal ve mülkten emindir. Menafı-i umumiye için lüzumu sabit olm adıkça ve kanunun m ucibince değer pahası peşin verilmedikçe, kimsenin tasarrufunda olan mülk alınamaz" hükmü getirilmişti. 1877 yılında çıkartılan Vilayat Bele­ diye Kanunu vc Dersaadet Belediye Kanunlarının üçüncü maddelerinde "tevsii turuk ve menafi-i umumiye için istimlak" yetkisi verilmişti. 24 Kasım 1879 (24 Teşrin-i Sani 1295) de çıkarılan "M cnafii Um um iye İçin İstimlak Kararnamesi” 1855. yılında yapılan düzenlemenin yerini aldı. Bu Osmanlı döneminin en önemli kamulaştırma düzenlemesiydi.

25


17 Nisan 1911 (17 Nisan 1330) de çıkartılan kanun-u muvakkatla İstimlak kararnamesinin birinci ve ikinci maddesi değiştirildi. Bu yasanın birinci maddesi "müceddelcn sokak ve meydan ve pazar yerleri ve iskele küşad ve tesis veya tevsii ve m emleket bahçeleri ve me­ sireler... ile menafii umuma şamil hususatı saire için biıtaklir bedeli verilerek ashabından ebniyeli ebniyesiz arazi ve çiflikat mubayaasına, menafı-i umumiye için istimlak ıtlak olu­ nur" şeklindeydi. 21 Ocak 1910 (21 Kanun-u sani 1329) da çıkartılan "İstanbul'da ve vilayatıa daire-i belediye namına istimlak olunacak mahallerin surcı-i istimlaki hakkında kanunu muvakkat" istim lak kararnamesinin, belediye kamulaştırmalarına olan şilmulunu ortadan kaldırarak ilk belediye istimlak yasasım oluşturmuştur.43 Cumhuriyet kurulduğunda devralınan kam ulaşurm a hukukunun çerçevesi buydu. Konut alanlarının belediyelerce düzenlenm esini genellikle kamu yaran içinde saym ıyor dola­ yısıyla belediyelerin bu am açla doğrudan istimlakine olanak vermiyordu. Başka amaçlarla da olsa kam ulaştırılan arsalarda ise bu arsaların değer pahasının (sübjektif usulle) saptana­ rak peşin olarak ödenmesini ön görüyordu. Cumhuriyetin bu alanda karşılaştığı ilk uygulama Ankara'da Yenişehir alanının istimlaki olmuştur. Şehremini Haydar Bey yeni kentin kurulacağı 400 ha alanın istimlakini gündeme getirdiğinde bunun için ayrı bir yasa çıkarılmak durumunda kalınmıştır. Bunun için 24 Mart 1925 tarihinde 583 sayılı "Ankara'da inşası muharrer yeni mahalle için muktazi araziler ile bataklık vc mergazi arazinin şehrcmanctine dair kanun" çıkarılmıştır. Bu yasanın ilginç özelliği istimlak edilecek arazinin değerinin saptanmasında izlenen tutum ­ dur. Bu yasada ödenecek değerin saptanmasında, objektif usul benimsenmiş, 1915 yılındaki vergi değerinin 15 misli istimlak değeri olarak kabul edilmiştir. Tasarı içişleri ko­ misyonunda görüşülürken bu değer hesaplama biçimi anayasaya aykırı olduğu ge­ rekçesiyle eleştirilmiştir. Komisyonun raporunda "Hükümetin önerdiği tasarıda ikinci madde olarak yer alan kam ulaştırm a bedelinin tapuda kayıtlı bedelinin 15 katı olarak ödenmesi gerektiği konusu Komisyonumuzda uzun - uzadıya tartışılmıştır. Anayasanın 74. maddesinde açık seçik olarak değer pahanın peşin verileceğinden söz edilmektedir. Bu ne­ denle Anayasanın ruhu ile bağdaşacak nitelikte görülmediğinden, madde değiştirilmelidir" deniliyordu. Buna rağmen tasan Hükümetten geldiği gibi yasallaşmıştır.44 Tasarının müzakeresi sırasında arsa değer arlışlannın tümüyle arsa sahibine bırakılamayacağı şöyle savunulmuştu. "Medeni hiçbir ülkede, toplumsal vc doğal neden­ lerden ölürü topraklarda görülen değer artışı genellikle mülk sahiplerine bırakılamaz. Bu doğrudan doğruya belediyelerin ya da toplumun olur. Birçok hükümetlerde bu gibi ayrıcalıklı topraklara alışılanın 8-10 katı vergi kesilmekte ya da söz konusu topraklar, son­ radan yüksek fiyatlarla, satılmak ya da uzun süreyle kiraya verilmek üzere belediyeler ta­ rafından kam ulaştırılmaktadır. Başlangıçta gerekli olan değer, ilgiliye ödendiğinden haksızlığa uğrayan da yoktur. Toplum un ortak çabalarından doğan müstesna değerlere top­ lumun sahip olmasını yasalar, ahlak kuralları ve kamuoyu doğru bulur."45 Cumhuriyetin kentsel arsaların el değiştirmesini sağlayan bir başka köktenci tutumu kendi­ sini 22 Nisan 1925'de çıkartılan 642 sayılı Ebniyc Kanununun 20, 21, 22, 23, 24, 25 inci Maddelerini Muaddil (değiştiren) yasada göstermektedir. Bu yasa temelde savaşta yanan ve mülk sahiplerinin ülkeyi terk ettiği Batı Anadolu kentlerinde yangın yerlerinin imara açılmasını kolaylaştırmak için çıkarılmıştır. Bu yasa 150'dcn fazla yanık binası bulunan kentlerin belediyelerine önemli düzenleme olanaktan getirmiştir. Bu alanlarda belediyeler

26


yeni planlar hazırlatacaklardır. Bu yangın alanları artık kentsel arsa olarak değil tarla ola­ rak sayılacaklardır. Yangın alanında arsası olanlara kurulan bir komisyonun takdir ettiği değerde bono verilecektir. Eğer arsa sahipleri bulunamıyorsa bu bonolar adlarına bankaya yatırılacaktır. Daha sonra hazırlanan yeni plana göre oluşan arsalar açık anırm aya çıkarılarak satılacaktır. Bono sahipleri bonolarını açık artırm ada arsa alm akta kullanabile­ ceklerdir.46 Başka hiç bir öncelikleri yoktur. Bu da bir tür karşılığı bono ile ödenen istim­ lak olm aktadır. Bu yasanın Sclanik'in 1917 yangınından sonra Yunanlıların yaptığı uygula­ madan esinlendiği anlaşılmaktadır. Başlangıçta ve özel konularda arsa değer artışlannm sahipliği konusunda köktenci bir tu­ tum içinde olan Cum huriyetin zam anla aşam a aşama bu tulumdan uzaklaştığı görülm ektedir. Bu dönem de iki belediye istimlak yasası çıkarılmıştır. Bunlardan birincisi 4 Haziran 1934 tarihinde çıkartılan 2497 sayılı yasada. İkincisi 7 Tem m uz 1939’da çıkarılan 3710 sayılı Belediye İstimlâk Yasasıdır. 2497 sayılı yasada İstimlak değerinin hesaplan­ masında üç farklı durum dan söz edilm ektedir. 1833 sayılı Kanuna göre tahrir gören arsalar vergiye matrah olan değer üzerinden, 1837 sayılı Kanuna göre tahrir gören binalarda gayrisafi iradının on m isli, diğer arsa ve binaların bilirkişi tarafından tespit edilen değer pahası esas alınarak kamulaştırılması öngörülüyordu. Yani bu yasada objektif ve sübjektif usule göre değerlendirm enin her ikisine de yer verilmişti. 2497 sayılı yasayı kaldıran 3710 sayılı yasada sadece üçüncü seçeneğe yer verilmiştir. Her iki yasa da Belediye Kanununa atıf ya­ parak belediyeye verilen görevleri yerine getirmek için kamulaştırma yapmak yetkisi veri­ yordu. İstimlak yasasında imar operasyonlarım kârlı hale getiren hüküm ler de yer alıyordu. Bir yolun ve meydanın açılm asında, belediyeye, yol ve meydanların 20 metre sağ ve so­ lunda istimlak hakkı verilerek değer artışlarına el koyması olanağı sağlanmıştır. Ayrıca her iki yasada da şerefiye ile ilgili hüküm ler getirilmiştir. Erzincan depreminden sonra 7 Ağustos 1940'da çıkartılan 3908 sayılı "yeniden kurulacak Erzincan şehrinin yerinin istim ­ lakine dair kanun"da kam ulaştırm a değerinin saptanmasında yeniden vergi değeri esas alınmıştır.47 Bu objektif usule geri dönüş özel bir durumdur. Bir daha yinclcnmeyecektir. 3710 sayılı yasayla belediyelerin görevlerine ilişkin konularda kamulaştırma yapmalarına olanak veren hükmü geniş bir biçim de uygulanmaya başlayınca İçişleri Bakanlığının 12 Eylül 1942 tarih ve 621-316/14957 sayılı tamimi ile "Belediyelerin yapacakları istimlak, kanunun istihdaf etliği mutlak ve kati zaruretler ile mahduttur. Kanunun sarahat ve manası haricinde, kıyas tarikiyle istimlak çerçevesini genişletmesi ve bu suretle tasarruf hukuku­ nun ihlaline m atuf bir istikam et takip olunması caiz değildir" denilerek daralulm ıştır.48 Bu daraltma konul amaçlı kam ulaştırmaları da kapsamaktadır. Belediyelerin toprak sağlamasında tek yol kamulaştırma değildir. Bir başka yol özel mülkiyet konusu olmayan toprakların yasalarla belediyelere devredilmesidir. Bu tür devirlerden ilki 24 Mayıs 1928 tarihinde çıkarılan 1351 sayılı yasayla yapıldı. An­ kara Şehri İmar Müdüriyeti Teşkilat ve Vezaifi Hakkındaki Kanunun 9'uncu maddesine göre "lüzumu, imar m üdüriyetinin teklifi ve İcra Vekilleri Heyetinin kararıyla tahakkuk eden, evkaf, idarc-i hususiye ve şehrem anetine ait her nevi arsalar bila bedel müdüriyete terkedilir." deniliyordu. Buna benzer bir hüküm 2290 sayılı Yapı ve Yollar Kanununun 8'inci maddesinde getirile­ rek tüm kentlere yaygınlaştırılıyordu. Bu maddeye göre "M üstakbel şehir haritasında yol

27


ve yeşillik gibi umumun m enfaatine mahsus olarak gösterilm iş bulunan yerler tesisi veya bu gibi yerlerin genişletilm esi, idare-i hususiye ve maliye ve evkaf-ı mazbutaya ait arazi ve arsaların istimlâkim icabettirirse, belediyenin teklifi ve İcra Vekilleri heyetinin kararıyle bu yerler belediyeye parasız" tcrkcdilccckti.49 Vakıfların topraklarının özel mülk konum unda bulunduğu ve bunların bedelsiz olarak be­ lediyelere devrinin Anayasanın 74'üncü maddesine aykırı olduğu konusunda eleştiriler üzerine TBM M tarafından 14 Haziran 1939 tarihinde alman 231 sayılı bir yorum kararıyla 1351 sayılı yasanın 9'uncu maddesindeki evkaf teriminin mülhak vakıfları içermeyeceği belirtilm iştir.50 Bir başka olanak 1580 sayılı Belediyeler Kanununun 19. maddesinin dördüncü fıkrasıyla getirilmiştir. Bu fıkraya göre "... belde sınırı dahilinde kalan sahipsiz arazi ile şehir vc göl ve deniz akşam ının kavanin usulü mevzuasına göre tasarrufu ve Kanunu Medeni'mizin 636 ve 6 4 l'in ci maddeleri mucibince devletin mülkü addolunan yerlerden belediye hududu da­ hilinde bulunanların tasarrufu belediyelere devir ve terk edilmiştir". Gecekonduların yaygınlaşmaya başlaması üzerine, gecekonduları meşrulaştırmak üzere çıkarılan yasalar, genellikle belediyelere kamu arsalarının geçişini kolaylaştıran hükümler ihtiva etm işlerdir. Bunlardan ilki olan 14 Haziran 1948'dc çıkarılan 5218 sayılı Ankara Be­ lediyesine, arsa ve arazisinden bir kısmını mesken yapacaklara 2490 sayılı kanun hükümlerine bağlı olm aksızın vc muayyen şarüarla tahsis ve temlik yetkisi veren kanunda Ankara'da toplamı 1611 ha olan altı alan sınırları çizilerek işaretlenmişti (yasaya ilişkin ha­ ritada mavi taralı alanlar) Bu alanların 650 ha'lık kısmı üzerinde gecekondular bulunuyor­ du. Diğer alanları belediye planlayarak bir yılda ev inşaauna başlanmak koşuluyla dağıtacaktı. Bu yasanın 8’inci maddesinde sınırları belirlenmiş bu allı alandaki Hâzineye ait arazi bedelsiz, Hâzinenin hususi malları mahiyetinde olan veya kalma bütçeli dairelerle (vakıflar hariç) özel idareye ait bulunan arazi vc arsalar ise vergi kıymetleri üzerinden vc bedeli on yılda eşit taksitlerle ödenm ek üzere Ankara Belediyesine geçecekti. 28 Haziran 1948'de çıkarılan 5228 sayılı Bina Yapımını Teşvik Kanunu bütün belediyelere hazine ar­ salarını arazi vergisine esas olan değeri üzerinden, 10 yılda, 10 taksitle ödenmek üzere ala­ bilme ve evi olm ayıp kendisine ev yapacak olanlara 2490 sayılı yasaya tabi olmadan dağıtabilme yetkisi veriliyordu. 6 Haziran 1949'da çıkarulan 5431 sayılı Ruhsatsız yapıların yıktırılm asına ve 2290 sayılı belediyeler Yapı vc Yollar Kanununun 13'üncü maddesinin değiştirilm esine dair kanunla 5218 sayılı kanunun uygulanması tüm belediye­ ler için genelleştiriliyordu.51

K onut F in a n sm a n ın d a Yeni K u ru m sa lla şm a la r Cum huriyet öncesinde de gayrimenkul ipoteğine bağlı olarak kredi veren kuruluşlar Vakıf Paralar İdaresiyle, Eytam sandıkları ve Mithat Paşa’nm İstanbul’da kurduğu Emniyet Sandığıydı. Bu sandıklar çoğunlukla mahalliydi ve güçsüzdü. Bu sistem taşınmaz servetle­ re bir akışkanlık kazandırm aktan uzaklı vc yapı ve imar faaliyetlerinin finansmanına yönclmemişli. Sağladığı krediler de daha çok tüketimin ve küçük ticaretin finansmanını sağlamaya dönüktü.52 Cum huriyet yönetim inin

28

iktisadi

yaşama

ilk ciddi

müdahaleleri ekonom inin

ana


sektörlerinde büyük ulusal bankalar kurmak olmuştur. 1924 yılında ticaret sektöründe İş Bankası, 1925 yılında Sanayi ve Maadin Bankası kuruldu, 1926 yılında Ziraat Bankası'nın sermayesi artırıldı ve yeniden düzenlendi, kredi fonsiye alanında da 22 M ayıs 1926 tarihin­ de 844 sayılı kanunla Emlak ve Eytam Bankası 20.000.(XX) TL sermayeli bir A.Ş. olarak kuruldu. Bu serm ayenin yarısı devletin elindeki bina ve arsaların bankaya devriyle sağlanacaktı. Banka bunları değişik koşullarda salarak sermayeye dönüştürecekti. Banka 1930 yılma kadar hazine emlakim 4.252.754. TL'si sermayeye dönüştürmüştür. Serm aye­ nin diğer 10.000.000 TL kısmının özel ve tüzel kişilere açılması öngörülmüştür. Banka bu hisselerden çok küçük bir kısmını satabilmiştir. Cum huriyet yönetimi yetim sandıklarını tasfiye ederek toplanan 6.000.000 TL kaynağı uzun vadeli mevduat olarak yüzde 7,5 faizle bankaya yatırmıştır. Böylece, ipotek bankalarının sahip olması gereken uzun vadeli kaynak sağlanmıştır. Banka ayrıca, rehin edilen malın satılması konusunda, mahkemeye başvurmadan işlem yapabilme yetkisiyle donatı İm ıştır. Bankaya, Türkiye'de ipotek ban­ kacılığı tekelini yükümlenmesi için, kuruluşundan itibaren beş yıllık bir süre tanınmışsa da, banka bu tekel kurm a hakkım kullanmam ıştır.53 Emlak Bankasının gayri menkuller üzerinden yapacağı işlemler belediye hudutlarıyla sınırlanmış bulunuyordu. Banka faaliy­ etlerini kentlerin imarına yöneltecekti. Belediyelere ve özel idarelere hâzinenin kefaletiyle borç verebilecekti. Varlık vergisinin uygulamaya girmeye başlamasıyla birlikte 1942 yılında bankaya menkul ve gayrimenkul üzerine avans verme olanağı da tanınmıştır.54 Banka kuruluşunda hemen Ankara ve İzmir'de çalışm aya başlamıştı. İzmir şubesi Aydın, Manisa ve Kasaba'da kendisine bağlı bürolarla faaliyet gösterebilecekti. 1928 yılında İstanbul 1934 yılında Bursa şubeleri 1938 yılında İzmit, Eskişehir ve Adana ajansları açıldı. 1945 yılında Adana ajansı şubeye dönüştü ve ayrıca Samsun şubesi açıldı. Banka faaliyetlerini ilk yıllarda Ankara’nın ve yanan Batı Anadolu kentlerinin imarına yöneltmiştir. 1926 yılından 1937 yılına kadar Ankara'da inşa edilen 2920 binadan 1232'si inşaatları sırasında bankadan yararlanmıştır. 1248'i de inşaatlar tamamlandıktan sonra ban­ kaya başvurm uşlardır.55 Ankara'da banka hem kamu yapılarını hem de konutları yaygın biçim de krcdilendirmişıir. İzmir'de ise daha çok yangın alanındaki Gazi Bulvan ve çevresindeki binalar, Tuhafiyeciler Çarşısı, Borsa Binası vb. işyeri ve kamu yapılarını kredilcndirmiştir. Banka bu yıllarda yüzde 9,5 faizle kredi vermiştir. Banka 1938 yılında 100000 TL sermayeli Emiakbank Yapı Ltd. Şirketini kurarak doğrudan yapım alanına gir­ miştir. Başlangıçta aynı zam anda bir yerel yönetim bankası olmak işlevini yüklenmek için de ku­ rulan bu bankanın yerel yönetime ilişkin işlevleri 11 Haziran 1933'de 2301 sayılı yasayla Belediyeler Bankası'nın kurulması üzerine gelişmemiştir. 1580 sayılı Belediyeler Kanunu­ nun 131 'inci m addesine göre Belediyeler 20 yıl süreyle gelirlerinin yüzde 5'ini saygın bir bankaya yatırmak zorundaydılar. Belediyeler Bankası 15.000.000 TL itibari sermaye ile kuruldu. Banka açıldığında bu sermayenin 1.500.000 TL'iık bir kısmı toplanmış bulunuy­ ordu. Banka Belediyelere alı yapı yatırımları için kaynak sağlayacaktı. Belediyelere cari giderleri için hiçbir şekilde kredi açamayacaktı. Banka Belediyelere yüzde 6,5 faizle kredi açıyordu. Bu banka tahvil ihracı ve benzeri atılımlarla belediyelerin kaynaklarını artırma girişiminde bulunmadığı için etkinliği oldukça sınırlı kaldı.56 Bunun üzerine Bakanlar Kurulu 29 Tem m uz 1944'de "Mahalli İdareler İmar Bankası" ku­ rulmasına ilişkin bir tasarıyı kabul ederek TBM M 'ye göndermiştir. Bütçe-Komisyonundan

29


ismi iller Bankası'na çevrilerek geçen tasarı 13 Haziran 1945'dc yasallaşm ışur. 4759 sayılı bu yasayla Bankanın sermayesi 100.000.000 TL'yc çıkarılmıştır. Bu sermayenin yüzde 40'ı il özel idarelerince, yüzde 30'u belediyeler, yüzde 30'u da köylerce sağlanacaktı. Belediye­ ler Bankası böylece genel bir yerel yönelimler bankasına dönüştürülmüş olmasına karşın pratikte büyük ölçüde bir Belediyeler Bankası olarak işleyecektir. Bankanın sermayesi 15 Ağustos 1948'de Bakanlar Kurulu kararıyla 200.000.000 TL'yc yükseltilmiştir. 4759 sayılı yasanın 22 maddesi ile bankaya Bakanlar Kurulu kararıyla ödenmiş sermayesinin yarısı kadar uzun vadeli ikrazda bulunma ya da tahvil çıkarma yetkisi verilmişti. 4 Nisan 1950'de çıkartılan 5576 sayılı yasayla bankaya ödenmiş sermayesi kadar tahvil çıkarma olanağı sağlanm ıştır ve buna M aliye Bakanlığının kefaletin yeterli olması ilkesi getirilmiştir. Türkiye'de kentleşm enin hızlandığı vc belediyelerini kaynak gereksinmelerinin hızla arttığı bu dönemde bankanın kaynak sağlama olanaktan geliştirilmiştir ama banka bu yola başvurmamıştır. İller Bankası Belediyeler Bankası'ndan farklı olarak sadece yerel yönetimlerin plan ve programlarını gerçekleştirilmesini sağlayan bir kredi kurumu olarak değil aynı zamanda teknik bakımdan yol gösteren bir teknik yardım kurumu olarak da düşünülmüştür. 3946 sayılı kanunla kurulm uş bulunan "Belediyeler İmar Heyeti"nin görevleri bankaya devredi­ liyordu. Banka "3611 sayılı kanun hükümleri geçerlikte kalmak şartıyla, bu idare vc teşekküllerin istemleri üzerine harita, plan, proje, keşif ve cıüdlcri yapmak veya yaptırmak, idare ve kurumların vücuda getirecekleri tesis ve yapılardan mahallince yaptırılmasına im ­ kan olmayan veya banka tarafından topluca yaptırılmasında fayda bulunanları, İçişleri Ba­ kanlığınca kabul edilecek program lar içinde meydana gctirmck"le görevlendiriliyordu.57 ikinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye kentlerin imarıyla ilişkili finansman kurumlarını yeniden düzenlerken Em lak ve Eytam Bankası'nı da Türkiye Emlak Kredi Bankası'na dönüştürmüştür. 14 Haziran 1946’da yayınlanan 4947 sayılı yasayla Emlak ve Eytam Ban­ kası ilga edilerek bunun yerine 100.000.000 TL sermayeli bir Anonim Ortaklığın kurul­ masına Bakanlar Kurulu yetkili kılınıyordu. Bu yasanın gerekçesinde Emlak vc Eytam Bankasının ucuz ev yaptırmak konusunda başarılı olmadığına değiniliyor bunun için ser­ maye bakımından daha güçlü bir bankanın kurulmasının gereği dile getiriliyordu. Bunu sağlamak için Emlak ve Eytam Bankası'nın 31 Ağustos 1946 tarihi itibariyle hazırlanan bi­ lançosunun aktif ve pasifi bütün hukuki yükümlülükleriyle işle birlikte 1 Eylül 1946 da fa­ aliyete geçen Emlak ve Kredi Bankası A.O ya devrediliyordu. Bankanın sermayesinin 55 milyon TL kısmı Hâzineye, 45 Milyon TL'lik kısmı tüzel ve gerçek kişilere ait olacaktı. Emlak ve Eytam Bankası tasfiye edildiğinde hazine lehine elde edilen 16.204.782 TL vc 4947 sayılı yasaya göre Hâzinenin dört ay içinde yatırması gereken 5.000.000 TL Türkiye Emlak Kredi Bankası'nın açılışında konulan Hazine sermayesi oldu. Gerçek ve tüzel kişilerin taahhütlerinden ödenen kesimi sadece 625.000 TL'ydı. Hükümetin güçlü bir ban­ ka kurma isteğine karşın sermayesi yine de sınırlı kalmıştı. Bankanın faaliyet alanı; a) yurtta yapı ve onarım işleri vc bilhassa meskeni olmayan yurt­ taşlara ucuz mesken yaptırmak için süresi elli yılı geçmemek üzere, arsalarıyla birlikle bi­ na ve yapı ipoteği karşılığında ikrazlarda bulunmak ve kredi açmak, b) bankaya veya başkalarına ait arsalar üzerine bina yapmak ve peşin veya taksitle satmak, c) yapı malze­ mesi endüstrisi ve ticareti yapmak ve ortaklıkları kurmak veya kurulmuş olanlara ortak ol­ mak, ç) sigorta ortaklıkları kurmak veya kurulmuş olanlara ortak olmak, d) diğer her türlü

30


banka işleriyle uğraşmak, olarak belirlenmişti. Eve sahip olmayanlara ve bunların kurduk­ ları kooperatiflere ikraz edilecek paralardan alınacak faizler ve m asraflar toplamı hiçbir şekilde yüzde 5'i geçemeyecekti. Bankaya hazine tarafından sağlanan sermayenin ve ban­ kanın tahvil çıkarm ak suretiyle sağlayacağı kaynakların yüzde 70'i evi olmayanlara ya da onların kooperatiflerine kredi olarak verilecektir. Bankaya yapı yapmak görevi de verildiği için, daha önce kurulduğunu gördüğümüz Yapı Limited Ortaklığı ile inşaat ve tesisat malzemesi fabrika ve depolarını tesis etmiş, İstanbul Belediyesi ile birlikte İmar Limited ortaklığını, Ankara'da taş ve kum çıkarm ak ve bunları ucuz ve bol m iktarda arzetmek üzere Kum-Taş Limited Şirketini ve Sümerbank'la birlikle de Güven Sigorta Şirketi’ni kurm uştur.58 Bu dönem de devletin konut finansmanı alanında bankacılık kesiminde yaptığı bir başka düzenlem e 1868'den beri var olan gayrimenkul rehini üzerinden borç veren İstanbul Em ni­ yet Sandığının faaliyetlerinin yeniden düzenlenmesi olmuştur. 7 M art 1947 tarihli ve 3/ 5581 sayılı kararnam e ile "İstanbul Emniyet Sandığı Tüzüğü" Bakanlar Kurulunda kabul edilmiştir. Bu tüzükle adeta bir banka niteliğini kazanan sandık 1942 yılından sonra İstanbul dışında da şubeler açmıştır. İlk açılan şubeler Ankara ve Bursa'dadır. Faaliyetleri içinde zam anla konut finansm anına giden pay artmıştır. Bunlara ek olarak akaretlerinden topladığı geliri gayrimenkul üzerine ikrazat yapan Evkaf İdaresini saymak gerekir. I940'lı yıllarda ipotek kredilerinin yüzde 60’ı Emlak ve Eytam Bankası'nca, yüzde 30'u Em niyet Sandığı yüzde 10'u Vakıflar İdaresince veriliyordu.59 Konul finansmanı alanında bir başka gelişm e 9 Eylül 1944'dc Yapı ve Kredi Bankası’nın kurulması olm uştur. Bu banka esas m ukavelenamesinde faaliyet alanları arasında "Nafıaya, memleket imarına ait işlerle meşgul olmak ve bilhassa ev inşaatını genişletecek ve kolaylaştıracak teşebbüslere girişmek ve her türlü inşaat malzemesi imal ve tedarik "et­ meğe özel bir yer verilmişti. Bir özel girişim bankası ilk kez konut alanına girmek isteğini belirtiyordu. Ama Yapı Kredi Bankası uygulamada bu alana girmedi normal bankacılık fa­ aliyetleri alanında kaldı.

A razi, Bina ve V eraset ve İntikal V ergilerin in Y eniden D üzen len m esi

Osmanlı İmparatorluğunda kayıt esası üzerinden arazi vergisi alınması 1858 (1275) yılma kadar geriye gider. Bu yılda tahrir değerinin binde dördü oranında vergi alınması esası ge­ tirilmiştir. 1878 (1295) yılında yapılan bir düzenlemeyle araziler öşür veren öşür vermeyen diye ikiye ayrılmıştır. Ö şür veren araziler binde dört, öşür vermeyen araziler binde sekiz oranında vergilendirilmiştir. 1885 (1303) yılında yapılan yeniden düzenlemede öşür ver­ meyen araziden alınan vergi binde 10’a yükselmiştir. 1911 (1330) yılında öşre tabi arazinin vergisi binde 6’ya yükseltilmiştir. 17 Şubat 1924'de aşarının kaldırılmasından sonra ise öşre tabi arazinin vergisi binde 48’c çıkarılm ış, öşre tabi olmayan arazinin vergisi binde 10 düzeyinde kalmıştır. Belediye sınırları içinde gelir getirm eyen arsaların vergiye tabi tutulması 18 Mayıs 1929 tarihinde kabul edilen 1454 sayılı yasayla olmuştur. Bu kanunla öşür veren ve öşür verme­ yen araziler ayrımı kaldırılarak evrakı nakdiye rayicine göre tahrir gören yerler için vergi

31


oranı binde 10 ve 1912 (1331) senesindeki kıymetleri üzerinden vergi alman yerlerde bin­ de 65 oranında vergi alınması kararlaştırılmıştır. Bu yasayla Belediye sınırları içindeki ge­ lir getirmeyen araziler de tarım arazilerine eşdeğer vergiye konu oluyorlardı. Cum huriyet dönem inin arazi vergileri konusundaki esas düzenlemeleri 29 M ayıs 1930 tari­ hinde kabul edilen 1651 sayılı Arazi Tahririne M ahsus Kanun ile 27 Haziran 1931 tarihin­ de kabul edilen 1833 sayılı arazi vergisi Kanunuyla gerçekleştirilmiştir. 1833 sayılı yasada üzerinde bina bulunmayan iradı arsalarla, İratsız arsalar mahiyetleri itibariyle arazi mefhu­ muna alınarak bina vergisi ve arazi vergisi arasındaki ayırım neüeştirilmiştir. Ayrıca şehir, kasaba ve köyler içindeki İratsız arsalar vergi harici bırakılmamakla beraber, tarım arazisi olarak vergilenmesinin doğru olmayacağı düşünülerek, bunlar tarım alanlarının yarısı oranında binde beş olarak vergilendirilmiştir. Buna karşılık gelir getiren arsalar tarım ara­ zileriyle aynı oranda yani binde 10 olarak vergilendirilmiştir. 1651 sayılı yasaya göre arazi tahrirlerinden iyi sonuç alınmaması üzerine 1833 sayılı yasada arazi değerlerinin nasıl sap­ tanacağına ilişkin ilkeler de getirilmiştir. Arazilerin kıymetlerinin net gelirlerinin ya da ki­ ra değerlerinin on kau olarak hesaplanacağı belirtilmiştir. Kentsel arsalarda yalnız piyasa­ daki alım satım değerlerinin esas alınacağı belirtilmiştir. Bu yasanın uygulanmasında arazi tahririnin yapılamam ış olması büyük bir engel olarak duruyordu. 1924 senesinden sonra kaydı yapılm am ış yerlerde 1912 senesindeki değerleri altı misli artırılarak kullanılıyordu. Bu engeli aşabilmek tahrir işlemini iki yılda bitirebilmek için 24 Ocak 1936 tarihinde 2901 sayılı Arazi Tahriri Yasası çıkarıldı.60 Bu yılda arazi vergisinin İl Özel İdarelerine devre­ dilmiş olmasının etkisiyle de olsa gerek bu tahrir yasası başarılı olmuş dört yılda tahrir ta­ mamlanmıştır. 1942 mali yılında uygulanmaya başlamıştır. Ama savaş içinde yaşanan enf­ lasyon ve savaş sonrasında yaşanan hızlı kentleşme bu tahriri kısa sürede geçersiz kılmıştır. Ama Türkiye tahriri yenilenm e başarısını gösteremeyecektir.61 Bina vergisinin gelişmesi arazi vergisinin gelişmesine paralel olmuştur. 1858 (1275) yılında bina vergisinin de tahrir esası üzerinden alınması kabul edilmesi üzerine, tahriri gerçekleştirmek üzere "Tahriri Emlak Nezareti" kurulmuştur. Ö nce Bursa ve Yanya'da de­ nenen tahririn başarıya ulaşması üzerine 1860'da bir nizamname çıkarılarak diğer vilayet­ lerde uygulanmaya başladı. Bu yazımlarda binalar mesken ve akar olarak kullanılanlar ola­ rak ikiye ayrılıyordu. Her iki durum da da kıymet üzerinden binde 4 vergi alınıyordu. Bu uygulama 1880 (1297) yılında yayınlanan Vergi Kararnamesiyle değiştirildi. Değeri 20000 kuruştan küçük olup sahibi tarafından konul olarak kullanılan binalarda binde 4, değeri 20000 kuruştan yüksek olan ve değeri ne olursa olsun kiraya verilen binaların hepsinden binde 8 vergi alınm aya başlandı. 1885 (1302) yılında yeni bir Emlak Nizamnamesi hazırlanarak bina vergisi disiplin altına alınm aya çalışılmıştır. 1886 (1302) yılında bütçe açığım kapatmak için kiraya verilen binalardan alman vergi binde 10'a, 1887 (1303) yılında değeri 20000 kuruştan aşağı olan konutlardan alınan vergi binde 5’e çıkarılmıştır. 26 Haziran 1911 (1326) tarihli M üsakkafat Vergisi Kanunu ile bina vergisinin kıymet esası üzerinden alınması terkedilerek irat esası üzerinden alınması ilkesi getirilmiştir. Bu kanun­ la mahallinde cari kira değerlerine göre saptanan gayrisafi irat üzerinden vergi alınm ış, ye­ ni inşaatı teşvik için kagir binalar için 2, ahşap binalar için 1 yıl geçici muafiyetler konul­ muş, gayrisafi geliri çok az ya da sahiplerinin ikam et ettikleri meskenler verginin tamamından ya da bir kısmından m uaf tutulmuşlardır. Fabrika ve imalathanelerle, ahşap

32


konutlarda gayrisafi hasılanın yüzde 9'u, kagir konutlar ile ticaret ve sanatta kullanılan bi­ nalarda yüzde 12 si oranında vergi almıyordu. Bu oranlar 18 Mayıs 1929 tarih ve 1454 sayılı yasayla sırasıyla yüzde 12 ve yüzde 17'ye yükseltilmiştir. M üsakkafat kanununa göre yeniden tahririn yapılmadığı yerlerde 1885 (1302) yılında çıkan Em lak Nizamnamesi­ ne göre saplanan kıym et üzerinden vergi alınması esası benimsenmiştir. Apartm anlar ve kiraya verilen konutlarda binde 14, sahibinin oturduğu konutlarda binde 7 oranında vergi alınmıştır. 1454 sayılı yasayla bu yerlerdeki binaların kıymetlerinin hesaplanmasında yüzde 50 oranında bir artış getirilme yoluyla vergileri artırılmıştır. M üsakkafat Vergisi Ka­ nununun uygulaması 4 Temm uz 1931 tarihinde çıkartılan 1837 sayılı Bina Vergisi Kanu­ nuna kadar devam etmiştir. 1837 sayılı yasada bina ve arsa ayırımı kesinlik kazanmıştır. M üsakkafat Vergisinde gelir getiren arsalar bina gibi vergilendiriliyordu. Bu arsaların arazi vergisine tabi olması ilkesi benim senm iştir. Yeni yasada çiftçinin tarımsal üretimde kullandığı tüm binalar vergi kap­ samı dışında bırakılmıştır. Sahibince mesken olarak kullanılan ve senelik iradı 25 liradan aşağı olan konutlar tamamıyla, senelik iradı 60 liraya kadar olanların ise 25 liralık kısmı vergiden m uaf tutulmuştur. Yeni inşaatı teşvik için bunların ahşap ya da kagir olmasına bakılmadan 3 yıllık vergi muafiyeti getirilmiştir. Vergi matrahlarının hesaplanmasında safı irat esas alınmıştır. Safi iratı hesaplamak için bakım ve tamir giderleri ve emlakin belli süreler boş kalması karşılığı gayri safı irattan yüzde 20 düşülmesi gerektiği kabul edil­ miştir. Tüm binalar için safi irat üzerinden yüzde 12 vergi alınması kararlaştırılmıştır. İratların saptanması için kurulan kom isyonlarda halkın temsil oranı artırılmıştır. Bu yasa Türkiye'de dünyadaki iktisadi bunalımın etkilerinin en yoğun olarak duyulduğu bir dönemde çıkarılmıştı. Nitekim kısa bir süre sonra 1890 sayılı İktisadi Buhran Vergisi K a­ nununa ek olarak 25 Mayıs 1932 tarihinde çıkarılan 1996 sayılı kanunla bina vergilerine sahibinin oturduğu konutlarda altıda bir, diğer binalarda üçte bir oranında iktisadi buhran zammı yapılması kararlaştırılm ıştır.62 Mali tevzin’i gerçekleştirm ek üzere 30 Aralık 1935 tarihinde çıkartılan 2871 sayılı yasayla Bina ve Arazi vergilerinin her ikisi de İl Özel İdarelerine devredilmiştir.63 Gayri menkullerin vergilendirilm esinde bu dönemde yeniden düzenlenen üçüncü vergi türü Veraset ve İntikal vergisi olm uştur. Osmanlı dönem inde de veraset ve intikal işlemlerinden değişik harç ve resim ler alınıyordu. Cum huriyet vergi sistemini yeniden düzenlemeye başladığı 1926 yılında el değiştirmeleri ivazsız olanlar ivaz karşılığı olanlar diye ikiye ayırmıştır, ivaz karşılığı olanları tapu harçlarına tabi tutmuş ivaz karşılığı olm a­ yanları veraset ve intikal vergisinin konusu yapmışur. Veraset ve intikal vergisi ilk kez 3 Haziran 1926 tarihinde çıkartılan 797 sayılı yasayla akrabalık derecesine göre farklılaşan ve intikal eden servetin büyüklüğüne göre müterakki bir vergi olarak düzenlenmiştir. En yakın akrabalarda alınan verginin yüzde 1,4 ile 9,9 arasında, en uzak akrabalarda ise yüzde 7,6 ile 35,6 arasında değişm esi öngörülmüştü. Bu yasa 12 Tem m uz 1931 tarihinde 1836 sayılı yasayla değiştirildi, 31 Mayıs 1941 tarihinde de 4040 sayılı yasayla oranlan artırıldı. Birinci değişiklikte oranlar ortalam a 1,4 ikinci değişiklikle 2 misli artırıldı.64 Kısaca özetlem ek gerekirse bu dönemde arazi, bina ve veraset vergileri bir konul politi­ kasının aracı olmaktan çok mali kaygılarla düzenlenmiştir denilebilir.

33


M edeni K anunun G etird iği M ü lk iyet A nlayışı ve K at M ü lk iyetin e O lanak V eren D üzen lem eler

Cum huriyet 17 Şubat 1926'da kabul ettiği Medeni Kanunla gayri m enkullere ilişkin mülkiyet esaslarını yeniden düzenliyordu. İsviçre Medeni Kanununun Fransızca metninin tercümesi olan bu kanun Türkiye’nin Batı uygarlığına yönelmesindeki en önemli adımlardan birini oluşturuyordu. 4 Ekim 1926'da yürürlüğe giren bu yasanın 652'inci mad­ desinin son fıkrasında "Bir evin m uhtelif katları üst hakkı teşkiline mevzu olamaz" hükmü getirilerek kal mülkiyetini engelliyordu. Oysa daha önce yürürlükle bulunan Mccelle'nin 1192'nci maddesi "Herkes m ülkünde keyfemayeşa tasarruf eder. Fakat başkasının hakkı ta­ alluk eylerse maliki mülkünde istiklal üzere tasarruftan meneder. M esela fevkanisi birinin ve tahtanisi diğerinin mülkü olan binada fevkani sahibinin tahıanide hakk-ı kararı vc lahıani sahibinin fevkanide hakk-ı sakfı yani güneşten ve yağmurdan tesettür ve tahaffuz hakkı olm akla birisi diğerinin izni olmadıkça ana muzır olabilecek birşey yapamaz ve kendi bi­ nasını yıkamaz" biçiminde olduğundan kat mülkiyeline olanak veriyordu. 1926 öncesinde Mecellenin bu maddesine uygun olarak oluşmuş kat mülkiyetleri uygulaması vardı. M ede­ ni kanunun tatbikine ilişkin kanunda daha önceki kat mülkiyetleri korunmuş Medeni K a­ nunun yürürlüğe girm esinden sonra kat mülkiyeti olanağı 652 maddeye göre kaldırılm ıştı.65 İsviçre M edeni Kanununda kal mülkiyelinin kaldırılması iki nedene dayanıyordu birincisi bu kanunun ayni haklar bölümünün temel ilkesi olan "mütemmim cüz"ün (tamamlayıcı parça) ayni hakka konu olamayacağı ilkesiyle çelişmesi, İkincisi ise üst mülkiyetinin parçalanmasının tapu siciline kayıtta profil planlarını gerektirmesi vc bunun yarattığı zor­ lukları dolayısıyladır. Ebül'ula M ardin Mecellenin de mütemmin cüz ilkesini kabul etm e­ miş olmasına karşın yine de kat mülkiyetini istisnai olarak zaruretin zorlamasına bıraktığını söylem ektedir.66 II. Dünya Savaşı sonrası ortamında orta sınıfların konut sorununa çözüm bulabilmenin bir aracı olarak görülm eye başlaması üzerine kat mülkiyetine olanak verebilecek düzenlem elere gidilm esi konusunda kamu oyunda bir baskı doğmuştur. Bunu sağlamanın bir yolu kuşkusuz Medeni Kanunun 652’nci maddesini değiştirmektir. Hem bu yasanın inkılap yasalarından biri olarak görülmesi dolayısıyla değişiklik yapılmak istenmemiş hem de değişikliğin Kanunun ilkeleri arasında çelişki yaratmasından kaçınılmak islenmiş ve bu yola başvurulmamıştır. Bunun yerine İsviçre'de başvurulan dolaylı bir yolla çözme yolu yeğlenmiştir. Bunu gerçekleştirm ek için Noter Kanununun 44'üncü maddesinin B fıkrasına "gayrimenkul satış ve ayni hak tesis vaatlerine ait senet ve sözleşmeleri tanzim ve deftere tescil etmek" ifadesi eklenerek, kat mülkiyetine olanak sağlayan bir yasa tasarısı hazırlanm ışür. Bu yasa Medeni Kanunun 753’üncü ve 627'nci maddelerine ve noter ya­ sasına eklenen bu ibareyle sorunu çözm eye çalışıyordu. Medeni Kanunun 753'üncü m ad­ desi bir apartm anın hissedarlarına her kal üzerinde irtifak hakkı kurma olanağı veriyordu. Yine Medeni Kanunun 627'nci maddesi bu tür irtifaklarda hissedarların izale-i şuyu iste­ mesini olanaksız kılıyordu. Hissedarlardan birinin irtifak hakkı tesisinden vazgeçerek sis­ temin işleyişini engellem esini önlemek için de bunları önceden bir sözleşmeyle bağlamak gerekiyordu. Bu sözleşmenin noterler aracılığıyla yapılabilmesi de noter yasasında yapılacak bu değişiklikle sağlanıyordu.

34


Komisyonlardan geçerek TBM M genel kuruluna gelen tasarı oldukça hararetli m üzakerelerden sonra reddedilecektir.67 Bu genel kurula inmiş olan tasarılardan pek azının karşılaştığı bir sonuçtur.

II. 4) 1923-1950 Y IL L A R I B İÇ İM L E R İN İN G E L İŞ İM İ

A R A S IN D A

KONUT

A R Z IN IN

VE

ARZ

Bu dönem de Türkiye'de ne kadar konut yapıldığı konusunda yeterli istatistik bilgiye sahip değiliz. Toplanabilen sınırlı istatistiksel bilgiler Tablo. 2,3.4’de verilmiştir. Tablo (2)’de Türkiye'de toplam konut arzının gelişmesine ilişkin tahminler bulunmaktadır. Bunlardan birincisi M âliyenin kayıtlarına göre 1940-1950 yıllan arasında yapılan ev ve apartman sayısını verm ektedir.68 İkincisi ise 1923-1948 yıllan arasında kentlerdeki konut arzına ilişkin Bulutay ve arkadaşlarının yaptığı tahmindir. Bululay ve arkadaşlan Türkiye'nin m il­ li gelir hesabını yapabilm ek için çim ento tüketiminden giderek her yıl kentlerde yapılan konut sayısını tahmin etm işler ve tahminlerini yapılan bina sayımı sonuçlanyla test et­ mişlerdir. 1927 yılında nüfus sayımı için yapılan bina sayımı sonuçlarına göre "ikamete mahsus hanelerin" sayısı 2.769.057, "ikamete mahsus olmayan fakat meskun bulunan" bi­ naların sayısı 88.865 olarak bulunmuştu. Konut olarak kullanılan toplam 2.857.922 bina­ dan Bululay ve arkadaşları 807.363'ünün kenücrde bulunduğunu varsaymışlardır. D tE mil­ li gelir hesaplarında 1948 yılında kentlerde 1.068.000 konut olduğu kabul ediliyordu. Bu sayıdan yıllık konut yapımı tahminlerini çıkararak 1927 yılma ilişkin değere ulaşmaya çalışmışlardır. Tablo (2)'de görüldüğü üzere biraz daha büyük bir değere ulaşmışlardır.69 Kuşkusuz Tablo (2)'de verilen seriler çok güvenilir değildir: Ama yine de Türkiye'deki ye­ ni konul yapımının mertebesi hakkında bize bir fikir vermektedir. Bu serilerde konul arzının, 1930'Iu yıllarda yaşanan ekonomik bunalım ve ikinci Dünya Savaşı dolayısıyla olan düşüşleri de açıkça gözlenebilmektedir. Türkiye'nin toplamına ilişkin konul arzı yanısıra Tablo (3) ve Tablo (4)'dc İstanbul ve A n­ kara kentlerindeki konut arzı için de seriler oluşturulmaya çalışmıştır. Bu iki tablo da bu kentlerde konut arzının mertebesi ve bunalımlarda dalgalanması hakkında bilgi vermekte­ dir. Bu dönem de oluşan konut stokunun niteliği oldukça düşüktür. 1935 yılında konutların İstanbul'da yüzde 24'ünde, Ankara'da yüzde 12,9’unda, İzmir'de yüzde 30,4'ünde su vardı. 1950 yılında İstanbul'da yüzde 38'inde Ankara'da yüzde 39,1'inde, İzmir'de yüzde 63,3’ünde su bulunuyordu. Konutlar elektrik sistemine bağlılık bakımından da geri durum ­ daydı. 1935 yılında konutların İstanbul'da yüzde 53,3’ünde, Ankara'da yüzde 31,8'inde, İzmir'de yüzde 19,9'unda elektrik vardı. 1950 yılında ise konutların İstanbul'da yüzde 77'sinde, Ankara'da 60,7'sinde, İzmir'de yüzde 46,3'ünde elektrik bulunuyordu. Osmanlı imparatorluğunun özellikle İstanbul'daki konut stoku içindeki ahşap binaların oranını azaltmak kagir binaları çoğaltmak için çaba harcadığını görmüştük. 1935 yılında İstanbul'da m eskenlerin ancak yüzde 43,2'si kagirdi. Aynı yılda kagir konutların oranı An­ kara'da yüzde 18,9, İzmir'de yüzde 37,8'di. Geriye kalan binalar ya ahşap, ya da karışık tek­ nikle yapılmışlardı. 1950 yılında kagir konutların oranı İstanbul'da yüzde 43,2'ye, Anka­

35


ra’da yüzde 27,8'e, İzmir'de yüzde 83,9'a yükselmiştir. İzmir için verilen bu oran oldukça yüksektir, muhtemelen yapılan sayımda karışık teknikle yapılan bazı binalar da bu sayı içinde yer almıştır. İstanbul şehrine ait inşaat isiatiklcrinde 1930 yılından sonra yapılan yapılar arasında hemen hemen hiç bir ahşap binaya rastlanmamaktadır. Bu eğilim belli bir gecikmeyle diğer kentler için de geçerlidir denilebilir. Ama 1950'ii yıllara ulaşıldığında Türkiye’de yasalara uygun yeni konut arzı büyük ölçüde kagir yapılarla sağlanıyordu.70 Bu dönemde konut arzında görülen bir başka geçiş niteliği evden apartmana geçiş olarak ortaya çıkmaktadır. Apartman daha önce de üzerinde durduğumuz üzere 19. yüzyılın so­ nunda İstanbul'da yapılmaya ba��lamıştı. Ama sayılan azdı. Bu dönemde apartman hem İstanbul dışına yayıldı hem de İstanbul'da hakim arz biçimi haline geldi. Tablo (3)’dc görüldüğü üzere yeni yapılan apartmanların sayısında 1926-1932 yılları arasında hızla bir artış olmuştur. Bu yıllarda İstanbul'daki apartman gelişmeleri Ayazpaşa, Taksim , Cihangir, Teşvikiye, Şişli gibi Beyoğlu ilçesi sınırları içinde ve kısmen Beyazıt ve Lalcli’de gerçekleşmiştir. 1932 yılında muhtemelen apartmanlardaki konul birimi arzı evlerdeki konut birimi arzını geçm iş bulunuyordu. Bu artışta betonarme inşaat yapımının öğrenilmesiyle çok katlı inşaat yapımının kolaylaşmasının etkisi vardı. Ama yapılan apartmanların planlarının uygunluğu ve sağlıklılığı eleştiri konusu oluyordu.71 Ekonomik bunalımın etkisiyle apartman arzı bu artış hızını sürdürememiştir. Apartman türü yapılarla konul arzının yeniden hız kazanması İkinci Dünya Savaşı sonrasında o l­ muştur. 1950 yılma gelindiğinde muhtemelen İstanbul'daki düzenli konut alanları içinde toplam konut birimi arzı içinde apartman dairelerinin sayısı yüzde 80'lcr düzeyine ulaşmıştı. Apartmanın İstanbul dışında büyük sayılarda yapıldığı ikinci kent Ankara o l­ muştur. Ankara'da ilk yapılan apartm anlar Evkaf MüdUriycl-i Umumiycsince 1926-1928 yılları arasında yaptırılan I ve II inci V akıf apartmanlarıdır. Mimar Kcmalcıtin Bcy'in ta­ sarladığı bu kira apartmanları kentin Ulus’a yakın yeni gelişen bölgelerinde yer almıştır.72 Cumhuriyetin ilk yıllarında özel şahısların yaptığı oldukça çok sayıdaki apartman ise Kale­ nin eteklerinde Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan büyük yangının boş bıraktığı alan­ larda gerçekleşmiştir. Kentin planını yapan Jansen genel olarak apartmanlaşmaya karşı ol­ duğu için onun döneminde yeni şehir alanlarındaki apartman gelişmeleri Atatürk Bulvarı'nın Kızılay kesimiyle sınırlı kalmışur. İzmir'de ise apartmanlaşma Konak'ıan G üzelyalı'ya uzanan tramvay yolundaki tek tük örnekler bir tarafa bırakılırsa İzmir yangın alanındaki Musıabey semtinde olmuştur denilebilir. Apartmanların ülkenin diğer kentleri­ ne yansıması ikinci Dünya Savaşı sonrasındaki yıllarda gerçekleşmiştir. 1950 yılında 50000'den fazla nüfuslu kentlerde yapılan sayıma göre İstanbul'da 5114, Ankara'da 2009, İzmir'de 1202, Adana'da 894, Bursa'da 62, Kayseri'de 299, Konya'da 250, Gaziantep'te 75 apartman bulunuyordu.73 Apartman inşaatı genellikle ev inşaatına göre yapım örgütlenmesinde önemli değişiklikler olmadan yapılıyordu. Bu apartm anları çok iyi bir gözlemci olan Refik Halil Karay 1940*lı yıllarda şöyle betimliyordu. "Ben şu fikirdeyim ki önünden geçerken dış süsüne, aldatıcı kunt görünüşüne bakıp da kışa yaza karşı koyacak sağlamlıkta yapıldığını sandığımız yeni apartmanların çoğu, çerden

36


çöpten değilse bile mevsim lere uygun, tam bir mimarlık ustalığıyla kurulmamıştır. Önce sokaklar, rüzgâr yolları düşünülerek hesaplı açılmamıştır; kaloriferler ise yalnız ısıtma za­ manları bakımından değil, tertibat yönünden de kusurludur; ısı derecesi sıfır altına indi mi ocak ne kadar fa yra p edilse, kazan fık ır fık ır kaynasa yine, yapının her köşesini istenilen sıcaklıkla ışılamaz. Paraya kıyılmadığı, sadece gelir düşünüldüğü ve göz boyacılığına önem verildiği için de kara yele göğüs açm ış birçok apartmanlarda dahi çifte cam yoktur ve hamamlar bodur birer radyatör yüzünden, çok soğuk havalarda fera h fa ğ fu r soyunulup keyfince yıkanılacak halde değildir. Su tertibatı da ölçüsüzdür; borular vardır, ikide bir tıkanır, taşar. Poyraz tarafından, şayet başka bir yapı örtm üyorsa, içeriye nem sızar; zaten kötü kireç ve toz boya ile üstünkörü badanalanmış duvarlardan sıvalar dökülür. Rüzgârla yağan yağm urlar -balkon ve pencere çerçevelerinin kuruyup açılması, bayağı doğramacılar elinde yaş tahtalardan yapılması dolayısıyla- odalara girer; girer değil, bazı kereler saldırır, evi sel basar. Vaktinde yetişip önünü alm azlarsa yukarıdaki komşunun savsaklığı yüzünden tavan ıslanır, alçı kornişler patır patır başınıza iner. Modern adını verdiğimiz sözüm ona "palas"larda kapı ve pencere aralıklarına -eski ahşap evlerdeki gibi- kolalı bez yapıştıranlara veya içi pam uk dolu bum­ bar çevirenlere de rastlamaklayız. Antreye palm iye saksıları dizmekle, asansör koymakla, tavanların etrafına alçıdan süsler, bordürler çekmekle ve "güneş girsin! Sıhhat, bol güneş giren evdedir!" diye çocuk kandırmacasına panjurları atıp binayı, çepeçevre koca koca camlar gererek sırça saraya benzetmekle kara kışa ve yakıcı sıcağa meydan okunamaz. Sanatın ince bilgisine harfi harfine uyduğumuz, gösterişten fa zla sağlamlığa, lüksten ziya­ de özlülüğe kıymet vermeğe başladığımız gündür ki -yalnız ev manasına değil, bütün geniş anlamıyla- ortaya bir "yapı" çıkarabiliriz..."14 Refik Halil Karay'ın bu dönem de apartm anlar ve modem mimari konusundaki ön yargılarım da taşıyan bu değerlendirmesi bize dönemin yapı kalitesi konusunda oldukça önemli bilgiler vermektedir. Bu dönemde yukarıda gelişim ini gördüğümüz konut stoku büyük ölçüde bireysel konut su­ num biçimiyle oluşm uştur. Ama bu dönem de büyük sayılarda konut arzını gerçekleştirmiş olmasa da daha sonraki dönem lerde önem kazanacak birçok yeni sunum biçiminin ilk örnekleri ortaya çıkmıştır. Yeni sunum biçimlerinin gelişmesi nüfus artış hızı yüzde altılar dolayında olan A nkara'da bireysel sunum biçimlerinin yetersiz kalması üzerine ve spekülatif olarak hızla artan arsa değerlerinden kaçınma yolu olarak gelişmiştir. Bireysel konut sunum biçiminde arsa sahibi ancak bazı hallerde mimar çoğu kez de kal­ fanın yol göstericiliğinde, usta tutarak ya da taşaronlar aracılığıyla evi ya da apartmanı gerçekleştiriyordu. Birçok halde konulun finansmanı kendi birikimiyle ya da formel olm a­ yan kredi piyasasından bazı hallerde de Emniyet Sandığı ya da Emlak ve Eytam Bankası gibi gayrimenkul ipoteğine bağlı olarak kredi veren bankalardan sağladığı kredilerin yardımıyla gerçekleştiriliyordu. Henüz mimarların sayısı çok azdır. 1943 yılında Yapı dergisi durumu "Türkiye'de çalışan yüksek mim arlar takribi olarak 250 kişidir. Fakat yurdun inşasında çalışanlar 50 kişiyi geçmez, bunların hepsi büyük vilayetlerde toplanmıştır. 55 vilayette mim ar denilen sanat,

37


teknik ve yapı adamı mevcut değildir" diye saptıyordu.75 Mimarın rolü yine Yapı dergisin­ de şöyle anlatılıyordu. "Bizde yaptıracağı ev için mimara müracaat eden ev sahibinin çok hususi bir psikolojisi vardır. M uğlak sebeplerden dolayı bir mimara ihtiyaç hissedilmesi lüzumunu hisseder gibi olur. Eşe dosta karşı sanat adamına ehemmiyet verdiğini göstermek ister. Bu fik ir onu te­ reddütten kurtarır.... Halta mimara zekatını nezaketle vermeye çalışır. Fakat inşaat proje­ sinin üzerinde mimarın imzasını görünce verdiği paranın masarifatı mecburiyetden ol­ duğunu esefle anlar. Bundan sonra evi asıl inşa edecek olan kalfayı aramaya çıkar. Sözü peygam ber lafı olan bir vasil usta bulunur. İnşaat başlar. Sürüklenir. Bozulur ve... m esuli­ yet mimara yüklenir."16 Bireysel üretim sistemi büyük ölçüde pratikte yetişmiş kalfalarca yönlendiriliyordu. Bireysel üretim biçiminin tıkandığı Birinci Yapı Kongresine sunulan bir raporda; "Bugünkü (1946) inşaat şartları karşısında üç dört odalı bir evin inşa masrafı bile 10-15 bin liradan aşağı düşmemekledir. Halbuki bilhassa memurların gelirlerinden artırdıkları paralarla inşa edilen münferit meskenlerin bugünkü geçim güçlüğü müvacehesinde yapılmasına hemen hemen imkan yoktur. Sayfiyelerde belli başlı iş adamları tarafından villa şeklinde inşa ettirilen tek tük meskenlerin büyük şehirlerin münferit mesken ihtiyacını karşılamaktan uzak olduğu aşikardır1,77 diye anlatılıyordu. Bireysel üretim biçimi dışında gelişen ikinci üretim biçimi Konul Kooperatifleri eliyle arz oldu. İlk konut kooperatifi 1935 yılında Ankara'da kurulan Bahçeli Evler Konul Kooperati­ fidir. Böyle bir yeni arz biçiminin Ankara’da ortaya çıkışında üç belirleyici etken olmuştur. Bunlardan birincisi Ankara’nın başkent olarak seçilmesinden sonra ortaya çıkan konut so­ rununun 1930 bunalımından sonra konut arzının azalmasıyla gittikçe yoğunlaşmasıdır. İkincisi Jansen planının uygulanmaya başlaması üzerine planlı alanlarda arsa fiyatlarının çok yükselmiş bulunmasıdır. Bu durumda yüksek arsa fiyatlarından kaçınabilmenin tek yo­ lu plan dışı alanlara çıkmak olmuştur. Bu alanlara bireysel sunum biçimiyle çıkma olanağı yoktur. Plan dışına çıkabilm ek için toplu girişimler gerekmektedir. Bu gereklilik bir yan­ dan alt yapının sağlanabilm esi, diğer yandan plan dışına çıkabilmek için yeterli siyasal baskı yaranabilm esinden doğuyordu. Bu toplu girişimin kooperatif formunda ortaya çıkışını ise, üçüncü etken olan. Cumhuriyet yöneliminin kooperatifçiliği özendirmeye ide­ olojik bir önem vermeye başlam ası, belirlemiştir. 1930'lu yıllarda ekonomi yeniden yapılandırılm aya başlayınca devlet girişimciliği yanısıra kooperatif örgütlenmelere de özel bir önem verilmeye başlanmıştır. Bunun üzerine kooperatifçilik kampanyasını yürütmek üzere Türk Kooperatifçilik Cemiyeti kurulmuştur. Bu nedenle Ankara'da plan dışına çıkmayı legitimize etm ekte kooperatifler en uygun toplu girişim biçimi olmuştur.78 Bahçelievler kooperatifi 1935 yılında kurulmuş ve 1938 yılında 169 ortağına konutlarını teslim etmiştir. Bu sayı o yıllarda Ankara Belediyesinin bir yılda verdiği konul ruhsatları toplamından büyüktür. Bir mahalle bütünlüğü içinde arz edilen bu 169 konul aynı zam an­ da Bahçe - Şehir anlayışının bir uygulaması oluyordu. Bu anlayışı savunan kooperatifin kurucusu olan Nusrct Uzgören, bir yandan 1925'te Ankara'da bu anlayışa göre Şehrcmaneıince inşa edilen 198 evin, öte yandan gördüğü batı örneklerinin etkisi

38


akındadır. Ayrıca kentin planını yapan Jansen de bu tür mahallelerin kurulmasından ya­ nadır. K ent planının o planı hazırlayan Janscn eliyle dışına çıkılması bu durumda daha ko­ lay olacaktır. Kooperatifler Avrupa'da düşük gelirlilerin, güçsüz kesimlerinin konut sorununu çözmek için gelişm iş bir form dur. Bu dönem de Almanya'da konut kooperatiflerinin en başarılı örneklerinden birini veren Kessler İstanbul Üniversitesinde sosyal siyaset dersleri verm ek­ tedir. K essler Ankara'ya bir konferans vermeye çağrılmıştır. Daha sonra Hakimiyeti M illi­ ye gazetesinde yayınlanan bu konferansta yapı kooperatiflerinin temel ilkelerinin "müştereken tasarruf etmek, müştereken kredi sağlamak ve müştereken yapılmış binalar ve iskan sahalarına müştereken sahip olmak" olduğunu anlatmaya çalışmıştır.79 Böyle bir ko­ operatif anlayışı A nkara'da tamamen üst kademe bürokratların oluşturduğu Bahçeli Evler Kooperatifi üyelerinin beklentilerini karşılamaktan uzakur. Bahçeli Evler Kooperatifi müşterek tasarruf yapmamıştır. M üştereken yüzde 90'nm üzerinde kredi sağlamışur. İnşaat biünce de en kısa zamanda bireysel m ülkiyete geçmiştir. Hemen hemen finansmanının tümünü uygun faiz hadleriylc alınan kredilerle sağlayan bu kooperatif üyeleri sosyal konut standartlarının çok üstünde lüks nitelikli konutlar yaptırmışlardır. Konutlar bir m üteahhitlik şirketine ihale edilerek yaptırılmıştır. Bu ilk örnek önce Ankara'da yeni kooperatiflerin ortaya çıkm asına kaynaklık etmiştir. Bahçeli Evler Kooperatifinden ayrılan güçlü bir bürokrat kesimi 1936 yılında Güven Evler Kooperaufini kurmuşlar. Bu kooperaüf daha sonra kurulmasına karşın inşaatını daha kısa zamanda bitirerek yine bahçe şehir anlayışına uygun olan 51 evi ortaklarına 1937 yılında teslim etm iştir.80 Bahçeli Evler Kooperatifinin yönetim kurulu içinde yer alan Harp Okulu Fransızca ve İktisat öğretmeni Affan Ataçeri’nin üç kooperatif kurduğu görülmektedir. Bir anlamda ilk profesyonelleşen kooperaüfçi ortaya çıkm aya başlamıştır. Bunlardan birincisi 1940 yılında kurulan İstanbul'daki ilk yapı Kooperatifi olan Kartal Plaj Evleri Kooperatifi­ dir. Diğer ikisi A nkara’da Bahçeli Evlerin yakınında 1941 yılında kurulan Şenyuva Yapı Koopcraüfi ile 1942 yılında kurulan 300 ortaklı Ucuz Evler Yapı Kooperatifleridir.80 Bahçeli Evlerin çevresinde, Küçük Evler Yapı Kooperatifi (1937), Emekli Sandığı Yapı Kooperatifi (1940-1942), T asarruf Kooperaüfi (1941), Ankara İş Bankası Evleri Koopera­ tifi (1942), Yurt Yapı Kooperatifi (1942), Züm rüt Evler Yapı Kooperatifi (1944), birbiri ardından kurularak bir kooperatifler mahallesi oluşturdu.81 Türkiye'de yapı kooperaüflerinin sayısı 1939 yılında 4 iken 1940 yılında 9'a, 1941'de l l 'e , 1942'de 26’ya yükseldi.83 1946 yılma gelindiğinde 22'si Ankara'da olan 50 kooperatif kurulmuştu. Geriye kalan koo­ peratiflerden 8'i İstanbul’da bulunuyordu. Diğerleri Adana, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bur­ sa, Denizli, Diyarbakır, Erzincan, Erzurum, İzmir, Mersin, Sivas, Tarsus ve Zonguldak'a dağılmıştı. İkinci Dünya Savaşının koşulları bu kooperatiflerin konutlarını gerçekleştirmesini zorlaştırmıştır. Bu 50 kooperatiften ancak 7'si Ankara'da, l'i Erzin­ can'da olmak üzere 8 kooperatif üyelerine konutlarını teslim edebilmiş bulunuyordu.84 Sa­ vaş sonrasında kooperatiflerin yapukları konut sayısı bir miktar artış gösterecektir. Emlak ve Kredi Bankası 1948 yılında 315 ortaklı 4 kooperatife, 1949 yılında 173 ortaklı 9 kooperaüfe, 1950 yılında 184 ortaklı 4 kooperatife kredi açmıştır. Kooperatiflerce gerçekleştirilen konutların sayısı 1950 yılından sonra artacaktır.

39


Eğer özetlem ek gerekirse bu dönemde doğan yeni bir arz biçimi olan kooperatifler konul arzındaki sayısal önemlerinden çok daha sonraki dönemlerde sayısal önemi çok artacak bir arz biçiminin niteliğini belirlemiş olmasından gelmektedir. Bu dönemde toplumun güçsüz kesimlerinden çok toplumun üst kademe bürokratları elinde doğan kooperatifler, büyük ölçüde devlet kredisinden yararlanan olabildiğince büyük konutlar yapmaya dönük vc imar alanları dışına çıkm anın bir aracı olarak gelişmiştir. Bir başka deyişle batıda düşük gelirli gruplara konul sağlamak için gelişen bu konul sunum biçimi, Türkiye'de konul sağladığı toplumsal kesimlerin niteliğine göre yeniden yorumlanmıştır. Bu dönem de gelişen bir başka konul arz biçimi devlet eliyle memur lojmanları olarak ko­ nut yapılması olmuştur. Devletin bu konudaki ilk girişimi 1928 yılında Bakanlıklar sitesi yanında m em ur apartm anları yapmak için bir yasa çıkarmak olduğunu daha önce görmüştük. Falih Rıfkı Atay'ın hatıralarından 3000 konutluk bir memur sitesinin kurul­ masının amaçlandığı anlaşılm aktadır. Bu alanın istimlakim Ankara im ar Komisyonunun başkanı olan Falih Rıfkı Atay; "Devlet daireleri ile 3000 memur meskeninin yapılacağı bölgeyi kamulaştırmaya karar vermiştik. Başvekil İsmet Paşa: Bunun için yüzbin liradan fazla para veremem, dedi. Hepsinin bu para ile alınabilmesi için cadde üstündeki arsaların metre karesine bir lira koymak lazımdı. Öyle yaptık. Emniyet anıtının bulunduğu kısımda Atatürk'ün yakın arkadaşları da arsa edinmişlerdi. Hemen fiyata itiraz ettiler. Atatürk'e du­ rumu izah etlik, arkadaşlarını itiraz etmekten men ctü."85 diye anlatmaktadır. Ama devlet bu alanda İkinci Dünya Savaşı sonuna kadar memurlara lojman sağlayacak yatırımlara girişmemişür. Daha önce üzerinde durduğumuz biçimde Ankara'da kira yardımında bulun­ mayı yeğlemiştir. Devletin lojman yapımına girişmesi 1944 yılında çıkartılan 4626 sayılı yasadan sonra önem kazanmıştır. Bu yasanın ilk uygulaması Ankara'da Bakanlıkların yanında isümlak edildiğini gördüğümüz 434 konutluk Saraçoğlu mahallesi olmuştur. Mahallenin planlaması vc konut­ ların projelendirilmesi Paul Bonatz tarafından yapılmış, daha önceki bölümlerde Emlak ve Eytam Bankasınca kurulduğunu gördüğüm üz Emlak Yapı Şirketince inşa edilmiş vc 1946 yılında bürokrasinin üst kademesindeki bürokraılarca kullanılmaya başlamıştır. Saraçoğlu mahallesi de Bahçeli Evlerde olduğu gibi bir mahalle bütünlüğünde planlanmışür. Ama bu mahalle bahçe içinde ayrı evler yerine bitişik bloklar ve apartmanlarla teşkil edilmiştir. Ka­ mu lojmanı olmasının da etkisiyle yeşil alanları da ortak alanlar olarak düşünülmüştür. Bu dönemin Alman şehircilik yazınında "sicdlung" diye adlandırılan konul mahalleleri anla­ yışının bir uygulamasıdır. Saraçoğlu mahallesi, Türkiye’nin 1946'lı yıllarda yaşadığı iki dönüşüm dolayısıyla önemli eleştirilere konu olmuştur. Bunlardan birincisi Türkiye'de m i­ marların Türk Y üksek M imarlar Birliği çerçevesinde örgütlenerek yabancı mimarların Türkiye'deki faaliyetlerini sınırlam a konusunda eylemlere başlamasıdır. Bundan Saraçoğlu mahallesi de payını alacak Orhan Alsaç, Bonatz'ın konut tasarımının ayrıntılı bir eleştirisini Birliğin yayın organı Mimarlıkta yapacak ve "sayın Başbakanımız, kendi adını taşıyacak mahallenin evlerini Türk mimarlarının yapmasını istemez miydi" diye soracaktır. İkinci önemli dönüşüm Türkiye'de çok partili rejime geçilmesiyle yakından ilişkilidir. Y e­ ni kurulan partiler ve özellikle de Demokrat Parti anli bürokratik bir siyasal kampanya yürütmektedir. Saraçoğlu mahallesi de bundan payını alacaktır. Nitekim 1947 yılında Bayındırlık Bakanlığı'nın bütçesi TBM M 'dc görüşülürken DP milletvekili Kemal Zeyü-

40


noğlu Saraçoğlu m ahallesinde 400 konul için 14 milyon TL harcanmış olmasını eleştirmiştir. Belki de bu nedenlerle 4626 sayılı yasanın uygulanması Saraçoğlu Mahallesi dışında sadece doğudaki illerle sınırlı kalm ıştır.86 4626 sayılı kanunun uygulamasından olarak 1946 ve 1947 yıllarında Doğuda Birinci Müfettişlik Bölgesi içine giren Bitlis, Diyarbakır, Hakkari, Mafdin, Muş, Siirt, Urfa ve Van illerinde 286 konut inşasına başlanmıştır. Bunlardan en önemlisi projeleri Şevki Kayaman tarafından yapılan Diyarbakır M em ur Evleri Mahallesi olmuştur. Yine aynı kanun uyarınca il özel idareleri eliyle Erzurum, Bingöl, Elazığ ve Tunceli illerinde merkez ilçe ve ilçelerde 161 Konul yaptırılm ıştır.87 Bunların dışında da devletin Birinci, Üçüncü ve Dördüncü M üfettişlik bölgelerinde 1947 yılına kadar 264 lojman inşa ettiği an­ laşılm aktadır.88 Muhtemelen Ankara İl Özel İdaresi memur evlerinde olduğu gibi başka bazı illerde de lojman inşa edilm iştir.89 Devletin doğrudan konut yaptığı bir başka alan afetler sonrasında yapılan konutlardır. Bunların yapımı da genellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında olmuştur. Erzincan'da 1948 yılında 800 adet Avusturya'dan getirtilen takma ev bir yerli müteahhit (Salih Aslan) eliyle kurulmuştur. O yıllarda Erzincan kentinin nüfusunun 13000 düzeyinde olduğu düşünülürse, bunun kentin yaklaşık olarak üçte birini kapsayan bir uygulama olduğu an­ laşılır. Aynı yıl devlet deprem ödeneğiyle Amasya'da selden zarar görenler için de 100 evi özel m üteahhitler eliyle yaptırm ıştır.90 Doğrudan olm asa da bir bakıma devletin sayılabilecek bir başka konut arzı devletin iküsadi girişimleri dolayısıyla olmuştur. Cum huriyet yönetimi sanayileşme programında devlet eliyle kurulan sanayileri genellikle demiryolları üzerindeki küçük Anadolu kentlerine dağıtmak kararı verince bu kam u iktisadi girişimlerine kaliteli personel çekebilmek için konutlar da yapmak zorunda kalmıştır. Bu alanlar genellikle içinde yer aldığı kentin konut dokusuna göre çok daha konforlu konutlardan oluşuyor ayrıca sosyal tesisleri içeriyordu. Kentli halka büyük ölçüde kapalı olan bu konut alanları o kentte yaşayanlarca devlet bürokrasisinin im tiyazlarının bir parçası olarak yorumlanıyordu. Bu konutlar da mahalle ölçeğinde planlanm ışın. Sümerbank ve DDY yollarının bu tür uy­ gulamaları dönemin mimarlık dergilerinde yer almıştır. Sümerbank kendi İnşaat Fen Heye­ ti eliyle Ereğli, Karabük, Kayseri, Hercke, Sivas ve İzmit fabrikalarında bu tür mahalleler planlamışlardır. Bu mahallelerin programı; 1) İşçi evleri, 2) Kadın ve erkek bekar işçi pa­ vyonları, 3) İlkokul, 4) Hal, 5) Kreş ve çocuk bahçesi, 6) Spor sahaları, 7) Zaruri durum ­ larda banyo, 8) Am ele pavyonlarından oluşuyordu. Her evin kendisine ait en az 250 m2 bahçesi bulunmasına özen gösterilmiştir. İşçilerin boş zamanlarında toprakla uğraşması bu yolla hem ekonomik değer üretmesi, hem sağlığını koruması istenilmektedir. Bu hizmetler sadece hünerli em ekçilere dönüktür. "Civar köylerden fabrikada çalışmak üzere gelen ve ihtisası olmayan amelelere ait pavyonlar ise mahallelerin mümkün olduğu kadar kuytu bir yerinde inşa edilm ektedir." Sümerbank ayrıca 1944 yılında yayınladığı bir talimatname ile işletmeleri yakınında yerleşmek isteyen kendi işçilerinin konut sahibi olmasını sağlamak için kredi vereceğini ilan etm iştir.91 DDY'de benzer nitelikte m ahalleler yaptırmıştır. Sivas Demiryolu Mahallesini 1937 yılında Bayındırlık Bakanlığı Şehircilik Fen Heyeti planlamıştır.92 DDY Erzurum işletme

41


binaları ve m em ur evleri mahallesinin plan ve projeleri Eyüp Kömürcüoğlu ve Mukbil Gökdoğan'm kazandığı bir yarışma ile elde edilmiştir.93 Zonguldak am ele evleri mahallesi ise 1935 yılında Seyfettin Arkan tarafından planlanmıştır.94 Daha önceki bölüm lerde kamunun konut yapımında yüklendiği işlevlerin 1930’lu yıllarda bir merkezi hükümet işlevi olmaktan çok bir belediye işlevi olarak düşünüldüğünü görmüştük. Buna karşın bu dönem de belediyeler eliyle konut arzı oldukça sınırlı kalmıştır. Böyle iki girişim bilinmektedir. Bunlardan birincisi Şehremini Haydar Bey döneminde 1925 yılında 5 tip plan üzerinden 198 tek katlı ev yaptırılmıştır. Bahçeli Evler düzeninde yapılan bu konutlara ikinci bir kat çıkılabilccekli. Biten evler önce memurlara kiralanmış daha sonra isteyenlere satılmıştır. Fiyatları 4000-8000 TL arasında değişen bu konutları alanlar bu parayı sekiz yılda taksitle ödeyecekti. Bu süre daha sonra yirmi yıla çıkarıldı. Bu konutların yapılm a biçimi hakkında bugün açık olarak bilmediğimiz konular vardır. 1925 yılında konul yapılması belediyelerin görevleri arasında değildir, konut için kredi sağlayan Emlak ve Eytam Bankası da henüz kurulmamışur. Bu mahallenin geliştirilmesi için iki milyon liraya yaklaşan bu kaynak muhtemelen bir biçimde doğrudan devlet ta­ rafından sağlanm ıştır.95 İkincisi ise İzmir Belediyesi'nin 1935'li yıllarda gerçekleştirdiği işçi konutlarıdır. Bunlar İzm ir’in yangın alanlarından olan Kahram anlar semtinde yapılmıştır. Belediye m2’si 25 ku­ ruştan arsa ve ücretsiz olarak bir tip plan vermiş ve bu mahallede bir de öm ek konut inşa etmiştir. Bu öm ek ev 1382 liraya mal olmuştur. Aynı yıllarda Ankara'da yapılan Bahçeli Evlerde konutların 4000-10000 lira arasındaki bir değeri olduğu düşünülürse ucuzluk dere­ cesi hakkında bir Fikir edinilebilir. Evleri arsayı alanlar kendileri yaptırmışlardır. Ev ya­ panların ayrıca yangın yerindeki yıkıntılardaki taş vc tuğlalardan yararlanmasına olanak verilmiştir.96 Belediyeler bu örneklerden sonra konul alanına uzun yıllar girmemiştir. Belediyelerin bu alana yeniden girmesi İkinci Dünya Savaşı sonrasında gecekonduların yaygınlaşması üzerine oldu. Bu konuda da öncülüğü Y enimahalle girişimiyle Ankara Belediyesi yaptı. 1947 yılı sonunda Ankara Belediyesi konut sorununun çözümünü küçük parsellere ayrılmış küçük arsalar üzerinde düşük gelirliler için ucuz konutlar yapılmasında görmeğe başlamıştı. M eclis bu am açla belediyeye 2 milyon liralık borçlanma yetkisi verdi. Telsizler civarında 27,6 ha'lık bir alan hâzineden devralınmıştı. Belediye İller Bankası’na 2 milyon borç almak ve İller Bankasıyla ortak bir şirket kurmak için başvurdu. Belediye bu alanda bu şirket eliyle konul yapmayı ve yönetmeyi düşünüyordu. İller Bankası borç vermeyi ka­ bul etm ekle birlikte ortak şirket kurma önerisini benimsemedi. Bu nedenle bu girişim gerçekleşememiştir. 1948 yılında Ankara'nın seçimle gelen ilk Belediye Başkanı Ragıp Tüzün dönem inde Belediye Meclisi bu borçlanma yetkisini kaldırmıştır. Belediye konul konusundaki yaklaşımını değiştirmiş daha önceki bölümlerde nasıl çıktığını gördüğümüz "Ankara Belediyesine arsa ve arazisinden belli bir kısmını mesken yapacaklara 2490 sayılı kanun hükümlerine tabi olmaksızın muayyen şartlarla tahsis vc temlik yetkisi" veren yasa taslağını hazırlayarak 5218 sayılı yasanın çıkmasını sağlamış vc arsa üretimine yönelmişür. Böylccc Dünya Bankasının 1970'li yıllardan sonra üçüncü dünya ülkelerine önerdiği "site and services" yaklaşımı 25 yıl önce Ankara'da uygulamaya konulmuş olu­ yordu.

42


5218 sayılı yasada mavi çizgi ile gösterilen alanlardan aluncısı olan Çerçi deresi tvedik yo­ lu üzerindeki 46 ha'lık alana 15 ha'lık Başbakanlık K ooperatif alanı ve özel kişilerden alman 45 hektarlık alan da katılarak 106 ha'lık alanda uygulama başlatılmıştır. Bu alanın planlaması için bir yarışma açıldıysa da birinci seçilemediği için, ikinci seçilen proje tm ar Müdürlüğü elem anlarınca değiştirilerek uygulanmıştır. Hazırlanan m ahalle planında 175300 m2 büyüklüğünde 2915 parsel vardı. Mahalle içinde ticari faaliyetler kamu servis bina­ ları ve çocuk bahçeleri için de yerler ayrılmıştı. Ayrıca bu parsellerde ev yaptıracaklara yol göstermek için Ankara Belediyesi bir ucuz evler yarışması açmıştı. Bu arsalar Ankara sınırları içinde oturanlardan evi ve arsası bulunmayanlara dağıtılacaktı. Arsa alan kişi bele­ diyenin verdiği tip plana göre bir yılda konut yapmayı yükümlenmiş oluyordu. Arsa tahsis edilen kişi konut yapmazsa arsa belediyeye geri dönecekti. Arsalar alt yapısıyla belediyeye m2'si 98 kuruşa maloldu. Bu fiyattan konul yapanlara devredildiler. Arsa tahsis edilenlere 5228 sayılı yasaya göre Emlak ve Kredi Bankası'nın yüzde 5 faizle verdiği kredi konut büyüklüğüne göre 5000-9000 TL arasında değişiyordu. 2000 TL'de yüzde 8'lc ticari kredi alabiliyorlardı. A yrıca Emekli Sandığı yüzde 5 faizle üç maaş tutarında iki yıl vade ile mesken kredisi veriyordu. Evlerin maliyeti ise büyüklüklerine göre 10000-25000 TL arasında değişiyordu. İlk aşamada 2085 arsa tahsis edildi. Bu yeni mahallelilerin çoğu orta ve küçük m emur, müstahdem ve esnafü. Genellikle gelirleri düşük olmasına karşın Yenimahallelilerin 2000'dcn fazlası inşaatlarını üç yıl içinde tamamladılar. Üç yıl içinde 20000 nüfuslu bir yerleşm e doğmuştu. Bu o yıllardaki kent nüfusunun yüzde 10’nuna yaklaşan bir büyüklüktü. Başarı Yenimahalle'nin inşaat zorunluluğu olan alanlarında sağlanmıştı. Yeni­ mahalle'nin ortasındaki inşaat zorunluluğu olmayan 450 parsellik Başbakanlık Kooperatifi alanında üç yıl içinde sadece 23 konut yapılmış bulunuyordu.97 Bu denemenin başarılı ol­ ması üzerine daha sonra Ankara Belediyesi 5218 sayılı yasadaki mavi işaretli beşinci alan olan Eılik'te de 3000 parsellik bir düzenlem eyle uygulamasını genişletmiştir. Ama bu alan­ daki uygulamaya Emlak Bankasının sağladığı kredi olanakları çok yetersiz kalmıştır.98 İstanbul Belediyesi ise 1946 yılı sonlarında Emlak Kredi Bankasıyla ortaklaşa İstanbul imar ve Limited Şirketini kurmuştur. Bir anlamda 1947 yılında Ankara Belediyesinin iller Bankasıyla uygulam aya çalışuğını İstanbul bir yıl önce gerçekleştirmişti. Şirketin 100000 TL. olan sermayesinin yüzde 55'i Bankanın yüzde 45'i Belediyenindir. Şirket M ecidiye köyünde 28 ev yaparak satmıştır. Bunlar büyük Lüks evlerdir. Haseki semtinde de 26 ev inşa etmiştir Kuşkusuz bunlar çok küçük sayılardı. 1949 yılında İstanbul Belediyesi 100 ha'lık Levent çiftliğini konut yapılması için Emlak Kredi Bankasına devretti. Banka da aynı yıl burada 400 konut yapımını program ına aldı. 99 Böylece İstanbul belediyesi Ankara Belediyesine göre düşük gelirlilere konul sağlanması konusunda daha pasif bir tutumu yeğlemiş oluyordu. 1923 - 1950 döneminde üzerinde duracağım ız son konut sunum biçimi gecekondulardır. Bu dönemde genellikle hazine toprakları üzerinde, imar düzeni dışında izinsiz ve çok düşük standartlı olan bu konut sunum biçiminin gelişmesine yine nüfusu yılda yüzde altılar düzeyinde artan Ankara öncülük etmiştir. Türkiye'de gecekonduların genellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında geliştiği bilinir. Oysa gecekondu adı verilmemiş olsa da 1930 lu yılların başından itibaren Ankara’da gecekondular gelişmeye başlamıştır. O zaman bu gelişme "Üçüncü Ankara" diye adlandırılıyor ve istatistiklerde baraka adıyla geçiyordu. Ülkede tek parti rejimi bulunm asına karşın ve Ankara'nın imarlı görüntüsüne aşın önem

43


vermesine rağm en, bu barakaları yıkmayı her zaman haklı göremiyordu. 1934 yılında An­ kara İmar Müdürlüğü kayıtlarına göre Akköprü vc Yeni Hayat mahallelerinde 199 kaçak inşaat yapıldığı, bunların sahiplerine 15 gün içinde planlarını İmar M üdürlüğüne getirme­ leri bildirilmiş, bunlardan 28'i başvuru yapmıştır. Bunun üzerine diğerleri hakkında yıkım kararı alınm ışur. 100 Ama dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya 1934 yılı Bütçe müzakereleri sırasında; "Üçüncü Ankara, halkın bir gecede yaptığı 4-15 lira arasında satılan evlerdir. Bunlarla belediye hakikaten meşgul oldu. Geçen sene İncesu ve Akköprü havalisini temizledi. Hepi­ niz de hatırlarsınız bu ameliye acı oldu. Nihayet bir gecede olsa etbirliğiyle hemen yapılm ış bir evin bile yıkılm ası kendilerine acı vermektedir. Kaldıracağız. Sonbaharda bir kısmı nakil olunacaktır, fa ka t kış çabuk geldiği için halkı kışın evinden mahrum bırakmamak için bunu tehir ettik. Vatandaşın kışın çatı altında bulunması demektir. Sokakta kalm am ışlar diye gönlüme ferahlık vermiştir. Fakat manzarası çirkin, yolları fen a yerleri ebediyen bırakm ak fikrinde değiliz. Küçük evlerde, Atlı Spor Binici Sahası ile Haki­ miyeti M illiye arasındaki yeri temizleyeceğiz ve zaman zaman diğer yerleri de temizleye­ ceğiz..."101 demiştir. Bu barakaları günümüzün hatta 1950'lcrin gecekondularıyla kanşurm am ak gerekir. Eğer Şükrü Kaya'nm verdiği maliyet rakamları doğruysa bunlar gecekondularla karşılaştırılamayacak kadar düşük standarttaki barınaklardır. 1935 yılı bina sayımlarına göre Ankara'da 937 baraka bulunuyordu. Bundan sonraki yıllarda ve özellikle dc savaş sonrasında gecekonduların sayısı hızla artmıştır. 1948 yılında çıkartılan 5218 sayılı kanun için yapılan saplamaya göre 650 ha’lık alanda gecekondu bulunuyordu. Bu gecekondular üç alanda toplanmışu. Bunlardan birinci­ si kentin iş merkezi olan Ulus'un hemen yakınındaki Altındağ, Alıfbey, Ycnidoğan ve Tel­ sizlerdeydi 150 hektarlık alanı kapsıyordu. İkincisi 300 ha’lık gecekondu alanı olan M a­ mak Balkiraz bölgesiydi. Kentin iş alanlarından uzak olmasına rağmen 1929 sonrasında Kayaş'a işletilmeye başlayan banliyö irenlerinin sağladığı ulaşılabilirlik bu alanın ge­ lişmesini kolaylaştırmıştı. 1945'lcrdcn sonra İncesu, Seyran Bağları ve Akdere ekseninde 130 ha alanda gecekondu gelişmesi olmuştu. Bu alanlarda muhtemelen yüzbin kişi yaşıyordu. Bu dönemde Ankara gecekondularının oldukça kötü koşullara sahip olduğu an­ laşılmaktadır. Dönemin anam uhalcfcı partisinin gazetesi olan Zafcr'de 1949 yılında yaptığı bir röportajda Adviye Fenik Altındağ'daki yerleşmeyi "mahalle, tenekeler ile kaplı baraka­ lar ile toprağa kazılmış oyuklardan oluşur. Tepenin eğiminden yararlanarak kazılan oyuk­ lar üzerine ters çevrilm iş ve dibi delinmiş gaz tenekeleri ya da küpler geçirilmiştir. Bunlar konulun hem tepe penceresi hem dc bacasıdır." diye betimlemektedir. "Yazar tepeye tırmandıkça her tarafında bu küp ve tenekeleri görür. Konutların içinde dc yere kazılmış çukurlar vardır, yağm ur yağdığında tepeden akıp konutların içine giren sular bu çukurlarda toplanır. Konutlarda eşya yoktur. Dört tarafı teneke ile kaplı insan boyunda barakalardan oluşan W C'ler ortak kullanılır ve iyi kazılmayan çukurlar ve tepenin eğimi nedeni ile bu

44


W C'lerden taşan sular açıkta akar. Adviyc Fenik bu koşullar alünda tepede 40000 kişinin yaşadığını iletir."102 Bu betimlemenin bir m uhalefet gazetesinin abartmalarını içerdiğini varsaysak bile gece­ kondu m ahallelerinin bu dönemde koşullarının kötü olduğu açıktır. M ahallelerin standart­ larının gelişmesi af yasalarının çıkması ve gecekonduların güvencesinin artmasından sonra gerçekleşecektir. İstanbul'un konut istatistiklerinde de barakalara ilişkin sayılar verilmiştir. 1940 yılında ve­ rilen baraka sayısı 1669'dur. Barakalardan gecekonduya geçiş İkinci Dünya Savaşı son­ rasında oldu. Bir tahmine göre İstanbul'da gecekonduların sayısı 1949 yılında 5000'e 1950'de 8240’a yükselm iştir.103 Bu dönemde gecekonduların esas yoğunlaşması K azlıçeşm e-Zcyiinbum u yöresinde olmuştur. Buradaki gelişme 1946 yılında başlamıştır. 1949 yılı martında burada 3218 gecekondu bulunuyordu. İkinci odak noktası Mccidiyeköy'dür. Aynı tarihte burada 200 gecekondu vardı. Vali ve Belediye Başkanı Lütfl Kırdar'ın sözleriyle "Daha gecekondu modası çıkmadan hayli evvel, Mecidiyeköy'ünde bu çeşit teneke kulübelerden birçok yapılmıştı. Biz devlete ve şahıslara ait araziyi fuzuli suret­ le işgal edenler tarafından yapılan barakalarla mücadele ederken gecekondular aldı yürüdü... Bununla beraber daha evvel, M ecidiyeköyü'nde böyle fuzuli işgallerin bazıları kanuni yollardan gidilerek ve mahkeme kararıyla kaldırılm ıştır."104 Buradaki gecekondu­ ların çoğunluğu 1-2 odalı ise de 4-5 odalı olanları da vardı. "M ecidiycköyü'nden sonra, he­ men aynı sayıya yakın Yıldızdakiler ve 100 adcı kadar nispeten daha kötü durumdaki Şişli'den Hürriyet-i Ebediye Tepesine giden sahadaki gecekondu semti gelir. "Bu üç alandakilcrin toplamı 500 kadardır. Kasımpaşa'da 50, İstanbul yakasında Eyüp'te 50, Düraşşafakanın arkasında Çarşam ba’da 50 kadar gecekondu vardır. Karagümrük’te biri 20 diğeri 30 evlik iki küme halinde 50, Şehremin'de de 15 kadar gecekondu bulunuyordu. Ayrıca; Ayvansaray, Kumkapı, Anadolu yakasında da Paşabahçe-Bcykoz arasında ve Çamlıca taraflarında gecekondular gelişmeye başlamıştı. Bu gecekondu alanlarından gece­ kondu mahallesi olarak ilk örgütleneni Zeytinbum u olmuştur. 1948 yılında KazlıçeşmeZeytinbumu Havalisi Gecekondularını Güzelleştirme ve Teşkilatlandırm a Demeğini kur­ muşlardır. Aralarında topladıkları para ile ana yola taş döşemişler, kuyular açm ışlar ilk yardım teşkilatı meydana getirmişlerdir. Bakkal dükkanları, kahvehane, berber ve terzile­ rin açılmasıyla bir m ahalle oluşmuştur. 105 Eğer bu dönemdeki arz biçim lerinin bir değerlendirilmesini yaparsak toplumun yaşamaya başladığı hızlı kentleşme karşısında değişik arz biçimlerini geliştirm eye çalıştığı am a bu arz biçimlerinin toplumun değişik kesimlerinin konut talebini karşılamakta yetersiz kaldığı ve gecekonduların kendiliğinden gelişen bir çözüm olarak ortaya çıktığı söylenebilir. Bu dönemde konuttan apartm anlaşm aya geçiş, konut arzının mahalleler halinde düşünülmeye başlaması vb. konularda önemli gelişm eler olmuşsa da tüm bu gelişmeler orta sınıfların üstündeki kesime yönelmiştir. Bunların tek istisnası Ankara'da 5218 sayılı kanunun uygu­ laması olarak Yenimahalle ve Keçiören'de belediye eliyle arsa dağıtılması olmuştur. Bu uygulamanın da toplumun tamamen alt sınıflarına inmediği ancak alt orta sınıflara kadar uzandığı söylenebilirse de yine de belli bir yöndeki çözüm arayışıdır. Eğer bu uygulama yaygınlaştırılabilmiş olsaydı gecekondu oluşumları daha sınırlı alanlarda kalırdı. Oysa bu­ nun yaygınlaştırılam am ış olmasının nedenleri üzerinde durmak gerekir. Bunun birinci ne­ deni belediyelere bu uygulamayı yapacakları arsa sağlanamayışıdır. İkincisi ise Yenima­

45


halle uygulamasının başanya ulaşmasında Emlak ve Kredi Bankası kredilerinden yarar­ lanılmış olması vc bu bankanın kredi imkanlarının ise ancak sınırlı alanlardaki uygulama­ lar için yeterli olm asıdır. Böyle olunca gecekondu halkın, koşullarını zorlamasıyla ge­ liştirdiği bir çözüm olmuştur, ö zellikle İstanbul gecekonduları ele alındığında bunların tamamen sanayi alanlarına yakın olarak onlara işgücü sağlayacak biçimde geliştiği açık olarak görülür. Gecekondu emeğin yeniden üretimini ucuzlatarak ülkenin sanayi gelişmesi bakımından bir başka açıdan da bir çözüm olm uştur denilebilir.

II- 5) 1923 -1950 D Ö N E M İN D E YAZINDA K O N U T SORU NUNU N E L E A L IN IŞ I Bu dönem de konul alanında saha araştırmalarından kapsamlı incelemelerden söz etmek olanaklı değildir. Daha çok belli sorunları ve çözümleri gündeme getirmeye çalışan, toplu­ ma konuta ilişkin yeni değerler aşılamayı amaçlayan değişik nitelikteki süreli yayınlar içinde yer alan m akaleler, belli konularda çoğunlukla uzmanların görüşlerini sergilemeyi amaçlayan anketler söz konusudur. Dönemin belki de konumuz bakımından en önemli faa­ liyeti Birinci Türk Yapı Kongresi olmuştur. Bu kongre üniversitelerden ve bürokrasiden çok geniş bir teknik katılım la hazırlanmıştır. Yapı, imar, konul, mimarlık vc mühendislik hizmetlerinin üretilmesi konularında sorunların ortaya konulmasını ve politikaların ge­ liştirilmesini am açlayan bu kongrenin her yıl toplanması düşünülüyordu. Hazırlıklarına 1945 yılı m artında başlanan kongrede sunulan raporlar 1946 yılında yayınlanmıştır. Kong­ renin toplanması gecikerek 3 Mayıs 1948'de gerçekleşmiştir. Talat Özışık kongreden iki yıl sonra Yapı Kongresi kararlan ne yayınlandı ne uygulandı diye yakınmaktadır. Daha sonraki yıllarda da bir başka kongre toplanmamıştır. İlgi zamanla azalmış olsa da Kongre­ nin yayınlanan raporları dönemin bakış açısını bize vermesi bakımından çok yararlıdır.106 Dönemin konum uza ilişkin tartışma konularını gündeme gelişlerine paralel olarak şu beş başlık altında toplamak olanaklıdır; 1) Ankara'nın konul sorunu nasıl çözülebilir? 2) C um ­ huriyetin (konut) mimarisi ulusal niteliği nasıl kazanır? 3) Mesken kiralarının yükselmesi karşısında ucuz ve yeterli konut üretilmesi için ne yapılması gerekliği üzerine düşünceler. 4) Mesken kiralarının yükselmesi karşısında ne yapılmalıdır? 5) Kentleşmeye karşı nasıl davranılmalıdır? 6) Gecekondulara karşı nasıl davranılmalıdır? Bu sorulan birer birer ele alalım.

Ulus G azetesinin " A n k a ra 'n ın K o n u t S o ru n u Nasıl Ç özülebilir" A nketi Bu dönem de gazeteler ya da dergiler belli konularda önceden oluşturdukları sorular üzerinde teknisyenlerin ve ilgilenenlerinin yanıtlarını toplayarak bir tartışma platformu oluşturm aya çalışmaktadır. Bu anketler o dönemde belli konulara olan bakış açısını sapta­ mak için çok yararlı olm aktadır. 1935 yılı Kasım ayında rejimin gazetesi olan Ulus'ta An­ kara'da mesken meselesini nasıl halledebiliriz diye bir anket açılmıştır. Bu ankette üç soru sorulmaktadır. Birincisi devlet memurları meskenleri hakkındadır. Memur meskenlerinin bahçeli evler halinde mi yoksa büyük apartm anlar halinde mi yapılması gerekliği, bahçeli evler yolu seçilirse bunların bitişik evler halinde mi yoksa ayrı ayrı evler olarak mı yapılmasının iyi olacağı, memurlara yapılan bu evlerin belli makamlara bağlı mı olması

46


yoksa memurların mülkü haline getirilmesi mi gerektiği sorulmaktadır, tkincisi yapı koo­ peratiflerine ilişkindir. Yapı kooperatiflerinin hangi kesimler için yararlı olacağı ve koope­ ratiflere iştirak serm ayesinin ve yardımcı sermayenin nasıl sağlanması gerektiği sorulmak­ tadır. Üçüncü soru işçi meskenlerine ilişkindir. Ailesi olan ve şehirde oturan işçiler, mevsimlik işçiler ve bekar işçilerin konul sorunlarına nasıl yaklaşılması gerektiği sorul­ makladır. Belki de bu sorulara verilen yanıtlardan daha önemli olanı bu soruların kendisi­ dir. Başarıp başaramadığı bir yana, rejimin öznel niyetlerini göstermesi nelere önem ver­ diğini bize iletmesi bakımından önem lidir.107 Ulus gazetesinde 17 kişinin ankete yanıtları yayınlanmıştır. Bunlar arasında Ankara'nın planını yapan Jansen, Ankara stadyumunun mimarı Vietti Violli, Türkiye'de çalışan bir Fransız mühendisi Kazalonga ve Türkiye'ye bir konferans vermek için çağrılan Fransız milli saraylar ve güzel sanatlar baş uzmanı B. Laprade'm da yanıtlan vardır. Yanıtlan yayınlanan Türklcr geniş bir yelpaze oluşturmakladır. M imarlar, şehirciler, konut koopera­ tifleri girişimlerini başlatanlar, bir kadın milletvekili ve dönemin düşün adam lan bulun­ maktadır. Konul sorununun çözümü konusunda çok yaygın bir oydaşam a vardır. Memur konutları bahçeli evler halinde, mülk konut olmak üzere yapılmalıdır. Bu konullann ayn ayrı olması tercih edilm ekle birlikte bitişik nizam da olanlanna da katlanılabilecektir. Ko­ nutların kooperatifler eliyle yapılması da uygun görülmektedir. Yalnız bunlara maliyetinin yüzde 90'lara varan oranında düşük faizli kredi sağlanmalıdır. İşçilere gelince ailesini kur­ muş bulunan işçiler için m emurlar için önerilen çözümün daha müıevazisi uygun görülmekledir. Bekar ve mevsim lik işçiler için büyük binalarda özel çözüm ler önerilmektedir. Bu Cum huriyet clitinin idealize edilmiş çözüm üdür.108 Yanıtlar arasında sadece biri apartman önermektedir. Apartman çözüm ünü öneren kişi bu konutların mülk olm am asını çünkü tekaüt olacak memurların daha sakin yurt köşelerinde yaşayacağını savunmaktadır. Ara çözüm ler de vardır. Bekarlara, kadınlara, talebelere, apartmanlar, ailelere bahçeli evler gibi. Mimar Burhan A rif Bcy'in yanıtında olduğu gibi tüm Türkiye'de apartm anların yasaklanmasını öneren uç tutumlar da görülm ektedir.109 Bahçeli evleri savunanlar, bu savunmalarını Türk halkının toprakla ilişkisine, sağlıklı yaşam koşulları sağlam asına, Türk ailesinin apartman yaşanusma alışık olmamasına, ken­ tin büyük alanlarının yeşillcndirilmesinin önemi gibi değişik nedenlere dayandırmışlardır. Bahçeli evlerin "müstakil" olması esas alınmıştır. Bitişik eve razı olunması çözümü ucuz­ latmak içindir. Bu söylem de ekonom iye tek yer verilen nokta bu olmaktadır. Sadece B. E. Asım Bey bitişik evleri kent mim arisinde oluşturacağı sokaklar açısından yani bir tasarım kaygısıyla önerm ektedir.110 Kooperatiflerin savunusu ise düşük gelirlilere konut sağlaması, ucuz arsa sağlayabilmesi ve kentin bir parçasının toplu imar edilebilmesi vb. gerekçelere dayandırılmakladır. Ankara Milletvekili Türkan Baştuğ yanıtında yapı kooperatiflerini, "birikmiş parası olmayan kimseler için, içtimai vaziyeti dolayısıyla, arsa ve yapı işleri peşinde koşamayacak olanlar için, ihtisasa hürmet edenler ve cemiyet içinde kendi işine sıkı sıkıya bağlı bulunanlar için, modem hayali büyük, lüks, eğlence ve ahlâksızlıkta hürriyet manasını değil de dürüstlük, ihtisaslaşma, çalışma, intizam, temizlik ve doğruluk manasına anlayanlar için, m utavassıt bir hayat yaşayan namuslu, sade ve makul aileler için faydalı olacaktır."111 diye savunmaktadır. Bu ifade çok ilginçtir. Bir yandan Ankara'da yürütülmekte olan yapı faaliyetlerinin gizil bir eleştirisini içermekte, buna karşı kooperatif­

47


lerin nasıl yüceltildiğini sergilemektedir. Ingiltere deneyini iyi bildiği anlaşılan fakat adını gizlemiş olan bir yanıt sahibi kooperatiflerin bir çözüm olmayacağını "Yapı kooperatifi fikri, Ankara'nın ve m utasavver azalann arzeıtiği şeraite nazaran sakat ve teknik itibariyle kabili müdafaa ve tavsiye değildir” diyerek savunmuştur. Bu kooperatiflere karşı olan tek yanıttır. Kooperatifler yerine "Building Society" leri önermektedir. Çözümünü finansman açısından "Bu şirketler gayri menkul karşılığı olduğu için bol ve ucuz sermaye bulurlar, inşa ettikleri ev kıym etlerine müsavi obligasyon çıkarırlar. Sabit rant verdiği için bunlar adeta kapışılır." diye savunm aktadır.112 Bu öneri yeterli yankı bulmamıştır, önerilen koo­ peratif çözümünün finansman yönünden tıkanacağının görülmesine yardımcı olamamıştır. K ooperatif çözüm ünden çok söz edilm esine rağmen yapılan konutların kooperatif mülkiyeti altında kalması konusunda hiç bir öneri yapılmamış olması ilginçtir. Konutların bireysel m ülkiyete geçirilmesi çok kuvvetle savunulmaktadır. Sadece temsili işlevleri olan çok üst kadem e için yapılan konutların devlet mülkiyetinde kalması önerilmiştir. M im arlık D ergisin in Y ap tığı M illi M im ari A nketi H angi S oruna Y an ıt A rıyordu?

Daha önceki bölümlerde gördüğüm üz gibi Cum huriyet rejimi Ankara'yı yeniden kurma so­ runuyla karşı karşıya kaldığında İttihat ve Terakki döneminde gelişen Ulusal Mimarlık akımını da bir ölçüde devralm ış bulunuyordu. Cumhuriyetin ilk yıllarında yönelimin ideo­ lojik yönelim inde Ziya Gökalp'ın scntezci kültür anlayışı tesirini henüz sürdürüyordu. 1926 yılından sonra M ustafa Kemal'in bu scntezci kültür anlayışını terkederek tamamen batı kültürüne yönelmesi beraberinde ulusal mimarlık akımının terk edilerek Avrupa'da bu dönem gelişmeye başlayan modem mimarlık akımının temsilcilerinin Türkiye'ye çağrılmasını Ankara’daki uygulamaların onlara yaptırılmasını getirmişti. Bu akım o dönemde Ankara'da kübik mimari olarak adlandırılıyordu. Bu kübik mimarlık modem yaşantının modem değerlerin taşıyıcısı olarak görülüyordu. Ama yine de toplumda yabancı olarak algılanıyordu. 1930'lu yılların ortalarından itibaren İtalya'da ve Almanya'da faşizmin, Sovyetler Birliği'ndc de komünizmin, kendi rejimlerinin ifadesi olan mimarlık akımlarını geliştirm eye başlamaları Ulusal Mimarlık akımlarının yeniden canlanm asına se­ bep olmuştu. 1943 yılında Ankara'da açılan Alman Mimarlık sergisi de bu akımın güçlenm esine yardımcı olmuştu. Bu değişik etkiler Ankara'da gelişmiş olan mimari konu­ sunda bir tatminsizlik yaratıyordu.113 Bu tatminsizlik Yakup Kadri'nin Ankara romanında; "Yeni Ankara başdöndürücü bir süratle in kişa f ediyordu. Taşhanın önünden Samahpazarı'na, Samanpazart'ndan Cebeci'ye, Cebeci'den Yenişehir'e, Yenişehir’den Ka­ vaklıdere'ye doğru uzanan sahalar üzerinde, apartmanlar, evler, resmi binalar, sanki yer­ den fışkırırcastna yükseliyordu. Bunlardan her biri yapanın bilgisine ve yaptıranın zevkine göre birtakım şekiller ve renkler almakla beraber, dikkatli bir göz için, hemen hepsine bir­ den hakim olan bir exotique mim ari tarzının sırıttığı da aşikardı. Mesela, Yenişehir'den Kavaklıdere’ye doğru sıralanan villalar arasında kulesiz, saçaksız binalara rastgelmemek mümkün değildi. Birbirinden örnek alan ve bazıları hep bir mimarın elinden çıkmış bulu­ nan bu kuleli ve geniş saçaklı evler, etraflarını çeviren hendeklerin ortasında kurunuvustai birer derebeyi şatosunu andırıyordu. Şehir içindeki, apartmanların, resmi binaların ise kadim Hint Racalarının saraylarından

48


hiç fa rkı yoktu. Bazıları da. ogival pencereleri, yeşil renkli yıldız murabbalı saçaklarıyla Osmanlı devrinin m edrese ve imarethane mimarisinin soysuzlaşmış bir devamı gibi idi. Lâkin, bereket versin ki, ilk yılların acemiliği ve zevksizliği yüzünden meydan alan bu cere­ yan, birdenbire yerini modern mimariye bıraktı. Villaların kuleleri yıkılmaya, ogival p e n ­ cereler mustatil olmaya ve yeşilli yaldızlı saçaklar ortadan kalkmaya başladı. Birçok bi­ nanın cepheleri, sakalını bıyığını traş eden adamların yüzleri gibi değişiyor, düzelip sadeleşiyordu. Fakat, bu modern zevki evlerin içine doğru sokulurken acayip bir tereddiye uğruyor, adeta, rokokolaşıyordu. B ir M acar sıvacı, duvarları, ıstampa nakışlarla boyamak modasını getirdi. Öbür taraftan Beyoğlu mobilyacıları, bu duvarların estetiğinden daha f e ­ ci döşeme tarzlarıyla, evlerin içini adeta kabus havasına buladılar."'1* Ankara romanındaki bu değerlendirm e Cum huriyet elitinin ortaya çıkan konut dokusunun bir kültürel artifact olarak özelliklerinden ne tür rahatsızlık duyduğunu açıkça ortaya koy­ maktadır. Bu rahatsızlıklar 1927-1939 yıllan arasında Ankara'da uygulanan Sedat Hakkı Eldcm'in A nkara-V iyana kübizmi diye adlandırdığı dönemin sona ermesini getirecek ve 1939 yılından itibaren İkinci kez Ulusal Mimari üzerindeki arayışlar başlayacaktır. Mimarlık alanında geliştirilecek bu yeni söylem pek çok şeyi bir arada başarmak durum un­ dadır. Bir yandan 1930'lu yıllardan beri yabancı mimarlar karşısında varlıklannı ispat et­ meye çalışan Türk mimarlarının çalışma alanlarına sahip çıkmalarını kolaylaştırmalıdır, bununla da ilgili olarak inkılabın şim diye kadar gerçekleştirilemeyen mimarlık uslubu ol­ ma savını taşımalıdır, bunun ötesinde birinci ulusal mimari akımının Cum huriyet ta­ rafından yadsınmış olan dini ve Osmanlı imajlarını yeniden üretiyor olm a görüntüsünden kaçınabilmclidir, İnkılabın toplumu ileriye götürme iddiasına cevap verirken yani değişmeyi getirirken yine Cumhuriyetin özellikle 1940'lı yıllarda güçlü bir köycülük akımı ile bütünleşen halkçılık tezine yabancı düşm emelidir, tüm bunların dışında artık modem mimarlığın yücelttiği fonksiyonalizm ve sadelik gibi değerleri de bağrında taşımalıdır. Kuşkusuz bu çok zor bir görevdir. Bu arayışın öncülüğünü Sedat Hakkı Eldem yapmıştır denilebilir. M odem mimarlık akımının henüz gücünü koruduğu 1934 yılında Güzel Sanatlar Akademisinde Milli Mimari seminerini başlatmıştı. Bu konuda öğrencilerine rölevc çalışmaları yaptırarak bir birikim sağlıyordu. Hem m imar olarak saygınlığı hem de bu birikimi Sedat Hakkı Eldem'i bu akımın sözcüsü haline getirdi. Bu nedenle önce Sedat Hakkı Bey'in kurduğu söylemi görelim daha sonra da diğerlerinin farklılaşan görüşlerini ele alalım. Sedat Hakkı Eldem'in 1939 yılında yapılan "milli mimari meselesi" konusundaki bir görüşmede milli mimariyi modem mimariden tamamen kopuk olarak düşünmemektedir. Almanya'daki m odem mimarinin Fransa ve Italya’dakinden farklı olduğuna değinerek sentezci bir tutum önermektedir. Ona göre "bugünkü mimaride, enternasyonalizmden ziyade, nasyonalizme doğru bir cereyan vardır. M uhtelif milletler yeni yapı zihniyet ve unsurlarını hep kabul etm iş ve tatbik etmekte iseler de, fikir ve ideal hususunda kendi benliklerini gösterebilecek ve benliklerinin inkişafına yollar aramaktadır. Bu yolları ananeye rucu veya yeni ideale inanç veya her ikisinin de meczi olarak telakki" etmektedirler. Bu söylemde var olan belli bir mimari usluptan çok gelecekte ortaya çıkacak bir uslup sa-

49


vunulmakıadır. "Artık bu mesele ile meşgul olmak zamanı gelmiştir. Milli mimari olabilir mi değil, olm alıdır demek lazımdır. Türk inkılabı bugün kendi üslubuna vücud verecek kuvvet ve büyüklükledir. Türk mimarisi bir dönüm noktasındadır. Yeni hamleler için asırlardan beri görülmemiş bir zemin ve ideal vardır." Ulaşılmak istenilen bu mimarlık stili; 1) memleketin insanlarına, 2) memleket işçilerine, 3) memleket toprağına uygun olmalıdır. Bunlardan en önemlisi birincisidir, "bir mimari uslubunun milli olabilmesi için, o milletin ideallerine vc yaşama adetlerine uygun vc onun tim­ sali olması lazımdır." Bunun geçmişte varolan bir ideal olması gerekmemektedir. İnkılabın mimari uslubu olabilm esi için bu gereklidir. Bir ulusun "böyle bir ideali yoksa kendisine verilebilir. Millet bugün, eskiden tanımadığı birçok yeni idealler edinmiştir. Mimari ve sa­ nal hususunda da edinebilir. Zaten o ideal milletin olmadan evvel, ona yol gösterenlerin, rehberlerin ideali olabilir. Netice aynıdır." Bu ideal modem izm in birçok değeri ile uyumlu olarak ortaya konulmaktadır. Sedat Hakkı Eldem 'e göre "İdeal, zihniyeti vc zevki temsil eder. M uhtelif mimari devirlerine göre m uh­ telif stiller olmuştur. Fakat klasik ekol nihayetine kadar, barok elbisesi alunda dahi aynı idealini muhafaza edebilmiştir. O da sade, sağlam ve lüzumsuz ziynetten kaçınan, olduğu gibi görünmek isteyen ve programını ve planını içeriden dışarıya doğru ifade eden fonksiy­ onel bir yapı zihniyetidir." İnkılap ile mimari stilin ilişkisi yapı programının ahlaki tcmcllendirilmesiylc yapılmaktadır. "Program, yapılacak yapı işinin neden ibaret ve nasıl ola­ cağını tesbit eder. Bunu da tesbit ederken, hiç şüphesiz kı her şeyden evvel binalarda oturacakları nazarı itibare alm ak lazımdır. Burada, inkılap devrinde olduğumuz için, bina­ ların terbiye edici kıymetleri dahi olması lazım geldiğini unutmamalıyız". "Bu terbiye, inkılabın gösterdiği tarzda vc idealde, yaşamanın ve bu yaşamayı mümkün kılacak olan bi­ naların nasıl olması icap cuiğini öğretecektir." Bir mimarlık uslubunun yerleşebilmesi için bütün işçiler tarafından benimsenmiş olması gerekir. Sedat Hakkı Eldem milli mimariyi ulusal boyutla düşünmektedir. "Bir mimari üslubun ise, yerine uygun... olabilmesi için iklime uymak ihtiyacı kadar kuvvetli bir ihtiy­ aç da yerli m alzem eye uymak zaruretidir". Bu yeni mimarlık stili mimarların yapacağı çalışmalar ve onlara verilecek direktiflerle bu­ lunacaktır. "Fakat bu sahada tek bir şahıs, tek başına bir şey yaralamaz. Ancak kollektif bir fikir ve cereyan, istenilen gayeye ermek için kafi olabilir."115 Bu İkinci Ulusal M imarlık akıntı konusu 1941-1943 yıllan arasında çıkan Yapı dergisi, vc Türk Yüksek M imarlar Birliği'nin M imarlık dergisi tarafından 1944 yılı sonrasında gündemde tutulmuştur. 1948 yılında toplanan Birinci Yapı Kongresinde dc ağırlıkla yer almıştır. Mimarlık dergisi bu konuda bir anket açmış ve bu anketi dc Sedat Hakkı Eldcm ’in yanıtlarıyla başlatmıştır. Bu kampanyaların en ilginç yanı milli mimarlığın ne olduğu ko­ nusunda üzerinde uzlaşılan bir öm ek gösterilemeyişi olmuştur. Bu konuda özellikle ya­ bancı mimarların çalışmaları eleştiri konusu olmuştur. Bruno Taut'un Dil vc Tarih Coğrafya Fakültesindeki denemesini Sedat Çeiinıaş Osmanlı İmparatorluğunun inhitat devri mimarisinden esinlendiği için eleştiriyor vc eleştirisini "muhtaç olduğumuz modem Türk mimarisinin terkip ve teşkil malzemesini mutlaka mimari tarihimizin klasik devri hâ­ zinelerinden toplamak lazımdır" diye tem ellendiriyordu.116 Bonalz'ın Saraçoğlu Mahallc-

50


sindeki denemesi Orhan Alsaç tarafından "Türk evi dış görüntüsü sağlamak için planların feda edildiği söyleniyor, Türk mimarisinin eskiden hiç bir m otif almadan kurulabileceği" düşüncesini savunuyordu.117 Eyüp Kömürcüoğlu ise "formlar ve buluşların mahsulleri za­ manla değişirler bunu kabul etmek lazımdır. Aradığımız Türk sanatı ruhu demek ki form ­ larda değildir" diyordu.118 Bu sorunun çözülm eye çalıştığı kavramsal çerçeve aslında çözümsüzlüğü getiriyordu. Böylece Türk mimarı kendisini bunaltan bir sorun içine atılm ış oluyordu. Bu bunalımı Abidin M ortaş Yapı dergisinde yazdığı bir yazıda samimi olarak dile getirmektedir. "Bugün hala m ucizeleri ecnebi sanatkarlardan bekliyoruz. Fakat bir taraftan da Türk mi­ marına: (sen milli mimariyi yaratamadın, inkılap mimarisini bulamadın!) diye ikide bir çatmayı ihmal etmiyoruz. Ne büyük haksızlık!.. Bir adamdan bir başarı isteyebilmek için evvela onu iş başına getirip çalışm asına müsaade etmek lazımdır. Bu çalışma 10 sene, 20 sene, 30 sene devam edebilir. Milli bir karakter taşıyarak bugünü yarına Türk diliyle anla­ tacak; nisbetıc, hacimde ve duyguda bugünün milli atmosferini tesbit edecek sanat eserleri­ ni ariyan adam sıkboğaz edilmez." demektedir. Ayrıca "Türk mimarından istediğimiz mo­ dem milli mimari nasıl olmalıdır? Bunun hakkında henüz sezinti halinde bile müsbel fikrimiz yoktur" diye eklem ektedir.119 Bu kampanya milli mimarinin ne olduğuna ve ona nasıl ulaşılacağına ilişkin bir çözüm gctirmediyse de dönemin araştırma gündemini belirlemeye yardımcı olmuştur. 1944 yılında Sedat Hakkı Eldcm M imarlık dergisinin açtığı ankete yanıt verirken "Söylemek lazımdır ki bu sahada (ev, mesken) bugün muazzam bir karışıklık, anarşi ve kültürsüzlük göze çarpmaktadır. Bugünün Türk evi nasıl olm alıdır? Bunun tayini için bu mevzuyu derin­ leştirerek, şehir, kır, köy evleri tiplerini etüd etmek, ucuz ve müşterek tipler buimak lazımdır. Etüd edilen evlerin iklim bakımından da tasnif edilmesi doğru olur." derken bir araştırma yönüne dikkatleri çekiyordu.120 Böylece Türkiye'nin gündem ine bölgesel konut tiplerinin araştırılması giriyordu. Bu bir yandan bölgesel proje tipleri geliştirmek için mimarlık proje yarışmaları açılırken öte yan­ dan çeşitli illerdeki konutlar üzerine araştırm alar yapılmasını getirdi. Bunlar konut konu­ sundaki ilk saha araşurm aları olması bakım ından da önemlidir. Ulusal mimari arayışı ko­ nul konusunda saha araştırmasını gündeme getirmiştir. Bunun sonucu değişik yöreler için konul tiplerinin saptanması gelişm eye başlamıştır. Bu dönemde A kok121, B ekcn122, B erk123, Ç akıroğlu124, E gli125, Eldem 126, G abriel127, Hotan128, Kafcsçioğlu129, K oşay130 Köm ürcüoğlu131, M erey132, Ö gel133, T ogay134 T om su135, çalışmalarıyla bu alanın gelişm esine katkıda bulunmuşlardır. Türk evi arayışlarının bir uzantısı olarak da "Türk Şehirciliği" arayışı da gündem e gel­ miştir. 1930’lu yıllardan sonra Türk Şehirleri konusunda iki tür yazı yazılmışur. Bunlardan birinci grubu 1930'lu yıllarda Türk tarih tezinin etkisi altında yazılm ışlardır.136 İkinci gru­ bu 1940'lı yılların ikinci yarısında ortaya çıkm ışür. Bu yazılar "Türk Şehirciliği" ni arayış yazılarıdır. Bu ikinci gruptakilcri Türk Evi'ni arayışın uzantısı olarak düşünmek gerekir.137 Birinci Yapı Kongresine gönderdiği görüşlerde Scyfi Arkan "şehir ve kasabalarımızın kalkınmasının yurdun kalkınması demek olduğunu, bu kalkınmada her yurda göre bir ma­ halli karakterin, imar sisteminin meydana geldiğini, her milletin barındığı topraktaki şehir

51


ve kasabalarını kendi yaşayışına göre kurduğunu vc bu suretle milli bir şehircilik konusu­ nun kendiliğinden ortaya çıkm ış olduğunu" belirtmiştir. Bunun için bir araştırma programı önermektedir. Ayrıca şehir planları yapılırken "tabii inşaat malzemesinin etüd edilerek ma­ halli ev tipinin meydana çıkarılması"nı istem ektedir.138 Bu yaklaşım da ulusal mimari ara­ yışıyla benzer kavramsal çıkmazla karşılaşmıştır. Yine de konut alanında olduğu gibi kent alanında da kentlerin incelenmesini getirmiştir. Bunlar arasında Öelsncr vc Mithat Yenen’in makaleleri sayılabilir.139

M esken K iralarının Y ük selm esi K arşısında U cuz Ü retilm esin i S ağlam ak ü z e r e G eliştirilen D üşünceler

ve

Y eterli

Sayıda

K onut

Ankara dolayısıyla konut sorunu sürekli olarak Cumhuriyetin gündeminde kalm ışın. Ama 1940’lı yıllardan sonra bu sorunun tüm ülkede yaygın olarak duyulmaya başlaması üzerine genel bir problem olarak ele alınm aya çalışılmışur. Bu aşamada "mesken meselesi" konu­ sunda en kapsamlı çalışmaları Türk Ekonomi Kurumu (Demeği) çevresi yapmıştır. Bu çevrede Muhlis Ete vc Şefik Bilkur özellikle bu konu üzerinde durmuştur. Aynı yıllarda Türk K ooperatif Kurumu vc Türk Yüksek Mimarlar çevresinin yayınlarıyla birlikte dış dünyanın deneylerinden esinlenen birçok çözüm önerisi Türkiye'nin gündemine girmiştir. Bu üç çevre birbiriyle karşılıklı bir etkileşim içindedir, nitekim 1944 yılında bu çevrelerden gelen 11 uzman konut meselesinin çözümü için müşterek bir rapor hazırlam ışlardır.140 Bu çevrenin önerilerinin bir çoğu daha sonraki yıllarda uygulamaya ko­ nulmuştur. Bu yayınlar bir anlamda geleceğin çözümlerinin olgunlaştığı bir kuvöz işlevi görmüştür. 1930’lu yıllarda Türkiye'de özellikle Ankara için bir mesken buhranı olduğu konusunda yaygın bir söylem bulunmasına karşın141 1940 yılı sayım sonuçlarına göre nesnel durumun o kadar kötü olmadığı anlaşılmaktadır. Şefik Bilkur 1940 yılı sayım sonuçlarını oda başına kişi göstergesine göre analiz ederek, Ankara için bu oranın 1935 yılında 2,36 iken, 1940 yılında 2,37 olduğunu durumun önemli bir kötüleşme göstermediğini, İstanbul’da ise bir konul sorunu olm adığını belirttikten sonra "... Mesken buhranını tetkike memur CHP M ec­ lis G rup Komisyonunun geçen sene (1942) vermiş olduğu raporunda bunun aksi kanaat iz­ har edilm ekte ise de, ev kiralarının Ankara'da 1940 senesi başına kadar muntazam azalmış olması ve evvelce hiç görülm eyen kiralık levhalarının kısa bir müddet içinde olsa, 1937 se­ nesinden itibaren şurada burada rastlanması, bu tezimizi kuvvetlendirir."142 diyordu. Ama savaş içinde üretimin durması üzerine durum hızla kötüleşmiştir. Türk Ekonomi Ku­ rumu 1946 yılında E m st Rcutcr'in Mesken Meselesinin Hal Çareleri üzerine kapsamlı bir konferans metnini yayınlam ıştır.143 Bu çevrenin görüşlerini Muhlis Etc I. Yapı Kongresine sunduğu raporda çok ayrıntılı biçimde verm iştir.144 Bu tarihe kadar konul konusunda yapılmış olan çalışm aların en kapsamlısını oluşturan bu raporda; önce mesken politi­ kasının önemi aynnulı olarak anlatılm akta, daha sonra Türkiye'deki konul arzının yapısı İncelenmektedir. Raporun büyük bölümü devletin ve yerel yönetimlerinin mesken politi­ kasının ne olması gerektiğine ayrılmıştır. Ele "mesken politikaları bir kere mevcut m esken­ lerden daha ziyade istifade hususunda alınması gereken tedbirlerden ve bir kere dc yeni

52


meskenlerin vücuda getirilmesi hususunda alınması gereken tedbirlerden bahseder. Biz bu­ rada yeni mesken inşaatını teşvik edecek olan tedbirleri ele alacağız." derken adeta mevcut stokun değerlendirilm esine ilişkin politikaların daha sonraki yarım yüzyıldaki ihmaline öncülük ediyordu. Bu raporda önce konut maliyetinin nelerden oluştuğuna açıklık getirilm eye çalışılmakta daha sonra da bu m aliyet öğelerini ucuzlatacak politika önerileri sıralanmaktadır. 1940'lı yılların ortalarında konut maliyetinin yüzde 20'sini arsa, yüzde 40'ını malzeme yüzde 40'ını da işçilik oluşturm aktadır. Bunların tümüne gerektirdiği kapitale bağlı olarak da bir faiz yükü bulunacaktır. Ayrıca Türkiye’de konul maliyetine ilişkin olarak yapılan hesaplar­ da sermayenin faizinin, vergilerin vc bakım ile sigorta masraflarının gözönüne alınmayışının yanıltıcı özelliklerine dikkati çekm ektedir.145 İlk olarak önerilen politika arsaları ucuzlatmaya dönüktür. Belediyelerin devlete ait ve özel kişilere ait toprağı zam anında edinerek arsa stoku yapması ve bu arsaların kullanıcılara uzun vadeli olarak kiralanm asıdır. Bu politikanın önerilmiş olmasında Reuter'in Türk Eko­ nomi Kurumunda verdiği konferansın etkisini gözlemek olanaklıdır. Kentlerde spekülatif am açla elde tutulan arsaları arsa değerlerini yükseltmemesi ve bu alanların bir an önce inşaata açılmasını teşvik için arsalardan kıymet artışı vergisi alınması önerilmektedir. Kredi konusunda ise Muhlis Ele bir devlet mesken ve Emlak Bankası'nın ülkenin her ye­ rinde yapılacak konutlar için bir plan yapmasını buna uygun biçimde kredi vermesini, mes­ kenin küçülmesine paralel olarak faiz hadlerinin yüzde 1-2'ye kadar düşülmesini, faiz düşürülmesi yüzünden doğacak banka kayıplarının devletçe karşılanmasını önermektedir. Bu bankanın; devlet serm ayesi, belediye sermayesi, bankanın özel sermayesi, İstanbul Em­ niyet Sandığının uzun vadeli ikrazau. V akıf Paralar İdaresinin uzun vadeli paralarıyla, ban­ kanın çıkaracağı obligasyonlar, tekaüt sandıklarının tahsis edeceği paralar, sigorta şirketlerinin yatıracağı paralardan oluşacaktı. Bunlar içinde en önemli kaynak devletin (a'fonds perdu) tekrar almamak üzere vereceği paralarla bankanın çıkaracağı tahvillerin ge­ tirecekleri olacaktır. Devletin tekrar almamak üzere vereceği kaynağın Almanların harp öncesinde kirada oturanlardan aldığı kira faizi vergisine benzer bir vergiyle sağlanmasını önermekledir. Türkiye'de bu verginin dar gelirliler dışta bırakılmak üzere savaş öncesi ki­ ralarla oturanlardan alınmasının uygun olacağını söylemektedir. Bu sistemin dışında devlet ve belediye garantisiyle gayri menkul üzerine ikinci ipotekle kredi verilmesinin ge­ liştirilmesini tavsiye etmektedir. Muhlis Ete konutun maliyetini artıran en önemli faktörün yapı malzemesinin fiyatlarının yüksekliği olmasından yola çıkarak, malzeme fiyatlarını azaltacak politikalar önermektedir. Bunun için ithal edilen inşaat malzemelerinin gümrük resimleri düşük tutul­ ması, küçük konutta kullanılacak yapı malzemesinin nakliyatında DDY'nin ve Deniz Yol­ larının ucuz tarifeler uygulaması, yapı malzemesi üretiminde standardizasyona gidilmesi, konul yaptıracaklara devlet ormanlarından ucuz keresle, Sümerbank fabrikalarından ucuz çimento, Demir Çelik M ücssesesinden ucuz inşaat demiri, belediyelerin işletecekleri tuğla işletmelerinde ucuz tuğla sağlanmasını tavsiye etmektedir.

53


Bina inşaatını hızlandırmak için konulun maliyeti belli bir değeri aşmadığı takdirde 10-20 sene vergiden m uaf tutulması istenilmektedir, tik yıllarda yapılacak meskenler için bu m üddetin en üst değeri kabul edilmeli ve her yıl bir miktar indirilerek daha sonraki yıllarda konut yaptıranlara daha az bir muafiyet süresi tanınmalıdır. M uhlis Ele bir dizi de hukuki idari yeniden düzenleme önermiştir. Bunlardan birincisi kat ve daire mülkiyetinin olanaklı kalınmasıdır. Medeni Kanun öncesi İstanbul'da kat mülkiyeti bir biçimde uygulanabilm ekteydi. Medeni Kanun bu olanağı kaldırmıştır. Kat ve daire mülkiyelinin tekrar olanaklı hale getirilmesi "müstakil bir evi yaptıracak yeterlikte sermayesi bulunmayan ve şehir merkezinde oturmaya mecbur olanlar bakımından bir çok faydalar sağlayacağı şüphesizdir." Ele’nin Yapı Kongresi gündem ine getirdiği bu sorun o yıllarda medeni hukukçuların ilgisi­ ni çekmiş, Ebül'ula Mardin, Samim Görcnsay, Hıfzı Veldei Velidedeoğlu bu konuda yayınlar yapmışlardır. Bu yayınlar ve diğer ülkelerin bu konudaki düzenlemeleri Ebül'ula Mardin tarafından 1948 yılında yayınlanan Kal Kanunu kitabında bir araya getirilm iştir.146 Daha önce gördüğümüz üzere bu çalışmaların sonunda hazırlanan yasa tasarısı TBM M 'dcn geçmemiştir. Ete'nin raporunda kat mülkiyeti çözüm üne bir alternatif olarak da apartmanları kooperatif­ ler veya anonim şirketlere yaptırmak üzerinde durulmuştur. Yalnız bu kooperatiflerde m ülkiyet ortaklara devredilm eyecektir. Ortak apartman katının daimi kiracısı olacaktır. Müşterek m ülkiyet şeklinde idare olunacak olan apartmanın bütününde hissedardır. Kat ve daire üzerinde m ülkiyet hakkı yoktur. Bunu başkasına satamayacaktır. Anonim şirketlerde bir apartmanın veya bir blokun sakinleri şirketin hissedarı olabilecektir. Hisse senedini icabında satabilecektir. Bu hakkı da hissesini şirkete devretmeyle sınırlanabilecektir. Cum huriyet 1930’lu yıllarda olduğu gibi mesken yapımına sadece belediyelerin ihtiyari işlevi olarak bakmamaktadır. Savaş süresince dünyada refah devletinin ideolojik temelleri aulm aya başlamıştır. Rcuter daha önce sözünü ettiğimiz konferansında Beveridge planına ve bu yolla sigorta sisteminin yaygınlaştırılmasının konut açısından olabilecek sonuçlarına dikkatleri çekmiş bulunuyordu. Türkiye'de bu yöndeki gelişmelere bigane değildi. Bu g e­ lişmeler paralelinde Çalışm a Bakanlığını kurmuş bulunuyordu. Muhlis Etc'de "Devlet sis­ temli bir mesken poliükası tedvin etmek ister ve bu yolda harekete geçerse memlekette mesken inşaatıyle direkt ve endirekı olarak ilgisi olan bakanlık ve m üesseseler arasında bir işbirliği kurumu ve bu mühim işin koordinasyonla yüksek sevk ve idaresini muayyen bir mercie raptetmesi tabiidir." dedikten sonra bu merciin yeni bir bakanlık olabileceğine de değinmektedir. Muhlis Ete'ye göre konut konusunda esas sorumluluk belediyelere düşmekte olmasına karşın yeterli gayret gösterm emektedirler. "Belediyelerimizin de bina yapı kooperatifleriy­ le ve inşaat şirketleriyle iş birliği yaparak bu işi önemle ele almaları lazımdır. Garp m em le­ ketlerinin belediyeleri tuğla ve kiremit harmanları yaparak ucuz inşaat malzemesi verm ek­ te ve emrinde bulunan nakil vasıtalarından himayeye muhtaç olan fert ve kooperatiflerini istifade ettirmek, ucuz arsa tahsis etmek, ev planlarını dağıtmak velhasıl daha birçok ted­ birlerle inşaat faaliyetlerini teşvik etmektedirler". Bu önerinin Ankara Belediyesinin Yeni Mahalle uygulamasını yapmasından önce yapıldığını hatırlatmakta yarar vardır.

54


Muhlis Ete'nin raporunun örgütlenm e konusundaki son önerisi yapı kooperatifleri konu­ sunda uygulanacak modelin seçilmesinden sonra bir yapı kooperatifleri federasyonunun kurulmasıdır. Devlet ve belediyelerin bizzat konut yapmasından çok bu tür sosyal amaçlı kooperatiflerin konut yaptırm alarına fırsat vermesi daha doğnı olacaktır. Gerçi II. Dünya Savaşı öncesinde Ankara'da ilk kooperatif uygulamaları yapılmıştır ama bu kooperatifler büyük lüks ev yapmaları, ortaklarının ihtiyacından fazla arsa alıp satma­ ları kentin dağılm asına neden olmaları dolayısıyla eleştiri konusu olmaktadırlar. Yapı kongresine sunduğu bildiride kooperatifçiliğin savunusunu yapan Nusret Uzgören bu eleştirileri konut kooperatiflerini serbest yapı kooperatifleri ve ucuz yapı kooperatifleri di­ ye ikiye ayırarak karşılamaktadır. Bunlardan birincileri ortaklarına lüks konut yaptırabilecekler am a devletten teşvik görmeyeceklerdir. Ucuz konut kooperatifleri ise de gelirlilere konut sağlayacak devletten yardım göreceklerdir. Uzgören bu kooperatiflerde konul maliyetinin yüzde 10'unun ortakların birikimiyle, yüzde 30'unun devlet tarafından geriye kalan kısmınında bankalardan borçlanarak karşılanmasını öngörüyordu.147 Şefik Bilkur'da Yapı Kongresine sunduğu notta Uzgören'in önerisini desteklemekte devlet yardımının karşılanabilmesi için "dar ve sabit gelirli vatandaşlardan olmayıp ta 1939 Eylülünden evvel inşa edilm iş olan evlerde oturanların bugün ödemekte oldukları kira be­ delinin % 50'sine ve sayfiye evleri ile alclumum iş yerlerinden ise cari kiraların % 100'üne kadar çıkabilecek bir vergi" konulmasını tavsiye etm ektedir.148 Yapı Kongresine Cum huriyet yönelimine yakın bürokrat kesim tarafından sunulan çözüm önerileri arasında konut arzını artırabilmenin yolları arasında kiraların serbest bırakılması yer almamaktadır. Bu öneri bir cevabi mütalea içinde Yapı ve Kredi Bankası'nca dile geti­ rilmiştir. Bu mütalea da "genel iş hayatımızdaki çalışan sermayeden bir kısmının inşaatta çalışma arzusu göstermesini vc mesken inşaatındaki büyük durgunluğun sebeplerinden bi­ rini, inşa kıymetleriyle bunların gelirleri arasındaki münasebetin düzensizliğinde aramak icabcdcr. Eğer bu görüş doğru ise sermayeyi buna göre istikametlendirmek için kira tahdi­ datı mevzuu üzerinde yeni kararlara zaruret vardır"149 görüşü savunulmuştur. Aynı yılda Kessler dc yazdığı bir yazıda aynı konu üzerinde durarak "bugün büyük şehirler ihtişamı seven kurallar ve asilzadeler için değil halk için inşa edilmektedir." dem ekte vc İstanbul'da neden inşaat faaliyeti durgun? Artık küçük vc orta boy meskenler inşaa etm ek acaba karlı değil midir? Yeni meskenlere harcanacak inşaat sermayesi aruk kafi faiz getirmiyor mu? diye sormakta vc bu sorulara yanıt ararken Milli Korunma Kanununda kiraların dondurul­ masının etkili olduğu sonucunu çıkarm aktadır.150 1946 yılından sonra çok partili siyasal yaşama geçilmesiyle birlikle Süreyya llm cn’in başkanlığında Gayri Menkul Sahipleri Der­ neği kurularak kiraların dondurulm asına karşı bir baskı grubu oluşturulmuştur. Bu grup Em­ lak Sahibinin M ülkiyet Mecmuası adıyla bir dergi çıkararak görüşlerini savunm uştur.151 Konul sorununun çözümü için ileri sürülen düşünceler sadece ekonomik ve toplumsal örgütlenmeye ilişkin olanlar değildir. M imarlık çevreleri ucuz konuta ilişkin mimarlık çözümleri üzerinde de durmaktadır. Bunlar arasında Yapı Dergisinin "büyüyen evler" ko­ nusunda Avrupa'da savaş öncesinde yapılan uygulamalardan örnekler verdiği dikkati çekmektedir.152 Daha sonra Türkiye'deki konut yazınında nüve evler adını alacak bu tür konutlardan daha 1941 yılında söz edilmiş olmaktadır. Feridun Akozan ise İstanbul'daki apartman tasarımını ucuz konut hedefiyle tutarlı hale getirecek çözümler üzerinde durmak-

55


Ladır. Pahalı küçük arsalar üzerine kurulacak mahdut fakal çok odalı daireler yerine geniş cepheli arsalar üzerine az odalı fakal birçok daireli apartm anlar önerm ekledir.153 Kolayca bekleneceği gibi prefabrikasyon konusu da gündeme gelmiştir. Ama Türkiye'nin sanayi­ leşme derecesi ve yapı endüstrisinin henüz gelişmemiş olması o zamanın deyimiyle "hazır evlerin" ya da "takma evlerin” Türkiye'de imal edilmesini gündeme getirmemekte, daha çok ithal söz konusu olm aktadır, nitekim Erzincan için bu tür evlerin ithal edildiğini görmüştük. Yapı kongresinde de Emlak ve Eytam Bankası müdürü "bütün tesisauyla aza­ mi 1200 İngiliz lirasına malolan hazır ev tiplerini ülkemize getirtmek hususunda, döviz, gümrük ve vergi vesaire bakımından azami kolaylık gösterilmesi muvafık olur" de­ m iştir.154

K entleşm eye K arşı T ak ın ılacak T avır Ne O lm alıdır Soru sun a Y an ıt A rayışları

İkinci Dünya Savaşı sonrasında kentleşmenin hızlanması karşısında Türkiye’nin izleyeceği politikanın saptanması konut sorununa ve gecekonduya yaklaşımını belirlemesi açısından da önemliydi. Türkiye’de kentleşmenin bu dönemde olumlu bir olgu olarak algılanmasında önemli engeller vardı. Bunlardan birincisi kentleşmeyle birlikle yaşanan sorunlardı. İkincisi ise 1930’lu yıllardan beri Ülkü dergisi çevresinde gelişen köycülük akımının özellikle İkinci Dünya Savaşı içinde güçlenmiş olmasıydı. Böyle bir ortamda kent­ leşmeden yana bir tavırın gelişmesi kolay değildi. Bunun geliştirilebilmesi için kentleşme sürecinin kaçınılmazlığını kavrayacak, kentlerin işlevlerine ve ülkenin gelişmesiyle ilişkisinin kurulm asına olanak verecek bilimsel kavrayışların gelişmiş olması gerekirdi. Böyle bir çevçevenin varolabilmesi de büyük ölçüde Türkiye'de kent sosyolojisinin ge­ lişmesine bağlıydı. Şehir sosyolojisi konusunda saptayabildiğim ilk önemli yayın Hilmi Ziya Ülken'in İstanbul Belediye Dergisinde yayınladığı bir seri uzun makalelerdir. 155 Bu makaleler Henri Prienne, Lucien Lefebre, RcnÇ M annicr gibi kenti tarihsel bir perspektifle kavrayan Fransız ya­ zarlarının görüşünü Türkiye’ye taşıyordu. Bu yazılarla kent bilimsel araşürm anın objesi haline geliyordu. 1934'de İstanbul için planlama önerisi geliştirmesi istenilen Agache Fransa'da Le Play okulunun izleyicisi "science sociale" çevresindendir. Sosyolog bir şehirci olarak tanınmaktadır. İstanbul'un planlamasının temel sorununu büyük şehir haline gelmesi olarak ortaya koym uştur.156 Üniversite Reformu dolayısıyla Türkiye'ye gelmiş olan Kessler de büyük şehir sorununun tartışılmaya başladığı bu yılda "Büyük Şehirlerin Içümai Çehresi ve Zamanında Büyük Bir Şehirden Beklenen Vazifeler" diye bir risale yayınlayacaktır.157 Kent sosyolojisi 1930’lu yılların ilk yarısında Türkiye'deki yazına girmesine rağmen uzun yıllar köycülük akımının etkisiyle gündem e gelmeyecektir. Bu akımın sözcülüğünü Ameri­ ka'da köy sosyolojisi okumuş olan ve Meksika köylerinde uygulanan reformların etkisi altında bulunan Nusrct Kemal (Köymen) yapmıştır. Nusret Köymcn'e göre "Çok miktarda yabancı nüfusun temerküzü ile büyüyen şehirler çevrelerinde büyük bir medeniyet yaraürlar ve etraflarını istismar ede ede büyür ve nihayet kendi içlerinde ve etraflarında biyo­ lojik hayaLiyeıin azalm ası, sosyal nizamın bozulmasıyla çöküp giderler".158 Balı'da gelişme kaçınılmaz olarak bu yönde gitmektedir. Türkiye’de ise "şükür ki köylerden kasabalara

56


akın başlayıp büyük şehir haline getirmeden Türk inkılabı memleketin imdadına yetişen iş ve köy ve şehir münasebetlerini devlet eline" almış bulunm aktadır.159 Medeniyetin en önemli hammaddesi olan insan "ne münzevi bir köyde", "ne de seyyal şehrin kasırgalı ha­ vasında" gelişebilir. "Binaenaleyh insanları büyük şehirlere yığmaktan ve çiftliklere dağıtmaktan sakınm ak lazım dır”. Eskiden olduğu gibi iş bölümü için büyük şehirlere ihtiyaç yoktur. İşbölümü merkez şehirler etrafında teşkilatlanm ış köylerde yapılabilir. Ağır ve pahalı buhar makinası devrin­ de buna imkan yoktu. Fakat her yere kolayca ve ucuza nakledilebilir olan elektrik bugün bunu mümkün kılmaktadır. Garp medeniyeti kafası bugünkü istihale devresinde henüz Bu­ har Devrinin kültürü ile meşbu olduğu için gelm ekte olan Elektrik Devrinin kültürünü em ­ miş vaziyetle değildir ve kaziyeyi anlam am aktadır."160 Sanayinin köyleşm esine çalışmak lazımdır. Kent yaşamını yozlaşmış gören, sınıf mücadelesinin önlenmesi için kentleşmenin önlenmesini ön gören düşünce CHP içinde önemli taraftarlara sahiptir. Bu ideolojinin ar­ kasında Mussolini îtalyası'mn kente karşı politikalarının da etkisi vardı. Bu romantik köycülük akımının karşısındaki görüşü 1940'lı yılların ilk yansında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde gelişen sosyal bilim çevresi savunmuştur. Bu çevrenin yazıları Siyasi İlimler M ecmuası, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi, Yurt ve Dünya ile Adımlar Dergilerinde yayınlanmıştır. Kent Sosyolojisi üzerindeki yazılan çoğunlukla Bchicc Boran yazmıştır. Bu görüşler Şikago okulunun bakış açısını yansıtmaktadır. Behice Boranın kent sosyolojisi yazılarını daha önceki dönemin kent sosyolojisi yazılarından aynan en önemli özelliği, değişik kuram lar hakkındaki derlem eler düzeyinde kalmayıp, Türkiye'de kentlerde yaşanan olguların belli kuramlara dayanarak açıklanması olmasıdır. Behice Boran 1940 yılında çıkan ilk yazısında kendi izlediği Şikago Üniversitesinde ge­ lişen "beşeri ekoloji" okulunun Türkiye'de yaygın bulunan Durkheim'cı sosyoloji anla­ yışından farklılığı üzerinde durm aktadır. Kendi yazısından izleyelim. "Beşeri ekoloji katiy­ etle şahsi m ünasebetlerle meşgul olmadığını, gayri şahsi neviden olan fonksiyonel farklılaşma, işbölümü m ünasebetleriyle uğraştığını söylüyor. Morfoloji sosyal (Durkheim'cı yaklaşım) ise bu m ünasebetleri, şahısların haricinde kalan münasebetler olduk­ larından, sahasının haricinde addediyor vc ancak eksik kusurlu indeksler olarak meşgul oluyor. Beşeri ekolojinin sahasına ithal etliğini morfoloji sosyal reddediyor, morfoloji so­ syalin ithal ettiğini beşeri sosyoloji hariç bırakıyor. Beşeri ekoloji için tetkik mevzuu olan cüzülcr iş bölümü zümreleri vc bu zümrelerin bir işbölümü sistemi içinde mekanda taazuvudur. Morfoloji sosyalin tetkik mevzuu tam tesanüdü haiz hordc'Iar bunların terkibi olan kabileler, siteler, milletlerdir. Morfoloji sosyal ile beşeri ekoloji arasındaki fark kendini yapılan araştırmalarda gösteriyor. Dikkate şayandır ki Durkheim ve mektebi morfoloji soyale sosyal vakıaların izahında temel bir yer vermesine ve bunun ehemmiyeti üzerinde ısrar etmesine rağmen araştırma vc eıüd sahasındaki verimleri gayet az olmuştur. Bunun sebebi, kanaatimce Durkhcim'm morfoloji sosyali tarifinin tetkik mevzuu yapılmaya elverişli olm a­ yışındandır.... Manevi kesafet doğrudan doğruya tetkik edilebilecek bir muta değildir."161 Bundan sonra Behice Boran köy rom antizm ine karşı çıkan bir seri yazı yazmıştır. "Köy da-

57


vasinin kendi başına bir dava olmadığı, ancak daha geniş cem iyet bünyesi zaviyesinden görüldüğü zaman doğru olarak anlaşılabileceği ve bu bakımdan köy davasının bir "şehirleşme davası" olarak” ortaya çıkiığını savunm uştur.162 Romantik köycülcrin köyü köy bırakma çabalarının ancak ülkeyi geri bırakacağını gösterm eye çalışmaktadır. "M em­ leketimizde yayılmasına çalıştığımız modem teknik ve makine, münakale ve muhabere vasıtaları, iktisadi müesseseler, ilim, terbiye, sanat hep garpta şehirleşmenin mahsulleridir. Bunlar garbın şehirlerinde inkişaf ederek bütün cem iyet genişliğinde yayılmışur.... Şehirleri olan cem iyetle şehirlcşmiş cemiyeti birbirinden ayırmak lazımdır. Şehirleri olan cemiyette şehirler varsa bile bunlar az adette, küçük ve birbirinden ayrıdır. Cemiyetin mıntıkaları arasında irtibat vasıtaları kifayetsiz yavaş ve devamsızdır. Sanayi ve ticaret geniş m ikyasla değildir; lüks eşyadan maada diğer emtianın mübadelesi mahallidir. Cemiyette şehirlerin mevkii ikinci derecedir. Köyler kendi içlerine kapalı, kendilerine ye­ ter vaziyettedirler, şehre muhtaç değillerdir. Ancak şehirlerin hemen yakınında olan köyler, o şehirler için istihsalde bulunur, şehir için gıda maddelerini ve el sanayii için de bir m iktar hammadde yetiştirir. Bu vaziyette köy halta siyasi bütünlüğünü muhafaza eder. Köy cemaati içindeki mühim meseleleri köy kendi tcşkilau, kaideleriyle halleder, ancak dışarısıyla olan m ünasebetlerde merkezi otorite karışır. Şehirlcşmiş cem iyetlerde ise şehir cem iyette hakim bir vaziyettedir. Bu cemiyetlerin her bakımından sıklet merkezi şehirlerdir. Köyler kendi kendine yeterliklerini kaybetmişlerdir, ancak bir veya birkaç madde yetiştirmekle ihtisaslaşmışlardır. Köyün bütün iktisadi faaliy­ eti şehre m üteveccihtir. Şehir için istihsalde bulunur ve istihsal ettiği maddeleri şehirde yapılan veya şehir ticareti vasıtası ile diğer yerlerden getirilen maddelerle değiştirir. Görülüyorki şehirleşm iş bir cem iyet hem şehrin hakim, köyün ise tabi bir mevkide olduğu cem iyettir, hem de şehre ait hususiyetlerin şehirden köye yayıldığı cemiyettir". Bchicc Bo­ ran 1940'lı yılların başında şehirleşm iş bir toplumun ne demek olduğuna açıklık getirdik­ ten sonra Türkiye’deki gelişmeleri analiz ederek Türkiye’nin şehirlcşmiş bir ülkeye geçişi yaşamaya başladığını anlatm aktadır.161 Bu daha İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan hızlı kentleşme öncesinde yapılmış bir öngörü olması bakımından özellikle önem taşımaktadır. Behice Boran 1941 'de Ankara kentini ve konut alanlarını dcıcrministik bir kent ekolojisi anlayışı içinde incelemiştir. Ankara’nın incelenmesinde Ankara’nın "kasaba" olmaktan çok "modem" şehir olmaya geçişin güzel bir öm eği olduğu sonucuna varmaktadır. Boran eski Ankara’yı tanımlamaktadır. "Toprak üstündeki şekli itibariyle kasaba, modem şehre nisbcıle çok daha mütecanis bir bütündür, bariz bir surette mıntıkalara ayrılmamış nüvelenmemiş, yani merkezi bir iş mıntıkası etrafında şckillcşmcmişıir. Şüphesiz kasa­ banın da bir çarşısı vardır, fakat nihayet bu büyükçe bir pazar yeridir, perakende ticaret ya­ pan küçük dükkanlardan müteşekkildir." "Ankara’nın iş m ınukası daha teşekkül halinde olduğu için bu mıntıka derli toplu az çok dairevi bir cüzütam teşkil etm iyor. Ulus Meydanı’ndan, Sam anpazan’na kadar bir cadde üzerine dükkanlar sıralanıyor. Eski iş mıntıkası bu suretle değişirken, yeni bir iş mıntıkası

58


da teşekkül ediyor. Şimdiki halde bu iş mıntıkasının hakim iktisadi müessesesi banka­ lardır. Yerli M allar Pazarı müstesna, henüz büyük ticarethaneler belirmemiştir. Halbuki modem şehirlerin iş m ınukasında göze çarpan müesseselerin başında bon marşe nevinden, çeşitli eşya satan, birkaç katlı büyük ticarethaneler gelir". "tş m ıntıkasına mücavir olan sahanın eski Ankara cihetindeki kısmı bir intikal sahası hali­ ne gelmiş veya gelm ekledir. Eski A nkara’lı aileler evlerini satarak veya kiraya vererek bu mahallelerden çekiliyorlar". "Eski Ankara evlerinin harici görünüşleri eskisi gibi devam etmekle beraber, değişen hayat şartlarına uygun olarak iç taksimatı değişiyor, tik ve üst katlar ayn ayrı kiraya veriliyor ve bunun için de üst katlara ay n mutfak vesaire yapılıyor. (Geçen sene Ankara'nın eski tüccarlanndan birinin evini gördüm. Avluda develer için ahırlar vardı. Şimdi develerle ti­ caret yapılmadığından bu ahırlan yıktırarak oda yaptırıyor evini genişletiyordu.)” "Ankara'nın büyümesi bazı cihetlerden hususiyetler gösteriyor. Birincisi, Ankara'nın bir­ denbire çok kısa bir zaman zarfında büyümesi; İkincisi bu büyümenin umumiyetle garp şehirlerinde olduğu gibi ticaret ve sanayiin ilerlemesiyle değil de, şehrin hüküm et merkezi yapılmasıyla meydana gelmesidir. Y ukanda bahsettiğimiz iş mıntıkasının yanındaki saha, şehre işçi, hizmetçi küçük esnaf olarak gelenleri istiaba kafi gelmedi, hem de şehrin nüfusu süratle arttığından, bu mahallelerdeki evlerin kiraları da diğer şehirlerdeki kira seviyesine nisbetle oldukça yüksektir. Bu vaziyette işçi seyyar satıcı vs. zümreleri bu m ahallelerde de tutunamazdı. Bundan dolayı eski şehrin arkasında, çıplak tepelerde toprak damlı birer ikişer odalı kerpiç evler türedi. Bu mıntıka da bir "yeni şchir"dir. On-on beş sene evvel mevcut değildi. Bu m ahallelerde iktisadi kudreti en düşük olan halk oturur, ekseriyeti diğer vilayetlerin kasabalarından, köylerinden gelmiştir. Halk arasında bu mahalleler gelenlerin menşeine göre kısımlara ayrılmıştır. Yolda rastladıklarınıza sorunca şöyle cevaplar alırsınız "te-ötede Ç ankınlılar var, bu tarafta Erzurumlular, Kürt Mahallesi, Tatar M ahalle­ si". Umumiyetle bu mahalleler, yukanda anlattığımız "intikal ve inhitat mıntıkalarının" vasıflarını haizdir."164 Bu soruna daha sonra "Mücrim Mahalleler" m akalesinde de değinmiştir. Ankara'da suçlu çocuklarla yaptığı görüşmelerde bunlann "mantar evler" ma­ hallelerinden geldiğini saptadığını söylem ektedir.165 Bu çalışmalar çeşitli bakımlardan ilginçtir. Bir yandan 1941 yılında henüz Türkçe’de gece­ kondu teriminin bulunmadığını Boran ın İngilizceden tercüme mantar evler terimini kul­ lanmasından anlaşılmaktadır. Ö te yandan Ankara kentinin yapısı hakkında yapüğı analiz dönemine göre çok ileri bir adımdır. Boran’m kent sosyolojisi konusundaki bu anlayışı ne yazık ki o dönemde kent planlam asıyla uğraşan çevrelerde hiçbir yankı uyandırmayacakıır. Türkiye'de bu tür analizlerin kent planlam a çevrelerince benimsenmesi için 25 yıl geçecektir. Yurt ve Dünya ile Adım lar mecmuası çevresinde Behice Boran dışında da kentleşme üzerine yazanlar vardır. Hüseyin Avni Şanda II. Dünya Savaşı sürerken yazdığı "İstanbul'un Nüfusu Neden Artıyor" ve "Şehre Doğru" yazılarıyla savaş içindeki arsa spekülasyonu faaliyetleriyle, kentleşmenin savaş öncesindeki dinamiklerini açıkla­

59


maktadır. 166 Bu yazılar Türkiye'de kentleşmenin II. Dünya Savaşı sonrasında başladığı ko­ nusundaki yaygın söylemi gözden geçirmeyi gerektirecek önemdedir. Yine bu çevreden olan Niyazi Berkes'in N.S.B. G rass’dan çevirdiği E konom ik Sosyolojiye G iriş kitabı kent­ leşmeye insan toplum lannm gelişm esi içinde kaçınılmaz olarak ortaya çıkacak bir aşama olarak bakışı getirm esi bakımından önem lidir.167 1946 yılında Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesindeki bu sosyal bilim çevresinin üniversiteden uzaklaştırılması Türkiye'yi savaş sonrasında hızlanacak kentleşme sürecini yeterli bir bilimsel hazırlıkla izleyecek ve açıklayacak bir bilim çevresinden mahrum bırakacaktır. 1940'h yıllarda A nkara'da olduğu gibi İstanbul Üniversitesinde de bir sosyoloji çevresi vardır. İstanbul Üniversitesinde sosyoloji ile ilişkili iki enstitü bulunmaktadır. Bunlardan birincisi Edebiyat Fakültesindeki gruptur. Burada bulunan Hilmi Ziya Ülgen 23, 26, 27 Şubat 1944'de Cum huriyet gazetesinde büyük şehir aleyhine bir seri makale yazan Nadir Nadi'ye karşı çıkar. Barış Dünyasında yayınladığı üç makalede planlı büyük şehiri savu­ nur.168 Bu yazıların en ilginç yanı Türkiye'de kent sosyolojisinin davranışsal kuramlarıyla plancının norm atif yaklaşımı uzlaşürma çabasını içermiş olmasıdır. İstanbul'daki ikinci grup İçtimai Siyaset Ensliıüsündedir. Bu çevre Gerhard Kcssler'in yönlendirmesiyle işçilerin yoğunlaştığı kentlere yönelir. Bunlar arasında Kcssler'in "Zonguldak ve Ka­ rabük’teki Çalışma Şartları”169, Ziyacttin Fındıkoğlu'nun "Türk Şehirleri içinde Zonguldak’m Hususi Mahiyeti", "Erzurum'da İktisadi ve içtimai Müşahedeler", "İstanbul'da Şehir İçi İnsan Nakli Meselesi ve Tram vay İşçilerinin Bugünkü Durum u"170adlı çalışmalarını sa­ yabiliriz.

G ecek o n d u lara K arşı D evletin T u tu m u n u n Ne O lm ası G erektiği K onusundaki Söylem in G elişm esi Kent sosyolojisi gözlükleriyle kente olumlu bir bakış açısının gelişmeye başlamış ol­ masına karşın toplumda hakim akımın II. Dünya Savaşı sonrasında da hâlâ romantik köycülük görüşü olduğu söylenebilir. Böyle bir ortamda gecekonduların hızla artması karşısında toplumda ilk gelişen tepki kente gelenlerin köylerine gönderilmesi olmuştur. 1946 yılı sonrasında kurulmaya çalışılan çok partili demokratik sistem bir ölçüde kolay­ laştırıcı etki yapmış olsa da, yine de böyle bir ortamda gecekonduyu meşrulaştıran bir söylemin gelişmesi kolay değildir. Bu söylemin gelişmesinin sağlanmasında ilk etkili formülasyonlar Kcssler'in başında bulunduğu enstitüden gelmiştir. Kessler 1949 yılında "Hakikaten bugün İstanbul'daki zengin üst tabaka ile geniş halk kitle­ sinin mesken şartları arasındaki farklar Avrupa’nın hemen bütün büyük şehirlerinden de fazladır. Zira İstanbul'da zengin üst tabakaya mensup ailelerin biri yazlık diğeri de kışlık olmak üzere iki mesken em irlerine amade bulunmaktadır. Bugün bu lükse ne Londra'da ne Paris'te ne Amsterdam'da ne de Milano'da rastlanır." diyordu. 800.000 nüfuslu İstanbul'da en az 50000 kişinin m eskensiz olduğunu hesapladıktan sonra "50000 mcskensiz"in ihtimal yarısı başka ailelerin de barınmakta oldukları eski veya çökmeye mahkum harap mesken-

60


lcrdc melce buldular. Bu durum meskenlerin haddinden fazla dolması, mesken sefaletinin artması, bir araya istif edilm iş insanlar arasında ezeli münazaalar çocuk ve fiyatının art­ ması ve mesken ile ilgili bir hastalık olan veremin çoğalması demektir. Meskensizlerin ge­ ri kalan kısmı ise tam am iyle gayri meşru bir kendi kendine yardım tedbirlerine başvurdu. Yabancı arazide bir gecede meydana getirilen ve kendisinden çok bahsedilip İstanbul'daki mevcudu takriben 5000'i bulan gecekondu inşa etti. Şehrimizdeki mesken şartları içinde bu ne ifade eder? Bu vesile ile evvela, bu kendi kendine yardım tedbirine başvurmuş olan in­ sanları son derece takdir ettiğimi belirtmek isterim. Bunlar ailelerine karşı sevgilerini, azimkarlık ve fedakarlıklarını ispat etmişlerdir. Şehrimizin en çalışkan ve kıymetli hemşehrileri arasına dahildirler ve insan bunların aralarındaki en iyileri gelecek seçimlerde şehir meclisine ve Millet Meclisine intihap etm elidir.171 diyerek gecekonduları meşrulaştıran bir söylem oluşturuyorken üstü kapalı olarak varolan siyasi kadroları eleştiriyordu. Kesslcr'in Enstitüsünde bulunan Ekmel Zad il dc İstanbul'da gecekondu olgusu hakkında, benim ulaşabildiğim, betimsel nitelikteki ilk bilimsel inceleme yazısını yazm ıştır.172 Gecekonduyu hoş görenler henüz o kadar yaygın değildir. Gecekonduları halkın başını sokmak için yaptığı yerler olarak değil açıkgözlerin kazanç kapısı olarak görmektedirler. Falih Rıfkı Alay "İstanbul gecekondularını yaptıran madrabazlar bunları bin ile bin beş yüz lira arasında satmaktadırlar. Birinin çatısına dokundunuz mu, tıpkı Suriye'deki para ile kiralanan ağlayıcılar gibi, kucaklarında çocuklarıyla birkaç kadın gazete kapılarına üşüşür, bir çığlıktır, kopar. Kalbiniz varsa gelin dayanınız. Bunlar bir iki oda ihtiyacı içinde kıvranan kim seler ise ve beş yüz lira ile binbeş yüz lira arasında para verecek halde iseler, İstanbul'un birçok sem tlerinde sıkışabilecek birer çatı altı bulabileceklerinden şüphe eder misiniz? Bir m illetvekili, çarşıda bir kunduracının arsası üzerine kurdurup iki kadına kiraya verdiği gecekonduyu bizzat yıkarak, mal sahiplerine yol göstermiştir" demektedir. 1946 sonrasında siyasi partiler arasındaki yarışmanın bu gruplara ödün verilmesini zorladığını belirttikten sonra eklem ektedir, "biz herhangi bir arsaya bir ev kurmaya bakalım, devlet nasıl olsa bir gün hem elektriğim izi, suyumuzu, hava gazımızı ve yollarımızı getirir fikri yerleşti. Bu yüzden m ülkiyet hakkı, hiçbir devirde ve hiçbir yerde görülmediği kadar çiğnenir olmuştur. Vaktiyle padişah müsadere ederdi, şimdi m adrabazlar müsadere etm ek­ tedir." Falih Rıfkı Aıay bolşevikliği fakülte talebesinin kitap çantalarında değil, mülkiyet hakkının bu yaralanmasında arayınız demektedir. Demokrasinin olabilmesi için herşeyden önce kanun ve hak eşitliği içinde yaşamanın sağlanması gerektiğine değinm ektedir.173 Gelişen çok partili siyasal ortam içinde gecekondu karşısındaki siyasal söylem etkili ola­ mayacak siyasal süreçte yerini gecekonduyu hoş gören söyleme bırakacaktır.

III. 1950 - 1965 Y IL L A R I A R A SIN D A K O N U T SO RUNUN UN N ÎT E L ÎĞ Î VE ÇÖ ZÜ M A R A Y IŞL A R I Bu dönemde konul sorununun nasıl algılandığı ve nasıl çözüm arandığını bir önceki dönemde olduğu gibi beş bölüm halinde ele alalım.

61


U I. 1) 1950-1965 D Ö N E M İN D E K A R ŞIL A ŞIL A N K O N U T S O R U N L A R I

Bu dönem, bir önceki dönem e göre, konut sorunlarının yoğunlaştığı ve liim ülkeye yayıldığı yıllar olmuştur. Bir önceki dönem de sadece Ankara'da yılda yüzde 6 ’lık bir nüfus artışı varken, bu dönem de yüzde 6'Iık artış hızı tüm ülke kentlerinde yaşanmaya başlamıştır. Bu artış iki sürecin üst üste düşmesinden kaynaklanmıştır. Bir yandan Türkiye İkinci Dünya Savaşı sonrasında demografik geçiş sürecini yaşamaya başlamıştır. Yani yüksek doğum oranının sürm esine rağmen ölüm oranlarının düşmeye başlaması üzerine yıllık nüfus artış oranı yüzde 2,7 olmuştur. Tablo (l)'d cn görüleceği üzere 15 yılda ülke nüfusu yüzde 50 artış gösterm iştir. Bu, bir önceki 15 yıla göre iki misli bir artışür. Demog­ rafik geçiş sürecinin yaşanması yanısıra kentleşme süreci de başlamıştır. Kentlerde yaşayan nüfus oranı yine Tablo (l)'d cn görüleceği üzere değişik ölçütlere görc ülke nüfusundaki payını yüzde 10 artırmıştır. Böyle olunca kentli nüfus 15 yılda iki katının üstüne çıkmıştır. Bu hızlı kentli nüfus artışı sonucunda ortaya çıkan konut sorunu, sadece yeterli konut üretilebilmesinde karşılaşılan zorluklar yüzünden değil, aynı zamanda da kentlerin büyüme biçimlerinden kaynaklanm ıştır. Kent yönetimleri güçsüzdür. Bu hızlı kentleşmenin gerek­ tirdiği planlanm ış arsa üretimini ve kentlerin gerektirdiği büyük alt yapı yaurım lannı gerçekleştirme olanağına sahip değillerdir. Bu durumda kentlerin büyümesi alt yapı kıtlığı içinde gerçekleşmekledir. Bu türde büyüyen kentlerde yeterli miktarda konul arzı başarılabilse bile çevre standartları ve yaşam kalitesi bakımından bir konut sorunu buluna­ caktır. Kentlerin birden hızla büyümeye başlaması karşısında tek yetersiz kalan alt yapılar ve alt yapı yatırımları değildir. Kentlerin, özellikle de büyük kentlerin belediye sınırları da yeter­ siz kalmıştır. Kentleşmenin hızlanmasıyla birlikte, belediye sınırları içindeki imarlı arsa­ ların değerlerinde hızla bir artış olması üzerine belediye sınırları dışındaki kırsal alanlarda yapı ve yollar kanununa tabi olm adan, planlama ilkelerini gözardı eden hızlı bir parselasy­ on faaliyeti başlam ışur. Tapu idareleri yoluyla yapılan bu ifrazlar sonucu, 1953 yılında İstanbul'un çevresinde 150000 parselin oluştuğu tahmin ediliyordu. 1961 yılında bu tah­ m inler 700000-1000000 parsele yükselm işti.'74 Böylece kentin gelişme yönleri ve dola­ yısıyla konut alanları em rivakilerle belirlenir hale geliyordu. Belediye sınırları dışındaki konul ve sanayi alanları köy muhtarından alınan izinlerle yapılaşıyordu. Bir önceki dönem de Türkiye'de mahalle düzeyinde konut arzı başlamış olmasına karşın, bu dönemde talebin örgütlenm e yollarının ve kurumsallaşmış finansman kanallarının yete­ rince gelişmemiş bulunması dolayısıyla, nüfusu hızla artan kentlerin konul sorununun çözüm ünde yararlanılan bir model haline gelememiştir. Kentlerin büyümesi binaların birer birer eklenm esiyle yağ lekesinin yayılması biçiminde olmuştur. Bu gelişme biçimi, kent merkezlerinde eski kentsel dokuların yıkılması ve yoğunlukların artırılarak yeniden yapılaşması için büyük bir ekonom ik baskı yaratmıştır. Öle yandan 1950'li yıllardan sonra otomobil ithalatının artması üzerine, miktarı mutlak değer olarak çok büyük sayılara ulaşmamış olsa da, kentler önemli trafik sorunlarıyla karşı karşıya kalmıştır. Hem yağ le­ kesinin yayılması biçim inde, hem alt yapı kıtlığıyla, hem de yeterli imarlı arsa ürctcmcdcn büyüyen kentler, tarihsel dokuları üzerinde yık yap sürecinin başlatılması sonucunu ortaya çıkarmıştır. Bu, hem tarihi değerlerin tahrip olması hem de var olan konul stokunun fiziki ömrünü doldurmadan ortadan kalkması nedeniyle ekonomik kayıplar yaratması bakımından bir sorun oluşturmuştur.

62


Bu dönem de toplum da konut ve kentleşme sorunu ile sanayileşme arasındaki ilişkinin açıkça kurulm aya başlaması U/.crinc konut sorununun kavranması bakımından bir nitelik değişmesi daha ortaya çıkmıştır. Hızlı kentleşme sorunlarıyla karşılaşan Türkiye, bir yan­ dan bu süreci başlatan kırdan kente olan göçlerin nedenlerini sorgulamaya başlamış, öte yandan da kentlere gelen kitlelerin yeterli iş bulamayışının nedeninin yeterli hızda sanayi­ leşmemek olduğunu algılam aya başlamıştır. Sorunları daha az olan bir kentleşmenin ancak sanayileşme ve kalkınm a hızını artırm ayla olanaklı olduğunun anlaşılm aya başlaması üzerine Türkiye kendisini bir ikilem karşısında bulmuştur. Türkiye sınırlı olan kapital biri­ kimini sanayileşmesi ve kentleşmesi arasında nasıl paylaştıracaktır? Gerek kentleşm e ol­ sun, gerek sanayileşme olsun, her ikisi de büyük miktarlarda kapital yatırımını gerektir­ mektedir. Sanayileşmesini hızlandırm ak isteyen Türkiye kaçınılmaz olarak, kentleşmeye ve dolayısıyla konuta ayırdığı kaynaklan sınırlayacaktır. Hızlı kentleşm e dolayısıyla artan konul gereksinm esini, sınırlanmış bir yatınm m iktan içinde karşılamak durumundadır. Böyle bir sınırlam a içinde konut sayısını artırabilmenin yolu ise konut standartlarını düşürmek ve büyüklüklerini azaltmaktır. Tek kelimeyle Türkiye kentleşmesini ucuzlat­ manın yollarını arayacaktır. Bu arayış, Türkiye'de konut sorunları gündemine, sosyal konut standartlarının ne olması gerektiği sorusunu getirmiştir. Türkiye'de kentlerde yığılan nüfusun büyüklüğüne göre, gerçekleşen sanayileşme hızı az bulunsa bile, bu dönemde, özellikle de 1950'li yılların ikinci yarısında, dış ödemelerde zor­ lukların başlaması üzerine, Türkiye ithal ikamesi yoluyla belli bir sanayi gelişmesi göstermiştir. Bu sanayileşm e bir önceki dönemdeki gibi büyük ölçüde devlet eliyle olan bir sanayileşme değildir. Bu sanayileşm ede küçük ve orta boy özel kesim sanayilerinin payı yüksektir. Bu dönem de Türkiye’de elektrik henüz enterkonnekte bir sistemle dağıtılmadığı ve kentlerde otoprodüktörlerce üretildiği için, özel kesim sanayileri kentlerin mevcut yerleşme lekelerinin uzağına gidememekte, hemen kentin yakınında yer seçmekte ve büyük ölçüde de gecekonduların kent çevresindeki yerlerinin ne olacağını belirlem ekte­ dir. 1960 verilerini kullanarak Jurkaı'ın yaptığı saptamalara göre îstanbul'da sanayi istih­ damının yüzde 74'ü gecekonduların yakınındaydı. Gecekondularda oturanların ise yüzde Ti sanayi yığılmalarının uzağındaydı.175 Gecekondu hem sanayinin gerektirdiği ucuz emeği sağlıyor, hem de kentleşm enin ülkeye maliyetini azaltarak ülkenin sanayiye ayırabileceği yatırım kaynaklarını artırıyordu. Böylece imarcı gözlüğüyle sorun olan gece­ kondu, sanayici gözlüğüyle bir çözüm olm a niteliği taşımaya başlıyordu. Eğer kısaca özellersek, bir önceki dönemde konut sorunu büyük ölçüde kentin imar sorun­ larından farklılaşmamış biçimde yer alırken, bu dönemde konut sorununa daha çok ekono­ mi vc kalkınma açılarından bakılmaya başlanm ıştır denilebilir.

III. 2) SİY A S A L M E T İN L E R D E Y ER A L A N PO LİTİK A S E Ç M E L E R İ

K O N IIT S O R U N U N A iL lŞ K lN

Demokrat Partinin iktidarda bulunduğu 1950 ile 1960 yıllan arasında, Adnan M enderes’in kurduğu beş hükümetin program ında da, doğrudan konut sorununa ilişkin, bir politika seçmesi yer almamıştır. Birinci Menderes hükümeti programında yapı ve imar işlerinde

63


lüks ve israf zihniyetinin terk edileceği, İkincisinde yapı kooperatifleri konusunda kanun taşanları hazırlanacağı, 1957 yılında kurulan Beşinci Adnan M enderes Hükümeti prog­ ramında ise çim ento, dem ir çelik vc diğer inşaat malzemelerinin ülke içinde üretilmesinin ülkenin im an açısından önem ine değinilm ekte ve bir İmar Vekaletinin kurulmasının düşünüldüğü belirtilm ektedir.176 Demokrat partinin bu dönemde gecekondu mahallelerin­ den önemli ölçüde oy aldığı düşünülürse Hükümet programlarında bu soruna hiç yer veril­ memiş olması ilgi çekicidir. Bu durum konut sorununun sahibi olacak bir merkezi örgütün bulunmayışıyla yakından ilişkilidir. Nitekim 1958 yılında İmar ve İskan Bakanlığı'nın ku­ rulmasından sonra, konul ve gecekondu sorunu Hükümet programlan içinde açıkça yer al­ maya başlamıştır. Demokrat Parti Hükümetlerinin programları içinde yer almamış olsa da Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın TBM M 'yi açış konuşmaları içinde konut politikalarına yer verilmiştir. 1 Kasım 1950’de yaptığı konuşmada "Erzurum ve Erzincan'da bilhassa subay ve memurları büyük sıkıntıda bırakan mesken darlığını gidermek üzere. Vakıflar İdaresinin imkanlanndan da faydalanarak, önümüzdeki inşaat mevsiminde sıra apartm anlar ve yurtlar yaptırmak için gerekli tedbirler" alındığını bildirmiştir.177 1 Kasım 1951 'de yaptığı ko­ nuşmada da "M emlekette birçok vatandaşların, ucuz ve sıhhi meskene ihtiyaçları vardır. Mesken davasının halli yolunda ehemm iyetli adım lar atılmıştır. Sermayesine Emekli Sandığı'mn 20 milyon lira ile iştiraki sağlanan Türkiye Emlak ve Kredi Bankası, 1951 yılında yeni mesken inşaatına 52 milyon liralık ikrazatıa bulunmuştur. Diğer taraftan, bankanın tatbikatına başladığı "Yapı Tasarrufları" sistem iyle, birkaç ay zarfında 9 milyon liralık yapı tasarrufu mukaveleleri akdetmek imkanı hasıl olmuştur. Bu sistemin bütün m em leket mikyasında vc süratle genişletilmesi temenniye şayandır. Bu vesile ile mesken mefhumunun yalnız münferit evlere inhisar ctlirilmiycrck, vatan­ daşların ihtiyaçları kadar şehirlerimizin istikbali bakımından da büyük ehem m iyet arzeden kal mülkiyeti mevzusunun dikkatle ele alınması lazım geldiğine işaret etmek isterim" de­ m iştir.178 Celal Bayar'ın bir yıl sonra 1 Kasım 1952‘de yapuğı konuşmaya ise konul sorunu göçm enlere ev yaptırılması vesilesiyle girmiştir. Bayar "Bulgaristan'dan yurdumuza gelen 154.393 göçmen, Türk M illcünin sinesinde en sıcak yeri bulmuştur. Kendileri için şehir ve köylerde 22652 ev yaptırılmıştır. Bu sene zarfında da 6443 evin ikmaline çalışılm aktadır.” diyerek o döneme kadar devletin kalkışuğı en büyük konul yapımı girişimini an­ latm ıştır.179 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinden sonra kurulan Cemal Gürsel Hükümetinin prog­ ramında konut sorununa "M emleketin muhtaç bulunduğu sıhhi ve ucuz mesken mevzusunda da gerekli çalışm alara devam edilm ektedir. Mesken kredisi mevzusunda da hakikaten meskene muhtaç kim selere müteveccih en adilane bir mesken kredisi tatbiki yolunda ted­ birler alınmaktadır" biçiminde yer verilmiştir. Bu programda yeni bir hedef olarak ucuz ve sıhhi konul yapımı gündem e getirilirken, konut kredilerinin dağıtımında geçmişteki dönem de partizanlık yapıldığına ilişkin bir eleştiri de üstü kapalı olarak dile getiril­ m iştir.180

64


1961-1965 yılları arasında İnönü'nün başkanlığında kurulan birinci, ikinci ve üçüncü koali­ syon hüküm etlerinin program ında konut konusuna oldukça benzer biçim lerde yer veril­ miştir. Birinci Koalisyonun program ında konut sorununa; "Mesken ihtiyacı memleketin büyük meselesidir. Vatandaş ve toplum yararına bir mesken politikası takip edilecektir. Şehirde ve köyde vatandaşlara mesken teminine devletin kılavuz, örnek ve yardımcı olarak vazifeleri olduğuna inanıyoruz. Gecekondu davasının halli büyük em elim izdir. M evcutlan ıslah etmek, gecekonduyu doğuran ihtiyacı bir düzen içinde ve daha geniş ölçüde köyden şehire doğru akının çıkardığı çetin meseleler üzerine eğilmek lüzumuna inanıyoruz. Mesken ve toprak da­ vasında, m uhtelif bakanlıklann yani Tarım , Bayındırlık, Milli Eğitim, Sağlık, Sanayi ve Çalışma Bakanlıkları ile İm ar ve İskân Bakanlığı'nın işbirliği temin edilecektir."181 şeklinde yer verilmiştir. Bu programla konut sorununa toplum yaran açısından yaklaşılması ve kurum lar arası ya da disiplinler arası olarak ele alınmasının gerekliliği gibi yeni bakış açılan getirilmiştir. ikinci Koalisyon Hükümetinin programında konul politikalan birincisine benzer olarak ele alınmıştır, ikinci koalisyon dönem inde 1963 yılının başında Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı uygulamaya girmiştir. Plan içinde konut sektörü ayn bir bölüm olarak yer alıyordu. Plan izlenecek politikayı beş ana ilke halinde saptamıştı; "1) Konul yatırım larına yapılan harcamaları toplam yatırımın yüzde 20'sinden daha çok anırmadan, tGdbirlcr alarak, aynı yatırımla daha çok konulun yapımını sağlamak. 2) Lüks konut yapımının kısılması ve sağlık bakımından sakıncası olmayan en ucuz halk konutu tipinin seçilm esiyle daha çok sayıda konutun yapımını ve daha geniş bir kütlenin barındırılmasını sağlamak. 3) Sahiplerinin oturacakları evlerle birlikle, düşük kiralı halk konutları yaparak kiranın özellikle dar gelirli ailelerin imkanlarını zorlayıcı etkisini azaltmak. 4) Her türlü arsa alım-satım oyunlarını önleyici tedbirlerle, ev yaptırmak isteyenlerin uy­ gun fiyatlarla arsa edinmesini sağlamak. 5) Gecekonduları, içinde oturanlara konut bulmadan yıkmamak. Herşeyden önce bu gece­ konduların arsa mülkiyeti problem lerini çözm ek, kamu hizmetlerini tamamlayarak durum ­ larını düzeltmek, ancak çok kötü olanlarını içinde yaşayanların konut ihtiyacını karşılamak suretiyle ortadan kaldırm ak."182 Plan ülkenin yılda yüzde yedilik kalkınma hızını gerçekleştirebilmek için, konut yatırımlarını ülke gayri safi hasılasının yüzde 3,6 sıyla (toplam yatırımın yüzde 20'si) sınırlamak istemektedir. Bu sınır, ülke yüzde 7 hızla kalkınacağı için her yıl yüzde yedi ge­ nişleyen bir sınır olacaktır. Bunu sağlamak için zorlayıcı önlemler öngörülmemektedir. Geliştirilecek halk konutu tipleri ve standartlarına uygun konul arzının arunlm ası yoluyla bu hedefe ulaşılmak istenmektedir. Konut arzının bu standartlara uygunluğu, vergi muafiy­ etleri ve konut kredilerinin yönlendirm esiyle sağlanmaya çalışılmaktadır. Ayrıca koopera­ tifler eliyle toplu konul yapacaklara öncelik tanınması öngörülmüştür. Konul politikasını

65


belirleyecek ve uygulamanın denetleme yollarını oraya koyacak bir konul yasasının çıkarılması böylece devletin bir konut politikası izlemekte güçlendirilmesi istenilmekledir. Plan konut maliyeti içinde yüzde 20-50 arasında bir yer tutan arsa maliyetlerinin düşürülmesine önemli bir yer vermiş ve kapsamlı politikalar önermiştir. Bunlar; arsaların rayiç değerler üzerinden vergilendirilm esi, arsa değerlerinde meydana gelen gerçek değer artışlarından vergi alınması, arsa işlerini düzenleyecek bir merkezi kurumun oluşturulması, belediye sınırlan dışındaki alanlann planlanarak bu alanlardaki parselasyonun denetlenm e­ si, belediyelerin halk konullanna arsa arzı sağlaması ve arsa piyasasını düzenleme satışları yapması, diye sıralanabilir. Plan gecekondu sorununa öncelikle yapılmış bir konut yatırımı olarak bakmakta bunlann ortadan kaldınlm ası ve temizlenmesi m anuğını değil iyileştirilmesi belediye hizmetleri sağlanarak yaşanılır hale getirilmesi mantığını benimsemiştir. Gecekondu yıkımı çok az sayıda iyileştirilemeyecek olanlar için öngörülmüştür. Öte yandan yeni gecekonduların yapılması önlenmek islenmektedir. Ama bu önleme yasaklayıcı bir tutumla değil bu grup­ ların düzenli konutlar yapmasını kolaylaştırıcı tutumlarla sağlanmak istenm iştir.181 Üçüncü Koalisyon Hükümetinin 30 Aralık 1963'de TBM M 'de okunan programı da, Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planının tercihlerini benimsemiştir. "1963 yılı içinde özel sektör yatırımlarını teşvik için alman kanuni tedbirleri olumlu bir şekilde uygulamak ve bunu özel sektör yatırımlarını planda öngörülen üretken alanlara yöneltecek iktisadi tedbirlerle desteklem ek istiyoruz. Böylelikle, özel sektör yatırımlarının, hala en çok ilgi gösterdiği bina yapımından, özellikle lüks konul yapımından ve arsadan çok, tarım, sanayi ve turizm gibi alanlara yöneltilmesi de sağlanacaktır. Bu müdahaleden kaçınılacak ve özel sektörün piyasa ekonom isi içinde gelişmesi esas kabul edilecektir. Aynı anlayış içinde kamu yatırımlarında da üretken sektörlere öncelik verilecektir. Bir yandan lüks konul yapımının azalmasını sağlayıcı tedbirler alınırken, bir yandan da dar gelirlilerin konul ihtiyacına öncelik verilecek, sosyal konut yapımının plandaki çerçeve içinde hızlandırılmasına ve kendi evini kendi yapana yardım sisteminin şehir ve köylerde geniş ölçüde uygulanmasına çalışılacaktır. Konut ve gecekondu davası plandaki esaslar içinde ele alınacak; arsa spekülasyonunu önleyici tedbirler üzerinde önemle durulacaktır. Hükümet, kiraların adil ölçüler içinde düzenlenmesi gerektiğine inanm aktadır."184 tnönü Hükümetinin düşmesinden sonra ülkeyi seçime götürecek bir geçiş hükümeti olarak, 20 Şubat 1965'tc kurulan, Suat Hayri Ürgüplü Hükümetinin programında yer alan konut politikaları da genellikle Beş Yıllık Plan doğrultusunda olmuştur. Bu politikaların uygulan­ masını sağlamak için merkezde bir "mesken ofisi" kurulması önerilm iştir.185 Hükümet Programında ve Devlet Planında öngörülen bu politikaların uygulanması için yapılması gereken kurumsal düzenlem elerin ancak bir kısmı gerçekleşmiştir. Bunlardan hangilerinin gerçekleştiğini görelim.

66


III. 3) 1950-1965 D Ö N E M İN D E K O N U T S O R U N U N U N Ç Ö Z Ü M Ü N E Y A R D IM C I O L M A K İÇ İN Y A P IL A N K U R U M S A L D Ü Z E N L E M E L E R

Konuta ilişkin konularda Cumhuriyetin 1930'lu yıllarda yaptığı kurumsal düzenlemeler, bir yandan yaşanm aya başlanan hızlı kentleşme, diğer yandan içine girilen çok partili yaşam dolayısıyla yeniden ele alınm ak durumunda kalınmıştır. Bu kurumsal yeniden düzenlemeler sekiz alı başlık; 1) konut konusunda devletin yüklendiği işlevlerdeki ge­ lişmeler, 2) kiralık konul piyasasına devletin müdahalesinin kurumsallaşmasındaki ge­ lişmeler, 3) imar yasalarının vc imar aflannın gelişimi, 4) halk konuttan standartiannın saptanması, 5) belediyelerin vc konut yapım cılannın arsa sağlamasını kolayiaşuncı önlemler, 6) konut finansm anında yeni düzenlemeler, 7) arsa ve konuta ilişkin vergilerde yapılan yeni düzenlem eler, 8) kat mülkiyetine olanak veren yasal düzenlemeler. Bu alan­ lardaki kurumsal düzenlem eleri sırasıyla ele alalım.

Konut K on usu n da D evletin Y ü k len d iği İşlevlerd ek i G elişm eler

Bir önceki dönem de, kemlerin imarı ve konut sorunlarının çözümü genellikle belediyelerin sorumluluğu olarak görülüyor, merkezi yönetimin sorumluluğu afet sonrasında yapılan ko­ nutlar, memur konutları vb. özel alanlarla sınırlı tutuluyordu. Bu bakış açısı, 9 Mayıs 1958'de 7116 sayılı İmar ve İskan Vekaleti Kuruluş ve Vazifeleri Hakkındaki Kanun kabul edilinceye kadar büyük ölçüde sürmüştür. Bu yasanın hazırlanm asında önemli rol oynamış bulunan ilk im ar ve İskân Bakanı Medeni Bcrk'in sözleriyle bu bakanlık "mahalli idarelerin bu husustaki hizmet ve vazifelerini mer­ kezi idarenin hizm et vc vazifeleri ile takviye ederek toplu ve kudretli bir şekilde yürütme zaruretinden meydana gelmiştir. Bilhassa vatandaşa bu arada, ucuz ve sosyal mesken temi­ ni imkanlarını araştırmak vazifesi de verilmiştir. O halde bu vekaletin esaslı rolü, fonksiy­ onu imar faaliyetini bir nizama koym ak ve bu faaliyetin süratle yürütülmesi ve tatbikata geçilmesi için de mali ve teknik yardımları ihdas" am acıyla kurulm uştur.186 Böyle bir merkezi kurumun oluşturulm asından Birinci Yapı Kongresinden beri söz edil­ mektedir. Bu konuda oluşmuş bir oydaşma vardır. On yıldır hızlı kentleşmenin sorunlarını yaşayan Türkiye'de böyle bir adımın atılması beklenmektedir. Bu nedenle yasa tasarısı TBMM'de görüşülürken büyük bir destek görmüş, bakanlık teşkilatının Toprak ve Iskan Genel Müdürlüğü ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün eklenerek genişletilmesi ko­ nusunda öneriler yapılmıştır. Bu önerilerden ilki kabul edilerek Toprak ve İskan Genel Müdürlüğü bu bakanlığa bağlanmıştır. Tasarıda bakanlığın ismi "İmar Vekaleti" iken müzakereler sırasında "İmar ve İskân Vekaletine" çevrilmiştir. Bunun nedenini Medeni Berk,"... biz im ar Vekaletini kurarken, faaliyetini daha ziyade planlama ve inşaya müteveccih olarak ele aldık ve tasarıda görüleceği üzere, bu hizmetlerin diğer Vekaletler ile koordine bir şekilde ve müşterek olarak görüleceğini mütalâa ettik. İmar denildiği za­ man, her şeyden evvel, insanın m evcudiyeti, yani meskun yer mevzubahis olur, imarın imar olabilmesi için evvela oraların iskânı lazımdır. Şu halde imar iskânın mütemmimi olarak mütalâa edilm ektedir." diye anlatmaktadır.

67


Yasanın ikinci m addesinde bakanlığın görevleri: "A) Yurdun bölge, şehir, kasaba ve köylerinin harita ve imar planlarını hazırlamak ve hazırlatmak, imar için her türlü tedbirleri almak ve bunların tatbikini temin etmek; B) M emleketin bünyesine uygun mesken politikası esaslarını tesbiı etmek ve tatbikatını sağlamak; Q M emleket şart ve imkânlarına göre, en lüzumlu ve faydalı yapı malzemesinin temin ve tedarikini sağlayacak bilcüm le tedbirleri almak, D) Bölge planları için alakalı vckaleüer müşterek etüdler yapmak ve bu etüdlcre göre icabeden kanuni ve idari tedbirleri müştereken almak, E) Yurdun nüfusu kesir ve toprağı dar olan bölgelerini etüd etmek ve bu bölgelerde nüfus kesafeti, toprak yokluğu ve darlığı veya verimsizliği yüzünden başka bölgelere nakillerini talep ve arzu edenlerle yabancı memleketlerden yurdumuza gelmiş ve gelecek göçmen ve mültecilerin ve yurt içinde hususi kanunlarına göre yerleştirilecek vatandaşların iskânlarını sağlamak, her türlü afetlerden evvel ve sonra gerekli tedbirleri almak ve iskâna dair sair bilcümle işlerle iştigal etm ek, F) Yukarıdaki fıkralarda yazılı işlerin en iyi şekilde ifası için gerekli etüd ve araştırmaları yapmak." olarak saymıştır. Bu maddenin E fıkrasındaki toprak vc iskâna ilişkin görevler bir yana bırakılırsa diğer görevler dört önemli yenilik göstermektedir. Bunlardan birincisi bakanlığın araştırma ve incelemeye açıkça önem vererek kurulmasıdır. Bu Türkiye için bir yenilik olduğu kadar, yaşanan dönüşüm karşısında duyulan ihtiyacı göstermesi bakımından da ilginçtir. Bunlardan İkincisi ilk kez bölge planları yapılmasının bir bakanlık görevi olarak düşünülm esiydi. Böyle bir planlama ölçeğinin önerilmesi ülke mekânında yaşanan dönüşümlerin artık bir mimarlık tasarımı alışkanlıklarıyla denetim altına alınamayacağının farkedilmcsi yüzündendir. Bu gereksinmeyi Medeni Berk "memleketimizde sanayinin ve iktisadi bünyemizin inkişafına ve nüfusumuzun artışına uygun bir şehircilik ve imar ni­ zamının tesisi icap etmektedir" diye anlatmaktadır. Bu işlevleri Bakanlığın Planlama ve imar Genel M üdürlüğü yerine getirecektir. Üçüncü yenilik mesken konusuna yaklaşımındadır. Yine Medeni Berk'in sözleriyle "şimdiye kadar, hususi şahısların ve bazı mücsscselerin vc teşekküllerin mali vc teknik imkânları ile mahdut olan ve toplu bir mesken politikası için alınmamış olan mesken yap­ ma faaliyetini, bir hükümet politikası olarak vaz ve bunun artık bir amme hizmeti olarak kabul etme" mecburiyet haline gelmiştir. Bu işlevi görmek için bakanlıkta Mesken Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Yasanın 10'uncu maddesinde bu genel müdürlüğün görevleri; "A) Yurdun mesken durum unu vc ihtiyacını tesbiı etmek ve ihtiyacın giderilmesi için kısa vc uzun vadeli mesken programları yapmak ve bunları tatbikini sağlamak, B) Şehir, kasaba ve köylerde sıhhi, sağlam ve ucuz mesken inşası için gerekli eliidleri yap­ mak ve bunların tatbikatını sağlamak;

68


C) Islaha muhtaç mesken topluluklarının ıslah veya tasfiye çarelerini araştırmak ve tatbika­ ta geçilmesini temin etmek; D) Evsiz vatandaşları birer mesken sahibi yapacak veya mutedil kiralarda barınmalarını sağlayacak tedbirleri almak; E) Toplu mesken inşaat hareketlerini teşvik ve toplu mesken inşaatı yapacak belediyelerle daire ve teşekküller arasında işbirliği temin, yapı kooperatiflerinin çalışmalarını gayelerine tevcih etm ek ve tip statülerini yapmak, inşaat ve idare işlerini murakabe etmek; F) Şehir, kasaba ve köylerde, hakiki ve hükmi şahıslar tarafından yapılacak meskenler için sermayelerinin yansından fazlası veya tamamı Devlete veya mahalli idarelere ait bulunan kredi müesscsclcri tarafından verilen mesken kredilerinin ve yapılan çeşitli yardım lann tahsis şartlarını tayin ve tanzim etm ek, tatbikatını murakabe etmek," olarak oldukça kap­ samlı bir biçim de saptanmıştır. Dördüncü yenilik yapı m alzemesine verilen önemde görülmektedir. M edeni Berk bu önemi "M emleketimizde birkaç seneden beri başlanılmış bulunan imar ve inşa hareketle­ rinde en çok noksanı çekilen ve en çok sıkıntısı çekilen inşaat malzemesidir. Vekaleti ku­ rarken bu zarureti ele almayı bilhassa hissettik. İnşa sanayiinin, bilhassa biraz önce bahset­ miş olduğum ucuz meskeni kurmak üzere organize edilmesi; ihtiyacın talebe uygun bir şekilde tanzimi hususunda Vekalete geniş ölçüde selahiyet verildi... İnşaat malzemesine olan ihtiyacı tesbit edecek olan Vekalet imalatı standardize ettirecek, memleketle mevcut müesseselerden istifade suretiyle norm laştıracak ve bilhassa sahip olduğu iki büyük mali müesseseden icap eden sanayi kredilerini temin suretiyle hakiki ihtiyaca uygun maddelerin istihsalini geliştirecektir." diye anlatm aktadır.187 Bakanlığa kurulurken konuyla ilgili iki güçlü finans kuruluşu olan Emlak ve Kredi Ban­ kası ile İller Bankası da bağlanm ışur. Bu dönem de henüz devlet planlam a teşkilatının da kurulmamış olduğu düşünülürse İm ar ve İskân Bakanlığı'nın nasıl güçlü bir kentleşme ve konut bakanlığı olarak kurulduğu ortaya çıkar. İmar vc İskân Bakanlığı kuruluş kanununun 20'nci maddesinde tabii afetler dolayısıyla çıkartılan özel kanunlarca Nafıa V ekaletine verilen vazife ve selahiyetler bütün hukuk ve vecibeleriyle yeni kurulan bu bakanlığa devrediliyordu. Daha önceki bölümde gördüğümüz üzere afetler sonrasında doğan konul sorunlarına çözüm bulmada devletin yaklaşımı özel yasalar çıkarmak yoluyla oluyordu. Bu dönem de de büyük ölçüde bu yol iz­ lenmişti. Gördes Kasabasının nakledileceği Kocamutluk mevkiinde yaptırılacak meskenler hakkındaki kanuna ekler yapan 23 Haziran 1952 gün ve 5954 sayılı kanun, Eskişehir'de sel baskınında zarar görenler için yaptırılacak m eskenler hakkındaki kanuna ek yapan 28 H a­ ziran 1952 gün ve 5987 sayılı kanun, Tavas kazasının heyelana maruz Kale nahiyesi 13 Mart 1954 gün vc 6409 sayılı kanun, İstanbul Kapalı Çarşısı Yangınından Sonra Tam ir ve İhyası için 15 Nisan 1955 gün ve 6503 sayılı kanun, Lice Kasabasında kaya düşme tehlike­ sine maruz mahallelerin yerlerinin değiştirilm esi hakkında 20 Mayıs 1955 gün ve 6610 sayılı kanun, G erze yangınından, Lüleburgaz ve İnece'de su baskınından zarar göreceklere yapılacak yardıma ilişkin 28 Şubat 1956 gün ve 6603 sayılı kanun (Bu kanuna 10 Eylül 1957 gün ve 7048 sayılı bir ek kanun daha çıkarılmıştır), Aydın, Balıkesir, Bilecik, Edim e, Eskişehir, Kırklarcli, Konya ve Denizli Vilayetlerinde tabii afetlerden zarar göreceklere

69


yapılacak yardıma ilişkin 22 Haziran 1956 gün vc 6746 sayılı kanun, Muğla, Denizli, Bo­ lu, Aydın ve Sakarya illerinde meydana gelen yer sarsıntısından zarar görenlere yapılacak yardıma ilişkin, 14 Haziran 1957 gün vc 7010 sayılı kanun, bu türdeki uygulamalardı. Bu yasaların hemen hemen hepsinde yapılan yardımlar 20 yıl vadeyle faizsiz borç halinde ve­ riliyordu. Bu uygulamaları yürütm ek için 1953 yılında Nafıa Vekaletinin Yapı ve İmar İşleri Reisliği içinde bir deprem bürosu kurulmuştu. Bu büro gelişerek 1955'de DE-SE-YE (Deprem, Seyiab,Yangın) şubesi haline gelmişti. 7116 sayılı yasanın 20’nci maddesi uy­ arınca DE-SE-YE İmar ve İskân Bakanlığında M üsteşarlığa bağlı bir Müdürlük haline gel­ di. 15 M ayıs 1959'da çıkartılan 7269 sayılı "Umumi Hayata müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle, Yapılacak Yardımlara Dair Kanun"la artık bu tür afetler konusunda devlet kendisini görevli sayıyordu. Bu refah devleti doğrultusunda aulm ış bir adımdı. Dev­ letin kendisini görevli sayması ancak "Umumi Hayata Müessir" olmasıyla kısıtlıydı. Hangi afetlerin bu nitelikle olduğu İmar ve İskân Bakanlığının önerisi üzerine Bakanlar Kurulun­ ca saptanacaktı. Bu yasaya göre artık afetlere ilişkin uygulamalar Toprak ve İskân Genel M üdürlüğü'nce yürütülecekti. Bu am açla söz konusu genel müdürlük içinde bir örgütlenmeye gidildi. 1 Eylül 1960'da 74 sayılı yasayla afetler yasasının 26'ıncı maddesi değiştirilerek "Bu kanun hükümlerine göre inşa edilecek binalarla yapılacak (yol, kanaliza­ syon, su, elektrik gibi) am m e tesisleri, İmar vc İskân Bakanlığınca yapılır ve yaptırılır", hükmü getirilince afetle ilgili daireler Toprak ve İskân Genel Müdürlüğünden alınarak Ba­ kanlığın müsteşarlık makamına bağlanmışur. 1960 yılı Aralık ayında da bu görevin M es­ ken Genel M üdürlüğü içinde örgütlenmesi kararlaştırılmıştır. Bu genel müdürlükte önce Afet Araştırm a ve Tahsis İşleri Dairesi Başkanlığı kurulmuş, 1962 yılında Afetler vc Mali İşler Dairesi Başkanlığı adını almıştır. Bu dairenin iş hacminin artması üzerine de 2 Ocak 1964'dc M esken Genel M üdürlüğünden ayrılarak Bakanlığa bağlı Afet İşleri Reisliği ola­ rak yeniden düzenlenm iştir.188 Gerek konuta gerek afetlere ilişkin konularda refah devleti anlayışı doğrultusunda devletin yeni görevler yüklenmeye başlaması yönündeki gelişme eğilimi, 1961 Anayasasında konul sağlanm asına devletin sosyal görevleri arasında yer verilmesiyle sonuçlandı. II. Dünya Sa­ vaşı sonrasında dünyadaki eğilimlerin paralelinde, bir refah devleti niteliği kazanan Türkiye Cum huriyeti, konutu vatandaşının devletten karşılanmasını isteyeceği sosyal hak­ lardan biri olarak görüyordu. Yani konul sübjektif bir kamu hakkı haline geliyordu. 27 Mayıs askeri müdahalesinden sonra kurucu meclis tarafından hazırlanan 1961 Anaya­ sasının ikinci m addesinde Türkiye Cumhuriyetinin nitelikleri sayılırken "... milli, dem ok­ ratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir" deniliyordu. Devletin sosyal niteliği ise A naya­ sanın Üçüncü Bölümü olan "Sosyal ve İktisadi Haklar ve Ödevler" bölümünde açıklık kazanıyordu. Bu bölümde yer alan sağlık hakkını düzenleyen 49'uncu madde de; "Devlet, herkesin beden vc ruh sağlığı içinde yaşayabilmesini vc tıbbi bakım görmesini sağlamakla ödevlidir. Devlet, yoksul veya dar gelirli ailelerin sağlık şartlarına uygun konul ihüyaçlarını karşılayıcı tedbirleri alır." denilerek barınma hakkının sağlık hakkının bir parçası olarak düşünüldüğü ifade ediliyordu. 1961 Anayasası devlete bu ödevleri veriyordu, ama bu ödevleri yerine getirmesine ekono­ mik gelişmenin bir sınır çizeceğini Üçüncü Bölümün sonunda yer alan 53 uncü madde ile

70


kabul ediyordu. Bu m addeye göre "Devlet, bu Bölümde belirtilen iktisadi ve sosyal amaçlara ulaşma ödevlerini, ancak iktisadi gelişme ile mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine" g etirecek tir.189 1961 Anayasasının sosyal devlet anlayışı Batının refah devleti anlayışından önemli bir farklılık gösteriyordu. Yurttaşlarının sosyal durumlarıyla, refahlarıyla ilgilenen onlara as­ gari bir yaşama düzeyi sağlamayı ödev bilen bir refah devleti anlayışının Türkiye'de uygu­ lanması ülkenin ekonom ik gelişm e düzeyinin düşüklüğü dolayısıyla zorluklarla karşılaşacaktı. Bu anlayışın uygulanabilmesi için ekonomik gelişmesinin de hızlandırılması gerekiyordu. Bu nedenle Anayasanın 41'inci maddesinde, "İktisadi ve sosyal hayat, adalete, tam çalışm a esasına ve herkes için insanlık haysiyetine yaraşır bir yaşayış seviyesi sağlanması am acına göre düzenlenir. İktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı demokratik yollarla gerçekleştirmek; bu maksatla milli tasarrufu artırmak, yaUnm lan toplum yararının gerektirdiği önceliklere yöneltmek ve planlarını yapmak Devletin ödevidir." ifadesiyle planlı kalkınma ilkesi getirilmiştir. Yine Anayasanın 129'uncu m addesinde kalkınma planının Devlet Planlama Teşkilatınca hazırlanacağı ve "Devlet Planlama Teşkilatı'nın kuruluş ve görevleri, planın hazırlanmasında, yürürlüğe konm asında, uygulanmasında ve değiştirilmesinde gözetilecek esaslar vc planın bütünlüğünü bozacak değişikliklerin önlenmesini sağlayacak ted b irlerin özel kanunla düzenleneceği yer alıyordu.190 Anayasanın öngördüğü Devlet Planlam a Teşkilatı 30 Eylül 1960 tarihinde kabul edilen 91 sayılı yasayla kurulmuş bulunuyordu. Yasanın kurulmasını ön gördüğü, İktisadi Planlama, Sosyal Planlama ve Koordinasyon Dairelerinden, Sosyal Planlama Dairesi konutla ilgili sorunların çözümlenmesi ve sektör program larının hazırlanmasından sorumlu olacaktı. Bunların uygulanmasının izlenmesi ise Koordinasyon dairesince yapılacaktı.191 Devletin konul sorununa bakışının yeni boyutlar kazanmasının yanısıra, bir önceki dönemde dc özel önem verdiği memur konutları sorununa bakışı da değişiyordu. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinden sonra 28 Aralık 1960 tarihinde çıkarulan, 186 sayılı subay, askeri memur vc astsubayların lojman ihtiyacı hakkındaki kanunla askeri personele lojman yaptırılması için önemli bir kaynak ayırımı yapılmıştır. Yıllık ödenek miktarı 54 milyon lirayı geçm em ek üzere 540 milyon liraya kadar Milli Savunma Bakanlığı, Jandar­ ma subay astsubay ve memurları için de yıllık miktarı 6 milyon lirayı geçmemek üzere 60 milyon liraya kadar Bayındırlık Bakanlığı gelecek yıllara da sari ihaleler yapmaya yetkili kılınmışlardır.192 Bu konudaki esas değişiklik kendisini 1965 yılında kabul edilen 657 sayılı Devlet M emur­ ları yasasında göstermektedir. Yeni olan 193 üncü maddede getirilen düzenlemedir. Bu maddede "lüzum ve zaruret görülen yerlerde (memurların) kiralık konut ihtiyaçları, İmar ve tskân Bakanlığınca tesbit edilerek Bakanlar Kurulunca onanacak programlar gereğince, genel ve katma bütçelere her yıl konulacak ödeneklerle ve mülk konut ihtiyacı için sosyal ipotek kredisi, memurların da iştiraki suretiyle, emekli aylıklarını ödemekle görevli kurum

71


tarafından temin edilecek fondan karşılanır" deniliyordu. Bu yasanın 194‘iincii maddesi ise kira karşılığı olmadan devlet m emurlarına tahsis edilen lojmanları düzenlemektedir. 193'üncü maddenin gerekçesinde devletin memurlarına kiralayacağı konutlarda kira mik­ tarının nasıl saptanacağının ip uçları verilmiştir. "Kiralara hakim olması gereken esaslar pi­ yasa şartları değil, uzun süreli amortisman ve bakım mülahazalarını da ihmal etmeyen "sosyal" esaslar olm alıdır."193

K iralık K onut P iyasasına D evletin M ü d ah alesin e İlişkin K u ru m sallaşm adak i G e­ lişm eler

Bir önceki dönemi incelerken, konut kiralarının artışının denelim altında tutulması için, İkinci Dünya Savaşı sırasında Milli Korunma Kanununun 30’uncu maddesine göre, 1939 yılı düzeyinde dondurulduğunu, savaş sonrasında 1947 yılında kabul edilen 5020 sayılı ya­ sayla bu konuda kiraların belli oranlarda artırıldığını görmüşlük. 1949 yılından sonra TBM M ’ye m illetvekilleri kiraların serbestleştirilmesi konusunda çok sayıda yasa teklifi vermişlerdir. 6 Mayıs 1953’tc kabul edilen 6084 sayılı Milli Korunma Kanununun Tadili Hakkındaki kanunla 30'uncu maddenin belli bir süre sonra kaldırılması kabul edilmiştir. 30’uncu madde mesken dışı yerlerde 1 Ocak 1955'dc, meskenlerde 1 Haziran 1955’de yürürlükten kalkacaku. 6084 sayılı yasa 1953 ve 1954 yıllan için kiralarda ne miktar artış yapılacağını da saptamıştı. 6084 sayılı yasanın yürürlüğe girmesinden sonra, kira bedelleri serbestçe belirlenen taşınmazların kiralannm hızla yükselmeye başlaması üzerine, kiraların tamamen serbest kalacağı 1955 yılı yaklaşırken, kiracıların yarattığı siyasal baskı üzerine 1954 yılında 6444 sayılı yasa çıkartılarak konut dışındaki binalarda 30'uncu maddenin uygulanmasının kaldırılacağı tarih altı ay daha uzatılarak 1 Ocak 1955'ıen, 1 Haziran 1955'c atılmıştır. Bu uzatılan süre içinde, gerek Hükümet, gerek bazı milletvekilleri kira kontrollarının sürmesini sağlayacak yeni yasa tasarıları hazırlamışlardır. Kiralar henüz serbest kalm adan, kısa bir süre önce, 18 Mayıs 1955'dc 6570 sayılı Gayri Menkul K iralan Hakkındaki Kanun TBM M 'dcn geçirilmiştir. Bu yasayla kiralar Milli Ko­ ruma Kanununa bağlı olmadan denetim altına alınıyordu. Bu yasa 1939 yılında varolan ve bu tarihten sonra kiraya verilm iş gayrimenkullcrin kirasına günün koşullarına uygun (ko­ nutlarda yüzde 200, konul dışı kullanımı olan binalarda yüzde 400) zam yapılmasını ön görüyordu. 1947 yılından sonra inşa edilm iş gayrimenkullcrin kira bedellerinin de 12 Mayıs 1953 tarihindeki düzeylerinde dondurulması ve bu tarihten sonra inşa edilm iş vc bundan sonra inşa edilecek gayri menkullerin kiralarının emsallerini geçmemesi isteniyor­ du. Bu emsal değerlerinin saptanmasında da belediye encümenleri yetkili kılınıyordu. Ki­ racıların tahliye ettirilmesi konusunda, genellikle kiracıyı koruyucu, bazı ilkeler getiriyor­ du. Bu ilkeler Milli Koruma Kanunu kapsamına girmeyen binalara da uygulanacaku. Yeni yasa imar ve inşa nedeniyle de tahliyeye olanak veriyordu. Yasaya uymayanlar için hapis cezası getiriliyor ve para cezaları fazlalaştırılıyordu.194 Bu yasa uygulamaya girdikten sonra, sekiz yıl süresince tüm maddeleriyle uygulanmıştır. 1961 Anayasasına göre Anayasa M ahkemesi kurulduktan sonra, bu yasanın Anayasaya

72


aykırılığı iddia edilm iş ve Anayasa Mahkemesinin 26 M art 1963 sayılı kararıyla kira be­ dellerinin dondurulm asına ve emsal kira değerlerinin belediye encüm enlerince saptan­ masına ilişkin hükümleri iptal edilmiştir. Bu tarihten sonra kira artış değerleri daha çok Yargıtay kararlarına göre saplanmaya başlamıştır. Anayasa m ahkemesinin bu konudaki kararının gerekçesi üzerinde bir miktar durmakta ya­ rar vardır. Anayasa mahkemesi konunun tartışılması sonucunda, hayat pahalılığının top­ lum huzurunu bozucu bir olay olduğu kiraların, kamu yararına devletçe denetlenebileceği ve bunun da Anayasanın 36’ncı maddesinin kapsamına girdiği, kanun koyucunun, kira ko­ nusunu düzenlem esinin ve bu alanda sınırlam a yapmasının ancak mülkiyet hakkının özüne dokunmamak koşuluna bağlı olacağı hususunda görüş birliğine varmıştır. Daha önce başka konularda var olan sınırlamaların kaldırılmasına ve iktisadi koşulların değişmiş olmasına karşın 6750 sayılı kanunla kiralara sınırlama getirilmesinin adaletli olmadığı, bu yasanın mülkünün gelirinden sahibinin yararlanmasına aşın bir sınırlama getirdiği gerekçesiyle 6570 sayılı yasanın ikinci ve üçüncü maddelerini oy çokluğuyla iptal etmiştir. K arann bu bölümüne muhalefet şerhi yazan üyeler 6750 sayılı yasanın sınırlam alannın mülkiyet hakkının özüne dokunm adığını bu tür sınırlamaların başka ülkelerde de yapıldığına dikkat çekmişlerdir.195

îm a r Y asaların ın ve İm a r A lların ın Gelişim i Kuşkusuz her konul gelişmesi var olan imar düzeninden etkilenmekledir. İmar düzenini belirleyen 2290 sayılı Yapı vc Yollar Kanunu, Türkiye'nin 1930'lu yıllarındaki düşünce çerçevesini yansıtıyordu. Tek Parti rejimi bu yasada adeta yönetmelik düzeyinde ayrıntılı düzenlemelere giderek yerel yönetimlere kendi çağdaşlaşma anlayışı yönünde yol göstermek isliyordu. 1950'Ii yıllara gelindiğinde bir yandan rejimin niteliğinde belli bir değişme olmuş öte yandan hızlı bir kentleşme yaşanmaya başlanmıştır. Aydın Gcrmen'in sözleriyle Yapı ve Y ollar Kanununun "tatbikatı, şehircilik mesleğini mühendisliğe, meşgalesini ise mevzuat vc hukuka yöneltm iştir".196 Yapı vc Yollar Kanununun değiştirilmesi konusu oldukça uzun süre gündem de kalmıştır. 1948 yılında toplanan I. Yapı Kongresinde bu konu da gündeme gelmiştir. Bu kongrenin sonuçları paralelinde bir yasa tasarısı Süleyman Kuranel tarafından Meclise sunulduysa da yasalaşamadı. Altı yıl sonra Nafıa Vekaleti "şehirlerin günün ihtiyaçlarına uygun imar planına kavuşma çarelerini arayacak" B irinci İm a r K ongresini toplamıştır. Toplantının gündeminde, mevzuat, finansman, imar planları ve konut konulan yer alıyordu.197 Bu çalışmalar sonunda hazırlanan 6785 sayılı İmar Kanunu 16 Temmuz 1956’da TBM M ’den geçmiştir.198 Yasanın gerekçesinde iki konu üzerinde önemle durulmuştur. Birincisi Yapı ve Yollar Ka­ nununun bir yönetmelik niteliğinde olmasıydı. Tüm Türkiye'de yapılan imar planlannı çok sıkı biçimde bağlamasıydı. Örneğin Türkiye'de kent plancıları vc belediyeler yapı ve yollar kanunu 9.50 metreden dar yollara izin vermiyor diye bütün yolları en az 9.50 metreye çıkarmak için ve yine aynı nedenle, tüm çıkm az sokakları çıkar hale getirmek için uğraşmak zorundaydılar. Yeni yasa kentleri biçimlendirme konusunda esnek hükümler

73


taşıyordu. Her kentin koşullarına uygun planlamada serbestlik elde ediliyordu. 199 Benzer biçim de yapı adalarının biçimleri vc büyüklükleri, kent planındaki değişik arazi kul­ lanışlarının kişi başına metre kare büyüklükleri vb. ayrıntılı belirlemeler yasada yer almıyordu. Zaten, aynı am aca yönelm iş olsa da, çıkarılan yasanın adının Yapı ve Yollar Kanunu değil de, İmar Kanunu olarak saptanması da kentlerin planlamasında bir yaklaşım değişikliğini işaret etmesi bakımından anlam lıdır. 6785 sayılı yasada imar planlan "nazım plan" ve "tat­ bikat planı" olarak iki kademeye ayrılıyordu. Planlamada bir üst nazım plan kademesinin gerekliliğinin bu şekilde kabul edilmiş olması Türkiye'ye kapsamlı planlama anlayışının girişini gösteriyordu. G erekçenin üzerinde durduğu ikinci konu değişen koşullara uyum sağlanmasıdır. Değişen koşullardan en önemlisi hızlı kentleşmeydi. Spekülatif faaliyetler imar denetiminin dışında kalmak için belediye sınırları dışına çıkıyordu. Bu yasanın 47'nci maddesiyle Türk imar hukukunda ilk kez imar denetim lerinin belediye sınırları dışına çıkarılabilmesi olanağı ge­ tiriliyordu. Bu m addeye göre, belediye hudutlarına mücavir bulunan alanlarda belediyenin önerisi, il idare heyetinin kararı ve Nafıa Vekaletinin onayı ile im ar Kanununun hükümleri uygulanabilecektir. Bu madde artık yerleşmelerin planlamasının belediye sınırları içinde çözülem eyeceğinin anlaşıldığını göstermesi bakımından ilginçtir. Bölge planlamanın ge­ rekliliğinin anlaşılm aya başladığının ip uçlarını vermektedir.200 Değişen koşulların bir başka yansıması, gecekondu gelişmelerine karşı, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı yapıların yıkılmasını kolaylaştıran ve bu tür yapılarda, inşaata devam edil­ mesini zorlaştıran, 2290 sayılı yasada bulunmayan, ayrıntılı düzenlem eler getirilmiştir, im ar yasasının 18'inci maddesinde belediye hizmetlerinden yararlanmak için kullanma iz­ ninin alınması koşulunun getirilmesi de imara aykırı binaların yapılmasını engellemek içindir. Ayrıca yapılan planların uygulanmasında belediyelere kolaylık sağlamak üzere, taşınmaz mülkiyetine kamu yararına daha önceki yasada bulunmayan sınırlamalar getirilmiştir. Bun­ lar arasında; belediyenin imar planını uygularken taşınmaz mülkiyetlerinin imar parselleri­ ne uygun olarak yeniden düzenlenm esini yaptığında bu arsa mülkiyetlerini yüzde 25 ek ­ siğiyle yeniden dağıtm ak (yapı vc yollar kanununda bu oran yüzde 15'ü), yanmış, yıkılmış ve iskâna elverişsiz hale gelm iş arsalarda 10 yıldan beri boş durmaları halinde, belediyece inşaat yapma zorunluluğu getirileceği vc sahibine tebliğinden sonra inşaat yapılmazsa ka­ mulaştırma yetkisinin doğacağı, ruhsat alındıktan sonra bir yıl içinde inşaata başlama ve dört yıl içinde bitirme gereği, vb. sayılabilir.20' İmar Yasasının 42 maddesiyle getirilen ve hamur kuralı diye bilinen yeniden düzenlemelerdeki yüzde 25 eksiğiyle dağıtmak kuralı Anayasa M ahkemesince 22 Kasım 1963 tarihinde (E. 63/65 K. 63/278) iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi bu işlemi kam u­ laştırma olarak yorum layarak, gerçek karşılığı peşin olarak ödenmedikçe, kamulaştırma yapılam ayacağına ilişkin, Anayasanın 38’inci maddesine aykırı bulmuştur.202 im ar Yasasının Adnan M enderes’in İstanbul'da başlatacağı imar operasyonundan çok kısa bir süre önce çıkarılm ış olmasının da etkileri yasada görülmektedir. Yasanın 55 vc 56'ıncı

74


m addeleriyle belediyelere planlan uygulamak için yapacaklan istim lâklann karşılığını çıkaracakları tahvil ve bonolarla ödem e olanağı sağlanmıştır. Bu dönem de iki kez de imar affı yasası çıkanlm ışlır. Bunlardan birincisi Hüküm et ta­ rafından 8 Haziran 1951'de m eclise sunulan Bina Yapımını Teşvik ve İzinsiz Binalar Hakkındaki yasa tasansının 24 Tem m uz 1953'de 6188 sayıyla kabul edilm esiyle getiril­ miştir. 6188 sayılı yasa, daha önce çıkanldığını gördüğümüz 5218 ve 5228 sayılı yasalann bir sentezi niteliğindedir. Bu yasada Hâzinenin, özel idarelerin ve vakıflar hariç katm a bütçeli idarelerin arsalarının belediyeye geçmesi kolaylaştırılıyordu. Bu arsalarda belediyelerin Yapı ve Yollar Kanunu­ na bağlı kalm adan, planladığı ucuz mesken alanlarının ihtiyaç sahiplerine tahsisi yoluyla gecekondu yapım ına engel olmaları amaçlanıyordu. Bunun yanısıra belli koşullarla af getiriyordu. A f konusu olan binalar ya mahalle teşkil edecek kadar toplu bir halde bulunan gecekondulardı ya da belediyeye ait olan veya bele­ diyeye intikal edecek alanlarda plana aykırı olmayan binalardı. Bunların arsaları belli koşullarla gecekondu sahiplerine satılacaktı. A f işlemi sadece tek konut için söz konusuy­ du. Birden fazla konutu olanlar için geçerli olmayacaku. Toplu halde olmayan ve kendile­ rine ait olmayan arsa üzerinde bulunan meskenlerin sahipleri konutlarını yıkarak beş yıl içinde ucuz mesken bölgesinde kendilerine gösterilecek yere taşınmak mecburiyetindeydiler. Başkalarının arsaları üzerine yapılmış konut dışı amaçla kullanılan binalar en geç altı ay içinde yıkiırılacaktı. Yasa af sonrasında başkalarının arsaları üzerinde bina yapılmasını engellemek üzere yıkım sürecini daha da kolaylaştırmıştı. Eğer bina inşa sırasında ise derhal, iskân edilmiş ise veri­ lecek 15 günlük sürenin sonunda hiçbir hüküm istihsaline lüzum kalmadan belediye encümeni kararıyla yıktırılacak ve yıkım masrafları bina sahibinden tahsil edilecekti. Böylcce bu af yasası da 5218 sayılı yasada olduğu gibi sadece imarlı kesim dışındaki izin­ siz yapılara göz yumuyordu. 6188 sayılı yasa Yapı ve Yollar Kanununun dışına çıkmaya iki yolla izin vermiş oluyordu. Birincisini af kapsamına giren gecekondu mahallelerini meşrulaştırarak, İkincisini ise ucuz konul alanlarının Yapı ve Yollar Kanunu dışında plan­ lanabileceğim kabul ederek yapıyordu.203 Bir başka af yasası 5 Eylül 1963 tarihinde kabul edilen "6785 Sayılı İmar Kanununa Geçici Bir M adde Eklenmesi Hakkında"ki 327 sayılı Kanundur. Bu yasa ruhsatsız yapı yapılmasını engellem ek için 1956 yılında kabul edilen İmar Kanununa konulmuş olan 18'inci maddenin ortaya çıkardığı sonuçları ortadan kaldırmak istemektedir. 18'inci madde kullanma izni olmayan yapılara belediye hizmetlerinin götürülmesini engelliyordu. Böyle olunca belediyeler yeni gecekondu alanlarına hizmet götüremiyordu. Bu ise çok şikayete sebep oluyordu. Nitekim 27 Mayıs askeri müdahalesi döneminde bile populistik baskılara karşı konulamamış, Cemal Gürsel 5 M ayıs 1961'de gecekondulara belediye hizmetlerinin götürülmesi emrini vermiştir. 26 Aralık 1961'de dc Balıkesir Milletvekili M. Tiritoğlu ve 7 arkadaşı "zaruri bir ihtiyaçtan doğan ruhsatsız meskenleri" belediye hizmetlerinden yarar­ landırmamanın "büyük bir adaletsizlik olduğu" gerekçesiyle M eclise bir tasan sundular. Tasannm Mecliste görüşülmesi sırasında bu afin imarlı kesime de yaygınlaştırılması için imar komisyonundan bir teklif gelmişse de etkili olmamıştır.

75


327 sayılı yasayla, 31 Aralık 1962 tarihine kadar yapılmış olan binalar, belediyelerce gece­ kondu bölgesi olarak tesbit edilm iş ve İmar ve îskân Bakanlığı'nca kabul edilmiş bölgelerde bulunuyorsa, 18’inci maddedeki yapı kullanma izni aranmadan belediye hizmet ve tesislerinden yararlanabileceklerdi. Bunun için binanın yapıldığı arsanın ya bina sahibi­ ne ya da Vakıflar İdaresi hariç olmak üzere kamu tüzel kişilerine ait olması gerekiyordu. Arsanın mülkiyeti özel kişilere aitse ancak onlardan bir muvafakat getirmesi halinde bele­ diye hizm etlerinden yararlanabileceklerdi.204

H alk K o n u tla rı S ta n d a rd ın ın S ap tan m ası Türkiye'nin 1960 sonrasında kalkınmasını planlama ile yönlendirmek çabasına girmesiyle birlikte daha az yaunm la daha çok konulu gerçekleştirmek sorunuyla karşı karşıya kaldığını görmüşlük. Bu da toplumun gündemine sosyal konutların ne olduğu ve nasıl sap­ tanacağı konusunu getirmiştir. Bu çalışm alar sonucunda 24 Mart 1964 gün ve 11664 sayılı Resm i Gazetede "Halk Konutları Standartlan" yayınlanmıştır.205 Bu standartlar, devletin konut konusundaki teşviklerinin ve konul yapım politikalannın ne tür konutlara yöneleceğini belirleyen ölçütleri getirmesi bakımından önemlidir. Standartlar yalnız devle­ tin polilikalannı belirlem ek bakım ından değil, aynı zamanda da açıklanması sonrasında ka­ mu oyunda yarattığı tepkilerle halkın konut konusundaki tercihlerinin neler olduğuna açıklık kazandırm ası bakımından da önemlidir. Halk Konutları hazırlanmasına 1962 yılında başlanmıştır. Mesken Genel Müdürlüğünün ön hazırlığını yaptığı bu standartlar II. İm ar Kongresinde sunulduktan sonra ilgili ba­ kanlıkların ve akadem ik kuruluşların temsilcilerinin katılımıyla oluşturulan bir kom isyon­ da geliştirilmiştir. Standartların geliştirilmesi yanısıra Mesken Genel Müdürlüğü değişik proje çalışmaları yaparak bu standartların olanaklarını da gösterm eye çalışm ıştır.206 Bakanlığın hazırladığı standartlar iki bölüm halinde yayınlanmışur. Birinci bölümde resmi gazetede yayınlanm ış bulunan uygulanması zorunlu standartlar yer almaktadır. İkinci bölümde ise uyulması zorunlu olmayan tavsiye niteliğindeki standartlar bulunmaktadır. Bakanlık belli bir denem e döneminden sonra bu kısmının da zorunlu hale getirilmesi gere­ keceğini düşünmekledir. Birinci bölümde konut projeleriyle ilgili kurallar, tesisatla ilgili kurallar, statik hesaplara ilişkin kurallar, yapı malzemesiyle ilgili seçmeler vc proje çizim iylc ilgili kurallar yer alm ışür. ikinci bölümde ise taşıyıcı sistem ler, ısı tecridi vc yangına karşı alınması gereken önlem ler bulunmaktadır. Standartların saptanm asında sorun Beş Yıllık Planın paralelinde "genel yatırım hacmi içinde konula ayrılan yaurımı arttırmadan sağlık vc sosyal bakımdan sakıncası bulunm a­ yan, içinde yaşanılması ö rf ve geleneklerim ize uygun, ucuz fakat sağlam konutların nite­ liklerinin tesbiıi bakımından ele alınmış"tır. Asgari ve orta nitelikte olmak üzere iki grup halk konutu standardı tesbit edilmiştir. Asgari nitelikteki halk konutları olarak ailenin çocuk sayısına göre altı tip saptanmıştır. Bunların faydalı alanları 30,50 m2 ile 63,00 m2 arasında değişmektedir. O na nitelikteki halk konut­

76


ları olarak on tip saptanmıştır. Ailedeki çocuk sayısına göre farklılaşan bu tiplerin faydalı alanları 40,00 m2 ile 100,00 m 2 arasında değişmektedir. Standartların saptadığı bu alanlar konutların kullanılan iç alanlarıdır. Duvarlarda kullanılan malzemenin kalınlığına göre yapı alanı değişebilm ektedir. Halk konutları standartlan yapı maliyetini sadece faydalı alan büyüklüğü ile değil aynı zam anda da yapı malzemesi standartlanyla da denetlemeye çalışmak tadır. Bu standartlann uygulanabilmesi için de devletin yaptığı konutlar bakımından bağlayıcı, özel kesimin konutları bakımından ise özendirici bir dizi karar daha alınması gerekmiştir. 18 Şubat 1963'de çıkartılan 198 sayılı yasayla Halk K onullan niteliğindeki konutlarda bina alım satım vergisi yüzde elli indirimli olarak yani yüzde 3,5 oranında uygulanmaya başlamıştır. Daha sonraki bölüm de ayrıntılı olarak ele alacağımız üzere 2 Temmuz 1964 tarihinde kabul edilen 491 sayılı yasayla bu tür konutlara bina vergisi muafiyetleri tanınmıştır. 13 Kasım 1964 gün ve 11855 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 6/3827 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesiyle kamu sektörünün yurt içinde ve dışında temsil yetkisine sahip mülki erkan ile askeri kom utanlar için yapacağı konuüar dışında yalnız asgari nite­ likteki konutları yapmaları ve kredi kolaylıklarından sadece asgari nitelikte konut yapuracak olanların yararlanmaları öngörülmüştür. Bu kararname aynı zamanda asgari ko­ nut standardından bir kaçını da içinde barındırmaktadır. Bu kararnamede asgari halk ko­ nutları standartlarının yüzde 10 artırım la da uygulanabileceği belirtilmiştir. Böylece vergi vc kredi yönünden teşvik edilecek konutların faydalı alanları 69.30 m2'ye yükseltilmiş ol­ maktadır.207

Belediyelerin ve K on ut Y ap ım cıların ın A rsa S ağlam asını K olaylaştırıcı Ö n lem ler

Bu dönemde, belediyelerin imar planlarını uygulamak için arsa elde etmesini bir ölçüde de olsa kolaylaştıran bir gelişme, 8 Eylül 1956'da 6830 sayılı kamulaştırma yasasının kabul edilmesi oldu. Cumhuriyetin başlangıcından beri, kamunun sürekli olarak çeşitlenen ve ge­ nişleyen hizmet alanlarının zorlamasıyla, değişik işlevler için, çok sayıda kamulaştırma ya­ sası çıkarılmıştı. Bu yasaların sayısı 1956 yılında 55’e ulaşmış bulunuyordu.208 6830 sayılı yasa bu mevzuatı toparlama işlevini yerine getirecekti. Bu yasa 6785 sayılı imar yasasıyla birbirini tamamlayacak biçimde I. im ar Kongresinin isteği doğrultusunda hazırlanmıştı. Yasanın meclisten geçiş tarihinin Adnan M enderes'in İstanbul'da imar operasyonlarını başlatmasından kısa bir süre önce olm ası herhalde salt bir rastlantı değildi. Nitekim Adnan Menderes'in imar operasyonunun başladığını ilan ettiği 23 Eylül 1956 tarihli basın top­ lantısında "evvela, istimlâk m uam elelerinde kanunun azami itidal ve nefasetle tatbik olu­ nacağını ve böylece mal ve mülk sahiplerinin m utazarrır değil hatta mütena'im edileceğini belirtmek islerim. Bu suretle imar hareketlerinin, istimlâka maruz kalmış vatandaşlarımız tarafından da benimsenmesini temin ederek yürüyeceğiz" diyecekti.209 Kamulaştırma, bunu yapacak idarenin kanunen ifasına memur bulunduğu amme hizmeti­ nin veya teşebbüsünün yürütülm esine gerekli gayri menkullerin ve kaynakların, bu kanu­ nun hükümleri dairesinde, değer pahası peşin verilmek şartıyla yapılabilecektir. Kamu­ laştırma yapılabilmesi için kamu yararı karan alınması gerekmekledir. Belediyelerin hizmetleriyle ilgili karar belediye encüm enlerince verilecektir. Kararı ilçelerde Kayma­

77


kam, il m erkezlerinde Valiler onaylayacaktır. Gayeye yeterli olursa kamulaştırma yoluyla gayri m enkuller üzerinde bir irtifak tesis edebileceklerdir. İmar planı uygulamaları için ise ayrıca kamu yararı kararı almadan kamulaştırma yapılabilecektir. Daha açık olarak yaz­ mak gerekirse imar planlarını uygulamak için planda gösterilen mesken, sanayi, ticaret vb. bölgeleri, imar planına göre yeniden açacağı veya düzenleyeceği, yolların her iki ta­ rafındaki gayri menkullerin imar parseli derinliğine kadarı, tasdikli plana göre hizadan dışarı çıkm ış binaların bu çıkıntılarım ve yüksek binaların fazla katlarını kaldırmak, yol, meydan genişletm ek için, belediyeler kamulaştırmaya başvurabileceklerdir. Kamu­ laştırtacak gayri menkulün değer pahası belediye encümenlerinin seçeceği takdiri kıymet komisyonlarınca saptanacakur. Değer pahanın saptanm asında 6830 sayılı yasanın getirdiği sistem iyi çalışmayınca 27 Mayıs m üdahalesinden sonra 4 Kasım 1960’da çıkarılan 122 sayılı kanunla bu konuda bazı değişiklikler yapılmıştır.210 1961 Anayasasında kamulaştırma 38'inci madde ile düzenlenmiştir. Bu madde genel ola­ rak "gerçek karşılıklarını peşin ödeme" ilkesini koyarak 1924 Anayasına göre bir değişiklik yapmamıştır. Sadece çiftçinin topraklandırılması, orman yetiştirilmesi ve iskân projelerini gerçekleştirm ek için yapılan istintaklarda on yılı aşmayan bir süre içinde taksit­ le ödem e olanağı sağlanmıştır. Belediyelerin kendi konul projelerine vc diğer konut yapımcılarına arsa sağlamak için tek olanakları kamulaştırma yapmak değildi. Hâzinenin ve diğer kamu kuruluşlarının elindeki toprakların belediyelere geçmesi yolu da kullanılabilmektedir. Daha önce 1953 yılında çıkarıldığını gördüğümüz 6188 sayılı yasa böyle bir olanak sağlıyordu. Bu yasaya göre Be­ lediye sınırlan içindeki Hâzineye, ö z e l İdarelere vc Katma Bütçeli dairelere ait arsa ve arazilerle, devletin hüküm vc tasarrufu altında olup, imar planında belli bir maksada tahsis edilm em iş olmakla beraber plana göre mesken yapımına elverişli olan arsa vc araziler de, ilgili kamu kişileri tarafından belediyeye devir ve temlik olunacaktır. Bu arsa vc arazilerin bedelleri belediyece devir işleminin yapıldığı yıldaki arazi vergisine matrah olan değerler üzerinden on yılda on taksitle ödenecektir. Belediyeler bu arsalar vc araziler hakkındaki bilgileri doğrudan tapu idarelerinden alacaklardır. Tapu idareleri en geç altı ay içinde bu bilgileri vermek zorunda tutulmuşlardır. Bu arsaların sahibi olan kamu kişilerince satılabilmesi de ancak belediyelerin bunlara ihtiyacı olmayacağını vc beş yıl içinde satın almayacağını bildirmesi üzerine yapılabilecekti.211 Bu yolla sağlanan arsalar üzerinde belediyeler tarafından ucuz mesken bölgeleri ilan edile­ bilecek, yapı ve yollar kanununa bağlı olmadan imar planları yapılabilecek ve arsalar kura ile m aliyet değeri dikkate alınarak ihtiyacı olanlara kıymet takdiri yoluyla verilebilecektir. Arsa alanlar bir yılda inşaata başlamak vc iki yılda bitirmekle sorumlu tutulmuşlardı. Bu koşullan yerine getirmeyenlerin arsaları hiç bir başka hüküm çıkarmadan belediyeye geri dönecektir. 6188 sayılı yasa belediyelere arsa sağlanmasını belediye sınırları içindeki kamu arsalarıyla sınırlıyordu. Oysa kentsel büyüme çoğu yerde belediye sınırları dışına taşmış bulunuyordu. 21 Tem m uz 1959 tarihinde kabul edilen 7367 sayılı yasa böyle bir genişletmeyi sağlıyordu. 6785 sayılı İmar Yasasının getirdiği mücavir saha kavramı doğrultusunda bir değişiklik getiriyordu. Belediye sınırları dışında bulunmakla beraber, şehir ve kasabaların

78


gelecekteki gelişmesi bakımından belediye sınırları içine alınm asında yaran olan alanlar konusunda belediye m eclislerince alınan kararlar İmar ve îskân Bakanlığınca onay­ landığında bu alanlardaki Ha/.ineye ve kam uya ait arazilerin belediyelere geçmesi öngörülmüştür. 7367 sayılı yasanın 6188 sayılı yasaya göre ikinci genişletmesi belediyele­ re geçecek toprakların imar planı kapsamı içinde bulunması koşulunu kaldırmış olmasıdır. Belediye sınırları içinde olup imar planı kapsamı içinde bulunmayan alanlardaki, 6188 sayılı yasanın am açlarına uygun olarak kullanılacak, topraklar da hazine ve kamudan bele­ diyeye geçecekti.212 K onut F in a n sm a n ın d a Y eni D üzenlem eler Bu dönem de kredi vererek konut finansmanına yardımcı olmak işlevi büyük ölçüde Türkiye Emlak Kredi Bankasınca yerine getirilmiştir. Bir önceki dönem de 1946 yılında çıkartılan 4947 sayılı yasa ile Emlak ve Eytam Bankasının yerini almak üzere 100 milyon TL. sermaye ile kurulduğunu gördüğümüz bu bankanın sermayesi 13 Tem m uz 1953 tarih ve 6143 sayılı yasayla 300 milyon TL’ye yükseltilmiştir. Sermayenin yükseltilmesinde ser­ maye payları yine büyük ölçüde M aliye Bakanlığına ait olmasına rağmen ilk kez TC Emekli Sandığı da 42.400.000 TL. lik önemli bir hisseye sahip olmuştur. Daha sonra 21 Mart 1964 tarihinden itibaren Banka, İktisadi Devlet Teşekkülleriyle Müesseseler! ve İştirakleri Hakkındaki 440 sayılı yasanın kapsamına alınmıştır. Bu dönemde Banka örgütlenmesini ülkede yaygınlaştırm ıştı^ 1951 yılında 14 olan şube sayısı 1963 yılında 69'a yükselmiş bulunuyordu. Bankaca 1951 yılında yapı tasarrufu sistemi uygulanmaya başlanmışur. Böylece Türkiyede konut finansmanı konusunda önemli bir adım aulm ış oluyordu. Bu sistemin uygulamaya konulmasında bankanın kaynaklarının kredi talebi karşısında yetersiz kalması etkili ol­ muştur. Bu yolla bankanın kaynakları bir m iktar artırılmış oluyordu. Bankanın kaynak­ larının geliştirilmesinde izlenen bir başka yol bankanın tahvil çıkarması olmuştur. 1951 1963 yılları arasında Banka 495 milyon liralık tahvil ihraç etmiştir. Bankanın konut alanındaki diğer faaliyetleri yanısıra 1951 yılından itibaren uygulamaya koyduğu yapı tasarruf sisteminden yararlanmak isteyenlerin konut kredisi alabilmeleri için kendilerinin, eşlerinin ve velayetleri altındaki çocuklarının konutları ya da akarlarının bu­ lunmaması ve daha önce bankadan konul kredisi alm am ış olmaları gerekmektedir. Bu kişiler bankada bir bloke hesap açtırmaktadırlar. Banka bu hesaplara ilk yıllarda faiz ödediyse de daha sonraki yıllarda faiz ödem em iştir. T asarruf sahibinin krediye hak kazana­ bilmesi için iki yıl beklem esi, alacağı meblağın yüzde 25'ini biriktirm iş olması ve ban­ kanın para biriktirme hızına göre dört aylık devreler itibarıyla yaptığı puanlamada 150 pu­ an almış olması gerekm ekledir. Bankanın yapı tasarrufu sahiplerine verdiği meblağ 1951 yılında 20000 TL idi, daha sonra bu meblağ sırayla 30000,40000 ve 1 Ocak 1963'den iti­ baren de 50000 TL'ye çıkartılm ıştır. Bu meblağın yüzde 75'i kredidir. Banka verdiği bu kredilere 1962 yılından itibaren karma bir faiz oranı uygulamıştır. Verilen kredi yüzde 65 vc yüzde 35 olarak ikiye ayrılm akta, banka fonu adını alan birinci kısmına yirmi yıl vade ve yüzde 5 faiz, tahsis fonu adını alan ikinci kısmına 11 yıl vade yüzde 5 faiz uygulaması yapılmaktadır. Kredi miktarı tasarrufçunun sahip olacağı emlâkin banka usullerine göre takdir edilen değerinin yüzde 90'nından fazlasına ulaşamayacakur. Tasarrufçu bu krediyi kendi arsası üzerine yapacağı konul için, müştereken tasarruf edilen arsalar üzerinde yeni­

79


den inşa ettirilecek veya inşa edilen bir apartman dairesi için, ya da bankanın inşa ettirdiği konul ve apartm an dairelerini salın alm ak için kullanabilecektir. 22 Temmuz 1964 tarihinde çıkartılan yurt dışında çalışan işçilere konul ve küçük sanal kredisi açdm&sı ve ödünç para verilmesi hakkındaki 499 sayılı kanun ise temelde yurt dışındaki işçileri tasarruf yapm aya ve tasarruflarını Türkiye'ye yönlendirmeye özendirmek amacını güdüyordu. Bu amacın gerçekleştirilm esinde konut kredilerinin çok çekici olabile­ ceği düşünülmüştü. Türkiye Emlak ve Kredi Bankasında açılacak konul kredisi fonuna ta­ sarruflarını gönderen işçilere eğer yurda döndüklerinde hesaplarında en az 5000 lira bulu­ nuyorsa tasarruflarının dört katına kadar, 40000 TL’yi aşmamak üzere, halk konutları standartlarına uygun konul yapmak üzere kredi açılacaktır. 20 yıl vadeli, yıllık yüzde 2 fa­ izli bu kredilerin geri ödem esi borçlanma tarihinden iki yıl sonra başlayacaktır. Emlak Kredi Bankası ayrıca özel kanunlarla belli işlevleri yerine getirmek için konut kre­ disi verme göreviyle de yükümlcnmiştir. Değişik zamanlarda afetler dolayısıyla çıkartılan özel kanunlar bankaya kredi verme görevi yüklemişti. Banka 1959 yılında çıkartıldığını gördüğümüz 7269 sayılı afetler kanunu uyarınca da oluşturulan İmar ve iskân Bakanlığı emrindeki fondan zarar gören vatandaşlara kredi vermekle yükümlü tutulmuştu. Bu tür bir başka özel yasa 22 Aralık 1960'da çıkartılan 180 sayılı "42 Sayılı Kanun G e­ reğince Emekli Olan Subaylara M esken Yapılması Hakkındaki" kanundur. 42 sayılı yasa uyarınca emekli olan subaylara kendi paraları karşılığında ve borçlanma yoluyla Emlak Kredi Bankasınca konut siteleri yaptırma konusunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmiştir. Bankaca bu tür program lar dışında kalan yurttaşların inşaatlarının tamamlanması için inşaat kredileri vc gayri menkullerinin onanm ları için de onarım kredisi verilmektedir. Bu kredilerin vadesi 5 yıl faiz oranı ise yüzde 11,5'ıu. Bunun dışında Banka gayri menkul ipo­ teği karşılığında hazır bina ve arsa alımı için dc daha önceki dönemde olduğu gibi kredi vermeye devam etmiştir. 213 Bu dönemde konul finansmanına yeni bir kaynak olarak sosyal sigorta fonları girmiştir. 1946 yılında 4792 sayılı yasayla kurulm uş olan Sosyal Sigortalar Kurumu başlangıçta işçi konutu sorunuyla doğrudan ilgilenmiyordu. 2 Haziran 1949 tarihinde çıkarılan 5417 sayılı İhtiyarlık Sigortası Kanununun 31 'inci maddesi, bu sigorta koluna ilişkin primlerin en çok yüzde 20'sinin ipotek karşılığında işçi konutları yapımına ayrılmasına olanak vermiştir. Si­ gortalılara konut inşası için verilen kredi bu konutların ipotek değerinin yüzde 50'sinin karşdığı olacaktır. 21 Mayıs 1952 tarihinde çıkarılan 5937 sayılı ihtiyarlık sigortası kanu­ nunda değişiklik yapan kanun verilecek konul kredisini ipotek değerinin yüzde 80'ine yükseltmiştir. 11 Mart 1954'de çıkarılan 6391 sayılı yasayla ihtiyarlık sigortası koluna yaünlan primlerin yüzde 25’inin konut kredisine ayrılmasına olanak verilmiştir. Verilecek kredi miktarı da ipotek değerinin yüzde 90'ına yükseltilmiştir. 8 Ağustos 1961'de çıkartılan Sosyal Sigortalar Kurumunun kuruluş yasasını değiştiren 344 sayılı kanunla işçi konutları için tüm sigorta kollarından fon ayrılm ası olanağı getirilmiştir. Böylcce konuta verilebile­ cek kredi miktarı radikal biçimde artırılmıştır. Sosyal sigorta fonlarına ilişkin düzenlemelerin on yıllık süre içindeki gelişimi belli bir eğilimi ortaya koymaktadır. Bir yandan sürekli olarak konuta ayrılan fonlar artırılmış öte yandan verilen kredinin toplam konut maliyetini karşılam a oranı sürekli olarak yükselmiştir.

80


Sosyal Sigortalar Kurumu işçilere yirmi yıl vadeli, yüzde 4 faizli krediler açmıştır. Bu kre­ diden yararlanabilm eleri için işçilerin Kooperatifler Kanununa uygun biçimde konut koo­ peratifleri halinde örgütlenm eleri öngörülmüştür. Bir işçinin böyle bir kooperatifte üye ola­ rak krediden yararlanabilm esi için yurt içinde kendisinin karısının ve velayeti altındaki çocuklarının bir konutu bulunm am ası, bu tür bir başka konut kooperatifinin üyesi olm a­ ması, işçi konut kredisinden daha önce yararlanmamış olması, kooperatifin bulunduğu ilde en az iki yıldan beri bir sigortalı işyerinde çalışması ve 400 gün prim ödem iş olması gerek­ mektedir. Sosyal Sigortalar Kurumu işçi konutlarına kredi vermek için ayırdığı fonlarını, başlangıç tarihi olan 1952 yılından 1962 yılına kadar Türkiye Emlak ve Kredi Bankası aracılığıyla kullandırmıştır. Kurum fonlarını yüzde 3 faizle bankaya vermiş banka da bu fonları yüzde 4 faizle kooperatiflere intikal ettirmiştir. Verilecek kredinin ve kurulacak kooperatiflerin koşulları Kurum tarafından belirlenmektedir, inşaata ilişkin hususlar ile kredilerin geri dönüşünün denetim i bankaya bırakılmıştır. Bu uygulamanın özellikle ilk yıllarında verilen kredinin konut maliyetine oranı düşük olduğu için ek kredi ihtiyacının sağlanması için de bazı m ekanizm alar geliştirilmiştir. Bunlardan biri Emlak Kredi Bankasının inşaat bitirme kredisinden yararlandırılmasıdır. Bir diğeri Sümerbank, Etibank gibi kamu iktisadi kuru­ luşlarının yönetim kurulu kararıyla kendi işçilerine ikinci derecede ipotek karşılığı tamam­ layıcı krediler vermesidir. Örneğin Sümerbank yönetim kurulu 1951 yılında inşaat değerinin yüzde 15'ini geçmem ek üzere kendi işçilerinin konut kooperatiflerine 15 yıl va­ deli yüzde 5 faizli kredi açılabileceği kararını vermiştir. 1961 yılında 344 sayılı yasayla Sosyal Sigortalar Kurumu yeniden düzenlenirken, konut kredisine ayrılan fonların artmasına vc Beş Yıllık Plan çalışmalarındaki gelişmelere para­ lel olarak, Kurum, kredi dağıtımını kendi üstüne almıştır. 1962 yılında çıkarılan kredi yönetmeliğine göre sigortalı işçilere verilecek kredi miktarları işçinin aylığına göre farklılaştırılmışur. 1962 - 1966 yılları arasında verilen kredi miktarı aylık geliri 80 TL olan işçilere 3.262 TL'den başlamak üzere, kademeli olarak artarak aylık geliri 984 TL olan işçilere 40.000 TL'ye yükseliyordu. Bu kredi miktarları kooperatif ortağının aylık gelirinin üçte birinden fazla taksit ödenmesini gerektirmeyecek kadar olmasına ve 40.000 TL’yi aşmamasına önem veren bir hesaplamaya göre saptanıyordu. Kredi alabilmesi için kooperaüfin en az 7 kişiden oluşm ası, arsasını satın alm ış ve yapılacak binanın ihale bedelinin yüzde 10'unu Kuruma peşin olarak ödem iş olması gerekmektedir. Kooperatiflerin Kuruma iki yüklenme senedi vermesi istenmektedir. Bunlardan birincisi Kurumun benimsediği so­ syal konul standartlarına uygun inşaat yapılacağına ilişkindir. İkincisi konutların yapımına ilişkin teknik vc idari tüm işlemlerin Kurumca denetlenmesini ve Kurumun alacağı önlemleri kabul edeceklerine ilişkindir. Bu kooperatiflerin ortak sayısı aldıkları arsanın imar durumuna göre yapılabilecek konul sayısından az olmayacaktır. Kooperatiflerin aldıkları arsaların da nüfusu 10.000'in üstündeki il ve ilçe merkezi olan belediye sınırlan içinde olması gerekmektedir. Bunlar dışındaki alanlarda konut yapılmasına ancak Kuru­ mun inceleme yaparak uygun bulması halinde olanak verilmiştir. Sosyal Sigortalar Kurumunun işçi konutları için ayırdığı fonları bir başka kullanma yolu 6900 sayılı kanun uyarınca doğrudan kendisinin işçi konutları yaptırması olmuşdur.214

81


Sosyal Sigortalar Kuruntunun işçi konutlarına ayırdığı fonlar yanısıra daha önce ve daha sonra kurulmuş diğer bazı sosyal güvenlik kurum lan da konut kredisi vermişlerdir. Bunlar­ dan biri Devlet Demiryolları İşçileri Emekli sandığıdır. Bu sandık 8 yıl hizmet etmiş işçi ve ustalara yirmi yıl vade ve yüzde 5 faizle konut kredisi vermiştir. Bu kredilerin verilme şartlan bir yönetm elikle düzenlenmiştir. Verilen kredinin tavam 1952 yılında 5.000 TL iken, 1953 yılında 7.500 TL'ye, 1960 yılında 10.000 TL'ye. 1962 yılında 20.000 TL'ye, 1966 yılında 25.000 TL'ye yükseltilmiştir. Bir İkincisi Askeri Fabrikalar Emekli ve Yardım Sandığıdır. Bu sandığa bağlı ve 8 yıl hizmeti olan işçi ve ustalara yirmi yıl vadeli yüzde 5 faizli konut kredisi verilmiştir. Bir işçinin alabildiği konut kredisinin tavanı 1953 yılında 7.500 T L iken 1956 yılında 10.000 TL'ye çıkarılın ıştır. Bu sandık yedek sermayesi­ nin yüzde 90 kadarını konul kredisine ayırmıştır. Her iki sandık da Sosyal Sigortalar kurul­ madan önce var olan kurumlardt. Bunlara 27 Mayıs müdahalesi sonrasında kurulan Ordu Yardım laşm a Kurumu eklendi. 9 Ocak 1961'de çıkartılan 205 sayılı Ordu Yardımlaşma Kurumu kanununun 33'üncü maddesi kurumun üyelerine konul edindirmek için yardım ya­ pabilmesi olanağım vermektedir. Ordu Yardımlaşma Kurumu konuta ayırdığı fonlarını üç farklı yolla kullanabilm ektedir. Kurumun kendisi aldığı arsalar üzerine konul yaparak üyelerine satabilm ekte, üyelerinin oluşturduğu konut kooperatiflerine kredi verebilmekte, üyelerine bireysel olarak yapı kredisi ya da ek kredi verebilmektedir.215 Bu dönemde konut sektörüne ayrılan fonlara ilişkin bu yeni gelişmelerin yanısıra daha önceki dönemde konuta ilişkin kredi verebilen bankalara iki yeni banka daha katılmıştır. Bankalar kanununun 50'nci m addesine göre taşınmaz mal ipoteği karşılığında ikrazat yap­ malarına özel kanunlarıyla izin verilen bankalar bu alanda faaliyet gösterebilmektedirler. Daha önce sözü edilenler dışında 1954 yılında çıkarılan 6219 sayılı yasayla kurulan Vakıflar Bankası ve 14 M ayıs 1958'de kurulan Türkiye öğretm enler Bankası bu niteliklere sahiptir, öğretm enler Bankasının kuruluş kanununda Milli Eğilim Bakanlığında görevli bulunan mem urlara ipotek karşılığı 20 yıta kadar vadeli krediler açmak, kendi alacağı arsa­ lar üzerinde yapacağı konudan 20 yıla kadar taksitle Bakanlık m cm urlanna salabilmek olanağı verilm iştir.216

A rsa ve K o n u ta İlişkin V ergilerde Y apılan Yeni D üzenlem eler Bir önceki dönemi incelerken 1931 yılında 1833 sayılı yasayla Arazi Vergisinin, 1837 sayılı yasayla da Bina Vergisinin yeniden düzenlendiğini görmüşlük. Bu yasalann uygula­ ması 1960 yılma kadar devam etmiştir. Yalnız daha önce sözü edilen 29 Tem m uz 1953'de kabul edilen 6188 sayılı bina yapımını teşvik ve izinsiz binalar hakkındaki kanunla bu ka­ nunun yürürlüğe girm esinden sonra on yıl içinde bitirilecek ister sahibi tarafından ister ki­ racılar tarafından mesken olarak kullanılan binalar on yıl süre ile bina vergisi vc bu vergiy­ le birlikte alman buhran ve savunm a vergilerinden m uaf tutulmuştu. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinin sonrasında ekonom ik planlama konusundaki çalışmaların etkisiyle Türk vergi sistem inde bir reform yapabilm ek için bir "Vergi Reform Kom isyonu” kurulmuştur. Bu komisyonun vergi sistem ine getirdiği öneriler arasında Emlak Vergileriyle ilişkili öneriler de yer alm ıştır.217 Bu önerilerin küçük bir bölümü bu dönemde yasalaşmışur. 1833 sayılı yasaya güre arazi vergisi tahrir değeri üzerinden binde 10 olarak alınıyordu.

82


1936 yılında yapılan tahrirden sonra bir daha tahrir yapılmadığından, bir yandan Türk pa­ rasının değer kaybı diğer taraftan kentleşme dolayısıyla arazi değerlerindeki artışlar karşısında toplanan arazi vergilerinin gerçek oranlan çok küçülmüştü. 1837 sayılı kanuna göre alınan bina vergisinde de dunım benzerdi. Bina vergisi, tahrir yoluyla saptanan safı irat üzerinden alınıyordu. Yazım yoluyla bulunan bu değerler de eskimişti. 3 Ocak 1961'de çıkandan "Arazi ve Bina Vergilerinin M atrahlanna Uygulanacak M isiller Hakkındaki" 206 sayılı kanun ile yazım değerlerindeki aşınmayı ortadan kaldırmak için belli katsa­ yılarla artırılm a yoluna gidilmiştir. 27 Haziran 1961'de çıkartılan 309 sayılı yasayla bu kat­ sayıların nasıl uygulanacağı yeniden belirlenmiştir. Buna göre; 1 Haziran 1942'den önce tahrir edilen arsa değerleri 9, arazi değerleri 3 katsayısı ile çarpılarak eski değerine eklene­ cektir. Binaların değerleri 1 Haziran 1942'den önce yazıldı ise konutlarda 2, diğer binalar­ da 4,1 Haziran 1942 ile 28 Şubat 1947 arasında yazılmış ise konutlarda 1, diğer binalarda 2,1 Mart arasında tahrir edilen konutlarda 0,5, diğer binalarda 1 katsayısı ile çarpılarak es­ ki değerlerine eklenecektir. 1 Haziran 1942'den sonra yazımı yapılan arazi ve arsalarda, 12 Mayıs 1953'dcn sonra yazımı yapılan binaların değerlerinde bir artış yapılmayacaktır. 17 Temmuz 1964'de kabul edilen 309 sayılı kanuna bazı fıkralar eklenm esine ilişkin 496 sayılı kanunla arsalarda değer saptanmasında eğer yazım 1 Haziran 1942 ile 31 Aralık 1951 tarihleri arasında yapılmışsa 1,5; 1 Ocak 1952 ile 31 Aralık 1955 arasında yapılmışsa 1, 1 Ocak 1956 ile 31 Aralık 1959 arasında yapılmışsa 0,5 katsayısı ile çarpılarak yazım değerine eklenmesi hükmü getirilm iştir. Bu yasa ile arazi ve binalar için bir değer artışı ge­ tirilmemiştir. Bu farklılık, bize bu kararın arkasında bir arsa politikası arayışını gözlemek olanağını vermektedir. Yine aynı tarihlerde kentsel arsaların vergilendirilme oranında bir artış getirilmiştir. 25 Ha­ ziran 1964 tarihinde kabul edilen 1833 sayılı arazi vergisi kanununun 9'uncu maddesinin değiştirilmesine dair 483 sayılı kanunla, 1833 sayılı yasada iradlı arsalar için binde 10, iradsız arsalar için binde 5 olan arazi vergisi oranlan iradlı ve iradsız arsalann hepsi için binde 15 olarak saptanmıştır. Bu artışta Beş Yıllık Planda arsa konusunda önerilen politi­ kaların etkisini izlemek olanaklıdır. 1 Temmuz 1964 tarihinde kabul edilen 489 sayılı "Bazı Vergi ve Resimlere Zam Yapılması Hakkında 4040 Sayılı Kanunun 31 'inci Maddesinde Değişiklik Yapılması" hakkındaki kanunla binalardan alınan savunma vergisi bir miktar artırılmıştır. 489 sayılı yasa konutlarda bina vergisinin altıda biri, diğer binalarda üçte biri oranında alman savun­ ma vergisini sahibinin oturduğu konutlarda yüzde 25’c, kiraya verilen konutlarda yüzde 75, diğer binalarda yüzde 100 oranına çıkarmıştır. KonuL politikası bakımından anlamlı bir vergi düzenlemesi 2 Tem m uz 1964'de kabul edi­ len 491 sayılı kanunla yapılmıştır. Bu yasaya göre tm ar ve İskân Bakanlığının saptadığı "Halk Konutları S tan d artların a uygun olarak "asgari nitelikte” yapılan binalar 10 yıl süreyle,' "orta nitelikte" yapılan binalar 5 yıl süreyle bina vergisinden m uaf olacaklardı. Devlet ve devlete bağlı kurumların çalışanları için Halk Konutları Standartlarına uygun olarak yapacakları asgari nitelikli lojmanlarda 10 yıl süreyle bina vergisi muafiyetlerinden yararlanacaklardır.218 Aslında bina ve arazi vergilerinde yapılan bu düzenlem eler Vergi Reform Komisyonunun

83


bu alanda yapm ak istediği reform dan uzaktır. Komisyon bina ve arazi vergilerini bir üst kavram olan em lak vergisi kavramı altında birleştirerek tek bir vergi içinde toplamak istiy­ ordu. Bu em lak vergisi reel ve yerel bir vergi olarak geliştirilecekti. Zorlukları olsa da ge­ nel bir tahrire dayandınlm alıydı. Komisyon katsayılarla artırma yaparak tahririn ertelen­ mesinin bir sının olduğunu düşünüyordu. Reform komisyonunun hazırladığı emlak vergisi tasansı bu dönem de yasallaşam adı.119 Ama ayn bir Emlak Alım Vergisi konulması önerisi gerçekleşti. Vergi reform kom isyonu 1961 yılında bir gayri menkule ilişkin m ülkiyet haklannın el değiştirm esine ilişkin işlemlerin Almanya ve Fransa gibi ülkelerde aynca vergilendirilme­ sinden hareketle bir em lak alım vergisinin konulmasını önermiştir. Daha önce 5887 sayılı Harçlar K anununa göre em lak alım lan binde 50 oranında harca tabiydi. Emlak alım vc satımlarının artması ve harç ve resim diye adlandırılam ayacak ağırlıkta m ükellefiyete tabi tutulması dolayısıyla ay n bir vergi haline getirilmesi isteniyordu. Hazırlanan Emlak Alım Vergisi tasansı 18 Şubat 1% 3’de kabul edilerek 198 numaralı kanun oldu. Bu yasa ile Türkiye'deki gayri menkullerin ve bunlann üzerindeki irtifaklann ivaz karşılığı devri rayiç değer üzerinden binde 70 oranında vergilendiriliyordu. Sosyal mesken inşaatı, işçi evleri ve bunlardan daha düşük nitelikli mesken alım lan ve başka bazı durumlarda binde 35 oranında vergilendirilecekti.220 Gayri menkullerin ivazsız el değiştirm elerini düzenleyen Veraset ve İntikal Vergisi de 8 Haziran 1959'da 7338 sayılı yasayla yeniden düzenlendi. Bu vergi de akrabalık derecesine göre farklılaşan müterakki bir vergiydi ve en yakın akrabalarda yüzde 2 ile yüzde 20 arasında, en uzak akrabalarda ise yüzde 8 ile yüzde 44 arasında değişiyordu.221 Verginin muaflık alanı genişletildi. Bu dönem de gayri menkul vergilerinde konul politikasıyla ilişkili bazı düzenlemeler yapılmış olm asına rağmen bu vergiler genellikle etkili vergiler olmadığı için vergilendir­ menin konut sunum unu etkileyen ciddi bir araç haline geldiği söylenemez.

Kat M ü lk iyetin e O lan ak V eren Y asal D üzen lem eler

Bir önceki dönemi incelerken arsa değerlerinin artması karşısında orta sınıfların bir parsele tek başına sahip olarak konut edinme olanağı kalmadığını orta sınıfların ancak çok katlı apartm anlarda bir daire sahibi olabildiklerini bunun Medeni Kanununun 652'nci maddesin­ deki "bir evin m uhtelif katlan üst hakkı teşkiline mevzu olamaz" ilkesi ile çeliştiğini bunu aşmak için 1948 yılında TBM M 'ye Noter Kanununun 44'üncü maddesinin B fıkrasına "ga­ yri menkul sauş ve ayni hak tesis vaatlerine ait senet ve sözleşmeleri tanzim ve deftere tes­ cil cımek" ifadesini ekleyen bir yasa tasansı getirildiğini ve bu yasanın m ecliste kabul edil­ mediğini görm üştük. Bu yasanın TBM M 'den geçm eyişi, m ülkiyete ilişkin konularda Meclisin duyarlılığını orta­ ya koymuştu am a sorun çözülem em işti. Sorunun çözümü için 6 Ocak 1954'de Tapu Kanu­ nunun 26'ncı m addesinde değişiklik yapan 6217 sayılı kanun kabul edildi.222 Bu düzenlemeyle getirilen çözüm gerçekte reddedilen tasanda getirilen çözüm le aynı mantığı (müşterek mülkiyet- şahsi irtifak) paylaşıyordu. Medeni Kanunun 753'üncü maddesine

84


göre katlardan ya da dairelerden biri üzerinde münhasır istifade hakkı veren bir şahsi irti­ fak tesis ediliyordu. Yine Medeni Kanunun 627'nci maddesine göre oluşturulan müşterek m ülkiyette şuyuun idamesi sağlanmaya yani diğer ortakların şufa hakkı önlenmeye çalışılıyordu. Bunun güvence altına alınması için irtifak tesisine ilişkin sözleşmenin yapılıp kaydedilm esi gerekiyordu. Daha önceki tasanda bu işlemin yapılmasında Noterler yetkili kılınm ışu. Oysa 6217 sayılı yasada "Medeni Kanunun 753'üncü maddesi hükümlerine göre irtifak hakkı tesisine veya tesisi vadine mütedair resmi senetler tapu sicil muhafızları veya memurları tarafından tanzim edilir" hükmü getiriliyordu. Bu irtifak vaitİcri resen tapu siciline yazılacaktı. Bunun yanı sıra Noterlere de açık bir kapı bırakılıyordu. Yasada "Noterlik Kanununun 44'üncü maddesinin B bendi m ucibince noterler tarafından tanzim edilen gayri menkul satış vadi sözleşmeleri de taraflardan biri isterse gayri menkul siciline şerh verilir. Şerhten itibaren beş yıl içinde satış yapılmaz veya irtifak hakkı tesis ve tapuya tescil edilm ezse işbu şerh tapu sicil muhafızı veya memuru tarafından resen terkin olunur" deniliyordu. 6217 sayılı yasayla bulunan çözüm daire sahiplerini izale-i şuyu davalarından ancak on yıl süreyle koruyabiliyordu.223 Bu durum da yeni bir kat kanunu gereksinmesi doğdu. Adalet Bakanlığında Hıfsı V eldet Vclidedcoğlu başkanlığında bir komisyon Kat M ülkiyeti Kanu­ nu tasarısını 1959 yılında hazırladı. Bu tasan 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi dolayısıyla yasallaşamadı. 1962 Aralığında Adalet Bakanlığında yine Velidedcoğlu başkanlığında ku­ rulan komisyon daha önceki tasarıyı geliştirerek 1963 yılı Ocak ayında çalışm alannı ta­ mamladı. Büyük Millet M eclisine sunulan tasarı 23 Haziran 1965'de kabul edilen 634 sayılı "Kat M ülkiyeti Kanunu" 2 Ocak 1966'da yürürlüğe girdi.224 Kanun tasarısının hazırlanmasında iki görüş yarışmıştır. Bunlardan birincisi Velidedeoğlu’nun savunduğu görüş "başlı başına kullanılmaya elverişli kat, daire, depo gibi bağımsız bölümlerin müstakil mülkiyete konu olması, kat mülkiyeti kütüğünde her bağımsız bölüme ayrı bir sahife açılm ası ve arsa payının bağımsız bölüme bağlanm asıdır. Karşı olan ve İsviçre tasarısının da benimsemiş olduğu görüş "kat mülkiyetinin, müşterek mülkiyet paylarının, her paydaşa, binanın kat, daire gibi bağımsız bölümü üzerinde münhasır istifade hakkı verecek şekilde tesis edilmesiyle kurulması; bu suretle kat mülkiyeline çevrilmiş her müşterek m ülkiyet payına, kat mülkiyeli kütüğünde ayrı bir sa­ hife açılması; bu sahifelerde, arsa payının kanuni muhtevasını (kapsamını) teşkil eden münhasır istifade hakkına konu olan bölümlerin gösterilmcsi"dir.22S İsviçre tasarısındaki görüşün değil Velidedeoğiu'nun görüşünün kabul edilmesinin başlıca yararları; a) Her kat malikinin ayrı bir tapu senedi alacak olmasının ona güven duygusu vermesi, b) kat maliklerinin müstakil mülkiyete sahip olması, her kat malikine, Medeni Kanunun bütün maliklere tanıdığı (mülkiyete özgü istihkak vc müdahalenin önlenmesi) davaları açma olanağı sağlayarak, tek başına yararlanabileceği hukuki bir güvence sağlaması, c) her kat sahibinin katından iktisadi olarak istediği gibi yararlanabilmesi, d) so­ runu medeni kanunda hiç bir yeni düzenleme yapmadan ayrı bir kanunla çözm eye olanak vermesi sayılabilir.226 Yasa yalnız Medeni Kanun açısından tutarlılık sorunlarını değil aynı zamanda da bazı pra­ tik sorunları çözmek durumundadır. Sorunlardan biri ortaya çıkacak çok sahipli binanın

85


işletilmesinin nasıl sağlanacağı ve işletme giderlerinin nasıl paylaşılacağıdır. Bu konuda genel kural olarak "kat malikleri kurulunca" yönetileceği ilkesi benimsenmiştir. Kal mülkiyetine konu olan gayri menkuller "yönelim planına uygun olarak" yönetilecektir. Yönelim planı bütün kat maliklerini bağlayıcı sözleşme niteliğindedir. Ancak malikleri oy birliğiyle değiştirilebilecektir. Yönetim kat malikleri kurulunun seçeceği yönetici ta­ rafından gerçekleştirilecektir. Yönetim giderlerinin kat malikleri arasında paylaştınlm asında arsa paylan esas alınmaktadır. Kal M ülkiyeti Kanununun arsa payı ekseni etrafında geliştirilmesi pratik kolaylığı bakımından benimsenmiştir. Kat m ülkiyeli, bu mülkiyete konu olan anayapmın bağımsız bölümlerinden her birine o bölümün kat mülkiyelinin kurulmasındaki değeriyle orantılı olarak tahsis edilen arsa payının, ortak m ülkiyet csaslanna göre açıkça gösterilmesiyle kurulacakur. O bölümlerin değerinde sonradan gelen değişme ile arsa payı değiştirilem e­ yecektir. Kal Mülkiyeti yapsatçı türü yapım süreci dolayısıyla ortaya çıkmıştır. Bu durumda çözülm esi gereken tek konu yapılmış bitmiş bir bina üzerinde mülkiyetin kurulması değildir. Henüz üzerine bina yapılmamış daha sonra kat mülkiyeti esasına göre bina yapılacak arsa üzerinde mülkiyelin nasıl kurulacağı sorunu da çözülmelidir. Yasa bu du­ rumda uygulanmak üzere kat irtifakı kavramını getirmiştir. Yapı tamamlandıktan sonra ku­ rulacak kat m ülkiyetine esas olmak üzere arsa üzerinde kat irtifakı tesis edilebilmektedir. Yasa kayıtlarda karışıklık olmaması için genel mülkiyete ait kütük defterleriyle kal mülkiyeti kütük defterlerinin ayrılması ilkesini benimsemiştir. Kal mülkiyeti buna mahsus olan ayn bir kütüğe tescil edilecektir. Yasanın çözmek zorunda bulunduğu bir başka önemli sorun binanın bakımının estetik tu­ tarlılığının korunmasıdır. Bu sorunun çözümü olarak yasada kat m aliklerine, ana gayri menkulün bakımı ve mimari durumu ile güzelliğini ve sağlamlığını titizlikle koruma m ec­ buriyeti getirilmiştir. Kat maliklerinden biri bütün kat maliklerinin rızasını almadıkça, ana gayri menkulün ortak yerlerinde ve ana yapıya zarar verecek nitelikte, kendi bağımsız bölümünde, inşaat onarım vc tesisler, dış badana ve boya yaptıramayacaktır. Kat mülkiyeli rejimindeki bir meskenin eğlence yeri, ticarethane ya da imalathaneye dönüşmesi karan da sadece mülk sahibine bırakılmamıştır. Böyle bir değişikliğin kararı kal malikleri kurulunun oy birliğiyle kararma bırakılmıştır. Yasanın benimsediği bu ilke kent m erkezlerindeki kullanış değişikliğini güçleştirmektedir. Tasannın müzakeresi sırasında Ankara’da Kızılay’daki dönüşüm ler örnek gösterilerek bu ilkeye karşı çıkan ko­ nuşm alar yapılmışsa da bu ilkeyi değiştirm ekte etkili olamamıştır.227 Yasada kat mülkiyetine tabi bir gayri menkulün bağımsız bölümlerinden birinin satılması halinde diğerlerinin öncelikle satın alma (şufa) hakkı bulunmadığı açıkça belirtilmiştir. Bu Türk yasasının İsviçre yasasından farklı olarak müşterek mülkiyet esasını değil kal mülkiyetinin müstakil mülkiyet olacağı esasını benimsemesiyle tutarlıdır. Bu konu TBM M 'de tasannın en çok tartışılan bölümü olmuştur. Bazı milletvekilleri aynı binada yaşayanların uyumu bakımından ve sauşların bedelinin tapuya doğru bildirilmesini zorlay­ acağını söyleyerek ortaklara şufa hakkı tanınmasını savunmuşlardır.228

86


Tasarının TBM M 'dc görüşülm esi sırasında üzerinde durulan bir başka konu kanunda amaçlananın gerçekte daire mülkiyeti olmasına karşın yasanın adının kat m ülkiyeti kanunu olmasının yaratacağı karışıklık olmuştur. Buna rağmen tasanda bu yönde bir değişiklik ol299 maırnştır. Kal Mülkiyeli Kanunu gerçekte tapu kanununda yapıldığını gördüğümüz bir düzenlemeyle işlerliğini sürdürmekte olan konul sunum biçimlerine daha yeterli bir hukuksal çerçeve ge­ tiriyordu. Bu gecikmiş bir düzenlemeydi. Millet M eclisinde hiçbir red oyu olmadan kabul edildi.230

Y asalaşam ayan K o n u t K an u n u T asarısı İmar ve İskân Bakanlığı kurulduktan bir süre sonra 1960 yılında bir Mesken Kanunu T a­ sarısı hazırlanmıştı.231 Bu tasarı yasallaşamadı. 1962 yılında toplanan İkinci İm ar Kongre­ sinde konut sorununun çözümü için üç yasanın gerekliliğinden söz edilmeye başlamıştır. Bunlar Arsa O fisi, Gecekondu ve Konut yasalarıdır. Bu konuda hazırlanan yasa ta­ sarılarından ilk ikisi 1965 yılı sonrasında TBM M 'den geçtiği için bir sonraki dönem incele­ nirken ele alınacaktır. Oysa 1963 yılında İmar ve iskân Bakanlığınca ikinci kez hazırlanan Konut Kanunu Tasarısı TBM M 'yc sevk edilmiş olmasına rağmen yasallaşamamışür. Bu nedenle burada bu tasarıya kısaca değinmekte yarar vardır. Bakanlığın hazırladığı ikinci tasarı da birinci tasarıya benzer olarak hazırlanmıştır. Bu yasa tasarısı Anayasanın 2'nci maddesindeki TC'nin sosyal hukuk devleti olması ve 49'uncu maddesindeki Devletin yok­ sul veya dar gelirli ailelerin sağlık şartlarına uygun konut ihtiyaçlarını karşılayıcı tedbir al­ ması ilkelerine dayandırılmıştır. Bu tasarıya göre İmar vc İskân Bakanlığına bağlı, merkezi Ankara'da olan, bir konut ofisi kurulması öngörülmüştür. Bu ofis Genel Bütçeye dahil dairelerin memurları için yaptıracağı konutları, im ar vc tskân Bakanlığının afetler dolayısıyla yapacağı konutlardan bu ofise görev olarak verdiklerini, gecekondu alanlarının ıslahı ve tasfiyesi ile yeni gece­ kondu yapımının önlenmesi için yapılacak olanları, kendisine ve başkalarına ait arsalar üzerinde toplu mülk ve kiralık konutları, yapmak, yaptırmak ve işletmekle yükümlü kılınıyordu. Ofis bu işlevleri yerine getirebilm ek için arsa alım satımını ve istimlâkini ya­ pabilecekti. Ayrıca inşaat vc tesisat malzemelerini satın alabilecek, üretebilecek, depolaya­ bilecek Bakanlığın talimatıyla tahsis ve tevzi edebilecektir. Ofis yıllık iş programlarını Devlet Planmına göre hazırlayarak Bakanlığa tasdik ettirecektir. Tasarı gerekli kaynağı sağlamak üzere bir konut fonunun kurulmasını öngörmüştür. Bu fo­ nun kaynakları; Bütçeye konulan ödenekler, özel sigorta şirketlerinin karlarından yüzde 5'den az olmamak üzere Bakanlar Kurulunca saptanan meblağlar. Gelir Vergisi Kanunu uyarınca muhtasar beyanname veren işverenlerin personeline ödediği ücretler toplamının yüzde biri ve konut fonundan yapılan borçlandırmaların geri ödemeleridir. Ayrıca tahvil çıkarma ve borçlanma yoluyla fona kaynak sağlanması olanağı da tanınmıştır. Bu kanun gereğince yapılacak konutlar 100 m 2'yi geçemeyecektir. Bu kanundan mülk veya kiralık konut inşa etmek üzere, katma bütçeli daireler, il özel idareleri, belediyeler,

87


KİT'lcr, konut ofisleri, 25 işçiden fazla işçi çalıştıran işverenler, özel kanunlarla kurulmuş banka ve kurum lar ile bunların serm ayesinin yüzde 50'sinden fazlasına sahip olduğu or­ taklıklar ile gerçek kişiler ve yapı kooperatifleri yararlanabilecektir. Bu kanun gereğince konul inşa edeceklere olanakların sının içinde; konul fonundan kredi tahsisi, arsa tahsisi, yapı malzemesi tahsisi vc teknik yardım yoluyla yardım edilecektir. Bu yardımlardan yararlanacak kam u tüzel kişileri, kooperatifler vc gerçek kişilerin inşaat bedelinin Bakanlar Kurulunca saptanacak belli bir yüzdesini Emlak ve Kredi Bankasında tesis edilecek konul tasarrufu hesabına yatırmış olması gerekmektedir. Evini kendi yapana yardım yoluyla yapılacak toplu konutlarda konut fonuna yapılacak tevdiat yerine bedeni ve ayni iştirak de kabul edilebilecektir. Konut fonundan yapılacak kredi tahsisleri Emlak Kre­ di Bankasınca İm ar ve İskân Bakanlığınca yapılacak tahsislere uygun olarak birinci derece ipotek karşılığı olarak yapılacakur. Ikrazatm vadesi 50 yıldan, faizi her türlü m asraf dahil yüzde 5’den fazla olam ayacaktır. Ayrıca tasanda arsa sağlanmasını kolaylaşlıncı bazı kola­ ylıklar da getirilmiştir. Konut konusunda bir fon oluşturarak bir ofis kurarak bir atılım yapmayı amaçlayan bu ta­ san , birçok toplantıda kendisinden söz edilm esine ve uzun süre Türkiye'nin gündemine kalmış olm asına karşın TBM M 'den geçerek yasallık kazanamamıştır.

88


III. 4) 1950 - 1965 D Ö N E M İN D E B İÇ İM L E R İN D E K İ G E L İŞ M E L E R

KONUT

SU N U M U N D A

VE

SU N U M

1950-1965 yılları arasındaki konut sunum una ilişkin istatistiksel bilgiler bir önceki döneme göre daha gelişmiş olm asına karşın yine de yeterli değildir. Konut sunumu konu­ sunda bu döneme ilişkin bilgiler tablo (5) de bir araya getirilmiştir. Bu tablonun ilk iki sütununda verilen ev ve apartman sayıları Maliye Bakanlığının vergi kayıtlarından elde edilmiştir. Vergiye tabi olan, yani gayri safi iradı 25 TL'nin üstündeki konut olarak yapılan yeni bina sayısını vermektedir. Bu sayı içinde ruhsatlı konutlar kadar, ruhsatsız konutlar, kentsel konutlar olduğu kadar, kentsel olmayan konutlar da yer almaktadır. Ama kırsal alanın ne kadarını kapsayabildiği konusunu test etme olanağına sahip değiliz. 1965 yılı nüfus sayımları bize 1960 - 1965 yılları arasında il ve ilçe merkezlerinde konul amacıyla 301.053 bina yapıldığı bilgisini verm ektedir 232. Vergi kayıtlarında aynı dönem de 430.000 bina yapıldığı görülm ektedir. Bu iki sayının karşılaştırılması vergi kayıtlarının kapsamı hakkında bir fikir verebilir. Tablo (5) in birinci ve ikinci sütunundaki bilgilerden 1951 1955 yıllarında 270.000, 1956-1960 yıllarında 400.000, 1961-1965 yıllarında 581.000 ko­ nut biriminin yapıldığı kestirilebilir. Tablo (5) in 3, 4 ve 5'inci sütunlarında verilen bilgiler DİE'nin 1954 yılından itibaren bele­ diyelerin verdiği yapı izinlerini (ruhsatlarını) toplamasıyla elde edilmiştir. Bu sayılar ilk iki sütundakinden farklı olarak yapılmış binaları değil yapılacak binaları göstermektedir. Ruhsat alınan binaların ne kadarının gerçekleştiği hakkında bir saptama olmadığı için bu sayılardan gerçekleşen konul stokuna geçebilmek için ancak sezgiye dayanan bir kabul yapmak gerekecektir. Ruhsat alınan binaların yüzde 80'ninin gerçekleştiği kabulüne göre bclcdiycli yerleşm elerde 1951 - 1955 yıllarında 181.000 (1951, 1952, 1953 yıllan için tah­ min), 1956 - 1960 yıllarında 217.000, 1961 - 1965 yılları arasında 248.000 konul biriminin yapıldığı söylenebilir. Tablo (5) in yedinci sütununda DPT'nin gecekondu için tahminleri verilmiştir. 1950 yılında 15000 gecekondu olduğu kabul edilirse 1951 - 1955 yıllannda 35000, 1956-1960 yıllarında 190000, 1961-1965 yıllarında 190000 gecekondu konul birimi yapıldığı tahmin edilebilir. Konut sunumu hakkındaki bilgiler böyle bir araya getirildiğinde ilk akla gelen soru, bu su­ numun talebi karşılamakta yeterli olup olm adığı olmaktadır. Eldeki veriler çok güvenilir olmasa da böyle bir denemeyi yapmakta yarar vardır. Bunun için Tablo (6) hazırlanmıştır. Tablo (6)'da gereksinme ile sunum arasındaki karşılaştırma, ne kadar kaba kcstirimlere da­ yanmış olursa olsun bir konuyu açığa çıkarm aktadır. 1951-1955 döneminde toplam konut sunumu yetersiz kalmış daha sonraki gelen yıllarda arzın artması üzerine 1965 yılına doğru açık azalmaya başlamıştır. Bu bulguları Tablo (5)'de verilen Gayri Safi Milli Hasıla içindeki konut yatırımlarının payı sayıları da desteklemekledir. 1950’lerin ilk yıllarında konut yatırımları GSM H'nın yüzde 3'ünün alünda kalmaktadır. Nitekim bu yıllarda sunum gereksinmeyi karşılayamamaktadır. Bundan sonra artarak 1955 yılında yüzde 4,93 gibi yüksek bir değere çıkm akta daha sonra­ ki yıllarda da genellikle yüzde 3,5-4 arasında seyretmekledir. Bu yıllarda gereksinmeden

89


daha fazla konut üretilebilmiştir. Konut birimlerinin arzındaki aruşı sağlayan, sadece yalınm oranındaki artış değildir, bunun yanısıra toplam sunum içinde gecekondu payının yüzde 16'lardan yüzde 46'lara yükselmesi de etkili olmuştur. 1950-1965 dönemi içinde konut yatırımlarının GSM H içindeki payını çok yükseltmeden konut sunumunun artınlabilm esindc konut m2 maliyetlerinin toptan eşya fiyatlarından da­ ha yavaş artışının da katkısı olmuştur. Tablo (7)’nin son sütununda bu açıkça görülm ektedir. Normal olarak inşaat m maliyetlerinin loptan eşya fiyatlarına göre daha hızlı artması beklenir. Bu dönem de bunun tersi bir eğilimin gözlenmesi o zamana kadar Türkiye'ye ithal edilm ekle olan inşaat malzemelerinin zaman içinde ülkede üretilmeye başlamasıyla açıklanabilir. Bu dönemde Türkiye'deki kentlerde konut gereksinmesi sayıca bir ölçüde karşılanmış olsa da bu konutların konfor düzeyleri oldukça düşük kalmıştır. 1965 yılı nüfus - bina sayımı sonuçlarına göre tl merkezlerindeki konul stokunda konutların yüzde 77,99'unda elektrik, yüzde 57.92'sinde şebekeden sağlanan su. yüzde 66,04'ünde müstakil mutfak, yüzde 76,52’sinde müstakil hela, yüzde 45,51’indc müstakil banyo bulunuyordu. İlçe merkezle­ rindeki konutların ise yüzde 52,66'smda elektrik, yüzde 38,83'ünde şebeke suyu, yüzde 59,40'm da müstakil mutfak, yüzde 74,32'sinde müstakil hela, yüzde 43,12'sinde müstakil banyo vardır. 1963 yılı konul sayımı örnekleme sonuçlarına göre 5000'dcn az nüfuslu yer­ leşmelerdeki konutların ise yüzde 2,42'sindc elektrik, yüzde 2,25’inde şebeke suyu, yüzde 2,49’unda foseptik veya kanalizasyon, yüzde 20,26’smda ayrı mutfak, yüzde 29,39'unda bi­ na içinde hela, bulunuyordu.233 1965 yılında Türkiye il'i m erkezlerinde bulunan konul binalarının yüzde 37.28'i tam kagir, yüzde 20.05'i kerpiç, yüzde 13,23'ü ahşap, yüzde 28’i karışık teknikle inşa edilmişlerdir. İlçe m erkezlerinde ise yüzde 25,57'si kagir, yüzde 30,40'ı kerpiç, yüzde 14,48'i ahşap, yüzde 28,30'u karışık malzeme ile inşa edilmiştir. 234 1960 yılında 20 şehirde uygulanmış olan M esken Şartları Anketine göre araştırma kap­ samına giren 769.391 konutun yüzde 55,47'si sağlam, yüzde 22,66'sı tamir edilebilir, yüzde 21,87'si çürük kategorisine girmektedir. Sağlam konut oranı İstanbul'da yüzde 66,3 Ankara'da yüzde 52, İzmir'de yüzde 45,64'dür. Çürük konutların oranı ise İstanbul'da yüzde 13,82, Ankara'da yüzde 33,70, İzmir'de 30,87'dir. 1963 yılında yapılan 5000'den az nüfuslu yerlerdeki konut örneklem e sayımına göre bu yerleşmelerdeki konutların yüzde 55,85'i sağlam, yüzde 27,40'ı tamir edilebilir, yüzde 16,75’i çürük olarak saptanmıştır. Bu saplam alar sağlam ve çürük yargılarının öznelliğine rağmen yine de 1960'lı yılların orta­ larındaki konul stokunun niteliği hakkında bilgi verm ektedir.235 Cum huriyet yönetimi, pozilivisı yönelimi içinde, konut yapımının teknik bilgiye sahip mi­ m arlar vc m ühendisler elinde yapılmasını sağlayıcı yasal düzenlem eler yapmış olmasına rağmen, 1965 yılında belediyeden ruhsal alınarak yapılan binalarda bile bu teknik bilgiye sahip olanların denetim inin çok yüksek olmadığı görülmekledir. 1965 yılında nüfusu 100000'dcn az olan yerleşmelerde ruhsat alman konut ve konut dışı binaların teknik so­ rumluluğunun; yüzde 4,34'ü yüksek mimar, yüzde 4,1 l'i yüksek mühendis, yüzde 8,1 l'i mimar, yüzde 10,06’sı mühendis, yüzde 15,90i fen memuru, yüzde 14,5l'i ehliyetli kalfa, yüzde 42,96'sı diğer kişilerce alınmıştır. Nüfusu 100.000'dcn fazla olan yerleşmelerde ise

90


teknik sorumluluğunun yüzde 22,85'i yüksek mimarlarca, yüzde 15,27'si yüksek mühcndislerce, yüzde 13,08'i mimarlarca, yüzde 12,25'i mühendislerce, yüzde 12,57'si fen memurlarınca, yüzde 23,84'ü ehliyetli kalfalarca yüzde 0,13'ü diğer kişilerce yüklenilmişti. Bu dönemde gecekondu sunumunun toplam sunum içindeki payının yüzde 40'lara ulaştığı düşünülürse teknik personelin toplam konut stokunun oluşumundaki katkısının ne kadar sınırlı kaldığı daha da açık hale gelir.236 Bir önceki dönem de başladığını gördüğüm üz konul sunumu içindeki apartmanların payının artma süreci bu dönem de de sürmüştür, özellikle, kal mülkiyetine olanak veren düzenlemeler bu gelişim i hızlandırmıştır. Tablo (5)'den tüm belediyelerde verilen yapı izinlerine göre apartmanların 1965 yılında toplam konul birimi sunumundaki payının yüzde 47'ye yükseldiği kestirilebilir. Tablo (8)'de ise yapı izinlerine göre İstanbul ve Anka­ ra'daki konut sunumları içinde artmanın payı 1954 yılında yüzde 67 ve yüzde 54 iken 1965 yılında yüzde 89 vc 93'c yükseldiği söylenebilir. Apartmanlaşmaya paralel olarak konul yapımında betonarme inşaat tekniği de ya­ ygınlaşmaya başlamıştır. Betonarme inşaatın yaygınlaşmasıyla birlikte yapı üretiminde çok basit ölçüde de olsa makine girm eye başlamıştır. Bu konudaki ilk adım lar büyük kent­ lerdeki inşaatlarda betoniyerler, inşaat asansörleri ve vibratörlerin kullanılmasıyla aulmışıır. 19601ı yıllarda konut dışı büyük yapılarda beton santradan kurulmaya ve kule vinçler kullanılmaya başlamasına rağmen henüz konut yapımına girmemişti. Bir önceki dönemde ithal edilen takma evlerle prefabrikasyon konusunda bir denem e yapılmış ol­ masına karşın bu uygulama yaygınlaşmamıştı. Türkiye içinde ilk prefabrike yapı uygula­ ması 1961 yılında 10 ilde 225 ilkokulun yapılmasıyla başladı. Dönemin son yıllarına doğru, Ereğli Demir vc Çelik Fabrikasının lojmanlarında olduğu gibi, konul yapımında ilk prefabrikasyon denemeleri başlamıştır, ama henüz öngerilimli betonarme uygulaması yapılmamıştır. Küçük kentlerde ise yığma kagir inşaat tekniği kullanılmaktadır. Ocak tuğlası, taş ve kireç ana malzemelerdir. Çimento kullanımı ve betonarme yeni yeni girme­ ye başlamışur.237 1950-1965 döneminde konut sunum biçimlerindeki gelişmeleri görmeden önce toplam ko­ nul arzında konul kredilerinin etkisinin ne olduğunu araştıralım. Çünkü kredilendirme yol­ ları, konul sunum biçimlerini de büyük ölçüde belirlemektedir. Daha önce de üzerinde dur­ duğumuz üzere Bankalar Kanunu uyarınca konut yapımcısı kredilerden doğrudan yararlanamamaktadır. Konul kredisi kullanıcıya verilmektedir. Bu nedenle konut kredisi­ nin konut yapımına etkisi konul talebini canlandırması yoluyla olmaktadır. Dönemin konul kredisi veren temel kurumu olan Türkiye Emlâk Kredi Bankasının verdiği kredilerin ge­ lişmesi tablo (9)'da verilmiştir. Tablo (9)'daki altıncı sütun Emlak Kredi Bankasının açlığı toplam kredi sayısını vermekte­ dir, üçüncü, dördüncü ve beşinci sütunların toplamından oluşmaktadır. Tablonun üçüncü sütununda verilen fiilen açılan konul kredileri içinde üç kredi türü yer almaktadır. Bu üç tür; yapı tasarrufu kredileri, kooperatif kredileri vc diğer konut kredileridir. Tablo (9) ile tablo (5) karşılaştırılırsa bu bankanın 1950 yılında kentlerdeki ruhsatlı konut sunumunun yüzde 10’ları düzeyindeki konul için kredi verildiği ortaya çıkar. 1951 yılında kredi sunu­ munun birden arttığı görülmektedir. 1955 yılına kadar banka kredilerinin toplam sunumu-

91


nun yüzde 25-35 düzeyinde seyrettiği görülmekledir. Daha sonraki yıllarda yüzde 15’ler düzeyine düşm ektedir. Bankanın özellikle 1950'li yılların ilk yansında konul sunumunun canlandırılm asında etkili olduğu söylenebilir. Emlak Kredi Bankası dışında, özellikle 1960'lı yıllardan sonra, değişik sosyal güvenlik kurum lannın verdiği kredilerin devreye girişi bu düşüşü, tam olmasa da, bir ölçüde karşılam ışlarda. Bu kurum lann kredileri daha çok kooperatifler eliyle konut sunumuna git­ tiği için, kooperatifler incelenirken ele alınacakur. Ziraat Bankası da kırsal kesimdeki konutlar için, çok az sayıda da olsa, kredi vermiştir. Banka 1965 yılında 60 milyon lira tahsisle bir köy meskenleri programı başlatmıştır. Bu program ciddi bir uygulamaya konu olmamıştır. Banka 1953-1960 yıllan arasında ancak 2710 mesken için kredi vermiştir. Bunlar arasında Celal Bayar'ın doğduğu Umurbey'dc yapılan 230 ev, Hasanoğlan'da yapılan 300 ev vardır. Umurbey deki evlerin her biri için verilen kredinin 69230 TL gibi çok yüksek değerde olması dikkati çekmektedir. Türkiye'ye gelen konut uzmanı Bernard W agner'in kırsal kesimdeki evler için ortalama 3000 TL harcanm asını öngördüğü düşünülürse, bu yüksekliğin mertebesi daha iyi an­ laşılır.23" Bu dönem in toplam konut sunumu da, değişik sunum biçimlerinin bir arada çalışmasıyla sağlanmıştır. 1950’li yıllarda hakim sunum biçimi bireysel üretimdi. Aparımanlaşmayı doğuran nedenler, önce büyük kentlerden başlayarak, bireysel üretim biçiminin yerini yapsatçı üretiminin alm asına neden olmuştur. Bireysel üretim biçimi daha küçük yerleşmelere doğru itilmiştir. Bu dönem de konul sunum biçimlerinin gelişimini incelersek, en önemli gelişmenin yapsatçı üretiminin ortaya çıkışı olduğu ortaya çıkar. Yapsatçılık, Türkiye’nin kentleşme vc kapital birikim biçimine uygun olarak pratik içinde oluşmuş bir sunum biçimidir. Yapsatçılığm gelişmesi kentlerde arsa değerlerinin yükselmesiyle birlikte, orta sınıflar için tek parselde bir konuta sahip olm a olanağı kalm ayınca, orta sınıfların kent içindeki arsalarda yapılan apartm anlarda bir daire sahibi olabilme yollarını aramaya başlamalarıyla gerçekleşmiştir. Bu durum da orta sınıfların taleplerini bir araya getirerek, kent içinde arsa­ yı sağlayan ve yapıyı gerçekleştiren bir girişimci tipine gereksinme doğmuştur. Bu işlev genellikle iki farklı kökenden gelen küçük girişimciler tarafından gerçekleştirilmeye başlamıştır. Bir kesimi m im ar ve inşaat mühendisi gibi meslek adamlarıdır. İkinci bir kesi­ mi ise ya inşaatçılık içinde çalışarak çekirdekten yetişen kimseler ya da inşaat alanına ilgi duyan küçük girişimcilerdir. Bu küçük girişimciler arsanın sağlanmasından, konut projesi­ nin hazırlalılmasma ve konutun pazarlanm asına ve konul inşaatının gerçekleştirilmesine kadar tüm işlevleri yüklenmekledirler. Yapsatçı sunum biçimi çok az başlangıç serm ayesi­ yle gerçekleştirilebilm ekledir. İşin örgütlenme biçimini genellikle bu kapital sınırlaması belirlemektedir. Genellikle yapsatçı arsanın sahibi değildir. Başkasının arsası üzerinde inşaatını yapm akla arsanın bedelini yapılacak binadan kat vererek ödemekledir. Kaç kal verileceğini arsanın değeri belirlemekledir. Bu oran bazı hallerde toplam konul sayısının yüzde 60'ına kadar yükselebilm ektedir. Bu kent içinde boş bir arsa olabildiği gibi, imar hakları yükselmiş bir parseldeki eski bir evin yıkılmasıyla da sağlanabilmektedir. Onun için zaman zaman bu sunum biçimi yık-yap-sat sunum biçimi olarak da adlandırılmaktadır.

92


Böyle bir düzenleme küçük girişim ciye üç türde yarar getirmektedir. Bir yandan arsa için serm aye ayırmam akta, diğer yandan arsanın değerini ürettiği ürünün değeri üzerinden ödem iş olm akla, ayrıca ürününün bir kısmına başlangıç talebi yaratmaktadır. Tabii bu açıklama arsa sahibi olan başka yapsatçı üreticilerin varlığını da dışlamamaktadır. Yapsatçı arsa sahibine verdiği diğer dairelerin bir bölümünü satarak inşaata başlamaktadır. Yapım ilerlerken yapsatçı bankalar yasasının olanak vermemesi dolayısıyla doğrudan kre­ di alamamaktadır. Genellikle kurduğu bir yapı malzemesi şirketi aracılığıyla ticari kredi almaktadır. Ayrıca yapı m alzemesini de borçlanarak almaktadır. Bu yollara başvurarak sermaye talebini azaltm aktadır. Yapsatçı konutların hepsini başlangıçta satmaktan çok inşaat ilerledikçe satmayı yeğleyecektir. Tam amlanmaya yaklaşan daireleri daha yüksek fi­ yatla satabilm ektedir. Ne kadar geç satarsa o kadar çok kâr sağlayacaktır. Bu sunum biçiminin yaygınlığının ne kadar olduğunu ve zaman içinde nasıl geliştiğini kavramak için apartm an türü sunumun gelişmesi yaklaşık bir gösterge olarak kullanılabilir. Ruhsatlı konut arzının ne kadarının yapsatçı süreciyle yapıldığı konusunda doğrudan ista­ tistik bir bilgiye sahip değiliz. Yalnız bir kesıirim yapılabilir. Ruhsatlı konutlar arasında apartmanlar halindeki konul arzının 1965 yılında yüzde 47'lik bir paya sahip olduğunu görmüştük. Bundan devletin ve kooperatiflerin yüzde 7 civarındaki payını düşersek yüzde 40’lık bir pay ortaya çıkar. Süreç İstanbul, Ankara gibi büyük kentlerde 1950’li yıllarda başlamışur. Tablo (5)’dcn görüleceği üzere 1954’de tapu kanununda yapılan düzenlemeyle kat mülkiyeti sorununun çözülmesi üzerine bir miktar daha hızlanmıştır. 1961'li yıllarda, imar vc İskân Bakanlığının, "Bölge Kal Nizamı Planlan"yla kent içi parseller üzerinde yapı yapma haklarını artırm ası, yık yap sürecini hızlandırmışUr. Bu dönemin sonunda 1965 yılında Kal Mülkiyeli Yasasının kabulüyle bu süreç daha da hızlanmıştı. 1965 yılında İstanbul Ticaret Odasına kayıtlı 2300 inşaat Müteahhidi bulunuyordu. Bun­ lardan 1700 kadarı yapsatçı kategorisine giriyordu. Arsa alıyor, konul yapıyor ve satıyordu. Bunlar inşaat tüccarları adıyla bir dem ek kurmuşlardır.239 Yapsatçı tipi üreticiler genellikle kentlerin prestijli alanlarında orta ve üst orta sınıflara ko­ nul üretmek eğilim inde olmuşlardır. Bu konutların tasarımında mimarın karşısındaki işveren yapsatçıdır. Tasarım kullanıcının tercihlerini gerçekleştirmek için değil konulun pi­ yasa değerini arurm ak için yapılmıştır. Piyasada geçerli olduğu varsayılan değerlere göre konul üretmeye çalışmaktadırlar. Konul sunumunun yöneldiği sınıflar arasında geçerli olan gösterişçi tüketim eğilimlerinin konutun satış fiyatının oluşumundaki etkisi yüzünden pa­ halı yapı malzeme ve teçhizatı kullanm aya yönelmişlerdir. Bu üretim biçiminde, gerek gi­ rişimcinin ve pazarlamasının niteliğinden, gerek arsa elde cımc sürecinin özellikleri yüzünden konutlar ayrı ayrı apartm anlar halinde yapılarak piyasaya sunulmak durumun­ dadır. Bu da yapım teknolojisini büyük ölçüde emek yoğun geleneksel yapım biçimlerine hapsetmektedir. Gerek arsanın yüksek değeri gerek gerçekleştirmeye çalıştığı gösterişçi tüketim değerleri gerek yapım teknolojisi bu sunum biçimini oldukça pahalı üretim yapar hale getirmiştir. Bu üretim biçiminin en önemli özelliklerinden biri üreticiyi kârını artırabilmesi için, arsa üzerindeki yapılaşma haklarını en çoğa çıkarm ak için sürekli baskı yapmaya ve kaçamak

93


yollar aramaya ilmesidir. Bu üretim biçiminin yaygın olduğu semtlerde sürekli olarak imar haklarının artırılm ası için baskı yaratmaktadır. Yapsatçı üretim biçiminin biraz sonra üzerinde duracağımız kooperatif türü mülk konut üretm eye dönük sunum biçimlerinden en önemli farklarından biri de içinde kiralık konul arzı eğilimini de barındırmasıdır. Bu yolla üretilen konutların bir kısmı yapsatçı tarafından satılmaktadır. Bunların mülk konut olarak kullanılma eğilimi yüksektir. O ysa arsa sahibine verilen katlar da kiraya verilm e eğilimi yüksek olacakur. Bazı durum larda ise bu katlar ai­ lenin ikinci nesil m ensuplan tarafından kullanılacak ve kiraya verilme eğilimi bir ölçüde düşecektir.240 Bu dönem de devletin sosyal sigorta fonları ve diğer kredi kanallanyla teşvik etmeye çalışüğı bir sunum biçimi dc kooperatifler eliyle konut sunumu olmuştur. Kooperatifler kişileri bir araya getirerek talebi örgütlemekte, finansmanı sağlamakta, inşaau gerçekleştirm ekte ve daha sonra konut ya da kat mülkiyetini bireye devrederek ortadan kalkm aktadırlar. Bu yıllarda kooperatifler henüz kooperatif birlikleri halinde örgütlenm em iş bulunuyordu. Kooperatifler eliyle konut sunum unun toplam konul sunumu içindeki önem derecesini sap­ tamak için tablo (10) vc tablo (11) düzenlenm iştir. Tablo (lO)'da belediyelerde verilen yapı izinlerine dayanarak kooperatif sunumunun gelişimi gösterilmiştir. 1964 yılı gibi muhte­ melen sosyal konut standartlarının devreye girmesiyle yaşanan düşüş bir yana bırakılırsa toplam sunum içindeki payı yüzde 3,5 ile yüzde 6,6 arasında değişmiştir denilebilir. Bu su­ num biçiminin Finansmanında değişik kredi kurum lan arasındaki dağılımın ne olduğunu saptamak için de tablo ( I I ) hazırlanmıştır. 1958-1965 yılları arasında bu tablonun gösterdiği konut sunum toplamı 18894'dür. Aynı yıllar için tablo (lO)'da saptanan toplam konut sunum değeri 25149'dur Bu iki sayı arasındaki fark yapı izni alınmış ama inşaau gerçekleşmeyen kooperatiflerin varlığı ile ya da bu kredi kuruluşlarından yararlanmamış kooperatiflerin bulunm asıyla açıklanabilir. Nitekim böyle olanaklar vadır. SSK, Karabük Demir Çelik, Sümerbank ve Elibank gibi kurum lann çalışanları için, bu kurum lar aracılığıyla 1953-1962 yılları arasında 2196 konul yapürmıştır. Bunların dışında Devlet Demir Y ollan Emekli Sandığının bu dönemde açlığı kredilerle yaptınlan 1800 konuttan yüzde 52,5'i kooperatifler eliyle gerçekleşmiştir. Askeri Fabrikalar Emekli Sandığının verdiği kredilerle yapılan 652 konuttan ancak 30-40 kadarı kooperatifler eliyle yapılmıştır. Bunların dışında Yapı ve Kredi Bankası, Vakıflar Bankası, Türkiye Kredi Bankası, İş Bankası gibi bankaların az sayıda muhtemelen kendi m ensup­ larının kooperatifleri için verdiği kred ilerd e bulunmaktadır.241 Tablo ( l l ) 'c göre 1950-1965 yılları arasında kooperatif yoluyla yapılan konut sayısı 32862'dir. Bunlardan yüzde 80'nini oluşturan 26252 konutun finansmanı işçi Sigortaları Kurumu fonlarıyla karşılanmtşUr. Bunlardan 2227'si İşçi Sigortaları Kurumunun talebi ko­ operatifler halinde örgütleyerek doğrudan kendisinin yaptırdığı konutlardır. Kooperatifler­ le konut sunumunun yüzde 27'sini oluşturan 8964 konutun finansmanı ise Türkiye Emlak Kredi Bankası kaynaklarından karşılanm ışta. 414 konul yani toplamın yüzde 1 kadarı OYAK’ın verdiği kredilerle gerçekleşmiştir. Bu saptama, bu dönemde, kooperatiflerin büyük ölçüde İşçi Sigortaları Kurumu fonlarına bağlı bir olgu olduğunu ortaya koymaktadır.

94


Bu dönemin konut sunumu bakımından en çok tartışılan konusu olan konut büyüklüğü açısından kooperatiflerin sunumunu değerlendirebilm ek için de tablo (12) hazırlanmıştır. Kooperatif sunumunun ortalam a büyüklüğü, tüm belediyelerdeki ruhsatlı konut sunum u­ nun ortalam a büyüklüğünden sürekli olarak yüksek kalmıştır. Bu büyüklük sadece 1965 yılında 100 m2,nin altına düşmüştür. Bu düşüşde sosyal konut standartlarının uygulan­ masının etkisi vardır. Meşruiyetini toplumsal imgesinden alan kooperatifler sosyal konut standartlarının uygulanmasına önemli ölçüde direnç göstermişlerdir. Bu direnci siyasal bir baskıya dönüştüren 3000 ortaklı Ankara İşçi Sendikaları Konfedera­ syonu Mensupları Yapı Kooperatifi olmuştur. Bu kooperatif kurulmadan önce 26 Ağustos 1963'de Çalışm a Bakanı Bülent Ecevit'in Başkanlığında Ankara Valisinin Belediye İmar Müdürünün, işçi Sigortalan Genel M üdürünün ve TÜRK-tŞ yöneticilerinin katıldığı bir toplantı yapılmış ve bir protokol imzalanmıştır. Arsanın sağlanmasından, planlann yapılmasına kadar önemli ayrıcalıklar getiren bu protokolün son maddesinde "bu işler rea­ lize edildikten sonra Ankara'da başka kooperatiflere mesken kredisi verilmeyecek, müracaat edenler bu kooperatife üye olarak mesken kredisinden istifade edeceklerdir" iba­ resi yer almıştır. K ooperatif 1963 yılında kurulduğunda üyeleri arasında sigortalı olmayan kişiler de bulunuyordu. SSK'nın ödün vermeyişi üzerine kooperatif ortaklarının yalnız si­ gortalılardan oluşması sağlanmıştır. Kooperatif Ankara'da G olf Klübü ile Siteler arasındaki 30'a yakın büyüklükteki arsayı Belediyeden saün almıştır. Belediye arsayı satar­ ken aynı zamanda da imar hududu içine almıştır. Arsanın parası siyasal etkilerle müdürler kurulu kararıyla İşçi Sigortalar Kurumu tarafından ödenmiştir. Arsayı sağlayan kooperatif çabasını halk konutları standardının aşılm asına yöneltmiştir. Türk Iş'in sürekli baskıları so­ nucunda Bakanlar Kurulu 13 Mayıs 1966 tarih ve 6/6450 sayılı kararıyla halk konudan standardını 100 m2,ye çıkaran kararı almıştır.2"2 Kooperatifler eliyle konut sunumu daha çok büyük kentlerde gelişmiştir. 1964 yılı orta­ larında Ticaret Bakanlığı kayıüarına göre 2214 konul kooperatifi bulunuyordu. Bu koope­ ratiflerden yüzde 30,2'si Ankara'da yüzde 20,6'sı İstanbul'da bulunuyordu. Bu iki ile İzmir, Adana, Bursa ve Eskişehir illeri eklendiğinde alü ildeki kooperatiflerin toplamı yüzde 67'yc ulaşmaktadır. Geriye kalan 61 ildeki kooperatiflerin oranı ise yüzde 33'dür. Kooperatiflerden yüzde 33,4'ü işçi kooperatifleri yüzde 66,6'sı diğer kooperatiflerdir. Eğer daha önceki paragraflarda konul yapmayı gerçekleştirmiş kooperatiflerde işçi kooperatifle­ rinin oranının yüzde 80'lcrc ulaştığını hatırlarsak, işçi kooperatiflerinin konut yapımını gerçekleştirmekte diğer kooperatiflere göre daha başarılı olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Nüfusu 150 binin üstündeki kentlerdeki kooperatiflerin yüzde 22,2'sini işçiler, yüzde 13,9'unu devlet dairelerindeki orta ve yüksek dereceli memurlar, yüzde 10,8'ini öğretmenler, yüzde 10,8'ini ordu mensubları kurduğu kooperatifler oluşturuyordu.243 Kooperatiflerin bir kesimi arsalarını 6188 sayılı kanunun verdiği olanaklar içinde belediye­ lerden sağlamışlardır. İstanbul'da bu yolla arsa sağlayan 21 kooperatiften 12'si işçi, 5'i su­ bay, 2'si gazeteci kooperatifidir. A nkara'da 5, İzmir'de 7, Eskişehir'de 2, Adana'da 1 koope­ ratif arsasını bu yolla sağlamıştır.244 Kooperatifler bireylerin taleplerini bir araya getirerek büyük ölçekli konul yatırımlarını olanaklı kılacak örgütlenm e biçimleri olmasına karşın, bu dönemde kurulan konut koope­ ratifleri genellikle küçük kooperatifler olm a eğilimlerini taşımışlardır. Ruşen Keleş'in 1963

95


yılında yapüğı saplam aya göre işçi kooperatiflerinin yüzde 43'ü 25 ortaklıdan azdır. Diğer kooperatiflerde bu oran 39,4'dür. 100 kişiden fazla ortaklı olanların oranı işçi kooperatifle­ rinde yüzde 28,5, diğer kooperatiflerde yüzde 29’dur.245 Devletin ve kamu iktisadi devlet teşekkülü niteliğindeki kurumların doğrudan konut sunu­ mu bir önceki dönem de olduğu gibi bu dönemde de azdır. Devletin arzı daha çok afeüer ve dışarıdan gelen göçm enlerin iskânında olduğu gibi toplumsal amaçlı sunum ile sınırlı kalmıştır. Kamu kesimi sunum unun gelişimini gösterebilmek için tablo (13) hazırlanmıştır. Türkiye'de bir konul ihtisas bankası olarak kurulmuş olan Türkiye Emlak Kredi Ban­ kasının 1950-1965 yılları arasındaki doğrudan konut arzı 7200 birim olmuştur. Bu sunum hemen hemen tamamen İstanbul ve Ankara'da kümelenmiştir. Bu 7200 birimden sadece 338’i yani yüzde 4,6 ’sı bu iki kent dışındadır. Bu sunum içinde 27 Mayıs 1960 sonrasında emekli edilen subaylara yapılan 1556 konut yüzde 21,6‘lık bir pay almaktadır. İstanbul'daki konut arzı da üç büyük toplu konut projesinde toplanmıştır. Bunlar 1374 ko­ nutluk Levent I-II-II1-IV M ahalleleri246, 419 konutluk Koşuyolu 1-I1-III uygulamaları ile 2252 konuüuk Ataköy I, II ve 1966 yılında ihale edilen Ataköy III mahalleleridir. Emlak Bankasının bu uygulamaları yapı kalitesi bakımından yüksek standartlı olmasıyla dikkati çekmektedir. Ö zellikle Ataköy projesinin yönetim tarafından kamuoyuna sosyal konul ola­ rak sunulmuş olması bugün geriye bakıldığında şaşırtıcı olmaktadır.247 Toplumun genellik­ le üst gelir gruplarına ya da ayrıcalıklı kesim lerine yönelmiştir. Bankanın Ankara'daki uy­ gulamaları bu bakımdan İstanbul'dan farklıdır. Gülvcrcn, Telsizler ve hatta Yenimahalle örneklerinde olduğu gibi daha düşük gelirli toplum kesimlerine yönelmiştir. Devlet 7269 sayılı yasa yürürlüğe girinceye kadar afetler dolayısıyla yapüğı konul sunu­ munu özel kanunlara dayanarak Türkiye Emlak Kredi Bankası eliyle gerçekleştiriyordu. 1953-1954 yıllarında 854 konut bu yolla yapılmıştır. 1958-1965 yılları arasında 7269 sayılı A fetler Yasası uyarınca 755 yerde 32820 konut yapılması gerekiyordu. İmar vc İskân Bakanlığının yapürabildiği konul sayısı ise 6736'da kalmıştır.248 İmar ve İskân Bakanlığının Mesken Genel Müdürlüğü eliyle doğrudan konul sunumu 1962 yılında İstanbul, Ankara, Bursa'da 1068 sosyal mesken yapımıyla başlamıştır. Bunlar 1963 yılında tamamlanmıştır. Aynı yıl içinde beş ilde 232 nüve konul uygulaması yapılmıştır. 1963 yılında gecekonduların ıslah vc önlenmesi konusunda yapılacak yardımlara ilişkin yönetmeliğin çıkarılm asından sonra İstanbul’da yapılacak uygulamalar konusunda Ba­ kanlık tem silcileriyle İstanbul Belediyesi temsilcileri arasında bir protokol imzalanmıştır. Bu am açla ilk olarak bütçeye konulan fonlardan Zcytinbum u, Osmaniye, Sağmalcılar ve Taşlıtarla'ya elektrik, su vc kanalizasyon sağlamak için yaurım yapılmaya başlanmıştır. Aynı şekilde Ankara'da Akıepe ve Gülvcrcn gecekondu mahallelerinde benzer alı yapı pro­ jelerinin uygulanm asına başlanm ıştır.249 Bu alanların alt yapılan tamamlandıktan sonra 1966 yılında M esken Genel Müdürlüğü Osm aniye vc Aktcpc'de daha büyük ölçekli sosyal konul uygulamalarına geçecektir. M esken Genel Müdürlüğünün doğrudan konut yapımına yönelmesinin ilk yıllarında yani 1963-1965 arasında düşük gelirli gruplara 1385 konul arzedilmiştir.250 Bu dönemde devlet kesiminde büyük sayılarda konul arzı Toprak ve İskân Genel Müdürlüğünce yapılm ışur. Bu büyük programın başlamasının nedeni Bulgaristan'dan 1950

96


yılında 52.185, 1951 yılında 102.208 Türk göçmenin gelmesi olmuştur. Bu göçmenlere 1952 yılı sonuna kadar 20385 köy tipi, 4332 şehir tipi konul yapılmış bulunuyordu.251 1954 yılı sonuna kadar yapılan evlerin sayısı 32280'ne yükselmişti. Bunların 10.141 'i şehir lipi konuttu, köylerde serpiştirme suretiyle yapılan köy tipi evlerinin sayısı 19.665, yeni kurulan veya ekleme yapılan köylerdeki evlerin sayısı 2070 idi. Ayrıca göçmenlere veril­ mek için 404 ev tamir edilm işti.252 Bu evler değişik yöntemlerle yapılmıştır. M üteahhit eli­ yle, em aneten vc bazı hallerde de idarenin denetimi altında parasal yardım yoluyla yapurılm ışür. Bu yolla yapılan şehir tipi konutların oluşturduğu en büyük mahalleler İstanbul'da olmuştur. Taşlıtarla'da 2014, Hürriyet Ebediye Tepesi'nde 800, Kartal civarında 750 konutluk m ahalleler kurulmuştur. Bu çok sayıdaki konutu Türkiye ancak çok düşük standartlarla ucuza gerçekleştirm ek durumunda kalmıştır. Kent evlerinin 1950 yılındaki maliyeti 2634 TL'dir. Bu konutlar genellikle kentlerin varoşlarında yer alm ışlar ve daha sonra çevrelerinde gecekondu mahallelerinin oluşmalarına nüveiik etmişlerdir. Bu örneklere Bursa'nın 305 konutluk İstiklal, Ankara'nın 350 konutluk Akköprü göçmen evle­ ri uygulamalarını ekleyebiliriz. Daha sonraki yıllarda göçmen sayısındaki düşmeye paralel olarak yapılan göçm en evleri sayısı da düşmüştür. 1950-1959 yılları arasında yapılan göçmen evlerinin sayısı toplam olarak 35.325 olmuştur.253 Toprak ve İskân Genel M üdürlüğü göçmen evleri dışında, 2510 sayılı kanuna göre 19511959 yılları arasında 10.755 köy konulu yaptırmıştır. Bunlarda konut başına çok düşük ka­ ynak ayrılarak yaptırılan düşük standartlı konutlardır.254 Bu dönemde belediyeler önemli konul projelerine girişmemişlerdir. DSİ, TCK, Toprak Su gibi yatırımcı kamu kuruluşları, kamu iktisadi girişimleri dolaylı yollarla genellikle bu ku­ ruluşların bulunduğu alanlarda başka alanlardan kaynak aktararak küçük sayılarda lojm an­ lar yaptırmışlarsa da bunlara ilişkin açık bir bilgi bulunmamaktadır. 1962 yılında devletin elindeki lojmanlara ilişkin olarak yapılan bir saplamaya göre Hâzinenin elinde 2689, dev­ let iktisadi teşebbüslerinin elinde 23.376, Milli Savunma Bakanlığının em rinde 3178, TCDD’nin elinde 7211 lojman bulunuyordu.255 Tüm bu sayılar bir araya getirilse 1950-1965 yılları arasında kamunun kentsel alanlardaki toplam konut sunumunun 30.000'ni aşmayacağı vc kooperatifler eliyle sunumun altında kaldığı söylenebilir. Ruhsatlı konut arzı içindeki payının yüzde 3'ler düzeyinde kaldığı kes­ tirilebilir. Bir önceki dönemde gelişmeye başladığını gördüğümüz gecekondu türü konut sunumu bu dönemde gittikçe önem kazanmış en önemli sunum biçimlerinden biri haline gelmiştir. Tablo (6)'da görüleceği üzere gecekondu biçimi konul sunumunun, toplam konul sunumu içindeki payı 1950-1965 dönem inde yüzde 36 oranında olmuştur. Tablo (6) da verilen ge­ cekondu sunum değerleri DPT’nin tablo (5)'de verilen gecekondu sayıları tahminlerinden yararlanarak yapılmıştır. Tablo (6)'daki hesaplamaları yapabilmek için 1950 yılında top­ lam gecekondu sayısının 15.000 olduğu varsayılmıştır. Buna göre 1950-1955 döneminde yapılan gecekondu sayısı 1955-1960 döneminde yapılanlara göre çok az kalmaktadır. DPT'nin 1955 yılı için yaptığı tahmin muhtemelen düşük tutulmuştur. Bir miktar düzeltme yapılarak 1950-1955 döneminde 50.000, 1955-1960 döneminde 165.000, 1960-1965 döneminde 190.000 gecekondu yapıldığı da düşünülebilir.

97


Bu dönemde gecekondu sunumu artık varlığı siyasal olarak kabul edilmiş bir gerçek ol­ muştur. 1953 yılında kabul edilen 6188 sayılı ve 1963 yılında kabul edilen 327 sayılı yasa­ lar sonrasında belediyelerin bu alanlara kentsel hizmetleri götürmeleri hızlanmıştır. Ayrıca kentlerin çevresinde gecekondu kuşaklarının oluşm aya başlaması bu alanlarda 1960 lı yıllardan itibaren gecekondu belediyelerinin oluşmasına neden olacaktır. Bu belediyelerin kaynakları sınırlı olsa da gecekondu çevrelerinin gelişmesine yardımcı olmuştur. Bunların dışında gecekonduların önemli bir kesimi başkalarının arsaları üzerinde değil belediye sınırlan dışında tapu idareleri yoluyla parsellenmiş ya da hisseli tapulu alanlarda yapılmaya başlayacakta. Bu gecekondular bir m ülkiyet güvencesine sahip olduktan için zaman içinde kalitelerini yükseltmek için daha çok gayret sarfetmeye başlamışlardır. Gece­ kondu da özellikle 1960'lı yıllar içinde bir gelişme göstermeye başlayacaktır. Bu çözümlem eden sonra değişik konut sunum biçimlerinin 1965 yılında toplam konut su­ numu içindeki paylan; gecekondu sunumu yüzde 35, bireysel üretim yüzde 30, yapsatçı üreümi yüzde 26, kooperatif sunumu yüzde 2, devlet sunumu yüzde 2 olarak özetlenebilir.

III. 5) 1950-1965 D Ö N E M İN D E K O N U T SO R U N U N A iL lŞ K ÎN Y A Z IN D A O LAN G E L İŞ M E L E R

Bu dönem in 1960 yılma kadar geçen yıllarında konut sorunu konusunda yapılan araştırm alar sınırlı kalm ışsa da 1960 sonrasında konuta ilişkin araştırmalarda ve bilimsel nitelikli toplantılarda birdenbire yoğunlaşm a görülmekledir. Ulusal planlamanın önemi ka­ bul edildikten sonra konut politikalarının da sosyal bilim araştırmalarıyla tcmcllcndirilmcsi arayışı başlamıştır. Bunun sonucunda yapılan araştırm alar derinleşmiş ve çeşitlenmiştir. Bu arayışın nasıl geliştiği şu onbir alt başlık altında toplanarak izlenebilir; 1) Konut sorunu üzerinde yabancı uzman raporları, 2) tm ar kongreleri, 3) İşçi sendikalarının konul konu­ sunda düzenlediği sem inerler, 4) M imarlar Odasının 1960 Yılı Bildirisi, 5) Konul talebi hesaplan, sektör raporlan ve konul istatistikleri, 6) Halk konutu standartları üzerindeki yayınlar, 7) Konut gruplarının planlaması vc komşuluk birimleri üzerine yapılan yayınlar, 8) Gecekondu konusunda monografık çalışm alar, 9) Kooperatifler eliyle konut sunumu üzerine araştırm alar, 10) Türk konul mimarisi arayışından "regional" konul mimarisi ara­ yışına geçiş, 11) Konula ilişkin diğer araşurmalar. Bu alanlarda gelişen yazını sırasıyla ele alalım.

K onut S oru nu Ü zerin d e Y ab an cı U zm an R a p o rla n

Hızlı kentleşme olgusu yaşanm aya başladıktan vc DP iktidara geldikten sonra konul soru­ nunun çözüm ünde düşüncelerinden yararlanılmak üzere birçok yabancı uzman çağrılmıştır. Genellikle konul sorununun çözümü için öneriler getiren bu raporlar döneminin uygulam alarında belli bir gecikm eyle ve sınırlı bir ölçüde dc olsa etkili ol­ muşlardır. En azından yazıldıktan yıllarda konut sorununun gündeminin ne olduğunu göstermeleri bakımından anlam lıdırlar. Bu döneme ilişkin konut yazınının önemli bir parçasını oluşturm aktadırlar. Doğrudan ya da dolaylı yoldan bilgi edinebildiğimiz bu ra­ porları sırayla ele alalım.

98


S k id m o re, O w ing ve M erili R a p o ru Hazırlanan raporlardan ilki 21 Aralık 1951 'de Nafıa Vekaletine sunulan Skidmore, Owings vc Merili firmasının hazırladığı "Türkiye'de Yapı, Kent Planlama ve Konut" hakkındaki rapordur. Bu firmanın ortaklarından M imar Gordon Bunshaft'm başkanlığında bir kent plancısı ve bir inşaat mühendisinden oluşan üç kişilik bir grup Türkiye'de mayıs ve hazi­ randa iki ay kalarak 30 kadar kent, kasaba ve köyü ziyaret ederek Türkiye’deki inşaat ve planlama faaliyetlerini yakından tanımaya çalışmışlar ve raporlarını hazırlamışlardır. Grubun önerisi kamunun ve yan kamu kurum lannın faaliyetlerini koordine edecek bir Ulusal Planlama Kurumunun kurulması tavsiyesiyle başlamaktadır. Bu kurum ulusal eko­ nomik ve sosyal gelişm e politikalarını belirleyecek fiziki plan yatırımlarını koordine ede­ cektir. Bina yapımını geliştirm ek vc ucuzlatmak için şümullu bir programı başlatması ge­ reken hükümetin bir Ulusal Yapı Komisyonu kurmasını önermektedirler. Ulusal Planlama kurumunun altında Bölge Planlama Kurum lan oluşturularak planlama faaliyetlerinin ge­ nişletilmesini, Kent Planlama Dairesinin Bölge Planlama Kurumu altında yer almasını, her iki planlamanın bir uyum içinde ele alınm asını önermekledir. Bu planlama kuruluşlannın da belediyelerle sıkı işbirliği içinde bulunması tavsiye edilmektedir. Kent planlamada arazi kullanma planlarının yapılm aya başlaması (nazım plan) ve planlama yasalarının yenilen­ mesi istenilmekledir. Konut için Ulusal Planlama Kurumu altında ayrı bir Ulusal Konut Ofisi kurulması önerilmektedir. Bu ofis ulusal konul politika ve programını saptayacaktır. Ama konut ko­ nusunda hemen hemen hiç bir düzenli toplanmış bilgi olmadığı için önce temel bir konut araştırması yapılmasını önermekledir. Bu saplamadan sonra düşük standartlı konul yapımını durduracak ve yapılmış olanlarını zaman içinde tasfiye edecek uzun erimli bir konul sunum programı yapılacaktır. Bu program düşük gelirlilere konut arzını sağlamaya önem verecek ve lüks, yarı lüks konutların fon kullanmasını kısıtlamaya çalışacaktır. Düşük gelirliler için sağlıklı yaşam koşullarını garanti edecek tasarım standartlarını sağlayacaktır. Konul yapımının temelde özel kapitalle gerçekleşmesini sağlamaya çalışacak, özel kesimin ucuz konul yapımına yönelmesini özendirecek; bu açıdan kooperatiflcri teşvik edecek, kurumsal kapitalin (SSK fonları gibi) bu alana yönelmesini sağlamaya çalışacaktır.256 Raporda, 1950'li yıllarda kullanılan yapı malzemesi ve uygulanan inşaat tekniği üzerine de bazı gözlemler vardır. Programda Türkiye'de yılda 45000 konutluk bir yapım programı 10 yıl süreyle uygulanırsa konul sorununu bir ölçüde hafifletebileceğini gösteren kaba bir he­ saplama da yer almaktadır.

Donald M onson'un R ap o ru Monson'un 1953 yılında yazılan raporu işçi konutlarını konu almıştır. İşçi Sigortalan Ku­ rumunun konul konusundaki yaklaşımını değerlendiren uzman, işçi konutlarının düz işçilere ulaşamadığını söyleyerek yüksek gelirli kesimlere yönelmesini eleştirmekte, bunun nedenini bu konutların pahalı olmasına ve başlangıçta yüzde 20 peşin ödeme yapılmak zo­ runda kalınmasına bağlamaktadır. (Bu eleştiriden sonra, 1954 yılında, ikraz oranı yüzde

99


80'den yüzde 90'a çıkarılmıştır.) Maliyetin yüksek olmasını ise "ayrık ev" biçiminin yaygınlığına bağlamaktadır. Monson ayrık evde sağlanan mahremiyetin iyi planlanmış bitişik evlerde de sağlanabileceğine bu yolla önemli ölçüde tasarruf yapılacağına dikkati çekmektedir. Gözlenen başarısızlığın başlıca nedenleri olarak; inşaat sanayiinin örgütlenm em iş ve sis­ temsiz olm asını, sendikaların ve halkın kooperatiflerinin kuruluş ve yönetim ilkeleri hakkında gerekli bilgi ve tecrübeden yoksun olmasını görmekledir. Kooperatiflere katılan işçilerin teknik sorunlarla uğraşmasının ortadan kaldırılması, planla­ ma satın alm a işlerinin merkezileştirilmesi ve geliştirilmiş maliyet hesaplan yapılmasıyla konut m aliyetlerinde yüzde 15 düzeyinde bir tasarrufa ulaşılmasını sağlamak için, İskandinav ülkelerindekinc benzeyen, bağımsız "konul inşaat şirketleri" kurulması önerilmiştir. Konut kooperatifleri uygulamasının da İşçi Sigortalan Kuruntundan alınıp bağımsız bir kuruluşa verilmesinde yarar görülmüştür. Monson kooperatif eliyle yapılan bu binalann am açlan dışında spekülatif olarak kul­ lanıldığını gözlemiştir. Yapılan konutlara sonradan katlar çıkılarak başlangıçtaki planları bozulmaktadır. Bunlara izin verilmemelidir. Konut kooperatifleri hiç bir biçimde spekülatif amaçlarla kullanılm am alıdır. Hiç kimse evini kiraya vcrcmcmcli, satmak iste­ diği zaman hisse senedini maliyeL fiyatı üzerinden kooperatife satmaya mecbur edilm eli­ dir, yani konutların mülkiyeti maliklere devredilmcmeli kooperatiflerde kalmalıdır. Rapor­ da bu şartların ileri sürülmesinin meşruiyeti, kooperatiflerin kamu kaynaklarını kullanmakla olm asına dayandırılm aktadır.257

C h arles A b ram s'ın R aporu

Abrams bu dönemde Türkiye'ye gelen konul uzmanlarının en tanınmış olanıdır denilebilir. Birleşmiş M illetler Teknik Yanlım Programı gereğince 1954 sonbaharında Türkiye'ye ge­ lerek iki ay incelem elerde bulunmuş raporunu 1955 yılı Ağustosunda vermiştir. Bu raporun doğrudan konuta ilişkin önerileri uygulanmamış olmasına karşın, bir planlama ve konul üniversitesinin kurulmasına ilişkin önerisi uygulanarak Orta Doğu Teknik Ü niversitesinin kurulm asına yol açmıştır. İncelemelerinden sonra Abrams raporunun merkezine teknik gücün yetersizliğini alınıştır. Türkiye'de 6 kent plancısı bulunduğunu, iki mimarlık okuluna her yıl alınan toplam 200 mimarlık öğrencisiyle gerekli teknik gücün sağlanmasının olanaksız olduğunu, konut soru­ nunun dışarıdan gelen "expcrt"lcrlc değil ülkede yetişen "inpcrl"lcrlc çözülebileceğini söylemiştir. Bu düşüncelerini Vecdi Diker aracılığıyla Dış tşlcri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'ya bir memorandum ile 1954 Ekim inde iletmiştir. Bu memorandumunda bir mimarlık ve topluluk (community) planlaması (bölge, kent ve köy) okulu açılmasını, bu okulun ge­ lişmesinden sonra mühendislik bölümlerinin açılmasını önermiştir. Amerikan Yardım Teşkilatının bu öneriye çok olumlu bakmamasına karşın, Birleşmiş Milletlerin ve Türk Hükümetinin çabalarıyla 1956 yılında ODTÜ eğilime açılmıştır. Ama bu üniversite Abrams'm önerdiği gibi planlam a öncelikli değil, mühendislik öncelikli olarak kurulmuştur.

100


Abrams yeni yerleşm elere açılan alanların özel spekülatörler eliyle hiçbir tasarım stan­ dardına bağlı olmadan planlandığı üzerinde durmaktadır. Zoningin, parsellemenin kontrolü vc planlama kurallarının kent çevrelerine yaygınlaştırılmasının Türkiye'de ya bilinme­ diğini ya da uygulanamadığını belirtmektedir. Abrams'a göre "Ankara ve İstanbul'daki, gecekonduları görmüş olan herhangi bir kimse Türkiye’de ev inşa etm e konusunda tabii bir istidada malik büyük bir işçi hâzinesi bulun­ duğunu kabul edecektir... Fakat yollar ve mahalli hizmetler hakkında işin başında biraz planlama yardımı yapılmış, daha iyi malzemeler kullanılmış, inşa için daha fazla vakit tah­ sis edilm iş, işler biraz kontrol edilmiş vc ilk başlangıçta tasarruf em niyeti sağlanmış olsa­ ydı çok iyi bir işçi mahallesinin elde edilm esi kuvvetle muhtemeldir”. Türkiye'deki sorunların arkasında temel olarak bu şekildeki bir planlamanın eksikliğini gördüğü için Abrams planlam a okulunun kurulmasını önerilerinin m erkezine almıştır. Türkiye'deki konut kooperatifçiliğini gelişmemiş bulmaktadır. Küçük grupların oluşturduğu bu kooperatiflerin İsveç vc Danimarka'da olduğu gibi güçlü bir kesim oluşturmadığına değinmektedir. İşçi Sigortalar Kurumunun konut fonlarına yüklenen faiz oranının yüzde 1 ya da 2 artırılmasını önermektedir. Bu kadar iyi koşullarla verilen kredi­ lerin maliyetlerin şişirilmesine yol açtığına dikkati çekmektedir. Bunun için verilen kredi­ lerin maliyet üzerinden değil değer üzerinden verilmesini doğru bulmakladır. Kooperatifle­ rin örgütlenmesinin İskandinav ülkeleri m odeline benzer biçimde, ortakların tasarruflarını toplayan ana kooperatiflerden ve taşrada onlara bağlı şubelerden oluşan bir sistem halinde geliştirilmesini önermektedir. Abrams İşçi Sigortaları Kurumunun fonlarının uygun biçimde kullanılması halinde çok yüksek sayılarda konut yapılabileceğini söylemektedir.258

Bernard VVagner'in R aporu

Bemad W agner 1930'lu yıllarda Türkiye'ye gelmiş ve İstanbul Belediyesinde ve Nafıa Ve­ kaletinde danışman olarak çalışmış bulunan ünlü kent plancısı Martin Wagncr'in oğludur. Bernard W agner Amerikan Yardım Teşkilatınca mesken sorununu araştırmak ve işçi evleri inşaatlarının örgütlenmesinin geliştirilmesi yollarını önermek üzere gönderilmiştir. W ag­ ner Türkiye'ye 1955 yılında gelmiş bir yılı aşan sürede ayrıntılı araştırmalar yapmıştır. İki bölümden oluşan raporunu 1956 yılında verm iştir.259 Wagner raporunun birinci bölüm ünde Türkiye'nin tek değil iki iskân meselesi olduğunu söylemektedir. Bunlardan biri şehir diğeri köy konutları sorunudur. Köylerde yılda 100.(XX), kentlerde ise yılda 50.000 konut üretilmesi gerektiğini hesaplamıştır. Bunları karşılamakta inşaat malzemesi, vasıflı işçi, kalifiye inşaat müteahhitleri, mesken finans­ manı ve Yapı vc Yollar Kanunu bakımından olan yetersizlikler üzerinde durmaktadır. Mi­ marlık eğitimini hem sayısal azlığı hem de sanata yönelimi açısından eleştirmektedir. Em­ lak Bankası'nın, Eıibank’m, Süm crbank'ın, Şeker Şirketi'nin, Ziraat Bankası’nın, Toprak ve İskân Genel M üdürlüğünün, konut yapımına ilişkin uygulamalarını değerlendirmiştir. İnşa edilen konutların sosyal konut olmaktan çok uzak lüks konuüar olduğu .sık sık değindiği bir eleştiri olmuştur.

101


W agner önerilerini planlı ve programlı bir biçimde sosyal konut üretmenin sağlanmasına yöneltmiştir. Bunun için planlama, denetlem e, koordine etme ve teknik yardım işlevini yüklenecek bir Konut Kurumu (Agency) kurulmalıdır. Türkiye'nin konut konusunda karşılaştığı sorunların kaynak yetersizliği kadar varolan kaynakların etkili olarak kul­ lan ılam ay an d an kaynaklandığı kanısındadır. Denetleme m ctodlannın, planlı bir sanayi kalkınma program ına uygun olarak inşaat malzemesinin levzie tabi tutulmasını da içine al­ ması gerekliğini belirtmiştir. Varolan koşullarda konut inşaatının artırılmasının zaten yüksek olan enflasyonu daha da artıracağına dikkati çekmekte, ancak ekonomiye etkilerini de gözönüne alarak, planlı bir üretim yapıldığında konul üretiminin ekonom iye canlılık ge­ tirebileceğini söylem ektedir. W agncr'e göre yeni binalara tanınan 10 yıl vergi bağışıklığı spekülatif yüksek maliyetli konut yapımını kışkırtmıştır. Bu muafiyet yüksek maliyetli lüks konutlardan kaldırılm alı, bunlardan ek vergi alınmalıdır. İşçi Sigortalan Kurumunun danışmanı olarak geldiği için W agner raporunda bu kurumun uygulamaları üzerinde özellikle durm uştur. Ona göre Kurum Emlak Bankası eliyle koope­ ratiflere kredi vermesi program ından vazgeçmelidir. Kurum bütün konut projelerinin yapım ını ve planlamasını eline alm alıdır. Bu esnekliği, basitliği ve eldeki fonların en iyi biçim de kurulm ası imkanını sağlayacaktır. Sigortalı işçilerin konut için yüzde 10 peşin, yüzde 4 faizle 20 yıl vadede aylık taksitlerle ödeme koşullarının değiştirilmesini peşin ödemenin yüzde 5’e faizin yüzde 3'e indirilmesini önermektedir. Sigortanın bir miktar da kiralık konut üretmesinin yerinde olacağını savunmaktadır. İşçiler gerekliğinde konutlarını alıcısı SSK olm ak üzere satabilmelidir. Ama bir daha bu yolla konut sahibi olamamalıdır. Ayrıca W agner işçiler için sigorta primleri dışında konul yapımında kullanılabilecek bir bi­ riktirm e programının geliştirilm esini önermiştir. W agner Ziraat Bankasının her yıl konut için ayıracağı 60 milyon lira ile kendisinin konut yaptırıp köylülere dağıtm asını uygun bulmamaktadır. Belli esaslara göre kendi evini yapa­ cak olanlara, mali ve teknik yardım yapılmasını tavsiye etmektedir. Önerdiği "himayeli kendi kendine yardım" metodudur.*60 W agner ayrıca yanan Gerze için İmar planı vc Bursa işçi mahallesi için yerleşme planı skeçleri yapm ıştır.261 Bunların uygulamada nc kadar etkili olduğunu bilmiyoruz. Wagner'in raporu bu dönemde hazırlanan en ayrıntılı konut raporu olmuştur.

F redrick B ath'ın R aporu

Fredrick Bath 1958 - 1960 arasında Türkiye'de bulunmuş bir Birleşmiş M illeder Teknik Yardım uzmanıdır. 12 Ekim 1960'da bu rapor hazırlandığında artık İmar vc İskân Ba­ kanlığı ve Mesken Genel M üdürlüğü kurulmuş bulunuyordu. Uzman bu yeni kurumun Türkiye'de planlam a faaliyetlerini geliştireceğinden umutludur. Fredrick Bath konut arz ve talebi arasındaki açığı kapamak için kırsal ve kentsel alanlarda toplam olarak yılda 250.000 konut yapılması gerektiğini söylemektedir. Bu programın 30 yıl için uygulanm asını öngörmektedir. Bunlardan 100000'i kentlerdeki, 50,000'ni kırsal alanlardaki nüfus artışını karşılamak için, 90000'i yetersiz konutları yenileme vc sıkışıklığı kaldırmak için, 300 u de doğal afetlerin tahribatını karşılamak için hesaplanmıştır. İlk beş

102


yılda (1960-1964) 150.000 konut yapılmasını bunun yüzde sekseninin sosyal konut stan­ dardında olm asını tavsiye etmektedir. Kentsel alanlarda kiralık konutların önem ine değinerek İşçi Sigortaları Kurumu fonlarının vc M esken Genel Müdürlüğünün programlarının bir kesiminin kiralık konuta ayrılmasını doğru bulmaktadır. Gecekondu da olsa varolan konutların yıkılarak yerine yeniden konut yapılmasına karşı çıkmaktadır. Bu tür uygulamaların ancak konut arzında belli bir aşamaya ulaştıktan sonra yapılabileceğini söylemektedir. Bath'ın en ilginç, ama en az kulak verilen önerisi gecekondulara güvence vermek için tapu dağıtılmasının doğru olmayacağı toprak üzerinde uzun vadeli kiralamaya (leasehold) gidil­ mesinin daha doğru bir tutum olacağını savunması olmuştur. Bu öneriyi gecekondu alan­ ları ilerideki yıllarda dönüşüm geçireceği için özellikle önermektedir. Aynı ısrarla olmasa da kentteki diğer konudar için de benzer bir öneriyi savunmuştur.262

E.H.B. W e d le r'in R a p o ru İmar ve İskân Bakanlığına 1959-1961 yıllan arasında üç kez gelen W edler 1961 yılında bir rapor hazırlamıştır. Bu rapor Baıh raporunun yapı malzemeleri ve yapı tarzlan açısından tamamlayıcısı olarak görülebilir. Yılda 250.000 konutluk yapım hedefinin ancak uzun bir geçiş döneminden sonra gerçekleştirilebileceğini çünkü gerekli finansman sağlansa bile, yapı malzemesi sanayiinin ve gerekli teknik personel sayısının bir darboğaz oluşturacağını anlatmaya çalışmıştır. Wcdler'e göre böyle varolan üretimi beş misline çıkaracak bir programın uygulanmak iste­ mesi Türkiye'nin gündemine önemli teknik sorular getirmektedir. Bu programın halen var­ olan inşaat teknolojisiyle mi yoksa büyük ebatlı (ağır) prefabrikasyonla mı gerçekleştirilmesi gerektiği konusu açıkça sorulmalı ve bu konuda ayrıntılı bir çalışma yapılmalıdır. Ama W edler ağır prefabrikasyon uygulamalarının Almanya'da bile tercih edilmediğine değinerek Türkiye için akılcı tulumun mutad olan yapı malzemelerini ve yapı mcıodlannı geliştirerek verimliliğini artırmak olduğunu belirtmektedir.263

M C hailloux-D antel'in R a p o ru TODAtE'dc Birleşmiş M illetler Başdanışmanı olarak bulunan Chailloux-Dantel tarafından hazırlanan Türkiye'de M esken Problemi adlı rapor Türkiye'de İdari Reform Çalışmaları se­ risi içinde yayınlanmışur. Rapor bir çözüm önermekten çok sorular sormaya yeni araştırma alanları belirlemeye çalışmıştır. 15 araştırm a alanı önermektedir. Bu araştırma alanları ko­ nut sorununun demografik ve sosyal yönleri, iktisadi ve mali yönleri, idari yönleri üzerinde toplanmıştır. Bu soruları formüle ederken sosyal amaçlı konul kredilerinin ve ayrıcalıkların meşruiyetinin nasıl ıcmcllcndirileceği konusuna özellikle önem verdiği dik­ kati çekmektedir.

103


Bu bakımdan beşinci araştırma konusu olarak; "Türkiye'nin mesken meselesinde hususi hukuk prensiplerini mi idame ettirdiği, yoksa misalinin birçok demokratik memleketlerde görüldüğü üzere "sosyal hukuk" yoluna mı girdiğini tesbit etmek için Türkiye'nin Cumhu­ riyetin kurulm asından ve bilhassa İkinci Dünya Harbinden itibaren alınan tedbirlerin manası"na açıklık kazandırılm asını istemektedir. Burada kazanılacak açıklık izlenecek politi­ kalara tutarlılık ve bilinçlilik kazandıracaktır. Türkiye ancak bundan sonra orta sınıflar ve işçilerin lehine izleyeceği politikaları daha açık olarak lemellendirebilecektir. O nbirinci araştırm a alanı olarak am m e yardımı ile inşa edilen konutların sahipleri ta­ rafından kiraya verilmesinin ahlaki tutarlılığının sorgulanmasını istemekledir. Bu yardımların yapılması meşruiyetini bu dar gelirli kesimin kendisinin kullanmasından al­ maktadır. Bu nedenle bu evlerin doğrudan kullanılması gerekir. Konut sahiplerinin ödem ekle yükümlü oldukları taksitlerden daha yüksek bir kira ile bu tür konul yardımına hak kazanm ayan gruplara kiralanması bir spekülasyon olarak görülmektedir. Bu konutlar ancak korunması gereken sosyal gruplara konul sahibinin ödemekte olduğu taksitlere eşdeğer kiralarla kiralandığında meşru olarak görülebilecektir. Onikinci araştırm a alanı olarak da daire mülkiyelinin çıkaracağı sorunların incelenmesini tavsiye etmektedir. Bu konuda ayrıntılı sorular sormaktadır. Ömeğin müşterek mülkiyetin teessüsünden evvel inşa edilm iş olan binanın birinci satış fiyatı nasıl saptanacaktır. Bunun "mesken problemlerinin topunun m em nuniyet verici bir şekilde tanzimine zarar verebile­ cek olan bir spekülasyon meydana çıkarabileceğinden" korkmaktadır. Ayrıca her ortağın yeniden inşa ve tamirdeki sorumluluğunun ne olması gerektiğini sorgulamaktadır. Bu so­ run özellikle ortakların değişliği ve ödem e kabiliyetlerinde farklılık olduğu zaman ortaya çıkacaktır. Burada tutarlı bir ahlaki tutum ne olm alıdır?2** Bu rapor konul sorununa pragmaıik çözüm ler önerm eye çalışan diğer raporlardan konul politikalarının, hukuki ve ahlaki ilkeler açısından tutarlılığını araştırması bakımından ayrılm aktadır. Bu özelliği ile Türkiye'nin konuta ilişkin gündemine yeni sorular getir­ miştir. Ama Türkiye'de konut politikasından sorumlu olanların bu yeni sorular karşısında duyarlı davrandıkları söylenemez.

A. Jo h a n sso n 'u n R ap o ru Johansson İller Bankası vc Emlak Kredi Bankasını inceleyerek ucuz konul üretimindeki rollerinin geliştirilmesi konusunda 1961 yılında bir rapor hazırlamıştır. Bu rapora göre İller Bankası yalnızca bir kent planlama teşkilatı olarak kalmalıdır. Bu planların uygulama alanına finansman yolu ile karışmamalıdır. Emlak Kredi Bankası ise yalnızca ucuz konulu birinci plana almalı vc bu sahada kredi sağlamalıdır. Emlak Bankası ulusal konut finansman kurumu haline getirilmelidir. Bu bankanın konut yapma, yapı vc yapı endüstrisi kurm a vb. işlerde ortaklık kurma gibi fonksiyonlarının başka bir kuruluşa devredilmesi tavsiye edilm ektedir.265

104


W e rn e r L e h m a n 'ın R a p o ru Türkiye Em lak ve Kredi Bankasının uygulam akta olduğu yapı tasarrufu sistemini Lehman önermişti. Sistemin on yıl kadar uygulanmasından sonra Türkiye'ye yeniden çağrılan Leh­ man 1962'dc uygulamanın değerlendirmesini yapan bir rapor yazmıştır. Lehman önerdiği sistemin uygulanmasındaki yanlışlığı: sosyal mesken inşaatı için ön planda az gelirli şahıslardan teşekkül eden çevrelere hitap edilmesi gerekmektedir... Mali durumları daha iyi olan kim seler için ikraz şartlarına münasip diğer bir şekil vererek, sosy­ al mesken inşaatı için bahşedilen kolaylıklardan hakikaten sırf az gelirlilerin m enfaattar ol­ maları temin edilm elidir. Esasen, yapı tasarrufu sandığı, büyük ve küçük mikyastaki m uka­ velelerin muayyen bir paçal nispetinde kalm asına dikkat etm elidir..." sözleriyle dile getirmişur. Bu yanlışlığı düzeltm ek için yapı tasarrufu sisteminde yeniden düzenlem eler önermektedir. Derhal ödem ede bulunabilen tasarrufçuların miktarını sınırlandırmalı, gerekli minimum ta­ sarrufu dört yılda tam am layabilen gruplara öncelik verilmelidir. Bekleme süresi en az iki yıl olmalıdır. Sözleşme tarihinden dört yıl geçmeden yapılacak kredi tahsislerinde yüzde 25'dcn daha yüksek oranda birikim yapmış olmak şartı aranmalıdır. Konforlu konut yapan­ lara da faiz oranı yüzde 7-9'a yükseltilmelidir. Bunlar vb. diğer düzenlem elerle banka so­ syal ve ekonom ik konutlara ihtiyaç duyan alıcılarıyla daha fazla meşgul olmak olanağına kavuşmalıdır.266

R ichard M etcalf R a p o ru

Metcalf 1963 yılı başında İm ar ve İskân Bakanlığına Birleşmiş M illetler Teknik Yardım Uzmanı olarak gelm iş iki ay çalıştıktan sonra Türkiye'nin konut politikasını değerlendiren ve yeni öneriler getiren bir rapor vermiştir. Mcıcalfın raporunda Türkiye'nin konut sorunları içinde çok önemli bir yer tutan gecekon­ du sorununa ağırlık verilmiştir. Gecekondu yerleşmelerinin altyapı olmadan yayılmalarının kentlerin sağlığını tehdit ettiği üzerinde durularak, gecekondu mahallelerine elektrik sağlanması, yeterli sayıda çeşm e yapılması, hela çukurlarının boşaltılmasını sağlayan vidanjör kamyonlarının kullanılması önerilmiştir. Bunlar acil olarak sağlandıktan sonra ge­ cekondu mahallelerinin ıslahı üzerinde durulmalıdır. Metcalf gecekondu sorununun tek çözümünün yeterli sayıda ucuz yasal vc sağlık koşullarına uygun konut üretimi olduğundan yola çıkarak gecekondu önleme bölgelerinin kurulmasını önermektedir. Bu bölgelerde sosyal konul yapımını tek çözüm olarak görmemek gerekir. Düşük gelirli grupların konut taleplerini karşılamakta "kendi evini ya­ pana yardım" ve "çekirdek (nüve) konut" gibi yeni sunum biçimleri denenmelidir. Kendi evini yapana yardım yolu üzerinde ulusal sermaye kaynaklarına başvurmadan konut soru­ nunun çözümüne yardımcı olacağı gerekçesiyle önemle durmuştur.

105


Türkiye'nin konul politikası konul yatırımlarını en aza indirebilmek için arsa Rıyailan dene­ lim altına alınmalıdır. Hüküm el tarafından, arazi spekülasyonunu kârsız hale geıirecck bir vergi kanunu hazırlanmalı, arazi en yüksek ve iyi kullanma değerine göre vergilendirilmclidir. Orta gelirli ailelerin konut sahibi olmalarındaki engel konul kredilerinin eksikliğidir. Kre­ diler daha çok, sabit gelirli, alacağı konul için bir miktar peşin ödeme yapabilen, gruplara yöneltilmelidir. Konut yapımını ucuzlatabilmek için verimliliği düşük olan inşaat sürecini geliştirmek ge­ rekmektedir. Bunun için, malzemelerin standardizasyonuna önem verilmeli inşaat makine­ leri ithalatına gidilm eli, prefabrikasyon geliştirilmelidir.267

B irinci ve İk inci İm ar K on greleri

Dönemin uygulamada etkili olan faaliyederi ilgili bakanlıkların hazırladığı imar kongreleri olmuştur. Birinci İm ar Kongresi 14 Nisan 1955'de Nafıa Vekalednin girişimiyle top­ lanmıştır. Bu kongre İskân Vckalcü'nin kurulmasının gereğinin dile getirilmesi ve daha sonra İm ar ve iskân Bakanlığının kurulmasına yol açmasıyla hatırlanır. Bu kongre 1956’dan itibaren uygulanm aya başlanan imara ilişkin yasa düzenlem elerinin ipuçlarını vermektedir. Bu kongrenin mesken komitesinin raporu da daha sonraki oluşumların ve uy­ gulanan politikaların belli izlerini taşımaktadır. Raporda konut sorunu "... Bilhassa şehir ve kasabalarda bir ıstırap halini alan mesken darlığı ve neticesi olarak, kira bedellerinin aylık kazançların yüzde 20'sinin çok üstünde bir miktara yükselmesi, inşaat malzemesinin yok­ luğu, temin ve tedarikindeki güçlükler, arsaların spekülatörlerin elinde bulunması vc inşaat şirketlerinin şahsi teşebbüslere veyahut yapı kooperatiflerinin küçük mikyasta az sermayeli faaliyederine inhisar etm esi, bugüne kadar belediyelerin ve resmi organların, kanunların himayesi altında program sız olarak halletmeye çalıştıkları bu büyük savaşın anık ciddiyet­ le ele alınması zarureti kendisini ehem m iyede hissettirmektedir... Komisyonumuz... imar işlerinin yüzde 80'nini teşkil eden mesken meselelerinin memleket ölçüsünde sosyal bir dava olduğuna işaret eden; mevzii tedbirler yerine, bunun bir amme hizmeti olarak ancak devlet otoritesinin müdahalesi ile karşılanabileceğini kabul etmiştir" diye onaya konul­ muştur. Komite "mesken durum unun bütün vehameüni müşahede etmiş ve hükümedn mesken ko­ nusundaki bütün faaliyetleri ile vazifelendirilecek İskân Vekaletinin çekirdeğini teşkil ede­ cek bir vekalet dairesi kurm ak lazım geldiği neticesine varmıştır." Bu daire; "- M emleket bünyesine uygun bir mesken politikasının tespiü, - Mesken politikasının yürütülmesi için lüzumlu olan kanun ve mevzuat değişikliklerinin tetkik ve teklifi, - Tanzim edilecek program gereğince evsiz vatandaşların mesken sahibi kılınması,

106


- Aile gelirlerinin makul nisbeti dahilinde kiralık meskenler temini, - Memleketin m uhtelif bölgelerinde iklim, m uvasala, hayal ve çalışm a şartlarına göre, mesken inşaat malzemesi standardizasyonu ve yapı elemanları prefabrikasyonu eüidlerinin yapılması ve bu mıntıkalarda inşa sistem lerinin, mimari tarz ve tertiplerinin hazırlanması, - Spekülasyonların önlenm esi için bir arsa politikası tesisi, - Memleket mesken programının tahakkuku için lüzumlu malzemenin temini, işçi ve tek­ nik personelin yetiştirilmesi hususlarının organize edilmesi, - Kasaba vc şehirlerde, köylerde iskân sahalarının tayini, daimi murakabesi" işlerini görecektir.268 Bu kongrenin öngördüğü vekalet 1958 yılında kurulmuştur. Bu bakanlık çalışm alarına yön vermek üzere İkinci İm a r K ongresi'ni 1962 yılında toplamıştır.269 Kongrenin gündeminde yer alan on konu iki büyük problem öbeğinde toplanıyordu. Bunlardan birin­ cisi planlama İkincisi konut sorunuydu. Bölge planlama, imar m evzuatında yapılması gere­ ken değişiklikler, şehir planlamaları, amme tesisleri konularındaki raporlar birinci öbeği oluştururken, arsa problem i, şehirlerdeki mesken problemleri, sosyal mesken standartlan, gecekondu problem i, yapı m alzem esinde ayni ve teknik yardım raporlan ikinci öbeği oluşturuyordu. Arsa problemi konusundaki raporda, arsalarda artan değer artışının arsa sahibinden alınması, arsaların uzun vadeli kiraya verilmesi, şufa hakkı gibi satışa zorlayıcı önlemler üzerinde durulmuştur. Bir Fransız uzmanı olan Godchet de ülkesindeki örneklere dayana­ rak devletin vc kamu m üessesclcrinin kullanacağı arazinin tek bir gayri menkul ofisi eliyle alınmasını savunmuştur. Ankara İmar M üdürü Orhan Deniz kongrede yaptığı konuşmada konut yapımında ta­ sarımın teknik personel tarafından yapılması koşulunun nasıl aşıldığını şöyle anlatmıştır: "Serbest piyasada im zacılıkla şöhret bulan kim selerle mücadele etm ek vc bunlara mani olacak çareleri düşünmek lazımdır. Son yapuğım ız sayımda böyle bir meslek adamının üç ayda 44 projesinin tasdik edildiği belli olmuştur. Bu arkadaşın bir bu kadar da iade edilen projesi varsa demek ki üç ayda 80 proje yapmıştır. Ekseriyetiniz bu mesleği teşkil eden kimselersiniz. Soruyorum bu kadar proje bir bürodan çıkar mı? Hele bir tek kişi iseniz.. Açıkça anlaşılıyor ki piyasada apartman yapıp, kat satma yoluna gelen kalfa ve teknikerle­ rin gelişi güzel çizdikleri projeler imzalanmaktadır. Bu işleri kanunlarla bir disipline almak zamanı çoktan gelmiştir." Şehirlerde Mesken Problemleri adlı raporda 1961-1970 yılları arasında kentlerde yıllık ko­ nul gereksinmesinin 180.000 olduğu hesaplanmıştır. Halen kentlerde 54.000 konut yapıldığına göre yıllık konul açığı 126.000 olarak saptanmıştır. Rapor bir konut prog­ ramının yapılabilmesi için en kısa zam anda bir mesken sayımının yapılması gereğini dile getirmektedir. Kongreye ön fikir olarak bir Sosyal Mesken Standartlan tasarısı sunulmuştur. Raporun so­ nuna da sosyal konutlara ilişkin proje çalışmaları eklenmiştir. Ailelerin büyüklüklerine

107


göre net faydalı alanları 25.00 - 57.70 mz arasında değişen tipler verilmiştir. Raporlar üzerindeki görüşm elerde bu standartların Bakanlığın hazırladığı sosyal mesken kanunu ta­ sarısının talim atnam elerinden biri olarak düşünüldüğü belirtilmiştir. Gecekondu problemi konusundaki raporda gecekondu; başkasına ait yerde yapılmış olmak, imar m evzuatına aykırı bulunm ak, gayri sıhhi ve gayri fenni olmak, alelacele yapılmak ni­ telikleriyle tanımlanmıştır. Gecekondu sorununun çözümünde ikili bir yaklaşım benimsen­ miştir. Birincisi mevcut gecekonduların ıslahıdır. İkincisi ise yeniden yapılacak gecekon­ dulara mani olmaktır. Gecekonduların ıslahı için önce toplu olarak inşa edildikleri bölgelerin saptanması, bu alanlarda araştırm alar yapılması, ıslahın imar planlarına uygun olarak gerçekleştirilmesi, herhangi bir gecekondunun tasfiyesinden önce orada oturan aile için konut sağlanması il­ kesinin kabul edilm esi, gecekonduların yoğun olduğu şehirlerde belediyelerce birer mes­ ken bürosu kurulm ası önerilm iştir. Yeni gecekondu yapılmasına mani olmak için de yasak­ layıcı hukuki önlem lerin yanısıra konul arzını artırıcı pozitif önlem lere yer verilmiştir. Rapor üzerine yapılan görüşm eler sırasında İstanbul İmar Müdürü Lütfullah Silahlar gece­ konduların yıkımına ilişkin yasal hükümlerin neden uygulanamadığını şöyle anlatmıştır: "Nitekim bir şahıs faraza imar planında, iskân dışı sahada kalan yerine bir inşaat yapmaya kalksa, kendi mülküne yapsa bunu imar kanununun 49'uncu maddesine aykırı bulun­ duğundan bahisle imar m evzuauna göre idari bir kararla yıktırmak mümkün. Ancak bu ar­ saya başka biri gelip bir gecekondu yapsa hiç imar mevzuatına uygun bulunup bulun­ madığı araştırılm ıyor; Sadece 6188 sayılı kanunun 28'inci maddesine göre tecavüzü bertaraf etmek gayesiyle idare, bir idari kararla bunu yıkıyor. Hele 29/7/1953 tarihinden önce yapılmış ise o takdirde Danıştay kararlarına göre imar mevzuatına uygunluğu hiç aranılm adan katiyen yıktırılmıyor. Halbuki 1953'dcn evvel bir şahıs kendi arsasına bir inşaat yapm ış olsa idi vc o tarihteki mevzuata aykırı bulunsa idi, bilahare 6785 sayılı kanun yürürlüğe girdikten sonra bu kanunun muvakkat 3’üncü madde­ sine göre tetkikat yapılacak ve yeni kanuna göre dc mahzurlu görüldüğü takdirde yine yıkma kararı verilebilecekti. Böylece bugün yürürlükte bulunan m evzuatımız, bir vatan­ daşın kendi mülküne yapüğı bir gayri menkul imar m evzuauna aykırı ise, bunun derhal yıkılmasını emrettiği halde, başkasına tecavüzen yaptığı bir inşaau düpedüz himaye etm ek­ tedir. Ve bu mevzuda elim izde Danışıayın binlerce kararı mevcuttur." Kongreye sunulan Yapı Malzemesi Ayni ve Teknik Yardım raporu 180.000 kent 70.(XXI köy konulu olm ak üzere senede 250.000 konul yapımını öngören bir mesken programının yapı m alzem esine ilişkin sorunlarına eğilm ekledir. Bunun için mesken programının ve so­ syal mesken standartlarının saplanm ası, mesken standartlarının saptanmasında ısı ve ses izolasyonuna özel bir önem verilm esi, devlet sektörünün nazım rolü oynayacağı yapı m al­ zemesi alanlarının açık olarak belirlenmesi. Bakanlığa bağlı bir Yapı Araştırma Enstitüsü kurulması gibi öneriler yer almaktadır. Konul yapan özellikle kendi evini yapanlara stan­ dart malzeme ve yapı elemanları verilerek ayni yardım yapılmasına ayrıca da teknik yardım yapılm asına da yer verilmiştir. II. İmar Kongresi genellikle katılanlarca Türkiye'nin konut sorununa yaklaşımında bilim ­ sellik yolunda atılan önemli bir adım olarak yorumlanmıştır.

108


İşçi S en d ik aların ın K onut K on usu n da D üzen led iği S em inerler

Bu dönem de konul politikalarının oluşmasında etkili güç odaklarından biri de işçi sendika­ ları olmuştur. Bu görüşlerini genci kurullarında savunmuşlar, genel kurul raporlarında işçilerin konut sorunlarına yer vermişlerdir. Ayrıca işçi konul kooperatifleri ve konut so­ runları konusunda konferans ve sem inerler düzenlemişlerdir. Bunlardan ilki 22-25 Aralık 1961'de toplanan "Türkiye İşçi Yapı Kooperatifleri Konfe­ ra n sıd ır. Toplantıya 500'dcn fazla işçi yapı kooperatifleri başkan ve ilgilileri, Çalışma Ba­ kanlığı, İmar ve İskân Bakanlığı, İşçi Sigortalan Kurumu temsilcisi katılmıştır. Bu konfe­ ransta konuşm alar İşçi Sigortalan Kurumunun politikalarına yönelmiştir. Konferans çalışm alannın kredi yönetmeliğinin işçilerin talepleri doğrultusunda değişmesinde katkısı olmuştur. İşçi Kooperatifleriyle kurulan ilişkilerde Emlak Kredi Bankası aracılığından vaz­ geçilerek Kurumun bizzat muhatap hale gelmesi de büyük ölçüde bu konferansın etkisine bağlanabilir. Türk-lş, 1-3 M an 1964'de, Ankara'da "İkinci Türkiye İşçi Yapı Kooperatifleri Konfe­ ransını" toplamıştır. Bu konferansta Türk-lş'in konut politikasını izlemek için bir Konut Komitesi kurulması kararlaştınlm ışsa da bu komite çok uzun ömürlü olmamıştır. Konfe­ ransta Türk-lş, İşçi Sigortalan Kurumunun kredilerinin işleyişine ilişkin aynntılı öneriler getirmiştir. Bunlar, genellikle alınan kredileri anırm aya, geri ödeme sürelerini uzatmaya ve işlemleri kolaylaştırm aya dönük önerilerdir. 7-9 Eylül 1964'dc Türkiye Tekstil ve Giyim Sanayii İşçileri Sendikası (TEKSİF) İstanbul'da bir Konut Semineri düzenlemiştir. Seminerde T E K S tF in konul sorununa bakışını Tarhan Erdem dile getirmiştir. Erdem bildirisinde önce bir konut siyasetinin değerlendirilme ölçütlerine açıklık kazandırmaya çalışmıştır. Bu ölçütlerden birincisi ge­ nelliktir. Yani bu siyaset toplumun büyük bir oranını kapsamalıdır. Konut siyaseti ihtiyacı olanların hiç değilse ortalamasının gereksinmesini karşılayacak özelliklere sahip olmalıdır. İkincisi toplumun bütünlüğüdür, toplumun bir kısmına konut sağlamak için de olsa toplu­ mun diğer fertlerinin hakları zorla alınmamalıdır. Üçüncüsü hiçbir devlet bütçesi yeter sayıda konul üretmeye yeterli olmayacağı için her konul siyasası toplumun tasarrufuna vc güvenine dayanmalıdır. Dördüncüsü, konut siyasasının rejimin esas karakterini ve biçimini zorlayacak veya zorlam a sonucuna varacak bir yaklaşımı olmamalıdır. Beşincisi ise konut siyasasının toplumun diğer siyasalarını yürütmesine engel haline gelmemesi gereğidir. TEKSİF bu ölçütlere uygun olduğunu sandığı bir öneri yapmaktadır. Bu öneriye göre ; 1) Tüzel kişiliklerin de katılabileceği bir devlet kurumu araştırma sonucunda saptayacağı yer vc nitelikte konul yapacaktır. Bunların satış koşul ve fiyau toplumun gereksinmesine göre belirlenecektir. 2) Bu kurumdan konut almak isleyenler (tasarruf sahipleri) bu kurum veya bir diğer devlet kurum uyla sınırlı bir kredi anlaşması yapar. Tasarruf sahibi istediği zaman bu anlaşmayı bozarak tasarrufunu faizi ile birlikte geri alabilecektir. 3) Konutlar ta­ sarruf sahibine verilmeden kendisine hiçbir kredi açılamaz. Konutlar mülkiyet olarak veya uzun süreli kira ile tasarruf sahibine verilir. Konut seçiminde tasarruf sahibine hak tanınmalıdır. 4) Esas inşaat malzemeleri ve ithal edilen bütün inşaat malzemesinin üzerine yüksek kullanma vergileri konulmalıdır, özel yapımlar yüksek oranda vergilendirilmelidir. 5) Bütün arsa satışlarında Devlete şufa hakkı tanınır. Normal fiyat yükselmeleri dışında ka­

109


lan arsa fiyatındaki yükselmeler devlet adına tescil edilecektir. Arsa tahsislerinde uzun süreli kiralam a düzeni getirilecektir. 6) G ecekondular bugünkü durumları ile kabul edile­ cek ve gelişm elerine yardım edilecektir. Ö zede devlet arsası üzerine yapılmış olanların ar­ saları kendilerine kiralanır, başkasının arsası üzerine yapılanların arsaları önce istimlâk edilecek ve sonra gecekonducuya kiralanacaktır.269 TEK SİF bu seminerin esas ilgi odağı olan 63 m 2 sınırlaması getiren Halk K onudan Stan­ dardını da desteklem ektedir. T E K SÎFin konul konusundaki bu tutumunun genelde işçi sınıfının objektif çıkarlarına TÜ RK -lŞ'in tutumundan daha uygun olduğu söylenebilir. Ama bu politikanın Tarhan Erdem 'in etkisiyle sendikanın yöneücilcrince benimsenen bir tutum olduğu, sendika üyelerinin bireysel düzeyde TÜRK-ÎŞ'in 63 m 2 sınırlamasına karşı çıkan tulumuna yakın olduğu da düşünülebilir. Seminer sırasında kooperaiıfçiler sık sık 63 m2 sınırlamasını sorgulam alardır. Bu soruların yanıtını Tulgar Can konuşmasında şöyle veriyordu: "Türkiye'de kredilerin halk konudanna yönelülmesi bütün bu belirtüğim iz zorluklara rağmen itirazlarla karşılaştığına göre, bu standardann eksik ve aksak tarafları nedir? Yönelülen tenkiderde buna ait bir işaret yoktur. Sadece sübjektif vc ilmi esastan yoksun bir "küçük bulduk" ifadesiyle yetinilmekıcdir. 3 yatak, 1 oturma odası ve bütün gerekli ser­ visleri ile alanı Türkiye ortalam asının üstünde olan halk konutlar küçüktür de, kaynakların yanlış istismarı sonucunda büyük işçi kitlesinin başını sokmak zorunda kaldığı, sağlık şanlarından yoksun gecekondular mı büyüktür ferahur? Bu hakiki ihtiyaç sahipleri, halk standarılanna uygun bir konulu yetersiz mi bulacaktır? Nitekim yapuğım ız bazı mahalli surveyler 55-60 m2 net alanlı evlerde oturmakta olan pek çok işçi ailesinin yaşantılarından son derece memnun olduklarını ortaya koymuştur."270 Tulgar Çan'ın satır aralarında ortaya koyduğu gibi esas sorun 63 m2'nin küçük olmasından değil, kamunun konuta ilişkin kaynaklarının gerçek ihtiyaç sahiplerince değil daha üst ge­ lir gruplarınca kullanılmasından kaynaklanıyordu. TEKSİF sem inerinde Hart'tn gecekondular, Keleş'in kooperatifler konusunda verdiği bildi­ rilerde getirilen düşünceler bu yazarların kitapları incelenirken bu kitapta ayrıca ele alındığı için burada üzerinde durulm ayacaktır. Seminerde YTONG ve PREFKO şirketlerinin temsilcilerinin sunduğu bildirilerde ise pre­ fabrikasyonun konul sorununun çözümündeki olanakları üzerinde durulmuştur. Daha önce genellikle konut sorununun çözüm ünde daha çok geleneksel inşaat mctodlarının rasyonalizasyonu üzerinde durulurken, prefabrikasyon alanında faaliyet gösteren ö/.cl şirketlerin ku­ rulmasıyla prefabrikasyon tartışılmaya başlanmıştır.27'

M im a rla r O dasın ın 1960 Yılı B ildirisi İçinde K onut S o ru n u n u n D eğerlendirilm esi M imarlar Odası 27 Mayıs müdahalesinden sonra, büyük ölçüde 1950'li yılların uygulam a­ larını, planlama, imar, iskân ve konut açılarından yeni yönetime yol göstermek amacıyla

110


değerlendiren bir bildiri yayınlamıştır. Bu bildiride M imarlar Odası konut sorununa ülkenin ekonom ik sınırlarının bilincinde ve sosyal adaletçi olarak yaklaşmaktadır. Odanın 1960 yılına kadar izlenen politikalar üzerindeki eleştirilerini bildiriden izleyelim. "M eskenin tabii bir ihtiyaç olduğuna dair ülkemizde gayet müphem de olsa bir düşünce yerleşmiş bulunmaktadır. Bu düşüncenin etkisiyle, İmar Bakanlığının her aileye bir ev gibi demagojik sloganlarla ortaya çıkuğını hatırlıyoruz. İyi niyetle herşey hallolunmuyor. Bu alandaki faaliyete bir göz atarsak memleket verilerini göz önünde tutan ve prensipleri ilgi­ lendiren hemen hemen hiç bir müsbel icraat yapılmamış olduğunu görürüz. M emleket ve­ rilerini gayet basit bir şekilde özetleyelim: a) M emleket ekonom isinde meskene tam bir rüçhaniyet verilse bile her aileye, zengin ülkeler standartlarına yaklaşan bir mesken temin etm ek imkânsızdır. Bu imkânsızlık salim bir mesken politikasının hareket noktası olmalıdır.... Ayrıca diğer bütün faaliyet kollarının, diğer ihtiyaçların karşdanmasının sadece mesken uğruna feda edilm esi mümkün müdür? Tabii sanmıyoruz. b ) ... M em leketim izde büyük bir sosyal adaletsizlik olduğu m aalesef bir gerçektir. Bu ada­ letsizlik içinde talihli bir zümre zengin ülkelerde bile lüks diye adlandırılabilecek mesken imkânlarından faydalanmada, bu im kânlar memleketin genel inşaat kapasitesinden, diğer sınıflar aleyhine gasbedilmckıcdir. Amme parasıyla işleyen mesken müesseselerinin ise bu adaletsizliği azaltmak şöyle dursun varlıklı sınıfa yardım ile adaletsizliği daha da anırdığı bir olaydır... c) Memleketimiz nüfusunda daimi bir yan işsizlik olduğu yetkililerce bilinen bir gerçektir. Köylümüz yılın büyük bir kısmında çalışamaz. Şehirlerde de, kati bir mesleği olmayan yüz binlerce yuntaş vaktini ölü olarak harcar. Bu insan kapasitesinin diğer alanlarda olduğu gibi inşaatta da kullanılması imkânları aran­ malıdır. Köylü kökünden gelen bu vatandaşların, bilgisizlikleri yanı sıra hayal gerçekleriyle yakın ilgileri bakımından, inşaat dehasına sahip oldukları muhakkakur. "Gecekondular" bu bakımdan en değerli bir rehber olarak kabul edilmelidir. d) "Arazi Poliıikası"nda bahsettiğimiz üzere şehirlerde ev yapabilmek için spekülatöre ha­ kiki bir haraç vermek gerekmektedir. Haracı veremeyenlerin meskenlerini yapması im­ kansızlaşmaktadır. Bu bakımdan mesken politikasının ilk şartlarından birinin "Arazi Politi­ kası" olduğu hatırlanmalıdır... Hususi sektörün ev inşaatım teşvik etmek üzere kendilerine tanınan bazı vergi muafiyeti v.s. ülkemizde uygulanan en eski tedbirlerdendir. Ancak bu tedbirin uygulanmasında, evin iktisadi ve rasyonel olup olm ayışı, ev sahibinin ve kullanacak olanın ekonomik sınıflan göz önünde tutulmamakla, hakiki bir gaye bulunduğu söylenemez. Amme Müesseselerinin memur veya teknik elemanları için yapukları çoğu lüks lojman­ ların bir mesken politikasıyla en ufak bir ilgisi olmadığına tarihçemizde, işaret ettik. Hatta, mevcut inşaat kapasitesinin, bilhassa bu sahaya yatırılabilecek amme parasının irrasyonel

111


şekilde kullanılması vc sosyal sınıfların meskenleri arasındaki uçurumu derinleştirmek bakımından bunun geri bir adım olduğu da ileri sürülebilir. Ammenin hususi sektör inşaauna yardımı için başlıca iki müesseseden faydalanıldı. Emlak ve Kredi Bankası ve İşçi Sigortalan. Ancak bu müesseselerin kredi dağıtımı, hakiki ihtiy­ acı olan sınıfa m em leket im kânlan içinde mümkün yardım değil, varlıklı sınıfın talihli veya iltimaslı kişilerine bir ihsan karakterinden asla kunulam adı. Diğer bir yönden bu kurum lann mesken inşaauna yardımla görevli sosyal bir teşkilat mı, yoksa uhdelerine devletçe veya kanun m arifetiyle işçilere verilen sermayenin iyi idare edil­ mesi gereken bir mali m üessese mi olduklannı anlamak güçtür, icraatlarına bakılırsa her ikisi de olm adıklanna inanmak gerekir...... Bu kredinin iyi ellere varm asına çalışılmamakla, sosyal bir hizmetten bahsedil meşine imkân kalmadı. Buna karşılık m em leketim izde sermaye, azlığından dolayı piyasada yüzde 25 getirirken bu kredilerin banka kredilerinin altında bir faizle (başta İşçi Sigortalan %3'le veriyordu) veri­ lişi iyi bir mali yaunm yapıldığı iddiasını da çürütür. Bilhassa memleketimizin son on se­ nede tanıdığı korkunç enflasyon da düşünülürse, bu kredilerin am m eye veya parası kesilen işçiye kâr getirmek şöyle dursun, sırtlarından muayyen kişilere zaranna para vermek de­ mek olduğu meydana çıkar. Kredi almak için yapılan dalavereler, iltimaslar, yaltakçılıklar bu durumun tabii neticesiydi. Bu gayesizliğin iyi bir misalini Emlak Kredi Bankası'nın Ataköy Sitesi nde buluyoruz: Bizden kıyas edilem eyecek kadar daha zengin Fransa'da mesela, mesken kredilerinden isti­ fade için daire genişliğinin 40-70 m2'yi geçmemesi şart koşulurken, buradaki bazı daire tip­ lerinin 200-250 m2'yi bulduğunu görüyoruz. Böylece hem memleketin pek mahdut inşaat kapasitesi imtiyazlılara insafsızca sarf ediliyor, hem de zararına kredilerle bu kişilere mad­ di yardımda bulunuluyordu. Mesken teşkilatı bakım ından, Nafıa Bakanlığında İ955'dc kurulan Araştırma Bürosu ve İmar Vekaleti M esken Umum Müdürlüğünün bu meselelerle ilgilenmesi gerekirdi. Bilgi­ mize göre bu daireler bu ana problem ler hakkında genel incelemeler yapmak, bir mesken politikasının esaslarını kurmak için çalışmak yönüne gidemediler. Mesken tipleri, mahalle planlan gibi detaylar içinde bunaldılar. Bu bakımdan m emleketimizde mesken davasında yegane üstünde durulmaya değer müsbet teşebbüsün "Gecekondu Teşebbüsü" olduğu kanaatındayız................ Uymasa da, ihtiyacı ve hakkıdır. Spekülatörün istediği haracı verem ezse şehir dışına kaçar ve kaçacaktır. Amme arsasına te­ cavüz eder ve edecektir. Gecekonducu ammeden kredi alamaz, ammeden teknik yardım göremez. Tam aksine her an yıkılmak tehlikesiyle karşı karşıya kendi el gücüyle evini yapar. Tabii ki bu ev, tekniğe uygun olmaz, konforu, hijyeni noksan olur. Gecekondu mahallelerinin çirkinliği meselesine gelince bu hususla iddialarla hem fikir

112


değiliz. Muayyen ihtiyaçları karşılayabilen bu inşaatın, ölçü, canlılık bakımından muayyen bir güzelliği olduğu bile ileri sürülebilir. A nkara'da Altındağ'ı, Küçükesat veya Yenimahal­ le'yle m ukayese edecek olursak birincinin daha çirkin olduğunu iddia etmek kolay ol­ m az....... Mesken otoritesinin, gecekonduda bir düşman değil, yardıma m uhtaç, kudretli bir yardımcı görmesi gerekm ektedir."272 Mimarlar Odasının bu görüşünün Tuğrul Akçura, Turgut Cansever ve Şevki Vanlı'dan oluşan bir grup tarafından hazırlandığı bilinm ekledir. Birinci Beş Yıllık Planın bakış açısı ile bu bildiri arasında bazı ortaklıklar gözlenebilir. M imarlar Odasının bu yıllardaki yönetimi daha sonra değişm iş olm asına karşın M imarlar Odası D PT’nin konut politika­ larındaki çizgisini sürekli olarak desteklemiştir.

K onut T aleb i H esap ları, S ek tör R aporları ve K onut İstatistikleri

Konul sorun olarak algılanarak, çözümü için politika arayışları başladığında, varolan konut durumunun saptanması, konut talebinin ya da gereksinmesinin ne olduğunun hesaplanması vc arzın miktarı düşüldükten sonra ne m iktar konut açığı bulunduğunun ortaya çıkarılması ihtiyacı doğm aktadır. Bu hesaplam alar yapıldıktan sonra arzın artırılarak açığın ka­ patılması için ne tür politikaların geliştirilmesi, ne tür önlemlerin alınması gerektiği karar­ laştırılmaktadır. Bu tür bir çözümleme yaklaşımını sektör raporu söylemi diye ad­ landırabiliriz. 1950'den önceki dönem de sektör raporu mantığıyla yapılan konut araştırmaları yokken bu dönem de özellikle 1960 sonrasında bu tür araştırm alar yapılmaya başlamıştır. Bu tür çalışmaların ilk örneğini İstanbul Belediyesinin 1950 yılında hazırlattığı "İstanbul'da M esken Davasını vc Halk Meskenleri Problemini Elüd" oluşturmaktadır. Be­ lediye üniversitelerden, belediye meclisi üyelerinden, serbest çalışanlardan, mimarlık, mühendislik, iktisat, bankacılık, hukuk alanında 30 kadar uzmanı davet ederek bu konuyu incelemek üzere bir kurul oluşturmuştur. Kurul komisyonlar halinde örgütlenerek İmar ve Şehircilik, Ucuz Ev, Kredi, Şehrin Nüfusu, Yayılışı, Nüfus Artışı ve Nüfusun Yıllık Gelir Bakımından Tasnifi konularında araştırm alar yapmıştır. Kentin konut talebini tahmin et­ meye çalışmış, İstanbul'da yaşayan işçi ve memurların aile bütçeleri üzerinde bir araştırma yapurarak, ailelerin konut sahibi olabilm e olanaklarını analiz etm iştir.273 1950 sonrasının siyasal yaklaşımı içinde planlamaya önem verilmediğinden bu tür çalışmalar sorumlu kurum lar tarafından değil bireysel araştırmacılarca yapılmıştır. 1950'li yılların ortalarında E m cst Egli274, Cahil Talaş275, Sadun Arcn’in276 yaptığı bu tür çalışmalar vardır. Egli, Skidmore Owings vc Merili raporunun yıllık 44.860'lık konul gereksinmesi tahminini düşük bulmuş yıllık mesken gereksinmesinin yılda 71.000 olması gerekliğini he­ saplamıştır. Talaş ise bu gereksinmeyi 80.535 olarak bulmuştur. Aren ise Egli'nin varsa­ yımlarını daha gerçekçi bularak 10.000'dcn fazla nüfuslu yerlerde iki yıllık gereksinmeyi 52.500 olarak hesaplamıştır. Ratip Yüceuluğ 1955 vc 1950 yılı nüfus sayımı sonuçlarını kullanarak 100.000'dcn büyük

113


kemlerdeki aile büyüklüklerini, kira durumunu, konul durumunu analiz etmiştir. Bu anali­ ze göre ruhsatlı olarak yapılan konut sayısı. 1950-1955 yıllan arasındaki gereksinme artışının A dana'da yüzde 78,8’ini, Ankara'da yüzde 71'ini, Bursa'da yüzde 76,2'sini, Es­ kişehir'de yüzde 125,2'sini, İstanbul'da yüzde 96,6'sını, İzmir'de yüzde 102,3'ünü karşılam ıştır.277 İmar ve İskân Bakanlığının kurulması ve mesken politikasını belirlemekle görevlendirilmesi sonrasında bu tür çalışmalara talcb artmıştır. Ratip Yücculuğ'un çalışması da bu am açla yapılmış bulunuyordu, im ar Bakanlığının kurulması konul konu­ sunda Türkiye'yi sadece Nüfus Sayım lanyla toplanan konul bilgileriyle yetinemez hale ge­ tirmiştir. İstatistik Genel M üdürlüğü ilk kez nüfus sayımlarından ayn konul sayımı yap­ mak gereğini duym uştur. 20 büyük kentte (İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Bursa, Eskişehir, Gaziantep, Konya, Sivas, Erzurum, Samsun, Malatya, Diyarbakır, Adapazarı, İzmit, M ersin, Balıkesir, M anisa, İskenderun) "I960 Mesken Şartlan Ankcti"ni yapmıştır.278 1963 Yılında da 5000'den az nüfuslu yerlerde bir konut sayımı yapılmışur.279 İmar ve İskân Bakanlığının kurulmuş olması konul sorununun ele alınmasına bir disiplin getirm iştir. C H P Araştırma Bürosu bir sektör raporu mahiyetinde 1959 yılında "Şehirlere Akın ve Mesken Davası" broşürünü yayınlamıştır.280 Andre Block'un "Mesken İhtiyacının Tahmini" kitabı Ruşen Keleş tarafından Türkçeye çevrilmiştir.281 Block’m metodunun uy­ gulaması Cevat Geray tarafından yapılm ış 1960-1970 döneminde beklenen mesken açığı 100.400 olarak hesaplanm ıştır282 Mesken Genel M üdürlüğünün çalışmaları 1962 yılında yayınlanan "Mesken Davamız" kitapçığıyla bir sektör raporu halinde sunulmuştur. Bu raporda 1960-1970 yılları arasında Türkiye'nin konut gereksinmesi yılda 410.000 olarak hesaplanmıştır. Bunların 180.000'ni kentlerde, 230.000'ni köylerde olacaktır. Varolan arza göre hesaplanan konul açığı kentler­ de 120.000, köylerde 165.000 olarak hesaplanmıştır.283 Aynı yıl içinde Devlet Planlama Teşkilatı da Birinci Beş Yıllık Plana kaynaklık eden "Konut Sektörü” raporunu yayınlamıştır. Bu raporda Mesken Genel Müdürlüğünün hesaplamalarında da yer verilmiş olm asına karşın kent ve köylerdeki sıkışıklığın giderilmesine vc varolan kötü stokun yeni­ lenmesine ilişkin kabuller küçültülerek daha realist tahminler verilmiştir. Bunlar kentler için yılda 144.750, köyler için 110.750 olmak üzere 1960-1970 yıllan arasında toplam 265.500 konuttur. Yıllık toplam açık 135.000 olarak alınmıştır. Bu realist tahminlere göre hesaplanan açıklan kapatmak için yapılması gereken konut yatınm ı miktarının GSM H'nın yüzde 5 ile yüzde 7'si arasında bir yere yükselmesi gerekmektedir. Toplam yatırım içindeki payı yüzde 35'in üzerine çıkacaktır. Oysa Beş Yıllık Planın makro dengeleri bakımından konul yatırımlarının toplam yatırımlar içindeki payının yüzde 20 düzeyinde kalması istenmekte aynı yatırım la daha çok konut yapabilmek için de birim konut maliye­ tini ucuzlatacak Halk Konutlan Standartları kritik bir önem kazanmış olm aktadır.289

K onut S ta n d a rtla rı K o n u su n d a Y apılan Ç alışm alar İkinci İmar Kongresiyle birlikte Türkiye'nin gündem ine giren konul standartları tartışması bu konuda bilimsel araştırm a ve toplantıların yapılmasını özendirmiştir. 9-10 Aralık I963'de İTÜ Yapı AraşLırma Kurumu şehir konutları standartlarının teshili konusunda 1. Konut Panelini düzenlem iştir. D üzenlem e komitesi "konut, içinde yaşayacak kişilerin

114


muhtelif yaşam a eylem lerine bağlı olarak düzenleneceğine göre acaba ne dereceye kadar standartlaştırılabilir sorusundan yola çıkmaktadır. Genelleştirilen yaşama mekânları ne de­ receye kadar özel gayelere hizm et edebilecektir? Bu sorulara verilen yanıl ancak şehir ha­ yatına uygun düşecek biçim de ele alınacak konutların standartlaştırabileceği, bu dav­ ranışın kentle hala geldikleri köy ve ilçe gelenekleriyle yaşayan kişileri kent yaşamına uy­ durmakta etkili olacağı biçimdedir. Panel iki bölümden oluşacak biçim de tasarlanmıştır. Birinci aşam ada konutta yaşama eylemlerinin sınırlanması ve tanımlanması, ikinci aşamada bu eylem lerin her birinin standartlaşma yönünden araştırılması yapılmaya çalışılm ıştır.285 Panelde Gündüz Ö zdeş standartlaşmayı yerleşme yoğunluğu açısından irdelemiştir. Eski Yapı ve Yollar Kanununun 1 kişiye 65 m2 saha hesaplanmasını isteyen yaklaşımının 152 kişi/ha yoğunluğu ideal bulmak anlam ına geldiğini belirttikten sonra, yeni İmar Yasasında standart yoğunluk anlayışının terk edildiğine değinerek hangi yaklaşımın iyi olduğunu sor­ gulamaktadır. Ulaşılan sonuç değişik kentlerde değişik ekonomik koşullarda ve kentin değişik kesimlerinde farklı yoğunlukların uygulanması gereği olm aktadır.286 Hande Suher ise Konut standartlarının araştırm alarla bölgelere göre farklı olarak saptanmasını önermiştir.287 Allan Öke konutta yer alan eylemleri; dinlenme, yemek ve içmek, hijyen, çoğalma, giyin­ me- soyunma, tem izlem e ve onarma, kültür ve eğilim, eğlence, dışarıyla bağlantılar, yönelim olmak üzere on başlık altında toplamışur. Konut standartlarının bu eylemlere uy­ gunluğunun sağlanması üzerinde durduktan sonra standartların geliştirilmesi konusunda bir yaklaşım önerm ektedir; ".. konut standartlarının, ulaşılmak istenen yaşama şekli hakkında ülkenin imkânlarını gözönünde tutarak gerçekçi tasarılar yapmak ve zaman za­ man durumu yeniden gözden geçirerek bunları değiştirmek kayıtları ile, iki seviyede tertip­ lenmesinin, en aşağı standartların, bilhassa kiralama veya satılma suretiyle piyasaya sürülmek maksadı ile yapılan konutlarda uyulması mecburi şanlar olarak, üst standartlann ise muhtelif gayelerin gerçekleştirilebilmesi için yol gösterici olarak ve teşvik tedbirleri de almak şaru ile konulmasının doğru olacağı k an ısındadır. Öke standartlaşmanın bir gaye değil araç olduğunu gözönünde tutarak esnek bir standartlaşma yaklaşımı önermektedir.288 Orhan Bozkurt standartlaşmayı oturma ve dinlenme eylemleri açısından ele alan yazısında standartlaşma ile mekânların kişiliğinin korunmasının bağdaştırılmasına çalışmaktadır. "Halbuki dinlenme vc oturm a eylem lerine hizm et edecek mahalleri üniform olmaktan mut­ laka kurtarmak gerekir. Çünkü bu eylem ler grubu içinde insanların ve ailenin kişiliği bu­ lunmaktadır. Üniform olmak ise kişilik ile bağdaşmaz. Bu sebepler ile, bu gruptaki eylem ­ lerin tetkiki sonunda varılacak olan standartların ortaya koyacağı hacim veya hacimler, donmuş elemanlar olarak değil, birer yapı maliyeti unsuru telakki edilerek her ailenin ken­ di yaşama kişiliğine sahip olabilmesi için, iç mekânını kendisinin tanzim etmesi bir pren­ sip olarak kabul edilmelidir." dem ektedir.289 Panelin genel çizgisinin, ulusal planlam a çalışmalarının getirdiği, konuta ayrılan kaynak­ ların etkin kullanılması için sosyal konut standartlarının gerekliliği söylemini yadsımamakla birlikte, bu söylem içine farklılıklara izin veren bir tutumun yerleştirilmeye çalışılması diye özetlenebilir.

115


7-9 Ocak 1965 tarihleri arasında İmar ve İskân Bakanlığı Mesken Genel Müdürlüğü Halk K onudan Standartları Seminerini düzenlemiştir. Seminer yürürlüğe konulmuş olan halk konudan standartlan ve bunun uygulanmasını sağlamak için 198 ve 491 sayılı kanunlarla yapılan bina vergisi düzenlem elerini ve kamu sektörünün yapurdığı konudara ilişkin 13 Kasım 1964 tarih ve 11855 sayılı kararnamenin uygulamadaki etkilerini değerlendirmek için toplanmıştır. Halk konudan standartlarının uygulamaya konulması toplumda önemli bir direniş ya­ ratmıştır. Mesken Genel Müdürü Şükrü Kaya'nın toplantıyı açış konuşmasında yanıdam aya çalışuğı iki soru direnen kesimlerce ortaya atılmıştır. Bunlardan birincisi DcvIcün bu tür kısıdam alar yapmaya hakkı var mıdır, İkincisi ise bu büyüklükteki konutlarda yaşanabilir m idir? Bu sorulara genel müdürün verdiği yanıt gelişmiş bau ülkelerinin uygulam alanndan verilen örneklere dayandınlm ışdır. Almanya'da halkın çoğunluğu 72 m2’lik evlerde, İsrail'de 58 m ^lik evlerde oturmaktadır. Oysa 1963 yılında Ankara'da ortalama ruhsadı konul alanı 146 m2'ye yükselmiştir. Bu durum Türkiye'nin ekonomik gücüne uy­ gun değildir. Böyle bir standardın konulması sadece devletin bir hakkı değildir ayrıca dev­ letin kaçınamayacağı bir görevidir.290 Fikret Ungan sosyal konut standartlarının uygulanmasının kentlerde yılda sunulması isleni­ len 180.000 konutta 26.000 konutluk tasarruf sağlayacağını, onun için standartların herşeyi çözemeyeceğini konul sunumunu artırmak için alınacak diğer önlemlerin önemini koruya­ cağına dikkati çekmiştir.291 Seminerde İTÜ Yapı Araştırma Kurumu adına konuşan M uzaffer Sudalı Halk Konutları Standartlarının tek konul esas alınarak hazırlandığını oysa halk konudan standartlarının uygulanabilmesi için toplu olarak m ahalleler halinde inşaata yönel inmesi gerekliği üzerinde durmuştur. Ancak bu halde standartların uygulanabileceğini maliyetlerin denetle­ nebileceğini söyleyerek, toplu konutlar ve bunlann imar planlarıyla ilişkileri üzerine ilke­ ler getirilmesini önermiştir. Bunun için belediyelerin halk konutu standardı uygulanacak bölgeleri tesbit etmesini ve buraya alı yapı getirilmesini istemiştir. Bu halde belediye imar talimatnameleriyle toplu konul standartları arasındaki çelişki de giderilebilecektir.292 İstanbul Ticaret Odasından Azmi Karaoğlu ise apartman içindeki 60 m2'lik bir konutun ka­ lemlere göre m aliyet analizini yaptıktan sonra bu maliyetin yüzde 65,7'sinin m 2 büyüklüğüne hassas olduğunu, standartların zorlanmasıyla konul büyüklüğünde yüzde 30 tasarruf sağlanırsa toplam maliyetteki tasarrufun yüzde 19.7 olacağını göstermektedir. O y­ sa binaların yerleştirilm esi, yeni yapı tekniklerinin benimsenmesi vb. yollarla da bu tasar­ rufun sağlanabileceğini ileri sürerek bunun için insanları küçük mekanlarda yaşamaya zor­ lamamak gerektiğini söylem ektedir.293 TEK SİF adına kongreye katılan Tarhan Erdem Halk Konutları Standartlarının yasal daya­ nağının güçlü olarak kurulm adığını, gücünü bir yasadan almadığını sadece kendisine belli yasalarla a u f yapılan bir metin olduğunu belirtmiştir. TEK SİFin on yıl içinde hukuk düzeninde, ekonom ik ve sosyal bünyede zorlama yapmadan Türkiye'nin imkânlarıyla iki milyon konut ünitesinin yapılabileceğine inandığını Halk Konutları Standardının bu amaç karşısında çok yalnız ve güçsüz kaldığını söylemektedir. Eğer Türkiye on yılda iki milyon konutu toplam yaurım içinde konut yatırımlarının payını yüzde 20'dcn yukarıya

116


çıkarmadan gerçekleştirm ek istiyorsa beher konutun maliyeti 12-13 bin lirayı geçmemelidir. Problemi doğru formüle edilirse sorulacak soru beheri 12.000 liraya iki m i­ lyon konulun nasıl yapılacağıdır. Çözülmesi gereken soru budur. Bu soruyu çözecek yeni yöntemler önerilmelidir. Bu sorunun büyüklüğü karşısında Halk Konutları Standartlan güçsüz bir araç olarak kalm aktadır.294 Kongreye M im arlar Odası adına sunulan bildiride Mesken Genel Müdürlüğünün koyduğu konut yapım hedefinin gerçekleştirilm esinde tüm konutlarda Sosyal Konut Standartlan uy­ gulansa bile DPT'nin öngördüğü yatırım limitlerinin çok üstüne çıkılacağı gösterilmekte, böyle bir tutarlılık sınaması yapılmaması eleştirilmektedir. Standartlann Türkiye'nin eko­ nomik olanaklarının üstünde olduğuna dikkat çekilmekte, bu standartlann bölgelere göre farklılaştırılması istenilm ektedir.295 Özden Yazıcıoğlu Halk Konutları Standartlarına maliyeti düşürücü başka bazı hususların tavsiye halinde de olsa eklenmesi üzerinde durmakla ve ucuzlatma için çok katlı çok daire­ li blokların yapılmasını önerm ektedir.296 İTÜ Yapı Araştırma Kurumu asistanlan da Mali­ yet Planlaması yönteminin konudan ucuzlatmadaki rolü üzerinde durmuşlardır.297 İTÜ Yapı Araştırma Kurumu 11-13 Mart 1965'de düzenlediği İkinci Konut Panelini Mem­ leketimizde Halk Konutları Projelerinin Düzenlenmesine Etki Yapan Faktörler konusuna ayırmıştır. Bu panelde Zeyyat Haıipoğlu Halk K onudan Standardının geliştirilmesinin arkasındaki yaurımlara ilişkin temel varsayımı sorgulamaktadır. Bu varsayımlardan birisi toplumdaki tasarrufların miktarının sabit olduğudur. Eğer tasarruflar sabit ise bu lasarruflann yaurımlar arasında nasıl bölüşülcceği anlamlı bir soru olabilecektir. Ama yaunm ın türüne göre tasarruf da artıyor ve azalıyorsa bu soru da anlamını yitirmektedir. Eğer bir ülkede 4 milyarlık konut yatırımı yapıldığında toplam tasarruflar 12 milyar oluyor 2 milyarlık konul yaürımı yapıldığında tasarruflar 10 milyar oluyorsa konut yaurımını kısıtlamanın pek an­ lamı kalmayacaktır. Haıipoğlu tasarrufların yatırımlarla birlikte belirlendiğini kabul ettiği için böyle bir sınırlamayı anlamlı bulmamaktadır. Haıipoğlu yatırımların; kapasite artırıcı (fabrika, baraj vb.), gelir yaratıcı (konut vb.) olarak ikiye ayrılabileceğini, birinci türün ekonomiye katkısının yüksek olabileceğini kabul et­ mektedir. Ama Türkiye’de küçük tasarrufların doğmasının en büyük amilinin konuta yaürma olanağı olduğundan hareketle ne konut inşaatının gelişmesini ne de lüks konutların yapımının iktisadi kalkınma bakımından sanıldığı kadar zararlı olmadığını savunmak­ tadır.299 Gündüz Özdeş de II Konut Panelinde yapuğı konuşmada kabul edilmiş bulunan Halk Ko­ nutları Standartlarının tek konutu esas aldığını oysa yerleşme düzeninin gözönüne alınmasının gereğine değinmiştir. İşçi sigortalarının ancak kooperatif oluşturanlara kredi açmasının da bu bakımdan yetersiz olduğunu, 30-40 kişilik kooperatiflerin bir çevrenin toplan ele alınması için yetersiz kaldığını belirtmiştir. Özdeş halk konutları standartlarının yapılacağı yerleşmelerin tasarım ında 300-400 kişi/ha'lık yoğunlukların esas alınmasını önermiştir.300 Eğer bu dönemde toplu konut standartlan etrafında yapılan tartışmalar özellenmek gerekir­

117


se, toplumda belli bir direnç doğurduğu ve konul sorununun çözümü konusundaki yak­ laşımların gözden geçirilm esine olanak veren canlı bir tartışma ortamı yarattığı söylenebilir. İmar vc İskân Bakanlığı ile DPT'nin teknisyenlerinin önemli ölçüde bu tartışmada oldukça yalnız bırakıldıkları söylenebilir.

K onut G rup larının P lan lam ası ve K om şuluk B irim leri Ü zerin e Y apılan Y ayınlar

Bu dönem de konul politikalarının genellikle tek konul birimine yönelmiş olmasına ve top­ lu konul sunumu konusundaki örnekler sınırlı kalmış olmasına karşın, üniversite çevrelerinde konut planlamasının komşuluk üniteleri ve mahalleler oluşturacak biçimde yapılması sürekli savunulmuştur. Bu konudaki ilk kitap 1957'dc yayınlanan Hande Çağlar (Suher)’in "Yeni İskân Üniteleri Üzerine Bir Deneme" adlı kitabıdır. Hemen hemen tüm bau ülkelerinden alınan çok sayıda konul alanı ve uydu kent uygulamasından örnekler verilmiştir. Türkiye'den de Taşlıtarla'da ki 2000 konutluk Eyüp-Ycnihan göçmen sitesi ömeği bulunmaktadır.301 İkinci kitap Orhan Bozkut'un 1961 yılında yayınlanan "Komşuluk İkametgâhın Yakın Çevresi" adlı çalışmasıdır. Konutların birbirinden ayn olmakla birlikte birbiriylc ilişki içinde bir komşuluk çevresi oluşturmasının, insanlann birbirine sevgi duyduğu sağlıklı bir toplum geliştirmek için gerekliliği üzerinde durmaktadır. Bu düşüncesini eski Türk kentle­ rindeki mahalle yaşamıyla da tcmellendirmeye çalışmaktadır. Bu anlayışını dünya uygula­ malarından çok sayıda öm ek vererek yorum lamaktadır.302 Bu dönemdeki üçüncü kitap İrfan Bayhan'ın 1962'de yayınlanan "Mesken Tipleri ve Yer­ leşme Form lan" adlı çalışm asıdır. Bu çalışm ada konul ve yerleşmeleri tarihsel gelişme içinde ele alınmaktadır. Daha sonra meskenlerin değişik biçimlerde biraraya gelme biçimleri irdelenmektedir. En sonunda iskân ünitelerinin kendi aralarında nasıl bir kademelenme oluşturdukları İncelenmekledir. Türkiye'den de 19. yüzyıla kadar geriye giden ilk toplu (sosyal) konul örnekleriyle Emlak Kredi Bankasının Levent ve Ataköy'deki uygula­ malardan da örnekler verilm ektedir.303

G ecekon du K onusunda M on ografik Ç alışm aların G elişim i

1949 yılından itibaren gecekondular üzerine yazılar yazılmaya başladığım görmüştük. Ama 1950'li yıllar içinde derinliğine bir araştırm a konusu yapılmamıştır. Bu tutum 1950'li yılların toplum bilimlerini toplumun sorunlarının çözülmesinde yararlanılabilecek bir et­ kinlik olarak görm eyen siyasal yaklaşımı ile yakından ilişkilidir. 1960 sonrasında Türkiye'nin gelişmesini yönlendirmekte planlam a yaklaşımını benimsemesiyle birlikle ge­ cekondu üzerinde de saha araştırm asına dayanan incelemeler yapılmaya başlamıştır. Bunun tek istisnası Siyasal Bilgiler Fakültesince yayınlanan İbrahim Öğrctmen'in m onog­ rafik araştırması olmuştur. Bu araşurm a Fehmi Yavuz'un bir öğrencisi olan İbrahim Öğretmen taralından Ankara’da Hukuk ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinin güneyindeki alan­ da inşa edilmiş bulunan 158 gecekondu üzerinde 1956 yılında bir saha araşUrması olarak

118


yapılmıştır. Siyasal Bilgiler Fakültesinde okurken bu gecekondulardan birinde yaşamış olan İbrahim öğretm en bu alanın incelenmesini ihtisas ödevine konu olarak seçmiştir. Araştırma genellikle anlayışlı bir idarecinin görüşü açısından gecekonduya yaklaşımı yansıtmaktadır. Araştırm ada mahallenin zaman içindeki gelişimi, inşaatın yapılma biçimi, amme hizmetlerinden yararlanma derecesi, mahallelerin nüfusu, bu nüfusun geldiği yerler, aile yapısı, m ülkiyet ve kiracılık durumu ve yıkım süreçleri üzerinde durulmaktadır. Araştırma gecekondu olgusunu çok yönlü olarak betimlemeye çalışmasına karşın araştırmanın merkezi öğesini yıkım süreci oluşturmuştur. Ankara'da 1955 yılında gecekon­ dular yıkım bakım ından üç bölgeye ayrılmış bulunuyordu. Bunlar Merkez, Çankaya ve Altındağ bölgeleridir. Bu yıl içinde belediye encümenine 1200 yıkım işlemi intikal et­ miştir. Bunların hemen hemen hepsi üzerine yıkım karan verilmiştir. İbrahim öğretm en'in inceleme yaptığı m ahallede 26 gecekondu yıkıma uğramıştır. Bu 26 gecekondunun toplam yıkım sayısı 79'dur. Gecekondu başına ortalam a yıkım sayısı 3'ıür. Bu gecekondulardan en çok yıkılanı 11 kez yıkılmıştır. Yıkılma riskinin yüksekliğinin gecckondulann inşaat tekniğini de nasıl belirlediği bu araştırmada açıklanmaktadır. Uygulanan yapım tekniklerinin her ikisinde de bu belirleme kendisini açıkça gösterm ektedir. İbrahim Öğretmen'in metninden izleyelim. "Halk bu sahayı boş bulunca, önce buraya gelip yerlerini tesbit ediyorlar, sonra büyük çıtalardan sekiz tane çıta alıyor ve bunlardan önce ikisinin aralarını diğer ufak çıta ve tah­ talarla birleştirip üzerini çamurla sıvıyor. Diğer çıtaları da aynı şekilde ikişer ikişer bir­ leştiriyorlar ve üzerini çam urla sıvıyorlar, yalnız bunlardan iki tanesinde bir kapı ve bir pencere yeri bırakıyorlar. Dikdörtgen şeklinde olan bu dört duvarı gece 10-15 kişi ile uçlarını yere çakıp köşelerinden çivilerle birbirine ekliyorlar. Ve üzerini daha önce ara­ larına çıta çakılmış tenekelerle kapatıyorlar. Sonra hazır bulunan kapı ve pencereleri de yerlerine takıyorlar. Sabahleyin bakıyorlar ki bir gecekondu kurulmuş. Bazı gecekondu ekipleri birleşerek üç veya beş gecekonduyu birden yapıyorlar. Bu ekibin idaresi usıabaşına aittir. Bu ustabaşları tanınmış şahıslar oldukları ve belalı kimseler bulunduktan için gecekondu yapacak olanlar bunları çalıştırm aya mecburdurlar. Hatta bir ekip herhangi bir yerde çalışırken diğer bir ekipten olan bir usta gelir ve hiç pazarlık yapmadan biraz yardım eder veya bir çivi çakarsa giderken aynı ücreti alır gider. Ve bunun içindir ki bu ustalann yapuklan gecekondular, halkın bunlardan korkması dolayısıyla şikayet edilemezler. Ertesi günü bir şikayet olur veya yıkma ekibi gelir yeni yapıldığını anlarsa yıkılması gayet kolay olan bu inşaatı bir tarafından itip diğer tarafa deviriyor. Fakal bu iş bununla bitmiyor. G e­ cekondu sahibi yıkıcılar gider gitm ez hemen binayı aynı şekilde olduğu gibi kuruyor. Bu iş bir kaç defa tekerrür ediyor, sonunda yıkma ekibi bir ceza zaptı tutarak suçluları mahke­ meye veriyor. Neticede 100-150 lira nakdi ceza ile kendisini kurtarıyor. Vergi tarh memu­ ru getiriyorlar ve vergiye kayıt ettiriyorlar. Bundan sonra odanın içerisinden yeniden taş ve kerpiçten duvar örüyor ve eski duvarları sökerek elde edilen enkazla o odanın yanma yeni bir ilave oda yapıyor. Başka bir inşaat tarzı: Gecekondu sahibi başka bir yerde yaptırdığı veya satın aldığı ker­ piçleri akşam üzeri arabalarla inşaat yerine taşıttırıyor. Aynı gece bir gün önce hazırladığı temel üzerine kerpiçleri çam ursuz olarak duvar örer gibi üst üste yığıyor ve dış yüzünü

119


çam urla sıvıyor, kapı ve penceresini takıyor, üzerine de gene teneke koyuyor. Her iki inşaat tarzı bu mahallede kullanılm ıştır."304 1960 sonrasındaki ilk saha çalışması 1961 temmuzu ile 1962 temmuzu arasında Ankara'da Akdere gecekondu semtinde G ranville H. Sewell tarafından ODTÜ Şehir ve Bölge Planla­ ma Bölümünün katkılarıyla yürütülen araşurm adır. 1964 yılında MİT'de "Türkiye'de Gece­ kondu Yerleşmeleri: Bir Sosyal Siyasal ve Ekonomik Problem" adıyla siyasal bilim dokto­ rası olarak verilmiştir.305 Bu çalışm a dönemin kentleşme sorunlarına bakıştaki yaygın paradigması olan modern­ leşme kuramı içinde soruna yaklaşmaya çalışmıştır. Gecekonduyu geleneksel toplumdan modem topluma geçerken ortaya çıkan bir kentleşme sorunu olarak ele almaktadır. Türkiye'de genellikle disiplinli bir devlet, yasalara uyulmayı başarıyla sağlayan bir polis bulunmasına karşın, yasaların açıkça ihlali anlamına gelen gecekonduların varlığını, on­ ların işlevselliğinin ve gerekliliğinin bir kamu olarak görülmektedir. Araşurm a kap­ samında Akdere gecekondu bölgesinde bir yandan 300 hane halkına soru kağıdı uygu­ lanmış, öte yandan gecekondu nüfusunun geldiği köylerde inceleme gezileri ve gecekondululardan bazı kişilerle derinliğine konuşm alar yapılmışur. Araştırm a gecekonduyu Türkiye'nin sosyal ekonomik ve siyasal gelişmesinin bir sempto­ mu olarak görmektedir. Bu, sınırlı kaynaklara karşın, hızlı nüfus artışının, kitleye yönelen eğitimin uyandırdığı beklentilerin karşılanamayışının vb. lerinin bir sonucudur. Geleneksel topluma teknoloji temelli gelişme kalıplarının yüklenmesinin yaratuğı açmazlardan biridir. Hükümetlerin politikalarıyla bu sorunun sancılan hafifletilebilir, am a temel nedenler kalk­ madan sorun ortadan kaldırılamaz. Araşurm ada gecekondu bölgeleri şöyle ya da böyle bir araya yığılmış bir göçm enler toplu­ luğu olarak görülm em ekte, birbiriyle karşıt olabilecek toplumsal grupların karmaşık ve ra­ syonel düzenlenm esi olarak yorumlanmaktadır. Bu topluluklar yüksek derecede fonksiyo­ nel bulunmaktadır. G ecekondular kentsel yaşama uyum yapmaya çalışan güvensiz köylülere bir sığınak olmakta, düşük gelirli gruplara kendiliğinden gelişen bir konul çözümü olmaktadır. Türk ulusçuluğuna ve modem kentsel çevrenin değerlerine karşın, bu grupların yerleşme biçimini ve davranışlarını belirleyen din ve etnik kimliklerle yoğurulmuş olarak ayrı ayrı köylerden taşınan topluluk duygusu olmaktadır. Gecekondu­ larda oturanlar, mahalleleri yasal olarak kurulmamış olsa da, suç işlememektedirler. Köy standartlarına göre yaşama koşullarının iyileştiğini düşünmektedirler ve sosyal bir denetim altındadırlar. Ama zam anla kentte yetişen gençler farklı değerlendirmeler yapacaklar ve si­ yasal ve toplumsal gerilim ler yaratabileceklerdir. Sewell gecekondu mahallesini bir evrimsel model içinde kavramaya çalışmaktadır. G ece­ kondu mahallesi geçiş halinde olan bir toplumdur. Burada yaşayanlar bir çevreden başka bir çevreye gelmişlerdir. Kentsel yaşamın acayip güçlerine uyum yapmaya çalışmaktadırlar. Ekonomik olarak köyde bulunmayan, iyi bir yaşamı gerçekleştirmelerini sağlayacak koşulları aramaktadırlar. Sosyal olarak geldikleri köyde, bir toplumsal statüyü terk etmişlerdir, kendilerine yeni bir toplumda, yeni bir statü aramaktadırlar. Bu hem bir fırsat, hem de bir yük oluşturm aktadır. Sewell bir gecekondu mahallesinin oluşumunda üç evre görmektedir. Birinci aşama kuruluş dönemidir. Bu aşamada gecekondu yapılabilecek

120


bir alana gecekonducular üşüşmektedirler. Bu aşamada boş topraklar tamamen dolmadan etrafındaki bir alanın niteliğini de belirlemektedir. Her yer kazılmıştır, yollar çamurdur, su kıttır. Gelen köylüler kente yabancılıklarını henüz üzerlerinden atmamışlardır. Bu dağınık görüntü alunda bir topluluk karakteri ilk gelenlerin karşılıklı uyumu ile oluşmaya başlar. Tek tek kişilerin çözemeyeceği sorunlar karşısında koalisyonlar kurulur. Bir toplumsal kalıp belirmeye başlar daha sonra gelenler bu toplumsal kalıbı daha da pekiştirir. İkinci aşama orta dönemdir. Bu aşamada mahalle hemen hemen dolmuştur. M ahallede yer alan değişik toplumsal gruplar arasındaki ana çatışm alar üzerinde belli bir uzlaşmaya varılmıştır. Ailelerin büyüklükleri artmaktadır. Buna paralel olarak ilk yapılan gecekondu nüvesine odalar eklenm eye başlamıştır. Kimi zaman da gecekondu sahibi ek gelir sağlamak için gecekondusuna kiralayabileceği bir ek yapmaktadır. Gecekondu alanına elektrik hatları çekilm ekte, otobüs işlemeye başlamakta, su çeşmeleri yapılmakta, hatta ev­ lere su gelmekledir. Gecekondulunun kazancı da kente yerleştikçe artmaktadır. Üçüncü aşama asim ilasyon dönemidir. Sewell araştırmasını yaptığı Akdere gecekondu alanını ikin­ ci aşamanın ortalarında olarak görmektedir. Üçüncü aşamanın karakteristiğini Yenidoğan Altındağ gibi eski gecekondu m ahallelerine bakarak kestirmektedir. Üçüncü aşamada ilk gecekondu sahipleri yaşlanacak, çocukları evlerini terkedecek, ailelerin büyüklükleri tekrar küçülecek, kiralık evlerin oranı artacak, gecekondular tapularına kavuşacaklardır. G ece­ kondu alanı kentin düşük gelirli bir (slum) çöküntü mahallesi haline gelecek suç oranlan artacaktır.306 Sewell'in bu çalışması Türkiye’de daha sonra üzerinde duracağımız üzere Hart'm çalışması gibi gecekondu politikalarının oluşturulm asında etkili olmamıştır. Bu çalışmanın etkileri­ nin ancak dolaylı yoldan olduğu söylenebilir. Bu çalışma sırasında ODTÜ'de açılmış bulu­ nan Şehir vc Bölge Planlama Bölümü yüksek lisans programında ilk stüdyo ödevi olarak Akdere gecekondu bölgesi ele alınm ış ve Sewell'in anketleri bu sınıfın öğrencilerince307 yapılmış ve Sewcll'dan ayrıca değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın bazı sonuçlan stüdyo ho­ calarından Gönül Tankul tarafından yayınlanm ıştır.308 Bu dönemde ikinci saha çalışm ası, Ankara gecekondularında İbrahim Yasa tarafından, Sağlık vc Sosyal Yardım Bakanlığı'nın finansman katkısıyla yürütülmüştür. 1 Nisan ile 25 Mayıs 1962 tarihleri arasında Ankarada’ki 91 gecekondu mahallesinden alman bir örnekleme göre 1000 hanede soru kağıdı uygulaması yapılmıştır. Araştırmanın sonuçları 1966 yılında Ankara'da Gecekondu Aileleri adıyla bir kitap halinde yayınlanmıştır.309 Yasa'nm çalışması temelde gecekondu ailelerinin doğuşunu oluşumunu ve gelişimini ince­ lemeyi amaçlamıştır. Ama bu inceleme gecekondu ailelerinde köy yaşam biçimlerinden ve köylü değerlerinden kentli yaşam biçimlerine vc kentli değerlere geçişin ne dereceye kadar gerçekleştiğini ortaya çıkarmak için yapılmıştır. Aile köylülükten kendiliğe geçişin gerçekleştiği toplumsal örgüt olarak ele alınmakladır. Değişme aile içinde biçimlenmektedir. Köy ailesinin gecekondu, sonra şehir ailesi haline dönüşmesi uzun bir toplumsal süreç ola­ rak görülmekledir. Köyden ayrılarak kente gelm e gecekonduya yerleşme, köyle ilişkilerini devam ettirme, sonra ilişkilerin kopma vc kesilmesi bu sürecin başlıca halkalarını oluşturmaktadır. Gecekondu ailesi bu sürecin ortasındadır. Gecekondu ailesi, kent ailesinin

121


bir takım maddi ve manevi yaşantı değerlerini benimsediği halde köysel değer vc alışkanlıklardan bir takımını da kuşaklar boyunca koruması, bu aileyi uzun şiire köy ailesi nin şehirdeki kolu haline getirm iştir. Fakat bir yandan da ailenin işgücünün değişme vc çeşitlenmesi, kentsel koşulların, toplumsal baskıların etkisi bu aileyi köysel aileden uzak­ laştırmış, kent ailesine yaklaştırarak daha etkin canlı bir toplum haline getirmiştir. Gecekondu ailesinde köy yaşayışındaki durgunluk ve biteviyeliğin; iş bölümü ve birliğin; yardımlaşm a geleneklerinin; yüz yüze ve içten gelen duygu, bağlılık ve toplumsal ilişkilerin yerlerini sık sık değişen durum lar, yüzyüze olmayan, içten gelmeyen ilişkiler; daha ussal örgütlenm e ve dayanışm a alışkanlıkları almıştır. Gecekondu ailesi toplumsalruhsal bakımdan ihtiyatlıdır. Tanım adığı, bilmediği kimselere karşı kapalıdır. Bu kapalılık onu şüpheciliğe sürüklem iştir. Kendi aile, akraba ve topluluğuna bağlı bulunmayan kimse­ lere açılm ak dert yanmaktan çekinir; bunlardan kendisine herhangi bir yardım geleceğine inanmaz; tersini düşünür. Gecekondu ailesi birtakım çelişik etkilerin ortasında bulunmaktadır. Bu etkilerden bir kısmı aile örgütünü parçalayıcı bir kısmı da bütünleştirici yöndedir. Ailelerin ev içinde ve dışındaki iş güçlerinin değişm e ve çeşitlenmesi; tutulan işlerin devamlı olup olmaması, is­ tenilen veya özlenilen işlerden bulunup bulunmaması, köylerle ilişkilerin sıklık veya sey­ rekliği; şehirde yerleşm e süreleri; kadın ve genç kızlann dışarıda çalışıp çalışmamaları bi­ rinci grup etkenlerdendir. Bu etkenler gecekondu ailesini değiştirmiştir. Buna karşın gecekondu ailesinin çözülm esini engelleyen etkenler vardır. Ailenin ataerkil niteliği bun­ ların başında gelm ektedir. Ailenin ferdlcrinin hepsi aile reisinin elinde toplanır. Çocukların meslek ve iş seçim ini, kızların ilk okuldan sonra eğilim e devam edip etmeyeceğini karar­ laştıran odur. Aile reisinin otoriter olm ası, kazanca tasarruf etm esi, sorumlulukların çoğunun kendisinde toplanmasına sebep olmuştur. Gecekondu da ailenin bütünlüğünün korunm asında bir etken olarak görülmektedir. Gecekondu ailelerinin, kentli ailelerin beslenme, giyinme bir ölçüye kadar da temizlik sağlık alışkanlıklarını ve gereçlerini daha kolaylık ve çabuklukla kabul ettikleri halde, kız çocuklarını okutm a, meslek seçimlerini kendilerine bırakma; kitle haberleşme araçlarının çeşitlilerinden yararlanm a, kadınların bazı davranışlarını kabul etmek gibi manevi değerleri daha uzun zaman içinde benimsemekledirler. Değerlerin kabulünü güçleştiren et­ kenlerin başında bunların tek başına değil dc bir bütün halinde kültür zinciri biçiminde ka­ bulünden meydana gelm ekledir. Maddi değerlerle manevi değerlerin kabulü arasında bir gecikm e olm aktadır. Yasa'ya göre gecekondu toplulukları sem t semt bölgesel ayrılıklar göstermektedir. Fakat bu ayrılıklar Türk toplumunun evrensel ve yaygın değerlerini parçalayıcı unsurlardan yok­ sundur. Başka bir deyişle gecekondu aileleri ve toplulukları bölgesel ayrılıkları yenebile­ cek birtakım deney ve ortaklaşa değerleri kent yaşayışına uyum çabası içinde kazanmak­ tadırlar. Gecekondu aileleri ve topluluklarının yaşama düzeyi köye göre yüksektir. Ama kentte varlıklı ailelerin bulunduğunun bilincindedirler. Kendi üstlerindeki aile ve sınıfların bu düzeye alın teriyle, onları hak ederek gelmedikleri kanısmdadırlar. Bu bir bilinç haline dönüşüp bir siyasal tepki halinde ortaya çıkmamıştır. Ama böyle bir potansiyel taşıdığını

122


gözönünde tutmak gerekir. Bu toplulukları ve bunları meydana getiren aileleri henüz yer­ leşmiş dengesini bulmuş, halinden memnun topluluklar olarak görmek yanlış olacaktır. Bu ailelerin kent toplum una kaynaşmaları uzun zaman gereksinme gösterecektir.310 Bu dönemin Türkiye'de daha sonra uygulanan gecekondu politikalarının formülasyonunda etkili olan saha araştırması Charles W .M .Hart'in yaptığı çalışmadır. Hart İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine Sosyal Antropoloji Bölümü başkanı olarak gelmiştir. Bir antropolog olarak öğrencilerini yetiştirebilmek için bir saha araştırması yapmak istemekte­ dir. İstanbul'daki gecekondu olgusunu incelemeyi böyle bir uygulama için çok çekici görmektedir. Bunun için bilgi almak üzere 1961 yılında İstanbul Belediyesi ile İmar ve İskân Bakanlığına başvurmuştur. Hayretle bu kunımlarda güvenilir bilgi bulunmadığını görmüştür. Bu hayretini TEK SİF seminerinde şöyle dile getirmektedir; "Bir Amerikalı olarak bu durum beni hayrete düşürdü. Çünkü Batı dünyasında ve Ameri­ ka'da sosyal problem ler üzerinde sosyal araştırm a yapılmasının lüzumu, tıpkı tıbbi prob­ lemlerde tıbbi araştırm anın, kimyasal problemlerde kimyasal araştırmaların yapılmasının lüzumu gibi kabul edilm iş bir vakıadır. Hangi alanda olursa olsun araştırma, kanaatler ye­ rine vakıaları toplamak, tahminler yerine kati ve güvenilir rakamlar elde etmektir. Ancak bundan sonra yapılan araştırm aya dayanarak bir hareket tarzı tayin edilir. İstanbul'da ise gecekondularda yaşayan yarım milyon insan hakkında hiç kimsenin kati ve güvenilir ra­ kamları vc bilgisi olm am asına rağmen hemen hemen herkesin bura sakinleri hakkında bol bol tahminleri, kanaatleri vc peşin hükümleri mevcuttur. (Bu tahmin ve teorilerin büyük bir kısmının doğru olmadığını biz bugün biliyoruz)’’311 Hart Zeytinbum u bölgesinde bir ev kiralayarak araştırmasını 1962 yılı temmuz ayı ile 1963 yılı şubat ayı arasında yapılan mülakatlarla gerçekleştirmiştir. Araşurm a İstanbul Ti­ caret ve Sanayi Odasının finansmanıyla başlamıştır. Belli bir süre sonra İmar ve İskân Ba­ kanlığı ek mali destek sağlayarak çalışmanın devamını sağlamıştır. Araştırma Zeylinburnu'nun; Sümer, Yeşiltcpe, Ycnidoğan, Nuripaşa mahallelerinde yapılmıştır. Zcyiinbumu'nun beşinci mahallesine girilmemiştir. Bu dön mahallede 10466 soru kağıdı doldurulmuştur. Bu yüzde 60'ın üzerinde bir örneklemeye tekabül etmektedir. Kuşkusuz bu kadar yüksek oranda bir örnek almaya gerek yoktur. Bu kadar çok sayıda soru kağıdı uygulaması istatistik bir zorunluluktan değil gecekondu halkını gücendirmemek için bir halkla ilişkiler stratejisi olarak uygulanmıştır. G ecekondulular kendi m ahallelerinde oturan araştırmacıların evlerini ziyaretini kendilerine verilen önemin bir göstergesi olarak alm a­ ları sonucunda böyle bir uygulamaya gidilmek zorunda kalınmıştır. Bu soru kağıtlarından 6777'si tasnif edilm iştir.312 Hart'ın çalışmasının arkasında belli bir kuramsal çerçeve yoktur. Gecekonduyu ve gece­ konduluyu görgül temelde tanıtmak istemektedir. Yani gecekondulunun bir kültürel dönüşüm geçirip geçirmediği gibi sorulara ilgi duyulmamakta gecekondunun ve gecekon­ dulunun yaşamdaki sorunları ön plana alınmaktadır. Araştırma sonuçlarının tabloya dökülmesinde göçmen - göçmen olmayan, ev sahibi - kiracı, tapulu - tapusuz gecekondu farklılaşması kullanılmıştır. Bir kuram a referans verilmiş olmasa da böyle bir sınıflama ge­ cekondu olgusunun bu boyutlara göre farklılaştığının kabulüne işaret etmekledir. Han’ın bazı bulgularını şöyle özetleyebiliriz; Gecekondu nüfusu devamlı ve istikrarlıdır. Zeytinbumu nüfusu geçici vc sürekli yer değiştiren halk kitlesinin oluşturduğu bir toplum

123


olm ayıp, yerleşm iş sürekli bir cemaattir. Aile reislerinin pek azı İstanbul doğumludur, he­ men hepsi bu evlerde hayatlarını tamamlamayı ummaktadırlar. Çocuklar İstanbul'da doğm uş olup Zeytinbum u’lulardır. İstanbul'da okumaktadırlar. Bu çocuklar şehirliden başka bir şey olmayıp ilgileri, zevkleri ve işleri yönünden de şehirlidirler. Z eytinbum u halkının geçmişi köydedir. Y alnız göçmen olanlar arasında baba mesleği çiftçilikten farklı olanlar yüksek orandadır. Görüşme yapılanlardan yüzde 44'ü sanayi işçisi olarak çalışm aktadır. Zeytinbum u halkı köy işçiliğinden kentli işçiliğine geçmeyi başarmışlardır. Endüstrinin gereksinm esi sadece sermaye, makine ve mühendis değildir, aynı zam anda da fabrika işçisine ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı Anadolu'dan gelerek gecekon­ dularda yaşayan köylüler karşılamaktadır. Köylülükten fabrika işçiliğine geçiş bir jeneras■> yondan daha kısa süre içinde gerçekleşmiştir. Dünyanın her yerinde şehre gelen köylüler iş bulmaktan çok konut bulmakta zorluk çekerler. O nlara hükümet yeter sayıda konut yaptıramaz, serbest inşaatçılar da bu üp evler inşa etm ekte kendileri için bir yarar görmezler. Gecekondu inşaaunı işçi sınıfının konut ge­ reksinmesini karşılam akta Türklere özgü bir yol olarak görmek gerekir. Eğer gecekondu ucuz konut yapımının Türklere özgü yolu ise bunu sorun olmaktan çıkaracak olan nedir? H art bunun yolunu gecekonduların yasallaştırılmış ve tapusuna sahip olm asında görmektedir. Bu görüşünü savunmak için Zeylinbum u'ndan sonra Gültepe'de yapüğı araşurm anın bulgularından da yararlanmaktadır. Zeytinbum u gecekondularında yaşayanların nesnel koşullarının iyi olm am asına, sürekli bir yakınma içinde bulunmalarına ve kötümser olm alarına rağmen G ültepe'de yaşayanların daha mesul görünmelerini tapuya sahip olmalarına bağlamaktadır. Tapu güvensizliği ve korkuyu kaldırmakta, konutların ka­ litesinin geliştirilmesi sonucunu doğurmaktadır. Çözüm olarak, varolan gecekondu yapısını esas alan ufak değişikliklerle yol ve alt yapı sistemini iyileştirm eye çalışan, İstanbul Belediyesi'nin Han'ın etkisiyle yaptığı bir tür ıslah planını önerm ektedir. O na göre gecekondular yerlerinde kalarak geliştirilmelidir. H an'ın çalışmasının diğer ilginç bir bulgusu apartm anlar halinde yapılacak konutlann ge­ cekonduda yaşayanlar için ne kadar çözüm olabileceği konusundadır. Hart gecekonducula­ ra doğrudan apanm anda oturup oturmak islemediğini sormanın yanıltıcı olacağını insanlann bilmedikleri bir şey konusunda tepki göstereceklerini söyleyerek gecekondu da oturanlara "Telsiz işçi Yapı Kooperatifinin" apartm anlannda oturmayı isleyip istem edikle­ rini sormuştur. Bu soruya evet diyenler yüzde 50 olmuştur. Kiracılarda bu oran yüzde 65'ler düzeyine çıkm ıştır.311 Bu o tarihte gccekondulann apartmanlarda oturmak istem e­ dikleri konusundaki yaygın kanının tersine yeni bir bulgudur. H an'ın çalışmaları bu yıllarda İstanbul Üniversitesi Antropoloji Bölümünde yapılan tez çalışm alannın bu konu üzerinde toplanmasını sağlam ışür.314 H an'ın Zeytinbum u'ndaki çalışm alan sırasında İmar vc İskân Bakanlığı Hart'tan kendi per­ sonelinin de saha çalışm alan için eğitilmesini istemiştir. Yetiştirilen bu grubun 1962 ve 1963 yılı içinde yapüğı araştırm alar 1964 yılında yayınlanmıştır. Bunlar İzmirGürçeşme315 Ankara - G ülveren316, Ankara - Çinçin Bağları317, Ankara - Topraktık318, Gülveren Çinçinbağları ve Topraklık319, Ankara - Esat Çankaya ve Dikmen320, Bursa -

124


Izmir , Istanbul Anadolu Yakası Gecekondu Bölgelerinin Tam am ında Yapılan Öm eklcm eli321, gecekondu araştırmalarıdır. Bunlar gecekondular üzerine ampirik saptam a­ lar yapmışlardır. Bu saptam alar gecekondularda yaşayanların nereden ve ne zaman gel­ diğini, gecekondu inşaatının kalitesi ve malzemesinin ne olduğunu, belediye hizmeüerinin bulunup bulunm adığım, gecekondu hane halklarının gelirinin ne olduğunu içermektedir. Bu araştırm aların sonuçlan Turhan Yörükhan tarafından 1965 yılında köy kent toplumlarına ilişkin Töenies'in gem einschafı (cemaat), gesellschaft (cemiyet), Becker'in sacred (kutsal), secular (laik) iki uçlu ideal tiplemeleri içinde biraraya getirilmeye çalışılmıştır. Yeni gecekondu gruplan şehir kutsal cemaati olarak, eski gecekondu mahalleleri ise norm ­ suz laik şehir cemaati olarak adlandınlm ışür.322 Mesken Genel M üdürlüğü 1963 yılı ikinci yansıyla, 1964 yılı ilk yansında aynntılı bir çalışmayla 13 kentteki gecekondu m iktannı saptamaya çalışmıştır. Bu saptamalara göre Adana'da 18.925 gecekonduda kent nüfusunun yüzde 45'i, Ankara'da 70.000 gecekonduda kent nüfusunun yüzde 59'u, Antakya’da 2635 gecekonduda kent nüfusunun yüzde 32'si, Bursa'da 8.713 gecekonduda kent nüfusunun yüzde 3 l'i, Diyarbakır'da 1.400 gecekonduda kent nüfusunun yüzde 10’u, Erzincan’da 3.500 gecekonduda kent nüfusunun yüzde 53'ü, Erzurum'da 5.750 gecekonduda kent nüfusunun yüzde 35'i, İskenderun'da 4.275 gecekon­ duda kent nüfusunun yüzde 38'i, İstanbul'da 120.000 gecekonduda kent nüfusunun yüzde 45'i, İzmir'de 18025 gecekonduda kent nüfusunun yüzde 33'ü, Mersin'de 896 gecekonduda kent nüfusunun yüzde 7'si, Sam sun’da 5.700 gecekonduda kent nüfusunun yüzde 36'sı. Zonguldak'la 14.000 gecekonduda kent nüfusunun yüzde 59'u yaşamaktadır.323 Özellikle 1960'dan sonra gecekondu olgusu üzerinde bir araştırma yoğunlaşması olduğu görülmektedir. Bir önceki dönem de gecekondu konusundaki yazılar gecekonduya bir imar sorunu olarak ve gecekonduluların kente gelmelerinin engellenmesi sorunu olarak bakar­ ken arük gecekonduların varlığı kabul edilmiştir. Bir konu vc imar sorunu olarak bakılmamakta köylülükten işçiliğe vc kendiliğe geçiş halinde bir topluluk olarak bakılmaktadır. Bu geçiş sürecinin nasıl kısaltılacağı üzerinde düşünülmektedir.

K ooperatifler Eliyle Sunum Ü zerine A ra ş tırm a la r Türkiye'de ilk konut kooperatifini kuran kooperatif girişimlerinin bıkmaz savunucusu Nusrcı Uzgörcn II. İmar Kongresinde dönemin kooperatifçiliğini içtenlikle şöyle eleştiriyordu; "Bizim Bahçeli Evleri yapmakla olduğumuz sıralarda Emlak Bankasının Paralan ancak küçük mesken yapacaklara verilir diyor. Ne oluyor sonra, görüyorsunuz lüks binalar yapılıyor. Nasıl oluyor, kooperatif kuruluyor, kooperatif kelimesi istismar ediliyor, zaten bütün dünyada edildi. 3.500 kooperatif vardır, fakat ancak 1.000 tanesi spekülasyon dışında çalışmaktadır. Şimdi teveccüh gösteriyorsunuz, yarın 50.000 tane kooperatif kuru­ lacak ve bunun da yarısı heder olacaktır. O kooperatifler neler yapıyor, iki kadı binalar yaptırıyoruz, altına biz oturuyoruz, üstünü de kiraya veriyoruz. Böylece kendimiz bedava olurmuş ve on sene sonra da borcumuzu ödemiş oluyoruz.

125


Yapılan bütün inşaatın eğer bu tarzda lüks binalara ve iki katlı olup da birinde kira ile üst tarafını ödem ek imtiyazını eline kapanlara tahsis eden bir rejim dahilinde, hiçbir şey yapa­ cağımız yoktur."324 Kooperatifçilik siyasal iktidara yakın olan kesimlerin haksız kazanç sağlama yollarından biri olarak bu dönem de Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Panoram a’sı içinde de yer alm ıştır.325 Türkiye’nin konut politikaları bakımından büyük ümitler bağladığı kooperatifler konusun­ da kooperatifçiliğin en saygın kişilerinden gelen bu eleştirilerin geçerliliği kooperatifler üzerine yapılan bir saha araştırmasıyla smanmalıydı. Bu ilginç araştırma konusu Ruşen Keleş tarafından ele alınarak, 1963 martıyla 1964 martı arasında kooperatifler üzerinde bir saha araştırması yapıldı.326 Araştırmanın amacı Türkiye’de konut kooperatiflerinin, yurt gerçeklerine uygun bir sosyal konut politikasının amaçlarını gerçekleştirm eye ne ölçüde katkıda bulunduktan vc koope­ ratifçilik ilkelerine nc dereceye kadar uygun çalışmalar yaptıkları hakkındaki gözlemlerin doğruluğunu araşurm ak ve değerlendirm ek olarak konulmuştur.327 Araştırma planlandığında Türkiye'de 1848 konul kooperatifi vardı. Bunlardan 1253'ü yani yüzde 67.8’i Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Bursa, Eskişehir’de bulunuyordu. Bu altı kentteki kooperatiflerden yüzde 5'lik öm ek alınarak 63 kooperatifle görüşme yapılmıştır. Bunlardan 21'i işçi kooperatifidir. 199’da kooperatif ortağıyla görüşülm üştür.32* Araştırmanın kooperatif ilkelerine uygunluğu sınayan bulgularını Ruşen Keleş şöyle özetlem ektedir; 1) Konut Kooperatifleri ülkemizde dar gelirlilerden çok orta ve iyi halli in­ sanlar tarafından kurulmaktadır, 2) Bazı kimseler aynı zamanda birden çok konul koopera­ tifine üye bulunm aktadır. Konut kooperatifçiliği spekülatörlere açıktır, 3) Konul koopera­ tiflerinin başarısızlığında, kooperatif ortaklarının kooperatifçilik ilkelerini bilmemeleri ve kooperatiflerin çalışmalarını dem okrasi kuralları içinde düzenlememiş olmalarıeıkili ol­ maktadır, 4) K ooperatif girişim anlayışının temelinde bulunan aracı vc sömürücü karını or­ tadan kaldırmak ilkesi gereği gibi gözetilmemektedir, 5) Yaptırılan konutların mülkiyetinin kooperatiflerde tutulması yerine, ortaklara devredilmesi, bunların bakım ve yönetim inde ortak çabaların yerini, bireyci düşüncelerin alması sonucunu doğurmaktadır, 6) Kooperatifler karşılaştıktan güçlükleri yenebilmek için, iktisadi vc siyasi gücü olan kişilerin yardımlarım sağlamak için, bu yardımların maddi ve manevi bedelini ödemekten kaçınm am aktadırlar, 7) K ooperatif ilkelerinden uzaklaşma işçi Kooperatiflerinde diğerlerine göre daha azdır.329 Araştırmanın kooperatiflerin faaliyetlerini sosyal konut politikalarına uygunluk bakımından sınayan bulguları ise şöyle özetlenm ektedir 1) Konut kooperatiflerinin yaptırdığı konutlar asgari ve orta nitelikteki halk konutları standartlarının üstünde ölçülere sahiptir, 2) Konul yaptırmayı başaran kooperatiflerin oranı sanıldığından yüksek olm akla birlikte, kooperatifler eliyle konut sunumunun toplam sunum içindeki payı küçüktür, 3) Kooperatiflerce yaptırılan konutların saulması vc kiralanması yaygın bir uy­ gulama halindedir, 4) Arsa - alım satım larıyla, bunlardan kar sağlanmasının konut koope­ ratiflerinin davranışlarına belli ölçülerde hakim olduğu görülmekle beraber, buradaki kâr

126


am acı konutların kiraya verilmesi ve satılmasındaki kadar yaygın değildir, 5) Konut koo­ peratiflerinin im ar nizam larına aykırı hareketleri sanıldığının aksine belediye ve imar sınırları dışında arsalar alarak zorlamaktan çok zoning kurallarının zorlanması biçiminde olm aktadır, 6) Türkiye'de konut kooperatifleri daha çok tek tek apartman blokları yaptırmaktadır, büyük ölçekli inşaatın sağlayacağı m aliyet tasarruflarından yararlanama­ maktadırlar.330 Bu bulgularıyla Ruşen Keleş'in saha araştırması kooperaüfler konusundaki eleştirilerin haklılığını büyük ölçüde ortaya koymuştur. Bu bağlam da ele alınabilecek bir başka çalışm a Birsen Doruk'un "îşçi K onudan O rganiza­ syonunda İşveren + İşçi + M im ar Bağlantısı Yönünden Türkiye İçin Bir Araştırma"sıdır. Daha çok örgüücnm c vc komünikasyon açısından işçi konudan sorununa yaklaşılan çalışmada İşveren, İşçi Kooperatifleri ve M üteşebbis arasındaki bağın kopukluğunun so­ runları ve çözüm yolları araştırılm aktadır. Araştırmanın öm ek olayı olan Ünilever kuru­ luşunda yapılan incelemede işverenin yüksek gelirli, hünerli ve kurum için önemli işçilerin SSK ve Kooperatifler eliyle konut sahibi olmasına yardımcı olduğu, düşük gelirli işçilerin ise konut sorununu gecekondu halinde çözdüğü ortaya çıkm ıştır.331

T ü rk K onut M im arisi A ray ışın d an R ejyonal M im ari A rayışına Bir önceki dönem de yoğun monografik araştırmaların yapıldığı Türk Evi'ne ilişkin bazı yayınlar bu dönemde de yapılmıştır. Bunları bir önceki dönemin yayınlarının örnekleri ola­ rak düşünmek gerekir. Bu dönem de bu yayınlar konul tasarımını etkilemek, pratiği yönlendirmek savını taşımamışlardır. Bu grup içinde yer alan en önemli yayın bu akımın başlatıcısı olan Sedat Hakkı Eldem'in 1955 yılında yayınlanan Türk Evi Plan Tipleri kitabıdır. Bu kitabın başlangıcında Eldem Türk Evi'ndcn ne anladığını tanımlamaya çalışmıştır. "Türk Evi, eski Osmanlı Devletinin işgal etliği sınırlar içinde, eski tabiriyle Rumeli ve Anadolu mıntıkalarında yerleşmiş, inkişaf etmiş ve 500 sene kadar tutunmuş, kendi vasıflarıyla tebarüz etmiş bir ev tipidir. Türk Evi, ilk olarak Anadolu'da kendisine has karakterini bulmuş ve buradan zaman ile inkişaf ederek ve m uhtelif dış tesirleri benimseyerek Osmanlı fütuhatını takiben Avru­ pa'nın m uhtelif yerlerinde kökleşmiştir. Bunlar bugünkü Bulgaristan, Yugoslavya ve Yu­ nanistan'ın bazı m ınukalarıdır. Türk ırkını veya Osmanlı kültürünü kabullenen kavimlerin yerleştikleri veya oturdukları bu yerlerde, Türk Evi 15 ve 16'ncı yüzyıldan itibaren mevcut diğer tiplerin yerine kaim olmuştur. Bu mıntıkalar, kati bir hudut ile çerçevclenemezler. Çünkü toplu yayılm aların yanında, mevzii enfiltrasyonlar da olm uş ve bazı eyaletler, Türk evinden ancak sathi veya geçici bir şekilde tesir almışlardır. Ulah ve Buğdan yani bugünkü Romanya'da, Fener Beyleri ve İstanbul'da yetişmiş asilzadeler konak ve saraylarında Türk dekorunu tamim etm işlerdir. Mevzii tesirler Kırım'a kadar uzanmış ve Kırım hanlarının Bağçesaray'daki tamamıyla Türk tarzında inşa edilen saraylarında en mühim eserini vernıişür.

127


Doğu ve G üneyde vaziyet böyle değildir. Burada Türk Evi Anadolu'dan öteye inkişaf et­ mem iştir..... Türk Evi en büyük yayılm a istidadını 17 ve 18'inci yüzyıllarda göstermiştir. Bu devirlerde İstanbul vc Edim e Evleri, Yakın Şark ve Doğu Avrupa için her zaman taklit edilen bir tip haline gelmiştir. "332 Ruhi Kafesçioğlu ise Kuzey Batı Anadolu Evlerini yapı sistemlerine ve detaylarına inerek incelemiştir. Bu evlerin kaba yapıya ilişkin kısımları yayınlanmış, diğer, tavanlar, dolaplar, ocaklar gibi ince inşaata ilişkin kısımları ileride yayınlanacak ikinci bir kitaba bırakılmıştır.333 Bunlara M ahm ut Akok'un Çankırı, Tokat, Kütahya ve Uşak evleri üzerine makalelerini, Doğan Erginbaş'ın Diyarbakır Evleri'ni, Lami Eser’in Kütahya Evleri'ni, Mesul Evrcn'in Türk Evinde Çıkma adlı kitaplarını. Erdem Aksoy'un Türk sivil mimarisinin kuruluş ilke­ leri üzerine olan yazılarını eklem ek gerekir.334 Türk Evi üzerinde araşürm alar bir ölçüde sürmüş olmasına karşın konut tasarımı için yol gösterici diye algıJanmayışı Türkiye'de m im arlar arasında 1950 sonrasında uluslararası evrcnselci (üniversalist) çizginin egemen olması yüzündendir. Bu akımın karşısında rejyonalizmin bir seçenek olabileceği ancak 1962 sonrasında Doğan Kuban'ın vc Bülent ö zer'in 335 çalışm alarıyla haurlanm ıştır. Doğan Kuban'ın; "Biz şu kanıdayız ki, Anadolu'nun inşa edilmiş çevresi geçmişle bağını kesip atmamış bir kültürün ifadesi olm akta devam etmekledir. Bu, Türkiye içinden ve dışından çeşitli kültür tabakalarını sindirm iş bir Anadolu - Türk Kültürünün ifadesidir. Bu kültür, kendisine inkılaplarımızın verdiği yeni eğilim lerle birlikle, her alanda olduğu gibi, mimari alanda da yeni bir rejyonalizmi bizdenliği besleyecek fikir ve his kaynağı olmalıdır. Bu kaynaklan il­ ham almak da, ekseriya zannedildiği gibi, büyük ölçüde İstanbul kanalından olmayacaktır. Fakat Anadolu'da olacakur. Bizden olan vc olm akta devam eden oradadır. Şehir yapısı, so­ kağı, evi, meydanı, çeşmesi, asırların elediği biçimleri, çeşitli bölgelerde çeşitli malzemeyi yoğuran, onlara anlamını kazandıran ruhu tanıtan yapılar A nadolu'dadır"336 sözleri Türk Konut m onografilerine rejyonalizm kavramıyla yeni bir anlam kazandırıyordu. Bu çalışm alar an ık saygınlıklarını coğrafyadan kazanacaklardı.

ulusçuluk

ideolojisinin

kavramlarından

değil

K onuta tlişk in D eğişik K on ulard aki Y ayın lar

Dönemin bir grup içinde toplanamayacak ama unutulmaması gereken bazı önemli yayınlarına burada değinelim . II. Dünya Savaşı sonrasında konul sorununu olanca şiddetiyle yaşam aya başlayan Türkiye'nin gözleri başka nedenlerle büyük konut sıkmüsı yaşayan ve büyük konul yapım programları uygulayan Avrupa'ya yöneldi. Türkiye'nin sa­ nayileşme düzeyi henüz Avrupa deneyini izlemesi için yeterli nesnel koşulları sağlam amasına karşın Avrupa ülkelerinin uygulamaları üzerine makale düzeyinde birçok yazı yazılmış, birçok konferans verilmiş ayrıca da Kemal Ahmet Aru'nun "İkinci Dünya Harbinden Sonra G arp A vrupa'sında Mesken Problemi" adlı337 kitabı yayınlanm ıştır. Avru­

128


pa ülkelerinde izlenen kira politikaları üzerine bir Birleşmiş Milletler yayını da C ahit Talaş tarafından Türkçcye çevrilm iştir.338 Bu dönemin unutulm am ası gereken bir polemik kitabı da Mithat Niyazi Resnelioğlu'nun Parselledim Satıyorum adlı kitabıdır. Arsa spekülasyonuyla m ücadele am acıyla yazılmıştır. Arsa spekülasyonunun ulaştığı boyutlarla ilgili olarak çarpıcı örneklerin yer aldığı kitap Martin W agner'e ithaf edilmiştir. W agner'in Türkiye'de bulunduğu sırada bera­ ber çalışm a fırsatı elde etm iş olan Resnelioğlu ondan çok etkilenmiştir. Kitapta W agner’in Türkiye'den ayrılm asının nedenleri hakkında da ip uçlan bulunmaktadır.339 1960 sonrasında Türkiye'de sorunlann çözüm ünde bilimsel araştırmaya önem verilmeye başlanması üzerine değişik kurum lann araştırm a faaliyetlerini koordine etm ek üzere araştırma koordinasyon toplantılan yapılmaya başlamıştır. Bunlar pratikte etkili olmadığı için burada sadece isimlerinin verilm esiyle yetinilecektir. 9-10 Temmuz 1964 tarihinde Mesken Genel M üdürlüğü bir "Konul A raştırm alan Koordinasyon Toplantısı" düzenlem iştir.340 Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kunım u'da 28-29 Haziran 1965'de "İnşaat Sektöründe Araştırmaların Program lam ası Kollokyumu"nu organize etmiştir.341 Bu dönem de Türkiye'nin gündem inde konut ve inşaat maliyetini azaltmak çabalan inşaaun örgütlenmesinde rasyonellik arayışlannın da önem kazanmasını getirmiştir. Ama bu ara­ yışların yayına dönüşmesi bir sonraki dönem de olm uştur denebilir. Bu dönemdeki bu tür yayınlar arasında, Lami Eser'in Prefabrikasyon adlı kitabını342, İmar ve iskân Bakanlığı'nın Wolfgang Triebcl'in "Geleneksel M ctodlar İle Rasyonel İnşaat" adlı konferansını343, M i­ marlar Odasının "İnşaat Sektöründe Amaca Ulaşılmasını Önleyen Nedenler, Kamu Zarar­ ları, Çözüm Y ollan"344 adlı yayınlarını sayabiliriz.

129


S

fi

Si

8

8

8

■o . .W

3(M

»n

sto

to

s

sco

CM

<M

S

s

ö CE

<r

N t O O < N « A « f l O C O

ia ti cc -

(d

uj

d

o

o

£

£ * -

N

B § § a * i

s

ÜJ 0 Sİ*»

W

M

n

Ö

»

O

M

>

«

C

oo

M

O

ı

*—

/

o

f».

I o>

^c.. sı »—

j

)

O

I

»

CO

-

N

a s

cc

£

M {O

N

İ f

g a l üJ z

Ir t ^

O) JO

S

m

r

o

«n

i

* -

«

a «

CM

CM

s

CO

CO

2

R

R

8

8

İ S

ot

§l**5fi=TABLO (1) TÜRKİYE'DE KENTLEŞMENİN GELİŞİM!

2o

S 3

3 3

» »

!

S

gsg

8

1 1

rs. 3

m 3

»

8-

»

S•

»

0v

e

S

N

O

fr

co od

o> r-*

kO

CO

CM

CM

8

3

S

s; lû

s03

o

co

o to

S?

S

S 5

sN

sn

CM

CM

S

m

İ)

R-

1 )d o

»

o

8

vn

8

2

S

O

S

2

t ı r t T

O

O

»

<o

5

s

Lf> ^

O 9

3O

O

S

oi U)

m

s

n

cm

o

3 §

R §

UO 9

O 0

&

s

8

KAYNAK: D.I.E Nulus Sayımlan vs D.I.E Islatskk Gosisrgetef 1323-1990, Ankara, 1991. S 8. * Dolaylı olarak lalının odilmrçor

5 8 J . f

ö, !


TABLO (2) KONUT YAPIMI TAHMİNLERİ

YILLAR

Kemlerde Konut Slcku Miktan (1000)

Yeni Yapılan Konutlar Tahmini

1923

816,1

1924

821.3

1925

827.4

6066

1926

834.3

6887

1927

841.4

7083

1928

848.7

7279

1929

857.2

8552

1930

865.8

8561

Maiye Kayıtlarına Gire Ev Sayısı

Apl Sayısı

5270

1931

873.6

7796

1932

881.6

7990

1933

889.9

8356

1934

899.8

9890

1935

910.2

10374

1936

920.6

10465

1937

932.7

12026

1938

946.8

14178

1939

961.0

14129

1940

971.0

9983

17739

384

1941

981.5

10594

25246

234

1942

990.6

9040

12728

292

1943

1000.2

9620

12078

290

1944

1011.8

11631

20615

167

1945

1023.5

11681

13079

155

1946

1036.6

13039

19395

292

1947

1051.5

14974

21882

513

1948

1068.0

16470

24383

818

1949

25130

1097

1950

25347

1430

Kaynak: A t Öacan Kaya Cum huriyet Devrinde Mesken Meselesi, Türk Iklisadi Ge­ linmesi Projesi, SBF. Ankara, 1961, s. 23. Tuncet Bululay, Nuri Yıklınm, Ya­ ya S Taze: Türkiye Milli Geliri 1923-1948, A l) SBF, Ankara, 1974.

131


TABLO (3) İSTANBUL KENTİNDE KONUT YAPIMI YENİ YAPILAR YILLAR

EV SAYISI

BİNA SAYIM SONUÇLARI

APARTMAN SAYISI

EV SAYISI

APART. SAYISI

89762

YIKILAN KONUTLAR

BEKAR EVİ SAYISI

BARAKA

1441

491

3170

96502

3090

333

143S

91760

3382

392

1669

KAMU KURULUŞ EV

APT.

731

31

ÖZEL TOPLAM BİNA

1923 1924 1925 1926

340

9

1927

322

33

1928

385

61

1929

399

68

1930

500

124

1931

808

224

1932

847

468

1933

872

160

1934

893

196

1935

721

95

1936

620

109

1937

435

103

1938

352

174

1939

325

257

1940

298

143

1941

217

81

1942

259

121

1943

81

38

1944

141

31

1945

249

67

1946

357

173

1947

660

540

1948

860

657

1949

1084

907

103346

5114

402

1950

1015

1025

102361

5384

488

L

KAYNAK ' ttfın b u l Şahri lauttotik Yıllığı (1944-1948) latanbul Şahri İstatnrtik Yıllığı (1949-1963) DİE ' TC iatatiatik Yıllığı. 1930131.193S3S, DİE : 22 Ekim 1950 Ganal Nûfuı Sayımı;

132

31

77

3118

34

68

6066

23

126


TABLO (4) ANKARA KENTİNDE KONUT YAPIMI YENİ YAPILAR

BİNA SAYIMI SONUÇLARI

YILLAR EV APARTMAN EV APARTMAN BEKAR BARAKA SAYISI SAYISI SAYISI SAYISI EVİ

K®™'1 Bina

Abran

FSto" Yapılan

I 923 Oncaaindo

1923 Sonrasında

Adedl

î? * * 4' 1 ^ esten SayB1 Sgy*

Edilon Konul

["S* Edilen Konul Sayısı

1923 1924 1925 240

1926 1927

367

9993

246

1926 1929

87

1930

230

1931

275

1932

151

1933

161(169) 149(309)

1934 1935

15879

351

115

937

189(269)

1936

280(339)

769

720

1937

391(320)

993

870

1938

228

673

820

1939

247

828

610

94

179

260

1941

94

205

220

1942

105

340

220

1943

75

1940

18946

845

1944

82

1945

107

1946

111

1947

423

1948

497 708

1949 1950

26457

2009

12

449

980

’ İstatistik Yıllığı 1936/1937 ’ Ai Özcan Kaya Cumhuriyet Devrinde Mesken Meselesi, s 11 ’ ŞetıK Bıkur: "Dünya'da ve Türkiye'de Mesken Buhranı' Konjontür, 1994. Sayısı 1/3, s. 41 1Ilhan Tekeli, Seim İlkin; Bahçeli Evlerin Öyküsü, Kent Kocp , Ankara, 1984. s 12 ' 22 Ekim 1950 Genel Nüfus Sayımı, s. 396

133


TABLO (5) YAPI İZİNLERİNE (RUHSATNAMELERE) GÖRE TÜRKİYE'DE KENTLERDE YAPILAN KONUTLAR Toplam Gecekondu'" Sayısı Tekmili DPT

MALİYE BAKANLIĞINA' DİE KAYITLARINA" GÖRE YENİ YAPILAN GÖRE (YAPI İZİNLERİ) EV SAYISI

APT SAYISI

EV SAYISI

APT TOPLAM BİR ÖNCEM SAYISI DAİRE V IA GÖRE ARTIŞ% SAYISI

Kentleıde Toplam Konuta Sayı Oranı %

GSMH İÇİNDE KONUT YATIRIMI PAYI%

(1353994

10520

1950

25347

1430

2,75

1951

22736

1299

2.50

Yıkılan .M.. Bina Seyaı (Konut)

Dara Sayısı

1949 yılındaki toplam sayı)

1962

28510

1704

3,08

1963

40283

2022

3.03

1954

49289

2699

34938

2780

54224

1955

5667S

4088

3938C

3275

58497

7.88

1956

67843

3005

36843

2387

53402

4.41 50000

4.7

4.83

902

•8,71

4,17

1151

1957

73289

3045

34162

2435

52815

-1.47

3.95

1434

1958

76809

2S76

34686

3649

58032

10,29

4,13

1179

1959

81559

3045

32040

2845

51091

11,97

4.01

1127

1960

94574

2564

32595

3294

56227

10.05

3.74

846

1961

68661

2920

28214

3543

52760

■6,17

1962

82109

3289

27917

4476

58748

11,35

1963

77020

3030

26677

4502

517286

■2,49

3.88

685

766

1964

91835

4039

4336

60822

6,17

3.38

1185

1333

1965

120463

4495

28945 -iK-y-ı

6146

80461

33.08

1966

111929

5396

37729

7474

91171

1331

240000

16,7

3.40

906 860

430000

22.9

3.58

1283

1452

3.60

8826

8908

Mesken Meselesi: Siyasal Bilgilet Fakültesi. Ankara, 1961. s. 23 b ta tistiı Verilerin» Göte Konut Nketfclerl: İmar v» İskân Bakanlığı Mes­ ken Genel Müdürlüğü Ankara. 1974. Tablo (84) DİE AyMt Istedetikler «e inşaat Isttlietirieri D P T . Kekırana Planı, ikinci Bog YıL 1968-1972. s. 276 0.P T Konut Sekt&ıü, Ekim 1962. s. 47 DPT Konul. Mail 1967 s. 19. Tüıklye MİM GeHri ve Heıcaınalan (1948-1972). DİE. Ankara 1973 D İE İetatietb YdlAUa

134


TABLO (6) KENTLERDE KONUT GEREKSİNMESİ VE SUNUMU

YILLAR

ORTALAMA BELEDİYE NÜFUSUNUN HANE ARTIŞI (1000J* HALKI"

YENİ KONUT GEREKSİNMESİ

YANAN VE TOPLAM YIKILAN YENİ KONUT KONUT GEREKSİNMESİ BİRİMİ*"

RUHSATLI GECEKONDU TOPLAM KONUT KONUT SUNUMU SUNUMU SUNUMU

1951-1955

1700000

5.03

338000

10000

348000

181000

35000

216000

1956-1960

1820000

5.07

359000

14300

373300

217000

190000

407000

1961-1965

2630000

5.28

498000

12500

510500

248000

190000

538000

TOPLAM

12315000

1161000

' Tablo (1) deki belediye nüfusları artı; miktarlarından yeni belediye olan yerlerin nüfusu düşürülerek elde edilmiştir. " DİE'nin kem hane halkı nüfusu tahminleri 1950 yılı işin verilen 5.03 sayısı tüm Türkrye'ye iişkindir. DİE venlennden yanan ve yıkılan bina sayılarının 1 8 ile çarpılmasıyla elde edImiştir

135


TABLO (7) KONUT FİYAT ENDEKSİ

YILLAR

TOPTAN EŞYA FİYAT ENDEKSİ 1948=100

KONUT M2 MALİYETİ YAPI İZİNLERİNE GÖRE

TOPTAN EŞYA FİYATI ENDEKSİ 1S4S.100

KONUT M2 MALİYETİ ENDEKSİ 1954=100

KONUT FİYAT ENDEKSfr TOPTAN EŞYA FİYAT ENDEKSİ

1954

118

110

100

100

1.00

1955

127

125

106

114

1.06

1956

148

136

125

124

0.99

1957

175

153

148

139

0.94

1958

202

179

171

162

0.95

1959

242

216

205

198

0.97

1960

255

231

216

210

0.97

1961

262

240

222

218

0.98

1962

277

254

235

231

0.98

1963

289

259

245

235

0.96

1964

287

258

245

235

0.96

1965

311

262

264

238

0.90

1966

327

276

277

252

0.91

Kaynak DİE A y i* btatiatkler. Ve, Konjontûr Danca Toplan Eşya Fıyaı Endeksten.


TABLO (8) İSTANBUL VE ANKARA'DA YAPI İZİNLERİNE GÖRC YAPILAN KONUTLAR ANKARA'DA

İSTANBUL'DA

TOPLAM DAİRE SAYISI

BİR ÖNCEKİ YILA GÖRE ARTIŞ %Sİ

EV SAYISI

APT. SAYISI

1500

279

3861

■10.51

1049

341

3529

-8.60

5323

•48,07

1037

330

3749

6.23

644

4236

■20.42

726

473

4608

28.24

566

1201

6408

51,27

440

846

5653

17.57

1959

517

964

5449

•14,97

263

418

2908

-48.56

1960

870

1130

8159

49,73

89

622

4161

43.08

1961

1222

1500

9049

11,46

132

644

5512

32.47

1962

1169

1920

12131

34,06

66

799

8030

45.68

1963

911

1863

11683

-3.70

358

481

5206

-35.17

1964

1977

1437

11115

•4,86

85

575

5394

3.61

1965

2445

1895

15353

38,13

564

962

9961

84.67

1966

1611

2106

17418

11,39

29

866

8973

-9.92

YILLAR

EV SAYISI

APT SAYISI

1954

3172

1678

11454

1955

2635

1981

10251

1956

1010

1069

1957

684

1958

TOPLAM DAİRE SAYISI

BİR ÖNCEKİ YILA GÖRE ARTIŞ %Sİ

Kaynak: DİE İstatistikten

137


TABLO (9) TÜRKİYE EMLAK KREDİ BANKASINCA AÇILAN KREDİLER

FİİLEN AÇILAN HA2IR-BİNA ARSA-KREDİLERİ

FİİLEN AÇILAN KOOPERATİF KREDİLERİ'

FİİLEN AÇILAN KONUT KREDİLERİ

1950

184

1531

244

1042

2816

1951

546

3405

ie55

6850

12110

1952

697

6408

2079

7518

16005

YILLAR

FülEN AÇILAN YAPI TASARRUF KREDİLERİ

İNŞAAT VE ONARIM KREDİLERİ

1953

105

902

4051

4245

4683

12979

1954

127

1618

7391

2001

2133

11525

1955

172

2364

9075

1460

450

10985

1956

180

1957

4788

602

210

5600

1957

324

3473

7423

1192

52

8667

1958

540

3467

5765

642

36

6443

1959

1191

965

5870

1632

62

7564

1960

1580

1129

5064

413

450

5927

1961

5707

981

9962

448

sa

10468

1962

5661

2148

8584

1654

-

10238

1963

4216

1959

6161

2091

11

8263

1964

6588

663

7831

609

122

8562

1965

6629

822

7191

1450

96

8737

1966

5032

67

5091

492

56

5639

Kaynak: Tûıkiye Cumhuriyetinin Ellinci Yılında Türfclya Emlak va Kmdl Bankam, S, <155598163 • Bu kooperatil krerfitori arasında SSK (onlanndan 1952-1962 yıllan arasında 279 kooperatife verilen 15014 konut kredisi de yer almakladır

138

TOPLAM İPOTEKLİ KRE0İ VERİLEN SAYISI (3*4+5)


TABLO (10) TÜRKİYE'DE YAPI İZİNLERİNE GÖRE KOOPERATİFLERİN KONUT SUNUMU YILLAR

KOOPERATİF SAYISI

EV SAYISI

APT. SAYISI

TOPLAM DAİRE SAYISI

TOPLAM KONUT SUNUMUNA ORANI %

ÖNCEKİ YILA GÖRE ARTIŞ ORANI

1958

42

619

56

1857

3,4

1959

50

1099

202

2323

4,6

26,46

1960

80

1767

173

3718

6,6

60,05

1961

110

1019

243

3524

6,7

-5,22

1962

584

287

297

3756

6,4

6,58

1963

143

504

80

2148

3,7

-42,48

1964

52

570

64

1478

2.4

-31,20

1965

61

1235

82

2795

3,5

89,10

1966

96

947

206

3570

3,9

27,73

DİE İstatistik Yıllıkları. 1964-65.68

139


TABLO (11) KREDİ KURUMLARINA GÖRE KOOPERATİFLERCE KONUT SUNUMU

YILLAR

Tü r k iy e e m la k ve KREDİ BANKASI' KOOP. SAYISI

SOSYAL SİGORTALAR KURUMU

ORTAK SAYISI

KOOP. SAYISI

KONUT SAYISI

OYAK KOOP. KREDİSİ

TOPLAM ORTAK SAYISI

ÜYE SAYISI

1948

4

315

315

1949

9

173

173

1950

4

184

184

1951

13

546

546

1952

19

697

697

1953

24

902

902

1954

33

1618

1618

1955

45

2364

2364

1956

32

1957

1957

1957

46

3473

3473

1958

35

3467

3467

1959

27

985

985

1960

26

1129

1129

1961

14

981

981

1962

14

2148

26

1374"

1963

19

1959

37

893

129

2951

1964

13

663

65

2293

152

3108

1965

8

622

55

1826

103

2751

1966

4

67

79

2578

30

2675

3522

Kaynaklar: Tüıfciyo Cumhuriyetinin Ellinci Yılında Türkiye Emlak Kredi Banktaı, i 59 SSK Genol Müdürlüğü. Işı? Meskonlen Müdürtiğü Kayıtlan OYAK Ordu Yardımlaşma Kurumu, 15 Yıl, 1976. ‘ 1952-1962 yıkan arasında Türkiye Emlak Kred Bankasının 279 kooperatife 15014 konul için verrSğı krediler SSK lonianndan gelmiştir *' 1956-1962 yıllan arasında SSK talebi kooperatifler siyle örgütleyecek kendisi 2227 konul yaptırmıştır Bunlar; Oleyis (186). Varlık (484), Gayret (440) Ayrana (24), Kavaklıdere (24) Ankara'da toplam 1160 konut, Buca (214), Karantina (64), olmak üzere İzmir'de toplam (287) konul, Bursa'da Anacam 233, Soma'da (216), Aydın Karacaahmet (120), Tarajs (52), ._. (75), Mersin yayla yokJ (45) dir.


TABLO (12) BELEDİYELERCE VERİLEN İNŞAAT İZİNLERİNE GÖRE ORTALAMA KONUT BÜYÜKLÜĞÜ

YILLAR

KONUT ORTALAMA YÜZÖLÇÜMLERİ M2

KOOPERATİFLERCE YAPTIRILANLARDA ORTALAMA KONUT M2'Sİ

1954

95

1955

91

1956

89

1957

96

1958

110

128

1959

95

119

1960

90

106

1961

99

110

1962

105

119

1963

103

154

1964

100

106

1965

99

97

1966

99

107

Kaynak: lıta tlttk V triltre G ört Konut N italitltri, İmar «• İtk in Btkanlığı M ttkan Ganal Müdürlüğü, Ankara, 1974, Tablo (6)

141


TABLO (13) KAMU KURULUŞLARINCA KONUT SUNUMU TÜRKİYE EMLAK KREDİ BANKASI AFETLER NEDENİYLE YILLAR YER

MESKEN GN MD TOPRAK VE İSKAN GN MO

SAYI

KÖY EV A0EDİ

1ST Levanı 1.

411

7748

2087

427

10262

1952

1ST. Koşuyolu 1,

105

1953

1ST Koşuydu II. Ank. Özveren

159 8

1954

1ST. Levent II.

KENT EV HAZIR TOPLAM ADEDİ EV ADEDİ

1950 1951

Koşuyolı III. Atattık BN Ank. Gülvorsn 1. 1955

Diyarbakır 1855 Ank. DeMer Tap I, II.

8933

4576

399

13908

300

TEK8 Yenice

2298

1323

117

4338

319

70

1237

196

3711

150 64 200

TEKB Gönen Ayvalık Kanyas Gördes

2278

155 94 96 98

377

Kale Tavas

827

883

145

267

583

28

878

51

1956

1ST levenl III İZM Alsancak Apt

1957

Ankara Gülveren

60

120

69

189

1958

1ST Levenl IV.

367

111

66

177

151

437

588

1960

UŞAK

105

151

437

588

1961

Ank: Yenimahalle Ank: Emekli Sandığı Ev Manisa Apt 1ST Şenesen Evler

31

59

90

277 95

1959

1263 552 (Anıttepa)

684

Atel İşlen Gn Md

40 48

1962

1ST: Ataköy 1. 1ST- Emeki Subay Ev

662 956

917

Alet İşleri Gn. Md

1963

ANK.TeBzIerl. ANK Bahçeleri» Apt

304 75

947

Alel İşleri Gn. Md

1964

1ST Alaköy II

852

1930

1965

1ST: Ataköy III

738

18825

Islanbu! 230 Ankara 1044 Butsa 273

Alel İşleri Gümüşhane Gn Md Van Gaziantep Uda Matdın Oıyaıbzkır Tuncei Alet İşlen Gn. Md.

24 36 30 30 24 30 24

Ankara Aktepe 600 Izrar 64 İstanbul Osmaniye 1284 64II ve 390 İlçe

Kaynak:: Türkiye Cumhuriyetinin ellinci Yılında Türkiye Emlak K nd l Bınkısı, S. 103,50 Yıldı imar ve Yerleşme, 1923-1973. s 159 Vehbi Güniz: "Köylerimizde Meskyn İnşaatı" İmar ve leken Bakanlığı Aylık Bûltıni.Sayı 16,15 Ağustos 1962, S. 3. Yılmaz Inkaya: Konul Potttkalen Üzerine, s. 155 H ılk konuttan Standartlan Semineri, s. 253

142


KAYNAKLAR 01

İlhan Tekeli: "Konut Sorunu Üzerine Düşünceler", B irleşm iş M illetler T ü rk D er­ neği 1987 Y ıllığı, Birleşmiş M illetler Türk Demeği, Ankara, 1988, s. 45-58.

02

İlhan Tekeli: "Türkiye'de Kent Planlamasının Tarihsel Kökleri", Derleyen Tamer Gök: T ü rk iye'd e İm ar P lan lam ası, ODTÜ, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, An­ kara, 1980. Gül G üleryüz Selman: U rban D evelop m en t L aw s A nd T h eir Im pact on the O t­ tom an C ities in the S econd H a lf o f the N in eteenth C en tu ry, METU. Faculty of Architecture, Ankara, 1982 (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi) Zeynep Çelik: T h e R em aking o f İstanb u l, University o f W ashington Pres, Seatle, 1986. İlhan Tekeli: "Türkiye’de 19. Yüzyıl O rtalarından 1950'ye Kadar Kentsel Araştırmanın Gelişim i", Derleyen Sevil Atauz: T ü rk iy e'd e Sosyal Bilim A raştırm aların ın G elişim i, Türk Sosyal Bilimler D em eği, Ankara, 1986.

03

Gülsüm Baydar Nalbantoğlu: T h e P rofessionalization o f the O ttom an - T urkish A rchitect, University o f California Berkeley, Fall 1988, (Yayınlanmamış Doktora Tezi) Çağatay Uluçay ve Enver Kartekin: Y üksek M ü h en d is O k ulu, İTÜ Y ayınlan, İstanbul, 1958. llbcr Ortaylı: "Eski Türk Şehirlerinde Yapı İşlerinin Fonksiyonel Düzenlenişi ve Yapı Örgülü", M im arlık , Sayı. 7, 1974, s. 11-16.

04

İlhan Tekeli Selim İlkin: Para ve K redi S istem inin O luşum unda Bir A şam a T ü rk iye C um hu riyeti M erk ez B an kası, T.C. Merkez Bankası, Ankara, 1981, s. 187-188.

05

Ruşen Keleş: T ü rk iye'd e K onut K oop eratifleri, İmar ve İskân Bakanlığı Mesken Genel M üdürlüğü, Ankara, 1967, s. 41.

06

A na B ritan n ica, Cilt. 19, s. 358.

07

Başvekalet Merkez İstatistik Müdüri Umumisi: Ihsai Y ıllık 1928, İstanbul, 1928, s. 34- 35.

08

Mübeccel Kıray: "M odernleşme ve M odem Orta Sınıflar", Ç evre, No. 4, TemmuzAğustos 1978, s. 78. Afife Batur ve Diğerleri: "İstanbul'da Ondokuzuncu Yüzyıl Sıra Evleri", O D T Ü . M im arlık F akü ltesi D ergisi, No. 2, Volume. 5, Güz 1979, s. 185-205.

Mete Ünal: "Türkiye'de Apartmanlaşma Olgusunun Gelişimi: İstanbul Örneği", Ç evre, No. 4, Tem m uz - Ağustos 1991, s. 71-77.

143


09

Yıldırım Yavuz: M im a r K em alettin ve B irinci U lusal M im arlık D önem i, ODTÜ M imarlık Fakültesi, Ankara, 1981, s. 271-273.

10

Fehmi Yavuz : A n k a ra 'n ın İm a rı ve Şehirciliğim iz, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Ankara, 1952. Tuğrul Akçura : A n k a ra T ü rk iy e C u m h u riy etin in B aşkenti H a k k ın d a Monogra fik B ir A ra ştırm a , ODTÜ M imarlık Fakültesi, Ankara, 1971. İlhan Tekeli: " Ankara'nın Başkentlik Kararının Genel Bir Değerlendirilmesi”, T a ­ rih İçinde A n k a ra , ODTÜ M imarlık Fakültesi, Ankara, 1984. Gönül Tankut: B ir B aşkentin İm a rı A n k a ra : (1929-1939), Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ankara, 1990.

11

Hüseyin Avni (Şanda): "Şehre Doğru", Y u rt ve D ünya, No. 18, Eylül, 1942, s. 180.

12

Tansı Ş e n y a p ılı: A n k a ra K entinde G ecekondu Gelişim i (1923-1960), Baııkent Konut Üretim Yapı Kooperatifleri Birliği, Ankara, 1983. G erhard Kessler: "İstanbul'da M esken Darlığı, Mesken Sefaleti, Mesken İnşaau", A rk ite k t, No. 5-6, s. 132.

13

A ta tü rk 'ü n Söylev ve D em eçleri, Türk İnkılap Enstitüsü Yayınları, İstanbul, 1945, s. 317.

14

A ta tü rk 'ü n Söylev ve D em eçleri, s. 342.

15

C H P P ro g ra m ı, Ankara, 1935, s. 15,44.

16

"Kamutayın Beşinci Devresi", B elediyeler D ergisi, Yıl. 1, Sayı. 6, s. 3-4

17

T ü rk iy e C u m h u riy e ti H ü k ü m etleri 1923-1960, Başbakanlık O ve M Daire Başkanlığı, Ankara 1978, s. 62-63.

18

İlhan Tekeli, Selim İlkin: D r. M ax Von D er P o rte n 'in T ü rk iy e 'd e k i Ç alışm aları ve İk tisad i D evlet T eşek k ü lleri Sistem inin O luşum u, Ekonomi ve Toplum Fried­ rich Ebert Vakfı, İstanbul, 1992, s. 50-51.

19

A ta tü rk ’ün Söylev ve D em eçleri, s. 391.

20

A n k a ra Ş eh ri İm a r K ılavuzu, Ankara İmar Müdürlüğü, Ankara, 1946, s. 385-397.

21

İn ö n ü 'n ü n Söylev ve D em eçleri I, Devrim Tarihi Enstitüsü Yayım ları, İstanbul, 1946, s. 380,383.

22

T ü rk iy e C u m h u riy e ti H ü k ü m e tle ri 1923 -1 9 6 0 , s. 153-155.

23

T ü rk iy e 'd e Siyasi D ern ek ler II, İçişleri Bakanlığı, Ankara, 1950, s. 56,

24

T ü rk iy e 'd e Siyasi D e rn e k le r II, s. 169-182.


25

Sıddık Tümerkan : T ü rk iye'd e B eled iyeler, İçişleri Bakanlığı, İstanbul, 1946. s. 3 9 ,4 7 , 55.

26

Dilaver Argun, A kif işcan: B eled iyeler ve H ususi İdareler R eh beri, İstanbul, 1938, s. 21-23.

27

B irinci İd areciler K ongresi 20 O cak 1947 - 31 O cak 1947, İçişleri Bakanlığı, An­

kara, 1947, s. 68. 28

İlhan Tekeli, İlbcr Ortaylı: T ü rk iye'd e B elediyeciliğin E vrim i, Türk idareciler D em eği, Ankara, 1978, s. 141.

29

Fethi Aytaç : A çıklam alı Belediye K anunu, Seçkin Kitabevi, Ankara, 1991, s. 323.

30

Turhan Yörükan, Ülgcn Okyavuz, Aydan Tannyakul: T ü rk iye K onut B ib liy­ ografyası K an un lar, İmar ve İskân Bakanlığı Mesken Genel Müdürlüğü, Ankara, 1975, s. 100-128.

31

Fehmi Yavuz : K entsel T op rak lar, A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi, Ankara, 1980, s. 17. Turhan Yörükan, Ülgcn Okyavuz, Aydan Tannyakul: A ge, s. 107, 123.

32

ilhan Tekeli, Selim İlkin: B ahçeli E vlerin Ö yk üsü , Kcnt-Koop, Ankara, 1984, s. 16, 18.

33

İller ve B eled iyeler D ergisi, Sayı 65, Şubat 1951.

34

Memduh Tuncer, M. Fethi A ncm re, Rifat Akşit: M illi K orunm a M evzu atı, Anka­ ra 1955, s. 359-381. Hüsnü Bengi: M illi K orum a K anun ve K ararları, İstanbul, 1943.

35

İlhan Tekeli: Age, s. 45.

36

C cvat Gcray : Şehir P lan lam asının B aşlıca T atb ik V asıtaları, A.Ü. Siyasal Bilgi­ ler Fakültesi, Ankara, 1960.

37

A nkara Ş eh ri İm ar K ılavuzu, Ankara İmar M üdürlüğü Yayınları, Ankara, 1946,

s. 15-38. 38

B elediyeler D ergisi, Yıl. 1, Sayı. 1, Haziran, 1935.

39

İlhan Tekeli, llber Ortaylı: Age, s. 75.

40

İlhan Tekeli, llber Ortaylı: Age, s. 80.

41

Ahmet Uzel: İm ara tlişk in B ağışlam aların G elişim i ve D eğerlend irilm esi, Batıkenl Konul Üretim Yapı Kooperatifleri Birliği, Ankara, 1987, s. 49-63.

42

T B M M T u tan ak D ergisi, S. Sayısı. 243, Dönem VIII, Cilt. 20, s. 1.

145


43

M ukbil Özyörük: K a m u la ştırm a H u k u k u , Ankara, 1948, s. 17-19,60-65.

44

Fehmi Yavuz: Age, s. 24.

45

Fehmi Yavuz: Age, s. 27.

46

A n k a ra Ş eh ri tm a r K ılavuzu, Ankara İmar Müdürlüğü, Ankara, 1949, s. 45-50.

47

Necmeııin Ergin: "İstimlâk Hukuku", Belediyeler D ergisi, Yıl. V, Sayı. 54, Şubat 1940.

48

Mukbil Özyörük: Age, s. 94.

49

Mukbil Özyörük: Age, s. 101.

50

Mukbil Özyörük: Age, s. 101.

51

A hm et Uzel: İm a ra İlişkin B ağışlam aların Gelişim i ve D eğerlendirilm esi, Batıkent Konul Üretim Yapı Kooperatifleri Birliği, Ankara, 1986, s. Ek. 1, Ek. 2. İlhan Tekeli: "Kent Toprağında M ülkiyet Dağılımı ve El Değiştirme Süreçleri", ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Çalışma Grubu, A n k ara 1985'den 2015'e, Ankara. 1986, s. 93.

52

Hazım A tıf Kuyucak: P a ra ve B an k a, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi, İstanbul, 1948, s. 277.

53

İlhan Tekeli, Selim İlkin: P a ra ve K redi Sistem inin O lu şu m u n d a B ir A şam a T ü rk iy e C u m h u riy e ti M erkez B ankası, T.C. Merkez Bankası, Ankara, 1981, s. 181.

54

Sait Emin Özbek: T a s a r r u f E konom i tim indeki Y eri T ü rk iy e 'd e T a s a rru f H a re ­ k etleri, A n k a ra , 1937, s. 144. Türkiye Cum huriyetinin Ellinci Yılında Türkiye Emlak ve Kredi Bankası, Ankara, 1973, s. 13.

55

Cum huriyet Halk P a rtis i: O n Beşinci Yıl K itabı, İstanbul, 1938. s. 521.

56

İlhan Tekeli, llber Ortaylı: T ü rk iy e 'd e Belediyeciliğin E vrim i, Türk İdareciler D em eği, Ankara, 1978, s. 60.

57

T B M M T u ta n a k D ergisi, S. Sayısı 119, s. 1-39. TB M M T u ta n a k D ergisi, Dönem VII, Cilt. 18, s. 242-249. K u ru lu şu n d a n B ugüne K a d a r tile r B ankası, Ankara, 1973, s. 18 tile r ve B eledi­ yeler D ergisi, Sayı 54, M art 1950.

58

Hazım A tıf Kuyucak: A.g.e., s. 277-279.

59

Mustafa Atalay: T ü rk M illi B ankacılığı, Ankara, 1954, s. 109-112. M uhlis Ete: "Türkiye'de Mesken Davası ve Mesken Siyaseti", B irinci Y apı K ong­ resine S u n u lan R a p o rla r, Bayındırlık Bakanlığı, Ankara, 1946, s. 281.

146


60

Cezmi Emiroğlu :T ü rk iy e 'd e V ergi Sistem i V asıtasız V ergiler, Damga Matbaası, 1932, s. 31-56. Cczmi Erçin : T ü rk iy e 'd e V ergi Sistem i V asıtasız V ergiler, Damga Matbaası, 1936, s. 40-68.

61

Fehmi Yavuz : "Arazi Vergisi ve Mahalli İdarelerimiz", A.Ü. Siyasal Bilgiler F akültesi D ergisi, Cilt. XXI, No. 2, Haziran 1966, s. 10.

62

Cezmi Erçin : T ü rk iy e 'd e V ergi Sistem i V asıtasız V ergiler, Damga Matbaası, 1936, s. 94-136.

63

Uçar Demirkan : C u m h u riy etin tik Elli Y ılında V ergisel Y apım ız, M aliye Ba­ kanlığı Ellinci Yıl Y ayınlan, Ankara, 1973, s. 36.

64

Sadun Aren : V eraset V ergisi Ü zerinde B ir Denem e. A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, Ankara, 1952, s. 68-73. Cezmi Erçin : Age, s. 347-370.

65

Hıfzı Veldeı Velidcdcoğlu : "Apartman ve Evlerde Kat Mülkiyeti" C u m h u riy et, 27 Kasım 1945, İller ve B elediyeler D ergisi, Sayı. 4, Ocak 1946.

66

Ebül'ula Mardin : K at M ü lkiyeti, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul, 1948, s. 8.

67

TB M M T u ta n a k D ergisi. Dönem VIII, Cilt. 12, Toplantı 2, Birleşim 79: 1 Tem ­ muz 1948, s. 555.

68

Ali Özcan Kaya : C u m h u riy e t D önem inde M esken M eselesi, Türk iktisadi G e­ lişme Projesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Ankara, 1961, s. 23.

69

Tuncer Bulutay, Yahya S. Tezcl, Nuri Y ıldınm: T ü rk iy e M illi G eliri (1923-1948), A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi, Ankara, 1974, s. 84, 85.

70

22 E kim 1950 G enel N üfus Sayım ı T ü rk iy e N üfusu, Başbakanlık Nüfus Genel M üdürlüğü, İstanbul, 1961. s. 396-400. İstatistik Yıllığı, Cilt: 9, 1936/37, Başbakanlık istatistik G.D. Neşriyatı, Ankara, 1938, s. 48-53.

71

A. Ziya: "İstanbul'da Apartman İnşaatı", İstan b u l Belediye M ecm uası, Yıl. 11, Sayı. 121-122, Eylül-Ekim 1934, s. 56-63.

72

Yıldırım Yavuz: "1923-1928 Ankara'sında Konut Sorunu ve Konut Gelişmesi", Der. Erdal Yavuz, Ü. Nevzat Uğurcl: T a rih İçinde A n k a ra , Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ankara, 1984, s. 238.

73

22 Ekim 1950 G enel N üfus Sayım ı T ü rk iy e N üfusu, s. 396.

74

Y apı, Yıl. 1, Sayı. 5,15 Son Kanun 1942, s. 19.

147


75

Y apı, Yıl. 2, Sayı. 28,1 İkinci Kanun 1943.

76

Hüsnü Baki: "Bizim M im arlar vc Bizim M ühendisler", Y apı, Yıl. 1, Sayı. 2,1 ilk Kanun 1941, s. 6.

77

B irinci Y apı K ongresine S u n u lan R a p o rla r, Bayındırlık Bakanlığı, Ankara, 1946, s. 270.

78

İlhan Tekeli, Selim İlkin: B ahçeli E v lerin Ö yküsü, Batıkent Konul Kooperatifleri Birliği, Ankara, 1984, s. 9 ,1 0 .

79

Gerhard K essler "Yapı Kooperaliİleri", H akim iyeti M illiye, 20 Haziran 1934.

80

Güllen Kubin : G üven H ousing C o o p erative, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Ankara, 1991.

81

A n k a ra U cuz E vler K ooperatifi Z a b ıt H ülasası Ve T e tk ik H eyeti R a p o ru , An­ kara, 1944, s. 13.

82

Cem Şaşmaz: B ahçeli E v ler H ousing C o o perative, Yayınlanmamış Yüksek Li­ sans Tezi, ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Ankara, 1983.

83

C H P V I 'ncı B üyük K u ru lta y a S u n u lan H ü küm etçe P a rti P ro g ram ın d an T a ­ h a k k u k E ttirile n K ısım ların a Ait R a p o rla r, Ankara, 8 Haziran 1943, s. 135.

84

Nusret Uzgören : "Yapı Kooperatifleri", B irinci T ü rk Y apı K ongresine S u nulan R a p o rla r, A nkara, 1946, s. 309.

85

Falih Rıfkı Alay: Ç a n k a y a , II. Cilt, Dünya Yayınlan, (Tarihi Belirtilmemiş), s. 384.

86

"Saraçoğlu M ahallesi", A rk ite k t, Yıl. XVI, Sayı. 3-4, s. 56-59. Orhan Alsaç: "Saraçoğlu M ahallesi", M im arlık, Yıl. II, Sayı. 6, 1945, s. 16-21, 30. Tansı Şenyapılı: Age, s. 86.

87

B ay ın d ırlık D ergisi, Aralık, 1949, s. 144.

88

B ay ın d ırlık D ergisi, Ekim , 1947, s. 136.

89

B ay ın d ırlık D ergisi, Aralık, 1948, s. 169.

90

B ay ın d ırlık D ergisi, Aralık. 1949, s. 140. B ay ın d ırlık D ergisi, Aralık, 1948, s. 164.

91

Sümerbank İnşaat Fen Heyeti: "Sümerbank Amele Evleri ve Mahalleleri", A rk i­ tek t, Yıl. X IV , Sayı. 145-146,1944, s. 9-13. B irinci T ü rk Y apı K ongresine S u n u lan R a p o rla r, s. 272.

92

148

B ay ın d ırlık İşleri D ergisi, 29 Ekim 1937.


93

"DDY Umum M üdürlüğünün Erzurum İşletme Toplantı B inalan ve M emur Evleri Mahallesi M üsabakası", A rk ite k t, Yıl. XV. Sayı. 5-6,1945, s. 100-106.

94

Seyfettin Arkan : "Zonguldak Amele Evleri Mahallesi Umumi Planı", A rk ite k t, Yıl. 5, Sayı. 9, 1935, s. 253.

95

İnci Aslanoğlu : E rk en C u m h u riy e t D önem i M im arlığı, O DTÜ Mimarlık Fakültesi, Ankara, 1980, s. 22. M uhip Cihat Ani: "Yapı Kooperatiflerimiz Ankara Kooperatifçilerinin Belediyeden İstekleri Tem ennileri", K arın ca K o o p eratif Postası, Yıl. 13, Sayı. 115, s. 9.

96

Ülker Baykan Seymcn: "1930-1946 Tek Parti Dönemi Belediyeciliği İzmir: Behçet Uz Örneği", T ü rk B elediyeciliğinde 60 Yıl, Ankara Büyük Şehir Belediyesi, M et­ ropol İmar A.Ş., IULA-EM M E, Ankara, 1990, s. 42.

97

Yıldız Arıbaş Tokman: K o n u t P o litik aları U y g u lam aların d a Özel B ir Ö rn ek : Yeni M ahalle, Batıkent Konul Üretim Yapı Kooperatifler Birliği, Ankara, 1985. Mehmet Uğur: "Yeni M ahallenin Kuruluşu ve Ucuz Mesken Politikası", A n k a ra Belediye D ergisi, Yıl. 3, Sayı. 10, 1954. Fehmi Yavuz : A n k a ra 'n ın tm a rı ve Şehirciliğim iz, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Ankara, 1952, s. 76. A n k a ra Belediye M eclisi 1948 Yılı T u ta n a k la rı, Biricik M atbaası, Ankara, 1950, s. 448. "Ankara Belediyesi Ucuz Evler Proje M üsabakası", M im arlık , Yıl. IV, Sayı. 1, 1949.

98

Hikmet Türker: "Ankara Belediyesi Nasıl Çalışıyor", iller ve Belediyeler Dergisi, Sayı. 80, Tem m uz 1951. Talat Özışık: "M esken Davamız", M im arlık, Yıl. 7, Sayı. 2, s. 1.

99

C u m h u riy e t D evrinde İstan b u l, İstanbul, 1949, s. 152.

100

Tansı Şenyapılı: A.g.e, s. 56.

101

Ekrem Ergüven: Ş ü k rü K aya Sözleri Y azıları 1927-1937, Cum huriyet Matbaası, İstanbul, 1938, s. 132.

102

Tansı Şenyapılı: Age, s. 83.

103

104 105

M ünir Güney: "Üsküdar Kazasında Gecekondu Problemi ve Başlıca Meseleleri", Sosyoloji K o n fe ra n sla rı, Dördüncü Kitap, t.Ü. İktisat vc İçtimaiyat Enstitüsü, İstanbul, 1964, s. 24. Y enileşen Ista n b u l, İstanbul, 1947, s. 56. Ekmcl Zadil: "İstanbul'da Mesken Meselesi ve Gecekondular", İçtim ai Siyaset K o n feran sları, İkinci Kitap, I.Ü. İktisat vc içtim aiyat Enstitüsü, İstanbul, 1949, s. 82.

149


106

B irinci Y apı K ongresine S u n u lan R a p o rla r, Bayındırlık Bakanlığı, Ankara, 1946. "Bayındırlık Bakanı Kasım Gillck'in Açış Nutku", M im arlık, Yıl. 5, Sayı. 3, s. 5. Talat ö z ışık : "Birinci Yapı Kongresi Kararlan Ne O ldu?”, M im arlık , Yıl. 6, Sayı. 5-6, 1949, s. 3.

107

U lus, 1 Kasım 1935.

108

K arın ca D ergisi, A.2, Mart 1936, s. 17-139.

109

K a rın c a D ergisi, A.2, Mart 1936, s. 121.

110

U lus, 28 Kasım 1935.

111

Ulus, 21 Kasım 1935.

112

U lus, 3 Kasım 1935.

113

İlhan Tekeli: "The Social C ontext o f the Development o f Architecture in Turkey", Editörler, Renata Holod, Ahmet Evin: M o d ern T u rk ish A rch itec tu re, University o f Pennsylvania Press, 1984, s. 9-33.

114

Yakup Kadri Karaosmanoğlu: A n k a ra , (Basım Yeri ve Tarihi Belirtilmemiş), s. 108-109.

115

"Milli M imari M eselesi", A rk ite k t, Yıl. 1939, Sayı. 9-10, s. 220-223.

116

Sedat Çelintaş: "İnkılap Mimarisi İsteriz", Y apı, Yıl. 1, Sayı. 7, 15 Şubat 1942, s.

12. 117

Orhan Alsaç: A gm , s. 16-21.

118

Eyüp Köm ürcüoğlu: "Büyük Türk İnkılabının Mimari Cephesi Ne Zaman ve Nasıl Teşekkül Edecek?", Y ap ı, Yıl. 2, Sayı. 26, s. 3.

119

Abidin Morlaş: "M odem Türk M imarisi", Y apı, Yıl. 1, Sayı. 10,1 Nisan 1942, s. 13,14.

120

Sedat Hakkı Eldem : "Milli ve Yerli Mimari Davamız", M im arlık , Yıl. 1, Sayı. 4, 1944, s. 3.

121

M ahmut Akok, A. Gökoğlu: E ski A n k ara E vleri, E rz u ru m M ah allesinde O ğ raş Evi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1946. Mahmut Akok: A n k a ra 'n ın E ski E vleri, Ankara Etnografya Müzesi Yayın Serisi: 1, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1951. M ahmul Akok: "Trabzon Eski Evleri", A rk ite k t, Yıl. 20, Sayı. 233-234-235-236, 1951, s. 103-113.

150


M ahmut Akok: "Çorum'un Eski Evleri", A rk itek t, Yıl. 20, Sayı. 237-238, 1951, s. 171-185, 189. 122

G azanfer Bcken: G a rb i A nadolu M ın tık ası K erpiç B inaları, tTÜ, Mimarlık Fakültesi Yayını İstanbul, 1949.

123

Celile Berk: K onya E vleri, İTÜ, M imarlık Fakültesi Yayını, İstanbul, 1951.

124

Necibe Çakıroğlu: K ayseri E vleri, İTÜ, M imarlık Fakültesi Yayını, İstanbul, 1951.

125

Em st Egli: "Türk Evi" Ü lkü, Sayı, 17/99, 1941, s. 195-209.

126

Sedat Hakkı Eldem: "Eski Bir Türk Evi", M im ar, Yıl. 4, Sayı. 3, 1934, s. 80-81. Sedat Hakkı Eldem: "Türk Evi", Ü lkü, Sayı. 2/22, 1942, s. 10-15. Sedat Hakkı Eldem: "17 ve 18. Asırlarda Türk Odası", G üzel S a n a tla r Dergisi, Sayı. 5, 1944, s. 1-28.

127

A lbert Gabriel: "Türk Evi", A rk ite k t, Yıl. 8, Sayı. 5-6,1938, s. 149-154.

128

Harbi Hotan: "Erzurum'da Sivil Mimari ve Özellikleri", A rk itek t, Sayı 46/171172, 1946, s. 62-64. Harbi Hotan: "Erzurum Evleri", A rk ite k t, Yıl. 16, Sayı. 1-2, s. 27-30.

129

Ruhi Kafesçioğlu: O rta A n a d o lu 'd a Köy E vlerinin Y apısı, İTÜ, M imarlık Fakültesi Yayını, İstanbul, 1949.

130

Hamit Zübcyir Koşay: "Silifke'nin Eski Türk Evleri", Ü lkü, Sayı. 4/39, 1943, s. 1214.

131

Eyüp Kömürcüoğlu: A n k a ra E vleri, İTÜ, M imarlık Fakültesi Yayını İstanbul, 1950.

132

Ş. Merey: "Elbistan Evleri", A rk ite k t, Yıl. 10, Sayı. 197-198, 1948, s. 22-26.

133

B.

134

H. Togay: "Diyarbakır Evleri", A rk ite k t, Yıl. 16, Sayı. 187-188, 1947, s. 165-169, 191.

135

Lcman Tomsu: B u rsa E vleri, ITÜ, M imarlık Fakültesi Yayım İstanbul, 1950.

136

Şchabctlin: "Asya'da Türk Şehir Planları", M im a r, Yıl. 3, Sayı. 11-12,1932, s. 325-332.

Ögel: "Erzurum Evleri", Ü lkü, Sayı 1/12, 1947, s. 32-33.

Şehabettin: "Türk Şehircilik Tarihine Dair", Belediyeler D ergisi, Yıl. 1, Sayı 10, 1936, s. 42-53, Yıl. 1, Sayı. 11, 1936, s. 19-30. Enver B. Şapolyo: "Türk Şehirlerinin Doğuşu", Belediyeler D ergisi, Sayı, 2 0 ,2 3 , 26 - 27, 28, 31, 32, 34, 3 5 ,4 0 , 50, 55, 58, 59, 1937-1940.

151


137

Kazım Mirşan: "Türk Şehirciliği", A rk ite k t, Yıl. 18, Sayı, 209-210, 1949, s. 125130, Yıl. 18, Sayı 215 - 216, 1949, s. 238-240, Yıl. 19, Sayı. 219-220, 1950, s. 7477, 85. M ithat Yenen: (Raportör) "İmar işlerine Ait Rapor", B irinci T ü rk Y apı K ongresi­ ne S u n u lan R a p o rla r, Bayındırlık Bakanlığı, Ankara, 1946. s. 185-192.

138

M ithat Yenen: A g r, s. 186-187

139

R. Ö lsnen "Yaşayış Şekillerini Kuvvetlendirmek Lüzum ludur", A rk itek t, Yıl. 16, Sayı. 5-6,1 9 4 6 , s. 131. Mithat Yenen: "Türk Şehirleri ve Şehircilik", M im arlık , Yıl. 1, Sayı. 1, s. 25-28.

140

Türk İktisat Cem iyeti: "M esken Buhranı Hakkında Rapor", K o n jo n k tü r 1944, Sayı. 1/3, s. 51, 52 (Bu raporun hazırlanmasında, Muhlis Ete, Şefik Bilkur, Cemal Eyüboğlu, Muslih Fer, Halil Ziya Türkkan, E m si Reuter, Nusret Uzgören, Ümran ö k le . Sefahattin Onat, Abidin Mortaş, Sırrı Sayan çalışmıştır)

141

Cemal Kuıay: A n k a ra ve T ü rk iy e 'd e M esken M eselesi Nasıl H alledilebilir?, Büyük Davalar Serisi No. 1, (Tarihi Belirtilmemiş)

142

Şefik Bilkur: "Dünyada ve Türkiye'de Mesken Siyaseti", Kon jo n k tü r, Sayı 1/3, 1944, s. 40.

143

Ernst R e u te r: M esken M eselesinin H al Ç a re le ri, Türk Ekonomi D em eği, Ankara, 1946.

144

Muhlis Ete: "Türkiye’nin Mesken Davası ve Mesken Siyaseti", B irinci T ü rk Yapı K ongresine S u n u lan R a p o rla r, Bayındırlık Bakanlığı, Ankara, 1946, s. 268-296.

145

M uhlis Ete: A g r, 278-282.

146

Ebül ula Mardin: K at M ülkiyeti, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul, 1948.

147

Nusret Uzgören: "Yapı Kooperatifleri", B irinci T ü rk Y apı K ongresine S u nulan R a p o rla r, Bayındırlık Bakanlığı, Ankara, 1946, s. 297-316.

148

Şefik Bilkur: "Özel Dilekler", B irinci T ü rk Y apı K ongresine Sunulan R a p o rla r, Bayındırlık Bakanlığı, Ankara, 1946, s. 317-318.

149

"M esken işleri Hakkında Yapı ve Kredi Bankasının Cevabi M ülaleası", B irinci T ü r k Y apı K ongresine S u n u lan R a p o rla r, Bayındırlık Bakanlığı, Ankara, 1946, s. 323.

150

Gerhard Kessler: "İstanbul’un M esken Meseleleri. I", Siyasi İlim ler M ecm uası, Ağustos, 1946, s. 185.

151

N.İ.G.: "Milli Korunma Kanununun Kiralara ait Olan 30’uncu Maddesinin Bugünkü Tatbik Şekli Kimlere Yarıyor?", E m lak S ah ip lerin in M ülkiyet M ecm uası, Yıl. 2, Sayı. 8,15 Ocak 1949. s. 11-12.

152


152

Leopold Ponzen: "Büyüyen Ev", Y apı, Yıl. 1 Sayı. 2 ,1 Aralık 1941. s. 9. Franz Hillinger: "Büyüyen Evler M ahallesi", Y apı, Yıl. 1, Sayı. 2 0 ,1 Eylül 1942.

153

Feridun Akozan: "İstanbul'da Ucuz ikam etgâh M eselesi", Y apı, Yıl. 1, Sayı. 3 ,1 5 Aralık 1941, s. 7-8.

154

A rif Şenıek: 1521940-1950 Y ılları A rasın d a T ü rk iy e 'd e K entleşm e, K onut ve Y apı Ü retim ine İlişkin G ö rü şle r, Yayınlanmamış Yüksek Linsans Tezi ODTÜ, Ankara, 1979, s. 72.

155

Hilmi Ziya (Ülken): "Şehir İçtimaiyatına Methal", İstan b u l Belediye M ecm uası, Yıl. VIII, Sayı. 86/13, Ekim, 1931, s. 44-52. Hilmi Ziya (Ülken): "Şehir içtim aiyatı", İsta n b u l Belediye M ecm uası, Yıl. VIII, Sayı. 87/13 Kasım, 1931, s. 96-102. Hilmi Ziya (Ülken): "Şehir İçtimaiyatı Şehrin Bünyevi Tetkiki", İstan b u l Belediye M ecm uası, Yıl. VIII, Sayı. 88/16, Aralık, 1931, s. 110-119. Hilmi Ziya (Ülken): "Şehir İçtimaiyatı Şehrin Bünyevi Tetkiki", İstan b u l Belediye M ecm uası, Yıl. VIII, Sayı. 89/17, Ocak, 1932, s. 178-186. Hilmi Ziya (Ülken): "Şehir İçtimaiyatı Şehrin Tekamülü", İstan b u l Belediye M ec­ m uası, Yıl. VIII, Sayı. 90/18, Şubat, 1932, s. 217-226. Hilmi Ziya (Ülken): "Şehirin İktisadi Fonksiyonu", İstan b u l Belediye M ecm uası, Yıl. VIII, Sayı. 93/21, M ayıs, 1932, s. 390-394.

156

Alfred Agache: "Bir Tatbiki Sosyoloji Numunesi Urbanizm", Siyasal B ilim ler M ecm uası, Yıl. 4,5, Sayı. 47-53, Şubat-Ağustos 1935. Mehmet Ali Şevki: "Şehirlerimizin Gelecek Planları ve Büyük Şehirli Türkiye", M ülkiye M ecm uası, Yıl. 4, Sayı. 45, 1934.

157

Gerhard Kessler: B üyük Ş eh irlerin tçtim ai Ç ehresi ve Z am an ım ızd a B üyük B ir Ş ehirden Beklenen V azifeler, İstanbul, 1934.

158

Nusrct Köymcn: C em iyet T eşk ilatlan m asın d a Köy ve Ş ehir Y a h u t Devletçiliğin E sasları, Çankaya M atbaası, 1939, s. 14.

159

Nusrct Köymcn: Age, s. 29

160

Nusret Köymen: Age, s. 37.

161

Behicc Boran: "Sosyolojide Yeni Araştırma Esasları”, Siyasi İlim ler M ecm uası, Sayı. 109, Nisan 1940, s. 35-41.

162

Bchice S. Boran: "Köy Davası Şehirleşmek Davasıdır", Siyasi İlim ler M ecm uası, Sayı. 111, 112, Haziran - Tem m uz 1940.

163

Behice Sadık Boran: "Şehir ve Şehirleşme Davamız", Y u rt ve D ünya, Sayı. 3, Mart 1941.

153


164

Behice S. Boran: "M odem Şehir Örneği", Y u rt D ünya, Cilt- 1, Sayı. 6, Haziran 1941.

165

Behice S. Boran: "M ücrim M ahalleler”, Y u rt ve D ünya, Cilt. 2, Sayı. 7, Temmuz. 1941, s. 32-40.

166

Hüseyin Avni: "İstanbul'un Nüfusu Neden Artıyor?”, Y u rt ve D ünya, Sayı. 31, Tem m uz 1943. Hüseyin Avni: "Şehre Doğru", Y u rt ve D ünya, Sayı. 18, Eylül 1942, s. 180-182.

167

N.S.B. Gras: E ko n o m ik Sosyolojiye G iriş, A.Ü. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Ankara, 1941. (Çeviren Niyazi Berkcs)

168

Hilmi Ziya Ülgen: "Büyük Şehir ve Genişlem e M eselesi", B a rış D ünyası, 14 Nisan 1 9 4 4 ,Sayı. 11. Yıl. l ,s .6 - 7 . Hilmi Ziya Ülgen: "Büyük Şehir M eselesi ve İnsan İradesinin Rolü", B arış D ünyası, 5 M ayıs 1944, Sayı. 14, Yıl. 1, s. 5-6. Hilmi Ziya Ülgen: "Büyük Şehir M eselesi", B arış D ünyası, 19 M ayıs 1944, Sayı. 16, Yıl. l ,s .5 - 6 .

169

Gerhard Kessler: "Zonguldak ve Karabük'teki Çalışma Şartlan", tç tim a i Siyaset K o n fe ra n sla rı, İstanbul Üniversitesi Y ayınlan, 1949.

170

Ziya F. Fındıkoğlu: "Türk Şehirleri İçinde Zonguldak'ın Hususi M ahiyeti” Sayı. 4, 1943. Ziya F. Fındıkoğlu: "Erzurum 'da İktisadi ve İçtimai M üşahadclcr", Ista n b u l İk tisat F ak ü ltesi M ecm uası, Cilt. 4, No. 1, 1942, s. 69-79, Cilt. 6, No. 3-4, 1945, s. 309324. Ziya F. Fındıkoğlu: "İstanbul'da Şchiriçi İnsan Nakli Meselesi vc Tramvay İşçilerinin Bugünkü Durumu", İçtim ai Siyaset K onferansları,tslanbul, 1949.

171

Gerhard Kessler: "İstanbul’da M esken Darlığı Mesken Sefaleti, Mesken İnşaatı". A rk ite k t, Sayı. 209-210, 1949.

172

Ekmcl Zadil: "İstanbul'da Mesken M eselesi ve Gecekondular", tçtim ai S iyaset. K o n feran sları, İstanbul Üniversitesi, tslanbul, 1949.

173

Falih Rıfkı Atay: "İşte Bolşeviklik", E m lak S ahiplerinin M ülkiyet M ecm uası, Yıl. 2, Sayı. 8 ,1 5 Ocak 1949, s. 8 ,1 6 .

174

Zeki Sayar: "İstanbul ve C ivarı”, A rk itek t, Yıl. 1953, Sayı. 9-12, s. 167. İsta n b u l P la n la m a sın d a G eçit D evresi T e d b irle ri Ş u ra Z ap tı, s. 96.

175

Ernest H. Jurkat: S tu d y o f P re se n t a n d F u tu re L anduse an d J o b T ra in in g R e q u ­ irem en ts in Ista n b u l A rea, O ctober, 1963, (Çoğaltılmış Rapor), s. 24.

176

T ü rk iy e C u m h u riy e ti H ü k ü m etleri 1923-1960, TC. Başbakanlık O ve M Daire Başkanlığı, A nkara, 1978, s. 1 7 6 + 1 0 ,+ 2 4 ,+ 7 5 ,+ 7 6 .+ 8 1 .

154


177

C elal B ayar'ın S öylev ve D em eçleri, 1920-1953, İş Bankası, Ankara, 1954, s. 391.

178

C elal B ayar'ın S öylev ve D em eçleri, 1920-1953, iş Bankası, Ankara, 1954, s. 419421.

179

C elal B ayar'ın S öylev ve D em eçleri, 1920-1953, İş Bankası, Ankara, 1954, s. 435.

180

T ü rk iye C u m h u riyeti H ü kü m etleri 1960-1978, TC. Başbakanlık O ve M Daire

Başkanlığı, Ankara, 1978, s. 11. 181

T ü rk iye C um hu riyeti H ü kü m etleri 1960-1978, TC. Başbakanlık O ve M Daire

Başkanlığı, Ankara, 1978, s. 2 4 ,2 5 . 182

K alkınm a Planı B irinci B eş Y ıl (1963-1967), T.C. Başbakanlık Devlet Planlama

Teşkilatı, Ankara, Ocak, 1963, s. 429. 183

K alkınm a Planı B irinci B eş Y ıl (1963-1967), s. 434-435.

184

T ü rk iye C um hu riyeti H ü kü m etleri 1960-1978, s. 61.

185

T ü rk iye C um hu riyeti H ü kü m etleri 1960-1978, s. 86.

186

Medeni Berk: "tm ar ve iskân Vekaletinin Teşkilat ve Vazifesi", Ü çüncü İskân ve Ş eh ircilik H aftası 21-23 M ayıs 1958, A.Ü.S.B.F, Ankara, 1959, s. 11.

187

Medeni Berk: A gm , s. 13.

188

G alip Adatcpe: Ş erhli ve İzahlı A fetler K anunu ile İm ar ve İstim lâk M evzuatı, Ankara, 1959. 50 Y ılda İm ar ve Y erleşm e 1923-1973, İmar ve İskân Bakanlığı, Ankara, 1973, s.

147-155. 189

Rona Aybay: K arşılaştırm alı 1961 A nayasası, l.Ü. Hukuk Fakültesi, İstanbul, 1963, s. 72, 76. Esin Örücü: S osyal R efah D evletind e Bir Sosyal Kam u H izm eti K on ut, l.Ü. Hu­ kuk Fakültesi, İstanbul, 1972, s. 118.

190

Mümtaz Soysal: A n ayasaya G iriş, AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi, Ankara, 1968, s. 180. Server Tanilli: D evlet ve D em okrasi, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul, 1981, s. 153.

191

Planlam a N edir? N için Plan Y ap ıyoru z?, Devlet Planlam a Teşkilatı Yayınları

No. 1, Ankara, Tem m uz 1961. 192

Fehmi Yavuz, Ruşen Keleş, Cevat Geray: Ş eh ircilik , A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi, Ankara, 1973, s. 639.

193

Esin Örücü: S osyal R efah D evletind e B ir Sosyal K am u H izm eti K onut, l.Ü. Hu­ kuk Fakültesi, İstanbul, 1972, s. 99, 100.

155


194

Memduh Tunçer, M. Fethi Arıemre, Rifat A kşic M illi K o ru n m a M evzuatı, Ankara, 1955, s. 371-423.

195

Hulusi Metin: "Mal Sahibi Kiracı", C u m h u riy e t, 1 Ocak 1993. T .C . Resm i G aze­ te, 31 Mayıs 1963 tarih ve 11416 sayılı.

196

Aydın Germen: "Şehirciler vc Planlar", Ü çüncü İskân ve Şehircilik H aftası K on­ fe ra n sla r, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Ankara, 1959, s. 72.

197

Orhan Alsaç: "Belediye İmar Kanunu", İller Belediyeler D ergisi, Sayı. 73, Ekim 1951. İlhan Tekeli, llber O naylı: Age, s. 148.

198

T B M M K av an in M ecm uası, Devre: X-lçtimai: 2, Cilt. 38-2, Ankara, 1 Kasım 1956.

199

C evat Erbel: "Şehircilik M eselelerine Bir Bakış", İller ve B elediyeler Dergisi, Sayı 12, Eylül 1951.

200

C evat Geray: Ş eh ir P lan lam asın ın Başlıca T a tb ik V asıtaları, A.Ü. Siyasal Bilgi­ ler Fakültesi, Ankara, 1960.

201

Esin Örücü: T a şın m a z M ülk iy etin e Bir K am u H u k u k u Y aklaşım ı M ülkiyet H ak k ın ın S ın ırlan m ası, t.Ü . Hukuk Fakültesi, İstanbul, 1976.

202

Esin Örücü: Age, s. 294.

203

T B M M K a n u n la r D ergisi, Dönem: IX-Toplaniı: 3, Cilt: 35, Ankara, 1 Kasım 1953. Ahm et Uzel: Age, s. 70-76.

204

Ahm et Uzel: Age, s. 76-83, Ek. 4.

205

H alk K o n u tları S ta n d a rtla rı, İmar vc İskân Bakanlığı Yayınları, No. 16, Ankara, 1964.

206

H alk K onutu P ro je le rin d e n Ö rn e k le r, İmar ve İskân Bakanlığı Mesken Genel M üdürlüğü, Ankara, (Tarihi Belirtilmemiş) Y erleştirm e- D olaşm a- O d a ve K onut A lanları, İmar vc İskân Bakanlığı Mesken Genel Müdürlüğü Araştırma Dairesi 10, Ankara, 1964. "Sosyal Mesken Standartları”, II. İm a r K ongresi, im ar ve İskân Bakanlığı, 28.V. 1962, 1. VI. 1962, Ankara, s. 175-223.

207

156

M. Şükrü Kaya: "Genel Açıklam a", H alk K o n u tları S ta n d a rtla rı S em ineri I, İmar ve İskân Bakanlığı M esken Genel M üdürlüğü Araştırma Dairesi Başkanlığı, 7-8-9 Ocak 1965.


208

Orhan Akbay: "istim lâk işleri", B elediyeler El K itabı, TODAİE, Ankara, 1963, s. 174.

209

iller ve B elediyeler D ergisi, Ekim

210

Orhan Akbay: Age, s. 174.

211

Ruşen Y. Keleş: "Bina Yapımım Teşvik ve izinsiz Yapılan Binalar", Belediyeler El Kitabı, TODAİE, Ankara, 1963, s. 164.

212

Ruşen Y. Keleş: Age, s. 165.

213

Fehmi Yavuz, Ruşen Keleş, Cevat Geray: Ş eh ircilik , A .Ü . Siyasal Bilgiler Fakültesi, Ankara, 1973, s. 6 0 8 -6 1 0 ,6 3 2 ,6 3 8 . T ü rk iye C um h u riyetin in E llinci Y ılın d a T ü rk iy e E m lak K redi B an k ası, Ankara, 1973, s. 49-97.

214

Yılmaz tnkaya: K onut P olitik aları Ü zerin e, ODTÜ, Ankara, 1971, (Yayınlanmamış Yeterlilik Tezi), s. 162-164.

1956, s. 639.

Esin Örücü: S osyal R efah D evletind e Bir Sosyal K am u H izm eti K on ut, l.Ü . Hu­ kuk Fakültesi, İstanbul, 1972, s. 108-112. Fehmi Yavuz, Ruşen Keleş, Cevat Geray: A ge, s. 609-913. 215

Fehmi Yavuz, Ruşen Keleş, Cevat Geray: A ge, s. 6 1 6 ,6 1 7 ,6 3 7 .

216

Fehmi Yavuz, Ruşen Keleş, C evat Geray: Age, s. 616.

217

Vergi R eform u n u n M anası ve M u h tevası ve T ü rk iy e'd e V ergi R eform H are­ k etleri, Türkiye Ticaret Odaları, Sanayi Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği, Anka­ ra, 1966.

218

Celal Nuri Tan, Niyazi Urul: A razi ve Bina V ergileri K an un ları ve T a tb ik a tı, Ankara, 1960. Celal Nuri Tan: A razi ve B ina V ergileri K an un ları ve T a tb ik a tı A dlı K itabın Y ayın lan m asın d an S on ra Y ü rü rlü ğe G iren M ezk u r V ergilerle İlgili K an un lar,

Ankara, 1968. 219

Vergi R eform K om isyonu R ap orları, Cilt. Ill, İstanbul, 1970, s. 287-345.

220

V ergi R eform K om isyon u R ap orları, Cilt. I, İstanbul - 1969, s. 258-268.

221

V eraset ve İntikal V ergisi El K itabı, M aliye Bakanlığı Ellinci Yıl Y ayınlan, An­

kara, 1974. 222

T B M M K avanin M ecm u ası, Cilt. 36, 14 M ayıs 1954, Ankara, s. 74.

223

M illet M eclisi T u ta n a k D ergisi, Dönem. 1, Toplanu. 4 ,6 2 . Birleşim, 23 Şubat

1965, Cilt. 36, s. 332. 224

Safa Reisoğlu: Y eni K anuna G öre K at M ü lk iyeti ve K at İrtifak ları, Ankara, 1966.

157


225

Safa Reisoğlu: Age, s. 22.

226

Celal Erdoğan: K at M ülkiyeti ve B u n d an Doğan D av alar, Ankara, 1968. s. 2429.

227

M illet M eclisi T u ta n a k D ergisi, Dönem. 1, Toplantı. 4 ,6 4 . Birleşim, 25 Şubal 1965, Cilt. 36, s. 4 1 8 .4 1 9 .

228

M illet M eclisi T u ta n a k D ergisi, Dönem. 1, Toplantı. 4, 62. Birleşim, 23 Şubat 1965, Cilt. 36. s. 337-342.

229

M illet M eclisi T u ta n a k D ergisi, Dönem. 1, Toplantı. 4 ,6 3 . Birleşim, 24Şubat 1965, Cilt. 36. s. 362.

230

M illet M eclisi T u ta n a k D ergisi, Dönem. 1, Toplanu. 4 ,7 3 . Birleşim, 11 Mart 1965, Cilt. 37. s. 344.

231

Orhan Alsaç: "M esken Kanunu H azırlıkları", D ördüncü İskân ve Ş ehircilik H af­ tası K o n feran sları 19-21 N isan 1960, A.Ü. SBF, Ankara, 1961, s. 31-39.

232

G enel N üfus Sayım ı N üfusun Sosyal ve E konom ik N itelikleri, T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü, Ankara, 1969, s. 706.

233

Turhan Yörükhan, Nadire Çulhacı: İstatistik V erilere G ö re T ü rk iy e 'd e K onut N i­ telikleri, İm ar ve İskân Bakanlığı Mesken Genel Müdürlüğü, Ankara, 1974, Tablo. 5 0 ,5 1 .

234

Turhan Yörükhan, Nadire Ç u lh a c ı: Age, Tablo. 19.

235

Turhan Yörükhan, N adire Ç u lhacırlstatistik V erilere G öre T ü rk iy e 'd e K o n u t Ni­ telik leri A ç ık la m a la r, İmar ve İskân Bakanlığı Mesken Genel Müdürlüğü, Ankara, 1974, s. 25-27.

236

Turhan Yörükhan, Nadire Çulhacı, Age, Tablo, 4 5 ,4 6 ,4 7 .

237

Scientific R esearch an d T echnology in R elation to th e Econom ic D evelopm ent o f T u rk e y , V olum e II, T h e C o n stru ctio n S ector, OECD, Paris, 1967, s. 8,9.

Yıldırım Koç: T ü rk iy e 'd e İn şa a t S e k tö rü , Yol İş Federasyonu, Ankara, (Tarih Be­ lirtilm em iş), s. 18. 238

Ali Özcan Kaya: A ge, s. 40.

239

H alk K o n u tla rı S ta n d a rtla rı S em ineri, İmar ve İskân Bakanlığı Mesken Genci Müdürlüğü, Ankara, 1965, s. 253.

240

İlhan Tekeli: "Türkiye'de Konul Sunumunun Davranışsal Nitelikleri ve Konut Kesi­ minde Bunalım", K o n u t'8 1 , Kenl-Koop, Ankara, 1982, s. 71-75.

241

Ruşen Keleş: T ü rk iy e 'd e K o n u t K o o p eratifleri, İmar ve İskân Bakanlığı Mesken Genel M üdürlüğü, Ankara, 1967, s. 64, 170.

158


242

Yılmaz lnkaya: K o n u t P o litik aları Ü zerine, s. 166-171.

243

Ruşen Keleş: T ü rk iy e 'd e K onut K oo p eratifleri, İmar ve İskân Bakanlığı Mesken Genel M üdürlüğü, Ankara, 1967, s. 4 5 ,4 6 .

244

Ruşen Keleş: A ge, s. 72.

245

Ruşen Keleş: Age, s. 105.

246

Kemal Ahmet Aru Rcbii Gorbon: "Levent Mahallesi ”, A rk ite k t, Yıl 1952, Sayı 174-181. Kemal A hm et Aru: "Levend 4. M ahallesi", A rk ite k t, Yıl. 1956, Sayı 285, s. 140153.

247

M ehmet Aktan: "İstanbul Ataköy’de İnşa Edilecek Sosyal Mesken Çalışmaları", İm a r ve tsk â n B akanlığı Aylık B ülteni, Sayı. 5,15 Eylül 1961, s. 4-5.

248

50 Y ılda îm a r ve Y erleşm e, s. 158-159.

249

İm a r ve tsk â n B akanlığı Aylık B ülteni, Sayı. 25, 15 Mayıs 1963, s. 13. İm a r ve tsk â n B akanlığı Aylık B ülteni, Sayı. 31, 15 Kasım 1963, s. 13.

250

Yılmaz lnkaya: Age, s. 155.

251

Huey Louis Kostanick: T u rk ish R esettlem ent o f B u lgarian T u rk s 1950-1953, University o f California Press, Berkeley and Los Angeles, 1957, s. 100, 119.

252

B aşvekalet T o p ra k ve tsk â n G enel M ü d ü rlü ğ ü Ç alışm aları, Ankara, 1955, s. 93.

253

Ali Özcan Kaya: Age, s. 39.

254

II. İm a r K ongresi İmar vc İskân Bakanlığı, Ankara, 28 V 1962-1 VI 1962, s. 256.

255

Skidmore O w ings and Merili: Construction Town Planning and Housing in Turkey, New York, 1951.

256

D onald M onson: T ü rk iy e 'd e İşçi E vleri H ak k ın d a R a p o r, 1953 (Çoğaltma). Ruşen Keleş: "Türkiye'de Sosyal Konul Politikası", Siyasal B ilgiler F akültesi D er­ gisi, C ilt XXI, Yıl. 1986, Sayı. 2, s. 204.

257

Charles Abrams: T h e Need for T ra in in g a n d E d u catio n for H ousing an d P lan ­ ning, U.N., TA A /TU R/ 13,23 Ağustos 1955. Charles Abrams: M a n 's S truggle for S helter in an U rbanizing W o rld , M.I.T. Press, 1964, s. 193-208.

258

Bernard Wagner: H ousing in T u rk e y , 1955-1956, (Çoğaltma) Bernard Wagner: Türkiye'de Mesken M eselesi", A rk itek t, No: 284, 1956, s. 78-92.

159


Bernard W agner: "Türkiyedc Mesken M eselesi", A rk ite k t, No. 285, 1956, s. 119139. 259

Fehmi Yavuz: Şehirciliğim iz H a k k ın d a M ukayeseli R a p o rla r, A.Ü. Siyasal Bil­ giler Fakültesi, Ankara, 1956, s. 13, 15. Ruşen Keleş: "Türkiye'de Sosyal Konut Politikası", Siyasal Bilgiler F akültesi D er­ gisi, C ilt XXI, Yıl. 1986, Sayı. 2, s. 206.

260

A rk ite k t, No. 284, 1956. s. 68-69. Bernard W agner: "Bursa İşçi Evleri", A rk itek t, No. 286, 1957, s. 35-36.

261

Fredrick Bath: R e p o rt on H ousing in T u rk e y , United Nations, TA O /TU R/ 27, New York, 12 O ctober 1960.

262

B. W edler: T ü rk iy e 'd e B üyük B ir M esken İnşaatı P ro g ram ın ın T a tb ik a tı ile İlgili Y apı M alzem eleri ve Y apı T a rz la rı K onusunda R a p o r, İmar ve İskân B a­ kanlığı, 1963.

263

M. Chailloux- Dantel: T ü rk iy e 'd e M esken P roblem i, TODAIE, Ankara, 1961.

264

A. Johansson: T h e İller B an k ası E m lak K redi B ankası Agencies fo r C um m unity Im p ro v e m e n t a n d L ow -C ost H ousing, 1961. (Çoğaltma). Esin Örücü: Sosyal R efah D evletinde B ir Sosyal K am u H izm eti K onut, s. 153154.

265

Fehmi Yavuz, Ruşen Keleş, Cevat Geray: Age, s. 696.

266

Richard M etcalf: T ü rk iy e 'n in K o n u t Politikası ve P ro g ra m la rın a İlişkin T avsiy­ eler, (Çev. Pcrran Çetin), İmar ve İskân Bakanlığı, Ankara, 1963, (Çoğaltma). Charles W .M . Hart: Z e y tin b u m u G ecekondu Bölgesi, İstanbul Ticaret Odası Yayını, İstanbul, 1969, s. 116-117.

267

Fehmi Yavuz, Ruşen Keleş, Cevat Geray: Age, s. 683-684.

268

II. im a r K ongresi, İmar ve İskân Bakanlığı, Ankara, 28 V. 1962-1 VI 1962.

269

Tarhan Erdem: "Konut Siyasası Kriterleri ve Bir Yöntem Önermesi", K onut Sem i­ n eri TEK SİF 7-9 Eylül 1964, İstanbul.

270

Tulgar Can: "Kalkınma Planı Açısından Konut Davamız", K onut Sem ineri TEK SİF 7-9 Eylül 1964, İstanbul.

271

Scrm et Gürel: "Prefabrike İnşaat M etodu ve Konul Probleminin Çözüm lenm esindeki Rolü", K o n u t S em ineri TEKSİF 7-9 Eylül 1964, İstanbul. Nccmi İnanç: "Konul Problem inin Çözülmesinde İnşaatın Sanayileşmesi veya Pre­ fabrikasyonda M uhtelif Sistemlerin Ö zellikleri", K onut Sem ineri TEKSİF 7-9 Eylül 1964, İstanbul.

160


272

Türk M imarlar Odası: B ildiri 1960 Y u rd u m u z d a İm a r Ç a b a la rı, Ankara, 1960, s. 25-31.

273

İs ta n b u l'd a M esken D avasını ve H alk M eskenleri P roblem ini E tü d İçin T eşkil E dilm iş K om isyonların R a p o rla rı, İstanbul, 1950.

274

E m est Egli: "Türkiye'deki M esken Meselesinin Halline Dair M uvakkat Rapor", TODAİE, Ankara, 1954. (Çoğaltma).

275

C ahit Talaş: "M esken Davam ız", A.Ü. Siyasal Bilgiler F akültesi Dergisi, Cilt. X, Sayı. 1, s. 1-14.

276

Sadun Aren: "M esken thtiyacım ız ve İktisadi M eseleleri", tsk ân ve Şehircilik H af­ tası K o n fe ra n sla rı. I, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Ankara, 1955, s. 33-42.

277

Raıip Yüceuluğ: N üfuslu Ş eh irlerd e Aile, M esken ve K ira D u ru m u , Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Ankara, 1959. Ratip Yüceuluğ: "100 Binden Fazla Nüfuslu Şehirlerde Aile, Kira ve Mesken Duru­ mu", Ü çüncü Ş ehircilik ve İsk ân H aftası K on feran sları, Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, Ankara, 1959.

278

1960 M esken Ş a rtla rı A nketi, DÎE Yayın No. 428, Ankara, 1962.

279

1963 K o n u t Sayım ı 5000'den Az N üfuslu Y erleşm elerde, DİE, Yayın No. 498, Ankara, 1966.

280

CH P Araştırma Bürosu: Ş ehirlere A kın ve M esken D avası, Ankara, 1959.

281

Andre Block: M esken İh tiyacının T ah m in i, A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi, An­ kara, 1961.

282

Cevat Geray: "M esken İhtiyacının Tahmini ve Şehirlerimizdeki Mesken İhtiyacı Hakkında Bir D enem e", D ö rdüncü Ş ehircilik İskân H aftası K o n feran sları, A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi, Ankara, 1961, s. 65-85.

283

M esken D avam ız, İmar ve tskân Bakanlığı Mesken Genel Müdürlüğü, Ankara, 1962.

284

K o n u t S e k tö rü , Devlet Planlama Teşkilatı, Ankara, 1962.

285

K onut. I Ş ehir K o n u tları S ta n d a rtla rın ın T esbiti, İstanbul Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Yapı Araştırma Kurumu, İstanbul, 9-10 Aralık 1963.

286

Gündüz Özdeş: "Yerleşme Yoğunluğu Bakımından Standartlaşma", K onut Paneli. I.

287

Hande Suher: "Bölge Şanları İçinde Standartlaşma", K onut Paneli. I.

161


288

Allan Öke: "Konul İçinde Y er Alacak Eylemlere Uygunluk Bakımından Konut Standartları", K o n u t P aneli. I.

289

Orhan Bozkurt: "Oturma ve Dinlenme Eylemleri Grubunda Standartlaşma ve Konul Kişiliği", K o n u t Paneli. I.

290

H alk K o n u tları S ta n d a rtla rı S em ineri -1, İmar ve İskân Bakanlığı Mesken Genel M üdürlüğü, Ankara, 7-9 Ocak 1965, s. 6-9.

291

H alk K o n u tları S ta n d a rtla rı S em ineri - 1, s. 17.

292

H alk K o n u tta n S ta n d a rtla rı S em ineri - 1, s. 21-32

293

H alk K o n u tları S ta n d a rtla rı S em ineri - 1, s. 70-75.

294

H alk K o n u tları S ta n d a rtla rı S em ineri • 1, s. 84-95.

295

H alk K o n u tları S ta n d a rtla rı S em ineri - 1, s. 234-238.

296

H a lk K o n u tla rı S ta n d a rtla rı Sem ineri - 1 , s. 175-185.

297

H alk K o n u tları S ta n d a rtla rı Sem ineri - 1 , s. 186-196.

298

K o n u t P aneli II M em leketim izde H alk K o n u tları P ro jelerin in D üzenlenm esine E tk i Y ap an F a k tö rle r, t.T.Ü. Mimarlık Fakültesi, Yapı Araştırma Kurumu, İstanbul 11-13, M art 1965, (Çoğaltma).

299

Zeyyat Hatipoğlu: "Türkiye'de Konul İnşaatının Finansman Meseleleri vc Bir T ek­ l i f , K o n u t Paneli. II.

300

Gündüz Özdeş: "Halk Konutları Yerleşme Düzeni", K onut Paneli. II.

301

Hande Çağlar: Yeni isk â n Ü niteleri, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, İstanbul, 1957.

302

Orhan Bozkurt: K om şuluk ik am etg âh ın Y akın Ç evresi, İstanbul Teknik Üniversitesi, M imarlık Fakültesi: İstanbul, 1961.

303

İrfan H. Bayhan: M esken T ip leri Y erleşm e F o rm ları, İstanbul Teknik Okulu Y ayınlan, İstanbul, 1962.

304

İbrahim Öğretmen: A n k a ra 'd a 158 G ecekondu, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgi­ ler Fakültesi, Ankara, 1957, s. 25, 30.

305

G ranville Sewell: S q u a tte r S ettlem en ts in T u rk e y : A nalysis o f a Social, Political an d Econom ic P roblem , M assachusetts Institute o f Technology .Ju n e, 1964. (Yayınlanmam ış Doktora Tezi)

306

Granville Sewell: Age, s. 76-86.

307

Bu stüdyoda çalışan öğrenciler Tansı Şcnyapılı, İrem Acaroğlu vc tlhan Tekeli’dir.

162


308

Gönül Tankut: A n k a ra 'd a G ecekondu P roblem i, O rta Doğu Teknik Üniversitesi, Ankara, 1961 (Çoğaltma) aynı zam anda M im arlık ve S an at, No. 7-8,1963.

309

İbrahim Yasa: A n k a ra 'd a G ecekondu A ileleri, Akın Matbaası, Ankara, 1966.

310

İbrahim Yasa: Age, s. 229-236.

311

Charles W. Hart: "İstanbul Gecekondularında Yapılan Araştırmaların İlk So­ nuçlan", K o n u t S em ineri, TEKSİF, İstanbul, 7-9 Eylül 1964.

312

Charles W. M. Hart: Z e y tin b u m u G ecekondu Bölgesi, İstanbul Ticaret Odası Yayını, İstanbul, 1969.

313

Charles W. M. H an: Age, s. 89.

314

Nuri Baylar: "Zeytinbumu vc Nuripaşa M ahallesinde İkamet Eden Ev Sahipleri ile İlgili Bir Takip AraşUrması", yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Antropoloji Bölümü, İstanbul, Şenol Ekiz: "Zeytinbumu Nuripaşa M ahallesi G ecekondulannda 1962-1968 Y ıllan Süresince Tapu Durumunda Değişmeler", Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Antropoloji Bölümü, İstanbul. Serap Ertüzün: "Zeytinbumu Kazası Süm er Mahallesinde İkamet Eden Ev Sahiple­ rinin 1969 Yılında 12-20 Yaş Arası Çocuklar Üzerinde Bir Araştırma", Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Antropoloji Bölümü, İstanbul. Günel Tckincl: "Gültcpc-Harm antepc Gecekondu Bölgesindeki Ebeveynlerin Eğilim Dereceleri ile Ekonomik Durumları Arasındaki Bağlantı ve Çocukların Eğitimi Konusundaki Tutumları", Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Antropoloji Bölümü, İstanbul.

315

İzm ir-G ü rçeşm e G ecekondu A ra ştırm a sı, İmar ve İskân Bakanlığı Mesken Genel Müdürlüğü Araştırma Dairesi, Ankara, 1964.

316

A n k ara-G ü lv eren G ecekondu A ra ştırm a sı, İmar ve İskân Bakanlığı Mesken G e­ nel Müdürlüğü Araştırma Dairesi, Ankara, 1964.

317

A n k a ra -Ç in ç in b a ğ ları G ecekondu A raştırm ası, İmar ve İskân Bakanlığı Mesken Genel Müdürlüğü Araşiırma Dairesi, Ankara, 1964.

318

A n k a ra - T o p ra k lık G ecekondu A ra ştırm a sı, İmar ve İskân Bakanlığı Mesken Genel M üdürlüğü Araştırma Dairesi, Ankara, 1964.

319

A n k a ra - G ülv eren Ç in çin b ağ ları ve T o p ra k lı G ecekonduları, imar ve İskân Ba­ kanlığı M esken Genel Müdürlüğü Araştırma Dairesi, Ankara, 1964.

320

A n k a ra -E sa t Ç an k ay a ve D ikm en G ecek o n d u ları, İmar ve İskân Bakanlığı Mesken Genel M üdürlüğü Araştırma Dairesi, Ankara, 1964.

163


32)

B u rsa -lz m ir-lsta n b u l A nadolu Y akası G ecekondu B ölgelerinin T am am ın d a Y apılan Ö rn ek lem eli A ra ştırm a , İmar ve İskân Bakanlığı Mesken Genel Müdürlüğü Araştırma Dairesi, Ankara, 1964.

322

Turhan Yörükhan: G ecek o n d u lar ve G ecekondu B ölgelerinin S osyo-K üttürel ö z e llik le ri, im ar ve iskân Bakanlığı Mesken Genel Müdürlüğü, Sosyal Araştırmalar Dairesi, Ankara, 1968.

323

13 B üyük Ş eh ird e G ecekondu, İm ar ve İskân Bakanlığı Mesken Genel Müdürlüğü Araştırma Dairesi, Ankara, 1964.

324

II. im a r K ongresi, s. 265.

325

Yakup Kadri Karaosmanoğlu: P a n o ra m a , Remzi Kitabevi, İstanbul, 1972, s. 112. (İlk Baskı 1953 Yılında)

326

Ruşen Keleş: T ü rk iy e 'd e K o n u t K ooperatifleri, İmar ve İskân Bakanlığı Mesken Genel M üdürlüğü, Ankara, 1967.

327

Ruşen Keleş: Age, s. 5.

328

Kuşen Keleş: Age, s. 88-97.

329

Ruşen Keleş: Age, s. 222-224.

330

Ruşen Keleş: Age, s. 224-227.

331

Birsen Doruk: İşçi K o n u tları O rg an izasy o n u n d a îşveren + lşçi+ M im ar B ağlantısı Y önünden T ü rk iy e İçin B ir A ra ştırm a, İstanbul Teknik Üniversitesi, İstanbul, 1965.

332

Sedad H. Eldem: T ü rk Evi T ip le ri, İstanbul Teknik Üniversitesi, İstanbul, 1955, s. 11.

333

Ruhi Kafesçioğlu: K uzey-B atı A n a d o lu 'd a A hşap Ev T ip le ri, İstanbul Teknik Üniversitesi, İstanbul, 1955.

334

M ahmut Akok: "Çankırı’nın Eski Evleri", A rk itek t, Sayı 22/7-8, 1953, s. 142-153. M ahmut Akok: "Tokat Şehrinin Eski Evleri", Yıllık A ra ştırm a la r D ergisi, Sayı. 2, 1957,s. 129-151. M ahm ut Akok: "Kütahya ve Uşak Şehirlerinin Eski Evleri", T ü r k E tnografya D er­ gisi, Sayı. 6, 1965, s. 5-17. Erdem Aksoy: "Türk Evi Anadolu Evi”, M im arlık , Sayı. 6 ,1 9 6 2 , s. 216-217. Erdem Aksoy: "Orta Mekan: Türk Sivil M imarisinde Temel Kuruluş Prensibi", M i­ m a rlık , Sayı. 7-8, 1963, s. 39-91. Doğan Erginbaş: D iy a rb a k ır E vleri, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi, İstanbul, 1953.

164


Lami Eser: K ü tah y a E vleri, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi, İstanbul, 1955. Mesut Evren: T ü rk E vin d e Ç ık m a, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi, İstanbul, 1955. 335

Bülent Özer: R ejyonalizm , Ü niversalizm ve Ç ağdaş M im arim iz Ü zerine B ir De­ nem e, İstanbul Teknik Üniversitesi M imarlık Fakültesi, İstanbul, 1965.

336

Doğan Kuban: "Bizde Rejyonalizm Üzerine", M im arlık ve S a n at, Sayı. 1, s. 1415.

337

Kemal Ahm et Aru: İkinci D ünya H a rb in d e n S o n ra G a rp A v ru p asın d a M esken P roblem i, İstanbul Teknik Üniversitesi, İstanbul, 1951.

338

Birleşmiş M illetler Ekonom ik ve Sosyal Konsey Yayını: (Çev: Cahit Talaş) A vru­ pa M em lek etlerin d e K ira Politikası, A.Ü. SBF Yayını, Ankara, 1954.

339

Mithat Niyazi Resnelioğlu: P arselledim S atıy o ru m , İstanbul, 1955.

340

K onut A ra ş tırm a la rı K oordinasyon T oplantısı, İmar ve İskân Bakanlığı Mesken Genel Müdürlüğü, Ankara, 1964.

341

TBTAK: İn şa a t S e k tö rü n d e A ra ştırm a la rın P ro g ram lam ası K ollokyum u 28-29 H aziran 1965, Ankara, 1966.

342

Lami Eser: P re fa b rik a sy o n , l.T.Ü , M imarlık Fakültesi Yapı Araştırma Kurumu, İstanbul, 1960.

343

W olfgang Triebel: G eleneksel M eto d lar ile R asyonel İn şaat, İmar ve İskân Ba­ kanlığı, Ankara, 1963.

344

İn şa a t S ek tö rü n d e A m aca U laşılm asını Ö nleyen N edenler, K am u Z a ra rla rı Ç özüm Y olları, TM M OB M imarlar Odası, Ankara, 1964.

165


ISBN 975-19-1180^


İlhan tekeli türkiyede ve yaşamda ve yazında konut sorununun gelişimi