Page 1


Dizgi - Baskı - Yayımlayan: Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş. Mayıs 1998


MUSTAFA KEMAL PAŞA SAMSUN'DA

YUNUS NADİ

Cumhuriyet GAZETESİNİN OKURLARINA ARMAGANIDIR.


Mustafa Kemal Paşa, Bekirağa bölüğünde Fethi Bey'i ziyarete geliyor. Bekirağa bölüğüne dahil olduğumun ilk on günü zar­ fında idi; bir gün yatak komşum Ali Fethi Bey'i merkez ku­ mandanlığı dairesine çağırdılar. İşitenler, acaba ne var? di­ ye kulak kabarttılar. Ali Fethi Bey telaşlı bir eda ile üstünü başını düzeltti ve oraya gitmeye müsaraat (acele)etti. Aca­ ba tahliye mi ediİecekti? Bu ümit ve ihtimal bazı arkadaş­ ların akıllarından geçti, belki kendi aklından da geçmişti. Çünkü Fethi Bey evvelce Bekirağa bölüğüne girmişken tahliye edilmiş; tahliyesinden üç gün sonra yine tevkif olu­ narak tekrar buraya getirilmişti. Bekirağa bölüğünde mevkuf (tutuklu) bulunmak, ez­ cümle Fethi Bey' in hiç havsalasına sığmıyordu. Hangi hak ile, ne sebebe binaen? Harp esnasında kendisi Sofya 'da se"' firdi, binaenaleyh burada değildi. İttihat ve Terakki hükü­ met ve fırkasına atfolunan ef'ale (ait olunan işlere) ise esa­ sen kendisi daha ziyade muarız vaziyette idi. O halde ne di­ ye onu da tevkif ve hapis etmiş olabilirlerdi?.. Biraz safi­

yane olsa da işte Fethi Bey daha ziyade bu türlü efkar (dü­ şünce) ve hissiyatın zebunu (kurbam) idi. Buna binaen iki­ de bir Divanıharbi Örfiye şedid (şiddetli) mealde müraca­ atlar gönderiyordu. Daha bir iki gün evvel bunlardan biri­ ni yazmış ve göndermeden bize de okumuştu. Kimbilir merkez kumandanlığına daveti sebebi belki bu müracaat­ ların nihayet müessir (etkili) olmasından mütevellit (doğan) bir neticeden dolayı olabilirdi. Yarım saat kadar sonra avdet ederek -

(geri dönerek):

Hayırdır inşallah, ne var, ne imiş? 5


Sualleriyle karşılaşan Fethi Bey, mutad olan sükun ve ciddiyeti ile: - Hiçbir şey değilmiş, beni bir arkadaş görmeye gel­ miş de onun için oraya çağırmışlar! dedi ve ziyarete gelen arkadaşın Mustafa Kemal Paşa olduğunu daha mahrem bil­ diği bizlere söyledi. Akşamüstü iki komşu Mustafa Kemal Paşa 'nın ziyareti hakkında hasbıhal ettik. Fethi Bey, o gün biraz daha müsterih idi. Paşa, Anadolu'ya geçmek için bir memuri yet takip ettiğinden bahsetmiş: - Bu hal böyle devam etmez, �erak etmeyin, elbet bu­ na bir çare bulunacaktır, demiş. Bunlar teselli kabilinden sözler dahi olsa, Mustafa Kemal Paşa 'nın lisanından çıktık­ ça çok kıymetli ve çok manalı görülmemek kabil olmazdı . Mustafa Kemal Paşa'nın çelik azmi, sağlam fikir ve irade­ sini her ikimiz de pek iyi biliyorduk. Onun yapabileceği hiz­ metler hakkında hasbıhalimizi pek ilerilere götürerek her iki­ miz de memnun ve ümitvar, o gece rahat bir uyku uyuduk. O gün her ikimizin de nazanmızda Mustafa Kemal Paşa Be­ kirağa mahpesinin balasına (üzerine) kanatlarını germiş bir melekissiyane (koruyucu melek) manzarası arzeyliyor gi­ biydi.

İkinci ziyaret Bekirağa bölüğü dairesindeki muvakkat (geçici) ika­ metimin şahit olduğu en mühim hadise, Mustafa Kemal Pa­ şa 'nın, birinci ziyaretinden takriben üç dört gün sonra, tek­ rar Fethi Bey'i ziyarete gelmiş olması hadisesidir. Tarihin bu örtülü ve meçhul hadisesini başta Fethi Bey ve ben ol6


mak üzere ancak beş altı kişi bilir. Ona umumi bir ıttıla (bil­ gi) hasıl olduktan sonra Anadolu herakatının Mustafa Ke­ mal Paşa tarafından daha kendisi lstanbul'da iken hemen bütün tafsilatıyla gözden geçirilmiş olan safahat

(gelişme)

ve netayicinin (sonuçlarmm) nasıl tasavvur ve takrir edil­ miş olduğu nazarlarda taayyün

(belirlemek) etmemek ih­

timali olmaz. Üç dört gün sonra Fethi Bey tekrar muhafızlık mıydı, merkez kumandanlığı mıydı her ne idi ise, işte o Harbiye Nezareti büyük kapısının bir tarafındaki daireye çağrıldı. Ar­ tık bu defa, bilhassa bizler, bu davet muvacehesinde (karşı­ sında) acaba ne için çağırıyorlar, diye tereddütlere düşecek vaziyette değildik. Bu davetin yine Mustafa Kemal Paşa ta­ rafından bir ziyaret neticesi olması zihinlerimizde daha kuv­ vetli, belki de en kuvvetli bir ihtimaldi. Fethi Bey gitti ve bu defa daha uzunca süren mülakattan avdet etti (geri döndü). Fethi Bey avdetinde (dönüşünde) daha kapıdan başlayarak

soranlara, geçen defakinden daha tabii bir tavırla, sanki hiçbir şey yokmuş gibi bir lisanla, şöyle cevap veriy<;>rdu: - Hiç canım, yine Mustafa Kemal Paşa ziyarete gelmiş de. Bazıları tamik etmek

(derinleştirmek) istiyorlardı.

- Bu işlere Mustafa Kemal Paşa ne diyor, kendisi ne ile meşgul?

-Bu işlere Mustafa Kemal Paşa ne desin, onun vaziye­

ti hayretle görmekten başka dediği bir şey yoktur; merak

etmeyin elbet bu da geçer, diye teselli vermeye çalışıyor. - Neler konuştunuz, bakalım?

- Neler konuşalım, biraz da dereden tepeden laf attık, o kadar.

7


Fethi Bey bunları söylüyor, hem de bizim odaya ve bi­ zim odada kendi yatağına doğru ilerliyordu. Yatağın başı­ na vardıktan sonra çok sıkılmış bir tavır ile ceketini atarak yatağının üzerine uzandı. Kendisinde çok lakırdı etmek is­ temeyen, çok yorgun bir adam hali vardı, yatağa uzandık­ tan sonra yavaş yavaş sağına dönerek ve bu suretle yüzünü duvara doğru çevirerek uyumak heves ve ihtiyacında gibi bir hal gösterdi. Böylelikle fazla lakırdı etmek mecburiye­ tinden kurtulmak istiyor gibiydi. Çok geçmeden gözleri kapanarak ya uykuya dalmış ya da uyumaya çalışıyor va­ ziyette idi. Fethi Bey'in bu halinde bilhassabenim gözümden kaç­ mayan bir fevkaladelik vardı. Ben emindim ki, onun ne uy­ ku ihtiyacı vardı, ne de uyumaya çalışmak mecburiyeti . . . Mustafa Kemal Paşa ile ilk mülakatı üzerine bina ettiğimiz ümit ve emellere göre o şimdi sadece kendini dinlemek, ve ezcümle kimseye renk vermemek ihtiyacı içinde idi. Mu­ hakkak Mustafa Kemal Paşa bu defaki mülakatta (görüş­ mede) kendisine daha mühim şeyler söylemişti de o şimdi bu vaziyetin heyecanı içinde fazla konuşmaktansa kendi kendine kalmayı tercih ediyordu. Binaenaleyh ben de ken­ disini istirahate terk ederek yanından uzaklaştım. Vaziye­ tin hakikatini öğrenmek için ilk heyecan dakikalarının geç­ mesi lazımdı . Bekirağa bölüğü dairesinin hemen her tarafında dolaş­ tım. Her tarafta aynı lakaydi (ilgisizlik), her tarafta aynı pe­ rişanlık, her tarafta aynı endişe ve ıstırap, şurada aynı kah­ kahalar ve burada aynı gam, şurada briç ve piket, burada poker ve dama, daha öte tarafta o gün ziyaretini kabul etti­ ği fakir ve muzmahil (çökmüş) ailesinin ıstırabını düşüne8


rek kan kusan murahhas veya katibi mes'ul, beri tarafta yü­ zünden düşen b.in parça olacak kapkara bir vali çehresi, öte tarafta sanki burası da cenneti ala imiş gibi handeleri dal­ galanan bir harp zengini, ta şu köşede hep kendilerini dü­ şünen mahlukat. . . Hülasa bir kalabalık ki vaveylası hamam ahenkleri halinde hercümerçtir,

"Vaziyet çok mühim, ah bir neticesi gelebilse..." O gün bu müşahedelerden daha fazla sıkılarak ben de kendi yatağıma gitmek şeklinde bir ihtiyaç ile Fethi Bey'in yanına can attım. Fethi Bey yatağında yine arkası üstü ya­ tıyordu. Fakat bu .defa gözleri açıktı. Artık uyku ihtiyacın­ dan kurtulmuş gibiydi. Kendisine sükun ve sekinet (sakin­ lik) gelmişti. Elleri başının altında huzur ve sükun ile etra­ fa bakınıyordu. Koğuş pek kalabalık olmadığı gibi kimse de Fethi Bey'le meşgul değildi. Ben gittim, kendi yatağı­ mın kenarına iliştim. Afaki bir iki sözden sonra o sabrede­ medi, etrafına ihtiyatkar bir iki göz gezdirdikten sonra: - Monşer, dedi, vaziyet çok mühim. Ah bir neticesi ge­ lebilse. Ve bunu diyerek yatağında doğruldu, benim tarafıma doğru ayaklarını yere indirerek düz oturdu ve kafasını da­ ha ziyade bana yaklaştırarak: - Paşa yarın buradan hareket ediyor. Samsun'a çıka­ cak. Buradan Samsun 'a gitmek için koskoca üç gün lazım. Bir kere bu üç günü selametle atlattık mı, üst tarafı inşal­ lah bütün bütün selamet olacaktır. Ah, şu üç gün. - Paşa gizli mi gidiyor? - Hayır, şark mıntıkası orduları müfettişi olmuş, res9


men gidiyor. Şu kadar ki, tabii işin zahirisi böyle, batınisi

(içyüzü) ise bambaşka. Herifler Paşa 'nın J<.urduğu dolaba gafletle sürüklenmişler. O ne dediyse yapmışlar. Mesele­ den İngilizlerin haberi yok gibidir. Eğer Paşa 'nın Anado­ lu'ya gitmekte olduğu bir iki cin fikirlinin nazan dikkatini celbederse, Allah etmesin, yoldan çevirmeye kalkışabilir­ ler. İşte bu üç gün zarfında Paşa kadar ve belki daha ziya­ de burada biz adeta çocuk doğururcasına ıstırap ve azap çe­ keceğiz. Mesele fevkalade mühimdir. Aman, ilk iş olarak nazan dikkati celbedeyim, meselenin burada dahi mevzu­ ubahis olması caiz değildir. Deminden beri ne hallere gir­ diğime elbette dikkat etmişsindir. Zaten kendim mütehey­ yiçtim (heyecanlıydım). Kısa kesmek için yatıp uyumak

manevrasını ihtiyar mecburiyetinde kaldım. - Paşa'nın kendisi ne diyor?

- Onun dediği hemen hemen şu üç günün atlatılması endişesi etrafında hülasa olunabilir. O kararını vermiştir; bir kere Samsun'a ayak attıktan sonra bu işlerin kaffesini (hep­

sini) düzeltmeyince bir daha buraya gelmem, diyor, ve iş­

leri düzeltebileceğinden en kati surette emindir. O işlerin düzeltilebileceğini enine boyuna tetkik etmiş, her şekil ve suret için bir tarzı hal bulmuştur. Düşün ki icabında rütbe ve memuriyetlerini üzerinden atarak teşkil edeceği milli ih­ tilal ordularının başına geçmeyi bile şimdiden derpiş etmiş­ tir (göz önünde bulundurmuştur). Hikaye uzun. Bu bu­ raya gelinceye kadar lstanbul'u, sarayı, Babıali'yi ve İtilaf devletlerini hüküm ve iradesine ram etmek için planlan var. Bunların hepsini kullanacak, ve vatanın bu mesaibini

(zorluğunu) katiyyen bertaraf etmek neticesini temin he­ sabına kadar vaziyetin icap ettirdiği her şeyi sonuna kadar 10


tatbik ve icra edecektir. Bu bahisler üzerinde sonra yine ko­ nuşuruz. Hülasa şu: Yarından itibaren geçirilecek üç günün selameti . . . Ah o üç gün, o üç gün. Fethi Bey ayağa kalktı, ben de kalktım. İ zahatın bu ka­ darı, vaziyeti bütün vuzuh ve şümulüyle (açık ve kapsam­ lı)görmekliğime kifayet etmişti. Hakikaten heyecandan ben de söz söyleyecek halde değildim. Akşamın son aydınlık­ tan içinde Bekirağa Bölüğü matemi bir manzara almıştı. Belki,bu, bütün vatanın manzarası idi. Şimdi onun içinde Mustafa Kemal Paşa çok ziyadar (ışıklı) bir yıldız gibi par­ lıyor ve yükseliyordu.

Heyecan içinde geçirilen üç gün Mustafa Kemal Paşa'nın bugün Samsun'a mütevecci­ hen hareketi mukarrerdir ve bu hareket nihayet vaki de ol­ muştur. Şimdi günleri saymak, Samsun'a salimen çıktığı ne­ ticesini öğrenmek lazımdır. Bu işin sırrını bilenlere göre, bu günlerde Mustafa Kemal Paşa'nın herhangi bir vesile ile isminin geçtiğini bile işitmeye, zor tahammül olunur. Biz bundan kaçındıkça odamız sakinlerinden Hudeyde mebu­ su Hasan Rıza Paşa'nın da o günlerde sık sık Mustafa Ke­ mal Paşa'dan bahsedeceği tutmuştur. Hasan Rıza Paşa'nın Mustafa Kemal Paşa'dan bahsetmekte hiç bir maksadı yok­ tur, o mesela akşam üstü bir iki arkadaşın sofrasına takar­ rup ederken (yaklaşırken): - Buyurun Paşa . . . Daveti karşısında: - Bunu görünce kimi hatırladım bilir misiniz? Mukaddimesiyle (girişiyle) başlar ve kendi sualine yine kendisi cevap vererek: 11


- Mustafa Kemal Paşa 'yı, derdi. Çanakkale avdetinde ,

(dönüşünde) bir gün kendisine tesadüf ederek, ay oğul bir kere bize uğrasana, dedim. Ev bilmediğin yer değil. Sonra teklif ve tekellüften azade olduğumuz malum. İ stediğin da­ kika kapının ipini çekerek gelirsin. Nihayet bir gün geldi, tıpkı böyle karşı karşıya oturarak, bir konuştuk, bir konuş­ tuk ki, Allah selamet versin, ne şeker de konuşur değil mi? Şimdi ne yapıyor dersiniz? Bu vaziyet karşısında lafı değiştirmek için Fethi Bey'le adeta müsabaka ederdik, işi başka vadide kah alaya döker, kah zahirde (görünürde)ciddi gibi diğer bir bahse intikal ettirirdik. Garabet ondadır ki o günlerde sanki konuluşacak başka söz yokmuş gibi Hasan Rıza Paşa şu veya bu vesile ile hep Mustafa Kemal Paşa üzerine geliyordu. Bir defa­ sında Fethi Bey bahsi: - Canım Paşa, sabahtan beri şu jilet lamları üzerinde­ ki mütalaanızla meşgulüm, bir türlü sebep ve hikmetini bu­ lamadım, hele şunu biraz tamik edelim (daha açıklayahm). Sözü ile değiştirmiş ve diğerlerine meseleyi anlatmıştı: - Sabahleyin ben traş olurken Paşajilet lamları için tec­ rübeye müstenit (dayalı) bir mütalaa (görüş) söyledi. Bu­ na nazaran kullana kullana kesmez bir hale gelen bir jilet lamı bir müddet kendi haline terk olunduktan sonra yine ke­ ser hale gelir ve tekrar kullanıldığında hemen hemen yeni imiş gibi iş görürmüş. İ şte buna bir türlü aklım ermedi. Na­ s1l Paşa? - Yallah böyle. Ben de nazariyesine akıl erdirmiş de­ ğilim ama, bittecrübe vakıf olduğum hakikat budur. Kim­ bilir, çeliğin hava ile teması mı bir tesir yapıyor, ne yapı12


yor? Herhalde böyle oluyor. Gülmeyin, sizi yeminle temin ederim ki, bu iş böyledir. Gülenlerin gülme sebepleri muhtelifti, kimi lam naza­ riyesine gülüyor, kimi de bahsin lam üzerindeki atlayışına. Mustafa Kemal Paşa 'nın hareketinin ikinci veya üçün­ cü günü Fethi Bey'in pek sıkıldığı bir gün olmuştu. Elin­ den gelse, günleri halatla çekerek, üç günü ikmal edecek­ ti. Talihin aksiliğinden kendisine ürkütücü, korkutucu bir zihniyet gelmişti. Üç günün her saati bir gün ve her daki­ kası bir saat gibi uzadıkça asabileşiyordu. O gün kendisiy­ le bir kere tahliye olunmuşken tekrar nasıl tevkif olunduğu üzerinde konuşuyorduk. Filhakika

(gerçekten) Damat Fe­

rit hükümetinin ilk zamanlannda beni de tevkife teşebbüs ederek muvaffak olmadıklan gün Nişantaşı'nda bir ev aşı­ n bir apartmanda ikamet eden Fethi Bey'i tevkif edip gö­ türdüklerini kendi gözlerimle görmüştüm. Ancak ben Be­ yoğlu'nda gizlenmiş iken Fethi Bey'in tahliye olunduğunu işitmiştim. Apartman komşumuz olan Fethi Bey bu tahli­ yesini müteakip kendisini ziyaret eden ve vaziyet hakkın­ da malumat isteyen refikama

(eşime) büyük bir safvet ve

samimiyetle: - Canım hiçbir cürüm ve kusuru olmayanlara bir şey yaptıkları yok. Baktılar, gördüler ki benim hiçbir ilişiğim yoktur, bıraktılar. Demiş ve fazla olarak: - Nadi Bey'in de bir şeyi yoksa neye saklanıp duracak? Çıksın serbest gezsin. Nasihatını da ilave etmiş.Bu tahliyeyi müteakip bazı arkadaşlar Fethi Bey'e vaziyetin yine emin addolunamaya­ cağını söyleyerek kendisini Anadolu'ya geçirmek teklifin13


de bulunmuşlar, fakat hiçbir cürmü (suçu) olmadığına ka­ ni bulunan Fethi Bey bu teklifi reddetmiş. Garabet ondan­ dır ki, Fethi Bey'in bu tahliye neticesindeki muvakkat hür­ riyeti ancak üç gün devam ederek kendisi yine tevkif olun­ muştu. Cürümsüz bir adamın nasıl tevkif olunabileceğini havsaiasına bir türlü sığdıramayan Fethi Bey, çok sevdiği çoluk çocuğunun da hallerini düşünerek pek ziyade müte­ essir oluyordu. Şimdi kuvvetli bir ümit olarak Mustafa Kemal Paşa Anadolu yolunu tutmuştu. Onun Samsun' a çıkması için bi­ tip tükenmek bilmeyen üç günün geçmesi lazımdı. Kör şey­ tan bu kadarcık saadet ve intikam ümidini olsun çok göre-_ cek miydi? .. Bin endişe ve ıstırap içinde Fethi Bey'in ağ­ zını bıçak açmıyordu. Kendisinin yatağına uzandığını ve yüzünü çevirmek suretiyle yine yan döndüğünü gördüm. Fazla sıkılan Fethi Bey'in gözlerinden sıcak yaş damlaları kaydığının farkında oldum. İnfiali çok büyük, ıstırabı çok derindi. Bu kadar feci bir elem ile kan ağlayan vicdanların ulvi tekallüsleri herhalde boşa gitmez, gidemezdi. Bu iti­ matla şu derin kalp cerihası (yarası) önünde hürmetle eğil­ dim, adeta ayağımın ucuna basarak yatak komşumun ya­ nından ayrıldım ve uzaklaştım. Hep, 919 senesi Mayıs ayının ilk nısfına (yarısına) sı­ kışan bu hadiseler bu kadarla kalmıyordu. Diğer koğuşla­ ra gittiğimde yeni bir rivayetin alaylarının yeni kahkahala­ ra zemin olmakta bulunduğunu gördüm: rivayet, Bekirağa bölüğü sakinlerinin bir tarafa nakli rivayeti idi. İş akla da mülayim (uygun)gelmiyor değildi. Bu hapislerde en ziya­ de İngilizlerin hüküm ve nüfuzu cari olduğu (gettiği) ve Ba­ bıali'nin bu meselelerde İngiliz aleti ve uşağı bulunduğu 14


pek iyi bilindiği için İ ngilizlerin bu kadar adamı ne diye İs­ tanbul 'da, belki bir gün kaçıp kurtulabilecekleri bir vaziyet­ te bırakacaklarına akıl ermez ve bunun aksine elbette daha ziyade akıl ererdi. Mantıki bir muhakeme işi bu raddeye isal ettikten

(noktaya ulaştırdıktan) sonra mevkufların Sinop veya Bodrum gibi Türk kale ve limanlarından birine nakledil­ melerine de benim aklım ermiyordu. Çünkü mevkufların böyle bir yere nakilleri onların firarlarını teshilden (kolay­ laştırmaktan) başka bir şeye yaramazdı. Binaenaleyh hük­ mettim ki, eğer Bekirağa Bölüğü sakinlerinin başka bir ta­ rafa nakilleri lazım addedilirse bu gidilecek ikinci yer bir Türk toprağı olmayacaktır.

Mustafa Kemal Paşa, bütün planlarım lstanbul'da iken tasarlamış bulunuyordu. Fethi Bey'in bütün bir heyecan ile takip ettiği emel hamdolsun selametle tahakkuk ederek Mustafa Kemal Pa­ şa Samsun'a muvasalat eylemiş ve karaya ayak basarak Anadolu'ya ait tasavvurat ve tertibatının tatbikatına koyul­ muştu. Fethi Bey'in, Paşa Samsun'a gidinceye kadar ade­ ta ıstırap ile dolu telaşı hiç de beyhude (boşuna) değildi. Zaten işin şimdilik bu üç günün selametle geçip geçmeme­ sinden ibaret olduğunu bizzat Mustafa Kemal Paşa söyle­ miştir. Kemal Paşa'mn teminatı çok kuvvetli idi. Kendisi bir kere Anadolu 'ya geçmeyi istihdaf (hedef) etmiş ve ar­ tık her şeyin oradan yapılacağını ve orada yapılacak şeyle­ rin de çok büyük ve çok kat'i şeyler olacağını bütün eşkal (şekil) ve safahatı (aşaması) ile tasarlamıştır. Paşa 'nın söz15


!erinden o zaman Fethi Bey'in zapt ve tekrar ettiklerinden iyice hatırladıklanm şunlardır: "J- Bekiraga Bölügü mevkuf/arı hakkında tatbik olu­ nan rezilane ve zalimane tevkif ve muhakeme meselesi hal­ /edilecek işlerin en basilidir. Asıl hal/edilecek iş devletin tehlikede bulunan hayatıdır. Bu esaslı mesele hal ve tesvi­ ye yoluna girince şimdiki halde Bekiraga Böliigü macera­ sı gibi pek basit t�/erruat kendiliginden bertaraf olmuş ola­ caktır. 2-Devletin hayatına ecnebiler hakim olup �aray ve Ba­ bıcili bunların elinde bazice (oyuncak) ve alettir. Saray, devleti hemen kayıtsız şartsız ecnebilere teslim eden bir Babıali 'yi tutmamaga icbar edilecektir. Eger. o da o yol­ da inat ederse kendisinin de millete hiyanet ettigi sabit ola­ rak milletçe hakkında verilecek hüküm ve iradeye göre ha­ reket olunacaktır. Yani saray ısrar ederse ona karşı da ica­ bı veçhiyle (gerektiği gibi) hareket olunacaktır. 3- Babıali ve saray şimdi oldugu gibi düşmanlarla teş­ riki mesaide (işbirliğinde) devam ederlerse bunların cüm­ lesine karşı konulacaktır. Milletin azim ve iradesi önünde saray ile Babıali 'nin ergeç boyun egeceklerine muhakkak nazarı ile bakılabilir. Bu takdirde ilk iş olarak Meclisi Me­ busan 'ın içtimaı (toplanması) temin olunacaktır. Milletin gasp edilmiş haklarını harice karşı müdafaa etmeye gelin­ ce, merkezi Anadolu olacak bir hareketle, bunun azamisi yapılabilecegine kanaat getirmiş bulunuyorum. 4-Anado/u 'ya, büyük bir mıntıkanın t�ftişi askerisi va­ z�fesini alarak, gidiyorum. Bunu Anadolu ya geçmenin en salim ve en muvafık tarzı olarak kendim bulmuş gibiyim­ dir. Babıali ve saray benim hakkımda derin ga,flet içinde bu-

16


lunuyorlar. Meseleden henüz lngi/izlerin haberleri yoktur. Yarından itibaren üç gün sürecek seyahat müddetini ikmal edersem her şeyin yoluna gireceğinden emin ve Bekirağa Bölüğü 'nde dahi olsanız artık müsterih olabilirsiniz ... "

M ustafa Kemal'i geri çevirmek teşebbüsleri Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu'da öyle mühim bir vazife ile Samsun'a müteveccihen azimeti (doğru yola çı­

kışı) kendisi daha Samsun' a vasıl olmadan (varmadan) İ ngilizlerin kulağına gitmiş olduğundan bundan dolayı bir taraftan Babıali'ye şiddetle çıkışarak o sersem daireyi bü­ tün bütün sersem hale koymuşlar, diğer taraftan Paşa'yı yoldan çevirtmek ve hatta çevirmek için bizzat kendileri tedbir almışlardır. Bu tedbirler iki suretle tatbik olunmuş­ tur: 1- Mustafa Kemal Paşa'yı Anadolu'ya memuriyetle gönderen Babıali, İ ngilizlerin şiddetli tenkit ve tevbihleri karşısında, bu hareketinin hatalı olduğuna kanaat getirdik­ ten sonra şimdi onu tashih edebilmek için daha mühim ba­ zı meselelerde zatı devletlerinin isabetli reylerinden (dü­

şüncelerinden) istifade olunmak üzere bir müddet için ve

fakat süratle lstanbul'a teşrif buyurmaları yolunda telgraf­ lar çekerek Paşa'yı avlamaya koyulmuştur. 2- Ancak Babıali'ye yakışır bu gibi tedbirlerle iktifa­ yı (yetinmesi)kendi ameli zihniyetlerine sığdıramayan İ n­ gilizler ise hemen o gün bir İ ngiliz torpidosunu en son sü­ rati ile Samsun istikametine saldırmışlardır. Bu torpido Mustafa Kemal Paşa'yı hamil olan (taşıyan) gemiye yeti­ şebilirse onu tevkif ederek içinden Mustafa Kemal Paşa'yı 17


alıp lstanbul'a getirecek, eğer müşkülata uğrarsa, hatta bu gemiyi geriye çevirmek vazifesini de tatbik edecekti. Babıali'nin kurnaz siyaseti tabii hiç sökecek ve iş gö­ recek bir iş değildi. Mustafa Kemal Paşa galiba o telgraf­ lara cevap vermeye bile lüzum görmemiştir. Takibe çıkan İngiliz torpidosuna gelince, o Samsun'a vasıl olduğu (ulaştığı) zaman Paşa epeyce zaman evvel ka­ raya çıkmış ve hatta onu oraya bırakan gemi Samsun 'u ter­ ketmiş bulunuyordu. Torpido vaziyeti bu suretle tespit et­ tikten sonra haip ve hasir avdet eylemiştir (hiçbir şey elde

edemeden dönmüştür). Eğer Mustafa Kemal Paşa Sarayın kurnazlığına kapı­ lı verseydi, yahut İngiliz torpidosu Paşa'yı götüren vapura yetişebilseydi, Türkiye'nin istihlas cidali (kurtuluşu) da­ ha başlangıcında en vahim tehlikeye maruz kalmış olurdu. Fakat Babıali'nin siyasetine aldanabilecek Mustafa Kemal Paşa değildi. Bilakis Mustafa Kemal Paşa İstanbul'da iken Babıa!i'yi kendisine öyle bir memuriyet vermeye sevket­ miş ve onun Harbiye Nezareti'nce yapılacak muamelatın icap edenlere kendi emir ve talimatı ile yaptırmıştı . Mus­ tafa Kemal Paşa bu işi böyle tanzim ederken, onun vasıl ola­ cağı neticeleri evvelden hesap etmişti. İngilit torpidosu da Samsun'a kadar vapura yetişemeyince sanki Anadolu istih­ las (kurtuluş) ve istiklal cidalinin (mücadelesinin) ilk pla­ nı bu sahada mesela bir Sakarya gibi, hatta bence aynen o ehemmiyetle bir muvaffakiyetle tatbik edilmişti. İngilizlerin tevbih (uyarma) ve tekdirine (azarlama­ sına) uğrayan Babıali'nin Mustafa Kemal Paşa 'yı İstan­ bul 'a davet eden telgraflarına hiç kulak asılmadığı halde Ba­ bıali yine ipi kırmak istemeyerek telgrafnameler çekmek18


te devam ile beraber ikide bir şu İ stanbul'a avdet hususu­ nu binbir şekil ve surette tekrardan hali kalmamakta idi. Bu hal, Erzurum Kongresi'ne kadar böyle devam ederek niha­ yet Babıali'nin Paşa 'yı memuriyetinden azletmek gibi mü­ tecellidane bir karar verdiği görülüyorsa da, bunda da ha­ �ikat bambaşkadır. Erzurum Kongresi 'yle milli vaziyeti ve milli hareketin takip edeceği seyir ve cereyanları tespit e­ den Paşa meşhur beyannamesiyle rütbe ve memuriyetinden' kendisi tecerrüt etmiş (vazgeçmiş) ve bir millet ferdi ola­ rak hizmet etmeyi cana minnet bilerek açıktan istihlas (kur.;. tuluş) ve istiklal cidaline atılmıştır.

Mustafa Kemal Paşa Samsun'da Samsun'da selamet ve muvaffakiyetle Anadolu kara­ sına ayak basan Üçüncü Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Pa­ şa, kendisini takibe gelen İngiliz torpidosunun oradaki ce­ velanını (dolaşmasını): - Geç kaldın, atı alan Ü sküdar'ı geçmiştir. Manasıyla temaşa ederken aynı zamanda Samsun 'dan itibaren Anadolu istihlas (kurtuluş)ve istiklal cidaline (mü­ cadelesine) ait düşünce ve kararlarının tatbikatına dahi geç­ miş bulunuyordu. Yazık olan şudur ki, Mustafa Kemal Pa­ şa 'nın Anadolu'da yapacağı işler umumi hatları itibarıyla kendisine tevdi etmiş olduğu Fethi Bey de bu sırada Beki­ rağa bölüğünün diğer sakinleriyle beraber İ ngilizler tara­ fından Malta'ya nakledilmiş bulunduğundan kendisine gö­ re, Mustafa Kemal Paşa 'nın tedabir ve icraatını adım adım takip edebilmek zevki bu suretle kalkmış oldu. Sırası gel­ diğinde hikaye olunacağı üzere Anadolu'nun daha ilk mu19


vaffakiyatı İ ngilizleri Malta'da mevkuf tuttukları Türklere karşı vazıh ve müçtenip (korkulu ve çekingen) bir hattı ha­ reket almaya ve ilk hamlede Malta sakinlerinden -Fethi Bey de dahil olarak- altmış kişinin tahliyesine sevk ve mecbur etmiştir. Mustafa Kemal Paşa Samsun'da çok kalmayarak pek az zaman zarfında oralara ait tedbir ve emirlerinin tatbikin­ den sonra dahile geçmiş ve ilk merhale olarak Havza'da dur­ m uştur. Zaten Paşa Samsun'a ayak bastığı günden itibaren Babıali'nin anladığı şekilde bir ordu müfettişi gibi değil, belki kendinin anladığı ve karar verdiği tarzda bir millet adamı olarak hareketle başlamış olduğundan bütün Anado­ lu'daki askeri ve mülki bütün rüesa (önde gelen yönetici­

ler) ile, eşraf ve ahali ile hep daha ziyade bu noktadan mu­ habere ve muhavereye germi (görüşmeye önem) vermiş bulunuyordu. Bu hareket tarzının hangi safhalarda inkişaf etmiş olduğunu hatırlayabiliriz: 1- Milli Erzurum Kongresi. 2- Milli Sıvas Kongresi. 3- Damat Ferit'in ıskatı (düşürülmesi). 4- Meclisi Mebusan'ın intihap ve içtimaının temini. 5- Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin intihabı ve içti-

maı (seçimi ve toplanması). Milli tarihimizin en canlı safhaları ve adeta doğum sahneleri olan o devirlerin malumatı, onları yakından bi­ lenler tarafından henüz vakti iken toplanması pek büyük bir ehemmiyetle arzu olunacak bir şeydir. Hele bu devirlerin bilhassa bizzat Mustafa Kemal Paşa hazretleri tarafından tespiti pek kıymetli bir eser teşkil edeceğinde şüphe yok20


tur(*). Daha doğrusu eğer günün birinde Mustafa Kemal Paşa kendi hatıralarını yazıp neşir edecek olurlarsa, bu es­ er Türklük için, yalnız fevkalade tarihi kıymeti itibarıyla değil, belki atilerde Türklüğün üzerinde yürüyeceği yol noktasından dahi milli kütüphanemizin, bütün milletçe hır­ zı can (varlığım koruyucu) edilecek, en yüksek eserini teşkil edecektir. Erzurum ve Sıvas kongreleri esnasındaki Anadolu - İstanbulcidalinin (mücadelesinin) muhtelif saf­ halarına temas eder bazı vesaikin dosyalan tesadüfen eli­ me geçmiş bulunuyor. Bu devreye ait hikayeler yer yer hid­ deti ve yer yer hayreti mucip olacak mahiyettedir. Bu vesikalar gözden geçirildikten sonra irısan hayretle: - ilahi, ne yokluktan yırtarak var olmuşuz! Demekten kendini alamaz. Mesela, bu vesikalardan gelişigüzel birini alalım: İ şte o zaman Kayseri mutasarrıfı olan Ali Ulvi Bey ismindeki zatın telgrafnamesi. Uzun bir şifre mahhilü olan bu telgrafname -cümleler tashih edile­ rek- aynen şudur:

Dahiliye Nezareti Celilesine "Bu sabah(gayet mühimdir) işaretiyle ve 22 Haziran sene 1 9 1 9 tarihi ile, İ kinci Ordu Müfettişi Cemal Paşa'dan, alaturka saat yarımda, bir telgraf aldım. Hemen dairei hü­ kümete çıkıp jandarma tabur ve mülhak kumandanlarını aradımsa da ber mutad Talas nahiyesinde sayfiyelerinde

(*)Atatürk o tarihte Nutuk'u henüz yazmamıştı.

21


bulundukları cihetle onları bulup istişare edemedim. Mez­ kürtelgrafta, İtalyanların, ortada hiçbir sebep olmadığı hal­ de ahiren (en son) Antalya 'ya yeniden çıkardıkları üç yüz mevcutlu iki müfreze ile 20 Haziran 1 9 1 9 'da Burdur'a h.a­ reket edip, oradan İsparta ve Yalvaç'a geleceklerinden ve böyle ikide bir kuvvetleri haddinden fazla tezyit etmeleri­ nin (arttırmalarını) İslam ve Türklerle meskun vi layat ve sancaklanmızın tefrik ve taksim maksadından başka bir şe­ ye delalet etmediği �den bahsedilmektedir. Müfettiş, millet­ le hemfikir ve vücut olarak, bu hale katiyyen razı olama­ yacağından, her tarafta mitingler ve suveri saire i le protes­ tolar icrasını ve mıntıkanın asayişinden müfettişlik mes 'ul olduğu cihetle usulü dairesinde tertip edilecek mitinglerin sükun ve asayişi ihlal etm�yeceği aşikar idüğünü ehemmi­ yetle tavsiye ediyor. Zaten müfettiş Mustafa Kemal Paşa dahi böyle mi­ tingler, cemiyetler, gürültüler yapılmasını tavsiye eyler du­ rur. Bendeniz ise ahaliye karşı, bu gürültü ve patırtıları ka­ ale bile almayarak, yalnız mürnessillere, rnakamata, gaze­ telere makul protesto telgrafları yazdırmakla iktifa eyler­ dim. Zira müfettişlerin bu tavsiyeleri, bendenizce, siyaset ve rnenfaatı devlete muzur ve fikri acizaneme tamamen uygun olan 18 Haziran 1 9 1 9 tarihli şifre telgrafnamei ali­ lerine de külliyen muhaliftir. Çünkü Kayseri 'de mitingler yapılmasının, Antalya ve İzmir'e hiçbir nef'i (faydası) do­ kunmayacağından başka, burada az miktarda da olsa Rum­ lar ve Ermeniler var ki, ufak şeyi izam ile (büyütüp)'İs­ lamlar ayaklandı, korkuyoruz' tarzında şikayetlere mühey­ ladır (hazırdır).

· Alarivayetin (rivayet edildiğine göre), bu kere Sıvas

22


vilayetinde bu sebeple fevç fevç (grup grup) Adana vilaye­ tine hicrete kalkmışlar. B izimkilerin de, hamdolsun şimdi­ ye kadar ayak basmayan, ecnebi askerlerini l ivamıza sok­ malarından korkuluyor. İtalya 'nın bu hareketinin de, gay­ rimüslimlerin o gibi teşebbüsleri üzerine, bunları himaye vesilesiyle vuku bulduğu melhuzdur (düşünülmektedir). Binaenaleyh menafii (faydalı) vataniyeye bilküll iye muga­ yir gördüğüm müfettişlerin bu tavsiyelerini huzuru şami­ lerine arz ile emre intizar eylerim ferman.

-

23 Haziran

1919. Kayseri Mutasarrıfı: Ulvi. B u telgrafnamenin altına, o zaman Dahi l i ye Nazırı olan, A l i Kemal,.kırmızı m ürekkeple ve kendi el yazısıyla şu satırları yazmıştır: " Sureti hareketiniz muvafıktır (uygundur). Mesele hükümetçe derdesti tezekkürdür (görüşülmektedir). İti­ laf mümessillerine ve Paris'e müracaat edi lmiş ve protes­ tolar yapılmıştır. Mustafa Kemal ve Cemal Paşaların ted­ birleri hiç bir semere vermedikten mada, maazallah, dedi­ ğiniz gibi, bu sıralarda pek m uhtaç olduğumuz asayişi ih­ lal eder. Elhazer!" (Sakında).

Mustafa Kemal'in ele aldığı ilk iş Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu'da hal ve faslı ile meşgul olduğu esas meselenin pek mühim bir parçası ola­ rak, adeta sellemehüsselam bir şekilde (hiç sakınmadan) Anadol u'nun içerilerine kadar götürülmüş olan ecnebi iş­ gallerinin sıra i le, metotlu ve devamlı himmet ve faaliyet ile behemehal (ne yapıp yapıp) bertaraf edilmesi işi vardı ve Paşa Samsun 'da Anadolu karasına ayak bastıktan sonra,

23


kendisini hemen ve derhal bu meselenin fii len de karşısın­ da buldu. Samsun'da İngil izler vardı ve Merzifon'da İngil izler vardı. Bu vaziyet karşısında M ustafa Kemal Paşa 'nın ilk iş­ t igal ettiği meselelerden biri , böyle hem sahil e tutunmuş hem dahile kadar gi tmek cüreti ni göstererek adeta usulün­ de bir nevi askeri, yani fenni işgal vaziyeti almış olan bu İngi l izleri zaaf ve tereddüde uğratmak ve nihayet onların oralardan defolup g itmelerini temine matuf tedbirlere faz­ la ehemmiyet vermek olmuştur. Samsun 'un o zamanki mül­ ki idaresi daha ziyade İngi lizlere meclubiyeti (bağlılığı) si­ yaset muktezası (gereği) sayan b ir şekil ve suretle cari idi. Babıali esasen: - İ ngil izler mi? .. Maazallah hiç onlara gözün üstünde kaşın var denilir mi? Nerelerini isterlerse işgal etsinler, ne diye ve nasıl sesimizi çıkaralım? Siyasetini güderken o zamanki Samsun idaresi: " İngilizlerle hoş geçinmek en iyi siyasettir ! " düsturu­ na uymakta maateessüf Babıa l i ' y i de geçmiş bulunuyordu. Buna rağmen Mustafa Kemal Paşa, o haval i kumandanlı­ ğını kati evami r (emir) ve talimatla teçhiz ederek mülki ida­ renin bu sakatlığını tamir etmiş ve Paşa'nın Samsun 'a çı­ kışından ve kendisi i l e kumandan arasında i lk mahrem (giz­ li) tedbirler alındıktan sonra orada vaziyet İngil i zlere kafa tutan bir şek i l ve mahiyet almıştır ki, bunun kat'i neticele­ ri kısa b ir zaman zarfında tahakkuk dahi etmiştir. Paşa Samsun'da yapılacak şeyleri yaptıktan sonra da­ i h le doğru yoluna devamla Havza 'da tevakkuf etmiştir. Bu tevakkufun zahiri (görünürde) sebebi oradaki banyolardan istifade idi. Esasen böbreklerinden rahatsız olan Paşa'nın

24


böyle bir tedaviye ihtiyacı yok değilse de bu tevakkufun

(kalışın) siyasi ve askeri olan sebeplerinin sıhhi olan lüzu­ muna faik bul unduğuna da şüphe yoktur: Evvela Havza, Samsun i le Merzifon arasında bir kasaba olarak Mustafa Kemal Paşa şahsen orada tevakkufu (kalışı) ile, Merzi­ fon'daki İ ngi lizlere adeta hattı ricatlarının (geri çekilme

hatlarmm) kesik olduğu zihniyetini verecek bir vaziyet ih­ das etmiş bulunuyordu. Mustafa Kemal Paşa ' nın lstan­ bul'dan ayrılışı bile İngilizleri telaşa düşürmüş olduğu ma­ lum bulunduktan ve kendisinin yoldan çevrilmesine imkan elvermemiş olduktan sonra, Samsun'dakiler kadar Merzi­ fon'daki İngilizlerin dahi nazarı dikkatleri -icabında kendi­ leri için pek tehlikeli olabilecek olan- bu adam üzerine di­ kilm emek mümkün değildi. Ortada Türk ordusu namına kaale alınacak bir kemi­ yet olmadığı halde o zaman dahi Mustafa Kemal Paşa ' nın yalnız kendi şahsiyeti i le düşmanlar ve tahsisen (özellikle) İngilizler üzerinde adeta bir ordu tesiri yapmakta olduğu­ nun birçok delilleri vardır. B inaenaleyh yanında asker na­ mına birkaç arkadaşından başka kimse olmadığı halde, Mustafa Kemal Paşa'nın Havza'da tevakkufu (kalışı) Mer­ zifon ve Samsun İngi lizlerini düşündürecek meselelerden­ di . Buna binaendir ki, İstanbul 'daki İ ngilizler halli, Musta­ fa Kemal Paşa 'yı acaba geriye aldırabilir miyiz, ümidiyle Babıiil i 'yi tazyik etmekten, o bunak ve sersem heyeti bin tertip ile mütemadiyen Mustafa Kemal Paşa'ya müracaata sevkeylemekten hali (uzak) kalmıyorlardı. İngilizlerin elinde kör ve alçak bir esir ve aletten baş­ ka bir şey o lmayan Babıali, bir aralık muhakkak düşman teşviklerinin de teşvikiyle Paşa' nın hayatına kastetmeye

25


kadar ileri gitmiş, fakat vatanın istihlas (kurtuluş) ve is­ tiklal cidaline (mücadelesine) atılanlann uyamklıklan ve atiklikleri bu planı tertip ve tatbik etmek isteyenleri baş aşa­ ğı getirmiştir. Mustafa Kemal Paşa'nın Havza'daki ikametinin dahi­ li safuası, icap edenlerle oradan muhabere ederek efkara emniyet vermek ve vatanın kurtuluş ve istiklal cidaline

(mücadelesine) girişecek unsurlan arasında muayyen bir hedefiçin birlik vücuda getirmek yolunda çalışmak olmuş­ tur. . . Küçük Havza kasabası bu işin velev ki tasavvurat ve tertibatına ait olarak bir kısmına sahne olmuş olmakla ken­ disini bahtiyar addedebilir. Bu cümleden olarak Ali Fuat Pa­ şa ile Rauf ve İbrahi m Süreyya Bey'ler de Paşa 'ya mülaki olmak (katılmak) üzere Ankara'dan Havza'ya bu sıralar­ da hareket etmişlerdi. Hüseyin Rauf ve İbrahim Süreyya Beyler Bandırma yolundan Anadolu 'ya geçmişler ve maceralı bir seyahatten sonra, Ankara'ya muvasalat etmişlerdi (ulaşabilmişlerdi). Hüseyin Rauf ve İbrahim Süreyya Beyler Ankara'da Ali Fu­ at Paşa 'nın Keçiören bağlarındaki hanesine misafir olmuş­ lardır. Ankara 'da Kolordu Kumandanı olan ve zaten Mus­ tafa Kemal Paşa ile muhabere etmekte bulunan Ali Fuat Paşa, Havza 'da bulunan M ustafa Kemal Paşa 'ya gönderdi­ ği şifreli bir telgrafname i le kendilerine çok hürmeti olan iki arkadaşın Ankara 'da bulunduklannı haber vermesi üze­ rine M ustafa Kemal Paşa da: - O arkadaşlan da beraber alarak buraya teşrif ediniz. Cevabını vermiştir. Mustafa Kemal Paşa bu hadisenin bahsi geçtikçe: 26


- Bu iki arkadaştan birinin Hüseyin Rauf Bey olduğu­ nu tahmin etmiştim. Der ve ilave ederdi : Halbuki ben İstanbu l ' u terke karar verdiğim zaman Hüseyin Rauf Bey'e, eğer günün birinde Anadolu'ya geç­ meye karar verirse, doğruca benim bulunduğum yere gel­ mesini tenbih etmiştim. O ise Aydın tarafından bir Jamelif çevirmeyi tercih etmiş. Her ne hal ise, yine maatteşekkür selamet geleb ilmiştir. Filhakika (gerçekte) Mustafa Kemal Paşa'nın bu da­ vet telgrafnamesi üzerine Ali Fuat Paşa da beraber olarak ve yolda kimlerin seyahat ettikleri bilinmemek üzere icap eden tedbirler alınarak birkaç araba i le Havza yolu tutul­ muş ve arkadaşlar oraya gidinceye kadar Paşa Havza ' yı terketmiş bulunduğundan yola devam olunmak suretiyle kendisine Amasya 'da i ltihak olunmuştur.

Amasya toplantısında alınan karar "Karanlık oda" hikayesi Mustafa Kemal Paşa Havza'daki ikametini daha fazla temdit etmeyerek filiyat (hareket) vadisinde bir an evvel hedefe doğru yürümek Üzere oradan Amasya 'ya geçmiş, Ankara'dan hareket eden Ali Fuat Paşa i le Hüseyin Rauf ve lbrahim Süreyya beyler kendisine ancak Amasya 'da iltihak edebilmişlerdir. Amasya 'da sureti mahsusada (özet) davet olunan daha diğer zevatın dahi iştirakleri ile vaziyet hak­ kında uzun uzadıya görüşülmüştür. lstanbul ' un telaşına ve memleketin i çinde yüzdüğü müşkülata rağmen tutulacak hattı hareketle varılacak neticeyi muhtevi büyük planın 27


umumi hatları Paşa'nın nazarında en kat ' i surette taayyün etmişti (belirmişti). Buna nazaran: 1- İlk iş olarak, zaten bazı merkezlerce akti etrafında çalışılan Vilayatı Şarkiye Müdafai Hukuk Cemiyeti 'nin Er­ zurum Kongresi 'ni kuvveden file çıkararak ondan çıkacak ilk neticeleri ilk istikamet olarak almak,

2- Fakat müteakıben münasip bir yerde ve tercihan Sı­ vas'ta bütün vatanı ihtiva edecek (Anadolu ve Rumeli Mü­ dafaai hukuk Cemiyeti) Kongresi diye ikinci ve büyük bir İçtima akdederek Milletin umumi heyetini fikir ve nazarca muayyen bir nokta etrafında toplamak,

3- Bilhassa bu ikinci içtimada Meclisi Mebusan ' ın iç­ tima ve intihabım temin yolunda çalışmak, bunun için icap ederse İstanbul 'la çarpışmak, 4- Behemahal içtimaı temin edilecek bir Millet Mec­ lisi ile milletin mukadderatı üzerinde ancak yine milletin hakimiyeti cereyan edebileceği neticesine varmak, 5- Toplanacak Millet Meclisi 'nin, lstanbul'da değil, fakat Anadolu'nun münasip (uygun) görülecek bir nokta­ sında içtimaını temin etmek, 6- Vatanın istihlasiyle (kurtuluşuyla) devletin istikla­ li mesaisini milletin intihap edeceği böyle bir Meclisin meş­ ru ve yüksek mukadderatına istinat ettirmek. . . Bu planın umumi hatlarından ibaretti. O zaman galiba üçüncü kolordu kumandanlığı ile orada bulunan Refet Paşa'nın bir aralık (Karanlık oda mukarreratı) diye bahsettiği müzakerat işte bu sıralara te­ sadüf eder. Benim icra ettiğim tahkikata nazaran ortada öyle an­ latılmak istenildiği gibi karanlık oda mukarreratı diye bir 28


ahitname mevcut olmayıp yalnız bazı safhaları haylice çe­ tin olarak devam etmiş olan müzakerenin, bazı notları, ne­ ticede Mustafa Kemal Paşa tarafından -daha ziyade bir ha­ tıra olarak- arkadaşların imzasına arzedilmiş ve bu imza işi de herkes tarafından öyle kolay kabul ve icra ediliverme­ miştir. Filhakika müzakere olunan meselelerin ıçinde icabın­ da merkezi hükümetle ( İstanbul Hükümetiyle) alakayı ke­ serek milletle beraber ve millet içinde çalışmayı zaruri gös­ teren safhalar işlerin ta bu kadar ileri gidebileceğini düşün­ memiş bazı zevat için ilk vehlede (bakışta) idrak ve hazım olunamamıştır. Zaten müzakerelerin çetin kısımlarını da işte bilhassa bu ihtimallerin arzedebileceği bu !'afhalar teş­ kil ediyordu. Her ne hal ise Amasya'da kolay ve zor ve fa­ kat herhalde daha ziyade matlup (istenen) neticeye iktiran eden (ulaştıran) işte bu müzakerelerden sonra M ustafa Ke­ mal Paşa Erzurum 'a gitmek üzere Sıvas'a hareket etmiş ve orada ancak bir gün tevakkufla (dinlenerek), Suşehri üze­ rinden Erzurum ve Erzincan istikametinde yoluna devam etmiştir.

İngilizlerde ve Babıali'de telaş ve Mustafa Kemal'in aldığı tedbirler Paşanın neler yapmak istediği hakkında malumat top­ lamaya bilhassa itina eden İngilizlerle onların tesiri altın­ da bulunan Babıali o günlerde Erzurum'da bir kongre ini­ kat edeceği ve (toplanacağı) ve ihtimal ki müteakıben Ana­ dolu'da bir de Meclisi Mebusan toplanacağı yolunda bazı haberlerle bütün bütün harita ve pusulayı şaşırmış denile-

29


cek kadar telaş ve ıstıraba düşmüştü; Mustafa Kemal Pa­ şa 'yı İ stanbul 'a celbedebilmek gayretinin kat; iflası netice­ si olarak o sıralarda onlarca diğer bir tedbire tevessül edil­ miştir ki, o da Paşa ' nın azli cihetine gitmekten ibaretti. Ba­ bıali 'yi bu yola sevkeden İ ngil izler azil tarikiyle (yoluyla) Paşa 'yı haiz olabileceği kuvvetlerden tecrit edebi lmek hül­ yasına düşmüş bulunuyorlardı. Galiba Paşa' nın henüz Er­ zurum Kongresi 'ne doğru yola .;ıkmasından evvel olan bu azil kararını Babıali'nin şu tezkeresinde okuyoruz: Babıali- Sadaretiuzma Mektubi kalemi 896

Dahiliye Nezareti Aliyesi'ne " Hakkında vuku bulan şikayattan dolayı üçüncü ordu müfettişi m irliva M ustafa Kemal Paşa'nın hükümetçe isti­ maına (dinlenilmesine) lüzum görülerek kendisine İ stan­ bul'a gelmesi Harbiye Nezareti Aliyesi ' nce tebliğ edilmiş olduğu halde, daveti vakıaya ademi icabetle (yapılan çağ­ rıya uymayarak) ahaliyi hükümete karşı tahrike teşebbüs ettiği anlaşılmasına binaen mumaileyhin hemen azli ve ye­ rine Bahriye Nazırı Esbakı Hurşit Paşa'nın tayini zımnın­ da muamelei Iazimenin ifası hususunun nezareti müşailey­ haya ve Mustafa Kemal Paşa' nın azledilerek hiçbir sıfatı resmiyesi kalmamış olduğundan, tebligat ve iş'aratının ma­ hiyeti resmiyeyi haiz olmadığının icap eden vilayata tebli­ ğinin nezareti aliyelerine iş'an meclisi vükelaca tezekkür ve nezareti müşaileyhaya tebligat icra edilmiş olmakla ifa­ yı muktezasına himmet buyurulması siyakında tezkerei se30


naveri terkim olundu efendim. 24 Ramazan.,337 ve 23 Ha­ ziran 335. ( 1 9 19).

Sadrazam Vekili Şeyhülislam Mustafa Sabri Halbuki Mustafa Kemal Paşa ordu müfettişliğini yal­ nız Anadolu 'ya selamet ve emniyetle geçmeye bir vasıta di­ ye almış olduğundan Samsun'a çıktığı dakikadan itibaren Anadolu 'ya azimetinin maksadı aslisine muvafık (asıl ama­ cma uygun) harekata başlamış ve zaman zaman Babıaliye vuku bulan iş'aratı (uyarıları) dahi İstanbul'dakilerin mil­ leti batırmak yolunda yürüdüklerinin ihtaratından ibaret kalmıştır. Paşa'nın Babıalice azil kararına tekaddüm eden tarihteki bazı icraat ve tebligatını, onun hangi hareket hat­ tı üzerinde yürüdüğünü göstermekte olması hasebiyle, bu­ raya aynen dercediyorum:

Dahiliye Nezareti'ne

.

" Diyarbekir 21 Haziran 9 1 9- Üçüncü Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa 'dan alınan 20 Haziran l 9 l 9 şifre be­ rayı malumat aynen zirde (aşağıda) dercolunmuştur. Vali vekili: Mustafa Nadir "Posta telgraf müdürü umumisinin telgrafhanelere Müdafaai Hukuku Milliye heyetleri tarafından verilecek telgrafların keşide kılınmaması (çekilmemesi) hakkında emir verdiğini istihbar ettim. Bu tamimle takip olunan mak­ sat sadayi mil liyi (milli sesi) boğmak, vatanın parçalanma­ sına karşı milletin birleşmesine mani olmak gayesine ma­ tuf bir teşebbüsü caniyane ve hainaneden başka bir şey de­ ğildir. Derhal mezkur Müdafaai Hukuk Cemiyetlerinin de31


13.letile halk mitingler aktederek bu hali hükümet nezdinde şiddetle protesto etmelidir. Telgrafhaneyi serian (süratle) işgal ederek bu emrin geri alındığına dair cevap alıncaya kadar İ stanbul muhaberatı resmiyesini kesmek lazımdır. Bu hususta Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti riyasetine malumatı seria itasiy.le (acele bilgi ulaştırma)teşebbüsatı memduhalarına müzahereti vataniyede bulunması lüzumu­ nu tebliğ eyledim. Zerre kadar Yicdanı olan bir telgraf me­ murunun bunu yapmayacağı bedihidir. Şayet yapmaya ta­ saddi eden (kalkışanlar)olursa derhal divanı harbe tevdi­ ini umum kolordu kumandanlıklarına emir ve tebliğ eyle­ dim efendim. Bu şifrenin tarihi vusulunü rica eylerim."

Mustafa Kemal Bir başka tamim "Ankara 2 1 Haziran 9 1 9 Ü çüncü Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa' nın Amasya'dan keşide eylediği telg­ -

rafname sureti calibi dikkat olan münderecatından dolayı zire nakil ile arzolunur."

Vali: Muhiddin " 1 - Müdafa-i Milliye ve Reddi İlhak Cemiyetlerinin

verecekleri telgrafların keşide kılınmaması hakkında pos­ ta ve telgraf müdüriyeti umumiyesinden umum posta ve telgraf memurlarına bir emir verildiğini duydum. Milletin sadasını boğarak hukuku meşruasını menetmeye ve vata­ nın mahvına sebep olmaya matuf olan bu emri hiçbir na­ muslu telgraf memurunun icra edeceğini ümit edemem. 32


J

Fakat böyle bir namussuzluğa cüret edecek olanlar olursa derhal divanı harplere tevdiini ve iş' arını emreylerim. 2- Baladaki emrin kolordulara verildiği .

Mustafa Kemal Bu emirleri bu suretle pervasız vererek efkarı umumi­ yeye hakiki vaziyete mutabık (uygun) bir cereyan verme­ ye çoktan başlamış olan Paşa, Babıali'nin bu azil emrini de kaale almayarak işine devam etmiş. ve ancak Erzurum Kongresi sırasında; askerlik mesleğini canı kadar aziz bil­ diği halde, millet içinde bir millet ferdi olarak çalışmak için haiz olduğu askeri rütbe ve makamı kendi ihtiyariyle ter­ ketmekte bulunduğunu, bütün memlekete ilan etmiştir.

Ali Kemal'in bir tamimi Mustafa Kemal Paşa 'nın Samsun 'a gidişinden beri, İ s­ tanbul ile arasında açılan çukur pek az zamanda geçilmez ve aşılmaz uçurumlar halini bulmuştu. İngilizler kendisini beyhude yere Samsun'a kadar takip edip, netice alamayın­ ca evvela Babıali tarikiyle ve hile kullanarak İ stanbul'a cel­ bettirebilmek (getirebilmek) ümidi arkasında koşmuşlar ve bundan da ümidi kesince, bu defa da Paşa 'yı azlettirmek için olanca kuvvetleriyle yine Babıali' nin üzerine yüklen­ mişlerdir. Mustafa Kemal Paşa'nın Babıalice icra edilen azil meselesinde İngilizlerin ne kadar amil ve müessir olmuş ol­ dukları gösterilmiş olmak üzere o zaman Dahiliye Nazın olan Ali Kemal ' in bazı vilayetlere göndermiş olduğu teb­ liği buraya aynen naklediyoruz: "Mustafa Kemal Paşa büyük bir asker olmakla beraber, 33


siyaseti zamana o derece agah olmadığı için fartı (aşm) ha­ miyet ve gayretine rağmen memuriyeti cedidesinde asla mu­ vaffak olamadı . İngiltere mümessili fevkaladeliğinin talep ve ısrarı ile azledildi, ve edildikten sonra yaptıkları ve yaz­ dıkları ile de bu kusurlarını daha ziyade meydana vurdu. Reddi İlhak Cemiyetleri gibi Karesi ve Aydın havalisinde ehalii İslamiyeyi nahak (boş) yere kırdırmaktan ve fakat bu vesileden istifade ile halkı haraca kesmekten başka bir iş görmeyen ipsiz sapsız ve kanunen takip edilen bazı heyetler için öteye beriye çektiği telgraflarla da hatayı siyasisini ida­ reten de arttırdı. Müşarileyhin İstanbul'a celbi Harbiye Ne­ zareti'ne ait bir vazifedir. Lakin Dahiliye Nezareti'nin size emri kat'isi artık o zatın mazul olduğunu (azlolunduğunu) bilmek, kendisiyle hiçbirmuamelei resmiyeye girişmek (gi­ rişmemek olacak), umuru hükümete müteallik hiçbir mat­ lubunu is' af etmemektedir. Bu talimat dairesinde hareket eylememek ne gibi mesuliyetlere müncer olacağını takdir bu­ yuracağınızdan ve bu mühim, vahim dakikalarda memur, ahali her Osmanlıya terettüp eden en büyük vazife sulh konfe­ ransınca (Sevr) mukadderatımıza dair karar verilir ve beş se­ nedir yaptığımız cinnetlerin hesabı görülürken artık aklımı­ zı başımıza devşirdiğimizi gösterir, akilane ve müdebbirane (tedbirli) hareketlere imtisal etmek, fırka, mezhep, ırk ihti­ lafları gözetmeksizin her ferdin canını malını, ırzını sıyanet eylemek (korumak), nazarı medeniyette bu memleketi bir daha lekelememek değil midir? . . . "

Çok enteresan birkaç vesika Elde bulunan vesaik suretleri meyanında Dahiliye Ne34


zareti 'nin Sadaret' e gönderdiği bir tezkere müsveddesi var­ dır ki, 22 Haziran 1 9 1 9 tarihlidir; azil kararının, Dahiliye Nezareti'nin bu tezkeresi üzerine ittihaz edilmiş (ahnmış) olduğu anlaşılıyor. Dahiliyenin tezkeresi şudur:

Huzuru Ali Sadaretpenahiye "Erzurum Valisi Münir Bey' in Van Valisi gibi mahal­ li memuriyetinde ipkası (yerinde) elzem bulunduğuna ve o havalideki müşahedat ve istıtlaatına (gözlem ve bilgile­ rin) ve Müdafaai Milliye ve Reddi İlhak Heyetleri tarafın­ dan çekilen telgrafların ademi keşidesi hakkında posta ve telgraf müdüriyeti umumiyesince verilen emrin ilgası lazım geleceğine dair bazı ifadat ve mütalaatı havi, Üçüncü Or­ du Müfettişi Mustafa Kema! Paşa'dan, alınan telgrafname­ ler, manzum alii sadaretpenahileri buyurulmak üzere lef­ fen takdim kılındı olbapta, 22 Haziran 1 919." Bu tezkereden mevzuu bahis telgrafnameler, Mustafa -

Kemal Paşa'nın bütün Anadolu'ya yazmakta olduğu tebli­ gat suretlerinden Babıali 'nin eline geçebilmiş olanlar olmak lazım gelir. Babıali Dahiliye'nin bu maruzatı üzerine fer­ dası günü Mustafa Kemal Paşa hakkında azil karan ittihaz etmiştir. Böylece Paşa ile Babıali arasında esasen o güne kadar mevcut husumet ve cidal (mücadele), o günden iti­ baren kat'i ve açık bir safhaya intikal eylemiştir. Bundan sonra Sıvas vilayeti ile Dahiliye Nezareti ara­ sında cereyan etmiş bir muhaberenin bir iki müsveddesine daha tesadüf ediyoruz ki, Babıali bir aralık her nedense bi­ raz tecellüt (direnme) göstermek istemiştir. Bu muhabere­ nin vesikaları suretleri şunlardır: 35


Sıvas Vilayetinden Dahiliye Nezaretine' "Mustafa Kemal Paşa'nın azli iş'ar buyurulmasına mebni (dan dolayı)kendisiyle kat'ı muhabere olunmuşsa da düne kadar Amasya'da bulunan mumaileyh tarafından halen Üçüncü Ordu Müfettişi imzasıyla tebligatı mühim­ meye devam edilmekte ve fakat iş'aratı mevkii muamele­ ye konulmamakta olup, bu gece de Sıvas'a müteveccihen yola çıktığı mahallinden bildirildiğinden, azlinden sarfı na­ zar edilmiş ise, bir yanlışlığa mahal kalmamak üzere, aci­ len emir ve iş'ar buyurulması maruzdur (arz olunur). 26 Haziran 1 9 1 9 Vali: Reşit." O zaman Sıvas Valisi olan Reşit Paşa merhumun bu telgrafnamesi üzerine Dahiliye Nezareti'nin iki müsvedde­ si muvacehesindeyiz. Valinin bu telgrafnamesi üzerine Ba­ bıali'nin hiddetten küplere bindiği ve ilk iş olarak Musta­ fa Kemal Paşa'yı tevkif ettirerek mahfuzan İstanbul'a ge­ tirtmeyi düşündüğü anlaşılıyor. Vilayete cevap olarak ilk yazılan müsveddeye böyle bir haleti ruhiye ile �aşlanılmış olduğu görülüyor. Fakat yazı yazan el, biraz ilerledikten sonra, aciz ve ıstıraptan titremiş ve "tevkif ile mahfuzan izam" emrini verirken bunu "kendisini derdest ve tevkife muktedirseniz" şartı ile ta'lil eylemiştir. Bunun daha Türk­ çesi: "Biz muktedir değiliz, senin de muktedir olabilece­ ğini zannetmeyiz, fakat farzımuhal olarak, eğer elinden ge­ lirse, öyle yap!" demektir. Fakat galiba nihayet bunun da gülünç bir emir olduğu farkedilerek hepsi çizilmiş, altına diğer müsvedde yazılmıştır ki, bunda sadece: "- Mustafa Kemal Paşa'yı sureti kat'iyede mazul (az­ ledilmiş)tanımanızı tebliğ ederim." deniliyor. 36


Acaba bu ikinci suret Sıvas'a tebliğ edilmiş midir? Sı­ vas Mebusu Rasim Bey Sıvas'a böyle bir tebliğin gelme­ diğine kaildir (söylemektedir). Belki Babıali, bu cevabı göndermekten de sarfı nazar etmiş olabilir. Yahut cevap gitmiştir de Reşit Paşa onu meydana çıkarmamış, veya on­ dan kimseye bahsetmemiştir. Burada dikkat olunacak bir cihet vardır ki, o da Babı­ ali'nin eğer elinde olsa, hakikaten Mustafa Kemal Paşa'yı derdest ve tevkif ettirmek için beslediği çok derin bir he­ ves ve arzudur. Bu hevesin bundan sonra iki yerde büyük tezahürlerine şahit olacağız: 1 - Biri bizzat Damat Ferit' in riyaseti altındaki bir Mec­ lis' i Has'ın " Mustafa Kemal Paşa ve Rauf beyleri nerede bulursanız tutup tevkif edeceksiniz" diye bütün vilayetle­ re gönderilen emrin menşei olan bir kararıdır. 2- Mustafa Kemal Paşa Erzurum'dan Sıvas 'a döndü­

ğü zaman, Sıvas üzerine bir baskın yaptırmak için, Babı­ ali ' nin, o zaman Elaziz Valisi olan Ali Galip 'le kurduğu kumpastır ki bunun muhaberatı dahi yukarıdakiler kadar acaip ve aynı zamanda feci diğer bir safha teşkil eder. Hülasa evvela Mustafa Kemal Paşa Samsun'a çıktık­ tan sonra kendisiyle Babıali arasında başlamış olan cidal

(mücadele), azil kararından sonra daha had devresine gir­ miştir. Zahirisi Babıali ile olan bu cidalin (mücadelenin)iç yüzü ve hakikisi İ ngilizlerle idi. Nitekim bütün kongreler­ den ve bütün milli teşkil ve teşekküllerden sonra bu cidal

(mücadele), zahiri ve batıni hep bu şekil ve mahiyetini mu­ hafaza ederek mukadder olan milli galebe neticesinde ka­ rar kılmıştır. 37


Şark Vilayetleri halkı endişe içinde idi Erzurum ve Sıvas kongreleri Anadolu'nun cidal (mü­ cadele) tarihinde çok ehemmiyetli mevkileri olan iki içti­ madır (toplantıdır). Umumi Harp'ten sonra T ürkiye'nin parçalanmasını istihdaf eden (hedef alan) Loyd Corç siya­ seti, diğer alakadarların da çok pervasızca ve çok ateşin gay­ retleriyle, memleketin diğer aksamı meyanında Şarki Ana­ dolu vilayetlerinin taliini dahi pek korkunç karanlıklara sal­ mıştı. Bütün şark vilayetlerimizi kavrayan Büyük Ermenis­ tan teşkilinden bahsolunuyor, ve bu Ermenistan'ın beheme­ hal Karadeniz'de bir mahrece malik (yere sahip) olması lazım geleceği adeta itiraz olunmaz bir zaruret gibi ileri sü­ rülüyordu. Ermeniler Karadeniz'de Trabzon'a inmeyi pek istiyor­ lardı . Diğer başkaları daha insaflı olmak için Rize ve Ho­ pa taraflarında bir limanı kafi addediyorlardı. Mukadderatı böyle karışık bir tehlike arzeden Trabzon havalisine müteveccih ihtiras bundan ibaret de değildi. Di­ ğer taraftan Pontus malihülyaları dahi, halkı çok hamiyet­ li ve vatanperver olan bu güzel T ürk şehrini tehdit etmek­ ten hali (uzak) değildi. Fazla olarak bu Ermenistan için çi­ zilmek istenilen hudutların mübalağası da İ skenderun Kör­ fezi'ne kadar getirilerek Akdeniz'e bile indiriliyordu ! Muh­ telif ve karışık vaziyetlerin meydan verdiği derin buhran, bilhassa şark vilayetlerimiz halkını büyük endişeler içinde kararsız bulunduruyordu. Bunun neticesi olarak yer yer muhtelif cemiyetler te­ şekkül ederek müteaddit tedbirlere başvurulmak istenildi­ ği görülüyordu. Bütün bu muhtelifteşekküller bir aralık bir 38


kongre halinde içtima etmeyi (toplanmayı) tasavvur dahi etmişlerdi. İ şte "Erzurum Kongresi " esasen bu hissiyatın ve bu yoldaki faaliyetlerin mahsulü idi. Mustafa Kemal Paşa, galiba daha ziyade emrivaki ha­ linde bulduğu, Erzurum Kongresi ' ne itiraz etmeyerek, ona salim bir mecra vermeyi tercih etmiş ve fakat onu müte­ akip bütün vatana şamil diğer bir kongre aktini elzem ad­ dederek, aynı zamanda onun da hazırlıklarına ba$1amıştır ki, bu ikinci kongre de Erzurum Kongresi 'ni takiben Sı­ vas'ta toplanan umumi kongresidir.

Mustafa Kemal Paşa'nın Sıvas'a gönderdiği mektup Mustafa Kemal Paşa 'nın Amasya 'dan Sıvas - Erzincan tarikiyle (yoluyla) Erzurum Kongresi ' ne sureti azimetine ait malumat ve tafsilat için o zaman fiilen bu işler içinde ça­ lışmış olan Sıvas Mebusu arkadaşım Rasim Bey'e müraca­ at ettim. Bu bahisteki hatıralarını bana şöyle anlatmıştır: "- İzmir' in işgali üzerine hasıl olan umumi teessür ve heyecana karşı hükümet bütün Anadolu 'ya miski nane ita­ at ve teslimiyet tavsiyesinde bulunmakta iken, o esnada Şar­ ki Anadolu Orduları Müfettişi Umumiliği ile Samsun 'a çı­ kan, Havza ve Amasya'ya ilerleyen Mustafa Kemal Paşa her tarafta mitingler aktedilmesine (yapılmasına), mütema­ diyen protesto telgrafları çekilmesine, bütün halkın fikir ve nazar ihtilaflarını bir tarafa bırakarak tek kütle halinde " İs­ tiklali milli ve tahlisi vatan" (milli istiklal ve vatanın kur­ tuluşu) için teşkilat yapmasına dair her tarafa telgrafname­ ler yazmaya başlamıştı. O sıralarda Sıvas Valiliğinde mer39


hum Reşit Paşa, Üçüncü Kolordu Kumandanlığında Refot Bey (Paşa) ve bu kolordunun erkanı harbiyesi riyasetinde erkanı harbiye (kurmay) binbaşılardan Zeki Bey (sonra­ dan j andarma umum kumandanı bulunuyordu). Merkezin uyuşturucu ve yeis verici iş' aratına bedel (yazılı bildirme­ lerine karşılık) Paşa'nın telgrafları maneviyatı ve vatanın kurtarılmasına ait ümitleri kuvvetlendiriyordu. 1 9 1 9 senesi Haziranının son haftalarında idi, bir gün Doktor Miralay İbrahim Tali Bey'le arkadaşı topçu binba­ şılarından Kemal Bey'e Sıvas çarşısında tesadüf ettim. Ta­ li Bey'le esasen tanışırdım. Kendilerine, ne zaman geldik­ lerini sordum. Henüz bir saat evvel muvasalat ettikleri ni

(geldiklerini) ve Mustafa Kemal Paşa'nın bir mektupları­ nı hamil olduklarını (taşıdıklarmı) icap eden zevatla mü­ nasip bir zamanda görüşmek lazım olduğunu ve Paşa haz­ retlerinin de birkaç gün sonra teşrif edeceklerini söyledi­ ler. Hemen o gün mahalli mülakat tayin ve bazı zevat da davet olunarak Tali ve Kemal Beylerle görüşüldü. Aynı günde, Paşa'nın vezaifi resmiyesinden (resmi görevinden) tecrit olunduğuna dair Dahiliye Nazın Ali Kemal 'den vila­ yete bir şifre geldiğine de muttali olduk. İbrahim Tali Bey: Onun ehemmiyeti yoktur. Paşa Babıali 'nin azil ve nas­ bı ile hareket etmeyi çoktan ayakları altına almıştır. Diyerek Paşa'nın mektubunu tevdi etti (verdi). Mus­ tafa Kemal Paşa mektuplarında çok veciz ve kati idiler. Memleketin içine yuvarlandığı uçurumun önüne geçme­ nin en mübrem vazife olduğunu ihtar eyledikten sonra, İb­ rahim Tali ve Kemal Beyleri emin arkadaşlar olarak, tavsi­ ye ediyorlar, onların söyleyeceklerine itimat ve dikkat tav­ siye ediyorlardı. 40


İ brahim Tali Bey'in hamil olduğu talimat " müttehit (birlik içinde) bir milletin mukavemetsiz galeyanı karşı­ sında her felaket bertaraf edilebilir" cümlesiyle hülasa olu­ nabilirdi. " Mustafa Kemal Paşa vatanın maruz kaldığı az­ im felaket karşısında fevkalade mütmeheyyiçtir (heyecan­ lıdır); fakat ıstıraplarına vakıf olduğu milleti, yavaş yavaş, tıpkı kendi düşündüğü yolda yürüyerek, bütün bu müthiş felaketleri bertaraf edeceğinden de en kat ' i surette emin­ dir. Bunun için Erzurum Kongresi'ni takiben Sıvas'ta bü­ tün milletin iştirak edeceği umumi bir kongre aktedilmek (toplatmak) lazımdır, bunun için Paşa tarafından tedabir ve tertibat dahi alınmıştır." İ brahim Tali Bey söylerken sanki Anafartalar kahra­ manını karşımızda gibi görüyorduk. Onun hissettiği şeyler milletin sanki tebellür etmiş hissiyatı idi, ve naklen ifade edildiği halde bile, Paşa 'dan gelen sözler büyük bir itimat tevlit ediyordu. Zaten Paşa'nın bizzat Sıvas'ı teşrifleri de gecikmedi."

Mustafa Kemal Sıvas'ta Yanlarında Hüseyin Rauf Bey, Doktor Refik (Say­ dam), erkanı harbiye zabitanından Kazım (Dirik) ve Hüs­ rev (Gerede) İbrahim Süreyya (Yiğit) Beylerle yaveri Ce­ vat Abbas Bey vardı . Muvasalatlanndan haberdar olduğu­ muz için tabii istikbal ettik. Paşa halk nazarında hiç de az­ lolunrnuş bir kurnandan değildi. Bizzat rnüşarileyh de azil ve nasıp ile artar ve eksilir bir şey görmüyordu. Halkın na­ zarında, cümlemizin gözlerinde Paşa beşeri her türlü azil ve nasıplardan yüksek bir şahsiyet olarak görülüyordu. Ana41


fartalar kahramanının, etrafa pek tabii olarak verdiği, ilk ve hakiki tesir, işte bu idi. Paşa Sıvas'ta pek çok kimse ile görüştü; sanki çelik­ ten bir natıka (konuşma) idi: Memleketin müthiş bir inkı­ raz tehlikesi karşısında bulunduğunu, buna karşı gösterile­ cek lakaydi ve mutavaatın altı yüz senelik bir hükümeti ba­ tıracağını ve koskoca bir milletin esaretini mucip olacağı­ nı ve fakat azim ve sebatla çalışıldığı takdirde behemehal memleket ve milleti kurtarmak kendilerince muhakkak ol­ duğunu söylüyor; ve milletimizin secaya ve mezayasına (seciye ve meziyetlerine) vakıf bir kumandan olmak itiba­ rıyla her hale rağmen hüsnü (iyi) idare edilmek sayesinde Türk milletinin ve Türk askerinin bu gibi müşkülatı ikti­ ham edeceğine kat' iyyen (kesinlikle yeneceğine) kani bu­ lunduğunu izah ve kendilerinin de bu maksat uğrunda her şeyi fedaya azim olarak İ stanbul 'dan çıktıklarını ilave ey­ liyorlardı. Paşa Anadolu'da alelade bir kumandan olarak tanınma­ mıştı . Ana fa rtalar'daki büyük hizmeti herkese itimat telkin etmiş ve kendisine ise büyük bir şöhret kazandırmıştı. Son beyanatları da görüştükleri ve hatta görüşmedikleri zevat üzerinde büyük bir tesir bırakmıştı. Çünkü o sözleri işiten­ ler onları orada hazır bulunmayanlara naklediyorlardı. Pa­ şa bu ilk defasında Sıvas'ta bulunduğu kısa müddet zarfın­ da yapılacak teşkilatın esaslarını tespit ve mesaiyi tanzim ettikten sonra Erzurum'da toplanacak kongreye Sıvas'tan gidecek azanın biran evvel hareketlerini tavsiye ve daha sonra, Sıvas'ta toplanacak umumi kongre için de şimdiden hazırlık yapılmasını tenbih ederek, Sıvas'a beraberlerinde gelen zevatla Erzurum'a doğru hareket eylediler. 42


İ ngilizlerin Samsun'a asker çıkarmak teşebbüsü Bu esnada Paşa 'yı İ stanbul'a avdet (döndürmek) için ikna edemeyen İ stanbul hükümeti mütemadiyen gizli tali­ mat vermekle meşguldü. Bu sıratarın en mühim hadisele­ rinden biri İ ngilizlerin Samsun'a a!>ker çıkarmak teşebbüs­ leri idi. M ustafa Kemal Paşa bu İ ngiliz teşebbüsüne karşı fevkalade mütecellidane (cesur) hareket edilmek için kat ' i evamir v e talimat vermiş olduğu cihetle Üçüncü Kolordu kumandanı hemen o havaliye gitmiş ve ihraç teşebbüsüne karşı ciddi tedbirler almıştır. Tedbirlerin ciddiliği o radde­ de idi ki, eğer İ ngilizler ihraç yapmış olsalardı, kendileri­ ne karşı behemehal ateş edilecekti. İ ngilizler bu ciddiyet karşısında oraya gelişlerini tevil ile ric ' at etmek mecburiyetinde kalmışlar ve fakat bu hezi­ metin acısını Babıali'ye Üçüncü Kolordu Kumandanını de­ ğiştirtmekle çıkarmak istemişlerdir. Filhakika bu hadise üzerine Rifat Bey' in yerine Üçüncü Kolordu Kumandanlı­ ğı'na Miralay Salahaddin Bey gönderilmiştir. Salahaddin Bey'in de milli emeller haricinde hareket etmeyeceği ka­ naatı bu azil ve tayinin mesele yapılmaması neticesine sa­ ik (neden) olmuştur. Yoksa milli hareketlere karşı gelece­ ğinden şüphe olunacak bir kumandan tayin edilmiş olsay­ dı, hiç şüphe yok ki, o da İ ngilizler gibi, hatta karaya ayak basmaya muvaffak olmadan kovulurdu ! "

Mustafa Kemal Paşa Erzurum'da Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları 9 1 9 senesi Tem­ muzu iptidalarında (sonlarında) Erzurum'a muvasalat 43


(vardıkları) ettikleri zaman Erzurum Kongresi'ne intihap olunan murahhaslar da (seçilen delegeler de) peyderpey gelmekte idiler. Bununla beraber, bir taraftan murahhasla­ rı yetişmemiş yerlere ayrıca tebligat icra edilerek mümes­ sillerin süratle izamı talep ve rica edilmekte beraber, diğer taraftan orada mevcut arkadaşlarla kongreye ait hazırlık et­ rafında müzakereler yapılmaya ve tedbirler alınmaya devam edilmiştir. Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'da Anadolu karasına çıkmasından itibaren Babıali ile İ ngilizlere karşı açtığı cidal (mücadele), Erzurum Kongresi muvacehesin­ de en fiili safhasına intikal edecekti ve artık bu halin tahak­ kuk etmek üzere bulunduğu anlarda b�lunuyoruz. Erzurum'da kongreye takaddüm eden ilk müzakerele­ rin bazı çetin ve ciddi safhalar arzetmiş olduğunu kabul et­ mek lazımdır. Kazım Karabekir Paşa'nın orada Mustafa Ke­ mal Paşa 'ya çok kıymetli bir muzahir olmuş (yardımcı)ol­ duğunu ve nihayet bütün arkadaşların Mustafa Kemal Pa­ şa etrafında bir hale çevirmekte gecikmemiş bulundukları­ nı kaydetmek lazımdır. O zaman, Trabzon, galiba bir fırka kumandanı olan, Halit Bey'in (Ardahan Mebusu mer­ hum Halit Paşa) Mustafa Kemal Paşa 'yı ehemmiyetle des­ teklemekle temayüz etmiş olduğunu da burada kaydetmek kadirşinaslık iktizasındandır (gereğidir). Filhakika (doğrusu) vaziyet çok mühim ve meseleler ise çok hayati idi. Memleket ve milletin idaresi namına ze­ vahirin muhafazasına itina edilmekle beraber, hakikatte, daha o tarihten itibaren, İ stanbul ile alakayı kesmek, yal­ nız İ ngilizlere karşı değil, altı yüz yıllık çürümüş saraya kar­ şı da cihat bayrağını açmak ve bu kararın son merhalesine kadar gitmek lazımdı. 44


Babıali' nin telaşı ve Erzurum Kongresi'ni önleme teşebbüsü Mustafa Kemal Paşa daha ziyade şark vilayetlerine ait bir içtima olan Erzurum Kongresi'ne iştirakle beraber bu­ nu müteakib, Sıvas 'ta akdolunacak bütün vatana şamil umu­ mi bir kongre ile"tekmil etmeyi düşünmüş ve ona göre ted­ bir ve tertibata dahi müracaat eylemişti. İ şlerin bu silsile­ sini idrakten çok uzak bulunan Babıali ise kongreden ha­ kiki bir mana istihraç edemeyerek (çıkaramayarak) daha ziyade: - Acaba bizim kapattığımız Meclis-i Meb'usanı ora­ larda mı toplamaya kalkışıyorlar? Vahimesine kapılmış gidiyordu. Erzurum 'daki ne ise ne, fakat Sıvas'ta vuku bulacak içtimaın Meclis-i Meb'us­ an içtimaı olacağı bir aralık Babıali' nin kafasına iyice yer etmiş olduğunu evrak ve vesaiki arasında görüyoruz. O sı­ ralarda Dahiliye Nazın olan Adil Bey'in Adliye Nezareti­ ' ne gönderdiği şu tezkere kongre intihabatına (seçimleri­ ne) ait işler ile İ stanbul 'daki telakki tarzlarına bir misal teş­ kil edebilir: " Erzurum'da içtima edecek kong�eye Darende 'den gönderilecek mebusun masraflarına karşılık olmak üzere, nısıf (yan) maaşlarının itası için, kaza kaymakamı tarafın­ dan bilumum memurinden imza: alındığı ve kadı efendinin de bu husus için ahaliden iane (yardım) topladığı haber alınmış ve kaymakamın tebdili derdesti icra bulunmuş ol­ makla, kadı efendi hakkında lazım gelen muamel�nin ifa­ sı. .. Diyarbekir Valisi ile Dahiliye Nezareti arasında ecre"

45


yan etmiş olan aşağıda zikredilen kısa bir muhabere ise o zamanın edebi letaifi meyanına kaydolunacak bir mahiye­ ti haiz sayılsa yeridir: "Diyarbekir: 8 Temmuz 9 1 9 Her taraftan yola çık­ mış olan Erzurum Kongresi azalarının iki güne kadar çıka­ rılacak isimlerinin iş'arı ile beraber hangi gün Erzurum'da bulunacaklarının inbasını (haberini) Üçüncü Ordu Müfet­ tişi Mustafa Kemal Paşa şifre ile On Üçüncü Kolordu Ku­ mandanlığı 'na iş'ar ve kumandanlıktan da şifre sureti vila­ yete bittevdi azanın ne zaman yola çıkarılacağı istifsar olu­ nuyor. İcabı istizan olunur. - Faik Ali" -

Diyarıbekir Vilayeti'ne: " Babıali : 9 Temmuz 9 1 9 - C 8 Temmuz 9 1 9 - Musta­ fa Kemal Paşa mazul (azledilmiş) ve harekatı merduttur. Yerdiği emirlerin reddi icap eder. Erzurum Kongresi 'nden maksat ne olduğuna dair serian malUmat itası."

Dahiliye Nezareti'ne: "Diyarbekir: 12 Erzurum. 9 Temmuz 9 1 9 - Bundan bir buçuk ay evvel, 10 Temmuz in'ikat etmek üzere, Trabzon Müdafaa-i Mi Biye Cemiyeti ' nin talebi üzerine, vilayatı şar­ kiyenin her birinden birkaç azanın Erzurum 'da toplanarak, bu vilayetlerin mukadderatını müzakere ve betahsis Erme­ nistan olmamasını temin için lazım gelen müzakerat ve mukarreratta bulunarak, tedabi ri ihtiyatiye tevessül etmek­ ten ibaret olduğu, bittahkik anlaşılmakla, ferman. - Vali : Fa­ ik Ali." 46


Bundan sonra Babıali 'nin etekleri tutuşarak Erzu­ rum 'daki Milli teşekküle ve tahsisen Mustafa Kemal Pa­ şa 'ya karşı şiddetli bir mücadeleye atıldığı görülüyor. Kong­ re hakkında Babıali 'nin riyakar telaşlanndan bir iki numu­ ne arzetmek faydasız değildir. Dahiliye Nazırı Adil tarafın­ dan yazıldığı tahmin olunan atideki (aşağıdaki) tamim bun­ lardan biridir: " Üçüncü Ordu Müfettişi sabıkı Kemal Bey (müsved­ desinde evvela "paşa" diye yazılmış iken sonra çizilerek "Bey" konmuştur.) ile Bahriye Nazırı esbaki (eski) Rauf Bey' in Erzurum'da milli kongre namıyla bazı kimseleri toplamaya tesaddi ettikleri ve bazı vilayet ve elviyede bu yolda bazı teşebbüsat vukua getirilmekte olduğu al ınan ha­ berlerden anlaşılmaktadır. Bu teşebbüsat her ne fikir ve ni­ yete müstenit (dayamrsa) olursa olsun, memleketin mena­ fii aliyesine her halde mugayir ve gayet muzurdur. Bunun­ la beraber kavanini mer'iye ahkamına da münafi ve müret­ tip ve müşewik ve mültehaklan hakkında kanunen mes'uli­ " yeti şedideyi daidir. " Memlekette bu gibi ahval devam edecek olursa vata­ nı mukaddesimizi pek yakından tehdit etmeye başlayan tehlikei inkırazdan kurtarmak mümkün olamayacağında akli selim eshabı müttefiktir. Çünkü bu kadar müşkülatı da­ hiliye ve hariciye ile muhat olduğumuz bir anı hatırnakte böyle her kafadan bir ses çıkacak ve rast gelen istediğini yapacak olursa maazallah felaket tabiidir. İ şte bunun için­ dir ki, her yerde umuru memleket münhasıran hükümet ta­ rafından tedvir ve icra olunur. Ve yine bu hikmete müste­ nittir ki, hiçbir memlekette umuru hükümete, vazifedar ol­ mayanlar tarafından müdahale ettirilmez. Binaberin (Bun� 47


dan dolayı) bu kaideyi esasiyeye, hususan bu kadar nazik bir zamanda; riayet edilmemesi, ne hikmeti hükümet, ne de muktezayi basiret ve hamiyetle kabili -teliftir." "Binaenleyh vazifedar olmayanların, her kim olursa ol­ sun, umur ve muamelatı devlete zinhar hiçbir vesile ile ka­ rıştırılmaması ve müdahalede ısrar edenlerin, kezalik her kim olursa olsun, derakap derdest edilerek pençei kanuna teslimiyle haklarında kanunen terettüp edecek muamelatın ifası ve bu gibi müdahalattan ahalice husule gelebilecek sui tesiratın her türlü tedabiri lazimeye müracaatla bila ifatei vakıt izalesi, elhasıl kava.idi hükümete ve ahkamı kavani­ nin ve nizamatı memlekete mugayir olan her hareketin sa­ hai filiyatta tesirat göstermesine meydan verilmeden şedi­ den ve kat'iyen men'ine müsaraat edilerek her tarafa kar­ şı ispatı mevcudiyet ve ibrazı azmü şiddet edilmesi sureti mahsusada tavsiye ve emrü asayişi müddeti kalile zarfın­ da takrir ve tesbite muvaffakiyetinize intizar olunur. - (Al­ tındaki not) Serian yazıla . . .

"

Babıali'nin hiddetli ve telaşlı bir hal ve vaziyette bu� lunduğunu gösteren bu türlü iş'aratı (belirtileri) Erzurum Kongresinden evvel başlayarak bütün kongre müddetince devam etmiştir.

Mustafa Kemal askerlikten istifa ediyor Erzurum Kongresi'ne takaddüm eden mühim hadise­ lerden biri Mustafa Kemal Paşa ' nın pek aşıkı bulunduğu silki celili askeriye veda ve istifa ederek "sinei millette bir ferdi mücahit suretiyle bulunduğu"nu (çok sevdiği büyük 48


askerlik mesleğinden ayrılarak millet için çalışacak rüt­ besiz bir kişi olduğunu) ilan etmesidir. Bu karar ve ilan milli mücahedenin hakikatten en mühim safhasına mukad­ dime (başlangıç) teşkil edecek bir maceradır. Haber telg­ raf hatlarının girebildiği bütün memleket aksamına (sat­

hına) verilmiş olduğu gibi mülkün en ücra köşelerine ka­ dar da posta ile isal edilmiştir (ulaştırılmıştır). Belki bir iki ay bütün memleketin idare memurları bu vesikalardan ellerine geçebilenleri Babıali'ye göndermekle meşgul ol­ muşlardır. O zamana kadar Babıali Mustafa Kemal Paşa ' yı mazul (azledilmiş) addetmekle iş görebileceğini ümit eder­ ken bu defa istifası ve "milletin sinesinde bir ferdi müca­ hit" olarak çalışmaya karar vermesi, Babıali' yi şaşırtmış ve ona hakikaten çok büyük darbe teşkil eylemiştir. Mustafa Kemal Paşa 'nın istifanarriesinin metnini bu­ raya aynen dercediyorum (alıyorum):

"Ferdi mücahit" Beyannamesi: ERZURUM, 8 Temmuz 1 9 1 9. " Mübarek vatan ve milleti parçalanmak tehlikesinden kurtarmak ve Yunan ve Ermeni amaline kurban etmemek için açılan mücadelei milliye uğrunda milletle beraber ser­ best surette çalı şmaya sıfatı resmiye ve askeriyem artık ma­ ni olmaya başladı. Bu gayei mukaddese için milletle bera­ ber nihayetine kadar çalışmaya mukaddesatım namına söz vermiş olduğum cihetle pek aşıkı bulunduğum silki celili askeriye bu gün veda ve istifa ettim. Bundan sonra gayei mukaddesei milliyemiz için her türlü fedakarlıkla çalışmak 49


üzere sinei millette bir ferdi mücahit sıfatiyle bulunmakta olduğumu arz ve ilan eylerim. - Mustafa Kemal." Mustafa Kemal Paşa'nın şahsında halas ve necat (kur­ tuluş) bekleyen millet için bu küçük beyannamenin çok bü­ yük tesirleri olmuştur. Beyannamenin hiçbir kelimesi faz­ la değildir ve onda her kelimenin çok büyük manaları var­ dır. Böyle bir karar ve ilandan yalnız Sarayla Babıali de­ ğil, onların istinatgahları olan İ ngilizler de korksalar reva idi. Çünkü Anafartalar kahramanının bu kararı ile şarkta, yalnız T ürkiye'de değil, belki bütün şarkta, yeni bir cephe açılmak ihtimali o kararı vereni ve onu ilan edeni bilenle­ re göre yüzde yüz varitti. Onun içindir ki, bu karar ve ila­ nın kat'iyeti sabit olduktan ve ilk hayret ve tereddüt devir­ leri geçtikten sonra Sarayla Babıali - İngilizlerin talimat ve terbitatiyle - Mustafa Kemal_Paşa'nın şahsına müteveccih bir suikastı başa çıkarabilmek için çok uğraşmışlarsa da tafsilatı biraz sonra görüleceği üzere - milletin artık Mus­ tafa Kemal Paşa'nın şahsında ir mütteka (dayanak) bulan azmi bütün o sef i l tertip ve tedbirler i zirüzeber (geçersiz) eylem i ştir.

Rauf Bey'in Beyannamesi Babıali, takip ettiği cidalde Mustafa Kemal Paşa ile meşgul olurken, Sıvas'tan i tibaren Hüseyin Rauf Bey' i de işe karıştırmaya başlamış bulunduğundan Mustafa Kemal Paşa'nın gösterdiği lüzum üzerine Rauf Bey'in dahi bir be­ yanname neşretmes i muvafık görülmüş, o da yayılmıştır. Hamidiye kahramanı Hüseyin Rauf Bey'in de Mustafa Ke­ mal Paşa'ya iltihak etmiş ve o safta mevki almış olması Ba50


bıaJi ' ye ve onun sarayına ve her ikisinin harici hamilerine karşı müskit (susturucu) bir cevap olabilirdi. Mustafa Ke­ mal Paşa'nın beyannamesini takiben aynı günde Hüseyin Rauf Bey 'e de neşrettirilmiş olan beyannamenin metni şu­ dur:

" M ustafa Kemal Paşa ile beraberim!" " Vatan ve milletimizin inkıraz ve inkısamı kat'isini hazırlamakta olan bugünkü düşman harekatı ve bütün eli bağlı kalan Dersaadet 'teki ( İ stanbul'daki) hükümeti merkeziyemizin naçarı yüzünden vaki mümaşati (yumu­ şakhğı) karşısında hakkını ve toprağını ve istiklalini mü­ dafaa ve fedaya azmeyleyen cereyan ve iradei milliye uğ­ runda bir ferdi aciz olarak çalışmak için Dersaadet'ten çıktım. Aydın tarikiyle gelerek Mustafa Kemal Paşa haz­ retleriyle rüfekasının cihadı millisine (arkadaşlarmm milli mücadelesine) iştirak ettim. 1 stanbul'un solgun, mahsur siması altında kaynayan dindar ve namuskar ve hareketli bir kan vardır. Payitahtın bütün namuskar ricali alesseviye ve bilfiil temasta bulunduğum Hüdavendigar ve Karesi ve Ankara ve Sıvas vilayetlerinin tabakatı mil­ liyesi tamamiyle bu gaye ile mütehalli (donan mış) olup mübarek milletin kudreti milliyesine raptı ümit ve amal eylemiştir. Vatan ve milletin hal:is (kurtuluş) ve istikla­ li, makamı sa ltanatı ve hil afetin masuniyeti bilfiil temin olununcaya kadar Mustafa Kemal Paşa ile beraber çalış­ maya mukaddesatım namına ahdü misak eylediğimi arz ve ilan eylerim. 1 9 1 9 Temmuz. Bahriye Nazırı Esbakı : Hüseyin Rauf� -

-

51


Beyannamelerin Babıali'de yaptığı tesir Bu tebligatı Anadolu'daki memurini mülkiyeden

(mülkiye memurlarından) bir kısmı alelusul Babıali 'ye bildirmişlerdir. Bu meyanda (arada) Bitlis Valisi Mehmet Ziya imzalı bir telgrafname görüyoruz ki beyannamenin her ikisini şifre olarak bildirdikten sonra yapılacak muamele­ yi istizan (izin) eylemektedir. Bu Mehmet Ziya zavallısı­ nı o zaman Diyarbekir'de Üçüncü Ordu Kumandan Veki­ li olan Miralay Cevqet Bey şaşırtmıştır. Miralay Cevdet Bey, bu suretleri, diğer taraflarda olduğu gibi, bu Bitlis Va­ lisine de tebliğ etmiş ve tebliğin sonuna şu vesayayı (tav­ siyeleri) ilave etmiştir: " Üçüncü Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa haz­ retlerinin askerlikten istifasına dair ve esbaki (eski) Bah­ riye Nazırı Rauf Bey'i n Üçüncü Ordu Müfettişliği erkanı harbiye riyasetinden tebliğ edilen vedaname beyanname­ lerinin birer sureti balaya (yukarıya) çıkarılmıştır. Bunla­ rın mıntıkanız dahilinde vatanın en ücra köşelerinde bil­ cümle evladı vatana aynen tebliğ ve ifbamı (bildirilmesi) hasseten temenni olunur." Bitlis Valisi Mehmet Ziya Bey ilave ile iki tebliği al­ dıktan sonra anlaşılan bir hayli düşünmüş ve iki tebliğin suretleriyle Cevdet Bey'in iş'arını aynen nakletmek sure­ tiyle Dahiliy�ye yazdığı bir telgrafnamede: " İ şbu telgraf­ lar hakkında, vilayetçe meçhul olan ahvali umumiyeye na­ zaran yapılacak muamele için, vilayetin irşat ve ikazınıza (yol gösterme ve uyarınıza) ihtiyacı vardır" demiştir. Bitlis Valisinin bu iş'annı alır almaz Dahiliye Nazırı Adil Bey bir taraftana Bitlis Valisi Ziya Paşa'ya (meğer bu 52


zat Paşa imiş), diğer taraftan bazı vilayetlere ve bunlardan başka Sadrazam Damat Ferit'e ve Harbiye Nazırı Nazım Paşa'ya maruzatta bulunmuştur. Bazı merasim ve icabat farkları ile hemen yekdiğerinin kopyası mahiyetinde olan bu tebligat ve iş'aratıiı mesela Damat Ferit'e ait olanı şu­ dur: " Üçüncü Ordu Müfettişi sabıkı Mustafa Kemal Paşa ile Bahriye Nazın esbakı Rauf Bey' in, Diyanbekir'de Üçün­ cü Ordu Kumandan Vekili Miralay Cevdet Bey tarafından, 1 3 Temmuz 1 9 1 9 tarihinde, Bitlis vilayetine tebliğ olunan telgrafnamelerinin suretleri, leffen (zarfiçinde) takdim kı­ lındı. Mezkur (adı geçen) telgrafnamelerde bahsolunan ha­ rekat selameti vatanı tehlikeye ilka (sokacak) edecek ne­ tayici vahime tevlit eyleyeceğinden (kötü sonuçlar doğu­ racağmdan), icap edenlerin ikazını ve hal ve mahalle gö­ re lazım gelen tedabiri serianın ittihazı ile teşebbüsatı va­ kıanın men'i ve peyderpey malumat itası z;mmında Bitlis, Hüdavendigar (Bursa), Ankara, Sıvas vilayetleri ile Kare­ si mutasamflığına tebligat icra edilmliş ve cih�ti askeriye­ ce icap edenlere vesayayı müessire ifası Harbiye Nezare­ ti celilesine yazılmıştır, olbapta 2 1 Temmuz 1 9 1 9." Hülasa, M ustafa Kemal Paşa'nın beyannamesi mille­ te gidilecek yolu sarahaten gösterdiği kadar İ stanbul 'u da korku ve telaşlara salmıştı, bilahare (daha sonra) görüle­ ceği üzere bu korku ve talaşlar hiç de boş değildi. -

Erzurum Kongresi açılıyor Babıali, kendisine karşı olan bu harekat ile hangi ga­ yelere doğru yürünüleceği meselelerinin bir türlü içinden 53


çıkamayarak, çabalarken Erzurum'da işler tabii cereyanı­ nı takip ediyordu. Nitekim 1 0-23 Temmuz 1 9 1 9 tarihinde, henüz azaların tamamı bitmemiş olmasına rağmen, kong­ renin tarihi akti o gün olacağı hakkında evvelce verilmiş karara ve yapılmış davete tevfikan, Erzurum Kongresi açıl­ mış ve keyfiyet telgrafla nahiyelere varıncaya kadar bütün memlekete ve belediyelere tamim edilmiştir. Milli cidal (mücadele) hayatımızda, cemiyet halinde hayırlı bir ipti­ dayı (başlangıcı) bildiren bu vesikanın aynen tekrarını la­ zım addediyorum:

Kongrenin Tamimi: " Vatanı mukaddesin parçalanması ve istiklali milli­ mizin imhası için mevcudiyetimize tevcih edilmiş olan si­ lah gasp ve tehdidi kırmak ve Ermeni, Yunan ihtirasına kar­ şı milletin azim ve imanından masnu (yapılmış) bir seddi metin tesis etmek üzere Şarki Anadolu vilayetlerinin mu­ vafık mahallinde (uygun yerinde) bütün kaza, liva v� vi­ layet mümessillerinden mürekkep olarak akti kararlaştırı­ lan ve bilcümle füruku siyasiye (siyasi partilerin) ve ama­ li hususıye (özel amaçlarm) ve salisiyenin fevkinde bulu­ nan kongremiz tevfikatı Süphaniyeye ve ruhaniyeti Hazre­ ti Peygamberiye istinaden milletin hürriyet ve istiklalini kazandığı yevmi mübeccele müsadif (m übarek güne rast­ layan) bu gün açıldı. Camiai Osmaniye ve İ slami yeden ay­ rılmak ve makamı hilafet ve saltanat etrafında sarsılmaz bir seddi metin teşkil i le müdafai hukuk için her türlü fe­ dakarlığı ihtiyara azim bulunduğu ve bu azim ve ittihadi milliden v�tan ve milietin selamet ve i stiklalinin tulu ede54


ceği (doğacağı) emniyeti kaviyesini arz ve kulübü mille­ tin bizimle beraber bulunduğu kanaatini teyit ve tekrarla maruzatımızın orada münteşir (yayınlanan) gazetelere ib­ lağını (ulaştırılmasını) rica ederiz efendim! - Erzurum kongre heyeti."

İ stanbul ile Erzurum arasında komedya Bu hadiseden, bütün memleketle beraber, İ stanbul 'da yalnız Babıali, gününde, belki saatında haberdar olmuştur. Milletin selametine ait olan bu teşebbüs, o zaman şedit (sert) bir düşman sansürü altında inleyen İstanbul matbu­ atına aksedemezdi. Keza, yine İ zmir, Adana gibi ecnebi iş­ gali altında bulunan yerlerimiz de kongrenin içtimaını vak­ tinde haber alamamıştır. Bu telgrafı alır almaz Babıali 'nin ilk yapacağı işin ne olacağı pek kolay kestirilebilir. Derhal Erzurum vilayetine müracaatla (oralarda neler olup bitiyor, sizin haberiniz yok mu, şöyle yapın, böyle asın ve kesin.) diye atıp tutmak. Filhakika (gerçekten) Babıali de şu müs­ tacel (acele) şifresiyle aynen böyle hareket etmiştir:

Erzurum Vilayetine " Şifre gayet müstaceldir (aceledir): Geçende tarafı sa­ mii sadaretpenahiden de yazıldığı veçhiyle Erzurum 'da top­ lanacağı bir müddetten beri rivayet olunan kongre hakkın­ daki teşebbüsat,. kanunu esasi ahkamına mugayir ve mena­ fii aliyei vataniyeye pek muzır olduğu cihetle, in'ikadına (yapılmasına) meydan verilmeyerek men'i ve müteşebbis­ ler hakkında kanunen icap eden muamelatın ifası lazım ge55


leceğinden, vilayetçe ne yapıldığının muvazzahan ve aci·· len iş' arı ve Harbiye Nezareti celilesinden kumandanlığa da tebligatı lazime icra edil miş olduğundan, ciheti askeri­ ye ile müttehiden ittihazı tedabir ve idamei takayyüdat olu­ narak, bu gibi teşebbüsatı muzırra ve sair harekatı marazi­ ye vukuuna imkan bırakılmamasına esbabının, elbirliğiyle istikmali, sureti mahsusada tavsiye olunur. - 24 Temmuz 1 9 1 9." Bu telaşlı telgrafname üzerine Erzurum vilayeti ile Da­ h iliye Nezareti arasında komediye pek benzeyen bir halin cereyanını istidlal ediyoruz

(seziyoruz). Çünkü evvela va­

li vek � l i olan zatın, nezaretin bu telgrafnamesine cevap v�r­

memiş, sonra da bu telgrafnameyi bil memezlikten gelmiş olduğu görülüyor. Erzurum 'dan bir iki gün cevap alamayan Babıali hiddet ve şiddetinin derecesini şu kısa tekit

(uyar­

ma) telgrafnamesiyle izhar ediyor (gösteriyor) : Erzurum Vilayetine: "Şifre gayet müstacel : - Zeyil 24 Temmuz 1 9 1 9 - Kong­ re hakkındaki iş'ar üzerine ne yapıldığının bu akşama ka­ dar bildirilmesi." Bunun üzerine vali, yine neden sonra, şu cevabı veri­ yor: " Emir buyuru lan 25 Temmuz l 9 l 9 tarihl i telgrafna­ mei nezaretpenahileri kaydına tesadü f edi lememiştir. Mün­ derecatı (ihlali asayiş) hakkında bir kaydı muntazammın bu­ lunmasına göre, bunun asayişe taallük eder bir i ş 'ar oldu­ ğu anlaşılmışsa da vilayetin emniyet ve asayişini muhil (bo­

zan) bir hadise olmadığı her gün takdim edilmekte bulu56


nan vukuat telgrafları ile sabittir. Mahaza meseleye kesbi vukuf edilmek üzere mezkur 25 Temmuz 1 9 1 9 tarihli telg­ rafname suretinin tekrar tebliğ buyurulması maruzdur.

-

28

Temmuz 1 9 1 9 Vali Veki l i : Hurşit." Valinin alaya benzeyen bu cevabı üzerine Babıal i ' nin ne hale gelmi ş olacağını tasavvur ve tahmin güç bir şey de­ ğildir. Mahaza vaziyeti, yine BabıaJ i ' nin bu cevabı üzerine " gönderdiği şu şifresinde mütalaa etmek m ümkündür:

Erzurum Vilayetine: "C 28 Temmuz 1 9 1 9 . Sehiv (yanhşhk) vardır. Telg­ rafname 24 Temmuz tarihlidir. Onun ahkamına tevfikan ica­ batının bila ifatei vakit (zaman

kaybedilmeden) icra ve in­

hası muktazidir. Bir de "kongre" namı altında aktedilmek istenildiği rivayet olunan hi lafı kanun içtima hakkında ya­ zılan telgraflara cevap vermemeniz dikkati celbetmektedir. Bu sükı1tun devamı hakkınızda nasıl bir fikir peyda edece­ ğini izaha hacet yoktur. Bu baptaki telgrafnamelerim üze­ rine ne yapıldığının yarına kadar muvazzahan, behemehal iş' arı lüzumu son defa olmak üzere ihtar ol unur.

-

29 Tem­

muz 1 9 1 9." Vesaik arasında nihayet valinin Babıali 'ye cevap ver­ diğini müşir

(işaret eden) bir telgrafname görülüyorsa da

nasıl cevap vermiş olduğunu gösterir bir vesikaya tesadü f edilememiştir. Mahaza cevabın mahiyetini, o zamana ka­ dar iltizam ettiğ i hattı hareketinden, istidlal etmek (çıkar­

mak) güç bir şey değildir. Vali ( burada asayişi ihlal eder bir mesele yo k tur, kongreye gelince o kanuni ve milli bir içtimadır) demiş olacak. 57


Komedinin devamı: Babıali M ustafa Kemal Paşa'yı arıyor Erzurum Kongresi ' nin in' ikadı

(yapılması) ile Babı­

ali 'nin bir şüphesi daha zail olmuştur ki, o da M ustafa Ke­ mal Paşa'nın nerede bulunduğu hakkında o günlerde düş­ tüğü vehim ve tereddütten doğma bir ı stırap hali idi. Mus­ tafa Kemal Paşa'nın Erzurum ' a gittiği malum olduğu ve hemen her gün her taraftan müeyyet

(doğrulayıcı) haber­

ler de gelmekte bulunduğu halde, bir aralık kimbilir kimin

tiz aklı ile, Mustafa Kemal Paşa' n ın Erzurum 'da gibi görü­ nerek orasını terk etmiş ve belki asker cem' i

(toplama) ile

bazı tedabir ve tedarikata geçmiş bulunduğu vahimesi hu­ sule gelmiştir. Babıali bu vahime ile bir aralık adeta bütün Anadolu içinde M ustafa Kemal Paşa'yı aramaya çıkmıştır. Bu mak­ satla şuraya buraya çekilen telgraflarla alınan cevaplardan birkaç numune vermek zevkli bir ilave olabilir. Babıali 'nin bu maksatla mesela Sıvas, Bitlis, Van, Erzurum vilayetle­ rine gönderdiği garip telgrafname şudur: "Silki askeriden müstafi sabık paşa Mustafa Kemal Bey veya Efendi elyevm (bugün) nerededir, ne ile meşgul­

dür, ne tavır ve meslek takip etmektedir? Serian iş' an ! ( ace­ le bildirilmesi)". Mezkfir (adı geçen) v ilayetlerin verdikleri cevaplar da şunlardır: " S ıvas C . l 9 Temmuz 1 9 l 9: Mumaileyh bayramın bi­ rinci günü alesseher

(sabah) otomobille Sıvas'tan Erzu­

rum' a gitmişti. Ondan sonra kendisinden bir malumat alın­ mamıştır. Eğer elyevm

58

(bugün) orada mıdır, yoksa başka


tarafa m ı gitmiştir, ne ile meşguldür, buraca meçhul oldu­ ğundan mahallinden istifsar buyurulması (açıklığa kavuş­ turulması) muvafık olacağı maruzdur. - 20 Temmuz 1 9 1 9 -

Sıvas Valisi : Reşit." "Van - C 1 9 Temmuz 1 9 1 9 : İ stifadan sonra Erzurum'da

idi. Şimdi nerededir ve ne yapıyor, bi lmiyorum . Erzu­ rum 'dan sual buyurulması . 22 Temmuz 1 9 1 9 - Vali: Hay­ dar." " Bitlis - C 1 9 Temmuz 1 9 1 9 : Mustafa Kemal Paşa Er­ zurum 'da olacaktır: Tarzı iş'arından müdafaai m i l liye ce­ miyetleriyle tevhidi mesai edeceği anlaşılmakta ise de ta­ vır ve mesleki hakikisi hakkında Erzurum vilayetinden is­ tihsali malumat buyurulması maruzdur. 23 Temmuz 1 9 1 9 -

Val i : Ziya." O zaman Erzurum vali vekaletini kadı efendi i fa edi­

yormuş. Kadı efendi her nedense telgrafla cevap vermeyi muvafık bulmayarak hususi ve mahrem bir ariza ile arzı keyfiyet eylemeyi tercih eylemiş ki, o da aynen şudur:

Dahiliye Nezareti Celilesine -Zata mahsusturDevletlı1 efendim hazretleri, Silki askeriden müstafi sabık paşa Mustafa Kemal Bey veyahut Efendi 'nin elyevm nerede olup ne işle meşgul bu­ lunduğunun ve ne adet ve meslek takip etmekte olduğunun arz ve iş ' arı 1 9 Temmuz 1 9 1 9 tarihli ve 72 numalan şifre telgrafnamei alii nezaretpenahilerinde emir buyuruluyor. Müşarileyh isti fa ederek, isti fanamesinin bir sureti 1 O Tem­ muz 1 9 1 9 tarihli, 566 1 /683 numara l ı arize -ile makamı sa­ m i i ası fa nelerine takdim k ı l ı nmıştı. Hali hazırdaki vaziye-

59


te nazaran kendisi ikametgahında bulunarak hususatı şah­ siyesiyle meşgul olduğu ve hariçle nadiren ihtilatta bulun­ duğu anlaşılmış ve alınan malumat bunu müeyyet bulun­ muştur. Olbapta emrü ferman hazreti menlehilemrindir. 20 Temmuz 1 9 1 9 - Erzurum Val i Vekili:

Kadı Mehmet Hilmi f şte Erzurum Kongresi 'nin toplanışı Babıal i 'nin bu şüphesini de bertaraf eylemiş ve çünk ü kongre kendi küşa- . dını

(açılışını) tamimen bütün memlekete bildirdiği gibi

kongre reisi Mustafa Kemal Paşa dahi aynı günde, 1 O Tem­ muzu, telgraflarla her tarafa tebrik eylemiştir. Bu telgraf­ namenin sureti şudur: " Erzurum

-

22 Temmuz - M illetin idarei mutlaka ve

müstebidenin inhidamı zahirini idrak ve meşruiyeti mu­ kaddesenin tuluunu tes 'it eylediği rumi 1 0 Temmuz yevmi mübeccelini tebrikle tahlis ve istiklali vatan uğrunda ama­ li milliye ve mesaii mukaddesede muvaffakiyetler temen­ ni eylerim.

-

M ustafa Kemal"

Kongrenin çalışmaları Erzurum Kongresi derhal vatani ve milli mesaisine ge­ çerek milletin maruz bulunduğu tehlikelerle, bunlara kar­ şı alınacak tedbirler hakkında müzakeratına (görüşmele­ re) başlamış ve ara yerde bir taraftan Babıal i 'nin sakim (yanlış) harekatını zemin ve zamanın icabatına muvafık bir lisanla ihtar ederken, diğer taraftan Türk milletinin boy­ nunu kolay kolay ölüme tesli m edivermeyeceğine ait ola­ rak da harice söz ve ses ulaştırmaya çalışmıştır. Kongrenin

60


bütün mesaisi

(çalışması) muntazam telgraflarla ve posta

ile memleket dahiline gönderilmekte olduğundan bu içti­ ma, o zamana kadar bir istinat ve ittihat (dayanacaka

güç ve birlik) noktası bulamamaktan mütehayyir (şaşkm) ve müteessir bulunan millet için kuvvetli bir ümit şulesi (ışı­ ğı) halinde parlamaya başlamıştı . İ stanbul, Mustafa Kemal'e Rauf Bey' in tevkifleriyle tahtelhıfz (koruma altında) gönderilmelerini istiyor Kongre l ngi lizleri kudurtrnuş ve elbette onların tazyik­ lerin in de inzimamiyle

(eklenmesiyle) Babıali 'yi şaşırt­ (yok edici

mıştır. Babıali, muhtelif tedabiri mezbuhaneye

tedbirlere) başvurmuş ve bunlardan en gülünç olmak üze­ re Mustafa Kemal Paşa'yı güya derdest ve tevki f ettirme­ ye ve mahfuzan İ stanbul'a izamını emir etmeye kadar ile­ ri gitmiştir. Sadrazam Damat Ferit' in el yazısı ile imzasını ihtiva eden tezkerei samiyenin sureti aynen şudur:

Dahiliye Nezareti Aliyesine M üstaceldir (Aceledir) " Utufeth1 efendim hazretleri, Mustafa Kemal ve Rauf Beylerin hükümetin mukar­ rerat (karar) ve tebligatına muhalif harekat ve tahrikatta de­ vam ve ısrar etmekte oldukları imzaları altında neşrettikle­ ri beyannamelerle mahallerinden vuku bulan iş'arattan an­ laşılmasına binaen mumaileyhimanın (bunları yapanla­ rm) hemen derdest edilerek Dersaadet'e (İ stanbul' a)

61


izamları

(gönderilmesi) zımnında Harbiye Nezareti aliye­

sine, maha l l i kumandan l ıklarına ve tarafı alilerinden de memurini mülkiyeye telgrafla tebligatı seria ifası

(hızla) ve

Hariciye Nezareti celilesine de malumat itası meclisi vü­ keliica bittensip icabı icra kılınmış olmakla iktizasının ser­ ian ifasına himmet buyurulması siyakında (doğrultusun­ da) tezkire-i gulüvvü suri terkim (tarafımdan yazılması) kılındı efendim. - 20 Temmuz 1 9 1 9 Sadr:azam: Damat Fe­ -

rit" Babıali bir taraftan bu karan vermekle beraber diğer taraftan bu mütecel l idane

(kahramanhk gösteren) hare­

ketini ajansla neşir ve ilan dahi etmiş olduğundan, bilaha­ re görüleceği üzere, Erzurum Kongresi, buna karşı layık ol­ duğu lisanla mukabele etmiştir. Dahiliye Nazın 'na gelin­ ce, o da Sadrazamın tezkeresiyle aldığı karara tevfikan; derhal bütün vilayetlere şifre ile aci l ve kat ' i tebligat icra etmişse de iş bittabi bu halde kalmıştır. Dahiliye Nazın sa­ daret tezkiresi dahilinde telgrafla tamimen tebligat icra et­ tikten sonra ertesi gün Erzurum, Ankara, Bitlis, Sıvas, Trab­ zon Mamuretülaziz (Elazığ) ve Van vilayetleriyle Erzincan mutasarrıflığına her nedense ayrıca bir de şu telgrafname­ yi göndermeye lüzum görmüştür. "26 Temmuz 1 9 l 9 tarihli şifre telgrafıyla bildiri len Mustafa Kemal ve Rauf Beyler, mahfuzan İ stanbul'a sev­ kolunacaklardır

-

30 Temmuz 1 9 1 9."

Bu kadar manasız bir karar ve tebliğin göreceği bir mu­ kabele (karşıhk) de tabii gülünç olacaktı. Öyle ya, Erzu­ rum 'da yapılacak bi_r iş için faraza Konya veya Antalya ne yapacaktı? .. Muhtelif vilayetlerden gelen cevaplardan bir­ kaçını kaydetmeden geçemiyorum: 62


"Ankara - C 3 0 Temmuz 1 9 1 9. - Mustafa Kemal ve Ra­ uf Beylerin merkez ve mülhakatı vilayete gelmedikleri ma­ hallerinden alınan malumat üzerine maruzdur. 1 l Ağustos

1919

-

Val i vekili mektupçu: Mehmet Halet."

"Van 3 0 Temmuz 1 9 1 9: Mustafa Kemal ve Rauf Bey­ -

lerin bu vilayette bulunmadıklarını 22 Temmuz tarihinde ar­ zetmiştim. 2 Ağustos 1 9 1 9 - Vali : H aydar." "Erzincan C 30 Temmuz 1 9 1 9: Mustafa Kemal ve Ra­ -

uf Beylerin liva dahilinde bulunmadıkları maruzdur.- Mu­ tasarrıf: Eşref" " Sıvas

-

C 3 0 Temmuz şifreye: Evvelce de arzolundu­

ğu üzre mumai leyhima mukaddem:ı Erzurum ' a giderek bir daha buralara avdet etmemişlerdir efendim. 3 1 Temmuz -

1919

-

Val i : Reşit"

Muhtelif vilayetlerin cevapları içinde Erzurum ' unki i le Konya ' nı nkiler şayanı dikkattir. Bunlardan birincisi Mustafa Kemal Paşa 'nın harekatında hi lafı kanun (kanu­ na aykırı) hiçbir şey görmüyor, i kincisi ise (şayet bu zat­ lar buraya geli rlerse onları ben ne ile ve nası l tevkif edebi­ lirim? diyerek Babıali 'yi tenkit ve tahtie ediyor (suçluyor). i şte cevaplar: " Erzurum - C 29 Temmuz 1 9 1 9 tarihli şifreye: Keyfi­ yetin 2 Ağustos 1 9 1 9 şifre ile arzedilmiş olduğu ve Mus­ tafa Kemal ve Rauf Beylerin hükümetin mukarrerat ve teb­ l igatına muhalif harekat ve tahrikatta bulundukları hakkın­ da şimdiye kadar buraca bir malumat olmadığı maruzdur.

1 4 Ağustos 1 9 1 9 - Val i vekili: Hurşit." " Konya C 3 0 Temmuz 1 9 1 9 - Mustafa Kemal ve re­ -

(arkadaşının) sureti derdestleri için bütün mülha­ (vardığı) vilayete tebliğ ettim. Binaenaleyh bunlar he-

fikinin katı

63


nüz bu havaliye gelmemiş olmalarına binaen bu tebligat sırf bir kaydı ihtiyatiden ibaret kalır. Askeri menabiden tereş­ şuh (kaynaktan sızan) eden malumata nazaran Mustafa Kemal bir kuvvei azime ile karinen (yakıştırma olarak) buralara geleceği rivayet ediliyor ki böyle bir hal muvace­ hesinde burada bulunan kolordunun da kendisine iltihak edeceği her türlü istibahtan (şüpheden) azadedir. Şu halde ise elde bulunan birkaç polisle bittabi bunlara mukavemet kabil olamaz. Olamaz. Binaenaleyh şayet Mustafa Kemal ve refiki buralara gelecek olursa ikinci kolordu müfettişli­ ğinden bunlara iltihak etmeyeceğine dair teminat alınma­ mışsa bunların derdesti hakkında veri lmiş olan emrin ka­ ğıt üzerinde kalmış olacağını arzederim. 1 Ağustos 1 9 1 9 Konya Valisi : Cemal." -

-

Kongrenin Babıali'ye mukabelesi Vaziyetin silsilesine nazaran (gelişmesine göre) artık yine Erzurum Kongresi 'ne avdet edebiliriz: Babıali 'nin bu hareketlerine karşı kongrenin de yapacağı bir iş vardı ki o da Babıali 'ye mukabeleden"ibaretti. Erzurum Valisinin telg­ rafnamesi işin dahili safhasına cevap olduğu kadar kong­ renin Babıali tarafından ajansla neşrolunan hükümet siya­ setine karşı mukabelesi de umumi ve harici bir mukabele teşkil etti. Filhakika (gerçekten) hemen o günlerde kong­ re bi !müzakere (görüşüp kararlaştırarak) telgraf telleri­ ne şu umumi beyannameyi tevdi etti: " Dün intişar eden 23 Temmuz 1 9 1 9 tarihli ajansta za­ tı sadaretpenahinin Anadolu 'da iğtişaş (bozgunculuk) zu­ hur ettiğine ve kanunu esasiye muhalif olarak Meclisi Me64


busan namı altında içtimaat vukubulduğuna ve hukuki şeh­ riyar ve menafii aJiyei vataniyeye muhalif olan bu hareka­ tın memurini mülkiye ve askeriye tarafından men· i icap ede­ ceğine dair vilayet ve elviyei müstakil l eye tebliğ k ı lınan be­ yanatını hali in ' ikatta bulumn kongremiz huzurunda kema­ li hayret ve telehhüfle

(üzüntüyle) mevzu bahseyledik.

Cenabı Hakkın bir lütfu mahsusu olan milleti necibe­ lerinin avakıbı

(sonuçları) umuru derk ve teyakkun eyle­

mesi cihetiyle en sakin zamanlarda bile emsaline tesadüf edilemeyecek derecede sükun ve asayişe mazhar olan va­ tanımızın hükümeti seniyemizle düveli itilafiye (itilaf dev­

letleri) arasında aktedilen mütarekenamenin yirmi dördün­ 'cü maddesi ahkamına ithal edilmesini adeta temin edecek mahiyette bulunan beyanatı vakıanın devlet ve memleke­ tin mesuliyeti mutlakasını deruhte buyuran zatı sami lisa­ nından suduru (olma) muvacehei millette (millet açısın­ dan) gayri kabili telafi netayici (sonuçlar) müellime tev­ lit edebileceğine (doğuracağına) kanaat ederek, hakikate bilkülliye mugayereti, ecnebilerin de tahtı tasdikinde bulu­ nan iş bu meselenin lisanı kat'ii devletle tekzibini istirham ederiz. Makamı uzmayı h i lafet ve saltanata ilelebet muti ve münkat

(itaat eden ve boyun eğen) olacağını her suretle

teyit ve tecdit eyleyen ve akıbetin havf ve dehşeti önünde milli hissiyat ve efkarını irae

(düşüncelerini göstermek)

eylemek üzere içtima eden ve mümessili bulunduktan vi­ layatı şahaneleri efkarını bihakkın temsil eyleyen kongre­ yi Meclisi Mebusan mahiyetinde göstererek esasen bir se­ neye karip (yakın) müddetten beri her d akika Kanun-u Esa­ si 'nin maddei malı1mesine muhalif hareket eden hüküme-

65


tin, miilete, bigayri hakkın atfı cürüm eylemesi, hakikatın ne derecelerde tahrif edildiğine bariz bir numunedir. Memurini mülkiye ve askeriyenin menafii aliyei vata­ niyeyi muhafazaya hadim heyetlerden ibaret olması itiba­ rıyla da aynı gayeyi temine matuf olan maksadı milli için ellerinden gelen suhuleti ve muaveneti ibraz eylemeleri ica­

(yasak ve önleme) ile ihtar buyur­ (insan aklmm) hüsnü tevile kudret­

bederken men ve zecir maları ezhanı beşerin

yap olamayacağı mesaildendir (meselerdendir).Millet ez­ her (güzel) cihet muhilli

(tarafların bozan) hukuk ve mu­

halifi siyaset ve ihtiyat olan beyanatı vakıanın tashih ve tek­ zibini ve keyfiyetin Babıali canibinden kongremize itmi­ nan bahşolacak veçhile malumat ita buyurulmasını ve mü­ dafaai hukuku mill iyed e iltizamı basiret ve teenni (dikkat­ li)olunmasını temin etmek üzere Meclisi Mebusan 'ın bila ifatei zaman

(zaman kaybetm eden) içtimaa davet edilme­

sini derkiir olan hakkı tabisi ne istinaden istirham eylemek­ te yekzebandır (tekdildir)." Görülüyor ki kongre, yalnız İ ngil izlere karşı değil, fa­ kat Saray ve onun Babıii l i 'sine karşı da cidal

(mücade­

le)bayrağını açmıştır. Şu ilk günler�e hiç olmazsa bu ruh ile müteharriktir. Filhakika Musta fa Kema l Paşa ' nın dahil

bulunduğu bir cemiyet ve heyetten başka türlü bir hareke­ te de intizar olunamazdı

(beklenemezdi).

Mustafa Kemal'in Erzurum Kongresi hakkındaki düşünceleri Erzurum Kongresi ' nin adı Şarki Anadolu Vil ayetleri Müda faai Hukuku M i lliye Cemiyeti Kongresi idi ve başlı-

66


ca hedefi, o zaman Diyarıbekir Valisi olan Faik A l i Bey ' in pek iyi tarifi veçhiyle

(tarif ettiği gibi) ezcümle bu vila­

yetlerimizin Ermenistan olmamasını temin etmekten iba­ ret bulunduğu halde bu kongre takip ettiği mesai ve vasıl

(sonuçlar) '.tibarıyla daha şamil (geniş) ve daha vatani bir mahiyet almıştır. Bu neticeyi tahsisen (özel­ likle) Mustafa Kemal Paşa'nın deha ve tedbirine medyun olduğu netayiç

bulunuyoruz. İ stanbul 'dan Anadolu 'ya giderken, dahili ve harici bütün gailelerin, ancak Anadolu 'yu merkez ve mes­ net ittihaz etmek

(dayanak yapmak) suretiyle hakkından

gelinebileceğini takdir eylemiş olan Mustafa Kemal Pa­ şa'nın Yunanlıları l zmir'de denize dökmek gayesine varmak için neden mülkün ta şarkına gitmiş olduğu, Erzurum Kong­ resi ' nin mesaisindeki inkişaf (çalışmasındaki gelişme) tar­ zında dahi ımlaşı lır. Kaldı ki Musta fa Kemal Paşa, bu nok­ tai nazarını

(görüşünü)her hususatta i fade dahi eylemiştir.

Paşa bu bahse temas ettikçe şöyle söylemiştir: " - Memleketi, içinde bulunduğu müthiş badireden kur­ tarmak için yalnız bu kuvvetin temini lazımdı : M i l letin vahdeti (birliği).Halbuki harici düşmanlarla dahili ahmak­ ların berbat ve perişan ettikleri başlıca kuvvet de bu idi. Va­ ziyetin hakikaten müşkül ve tehlikeli olduğu hatırlanmalı­ dır: İ zmir ve havali sine çıkarılan Yunanlı larla yalnız o yer­ lerin halkı meşguldü. Şark vilayetleri ise " aman bizi Erme­ nistan yapacakla�! " telaş ve heyecanı içinde idiler. Adana ve havalisi yalnız kendi başının derdi içinde çabalayıp du­ ruyordu. Fakat vatani meselelerde bu mahalli hissiyat hiçbir der­ de deva olal)lazdı. Her yer kendi başına kalsa muhakkak su­ rette biri diğerini takiben sükı1t ederdi

(düşerdi). Onlardan 67


hatta birinin sükı1tu

(düşmesi) esaslı surette bütün vatanın

izmihlalini (yokolmasım) izhar etmeye (hazırlamaya) kifa­ yet edebilirdi (yetebilirdi). O halde çare olarak milletin vah­ detini

(birliğini) temin etmeli , mesela şark vilayetlerine gi­

derek " Evet, yerden göğe kadar hakkınız var, buraları asla ve kat'a Ermenistan olmamalıdır. Ancak bu böyle olmamak için İzmir'de Yunanistan olmamalıdır." Demeli ve o hami­ yetli halkın basiret ve intibah (uyamk) gözü bütün vatana şa­ mil bir ufku rüyete (görmeye) tevcih kılınabilmeli idi. Erzurum Kongresi ' ne iştirakta gayemiz bu idi ki, mu­ vaffak oldu. S ıvas'ta bu vahdetin temin ve tevsii

(birliğin sağlanması ve geliştirilmesi) yolunda yürünüldü ve n i ha­ yet hadisat (olaylar)pek tabii ve fakat herhalde hesap edil­ miş bir cereyanla Ankara'da Türkiye Büyük Millet Mecli­ si Hükümetini, yani Türkiye' y i adeta kendiliğinden ortaya çıkarmış oldu. Filhakika (gerçekten) Erzurum 'da şark vilayetlerine ait meselelerle meşgul olunmamış değildir. Fakat kongre da­ ha ziyade umumi ve vatani maksatları hedef tutmuş ve ne­ ticede tanzim ettiği esaslar, bu yolda bütün millet i n iştirak ve takip edeceği esaslar olmak üzere takarrür eylemiştir.

M anda fikrine karşı ihtar ve Vilson 'a muhtıra Hatırlardadır ki, mütarekenin ilk günlerinden itibaren buralarda revaç bulmak isteyen bir fikir de "mandacılık zih­ niyeti " idi. Bu " manda" kelimesi de " Versay" konferan­ sının icatlarından bir şey olup galip devletlerin istila poli­ tikalarını örtmeye yarar bir tabirden ibaret bulunduğu hal­ de bir aralık memleketimizde :

68


- Bütün bütün mahvolmaktansa ehveni şer addoluna­ cak bir devletin himayesiyle vaziyeti kurtaramaz mıyız? Zihniyetinin tebarüzü

(belirmesi) neticesi olarak ve

buna diğer propagandalar da inzimam ederek yavaş yavaş meydan almıştı. Ezcümle meşhur prensipleriyle adeta ye­ ni bir peygamber gibi görülen " Vi l son "un memleketinden birtakım heyetler İstanbul ' a gelerek burada, Suriye'de ve şark taraflarında bazı tahkikat icrasına girişmişlerdi. Bun­ lar gittikleri memleketin halkına: - Hangi devletin mandasını istersiniz? Sualini sorup cevaplar alıyorlardı . Buna karşı İngil izler ve taraftarlan dururlar m ı ?. . . Der­ hal " İngiliz Muhipleri Cemiyet i " şeklinde diğer bir taaz­ zuv ve ( İ ngiliz mandasını isteriz) diye bir teşebb üs ! . . İşte bu fikirlerin çarpıştığı sıra larda bir Amerikan heyetinin İs­ tanbul 'daki tahkikatı Erzurum Kongresi ' ne aksetti ve hal­ k ı ikaz maksadıyla bir ihtar neşredildi. Ayrıca Amerika Cumhurreisi Vilson ' a da sert bir muhtıra gönderildi. Bu muhtıra şöyle bitiyordu: "Artık mahvımızın mültezim olduğunu anlıyoruz. Son kararı vermek bize teveccüh ediyor. Ve son karar ise şeref ve namus ile ölmek, ecdadımızın bunu celadetiyle yoğrul ­ muş olan b u topraklar üzerindeki hakimiyeti bizim v e ev­ latlanmızın kanıyla müdafaa eyleyerek cihana yeni bir fe­ dakarlık ve kahramanlık misali terkeylemektir." Erzurum Kongresi bir taraftan bu mesaiyi görürken, di­ ğer taraftan milli tesisat ve teşkilatı dahi tespit eyliyordu. Müteakiben " Sıvas'ta bütün vatana şam il ve umumi bir kongrenin akt i "

(toplanması) büyük bir tehalükle (istek­

le) kabul edi idi ve Erzurum Kongresi 1 9 1 9 senesi Ağusto69


sunun yedisinde mukarreratını ilan ederek içtiınalarına ni­ hayet verd i .

Mustafa Kemal ilk muvaffakiyet ve zafer adımını Erzurum Kongresi'nde atmıştır. Erzurum Kongresi, esasen Şarki Anadolu vilayetleri­ mize ait meseleleri müzakere için davet edilmiş olduğu hal­ de, pek çok kimse farkına varmaksızın, halas ve istiklal cidalimizin

(kurtuluş) (mücadelemizin) esasları orada ka­

rarlaştırılmıştır. Hala bu gün Erzurum Kongresi 'nin haki­ ki mahiyeti ile ehemmiyetini bilmeyenler çoktur. Tarihin tenviri

(aydınlatılması) namına şu hakikatın iyi bilinmesi

arzu olunur ki, karanl ıklar içine yuvarlanmış koca memle­ kette, halas ve reha (kurtarıcı) rolünü oynayacak olan bü­ yük mil let çocuğu, ilk muvaffakiyet ve zafer adı m ı n ı Erzu­ rum Kongresi 'nde atmıştır. Bunun zahiri cereyanı

(dıştan görünüşü), kolaylıkla

olup bitivermiş gibi bir manzara takip etmişse de iç yüzün­ de, yalnız çekenlerin bildikleri, müşkülat mevcuttur. Zor ve­ ya kolay netice itibarıyla, Erzurum Kongresi, sıraca milli teşekküllerin ilki olarak göründüğü kadar mahiyet ve ehem­ miyet itibarıyla da yine böyle bir mevki in sahibi ol mayı hak etmiştir. Ş imdiye kadar memleket i çinde çok şeyler olup bittik­ ten sonra Erzurum Kongresi ' n i n mesai ve mukarreratı ye­ niden ve dikkatle gözden geçirilebilir ve böyle yapılınca gö­ rülür ki, meğer her şeyin ilk tohumları zaten orada eki lmiş ve ilk sağlam esaslar daha orada iken kurulmuştur; aradan bu kadar zaman geçtikten sonra kongre beyannamesi tek-

70


rar okunursa bu müddeamızın

(iddiamızın) i sabeti teslim

edi lir: M i sakı M i l li esasatı Erzurum Kongresi mukarreratı meyanındadır

(kararları arasındadır). C i ddi bir tahlil,

Teşkilatı Esasiye ve Türkiye Büyük M i l let Meclisi idaresi­ ni bile Erzurum Kongresi müzakerat ve mukarreratına (gö­ rüşme ve kararlarına) irca edebilir. Orada her ihtimal der­ piş edilmiş (öngörülmüş) ve her ihtimalin cevabı, yazılı ve­ ya az çok müphem (kapalı) olarak, veri lmiştir. Bi lvesile

kaydetmek muvafık olabilir ki, ' Misakı M i l li' dediğimiz ve­

sikayı milletin kahir ve galip iradesiyle İstanbul 'da topla­ nan Meclisi Mebusan kabul ve takrir etmişse de hakikatte onun daha mükemmel bir müsveddesi bizzat Mustafa Ke­ mal Paşa tarafından gönderi lmişti . Galiba 9 1 9 senesi ka­ nunlarında (Aralık) idi, kend i l erinden aldığım bir mektup­ ta takriben (yaklaşık olarak) şöyle bir fı kra vard ı : " Milli b i r hattı hareket ilk işlerden biri olarak elzem­ dir. Bu maksatla biz burada bir şeyler formüle ettik. Arka­ daşlardadır, göreceksiniz. Orada daha ziyade konuşursunuz. Fakat zannederiz k i , Üzerlerinde karar kılacağınız esaslar n ihayet onlar olacaktır." " Misakı M i lli" diye kabul ettiğimiz esasat ise filhaki­ ka -yalnız zu ' fa (ikinci

noktalara) ait bazı tad ilatla ! - on­

lardan i baret oldu. Paşa 'nın zaten kafasında olan bu esasat ise daha Erzurum Kongresi ' nden itibaren m i l li hattı hare­ ket olarak kabul ve takrir edilmiş bulunuyordu.

İlk milli toplantının ifadesi: Erzurum Kongresi beyannamesi Erzurum Kongresi' nin neşrettiği beyannemeyi tarihi bir vesika o larak aynen dercediyorum: 71


" M ütarekenin akdini müteakip gittikçe artan ahit şi­ kenane muamelat ve İ zmir, Antalya, Adana ve havalisi gi­ bi aksamı mühimmei memalikimizin fiilen işgali ve Aydın vilayetinde ika edilen tahammülsüz Yunan fecayii ve Er­ menilerin Kafkasya dahi l inden hudutlarımıza kadar daya­ nan katliam ve imhayi lsiam siyasetiyle ist;ıa hazırlıkları ve Karadeniz sahil inde (Pontus) hayalini tahakkuk ettir­ mek gayesiyle hazırlı klar yapılması ve sırf bu maksatla Rusya 'dan ve diğer sahi llerden akın akın, muhaci r namı al­ tında, gelen, yabancı Rumların ve bu meyanda da müsel­ Jah (silahlı) eşkıya çetelerinin sevk ve celbedilmesi gibi ha­ disat karşısında, mukaddes vatanın inkisam ve i nh i l al (bö­ lünme ve çökme) tehlikesini gören milletimiz, hiçbir ira­ dei milliyeye istinat etmeyen hükümeti merkeziyemizin bu alam ve fecayie çaresiz olamayacağına emsali meş' umesi­ yle

(kötü örneğiyle) kani ve birçok müessirat tahtında ih­

timal ki daha elim ve gayri kabil i hazım mukarrerata da ser­ füru

(baş) edeceğinden tamamiyle endişenak (endişeli) bu­

lunuyor. Binaenaleyh kendini en yakın ve en huni n

(kanlı) teh­

l i keler karşısında gören Şarki Anadolu v ilayatının mukad­ desatını bizzat muhafaza gayesiyle ve her tarafta vicdanı milliden doğmuş cemiyetimizin, iştirakiyle ahiren m ün ' ak­ it olan (yapılabilen) Erzurum Kongresi 7 Ağustos 9 1 9 ta­ rihinde mesaisine (çalışmasına) hitam

(son) vererek bilüt­ (aşağıdaki ka­

fi teala berveçhi ati mukadderatı ittihaz etti

rarlan aldı): ! - Trabzon vilayeti ve Canik sancağıyla vilayatı şarki­ ye namını taşıyan Erzurum, Sıvas, Diyarbekir, Mamuretü­ laziz, Van ve Bitlis vi!ayatı ve bu saha dahilindeki elviye-i 72


müstakille hiçbir sebep ve bahane ile yekdiğeıi n den ve ca­ mia-i Osmaniyeden ayrılmak imkanı olmayan bir küldür, sa­ adet ve felakette iştirak-i tamı kabul ve mukadderatı hak­ kında ayni maksadı hedef ittihaz eyler. Bu sahada yaşayan bilcümle anasır-ı İslamiye yekdiğerine karşı mütekabil bir hissi fedakar! ile meşbu' ve vaziyet-i ırkiye ve içtimaiyele­ rine riayetkar öz kardeştirler.

2- Osman l ı vatanının tamamiyeti ve istiklal i millimi­ zin temini ve makamı saltanat ve hilafetin masuniyeti için '' Kuvayı milllyeyi amil ve iradei milliyeyi hakim kılmak" esastır. 3- Her türlü işgal ve müdahale , Rum ve Ermenilik teş­ kili gayesin� matufteliikki edileceğinden, müttehiden.mü­ dafaa ve mukavemet esası kabul edilmi ştir. Hakimiyeti si­ yasiye ve muvazenei içtimaiyeyi muhil olacak surette ana­ sırı Hıristiyaniyeye yeni birtakım imtiyazat itası

(imtiyaz­

lar tanınmasını) kabul edilmeyecektir. 4- Hükümet-i merkeziyenin bir tazyik (baskı) karşı­ sında buraları terk ve ihmal ıztırarında

(zorunda) kalması

ihtimaline göre makamı hiliifet ve saltanata merbutiyeti

(bağhhğı), ve hukuk-i m i lllyeyi kafil tedabir (kefil olunan) ve mukarrerat ittihaz olunmuştur.

5- Vatanımızda öteden beri birlikte yaşadığımız ana­ sırı gayri �üslimehin

(gayri müslüm unsurlar) kavanini

devleti Osmaniye ile müeyyet hukuku müktesebelerine ta­ mamiyle riayetkarız. Mal ve can ve ırzlarının masuniyeti

(koruması) zaten mukteziyatı diniye, an' anatı m i l liye ve esasatı kanuniyemizden olmakla bu esas kongremizin ka­ naatı umumiyesile de teyit olunmuştur. 6- Düvel! itilafiyece

(İ tilaf Devletlerince) mütareke73


nin imza o l unduğu 30 Teşrin ievvel

(Ekim) l 9 1 9 tarihinde

hududumuz dahi linde kalan ve her mıntıkasında olduğu gi­ bi Şarki Anadolu vi layetlerinde de ekseriyeti kahiresini

(büyük çoğunluğunu) İslamlar teşkil eden ve harsi, ikti­ sadi tefevvuku (üstünlüğü) Müslümanlara ait bulunan ve yekdiğerinden gayrı kabili infikak (ayrılmaz) öz kardeş olan din ve ırkdaşlanmızla meskun memalikimizin muka­ semesi

(takvimi) nazariyesinden bilkül liye sarfı nazarla

mevcudiyetimize, hukuk-ı tarihiye, ırkiyye ve diniyemize riayet edi lmesine ve bunlara mugayir teşebbüslerin terviç olunmamasına

(desteklenmemesine) ve bu suretle tama­ (adalete dayanan) bir karara

miyle hak ve adle müstenit intizar olunur.

7- M i lletimiz insani ve asri gaye leri tebc i l ve fenni, sınai ve i kt i sadi hal ve ihtiyacı m ı zı takdir eder. B ina­ enaleyh devlet ve m i lletimizin dahi l i ve haric i istiklali ve vata n ı m ı z ı n tamam i s i mahfuz kalmak şart ıyla altıncı maddede musarrah

(belirtilen) hudut d a h i linde m i l l i yet

esaslarına riayetkar ve mem leketimize karşı i s t i l a eme­ li beslemeyen herhangi devletin fenn i , sınai ve ikt isadi muavenet i n i memnuniyetle karş ı larız ve bu şera i t i adile ve i n saniyeyi muhtevi b i r sulhun da acilen takarrürü se­ lameti beşer ve sükunu alem namına ahassı amali m i l l i ­ yetimizdir.

8- M i l letlerin kendi mukadderatını bizzat tayin ettiği bu tarihi devirde hükümeti merkeziyem izin de iradei mil­ liyeye tabi olması zaruridir. Çünkü i radei milliyeye gayri müstenit herhangi bir heyet hükümetin indi ve şahsi mu­ karreratı mi lletçe muta

(veri) olmadıktan başka haricen de

muteber olmadığı ve olamayacağı şimdiye kadar mesbuk 74


ef'al

(geçmiş işler) ve netayiçle sabit olmuştur. Binaena­

leyh milletin içinde bulunduğu zucret (sıkıntl)ve endişeden kurtarmak çarelerine bizzat .tevessül üne hacet (gerek)kal­ madan hükümeti merkeziyemizin de mecl isi m i l liyi hemen toplaması ve bu suretle mukadd�ratı mi llet ve memleket hakkında ittihaz eyleyeceği tı

(alacağı) bilcümle mukarrera­ (kararları) meclisi mi l l in i n murakabesine arzetmesi

mecburidir. 9- Vatanımızın maruz kaldığı alam

(acılar) ve hadisat

ile ve tamamen aynı maksatla vicdanı m i l l iden doğan ce­ miyetimizin ittihat ve ittifakından hasıl olan kütlei umumi­ ye bu kerre Şarki Anadolu Müdafa.3.-i H ukuk Cemiyeti un­ vanıyla tevsim olunmuştur

(adlandırdmıştlr). İ şbu cemi­

yet her türlü fırkacılık cereyanlarından küll iyen aridir (bü­

tün olarak uzakhr). Bilcümle İslam vatandaşlı1r cemiye­ tin azayi tabiiyesindendir (doğal üyesidir). 1 O- Kongre tarafından müntehap (seçilmiş) bir heyeti temsil iye kabul ve köylerden bil itibar vil ayet ve merakizi­ ne kadar mevcut teşkilatı m i ll iye tevhit ve teyit olunmuş­ tur." 7 Ağustos 1 9 1 9 Erzurum Kongre Heyeti işte Erzurum Kongresi 'nin

�ütün millete tamim olu­

nan (duyurulan) çok meşkür mesaisi neticelerini natık (şükran duyulan çahşma sonuçlarını dile getiren) çok mühim beyanname budur. Onun tekrar okunması, M usta­

fa Kemal Paşa 'nın azim ve iradesiY1 e daha o zaman başla­ mış olan m i l l i cidalin

(mücadeleni•) ne kadar büyük ka­ (dayanmış) olduğunu daha

rar ve kanaatlere istinat etmiş iyi gösterebi lir.

75


Bu neticeler nasıl alınmıştı? Mustafa Kemal Paşa, Erzurum Kongresi ' ne giderken şöyle düşünüyordu : 1 - Velev ki mevzii olsun m i l l i vahdete gidecek tesanütler

(birliğe) doğru

(dayamşmalar)çok iyi idi, fakat iftira­

kın hatta lafı asla caiz olamazdı .

2- Memleketi, önünde bulunduğu belalara karşı, yal­ nız milli vahdet

(birlik) kurtarabi lirdi, mahalli tesanütle­

rin kendilerini kurtarmaya b i l e faydası olamazdı. 3- Erzurum 'da yalnız şark v i l ayetleri değil, belki vata­ nın İ zmir ve Adana gibi bilfi i l tehlikeye girmiş parçaları konuşulursa o zaman şark vilayetlerinin dahi selametini te­ min edecek yol görülmüş, bulunmuş olurdu . . . İ şte Erzurum Kongresi; Mustafa Kemal Paşa ' n i n riya­ seti ile, müzakeratını (görüşmelerini) bu ruh dairesinde yü­ rüttü ve şark vilayetlerinden ziyade bütün vatanla alakadar bir heyet halinde göründü. Mukarreratı

(kararları) okun­

duğu zaman, hayretle fark olunur ki, Erzurum Kongresi belki en az şark vilayetleri ile meşgul olmuştur. Bu bahse temas eden bir maddede -o da mühim olarak- eğer şark vi­ layetleri günün birinde müstakil hareket etmeye mecbur olurlarsa bu hareketin dahi bütün Türk camiasından ayrıl­ mamayı, hatta vatanın parçalanmasına rıza göstermemeyi istihdaf edeceği sarihtir

(hedef alacağı açıktır).

Bu böyle olmak için, Mustafa Kemal Paşa'nın, daha Samsu n 'da Anadolu yakasına ayak bastığından itibaren ol­ duğu gibi, Erzurum 'da dahi muhtelif suretlerle bütün mem­ lekete vuku bulan hitaplarında, hep umum vatan tehlikesi­ ni ve milli vahdeti (milli birliği) terennüm etmesi lazım gel76


miştir. Paşa ise bunu yalnız mahall i bir icap ve lüzuma meb­ ni

(dayanarak) yapmamıştır. O da bu sözlerinde kendini,

kendi fikir ve kanaatını söylüyordu. Fakat o kadar basit ve bununla beraber o kadar kuvvetli ve müessir

(etkili) söy­

lüyordu ki, okuyanların ve görenlerin nazarında Mustafa Kemal Paşa daha o kara günlerin karanlık ları içinde nur­ dan m i l l i bir vahdet

(birlik) heykeli olarak yükseliyordu.

Mustafa Kemal'a Erzurum Kongresi sırasında çıkardan müşkülat Erzurum Kongresi 'nin hitamından

(bitişinden) sonra

Mustafa Kemal Paşa takriben yirmi gün kadar daha Erzu­ rum 'da kalarak bir taraftan memleket dahil ve haricine bu kongre mukarreratına

(kararlarına) uygun tebligat icrası (yayma ve benimsetmeye çalışmış) diğer taraftan kendisince daha

i l e yeni vaziyeti teşmil ve tespite ihtimam etmiş

fazla ve daha şamil bir ehemmiyeti haiz addolunan " Sıvas Kongresi " ne gönderilecek murahhasların (delegelerin), mümkün olduğu kadar, her taraftan gönderilmesine ait ola­ rak evvelce, daha Amasya 'da iken, icra ettiği tebligatı tekit

(pekiştirmiş) ve takip eylemiştir. Mustafa Kemal Paşa tarafından bu kongrelere atfolı.in­ muş olan ehemmiyetin azameti

(büyüklüğü) idrak olunur­

sa bunların öyle herkesçe bilinen kongreler nev ' inden bir şey olmadığı anlaşılır. Bu iki kongreden birincisi Ş arki Anadolu vilayetleri­ mizin kendi teşebbüsleri mahsulü olup ancak Mustafa Ke­ mal Paşa' nın müdahale ve idaresi sayesinde canlı ve mem­ leket şumul

(kapsayan) bir mahiyet iktisap edebilmiştir. 77


Kongreye iştirak etmiş olan müteaddit arkadaşlardan dinlediğimiz tafsilata göre, bu vaziyet de öyle zannoluna­ bileceği gibi kolayca temin edilememiştir. Mustafa Kemal Paşa'nın "sinei m i l lete bir ferdi mü­

(askerlik gö­ r�vinden) istifasını müteakip Ordu Müfettişliği Daires i ' ni cahit olarak" çalışmak üzere si lk.:i askeriden

terk etmesi lazım gelmiş ve Erzurum Kongresi ' ne girmesi ve riyasete intisap

(başkanhğma seçilmesi) olunması da

ika olunan bazı manialar (engeller) ve itirazlar muvacehe­ sinde

(karşısında) bin müşkülatla vuku bulabilmiştir. Bu

müşkülatı ika edenler o zaman kendilerini, halkın fevkin­ de

(üstünde) tutan ve adetleri ancak üç dört olan mahdut

eşhastan (kişilerden) ibaretti ki, geçmiş zamanın hakikat­ leri ortaya konulmadığından dolayı, kendilerini bu gün da­ hi kahramanlar sırasında göstermekten çekinmemektedir­ ler. Mustafa Kemal Paşa bu mevanii

(engelleri) kolaylıkla

ve pek büyük bir sabır ve tahammül ile bertaraf etmeye muktedir ve muvaffa.k olmuştur. Bu müşkülatın nevi ve ma­ hiyeti anlaşılmak üzere zikredeyim ki, n:ıesela Erzurum 'da bazı zevatı kiram

(kendini büyük görenler) M ustafa Ke­

mal Paşa 'nın kongreye hiç i ştirak etmemesi ni ve kongreye iştirak ettikten sonra da riyasete geçmemesini istemişler­ dir. Kendi lerine bu tavsiyeleri ni n sebebi sorulduğunda ise sureti haktan görünerek: - Sonra bütün bu iş leri hep o yapıyor derler, halbuki bu işlerin mil letten geliyor gibi görünmesi halen daha muva­ fık olur. Yolunda cevaplar vermi şlerdir. Erzurum Kongresi ' ne i ştirak edeı:ı arkadaşlardan yalnız bu iki meseleyi hikaye e­ den arkadaş şunları da i lave ediyor:

78


"Halbuki M ustafa Kemal Paşa olmasa kongrenin bile toplanacağı yoktu. Müşarileyhtir ki,

(ad ı geçen kişidir ki)

gerek Erzurum 'a gelinceye kadar ve gerek bilhassa geldik­ ten sonra kongre azaların ı muhtelif vesaitle

(vasıtalarla)

Erzurum ' a getirip toplamaya muvaffak olmuştur."

Mustafa Kemal Paşa Sıvas'ta Erzurum Kongresi muvacehesinde

(karşısında) Ba­

b ı a l i ' n i n gösterm i ş olduğu telaş ve endişe ile o m i l l i iç­ timaı

(topl antısı) hükümsüz b ı rakabilmek için başvur­

duğu beyhude tedbirleri bundan evvel mevzuu bahis et­ miştim. Mustafa Kemal Paşa ' n ın S ıvas 'ta dahi daha bü­ yük m i l l i bir kongre akdetmek üzere kariben

(yakında)

Sıva s ' a geleceğinden kuşkulanan Babıali bu defa daha esas l ı bir çareye tevessül etmeyi derpiş ederek doğrudan doğruya cinayet ikaını tasavvur ve tasmim

(tasarlama)

eylemiş ve bu ci nayet için icra vasıtal arı arad ı ğ ı sırada aklınca o zaman E laziz Va l i s i olan Ali G a l ip ' i bu işi ba­ şarmaya her cihetçe e h i l addederek kendisine müracaat eylem i ştir. Dah i l iye Nazırı Adil, M ustafa Sabri Hoca ve yaranı ile bu ci nayeti tasmi m ve tasavvur ederken M us­ tafa Kemal Paşa da ya S ıvas i ç in yolda veya S ıvas ' a he­ nüz gelmiş bulunuyordu. Mustafa Kemal Paş a ' n ı n Erzuru m 'dan S ıvas ' a gele­ memesi için Bab ı a l i her taraf ve ezcümle

(özellikle) S ı ­

vas Val i sine e m i r üzerine e m i rler verdiği halde Dah i l i ­ y e N azırı A d i l , bir g ü n S ıvas Val isinden ş u sade telgraf­ nameyi alarak, ınabhut

(suskun) ve mütehayy i r (şaşkın)

kalm ıştır:

79


Dahiliye Nezareti Celilesine " S ıvas 3 Eylül 1 9 1 9 :

-

Mustafa Kemal Paşa ve Rauf

Bey ' i n dün akşam geç vakit istikballerine şıtab eden

(kar­ şılanmaları için telaşlanan) her sınıf halktan mürekkep (oluşan) bir cemi gafirin (kalabahğın) alkışlar arasında şehre girdiği ve kongrenin yarın toplanacağı berayı malu­ mat arzolunur - Val i : Reşit." Sıvas mebusu Rasim Bey biraderimiz, Mustafa Ke­ mala Paşa 'nın Sıvas'a vusulunu şöyle anlatıyor: " - Babıa l i 'ni n telaşlarına ve yağdırdığı telgraflara rağ­ men Paşa Sıvas 'ta pek parlak bir surette istikbal edildi (kar­

şılandı). Ahali daha gündüzden istikbale (karşılamaya)

hazırlanmı şt ı . Öğleden sonra her sınıf halk ve hatta kadın­ lar yollara dökülerek Erzurum yolunda bir buçuk saatl i k mesafeye kadar gidenler oldu. Bütün o saha halkla dolu i­ di . Paşa ve arkadaş lan ikindi üzeri şehrin bir buçuk saat me­ safesinde istikbale gelen kafi lenin ucuna temas ederek on­ dan sonra hep beraber gelinmek üzere yürüyüşlerini yavaş­ latmışlar ve böylelikle şehre doğru gel işte kalabalık gittik­ çe artmış bulunmuştu. Tam şehre girildiği zaman Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları mahşeri bir kalabal ığın orta ye­ rinde bulunuyorlar ve pek heyecanl ı tezahüratla alkışlanı­ yorlardı. Mustafa Kemal Paşa i le Erzurum 'dan gelenler ha­ tırımda kaldığına göre, şu zatlard ı : İbrahim Süreyya Bey, doktor Refik Bey, H üsrev Bey (Gerede), Erzurum mebusu Hoca Raif Efendi, Rauf (Orbay) Bey, Mazhar Müfit (Kan­ su) Bey, Şeyh Fevzi Efendi, Cevat Abbas (Gürer) Bey, Ha­ yati Bey. Mustafa Kemal Paşa ile arkadaşları doğruca kong. re için evvelce ihzar edi lmiş olan lise binasına indiler. Mem80


lekette şevk ve sürur

(sevinç)pek ziyade idi . İşte bu esna­

dadır ki, Val i Reşit Paşa l stanbu l ' un Paşa'ya ve kongre ak­ tine mümanaat olunmasına dair mütevali iş'aratına topye­ kCın cevap olmak üzere bir telgrafı yazıp göndermişti."

Mustafa Kemal S1vas Kongresi kararını ne zaman ve nasıl verdi? Sıvas Kongresi, istihlas

(kurtuluş) ve istiklal cidali­

mizde (mücadelemizde) atılmış çok mühim adımlardan bi­ ridir. Bu kongreye müteallik olduğu kadar fazla vesaik

(ilgili) olarak dahi mümkün (belge) ve malumat (bilgi) ver­

meye çalışacağım. Kongreye bizzat iştirak etmi ş olan ar­ kadaşların her birinden alabildiğim malumatı da bir araya getireceğim. -Sıvas Kongrcsi ' nden bahsetmek i ç i n evvela bu kong­ renin ne zaman, nerede ve kimler tarafından tasavvur edil­ miş ve kararlaştırılmış olduğunu, azaları nın da nası l davet edilmiş bulunduğunu düşünmekle işe başlamak lazımd ır. Bu bahiste söylenebilecek yegane söz Sıvas Kongresi'nin müstakilen Mustafa Kemal Paşa tarafından düşünülmüş ve yine daveti de kendileri taratindan yapılmış olmak üzere hepsi onun tarafından fiiliyat sahasına çıkarılmış bir iş ol­ duğundan ibarettir. Mustafa Kemal Paşa'nın, Anadolu harekatına isti nat­ gah mebdei

(başlangıç) olmak üzere, böyle bir kongreyi

daha İstanbul 'da iken tasavvur tasmim etmiş olduğu anla­ şılıyor. Filhakika o zaman Tevfik Paşa hükümetince yeni­ sinin intihabından

(seçiminden) hiç bahsolunmamak üze­

re Meclis-i Mebusan feshedilmiş olduğundan memleket, in81


gilizlerin - Saray ' ı n da işine pek gelen- arzularına tevfikan

(uyarak) mi llet meclisinden mahrum bir mutlakiyet idare­ sine intikal etmiş bulunuyordu; ve l stanbul 'da kendileriyle temas ettikçe Paşa ' nın, M i llet Meclisi ' ne fazla ehemmiyet verdiği de anlaşılıyordu. Fakat o zaman mevzuu bahis olan mesele, hep M i l let Meclisi olmuş, Paşa ile t�mas edenler­ den hiçbiri, " kongre'·nin hatta kelimesini bile, işitmemiş olduklarında müttefiktirler. Hükmetmek lazım gel iyor ki, Paşa Anadolu'ya intikalini

(geçişini) takiben, m i l l i intiha­ bat neticesi olacak bir içtimaın (toplantmm) i l k günlerde " kongre" unvanını haiz olarak iş görmesini hal ve masla­ hata muvatik

(uygun) görmüş ve ona göre de tedabir (ön­ lemler) almak yolunu ihtiyar eylemiştir: İ lk davet tamimi Sıvas Kongresi 'ne ait ilk davet t amimini

(genelgesi)

Mustafa Kemal Paşa Amasya'da iken tebliğ eylemiştir. Ana­ dolu istiklal cidali

(mücadelesi) tarihinde çok büyük bir

ehemmiyet ve mevkii olan bu telgrafname ile onun sureti­ ni birtakım zevat ve makamata isal eden (ulaştmlan) mek­ tubun metinleri şunlardır:

Sıvas Kongresi için tamim Amasya 22 Haziran 1 9 1 9 " 1 - Vatanın tamamiyeti, mil letin istiklali tehlikededir. Hükümeti merkezi yemiz İ tilaf Devletlerinin tesir ve mura­ kabesi altında mahsur bul unduğundan deruhte ettiği mesu82


liyetin icabatını ifa edememektedir. Bu hal mil letimizi ma­ dum

(yok olan) tanıttırıyor. M i l letin istiklalini yine mille­

tin azim ve kararı kurtaracaktır. M i lletin hal ve vaziyetini derpiş etmek ve sadayı hukukunu cihana işittirmek için her türlü tesir ve murakabeden azade

(denetimden uzak) bir

heyeti m i l liyenin vücudu elzemdir. Bunun için bilmuhabe­ re her taraftan vaki olan teklif ve arzuyu milli üzerine Ana­ dolu'nun en mühim mahalli olan Sıv.a s'ta milli bir kongre­ nin serian in ' i kadı takarrür etmiştir. Bunun için tekm i l vilayatı Osmaniye' ni n her l ivasından ve fırka ihtilafatı naza­ rı dikkate alınmaksızın muktedir ve milletin itimadına maz­ har üç kadar zatın sür'ati mümküne i l e yetişmek üzere he­ men yola çıkarılması icap etmektedir. Her ihtimale karşı bu­ nun bir sırrı m i l li halinde tutularak dağdağaya mahal veril­ memesi ve lüzum görülen mahallerde seyahatin mütenek­ kiren icrası lazımdır.

2

-

Vilayatı şarkiyemiz namına l O Temmuzda Erzu.­

rum 'da i n ' ikadı mukarrer kongre için vilayatı mezkfırenin Müdafaai Hukuku M i l l iye ve Reddi 11hak Cemiyetlerinden müntehap (seçilmiş) azalar zaten Erzurum'a müteveccihen

(doğru) yola çıkarılmışlard ı . O vakte kadar vilayatı saire­ mizin murahhasları (delegeleri) da Sıvas'a vasıl olabilecek­ lerinden Erzurum Kongre s i ' n i n azası tensip edeceği za­ manda içtimaı umumiye dahil olmak üzere Sıvas' a hareket edecektir. 3 - İşbu mevada

(konulara) göre murahhasların Mü­

dafaai Hukuku M i lliye Cemiyetleri ve belediye riyasetleri ve suveri saire ile intihabı ile tahrikleri hakkında delaleti aliyeivatanperveri leri n i ve isimleriyle zamanı hareketleri­ nin telgrafla i ş ' annı

(bildirmelerini) rica ederim. 83


4 Bu telgratin vusulünün (ulaşmasının) hemen i ş ' ar -

buyurulması rica olunur."

Mustafa Kemal *

M EKTUP "Vatanın tehlikei inkisamını aynen gösteren safhanın hunin icraatı vicdanı mil liyi bir emeli halas

(kurtuluş) et­

rafında ve Müdafaai Hukuku M illiye ve Reddi İlhak Teş­ kilatı namı

(adı) altında seri b i i surette toplamaya başla­

m ıştır. Yalnız mitingler ve saire gibi tezahürat büyük gaye­ leri hiçbir vakit kurtaramaz ve ancak sinei mil letten bilfiil doğan kudreti müşterekeye istinat ederse rehakar

(kurtu­ luş) olur. Fakat şüphe götürmeyen bir hakikattır ki, bu acı safhayı bu kadar mühlik (öldürücü) şekilde ihzar eden en müessir amil maatteessüf payitahtımızdaki muhalif cere­ yanlar ve Anadolu'nun saf ve mukaddes amali m i l l iyesini

muzı r bir şekilde infirada uğratan siyasi ve gayri m i l l i pro­ pagandalardır. Kuvayı M i l l iye'yi bu gün için böyle yanlış yol lara sevkle dağıtmanın mücazatını aleyhinde pek mebzul

(ceza çektirilen) vatanımız (çok) surette görmekteyiz. Binaena­

leyh lstanbul ' un iş bu mütehal i f cı!reyanları artık Anado­ lu'ya ve amal ve hissiyatı mill iyeye hakim değil, tabi ol­ mak mecburiyeti vataniyesindedir ve payitaht düveli itila­ fiye

( İtilaf Devletleri) tarafı ndan tahliye edi linceye kadar

bu mecburiyetin mutlak olduğu kanaatindeyim ki, bu hal bittabi zatı ali lerince de takdir buyurul ur. Melfuf arizamda

84


tasvir olunan ( mektupla belirtilerek açıklanan) vaziyet bu­ gün seri ve umumi bir milli kongrenin i n ' ikadını icap ettir­ mektedir

(toplanmasını gerektirmektedir).

Bu davet her tarafa tamim ve ifa k ılınmışt ı r. Devletin i nkısamı mevzuu bahi s olduğu bir sırada İngil i z propagan­ dasıyla başveren Kürdistan istiklali gibi cereyan l ar dahi bilmuhabere taraftarlarını celp ve ikna ve tamami mutaba­ kat suretiyle hamdolsun lehimize dönmüş ve kongre davet olunmuştur. Bu m i l l i ve hayati mesele için İstanbul 'da zatı afifanel­ eri, zatıalileri gibi mil letin mefharı bulunan (övgüsünü ka­

zanan) vatanperver ve sahibi kelam mütefekkirine tevec­ cüh eden fedakarl ık bi lhassa pek büyüktür, bu gayei saJah ve m i l l i istihsal edil inceye kadar acizleri Anadolu'dan ve sinei mil letten ayrılamayacağım. Ve bu noktada nihayete ka­ dar bir ferdi millet gibi çalışacağımı m i llete karşı mukad­ desatım namına söz verdim. Ve hiçbir kuvvet bu azmi mil­ l iye mani olamayacaktır. Bu kararı acizanem Umum Ana­ dolu'da resikarda bulunan mesul ve kıymettar umum arka­ daşlarımın içtihat ve kanaati müşteı'ekesine istinat etmek­ te olduğunu da ilaveten arzla ihtiramatı mahsusai kalbiyc­ mi teyit eylerim efendim hazretleri.

Mustafa Kemal Telgraf ve mektup kimlere gönderildi? Davet telgrafnamesi Anadolu ' nun mülki ve askeri bü­ tün makamatına tebliğ edildiği gibi sureti de ikinci mek­ tupla birçok zevata ve bu meyanda İstanbul 'da da birçok kimselere gönderi lmiştir. Ruşen Eşref Bey ' i n verdiği ma-

85


lumata göre bu davetname suretini ihtiva eden mektup İ s­ tanbul 'da kendisinden başka Ahmet Rıza Bey'e, Sulh ve Se­ lamet Fırkası Reisi Ferit Paşa'ya, o zaman Nafıa Nazırı olan Ferit Bey 'e, MaarifNazırı Sait Bey ' e, Halide Edip Ha­ nım'a, Vasıf Bey'e, milli kongre katibi umumisi Abdürrah­ man Şeref Bey ' e, Reşit Akif Paşa'ya, Ahmet İzzet Paşa'ya gönderilmiştir. Ruşen Eşref Bey' i n hatırında kalabilenler bu zevat olup mektubun

gönderildiği başka kimseler olmak

ihtimali de vardır. Bu kongre davetnamesi Trabzon Müdafaai Hukuku Mi lliye Cemiyeti Riyasetine oradaki fırka vasıtasıyla Ka­ zım Karabekir Paşa tarafından tebliğ ettiri lmiş ve Erzurum Müdafaai Hukuk Cemiyetine dahi davetnameyi -Mustafa Kemal Paşa'nın i ş ' an üzerine- keza Kazım Karabekir Pa­ şa tevdi etmiştir.

M ustafa Kemal Paşa'nın İ stanbul'un davetine cevabı Erzurum Kongresi ' n den sonraki belli başlı işler meya­ n ında Sıvas 'ta bazı Fransızların S ıvas Kongresi ' nden dola­ yı valiyi tehdit etmelerinden doğmuş bir vaziyet vardır ki, onun hikayesini yapmadan evvel , Mustafa Kemal Paşa ' nı n Erzurum 'dan, Harbiye N azırı Nazım Paşa ' n ı n İstanbul'a davet telgrafnamesine verdiği cevabı kayıt edeceğim: Davetnamenizi aldım. İ stanbu l ' a gelmek aksayı emelimdir. Ancak amali mukaddesei mill iye ve menafii al iyei vataniyeni n tem ini zımnında mi lletin uhdeme tefviz ettiği vazifei hamiyetin icabı veçhile intacından evvel bu haval iden infikaki küfranı n imet bi lirim.

86


İ stanbul 'daki silah arkadaşlarımdan aldığım muhar­ reratta Kuvayı M il l iye ' ye i lt ihak arzusu izhar olunmuştu. Payitaht ve saltanatı seniyede kendilerine i fası terettüp e­ den vezai fi bir tal imatla tebliğ ederek oradan infikakları­ nın caiz olmadığını bildirdi m . Vatanın, mil letin, makamı h ilafetin muhafazası hakkında h içbir şeyden çekinmeye­ ceklerini kendi leri de benimle beraber maalkasem teyit et­ ti ler. Böyle vatani hizmete amade ve bunu hırzı can edilen hamiyetli evladı vatana siz ve rüfekanız gibi hilafet, mil let ve memleketle irtibatı su verisi olanların kendilerine bir pa­ yei mahsus izafesiyle mukarreratı mi llet ve memleketle alakadar görünmesi namuskar vasfiyle tasvir edilemez. Er­ babı vicdan ve namus muvacehesinde fiilen iraei mevcu­ diyet edebilmek, mil letin itimadını ihraz etmiş namuslu ze­ vata münhasırdır. Hali, mazisi levsiyat ile alfıde olanların satılmış vicdan ve mevcudiyetleri ancak kahır ve tedmire · ı ayıktır. Siz ve rüfekanız mevki l erinizi ne kadar çabuk er­ babı namusa tevdi ederseniz belki o nisbette milletin maz­ harı gufranı olursunuz.

-

22 Temmuz 9 1 9

Mustafa Kemal İstanbul ' un , Mustafa Kemal Paşa ' y ı İstanbul 'a getire­ bilmek için bir hayli müddet kah iğfalkar ve dessas

(alda­ tıcı), kah kanunperver ve mültefit tavırlarla beyhude yere ne kadar çalışmış olduğu ve bu meyanda onu tevkif ettire­

bi lmek için ne vahi (geniş)ümitlerle, hangi çarelere başvur­ muş olduğu malumdur. Nazım Paşa 'nın yukarıki cevabı alan telgrafnamesi, bu yoldaki müracaat ve teşebbüslerin sonuncusunu teşkil etmiş olsa gerektir.

87


Fransızların Sıvas Kongresi'ni önlemek için yaphklan blöf! S ı vas Kongresi 'nin açı lmasına tekaddüm eden (önce­ ki) meselele, Jen biri de, Sıvas'a gelen Fransız zabitlerinin meydan vermiş oldukları hadisedir: Sıvas'ta Bruno ismin­ de bir Fransız jandarma müfettişi vardı, ve dediğimiz me­ sele, 9 1 9 Ağustos'unun on beşi ile yirmisi arasında Sıvas ' a gelen iki Fransızın, kongreye gösterdikleri alaka yüzün­ den, zuhur etmişti. Bu i ki Fransız Sıvas ' a geldikten sonra müfettiş Bruno'dan yakında toplanacak Sıvas Kongresi hak­ kı nda malumat i stemişlerdir. Müfettiş Bruno ' n ı n ademi malumat beyan etmesine (bilgim yok demesine) karşı bun­ lar noktai nazarlarında ısrar ettiklerinden nihayet Bruno Va li Reşit Paşa 'dan malumat almaya gitmiş ve ara yerde, şayet kongre in' ikat ederse

(yapılırsa) Sıvas' ı n Adana'da­

ki Fransız kuvvetleri tarafınden işgali ihtimalini ileri süre­ rek bir tehdit siyaseti takip eylemiştir. Gariptir ki bu tehdit, val i ile yakın muhiti üzerinde, Fransız j andarma müfetti­ şince matlup

(istenen) tesiri icradan hali (geri) kalmamış,

yani herifin tehditleri ortalığı az çok telaşa düşürmüştür. Va­ li Reşit Paşanın, bu mesele hakkında, Erzuruni.'da Musta­ fa Kemal Paşa'ya gönderdiği telgrafnamede deniliyordu ki:

Vali Reşit Paşa'nın telaşı " Sıvas: 20 Ağustos 9 1 9 - Evvela tasdi imden

(başını­

zı ağnttığımdan) dolayı affıali lerini rica ve afiyeti devlet­ lerini istifsar ediyorum. Maksadı tasdiimi bcrveçhi ati arz

88


ve izah ediyorum: zahiren Fransızlara ait müessesatı tesel­ lüm etmek, hakikatte ise buraların ahvali hakkında tetki­ katta bulunmak üzere, cizvit papazlarıyla beraber l stan­ bul 'dan gelerek, makamı vilayeti ziyaret eden Fransız za­ bitlerine iadei ziyaret için, dün sabah, yanlarına gitmiştim. Ziyaret ve mülakatın hitamında

(görüşmenin sonunda)

orada hazır bulunan M. Bruno, biraz hususi görüşmek ar­ zusunu izhar ederek, bendenizi diğer bir odaya aldı, söyle­ diği sözleri aynen naklediyorum : - Mustafa Kemal Paşa ile kongre heyetinin S ıvas'a ge­ l ip burada da bir kongre yapacaklarını i şittim, bunu l stan­ _ bul 'dan gelen Fransız zabitleri söyledi ler. S izinle bu kadar samim i görüşür ve şahsınıza karşı pek ziyade hürmet bes­ lerken bu meseleyi benden ketmetmenize

(saklamanıza)

çok müteessir oldum. Dedi. Bendeniz de lazım gelen cevabı vererek kendi­ sini i knaya çalıştımsa da son söz olarak: - Eğer Mustafa Kemal Paşa Sıvas'a gel ir ve burada kongre aktine teşebbüs olunursa, onbeş gün zarfında bura­ ların tahtı işgale alınması mukarrer (kaçımlmaz)olduğuna

sureti kat iyede( kesin olarak) vakıfım. Sizin şahsınıza kar­ '

şı beslediğim hissi hürmet icabı olarak bunu haber veriyo­ rum. İnanmazsanız emri vaki halini aldığında kanaat eder­ siniz. O vakit vatanınızın baisi felaketi

(felaketine .se­

bep)olanlar meyanına (arasına)siz de girmiş olursunuz. Sözlerini sarfetti . Dahiliye Nezaretilnden dün aldığım şifre telgraf da, başka şekilde yazı lmakla beraber, aynı ka­ naati verecek zeminde idi. Yeni gelen Fransız zabitlerinden biri dün kolordu kumandanı ile uzun uzadıya görüşerek kongre hakkında kumandan beyefendinin fikrini anlama89


ya çalıştığı gibi, bu sabah da M. Bruno bendenize gelerek saat alafranga üçte diğer Fransız zabitleriyle beraber kong­ re hakkında görüşüleceğini ve fakat kendisinin aradaki sa­ m imiyete binaen daha evvel aynca görüşmek istediğini be­ yan etti. Bir müddet konuşulduktan sonra netice itibarıyla şunu söyledi: - Ben dünden beri bu mesele üzerine pek çok imali fik­ retti m . N ihayet şuna karar verdim ki, eğer Mustafa Kemal Paşa ile kongre heyeti Sıvas Kongresi 'nde İ tilaf Devletle­ ri aleyhinde tahrikatta bulunmazlar ve onlar hakkında mü­ tecavizane lisan kul lanmazlarsa kongrenin i n ' i kadınd�

(toplanmasmda) hiçbir mahzur yoktur. Bizzat ben gene­ ral Franşe Despre ' ye yazar, Mustafa Kemal Paşa hakkın­ daki tevkif emrini geri aldırır ve kongrenin in ' i kadına mü­ manaat olunmaması hakkında Dahi liye Nezareti ' nden size emir verdiririm. Fakat şu şartla ki siz de benden hiçbir hu­ susu ketmetmeyeceksiniz ve samimi dostluğumuzdan do­ layı daima yekdiğerimize karşı açık bir l isan kullanacağız. Yalnız kongrenin i n ' i kat (toplanma) tarihini öğrenmek la­ zımdır. Dedi. Bendeniz de kendisine bu bapta (konuda) bir şey b i lmediğimi ve öğrendiğimde kendisini haberdar edeceği­ mi ve aradaki dostluğuma binaen

(da}anarak) hiçbir şeyi

ketmeylemeyeceğim i söyledim. Binbaşının işgal mesele­ sinde dünkü kat' iyet i fadesine rağmen bugünkü mülayeme­

(uysalhğmm) sebebini nazarı alilerine arzetmeyi vecibe­ (açıkça) anlaşılıyor ki bunların fikri kongreyi Sıvas'ta toplatmaya muvafık (uygun) görü­ ti

den addederim. Ayanen

nerek kongre heyeti ki rami le sizi burada içtima ettirmek ve el altından tedarikatta bulunarak cümle ihvanı 90

(arkadaşla-


rını) ele geçirmekten ve aynı zamanda işgal meselesini de emrivaki haline koymaktan ibarettir! Dün akşam Dahi l iye Nezaretinden aldığım şifre telgrafta, başka şekilde yazıl­ mış olmakla beraber, hemen aynı zeminde idi. İşte bendeniz her hakikati mektum

(gizli) tutulmak is­

tirhamiyle/efendi m ize arzediyorum. Bundan sonra hattı ha­

reketin tayini size aittir. Entrikalı bir tehlikenin bu kadar mü­ tekarrip ve adeta elle tutulacak deredece meri olduğunu bi­ lip dururken keyfiyetten zatıal ilerini haberdar etmemeyi ve binaenaleyh Sıvas 'ta kongre akdinden sarfı nazar edi l­ mesini arzeylememeyi vicdanıma sığdıramadım. İ şte bunun için zatı devletlerinden ve orada bulunan diğer ihvanı ki­ ramdan pek rica ederim ki i kinci bir kongrenin akdine be­ hemehal lüzumu kat'ı yoksa vazgeçi lsin, varsa dört taraf­ tan işgali pek kolay olan Sıvas ' ı n merkezi içtima olmasın­ dan sarfı nazarla işgal ihtimali pek bait olan Erzurum 'da ve­ yahut tensip

(uygun) buyurulursa Erzincan 'da in ' i kadı es­

babına (toplanması gereğince) tevessül buyurulmasını se­ lameti memleket namına istirham ederim. Kolordu kuman­ danı Seliihaddin Beyefendi de bu baptaki noktai nazarları­ nı ayrıca Kazım Paşa hazretleri vasıtasıyla size yazacaklar­ dır. ilh . . .

"

M ustafa Kemal 'in sert mukabelesi Mustafa Kemal Paşa, Fransızların ihdas ettiği (yol aç­ tığı) vaziyetten dolayı hemen o gün val i Reşit Paşa 'ya gön­ derdiği cevapta demiştir k i : " Erzurum: 2 0 Ağustos 9 1 9, saat 1 sonra - M . Bruno ve rüfekasının makamı tehditte vuku bulan ifadelerini ta91


mamen blöf olarak telakki ederim. Sıvas Korıgresi' nin in' ikadı (toplanması) yeni bir mesele olmayıp aylarca mu­ kaddem

(önce) dünyaca malum olmuş bir teşebbüstür. Ga­

riptir ki İstanbu l 'da bulunan salahiyettar Fransız ricali si­ yasiyesinin de, acizlerine gönderdikleri haberler, Anado­ lu 'da millet tarafuıdan vuku bulmakta olan teşebbüsatın pek muhik ve meşru zin metalibatı

(haklı ve yasal) olduğu ve m illetimi­ (istekli) kendilerine sarih olarak iblağ edil­

diği takdirde, hüsnü kabul ile tatbikini deruhte edecekleri­ ne dair şimdiden tahriri

(yazılı) teminat vermeye hazır ol­

dukları merkezindedir. M. Bruno 'nun ikinci mülakatta teb­ dili lisan (ağız değiştirip) ve kesbimülayemet (yumuşama­

sı) eylemesi acizlerini kazanmak cihetine matuf olmaktan (uzak) değildir.

müstebat

Fransızlar tarafından, B inbaşı Bruno'nun dediği gibi, beş on günde S ıvas' ın işga l i o kadar kolay bir şey değildir. Hatırı devletinizde olsa gerektir ki, l ng i l izler bu husustaki tehdidatlannda daha ileri giderek, Batum'daki askerlerinin Samsun' a ihracına

(gönderilmesine) karar verdi ler ve hat­

ta, mahza benden izi tehdit için, bir tabur dahi çıkardı lar. Fa­ kat bu teşebbüse karşı, mil letin kavi bir azim ve iman ve ateşle mukabele edeceği hakikatı, kendilerince tahakkuk et­ tikten sonra, hem kararlarından sarfınazar etmeye (vazgeç­

meye) ve hem de karaya çıkarmış oldukları askerlerine mu­ kabil orada bulunan taburu dahi nakletmeye mecbur kal­ m ışlardır. Sıvas Kongresi ' nde m evzu bahis olacak hususata ge­ lince, Erzurum Kongresi beyannamesi muhteviyatından su­ huletle istidlal olunacağına nazaran, kongrede İti laf Dev­ letleri aleyhinde tahrikatta bulunmak gibi maksatlar kat' iy-

92


yen mevcut değildir. Burada şunu da arzedeyim ki bende­ niz ne Fransızların ve ne de herhangi bir devleti ecnebiye­ nin himayetine tenezzül eden şahıslardan değilim, benim için en büyük noktai siyanet ve menbaı şefaat m i l letin si­ nesidir. Kongrenin lüzum ve zaman ve mahalli i n ' i katı hakkın­ da müessir olmak bendenizin şahsi hükmünün pek ziyade fevkinde haizi tesir olan millet kararına taalluk eder bir keyfiyettir. Yalnız tahmin buyrulduğu gibi, Fransızların kongre heyetinin Sıvas'ta toplanmasına mürevviç

(taraf­ tar) görünerek, badehu heyeti ele geçirmeye imkan bulma­

sı acizlerince pek uzak tevehhümattandır. Bütün bu maru­ zatımı aynen M. Bruno'ya söylemenizde de hiçbir mahzur görmüyorum. Bu münasebetle M. Bruno ve rüfekasına, milletimizin muhafazai hukuk ve müdafaai istiklali için, Er­ zunım Kongresi beyannamesiyle bütün cihana olduğu gi­ bi, kendileri nin İstanbul 'daki mümessili siyasi lerine de ib­

lağ eylemiş olduğu mukarreratı esasiyeyi tatbi � te hiçbir

suret ve sebeple düçarı tereddüt olmasına sebep bulunma­ dığı bildirilmiş olur. M. Bruno bi lmelidir ki, Fransızların Sıvas ' ı işgale karar vermeleri kendilerine pek pahal ıya ma­ lolabilecek yeni kuvvetlerle ve çok paralarla yeni bir har­ be karar vermelerine mütevakkıftır. Böyle bir karar da, jan­ darma binbaşısı Bruno ve rüfekası arasında tezekkür edil­ se bile, Fransız m i lletince muta

(uygun) olabileceğine ih­

timal veri lemez. S ıvas Kongresi hakkındaki kararı kat ' i ancak heyeti temsiliyenin müzakeratı neticesinde taayyün edecektir (be­

lirecektir). Bittabi t�karrür edecek suret de zatı samileri­ ne arzolunacaktır. Yalnız bugün için istirhamım, Bruno ' nun 93


tehdidatının, halka i şaasiyle (dağılması) kuvvei maneviye­ nin kesri ne mümanaat buyurulmasıdır."

Mustafa Kemal O sıralarda Erzurum 'da bulunan heyeti temsiliye hadi­ seyi müzakere etmiş ve ertesi günü Sıvas Val isine bir telg­ raf göndererek demiştir k i :

Heyeti Temsiliye'den Sıvas Valisine şifre " Erzurum, 2 1 . 8. l 9 1 9 - Sıvas Kongresi hakkında M us­ tafa Kemal Paşa hazretleriyle vuku bulan muhaberatı dev­ letleri tamamen milli bir mesele olmak haysiyetiyle heyeti temsiliyemizce münakaşa edildi . Bu kongrenin şarki ve garbi Anadolu vilayetleri tarafından akti mukarrer olması­ na ve murahhasların kısmi azamı Sıvas'a muvasalat etmek

(gelmek) üzere bulunmasına nazaran bu bapta söz söyle­ meyi sala hiyetimiz haricinde addeyleriz. . İstanbul 'dan aldığımız malfımatta da düve l i itilafiye­ nin

(itilaf Devletleri) meşru ve makul olan bu cereyanı

milliyi pek tabii telakki eyledikleri, bilhassa Amerikalıla­ rın milletin efkarı umurniyesini anlamaya son derece ehem­ miyet verdikleri, umumi bir şeki lde i n ' ikat edecek (topla­ nacak) olan Sıvas Kongresi mukarreratına intizar olundu­ ğu, hatta mil letle doğrudan doğruya temas için S ıvas'a İs­ tanbul 'daki heyetlerinden iki Amerikalı memuru siyasi gön­ dermeye karar verdikleri bildiril mektedir. Binaenaleyh Sı­ vas 'taki bir Fransız binbaşısının beyanatın ı biz indi bir mü­ talaa addetmekte (görüş

sanmakta) ll)azuruz. Çünkü hür­

riyet ve istiklal uğrunda mücahede eden mil letlerin pişiva-

94


Si

(ilericisi) olan Fransa efkarı umumi yesin in cereyanı m i l­

liye düşman olacağını hatıra getirmek mümkün deği ldir. Mahaza m i lletimiz istiklal ve mevcudiyetini her ne paha­ sına olursa olsun kurta_rmaya azmetmiştir. Bu cereyana ta­ bi olmayanlar mahkumu zeval, yıkmak isteyenlerse maru­ zu mukavemet olacaktır Paşa hazretleri. - Heyeti Temsili­ ye."

Mustafa Kemal Kolordu Kumandanının dikkatini çekiyor Ara yerde Mustafa Kemal Paşa o zaman Sıvas 'ta Ü çün­ cü Kolordu Kumandanı M i ralay Selahaddin Bcy ' e de bir telgrafname göndererek valinin vaziyeti izam etmesi üze­ rine kendinin dikkatini çekmiş ve behemehal Sıvas'ta top­ lanacak olan umumi kongre aleyhindeki bu türlü dediko­ duların iptali lüzumu ilave edilmiştir. Miralay Selahaddin Bey verdiği cevapta filhakika

(gerçekten) vaziyetin izam

edilmiş olduğunu, halkın tenvir ve teskin edi ldiğini, hatta bizzat görüştüğü Fransızların Mustafa Kemal Paşa ile mü­ laki olmayı istediklerini kongrenin bir an evvel akdine hiç­ bir mani bulunmadığını b ildirm iştir. Mustafa Kemal Paşa kendisine şu cevabı göndermiştir: "Erzurum, 22.8. 1 9 1 9 - Val i Paşa 'nın i stical

(acele)

ederek Bruno ile mülakatını izam ve sui tefsirinden hasıl olan teessüratı izale eden tenviratı biraderlerine arzı teşek­ kür ederim. Sıvas Kongresi için teşrif eden zevatı daha faz­ la bekletmeyeceğiz. Hareket için hazırlanıyoruz. Aynca ha­ reket gününü arzedeceğim . Fransız zabitleriyle maalmem­ nuniye görüşürdük. Fakat mumaileyhimin U l ukışla istika-

95


metinden harekete karar vermiş olduklarına nazaran müte­ vassıt bir noktada görüşmek arzusu nasıl mümkün olabi­ l ir? Bu husus ancak bizim Sıvas ' a muvasalatımıza

(ulaş­ mamıza) kadar orada intizarlarına vabestedir (uygundur).

Bizce kendileriyle görüşmeye esasen bir ihtiyaç olmadığın­ dan sureti hareketleri kendilerine ait kalır. Birkaç güne ka­ dara şerefi mülakatınıza mazhariyetle memnun o l acağımı­ zı düşünerek takdimi hürmet eyleriz. - Mustafa Kemal." Reşit Paşa, Mustafa Kemal Paşa 'nın cevabıyla M ira­ lay Selahaddin Bey'in teskin edici teminatı üzerine Erzu­ rum 'a şu son telgrafnameyi göndererek bahsi kapamıştır: " Sıvas: 22 Ağustos 1 9 1 9 - Bendeniz anlayabildiğim kadarını efendimize arzetmekle vazifei vicdaniyemi ifa et­ miş oluyorum. İstanbul 'daki Fransız ricalinin noktai nazar­ larını ve zatı devletlerine karşı olan taahhütlerinin ne dere­ ceye kadara şayanı itimat olduğunu kestirememekte mazu­ rum. Hamiyeti müsel lemelerine nazaran vatanın selameti mevzuu bahis olduğuna göre epeyce düşünerek lazım ge­ len hattı hareketin tayini efendimizle kongre heyeti kiramın­ dan orada bulunan zevatı muhteremeye aittir. Emirlerinizi ifa edeceğimi arz ile ihtiramatı muhsusamı takdim ederim efendim. - Reşit." * Bu Fransızlar Ağustos ' un yirmi dört veya yirmi beşin­ de, Mustafa Kemal Paşa 'yı beklemeksizin U l ukışla i�tika­ metinde yola çıkarak Sıvas'tan gitmişlerdir. Sıvas mebu­ su Rasim Bey bu zabitler hakkında şu malumatı venniştir: - Bilahare öğrendiğimize göre bu Fransızlar İstanbul 'da

96


Franşe Despere' ye yazdıkları ve Sıvas 'tan verdikleri bir telgrafnamede vaziyetin gayet ciddi olduğunu, kongrenin behemehal in' ikat edeceğini

(toplanacağını) ve delegele­

rin şimdiden gelmiş olduklarını, güzergahlarında pek çok müsellah

(silahlı) kuvvetlere tesadüf ettiklerini bildirmiş­

lerdir."

Sıvas Kongresi Sıvas Kongresi 1 9 1 9 senesi Eylülünün dördüncü per­ şembe günü saat üçte içtima etmiştir. Bir gün evvel, diğer rüfekasiyle (arkadaşlarıyla) beraber, Sıvas'a gel miş bulu­ nan Mustafa Kemal Paşa bütün memleket halkınca büyük tezahüratla karşılandıktan sonra zaten kongrenin içtimaga­ hı olarak ihzar edilmiş bulunan lise binasına inmi şti . Kong­ re bu binada toplanmıştır. Sıvas'ta kongre için son tertibat alınırken görülen işlerden biri kongre mukarreratını (karar­

larını) vesair havadis ve malumatı neşretmek üzere bir ga­ zete tesisi olmuştur. Sıvas mebusu Rasim Bey ' in �· Hakimi­ yeti Milliye" olarak tekl if ettiği bu gazete, İsmai l Fadı l Pa­ şa' nın tadilen teklifi ile " İ radei M i l l iye" olarak kabul edi l­ miş ve bu namla intişara

(yayma) başlamıştır. S ıvas Kong­

res i ' ne ait malumat ve vesaiki bu milli içtimaa iştirak et­ miş olan arkadaşların izahatına ve her birisinden birer par­ ça ele geçirilebilen evrak ve vesaika istinat ettiriyorum: Kongre, Mustafa Kemal Paşa tarafından kısa bir nu­ tukla açıldıktan sonra ilk iş olarak müzakeratın idaresi için reis ve reis vekilleriyle katipler intihabı (seçimi) yapılmış­ tır. Mustafa Kemal Paşa müttefikan

(ittifakla) riyasete, İs­ reisliğe seçil-

mail Fazıl Paşa reisi sanil iğe intihap (ikinci

97


miş) edil m i ş ve genç aza arkadaşlar arasından da katipler seçilmiştir.

Padişaha gönderilen telgraf Müzakere olunacak i ik madde olmak üz.!re kongre na­ mına padişaha gönderi lecek bir ariza

(yazı) mevzuu bahis

olmuştur. Bu arizada kongrenin içtimaı sebebi izah edile­ rek Meclis-i Mebusan ' ın, yenisi intihap olunmamak üzere feshi tenkit, memleketin maruz kaldığı tehlike ve felaket muvacehesinde m i lletin azim ve hareketine işaret oluna­ caktı . Böyle b�r arizanın m üzakere mevzuu olması, kong­ renin mahiyetini tebeyyün ettirecek

(belirleyecek) müza­

keratında takip edeceği istikametin ana hatlarını tayin et­ m i ş olacaktı. İ l k içtimada bu arizanın esasları üzerinde umumi mütalaalar yürütüldükten sonra bir müsveddesi ya­ pı lmak üzere bir komisyon seçi lerek celseye

(oturuma)

nihayet(son) veri lmiştir. Ertesi günkü içtimada, bilhassa müsveddesi hazırlanan bu telgrafüzerinde müzakereler ce­ reyan etmiştir. Azası o kadar kalabalık olmamasına rağmen kongre­ nin müzakeratı , bir nevi Meclis-i Mebusan müzakeratını ha­ tırlatmaktadır. N ihayet ikinci içtimaın ikinci celsesinde ls­ tanbul ' a ve Saraya telgrafla tebliğine karar verilen bu ari­ za son şeklini almış bul unuyordu. Bu arizanın sureti şudur: " Tarihimizin kaydettiği en büyük felaketi m i l l iyeden çıkarak i nkiyadına

(uyulmasına) mecbur olduğumuz

Mondros Mütarekenamesi ahkamı feciası bile haricen ve dahilen teselsül eden hakşiken tecavüzat ile hükümden ıs­ kat edi l ip nihayet gayrı mer'i kaldı; bu hale karşı en hissiz 98


bir siyaseti mutavaatkarane takip etmek suretiyle ümmeti Muhammed ' i dilhun eden hey' eti vükelanın iradei milliye­ ye istinat etmediğini ve amali m i l l iyeye tercüman olmadı­ ğını ve mahza bu sebeple devlet ve m i l let in hukuku sari ha­ sını paymal ettirdiğini nazarı itibare alan bu zava l l ı mil let, Meclisi Umumin in, Kanunu Esasimizdeki sarahatı mutla­ kaya rağmen, hala içtima ettirilmediğini görerek hakkı meş­ ruuna istinaden ve hiçbir fırka hırs ve içtihadına tabi olma­ yarak, vatanın izmihliiline mani olacak son tedabiri ittihaz için, bütün memaliki şahaneleri murahhaslarının iştirakiyle Sıvas'ta umumi kongresini akdetti . Kongre heyeti umum iyesi tevkifatı ilah iyeye müsteni­ den makamı muallayı hi lafeti celi lelerile saltanatı seniye­ lerinin ve milletle memleketin hukuku meşruasını gerek şimdiye kadar tezahür eden ve gerekse bundan sonra zuhu­ ru muhtemel bulunan mehalike karşı müdafaa hususunda ittihaz edeceği tedabiri tezekküre başlamıştır. Bu vesilei müteyemmine ile süddei seniyei hilafetpe­ nahilerine teyidi sadakat ve ubudiyeti bir vazifei diniye ve m i l l iye addederek idi saidi edhanın ( Kurban Bayramı) hak­ kı hümayunü mülükanelerinde ve hanedanı zişanı saltana­ tı seniycleri hakkında müteyemmen ve mesut olmasını bü­ tün vahdeti maneviyesiyle tazarru ve niyaz eder; Katıbei ah­ valde emrü ferman hilafetpenah efendimizi hazretleri nin­ dir.

-

5 Eylül 1 9 1 9.

Sıvas'ta mün'akit (toplanmış) umumi kongre heyeti Bu ariza münasebetiyle temas olunan muhtelif mese99


lelerden bir tanesi kongre için epeyce ciddi bir iştigal mev­ zuu olmuştur! O mesele ise "hiçbir fırka hırs ve içtihadına tabi olmayarak" ibaresindeki mevzudur. O zamana kadar umumi harbi kaybederek aradan çekilen "İttihat ve Terak­ ki "ye karşı fevkalade hücumlar yapılmış ve Mustafa Ke­ mal Paşa 'nın riyaset ettiği m i l l i teşekkül lere ve hatta garp cephesinde Yunanlılara kafa tutan m i l l i harekata hep "İtti­ hat ve Terakki dolapları" denilmişti. Bu sebeple kongreyi, bu türlü taarruzlardan, masun bu­ lunduracak b ir vaziyet ihdası lazım addolunmuş ve bunun için de kongrenin İttihat ve Terakki 'yi ihya maksadiyle top­ lanmadığını gösteren bir yemin sureti ile teklif edilmiştir. Bu teklif üzerinde ve onun ibarelerinden her biri hakkında ayrı ayrı ve hay l i uzun münakaşalar cereyan ettikten sonra tekarrür eden

(kararlaştırılan) son şekil üzerinde yemin

vermeye veya almaya davet olunmuştur. Kongreye iştirak eden zevattan bazıları bu yemini almışlar, diğer bazıları ise böyle bir yemini vicdan hürriyetine münafi

(aykırı) gör­

düklerinden yan çizmişlerdir. Mahaza öyle de olsa n ihayet tekarrür eden yemin sureti ilan edilmek suretiyle böyle bir meselenin mevzuu bahis olmasına sebep teşkil eden mak­ sat temin olunmuştur.

Refet Bey (Paşa) Sıvas Kongresi' nde Kongre azasından Refet Bey (Paşa) kongrenin küşadı

(açılışı) sırasında Sıvas 'ta bulunamayarak sonradan geldi­ ği cihetle, i kinci veya üçüncü celsede, Reis Mustafa Kemal Paşa 'nın kendisini kongre heyetine takdim ettiğine, şahit oluyoruz. Bunu ayrıca burada zikretmekten maksadımız 1 00


suretleri elmizde bulunan bazı B abıali evrakı içinde, günün birinde Mustafa Kemal Paşa'nın nezdinde bazı zabitler, ya­ verleri ve bazı efrat olduğu halde ansızın Tosya 'ya muva­ salat etmi ş olduğuna dair Kastamonu merkez inin İ stan­ bul 'a verdiği bir telgrafnanıeyi mevzuu bahis etmiş olmak içindir. Mustafa Kemal Paşa Havza-Amasya-Sıvas yolu ile Er­ zurum ' a gitmiş ve or:;ıdan şimdi Sıvas'a dönmüş olduğun­ dan kendisinin bir gün Tosya 'da zuhur etmiş olması ihtima­ li ve imkanı yoktu. Tahki katımızın bizi isal ettiği (ulaştır­ dığı) neticeye göre bir gün ansızın Tosya 'ya gelen zat Re­ fet Bey'dir. Kendisi üçüncü kolordu kumandanlığından in­ fisal eyledikten

(ayrıldıktan) sonra galiba Kastamonu is­

tikametinde bir seyahat yapmış ve bilahare Ankara 'dan do­ laşarak -Mustafa Kemal Paşa ' nın Ali Fuat Paşa 'ya vuku bu­ lan iş' aratı üzerine- Sıvas' a avdet eylemiştir. * Kongrenin m üzakeratı aleni olmayarak )iil l nız kongre erkan ve azası arasında cereyan ediyordu. Bunun bir del i l i d e son celsenin aleni yapılmasına sureti mahsusada karar verilmesi ve öyle de yapılarak kongre içtimalanna bu su­ retle umumun huzurunda irad edilen nutuklarla, nihayet verilmesidir.

Sıvas Kongresi'nin teşkil ettiği "Heyet-i Temsiliye" bir ihtilal hükümeti idi S ıvas Kongresi ' nin mesaisi (çalışması) d ikkatle takip 101


olunduğu zaman -ilk içtimada padişaha bir ariza

(yazı) gön­

deri lmiş olmasına rağmen- bunun bir ihtilal heyeti ve hat­ ta, aşağı yukarı, bir ihtilal hükümeti şekil ve manzarasını haiz olduğu fark edilmemek mümkün olmaz. Sıvas Kongresi ' ne iştirak eden arkadaşların verdiği malumata göre kongre, üçüncü umumi içtirnaından itiba­ ren, ciddi mesaisine başlamış ve bil hassa o içtimaın ikinci celcesinde "Heyet-i Temsiliye" meselesini hal eylemi ştir.

Erzurum Kongresi neticesinde bir " Heyet-i Temsil iye" teş­ kil ve intihap olunmuştu. S ıvas Kongresi'nin kabul edece­ ği yeni teşkilatta bi lhassa "Heyet-i Temsiliye'"nin fevkala­ de ehemmiyeti vardı. N itekim bu teşkil, sonuna kadar va­ zifesini ifada devam etmiş ve n i hayet sırası gelince, Türki­ ye Büyük M i l let Mecli s i ' n i teşkil ederek, vatanın reha ve halas

(kurtuluşu) yolunu bulmuştur. B u kongreden çıka­

cak Heyet-i Temsiliye'nin ne kadar ehemmiyeti olduğunu anlamak için, kongre mukarreratının dördüncü maddesin­ deki izahatı okumak kafidir: "Hükümeti Osnıaniye bir tazyiki düvel karşısında (Al­ lah göster�sin) vatanı umum inin izmihl:il-i tamına bir mukaddime demek olan buraları terk ve ihmal etmek ıstı! rarında bulunduğu takdirde, yani vatanımızın hükümeti Os­ maniye'ye ve makamı hilafete merbutiyeti

(bağlılığı) mu­

ahedat imza edilmek ve düvel i itilafiyeye muhtıra ve nota­ l ar ita olunmak suretiyle, veya kanaatbahş olacak vesaiki sairei siyasiye ile terk ve ihmal olunduğu tahakkuk eyledi­ ği halde, hilafeti mukadde_seye ve saltanatı Osmaniye'ye olan merbutiyetimizi muhafaza ve temin etmek ve vatanı­ mızı Rum ve Ermeni ayakları altında çiğnetmemek üzere, derhal bir idarei muvakkate teşkil edecektir; ve halen mev1 02


cut olan teşkilat ve kavanini mevzuai devleti Osmaniye da­ iresinde tedviri umura devam edecektir. B ilcümle mülki ve askeri rüesa ve memurini devlet işbu idarei m uvakkateye tabi olacaktır. İdarei muvakkate tekmi l ecnebi devletlerine işbu va­ ziyeti cedideyi usulen ve resmen iblağ edecektir. Mevzuu bahsolan idarei muvakkate, teşk i l atı milliyemizin vücuda getirdiği kongrece intihap olunacak hey'ettir. Tasavvur edi­ len hal kongreni n mün 'akit bulunmadığı bir zamanda vu­ kua geldiği takdirde, "Heyet-i Temsiliye" işbu intihap va­ zifesini muvakkaten deruhte ederek vak'adan derhal vila­ yeti haberdar edece\c ve hemen kongreyi içtimaa davet ey­ leyecektir." İşte kongrenin üçüncü içtimaını işgal eden mesele bu "Heyet-i Temsiliye" meselesi oldu. Arkadaşlardan elimize geçen kağıt parçalarından birinde, Refet Bey ' i n (Paşa) bu bahse dair şu beyanatını görüyoruz: " Refet Bey: - Her yerden ayrı ayrı mümessil tayin et­ tirmek kabil deği ldir. Hatta tekmil Osmanlı memleketlerin­ deki heyeti merkeziyelerle muhabere imkanını dahi göre­ m iyorum. Binaenaleyh, altı kişi intihap edip, heyeti mec•

muası hakkında, doğrudan doğruya kongre tarafından in­ tihap edi lmiş, diyebiliriz. Bu suretle bu mümessiller tekmi l memleketin mümessili olup, eğer bunlardan biri vefat ede­ cek olursa yerine geçecek zatı, ya Heyet-i Temsil iye inti­ hap eder, veyahut şimdiden namzetler tayin olunur." Anlaşıl ıyor ki bu sözler, yeni Heyet-i Temsi liye ' nin nasıl teşkil olunacağı etrafında deveran ederken söylenmiş­ tir. Bütün bu müzakereler sonunda (Heyet-i Temsil iye) as­ gari dokuz ve azami on altı azadan teşkil edilmek suretiy­ le neticelendirilmiş ve şu hükme varılmıştır: 1 03


" H eyet-i Temsiliye vatanın heyeti umumiyesini temsil eder."

"Amerikan M andası" meselesi! Sıvas Kongresi ' nin mühim olarak gördüğü işleri , yal­ nız altı güne sığdırdığı müzakeratının kararlarında görece­ ğiz. Fakat bu müzakeratın, kararlar arasına dahil olmayan, bir mühimmi vardır k i , kongrenin birkaç celsesini işgal et­ miş olan "Amerikan mandası" meselesidir. Bu Amerikan mandası meselesi, İstanbul 'da meydan almış olan bir cereyanın Sıvas'ta dahi, hatta i ltizam eden­ lerce kuvvet ve şiddetle devam etmiş olan akislerinden iba­ rettir. O çaresizlik günl€rinde Amerikan mandasından re­ ha

(kurtuluş) ve ümit bekleyen müfekkireler İstanbul 'da

bu işe fazla ehemmiyet vermişlerdir. Zannederim ki bila­ hare Sıvas Kongresi ' ne intikal etmiş olan bazı zatlar, bu me­ selenin İstanbul 'da maruz olduğu telakkiyi hatıralarında muhafaza etmişlerdir. Fazla olarak Sıvas'ta ve kongre günlerinde M i ster Bravn adlı bir de Amerikan gazetecisi zuhur etmiş ve gali-· ba bir Amerikalı olarak onun şahsını görmek bazı kimse­ lerin İstanbul hatıralarını bütün kuvvet ve şiddetle uyandır­ maya kifayet eylemiştir. M i ster Bravn ile Sıvas'ta bazı ze­ vat görüşm üşler, onun bazı ifadelerine manalar vermişler, hayalhanelerinde canlanan Amerikan mandasına fazla kıy­ met ve ehemmiyet atfetmişlerdir; onun içindir ki bu " man­ da" meselesi bir iki gün için Sıvas 'ta dahi kendi başına bir mesele olmuştur. Fakat neticede hayalatın vüs 'atini gören M ister Bravn dahi bazı arkadaşlara:

1 04


- "Benim sözlerim tamamen şahsidir; sakın bana ba­ karak Amerika'ya fazla bel bağlamayın, sonra aldanabilir­ siniz ha ! " demeye mecbur kalmıştır. Sıvas Kongresi ' nde Mazhar M ü fi t Bey biraderimize medyun olduğum bazı z.abıtlarda bu manda meselesinin nasıl konuşulmuş olduğunu görüyorum. Bunları, kongre­ nin dördüncü içtimaının ik inci celsesinden başlayarak, ba­ zı parçalarını, beraber okuyabiliriz: " Kara Vasıf Bey- Hami Bey ' in muhtarasında üç kısım var. Evvela mandanı n lüzumu, saniyen mandanın tari fi ve sali sen manda şeraiti . . . Bugi.\n Avrupa'da bile mandanın ne olduğu tamamiyle taayyün etmem iştir (belirmemiştir). O­ nun için, layihanın birinci kısmında, yani bir mandaya ih­ tiyacımız olduğunda Hami Bey'le tamamen hemfikir ol­ makla beraber i kinci kısmında yani mandanın tarifi mese­ lesinde tamamiyle hemfikir değil im. Üçüncü kısım ise man­ datere karşı dermeyan edeceğimiz şeraite dairdir ki bir ke­ re esas itibari le mi.izaharet ve muavenet talep etmeli mi, et­ memeli mi? Bir kere esas itibarıyla mandayı kabul edelim de şerait hakkında sonra görüşürüz." " . . . Manda kel imesi nası l tarifcdilirse edilsin benim de kanaatim, hatta İstanbul 'daki ecnebilerin de söyledikleri, bunun i lk defa vaki olan bir şey olduğu merkezindedir, bi­ naenaleyh umumi ve sarih (açık) bir mana aramayalım. Biz buna müzaheret (yardım

etme) ismini verelim ve müzahe­

rete ihtiyacımız olduğunu söyleye l i m . Bugün bendeniz de bir müzaheret istemek mecburiyetinde bulunduğumuza ka­ niyim, bütün devletler bizi tamamen müstakil bile bıraka­ caklarını söyleseler yi�e müzaherete muhtacız. 400 i l a 500 milyon l ira borcumuz var, bu parayı kimse kimseye bağış1 05


lamaz, bize bunu ödeyiniz, diyecekler; halbuki bizim vari­ datımız

(gelirimiz) bunun faizine bile kafi deği ldir. O za­

man müşkül bir vaziyette kalacağız, müstakil yaşamaya va­ ziyeti maliyemiz müsait değildir, sonra yanı başımızda bi­ zi taksim etmeyi emel edinmiş hükümetler var, onların ih­ tirasatına karşı mahvoluruz. Parasız, ordusuz ne yapabili­ riz? Onlar tayyare ile havada uçuyorlar. Biz henüz kağnı ara­ bası ndan kurtulamıyoruz; onlar dretnot yapıyorlar, biz yel­ kenli bir gemi yapamıyoruz; bu hallerle bugün i stiklal imi­ zi kurtarsak bile, yine günün birinde biti taksim ederler. İn­ gi 1 iz siyaseti, bizi uyandırmamak istiyor! " " . . . Bize mandater olacak devlet hem gayet zengin, hem de memleketimizin menabii

(doğal) servetine vakıf olma­

lıdır. Böyle i ki devlet vardır; biri Amerika, diğeri İngilte­ re. Fakat Amerika ehveni şerdir. Zaten İstanbul 'daki Amerikalı lar "mandadan korkma­ yı nız, Cemiyeti Akvam nizamnamesine dah ildir" diyorlar. Eğer tasvip ederseniz burada İstanbul 'daki mümessile bir mektup yazıp gizlice bir heyet göndermek için bir torpido isteyebiliriz." Kara Vasıf B ey ' i n bu mütalaatı üzerinde bir hayli mü­ nakaşat daha cereyan etmiştir.

Rauf Bey meseleyi tatlıya bağlayarak hoşnutsuzluğu izale ediyor Kongrenin kendi nezdinde mahfuz bazı zabıtları ile beni tenvir eden Mazhar Müfit Bey biraderimiz, dördüncü içtimada Hami Bey ' i n teklifi ve Kara Vasıf Bey ' in izahatı ile garip bir safhaya giren Amerikan mandası meselesinin

1 06


kongre muhitfode ekseriyetle hoşnutsuzluk uyandırdığını ve böyle bir meselenin o şekil de mevzuu bahis olmakta de­ vam etmesinin muvafık görülmediğini anlattı. Mesele hususi surette konuşularak kongre heyeti umu­ miyesinde nasılsa bir kere o şekilde mevzuu bahi s olmuş ol­ masına göre onun münasip bir surette tatlıya bağlanması ka­ rarlaştırılmış ve attık üzerinde çok ı srar edilmeme·si müna­ sip görülmüştür. Galiba netice itibarile bu vazifenin bu su­ retle ifa ve ikmali Hüseyin Rauf Bey'e havale edilmiştir. Kongrenin beşinci içtimaında tekrar bir meselenin müzake­ resine devam edil irken bu mevzu etrafında bilhassa Hüse­ yin Rauf Bey ' i n söz söylediğini g0rüyoruz ve meseleyi de yine Hüseyin Rauf Bey bir davetname yazılması teklifi ile tatlıya bağlayıp bitiriyor. Eldeki kağıtlara nazaran Rauf Bey' in kongredeki beyanatının bir kısmı şöyledir: Rauf Bey- . . . Bu kısımda konferansın kararı mucibin­ ce Kızıl ı rmağın şark tarafı Ermenistan addedilerek Ame­ rika himayesine veril iyor, belki Gürcistan 'la Azerbaycan da Amerika 'ya b ırakılıyor, deniliyordu. Kızılırmağı n garbın­ daki arazi de, İzmir ve İstanbul müst.esna olmak üzere, mah­ reci Antalya l imanı olarak Türkiye 'yi teşkil ediyordu. Bu kısmın şimali İtalya ve Fransız ve cenubu da İngiliz hima­ ye ve idaresine veriliyordu. İzmir' i n işgali bu ifşaatın doğ­ ruluğunu ispata başlad ı . Binaenaleyh bu tehlike karşısında memleketimize karşı en bitaraf vaziyette bulunan Ameri­ ka'nın müzaheretini kabule mecburuz. Ben bu kanaatteyim. B uraya geldiğim zaman Amerika gazetecisi Bravn i le manda hakkında uzun bir mülakatta bulundum. Evvela Amerika'da bu hususta ne gibi amali m i ll iye mevcut oldu­ ğunu sordum. Kendisi "evvela şunu söyleyim ki ben gaze1 07


teciyim, ne devletimin, ne de milletimin tercümanı efkarı olamam ! " dedi. Ve ondan sonra, "Türkiye 'de bulunan Ame­ rikalı ların kanaatince, sulh konferansı mukarreratı tatbik edil irse, şarkı karipte ikinci bir Balkan meselesi zuhur ede­ ceği muhakkak olduğundan bu mukarreratın tehir edildiği­ ni

(geri bıraktırıldığmı) söyledi ve bu kanaatımızı takvi­ (meseleleri) Amerika'ya bi ldiriyoruz,

ye edecek mesa i l i

Türkiye'deki Amerikalıların hepsi aynı faaliyette bulunu­ yor, senato henüz bir karar vermemiştir; binaenaleyh Ana­ dolu ve Rumeli ' ni n mümessili olan sizler, bu hususta bir karar verirseniz, bizim teşebbüsatımızı takviye ve tesri et­ miş olursunuz ! " dedi. Buna mukabil ben de: " Eğer Amerika teklifimizi ka­ bul etmezse artık hiçbir devletle müzakere edemeyecek bir vaziyete düşeriz, fena o lur" dedim. O da cevaben; " Eğer Amerika kabul etmezse zaten taksim edileceksiniz, bina­ enaleyh meselenin i fşa veya ademi ifşasından hiçbir zarar görmezsiniz, netice müsavidir!"

(eşittir) ded i . Fakat biz

Amerika'yı açıktan açığa istersek hükümeti merkeziyemi­ zin bizi vatan ve milleti. satmakla itham edeceğini anlattım, onun için evvela bir hükümeti meşrua ve sonra da bir mec­ lisi mebusan lazım olduğunu söyledim. Bunun üzerine reayamızın beş senedir aleyhimizdeki propagandasından bahsetti ve "bu cereyanı efkan tashih için Amerika Kongresi ' nden memleketinizi tetkik edecek bir heyet davet edi n ! " dedi. B inaenaleyh ittifakıara

(ittifakla)

ile böyle bir telgraf yazıp öyle bir heyet davet etmekliğimi­ zi teklif ediyorum. Bu telgrafta kat' i karar verilmezden ev­ vel memleketimize gelip bir kere haki katı görmelerini rica etmeliyiz. Bunu heyeti aliyenize arzediyorum. 1 08


Reis Paşa' n ı n tekli fi üzerine kabul olunan ve umumi hatlarının tayini için etrafında biraz müzakere cereyan e­ den bu talep üzerine Amerika'ya bir mektup yazılmasına karar verilmiş ve müsveddesinin bilahare heyeti umum iye­ de kıraat ve

(okunması) tasvibi tensip olunmuştur (uygun bulunmuştur). " Heyet-i Temsiliye" intihabı (seçimi)

Eylülün on birinci perşe�be günü zevali saat onda ak­ dolunan i l k içtimaın umumi celcesinde Reis M ustafa K�­ mal Paşa müzakeratı intaç

(görüşmeden sonra) hususun­

da biraz acele etmektedir. Zabıtname parçalarına nazar�n aynen buyuruyor ki :

Reis Paşa :- Bugün müzakere edilmek üzere kalan iki nokta var: ( 1 ) Heyct-i Temsiliye intihabı, (2) Bütçe mese­ lesi. Evvela Heyet-i Temsiliye meselesini müzakere edeli m . H üseyin Bey (Eskişehir) :- Heyet-i Temsiliye intihabı hakkında bir takrir var, Paşa hazretleri. Hami Bey atideki

(aşağıdaki) takriri okudu.

Kongre riyaseti al iyesine: M iralay Kara Vasıf Bey

Karahisarisahip

H üsrev Sami Bey

Eskişehir

Hakkı Behiç Bey

Bursa

Ömer M ü mtaz Bey

Ankara

Mazhar Müfit Bey

Denizli ve Aydın

Ratipzade Mustafa Efendi

Niğde

Balada i simleri muharrer zevatı muhteremenin mü­ messil olarak intihabım arzeyleriz. 1 1 Eylül 9 1 9 . 1 09


i mzalar: Mehmet Şükrü, Salih Sıtkı (Karahisar), Halil İ brahim, H üseyin, M. Şükrü (Eskişehir), Yusuf, Necip Ali (Denizli), M ustafa (Niğde), H alit (Bor), Osman (Nevşehir), Ahmet Nuri, Osman Nuri (Bursa), M acit (Alaşehir), Süleyman (Samsun), Bahri (Yozgat). Reis Paşa- Bunu nasıl arzu ediyorsunuz? Bu takrir üze­ rine mi, yoksa reyi hafi

(gizli) i le mi intihap edelim?

(Takrir üzerine kabul edildi). Reis Paşa- Evvela takrir üzerine reye konulmasını ka­ bul edenler ellerini kaldırsın. " Ekseriyetle kabul edi ldi." Reis Paşa- Şimdi bu heyetin Heyet-i Temsiliye olarak kabulünü tasvip edenler ellerini kaldırsın, " Ekseriyetle kabul edildi." Bekir Sami Bey- Fakat bu zevatı n içinde burada olma­ yanlar var. Eğer onlar gelmezse ne olaçak? Reis Paşa- Yerlerine, başkaları tayin olunur.

Kongrenin son günü Eylülün onbirinci perşembe günü akdolunacak ikinci celsede artık kongrenin yapmaya meduv

(mezun) bulun­

duğu vazifeler ifa edi lmiş olduğundan dağılmak sırasının geldiği söylenmiştir. Kongre mesaisine nasıl nihayet veri­ leceği hakkında müzakereler cerayan etmiş ve kongrenin son içtimaı olarak, ertesi günü ya bir camide, veyahut be­ lediye dairesinde aleni

(açık) bir celse yaparak bütün işle­ rin artık Heyet-i Temsiliye ' ye tevdi olunduğunun (verildi­ ğinin) beyaniyle kongrenin kapatıldığının ilanı münasip (uygun) görülmüştür. Filhakika ertesi gün öyle yapı larak büyük bir kalabalı k huzurunda birçok zatlar tarafından ha1 10


raretli nutuklar iradı suretiyle kongre mesaisinin hitamı i­ lan olunmuştur.

Kongre niçin çabucak b'itirildi? Eylülün dördüncü perşembe günü açı lan S ıvas Kong­ resi mütemadiyen içtima ederek

(sürekli toplanarak) ve

hatta bazen geceleri dahi içtimaa devam ederek mesaisini aynı ayın onbirinci perşembe günü bitirmiş on i kinci cuma günü aleni

(açık) bir toplantı ile hitama erdirmiştir (sona erdirmiştir). Kongre reisi Mustafa Kemal Paşa, işleri kısa kesmek için bir iki günden beri takip ettiği sistemde daha fazla şid­

detli ve k at ' i davranarak "kongre azayı kiramı"na mesaisi­ nin bir an evvel bitirilmesi lüzumunu anlatmaktan hali

(uzak) kalmamış, ve hatta -Mazhar Müfit Bey ' i n kel ime kelime aynı olmak üzere anlattığı bir sahneye nazaran- Pa­ şa bir ara l ı k azadan ekserisine: - Artık dağılmak sırası gelmiştir, çünkü ciddi bir vazi­ yet önünde diğer şeylerle i ştigale ihtiyaç vardır" demi ştir. Bu diğer şeyler içinde en mühimi Babıali ile Elaziz va­ lisi Ali Galip arasında örülen hıyanet şebekesi idi. Kongre azasının en ileri gelenleri hadiseden eylülün dördüncü ve hele beşinci gününden itibaren haberdar olmuşlardır. Ali Galip 'le hempalarının takip ve tenkil leri için tedbirler alı­ nırken 9 Eylül sabahı, Ali Galip, diğer adamları beraberi­ ne alarak cümlesi Malatya 'dan firar etmiş olduklarından, zahir halde korkulacak bir şey kalmamış sayı labilirse de va­ ziyetin o zamanki hakikatlerine ve şekillerine göre tedbir­ li bulunmak ve bi lhassa vatan ve millet hainlerini dağlardn 111


taşlarda takip eylemek için müstakil mesaiye ihtiyaç vardı. Onun için Sıvas Kongresi ' n i n müddeti biraz kısa olmuştur. Mamafih Sıvas Kongresi, az sürmesine rağmen fevka­ lade verimli olmuş ve hatta·bu itibarla Erzurum Kongre­ si ' ne çok tefevvuk eylemiştir (üstün İki kongrenin mümeyyiz

gelişme sağlamıştır).

(belirgin) vasıfların ı söylemek

için diyebiliriz ki, birincisi, biraz korku ve helecanla baş­ lamış ve hususiyetten umumi yete intikali az çok measi sar­ file husule gelmiş bir içtima idi; ikincisi bütün Türk vata­ nına şamil umumi bir kongre olarak adeta bir " M i let Mec­ İ isi" mahiyetinde idi. Umumi surette milli mahiyeti haiz olan bu i kinci kongre, geriye terkettiği "Heyet-i Temsiliye" i le bütün mil let işlerinin hal ve intacını

(neticelendirme­ sini) temin etmişt ir. İ ş l erin ondan sonraki şekil lerini

"Heyet-i Temsiliye" görmüş ve bütün icraat Heyet-i Tem­ siliye nam ı na imza edilmiştir. "Heyet-i Temsiliye" namına Mustafa Kemal. İşte Sıvas Kongresi ' ni n n ihayet Türkiye Büyük M i l let Meclis i ' n i hal ve mevkie hakim k ılan remz (alamet) ve işa­ reti sanki bundan ibaret olmuş veyahut bu remz

(ala met)

ve işaret kendisini hal ve mevkiye hakim k ılarak n ihayet bu neticenin husulüne çok müessir bir hadim olmuştur. Bun­ ların şimdi söylenmesi dile kolaydır, zamanın psikolojisi­ ni yazmak için ayrı bir hatırata ihtiyaç vardır.

Sıvas Kongresi'nin başhca kararlan Sıvas Kongresi, Erzurum'un mabadi

(devamı) olma­

sına rağmen, takip olunan maksatlara göre, yedi günde bel­ ki yedi asırl ı k bir zamanı takip eden bir faaliyet göstermiş-

1 12


tir S ı vas Kongresi' nde belli başl ı neler müzakere edilmiş ., olduğunu göstermek için, kongrenin hitamını takiben (bi­

timinden sonra) telgrafla her tarafa tebliğ olunan i lk be­ yannameden bahsedelim. On maddeyi ihtiva eden bu be­ yannamede şu esasları görürüz: 1 - Mütarekenamenin imza olunduğu 30 teşrini evvel

(Ekim) 9 1 3 tarihindeki hududumuz dahilinde kalan mem­ leket aksamı gayri kabili tecezzi (bölünmez) ve hiçbir se­ beple iftirak (ayrılmaz) etmez bir kül teşkil eder: 2- Tamamiyet ve istiklali millimizin temini ve makamı hilafet ve saltanatın masuniyeti (güvenliği) için, kuvayi mil­ liyeyi amil ve iradei milliyeyi hakim kılmak, esası katidir. 3- Memleketin herhangi bir cüzüne karşı vaki olacak müdahale ve işgale ve bilhassa vatanı mız dahil inde müsta­ kil birer Rumluk ve Ermenilik teşkili gayesine matuf hare­ kata karşı, Aydı n Manisa, Balıkesir cephelerinde mücahe­ datı milliyede olduğu gibi, müttehiden müdafaa ve muka­ vemet esası meşruu, kabul edilmiştir. 4- Anasırı gayri müslimenin her türlü hukuku tabiiyet­

leri tamamiyle mahfuzdur.

5- Bir tazyiki harici karşısında vatan ve mi lletin ma­ suniyet ve tamamiyetini kafil (yüklenen) her türlü tedabir (tedbir) ve mukarrerat ittihaz (her türlü kararlar) olun­ muştur. 6- Düveli itilafiyece kiyemizin

(itilaf devletlerince) vahdeti mül­ (toprak bütünlüğünün) taksimi nazariyesin­

den bilkülliye feragatine, bu topraklar üzerindeki hukuku tarihiye, ırkiye, diniye ve coğrafiyemize riayet edilmesine intizar ederiz

(bekleriz).

7- Devlet ve milletimizin dahili ve harici istiklali ve va-

1 13


tanımızın temamiyeti mahfuz kalmak şartiyle, memleke ti­ . mize karşı isti l a emeli beslemeyen herhangi devletin fen­ ni, sınai, iktisadi muavenetini

(yardımını) memnuniyetle

karşı !arız. 8- M i l letlerin kendi mukadderatını bizzat tayin ettiği

bu tarihi devirde hükümeti merkeziyemizin de iradei mil­ l iyeye tabi olması zaruridir. Çünkü, iradei m i l liyeye gayri müstenit

(milli iradeye dayanmayan) herhangi bir heyeti

hükümetin, indi ve şahsi mukarreratı, milletçe muta olma­ dıktan

(uyulmadıktan) başka, haricen de muteber olmadı­

ğı ve olamayacağı şimdiye kadar mesbuk ef'al ve netayiç ile

(geçmişteki hareket ve sonuçlarıyla) sabit olm uştur.

Binaenaleyh hükümeti merkeziyemizin mecl isi milliyi he­ men ve bila ifatei an

(zaman geçirmeksizin) toplaması ve

bu suretle mukarreratı millet ve memleket hakkında ittihaz eyleyeceği

(ulaşacağı) bilcümle mukarreratı meclisi mil­ l inin murakabesinearzetmesi mecburidir. (Milli Meclis'in denetimine suninası zorunludur). 9- Vicdanı mill iden doğan vatani ve milli cemiyetle­ rin ittihadından mütehassıl kütlei umumiye

tmilli dernek­ lerin bicleşmesinden doğan bütünlüğü) bu kere "Anado­

lu ve Rumeli M üdafaai Hukuk Cemiyeti" unvanıyla tev­ sim olunmuştur. Bu cemiyet her türlü fırkac ı l ı k cereyanla­ rından ve ihtirasatı şahsiyeden küll iyen müberra ve münez­ zehtir

(şahsi hırslardan tamamen arınmıştır).

10

-

Anadolu ve Rumeli M üdafaai H ukuk Cemiye­

ti ' ni n 4 Eylül 9 1 9 tarihinde S ı vas şehrinde i n ' i kat eden

(yapılan) umumi kongresi tarafından maksadı mukadde­ si takip ile teşki lat ı umumiyeyi idare için bir ' Heyeti Tem-

1 14


siliye' i n t i hap edi l m i ş

(seçilmiş) ve köyl erden v i l ayet

merkezlerine kadar bi lcümle teşk ilatı m i l l iye takv iye edi l ­ mişt i r."

Ta rihi bir tamim Bu beyanname dışında, neşredilen kon g re mukarrera­ tı vardır k i , aynı esaslar orada da tekrar edilmiş ve " Müda­ faa-i Hukuk" cemiyetinin nasıl teşkilatlandırılacağı tam im olunmuştur. Bu tamimin, hükümeti merkeziye yani İstan­ bul ' un herhangi bir suretle mülkümüzün bir parçasını terk ve ihmal ettiği takdi rde alınacak idari, siyasi ve askeri va­ ziyetleri tesbit eden 4 ' üncü ve onu takip eden 5 ve 6 ' ncı maddelerinde deniliyor ki: Bu halde derhal bir idarei muvakkate (geçici bir yönetim) teşekkül edecektir. Halen mevcut olan teşkilat ve kavanini mevzua dairesinde tedviri umura devam edecek­ tir. Bilcümle mülki ve askeri rüesa ve memurini devlet iş­ bu idarei muvakkateye tabi olacaktır. İdarei muvakkate tek­ mil ecnebi devletlerine işbu vaziyeti cedideyi usu len ve res­ men iblağ edecektir. Mevzuu bahsolan idarei muvakkate teşkilatı m i l l iyemizin vücude getirdiği kongrece intihap olunacak heyettir. Tasavvur edilen hal kongreni n mün 'ak­ it bulunmadığı

(yapılmadığı) bir zamanda vukua geldiği (seçim görevini) muvakkaten deruhte ederek (geçici olarak üze­ rine alarak) derhal vilayatı haberdar edecek ve hemen kongreyi içtimaa (toplantıya) davet eyleyecektir. takdirde 1-Ieyet-i Temsil iye işbu intihap vazifesini

5- Heyet-i Temsiliye tarafından, heyet-i merkeziyeler vas ıtasıyla tebligat icra edi lmedikçe, muhaceret memnudur 1 15


(göç yasaktlr). Heyet-i Temsiliye muhaceretin tarzı icrası­ nı ve mahallini ihzar ve tespit edecektir. Heyet-i Temsiliye duçarı taarruz

(saldırıya uğrama­

sı)olması ihtimali olan mahalleri şimdiden nazarı dikkate alacaktır ve bu taarruzların mahiyet ve vüs'atini teemmül edecektir

(zamanını düşünecektir). Buna nazaran icap e­ (hayatlarının korunması)

den ahalinin sıyaneti hayatları

için mesken, iaşe ve saire noktai nazarlanndan mahal li he­ yet-i idarelerin tetkikatına müsteniden bir plan yapacaktır. Bu plan ve bunun sureti icrası mahalli heyet-i idarelerince şimdiden malum olacaktır. Zamanı icrası tehlikenin tahak­ kuku halinde bildirilecektir. 6- Eczayı mülkümüzün

(yurdumuzun bölgeleri) na­

sıl yekdiğerinden ayrılmaz bir kül teşkil ettiğini ve burada­ ki hukuku İslamiye istikrar ve şumülünün hiçbir suretle ka­ bili izale olmadığını efkarı umumiyei cihana karşı ızhar ve ıblağ etmek, kongremizin hitamiyle beraber (son bulma­ sıyla birlikte) teşkilatı m i l liyemizdeki gaye ve kongremi­ zin i n ' i kadındaki (yapılmasındaki) maksat ve meslek ha­ rekatımıza dair kongrece takarrür eden (kararlaştırılan) hususat hülasa, m i l letimizin amal ve metalibatı vicdaniye­ si

(emelleri ve vicdani istekleri)gayet sarih ve kat' i bir be­

yanname ile mil lete ve hükümeti merkeziyeye ve ecnebi­ lere iblağ olunacaktır. Bundan başka maksat ve meslek teşkilatımızı neşir ve tamim ve her tarafça hüsnü tefhim

(iyi anlayış) ve telkin

hususunda azayı cemiyetten her biri ve bittabi bilcümle He­ yet-i İ dare ve Heyet-i Temsiliye müke l lef ve muvazzaftır. Bu bapta mümkün olan her türlü vesait istimal olunacaktır

(vasıta kullanılacaktır). E lyevm (günlük) gazete çıkmak1 16


ta olan ve gazete çıkarmak vesaiti mevcut olan veya bu ve­ saitin imkanı tedariki bulunan bilcümle merakizde ekalli

(merkezde mahalli) bir gazeteyi o mahallin heyeti idare­ si tahtı himayesine alacaktır.

Kongrece ittihaz edilmiş ve vicdanı m i l l iye mutabık

(uygun) bulunmuş olan mukarrerat ve esasat (kararlar ve esaslar) aleyhinde kavlen, (sözle) kalemen (yazıyla) fiilen herhangi bir şah ıs veya kuvvet tarafından sui tefsirat (kö­ tü yorumlama) ve telkinatta bulunulduğu takdirde hare­ katı vakıa bütün manasıyla millet ve vatana hiyanet ve ci­ nayet telakki edi lecektir." Tamimin bundan sonraki maddesinde, vatanın tama­ miyetinin istiklalimizin masuniyetini temin

(korunmasmı sağlama) zımnında Kuvayı M ill iye 'yi hakim kı lmak mak­ sadıyla kurulan "Anadolu ve Rumel i M üdafaai H ukuk Ce­ miyeti "nin köylere kadar varacak teşkilatının nasıl kurula­ cağı izah edilmiştir. Tami mde Heyet-i Temsiliye'nin vazi fe ve salahiyeti şöyle anlatıl ıyor: " Heyet-i Temsiliye kongre tarafından müntehap (seçil­ miş) evsati lazimcyi haiz (gerekli nitelikleri taşıyan) asgari · dokuz, azami on altı azadan terekküp eder (oluşur). İçlerin­ den biri reis olur, bir de heyet-i tahıiıiyesi (sekreter) vardır. Merkezi, ahval ve-hadisata (durum ve olaylara) göre en münasip göreceği mahaldir. Mevcut teşkilatı mill iyemi­ zin . esbabı baka

(sürüp gitmesinin) ve devamını temin ve (önlemleri alma)ve

bu hususta- lazım gelen tedabiri ihzar

bi lcümle heyeti müteşekkileyi bir noktada cem ve tevhit

(toplama ve birleştirme) ve temsil ederek teşkilatı mez­ kure beynindeki ahenk irtibatı tesisi ve bu suretle amal ve 1 17


(bütün maksatlara) milliycnin sür'at ve sühulet husul ünü temin (kolayhkla sağlamayı) eder. Heyet-i Tem­ siliye nizamnamesinin mevaddı esasiyesinde (esas madde­ ler) musarrah (açık) olan maksad! kat'ii mill inin bir nok­ mekasıdı

tasını bile ihmal etmemek şartıyla vatanın temamiyetini ve m i l l etimizin istiklal ini temin hususunda hı;:ı türlü tedabiri ve mukarreratı siyasiye ve icraiyeyi ittihaza mezundur. Ancak rpukadderatı mem leket

(ülkenin kaderi) ve

mil let hakkında ve esaslı mesai ide kat ' i karar ittihazından

(fikrini ahr). Mukadderatı memleket ve m i l leti kat ' iyyeİ1fayin ve

evvel heyet-i merkeziyelerin reyini istihsal eder

tespit edecek vaziyetler için dahi son ve kati kararı kongre

(verebilir). Ahvali fevkalade (fevkalade durum ortaya çıktığında) heyet i temsil iye umumi kongreyi fevkalade olarak içtimaa (top­ lanhya) davet eder." müzakeresiyle ita edi lebilir zuhurunda

-

Kongreden sonra Sıvas Kongresi biter bitmez Heyet-i Temsi liye, hemen

o günden itibaren, kongre ma � am ına kaim olarak

(maka­

mı adına), en ücra köşelerine varıncaya kadar, bütün mem­ lekete pek mühim tebligat icrasına başlamış ve vatanın her tarafiyle sıkı bir muhabereye girişmiştir. Heyet-i Temsi l i ­ ye ' nin kongre namına icra ettiği tebligat yalnız umumi mu­ karrerattan ibaret olmayıp her hal ve i htimale karşı, gizli teşkilata kadar, yeni bir " Türk Devleti " ne vücut verecek en

(en ciddi ve kesin esasla­ rı da toplayan) müthiş ve muazzam bir faaliyetin muhas­ salasıdır (sonucudur).

ciddi ve en kati esasatı da cami

1 18


S ıvas Kongresi ' n i hemen takip eden mesai

(çalışma)

içinde iki tanesi vardır ki bilhassa ehemmiyeti haizdir. Bu­ nun birincisi M üd;ıfaai Hukuk Cemiyeti teşkilat nizamna­ mesine lahika olarak ilave ve tebliğ edilen " gizl i teşkilat" tertibatıdır. İ kincisi de İ stanbul ' un hiyanet ve inadına kar­ şı Türk m i lletince bizzat bir M i l let Mecl isi intihabı

(seçi-

mi) için yapılmış olan tebl igattır. Eğer bir müddet sonra Damat Ferit Paşa hükümeti su­ kut ederek

(düşerek), yerini, bir M i l let Meclisi toplamak

maksadi ile iktidar mevki ine getirilen A l i Rıza Paşa hükü­ metine bırakmamış bulunsaydı, Anadolu kendi kendine in­ tihap etmiş olacağı bir M il let M ec l i s i ' ne malik olacak, ya­ ni elyevm

(şimdiki) milletin mukadderatına sahip olan Tür­

kiye Büyük M i llet Meclisi daha o zaman teşekkül etmi ş bu­ lunacakt ı . Nitekim 1 6 Mart 920 İ stanbul işgalini takiben ya­ pılan muamele aynı tasavvurat ve tertibatın talbikatından başka bir şey değildir. Sıvas Kongresi ' ni hemen takip eden bu i k i meselenin inkılap tarihim izde iyice tespit olunmuş olması lazımdır.

Gizli teşkilat nizamnamesi Onun için şimdi "yalnız alakadarlara mahsus ve mah­ remdir" kaydiyle verilen gizli teşkilat nizamnamesini dik­ katle okuyabiliriz: " 1 - İ stiklal lerini muhafaza uğrunda teşekkül ve taaz­ zuv etmiş

(teşkilatlanmış) olan m i l l i kuvvetler her türlü

müdahale ve tecavüzden masundur. Devlet ve mi iletin mu­ kadderatında irade-i m i l l iye amil ve hakimdir. Ordu, ma­ kamı ınuallayi hilafetin masuniyetini dahi kafi ! olan işbu 1 19


iradei mil liyenin tabii ve hadimidir

(bağlı ve hizmetinde­

dir). 2- Ordu bir tecavüz vukuunda planına tevfi kan (plan gereğince) harekatını idare edeceginden, ayrıca, teşkilat yapılır. 3 - Teşkilat-ı mil liyemizle ordu arasındaki irtibatı He­ yet-i Temsi liye muhafaza eder. Ancak bir tehlike anında her merkez, mücavirinde (yakınında) bulunan kıta kumandan­ larıyla dahi irtibatta bulunur. 4- M i l li Müfrezeler Müdafaai Hukuk Cemiyeti 'nin he­

yeti idare ve heyet-i merkeziyeleri tarafından teşkil olunur. Bu hususta icap eden muaveneti (yardımı)ahzı asker rüesa­ sı ve mıntıka kumandanları ifa ederler. Bu teşkilatta atide­ ki

(aşağıdaki) hususat nazarı dikkate alınır: A- Anasırı gayri müslimcnin kesreti (çokluğu). B- Harekatı ihtilal iyede mahsus kuvvetleri . C- Sırf soygunculuğu ve intikamcı lığı ve sai re gibi es­

bap

(sebepler) i le ikaı cinayet ve icrayı şekavet eyleyen

Müslim ve gayri müslim çetelerin azlığı ve çokluğu. 5- Milli müfrezeler, sabit ve seyyar (gezici) olmak üze­

re, iki türlüdür. Umumiyetle mücadele ve emniyet ve asa­ yişi temin ve idame ve icabında ordunun harekatını teshil

(kolaylaştırmak) maksadıyla seyyar müfrezeler teşkil olu­ nur. Bundan başka eşkiyanın taarruzundan ve anasırı gay­ ri müslimenin ihtilal ve tecavüzünden kasaba ve köyleri mu­ hafaza ve müdafaa için mahalle, köy ve mıntıkalarda sabit müfrezeler vücude getiri l i r. 6- Seyyar müfrezeler silah a İtında i fayı vazife eden ef­ rattan maada (vazife gören

askerlerden başka) bütün mil­

letin eli silah tutan gençlerinden teşkil olunur. Bir tehl ike 1 20


anında vuku bulacak davet üzerine orduyu seferber edecek olanlar orduya iltihak

(kahhr) eder. Mütebaki kuvvet ma­

halli tehlikelere karşı olup bunlara lüzumunda makineli tü­ fek ve top dahi ilhak olun ur. Efrad ın muharebe görmüş ol­ , ması müreccahtır (tercih edilir). Amir zabtu rapta kadir ve maharetli ve müfrezeler şekavetkar

(eşkiya) bir kuvvet ol­

mayıp selameti mülk ve millete vakti hi:>:met ve hayat et­ miş kanaatkar, hamiyetperver zevattan mürekkep olmalı­ dır. Müfrezelerin teşki li ve emri kumanda ve idaresi tıpkı askeri manga, takım ve bölük gibidir. Mükafat ve mücaza­ tı

(cezalandırılması) dahi tıpkı askerlikte gibi olur. 7- Müfrezeler yalnız kendi mıntıkalarında deği l, ica­

bında, mücavir (yakın) mıntıka müfrezeleriyle tevhidi me­ sai

(işbirliği) için diğer m ı ntıkalara da geçerler. Bu vezaif mahalli heyet-i idare ve merkeziyelerin em­

riyle olur. Ancak ahvali mühimmede mü frezeler kendi lik­ lerinden muavenete

(yardıma) koşmakla mükelleftirler.

Yalnız bu halde mensup oldukları heyet-i idare ve merkez­ leri haberdar ederler. Mühim görülen mevakie (mevkilere) icabında bir kıt'ai askeriye dahi zahir

(yardımcı) ol arak

gönderil ir. 8- Vilayet heyet-i merkeziyeleriyle heyet-i temsiliye lü­ zum gördüğü mıntıkaların müfrezelerini muhatarada bulu­

(yakın) mıntıkaya sevk ve cem ' i (toplama) i l e i fayı vazifeye davet edebilir. Bu halde mın­

nan herhangi mücavir

tıkalar kendilerine mensup müfrezelerin noksanlarını ikmal ve sevketmekle mükelleftir. 9- Sabit müfrezeler, seyyar müfrezeleri teşkil edenler­

den madasından teşekkül eder ve bunlar tarafından lüzum görülen köylerde, nahiyelerde, kasabalarda, kasaba ve şe-

121


hirlerin her mahallesinde müda fa a tertibatı yapılarak H ıris­ tiyanların katliam yapmak ve asayişi ihlal gibi mel 'unca maksatlarına ve eşkıya çetelerinin taarruz ve cinayetlerine karşı tedabir alınır. 1 O- Sabit ve seyyar milli müfrezelere muktazı eslihai

(gereken çeşitli silahlarm sağlanması) mühimdir. Eşkıyadan alınan silahlar, zengin­

mütenevvianın temini tedariki

ler tarafından para ile tedariki mümkün olan tüfek, taban­

(silahlanmaya yaraya­ bilir). Bu hususta ordunun dahi muaveneti talep olunur, ha­

ca, bomba teslihata medar olabilir

yatlarını ve iaşelerini temin dahi aynı tarzda olur. 1 1 - Her nevi fazla esliha

(silah) mühimmat ve malze­ (yabancılar)

me münasip mahallere depo edilir. Ecanip

eline, düşman yedine geçmesi melhuz depolar muhataralı mıntıkalardan gizl ice naki l veya meburiyet

(ambarlama)

anında yağma halinde kaldırılıp emin mahallere depo edi­

(karışık) mıntıkalarda ahaliye tev­ (dağıtılır). 1 2- Esliha (silahlar) daima mi lletin malı ve ziyaı ha­

lir, veyahut muhataral ı zi edi lir

zinei milletin zararı demek olduğundan esliha tevziatı kı­ taatı askeriyedeki usule tevfikan icra olunacağı gibi seyyar ve sabit müfrezelere tevziatta kefaletle ve muntazam numa­ ra tahtında kuyut

(kayıt) ile müfreze amirlerinin mes ' u l i ­

yeti altında icra olun ur. 1 3- M i l l i müfrezeleri teşkil edecek her fert Kur'anı azimüşşan üzerine elini basarak tahlif olunur

(yemin et­

tirilir). 1 4- Müfrezelerin sıhhiye umuru için evvelce askerlik­ te ders görmüş olanlardan istifade olunma lıdır. İ cap eden si lah ve sargı takımları ordudan talep olun ur.

1 22


1 5 - İşbu l ahika bir tal imatname mahiyetinde olup ma­ hallin icap ve şeraitine tevfikan tatbik olunur." Anadolu'da başlayan Türk i stikıat cida l i n i n (savaşı­

nın) bütün bir husumet cihanına karşı kaldırılmış j htilal bay­ rağı olduğunu anlamak için - diğer bin bir m isali içinde! Yalnız şu gizli teşkilat tertibatını dikkatle okumak kafidir. Mesaisini 9 1 9 eylülünün on ikinci günü resmen ve alenen bitirm iş olan Sıvas Kongresi ' nin Hcyet-i Tem s i l iyesi bu hafi (gizli) tertibatı (düzenlemesi) hemen o gece tebliğ et­ miş ve ertesi 1 3 Eylülde ise bütün mil leti bir M i l let Mecli­ s i intihabatı \seçimi) için hazırlığa davet eylemiştir. *

1 23


Profile for Üntaç Güner

1770 mustafa kemal pasha samsunda yunus nadi 1998 124s  

1770 mustafa kemal pasha samsunda yunus nadi 1998 124s  

Profile for uguner
Advertisement