Issuu on Google+

kültür sanat yaflam›nda

ocak 2009

›ssn 1303-9113

• 2009/1

say› 81

2.25 YTL(KDV’li)


tavır a y l › k

s a n a t

d e r g i s i

Merhaba

Sahibi Tav›r Yay›nlar› Org. Reklamc›l›k ad›na Öznur Turan Genel Yay›n Yönetmeni Gamze Mimaro¤lu Sorumlu Yaz›iflleri Müdürü Cihan Keflkek Yaz›flma Adresi ‹stanbul Mahmut fievket Pafla Mah. Mektep Sk. No:4-B Okmeydan› - fiiflli - ‹stanbul Tel: (212) 238 81 46 Faks: 238 82 49 e-posta: tavir2007@gmail.com Ankara ‹dilcan Kültür Merkezi fiirintepe Mah. 8.Cad. No:222 / B Mamak – Ankara Tel: (312) 390 38 05 Hesap no (YTL) 1042- 30000 596147 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. Hesap no (EURO) 1042- 3010000 129062 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. Fiyat› (DÖV‹Z) Almanya: 5 Euro Fransa: 5 Euro Hollanda: 5 Euro Avusturya: 5 Euro ‹sviçre: 7.5 Frank ‹ngiltere: 4 Sterlin

Tarihin en zor s›navlar›ndan birini veriyoruz. Yar›n›m›z›n ne olaca¤›n› belirleyecek bir s›nav bu. Ya bize dayat›lan köleli¤i kabul edecek, ya da ta “ölü y›ld›zlara götürece¤iz hayat›”… Ya teslim olacak böyle bir yaflama, ya da cenneti yeryüzüne indirece¤iz… Bu s›nav›n belki de ilk anlar›nday›z 40 y›ld›r. S›navdan aln›m›z›n ak›yla ç›kaca¤›z ama, bunu ad›m›z gibi biliyoruz. Tarihin ve bilimin yasalar›ndan al›yoruz gücümüzü. Halk›z, toplumlar tarihinin yaz›c›lar›ndan ve de¤ifltiricilerindeniz, devrimciyiz… Hakl›y›z ve kazanaca¤›m›za olan inanc›m›z tam. Tarihin bizi s›nad›¤› bu en zorlu ve de en onurlu s›nav›n flimdi yeni bir etab›na bafll›yoruz. Arkam›zda b›rakt›¤›m›z tarihin, onurla yüklü oldu¤unun bilincinde olarak giriyoruz yeni y›la. Yüzümüz günefle, gözlerimiz ayd›nl›k gelece¤e dönük. Ö¤rendiklerimizle yürümeye devam edece¤iz. Yürüyüflümüz, sosyalist bir ülkeyi kurana kadar, s›n›fs›z ve sömürüsüz bir dünya yaratana kadar da sürecek… Önderler düfltü topra¤a geçen y›l birer birer. Ezilen dünya halklar›, kurtulufllar›n›n yolunu çizen, onlara do¤ruyu ö¤reten liderlerini yitirdiler. Umutlar›n›n mimarlar›n›… Ancak onlarla yitip gitmedi ezilenlerin kurtulufl düflleri. Düflenler, ö¤retileriyle her daim birer meflale olarak kalacaklar halklar›n elinde… Yeryüzünde karanl›k tek bir nokta b›rakmayacak kadar büyük ›fl›klar saçacaklar sonsuza dek. Geçen y›l Nepal’den yükselen o ›fl›k, yar›n tüm dünyay› ›fl›tacak. Karanl›¤›n cellatlar› bu ›fl›kla bo¤ulup gidecek ve dünya üzerinde bir daha sömürü düzenleri kurulmayacak. Yar›n, gelece¤e dair en güzel düflleri kuranlar›n olacak. Yar›n bizim olacak. Tam 50 y›l önce de yanm›flt› bir ›fl›k Latin Amerika’n›n yoksul bir adas›nda. Amerikan emperyalizminin bir yeni-sömürgesinde, Küba’da… ‹flbirlikçi Batista’n›n faflist diktatörlü¤ünü, bir avuç Barbudo’nun önderli¤indeki yoksul Küba halk› y›kmay› baflarm›fl, ezilen halklar›n zafer defterine onurlu bir sayfa daha eklemifllerdi. Bu zaferin onurunu bize yaflatanlara, Fidellere, Ernestolara bir selam da biz yolluyoruz 50 y›l sonra… Sadece Latin Amerika’n›n cang›llar›nda, teneke evlerinde yaflayan, aç ve yoksul halklar›n de¤il, tüm dünya halklar›n›n kurtulufl yolunu kanlar›yla yazanlara sözümüzdür. Tüm dünya bir kez de Türkiye’den ›fl›yacak! Bir sonraki say›m›zda görüflmek umuduyla… Dostlukla!

Bask› Bar›fl Matbaac›l›k Mücellit Ali Laçin Davut Pafla Cd. Güven Sanayi Sitesi C Blok No: 291 Topkap›- ‹stanbul Tel: (0 212 ) 674 85 28 Yerel süreli yay›n

tavır


‹Ç‹NDEK‹LER

01/2009 42 4 9 11 12 15 17 19 21 26 27 28 33 37 39 40 42 46

YEN‹ YIL MESAJI merhaba yeni umutlara PANORAMA 2008 böyle geçti MEKTUP obama’ya aç›k mektup fi‹‹R nihat behram ÖYKÜ mendilimde kan sesleri MAKALE sanat›n ödülü ve ödemesi olmaz ELEfiT‹R‹ bir suç filmi: muro ÖYKÜ toz bulutlar› ‹NCELEME sosyalist bir adan›n, küba’n›n 50. umut y›l› fi‹‹R gülten ak›n fi‹‹R samih el kas›m RÖPORTAJ raul castro DE⁄ERLEND‹RME bafle¤meden yola devam T‹YATRO maskeliler AYIN FOTO⁄RAFI zeynel aksakal DENEME sokaktaki adam: sütçü imam S‹NEMA sonbahar HABERLER

devrimcili¤in “sonbahar›”

3

17 3 bir suç filmi: muro

21 sosyalist bir adan›n, küba’n›n 3 50. umut y›l›

28 3

3

kapak: 3

devrimi hiçbir fley y›ld›ramaz


“Yeni”nin yüreklerdeki karfl›l›¤› hep “umut” olmufltur. Yenilenmek, yeni bir dünyayla tan›flmak, yeni dostlar edinmek, yeni duygularla yar›flmak hayata karfl›… güzeldir. Umudunu ço¤alt›r insan›n. Yar›n daha güzel günlerin gelece¤ine inanc› artar. “Eski” bitti, “yeni”sinin ilk günlerindeyiz. Yeni y›l›n bu ilk günlerinde, “eski”sinde neleri yaflad›¤›m›z›, bu y›lda bizleri nelerin bekledi¤i üzerine düflünüyoruz. Eskiyi kavramadan bugünü anlamak, bugünü anlamadan yar›n› yaratmak mümkün de¤il çünkü. Geçmiflimizi hep olmas› gerekti¤i gibi bildik biz. “Eski”nin do¤rular›n›, yanl›fllar›n›, eksiklerini, fazlalar›n›… hepsini ama hepsini tahlilde hiç yan›lmad›k bugüne kadar. Tafl›d›¤›m›z ideolojik bak›fl aç›s› bize bu yetene¤i fazlas›yla verdi. ‹flte bunda en büyük paya sahip birini, ö¤retmenimizi yitirdik geçen y›l. Ne varsa yüre¤imizde, bilincimizde; ne toplam›flsak da¤arc›¤›m›za o vermiflti bize. Ö¤rendiklerimiz onundu, bildiklerimiz onun… Yaratt›¤›m›z ve yarataca¤›m›z say›s›z güzelli¤in mimar› oydu, ressam› da… Hayata hep güzellikler resmetti o. Hep do¤ruyu gösterdi, do¤ruyu ö¤retti. Bugüne kadar hiç yanl›fl hesab› yoktu onun. Eksi¤i, gedi¤i yok muydu? Vard› belki ama düflerken kalkmay›, en zor anda bile umudu diri tutmay› da o ö¤retti bize. Kavgay›, s›n›f kinini, ba¤›ms›zl›k için bedel ödemeyi, iflkencede direnmeyi, hücrelerde ölüme yatmay›, yar›nlara güvenle bakmay›… o ö¤retti. Hesab›m›z mahflere kalmaz elbet. Çekti¤imiz tüm ac›lar›n karfl›l›¤›n› öte taraflara b›rakacak de¤il; ac›lar›n en büyüklerini yaflayanlar… Çok ac›lar yafland› geçen y›l. ‹flkencelerde yitip gitti Enginler… S›rt›ndan vuru-

lan Ferhatlar›n hesab›n› sorarken al›n›p, önce nezarethanelerde, sonra Metris’in hücrelerinde gördü¤ü iflkencelerin sonucunda yitirdik onu… Ferhat’›n resmini tafl›d› o en son olarak, flimdi Ferhat tafl›yor onun resmini. Birbirimizin resmini tafl›yarak varaca¤›z o en güzel günlere. Birbirimizin yas›n› tutarak, birbirimizin ac›lar›n› yüklenerek, birbirimiz için ölerek… Umudumuzu büyüterek girdi¤imiz 2008’i bitirip, onu daha da büyütece¤imiz bir y›l olan 2009’un ilk günlerini yaflarken; devrimci sanat›n zorluklar›na gö¤üs gererek yaratt› Grup Yorum, Bafle¤meden’i… Cesaretin sadece kavgada de¤il, yaflam›n her alan›nda gerekli oldu¤unu kavrayarak ad›m att›lar bu albümde. Yeni tarzlar, yeni ezgiler yaratt›lar bilinen seslerinden baflka. Denemekten korkmad›lar. Temel amaç; söyleyece¤ini do¤ru dürüst ve anlafl›l›r söylemekti. Onlar zaten bunun ustas›yd›lar 23 y›ld›r. 23 y›ld›r halk›n türkülerini söylediler, söylemeye devam ediyorlar. Her türlü zorlu¤a, bask›ya, engellemeye ra¤men hem de… Yeryüzünde baflka bir örne¤i olmayan bir tarihe sahip olan Yorumcular, bu tarihin öznesi olduklar› için, bu onuru yüreklerinde tafl›maktan son derece coflkulu bir flekilde do¤ru bildikleri yoldan yürüyorlar. Ayd›nlard›r önümüzü ayd›nlatan. Halk›n ayd›nlar›ndan bahsediyoruz elbette. Tafl›d›klar› düflüncelerle, halk›n ac›lar›n›, umutlar›n›, her fleylerini bilen, ta yüre¤inde hisseden ayd›nlardan… Görüyor ve tan›k oluyoruz ki günden güne azal›yorlar oysa… Kimi do¤rudan “bar›fl›yor” ac›lar›m›z›n mimarlar›yla, kimi “bar›flmak” için f›rsat kolluyor. Kim ne derse desin, ayd›n nerede yaflad›¤›n› bilmeli, bu halka bu ac›lar› yaflatanlar› iyi tan›mal› ve onlarla hiç ama hiç bar›flmamal›. B›rak›n bar›flmay›, onlar›n ellerinden, ne

amaçla olursa olsun, ödül de almamal›… Yüreklerimizdeki nadide yerlerde saklad›¤›m›z ayd›nlar›m›zdan beklemedi¤imiz davran›fllarla üzüldü¤ümüz bir y›l› geride b›rakt›k ne yaz›k ki. Sevindi¤imiz, onurland›¤›m›z, k›vanç duydu¤umuz ayd›nlar da var elbette bu ülkede. Devrimciler var en az›ndan. Halk›n gerçek ayd›nlar› olanlar… Biz yolumuzda yürümeye devam ediyoruz. Yeni y›lda bizleri nelerin bekledi¤ini bilerek yürüyece¤iz bu engebeli yollar›. Dolambaçl›, sarp yollarda, en büyük rehberimizi yitirmenin ac›s›yla ama onun hep yan›m›zda, yan› bafl›m›zda oldu¤unu bilerek… Yine sanat›m›z›, devrimci sanat› üretece¤iz, yine halk›n içinde, onlarla olaca¤›z. Onlar›n türkülerini söyleyecek, onlar›n hallerini sahneleyece¤iz. Bugünden yar›n› kurman›n edebiyat›n› yarataca¤›z kalemlerimizle. Yazd›¤›m›z notalar, o en güzel yar›nlar›n ezgilerini duyuracak en sa¤›r kulaklara. Bedeller ödeyece¤iz yine. Yolumuza birileri tafl koymaya, bizi do¤ru bildi¤imiz yoldan sapt›rmaya çal›flacak kimileri. Meydan vermeyece¤iz onlara. Direnece¤iz. Bir milim bile sapmadan aflaca¤›z setlerden, barikatlardan. Bizi hiç kimse boynu bükük göremeyecek bu y›lda da. Hiçbir y›lda da… 2009, belki ac›lar›n en büyü¤ünü yaflad›¤›m›z bir-iki ay›n sonunda geldi. “Hofl geldin” diyemiyoruz o yüzden gönül rahatl›¤›yla. Ancak yine de, biz ki umudun tafl›y›c›lar›y›z, 2009’u da en güzel y›llar›m›zdan biri yapmak için çal›flaca¤›z. Üzerimize ald›¤›m›z görev ve sorumluluk bunu gerektiriyor. Yeni y›l kutlu olsun! Bu bilinçle, merhaba diyoruz 2009’a… Merhaba yeni umutlara… Merhaba, mutlaka mutlaka ulaflaca¤›m›z o en güzel gelece¤e…J

OCAK 2009 | TAVIR | 3


panorama

2008 böy Hayat›m›zda unutamayaca¤›m›z anlar vard›r. Üstüne ne yaflan›rsa yaflans›n, daha ne kadar hat›ra eklenirse eklensin, baz›lar› vard›r ki, s›cakl›¤›n› baflka hiçbir s›cakl›k dolduramaz. ‹flte 2008 y›l› da birço¤umuz için asla unutamayaca¤›m›z ac›lar›, sevinçleri, an›lar› bast› ba¤r›na. T›pk› evlad›n› yitirmifl bir ana gibi nice o¤ullar›, k›zlar›n› yitirdi. Öyle evlatlar vard› ki, onlar yaflad›klar› tüm zorluklara, kahpeliklere, iflkencelere ra¤men yarg›lanan de¤il yarg›layan oldular. Mahkeme kürsülerinde, okullarda, mahallelerde bedeli ne olursa olsun bafle¤meden bu umut yolunda yürüdüler. Ve daha binlerce o¤ullar› k›zlar› bu yolda yürütmeye ahdettiler…

Ac›m›z büyüktü, ahd›m›z ve sözümüz de… Nerede bir haks›zl›k varsa, direnenler hep oradayd›. Ne emperyalizmin sald›r›lar› ne de onlara karfl› kafa tutanlar›n öfkeleri dinmedi bu y›lda da. Dinmeyecek! Ta ki özlemle beklenen o günlere var›lana dek. Var›lacak yere bir gün mutlaka var›l›r, “Yeter ki kararmas›n sol memenin alt›ndaki cevahir…” Hoflgeldin 2009… Hoflgeldin umut… 13 Ocak 2008: ‹dil Kültür Merkezi, emperya-

4 | TAVIR | OCAK 2009

lizmin artan sald›r›lar›na dikkat çekmek için bir kampanya bafllatt›.”Ortak Düflman Amerikad›r” slogan›yla bafllayan kampanyan›n ilk konseri ‹stanbul Gösteri Merkezi’nde gerçekleflti. Konsere Hakan Yeflilyurt, Erdal Bayrako¤lu, Suavi, Grup Yorum, Suren Asaduryan, Bilgesu Erenus, Burhan Berken, Tiyatro Simurg, ‹dil Tiyatro Atölyesi, foto¤rafç›lar, karikatüristler ve ‹dil Çocuk Korosu’ndan oluflan yaklafl›k 100 kiflilik bir sahne ekibi kat›ld›. Kampanya boyunca ‹zmir, Çanakkale, Malatya, Samsun, Bursa, Ankara, Antalya, Adana, Diyarbak›r ve Edirne’de May›s ay›na kadar konserler düzenlendi.

emekçileri de yaln›z b›rakmad›; ‹dil Tiyatro Atölyesi de iflçilere k›sa bir oyun sergiledi.

14 Ocak 2008: Tuzla tersanelerinde, önlem al›nmamas›, ucuz ifl gücünden yararlanmak amac›yla çal›flt›r›lan iflçi say›s›n›n, olmas› gerekenden fazla olmas› ve daha fazla kar amac›yla gece gündüz çal›flt›r›lan iflçilerden Onur Boyo¤lu 19 yafl›nda ambara düflerek yaflam›n› yitirdi. Boyo¤lu ile birlikte y›l boyunca:

27 Ocak 2008: Filistin’de y›llard›r devam eden ba¤›ms›zl›k hareketinin önderlerinden ve Marksist-Leninist olan Filistin Halk Kurtulufl Cephesi kurucusu George Habbas, Ürdün’ün baflkenti Amman’da yaflam›n› yitirdi.

5 fiubat: Metin Turan 12 fiubat: Cevat Toy 12 fiubat: Osman Göç 16 fiubat: Mikail Kavak 17 fiubat: Hasan Köse 27 Mart: Yüksel Özdemir 30 Mart: Ali ‹hsan Çam 21 Nisan: Hakan O¤uz 8 May›s: ‹zzet Gider 17 May›s: Deniz Kafl›keman 17 May›s: Murat Çal›flkan 8 Haziran: ‹hsan Turan adl› iflçiler de benzer sebeplerle yaflam›n› yitirdi. Ölümlerin ard›ndan sürdürülen direnifller s›ras›nda tersane iflçilerini çeflitli demokratik kitle örgütlerinin yan› s›ra, Grup Yorum ve ‹dil Kültür Merkezi

22 Ocak 2008: Dersim Temel Haklar ve Özgürlükler Derne¤i’ne yap›lan polis bask›n›nda Che Guevara resimli takvimler ve dergimizin Ocak 2008 say›s›na el konuldu. 22 Ocak 2008: Aralar›nda Susurlukçu emekli tu¤general Veli Küçük, Emekli Albay Fikri Karada¤’›n da bulundu¤u çok say›da kifli Ergenekon adl› bir kontrgerilla örgütlenmesi içinde yer ald›klar› gerekçesiyle gözalt›na al›nd›lar.

15 fiubat 2008 : Gaziosmanpafla’da bulunan ‹lbek Tekstil iflçileri patronun iflyerini devretmesi ancak iflçilere k›dem ve ihbar tazminat› vermemesi üzerine direnifle geçtiler. Patronun makineleri de kaç›rmaya çal›flmas› üzerine fabrikada nöbet tutan iflçiler 17 fiubat günü polis taraf›ndan zorla fabrika d›fl›na at›ld›lar. Aylarca çad›rda bekleyen iflçiler Nisan ay›nda haklar›n› kazand›lar. 18 fiubat 2008: Küba devriminin önderi Fidel Castro, geçirdi¤i ameliyat sonras› sa¤l›¤›n›n iyi olmamas› nedeniyle devlet baflkanl›¤› görevini, yine kendisi gibi Küba Devrimi’nin önderlerinden olan kardefli Raul Castro’ya devretti. 27 fiubat 2008: Gençlere adanm›fl 50’den fazla kitap yazan S›rp flair Mira Aleçkoviç ya-


panorama

yle geçti!

flam›n› yitirdi. Aleçkoviç, S›rbistan Yazarlar Birli¤i Baflkanl›¤›’n›n yan› s›ra 2. Paylafl›m Savafl›’nda partizan olarak görev yapt›. 27 fiubat 2008: Maltepe Bafl›büyük Mahallesi’nde y›k›m ekipleri 27 fiubat günü kentsel

dönüflüm projesi kapsam›nda 19 evi y›kmak ve TOK‹’nin yapaca¤› dev konutlara yer açmak için flantiye kurmak istedi. Evlerini korumak isteyen halka polis gaz bombalar› ve panzerlerle sald›rd› ve 11 kifliyi gözalt›na ald›. Halk›n direnifli karfl›s›nda y›k›m ekipleri geri çekilmek zorunda kald›. 1 Mart 2008: Kolombiya Silahl› Devrimci Güçleri FARC’›n lideri Raul Reyes, ABD’nin deste¤iyle Kolombiya ordusu taraf›ndan düzenlenen bask›nda Ekvator’da katledildi.

l›k davas›nda, aralar›nda hayat›n› kaybetmifl tutuklular da dahil olmak üzere 55 tutuklu ve hükümlüye “görevli memura mukavemet, kamu mal›na zarar vermek” iddialar›yla 3’er y›l hapis ve 141’er YTL para cezas› verildi. 8 Mart 2008: Türkiye ‹flçi Partisi ‹stanbul eski milletvekillerinden Sadun Aren 8 Mart’ta rahats›zl›¤› nedeniyle, tedavi gördü¤ü hastanede yaflam›n› yitirdi. Ankara Siyasal Bilgi-

5 Mart 2008: Almanya’da 17 fiubat’ta korunmak için girdi¤i polis karakolunda polisler taraf›ndan dövülen Adem Özdamar 5 Mart’ta yaflam›n› yitirdi. Özdamar’›n cesedi Türkiye’ye gönderilirken, beyninin de, ailesinin bilgisi d›fl›nda Almanya devleti taraf›ndan, otopsi gerekçesiyle al›nd›¤› anlafl›ld›. 6 Mart 2008: Malatya 1. Asliye Ceza Mahkemesi taraf›ndan 2001 y›l›nda aç›lan 19 Ara-

OCAK 2009 | TAVIR | 5


panorama

krizi sonucu 80 yafl›nda yaflam›n› yitirdi. 1 May›s 2008: 1 May›s emekçilerin Birlik, Dayan›flma ve Mücadele Günü’nün Taksim’de kutlanmak istenmesi valilikçe reddedildi. Buna ra¤men 1 May›s’› Taksim’de kutlamak isteyen iflçilere polis müdahale etti. 30 bin polis ve binlerce askerin ablukaya ald›¤› Taksim Meydan›’na girmek isteyen iflçilerin yolu fiiflli’den itibaren kesilerek müdahale gerçeklefltirildi. ‹lk olarak D‹SK binas›nda bafllayan ve akflam saatlerine kadar Taksim’e ç›kan bütün yollarda ve sokaklarda devam eden müdahaleler s›ras›nda polis, iflçilere silah do¤rulttu, onbinlerce biber gaz› bombas› kulland›, panzerlerle boyal› su s›kt›. Tüm engellemelere ra¤men Devrimci 1 May›s Platformu, Taksim’e ç›kmay› baflard›. 3 May›s 2008: Myanmar’› vuran Nargis Kas›rgas›’nda on binlerce kifli hayat›n› kaybetti, bir ler Fakültesi eski ö¤retim üyesi olan Aren, milyondan fazla kifli de evsiz kald›. Özgürlük ve Dayan›flma Partisi’nin de onur8 May›s 2008: Emekçiler için hak gasplar› ansal baflkan›yd›. lam›na gelen SSGSS Yasas›, Cumhurbaflkan› 8 Mart 2008: Venezüella Komünist Partisi, 8 Abdullah Gül taraf›ndan onayland›. Mart Dünya Emekçi Kad›nlar Günü için Karakas’taki Bolivar Üniversitesi’nde bir etkinlik 15 May›s 2008: Yönetmen Nuri Bilge Ceylan, gerçeklefltirdi. Etkinlikte aç›lan “Devrimin 61.’si düzenlenen Cannes Film Festivali’nde Öncü Kad›nlar›” isimli sergide Ayçe ‹dil Erk- Üç Maymun adl› filmiyle En ‹yi Yönetmen ödülünü ald›. men’in foto¤raf› ve biyografisi de yer ald›. 21 Mart 2008: 21 Mart’ta Deniz Özgür Uzun ad›nda bir genç kendisine “kara kafa” diyerek hakaret eden üç ›rkç› Danimarkal› taraf›ndan, beyzbol sopas›yla hastanelik edilene kadar dövüldü, hastanede kalan Uzun daha sonra yaflam›n› yitirdi.

23 Haziran 2008: Eyüp 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen 19 Aral›k davas›, zaman afl›m›na u¤rad›¤› gerekçesiyle düflürüldü. 19 Aral›k’ta 20 hapishanede birden gerçeklefltirilen operasyonlarda 28 tutuklunun katledilmesinin ard›ndan 16 Temmuz 2001 tarihinde dava aç›lm›flt›.

23 May›s 2008: Sivas Gençlik Derne¤i Giriflimi ö¤rencileri 15 Mart tarihinde Sivas E¤itim-Sen binas›nda Amerikan karfl›t› bir karikatür sergisi açt›lar. Daha sonra polis taraf›ndan evleri bas›lan 28 ö¤renci gözalt›na al›nd› ve aralar›ndan 4 ö¤renci tutukland›.

26 Mart 2008: Kolombiya Silahl› Devrimci 25 May›s 2008: Kürt Müzisyen Ciwan HaGüçleri FARC’›n kurucusu ve lideri Manuel co’nun K›br›s’ta düzenlemek istedi¤i konser Marulanda 26 Mart tarihinde geçirdi¤i kalp Kuzey K›br›s Türk Cumhuriyeti yönetimi taraf›ndan Kürtçe söyleyece¤i gerekçesiyle yasakland›. 28 May›s 2008: Nepal’de 239 y›ll›k monarfliye son verildi. 10 Nisan’da yap›lan seçimleri kazanan Nepal Komünist Partisi, Kurucu Meclis’teki ço¤unlu¤uyla 239 y›ll›k monarfli rejimini feshederek demokratik ve federal cumhuriyeti ilan etti. Nepal halk›n›n monarfliye karfl› mücadelesi 1950’lere kadar dayan›yor.

6 | TAVIR | OCAK 2009

22 Temmuz 2008: Sinema ve tiyatro oyuncusu Suna Pekuysal yaflam›n› yitirdi. Belediye Konservatuar› fian ve Bale Bölümünde e¤itim gören ve daha sonra 1949 y›l›nda ‹stanbul fiehir Tiyatrosu’na geçen ve hayat›-


panorama

n›n son anlar›na kadar tiyatro oyunculu¤unu sürdüren Pekuysal’›n çok say›da ödülü bulunuyordu. 24 Temmuz 2008: Türk edebiyat›n›n önde gelen elefltirmenlerinden yazar Fethi Naci hayat›n› kaybetti. 9 A¤ustos 2008: Filistin halk›n›n yaflad›¤› ac›lar› da, direnifli de fliirlerine yans›tan Filistinli flair Mahmud Dervifl hayat›n› kaybetti. Filistin de zafere gidecek yolun örgütlü mücadeleden geçece¤ini ifade eden Dervifl’in kitaplar› k›rktan fazla dile çevrildi ve fliirleri bestelenerek direnifl marfllar›na dönüfltü. 11 A¤ustos 2008: DHKP-C önderi Dursun Karatafl, hayat›n› kaybetti. Karatafl, 35 y›ll›k

Manisa Halkevi dergisi, Uyan›fl, Varl›k, Ç›¤›r gibi dergilerde fliirleri yay›mlanan Berk, bugüne kadar pek çok ödül kazanm›flt›. 28 A¤ustos 2008: Sulukule mahallesi Kentsel Dönüflüm Projesi kapsam›nda TOK‹’ye verildi¤i için evlerin tamam› y›k›l›p mahalle boflalt›ld›. Sulukule tarihi ve kültürel bir miras› temsil eden ve yaflatan mahallelerden biriydi. 16 Eylül 2008: 19 Aral›k 2000 tarihinde Çanakkale Hapishanesi’ne düzenlenen operasyonun ard›ndan aç›lan dava 16 Eylül’de sonuçland›. Mahkeme heyeti yarg›lanan askerlerin ve tutuklu-hükümlülerin beraatine karar verdi.

mücadele yaflam› boyunca, hapishane koflullar›n›n vücudunda yaratt›¤› hasar sonucunda yaklafl›k 10 y›l önce yakaland›¤› kanser nedeniyle yaflam›n› yitirdi. 14 A¤ustos’ta ülkesine getirilen Karatafl, 15 A¤ustos tarihinde on befl bin kiflinin kat›l›m›yla gerçeklefltirilen bir cenaze töreniyle Gazi Mezarl›¤›’nda topra¤a verildi. 25 Mart 1952 Elaz›¤ do¤umlu olan Karatafl, mahalle direnifllerinden ö¤renci eylemlerine; 12 Eylül sonras› hapishanelerde dayat›lan tek tip elbise dayatmas›na karfl› gerçeklefltirilen ölüm orucu eyleminden daha birçok direnifle kadar dolu dolu geçen bir mücadele yaflam›na sahipti. 19 A¤ustos 2008: ‹kinci Yeni ak›m›n›n öncüsü ve savunucusu olan ve 1918 y›l›nda Manisa’da do¤an flair ‹lhan Berk yaflam›n› yitirdi.

24 Eylül 2008: Tiyatro oyuncusu Hadi Çaman kalp ve solunum yetmezli¤i sonucu yaflam›n› yitirdi. 1982 y›l›nda ad›na tiyatro salonu açan ve Yeditepe oyuncular›n› kuran Çaman ayn› zamanda duyarl› bir sanatç›yd›.

Çaman, Temel Haklar Federasyonu’nun kurucu üyeleri aras›nda yer alm›fl, ‹dil Kültür Merkezi taraf›ndan çekilen Gerçek Hikâye adl› filmde de rol alm›flt›. 10 Ekim 2008: ‹stanbul Sar›yer’de Yürüyüfl dergisini satmak isterken üç arkadafl›yla birlikte 28 Eylül günü gözalt›na al›n›p daha sonra tutuklanarak Metris T tipi Hapishanesi’ne götürülen Engin Çeber, gözalt›nda tutuldu¤u Sar›yer Karakolu’nda ve hapishanede gördü¤ü yo¤un iflkenceler nedeniyle yaflam›n› yitirdi. ‹lk olarak iflkence yap›ld›¤›n› kabul etmeyen hükümet yetkilileri, daha sonra belgelenen iflkence raporlar›n›n ortaya ç›kar›lmas›n›n ard›ndan iflkenceyi kabul etti ve Çeber’in ailesinden özür diledi. Aç›klanan raporlar›n ard›ndan iflkence yapt›¤› tesbit edilen infaz koruma memurlar›ndan alt› kifli tutuklanarak hapishaneye konuldu.

10-19 Ekim 2008: 45'inci Antalya Alt›n Portakal Film Festivali’nde ödüller da¤›t›ld›. Gecede NETPAC ödülü alan Sonbahar filminin yönetmeni Özcan Alper, ödülünü iflkencede katledilen Engin Çeber’in annesine ithaf etti. 12 Ekim 2008: Ba¤c›lar’da h›rs›zl›k suçlamas›yla gözalt›na al›nan Tornac› Ahmet Laçin karakolda yap›lan iflkenceler sonucunda beyin kanamas› geçirerek hayat›n› kaybetti. 12 Ekim’de gözalt›na al›nan Laçin’in 13 Ekim’de beyin ölümü gerçekleflti. Bir hafta sonra da hayat›n› kaybetti. 15 Ekim 2008: fiair Faz›l Hüsnü Da¤larca 94 yafl›nda zatürre tedavisi gördü¤ü hastanede yaflam›n› yitirdi. Memleket sevgisiyle ilgili fli-

OCAK 2009 | TAVIR | 7


panorama

çimlerinde “Demokrat Parti” baflkan aday› Barack Obama 44. baflkan oldu. Daha önce senatörlük yapan Obama, Amerikan yönetimine geçen ilk siyah baflkan oldu. 22 Kas›m 2008: TAYAD’l› aileler, F tipi hapishanelerdeki tecrit uygulamalar›n›n kald›r›lmas› ve Adalet Bakanl›¤›’n›n 22 Ocak 2006 y›l›nda yay›nlad›¤› “sohbet hakk›”n› içeren genelgeyi uygulamamas› nedeniyle Ankara’da bulunan Abdi ‹pekçi Park›’nda üç günlük açl›k grevi yapt›. Üç gün boyunca parkta kalan ailelerden oluflan bir heyet açl›k grevinin son günü Ceza Tevkif Evleri Genel Müdürlü¤ü’nde bir görüflme yapt›. 28 Kas›m 2008: 14 yafl›ndaki bir k›z çocu¤uirler yazan Da¤larca, Çal›flma Bakanl›¤›’nda na cinsel tacizde bulundu¤u için tutuklanan Vakit gazetesi yazar› Hüseyin Üzmez, Adli T›p ifl müfettifli olarak da çal›flt›. Kurumu’nun cinsel tacize u¤rayan k›za “Ruh 20 Ekim2008: 16 Mart katliam› davas› ‹stan- ve beden sa¤l›¤› bozulmam›flt›r” diyerek verbul 6. A¤›r Ceza Mahkemesi taraf›ndan 30 di¤i rapor sonucu serbest b›rak›ld›. Üzmez’in y›ll›k zamanafl›m› süresi doldu¤u gerekçesiy- tahliye edilmesi kamuoyunda tepkilere nele kapat›ld›. 16 Mart 1978’de ‹stanbul Üni- den oldu. versitesi’nden ç›kan devrimci ö¤rencilerin üzerine atefl aç›lm›fl, olayda 7 ö¤renci katle- 3 Kas›m 2008: Yunanistan’da, 30 Ekim’de 21 hapishanede yaflam koflullar›n›n düzeltilmedilmifl, birço¤u da yaralanm›flt›. si talebiyle 8000 adli tutuklunun kat›l›m›yla 27 Ekim 2008: Antalya’da Ça¤dafl Gemik yemek boykotu fleklinde bafllat›lan direnifl 3 isimli 18 yafl›nda bir genç “dur ihtar›na uy- Kas›m’da 3000 kiflinin kat›ld›¤› bir açl›k grevimad›¤›” gerekçesiyle polis taraf›ndan, kul- ne dönüfltürüldü, açl›k grevindekilerin say›s› land›¤› motosikletin üzerinde arkas›ndan vu- 8 Kas›m’da 6000’e yükseldi. Açl›k grevindeki tutuklulardan ikisi yap›lan sevk nedeniyle yarularak öldürüldü. flam›n› yitirdi. 30 Ekim 2008: Geleneksel Türk Tiyatrosu üzerine yapt›¤› araflt›rmalarla tan›nan Prof. 4 Aral›k 2008: Kuruldu¤u 1985 y›l›ndan bu Dr. Metin And, geçirdi¤i rahats›zl›k sonucu yana devrimci müzik yapmaya devam eden Grup Yorum'un 20. albümü “Bafle¤meden” yaflam›n› yitirdi. ç›kt›. 1 Kas›m 2008: BOTAfi, do¤algaz’a % 22,5’luk zam yapt›. 2008 y›l› boyunca, Ocak ay›ndan 6 Aral›k 2008: Yunanistan’›n baflkenti Atiitibaren Kas›m’a kadar hemen her ay yap›lan na’da, Aleksandros Andreas Grigoropulos adzamlar›n en büyü¤ü % 22,5 oldu. Yap›lan l› 16 yafl›ndaki lise ö¤rencisi polisin açt›¤› zamlar nedeniyle yoksullu¤u daha da artan atefl sonucu yaflam›n› yitirdi. Olay› protesto halk›n büyük bir k›sm›, evlerinde kömür so- eden sol örgütler ve anarflist gruplar bir hafta boyunca Yunanistan genelinde Baflta Atibas› kullanmaya bafllad›. na ve Selanik olmak üzere birçok flehirde haf3 Kas›m 2008: 20 Temmuz 2004 tarihinde, ta sonu da devam eden protesto gösterilerinTekirda¤ 1 Nolu F tipi Hapishanesi’nde tedavi de yüzlerce iflyeri, onlarca banka flubesi, kaedilmedi¤i için ölen Salih Sevinel’in ölümün- mu binas›, resmi ve sivil araçlar› atefle verdi. den sorumlu tutulan 7 gardiyan ve bir doktor 10 Aral›k 2008:Bu y›lki Nobel ödüllerini hakk›nda aç›lan dava beraatle sonuçland›. kazananlar belli oldu. Atomdan da küçük 5 Kas›m 2008: ABD’de yap›lan baflkanl›k se- parçalarla ilgili yapt›¤› bulufllar nedeniyle

8 | TAVIR | OCAK 2009

Nobel Fizik Ödülü’nü Yoiçiro Nambu ald›. Alman Harald zur Hausen'e rahim a¤z› kanserine yol açan ‹nsan Papilloma Virüsü'nü (HPV) keflfi, Frans›z Françoise Barre-Sinoussi ve Luc Montagnier'e de AIDS'e neden olan HIV'i keflfettikleri için Nobel T›p Ödülü verildi. Üç bilim adam›na 950 bin euroluk ödül paylaflt›r›ld›. Flüoresan proteinlerle ilgili çal›flmalar› nedeniyle ödüle lay›k görülen Amerikal› bilim adamlar› Roger Tsien ve Martin Chalfie ile Japon bilim adam› Osamu Shimomura, 2008 Nobel Kimya Ödülü'nü ald›. 2008 Nobel Edebiyat Ödülü'nü ise, Frans›z yazar Jean-Marie Le Clezio ald›."Ekonomik aktivitenin lokasyonu ve ticaretin yap›s› konusundaki analizleri" nedeniyle Amerikal› Paul Krugman da Nobel Ekonomi Ödülü'nü; Finlandiyal› devlet adam› ve diplomat Martti Ahtisaari ise 2008 Nobel Bar›fl Ödülü’nü ald›. 14 Aral›k 2008: Özellikle Irak’taki iflgalin ve Ortado¤u’daki birçok sald›r›n›n ve katliamlar›n bafl›n› çeken ABD eski baflkan› George Bush’a Ba¤dat ta kat›ld›¤› “veda” toplant›s›nda, Irakl› bir gazeteci taraf›ndan ayakkab› f›rlat›ld›. 26 Aral›k 2008: Bahçelievler’de Yürüyüfl Dergisi satarken polis taraf›ndan s›rt›ndan kurflunlanarak felç olan Ferhat Gerçek ve arkadafllar› toplant› ve gösteri yasas›na muhalefet, polise mukavemet ve kamu mal›na zarar vermek gibi suçlamalarla yarg›lanmaya baflland›.J


mektup

obama’ya aç›k mektup ümit zafer

“Soyad›m, tahkir edilmifl insan; ad›msa, ezilmifl durumum; isyanc› yafl›m, da¤›n-tafl›n yafl›..” Aimé Césaire

Mayk›l Ceks›n sizden masumdur Mist›r Obama. Çünkü, sadece derisinin rengini beyazlaflt›rmak istemiflti o. Ve nice çabadan sonra, k›smen de olsa baflard› bunu. Art›k derisi beyazd›r Mayk›l’›n. Peki ya siz Mist›r Obama? Sizin nereniz beyaz? Sorumuz bu ve biliriz ki, bu soru “Obamania”ya ayk›r›d›r. Olacak elbette bu ayk›r›l›k. Çünkü biz, omuzlar›m›z üstünde kendi karakafam›z› tafl›yoruz. Ve sizin hoflunuza gitmese bile, do¤rusu biz bundan gurur duyuyoruz...

Sorumuzun cevab›, oturdu¤unuz Saray’›n ad›nda ve asl›nda vard›r. Ve dahas›, o siyahi ayd›nl›¤›n ölümsüz sesi Frantz Fanon hakl›d›r: “Bütün beyazl›klard›r beni yakan...” Ve sizin Mist›r Obama, ruhunuz beyaz. Çünkü siz, “Beyaz Adam”›n binbir maskesinden birisiniz. Sam Amca’n›n kanl› ellerine geçirilmifl kara bir eldivenden baflka bir fley de¤ilsiniz. Ki bir eldiven olarak tercih edilmenizin nedeni de belli. Öyle ya, Beyaz Adam’›n insan içine ç›kaca¤›, sizden baflka yüzü kalmam›flt›r... “Özgürlü¤ün sevdal›s› de¤ilsek, bu dünyada bir hiçiz” diyordu Fanon. Ve flimdi siz, özgürlük düflman› bir makinenin çarklar›na sürülmüfl gres ya¤›ndan ibaretsiniz. Halklar›n özgürlü¤üne kasteden emperyal cellad›n, son moda kukuletas›ndan baflka bir fley de¤ilsiniz! Ki size siyasetin Mayk›l Ceks›n’› demek bile, masum kal›yor yüklendi¤iniz kanl› misyonun yan›nda... Memleketin güzide flaflk›nlar›, size mektup yaz›p “özgürlük” istemifller. Herhalde, bu arzuhalleri çok güldürmüfltür sizleri. Öyle ya, kaptanköflküne oturdu¤unuz makinan›n varoluflu, halklar›n özgürlü¤ünü yok etmek üstüne kuruludur. Ki cümle halklar› yakan beyazl›¤›n›zla, sömürgecilerin en beyaz› flimdi sizsiniz Mist›r Obama... Ve elbette, surat›n›za ayna tutup kirli beyaz›n›z› gösteren Fanon yine hakl›d›r: “Sömürgecinin ihtiflam ve imtiyaz› kesinlikle sömürüye dayan›r. Sömürülenler ise ilanihaye yoksullu¤a mahkumdurlar. Sömürünün devam› ise, gittikçe artan bask›y› gerektirir...” Renginizle örtbas edilmeye çal›fl›lan sisteminizin özetini ise, Che söyler: “... Emperyalizm varoldukça, öteki ülkeler üzerindeki egemenli¤ini sürdürecektir. Bugün, bu egemenli¤in ad›, yeni-sömürgeciliktir... Gizlisiz, sakl›s›z, pervas›z vahflet ve zorbal›k, yeni-sömürgecilerin en son silah›d›r.” Ve flimdi siz, o silah› kuflanarak “küresel köy” dedi¤iniz dünyan›n flerifli¤ine soyunmufl bir kovboysunuz. Bafltan aya¤a sömürüye bulanm›fl beyaz bir kovboy hem de.

OCAK 2009 | TAVIR | 9


mektup

Tam da bu yüzden, apaç›k ilan ediyoruz ki, derisi siyah bir Bush’tan ibaretsiniz Mist›r Obama. Ayn› emperyal madalyonun yüzsüz yüzlerisiniz. Ki o malum flaflk›nlar Obamania yan›lsamas›na kap›lsalar da, yumru¤unu dalgaland›ran serüvencileri de vard›r hayat›n... Elbette, bizim de bir çift sözümüz var size. Ama biz “yeni” bir fley söylemeyece¤iz. Kula¤›n›z›n içindeki o Beyaz Adam’›n, zaman›nda karakafal› Che’den duydu¤u hayk›r›fl›m›z› yineliyoruz sadece: “... Bizler ayn› sefaleti çeken, ayn› duygular› paylaflan, ortak düflmanlara sahip olan, ayn› güzel gelece¤i özleyen ve dünyan›n tüm dürüst insanlar›n›n deste¤inden yararlanan... bir ailenin evlatlar›y›z... “... Bu büyük insan kitlesi ‘Yeter!’ demifl ve yürüyüfle geçmifltir. Devlerin bu yürüyüflü gerçek ba¤›ms›zl›¤a, u¤runa bir fley elde edemeden binlerce kez öldükleri gerçek özgürlü¤e kavuflmalar›na dek durmayacakt›r...” Beyaz Saray’›n›z›n dünyaya hükmedece¤i bir gelece¤e do¤ru düfle kalka, öle kala, vurufla dövüfle yürüyoruz. Ötesini de flair Langston Hughes söyler:

“Patrice Lumumba” ad›n› hiç duydunuz mu Mist›r Obama? Ülkesinin seçilmifl devlet baflkan›yken, ait oldu¤unuz emperyalist sistem taraf›ndan Kongo’da katledildi. Kara derili bir Afrikal›yd› Lumumba. Yurtseverdi ve Beyaz Adam’a ruhunu satmad›¤› için katledildi. ‹flte bu cinayetin gerçe¤ini Birleflmifl Milletler toplant›s›nda aç›klayan Che, “beyaz uygarl›¤›n›z”›n ne ve nas›l oldu¤unu da aç›kl›yordu: “... Bugün, özgür insanlar olarak gözlerimiz yeni ufuklara aç›l›yor, sömürge köleleriyken göremediklerimizi fark ediyoruz: ‘Bat› Uygarl›¤›’, parlak görünümünün alt›nda, bir s›rtlan ve çakal sürüsünden baflka bir fley de¤ilmifl me¤er... Bunlar, silahs›z halklar› yutarak beslenen canavarlar. ‹flte, emperyalizm insan› bu hale getiriyor, imparatorluklar›n ‘beyaz adam›’n›n belirleyici özelliklerini bu canavarl›klar

10 | TAVIR | OCAK 2009

oluflturuyor...” Sahi söyler misiniz Mist›r Obama, seçim kampanyan›za neden onca dolar ak›tt› acaba tekeller? Dememiz o ki, canavar ayn› canavard›r. Tan›yoruz sizi; yalanlar›n›zdan, bombalar›n›zdan, iflkence ve iflgallerinizden, IMF’nizden, CIA’n›zdan ve iflbirlikçilerinizden biliyoruz sizi... Ve ayn› konuflmas›nda Che, nicedir sahip oldu¤umuz bir insanl›k bilgisini de özetliyordu: “... Tenleri baflka günefller alt›nda koyulaflm›fl, de¤iflik pigmentlerle renklenmifl halklar›n temsilcileri... ‹nsanlar aras›nda farklar›n derilerin renginden de¤il, üretim araçlar› sahipli¤inden, üretim iliflkilerinden kaynakland›¤›n› tam olarak ve apaç›k biçimde anlam›fllard›r...”

“... Zenciyim ben Gece gibi Afrika’n›n derinlikleri gibi kara Köleydim her zaman Saray basamaklar›n› temizledim Eski Roma’da Washington’da ayakkab› boyamaktay›m flimdi Emekçiydim her zaman M›s›r’da piramitleri kuran benim Benim harc›n› karan gökdelenlerin...” Hayat› ezilen, hayalleri k›r›lan, eme¤i sömürülen, bedeni iflkenceye, ülkesi iflgale u¤rayan biziz. Biz, yeryüzünün lanetlileri ve cümle karakafal› halklar olarak, “siyah” maskenizin ard›ndan bile tan›d›k sizi. Siz, “Beyaz Adam”s›n›z Mist›r Obama. Baflka bir fley de¤il... Kaynak: *Ernesto Che Guevara / Politik Yaz›lar / Yar Yay›nlar› J


fliir

hapishanedeki arkadafl›ma ulaflt›r›lmayan bir not nihat behram

Sevgili kardeflim: Belli ki gömle¤inin yakas›nda kuruyan ter bu bahar tarlalar›n tozunu tafl›mayacak kasketinin gölgesini küçük üzümleri and›ran gözlerini bir selvi yapra¤› gibi korumayacak Sana tomurcuklu bir dal yollam›flt›m birkaç kitap bir kilo portakal Ve "dostlar› özlemle kucaklamay› unutma" dizesini almad›lar geçen yaz-hat›rlars›nilk meyvas›n› veren bir fidandan ham zerdaliler toplay›p uzun yollar boyunca esaret ve zafer üstüne marfllar söylemifltik yaflad›¤›n günlerin hesab›n› soranlara bildi¤in marfllar› söylemeyi unutma

OCAK 2009 | TAVIR | 11


öykü

mendilimde kan sesleri

(*)

ayfle çimen

Bana hayat› anlat›r m›s›n arkadafl›m? Nas›l bir fley bu hayat denilen fley? Nerede bafllar, nerede biter? Nerede güler, nerede a¤lar? Nerede konuflur, nerede susar? Da¤ tafl, denizler, fabrikalar, yollar, evler... bu mu? Hangisinden ibarettir. Çizgisi hangi s›n›rlarda biter?

len gözyafllar›n›, burnunun dire¤ini s›zlatan ci¤er ac›s›n›... Sevgiyi... Ömründe unutamayaca¤›n korkular›n var m› mesela? Koflan bir çocu¤u gördü¤ünde ürperir misin?

Dur! Koflma! Koflmaaa! diye feryat etmek geNeden susuyorsun ha! Bir tek sözün bile yok lir hep içimden koflan bir çocuk görsem. Bir mu? Bir tek cümle... hayat›n›n en zor tarifi de mendil... mi hayat? Çözemedi¤in en zor bilmece mi? Bizim mahalle öyle bildi¤in mahallelere benHangisi? zemez bir kere, dimdik yokufllar› vard›r, Uçsuz bucaks›z bir deniz mi, bazen dalgal›, adamda sa¤lam ci¤er olmal› ç›kmak için, bazen durgun. Fokur fokur kaynayan çaydan yoksa bir kaplumba¤a gibi saatlerce t›rmabir yudum içmek mi? Sabahlar› kafanda bin- n›p durursun. Yaz›n yemyeflil, meyve a¤açlabir düflünceyle ad›mlad›¤›n kald›r›mlar m›? r›n›n süsledi¤i, k›fl›n ise soba bacalar›n›n kir“Yaz da bitiyor, bu k›fl ne yakaca¤›z?”›n tasa- letip simsiyah bir renge bürüdü¤ü, dar sos› m›? “Senden baflkas›n› sevmeyece¤im kaklar› olan bir mahalle, yoksul fukara maömrüm boyunca”n›n hayali mi? “Bofl ver, ne hallesi yani. Ama en güzel yan› da o dik yohali varsa görsün”ün koyu bencilli¤i mi?... kufltan kar ya¤d›¤› zamanlarda kayak yapmak. Bakkal pofletlerini ikiye ay›r›p, bir ucuHayat hangisi? Susuyorsun... nu yere serip bir ucunu da bacaklar›m›z›n Sen yoklu¤u bilir misin arkadafl›m? So¤uk- aras›ndan geçirip elimizle tutup kayard›k. tan kemiklerin s›zlarcas›na üflümeyi, dudak- Oof! Ne güzel günlerdi onlar. En çok sevdilar›n›n açmay› bekleyen mor bir menekfle gi- ¤im arkadafl›m Bülent’ti. ‹kimiz de ayn› ayda, bi günefli, s›ca¤› arad›¤›n›. Bisikletin olmad›- ayn› haftada do¤mufluz. O benden üç y›l ön¤› ve sokakta bisikletiyle gezen çocuklar› ce do¤mufl. Bülent’in annesi ben do¤duktan görmemek için camdan bakamamay›... Ha- sonra elbiselerini bana vermifl, onun küçülyalindeki bisikleti yaln›zca camlardaki bu¤u- tü¤ünü ben giyerdim hep. Hiç ayr›lmazd›k, lara çizdi¤ini, bayramda giyecek pantolonun ayn› okulda okuduk. Annem bir tek önlük alolmad›¤› için çocuk akl›nla bir katk› da ben- m›flt› bana. Yani ilk kez Bülent’in olmayan bir den olsun diyerek, çal›flmay›, ekmek paras› fley giymifltim. Akl›m›z›n erdi¤i zamanlarda kazanmay›. O¤lunun evine bir daha döne- yaz›n pazarlara gider birlikte so¤uk su satarmeyece¤ini hisseden anan›n rahmine sapla- d›k, bir de mendil. Suuu! Suuuu! So¤uk suuunan ac›y›... Çocu¤uma gün yüzü göstereme- u abileeerr! Üç mendil beeflflfl liraaaa! Üçç dim, çocuklu¤unu yaflatamad›m diye iç çe- mendiil beeeflflfl liraaaa! O susar ben ba¤›r›rken babay›, damlalar› düfltükçe yüre¤ini de- d›m, ben susar›m o ba¤›r›rd›. Candan arka-

12 | TAVIR | OCAK 2009

daflt›k yani kardeflten öte. Belki de kardeflim olsayd› böyle can ci¤er olamayacakt›k, kardefller hiç anlaflamaz ya ondan. Benim babam çay oca¤›nda çal›fl›rd›, Bülent’inki de inflaatta. Akflamlar› bazen ayn› zamanda gelirlerdi mahalleye, yokuflun taa ucundan görürdük geldiklerini, koflar yanlar›na giderdik. Yar›flt›¤›m›zda ben onu geçerdim hep, o arkada kal›rd›. Hep öyle oldu, o u¤ursuz günde de koflamam›flt›... Ne hayaller kurmufltuk Bülentle, okulu bitirince hem çal›flacak hem de üniversite s›navlar›na girip edebiyat ö¤retmeni olacakt›k. Bizim mahalleye üniversite yapt›racak, mahalledeki bütün çocuklar› paras›z okutacakt›k. Hayaldi bütün bunlar ama olsun, güzel hayallerdi hepsi. “Bizim çektiklerimizi baflkalar› çekmesin”in üzüntüsü, sitemiydi asl›nda. Diyeceksin ki çocuklar böyle mi hayal kurarlar o yaflta, ama biz böyle hayaller kurmufltuk, çünkü hiç birini göremedik onlar›n, ne okumak için f›rsat, ne de okula gidecek para yoktu ikimizde de. Oyunca¤›, arabay› düflünmedik hiç, çamur ne güne duruyordu ki o zaman, istedi¤imiz model arabay› yap›yorduk hemen, gerçe¤inden daha güzel oluyordu hem de. Bir keresinde satt›¤›m›z mendillerin paras›yla misket alm›flt›k, o zaman parlak misketler ç›km›flt›, renk renk çok be¤enmifltik, pazardan ald›k sonra... Mendil kapmaca oyununu çok severdik, mahalledeki çocuklarla oynard›k hep, ilkokulda ö¤renmifltik bu oyunu. Ben hep Bülent’in s›r-


öykü

t›na vururdum mendili, çünkü onun yavafl kofltu¤unu bilirdim ve beni yakalayamayaca¤›n›. O da bana vururdu. Benim cin fikirlerim olurdu hep, ama o öyle de¤ildi, hep kanard› söylediklerime, k›zmazd› bana. K›zsa da en fazla bir gün küs durabilirdik, ikimiz de camdan birbirimizi süzer, bar›flmak için f›rsat kollard›k, sonra gözgöze gelip güler, bar›fl›rd›k. ‹kimize göre kendimiz hakl›yd›k. Bir gün pazarda yine mendil sat›yorduk, arkam›zdan bir el ensemizden yakalay›p h›zl›ca savurdu ikimizi de ne oldu¤unu anlayamad›k ilkin, sonra ben yere düfltüm. Ensemizden tutanlar lacivert k›yafetli, birisi irice, di¤eri k›sa boylu t›knaz bir adamd›, ikisinin de elinde telsiz ve defter vard›. Uzun boylu olan çat›k kafll›yd›, merhametsiz bir adama benziyordu. Di¤eri de Bülent’in kula¤›n› çekiyordu durmadan. - Bir daha görmeyece¤im sizi buralarda! Çabuk kaybolun ortadan! Piçler sizi! Yürüü! - Ama biz... - Amas› mamas› yok! Hadi diyoruz size! Bir daha görürsek bu sefer karakola götürece¤iz sizi ona göre! “Biz h›rs›zl›k m› yapt›k ki karakola götüreceksiniz?” dedi Bülent. Adam sinirinden kudurmufltu zaten, bir de biz karfl›l›k verince hepten k›zarmaya bafllad› surat›, damarlar› sinirden patlayacak gibi duruyordu surat›nda. A¤z›ndan buharlar ç›k›yordu. Uzun boylu olan etraftaki insanlar›n ona bakt›¤›n› gördü bir an. Onlara da bir sert bak›fl at›p: - Ulan, hele bir daha göreyim ben o zaman gösterece¤im size h›rs›zl›¤› dedi ve gitmemiz için arkam›zdan uzun uzun bakt›. Emin olmak istedi. Bülent ve ben adam›n etraf›na bakt›¤› anda mendilleri kap›p koflarak uzaklaflt›k pazar yerinden. Betimiz benzimiz solmufltu adeta ikimizin de. Bülent’in kulaklar› k›pk›rm›z›yd›, benim de dizim s›yr›lm›flt›, adam öyle bir savurdu ki beni, pantolonumun dizi y›rt›lm›flt›, ilk anda heyecandan ve s›cakl›¤›ndan anlayamad›m ama biraz zaman ilerleyince dizimin a¤r›d›¤›n› farkettim, birazc›k kanam›flt› da. Bülent mendillerden birini aç›p dizimdeki kan› temizlemeye çal›flt›. Mendil kana bulanm›flt›. ‹lk baflta olay›n flokunu üzerimizden atamad›¤›m›z için hiç konuflmad›k. “Nas›ls›n? Can›n ac›yor mu?” dedi Bülent sonra.

- Yok iyiyim flimdi. Kan da durdu galiba. - Evet. - Ne yapaca¤›z, bu adamlar pazara sokmazlar bizi art›k. - Bilmiyorum haftaya bayram. En az›ndan evdekilere yük olmamak için bir iki kurufl bir fley kazanal›m. Hem de yeni bir pantolona ihtiyac›m›z var. Bayraml›klar›m›z› kendimiz alal›m. - Olur. Onlar da çok sevinirler buna. - Tamam ç›kaca¤›z Ali. Hani flu geçen gitti¤imiz köprü var ya, oraya gideriz yine. Bayramda kalabal›k olur oras›. Durakta satar›z mendilleri. Sonra da pazara gider pantolon al›r›z kendimize. - Tamam. - Hadi gidelim bizimkiler merak etmesinler. Bayrama bir hafta kalm›flt›. Bizimkiler baya¤› s›k›flm›fllard› bu ay. Elde avuçta ne var, ne yok hastaneye vermifllerdi annem için. Bülentler de bizden farks›zd›. Onun da kardeflleri vard›. Yar› aç yar› tok geçinip giderlerdi. Hafta çabuk geçti. Arife günü Bülentlerin evine gittim. Annesi açt› kap›y›. - Ali, gitmeyin yavrum. Bülent’e söyledim ama dinlemedi beni. Çocu¤um bari bayram günü gitmeyin. - Yok, olmaz Gülseren Abla. Pantolon alaca¤›z kendimize. Pantolon paras› ç›kana kadar duraca¤›z zaten. Pazara da u¤ray›p geliriz

sonra. Eve yük olmayal›m dedik bu bayram. Hem de ilk kez kendi elbiselerimizi kendimiz alaca¤›z. Bir fley olmaz. Akflama döneriz. - Hadi bakal›m, ne söylesem de dinlemezsiniz ya. Çabuk gelin bari. - Tamam. Gülseren Abla’y› ilk kez böyle endifleli gördüm. Hiç böyle söylemezdi. Gitmeyin demezdi. Anlayamad›m ben de. Mendilleri bir pofletin içine doldurduk; bir ucundan Bülent, bir ucundan da ben tuttum. Hava so¤uktu, gece ya¤mur ya¤d›¤› için yollar da çamurluydu. Üstümüz bafl›m›z çamur oldu hep. Ama yeni pantolon alaca¤›m›z için ikimizin de umrunda de¤ildi. Bayramda nerelere gidece¤imizi konufla konufla köprünün yan›na geldik. Alt taraf›ndan otobüs yolu geçiyordu. Üst k›sm›nda da öyle. Durakt› bekledi¤imiz yer. Al›flverifle ç›kanlar›n kalabal›¤› vard› sokaklarda. ‹lk olarak tek tek dolaflarak satmaya bafllad›k. Sonra küçük bir tenekenin üzerine dizdik mendilleri. Epeyce satt›k bir iki saat içinde. Tam elimizde kalan son bir kaç mendili daha satmak için elimize al›p dolaflmak istemifltik ki, bize do¤ru koflan iki adam› gördüm. Bülent ilkin farketmedi. Bize yaklaflt›kça tan›maya bafllad›m yüzlerini. Geçen gün pazarda bizi döven zab›talard› bize do¤ru koflanlar. “Kooooflfl!”

OCAK 2009 | TAVIR | 13


öykü

diye ba¤›r›p Bülent’in kolundan çektim. - Ne oldu? “Zab›talar! Kooofl! Kaaaaçç!” diye ba¤›rmaya bafllad›m. Bülent farkedip koflmaya bafllayana kadar ona yetifltiler. Mendilleri elinden b›rakmam›flt›. Elindeki pofletle birlikte kofluyordu. Adamlardan biri Bülent’i yakalayacak gibi oldu. Tam elini ona do¤ru uzatt›¤›nda Bülent e¤ilip koflmaya devam etti. Köprünün merdivenlerini ç›kana kadar sürdü kofluflturma. Tam yolun oldu¤u üst k›sma geçmifltik ki, Bülent’i yakalad› zab›tan›n biri. Bülent de bir taraftan bana ba¤›r›yordu - Kaaaçç! Kaaaaaaaçç Aliiiii! Bülent’i orada b›rakamazd›m. Hem kofluyor, hem de arkama bak›yordum sürekli. Bülent bir yolunu bulur kurtulur diye düflündüm o an. Adamlar da yorulmufllard› zaten koflmaktan. - Bülent’e tokat att›¤›n› gördüm ötekinin. O anda Bülent’in kurtulamayaca¤›n› düflünüp geri, zab›talar›n oldu¤u yöne do¤ru geri döndüm. Bülent’i öyle b›rakamazd›m. En fazla biraz dövüp b›rak›rlar bizi diye düflündüm. ‹flte o anda ne oldu¤unu anlayamad›m. Her

14 | TAVIR | OCAK 2009

fley birden oldu. Bülent adam›n elinden kurtulup o panikle yola att› kendini. Sonra ac› bir 盤l›k duyuldu. Yoldan geçen arabalardan biri Bülent’i ezmiflti. Bir u¤ultu hissettim kulaklar›mda ilkin. So¤uma, terleme... -Büleeeeenntt! Büleeeeeenntttt! Arkaaaadaaaafl››››mmmm! Ölmeeeee! Büleeeeeennnt! Ölmeeeee! - Çocuuukk! Ahhhh! Ezdi çocu¤uuuu! - Yard›m edin yard›››››mm! Birileri yard›m etsin allah aflk›naaaa! Kurtaral›m çocu¤u! Bütün insanlar bafl›na toplanm›fllard›. Bülent’in bafl›ndan kanlar ak›yordu. Mendil pofleti elinde s›k›ca duruyordu. Açmam›flt› ellerini. Araban›n alt›ndan ç›kartt›lar Bülenti, her yeri kan içindeydi. A¤l›yorum, a¤l›yorum, feryat ediyorum. Beni de sakinlefltirmeye, bir taraftan da sorular sormaya çal›fl›yorlar. - Nerede oturuyorsunuz? Ailesi yok mu? Telefon numaras›n› da m› bilmiyorsun? Vah vah, yaz›k çocu¤a, yaz›k! Kendime gelip Bülent’in yan›na gittim, e¤ildim baflucuna. Gözlerini göremiyordum kan-

dan. Her yeri kan içindeydi. Ellerini tuttum. Yüzünü silmek istedim. Elimi montumun cebine soktum, kanl› bir mendil vard› cebimde. Bülent’in baca¤›m kanarken, kan› sildi¤i mendildi. Kanl› mendille yüzünü sildim Bülentin. Öylece bak›yordu yüzüme. Ölmüfltü. Hiç k›p›rdam›yordu art›k. -Kan kardeflim benim. Aç gözlerini, aaaaçç, aaaaaaaaçç!!! Bana hayat› anlat›r m›s›n arkadafl›m? Nas›l bir fley bu hayat denilen fley? Nerede bafllar, nerede biter? Nerede güler, nerede a¤lar? Nerede konuflur, nerede susar? Da¤ tafl, denizler, fabrikalar, yollar, evler... bu mu? Hangisinden ibarettir? Çizgisi hangi s›n›rlarda biter? Neden susuyorsun ha! Bir tek sözün bile yok mu? Bir tek cümle... hayat›n›n en zor tarifi mi hayat? Çözemedi¤in en zor bilmece mi? Hangisi? fiimdi söyle arkadafl›m. “Bir mendil niye kanar?”... (*) Edip Cansever J


makale

sanat›n ödülü ve ödemesi olmaz mehmet esato¤lu

Bir gazetede ya da internette gördü¤ü para ödüllü bir ilan, bir flaire hangi dizeleri yazd›rabilir? Bir ressama hangi resmi çizdirebilir? Bir de bu yaz›lan›n, çizilenin bedeli nedir? Örne¤in bugünlerde bir gencin polis taraf›ndan öldürülmesine isyan eden Yunanistan gençli¤inin dilinde bayrak olan flair Naz›m Hikmet’in, “Ben Yanmasam / Sen Yanmasan / Biz Yanmasak / Nas›l ç›kar karanl›klar ayd›nl›¤a’’ dizelerinin bedeli ne kadard›r? Üst üste konmufl kaç bin lira ya da anl› flanl› bir ödül, Naz›m’a bu sat›rlar› yazd›rabilir? Sanat ve ödül iliflkisinin geçmifline bakt›¤›m›zda s›n›flar›n olmad›¤› bir dönemde böyle bir iliflkinin de olmad›¤›n› görüyoruz. Ma¤ara duvar›na resim çizen, kemiklere vurarak müzik üretmeye çal›flan ya da kabilesine av hikâyesini oynayarak anlatan insan›n ne ödül kayg›s› vard› ne de bundan ötürü bir ç›kar beklentisi... Sanatta ödülün ortaya ç›k›fl› köleci toplumla olmufltur. Köleci toplumun yöneticileri sanatç›lar, sporcular aras›nda ödüllü yar›flmalar düzenlemifllerdir. Tabii bütün hayat› zincir ve k›rbaçla örgütlemifl bir s›n›f›n bunu sanat›n ya da sporun “hayr›”na yapt›¤› söylenemez. Köleci toplumda spor yar›flmalar› “kaliteli köle” aray›fllar›na, oyun yazarlar› aras›nda düzenlenen tragedya yar›flmalar› ise kölecili¤in ideolojik hegemonyas›n› oluflturmaya yar›yordu.

Sanat›n neden ve nas›l üretildi¤i konusunda uzun boylu düflünmeyenler, sanatç›n›n teflviki ve sanat üretimi için ödülü önemli bir yere koyarlar. Ortaya bir ödül, para konuldu¤unda sanatç›n›n birdenbire kollar› s›vay›p sanat yap›t› üretmeye soyundu¤unu düflünen bir dolu insan var. Sanatç›n›n nas›l üretti¤ini bilmeyenler için de bu olas› görünebilir. Akl› fikri para ve mülkle t›ka basa dolu bir sanatç› için bu belki geçerli olabilir ama hangi ödül, hangi ödeme toplumcu bir sanatç›n›n yarat›m›n› k›flk›rtabilir?

Geçen her dönemde s›n›flar›n mücadelesinin orta yerinde sanat yap›tlar› üredi. Her s›n›f›n sanat› da pay›n› ve ödülünü durufluna göre ald›. Sisteme baflkald›ran sanat, sald›r›lara u¤rarken düzen yanl›s› sanat, hem fikren ve madden desteklendi, hem de ödüllendirildi. Kapitalist sistemde s›n›flar mücadelesi giderek keskinleflince Karl Marks’›n Manifesto’da dedi¤i gibi ortam flöyle de¤iflti: “Bugüne dek üstün de¤er verilen ve sofuca bir ürküntüyle bak›lan ne kadar eylem varsa burjuvazi bunlar›n hepsinin üstündeki kutsall›k örtüsünü çekip atm›flt›r. Doktoru da, hukukçuyu da, rahibi de, flairi de, iktisatç›y› da, kendi ücretli emekçisi haline getirmifltir.” Böylesi bir dünyada ödüller de kurumlaflm›flt›r. Burjuvazi, yandafl› sa-

OCAK 2009 | TAVIR | 15


makale

natç›lar› nas›l ve hangi kaynaklardan besleye- sanlar›” türemeye bafllad›. Süreçte her alanda ce¤ini ve nas›l ödüllendirece¤ini örgütlemifltir. uydurma gerekçelerle da¤›t›lan ödüller tüm ülkeyi kaplad›. 1900’lü y›llarda büyük kapitalist ülkelerde endüstrileflen edebiyat, tiyatro ve yüzy›l için- Kimi ödüllerde iflin bafl›ndaki para babalar›de devasa ad›mlarla geniflleyen ve büyüyen n›n s›k› denetimiyle ödül, holdinglerin belirlesinema kendine özgü ödül kurumlar›n› da ya- di¤i yap›tlara ve sanatç›lara giderken, süreçte ipin ucu kaçarak ifl ödül jürisinde yer alanlar›n ratm›flt›r. kendi aralar›nda çeteleflmelerine kadar vard›. Özellikle 50’li y›llardan sonra ortaya ç›kan Nobel, Oscar, Grammy gibi dünya çap›na “et- Bir boya firmas›n›n plastik sanatlar ödüllerinki” pompalayan ödüllerle sanatç›n›n ve yap›- de önemli miktarda da¤›t›lan para ödülünü baflkalar›na kapt›rmak istemeyen “ödül çetet›n›n önemi ikinci plana itildi. si” bir y›l ödül jürisi koltu¤una oturup ödül Büyük tekeller bir filmi ya da edebi yap›t› üre- da¤›t›yor ve jüri olarak paras›n› al›yorken, ertirken onun alaca¤› ödülleri ve pazarlanaca¤› tesi y›l ayn› ödül için sanatç› olarak kat›l›yor alanlar› da paralelinde örgütlüyorlar. Örne¤in ve bu kez de onun yap›t› geçen y›l ödül alm›fl herkesin heyecanla bekledi¤i ünlü Oscar ödü- ve bu y›l da -nedense- jüri olmufl sanatç›lar lünü büyük firmalar kendi aralar›nda al gü- taraf›ndan ödüllendiriliyordu. lüm-ver gülüm hesab›yla paylafl›yorlar. Orada ödül alan yap›t›n sanatsal niteli¤i de bir önem Tiyatro alan›nda banka, sigorta flirketlerinin tafl›m›yor. As›l önemli olan flirketin gücü ve o verdi¤i ödüller ve bu ödüllere karfl› ödüller ortal›¤› kaplam›fl durumda. Kimi sanatç›lar ödül ödülü nas›l paraya dönüfltürece¤i oluyor. alan›nda olup biteni bildiklerinden art›k onlarÜlkemizde büyük para babalar›n›n sanat ala- la aç›ktan alay ediyorlar. Geçti¤imiz günlerde n›na ilgi göstermedi¤i dönemlerde kurumlafl- sahnede 45. y›l›n› dolduran oyuncu Zihni Göktay “Afife ödülleri beni hafife al›yor!” sözüyle m›fl ve süreklili¤i olan ödüller yoktu. bu ac› duruma bir gönderme yap›yordu. Cumhuriyetin ilk y›llar›nda resmi çat›lar alt›nda sanat ve sanatç› gelifltirme, yaflatma poli- Bu y›l bir baflka tart›flma da Cumhurbaflkanl›tikas›ndan dolay› bir dolu memur sanatç› or- ¤› ödülleri s›ras›nda yafland›. Yazar Yaflar Ketaya ç›km›flt›. Bunlar›n her ay sallabafl›n›, al mal’e ödül verilmesi ve sanatç›n›n da bu ödümaafl›n› iliflkisi yaflad›klar› devletten ayr›ca lü kabul etmesi çeflitli çevrelerin tepkilerine yol açt›. bir ödül beklentileri yoktu. Resmi çat›lar›n d›fl›ndaki sanatç›larla devletin iliflkisi ise hukuksal boyuttayd›. Bunlar›n üretimlerini ve iliflkilerini dikkatle izleyen devlet, muhalefetlerini ezmek amac›yla üzerlerine sald›r›yor ve onlar› zindanlar›na dolduruyordu.

Yaflar Kemal ödülü “toplumsal bir uzlafl›” ad›na alaca¤›n› aç›klad›. Ödül töreni konuflmas›nda ülkede 85 y›ld›r uygulanmakta olan kafatasç› politikaya karfl› “çok kültürlülü¤ü” savunan Kemal flunlar› söyledi:

70’li y›llarda holdingler sanat alan›na girip plastik sanatlardan sahne sanatlar›na her yan› ad›m ad›m ele geçirmeye bafllay›nca sanat alan›nda da ne idü¤ü belirsiz ödüller türemeye bafllad›. Sanatç›lar içinde ise “ödüllü sanatç›” diye türeyen bir güruh ortaya ç›kt›.

“Ne büyük mutluluktur ki, dünyam›z hâlâ on binlerce çiçekli bir kültür bahçesidir. Her kültürün bir rengi, bir kokusu vard›r. Dünyam›z›n bir çiçe¤inin kopar›lmas›, dünyam›zdan bir rengin, bir kokunun yok olmas›d›r. Bu, insanl›¤› insanl›ktan ç›karan bir durumdur. Tek kültürlü bir dünyada insanl›¤›n halini bir göz önüne getirelim: Tek çiçe¤e kalm›fl, tek renge, tek kokuya kalm›fl bir insanl›k ve tek dile kalm›fl bir dünya... (...) Anadolu, co¤rafyas›ndan ve çok kültürlü bir toprak oldu¤undan dolay› dünya kültürüne

Önceleri basit törenlerle da¤›t›lan ve birkaç y›l geçtikten sonra kaybolan ödüller 1980 sonras› giderek kurumlaflt›. Ödül jürilerinde sürekli yer alan ve bu ifli bir para kazanma yolu haline getiren “sanat in-

16 | TAVIR | OCAK 2009

kaynakl›k etmifltir. Anadolu'nun zengin kültür birikimine s›rt›m›z› dayay›nca, gene dünya kültürüne katk›m›z olacak. Anadolu'da yaflayan her halk, kendi anadilini kullanacak, kendi anadilinde e¤itim görecek, kitaplar yazacak, filmler çekecek. Biz çok kültürlü, toprak oldu¤umuzun fark›na varaca¤›z. Ç›kar›m›z›n yasakta de¤il, özgürlükte oldu¤unun bilincine varaca¤›z.” Yaflar Kemal bu sözleri söylerken, ne yaz›k ki 25 y›ld›r Kürt illerinde kan ak›tanlar, Mezopotamya topraklar›nda yeni operasyonlar› tasarlamaktayd›lar. Nitekim konuflman›n hemen ard›ndan uçaklar, tüfekler, panzerler ve tanklar o bölgede 85 y›ld›r hep sürdürdükleri bilinen “konuflma”y› yapt›lar. Ödül kurumu sermaye ve devletin politikas› çerçevesinde ifllevini sürdürüyor. Önemli olan ayd›nlar›m›z›n sanatç›lar›m›z›n bildikleri filmi bir kez daha izleme merak›ndan kendilerini kurtarmalar›d›r. Sisteme muhalif olanlar ise bu ödül ve ödüllendirme kurumu üzerine düflünmeliler. Sanat›n ödülü ve ödemesi olmaz. Sanat›n ödülü izleyicisinin alk›fllar›, yak›n ilgisidir. Sanat gibi insanl›¤›n evrensel bir güzelli¤inin içine yar›flma, ödül gibi nesneleri sokmaya kalkarsan›z kirlenme ve kokuflma kaç›n›lmaz olarak oray› sar›yor. Yaz›n›n sonunu cumhurbaflkanl›¤›na dair bir an› ile bitirmek istiyorum. Bazen s›radan bir baban›n gözü biz sanatç›lar›n gözünden daha do¤ru ve net alg›l›yor dünyay›. 6 May›s’ta Deniz Gezmifl ve Hüseyin ‹nan’la dara¤ac›na çekilen Yusuf Aslan’›n babas› Beflir Aslan flöyle bir an›s›n› anlatm›flt›: “O¤ullar›m›z› kurtarmak için o günlerde ayd›nlar›m›z Yaflar Kemal, Onat Kutlar baflta olmak üzere herkes büyük bir çaba içindeydi. Ben emekli bir polis memuruyum. Belki cumhurbaflkan›ndan af istersem o¤lumu kurtar›r›m düflüncesiyle o makama bir mektup yazd›m, randevu istedim. Cumhurbaflkan› yaveri benimle görüflmeyi kabul etti. Çankaya’ya gittim. Yaverin odas›na girdim. Odaya bakt›m. Öyle kalakald›m ‘Kusura bakmay›n yaver bey’ dedim. ‘Ben sizden evlad›m için af istemeye gelmifltim ama bu odada evlat sevgisi olamayaca¤›n› anlad›m.’ dedim ve ç›kt›m.’’ J


elefltiri

bir suç filmi: muro kerim çetin

Televizyonlarda y›llard›r yer iflgal eden ve büyük seyirci kitleleri toplayan bir dizi var: Kurtlar Vadisi. Bu dizinin ad›na gün oldu “Irak” eklendi, gün oldu “Terör” eklendi, gün oldu “Pusu” oldu ve son olarak da yine bu dizideki bir tiplemenin ifllendi¤i “Muro” olarak sinema filmi halinde ç›kt› karfl›m›za. Dizi, devlet içindeki kirli iflleri, iliflkileri, mafyac› ile kontrgerillac› iliflkilerini iflledi hep. Ve iliflkileri alabildi¤ine gizemli k›larak, bu iliflkileri kuran tiplemeleri de kahramanlara dönüfltürerek sundu. Öyle ki, adam kaç›ran, iflkence yapan, öldüren, uyuflturucu satan, haraç alan tiplemeler kahraman olarak sunuldu. ‹yilik mele¤i de, cesaret timsali de onlard›. Adalet da¤›tan da, kötüye karfl› savaflan da onlard›. Yani kontrac›lar› anlat›rken gerçe¤i tersyüz etmek, Kurtlar Vadisi ekibinin en büyük özelli¤iydi. Peki neden? Neden bu tiplemeler hep bu flekilde hayranl›k duyulacak kahramanlara dönüfltürüldü? Bu sorunun yan›t›, dizinin yap›mc›, senaristi ve baflrol oyuncular›n›n gerçek kimli¤inde gizliydi asl›nda. Filmin yap›mc›s› ve senaristi Raci fiaflmaz ve baflrol oyuncusu Necati fiaflmaz (Polat Alemdar), Elaz›¤ merkezli Kadiri Tarikat›'n›n lideri Abdülkadir fiaflmaz'›n o¤ullar›. Hem baba hem o¤ullar› birçok ticari ortakl›¤a sahip. Bu ortakl›klardaki “ortaklar” aras›nda Oral Çelik’ten, katliamlarda yarg›lanan MHP’lilere kadar birçok isim var. Susurluk ba¤lant›l› isimlerden mafyac›l›¤› alenen bilinen birçok isme, Alperen Ocaklar› Baflkanlar›’ndan Aczimendi fleyhlerine kadar birçok kifli ile ya ticari iliflkiler içindeler, ya da dergahlar›nda çal›flt›rm›fl, dergilerinde yaz›lar yazd›rm›fllar. Bir senarist düflünün ki, z›rhl› araç ve korumalarla geziyor. Bu iliflkiler içinde olan “senaristlerin” asl›nda çok yarat›c› olmad›¤›n›, hariçten gazel okumad›¤›n›, gerçek hayatta yaflad›klar›n› ya da yak›ndan tan›k olduklar›n› bu diziye isim, yer vb de¤ifltirerek dahil ettiklerini görüyoruz. Yani dizide kendilerini yaz›yor, kendilerini oynuyorlar. Böyle olunca da her fleyi ters yüz ederek, en iyi, en kahraman, en adil, en cesur onlar oluyor. Yani mafyac› ve devletin her türlü kirli iflini yapan baflrol oyuncusu, bu özellikleri çarp›t›larak ve özendirilerek sunuluyor dizide. Film bu flekilde devam ederken, “Muro” diye bir tipleme ç›kart›ld› ortaya. Bu tipleme senaryoya göre devrimci bir örgütün sorumlular›n-

dan ama bu kirli iliflkiler içine girmifl bir kifli ayn› zamanda. Böyle kirli iliflkilerin anlat›ld›¤› bir dizide bir devrimcinin ne ifli var sorusu bir tarafa, bu devrimci, yukar›da sayd›¤›m›z özelliklere sahip bir senaristin kaleminden nas›l flekillendirilirdi? Yani anti-komünistli¤i tescilli, tarikatç›, milliyetçi, kontrac›larla içli d›fll›, devrim için mücadele edenleri düflman olarak görüp katletmifl, katledilmesine göz yummufl, onaylam›fl, “sol” olan her fleye düflman olan ve ezilmesini mübah gören bir kafadan ç›kacak olan “devrimci” tiplemesi de elbetteki olabildi¤ince çarp›k ve gerçe¤in tam tersi olacakt›. ‹lk tiplemede karanl›k adamlar ve katliamc›lar nas›l ki kahramana dönüfltürülüyorsa, burada da devrimci olan gaddar, adaletsiz ve salak bir tipleme olacakt›. Öyle de oldu. “Muro” denen karaktere her türlü salakl›¤› yapt›rd›lar, alay edilebilecek her fleyi söylettiler. Ama her fleye ra¤men sempatik bir tipleme olarak dikkat çekmeye devam etti “Mu-

OCAK 2009 | TAVIR | 17


elefltiri

ro”... Bu defa en küçük bir sempati bile topla- atlan›yor senaristler taraf›ndan. yamamas› için daha da gaddarlaflt›r›p, daha da salaklaflt›rd›lar. Ve sonunda onun diziden Esas›nda filmde “devrimci” diye yutturulmaya çal›fl›lanlar iki hanzodan ibaret. Hem de en tamamen ayr› bir sinema filmini çektiler. baya¤›s›ndan, en maganda cinsinden. Filmin Sinema filminde öyle bir tip ç›kt› ki ortaya, slogan› “Nalet olsun içimdeki insan sevgisidevrimcilerin kulland›¤› her türlü kavram› en ne” olsa da insan sevgisinin k›r›nt›s› yok içleadice ifllerde kullanan, istisnas›z her cümlesi- rinde. Ve hiçbir inanç, hiçbir ideal tafl›m›yorni “devrim”le, “devrimci”yle aç›p “iflbirlikçi- lar. ler” diye bitiren bir kiflili¤e büründü “Muro” Film, estetik ve sanatsal zekâdan tamamen denilen kifli. yoksun bir kurguyla güldürüyor gelenleri. Devrimcileri karikatürize eden, alay eden, en Gelen herkesi yüzeysellefltirerek, düflünmeuç örnekleri al›p daha da uçlaflt›rarak sunan den, anlamadan sadece duydu¤u kelimelere filmlere daha önce de tan›k olmufltuk. Özel- gülen bir kitleye dönüfltürüyor film. likle Y›lmaz Erdo¤an filmleriyle ve özellikle “Vizontele” ile ba���lay›p devam eden bir fur- Bafltan afla¤› yalan ve demagoji üzerine kuyaya dönüfltü hatta bu tiplemeyi kullanmak. rulan bir film Muro. Faflistlere, kontrac›lara Ancak onlarda bile piyasac›l›¤›n da etkisiyle ait tüm özellikleri devrimcilere aitmifl gibi bir denge vard›. Burada dümdüz, cepheden gösteriyor. Tersinden dizide de devrimcilerle ve do¤rudan bir sald›r› var devrimcilere ve ilgili her türlü de¤er, faflistlere aitmifl gibi devrimcili¤e. Her türlü de¤er, her türlü kav- gösteriliyor. Kitlelerde yalan ve çarp›tmalarram anlams›z bir saçmal›klar yuma¤›na dö- la, yanl›fl bir bilinç ve yönlenme yap›lmak isnüfltürülüyor filmde. Ne onur kal›yor, ne ze- teniyor. Tam bir faflist propaganda yöntemi. kâ, ne adil olmak, ne erdem... Her fleyin, her Yalan, faflistlerin en etkili propaganda arac›, herkesin bildi¤i gibi. Hitler’in en önemli kurkavram›n içi boflalt›l›yor. maylar›ndan propaganda bakan› Göbels, Film, devrimcili¤i hedef tahtas›na oturtup gerçek bir yalan uzman›yd›. Yalanlar›yla kitkitleler nezdindeki sayg›nl›¤›n› yok etme leleri faflizmin emellerini gerçeklefltirmek amac›yla çekilmifl bir suç filmine dönüflüyor. için yönlendirdi. Ve milyonlarca kifliyi faflizFilmdeki her an, her saniye, her replik buna min kitle taban› haline getirdi. hizmet ediyor. En afla¤›l›k iliflkilere giren de “Muro” ve “Çeto” denilen yard›mc›s›, en gad- Onlarca y›ll›k mücadeleyle oluflturulmufl devdar olan da... En ahlaks›zca yaflayan da, ol- rimci de¤erler o kadar kolay karalanamaz ve mayan ideallerini bir ç›rp›da silip atan da on- y›k›lamaz elbette. Hele de böyle bir film, b›ralar... Ama devrimci literatürü kullanmaktan kal›m devrimci de¤erleri karalamay›, y›kmada çekinmiyorlar. Özellikle “devrim” ve “dev- y›, bu de¤erlere toz bile konduramaz. Devrimcilik” sözleri i¤difl ediliyor. Bu ifadelendir- rimcilerin fedakarl›klar›, adaletleri, özverileri, me, bir otobüs yolculu¤u s›ras›nda üstüne namuslar›, halk ve vatan sevgileri çok iyi bilidökülen kahveden dolay› f›rlayan Muro tip- nir bizim ülkemizde. Bu özellikleriyle iflkencelemesinin “Yoldafllar durdurun otobüsü, lerden geçirildiler, hapislerde yatt›lar, öldüdevrimci testislerim yand›” cümlesiyle en i¤- rüldüler. En a¤›r koflullarda bile bu duygular›renç, en afla¤›l›k, en namussuz, en ahlaks›z n› korudular, direndiler. Direnirlerken onlara güç veren, hep bu hesaps›z sevgi ve ba¤l›l›khale büründürülüyor. lar› oldu. Canlar pahas›na yarat›lan bu de¤erSon derece seviyesiz bir üslupla sald›r›l›yor ler, böyle filmlerle elbette karalanamaz. ‹sdevrimcilere, devrimci de¤erlere... Senarist- terlerse yüzlerce Muro çeksinler, sap ve salerin nefreti o kadar büyük ki, Rusya’dan gel- man nas›l kar›flt›r›lamazsa devrimcilerle famifl olan bir hayat kad›n›n›n a¤z›ndan Le- flistler de ait olduklar› yerde olacaklard›r. nin’e küfrediyorlar. Halbuki küfreden hayat kad›n›, sosyalizm döneminde iyi e¤itim alm›fl Ancak yine de bu amaçla çekilmifl filmlere ve iyi bir mesle¤e sahipken; sosyalizmin y›- karfl› uyan›k olmak zorunday›z. Önümüze kok›lmas›yla paçavraya dönüp buralara geliyor nulan her fleye gülüp geçemeyiz. Devrimle ve ve bedenini satmaya bafll›yor. Tabi bu gerçek devrimcilikle böyle pervas›z ve böyle piflkince

18 | TAVIR | OCAK 2009

alay edebilecek cesareti bulmalar› bile büyük sorundur. Kendine devrimciyim, sosyalistim, solcuyum diyen herkesin reflekslerini harekete geçirmeli bu flekilde çekilen filmler. Bu filme gülmek de yarat›lan de¤erlere karfl› büyük sayg›s›zl›k olur. Egemenlerin ve faflistlerin sosyalizm düflmanl›¤› ve korkusu anlafl›l›rd›r. Sosyalist bir dünyada ne sömürücülere ne ›rkç› flovenist faflistlere yer olacakt›r. Kan emicilerin, halka düflman olanlar›n sonunu haz›rlayacak olan bir düzenden korkmalar› ve sald›rmalar› bir yerde anlafl›l›rd›r. Bu sald›r›larla sosyalistleri zay›flatmak, gülünen geçilen, hayattan kopuk bir tipleme gibi alg›lanmas›n› istemekteler. Ama kendisini bu halk düflman› saflarda görmeyenlerin bu filmde ne ifli var, apayr› bir tart›flma konusudur. Filmde senarist, yönetmen ve yap›mc›lar›n d›fl›nda görev alan onlarca kifli var. Oyuncular, ›fl›kç›lar, müzi¤ini yapanlar, montaj›n› yapanlar, sanat yönetmenleri, görüntü yönetmenleri vb... Bunlar›n tamam› ayn› mant›kla m› kat›lm›flt›r bu suç filmine? Sanm›yoruz. Hatta öyle olmad›¤›n› biliyoruz. Bir aldanma oldu¤u muhakkak. Ama hangi sebeple girilmifl olursa olunsun, film için çal›flmaya bafllamadan önce senaryo okunur genellikle. En az›ndan müzi¤ini yapacak olanlar, görüntü yönetmenleri, oyuncular okur. Ve bahsetti¤imiz iflleri yapanlar, senaryoyu okuduklar› halde yer alm›fllard›r bu filmde. Bu kiflilere sormak hakk›m›zd›r: Her fley böyle sat›l›k m›d›r? Hayatta hiçbir fleyde seçici olunmaz m›? Böyle devrimcilere, devrimci de¤erlere cepheden sald›ran bir filmde bile olunacaksa, hayattaki yeri neresidir bu kiflilerin? Sosyalistli¤i geçtik, solculu¤u geçtik, demokratl›¤› geçtik, onur, fleref, haysiyet, kiflilik nam›na da m› bir fley kalmam›flt›r? Bu bir utanç filmidir ve bu utanç, bu filme güç veren, bu filmde görev alan herkesindir. Ya bu utançla, aln›ndaki bu kara lekeyle ömürlerinin sonuna kadar yaflarlar, ya da bundan bir nebze olsun piflmanlarsa ç›k›p yan›ld›klar›n›, hata yapt›klar›n› insanlarla paylafl›rlar. ‹çlerinde biraz sorumluluk, biraz vicdan, biraz de¤er kald›ysa… J


öykü

toz bulutlar› funda deren

Gürültüye uyand›. Motor sesi, insan sesi, 盤l›k, h›çk›r›k, horultu… Bir toz bulutu yükseliyordu yata¤›n›n yan›ndaki pencereden. Kalkt›; kap›, pencere aç›kt›. Annesinin sesini alg›lad› kulaklar›. D›flar› f›rlad›. F›rlayamad›... Hava henüz ›fl›mam›flt›, ancak bir renk cümbüflü vard› d›flar›da. Mavi yan›p, k›rm›z› sönüyordu. K›rm›z› maviye yetiflemiyordu. Gözlerini iyice k›st›, bu renk cümbüflünün ard›nda koca bir panzer duruyordu. Gözleri ›fl›¤a al›flt›kça ço¤al›yordu panzerlerin say›s›. Mahallenin giriflinde toz bulutunun yükseldi¤i yana do¤ru koyu lacivert bir baflka bulut dalga dalga yay›l›yordu. Karart› yanaflt›kça da¤›l›yor, koyu lacivert adamlar seçiliyordu. “Poliss!” diye 盤l›k att›. Kendi sesinden kendisi ürktü. Y›k›ma gelmifllerdi. Kaçmak istedi. Kaçamad›... Saatine bakt›. 5’ti saat... Sabah›n beflinde, insanlar uykular›ndayken mi gelmiflti TOK‹? “Bu ne namertlik” diye düflündü. Biz içerisindeyken, yataklar›m›zda uyuyorken, evimizi bafl›m›za y›k›yorlar!... Tüm itirazlar›m›za ra¤men yine gelmifllerdi. Bize önerdikleri evlerin paras›n› ömrümüz boyunca çal›flsak ödeyemeyece¤imizi, evlerimizden ç›kmayaca¤›m›z› yüzlerce kez anlatt›¤›m›z halde gelmifllerdi... Bu kez yaln›zca bask›lar›yla de¤il, yaln›z tehditleri, ikiyüzlü gülücükleri, dostane tav›rlar›yla de¤il üstelik. Dozerleri, panzerleri sürmüfllerdi mahallenin içine. Ve içinin bir an boflald›¤›n› hissetti muzaffer bir orduyu altetmenin sevinciyle geri çekilen TOK‹ kepçesini görünce. Hava so¤uktu. Difllerinin t›k›rt›s› ayazdan

m›yd›, sinirden mi? Bir an kestiremedi. Ne oldu¤unu anlamaya çal›fl›rken ne kadar zaman geçti, anlayamad›. Darmaduman olmufl tafllar›n üzerini sanki kimseler görmesin diye örten toz bulutu da¤›lm›flt› biraz, gün ›fl›m›flt›. Daha net görünüyordu her fley ve görüntü netlefltikçe 盤l›klar art›yordu. ‹nsanlar birbirine çarparak kofluflturuyordu. ‹nsanlar… insanlar› seher vakti böylesine koflturan neydi? Neydi kad›nlar›n yoksul kahvalt› sofralar›n› kurmalar›na izin vermeyen. Bütün suç kendilerini s›cac›k yataklar›ndan kald›ran kar›lar›n›nm›fl gibi homurdana homurdana evden ç›kan babalar›n, patikadan ekmek paras›na do¤ru a¤›r ad›mlarla yol almalar›n› engelleyen neydi? Ya çocuklar; bofl derslerini uzun eflek oynayarak geçirecek, tenefüslerde top koflturacak, beslenmelerinden ç›kacak zeytinleri s›ra s›ra dizip de yiyecek çocuklara mani olan kimdi? B›rak›n, b›rak›n yakam›z›, deyiverdi. Diflleri kenetlenmiflti... ‹nsanlar ak›yordu gözünün önünden. Dalgalan›yorlard› deniz gibi, Karadeniz gibi... Annesini seçmeye çal›flt› bu karmaflada. Göremedi. Kad›nlar ay›l›p bay›l›yor, bafllar›nda bir anda bir kalabal›k olufluyor, bir dakika sonra ayn› kalabal›k baflka bir noktaya ak›yordu. Bay›lan her kad›n›n bafl›na bir kad›n b›rak›yorlard›. Nenesini gördü yerde, y›¤›l›p kalm›flt›. Kofltu. Koflamad›... Nenesinin bafl›nda teyzesinin k›z› Rukiye kalm›flt›. Yazmas› omuzlar›na düflmüfltü Rukiye’nin. Saç›n›n bir telinin bile görünmesine raz› olmayan Rukiye, anlafl›lan o ki, fark›nda de¤ildi üstünün bafl›n›n. Günün ilk ›fl›¤› Ru-

kiye’nin k›v›rc›k da¤›n›k saçlar›na düflmüfltü sanki. Ya da ona öyle geldi. Nenesi kendine gelmifl, el kol hareketleriyle bir fleyler anlatmaya çal›fl›yordu. Bakkal Hüseyin’in evine do¤ru ilerleyen dozeri görünce iki kolu da devriliverdi Rukiye’nin. Bakkal›n o¤lu Hamdi’ye sevdal›yd›, Hamdi’yle niflanl›yd› Rukiye. Rukiye’den ayr›lan gözleri Hamdi’yi arad›. Gülümsemek istedi. Donup kalm›flt›... Dozere do¤ru ilerleyen kalabal›¤›n en önündeydi Hamdi. Mahalleli dozere, dozerin ard› s›ra gelen polislere, polislerin arkas›ndan sürünen panzerlere do¤ru sert, h›zl›, kalabal›k, çok kalabal›k ad›mlarla yürüyordu. Bizimkilerde ç›t yok, diye düflündü. Oysa polis megafonundan kesik kesik sesler yay›l›yordu: “Da¤›l›n, sözleflmeyi imzalay›n, imzalamayanlar›n evleri böyle tek tek y›k›lacak! Y›kaca¤›z! Belediye buray› kamulaflt›rd›! Da¤›l›n! Evleri boflalt›n!..” Sesini kaybetmiflti sanki mahalleli. Tek bir ses ç›km›yor, tek bir nefes al›nm›yordu. Sesleri cesaretlerine kar›flm›flt›. Cesaretleri ad›mlara dönüflmüfltü. Yürüyorlard› iflte üstüne üstüne… Evsiz kalmak demek… Hele bu k›fl k›yamette… Evsiz kalmak demek, açl›k demekti, so¤uk demekti; hastal›k, k›tl›k k›ran demekti. Ölüm demekti evsiz kalmak... Ölümün üzerine yürüyorlard›. Kendileri için, niflanl›lar› için, hastalar›, yafll›lar›, çocuklar› için, tüm bu yoklukta tek varl›klar› olan evleri için yürüyorlard›. ‹ki hafta önce mahalledeki a¤açlar›n bile foto¤raflar›n› çeken tak›m elbiseli adamlara, “Can›m› m› alacak TOK‹, gelsin

OCAK 2009 | TAVIR | 19


öykü

y›ks›n bakal›m!” diyen Ayfle Teyze, Hamdi’nin sa¤ yan›ndayd›. Ayfle Teyze’nin cazg›rl›¤›na k›z›p; “Onlar Müslüman adamlar, bizi bu so¤ukta soka¤a atacak de¤iller ya!” diye homurdanan Yaflar Dede’ye, torunu Cem yetiflmeye çal›fl›yordu flimdi. Yürüyorlard›, tek bir bedenin uzuvlar›ym›flças›na uyumlu flekilde hareket ediyorlard›. Yürümek istedi, bugüne kadar hiç istemedi¤i kadar hem de. Yürüyemedi...

retti bir kez daha, cans›z ayaklar›na. Bedeninin yaflad›¤› tüm heyecana, k›zg›nl›¤a, flaflk›nl›¤a ra¤men k›p›rdamayan, yabanc›, e¤reti duran ayaklar›na bakt› bir kez daha. Sanki o bedene ait de¤illerdi. Kederlendi... Güç almak istercesine dozerlerle karfl› karfl›ya gelen kalabal›¤a dikti gözlerini. Annesi çarpt› gözüne, heyecanland›. Gururland›. Onurland›. Gözleri k›zard›. Genzi yand›. Ne güçlü kad›n, diye düflündü, ete¤ine doldurdu¤u tafllar› s›k›ca tutu¤unu görünce anas›n›n. Babas› çal›flt›¤› inflaat›n yedinci kat›ndan düflüp öldü¤ünde annesi en küçük kardefline gebeydi. Hiç çal›flmam›flt› hayat› boyunca anas›. ‹fle girdi. Sigortas›z çal›flt›, maafl› verilmedi, iflten at›ld›, tekrar ifle girdi, tekrar, tekrar çal›flt›. “Allahtan, Allahtan” diyordu, “flu evi b›rakt›n da gittin yi¤idim. Yoksa yoksa ben nas›l…” Annesinin ayaklar›na dolanm›fl yürüyen kardefli Taylan’› görünce rahatlad›. Taylan’la beraber yürüyordu sanki.

Kendisi gibi yürüyüflün içinde yer almayan bir Mahmut Amca’yla k›z› Havva vard›. Az önce evi y›k›lan Mahmut Amca’n›n h›çk›r›klar›n› duyabiliyordu. Bedeni sars›la sars›la a¤l›yordu Mahmut Amca; onca eme¤ine, y›llar›na, an›lar›na a¤l›yordu. Yoksullu¤una, do¤du¤undan beri yakas›n› b›rakmayan garipli¤ine, yetimli¤ine a¤l›yordu. Havva kalkt› birden; bir babas›na, bir uzaklaflan kalabal›¤a bakt›. Gözlerini silip, gömle¤ini düzeltti. Koflmaya bafllad›. Yakalayacakt› yürüyenleri...Yakalamakla kalmay›p, en önüne geçti Atefli gördü. Nefesini tuttu. Kalabal›¤›n en sonra s›ran›n. önünde yürümek yetmemiflti Hamdi’ye. MaUtangaç Havva… dedi, dudaklar› iki yana hallenin gençleriyle birlikte yakm›fllard› atedo¤ru yay›ld› b›y›klar›n›n alt›ndan. Çok iste- fli, ellerine neyi geçiriyorlarsa at›yor, harl›yordi¤i halde kendisini okula göndermeyen abi- lard›... birden ayn› anda ayr› iki ses duyuldu. lerine karfl› tek bir söz edemeyen Havva… En “Aahhh!...” “Vuruldu!”... Korkunç gürültünün öndeydi flimdi. Ya ben..., diye düflündü. Kah- kayna¤› olan dozerlerin motorlar› sustu, po-

20 | TAVIR | OCAK 2009

lisler durdu. Lacivert elin tuttu¤u silah afla¤› do¤ru e¤ildi. Bir beyaz bulutun içinde kaybolan Hamdi kan›yordu. Hamdinin sevdas› daml›yordu topra¤a. Mahalleli flaflt› kald›. Gaz›n etkisiyle yanan gözler, dudaklar, burun delikleri ac›tm›yordu canlar›n› ama gözlerinden vakitsiz akan yafllara engel olam›yorlard›. Rukiye’ye bakt›. Yazmas› kana bulanm›flt›. Bir anl›k flaflk›nl›ktan sonra kalabal›k dalgalanmaya bafllad› yeniden. Bir makinan›n difllilerini and›ran kollar hareket halindeydi flimdi. ‹flliyordu kollar. Biri e¤iliyor biri kalk›yor, biri geriliyor di¤eri savuruyordu. Polisler çekilmeye bafllad› mahalleden. Tafl ya¤muruna tutulmufllard›. Küfürler ederek, tehditler savurarak çekiliyorlard› yine de. “Arsalar›n›za karfl›l›k TOK‹’nin teklif etti¤i sözleflmeyi imzalay›n” uyar›lar› yaparak, çekiliyorlard›. Tekrar geleceklerdi. Üzerine basa basa “Tekrar gelece¤iz” dediler ya, demeseler de biliyorlard› art›k tekrar geleceklerdi, tekrar barikatlar kurulacakt›. Ve ben bir sonrakinde beni bu kap›n›n a¤z›nda b›rakmalar›na izin vermeyece¤im, diye düflündü. Bir dahaki sefere tekerlekli sandalyemi barikat›n en önüne, Hamdi’nin düfltü¤ü yere sürece¤im.J


inceleme

sosyalist bir adan›n, küba’n›n 50. umut y›l›... emine karaçay

“Köylü ‘küçük burjuva’ e¤ilimine karfl›n Latifundiya sahipli¤i sistemini y›kmadan toprak elde etme arzusuna kavuflamayaca¤›n› çok çabuk ö¤rendi.” Ernesto Che Guevara

den do¤mufl bir önderli¤i yok etmek zordur. Küba devriminin varl›¤›, elli y›ld›r emperyalistleri diken üzerinde oturtur adeta. Büyük bir a¤›rl›k olarak çöker üzerlerine. Dünya ezilen halklar› ve bütün ulusal, s›n›fsal halk kurtulufl savaflç›lar› için ise, Küba onurun, sosyalizme inanc›n, emperyalizme kafa tutman›n, cesaretin simgesi olur. Küba devrimi, 10 Mart 1952’de yönetime el koyan Batista cuntas›na karfl› yükseltilen savafl›n içinde geliflir. Ama Küba topraklar›nda bafllayan ba¤›ms›zl›k mücadelesinin tarihi çok daha eskilere, 1860’l› y›llara kadar gider. Bu dönemde ‹spanya’ya karfl› bafllat›lan ba¤›ms›zl›k mücadelesi Jose Marti önderli¤inde verilir. Ve Jose Marti, u¤runa can›n› verdi¤i Küba topraklar›n›n kurtulufluna olan ba¤l›l›¤› dolay›s›yla adan›n ulusal kahraman› ve Küba ba¤›ms›zl›k savafl›n›n önderi say›l›r.

Küba Devrimi 50. y›l›nda... Kan›yla, can›yla, yürek yüre¤e, omuz omuza vererek savaflan Küba halk›, 1 Ocak 1959’da iktidar› ele geçirir. A¤›r bedeller öder. O günden bugüne de tam 50 y›ld›r sosyalizmi kurmak, yaflatmak ve korumak için mücadele etmeye ve bedel ödemeye devam eder. Sonuç olarak, devrimini yapar ama devrim sonras› da çok yönlü mücadelesini sürdürür. En baflta ABD emperyalizmine karfl› duruflu ve ald›¤› tav›rlar›yla birçok cephede zorlu savafllar verir. Amerika, “arka bahçesi” olarak gördü¤ü Küba’daki devrimci halk iktidar›n› y›kmak için

her türlü yolu dener. Küba halk› ise, önderli¤i ile birlikte emperyalizmin aç›k, gizli sald›r›lar›, ekonomik bask›lar› ve bütün dünyada sosyalizme yönelik karalama kampanyalar›n›n karfl›s›nda bafl› dimdiktir. Boyun e¤meyen, dayatmalara, tehditlere meydan okuyan bu küçük adadan yükselen ses emperyalistler için “tehlikeli”, “bo¤ulmas› gereken” bir sestir. ‹flte bundand›r, Küba devriminin önderi Castro’ya yönelik Amerikan emperyalizminin say›lamayacak kadar çok suikast girifliminde bulunmas›. “Önderli¤ini yok edersem halk›n› da teslim al›r›m.” diye düflünür. Ama yan›l›rlar... Halk›yla bütünleflmifl, mücadelenin için-

Fidel Castro da köklerini Jose Marti’ye dayand›r›r. 19. yüzy›lda 30 y›ll›k mücadelenin sonunda ‹spanyol sömürgecili¤inden kurtulan Küba topraklar›, 1 A¤ustos 1898’de Amerikan emperyalizmine ba¤›ml› hale gelir. Amerikan emperyalizmini arkas›na alan Batista, askeri bir darbeyle iktidara gelir. Ve Küba halk› için aç›k bir terör, bask› ve diktatörlük günleri bafllar. Bunun karfl›s›nda halk›n mücadelesi her geçen gün yükselerek nihai zafere ulafl›r. Elbette bu öyle kolay kazan›lan bir zafer olmayacakt›r. Karfl›lar›nda “Güçlü” Bir Düflman Vard›r... Batista diktatörlü¤ü döneminde Amerikan tekelleri “alt›n ça¤lar›”n› yaflarlar. Ülkenin tek gerçek efendisi Amerikan emperyalizmidir.

OCAK 2009 | TAVIR | 21


inceleme

Küba topraklar›n›n bütün yeralt›-yerüstü zenginliklerine el koyar. Küba topraklar› ekonomik, sosyal, siyasal olarak Amerikan tekellerine ba¤l› hale getirilir. Halka dönük bask›, yasak, gözalt›, tutuklama, kaç›rma politikas› yayg›nlafl›r. Sonuç olarak, Batista Amerikan emperyalizminin ç›karlar›n›n uysal bir hizmetkar›d›r. Dolay›s›yla Amerika, Batista’dan askeri ve siyasi deste¤ini hiç esirgemez. ‹flte bu aflamada Fidel Castro, Küba’da devrim için nesnel koflullar›n olufltu¤unu, yap›lacak olan›n öznel koflullar›n (devrimci bir iradenin) yarat›lmas› oldu¤unu görür. Bu irade Amerikan ç›karlar›na teslimiyeti reddeden yeni bir önderlik ve yeni Marksist-Leninist bir örgüttür. 26 Temmuz Hareketi böyle do¤ar. Castro’nun önderli¤indeki 26 Temmuz Hareketi geri dönüflü olmayan, uzun, engebeli ve zorlu bir yolculu¤a bafllar. Bu zorlu yolculu¤a ç›karken öyle ellerinde büyük olanaklar› yoktur. Gerilla savafl›n› bafllatacak olan kadrolar özel e¤itimli, yetiflmifl kadrolar de¤illerdir. Ellerinde eski, at›fl gücü düflük, k›r›k dökük silahlar vard›r. Düflman›n askeri gücü ve olanaklar›yla k›yaslanamayacak kadar “küçük” ve “zay›f”t›r Kübal› devrimcilerin silah gücü. Onlar›n en büyük silahlar› ideolojilerine olan inançlar› ve ba¤›ms›zl›k idealleridir. U¤runda ölecek kadar çok sevdikleri halkla-

22 | TAVIR | OCAK 2009

r› ve vatanlar›d›r. Bu sevgiyle ç›karlar uzun ve zorlu devrim yolculu¤una. Tarihsel hakl›l›klar›ndan ald›klar› güç yenilmez k›lar onlar›. Bu gücün harc›nda fedakarl›k, özveri, cüret ve kararl›l›k vard›r. Castro ülkenin kurtuluflunun ancak, olmazsa olmaz silahl› mücadeleden (devrimci fliddet) geçti¤ini öngörür. Çok yönlü bir mücadele çizgisiyle hedefe var›lacakt›r. Hedef devrimdir. Fidel Castro hedeflerini tek bir cümlede özetler, “Büyük motorun çal›flmas›na yard›m etmek için küçük bir motor gerekiyor.” (Küba Tarihi-Bir Halk›n Biyografisi, Joce Canton Navarro, Syf: 236) ‹flte bu küçük motorlardan ilki, 1953’te Küba devriminin yolunu çizmeye hizmet eden Moncado K›fllas› bask›n›d›r. Yola ç›kmadan önce Castro konuflur: “Yoldafllar! Birkaç saat içinde kazanacak ya da yenileceksiniz, fakat her ne olursa olsun, beni dinleyin, yoldafllar! Ne olursa olsun bu hareket zafere ulaflacak. Yar›n kazan›rsak Marti’nin rüyas› daha çabuk gerçek olur. Tersi gerçekleflirse, eylem bizim bayra¤›m›z› ve yürüyüflümüzü ileri tafl›mak için Küba halk›na örnek olur. Halk Oriente’de ve adan›n her yerinde bizi destekleyecektir. (...) 1868’de ve1895”de oldu¤u gibi burada Oriente’de özgürlük ya da ölüm diyerek ilk 盤l›¤› at›yoruz.” (Küba Tarihi Bir Halk›n Biyografisi, Joce Canton Navarro, Syf: 239)

Moncado K›fllas›, Küba’n›n ikinci büyük askeri garnizonudur. 26 Temmuz 1953’te Fidel Castro öncülü¤ünde bir grup devrimcinin Moncado k›fllas›na bask›n düzenlemesi Batista diktatörlü¤üne karfl› yürütülen mücadelenin en önemli eylemidir. Eylem baflar›s›zl›¤a u¤rar ama di¤er yandan Amerikan ufla¤› Batista’y› da ciddi anlamda sarsar ve daha da sald›rganlaflt›r›r. Ülkede s›k›yönetim ilan edilir. Bas›na sansür konur. Vahfli bir sald›r› dalgas› bafllat›l›r. Çat›flmada ölen her askere karfl›l›k on devrimcinin katledilmesi emri verilir. Bu eylemde 26 Temmuz Hareketi fiziki olarak yenilgiye u¤rar ama asla hedefinden vazgeçmez. Eylem s›ras›nda Castro tutsak düfler ve 15 y›la mahkum olur. Tutsakl›k y›llar›n› okuyarak, araflt›rarak Marksist-Leninist ideolojiyi daha da ö¤renerek geçirir. Moncado K›fllas› bask›n›ndan da dersler ç›kararak ayaklar› ülke topraklar›na basan do¤ru bir tarzda Küba devriminin yolunu belirler. Savafl k›sa süreli, kendili¤inden patlamalarla de¤il, uzun süreli, iradi bir çabayla büyütülecektir. Silahl› mücadele devrim yoluna giden yolda mutlaka olmak zorundad›r. Castro, Batista’n›n mahkemelerinde “Tarih Beni Beraat Ettirecektir” adl› savunmas›nda yarg›lanan de¤il yarg›layan olur. Ve Küba devriminin hangi yollardan geçece¤inin Marksist-Leninist çözümlemesini anlat›r. Önderlik misyonunu tecrit koflullar›n-


inceleme

da dahi yerine getirir. Örne¤in, tecritte iken yazd›¤› ve gizlilik koflullar› içinde d›flar›ya ulaflt›rd›¤› sat›rlar›yla mücadele içindeki kadrolar›na moral destek verir. “(...) sonunda alaca¤›n›z karar› kabul edece¤imizi tekrarl›yorum. Çünkü bir yarg›da bulunmak için sizin konumunuz daha elveriflli. ‹stedi¤im tek fley, her ad›m› ak›ll›ca ve tüm a¤›rl›¤›yla tartman›zd›r. Say›m›z›n az oluflunun önemi yok. Çünkü önümüzde uzun bir yol var. E¤er ilkelerimizi el üstünde tutabilirsek bir gün onlar, gerçek ve olas› bir devrimin sanca¤› olacakt›r.” (Kübal› yazar ve tarihçi Mario Mencia’n›n Bereketli Zindan isimli kitab›n›n ‹ngilizce versiyonundan çevrilen bir yaz›dan) Bir taraftan tek kiflilik hücrededir ama di¤er yandan ideolojik olarak güçlü ve kendine güvenlidir. Castro ve arkadafllar›n›n b›rak›lmas› için, halk›n yo¤un bask›s› ve sahiplenmesi vard›r. Batista, kamuoyu karfl›s›nda kendi durumunu güçlendirmek için Castro’ya “Bar›fla hizmet ve düzene sadakat” sözü vermesi koflulunu getirir. Bunun karfl›s›nda Fidel Castro ve arkadafllar›; “Hay›r yorgun de¤iliz biz! 20 ay sonra ilk gün oldu¤u gibi kararl› ve dimdik ayaktay›z. Onurumuz pahas›na af istemiyoruz. Afla¤›l›k zalime boyun e¤menin büyük utanc›yla yaflamayaca¤›z. Onurumuzu feda edece¤imize hapiste bin y›l daha!” (age) Çok net ifadelerle Batista’n›n teklifini reddederler. 15 May›s 1955’te, üç y›l sonra Fidel ve Moncado savaflç›lar› koflulsuz b›rak›l›r. Özgürlü¤e ad›m›n› atan Castro’nun düflünceleri, tahlilleri daha yerinde, daha net ve kesindir. Sonuç olarak, bütün olumsuzluklara ra¤men, hapishane Moncado savaflç›lar› için büyük bir okul olur.

çok s›n›rl›, silahlar› çok az say›dad›r. ‹flte bu koflullardayken içlerinde Fidel’in de oldu¤u sürgündeki devrimciler gözalt›na al›n›r ve yo¤un iflkencelerden geçirilirler. Bu durum binbir zorlu¤u, s›k›nt›y› aflarak elde ettikleri çok de¤erli kaynaklar›n, zaman›n, büyük emeklerin, özverilerin bofla gitmesiyle sonuçlan›r. 34 gün cezaevinde kal›rlar ve halk muhalefetinin etkisiyle savaflç›lar b›rak›l›rlar. Burada bir kez daha Fidel’in devrim inanc›, iddias›, sabr› ve kendine güveni s›nan›r. Ve cesaretle yeni bafltan haz›rl›klar daha da h›zland›r›l›r. Castro eski bir gezi yat› olan “Granma”y› sat›n alarak, tamir ettirir. S›k› bir düzen ve disiplin içinde k›sa süre sonra Kübal› devrimciler Granma’yla Küba’ya do¤ru yola ç›karlar. Bu yol Castro önderli¤inde 26 Temmuz Hareketi’nin bafllatt›¤› Küba kurtulufl mücadelesine gider. Fidel’in 1956 y›l›nda “Ya özgür olaca¤›z ya da kahramanlar gibi ölece¤iz” sözleri kurtulufla giden yoldaki kararl›l›¤›n ve savaflma azminin ifadesidir. Savafl, Mücadelenin K›zg›n Prati¤i ‹çinde Ö¤renilir Kübal› 82 devrimcinin Granma yat›ndaki yolculu¤u çok zorlu geçer. Hiçbiri Küba k›y›lar›na vard›klar›nda neyle karfl›laflacaklar›n› bilmemektedirler. Ama hepsinin de tek hedefi, Küba topraklar›na, Sierra Maestra da¤lar›na ulaflarak gerilla savafl›n› bafllatmakt›r. Tabi hiçbi-

rinin de önceden k›rda gerilla savafl› ve k›r yaflam› konusunda bilgileri ve pratikleri yoktur. Birebir yaflayarak, savaflarak ö¤reneceklerdir. Fidel ve yoldafllar› savafl› masa bafl›nda de¤il savafl› savafl içinde ö¤renmeyi baflaranlardan olurlar. Ancak birkaç insan tafl›maya uygun Granma yat›yla Meksika’dan yola ç›kt›klar›nda 82 kiflidirler. Ve çok kötü koflullarda zorlu bir yolculuk yaparlar. Yiyecek, içecek, yak›t ve içme suyu s›k›nt›s›, denizin h›rç›n dalgalar›, karaya belirledikleri yerden ç›kamamalar› dolay›s›yla bindikleri afl›r› yüklü yedek botun batmas›na neden olur. Ve diken dolu çal›l›klarla, batakl›klarla, inatç› sivrisinek ve tatarc›klarla mücadele ederler. ‹ki saatlik zorlu bir yürüyüflün ard›ndan batakl›ktan kurtulurlar. Savaflç›lar karaya ç›kt›klar›nda yorgunluktan ayakta duramaz haldedirler. Ço¤u yaralanm›fl, üniformalar› ve botlar› ciddi biçimde zarar görmüfltür. Malzemelerinin ço¤u kaybolur ve silahlar›n bir k›sm› ›slan›r. Her türden olumsuzlu¤a ve eksikli¤e ra¤men bir kez daha savaflç›lardaki moral motivasyon üstün gelir. Küba’ya var›l›r. Fidel’in “Ya özgür ya da flehit olaca¤›z” sözünü yerine getirmeye haz›rlard›r flimdi. Karaya ç›kt›ktan bir saat sonra düflman etraflar›n› kuflat›r. “Teslim olun” ça¤r›lar›na savaflç›lar flu cümleyle cevap verirler: “Burada kimse teslim olmuyor, lanet olsun!” (Küba Tarihi, Bir Halk›n Biyografisi,

26 Temmuz Hareketi, teorik, ideolojik, politik olarak daha donan›ml› ve deneyimli olarak Castro’nun önderli¤inde s›cak mücadelenin içindedir. H›zla silahl› mücadelenin ön haz›rl›klar›na bafllan›r. Fidel Castro ise, sürekli bir tehdit ve takip alt›nda oldu¤u günlerde Meksika’ya yola ç›kar. Meksika’da Fidel ve Che Guevara’n›n karfl›laflmas› zafere kadar gidecek anlaml› bir dostlu¤un, yoldafll›¤›n bafllang›c› olur. Ve yeniden toparlanma, örgütlenme faaliyetleri sürerken di¤er yandan askeri yanlar›n› gelifltirmeye çabalarlar. Malzemeleri, olanaklar›

OCAK 2009 | TAVIR | 23


inceleme

Joce Canton Navarro, Syf: 275) Kesin ve nettir cevaplar›. “Üstümüze mermi ya¤d›r›yorlard›, kurflunlar bafl›m›z›n üstünden uçup gidiyor, yanlardan da makinal› tüfekler durmadan bizi tar›yordu. Bir anda içimizden yar›s› öldü. Geriye kalanlar da zaten yar› ölü durumdayd›.” (Yaflam Öyküsü, Röportajlar, Mektuplar, Che Guevara, Syf: 56) Çat›fla çat›fla ormanl›k alana ulaflarak orada gizlenirler. Sonraki günlerde de ele geçen savaflç›lardan katledilenler ve tutuklananlar olur. Kay›plar› k›sa sürede telafi edilemeyecek kadar çok büyüktür. Bölge halk›n›n yard›m›yla izini kaybettirenler ise, Sierra Maestra da¤lar›na do¤ru yolculuklar›na devam ederler.

kervan›m›z›n bafl›na geçti. Yürüdü. Sierra Masetra’n›n en yüksek ve eriflilmez tepesi olan Turguino Da¤›’n› arad›k ve ilk karargah›m›z› orada kurduk. Köylüler bizi görüyor ama pek dostluk göstermiyorlard›. Fidel buna ald›rm›yor, selam veriyor, birkaç dakika sonra, az çok arkadaflça konuflmalara dal›yordu. Bize yiyecek vermeyi reddederlerse, ses ç›karmadan yolumuza devam ediyorduk...”(Yaflam Öyküsü Röportajlar Mektuplar, Che, Syf-56)

Çok ciddi bir s›navdan daha s›nanarak baflar›yla geçerler. Tüm zorluklara, engellere, sald›r›lara ra¤men Küba’ya, oradan Sierra Masetra’ya ç›karak gerilla savafl›n› bafllatan devrimcilere, hemen kap›lar›n› açacak ve silah kuflan›p savaflacak haz›r bekleyen köylüler yoktur. Emek ve çabayla savafl›n içinde yaflayarak köyGeride 82 savaflç›dan 12 savaflç› kal›r. Bu ko- lüleri kazanmay› ve savafla katmay› ö¤reneflullarda iken bile Castro, umudunu kaybet- ceklerdir. meden, “fiimdi savafl› kazand›k” sözüyle er ya da geç hedefe varacaklar›n› anlat›r. Daha Kü- Fidel Castro savaflç›lar›na savafl gerçe¤ini anba’ya ayak basmadan ilk sald›r›y› yaflarlar. latarak onlar› pratik içinde e¤itme çabas› içinAma gerekirse her türden bedeli ödeyerek ge- dedir.. Savafl›nda kendi içinde kurallar›, ilkeleri rilla savafl›n› bafllatacaklar› Sieera Maestra vard›r. Kurals›z, ilkesiz ve disiplinsiz bir gerilla birli¤i yok olmaya mahkumdur. Ve daha önleda¤lar›na varmaya and içmifllerdir. rinde uzun bir yol vard›r. Bu uzun yolda karfl›“... Fidel makinal› tüfek at›fllar›n›n gürültüsün- laflt›klar› herfleyden ö¤renmeye, ö¤rendikleden yararlarlan›p yerinden do¤ruldu ve bize rinden dersler ç›kararak, örgütlenmeye ve flunlar› söyledi: ‘Bak›n nas›l da üzerimize atefl devrim mücadelesini büyütmeye devam edeediyorlar! Ödleri kopuyor da ondan. Bizim ifl- ceklerdir. lerini bitirmeye geldi¤imizi biliyorlar, bu yüzden korkuyorlar.’ Sonra, bir kelime daha söy- Küçük Gerilla Grubundan Gerilla Ordusuna lemeden, tüfe¤ini ve s›rt çantas›n› al›p küçük ‹lk anda Sierra Maestra da¤lar›nda sadece 12

24 | TAVIR | OCAK 2009

kiflidirler. Ama “Say›m›z çok az”, “Olmaz, yapamay›z” demeden Küba halk›n› kurtulufla tafl›yacak bu yolda inatla, ›srarla yürürler. Oradaki köylüleri, bölgeyi ve bölge insan›n› henüz tan›mad›klar›ndan yard›m alacaklar› bir yer de yoktur. Nitekim bafllang›çta köylüler de gerillay› tan›mamaktad›rlar. Gerillaya kat›lmak için s›rada bekleyen yüzlerce, binlerce insan da yoktur. Dolay›s›yla bu aflamada köylülere kendilerini anlatmaktan, bar›nmaya, kar›nlar›n› doyurmaya kadar say›lamayacak kadar çok sorunlar› vard›r. Küba devrimi, Sierra Maestra da¤lar›nda iflte bu koflullarda bafllar. Gerillalar do¤ay› iyi tan›mamalar› ve da¤ yaflam›n› bilmemeleri nedeniyle kendilerine zarar verecek yanl›fllar, hatalar da yaparlar. Örne¤in, kimi zaman aç susuz kal›nca yol kenarlar›nda oturarak fleker kam›fl› yerler ve art›klar›n› da öylece b›rak›rlar. Gerilla yaflam›na uymayan, kurals›z davran›fllar› düflmana iz b›rakmalar›na neden olur. Geçtikleri yerlerde kendilerine ait izler b›rakman›n gerilla birli¤ine zarar verece¤ini bilmemektedirler. Deneyimsizdirler. Ama zaman içerisinde hatalar›ndan, yanl›fllar›ndan ç›kard›klar› derslerle yavafl yavafl gerilla yaflam›n›n kurallar›n› ö¤renirler. Savafl› k›zg›n mücadelenin içinde ö¤renerek kendilerini gelifltirirler. Düflmanlar›n› ve bölgeyi de daha iyi tan›rlar. Küçük gerilla grubu Sierra Maestra’da ilerledikçe say›lar› büyür. Silahlar›n› ço¤altmak için


inceleme

ellerindeki az say›da silahla, ilk eylemlerini yaparlar. La Plata nehrindeki küçük ama iyi silahland›r›lm›fl askeri bir garnizona sald›r›da bulunurlar. Hiç kay›p vermeden düflmana kay›p verdirerek geri çekilirler. Bu küçük zafer, hem moral aç›dan hem de düflman›n silah›yla savaflmay› ö¤renme yan›yla gerillan›n gelece¤i için çok büyük anlam ifade eder. Böylece düflman›n silah›yla düflman› yenmenin ve kendini silahland›rman›n do¤ru bir yöntem oldu¤unu pratik ö¤retir onlara. Ve ilk defa silah say›s› gerilla grubundaki kifli say›s›ndan daha fazlad›r. Eylem ayn› zamanda “Batista” hükümetinin gerillalar› yok etti¤ine iliflkin anlatt›¤› yalanlar› da bofla ç›kar›r. 1957’ye gelindi¤inde tar›m iflçileri ve çiftçiler art›k gerillay› kendine dost olarak görürler. O güvenle içlerinden gerillaya kat›lanlar olur. “Yavafl yavafl köylüler, ‘isyanc›’ sakall›lar›n, pefllerindeki ordu askerlerinin tam tersi oldu¤unu anlad›lar. Batista ordusu askerleri köylülerden ne isterlerse al›yor, kad›nlara sald›r›yordu. Fidel Castro’nun adamlar›ysa, köylünün mülkiyetine sayg› duyuyor, tükettiklerinin bedelini cömertçe ödüyordu. Köylülerin bizim bu davran›fllar›m›z karfl›s›nda ne düflüneceklerini bilmedi¤ini flaflk›nl›kla farkettik... Giderek bizim gerçek dostlar›m›z oldular, da¤larda karfl›laflt›¤›m›z askerlerle çarp›flt›¤›m›z s›ralarda, köylüler bize kat›lma iste¤i göstermeye bafllad›lar. Ama silah sa¤lamak için giriflti¤imiz bu çarp›flmalar, ordu askerlerini endiflelendiren tuzaklar, köylülü¤e karfl› akla hayale gelmedik bir terör dalgas› yaratt›.” (Yaflam Öyküsü Röportajlar Mektuplar, Che Guevara, Syf: 56-57) Köylünün en çok ihtiyaç ve özlemini duydu¤u fley toprakt›r. Bu anlamda 1958 y›l›nda, Sierra Maestra’da gerillalarca uygulanmaya bafllanan tar›m reformu çat›s› alt›nda art›k yoksul, topraks›z köylüler emperyalizme ve yerli ufla¤› Batista’ya karfl› gerilla ile birlikte savafl›n içindedirler. “Tar›m reformu do¤rudan do¤ruya emperyalistlerin, büyük toprak sahiplerinin, fleker ve hayvanc›l›ktan servet yapm›fl kodamanlar›n ç›karlar›yla çarp›fl›r. Burjuvazi ç›karlar›n› savunmak için savaflmaktan korkar. Proleteryan›n böyle bir korkusu yoktur. Bu anlamda devrim yürüyüflü iflçilerle köylüleri birlefltirir...” ( Küba Devrimi Ve Vatan Savunmas›, Syf-16)

Sierra Maestra’daki direnifl güçleri gerillac›l›¤›, gerilla yaflam›n› ve gerilla savafl›n›n inceliklerini, savafl tarz›n› her yönüyle ö¤renirler. Ve gerilla, göçebelikten yerleflik yaflama geçer. Bu, bölge halk›yla bütünleflmesinin ifadesidir. Bu dönemde devrimci eylemler en üst noktaya s›çrar. Gerillan›n bu baflar›s›, Batista hükümetinin uygulad›¤› sansür duvar›n› y›karak halka ulafl›r. Elbette Sierra Maestra da¤lar›nda büyüyen gerilla savafl›nda, kentlerde Batista”ya karfl› ayn› parelelde yürütülen devrimci mücadelenin de etkisi büyüktür. K›rda ve flehirde büyütülen mücadele bir süre sonra savafl›n gidiflinde niteliksel bir de¤iflim meydana getirir. Gerilla birli¤i güçlendikçe kademe kademe büyüyerek düzenli ordu ile düflman ordusunu yenmedikçe zaferin kazan›lamayaca¤› gerçe¤ini yaflayarak anlarlar. Ve “... Derhal köylülerle çok s›k› ba¤lar kuruldu. Direnifl ordusu ceza yasas›n› ve medeni yasay› kaleme ald›; adaleti geçerli k›ld›, yiyecek maddeleri da¤›tt›, yönetti¤i bölgelerde vergi toplad›. Komflu bölgelerde direnifl ordusunun etkisinde kald›. Düflman genifl çapta sald›r›lara haz›rland›, fakat iki ayl›k çarp›flman›n bilançosu, tümüyle morali bozulan istilac› orduya verilen 1000 kay›p ve savafl kapasitemizi artt›ran 600 silah oldu. Art›k düflman›n bizi yenemeyece¤i kan›tlanm›flt›...” (Che’nin kaleminden Küba Devrimi) Bütün zorluklar› y›lmadan gö¤üsleyen, savaflta yarat›c›l›¤›n› gelifltiren, ideolojik gücünün fark›nda olan, kendine ve halka güvenen bir avuç gerilla, devrimci savafl›, gerilla savafl›n› büyütmeyi baflar›r. Elbette bu mücadele sorunlar, s›k›nt›lar, olumluluklar, olumsuzluklar içinde geliflir. Devrimci hareketin içinden say›lamayacak kadar çok kahramanlar ç›kt›¤› gibi hainler, iflbirlikçiler de ç›kar. Bunlar halk›n adaletinin temsilcisi olan gerillalar taraf›ndan cezaland›r›l›r. Di¤er yandan gerillada disiplinli bir yaflam oturtulur. Gerilla yaflam›nda disiplinsizlik büyük kay›p demektir. Gerilla hareketi, savafl içinde piflerek, çelikleflerek, ç›kan her sorunu aflacak güçlü bir iradeye dönüflür. Önüne daha ciddi hedefler koymay› ve ona uygun yaflamay› baflar›r. Savafl gerillay› dönüfltürür, e¤itir ve ona büyük ufuklar açar. Gerilla gibi yaflamak, gerilla gibi düflünmek hayat›n içinde gerçek karfl›l›¤›n› bulur. Gerilla savafl› uzun soluklu bir y›pratma savafl›d›r. K›rda ve flehirde gerilla

savafl› ile kendisinden çok daha üstün bir donan›ma sahip düflman kuflat›larak sonuç al›n›r. Dolay›s›yla ikinci, üçüncü, dördüncü... cepheler aç›larak savafl daha da büyütülmek zorundad›r. Yeni birliklere, aç›lan yeni cephelere yeni komutanlar atan›r, silah bulmak için her tür çaba ortaya konur. Kimi zamanlarda yeni bir cephe için haz›rlanm›fl silahlar operasyon s›ras›nda düflman›n eline geçer, tutsakl›klar yaflan›r. Ama bu duruma, bu koflullara teslim olmazlar. Giderek bütün kentlerde ve kasabalarda yeralt› mücadelesi de büyümeye devam eder. Küba Halk› Savaflarak Zaferi Kazan›r Sierra Maestra da¤lar›ndaki gerilla savafl› ülkenin dört bir taraf›na yay›l›r ve nitelik s›çramas› yaflar. Önüne ç›kan hiçbir engel, hiçbir zorluk gerillay› devrim yolundan döndürmez. Kazanma azimleri ve umutlar›n› büyüterek gelece¤in sosyalist Küba’s›n› yaratma iddialar›n› kaybetmezler. Her fleyleriyle iktidar hedefine kilitlenerek Küba Devrimi’ni gerçeklefltirirler. Küba Devrimi’nin temel slogan› “Ya Vatan Ya Ölüm”, Kübal› savaflç›lar›n devrim mücadelesini anlat›r adeta. Ellerinde haz›r reçeteler yoktur. Zaaflardan, eksikliklerden dersler ç›kararak, savafl›n içinde aflarlar bütün sorunlar›, bütün engelleri. Savafl ö¤retir. Gerilla çekirde¤i savafl›n içinde birçok s›navdan geçerek çelikleflir. Ve savafl hainler ç›kard›¤› gibi kahramanlarda ç›kar›r. ‹hanetler ve kahramanl›klar ö¤renme ve ö¤retme süreçleriyle birlikte yürütülür. Elbette Küba devriminin her koflulda en önde mücadeleyi gö¤üsleyen, savaflan gerçek kahramanlar› da vard›r. Che Guevara’lar, Frank Pais’ler, Camillo’lar... Onlar Küba topraklar›nda, düflmana teslim olmama, son kurflununa kadar çat›flarak flehit düflmeyi geleneksellefltirirler. Bugün Küba halk›, bu tarihin gerçek kahramanlar› ve gerçek yarat›c›lar› olan flehitlerine, yarat›klar› de¤erlere, geleneklere, dört elle sar›larak Önderleri Castro ile birlikte emperyalizme karfl› en gür sesleriyle “Teslim olmaktansa bu aday› bat›r›r›z” cüretiyle meydan okumaya devam ediyorlar... fian olsun Küba devriminin 50. Y›l›na! Nice ba¤›ms›z, özgür y›llara Küba! J

OCAK 2009 | TAVIR | 25


seni sevdim gülten ak›n

Seni sevdim, seni birdenbire de¤il usul usul sevdim "Uyand›m bir sabah" gibi de¤il, öyle de¤il Nas›l yürür özsu dal uçlar›na Ve gün›fl›¤› sislerden düflsel ovalara Susuzdu, suya de¤di dudaklar›m seni sevdim Mevsim kirazlardan eriklerden geçti yaza döndü Yitik ceren aray› aray› anas›n› buldu Ad›n ölmezlendi bir a¤›z da benden geçerek Soludum, üfledim, yaprak p›rp›rland› A¤ustos dindi Seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi Seni sevdim, küçük yuvarlak adamlar Ve onlar›n yo¤un boyunlu kad›nlar› Düz gitmeden önce ülkeyi bir bafltan bir bafla Yalana yaslanm›fl bir çeflit erk kurulmadan önce Köprüler ve yollar tahviller senetler hükmünde D›fla aç›lmadan önce içe aç›lmadan önce kapanmadan önce Nehirlerimiz ve da¤lar›m›z ve baflka baflka nelerimiz Senet senet sat›lmadan önce fiirketler vak›flar ocaklar kutsal k›l›n›p Tanr› parsellenip kapat›lmadan önce Seni sevdim. Art›k tek mümkünüm sensin

tablo: fikret otyam


fliir

samih el kas›m

Bana bir kar›fl toprak kalana kadar, bir tek zeytin a¤ac› kalana kadar, bir tek portakal a¤ac›, bir tek kuyu, bir ufak koru kalana kadar, an›lar kalana kadar, bir küçük kitapl›k, ölmüfl dedemin resmi, bir duvar kalana kadar, arapça sözcükler, halk türküleri, fliirler, el yazmalar› kalana kadar, Antar Al Absi masallar›, bu gözler, bu kitaplar, bu eller kalana kadar, bir de bu soluk, bendeki bu soluk... Hayk›raca¤›m dünyan›n surat›na özgür insanlar ad›na savafl›. Doysun vars›n utanc›n ekme¤iyle alçak domuzlar, güneflin düflmanlar›. solu¤um kesilene kadar kalacak solu¤um. Ekmek olacak, silâh olacak, savaflan ellerde solu¤um.

OCAK 2009 | TAVIR | 27


röportaj

“devrimi hiçbir fley y›ld›ramaz!” sean penn çeviri: tav›r

aramas›na umut ba¤l›yordum. Ö¤leye do¤ru Havana’ya indik ve pistte Küba Film Enstitüsü Baflkan› Omar Gonzalez Jimenez ve enstitünün Uluslararas› Ortak Üretim Kanad› sorumlusu Luis Alberto Notario ile bulufltuk. Küba’ya daha önceki ziyaretimde kendileriyle vakit geçirmifltim. Gümrük ofisine do¤ru yürürken tam da kiflisel konularla ilgili sohbet dalm›flt›k ki Hitck öne atlad› ve Omar’dan utanmaks›z›n “Bay›m, baflkan› görmek zorunday›z!” talebinde bulundu, Omar “Evet” diye cevaplad› talebini, “bu iste¤inizden haberdar›z ve baflkana haber verildi. Hala kendisinden cevap beklemekteyiz.” dedi.

Son süreçte dünya siyasetinde öne ç›kan isimlerden olan Venezüella Devlet Baflkan› Chavez ve a¤abeyi Fidel Castro’nun rahats›zl›¤› sonucu görevi ondan devralan Küba Devlet Baflkan› Raul Castro, hemen tüm gazetecilerin bir söylefli için peflinde kofltuklar› iki isim. Fakat, gazetecilerin yapamad›¤›n›, muhalif görüflleriyle tan›na aktör Sean Penn yapt› ve bu iki liderle görüflmeyi baflard›. Görüflme The Nation Dergisi ad›na yap›ld› ve derginin internet sitesinde yay›nland›. Oradan yapt›¤›m›z çeviride, Raul Castro ile yap›lan söylefliyi k›saltarak yay›nlamay› uygun bulduk. Bir fleyin bu kadar ters gitti¤ine pek s›k rastlanmam›flt›r...

28 | TAVIR | OCAK 2009

Benim için kiflisel riskleri oldukça yüksekti. Havana’ya gitmek için uça¤a binerken, Raul Castro ile görüflememe olas›l›¤› beni endiflelendiriyordu. Cristopher son dakikalarda bu yolculu¤u mümkün k›lan birkaç önemli görüflme ayarlam›flt›. Sorumlulu¤u baflkalar›na b›rakmak hiç âdeti de¤ildi. Yani onun için bu bir çeflit gizli operasyondu ve söz konusu durum onu k›flk›rt›yordu. Rice Üniversitesi’nde profesörlük yapan Douglas, vermek zorunda oldu¤u derslerden dolay› en k›sa zamanda geri dönmek zorundayd›. Fernando ise bizim koçumuz olma beklentisinin a¤›rl›¤›n› hissediyordu omuzlar›nda. Bana gelince, röportaj› yapabilmek ve arkadafllar›mla birlikte popomu kurtarabilmek için Chavez’in Castro’yu

Günün geri kalan k›sm› boyunca ve ertesi günün ö¤le saatlerine kadar bizi a¤›rlayanlara durmak bilmez bir davul sesine benzeyen “Raul, Raul, Raul”lerle resmen iflkence yapt›k. E¤er Fidel böyle bir görüflmeyi kabul etseydi, zaman ay›rarak flimdiye kadar arard› diye düflünüyordum. E¤er kabul etmeseydi önceki görüflmemizden ötürü yine de minnettar kal›rd›m, bir mesaj yaz›p Omar arac›l›¤› ile iletirdim kendisine. Raul’le ilgili sadece okudu¤um kadar›n› biliyordum ve bizi görüp görmeyece¤ine dair hiçbir fikrim yoktu. Kübal›lar özellikle s›cak ve misafirperver insanlard›r. Bizi a¤›rlayanlar eflli¤inde flehri gezerken, bir önceki ziyaretimden bu yana 1950 yap›m› Amerikan arabalar›n›n azalm›fl olmas› dikkatimi çekti. Yerini daha ufak Rus tasar›mlar› alm›flt›. Deniz setlerine çarpan dalgalar›n yoldan geçen arabalar› ›slatt›¤› iflgalci görünüfllü Malecon’daki ABD Ç›karlar› Bürosu’nun yan›ndan geçerken Küba’n›n atmosferine iliflkin neredeyse tan›mlanamaz


röportaj

bir fleyin fark›na vard›m. Suyla çevrili ufac›k bir toprak parças› üzerinde mimarinin ve ak›p giden insanl›k tarihinin gözle görülür varl›¤›. Bir ziyaretçi bile çeflitli flekillerde “Buras› bizim özel yerimiz.” dercesine kendini gösteren bir kültürün ruhunu hissedebiliyor.

ma odas›nda, kararmaya yüz tutmufl bir akflamüzeri ›fl›¤›nda kitap okuyordum. Hitch ve Douglas ise üst kattaki karargâhlar›nda, tahmin edersem kayg›lar›n› dindirmek için uyuyorlard›. Ve yan›mdaki koltu¤un üzerinde Fernando derin bir flekilde horluyordu.

Eski Havana’dan k›vr›larak geçtik ve Devrim Müzesi’nin önündeki caml› bölmede sergilenen 1956’da Meksika’dan Kübal› devrimcileri tafl›yan Granma Teknesi’ni gördük. Ard›ndan Küba’n›n derin yetenek havuzunun tipik örneklerinden kesitler sunan tutkulu ve politik eserler koleksiyonuna sahip Güzel Sanatlar Saray›’na gittik. Yüksek Sanatlar Enstitüsünü de gezdikten sonra Ulusal Meclis Baflkan› Ricardo Alarcon ve ö¤leyin Güzel Sanatlar Müzesi’ndeki eserini be¤endi¤imi ifade ettikten sonra davet edilen Ressam Roberto Fabelo ile akflam yeme¤ine geçtik. Gece yar›s› olmufltu ve Raul Castro’dan henüz bir ses ç›kmam›flt›. Yemekten sonra sabaha kadar dinlenebilece¤imiz protokol evine götürüldük.

Bu s›rada aç›k olan kap›m›z›n önünde Luis göründü. Gözlüklerimin alt›ndan kendisine bakarken bafl›yla onaylarcas›na iflaret etti bana. Ses ç›karmadan yukar›da yatan arkadafllar›m› sorarcas›na iflaret ettim. Fakat Louis özür dilercesine kafas›n› sallad› ve “Sadece sen.” dedi. Baflkan karar›n› vermiflti.

Ertesi günün ö¤lenine kadar, saat gürültüyle t›k›rd›yordu kulaklar›m›zda. Eve dönüfl için uça¤a binmemize tam 16 saat kalm›flt›. Görkemli bir Eski Küba lokantas› La Castella’da bir masan›n etraf›nda oturuyorduk. Masam›z› kalabal›k bir sanatç› ve müzisyen grubuyla paylafl›yorduk. Aralar›nda Ike ve Gençlik Adas›’ndaki Gustav Kas›rgas› ma¤durlar›na yard›m etmek için Brigada Martha Machando adl› bir gönüllüler örgütü kurarak öne ç›kan Kcho adl› Kübal› ressam vard›. Bu kurulufl hükümet dolarlar›ndan, uçaklar›ndan ve personelinden bizim Katrina Kas›rgas› için çal›flan Körfez K›y›s› gönüllülerimizi imrendirecek kadar tam destek almaktayd›. Ayr›ca ö¤le yeme¤inde mütevaz› karakteriyle yak›fl›kl›, genç bir adam, Fidel’in 39 yafl›ndaki o¤lu Antonio Castro Soto del Valle de bize efllik etti. Antonio bir doktor ve Küba ulusal beysbol tak›m›m›n bafl doktoru. Kendisiyle k›sa ama hofl bir sohbette bulundum ve Raul gündemimize tekrar vurgu yapt›m.

Kafamda Hitch’in flüpheyle dolu sözcüklerinin yank›land›¤›n› duyuyordum. “Bir fleyin bu kadar ters gitti¤ine pek s›k rastlanmam›flt›r...”. Benim hakk›mda m› konufluyordu? “Sen de mi Brütüs?” Yine de, Venezuella’da ald›¤›m notlar›n bulundu¤u defter için arka cebimi yoklad›m, kalemimi kontrol ettim, gözlüklerimi cebime at›p Luis’le beraber d›flar› ç›kt›m. Tam bizi bekleyen araban›n kap›s›n› kapat›rken Fernando’nun arkamdan ba¤›rd›¤›n› duydum. “Sean!” Ve h›zla uzaklaflt›k. Sihirbaz› görmeye gidiyorum... ABD’de, adan›n eski Silahl› Kuvvetler Bakan›

olan Küba Devlet Baflkan› Raul Castro’ya, “so¤uk militarist” ve “Fidel’in kuklas›” yaftas› yap›flt›r›lm›flt›. Fakat bir zamanlar›n Sierra Maestra’daki uzun saçl›, genç devrimcisi y›lanlar›n söylemlerini bofla ç›kar›yordu. Gerçekten de “Raulizm” sanayide ve tar›m ekonomisinde son zamanlarda yaflanan ilerleme ile beraber yükselmekte. Fidel’in miras›, Chavez’inkinin de oldu¤u gibi, önderinin ölümünden veya çekilmesinden sonra hayatta kalabilecek esnek bir devrimin sürdürülebilirli¤ine ba¤l›yd›. Fidel bir kez daha kuzeydekiler taraf›ndan küçümseniyor. Onlara göre kardefli Raul’u seçerken, gün be gün ülkesi ile ilgili politikalar gelifltirme iflini korkunç ellere teslim etmiflti. Council on Hemispheric Affairs (Yar›mküresel Olaylar Konseyi)’nin yay›nlad›¤› bir raporda, ABD D›fliflleri Bakanl›¤› sözcüsü Tom Casey, Raulizmin “Küba halk› için daha büyük aç›kl›k ve özgürlük” getirebilece¤ini ifade eder. Az sonra, hükümet ofisinde, ufak cilal› bir masan›n etraf›nda Baflkan Castro ve bir tercümanla birlikte oturmaktay›m. “Fidel beni biraz önce arad›.” diyor bana. “Biz konufltuktan sonra kendisini aramam› istedi” Raul’un sesinde abisinin gözünü üstünden ay›rmamas›na karfl› bir ömür boyu gösterdi¤i flef-

Saat art›k t›k›rdam›yordu. Sanki patl›yordu... Omar, baflkan›n karar›ndan k›sa bir süre içinde haberdar olaca¤›m›z› söyledi. Elimiz kolumuz ba¤l›; Douglas, Hitch, Fernando ve ben çantalar›m›z› önceden toparlamak için protokol evine geri döndük. Saat 18.00’de on saatlik geri say›m bafllam›flt›. Ben alt kattaki otur-

OCAK 2009 | TAVIR | 29


röportaj

kendimizi savunabilmemiz için silah vermiyordu. Bu yüzden Rusya’dan silahlar› ald›¤›m›zda Birleflik Devletler’in Domuzlar Körfezi’ne sald›rmas›ndan önce bu silahlar› kullanmay› ö¤renecek vaktimiz bile kalmam›flt›!” Güldü ve bitiflikteki tuvalete gitmek için izin istedi, k›sa bir süre için duvar›n arkas›nda gözden kayboldu, hemen sonra odaya döndü, flakayla kar›fl›k “77 yafl›nday›m, bu çay›n kabahati.” dedi.

katli hoflgörüyü an›msatan mizahi bir ton var. “Konufltu¤umuz her fleyi bilmek istiyor” diyor bana k›k›rdayarak. “Röportaj verme fikrini hiçbir zaman sevmedim.” diyor. “Bir kifli çok fley söyleyebilir fakat yay›nland›¤›nda söyledikleri k›salt›l›r ve özetlenir. Fikirler anlam›n› yitirir. Uzun metrajl› filmler çekti¤ini duydum. Belki uzun haberler de yaz›yorsundur.” Becerebildi¤im kadar h›zl› yazaca¤›ma ve yazd›¤›m kadar da yay›nlayaca¤›ma dair kendisine söz veriyorum. Bana baflkanl›¤›n›n ilk resmi röportaj›n› baflka bir yerde yapmak üzere gayri resmi bir söz verdi¤ini ve bir hakaret olarak yorumlanabilecek bu durumun büyümemesi için beni arkadafllar›m›n aras›ndan özellikle seçti¤ini anlat›yor. Castro ile beraber çay içiyoruz. “Tam 46 y›l önce bugün, tam olarak günün bu saatinde; Bat›’da Almeda, Havana’da Fidel ve Areda’da ben birlikler harekete geçirdik. Washington’da ö¤le saatlerinde Baflkan Kennedy’nin bir konuflma yapaca¤› aç›klanm›flt›. Bu, Füze Krizi döneminde gerçekleflti. Biz bu konuflman›n bir savafl deklarasyonu olmas› beklentisindeydik. Domuzlar Körfezi’nde bozguna u¤rad›ktan sonra rezilli¤inden sonra, Füze Krizi’nin (Castro’ya göre bu sadece savunma amaçl›yd›.) yaratt›¤› bask› Kennedy’i büyük bir yenilgiye sürükleyebilirdi. Kennedy bu yenilgiyi kald›ramazd›. Bugün Obama ve McCain baflta olmak üzere ABD Baflkan adaylar›n›

30 | TAVIR | OCAK 2009

yak›ndan takip ediyoruz. Bütün eski konuflmalar›n› inceliyoruz. Özellikle Küba-karfl›tl›¤›n›n birço¤u için kar amaçl› bir ifl haline geldi¤i Florida’da yap›lan konuflmalar›... Küba’da bir tane partimiz var; fakat Birleflik Devletler’de de çok farkl› de¤il. Her iki parti de egemen s›n›f›n bir ifadesi.” Bugünün Miamisi’ndeki Kübal› senatörlerin Batista Dönemi’nden kalan zenginliklerin ya da Küba’n›n tamamen Birleflik Devletler taraf›ndan yönetildi¤i altm›fl y›ll›k dönemde “topraklar› için sadece peniler ödeyen” uluslararas› toprak sahiplerinin mirasç›s› olduklar›n› söylüyor bana. “1959’daki toprak reformu, devrimimizin Rubicon’uydu. (Jül Sezar’›n M.Ö. 49 y›l›nda Lejyonu ile nehri geçmesine at›fta bulunuyor. “Geri dönüflü olmayan nokta” anlam›nda kullan›lan bir terim bu/bn.) Birleflik Devletlerle ile iliflkilerimizin idam hükmüydü.” Castro çay›ndan bir yudum daha al›rken sanki benim notumu veriyordu. “O an sosyalizm veya Küba’n›n Rusya ile iliflkisi tart›fl›lm›yordu, ölüm tart›fl›l›yordu.” Eisenhower yönetiminin Küba’ya gelmekte olan silah yüklü iki gemiyi bombalamas›ndan sonra, Fidel eski müttefikleriyle iletiflime geçti. Raul flöyle devam etti: “‹talya’ya sorduk. Hay›r! Çekoslovakya’ya sorduk. Hay›r! Eisenhower’in yapt›¤› bask›dan dolay› hiçbiri bize

fiaka bir yana, Castro genç bir adam›n çevikli¤iyle hareket etti. Her gün egzersiz yap›yormufl; bu yüzden gözleri par›l par›l, sesi ise gürdü. Kald›¤› yerden devam etti. “Sean, san›r›m Fidel’in Domuzlar Körfezi Ç›kartmas›’ndaki flu meflhur foto¤raf›n› hat›rl›yorsundur. Bir Rus tank›n›n önünde duruyor. Biz daha o tank› nas›l geri vitese alaca¤›m›z› bile bilmiyorduk.” Yani, flakayla kar›fl›k “Geri çekilmek gibi bir seçene¤imiz yoktu!” dedi. Amma “so¤uk militarist Raul Castro” s›cak, aç›k, enerji dolu ve keskin zekâl› biriydi. Brinkley’nin ABD seçimleri ile ilgili Chavez’e sordu¤u soruyu tekrarlayarak konuya dönüyorum: Sadece bir kaç haftas› kalan seçimleri Obama’n›n kazand›¤›n› var sayarsak, Castro, Obama’yla görüflmek için bir Washington davetini kabul eder mi? Castro düflünceli bir hal al›yor. Uzun ve tuhaf bir sessizli¤e bürünerek “Bu ilginç bir soru.” diyor. Ta ki “Birleflik Devletler dünyadaki en kar›fl›k seçim sistemine sahip. Florida’n›n Kübal›-Amerikal› senato içinde seçmen çalanlar var...” Sözünü kesiyorum: “Bence o senato çat›rd›yor.” Ve sonra inatç› bir göz doktorunun kesin tavr›yla “Obama bizim yeni Baflkan›m›z olacak.” diyorum. Castro görünüfle göre benim safl›¤›ma gülümsüyor; ancak “E¤er 4 Kas›m’a kadar öldürülmezse yeni baflkan›n›z olabilir.” derken gülümsemeyi b›rak›yor. Washington’la ilgili soruma hala cevap vermedi¤ini belirtiyorum. “Biliyorsun,” diyor “Obama’n›n ablukay› sürdürece¤ine dair verdi¤i demeçleri okudum.” Ben araya giriyorum, “Kulland›¤› terim ‘ambargo’ydu.” “Evet” diyor Castro, “Abluka bir savafl eylemidir, bu nedenle Amerikal›lar hukuki ifllemlerde kullan›lan ambargo kavram›n› kullanmay› tercih ediyor... Fakat her iki durumda da, biz biliyoruz ki bunlar seçim öncesi konuflmalar ve ayr›ca herkesle tart›flmaya aç›k oldu¤unu da ifade etmiflti.”


röportaj

Raul kendi sözünü keserek: “Belki de diyorsun ki, oh kardefli de Fidel kadar konufluyor!” Gülüyoruz. “Genellikle böyle de¤il; fakat biliyorsun Fidel bir zamanlar tam burada, bu odada Çin’den gelen bir heyeti a¤›rlam›flt›. Birkaç diplomat ve genç bir çevirmen. San›r›m çevirmen ilk kez bir devlet baflkan›na çeviri yapacakt›. Çok uzun bir uçak yolculu¤u yapm›fllard› ve saat fark›ndan dolay› iyice sersemlemifllerdi. Fidel, tabi bunu bildi¤i halde, saatlerce konufltu. K›sa süre sonra masan›n flu taraf›nda, tam flurada (yak›n›m›zdaki bir sandalyeyi göstererek) oturan›n gözleri iyice a¤›rlaflmaya bafllad›. Sonra birinin daha, sonra birinin daha... Fakat Fidel konuflmaya devam etti. K›sa süre sonra hepsi, aralar›nda Fidel’in direkt hitap etti¤i en yetkili olanlar› bile sessizce sandalyelerinde uykuya dald›lar. Böylece Fidel gözlerini uyan›k kalan tek kifliye, genç tercümana çevirdi ve sabaha kadar sohbete devam etti.” Hikâyenin buras›na geldi¤inde her ikimiz de, Castro ve ben kat›la kat›la güldük. fiafl›rt›c› bir akl› ve tutku dolu sözleri olan Fidel’le sadece bir kez röportaj yapm›flt›m. Fakat bu tabloyu gözümün önünde canland›rabilmek için yeterliydi. Castro konuya geri döndü¤ünde gülmeyen tek kifli tercüman›m›zd›. “Fidel’in hastalanmas›ndan sonra yapt›¤›m ilk aç›klamada, eflit temeller çerçevesinde Birleflik Devletler ile iliflkilerimizi tart›flmaya haz›r oldu¤umuzu söylemifltim. Daha sonra 2006’da bu sözleri Devrim Meydan›’ndaki bir konuflmamda tekrarlad›m. Diktatörlü¤e makyaj yapt›¤›m› iddia ederek ABD medyas› beni alaya ald›.” Kendisine Amerika halk›na seslenmesi için bir f›rsat daha tan›d›m. fiöyle cevaplad›: “Amerikan halk› bizim en yak›n komflular›m›z aras›ndad›r. Birbirimize sayg› göstermeliyiz. Amerikan halk›na karfl› hiçbir zaman olumsuz duygular beslemedik. Birbirimizle iyi iliflkiler kurmak hepimizin yarar›na olur. Bütün sorunlar›m›z› çözemeyiz belki, ama birço¤unu çözebilece¤imizden eminim.”

örtbas edildi. Buna ra¤men flimdi sana bunu söyledi¤im için Pentagon boflbo¤az›n teki oldu¤umu düflünecek.’ Nefesimi tutarak bekliyordum. “1994’ten bu yana, gizli bir anlaflma çerçevesinde ABD ordusuyla sürekli irtibat›m›z vard›.” diyor bana Castro. “Sadece Guantanamo’yla iliflkin konular›n konuflulmas› temelinde bir platform. Devrim tarihinde ilk irtibat› 17 fiubat 1993’te ABD’nin körfezlere yaklafl›rken gemi navigasyonu için kullan›lan flamand›ra bulucu araçlarla ilgili konular› tart›flma talebi üzerine kurduk. 4 Mart ve 1 Temmuz aras›nda Rafters Krizi meydana geldi. Bir ordudan di¤erine k›rm›z› telefon hatt› kuruldu ve 9 May›s 1995’te her iki hükümetin ileri gelenlerinin yer ald›¤› ayl›k toplant›lar yapmaya karar verdik. Bugüne dek 157 toplant› yap›ld› ve hepsinin teyp kayd› mevcut. Toplant›lar her ay›n üçüncü cumas› gerçeklefliyor. Guantanamodaki Amerikan Üssü ile Küba’n›n elinde olan bölgelerde yap›yoruz. Ortak acil-yan›t tatbikatlar› gerçeklefltiriyoruz. Örne¤in atefl yak›yoruz ve Amerikan helikopterleri, Küba helikopterleriyle birlikte körfezden su getiriyor. (Bundan önce) Guantanamodaki Amerikan üssü kaos yaratt›. S›n›r güvenli¤imizi kaybettik, hatta elimizde bunun grafik delilleri bile var. ABD, sahil güvenlik gemileriyle aday› terk etmeye çal›flan Kübal›lara engel olarak illegal ve tehlikeli göçleri teflvik etmiflti. Onlar› Guantanamo’ya getiriyorlard› ve

böylelikle asgari iflbirli¤i bafllad›. Fakat bundan sonra k›y›lar›m›zda güvenlik uygulamas›na son verdik. Gitmek isteyene, ‘Güle Güle’ dedik. Böylelikle navigasyon sorunlar›yla birlikte bu iflbirli¤i bafllad›. Art›k Cuma toplant›lar›nda her zaman bir ABD D›fliflleri Bakanl›¤› temsilcisi bulunuyor.” ‹sim vermeden devam ediyor, “D›fliflleri Bakanl›¤›, Pentagon kadar makul davranm›yor. Fakat kimse sesini yükseltmiyor; çünkü... Ben kat›lm›yorum. Çünkü ben yüksek sesle konufluyorum. Söz konusu toplant›lar bu iki ordunun bar›fl içerisinde bulufltu¤u dünyadaki tek yer.” “Ya Guantanamo?” diye soruyorum. “Sana do¤ruyu söyleyeyim,” diyor Castro, “bu üs bizim rehinemiz. Bir baflkan olarak, ABD gitmeli derim. Bir asker olarak, kals›nlar derim.” ‹çimden, acaba burada mühim bir hikâye mi ortaya ç›kard›m diye meraklan›yorum. Ya da bu gereksiz bir konu mu? Düflmanlar›n perde arkas›nda görüfltükleri sürpriz olmasa gerek. Sürpriz olan fley bunlar› benimle konufluyor olmas›. Bu noktada Obama ile toplant› sorusuna tekrar dönüyorum. “Yani müstakbel baflkan›m›z ve siz aras›nda bir toplant› gerçekleflirse Küba’n›n önceli¤i ne olacak?” Duraksamadan cevaplad›: “Ticaret normallefltirilsin.” Üç y›k›c› kas›rga yaflanana kadar ABD’nin Küba üzerinde uygulad›¤› ambargonun kepazeli¤i asla bu denli belirgin olmam›flt›. Küba

Bir an duraksad›, yavaflça düflüncelerini toparlad›: ‘Sana bir fley söyleyeyim, bunu daha önce alenen hiç söylemedim. ABD D›fliflleri Bakanl›¤›’ndan biri taraf›ndan s›zd›r›lm›flt› bir dönem, fakat k›sa bir süre içinde Florida seçmenlerini tehlikeye ataca¤› endiflesiyle

OCAK 2009 | TAVIR | 31


röportaj

halk›n›n ihtiyaçlar› hiç bu kadar acil olmam›flt›. Ambargo, aç›kça insanl›k d›fl› ve tamamen verimsiz. Raul devam ediyor: “Ablukan›n tek amac› bize ac› vermek. Devrimi hiçbir fley y›ld›ramaz. Kübal›lara ailelerini ziyaret edebilmeleri için izin verilsin, Amerikal›lar da Küba’ya gelebilsin.” San›r›m, ABD D›fliflleri Bakanl›¤›’n›n ve önde gelen muhaliflerin bile, serbest ve aç›k bir seçimde yönetimdeki Komünist Parti’nin oylar›n % 80’ni alaca¤›n› öngördü¤ü, bas›n yoluyla s›kça duyduklar› bu dehflet verici komünist diktatörlü¤ü gelip bir görsünler demeye getiriyor. Ekonomist Milton Friedman’dan Colin Powell’a, hatta “Bir süredir Küba’yla ilgili yeni stratejiler gelifltirmemiz gerekti¤ini düflünüyorum. Bu da ticareti daha da yo¤unlaflt›rmakt›r, özellikle g›da ticaretini. E¤er insanlar›n d›fl dünyayla ba¤lant›lar›n› güçlendirirsek, ekonomiyi gelifltirirsek, insanlar›n diktatörlü¤e karfl› savaflmalar› mümkün olacakt›r.” diyen Cumhuriyetçi Parti Teksas Senatörü Kay Bailey Hutchison’a kadar ambargoyu elefltiren baz› ABDli muhafazakârlar› say›yorum. Castro bu hakareti önemsemeyerek cesurca “Böyle bir s›nava haz›r›z.” diyor.

bak›yorlar. Bahç›van› görüyorlar. Bahsetti¤im filmi biliyor musun?” diyor. “Orada Olmak” diyorum. “Evet!” diye cevap veriyor Castro heyecanla, “Orada Olmak. Ben bu filmi çok seviyorum. Amerika’da her türlü nesnellik mevcut. Çinler der ki: ‘Uzun yollara, at›lan ilk ad›mla bafllan›r.’ ‹lk ad›m› ABD Baflkan›, iktidar›m›z› tehdit etmeksizin atmal›d›r. Bu konu pazarl›¤a aç›k de¤ildir. Kendi s›n›rlar›m›z içerisinde ne yapaca¤›m›za kar›flmaks›z›n birbirimize yönelik taleplerimiz olabilir.”

“Say›n Baflkan” diyorum, “en son yap›lan baflkanl›k tart›flmalar›n› izlerken John McCain’in Kolombiya ile serbest ticaret anlaflmas›n› destekledi¤ini duymufltum. Kolombiya’n›n ölüm mangalar›n›n art›k teflhir oldu¤u, iflçi liderlerlerine yönelik suikastlerin yafland›¤› bir ülke olmas›na ra¤men ABD ile iliflkileri gün geçtikçe daha da s›k›lafl›yor. Bush Yönetimi bu anlaflmay› Kongre’den geçirmeye çal›fl›yor. Bildi¤iniz gibi daha yeni Venezüella’dan geldim. Kendilerinden çokça petrol almam›za ra¤men Küba’ya yönelik oldu¤u gibi Bush yönetimi Venezüella’y› da düflman devlet ülke olarak tan›mlamakta. Kolombiya bana, ‹srail’in Ortado¤u’da oldu¤u gibi, Güney AmeriArt›k çaydan k›rm›z› flaraba ve akflam yeme- ka’daki jeopolitik orta¤›m›z olabilir gibi geli¤ine geçiyoruz. “Peki ya Birleflik Devletler?” yor. Bununla ilgili bir yorumunuz var m›?” diye soruyorum Castro’ya, “Dinle” diyor, “biz Çinliler kadar sab›rl›y›z. Nüfusumuzun %70’i Soruyu dikkatli bir flekilde düflünüyor, yavafl abluka alt›nda do¤du. Ben tarihteki en uzun ve ölçülü bir tonla devam ediyor. “fiu an” disüreli Savunma Bakan›’y›m. Geçen Ekim tam yor ve “Kolombiya ile iyi iliflkilerimiz var. Fak›rk sekiz buçuk y›l oldu. O yüzden bu ünifor- kat flunu diyebilirim ki, e¤er Güney Amerimay› giyiyorum ve çal›flmaya eski ofisimden ka’da böyle bir duruma aç›k olmas›n› sa¤layadevam ediyorum. Fidel’in ofisinde hiçbir fleye bilecek koflullar›n mevcut oldu¤u bir ülke vardokunmad›k. Varflova Pakt› askeri tatbikatla- sa o da Kolombiya’d›r.” Chavez’in ABD’den r›ndaki en genç ve en uzun süre orada kalan Venezüella’ya yönelik müdahele planlar›nda bendim. Daha sonra oradaki en yafll› kifliy- dan flüphe duydu¤unu ifade ediflini düflünüdim ve hala en uzun kalan bendim. E¤er yorum ve derin bir nefes al›yorum... Amerika Küba’y› iflgal etmeye kalkarsa Irak, Saat iyice ilerlemiflti. Fakat Castro’ya uyufltuburada yaflanacak olaylar›n yan›nda çocuk rucu ile ilgili bir soru sormadan duramad›m. oyunca¤› kal›r.” fiaraptan bir yudum daha al- “Uyuflturucu ile ilgili konuflabilir miyiz?” diye d›ktan sonra Castro: “Savafl› önlemek, savafl› soruyorum Castro’ya. Ve cevap veriyor, “ABD kazanmakla ayn› fleydir. Bu bizim ö¤retileri- dünya’da en fazla uyuflturucu tüketen ülkedir. Küba tam ABD ve sa¤lay›c›lar› aras›nda mizde vard›r.” oturmaktad›r. Bizim için büyük bir sorun bu... Yeme¤imizi yedikten sonra baflkanla beraber Turizmin genifllemesiyle yeni bir pazar olufliçerisinde tropik bitkilerin ve kufllar›n oldu¤u tu. Ve biz buna karfl› mücadele veriyoruz. seraya benzer bir terasa ç›k›yoruz. fiarab›m›z› Uyufltucu kaçakç›lar›n› Küba hava sahas›nyudumlamaya devam ederken “Bir Amerikan dan geçirdi¤imiz iddia ediliyor. Biz böyle bir filmi var, elitler bir masan›n etraf›nda oturu- fleye izin vermiyoruz. Eminim bu uçaklar›n yorlar, bir sonraki baflkanlar› kim olacak diye baz›lar› geçmeyi baflar›yordur. Bu da tamakarar vermeye çal›fl›yorlar. Pencereden d›flar› men ekonomik ambargo nedeniyle radar ala-

32 | TAVIR | OCAK 2009

mamam›zdan.” Vücud dillerimiz gecenin sonuna geldi¤imizi gösterirken cevaps›z kalan sorumu son bir kez daha sormak istiyorum Castro’ya. Saat gece 24.00’ü geçiyor ama kendisi aç›yor konuyu, “Obama ile Waflington’da toplanmay› kabul eder miyim?.. Düflünmem gerekiyor. Liderlikteki bütün yoldafllar›mla tart›flmam gerekir. fiahsen, benim öncelikle ziyaret etmem haks›zl›k olur, çünkü Amerika’ya ilk gidenler Latin Amerika baflkanlar› olmufltur hep. Ama ABD baflkan›n› Küba’ya kabul etmek de haks›zl›k olur. Bu nedenle ba¤›ms›z-nötr bir yerde buluflmal›y›z.” Duruyor ve boflalan flarap barda¤›n› masaya koyarak, “Belki de Guantanamo’da buluflabiliriz. Toplan›p sorunlar›m›z› çözmeye bafllamal›y›z. Toplant›n›n sonunda ise baflkana bir hediye veririz... Guantanamo koyu üzerinde dalgalanan Amerikan bayra¤›n› koltu¤unun alt›na verip yollayabiliriz baflkan› evine.” diyor. Ofisinden ç›karken Baflkan Castro’nun elemanlar› bizi takip ediyor. Castro beni asansörden indirdikten sonra beklemekte olan arabama kadar gelip beni u¤urluyor. Zaman›n› cömertçe ay›rd›¤› için teflekkür ediyorum kendisine. fiöförüm arabay› vitese al›rken baflkan penceremi t›kl›yor. Tam açarken baflkan saatine bakarak röportaja bafllayal› tam 7 saatin geçti¤inin fark›na var›yor. Gülümseyerek diyor ki, “fiimdi Fidel’i arayaca¤›m. Sana söz veriyorum. Fidel seninle 7 saat konufltu¤umu duyunca, Küba’ya tekrar döndü¤ünde sana 7.5 saat röportaj verece¤inden emin olabilirsin.” Beraber gülüyoruz ve son kez tokalafl›yoruz. Gecenin ilk saatlerinde ya¤mur ya¤m›flt›. Karanl›¤›n erken saatlerinde, sessiz bir Havana sabah›, tekerleklerimiz duraksamadan ›slak asfalt›n üzerinde ilerliyor. Tam o an akl›ma iktidar ve ba¤›ms›zl›k ile ilgili en temel sorular›n›n ABD’nin Küba ve Venezüella ve di¤er ülkelerde oldu¤u gibi karmakar›fl›k düflmanca ve uzlaflmayan tav›rlar›na ›fl›k tuttu¤unu düflünüyorum. Her zaman sadece iki seçenekleri oldu bu ülkelerin: Ya kusurlar›yla bizim olacaklar ya da kusurlar›yla kendilerinin...J


de¤erlendime

“bafle¤meden” yola devam grup yorum

Emperyalist gericili¤in önündeki “baraj” y›k›ld›ktan beri hayat›n her alan›nda alabildi¤ine pervas›zca, s›n›rs›zca bir sald›r›, h›z›n› art›rarak y›llard›r sürdürülüyor. “Tarihin sonu”nu ilan etmekten, “ideolojilerin öldü¤ü” tezlerinden bafllay›p ne kadar ilke, de¤er varsa “ç›kar ve kar” denilen kapitalizmin biricik geçerli amac›na kurban edildi, ediliyor. Dayat›lan hayattan ne kadar memnuniyetsiz olunsa da, herhangi bir de¤ifliklik olabilece¤ine dair umutlar söndürülmek isteniyor. ‹nsan yaflam›n›n anlam› ve amac› üzerine insanl›k tarihi boyunca yarat›lan bütün biri-

kim bir kalemde yok say›l›yor. Gündelik yaflam› ahlaki s›n›rlar› y›k›lm›fl bedensel hazz›n, hiçbir fley üretmeden yaln›zca tüketmenin ve tükettikçe kendi insanl›¤›n› da tüketmenin belirledi¤i bir hayat›n orta yerindeyiz.

p›lar› Grup Yorum’a aç›lmaya gönüllü insanlar›m›z o kadar çok!.. Güvenle düflmeliydik art›k yola ve sunmal›yd›k akl›m›z›n, yetene¤imizin, bilgimizin yetti¤ince iflledi¤imiz flark›lar›m›z›.

Gecikiyor oldu¤umuzun fark›ndayd›k. Eksiklerimizin de… Yaflad›klar›m›z› ve hayata dair söylemek istediklerimizi bir albümlük s›n›rlara s›¤d›ramayaca¤›m›z› biliyorduk. Eksiklerimizi en aç›k ve dolays›z elefltirecek dostlar›m›z o kadar çok ki… Hayat›n parçalay›c›, bireycilefltirici ak›fl›na ra¤men yüreklerinin ka-

Ancak birbirlerine ellerini uzatanlar›n ac›lar› azalabilir, kavgalar› zaferle sonuçlanabilir. Her dönemde ve her düzeyde örgütlü olmaya, dayan›flmaya ve birlikte mücadeleye ça¤›ran flark›lar›m›z oldu. Bu süreçte çok daha temel önemde olan bu konuyu “Uzat›n Ellerinizi” adl› flark›m›zla iflledik. Bütün kesimle-

OCAK 2009 | TAVIR | 33


de¤erlendirme

konufltu¤umuz konudur. Art›k elektrik gitar›n ve akustik davulun en romantik flark›lardan en tepkisel biçimlere kadar her türlü kullan›l›fl›na hemen her kesimden insan›n kulaklar› al›flt›. Kendi kimli¤ini bulmufl tutarl› ürünler ile pop dünyas›ndaki yozlaflmaya 1960’lar›n sonu, 70’lerle birlikte kurulu kapi- alet edilen biçimler aras›ndaki fark› da seçetalist-emperyalist sisteme karfl› dünya ça- bilir duruma geldi¤ini gözlemledik. p›nda yükselen tepkinin ortak müzikal sesi olmufltu rock müzik. Ülkemizde de Anadolu- Daha önce de birçok flark›m›zda denedi¤imiz Pop, Anadolu-Rock ad›yla s›n›rl› da olsa elektrik gitar bu albümde öncekilere oranla önemli çal›flmalar ortaya konulabilmiflti. Bu daha fazla flark›da farkl› sesleriyle daha yoçal›flmalar, “piyasa”n›n bat› özentisi olmak- ¤un yer ald›. Bunun ad› bizce hiçbir zaman tan öte bir içeri¤i, bir dayana¤› veya iddias› “Rock müzik yap›yoruz” olmad›. Bu hem Rock olmayan moda rüzgarlar›n›n aras›ndan s›yr›- müzi¤in tarihinin, yarat›c›lar›n›n ve ustal›kla l›p kendisini kabul ettirebilmiflti. Son 20 y›l- sürdürenlerin bu alandaki haklar›n› teslim d›r ise hemen her türde oldu¤u gibi Rock mü- etmenin gere¤idir, hem de Yorum müzi¤inin zikte de oldukça önemli bir geliflme kaydedil- belli kal›plara s›k›flt›r›lamaz niteli¤inden dolay› yanl›fl olur. Olsa olsa Rock müzi¤in yukadi¤ine tan›k olduk. r›da anlatt›¤›m›z geliflimi içinde ortaya ç›kaBizim için rock müzi¤in dünyada ve ülkemiz- r›lm›fl kimi anlat›m olanaklar›ndan da yarardeki serüveni, çok eskiden beri sürekli izledi- lanmak olarak ifade edilebilir. ¤imiz, olanaklar› ve olumsuz kullan›l›fllar›, kitle kültürü politikalar›na alet edilen biçim- Sevgili ‹dil’imiz bir oyunda “‹nsan›n yurdu bir leri ve tutarl›-sa¤l›kl› biçimleri üzerine s›k s›k kez daha kendinin olur topra¤›na, suyuna karin, ama en çok da gençlik kesiminin da¤›n›kl›¤›, mutsuzlu¤u ve umutsuzlu¤una dikkat çekecek, onlara daha çok seslenecek bir düzenleme ile rock müzi¤in olanaklar›ndan da yararlanmaya çal›flt›k.

34 | TAVIR | OCAK 2009

r›flt›kça kan›…” diye sesleniyordu. Tarih boyunca zulmün eksik olmad›¤› bu topraklarda insanca yaflam› savunmak için dövüflen, bedel ödeyenlerdir gerçek vatan ve halk sevgisini temsil edenler. Bu konuda çarp›tmalar›n tozu duman› aras›nda, tarih boyunca bu topraklar›n özgürlü¤ü u¤runa dövüflmüfl, can vermifl, bedel ödemifl olanlar› anarak, hala bunlar› sürdürmekte olan herkesin gönül rahatl›¤› ile hayk›raca¤› bir flark› yapmak istedik. “Biz Sevdik” adl› flark›m›z› da Rock müzi¤in olanaklar›ndan yararlanarak düzenledik. Bir gösteriye kat›lm›fl küçük çocuklar›n ellerine önce para sonra da cebinden ç›kard›¤› bayra¤› tutuflturup, bunu yere atarak üstünde tepinmelerini isteyen koyu renk tak›m elbiseli adamlar› tan›d›k. Ard›ndan bir merkezden emir alm›fl gibi medyan›n flovenizmi k›flk›rtan a¤z› salyal› yay›n bombard›manlar›na tan›k olduk. Ve k›flk›rt›lm›fl cehaletin vahfletine, linç sald›r›lar›na… Oysa zalimin zulmü alt›nda ezilen, ana dilleri, inançlar› farkl›, yaflamlar› ortak olan halklar ayn› topra¤a sa-


de¤erlendime

ban vurmufl, ayn› sofrada ekme¤i paylaflm›fl, yeri gelmifl ortak düflman belledi¤i zalime karfl› ayn› saflarda vuruflmufl, can vermifl. Tarihin ve bilimin bu gerçe¤i halklar›n kardeflli¤ine zarar verecek her türlü politikay› etkisiz k›labilecek kadar güçlüdür. Bu düflünceler devrimci ozan›m›z Enver Gökçe’nin fliirinde öyle sade, öyle güzel ve anlaml› dile getirilmiflti ki y›llarca dilimizdeydi. “Anam›z birdir, ayn› memeden emmifliz dostlar, kankardefliz, size kan›m kayn›yor.” Bu dizeler bütün gerici-faflist k›flk›rtmalar›n, buna zemin yaratmakta pay› olan her türden milliyetçili¤in tozu duman› karfl›s›nda dimdik duran, güçlü bir hayk›r›flt›r. Usta ozan›m›z› sevgiyle anarak bu dizeleri besteledik. Kardeflli¤i daha canl›, somut vurgulamak için ayn› dizeleri Kürtçe olarak da seslendirdik. Ezgimizi coflkulu bir halaya aç›lan tarzda düzenlemeye çal›flt›k. “Halay çeker, türkü söyler gibi” omuz omuza mücadele coflkusunu yans›tmak istedik. Her yerden y›k›m ve y›k›ma karfl› direnifl haberleri geliyor. Bafl›büyük’ten, Sulukule’den, Beykoz’dan, Ayazma’dan... Ankara’dan, ‹zmir’den, Antalya’dan… Her flehirde belediyeler yasa yetkisini doymak bilmez sermaye sahiplerine yeni rant alanlar› açmak için kullan›yor. Sermayedarlar ellerini ovuflturarak infla edecekleri yeni gökdelenlerin, finans merkezlerinin, ultra-lux dairelerin bulundu¤u rezidanslar›n, moda merkezlerinin, oto galerilerinin vs. planlar›n› haz›rlat›yorlar. Emekçi, yoksul halk›n difliyle-t›rna¤›yla yapabildi¤i evlerini temelinden yok etmek için nas›l da h›rsla, hileyle sald›r›yorlar. Dayan›flman›n, paylaflman›n, ortak de¤erlerle oluflturulan halk kültürünün son kaleleri olan mahalleleri y›k›yorlar… Gökdelen ile gecekondu bu anlamda s›n›f mücadelesinde taraflar› temsil eden birer sembol olarak öne ç›kt›lar. Ve bu iki sembol, kiflilik kazand›r›larak bu meseledeki tutumlar›n› yalans›z dolans›z ortaya koyabilirlerdi. At›flma gelene¤i, kabarelerden bildi¤imiz müzikal-teatral biçimler ve tabi ki halk›n gündelik yaflam›nda eksik olmayan, kavga öncesi tafllamal›-at›flmal› tart›flmalar… Hepsinin ve herkesin katk›s›ndan olufltu bu flark›m›z. Yakalay›p gökdelene içinden geçeni söyletene kadar yakalar›n› b›rakmad›¤›m›z

gecekondulu analar›m›z›n, ifli gere¤i lüks sitelere, e¤lence ve al›flverifl merkezlerine sürekli u¤rayanlar›n ve daha birçok insan›n sözlerine, düflüncelerine, önerilerine, bilgilerine baflvuruldu. Okul ödevini ihmal edip “gökdeleni ve gecekonduluyu birbirleriyle at›flt›ran cümleleri yazma ödevi”ni zaman›nda yapan kardeflimizin çabas› ve katk›s› kolektif üretimimizde örnektir. Gökdelen bütün aç›kl›¤›yla, pervas›zl›¤›yla sald›r›s›n› meflru göstererek savunurken amaçlar›n› da aç›kl›kla söylemekten çekinmiyor. T›pk› önceki yalanlar›ndan vazgeçerek iflgali ve amaçlar›n› aç›kça söylemekten çekinmeyen Amerika gibi. T›pk› onu örnek alan hükümet sözcüleri, iflbirlikçi yöneticiler gibi… Ve gecekondu tarihsel hakl›l›¤›n›, eme¤ini, yaflam hakk›n› savunurken her türlü rüflvete, hileye karfl› uyan›k, onlardan merhamet isteyen de¤il tam tersine hakl›l›¤›n› bilen ve her türlü s›k›nt›ya, ac›ya ra¤men hayat dolu olman›n neflesini, coflkusunu koruyarak direnme kararl›l›¤›na yans›tan bir hava içinde... Müzikal olarak gökdeleni de, gecekonduyu da kendilerini çevreleyen kültüre uygun melodiler, enstrumanlar ve düzenleme ile ifade etmeye çal›flt›k… Kay›tlar s›ras›ndaki yarat›c› canland›rmalar, üretimdeki coflkumuzun da bir ifadesiydi.

anlatt›k. Ama iflgalcinin kirli bir yüzü daha var bütün insan duygular›n› isyan ettiren… Abir’in yaflad›klar›n› dünya duyabildi. Ona tecavüz edip katleden ve cesedini yakan, ailesini tarayarak öldüren iflgalci, göstermelik mahkeme ile askerlere ceza vererek olay› savuflturdu. Ama Irak halk›n›n yüre¤inde ve bilincinde unutulmayacak biçimde kaz›nd› iflgalcinin niteli¤i. Dünya halklar›n›n ve tabi ki bizim halk›m›z›n da unutmamas› gereken bu gerçekli¤i “Abir’e A¤›t”la bir kez daha vurgulamak istedik. Oralar› duyumsatacak enstrumanlar ve düzenleme düflündük. “Dediler ve Dedim ki”, kitaplar yutmufl çokbilenlerin emperyalizmden demokrasi beklentileriyle uzlaflmay› vazetti¤i ortamda, bir delikanl›n›n bilginin ötesinde hisleriyle dahi emperyalizmi do¤ru alg›lad›¤›n›n ifadesi oldu. Tafllama-hiciv türü içinde gündelik yaflamda s›kça kullan›lan kimi argo say›labilecek ifadelere çokça yer verilir. Bu s›n›rlar içinde delikanl›ya da biraz tolerans tan›d›k. S›n›r›n› aflmadan, yerinde ve oturakl› olmas›na özen göstererek… Bu flark›m›z ‹dil Kültür Merkezi’nin “Ortak Düflman Amerika” kampanyas› çerçevesinde düzenledi¤i Anadolu turnesi s›ras›ndaki konserlerimizde çal›nan ve oldukça sevilen bir flark›m›zd›.

“Sen Olaca¤›z”da, kararl›l›k ve coflku yan›nda hüznü de içerebilecek bir marfl formu arad›k. Ve yaz›lan, anlat›lan, yaflananlar›n en özlü ifadesi olarak “Sen Olaca¤›z” sözleri farkl› ortamlardan birçok insandan ortak öneri olarak geldi. Bu duygu ve düflünce birli¤ine coflkuyla kat›ld›k. Gitarlar ve vokal d›fl›nda bir enstruman koymadan sadeli¤in, yal›nl›¤›n konu ve duygusu ile bütünleflti¤ine inand›k. Ve daha anlat›lmas› gereken ve anlat›lacak olan sonsuz bir deryada yaln›zca bir katre olsun diye koyduk albümümüze. ‹ddiam›z O’nu anlatmak de¤il, ona dair duygular›m›z› dile getirmektir.

“Amerikan ‹mparatorlu¤u” halen ve en pervas›z biçimde sald›rganl›¤›n› sürdürürken herkesin a¤›z dolusu hayk›raca¤› bir marfl da üretmifltik. Mahzuni fierif’in “Amerika katil katil” türküsüne bir de Grup Yorum tarz›yla “Defol Amerika”y› eklemek ayn› zamanda bir sorumluluktu. Bu flark›y› ayn› duyguyu paylaflan sanatç› dostlar›m›zla birlikte okumay› düflünüp ça¤r›m›z› yapt›¤›m›zda heyecanla, coflkuyla karfl›land›. Ve ülkemizde pek de örne¤i olmayan bir birlikteli¤i, güçlü bir anti-emperyalist koroyu oluflturduk. Kat›lanlar›n hepsinin ortak özlemi olan bu tür birlikteliklere sadece bir bafllang›ç olmas› dile¤iyle albümümüzdeki yerini ald›.

Amerikan bombard›man uçaklar›n›n Ba¤dat semalar›nda halk›n üzerine ya¤d›rd›¤› yüzlerce ton bomban›n, havaya uçurulan tesislerin, y›k›lan hastanelerin, saç›lan cesetlerin canl› tan›¤›yd›k. Canl› kalkan olarak Irak’a gönderdi¤imiz Grup Yorumcu arkadafl›m›z›n gözleriyle hepimiz gördük, yaflad›k olanlar›. Ve birçok marfl ve flark› ile iflgali ve direnifli

Kaybedilen bütün güzellikleri temsil eden bir soyutlamad›r “Sor Beni”. Ve bütün güzelliklerin kayna¤› olan, hayat›n içinde her yerde ve her koflulda haks›zl›¤a, zulme karfl› direnme kararl›l›¤›n›, gelece¤e dair umudu simgeler ayn› zamanda. Bu flark›m›z› bestelerken ezgi ile söyledi¤imiz sözler d›fl›nda “Kimlere sormal›?” deyip s›ralamaya baflla-

OCAK 2009 | TAVIR | 35


de¤erlendirme

d›k. Gördük ki temel bir ritm ve armoni üzerinde daha söylemek istedi¤imiz ne varsa söylemeye olanak var. Anadolu’da halk dilinde tekerlemelerden Karadeniz’in çok h›zl› ritmik manilerine birçok örne¤i olan bu biçim; bat›da Newyork’un arka mahallelerinde ikinci s›n›f görülmeye, itilmiflli¤e, merkezin olanaklar›ndan mahrum b›rak›lmaya tepkinin ifadesi olarak bafllayan ve h›zla yay›lan Rap ya da Hip Hop müzi¤inin de temelini oluflturuyor. Pop dünyas›n›n iplerini ellerinde tutanlarca ve giyimi kuflam›, tüketilen markalar›, hatta davran›fl biçimlerine dek bir endüstri haline getirilen Hip Hop yoz biçimleriyle, salt cinsellik ve bedensel hazlar› ele alan, uyuflturucu kullan›m›n› meflrulaflt›ran içerikte sunulmas›yla hassas olunmas› gereken bir kült. Öte yandan bu müzik türü içinde sistemin dokunulmazlar›n› en a¤›r biçimde elefltiren, ciddi politik mesajlar veren az›msanmayacak say›da ve etkide olanlar var. Giderek ülkemizde de ço¤alan ve kendi alan›nda az›msanmayacak bir izleyici kitlesine hitap edebilen gruplarla Türkçe Hip Hop da oldukça yay›l›yor. Bütün bu türleri ve geliflimlerini dikkatle izliyoruz elbette. Ama Rock müzikle ilgili oldu¤u gibi Hip Hop’la ilgili olarak da “Biz Hip Hop yapt›k” gibi bir cümle do¤ru olmaz. Tabi ki öne ç›kmas› gereken Grup Yorum’un ne söyledi¤idir. “Kimlere sor?” sorusuna cevap olarak söylemek istediklerimizi etkili bir flekilde söyleyebilme olana¤›n› de¤erlendirmek istedik flark›m›z›n bir bölümünde. ‹lerici kültürümüzün yap›tafllar›ndan Aziz Nesin daha çok mizahi öyküleriyle tan›n›r. Onun flair yan› öne ç›kmaz. Sivas Katliam›’nda hedef tahtas›na konulup katledilmekten son anda kurtulan Aziz Nesin, varl›¤›n› ve ömrünü çocuklara adam›flt›. Onun çocuklara dair duygular› ve düflleri hapishanelerde tecrite karfl› direnen ölüm orucu direniflçilerinin mektuplar›nda dile getirdikleri duygularla ayn›yd›. “Çocuklar›m›za”y› bir ninni gibi düflündük, öyle düzenledik ve okuduk. Demo halinde iken çocuklar›m›za dinletti¤imizde nas›l sevinçle hemen ö¤renip söylemeye bafllad›klar›n› görünce flark›m›z› annelerin de sevece¤ine inand›k.

orucu direniflinde gün gün yaflanarak üretildi “Güle Sevdal›”. Tekirda¤ F-Tipi Hapishanesi hücrelerinde bir direniflçidir ‹brahim Erler. Orduludur ve Çingene’dir. Küçük Armutlu ise d›flar›daki direnenlerin yuvas›d›r, mahallesidir. Kuflat›l›nca mahalle, katliam kokusu yay›l›nca her yere ‹brahim hücresinde atefller bedenini, operasyonu durdurmak için. Onun can ortaklar›, ayn› ekipte olan yoldafllar› dize dize yazarlar bu sözleri. Toplarla birbirlerine ulaflt›rarak, ekleyip ç›kararak… Sonra Grup Yorum eleman› direniflçi arkadafl›m›z m›r›ldana m›r›ldana besteler. Sevgili Nail Çavufl’a havaland›rmada volta atarken yan›bafl›nda söylenerek, Sevgili Berkan Abatay’a hastaneye sevk edildiklerinde karfl› odadan seslenilerek dinletilir, onaylar› al›n›r… Gaziler, analar, babalar da dinleyip sevdiler. Tekirda¤’›n Trakya’n›n en belirgin ritmi Çingene müzi¤inin ritmidir ayn› zamanda. Klarnetsiz olmazd›. Ve yetenek bir yana samimiyetle okunmal›yd›. Bir de d›flar›da direniflin ard›ndan, ama asla d›fl›ndan de¤il, ömürlerini feda eden 122 kahramana dair duygulara ses verdi¤imiz “Sevdan›za And Olsun” flark›m›za yer verdik. Ve onlar›n “yar elinden tutar gibi” gidifllerini, kal›plar› k›ran bir hayk›r›flla anlatmak istedik. Dile dolan›veren bir ezgi ile sunduk. Ne desek yetmeyecek bir tarihtir. Bizi biz yapan bir destan… Sanat›n her olana¤› ile bu destan anlat›lmal›, anlat›lacak… F›rat k›y›s›nda sö¤üt a¤açlar› alt›nda oturmufllard› belki. Sabr›n ve sevdan›n s›nand›¤› dar vakitlerde vefan›n, ba¤l›l›¤›n, fedakarl›¤›n önemi üzerine bir türkü besteledik. Türkü formunda bestemiz y›llarca doland› durdu dilimizde. Kendisini ifade eden sözlerle bulufltu¤unda as›l kimli¤ini buldu. Bu topraklar›n müzi¤i daha çok araflt›r›lmal›, daha zengin de¤erlendirilmeli. Bu konuda da yap›lacak daha çok fley var.

Tertemiz lekesiz bir hayat›n, “yeni insan”›n sembolü olmufl muzaffer komutan Ernesto Che Guevara, resimlerinin bas›ld›¤› ürünlere ticari malzeme yap›larak, “romantik devrimci”, “macerac›” denilerek etkisizlefltirilmeye çal›fl›l›yor. Onu en güzel anlatan flark›lardan Direniflten yanay›z. Ama sadece taraftar› biri olan Kübal› besteci Carlos Puebla’n›n de¤il bizzat direniflçiyiz de. Bir arkadafl›m›- Hasta Siempre adl› flark›s› da onun temsil etz›n bizzat içinde yer ald›¤› tecrite karfl› ölüm ti¤i de¤erlerle hiç ilgisi olmayanlarca çok ça-

36 | TAVIR | OCAK 2009

l›n›p okundu. Grup Yorum olarak Venceremos’u, Ciao Bella’y› Türkiye’de bizden dinledi insanlar›m›z. Bu flark›y› da dinlemeyi çok talep ettiler. Konserlerimizde hep birlikte coflkuyla “Comandante Che Guevara” diye hayk›rd›k. Ba¤lama ezgileri ve perküsyonlarla her yerde kolayca çal›n›p söylenebilecek sade bir tarzda düzenledik. Ve “Bafle¤meden” flark›s› albüme ad›n› vermeyi uygun buldu¤umuz, içeri¤i ile tarihimizi ve en zorlu süreçlerde e¤ilip bükülmeden gelece¤e yürüyebilen gücün kayna¤›n›, aflkla ba¤lanman›n coflkusunu dile getiren bir bestemiz. Bu “yalana ve talana dayal› hayat”›n ortas›nda gelece¤e dair beklentileri y›k›lm›fl, kendine, en yak›n›ndakine ve elbette topluma karfl› herhangi bir sorumluluk duygusu kalmam›fl ne kadar çok insanla karfl›lafl›yoruz. “Neden?” sorusunun anlam›n› dahi unutmufl ve cevap arama gere¤i dahi duymayan hayatlar… Ve bu hayatlar›n birer nesneye döndürülmüfl özneleri… Ancak hayata, insana ve tarihe inanc›n› ve güvenini koruyanlar direnebilir. Hayat›n yasalar›n›n insandan, emekten, bizden yana oldu¤unu bilenler a¤›r bedelleri ödemeyi göze alabilir. A¤›r bedeller ödemeyi göze alarak direnenler var. Direnifl çok boyutlu ve çok fliddetli çarp›flmalarla sürüyor. Ve baflka yolu yok; ya bu yalan ve talan hayata teslim olup yok olacaks›n, ya da bütün varl›¤›nla direnifle kat›lacaks›n… Biz Grup Yorum olarak tereddütsüz direnmenin saflar›nday›z ve bu saflardan bütün sevenlerimize, ulaflabildi¤imiz herkese… Herkesin yüre¤inde kalan insan onurunu temsil eden yan›na sesleniyoruz. Hiçbir kal›ba hapsedilemez oluflumuzun, yeniliklere aç›kl›¤›m›z›n ve denemekten çekinmeyiflimizin as›l dayana¤› 24 y›ll›k müzikal tarihimizde yaratt›klar›m›zd›r. Üretti¤imiz her flark›da her kesimden insan›m›z›n da dolayl›-dolays›z katk›lar› var. Ve bizi ac›mas›zca elefltirmenin, sahiplenmenin gere¤i oldu¤unu bilen dostlar›m›z var. Bu güvenle “Bafle¤meden” yola devam… J


tiyatro

maskeliler gülnaz b›çakc›

‹stanbul Büyük fiehir Belediyesi fiehir Tiyatrosu sahnelerinde sergilenen “Maskeliler” isimli oyun, ‹srailli yazar ‹lan Hatsor taraf›ndan yaz›lm›flt›r. Oyun, yazar›n oyunun bafl›nda belirtti¤i gibi Filistin’de, Samarya’da büyük bir köyde, bir kasap dükkân›n›n penceresiz so¤utma odas›nda, 1990 sonbahar›nda, akflamüstü, günefl batarken geçer. Oyun, iflgal alt›ndaki Filistin’de direnifl, çözüm arama ve iflbirlikçilik gibi konular› üç kardefl aras›ndaki iliflkilerde ele al›p ifller. Bu konular› düflünmeye, tart›flmaya ve sorgulamaya açar. Oyunun konusu k›saca flöyledir: Üç Filistinli kardeflin en büyü¤ü olan 35 yafl›ndaki Davut, Tel-Aviv’de ‹sraillilerin bir lokantas›nda bulafl›kç›l›k yapmaktad›r. Ortanca kardefl Naim 30 yafl›ndad›r ve ‹ntifada’n›n ayaklanma komite-

sinin önemli bir üyesidir. Küçük kardefl 17 yafl›ndaki Halit ise ‹ntifada’n›n ayaklanma komitesinin köyde çal›flan bir üyesidir. Oyunda ‹srail ordusunun vahfli sald›r›lar›, korkunç savafl sahneleri sözcüklerle o kadar canl› bir flekilde çizilmifltir ki, bu sahneleri Halit sözlerle betimlerken tüylerimiz diken diken olur ve kendimizi savafl›n ortas›nda gibi hissederiz… Direnifl Komitesi’nin bir geçit töreninde ‹srail ordusu geçit törenine sald›rm›flt›r. Bu sald›r›da, oyunda görünmeyen ama ailenin en küçük çocu¤u oldu¤unu anlad›¤›m›z 7 yafl›ndaki Nazif a¤›r yaralanm›fl ve kötürüm kalm›flt›r. Bu korkunç sald›r›y› Halit flöyle anlat›yor: “Korkuyorum. Nazif’i eve tafl›d›¤›m günkü

gibi. Biliyor musun, sen kaçt›ktan sonra, askerler ç›lg›n gibi atefl ettiler. Her yandan kurflunlar ya¤›yordu. Her yan göz yaflart›c› gaz doluydu. ‹nsanlar düflüyorlard›, ba¤›r›yorlard›. Her fley düfl gibiydi. Kafamda bir tek fley vard›, kardeflimi bulmak. Birden kad›nlar›n bir çember oluflturdu¤unu gördüm. Orada durmufllar, kara kargalar gibi ba¤r›fl›yorlard›. Anlad›m. Kofltum. ‹ttim insanlar› sa¤a sola, Yol açt›lar. ‘Bu abisidir’ diye m›r›ldan›yorlard›, ‘bu abisidir’... Sonra gördüm onu. Uzanm›fl yat›yordu orac›kta. Bir melek gibi… Aln›nda k›z›l bir delik vard›. Gözleri… s›cac›kt›… onu kucaklad›m. Yürüdüm. Herkes, caddedeki herkes, askerler bile yere bak›yorlard›. Yürürken öptüm onu… Yürürken öptüm… Saçlar›n› koklad›m… Evde, anam, babam kap›da bekliyorlard›. Anam dövünüp saç›n› bafl›n› yoldu. Babam… babam çocu¤u benim kuca¤›mdan çekip ald›; eve girdi, kap›y› çarpt› yüzüme. Keflke ölmüfl olsayd›”. Oyundaki temel çat›flma iflbirlikçilik ve direniflçilik, yani kendi küçük ç›kar› ve kurtuluflu için düflmanla iflbirli¤i yapmayla vatan›n› savunmak için her fleyini feda etme ve can›n› ortaya koyma aras›ndaki uzlaflmaz çeliflkidir. Köyde tutuklamalar ve öldürmeler olmufltur. Casuslar vard›r. Direnifl Komitesi, arkadafllar›n› ‹srail ordusuna ihbar eden ve onlar› öldürten casuslar› bulup teker teker cezaland›rmaktad›r. Direnifl Komitesi’ne en büyük kardefl Davut’un da ‹srail gizli polisinin arabas›na binerken görüldü¤ü haberi ulaflm›flt›r. Direnifl Komitesi’nin da¤lardaki önemli üyesi ve ortanca kardefl Naim, komiteden önce, a¤abeyi Davut’u kendisi sorgulamak ister. Onu Halit’in çal›flt›¤› kasap dükkan›na ça¤›rt›r. Sorgulamada Halit de bulunur. ‹flte oyun bu sorgulamad›r. Sorgulamada direniflçilerin saf ve temiz duy-

OCAK 2009 | TAVIR | 37


tiyatro

gular›, fedakarl›klar› ve halklar›na olan ba¤l›l›klar› ortaya ç›kar. Ortanca kardefl Naim evini b›rak›p da¤lara ç›km›flt›r. Orada Direnifl Komitesi’nde halk›n› ‹srail ordusuna karfl› korumak ve ba¤›ms›z Filistin için mücadele eder. Bu mücadelede direniflçilere ve halka zarar veren, onlar› tutuklayan ve öldüren yaln›zca ‹srail ordusu de¤ildir. Ama onlar› gammazlayan, ‹srail ordusuna ihbar eden iflbirlikçiler de vard›r. Bu yüzden direniflçiler yaln›z düflman ordusuna de¤il ama ayn› zamanda da iflbirlikçilere karfl› da savafl›rlar. ‹flbirlikçileri bulup, ortaya ç›kar›p cezaland›r›rlar. Burada yüre¤i özgürlük aflk›yla çarpan, vatan›n› kurtarmaktan baflka hiçbir fley düflünmeyen fedakar direniflçilerin en güzel örne¤i ortanca kardefl Naim’dir. Naim ülkesini iflgalcilerden kurtarmaktan baflka bir fley düflünmedi¤ini flu sözlerle belirtir Naim: “(...)Çocuklu¤umdan beri tek gün geçmedi ki, bu iflgalin bir gün son bulaca¤›n› düflünmeyeyim”. Oyunda iflbirlikçilerin i¤renç karakteri, ç›karc›l›klar›, ev, para u¤runa ailelerine, kardefllerine verdikleri zararlar gösterilir. Ve bir kere iflbirlikçi olduktan sonra bunun ta nerelere kadar gidebilece¤i ve sonunda iflbirlikçiyi de bitirece¤i gözler önüne serilir. Naim, abisinin adi bir gammazc› olup olmad›¤›ndan emin olmak ister. Ve sorgulama ilerledikçe, Davut’un bir y›ldan beri iflbirlikçilik yapt›¤› ortaya ç›kar. Naim onu tartaklarken Davut’un cebinden paralar düfler. Evet, iflbirlikçili¤inin gerçek nedeni polisten korkup birkaç isim vermesi de¤ildir. Naim, Davut’un i¤rençli¤ini flu sözlerle aç›klar:

yaln›zca bir hain de¤il, sen bir hiçsin.” Davut iflbirlikçilerin yüzsüzlü¤ünü küçük kardefli Halit’e yapt›¤› önerilerle de ortaya koyar. Ona birlikte gitmelerini ve ‹sraillilerin kendisine söz verdi¤i evde oturmalar›n› ve toprakta çal›flmalar›n› önerir. Daha da ileri giderek iflbirlikçilerin bencilli¤ini de flu sözleriyle gösterir: “Kendini düflün. Gelece¤ini düflün. ‹nsan hayat› büyük savafllar için çok k›sad›r.”

da abisi Davut’u kendi elleriyle b›çaklayarak öldürür.

Asl›nda, iflbirlikçilik i¤renç bir kifliliktir ve bazen küçük yaflta ortaya ç›kar. Bu oyunda da, Davut’un i¤renç kiflili¤i daha çocukken kendisini göstermifltir.

Oyunculuklara gelince, Naim rolündeki Levent Üzümcü baflar›l› bir oyun ç›karmaktad›r. Etkileyici ve insana güven veren, inand›¤› dava u¤runda her türlü fedakarl›¤› göze alan direniflçi tipini baflar›yla canland›rmaktad›r.

Naim bunu flu sözlerle anlat›r: “Biliyor musun Halit, ‹srailliler ilk defa bizim köye geldiklerinde ben yedi yafl›ndayd›m... Ben... At›f ve birkaç çocuk daha birleflip bir ordu kurduk, biz çocuklar. Davut bizimle olmak istemedi. O tepede askerlerle oturdu. Ona bonbon verdiler. O da askerler için flark› söyledi, dans etti. Nas›l utanm›flt›m! (...)” ‹flbirlikçiler köfleye s›k›flt›kça pervas›zlafl›rlar. Oyunda da Davut, Naim’i ‹srail ordusunda kullan›lan plastik kelepçelerle kelepçeler ve ona silah›n› do¤rultur. ‹flbirlikçiler asl›nda tam bir hiçtirler çünkü ne iflbirlikçilik yapt›klar›ndan sayg› görürler ne de gammazlad›klar›ndan ve hayat boyu afla¤›lanarak yaflarlar.

Naim: “(...) Ve sen... abim benim, senin hayalin ne? Bir ev mi? ‹srail’de mi? Bitmifl bir insans›n sen. Beklentin ne senin yaflamdan? Halit’e önerini dinledim. Seni esrarkefller ve orospular aras›na yerlefltirirler. Yoksul bir kentin en pis sokaNaim: “(...) fiimdi her fley ortaya ç›k›yor. E¤er ¤›na! Elli y›l götünü yalars›n Yahudi’nin. Yine de kar›na sen ev sözü vermeseydin, para sözü ruhunu satan Arap gammazc› olarak kal›rs›n. vermeseydin hayatta evlenmezdi seninle. Sen Ve Araplar da senin yüzüne tükürür. (...)” benim gördü¤üm en büyük domuzsun! Onlardan, benim arkadafllar›m›n kan› karfl›l›¤› Naim Davut’a gururlu bir ölüm önerir. Ona capara ald›n. (...) Ama bu rezillik içten içe yer bi- minin minaresine ç›k›p tüm köye yapt›klar›n› tirir seni, bir asit gibi... Ayn› flimdiye dek oldu- anlatmas›n› sonra da kendisini afla¤›ya atma¤u gibi… Nazif’i vuran askerleri sen ça¤›rd›n! s›n› söyler. Biliyordun! Sen getirdin onlar›. Hiç renk vermiyorsun. D›fla karfl› sorumluluk gösterisi ya- Peki, iflbirlikçiyle direniflçi aras›ndaki sorun bap›yorsun. Aileye bak›yorsun. Besliyorsun onla- r›flç›l ve kans›z bir biçimde çözülebilir mi? Har›. Ama bu görüntünün alt› lefl kokuyor, la¤›m y›r. Oyunda, küçük kardefl Halit abilerine: “‹kikokuyor. Birazc›k kar›flt›rd›m alt›n›, her yan› nizden de kans›z bir çözüm istiyorum.” der. zehirli kokular bast›. Küçük ve rahat yaflam›n u¤runa her fleyi, herkesi boka bulad›n. Sen Ama komitedekiler gelip de kap›y› çald›klar›n-

38 | TAVIR | OCAK 2009

Oyunun yazar› ‹lan Hatsor dekoru, oyuncular›n yafllar›n› ve tiplerini oyunun bafl›nda belirlemifltir. Oyunun yönetmeni Taner Barlas oyunu sade bir biçimde sahnelemifltir.

Davut rolündeki Mehmet Gürhan ve Halit rolündeki Serdar Orçin’in de oyunculuklar› iyidir ama oyun içerisinde kendi isimlerini kar›flt›rmaktad›rlar. Duygu Sa¤›ro¤lu’nun dekoru tam da yazar›n belirtti¤i gibidir. Bu dekor ayn› zamanda iflgal alt›ndaki Filistin’in sembolü gibidir. Bir tavuk kasab› dükkan›d›r. Tavana as›lm›fl bir kafeste tavuklar kesilmeyi beklemektedirler. Kasalar vard›r. Karfl›da duvar vard›r. Duvar kan içindedir ve altta çeflme vard›r. Murat ‹flçi’nin ›fl›k tasar›m› baflar›l›d›r. Ifl›k lofltur. Akflam üstü bir dükkan›n iç mekan ›fl›¤›n› iyice belirtir. Efekt, kap› vurulmas›n› çok iyi vermemektedir. Belki de, efekt tasar›mc›s› Erhan Aflar daha gürültülü sesler vererek oyunun trajik sonunu iyice vurgulamak istemifltir. Kostümlere gelince, Zuhal Soy’un kostüm tasar›m› oldukça baflar›l›d›r. Naim deri ceketi ve boynundaki kefiyesiyle tam bir direniflçi görünümündedir. Halit’in giysileri ise duvarlar› y›karken kulland›¤› uzun lastik çizmeleri, sonra de¤ifltirdi¤i basit keten bez ayakkab›lar›, sade yeflil kaza¤› ve kahverengi pantolonu ile köyde yaflayan ve kasapta çal›flan sade bir gencin giysilerini gösterir. Davut’un tak›m elbisesi ise, kendisini di¤er iki kardeflten ay›ran en önemli özelliktir. ‹flbirlikçili¤in i¤renç yüzünü, en baflta yeryüzünün en onurlu savafl› olan ba¤›ms›zl›k savafl›na nas›l zararlar verebilece¤ini ve nerelere kadar uzanabilece¤ini gösteren “Maskeliler” isimli oyunu kaç›rmay›n.J


ay›n foto¤raf›

foto¤raf: zeynel aksakal

OCAK 2009 | TAVIR | 39


deneme

sokaktaki adam: sütçü imam ümit zafer

“Yürekte mant›¤›n bile bilmedi¤i bir mant›k vard›r.” Pascal

Marafl’›n Uzunoluk Hamam›’n›n karfl›s›nda küçücük bir sütçü dükkan›m vard›. O zamanlar k›rkbefl yafllar›ndayd›m. Saçlar›ma k›r düflmeye bafllam›fl art›k. Olacak o kadar. Do¤rusu, halimden memnunum. Kar›nca karar›nca çal›fl›yorum dükkan›mda. Küçük dükkan benimkisi. Ama yeterli say›l›r.

gü¤ümleri nas›l da tafl›rd›. Her gün yapard›k bu süt seferlerini. Getirdi¤im bu taze sütlerin, bir k›sm›n› satar, bir k›sm›yla da yo¤urt mayalard›m. fiehir yerinde herkesin koyunu, keçisi olmaz tabii. Sütü nereden bulsun? Benim gibiler de bu ifli yapard› iflte.

Elbette, memleketimizin iflgalinden dolay› son derece üzgündüm. Önce, ‹ngilizler geldi Marafl’a. Görünce içim kan a¤lad›. Tek benim mi? Olur mu hiç! Cümle insan›m›z›n kolu kanad› k›r›ld› içinde bir yerlerde. Hiçbir fley olmam›fl gibi davranabilir miydik ki? Hay›r, ama öyle yapanlar da oldu. Hatta, daha fazla kâr elde etmek için, iflbirli¤i yapanlar bile ç›kt›. Öyle ya, koskoca iflgal ordusu nereden beslenecek? Ben öyle düflünmedim, ne demeye al›flverifl yapacak m›fl›m iflgalciyle. Dostlu¤a gelseler, bafl›m›z›n üstünde yerleri olurdu. Bir küçük esnaf say›l›r›m. Ya da halk deryas›- Ama bunlar iflgalci, ama bunlar harami. Yok o n›n “esnaf” denilen damlas›y›m. Al›nteri dö- zaman selam sabah, al›flverifl filan. Kanl› para küyorum yapt›¤›m ifle. Sütlerimin su kat›l- onlar›nki, istemem. mam›fl, yo¤urtlar›m›n ya¤l› olmas›n› namus bellemiflim kendime. Öyle çal›flkan›m. Hile ‹steyenler oldu ama. “Padiflah efendimiz flöyyapmam, yoktur haramda, haks›zl›kta gö- le demifl, fleyhülislam böyle demifl, zaten ticazüm. Ne de olsa, dünya mal› dünyada kal›r. retin de dini, iman› olmaz” deyip güler yüz Atadan, dededen böyle ö¤rendik. Hem zaten gösterdi eflraftan kimileri. Hemen yanaflt›lar denmez mi, kefenin cebi yok, diye. ‹flte o mi- ‹ngilizlerin ete¤ine. Baz›s›ndan umulurdu bu sal. ‹nsan› mal, mülk de¤il, geriye b›rakt›¤› sütü bozukluk, lakin baz›s›n› hiç akl›m almahaysiyetli ad› yaflat›r. De¤ilse, sütü bozuk d›. Demek, o koca sakallar›n›n ard›na saklam›fllar cibilliyetsizliklerini. Hac›, hoca sayd›¤›derler de anlayana kafidir. m›z baz›lar›n›n tamahkarl›klar›, hayli yüz k›Beygirim var elbet. “Sütçü beygiri” laf›n› duy- zart›c›yd›. Ama yüzsüzlerin k›zarmad› yüzleri. muflsunuzdur. Gerçi tembel, miskin anla- Ne denir, herkesin ay›b› da, flerefi de aflikard›r m›nda kullan›l›r bu söz. Ve lakin, sütçü bey- iflte böyle. girleri bu anlam›n ötesinde, güçlü ve çal›flkan olurlar. Misal, benim beygirim öyleydi. Bera- O a¤›r geçen iflgal günleri içinde, ‹ngilizler yeber köylere gidip süt toplard›k. O kocaman rine Frans›zlar geldi flehire. Aralar›nda anlaflSiz, beni tan›mazs›n›z belki. Belki de sadece “Sütçü ‹mam” ad›yla duymuflsunuzdur. Elbette, bir ismim vard› ama art›k unutulup gitti. Yapt›¤›m ifller ismim oldu bana. Malum ya, ben bir sütçüyüm. Bir de, yan taraftaki mahalle camisinde imaml›k yap›yorum. Hacca gitmiflli¤im olunca, ahali bu imaml›k iflini de bana verdi. Hal böyle olunca, ad›m›z da “Sütçü ‹mam” kald›. fiikayetçi olmad›m bundan hiç.

40 | TAVIR | OCAK 2009

m›fl bunlar, art›k Frans›zlar iflgal edeceklermifl Marafl’›. 25 Ekim 1919’da oldu bu de¤iflim. Topra¤›m›z› biraz da Frans›z çizmesi çi¤neyecekti demek ki. Gerçi bu çizmenin çok medeniyetperver oldu¤u söyleniyordu. Koskoca Fransa, flehrimizi iflgal etti diye, zil tak›p oynamay› bekleyenler vard›. Ben hiç öyle düflünmedim. Vatan›n iflgalini ta fluramda, ba¤r›mda hissettim. Keder atefliyle yand›m, kavruldum. fiu sütçü beygiriyle aramda bir fark olmal›, de¤il mi ya? ‹ngiliz gitmifl, Frans›z gelmifl, beygirin ne umrunda. Ya ben, ya biz? Bu memleketin evlad›y›z. Vatan, ki en çok anaya benzer, iflgal alt›ndayken böyle, benim o sütçü beygirinden fark›m ne? Gördükçe o Frans›z iflgalcilerini, gelip gidiyordu akl›ma düflünceler. Bazen kendime flafl›r›yordum. Çünkü içimde bir yanarda¤ kaynad›¤›n› farkediyordum. Halbuki, o güne kadar, kendi halinde bir adamd›m. Ama flimdi, ad› vicdan olan o yanarda¤›n atefli dolafl›yordu damarlar›mda. Ve bir gün, Frans›zlar›n gelmesinden birkaç gün sonraya denk gelen 31 Ekim 1919’da, tarih sahnesine ç›kt›m. Asl›nda hep o sahnedeymiflim. Ama o güne kadar kendilerini “efendi” sayanlar yazm›fl rolümüzü. Ve onlar›n bize biçti¤i kader, benim zavall› sütçü beygirinden öte olmam›fl hiç. Rolümüz hayat›n yükünü çekmek olmufl hep. Zahmet çekmek, açl›k çekmek, bir de boyun e¤mek yaz›lm›fl kaderimize. Ad›m›za “reaya” demifller, sürüye saym›fllar bizi. Ama flimdi, tarihsel rolümün gere¤ini yapman›n vaktindeyim.


deneme

O gün yine ifllerimle u¤rafl›yorum. Gü¤ümleri indirip dükkan›n içine al›yorum. O s›rada, hamam taraf›nda bir vaveyla koptu. Dedim ya, Uzunoluk Hamam› benim dükkan›n tam karfl›s›nda olur. O gün de kad›nlar günü olmal›. Konu komflu, h›s›m akraba birlikte hamama gelen kad›nlar yunup paklan›p evlerine dönerler. Ç›¤l›k ve kahkaha seslerinin geldi¤i tarafa bakt›m da, üç Frans›z askeri gördüm önce. Kahkaha atan onlard›. Ç›¤l›klar ise, onlar›n taciz etti¤i üç kad›ndan geliyordu. Silahl› askerler, kad›nlar› s›k›flt›r›yorlar ve kimbilir kendi dillerinde neler diyorlard›? Bu durum iflgal alt›ndaki vatan›m›z›n tablosuydu asl›nda. Zavall› kad›nlar, askerlere itiraz ediyor ama mani olam›yorlard› yine de.

ri. ‹tiraz› isyana çevirmenin vaktindeyim. H›zla içeri giriyorum. Saklad›¤›m tabancay› ç›kar›p kad›nlar›n yard›m›na kofluyorum. Askerler beni gördüler. Görsünler! Gö¤sümdeki yanarda¤›n lavlar›, elimdeki tabancadan f›flk›r›yor flimdi. ‹flte vurdum alçaklardan birini. Di¤erleri kaç›yorlar. Silah› görünce nas›l da korktular. Anlad›klar› dil bu demek ki. Biraz önce kad›nlar yalvar yakar olurken nas›l da s›r›t›yorlard›. Ya flimdi? ‹flte biri hak etti¤ini buldu. Di¤erleri kaçt› ama, birazdan it sürüsü gibi doluflurlar buraya.

Elimde süt gü¤ümü donup kald›m. Gözümün önünde olanlar› görmezden gelebilir miyim? O s›rada önümde duran beygir, dönüp bana bakt›. Sonra da, her zamanki gibi kuyru¤unu sallad›. Yolun karfl› taraf›nda olup bitenler umurunda de¤ildi haliyle. Peki ya ben? fiimdi flu olup bitene gözlerimi kapasam, sineye çeksem, bu beygirden ne fark›m kal›r?

Çevreden yetiflenler biraz da hayret içinde. Belli, kimse beklemiyordu böyle bir fley yapmam›. Öyle ya, halim selim, kar›nca incitmez bir adamd›m ben. Bak, flimdi ne yapt›m?! Çektim silah› vurdum iflgalciyi. Art›k gitmeli buradan. Nereye? Soru mu flimdi bu, da¤lara elbet. Neyle? Elbette, benim sütçü beygiriyle. An›nda atlad›m s›rt›na ve sürdüm Ah›rda¤lar›’na. Ne de olsa, da¤lar bizimdir ezelden beri. Saklar koynunda vermez iflgalciye.

Hay›r! Gerçe¤e kapayamam gözlerimi. Yumru¤umu s›k›yorum ve b›rak›yorum gü¤ümle-

fiehir ard›mda kal›yor art›k. Benim sütçü beygiri de ne rahvan kofluyormufl böyle. Helal ol-

sun vallahi. O da anlad› belki, k›rk y›ll›k Sütçü ‹mam’›n art›k bir “asi”, bir “flaki” oldu¤unu. Anlar da anlamaz da, kendini küheylan zannetti herhal. Hem ne demifller, at bile sahibine göre kiflner. Yürü güzel küheylan›m, yürü yal›n k›l›ç h›nc›m, daha görecek günler, s›k›lacak kurflunlar var. Ve iflte o gün, serimde doland› o türkünün ezgisi: “Marafl bize mezar olmadan / Düflmana da gülizar olmaz” Ki ba¤›ms›zl›k u¤runa da al kanlara boyanan dudaklarda tafl›n›r hala o ezgi... Bu tarihsel k›ssan›n bir hissesi de var elbet. Hani yeri gelince, o meflhur ve meçhul “sokaktaki adam”›n hangi durumda ne yapaca¤›na dair analizler yapan ahkam kesiciler var ya... Kulak asma, çünkü o çok bilmifl zevat, gerçe¤in k›y›s›na bile yanaflamaz. Çünkü, bu topra¤›n tarihinin içinden süzülüp gelen akl›yla düflünmez, halka ise asla güvenmez onlar. Ama biz, o ölümsüz Sütçü’lere, Karay›lan’lara, Gökçen Efe’lere güvendik daima. Büyük ustam›z›n deyimiyle “Biz bu topra¤›n insan›y›z. Halk›z. Halktan biriyiz. Halk›n öncüsüyüz.” K›ssadan hisse flu ki; emperyalizmin aç›k iflgaline karfl› ç›kan Sütçü’ler, IMF’li halini kavrad›klar›nda da h›nçlar›n› flaha kald›racaklard›r...J

OCAK 2009 | TAVIR | 41


sinema

devrimcili¤in “sonbahar”› deniz korcan

“Cehennemin yollar› iyi niyet tafllar› ile döflelidir” anonim

Yönetmenli¤ini Özcan Alper’in yapt›¤› film, Alt›n Portakal’da ve gösterildi¤i di¤er festivallerde ald›¤› ödüllerin ard›ndan, 19 Aral›k’ta gösterime girdi. 19 Aral›k Katliam›’n›, nam-› di¤er “Hayata Dönüfl Operasyonu”nu anlatan filmi izledik. “Bol ödüllü”, “elefltirmenlerin gözdesi” diyerek sunulan filmi izleme imkan›n›, gala gecesinde bulduk.

“Siyasetin yapamad›¤›n› sanat yapt› ve herkesi bir araya getirdi” diyordu.

Gala gecesi, di¤er filmlerin galalar›ndan farkl›yd›. O yüzden biraz bahsetmek laz›m. Sanattan siyasete bütün solu bir araya getirmeyi baflarm›flt› Sonbahar. Elbette en baflta filmin konusu bu atmosferi oluflturuyordu. 19 Aral›k Katliam›’n›n vicdan›m›zda açt›¤› yaralar kapanmam›flt›. O gün galaya gelen seyirciler vicdanlar›nda büyük yara açan 8 y›l önceki 19 Aral›k’ta, ad›na “Hayata Dönüfl” denilen katliama iliflkin bir konuyu beyazperdede görmenin heyecan›ndayd›. Filmin yap›mc›s› bu iddiay› aç›kça dile getirirken

Son olarak yönetmen Özcan Alper konufltu ve flimdiye kadar demokrasi mücadelesi içinde zulme u¤ram›fl pek çok insan oldu¤unu, onlar› sayg› ile and›¤›n› ve en son 19 Aral›k katliam operasyonunda hayat›n› kaybedenlerin de ayn› idealler u¤runa, Türkiye bir hapishaneye dönüflmesin diye öldüklerini ve onlara teflekkür etti¤ini söyledi.

42 | TAVIR | OCAK 2009

D‹SK Genel Baflkan› Süleyman Çelebi, keza Vedat Türkali, filmin bar›fl, demokrasi ve özgürlük yolunda önemli oldu¤unu, solu anlatan daha çok filme ihtiyaç duyuldu¤unu dile getiren konuflmalar yapt›lar.

Konuflmalar dilekler güzeldi gala gecesinde. Bütün bu konuflmalar›n heyecan› ve referanslar›n etkisiyle merak içinde izlemeye ko-

yulduk Sonbahar’›. Keflke konuflmalar kadar güzel, iyi niyetli ve umutlu olsayd› “Sonbahar”. Hayata “bizden yana” baksayd›. Soldan yana olsayd›. Ama de¤ildi. Öyle görünse de, öyle lanse edilse de öyle de¤ildi. Hatta filmi izleyince bu konuflmalar› yapanlar›n filmi izledikten sonra ayn› düflünceleri tafl›y›p tafl›mad›¤›n› da merak ettik. Onlar› ö¤renemedik ama film gösterime girdikten sonra da yine bol övgülü de¤erlendirmelere tabi tutuldu. Birkaç istisna hariç. Belki bu yaz› da elefltiri yönelten birkaç istisnaya girecek. Ancak izleyenlerin be¤enmeden önce filmin bu noktalar›n› dikkate almalar›n› ve uyan›k olmalar›n› isteyece¤iz. Ki pek çok kesimi etkisi alt›na alan ve devrimci sanat eseri olarak sunulan bu yap›tlar, sola her zaman daha fazla zarar vermifltir. fi›k tasar›ml› ambalaj›n›n içinde zarars›z gibi görünen, a¤›zda hofl bir tat, kafada tatl› bir sarhoflluk b›rakan ama içten içe çürüten bir içki gibi! Sözde bizim


sinema

dertlerimiz, bizim hikayemiz sinemada ama ortada biz yokuz. Filmde sol yok, devrimciler yok... Devrimcilik ad›na bir fley yok. Çünkü direnifl yok. Çünkü inanç yok, çünkü umut yok. Bir yerde devrimciler varsa umut vard›r, inanç vard›r, irade vard›r. Bu filmde onlar yok. Hastal›ktan ölmek üzere olan bir “devrimci” karakteri var. Yaflad›¤›, hayat›n de¤il, devrimcili¤inin sonbahar›d›r. Yani sosyalizmin sonbahar›. Filmin sonunda kalkan tabut da sosyalizmin tabutu olsa gerek! Zira 19 Aral›k’tan sonraki yedi y›l içinde ve her dönem k›z›l tabutlarla tafl›nanlar umutlu, gelecek için, halk için kavga ederken flehit düflenlerdi. Filmin bafl›nda direniflinin göstergesi gibi sunulan ç›plak ayakla revire ç›kmas› d›fl›nda devrimcilik ad›na kendisinde hiçbir fley göremedi¤imiz, tersine sosyalizmi geçmifle dair gören ve tüm umutlar›n› tüketmifl Yusuf’u k›z›l bir tabut içinde tafl›tanlar›n amac› devrimcinin cenazesini tafl›mak de¤il, devrimcili¤in cenazesini tafl›mak olabilir… Film tan›t›mlar›nda bahsedilen “19 Aral›k elefltirisi”ni filmde görmedik biz. 19 Aral›k katliam›n›n neden yap›ld›¤›na dair bir emare bile yok. Seyirci araflt›r›p bulsun mu? O zaman sinemaya ne gerek vard›? Hani tarihe karfl› sorumluluk? 19 Aral›k diye bir operasyon var, bunu birisi sormaz m›? Bunun nedeni nedir? Bu operasyon neye karfl› yap›ld›? Ölüm oruçlar›n› bitirmek için... Ancak ölüm orucu yok filmde. Direnen, yoldafllar› için, sosyalizm için kendini feda eden devrimciler yok. Filmin karakteri ci¤erlerinden hastalanm›fl, ölüme do¤ru giden, yaflama sevincini bile yitirmifl bir insan. 19 Aral›k’ta ödedi¤i bedel bu. 19 Aral›k’ta baca¤›n› kaybeden yok, gözü ç›kan yok, kafas›na bomba de¤ip de beyni parçalanan yok, yine kafas›na bomba isabet etti¤inde tüm haf›zas›n› yitiren yok, eflini kaybeden yok, dostunu kaybeden yok cay›r cay›r yak›lanlar yok filmde. Ha pardon Yusuf birini kaybetmifl. O da eski sevgilisi. Ç›k›nca evlenmifl oldu¤unu ö¤reniyor da. Akl›na bir o geliyor. Oysa onlarca devrimci hala 19 Aral›k’ta kaybetti¤i yoldafllar›n›n hat›ralar›yla avunur. Bilir misiniz bu duygular›? Ne a¤›r bedeldir bilir misiniz, Wernicke Korsakoff hastal›¤›na tutulup bütün sevdiklerinizi bir anda yitirmeniz? Ama Yusuf’un akl› düzendedir. Devrimde yitirdiklerini de¤il, dü-

zende yitirdiklerini arar. Çok mu sert olurdu bunlardan bahsetse idi film? 19 Aral›k’›n yaratt›¤› sonuçlardan bahsetmek çok mu a¤›r olurdu? Rahats›z m› ederdi izleyiciyi? Estetik olmaz m›yd›? Sanat soyutlamalara m› ihtiyaç duyard›? Korku filmi gibi mi olurdu? Korku filmi yapm›yoruz da denebilir(!) Asl›nda gerçekten rahats›z olunacak olan fley, gerçekleri anlatmamak de¤il midir? Yönetmeni, senaristi as›l rahats›z etmesi gereken de bu de¤il midir? Ne ac› bir ironidir ki bizim ülkemizde faflizmin yaratt›¤› hikayeleri Hollywood bile yaratamad›. Hayat›n ac› gerçe¤i buydu. Faflizmin yaratt›¤› gerçek buydu. Peki bunlar nerdeydi? Hayat›n içindeydi. S›rf bunlar› anlatmak için bile insanlar bedel ödediler y›llard›r. Ancak yine de ödedikleri bedel yetmemifl anlafl›lan ki filmi yapanlar da duymam›fl gerçekleri. ‹yi niyetle düflünürsek böyle deriz. Duymam›fllar deriz. Ancak s›n›f mücadelesi ve onun sanat›n› yapmak “iyi niyetlerle” aç›klanmaz. Bunun için iyi niyet yetmez. Bilimsel gerçeklere ba¤l› kalmak ve hayat›n tam ortas›na koymak gerektirir kendinizi. Yani bu sanat› yapman›n da bedeli vard›r. Önce gerçe¤i göreceksiniz sonra söyleyeceksiniz ve gerekirse bu gerçek u¤runa bedel ödeyeceksiniz... Ustalar›n izinden gitmek böyle olur. Çünkü onlar›n eserlerini yakanlar hala iktidardad›r. Bunu unutmadan film yapmaya soyunmak gerekir. Tabii Sonbahar gibi bir film yaparsan›z bol estetik soyutlamal› ve pastoral do¤a belgeselleri tad›nda, sloganc› olmayan ve Avrupai... Ayn› zamanda solun tabutunu tafl›tan... Bütün kap›lar aç›lacakt›r, bütün ödüller gelecektir. Sinema elefltirmenleri “politik olmas›na ra¤men pastoral tad› bozulmam›fl” türünden de¤erlendirmeler yapacaklard›r burjuva a¤›zlar›n› aç›p. Taraftar da bulunur filme. Filmi izleyip elefltirel bakmayan, devrimcili¤in meflruiyetini kafalarda silenler, altan alta verilen mesajlar› kavramazlar, sol ad›na iyi bir film izledi¤ini sanabilirler. Devrimcili¤i biliyoruz ve biz iyi bir film izlemedik. Filmin konusundan bahsediyorduk. Edelim.

Film, 19 Aral›k katliam›n›n gerçek görüntüleriyle bafll›yor. Operasyonu yöneten komutan flu flekilde sesleniyor “Teslim olun, direnmeyin, ölüm orucundakileri hastaneye kald›raca¤›z, sizi F Tiplerine nakledece¤iz.” Ve ard›ndan slogan sesleri geliyor tutsaklardan. Filmin hikayesi flöyle ilerlemeye devam ediyor. Ci¤erlerinden rahats›z olan Yusuf 19 Aral›k operasyonundan sonra F tipi hapishaneye at›lm›fl bir süre sonra da hastal›¤› ilerleyince 399. maddeden tahliye edilir. Memleketi Hopa’ya do¤ru yola ç›kar. Evine vard›¤›nda yafll› annesi evde tek bafl›na oturmaktad›r. Babas› vefat etmifltir. Hastal›¤›n› annesine ve çevresine söylemez. Evinde yaflad›¤› süre içerisinde içine kapanm›flt›r. Sadece eski arkadafl› Mikail’le konuflmaktad›r. Zaten çevresinde de onu anlayabilecek kimse yoktur. Arkadafll›k yapt›¤› üç kifli vard›r, eski gençlik arkadafl› Mikail, matematik dersi verdi¤i küçük bir çocuk ve Sovyetler Birli¤i’nde sosyalizm çöktükten sonra Hopa’ya gelmifl ve oradaki k›z›na para göndermek için “natafla”l›k yaparak geçimini sa¤layan Eka. Yusuf, Hopa’da geçirdi¤i günlerinde içine kapan›kt›r. Operasyonu sürekli hat›rlamaktad›r, geceleri rüyalar›na girmektedir, bir türlü huzur bulamamaktad›r. Geçmifl yaflam›n› yad eder, foto¤raflara bakar. Geçmifline dair an›lar› hat›rlamaya çal›fl›r, üniversite y›llar›na ait foto¤raflara bakar. Mücadele etti¤i y›llar, ö¤renci eylemleri vb. görüntüler olarak bizlere sunulur. Ancak yaflam›n içinde 19 Aral›k’› hat›rlad›kça içine kapanmaya devam eder ve bir türlü d›fl dünyaya aç›lamaz. D›flar›daki yoldafllar›yla, örgütüyle ba¤lant› kurma çabas› da yoktur. Anlat›lan hikayeye göre inançlar›ndan vazgeçmemifltir ama aflk›n›n peflinden koflacak enerjiyi bulan Yusuf, bir zamanlar en büyük aflk› olan “devrim”e koflacak enerjiyi bulamamaktad›r. ‹flleri vard›r bir türlü derne¤e gidemez ama sevgilisinin peflinden Batum’a gitmek için, canla baflla haz›rl›k yapar. Bu canl›l›¤›n küçük bir bölümünü arkadafllar›n› bulmak için harcasa, çoktan ulaflabilecektir oysa onlara… Bu çabay› göstermez ama… Telefonla görüflüp sohbet etti¤i eski mücadele arkadafl› Cihan’la buluflur. Cihan geçmiflte devrimcilik yapm›fl, flimdi çolu¤a çocu-

OCAK 2009 | TAVIR | 43


sinema

¤unuzu düflünürsek- filmi yapan beyler, gözlerinizi ne kör etti de bu kadar görmüyorsunuz önünüzde olan biteni? Yusuf ç›kar ölüm orucu hala sürmektedir. Ama o hala kendi melankolisi içindedir. Behiç Aflc›’n›n görüntüleri vard›r ekranda, direnifl hala sürmekte, bakanl›¤a adaletli ol ça¤r›lar› yap›lmaktad›r. Film bunu vermese de direnifl zafere do¤ru evrilmektedir. Bu s›ra Yusuf’un yaflad›¤› ise olumsuz bir ruh gerginli¤idir. Arabay› h›zla sürer, intihar edece¤ini san›r›z, iç sesler duyar. Bütün sesler üstüne üstüne gelir. En sonunda neredeyse intihar etme aflamas›na gelir, son anda bir uçurumun kenar›na gelir ba¤›rarak isyan eder. Neye isyan eder? Ölüm orucuna m›, ölüm orucunu hala sürdürenlere mi yoksa tutuklu ve hükümlülerine taleplerine bir türlü yan›t vermeyerek onlar›n ölümünden sorumlu olan iktidara m›, neye? Belirsizdir. Filmin yönetmeni yap›lan bir röportaj›nda sosyalizm y›k›ld›ktan sonra Sovyetlerden gelen Eka’n›n “En güzel y›llar›n› sosyalizm için mi verdin?” sorusuna Yusuf’un neden sessiz kald›¤› üzerine sorulan bir soruya flöyle cevap veriyor: ¤a kar›flm›fl biridir. Cihan, ona arkadafllar›n›n selam›n› getirir ve Yusuf’a neden dernektekileri aramad›¤›n› sorar. “Bir türlü inemiyorum Hopa’ya, arayaca¤›m. Kendimi toparlayamad›m” der Yusuf. Geçmifli yadederler ve olay›n as›l bamteline basan cümle gelir ard›ndan ve, “Bugün olsa yine ayn› fleyi yapar›z” derler. Bugün ne olmufltur da ayn› fleyi yapmazlar bilinmez. Emperyalizm ile ezilen dünya halklar› aras›ndaki çeliflki mi yok oluvermifltir? Sosyalizm mi kurulmufltur ya da ne olmufltur? “Bugün olsa” denen fley nedir? Bugün neden devrimcilik yap›lmaz. O Cihan neden çolu¤a çocu¤a kar›flm›flt›r bu kadar inançl›ysa. Ya da Mikail “Bi sosyalizm umudumuz vard› o da yok oldu” derken neyi kasteder? Yok olan kendileri midir yoksa sosyalizm düflüncesi midir? Yusuf insanlara karfl› so¤uk, yaflama sevincini kaybetmifl bir karakterdir. Oysa devrimciler insan için vard›r. ‹nsan için devrimcilik yaparlar. Ama Yusuf, insanlardan kaçmaktad›r. Halktan insanlar ona bu yüzden “deli” gözüyle bakarlar. Yusuf yaln›zd›r, hastad›r, sürekli iç dünyas›n-

44 | TAVIR | OCAK 2009

da yaflamaktad›r. Yaln›z ve bireycidir. Hastad›r ama bir türlü doktora gitmez. Neden gitmez bu bilinmez. Kendinden neden vazgeçmifltir? Devrimcilik yapacaksa o vücut ona laz›m de¤il midir? Doktora bile gidemeyecek kadar çok ifli oldu¤unu görsek neyse ama hay›r ifli gücü de yoktur gördü¤ümüz kadar›yla. Öyle bofl bofl oturmaktad›r. Hatta odun k›ran, bütün gün ifl yapan yafll› annesinin yükünün bir k›sm›n› bile omuzlamayacak kadar tembel, halsiz ve y›lg›nd›r. Hadi o halsiz ve y›lg›nd›r da, “Sen ne haldesin? Kendine gel” diyecek yoldafllar›, örgütü yok mudur? Bir kifli olsun kap›s›n› çalmaz m›? 19 Aral›k’tan sonra rahats›zlanan her devrimcinin tedavisi örgütleri, yoldafllar› taraf›ndan yapt›r›ld›. Ve onlar kaybettikleri haf›zalar›n› da, sa¤l›klar›n› da yoldafllar›n›n aras›nda buldular. Ayr›ca onlar b›rak›n annesinin dizinin dibinde yaflamay›, yeniden kofltuklar› kavgan›n içinde öldüler. Hapishanelere yeniden girdiler. Yitirdikleri haf›zalar›na, uzuvlar›na ra¤men hala mücadelenin içinde ve kavgan›n yükünü omuzluyorlar hasta bedenlerine ra¤men. Hatta filmi bile izlediler yan›m›zdaki koltuklarda oturup. Hala -iyiniyetli oldu-

“Evet bazen yenilirsin ama bu yenilgi kaybetmek anlam›na gelmez. Ben de çok ‘her fley bitti’ demek istemedim ama bir taraftan da realite bu. Sovyetler y›k›ld›¤› halde insanlar hala sosyalizm için mücadele ediyor ve güzel olan da bu. Ama insanlar cezaevlerinde büyük bedeller ödediler, açl›k grevleri, ölüm oruçlar› ve operasyonlarla. Yusuf yine de asla çok umutsuz bakm›yor. Bir baflka sahnede Yusuf devrimci arkadafl›yla konuflurken, ‘Evet bu bedeli görmezden gelemeyiz ama bu süreç yeniden yaflansa ayn› fleyleri yaflar›m’ diyor. Ben sosyalistli¤in bir dönemlik heyecan, gelip geçici bir fley olmad›¤›n›, bir yaflam biçimi oldu¤unu düflünüyorum. Ama reel sosyalizm de mutlaka sorgulanmal›. Filmde biraz bunlar› vermeye çal›flt›m.” Ne ilgisi vard›r bunun flimdi 19 Aral›k’ta katledilenlerin düflünceleriyle? Reel sosyalizm gibi ucube bir terimin yak›flt›r›ld›¤›, oysa bunun ad›n›n revizyonizmden baflka bir fley olmad›¤›n› yönetmene hat›rlat›p soruyoruz: Nereden biliyorsun o güzel insanlar›n senin


sinema

“reel sosyalizm” dedi¤in ama esas›nda revizyonizmden baflka bir fley olmayan kavram› sorgulamad›¤›n›? Ama hay›r, o insanlar beyinleri uyuflmufl, sormayan, sorgulamayan, söylenen her fleye dogma gözüyle bakan tipler… Yönetmen düpedüz böyle düflünüyor, böyle de¤erlendiriyor. Hem nal›na hem m›h›na vurmak diye buna deniyor herhalde ama yönetmenin derdi nala de¤il de m›ha vurmak daha çok. “‹yiniyet” aray›fllar›m›z art›k son buluyor. Sosyalizm sorgulamas›ndan öte filmden ç›kan mesaj, sosyalizmin bofl bir hayal oldu¤udur. Yönetmen de buna inan›yor. Sovyetler y›k›ld›¤› halde insanlar sosyalizm için mücadele veriyorlar bu çok hofl demek filmi kurtarm›yor. Filmin yönetmeni ve senaristi de sosyalizme inanm›yor. Sosyalizm ölmüfl olsa insanlar onun u¤runa ölemez, bedel ödeyemez. Sovyetleri kurmadan önce de insanlar sosyalizm için savaflt›lar, y›k›ld›ktan sonra da. Filmden ç›kan mesajlar bilinçli yada bilinçsizce yap›lm›fl olsun, ciddi tehlike içeren mesajlard›r sol düflünce ad›na. Nedir onlar, sayal›m tek tek: 1- Devrim, sosyalizm bir hayaldir. Bu hayale kap›lanlar bedellerini a¤›r öderler. 2- Devrimcilik bir yaflam tarz› de¤il, yaln›zca gençlik heyecan› ile yap›lan geçici “maceralard›r”. 3- Devrime olan inanc›n›z› sorgulay›n. Bak›n bunu gerçeklefltirmifl olan ülkenin sonuna; özgürlük, eflitlik, sosyalizm için bedeller ödemifl, faflizme, emperyalizme karfl› mücadele etmifl devrim çocuklar›na, fahifleleflmifller. Bu mu özlem duydu¤unuz yaflam? Bu mu s›n›fs›z-sömürüsüz dedi¤iniz düzen? Özledi¤iniz dünyada özgür aflk› yaflayaca¤›n›z› düflünüyorsan›z o da hayal. 4- Devrimci örgütler bireyleri kullan›rlar ve posas› ç›k›nca ilgilenmezler bile… Senarist, F Tipi hapishaneleri, ölüm oruçlar›n› filminde yaln›zca aksesuar olarak kullanm›fl; t›pk› kapitalizmin Che’yi pazarlar›nda tüketmeye çal›flt›¤› gibi… Filmin neresinde “F tipi yüksek güvenlikli cezaevleri”ndeki sorunlar› gördünüz? Filmin neresinde bunu anlatma çabas›n› gördünüz? Tam tersine aktar›lmama istemi görülüyor. Filmin bir sahnesinde geçmifl olsun ziyaretine gelen misafirler / mahalleli soruyor, bize anlat F tipi nas›l bir yer diye, ce-

vab› yok. Cevab› bizde. Yani yaln›zca bu alanda olanlarda... 5- Evet, devlet yanl›fl yapm›flt›r. 19 Aral›k hayata dönüfl operasyonu olmasayd›, F tipleri aç›lmasayd›, ölüm oruçlar› olmazd›. Bu gençler zehir gibi zeki çal›flkan ve dürüstler, onurlular. Üniversitede okurken baz› örgütler yüzünden birtak›m yanl›fllar yaparlar içerde birkaç zaman yat›p ç›ksalar düzelirler zaten. Sosyalizmin bir ütopya oldu¤unu anlay›p, mücadele yerine beklemeyi seçerler. Asl›nda sosyalizm iyi bir fley ama zaten bir rüya. Bak Sovyetler da¤›ld› “nataflalar” sard› her yan›. Ama onlar da asl›nda iyi insanlar. Kitapç›n›n deyimiyle, “Kültürlü orospu bunlar”… Burada devrimci gencimiz ile Sovyetler Birli¤i dönemi aras›nda bir özdefllik kuruluyor. Yani, “Sosyalizm mücadelesi insana a¤›r bedeller ödettirir. Fakat dikkat etmeli tehlikeli, örgütlerin de hedefi olmak var en iyisi kiflisellefltirip psikolojik bir yaklafl›m sergileyelim anlamazlar. Ne kadar zorlansalar da hayata ba¤l› kalmaya çal›fl›rlar yaklafl›m›n› getirirsek bu ifli y›rtar›z!” diye mi düflündüler yoksa? Umutsuz ve beyhude ç›rp›n›fllar bunlar. “Sosyalizm yenildi. Devrimciler de iyi insanlar ama dünde yafl›yorlar.” düflüncesi s›r›t›yor her karesinde Sonbahar’›n. 6- Delikanl› ölmüfltür. F›rt›nal›, kar ya¤›fll› bir havada cenazesi uzaktan geçmektedir. Y›lg›n, omuzlar› çökmüfl bir grup insan bafllar› öne e¤ik, önde k›z›l bayra¤a sar›l› tabutun arkas›ndan sessizce iç paralayan, bol duygusal bir a¤›t eflli¤inde gidip yok olmaktad›r. Oysa devrim flehitlerinin cenazesi, devrimciye yak›fl›r biçimde törenle yap›l›r. Hangi örgüt olursa olsun, matem ve yas yerine devrim and› içerek, slogan ve marfllarla törenlerini yaparlar. fiehitlerin tabutlar› da k›z›l bayrakla sar›l›r. Özellikle ölüm orucunda veya hastal›ktan ölenler veya öldürülenler aras›nda buna ayk›r› u¤urlanan› yoktur, örgütlü iliflkiler içerisindeyse elbette… Hatta resmi ve sivil birçok engellemeyle geçen cenaze törenleri haf›zalardad›r. Seyirci olarak ald›¤›m›z mesajlar› söyledik. fiimdi s›ra sizde. Filmin yap›mc›lar›na da bizden bir mesaj olsun. “Kapitalizmin size açt›¤› pazarda bize yer yok sak›n o tezgahlar›n›za bizim de¤erlerimizi koymaya kalkmay›n!”

Filmde teknik olarak baz› sinema elefltirmenlerinin de gözünü kamaflt›rm›fl anlafl›lan. Sezar’›n hakk› Sezar’a! Hakikaten de insan›n al›p götürecek kadar güzel do¤a görüntüleri vard›. Ama do¤an›n o eflsiz örtüsü, bu elefltirilerin üstünü örtecek kadar kör etmedi bizim gözlerimizi. Ayr›ca do¤a filmi izlemek isteyenler bunu çeflitli belgesellerde izleyebilirler. Ama konumuz 19 Aral›k. O da bu filmde yok! Kimse sevinmesin, su ak›p ›rma¤›n› bulacakt›r elbette... O bofl olmayan hayaller bir gün gerçek olacakt›r. Ve sinema da bunu baflaracakt›r. Devrimci de¤erlere sald›r›n›n, sanat›n kirli eliyle yap›ld›¤› günümüzde ortaya ç›k›verdi Sonbahar. Keflke bu politikaya soldan destek olan bir film de¤il, bu politikan›n karfl›s›na ç›kar›lacak bir film olsayd›. Faflizme sanattan da bir sol tokat vursayd›. Ama en iyi niyetle düflünsek bile film, de¤il bunu baflarmak içten içe umutsuzlu¤u ve y›lg›nl›¤› körüklüyor. Sosyalizm de bofl bir hayal de¤ildir. Filmi yaratanlar için böyle olabilir ama bugün bunun mücadelesini veren ve o u¤urda bedelini ödemifl insanlar için de¤ildir. O zaman herkes kendi ad›na konuflsun. Umudumuzu hiç yitirmedik. Sineman›n solundan da umutluyuz. 90 yafl›ndaki Vedat Türkali ayn› dileklerle ayr›ld› salondan. Sosyalizm umudunu tafl›mak bunu gerektirir. Elefltirmek dostlu¤un gere¤idir. Olmazsa olmaz›d›r. Bu nedenle sözümüzü sak›nmad›k. Sak›nmad›k ki bundan sonra sol ad›na sanat yap›lacaksa do¤ru yerlere basal›m ki batakl›¤a saplanmayal›m.

F‹LM‹N KÜNYES‹: Tür: Dram Gösterim Tarihi: 19 Aral›k 2008 Yönetmen-senaryo: Özcan Alper Yap›mc›: F. Serkan Acar Görüntü Yönetmeni: Feza Çald›ran Oyuncular: Onur Saylak, Megi Koboladze, Serkan Keskin, Gülefer Yenigül. J

OCAK 2009 | TAVIR | 45


haberler

‹ngiliz oyun yazar› Harold Pinter hayat›n› kaybetti

Kad›köy’de Brecht gecesi düzenlendi

yapt›. 1973'te Ulusal Tiyatro'nun yönetmenleri aras›na girdi. Bu aflamadan sonra yazd›¤› oyunlar hem daha k›sa hem de bask› üzerine politik yap›tlard›. Pinter, 1970'lerden sonra giderek politikayla ilgilenmeye ve muhalif bir tav›r benimsemeye bafllad›. Genifl y›¤›nlar›n dikkatini sürekli olarak, insan haklar› ihlalleri ve bask›lara çekmeye çaba gösterdi.

‹ngiliz oyun yazar› Harold Pinter mücadelesinin sekizinci y›l›nda kansere yenildi. Nobel Edebiyat Ödülü’nü 2005 y›l›nda kazanan ve yapt›¤› konuflma ile emperyalizmi teflhir eden yazar Pinter, 78 yafl›ndayd›. Pinter, 10 Ekim 1930'da Londra'n›n emekçi semti Hackney’de do¤du. Kraliyet Dramatik Sanatlar Akademisi'ndeki ö¤renimini yar›da b›rakt›. fiiir yazman›n yan› s›ra David Baron takma ad›yla tiyatro oyunculu¤u yapt›. ‹lk yazd›¤› oyun “Oda” (The Room) ilk kez 1957'de Bristol Üniversitesi ö¤renicilerince sahneye kondu. 1958'de yazd›¤› “Do¤um Günü Partisi” (The Birthday Party) ard›ndan “Bak›c›” (1960) oyunlar›n› yazd›. . Pinter 1970'lerden bafllayarak yönetmenlik alan›nda çal›flmalar

46 | TAVIR |OCAK 2009

Pinter, 1985’te Amerikal› oyun yazar› Arthur Miller ile birlikte Türkiye’ye geldi. Siyasi bask›lara u¤ram›fl kiflilerle tan›flt›. Miller onuruna ABD Elçili¤i’nde verilen yemekte süslü cümleler kurmak yerine cinsel organlar›na elektrik ak›m› verilen insanlardan söz edince sofradan kovuldu. Miller da onunla birlikte yeme¤i terk etti. Türkiye’deki bask›lar ve Kürt dilinin yasaklanmas›na dair gözlemlerinin verdi¤i esinle Pinter, 1988’de Da¤ Dili bafll›kl› yap›t›n› kaleme ald›. Da¤ Dili, Mehmed Uzun taraf›ndan Kürtçe’ye çevrildi. 1999’da NATO’nun Kosova’y› bombalamas›na aç›kça karfl› ç›kt›. ABD’nin 2001 Afganistan ve 2003 Irak iflgallerine karfl› ç›kt›. 2005’te art›k oyun yazarl›¤›ndan emekliye ayr›ld›¤›n› ve kendisini siyasal mücadeleye adad›¤›n› aç›klad›.J

24 Aralik 2008 akflam› Kad›köy Belediyesi Bar›fl Manço Kültür Merkezi’nde düzenlenen Brecht gecesi yo¤un bir izleyici kat›l›m ile yap›ld›.

bölümünü sergiledi. Oyunun ard› s›ra sahneye Alman tiyatro sanatç›s› Katharina Weithaler ç›kt›. Brecht flark›lar›ndan oluflan teatral bir sunum gerçeklefltirdi.

Etkinli¤in sunumunu üstlenen tiyatro oyuncusu Mehmet Esato¤lu giriflte yapt›¤› konuflmada, flöyle dedi. “Baz› insanlar yaflamlar›n›n belli dönemlerinde, baz›lar› öldükten sonra önemli tart›flmalara yol açarlar. Brecht yaflarken de, öldükten sonra da, bugün de yeryüzünün her yan›nda konufluluyor, tart›fl›l›yor. Bu gece sizlerle 110 yafl›nda olup hala eskimeyen, hala birilerini tedirgin eden, söyledikleriyle önerileriyle kafam›z› kar›flt›ran bir sanat insan›n› konuflaca¤›z.”

Bu gösterinin ard›ndan Brecht’in fliirini anlatmak üzere Kemal Özer sahnedeki yerini ald›. Özer konuflmas›na Brecht’in “Okumufl Bir ‹flçi Soruyor” fliiriyle bafllad› ve bu fliirin Brecht’i anlamak için önemli kaynaklardan birisi oldu¤unu söyledi.

Y›lmaz Onay ise, Brecht’in ülkemizde yanl›fl ya da eksik tan›nd›¤›n›, bunun nedeninin de yanl›fl çevirilere dayand›¤›n› belirterek bafllad› konuflmas›na. Brecht’le ilgili en büyük yanl›fl›n onu Epik Tiyatro ile özdefl saymak oldu¤unu söyledi. Çünkü Onay’a göre Brecht için esas olan “Gerçekçilik”ti. Sarper Özsan, piyanoda, Zeynep Alkaya’ya efllik ederek, besteledi¤i Brecht oyunlar› flark›lar›n› seslendirdi. Dinletinin hemen ard›nda da Tiyatro Simurg, “Üç Kuruflluk Opera” oyununun Bay Peacheam, Bayan Peacheam

Dilruba Saatçi ve Murat Aygen, Brecht’in “Üç Kuruflluk Opera”s›ndan “Pezevengin fiark›s›” ve “Toplar›n fiark›s›” n› seslendirdiler. Sahneye son olarak Ani ‹pekaya ç›kt› ve Brecht’in “Cesaret Ana ve Çocuklar›” oyununu oynad›klar› günlerden bugüne süzülen an›lar›n› paylaflt› bizlerle. Ani ‹pekkaya “Cesaret Ana”y› ülkemizde ilk oynayan kad›n oyuncumuz... ‹pekkaya, 1978 y›l›nda fiehir Tiyatrosu’nun Tepebafl›’ndaki sahnesinde Cesaret Ana’y› oynarken oyun 4 saat 20 dakika sürüyormufl. Böyle bir gösterinin büyük bir enerji gerektirdi¤ine dikkati çeken ‹pekkaya, kendilerine en büyük deste¤in Muhsin Ertu¤rul’dan geldi¤ini söyledi. Brecht gecesi, ‹pekkaya’ya Kad›köy Belediyesi’nin haz›rlad›¤› plaketin sunumuyla noktaland›. J


haberler

Katledildi¤imiz Günler sergisinde “O Günün Hikayesi” anlat›ld› 19 Aral›k günü ‹dil Kültür Merkezi'nde "Katledildi¤imiz Günler" etkinli¤inin birinci aya¤› olan sergide o günün, yani 19 Aral›k'›n hikayesi anlat›l›yordu. 19 Aral›k 2000’de ülkenin dört bir yan›ndaki hapishanelerde "Arkadafllar operasyon var!" sesine uyanan tutsak ve hükümlüler, üç gün boyunca sürecek olan katliama tan›k oldular... 28 devrimci tutsak katledildi... 6 kad›n› diri diri yakt›lar. ‹dil Kafe'de düzenlenen serginin aç›l›fl›nda Pablo Neruda'n›n "Düflmanlar" isimli fliiri eflli¤inde o günü hat›rlatan bir canland›rma yap›ld›. Sergiyi gezenler, 19 Aral›k foto¤raflar›n›, foto¤raflar›n hikayelerini dikkatle incelediler, okudular. Yerlere serilen dövizlerde o gün burjuva medyan›n, katliam› gerçeklefltiren baflbakan›n, bakanlar›n, asker ve emniyetin demeçleri yer al›yordu. Davetliler bu sözlerin üzerine bas›yor, simgesel de olsa bu katliamc› anlay›fl› eziyorlard›. Hayat›n› kaybedenlerin kiflisel eflyalar›n›n da sergilendi¤i etkinlikte, kafeslerle oluflturulan hücre içerisinde o günün görüntülerinin yer ald›¤› bir kurgu ak›yordu. Sergiyi ziyarete gelenler tiyatro salo-

nuna davet edildi. Burada 19 Aral›k baflta olmak üzere hayat›n› kaybeden tüm devrim flehitleri için sayg› durufluna geçildi. Foto¤raf ve Sinema Emekçileri (FOSEM), "O Günün Hikayesi" ad›yla 19-22 Aral›k katliam›n› yaflayanlar›n anlat›mlar›n›n ve operasyon görüntülerinin yer ald›¤› bir kurgu haz›rlam›flt›. Sergi için haz›rlanan kurgu dikkatle izlendi. Operasyon süresince yaflanan duyguyu dizelerine dökenler de oradayd›. fiair Berrin Tafl ve flair dostlar› bir fliir dinletisi sundular izleyenlere. Ard›ndan yine aç›l›flta yerini alan Tecrite Karfl› Sanatç›lar'dan Ercan Ayd›n ve Mehmet Esato¤lu da kendi sözcükleriyle anlatt›lar 19 Aral›k ve sonras›nda yaflanan mücadeleyi... Mehmet Esato¤lu'nun sunumuyla ‹dil Tiyatro Atölyesi sahneye ç›kt›. ‹dil Tiyatro Atölyesi oyuncular› yine o günün bir hikayesinin anlat›ld›¤› "Kan Lekesi" isimli oyunu sahnelediler. "Katledildi¤imiz Günler - 19 Aral›k 2000 - O Günün Hikayesi" isimli sergi 19- 22 Aral›k tarihleri aras›nda ‹dil Kültür Merkezi’nde sergilendi. J

GRUP YORUM g ü n c e 3 19-22 Aral›k 2008: Viyana’da düzenlenen Uluslararas› Tecri-te Karfl› Mücadele Sempozyu-mu’na kat›ld›. Sempozyumun son gününde verdi¤i konserde 200 kifliye seslendi. 3 27 Aral›k 2008: Bafle¤meden albümünün üzerine ‹dil Kültür Merkezi’nde söylefli düzenlen-di. 14.00’de bafllayan söylefliyi büyük ço¤unlu¤unu liseli ö¤--

rencilerin oluflturdu¤u 100 kifli izledi. Ayn› gün Sultanbeyli Cemevi’nde düzenlenen söyle-fliye 50 kifli kat›ld›. 3 28 Aral›k 2008 : Karanfiller Kültür Merkezi’nde Bafle¤me-den albümünüe iliflkin düzen-lenen söylefliye 70 kifli kat›ld›. Ayn› gün Esenler Temel Haklar Derne¤i’nde düzenlenen söy-lefliye 50 kifli kat›ld›.J

grup yorum söylefli ve imza günleri 3 2 Ocak 2009: ‹kitelli Temel Haklar Derne¤i

3 10 Ocak 2009: Nurtape Te-mel Haklar Derne¤i (Sa-at:17.00)

3 3 Ocak 2009: fiiflli Kelepir Ki-tabevi (Saat:15.00)

3 10 Ocak 2009: Bahçelievler

3 3 Ocak 2009:

Temel Haklar Derne¤i.(Sa-at:20.00)

Sultangazi Özgürlükler Derne¤i. (Saat: 18.00)

3 11 Ocak 2009: Sar›gazi Te--

3 4 Ocak 2009: Okmeydan›

mel Haklar Derne¤i (Sa-at:19.00)

Haklar ve Özgürlükler Derne-¤i (Saat:14.00) 3 4 Ocak 2009: Armutlu Ce-mevi (Saat:17.00) 3 9 Ocak 2009: Esenyurt Te-mel Haklar Derne¤i. (Sa-at:20.00)

3 11 Ocak 2009: 1 May›s Te-mel Haklar Derne¤i. 3 13 Ocak 2009: E¤itim Sen 8 Nolu fiube (Saat:18.30) 3 24 Ocak 2009: Kad›köy Sey-han Müzik. Saat:15.00

‹dil Kültür Merkezi’nde Marafl Katliam› Konufluldu ‹dil Kültür Merkezi'nde 24-27 Aral›k tarihleri aras›nda "Katledildi¤imiz Günler" etkinlikleri kapsam›nda bir foto¤raf sergisi aç›ld›. Katliamdan kareler ve o güne dair gazete manfletleriyle Marafl üzerine yak›lan a¤›tlar›n yer ald›¤› serginin aç›l›fl günü panel düzenlendi. Araflt›rmac› yazar Esat Korkmaz, Devrimci Alevi Komitesi Sözcüsü ‹skender Göçmen ve

flair Ruhan Mavruk'un kat›ld›¤› panelde Marafl katliam› tart›fl›ld›. Esat Korkmaz; Alevili¤in, Anadolu tarihi boyunca yaflad›¤› bask›lardan ve bunun temellerinde yatan nedenlerden bahsederken, ‹skender Göçmen, Marafl Katliam›’n›n gerçeklefltirilme sebeplerini, bugüne ulaflan yank›lar›n› ve bundan sonra izlenilmesi gereken yollar hakk›nda bilgiler verdi. Ruhan Mavruk da fliirleriyle kat›ld›. J

OCAK 2009 | TAVIR | 47


haberler sa... k›sa... k›sa... k›sa.. k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›s

3Nobel Bar›fl Ödülü’ne savafl tekeli sponsor oldu. Nükleer silahlar da dahil olmak üzere çeflitli alanlarda silah üreten ABD firmas› Honeywell, dünya bar›fl ödülünün de içinde bulundu¤u Nobel ödüllerine sponsor oldu.

hanede yaflananlar›n canland›r›ld›¤› bir oyun sergiledi. Ayn› eylemde Grup Yorum Korosu ise "Bize Ölüm Yok" marfl› ile Grup Yorum’un yeni albümünde yer alan "Sevdan›za And Olsun" adl› flark›y› seslendirdi.

Nobel Vakf› Müdürü Michael Sohlman, bu durumun elefltirilmesi üzerine yapt›¤› aç›klamada, bunu bir sorun olarak görmedi¤ini belirterek, "Biz Honeywell’in vak›f kurulufluyla iflbirli¤i yap›yoruz, flirketle bir ba¤lant› kurmuyoruz." diyerek durumu meflrulaflt›rmaya çal›flt›.

3Ferhat Tunç gözalt›na al›nd›. Ferhat Tunç gözalt›na al›nmas›yla ilgili yapt›¤› aç›klamada flöyle dedi; "Misafirimle birlikte yolda yürürken bir grup sivil polis taraf›ndan durdurulduk. Arkadafl›m›n kimli¤i yoktu üzerinde. Ofisimde oldu¤unu belirtip büroma davet ettim. Ancak dinlemeyip arkadafl›m› kelepçelediler. Karakola kadar efllik ettim. O an arkadafl›m› dövdüler. Yüzü kanlar içinde kald›. Yan›mda ‘Ferhat Tunç'un neyi oluyorsun? Onu nereden tan›yorsun. Pis Tuncelililer..' deyip dövdüler. Ben müdahale edip 'Yapt›¤›n›z ay›pt›r.' deyince de kimli¤ime el koyup gözalt›na ald›lar. Yaflan›lanlar tam bir polis terörüydü." Ferhat Tunç daha sonra serbest b›rak›ld›.

3‹dil Tiyatro Atölyesi, Bayrampafla Hapishanesi önündeydi. Tutuklu Hükümlü Aileleri Yard›mlaflma Derne¤i (TAYAD), 19 Aral›k 2000'de ad›na “Hayata Dönüfl” denilerek yap›lan ve 28 devrimcinin hayat›n› kaybetti¤i, 6 kad›n›n diri diri yak›ld›¤› operasyonu Bayrampafla Hapishanesi önünde protesto etti. TAYAD’l› ailelerin Bayrampafla Hapishanesi önünde gerçeklefltirdi¤i bas›n aç›klamas›na kat›lan ‹dil Tiyatro Atölyesi de 19 Aral›k’ta hapis-

3 Behçet Aysan fiiir Ödülü, Tu¤rul Keskin’in... 2 Temmuz 1993 tarihindeki Sivas Katliam›’nda

hayat›n› kaybeden ülkemiz ayd›nlar›ndan, flair Behçet Aysan ve 36 kifli an›s›na düzenlenen, Türk Tabipleri Birli¤i Behçet Aysan fiiir Ödülü’nün 14’üncüsünün Tu¤rul Keskin’e verilmesi kararlaflt›r›ld›. Seçici Kurul, yapt›¤› de¤erlendirmede bu y›lki ödülün “KandaHAR” adl› eseriyle flair Tu¤rul Keskin’e verilmesini kararlaflt›rd›. TTB Behçet Aysan fiiir Ödülü 2009 y›l› Ocak ay›nda Ankara’da yap›lacak törenle Tu¤rul Keskin’e verilecek. 3Behçet Aysan fiiir Ödülü, Tu¤rul Keskin’in... 2 Temmuz 1993 tarihindeki Sivas Katliam›’nda hayat›n› kaybeden ülkemiz ayd›nlar›ndan, flair Behçet Aysan ve 36 kifli an›s›na düzenlenen, Türk Tabipleri Birli¤i Behçet Aysan fiiir Ödülü’nün 14’üncüsünün Tu¤rul Keskin’e verilmesi kararlaflt›r›ld›. Seçici Kurul, yapt›¤› de¤erlendirmede bu y›lki ödülün “KandaHAR” adl› eseriyle flair Tu¤rul Keskin’e verilmesini kararlaflt›rd›. TTB Behçet Aysan fiiir Ödülü 2009 y›l› Ocak ay›nda Ankara’da yap›lacak törenle Tu¤rul Keskin’e verilecek. J

DVD... VCD... ALBÜM... DVD... VCD... ALBÜM... DVD... VCD... ALBÜM... DVD... 3çend gotinen evine

3vay deli gönül

3birlikte türküler

3bir rüya için a¤›t

diljen roni

kutsal evcimen

söylüyoruz

darren aronofsky

Anadolu MÜZ‹K

Güvercin MÜZ‹K

sabahat akkiraz mustafa özarslan Akkiraz MÜZ‹K

Tigion Yap›m

48 | TAVIR |OCAK 2009



Tavir ocak 09