Issuu on Google+

C

M

Y

CM

MY

CY

CMY

K


Yirmibir Mimarlık, Tasarım, Mekân Depo Yayıncılık adına sahibi ve yayın yönetmeni Kuyaş Örs yazı işleri müdürü (sorumlu) Hülya Ertaş Ürer endüstriyel tasarım editörü Elif Esmez peyzaj ve blog yuvası editörü Enise B. Karaçizmeli yardımcı editör Bihter Çelik

Fikir üretme süreci

satış ve pazarlama koordinatörü Eda Ünsalan reklam müdürü Burcu Hinginar Akıncı okuyucu ilişkileri sorumlusu Biriçim Kalender grafik tasarım Aslıhan Özgen sayfa tasarım ve uygulama Sibel Gündoğdu grafik asistanı Doğukan Bilgin kapak tasarımı Emre Çıkınoğlu, BEK web tasarımı Ufuk Demirgüç Anıl Dönmez Turgay Tuğsuz kapak fotoğrafı odtü Modelleme ve Simülasyon Araştırma ve Uygulama Merkezi, Ankara, 2010 © Yunus Özkazanç basım yeri Ofset Yapımevi Yahya Kemal Mahallesi Şair Sokak No: 4 Kağıthane, İstanbul yönetim yeri Depo Yayıncılık Hacı İzzet Paşa Sokak Rota 1 Apartmanı 12/2 34427 Gümüşsuyu İstanbul 0212 251 1811 xxi@depo.com.tr genel dağıtım DPP Yerel süreli yayın. Dergide yer alan yazı ve fotoğrafların tamamı ya da bir bölümü, Depo Yayıncılık’ın yazılı izni olmadan kullanılamaz.

Depo Yayıncılık çevreye etkisini azaltmak için tüm yayınlarını %100 dönüştürülmüş kağıtlara basıyor.

XXI bu ay çeşitli ölçekler ve fazlarda projelere yer veriyor. Mimari tartışmaların çoğunun bitmiş ürün üzerinden yürütülüyor olmasına karşın mimarlığın fikri üretiminin çok yoğun olduğunu düşündüğümüz yarışma projelerine ve de fikir projelerine de alan açmak istiyoruz. Bu ay yer verdiğimiz Vardø Limanı Yeniden Canlandırma Projesi, sosyal, ekonomik, jeopolitik ve ekolojik meselelerin kent mekanı üzerinde nasıl etkiyebileceğini ve hep birlikte işleyerek onu nasıl iyileştirebileceğini araştırıyor. 2050 için geliştirilen vizyon üç aşamalı olarak hayata geçiyor: Öncelikle 2010'da kültür etkinliklerinin eklenmesini, 2030'da mevcut boş sanayi tesislerinin dönüştürülerek kente kazandırılmasını ve en nihayetinde 2050'deyse ekonominin ticari ve ekolojik yatırımlarla canlandırılmasını öngörüyor Langdon Reis Architects ile Kelly Doran ve Louis Hall'ın projesi. Yazgan Tasarım'ın ODTÜ Teknokent'te konumlanan araştırma merkezi projesiyse, bir grid sistemi etrafında kurgulanan süreciyle hem tasarım hem de yapım aşamalarında mimarlık ofisinin çalışma biçimini belirlemiş. Burada bitmiş üründen ziyade tasarım sürecinin konuşulduğu bir söyleşiyle sunduğumuz proje, bu süreç tasarımına binanın kullanımı

boyunca karşılaşılabilecek yeni durumlara esnekliğiyle yanıt verebilmesini de olanaklı kılıyor. Kerem Yazgan'ın “tasarım eyleminin tasarımı” olarak nitelendirdiği bu yaklaşımı izlemek, sadece mimarlar için değil yaratıcı eylemde bulunan her disiplinden kişiler için ilginç olsa gerek. Sürece yönelik başka bir yaklaşımıysa Iannis Xenakis sunuyor. Philips Pavyonu'nda Le Corbusier ile birlikte çalışan besteci ve mimar Xenakis, müziğini onun fen ve matematikle ilişkisi üzerine oluşturuyor. Notaların kinetik enerjisi, bestenin ritmini belirliyor. Xenakis'in müziğinin mekanla ilişkisi ise belki de en net ifadesini Philips Pavyonu'nda bulmuştu. Pavyonun hacmiyle kullandığı ses perdeleri arasında doğrudan bir ilişki kuran Xenakis'in hem mimarlık hem de nota çizimleri 8 Nisan'a dek New York'taki The Drawing Center'da sergileniyor. Düzeltme: XXI Dergisi Şubat 2010, 86. sayısında kapak fotoğrafı Ahmet Ertuğ olarak yazılmıştır, doğrusu Özlem Avcıoğlu olacaktır. Düzeltir, özür dileriz.

XXI


köşe yazarı gülsüm baydar ODTÜ Mimarl›k Bölümü'nde lisans ve yüksek lisans programlar›n› bitirdikten sonra Kaliforniya Üniversitesi'nde Mimarl›k Tarihi alan›nda doktora yapt›. UC Santa Cruz, National University of Singapore, MIT, University of Adelaide ve Bilkent Üniversitesi'ndeki akademik pozisyonlar›n›n ard›ndan 2006 y›l›ndan beri ‹zmir Ekonomi Üniversitesi'nde Mimarl›k Bölümü başkanl›ğ›n› sürdürüyor.

katkıda bulunanlar

Faruk Malhan 1947 yılında doğdu. ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nden mezun olduktan sonra 1971 yılında Ankara’da kurduğu metal atölyesiyle kariyerine başladı. Bu küçük atölyeden Koleksiyon markasını yarattı. Halen kurucusu olduğu Koleksiyon Mobilya’nın Yönetim Kurulu Başkanı olarak görevini sürdürüyor.

Fırat Kesim 2006'da MSGSÜ Arkeoloji Bölümü'nden mezun oldu. İTÜ Mimarlık Tarihi Bölümü'nde yüksek lisansına devam ediyor. 2003 yılından beri Çanakkale'de Assos, Tekirdağ'da Heraion Teichos, Burdur'da Sagalassos, Mardin'de Dara kazı alanlarındaki arkeolojik çalışmalara katıldı.

Merve Ünsal Princeton Üniversitesi’nde Sanat Tarihi ve Görsel Sanatlar Bölümü’nü bitirdi. Halen New York'ta Parsons The New School of Design'da fotoğraf yüksek lisans programına devam ediyor.

pınar arslan İTÜ Şehir ve Bölge Planlaması Bölümü'ne girerek başladığı üniversite hayatını 2009 yılında Mimarlık Bölümü'nden mezun olarak tamamladı. 2005-2006 eğitim yılında Erasmus öğrencisi olarak Ecole Nationale Supérieure d'Architecture de Grenoble'da okudu. 2009 Nisan ayından itibaren Yeni Mimar Kent ve Mimarlık Gazetesi'nde editör olarak çalışıyor.

MART 2010 - XXI 2

katkıcılar

Chloe Pieyre 1984 yılında doğdu. Ecole Nationale Supérieure d'Architecture de Grenoble'dan mezun oldu. İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü'nde değişim öğrencisi olarak bulundu.

Eray Çaylı Lisans eğitimini İTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü'nde 2007 yılında tamamladı. Konstfack University of Arts, Crafts and Design'da Experience Design Group master programına devam ediyor. Araştırma ilgi alanları arasında tasarımın gündelik hayat, politika ve modernitenin çeşitli şekilleriyle olan karşılıklı ilişkisi yer alıyor.

Sophıe Lachenal 1986'da doğdu. Ecole Nationale Supérieure d'Architecture de Grenoble'dan mezun oldu. University of Sao Paulo'da değişim öğrencisi olarak bulundu. Sao Paulo'da Çatısız İşçiler için ve Belçika'da geçici kentsel öğeler yaratmak üzerine farklı etkinliklerde bulundu.


güncel 8 IŞIKLAR İÇİNDE LYON

24 KUTSAL KAYANIN İZİNDE

Lyon Aydınlatma Festivali, yine ziyaretçilerine tüm kente yayılan bir deneyim sundu. Aydınlatma tasarımları mimarlık, kültürel miras ve ekoloji gibi konulara eğilerek kente etkidi.

10 TASARIMDA KURGU VE BİLİM

59. Stokholm Mobilya Fuarı'nda öne çıkan örnekler gösteriyor ki, artık "fark yaratan tasarım" denildiği zaman bir kutuplaşma anlaşılacak. Bir uçta tasarım olarak pazarlama ve pazarlama olarak tasarım konumlanırken, diğerinde ise belirli sorunlara odaklanan bilimsel uzmanlaşma yer alacak.

Milli Reasürans tarafından yayınlanan Milas Çomakdağ kitabı, yörenin antik çağlardaki yaşamının izini sürerken bir yandan da bu yaşamı mimarisinde nasıl sürdürdüğünün izini arıyor.

proje 30 üç boyutlu matrİs ODTÜ Teknokent'te yer alan ve çevresi ağaçlarla kaplı bir alanda konumlanan yapı, bir grid üzerinden kurgulanan süreci sayesinde hem tasarım hem de yapım aşamalarındaki işbirliklerini kolaylaştırmış.

16 EŞİk cİnlerİ/ gülsüm baydar

MART 2010 - XXI 4

İçİndekİler

Mutlu Sonlar ve Başka Dünyalar

18 MÜZİK VE MİMARLIK ARAKESİTİNDE

15 Ocak - 8 Nisan tarihlerinde The Drawing Center'da sergilenen Iannis Xenakis: Composer, Architect, Visionary (Besteci, Mimar, Hayalperest) sergisi, sanatçının; müzik, mimarlık ve sanat arakesitindeki çalışmalarını aktarıyor.

22 ambiente'de türkİye rüzgarı

12 - 16 Şubat tarihleri arasında Frankfurt'ta gerçekleştirilen Ambiente Fuarı, Türkiye'nin katılımı ve görünümü açısından bu yıl önemli bir etkinlik oldu.

36 MANZARA ÇERÇEVELERİ

Güney Kore'nin Jeju Adası'nda açılan yeni sanat müzesi, bulunduğu coğrafyayla bütünleşik tasarıma sahip. Araştırma, koruma, sergi ve eğitim programlarını içeren projeyi, tasarım ekibinden Tana Hovland ile konuştuk.


40 Nokta Market

54 KENT İÇİ EĞLENCELİ ULAŞIM Slovenya'nın Lubyana kentinde, bir market zinciri olan Mercator'a bir alışveriş merkezi tasarlayan Ofis Arhitekti, kısıtlı bir bütçe dahilinde projeyi çözümlemek zorunda kalmış.

Klasik taşıyıcı bisiklet ile puseti bir araya getiren Taga, farklı kullanım senaryosuyla ebeveynler ve çocuklar için geliştirilen yeni bir kent içi taşıma/ulaşım aracı. Taga'yı, tasarımını gerçekleştiren Taga B.V.'den Hagai Barak anlattı.

44 LİMANLA KUTUPLARI KORUMAK

EUROPAN 10 Ödülü kazanan, Norveç'teki Vardø Limanı'nın yeniden canlandırılmasıyla kıyısında bulunduğu arktik suların da geleceğinde belirleyici bir rol üstlenebileceğini öneren proje üç fazdan oluşuyor.

ürün 62 ürün haberlerİ

MART 2010 - XXI 6

İçİndekİler

68 HİYERARŞİDEN UZAK

48 farklı kotlarda oyunlar

İlköğretim ve ana okulunu barındıran kompleks, topoğrafyadan yararlanarak farklı yaş gruplarının yapı içindeki dolaşımlarının ayrışmasına olanak tanıyor.

50 FOTOğRAFI SEYRETMEK

İzmir Alsancak'ta konumlanan Yerce Art Fotoğraf Stüdyosu var olan stüdyolardan farklı olarak fotoğraf çekim sürecini vitrine taşıyor. Mekanı, iç mekan tasarımını gerçekleştiren Nail Egemen Yerce'den dinledik.

Geçtiğimiz günlerde açılan Galata'daki İKSV'nin yeni binası içinde kullanılan Koleksiyon ürünleri hakkında Koleksiyon Contract&Office Genel Müdürü Koray Malhan fikirlerini paylaştı.

74 ÇATI VE CEPHE DOSYAsı Burak Alüminyum Betek Betofiber Çuhadaroğlu Fibrobeton Kılıçoğlu Mitsubishi Monier Onduline Rheinzink Kalekim Saray Alüminyum Schüco Sun-set

78 ajanda


FESTİVAL - AYDINLATMA - LYON MART 2010 - XXI 8

fotoğraflar: ©Lyon Aydınlatma Festivali

IŞIKLAR İÇİNDE LYON Lyon Aydınlatma Festivali, yine ziyaretçilerine tüm kente yayılan bir deneyim sundu. Aydınlatma tasarımları mimarlık, kültürel miras ve ekoloji gibi konulara eğilerek kente etkidi. Chloé Pieyre, Sophie Lachanel Çeviri: Pınar Arslan

Lyon Aydınlatma Festivali için Lyon 5 - 8 Aralık 2009 tarihlerinde, belediye tarafından düzenlenen ışıklı ve sesli yerleştirmelerin, artistik performansların ritmini yaşadı. Kent, bir kez daha aydınlatma kostümünü giyerek, ziyaretçilerine gerçeküstü bir ortamla; bir köşe başında, bir köprüde ya da bir tepecikte 70'ten fazla sanatsal projeyi dört milyon kişiye sundu. Lyon'un ilk etkinliği olmasının yanı sıra dünya çapında tasarım, aydınlatma, plastik sanatlar, mimarlık ve farklı multimedya alanlarında çalışanlar için gözardı edilemeyecek bir festival. Efsaneye göre 17. yüzyılın sonunda Fransa'da epidemi salgınının sona ermesiyle Meryem'e edilen dualarının kabul edildiğini düşünen Katolik ve ateist kesim 8 Aralık 1852 Meryem Ana Günü'nde, Lyon'da Fourvière Bazilikası'nın olduğu tepede bir Meryem

Ana heykelinin yapılmasına karar vermiş. Bengal ateşleri ve hava fişeklerle kutlanması beklenen açılış, heykeltıraşın atölyesini sabote eden bir fırtına yüzünden gerçekleşememiş. Açılışı sabırsızlıkla bekleyen Lyonlular, bunun üzerine pencerelerini aydınlatarak sokaklara inmiş. O günden beri her 8 Aralık'ta Lyonlular ellerinde küçük lambalar, saydam renkli bardaklara koydukları fitillerle pencere eşiklerini süslüyor ve sokaklara çıkarak etkinliklere katılıyor. 1999'da belediye, bu dini kutlamayı aydınlatma alanında sanatta yeniliklere adanmış bir festivale dönüştürdü. Aynı zamanda bir grup belediye çalışanı, 20 yıldır kentte ve banliyölerinde dikkate değer alanların kalıcı olarak aydınlatılmasını sağlamak için bir aydınlatma planı üzerinde çalışıyor. Bugün Lyon'da 320'den fazla alan yıl boyunca aydınlatılıyor. Lyon'da kentsel aydınlatma, kentsel gelişimin önemli bir bileşeni olarak, kültürel ve sanatsal şatafatın bir kozu. Bunun da ötesinde Lyonlu girişimci ve profesyoneller

dünyanın farklı noktalarına aydınlatma çalışmaları için davet ediliyor. Bunların arasında Saint Petersbourg Hermitage Müzesi, Havana'daki Morro Kalesi, Vietnam'daki Ho Şi Min Müzesi, Cezayir'deki Ryadh el Feth Anıtı, Marakeş'deki Minare, Kuala Lumpur'daki Petronas Kuleleri gibi önemli yapılar yer alıyor. 2004 yılından beri ise kentsel aydınlatmada enerji kullanımını düşürme amacıyla sürdürülebilir kalkınma dikkate alınıyor. LED kullanımı sayesinde kentsel aydınlatma için kullanılan toplam enerji, kentin toplam enerji kullanımının sadece binde birini oluşturuyor. Bu sene kent merkezinde sunulan yerleştirmeler “zaman” ve “hava” temaları üzerineydi (temada Fransızca'da aynı kelimenin -tempshem hava hem de zaman anlamına gelmesine dair bir kelime oyunu yapılmış). Marie-Jeanne Gauthé ve Fabrice Chouillier tarafından yarımadada gerçekleştirilen Hava/Zamanla Oynayalım adındaki yerleştirme Place des Terraux'da


mevsimlerin ritmini yaşattı. Güzel Sanatlar Müzesi ve Belediye Binası'nın cepheleri ışık oyunlarıyla suya batırılan, deforme olan, ardından ısı yüzünden eriyen buzlarla kaplandı. Aynı cephede devasa bir metronom ise insanların üzerine bir ağ örerek zamanın ritmini veriyordu. Birçok görsel efekt ve sesi bir araya getiren bu coşkulu gösteri özellikle küçüklerin ilgisini çekmeyi başardı. Birkaç adım ötede Jacobins Meydanı ve meydandaki çeşme 60'lı yılların İtalyan filmlerine dalmıştı. Sanatçılar Robert Nortik ve Robert Clerc, 360 derecelik bir projeksiyonla Fellini filmlerinden bir sahneyle Roma'daki Trevi Çesmesi'ni canlandırarak izleyicileri beklemedikleri bir kurgunun içine çekiyor ve başlarını döndürüyordu. Philippe Morvan, Saint-Paul Garı'nın iç ve dış mekan aydınlatmalarını tasarladı. Yaprakları iç mekanın ışığıyla aydınlatılan günlük nesnelerden oluşan bir ağaç, avluyu işgal ediyordu. Binanın pencereleri, gün boyunca ayna etkisiyle canlanırken, geceleri görüntünün ardışık üç dizilimiyle geçmişten gelen

bir canlandırma sundu: Doğada bir gezinti, labirentimsi bir parkur, buhar makinesine bir saygı. Bu sahneleme kentsel dekorasyonla bağıntılı bir kullanım sunmuş oldu. Bu süre boyunca bütün şehirden görünen, Sébastien Lefèvre'in 13 metre yüksekliğindeki, saydam ve ışıklı tellerden oluşan tasarımı, Dijital Adam Fourvière Tepesi'ndeki televizyon antenine dikkat çekti. Buna ek olarak, ışıklı ve duyumsal birçok güzergah ziyaretçileri yarımadanın mahallelerinde gezintiye davet etti. Saint-Jean'ın eğimi boyunca belirlenen bir yol, ziyaretçileri kente hakim Fourvière Tepesine yönlendirdi. Rosaire Bahçesi'nin karşısındaki geçit, birtakım sürprizler barındırıyordu: Göz alıcı olukların açığa çıkmasını sağlayan noktasal aydınlatmalar, ağaçlar ve bitki kompozisyonlarının yanı sıra, farklı renklerde aydınlatılmış örtüler dikkat çekti. Lyon'un bütün kuzeydoğusundan görülen Fourvière Bazilikası'nın cephesi ilk defa aydınlatıldı. Aydınlatmayla oluşturulan farklı tablolar resim sanatının dört farklı çağını yansıtıyordu: Neo-klasik, kübist, soyut ve çağdaş.

Bu, binanın zenginliklerini tekrar deneyimlemek için bir fırsat oldu. Paralelinde, birçok proje ve performans şehrin farklı alanlarında izlerini bıraktı. Sanat, mimarlık ve tasarım öğrencileri bir düzine projeyle Kızıl Haç Bölgesi'nin sokaklarına gece kuşları taşıdı. Garip radyoaktif buzları, ışıklı kanepeleri ya da ışık saçan tenekeleri teşhir eden bir iskele, bir asansör yükselip alçalarak keyif verdi. Canut Bölgesi'nde mimari detayları ön plana çıkaran ve güncelliğini basit araçlarla ortaya koyan deneyimler yer aldı. Guillotière Bölgesi'nde ise oldukça farklı projeler tüketim halimizi sorguluyordu. Dites 33'ün Quebec'li sanatçı Richard Greaves'in “anarchitecture” (anarşi ve mimarlığın birleşiminden oluşan bir kelime oyunu) kavramından yola çıkarak tasarladıkları Anarchitectons, Anarchitectez adlı projeleriyle yıkılmak üzere olan derme çatma bir strüktür inşa edildi. Mahalle sakinleri tarafından aydınlatılan bu strüktür, fizik kurallarına karşı gerçek bir meydan okumaydı. Bu strüktürün birkaç metre ötesinde bir

pedalla harekete geçirilen ve dönerek kenti aydınlatan bir fener yer alıyordu. Mekandan geçenler farklı bir deneyim yaşamak adına pedalı çevirmek için koltuğa oturuyorlardı. Bu, enerji sorunu üzerine kafa yorulmasına yol açıyordu; ışığın yeniden keşfedilmesini ve onun bir parçası haline gelinmesini sağlayan etkileşimli ve hareketli bir yerleştirmeydi. Cephelerde, geçitlerde ve meydanlarda kişisel dokunuşlarıyla festivalin bir parçası olan mahallelileri ve mahalleler arası dayanışmayı da unutmamak gerek. Sonuçta, Lyon Aydınlatma Festivali sokak oyunu olarak keşfedilmesi gereken bir model olarak Lyon kenti için mimari bir miras. Festival aynı zamanda da kişinin kalabalığa karşı koyarak kendini ışıklı bir gezintiye bırakmasını sağlıyor. Zamanla kendiliğinden gelişen bu yoğun katılım büyük yerleştirmelerin daha da oransız bir hale dönmesine yol açıyor. Bunun yanında mutevazi fakat kaliteli yerleştirmelerse, yavaş yavaş özel mekana sızan, kamusal sanatın güçlü işaretleri olarak yer buluyor; militan ve gözü pek.

9 XXI - MART 2010

bu sayfada üstte: Hava / Zamanla Oynayalım, Marié-Jeanne Gauthé ve Fabrice Chouillier üstte ortada: Dolce Vita, Robert Nortik ve Robert Clerc üstte sağda: Cristallina Machina, Philippe Morvan solda: Dijital Adam, Sébastien Lefèvre solda ortada: Yaratıcılar - Saint-Jean Bazilikası, 4 Horizons ve Damien Fontaine en solda: Tepenin Gizemleri - Fourvière Tepesi, Kentsel Aydınlatma İdaresi

FESTİVAL - AYDINLATMA - LYON

önceki sayfada Lyon'un Aydınlatma Festivali esnasındaki genel görünüşü


FUAR - ÜRÜN TASARIMI - STOKHOLM MART 2010 - XXI 10

TASARIMDA KURGU VE BİLİM 59. Stokholm Mobilya Fuarı'nda öne çıkan örnekler gösteriyor ki, artık "fark yaratan tasarım" denildiği zaman bir kutuplaşma anlaşılacak. Bir uçta tasarım olarak pazarlama ve pazarlama olarak tasarım konumlanırken, diğerinde ise belirli sorunlara odaklanan bilimsel uzmanlaşma yer alacak. Eray Çaylı

Aslında tüm fuarı oldukça iyi özetleyen bir anekdotla başlamak mümkün. Dünyaca ünlü tasarım dergisi Wallpaper'ın tasarım ve sanat editörü Henrietta Thompson'ın fuarın ilk günü yaptığı sunumdayız. Derginin geçtiğimiz Ekim ayında işlediği “Norveç Tasarımı” teması üzerine konuşan Thompson, sunum boyunca Norveçli Peter Opsvik'in en bilinen tasarımlarından olan Garden adlı sandalyede oturuyor. "Norveç Tasarımı" tabirinden ne anladıklarını açıklamaya çabalarken de örneklerini bu sandalye üzerinden veriyor. Thompson bir ara "Norveçli olmak demek, aynı zamanda iyi bir hikaye anlatıcısı olmak demektir. Örneğin üzerinde

oturduğum sandalye bunu farklı oturma biçimlerine izin vermesiyle başarıyor." diyerek pozisyon değiştiriyor. Ve tam da bu sıralarda sandalyeden düşmenin eşiğinden dönüyor. Durumu zor da olsa toparlıyor ve konuşmasına kaldığı yerden devam ediyor. Sunumun sonlarına doğru bir ara söz tekrar Garden'a geliyor. Thompson, ürünü farklı oturma biçimlerine izin vermesi nedeniyle gerçekten çok sevdiğini söylüyor. Garden'ın kullanıcı güvenliği ve sağlığına ilişkin nedenlerle 2005'te üretimden çekildiğini itiraf etse de, hikayesi ve karakteri olan bir ürün olduğu için gerçekten iyi bir tasarım örneği olduğunu tekrarlıyor. En nihayetinde, az önce yaşanan olay da ürünle ilgili anlatılacak hikayelere bir yenisini eklemiş olmuyor mu? Thompson'ın geçirdiği küçük tasarım kazasında da görüldüğü gibi, 2010 Stokholm Mobilya Fuarı'nda geleneksel mobilyanın dışında kalan

ve ziyaretçilerden en yoğun ilgiyi gören ürünleri, kabaca iki grupta toplamak olanaklı. İlki ürünlerin, ”hikaye anlatabilme” ve ”karakteri olma” gibi özelliklerinin öne çıkarıldığı, tasarım ile pazarlamayı ayıran çizgiyi oldukça incelten örnekler. Bir diğeri ise, hikayedeki örneğin tam tersine, sağlık ve güvenlik gibi konulara uzmanlaşma derecesinde yoğunlaşan ve bu şekilde fark yaratmayı amaçlayan tasarımlar. Açılışından itibaren oldukça hareketli bir programa sahne olan fuarda ilk günün önemli etkinliği Green Furniture Sweden firmasının düzenlediği uluslararası tasarım yarışmasının ödül töreniydi. Yarışmada "Göze Çarpan Sürdürülebilir Tasarım" unvanına layık görülebilmek için istenen kriterler: temel malzemeleri kullanmak, çok karmaşık olmayan üretim yöntemlerini tercih etmek ve yeşil bir hikayeyi tarz sahibi olarak anlatabilmekti. Bu ifadede geçen ”hikaye anlatabilmek” ve ”tarz


FUAR - ÜRÜN TASARIMI - STOKHOLM MART 2010 - XXI 12

sahibi” olmak gibi kavramlara aslında fuar genelinde rastlamak mümkündü. Bahsettiğim tasarımla pazarlamayı birbirine yaklaştıran örneklerin bir kısmını da bu kavramlara vurgu yapan ürünler oluşturdu. Tasarımın kendi özgün gücünden çok, pazarlama kurgusu olarak nitelendirilebilecek yöntemlerden yararlanarak fark yaratmayı amaçlayan ürünlere, özellikle fuarın genç tasarımcılarına ayrılan Greenhouse bölümünde sıkça rastlanıyordu. Fuarın bu bölümündeki ürünlere bakıldığında dağınıklık gibi olumsuz çağrışımlara sahip bir olgunun bile bir hikaye malzemesi ya da özgün bir karakter olarak kurgulanabildiği görülüyordu. Lagström ve Wiktorson'ın Tree, Tb&Ajkay'ın Spring Table ve Petter Redell'in Rörmodul adlı tasarımları böylesi bir kurgu etrafında şekillenirken, tasarım okullardan gruplar halinde katılan projelerde de

işin hikaye boyutunun öne çıkarıldığı görülüyordu. Örneğin, Norveç'ten katılan Akershus Üniversitesi, Oslo Hapishanesi'ndeki mahkumlara ürettirdikleri bir dizi mobilyayı sergilerken Göteborg HDK'dan gelen öğrenciler ise saklambaç teması etrafında geliştirdikleri ürünlerini sergilediler. Bu örneklerle birlikte fuarda, tasarım dünyasında özellikle son 20 yılda yükselişte olan anlam, anılar, oyun ve kusursuz olmama gibi kavramlara atıfta bulunulduğunu, tasarımın bu kavramlar üzerinden fark yaratma çabasına sahne olduğunu söylemek mümkün. Ne var ki, burada tasarımdan çok aslında bir tür üç boyutlu pazarlama etkinliğiyle karşı karşıya olunduğu da bir gerçek. Geleneksel olarak tasarım mesleğinin dengeleri içinde pazarlama etkinliklerinin önemli bir yeri olduğu doğru olabilir. Ancak mobilya fuarındaki genel eğilim, bizlere bu anlamda kantarın topuzunun biraz

kaçtığını da gösteriyor. Bahsedilen örneklerde, aslında tasarlanan değerin ürünlerin kendisinden çok, etraflarında yaratılan türlü pazarlama kurguları olduğu açıkça görülüyor. Elbette, tasarımla pazarlamanın arasındaki sınırı bulanıklaştıran yalnızca bu ürünler değil. Fuarda, kurgunun tasarıma malzeme oluşunun yanı sıra, bu olgunun tam tersinin de geçerli olduğunu gösteren, ürün tasarımının türlü pazarlama kurgularına malzeme olduğu örneklerle de karşılaşıldı. Tasarımın farklı pazarlama kurgularının çatısı altında toplanması durumuna verilebilecek en iyi örnek ulusal/yerel kimlikler etrafında bir araya getirilen ürünler. %100 Norveç başlıklı stant, böylesi bir strateji izleyerek fuarda en çok ilgi gören sergilerden birine ev sahipliği yapmayı başardı. Büyük bir devlet desteğini de arkalarına alan Norveçli tasarımcılar, ürünlerini Milano ve Londra'dan sonra bu kez

de Stokholm'de sergileme fırsatı yakaladılar. Benzer bir yöntemi sadece resmi devlet politikalarıyla desteklenen örneklerin değil, tamamen özel girişime ait olanlarının da benimsediğini görüyoruz. Fuarı gezerken, Nordic Life (Kuzeyli Yaşam), Design from Scandinavia (İskandinavya'dan Tasarım), ve Nordic Care (Kuzeyli Özen) gibi sergi başlıklarına adım başı rastlamak işten bile değildi. Ancak benzer stantların arasında belki de en ilginci, "%101 Brüksel" başlıklı olandı. Belçika'nın içinde bulunduğu çalkantılı siyasi ortam da göz önünde bulundurulursa, söz konusu serginin neden alışılagelmiş %100'ün üzerine fazladan bir %1 daha koyduğunun ve neden ülke ismini kullanmaktan çok, ortak payda Brüksel'i tercih ettiğinin bir parça daha anlaşılır hale geldiği söylenebilir. Bu ve bunun gibi sergileri ziyaret ettiğimde stant temsilcilerine sorduğum bir soru vardı: “Sizce


giriş sayfasında Nordic Care adlı sergiden görünüm; fotoğraf: Eray Çaylı önceki sayfada solda: Lagström ve Wiktorson tasarımı Tree ortada üstte: %100 Norveç standından, Cathrine Kullberg tasarımı Norwegian Forest ortada altta: Tb-Ajkay tasarımı Spring Table en sağda üstte: %101 Brüksel standından görünüm en sağda altta: Henrietta Thompson ve sunumu sırasında oturduğu Peter Opsvik tasarımı Garden; fotoğraf: Eray Çaylı

MART 2010 - XXI 14

FUAR - ÜRÜN TASARIMI - STOKHOLM

bu sayfada altta: Backapp sandalye sağda: Sitness sandalye en sağda: Moving Hedge taşınabilir duvar

Norveç, İskandinav, Nordik, Brüksel vb tasarımı neyi ifade ediyor?” Çoğu lafı evirip çevirse de somut bir cevap veremezken, aralarından biraz daha dürüst olanları bunun yalnızca bir pazarlama yöntemi olduğunu söyledi. İşte bu nedenle, söz konusu konseptler pazarlama kurgularının tasarımın yardımına koştuğu ve ondan çok daha fazla ön plana çıktığı örnekler olarak gruplanmayı hak ediyor. Fuarda sergilenen ürünler arasında, pazarlama kurgularıyla fark yaratmayı amaçlayan tasarımların yanı sıra bambaşka bir yöntem izleyerek dikkatleri üzerine çekmeyi başaran bir grup ürün daha vardı. Bunlar, ofis sandalyesi olarak nitelendirilebilecek, bir ömrü bilgisayar ve masa başında geçiren çağımız beyin emekçilerinin bel ve boyun ağrılarını önlemeyi hedefleyen ürünlerdi. Bu ürünlerin tasarımlarına Yoga ve Pilates gibi Batı'da popülaritesi gittikçe artan

egzersiz yöntemlerinin ilham kaynağı olduğu açıkça görülüyor. Yetkililer, bunun yanı sıra bu tasarımların geliştirilmesinde bilim adamlarıyla yapılan sistematik çalışmaların da büyük yardımı olduğunun ısrarla altını çiziyor. Nitekim bele ve boyna binen yüklerin gün içinde farkında olmadan yapılacak küçük egzersizler sayesinde azaltılabilmesini sağlayan bu tasarımlar, gerçekten de bir bilimsel araştırmanın hassasiyetinden izler taşıyor. Bu tasarımlara örnek olarak Salli'nin Saddle Chair'ı, Topstar'ın Sitness'ı ve Backapp'ın firmayla aynı adı taşıyan sandalyesi verilebilir. Bu firmaların sahip oldukları son derece ilginç bir diğer ortak özellik de, her birinin yalnızca belirli bir soruna odaklanıyor olması. Peki böylesi bir uzmanlaşmayı ne gibi etkenler motive ediyor? Benzer bir soruyu Backapp'ın yetkilisine yönelttiğimde, kendisi günümüzde Batı dünyasında iki büyük sorunun olduğundan bahsetti.

Bu sorunlardan en yaygın olanının depresyon olduğunu hatırlatırken, onun hemen arkasından ise bel problemlerinin geldiğine dikkat çekti. Kendilerinin de tam da bu ikinci sorunu çözmek amacında olduklarını ekledi. Elbette benzeri ürünlerin salt böylesi sorumluluk duygularıyla güdüldüğünü iddia etmek naiflik olacaktır. Bunun yanı sıra, Batı'daki gündelik hayattan doğan sorunlar öylesine karlı iş fırsatlarını da beraberlerinde getiriyor olacak ki, söz konusu firmalar tüm ticari faaliyetlerini yalnızca bu sorunları çözmek amacıyla geliştirdikleri tek bir ürün tipi üzerine yoğunlaştırabiliyorlar. Fuardaki benzeri ürünler yalnızca ofis sandalyeleriyle de sınırlı kalmadı. Bir diğer örnek, Greenworks firmasının Moving Hedge adlı ürünüydü. Tarihteki ilk kendini sulayabilen taşınabilir duvar bitkisi olma özelliği taşıyan Moving Hedge'i geliştiren girişimciler amaçlarının iç mekanlarda oksijen oranının dengelenmesi

yoluyla cilt kuruluğu ve baş ağrısı gibi sorunların çözümüne yardımcı olmak olduğunu belirtiyorlar. Ofis sandalyesi örneklerinde olduğu gibi Greenworks firmasının tüm ticari faaliyetlerinin de sadece belirli soruna bilimsel seviyede odaklanan tek bir ürünün etrafında toplandığını görüyoruz. Stokholm Mobilya Fuarı'nda öne çıkan örnekler gösteriyor ki, yaşanan krizlerin de etkisiyle tasarımla fark yaratma kavramı ciddi anlam değişimlerine gebe. Hatta tasarım mesleğinin geleneksel dengesi içinde kendi rollerini oynayagelen parçaların merkezden uzaklaşarak kutuplaşma eğiliminde olduğu bile söylenebilir. Fuardaki öne çıkan değerlerin uzun soluklu olması durumunda, yakın gelecekte tasarımın artı değeri denildiğinde bir uçta pazarlama kurguları akla gelirken, diğer kutupta ise belirli sorunlara odaklanan bilimsel uzmanlaşmanın yer alması olası gözüküyor.


MUTLU SONLAR VE BAŞKA DÜNYALAR Denys Arcand'ın festival filmi niteliğindeki L'Age des Tenebres (2007) adlı yapıtını, James Cameron'un hasılat rekorları kıran Avatar'ından (2009) az önce izledim. Arcand'ın ana kahramanı Jean-Marc Leblanc, sıradan, tekdüze ve alabildiğine sıkıcı iş ve aile yaşantısı ile baş edebilmek için iktidar, şöhret ve cinsellikten oluşan sıradışı bir fantezi dünyası kuruyor. Ne yaşadığı gerçeklikte ne fantezilerinde çıkış yolu bulamayan Leblanc'ın hayatı ancak evini, işini ve ailesini terk ederek yerleştiği kır evinde ve bahçecilik yapan komşularıyla kurduğu ilişkilerle anlam kazanıyor. Cameron'un 22. yüzyılda geçen öyküsü, fimi hala görmemiş olanlarca bile malum: İleri teknolojiye sahip militan bir iktidar grubu, Pandora uydusunda kabile hayatı yaşayan, saldırıya uğramadıkları sürece barışçıl olan Na'vi halkının topraklarındaki değerli maddeleri ele geçirmek için ancak akıl bağlantısı aracılığıyla kontrol edebildikleri insan/Na'vi karışımı avatarlar üretiyorlar. Film, felçli deniz piyadesi Jake Sully'nin avatarının bir Na'vi prensesi ile aşkı çevresinde evrilerek Pandora'yı tüketmeyi amaçlayan insan ordusu ile Na'vi halkı arasındaki çatışmayı hikaye ediyor. İnsanların savaşı kaybetmeleri ve Sully'nin dünyevi bedenini terk ederek avatarına dönüşmesi ile mutlu sona ulaşılıyor.

MART 2010 - XXI 16

Eşİk cİnlerİ

İlk bakışta gerek türleri (komedi ve bilimkurgu), gerek teknikleri, gerekse konuları açısından hiç ilişkisi yok bu iki filmin. Oysa yer aldıkları mekanlara ve bunların bedenler ve arzulanan durumlarla ilişkilerine bakıldığında şaşırtıcı benzerlikler bulmak mümkün. Her iki filmde de benzer bir üçleme görülüyor. Sağlıksız bedenlerin ve istenmeyenlerin egemen olduğu yaşanmakta olan dünya, arzularımızı simgeleyen fanteziler dünyası ve ruhları özgürleştiren, “asıl gerçekliğin” keşfedildiği alternatif dünya. Bu dünyaların temsil biçimleri, beden/mekan ilişkilerinin çıkmazları ve alternatif arayışlar açısından tartışmaya değer. Yaşanan dünyalar

gülsüm baydar gulsum.baydar@ieu.edu.tr

Gerek Arcand'ın gerek Cameron'un yaşanan dünyaları birbirlerini aratmayacak ölçüde saldırgan, iktidar odaklı ve anlamsız. L'Age des Tenebres'in en çarpıcı mekanı Leblanc'ın belediye ile sorunları olan umutsuz kişilere danışmanlık yaptığı hükümet binası. Arcand bu bina için 1976 Olimpiyatları için inşa edilmiş, zamanında kusursuz olarak nitelenen Montreal Stadyumu'nu seçmiş.1 Gerçekte inşaatı uzadıkça uzayan, katlanan masrafları ancak 30 yılda ödenebilen, taşıyıcı sisteminde iki kez ciddi sorunlar yaşanan stadyumun anıtsal ölçekteki mekanları, gri ve karanlık dolaşım alanları, iç ve dış mekanlarının tekinsiz geçirgenliği, film için olabildiğince etkin öğeler. Binanın içi ile dışının ilişkisi ise neredeyse Leblanc'ın hayatını dayanılmaz kılan bürokrasinin işleyiş biçiminin metaforu niteliğinde: Dışta parlak,

mükemmel ve çekici; içte ise yıpratıcı, hükümran ve tekinsiz. Örneğin bir yandan sigara yasağı ve feng shui uygulamalarıyla ortam sağlıklılaştırılırken diğer yandan hasta babası için yardım isteyen çaresiz bir kadına danışmanların “duygusal destek eğitimi”nde oldukları için yardımcı olamayacakları bildirilmekte. Cameron'un filminde de yaşanan dünyayı temsil eden mekanlar makinalaşmanın, yabancılaşmanın,


mekanları. Hayal kurmak her yerde mümkün çünkü: yatakta, duşta, toplantı odasında ya da arabada. Avatar'da ise durum faklı. İnsanların var olan dünyadan çıkış mekanları, kendi bedenlerini terk edip avatar kimlikleriyle ilişkilendikleri tabuta benzer hücreler. Takım arkadaşları için Pandora halkına hükmetme amacını taşıyan avatar bedenleri, Sully için sağlık ve duygusallığın simgesi: felçten arınmış bedeniyle aşkı ve cinselliği tadabildiği alan. Dolayısıyla bu dünyada ölümün ifadesi olan tabut/hücre onun için başka bir dünyada gerçekleştirebildiği ve özlediği bir yaşamın sevinciyle yüklü.

savaşın, iktidarın ve düşmanlıkların alanları. Bedenle mekan/dünya ilişkisi hemen her zaman teknoloji aracılığıyla kuruluyor: Vurucu savaş araçlarından, anıtsal robot giysilerinden ve bilgisayar ekranlarından oluşan bir dünya bu. Film boyunca gerçekliğinin farkında olduğumuz neredeyse tek beden olan Sully ise felçli - yani bir anlamda eksikli. Arcand açısından da durum çok farklı değil. Burada da cep telefonları ve i-pod'lardan oluşan teknolojiler bedenlerle yaşanan dünyanın birebir ilişkisini engelliyor hep. İletişim kuramayan, birbirlerine dokunamayan bedenler bunlar. Gerek Cameron'un gerek Arcand'ın kurgularında bu dünyada istenebilecek ve umut bağlanabilecek tek bir öğe bulmak olanaksız. Kurgulanan dünyalar

L'Age des Tenebres'in Leblanc'ının dayanılmaz gündelik yaşamından kaçışı rüyalarla ve görüngülerle mümkün oluyor. Çekici ya da kendisine hayran kadınlardan, cinsel fantezilerden, kendisini iktidar sahibi hissettirecek durumlardan oluşan bu dünya gerçeğe dönüştüğünde ise tadı kaçıyor. Bir eş bulma programında tanışıp buluştuğu bir kadın ortaçağ kültürünü canlandıran bir grubun üyesi çıkınca, kendisini öldürücü bir düello sahnesinin ortasında buluveriyor. Canını zor kurtaran Leblanc için ortaçağ dekor ve kostümlerinin taklit edildiği mekanlar, kurgular dünyasının görkeminden çıkınca varolan dünyayı aratacak ölçüde korkulu ve tekinsiz alanlara dönüşüveriyorlar. Arcand'ın filminde, yaşanan dünyanın dışındaki bir gerçekliğin üretildiği mekanlar gündelik hayatın

L'Age des Tenebres ile Avatar'ın belki de en çarpıcı biçimde kesiştikleri nokta sundukları ideal dünyalar. Her iki filmin sonunda da ana kahramanlar, başetmekte zorluk çektikleri gündelik hayatlarından ve kurgu dünyalarından kurtulup ideal dünyalarına adım atıyorlar. Leblanc, hem bir türlü iletişim kuramadığı ailesini, hem de işini terk ederek şehirden uzak, deniz kenarında bir kır evine yerleşiyor. Günleri kendine yeterli bir yaşam süren yöre sakinleriyle birlikte bahçecilik yaparak ve yiyecek üretimine katkıda bulunarak geçiyor. Sully ise dünyevi bedenine veda ederek avatar kimliğinde yeni bir beden bulup doğayla bütünleşmiş, barış içinde yaşayan Na'vi halkının üyesi haline geliyor. Her iki dünyanın da fiziksel çevresinin ana öğesi doğa. İnsan yapımı çevre minimal düzeyde: L'Age des Tenebres'de yerel malzemeden yapılmış gösterişsiz kır evleri, Avatar'da ise ağaçlar arasında asılmış hamak-yataklar en akılda kalan yapılar. Bunlar insan ölçeğinden çıkmış işyerlerinden, banliyölerin yapay doğasından, trafik kabusları yaşanan otoyollardan ya da anıtsal savaş makinalarının ölümcül mekanlarından tamamen farklı, bunlara zıt özellikler taşıyorlar - bir tür New Age mutlu-sonu simgeleyen ortamlar. Kısaca her iki filmi benzer kılan, varoluşu üç farklı dünyada mümkün görmeleri. Bunların ilk ikisi çıkmazlara işaret ediyorlar. Fanteziler, tahammülsüz gerçek dünyanın kaçış noktaları olsalar da yeterince “gerçek” olmadıklarından “gerçek” çözümler de getiremiyorlar. Dolayısıyla tek alternatif doğaya, ilkel yaşam koşullarına ve hatta kabile düzenlerine dönüş olarak sunuluyor. Yani bu zamanın ve bu yerin dışında bir alternatiften başkası söz konusu olamıyor. İki filmin de tabanında kapitalist düzenin

Bunları düşündüğüm günlerde, radyoda Petula Clark'ın hayat dolu ritmi ve umut vaat eden canlılığıyla 1960'lı yıllarda hit olan Downtown şarkısı çıktı karşıma. Her ne kadar elli yıl öncesinin dünyasında yer alsa da hem kır/kent ikilemine yüklenen değer yargılarını tersine çevirmesi hem de “şimdi ve burada”nın olumluluğuna odaklanması açısından esinlendirici olduğunu düşünüyorum: Tek başına kaldığında Ve hayat sana kendini yalnız hissettirdiğinde Her zaman kente gidebilirsin Endişelerin olduğunda Kentteki gürültü ve telaş yardım eder, biliyorum Sadece kent trafiğinin müziğini dinle Çekici neon tabelaların göz aldığı Kaldırımlarda takıl Nasıl kaybedebilirsin ki? Burada ışıklar çok daha parlak Tüm sıkıntılarını Tüm kafana taktıklarını unutup gidebilirsin2 1 Binanın ilginç öyküsü için bkz. http://www.cbc.ca/canada/montreal/ story/2006/12/19/qc-olympicstadium.html 2 Çeviri bana ait. Özgün sözler şöyle: When you're alone and life is making you lonely - You can always go, downtown - When you've got worries - all the noise and the hurry - Seems to help, I know, downtown - Just listen to the music of the traffic in the city - Linger on the sidewalk - Where the neon signs are pretty - How can you lose? - The lights are much brighter there - You can forget all your troubles Forget all your cares and go

karşı sayfada üstte: L’Age des Tenebres, Leblanc’ın fanteziler dünyasından bir kare, © Cinémaginaire Inc. ortada: L’Age des Tenebres, Leblanc gladyatör sahnesinde, © Cinémaginaire Inc. altta: L’Age des Tenebres, Leblanc kır evinin önündeki sahilde, © Cinémaginaire Inc. bu sayfada üstte: Avatar, Avatar bedenlerin üretilişi, © 20th Century Fox Film Corporation ortada: Avatar, Pandora’nın elektronik ortamdaki simülasyonu, © 20th Century Fox Film Corporation altta: Avatar, Pandora’nın doğası, © 20th Century Fox Film Corporation

17 XXI - MART 2010

İdeal dünyalar

Dipnot

Eşİk cİnlerİ

Her iki filmde de kurgulanan dünyalar bir tür kaçış alanları. Bunların mimarisi de yaşanan dünyanın tekdüzeliğini bir başka biçimde de olsa tekrar ediyor. Arcand'ın filminde daha çok tiyatro sahnelerini ya da film setlerini andıran ama oryantal atmosferleriyle çoğu kez birbirine benzeyen mekanlardan oluşurlarken, Cameron'unkinde birörnek tabut/ hücrelere dönüşüyorlar. Yaşanan gerçeklikten uzaklaşılan, “burada ve şimdi” durumunun askıya alındığı, hayallerin ancak geçici olarak gerçekleşebildiği alanlar bunlar. Eninde sonunda gerçek dünyaya dönüş kaçınılmaz çünkü.

acımasızlıklarının “şimdi ve burada” aşılmasının olanaksızlığı varsayımı yatıyor. Teknolojiyi toptan reddetmektense kullanılış biçimlerini üretken kılan, kentlerden kaçmak yerine olanaklarını yabancılaşmadan kullanan, çıkarcı ilişkileri üreten sistemin dönüşümüne odaklanan, daha iyi bir dünya için bu dünyayı terk etmeyi değil değiştirmeyi öncelleyen sonların da mümkün olabileceğini hayal etmek olanaksız mı artık?


SERGİ - MİMARLIK - NEW YORK MART 2010 - XXI 18

fotoğraflar: Cathy Carver

MÜZİK VE MİMARLIK ARAKESİTİNDE 15 Ocak - 8 Nisan tarihlerinde The Drawing Center'da sergilenen Iannis Xenakis: Composer, Architect, Visionary (Besteci, Mimar, Hayalperest) sergisi, sanatçının; müzik, mimarlık ve sanat arakesitindeki çalışmalarını aktarıyor. Merve Ünsal

1977’de New York’ta kurulan The Drawing Center, ABD’de sadece çizim sergileyen ilk güzel sanatlar kurumu. Çizimin kullanımlarını disiplinlerarası bir şekilde incelemeyi hedefleyen The Drawing Center, 15 Ocak’ta avangart besteci Iannis Xenakis’in çizimlerine yer veren bir sergi açtı. Xenakis’in müziksel çalışmalarını tanımlayan özellik, bestelerini matematiksel kalıp ve teorilerden yola çıkarak kurgulamasıydı. 20. yüzyıl müziğinde önemli bir yeri olan Xenakis, inşaat

mühendisliği okuduktan sonra mimar olarak Le Corbusier ile çalışarak devrimsel tasarımlara da imza atmış. The Drawing Center’daki sergi, 1953 ile 1984 yılları arasında yaratılmış 100 belgeye yer veriyor. Serginin küratörlüğünü yapan Sharon Kanach ve Carey Lovelace ise, Xenakis’in 1972’den 1989’a kadar Paris Üniversitesi’nde vermiş olduğu derste öğrencisi olmuşlar. Eskiden avangart bir besteci olan Lovelace ile müzik konusunda uzman Kanach’ın farklı perspektifleri ve Xenakis’le olan ilişkileri de sergiye bir dinamizm katıyor. Güncel besteciler arasında belki de en yaygın şekilde yorumlanan Xenakis, mimari ve sesle matematiği

birleştirdi. Çokseslilik yerine büyük ses gruplarından oluşan müziğinde soyut işitme ile permütasyonu bir araya getirdi. Müziğinde içgüdüye ve belirsizliğe yer vermeyen Xenakis, sanatçı olmayı “kontrol etmek” olarak tanımlıyordu. Bu yüzdendir ki Xenakis’in mimari çalışmaları ile müziği arasında organik bir bağ bulunuyor: Xenakis’in sanatını da bilimsel kurallar ve modeller tanımlıyordu. 1947-1959 yılları arasında Le Corbusier ile çalışan Xenakis, 1950-1953 yıllarında Paris Konservatuarı’nda Olivier Messiaen ile besteci olmak üzere çalıştı. Xenakis’in bu dönemde ürettiği en ünlü mimari eserlerinden biri Philips Pavyonu. Xenakis’in


giriş sayfasında üstte: Terretektorh (orkestra dizilimi) için çalışma, 20 Aralık 1965, kağıt üzerine mürekkep altta: Sergiden görünüm

MART 2010 - XXI 20

SERGİ - MİMARLIK - NEW YORK

bu sayfada altta: Sergideki dinleme istasyonlarından biri. en altta: Terretektorh için çalışma, yaklaşık

1965 - 1966, kağıt üzerine renkli kalem, Iannis Xenakis Arşivi, Fransız Milli Kütüphanesi, Paris sağda: Metastaseis için çalışma, yaklaşık 1953, kağıt üzerine karakalem ve renkli kalem, Iannis Xenakis Arşivi, Fransız Milli Kütüphanesi, Paris sağda altta: Polytope de Montréal için çalışma, yaklaşık 1966, kağıt üzerine renkli kalem, Iannis Xenakis Arşivi, Fransız Milli Kütüphanesi, Paris

1958’te Brüksel’deki Dünya Fuarı için gerçekleştirdiği bu binanın tanımlayıcı özelliği, hacimle olan ilişkisiydi. Xenakis, 20. yüzyıl mimarlık tarihinde önemli bir yeri olan bu “sivri” pavyonun hacmini orkestra için bestelediği Metastaseis’te (1953-1954) kullandığı ses perdelerinin arasındaki ilişkilerle biçimlendirmişti. Sergide görülen çizimlerin kinetik enerjisi, çizimlerin bir sanatçıya değil de müzik, fen ve matematik sayesinde düşünen birine ait olduğunu belli ediyor. Çizimlerin çoğunda hakim olan ritim duygusu, sanki Xenakis'in çizerken düşündüğünü, bestelediğini ve elinin duyduğunu temsil ediyor. Serginin farklı noktalarındaki dinleme istasyonları ve iPod'lar da dinleme ve

görmeyi birleştirerek izleyici için özgün bir deneyim yaşatıyor. Bu sergiyle ilgili dikkat çekmek istediğim başka bir nokta da The Drawing Center’ın sergi aracılığıyla başlattığı disiplinlerarası tartışmalar. Columbia Üniversitesi’ndeki Mimarlık ve Şehir Planlaması Fakültesi’nde Şubat'ın ilk haftası düzenlenen Architecture as Total Art Work: Iannis Xenakis and Le Corbusier (Bütüncü bir Sanat İşi Olarak Mimarlık: Iannis Xenakis ve Le Corbusier), bu söyleşilerden sadece bir tanesi. Barnard Üniversitesi’nde ders veren besteci Raphael Mostel’in başkanlığındaki panele, müzik ve mimarlık üzerine yazan akademisyen Sharon Kanach’ın yanı sıra Kenneth Frampton ve David Liebermann gibi isimler de katıldı.

Iannis Xenakis’in yaratıcılık ile üretkenliği ve pragmatizmi bir araya getiren entelektüel kişiliğini anan bu serginin günümüz güncel sanat, mimari ve müzik için de önemli alt metinleri olduğunu düşünüyorum. Örneğin yerleştirme ve ses sanatlarının gittikçe yaygınlaştığı günümüzde, sanatçıların kaygıları sanatın sınırları içinde kalmıyor; mimarlar, besteciler ve sanatçılar arasında işbirliğine gidilmesine yol açarak bu farklı kimliklerin tanımları yeniden düşünülüyor. İstanbul’dan da bu tarz güncel bir örnek vermek gerekirse, Erdem Helvacıoğlu’nun Türkiye’deki ilk kalıcı ses yerleştirmesi düşünülebilir. Galata’daki Ali Hoca Binası’nda yer

alan ses yerleştirmesinde özel olarak tasarlanan bir program, binaya giren kişileri sensör vasıtasıyla algılıyor ve rastlantısal olarak seçilen ses parçası blokları çalıyor. Helvacıoğlu’nun çalışmasının bulunduğu mimariyle ilişkisi yadsınamaz. Bundan 50 sene önce disiplinlerarası düşünceyi pratiğinin merkezine oturtan Xenakis ile bu gibi güncel çalışmalar arasında bir karşılaştırma yapılmasının yerinde olduğunu düşünüyorum. Hem mimari hem de daha kavramsal ve soyut olarak da tanımlanabilecek çizimlerin yer aldığı Iannis Xenakis'in sergisi, New York’tan sonra Kanada Mimarlık Merkezi ve Los Angeles Çağdaş Sanat Müzesi'inde izlenebilecek.


MART 2010 - XXI 22

FUAR - DEKORASYON - FRANKFURT

sağda: Özkan Koral tasarımı en sağda: Semiha Kan tasarımı altta: Umut Demirel tasarımı en alt sırada: Fuardan görünümler

fotoğraflar: Ambiente

ambiente'de türkİye rüzgarı 12 - 16 Şubat tarihleri arasında Frankfurt'ta gerçekleştirilen Ambiente Fuarı, Türkiye'nin katılımı ve görünümü açısından bu yıl önemli bir etkinlik oldu. Faruk Malhan

Yemek kültürü, hediyelik eşya ve yaşam kategorilerinde, tüm dünyadan sektör öncülerini buluşturan Frankfurt Ambiente, yılın trendlerini belirleyen Avrupa’nın en önemli fuarlarından biri sayılıyor. Dünyanın birçok farklı bölgesinden gelen ticari alıcıların gelecek sezon ürünlerini sipariş verdikleri en önemli buluşma platformu olan Ambiente, bu yıl yaklaşık 4.300 katılımcıya ev sahipliği yaptı. Fuar yenilik ve yatırım açısından geçen yıllara oranla daha zayıf geçti; bunun nedeni de Avrupa’da yaşanan ekonomik kriz. Tasarım açısından

yenilikler çok az da olsa kültürlerarası çabalar görülüyordu. Bir yandan doğal bir tutum sergilenirken diğer yandan da teknolojik bir tutum gözleniyordu. Tasarımlara bakıldığında kendini sık sık tekrarlayan “ben de yaptım” diyebileceğimiz işler görülüyordu. Ancak, fuarın Türkiye ayağına baktığımızda ise tanıtım açısından oldukça başarılı bir çalışma programı izlendiğini gözlemledik. Bunda İMMİB (İstanbul Maden ve Metal İhracatçıları Birliği) başkanı Tahsin Öztiryakiler’in özel gayretleri yadsınamaz. Türkiye’den 96 firmanın katıldığı fuarda Türk tasarımcılara özel bir yer ayrılmıştı. İMMİB’in düzenlediği 5. Endüstriyel Tasarım Yarışması'nda dereceye giren tüm yarışmacıların tasarımları, özel bir bölümde sergilendi ve yarışmacılar

arasından dört kişinin Almanya’ya gelişi İMMİB tarafından organize edildi. Ayrıca dört ünlü Türk şef fuar alanında Türk mutfağından lezzetler hazırladılar, böylece Türk mutfağı kültürü fuar ziyaretçilerine aktarıldı. Fuar alanında gezen shuttle’larda ayrıca fuar alanındaki billboardlarda Türkiye ile ilgili ilanlar yer aldı. Kurulan www.buyfromturkey.org platformunda sayıları her geçen g��n artan Türkiye’den firmalar da yer aldı. Gelecek yıl Türkiye için tek bir salonun tahsis edilmesiyle ortak bir standın altında toplanacak tasarımcılar ve firmalar bu sayede daha özenli davranabilirler. Ayrıca Türk firmaların, Alman firmaların pazar kanallarıyla ilgilenerek birleşmeler aramaları gerekiyor.


KİTAP - MİMARLIK TARİHİ VE ARKEOLOJİ MART 2010 - XXI 24

bu sayfada üstte: Labraunda, Anıt Mezar ve Yarık Kaya çeşme ve çeşme teras duvarının güneyden görünüşü sağda: Çomakdağ köy evi duvarından detay; antik duvar örgüleriyle benzer karakterde büyük taş blokları arasında küçük taşların kullanımı en sağda: Labraunda, Bizans Dönemi Doğu Kilisesi apsisi, dairesel duvarlarda küçük taşların kullanımı sonraki sayfada üstte solda: Çomakdağ köylerinden Gümüşkesen'de Anıt Mezarı benzer baca örnekleri üstte ortada: Dış kapı ve ev içi süslemeleri üstte sağda: Milas. Gümüşkesen Anıt Mezarı altta solda: Sarıkaya köyü, güneydoğudan bakış altta sağda: Karya döneminin kutsal simgesi olan çifte balta motifi kabartmalı taşın, devşirme malzeme olarak kullanımı

fotoğraflar: Ali Konyalı

KUTSAL KAYANIN İZİNDE Milli Reasürans tarafından yayınlanan Milas Çomakdağ kitabı, yörenin antik çağlardaki yaşamının izini sürerken bir yandan da bu yaşamı mimarisinde nasıl sürdürdüğünün izini arıyor. Fırat Kesim

Milli Reasürans TAŞ, 2005 yılından bu yana Türkiye’de Kentsel ve Kırsal Mimari adı altında yürüttüğü projesiyle Anadolu’nun kültürel ve mimari coğrafyasını bölge bölge yayınlamaya başladı. Projenin üçüncü kitabı olarak, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Afife Batur’un bilimsel danışmanlığında hazırlanan ve sergisi 19 Ocak - 27 Şubat 2010 tarihleri arasında Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde gerçekleştirilen Milas Çomakdağ adlı yayın, Muğla’nın Çomakdağ kırsalındaki kültürel ve mimari birikimi bütüncül bir bakış açısıyla ele alıyor. Mimarlığın dilini okurken gördüğümüz yapıların geçmişi nereye dayanıyor, etrafında onu etkileyen araçlar nelerdir

çoğu zaman es geçeriz. Bu kitapta Çomakdağ yöresinin kırsal mimarisi, çevresindeki topoğrafik özellikleri, peyzajı, arkeolojik katmanlarıyla birlikte incelenerek, bu mimarinin nasıl oluştuğu ortaya çıkarılıyor. Antik çağda Karya olarak bilinen, şimdiki Muğla il sınırları içine ve çevresine tekabül eden alanın kırsalında gelişen mimarlığın ruhunu ararken, bölgenin topoğrafyasının geleneksel yapıları nasıl adım adım şekillendirdiğine tanıklık ediyoruz. Çomakdağ, masif kaya örtüleri ile Anadolu’nun en ilgi çekici peyzajlarından birine sahip. Bu çekicilik kendisini antik çağlarda da göstermiş. Kaya, tüm kültürlerde kutsalın ifadesi olarak yerini alırken Karya’da da Çomakdağ bu özelliğiyle sivrilmiş. Dağın zirvesinde, Milas Ovası’na, oradan Güllük Körfezi’ne hakim konumu ile Labraunda, bölgenin kült merkezi olarak gelişme göstermiş. Etrafındaki

yerleşim kültürünü de çağlar boyunca etkilemiş. Kutsal kaya, önce dini yapıları etrafına toplamış. Ardından tüm sivil mimariyi günümüze kadar şekillendiren bir mimarlık sözlüğüne ilham kaynağı olmuş. Doğanın ve insan kültürünün yerleşme modellerinde bir araya gelerek tarih boyunca yaşanmış birlikteliği ve sürekliliği vurgulayan, günümüzdeki pek çok sürdürebilirlik tartışmalarında örnek oluşturacak bir modeli Anadolu’nun bu pek de bilinmeyen köşesinde gün ışığına çıkarmış. Kitap, bölge arkeolojisini yerleşim planları ve kültürel özellikleriyle birlikte kapsamlı biçimde ele alıyor. Labraunda kutsal alanını merkez alan kitap projesi, geçmişten bugüne Çomakdağ’da yeşeren arkeolojik birikimi sayfa sayfa önümüze açıyor. Antik dönemde kaya, kutsal alanı; kutsal alan, bölgenin yerleşim karakterini belirliyor. Kutsal kaya, bölgenin


KİTAP - MİMARLIK TARİHİ VE ARKEOLOJİ MART 2010 - XXI 26

beşeri katmanlarını belirlemede çıkış noktasını oluşturuyor. Doğa ile mimarlığın bu birlikteliği sürekli bir gelişim çizgisinde çağımızın geleneksel mimarlığına ve sanatına yansıyor. Benzersiz doğa, kırsal mimariye de esin kaynağı oluşturuyor. Bu bağlamda günümüz köylerinin sivil mimarisinde izleri görülen görsel süreklilik çok etkileyici. Bu izler köy evlerinin duvar örgülerinde, bezemelerde, geçmişin mimari elemanlarının bugüne yansıyan modellerinde açıkça görülebiliyor. Okur kitabın içine girdikçe yeryüzünün belli olanak ya da olanaksızlıklarla yerleşmeye, mimarlığa, sanata nasıl biçim verdiğini izliyor. Coğrafyanın sahip olduğu bitki örtüsü, su kaynakları, inanılmaz çeşitlilikteki kaya kütleleri, insanların neyi ne şekilde yapmaları konusunda onları yönlendirici etmen oluşturmuş. Gelmiş geçmiş topluluklar da bu çağrıya uyarak biçimlendirmişler

yapılarını. Arkeolojik buluntuların sunduğu okuma, yapı formlarında, duvar örgülerinde, dini tasvirlerde açığa çıkıyor. Antik devirlerde bölge için başlıca tapınma ve bilicilik merkezi sayılan Labraunda, dağın zirvesinden yamaçlara doğru inen kültür tabakaları, kült alanını Milas’a bağlayan kutsal yol ve bu yol üzerindeki anıtlarla birlikte ele alınıyor. Liman kenti Iasos ve dağın kuzeydoğu yamacına yaslanmış Alinda ören yerleri de belli başlı yapıları ile aktarılıyor. Geçmişin yaşam şekilleri, onların kültürel özellikler, dini inanışlar, siyasi tarih, mimarlık sanatı üzerindeki etkilerini anlamamızda yardımcı oluyor. Kitap Çomakdağ köylerinin mimari görünümüne geldiğinde asıl ilgi çekici kısım başlıyor. Günümüzde beliren kırsal yerleşimlerin gelişimi ve dönüşümünü izliyoruz. İlk önce köy evleri gözlemleniyor. Heykelsi kaya kütlelerinin arasında sanki aynı peyzaj

içinde oluşmuş bütünlüklü kütleler halinde yükseliyorlar. Evlerin duvar örgülerinde antik yapım teknikleri devam ediyor. Farklı yapı ögeleri geçmişe referans veriyor. Örneğin bacaların bölgenin antikitesinde çok bilinen bir anıt mezar yapı biçiminin minyatürü olarak tezahür etmesi sıradışı. Devşirme malzemelerin kullanımı ise bölgeye açık hava müzesi karakteri kazandırmış. Çomakdağ köylerinin nüfusunu oluşturan Türkmenler, Karya dağlarına geldiklerinde elbet kendi inanç ve geleneklerini de yeni yerleşimlerine taşımışlar. Bir yandan da etraflarında gördükleri doğal ve kültürel ortamı yeni yapılarına yedirmişler. Doğanın ve tarihin iç içe geçtiği özgül yerleşim modelleri ortaya çıkarmışlar. Tüm bu süreklilikte bölgedeki üretim modelinin değişmeden süregelmesinin payı var. Kültür varlıklarının niteliklerini ve doğasını görmek, taşıdıkları değeri,

sürekliliği anlamak için kitap, belli bir bölgedeki örneği izleyerek geniş bir bakış açısı kazandırıyor. Üstüne günümüz mimarlığındaki yansımalarını aktarıyor. Bu birlikteliği görmek, mimarlığın kökenlerine inmek okura belli bir bilinç kazandırabilir. Bu bilince yerel halk uzun zaman önce sahip olmuş. Çevresinde gördüklerini, yaşadığı doğayı idrak ederek kendi yaşam alanlarını oluşturmuş. Günümüzde zor gözlemlenen bir yaşamsal birliktelik ve kültürde süreklilik yaratmış. Türkiye’nin kentsel ve kırsal mimarisinin belleğini çıkaran yayın dizisinin üçüncü projesi olan bu kitap, her şeyden önce bu bilinci, kültürel sürdürülebilirliği aktarmak adına önemli bir yapıt. Anadolu’daki yerel mimarinin çeşitliliğini görmek ve bu çeşitlilik oluşturulurken neleri referans aldığını izlemek ilham verici olmuş. Anadolu’nun mimari mozaiğini anlamamız için Milas Çomakdağ kitabı bize bölgesel bir örnek sunuyor.


YAPI - ARAŞTIRMA MERKEZİ - ANKARA

fotoğraflar: Yunus Özkazanç, Kerem Yazgan

üç boyutlu matrİs ODTÜ Teknokent'te yer alan ve çevresi ağaçlarla kaplı bir alanda konumlanan yapı, bir grid üzerinden kurgulanan süreci sayesinde hem tasarım hem de yapım aşamalarındaki işbirliklerini kolaylaştırmış.

MART 2010 - XXI 30

Hülya Ertaş

odtü modelleme ve sİmülasyon araştırma ve uygulama merkezİ

yazgan tasarım

he: ODTÜ Modelleme ve Simülasyon Araştırma ve Uygulama Merkezi'nin bulunduğu alan, kentsel bir alan değil, ağaçlarla çevrili bir alan. Proje referanslarını nasıl oluşturdunuz, bu bağlamda yapının çevresiyle ilişkisini nasıl kurguladınız? Kerem Yazgan: Proje, ODTÜ Teknokent alanı içinde, ölçeğiyle, yaya ve araç yaklaşımları için sunduğu olanaklarıyla, güneşe ve eğime göre yönlenmesiyle ve cephe rengiyle çevresini saran yeşille bütünleşerek kavaklıklarla kaplı bağlamla uyumu amaçlarken, mimarisinin yapı ve mekan üretme bilgisiyle ve malzeme kullanımıyla da ayrışmayı öneriyor. Binanın hem yeşille bütünleşmesini hem de çatısı binayı dahil saran beyaz renkli çelik çerçeve ve bu çerçevenin taşıdığı beyaz güneş kırıcılarla yeşilin arasında kendini göstermesini istedik. Bina, çevresindeki yeşilin dağınık geometrisine keskin hatlı geometrisiyle karşıtlık oluşturarak çevresiyle ilişkiye giriyor. Bina, konum itibariyle, ODTÜ kampüsü içinde, ana fakülteleri saran ringle bir yaya bağlantısı kuruyor. Binanın önünde bu yaya aksına bağlanan bir meydan da düşündük ve bu

meydanın binanın içine doğru sürekliliğini sağlamaya çalıştık. Cephedeki yeşil tonlamayla ve gün içinde oluşan farklı gölge ve renk tonlarıyla çevredeki ağaçların rengine renk katmaya çalıştık. Peyzajı henüz tamamlanmadı. Tamamlandığında yeşille daha fazla bütünleşeceğini düşünüyoruz. Ayrıca, binanın terası ODTÜ ormanına her yönden hakim bir manzara sunarak hem binanın kullanıcıları için hem de binayı gözlemleyenler için beşinci cepheyi (çatı cephesi) oluşturarak çevresi ile ilişkileniyor. Binanın kurgusundaki gridi dış mekana da taşırarak, binadan çevresine doğru yayılan bir ilişkilenme öngördük. Proje, referanslarını hem çevresindeki dokudan, yönlenmeden, kottan, yaya ve araç yaklaşımlarından hem de ODTÜ’nün mimari yapı dili, yapıdaki elemanların birbirleriyle ilişkilenme biçimleri, brüt fikri, modern mimarlık kültürüyle sistematik-esnek tasarım üretme biçimleri üzerine yaptığımız araştırmalardan aldı. he: Sizin mimari yaklaşımınızda “tasarım sürecinin tasarlanması” proje sürecinin tümünü yönlendiren ana unsur. Bu proje sürecinin tasarımından söz edebilir misiniz? ky: Biz tasarım sürecini, bir araştırma alanı olarak “tasarım eyleminin tasarımı” fikri üzerinden ele


YAPI - ARAŞTIRMA MERKEZİ - ANKARA

31 XXI - MART 2010


YAPI - ARAŞTIRMA MERKEZİ - ANKARA MART 2010 - XXI 32

alıyoruz. Buradaki araştırma; tasarım sürecini oluşturan eylemler ve üretim biçimlerinin araştırılması, tasarımın programının yazılması ve binadan önce ilişki tasarımının yapılması, üretimi yönlendiren, referanslandıran eylemler aracılığıyla ilişkinin tarifi ve sürecin organizasyonu sonucu tasarlama ile ilgili. Eylemlerin, tasarımı yönlendirmedeki işlevlerinin, mimari tasarıma “aktüel olan”ın, “iş”in, “work”ün içindeki eylemlerin, mimari tasarımın gündelik hayatının içindeki sistematiklerin araştırılması, keşfi, oluşturulması, süreçler, etaplar arasındaki geçişlerin eylemler aracılığıyla tarifi ve her bir hamlenin bütüne etkileri ile ilgili araştırmalar sonucu yapıları oluşturuyoruz. Bu oluşumda, tasarımı oluşturan elemanların arasında spesifik “ilişkiler” kurulur, bunun aracı da eylemlerdir; her eleman, kendi işlevsel, teknik, taleplere ve ölçülere bağlı olarak, gereklilikleri doğrultusunda şekillendirilirken ilişkiler bunları birbirine bağlar. Farklı parçalar, sınıflandırma-gruplama, yan yana getirme, boyutlandırma, döndürme, kaydırma, meşhur etme, parçası kılma, katmanlaştırma, katlama, birleştirme, çakıştırma, fona atma, fonu çoğaltma, kesiştirme, tamamlama, bölme, sarmalama, çerçeveleme, büzülme, genleşme vb eylemlerle ilişkilendirilir. Bu ilişkiler aynı zamanda bütünü kurgulamak ve süreçte

yönlendirmek içindir. Biz bu araştırma alanını “mimarlıkta dizaynografi” (designography of architecture) olarak adlandırıyoruz. “Mimarlıkta dizaynografi”, sinematografi, koreografidekine benzer; eylemler aracılığıyla tasarım üretimine, kurgulandırılmasına dair ilişkilerin, yapıya ve mekana doğru giden yolun sistematiklerinin oluşturulmasıyla ilgili bir araştırma alanıdır. he: Programı bir dikdörtgen prizma içine yerleştirme fikri nasıl ortaya çıktı? Programın yapıya nasıl nüfuz ettiğini, grid sisteminin mantığını anlatabilir misiniz? ky: Planda kurguyu iç içe geçen bantlar oluşturuyor. Bu bantlar sırasıyla, en dışta güneş kırıcı çelik strüktürden çerçeve; beş farklı tonda yeşil emaye boyalı camlardan oluşan cephe bandı; çalışma alanları bandı; depo, tezgah, baca, şaft, kapı bandı; iç dolaşım bandı ve bunların bir araya gelmesinden oluşan, iç mekana ışık alınmasını sağlayan atrium boşluğundan oluşuyor. Her bir eleman ve parçaları, bir bütünlük içinde kendi kurgularıyla varoluyor. Bina, askeri simülasyon merkezi ve öğretim görevlileri için araştırma merkezi olmak üzere ikili programa sahip. Dolaşım birbirine karışmıyor, ancak zaman içinde iki program da gereklilikler doğrultusunda birbirine nüfuz edebilecek. Bu

esnekliğin sağlanabilmesi için, başlangıçtaki Türk halısı kurgusundaki gibi iç içe geçen bantlar sistematiği, üçüncü boyutta grid fikriyle bütünleştirildi ve projenin tüm yapısal elemanları bu gride adapte edildi. Değişim gridle birlikte olacak. Binada tüm strüktürel sistem, mekanik ekipmanların yerleşimi ve elektrik taşıyıcı hatlar 700x700 cm'lik bir üst grid ile 140x140 cm'lik bir alt grid aracılığıyla konumlandırıldı. Aynı zamanda grid, farklı katlarda farklı ölçülerde üçüncü boyuta taşındı ve bir matris sistemi oluşturuldu. Üç boyutlu matrisin en küçük ortak bölen hacmi, bir odadır. Bununla birlikte, yapıyı oluşturan elemanlar -içeride; duvarlar, camlar, pencereler, kapılar, asma tavanlar, şaftlar, aydınlatma armatürleri, kablolama, yağmur iniş boruları, klima-havalandırma sistemi, korkuluklar, prizler, anahtarlar, dışarıda; gölgelikler, gölgelikleri taşıyıcı çelik çerçeve, bina önündeki meydanın zemin kaplamaları, giriş kapıları vb- bu grid takip edilerek yerleştirildi. Binanın tasarımı baştan sona matematiksel bir sistematik içinde ele alındı, bina tasarımından önce “tasarım eylemi tasarımı” yapıldı. Burada ortaya çıkan üç boyutlu matrisin ve onu oluşturan parçaların ve ilişkilerinin tasarımı.


1 iç dolaşım bandı 2 depo, tezgah, şaft, kapı bandı 3 laboratuvar, çalışma alanları bandı 4 beş farklı yeşil tonda emaye boyalı camlardan oluşan cephe bandı 5 güneş kırıcı çelik strüktürden çerçeve

he: Bu grid sistemi aynı zamanda üçüncü boyuta da taşınıyor. Bu, düşey sirkülasyon için ne gibi olanaklar sağlıyor? ky: Ufuk açıcı bir soru. Daha önce düşünmediğimiz bir noktayı algılamamıza yardımcı oldu. Gridin üçüncü boyuta taşınması binayı oluşturan tüm yapı taşlarına bir altyapı kurgulanmasını getiriyor. Düşey sirkülasyon elemanları da gridle birlikte varoluyorlar. Üç boyutlu matrisde farklı birimlerde yer tutuyorlar. Özellikle ana avludaki turuncu epoksi boyalı merdivende hareket edildiğinde gridin x, y ve z’de her yönden algılanması artıyor. Buna bir de bugünlerde avludaki dev saksının içinin yansımalı bir yüzeyle kaplanması eklenince, üçüncü boyuttaki sistemin daha da dramatik olarak algılanacağını düşünüyoruz. he: Yapı içerisinde esneklik önemli bir tasarım parametresi olarak ele alınmış, esnekliğe olanak tanıyan çözümler ve elemanlardan söz edebilir misiniz? ky: Daha önce de belirttiğim gibi grid, bir referans sistemi oluştururken ve tüm yapısal elemanlar bu gride adapte edilmişken, değişim gridle birlikte olacaktır. Yapısal elemanlar brüt, kolayca sökülüp takılabilen yeniden kurgulanabilecek cinsten oldukları için mekansal değişime, ekleme ve çıkarmaya olanak

karşı sayfada İç mekandan görünüşler

grid sistemi

sağlayan mekansal ve teknik altyapı hazır. Örneğin, bir odanın herhangi bir noktasına yeniden elektrik çekilmek istendiğinde, elektrik hatları gridal asma tavandan getirildiği için herhangi bir kırım yapılmadan çekilebilecek. he: Binanın yapım sistemi ve sürecini anlatabilir misiniz? ky: Tasarım, bahsettiğim anlayışla, yapıya doğru giden yolun ve gelecekteki değişikliklerin mekansal ve yapısal sistematiğini kurdu. Bu anlayış hem tasarım hem inşa hem de kullanım süreçlerinde birçok paylaşılabilirlik ve esneklik getirdi. Tasarım aşamasında mimar, hem işverenle hem diğer mühendisliklerle koordinasyonunu matematiksel bir referans sistematiği üzerinde kurdu. Hata payları önlendi ve toplamda bina bu sistematik ile deyim yerindeyse kendi kendine oluştu. İnşaat aşamasında da birçok kolaylık getirdi. Örneğin, tüm elektrik ve aydınlatma tavandan 140x140cm'lik gride kurulmuş alüminyum profillerden taşındı. Bu hatlar, duvardan 5 cm açılıp 50x80 mm’lik dik konumlandırılmış alüminyum profillerle yerden belli yükseklikteki priz ve anahtarlara bağlandı. Bu sayede elektrik ustası herhangi bir kırım döküm yapmadan, sıva ve boyacıya gerek kalmadan çalışabildi. Mimari

elemanlardaki ayrım inşaat sürecinde inşaatı yapanlar arasında da net bir ayrım getirdi, birbirine karışmadan ve diğerinin işi bozulmadan bir inşaat yapılabildi. he: Yapım aşamasında bu süreç yönetiminin ne gibi avantajlarını gördünüz? ky: Üç boyutlu grid fikri ve bina elamanlarının kendi kurguları ve düzenleriyle varolarak üretilmeleri herkes için bir yol gösterici, referans oldu ve bu durum kullanıcılar için de olmaya devam edecek. Bina getirdiği değişebilirlik, eklenebilirlik (örneğin, yeni bir kanal, menfez, priz kutusu, aydınlatma vb), çıkarılabilirlik (duvarlar kaldırılarak mekanlar birleştirilebilir) olanaklarıyla teknolojik olmanın yanı sıra sistematik-esnek bir akıllılık da ortaya koyuyor. Tasarım sürecinden, inşa ve kullanım aşamalarına dek bina kullanımıyla ilgili yapılacak hamlelerin bir referanslar sistematiği dahilinde yapılması binanın oluşumuna ait bilgiyi paylaşılabilir kılıyor; tasarım, altyapı, donanım ve kullanıcılar arasında sistematik ve esnek ilişkiler kurulmasını sağlıyor. Mimarın tüm süreçte baskın rol oynadığı bina tasarımı anlayışlarından farklı olarak mimar burada “tasarım eyleminin tasarımı” aracılığıyla esnek bir sistemin tasarımcısı rolünü üstlendi.

33 XXI - MART 2010

vaziyet planı

giriş sayfasında ve önceki sayfada Yapının içinde bulunduğu ağaçlıklı alan içerisindeki görünüşü

YAPI - ARAŞTIRMA MERKEZİ - ANKARA

iç içe geçen bantlar şeması

proje grubu: Dr. Mimar Kerem Yazgan, Y. Mimar Burak Turgutoğlu yardımcı mimarlar: Tuğba Beyaz, Buket Demirel işveren: ODTÜ yapımcı: Mervecan İnşaat iç mekan tasarımı: Yazgan Tasarım peyzaj tasarımı: Begüm Yazgan statik: Aydın Pelin Can Binzet Mühendislik tesisat: Ünlü Mühendislik elektrik: Mustafa Karakaş proje tarihi: 2006 - 2007 yapım tarihi: 2007 - 2009


kerem yazgan 1969’da Ankara’da doğdu. 1993 yılında ODTÜ Mimarlık Bölümü'nden mezun oldu. 1996 yılına kadar Ankara'da çeşitli mimari bürolarda çalıştı ve yarışmalara girdi. 1996'da ulusal yarışmada kazanılan birincilik derecesiyle ilk ofisini kurdu. 1997'de ODTÜ’den yüksek lisans derecesi aldı. Türkiye'nin bilgisayar ortamında günlük güncellenen ilk Mimarlık ve Yapı Mevzuatı’nın tasarımı ve uygulamasını gerçekleştirdi. 1997 yılından 2007 yılına kadar ODTÜ Mimarlık Bölümü'nde yarı-zamanlı öğretim görevlisi olarak stüdyo dersleri verdi. 2002 yılında Ankara’da eşiyle Yazgan Tasarım-Mimarlık isimli ikinci ofisini kurdu. Aynı yıl “Mimarlıkta Dizaynografi” isimli, mimari tasarım süreçlerindeki sistematikler ve eylemler üzerine çalışmasıyla doktora derecesini aldı.

batı görünüşü

kuzey görünüşü taşıt yolu esnek mekanlar servis mekanları düşey sirkülasyon ve giriş ara mekan yaya yolu

YAPI - ARAŞTIRMA MERKEZİ - ANKARA MART 2010 - XXI 34

burak turgutoğlu 1978’de Ankara’da doğdu. 2000 yılında ODTÜ Mimarlık Bölümü’nden mezun oldu. 2003 yılında ODTÜ Mimarlık Bölümü’nde yüksek lisans eğitimini tamamladı. 1999 yılından günümüze kadar çeşitli mimarlık ofislerinde çalıştı ve bireysel olarak profesyonel mimarlık hizmeti vermeye devam etti. 2003 yılından bu yana ODTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nde ikinci ve üçüncü sınıf bitirme jürilerine konuk mimar olarak katılıyor. Özellikle büyük ve kompleks alışveriş merkezleri, oteller, eğitim binaları ve konutlar üzerine kazandığı deneyimlerle, tasarım, uygulama ve proje yönetimi konularında danışmanlık hizmeti vermeye devam ediyor. Son üç yıldır Erkut Şahinbaş - İzzet Fikirlier Mimarlık Müşavirlik firmasında çalışıyor.

esnek mekanlar servis hacmi yatay sürkülasyon iç avlu avlu düşey sirkülasyon 101 proje alanı 102 proje alanı 103 kütüphane 103-A gizli kütüphane 104 virtuel toplantı 105 ISM sertifikasyon 106 idari personel 107 koridor 108 çay odası 109 temizlik 110 bay WC 111 bayan WC 112 yangın merdiveni 113 pano odası 114 proje alanı 115 proje alanı 116 proje alanı 117 araştırma görevlileri odası 118 araştırma görevlileri odası 119 koridor

Z01 test ölçüm laboratuvarı Z02 toplantı salonu Z03 danışma-giriş Z04 rüzgarlık Z05 yangın merdiveni Z06 koridor Z07 çay odası Z08 temizlik Z09 bay WC Z10 bayan WC Z11 pano odası Z12 güvenlik Z13 rüzgarlık Z14 giriş-bekleme Z15 sekreterya Z16 müdür yardımcısı odası Z17 müdür yardımcısı odası Z18 sekreterya Z19 müdür odası Z20 hol Z21 müdür yardımcısı odası

zemin katı planı

1. kat planı esnek mekanlar servis hacmi yatay sirkülasyon cam

esnek mekanlar servis hacmi yatay sürkülasyon iç avlu avlu düşey sirkülasyon

T01 teknik merkez T02 koridor T03 asansör makine odası T04 merdiven kovası

201 laboratuvar 202 laboratuvar 203 laboratuvar 204 koridor 205 çay odası 206 temizlik 207 bay WC 208 bayan WC 209 yangın merdiveni 210 pano odası 211 laboratuvar 212 laboratuvar 213 laboratuvar 214 laboratuvar 215 laboratuvar 216 koridor

2. kat planı

teknik kat planı


MANZARA ÇERÇEVELERİ Güney Kore'nin Jeju Adası'nda açılan yeni sanat müzesi, bulunduğu coğrafyayla bütünleşik tasarıma sahip. Araştırma, koruma, sergi ve eğitim programlarını içeren projeyi, tasarım ekibinden Tana Hovland ile konuştuk. Enise Burcu Karaçizmeli

MART 2010 - XXI 36

YAPI - MÜZE - JEJU ADASI

fotoğraflar: Gansam Partners

ebk: Projeden önce alanın koşulları nasıldı? Tasarıma ilham veren unsurlardan bahseder misiniz? Tana Hovland: Müze Kore'deki Halla Dağları'nın manzarasına hakim bir yerde konumlanıyor. Alanın koşulları, doğal çevreyi vurgulayan ilk konseptin oluşmasına yardımcı oldu. Müzede çerçevelenen manzaralar özellikle okyanusa ve ormana doğru görüş açıları sağlamak için seçildi. ebk: Ziyaretçilere iç ve dış mekanlarda ne gibi deneyimler sunmak istediniz? Ana kararlar nelerdi? th: Girişteki büyük havuz, girişin atmosferini oluşturmaya yardım etti ve doğal ışığın içeri yansımasını sağlıyor. Kuzey ve batı cephelerdeki kolonatlar gökyüzünü, iç ve dış mekan arasındaki geçişleri çerçeveliyor. Giriş meydanı, yıl boyunca açık hava sergilerinin yer alacağı ve aynı zamanda bir performans mekanı da olan meydana açılıyor. Volkanik Halla Dağları'ndan esinlenen müzenin arkasındaki yürüme yolu, kamusal performans mekanı olan dairesel bir amfitiyatroyla çevreleniyor. Çerçevelenmiş manzaralar ve ışık, tasarımı yönlendiriyor ve müzenin duruşunu almasına yardım ediyor.

gansam partners

jeju provıncıal art museum

ebk: Binanın programı nasıldı? İç mekan organizasyonundan bahseder misiniz?

th: Jeju Sanat Müzesi araştırma, koruma, sergi ve eğitim amaçları için planlandı. Buna uygun olarak içerisinde bir sergi holü, galeri, kültür merkezi ve bir amfitiyatro bulunuyor. Mekansal organizasyon iki ana kütleye ayrılarak çözüldü; kütlelerin biri deneyim ve katılıma olanak tanıyor. Dolaşım kurgusu ziyaretçilerin bina boyunca arzu ettikleri noktaları serbestçe keşfedebilmelerini sağlıyor. Müze planı iç ve dış mekanlardaki sergi alanlarını oluşturan bir dolaşım çemberi olarak tasarlandı. Müzenin geometrisi ise basit bir küp modülden ve onun birbiri içinde tekrarından oluşuyor. Binanın etrafındaki hem sanatsal hem de doğal güzelliği çerçeveliyor. Basit rasyonel biçimi hem ışığa hem de yapının bulunduğu çevreye karşı hassasiyet taşıyor. ebk: Yerel bir malzeme olan Jeju taşının kullanıldığından bahsediliyor. Kullandığınız malzeme paletini anlatır mısınız? th: Volkanik bir taş olan Jeju taşı bina tasarımında betonla birlikte kullanıldı. Jeju taşı, insan eliyle yapılmış ile doğal olan arasındaki keskin sınırı bulanıklaştırıyor. Taşın binanın köklenmesine yardım edeceğini ve yapının ada tarihinde böylece yerini alabileceğine inandık. Jeju Adası'nın doğal güzelliği sanatsal, kültürel deneyim için müzeye bir altlık oluşturuyor. Malzeme seçimi ve dış mekana bakan, hassas tasarlanmış manzara noktalarıyla tasarım, etrafındaki doğal çevreyi vurguluyor.


YAPI - MÜZE - JEJU ADASI

37 XXI - MART 2010


giriş sayfasında Kolonatlar iç ve dış mekanlar arasındaki geçişleri tanımlıyor ve müzenin hemen önünde bir performans mekanı oluşturuyor. önceki sayfada üst sırada: Müze binası Halla Dağları'nın manzarasına hakim bir yerde konumlanıyor. orta sırada ve alt sırada: Sergi mekanları ve giriş holünden görseller

MART 2010 - XXI 38

YAPI - MÜZE - JEJU ADASI

bu sayfada üst sırada: Bina girişlerinden görseller orta sırada: Proje maketi en altta sağda: Performans mekanına kuşbakışı görünüş

proje tarihi: 2009 mimari tasarım: Gansam Partners yer: Güney Kore işveren: Jeju Valiliği proje mimarı: Taijip Kim tasarım ekibi: Kiyoung Han, Cheonhang Kim, Mi Jung Kim, Chang Bae Yoon, Jeong Hoon Seo, Sung Beom Park, Sun A Park, Sang Kyu Jeon, Sun Min Lee, Jin A Yoo, Su Jeong Ko proje alanı: 39.759 m2 yapı alanı: 4.326 m2

vaziyet planı

han kı youn Seul Ulusal Üniversitesi'nden mezun oldu. New York'ta EDI Architecture'da çalıştı. Halen Gansam Partners'ın ana yöneticisi olarak mimarlık çalışmalarına devam ediyor, aynı zamanda Myongji Üniversitesi'nde ders veriyor.

kım mı jeong Chungang Üniversitesi'nden 1994'te mezun oldu. 2001 yılı itibariyle Gansam Partners'da yönetici olarak çalışıyor. Jeju Marine Science Hall, Ulsan Üniversitesi master planı ve Yangpyung Hanwha Resort master planı gibi projelere imza attı.


YAPI - ALIŞVERİŞ MERKEZİ - LUBYANA MART 2010 - XXI 40

fotoğraflar: Tomaz Gregoric

Nokta Market Slovenya'nın Lubyana kentinde, bir market zinciri olan Mercator'a bir alışveriş merkezi tasarlayan Ofis Arhitekti, kısıtlı bir bütçe dahilinde projeyi çözümlemek zorunda kalmış. Ofis Arhitekti

dots envelope

ofıs arhıtektı

Projenin konumlandığı alan bir su kulesi ve eski kasaplar çarşısını içeren, tarihi bir kasap kompleksini oluşturan binalarla çevrili. Ve tarihi endüstriyel alan olarak tescilli. Ulusal mirasın ölçütü kuleyi orjinalinde olduğu gibi yeniden inşa etmek ve planlanan yeni alışveriş merkezinin önünde eski çarşının ana cephe girişini bütünleştirmekti. İşverenin izni ve beklentisi 46x42x7 metre boyutlarında prefabrike beton bir salondu. İç mekan ve içerideki tüm kaplamalar alışveriş şirketler zincirinin tüm projeleri için belirlediği “Mercator Standardı”na göre gerçekleştirildi. Yapım şirketinin bütçesi çok küçüktü; Mercator ile yaptıkları sözleşmenin referansı Slovenya'nın kuzeyinde yer alan bir köyde inşa edilmiş basit bir alışveriş merkezi projesiydi (bu binanın yalnızca ön cephesi vardı, geriye kalan üç cephesi betondu). Aynı bütçeye bu projede de uyulması gerekiyordu ve aynı miktar sözleşmede kabul edilmişti.

Yeni alışveriş merkezinin üç yüzünün de tasarlanmış olmasına dair müşterinin beklentisi vardı. Bu yüzden tek cephe bütçesiyle üç ayrı yüzün de dekoratif bitişlerle kaplanması önemliydi. Detaylı bir hesaplamadan sonra tüm katların kaplanması 60.000 Euro tuttu. Cephe için ayrılan bütçeye uygun olabilecek yüzey de bronz renge boyanmış basit metal plaklar kullanıldı. Maliyet değerlendirmesinden sonra beton kabuğun yalnızca %20'sinin metal plaklarla kaplanabileceği ortaya çıktı. Böylece plakalar farklı boyutlarda deliklerle düzenlendi. Dahası plaklardan kesilen metal daireler cephe yüzeyinin geri kalanında düzenlendi. Delik ve daire bezemeli dokuların kullanımı, yapım şirketi tarafından onaylandı. Ortaya çıkan dokuyla birlikte proje “Mercator Noktası” olarak adlandırıldı. Geriye kalan bütçeye uygun olarak metal noktaları bağlayan metal bir zincir kullanıldı. Bu zincirler sayesinde cephenin zamanla tırmanıcı bitkilerle yeşille kaplanması bekleniyor.


bu sayfada solda ve orta sırada: Marketin farklı cephelerinden görünüşler en altta solda: Cephe detayı en altta: İç mekandan görünüş

YAPI - ALIŞVERİŞ MERKEZİ - LUBYANA

giriş sayfasında Kasap kompleksinden görünüşler

41 XXI - MART 2010


ofis arhıtektı Rok Oman 1970'de doğdu, 1998'de Lubyana Mimarlık Okulu'ndan mezun oldu. 2000 yılında Londra Architectural Association'da yüksek lisansını tamamladı. Spela Videcnik 1997'de Lubyana Mimarlık Okulu'ndan mezun oldu ve 2000 yılında Londra Architectural Association'da yüksek lisansını tamamladı. Rok Oman ve Spela Videcnik 1998 yılında Lubyana'da Ofis Arhitekti'yi kurdular.

YAPI - ALIŞVERİŞ MERKEZİ - LUBYANA

işveren: Mercator d.d. tasarım ekibi: Rok Oman, Spela Videcnik, Andrej Gegoric, Javier Carrera, Anna Breda, Luis Ferreira, Ana Kosi, Katja Aljaz iç mekan: Mercator Optima strüktürel mühendislik: Projecta d.o.o. mekanik mühendislik: ISP d.o.o. elektrik mühendisliği: Eurolux d.o.o. trafik mühendisliği: Tegainvest d.o.o. inşaat şirketi: Gradis Skupina d.o.o. brüt alanı: 2000 m2 alışveriş yüzeyi: 1200 m2 eski kule: 200 m2

MART 2010 - XXI 42

cephe detayları

cephe görünüşleri

zemin kat planı


EUROPAN 10 Ödülü kazanan, Norveç'teki Vardø Limanı'nın yeniden canlandırılmasıyla kıyısında bulunduğu arktik suların da geleceğinde belirleyici bir rol üstlenebileceğini öneren proje üç fazdan oluşuyor. Langdon Reis Architects + Kelly Doran, Louis Hall

MART 2010 - XXI 44

YARIŞMA - KENTSEL DÖNÜŞÜM - VARDØ

LİMANLA KUTUPLARI KORUMAK Vardø doğası gereği Barents Denizi'yle ilişkilidir. Kuzey Kutbu sularının geleceği bu yalıtılmış kentsel yerleşim bölgesinin gelişimini ya da çöküşünü belirleyecek. Tarihi olarak keşiflerin, yayılımın, lojistiğin, askeri alanların ve sanayinin yer aldığı, Kutup Bölgesi'ne en yakın nokta olan Vardø'nun denizle ilişkisi sürekli değişen ekonomik ve politik paradigmalara uyum sağlamak için devamlı olarak evrildi. Coğrafi açıdan Vardø'nun eşsiz konumu, bu değişimlere ayak uydurabilmek için sürekli olarak yeniden düzenlendi: Viking yayılımının uç noktası, Pomor Ticaret Yolu'nun orta noktası, Norveç'in sonu, bir Soğuk Savaş cephesi, bir gözetleme üssü ve şimdi de deniz petrol üretimine en yakın nokta. Bu düzenlemeler sonucunda, geri çekilen buz tabakaları, arktik gemi nakliyatı rotaları, deniz petrol sahaları ve ekolojik dönüşümlere doğru kuzeye doğru kayan Vardø, bir kez daha Barents Denizi'yle ilişkisini yeniden tanımlamaya hazır. Bununla eşzamanlı olarak sonunda, ucunda ya da ortasında Vardø, kendini yeniden konumlandırarak Barents Denizi'nin geleceği hakkında bir fikir üretecek.

vardø Lİmanı Dönüşüm Projesİ

langdon reıs archıtects + kelly doran, louıs hall

Vardø ile deniz arasındaki ilişki, her zaman için limanındaki mimarlıkların arabuluculuğuyla

kurulageldi. Bu liman iskeleler, doklar, dalgakıranlar, balık fabrikaları ve depolardan oluşan buzsuz bir yerleşim alanı. Geçmişte, özel ve kamusal yaşamın merkezindeki Vardø Limanı, görünürlüğün, ticaretin ve kültürel etkileşimin mekanıydı. Balık sanayisinin çöküşü ve Svartnes Tüneli ve Havaalanı'nın inşasıyla, liman kıyısı boş sanayi hangarlarının, hiçbir geminin demirlemediği dokların olduğu bir alana dönüştü. Sivil hayatın merkezi, oturma odalarına, havaalanı bekleme salonlarına, Hurtigruten'e giden turistlerin bir saatlik gezi turlarına ve yılda bir düzenlenen kartopu savaşlarına dağıldı. O zamanlardan beri liman, Vardø'nun çöküşünün simgesi, Barents Denizi sahil bölgesinin son vaziyetinin sürekli hatırlatıcısı durumunda. Ufukta görünen ekonomik değişimle birlikte liman kendini yeni üretim, depolama ve alışveriş biçimlerinin merkezi olarak yeniden tanımlayacak. Eşsiz lojistik, jeopolitik, ekolojik ve denizcilik konumunu ortaya çıkarmaya bir kez daha hazır olan Vardø, limanındaki mimarisiyle Barents Denizi ile olan ilişkisini yeniden düzenleyecek. Bu ufku analiz ederek ve çeşitli ekonomik olasılıklara uyarlanabilecek bir dizi gelişim ilkesi belirleyerek Vardø Limanı, kendisini yeniden konumlandırıp denizin geleceği hakkında belirleyici olabilir. Hızlı bir şekilde bir dizi kültürel bina ve mekanın liman kıyısına yerleştirilmesi alanın sivil yaşamını yeniden


YARIŞMA - KENTSEL DÖNÜŞÜM - VARDØ 45 XXI - MART 2010

canlandırabilir ve topluluğa yeni kullanıcılar çekilebilir. Vardø yakınlarındaki rezervlerden faydalanılmasını öngören Norveç enerji üretimindeki yeni dönemle birlikte liman, bir yandan sanayiye hizmet ederken diğer yandan da bölgenin narin ekolojisini koruyacak. Petrolün ötesinde Vardø, yeni üretim biçimleri yaratmak ve limanını karbon-sonrası ekonominin merkezi olarak düzenlemek zorunda. Proje, varolan sanayi yapılarını kültürel bir programla yeniden canlandırarak, su kıyısını denizcilik altyapılarıyla yeniden hareketlendirerek ve ara mekanları yeni ekolojik üretim biçimleriyle donatarak Vardø Limanı'nı yeniden özel ve kamusal yaşamın merkezi haline getirecek. Alan için geliştirdiğimiz stratejileri, üç aşamalı olarak tasarladık. 2010: Kültürel Göstergeler Vardø'nun çok yakın geleceği, bir dizi kültürel programın desteklenmesi ve teşvik edilmesi için topluluğun varolan mekansal ve mimari dokusunun yeniden canlandırılmasına bağlı. Mekansal olarak kentsel peyzaj ölçeğinde, limanın uç noktasında inşa edilecek kültürel alanlar Barents Denizi'yle limanın ilişkisini yeniden kurmaya başlayacak. Her biri farklı kullanım setleri öneren bu kamusal mekanlar, limanın ucundan başlayacak olan gelecekteki

gelişimin tohumları olarak işlev görecek. Bu kamusal mekanların yanında bir dizi kültürel program yer alacak ve her biri Vardø'nun yapılı çevresine etkiyerek ya da o çevre dahilinde işleyerek yeni kullanıcılar ve programları harekete geçirecek ve teşvik edecek. 2030: Canlanan Ekonomİ Vardø'nun yakın geleceği, Barents Denizi'nin ısınan sanayi iklimiyle kuracağı avantajlı coğrafi ilişkisiyle biçimlenecek. Deniz petrol üretimiyle ekolojinin korunması arasındaki doğal zıtlık, petrol sahalarının petrol-sonrası paradigmaya göre yeniden biçimlendirilmesinde çeşitli ekonomik ve mimari fırsatlar yaratabilir. Şu anda Vardø dışında işler halde bulunan izleme ve hizmet operasyonlarının genişletilmesi limanla ilintili yeni mimarlıkların üretilmesi ihtiyacını doğuracak. Barents Denizi'nin ekolojisinin korunması için Vardø'nun kuşların göç yolları ve sarmaşık su türleriyle olan ilişkisi kuşbilimi ve deniz biyolojisinin arktik'teki üssü olarak konumlanmasını sağlayacak. Limanın ucunun yeniden düzenlenmesiyle bu iki programın mekansal gereksinimleri karşılanacak, diğer taraftan da onu eşzamanlı olarak kültürel alanlara bağlayacak. Endüstriyel ve ekolojik programa yapılacak ekler, mevcut, boş liman tesislerinin yeniden kullanımıyla hayata geçirilecek.

2050: Sevİyelerİn Yükselmesİ Vardø'nun uzak geleceği, bir dizi “seviye”ye bağlı: petrol ve enerji üretimi, yükselen deniz ve sıcaklık, su kültürü ve sera üretimi ve en nihayetinde -Vardø'nın çeper coğrafyası da göz önünde tutularak- kendi kendine yeterliliği seviyeleri. Norveç'in petrol-sonrası ekonomisi, bugün petrol üretimi ve nakliyatla ayakta duran kentsel yaşamın kalitesinin korunması için alternatif, yerel ve çeşitli üretim biçimleri ortaya koymak zorunda kalacak. Denizdeki kuvvetli arktik rüzgarlardan elde edilen enerji, yerel gereksinimleri karşılarken enerji fazlası da güneydeki Avrupa'ya dağıtılacak. Yükselen deniz seviyesine bir çözüm üretmek adına Vardø Limanı, denize bakan bina cephelerini çoğaltmak ve yeni üretim biçimlerini artırmak için yeniden düzenlenecek. Çoğunlukla petrol ekonomisine bağlı olan ticaret yerine gıda, yeniden Barents Bölgesi'nin sosyo-ekonomik dönüşümü için başrol oyuncusu haline gelecek. Ara mekanların ve yeniden düzenlenmiş liman alanlarının ekolojik üretim mimarisiyle örülmesiyle Vardø'nun bir üretici olarak rolü tekrar tanımlanmış olacak. 24 saat boyunca gün ışığıyla aydınlanan Sera'da üretilen arktik pazı sebzesi ve denizdeki kral yengeçler, yeniden canlanan Pomor Ticaret Yolu sayesinde hem ulusal hem de uluslararası olarak pazarlanacak.


Jüri raporu Vardø için açılan yarışmada birinci seçilen proje, yalnızca derin bir tarih, coğrafya ve alan değeri bilgisi sunmakla kalmıyor, aynı zamanda alanın varolan strüktürlerini ve dinamiklerini güçlendirme ve onlar üzerine yapılanma isteğini de yansıtıyor. Önerilen strateji, kısa ve uzun vadeli hedefler çevresinde geliştirilerek Vardø'nun kültürel, endüstriyel ve ekolojik özelliklerini zenginleştiriyor. İlkin, kültür mekanları terk edilmiş endüstri alanlarına yerleştirilerek yerel topluluğa canlılık getiriliyor ve dışarıdan ziyaretçiler alana çekiliyor. Kazanan ekip, 2030'a gelindiğinde Vardø'nun yakındaki petrol rezervlerini izlemesi, onlardan faydalanması ve onlara servis sunması sayesinde Norveç petrol üretiminde önemli bir rol üstleneceğini öngörüyor. Bununla eşzamanlı olarak, Vardø arktik'teki kuşbilimi ve deniz biyolojisi alanlarındaki konumunu güçlendirip Barents Bölgesi'nin narin ekolojisini koruyacak. Uzak gelecekte Vardø, Norveç'in petrol-sonrası ekonomisinde kendine yer bulma, küresel ısınmanın etkilerine göğüs germe ve kendi kendine yeterliliğini sağlaması için su kültürü ve sera üretiminde artış gösterme konularında bazı zorluklarla karşılaşacak. Bu proje, Vardø'nun kuvvetli arktik deniz rüzgarlarından faydalanarak yerel gereksinimler için enerji üretmesini ve fazlasını da güney bölgelerine dağıtmasını öneriyor. Vardø Limanı, yükselen deniz seviyesine uyum sağlaması amacıyla

MART 2010 - XXI 46

YARIŞMA - KENTSEL DÖNÜŞÜM - VARDØ

yeniden düzenlenerek bu süreçte yeni üretim biçimlerini teşvik edecek. Diğer yandan da arada kalan yeniden düzenlenmiş liman, 24 saat gün ışığıyla aydınlanan, pazı yetiştirilen ve kral yengeç ticareti yapılan davetkar bir seraya dönüşecek. Jüri üyeleri: Ellen van Loon, Mari Lending, Gisle Løkken, Regine Debatty, Andreas Quednau, Johanna Irander, Christer Larsson, Jomar Langeland

giriş sayfasında 2010 yılı için öngörülen kültürel programı yansıtan limanın görüntüsü önceki sayfada solda üstte: 2030'da Proden balık fabrikasının geçireceği dönüşüm solda altta: 2050'deki seranın içinden görünüm sağda üstte: Proden balık fabrikası yeniden canlandırma projesi sağda altta: Vardø'nun stratejik konumu bu sayfada Vardø'nun yıllar içinde geçireceği fazlar


farklı kotlarda oyunlar İlköğretim ve ana okulunu barındıran kompleks, topoğrafyadan yararlanarak farklı yaş gruplarının yapı içindeki dolaşımlarının ayrışmasına olanak tanıyor. Murat Soygeniş

MART 2010 - XXI 48

PROJE - OKUL - İSTANBUL

mimari: Murat Soygeniş, Cüneyt Timurçin yardımcılar: Ömer H. Şöhret, Ebru Yazar, Tuğrul Yazar tarih: 2006 - 2014

İLköğretİm okulu ve anaokulu

murat soygeniş, cüneyt timurçin

İstanbul’da uygulanacak olan eğitim yapısı, 24 derslikli, 576 öğrenci kapasiteli ilköğretim okulunu ve üç derslikli, 72 öğrenci kapasiteli anaokulunu içeriyor. 4.215 metrekarelik, eğimli bir arsada yer alacak olan, 10.439 metrekare inşaat alanlı kompleks, arsanın ortasında yaratılan üzeri kısmen örtülü bir oyun ve tören alanı ile bu alanı batı, kuzey ve doğu yönlerinde sınırlandıran, birbiriyle ilişkili kollardan oluşuyor. Bu kolların her biri farklı form ve boyutta ve farklı işlevleri barındırıyor. Arsayı iki taraftan çevreleyen trafik yolları ve bir taraftan sınırlandıran bir konut sitesinin bulundukları yönlere bakan ancak içteki oyun alanına dönük olarak tasarlanan yapı, ortada çevrenin gürültüsünden yalıtılmış bir oyun alanı ile bütünleşiyor ve arsanın güneyinde bulunan mevcut park ile görsel bağlantı kuruyor. Arsa eğiminin vermiş olduğu avantajdan yararlanarak, ana giriş kuzeydoğu köşeden verilirken, okullara öğrenci girişi bir alt kattan ve doğu yönünde bulunan, daha az işlek yol üzerinden sağlanabiliyor. Eğimin sağladığı bir diğer avantaj da, eğitim yapısı içinde yer alacak olan anaokulu ve ilköğretim okulu bölümleri arasında kot farklarından yararlanarak tam bir ayırımın sağlanabilmesi, gerektiğinde ilişki imkanının oluşturulabilmesi. Ortadaki oyun ve tören alanının altındaki iki katta, güneye bakacak şekilde anaokulu konumlanıyor, anaokulu öğrencilerinin güney ve batıdaki bahçeyi daha büyük öğrencilerle

karışmadan kullanabilmeleri öngörülüyor. Anaokulu plan kurgusu, içeri çekilmiş bir oyun bahçesi ve bu bahçeye bakan mekanlar arasında kurulan ilişkiler üzerine temellendi. Anaokulu öğrencileri ortadaki oyun alanına, deforme edilmiş bir dikdörtgenler prizması formuna sahip, cam gözlem ve oyun kulesi içindeki merdivenlerle ulaşabiliyor. Orta oyun-tören alanının altındaki kotta ayrıca çok amaçlı salon olarak da kullanılabilecek olan kapalı spor salonu, yemek salonları, kantin, yüzme havuzu, laboratuvarlar, sanat, müzik ve dans derslikleri yer alıyor. Ana giriş iki kat yüksekliğinde hacme sahip bir fuayeye bağlanıyor, bu fuayeden ana yola bakan ve konferans salonu, yönetim ve kitaplık koluna, doğu yönüne bakan derslikler koluna, batı yönünde bulunan küçük sınıflara ait dersliklere, bazı özel derslikleri ve yönetim birimlerini içeren diğer kola geçilebiliyor. Betonarme ve çelik karma sistem olarak ele alınmış olan taşıyıcı sistem, ekonomik olabilmesi ve uygulama hızını arttırabilmek amacıyla standart boyutta, hafif kesitli elemanlardan oluşuyor. Orta tören alanının üzeri dairesel kesitli iki adet çelik ayaktan asılarak taşıtılan cam bir örtü ile kısmen kapatıldı. Eğitimde temellerin atılmaya başlandığı bu küçük yaşlarda eğitim ve öğretimin oyunla, çevreyle ve içinde bulunulan mekanla ilişkisinin önemi gözetilerek, yapı kompleksinin kendisi farklı kotlarda bahçeleri, gözlem kulesi, gözlemevi ve terasları, oyun odaları, masal köşeleri ile küçük yaş grubu bireyler için ilgi çekici olacak şekilde tasarlandı.


PROJE - OKUL - İSTANBUL

murat soygeniş Murat Soygeniş 1961’de Ankara’da doğdu. 1982’de İTÜ Mimarlık Fakültesi’ni bitirdi. ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nde lisansüstü öğrenimine başladı, University at Buffalo'dan 1985’te lisansüstü derecesini aldı. 1985-1990 yıllarında ABD’de mimar olarak çalıştı. 1990’da kendi mimarlık stüdyosunu oluşturdu. Doktora derecesini aldığı 1995 yılından beri, Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak eğitim ve mimarlık çalışmalarına devam ediyor.

2. kat planı 1 ana giriş, 2 giriş holü, 3 WC, 4 derslik, 5 oturma alanı, 6 gözlemevi, 7 tören alanı, 8 seyir basamakları, 9 müdür yardımcısı odası, 10 sekreter odası, 11 fuaye, 12 konferans salonu, 13 kontrol odası, 14 idari personel girişi, 15 kitaplık, 16 teras çatı, 17 açık büro-arşiv

a - a kesiti

cüneyt timurçin 1975 yılında Edirne’de doğdu. 1997 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ni bitirdi. Mezuniyet sonrasında İstanbul’da çeşitli mimarlık bürolarında çalışmalarını sürdürdü. 2002 yılından itibaren inşaat mühendisi Halil Kuduğ ile birlikte kurduğu Simetri İnşaat ve Mimarlık firmasında çeşitli konut, villa, eski eser, ofis ve fabrika projeleri, tasarımı ve uygulamaya yönelik çalışmalar ile meslek yaşamına devam ediyor.

c - c kesiti

b - b kesiti

güney görünüşü

vaziyet planı

kuzey görünüşü

49 XXI - MART 2010

ana giriş katı planı


fotoğraflar: Emin Emrah Yerce

FOTOĞRAFI SEYRETMEK İzmir Alsancak'ta konumlanan Yerce Art Fotoğraf Stüdyosu var olan stüdyolardan farklı olarak fotoğraf çekim sürecini vitrine taşıyor. Mekanı, iç mekan tasarımını gerçekleştiren Nail Egemen Yerce'den dinledik. Elif Esmez

MART 2010 - XXI 50

İÇ MEKAN - FOTOĞRAF STÜDYOSU - İZMİR

solda: Fotoğraf stüdyosuna caddeden bakış sağda: Mekanın caddeye bakan kısmı fotoğraf çekim sürecini şeffaf bir şekilde cepheye yansıtıyor.

yerce art photography

nail egemen yerce

ee: Mekan ihtiyaçları doğrultusunda size nasıl bir proje tanımı geldi? Siz bu tanımla beraber nasıl bir mekan yaratmak istediniz? Nail Egemen Yerce: Tasarım ve uygulamasını daha önceden gerçekleştirdiğimiz fotoğraf stüdyosunun, aradan geçen zaman içinde özellikle karşılamagörüşme alanında yapmış olduğumuz yenileme, projenin ana konusunu oluşturdu. Ayrıca çekim stüdyosu ve çalışma ofisinde de birtakım değişikler gündeme geldi. Bununla beraber tasarımda ana karar, bunun gibi mekanların farklı bir mekansal kurguyla tasarlanabilmesiydi. ee: Bilindik fotoğraf stüdyolarından farklı olarak, daha sade ve belki de birkaç eleman dışında bir fotoğraf stüdyosu olduğu anlaşılamayan, fotoğraf stüdyolarına tamamen farklı bir bakış açısı sunan bir mekan görüyoruz. Mekan için alınan bu tasarım kararlarından bahseder misiniz? ney: Mekan için tasarımı yönlendiren iki karardan bahsedebiliriz. İlki genelde işlevinin dışında kullanımı bulunmayan karşılama-görüşme alanının zaman zaman fotoğraf çekim alanı olarak da kullanılmasıydı. Stüdyonun, fotoğraf üretme anlayışı da bu duruma destek veriyordu. İkinci karar ise ilkine bağlı olarak

yapay ışıkla farklı ışık etkilerini mekanda yaratmak ve devamında mekanın çekilen fotoğrafta, kendi gerçekliğiyle bir değer yaratmasıydı. ee: Kullanım ve fotoğraf çekim senaryosunu mekana nasıl dahil ettiniz? Bekleme bölümü dışında arka taraftaki kısım da bir çekim alanı olarak kullanılıyor mu? ney: Arka taraftaki kısım, sıklıkla kullanılan büyük fotoğraf çekim stüdyosu. Burası, sağır duvarların ve fon perdesinin olduğu klasik stüdyo fotoğrafının çekildiği bir yer. Burada çekim tamamlandıktan sonra duruma göre ön taraftaki yenilenen alanda da fotoğraf çekilebiliyor. Her iki alanın da kullanılmasında bir sıralama düşünülmedi. Bu durum sadece stüdyonun gününü organize etmesiyle ilgili. ee: Mekanın aydınlatma kurgusu gerek foto��raf çekimi sırasında gerekse diğer zamanlar için nasıl oluşturuldu? Bununla beraber bekleme kısmında gerçekleştirilen çekimler sırasında vitrinden gelen doğal ışık nasıl kontrol ediliyor? ney: Her yerin eşit derecede aydınlatılmış olması mekan algısında derinlik duygusunun yitirilmesine sebep olacaktı. Bu yüzden homojen bir aydınlatma kurgulamadık. Aynı zamanda mekanda karanlıkta kalan bir yerin olmaması da dikkat ettiğimiz noktalardan biri oldu. Işık kaynaklarını görmemek, mekanı yansıyan ışıklarla aydınlatmak, bazı yerlerde (örneğin tavanda) farklı renkte ışık kullanmak ve farklı


İÇ MEKAN - FOTOĞRAF STÜDYOSU - İZMİR 51 XXI - MART 2010

ışık değerlerinin birbirlerine tonlu geçişini sağlamak mekanda derinlik duygusunun hissedilmesinde önem taşıdı. Duvarlardaki şeffaf yüzeylerden, derinlikli yırtıklardan bunun yanı sıra tavandaki yırtıklardan ve ışık bacalarından gelen ışık, yatayda ve düşeyde derinlik konusunu daha iyi işlememize yardımcı oldu. Ayrıca ışık kaynaklarının kontrolünün ayrı olması ve dim edilebilir olmasıyla farklı mekan etkileri ortaya çıktı. Fotoğrafta gün ışığı etkisi de olması istendiğinden, gün ışığını kontrol için herhangi bir önlem almadık. ee: Cephe için alınan tasarım kararından ve cephenin konumlandığı cadde ile olan ilişkisinden bahseder misiniz? Mekanın bekleme kısmının da fotoğraf çekimleri için kullanılması ve bu sürecin vitrine yansıtılması bir anlamda dışarıdan geçenler için de bir “çerçeve” ya da “fotoğraf karesine” dönüşmesi farklı bir deneyim yaratıyor olsa gerek. ney: Genelde fotoğraf stüdyolarına baktığımızda cepheye açılan alan ya da stüdyonun sokağa, caddeye bakan tarafı, genelde büyük boyutlu fotoğraf sergileme için fırsat olarak görülür. Böylelikle içerisi ve dışarısı arasındaki ilişki kısmen ya da çoğunlukla kesilmiş olur. Bu tespitten hareketle, iç ve dış arasına bir bölücü (örneğin büyük boyutlu fotoğraf) sokulmamış cephe, iç ve dışın birbirine karşı karşıya olabileceği bir arayüz olarak öngörüldü. Yani caddeye bakan bu mekanın ve cephenin, şeffaflığının sürdürerek içindeki yaşamı da yansıtarak fotoğraf

çekim sürecini sergilemesi düşünüldü. Cephedeki vitrin etrafındaki siyah çerçeve ise, caddeden geçenlerin fotoğraf üretim sürecine bir kısmıyla tanık olabilecekleri bu “seyirlik” duruma gönderme yapıyor. Bu durum fotoğraf çektirmeye gelenlere bir çeşit sahne sunmuş oluyor. Yani fotoğraf çekenin ve çekilenin dışında bir izleyen ortaya çıkabiliyor. ee: Mekanda yer alan mobilyaların işlevlerinden bahseder misiniz? ney: Mobilyalar mekana özel olarak tasarlandı. Mekanda yer alan mobilyalar uzun bir banko ve oturma biriminden oluşuyor. Bankonun bir ucunda fotoğrafın bilgisayarda işlenme süreci yer alırken diğer ucunda ise müşteriyle görüşme süreci yer alıyor. Oturma kısmı ise bekleme ve izleme bölümü olarak düşünüldü. Mobilyalar, mekandaki diğer yapısal elemanlara yakın renkte, mümkün olan yatay ve düşey yüzeylerinden ışık yayıyor. Böylece boyutlarının mekana oranla daha büyük bir etki bırakması beklenirken bu hantal durum engellenmiş oldu. ee: Mekanda kullandığınız renk ve malzeme seçimi neye göre gerçekleştirildi? Firmanın kurumsal kimliğiyle mekanda kullanılan renkler arasında bir ilişkiden söz etmek mümkün mü? ney: Bu mekanın aynı zamanda fotoğraf çekilen bir mekan olması; ışık-gölge, doku ve renk konularındaki dikkatimizi artırdı. Bu üç unsur, bütünün parçaları

olması dolayısıyla birbirlerini etkiledi. Doku ve malzeme seçimi, mekandaki dengeli ışık-gölge etkisi ve derinlikli mekan algısı yönünde oluştu. Işık yansıdığında gölgesi olan malzemelerle gölgesi olmayan -opak, düz ya da mat- malzemeler arasında denge kurmaya çalıştık. Renkle ilgili olarak ise genelde zemin, mobilyalar ve duvarlar ton farklılıklarıyla birbirlerine geçiş yapıyor. Zemin, mobilyaya oradan da duvara, keskin geçişler olmadan bir bütünlük içinde yumuşak ışık sayesinde ayrı birer eleman oldukları vurgulandı. Kurumsal kimlik renkleriyle ilişki kurmak gibi bir kısıtımız olmadı. Renk seçimlerimizi tasarımın gerekleriyle yaptık. ee: Bu proje, gerek tasarım gerekse uygulama sırasında sizin için nasıl bir deneyim oldu? Proje hayata geçtikten sonra ne gibi geri bildirimler aldınız? ney: Tasarımın kağıt üstünde neredeyse genel kararların alınarak bitmediği ve alınan bu kararların inşa sürecinde geliştiğini, değiştiğini ve bu durumu anlayan, bu duruma inanan bir zeminin varlığının önemini tekrar hatırladım. Hem fotoğraf çekenin hem de çektirenin de sonuçlardan memnun olduklarını duyuyorum. Bunun dışında mekanın görünüşünün, işlevini anımsatmadığı yolunda geri bildirim aldım. Ancak bu durumun kişilerdeki yerleşik genel fotoğraf stüdyosu anlayışından kaynaklandığını düşünüyorum. İlerleyen zamanlarda fotoğraf stüdyoları belki de bugün görmeye alıştığımız görünüşüyle olmayacak.


önceki sayfada Mekanın panoramik fotoğrafları bu sayfada altta: Vitrine yansıyan fotoğraf çekimlerinden biri.

nail egemen yerce 1978’de doğdu. 1997’de Dokuz Eylül Üniversitesi’nde mimarlık eğitimine başladı. 1998-2003 yılları arasında Çil Mimarlık ve Sanat Merkezi’nde önce stajyer daha sonra mimar olarak çalıştı. 2003’te İstanbul Teknik Üniversitesi Yüksek Lisans Mimari Tasarım Programı’na kaydoldu. 2005-2006 yılları arasında Erasmus Yüksek Lisans Öğrenci Değişim Programı’yla Politecnico di Bari’de Endüstriyel Tasarım Bölümü’nde dersler aldı ve projeler hazırladı. 2007’de “Enstalasyon ve Mekanı” adlı tezini tamamladı. Bunun dışında çeşitli mimari bürolarda çalıştı ve kendi gerçekleştirdiği uygulamalar oldu.

eskiz

kesit

MART 2010 - XXI 52

İÇ MEKAN - FOTOĞRAF STÜDYOSU - İZMİR

proje tarihi: Mart 2009 yapım tarihi: Nisan - Mayıs 2009 mimari proje: Nail Egemen Yerce yapım: Bülent Demir, Demir İnşaat

plan

eskiz


ÜRÜN TASARIMI - PUSET MART 2010 - XXI 54

fotoğraflar: Taga B.V.

KENT İÇİ EĞLENCELİ ULAŞIM Klasik taşıyıcı bisiklet ile puseti bir araya getiren Taga, farklı kullanım senaryosuyla ebeveynler ve çocuklar için geliştirilen yeni bir kent içi taşıma/ulaşım aracı. Taga'yı, tasarımını gerçekleştiren Taga B.V.'den Hagai Barak anlattı. Elif Esmez

Taga

taga b.v.

ee: Taga'nın tasarım süreci nasıl başladı? Hangi fikirden yola çıktınız? Hagaı Barak: Taga, ekolojik hareketlilik üzerine yoğunlaşarak çalışmalarını sürdürdüğümüz Taga B.V. tarafından tasarlandı. Bisiklet ve puset endüstrisi alanında çalışmalar gerçekleştiren endüstriyel tasarımcılar ve makine mühendisleri tarafından oluşturulmuş bir ekibin dört yıllık çalışması sonucunda ortaya çıktı. Çıkış noktamız ise, Amsterdam'da çalışan bir büyükbabanın klasik taşıyıcı bisikletin daha modern ve daha fazla hareket kapasitesine sahip, kendi torununu güvenli ve kolay bir şekilde taşıyabilmek, yol boyunca onunla rahatlıkla konuşabilmek ve gidecekleri yere vardıklarında ise onunla birlikte bina içine girebilmek istemesi oldu.

ee: Taga'nın diğer pusetlerden farklı olarak sunduğu avantajlar neler? hb: Taga aslında var olan pusetlere bir alternatif olmaktan çok, taşıyıcı bisiklet ve puseti bir araya getirerek ebeveyn ve çocuklar için özellikle kent içi kullanıma yönelik tasarlandı. Taga ebeveynlere ve çocuklara bisiklet gezisine birlikte çıkmalarına, kentteki herhangi bir noktaya pusetle seyahatten daha hızlı bir şekilde ulaşmalarına olanak tanıyor. Mağaza, kafe ya da iç mekanda yer alan oyun alanı gibi yerlere gidildiğinde de 20 saniye gibi kısa bir sürede puset konumuna geçerek binanın içine hatta asansöre bile girmeye olanak tanıyor. Diğer pusetlerden farklı olarak daha hızlı ve daha güvenilir bir ürün. Bunun yanı sıra özellikle çocuğun arkada oturup yolu ve ebeveynini izlediği klasik bisiklet üzerinde çocuk taşıma sisteminden ise çok daha eğlenceli. Normal bisikletlerin ve diğer pusetlerin aksine kullanıcının, hem iç mekanda hem de dış mekanda bu ürünü sürekli bir şekilde kullanmasına olanak tanıyor. Ayrıca


ÜRÜN TASARIMI - PUSET 55 XXI - MART 2010

istenirse toplu taşıma araçlarında (puset konumunda), özel araçlarda araba bagajında ya da taşıyıcı sayesinde arkaya bağlanarak rahatlıkla taşınabiliyor. Bunların hepsi, bugün Taga'yı en ekolojik taşıma aracı konumuna getiriyor. ee: Öngörülen kullanıcı kitlesinden ve senaryosundan bahseder misiniz? hb: Taga, 0-6 yaş arası çocuklar ve onların ailelerinin kent içinde ya da küçük kasabalarda kullanımı için düşünüldü. Bugün Taga, kullanıcıları tarafından ebeveynlerin çocuklarını anaokuldan almak, doktora götürmek, birlikte parka gitmek, spor merkezine gitmek (özellikle doğumdan sonra), arkadaşları ziyaret etmek ya da alışveriş merkezine gitmek gibi boş zaman etkinlikleri için kullanılıyor. ee: Taga kaç parçadan meydana geliyor? hb: Taga'nın taşıyıcı strüktürü geliştirilmiş alüminyum alaşımdan oluşuyor. Bu, ürünü hem dayanıklı hem de

üzerindeki ağırlığı rahatlıkla taşıyabilir bir hale getiriyor. Kullanılan kumaşlar dayanıklı, kolay temizlenebiliyor ve çocuklara yüksek bir rahatlık sunuyor. Aynı zamanda içerisindeki özel malzemeler sayesinde çocukların hareket halindeyken uyumalarına da olanak sağlıyor. Taga, üzerine birçok aksesuarın adapte edilebileceği bir taşıyıcı iskeletten meydana geliyor. Bu aksesuarlar, tek ve çift kişilik çocuk koltuğu, iki çocuğun bir arada oturabileceği ahşap koltuk, araba koltuğu, büyük alışveriş sepeti gibi farklı elemanlardan oluşuyor. ee: Taga, çocuklara ve ebeveynlerine nasıl bir deneyim sunuyor? hb: Çocuklar, ebeveynleri tarafından korunurken hala yolu görebiliyorlar, bu da onlara bir eğlence sunuyor. Bisiklet-puset konumundayken bu hız ve macera, normal bisiklet ya da pusetlere oranla küçük yaştaki

kullanıcının daha az ağlamasını da sağlıyor. Taga kullanıcıya, hem harekete hem de duyguya hitap ediyor. Ebeveynler ve çocuklar hareket halindeyken iletişim halinde olabiliyor, duygusal bir bağ kuruyor, gezdikleri yerleri birlikte keşfedebiliyorlar, daha fazla birlikte olunan bir zaman yaratılmış oluyor. Bu durum ebeveynlere de güzel bir deneyim sağlamış oluyor. ee: Ebeveynlerin ve 0-6 yaş aralığındaki çocukların kent içerisinde kullandığı Taga, aynı zamanda güvenli bir ürün de olmak durumunda. Bu nasıl sağlandı? hb: Taga, Avrupa ve Amerika'nın tüm bisiklet ve puset güvenlik standartlarından geçti. Çocuk, beş nokta emniyet kemeri, önde bulunan koruma barı ve yan korumalar sayesinde korunuyor. Üç tekerleği sayesinde de dengeli bir şekilde sürülebiliyor. Kullanıcı ayrıca Taga ışık ve reflektörleriyle gece de güvenli bir şekilde sürebiliyor.


Mimarlık, ürün tasarımı, kentsel tasarım, fotoğraf, peyzaj mimarlığı, moda tasarımı alanlarında Türkiye'deki bloglara "editoryal bir çatı" sunan Blog Yuvası, bugün 80'i aşkın bloga ev sahipliği yapıyor. Geçtiğimiz ayki postlardan bir seçki sunuyoruz.

MART 2010 - XXI 56

XXI Blog Yuvası

www.blogyuvasi.net düğümküme, tekno-kültürel üretim eleştirisi 24 Şubat

nathalıe barkı 12 Şubat

Düğümküme Toplantıları 01: Dağıtık İş Düğümküme Toplantıları, odağında sanat, çevresinde sivil toplum ve teknoloji olan yeni bir tartışma dizisi. Güncel sanat ile hayatımıza yeni gerçeklikler getiren güncel teknolojileri ve ilgili sivil toplum konularını karşı karşıya getirmeyi amaçlıyor. Her ay üç konuşmacının katılacağı toplantılarda ağırlık tartışmalara verilecek. Düğümküme’de yazılıp çizilen konuları daha zengin konuşabileceğimiz bir ortam yaratmayı ve ilgilenen kişilerle yüzyüze tanışmayı umuyoruz. İlk konumuz “Dağıtık İş”.

Add To A Set - Day 26; clıche If it is overused, why do we keep repeating it? Why do we cover it with a new image and renew, rename it, that way the idea is the same but the image is not. This is worse, at least a cliche claims to be honest. When we learn to use anything in the best way, it does not matter what it is, it's perfection. Sometimes even cliches can be things we need to open our minds to. There could be a day, probably too soon, that everything is said and done but the originality is in the way we do it. We keep repeating the same mistakes until we learn them. Does it matter that you learned before me or that I have learned before you, or faster, or slower? (...)

(...) ‘Dağıtık iş’ üç farklı boyutta incelenebilir. Birincisi, kompozisyon olarak iş. Başkalarının farklı zamanlarda yapmış olduğu işlerin bir araya getirilmesiyle ürün oluşturma. İkincisi, uzaktan veya anlık beraber çalışma. Aynı kuruma dahil olmadan ya da aynı yerde bulunmadan beraber çalışarak bütünsel bir iş çıkarma. Üçüncüsü, ortaya çıkan ürünün bitmemiş hali, gelişime açık olabilmesi. Ürünün katılımcıların, kullanıcıların, ya da izleyicilerin katkısıyla dönüşmesi, gelişmesi. (...) yasemin özeri, Gördüklerim, yaşadıklarım, sevdiklerim, sevmediklerim, tasarım, fotoğraf, kentler, insanlar, sanat 16 Şubat Tasarım + yapmak ya da yapmamak Eşekler gibi çalıştığınız bir günün sonunda anlıyorsunuz ki, çalışmanın ürünü olan tasarımınız sadece ve sadece parası olan bir insana ait oluyor. Ve o insanda genelde sadece parası olmuş olduğu için paralı oluyor. Başka herhangi bir meziyeti olduğundan değil. Ve bu alışverişin en acı tarafı da siz sadece bu kişi için çalışmış oluyor, onun hizmetçisi, şöfürü, aşçısı gibi tasarımcısı oluveriyorsunuz. (...) (...) Bir duygu, içten gelen sorgulamadığım bir duygu. Viyolensel çalmak gibi. Ama insanlar için çalmak, kendi için çalmak gibi. Bir duygu. Senin yaşadığın ve bir şekide insanlara ilettiğin. 15 yaşındaki çocuğun viyolenselinden çıkan sesler alkışlarla son bulurken, hocası ona -insanlar seni neden alkışlıyorlar biliyor musun, sana teşekkür ediyorlar, onları, sensiz gidemeyecekleri bir yere ulaştırdığın için. diyor. (...)

resmi görüş 21 Şubat Dıctıonary Archive: Archive is a form of conditioned research. The legibility of the archive is maintained by background operations that only in the most extraordinary situations concede their ideological convictions. Its authority and gate keeping supersede the subjectivity of the archive. When the archiva[b]l[e] forces the ideology to bear loose, snap and/or shows an unwillingness to be slotted, it is marked as an anomaly unless the research allows itself to be restructured. The unfit is often placed out of sight like oversized flat files. Power corridors: Power corridors are motivated or directly produced by neo-liberal economy. Often fickle and temporary they highlight the frequented spaces of the art world's focus. Istanbul, Abu Dhabi, Moscow, Hong Kong are examples of power corridors at this time. They often fold over with emerging markets, energy markets, and arms markets. Even if there may be profoundly complex and strong artistic contexts in places like East Europe, they do not become power corridors for the dirty work of privatization of life has already taken there and there is little left to exploit. Molecular Production vs. Main Stream Institutions: Common to cities like Istanbul, evidently Madrid, and others, there is an increasing evaporation of medium-scale institutions such as art centers and art institutions. (...)


Yeni Mimar Kent ve Mimarlık Gazetesi, Türkiye'deki kent ve mimarlık alanlarında gündemi belirleyen konulara yorum yazılarıyla yer veriyor. Türkiye'deki tüm mimarlık ve şehircilik bölümlerinde bedelsiz dağıtılmaya başlanan Yeni Mimar'ın Şubat sayısındaki yorumlardan birkaçını paylaşıyoruz. www.yenimimar.com BERLİN'DE BİR GECEKONDU: İKİ KENT ARASINDA BİR ÖYKÜ WAUA*

MART 2010 - XXI 58

yenİ MİMAR

Berlin'in merkezinde, Kreuzberg'de her an dağılacakmış gibi duran küçük köhne bir bina var. Binanın hikayesi şu: 1983 yılında bir bahçıvan Berlin Duvarı'nın yanında 150 metrekarelik bir atık alanını kendi meyve bahçesine dönüştürür ve bir şekilde dünyanın gözlerinin üzerinde olduğu, en stratejik ve en iyi korunan peyzajlarından birinde bu bahçeyi gerçekleştirmiş ve şimdilik paçayı kurtarmış durumda.

HAYDARPAŞA'DA CEVAP BEKLEYEN SORULAR Erhan Demirdizen Kentlerin içindeki hiçbir yer ezelden ebede aynı amaçla ve aynı şekilde kullanılamaz. Haydarpaşa da bu genel ilkenin dışında değil. Bugün liman ve gar olarak kullanılan bu alanın liman geçmişi 100 yıldan biraz fazla. Gar geçmişi daha da az. Son 50 - 60 yıl içinde Batı dünyasının pek çok kentinde limanların büyük çaplı değişimler yaşamış olmasını bu nedenle fazla yadırgamıyoruz. Kentlerin içindeki endüstriyel üretim faaliyetlerinin türlü sebeplerle azalmasına paralel bir gelişme bu. Dolayısıyla, endüstrinin gerektirdiği sevkiyat işleri için kullanılan yük limanlarında yoğunluğun azalması genel olarak gözlenen bir durum. (...) Haydarpaşa Nazım İmar Planı'nın sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından onaylandığını, henüz Koruma Kurulu ve diğer onaylarının tamamlanarak geçerlilik kazanmadığını biliyorum. Bu nedenle, onaylanmamış bir plan hakkında kesin hükme varmak istemem. Ancak görünen o ki, kentsel ulaşım altyapısı üzerinde olumsuz etkileri olduğu ifade edilen Haydarpaşa Limanı'nın kaldırılmasından sonra bu alana hayli yüksek yeni yoğunluklar gelecek. O zaman belediye yetkililerine şu basit soruyu sormak gerekiyor: "Liman mı kent ulaşımına daha büyük yük getiriyor, yoksa 600 bin metrekarelik 'MTK' mı?"

1980'lerin başında Berlin Duvarı hala Doğu'yu Batı'dan ayırıyordu. Demir perdenin en dramatik alametlerinden biri, Berlin'i 20 yıldan fazla bir süre birbirinden bağımsız olarak gelişen iki farklı şehre ayıran, 140 kilometrelik bu duvardı. Bu duvar, İkinci Dünya Savaşı sonrası müttefikler tarafından onaylanan bölgelere dayanılarak, Berlin yaşamıyla ve kentsel dokuyla hiçbir mantıksal bağı olmaksızın şehrin içinden geçirildi. Ellerinde sınırsız nükleer silah bulunduran iki paranoyak süper gücü ayıran duvar boyunca, her an bir Üçüncü Dünya Savaşı'na sebep olabilecek bir gerilim sürüyordu. (...)1983 yılında Batı yakasında, Anadolulu yaşamını sürdüren emekli bir mahallelinin çöp yığını olan bu alanı farkederek bir meyve bahçesine dönüştürmeye karar verdi ve kendine mal etti. İlk başta sadece bir bahçe olarak kullanırken, ardından arsaya köhne bir ev inşa etti. Ona karışabilecek kimse yoktu, Doğu Almanya'daki yetkililer, tansiyonu yükseltmeyi göze alamıyordu, zaten bu küçük bahçe duvarın dışında kalıyordu. Batı Almanya'dakilerin ise hiç bir yetkisi yoktu. Bir seferinde dünya barışına bir tehlike oluşturmadığından emin olmak adına bahçıvanla konuşmaya Doğu Almanya'dan, duvarın diğer tarafından gelerek konuştular, ama ilişkiler bunun ötesine geçmedi. (...) En önemli soru şu: Bugün Berlin'de gecekondunun önemi nedir? Bana göre, insan dehasının ve girişiminin yansıması. Bir kanyonun, hiçbir canlının yetişmediği varsayılan düz kesiminde tutunmuş inatçı bir ağaçla aynı cazibeye sahip. Bütün zorluklara rağmen doğa ya da insanlık zafer kazanabiliyor, hatta süper güçlere karşı bile. Bu bir şekilde, bireyselliğin, mazlumun zafer anıtı ve Berlin mazlumları sever. (...) *waua.wordpress.com


Gayrimenkul Türkiye Dergisi, Türkiye'deki gayrimenkul profesyonelleri için farklı, yenilikçi ve çok boyutlu bir bilgi platformu sunuyor. Türkiye ve dünya gayrimenkul gündemine ilişkin araştırma raporlarına ve uzman yorumlarına yer veren dergiye web sitesi üzerinden ulaşılabiliyor. Ocak-Şubat sayısından bir seçki sunuyoruz.

MART 2010 - XXI 60

GMTR

www.gmtr.com.tr

Dünya’nın Sonu Geldi (mi?)

AVM'lerin 2009 Performansı

Tassos Kotzanastassis, 8G Capital Partners Genel Müdürü

Koray Özgül, Corio Türkiye CEO'su

Çabuk parlayan, çabuk söner. Dubai gayrimenkul piyasasını bundan daha iyi anlatan bir ifade yoktur galiba. Kontrolsüz gayrimenkul arzı o denli ileri gitti ki, üretilen alanların emilimi için mevcut nüfusun 5-7 katına yükselmesi gerekiyor. Nihayetinde, “bir rüyayı geliştiren” Dubai World, borçlarının ertelenmesini istedi. Bu talep, küresel sermaye piyasalarına aynı kabusu yeniden gösterdi ve dünyaya yaşadığımız ağır krizin henüz bitmediğini hatırlattı. Küresel finansal krizin ilk dalgası Amerika’daki riskli konut kredilerinin bir sonucuydu ve diğer kredi piyasalarına da sıçradı. Şimdi de ticari gayrimenkul piyasasından kaynaklanan ikinci bir dalganın geleceğine ilişkin endişeler artıyor.

AVM'lerin gelişiminde 2006-2008 yılları arasındaki soluksuz büyümenin Türkiye’de bir düzeltme ile sonlanacağı biliniyor ve hesaplanıyordu. Ancak tarihin en ağır krizlerinden birinin ABD’den başlayarak domino etkisi ile tüm dünyaya yayılacağı hesaplanamazdı. Türkiye'deki yatırımcılar, geliştiriciler ve perakendeciler de krize hazırlıksız yakalandı. Buna rağmen hem uluslararası ödüllere mazhar olan AVM’lerimiz hem de perakendecilerimiz bu zor koşullarda bile adlarını duyurdular ve sektör için umut verici işler yaptılar.

Kamu sektöründeki dengesizlikler bazı ülkelerin kredi notlarını çoktan düşürdü. Avrupa'da en büyük zanlılar olarak bilinen Portekiz, İrlanda, Yunanistan ve İspanya'nın kamu borçları nedeniyle kredi notları düşürüldü. Fitch Ratings gibi kredi derecelendirme kuruluşları tehlike uyarısında bulunuyor ve bu uyarılar Avrupa'nın görece küçük ekonomileri, hatta ABD ve İngiltere için de geçerli. Eğer bir ülkenin ekonomisi bir otoyola benzetilirse, gayrimenkul piyasasının da her an etrafına zarar verebilecek alkol düşkünü bir kamyon şoförü olduğu söylenebilir. Böylesi bir benzetmede alkol elbette kredilerin yerine kullanılıyor: Kredi ne kadar fazlaysa, vereceği zarar da o denli büyük olacaktır. Herhangi birisi çıkıp bu otoyolda başka bir sürücünün daha olduğunu savunabilir: girişim sermayesi. Ama bu başka bir hikaye. Geçtiğimiz günlerde uyarı işaretleri daha açık seçik görünür oldu. Kasım ayının sonlarına doğru IMF Başkanı Dominique StraussKahn küresel bankacılık sistemindeki kaybın ancak yarısının geri dönebildiğini ve hala birçok bankanın kredi sağlayamaz durumda olduğunu hatırlattı. (...)

2009’da 5 milyon metrekareye ulaşan toplam kiralanabilir alan sektördeki emilme kapasitesini negatif olarak etkiledi. Yeni AVM’ler 2009’da alışık olunmayan biçimde yüzde 20’ye varan boşluklarla açılmak zorunda kaldılar. Aynı anda birçok konumda olma kararı veren perakendeciler yeni açılan AVM’lerde kira kontratlarını imzaladığı halde zamanında dükkanlarını hazırlayıp, ürünle dolduramadı. Bu durum yatırımcı ve geliştiricilerin, psikolojik ve maddi olarak büyük bir baskıya tabi olmasına neden oldu. Diğer yandan, bilindiği gibi ülkemizde klasik alışverişin yüzde 60-65’i AVM’ler dışında kalan caddelerden ve marketlerden ve bu alışveriş alışkanlığı ancak önemli bir çaba AVM’lere döndürülebilir. Bunun karşılığı yaklaşık 2 yıl, yani AVM’nin ve kiracılarının oturma süresidir. Ancak 2009’daki genel düzeltme hareketinin suçlusu genelde ani AVM patlaması olarak saptandı ve maalesef bu oldukça haksız bir çıkarımdı. Dünyada benzer düzeltmeleri bizden önce yaşayan ülkelerde bu dönem; yaratıcı kampanyalar, niş AVM’ye dönüp spesifik bir müşteri grubuna hitap ederek farklılaşmalar ile gerçekleşti. 2009’da sık gözlemlenen, yerli ve yabancı basında da yer bulan toplu kepenk kapama ve tek yanlı kiracıdan gelen kira kontratı fesihleri de gereksiz ölçüde gündemi kapladı. (...)


altherma Bosch Grubu’nun termoteknoloji şirketlerinden Isısan, 80°C’ye kadar sıcak su üretebilen Daikin Altherma Yüksek Sıcaklıklı Isı Pompası ile enerji tasarrufu sağlıyor. Mevcut ısıtma sistemi, Altherma sistemiyle değiştirilirken radyatörlerin değiştirilmesine gerek duyulmuyor. Isı pompası eski kazanın yerini alıyor ve 80°C'ye kadar su sıcaklıklarına çıkarak, mevcut radyatörlerle birlikte kullanılabiliyor. Isı pompası ısıyı dış

FE2

MART 2010 - XXI 62

YENİ - ÜRÜN

Tam otomasyonla Avrupa Normları’nda üretilen Fe2 depolama sistemleri, hem yönetici odalarında hem de açık ofislerde kullanıma uygun. Fe2 Avrupa standartlarındaki yangın dayanımı normlarına uygun olarak üretiliyor. Dolap kapakları ve arka panele uygulanabilen farklı malzeme seçeneklerinin yanı sıra farklı kullanım amaçlarına yönelik geniş aksesuar seçenekleriyle de depolama alanının optimum verimlilikle kullanılmasını sağlıyor. Kapaklı, yarım kapaklı, açık raflı ve çekmeceli dolap seçeneklerinin

Aura Glossy&Eris Demsaş'ın yeni mutfak tasarımı Aura Glossy&Eris, yılın trendini yansıtan yeşil ve abanoz kapakların uyumu, mutfaklarda yemek pişirme keyfini sunan sıcak bir ortam yaratıyor. Otomatik açılan kapaklarıyla mutfaklarda en yüksek düzeyde çalışma olanağı sunuyor. Her mekana uyum sağlayan Aura Glossy&Eris akılcı tasarımı ve detaylarıyla öne çıkıyor. www.demsas.com

havadan alıyor ve -7°C'ye kadar dış ortam sıcaklıklarında tam ısıtma kapasitesini koruyabiliyor. Sistemin tam entegre kontrol sistemi kullanıcılara sürekli konfor ve optimum verimlilik sağlıyor. Yakıt depolama tankı, gaz beslemesi ya da havalandırma gerektirmeyen Altherma, üç ana bölümden oluşuyor: hava kaynaklı ısı pompası, sıcak kullanım suyu boyleri, sistem kumandası. www.isisan.com

yanı sıra farklı ölçü ve işlevlere sahip komodinleriyle Fe2 depolama sistemi, son dönemde Unilever Türkiye, Sabiha Gökçen Havaalanı yönetici ofisleri, Groupama Türkiye Sun-express Türkiye ve NTV ofislerinde kullanıldı. Çevre dostu proseslerle ISO 9001, OHSAS 18001 ve ISO 14001 Entegre Yönetim Sistemi'ne sahip tesislerde, çevreye ve insan sağlığına zararlı malzeme kullanılmadan üretilen Fe2 dolaplar, kloroflorokarbon içermeyen ve geri dönüşüm oranı yüksek malzeme seçimleriyle öne çıkıyor. www.nurus.com


AL3 Ofis mobilyaları alanında Tuna’nın 39 yıllık deneyimi ile İsviçre kökenli Girsberger’in 120 yıllık deneyimini birleştirerek kurdukları Tuna Girsberger'in yeni ürünü AL3, Thierry Aubert’in ofis ve toplantı odaları için yaptığı bir tasarım. Bu tasarımın yumuşak hatları, kullanılan alüminyum öğelerin dingin parlaklığıyla bir tezat oluşturuyor. Ergonominin gerektirdiği tüm önemli işlevleri barındıran AL3’ün mekanik sisteminin tamamı, fontu destekleyen ayak borusunun içine gizlenmiş. Dünyada bir ilk olan bu patentli yenilik, çalışma koltuklarının tasarımında yeni ufuklar açacak kadar güçlü. AL3’ün kullanılması kolay üçlü

atİlla Atilla Kuzu’nun Conde House için geliştirdiği Atilla adındaki yeni koleksiyon Asya kültürünün keskin dokunuşlarını Avrupa tasarım öğeleriyle aynı potada buluşturuyor. Conde House’un “Tasarım detayda gizlidir” mesajı bu koleksiyonda seçkin malzemelerin tercih edilmesi ve ürünlerin el sanatının ince

MART 2010 - XXI 64

YENİ - ÜRÜN

pıano desıgn Smeg için ünlü İtalyan mimar Renzo Piano’nun tasarladığı özel ankastre ocakları tüketiciyle buluşuyor. Renzo Piano, ayna cam taban üzerine parlak çeliğe ocaklar ekleyerek Piano Design serisini genişletti. Yansıtmalı cam

bağlantı mekanizması ise, dinamik oturma sırasında optimum sırt desteği sağlıyor. AL3, geçtiğimiz sene Alman mimari tasarım dergisi AIT tarafından “En İyi Yenilik” ödülüne layık görüldü. Farklı yüzey seçenekleri ve parlak alüminyum ışıltılarıyla AL3, sade bir toplantı odasından yönetim katlarının sofistike atmosferlerine kadar her türlü ortama kolaylıkla uyum sağlıyor. Oturma yerinin ve arkalığın gergin filesi, AL3’ün hafif ve saydam siluetini vurguluyor. Oturma bölümü kumaş ya da deri döşeme, arkalığı gergin file olan modelleri de bulunan AL3, her bedene uygun optimum rahatlığı sağlıyor. www.tunaofis.com

dokunuşlarıyla şekillendirilmesi sayesinde bir kez daha son tüketiciye iletiliyor. Buna örnek olarak uç uca dizilerek işleme tabi tutulmuş ahşap yüzeyler ve birleşim yerleri özellikle vurgulanan ahşap mafsallar gösterilebilir. Vernikli öğelerle birlikte geleneksel ve modernin kontrastı öne çıkıyor. www.condehouse.com

tabanla parlak çelik gaz bekleri, pratik ve hijyenik bir yemek pişirme yüzeyi sağlıyor. Smeg markası için farklı ürünler tasarlayan Renzo Piano’nun kendine has tasarımları, 30 yılı aşkın süredir takdir görüyor. www.smeg.com.tr

beovision 10 Bang&Olufsen’in yeni LED TV’si BeoVision 10, özellikle duvara yerleştirme için geliştirilmiş, ince, tamamen entegre bir televizyon. Yüksek kaliteli görüntünün yanı sıra etkileyici bir ses performansı da sunan BeoVision 10’da ekranın altına yerleştirilmiş ve kumaşla kaplanmış entegre bir stereo hoparlör bulunuyor. BeoVision 10, duvardan 45 derecelik bir açıya kadar elle çekerek geniş izleme rahatlığı sağlamak üzere soldan ya da sağdan gizli bir menteşeyle asılıyor.

Bütün televizyon çözümü, gelişmiş bir yansıma önleyici kaplamaya sahip bir ön camla kaplı ve hem önden hem arkadan parlak bir alüminyum çerçeveyle çevreli. Tasarımcı David Lewis, ekranda en fazla yüzey elde etmek için yüzey işlemesi ve açılarla oynayarak iki alüminyum profilin açılı olmasını, toplam cam kaplı televizyon yüzeyinin en az kısmını kaplamasını amaçlamış. Böylece televizyon kapatıldığında tek parça büyük siyah cam ortaya çıkıyor. www.bang-olufsen.com


Bosch Isı Sistemleri - TEMA Vakfı İşbirliği Bosch Isı Sistemleri tarafından 2009 yılında TEMA Vakfı işbirliğiyle başlatılan kampanya sayesinde 45 bin meşe tohumu doğayla buluştu. 2010 yılında da devam edecek olan kampanya sayesinde Türkiye ormanlarına 75 bin meşe tohumunun daha ekilmesi hedefleniyor. Bosch Isı Sistemleri tarafından başlatılan kampanyada Bosch yoğuşmalı kombi alan herkes

Türkiye’deki 18 ilden birisinde dokuz adet meşe tohumunun ekilmesini sağlıyor. Bilimsel verilere göre yetişkin bir ağaç saatte ortalama 2,3 kg karbondioksiti bünyesine alır ve fotosentezle 1,7 kg oksijen üretir. Kampanya sayesinde ekilen meşe tohumları da CO2 emisyon miktarının azaltılmasına ve beraberinde iklim değişikliği ile mücadele çalışmalarına katkı sağlayacak. www.bosch.com.tr

MART 2010 - XXI 66

FİRMA HABERLERİ

KONE’nin 100. yılı

1910 yılında Finlandiya’nın Helsinki kentinde kurulan ve 1987 yılında Türkiye pazarına giren Kone, 100. yılını kutluyor. 50 ülkede 35 binden fazla çalışanıyla faaliyet gösteren Kone, Türkiye pazarında da büyük projelere imza atmaya devam ediyor. Türkiye’de faal, dünya markası olmuş asansör firmaları arasındaki ölçümlemeye göre, asansör ve yürüyen merdiven pazarının

yaklaşık %45’ini elinde bulunduran Kone, sertifikalı ürünleriyle en güvenilir markalar arasında yer alıyor. Yılda yaklaşık 1.200 ünite asansör tesis eden ve 7.000 üniteye bakım hizmeti veren Kone Türkiye, yeni asansör tesisi ve bakım hizmetlerinin yanı sıra Türkiye için ürettiği deprem sertifikalı asansörü, sektöre elaman yetiştiren Kone Okulu, Green Building organizasyonları ve Yapı Erişim Sertifikasyonu gibi sosyal sorumluluk projelerini de yürütüyor. www.kone.com

ilgi gören İstanbul çay bardaklarının tasarımının devamı niteliğindeki İstanbul Tiryaki, Irismano, Shah, Sia, Sufi ürünlerinin lansmanlarını Ambiente Fuarı’nda gerçekleştirdi. Faruk Malhan Koleksiyon çay serisine yeni katılan tasarımlarında, bir coğrafyanın tarihi, kültürü ve geleneklerini çağdaş bir bakış açısıyla harmanladı. www.koleksiyon.com.tr

Autodesk İnşaat ve Arazi Çözümleri

Autodesk’in inşaat ve arazi konularındaki çözümleri, Autodesk ve Türkiye Dağıtıcısı Sayısal Grafik tarafından Ankara Hilton Oteli'nde düzenlenen etkinlikte, sektörün temsicileriyle paylaşıldı. Toplantıda, AutoCAD Civil 3D’nin dinamik model tabanlı yapısı sayesinde altyapı projelerinin üretimine getirdiği hız ve hassasiyet, proje takımının bir arada

İstanbul Bilgi Üniversitesi yüksek lisans programı Bilgi Mimarlık’ın Marshall’ın desteğiyle düzenlenen “2009 - 2010 Güz Yarıyılı Atölye Projeleri” sergisi 17 Şubat’ta açıldı. İstanbul'un ve mimarlığın güncel konularına odaklanan ve kentsel dönüşüm süreçlerine eleştirel yaklaşımlar getirilmesini amaçlayan sergi, 2009 - 2010 akademik yılı güz

döneminde Bilgi Mimarlık programında Selçuk Avcı, Cem Çelik, Can Çinici, Tansel Korkmaz, Mehmet Kütükçüoğlu ve Murat Tabanlıoğlu atölyelerinde üretilen projelerden oluşuyor. Sergi, 15 Nisan’a kadar İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral Kampüsü E-3 Galerisi’nde ziyarete açık. Marshall’ın desteğiyle gerçekleştirilen atölye projeleri sergisinin ikincisi ise, Nisan ayı sonunda ziyaretçileriyle buluşacak. www.marshallboya.com

FREEDOM'A GOOD DESIGN ÖDÜLÜ

koleksiyon ambıente fuarı'ndaydı

Gelenekle gelecek arasında diyalog kuran tasarımlar ve yaşam kültürüne dair yeni fikirler sunan Koleksiyon, 12 - 16 Şubat tarihleri arasında Frankfurt’ta düzenlenen Ambiente Fuarı’nda yer aldı. Trend belirleyici markaların stantlarının bulunduğu Hol 4.0’da bulunan Koleksiyon büyük

Marshall’dan mimarlık eğitimine destek

çalışmasını sağlayan teknolojisi ve bu teknolojiyle üretilmiş projelerden örnekler sunuldu. Autodesk’ten Willy Luce, Mimpaş Mühendislik’ten Alper İpek birer konuşma yaptı. Sayısal Grafik, Autodesk inşaat ve arazi çözümlerinde BIM teknolojisinin kullanımı ve gerçek zamanlı proje paylaşımı ve görselleştirme için geliştirilen Autodesk Navisworks yazılımının tanıtımını yaptı. www.sayisalgrafik.com.tr

Vitra’nın ünlü tasarımcı Ross Lovegrove’un imzasını taşıyan son koleksiyonu Freedom, dünyanın en eski ve saygın tasarım yarışmalarından Good Design kapsamında ikinci kez ödüle layık görüldü. Good Design, The Chicago Athenaeum Museum tarafından, 1950'den beri düzenleniyor. Yarışmaya katılan ürün ve grafik tasarımlar, sektöre kazandırdığı yenilikler, tasarım ruhu, işlevsellik, estetik, teknik özellikler ve tüketiciye sağladığı yarar gibi kriterlere

göre ödüllendiriliyor. Freedom, 2006 yılında ödül alan İstanbul Koleksiyonu gibi, “Banyo ve Aksesuvar” kategorisinde dünyanın en iyi tasarımlarından biri olarak seçildi. Freedom koleksiyonu, banyolar hakkındaki alışılagelmiş yaklaşımların aksine, tüm formlara özgürlük katıyor. Doğadan esinlenen tasarımlarıyla banyoyu yeniden yorumlayarak, günlük hayatın kaosundan kaçıp sığınılabilecek bir vahaya dönüştürüyor. www.vitra.com.tr

SAPPHIRE İÇİN JADO ve IDEAL STANDARD Ideal Standard International’in Türkiye distribütörü Ece Banyo ile İstanbul Saphirre projesini inşa eden Kiler Gurubu arasında yapılan anlaşmaya göre, Sapphire’in armatürleri Jado, akrilik ürünleri ise Ideal Standard olacak. Ideal Standard Türkiye Pazarlama Müdürü Yakup Fırat,

Sapphire projesinde Jado’nun en çok tercih edilen armatür modellerinden Glance ve Geometry’nin kullanılacağını söyledi. Ideal Standard’ın ise hidromasajlı küvetlerinden First modelinin Sapphire’de yer alacağını ifade eden Fırat, “Sapphire projesinde de markalarımızın tercih edilmesi bizi gururlandırdı.” diye konuştu. www.idealstandardturkey.com

ÇİMSA İTALYAN MEDCON’U ALDI Çimento ve hazır beton üreticisi kuruluş Çimsa, organik büyümenin yanı sıra satın almalarla da iç ve dış pazarlarda rekabet gücünü ve hedeflerini büyütmeye devam ediyor. Çimsa, İtalya’nın Trieste limanında faaliyet gösteren Medcon şirketinin %60 hissesini yaklaşık 3,5 milyon Euro’ya satın aldı. Medcon terminali, Avrupa’nın en büyük üçüncü beyaz çimento

tüketicisi olan İtalya pazarına Çimsa markasıyla ulaşma imkanı sunuyor. Avantajlı konumuyla sadece Kuzey İtalya değil aynı zamanda gelişmekte olan Slovenya, Hırvatistan, Balkanlar, gelişmiş Güney Almanya ve Avusturya pazarlarına da satış imkanı sağlıyor. Terminalin en önemli avantajlarından biriyse hem beyaz hem de gri çimento depolamaya ve paketlemeye uygunluğu. www.cimsa.com.tr


UYGULAMA - OFİS - İSTANBUL MART 2010 - XXI 68

fotoğraflar: Gürkan Akay

HİYERARŞİDEN UZAK Geçtiğimiz günlerde açılan Galata'daki İKSV'nin yeni binası içinde kullanılan Koleksiyon ürünleri hakkında Koleksiyon Contract&Office Genel Müdürü Koray Malhan fikirlerini paylaştı. İKSV’nin yeni binasının künyesine, sergilenen işlere, restoranından tasarım dükkanına baktığımızda içinde bulunduğu kültür sanat yaşamının dinamiğini de yansıttığını görüyoruz. Söz konusu kişilerin ve şirketlerin titizlikle seçildiği bu projeye nasıl dahil oldunuz? Koray Malhan: En başında Bülent Erkmen bizi ofisine davet etti ve proje hakkında genel bir görüşme yaptık. Geliştirilecek projeyi beraber ilerletebileceğimizi konuştuk. O nedenle bu proje için bir ortak akıl projesi oldu diyebiliriz. Henüz tarihler netleşmeden Görgün Taner ve Ömür Bozkurt ile de konuşmuştuk. Bülent Erkmen’in katılımı çalışmanın sanat yönetimini de ele almasıyla zenginleşti.

Hep beraber seçilen ürünlerin detaylarına, renk seçimlerinden malzemelerine ve dokularına kadar çalışmalar yaptık. Bu renk, malzeme ya da doku kararları da alışılan anlamda bir “süsleme” çalışmasının aksine bir rafinasyon çalışmasıydı, aslında daha çok bir “soyma” sürecinden bahsedilebilir. Burada seçilen tasarımın tüm proje tanımını ve detay gelişimini de zamanında ben yürütmüş olduğumdan ortak çalışmada hızlı yol alabildik. Tamamen buraya özel bir iş çıktı denilebilir. Art Nouveau bir binada Koleksiyon Contract&Office’in çağdaş ve yalın ürünleri binayla nasıl bir ilişki kurdu? km: Burada bizim hedefimiz binadan önce içinde yer alacak organizma ile ilişki kurmak oldu. İç iletişim ve işletmenin en sağlıklı şekilde nefes alabileceği yapıyı karşılıklı görüşmelerle kurabilmeyi hedefledik.

Önerdiğimiz tasarım da en son geliştirdiğimiz program olan Barbari oldu. Barbari’nin tasarımı sırasında Umberto Eco’nun kaleme aldığı bir metni tasarımcılara proje tanımı olarak sundum. Bu metnin ana teması “açık iş” idi ve Eco 21. yüzyılın işini “açık iş” olarak tarif ederken 19. yüzyılda yapılan işleri de “kapalı iş” olarak tanımlıyordu. “Kapalı iş” tanımıyla, yapıldıktan sonra değiştirilemeyen eserler anlatılıyor. Örneğin Mozart yada Bach’ı ele alalım. Bestelerini bitirdikten sonra artık kimse onda değişiklik yapamıyor, ne ritminde, ne notalarında ne de hızında. Eseri seslendiren sadece bir icracı kademesinde kalıyor. Bugünün müziği cazda ise durum farklı, eser bestelendikten sonra dahi her uygulayıcı kendi yaklaşımıyla eseri tekrar ele alıyor ve bir yaratım sürecine girebiliyor. Bu da “açık iş”in tarifi. Biz de Barbari‘yi tarif ederken bunun bir açık iş örneği olmasını istedik. Yani mimarlar projeye


işveren: İKSV mimari tasarım: Han Tümertekin kullanılan ürün: Barbari

önceki sayfada Barbari masaların çeşitli düzenlerde kullanımı

MART 2010 - XXI 70

UYGULAMA - ofİs - İSTANBUL

bu sayfada en sağda: Barbari toplantı masası sağda ve altta: Barbari masa detayları

dahil olduklarında bir icracı olarak değil, yaratıcı olarak devreye girebilecekti. Hedefimiz de gerçekleşti. Birçok projede yer alan Barbari’nin uygulaması hiçbir projede birbirinin aynı olmadı. Her birinde mimarın katılımıyla renk, doku, yerleşim ve kurgu özellikleri nerdeyse yeniden tasarlandı. Bize göre, İKSV gibi bir projede yer alabilecek bundan daha uygun bir öneri düşünülemezdi. Mekanlardaki kurgu neydi? Koleksiyon’la çalışmak bu kurguyu değiştirdi mi? km: Mekanlar için son derece hiyerarşiden uzak bir yerleşim talebi geldi. İKSV söz konusu olduğu için bu belki şaşırtıcı değildi ama biz genelde bu konuda karşı tarafı ikna etmeye alışkındık. Güzel bir sürpriz oldu denebilir. Tüm masaların tipolojileri, renkleri, dokuları ya da desenlerinde hiçbir rütbe konusu oluşmadı, tam

eşit bir dağılım planlandı ve uygulandı. Herkesin kendine ait basit, açık bir masası ve kullanabileceği yakın dolap kurgusu, tüm katlara ve birimlere, ihtiyaca göre dağıtıldı. Masaların altyapısı ileride gerekebilecek gelişmelere hazır biçimde kurgulandı. Taşıyıcı kasa yerine kullanılan görünür ray sistemi, üzerine her türlü aksesuarın asılabileceği özel bir altyapı oluşturuyor. Raf, dolap, lamba, CPU taşıyıcı gibi bir sürü aparat gerektiğinde ilave edilebilir şekilde kurgulandı. Çalışma ortamlarında genel eğilimler yerleşim formatlarının kurgusuna göre şekilleniyor. Açık plan ofis, grup ofis, hücre ofis, “combi” ofis, “nonterritorial” ofis ve dönüştürülebilir ofis tanımlamaları son 45 yılın tüm eğilimlerini özetliyor. Günümüzdeki eğilimler ve tartışmalar da açık plan ofis uygulamaları üzerine

yoğunlaşıyor. Önemli olan değişmez yapılar kurgulamadan, gelişime açık bir altyapı sunabilmek. Burada en önemli olan, binadan da önce, kuruluşun organizasyon yapısına uygun bir yerleşim planı sunulmasıydı. Her kuruluş ile birlikte özel olarak geliştirilmesi gereken bir süreç ve hazır menülerin burada işe yaramayacağını düşünüyorum, aksine bazı durumlarda iç akışı tıkamaya bile sebep olabilir. Bu nedenle bu aşamada karşılıklı iletişim çok önemli. Proje sonunda çalışanlardan aldığınız tepkiler ne yönde oldu? km: Bunu söylemek için henüz erken olabilir; bu genelde uzun soluklu bir süreçtir ama ilk izlenimlerin oldukça olumlu olduğunu duyduk. Hem binaya geçiş hem de iç kurgusunda yapılan özenli çalışma herkesi mutlu etti. İnsanlar kendilerine gerçekten değer verildiğini açıkça hissedebildiler.

Kullanılan Barbari ailesinin öne çıkan özelliklerinden bahsedebilir misiniz? km: Studio Kairos imzasını taşıyan Barbari, lego parçalarına benzer şekilde eklenip çıkarılabilir bir yapıda tasarlandı. Her parçanın diğeri için bir niş oluşturduğu tasarım, açık plan yerleşim düzenlerinde bile çalışanlar için konsantrasyon sağlayacak bir alan yaratıyor. Farklı çeşitlerdeki panel ve dolapların bölme görevini yerine getirdiği programda panellerle yaratılan dikeysellik, alan düzenlemesine karakteristik bir özellik kazandırdığı gibi, küçük alanların bölünmesini de sağlayarak farklı yüksekliklerdeki oda ve bölmelerin oluşturulmasına imkan veriyor. Ofis içi yerleşim değişikliklerinde kolaylıkla farklı uygulamalara izin veren Barbari programı, alışılmış ofis sistemlerinin tekdüzeliğinden uzaklaşarak seri üretim standartlarının dışına çıkıyor.


DOSYA - ÇATI VE CEPHE

BETOFİBER Betofiber, ısı yalıtımlı cephe panel sistemlerinde yalıtım malzemesi olarak kullanılan alüminyum folyolu taşyünü, sahip olduğu ısı yalıtımı, ses yalıtımı, A1 yangın dayanımı ve buna ek olarak hafif bir yalıtım malzemesi olmasından dolayı tercih ediliyor. Sistemde her noktada eşit kalınlıkta yalıtım sağlanarak ısı köprülerine engel olunuyor. Betofiber ısı yalıtımlı cephe panel sistemleri, kendi başlarına yalıtım sağlarken başka bir yalıtım malzemesiyle cephenin kaplanmasına gerek duyulmuyor.

MART 2010 - XXI 74

ÇUHADAROĞLU Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesindeki, 7.600 m2'lik bir alan üzerinde kurulu olan İshak Paşa Sarayı'nın korunması için Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca başlatılan restorasyon çalışmalarında tarihi dokunun üzeri özel bir çatıyla kapatıldı.

BURAK ALÜMİNYUM

BETEK

Burak Alüminyum'un geliştirdiği Y 70 Gold sistemi, ısı yalıtımı yanında ses yalıtımı da sağlıyor. Farklı boyutlarda sunduğu profilleriyle en az aksesuar ve işçilikle uygulama imkanı sağlıyor. Aluline markası altında sunulan Y 70 Gold serisi, tüm RAL renkleri, ahşap desenleri ve eloksal renklerinde uygulanabilmesi sayesinde iç ve dış mekanlarda rahatlıkla kullanılabilir. Isı kaybını en az düzeye indirmek için fazladan bir odacıkla desteklenerek 4 odacıklı olarak tasarlandı. 70 mm. anma derinliği sayesinde 55 mm.'ye kadar cam boşluğu sunuyor.

Filli Boya'nın, dış cephe boyasının iyi bir performans göstermesini sağlayan, suya karşı koruma, buhar geçirgenliği ve UV dayanım sunma, rengin solmaması ve yüzeye tutunma gibi özelliklerinden oluşan AmphiSilan adlı ürünü, sahip olduğu güneş ışığına karşı dayanıklı pigment teknolojisi sayesinde binaların dış cephelerini uzun süre canlı tuturak renkleri soldurmuyor. Sadece Filli Boya’ya ait olan yeni nesil silikon teknolojisine sahip ürün, dış cephe boyalarının uzun yıllar dayanıklı olmasını sağlıyor.

www.burakaluminyum.com.tr

www.betek.com.tr

Panel sistemlerinde kullanılan karkas sistemi çatıldıktan sonra galvanizleme yapılması bütün sistemin tamamen galvanizlenmesini sağlıyor. Böylelikle kullanılan sistemdeki çelik aksamın ömrü ve dayanıklılığı sağlanmış oluyor. Binalara sağlamlık ve dayanıklılığın yanı sıra daha geniş kullanım alanı, yüksek ısı yalıtımı, hızlı ve kolay montaj, yaratıcı ve estetik tasarım olanağı sunuyor ve binalara hareket katarak diğer binalardan ayırt edilmesine olanak tanıyor. www.betofiber.com

Yapılan özel koruyucu üst örtü sayesinde içeriye gün ışığının girişi sağlanırken, tahribata neden olan yağmur ve kar sularının girişi de önlenmiş oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından başlatılan ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi kontrolünde gerçekleştirilen İshak Paşa Sarayı restorasyonu sırasında koruyucu

üst örtü projesi uygulandı. Bu çalışma için özel bir çatı sistemi tasarlandı. Çalışmalar sırasında tarihi dokuya zarar vermemek için ahşap taşıyıcılar üzerine önce çelik konstrüksiyon, ardından da alüminyum "skylight" koruyucu üst örtü uygulandı. Çuhadaroğlu Alüminyum Sistemleri tarafından özel olarak

tasarlanan ve Ayla Alüminyum tarafından uygulaması yapılan sistemde, ısı, su ve hava sızdırmazlık değerlerinin yanı sıra statik hesaplamaları yapıldıktan sonra SKY60 Skylight profil kullanılarak toplam 3.000 m2 alan kaplandı. www.cuhadaroglu.com.tr


FİBROBETON

panel olan Fibrofombeton, prestijli yapılar için en çok tercih edilen kaplama ve duvar malzemelerinin başında geliyor. Hızlı ve ekonomik montaj olanağı, hafiflik, değişik yaratıcı fikirlere estetik çözümler sunan renk alternatifleri, uzun ömürlü ve atmosferik şartlara uygunluk Fibrofombeton ısı yalıtımlı cephe sistemini öne çıkaran özellikler arasında yer alıyor.

Türkiye'de, son uygulamalardan biri olarak Sabiha Gökçen Havalimanı’nın yeni terminal binası ve ek ünitelerinin, modern ve dayanıklı cephesinde 30.000 m2 Fibrofombeton kullanıldı. Tasarlanan mimari konsepte aynen uyularak yer yer 6 metre genişliğinde paneller tek parça olarak üretildi.

deposu, boru ve tüm teçhizat sayesinde çatı üstündeki çirkin görüntüyü ortadan kaldırırken tüm bu teçhizat dışarıdaki olumsuz koşullardan korunduğu için de daha uzun ömürlü oluyor. Panellerde ilave bağlantı konstrüksiyonu olmaması çatı yüzeyinden su akıtma problemini de ortadan kaldırıyor. Kılıçoğlu çatı pencereleriyle uyumlu yapısı sayesinde çatı penceresiyle uygulanırken ilave bir çözüm parçasına gerek duymuyor. Bu sayede hızlı ve pratik montaj olanağı sağlıyor. Güneş panellerinin yapımında

kullanılan malzemeler, panellerin dayanıklılığına ve güvenilirliğine, zamanla oluşabilecek korozyon dayanımına sahip. Yenilenebilir bitmeyen enerjiyi kullanan paneller, sağlam yapısı sayesinde uzun ömürlü kullanım avantajına da olanak tanıyor. Özel eteklik uygulaması sayesinde, ayrı güneş panelleri arasında yalnızca 3 cm uzaklık bırakılan kombinasyonlarda ve en az 30 derece eğime sahip çatılarda kurulabiliyor.

www.fibrobeton.com.tr

DOSYA - ÇATI VE CEPHE

Fibrobeton'un, hem teknik açıdan donanımlı hem de mimara sınırsız bir özgürlük tanıyan, diğer çözümlere kıyasla daha hafif, estetik, ekonomik, hızlı ve güvenilir olanaklar sağlayan Fibrofombeton, ürünü suya, ısıya, yangına ve özellikle de depreme dayanıklı olması açısından, cephe kaplamaları arasında düşük işletme

maliyetine sahip, işlevsel bir cephe sistemi. Sistem, enerji tüketiminin önem kazandığı günümüzde ısı ve su yalıtımı konusunda kullanıcılarına tatmin edici çözümler sunuyor. Aynı zamanda bir deprem ülkesi olan Türkiye’de gerekli testlerin ve çalışmaların yapılarak deprem karşısında güvenilirliğinin belgelendiği, mimari açıdan her türlü form, detay ve boyutun uygulanabildiği kompozit bir

75 XXI - MART 2010

KILIÇOĞLU Günümüzde gittikçe artan enerji talebi, enerji kaynaklarının çevreye verdiği zararlar ve maliyetleri yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanmayı zorunlu kılıyor. Kılıçoğlu'nun yaptığı araştırma çalışmaları sonucunda ortaya çıkan ve enerjinin daha verimli elde edilebilmesini sağlayan güneş panelleri, çatılarda görmeye alıştığımız standart güneş panellerinden farklı yapısıyla tüketiciye sunuluyor. Panellerin içerisinde konumlanan su

MITSUBISHI Metal kompozit cephe kaplamaları markası Mitsubishi Plastics’in geliştirdiği Alpolic/fr yangına dayanıklı paslanmaz çelik kompozit levhaların (SCM) kullanımı, dünyada ve Türkiye’de artarak, çeşitli prestij projelerini tamamlamaya devam ediyor. Türkiye’de Bank Mellat projesiyle başlayan Alpolic/fr SCM kullanımı, Gerçek Oto, Giz İz Plaza, Sütlüce Kongre Merkezi, Korumax AVM gibi projelerle devam etti. Artan referanslarla beraber, Alpolic/fr SCM şimdiden birçok projenin şartnamesinde de yer alıyor. İki adet 0,3 mm kalınlığındaki paslanmaz çelik

tabaka arasına sıkıştırılmış yangına dayanıklı mineral dolgulu nüveden meydana gelen Alpolic/fr SCM, üst YUS 220M alaşımlı paslanmaz çeliğe oranla korozyona karşı çok daha dayanıklı yapısıyla dikkat çekiyor. Sürekli laminasyondan dolayı düz bir yüzey yapısına sahip üründe, kompozit panellerin en önemli özelliklerinden biri olan sertlik, en üst düzeyde bulunuyor. Bu rijit yapının yanı sıra SCM sadece sert değil oldukça da hafif. 4 mm kalınlığındaki SCM sertlikte 2,9 mm kalınlığındaki paslanmaz çeliğe eşit ve ağırlığı %55 daha az. www.alpolic.com

www.kilicoglu.com.tr


MONIER Monier Grup'un Türkiye'deki markası, eğimli konut çatılarına yönelik olarak bütünsel çözümler geliştiren Braas Çatı Sistemleri'nin son ürünü TegaLModerN serisi kiremitleri, kullanıcılarına renk alternatifleri arasında siyah inci, bulut grisi ve okyanus grisini sunuyor. Cisar Matt yüzey kaplama teknolojisinin ürünü, 30 yıl suya ve dona karşı garanti belgeli kiremitler, bu uygulama sonucunda daha pürüzsüz, toza ve kire karşı dayanıklı, yağışla kendini kolay temizleyebilen, uzun süre temiz kalabilen ve çevresel koşullara dirençli

ONDULINE

www.monier.com.tr

indiriyor. Sızan suları oluk diplerinden serbestçe akıtan bu sistem, çatıların su sızdırmazlığını garanti ediyor. Isoline yalıtım levhası, hangi tip kiremitle kullanılırsa kullanılsın karmaşık çatı detaylarına çözüm getirerek kiremitlerin çatıya bağlanmasını kolaylaştırıyor. Isoline kiremit altı yalıtım levhasıyla kiremitler arasında kalan boşlukta dolaşan hava, kiremitlerin çabuk

kurumasını sağlıyor. Bu sayede nem nedeniyle oluşabilecek küf ve çürümeye karşı önlem alınmış oluyor. Isoline kiremit altı yalıtım levhasının özel girintileriyle bağlanarak döşenen kiremitler kaymıyor, ip kullanmaya gerek kalmıyor. Isoline üzerinde hiç kiremit olmasa bile su sızdırmayan yapısıyla kiremit döşeme süresince çatının açıkta kalabilmesine de olanak veriyor. Kiremit

döşendiğinde ise su yalıtımında çifte güvence sağlıyor. Yapılış tarihi nedeniyle döneminin mimari eserlerinin en önemlileri arasında sayılan Kültür ve Turizm Bakanlığı Binası da, kültürel mirasın gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde taşıyabilmek amacıyla çatısını kiremit altı levhası Isoline ile yenileniyor.

ve detaylardaki estetiği çeşitlilik sunuyor. Çevreye duyarlı yapısı ve bakım gerektirmemesi nedeniyle geleceğin malzemesi olarak kabul edilen sistem, yapı sektörünün ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik pek çok farklı alternatife sahip. Rheinzink ile kaplanmış bir çatı, yapıyı tam anlamıyla korumanın yanı sıra tasarıma sağladığı

avantajlar sebebiyle de çatıların, yapıların ayrılmaz bir bileşeni olmasını sağlıyor. Eğrisel, konik ya da küresel her çeşit yüzeye rahatlıkla uygulanabilen Rheinzink, cephelerde kenet sistem, kepli sistem, arduvaz sistem, askılı cephe levhaları, siding levhalar ve ondüle sistemler gibi sistem alternatiflerinin yanı sıra bu sistemlerin

kombinasyonlarıyla oluşturulmuş tasarıma özel sistemler de sunuyor. Yanmaz, paslanmaz ve ısıya dayanıklı, metalik gri, mavi-gri patinalıpro ve kurşun-gri patinalıpro olarak sunduğu yüzey alternatifleriyle çinkonun doğal estetiğini sektörün kullanımına sunuyor.

www.onduline.com.tr

DOSYA - ÇATI VE CEPHE

Onduline Avrasya, kiremit altı yalıtım levhası Isoline ile mimari değeri yüksek yapıların çatı onarımlarında sağladığı güvenceyle kültürel değerleri korumaya devam ediyor. Özel girintileri ve su sızdırmayan yapısıyla çifte güvence sağlayan Isoline, özellikle yağmur sularının yaratabileceği tahribatları sıfıra

bir yapı sunuyor. TegaLModerN, çatı uygulamasının yanı sıra özel tasarlanmış sırt yapısıyla güçlü bir tutunma göstererek cephe uygulamalarında da tasarımcıların tercihi oluyor. Uygulandığı binalara kendine özgü, yaratıcı bir görünüm kazandıran Braas ile evlerde çatı-cephe uyumu en üst seviyede yakalanıyor. Tasarım ürünleriyle yepyeni bir çatı sistemi anlayışını hayata geçiren Braas, geniş ürün yelpazesinin yanı sıra danışmanlık ve mühendislik hizmetleri de veriyor.

MART 2010 - XXI 76

RHEINZINK Çinko, bakır ve titanyumdan oluşan % 99,995 saflıkta bir çinko alaşımı olan Rheinzink, mükemmel şekillendirme, kıvırma ve sistem teknikleriyle en iddialı ve karmaşık yapı tiplerinde bile uygun çözümler sunuyor. Titanyumlu çinkonun tasarıma sağladığı avantajlar

www.rheinzink.com.tr


KALEKİM

www.kalekim.com.tr

Üzerinde gezilmeyen ısı yalıtımlı teraslarda bahçe uygulaması 1. Döşeme betonu, 2. Eğim betonu, 3. İzoLine astar, 4. İzoLine Plus Garden EP, 5. İzoLine Plus Garden EP, 6. XPS ısı yalıtım levhası, 7. Keçe, 8. Çakıl dolgu, 9. Toprak

SARAY ALÜMİNYUM

SCHÜCO Schüco’nun standart panel cephe sistemleri olan USC 65 ve UCC 65 SG serileri, panel cephe uygulamasında son yıllarda özellikle alüminyum cephe uygulamacıları tarafından yüksek ya da büyük binalar için tercih ediliyor. Belli ölçülerdeki parçalar camları da takılarak atölyelerde tamamen oluşturuluyor. Bu parçalar şantiyede vinçler yardımıyla taşınarak ve birbiri ardına takılarak bina cephesi oluşturuluyor. Panellerin takılmasına en alttan başlanıyor ve kat kat ilerleniyor. Panel cephe uygulamasının kolaylıkları, çok daha kısa montaj süresi, modüller atölye ortamında hazırlandığı için daha kaliteli imalat, soğuk iklimlerde daha kısa sürede

çalışma imkanı, yüksek ve büyük bina cephelerinin kısa sürede tamamlanması ve çalışma kolaylığı sağlanması, içerisinde yaşanılan ya da çalışılan mekanların cepheleri yenilenirken imalat süresinin kısalığı nedeniyle iç mekanın daha kısa sürede çalışır hale getirilebilmesi ve yüksek binalarda bina salınımlarına bağlı teloransların bu uygulama sayesinde verilebilmesi olarak sıralanabilir. Sistemde silikonlu panel cephe sistemi UCC 65 SG ve aynı sistemin kapaklısı olan USC 65 F serisi de yer alıyor. USC 65 FSG serisi ise yatayda yada düşeyde kapaklı, diğer yönde cam cama birleşimli panel cephe sistemi. www.schueco.com.tr

usc 65 fsg

SUN-SET Warema dış cephe jaluzi sistemi, cephe ya da doğrama sisteminin dışına monte edilen, kötü hava koşullarına dayanımlı ve estetik bir güneş kırıcı sistemi. En önemli özelliklerinden biri jaluzi lamellerinin güneş ışınlarının gelişine göre istenilen açıda pozisyonlandırılması. İstendiği takdirde tamamen kapalı ya da açık tutmak koşuluyla gerek mimariye gerekse kullanıma hiçbir sınırlandırma getirmeyen ürün, dışardan gelen ışığı kontrol altına alarak güneşe karşı koruma sağlıyor. Dış cephe jaluzinin geniş lamelleri istenen açıda ayarlanarak günün her saatinde mekana istenen şekil ve miktarda ışığın girmesini sağlar. Lamellerin açısı ayarlanarak ışığın içeri girmesine izin verilirken dışarıdan içerisinin görülmesi de engellenmiş oluyor. Yapılara göre rüzgar testi yapılmış ve en zorlu hava koşullarına karşı dayanıklılığına bırakılmış farklı dış cephe jaluzi sistemleri bulunuyor. 60, 80, 92 ya da 100 mm lamel genişliklerinin yanı sıra motorlu ve manuel seçenekleri olan bu sistemin aynı zamanda raylı ve halatlı alternatifleri de bulunuyor. Lamellerin

Ayrıca pişmiş kil malzemelere göre işçilik, zaman ve maliyet açısından büyük avantaj sağlıyor. Ekonomik, uzun ömürlü olmasının yanı sıra ve montajı da kolay. Tuğlaya göre daha hafif, yangına ve çatlamaya karşı ise daha dayanıklı olmasından dolayı Cotta, dış cephe kaplamasında tuğla görünümünden vazgeçemeyenlere büyük avantajlar sağlıyor. www.saraygrup.com

toplandığı yan ray profilleri ve lamellerin tamamen toplandığında içine girdiği jaluzi kutu profili de birçok modele sahip. Geniş renk alternatiflerine sahip dış cephe jaluzi sistemi, özel alüminyumdan üretildiğinden paslanma olmuyor. www.sun-set.com.tr

77 XXI - MART 2010

59.000 m2 kapalı alanda yılda 24.000 ton alüminyum profil üretim kapasitesine sahip olan Saray, tuğla görünümlü alüminyum dış cephe kaplaması Saray Cotta ile Türkiye’de ve dünyada ilk olma özelliği taşıyor. Ürün dış cephede kaliteyi, güvenliği, estetiği ve gelenekselliği bir arada sunuyor. Qualicoat boya teknolojisiyle üretilmesi sayesinde kirlenme ve solma yapmıyor.

Üzerinde gezilmeyen ısı yalıtımlı teraslarda parapet detayı 1. Döşeme betonu, 2. Eğim betonu, 3. İzoLine astar, 4. İzoLine PC/EC/SC veya PP/EP/SP, 5. İzoLine PP/ EP/SP, 6. XPS ısı yalıtım levhası 7. Keçe, 8. Çakıl dolgu, 9. İzoLine PP/EP/SP, 10. Sıva

DOSYA - ÇATI VE CEPHE

Atactic Polyproplene (APP) katkılı modifiye bitümden üretilen, polyester keçe (PP) ya da cam tülü (PC) taşıyıcılı tipleriyle, plastomerik tip su yalıtım membranı İzoLine, temel perde duvarlarda, bodrum duvarlarında, teraslarda, eğimli betonarme çatılarda, yapay göletlerde, su kanallarında ve gizli derelerdeki su yalıtımında kullanılıyor. Ilıman şartlardaki soğuk ve sıcak hava koşullarına dayanıklı olan İzoLine’ın üzeri açık bırakılabilen alüminyum ve mineral (arduaz) taş

kaplamalı çeşitleri bulunuyor. İzoLine, İzoLine Plus ve İzoLine SBS MAX çatı ve teraslar için tüm iklim şartlarında en uygun çözümleri sunuyor. Esnekliği ve donatı ağırlığı artırılmış İzoLine Plus, bitki köklerine dayanımlı Garden tipi ve yük taşıma kapasitesi artırılmış Viyadük tipiyle farklı uygulamalarda yüksek performans sağlıyor. -20o°C kırılma dayanımlı elastomerik tip bitümlü membran İzoLine SBS Max ise soğuk iklim şartları için özel olarak üretiliyor.


MART ajandasI 3 - 7 Mart

4 - 5 Mart

i-deco İstanbul 3. Dekorasyon, Mobilya ve Tasarım Fuarı

Fuarın i-deas salonunun küratörlüğünü

Yapı Fiziği ve Sürdürülebilir Tasarım 2010 Kongresi

Kongre, sürdürülebilirlik bağlamında

CNR Expo, Yeşilköy, İstanbul

www.idecoist.com

Yıldız Teknik Üniversitesi, Beşiktaş, İstanbul

www.mmr.yildiz.edu.tr

Milli Reasürans Sanat Galerisi, Teşvikiye, İstanbul

millireasuranssanatgalerisi.com

TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi, Beylikdüzü, İstanbul

www.tuyap.com.tr

Depo, Tütün Deposu, Tophane, İstanbul

www.depoistanbul.net

Electrolux

www.electroluxdesignlab.com

Bursa Uluslararası Fuar Merkezi, Bursa

www.bursamimar.org.tr

Yapı-Endüstri Merkezi, Fulya, İstanbul

www.yem.net

Uluslararası Mimarlar Birliği (UIA), Fransa Kültür ve İletişim Bakanlığı, Fransa

www.archi.fr/UIA/

TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi, Beylikdüzü, İstanbul

www.unicera.com

TMMOB Mimarlar Odası ve Mimarlar Odası Antalya Şubesi, Antalya

gencmimarlar@antmimod.org.tr

bu yıl Tanju Özelgin üstleniyor.

kent, yapı, iç mekan ve malzeme konularını tartışıyor.

9 Mart - 10 Nisan

Avrupa ve Asya Pasifik’te Yeni Mimarlık Trendleri

Avrupa’dan sekiz, Asya-Pasifik ülkelerinden yedi olmak üzere toplam 15 mimarlık ofisinin işlerinin bir arada gösterileceği sergide Türkiye’den Han Tümertekin’in tek bir yapıtı sergileniyor.

11 - 14 Mart

İstanbul Pencere Fuarı

Bu sene 11.si düzenlenen fuar kapılarını, sürdürülebilir enerji tasarrufu için Türkiye’nin ve dünyanın farklı yerlerinden çözüm arayanlara açıyor.

12 Mart - 9 Mayıs

Açık Şehir: Biraradalığı Tasarlamak

Uluslararası Rotterdam Mimarlık Bienali'nden bir seçki, açık şehir eksenindeki araştırma ve önerileriyle İstanbul'da.

1 Mayıs (son başvuru)

Electrolux Design Lab 2010

Bu yıl sekizincisi düzenlenen tasarım yarışmasının konusu; “İkinci Uzay Çağı” olarak belirledi.

26 - 27 Mart

29 Mart

22. Uluslararası Yapı ve Yaşam Kongresi

Kongrenin konusu “Mimarlık ve

Jürgen Mayer H. Konferansı

Tasarımlarında dijital çağı mekanlarına

Değişim” olarak belirlendi.

yansıtan, yalnızca çarpıcı geometrideki yapılarıyla değil, enstalasyon ve ürün

MART 2010 - XXI 78

ajanda

tasarımları ile de tanınan Alman mimar “Re: Activators” başlıklı bir konferans veriyor.

1 Nisan (son başvuru)

20. Yüzyıl Mimari Mirasının Dijital Modellenmesi Konusunda Uluslararası Öğrenci Yarışması

Uluslararası Mimarlar Birliği (UIA) ve Fransa Kültür ve İletişim Bakanlığı, ortak girişimleri olan öğrenci yarışması, 20. yüzyıl mimarlığının önde gelen yapılarının dijital ortamda modellenmesini konu alıyor.

7 - 11 Nisan

UNICERA 22. Uluslararası Seramik Banyo Mutfak Fuarı

Türk seramik sektörünün yılda bir kere buluştuğu, sektörün en yeni ürün ve teknolojilerinin tanıtıldığı UNICERA, 1988 yılından bu yana gerçekleştiriliyor.

10 Nisan (son başvuru)

Uluslararası Genç Mimarlar Fikir Projesi Yarışması

Uluslararası Genç Mimarlar Fikir Projesi Ödülleri’nin başlığı, “2023 Yılında Kentin Etkileşim Alanları: Meydanlar” olarak belirlendi.


yenimimar.com YENİDEN

Yeni Mimar, yorumlara ve yorumculara odaklanan yeni içeriğinin internet yansımasını ziyaretçilere açtı. “Çetrefil sorulara, gözü pek yanıtlar” mottosuyla yola çıkan internet sitesi, her gün bir soru soruyor ve uzmanlardan cevap alıyor. Ziyaretçilerin katılımına açık olan ve katılımla nitelikli bir tartışma platformu oluşturmayı hedefleyen Yeni Mimar’ın sitesi yenimimar.com yayında.



xxi_mart_2010