Issuu on Google+

SAYFA 01

www.kolektifler.net

Say› 12

SœYAH MAV

KIRMIZISARI

EKİM 2011

ÜNİVERSİTEYE POLİS ORDUSUYLA GELEN PADİŞAHTA

NEYİN KORKUSU Tayyip Erdoğan İstanbul Üniversitesi'nin açılışına ancak polis ordusu ve korumalarıyla gelebildi. Açılış törenine yine üniversiteliler alınmadı, tören sadece Tayyip Erdoğan'ın konuşma yapması için düzenlendi. Dersler iptal edilirken üniversite çevresinde yüzlerce sivil ve çevik kuvvet polisi öğrencilerin bir araya gelişini engellemek için seferber oldu. Bu neyin korkusu? Padişah özentisinin korkusunu anlamak zor değil. Çünkü AKP'lilerin hala gitmekte en çok çekindikleri üniversitelerde padişaha yumurtalarıya meydan okuyan üniversiteliler var

YUMURTA GERİ DÖNDÜ 37 üniversitelinin gözaltına alındığı İstanbul Üniversitesi’nin açılış töreni öncesinde çekilen fotoğrafta üniversite çevresinde üniversiteli avına çıkmak için göreve başlayan sivil polisler gözleniyor olis ordusuyla çevrilen üniversite de öğrencilerin olmadığı kapalı salonlar ardında bilim insanlarına akıl vermeye çalışan Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Üniversitesi’ne gelişiyle artık AKP’lilerin üniversitelilerden korkularını gizleyebilecek halleri kalmadı. Üniversiteliler artan baskıya rağmen geri atmayacağı kanıtlayarak, Tayyip Erdoğan’ı da yumurtayla tanıştırma cesaretini gösterdi. Ustalık dönemi de olsa AKP’liler yumurtanın nereden gelece-

P

ğini bilemediklerinden şemsiyeleriyle dolaşmaya devam edecekler. Üniversitelilerin gerçek taleplerinin temsilcilerini etkisiz kılma çabaları ise son bulmuyor. Tayyip’in son çözümü ise AKP’ye yakışır özgürlükte. Üniversiteliler kendi okullarının çevrelerine yaklaştırılmazken, AKP Gençlik Kolları’nı üniversite önünde toplatarak sahte destek görüntüsü oluşturuyor. Antalya’da öğrenci konseyi başkanlarına seslenerek ‘sizin rolünüzü

üstlenmek isteyen, medyada 'marjinal gruplar' olarak tabir edilen başka gruplara karşı bu asli görevinizi gerçekten çok iyi bir şekilde yaptınız. Bunun için size minnettarım’ diyen Yusuf Ziya Özcan’ın da çabaları üniversiteliler hakları için mücadele ettikçe boşa çıkacak. Öğrenci Kolektifleri ısrarlı mücadelesi ile AKP’lilere ve sermaye temsilcilerine üniversitelerde rahat nefes aldırmayacağının sözünü veriyor.

Üniversite eylemlerin en etkili araçlarından biri olan yumurta yeni eğitim yılının açılmasıyla beraber tekrar geri döndü. Yumurtanın ilk adresi İstanbul Üniversitesi’nin açılışına gelen Tayyip Erdoğan oldu. Tayyip Erdoğan’ın toplumsal muhalefete tahammülsüzlüğünün olağanca arttığı bir dönemde ve üniversiteyi işgal edercesine polis terörünü arkasına alarak geldiği gün üniversitelilerin yumurtasına hedef olmaktan kurtulamadı. Yumurtanın son olarak hedefinde Uludağ Üniversitesi’ne gelen IMF Türkiye Temsilcisi Mark Lewis vardı. IMF’yi ülkelerinde ve üniversitelerinde istemeyen üniversiteliler emperyalistleri ve işbirlikçilerin yakasını bırakmayacaklarını yumurtalarıyla tekrar hatırlatmış oldular. Yeni eğitim yılında da üniversiteye şemsiyelerle gelenlere duyrulur, korkunun yumurtaya faydası yok.


SAYFA 02

SœYAH MAVœ KIRMIZISARI

KOLEKTİF: HIZ KESMEDEN MÜCADELEYE DEVAM! Üniversite gençliği, oldukça hareketli, coşkulu ve güçlü bir şekilde geçirdiği yaz döneminin ardından, üniversitelerin açılmasıyla birlikte yeni döneme “merhaba” dedi. Bütün bir yaz boyunca kesintisiz süren mücadele çizgisiyle Öğrenci Kolektifleri, yeni döneme de hareketli başladı. Yüzlerce üniversitelinin buluştuğu Kolektif Yaz Kampı; yaz boyu devam eden, Metin Lokumcu’nun öldürülmesini protesto ettikleri gerekçesiyle tutuklanan tutuklu üniversiteliler başta olmak üzere tüm toplumsal muhalefetin sesini sokakta temsil eden “sokağı özgür bırak” kampanyası; mahallelere üniversitelerin taşındığı “okumuş insan halkın yanındadır” kampanyası ile Öğrenci Kolektifleri, dolu dolu geçen yaz aylarının enerjisini şimdi üniversiteye taşıyor. Birçok üniversite rektörünün açılış törenlerinde ağırlamaya çalıştığı AKP’lileri Kolektif de karşılamayı ihmal etmedi. Yine hiçbir üniversitelinin alınmadığı törenlerde AKP temsilcilerine gereken cevabı Kolektifler verdi. İTÜ’ye adeta çıkarma yapan Abdullah Gül, Yusuf Ziya Özcan ve çetesi, Uludağ Üniversitesi’ne ve Çanakkale

Onsekiz Mart Üniversitesi'ne giden Bülent Arınç, Hacettepe Üniversitesi’ne “çaktırmadan” gelmeye çalışan Cemil Çiçek ve son olarak İstanbul Üniversitesi’ne gelen Recep Tayyip Erdoğan Öğrenci Kolektifleri’nin hazırladıkları sürprizlerle karşılandı. Ustalık döneminde de AKP’nin peşini bırakmayacağını, “yumurtalarımız hazır bekliyoruz” diyerek belirten Kolektifler, açılış törenlerinde yaptığı eylemlerle adeta "yeni dönemde de AKP'ye rahat yok" mesajını verdi. Tüm Kolektif birim çalışmalarının temsilcilerinin katıldığı Türkiye Birim Koordinasyonu(TBK) toplantısında ayrıntılı olarak çıkarılan yeni dönem plan programı yerellere dönülerek tartışılıp geliştirildi. Gerçekleştirilen kitlesel tanışma toplantıları ile yüzlerce öğrenciyle buluşan Kolektifler, bu toplantılarda yürüttüğü tartışmalarla, bulunduğu her fakülte, kampüs ve üniversitede yerel çalışmalarını zenginleştirmek, üniversitenin sosyal, kültürel, siyasal olarak yeniden inşa etmek için plan, program çıkarttı. Kantinden yemekhane sorununa, ulaşım zamlarına kadar yereldeki birçok sorunun çözümü için mücadele eden Öğrenci Kolektifleri, İTÜ Vadi Yurdu'ndaki

n Notabene’de ve Gerçek yıkıcı tap i yaratıcı bir k

yemekhane kazanımı ile, üniversite temsiliyeti noktasında, hem kurumsal kimliğinin üniversite yönetimlerince bir kez daha tanındığı bir örnek, hem de hak alma bilinci ile üniversitenin içinden, üniversitenin öz örgütü olma iddiasını bir kez daha kanıtlamıştır. Önümüzdeki yeni dönemde de artan paralı eğitim saldırıları karşısında, bu örnekler, kolektif karar ve eylem birlikteliği ile çoğaltılmalıdır. Yerellerde çalışmalarına hız kesmeden devam eden Kolektifler, TBK toplantısında alınan kararla, 22 Ekim günü Taksim'de "Ülkeyi, üniversiteyi, sokağı özgür bırak!" sloganı ile gerçekleştirilecek olan büyük üniversite buluşmasına hazırlanıyor. Tüm toplumsal muhalefeti "özgür bırak" demeye çağıran Kolektif, binlerce üniversitelinin sesini Taksim'e taşımak için 40 üniversitede yoğun bir şekilde çalışmalarına devam ediyor. Üniversitenin gücünü göstermek için her Kolektif üyesi, kendine koyduğu hedeflerle bireysel ve örgütsel olarak kendini yeniden üretmeli, AKP karşısında "yapılabilecek çok şey" olduğu bilinciyle üniversiteyi alana taşımalıdır. Şimdi üniversitenin gücünü gösterme zamanı, şimdi "özgür bırak" deme zamanı.

Neo-liberalizm bütün kıtalarda insanlığın eğitim hakkını her geçen gün biraz daha piyasanın insafına terkederken üniversiteliler de Şili'de, İspanya'da, Kolombiya'da, İtalya'da, Türkiye'de farklı dillerde de olsa aynı sloganları atıyor. Notabene Yayıncılık'tan çıkan "GERÇEK, YIKICI ve YARATICI Dünyada ve Türkiye'de Üniversite, Eğitim, Gençlik Mücadeleleri" de

ülkemizdeki ve dünyadaki gençlik mücadelelerine ışık tutarken gelecek dönemin mücadelelerine dair de fikirler veriyor.Gençlik mücadelesine dair teorik tartışmaların yanı sıra farklı öğrenci örgütlerinin deneyimlerinin de aktarıldığı kitabı her üniversiteli okumalı. Kitaba bir çok kitabevinin yanı sıra Öğrenci Kolektifleri stantlarından da ulaşılabilir.

AKP’NİN AÇILIŞ MERAKINI BOZDUK Üniversitelere kolay kolay gelemeyen AKP'liler açılış etkinliklerini fırsat bilip seferberlik içine girdiler. İlk olarak İTÜ'nün açılış etkinliğine gelen Abdullah Gül, Yusuf Ziya Özcan, Ali Demir ve Kadir Topbaş her ne kadar gizli gizli gelse de üniversitelilerden kaçamadı. İTÜ içine karargah kuran polisler öğrencileri çevik çemberi içinde sıkıştırıp kendi okullarında adım attırmazken, AKP'liler İTÜ'yü keşfe çıktı ancak bu keşif kısa sürmek zorunda kaldı. Onsekiz Mart Üniversitesi akademik yıl açılışına katılmak üzere üniversiteye gelen Bülent Arınç ÇOMÜ Öğrenci Kolektifi tarafından protesto edildi. Birkaç gün öncesinden ‘tüm öğrenciler davetlidir’ duyurusu yapılmasına rağmen öğrenciler içeriye alınmadı ve üniversiteliler Bülent Arınç’a hediye etmek için getirdikleri yumurtaların mutlaka sahibini bulacaklarını söylediler. Uludağ Üniversitesi'nin akade-

mik yılı açılışına gelen Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Bülent Arınç üniversitede Kolektifler'in protestosuyla karşılandı. Salona girmek isteyen üniversiteliler Ankara'da arkadaşlarının tutuklu olduğunu ve onları tutuklatanların üniversitede yeri olmadığını belirterek "padişahın veziri üniversitemden defol" diye slogan attılar. Protesto sırasında polislerin müdahalesiyle 14 Kolektif üyesi gözaltına alındı. Uludağ Üniversitesi'ne Bülent Arınç'ın ardından 16. Ulusal İktisat Sempozyumu'nda sunum yapmak için gelen IMF Türkiye temsilcisi Mark Lewis'de Öğrenci Kolektifi'nin yumurtasından nasiplendi. ÖGB'nin saldırmasıyla üniveristelilerden yaralananlar oldu. Hacettepe Üniversitesi'nin akademik yılı açılışına Cemil Çiçek'in geleceğini öğrenen Kolektif üyeleri dönemin ilk yumurta şenliğini Cemil Çiçek için düzenlemek için

salona girmek isteyince özel güvenliklerin saldırısına uğradı. Üniversitelerinin açılış etkinliğine alınmayan öğrenciler "Üniversiteyi, ülkeyi, sokağı özgür bırak" sloganının ardından bu dönemin ilk yumurtalarını Cemil Çiçek'in olduğu Kültür Merkezi binasına attı.

Üniversitelerden korkan AKP’liler, geldikleri üniversiteleri adeta gözaltına aldırıyor. Dersler dahi iptal edilirken ,üniversitelilerin biraraya gelmesi engelleniyor.

‘GİZLİ’ HARÇ ZAMLARINI YEMEDİK Üniversiteliler yeni döneme AKP iktidarının harçlara yaptığı gizli zamma karşı mücadeleyle başladı. En son 2009’da harçlara yaptığı zamları Öğrenci Kolektifleri’nin verdiği mücadele sonucunda geri çekmek zorunda kalan AKP bu dönem başında harçlara ücretlerine kredi uygulaması getirerek gizli zam yapmaya çalıştı. Üniversiteliler ise harç zamlarını yemeyerek protestolara başladı. İstanbul Öğrenci Kolektifleri Taksim’de yaptığı basın açıklamasında gizli harç zamlarına karşı tepkisini gösterdi. YÖK Başkanı alınan paraların iade edileceğini açıklarken üniversiteliler birçok yerde zamlara karşı eylemler düzenledi. KTÜ Yönetimi, bütün üniversi-

telerin YÖK genelgesinden sonra zamlı harç uygulamasını geri çekmesine rağmen, öğrenci düşmanlığından taviz vermeyerek yasayı bahane etmiş ve kredi başına harç sistemini uygulamıştı. Kolektiflerin yıllarca süren mücadelesi sonunda kayıt parası uygulaması kalkmıştı. Üniversiteliler bu kez de zamlı harç uygulamasını durdurmayı başardı. Rektörlük önünde basın açıklaması düzenleyen üniversiteliler, alınan fazla harç miktarlarının bir an önce geri ödenmesi gerektiğini söylediler. Bu iki kazanımı kutlamak ve yoğun geçecek bir ders yılı öncesinde eğlenmek için üniversiteliler "kazan şenliğinde" bir araya geldi. Şenlik tiyatro, halaylar, horonlarla oldukça keyifli geçti. Süleyman

Demirel Üniversitesi'nde YÖK'ün bu sene uygulamaya koymaya çalıştığı alttan alınan derslerin kredisi başına ödenen ücretleri protesto eden ve geri verilmesini isteyen üniversiteliler basın açıklaması gerçekleştirdi. Rektörün disiplin yönetmeliğine aykırı olarak göster-

diği basın açıklamasına, üniversitenin bir kamu kurumu olduğu ve kampüsün bu kurumun bir binası olduğunu belirterek engel olmak istedi. Rektörün üniversitelileri korkutma çabası boşa çıkarken, bütün engelleme çabalarına rağmen basın açıklaması gerçekleştirildi.

2 kampüslerden

Vadi yurdu kazandı İTÜ Vadi Yurdu'nda 2 yıldır süren kantin ve yemekhane mücadelesi zaferle sonuçlanıyor. Bu zaferin taşları ise Vadi Kolektif'in düzenlediği kantin boykotları, geniş toplantılar ve eylemlerle döşenmişti. İTÜ Rektörüyle yapılan görüşmede Vadililerin 3 talebinden ilkinin gerçekleşmesiyle kantinde yemekler artık daha nitelikli ve daha ucuz. 3 talebin birincisi gerçekleşirken Vadi Kolektif diğer ikisinin takipçisi olarak ve hayata geçirerek örnek bir yurt yaratmaya devam edecek.

ÇOMÜ’de yemekhane Onsekiz Mart Üniversitesi'nde yemek fiyatlarına zam gelmesi ve rektörlüğün açıklamasında zammın sebebinin yemek bursunun 300 kişiden 700 kişiye çıkarılması olarak göstermesi 30 bin kişinin eğitim gördüğü üniversitede öğrencileri kandıramadı. ÇOMÜ öğrencileri kitlesel bir eylem gerçekleştirdiler. Rektörün artan tepkiler sonrasında oturduğu pazarlık masasında üniversitelilerin taleplerini kabul etmeyerek "boykot bile etseniz biz gene kar ederiz." dedi. ÇOMÜ öğrencileri ise talepleri gerçekleşene kadar peşini bırakmayacaklarını, eylemlerine devam edeceklerini açıkladılar.


SAYFA 03

DİSK, KESK, TTB ve TMMOB'un çağrısıyla onbinlerce kişi Ankara'daki sokak meclisinde buluştu. "İnsanca bir yaşam ve eşit,özgür, demokratik Türkiye" temalı mitingde kıdem tazminatına yönelik saldırı ve devletin Kürt sorunundaki saldırgan tutumu sık sık atılan sloganlarla protesto edildi. Mitingde üniversitenin en canlı ve renkli kortejini oluşturan Öğrenci Kolektifleri de "Eşit, Parasız, Bilimsel, Anadilde Eğitim" pankartının arkasından yürüdü.

Gün dem SAYFA 3

PADİŞAH'IN ÜNİVERSİTE DÜŞÜ Padişah özentisi Tayyip Erdoğan ve şürekasının düşlediği üniversite modeli şaşırtıcı değil. Padişaha göre üniversite dediğin sermaye için bilgi üretmeli, rektör piyasacı, cemaatçi olmalı ve öğrenciyi soymak için her yolu denemelidir. Üniversiteli dediğin ise padişahın huzurunda sürekli alkış tutmalı. Tayyip Erdoğan ustalık döneminde bunları düşlüyor ama AKP iktidarı karşısında tüm gücüyle dimdik ayakta olan üniversitelileri unutuyor.

Rektör dediğin piyasacı ve cemaatçi olur! Bugün üniversitelerin neredeyse tamamını piyasacı-gerici kimlikleri ve AKP'ye yakınlıkları ile ön plana çıkmış rektörler yönetmektedir. Tayyip Erdoğan'ın hayali ise ortada; rektör dediğin piyasacı olmalı. Yani üniversitesanayi işbirliğini savunacak. Sermayenin ihtiyaçları için durmadan AR-GE kampusları kurmalı. Müşteri gözüyle baktığı öğrenciyi soymak için ise tüm gücüyle çalışmalı. Üniversitelerde hakları için eylemler düzenleyen, AKP'ye muhalefet eden üniversitelileri baskı altına almalı, fişlemeli. Tayyip Erdoğan'ın ara ara üniversitelere gelerek ziyaret ettiği bazen de dizinin dibinde el pençe divan oturtarak söylevler çektiği rektörler Tayyip Erdoğan'ın sözünden çıkmaz iken rektörlerin icraatları ise tek tek ortaya saçılıyor. Hacettepe Üniversitesi'ndeki

tüm işletmeleri kendi şirketine veren rektörün tüm yoksuzlukları ortaya döküldü. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi'nde yemekhane zammına karşı protestolar gerçkeleştiren üniversitelilerin üniversitenin haber sitesinde fişlenmesi ve üniversit yönetimi tarafından tehdit edilmesi Tayyip Erdoğan'ın düşlediği üniversite yönetiminin bariz örnekleri arasındadır. Tayyip Erdoğan aynı zamanda AKP'ye muhalefet etmeyen akademisyenler istemektedir. Yaptığı sözlü açıklama sonrasında üniversitelerdeki türban yasağını fiili olarak kaldıran Yusuf Ziya Özcan “30-35 civarındaa hocamızın hala buna karşı duruşu var, onları yakından takip ediyoruz. Yakında bu mesele de hallolmuş olacak” açıklaması ile türban karşıtı AKP'ye muhalif akdemisyenleri tehdit etti.

Üniversiteli dediğin padişahı alkışlamalı! AKP iktidarı politikalarıyla piyasacılık ve gericilik ile bütünleşmiş bir üniversite yaratmanın hesaplarını yaparken aynı zamanda üniversitelilere de yeni bir kimlik biçmeye çalışıyor. Katsayı uygulamalarında yapılan değişiklik, türban yasağının fiili olarak kaldırılması ve yakın zamanda camaatin üniverste sınavlarındaki şifre oyununun da etkisi ile üniversiteleri gerici ideoloji ile kutsanmış

USTALIK ‘ZAM’ANI Her seçim sonrası olduğu gibi bu seçimlerin ardından da zamlar birbiri ardına geldi. Öncelikle İstanbul, Ankara, Bursa, Adana ve daha bir çok ilde ulaşıma yapılan zamlar ardından elektrik doğalgaz ve son olarak da ÖTV'ye yapılan zamlarla AKP'nin ustalık döneminin ne anlama geldiği daha görünür hale geldi.(?) İlk olarak Enerji Piyasası Denetleme Kurulu elektriğe %9.57 oranında zam yaptığını açıkladı. Zamlara döviz fiyatlarının artışı sonucu artan maliyetin sebep olduğu söylense de asıl sebep özelleştirme sonucu elektrik

dağıtımını satın alan şirketlerin daha fazla kar etme kaygıları. Seçimlere dört gün kala BOTAŞ doğalgaza uzun süre zam yapmadıklarını ve zam yapmayacaklarını söylese de uluslararası piyasadaki doğalgaz ve petrol fiyatlarındaki artış gerekçe gösterilerek konutlarda %12.28 ile %14.35 arasında zam yapıldı. Zamların ardından Elektrik Mühendisleri Odası ve Maden Mühendisleri Odası da yaptıkları açıklamalarla elektrik ve doğalgazın insanların en temel haklarından olduğu ve ticari bir meta olarak görülmemesi ve piyasanın insafına bırakılmaması gerektiğini belirtti

“üniversiteli”lerle doldurmaya çalışan padişah özentisi Tayyip Erdoğan üniversitelerde kendsine karşı hiçbir muhalif ses istemiyor. Aksine, Tayyip Erdoğan üniversiteye geldiğinde protestolarla, yumurtalarla değil alkışlarla karşılanmak istiyor. Tayyip Erdoğan düşlediği üniversitenin fotoğrafını ise en son İstanbul Üniversitesi'nin açılış gününde vermeye çalıştı. Üniversiteye yüzlerce polis ile korunarak gelebilen Tayyip Erdoğan salonda yalanlarını ortaya saçtı, üniversite öğrenileri salona alınmaz, gözaltına alınırken sloganlarıyla padişah özentisinin yüreğine su serpmeye çalışan AKP Gençlik Kolları üyesi öğrenciler içeri alındı. YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan'ın yakın zamnda yaptığı öğrenc temsilcilikleri hakkında yaptığı açıklama ve “öğrencileri temsil ettiğini iddia eden marjinal grupların biraz daha etkisini azaltmak niyetindeyiz” sözleri AKP'nin üniversitelerde kendisine muhalefet eden ses istemediğinin ve baskı altına almaya çalıştığının göstergelerindendir. Tayyip Erdoğan karşısında hakları için sokağa çıkan, attıkları yumurtalarla yalanlarını tek tek ortaya çıkaran üniversitelileri değil jaguarıyla huzuruna gelen ve kendisine alkış tutan üniversiteliler istiyor.

KIDEM TAZMİNATI KAZIĞI AKP ustalık döneminin hükümet programını açıkladı. Bu dönemde de halkın en temel haklarına saldırıların olacağı hükümet programından anlaşılıyor. Açıklanan hükümet programında en dikkat çeken ve en çok tartışılan konu ise; kıdem tazminatının kaldırılması veya fona devredilmesi oldu. Bu da işçileri işten çıkarırken kıdem tazminatı ödeme zorunluluğu olan patronların artık hiç tereddüt etmeden istediği işçiyi işten çıkarabilmesi anlamına geliyor. Programda Kıdem Tazminatının kaldırılmasının sebepleri sayılırken işçilerin kıdem tazminatını çoğu zaman alamadığı eklenerek halk da ikna edilmeye çalışılıyor. AKP emeğe saldırırken bir yandan da demokratikleşme yalanlarını sürdürüyor. AKP’nin sendikalara önerdiği

KIRMIZISARI

İstanbul'daki Sabahattin Zaim vakıf üniversitesinin açılışını yapan Yusuf Ziya Özcan yaptıkları icraatlarından övünerek bahsetti. Kendi döneminde eşitliği sağlamak için(!) katsayıyı kaldırdıklarını belirten Özcan üniversitelerde de türban karşıtı 30-35 hocanın kaldığını, bu meseleyi de yakında halledeceklerini belirtti. Öğrencilerle olan ilişkilerini de güçlendirdiklerini söyleyen Özcan üniversitelilerin gerçek temsilcilerinin Ulusal Öğrenci Konseyi olduğunu iddia etti.

USTALIK DÖNEMİNDE

Üniversiteler yeni döneme AKP iktidarının, padişah özentiliğine soyunun Tayyip Erdoğan'ın, hayalindeki üniversite fikrine tanıklık ederek başladı. Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere üniversite açılışlarına katılan Yusuf Ziya Özcan, Abdullah Gül, Cemil Çiçek ve Bülent Arınç özlemini çektikleri üniversite modellerini polis ordusuyla çevrili mekanlarda yaptıkları konuşmalarda dile getirdiler.

SœYAH MAV

yeni sendika yasası taslağındaki göstermelik bir kaç değişiklikle sendikaların daha özgür olacağı belirtiliyor. Ancak taslaktaki birçok maddeyle sendikaların önündeki engeller varlığını sürdürüyor. Asıl olarak da sendikal özgürlükler için, sadece sendika yasası değil bunun yanında “Toplu Sözleşme, Grev ve Lokavt” yasasının değiştirilerek emekçilerin grev ve toplu sözleşme hakkının güvence altına alınması gerekiyor.

AYIN

PANORAMASI

‘Başka bir dünya mümkün’ Santiago’dan Kolombiya’ya Atina’ya, Mısır’dan Wall Street’e dünyanın her yerinde insanca yaşam talebi yükseliyor. Öğrenciler parasız eğitim mücadelesinin özgün örneklerini yaratıyor, işçiler, işsizler güvenceli koşullarda çalışmak için grevler düzenliyor, vahşi kapitalizme karşı koyanlar kapitalizmin merkezine “oturuyorlar”.

Barış Yıllardır Kürt sorununun çözümü konusunda barışçıl adım atılmazken, son 6 ayda 1548 kişi KCK operasyonlarıyla tutuklandı. Gazete manşetlerinde ki milliyetçilik duygularını şahlandıran şehit haberleri, Kürt siyasi hareketine yönelik saldırılar AKP’nin barışa ayak dirediğinin göstergesi.

Kopya KPSS veYGS'nin ardından şimdi de MEB'in düzenlediği müdür yardımcılığı ve baş yardımcılığı sınavlarında kopya çekildiği ortaya çıktı. EğitimSen'in ortaya çıkardığı kopaya skandalında Eğitim-Bir-Sen sendikası sınav öncesi yaptığı deneme sınavında MEB'in sınavda soracağı soruları üyelerineönceden sordu

Taner Yıldız Taner Yıldız gün ışığından daha çok yararlanılması için mesai saatlerinin 06: 00 a alınması ve cumartesi günü de çalışılması yönünde hazırlıklarının olduğunu açıkladı.” Çalışanlar uykusundan feragat mi edecek” sorusuna “Vatandaş akşam daha erken uyur “ diyerek zihnisinir bir yanıt veren Yıldız, memurların tepkilerini karşısına aldı bile.

Ayl›k, yerel, süreli, Türkçe yayin. Kolektif Kültür Yaşam Derneği Ad›na Sahibi ve Sorumlu Yaz› ‹şleri Müdürü Dilan Ögüz Adres ‹stiklal Caddesi, imam Adnan Sokak, No:5,Kat: 5 Beyoğlu/‹stanbul Tel 0 212 245 97 33 e-posta : universitelimp3@gmail.com Bas›ld›ğ› Yer : Star MedyaYay›nc›l›k A.Ş Mehmet Akif Mah. ‹nönü Cad. Bas›n Express Yolu Star Sok. No:2 ‹kitelli/‹stanbul Tel :0212 448 82 62 Ücretsizdir


SAYFA 04

Başbakan'ın katıldığı Roman Çalıştayı'nda Parasız Eğitim pankartı açan Berna ve Ferhat 19 ay sonra serbest bırakıldı. Çağdaş Hukukçular Derneği’nin açıkladığı rapora göre 500’ün üzerinde üniversiteli terör suçlamasıyla tutuklu bulunuyor. 2010 yılının ortalarından itibaren üniversite öğrencilerine baskı uygulamalarının şiddetine ve pankart açıp, slogan atan öğrencilerin 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yasası'na göre değil, Terörle Mücadele Yasası kapsamına sokulduğuna dikkat çekiliyor.

Üniver site

SœYAH MAVœ KIRMIZISARI

"ozgurbirak.org" adlı siteden tutuklu bulunan üniversitelilerin mektupları, köşe yazarlarının yazdıkları yazılar ve tutukluluk sürecine dair son haberler takip edilebilir. Ayrıca üniversitelilere mesaj göndermek, imza kampanyasına destek olmak isteyenler de siteden faydalanabilir. Kampanyaya destek olan kurumlar, aydınlar ve sanatçılar da sitede yer alıyor.

SAYFA 4

PADİŞAH MECLİSTE ÜNİVERSİTELİLER HAPİSTE Tayyip Erdoğan, 12 Haziran seçimlerinden önce AKP mitingi yapmak için gittiği Artvin Hopa'da hiç ummadığı şekilde karşılanmıştı. Deresine, suyuna, toprağına sahip çıkanlar Tayyip Erdoğan'ı protesto etmiş, polisin Hopa halkına saldırısı sonucunda ise yoğun biber gazından etkilenen Metin Lokumcu kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmişti. İnsanca yaşam hakkını savunurken hayatını kaybeden Metin Hoca için tüm Türkiye'de AKP'nin saldırısına tepki gösterilmiş, ülke geneline yayılan protesto gösterilerinin hemen hepsine polis saldırmıştı. Hopa'da nokta operasyonu başlatılarak 30'dan fazla insan gözaltına alınmış, 12'si tutuklanmıştı. Metin Öğretmen'in ölümü üzerine Ankara'da sokağa çıkan yüzlerce kişi hesap sormak için AKP İl Binası'na düzenlediği yürüyüş engellenmiş, polisin saldırılarıyla 90'dan fazla kişi gözaltına alınmıştı. Gözaltıların 5'i tutuklanırken gece baskınları, tutuklamalarla süreç devam etmişti. Gözaltı ve ev baskınlarından Öğrenci Kolektifleri üyesi 10 üniversiteli kamu malına zarar vermekten ve 2911 "Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na" muhalefet etmekten tutuklandı. Aslında üniversitelerinde parasız eğitim mücadelesi veren, harç zamlarını geri çektiren, AKP'lilere üniversiteleri dar eden, üniversitelerdeki gerici ve piyasacı dönüşüme karşı olan, YÖK'e zincir vuran, ulaşıma

yapılan zamlara karşı olan, Burhan Kuzu'ya SBF'de "Kolektif Yumurta Şenliği" düzenleyen üniversiteliler oldukları için tutuklandılar. AKP üniversitelerde bu tutuklamalarla, üniversitelerde kafasına inen yumurtaların intikamını almaya çalışmaktadır. Hopa olaylarının ardından baştan sona hukuksuzlukların baş gösterdiği gözaltı ve tutuklama sürecinde “terör örgütü” üyeliğine delil olarak toplanan komik eşyalar arasında çizgi filmler, korku filmi CD’leri, meyve bıçakları ve kıyafetler yer alıyordu. Tutuklanmalarının ardından yaklaşık 5 ay sonra hazırlanan iddianamede ise ev aramalarında çıkan ve delil olarak sunulan eşyaların nasıl bir "terör" örgütüne sahip olunduğunu kanıtlıyor. Bazı eşyalar şöyle; bir adet basketbolcu tişörtü, dört adet gri renkli plastik boru, ders notlarının tutulduğu not defterleri ve "Ankara Tabip Odası hekime yönelik şiddette hayır" ibareli şemsiye, "Felsefenin Temel İlkeleri", "İdam Gecesi Anıları" gibi çok sayıda kitap, çok sayıda sopalı flama da suç aleti olarak nitelendirildi. İddianameyle birlikte dava tarihi 9 Aralık olarak kesinleşti. Metin Öğretmen'in öldürülmesine üniversiteli olmanın verdiği sorumluluk, insanlık ve bilinçle sessiz kalmayan 10 üniversiteli adaletin tüm adilliğiyle 5 aydır tutuklu bulunuyor.

MEKTUBUNUZ VAR

Hopa'da AKP seçim mitingi sırasında çıkan olayların ardından Ankara'da Metin Öğretmenin ölümünü protesto eden 22 kişi tutuklanmıştı. Öğrenci Kolektifleri’nden 10 üniversitelinin de aralarında bulunduğu Hopa Davası’nda iddianame hazırlandı, dava tarihi belli oldu; 9 Aralık tarihinde 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmeye başlanacak

METİN LOKUMCU KİMDİR ? Maden işçisi bir babanın, ilk çocuğuydu. Yoksul bir ailesi vardı, Rize de öğretmen okuluna yazıldı hem okudu hem çalıştı hem de ikiz kardeşlerinin okul masraflarını karşıladı. Okul bittikten sonra göreve başladı ancak yıl 1980di. Tutuklandı, tutsaklıktan kurtulduktan sonrada sürgünlerle, soruşturmalarla, davalarla boğuştu. Emekli olduktan sonrada memleketi Hopa’ya yerleşti. Doğayı ve insanı çok seven Metin

öğretmen, suyuna, toprağına, geleceğine sahip çıkan halkla beraberdi, HES’lere karşıydı, doğanın talanına karşıydı. AKP’nin Hopa mitingin de rantçılara, doğayı talan edenlere, gözünü kırpmadan genç, yaşlı, çocuk demeden şiddet uygulayan hükümete isyan etti “Hadi al, kurtar memleketi.” . son sözleri oldu bunlar çünkü polisin kullandığı yoğun biber gazı kalp krizini tetiklemişti ve Metin öğretmeni aramızdan aldı.

Merhabalar, Okulların açıldığı şu günleri Ankara'nın ücra bir köşesinde, Sincan hapishanesinin dört duvar arası hücrede geçirmek ne kadar zor olsa da, en kısa zamanda ait olduğumuz yerlerde, yani kampüslerimizde, sokaklarımızda parasız eğitim talebimizi haykıracağımıza dair en ufak şüphemiz yok. AKP piyasacı ve gerici hamlelerinin karşısında duran tüm toplumsal muhalefet bileşenlerine var gücüyle saldırmakta. Yumurtalarımızla isyanın sembolü olan bizler de, bir yandan AKP'lilerin korkulu rüyası olurken, bir yandan da hedef tahtalarında yer alıyoruz. Tehditler, soruşturmalar, cezalar yetmedi bizi sindirmelerine, şimdi de tutuklama terörüyle saldırıyorlar üzerimize. Peki AKP ne istedi de biz engel olduk ve sonucunda bu saldırılarla karşı karşıya kaldık? AKP piyasaların emrine amade ettiği üniversitelerde baskı ve denetim mekanizmalarını arttırmaktayken, gerici kadrolaşmayı da ihmal etmemektedir. Ama atladığı birşey vardı o da üniversitenin en aktif muhalif öznesi olan bizler. Şirket temsilcilerinin adeta ucuz iş gücü olarak gördüğü üniversitelileri kapma yarışına dönen kariyer günlerinde biz karşılarındaydık. 2009 yılında harçlara zam yapıldığında padişahın karşısına dönercide bile çıkmıştık. AKP’liler üniversitelerimize geldiklerinde onları yumurtayla karşılayan yine bizlerdik. Bundandır ki gelmediler bir daha yanlarında çevik kuvveti ordusu olmadan. Padişah 4 Aralık’ta Kurtköy’de 8 Aralık’ta AÜ SBF’de 5 Ocak’ta Odtü’de gördü bizi. 31Mayıs’ta suyuna doğasına sahip çıkan hopa ya saldırdıklarında Metin hocamızı bizden aldıklarında Ankara’da bizi tekar sokaklarda gördüğüne şaşırmayacaktı elbet. bu sefer yetmedi biber gazları, yetmedi gözaltıları, yetmedi işkenceleri tutukladılar 10’umuzu. Çok net görülmektedir ki AKP bugün her hak gaspı karşısında sesini yükselten üniversitelileri "cezalandırmaya" çalışmaktadır. Ama elbet sokağı özgür bırak diyenler bu çabayı boşa çıkaracaktır. Sincan dan kucak dolusu sevgi ve saygılar... Demet Sağır- ODTÜ Öğrencisi

ÜNİVERSİTELİLERDEN KAMPANYA

SOKAĞI ÖZGÜR BIRAK Saldırı sokağa çıkan herkese AKP sokağın sesini kısmak, kendine muhalefet edilemeyen bir iktidar yaratmak için tüm gücünü kullanıyor ancak üniversiteliler AKP’nin tüm planlarını, yalanlarını, adaletsiz uygulamalarını bir bir ortaya çıkarıyor. Tutuklu bulunan 10 üniversitelinin bir an önce serbest bırakılması için Temmuz ayından itibaren “Sokağı özgür bırak” kampanyası başlatıldı. Türkiye genelinde birçok ilin şehir merkezlerinde binlerce imza toplandı, üniversitelilerin tutuklanma sebebi ve tüm hukuksuzluklar anlatıldı kamuoyu kampanyaya büyük destek verdi. Kampanyaya akademisyenler, sanatçılar, yazarlar ve aydınlar da geniş destekte bulundu.

AKP kendine muhalefet eden herkese tahammülsüzce saldırıyor. Adaletsiz uygulamalar yalnızca Hopa'da yaşananlarla sınırlı kalmıyor. Tortum'da derelerine HES kurulmasını istemeyen köylüler eyleme katıldıkları için para cezasına çarptırıldı. Ahmet Şık ve Nedim Şener 200'ü aşkın gündür tutuklu ve bugün muhalif 70 gazeteci hala tutuklu bulunuyor. Kazanılmış haklarını korumak için yasa dışı ihalelere karşı gelen Dev Sağlık-İş üyesi 25 kişi hakkında 27'şer yıl hapis istemiyle dava açıldı. Sinop Gerze'de köylerine termik santral yapılmasına karşı çıkan köylülere polis ve jandarma saldırdı 1 köylü tutuklandı. İstanbul Kadıköy'de Dünya Barış Mitinginde çıkan

olaylarda gözaltına alınan 55 kişiden 38'i tutuklandı. AKP'nin her alanda gerçekleştirdiği yıkımların sorunsuzca tamamlanması için sokağa çıkıp itiraz edenlere değil sessizce onaylayanlara ihtiyacı var. Bu yüzden bir taraftan ileri demokrasi rüzgarları estirilirken bir taraftan da sokağa çıkan en demokratik haklarını kullanmak isteyenler korku ve baskı araçlarıyla susturulmaya çalışılıyor. Halkın basın açıklaması yapma, protesto etme gibi tepkisini ifade etme hakları özel yetkili mahkemelerin insafına bırakılıyor. AKP ve Erdoğan kimsenin kendisine itiraz etmediği, tüm politikalarının onaylandığı dikensiz gül bahçesi istiyor.

"Sokağı özgür bırak" kampanyasına destekte bulunan gazeteciler, köşelerinde tutuklu bulunan üniversitelileri konu alan yazılar kaleme aldılar. Bunların başında Radikal Gazetesi'nden Özgür Mumcu, Ahmet İnsel, Ezgi Başaran; Akşam Gazetesi'nden Nihal Kemaloğlu, Özlem Çelik; Milliyet Gazetesi'nden Can Dündar; Cumhuriyet Gazetesi'nden Mine G.

Kırıkkanat ve Habertürk Gazetesi'nden Umur Talu gelmektedir. Ayrıca sanatçılardan Leman Sam, Marsis, Vedat Yıldırım, İlkay Akkaya, Zülfü Livaneli ve oyuncu Altan Gördüm gibi birçok isim kampanyaya destek verdi. Destek veren sanatçılara, aydınlara, kurumlara ozgurbirak.org'dan ulaşılabilir.


SAYFA 05

42 yıl önce Deniz Gezmiş ve arkadaşları “Boğaza değil Zap’a köprü” diyerek Hakkari’ye kurdukları Devrimci Gençlik Köprüsü’nün 1999 yılında güvenlik gerekçesiyle yıkılmasının ardından, 2010 yılında yazar Cezmi Ersöz ve Öğrenci Kolektifleri’nin öncülüğünde tekrar inşa edilmişti. Geçtiğimiz günlerde kimliği belirsiz kişilerce tabelasının çalınması üzerine Kolektifler yaptığı açıklamada köprünün tabelasını yeniden takmak için en kısa zamanda Hakkari’ye gideceklerini duyurdu

Ko lek tif

SœYAH MAV

KIRMIZISARI

Trabzon’un Solaklı Deresi’ne yapılmak istenen Derebaşı HES Projesi köylüler tarafından protesto edilmiş, köylüler tutuklanıp daha sonra serbest bırakılmıştı. Yıllardır hakkını arayanların yanında olan, üniversiteliler Solaklı Vadisi halkına destek ziyaretinde bulundu. Vadi halkı, kendilerine okullarında HES karşıtı mücadele deneyimlerini anlatan KTÜ Kolektif’i yanlarında gördükleri için çok mutlu olduklarını söyleyerek üniversitelileri okullarına uğurladı.

SAYFA 5

OKUMUŞ İNSANLAR BU YAZ YOKSUL MAHALLELERDEYDİ

3 yıldır yoksul mahallelere üniversite kuran, halkın çocuklarıyla birlikte üreten, birlikte paylaşan ve birlikte eğlenen üniversiteliler bu yılda “okumuş insan halkın yanındadır” kampanyasıyla Türkiye'nin dört bir yanındaydı. 15 mahallede bini aşkın çocuğa ulaşarak, parasız eğitimin hayal olduğunu söyleyenlere inat, Türkiye’nin dört bir yanında parasız eğitim mücadelesi veren Öğrenci Kolektifleri “okumuş insan halkın yanındadır” kampanyasıyla hem yoksul halkla buluşuyor, hem de çocuklara ücretsiz dersler vererek, parasız ve alternatif bir eğitimin mümkün olabileceğini gösteriyor. Okul derslerinin yanında, resim, tiyatro, koro, yaratıcı işler, bilim, halkoyunu, heykel yapımı gibi çocukların yaratıcılıklarını ve yeteneklerini keşfedebilecekleri derslerin de işlendiği kampanya bu yıl karikatür, fotoğraf, kukla yapımı, stencil gibi yeni derslerle daha da zenginleşti. Yalnızca çocuklara ders vererek değil, yarattığı özgün çalışmalarla da her yıl kampanyayı bir adım ileri taşıyan üniversiteliler, Ankara Dikmen Vadisi’nde çalışmaları devam eden amfi

tiyatro yapımında Vadi halkıyla birlikte çalıştı. AKP’nin Kentsel dönüşüm adı altında halkın birlikte vakit geçirdiği kamusal alanları gitgide yok ettiği İstanbul Ümraniye’de ise, mahallede çocuk parkının dahi olmadığını fark eden üniversiteliler, bir ay boyunca yorulmadan, bıkmadan Halkevleriyle ve mahalle halkıyla birlikte çöplük denilebilecek bir alana park inşa ettiler. Böylece üniversiteliler öğrendileri bilgileri halkın yararına, halk için kullanacaklarını yalnızca söylemiyor; hayata geçiriyor. Biz de mahalle halkından bir ablayla küçük bir söyleşi gerçekleştirdik. ablayla küçük bir söyleşi gerçekleştirdik. Parkın yapımına nasıl başladınız, neler yaptınız, o süreci biraz anlatır mısınız? Zaten park alanı bizden önce çöp doluydu. Hiç güzel bir görüntü değildi mahallemiz açısından. Üniversiteli gençlerin böyle bir şey yapacağını öğrenince hiç tereddüt etmeden biz de birlikte çalıştık onlarla.

Gençler canla başla çalıştı; çöpleri temizlediler, kum getirdiler, malzemeleri bulup taşıdılar. Bu park kullanımı açısından mahallede bir değişiklik yarattı mı sizce? Tabii. Çocuklar sokak ortasında her an araba tehlikesiyle burun buruna oyun oynuyorlardı. Şimdi oyun oynayacakları güvenli bir yer var. Ben çocuğumun ilk defa tek başına sokağa çıkmasına izin verdim. Önceden bensiz sokağa çımasına izin veremezdim.

Üniversiteliler mahallenize geldi bir ay boyunca misafiriniz oldular. Ne düşünüyorsunuz? Çok güzel bir çalışma, çok sevindik gelmelerine. Çocuğum onların yanındayken içim çok rahattı. Gençlerin çalışmalarına ben de eşim de her zaman destek oluruz. Keşke herkes onlar gibi düşünse. Üniversite okumaları çok güzel bir şey. Benim büyük kızım da liseye gidiyor. Ona çok güzel örnek oluyorlar. İnşallah o da abileri ablaları gibi okur; onlar gibi herkese yararlı biri olur.

ANKARA

İSTANBUL

Bir ay boyunca üniversitelilerin misafir olduğu 7 ayrı mahallede bir ayın sonunda konuk sanatçıların katıldığı şenlikler yapıldı. Okmeydanı’nda Kardeş Türküler grubu ve çocuklar bir aylık çalışma sonucu birlikte koro oluşturdu. Soğanlı ve Esenyurt mahallelerinde mahalle halkı, çocuklar ve üniversiteliler el ele “trafik kampanyası” örgütledi. Ümraniye’de ise mahalleye üniversiteliler ve mahalle halkı birlikte park inşa ederek bir ilke imza attı.

BURSA Bursa’nın Görükle Köyü’nde çocuklara bu yıl fotoğraf, stencil,

Şirintepe ve Batıkent mahallelerinde mahalle halkı üniversitelileri “çocuklar aylardır bu günü bekliyor” diyerek karşıladı. Bir ay boyunca çocuklarla ve mahalle halkıyla birlikte üniversiteliler, Sokağı Özgür Bırak kampanyasını ve 10 Kolektif üyesinin tutuklanmalarındaki hukuksuzlukları duyurdu. Çocuklar tutuklu üniversiteli öğretmenlerine mektuplar yolladı. Okumuş insanlar Dikmen Vadisi’nde yapımı devam eden amfi tiyatro için mahalle halkıyla birlikte çalıştı.

KOCAELİ

Körfez Esentepe Mahallesi’nde bir ay boyunca dolu dolu süren kampanya kapsamında üniversiteliler, çocuklarla İTÜ Bilim Merkezi’ne gezi düzenlediler. Yalnızca çocuklara ders vermekle kalmayan üniversiteliler film gösterimi ve paneller yaptı. Her Cuma açık hava film gösterimleri düzenleyerek mahalle halkıyla buluşan üniversiteliler bir de “Kadın Sağlığı Paneli” gerçekleştirdi. Bir ay sonunda çocukların üretimlerini sergilediği şenlikle kampanya sona erdi.

tiyatro gibi farklı dersler de verildi. Köyün imamının üniversitelilerin ders vermesini engellemek için büyük çaba harcamasına rağmen bir ay boyunca köy halkı ve çocuklarla kaynaşmayı başaran üniversiteliler gelecek sene de Görükle Köyü’nde olacaklarını duyurdu. Kampanya çocukların tiyatro ve koro gösterilerinin ve çektikleri fotoğraf sergisinin de bulunduğu bir festivalle sona erdi.

İZMİR Çiğli ve Gültepe mahallesinde 130 çocuğun katılımıyla bilim dersinde fotoğraf makinesi, yaratıcı işler dersinde kukla, heykel dersinde kilden heykeller yapıldı. Oyuncak Müzesi ve Sasalı Hayvanat Bahçesi’ne gezi düzenleyen üniversiteliler ve çocuklar, ardından uçurtma şenliği yaparak birlikte eğlendi. Mahalle halkıyla evrim ve suyun ticarileştirilmesi söyleşileri yapan üniversiteliler, çocukların üretimleriyle ve Mustafa Özarslan’nın konseriyle bin kişilik şenlik yaptı.

ESKİŞEHİR

Gültepe ve Emek mahallelerinde birçok gezi ve etkinlikle süren kampanyada Eskişehir’in bilim, kültür ve sanat parkı olarak ifade edilen Sazova Parkı’na ve Anadolu Üniversitesi’ne giden üniversiteliler, çocuklar ve velileriyle kültür sanat, bilim ve üniversite yaşamı hakkında sohbetler gerçekleştirdi. Çocuklar tutuklu üniversitelilere mektuplar yolladı. Kampanya Adalar’da “özgürlük en çok çocuklara yakışır” temasıyla yapılan büyük kapanış şenliğiyle bitti.

GENÇLİKTEN UNUTULMAZ YAZ KAMPI Yoğun geçen bir yılın ardından atölyelerle, paneller ve tartışmalarla, deniz keyfiyle, akşamları konserlerle, geceleri film kuşaklarıyla 6. Kolektif Yaz Kampı 11-17 Temmuz tarihleri arasında İzmirDikili Sotes tatil köyünde yapıldı. Kültür sanatın, eğlencenin, tartışmaların, dayanışmanın, müziğin ve üretimin bir arada olduğu ve bu yönüyle üniversitelilere alışılmış tatil anlayışından farklı, alternatif bir tatil imkanı sunan Kolektif Yaz Kampı'na katılım her yıl artarak devam ediyor. Öğrenci Kolektifleri’nin “Doğayı savunu-

yoruz doğada buluşuyoruz” temasıyla gerçekleştirdiği kampta 700’ü aşkın üniversiteli ve liseli bir araya geldi. Gün içinde Üniversitelilerin ve liselilerin yeni şeyler öğrendiği, fikirlerini paylaştığı HES ve Kentsel Dönüşüm, Evrim, Seçim Sonrası Türkiye ve Üniversite başlıklı panellerin ardından, akşamları Babazula, Bajar, Düşbaz, Sesler ve Düşler müzik gruplarının verdiği muhteşem konserlerle ve Penguen dergisi çizeri Serkan Yılmaz’ın yaptığı stand up gösterisiyle eğlenen

yüzlerce üniversiteli, konser sonrası yapılan film kuşaklarıyla sabahladılar. Sudaki Suretler ve Pres filmlerinin gösterimleri ise yönetmenlerinin katılımıyla gerçekleşti.

Yirmiye yakın atölye Temel fotoğraf, belgesel fotoğraf, stop-motion, sinema, tiyatro, resim, pantomim, heykel, ritim, stencil, müzik ve akapella, roman dansı, kukla ve ahşap oyma, karikatür, modern dans, Ezilenlerin Tiyatrosu, şiir atölyelerinde üniversiteliler birlikte öğrendi, birlik-

te üretti ve ürettiklerini paylaşma fırsatı buldu. Ritim atölyesi Bajar grubunun, sinema atölyesi Sudaki Suretler filminin yönetmeni Erkal Tülek’in, tiyatro atölyesi BKM Mutfak oyuncusu Emre Can Polat’ın, Karikatür atölyesi Penguen Dergisi çizeri Serkan Yılmaz’ın yürütücülüğüyle gerçekleşti. Son gece tüm atölyelerin kamp boyunca ürettiklrini paylaştığı bir kapanış etkinliği yapıldı. Neredeyse tüm atölyelerin gösterim yaptığı geceye 6 kısa film çeken sinema atölyesi damgasını vurdu.


SAYFA 06

Avrupa'daki hükümetler ekonomik krizin çözümünü halkların kemerini sıkmakta buldu. İspanya'da kemer sıkma politikalarına karşı yaz aylarının başından beri süren üniversiteli eylemlerinde bir çok kişi gözaltına alınırken 4 üniversiteli de tutuklandı. Tutuklamaların yaşandığı gün İspanya'nın bir çok bölgesinde tutuklamalar protesto edildi. Ayrıca üniversiteliler 22 Ekim'de öğretmen ve velilerle beraber "tutuklanan üniversitelilere özgürlük ve kemer sıkma politikalarına karşı çıkmak" için tekrar bir araya gelecekler.

Yer küre SAYFA 6

SœYAH MAVœ KIRMIZISARI

Kolombiya hükümeti uzun zamandır yükseköğretimi özelleştirmek için üniversitelerde reform yapmak istiyor. Nisan ayında bir buçuk milyon insanın sokağa çıkmasıyla hükümet reformu ertelemişti. Ancak reform önerisinin bu ay tekrar meclise gelmesi üzerine bir çok kentte kitlesel eylemler yapıldı. Eylemlerde polisin saldırısıyla 19 yaşındaki bir üniversiteli yaşamını kaybetse de direnmeye devam eden üniversiteliler reforma izin vermeyeceklerini bir kez daha haykırdı

ARAP SONBAHARINA DOĞRU Ortadoğu ve Kuzey Afrika isyanları için ortak son(uç) ise belli, eğer emperyalizmden, sermayeden bağımsız hareketlerin iktidara gelmediği koşullarda çok geç değil bu kış Arap ‘baharı’ sonbahara dönecek niversite mezunu işsiz Mohammed Bouazizi’nin Tunus’ta kendisini yakması Tunus’taki halk isyanını ateşlerken, sonrasında Arap ülkelerinin birçoğuna da sıçrayan etkiler bıraktı. İlgimiz Tunus, Cezayir, Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn, Yemen gibi büyük çapta halk ayaklanmalarının gerçekleştiği ülkeler üzerine yoğunlaşsa da Fas’tan, Kuveyt’e kadar birçok ülke de de isyanlar farklı biçimlerde, boyutlarda sürüyor. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki devrilen ve değişen hükümetlerden, reformlara, kabine istifalarından, siyasal aflara kadar değişim devam ediyor. Mısır’daki uzun isyan günleri ardından Libya müdahalesi ve son olarak Suriye’de ki hareketlilik Türkiye’nin dış siyasetinde dolayısıyla gündeminde daha fazla yer edindi. Bunda Türkiye’nin bu ülkelerde yaşanan yönetim değişimlerinin ve olası paylaşımların sonuçlarının Türkiye’nin bölgedeki pozisyonu etkileyecek olmasının payı büyük.

Ü

İkiyüzlülüğün tarihi yazılıyor Tunus’ta Bin Ali, Mısır’da Mübarek, Libya’da Kaddafi yönetimler devrilirken Tayyip Erdoğan halklarına ve muhalefete yıllardır baskı uygulayan diktatörleri yeni ‘keşfetti’. İç siyasette neoliberal poli-

tikalara karşı yükselen halk tepkilerini yıllardır ustaca yöntemlerle baskı altına alan Erdoğan Mısır yönetimine “Halkınızın taleplerini dinleyin” diyerek demokrasi dersi vermeye kalkıyor. Medyanın da eklendiği bu ikiyüzlülüğü kanıtlamak için çok değil bir yıl öncesine dönmek yetiyor. Kaddafi İnsan Hakları Ödülü’nü ve 250.000 Dolar para ödülünü mutlulukla alan, Mübarek’le ve özellikle de Suriye lideri Esad’la dostane görüntüler veren ve anlaşmalar imzalayan Erdoğan ‘eski’ dostlarına karşı çok vefasız davranıyor. Eski ‘dost’ yeni ‘devrik’ liderler son bir yıl içerisinde değişmediklerine göre Tayyip Erdoğan için değişenin ne olduğu merak konusu.

Yeni düzende ve paylaşımdan rol kapma yarışı Uzun zamandır medya da yaratılmaya çalışılan bölgesel güç imajı Tayyip Erdoğan’ın Mısır, Tunus, Libya’dan oluşan turuyla güçlendirilmeye çalışıldı. Ortadoğu’da ABD’nin emperyalist planlarının taşeronluğunu yapan Tayyip kendini ‘bölgesel güç’ rolüne o kadar kaptırdı ki Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’e Libya hakkında rol kapmakla suçladı. Libya müdahalesinin ana aktörü Fransa, petrolün %35’inin kontrolünü eline geçerek paylaşım yarışını açık ara kazandı.

‘Bahar’ sonrası ne , ne kadar değişti ?

Bu da rol çalmaya kimin ihtiyacı olduğunu açıkça gösteriyor. Arap ‘sonbaharı’na doğru Domino etkisiyle yayılan isyanların ‘bahar’ etkisi kısa sürdü. Eski totaliter liderlerinde arınmış ülkeler ‘yeni’ dönemde neoliberal sisteme uygun hale getirilmeye çalışılıyor. Şimdi ‘yeni’ dönemin inşasında neoliberalizme uyumlu yönetici kadroların kurulan hükümetlerin başına getirilmesi gerekiyor. Erdoğan’ın gezi sırasında konuşmasında “Ben laik değilim, Müslümanım ama laik bir devleti yönetiyorum.” diyerek Batı tipi bir devlet yönetimini işaret etmesi olarak değerlendirilmelidir. İslamcıların gönlünü kazanmak için yapmadığı şov kalmayan Tayyip, fazlaca etkilediği İslamcıları kızdıracağını bile bile yeni ‘demokrasi’ nin yönünü tarif etti. Gezi sırasında yeni kurulan ve kurulacak hükümetlere ilişkilerini derinleştiren ve bölgede gücünü artırmaya çalışan Tayyip, yanına bir de 100’ün üzerinde sanayici alarak da bölgenin yeniden inşasında ekonomik çıkarlarda elde etmek istiyor. Ortadoğu ve Kuzey Afrika isyanları için ortak son(uç) ise belli, eğer emperyalizmden, sermayeden bağımsız hareketlerin iktidara gelmediği koşullarda çok geç değil bu kış Arap ‘baharı’ sonbahara dönecek.

MISIR Hüsnü Mübarek'in yaklaşık 30 yıldır süren iktidarı ardından haftalar süren eylemler sonucu 11 Şubat'ta görevden istifa etmesinden bu yana, ülkeyi ordu yönetiyor. Askeri yönetim, parlamentonun alt kanadı için seçimin üç turundan ilkinin 21 Kasım'da, üst kanat için ise 22 Ocak 2012'de yapılacağını ilan etti. Emperyalizmin desteğiyle seçimlerden başarılı ile çıkması beklenen Müslüman Kardeşler’ in neoliberalizmle uyumlu- İslamcı bir rejim kurması bekleniyor.

TUNUS 23 yıllık iktidarın ardından devrilen Zeynel Abidin Bin Ali Tunus’tan kaçtı. 23 Ekim’den

sandık başına gidilecek Tunus’ta, Geçici Hükümet Başkanı Beji Caid Essebsi ABD’de 50 milyon dolarlık yardım aldıktan sonra Essebsi de Tunus'un demokrasi hareketine verdiği erken destekten ötürü ABD'ye teşekkür ederek, Tunus seçimlerinin sonrasında izlenecek politikalar hakkında bilgi vermiş oldu.

LİBYA 42 yılla bölgenin en uzun soluklu iktidarlarından olan Kaddafi yönetimi de NATO’nun müdahalesiyle hızlandırılmış şekilde devrildi. Kaddafi rejiminin yıkılmasının ardından kurulan Ulusal Güvenlik Konseyi’nin başında ise yine Kaddafi’nin Adalet Bakanı Mustafa

Muhammed Abdülcelil bulunuyor. Libya’da yeni hükümet yeni anayasa ve seçim kanunu hazırlığı içerisindeyken, başta Fransa olmak üzere Libya’nın zenginliklerinin paylaşımı konusunda anlaşmalar yapılmaya başladı.

YEMEN 1978’den beri YEMEN’de iktidarda olan Ali Abdullah Salih Yemen’de ve komşu ülkelerde yaşanan gelişmelerinin ardından 2 Şubat 2011'de 2013 yılındaki seçimlerde yeniden aday olmayacağını açıkladı.

SURİYE Cumhurbaşkanı Beşar Esad, iktidarı eski bir ordu komutanı olan

ŞİLİ’DE BİZİMKİLER YÜRÜYOR dünyadan

Şili'de uzun zamandır süren öğrenci eylemleri 15 Temmuz'da Şili'nin başkenti Santiago'da 80.000 öğrencinin biraraya gelerek devlet başkanlığı binasına yürümesiyle doruk noktasına ulaştı. Belediyelerin idaresinde olan eğitimin merkezi idareye devredilmesi,

bölgeler arası eğitim kurumlarının eşitsizliklerinin giderilmesi ve devletin eğitime ayurdığı bütçeyi arttırması, harçların kaldırılması talebiyle sokağa çıkan üniversiteliler aynı zamanda Şili'deki bütün toplumsal muhalefeti de hareketlendirdi.

Şili hükümeti "Parasız eğitim mümkün değil herşeyin bir bedeli var" gibi açıklamalarla beraber, eylemlerin son bulması için eğitimde bazı reform önerileri yapsa da üniversiteliler bu reformların yeterli olmadığını, parasız eğitim mücadelesinin neo-liberal düzene karşı devrimci bir hareket olduğunu ve eylemleri büyüterek sürdürmek gerektiğini söylüyor. Polisin eylemlere saldırısında bir çocuğun ölmesi üzerine gelen tepkiler sonucunda, emniyet müdürü istifa ederken öğrenci liderlerinden Camila için "Camila'nın öldürülmesiyle bu protestolar son bulur" diyen Kültür Bakanı Acuna da tepkiler sonucu görevinden alındı. Ayrıca kitlesel militan eylemler sonucunda öğrencilerin kredilerinin faizleri 6.4'den 2'ye indirildi. Son olarak üniversiteliler sendikaları 18-19 Ekim'de genel grev yapmaya çağırırken, okullardaki boykotları da sürdürmeye devam ediyorlar.

ABD’ de %99 %1’e karşı sokakta Haftalar önce ABD'nin Finans üssü Wall Street'te başlayan eylemlere polisin saldırmasının ardından eylemler diğer kentlere de sıçrarken her geçen gün protestocuların sayısı artıyor. Bugüne kadar yüzlerce kişinin gözaltına alındığı eylemleri ABD basını gömezden geliyor. Buna rağmen Wall Street'e 1 km uzaklıkta kamp kuran binlerce kişi "Toplumun yüzde 99'uyuz ve artık sessiz kalmayacağız!" diyerek halkı da ekonomik krizin sorumlularından hesap sormaya davet ediyor.

babası Hafız'ın 30 yıllık yönetimi sonrası, 2000 yılında devraldığında siyasi reform vaadinde bulunmuştu. Halkın sıkıntılarına kulak vermek için ulusal diyalog başlatacağı vaatlerine rağmen Esad yönetiminin muhaliflere karşı tutumu gittikçe sertleşiyor. Bu ülkelerin dışında da bölgede yaygınlaşan isyanların etkisiyle Cezayir’de 19 yıllık olağanüstü hal kaldırıldı, Ürdün’de Kral Abdullah bin Abdül Aziz, başbakan Rifai ve kabinesini dağıttı, Sudan’da Başkan Bashir 2015 seçimlerine aday olmayacağını açıkladı, Fas’ta ekonomik imtiyazlar verilirken, yolsuzluğu önlemek için adımlar atıldı, Kuveyt’te de kabine istifa etti.

Komşuda neoliberalizm çöktü Yunanistan'da uzun zamandır süren ekonomik krizin faturası halka çıkarılıyor. AB,IMF ve Avrupa Merkez Bankası sıcak para akışının devam etmesi için Yunanistan hükümetinin "kemer sıkma paketini" parlamentodan geçirmesini şart koştu. Yunanistan halkı kemer sıkma paketine grevlerle okul işgalleriyle sokak eylemleriyle ve son olarak da bakanlıkları işgal ederek cevap verdi. Halkın taleplerini görmezden gelen Yunanistan hükümeti paketi parlamentodan geçirdi ama halk krizin faturasını ödememekte kararlı.


SAYFA 07

SœYAH MAV

KIRMIZISARI

Cinayetler üst sınırda, isyan yaklaşıyor Cinayetler üst sınıra ulaşıyor, isyan yaklaşıyor. Kadın cinayetleri son zamanların sıcak gündemini oluşturuyor. Cinayetlere karşı geliştirilen politikalar ve söylemlerle ailenin devamlılığı sağlanarak kadın adına hiçbir aşama kaydedilememektedir. Kadın cinayetleri Aliye Kavaf'ın söylediğinin aksine münferit değil, adli vaka ise hiç değildir. Cinayetleri önleme ve kadını güçlendirme politikaları yerine kadınları güçsüzleştiren aileyi güçlendirme politikalarının uygulandığı, gerekli yasal düzenlemelerin yapılmadığı, var olan yasaların uygulanmadığı, uygulama için gerekli bütçe ayrılmadığı ve kadın - erkek eşitliğini sağlayacak politikalar hayata geçirilmediği için kadın cinayetleri sürüyor. Kadın

cinayetleri münferit, kadının yeri evi, kocasının dizinin dibi sayıldığı için, süre giden katliam politik gündemin dışında bırakıldığı için sürüyor. Katillere HSYK'dan torpil Kadın cinayetleri AKP'nin iktidar olduğu 7 yıl boyunca yüzde 1400 arttı 7 yılda kadına yönelik şiddet ve ölüm olaylarında açılan dava sayısı 12 bin 678'e ulaştı. Böyle bir zamanda AKP hükümeti ve yandaşları da şiddeti üretecek yeni ortamlar hazırlamaktan geri durmuyor. En çarpıcı örnek ise HSYK'nın "Yargıda Durum Analizleri" toplantısında dile getirilen öneriler. Bir dizi senaryosunu andıran öneride yargıda iş yükünün azaltılması

48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali kapsamında bu yıl ilki düzenlenen, “Antalya Kadın Zirvesi”nde gün boyu, siyasetçi, gazeteci, sivil toplum kuruluşu temsilcisi kadınlar, kadına şiddetin engellenmesiyle ilgili görüşlerini açıkladı. Zirve'de açıklanan raporda Türkiye'de her 3 kadından 1'i şiddete maruz kaldığı, Türkiye'nin eşitliği sağlamakta 134 ülke arasında 126. sırada olduğu ve 2005'den bu yana 4 bine yakın kadının şiddete kurban gittiğinin altı çizildi.

için tecavüzcünün mağdurla evlenmesinden, 15 yaş altındaki çocuklarla ilişki rızaen olursa ceza indirimi yapılmasına kadar varıyor. HSYK'da tartışılan bu önerilerle kadınların mücadele edip değiştirmeyi başardıkları yasaların geri gelmesi gündemde böylece kadınların kazanılmış hakları ellerinden alınmak isteniyor. Bütün kanallarla kadın düşmanlığı büyütülüyor AKP’nin savcıları, hakimleri kadını ezen, tecavüzün sorumlusu haline getiren ve tecavüzcüsüyle evlenmeye mecbur eden kararlar alırken medyada da Habertürk Gazetesi'nin sürmanşetten verdiği "kadına şiddette son

Kadın

BİR FATMA ŞAHİN BELGESELİ AKP'nin kabinesindeki tek kadın olan Fatma Şahin bakanlık koltuğuna geçtiği andan itibaren açıklamaları ve planlarıyla yakından takip ediliyor. “Bizi biz yapan değerler” gibi kavramlarla kadın ve çocuktan ziyade "aile birliğini" önemsediğini gösteren Şahin, kadının adının silindiği Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı olarak kadından sorumlu olmadığının ilk işaretlerini verdi. Aliye Kavaf “eşcinsellik hastalıktır” sözleriyle tepki toplamış bir nevi "ahlak bakanlığına" soyunmuştu. Şahin ise AKP'nin yeni kadın modelini oluşturuyor; iletişime geçilebilirliği, kadın gündemine müdahale edişi ve aktifliğiyle birçok kadın tarafından umutla karşılanmıştı. Bugün bu umutları boşa çıkaracak birçok söz sarf etmiş olan Şahin'nin AKP kadrolarında tırmandığı basamaklara bakmakta fayda var. 1966 yılı Gaziantep doğumlu olan Şahin, 2001 yılında Gaziantep’te AKP kurucuları arasında yer aldı. O dönem parti toplantılarında "tek kadın" olarak yerini aldı. Siyaset yapma azmiyle hızla yükselen Şahin'e dönemin AKP Gaziantep İl Başkanı Ökkeş Eruslu,“ya anam bacım, ne işin var senin bu kalabalığın içinde, git işine gücüne bak” demiş. Gaziantep ve bölgenin üst üste üç dönem milletvekili seçilen ilk kadın milletvekili oldu. 22. Dönem'de TBMM Töre ve Namus CinayetleriAraştırma Komisyon Başkanlığı görevini yürüttüğü sırada

Fatma Şahin’den inciler

iken, "kirletilen kadının ‘töre’ öyle gerektiriyor diye aile meclisi kararlarıyla, ölüme mahkum edilmesi; kadına yönelik ayrımcılığın ve şiddetin bir başka göstergesidir" diyerek erkek dilini konuşmaktan çekinmedi. “Töre”nin sebep olduğu şiddeti ve ayrımcılığı kınarken “kirletilen kadın” ifadesini kullanması toplumsal cinsiyetçi yönünü açıktan kanıtlıyordu. Fatma Şahin’in son model bakanlığının bütçesi eskiye oranla 10 kat arttırıldı. AKPmilli görüş çizgisinin bel kemiğini oluşturan “aile yapısının korunması ve yüceltilmesi” yeni bakanlığın misyonunu ve vizyonunu oluşturdu. Bu misyonun içinde ev kadınlarına mikro krediler vermek, şiddet uygulayan kocayı rehabilite etmek ve sadece aile içinde gelişen tecavüz girişimlerini önlemek için elektronik kelepçe uygulamasını başlatmak yer aldı. Genç kadınlar, evlenmek istemeyen kadınlar gibi kadın grupları yok sayıldı. Kadının sadece aile içinde yaşamasına tahammül edildiğinin kanıtı olan bu uygulamalar Şahin tarafından uygulanmaya çalışılıyor. Hatta tüm bu misyonlar 1 Ekim tarihinde meclise sunuldu ve 3 ay içinde yasalaşması bekleniyor. İktidar olmanın verdiği güç ve medyanın desteğiyle kadınların kurtuluşu için savaşan, çalışkan bir bakan imajı çizilen Şahin, işgal ettiği koltukta kadınlar için değil, AKP politikalarının sürdürülmesi peşinde.

Şahin'in kullandığı dile, yaptığı açıklamalara bakılarak "nasıl bir kadın" profili yaratmayı amaçladıkları görülebilir. İlk olarak “feminizmden bugüne kadar kimse fayda görmemiştir bundan sonra da görmeyecektir” sözleriyle kadın örgütleriyle yaptığı görüşmelerin formalitesini açığa çıkarıyor. Televizyon dizileri için “aileyi parçalayan, bizi biz yapan değerleri yok eden, birlikte yaşamayı normalleştiren, nikahsız yaşamayı normal göste-

Eski bakan danışmanı, emekli hakim Nusret Çiçek, Akit Gazetesi'ndeki köşesinde cinsel teşhir olarak tanımladığı pantolon için "Sokaklardaki dar pantolon giyen kadın popolarındaki iğrençlik, Meclis’e taşınıyor" dedi.

90

SİNİR

7

Kralın Soytarısı

FATİH ALTAYLI Geçmişin Tayyip Erdoğan düşmanı, bugünün Tayyip hayranları arasına katılan Fatih Altaylı "muhalif" görüntüsünün ardından "merkezden yandaşa" doğru kaymıştı. Altaylı'nın gazetecilik anlayışı ise dünden bugüne hiç değişmedi; ancak geçmişte kadın düşmanı sözler söylüyordu bugün kadına şiddette farkındalık yarattığını söylüyor. Genel yayın yönetmeni olduğu Habertürk Gazetesi'nin sürmanşetine taşıdığı cinayet fotoğrafıyla tepki toplayan Altaylı yılların kadın duyarlısı olmuş, kadına şiddet budur demek için kendince büyük bir cesaret sergilemiş. Morarmış gözü şiddetten saymayan Altaylı, "rahatsız etmek için" ölü bir kadın bedenini porno malzemesi olarak kullanmıştır.

ÖZGÜRLÜĞÜN ÇÖP TENEKESİ

ren televizyon dizileri Türk toplumunu ciddi manada sıkıntı sokuyor” diyerek “Bizi biz yapan değerler”, “ailenin parçalanması” gibi kavramlar Şahin’in asıl korumak istediğinin ne olduğunu çok iyi gösteriyor. Kadın cinayetlerinde “Aile içinde şiddet uygulayan kocanın esas tedavi edilmesi gereken kişi” olduğunu saptayarak kocaların “şiddete başvurmalarını” psikolojik bozukluk olarak tanımlamış böylece kadın cinayetlerinin ataerkil ideolojiden kaynaklanan

sistematik bağını da görmezden gelmiştir. Tayyip Erdoğan'ın "kadın erkek eşitliğine inanmıyorum." sözü hakkında ne düşündüğünü soran üniversiteli kadınlara "Sayın Başbakan eşitsizlikten bahsederken biyolojik eşitsizliği kastetmişti." sözleriyle Erdoğan'ı savundu. Prof. Dr. Ayşe Erzan'ın "eşitlik kavramı içeriğinde biyolojik anlamda tartışmaları kapsamaz." demesiyle Şahin'in "neyi", "nasıl" örtbas etmeye çalıştığını göstermiş oldu.

Bulut İnşaat Erdoğan'ın dilinden düşürmediği "3 çocuk" sözünü öylesine benimsemiş ki 3 çocuk yapana 3+1 konut tipindeki daireleri yüzde 33 indirimle satacağını açıklamış. Fırsatçılar için AKP'lilerde bol bol reklam kampanyası çıkacak sivri fikirler bulunuyor.

Antalya'da Milli Eğitim Müdürlüğü boş durmadı yeni icatlara girişti. Sivri zekalar toplantısında alınan karar ise 45 cm'i 1 metreye çıkarmak, "cinsel istismarı" yeryüzünden silmek.

85

nokta!" haberiyle de kadına şiddet normalleştirilmeye çalışılıyor. Kadın cinayetlerinin çözümüne yönelik kararlı adımlar atmaktan uzak bir siyaset izleyen AKP, trajikomik yöntemlerle (buton, kelepçe gibi) kadın cinayetlerinin meşrulaşmasına hizmet ediyor. Üniversiteli Kadın Kolektifi kadın cinayetlerinin kışkırtıcılığını yapan AKP politikalarının, AKP'lilerin, "kadın" adının olmadığı bakanlığın bakanı Fatma Şahin'in, medya aracılığıyla kadın cinayetlerini normalleştiren gazetecilerin (Bknz. Fatih Altaylı) peşini bırakmayacak her zaman ikiyüzlü politikalarını açığa çıkaracaktır.

80

KATSAYISI

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün internet sitesinde bulunan yayınlar kadınlara akıllara zarar nasihatler veriyor. Dayak için “Unutmamak lazımdır ki dayak olayı sebepsiz ortaya çıkmaz.”, çalışan anne için “Anne çalıştığı gerçeğinin yanında asıl görevinin ev hanımlığı olduğunu her zaman hatırlamalıdır.”, lezbiyenlik için ise “Kaba ve egoist erkeklerle, küçük yaşta evlendirilen çocuk annelerde en önemli cinsel problem lezbiyenliktir. Bu durum düşünceleri düzeltilince normale dönebilir” gibi daha birçok tartışmalı ifade yer alıyor. Bakanlık kadınlardan gelen tepkiler üzerine değişiklik yapacaklarını, bütün kitapların gözden geçirileceğini açıkladı. Kitapların gözden geçirilmesi değil tamamen değiştirilmesi, eskilerinin de kadınlar tarafından özgürlüğün çöp tenekesine atılması gerekiyor.


SAYFA 10

Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin Sosyal Sorumluluk ödülünü alan Rutkay Aziz konuşmasında "Benim ülkemde tanık olduğum, hukukun üstünlüğünün yittiği, adaletsiz bir kalkınma girişiminin hızla yol aldığı, 'parasız eğitim' pankartı açan öğrenci arkadaşımın 16 ay tutuklu kalması ama Şili’de o çocukların devrim yapması" sözleriyle ayakta alkışlandı. Üniversiteli Gazetesi olarak bu sayıda Rutkay Aziz ile sanata, gençliğe ve ülke gündemine dair keyifli bir sohbet gerçekeleştirdik.

SœYAH MAVœ KIRMIZISARI

10

Söyleşi

ARTIK ŞAŞIRMIYORUM; BU ÜLKEDE ŞAŞIRMAMAYI ÖĞRENDİM ZATEN Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde yaptığınız konuşma ayakta alkışlandı; kamuoyundan da çok olumlu tepkiler aldınız. Sizce bunun sebebi ne? Bu konuşmayı yaparken böyle bir tepki alacağınızı düşünmüş müydünüz? İnanın bütün içtenliğimle söyleyeyim en ufak bir endişe yaşamadım. Aslında çok yeni bir şey söylediğime de inanmıyorum. Çoğu insanın söylemek istediği duygu ve düşünceleri söyledim; belki de onun için bu tepkileri ald��m. Kimsenin onuruyla oynayarak veya aşağılayarak öyle bir üslup da kullanmadım. Ama yüreğimden geleni, içimden geleni orada döktüm. Evet adaletsiz bir kalkınma girişimi vardır çok açık. Eğer sen 16 ay bir arkadaşı içeride tutuyorsan, öğrencilerin üzerine gençliğin üzerine, ki onlar da geleceğin yarınlarının bence bir güvencesidir; öylesine insanları, basılmamış kitap sahiplerini tutukluyorsan evet adaletsiz kalkınma vardır. Hukuk çiğnenmiştir, hukukun üstünlüğü yoktur. Daha geçen gün yargıçlar savcılar istifa etti. Geçtiğimiz yıl bir savcı “adalet cüzdanın içinde” demiştir. O zaman nasıl bir ileri demokrasi ve özgürlük yaşıyor bu ülke. Arap ülkelerinde özgürlük ve demokrasiden söz ederken önce kendi toprağımızda bunu yaşatmamız gerekiyor. O yüzden böyle bir tepki doğacağını “Rutkay biliyor muydu” derseniz, inan tahmin etmiyordum. Son dönemde Türkiye'de sansür çok tartışıldı. Malum İnsanlık Anıtı ucube denilerek yıktırıldı, basılmamış kitaplar toplatıldı, internete yasaklar getirildi. Sizce Türkiye'de sanat neden özgür olamıyor? Asıl sansürden öte otosansür dediğimiz olayın gündeme gelmesi çok anlamlı bence. Türkiye 12 Mart, 12 Eylül de dahil olmak üzere bu kadar büyük bir korku imparatorluğunu belki de yaşamadı. Dinleniliyor muyum, takip mi ediliyorum? Sürekli böyle bir korkuyla paranoyak, ruh hastası bir toplum haline getiriliyoruz. Bu geleceğimiz açısından büyük bir tehlike. Ağzı olan konuşuyor diye bir laf var ya, evet konuşacaksın, üç maymunu oynamanın bir anlamı yok ülkenin şu halinde. Tutuklama süresi 5 yıla insin mi, 10 yıl olsun mu diye bir şeyler tartışılıyor ama 5 yıla inmeyecek; 10 yılı koruyarak değişik bir uygulamayla 5 yılı kimilerine göre uygulayacaklar ama kime bilmiyorum; Deniz Feneri Davası olabilir tabi. Uzun yıllardır Ankara Sanat Tiyatrosu’ndasınız; hatta şuan sanat yönetmenliğini yapıyorsunuz. Bize biraz AST’yi anlatır mısınız? Artık yapmıyorum. Yönetimini genç arkadaşlara devrettim ama tabii bir ağabey olarak yine onlarla beraberim. 47 yıllık bir tiyatroya ve ben elimden geldiğince emek verdim. Devrettiğim arkadaşlarım da AST’nun o ilkeli, onurlu, devrimci çizgisini sür-

dürecek arkadaşlardır. Altan Erkekli, Altan Gördüm, ben gibi sanatçılar yeterince görevimizi yaptık. 47 yıllık tarihi onları yalnız bırakmaksızın güvendiğimiz gençlere emanet ettik. Onlar da bu bayrağı bizler gibi güvendikleri kişilere emanet edecekler; onlara düşen görevde bu. Örneğin 1 Mayıs marşı AST’de oynanan Gorki’nin Ana oyunundan Türkiye işçi sınıfına hediyedir. Darbeler döneminde çok yasaklandık. Başka insanlar daha büyük acılar yaşadı tabi. Yeni yeni genç arkadaşların politik tiyatro yapmak gibi çabaları var. Son iki yılda bir ivme kazandı politik oyunlar, dünya farklı bir dünyaya gidiyor. Geçtiğimiz yıl üniversite muhalefeti ve öğrenci hareketi açışından oldukça yoğundu. ODTÜ 'deki başkaldırıyoruz eylemi, AKP iktidarına duyulan öfkenin en net dışa vurumu olan Burhan Kuzu'nun yumurtalanması gibi üniversitenin taleplerini görünür kılan eylemler yapıldı ve sadece üniversite içinde değil ülke gündemine de müdahil olan, örneğin “gençlik barışa köprü olacak” diyerek Hakkari’ye giden yine üniversitelilerdi. Bu anlamda üniversite gençliğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Üniversite bünyesi içinde onun özerk, demokratik, çağdaş bir yapıya kavuşmasını savunmakla birlikte, Türkiye’nin gerçekleri ve gerçek anlamda bağımsız, demokratik bir yapıya kavuşması için de siz genç arkadaşlara çok büyük görevler düşüyor. İşsizlik sorunu, öğrencilere dönük tutumlar, davranışlar, düşünce suçu, insanların tutukluluğu… Öğretmenlerin durumu var. 27 tane öğretmen bugün intihar ediyor. 300 bin kadro var işsizler ordusuna katılıyor. Ve kirli savaş… Hala gerçek anlamda bir barışın sağlanamaması… Bu bereketli topraklarda yaşıyoruz, ülkemizi seviyoruz ama giderek büyüyen bir mezarlığa dönüşüyor. Öldürmeyeceksin ve ölmeyeceksin yahu… Hem üniversitenin hem de ülkenin sorunu gençliğin sorunu da olmadığı zaman gerçek anlamda demokratik bir ülkeden söz edemeyiz. Sizin mücadeleniz de bunu kanıtlıyor gerçek anlamda. En son Hopa'da Metin Lokumcu'nun öldürülmesini Ankara'da protesto ettikleri için 10 Kolektif üyesi üniversiteli tutuklandı. Çok komik delillerden terör örgütü üyesi olmakla suçlanıyorlar. Çizgi film cd leri, okudukları kitaplar, eylemde kullandıkları flama sopaları gibi delillerle 12 yıldan 42 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyorlar. Ne düşünüyorsunuz bu konuda? Bu var olan hükümetin, sistemin kıyım politikasıyla bağlantılı gelişen bir olay, artık şaşırmıyorum; bu ülkede şaşırmamayı öğrendim zaten. Sindirme politikasını egemen kılarak bu demokratik taleplerinizin ve haklarınızın, özgürlükçü taleplerinizin önünü kesmeye çalışıyorlar. Bunun başka bir adı yok “sindirmeye çalışmak” ! Ama gördüğüm kadarıyla sizlerin bu yıldırma ve sindirme politikalarına karşı direnç göstereceğiniz açık. Hepimize düşen görev de bu aslında. Bana da müsvedde sanatçı demişti Tayyip Erdoğan. Bana sorduklarında bu üslubu kendisine yakıştırıyorum ama benim sanatçılığımı yargılayacak olan en son kendisidir demiştim. Elimden geldiğince işte… 22 Ekim'de tüm Türkiye'den üniversiteliler “üniversiteyi, ülkeyi, sokağı, kadını, sanatı, doğayı, gazetecileri özgür bırak” diyerek Taksim'de bir araya gelecekler. Başta üniversitelilerin olmak üzere tüm toplumsal muhalefetin sesine en güçlü ses yine üniversitelilerden gelecek. Bu buluşmayla ilgili neler söylemek istersiniz? Çok özverili buluyorum bu eylemi. Sizlere güç diliyorum, sağlık diliyorum, başarılar diliyorum. Bu ülkede 15 milyona yakın genç arkadaşımız var. 12 Eylül döneminden sonra öylesine bir gençlik yetiştirilmeye çalışıldı ki politiksizleştirme, eğitimsizleştirme, kültürsüzleştirme politikalarıyla… Ama son yıl-

Rutkay Aziz Kimdir İstanbul'da doğdu. Rutkay Aziz 1947 yılında u ardınkırköy Lisesi'nde okud Avusturya Lisesi ve Ba kültesi'ni iversitesi Gazetecilik Fa dan da Galatasaray Ün ro okulunyönetimideki LCC tiyat bitirdi. Muhsin Ertğrul rosu'nda da Ankara Sanat Tiyat da eğitim aldı. 1971 yılın roda yılında da yine bu tiyat oynamaya başladı. 1973 başladı. yönetmenlik yapmaya sanat yönetmenliği ve Gök 1987 yılında "Yer Demir Sinema oyunculuğuna film . Bugüne kadar bir çok Bakır" filmiyle başladı ay Aziz aynı zamanda ve dizide oynayan Rutk ları Derneği ve Çağdaş Sinema oyuncu Sanat Vakfı'nın Nazım HikmetKültür ve dır. başkanlığını yapmakta

larda bu kırılıyor, ki sizler bunun en güzel örneklerisiniz. Artık gençlik sorguluyor, eleştiriyor, yargılıyor, hem memleketiyle hem dünyayla iç içe yaşıyor. Bu potansiyele sahip bir ülkeyi hiçbir iktidar karanlığa götüremez. Güneşli günleri, diliyorum hep beraber görürüz. Bende Taksim’de sizlerle olacağım; orada tekrar görüşmek dileğiyle.


SAYFA 11

Bu yılın ilk sayısında Üniversiteli Gazetesi’nin kampüs sayfasını Uludağ Üniversitesi’ne ayırdık. Üniversiteler açılalı daha bir ay olmasına rağmen okullarına gelen AKP’li Bülent Arınç’a hazırladıkları görkemli hoş geldin protestosu ve IMF temsilcisine attıkları yumurtalarla üniversite gündeminde çokça konuşulan Uludağ Üniversitesi’ni merak edenler için kampüs sayfamız sizinle…

SœYAH MAV

KIRMIZISARI

Kampüs

11

Merak edenler için

ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ Tarihte birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış olan Bursa, yeşiliyle anılır daima. Bu şehrin zarafeti o kadar etkileyicidir ki birçok filme, şiire konu olmuştur. Uludağ’ı, kervansarayları, kapalı çarşısı, ipeği, bıçakları ve havlusu akıllarda yer tutarken; şeftalisi, kestane şekeri ve iskenderiyle de damaklarda hatırlanır. Kentin tek üniversitesi Uludağ Üniversitesi 1975 yılında kurulmuştur. Yıl itibariyle 44.071 öğrenciye ders vermektedir. 16.000 dönümlük arazi üzerinde Türkiye'nin en büyük ikinci kampüsüne sahiptir. Kampüsünde bulunan Tıp Fakültesi sadece öğrencilere değil, tüm Bursalılar’a hizmet veren büyük bir hastanedir. U.Ü. hayli güç bir sınıf geçme sistemi uygulamaktadır. 1.80 barajının altında kalınması durumunda üst dönemden ders alınamamaktadır. Bütünleme hakkı yoktur, yaz okulu uygulaması vardır. Yaz okulunda ikinci öğretimler, örgün öğretim dersi almasına rağmen yine de daha fazla harç ödemektedirler. Okula ilk kez kayıt yaptırıldığında 140 TL “dosya giderleri” adı altında para alınmaktadır ve YÖK bu alınan paradan haberdar olmadığını söylemektedir. Ayrıca tüm öğrencilerden her yıl 20 TL bandrol parası alınmaktadır. Üniversite yönetimi bu para için “19 TL bandrolün maliyeti, 1 TL ise yapıştıran çalışana ödenen maaş” diyerek komik bir açıklamaya imza atmıştır.

RÖ POR TAJ

Barınma Orhangazi, Gemlik ve Uludağ olmak üzere şehirdeki üç KYK yurdu üniversitenin ihtiyacını karşılamaktan epey uzak. Nitelikli ve yeterli devlet yurtlarının olmayışı üniversitelileri pahalı özel yurtlara ve kiralık evlere mahkum ediyor.

Beslenme Üniversite yemekhanelerini rektörlük değil taşeron bir firma işletiyor. Günlük yemek ücreti 2 TL ve sadece öğle yemeği veriliyor. Çoğu zaman önceden verilen aylık yemek menüsüne uyulmuyor. Ayrıca üniversitede Mühendislik Fakültesi'ninki hariç tüm kantinler özelleştirilmiş ya da kapatılmış durumda. Kar amacı gütmeyen ucuz öğrenci kantinleri yerine kafeteryalar, büfeler ve lokantalar bulunmaktadır.

Sağlık Uludağ Üniversitesi'nde sağlık güvencesi olmaksızın tüm üniversitelilere hizmet vermek zorunda olan bir Mediko-Sosyal bölümü mevcuttur. Ancak burası tedavi hizmeti veremeyen sadece sevk verme görevi üstlenen bir kuruma dönüşmüş durumda. Üniversiteliler sağlık hizmeti için tıp fakültesinden veya şehirdeki devlet hastanelerinden faydalanabilmektedir.

Ulaşım Üniversiteliler için en büyük problemlerden biri ulaşım sorunudur. Öğrencilerin çoğunun yaşadığı

Görükle Yerleşkesi ile üniversite arasındaki mesafe on dakika bile değilken; minibüsler 1 TL ücret almaktadır. Otobüs seferleri ise çok seyrek tutulmaktadır. Görükle'den şehir merkezine ve otogara direk giden toplu taşıma araçlarının olmayışı aktarmalı ulaşım ile fazladan ücret ödemeye sebep olmakta, bu şekilde belediye kar üstüne kar elde etmektedir. Ulaşım “hizmetini” sağlayan BURULAŞ Bursa’nın en çok kar eden üçüncü şirketidir.

Sosyal-Kültürel Faaliyetler Büyük bir kampüsü olmasına rağmen üniversitenin sosyo-kültürel faaliyetler için ayrılmış alanları yok denecek kadar azdır. Bu yıl Prof. Dr. Mete Cengiz Kültür Merkezi'nin açılmasıyla birlikte konserler, sergiler, paneller ve konferanslar için altyapı sorunu çözülmüş durumdadır. Üniversite içerisinde iki adet halı saha mevcuttur; fakat geçtiğimiz yıl paralı hale getirilmiştir. Üniversite toplulukları yapacakları sergi, konser ve etkinliklerde birçok engelle karşılaşmaktadır. İzin, kaynak ve yer sıkıntılarının yanında, kimi zaman sansür de uygulanmaktadır. Geçmişte dans topluluğunun gösterimlerinin müstehcen bulunup durdurulduğu görülmüştür. Topluluklara kayıt ücretlidir; fakat üniversitenin topluluklara desteği yok denecek kadar azken bu paraların nereye gittiği merak konusudur. Üniversite şenlikleri geçtiğimiz yıl iptal edilmiştir.

Kazım Koyuncu Kültür ve Sanat Sokağına davetlisiniz oz kültürün, uyuşturucunun kirlettiği Görükle'de üniversiteli kimliğine yakışan sosyal ve kültürel faaliyetler arayışıyla başladı herşey. Üniversitelilerin ücretsiz etkinlik ve kurslara katılabileceği, birlikte üretip birlikte sergileyebileceği, paranın geçmediği, alternatif bir yaşamın mümkünatını gösteren bir alan yaratmak istedik. Ve “Kazım Koyuncu Kültür ve Sanat Sokağı” projesi ortaya çıktı. Uludağ Öğrenci Kolektifi olarak uzun zamandır üzerinde çalıştığımız projemizi Nilüfer Belediyesi'ne kabul ettirdik. Şu anda 75. yıl parkında inşaatı devam ediyor. Çok yakında konser, tiyatro ve film gösterimleri yapabileceğimiz amfimize; sergi ve kitap okuma alanlarına, ücretsiz enstruman kursları verebileceğimiz atölyemize kavuşacağız. Önümüzdeki aylarda büyük bir festivalle açılışını yapacağımız kültürsanat sokağımıza şimdiden tüm üniversitelileri “kolektif yaşam” için davet ediyoruz.

Y

‘ Türkiye'yi yasaklar ülkesi haline getirenlerin üniversitemizi açmasına göz yumamazdık. ’ Uludağ Öğrenci Kolektifi’nin bugüne kadar yaptığı çalışmalardan biraz bahsedebilir misiniz? Uludağ Üniversitesi’nde kurulduğumuz günden beri üniversitelilerin sesi oluyoruz. Parasız eğitim için mücadele ediyor; yemekhaneden, ulaşıma üniversitelilerin yaşadığı tüm sorunları kaldırmak için çabalıyoruz. Bir yandan da tüm sosyokültürel faaliyetlerin paralı olduğu bugünlerde Gençlik Filmleri Festivali, alternatif şenlik, fotoğraf sergisi, sokak müziği gibi üniversitelilerin parasız katılabileceği etkinlikler düzenliyoruz. Üç yıldır yaptığımız “Okumuş İnsan Halkın Yanındadır” kampanyasıyla Görükle'de köylüler ile üniversiteliler arasında köprü kuruyor, çocuklara ücretsiz dersler vererek parasız eğitimin somut örneklerini yaratıyoruz. Geçtiğimiz yıl üniversitenizde başarılı bir ulaşım kampanyası geliştirmiştiniz. Bu süreci bizlerle paylaşır mısınız? Üniversitemizin en büyük sorunlarından birisi de ulaşım sorunu. Birçoğumuzun yaşadığı Görükle'den şehir merkezine

gidişin işkence oluşu, kampüs-içi ulaşımın paralı oluşu ve yapılan ulaşım zamları üniversitede tepkiler yaratmıştı. Bizler de tüm bu ulaşım sorunlarımızın çözümü için Ali Osman Sönmez ve Görükle kampüsünde günlerce standlar açıp, bildiriler dağıttıktan sonra üniversitenin “Ulaşım Hakkı Atölyesi”ni kurduk. Atölyede alınan kararlara uyarak büyük bir mücadele başlattık. Israrcı şekilde birçok toplantı, eylem ve basın açıklamaları gerçekleştirdik. Eylemlerimiz sonuç verdi ve taleplerimizi Rektörlük'e kabul ettirdik. Kampüs-içi ulaşımı ücretsiz sağlayan 4-Ü otobüsünü kazandık. Kampüs-içi ulaşımın parasız olduğu Rektörlük tarafından TV'de de duyuruldu. Fakat ulaşım sorunlarımız henüz bitmiş değil. Hala bizim için ulaşım çok pahalı ve Görükle'den şehir merkezine giden otobüs yok. Kabul ettirdiğimiz şartların bu yıl takipçisi olacağız. Son olarak, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ı protesto ettiniz. Yaşananları bir de sizden dinleyelim. Üniversitemizin açılışına Bülent Arınç

davetliydi. Bizler, Hopa'da Metin öğretmenin ölümünü Ankara'da protesto etttiği, HES'lere hayır dediği için tutuklanan on arkadaşımız okullarında ders başı yapamazken; onları tutuklatanların, ortadoğuya demokrasi nutukları atarken Türkiye'yi yasaklar ülkesi haline getirenlerin üniversitemizi açmasına göz yumamazdık. Üniversitenin onuru için tepkimizi göstermek istedik. Bu yüzden “AKP, ülkeyi, üniversiteyi, sokağı özgür bırak” diyerek protesto ettik. Fakat yine AKP demokrasisi devreye girdi. Demokratik hakkımız olan basın açıklamamız engellendi, önümüze barikatlar kuruldu ve kendi üniversitemizin salonlarına alınmadık. Polis ve Özel Güvenliklerin saldırısına uğrayıp gözaltına alındık. Arınç ise pişkince açıklama yaptı “bunlar 15-20 öğrenci üzülmüyorum” ve “protesto etmek en demokratik hak” dedi. AKP demokrasisinden bizim payımıza gözaltına alınmak düşüyor anlaşılan. Padişah özentilerine ve onların vezirlerine “AKP, ülkeyi, üniversiteyi, sokağı özgür bırak” diyen 15-20 kişi değil binlerce üniversiteli olduğumuzu 22 Ekim'de Taksim'de göstereceğiz.


SAYFA 12

ABD ve İsrail öncülüğünde NATO tarafından Malatya Kürecik’e kurulacak olan füze kalkanına karşı, Kürecik halkı ve tüm Türkiye’den gelen on binlerce kişi emperyalizme ve yazılan anlaşmaların altına bir bir imza atan AKP’nin işbirlikçi politikalarına karşı gücünü gösterdi. Öğrenci Kolektifleri de, 40 yıl önce emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı mücadele eden Denizler, Mahirler gibi bugün de “Üniversite emperyalizme değil, halka kalkan olacak” sloganıyla kürecik halkının yanında Malatya’daydı.

SœYAH MAVœ KIRMIZISARI

Tarih

12

TÜRKİYE’NİN YILLARDIR DEĞİŞMEYEN POZİSYONU

NATO’NUN BİRİCİK ÜSSÜ

Kimi zaman Afganistan’da, Amerika’nın ikiz kuleleriyle birlikte yıkılan süper güç imajını yeniden inşa etmeye çalışırken katlettiği binlerce insanla, kimi zaman ise Libya’da “insani müdahale” adı altında sivilleri bombalayan uçaklarla adını, emperyalist işgal ve sömürünün olduğu her coğrafyada kan ve acıyla yazan bir örgüttür NATO. Emperyalizmin işgalci gücü, Kürecik’e kurulması planlanan füze kalkanı savunma sistemiyle bu kez, Türkiye topraklarında (bir kez daha) yüzünü göstermeye hazırlanıyor. NATO (North Atlantic Treaty Organization, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), 4 Nisan 1949 yılında Washington Antlaşmasıyla kurulurken kurucu antlaşmanın 3, 4 ve 5. maddeleri doğrultusunda örgütün resmi amacı üye ülkelerden herhangi birisinin toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlık ve güvenliği tehlikede olduğunda ortak savunma mekanizması geliştirmek olarak belirtilmiştir. Resmi olarak dile getirilmese de NATO’nun kuruluşundaki asıl neden ise Soğuk Savaş sırasında “komünizm tehdidine” karşı batı ittifakı oluşturmaktır. İşte bu amaçlarla kurulan NATO, temel prensipleri arasında bir taraftan dünya barışından söz ederken bir taraftan da “iyiliği-

Türkiye’deki NATO Üsleri

NATO, Türkiye halklarına ait 35 miz” için nükleer silahlanmayı, kilometrekarelik alanda bakan“caydırma” amacıyla daimi askeri güç bulundurmayı ve bol lar da dahil olmak üzere NATO yetkililerinden izinsiz kimsenin bol NATO üssü açmayı şart giremediği 112 haber alma tesikoşuyordu. sine sahipti. ABD ve Türkiye Türkiye kurucu üyelerinden arasında 1976 yılında imzalanan olmadığı NATO’yla Adnan “ABD-Türkiye Savunma ve Menderes iktidarı döneminde İşbirliği Anlaşması” İncirlik, tanışmıştır. 1950 yılında döneKargaburun ve haber alma tesismin siyasi iktidarının aldığı lerinin NATO adına ABD tarakararla Kore Savaşı’na BM komutası altında Güney Kore ve fından kullanılmasına olanak sağlamıştır. 12 Eylül darbesi ABD yanında savaşmak üzere sonrası imzalanan “Savunma ve katılınmış ve NATO’ya “uyum Ekonomik İşbirliği Anlaşması” süreci” başarıyla tamamlanmışile 12 askeri üs NATO adına tır. Emperyalizmin çıkarları uğruna savaştan kaçınmayacağı- ABD’ye 5 yıllığına tahsis edilmiş nı Kore’de kanıtlamış olan ülke- ve bu anlaşma ABD’nin talebi miz, Londra’da 17 Ekim 1951’de doğrultusunda bugüne kadar yürürlükte kalmıştır. yapılan protokolle NATO’ya Ve bugün Kürecik ile gelinen girmeye “hak kazanmış” ve 18 Şubat 1952’de de resmen NATO son noktada, AKP iktidarının emperyalizmin Ortadoğu’daki üyesi olmuştur. Siyasi iktidar aktif taşeronluğuna açıkça talip tarafından emperyalizme servis olduğu görülmektedir. Bir yanedilen ülke topraklarının işgali dan “van münüt”lük çıkışlarla gecikmemiş, üye olduktan yakİsrail’e “kafa tutan” AKP, diğer laşık 7 ay sonra 8 Eylül 1952’de Türkiye’deki ilk NATO kararga- yandan asıl amacı İsrail’i korumak olan füze kalkanı projesine hı İzmir’de kurulmuş ve başına imza atarak ikiyüzlü politikalaABD’li bir general geçirilmiştir. rına devam etmektedir. Aynı 1954 yılında 6375 sayılı kanunla gün içinde hem İsrail’e sözde onaylanan “NATO Kuvvetler yaptırımlar uygulayan hem de Statüsü Sözleşmesi” ile ABD’ye İran’ı hedef alarak Türkiye’yi ülkemiz topraklarında askeri hedef haline getiren füze kalkatesis ve üs kurma ve askeri pernı projesini imzalayan AKP sonel bulundurma hakkı verilihükümeti Ortadoğu halkları için yor, böylece emperyalist işgale umut olamayacağını bir kez yasal zemin de sağlanmış oludaha kanıtlamıştır. yordu. 1966 yılına gelindiğinde • Afyonkarahisar Havaalanı: Türkiye’nin en büyük NATO’nun ise ikinci büyük askeri havaalanıdır. • İncirlik Hava Üssü: ABD hava kuvvetleri 39. Ana Jet Üssü burada görev yapmaktadır. •

İzmir Hava Üssü: ABD hava

kuvvetlerine bağlıdır. NATO’nun Türkiye’deki en eski üssüdür. • Şile Üssü: Füze fırlatılması için uluslar arası düzeyde bir atış alanıdır. • Konya 3. Ana Jet Üs Komutanlığı: Irak’ın işgali sürecinde

ABD jetleri burada konuşlanmıştır. • Balıkesir 9. Hava Jet Üssü: 6 adet füze rampası bulunmaktadır. •

• Ankara-Ahlatlıbel, AmasyaMerzifon, Bartın, Çanakkale,

NATO’NUN DEĞİL DENİZLERİN KÜRECİK’İ Füze kalkanı radar sisteminin kurulmasının planlandığı Malatya’nın Akçadağ ilçesine bağlı Kürecik, geçmişiyle de Türkiye’deki toplumsal mücadeleler açısından büyük öneme sahiptir. Tıpkı bugün olduğu gibi 68 önderleri tarafından da Kürecik emperyalist saldırılara karşı direnişin merkezlerinden biri olmuştur. Tarihin geçmiş dönemlerinde Sovyetler Birliğine karşı, yine ABD güdümlü NATO, Kürecik’te radar üssü kurmuştur. Fakat daha sonra Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla ABD bu üsse

ihtiyaç duymadığı için üs kapatılmıştır. Üssün bulunduğu bu yıllarda Kürecik’in Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının eylem için seçtikleri bir bölge olduğu da söylenmektedir. Ancak Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan Kürecik’e gittikleri bir sırada Şarkışla’da yakalanmışlardır. (Bugün ise bu bölgenin NATO radarlarını ağırlayacağı yönünde iddialar vardır.) Bölgeye ulaşan tek isim ise Sinan Cemgil olmuştur. Deniz Gezmiş ve diğer arkadaşlarının idamını engellemek amacıyla kuşağın genç

Muğla Aksaz Deniz Üssü

Diyarbakır-Pirinçlik, Eskişehir, İzmirBornova, İzmit, Kütahya, Lüleburgaz, Sivas-Şarkışla, İskenderun, OrduPerşembe, Rize-Pazar, Erzurum, VanPirreşit ve Mardin'de NATO'ya bağlı Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezleri

!

i t t e n o¨ y r a l n Bizi bu devrimcileri tarafından ABD radar üssünün basılması kararı alınmıştır. Fakat Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan ve Kadir Manga üsse yapacakları baskın öncesinde gelen bir ihbarla kuşatılmışlardır. 1971’de Nurhak Dağları’nda güvenlik güçleri ile girdikleri çatışma sırasında ise THKO kadrosundan Cemgil, Özdoğan ve Manga hayatlarını kaybederken, Mustafa Yalçıner ve Hacı Tonak da çatışma sonrasında yakalanmıştır. Daha sonra İbrahim Kaypakkaya ve arkadaşlarının da Kürecik’e gittikleri söylenmektedir.

Süleyman Demirel

Süleyman Demirel’in, ne olduğuna bir türlü karar veremediği Ege Denizi tespiti: Ege bir Yunan gölü değildir. Ege bir Türk gölü de değildir. Binaenaleyh, Ege bir göl değildir.


SAYFA 13

11 yıl önce kurulan ve YÖK'e bağlı olmayan "Özgür Üniversite" ekim ayında İstanbul ve Ankara'da derslere başlıyor. Güz dönemi programının belirlendiği Özgür Üniversite'de birçok yazar, gazeteci ve akademisyen ders vermektedir. Türkiye ekonomisinden, kültür sanata, Kürt sorunundan, kapitalizme kadar geniş perspektiften dersler yer alıyor.

SœYAH MAV

Bilim

13

Bu da mı olmuş?

USTALIK DÖNEMİNDE BİLİM TÜBA DA TÜBİTAK DA BENİM

KIRMIZISARI

ABD’deki araştırmacılar, Amerika Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA)’ni uzayda biriken çöpler konusunda uyardı. Uzay mekiklerinin ek motorları, kullanılır durumda ve kullanılamaz hale gelmiş olan uydulardan oluşan çöp yığınlarının ölümcül sızdırmalara yol açabileceği veya önemli uydulara zarar verebileceği öngörülüyor.

Hayal kırıklığı

Yeni TÜBİTAK’tan ilk icraat

Türkiye biliminin, özellikle teorik fiziğin ve matematiğin en önemli merkezlerinden biri olan Feza Gürsey Enstitüsü; 651 sayılı KHK’nın ardından TÜBİTAK'ın aldığı karar sonrasında Gebze'de bulunan Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojileri Araştırma Merkezi birimin altına taşınmaya hazırlanıyor. 1983 yılında Erdal İNÖNÜ tarafından Temel Bilimler Araştırma Enstitüsü adıyla kurulan, 1997 yılında Feza Gürsey

sermaye temsilcilerini atayarak bilimsel çalışmaların sermaye çıkarları doğrultusunda yapılmasını sağlıyor. Önümüzdeki dönem kadrolaşmanın, yapısal değişikliklerin örneklerini arttıracak olan AKP, artık kendi sınırları dışında bilimsel çalışma-araştır-

ma yapmayı da yasaklıyor.

dan seçilirken, yeni düzenlemeyle yeni üyelerin üçte biri YÖK, üçte biri de bakanlar kurulu tarafından seçilecek. Ayrıca değişiklik ile birlikte TÜBA, 1 ay süresince bilim kurulu adaylarını belirlemediği durumda, tüm üyeleri doğrudan başbakan seçebilecek. Böylece Türkiye Bilimler Akademisi, ağırlıklı olarak AKP'ye bağlanmış bir kurum haline geldi. TÜBİTAK'ta da durum farklı değil. Bilim ve Teknik Dergisi'nde, 200. doğum günü nedeniyle Evrim Teorisi'nin kurucusu Charles Darwin'i kapak konusu yapmak isteyen ve AKP tarafından sansür'e uğrayan TÜBİTAK, yine AKP tarafından çıkarılan düzenlemelerle yapısal değişikliğe uğradı. Böylece AKP, TÜBİTAK'ı en yoğun kadrolaştığı bilim kurumu haline geldi. Son kararname ile birlikte de TÜBİTAK başkanının Bilim Kurulu tarafından değil, kararname ile atanmasının yolu açılmış oldu. Bu yapısal değişikliklerden sonra, TÜBİTAK'ın başkanı özel sektörün deneyimli danışmanı Yücel Altunbaşak oldu. AKP'nin ve sermayenin bilimi TÜBİTAK'ı ele geçiren TÜBA'da da yapısal değişikliğe giden AKP, kendisinin ve sermayenin bilimini oluşturmaya çalışıyor. AKP, bilim alanında kendi kadrolarını yaratırken aynı zamanda da bilim kurullarının başına 'Yücel Altunbaşak' gibi

Yeni döneme yeni başkan Üniversite-sanayi işbirliği çerçevesinde bir çok çalışmaya imza atan Altunbaşak, 2006 yılında üniversite-sanayi işbirliği çalışmalarından dolayı TÜSİAD Jüri Özel Ödülü'ne layık görüldü. Yücel Altunbaşak, 2009 yılında da TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi rektörü oldu. Üniversitelerin yapısına yönelik çalışmalar yaparak da, üniversitelerin piyasalaştırılması, sermaye doğrultusunda hareket etmesi için modeller geliştirdi. 2011'in Mayıs ayında YÖK'ün düzenlemiş olduğu Uluslararası Yükseköğretim Kongresi'ne katılan Altunbaşak, Amerikan üniversitelerinden esinlenerek “Yükseköğretimin Finansmanına İlişkin Bir Model Önerisi” başlıklı sunumunda üniversitelerin adım adım özelleştirileceği bir Enstitüsü adını alarak Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Kampüsü içerisine taşındıktan sonra sayısız uluslararası toplantıya ev sahipliği yaptı, sayısız bilim insanını ağırlayan enstitünün taşınma kararı bilim insanlarınca işlevsizleştirme girişimi olarak değerlendiriliyor. Temel bilimlere önem tasfiyesi anlamına gelen bu girişime Amerika’dan Fransa’ya, Japonya’dan Kanada’ya aralarında çok saygın

model sundu. Yücel Altunbaşak, bu sunumunda; üniversiteyi kazanan her öğrenciye geri ödemeli kredi verilmesi, üniversitelerin 'eğitim ücretlerini' kendileri belirlemesi, devlet üniversitelerinde okuyan her öğrenciye eğitim ücreti olarak çek gönderilmesi gerektiğini söyledi. Altunbaşak devletin eğitime ciddi paralar harcadığını, öğrencilerin bu masrafın farkında olması gerektiğini belirterek sonunda niyetini açıkladı; “Bu modelde üniversite eğitimi artık ücretsiz olmaktan çıkarılarak, paralı üniversite modeline geçilecektir.” Sermayeye, üniversite-sanayi işbirliğine hizmet eden Yücel Altunbaşak, tüm bu piyasalaştırma çalışmalarının başarısı olarakta AKP tarafından TÜBİTAK'ın başına getirildi.

bilim insanların olduğu kurumlar tarafından kınama gelirken, kararın geri çekilmesi isteniyor.

vrupa Parçacık Araştırma Merkezi CERN’deki fizikçiler, atomdan daha küçük partiküller olan nötrinoların , temel fizik yasalarına ters biçimde ışık hızını aştğını belirtti. Fizikçiler, İtalya’da Alp’lerin kolu olan Apenin dağlarının altında bir laboratuardan 700 kilometre ötedeki diğer laboratuara fırlatılan nötrinoların hedefe saniyenin milyarda bir kadar sürede ulaştığını hesapladılar. Albert Einstein’in Görelilik Kuramının tersine çıkan hesaplamalar uzmanları şaşırttı.

A

Tanıtım

Türkiye Bilimler Akademisi, 1993'de yürürlüğe giren 497 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kuruldu. Türkiye'de tüm bilim alanlarında araştırmacılığı, bilimci kişiliği özendirmek, gençleri bilim ve araştırma alanlarına yöneltmek ve standardları uluslararası düzeye çıkarmak amacıyla kurulan TÜBA, 1994'te Başkanı'nın ve Akademi Konseyi'nin seçilmesiyle ilk çalışmalarına başladı. Akademik Çalışmaları; Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bağlı, bilimsel, idari ve mali özerkliğe sahip bir kurum olan TÜBA, kuruluşundan bu yana bir çok akademik çalışmalara imza attı. Sorgulayıcı düşünme ve yaparak öğrenme eğitim anlayışını ülkemizde de yaygınlaştırmak ve benimsetmek amacıyla Bilim Eğitimi projesini başlatması, sosyal bilimlere ağırlık vermesi, insan haklarını ve demokrasiyi gözeterek müfredat çalışmaları yapılması, kök hücre ve kanser çalışma grupları oluşturulması akademik çalışmalarının önemli başlıklarını oluşturmaktadır. TÜBA'ya ve TÜBİTAK'a müdahale... 28 Ağustos 2011 tarihli Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile AKP, TÜBA'da yapısal bir değişikliğe gitti. Bu değişiklik ile birlikte TÜBA'nın özerkliği, kendi üyelerini ve başkanını seçme imkanı elinden alındı. Daha önce yeni üyeler, eski üyeler tarafın-

ansüre uğrayan, ele geçirilen TÜBİTAK’ın bugüne kadar yüzlerce kitabının basımı durduruldu. Bunlardan bir kaçı; Hayatın Kökleri / Mahlon B. Hoagland İkili Sarmal / James D. Watson Gen Bencildir / Richard Dawkins Darwin ve Beagle Serüveni / Alan Moorehead Darwin ve Sonrası / Stephen Jay Gould Kör Saatçi / Richard Dawkins Evrim / Linda Gamlin

S


SAYFA 14

Geçen sezon Banu Güven, Can Dündar, Ruşen Çakır gibi muhalif isimleri kadrosundan çıkaran NTV, herkesin aklına “NTV'de neler oluyor?” sorusunu getirmişti. Banu Güven NTV'den ayrılma sebepleri arasında kendi hazırlayıp sunduğu programın sansürlendiğini gerekçe göstererek, verdiği röportajda "Hükümet tarafından herhalde açıkça söylenmiş olması gerekiyor ki bizim yapacağımız işin sınırı belirlendi." demişti. Yeni yayın dönemine de sansürlü bir giriş yapan NTV; 48. Altın Portakal Film Festivali'nin gala gecesinde AKP'yi eleştiren Rutkay Aziz'in konuşmasını, gecenin tekrarını birebir yayınladıkları programda sansürledi.

SœYAH MAVœ KIRMIZISARI

Medya

14

İktidar nereye, Radikal oraya Radikal Gazetesi’nin “Bebek Mezara, BDP Meclise” manşetinin ardından gazetedeki “sol duyarlılığı” temsil eden Mumcu, İnsel ve Türker’den Radikal’in Hürriyetleşmesini eleştiren yanıtlar geldi. Bu eleştirilere cevaben Eyüp Can “Radikal bu yüzden gazetemiz” başlıklı bir yazıyı kaleme aldı, kendi kelamınca özür diledi. Özetle Radikal “ne mutlu ki Radikal’in kalemleriyle hatalarımızı düzelten yazarları, attığı her başlıktan sonra vicdan muhasebesi yapan yazıişleri ve bizi her daim sorgulayan okurları var” olduğu için halen gazetemizmiş. Medyanın bağımsız olduğu bir ülkede yaşasaydık Radikal’in bir daha bu tür bir manşetle çıkmayacağını da varsayabilirdik. Gazetelerin büyük sermaye gruplarla iktidar partilerinin ortak çıkarları doğrultusunda görev aldığı Türkiye gibi ülkelerdeyse, ne yazarlar, ne “vicdanlı” yazı işleri, ne de “sorgulayıcı” okurlar bu ortak çıkarlarla baş edemezler. Radikal’in “liberal” bir yayın olarak var oluşu, ancak bu ortak çıkarların korunduğu ölçüde mümkündür. Egemen güçler Radikal’i toplumun demokrasi taleplerinin emilmesi için hayatta tutmaktadırlar. Liberalizmin önem ve anlamı onun “suni dengenin” dokusunda kattığı yenilenebilir enerjidir. Kantarın topuzu kaçtığındaysa Eyüp Canlar teraziyi dengeye oturturlar. Öyleyse Radikal’in bu manşetini bir hata olarak mı yorumlamak lazım?

Bazı siyasal anlarda, egemenlerin ortak çıkarı kamusal vicdan ve sorgulayıcı bilinçle uzlaşmaz. Demokrat bir sese ihtiyaç duyanların beklentilerini karşılamak artık bir “lüks” haline gelir. Egemenlerin ortak çıkarlarının büyük çekimi, savaşın sesini haykıran bir ordu yaratmayı demokrasinin cılız sesinin kısılmasına yeğ tutar. Sermayenin ağzının suyunu akıtan HES, kıdem tazminatı, kentsel rant, doğalgaz-elektrik zamları, AKP’nin Ortadoğu seferberliği, Kürt sorununda kirli savaşın tırmandırılması, yazarların, öğrencilerin, Kürt halkının ve temsilcilerinin, muhalif her görüşün karşısında yargının ve hapishanelerin birer yıldırma silahı olarak kullanılması artık demokrasinin bir “lüks” olduğunun işaretidir. Demokrasinin bir hak olduğunu hatırlatacak olansa ne yazı işlerinin vicdanları ne okurların sorgulamalarıdır; ancak ve ancak örgütlü bir toplumdur. Radikal’in manşeti bu yüzden bir hata olarak değil, burjuva anlamda demokrasinin kısılan sesinin bir semptomu olarak yorumlanmalıdır. Bu büyük resim içerisinde gençliğin politizasyonu açısından da bir sonuç çıkarılabilir. Nitekim Radikal, NTV, Taraf gibi medya öğelerinin önemli bir “tüketici grubunu” oluşturan gençlik kitleleri burjuva medyada tatmin olma olanağını yitirmektedir. NTV içeriksiz bir haber kanalı, Taraf devletçi söylemin papağanlığı konumuna gelmiştir. Gençliğin demokratik içgüdüsü yetim kalmıştır. Karanlığın içinden yolumuzu bulmamız gerek: Burjuva düşüncenin öldüğü anda devrimci düşünce filizlenir.

MEDYADA YENİ TREND

İNTERNET GAZETECİLİĞİ Bundan 10 yıl önce Türkiye’de gazete okumak birçok kişi için kahvaltıda, otobüste, okulda, işyerinde mürekkep kokuları eşliğinde sayfa çevirmek olsa da, internet kullanımının 12 milyonu bulduğu bugün, internet başında olmak diye de tariflenebilir. Bu tarifin nedenine, özellikle 2000’li yıllarda gelişmeye başlayan ve sayısı her geçen gün artan ‘internet gazeteciliği’ demek yanlış olmaz herhalde. Türkiye’de 1990’ların sonlarında kullanılmaya başlanan internet, birçok kitle iletişim aracını etkilediği gibi, gazeteleri de büyük oranda etkilemeye başladı. Fakat bu etki, diğerlerine oranla gazetelerde, kısa sürede ve büyük çaplı değişimlere yol açtı. Yapılan araştırmalarda internetin, radyo, tv ve dergileri %1 ila 9 arasında, gazeteleri ise % 48 oranında etkilediği görülüyor. Bu da yazılı basını kaçınılmaz bir değişime zorluyor. Dünya’da ilk olarak 1995 yılında New York Times ve The Washington Times gazeteleri içeriği hiç değiştirmeden gazetelerini internette yayınlamaya başladı. Türkiye’de ise aynı yıl Aktüel Dergisi internette sayfa açtı. 1995 ile 2000 yılları arası yazılı basının kopyasıyken, 2000’den sonra gerçek anlamda internet gazeteciliğine geçildi. Özellikle 2001 yılında yaşanan ekonomik kriz sonrası medya sektöründe çalışan yaklaşık 4 bin kişi işsiz kaldı. Bu rakamın içinde olan gazetecilerse; bütün iletişim araçlarını ve türlerini (yazılı, görsel, işitsel) bir arada bulunduran ve küçük

nline dergi platformu görevi gören sitede Türkiye’de yayınlanan süreli yayınları takip edebilirsiniz. Bilimden, kültür sanata, sinemaya, spora onlarca derginin her sayısının tanıtımının yapıldığı site yardımıyla bayiye gitmeden önce alacağınız dergiye dair fikir

Alternatif medya olarak internet gazeteciligi Bugün Türkiye’deki gazetelerin büyük çoğunluğunun, asıl mesleği gazetecilik olmayan holding patronlarının elinde oluşu ve bu yönüyle gazetecilerin haber yaparken imtiyaz sahibinin ve AKP iktidarının soluğunu her an enselerinde hissediyor olmaları gazeteciler için, hem yazılı basın gibi çok yüksek maliyet gerektirmeyen, hem de kişisel yayın yapma olanağı tanıyan internet gazeteciliğini zorunluluk haline getiriyor. Birçok akademisyen ve gazeteci internet gazeteciliğinin bu yönüyle medyanın tekelleşmesine engel olduğunu ve gazetecilerin kendilerini daha özgür hissettiğini savunuyor. Okuyucular açısından bakıldığında ise internetten gazete okuma oranın yüzde 60 olduğu günümüzde habere en hızlı şekilde ve tüm detaylarıyla ulaşmasını sağlayan, habere yorum yapabilme, mail yollayabilme gibi özellikleriyle iletişimi karşılıklı hale getiren internet gazeteciliği en çok tercih edilen kitle iletişim araçlarından biri.

Yazılı basının en büyük silahı güvenilirlik Dünya’da online habercilik yapan gazete sayısının 20 bine ulaştığı günümüz medyasında yazılı basının internet haberciliğine karşı en büyük silahı güvenilirlik. Tarihsel

Kendilerini “Alternatif bilişim, internet ve diğer bilgi ve iletişim teknolojileri ile bu teknolojilerin kullanımı, sosyal, siyasal etkileri ve ortaya çıkardığı sonuçlar hakkında alternatif, sıra dışı, egemen erk karşıtı fikirler ve çözümler üretmeye çalışıyor. Alternatif bilişim, hem teknolojilerin kullanımına hem de sosyal ve siyasal anlamına, içeriğine dair araştırmalar yapıyor." diye tanımlayan Alternatif Bilişim Derneği

Dergi takip merkezi : www.dergilik.com

O

maliyetle daha fazla insana ulaşma imkanı sunan interneti kullanarak internet haberciliği yapmaya yöneldi.

sahibi olabilir, seçiminizi yapabilirsiniz. Zamanla oluşan arşivi sayesinde dergilik.com, bir çok derginin önceki sayılarına yönelik ihtiyacı da karşılıyor. Dergi takipçileri önerimiz bu ay dergi almadan önce www.dergilik.com’a girip bakmakta fayda var.

bilginin ham olarak ilk derlenip toparlanma yeri olan geleneksel gazeteciliği savunan birçok akademisyen, internet gazeteciliğinin haberin değerini düşürdüğü, ayrıca gazeteciliğin en önemli özelliklerinden biri olan özel haber yapma sayısının internet gazeteciliğinde giderek azaldığı ve birçok gazetecinin sadece bilgisayar başında oturarak ajanslardan ya da diğer haber sitelerinden kaynak göstermeye dahi tenezzül etmeksizin haber kopyaladığı bir uğraş haline gelerek gazetecilik mesleğini zedelediği görüşünde. Türkiye’de son iki yılda yalnızca internet gazeteciliği yapan yüze yakın site kuruldu. Araştırmalarsa internetteki haberlerin yalnızca yüzde 10’ nu güvenilir kılıyor. Hal böyle olunca araştırmalar ve kamuoyu yoklamaları yazılı gazetelerin en az bir asır daha bizimle olacağını söylüyor.

özgür yazılım, bilginin paylaşımı, internetin bir hak olduğu ve engellenmemesi için kurulmuş bir dernek. Bunun için çeşitli toplantılar, seminerler, konferanslar, bildiriler hazırlayan ve eylemler yapan Alternatif Bilişim Derneği, internet sansürüne karşı yapılan “İnternetime Dokunma” eylemlerinin de bileşenleri arasında aktif olarak yer alarak, bu konuda birçok panel ve tartışma düzenliyor.

İlk online sinema dergisi : www.sinemali.com inemayı yalnızca beyaz perdeden takip etmenin yanında sinemaya dair tartışmaları, röportajları, vizyondaki filmleri, haberleri takip etmek isteyenler için www.sinemalife.com doğru adres. Türkiye’nin ilk online sinema dergisi olan sinemalife, yalnızca bir dergi olmanın yanında internet sitesinde sinemayla ilgili birçok farklı noktaya

S

ulaşma imkanı sunuyor. Düş Perdesi, To Be Continued, Kült Diye, Kayıp Bakışlar, Modern Klasikler ve Büyüteç köşeleri ile sinemaya farklı bir pencereden bakma olanağı sağlıyor. Aynı zamanda derginin arşivi de sitede ücretsiz ve üye zorunluluğu olmadan yayınlanıyor. Sinemayı yalnızca bir tüketim aracı olmaktan çıkarıp, paylaşım aracına dönüştürüyor.


SAYFA 15

2010 yılı Aralık ayında ilki yapılan Uluslararası Gençlik Filmleri Festivali yaklaşık 10 ilde 15'e yakın üniversitede 10 bini aşkın seyirciyle buluşmuştu. Kolektif Sinema ekibinin ortak emeğiyle hazırlanan ve çalışmaları yaklaşık 15 ilde devam eden 2. Uluslararası Gençlik Filmleri Festivali ise 20 Aralık'ta "yasak" temasıyla gösterimde olacak. Ne yasak? ve Ne yapsak? Sorularına geçen yıl olduğu gibi bu yıl da 'genç yönetmenlerden gelecek olan kısa filmlerle' yanıt arayacak. Festival gönüllüsü olmak ve festival hakkında ayrıntılı bilgiye ulaşmak için www.genclikfilmlerifestivali.org sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Ksanat ültür

Terk edilmiş depolarda kalmış, tavanaralarında yıllarca saklanmış kitaplardan çöplere kadar dahi uzanan bir öykünün son duraklarından biri olan sahafların belki de en kolay yaptığı şey yıllara meydan okumak

EN YAKIN SAHAF NEREDE?

çöplerden ulaşabiliyor sahaflar. Ellerindeki yapıtlar genellikle uzun uğraşlar sonucunda elde edildiği için ve zor bulunduğundan kaynaklı maddi değerinden daha fazla manevi bir değere sahip. Sahaf dükkanlarında göreli olarak kitapçılardan daha uygun fiyata kitap bulabiliriz. Birçoğu mağazalaşmış durumda olan günümüz kitapçılarında genellikle çok satanlar listesi adı altında satılan bol reklamı yapılan kitaplar varken sahaflar hem dünya klasiklerine hem teorik içerikli kitaplara hem de üniversite öğrencisinin derslerine yönelik yaptığı araştırmalarına da katkı sunabilecek, tez çalışmalarına yardımcı kimi zaman okul kütüphanelerinde bile yeterince bulunamayan dönemsel dergi ve makalelere uygun fiyatlara erişebilmeyi sağlaması

açısından, üniversitelinin yaşamında önemli bir noktada durmaktadır. Sahafların, üniversiteli öğrenciye sunduğu bu alternatiflerle birlikte, öğrencilerin sahaf dükkanları konusunda ortaklaştıkları bir başka nokta ise geçmişe duyulan merakı giderebilme özelliği bazen de ikinci el bir kitaptan çıkan notlardan bilgi edinebilmeleri ve zamanda yolculuk hissiyatı uyandırması. Üniversite öğrencisi açısından sahafların Tarihsel süreç noktasından bakıldığında ise ‘80’li ve ‘90’lı yıllardan beri süregelen bir anlamı vardır . Öğrencilerinin çoğu zaman tanışma mekanlarından olmakla birlikte kitap üzerinden tartışmaların yapıldığı, “ortaklaşma sürecinin” başlatıldığı bir yer olması ve bu özelliğini günümüzde de taze tutması açısından önemlidir.

düşünülerek sizin için araştırdık. İstanbul’da tarihi Beyazıt Sahaflar Çarşısı, Beyoğlu, Kadıköy, KadıköyModa, Sarıyer ve Ortaköy; Ankara’ da Çankaya Cumhuriyet Mahallesi, Remzi Oğuz Mahallesi ve Barbaros

Mahallesi ve Yenimahalle; İzmir’de Donanmacı, Aksoy ve Adatepe Mahalleleri; Eskişehir İstiklal Mahallesi; Adana’ da Cemalpaşa Mahallesi; Isparta’ da Burç Mahallesi bunlardan bazılarıdır.

DİJİTAL KİTAPÇILIK DÜNYASI Teknolojik gelişmelerin son yıllarda dijital gelişmelere evrilmesinin, özellikle son birkaç yılda en somut örneklerinden biri olan dijital kitapçılık (e- kitap) uygulamaları, yayıncılık dünyasında yerini almış bulunmakta. Bu uygulama, yayıncılıkta yeni bir devir başlatırken, zamanla okuma alışkanlıklarından mobilya dizaynına kadar birçok dönüşümü de beraberinde getirmektedir. Böylece yayımcılık dünyasıyla ilgili çok çeşitli tartışmaları da ortaya çıkarmıştır. Tartışmaların ana hatları genellikle kitap basımının- yayıncılığın, yazarlığın yakın geleceği(getirileri- götürüleri) ve dijital kitapçılık uygulamalarının okur açısından durumu üzerinden yürütülmektedir. Özellikle dijital kitapçılık uygulamalarının kitap pazarından önemli yer tuttuğu ABD (%7) ve Avrupa ülkelerinde (%3) gözlemlenen durumlar üzerinden eleştiriler oluşturulmuştur. Süregelmekte olan bu yayıncılık anlayışının, kitapların basılı fiyatlarından daha ucuza alınması sevilen birçok esere erişebilme imkanı, boş diskte ve

15

Bir zamanlar Cannes’da

KİTABIN POPÜLERLEŞMEDİĞİ MEKANLAR

Üniversitelilerin hayatının içinde toplumsal hareketliliğin yaşandığı yakın geçmişimizden bugüne sağlam bir yere sahip olan sahaf dükkanlarının çeşitli üniversite kentlerinde bulundukları yerleşkeler, yararlı olabileceği

KIRMIZISARI

. . Sanatin Gundemi

SAHAFLAR:

Genellikle ikinci el ya da basımı yapılmamış kitapların, eski fotoğrafların, 45’lik plakların, çoğunlukla kitapçılarda bulunamayan ve pek popülaritesi olmayan farklı dillerde tiyatro eserlerinin, belli dönemlerde yayımlanmış dergilerin, el yazması eserlerin, yakın geçmişimize ait yerli ve yabancı film afişleriyle geçmişe duyulan merakı az da olsa giderebilen, özellikle üniversite ve liselilerin uğrak yerlerindendir sahaf dükkanları. Dört duvarla çevrili bir odayı doldurabilecek bu kadar çok eski esere nasıl ulaştıkları çoğu zaman merak ve hayret içinde bırakıyor insanı. Zaman, sabır ve emek gerektiren bir süreç sonunda elde ediliyor tüm yapıtlar. Dükkanlarında bulundurdukları eserlerin çoğuna hurdacılardan ve bit pazarından, bazen

SœYAH MAV

taşınabilir aygıt boyutu ile kütüphanenin taşınabilmesi, yazı boyutu ve yazı tipinin isteğe bağlı olarak değiştirilebilmesi e- kitap yayıncılığının avantajları olarak değerlendirilmektedir. Bunlara karşılık bir yandan da “kişisel yayımcılık” kavramının oluşmasına sebebiyet veren internet sitelerinin her kitabı yayınlamasıyla birlikte “kitap pazarı” içinde kaliteli kitapların kaybolmasından ve bu şekilde belli internet siteleri üzerinden yapılan kişisel yayımcılığın, herhangi bir yayınevinin denetiminden geçmeden kitaplaşmasıyla birlikte bu kadar fazla yayın içinde kaliteli kitaba ulaşımın güçleşmesi ihtimali göz önünde tutuluyor. Bir diğer tartışma konusuysa kitap yayımcılığı ve yazarların yakın geleceği üzerine. Yapılan değerlendirmeler ise alışkın olduğumuz kitapçılığın yerini tamamen dijital kitapçılığa bırakacağı yönünde. Öngörünün bu yönde olmasına ABD’de kitabevi zincirlerinin iflas etmesi örnek olarak gösterilmektedir. Ayrıca, kişisel yayımcılık kavramının oluşmasına sebebiyet veren internet site-

lerinin, yazarlığın iflasına yol açacağından da şüpheleniliyor. Zaman içinde bu sektörün, ABD ve Avrupa’nın yanı sıra tüm dünyada yaygınlaşmasıyla “Okuma alışkanlığını tetikleyecek mi, azaltacak mı, toplumsalkültürel alışkanlıklar ne yönde evrilecek, kağıt kitapçılığının sonu mu gelecek yoksa bir dengelenme sürecinden mi geçilecek, kağıt israfını önlerken enerji tüketiminin çoğalmasına mı sebep olacak?” gibi soruların cevaplarını ilerleyen dönemlerde hep beraber göreceğiz.

Nuri Bilge Ceylan’ın son uzun metrajlı filmi Bir Zamanlar Anadolu’da geçtiğimiz haftalarda gösterime girdi. Film Cannes Film Festivali’nden jüri özel ödülüyle dönmüştü. Bu ödül (yönetmenin Berlin ve Cannes’dan daha önce aldıklarıyla birlikte) özellikle sosyal medya kullanıcısı- genç-entelektüel- sinefil takipçilerinin gözünde NBC’nin kıymetini arttırmış gibi gözüküyor. Bunu film hakkında sosyal medyada yer alan ve genelde coşkulu övgülerden oluşan film değerlendirmelerinin önemli bir kısmındaki Cannes vurgusuna istinaden söyleyebiliriz. Çok genelleyici bir bakışla Cannes, bu dar izleyici kitlesi için bir yandan Oscar’ların gişeci dünyasına karşı incelikli ve seçici bir iyifilm-turnusolünü temsil ediyor, bir yandan da buradan ödülle dönen Türkiyeli bir yönetmeni, yereldeki diğer meslektaşlarından apayrı bir yere yerleştiriveriyor. Yönetmenin filmlerinin az izleniyor olması da “yalnız ve-güzel “ (ülkesi tarafından kıymeti bilinmeyen) imajını pekiştiriyor.( Yönetmenin meşhur konuşmasının ardından yazılı-görsel medya tarafından açıkça milliyetçi dürtülerle ve “Cannes fatihi!” türünden ulus-militer manşetlerle övülmesi , ajitatif bir şekilde Orhan Pamuk’la kıyaslanması, başka bir kitle tarafından da “izlenmese de sevilmesini” sağlamıştır.) “Yerli Tarkovski”, “Sinemanın Dostoyevskisi” gibi “bizimde-var”cı övgüler pek çok eleştiriyi süslüyor. NBC’nin yukarıda sayılan durumlarla direkt bir ilgisi yok tabii. Bu yazıda bunlardan bahsedilmesinin nedeni ister sinema dergilerinde, ister web-medya yayınlarında karşılaşılan, Bir Zamanlar Anadolu’da filmine dair değerlendirme yazılarının neredeyse geneline hakim aşırı olumlayıcı tavrın tek kaynağının filmin aşırı güzelliği olamayacağı yönündeki şüphe. Bu yazının bundan sonraki kısmı -kısa da olsa- filmin konusuna dair bilgi içereceğinden, filmi tertemiz izlemek isteyenleri (“spoiler” korkusu olanları) uyarmak gerekiyor. Kasaba savcısı-jandarmasıkomiseri-doktoru (taşra bürokrasisi) ve bunların adamlarından oluşan üç araba dolusu erkeğin, beraberlerindeki katil zanlısıyla bir cesedin gömüldüğü yeri -nedensegece vakti (gece’nin bir metafor alanı olarak anlam küresinin genişliği ve karanlıkta iyi ışık/iyi çekim tekniğini sergilemek isteği dışında ”nedense”) aramalarıyla başlar film. Zanlının (ve oyunculuk namına en fazla sıradan bir reklam

filmi tipi olabilecek kardeşinin) her yerin birbirine benzediği uçsuz orta Anadolu bozkırında cesedin gömüldüğü yeri hatırlamamaları bu arayışı uzattıkça uzatır. Bu sırada bürokratik yapının işleyişine, bürokrasinin eril dünyasında erkekler arasındaki iktidar kavgasına, bozkırın gündelik hayat tipolojisine dair, olay örgüsünün durağanlığı içine yedirilmiş ( ama yine de yer yer körgözeparmak) çözümlemelere tanık oluruz. Ancak bu çözümlemeler incelikli olmaktan çok, orta anadolu insanının ve bürokrasinin ortak bellekteki imajlarının tekrarıdır. Bu bir bakıma niyet edilmiş bir tekrar gibi duruyor. Komiser karakterinin bütün repliklerinin, jestlerinin iyi bellenmiş klişelerden seçilmesi, bu klişelerin güldürücülüğe varması (Mükreminçıtırvari bir tanıdıklık hissi de bunları besliyor) , senaryonun klişeleri –bilinçli olarak- tespit ve tekrar etmeye yönelik bir niyeti olduğu yargısını kuvvetlendiriyor. Bu noktada, böylesi bir tanıdıklık hissinden hareketle filmi “taşranın ve buradaki bürokrasinin gerçekçi ve incelikli bir tasviri” olarak okumayı anlamak mümkün değil. (Örneğin bir taşra komiserinin doktordan reçete yazmasını isterken bu kadar çekingen olması gerçekçi bir tasvirmiş gibi durmuyor. Savcının muhtara yakın davranması; olay yeri tespitine gitmek, adli otopsi yapmak, yeşil reçete yazmak gibi tıbbi işlerin tümünü aynı doktorun yapması da öyle). Karakterleri tip olmaktan kurtarmak adına kişisel geçmişlerine yapılan göndermeler de (bir anlamda gece çıkılan bu bürokratik yolculuğun geçmişe doğru bir yolculuğa dönüşmesi) ya aşırı vurgularla göze parmak oluveriyor (savcının karısının ölümü), ya da karikatürle karakter arasında kalıyor (katille maktulün karısının ilişkisi). Ağaçtan yuvarlanıp bulanık bir dere suyunda başka elmaların yanında duran elmanın, (başka bir sahnede rüzgarda yuvarlanan bidonun, şimşek çaktığında kayalarda gözüken suratların ve otopsi sırasında doktorun yüzüne kan sıçramasının (hele bu sonuncusunun) “yönetmen burada tarkovski’yi selamlıyor” “burada bürokrasiye seslenmiş” demeyi sevenlerce beğenileceği aşikar. Ancak bunların tek cümleye indirgenebilecek mesajları tekrarlandıkça rahatsız ediyor.( Bir de erkekler arasındaki erk kavgasına “ iyice” işaret etmek için olacak, şoförler arasında sayısız kez tekrarlanan diyaloglar ve komiserin savcıyı çekiştirdiği onlarca sahne var aynı rahatsızlığı veren. )


SAYFA 16

SœYAH MAVœ KIRMIZISARI

ÜNİVERSİTELİLER TAKSİM’DE BULUŞUYOR

22EKiMCUMARTESiSAAT15:00TÜNELMEYDANI BİLİMİ, DOĞAYI, GAZETECİLERİ, KADINI SANATI, ANADİLİ, MEDYAYI

. ÖZGUR BIRAK

ÜLKEYİ, ÜNİVERSİTEYİ, SOKAĞI

DERSİMİZİN ADI ÖZGÜRLÜK OLSUN Hopa olayları nedeniyle tutuklu bulunan ODTÜ öğrencisi Ömür Çağdaş Ersoy gazetemize yolladığı mektupta 22 Ekim eylemine çağrı yapıyor.

2011 genel seçimlerine ustalık dönemine başlıyoruz diyerek giren ve sandıktan %50’lilik seçim zaferiyle çıkan Tayyip Erdoğan yeni döneme hızlı başladı. Döneminin ana karakteri kendine karşı olanı baskı altına almak ve muhalefeti tamamen bastırmak oldu Bir yönetim biçimi olarak baskı 12 Haziran seçimlerinin ardından henüz 4 ay geçmesine rağmen, ülkenin dört bir yanında toplumun her kesimine ve yaşamımızın her alanına baskılar her geçen gün artarken, gelişen karşı tepkileri de bastırmak için de her türlü yol mübah. Hukuksuz yargılamalarda son dönemlerin en popüler baskı yöntemi haline geldi. Doğasına sahip çıkan köylülere, çevrecilere davaların ardı arkası kesilmiyor, muhalif gazeteciler örgüt

Üniversiteliler buluşmayı Taksim’e kesti

üyeliğinden tutuklanıyor, referandumda hayır çağrısı yapanlar, nitelikli ulaşım hakkı için sokağa çıkanlar 5 yıla varan hapis istemiyle, taşeron çalışma koşullarına karşı gelen sağlık işçileri ise 27 yıl hapis cezası ile yargılanıyor, ‘Tek Yol Devrim’, ‘Uyuşturucuya Hayır’ yazan lise öğrencileri, hakları için mücadele eden üniversite öğrencileri, sahte açılımların gölgesinde Kürt siyasetçiler tutuklanıyor. Son ayların yargı bilançosu da gösteriyor ki haklarını sokakta

Üniversiteliler 22 Ekim günü yüzler-binler olup Taksim’de buluşacak. 22 Ekim günü Türkiye’nin dört bir yanından üniversitelileri ağırlayacak Taksim Meydan’ı uzun yıllardır toplumsal muhalefetin sesine ev sahipliği yapıyor. 500 bin işçinin katıldığı 1977 1 Mayıs’ından sonra 32 yıl yasaklı kalan, Türkiye’nin en görkemli meydanını direnerek tekrar kazandık. 1 Mayıs öncesinde Taksim Meydanı’na çıkmaya hazırlanan

arayanlar için hukuksuzlukların hukuklaştığı yeni bir dönem başladı. Tayyip Erdoğan yazıyor biz oynamayacağız ‘Ustalık’ döneminde artık tüm kuralları padişah özentisi Tayyip Erdoğan yazıyor. Heykeller yıktıran, basılmamış kitapları toplatan Tayyip’in tahammülsüzlüğü yaşamımızın her alanın sıçrıyor. Türkiye’de demokrasi iyiden iyiye rafa kalkmışken, Tayyip Erdoğan Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da demokrasi dersi verirken de mazlumların önderliğine soyunuyor. Emperyalizmin taşeronluğunu başarıyla yaparken ikiyüzlülüğünü Türkiye sınırlarının ötesine taşımış oluyor. İsrail’i korumak için Türkiye’ye

işçiler için “ayakların baş olduğu yerde kıyamet kopar” ve YGS’de yer alan şifrelere karşı liselilerin düzenledikleri eylemler için “biz de kalkarız onların karşısına 5 bin, 10 bin tane genci koyarız ” diyerek tehdit eden Tayyip Erdoğan’ı korkutan Taksim Meydanı’nda sesini yükseltme zamanı şimdi üniversitelilerin. İnternet sansürüne karşı onbinlerce gencin, şifre skandalına karşı binlerce liselinin sokağa çıktığı Taksim’de 22 Ekim’de bu

füze kalkanı inşa edilmesine izin verirken, İsrail’e göstermelik çıkışlar yapıp karizma toplamayı da eksik etmiyor. Geçtiğimiz yıl üniversitelerini sermaye temsilcilerine ve AKP’lilere kapatan üniversiteliler, “Bilimi, Doğayı, Kadını, Gazetecileri, Anadili, Medyayı, Ülkeyi, Üniversiteyi, Sokağı Özgür Bırak” diyerek padişah özentisine karşı seslerimizi Taksim’de birleştirmeye çağırıyor. Bir yanda özgürlüğü ve demokrasiyi ağzından düşürmeyip diğer yanda ülkeyi korku imparatorluğuna çeviren padişaha en korktuğu yerde sokaklarda cevap verelim. Sokağa çıkanların sesini kısmaya çalışanlara karşı en doğru cevabı sokağa daha güçlü çıkarak verelim.

kez ‘Özgür Bırak’ diyen üniversitelilerin sesi yankılanacak.. Doğa hakkı, kadın hakları savunucularından, sanatçılara, aydınlara, tutuklu gazetecilerin arkadaşlarına eyleme taraf olmak için Taksim Meydanı’nda üniversitelilerle buluşacak. Gazetemiz baskıya hazırlanırken İlkay Akkaya, Rutkay Aziz, Suavi, Cahit Berkay, Cezmi Ersöz, Ceren Moray, Yonca Şık eylemimize destek olacakları açıklayanlar arasındaydı.

Padişah özentisine seslenmeye 22 Ekim’de İstanbul’a! Dersimizin adı özgürlük olsun. Bu sefer sırada değil kürsüde olalım. Kürsüden seslenelim padişah özentisine.Alışık olmadığımız bir iş değil ders vermek, çoğumuz harç paramızı çıkartmak için ek iş olarak yapıyoruz.Bu sefer bizden olsun, maksat padişah doğrusunu bilsin ağzından düşürmediği özgürlüğün. Önce tekil olayları hatırlatalım. • Tortum’da HES eylemi sonucu arkadaşlarıyla görüşmesi yasaklanan Leyla’dan bahsedelim. • Hayatlarından 19 ay çalınan Ferhat ve Berna’yı hatırlatalım. • İmamın Ordusu’na dokununca yanan Ahmet Şık ve Nedim Şener’i unutmayalım • Sivil siyaset yapan parti yöneticilerine dönük tutuklamaları atlamayalım • Karadeniz’de HES yapımını engelleyen köylülerin cezaevinde olduğunu anımsatalım Sonra rakamlarla konuşalım, istatistikler sunalım. • 2002’de 98 bin olan tutuklu ve hükümlü sayısının bugün 124 bini aştığını, • 2002’den bu yana 45 yeni cezaevi yapıldığını, • 58 yeni cezaevi ve mevcut cezaevlerine 13 ek bina projesi üzerinde çalışıldığını, • 6 bin 850 siyasi zanlı olduğunu, • Siyasi zanlıların 500’den fazlasının öğrenci olduğunu, • 60’a yakın gazetecinin siyasi tutuklu ve hükümlü olduğunu, • Son 10 yılda terör suçundan 13 bin mahkumiyetle Türkiye’nin birinci olduğunu, • Dünyadaki her 3 terör mahkumiyetinin birinin Türkiye’den çıktığını, teker teker sıralayalım. Sonra yüksek perdeden hep birlikte haykıralım, öyle aman dileyen bir üslupla değil, emir kipinde kuralım cümlemizi. Sade, anlaşılır ve net olsun: Özgür Bırak! Gazetecileri özgür bırak! Gazeteleri özgür bırak! Üniversitelileri özgür bırak! Üniversiteyi özgür bırak! Dereleri özgür bırak! Karadeniz köylülerini özgür bırak! Kürt siyasetçileri özgür bırak! Barışı özgür bırak! Bilimi özgür bırak! İnsanları özgür bırak! Sokağı özgür bırak! Vakit yaklaşıyor , hazırlanalım, dersimize çalışıp, duymayanlara duyurup, bilmeyenlere anlatıp, görmeyenlere gösterip, özgürlük düşkünlerini kolundan tutup, yola koyulalım. Oraya gitmişken, İstanbul’a Sincan’daki üniversitelilerin selamını da taşıyalım… Bilinsin ki, özgürlük çığlığı aynı anda Sincan’da çınlıyor olacak.


SAYFA 8

SœYAH 6MA

DOSYA

Türkiye'de haklarını dile getiren üniversitelileri susturmak için hapishaneler derde çare olmuştur. Ankara'da Hopa olaylarını protesto eden 10 üniversiteli bugün hala hapiste, üniversiteliler Tayyip Erdoğan'ın karşısında "Parasız eğitim istiyoruz" pankart açmanın cezasını ise 19 ay hapis yatarak ödüyor. Üniversite içinde ise en demokratik haklarını talep eden bunun için mücadele eden öğrenciler için YÖK kurulduğunda icat edilen, hala geçerliliğini koruyan soruşturma ve cezalara başvurulmaktadır. Üniversitelerde sayısız

BİLİMİ

Bilimsel çalışmalara ve bilim insanlarına düşmanlığını birçok kez gösteren AKP işe evrim teorisini sansürlemekle başlamıştı. Bedava dağıttığı ilköğretim kitaplarında yaradılış teorisi ile ilgili bölüm geniş şekilde işlenirken evrim teorisi adı sadece 3 kez geçirilerek geri plana atılmıştı. Evrim konusunda gözler, TÜBİTAK'ın çıkardığı Bilim Teknik Dergisi'ne çevrildiğinde yine AKP'nin parmak izleriyle karşılaşıldı. Darwin'in 200. yaşını konu alan yazının kaldırılması, derginin genel yayın yönetmenin görevinden alınmasıyla TÜBİTAK'ta kadrolaşma adımları atılarak AKP'nin bilim kuruluşu haline geldi. Daha sonrasında TÜBİTAK, “1. İslami İlimlerde Terminoloji Sorunu” adlı toplantıya maddi destek veren, temel bilimler alanından iki üyesi olan, diğer üyeleri sağlık ve mühendislik gibi uygulamalı bilimlerden ve özel sektörden olan ve

örnekleri bulunmaktadır. Anadolu Üniversitesi'nde "artık afiş asmak yasak" denilerek öğrencilere müdahale edilmiş, 34 öğrenci gözaltına alınmış ve üniversite 45 öğrenciye 1 hafta uzaklaştırma cezası vermişti. Mersin Üniversitesi'nde BDDK Başkanına yumurta atan üniversitelilere üniversite yönetimi 1 öğrenciye uyarı, 2 öğrenciye kınama, 4 öğrenciye bir dönem uzaklaştırma ve 2 öğrenciye de okul ile ilişiğinin kesilmesi cezası vermişti. Burhan Kuzu’ya yumurtalı protesto eylemi gerçekleştiren 13 Kolektif üyesine 4 yıla kadar hapis

Başbakanlıktan alınıp Bilim, Teknoloji ve Sanayi Bakanlığı'na bağlanan bir AKP kuruluşudur. Yakın dönemde TÜBİTAK'ın geçirdiği evrimle (!) eş değer bir evrim hazırlığının adımları TÜBA için de atıldı. TÜBİTAK'ta sözü geçen dönüşümlerin aynısı bugün TÜBA için de geçerlidir. AKP bilim kuruluşlarında birer birer kadrolaşmalarını tamamlarken bu ülkede yetişmiş onurlu bilim insanlarının çalışmalarının önünü kesmek için de soruşturma açmaktan geri durmuyor. Kocaeli Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu'nun “Endüstri Yoğun Bölgelerde Yaşayanlarda Ölüm Nedenleri: Dilovası Örneği” adlı araştırması nedeniyle Kocaeli Üniversitesi tarafından disiplin soruşturması açılmış ayrıca üniversite izin verdiği zaman da TCK’nin 213. maddesi uyarınca 2 ila 4 yıl arasın-

cezası isteniyor. Açılan davalar, soruşturma ve cezalar üniversitelileri susturma aracı olarak kullanılmaya çalışılıyor. Swiss Otel'de düzenlenen "Yeni yönelişler ve sorunlar" konulu kongrede hiçbir üniversite öğrencisi olmadan, lüks bir otelde üniversitelerdeki piyasacı ve gerici dönüşüm programı hakkında kararlar alındı. Dışarıda ise üniversitesine sahip çıkan öğrencilere polis saldırarak birçok üniversiteliyi gözaltına aldı. Asistan alımlarındaki üniversitelerin söz hakkını da gasp eden YÖK,

da hapis istemiyle yargılanacak. AKP'li belediye başkanının "şarlatanlık" ve "şov" yapmakla suçladığı Onur Hamzaoğlu bugün Kocaeli bölgesindeki çevre kirliliğinin yol açtığı halk sağlığı sorunlarının ve ülkemiz bilim insanlarının akademik özgürlüğünün savunucusu olmaya kararlılıkla devam ediyor. AKP yeni YÖK reformlarıyla üniversitelerin piyasalaştırılmasını hızlandırmaya çalışırken üniversiteden bilimi tasfiye ediyor. Sermayenin ihtiyaçlarını karşılamak için "teknoloji" üreten üniversite modellerini yaygınlaştırıyor. Bilimsel çalışmalar yapan bilim insanlarını da soruşturmalarla etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Bilimin özgürlüğü için üniversiteliler ve akademisyenler ise Onur Hamzaoğlu örneğinde olduğu gibi mücadele ediyorlar.

SœYAH MAV

KIRMIZISARI

ÖZGÜR BIRAK

ler, liseliler, sanatçılar, taraftarlar, * Çevrecinin daniskasıyım. konuştukça * Hiç kimse gazetecilik yaptığı üniversiteliler için nasıl bu kadar kolayca konuştuiçin tutuklu değil * Ucube heykeller kaldırılmalı- ğunu anlıyoruz. Formül basit dır Gazetecinin de, liselinin de, * Kadın kadındır erkek erkeküniversitelinin de en makulü tir. Bunların eşit olması mümAKP’li olanı. Tayyip Erdoğan için kün mü? formülün sınırı da çok açık, olanını zorladıArtık Türkiye’de doğruyla yan- AKP’nin makul ğın anda sınırın diğer tarafına lışı, iyiyle kötüyü ayırmak çok geçmiş oluyorsun. Rize’de oldukolay. Tayyip Erdoğan şöyle bir yüzde 69 oy verbakıyor, eğer AKP için gerekliyse ğu gibi AKP’ye ktrik santrallere kötü olan iyi, iyi olan kötü olabi- sende hidroele karşı geldiğinde baskılarla, liyor. Mevzu bahis olan hidrola karşı karşıya elektrik, nükleer santraller olun- tutuklamalar kalabiliyorsun. ca, doğa savunucuysan, karşı Toplumsal muhalafete tahamçıkarsan Tayyip birden “çevre bu denli gün aşığı” kesilip, gerekli olanın nük- mülsüzlüğün yüzüne çıktığı bu dönemde ünileer olduğunu buyurabiliyor. versiteliler ‘ Bilimi, Gazetecileri, Bilimsel raporlar, deneyimler, Sanatı, Anadili, öngörülere, ihtiyacımız kalmıyor. Kadını , Doğayı, Medyayı, Ülkeyi, Üniversiteyi, Kitaplar basılmadan toplatılıyor Bırak’ diyerek ve gazeteciler tutuklanıyor. Ama Sokağı Özgür gençliği padişah özentisine karşı bunun da karşısına dikilmeye seslerini birleştirmeye çağırıyor. gerek yok, Başbakan “Bazı Üniversiteli Gazetesi olarak kitaplar vardır ki bombadan bilimin, sanatın, kadının, doğadaha tehlikelidir” deyince anlıenin geçirdiği değiyoruz ki bombalı gazeteci örgü- nın, üniversit şimin bilançosunu çıkararak, tüymüş bunların arkasındaki. yeni dönemi anlamaya çalıştık. Tayyip Erdoğan kadınlar, işçi-

ÜNİVERSİTEYİ

SAYFA 9

KIRMIZISARI

GAZETECİLERİ

yerine sınav sistemi uygulaması getirdi. Sınav uygulamasını da güvenilirliği "su götürmez" olan ÖSYM gerçekleştirecek. ÖSYM bu kez de yeni skandallar eşliğinde cemaatin üniversitelerdeki kadrolaşmasının önünü açacak. AKP polisiyle, atadığı rektörleriyle, YÖK uygulamalarıyla, konuşması için gönderdiği vekilleri ve sermayedarlarıyla üniversiteye yönelik saldırılarını yoğunlaştırıyor; ancak başarılı olamıyor. Üniversitenin özgürlüğü için mücadele eden üniversiteliler AKP'nin önünde en büyük engeli oluşturuyor.

Basın özgürlüğü kavramı Türkiye sınırlarında kendini 62 tutuklu gazeteci, 2 bin yargılanan, 4 bin soruşturulan gazeteci ve yüzlerce yasaklanan kitap olarak gösteriyor. Bu veriler doğrultusunda Türkiye’nin dünya basın özgürlüğü sıralamasında 99’unculuktan 138’inci sıraya gerilemesinin AKP iktidarı döneminde olması ise şaşırtıcı değil. AKP, iktidarının taşlarını yasaklı kitaplar, gazeteler ve gazetecilere verilen hapis cezalarıyla sorunsuz şekilde örmeye çalışıyor. iktidara geldiği 2002 yılında medya üzerinde gerçekleştirdiği ilk icraatları ise şöyle: 108 radyo ve televizyon 3 bin 220 gün yayın durdurma cezası alırken, iki radyo da kapatıldı. 75

radyo ve televizyon uyarı alırken, 10 gazete ve dergi toplam 78 gün kapatıldı. Yıl içerisinde 27 yayın organına baskın gerçekleştirilirken, 23 kitap ve 61 dergi, 80 günlük ve haftalık gazete toplatıldı ya da yasak yayınlar kapsamına alındı. AKP'nin basın özgürlüğü üzerindeki baskı ve denetim mekanizmaları da çıraklık, kalfalık, ustalık dönemleriyle doğru orantılı şekilde hareket etti. Geçen yıl Ahmet Şık ve Nedim Şener'in tutuklanması, Ahmet Şık'ın basılmayan kitabının suçlu bulunması hem basında hem kamuoyunda geniş tepkilerle karşılanırken, AKP'yi eleştiren herkesin "terör örgütü üyesi" olma potansiyeli taşıdığı-

KADINI İHD'nin 2005-2011 yılları arası kadına yönelik şiddet raporuna göre, son yedi yılda 4190 kadın, 2011'in ilk sekiz ayında ise 143 kadın öldürüldü. Son yedi yıldaki kadın cinayeti oranının yüzde 1400 artması ise AKP'nin uygulamalarıyla, söylemleriyle giderek kışkırttığı kadın düşmanlığı politikalarının ürünüdür. 9 yıllık iktidarında kadınlara yönelik açıklamalarıyla tartışma yaratan AKP'li bakanlar, profesörler, yazarlar tüm kanallarıyla saldırılarını yoğunlaştırıyor. Engin Ardıç'tan Hıncal Uluç'a, Hasan Çeker'den Aliye Kavaf'a kadar birçok AKP'li ve yandaşları kadın düşmanlığını pekiştiriyorlar. Son dönemde ise kadının yok sayıldığı yeni uygulamalar gerçekleşti, artık "kadın" adının

geçtiği bir bakanlık yok. "Kadın ve aileden sorumlu devlet bakanlığının" yerini "Aile ve sosyal politikalar bakanlığı" aldı. Yıllardır süren mücadelenin ürünü "kadın" kelimesinin yerini "aile" aldı, artık kadın kimliğiyle değil aile içinde bir birey olarak tanımlanıyor. HSYK'nın iş yükünü azaltmak için yaptığı kadının tecavüzcüsüyle evlenmesi, sadece beden sağlığı raporu alınması ve 15 yaşından küçüklere rızaen cinsel ilişkide ceza miktarının düşürülmesi gibi çözüm önerileriyle adeta kadın "tecavüzün sorumlusu", tecavüzcü "mağdur" pozisyonunu almaktadır. Bunun son örneği ise 13 yaşındayken 28 kişinin cinsel istismarına maruz kalan Mardinli N. Ç'nin davasında verilen kararda

DOĞAYI nı ve her an tutuklanabilme ihtimali olduğunu gösterdi. Tayyip Erdoğan konuşmalarında özgürlükler ülkesi Türkiye profilini çizerken tutuklanan gazeteciler için "Hangi gazeteci hükümeti eleştirdiği için bugün tutukludur? Hangi gazeteci, basın faaliyetinden dolayı tutukludur? Tutuklu ve hükümlü olarak, mesleği gazeteci olarak kayda geçen 27 kişi var. Bunların arasından bir tanesi bile gazetecilik yüzünden cezaevinden değil." diyerek yalanlarıyla kamuoyunda oluşan tepkileri işlevsizleştirmeye çalışıyor. AKP yargısıyla, polisiyle haber yapma, düşünme ve ifade özgürlüğünü yok etmeye çalışıyor.

görülüyor. Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi küçük kızın alıkonulmadığına ve her şeyin farkında olduğuna hükmetti. Referandumda ve sonrasında Tayyip'in yaptığı açıklamalarla kadına yönelik şiddetin son bulacağını, kadına pozitif ayrımcılık tanınacağı, kadına özgürlük getirileceği gibi laflarının bugün safsatadan ibaret olduğu apaçık ortada. AKP'nin kadına tanıdığı en büyük "özgürlük" üniversitede türbanın serbest bırakılmasıdır. Kadınlar ne Fatma Şahin'in tecavüzcüler için planladıklarına inanıyor ne de Tayyip'in laflarına. Kadınlar kendi özgürlerini ancak kendilerinin yaratabileceklerini çok iyi biliyorlar.

AKP'nin iktidara geldiği andan itibaren doğaya, doğal varlıklara yönelik başlattığı kıyımın bugün en çatışmalı hali yaşanıyor. Bugüne kadar yapılması planlanan yaklaşık 2 bin HES projesinin 400'ü tamamlanmış durumda, Divriği'de bulunan Sincan Çayı üzerine kurulması planlanan 16 adet HES projesi ise suyun ticarileştirilmesiyle sağlanacak rantların gözü dönmüşlüğünü ortaya çıkarıyor. Doğaya yönelik saldırılar sadece HES'lerle sınırlı değil, Gerze'de termik santral, Akkuyu ve Sinop'ta nükleer santral, Çanakkale'de altın madeni kurma çabalarıyla devam ettirilmeye çalışılıyor. Orman ve Su İşleri Bakanı Eroğlu; " Türkiye'de HES'ler elektriğin sigortasıdır" diyor ancak HES'ler Türkiye'nin elektrik ihtiyacının yüzde 10'luk payını bile karşılamazken asıl hedeflenen ise suyun ticarileştirilmesidir. HES'lerin yarattığı doğa katliamları için de güzel planlarını, yaptırımla-

rını "Su akar Türk bakar" mantığını terkeden Eroğlu şöyle açıklıyor; " Şu anda firmalar çok daha çevreci. Bir ağaç keserse yerine 5 ağaç dikmek için gayret ediyorlar. HES'ler bizim için elzemdir. Biz bunu keyif için yapmıyoruz. İhtiyacımız olduğu için yapıyoruz. Madem böyle bir faydası var, çevreci muhteşem projeler yapalım diye karar aldık.'' ancak EMO'nun raporu bu söylenenlerin de yalan olduğunu kanıtlıyor. EMO'nun hazırladığı raporda; HES'lerin plansızca kurulduğu, çevreyi hiçe sayarak kuralsızca inşaa edildiği, yeterli can suyunun bırakılmadığı gibi birçok tespit yer alıyor. Oysa AKP'liler TMMOB gibi kurumların raporlarını değerlendirmekten çok kişisel bilgi dağarcıklarına ve araştırmalarına oldukça güveniyorlar. AKP'li Mersin İl Genel Meclisi üyesi İbrahim Gül'ün “Dünyadaki en temiz enerji kaynağı nükleer santraller. Bunların dumanı yok, isi yok” açıklamasının

SANATI Dünya üzerinde "İnsanlık anıtı" gibi bir heykelin yıkılmasına Türkiye toprakları üzerinde AKP sayesinde tanık olundu. AKP'nin sanat anlayışı ve sanata karşı tavrı sadece "ucube" dediği heykelleri yıkmakla sınırlı da kalmıyor. AKP'li olmadan önce sanata olan alerjisi AKP'li olduğu dönemde de devam eden Gökçek'in “Ben böyle sanatın içine tükürürüm” sözleri AKP'lilerin kültür sanata yaklaşımını özetliyor. AKP'nin gözünü sanata evrilttiği yön ise eski Turizm Bakanı Atilla Koç'un sözlerinde saklı; “Bizdeki Yunan eserlerini batı ülkelerine verelim, onlar da bize İslam eserlerini versinler” diyerek Koç hem cehaletini, ama daha

önemlisi AKP’nin temsil ettiği gerici bakışın kültür-sanata bakışını net biçimde ortaya koyuyordu. AKP sanata düşmanlığını inkar yoluna başvurarak da gösteriyor. Çevre ve Orman Bakanı Eroğlu şunları demişti: “Allianoi, güya ilim adamı diye geçinenlerin meşhur olmak için uydurdukları bir şeydir. Katiyyen Allianoi diye bir şey yok. Burada basit, her yerde görünen bir kaplıca var.” 1. derecede arkeolojik sit alanı ilan edilen Allianoi AKP'nin bakanına göre "aslında yok!". AKP döneminde Taksim'de bulunan AKM, birçok sayıda tiyatro, opera, bale sahnesinin yıkılarak "işe yarayacak işletmeler" haline dönüştürme hedefi hız kazanıyor. AKP "ucube" heykellerine, antik

ardından “Siz nükleer konusunda bilgiyi nereden edindiniz” sorusuna “İnternetten araştırma yaptım” yanıtını vermesi engin bilgileriyle hareket ettiklerinin göstergesidir. AKP'nin seçimden sonra kurduğu yeni bakanlılar ve başına getirdikleriyle aslında daha büyük doğa katliamları gerçekleştirmeyi hedeflediği ortada. Çevre ve Orman Bakanlığı yerine kurulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve bakan olarak eski TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar'ın atanması doğanın aleyhine çalışmaların hız kazanacağına işaret ediyor. AKP doğa tahribatı üzerinden icraatlarına devam etmek isterken artık her gittiği yerde direnişlerle karşılaşıyor. Suyuma, dereme, toprağıma, doğama dokunma diyen köylüler polisle, jandarmayla, gaza, suya, copa rağmen yaşam alanlarını savunmaya devam ediyor. AKP köylülerin faturasını ise gözaltılar, tutuklamalar ve cezalar olarak kesiyor.

kentlere savaş açarken sanatçıları, karikatüristleri de unutmadan onlarca dava açıyor. Sanatın özgürce yapılmasını engelleyen, kendisini eleştiren sanatçıya tahammül edemeyen AKP'nin saldırganlık kadrajı oldukça geniş:) Eskişehir'de sokak sanatçılarının söyleyeceği şarkıların diline dahi müdahale eden polis ve zabıta "Kürtçe şarkı söyleme" uyarısında bulunarak Türkiye'de sanatın özgürce ifade edilemeyeceğini, belirlenen sınırlar çerçevesinde sanatın icra edilebileceğini bunun üst sınırının da AKP'lilerin kavrayabildikleri düzey olduğunu gösteriyor.


Üniversiteli Gazetesi Ekim 2011