Page 1


İşgal Evi Nedir, Ne değildir “İşgal evi” ancak evi olmayanlar için mi yapılır? İşgaller evi olmayanlar ya da göçmenler için yapıldığı gibi toplantı, kütüphane, eğlence, kültür sanat işleri, dayanışma konserleri, vegan yemekler, ders atölyeleri ya da Yunanistan ve Türkiye’de olduğu gibi mahalle meclisleri için de yapılır.

( Villa Vegan - Milano)

İşgali sadece anarşistler mi yapar? Bilinenin aksine çeşit çeşit işgal var, mesela; -Punk işgalleri vaaar, -Anarşist işgalleri vaaar, -Feminist işgalleri vaaaar, (İspanya, Almanya…) -Kuir işgalleri vaaaar, (Almanya, Avusturya) -Komünist sosyalist işgaller vaaaar, (Örgütlü, örgütsüz) -Vegan işgalleri vaaar, (Not: Ayrıyeten hemen hemen çoğu işgalde vegan&vejetaryen yemek pişer) -Öğrenci hareketlerinin işgalleri vaaar, -Kentten köye giden ekolojik kafada köy işgalleri vaaaar, - Kentte işçi ailelerinin yaptığı işgaller vaaar, -Göçmenlerin yaptığı işgaller vaaaar, -Sadece kalmak için işgal edilen yerler vaaaar, -Sadece haftada bir gün bir toplantı için işgal edilenler vaaaar, (Geri kalan zamanda özel bir durum olmadıkça kapalı) -Film gösterimi, dayanışma konserleri, vegan yemek, toplantı almak isteyenler için yapılan işgaller vaaaar, -Kısa süreli sembolik yapılan işgalller vaaar.


Türkiye'den Örnekler: -Boğaziçi Starbucks, Boğaziçi ING Bank işgali. -Kazova işçilerinin yaptığı fabrika işgali -Donkişot İşgal Evi -Caferağa Mahalleevi -Çok eskiye gidersek Gülsuyu, Gazi, Armutlu, Tuzluçayır, Çinçin ve 1 Mayıs mahallerinin gecekondulaşmaları

( Don Kişot İşgal Evi - Kadıköy ) Sembolik işgaller: -Bolonya’da şehrin merkezindeki eski sinema 3 günlüğüne işgal edildi.

( Torino'dan bir işgal evi afişi )

-Milano’da 32 katlı bir gökdelen 8 günlüğüne işgal edildi. Proje durdurmaya yönelik işgaller: -Fransa’da Nantes’da havaalanı yapılacak bölge işgal edildi. ( Zone a defendre – ZAD ) -Torino’da hızlı tren yapımına karşı olarak Susa Vadisi işgal edildi. ( NO TAV hareketi, Val di Susa) -Türkiye’deki bir çok Hes projesinin iptali için köylüler gece-gündüz baraj alanlarına yatıp, iş makinelerini engelledi. -Gezi Parkının yıkılıp AVM dikilmesine karşı çıkanlar çadır kurup parkı işgal etti. Yani işgal hiç bir ideolojik görüşün tekelinde değil hatta ideolojinin tekelinde değil. Her işgal benzer özellikler taşıyabileceği gibi kendi coğrafyasına özgü de olabilir. ( Zone a defendre – ZAD )


Her şey illegal mi olmalı ? Kimi yerde her şey sistem dışı olur, kimi yer işgali kalıcı kılabilmek için cüzi de olsa göstermelik kirasını, kimi yer elektirik, su faturasını öder, kimi yer işgalin içinde açtığı kafenin vergisini öder. Kimi yer kültür sanat evi olarak gösterir, kimi yer mahalle meclisi olarak… Bütün işgaller politik sebeplerle mi yapılır? İşgaller ne sebeplerle yapılır: -İşgal normatif kültüre karşı bir duruştur. -İşgal atomize olmuş bireyleri yeniden birleştiren bir dayanışma mekanıdır. -Canlılar sisteme dahil olmak istemez, işgal eder. -Canlılar sistemi ve otoriteyi tanımadığını gösterir. -İnsanların kiraya vereceği parası yoktur, işgal eder. -İşe gitmek istemez işe gitmeyince parası olmaz, işgalde yaşar. Çünkü işgalde herkese yetecek kadar yiyecek vardır. Kamulaştırma vardır, freeganizm vardır. Kendisi üretir. Şaraba, reçele, sabuna, kıyafete vs. vs. para vermez. Her şeyi kendisi tamir eder, profesyonelleri çağırmaz. * Kediler, köpekler, bitkiler, fareler, böcekler, örümcekler otorite tanımaz, işgal eder! ( Boşaltılan BINZ işgal evi - Zurich )

( Schwarzer Kanal - Berlin )

Herkes işgale elini kolunu sallayıp girip kalabilir mi ? - Hiç bir işgal evine elini kolunu sallayıp giremezsin. Hiç bir işgal evinin kapısı gecenin üçünde açık değildir. Etkinlik ve konserler hariç. - Özellikle muhbirlik ve fiziksel saldırı ihtimali yüksek ülkelerde işgal evlerine gitmek istediğinizde referanssız giriş ya da yatılı kalmak zordur. Mesela Yunanistan. - Ancak sadece kalacak yer için yapılmış işgal evlerinde, kendini tanıtıp ya da önceden mail atıp kalmak daha kolaydır. -Bir çok politik işgal evi de kendisinin otel, bedava yatak olarak görülmesinden rahatsızdır. Çünkü orası turistik bir mekan değildir. -Her işgalde seni bağırlarına basmazlar. Her işgalde seninle uzun uzun ilgilenmezler. Tamam kalacak yer eyvallah kardeşimsin ama kimsin?


Nereler işgal edilebilir, yolu yöntemi nedir? -İşgali yapacaklar uygun binaları gözden geçirir. -Binaların sahipleri tapudan araştırılır. -Kaç senedir boş olduğu evin sahibiyle ilgili bilgiler komşulardan, esnaftan ve emlakçılardan öğrenilir. -Özel mülkler olabildiğince tercih edilmez. Çünkü kamuya ve hazineye ait yerlerin davası çok daha uzun sürer. -Özel mülkse sahibinin öldüğü, yurt dışına kaçtığı, aynı binayı 5 kişiye sattığı, iflas ettiği gibi durumlar tercih edilir. -Binanın kullanılabilir bir halde olduğu, yeterince geniş olduğu tespit edilir. İşgal evi için örgütlü bir mahallede ya da şehrin merkezindeki yerler tercih edilir.

Türkiye’de Batı Avrupa’dan farklı olarak yaşanabilecek durumlar:

-Kuzey İtalya’da özel mülke giresin sahibi seni polise şikayet eder, boşaltması için polise para verir. Türkiye’de ise böyle işlemeyebilir. Özel mülk sahibi polise şikayet etmez, 10 silahlı adamıyla gelebilir. - İsviçre’de mahkeme seni çıkartana kadar sana dokunmayabilir. Ama Türkiye’de ve Yunanistan’da devlet üzerine sistemin kullanabileceği insan ya da grupları salabilir. Almanya’da işgali gören mahalleli hiçbir tepki vermez ya da sadece polise şikayet edecekken Türkiye’de mahalleli seni sopalarla kovalayabilir. - Burası Türkiye burada sadece devlet yok! Burada sadece yasa yok! Burada toplum tümüyle devletleşmesini tamamlamadı. Çünkü Türkiye’de toplum devletleşmediğinden tam tersi mahalleli de polisi sopayla kovalayabilir. Sistemin kullanabileceği insan ya da gruplar devlete karşı da durabilir. Bu tipler polisi rahatsız edebilir. Özel mülk sahibi, adamlarıyla polise karşı durabilir. Örnek-1 : Donkişot’ta polis mahelleye ve esnafa burada uyuşturucu kullanıyorlar diyerek boşaltmanın hazırlığını yapmaya çalışıyor. Donkişot’takiler de mahalle ve esnafla görüşerek böyle bir durumun olmadığını polisin karalamasını ifşa ediyor. Örnek-2 : Avrupa’nın bir çok işgal evinde polis gözüne kestirdiği insanlara muhbirlik teklif eder. Bu yüzden işgal evleri tanımadığınız kişilerle açılmaz, önceden duyurulmaz, kulaktan kulağa yayılır. Açıldığı an duyurulur, bütün çevrelere haber verilir. İşgal kolaylık dinidir! Yani tek bir çeşit işgal yoktur. İsteyen davul zurnayla girer, isteyen kapının önünde lastik yakar, isteyen parti verir, isteyen altın günü yapar, isteyen ders verir, isteyen müzik yapar, isteyen sokak hayvanlarını doldurur, isteyen bira yapar, isteyen toplantı yapar, isteyen “ibadetini” yapar!


DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

Yanlış: Polis halkı korumak için vardır. Doğru: Polis egemen güç kimse onu korur. Burjuvazinin, devletin ve siyasal iktidarın çevresinde konumlanırlar. Devlet binalarının, gökdelenlerin-villaların, uygarlığın can damarı olan anayolların-köprülerin civarında sık sık görebilirsiniz bunları. Yanlış: Bankalar bizim dostumuzdur, bize yardımcı olmak için ellerinden geleni yaparlar. Doğru: Hiçbir ATM ile çay içemezsiniz ve her banka paranın lafını yapar. Bankalar parayı egemenlerin elinde toplamaya yardımcı olur. Egemenler de bu paralarla arkadaşlarına çay ısmarlarlar. Yanlış: Eğer çok fazla insan sisteme karşı pasif eyleme geçerse sistem yıkılır. Örneğin tüketmemek. Doğru: Eğer sisteme tehdit oluşturacak kadar insan pasif eylem yaparsa sistem bir kısmını öldürür, bir kısmını da hapse atar. O asker ve polis orduları boşuna mı bekliyor? Siz bir gün isyan edersiniz diye milyar dolarlar yatırıyorlar bu arkadaşlara. Polisi yenerseniz asker, askeri yenerseniz NATO askeri gelecektir. Onu da yenerseniz kafanıza bombalar yağacak, sizi yenmek için dünyadaki bütün kaynaklarını bütün gücünü üzerinize salacaktır. Sizinle uğraştığı her an ise dünya üzerinizdeki bir kardeşinizin daha özgürleşmesi, bir kardeşinizin daha isyanının kolaylaşması anlamına gelir. Yanlış: İnsanlar eğitim almalıdır. Doğru: Hiçbir canlının-cansızın eğitime ihtiyacı yoktur, her şey var olduğu şekliyle mükemmeldir. Metrobüs hariç. Yanlış: Bireye özgü eğitim verilmesi gerekir. Doğru: Bireye özgü eğitim çocuğun daha iyi yontulabilmesi anlamına gelir. Kalabalık sınıflar otoriteden kaçmayı ve dayanışmayı kolaylaştırır; güzel bir insan olarak büyüyebilmesine olanak sağlar. Yanlış: Çocuklar bilinçsizdir, farkında değillerdir. Doğru: Çocuklar doğanın farkında-bilincindedir; binalara, yasalara ve kelimelere ise düşmandırlar. Zor kullanılarak uyum sağlarlar, eğitilirler. Okulun, arabaların, evlerin kafeslerinde ağlayan – tepkilerini gösteren bebeklerle; ailelerinin, öğretmenlerinin otoritelerine karşı gelen çocuklarla doludur hayatımız. Bütün bunlara uyum sağlayan, “he” diyen büyükler bilinçli de çocuklar bilinçsiz mi? Büyükler siz ne ayaksınız? Yanlış: Tıp ömrü uzatır.


Doğru: Tıp ömrü zorlamayla uzatır. Her yerinden patlak veren bir su hortumu olan modern insan. Her tarafınızı bantlayın ulan, parçalanacaksınız! Yanlış: Mikroplar bizim düşmanımızdır. Doğru: Mikroplar hijyenin iktidarına karşı savaş açan direnişçilerdir. Yanlış: Bitkiler hissetmez, nehirler anlamaz, metallerin kafası basmaz. Doğru: Her şey yaşıyor! Yanlış: İnsan doğa ile savaşır. Doğru: Uygarlık doğa ile savaşır. Böcek spreyi savaşır, marc banyo temizleyicisi savaşır, koruyucu maddeler savaşır, derin dondurucular savaşır, antibiyotikler savaşır, duvarlar ve silahlar savaşır. Hiç doğayla savaşan insan görmedim şahsen. Ayrıca: ” Uygarlık kazanamazsa kaybeder, doğa kaybetmezse kazanır. ” Yanlış: Ekolojik bir sistem doğaya daha az zarar verir. Doğru: Ekoloji doğayı matematiksel denklemlerle yeniden anlamaya yarar. Bu da doğayı daha kolay kontrol, manipüle edebileceği anlamına gelir. Ayrıca daha sürdürülebilir bir sistem yaratarak işkenceyi uzatır. Yanlış: İnsan diğer canlılardan daha akıllı olduğu için uygarlıkları kurabilmiştir. Doğru: Beynin değil bilginin birikimiyle uygarlıklar kurulmuştur ki bilgi hala çok ufak bir kesimin elindedir. Bir kaya hiçbir zaman uygarlığı arzulamaz. O var olduğu şekliyle muhteşemdir, kendisini dönüştürmek için çabalamaz. Kendisini eksik, çirkin, güçsüz hisseden topluluklar – bireyler yüzünden bugün böyle bir dünya var. İstenmiyorlar ve istenmediklerini de biliyorlar. Yanlış: Zenginler çok şanslıdır. Doğru: Zenginler hayatlarının hiçbir anında özgürlüğü ve canlılığı tadamazlar. Maldivlerde bile, uzay yolculuklarında bile, bilmem hangi dağın doruklarında bile. Yanlış: Doğu ile batı birbirinden çok farklıdır. Doğru: Doğu ile batı değil de, Avrupa medeniyeti ile yüzyıl öncesinin Avrupa köylüleri çok farklıdır. Yüzyıl öncesinin Avrupa köylüleri ile aynı dönemin Asya köylüleri ise birbirine çok benzerdir. Bizi birbirimizden ayıran bilgi, soyutluk ve medeniyet. Yaşasın bütünlük hissi, yaşasın varlık! Yanlış: Bilgi mutluluk getirir. Doğru: Bilgi şimdiye kadar kime neşe, kime his vermiştir bilmiyorum. Balıklar uçmak için değil yüzmek için yaratılmışlardır. Yanlış: Siyasi partiler farklı insan topluluklarını temsil eder. Doğru: Siyasi partiler farklı şirket gruplarını temsil eder. Cumhuriyetçiler petrol ve silah endüstrisini, demokratlar yazılım ve elektronik sektörünü; AKP yeşil sermayeyi, CHP beyaz sermayeyi temsil eder. Bunların arasındaki dengeye ve itişmelere demokrasi denir. Yanlış: Doğrudan demokrasi iyidir, merkezi demokrasi kötüdür. Doğru: Doğrudan demokrasi ” demokrasi ile bir şeyleri değiştirebiliyorum” algısı yaratır. Sistemin gelişiminde kendisi de bir rol almaya başlar, onu yeniden üretmeye ve benimsemeye başlar.


Sömürge rejiminde işine düşkün bir fellah ya da dinlenmeyi reddeden bir siyah patolojik vakalar olarak görülür. Sömürge insanının tembelliği sömürge aygıtına yönelik bilinçli bir sabotajdır, biyolojik düzeyde bir öz savunma sistemidir ve hiçbir şey değilse bile işgalci güçlerin tüm ülke üzerindeki tahakkümüne karşı emin bir frendir. Tembeldirler, elbette öyledir. Ne bekliyordunuz? Bu bir sabotaj biçimidir. İçten pazarlıklı ve hırsızdırlar. Ne bekliyordunuz? Küçük hırsızlıkları henüz örgütlenmemiş bir direnişin başlangıcına işaret eder.

( Yeryüzünün Lanetlileri )

Evimizde de oturamıyoruz Sırf evimde oturuyorum diye aynı anda birden çok suç işliyor olabilirim. 1- Askere gitmiyorumdur 2- Zorunlu genel sağlık sigortasını yatırmıyorumdur 3- Evim; köprü, yol, baraj, kentsel dönüşüm gibi sebeplerle mahkeme kararıyla yıkılacaktır fakat ben evimde oturuyorumdur. 4- Evimi kendi ellerimle yapmışımdır dolayısıyla da devletin istediği mimariden uzaktır. Ya da evimin içinde tavuklar da vardır, sabahları ötüyorlar ve kokuyorlardır. Sırf bir yerde duruyorum diye de aynı anda birden çok suç işliyor olabilirim. Lüks bir dükkanın önünde uyuyorsam, parkın birinde çadır açmış orada kalıyorsam, yolun ortasında arabaları engelliyorsam, bir bakanlığın önünde dikiliyorsam da yine suçluyum. Mesaide ve okulda uyuyorsam o da suç. Var oluşumuz bir günah, var olan herkes hapishaneyi ve cehennemi tadacak.


Var olduğunun farkında olmak değil, sadece var olmak Ama fellahlar, işsizler, açlar hakikate göz dikmezler. Hakikati temsil ettiklerini söylemezler, çünkü hakikat tüm benlikleriyle onlardır. ( Yeryüzünün Lanetlileri ) Suriyeli bir çocuk da mı sorumlu başına gelenlerden mesela? " İşini kaybettin çünkü yetersizsin, sevgilini kaybettin çünkü bakımsızsın, dostlarını kaybettin çünkü özensizsin. Başına gelen her şeyden sen sorumlusun. "

Anne ben proje miyim? " Bir proje olarak kendimiz: kalori hesapları, sağlık kontrolleri, alışveriş listeleri, gelir gider tabloları, kâr-zarar hesapları, üstü çizilen kişiler, amaçlanan hedefler, yorgun ve tatminsiz bünyeler. "

Annem Benden toprağı sürmemi istiyorsunuz. Bıçağımı alıp annemin göğsünü yırtacak mıyım? Sonra ben öldüğümde dinlenmem için beni kucağına almayacak. Toprağı kazıp taşları çıkarmamı istiyorsunuz. Annemin kemikleri için derisini mi yüzeceğim? Sonra ben öldüğümde tekrar doğmak için onun bedenine giremeyeceğim. Benden otları biçmemi, saman yapmamı ve beyaz adamlar gibi zengin olmamı istiyorsunuz. Fakat annemin saçlarını nasıl keseceğim? Bütün halkım burada benimle kalmalı. Bütün ölülerimiz tekrar doğacak. Onların ruhları tekrar vücutlarına girecek. Burada atalarımın evinde beklemeliyiz ve onlara Toprak Ana' nın göğsünde bir araya gelmeye hazır olmalıyız. ( Kızılderili Atasözü )


Duyu " Zaman belli belirsiz sürükleyip durdu hep insanı; Ahvâline hüküm sürdü insafsızca. Huzura, sessizliğe erişemez oldu insan; Hasret kaldı. O kadar hızlı sürüklendi ki yolunu da, izini de kaybetti. Bulamaz oldu döneceği yolu, Dönüp de kulağını vereceği sesi, Toprağı, sevgiyi, hüznü, saflığı, duruluğu. Kaybetti temizliğini dünya, içine insanı hapsetti. Bir hoş sadâsı vardı inceden duyulan, Onu da yitirdi; Ahuzar kaldı. "

Mutluluk Çocukluğumda fakir bir ailenin çocuğu olarak, denizde yüzüyordum, kumsalda geziyordum, özgürdüm, organik meyve yiyordum. Bugün ekonomik durumu iyi olan bir baba olarak çocuğumu yüzmeye götüremiyorum, organik meyve yediremiyorum. Ben 15 yaşına kadar şehirden ayrılamadım. Çocuklarımız dünyayı gezdi, ama hangimiz mutlu hangimiz değil? Bilemiyorum. ( Şenol Güneş )

Gibi Tarlaya gider gibi ofise, çeşmeye gider gibi markete, tepeye gider gibi sinemaya gidenler. Güneşe bakar gibi ekrana bakanlar. Böceği dinler gibi müziği, sesi dinler gibi kelimeleri dinleyenler. Çocuk yapar gibi kreşe gönderenler. Bitki gibi hap içenler. Elma yer gibi döner yiyenler. Yürür gibi metrobüse binenler. Sever gibi beğenenler. Görür gibi bakanlar. Yaşamaya çalışan ama yaşayamayanlar.


Ya sen hangi soyutluğa aşıksın sevgilim? İnsanlar günümüzde varlığa, gerçeğe aşık olamıyorlar; belki de ortada aşık olacak bir hakikat kalmadı. Güneşe buluta, yağmura kara, kurda kuşa, ağaca yosuna, böceğe börtüye, çoluğa çocuğa, ananeye dedeye, anaya babaya, insana hayvana aşkın bittiği bir dönemde, içimizde sürekli çağlayan aşk hangi soyutluklara akacak? Aşk; kol saatlerine, deri ceketlere, topuklu ayakkabılara, çantalara, kot pantolonlara, otomobillere akacak. Aşk; şuh bakışlara, dalgalı saçlara, zeki ve çekici gülümsemelere, beyaz dişlere, pürüssüz ciltlere, sarı saçlara, sakal traşlarına akacak. Aşk; koltuk takımlarına, banyo seramiklerine, halılara, mutfak eşyalarına akacak. Aşk; cafelere, barlara, galerilere, binalara akacak. Aşk; boğaza, İstanbul'a, Paris'e, Roma'ya, Beyrut'a akacak. Aşk; renklere, tasarıma, fotoğraflara, görsellere, filmlere, dizilere, dizi karakterlerine akacak. Aşk; cümlelere, kitaplara, dergilere, -izm'lere akacak. Aşk; yeni bir yerlere gitmeye, yeni insanlarla tanışmaya, yeni bir hayat kurmaya akacak. Aşk; uzaktakilere, çingenelere, amazondaki bilmem ne kabilesine, aborjinlere, kızılderililere akacak. Aşk; bir kavram ve bir ideal olarak doğaya akacak. Aşk; bir kavram ve bir ideal olarak 'sevgililiğe' akacak. “ İsteklerim artık tümüyle kişisel. Yapmak istediğim tek şey aşık olmak. " ** Bir hayvanın yaşam enerjisi engellenir ve sistemin araçlarına kanalize edilir? Yürümek, zıplamak, tırmanmak, oynamak, konuşmak, bağırmak, yüzmek, yıkamak, kaçmak, kovalamak, toplamak, dokunmak, dövüşmek, yaralamak, yaralanmak hayatımızın bir parçası değil artık. Bu kadar yaşam enerjisi nereye gidecek? Yaşam enerjisi; iş hayatına, gelecek kaygısına, maddi sıkıntılara gidecek. Yaşam enerjisi; ders kitaplarına, soru bankalarına, sınavlara gidecek. Yaşam enerjisi; kafelere, barlara, kahvehanelere, iddaa bayilerine gidecek. Yaşam enerjisi; bilgisayar ve akıllı telefon oyunlarına, facebook'ta kim ne yapmışa, twitter'da kime ne demişe gidecek. Yaşam enerjisi; alışverişe, hobilere, ilgi alanlarına gidecek. Yaşam enerjisi; televizyona, internet videolarına, film dizi arşivciliğine gidecek. Yaşam enerjisi; ev dekorasyonuna, moda takibine, kuaförlere gidecek. Yaşam enerjisi; sporlara, body buildinglere, bilmem ne diyetine, bilmem ne felsefesine gidecek. ** Sular dağlardan çığlıklarla, çılgıncana doğuyor, nehirlere katılıyor, olgunlaşıyor. Nehri huzurlu yatağında bırakmıyor ama uygarlık, önüne bir baraj kurup onun yaşam enerjisini çalıyor. İnsanın da enerjisine bir baraj kuruyor ve onunla para, kalkınma, ilerleme denilen şeyler üretiyor. Nehir kardeşlerimiz! Sizin mücadeleniz bizim mücadelemiz. Nehirlerin kurtuluşu, insanları da özgürleştirecektir! İnsanların kurtuluşu, nehirleri de özgürleştirecektir!


" Kuş olmak güzeldir. Kuşlar bir kanat vurdu mu dağda, yamaçtan aşağı bir saldı mı ovada olabilir. Zindana atılamazlar, kolay kolay yakalanamazlar ve kimse onların şarkılarını yasaklayamaz. "

Adam gibi Erkek tam anlamıyla benmerkezcidir, kendi içinde hapsolmuştur, başkalarını anlama, sevme başkalarıyla özdeşleşme, arkadaşlık kurma, duygulanma, şevkat yeteneğinden yoksundur. Tamamen izole edilmiş, başka biriyle ilişki kuramayan bir birimdir. Tamamen fiziksel duyularıyla hareket etse de, erkek damızlık olarak da uygun değildir. Mekanik becerisi olduğu varsayılsa da, ki pek az erkek buna sahiptir, her şeyden önce, lokmasını şevkle, şehvetle ısıramaz, bunun yerine suçluluk, utanç, korku ve güvensizlik duyguları, erkek doğasında kökleşmiş olan duygular onu yer bitirir ve yalnızca en ileri eğitim bu duyguları azaltabilir; ikinci olarak, sahip olduğu fiziksel duygular sıfıra yakındır; ve üçüncü olarak partneriyle duygusal yakınlık kurmamaktadır, nasıl becerdiği, nasıl a kalite bir performans sergilediği, boru döşeme işini nasıl başardığı düşünceleri ile bozmuştur. Bir erkeği hayvan olarak nitelemek, onu övmektir; o bir makinedir, yürüyen bir vibratördür. Sık sık erkeklerin kadınları kullandıkları söylenir. Kullanmak? Ne için? Tabii ki zevk için değil. Suçluluk, utanç, korku ve güvensizlik duyguları tarafında yenip bitirilen ve, şanslıysa, zar zor farkedilen bir fiziksel duygu elde eden erkek, yine de, cinsel ilişki fikrine takıntılıdır; dostcanlısı bir vajinanın onu beklediğini düşünüyorsa bir sümük nehrinde yüzebilir, bir kusmuk denizinden geçebilir. Küçümsediği bir kadını, herhangi bir fırlak dişli kocakarıyı yatağa atabilir, ve, dahası, bu fırsat için para öder. Neden? Fiziksel gerilimden kurtulmak yanıt olamaz, masturbasyon bunun için yeterlidir. Egosunun tatmin edilmesi olamaz; cesetler ve bebeklerle cinsel ilişkiyi açıklayamaz bu." ( Valerie Solanas )


Sen değişirsen herkes değişir. Sen değişirsen dünya değişir. Sen değişirsen her şey değişir. %100 çalışıyor. Sen değişirsen evleri yıkılan insanlar, toprakları işgal edilen hayvanlar değişir. Sen değişirsen yetiştirme havuzlarındaki bir balık, kereste için yetiştirilen bir kavak değişir. Sen değişirsen evde yalnız bir köpek, kafesten hiç çıkmamış bir muhabbet kuşu değişir. Sen değişirsen ilaçlanmış topraklar, var oluşuyla oynanmış canlılar değişir. Sen değişirsen güneş girmeyen evlerde yaşayanlar, güneş girmeyen AVM'lerde zaman geçirenler değişir. Sen değişirsen ketçapla beslenen bir çocuk, hazır çorbayla beslenen bir işçi değişir. Sen değişirsen Kahire'nin varoşlarında bir kadın, Hollanda'da kağıtsız bir göçmen değişir. Sen değişirsen bıçaklanan bir trans, öldüresiye dövülen bir tinerci değişir. Sen değişirsen okul koridorları ve hapishane hücreleri; polisin gaz bombası ve askerin kurşunu değişir. Sen değişirsen uçaklardan yağan bombalar değişir. Problem sizsiniz, siz çözülürseniz her şey çözülür. Ne kadar kolay değil mi? 19,90 TL'ye değil, bedavaya! Değişin ve değişim! *** " Benliğin daimi bir bozulma halinde, kronik bir çökmek-üzerelik halinde tutulması, günümüzdeki düzenin en iyi korunan sırrıdır. Zayıf, morali bozuk, kabahati kendinde arayan, sanal benlik, üretimdeki hiç bitmeyen yeniliklerin, hızla modası geçen teknolojilerin, sürekli altüst olan toplumsal normların ve genelleşmiş esnekliğin temelde gereksinim duyduğu sonsuz uyum sağlama yeteneğine sahip olan öznedir. (…) Çocukluğumuzdan beri bize söylene gelen şeyin aksine, zekâ uyum sağlamayı bilmek anlamına gelmiyor – ama öyle bir zekâ türü varsa bile bu köleliğin zekâsıdır. Bizi köleleştirmeyi hedefleyenlerin bakış açısına göre, tek uyum sağlayamayışımız, bitkinliğimiz sadece sorun. Uyum sağlayamayışımız ve bitkinliğimiz aslında bize yeni suç ortaklıkları için bir başlangıç, bir buluşma noktası işaret ediyor. ( Yaklaşan İsyan )


“ İntihar etmeyip yaşıyorsak, anlamın büyüklüğünden değil, hayatın içine düşmüş olmaktan, muzır bir merak ile ıstıraplı bir inadın götüreceği yeri görme isteğinden; bir de, üstüne üstlük, şahsi duruşun gölgesinin topluma bir lanet olarak düşmesini diliyor olmaktan başka bir anlamı yoktur her güne yeni başlamanın. " ( Işık Ergüden )

İllegal çınarlar İllegal örgüt mensubu ağaçlar polisimize yaprak atıyorlardı! Ayıları, yaban domuzlarını, kaplanları, sokak hayvanlarını, böcekleri, bakterileri, anneleri, çocukları, göçebeleri, kara derilileri, başka bir dilde konuşanları terörize etmeyi başardılar. Ağaçlar neden olmasın? Her şey teröristtir!

Radikal sivrisinekler Polis, tüm direnenleri öldürür. Asker, tüm isyancıları öldürür. Endüstri, tüm hayvanları öldürür. Tarım, tüm bitkileri öldürür. Antibiyotik, tüm mikropları öldürür. Psikoloji, tüm duyguları öldürür. Uygarlık ayrım yapmaz, katleder! " Kökten isyancı Doğa aslında sömürgelerde çalılar, sivrisinekler, yerliler ve hastalıklarla eşanlamlıdır. Sömürgecilik ancak bu ehlileşmemiş Doğa'yı denetim altına alınca başarılı olmuştur. Çalıların arasından demiryolu geçirmek, bataklıkların kurutulması ve yerli nüfusun siyasal ve ekonomik varlığını görmezden gelmek tek ve aynı şeydir. "


111117

Başka bir dünya mümkün değil! Yeni bir dünya hayalleri kurmayan, değişime ve alternatiflere inanmayan, daha iyi bir gelecek beklentisi olmayan, hayatlarının daha iyi olacağına dair bir umut taşımayan, herhangi bir anda mutlu olabileceğine inanmayanların sayısı inananların sayısını her gün katlıyor. Brezilya'nın, Meksika'nın, Nijerya'nın, Hindistan'ın, Endonezya'nın, Çin'in, Rusya'nın, Fransa'nın, Kolombiya'nın, Filipinler'in, Bangladeş'in, Japonya'nın, Türkiye'nin varoşlarındaki milyarlarca insan hayatlarında hiçbir ışıltının olmadığını, daha fazla çalışarak ya da daha fazla eğitim alarak daha iyi bir hayatlarının olamayacağını, hatta giderek her şeyin daha da kötüye gideceğini - bir ekrana bakmadığı her an - daha güçlü bir şekilde hissediyor. Durduramayacaklar, bitkinliğin coşkun akan selini! Durduramayacaklar, daha fazla TV programıyla, daha fazla fotoğrafla ve videoyla, daha fazla yazıyla ve kitapla, daha fazla terapiyle ve ilaçla durduramayacaklar. Bizi rezil bir geleceğin kölesi sandılar. Bütün gelecekler paramparça olacak! " Bugün artık sadece şu duyguların çekim gücü kaldı: nefret, tiksinti, alerji, iğrenme, hayal kırıklığı, bulantı, antipati, bıkkınlık. Artık insanlar neyi istediklerini bilmiyor. Neyi istemediklerinden daha eminler. Günümüzün süreçleri red, soğukluk, sevgisizlik, alerji duygusu. Nefret de bu tepkisel boşalmaya, içindekini dışa atmaya yönelik paradigmanın bir parçası: reddediyorum, istemiyorum, uzlaşmıyorum. " ( Baudrillard )


Alternatif okul? Yaratıcılık, farkındalık, çoğulculuk, birey, ekoloji, empati, çok yönlülük, kendini gerçekleştirme, dayanışma, eleştirellik temelli okullar mı? Yanan bir okuldan daha 'alternatif'i, daha 'özgürlükçü'sü olabilir mi?

-


Dünya'nın en güzel fontu! Hakikat arayışı Kabaca 15-25 yaş arası bir grup insanın hayata, dünyaya kafa tutuşundaki, adalet arayışındaki fütursuzluk, cesaret, cüret ve bunların arka planındaki özgürlük ve eşitlik ütopyası- gerçekten ancak avangart hareketlerde görülebilecek eşsizliği, tekrarlanamazlığı -ve sakarlıkları- içinde barındırıyor... Kimi nesnel köşe taşları var elbet; tarihler var, olaylar var, kuruluşlar, eylemler, yakalanmalar, genç ölümler, toparlanmalar, tekrar tekrar denenen yollar, farklı güzergâhlar... Ama bunların ötesi ve berisi bir hayal gibi, bir düş gibi, hızlı, kısa bir süreç... Ama buradaki temel kavramları, yoldaşlık, arkadaşlık, fedakârlık ve cesaret olarak görmek; üstelik de bunun hiç de körcesine bir bağlılıkla sürmediğini, her şeye ve her yana özen gösterilmeye çalışıldığını, bütün bu gençlik ve hız içerisinde elbette “hata” denen her şeyin de bu kısacık zamana sığdığını görmek, göstermek gerek. Bugün bambaşka yerlerde olmak bile bir başka ihtimali barındırıyor; “hakikat” arayışının ne kadar bulaşıcı ve temel olduğunu gösteriyor.

( Işık Ergüden )

Kalpsiz bir mahallede doğmuş, çirkin bir apartman dairesinde yaşayan, diğer çirkinliklerle, gri bir yaşamın gri çevresindeki gri duvarlarla çevrelenmiş ve onlara bakmamayı tercih eden, sadece kızılması ve yasaklanması gereken şeyler olduğunda müdahale eden bir toplumla yaşayan bir genç ne umut edebilir ki? ( François Mitterand )


İşkenceci bir Fransız subayı ile yapılan röportaj: - İşkence yapmak sizi nasıl etkiliyor? - Çok yorucu… Elbette sırayla yapıyoruz ama sorun işi arkadaşına ne zaman bırakacağına karar vermek. Herkes tutukludan her an bilgi almak üzere olduğunu düşünüyor ve kendisi adamı iyice yumuşattıktan sonra diğer arkadaşın onu konuşturma şerefini kazanmamasına dikkat ediyor. Bu yüzden bazen tutukluyu başkasına devrederiz, bazen de etmeyiz. Bazen adamı konuşturmak için ona para, kendi cebimizdeki parayı bile teklif ederiz. Sorunumuz şu: Bu adamı konuşturabilecek misin? Bu bir kişisel başarı sorunu; bir tür rekabet ediyoruz. Sonunda kollarımız yorulur. O zaman Senegallileri çağırırız. Ama onlar da ya fazla hızlı vurur ve yarım saat içinde adamı mahvederler ya da yeterince hızlı vurmaz ve sonuç alamazlar. Gerçekten de bu tür bir işte başarılı olmak için kafanı kullanmak gerekir. Ne zaman duracağını, ne zaman devam edeceğini bilmek lazım. İşin ilmini almış olman lazım. Adam yeterince yumuşamışsa ona vurmaya değmez. Bu nedenle işi kendiniz yapmak zorundasınız, en iyi yorumu siz yapabilirsiniz. Adamı başkalarının eline bırakıp saatte bir gelerek nasıl olduğuna bakanlara karşıyım. Altın kural, adama sizden canlı kurtulamayacağı izlenimini vermemektir. Çünkü o zaman konuşsa bile hayatını kurtaramayacağını düşünür. Bu durumda ondan bir şey alma şansınız yoktur. Adam umutlanmaya devam etmelidir, onu konuşturacak olan şey umuttur.

( Yeryüzünün Lanetlileri )

İleri ve uygar ülkeler Özellikle kendini savunamayacak olanları kullanarak militanın moralini bozmak işkencecilerin yöntemleri arasındadır. İşkenceciler için en büyük onur, militanı yaptıklarından dolayı pişman ettirmek ve iktidara övgüler düzmesini sağlamaktır. İşkencecilerin en mutlu olduğu anlar devletine bağlı bir dersimli, bir korsikalı, bir basklı, sicilyalı, galli, laponyalı, kafkasyalı, eskimo, aborjin, kızılderili... gördüğü anlardır. İşte bu anlarda işkencenin ne kadar faydalı ve etkili bir yöntem olduğunu tekrar göstermiş olur.


...Şimdi yığınlar, yabancılara karşı verilen savaşa aktif, hatta bağnazca katılıyorlar. Onlar, Hong-kong'daki Avrupa kolonisinin ekmeklerine serinkanlı bir hesapla bol miktarda zehir karıştırıyorlar... Çinliler silahlarını gizleyerek bindikleri ticaret gemilerini ele geçiriyorlar; mürettebatı ve Avrupalı yolcuları denize atarak boğup, gemilere el koyuyorlar. Onlar gördükleri her Avrupalıyı kaçırıp öldürüyor ve malına mülküne el koyuyorlar... bu yöntemlerle savaşan bir halk karşısında, bir ordu ne yapabilir ki?...' ' Yangın bombalarını savunmasız bir şehrin üzerine yağdıran, buna katliamları ve tecavüzleri de ekleyen uygarlık bezirganları, Çinlilerin yöntemlerini korkak, vahşi ve barbarca bulabilirler, ama bundan Çinlilere ne, eğer yalnızca bu yöntemler onları muvaffak ve başarılı kılıyorsa... Eğer onların gaspları, adam kaçırmaları, baskınları ve gece gerçekleştirdikleri katliamlar, bizim anlayışımıza göre korkaklık olarak tanımlanacaksa, uygarlık bezirganları unutmamalılardır ki, Çinliler, kendilerinin de ispatladıkları gibi, Avrupalıların tahrip gücü yüksek, yıkıcı silahlarına karşı alışılmış, klasik savaş yürütme yöntemleriyle mukavemet edemezler, etkili bir direniş gösteremezler ve tutunamazlar... Basının yaptığı korkunç gaddarlıklar üzerine ahlak dersi vereceğimize, buradaki meselenin bir halk savaşı olduğunu kabul edersek iyi ederiz. Ve bir halk savaşında ayaklanan ulusun araç ve kullandığı yöntemler, ne düzenli ordunun uyguladığı genel savaş kurallarıyla değerlendirilebilir, ne de herhangi bir soyut ölçüye vurulabilir...' ( Engels )

Cezayir ve Angola'da Avrupalılar görüldükleri yerde katlediliyor…Bazen sol onları ayıplar: " Fazla ileri gidiyorsunuz, sizi daha fazla destekleyemeyiz. " Yerliler onların desteğine hiç mi hiç aldırmazlar; bu desteği alıp bir taraflarına sokabilirler, değeri bu kadardır. ( Yeryüzünün Lanetlileri )


Birey, birey, birey Sömürge aydını efendilerinden bireyin kendisini öne çıkarması gerektiğini öğrenmiştir. Sömürge burjuvazisi sömürge halkının kafasına, herkesin kendi öznelliğine gömüldüğü ve zenginliğin düşünce zenginliği olduğu bireylerden oluşmuş bir toplum nosyonunu kazımıştır. Ama kurtuluş mücadelesi sırasında halkına dönme olanağı bulan sömürge aydını çok geçmeden bu kuramın yanlışlığını keşfeder. Mücadelenin örgütlenme biçimlerine katıldıkça farklı bir söz dağarına kavuşacaktır. " Erkek kardeş ", " kızkardeş " , " yoldaş " sömürge burjuvazisi tarafından yasaklanan sözcüklerdir, çünkü ona göre kardeşim cüzdanımdır, yoldaşım çevirdiğim dolaplardır. Sömürge aydını, bencillik, kibirli yakınmalar, ille de son sözü kendisi söylemek isteyenlerin çocuksu aptallığı gibi bütün putlarının bir tür engizisyon yangınında yanıp kül olduğuna tanık olur. Sömürgeci kültürün tuz buz ettiği bu sömürge aydını, köy meclislerinin gücünü, halk komitelerinin kuvvetini ve mahalle ve hücre toplantılarının olağanüstü verimliliğini de keşfedecektir. Bundan böyle kişisel çıkarlar olacaktır, çünkü somut gerçekte ya herkes Fransız lejyonerler tarafından yakalanıp katledilecektir ya da herkes kurtulacaktır. Bu koşullarda, ateist kurtuluş biçimi olan " herkesin kendi paçasını kurtartması " kavramı yasaktır. ( Yeryüzünün Lanetlileri )

" Ne zaman Batı değerlerinden söz edilse, sömürge halkı gerginleşir, kaskatı kesilir…sonunda öyle bir hal alır ki, sömürge halkı Batı kültürü üzerine her söylev işittiğinde maçetasını çeker ya da en azından elini attığında bulabileceğinden emin olur. " " Sömürge halkının öğrendiği ilk şey, kendi yerini bilmesi ve sınırları aşmamasıdır. Bu nedenle sömürge halkının hayalleri her zaman kaslarla ilgilidir: eylem hayalleri, saldırgan hayaller "


Bir isyancının günlüğünden Bir Kasım gününü hatırlıyorum; altı aylık bile değildi. Efendi kapkara kulübeye kızıl ay gibi girdi, çocuğun küçük kaslı kollarıyla oynuyordu, çok iyi bir efendiydi o, şişko parmaklarıyla çocuğun küçük gamzeli yüzünü okşuyordu. Mavi gözleri gülümsüyordu ve baldan tatlı sözleriyle çocuğa takılıyordu. Bana bakarak, bu oğlan çok iyi bir köle çobanı olacak, dedi ve başka güzel şeyler de söyledi, efendi, çok erken başlamak gerektiğini, iyi bir Hristiyan, iyi bir köle, iyi bir kul, güçlü kuvvetli, canlı bir adam, iyi bir komutanın keskin gözlü, güçlü kollu köle çobanı olmak için yirmi yılın fazla uzun olmadığını söyledi. Bu adam oğlumun beşiğine, bir köle çobanının beşiğine bakarak hayaller kuruyordu.

*** Bir Kasım gecesiydi…Çığlıklar birden sessizliği aydınlattı, ayağa fırladık, biz köleler, biz tezekler, sabırlı toynaklarıyla hayvanlar. Deli gibi koşuyorduk; silahlar patladı…Vuruyorduk. Kan ve ter bizi serinletti. Çığlıklar arasında vuruyorduk ve çığlıklar daha da yükseldi, doğuya doğru büyük bir yaygara koptu; müştemilatlar yanıyor ve alevler tatlı tatlı yanaklarımızı yalıyordu. Sonra efendinin evine saldırıldı. Pencerelerden ateş ediyorlardı. Kapıları zorladık. Efendinin yatak odası ardına kadar açıktı. Efendinin yatak odası apaydınlıktı ve efendi oradaydı, çok sakin… ve hepimiz durduk… o efendiydi… Ben içeriye girdim. Sen, dedi, çok sakince… Bendim, gerçekten de benim, ona söyledim, iyi bir köle, sadık köle, kölelerin kölesi ve birden bire gözlerim yağmurlu günde korkmuş iki hamamböceği oldu… Ben vurdum, kan fışkırdı: Bugün hatırladığım tek vaftiz töreni bu. ( Yeryüzünün Lanetlileri )

Burasıııı...orta afrika cumhuriyetiii, taksimmm, kadıköyyy, diyarbakırrr, cizreee, parisss, londraaa, atinaaa, hamburggg, rio de janeirooo, bangkokkk... hepsi hepsi!


Paris Notları "her şey bir rüzgara bakıyor abi bakma esrar çekip mayıştıklarına bir gün var ya bir gün bu mağribli çocuklar bir gün yakacaklar paris’i.." - Her yere metro her yerde metro var. Tabii ki en fakir ve uygarlık için en tehlikeli bölgeler haricinde. Mesela 2005 isyanın çıktığı bölge ( Clichy-sous-bous ) ve çevresi. Çünkü şehrin merkezine bu kadar kolaylıkla ulaşmamalı bu insanlar. Kuzey afrikalılar, batı afrikalılar Fransa uygarlığının sistemine hiçbir şekilde adapte olamamış bu insanlar şehrin merkezini iyice karıştırmaktan başka ne yapabilir? Para mı kazandıracak? Şehrin merkezinde Fransız kültürüne entegre mi olacak? İkisi de olmadığına göre neden metro yapsın?

İşte Fransa devleti bunun dengesini sağlamaya çalışıyor, bir yandan sömüreceği kadar afrikalıyı (güvenlik görevlisi, garsonluk gibi işler için ) günlük olarak şehrin merkezine taşımak, bir kısmını toplama kamplarında tutmak ve ülkelerine geri göndermek, bir kısmını da banliyolarda ya kaderlerine terk etmek ya da kömür-makarna yardımı tipi kilise yardımları yapmak istiyor. İşte bu dengeyi sağlayamadıkça faşistleşiyor, kara derililere karşı giderek saldırganlaşıyor, toplama kamplarında işkence ediyor, öldürüyor. Göçmenleri geri gönderme politikası çöktü. Gönderemediler, dönmediler, fazlasıyla geldiler. Göçmenleri Fransa kültürüne entegre etme politikası çöktü. Entegre falan olmadılar, daha da uyumsuz oldular. 70'lerde çalışmaya gelen Cezayirli ve Faslı ailelerin çocukları bugün çıkan isyanların öncüleri.

İnsanların yaşamları artık geri dönülmez bir şekilde cehenneme döndü. Var oluşları, benlikleri Fransız uygarlığı tarafından tecavüze uğradı. Geri dönüş yok, bütün arabalar, karakollar ve müzeler yanacak, kendini Fransız hisseden hiç kimse evinde rahat oturamayacak. Paris'te bir hayalet dolaşıyor, katlettiği, sömürdüğü, yaşanmaz hale getirdiği toprakların hayaleti.


- O kadar çirkin o kadar ruhu ezen bir şehir ki, belki de tam da bu maksatla dizayn edilmiş. Fransalı yoldaşların konuyla ilgili zamanında yazdığı bir paragraf vardı: " Duyuru yapan dijital sesler, 21. yüzyılın uğultusuyla geçen tramvaylar, dev birer kibrit çöpü gibi görünen mavimtırak sokak lambaları, tutunamamış mankenler gibi süslenmiş yayalar, güvenlik kameralarının sessiz sedasız dönüşleri, metro turnikelerinden çıkan belirgin sesler, süpermarket kasaları, işyeri puantörleri, internet kafelerin elektronik ortamı, plazma ekranların bolluğu, transit yollar ve lateks. Hiçbir dekor baştan sona bu kadar ruhsuz olmayı başaramamıştır. Hiçbir ortam daha otomatik olmamıştır. Hiçbir bağlam bu kadar duygusuz olmamış ve yaşamımızı devam ettirmenin karşılığında aynı ölçüde duygusuz olmamızı talep etmemişti. " Ve bütün bu duygusuzluk her köşe başına bir tatil ve uçak reklamı olarak yansımış. İnsanlar buradan kaçmayı arzuluyor, belki de bütün seneyi gideceği ülkenin hayalini kurarak geçiriyor. Her gelişmiş şehir gibi burada da hiçbir özgür canlı yok. Bütün köpekler tasmalı, ağaçları köşeli bir şekilde budanmış, sokaklarından ot bile bitmiyor.

Müzelerle, binalarla, markalarla, akıllı telefonlarla, kıyafetlerle, kitaplarla, megabaytlarla, Eurolarla, bankalarla, alışveriş merkezleriyle vakit geçirmek için birebir bir şehir. Yaşam barındırmamaya çalışan ama serserilerin, göçmenlerin bütün bu simülasyonu bozduğu bir şehir. Bağıran, kavga eden, şakalaşan, koşan, sıkıntı çıkaran, temas eden, turnikeden atlayan, vergisiz iş yapan, kaçak mal satan, yere çöp atan, kırmızı ışıkta geçen, hız sınırlarını aşan, marketlerden çalan serserilerle dolu her köşe başı. - Şehrin merkezinde ve batısında zenginler, doğusunda ise fakirler oturuyor. Bu kadar net bir şekilde ayrılmış. Hatta şehrin kuzeydoğusundaki banliyölerde çıkacak olası isyanlar merkeze yayılmasın, akmasın diye aralara fabrikalar, büyük parklar, çevre yolları, demiryolları inşa edilmiş. Yolların barikat kurulamayacak kadar geniş olduğundan ise hiç bahsetmiyorum bile.

- Bütün süpermarketlerde, hatta ufacık bakkallarda bile kamera var. Dışarıdaki meyveleri kimse aşırmasın diye bombeli aynalar bile var. Buradan şehirde çok aşırı sayıda, bakkallardan dahi çalan bir hırsız kitlesi olduğunu çıkarabiliriz.


- Özellikle bazı duraklarda metro turnikelerinden atlayan o kadar çok insan var ki bayram dolayısıyla bedava olduğunu zannedersiniz. Tabii bazen pusuya yatmış sivil güvenlikler oluyor ama nadiren, onlar da bazı duraklarda oluyorlar, bu duraklarda biraz daha dikkatli olanlar parasız seyahat etmenin tadına varıyorlar. - Paris'in altında bir başka şehir daha var. Catakomb diyorlar, aslında taa 1850'lerde açılmış bir maden ocağının yolları ve toplam 600 kilometrelik bir ağ. en.wikipedia.org/wiki/Catacombs_of_Paris 60'lardan itibaren Catafililerin ( Catacomb severler ) sık sık uğradığı yerler olmuş. Takılmak, müzik yapmak, bira içmek, ot içmek gibi şeyler yapıyorlar. Giriş de herkesin " Kanalizasyon kapağı " falan olduğunu düşündüğü kapaklardan birini açıp girerek yapılıyor. Aşağısı zifiri karanlık olduğundan çeşit çeşit fenerlerle gidiyoruz.

Aşağısı yukarısından daha temiz, gelen herkes çöplerini toplayıp öyle yukarı çıkıyor. Buraya gelen insanlar burayı benimsiyor, evi olarak görüyor. Bir yerden bir yere gitmek için aşağıyı kullananlar bile var. Birlikte girdiğimiz arkadaş " Paris'te sessizce kafa dinlenebilecek tek yer" diyor katakomblar için. Öyle diyorsa öyledir. Yukarı çıkınca hangi dünyanın gerçek olduğunu algılamak zor oluyor, aşağısı mı yukarısı mı? - Parisin Montreuil bölgesinde bol miktarda işgal evi var. Örgütlenmeye yönelik olanlarından çok sırf kira vermemek için işgal edilen de çok fazla ev var. İşgallerdeki arkadaşlar göçmen dayanışma işleri, kontrol devletine, ataerkiye karşı işler, yoldaşlar için dayanışma konserleri - yemekler yapıyorlar. Paris'in genel boğucu havasına ve yoğun polis baskısına rağmen direnmek zor, bunu başaran arkadaşlar hakikate erişmek üzere. Paris'ten bazı linkler: http://transfo.squat.net/ http://squatdilengo.wordpress.com/ http://sanspapiersnifrontieres.noblogs.org/


Zürih Notları " Tanrıya sevdalanmışlığını verip vicdan rahatlığını alır karşılığında, hazzı verip hoşnutluğu, özgürlüğü verip rahatlığı, ölümcül ateşi verip tatlı sıcaklığı alır. Bu yüzdendir ki yaradılış bakımından orta sınıfa mensup biri güçsüz bir yaşam dürtüsüyle donatılmıştır, korkaktır, kendisini elden çıkarmaktan çekinir, kolay yönetilecek biridir. Dolayısıyla, gücün yerine çoğunluğu, şiddetin yerine yasayı, sorumluluğun yerine oylamayı geçirmiştir. "

Kontrol Devleti - Bütün kimlikler çipli ve ev adresi var, ev değiştirince kimliğini de 3 hafta içerisinde değiştirmek zorundasın. - İnsanlar kimliklerine göre sınıflanıyor 1. sınıf: İsviçreli 2. sınıf: Sonradan İsviçre kimliği alanlar 3. sınıf: Euro vatandaşları 4. sınıf: C kimlikli yani daimi oturumlu yabancılar 5. sınıf: B tipi kimlik verilip oturumu her yıl uzatılanlar. ( çalışmıyorsa 6 ay uzatılıyor, 6 aydan sonra işsizse oturumunu bitiriyor ve geri gönderilirler ) 6. sınıf: İlticası kabul edilmiş fakat şüpheli durumda olup F kimlik verilenler. Aynı B gibi hakları var ve daima F kimlik olarak kalıyor. 7. sınıf: İlticasına cevap alamamışlar ve red gelip, geri gönderilenler. 5. ve 6. sınıf kimlik sahipleri istediği kanton veya şehir değiştiremez. Öncesinde iş ve ev bulmak zorundalar, sonrasında polis kimlik verirse yeni evine taşınabilir. Bu kişiler her iş bulduklarında polisten iş izni almak zorundadırlar. Her işi de yapamazlar, yalnızca inşaat, restoran vs. gibi işlerde çalışabilirler. İsviçreliler ve C Kimlikliler vergilerini kendileri öderler, B ve F kimliklilerin vergileri ise doğrudan maaştan işveren tarafından kesilir. - 2 farklı evi kendi adına tutamazsın. Bunun sebebi de bu evlerde kimlerin yaşadığını belirlemenin zorluğu. Her evde kimin yaşadığı kesin olmalı devletlere göre. Boşuna devletler milyarlarca göçebeyi katletmedi, şu anda da katletmeye devam ediyor. Her şey kontrol için sevgilim.


- Çöp türlerinin atıldığı yerler ayrı ve uzak bölgelerde. Belediye çöp vergisi almak yerine 10 çöp torbasını 35 franktan sattırıyor, çöp atmak için başka bir torbayı kullanman ise yasadışı. Geri dönüşüm masraflarını kısmak temel sebep. - Pil ve ampulleri Migros gibi büyük marketlere vermek zorundasın. - Arabaların park çizgileri bellidir onun dışına çıkamazlar, bütün sokaklarda bütün çizgiler muntazamdır. - Arabalar trafikte insanı çıldırtacak derecede yavaş ve kurallara uyarak gider. Sırf yaya geçidi var diye yürüme hızından daha yavaş geçiyorlar. Oyunlarda oyuncunun haricindeki herkes arabaları çok sıkıcı derecede yavaş ve kurallara uyarak kullanır ya, aynı o şekilde. Gerçek bir şehir değil zaten, simülasyon. Her kaza simülasyonu bozacağından kazanın olmamasına çok dikkat edilir dünyanın her yerinde. Kaza, devrimcidir! - Çalışırken bütün anlarında işe tam bir verimle katılmanı beklerler. Sigara ve çay molası mı, işteyken birisiyle muhabbet etmek mi? Bütün İsviçre'de insani her şey yasaktır ama çalışırken daha da yasaktır. - Yüzde 40 çalışmak gibi tanımlamalar var İsviçre'de. Haftada 2.5 gün günde 8 saat çalışmak anlamına geliyor olabilir, başka bir anlama geliyor da olabilir  ama önemli kısmı bunu matematiksel olarak ifade ediyor olmaları. - Viyadük, otoban ve tünellerle dolu İsviçre. O hayallerimizdeki Heidi'nin Alpleri yok. Kutsallığı, ulaşılmazlığı ve saflığı çoktan yok olmuş. - Birisinin arabasına çarptıysan ve çok ufak bir çizik olduysa bütün kapıyı ya da tamponu değiştirmeni isterler, çünkü hayatlarındaki her şey mükemmel olsun ister bu insanlar. O ufak çiziği bile var oluşlarında bir leke olarak görürler, biyonik insanın ilk örnekleri aslında bu arkadaşlar. - Milyonlarca frankı çok teknolojik, kullanışsız ve cansız evlere verirler. Bu evler de zaten içerisinde insan yaşasın diye tasarlanmadı, biyonik insanlar yaşasın diye tasarlandı. - Ormanın içerisinde kaybolan bir köpeği dahi bulmuş bir MOBESE sistemi vardır Zürih'te. İllegal canlar dikkatli olmalı!

Polis Devleti

- Zürih'teki bütün evlerin anahtarlarının bir kopyası da poliste var. Polis haberin yokken evlere, arabalara girebilir. Girdiklerini de sandalyeyi sokağın ortasına koymak gibi, arabanın camlarını açık bırakmak gibi yöntemlerle belli eder. Birileri adım adım takip eder, bazen belli eder bazen etmez. - Evinin anahtarının bir kopyasını yaptırmak mümkün olmadığından kaybedersen bürokratik işlemlerle ve para cezasıyla uğraşmak zorundalar. Bunun sebebi de ev anahtarını başkasına vermelerini istemiyorlar. Eve girip çıkanı kontrol etmek için böyle bir yola başvurmuşlar.


- Yabancılar İsviçre kimliği için 5 yıl ikamet etmek zorunda. İkametgah değiştirmek yabancılar için çok zor, taşınacakları şehirde evleri ve işleri hazır olmak zorunda. İşi ve evi belli olmayan bir yabancı çok tehlikeli bir canlıdır! - İsviçre devleti korkutmak ya da bilgi almak için gözaltına almayı tercih etmez. Yıllarca hakkında bütün delilleri topladıktan sonra seni alır ve uzunca bir süre yatırmadan da bırakmaz. - İsviçre'de askerlik zorunludur. Askerliğini orduda ya da kamu hizmetinde yapmayan kişilere para cezası verilir. Parayı da ödememekte diretiyorsa bu kişi para cezası hapis cezasına çevrilir. Hapse girip çıktıktan sonra hala da askerlik yapmıyorsa kimliği elinden alınır. Dolayısıyla da yasal hiçbir işte çalışamaz, hiçbir sosyal hizmeti kullanamaz, hiçbir ülkeye yasal olarak geçiş yapamaz. - Para cezası hapis cezasına çevrilebilir, hapiste ucuz işçi olarak kullanılabilir. - Son 6 ayda 4 kişi işkencede İsviçre karakollarında ve hapishanelerinde öldürüldü. Ayrıca çok sayıda insan dipçik darbesiyle ve plastik mermiyle gözünü kaybetti. - Polisler konuşurken sadece sordukları soruların yanıtı dinlerler. Bunun dışında ne dersen de hiçbir şekilde duygusal bir tepki vermez, sadece bakarlar. Bir kişi konuşurken diğerleri elleri silahta hazır bekler. Polisler mekanize, cansızca bir eğitimden geçtikten sonra bu hale gelirler.

Sosyal Devlet - Her evin bodrumunda çamaşır ve kurutma makinesi olmak zorunda. Her evde fırın, buzdolabı vs. gibi temel eşyaları ev sahibi temin etmeli ve bunların 10 senede bir ev sahibi tarafından değiştirmesi gerek. - Elektrik faturası sabit ve su faturası yok. Sosyal konutlarda eğer kaloriferi az yakarsan sen değil devlet sana para ödüyor. - Neredeyse bütün nehirlerde hidroelektrik santral vardır, elektriğin sabit olmasının sebeplerinden biri de bu. Hem enerji ihtiyacını karşılarlar hem de doğanın üzerinde egemenlik kurup kentleri yutmasını engellerler. - İsviçre içerisindeki her bölge otonomdur, kendi vergilerini, kendi kararlarını genellikle kendisi belirleyebilir. Zug'un vergisi çok az olduğundan ise çoğu zengin bu bölgede yaşar. - İnsanların aldığı maaşlar arasındaki fark çok az, ondan dolayı da sınıf farklılığın yarattığı aman aman bir yaşam farklılığı yok, herkes sistem içi alternatiflerden yararlanabilir. Maaşların 3000 franktan başladığını ve elektrik faturasının aylık 20 frank sabit olduğunu düşünürsek belki daha da somutlaşır refah. Bir arabayı 500 franka almak mümkün yani maaşının 6'da 1'iyle.


Direniş

- 25'ten fazla işgal evi var Zürih'te. Polis bir yeri boşaltsa da insanlar hemen başka bir yere girip yaşamaya başlıyor.

-BİNZ otonom bölgesinin boşaltılması Zürih'in ufak çaplı yanmasına sebep olmuştu. http://sosyalsavas.org/2013/03/binz-otonom-bolgesinin-tahliyesine-karsi-3500-kisi-barikatta/ -Bern'de de zamanında şöyle bir şey olmuştu: http://sosyalsavas.org/2013/05/sokak-partisi-polisle-catismaya-donustu-20-polis-yarali-61-gozalti-isvicre/ - Bunun dışında 1 Mayıs'larda da eylemler şiddetli geçiyor Zürih'te. Zürih'ten bazı linkler. http://karakok.wordpress.com/ - karakök otonomu http://autonomerbeautysalon.wordpress.com/ - ABS işgal evi

http://kasama.ch/ - kasama infoshop


Paris'ten isyan kıvılcımları Çeviri notu: Paris'ten bir anarşistin bize yolladığı mail. Özellikle gezi isyanı süresince " haklıyken haksız duruma düşmeyelim " , " medya bizi kötü gösteriyor " , " provokatörler, sivil polisler polise taş atıyor; bankalara saldırıyor " gibi insanları küstüren, eylemlerden uzaklaştıran propagandaları hatırlattı. Dünya'nın birçok yerinde isyan'ı talep'e çevirmeye çalışan iktidarları görüyoruz, bir örneği de Paris'te yaşanmış, buyrun. Tarih: Kasım 2013 " Bu aralar Paris bizim için oldukça sakin. Şehirde her türlü baskı mekanizmaları işliyor ve bu durum insanlar için gayet normalleşmiş durumda. Sokaklara her gün daha fazla polis çıkıyor, düzeni sağlamak ve iktidarın güvenliği için daha fazla kamera yerleştiriliyor. Fakat her şeye rağmen çıkan isyan kıvılcımları bize cesaret veriyor. Geçenlerde liselerde bir hareket ortaya çıktı. Devlet, iki genç öğrenciyi geçerli belgelere ( kimlik, oturma izni vs. ) sahip olmadıkları için Fransa'dan kovdu. Öğrencilerden birisi Paris'tendi. Bu durumu duyan arkadaşları öfkelendi ve isyan etti. Sendikaların düzenli ve kurallı muhalefetinden farklı olan bu hareket öğrencileri gerçekten ilgilendiren bir durum için öğrencilerden çıktı. Öğrenciler bir grev başlattılar, okula gitmeyi kestiler ve okullarının girişini barikatladılar ki kimse okula giremesin. Başka birkaç okul daha greve katıldı ve grev sokaklara da yayıldı. Haftada birkaç gün sokakta eylem yapıldı ve birkaç kez de polisle çatışma yaşandı. Polis barikatını aşmayı başardılar ve tren yolunu kestiler. ( en azından kesmeye çalıştılar ) İlk politik eylemlerini yaptılar, toplantılar aldılar, tartıştılar ve bu tartışmalardan birçok şey öğrendiler. Biz anarşistler de bu eylemin içersinde de olmak istedik ama öğrencilerin işine de fazla karışmak istemedik elbette. Biz genç insanlara nasıl davranması, nasıl düşünmesi gerektiğini söylememeliydik. Yine de eylemlere onlarla birlikte o anları paylaşmak için katıldık, bizden bazı arkadaşlar toplantılarına katıldılar. Zamanla sendikalar bu hareketin içerisine girmeye ve konrol etmeye çalıştı.

" Sokaklarda elbette yürüyebilirsiniz ama istediğiniz gibi isyan edemezsiniz. " " Söylediğimiz gibi kitleyle birlikte hareket etmelisiniz." " Medyaya ve kitlelere sayınızın fazla olduğunuzu fakat iyi taraftan olduğunuzu göstermeniz gerek. " Eylemleri legalize ettiler ve her eyleme daha fazla polis gelmeye başladı. İnsanları küstürdüler, her eyleme daha az insan katılmaya başladı. Neticede bir isyandan bir 'iade talebi'ne döndü eylemler.

" Vah vah çocuk okulundan ve ailesinden ayrı kalacak! " Eğer 40 yaşında bir adamsınız problem yok tabii, ülkeden kovulmanız çok normal! Bu iade talebi herkes tarafından paylaşılmıyordu elbette, iade talebi sistemin resmi ve mekanik dilydi. Bu hareketin klasik muhalefetle hiçbir bağlantısı yoktu, somut anlamda bir bakış açısı da yoktu. Fakat birçok insanın hayatı geri dönülemez bir şekilde değişti. Birlikteydiler. Sokakları alıyorlardı, ne yapacaklarının kararını kendileri veriyorlardı, barikatlar kuruyorlar ve okulların işleyişini durduruyorlardı, sokaklarda bağırmaktan ve polislere bir şeyler atmaktan keyif alıyorlardı. "


Ä°letiĹ&#x;me: cihannuma@riseup.net

Fanzin gibi bir şey 2  

Fanzin gibi bir şey 2

Fanzin gibi bir şey 2  

Fanzin gibi bir şey 2

Advertisement