Page 1

STEREO MECMUASI

1

ANALOG ÖZEL SAYISI


Merhabalar, Stereo Mecmuası'nın yeni sayısına hoş geldiniz. Aslında uzun zamandır edergilerimizi yayınlamıyorduk. Bunun yerine inceleme ve makalelerimizi web sitemiz üzerinden meraklılarla paylaşıyorduk. Bu yeni yayın stratejimiz bize sorarsanız daha keyifli oldu. Artık çok basit olsa da, bayağı zamanımızı alan dergi hazırlama süreci yerine hemen her hafta yeni yazılarımızı yayınlıyoruz. Tabii bunu yaparken daha güzel fotoğraflar ve daha uzun yazılar yazabiliyoruz. Her ne kadar dergicilik konusunda hiçbir şey bilmiyor olsak bile, inanın şu kadarcık bir e-dergiyi hazırlamak bile bayağı vakit alıyor. Ancak arada sırada bu tarz sürprizlere devam edeceğiz. Hatta belki fırsat bulursak basılı olarak bir Stereo Mecmuası vukuatını okuyucularımıza sunacağız. Bu konuda ayrıntı vermeyeyim ancak uzun senelerdir bu konudaki çalışmalarımız devam ediyor ve metinlerimiz (ki şimdiye kadar yayınlamadık) gitgide zenginleşiyor. Neyse zamanı geldiğinde ayrıntıları sizlerle paylaşmaya çalışırım... Son dönemlerde değişik bir şey yaparak sitemizde yayınladığımız “analog” ana başlığı altındaki yazılarımızı bir araya toplayarak bir e-dergi yapmayı çok istiyorduk. Sonunda fırsat bulup üzerinde çalışmaya başladık. Bu sayımızdaki yazılar aslında uzun soluklu yayın hayatımız boyunca sitemizde yayınladığımız makale ve yazıların elden geçirilmiş, denetlenmiş ve eklemeler yapılmış birer edisyonu. Sitemizde farklı bölümlerde yer alan tüm bu yazıları bir araya toplayarak bu özel sayıyı oluşturduk. Gururla söylemek isterim ki, Türkiye'de kendi dilimizde yayınlanmış bu kadar çok sayıda makaleye imza atmış olmaktan çok mutluyuz. Sizlerinde sayfaları inceledikçe bu fikrimizi paylaşacağınıza eminim. Herhalde daha uzun seneler Stereo Mecmuası'nın içeriğini geçebilecek bir başka yayın veya oluşum olmaz Türkiye'de. Hoş aslında bunun olmasını en çok ben isterim. Böylelikle emekli olma şansım olur! STEREO MECMUASI

Analog dünyaya giriş yapan bir meraklının ihtiyaç duyacağı hatta ihtiyacından biraz(cık) daha fazlası bu e-derginin içerisinde mevcut. Gerek kendi bloğumda, gerekse de Stereo Mecmuası ana sitesinde yayınladığımız tüm bu makaleleri bir araya toplayınca, plağın üretiminden, teknik detaylarına, pikap ayar terimlerinden genel bilgilere, plak toplamaya yeni başlayanlar için gereken hemen her bilgiye ve hatta koleksiyonlarını derinlemesine irdelemek isteyenler için başlangıç bilgilerine kadar zengin bir içerik var. Tüm bu içeriğin bir araya toplanması ile, aranılan tüm bilgiler kolayca bulunabileceği gibi arzu eden okuyucularımız bu e-dergiyi kağıda basarak keyifle okuyabilecekleri bir kaynakçaya sahip olabilirler. Her zaman olduğu gibi gözümüzden kaçan imla hataları vesaire oldukça fazladır. Muhtemelen zaman zaman okuması kabus haline gelen paragraf boyu devam eden cümlelerden de bol bol vardır. Elimizden geldiğince tüm bu konulara dikkat etmeye çalıştık ama eminim ki, bir çoğu gözümüzden kaçmıştır. Şimdiden kusura bakmayın deyip, kendimizi affettirmeye çalışayım! Bu sayı çeşitli siteler vasıtası ile bir çok meraklının eline geçecektir. Hatta eğer internet üzerinde bir bloğunuz veya web siteniz var ise, okuyucularınızla bu sayımızı paylaşırsanız çok mutlu oluruz. Bu tarz yayınlar ve makaleler daha fazla insana ulaştıkça ülkemizdeki plak merakı eminim ki daha da artacaktır. Bu sayımız tam anlamı ile meraklısından meraklısına bir içeriğe sahip. Umarım ilerleyen yıllarda bu içeriğin üzerine daha fazlasını ekleyerek yeni ve genişletilmiş bir “Analog Özel” sayısı yapabiliriz. Bu vesile ile sizlere yine Stereo Mecmuası'nın bana ayrılan Editör kısmından sizlere seslenebildiğim için çok mutlu olduğumu söylemek isterim. Bir sonraki vukuatımızda görüşmek üzere... HAKAN CEZAYİRLİ (hakancez:) ) 2

ANALOG ÖZEL SAYISI


Tüm plak meraklılarının hayali böylesine bir koleksiyona sahip olmaktır ancak bu uzun seneler sürecek yorucu bir sürecin ardından mümkün olabilir. Tabii yeterince şanslıysak... Yeniden basılan plağın koleksiyonu olur mu, olmaz mı? Plak koleksiyoncusu nedir, ne değildir. Son zamanlarda bu konunun ülkemizde de tartışıldığını daha fazla duyar olduk. İsterseniz bu konuya kısa bir yazı ile giriş yapalım. Plak koleksiyonculuğu aslında tüm dünyada azımsanamayacak sayıda insanın uğraştığı bir konu. Yüzlerce web sitesi, üye sayısı onbinlerle ifade edilebilecek topluluklar ve hatta basılı dergiler (örneğin Record Collector) ile tüm dünya çapında bir hobi, uğraş veya bir hastalık. Plak koleksiyonculuğu aslında görüldüğünden çok daha geniş bir alan. Bazı meraklılar “Picture Vinyl” denilen üzerinde resim bulunan baskıları, bazı meraklılar belirli bir müzik dönemine veya topluluğa ait plakların farklı baskılarını topluyor. Herkesin farklı bir fetişi var. Ancak bu kolek-siyonculuğun en yaygın olduğu iki bölgede; Amerika ve Uzak Doğu’da (özellikle Japonya) 45′likler çok çok önemli. Bu konuda aslında pek haksız değiller. 78′lik veya bizde popüler adıyla taş STEREO MECMUASI

plaklar da koleksiyoncular için ayrı bir alan. Ancak 78′lik alanı kendi içerisinde bir çok alt dala bölünüyor. Tabi konu sadece bunlarla sınırlı değil, 16 devirlik plaklar, farklı hızlara ve standartlara ait plaklar, ciddi bir meraklı kitlesi tarafından takip ediliyor. 1950′lerde RIAA standartları ortaya çıkmadan önce ortalıkta çok fazla hatta daha doğru bir deyişle neredeyse her firmanın kendi standartları vardı. Biz Stereo Mecmuası’nda genelde hifi pazarına yönelik ürünleri mercek altına alıyor ve haberlerini veriyoruz. Ancak odyofil pazarına hitap eden ürünlerde geçmişteki plak standartlarına yönelik ayar yapılabilecek özel donanımlar (pikap katları gibi) binlerce Dolarlık fiyat etiketlerine sahip iken, bu pazara kardeş bir alanda farklı firmalar, sessiz sedasız bu standartları destekleyen ürünleri çok daha makul fiyatlarla uzun yıllardan beri pazara sürüyorlar. Hatta hifi dünyasının bir adım uzağındaki firmalar ürettikleri pikaplarda 1950′lerin öncesindeki hızları destekleyen pikaplar üretiyorlar. Bu tarz ürünlere büyük hifi dergilerinde veya hifi 3

ANALOG ÖZEL SAYISI


web sitelerinde rastlamak pek mümkün değil. İşin komik olan tarafı daha ortalarda büyük hifi siteleri yok iken, bu üreticilerin web siteleri, çeşitli koleksiyon topluluklarının web sitelerinde boy gösteriyordu. Plaklar ve onlarla alakalı elektronikler aslında günümüzde de önemli bir pazar ancak bu pazarın büyük bir kısmı koleksiyoncular ve die-hard (sıkı mı desek acaba) plak dinleyicilerinden oluşuyor. Odyofiller, bu pazarın sadece küçük bir kısmı. Aklıma geldi. Benzer bir durum vakum tüp pazarı içinde geçerlidir. Sanılanın aksine bunca yıldır vakum tüplerin yaşamasının en önemli sebebi, gitar meraklılarıdır ve pazarın en önemli bölümünü onlar oluştururlar. Kısacası gitar meraklılarının ilgi duyduğu tüplerde sürümden, odyofillerin ilgi duyduğu tüplerde ise satış fiyatından kar edilir. Bu tespiti bir kenara not edelim, bir başka yazı da başlangıç noktamızı oluşturacak. Anlayacağınız plak koleksiyonculuğu üst başlığının altında onlarca alt başlık var. Ve konu dallanıp budaklanıyor. Bu yazımda bir soruya odaklanayım; “yeniden basılan plağın koleksiyonu olur mu, olmaz mı?” Öncelikle konuyu bir açalım. Yeni basılan ile yeniden basılan plak arasında önemli bir fark var. Örneğin bugün yayınlanan bir albümün basılan plağını yeni basılan plak olarak nitelendirmek lazım. Bu tarz plaklar, koleksiyoncular için birer malzeme. Özellikle de sınırlı sayıda basılan albümler. Ancak yeni

45′lik, bildiğiniz gibi 45 devirlik plaklar için kullandığımız bir kısaltma. 45′lik deyince genel olarak 7” (18cm) plaklar aklımıza gelir ancak 10” (25cm) veya 12” (30 cm) boyutunda olup 45 devir plaklara da bol bol rastlamak mümkün. Günümüzde 45 devir 12” boyutundaki plaklar özellikle odyofil pazarına hitap ediyor. Biliyorsunuz kayıt için en iyisi düşük hızlar, müzik çalmak için ise en iyisi yüksek hızlardır. Bu konuyu şimdilik bir kenara bırakalım. İlk olarak 45′liklerin doğuşuna bir göz atalım. RCA Victor firması STEREO MECMUASI

albümlerin bir çoğunun baskısı oldukça adetli olduğundan değerlerinin çok yükselmeyeceği aşikar. Ekonominin temel kuralı olan arztalep dengesi, plaklar içinde geçerli. 30.000 adet basılan bir albümle, 3.000 adet basılan bir albüm arasında her açıdan farklar oluşuyor. Zaten önemli toplulukların albümleri, özellikle de kısıtlı sayıda basıldı ise Amazon gibi çeşitli alışveriş sitelerinde boy gösterdikten çok kısa bir süre sonra stoklar bitti ibaresini görebili-yorsunuz. Bu tarz plaklar koleksiyoncuların ilgisini çekiyor. Yeniden basılan plaklar ise, isminden anlaşılabileceği gibi geçmişte yayınlanıp baskısı tamamen tükenen albümlerin yeniden basılması anlamına geliyor. Genel olarak, bildiğimiz anlamda plak koleksiyoncuları bu tarz yeni baskıların peşine çok düşmüyorlar. Ancak günümüzde popüler olan özel 45 devir baskılar, kendisine yeni bir meraklı topluluğu yani koleksiyoncular yaratmış durumda. Bu durum bazı tartışmaları beraberinde getiriyor. Sınırlı baskı ve 45 devirler için, bazı önemli koleksiyon sitelerinde başlıklar açılıyor. Plak şirketlerinin kataloglarından son derece az basılan bazı 45 devirlik özel baskılar, koleksiyoncuların ilgisini çekmiş durumda. Zaten bu yüzden başta bazı Amerikan firmalarının yayınladıkları özel baskıların satıştaki son örneklerinin fiyatları bir anda artıveriyor. Bu özel baskıların kendi koleksiyoncu pazarı oluşmuş durumda. Konu dallanıp budaklanacak, ancak şimdilik bu kadar :)

45 devirlik plakları 1949 yılında yayınlamaya başladı. Aslında bu yeni format, Columbia plak firmasının 33 devirlik plaklarına rakip olarak ortaya çıkartılmıştı. 78′liklerin ortalarda hala görüldüğü bu dönemlerde daha küçük iğnelerle okunabilen bu yeni plaklara “Microgroove” denilmeye başladı. Böylelikle 1950′lerde tüm kayıt firmaları RIAA sistemini kabul etmeden önce zaten son derece karışık olan plak formatları dünyası daha da karışmıştı. Ortalıklarda 4

onlarca

standart,

onlarca

ANALOG ÖZEL SAYISI


ekolayzır eğrisi vardı. RCA veya Colombia’ya yakın şirketler onların formatlarında plak basıyor ancak ses kayıtlarında hemen herkes farklı standartları kullanıyordu. Bu yetmezmiş gibi bazı firmaların kendi özgün devir standartları vardı. Bunlar belki okuyunca pek karışık gelmiyor. Ancak bu tam anlamıyla bir kaostu. Zaten sonunda kayıt firmaları da bu durumu kabul ettiler ki, RIAA standartları kabul edildi. Uzun yıllar format savaşları devam etse de, 33′lükler standart hele geldi ancak

yöntem olduğu da yadsınamaz bir gerçekti. 45′likleri koleksiyoncular için değerli kılan özelliklerden bir tanesi de budur. İlk olarak bir çok 45′lik single ileride asla albümlerde kendisine yer bulamadı. Bazıları satmadığından, bazıları ise o dönemde beğenilmediğinden. Ayrıca albüm öncesinde yayınlanan bir çok 45′lik, şarkıların ham halini içeriyordu. Bir çok zaman albümlerde, aynı şarkılar yeniden düzenlenmiş halde albümlerde bulunabiliyordu. 45′liklerin önemi de aslında budur.

45'likler uzun seneler boyunca müzik endüstrisinin önemli bir parçası oldular. Arkasından Punk alt kültürünün önemli bir parçası haline geldiler. Ne olursa olsun çok değerlidirler... 45′likler unutulmadı. Onlar farklı bir şekilde tekrar önem kazanacaklardı. Ancak önce biraz tarih… 1950′lerde RCA plak firması bazı Walt Disney filmlerinin müziklerini 45 devirlik plaklara basmaya başladı. Her albüm 2 adet 7”lik plak içeriyordu. Plak kapakları üzerinde çok çalışılmıştı. Tamamen renkli ve Walt Disney illüstrasyonları ile zenginleştirilmiş kapaklar, metinler ve hikayelerle zenginleştirilmişti. Muhtemelen 45 devir fetişizmi ilk bu yıllarda ortaya çıkmıştı. Günümüzde bu plaklar binlerce dolar fiyatlara alıcı bulabiliyorlar. 33′lükler standart hale geldiğinde 45′likler rafa kalmadı artık onların yeni bir görevi vardı. Bir şekilde albümler (LP yani uzun çalarlar) ortaya çıkmadan önce ilk single’lar 45′lik olarak ortaya çıkıyordu. 45′liklere gelen taleplere göre albümlerin yayınlanıp yayınlanmamasına karar veriliyordu. Tabii ki, bu olmaz ise olmaz bir durum değildi ancak müzik endüstrisinin oldukça sevdiği bir STEREO MECMUASI

Günümüzde CD formatında basılmamış, döneminde ise asla albüm olarak yayınlanmamış hemen her şey 45′lik olarak bulunabilir. Bu durum onları kayıtlı müzik tarihi içinde çok önemli hale getiriyor. 1960′lerde yeni bir vaka ortaya çıkmıştı. Müzik artık radyoların ortaya çıkmasıyla daha hızlı tüketilir olmuştu. Eğer söyleyecek iyi bir şarkınız varsa onu hızlı şekilde piyasaya sürmek zorundaydınız. Satmanın tek yolu buydu. Bir senede 4-5 45′lik yayınlayan müzisyenlere rastlanır olmuştu. Yayınlanan tüm bu 45′liklerden bir albüm yapmak neredeyse imkansızdı. 1960′larda soul, funk gibi müzik akımlarıyla ortaya çıkan bu trend rock müziğin popülerleşmesi sürecinde de hız kesmedi. 1960′lar deyince keyifli bir mola verelim. Birde özel Jukebox plaklarından bahsedelim Aslında bunlar 7” boyunda olmalarına rağmen 33 devir hızındaydılar. Böylelikle 6 şarkı kaydedilebiliyordu. Daha sonraki 5

ANALOG ÖZEL SAYISI


yıllarda bu plaklarda da 45 devir hızı standartlaştı. Bu plakların genelde özelliği müzik dinleyicileri için basılan 45′liklerden farklı içeriklere sahip olmalarıydı. Sonuçta bir jukebox sınırsız sayıda 45′lik plak kapasitesine sahip değildi ve müzisyenlerin birkaç 45′likteki en sevilen şarkıları bu özel jukebox plaklarına kaydedilirdi. Bu plaklarda koleksiyoncular için fetiş alanlarından bir tanesidir. Bugün plak koleksiyoncularına hitap eden internet üzerinden yayın yapan bir çok web sitesinde, koleksiyoncuların fotoğraflarına baktığınızda oldukça agresif görüntüye sahip, bol dövmeli insan ile karşılaşırsınız. Bunun en önemli sebebi 1970′lerden itibaren

Mikroekonomide, arz ve talep arasındaki dengeyi açıklamak için talep yasası ve arz yasası diye iki önemli kural vardır. Bu iki durumun karşılıklı etki-tepkisi ile herhangi bir piyasadaki ürün fiyatları, rekabet, pazarlama modellerini gibi alanlarda tahminlemeler, analizler yapılabilir. Kısacası ekonominin abc’si bence arz-talep dengesidir. Az sayıda bulunan bir ürüne fazladan talep olduğunda fiyatlar artar, arzın çok olup talebin artmadığı zamanlarda ise fiyatlar düşer. Bu teori veya yasalar birlikteliği, arz ve talepten bahsedebileceğimiz hemen her alanda bazı konuları (örneğin fiyat) açıklayabilmek için veya strateji geliştirme (örneğin reklam, pazarlama) için kullanı-labilir. Türkçe plak olarak belirli bir dönem aralığında yerel müzisyenlerin yaptıkları plakları işaret ediyorum. Yani Türk olup, yabancı dillerde albüm veya şarkı kaydetmiş müzisyenleri de bu grubun içerisinde kabul ediyorum. Ama ondan önce bugüne bir bakış atalım ve

punk müzikte ortaya çıkan EP akımıdır. Genel olarak 45 devirlik 7” boyutunda yayın yapan punk gruplarının albüm yapmalarının önünde bir çok engel vardı. Çoğu zaman bir albümü dolduracak kadar fazla şarkıları olmuyordu. Şarkıları olduğunda ise onları basabilecek bir plak şirketi bulmak kolay değildi. Plak şirketi bulamayınca albüm yayınlamak için finansman sağlamak 45′liklerde daha kolaydı. Bunun üzerine bir çok müzik mağazası punk gruplarının kasetlerini satmak konusunda istekli değildi. Punk grupları için ilk akla gelen çözüm kaset formatında kayıt yapıp, onu ilkel şekilde çoğaltıp satmaktı ancak müzik mağazaları bu oyuna gelmediler. Kaleyi fethetmenin yolu 45′lik basmaktı. Ve tabii ki bastılar!

plaklar dünyasının en değerli üyeleri haline gelmiş durumda. Bunun en önemli sebebi, yerli alıcıların yanında dünyanın dört bir tarafından progressive ve psychedelic müzik tutkunlarının ve koleksiyoncularının bu döneme artan ilgisidir. Türkiye’de parmakla sayılabilecek bazı koleksiyoncuların elinde bulunan plakların çok daha fazlası özellikle Avrupalı ve Uzakdoğulu koleksiyoncuların elinde bulunmakta. Geçmişte plak satın almak için seyahatler yapılırken, günümüzde eBay, Discogs gibi uluslararası sitelerinde yardımıyla plak alışverişi çok daha rahat yapılabilmektedir. Söz konusu olan alışverişlerde tutarların bir çok Türk kullanıcı için yüksekliği ve buna karşılık yabancı koleksiyoncuların geniş maddi olanakları ve tükenmeyen iştahları yüzünden Türkiye’den yurtdışına ciddi bir trafik yaşanmakta. Son dönemlerde İspanyol, İngiliz, İtalyan ve Alman plak şirketlerinin bir şekilde basmayı başardığı albümlerle ise iç piyasadaki açlık bir nebze giderilmekte...

Türk plak alemine şöyle bir göz gezdirelim. Aslına bakarsanız 1970′ler, 1980′ler, 1990′lar ve 2000′ler Türkçe plakların el değiştirme yönlerinde farklı trendler görülüyor. Bugün Anadolu Rock dönemi isimlendirdiğimiz dönemin plakları STEREO MECMUASI

olarak Türkçe 6

ANALOG ÖZEL SAYISI


Bir şekilde basmak terimini özellikle kullandım. Çünkü ortalarda analog bantları, master kalıpları bulunmayan veya çok kötü durumda bulunan albümlerin, hatta bazen dijital ortamlardan plağa aktarılan albümlerin, ses kalitesi çok vahim durumdadır. Örneğin ülkemizde yurt dışı fiyatının 4 veya 5 katına satılan Erkin Koray’ın 1974 tarihli alamet-i farikası “Elektronik

bulabilmek, bulunsa bile, satın alabilmek çok zor hatta imkansız! Bir diğer önemli tespit, yurtiçi pazarda daha makul tutarlara satılan plakların durumlarının kötülüğü. Bir plak, eğer koleksiyonerlerin peşinde koşmadığı bir albüm ise, daha alınabilir fiyatlara el değiştirebiliyor. Ancak geçmişten bugüne devam eden ayarsız,

Müzik tarihimiz açısından çok önemli bir albüm ve hemen her koleksiyoncunun orijinal ilk baskısının peşine düştüğü bir plak. Çok az şanslı bu plağın ilk baskısına dokunabilir. Türküler”de orijinal kopyalar ile karşılaştırdığınızda durumun vehameti tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmakta. Daha vahim örnekler de yok değil. Bülent Ortaçgil’in 1974 tarihli ilk albümünü “Benimle Oynar Mısın?”ın İspanya’da yapılan yeniden baskısında orijinal kopya ile karşılaştırıldığında bazı önemli farklılıklar gözden kaçmamakta. Anadolu Rock dönemi haricinde yurtdışından talep gören bazı Klasik Türk Müziği albümleri, Sufi, Bektaşi vs gelenekten gelen müzisyenlerin albümleri gibi bazı özel müzik türlerinde de plaklara, yerel piyasada, denk gelebilmek pek mümkün değil. Klasik Türk Müzik albümlerini arayan yerli koleksiyonculardan yüksek bütçelere sahip olanlar var. Durum böyle olunca nadir örnekleri STEREO MECMUASI

düzgün durumda olmayan pikap/iğne kombinasyonlarında çizilen, zarar gören hatta mahvedilen plaklar için bile yüksek tutarlar talep ediliyor. Eğer belki bu plaklar düzgün durumda olsalar, o yüksek tutarları hak edebilirler. Sonuç olarak Issız Adam filmi öncesinde filizlenen plak aşkı, filmin gösterime girmesiyle daha geniş kitleleri peşinden sürükledi ve yerel piyasada fiyatlar anormal yükseldi. İşte tam arz-talep dengesi ile açıklanabilecek bir durum! Bu yazının sonunda bir serzenişim olacak. Plak severlerin geçmişten bugüne bir Dual pikap takıntısı var. Bende çok uzun zaman bu marka pikapları kullandım, bir çok modeli elimden geçti, bir çoğunu tamir ettim ve hatta elimde bir kaç güzel Dual pikabım var. 7

ANALOG ÖZEL SAYISI


Muhtemelen dilimizdeki en ayrıntılı Dual bilgilerini de Stereo Mecmuası forumlarında ve web sitemizde bulabilirsiniz. Ancak ayarsız durumda, mekanik olarak bitap olmuş, kolları ile oynanmış Dual pikaplara anormal paraların veriliyor olması anlaşılabilir bir şey değil. Bunu her yazdığımda özellikle ikinci el pikap satan ancak müşterilerini gereğince bilgilendirmediğini düşündüğüm insanlardan yoğun tepki alıyorum. Bunun yanında 40 yıllık pikapları sanki bugün üretilmiş hale getiren ondan sonra satan insanlarda var. Bu iki grubu birbirinden ayırmak lazım. İkinci grup satıcılar, her türlü övgüyü kesinlikle hak ediyorlar. Oynanmış ancak dışarılarına harika şekilde makyaj yapılmış pikaplarda seneler boyunca çalınarak haşat edilen plaklar, dışarıdan temiz bile gözükse ne yazık ki, hışırtıdan dinlenmez hale geliyor. Bunu her yazdığım

Odyofillerin geniş plak koleksiyonu olan meraklıların fotoğraflarına (veya videolarına) baktıklarında genelde şok yaşadığını biliyorum. Biliyorum çünkü o şoku bende zamanında yaşamıştım. Daha sonra şok yerini meraka bıraktı ve yavaş yavaş konuyu derinlemesine incelemeye başladım. İlk şok muhtemelen kullanılan pikapları görünce yaşanıyor. Bugün ben dahil bir çoğumuz gayet hatırı sayılır tutarlar ödeyerek pikaplar satın almış olsak da plak sahibi olmanın pikap sahibi olmaktan daha pahalı olduğunu biliyoruz. Bugün birkaç bin veya daha fazlasını ödeyerek çok iyi bir pikap sahibi olabilirsiniz. Ancak birkaç yüz plağa sahip olmak için bu tutarların daha fazlasını ödemek gerekli. Hele söz konusu olan nadir ilk baskılar olunca tek bir plak için bile ödenen tutar astronomik olabiliyor. Plak koleksiyoncularının bir çoğunda böylesine nadir plaklardan çok sayıda bulunurken bizim DJ pikabı diyerek küçümsediğimiz pikapları kullanıyorlar. Plaklara verdikleri paraların çok az bir bölümüyle bizim dergi sayfalarında ağzımız STEREO MECMUASI

veya seslendirdiğimde siz odyofiller diye başlayan cümleler duyuyorum. Bunun odyofillikle bir alakası yok. Plağa olan saygı ile alakası var. Bugün yabancı bir çok koleksiyoncu için DJ’lerin kullandığı Stanton, Pioneer, Technics pikaplar son derece popülerdir. Bunlara arıza durumunda müdahale etmek son derece kolaydır, özellikle Technics 12xx serileri gibi modellerde kollar son derece hassastır, devirlerini belirli ölçülerde kontrol edebilmeniz mümkündür ve en önemlisi iğne değiştirmek için vida söküp takmak yerine, basit şekilde headshell sökersiniz. Tabii ki bütçeniz el veriyorsa daha iyi pikaplar alabilmek mümkün. Ancak burada önemli olan iğnenin açı, ağırlık ve diğer faktörler ile plak yivinin içerisine mükemmel (veya yakın) oturup plağa zarar vermesini önlemektir.

sulanarak baktığımız referans statüsündeki pikaplara sahip olabilirler. Ancak durum hiç öyle değil bunun sebepleri nedir? Biliyorsunuz ben Technics 12xx serisi DJ pikaplarını çok severim ve her zaman olumlu şeyler yazarım. Bunun en önemli sebebi, verdiğiniz paranın karşılığında aldığınız ses kalitesinin yanında bozulması neredeyse imkansız gibi gözüken ve devri son derece kararlı bir motor sahibi olursunuz. Bunun yanında bu pikaplarda kullanılan kollar son derece başarılıdır. Bugün hi-fi dünyasında çok popüler olan kollara göre hem geometri hemde sürtünme gibi değerler açısından belli bir üstünlükleri olduklarını kabul etmek gerekir. Aslında bu kolların satıldığı fiyatların çok daha yukarısına satılması gerekir ancak çok sayıda üretmiş olmanın avantajı ile fiyatlar gayet makul seviyededir. Hele aldığınız ürünün kalitesine bakınca çok çok ucuz demek lazım. Bu pikapların bir diğer avantajı devirlerinin belirli bir aralıkta çok rahat şekilde ayarlanabilmesidir. Üzerine özel bir 8

ANALOG ÖZEL SAYISI


stroboskop koyarak istediğiniz devri ayarlamak gayet kolaydır. Bunun en önemli avantajı farklı devirlerde kaydedilmiş plakları olması gerektiği şekilde dinleyebilme olanağı sağlanmasıdır. 1955 yani RIAA standartları öncesinde kaydedilen plakların sadece ses seviyesi değil devir konusunda da farklılıkları vardı. Bu durumda

Hal böyle olunca ortaya garip bir tablo çıkıyor. Genel olarak 33, 45 ve 78 devirlerden bahsederken geniş bir plak arşivinde (özellikle 1955 öncesi plakların bulunduğu) ihtiyaç duyulan devir desteği bir anda 16 (hatta 14) devirden 100 (hatta özel bazı örneklerde 140) devire kadar genişliyor. Tabii ki iş bununla sınırlı değil bir de bazı

DJ pikabı diyerek küçümsediğimiz bazı markalar, inanılmaz koleksiyonları dinlemek için kullanılan pikapların büyük bir çoğunluğunu oluşturuyor. Basitlikleri en önemli kozları geniş bir arşivde bulunma potansiyeli yüksek bu tarz plakları dinleyebilmek için bildiğimiz standart devirlerden daha farklı çözümlere ihtiyaç vardır. Sadece Technics’ler değil, özellikle Amerikalı plak koleksiyoncularının en sevdiği bir diğer marka Stanton’dır. Stanton bir çok insan için lafı dolandırmadan söyleyelim bir Technics çakması olarak DJ pikabı olarak görülür. Ancak bir çok modelinde 78 devir desteklenir. DJ’lerin 78 devirle pek işlerinin olmadığını düşünürsek bunun sebebi nedir? Tabii ki plak koleksiyoncuları. Bir çok Stanton pikap üzerinde 33, 45 ve 78 devir desteği vardır ve bu devirler belirli oranlarda değiştirilebilir. Örneğin bazı modellerde devir seçilen devrin standart devrin artı ve eksi %50′sine kadar oynanabilir. Bu durumda 16 devirden bazı plak firmalarının desteklediği 62 ila 94 devir aralığındaki seçeneklerde dinlenebilir hale gelir. STEREO MECMUASI

nadir plakların daha doğrusu plak baskıya hazırlanırken kullanılan master’ların ve plak kaydedicilerde kaydedilen plakların (veya master’ların) okunması mevzuu var. Bunun içinde devri tamamen geri döndürmek gerekli. Yani platoyu tam ters yöne yukarıda bahsettiğim hızlarda döndürmek gerekiyor. Bugün bu ihtiyaçları karşılamaya yönelik pikaplar üreten ismini cismini hi-fi dünyasında pek duyamayacağınız ancak plak koleksiyoncularının yakından tanıdığı markalar var. Hatta bazıları satış paylarını arttırabilmek için odyofil pazara yönelik ürünlerde üretiyor. Ancak bu ürünlerde bile tersine devirden, yukarıda bahsettiğim egzotik hızlara kadar koleksiyoncuların ihtiyaçları unutulmuyor. Hemen bir parantez açayım; bu alanda üretim yapan en bilindik odyofil marka Simon Yorke. Özel plakların okunması için özel bir kol bile geliştiren Yorke ile görüşen ve onunla aynı ülkede yaşayan çok sevdiğim bir arkadaşım 9

ANALOG ÖZEL SAYISI


üzerinde bıraktığı izlenim, eğer imkanı olsa odyofillere pikap satmayacağı şeklinde. Bunun haricinde bilindik bazı markalarda 78′lik devirde bile çok ayrıntılı devir ayarı yapılmasının sebebi bu pikapları üretenlerinde ciddi şekilde plak meraklısı olmaları. Tabii bir de bir çok plağın kazaran farklı devirlerde basıldığı gerçeği var. En bilinen örnek Miles Davis’in Kind Of Blue albümüdür. Kind of Blue ilk yayınladığında ikinci yüzde bulunan “All Blues” ve “Flamenco Sketches” şarkılarında devir kayması yaşanmıştır. Yayınlandığı 1959 yılından 1992 yılına kadar plak üzerindeki tartışmalar bitmemiş ve en sonunda 1992′deki re-master’dan sonra olması gereken devirde yayınlanmıştır. Kind Of Blue çok bilindik bir plak ancak bunun gibi yüzlerce hatalı baskı var. Bunları koleksiyonculara yönelik yayın yapan rehberler ve forumlarda takip edebilirsiniz. Bir çok plak koleksiyoncusunun plaklarındaki etiketlerde optimal devrin yazmasının sebebi budur. Devir konusunda sanırım verdiğim bilgiler şimdilik yeterli gelir umarım. Şimdi yeniden pikaplara geri dönelim. Yazının ilk başlarında kolların teknik değerlerinin çok başarılı olduğundan bahsetmiştim. Bunun yanında çıkartılabilir headshell konusu çok mühim. Çünkü nasıl 78′lik Shellac plakları özel mono iğneler kullanarak dinliyorsak bir çok koleksiyoncu farklı plakları farklı iğnelerle dinler. Bunun sebeplerinden bir kısmı ses kalitesi gibi şehir efsaneleri iken, bir kısmı ise izleme açısı, iğnenin şekli ve yapısı gibi teknik sebeplerdir. Bu pikap kafalarını ve tercih edilme sebeplerini yazmayacağım. Bunun tek sebebi ülkemizde rahatlıkla bulunduğunu fark ettiğim bu kafaların fiyatlarının artmasını önlemektir. Bu kafaları satın aldıktan sonra yazarım. Bunu bencilce bir davranış olarak nitelendirebilirsiniz. Ancak

Başlangıç, gramofonlar. Akustik Dönem 1877-1926 Bu dönem kayıtların seslerinin horn mekanizmaları ve mekanik kaydediciler kullanılarak yapıldığı dönemdir. Bu kayıtlarda standart bir ses seviyesinden bahsedebilmek STEREO MECMUASI

Denon DL-103′ten ülkemizde kimse bahsetmez iken nasıl satın aldığımı, bu kafadan bahsettikçe ülkemizde nasıl popüler olduğunu biliyorum. Bu süreç illa ki yaşanacaktı zaten bilen biliyordu belki ama süreci hızlandıran kişinin ben olduğumu söylememde sakınca yok. Bu konuyla ilgili hikayeyi bir ara yazarım. Bir çok koleksiyoncu pikap kafalarında küçük etiketlerle işaretleyerek bir sistem geliştirmiştir. Plakların üzerinde de bu işaretler bulunur. Bu plakları dinlerken o pikap için uygun kafa seçilir. Ancak kafa değiştirme işi son derece meşakkatlidir. Bu yüzden çıkarılabilir headshell kullanan kollar koleksiyoncular için vazgeçilmezdir. Kullanacakları kafayı takmak için bir vidayı sökmek yeterlidir. Ayrıca basit ve sabit yapılı “L” şekilli protractor’lar ile açıları ayarlamak çocuk oyuncağıdır. Bu arada bugün neden hala 12” kolların üretildiği veya eski örneklerinin hala yüksek tutarlara satılmasının tek sebebinin odyofiller olmadığını da söyleyelim. Plak koleksiyonu yapan dostlarımızın denk gelecekleri boyutlar çok dikkat çekicidir. Bizler genelde 305 mm (12 inç yani 33 1/3 devir) ve 175mm (7 inç 45 devir) ve nadiren 250mm (10 inç) plaklarla denk geliriz. Ancak çok farklı çaplarda söz konusudur, 51mm (2 inç) 210mm ( 8 ½ inç) 350 mm (14 inç) ve 500mm (20 inç) gibi.. Örneğin 350mm, 500mm ve hatta daha büyük çapa sahip olan plakları klasik 9” kollarla dinleyebilmek mümkün olmadığında eski 10”, 12” hatta tanjansiyel yapılı kollara hala talep vardır. Ancak tüm bu konular, daha konunun en başındaki okuyucularımız için kafalarını takacakları bir durum değildir. Geniş koleksiyonlara sahip olduğunuzda düşülmesi gereken mevzuulardır.

mümkün değildir. Birbiri arkasına üretilen 2 plakta bile ses seviyesi farklı olabiliyordu. Bu dönem kullanılan ilkel ekipman ortaya standartların çıkmasını sağlamaktan son derece uzaktı. Her ne kadar ortada bugünün şartlarında bir standart olmadığından 10

ANALOG ÖZEL SAYISI


bahsetsek bile, teknik anlamda yine de belirli oranda birbirine yaklaşan frekans eğrilerinden söz etmek mümkündü. Bu dönemden itibaren hızlarda da büyük bir çeşitlilikten bahsetmek mümkün. Plak iğnesinin modülasyon hareketinin de standartlaşmadığı bu dönemlerde plak şirketleri özellikle dikey modülasyon (yani

yapısını ortaya çıkartıyordu. Ortaya çıkan yivlerin derinliği ve yapısından dolayı her plağı her pikapta dinlemek mümkün değildi. Bugünkü standartların oluşmasına daha vakit vardı. Elektriğin Hayatımıza Girmesi 19261937 Ses yükselticilerin (amplifikatör) ve elektrikli

78'likler veya taş plaklar uzun seneler evlerimizin en büyük eğlencesi oldular. Herbiri birer Mekanik harikası olan gramofonlarda evlerin en güzel yerlerini süslediler. pikap iğnesinin yukarı aşağı hareketi) ve yatay modülasyon (pikap iğnesinin platonun merkezine veya merkezi dışına yaptığı hareket) hareketlerinden bir tanesine odaklanıp plaklarını üretiyorlardı. Çok az sayıdaki firma ise plak üretiminde farklı açıları kullanmayı denediler. 45 derecelik açı sayesinde bir plak hemen her pikapta daha doğrusu o dönem için gramofonda okunabiliyordu. Tabii bu dönemlerde pikap iğnesi diye bahsettiğimiz şey çelik bir uç idi. Şaşırtıcı derece de, dönüş yönü açısından bir standart yakalanmıştı. Neredeyse tüm üreticiler saat yönünde dönüş ile çalınacak plaklar üretiyordu. Ancak başlangıç noktası konusunda farklı uygulamalar vardı. Bazı firmalar plakları merkezden başlayarak kaydediyordu. Yani bugün alıştığımız gibi iğneyi plağın dış bölgesine değil merkezine indirmeniz gerekiyordu ilk şarkıyı dinlemek için. Bu paragrafı özetlemek gerekirse, yatay ve dikey modülasyon plak üzerindeki yivin STEREO MECMUASI

plak üretim makinelerinin hayatımıza girmesi plakların tarihini değiştirmiştir. Özellikle elektrikli master plak kesim makinelerinin ortaya çıkması ile sabit hızda üretim yapabilme imkanı doğmuştu. Bu durumda iğnenin plak üzerindeki gezintisi sırasında da sabit bir hızdan bahsetmek mümkün oldu. Bunun getirisi ise iğnenin gezintisi ile ses arasındaki doğrusal orantı ile tam spektrumlu ses frekanslarından bahsetmek mümkün hale geliyordu. Bu da özellikle bas seslerin yani düşük frekansların plak üzerine kaydedilebilmesi imkanını ortaya çıkardı. Ancak bu dönemde bu frekans aralığını plak üzerinde yansıtabilmenin bir de götürüsü vardı; plak kayıt zamanları düşmüştü. Bu durumda plak üreten firmalar hemen bir şeyler düşünmeliydi. Çözüm bas alt frekansların 6 dB/oktav aralığından itibaren kesilmesi olarak bulundu. Dolayısıyla ortaya bir frekans aralığı çıkmıştı. Bir çok firma bu noktada kendi anlayışına göre frekans aralıkları belirliyordu. Herkesin amacı en iyi ses kalitesini sunmaktı ancak ortaya bir kaos 11

ANALOG ÖZEL SAYISI


çıktı. Plak alan bir tüketici hangi plağı hangi ses seviyesinde dinleyince en keyifli ve optimal sonucu alacaktı. Bugün pek sevmediğimiz ton kontrollerinin ortaya çıkış sebebi işte budur. 1930′lardan itibaren hayatımıza plak değiştiriciler girmeye başlayınca bazı büyük firmalarda kendi standartlarını oluşturma telaşı başladı. Bu dönemde radyo yayıncılığı da güçlenmeye başlamıştı. Bir anda gereksinimler değişmişti. Radyoların ön ayak olmasıyla en azından konuşmalar için 33 1/3 devirlik hız standartlaştı. Konuşma konusu mühim. Hemen bir örnek verelim diyelim ki, Amerikan başkanı ulusa sesleniş konuşması yaptı. Bu konuşma plak üzerine kaydediliyor ve radyolarda o şekilde yayınlanıyordu. Bugün anladığımız anlamda canlı yayın gibi konular o dönemlerde hayal idi. Bu dönemde yivlerin oluşturulmasında dikey modülasyon standart hale geldi. 78′likler veya Taş Plaklar Dönemi 19371947 Plak firmaları plak yüzeyinin oluşturduğu gürültüyü ortadan kaldırmanın yollarını ararken, frekansları daha fazla anlamaya başladılar. Yüksek frekanslarda 3 dB/oktav ve 6 dB/oktav aralığı en optimal sonuçları veriyordu. Bunun altı ve üzeri değerler özellikle yüksek frekanslarda size gürültü olarak geri dönüyordu. Bu aralığın ortaya çıkması alıştığımız anlamda ilk kez ses kalitesinin önem kazanması sonucunu ortaya çıkarttı. Ancak bu kez ortadaki sorun yüksek frekansların ne kadar güçlendirileceği idi. 10Khz’deki frekansların dB (desibel) olarak arttırılması bir çözüm olabilir miydi. Bazı firmalar için evet. Bu durumda herkes kendi anlayışına göre plak üretmeye başladı. Özellikle savaş öncesi (4) üretilen plaklarda tam bir kaos durumu oluştu. Amerikan plak firmaları yüksek frekansların yükseltilmesi konusuna önem verip ekolayzır eğrilerini bu anlayışa göre oluştururken, Avrupalı plak şirketleri ise bunu yapmayı reddettiler. Bu dönemde artık bas ve tiz ayarı amplifikatörlerin olmazsa olmazı haline gelmişti.

malzemesi ile üretilmeye başladı. Plak firmaları, pikap üreticileri ve radyolar artık farklı standartlardan bunalmışlardı. İlk kez herkes ortak bir çözüme yaklaşmıştı. Plak firmalarının kurduğu organizasyonlar ile radyo televizyon kuruluşlarının oluşturduğu organizasyonlar radyo yayıncılığında standartların oluşması için pazarlıklara başladı. Bu andan itibaren neredeyse konu hakkında söz sahibi olan herkes yeni bir şeylerden bahsediyordu. Columbia plak şirketi hemen yeni bir ekolayzır eğrisini ortaya çıkarttı. Bugün rumble dediğimiz bir şekilde gürlemek olarak tabi edebileceğimiz sorunun düşük devir hızı ve ince plak yivleri yüzünden ortaya çıktığını ve yüksek frekansların güçlendirilmesi ile ucuz iğnelerle hem izleme açısı sorunu hemde düşük ses kalitesi alındığını bilimsel olarak ortaya koyunca bir çok plak firması bu yeni duruma göre kendi ekolayzır eğrilerini gözden geçirmeye başladı. Ses Mühendisleri Birliği kendi çözümünü sunmak konusunda geri kalmadı. Onlara göre plak üzerindeki gürültünün asıl kaynağı plakların üretim aşamasındaydı ve buraya müdahale etmek gerekiyordu. RCA ise 45 devirlik çözümler yerine farklı devir hızlarına el attı. RCA hızını alamayıp frekans eğrilerini de yeniledi. Hatta alışılmış plak merkezi delik çapının bile sorun yarattığını söyleyerek delik çapı ile oynamaya başladı. Tam bir standartlaşmadan bahsederken ortalık yine birbirinden farklı plaklarla doluvermişti.

Tüm dertlerin bitişi. Meşhur RIAA eğrisi RIAA Yılları 1952- günümüz Tüm bu süreçler sonunda plak üreticilerinin dışında kalan hemen herkes bu karmaşaya kazan kaldırdı. 1952 yılında RCA mühendisleri çok dikkat çekici bir çözümler paketi oluşturmayı başarmıştı. Neredeyse mükemmele yakın bir ekolayzır eğrisi ve bunun bilimsel tartışması ilk standartlaşma umutlarını filizlendirdi. Bu tartışmalar devam ederken RIAA (yani Recording Industry Association of America – Amerika Kayıt Endüstrisi Birliği ) olaya el koydu ve RCA’nın Hatta dönemin gelişmiş cihazlarında Amerika çözümünü standart olarak kabul etti. İlerleyen ve Avrupa kaynaklı plakları dinlerken 3-4 sene boyunca tartışmalar devam etti kullanmanız için özel ton kontrolleri hazır nacak büyük plak firmaları 1955 yılında bu şekilde sunuluyordu. eğri başta olmak üzere tüm standartları kabul LP’nin Doğuşu 1947-1958 ettiler. Bu yüzden günümüzde pikap preDaha yavaş dönme hızı ve plastiğin bulunması amplilerinde RIAA ibaresini görürsünüz. ile plaklar bir kez daha değişmeye başladı. İlk RIAA’daki en önemli gelişme 1974 yılında olarak hızlı şekilde plaklar bugün alıştığımız pikap pre-amplifikatörlerinde kullanılmaya üretim malzemesi olan polivinyl klorür başlanan ultrasonic ve infrasonic filtre STEREO MECMUASI

12

ANALOG ÖZEL SAYISI


sistemlerinin kabulüdür. Yoksa 1952′den (aslında 1953 demek daha doğru) itibaren plak standartlarında bir değişim olmamıştır. Tabii

bu

durum

Amerika

için

geçerli.

Bir önceki yazım Plak Standartları konusunda sizlere 1950′ler öncesindeki plak üretimindeki standartlar karmaşasından uzun uzun bahsetmiştim. Aşağıdaki listede RIAA standartları kabul edilmeden önce, Avrupa ve Amerika’da önde gelen plak şirketlerinin ürettikleri plakların standartlarının bir kısmını listeliyorum. Her üreticinin yanında farklı dönemlerde ürettikleri plakların nasıl ayrılacağına dair küçük bir not, ürettikleri plak hızları, bas kesim değeri ve tiz güçlendirme seviyesini ayrıntılı olarak bulacaksınız. Açık konuşmak gerekirse bu listeden hiçbir şey anlamamanız gayet doğaldır. Muhtemelen ülkemizdeki bir plak meraklısı bu tarz farklı üretilmiş plaklardan yaşamı boyunca pek azına sahip olabilir. Sahip olmak bir şekilde şans meselesidir. Bu bahsi geçen plakları optimal koşullarda dinleyebilmek için pre-ampliniz üzerinde yapmanı gereken ayarları aşağıda bulabilirsiniz. Pikap pre-amplinize baktığınızda bu ayarların hiç birisini görememe olasılığınız çok yüksek çünkü bu ayarlar sadece çok özel ve konuya odaklanmış üreticiler tarafından üretilen ürünlerde mevcuttur. Anlayacağınız aşağıdaki liste son derece gereksizdir. Ancak bir yönüyle de bir ülkede plak koleksiyonculuğundan bahsediyorsak -sahip olalım veya olmayalım- bu özel dönemlerde üretilmiş plakların özelliklerinden bahsetmeliyiz. En azından alt yapı olarak kendi dilimizde böyle kaynakların olması gerektiğini düşünüyorum. Böyle bir konuyla kimse ilgilenmeyeceğinden oturup bu listeyi bulup, geliştirip Türkçeleştirdim. Kullanılır veya kullanılmaz ancak ben kendi üzerime düşen ve bir şekilde görev addettiğim bir konu hakkında bu şekilde bir yayın yaptığım için çok ama çok mutluyum. STEREO MECMUASI

1960′lara kadar Avrupalı plak firmaları kendi standartlarındaki üretime devam ettiler. Rusya ve bir çok Asya ülkesinde (Japonya hariç) standartların kabulü 1975′lere değin uzar.

Şimdi açıklamalar… Plak Standartları yazımda üst frekanslar ve alt frekanslarda yaşanan karmaşadan bahsetmiştim. Aşağıdaki listede alt frekans (bas) ayarı (dB) değerinin karşısında “FLAT” yazısını gördüğünüzde, bu değer genelde 78 devirlik plakların okunmasında kullanılan frekans eğrisinin düzeyini işaret eder. Genelde 300db tavsiye edilir. “RIAA” ise 1935 sonrası özellikle Amerika’da üretilen 78 devirlik plaklar için önerilen alt frekans eğrisini işaret eder ki, tahmin edebileceğiniz gibi bugün kullandığımıza yakın bir ekolazyır eğrisi ile kaydedilmişlerdir. Üst frekans yükseltmesi ile alakalı olarak yine Plak Standartları yazımda dB ve Khz oranından bahsetmiştim. Aşağıdaki listede “FLAT” ibaresini gördüğünüzde genelde 1938 öncesi elektrikli gramofonlarla kullanılmaya yönelik üretilmiş plaklar için öngörülen yükseltim son derece düşüktür. “NAB” ibaresi ise genelde -16dB değerine işaret eder ve erken dönem Colombia standartını benimsemiş plak firmaları tarafından kullanılır. Tiz Ayarında RIAA ibaresini gördüğünüzde -13,7db’lik bir değerden bahsediyor olacağız. Son olarak bazı üreticilerin yanında xxx koduna kadar gibi bir ibare göreceksiniz. Çok kısaca bunun ne olduğunu da açıklayayım. Plakların genelde A yüzlerinde merkeze yakın bir yerde bazen makine bazen de el ile işaretlenmiş bir kodlama vardır. Bir örneğini yukarıda görüyorsunuz. Bu kodlama aslında plağın bir nevi kimliğidir ve içerisinde bir çok bilgi barındırır. Belki ilerleyen dönemlerde bu konuya da el atarız. Şimdi isterseniz en bilindik üreticileri kapsayan listeyi ekleyelim, Umarım faydalanan birileri olur :) -Üretici: Atlantic Hız: 33 Bas Ayarı (dB) RIAA Tiz Ayarı (dB):NAB

13

ANALOG ÖZEL SAYISI


-Üretici: Audio Fidelity (901-903) Hız: 33 Bas Ayarı (dB) RIAA Tiz Ayarı (dB):NAB -Üretici: Balkan Hız: 78 Bas Ayarı (dB) 500 Tiz Ayarı (dB):-5 -Üretici:Blue Note Hız:33 400 Tiz Ayarı (dB):-12 -Üretici:Capitol (1954 öncesi) Hız:78 Bas Ayarı (dB)800 Tiz Ayarı (dB):-10 -Üretici:Capitol <1954 Hız:45 Bas Ayarı (dB)800 Tiz Ayarı (dB):-12 -Üretici:Capitol FDS) (up to P8155) Hız:33 Bas Ayarı (dB)400 Tiz Ayarı (dB):-12

Üretici:Columbia- 1938 Hız:78 Bas Ayarı (dB)300 Tiz Ayarı (dB):-5 -Üretici:Decca-English Hız 78 Bas Ayarı (dB):300 Tiz Ayarı(dB):FLAT -Üretici:DGG (Deutsche Grammophone) Hız:78 Bas Ayarı (dB):300 Tiz Ayarı(dB):-5 -Üretici:Electra (2-15, 18-20, 24-26 serileri) Hız:33 Bas Ayarı (dB):629 Tiz Ayarı(dB):NAB -Üretici:London (1944 öncesi) Hız:78 Bas Ayarı (dB):300 Tiz Ayarı(dB):FLAT -Üretici:Mercury (MG10000 series-approx fit)

Bazı pikaplar tarih boyunca kendi koleksiyoncularını yaratmıştır. Plak koleksiyoncularının yanında bu güzelim pikapları toplayan meraklılarda var dünya çapında.... -Üretici:Capitol (1953,FDS>8156) Hız:All Bas Ayarı (dB)RIAA Tiz Ayarı (dB):RIAA -Üretici:Capitol-Telefunken Hız:78 Bas Ayarı (dB)RIAA Tiz Ayarı (dB):FLAT -Üretici:Capitol-Cetra (up to A-50155) (9/53)# Hız:33 Bas Ayarı (dB)400 Tiz Ayarı -Üretici:Columbia-1925 Hız:78 Bas Ayarı (dB)300 Tiz Ayarı (dB):FLAT

STEREO MECMUASI

Hız:33 Bas Ayarı (dB):500 Tiz Ayarı(dB):-10 -Üretici:Parlophone 1925-1953 Hız:78 Bas Ayarı (dB):300 Tiz Ayarı(dB):FLAT -Üretici:Telefunken Hız:78 Bas Ayarı400 Tiz Ayarı(dB):-5 Çok daha kapsamlı bir liste sitemizde meraklılara sunulmuştur...

14

ANALOG ÖZEL SAYISI


Bu yazının konusu pikap katları veya pikap pre-amplifikatörleri. Bu yazımda hifi pazarından ziyade geniş plak koleksiyonları olan ve farklı yıllarda üretilmiş plaklardan oluşan bir arşivi olan meraklıların yaklaşımlarından bahsedeceğim. Yazının ilk paragrafında belirttiğim gibi plakların ortaya çıktığı dönemden bugüne o kadar farklı özelliklere sahip plaklar üretilmiştir ki, ciddi anlamda plak koleksiyonu yapan bir meraklı için bizim hi-fi pazarından tanıdığımız ürünlerden ziyade daha farklı özelliklerle donatılmış ürünler daha uygundur. Örneğin koleksiyonculara yönelik pikaplar konusunda oldukça kapsamlı bilgileri sizlerle paylaşmıştım. Tabii ki hi-fi pazarında bu ihtiyaçlara yönelik ürünler bulabilmek mümkündür ancak fiyatları son derece düşündürücüdür. Tanıştığım, yazıştığım ve sohbet etme fırsatı bulduğum bir çok plak koleksiyoncusu için öncelikler biraz farklı. Uyumluluk sihirli bir kelime gibi sanki.

sadece sağ kanal ilk aklıma gelenler. Tüm bunların dışında pikap katınız ile iğnenizin uyumu çok mühim. Bildiğiniz gibi MM standardında bir pikap kafası kullandığımızda pikap katımızı MM moduna alırız. Ancak MC yani Moving Coil’ler işin içerisine girdiğinde çok daha farklı ayarlar yapmamız gerekir. Basit bir pikap katında MC moduna geçtiğinizde standart bir ayarlama yapılır. Ancak özel bir MC kafa kullanıyorsanız, gain, yükleme empedansı ve omaj olmak üzere farklı bir çok ayar seçeneği ile uğraşmanız gerekir. Tüm bunların sonunda tahmin edebileceğiniz gibi ortaya çıkan pikap katının üzerinde bol bol düğme olması gerekli. Bir taraftan kafa/iğne için gereken ayarları yaparken, bir taraftan ses frekansı üzerinde ayarlar yapmamız ayrıca diğer bazı özelliklere göre ek seçeneklere ihtiyacımız olacak. İşler karışıyor değil mi?

Tabii ki imkanı olan plak koleksiyoncularında üst uç sınıf hi-fi sistemlere sahip olduklarını da görüyoruz. Neyse. 1950′liler öncesinde Amerika için, 1960′lar öncesi Avrupa için ve 1975 öncesi dünyanın kalanı için ortak bir plak standardından bahsedemiyoruz. Durum böyle olunca standartlara uymayan plakları keyifle dinleyebilmek için kilit bileşen pikap katları.

Ancak şunu unutmayın, muhtemelen ülkemizdeki bir plak meraklısı bu tarz farklı üretilmiş plakları belki de hiç göremeyecektir. Bu yüzden tüm bu yazdığım çizdiğim konuların üzerinde çok fazla kafa yormayın. Eğer bir gün bu denli geniş bir koleksiyonunuz olursa bu tür yazılara geri dönersiniz :)

Bu amaca uygun plak katlarının olmazsa olmazı yüksek frekanslara yükseltme (aslında patlama demek lazım) yapabilme ve alt frekanslarda kapsamlı bir oynama yapabilme imkanı sunmaları. Bu sayede belirli bir yıl üretilmiş bir plağı bugünün standartlarında dinlemek mümkün oluyor. Anlayacağınız olaya eskiden kullandığımız ekolayzırlara benzeyen bir mantıkla yaklaşmak lazım. Sadece bu kadar değil. Dikey modülasyon kullanılarak üretilen plakları dinlemek için (Pathé/Edison) standardın son derece dışında ayar seçeneklerine ihtiyacımız var. Bunlar tabii ki yeterli değil, Stereo ve Mono ayarlarının yanında özellikle Mono için farklı seçeneklerde olmaz ise olmaz. Mono sağ ve sol kanal, Mono sadece sol kanal, Mono

Bu tarz ürünlerin neredeyse hepsinin ortak özelliği son derece çirkin olmaları:) Üzerinde o kadar fazla düğme olan bir cihazı tasarlamak son derece zordur. Zaten koleksiyoncuların dünyasında cihazların güzel gözükmesi gibi bir beklenti yok. Ancak yazımın sonunda pikap katlarının kutsal kasesinden bahsetmek istiyorum.

STEREO MECMUASI

İlk örneği 1940 yılında üretilen JPA-66, pikaplarına, iğnelerine ve neredeyse ürettikleri tüm ürünlere hayran olduğum ve kesinlikle hayır diyemeyeceğim Alman EMT firmasının bir ürünü. Aslında yayıncılık için kullanılan EMT ürünleri haliyle 1950′ler öncesindeki plak standardı karmaşasının içerisinde tasarlanmaya başlamıştır. EMT koleksiyoncularla aynı sorunları yaşayan 15

ANALOG ÖZEL SAYISI


başta radyo olmak üzere yayın endüstrisine müthiş ürünler armağan etmiştir. Günümüzde EMT efsanevi pikap katı JPA66′nın yeni versiyonlarını üretmeye devam ediyor. Neredeyse her standardı destekleyecek ayar seçeneklerini üzerinde barındıran ürüne 4 adet (evet yanlış

okumadınız tam dört adet) pikap kolu bağlanabiliyor ve her biri için ayrı ayar yapılabiliyor. Tüm bunları okuyunca acaba alınabilecek bir şey mi diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Evet alınabilir bir ürün ama 30.000 Doların oldukça üzerinde bir tutar cüzdanınızda var ise :)

Herhangi bir “şeyin” koleksiyonununu yapmak basit bir anlatımla şuursuz şekilde sadece satın almakla olmaz. Hayatın her alanında olduğu gibi koleksiyonunuzu oluştururken belirli bir planlama yapmanız gereklidir. Hedeflerinizi, isteklerinizi en iyi bilen siz olduğunuza göre ne yapacağınızı da belirleyecek olan sizsiniz.

için çok uygun zamanlar değil düşündüğüm olmuştur çoğu zaman.

Konu “Plak Koleksiyonu” olduğunda planlama çok daha fazla önem kazanır. Plak günümüzde çok ucuz bir şey değildir. Ucuz olmamasının yanında kolay bulunabilir olmaması, plaklarla ülkemizde haşır neşir olmayı bir çok insan için çok zorlaştırır. Zaten olayın gizemi de burada değil mi? Pahalı olmasından değil az bulunur olmasından bahsediyorum…

Bugün yeniden basılan plaklarla koleksiyon yapılır mı sorusuna cevap aradığım yazıma olumlu-olumsuz çok sayıda tepki gelmişti. Ancak olaya isterseniz bu kez farklı bir şekilde bakayım. Bugün 18-19 yaşında olan bir meraklı, ben yaşlara geldiğinde (neredeyse 20 seneden bahsediyoruz) büyük ihtimalle bugün koleksiyon metası olarak görmediğimiz bazı baskılar bile bir şekilde değerlenecektir. Maddi açıdan değil manevi açıdan konuşuyorum. Şunu unutmayın insan ruhunda geçmişe özlem olduğu sürece eskiyen her şey değerli hale gelir. Hele Türkiye’den bahsediyorsak durum daha da ilginç hale geliyor.

Eskinin güzel günlerinde eski plakçıları gezmek bir nevi kaşifçilik oynamak gibi bir şeydi. Geçmişte tozlu rafların arasında kendi halinde duran bazı plakları yok pahasına satın alma hazzına erişmiş bir insan olarak bugünlerde ve gelecekte artık böylesine durumların yaşanacağını pek düşünmüyorum. Özellikle teknolojinin hayatımıza girmesiyle tozlu raflarda kendi halinde sizi bekleyen nadir plak bulmak pek mümkün değil. Satıcılar, başta eBay, Discogs gibi siteler olmak üzere raflarındaki plakları kontrol edip ondan sonra fiyatlandırıyorlar. Tüm ülkede sayısı son derece az olan plak satıcısında hala keşfedilmeyi bekleyen nadir plaklar vardır belki. Ancak sadece satıcılar değil, alıcılarda teknolojinin nimetlerinden faydalanıyor artık. Ellerinde 3G’nin nimetleri ile rafları kolaçan eden alıcılar belki dikkatinizi çekmiştir. Bunların bir kısmının satılmak üzere alınan plaklar olduğunu tahmin edersiniz. Hemen her koleksiyon metasında olduğu gibi sert piyasa koşulları geçerli plak dünyasında. 2000′li yıllar bunun STEREO MECMUASI

diye

Ancak geçmişten farklı olarak bugünün plak pazarında yeni bir enstrüman var. Yeniden basılan plaklar. Yazı dizimin ilk serinin ilk yazısında Yeniden Basılan Plağın Koleksiyonu Olur Mu? konusunu işlemiştim.

Şunu unutmayın plak koleksiyonculuğundan bahsediyorsak olay sadece bir plak alıp dinlemek değildir çoğu zaman. Kapağını incelemek, baskısını araştırmak, harf kodlarından, etiketinden plağın kimliğini araştırmak yani kısacası “şecere”si ile ilgilenmek plak koleksiyonculuğu konusunda gidebileceğiniz noktalardan bir tanesi. Bununla belki bugün uğraşmak gereksiz gelebilir ancak zaman içerisinde bu konuları deşeceğinize emin olabilirsiniz. Bunu bir görev olarak değil, keyif olarak addedin. Şunu unutmayın koleksiyonlar insanları mutlu etmek oluşturulur, içinizdeki canavarı çıkartmak için değil. Plak kataloglarında ders çalışmanın en önemli getirisi; bir sürü yeni şey öğrenmektir. 16

ANALOG ÖZEL SAYISI


Planlama safhası, bir koleksiyonun oluşturulması aşamasında ilk önemli adım. İlk önce almak istediğiniz plaklardan güzelce listelemeye başlayın. Sizin için olmaz ise olmazları belirleyin. Şunu unutmayın bir plağı alırken geleceği de düşünün. Bugün çok azımız ilk gençliğimizde dinlediğimiz müziği dinlemeye devam ediyoruz. Planlamanızı gelecek ışığında yapmak her zaman mümkün değildir. Ancak günümüzün gelir geçer bir rock topluluğu yerine bir klasik rock albümüne para yatırmak daha akılcı bir seçim olur. Tabii ki bütçeniz geniş ise her şeyi satın alabilirsiniz. Benim hayatım boyunca böyle bir imkanım olmadı umarım sizin olur! Listenizi oluşmaya başladığında ne kadar uzun olduğuna kendiniz bile inanamayacaksınız :) Bu listenin olmaz ise olmazları bütçenizden en fazla payı alacaktır. Tabii ki bir plakçıda denk geldiğiniz zaman heyecanlandığınız ama listenizde olmayan

albümler olacaktır. Hangimiz mükemmeliz. Ancak her satın almadan önce bütçenizi gözden geçirin. Çok gerekli bir plağı almak için gereken bütçeyi bir hafta önce gelir geçer albümlere yatırdıysanız ve o an paranız yoksa, saçınızı başınızı yolarsınız. İşte bu yüzden ne alacağınızı bilmek çok önemlidir. Şunu asla unutmayın, pratikte her albüm alınabilir ama karşılığında ödediğiniz bedel önemlidir. Bu yüzden liste yapmak, bu listeyi çalışmak çok mühimdir. Artık sayısı çok azalmış mağazalarda ve dünyanın dört bir tarafındaki sanal mağazalarda araştırmalar yapın. Ebay, Discogs gibi siteler listenizdeki nadir plakları bulabileceğiniz yerlerdir. Bıkmadan usanmadan inceleyin, araştırın. Bu işin anahtar musunuz; SABIR!

kelimesi

nedir

biliyor

Gelin bu yazımızda yeni başlayanlar için “pikap satın alma” konusunu ele alalım. Elime ulaşan çok sayıda elektronik posta ve çeşitli vesilelerle denk geldiğim bir çok okuyucumun -özellikle de yaşları genç olanlar- son dönemlerde en çok sorduğu soru hangi pikabı satın almalıyım oluyor. Bu soruya hep birlikte bir çözüm arayalım. Bu konuyu kapsamlı şekilde Plak Koleksiyonculuğu, Pikaplar Mevzuu yazımda ele almıştım. Şimdi olaya yeni giren bir kişinin bakış açısından ele alacağım.

yetmiyorsa, ikinci el pikap satın almaktır. Geçmişte ikinci el pikap pazarı kesinlikle göz atılması gereken bir yerdi. Çünkü makul fiyatlara çok temiz pikaplar bulabilmek mümkündü. Ancak pikaplar yeniden gözde olunca fiyatlar inanılmayacak şekilde artmaya başladı. Geçmişte 50TL’ye satın almayacağınız bir pikabı bugün 200TL gibi fiyatlara satın alamıyorsunuz. Hele eBay gibi uluslararası satış sitelerine baktığınızda ülkemizdeki fiyatların anormal seviyelere geldiğini görebilmek mümkün.

Aslında sorun pikabın seçiminden ziyade bütçelerimizde. Özellikle üniversite öğrencisi veya iş yaşamının başlarında olan bir çok okuyucumuzun pikaba ayıracak bütçelerinin kısıtlı olduğunu biliyorum. Ben de aynı dönemleri yaşadım ve sizleri çok iyi anlıyorum. Sadece genç yaşlarda olan okuyucularım değil yaşamı boyunca hep bir şeylere para yetiştirmeye çalışan herkesin ortak sorunu bütçe.

Fiyatların yükselmesi arz ve talep ile belki açıklanabilir. Sonuçta son 3-4 yıldır pikaplara anormal bir ilgi var. Ancak fiyatların yüksekliğinin yanında en önemli sorun alacağınız pikabın fiziksel durumu da mühim. Mekanik yönden sağlıklı çalışmayan bir pikabı satın almak, plak koleksiyonunuzun daha genişlemeden mahvolmasına sebep olmak gibi önemli bir tehdit unsuru içerir.

Hepimizin

ilk

aklına

STEREO MECMUASI

gelen

şey,

bütçe

Şunu asla unutmayın pikap her zaman satın alınabilir ancak az bulunan bir plağa zarar 17

ANALOG ÖZEL SAYISI


verdiğinizde aynısını tekrar satın almak gibi bir şansınız olmayabilir. Özellikle kolu oynanmış, kötü iğnelerle donatılmış ve ayarları olması gerektiği gibi yapılmamış bir pikap tıpkı bir kara saban gibi, plağınızın yivlerini mahveder.

önemli marka için özel bir konu başlığımız bile var. Dual’lerin bu kadar popüler olmasının sebebi, döneminin en iyi pikabı olması filan değil, ülkemizde en yoğun şekilde bulunan marka olmasıdır.

Dual’ler ile aynı dönemlerde öyle Japon ve Avrupa pikapları vardı ki, bunları gördükçe Dual’in en iyisi olmadığını ancak bu pikapları inceledikçe anlayabilmiştim. Dual’ler belki en iyisi değildir ama bazı modelleri gerçekten iyidir. Her şeyin ötesinde bu ülkede doğup büyüyen her pikap meraklısı için Dual Pikaplar mekanik cihazlardır. Bazı pikaplar son önemlidir. Bunun yanında özellikle HS serisi derece karmaşık yapıdadır. Hele ki eskinin o Dual’ler zamanının ötesinde bir minimalist gösterişli tam otomatik pikaplarından yaklaşıma sahiptir. Bunlardan bir tanesi bahsediyorsak. Bunların bakımlarını olması aldığınızda hiç fena olmayan bir pikap ve gereken şekilde yapmazsanız zaman ampliyi bir arada almış oluyordunuz. içerisinde sorunlar yaratır. Öyle ilginç şeylerle karşılaşıyorum ki inanamazsınız. Bu konuda Hoparlörleri de olduğu için müzik sistemi daha önce yazmış olduğum bir yazıya bazı düşünmenize gerek kalmadığı gibi pikap katı Eğer yurt dışından ikinci el plak alıyorsanız, çoğu zaman ülkemizde temiz diye satılan bir çok plaktan daha iyi durumda olduğunu görürsünüz. Bu farkı yaratan şey kesinlikle pikaptır.

Dual pikaplar özellikle de HS serileri başlangıç için çok cazip pikaplardır. Ancak olası mekanik problemler saçınızı başınızı yolmanıza sebep olabilirler. ikinci el pikap satıcılarından olumsuz tepkiler gelmişti. Nedense bu bakım işini hiç ciddiye almıyorlar. Aslında bu konu son derece açıktır. Pikabı üreten firmalar kullanım kılavuzlarında yapılması gereken periyodik bakımlardan bahsederler. Zaten aklın yolu bir değil mi, mekanik bir cihazın her zaman bakıma ihtiyacı vardır. Burada en önemli nokta ortaya çıkıyor. Eğer ikinci el bir pikap alacaksanız satıcıdan mutlaka emin olun.

da dahil olmak üzere hiçbir ayrıntı ile uğraşmanıza gerek kalmıyordu. Plaklarınızı dinlemek için komple bir çözümdü ve işin güzel tarafı sesleri de hiç fena değildir. Eğer bir şekilde plak koleksiyonculuğunun başlarındaysanız ve temiz bir HS serisi Dual denk getirirseniz çok şanslısınız demektir. Bende dahil böyle bir çözüme hayır diyebilecek bir insan olacağın zannetmiyorum. Bunu yazarken gayet samimiyim. Bir çok insanın hayalini süsleyen bir Bir çok insan hala eski Dual pikapların hayalini pikap/kol/iğne kombinasyonuna sahip olan kuruyor. Aslına bakarsanız bende Dual çok hatta kendi pikabını tasarlamış bir insan severim. Muhtemelen kimsenin el atmadığı bir olarak bunu söylüyorum. Ancak sorun şu ki, konuya el atıp, Stereo Mecmuası’nda bu günümüzde HS serisi bir Dual’in temizini STEREO MECMUASI

18

ANALOG ÖZEL SAYISI


bulmak çok büyük bir sorun ve fiyatlar genelde hiç mantıklı değil. Tabii ki HS serisi haricinde bir çok ikinci el pikap alma olasılığınız olsa da fiyatların abartıldığını düşünüyorsanız, sıfır pikaplara göz atmanız gerekecek.

Bu klasmanın hemen üzerinde daha önce Stereo Mecmuası’nda kapsamlı şekilde incelediğim Thorens ve ProJect modelleri geliyor. 1.000TL fiyat etiketine sahip olan ürünler plak koleksiyonunu yeni oluşturacak bir meraklı için güzel bir başlangıç noktası.

Bu durumda ilk bakılacak nota 200-300TL aralığında satışa sunulan pikaplar. Bugün çeşitli büyük müzik marketlerde birkaç markanın pikaplarını bulabilmek mümkün. ION ve Numark ilk aklıma gelenler. Bu pikaplar genelde bir sürü gereksiz fonksiyonla donatılmış durumdalar. USB bağlantı seçenekleri, kendi pikap katlarının olması avantajları.

1.000TL sınırının hemen ardından fiyatlar bir anda neredeyse iki katına çıkıyor. Ülkemizde bu pazarda iki marka öne çıkıyor. Yine ProJect ve Thorens modelleri. Her iki ürünün de ses kalitesi yukarıda saydığım giriş modellerinden çok daha başarılı. Ayrıca her iki pikapta son derece donanımlı. Yani ileriye yönelik iğne değiştirmek gibi düşünceleriniz varsa bunun için uygun donanıma sahipler. ProJect markalı ürünler daha minimalist bir yaklaşımla üretilmiş bir pikaplar. Başlangıç için gayet yeterli bir donanıma ve fiyatı gözününe alınınca gayet başarılı bir ses kalitesine sahip. Thorens markasında iki farklı konsept ön plana çıkıyor. Tam otomatik modeller ve tam manuel daha minimalist tasarımlar.

Dezavantajları ise kol ve iğnelerinin ne yazık ki çok sağlıklı olmaması. Zaten farklı markalarla pazara sürülen bu giriş seviyesi pikapların kolları ve iğneleri dikkat ederseniz hemen hemen aynıdır. Ben bu pikapları hiç tavsiye etmiyorum. Ses kaliteleri zaten vasat bir de yetmiyormuş gibi plaklarımıza zarar verme olasılıkları çok yüksek. Bu pikaplarla uğraşmak yerine ikinci el pazarında daha mantıklı bir pikap bulmak çok daha akıllıca bir iş olur. Bunlar haricinde zaman zaman Denon, Sony, Pioneer, Audio Technica gibi önemli markaların giriş seviyesindeki ürünlerine rastlamak mümkün. Bu pikaplar yukarıda saydığım pikaplardan biraz daha pahalı olmasına rağmen düzgün iğneleri ile verilen parayı hak ediyorlar. Ses olarak belki çok başarılı değiller ancak düzgün bir iğne ile donatılmış olmaları ve kendi pikap katlarına sahip olmaları bu tarz pikapları ilk başlayanlar için cazip hale getiriyor.

Eğer şansımız yaver gittiyse bütçemize en uygun pikabı seçtik ve seçimimizden mutluyuz. Eğer Dual HS serisi tarzı bir pikapampli ve hoparlör kombinasyonu edindiyseniz bu yazıyı pas geçebilirsiniz. Ancak çoğu kişi tarafından eski alışkanlıklarla kullanılmaya devam edildiği şekliyle “deck” tabir edilen bir pikap satın aldıysanız bununla uyumlu bir müzik sistemi kurmamız STEREO MECMUASI

Bu iki markanın ardından pazarda bir anda marka zenginleşmesi yaşanıyor. Rega modelleri kendini ispat etmiş kol tasarımları ve mekanikleri ile göz doldururken, onlarca butik üreticinin ürünleri ile de mutlu mesut yaşamak mümkün. Ancak sorun şu ki, yukarıdaki pikaplardan birisine sahip olduğunuzda sorunlarımız bitmiyor. Bunları bir müzik sistemine bağlamak gerekli. Bir sonraki yazımda plak dinlemek için kurduğumuz veya kurmayı planladığımız müzik sistemimizi tamamlamak konusuna değineceğim.

gerekiyor. Eğer pikap katı olan bir müzik setiniz var veya müzik sisteminiz var ise yine bu yazıyı pas geçebilirsiniz. İlk olarak dikkat etmemiz gereken şey bir pikap katı edinme zorunluluğumuz. Bu konuyu kapsamı şekilde Plak Koleksiyonculuğu: Pre-amp Mevzuu yazımda ele almıştım ama şimdi olaya yeni giren bir kişinin bakış açısından ele alacağım. 19

ANALOG ÖZEL SAYISI


Neden bir pikap katına ihtiyaç duyduğumuz konusunu kısaca açıklamak gerekirse; pikaplar daha doğru bir tabirle iğneler (pikap kafaları) çok düşük bir sinyal üretirler. Onları duyulabilir seviyeye çıkartmamız için sinyali güçlendirmemiz gerekir. Bu güçlendirme için amplifikatör yeterli olmaz. Öncelikle iğnemizden gelen sinyali söz gelimi CD çalar veya diğer kaynak cihazların seviyesine yükseltmemiz gerekiyor. İşte pikap katı veya pikap pre-amplifikatörü tam burada devreye giriyor. Burada dikkat etmemiz gereken bir şey var; iğnemizin yapısı. İğneler MM ve MC olarak ikiye ayrılırlar. Ancak bu yazımda genel olarak giriş seviyesi pikaplardan bahsettiğimize göre aldığınız pikap üzerinde kuvvetle muhtemel bir MM iğne olacaktır. O zaman bizim MM pikap katı almamız gerekiyor. Hemen bir ipucu, eğer gelecekte pikabınızı yükseltme veya farklı iğneler alma olasılığınız var ise hem MM hemde MC iğneleri destekleyen bir pikap katı almak daha mantıklı olacaktır. Yalnız şunu unutmayın MC destekli pikap katları her zaman biraz daha pahalı olur. Bu açıklamaların ışığında yerel pazarda neler bulabiliyoruz isterseniz kısaca bir göz atalım. Öncelikle son dönemlerde yaşadığımız gelişmeler sayesinde biraz şanslı olduğunuzu söyleyebilirim. Analog severler için yerel çözümler bulabilmek mümkün. Bu yerel çözümlerin en büyük güzelliği hem performanslarının başarılı olması hemde fiyatları göreceli olarak son derece uygun! İlk pikap katımız Sigma Ses’in meraklılara sunduğu MM yapılı pikap katı. Bu ürün 100TL gibi makul bir fiyat etiketine sahip. İkinci yerel çözüm Fil Elektronik’ten geliyor. 200TL fiyat etiketine sahip Audiophile Phono Box hem MM hemde MC iğne desteğine sahip. Bu desteğin yanında empedans ayarına da imkan veriyor. Bu konuyu uzun uzadıya açıklamaktansa kısaca ince ayar yapabilme imkanı sunuyor diyelim. Her iki ürününde son derece başarılı olduğunu söylemeliyim. Hatta fiyatlarına bakarak fiyat/performans oranı neredeyse mükemmel diyebilirim. Bu

iki

ürünün

haricinde

STEREO MECMUASI

ekonomik

fiyat

etiketine sahip daha bilindik markaların ürünlerine de göz atabiliriz kısaca. Pazarımızda 100 Euro seviyesinde gezinen pikap katlarına yine Thorens, NAD ve ProJect markalarında denk gelebilirsiniz. Yukarıdaki alternatifler (ve benim gözüme çarpmayanlar) ışığında pikap katımızı da almış olunca sıra müzik sistemimizi kurmakta. Hazır konusu geçmişken biraz daha egzotik ürünlere bir bakış atalım. Vakum tüplü veya pazarın tabiri ile lambalı pikap katları. Yerel pazarda vakum tüplü modellerden en sıklıkla denk gelebileceğiniz markalardan bir tanesi ProJect’tir. Ancak ikinci el pazarında bile çok uygun fiyat etiketine sahip olduğunu söylemek pek kolay değil. Ucuz bir fiyata denk gelirseniz kaçırmayın alın. Bir dönem ülkemize ithal edilen Antique Sound Lab markasında benim fiyatına göre başarılı bulduğum “Mini Phono” da denk gelirseniz alabileceğiniz ürünlerden bir tanesi. Ayrıca bir dönem bazı Çin menşeili ürünlerde pazarımızda boy gösteriyordu. Çin deyince hemen burnunuzu kıvırmayın. Kötü Çin malları olduğu kadar iyileri de var. Ancak ülkemizde çeşitlilik olduğunu söylemek güç. Anlayacağınız giriş seviyesi tüplü pre-ampli bulmak ülkemizde pek kolay değil. Üst seviyede ise büyük bir çeşitlilikten bahsedemesek bile çok kaliteli ürünler bulmak mümkün. Bu noktada neler yapabilirsiniz? - İkinci el pazarını takip etmek. - DIY olayına girmek eğer siz beceremezseniz yakın çevrenizde bulunan bir kişiye projeyi yaptırmak. - Yurtdışından almak (eBay gibi sitelerde Bellari, Yaquin gibi markaların ürünlerini çok uygun fiyatlara alabilirsiniz) - Standart bir ürün alıp, ileri de daha geniş bir bütçeniz olduğunda konuya geri dönmek. Ben olsam ilk adımda vakum tüplü pikap katına girmezdim. İlk adımda düzgün çalışan bir sistem kurup bütçemi plaklara yatırmak daha mantıklı olurdu diye düşünüyorum.

20

ANALOG ÖZEL SAYISI


Elektrik akımı üretmek için iki ana tür pikap kafası bulunmaktadır. Bunlar mıknatıs hareket (MM) ve bobin hareketli (MC) pikap kafalardır. Birçok hareketli bobin (MC) pikap kafaları yüksek ve düşük çıkış güçleri ile gelir. Aralarındaki farkları daha iyi anlamak için kısaca iki farklı tür olan MM ve MC pikap kafaların elektrik üretme yöntemlerini değerlendirmek gerekmektedir. Gençliğimdeki eğlenceli bir anekdotu anlatmak isterim. Haydi lisedeki fen sınıfına geri dönelim. Benim 8. sınıf fen bilgisi öğretmenim bize küçük bir el hareketi ile çalışan jeneratörü anlatmayı pek severdi. Jeneratörü anlatma yöntemi oldukça can yakıcıydı. Jeneratörün

jeneratör gibi çalışır. Bakır sargı içinde hareketli bir mıknatıs tarafından düşük miktarda üretilen gerilim vasıtası ile ses üretilir. * İğnenin plak üzerindeki girinti çıkıntılar üzerinde hareket etmesiyle, iğne aracılığıyla titreşimler oluşturulur. Birçok plak kaydında plaktaki yivlerdeki titreşimler iki ayrı (sağ ve sol) sinyal üretir. * İğnedeki vibrasyon içinde mıknatıslı düzenek olan kafaya aktarılır. * Mıknatıslar iğneden gelen titreşimlerle sarım içinde hareket ederler ve bu bir ufak gerilim yaratırlar. * Voltaj pikap kafasından, kablolar üzerinden

Yeni başlayanlar için MM ve MC iğneler konusu oldukça kafa karıştırıcı olabiliyor. Önemli olan şey bütçenizi zorlamadan sisteminize en uygun iğneyi bulmaktır. çıkışlarını bize bağlar ve üretilen akımı hissetmemizi isterdi. Parmaklarımı hissetmediğimi hala hatırlarım. O da her birimizin bilim sınıfta ilgisiz kalmamamız için bu yöntemi bulmuştu. Ancak bu yöntem hem bu konuya ilgimi çekti hemde hala burada öğrendiklerimi hatırlamamı sağladı. Temelde mıknatıs pikap kafaları (MM) aynen STEREO MECMUASI

ilerleyerek müzik sistemi içindeki bir amplifikatöre ulaşır ve seyahat sonunda birden Paul Stanley’den Rock and roll all night, and party ev-er-y day” i dinlemeye başlarsınız. Hareketli mıknatıs pikap kafaları gür, yumuşak ses üretme eğilimindedir. Bunlarda şekil, boyut ve kalite düzeylerinde çeşitler 21

ANALOG ÖZEL SAYISI


mevcuttur. En güzel yanı birçok MM pikap kafasının iğnelerini tercihe göre değiştirmek mümkündür. Yüksek voltaj çıkışı, çeşitliliği ve iğnelerinin değiştirilebilmesi hareketli mıknatıs (MM) pikap kafaları yeni başlayanlar ve odyofiller için en güzel seçim yapar. Simdi sizin şöyle sorduğunuzu görüyorum. Brian, madem MM pikap kafalar bu kadar güzel ne diye MC pikap kafaları üretiyorlar? Siz nazik çalışayım

okuyucular

için,

anlatmaya

MC pikap kafaları, MM pikap kafalarına benzer bir şekilde çalışır. Temel fark MC pikap kafalarda iğne sargıya bağlıdır ve bobin (sargılar) bir mıknatıs etrafında titreşir. Birçok odyofil MC pikap kafalarını tercih ederler. MC pikap kafaları daha iyi tonlamaya, açıklığa, daha geniş bir sahneye sahiptirler ve ayrıca MM’lere göre daha az distorsiyon oluştururlar. Hareketli bobin (MC) pikap kafaları, meraklılar için, ses sisteminin kurulumunda çok daha fazla aşinalık ve dikkat gerektirir. Yeni baslayanlar için hareketli bobin (MC) pikap kafaları her zaman iyi bir fikir değildir. Birçok MC pikap kafası, MM pikap kafaları için tasarlanmış pre-amplifikatörlerle (pikap katı) çalışmaz. Ayrıca modern receiver’ların bir çoğunda “phono” etiketli pikaplara özel bir giriş bulunmaz. Bu nedenle pikabınızı kullanmak için ayrı bir pre-ampli gerekir. Ayrıca mevcut receiver’ınızdaki pikap katının MM mi MC mi veya her ikisi içinde mi olduğunu bilmeniz gerekir. Nadir görülmekle beraber “phono” girişinin yanında bir anahtar

Pikap kollarına iğne takılması ve ayarlanması, hem ses kalitesi hemde kullandığımız plakların ömür boyu temiz kalabilmesi için önemli bir süreçtir. Bu süreçte kullanmamız gereken çeşitli araçlar olacaktır. Bunlar, su terazi, protractor, zaman zaman ağırlık ölçen terazi, tornavida ve pikabımız ve/veya kolumuza özel diğer yardımcı araçlar. Öncelikle su terazisi, pikap ayarlamaları için en gerekli ekipmandır. Pikabımızın yer ile STEREO MECMUASI

yardımıyla MC ve MM arasında geçiş yapılabilir. (ç/n Harici pre-amplilerde bir çok zaman bu anahtar bulunur) Bugün birçok pikap kafası üreticisi aynı pikap kafasının yüksek ve düşük çıkış sürümleri üretmek üretmektedir. Örneğin Benz Mikro firması, Benz Gold modelini (0,4mv) ve Benz Silver modelini (2.0mv) üretir. Aynı görüntü, aynı tasarım çizgilerini taşımlarına rağmen bu iki MC pikap kafası iki farklı çıkıştadırlar. Başka üreticilerde hem yüksek hemde düşük çıkışlara sahip ancak birbirleri ile tamamen farklı pikap kafaları üretirler. Yüksek çıkışlı MC pikap kafaları genelde MM pikap kafaları ile kullanılabilen pikap kafaları ile uyum sağlayabilirler. Eğer pikap katınız yoksa seçenekleriniz neredeyse sınırsızdır. Bu durumda farklı pikap kafalarının ihtiyaçlarına karşılık verebilecek çok yönlü bir pikap katı alabilirsiniz. Böylelikle MM veya MC alacağınız herhangi bir pikap kafası için gerekli tüm ayarları yapabilirsiniz. Eğer bir MM pikap katınız varsa (ayrı veya amplifikatörünüzle tümleşik) veya bütçeniz bir MC pre-ampli için yeterliyse istediğiniz MM pikap kafasını veya yüksek çıkışlı (Ortofon X MC serisi gibi) bir pikap kafasını tercih edebilirsiniz. Eğer düşük çıkışlı bir pikap kafası kullanmak istiyor ve mevcut MM pikap katınızı değiştirmek istemiyorsanız, farklı markalardan step up trafoları kullanabilirsiniz.

olan etkisi, iğnenin plağa olan baskı açısından tutun, ses kalitesine kadar bir çok şeye etki eder. Özellikle pikabı koyduğumuz stand ve eğer var ise pikabımızın süspansiyonun ayarlanması için en fazla ihtiyaç duyacağımız araçtır. Kullanacağımız su terazisi mümkün olduğunca hafif ve hassas olmalıdır. Hafiflik, özellikle süspansiyonlu bir pikap ile kullanacaksak önem kazanır. Teorik olarak ağır bir terazi süspansiyona baskı yapacağından dolayı tam ortalama yapılmaması halinde ayarlarda 22

ANALOG ÖZEL SAYISI


sapmaya sebep olacaktır. Bunu önlemek için çeşitli firmaların ürettiği ufak, hafif ve yuvarlak özel ayar terazileri bulunmaktadır. Bu tip terazilerle çok rahat bir şekilde ayar yapabilmemiz mümkündür. Dengeleme noktasında ilk önce pikabımızın duracağı stand ile başlamakta fayda vardır. Eğer bu stand ayakları ayarlanabilir bir stand ise, ayar süreci hızlı olacaktır. 2 adet terazi kullanarak genişlik ve en anlamında hızlı bir ayar yapabilirsiniz. Ama ayarlanamayan bir stand kulanıyor iseniz, benim tavsiyem stand üzerine özgün bir başka pikap standı kullanmanızdır. Hazır satılan çeşitli ürünler mevcut olsa da, basitçe bulunabilecek 4 adet ayarlanabilir ayağı kendi zevkinize göre seçeceğiniz bir platforma takmak ve bu sayede standtan bağımsız olarak ayar yapabilirsiniz. Platformun maddesini kendi zevkinize göre seçmekten bahsettim, bugün farklı maddelerin farklı ses etkileri oluşturabileceği, genel kabul gören bir gerçek olduğundan materyelin seçimi kişisel bir durum olmalıdır. Özellikle rijit yapılı pikaplarda, pikabın dengede durması elzem ve önemli bir konudur. Bu yüzden pikabınız bu sınıfta ise, pikabınızı kurmadan önce mutlak suretle standınızın dengesini kurmanız gerekir. Süspansiyon sistemine sahip bir pikabınız var ise, uygun ayarları gene terazi vasıtası ile yapınız. Pikabın dengesi süspansiyon sistemi, stand yapısı yada ek ekipman kullanımı vasıtası ile halledildikten sonra iğnemizi takmak ile devam edelim. İğnemizi takarken benim tavsiyem eğer var ise korumasının takılı olmasıdır. Bu noktada istemeyen bir kaza olur ise, iğnenizin kırılmasını önleyebilirsiniz. Değişik iğne tipleri değişik şekillerde vidalanmaktadır. Bazılarının gövde yapısı, direkt vidalamaya izin verirken, bazılarında bir somun kullanmak gerekmektedir. Modern iğnelerin bir çoğunda gövde ağırlığını azaltmak adına somunlu yapı kullanılmaktadır. Zaman zaman dar çalışma alanı sunan headshel'li kollarda bu somunları takmak gerçekten sorun olabilir. Ama genelde uygun bir tornavida ile hızlı bir şekilde iğne takılma işlemi yapılabilir. Bu esnada benim tavsiyem mıknatıslı uç içeren bir tornavida kullanmayınız. Şu an için iğnemizin vidalarını tam olarak sıkmayın, çünkü bir sonraki etapta protractor vasıtası ile ayar yapmak durumunda kalabiliriz. İğne bağlantısı için gerekli şemayı aşağıda STEREO MECMUASI

bulabilirsiniz. Buna göre bağlantılarınızı da yapınız. Kolumuzun ayarını da dikkatle inceliyoruz. Kolun yüksekliği noktası. Kolun en alt kısmını bir doğru olarak düşünün, plato ile arasında yüksekliği kontrol edin. Optimal uzaklık 2 ila 3 cm arasındadır. Bu değere göre kolunuzun ayarını yapınız. Bu arada iğneyi hafifçe takma sebebimiz arada normalden uzun kesite sahip bir iğne kullanıyorsak duruma göre müdahale edebilmektir. Normalde iğneyi takmadan önce de bu yükseklik ayarını yapmakta fayda var, özellikle de amatör bir kullanıcı iseniz. Şimdiki etabımız protractor vasıtası ile iğnemizin nihai takma işlemini yapalım. Protractor iğnenin ayarını yapmak için kullanılan bir ekipmandır. Stevenson, Baerwald, Chpratz, Kearns, Loefgren gibi bir çok farklı protractor modeli mevcuttur. Bunların tamamı benzer ama farklı sonuçlar ortaya koyabilen araçlardır. Pikabımızla gelen protractorun yanısıra internetten de farklı onlarca protractora ulasabilirsiniz. Protractorumuz ile gerekli ayarlamaları yapıyoruz. Protractor ile iğnemizin ayarlamasını yaptıktan sonra vidalarımızı artık sıkabiliriz. Tüm bu işlemleri yaparken, anti skating yani bias ve tracking ayarlarımızın sıfır noktasında olması gerekliliğini unutmayalım. Şimdi pikabımıza eski bir plak yerleştirelim. Kolu dikkatlice tutarak, arka ağırlığımız ile kolumuzu dengeye alalım. Bu dengeden kasıt iğne takılmış haldeki kolun sanki bir tahteravellideymişcesine dengede durmasını anlıyoruz. Bu noktada elinizin headshell kısmında kontrollü şekilde durmasında fayda var. Bazı dostların ellerinde bu tarz ayarları yaparken titreme olabiliyor, bu yüzden iğnenin sağlığı açısından kontrollü olmakta fayda var. Denge eğer sağlandı ise, kolumuzu park ediyoruz. Eğer kolumuz tracking için ayrı bir ayar var ise, iğnemizin gerektirdiği tracking değerini buradan ayarlıyoruz. Biz bu ayarın olmadığı varsayarak standart bir kola göre ayar yapalım. Denge noktasında kolumuzu park ettik. Şimdi kolumuzun önünde bir ayar halkası dikkatinizi çekmiştir. Bu halkadaki değeri sıfıra getiriyoruz. Bunu yaparken ağırlığın dengesini bozacak sert hareket yapmamaya çalışıyoruz. Halkayı sıfırladık hemen kolun dengesini tekrar kontrol edelim. Bir sorun 23

ANALOG ÖZEL SAYISI


yok ise tekrar kolumuzu parka alalım. Şimdi iğne üreticimizin değerlerine bakıyoruz. Bu değerler içerisinde Tracking force değerini buluyoruz, burada recommended xx gr veya xx mN şeklinde bir değer bulacağız. Bu değer bizim kullanacağımız tracking değeridir. Biraz önce bahsettiğim halka üzerinde rakamlar vardı, bu halka vasıtası ile bu değeri ayarlıyoruz. 1 gr = 10 mN denklemini unutmuyoruz. mN değeri yerçekimi etkisini

6)cm/dyne’e eşittir. İşte bu noktada ne yazık ki, Türkçe'miz bu terminolojiyi tam olarak yansıtacak terimlere sahip olmadığından açıklamalarım biraz karışık gelebilir. Umarım kafanız karışmaz. İlk olarak dyne’yi açıklamaya çalışayım. Dyne, fizikte bir maddenin santimetre, gram ve saniye olan ilişkisidir. Bir güç birimidir. Dolayısıyla 1 gr ağırlığında bir maddenin 1cm’lik bir mesafeyi 1 saniyede gidebilmesi için gerekli gücü ifade eder. Bu da 10-5 newton’a denk gelir. Peki

Pikap kollarına iğne takılması ve ayarlanması, hem ses kalitesi hemde kullandığımız plakların ömür boyu temiz kalabilmesi için önemli bir süreçtir. ölçen bir değerdir, mili Newton değeridir. Şimdi örneğin kolumuzun istediği Tracking force 15 mN olsun. Yani bu değer 1,5 gr’a eşittir. Şimdi ayar halkamızda 1 işaretli yere geldik, bunu ağırlığı saat yönünün tersine doğru yapıyoruz. Şu an bir gram baskı gücünü elde ettik geriye kaldı 0,5 gr. Dikkatinizi çekmiştir çeşitli çentikler bulunmakta bu halka da. Standart olarak bunların herbiri 0.1 gr değerine denk gelir. Bu ayar sistemi standart bir kol içindi, sizlerin kollarında ayarlar farklılık gösterebilir. Ben burada standart bir kolu anlatmaya çalıştım. Bu paragrafta biraz karmaşık bir ayar değerinden bahsetmek istiyorum. Arzu ederseniz bu paragrafı direkt geçebilirsiniz. Mesela farklı kollar için, CU olarak ifade edilen compliance unit teriminden bahsetmem gerekecek sanırım. Bir iğnenin esnekliğin ölçü birimi olarak ifade edebiliriz. 1 CU 0(STEREO MECMUASI

bunu ne amaçla kullanıyoruz. Bildiğiniz gibi, iğne bir kaldıraç gibi yukarı ve aşağıya hareket edebilir. İşte bu hareket CU ile ölçülür. Dolayısıyla fizik kanunlarına göre dyne hesabı ile bulunur. Peki bunu hesaplamamız gerekiyor mu? Normalde hayır, çünkü bir iğne aldığınızda, kullanım kılavuzunda zaten bu değer compliance unit olarak zaten bulunmaktadır. Çok ileri seviyeli pikap kullanıcıları veya analog odyofili arkadaşlarımız için bu değerler kol ayarlarını yaparken gerekli olan değerlerdir. Bu paragrafta gördüğünüz gibi analog olayı dipsiz bir kuyu gibidir. Şimdi sırada ayarlama sürecimizin en basit bir işlemi var. Anti skating yani biası ayarlıyoruz. Standart kullanıcılar için tracking force’a eşit bir bias değeri yeterli olacaktır. Yani tracking force 1,5 gr ise, anti skating’i de 1,5 değerine getirmeliyiz. Zamanla farklı skating değerleri 24

ANALOG ÖZEL SAYISI


ile farklı tatlar yakalayabilirsiniz. Terminoloji konusunda terimler sözlüğüme bakabilirsiniz. Bunlar haricinde pikabınızda tracking angle, azimuth vesaire ayarların yapılabileceği

ayarlar var ise, kolları spesifik olarak incelediğim bölümlerde ayrıntılı açıklamalara ulaşabilirsiniz.

Protractor basitçe iğne ayarlarımızı yapabilmemiz için gerekli basit ama bir o kadar işlevsel bir ekipmandır. Farklı analog doktrisyenleri tarafından farklı prensiplere sahip onlarca protractor yapılmıştır.

kontrol edelim. Eğer inmiyorsa tekrar ayarlarımızı kontrol edelim. Tam kırmızı noktaya indiğinde tekrar paralellik kontrolünü yapıyoruz. Bu ilk aşamamız idi, bu noktada tam olarak iğne vidalarımı sıkmıyoruz.

Hatta farklı kollara özel üretilmiş protractorlar ile çeşitlilik inanılmaz boyutlara ulaşmaktadır. Stevenson, Baerwald, Chpratz, Kearns, Loefgren gibi onlarca farklı protractordan Baerward tasarımı 2 noktadan kontrol edilebilir evrensel protractoru sizlere anlatmak isterim. Bu sayede konuyla ilgili basit de olsa bir bilgi sahibi olabilirsiniz. Baeward çift nokta kontrollü protractoru www.vinylengine.com adresinden indirebilirsiniz.

Şimdi ikinci aşamada protractorumuzu tekrar yerleştirip, bu defa kol-iğne kombinasyonumuzun “B” yazılı şemadaki uyumluluğunu kontrol ediyoruz. Yine kolumuzu indiriyoruz. İğnemizin “B” yazılı şemadaki kırmızı noktaya inip inmediğini kontrol edelim. Muhtemelen inmeyecektir. Kolumuzu tekrar ayarlıyoruz ve iğnemizin paralelliğini kontrol ediyoruz. Gerekli ayarları yaptıktan sonra, son aşamamıza geçiyoruz.

Hemen kullanım noktalarına geçmek istiyorum. Öncelikle yerleştirme aşaması, “C” yazan yer miin içerisine yerleştirilir. Akabinde uygun açı verilerek iğne kontrol edlir. İğnemizi kola taktık, iğnemizin paralelliğini öncelikle “A” yazan yerdeki çizgi yada çizgilere göre, kontrol ediyoruz. Amacımız iğnemizin dış hattının, yani kartuşun en dış kısmının “A” yazılı şemadaki çizgilere tam oturduğunu yani paralelliğini kontrol ediyoruz. Akabinde kolu indirelim, “A” yazılı şemadaki kırmızı noktaya tam inmesini

Şimdi iğnemizi tekrar “A” yazılı şemaya göre, kontrol edelim. Muhtemelen ufak bir düzeltme ile optimal bulunacaktır. Bu noktada ayarımız kısa sürede bitiyor. Protractor kontrolünün ana prensipleri bunlar olsa da, diğer bir çok protraktorda da benzer bir şekilde ayar yapılır. Kısa bir alışma döneminden sonra çok rahatlıkla ayarlamalarınız yapabilirsiniz. Bu noktada mümkün olduğunca dikkatli olarak, iğneye zarar vermemeye çalışmalıyız.

İğnenin düzgün bir şekilde ayarlanması, analog sesin kalitesi açısından en önemli etkendir. Her kol aynı ayarları sunmamakla birlikte bir çok terim ortaklaşa kullanılmaktadır. Bu noktada iğne ayarlarının yapılması öncesinde bu terminolojiye hakim olmak bence önemlidir. Kol ve iğnenin uyumlu bir şekilde ayarlanması başta yer çekimi olmak üzere çeşitli fizik kanunlarıyla çok yakından ilgilidir. Bu noktada eğer pikap

kullanarak müzik dinliyorsanız, kol ve iğne ayarlarını yaparken neyin ne olduğunu bilmek yaptığınız işten keyif almak adına önemli bir ayrıntı. Umarım bu yazı, bu uğraştan keyif almanıza yardımcı olur.

STEREO MECMUASI

Bu ayarlar konusundaki neredeyse tüm terminoloji İngilizce olduğundan öncelikle terimlerin Türkçe karşılıkları ile başlayalım. Bu arada bu yazı sahip olduğum SME Series 25

ANALOG ÖZEL SAYISI


V üzerinde yapılabilen ayarlamaları kapsamaktadır. Bilinen tüm faktörlerin ayarlanabilmesi, bu kolu benim gözümde çok değerli kılsa da, konunun acemilerinin canını da oldukça sıkabilir. Yazıyı okurken sizin pikabınızda bu ayarlardan bir veya daha fazlası olmayabilir, lütfen panik yapmayınız. Çoğu üreticiler daha basit yöntemler kullanarak çeşitli kollar üretmişlerdir. Bu ayarların bazılarının olmaması demek kolunuzun kalitesiz olması anlamına gelmez. -Overhang – Sarkma -Zenith – aynen kullanılacaktır -Azimuth – aynen kullanılacaktır -Vertical Tracking Angle (VTA) – dikey izleme açısı -Stylus Rake Angle (SRA) – İğne tarama açısı -Tracking Force (VTF) – Dikey izleme gücü -Anti-Skating Force (HTF) – Anti-skating olarak kullanılacaktır. Sarkma Bu terim ayar sürecimizin en ilk ayağıdır. Teorik olarak kolun birinci plak izi ve sonuncusunu okuyabilmesi için gereken ayarlamaların yapılması denilebilir. Bu her kolda hassas şekilde ayarlanamaz, üreticilerin bir kısmı standartlara göre kolun bu ayarını sabit şekilde üretebilirler. Zaman zaman kolu iz üzerine indirdiğinizde bir çızıltı duyarsınız. Bu plağın üretimi esnasında bir tutma payı olarak düşünülerek üretilmiş izsiz kısmının okunmaya çalışılması veya iğnenin bu bölge üzerinde hareketi esnasında oluşur. İşte bazı özel kollarda bu mesafe ayarlanarak bu gürültü minimize edilir. Plak üretimi belli standartlara bağlı olduğundan iğnenin bu bölgeye inmesi hem cızıltının azalması hem de iğnenin sağlığı açısından teorik olarak önemli iken, özellikle ince işleme yöntemlerinin geliştirildiği günümüzde iğne bu noktalarda zarar görmesi neredeyse imkansız olsa da, bazı üreticiler hala bu ayara kolları üzerinde yer verirler. Ayrıca gene kol ile beraber gelen ayar şemaları ile kolun indiğinde bastığı izlerin kontrolü de bu ilk aşamada yapılır. Şu an kullandığımız kollarda plak üzerinde belirlenmiş iki noktaya , özel ayar şemaları ile ayarlamanın akabinde iğne ve kol hassas bir şeklide inebiliyorsa ilk ayarlarımız tam olarak yapılmış demektir. Geçmiş dönemlerde iki yerine altı referans noktası alınmaktaydı diye ufak bir not düşmek isterim, üretim teknikleri gelişip kollar hassaslaştıkça bu kontrol noktalarının sayısı ikiye düşmüştür. Zenith Zenith pek kullanılmayan ama hepimizin STEREO MECMUASI

yakından bildiği iğnenin plak izlerine göre yaptığı yatay harekettir. Aslında kullandığımız protractor’e göre bu nokta ayarlanmaktadır. Mantık iki plak izi arasında iğnenin aynı açı ile uzunca bir yol boyunca tercihen ilk izden sonuncusuna kadar aynı açı veya uzaklıklar sabit kalarak yolu izlemesidir İşte bu ayarlamalar protractor vasıtası ile yapılır. Tüm protractor versiyonlarında, Baerwald, Bauer, Lofgren ve Stevenson gibi farklı noktalar refere edilerek optimal ayarlara ulaşılmaya çalışılır ki, günümüzde en çok kullanılan iki nokta referanslı protractor’lardır. Pivot kolu teknolojisinde zaman zaman çoklu nokta refere edilerek yapılan ayarlamalarda tam hassaslık sağlanamasa da, zenith’in düzgün ayarlanması ses kalitesi için önemli bir faktördür. Azimuth İğnenin tam ön perspektiften baktığımızda plak üzerine bastığı ve dikey olarak oluşturduğumuz sanal bir çizginin sağ veya sol yöne doğru açı ile ilintilidir. Teorik olarak bu açının 0 derece olması arzu edilir. Bu aslında önemli fakat her kolda olmayan özel bir ayardır. En basit şekli ile, göz ile yapılabilir. İğnenin plağa tam dik açı ile basması esastır. Bunu kolay bir şekilde kontrol etmek için bir küçük ayna parçası alınır. Bu parça üzerine dik bir çizgi çekilir. İğnenin önünden tam dik bir açı ile tercihen bir büyüteç ile bakılarak iğne ve çizdiğimiz çizginin üst üste gelerek, iğnenin arkasından, çizdiğimiz çizginin görülmemesi en basit ayar yöntemidir. Bir diğer yöntem ise, kolunuzla beraber gelmiş olan ayar şemalarını kullanarak azimuth ayarı yapmaktır ki, en sağlıklısı bu şekildedir. Bazı kollarda bu açının ayarlanabilmesi için farklı yöntemler kullanılmakta, bir kısmında ise bu ayarlara yer verilmemektedir. Dikey İzleme Açısı (VTA) Dikey izleme açısı bir iğnenin yukarıdaki şekildeki gibi dikey hareketini belirler. Aslında VTA ayarları Stylus Rake Angle (SRA) – yani iğne tarama açısı ile birlikte bir anlam ifade ederler. Neredeyse tüm iğne üreticileri geçen yıllar içerisinde VTA açısının yaklaşık 20 derece olması konusunda fikir birliğine varıp, bunu teknoloji standardı haline getirmişlerdir. Bu açı, hatta aslında iğnenin dikey düzlemdeki bu açısal hareketi, aslında bir nevi süspansiyon olarak düşünülebilir. İzlerdeki çıkıntılar, yabancı maddeler hatta kolun plak üzerine sert indirilmesi gibi durumlarda iğnenin sağlığı için bir kalkan görevi olarak bile addedilebilir. 26

ANALOG ÖZEL SAYISI


İğne Tarama Açısı (SRA) İğne tarama açısı (SRA), dikey izleme açısı (VTA) ile ayrılmaz bir bütündür. Bu terim genellikle pek kullanılmamakla beraber, aslında VTA teriminin içinde kendisine yer bulur. O yüzden SRA ve VTA ayarlamalarını berabermişcesine de düşünebilirsiniz. Bildiğiniz üzere kartuşun içerisi bobinler ile sarılı olup, iğnenin plak üzerindeki izleri okurken yaptığı ileri ve geri hareket sonucunda elektriksel olarak ses sinyali oluşturulur. İşte bu noktada SRA ve VTA aslında çok önemli birer etkiye sahiptir. İzlerin okunması teorik olarak ne kadar mükemmel şekilde yapılırsa, gene teorik olarak ses sinyali o kadar orjinaline yaklaşacaktır. İşte bu noktada hem dikey,

parça) kullanıldığında, hatta farklı plak şirketlerinin ayarlamaları yaptığımız plaktan daha ince yada daha kalın ürettikleri plaklarda tekrar ayarlama gerekebilir. Çünkü optimal açılar, yüksekliğin artması ile değişecek ve tekrar ayarlama gereksinimi duyulacaktır. Belki de, pikap kullanımın en büyük güzelliği basit fizik kuralları ile küçük ayar oynamaları ile sesin bu kadar değiştirilebilmesinden kaynaklanmaktadır Dikey İzleme Gücü (VTF) Kapsamına izleme ağırlığı ve izleme kuvvetini alan terim. Genelde gram cinsinden ifade edilir. Bir kartuş kola takıldığı zaman kartuşun ağrılığının yanı sıra vidaların hatta bazı pikaplarda kolu elle hareket ettirmek için ayrıca takılan ufak bir mekanizmanın

Çoğu üreticiler daha basit yöntemler kullanarak çeşitli kollar üretmişlerdir. Bu ayarların bazılarının olmaması demek kolunuzun kalitesiz olması anlamına gelmez. hemde taramayı oluşturan açılar, iğnenin ekliptik okuma ucunun plak izlerine tam oturması ile direkt olarak bağlantılıdır. Bu yüzden bir çok odyofil kendi kulak referanslarına göre, teorik olarak aynı kol ve iğneleri kullansa dahi, farklı VTA ve SRA ayarlamalarının gerçeğine uygun olduğunu iddia ederler ki, pratikte bu açıların değişimi gerçekten de ses kalitesi anlamında önemli etkiye sahiptir. SRA ve VTA’da yaptığımız tüm ayarlamalar standart bir plak kalınlığına göre yapılsa da, farklı mat’lar (pikabın platter’i üzerine konulan çeşitli maddelerden üretilebilen STEREO MECMUASI

ağırlıkları, kartuşun ağırlığına eklenir. Fizik kurallarına göre bu ağırlıkla kol denge noktasını kaybedip, iğnenin bulunduğu kısmın ağırlığından dolayı bu yöne doğru alçalır. İşte plak yüzeyinde sağlıklı okumayı gerçekleştirmek adına, iğnenin plak ile etkileşimi , özellikle iğne üreticisinin belirttiği kuvvetin plak üzerine uygulanması sağlanır. Genellikle üreticiler belli gramajları belirtseler de, konunun fanatikleri belli olasılıklar dahilinde bu ayarları değiştirerek kullanırlar. Gene bu ayarlar ile iğnenin süspansiyonu yani, plak üzerindeki yaylanması da, sağlanır. Eğer bu yaylanma kontrolsüz olur ise, olması gereken yolda 27

ANALOG ÖZEL SAYISI


farklılaşma hatta izden kayma meydana gelecektir ki, bu hem iğne hem de plak için istenilen bir durum değildir. Anti-skating Anti skating olgusu aslında yatay izleme gücü şeklinde çevirebiliriz. Bu özellikle bir eksen etrafında hareketli kollar için kullanılmaktadır. Merkez kaç kuvvetinin de içinde bulunduğu fizik kanunları iğneyi ve kolu, plak izlerinden dışarıya çıkmak için zorlar. Bu bir nevi sanal çekiş oluşturmaktadır. Bu noktada bu etkiyi azaltmak veya etkisizleştirmek üzere Antiskating gücü kullanılır. Eğer bu ayar yapılmaz ise, iğne izlerin optimal noktasından kaymalar oluşturur ki, bu bir yada iki kanalda bize seste dengesizlik –yani sağ ve sol kanallarda eşitsizlik veya farklılık- ve seste bozulmalar olarak geri dönecektir. Bu çekim etkisi, belirli bir süre sonra plaklarımızın zarar görmesi sonucunu bile

1. Plakların en önemli düşmanı tozdur. Bunun yanı sıra sigara dumanı, nem ve ısıda plaklara zarar veren etkenlerdendir. Lütfen plaklarınız bu faktörlerden direkt olarak etkilenebileceği yerlerde tutmayınız. Hemen bir ekleme mümkünse plaklarınızı özel bir dış kılıf ile koruyunuz. Bu kılıfları çeşitli sitelerden satın alabileceğiniz gibi ambalajcılarda satılan naylon poşetlerden uygun boyutlarda olanlarını kullanabilirsiniz. 2. Kuru bir bez ile plakları temizlemek, plak üzerinde statik enerji oluşturur, bu da okunma esnasında istenmeyen seslere yol acar. Bu durumda anti-statik fırça kullanmak en mantıklısıdır. Plaklarınızı ilk aldığınızda bir miktar temizleme sıvısı ile silip anti-statik fırça ile temizlerseniz daha sonraki dönemlerde daha az tozlanacaktır. Tabii ki çevrenizde plak temizleme makinesi olan birileri varsa en sağlıklı temizlik yöntemi bu makineleri kullanmaktır. Plak temizleme makineleri çok pahalı oyuncaklar olduğu için eğer çok geniş bir koleksiyonunuz yoksa veya geniş maddi imkanlara sahip değilseniz STEREO MECMUASI

çıkartabilir. Belli bir oranda optimal iz yolundan sapan iğne, plak izlerine zarar vermeye aşındırmaya başlar. İşte bu nokta iğneniz için çok yoğun olmasa da, plak koleksiyonunuz üzerinde olumsuz etkiler ve özellikle bozulmalar yaratır. Bu noktada genelde önemsiz görülen anti-skating ayarının dinleme zevkimiz ve plak koleksiyonumuz üzerindeki önemli etkisi anlaşılmıştır diye umuyorum. Bir diğer noktada dikey izleme gücü ve dikey izleme açısı üzerinde yapılan her ayarlamanın anti skating üzerinde etkisi olduğunu bilmemiz gerekir ve bu ayarlarda herhangi bir değişim ve tekrar ayarlama sonrasında, optimal ayarların tekrar yapılabilmesi için anti skatink’in yeniden belirlenmesi gerekir. Bunun için en alışılagelmiş yöntem, çok iyi bilinen bir test plağının dinlenerek ayarlama yapılmasıdır. Böylelikle kanallar arasındaki farklar tespit edilerek ayarlama imkanı olur.

arkasından koşmak için çok pahalıdırlar. 3.Anti statik fırça ile yapılacak temizlik mutlaka plak izlerini takip edecek şekilde yapılmalıdır. Aksi taktirde kanallardaki tozlar temizlenmeyecektir. işlem fazla bastırmadan mümkün olduğunca narin şekilde yapılmalıdır. 4. Anti-statik fırçanın kılları el ile temizlenmemelidir. Genelde bunun için fırçada ayrı bir bölüm olur veya fırça bir toz aparatı ile birlikte gelir. Eğer ki böyle bir bolum yoksa mesela bilgisayar kasanızın power supply’i gibi bir yere bir kere sürterek fırçanızı tozlardan temizleyebilirsiniz. Ama siz yine de oldukça ucuz olan ve plak temizlemek için üretilmiş güzel bir fırça edinin… 5. Plağınız pikapta çalınırken dikkatli olun. Titreşimler ve yanlışlıkla çarpmalar sonucunda plakların üzerinde geri dönülemez çizikler oluşabilir. Pikap, eğer mümkün ise hoparlörlerin uzağında ve özellikle bas titreşimlerinden uzakta durmalıdır. Siz fark etmeden bu titreşimler plakta kalıcı sorunlar 28

ANALOG ÖZEL SAYISI


oluştur. 6. Pikabınızdaki iğneyi değiştirmek için cimrilik etmeyin. Özellikle giriş seviyesindeki iğnelerin yaşam uzunluğu çok fazla değil. Bu durumda ortalama bir fiyata sahip bir iğne almak yerine daha ucuz bir iğne alıp gerektiğinde değiştirmek plak arşivinizin ömrü için önemli bir etkendir.

temizlenmelidir. Ayrıca kullanılacak bez mutlaka yüzde yüz pamuklu olmalıdır. Böylelikle plak yüzeyinde yabancı madde kalmaz. Bu sıvıları satın alabileceğiniz gibi kendinizde yapabilirsiniz. Stereo Mecmuası'nda uygun tarifleri bulabilmeniz mümkün. 78 devirlik Shellac (veya bilinen tabirle taş) plakları sakın bu tarz sıvılar ile temizlemeyin…

Şimdi burada bir parantez açalım. Bu yazıyı

8. Plaklarınızın üzerinde çok toz varsa bunu

Plaklarınızı temizlerken zarar vermemek çok önemlidir. Bu yüzden fırçanıza dikkat etmelisiniz. Eğer sıvı kullanacaksanız daha da dikkatli olmanız gerekir. yazmamın üzerinden muhtemelen 5 sene geçti ve 3.000 saat ömür konusunun biraz soru işaretleri ile dolu olduğunu öğrendim. Şu an 3.000 saatin çok üzerinde kullandığım pikap iğnelerim var. Bu noktada eğer seste bir sorun duymuyorsanız iğnenizin ömrü konusunda çok endişe etmenize gerek yok. Belirli bir kalitenin üzerindeki iğnelerde zaman içerisinde belirli frekanslarda -özellikle yüksek frekanslar- eksilmeler olur ancak bu durum plaklara zarar verebilme potansiyelinin olduğu anlamına gelmez. Aradan geçen seneler boyunca orta segment altındaki iğneler hariç kullanım ömürleri konusunda bir genelleme yapmanın doğru olmayacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Aslında bu madde için şöyle demek daha doğru olacaktır; iğneniz değiştirilmesi gerektiği zamanı size mutlaka hatırlatacaktır… 7. Plak sıvı ile temizlenmesi gerekiyor ise, alkol içermeyen ve uçucu bir sıvı ile STEREO MECMUASI

ilk önce bir elektrik süpürgesi ile çekin. 2500W bir süpürge ciddi oranda toz çekebilir. Bu işlemi yaparken sakin süpürgeyi plağa değirmeyin. Bu hala iyi bir seçenek ve zaman zaman kullanmaya devam ediyorum. 9. Plaklarınızı güneşten ve hatta aşırı sıcak ortamlardan korun. Yüzeyde dalgalanmaları önlersiniz. Haydi bir not; eğer yamuk plaklarınız varsa bunları tercihen iki camın arasına koyun. Bu halde sıcak bir ortama bırakın. Ancak sıcak ortam direkt gün ışığı almamalıdır. Örneğin arabanızın bagajı bu işlem için en ideal yerlerden bir tanesidir. Hafta sonu plağınızı bagajda bırakıp hafta başı elinize aldığınızda büyük ölçüde düzelmiş olacağını göreceksiniz. 10. Asla plaklarınızı üst üste saklamayınız Bunu her birinin kabı olsa bile yapmayınız. Şekillerinde bozulamalar ve yamulmalar oluşur ve bunlar hiçbir şekilde düzeltilemez. Plak koleksiyonu yapanlar veya plak 29

ANALOG ÖZEL SAYISI


toplayanlar, oldukça cüzi tutarlar ödeyerek IKEA Expedit gibi harika çözümlere kavuşabilirler. 11. Genelde değersiz bulunan 45likler üst üste kapsız konuluyor. Bir toz tanesi bile ciddi ama gözle görülmeyen çizikler oluşturacağından en kotu ihtimalle bunlar için kartondan veya A4 kağıttan kaplar yapın veya internet’ten sipariş edin. Aslında bu konuda ülkemizde de çözümler var artık. Rengarenk karton koruma kaplarını ülkemizden de tedarik edebiliyorsunuz. 12. Biraz yer ayırıp plaklarınızı 20′li gruplar halinde A4 kutularında saklayabilirsiniz. Hem seçmesi kolay olur, hem ezilmezler hemde kutuda biraz oynama yapıp üstlerini istediğiniz zaman kapatabilirsiniz. Devamlı alışveriş yaptığınız bir hiper markette kırtasiye reyonundaki arkadaşa rica edip bunları alabilirsiniz. Özellikle Mopak firmasının A4 kutuları gerçekten çok ideal. Eğer yaşadığınız yerde bir yapı market varsa ziyaret etmenizde fayda olacaktır. Özellikle IKEA, Koçtaş gibi yapı marketlerde güzel kutular bulunabiliyor.

14. Plakların iç kapaklarını plağın üst kapağının açıklığına ters yönde kapatın. Plak tozdan bu şekilde korunur. Ayrıca Madde 1′de bahsettiğim dış kılıflardan edinerek daha iyi toz koruması sağlayabilirsiniz. 15. Plaklarınızı iç kapak (sleeve) olmadan kapağın içine koymayın, kartonda oluşmuş girinti çıkıntılar plağınıza zarar verebilir. İç kapaklarınız eğer kötü durumdaysa mutlaka yenileri ile değiştirin. En iyi çözüm kağıt içerisinde anti-statik naylon olan iç kapaklardır. Ayrıca Mobile Fidelty (MoFi) firmasının ürettiği gibi naylon iç kaplarda tercih edilebilir. Evet biraz pahalılar ancak çok iyi iş görüyorlar. 16. Plağın okuma yüzüne elinizi sürmeyin, insan tenindeki yağın plak üzerinden temizlenmesi kolay bir is değildir. Mutlaka kenarlarından tutun. Kesinlikle bu konu çok çok mühim…

17. Bir şeyi asla unutmayın. Elinizdeki bir plak, bir daha asla üretilmeyecektir. Eğer o plak 1.000 adet üretildi ise onu kullanılmaz 13. Eğer plaklarınızı kutuda saklıyorsanız hale getirmeniz 999 adet kalması demektir. içlerine elektronikçilerde rahatlıkla bulunan Bir plağınızı sevmiyorsanız bile ona özen silikon nem alıcılardan ekleyin. Kutunun içinde gösterin veya değerini bilecek insanlara verin. nem oluşumunu önlersiniz. Bunu kültürel bir ödevmiş gibi addedin…

Haziran/Temmuz 2007 sayısını ağırlıkta analog cihazlara ayıran Absolute Sound’dan Robert Harley’in yazısı (alıntı/tercüme) LP Nasıl çalışıyor? Traduttore = Traditore. Yani: Tercüman = hain/dönek Yaban arısının uçuşu kadar hayret verici! Bir yanda seri üretim sonucu bir plastik parçasının üzerinde bulunan 1 inçin binde üçü inceliğindeki bir yivin üstünde dolanan parlatılmış bir elmas parçası ve öteki yanda müzik sisteminden yükselen Bach’ın tınıları. 130 sene kadar önce Thomas Edison, titreşen havanın (yani sesin) mekanik bir hale dönüştürülebileceğini ve bu mekanik halden tekrar sese dönüştürülebileceğini kanıtladı. On sene kadar sonra da Emile Berliner, ses kayıt işlemini daha da pratikleştirerek zamanla STEREO MECMUASI

bildiğimiz LP’ye dönüşecek olan yassı ve yuvarlak diski icat etti. Bu eski cihazlar tamamiyle mekanikti. Ses şiddeti tamamiyle akustik bir şekilde boğazı dar, ağzı geniş olan bir boru (horn) tarafından yükseltiliyor, boğaza yerleştirilmiş olan diyafram da algıladığı hava basıncı farklılıklarını ona bağlı olan ince uçlu bir metal parçasıyla modülasyon olarak ince bir yive kaydediyordu. Geri çalmak için ise iğne yivdeki modülasyonları takip eder, diyaframa iletir ve horn diyaframın titreşimlerini yükselterek dışarıya veriyordu. Kayıt ve geri çalmada elektronik çağ 1925’lerde lambaların icadı ile başlar. Amplifiye edilmiş elektrik sinyalleri artık diskleri kazıyan kafalara bilgiyi gönderebiliyor, yivlerdeki modülasyonlar ise elektrik sinyaline 30

ANALOG ÖZEL SAYISI


dönüştürülüp amplifikasyona uygun hale getirilebiliyordu. Müzik dünyası artık akustik horndan kurtulmuştu. 130 yıllık bir gelişime rağmen, bugünkü LP hala Edison’un temel prensiplerine dayanıyor. Titreşen hava fiziksel bir benzere “representation” dönüştürülebiliyor ve bu fiziksel benzer tekrar titreşen havaya dönüştürülüyor. Günümüzün LP’si Günümüzün LP’si uzun yıllardır süregelen araştırma ve geliştirmenin ürünüdür. Bu gelişmelerin en önemlilerinden biri “45/45” diye adlandırılan kayıt sistemidir. Bu sistem

otomatik olarak çözülür. 45/45 kayıt sistemiyle stereo elde edildi ancak bildiğimiz Long-Play microgroove mikro yiv ve variable pitch değişken yiv aralığı (yiv arasındaki aralık) sayesinde elde edildi. Yüksek volümlü sinyaller geniş yiv modülasyonları yaratır ve düşük volümlü sinyallerden daha geniş yiv aralığına gereksinmeleri vardır. Bunu gerçekleştirmek için ana sinyali banttan okuyan kafanın önüne “preview head” ön okuyucu kafa adı verilen bir kafa yerleştirilir. Bu kafa sayesinde kaydedilecek bilgi torna tezgahına varmadan önce sesin şiddeti belirlenir ve yiv aralığı bu şiddete göre ayarlanır. Bu sistemle

Analog çağının başından günümüze kadar plak üretiminde kullanılan teknikler çok fazla değişmemiştir. Zaman içerisinde kullanılan ekipmanın kalitesi artmıştır.... sayesinde tek bir yive 2 farklı sinyal – Stereo – kaydedilebiliyor. “45/45” ismi V şeklinde olan yiv’in plağın yüzeyine 45 derecelik bir açı ile kazıldığından verilmiştir. Yivin sağ ve sol duvarları birbirleriyle 90 derecelik bir açı oluştururlar. Basit bir şekilde anlatmamız gerekirse, sol kanal bilgileri yivin iç tarafına, yani LP’nin merkezine yakın olan tarafa kaydedilir. Sağ kanal bilgileri ise de yivin dış tarafına kaydedilir. Biraz daha açarsak: Yatay bilgiler sağ ve sol kanallardaki bilgilerin toplamından oluşur. Ayrıca yiv modülasyonlarında bir de dikey olarak okunan bilgiler de var ve bunlar sağ ve sol kanallarda olan farklılıklardan oluşur. Yivlerde bulunan ve farklı şekillerin bütünlüğüyle okunan bu kodlu bilgi iğne gövdesinde bulunan bobinler tarafından STEREO MECMUASI

bir LP’nin yüzüne 22 dakikalık stereo müzik kaydedilebiliyor. (Tercümanın notu: Bildiğim kadarıyla bu sure artık 30 dakikaya kadar varmaktadır). 78’lik plaklara sadece 5 dakikalık mono müzik kaydedildiğini düşünürsek, azımsanmayacak bir başarı. Bu arada, LP’nin bir yüzündeki yivin uzunluğu 1440 feet civarındadır. (426 metre) “In the Groove” Yiv’in içinde Bir LP’yi çalmak için kullanılan güç aslında akıl karıştırıcı. Dikey İzleme Kuvveti (VTF) 1 gram olarak ayarlanan bir iğnenin oluşturduğu güç bir inç kare’ye neredeyse 4 tona eşittir. (1 inç = 2.5 cm) İğnenin yive temas ettiği bölge 1 inç karenin milyonda 0.2 si kadardır. İğnenin yiv ile temas ettiği bölgede oluşan sürtünmeden doğan ısı 500 31

ANALOG ÖZEL SAYISI


derece F (260 derece C) ye varır ve anlık da olsa yiv duvarlarının erimesine yol açar. İdeal şartlar altında pikap kolunun ucundaki iğnenin yiv modülasyonlarını aynen bu modülasyonları yazan kayıt kafası gibi izlemesi gerekir. Ancak gerçekte durum oldukça farklıdır. Değişik faktörler kayıt ve geri okuma (playback) kafalarının hareket çizgilerinde farklılıklar meydana getirirler. İlk olarak, kayıt kafası ve geri okuma kafalarındaki şekil farklılıkları “tracing distortion” izleme distorsiyonu diye tabir edilen bir distorsyonu meydana getirirler. Kayıt kafalarının (cutting head) keskin kenarları vardır. Aksine geri çalma kafaları pürüzsüz şekilde cilalanırlar. Dolayısıyla iki kafanında aynı yolu takip etmeleri olanaksızlaşır. İkinci olarak iğne, yüksek seviyede ve kompleks bir yiv modülasyonuyla karşılaştığında yiv duvarlarıyla temasını keser ve mistracking adı verilen olgu meydana gelir. Pikap kolunun ucundaki iğne kayıt kafasının meydana getirdiği yolu tam anlamıyla takip edemez, aksine yiv duvarları arasında bocalar ve bunu ciddi bir distorsyon olarak algılarız. Mistracking sadece distorsyon üretmekle yetinmez, ayrıca iğne yiv duvarlarına çarptıkça plağımız zedelenir. Başka bir sorun ise teğet hatasıdır “tangent error” Bu durum yiv ile kayıt kafası ve geri okuma kafası arasındaki geometrik farklılıktan oluşur. Kayıt kafası düz bir çizgi halinde hareket ederek bilgiyi diske yazar. Pivot olarak tanımladığımız bir tarafı sabitlenmiş olan okuma kollarını hareketi ise yay şeklindedir. Pikap kollarının ucundaki dirsek (veya kavis) bu teğet hatasını önlemek için yapılır ve bunun sayesinde de bu hata en kötü durumlarda bile 3 derecenin altındadır (kolun geometrisi ve yapılan ayarlara bağlı olarak da plağın 2 noktasında bu hata 0 dereceye ulaşır) Ancak teğet hatasını minimize etmek için kollara verilen bu ufak kavis beraberinde patinaj yapma, “skating” yani kolu plağın merkezine doğru çeken bir kuvveti doğurur. Bu kuvvete karşı koymak için her kolda “anti-skating” adında basit bir mekanizma bulunur. Patinaj iğne ile yivin sürtünmesinden meydana gelip pikap kolunu plağın merkezine doğru çeker. Bu güce karşı koymak için aksi istikamette aynı güçte kuvvet kullanılır. Bu arada bir parantez açıp tangential tracking adı verilen ve düz bir çizgi üzerinde hareket eden kollardan söz etmeliyiz. Bu kollarda iğne kayıt kafasıyla aynı yolu izler. Dolayısı ile skating kuvveti oluşmaz. Ancak pratikte bu kollar’ın STEREO MECMUASI

kullanımı zannedildiği kadar basit değildir ve spesifik olarak da bir yivin 2 duvarına eşit gücü uygulayıp paylaştırmak neredeyse olanaksızdır. Spiral şeklide olan yivi takip ederken oluşan sürtünme iğneyi yiv’in dış duvarına doğru itme eğilimi gösterir. İğne plağın dış tarafındaki yivinde kolaylıkla seyreder. Lineer hız oldukça yüksektir: saniyede 20 inç (50.8 cm) Bu da yüksek frekansların uzun dalga boylarıyla yazılmalarını sağlayıp iğnenin yüksek modülasyon seviyelerde kazılmış bilgileri nispeten kolaylıkla okumasını sağlar. Ancak iğnemiz plağın ortasına doğru yaklaştıkça dönme hızı düşer. Bir plak sabit bir açılı hızda döner. 360 dereceyi dakikanın 33.3’te birinde tamamlar. Ancak iğnenin her devirde katettiği yol devir başına kısalır. Plağın merkezine en yakın olan bölgede lineer hız sadece saniyede 8 inçtir (20.32 cm) yani plağın dış kenarındaki hızın yarısından da az. Örnek olarak 10 kHz’lik bir sinyal plağın dış kenarına 0.002 inçlik (0.005 cm) bir dalga boyuna yazılır ama iç tarafında ise ancak 0.0008 inçlik (0.002 cm) bir mesafe kaplar. Aynı bilgi çok daha ufak bir mesafeye sıkıştırılmak zorundadır. Plağın bu yapısal özelliği yüzünden iğne merkeze yaklaştıkça tracking/izleme zorlaşır ve daha yüksek distorsyon üretir. Seri üretim ürünü bir plastik parçasına bölünemeyecek kadar küçük fiziksel detayların kaydedilip sonradan son derece zengin bir müziğe dönüştürülebilmesi gerçekten şaşırtıcı. Sinyal/gürültü oranı (Signal to noise ratio) 50 dB olan bir LP’de iğne 0.1 mikronluk bir yivde kazılı olan bilgiye tepki verip kodlanmış olan biginin kodunu çözer ve bize müzik olarak yansıtır. Daha açıklayıcı olması için insan saçının çapı ortalama 75 mikrondur. LP’ni bu şekilde çalışması inanılmazdır. Bu kadar iyi çalışması ise neredeyse bir mucizedir. İnsan doğal olarak lazer bazlı okuma sistemiyle çalışan CD’nin, plastik bir diskin üzerindeki bilgileri bir elmasla kazıyan sistemden çok daha hassas, rafine ve çözünürlüğü yüksek olduğunu zanneder. Ancak şuna bir göz atalım: Sözünü ettiğimiz bu parlatılmış elmas parçası 0.1 mikronluk bir yivin içindeki bilgiyi aktarabiliyorken bir CD’deki en ufak çukur (pit) 0.8 mikrondur. LP – Kayıt ve baskı Klasik anlamda bir LP’nin master'ını hazırlamak yaratıcı olarak adlandırabileceğimiz prosesin son aşaması olup aynı zamanda imalat aşamasının da ilk 32

ANALOG ÖZEL SAYISI


basamağıdır. LP master mühendisi bandı diske aktarır, sesin son ayarlamalarını yapar, sinyalin LP’ye uyumlu olması için gerekli olan prosesi uygular ve LP’nin basılabilmesi için uygun olan fiziksel diski hazırlar. İyi bir mastering mühendisinin pahası biçilemez. Tasarlanan ürüne tarafsız duyu organlarıyla yeni bir perspektif kazandırmakla yetinmeyip LP’ye onu parıl parıl yapacak son cilayı uygular. Mastering’in en önemli olgusu verilen ana sinyalden en iyi tınıyı verecek LP’yi gerçekleştirmek için uygun olan koşulları hazırlamasıdır. Örneğin: Mastering mühendisi kayıt/kazıma seviyesini ayarlar, yani master bantta bulunan sinyal seviyesine uygun olan modülasyon miktarını ayarlar. Bunu için de parçaların uzunluğuna, müzikteki derin bas miktarına (derin baslar daha fazla yer işgal ederler) ve genel dinamiklere dikkat etmesi gerekir. Ancak mastering mühendisi bir takım ödünler de vermek zorunda. Ortalama sinyal seviyesini artırmak için “peak”lere kompresyon uygulamak zorunda kalabilir. Daha geniş bir dinamik aralığı veya daha sıcak bir genel sinyal seviyesi elde edebilmek için derin basları kırpabilir. Bu arada mastering ve imalat aşamasında oluşabilecek kayıpları öngörüp onları bertaraf etmek için sesi dengelemeye de çalışmak durumundadır. RIAA’nın tespit ettiği eğriye göre sesin dengelendiği evre de mastering aşamasındadır. Ana sinyal “lacquer” vernik adı verilen kalıba kazılmadan once baslar azaltılır (20 Hz’te – 19.3 dB) ve tizler artırılır. (20 kHz’te + 19.6 dB) Geri dinleme anında dengeli bir ses elde edebilmemiz için preamplimizin phono katı veya phono katımız bu işlemin tam tersini uygular. RIAA dengelenmesi sinyal/gürültü oranında iyileşme sağladığı gibi (geri dinlemede dip gürültüsü “surface noise” azalır) ve yive baslar azaltılmış olduğundan (basların daha fazla yere gereksinimleri var) daha fazla bilgi sığdırılabiliyor. Kaydedilen bu “master lacquer” sonra klişeciye gönderilir ve orada plakların basılabilmesi için gerekli olan metal aksamlar gerçekleştirilir. İlk olarak, elektrikle yüklenebilmesini sağlamak amacıyla bu “lacquer” gümüş nitrat ile kaplanır. İkinci aşamada bu gümüşlü “lacquer” içinde nikel tanecikleri olan bir kimyasal banyosuna konur ve nikel parçacıklarının lacquer’ın üzerini kaplayacak reaksiyonu sağlayan akım verilir. Birkaç saat zarfında reaksiyon STEREO MECMUASI

tamamlanır ve banyodan çıkartılan nikel kaplı “lacquer” ın üstündeki nikel tabaka soyulur. Lacquer’e kazılmış olan yiv modülasyonları artık nikel tabakaya negatif (yiv dışarıya doğru çıkıntılı haldedir) olarak transfer olmuştur. Bu nikel tabakaya “metal master” adı verilir. Metal master tekrar elektrolitik banyoda nikel ile kaplanır ve bu kaplama soyulduktan sonra “metal mother” metal dişi adını alır. Metal dişi elektrolitik banyoda kaplanır ve soyulduktan sonra da “stamper” yani kalıp adını alır. İşte plakların basımı için bu nihai kalıp kullanılır. Aslında metal master'lar da kalıp olarak kullanılabilir. Ancak ömürleri pek uzun olmaz ve 1000 LP baskısı sonunda yıpranırlar. Master-dişi-kalıp sıralaması daha uzun ve zorlu olmasına karşın aynı metal dişiden birden çok kalıp hazırlanmasına olanak sağlar. Bu kalıplar (LP’nin beher yüzü için birer adet) LP presine yüklenir ve vinil parçacıklarının 300 F dereceye (149 derece C) ısıtılarak oluşturulan “biscuit” adı verilen vinil parçası presin göbeğine yerleştirilir. Bu aşamada baskı işlemi sonunda bitmiş bir ürün elde edilmesini sağlamak amacıyla plağın her yüzüne yapıştırılacak etiketler de eklenir. Pres kapandığında ısı ve baskı altındaki vinil 2 kalıp arasına sızarak boşlukları doldurur. İşlem sırasınca önce enjekte edilen buhar presi ısıtır sonra da eklenen soğuk su LP’nin sertleşmesini ve rahatça presten çıkarılmasını sağlar. Bazı kalitesiz basımlı (dip gürültülü) plaklarda en fazla gürültünün LP’nin diş çeperinde oluştuğunu gözlemlediyseniz bunun nedeni kalıpların dışına yeterli miktarda vinilin akmamış olmasından kaynaklanmaktadır. Tüm faktörler eşit olduğu taktirde vinil “bisquit”i presin içinde ne kadar uzun kalırsa ve ısıtma/soğutma işlemi süresince ne kadar hassas bir kontrol uygulanırsa o plak o denli dip gürültüsüz olur. Son düşünceler LP formatının tüm teknik sınırlamalarına karşın, iyi ayarlanmış bir pikapta LP dinlemenin yüksek çözünürlüklü dijital teknolojisinin bile yakalayamadığı tarif edilemez derecede sihirli bir güzelliği vardır. Hatta plağın elde edildiği ana banttan bile daha iyi çaldığını savunanlar var. Büyük mastering ustası Doug Sax 149. Sayımızda bu konudaki fikirlerini açıkladı. İşte söyledikleri: “LP’de bir çeşit sihir var. Ölçülebilen her parametresi daha kötü. Ancak çok iyi faz ilişkileri var. Size ne olduğunu söyleyeyim. LP sesi mekanik 33

ANALOG ÖZEL SAYISI


harekete zorlar. Neticede LP’den hoparlörlerinize gelen sinyal daha önce “hazmedilmiş” ve mekanik hareketler kurallarına uygun bir sinyal olarak aktarılır. Müzik enstrümanları da bu kurallara göre çalışırlar.”

Plak altlığı, üzerine konan plak ve altındaki pikap platosu arasında sıkı bir tutuş sağlayacak yapıda olmalı. Plak sıkıştırıcısı veya “stabilizer” gibi ürünler, eğer malzeme ve yapı açısından durum uygunsa, plağın plak altlığı üzerinde, plak altlığının da pikap platosu üzerinde kaymasını önlemek ve daha sıkı bir ilişki oluşturabilmek amacı ile kullanılabilir. Sağlam tutuş, mekanik titreşim ve gürültülerin plağa aktarılmasını azaltmak için gereklidir. Plak sıkıştırıcısı ve “stabilizer” görece sıkı malzemelerle yapılmış plak altlıkları ile birlikte kullanılmalıdır. Yumuşak malzemeli plak altlıklarında, ağırlığın veya sıkıştırmanın yaratacağı “göbek gömülmesi” sonucu plağın duruş şekli bozulabilir ve beklenenin aksine, istenmeyen titreşimlerin özellikle çepere yakın kısımlarda doğuşmasına yol açılabilir.. Plak altlığının plato üzerinde kaymasını önlemek için, üst tarafta kabartı yapmayacak kadar ince çift taraflı yapışkan bantlar, altlıkla plato arasına yerleştirilebilir. Plak altlığının plağın tüm müzik bilgisi içeren kısmını kapladığından emin olunmalıdır. Plakların başlangıç kısımlarındaki kesitini düşünürsek, başlangıç izine kılavuz oluşturan kısım biraz şişkindir. Eğer plak altlığınız gereğinden büyük çaplı ise bu şişkinliğin plak altlığı ile karşılanması halinde müzik bilgisinin bulunduğu geniş yüzey büyük ölçüde boşlukta kalır. Bu istenmeyen bir durumdur ve böyle bir plak altlığı fayda değil zarar getirir. Plak altlığınızın çapı, standart plak başlangıç şikinliğinin bulunduğu çaptan küçük olmalıdır (28,7 cm gibi). Plak altlığının ideal olarak plak etiket kalınlığını karşılayacak yapıda veya yumuşaklıkta olması da gerekir. Bu da altlığın kesit kalıbının buna uygun olmasıyla mümkün olabilir. Bazı altlıklar içbükey, bazı altlıklar ise sıkıştırma aksesuarları ve/veya orta ağırlıklarla kullanılarak dengelenmek üzere STEREO MECMUASI

Doug Sax’ın haklı olup olmadığını bilmiyorum ama 130 yıllık bu teknolojinin en doyurucu müzik dinleme şekli olduğunu biliyorum. Bu “yaban arısı” gerçekten uçabiliyor.

dışbükey olabilir. Plak altlığının özellikle çeper kısmından plağı kavraması, geniş sahne, daha fazla derinlik, tınılarda daha çok hassasiyet, ayrıntı ve duruluk elde edilmesinde önemli bir unsurdur. Plağınızı plak altlığı üzerine koyduğunuzda plak ve platoya yandan bakınız, eğer plak çeperinin tamamen veya kısmen havada kaldığını görüyorsanız, yukarıda bahsedilen iyileşmelerden söz etmek pek mümkün olmaz, tam tersine, olumsuzluklar artabilir. Plağınızdaki şekil bozuklukları dahil, herhangi bir sebeple dairesel çeperin tamamı havada kalıyorsa, plak altlığınızın çeper kısmını hafifçe yükseltebilmek üzere, altlıkla plato arasına, söz gelimi ince kağıt veya ince karton tabakalardan keserek oluşturabileceğiniz “halka” katmanlarla destek atmanızda yarar olabilir. Böyle olumsuzlukların kesin çözümü ise, bazı üreticilerin sağladığı ve yapıldığı “ağırca” malzeme sayesinde, plağın kenarlarını plak altlığına doğru bastıran plak dengeleme halkası (RSR) ile sağlanabiliyor. Plak altlığının plağın kayıt yüzeyini hasardan koruması da gerekir. Dolayısı ile, tıpkı plakların zaman zaman temizlenmesinin gerektiği gibi, plak altlıkları da zaman zaman temizlenmelidir. Kauçuk altlıklar doğrudan birkaç damla sabun ve ılık saf su ile yıkanabilir. Akrilik altlıklar da aynı şekilde temizlenebileceği gibi, izopropil alkol emdirilmiş kağıt temizleyicilerle de (artık kırpık bırakmadığından emin olunarak) silinebilir. Keçelerin temizliğinde, özellikle şekil bozukluğuna yol açmayacak bir temizlik şekli uygulanmalıdır. Plak altlığının kendisinin bir “sesi” olabileceği düşüncesi çılgınca gelse de, yapıldığı malzemeye bağlı olarak sahip olduğu bir titreşim ırası olacağını da akıldan çıkarmamak gerektir. Ses titreşim yelpazesi 34

ANALOG ÖZEL SAYISI


içerisinde hiçbir bölgenin sönümlendirilmesi ya da abartılması istenmez. Bu tür olumsuz değişikliklere plak altlığının da katkıda bulunması istenmez tabii. Burada analog kayıtlardan söz ettiğimizi unutmayalım lütfen, yani “on altı bit” ne kelime, “aman tanrım” miktarındaki “bit” sayısına sahip kayıtlardan… Dolayısı ile, plak izinin kendisinden kaynaklanmayan ve birkaç mikrometrelik hareketler, pikap iğnesine olduğu gibi aktarılır ve o özgün bilgiyi kirletmek açısından önemli bir sorundur, en azından “analogsever saflıkçılar” tarafından… Plak altlığı plak izinin yarattıklarının dışında herhangi bir titreşime neden olmamalı, oluşabilecek böyle titreşimleri sönümlendirmelidir. Bu anlamda, genelleme yapmak doğru değil desek de, altlığın olabildiğince ağır ama sadece yeterince yumuşak olması, platoyu sıkı tutması ve

Plak, PVC’den yani termoplastik malzemeden üretilen iki tarafına da kayıt yapılabilen bir dairesel yapıdır. Pikaplarda okunarak, üzerine kaydedilmiş ses izleri dinlenebilir. İlk plaklar 1880′lerde ortaya çıkmaya başladı. Bu dönemlerde ebonit denilen oldukça kırılgan ve sıkıştırması zor malzeme kullanılmaktaydı. 1890'ların sonlarına kadar bu malzemeden yapılmış plaklar kullanıldı fakat Berliener tarafından geliştirilen yeni bir plastik maddenin kullanılmasıyla kırılganlığı önlendi. Ayrıca gene bu yıllarda farklı üreticiler tarafından farklı çaplarda üretilen plakların yerine ilk standartlarda kabul edildi. Böylelikle genel olarak 78′lik denilen aslında dakikada 78,26 devirlik plaklar standart hale geldi. Ülkemizde o dönem için yeni bu üretim teknolojisi ile üretilmiş plaklara taş plak adı verilmektedir. Ayrıca bu yıllarda 16 devirlik bir plakta ortaya çıkmış, fakat pek tutulmamıştır. Aradan geçen yıllar boyunca plak kaydı teknolojisinde çok sayıda yenilik ortaya çıkmasına rağmen plakların yapısındaki asıl değişiklikler 20. yy da olmuştur. Özellikle

78

devirlik

STEREO MECMUASI

plaklarda

sadece

4

kendi kendine titrememesi açısından önemli gibi duruyor. Çok yumuşak altlıklar, aşırı kremalı pasta yemek gibi bir etki yaratabilir. Hafif ve çok yumuşak altlıklarla, orta bantta bazı evre kaymaları kolaylıkla oluşabilir ve bunun sonucunda orta ve orta üst alanda bazı tepeler ve itelemeler yaratılabilir. Bazısı bunu ilk anda ayrıntı artışı olarak da yorumlayabilir, ama uzun soluklu ve yoğunlaşarak dinlemelerde bunun doğal olmadığı hissedilebilir. Kullanılıyorsa bazı durumlarda sıkıştırıcı veya orta ağırlığının da sesinden söz etmek mümkün olabilir… Eğer bu ürünlerin sağladığı doğrusallıkların yanı sıra sese bir şekilde olumsuz etkisinin de olduğu düşünülüyorsa, birkaç milimetre kalınlıktaki uygun çaplı metal halkaların, plak etiketi ile sıkıştırıcı veya orta ağırlığı arasına konulması, bu “malzeme” sesinin katkısını azaltabilir.

dakika civarında kayıt yapılabilmesi ve kırılgan olmaları çeşitli arayışları ve araştırmaları hızlandırmaktaydı. işte bu nokta da Amerikan Colombia firması tarafından yapılan çalışmalar sonucunda 33′lük tabir edilen plaklar ortaya çıktı. Bu plakların gerçek devirleri 33 1/3 devirdir. Bu plakların üretiminde özel bir plastik reçine kullanılmaktaydı. Bu sayede kolaylıkla kırılmaları önlendi ayrıca gelişen kayıt teknolojisininde yardımıyla gürültü oranları düşürülerek, müzik kalitesi de büyük ölçüde artırıldı. 33 devirlik plakların hemen ardından 1949 yılında Victor şirketi tarafından 45 devirlik plakların ortaya çıkması ile genel anlamda formatın gelişimi tamamlanmış, özellikle üretim ve üretimde kullanılan malzemenin gelişimi bugün bile sürmektedir. Plak üretimde kullanılan teknoloji özel pres yöntemidir. Özel kristal iğneler ile kazıma yapılarak özgün plak hazırlanır. Bu plağın izleri tam tersi şeklinde özel baskı ile üretimde kullanılacak kalıbın üretilmesinin akabinde özel baskı makinelerinde hammaddenin kalıplara dökülüp, hızlıca soğutulmasıyla üretilir. Yaklaşık 170 derecede kalıplara gönderilen polivinilklorür 35

ANALOG ÖZEL SAYISI


(plak hammaddesi) soğutularak plak elde edilmektedir. Günümüzde farklı ağırlıklarda üretilen plaklar olsa da en yaygınlıkla 33 1/3

ve 45 devirlik plaklar üretilmeye devam edilmektedir.

Matriks kodları deyince aklınıza hemen Matrix filminde ekranın yukarısından aşağısına süzülen yeşil sayı kodları geliyor olabilir. Ancak size bahsedeceğim şey tabii ki kodlar değil. Rahat bir yere oturun, yanınıza güzel bir kahve alın. Sizi bambaşka dünyalara götüreceğim.

plak şirketinin ismi, üretim tarihi, plak şirketinin katalog kodu ve genelde pek bir anlama gelmeyen rakam ve harf kombinasyonundan oluşan genelde bir kutucuk içerisine yerleştirilmiş bir kod bulunur. Bu kod ilk bakışta anlamsız gibi gelir ama işin aslı hiçte öyle değildir. Plağın iz olmayan bölümünde -Amerikalılar

Lütfen sağ taraftaki (A 55A) koduna dikkat edin ve aşağıdaki resme bakın Benim sizlere bahsedeceğim matriks kodları, plak üretimi sırasında üretim bilgilerini içeren kodlardır. Üretim için bu çok önemli bilgiler zaman içerisinde koleksiyoncular için de büyük önem kazanmıştır. Matriks kodlarında genelde iki ana rakam grubu dikkat çeker. Birinci kod genelde plak etiketinde yani plaklarımızın ortasında bulunan kısımda bulunur. Bu bölümde genelde STEREO MECMUASI

buna dead wax derler- de bazı kodlar bulunur. Bu bölüm plağın son şarkısının bitimiyle etikete kadar olan bölümdür. Bu bölümde iğneniz bir döngüye girer. Böylelikle etiket yaklaşıp zarar görmesi engellenir. İşte bu bölüm plak koleksiyoncuları için çok önemli bilgiler verir.

36

ANALOG ÖZEL SAYISI


Bu bölümde bazen makine ile bazen de el ile yazılmış bir kodlar görebilirsiniz. Bu kodların bir kısmı ile plak etiketinin üzerindeki kodlar birbiri ile aynıdır. Bu kod genel olarak plağın her iki yüzünde bulunur. Ancak bu olmaz ise olmaz değildir. Bunun sebeplerini birazdan göreceğiz.

Yani HC975-1 kodlu bir plağı, kesilen ilk kalıptan üretilmiş bir baskı olduğunu anlayabiliriz. Bu belki sizin için çok önemli gibi gözükmeyebilir. Haydi gelin başka bir açıdan bakalım bu bir Pink Floyd plağı ve üretim hattında ilk kesilen kalıplardan üretilmiş bir Dark Side Of The Moon var

Bu resimde A 55A kodu görülüyor ve yan kısımda ilk kalıp olduğunu anlatan 1 rakamı görülüyor. Bu rakamlar bize plak hakkında önemli bilgiler hatta şeceresini verir. Şecere derken abarttığımı pek düşünmüyorum. Çünkü çoğu zaman plağın hangi makinede kaçıncı kopya kullanılarak kullanıldığından, hangi teknisyen tarafından hazırlandığına kadar önemli bilgileri izler bu kodlar. Diyelim ki, bir plak üzerinde etiket bölümünde HC975 diye bir kod görüyoruz. İlk yapmamız gereken plağın iz olmayan bölümünde bu kodu aramaktır. Bu kod genelde HC975-x şeklinde bulunur. X yerine genelde bir rakam gelir. Genel olarak bu basit kod sisteminde X plağın bu yüzünün kaçıncı kesim sırasında üretildiği bilgisini verir. Yukarıdaki videoyu seyrettiyseniz plak üretimi öncesinde bazı özel kalıplar üretiliyor. Bu işleme kesme işlemi deniyor. Ve her kalıp ile belirli sayıda plak basılabildiğinden birden fazla kalıp üretilir. HC975-x kodunun X kısmı işte bu kalıbın üretim numarasını gösterir. STEREO MECMUASI

elinizde. İşte bu tam anlamı ile gerçek bir ilk baskıya sahipsiniz demektir. Plağınızın değeri bir anda artacaktır, hem parasal hemde koleksiyon değeri açısından. Peki bir de şu duruma bir bakalım plak etiketinizde yine HC975 kodu var. Ancak plak üzerinde bambaşka bir rakam topluluğu var. Bu demektir ki, elinizdeki plak daha sonradan üretilen ve farklı kodlarla işaretlenen kalıplardan üretilmiş. Bu bize plağın müzikseverlere sunulduğu yıldan daha sonra üretildiği ipucunu verir. Dikkat edeceğiniz üzere meraklıların ilk baskı olarak isimlendirdikleri olayın sadece o plağın üretildiği yılla alakası olduğu kadar orijinal matriks koduna ve eğer mümkün ise ilk kesilmiş kalıplardan üretilmiş olması önemlidir.

37

ANALOG ÖZEL SAYISI


Son yazımda örnek olarak HC975 kodunu ele almış ve buradan hareketle bir kaç örnek vermiştim. En son plak etiketi ile plağın üzerindeki kodların tutmamasından bahsetmiş ve bu plağın muhtemelen piyasaya çıktığından daha sonra üretildiği ipucunu verir demiştim. Peki bu duruma ne sebep olur. Kesilen plak kalıpları ile asla sınırsız sayıda plak basamazsınız. Üretim esnasından fiziksel etkileşim, sıcak ve özellikle sürtünme yüzünden plak üretiminde kullanılan kalıpları yorar. Bu yorulma durumu üretilen plakların izlerinin olması gerektiği kadar keskin olmaması sonucunu doğurur ve ses kalitesi düşer. Zaten ülkemizde üretilen plaklardaki ses sıkıntılarının bir sebebi de budur. Normal koşullarda atılması gereken kalıplarla üretime devam edilince sıfır olduğu halde çıtırlar duyduğumuz plakları hatırlarsınız. İşte kalıpları olması gereken zamanda değiştirmezseniz ortaya çıkan şey budur. Belli bir plak üretimi faaliyeti sonrasında kalıplar atılıp ve yerine yenisi gelince bu durum genelde mutlaka plak üzerine işleniyordu. İşte bu yüzden plak etiketleri ile plakların üzerindeki kodlarda bazı farklılıklar oluşuyor. Tabii bu durumu basit bir şey gibi düşünmeyin. Diyelim ki, kullanılan kalıplar yerine yepyeni bir seri ürettiniz. Bu durumda plak şirketleri plak üzerindeki etiketleri de yeniden basıyordu. Özellikle Decca gibi firmalar bu konuda oldukça hassastır. Tüm bu durum üreticiler için ek maliyet demekti. Hemen ek bir nokta, hemen herkes yeni plak üretimi daha doğrusu kalıp üretim yöntemleri peşinde koşuyordu. Bu arayış sonucunda geliştirilen en akıllıca yöntem DMM veya Direct Metal Mastering sistemiydi. Teldec tarafından geliştirilen bu sistem maliyetleri minimize etmesinin yanında, daha iyi plak üretimini de sağlıyordu. Ancak bu teknoloji seri üretim için çok uzun zaman kullanılamadı ve CD’ler plakları raflardan yavaş yavaş silmeye başladı. DMM teknolojisi ilerleyen yıllarda daha da güçlü olarak karşımıza çıkacaktı diyelim ve konumuza

STEREO MECMUASI

dönelim. Plak üretim hattındaki plaklar teknisyenler veya mühendisler tarafından kontrol ediliyordu. Eğer baskıda bir sorun çıktıysa bu plaklar yeniden eritiliyor hatta basıldıkları kalıp çöpe atılıyordu. Bu durum daha da genişletilebilir sadece teknik ekip değil, müzisyenler hatta yapımcılarda bu sürecin bir parçası olabiliyorlardı. Yanlış üretilen bir plakta eğer sorun kalıptaysa bu kalıp atılıp hemen yenisi üretiliyordu. Bu durumda plak üzerinde matriks kodları hemen değiştiriliyordu. Peki matriks kodlarının değişik olmasının sebepleri sadece bunlar mı? Tabii ki değil. Diyelim ki büyük bir plak şirketinden bahsediyoruz. Çok satacak bir albümün üretimi yapılıyor. Bu plak şirketinin farklı kentlerde fabrikaları var. Genelde tüm fabrikalar master yani asıl kopyalardan kendi kalıplarını hazırladıkları için bir anda matriks kodlarımız daha da karışmış oluyor. Peki ya farklı ülkelerdeki farklı fabrikaları düşünürsek olayın ne boyutlara geldiğini siz düşünün. Bu durum Matriks kodlara yansıdı. İlk başlarda gayet basit olan kod sistemi bir süre sonra iyice karmaşa haline gelmişti. Bir üreticinin farklı bölge hatta ülkelerdeki fabrika kodlarından, onlarca mühendisin koduna kadar hemen her ayrıntı matriks kodlara eklendi. Bu durum sıradan bir meraklı için pek önemli olmayabilir ama iyi bir koleksiyoner bu kodlar sayesinde bir çok şey öğrenebilir. Matriks kodu deyince ilk aklımıza gelen şey sanırım LP’ler yani 33 devirler olabilir. Ancak 78′lik Shellac (taş plak) döneminden beri matriks kodları hayatımızdalar ve bize bilgiler vermeye devam ediyorlar. Müzik araştırmacısı Brian Rust eski 78′liklerle ilgili kitabını hazırlarken fabrika arşivlerini kullanarak üzerinde bilgi etiketi olmayan ancak matriks kodu bulunan taş plaklardan bir çok bilgiyi almayı başarmış ve müzik tarihine önemli bir eser kazandırmıştı.

38

ANALOG ÖZEL SAYISI


En bilinen ve tanınan plak şirketlerinden bir tanesi olan Bluenote’u mercek altına alalım. Bu yazıda oldukça yüzeysel olarak Bluenote albümlerinin kapak ve plak üzerindeki etiket ve kodlarından hangi verilere ulaşabileceğimize bir bakalım. Çok şaşıracağınıza eminim… Bir plağı ilk elimize aldığımızda ilk yaptığımız şey kapağına bakmaktır değil mi? Bir plak kapağı bize bir plak hakkında ilk önemli bilgileri verir. Belki farketmişsinizdir. Bir çok plak üzerinde daha doğrusu kapak üzerinde üretim yılı yazmıyor. İlk bakışta bu tarihi kesin olarak belirleyemesek bile yaklaşık bir tarih belirlememiz hiç zor değil. Bu durum neden önemli, ikinci el plak alırken mümkün olan en iyi baskıyı istiyorsak veya plağın özel bir baskının peşindeysek bu bilgiler ilk adım için çok önemlidir. Böylelikle kolayca bir ayrım yapar, daha değerli olduğunu düşündüğünüz plakları daha ayrıntılı inceleyebilirsiniz. Hatırlatayım örneğimiz Bluenote plak şirketiydi. Yukarıdaki resimde dikkat ederseniz bazı STEREO MECMUASI

adresler var. Bu adresler Bluenote plak şirketi tarafından farklı yıllarda kullanılan adreslerin listesi. Plak kapağına baktığınızda en alt bölümde Bluenote adreslerine baktığınızda yaklaşık bir tarih aralığı elde edebilmeniz mümkün. Bu arada bir çok okuyucumuzun plaklarına gidip adresleri kontrol edeceğine eminim ama hemen bir not yazayım. Yeniden basılan plaklarda Bluenote kapakları modifiye ettiğinden dolayı plaklarınızın orijinalinin baskı yılı ne olursa olsun “1290 6th Ave, New York NY 10104″ adresini göreceksiniz. Bu firmanın güncel adresi olduğundan tüm kapaklara bu adres basılıyor. Burada bahsettiğim konuyu orijinal baskılar üzerinden takip edebilirsiniz… İkinci adımda plak üzerindeki etiketi kontrol edelim. Buradaki örneğimiz Bluenote plak şirketi olduğundan firmanın iç etiket listesi aşağıdaki resimde görülebilir. Burada önemli bir konu bir plağın kapağı ile etiketinin uyumudur. Söz gelimi 1964 yılında müzikseverlere sunulmuş bir plağın kapağında yazması gereken adres bilgisi ile plak etiketinin birbirini tutması gerekir. 39

ANALOG ÖZEL SAYISI


Eğer bir sorun varsa yani uyuşma yoksa o plakta bir sorun var demektir. Tabii ki istisnalarda yok değildir ama genel olarak büyük ölçüde bu uyuşmanın olması gerekli. Hemen bir not, 2000′lerin ilk onundan itibaren Bluenote plaklarının odyofil versiyonlarında da 1980′lerin Capitol baskılarındaki “The Finest In Jazz Since 1939″ ibaresi denk gelebiliyor. Kafanız karışmasın diyerek yazayım dedim… Bu baskılar özellikle de patent için kullanılan “R” amblemi olmayan ve plak şirketinin yanında “Inc” ibaresi olmayan plaklar genelde binlerce dolardan el değiştiriyor. Gördüğünüz gibi daha matriks kodlara gelmeden bir sürü ayrıntıyı öğrenmiş STEREO MECMUASI

durumdayız… Şimdi gelelim Matriks kodlara… Bir çok Amerikalı ve Avrupalı plak şirketi kataloglarının ayrıntılarını ama tüm ayrıntılarını meraklılar ile paylaşmış durumda. Çeşitli internet arşivlerinden bu listelere ulaşabilirsiniz.D iyelim ki, Art Blakey’nin müthiş albümü A Night in Tunisia’nın ayrıntılarına bakıyoruz. Albümün Bluenote kataloğundaki ayrıntıları şu şekilde; 4049: Art Blakey and the Jazz Messengers – A Night in Tunisia (8/14/60) Albümün orijinal 1960 baskısında şu şarkılar 40

ANALOG ÖZEL SAYISI


yer alıyor; “A Night in Tunisia” (D. Gillespie, F. Paparelli) – 11:11 “Sincerely Diana” (Wayne Shorter) – 6:47 “So Tired” (Bobby Timmons) – 6:36 “Yama” (Lee Morgan) – 6:20 “Kozo’s Waltz” (Lee Morgan) – 6:45 Yıl 1960 olduğu için plak kapağında ve plak etiketinde “47 West 63rd NYC” adresini görmemiz gerekiyor. Etiket üzerinde bu yıllarda “Inc” ve “R” ibarelerini görmemiz gerekiyor. Ancak ilk baskılarda bu ibarelerin olmadan yapılmış olanlar olduğu için bunların ederi çok ama çok yüksek. Matriks kodunda çok belirgin bir yazı karakteri ile yazılmış “4049″ ibaresini görmeliyiz zaten yukarıda

Bu yazımızda isterseniz önemli plak şirketlerinden bir tanesi olan Impulse’a bir göz atalım.

belirttiğim gibi plak şirketi bu kodu yayınlamış durumda. 4049 ibaresinin hemen ardından bir boşluk “-” tekrar bir boşluk görmeliyiz. Bu ibarenin hemen ardından bir harf göreceğiz. Örneğin 1 rakamı ilk kalıpla üretilmiş bir plak olduğunu bile anlatacak. Ancak hangi fabrikadaki birinci kalıp? Bunu da bu rakamın yanındaki harften anlayacağız. Önemli bir ipucu… 1966 yılına kadar üretilen tüm Bluenote plaklarında fabrikayı temsil eden harfte bakılması daha doğrusu aranması gereken harf “P” harfidir. Bunun sebebi Amerika New Jersey’de kurulan Plastylite Corporation olarak bilinen fabrikanın dönemin açık ara en iyi fabrikası olmasıdır.

Impulse! plak şirketi 1960 yılında prodüktör Creed Taylor tarafından American Broadcasting Company’nin (ABC) alt şirketi olarak kuruluyor. Taylor daha önce New York’taki bazı önde gelen şirketlerde çalışır.

plak şirketine satılır ve ayrılır. Onun yerine gelen Bob Thiele, 1960′lar boyunca plak firmasının başındadır ve plak şirketinin klasik dönemindeki neredeyse tüm yayınlanan albümlerin prodüktörlüğünü üstlenir. Bu dönemlerde özellikle John Coltrane,Impulse! ın vitrindeki müzisyenidir ve açık konuşmak gerekirse plak şirketi başarıdan başarıya koşar. 1960′ların sonlarında yeni caz

Daha sonra yolu ABC ile kesişir. Aslında Taylor’ın Impulse! macerası çok uzun sürmez. Çünkü 1961 yılında firması Verve

hareketleri döneminde Impulse! konuya hazırlıksızdır ancak şirket müzisyenleri büyük ölçüde özgür bırakır ve çok önemli albümler

STEREO MECMUASI

41

ANALOG ÖZEL SAYISI


yayınlanır. 1970′lerde plak firması MCA Records’a satılır ancak hemen ardından Universal Music Group’a devredilir ve hayatına bir şekilde Verve Music Group altında devam eder.. Evet orijinal bir Impulse! baskısını nasıl anlayacağız? Yukarıda Oliver Nelson’ın The Blues and the Abstract Truth albümünün plak etiketi var. Plak firmasının kataloğundaki kayda bakalım, Oliver Nelson The Blues and the Abstract Truth Impulse A-5 12″ LP 1961 Şarkı listesi ise şu şekilde verilmiş; “Stolen Moments” – 8:46 “Hoe-Down” – 4:43 “Cascades” – 5:32 “Yearnin’” – 6:24 “Butch and Butch” – 4:35 “Teenie’s Blues” – 6:33 İlk dikkat edilecek şey Impulse! plak şirketinin plak etiketidir. Orijinal Amerikan baskılarının etiketleri turuncu ve siyah renktedir. Avrupa baskıları ise siyah-gri olarak basılır. Tabii burada ilk baskılardan bahsediyoruz. Sonraki Avrupa baskıları da turuncu-siyah etiket kullanılarak yapılmıştır.

Bir çok müzik türünde plaklar basan Philips grubu dünyanın dört bir tarafında bir çok plak şirket ile ortak çalıştığı için Matriks kodlarının önem kazandığı bir plak şirketidir. Firmanın genel olarak kullandığı kod sistemi Philips / Polydor ortaklığının bir sonucu olarak genel kullanıma açılmıştır. Philips’in katalog kodları açıklanmış olsa da, büyük bir karmaşa olduğunu da eklemem lazım. O kadar çok plak basılmış ki, tam anlamı ile doğru bir kataloğun mevcut olduğuna çok emin değilim. Zaten bir çok müzik araştırmacısı ve koleksiyoncu Philips STEREO MECMUASI

Impulse! kataloğundaki tüm albümlerin kodu “A” harfi ile başlar ve katalog kodları ara olmadan “-” ile rakamdan oluşan bir koda sahiptir. Örneğin Oliver Nelson’ın The Blues and the Abstract Truth albümünün kodu Impulse A5′tir. Bir diğer örnek olarak ALbert Ayler’in Music is the Healing Force of the Universe albümünün kodu A-9191′dir. Orijinal Amerikan Impulse! baskılarında Matriks kodu son derece basittir. İlk kod kesimi yapan stüdyonun kodudur. Neredeyse tüm Bluenote plaklarında olduğu gibi Impulse! plaklarınında işlemleri Rudy Van Gelder stüdyolarında yapıldığı için “RVG” ibaresi bulunur. Bu kodlama düzgün bir şekilde makine kodu olarak yazılır. Sonrasında el yazısı ile plağın katalog numarası işlenir. Burada dikkat katalog kodu “A-5″ şeklinde yazılıyor olsa da, el yazısı ile “A5″ şeklinde yazılır. Arkasından “-” eklenerek plağın yüzü eklenir. Örneğin A yüzü için matiks kodu şu şekilde olacaktır “A5 – A” B yüzü için ise ”A5 – B” şeklinde bir kod yazılır. Önemli olan bu kodun el yazısı ile yazılmış olmasıdır.

matriks kodları için makaleler yazmış. Ben sizlere genel hatları ile yararlı bilgiler vermeye çalışacağım. Konu iyi anlamak için güzel bir örnek olacak sanırım… Yukarıda bir Philips matriks kod sistemi görüyorsunuz. Şimdi bunu nasıl çözeceğimizi anlamaya çalışalım. Ben en sondan başlamayı öneriyorum. Yazımın ilk paragrafından Philips’in dört bir tarafında plak bastığını söylemiştim. Matriks kodunun sağ tarafının en son üç rakamından plağın üretildiği ülkeyi bulabiliyoruz. Bu kodlar 42

ANALOG ÖZEL SAYISI


şu şekilde; Avusturya - 720; Avustralya – 150; Belçika- 170; Brezilya – 200; Kanada – 230; Danimarka – 300; Uzakdoğu - 022; Fransa – 380; Almanya – 320; İngiltere – 420; Macaristan – 450; Italya – 520; Lüksemburg - 630; Norveç- 710; Hollanda – 670; Portekiz – 790; Güney Afrika - 960; İspanya – 850; İsveç - 970; İsviçre - 980; Dünyanın geri kalanı 000. O zaman yukarıdaki matriks koda göre elimizdeki plak “420″ koduna sahip yani İngiltere’de üretilmiş. Ülkemizde üretilmiş Philips plaklarda ise “000″ kodunu görmemiz gerekiyor. Peki burada ilk baskı konusunu nasıl çözeceğiz. Tek yapabileceğimiz araştırmak. Bu kısmın önünde ters bir üçgen İşte bu noktada matriks kodun ilk kısmı devreye giriyor. Yukarıdaki koddaki “6006160″ bölümü katalog numarasıdır. Yalnız farklı ortaklıklarla üretilen plaklarda katalog numarası oldukça değişiyor. Hatta aynı albüm içinde değişiklikler olabiliyor. Bu noktada plak kapağı, plak etiketi ve matriks kodların birbirlerini tutması en dikkat edilecek konu. Katalog numarasının hemen arkasından “1F” veya “2F” kodlarını görmeliyiz. Bu kodlar A ve B yüzünü anlatıyor. Yani A yüzü için “1F” B yüzü için ise “2F” kodları kullanılıyor. Bu kodun hemen arkasından “/” veya “//” ibaresini göreceksiniz. Bu kodun hemen arkasından bir rakam kodu bulunur. Bazı yıllarda -ilk dönemlerde- bu rakam kalıbın

1960′lardan itibaren bazı kayıt veya plak hazırlama mühendisleri hazırladıkları plaklarda yer alan kodların arasına bazı aslında olmaması gereken “şeyler” eklemeye başlarlar. Bunlar bazen fazladan kod harf veya sayıları olabilirken bazende esprili karikatürler veya çizimler bile olabilir. Bu tuhaflıklar plak koleksiyoncuları arasında en çok aranan şeylerdir. Zaman içerisinde bu bir gelenek haline gelmiştir. Tabii her plak firmasının ürettiği her plakta böylesine bir durumla karşılaşılmaz. Hatta farklı plakaların kullanıldığı aynı albümün aynı fabrikadan STEREO MECMUASI

numarasını işaret ediyor. Ancak ilerleyen yıllarda bu tek rakamlık bölüm farklı amaçlarla kullanılmaya başlanıyor. Fabrika kodları bu konuya bir örnek…

Örneğin yukarıda bir Philips etiketi görüyoruz. Bu etiketten hareketle matriks kodu oluşturmak gerekirse karşımıza şöyle bir şey çıkacak. Katalog kodu 836896, plak yüzü kodu 1F veya 2F //kalıp kodu örneğin 1 \/ (ters üçgen yerine bunu yaptım) Fransa’nın kodu olan 380 . Yani A yüzü için elde edilecek kod şu şekilde olacak 836896 1F//1\/380 Nasıl eğlenceli değil mi?

çıkan üretimlerinde bile nadiren denk gelebilir. Bunlara denk gelmek biraz şans, bundan çok daha fazla ise bilgi ve merak gerektirir. Hemen bir not ülkemizde bu tarz bir duruma denk gelmedim. Konuyla alakalı herhangi bir yazı veya metin zaten bulunmuyor. Sohbetine de denk geldiğimi hiç hatırlamıyorum.. Peki bu tuhaf olay nasıl ortaya çıkıyor. Sonradan gelenek haline gelen bu esprili mesaj ve kod olayı çok önemli bir plak hazırlama mühendisi olan George Peckham 43

ANALOG ÖZEL SAYISI


tarafından başlatılmış. Peckham öylesine önemli bir mühendis ki, 1960′lardan itibaren İngiltere’de aklınıza gelebilecek tüm önemli plak firmalarında çalışıyor. Gittiği her firmada bu kodları yaptığını düşünürseniz ortada binlerce olması gereken matriks kodlarından farklı plak kodu olduğunu hayal edebilirsiniz. Normal koşullarda her plak hazırlama mühendisinin bir kodu olur. Bu kod genelde isminin veya soyisminin baş harfleri olur. Örneğin George Peckham’ın kodunun muhtemelen “G” veya “P” veya “GP” olması gerekir. Ancak Peckham kendi içinde son derece esprili bir adamdır ve matriks kodlarına olması gereken harfler yerine “Porky” yazmaya başlar. Porky İngilizcede şişko için kullanılan bir argo terimdir. Peckham bununla da sınırlı kalmaz “A Porky Prime Cut” ibaresini kazımaya başlar master plak plakalarına. Hemen aşağıdaki fotoğrafta bu yazıyı görebilirsiniz. Bu durum uzun süre fark edilmez. Ardından Peckham başka haylazlıklar yapmaya karar verir. Bazen basmakta olduğu plaktaki müzisyenlerle alakalı bir şeyler karalar, bazen önemli sözler veya deyimleri kazır plakalar üzerine. Zaman içerisinde ufak ufak çizimler yapmaya başlar. Bazen çizgi film kahramanlarını bile taşır plak plakalarının üzerine. Zaman içerisinde bu durum fark edilir ve farklı mühendisler ve teknisyenlerde benzer işler yapmaya başlarlar. Hatta İngiltere’de başlayan bu gelenek kısa süre sonra Avrupa’nın geri kalanına hatta Amerika’ya kadar uzanır. Günümüzde CD’lerde de bu tarz tuhaflıklara yer veriliyor ancak olayın başlangıcı yazdığım gibi George “Porky” Peckham’dır. Kendisi ile yapılmış birkaç

Promo Copy Promotional recording, promo copy veya kısaca promo. Bunu dilimize belki reklam veya promosyon kopyası olarak çevirebiliriz. Ben “Promo Copy” tanımını sevdiğim için aynen kullanacağım. Promo Copy bir albüm yayınlanmadan önce ticari faaliyetler hariç, plağın radyolarda çalınması veya müzik basınına gönderilmesi için hazırlanmış özel kopyalardır. Aslında albümün birebir aynısı olmasına rağmen STEREO MECMUASI

röportajda konuyla bilgiler veriyor.

alakalı

çok

eğlenceli

Son olarak bu tuhaflıkların nerelere varabileceği bir örnek vermek isterim. 1977 yılında Elvis Costello’nun ilk plağı My Aim Is True’nun yayınlanması sırasında bir yarışma yapılır. Plağın bir yerlerinde bir mesaj olduğu ve bu mesajı bulanların bir telefonu aramasıyla imzalı bir Elvis Costello fotoğrafı kazanacakları duyurulur. Tahmin edebileceğiniz gibi işin perde arkasında George “Porky” Peckham vardır. Plağın master plakalarında matriks kodu olarak bir mesaj kazınmıştır. Peki bu gizli mesajların değeri nedir derseniz. Led Zeppelin’in 1970 yılı albümü Led Zeppelin III yayınlanmadan önce çıkan 45′liklerden bir tanesi olan Immigrant Song’un İngiltere baskılarının bir kısmında plağın hemen kenarında “Do What Thou Wilt Shall Be The Whole Of The Law” ibaresi vardır. Bu durum çok sonradan fark edilir, çünkü üretilen 45′liklerin neredeyse tamamında bu tarz bir yazı yoktur. Sonunda iş anlaşılır bir çok ülkeye gönderilen asıl plak plakalarında George “Porky” Peckham bu cümleyi kazır. Immigrant Song’un orijinal 45′liği günümüzde gayet pahalıdır ancak bu farklı versiyonu binlerce Dolar’a el değiştirmektedir. Led Zeppelin koleksiyoncuları hala bu özel plakların peşindedir. Aklınızda bulunsun veya çalarken iç denilen yani plağın bir göz atın. Belki bulabilirsiniz.

plaklarınızı temizlerken kısımdaki “dead wax” iz olmayan bölümlerine sizde esprili bir mesaj

satılmasını önlemek için etiket kısımlarında yukarıda gördüğünüz gibi promosyon amaçlıdır veya satılmaz ibaresi eklenir. Bu plaklar genelde renksiz kapaklara konur. Renksiz derken, albümlerin orijinal kapaklarının içerisinde Promo Copy gönderilmesi adetten değildir, bu yüzden düz beyaz veya düz siyah kapaklara konulur bu plaklar. Promo Copy’ler her ne kadar satılmasa da, bir şekilde plak meraklılarının peşinde 44

ANALOG ÖZEL SAYISI


koşturduğu plaklardır. Onları özel yapan şey az sayıda bulunmalarıdır. Ses kalitesi olarak normal bir plaktan farklı olmasa da, bir çok önemli şirket Promo Copy’lerini baskıların ilk serilerinden seçer. Bu durumda plak üzerindeki izler aynı baskının sonraki plaklarından daha kaliteli olabilir. Bu bir genelleme değildir ancak plak koleksiyoncularının genel görüşü bu şekilde. Promo Copy’lerin asıl değerli olanları ise yayınlanmamış albümlerin veya yayın sırasında değiştirilen albümlerin kopyalarıdır. Çok nadiren plak firmaları aldıkları eleştirilere göre ek maliyete katlanarak albümlerde değişiklik yaparlar. Hatta bazı albümlerin Promo Copy’leri basıldığı halde gelen eleştiriler üzerine albüm yayınlanmaz. İşte bu plaklar gerçekten çok değerlidir. Promo Copy’lerin üzerinde orijinal etiket ve orijinal kapaklarının olmadığından bahsetmiştim. Genelde iç kapakları üzerinde albümün kodu ile alakalı bazı bilgiler el yazısı ile yazılır. Eğer elinizde bol Promo Copy var ise kapaklarına en azından bir etiket üzerine ufak bir not düşün. Çünkü zaman içerisinde plaklar birbirine karışabiliyor. Tecrübe ile sabittir. Eğer bir gün bir yerlerde uygun fiyata hatta mümkünse ölü fiyatına Promo Copy ile denk gelirseniz kaçırmayın. Neyin ne kadar değerli olabileceğini araştırmadan asla bilemezsiniz. Test Pressings (Ticari Olmayanlar) Test Pressing veya test baskısı, bir plak firması tarafından seri üretim öncesi deneme amaçlı basılan plaklardır. Bu plaklar bazen dağıtılır veya satılır. Ancak bir çoğu sadece firma içerisinde kalmak üzere üretilir. Asıl değerli olanlar işte bunlardır. Son yıllarda çeşitli plak firmaları farklı plak formatlarında baskılar yapıyorlar. Bu baskıların amacı daha farklı ve daha kaliteli ses elde etmek. Bu baskılar bazen hiç duyulmadık malzemeler üzerine yapılırken bazen de, pazarda beklenmedik şekilde popüler olan materyaller kullanılarak yapılıyor. Ticari veya herhangi bir başka isimle dağıtılmayan bu özel kopyaların, plak firmaları dışarısına çıkartılması kesinlikle

STEREO MECMUASI

yasak. Bu yüzden hem matriks kodu hemde etiket üzerine bazı ibareler düşülüyor. Her kopyanın kime gittiği belli olduğundan, bu plak firma dışına çıktığında sızıntının kim veya kimler tarafından yapıldığı bulunabiliyor. Ülkemizde bu tarz bir plak bulabileceğinizi zannetmiyorum ancak olur da denk gelirseniz ve etiket üzerinde test amaçlıdır veya özel bir kod numarası varsa ne yapın edin satın alın. Bu tarz plakların ne kadar değerli olabileceğiniz hayal edemeyecek bir çok okuyucumuz olduğunu düşünüyorum. Test Pressings (Ticari Olanlar) Test baskılarının daha ticari amaçlarla yapılmış onlarına bir göz atalım. Bazı plak firmaları, plak koleksiyoncularının bitmez tükenmez istekleri ve arayışlarını iyi anlayarak, bu yolla test baskılarınından bile para kazanabiliyorlar. Bu baskılar yine de az sayıda yapılıyor ve bir çok zaman test baskısı, piyasaya çıkacak plak kadar pahalı hatta ondan daha pahalı olabiliyor. Bu tarz plaklar bazı Amerikan çevirimiçi plak satış sitelerinden alınabiliyor. Denk gelmek gerçekten çok zor. Denk geldiğiniz fiyatlar evet pahalı. Gerekli bir şey mi tabii hayır.. Ancak insanı mutlu etme faktörü çok yüksek. Çünkü bunların her birinden en fazla 10-20 bilemediniz 50 adet üretilmiş. Anlayacağınız sınırlı baskıdan bile sınırlı… Firmalar bunu meraklılardan gelecek tepkiyi ölçmek için yaptıkları gibi bunu bir pazarlama aracı da kullanabiliyorlar. Örneğin bu tarz plaklara olan merakı iyi anlayan firmalardan birisi olan Classic Records zaman zaman müşterilerine bedava test baskıları dağıtıyordu. Bunun için bazı özel plaklardan çıkan yukarıdaki gibi kartları doldurup, firmaya göndermeniz gerekiyordu. Ben şimdiye kadar hiç bu piyangoyu kazanamadım o ayrı :) Test baskıları değerlidir ve özeldir. Denk gelmek gerçekten çok zordur. Ancak denk geldiğinizde çok aradığınız bir plağı bulmuş kadar insanı mutlu etme potansiyeli vardır bu plakların. Aklınızda bulunsun...

45

ANALOG ÖZEL SAYISI


Stereo Mecmuası Analog Özel Sayısını gururla sundu. Bu sayımıza emeği geçenler; çeviriler: B. Manusso, Yetkintürk,Hakan Cezayirli. Özgün Yazılar: Asım Uysal, Hakan Cezayirli. Speşıl Tenks: Robert Harley, John Pette ve ismini unuttuğumuz diğer yabancı dostlarımız. Bu sayımıza internette denk gelip bu adamlar kim diyenler için bilgiler; Stereo Mecmuası dergisi kesinlikle kar amacı gütmeyen, tamamen gönüllü editör, yazar ve katılımcıların katkıları ile oluşan, sadece Hi-fi ve Müzik konusunda yayın yapan, özgür, açık kaynak kodlu yazılımlarla oluşturulmuş, internet üzerinden okuyucuları ile buluşan bağımsız ve ücretsiz bir elektronik dergidir. Yayınlanma amacımız, kendi dilimizde sadece Hi-fi ve Müzik konularında yayın yapan yazılı ve dijital platformların sayısal eksikliği ve Türkçe yayınların azlığı konusunda yaşanan sıkıntıların aşılabilmesi için yeni ve özgün bir projeksiyon oluşturmaktır. 5.000′den fazla metin belgesi ve binlerce fotoğraf, resim ve grafik sanırız bu kadar kısa bir süre içerisinde bundan daha hızlı dönüştürülemezdi. Önümüzdeki bir kaç yıl boyunca WordPress altyapısını kullanarak okuyucularımıza hizmet vermeye devam edeceğiz. Ancak şimdiden dördüncü evrenin araştırmalarına başladık… Gelecekte Stereo Mecmuası yepyeni projeleri ile okuyucularına ücretsiz hizmetlerine devam edecek. Bu sayımızda sizlere sunduğumuz yazılarımızın bir kısmının genişletilmiş edisyonlarına ve çok daha fazlasına web sitemizden ulaşabilirsiniz.

www.stereomecmuasi.com STEREO MECMUASI

46

ANALOG ÖZEL SAYISI

Profile for Hakan Cez

Stereo Mecmuasi Sayı: 29  

Gerek kendi bloğumda, gerekse de Stereo Mecmuası ana sitesinde yayınladığımız tüm bu makaleleri bir araya toplayınca, plağın üretiminden, te...

Stereo Mecmuasi Sayı: 29  

Gerek kendi bloğumda, gerekse de Stereo Mecmuası ana sitesinde yayınladığımız tüm bu makaleleri bir araya toplayınca, plağın üretiminden, te...

Advertisement