Page 1

kültür sanat yaflam›nda

• 2008/10

say› 78

2.25 YTL(KDV’li)

ekim 2008

›ssn 1303-9113

tekeller, faflizm ve sanat . 15. y›l›nda kardefl türküler ile söylefli yozlaflmaya karfl› bir alternatif: mahalle festivalleri


tavır a y l › k

s a n a t

d e r g i s i

Merhaba

Sahibi Tav›r Yay›nlar› Org. Reklamc›l›k ad›na Öznur Turan Genel Yay›n Yönetmeni Gamze Mimaro¤lu Sorumlu Yaz›iflleri Müdürü Cihan Keflkek Yaz›flma Adresi ‹stanbul Mahmut fievket Pafla Mah. Mektep Sk. No:4-B Okmeydan› - fiiflli - ‹stanbul Tel: (212) 238 81 46 Faks: 238 82 49 e-posta: tavir2007@gmail.com Ankara ‹dilcan Kültür Merkezi fiirintepe Mah. 8.Cad. No:222 / B Mamak – Ankara Tel: (312) 390 38 05 Hesap no (YTL) 1042- 30000 596147 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. Hesap no (EURO) 1042- 3010000 129062 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. Fiyat› (DÖV‹Z) Almanya: 5 Euro Fransa: 5 Euro Hollanda: 5 Euro Avusturya: 5 Euro ‹sviçre: 7.5 Frank ‹ngiltere: 4 Sterlin Bask› Bar›fl Matbaac›l›k Mücellit Ali Laçin Davut Pafla Cd. Güven Sanayi Sitesi C Blok No: 291 Topkap›- ‹stanbul Tel: (0 212 ) 674 85 28 Yerel süreli yay›n

Unutulmamas›, hiç de unutturulmamas› gereken gerçekler vard›r. Faflizm ve faflizmin o vahfli, katliamc› yüzü gibi... En baflta Marafllar›, Sivaslar›, Mad›maklar›, 19 Aral›klar› yaflam›fl olanlar›n yapmas› gerekiyor bunu elbette... Unutuluyor ama. Sanki baflka ülkelerde, baflka dünyalarda yaflan›yormuflças›na unutulup gidiyor, insan› en çok yaralayan, en çok kahreden gerçekler... Salvador Dali gelmifl ülkemize. Sabanc›lar getirmifller, ülkemiz sanata doysun diye. Sa¤l›¤›nda, iflte ülkemizdekinin ayn›s›n› ‹spanya halklar›na yaflatm›fl faflist diktatör Francisco Franco’nun hamilerinden olan Dali’yi dünyan›n en büyük ressamlar›ndan sayanlar; bir kapa¤›m›za, bir Dali’nin resimlerine, bir de içerideki yaz›ya baks›n, okusunlar. Tekellerin, onlar›n halk düflman› faflist rejimlerinin as›l “sanatlar›n›n” iflkence, katliam ve zulümden baflka bir fley olmad›¤›n› kavratmaya yetecektir umar›z tüm bunlar. Faflizmin sanat› olmaz gerçi ama “sanatç›s›” oluyor iflte. Yolumuza ›fl›k saçarak yüreklerimize gömülenler; rehberlikleriyle gelece¤i önümüze serenler; komuta ettikleri umutlar›m›z› yak›n eyleyenler ölümsüzdür. Onlar, hayat›n en ac›mas›z gerçe¤i olan ölüme karfl›, düflünceleri, inançlar›, yaflam pratikleriyle, ö¤rettikleriyle flerbetlidir bir anlamda. Miraslar›, onlar› her zaman var etmeye, onlar› ölümsüz k›lmaya yetiyor da art›yor bile. Yoksa “Comandante”nin, ezilenlerin komutan› Che’nin 41 senedir her an›m›zda bizimle olmas› baflka nas›l aç›klanabilir ki? Onlarlay›z her zaman. Güneflimiz olanlarlay›z. Ö¤rettikleriyle bizi biz yapanlarla gelece¤e tafl›yoruz düfllerimizi... Tam da faflizmden, faflizmin halk ve sanata olan düflmanl›¤›ndan bahsederken gözlerimiz tak›ld› bir mezar tafl›na. Masmavi bir cam üstüne s›k›lm›fl kurflunlard› önümüzde duran. Neydi flimdi bu? Bu nas›l bir korkuydu ki, bir mezar tafl›na kurflun atmaya itiyordu tabancal› tabans›zlar›? Müzi¤imizin ustas›, müzik yolculu¤umuzun yol göstericilerinden Ruhi Su’nun mezar tafl›na kurflun s›kanlarla, Mad›mak’› atefle verenler, Marafllar› kana bulayanlar, 19 Aral›k’ta alt› kad›n› tutsakken diri diri yakanlar, idam sehpalar›nda 17’lik delikanl›lar› ac›madan asanlar ayn›d›r. Adlar› de¤iflik olsa da ayn› düzenin eli kanl› katilleridir. S›kt›klar› kurflunlar yaralam›fl ustan›n mezar tafl›n›. Öldürememifl ama. Parl›yordu ›fl›¤›. Ifl›¤› gözlerimizi al›yordu. Bu da, o kurflunlar› s›kanlara dert olsun. Yang›nlar üstüne, diri diri yak›lan tutsak bedenlerin üstüne lunapark infla edenler; ac›lar›n üstüne e¤lence soslu iftar çad›rlar› dikenlere; insanl›ktan nasibini almam›fl din bezirganlar›na inat hep hat›r›m›zda kalacak Bayrampafla. Dirimiz de unutmayacak oray›, ölümüz de. O gerçekler hep yakacak, 19 Aral›k’ta ko¤ufllar› tutuflturanlar›... Ölümlere yatanlar›n ah›, o hapishaneyi infla edenleri elbet bir gün, mutlaka tutacak... Gelecek say›m›zda görüflmek dile¤iyle. Dostlukla.

tavır


‹Ç‹NDEK‹LER

10/2008 3 5 6 10 12 14 16 17 21 24 26 30 32 33 35 36 38 41 42 44 46

MAKALE tekeller, faflizm ve sanat fi‹‹R naz›m hikmet ‹ZLEN‹M bayrampafla hapishanesi MAKALE bu kültür bizim de¤il DE⁄ERLEND‹RME yine 301 yine faflizm MAKALE orhan kemal yurtd›fl›nda okunur mu? fi‹‹R ahmet telli ‹ZLEN‹M grup yorum’la bir eylül akflam› DE⁄ERLEND‹RME olimpiyatlar DENEME che’ye dair RÖPORTAJ kardefl türküler T‹YATRO bayaz›t AYIN FOTO⁄RAFI ferhat eyübo¤lu RÖPORTAJ mahalle festivalleri tertip komiteleri fi‹‹R kemal burkay ANI flehit HAP‹SHANEDEN deve yoldafl fi‹‹R attila ilhan ELEfiT‹R‹ oklar›n› egemenlerin yay›ndan f›rlatanlar S‹NEMA iflte özgür dünya HABERLER

tekeller, faflizm ve sanat

3

12 3 yine 301 yine faflizm

24 che’ye dair 3

26 3

3

kapak konusu 3 ön iç kapak karikatür: tao yiyuan- Ç‹N arka iç kapak foto: FOSEM (foto¤raf ve sinema emekçileri)

kardefl türküler


makale

tekeller, faflizm ve sanat tahsin karao¤lu

malar yapmak gerekiyor tabi ki. Her fleyin ters yüz edildi¤i, tüketim kültürünün albenisiyle milyonlar›n uyuflturuldu¤u dünyada tarihe bir göz atmak her zamankinden daha çok önem kazan›yor Dali’nin ülkemizi ziyareti(!) sebebiyle... Zira Salvador Dali gibi ün yapm›fl bir sanatç›y› bile ürünlerinden ve söylediklerinden de¤il, büyük bir kesim sadece portresinden ve soyut resimlerinden tan›yor. Günün koflturmas› içinde reklamlar› görünce, “Vay be flu dünyada Salvador Dali sergisini izlemek de varm›fl.” deyip sempatik bakabiliyor. Sadece “ünlü” olmas› sergiyi izlemek için yeterli oluyor bazen. Baz›lar› “Ben haftasonu Salvador Dali sergisini gezdim...” deyip entelektüel çevresiyle paylaflaca¤› bir kültürel etkinli¤e gitmenin huzurunu yafl›yor olabilir. Ama biz bu yaklafl›mlar› elefltirece¤iz… “Her fleye de bir kulp takmay›n.” diyor baz›lar› biz böyle yap›nca. Oysa bizim derdimiz her fleye bir kulp takmak de¤il, gerçekleri tart›flmak.

Eylül ay› ile birlikte so¤uk havalar kendini iyiden iyiye hissettirmeye bafllarken, yaz›n s›cak günlerinde ara verilen kapal› mekan etkinlikleri yavafl yavafl bafll›yor. Tiyatrolar perdelerini açmaya haz›rlan›yor, sinemalar yeni filmleri göstermek için sab›rs›zlan›yor. Kitap fuarlar›, film festivalleri, salon konserleri merakl›lar›n› bekliyor!.. Havalar›n so¤umas›yla müzeler de etkinliklerine bafllad›lar. Devlet kütüphaneleri, müzeleri nostaljik y›ldönümü etkinlikleri d›fl›na ç›kmazken, en çok öne ç›kan holding müzelerinden Sak›p Sabanc› Müzesi(SSM) k›fl dö-

nemine h›zl› girifl yapt› ve sürrealist ressam Salvador Dali’yi müzesine getirdi. “‹stanbul’da bir sürrealist: Salvador Dali” ad›yla reklam› yap›lan sergi, SSM ve Gala-Salvador Dali Vakf› iflbirli¤iyle düzenleniyor ve yaklafl›k dört ay aç›k kalacak. Yukar›ya do¤ru k›vr›ml› b›y›klar› ve ilginç bak›fllar›yla Salvador Dali’nin portresini muhtemelen herkes hat›rlayacakt›r. Tan›mayanlara onun karakteri, kiflili¤i, s›n›fsal kökeni, ideolojisi, politik düflüncesi üzerine küçük hat›rlat-

SSM, önceki y›llarda da dünyada tan›nm›fl kiflilerin eserlerini getirmiflti; Cengiz Han’dan kalma eserler, Picasso, Rodin ve di¤erleri... Ç›plak gözle bak›ld›¤›nda Sabanc›lar›n “sanat aflk›”na diyecek yok do¤rusu. En h›zl› büyüyen aile flirketlerinden olan Sabanc›lar, k›sa sürede ülkenin en büyük holdinglerinden biri haline geldi. Bu kadar h›zl› büyümenin alt›ndan bir bit yeni¤i aramaya gerek yok mu acaba? Her fley aleni asl›nda... Halk›n cebinden kurufl kurufl toplanan paralar, hileyle hurdayla Sabanc›lara ak›yor. Sabanc›lar bu y›l, ilk alt› ayda geçen y›la göre yüzde yirmi art›flla 797 milyon YTL net kar elde etti. Halk giderek yoksullafl›rken onlar›n bunca kar›n›n kayna¤› nedir? Halk›n eme¤iyle üretilen ama halka akmayan emek gücünün karfl›l›¤› olan paralar›n kimlerin cebine gitti¤i çok aç›k de¤il mi? Böylesi

EK‹M 2008 | TAVIR | 3


makale

haks›z bir kazanc› olunca insan›n korunma ihtiyac› da haliyle fazla oluyor tabii… Bunun için 12 Eylül öncesinde Türkefl’in faflist komandolar›n› beslemesi için çanta dolusu para ak›t›lm›fl, polis teflkilat›n›n kendine ba¤l› kalmas› için her mezuna bir madalya takmay› gelenek haline getirmifllerdir…

coflku içinde kendime soruyorum: Salvador Dali acaba bugün ne kadar mükemmel ifller baflaracak?”... Kendini be¤enmiflli¤in, narsisizmin s›n›rlar›nda yaflayan birinin a¤z›ndan ç›kan bu sözlerin sahibi için asl›nda “megaloman” kavram› bile yetersiz kal›yor. Onun için baflka bir tan›m bulunmal› asl›nda.

Bütün holdingler, büyük flirketler kendi isimleriyle müzeler aç›yor, festivaller düzenliyor, konserler yap›yorlar. Sabanc›lar›n, daha do¤rusu tekelci burjuvazinin amac› nedir peki? Her yönüyle halka düflman olan burjuvazinin sanat gibi insana dair estetik bir olguyla yan yana gelmesi bir tezat oluflturmuyor mu? Bütün dünyas› kar elde etmek üzerine kurulu olan burjuvazi sanatta da ayn› amac› güder: Kar elde etmek. Onlar, maddi bir fley kazanmayaca¤› ifle el atmaz.

Ülkemizde Sabanc›lar›n önce Picasso’yu, bugün de Salvador Dali’yi getirmeleri ne bir tesadüftür ne de Sabanc›lar›n sanata verdikleri de¤erin bir göstergesidir… Bunlar›n ikisi de tamam›yla burjuvazinin kendi s›n›f ç›karlar› do¤rultusunda sanat› kullanmas›n›n bir sonucudur… Bu amaçla önce Picasso’yu kendilerine meze yapm›fllar; sola, sol düflünceli sanatç›lara ve ayd›nlara flirin gözükürken, Picasso’nun karfl› oldu¤u ve yaflam›nda asla izin vermedi¤i bir piyasaya, varisleri sayesinde alet olmas›n› sa¤lam›fllar, onu metalaflt›rm›fllar, ard›ndan da faflizmin ressam› Salvador Dali’nin resimlerini getirip ikisini ayn› müzede sergilemifllerdir… Ne yaflamlar›yla ve ne de ideolojileriyle, toplumsal durufllar›yla asla bir araya gelemeyecek olan iki sanatç›y› Sabanc›lar ayn› mekanda buluflturma becerisini gösterebilmifllerdir… (Picasso ile Dali’nin tan›fl›yor olmas›, bir dönem birlikte çal›flmalar›, ikisinin birbirine olan karfl›tl›¤›n› ortadan kald›rmamaktad›r.)

Yoksullu¤un, adaletsizli¤in, yozlaflman›n mimarlar›, maddi gelirin yan›nda ideolojik-politik- kültürel olarak da ciddi bir rant elde ediyorlar. Vahfli, sömürücü, katliamc› yüzlerini gizlemek için de sanatsal etkinlikleri ciddi bir araç olarak kullan›yorlar. Abidin Dino, Picasso gibi sergilerle sempati toplamay› amaçl›yorlar. Sempati kar›n doyurmad›¤›ndan sergileri ücretli yaparak oradan da kar elde ediyorlar. SSM’nin son sergisinde tabiri caizse tencere yuvarlanm›fl kapa¤›n› bulmufl. Sabanc›lar bu kez, ideolojik ve kültürel olarak tam bir uyum içinde olduklar› Salvador Dali’nin eserlerini sergiliyor. Son günlerde SSM’nin önünde oluflan kuyruklara bakarak Salvador Dali hayranl›¤› gelifltirenler, sürrealizmi yeniden keflfedenler sapla saman› birbirine kar›flt›rmakta iyice uzmanlaflm›fllar anlafl›lan. Onu bir deha olarak kabul eden ve kendine sol diyen bir k›s›m küçük burjuva taraf›ndan benimsenmesi de ayr›ca elefltirilmesi gereken bir konudur. Çoktan tarihin çöplü¤üne at›lm›fl, gerçe¤i çarp›tarak anlatmay› kendine ilke edinmifl ve faflizmin ayd›n› olma kimli¤i tafl›yan Dali’nin halka verebilece¤i bir fley yoktur. ‹spanyol ressam Salvador Dali, bütün dünyada ayd›nlar›n faflizme karfl› bayrak açt›¤› bir dönemde ‹spanya’da Franko’yu ve faflist rejimi destekledi¤ini aç›kça ilan etmiflti. Her faflist gibi Dali de kendini be¤enmifl, dünyan›n en büyük dehas› oldu¤unu düflünen bir megalomand›r. “Her sabah uyand›¤›mda tarif edilemez bir zevk yafl›yorum… Salvador Dali olman›n zevki bu… Ve delice bir

4 | TAVIR | EK‹M 2008

Tekelci burjuvazi, bu flekilde uzlaflmaz s›n›f çeliflkilerine de bir darbe vurmay›, onu yumuflatmay›; özellikle küçük burjuva ayd›nlar›n› etkileme, bilinçlerini çarp›tma ve onlar eliyle de halk›n kafas›n› buland›rmay› amaçl›yor… Bu yöntem yeni de¤ildir. Egemenler her dönem, s›n›f çat›flmalar›n›, yokmufl gibi gösterip kendi s›n›fsal ç›karlar›n› korumaya çal›flm›fllard›r… Bunun için reklamlara milyar dolarlar harc›yor tekeller. Tekelci patronlar bu yüzden, ezip sömürdükleri halka flirin görünmek için milyonlarca dolar maafl verdikleri birer “image maker” tutuyorlar. Sabanc› da öyle de¤il miydi? Asl›nda Türkçe’yi ve yabanc› dilleri düzgün bir fliveyle konufltu¤u halde, kameralar› görünce birden Kayseri a¤z›yla konuflmas›, “image maker”›ndan ald›¤› uyar› yüzündendi. Çünkü bu flekilde konuflmas›, onu halktan biri gibi gösteren en temel yanlardan biriydi. fiimdilerde, daha önce e¤itim kurumlar› yap›m›na a¤›rl›k verirken, sanatsal ifllerle hafl›r-neflir olan Sabanc›lar; bunu da e¤itim kurumlar› açarken asl›nda e¤itimin umur-

lar›nda olmad›¤› gibi, bu müzeleri, bu sergileri elbette sanat›n geliflimine katk› sa¤lamak için açm›yor. Her iki iflte de derdi baflkad›r onlar›n. Bunlar› bir flekilde maddi ve manevi ranta çevirmenin yolunu bulduklar› içindir. SSM’ni gezmek bedava de¤ildir mesela. Bu bir kazanç kap›s›d›r. Ayr›ca, bu ifli yapabilmek için Kültür Bakanl›¤›’n›n birçok olana¤›n› kulland›¤›na da flüphe yoktur. En büyük kazanc› ise kuflku yok ki maddi de¤il, manevidir, yani en baflta ayd›n ve sanatç›lar olmak üzere, sanatsever tüm halka flirin gözükme gibi, sömürülerini gizledikleri bir perde olarak hiçbir mebla¤la ölçülemeyecek bir kard›r kendi adlar›na bu durum... Dali, çok güzel gerçeküstü (sürrealist) resim yap›yor olabilir. Sanat sevicileri, kendisini otorite ilan etmifl kimileri, onu en büyük sürrealist ressamlar aras›nda sayabilir. Dali’nin gerçekten öyle bir olup olmamas›ndan önce, ‹spanya halk›na kan kusturan, 38 y›l boyunca ülkesini terörle, iflkenceyle, katliamlarla yöneten faflist diktatör Franko’ya verdi¤i destek görülmeli ve üzerinde düflünülmelidir. Soyutlu¤un ötesinde gerçe¤i çarp›tan, göz önündeki gerçe¤i göz ard›na sürmek için sanat›n› kullanan bir sanatç›d›r Dali… Sanatç› sadece ürünleriyle de¤il, yaflam›ndaki pratikle, yaflam biçimiyle, düflünceleriyle de sanatç›d›r. Dali, her fleyden önce bir faflist diktatörün yardakç›s›d›r. Ve eserleri de kuflkusuz ki buna hizmet etmenin ötesinde bir ifllev tafl›mazlar… Dali’nin sanat› ayaklar› havada, gerçeklerden kopuk bir sanatt›r; öyle de olmak zorundad›r… Çünkü gerçek, yaflad›¤› ça¤da faflizmin katliamlar›d›r, tüm vahflili¤iyle halka sald›rmas›d›r… Bunun resmini yapmak cesaret ister, bunun resmini yapmak Guernica’lar› tüm dünyan›n gözleri önüne sermek, faflizmin katliamc›, vahfli yüzünü sergilemektir… Dali ise bunun tam tersi yerdedir; o Guernica’lar›n görülmesi için de¤il, görülmemesi için ç›rp›nan bir ressamd›r… ‹flte tam da bu nedenle Picasso ile Dali ayn› mekanda, ayn› kifliler eliyle sergileniyorsa orada bir sorun vard›r… Sorun s›n›fsald›r, sorun burjuvazinin gerçekleri bir kez daha ve tüm i¤rençli¤iyle gizleme çabas›n›n ürünüdür… Picasso’ya da Dali’ye de sahip ç›k›yor görünenlerin gerçekte durduklar› yer Dali’nin durdu¤u yerdir, saflar› Dali’nin tuttu¤u saft›r, faflizmin saf›d›r… ‹flte gerçek bu kadar yal›nd›r. Ötesi sanat ad›na da, kültür ad›na da bofl gevezelikten ibarettir...J


fliir

aya¤a kalk›n efendiler naz›m hikmet

Behey! kaburgalar›nda atefl bir yürek yerine idare lambas› yanan adam! Behey armut satar gibi san’at› okkayla satan san’atkar! Etti¤in kar kalmayacak yan›na! soksan da kafan› dükkan›na, dükkan›n› yedi kat yerin dibine soksan; yine ateflimiz seni ya¤l› saçlar›ndan tutuflturarak bir türbe mumu gibi damla damla eritecek! Çek elini san’at›n yakas›ndan çek! Çekiniz! B›y›klar› pomadl› ahenginiz süzüyor gözlerini hala koyda ç›plak y›kanan Leyla’ya karfl›! Fakat bugün a¤z›m›zdaki atefl borularla çal›n›yor yeni san’at›n marfl›! Yeter art›k Yenicami t›rafl›, yeter! Aya¤a kalk›n efendiler...

EK‹M 2008 | TAVIR | 5


izlenim

önüm, arkam, sa¤›m, solum yang›n; neredesiniz? bayrampafla izlenimleri güzin karaduman

H›zl› h›zl› yürüyoruz. ‹flte uzaktan göründü heyecan› var. Sanki 19 yafl›mday›m. Çünkü bu kap›dan içeri ilk 19 yafl›mda girdim. Elim hapishanenin gri demirden kap›s›. aya¤›m titriyor. O zaman bile bu kadar heye“Hiç kimseye bir fley sormadan gidebildi¤i- canlanmam›flt›m. 17 y›l önceydi. Tam 17 y›l önce... miz yere kadar gidelim bakal›m ne olacak.” “Evet gidelim bakal›m... Kimse bir fley soraKo¤ufla do¤ru gidiyorum. Maltay› görüyocak m›?” rum. Aln›m› yasl›yorum parmakl›klara. BoHeyecanl›y›z. Bayrampafla Hapishanesi’nin ¤az›m dü¤ümleniyor. Yutkunam›yorum, dikap›s›na do¤ru ilerliyoruz. Hapishane ziyare- lim dama¤›m kuruyor. Kap› kilitli. Hiç kilitli te aç›lm›fl. Ramazan boyunca bahçesinde if- görmedim ben o parmakl›kl› kap›y›. Bugün tar yeme¤i veriliyor. Kap›ya as›lan tabelalara kapal›. “cezaevinden kurtulduklar›na dair devlet büyüklerine flükranlar sunulan“ yaz›lar yaz›lm›fl. Maltaya do¤ru ilerliyorum. Son gördü¤ümCezaevi de¤il art›k “ramazanevi”ymifl. Dahi- den bu yana oldukça de¤iflmifl. Boyas› de¤iflyane bir bulufl(!) diyorum. Ama ne dahiyane mifl, iyice çirkinleflmifl; o zaman da güzel de¤ildi ya, yine de sanki daha s›cak gibiydi bir bulufl ne de gerçekler böyle. renkleri. fiimdi yafll›, yorgun ve kimsesiz du‹lerliyoruz ve kimse bir fley sormuyor. ‹lerli- ruyor. Gri camlar›n›n boyalar› dökülmüfl. yoruz. Merdivenlerden geçiyoruz. Koridor- Duvarlar›n rengi soluk. Sohbet etmeye bafll›lar› geçiyoruz. Oklarla yön tabelalar› var; yoruz. Birazdan bu sohbet derinleflir. Bir kö“Ziyaret ko¤ufluna gider” yaz›yor üzerin- flede bir bank duruyor. Yeflil renkte. “Gördün de... Nereye gidece¤imizi çok iyi biliyoruz. mü bank›?” diyor yan›mdaki arkadafl›m, “yeAl›fl›k oldu¤umuz, y›llar›m›z› geçirdi¤imiz flil renkli olanlar bizimdi!”... Gülümsüyoruz. Bizim bank duruyor orada. Bizim. Yeflil renkbir mekan. li. Di¤erleri baflka tutuklular›n. Gidip söyleBizden baflka ziyaretçileri de var Bayrampa- mek geliyor içimden ziyarete gelenlere: “Bifla’n›n; kad›n erkek, çoluk, çocuk... ama kim- liyor musunuz bir burada yatt›k. Burada yemek yedik. Bu yeflil banklara oturduk. Bu se bu gerçe¤i bilmiyor. maltada barikat kurduk. Bu maltada halay Gardiyana benzer zab›talar var. K›yafetleri çektik. Burada öldük...” ayn› gardiyan gibi. Yan›na yaklafl›p selamlafl›yorum. “Kaderde gardiyan olmak da var- Tan›d›n m› bizi Malta! Tan›d›n m›? m›fl.” diyorum gülümseyerek. “Sormay›n hiç Sanki gözlerini kaç›r›yor, sanki iki eliyle yüistemezdim.” diyor. Geçici bir görevle orada zünü kapatacak kadar utan›yor. Çünkü tan›d› bizi. Bu sessizli¤i ondan. Yafll›, yorgun kalmak bile onu rahats›z ediyor besbelli. maltaya ilerleyemiyorum. Çünkü kap› kilitli. 19 yafl›mday›m. Ad›mlar›mda 19 yafl›m›n O kap›n›n ard›nda neler var neler... Duvarlar

6 | TAVIR | EYLÜL 2008

nelere tan›kl›k etti nelere... Maltadan ayr›lam›yorum ki sanki flimdi Özlem ç›k›p geliverecek oradan. Özlem, fiefinur, Gülser, Seyhan belki. Belki Nilüfer... Peki ya Gülseren. Ç›k›p gelir mi dersiniz? Ç›k›p gelir mi alevler içinde. El ele tutuflmufl. Gelseniz ya yoldafllar... Biz buraday›z, geldik iflte. Elimi uzatsam tutar m›s›n›z? Sar›lsam ba¤r›ma bassam. Sar›lsam yang›n› söndürsem. Yang›n› gözümün yafl› ile bile söndürürüm, nerdesiniz gelsenize. Dayad›m aln›m› parmakl›¤a. Kim anlayabilir bu duygular›? Sen anlar m›s›n kahpe duvar! Kahpe malta. Sen anlayabilir misin kör parmakl›k. Hain mazgal, sen anlayabilir misin? ‹çime dolduruyorum havas›n›. Ci¤erlerim fliflene kadar çekiyorum havas›n› içime. Ah yoldafllar ah, belki kokunuz sinmifltir flu duvarlara. Belki bir nefes... Hala duruyordur kokunuz kimbilir. Bir girebilsem bu kap›dan içeri... Bir... “Öyle iyi insand› ki Nilüfer..” diyor arkadafl›m. “Mütevaz› insand›. Ar› gibi çal›fl›rd›” Anlat Mesude. Sen anlat ki tarih dinlesin. “‹flte bizi bu kap›dan ç›kard›lar... Sa¤ kalaca¤›m›z› hiç düflünmemifltik. Slogan atarak ç›k›yorduk... Yanm›flt›k, yaral›yd›k. Kap›ya barikat kurmufltuk ama sa¤lam bir barikat de¤ilmifl. ‹yi ki de öyleymifl yoksa ç›kamazd›k... Orada kaybettik birbirimizi. Bulamad›k. Kap›dan ç›kam›yorsun çünkü dolap öyle ›s›nm›fl ki bir parça k›p›rdatam›yorsun yerinden.


izlenim

Çünkü ›s›nm›fl. Ellerin yan›yor. O Seyhan var ya Seyhan; bütün bombalar› tutup tutup at›yordu onlara geri... Hacer var ya Hacer... fiefinur’u kurtarmak için dönmüfl ama öyle yanm›fl. Gülser kap›y› açmak isterken yanm›fl. Kap›n›n aras›na s›k›flm›fl.” Anlat Mesude. Sen anlat ki bu duvar utans›n. Sen anlat bu malta yerin dibine geçsin. Sen anlat ki bu parmakl›k e¤ilsin utanc›ndan. Sen anlat... “Nas›l yakt›n›z bizi” de.. “Nas›l diri diri yakt›n›z!” ‹çimden geliyor gidip insanlara anlatmak. Biliyor musunuz burada bak›n iflte flu maltan›n ilk ko¤uflunda diri diri yakt›lar bizi... Cep telefonlar›yla hat›ra foto¤raflar› çekiyorlar ko¤uflu gezenler. Beyni medya bombard›man› ile uyuflturulmufl gençler. Magazinle uyutulan ev kad›nlar›, halk›m›z. Ah bir bilseniz sizi nas›l da kand›r›yorlar. Gençler, çocuklar geziyor hapishane avlusunda. Ah çocuklar... biliyor musunuz çocuklar nas›l anlatsam size... Dilim varm›yor söylemeye. “Burada insanlar› diri diri yakt›lar...” Malta’ya bak›yorum. Parmakl›¤› tutan ellerim yan›yor. Parmakl›¤a yaslanan aln›m yan›yor. Ayaklar›m yan›yor. Ba¤›rmak geliyor içimden önüm, arkam, sa¤›m, solum yang›n, neredesiniz fiefinur, neredesiniiiiiiiz! Yoklar. Çoktan gitmifller vedas›z. Neler gördü bu malta. Ölüme yatanlar› omuzlar üstünde u¤urlarken söylemifltik. “Bize ölüm yok!” diye. Elbette bilir bu malta, bu demir kap›, bu tafl duvar bize ölüm olmad›¤›n›. Asl›nda ölüm de, zulüm de bizedir hep. Ve bu nedenle içeriz ab-› hayat› kana kana. Bizimkiler ölmedi. K›z›l atlar›na binip gittiler. Ama dönecekler bir gün. Soluk solu¤a gelecekler. Atlar›ndan inecekler. Terli al›nlar›n› silecekler. Bir solukluk dinlenip yan›m›za gelecekler, bizimle birlikte davullar çalacaklar. Çünkü o gün zafer günü olacak. Onlar› kalbimizin içinde tafl›yacak sa¤ kalanlar›m›z o güne dek. O yüzden bize ölüm yoktur hep. Ölsek de yaflar›z. Hat›ralar›m›z asla silinmez yeryüzü denen bu kederli dünyadan. Çünkü dolu dolu, çünkü ölesiye yaflam›fl ve sevmiflizdir bu hayat›. Hayat da bunu bilir ve bunun karfl›l›¤›n› verir. Tam tersi de mümkündür. E¤er sevme-

diysen bu hayat›, kendini sevdiysen yaln›z, hayat yine bunun karfl›l›¤›n› verir sana. Bu maltadan onlar da geçti. Yenilenlerin yurdu Avrupa köflelerinde sürünenler de bir zamanlar buradan k›l pay› kurtard› canlar›n›. Geçmiflinden kaçanlar, o küçük dünyalar›n›n girdab›nda bo¤ulanlar... Bir gün ç›k›verir karfl›na, kuca¤›nda bir bebek. Gergin, tedirgindir. Lanet eder karfl›laflman›n böylesine. Kuca¤›nda bir bebek... Karfl›ma al›p konuflmak isterim. Yakalar›ndan tutup silkeleyerek. Hayat›n sana biçti¤i rol bu. Bir bebek do¤urmak. Bir bebek, taze. Süt kokuyor, masum. Oysa kaç bebe¤e gelecek sunmak için yola ç›km›flt›n. Aln›ndaki o k›z›l bant o bebelerin gelece¤i de¤il miydi? Nas›l da söküp att›n? Ya o kuca¤›ndaki bebek? Bir gün ö¤renmeyecek mi annesinin bir hain oldu¤unu? Arkadafllar›n› satt›¤›n›? Ne ö¤reteceksin o bebe¤e? Hangi de¤erleri? “Arkadafllar›n› yar› yolda b›rakma, bafllad›¤›n ifli yar›m b›rakma m› diyeceksin? Yoksa “Önce kendini kurtar, insanlar› düflünme!” mi?... Ben çocuklar›n umudunu söndürdüm diyebilecek misin? Arkadafllar›m›n yüzüne bakam›yorum diyebilecek misin? Onlar... ‹flte onlar var bir de bu maltadan gelip geçen. Yüzlerinde bir okkal›k tükürü¤e yer kal›r her zaman... Hemen solda ziyaret kabinleri. Karanl›k, bofl, sessiz. Ama yine üzerinde o tatl› heyecan duruyor. O malta kadar ürkütücü gelmiyor bana. Ama sadece bana öyle gelmiyormufl me¤erse. Yan›mda bir genç k›z duruyor, yan›nda niflanl›s›. “Bunlar neymifl böyle, hücre mi?” diyor. Hemen cevapl›yorum: “Bunlar görüfl kabinleri. Bu tarafta sen duruyorsun, karfl› tarafta ailen. Bu camlardan d›flar›ya bakarak görüflüyorsun ailenle.” K›z, görüfl kabinlerinin kirli karanl›k camlar›na bak›yor ve bir tek kelime ediyor: “Annecim!” Sonra çekip gidiyorlar beni orada b›rak›p. Evet... diyorum. “Annecim” buraya hep gelirdi beni ziyarete. Ama ben ona hiç “Annecim” demedim. Ana yüre¤i o da¤lar› aflar da gelir durduramazs›n. Elinde yemifllerle gelir seni beslemek için. Ne kadar iyi olursan ol, yüzün hep beyazd›r. Çünkü günefl görmüyorsundur burada. Güneflsiz, havas›zd›r evlad›. Mutlaka üflüyordur. Üflümüyorum desen de inanmaz. Sana kal›n çoraplar, h›rkalar getirir.

Hapishane so¤uktur. Bir hastal›¤a tutulmadan duramazs›n. Mahpus, bir araz b›rak›r her adamda. Ve her ne olursa olsun hakl›d›r bir anan›n evlad›. Buraya kapat›lmay› hak etmemifltir, hiçbir suçu yoktur insanlar› sevmekten baflka. ‹flte her ana gibi böyle duygularla gelirdi uzak yollardan “annecim”. Alt›na bir iskemle verirdik otururdu. Yorgun olurdu ama bizi görünce yorgunlu¤unu unuturdu. C›v›l c›v›l nefle, c›v›l c›v›l umut tafl›rd›k ben ve yoldafllar›m ona. Yorgunlu¤u gelip geçiverirdi. Annelerde herkese yetecek kadar sevgi olur. O da bütün sevgisini sunard› tutsak devrimcilere. Analar›m›z gelirdi iflte böyle, sonra dertli babalar›m›z. Sigara dumanlar› içindeki babalar›m›z. Onlar hayatlar›nda yaflayacaklar› ac›lar›n en büyü¤ünü yaflad›lar: Evlat ac›s›n›... O büyük katliam›n ertesi günü 20 aral›k 2000’de evlatlar›n›n kömürleflmifl cesetlerini tan›yamad›lar. Baflka bir yerde, baflka bir zamanda olsa belki “ölüm allah›n emri” deyip ba¤›rlar›na tafl da basarlard› ama bu nas›l bir ölümdü? Bu nas›l kallefl, bu nas›l alçak bir ölümdü? Bu nas›l bir zulümdü? Bize bu zulmü reva görenlerin iki yakalar›nda olmaz m›yd› acaba elleri ebede kadar? Onlar nas›l insand›lar? Bu ko¤ufllara kurflun s›kanlar, alevler püskürtüp genç k›zlar›n yüzlerini, bedenlerini yakanlar hangi anan›n evlad›yd›lar? ‹nsan olan bunu yapar m›yd›? ‹nsan olan böyle evlat do¤urur muydu? fiu ihtiyar dünyan›n aln›na 1945’in Almanyas›’ndan sonra ayn› leke yine mi sürülecekti? ‹nsanl›k bu ay›b› nas›l kapat›rd›? Ölen insanl›k nas›l aya¤a kalkar, nas›l onurunu kurtar›rd›... Ah kimseler bilemezdi bunu. Bilebilir miydi flu koca dünya acaba bir gün insanl›¤›n onurunu kurtaracak olanlar›n yine o hapishanedekiler oldu¤unu? Y›llarca aç kal›p da insanl›¤›n onurunu kurtarmak u¤runa bedenlerini erittiler. Kanlar› kurudu, iç organlar› kurudu ve döküldü parça parça. “Onlar bu ülkenin insanlar›n›n onurunu kurtard›lar.” diyecekti y›llar sonra ak saçl› bir ayd›n... Ölüm orucunun son direniflçisi Av. Behiç Aflc›’n›n baflucunda. Görüfl kabinleri. Ne kadar k›p›rt›s›z duruyor karfl›mda. Oysa ne bayramlar kutland› bura-

EYLÜL 2008 | TAVIR | 7


izlenim

da. Her sevincimizi önce seninle paylaflmad›k m›? Tatl› tatl› sevinçlerimizi, heyecanlar›m›z›... Ye¤enimiz do¤du¤unda bunu ilk sen duymad›n m›? Kardeflimiz evleniyormufl, falanca üniversiteyi kazanm›fl, bilmem kim selam söylemifl ilk sen duymad›n m›? Senden ne gizlimiz sakl›m›z oldu. Her s›rr›m›z› bilmedin mi?

Zulmün icad› de¤il misin? Allah belan› versin. Bak ne kadar korkunçsun. Bir genç k›z› korkutacak kadar ürkütücüsün. ‹nsansan açsayd›n parmakl›klar›. Hasret dinseydi. Ama insan de¤ilsin ki ki! Seni yapan da insan de¤il çünkü.

Geçip gidiyorum yan›ndan kafllar›m› çatarak. Havaland›rman›n aç›ld›¤› kap›day›m. GardiPeki ac›lar›m›z›? “Day›n kansermifl k›z›m yan kap›s›nda. Buraya gardiyan gelir bizi çaama üzülme sen...” “Babaanneni kaybettik ¤›r›rd›, yemek falan getirirdi eskiden, sene yavrum. Hep seni sordu son ana kadar”, 1991. Kimler geldi geçti bu ko¤ufltan kimler... Barbaralar, Gülay Kavaklar, Lütfiyeler... ve o “Abin bat›rd› dükkan›...” isimlerini hat›rlayamad›¤›m Kürt k›zlar›... Çareler arad›k dertlerimize hep buralarda. Sevinçlerimizi hep birbirimizle paylaflt›k. Merdivenler hemen de bitiveriyor. Solda tuDü¤ünler kurduk ölümlere yatt›¤›m›zda. valetler. Keskin kokusundan hemen anlafl›l›“Sanki ölüme de¤il dü¤üne gidiyorlar, bu ne yor. Bir cam var, k›r›lm›fl. Burada en son adli hal.” dediler halimize bak›p. Ne susuyorsun tutuklular kalm›fl. Duvarlara, her yere yaz›lar görmedin mi bunlar›? Ama hainsin sen de, yazm›fllar. En çarp›c› olan› ise “Hayallerimin katili Bayrampafla” yaz›s›. Onlar›n yaflam›n› bizi sevdiklerimizden ay›rd›n. nas›l da özetleyiveriyor... Anlad›n m› beni görüfl kabinleri; sana söyleyecek bir tek sözüm var: Allah belan› versin! Sa¤a dönüyorum. Demir ranzalar ç›k›veriyor

8 | TAVIR | EYLÜL 2008

karfl›ma. Antik heykeller kadar ç›plak ve eski... Battaniyeler, çarflaflar, nevresimler duruyor üstünde. Hiç dokunmam›fllar. Yatt›¤›m ranzaya do¤ru ilerliyorum. ‹ki üç ranza de¤ifltirmifltim ama en çok bu en diptekinde kalm›flt›m. Bunu bana yap›lan bir flakadan dolay› çok net hat›rl›yorum. “Senin hukuki durumun çok vahim. Uzun süre kalaca¤a benziyorsun. Seni o nedenle bu ranzaya, en dip köfleye alal›m dedik.” “Öyle mi...” Surat›m hafif ekflimifl dediklerine göre. Ve sonra gelen kahkahalarla bu ekflime kaybolmufltu. Me¤erse üflümemem içinmifl her fley. Beni zay›f gördüklerinden en iyi yeri haz›rlam›fllar. Ben geleli daha k›sa bir süre olmufltu ki bir gün ç›kageldi Gülay Kavak. Oldukça bitkin. Devrimci bir eylemden sonra gözalt›na al›nm›fl. ‹flkence görmüfl çok bitkin. Ask›ya alm›fllar kollar› tutmuyor. Bir süre bak›ma ih-


izlenim

tiyac› var. Gülay’a banyo yapt›r›yoruz. O kadar zay›f ki. Açl›k grevinden ç›km›fl, yüzü solgun. Ball› süt içiriyoruz sürekli. Kendini toparlamas› laz›m. Uyku düzeni alt-üst olmufl flubede. Bu nedenle geceleri uyuyam›yor. Ben ise uykuya yeniliyorum sürekli. Ranzalar›m›z yan yana. Ben sohbet ederken uyuyakal›yorum. ‹lk bafllarda kendini hala flubede san›yordu uykusunda. O, gece say›klarken elimi saçlar›na uzat›yorum. Bir fley konuflmaya gerek yok, uyuyor...

s›n›r çizdin hep. Hangi hakla? Oysa gökyüzü s›n›rs›zd›r. Gökyüzü herkesindir. Hangi hakla söylesene? Hava bile almak mükün de¤ildi. Oysa biz senin köflende buca¤›nda neler konufltuk. Ne demli çaylar içtik. Ne gizimizi, s›rr›m›z›, türkülerimizi dinledin. Ama sen bize hainlik ettin. Ama onlar seni de kurflunlad›lar. S›rt›nda duruyor kurflun delikleri. Ki yak›nd›r kepçelerin duvarlar›na dalmas›. Ç›k›yorum art›k. C-1’e gitmek istiyorum. “Hay›r C-1 kapal›.”

Sevgili Gülay, ah Gülay...

“B›rak›n hayat›m orada.” “Kapal› oras› yasak.” “Hat›ralar›m› ziyaret edece¤im, b›rak›n.” Yok, kapal›. Ama bizimkiler orada. Gidemem. Gitsem de bir yan›m burada kal›r. Burada ölür bir yan›m. Gitsem de gidemem. Avurtlar›m y›rt›l›rcas›na ba¤›rmak istiyorum. “Afluuuuuur, F›raaaat! Ali Atefl nerdesiniz? Önüm arkam sa¤›m solum yang›n ç›k›n art›k nerdesiniz! Nerdesiniz!” Gittiler. Bir daha hiç gelmemek üzere gittiler. “Ölürse ten ölür canlar ölesi de¤il” demifl Yunus Emre. Do¤ru demifl, bizimkiler ölmedi ki...

Y›llar sonra Armutlu’da karfl›lafl›yoruz. Hapishaneden ç›km›fl, ölüm orucunu d›flar›da sürdürüyor. Bedenin yine incecik, tenin yine beyaz. Yine elimi saçlar›na götürüyorum ama saçlar›n yok. K›sac›k kestirmiflsin hastanede. Yine okflad›m k›sa saçlar›n›. Bir gün sen de binip k›z›l at›na gittin. Hat›ralar›n› kalbime gömerek. fiimdi yatt›¤›m›z ranzaya bak›yorum. Kendi ranzama oturuyorum ve seni düflünüyorum. Bir gün tahliye sevinciyle girmifltim kap›dan. Sizi b›rak›p gitmek ne zor gelmiflti. Ah hat›ralar, hat›ralam›z...

Ç›kmam laz›m flimdi. En fazla ne kadar kalabilirim ki burada? Oysa orada y›llarca kal›rken o duvarlar hiç de öyle demedi. O demir kap›lar hiç aç›lmad›. fiimdi ard›na kadar aç›k, çünkü soytar›l›k zaman›.

So¤uk ve ya¤murlu biz güz mevsiminde gittiler. Güzü hiç sevmem. Hep ayr›l›kt›r. Hep... D›flar› ç›k›yorum. “Ramazanevi”ni gezmeye. Aman ne kadar yarat›c› bir isim. ‹nsanlar, zekalar› ve kültür düzeyleri ölçüsünde bulufllara imza atarlar. Ya ileriye bakarlar, ya da geriye. Önünü göremeyenler böyle gerilerde yaflarlar. Gericidirler. Türk ota¤ çad›r›, Osmanl› bilmem nesi... Türk lokumu falan› filan›. Lunaparklar kurmufllar. Dönme dolaplar. Kurflun deliklerine gözetleme kulelerine karfl›. Alçakl›¤›n ve küçülmenin s›n›r› yok gerçekten. Lunapark, dönme dolap, aflk testi ve seviyesiz e¤lence saçmal›klar›. Al›flverifl ve tan›t›m standlar› mevcut. Kand›r›lm›fl halk kitleleri gezip dolafl›yor buralarda. Kitap stand›na giriyorum. Dini kitaplar ve ço¤unlukla idealist felsefe ve ünlü Türk büyüklerinin sahte kahramanl›k öyküleri. Emperyalizmin kültür bombalar›. Zararl› ne varsa bu standda mevcut.

Havaland›rmaya ç›k›yorum. fiimdi seninle hesaplaflaca¤›m. Senden hep hefret ettim havaland›rma. Betonundan, logar›ndan, duvar›ndan, tel örgülerinden. Sen gö¤ümüze

Çocuklar yine çocuk... Hoplay›p z›pl›yorlar. Ah ölümü ne bilir çocuk.. Bilmesin zaten. Zulümü ne bilir. Ah çocuklar bir bilseniz, bir bilseniz burada kitaplar› yakt›lar yani sizin

Bafllayan ve biten açl›k grevleri. Uzun süreli açl›k grevindeyiz. Henüz bafllar›nday›z. Dalg›n izliyoruz haberleri. Aniden bir haber giriyor ve anlamakta güçlük çekiyoruz: “Bakanl›k Eskiflehir Cezaevi’nin kapat›ld›¤›n› aç›klad›. Adalet Bakan› Seyfi Oktay Eskiflehir Cezaevi’nin....” K›sa bir sessizlik. Herkes birbirinin yüzüne bak›yor. Sonra sevinçten havalara uçmalar. Tabutluk hapishanesini kapatt›rd›k iflte! Açl›k grevinin sonras› ilk yeme¤i yiyoruz. Patates püresi. Ah y›llar ah... anlatmakla biter mi san›rs›n›z?

gelece¤inizi kül ettiler. Kitaplar›n yak›ld›¤› yerde kitap sat›yorlar. fiimdi size sahte dünyalar kuruyorlar... Ko¤ufllar›n s›rt› Lunaparka dönük. C-13, C14, C-15, C-16... S›rtlar›nda say›s›z kurflun delikleri var. Çocuklar, burada insanlar› kurflunlad›lar. Çocuklar ah çocuklar. Al yanakl› gül yanakl› çocuklar. Burada ölenler sizi ne çok severlerdi bir bilseniz. Yüre¤imin yar›s› çocuklar. Kardefllerimiz, ye¤enlerimiz, canlar›m›z çocuklar. Sizi nas›l seviyoruz bir bilseniz... Birazdan ezan okunacak, sofralar kuruluyor. Bu kanl› bahçede yemek yenecek. Biz burada dayak yedik. Ne çok direndik ne çok... Biz bu bahçede insanl›¤› kurtard›k haberin var m› tafl duvar? Yemek yenecek birazdan. Osmanl› Padiflah› Tayyip böyle lütfetti. ‹ktidar Lale Devri’ni yafl›yor. Hakkaniyet yalanlar›yla. Halk›m›z... Ah bizim yoksul halk›m›z, çilekefl halk›m›z. Yemeyin o yemekleri. Yemeyin o kanl› yemekleri... Bir bilseniz, bir bilseniz. O lokmalar bo¤az›n›zdan geçmez biliyoruz, çekti¤imiz ac›lar› bir bilseniz... Sizin hiçbir suçunuz yok biliyorum. Bu politikalara alet oluyorsunuz aç karn›n›z› doyurmak için sadece. Art›k gitme vakti geldi. Bir zamanlar zorla kapat›l›p zor ç›kt›¤›m bu mekandan elimi kolumu sallaya sallaya ç›k›yorum, ard›mda hüzün ve hat›ralar›m› b›rakarak. Bir defa daha bakmak istiyorum bafl›m› çevirip. “Heeeeey Bayrampafla! Ölü de ç›ksak diri de ç›ksak sana yenilmedik! Bir kere olsun yenilmedik!” Trafik ak›yor. ‹nsan ve yaya trafi¤i. S›n›f kavgas› sürüyor. Gericili¤in, alçakl›¤›n, namussuzlu¤un ortas›nda. P›r›l p›r›l parl›yor umudumuz. Elveda Bayrampafla... Hayallerimiz hiç sönmedi. Gidiyoruz iflte yine hayalleri gerçek k›lmaya... J

EYLÜL 2008 | TAVIR | 9


makale

bu kültür bizim de¤il sevda ayça

t›k aç kalan komflusunu doyurmak bir yana kendi çocuklar›na bile bakamaz hale getirilmifllerdir. Tam da bu noktada, yetiflir imdada “yard›msever!” holding patronlar›. Ve almak istedikleri ihalenin büyüklü¤üne göre de¤iflir iftar çad›r›n›n boyutlar›. Zaman “show” zaman›d›r art›k, göz boyaman›n, halk›n inançlar› üzerinden para kazanman›n vakti gelmifltir nihayet. Örnekleri ço¤alt›p sözü daha fazla uzatmayaca¤›z, konumuz din sömürüsü ve bu sömürüyü gerçeklefltiren din bezirganlar› ya da baflka bir ifade biçimi olarak söylersek, din sat›c›lar›… “Dini sömüreni çok duyduk da dinin sat›c›s› da ne oluyor?” demeyin. Bu s›fat› bulmak için inan›n çok u¤raflmad›k. ‹ktidar› flöyle bir boyuna posuna bakarak inceledi¤imizde din sömürücüsü gömle¤inin kendilerine hem k›sa, hem de dar geldi¤ini gördük. O kadar!

Bir Ramazan ay›n› daha geride b›rakt›k. Ramazan, Do¤u toplumlar›nda hep var olan ancak inançlar gere¤i insanlar aras›nda daha da yo¤unlaflan paylafl›m›n ad›d›r. Bir ademe göre yeryüzünde aç olanlar›n hali anlafl›l›r bu ayda, bir arife göre ise insan nefsi(iradesi) terbiye edilir. Amac› ne olursa olsun kültürde, inanc›n özünde paylafl›m vard›r. Ancak bu paylafl›m bizlere din kültürü dersinde anlatt›klar› ya da burjuva bas›n yoluyla aktard›klar› gibi zenginin fakiri gözetti¤i bir durumda yaflanan, zenginle fakir aras›ndaki paylafl›m de¤ildir. Olamaz da zaten. Y›l›n di¤er aylar›nda ezdikleri fakir halk›n eme-

10 | TAVIR | EK‹M 2008

¤i üzerinden zenginleflenlerin, de¤il bir ay bir saat bile “ayaktak›m›”n› düflündükleri görülmemifltir. Velhas›l halk›m›z bu durumu bizim gibi uzun uzad›ya cümleler kurmaya gerek görmeden, yüzy›llar›n tecrübesine dayanarak, topu topu dört kelimeyle aç›klar: Tok aç›n halinden anlamaz! Aç›n halinden anlayansa yine aç-yoksul, yine ortalaman›n alt›nda yaflayan halk›m›zd›r. Ramazan ay›nda yap›lan ibadet de, gerçekleflen paylafl›m da halk›m›za aittir. Ancak ekonominin her dalgalan›fl›nda biraz daha dibe vuran insanlar›m›z için “Ramazan”›n da tad› tuzu kalmam›flt›r. Çünkü ar-

Ülkemiz siyasetinde çok partili sisteme geçiflle birlikte bafllar din sömürüsü. Bir halk›n birli¤iyle ülke topraklar›ndan da¤›t›lan kara emperyalizm bulutu, bu sistemin ard›ndan tekrar kaplam›flt›r ortal›¤›. Bu karanl›¤›n ortas›nda parlayan tek fley ise iktidarlar›n din pudras›yla süsledikleri nurlu maskeleridir. “Haktan, halktan yana” olduklar›n› ispat için yaflam öykülerini saçm›fllard›r ortaya önce; kimisi köylü çocu¤udur, kimisi çoband›r; kimisi “Ben de Kürdüm” der, kimisi babacand›r; Kas›mpafla delikanl›s›d›r birisi, di¤eri fiebinkarahisarl›d›r. Bir hizmetçisi bile olmayan “koskoca baflbakan” bile vard›r bu tepeden inme halk hikayelerinde.


makale

K›ssadan hisseyi kapmam›z beklenir. Kapar›z da ço¤u zaman. Bizim gibi olduklar›na, bizi düflündüklerine inanmak isteriz, inan›r›z. Ancak ne zaman ki ekonomi tablolar›ndaki ok iflaretleri düflüfle bafllar, açl›¤›m›z yoksullu¤umuz kendini daha çok hissettirir. O vakit tüm hikayeler inand›r›c›l›¤›n› kaybeder. Hasad› elinde kalan köylü söver, kendine köylü çocu¤uyum diye oy toplayana; çoban çobanl›¤›ndan utan›r. Kürt halk› en çok, “Ben de Kürdüm” diyenler taraf›ndan ezilir. En büyük açl›k en halkç› iktidar zaman›nda çekilir ve yard›m kuyruklar›nda ezilenleri izlemek hangi delikanl›l›¤a s›¤ar, denir. ‹flte iflbirlikçi iktidar uçurumun kenar›na s›k›flm›flken, tam aya¤› kay›p düflecekken tutunur halk›n yakas›na s›k› s›k›. Ve o elinde tuttu¤u fleydir din. Yukar› çekilmeye bafllar yavafl yavafl. Kurtulmufltur. Kutsald›r çünkü din, inançlar halk için en önemli de¤erlerdendir. Ve onlar söz konusu olunca akan sular durur. Ve bunu en iyi bilen de iktidarlard›r. Kimin kaç cami yapt›rd›¤›, kimin daha laik oldu¤u sand›¤a at›lan ço¤u oyu etkiler. Konumuz dinin afyon olma esprisi de¤il. O yüzden o deryaya hiç dalmayaca¤›z. Dinin kendisinin afyon olmas› bir yana bir de o afyonun yetifltiricili¤ini, sat›c›l›¤›n› yapanlar var bu memlekette. Kimler? Bizzat iktidarlar. Yaz›m›z›n bafl›nda da belirtti¤imiz gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin çok partili siyasi tarihi, emperyalizmle iflbirlikçili¤in tarihi oldu¤u gibi din sömürüsünün de tarihidir ayn› zamanda. Her iktidar bir flekilde az ya da çok, aç›ktan ya da gizlice halk› din üzerinden örgütlemifl; ortaya ç›kan tepkileri yine din bezirganl›¤› sayesinde nötralize edebilmifltir. Günümüz iktidar› ise bu konuda gelmifl geçmifl tüm iktidarlara rahmet okutturuyor deyim yerindeyse. Muhafazakâr-demokrat olduklar›n› iddia edip, “Biz art›k onlar gibi radikal de¤iliz.” dedikleri hocalar›n› bile din üzerine siyaset yapma konusunda geride b›rakm›fl görünüyorlar. Bunun da bir nedeni var elbette. Hiçbir fley birbirinden ba¤›ms›z de¤ildir. Emperyalizm k›l›c›n› elinde bulunduran Sam

Amca’n›n dikti¤i ›l›ml› ‹slam gömle¤ini giyerek önünde diz çökenler, ç›kar iliflkileri çerçevesinde verdikleri sözleri tutmak için bitmez tükenmez bir enerjiyle çal›fl›yorlar. Al gülüm/ ver gülüm diyerek emperyalizmin buhran›na ayak uyduracak bir toplum yarat›yorlar hep birlikte. Bunun için de dini sömürmek yetmiyor art›k, din sat›l›yor. Bir yandan Sam Amca’n›n verdi¤i tarife göre toplumu flekillendirirken, bir yandan o toplumun inançlar›n› satarak holdinglefliyorlar. Amaç sadece siyasi iktidar de¤il bu noktada, para, para, para… Napolyon’u bile mezar›nda hasetinden çatlatan günümüz iktidar›, yurdun dört bir yan›n› iftar çad›rlar›yla donatm›fl durumda. Bir de yard›m kuyruklar› var, son y›llarda Ramazan ay›nda görmeyi nerdeyse kan›ksad›¤›m›z... Bir poflet bedava bulgur için ezilen çocuklar›m›z, bir battaniye u¤runa saatlerce kuyrukta bekleyip fenalaflan analar›m›z var bizim. Amaç yoksula yard›m m›? Hiç de de¤il! Amaç dini sat›p paraya çevirerek, emperyalizmin ve tekellerin hizmetine sunmakt›r. Amaç sömürüye uygun, eme¤inin karfl›l›¤›n› aramayan, hakk›n› bilmeyen, sadakay›, dilenmeyi meflru gören, kiflili¤i, gururu ezilmifl, onuru k›r›lm›fl bir halk yaratmakt›r. Ve amaçlar›na ulaflt›klar› takdirde emperyalizmin on y›llar süren saltanat› sa¤lamlaflacakt›r. ‹flte günümüz iktidar› bu foto¤rafa uygun bir toplum düzeni yaratmak arzusundad›r. Bu yüzden de tüm sözleri, tüm fiilleriyle din bezirganl›¤›nda iflinin ehli oldu¤unu kan›tlar. Ve öyle bir düzen yarat›rlar ki yoksulluk bir 盤d›r art›k kopar gelir, Ramazan’da kurulan binlerce kiflilik iftar çad›rlar› her gün dolar taflar. Çöpten yiyecek toplayan, sokaklarda yaflayan insanlar›m›z›n görüntüsü bir istisna olmaktan ç›kar. Mutfakta etsiz kaynayan tencerelerin say›s› gitgide artar. Ele güne muhtaç olmadan yaflamay› en büyük maharet sayan, birinden bir fley isterken renkten renge giren bir halk›n çocuklar› gün gelir yard›m kuyruklar›nda ezilir. Ve onlar kötü ressam›n çizdi¤i “iyili¤in k›ymetini bilin” adl› bu tabloyu villalar›n›n baflköflesine onurla asarlar. Yine bu siyasetin bir parças› olarak, gittikleri her flehirde, derdini anlatmaya çal›flan halk› azarlay›p, afla¤›larlar. Halk› yoksul b›rak›p,

kendilerine muhtaç hale getirmeye çal›fl›rlar. Sosyal diye övündükleri devletin temel yasas› olan ücretsiz sa¤l›k, e¤itim, bar›nma hakk›n› halk›n elinden gasp eder, sonra da yapt›klar› toplu konutlarda ev almak isteyenlere kredi kolayl›¤› sa¤layacaklar›n› söyleyip, Ramazandan Ramazana açt›klar› iftar çad›rlar›nda buyurun karn›n›z› doyurun derler. Lütfedersiniz say›n vekiller! Halk›m›z› kadercili¤in kör kuyular›na iten günümüz iktidar›n›n söylemlerine bakacak olursak, yoksulluk da Tanr›dand›r, varl›k da... Bu yüzden bir köflede oturup sab›rla dua etmeli, bizlere uzatt›klar› yard›m elini büyük minnettarl›kla s›kmal›y›z! Onlar kameralar önünde yard›m “show”lar› yaparken, bizler uzat›lan mikrofonlara adeta sevinç gözyafllar› içerisinde ne kadaaaaar müteflekkir oldu¤umuzu anlatmal›y›z. Öyle olmuyor ama, izliyoruz televizyonlarda. Aç yoksul b›rak›lan halk›m›z bir yandan uzun kuyruklar oluflturup bir battaniye için birbirini ezerken, bir yandan da efle dosta görünmemek, mahçup olmamak için s›rt›n› dönüyor kameralara, yüzünü kapat›yor yazmas›yla. Komflusu açken tok yatmayan bir toplumu, kap› komflusunu tan›maz hale getiren onlar de¤ilmifl gibi iyili¤i ö¤ütlüyorlar durmadan. Her Ramazanda “yard›m ehli bir iktidar”, “yard›msever ifladam›” bafll›kl› gazete sütunlar› gözümüzün içine sokuluyor. Bizi bu masala inand›rmaya çal›flmakta iktidar; hem de doland›r›c›l›¤› yurtd›fl›nda bile tescillenmifl ‹slami yard›m derne¤inin foyalar› tek tek ortaya ç›km›flken ve bu tür derneklerle olan ba¤lant›lar› gün gibi ortada duruyorken… Emperyalizmin açt›¤› ihaleyi kazanarak bafllad›klar› “Sadaka Toplumu Yaratma” projesinin bir parças› tüm bu alavere/dalavereler. Dini satarak kazand›klar› ihalenin bedelini halka ödetiyorlar asl›nda. Bir ay boyunca sahnelenen yard›m oyunuyla y›l boyu sürecek zamlar›, halktan gasp edecekleri haklar› perdelemeye çal›fl›yorlar. Uzun vadede düflüneceksek e¤er onursuzlu¤un tarihini yaratmak tüm dertleri. Onursuzlu¤un tarihini yazanlar, bir yandan da onurun tarihini yazanlarla karfl› karfl›ya geleceklerdir tarihin bir an›nda. Kazanan›n onur olaca¤› çok çetin bir kavga olacakt›r bu karfl›laflma...J

EK‹M 2008 | TAVIR | 11


de¤erlendirme

yine 301, yine faflizm sezen demircan

“Burjuva düzenin uygarl›k ve adaleti, bu düzenin köleleri ne zaman efendilerine karfl› baflkald›r›rsa, kendi korkunç yüzlerini aç›kça gösterirler. O zaman bu uygarl›k ve adalet, maskesiz yaban›ll›k ve yasas›z öç alma olarak, ereklerini a盤a vurur.” Karl Marks

yönelik olsa idi demekten de kendimizi alam›yoruz. Çünkü eminiz ki bu soru bizi daha derinlere, sorunun as›l kayna¤›na, yani meselenin 301. maddeden ibaret olmad›¤›na götürecek. O zaman görece¤iz ki, tek tek maddelerin kald›r›lmas›n›n veya de¤ifltirilmesinin bir anlam› yoktur. Önemli olan bu yasalar› önümüze koyan ve uygulama zorunlulu¤u getiren sistemin kendisinin nas›l de¤ifltirilece¤i sorunudur. De¤ifltirilmesi gereken bir fley varsa bunlar yasalar de¤il, yasalar›, kurallar› koyanlard›r. Özgürlük denilen fley bu sistemin bir sorunudur. Faflizm koflullar›n›n yaDüflüncelerimizin, eylemlerimizin, kimli¤imi- fland›¤› bir ülkede elbetteki özgürlükten bahzin üzerine bu kez de TCK’n›n 301’i çöktü. El- setmenin mümkünat› da yoktur. Olsa da debette ki ilk de¤il bu karabasan. Asl›nda onu min dedi¤imiz gibi gerçek yüzünü maskeledaha önce de gayet yak›ndan tan›rd›k. Eski- mifl, göstermelik bir biçimde olacakt›r. Kimi den 141-142. madde, 8. madde, 159. madde zaman ise tamamen yok say›l›r. olarak an›l›rd›. fiimdi yeni ad› 301. ‹leride de hangi “numara”larla karfl›m›za ç›kar bilin- Getirilen 301. maddenin ilk f›kras›, "Türklü¤ü, mez ama bir flekilde yine karfl›laflaca¤›m›z Cumhuriyeti ve TBMM'yi alenen afla¤›layanlara 6 aydan 3 y›la kadar hapis cezas›" öngökesin. rüyor. 2 ve 3. f›kras› ise; "Hükümeti, yarg› orKimileri çoktan 301’den dolay› bedeller öde- ganlar›n›, askeri ve Emniyet teflkilat›na yönemeye bafllam›flken; kimileri hala bu yasay› lik hakaret say›lacak yay›nlara alt› aydan iki de¤ifltirmeye çal›fl›yordu ve çok gereksiz bir y›la kadar hapis, Türklü¤ü yurtd›fl›nda afla¤›flekilde, sorunun çözümü noktas›nda devede layan bir kiflinin sözlerini haber yapanlara kulak gibi duran "Türklük" mü diyelim, "Türk dört y›la kadar hapis" diyor. Yani der ki bize milleti" mi diyelim; maddede yaz›lan "Türk- madde, benim gibi düflünmek zorundas›n, lük"ten "anayasal vatandafll›k m›" anlafl›la- düflünmezsen kafan› ezeriz.” “Benim as›l kocak, yoksa "etnik köken" mi diye tart›fl›yorlar- rudu¤um senin haklar›n de¤il, devletin manevi varl›¤›d›r. Devlet, insandan önce gelir.” d› bir yandan. “Ben katledebilirim ama sen katlettin diyeNedir bu 301. madde? ‹flte bizce as›l mesele mezsin.” “Ben soyk›r›m yapar›m ama sen soybu sorudad›r. 301. maddenin kald›r›lmas› k›r›m yapt›n diyemezsin.” “Ermenilere, Arapiçin verilen u¤rafl› küçümsüyor de¤iliz ama lara, Kürtlere, Lazlara… istedi¤ini söyleyebilirkeflke bunun için harcanan emek 301. mad- sin, hakarette s›n›r yok. Ama Türklü¤e iliflkin denin ne oldu¤unu kavrama ve kavratmaya tek bir laf edemezsin, afla¤›layamazs›n.” Yani Burjuva hukukunda düflünmekte ve düflüncelerinizi ifade etmekte özgürsünüzdür. Ama…! Ancak…! Fakat…! ‹flte bu “ama”larda, “ancak”larda ve “fakat”larda gizlidir, düflünme ve ifade özgürlü¤ünüzün “s›n›rlar›”. Düflünmenin ve ifadenin s›n›rlanmas› olur mu, demeyin. Hele hele “Bu s›n›rlar olursa özgürlük, özgürlük olmaktan ç›kar. Bu yasalar özgürlükleri ortadan kald›r›r.” hiç demeyin. Çünkü yaflad›¤›m›z ülkenin hukuku bunu demenize bile engel teflkil ediyor. Kabul etmemek bir yana elefltiremezsiniz bile…

12 | TAVIR | EK‹M 2008

Türklere sald›r›n›n her türlüsü suç say›l›rken, Türklü¤ü kal›n z›rhlarla koruma alt›na al›rken, di¤er tüm etnik kimli¤e sahip olanlara yap›lan sald›r›lar›n suç say›lmad›¤›, üzerinde hiç durulmad›¤› bir hukuksa önümüzdeki, o zaman bu hukukun kendisi “bölücü” diyebiliriz. Pratikte de uygulanan tam da budur. ‹flte bundan dolay› Hrant Dink “Ermeni soyk›r›m› var dedi¤i için 301’le yarg›lan›rken, Hrant Dink suikastinin ikinci duruflmas›nda san›¤›n avukat› “Kuduz Ermeniler” diye basbas ba¤›rd›¤›nda 301 uyur. Bitmedi elbette. 301. madde sadece “Türklü¤ü” “korumak”la kalm›yor. Asl›nda madde, düzenin tüm kurumlar›na karfl› her türlü elefltiriyi engellemek maksad›yla yaz›lm›fl. "Türklü¤ün" yan›s›ra, "Türkiye Cumhuriyetini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini, devletin yarg› organlar›n›, askeri veya emniyet teflkilat›n›" afla¤›lamak da "suç" say›l›yor. Örne¤in Türkiye’nin Irak’a asker göndermesini protesto eden, bu durumu elefltiren cümleler sarf etmemelisiniz. Size, "TBMM, Devletin Askeri Kuvvetlerini, Hükümetin manevi flahsiyetini tahkir ve tezyif etmek" gerekçesiyle dava aç›labilir. Ülkemizin savafl›n üssü olmas›na karfl› ç›kt›¤›n›zdan dolay› “suçlu” say›labilirsiniz. Bunlar olmam›fl fleyler de¤il neticede. Zaten afla¤›lamak kelimesi kendi içinde yeterince belirsizlik ve s›n›rs›zl›k içeriyor. Neyin afla¤›lama oldu¤u tamam›yla o gün kimin iktidarda oldu¤una veya siyasal durumun ne oldu¤una, iktidar›n politikalar›na göre belirlenebilir çünkü. Elefltirinin s›n›r›n› kim, nas›l belirliyor belli de¤il. Terazi kefelerine neyi ko-


de¤erlendirme

nim aç›mdan bir Ermeni’nin, Kürt’ün, Rum’un, Arap’›n ya da Türk’ün bir di¤erinden hiçbir afla¤› ya da üstün niteli¤i yoktur, olamaz da... Bunlar› düflünen birisi olarak neyle ve niçin suçland›¤›m› anlayamad›¤›m› belirtmeden geçmeyeyim...”

yaca¤›m›z belli de¤il. Yap›lan her türlü elefltiri de afla¤›lamaya girebilir. Nitekim tüm bunlara dayanarak 301. maddenin ak›llara ziyan bir madde oldu¤u zaten k›sa zamanda anlafl›ld›. Ve 301 üzerinden at›lan demokratikleflme naralar› da kimileri taraf›ndan ciddiye al›nsa da kimileri kald›r›ls›n m› yoksa hafifletilsin mi gibi gereksiz tart›flmalar› bir kenara b›rak›p, bunun bir oyundan ibaret oldu¤unu göstermek ve bunu anlatmak için kollar› s›vam›flt›. Kesinlikle 301 i tart›flt›rmayan iktidar da Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra art›k yasay› savunamaz hale geldi ve AB’nin de bask›s›yla yasaya ufak bir de¤ifliklik getirdi. Art›k 301. maddeden yarg›lanma Adalet Bakanl›¤› iznine ba¤l› olacak. Ne de¤iflti peki? Hiç... Daha geçti¤imiz günlerde adalet Bakanl›¤› Temel Demirer’in 301. maddeden yarg›lanmas›na onay verdi. Demirer, Hrant Dink’in öldürülmesinin ertesi günü yapt›¤› konuflmada Hrant Dink’in sadece Ermeni oldu¤u için de¤il soyk›r›m› tan›d›¤› için öldürüldü¤ünü söylemiflti. Ard›ndan yaklafl›k bir y›l aradan sonra halk› “kin ve düflmanl›¤a tahrik”, “Türkiye Cumhuriyeti’ni alenen afla¤›lamak” suçunu ifllemifl oldu¤u iddias›yla dava aç›ld›. Temel Demirer savunmas›nda yarg›lanmas›n›n nedenini flöyle ifade ediyor: “Yarg›lanmaya bafllad›¤›mda saçlar›m kapkarayd›; flimdiyse bembeyaz... Y›llar, y›llar... Yeniden, hâlâ yarg›lan›yorum...

Nedeni bence; Edip Cansever’in, ‘Ne gelir elimizden insan olmaktan baflka’; Rosa Luxembourg’un, ‘Özgürlük, baflkas›n›n özgürlü¤üdür’; P. Picasso’nun, ‘Hay›r, evet’ten önce gelir’; T. Adorno’nun, ‘Bu dünyan›n insan› irkilten yan› korkunçlu¤u de¤il, ola¤an görünüflüdür’ sözlerine atfetti¤im yaflamsal önemdir... ‹smail Beflikçi’lere, Fikret Baflkaya’lara, Haluk Gerger’lere, Ayflenur Zarakolu’lara,[2] Hrant Dink’lere yani ayd›n olman›n onuruna ve W. Goethe’nin, ‘‹nsan›n, yaln›z gerçe¤in ne oldu¤unu bilmesi yeterli de¤ildir... Do¤ruyu istemesi ve yapmas› da gereklidir,’ sözlerine duydu¤um radikal sosyalist sayg›d›r... Bir de R›fat Ilgaz’›n, ‘Yaflamak bir yürek iflçili¤i günümüzde’; Cemal Süreyya’n›n, ‘Celaliyim, Celalisin, Celali’ dizelerini durmadan terennüm edecek kadar aflka, hayata ve insan(l›k)a bilinçle inanmamd›r... Karfl›n›zda ‹smail Beflikçi, Fikret Baflkaya, Haluk Gerger, Ayflenur Zarakolu, Hrant Dink ve öteki hocalar›m yani ekme¤ine haram, sözüne yalan katmayanlar gibi e¤ilip, bükülmeden dimdik duraca¤›m... Dava konusu olan konuflmam› tam da bu nedenlerle yapt›m ve kesinlikle piflman de¤ilim...” “301. maddenin 1. f›kras›na iliflkin isnat konusu iddiaya gelince: Ben Türklü¤ü ne afla¤›lar ama ne de yüceltirim; bir Türk olarak, be-

Temel Demirer ile birçok noktada ayn› cümleleri sarfetmek kaç›n›lmaz. Özellikle düflüncenin yasaklanmas› denen durumun sistem taraf›ndan sadece 301. madde ile s›n›rlanamayacak genifllikte uyguland›¤› noktas›nda... Düzen gerekti¤inde baflka yasa maddeleri bulmakta hatta gerekti¤inde yasad›fl› bir flekilde sald›rmay› ve engellemeyi hayata geçirmektedir. ‹flte sistemin tüm bu keyfili¤i ve geniflli¤i karfl›s›nda düflünce ve ifade özgürlü¤ünün sadece 301. maddeye karfl› ç›karak savunulamayaca¤› aflikar. Peki, bu durumda üzerimize düfleni nas›l ifade edece¤iz? Sadece s›n›rl› bir ayd›n kesiminin düflüncelerine ve ifade özgürlü¤üne engellemeler getirildi¤inde ayaklanan kesimleredir ilk sözümüz. Kendilerini düflünce ve ifade özgürlü¤ü savunucusu olarak ifade eden bu kesimlerin gündemine ne zaman ki devrimcilerden demokratik kitle örgütlerine, s›radan vatandafla kadar tüm kesimler girer iflte o zaman savunman›n temel tafllar›n› yerine oturtmaya bafllam›fl oluruz. Örne¤in neden bu kesimin gündemine bas›n aç›klamas› yapmaktan dolay›, Amerika’y› ortak düflman ilan etmekten dolay› gözalt›na al›nan, tutuklanan insanlar girmez. Pankart asma ihtimali olmas›ndan dolay› tutuklanan insanlar acaba 301. maddenin kurbanlar› de¤il midir? Peki, bir baflka soru... Sadece belli bir ayd›n kesiminin ifade ve düflüncelerine özgürlük getirmekle tüm engelleri ortadan kald›rabilir miyiz? Ülkemize düflünce özgürlü¤ünün böyle gelmeyece¤i çok aç›k... Evet, düflünce özgürlü¤ünü savunuyoruz ama bunu yaparken kendi içimizde ne kadar tutarl›y›z? Halktan, halk›n sorunlar›ndan, halk›n tüm kesimleri için gerekli olan özgürlükten tamam›yla elimizi aya¤›m›z› çekerek özgürlükleri savunamay›z. Koskoca batakl›¤› görmüyor de¤iliz. O zaman sinekler bir kenara. Mücadelemiz tüm batakl›¤› kurutma hedefi ile ilerlemek zorunda...J

EK‹M 2008 | TAVIR | 13


makale

orhan kemal yurtd›fl›nda okunur mu? ›fl›k ö¤ütçü

leri, k›v›rc›k sar› saçlar› vard›. Birbirimizi uzun uzun gözden geçirdikten sonra, yan›ma geldi. Beni birisine benzetti¤ini söyledi. Maksad›n›n konuflma kap›s›n› açmak oldu¤unu anl›yordum. Derhal ahbap olduk. Bana hayat maceras›n› çok sonra, ›srarlar›m üzerine, uzun uzun anlatt›. Bunlar› yazmas›n› söyledim, güldü. ‘Sen yaz istersen!’ dedi. Coflarak anlatt›¤› fleylerden tuttu¤um notlar bir haylidir. Bir ciltten sonra ihtimal ikinci, üçüncü, dördüncü ciltler meydana gelecek… O flimdi nerde mi? Kim bilir? ‘Küçük Adam’lara mahsus çileli bir hayat› sürerek, belki ‹zmir’de, belki ‹stanbul’da, belki de Van’da… O.K.” Halk›n, küçük adamlar›n/insanlar›n dertleri sadece ülkemizde de¤il, tüm dünyada ayn›d›r. Onlar›n sorunlar›n› kendi sorunlar›n›z gibi görür, sanat›n›zla bu sorunlar›n giderilmesi için yazmaya devam ederseniz, yerel gibi görünen yap›tlar›n›z bir anda evrenselli¤e ulafl›r, sadece halk›n›z için de¤il, tüm dünyan›n halklar› için yazmaya bafllars›n›z. ‹flte bu aflamada kitaplar›n›z tüm dünyada okunur ve kal›c› olursunuz.

Orhan Kemal’in otobiyografik yap›tlar›n›n ilki olan “Baba Evi” kitab›n›n önsözünde flu yaz›l›d›r: “ ‘Küçük Adam’› Adana kahvelerinden birinde tan›d›m, tesadüfen. Sakall› yüzünü avuçlar› içine alm›fl, düflünüyordu. Aç›k mavi göz-

14 | TAVIR | EK‹M 2008

2000 y›l›nda Orhan Kemal’in müzesinin aç›lmas›na karar verildi¤inde, yap›tlar›n›n yurtd›fl›na aç›lmas›n›n do¤ru olaca¤›n›n da karar› verilmiflti. Fakat ölümünün üzerinden otuz y›l geçmiflti. Bu geçen sürede, kitaplar›n› yay›nlayan ne yay›nevi, ne yazar haklar›n› koruyan ajans, ne de baflka bir ilgili, kitaplar›n›n yurtd›fl›nda tan›t›m› için çaba sarf etmiflti. Aile bireylerinin de olanaks›zl›klar› üstad›n yurtd›fl›na aç›lmas›n› imkans›z k›l›yordu. Evet, sa¤l›¤›nda Sovyetler Birli¤i ülkelerinde kitaplar› yay›nlanm›flt›. Fakat di¤er ülkelerde, özellikle bat› dillerinde yap›tlar› çevrilmemifl, böylece de kitaplar› yay›nlanmam›flt›. Türk edebiyat›n› inceleyen yabanc› araflt›rmac›lar, Orhan Kemal’in ismini, hatta yabanc› üniversitelerin Türkoloji bölümlerinde okuyanlar, oralarda ders veren ö¤retim üyeleri, yazar›n edebi de¤erini biliyorlard› ama yap›tlar›n› o ülkelerin yay›nevi editörlerine anlatm›yorlar, anlatam›yorlar veya u¤raflmak istemiyorlard›. Bu ilgisizlik küçük bir kartopunun yuvarlana yuvarlana devasa bir büyüklü¤e ulaflmas› gibi, 2000 y›l›nda bü-


makale

yük bir sorun olarak karfl›m›zda duruyordu. Ne yapacakt›k? Nas›l bafllamam›z gerekirdi? Hangi kitaplar›na öncelik verecektik? Çünkü bu soru y›llarca bize destek olmayanlar›n en önemli argüman›yd›. “Orhan Kemal’in çok eseri var. Hangisinden bafllayal›m ki, ilgi çeksin.” Bunu söyleye söyleye bofla geçen koca bir otuz y›l! Gerçekten iflimiz çok zordu. Elimizde bat› ülkelerinin yay›nevi editörlerine sunaca¤›m›z, Orhan Kemal’i tan›tan ‹ngilizce bir metin bile yoktu. ‹flte 2000 y›l›nda ilk ad›m› atarken hareket noktam›z belirlenmiflti. Müzemiz aç›lmadan, basit de olsa bir web sitesi kurmak, burada Türkçe’nin yan› s›ra en az›ndan yazar›n bir özgeçmiflini ‹ngilizce vermek gerekiyordu. Bu çal›flma için haz›r olan pek çok Orhan Kemal sevdal›s›ndan bu konuda destek alarak web sayfam›z› oluflturduk. fiimdi s›rada kitap seçimi vard›. Bunlar›n çevirisi için kaynak bulmam›z gerekiyordu. Asl›nda çok aramaya gerek yoktu. Onun yukar›da sözünü etti¤im “Önsözü” yaz›l› olan kitab› bizim için ç›k›fl noktas› olacakt›. Ferhat’›n fiirin’e ulaflmak için da¤lar› delmeye bafllamas› gibi, üstad›n edebiyata ilk ad›m›n› att›¤› o flirin kitab› “Baba Evi”, öncü kitab›m›z olacakt›. 2000 y›l›nda zaman›n Kültür Bakan› Say›n ‹stemihan Talay’a, Orhan Kemal’in kitaplar›n›n ‹ngilizce çevirisine katk›lar› olup olamayaca¤›n› sordu¤umuzda, konuyla ilgili bir proje sunmam›z› önerdi. Bu projenin sunulmas›yla birlikte, kitaplar›n›n ‹ngilizce çeviri maceras› da bafllad›. Ama bir engel vard›. Kitaplar› ‹ngilizceye kim çevirecekti? Baflvurdu¤umuz kifliler her zaman oldu¤u gibi, anlams›z birtak›m bahanelerle bize yol göstermiyor veya ifli yokufla sürüyorlard›. Teknoloji her zaman oldu¤u gibi imdad›m›za yetifliyor, internette yapt›¤›m›z araflt›rma neticesinde kitaplar›n çevirmenine ulafl›yorduk. Ona durumu anlatt›¤›m›zda, kitaplar›n çevirisini yapaca¤›n› belirterek, ifle girifliyordu. Böylece gölgede kalarak, çevresini tuttu¤u lambayla ayd›nlatmaya devam eden Türkiye’nin önemli edebiyatç›s›n›n, dünya kültür arenas›na yelken açmas›na tan›kl›k ediyorduk. “Baba Evi”, “Avare Y›llar”, “Cemile” ve “72.

Ko¤ufl”un k›sa bir sürede çevirisi yap›ld›. Müzemiz kendi imkan›yla birini çevirip di¤er üç kitab› da proje deste¤iyle çevirterek, ele, göze hitap eden kitaplar haline getirdi. Bundan sonras› kolay diye düflünmek asl›nda yan›lt›c› olurdu. ‹flin belki en büyük k›sm› flimdi bafll›yordu. Kitaplar›n yurtd›fl›nda tan›t›m›, yay›nevi bulunmas›, onlar›n ikna edilmesi ve yay›nlat›lmas›... Kültür Bakanl›¤›’n›n, TEDA Projesi, Türk edebiyat›n›n yurtd›fl›na aç›lmas›nda en önemli desteklerden biriydi. Fakat öncelikle yay›nevinin yazara ve kitaba inanmas› gerekiyordu. ‹lk önce Yunanistan’da “Baba Evi ve Avare Y›llar” hemen arkas›ndan “Dünya Evi” yay›nland›. Sonra s›ras›yla Suriye’de “El K›z›”, ‹srail’de “Baba Evi”, ‹talya’da “Ekmek Kavgas›”, Makedonya’da “Baba Evi – Avare Y›llar” ve ‹ngiltere’de “Baba Evi – Avare Y›llar” yay›nland›. S›rada, M›s›r’da “Cemile”, ‹spanya’da “Cemile”, Suriye’de “Müfettifller Müfettifli”, Yunanistan’da “Cemile”, Makedonya’da “Cemile” ve “Murtaza”, Almanya’da “72.Ko¤ufl”, “Murtaza” bulunmakta. Bu geçen sekiz y›l boyunca, ne kadar umutsuzlu¤a düfltü¤ümüzü, geri geri gitti¤imizi, bazen “Lanet olsun her fleye.” diyerek vaz geçti¤imizi yazmad›m. Böyle durumlarda onun yap›tlar›ndaki cümleleri, sözleri tekrar tekrar ifle koyulmam›z› sa¤lad›: “Mal mülk para… Kafa zenginli¤i olmad›ktan sonra neye yarard›? Hiçbir zaman sadece mal, mülk düflünmemiflti. Kitaplar› vard›. Kitaplar›n›n dünyas›na kendini kapt›rm›flt›. Onlar, o kitaplar› yazanlar gibi olabilmek istiyordu. Olamazm›fl, önemli de¤ildi. Günün birinde olabilmek ümidini yaflat›yordu ya. Yetiyordu…” Demek ki ne istedi¤ini bilip, vazgeçmeyerek çal›flmaya devam edince baflarmak imkans›z de¤ilmifl. ‹ngiltere’nin önemli edebiyatç›lar›ndan olan Louis de Bernieres, Orhan Kemal’in ‹ngiltere’de yay›nlanan kitab› üzerine flunlar› yazacakt›: “Avare Y›llar’› bitirdim ve çok be¤endim. Kitap o zamanki sosyal ve ekonomik koflullar hakk›nda çok iyi bir enstantane verdi. Bana John Steinbeck’in baz› hikayelerindeki fakir ama yaflamaya çal›flan iyimser in-

sanlar› hat›rlatt›. Karakterler çok ak›lda kal›c› ve kolay kolay unutabilece¤im bir kitap de¤il.” Yerelden evrenselli¤e ulaflan edebiyat serüveninde, yazar›n de¤indi¤i konulardaki insanlar›n de¤iflimi sosyolojik, tarihsel geliflmeler içinde devam eden süreçlerdir. Evrensel yazar bu evrime müdahale etmez. Yaratt›¤› tiplerin evrimini kendi iste¤ine göre flekillendiren bir yazar evrensel olamayaca¤› gibi, iyi bir yazar bile de¤ildir. fiimdi yaz›n›n bafl›ndaki sorumuza gelirsek, yazar›m›z›n her ülkede okunmas› bizleri flafl›rtmamal›d›r. “Cemile”de söylenen bir halk türküsünün, herkesi kucaklayaca¤›n› kitab›n sat›rlar› söylemektedir: “Boflnakça bir halk türküsüydü bu. Bu türküde bir Avflar kilimindeki renklerin cümbüflü vard›. Bu türküde hasret vard›, bu türküde arzu, bu türküde aflk... Bu türkünün motifleri Hint’de, Çin’de, Kazablanka’da, New York’da, Po Vadisi’nde, Güney Amerika Bozk›rlar›’nda, Orta Anadolu’da da vard›. Bu türkü insanl›¤›n hasretlerini, arzular›n› belirten nak›fllarla iflli bir türküydü…” “Baba Evi”nde ise, insanl›¤a flöyle seslenir: “Ey açl›k! Seni midemde, iliklerimde, kan›m›n yuvarlar›nda duydum. Ve sen, benim iyi, benim flefik ve rahim olan soyum, insan soyu, sen ebedi toklu¤u fethedeceksin!” ‹nsanl›¤›n hasretlerini, arzular›n› bir halk türküsünün ezgisinde, açl›¤› iliklerinde duyarak kitab›na iflleyen yazar tüm dünyada okunur. Yeter ki onu görünür k›lman›n yolunu bulal›m, çal›flal›m. Orhan Kemal, yap›tlar›yla ülkemizin rengi, ayd›nl›¤›d›r. Bizlerin zenginli¤idir. Orhan Kemal bizim ülkemizdir. Orhan Kemal, Türkiye’dir. Ne demiflti kitab›n›n önsözünde: “O flimdi nerde mi? Kim bilir? ‘Küçük Adam’lara mahsus çileli bir hayat› sürerek, belki ‹zmir’de, belki ‹stanbul’da, belki de Van’da…” Biz de flöyle bir ekleme yapamaz m›y›z: “Küçük Adam”lar dünyan›n neresindeyse, onun kitaplar› da mutlaka oradad›r. Hangi ülkede olursa olsun, “Küçük Adam”lar mutlaka onu sahipleneceklerdir…J

EK‹M 2008 | TAVIR | 15


fliir

belki yine gelirim ahmet telli

foto: ferhat eyübo¤lu

Dudaklar›m› kanat›rcas›na ›s›r›yorum günlerdir Her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü Bir gök gürlese bari diyorum, bir sa¤nak patlasa Bitse bu sessizlik, bu kirli yap›flkanl›k bitse Ama bir tufan az m› gelir yoksa yine de Y›rt›lan ve parçalanan bir fleyler olmal› mutlaka Hiç durmadan y›rt›lan ve parçalanan bir fleyler. Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent Ne kadar dingin görünüyor bana flimdi gökyüzü Gidenler nerde kald›lar, özledim gülüfllerini Bir kenti güzellefltiren yaln›z onlard› sanki Onlard› çocuklara ve aflka ölesiye ba¤lanan Kad›nlar› güzellefltiren herhalde onlard› "Tükürsem cinayet say›l›r" diyordu birisi Tükürsek cinayet say›l›yor art›k Ama nerede kald›lar, özledim gülüfllerini onlar›n Uzun uzun bak›yorum k›vr›lan sokaklara Tek yaprak bile k›p›rdam›yor nedense Ve tek tek söndürüyor ›fl›klar›n› varofllar Aln›m› k›r›k bir cama yasl›yorum, kan›yor Kan›m›n p›ht›lar›nda güllerin serinli¤i Ve fakat bir cellat gibi yetifliyor pusudaki Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük Yaflamak neleri ö¤retiyor, düflünüyorum Okudu¤um bütün kitaplar paramparça Ç›k›p dolafl›yorum akflamüstleri bir bafl›ma Bir uçtan bir uca yaln›zl›klar oluyor kent Bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum Sarmafl›k ayd›nlar, arabesk hüzünler

16 | TAVIR | EK‹M 2008

Bir gazete sayfas›nda sereserpe bir yosma Sesler gittikçe azal›yor, kufllar azal›yor Ve ne zaman yolum düflse vuruldu¤un yere K›zg›n bir halka oluyor boynumda o sokak Hüznü yaln›z atlar›m›z duyuyor art›k Biz çoktan unutmufluz böyle fleyleri Ama içimde bir s›rtlan›n dalg›n duruflu Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük ‹çimde zaptedilmez bir k›rma iste¤i Dizginlerini koparan bir at sanki bu Soluk solu¤a kal›yorum her sonbahar Ve sevgilim ne zaman hoflgörülü olsa Bir yolculuk düflüyor akl›ma, gidiyorum Bütün gençli¤im böylece geçip gitti iflte Ama hala bir fleyler var vazgeçemedi¤im Hangi duvar y›k›lmaz sorular do¤ruysa Bir gün gelirsek hangi kent güzelleflmez fiiirlerim bir dostun vuruldu¤u yerde yak›ld› Geri alm›yorum külleri yang›nlar ç›ks›n diye Devriyeler ç›kart flimdi, bütün ›fl›klar›n› söndür Sordu¤um hiçbir soruyu geri alm›yorum ey sokak Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük Dudaklar›m› kanat›rcas›na ›s›r›yorum günlerdir Bir gök gürlese bari diyorum bir sa¤nak patlasa Bitse bu kirli ve yap›flkan sessizlik, hiç gitmesem Oysa ne kadar sakin sokaklar, bu kent ve bütün yeryüzü ‹pince bir su gibi s›z›yorum gecenin tenha gö¤üne Sessizce çekip gidiyorum flimdi, sessiz ve kimliksiz Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün...J


izlenim

grup yorum’la bir eylül akflam› mehmet esato¤lu

Soka¤›n sesini bilir misiniz? Sokaktan her gün odan›za sesler girer. Yaflam›n sesleridir bunlar. Özellikle bizim gibi ülkelerde sokak, yaflam›n kalbinin att›¤› yerlerden biridir. Çocuklard›r sokaklar›n as›l kullan›c›lar› ve sahipleri. Oradan dünyay› tan›maya bafllarlar. Tüm yaflamlar›nda izler b›rakacak arkadafll›klar› burada bulur, en unutulmaz serüvenleri burada yaflarlar. Bafllar›na her türlü güzellik ve “bela” da buralarda gelir. Sokak dile gelse, flark›lar söylese, kim bilir nas›l bir cümbüfl olurdu diye düflünüyorsan›z müziklere kulak verin. Çünkü sokak orada kendine bir yer etmifltir. Oradan kendi sesini siz fark etseniz de, etmeseniz de usul usul iletmektedir. Dinleyiciyseniz soka¤›n seslerini do¤ru duyman›z için orayla iliflkili olman›z gerekir. Müzikçiyseniz oran›n seslerini do¤ru ve eksiksiz iletmek için bizzat oraya ait olman›z gerekir. 1980’li y›llarda ülke üzerine 12 Eylül askerifaflist darbesinin karanl›¤› çöktü¤ünde bir dolu insan›n morali bozulmufltu. “Sokaklar sustu!” diye köflelerine çekilmifllerdi. Sokak susar m›yd›? Belki geçici bir süre bu

olabilirdi. Ama c›v›l c›v›l yaflam sürdükçe, haks›zl›k ve zulüm bitmedikçe bu mümkün de¤ildi. Asl›nda sokak susmam›flt›. Nab›z ülkenin dört bir yan›nda at›p duruyordu. Ülke gençli¤i, emekçiler, zulüm alt›ndaki halklar de¤iflik illerin de¤iflik sokaklar›nda bir yandan direnip öte yandan bir destan yaz›yorlard›. Destan›n bir ucu Metris’te, bir ucu Kürt illerinde, Diyarbak›r Cezaev’nde, bir baflka ucu Netafl grevinde, bir baflka ucu Cudi Da¤lar›’nda, Munzur’da yaz›l›p duruyordu. Destan yaz›l›rken karanl›¤›n ortas›na bir yandan da notalar dökülmeye bafllad›. Ortaköy’de bir kültür merkezinin arka odas›nda parmaklar›n› gitar›n üzerinde gezdiren gençler belki iflin bafl›nda, bir isyan›n, bir destan›n parças› olduklar›n›n fark›nda bile de¤ildiler. Bin bir serüvenden geçip gelmifl dünya ve ülke müzi¤inin içine onlar da bir ucundan kat›l›yorlard›. Bir bayrak yar›fl›ndaym›flças›na koflacaklard›. Y›llar içinde, herkesin bir tutam katt›¤› bir afl› piflireceklerdi. Bu koflu içinde her no-

ta, her flark› ülke çap›nda yaz›lan destan›n, isyan›n bir parças› olacakt›. Müzi¤i üretirken süreç içinde kendilerine bir yol çizdiler. Ülkede kültürel yozlaflma, müzi¤i bir yakas›ndan v›c›k v›c›k bir arabesk müzi¤e, di¤er yakas›ndan v›c›k v›c›k bir etnik müzi¤e do¤ru çekifltirip duruyordu. Bir dolu müzikçi ve topluluk bu bata¤›n içine yuvarland› ve oradan ç›kamad›lar. Grup Yorum'u yaratanlar öncelikle bu topra¤›n flark›lar›n› söylemeye karar verdiler ama s›rtlar›n› enternasyonal müzi¤e dönmeden... Müziklerinde yerel tatlar olacakt› ama etnik müzi¤in dar dünyas›na saplan›p kalmayacaklard›. fiiirlere zorlama flark›lar uydurmak yerine, sözün içindeki müzi¤i bulup ç›karacaklard›. Kavgan›n, isyan›n müzi¤ini, kavgan›n, isyan›n esteti¤i ile yapacaklard›. Bafllarken iflleri çok zordu. Süreçte de önlerine zorluklar s›rada¤lar gibi dizildi. Parababalar›n›n ve onlar›n medyas›n›n sosyalizme karfl› koro halinde sövdü¤ü, "sosyalizm bitti" 盤l›klar› att›klar› günlerde, onlar eflit ve özgür bir dünyan›n özlemini hayk›ran flark›lar söylemeye bafllad›lar.

EK‹M 2008 | TAVIR | 17


izlenim

Devletin, medyan›n tüm güçleri b›rak›n onlar›n albümlerinden söz etmeyi onlar›n derhal susturulmalar›n› talep ediyorlard›. Konserlerine ülke tarihinde görülmemifl engellemeler yap›ld›. Kimi zaman Yorum'a, kimi zaman izleyicilerine büyük ac›lar çektirmeye girifltiler. Ama onlar›n flark›lar›n›n, türkülerinin sokak sokak yay›lmas›n› engelleyemediler. 6 Eylül 2008 akflam› ‹stanbul’un dört bir yan›ndan dudaklar›nda Yorum flark›lar›yla Harbiye Cemil Topuzlu Aç›k Hava Tiyatrosu’na do¤ru yürüyenler iflte bu tarihin flark›lar›n› m›r›ldan›yorlard›.

Topluluk elemanlar› bir alanda toplan›r prova yapar. Öte yandan da bir tan›t›m firmas› tan›t›m› yapar, biletler sat›l›r ve konser gerçekleflir. ‹fl Yorum’a gelince de¤ifliyor.

yor kentin dört bir yan›na. 1 May›s Mahallesi’nden Sar›gazi’ye, Kartal’dan Gazi Mahallesi’nden Okmeydan›’na pankartlarla donat›l›yor kent.

Onlar sokaklar›n çocuklar› olduklar› için, sokaklar da “konser”i duyar duymaz var gücüyle harekete geçiyor. ‹stanbul’un orta yeri, kenar semtleri, meydanlar›, ara sokaklar› hepsi onlar için çabalamaya bafll›yor.

D›flar›da bir f›rt›na koparken içeride de müzikçiler, Yorum’un elemanlar› büyük bir liste ile bafl bafla düflünüp duruyorlar. Konserde toplam 29 flark› söylenecek. Bunlar içinde bir dolu yeni flark› da var. Yorum’un elemanlar›, d›flar›dan konser için gelip çalacak müzisyenler, Yorum Korosu elemanlar›... Bunca kiflinin bir araya gelip prova yapmas› bile bafll› bafl›na sorun.

Bin bir özenle haz›rlanm›fl, kimbilir kaç uykusuz gecenin ürünü bir afifl binlerce bas›l›p yine binlerle da¤›l›yor kente. Genç eller, afiflleri yüklenip caddelere sokaklara da¤›l›yorlar. Sokak sokak, cadde cadde duvarlar Büyük bir haz›rl›k vard› günlerdir süren. mufltuluyor konseri. Biletler da¤›l›yor, elden Ama bu haz›rl›k al›fl›lagelmifl haz›rl›klara ele. O gece mühim bir maç varm›fl. Kimin umuru. O gece özel bir gece. Ölüm d›fl›nda pek benzemiyordu. ne olursa olsun gidilecek. Bir müzik toplulu¤u, konserine nas›l haz›r- Konseri duyurmak için koflanlar, afiflleri yeterli bulmuyorlar. Bu kez pankartlar da¤›t›l›lan›r?

18 | TAVIR | EK‹M 2008

Bunca “bela” Yorum’un bafl›nda kol gezerken etraf da “rahat” durmuyor; her kafadan bir öneri ya¤›yor. Herkes o geceyi kendi dü¤ünü gibi süsleme “derdi”nde. Grup “Sibel Yalç›n Destan›” flark›s›n› çal›fl›yor. Sibel gencecik bir k›z. Hani flu Can Yü-


izlenim

cel’in “Darwin Üzre” fliirinde: “Tam tükendi¤ini sand›¤›m›z yerde direncin / En çelimsiz k›z›m›zda bile bafl veren /O silkinifl var ya” diye anlatt›klar›ndan. Çevresini kuflat›p “Teslim ol!” diyenlere, “Siz bizim teslim oldu¤umuzu nerede gördünüz?” diye hayk›ranlardan... Çevrede bir heyecan bir heyecan... Kimi bence bu flark›ya Sibel’i anlatan bir klip yapmal›, diyor. Kimi bu flark›da Sibel’i anlatan bir dans olmal›, diyor. Kimi bu flark›n›n finalindeki fliiri ozan› Nihat Behram gelip okumal›, diyor. Bütün bu tart›flmalar›n ard›ndan herkes bir yöne do¤ru koflmaya bafll›yor. Elde kameralar, Sibel’in yazd›¤› destan bir kez daha canland›r›l›yor onun destan› yazd›¤› sokaklarda. Sibel arkadafllar›yla geliyor caddenin kenar›ndan. Yüzü Sibel’e benzemiyor oyuncunun. Ama Sibel Sibel at›yor ad›mlar›n›. Onun ayak izlerinden ilerliyor. Sibel Sibel vedalafl›yor arkadafllar›yla. Yürüyor Sibel, kofluyor Sibel. Sokaklar, kald›r›mlar, duvarlar Sibel’in serüvenine tan›kl›k ediyorlar. Sibel kofltukça duvarlar›n üzerinde düfl resimler beliriyor. Resimlerden birinden Mahir gülümsüyor. Bir baflka resimden Sabo bak›yor. Bir koro gibi hayk›r›yorlar; “Kofl Sibel kofl!” Sibel’in gözlerinin içine doluyorlar. Kofluyor Sibel. Kuflat›yorlar çevresini. Gecekondular al›yor Sibel’i, ba¤›rlar›na bas›yorlar. Bir gecekondu penceresinde Sibel’in atefl bak›fllar›n› görüyoruz. “Siz bizim teslim oldu¤umuzu nerde gördünüz?” diyen parmaklar› zaferi iflaret ederek yükseliyor. Ba¤laman›n sap›nda dolafl›yor Yorum’dan Cihan’›n parmaklar› Sibel’le birlikte. S›ra destan›n selamlama bölümüne geliyor. Yorum Korosu giriyor “Selam sana yoldafl!” diye. Onlarla birlikte adeta kentin dört bir yan›ndan da sesler yükseliyor. Sokaklar›n tüm çocuklar› kat›l›yor bu koroya. Birden k›rm›z›lara bürünmüfl bir dansç› ç›k›yor. Atefl kostümüyle dans ediyor, dönüyor. Elleri, kollar›, bacaklar›yla destana kat›l›yor.

Sibel dans eder miydi? Kim bilir? Peki, kendisini günün birinde bir yafl›t›n›n böyle dans ederek anlataca¤›n› düflleyebilir miydi? Onu da kimse bilmiyor. Destan böyle bitecek san›l›rken birden bir ozan ç›k›yor ortaya. Dizeleriyle halk› kavgaya ça¤›rmaya koyuluyor: “Hayk›r ac›n› ey halk, bafl e¤me hayk›r / Bir yol kavfla¤›ndas›n ve ancak / Yaralar›n, hayk›r›fllarla onar›l›r / Bir yol kavfla¤›ndas›n ve senin / De¤iflmek için ç›rp›n›yor kaderin / Kuflan aln›nda biriken o kara teri / S›rt›nda flak›rdayan k›rbac› kopar” On üç dakika sürecek bir flark› için film emekçileri befl gün çal›flacak, ressamlar duvarlara resimler çizecek, befl oyuncu de¤iflik sahneler için u¤rafl verecek... Ard›ndan günler ve gecelerce kurgular yap›lacak. Bir dansç› günlerce haz›rlanacak. Ozan Nihat Behram, ‹sviçre’nin kuzeybat› ucundaki Basel kentinden bir uça¤a binip ‹stanbul’a gelecek fliirini okumak için.

sunda net bir fikri yok. Akflam yönetmen elinde bir müzik CD’siyle ç›kageliyor. Hep birlikte müzik setinin bafl›na toplan›p flark›y› dinliyorlar. fiark› kulaklara aflina Yorum flark›lar›ndan biri de¤il. Yeni bir beste... fiu bildi¤imiz gökdelenleri anlat›yor. Hani kente uzaktan bakt›¤›m›zda de¤iflik noktalardan f›rt demifl f›rlam›fl beton y›¤›nlar›ndan... fiark›da kentin tepelerine ve çevresine yay›lm›fl gecekondular da var. Ne yap›yorlar? Öyle durup birbirlerine mi bak›yorlar. Hay›r. ‹ki ayr› s›n›f gibi flark› boyunca kap›fl›yorlar. Oyuncular sahneye yöneliyorlar. Yenilerden biri “Ne yapaca¤›z? “ diyor. ‘Biz de gecekondu ve gökdelen k›l›¤›na m› girece¤iz?’. “Hay›r” diyor yönetmen “Binalar dövüflmez, s›n›flar dövüflür.”

Böyle bir düfl kurabilirsiniz ama bu düflü gerçeklefltirmek kolay de¤ildir. Sanat piyasas› dedi¤imiz alanda böylesi iflleri becerebilmek için bir dolu insan› seferber ediyor, milyonlarca lira para harc›yorlar ama olmuyor, olam›yor. Hâlbuki bu onlarca ifli bir ç›rp›da herkesin imecesiyle gerçeklefltirmek için Yorum’un “Yapal›m!” demesi yetiyor.

Bafll›yor sahne provas› gecekondu-gökdelen at›flmas›n›n. Gökdelen bir yandan kenti iflgal ediyor. Bir yandan da gözda¤› veriyor gecekondulara. “Kentsel dönüflümle yok edece¤im sizi!” diyor. Oyuncular çok gülüyor bu at›flmaya ama ayn› saatlerde prova alan›na ulaflan Sulukule’nin y›k›m haberleri yüzlerinde donduruyor gülüfllerini. Anl›yorlar ki ifl flaka de¤il düpedüz bir gerçek. Prova yeniden bafllad›¤›nda daha büyük bir h›rsla yürüyorlar gökdeleni oynayan oyuncunun üzerine.

‹flte o zaman iflin içindeki tüm Ferhatlar da¤lar› delmeye girifliyorlar. fiirinler ise öyle bir köfleden bakm›yor, Ferhatlardan bin misli daha büyük bir güçle kollar› s›vay›p onlar da da¤›n bir baflka ucundan girifliyorlar.

Kentin dört bir yan›nda ellerinde biletler gençler kofluyor. Aç›k hava tiyatrosunu dolduracak dört bin bilet çoktan bitmifl; yeni biletler bas›l›yor bir yandan; merdivenlere, sahnenin sa¤›ndaki solundaki boflluklara da bilet sat›l›yor.

Kentin bir baflka yan›nda amatör tiyatrocular hareketli. Genç oyunculardan biri ellerinde le¤enler, ütüler geçerken oradan bir esnaf soruyor: “Ne o yeni oyun mu haz›rl›yorsunuz?” Genç oyuncu “Hay›r abi, konsere haz›rlan›yoruz.” diye yan›tl›yor. Esnaf bu konser yan›t›na pek bir anlam veremiyor.

Kentin içinde deliler gibi koflturanlar› bir ölüm haberi durduruyor. 17 milyonluk bir kentte f›s›lt›lar dolafl›yor kulaktan kula¤a “O öldü.” diye. Günlerdir koflan, oynayan, dans eden, film çeken, müzik provas› yapanlar bir an kalakal›yorlar.

Oyunculardan biri arkadafl›yla ayn› konuyu konufluyor. Arkadafl› “‹yi ama ben konserde ne yapaca¤›m benim sesim iyi de¤il ki!” diye itiraz ediyor. Ortada bir konser telafl›d›r gidiyor. Kimsenin ne olup bitece¤i konu-

“Yaland›r, daha önce de böyle haberler ç›km›flt›.” diyecekler ama diyemiyorlar. Bu kez haber do¤ru... Bir an her fley duruyor. Bu kez baflka bir f›s›lt› “Kalk›n!” diyor. Söz alm›fl ölürken yol-

EK‹M 2008 | TAVIR | 19


izlenim

dafllar›ndan. Hiçbir fley durmamal›. “Dost sakland›¤›, ortas›nda sokak lambas›n›n durdu¤u bir dekor olufluveriyor. Tam da sokadost ille kavga” dedirtmifl yan›ndakilere. ¤›n çocuklar›na yak›flan bir dekor… Kentin dört bir yan›nda sabah›n ilk ›fl›klar›yla kalk›p kavga aflk›na gün boyu, gece boyu ko- A¤›r ses kolonlar› tafl›yan emekçiler var gecenin karanl›¤›nda. Tepelere ›fl›klar çekiliflanlar›n bu kez zorlukla kalk›yor gövdeleri. yor. Sabah›n ilk ›fl›klar›na kadar konserin biBir akflamüstü Gazi Mahallesi’nde k›z›l bay- linmeyen kahramanlar›, sahne emekçileri raklar›n korosu karfl›l›yor kahverengi bir ta- çal›fl›p duruyor. butu. Ne çok bayrak var caddelerde. Gazi halk› üzerlerine kurflun s›k›l›rken yan› bafl- Sabah gün bir baflka türlü ›fl›yor, sahneye ç›lar›nda bulduklar› “Bilge ‹nsan”› selamla- kacaklar ve aç›k hava tiyatrosunu dolduramak için yollara dökülüyor. Yüzlerce k›z›l caklar için. bayrak caddelerde; ama öksüz öksüz dalgaSabah›n erken saatlerinde müzikçiler sazlalan›yor. r›n› ses düzeni ile uyumlu k›lmak için geli“Hoflçakal›n Dostlar›m” flark›s›n›n fonun- yorlar. Günlerdir prova edilmifl yirmi dokuz da yer alacak görüntüler birbirini ard›na flark› bu kez aç›k hava tiyatrosunun sahnesinden yank›lanmaya bafll›yor. s›ralan›yor. “Hoflçakal›n dostlar›m benim / Hoflçakal›n dostlar›m Sizi can›mda can›m›n içinde / Kavgam› kafamda götürüyorum”…

Sahnenin etraf›nda görevliler ve görevli olmasa da destek için koflmufl gelmifl bir kalabal›k var. Herkes “Ben ne yapay›m?” dercesine birbirinin gözlerinin içine bak›yor.

Haz›rl›klar tamamlanmak üzere. Haz›rl›klar› Akflamüstüne do¤ru içerde bütün haz›rl›klar yapanlar Harbiye’deki aç›k hava tiyatrosu- tamamlan›yor. Kap›n›n önünde bir insan seli uzay›p gidiyor. Çocuklar, gençler, anneler, bana do¤ru yollara düflüyorlar. balar, kardefller garip bir heyecanla içeri gireBir gece yar›s› sahne kurulmaya bafll›yor. mezsem endiflesiyle k›vran›p duruyor. Kap›da Sa¤›na ve soluna gökdelenle gecekondunun konuklar›n› büyük bir sayg›yla karfl›layan ‹dil

20 | TAVIR | EK‹M 2008

Kültür Merkezi elemanlar›n›n uyar›lar›, telkinleri bu çocuksu telafl› engelleyemiyor. Herkes bir an önce içeri girmeye çabal›yor. Önce oturma yerleri, ard›ndan merdivenler, daha sonra bofl olan her yer bir avuç boflluk kalmamacas›na doluyor. Önceden gelip yerleflmifller konserin bafllamas› için alk›fllarla tezahürat yap›yorlar. Sahnede her fley haz›r olmas›na karfl›n konser bafllayam›yor. Ancak binlerin aç›k hava tiyatrosuna yerleflmesi bitmiyor, bitmiyor, bitmiyor. Aç›fl için Ozan Nihat Behram fliir okuyacak ve Yorum’u sahneye ça¤›racak. Birden ›fl›klar sönüyor. Sahnede yaln›zca nota sehpalar›n›n küçük ›fl›klar› yan›yor. Bir izleyici ›fl›k sahnede dolaflarak ozan› ar›yor. Ozan beyaz bir ›fl›k eflli¤inde sahnenin ortas›na yürüyor. Giderek coflkuyu yükselten bir tonda fliirini okumaya koyuluyor. fiiir bitti¤inde kulise dönüp bak›yor ve Yorum’u sahneye ça¤›r›yor. Bir gök gürültüsü eflli¤inde topluluk sahne ortas›na yürüyor. Binler ayakta doymamacas›na alk›fllarla selaml›yor soka¤›n çocuklar›n›. “Da¤lara Sözümüz Var”la bafllay›p “Cemo” ile noktalanacak büyük bir müzik "miting"i iflte böyle bafll›yor.J


de¤erlendirme

olimpiyat ruhu çoktan öldü selim kaya

Olimpiyatlar... Dört senede bir yap›lan, dünya uluslar›n›n binlerce yar›flmac›s›n› bir araya getirip yar›flt›ran, dünyan›n en büyük yar›fl organizasyonu... Nas›l do¤mufl, ilk kimler taraf›ndan organize edilmifl, flu an için bu yaz›n›n as›l konusu olmasa da k›saca de¤inmekte yarar var. Çünkü do¤du¤u günden bugüne ne gibi de¤iflikliklere u¤ram›fl, onu k›yaslama imkan›na ancak böyle sahip olabilece¤iz. Antik olimpiyatlar›n tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte hakk›nda pek çok söylenti var. Olimpiyatlar›n tarihinin ise MÖ 14. yüzy›la kadar uzand›¤› tahmin ediliyor. Oyunlar›n Yunanistan'›n Olympia yöresinde bafllad›¤› tahmin edilmekte. MÖ 776 y›l›ndan itibaren ise oyunlar›n tarihi kesin olarak tutulmaya bafllan›yor. Zamanla, yar›flma say›s› art›r›l›yor, program bir günden befl güne uzat›l›yor. 14. Olimpiyat Oyunlar›'ndan sonra, sahan›n gelifl - gidiflini kapsayan bir yar›fl ekleniyor. Sonralar› mesafe koflular›, boks, gürefl, boks ve gürefl kar›fl›m› Pankration/Pentatlon denen 5'li yar›flma, z›rhlar› ile yar›flan askerlerin koflular› ve atl› araba yar›fllar› ile program geniflletiliyor. 16 Haziran - 23 Haziran 1894 aras›nda Paris-Sorbonne Üniversitesi'nde düzenlenen bir kongrede, ilk modern olimpiyat oyunlar›n›n da antik oyunlar›n do¤um yeri olan Atina'da, 1896 y›l›nda yap›lmas›na karar veriliyor. Oyunlar› organize etmek için Uluslararas› Olimpiyat Komitesi (IOC) kuruluyor. Komitenin ilk baflkan› olarak Yunan Demetrius Vikelas seçiliyor. Kongrede kabul edilen ilkeler ise flunlar: - Olimpiyatlar, eskiden oldu¤u gibi, her dört y›lda bir yap›lacak. - Olimpiyatlar, Klasik Yunan'da oldu¤unun aksine, tüm dünya sporcular›na aç›k olacak ve yar›flma program›, günün sporlar›n› içerecek. - Yar›flmalarda sadece büyükler yer alacak. - Amatörlük kurallar›, kesinlikle uygulanacak.

EK‹M 2008 | TAVIR | 21


de¤erlendirme

üzerindeki tan›nma oran›n› art›rm›fl, olimpiyatlar sayesinde dünya pazar›nda daha fazla yer kapman›n önünü açm›flt›r. Harcad›¤› milyon dolarlar› kat be kat geri alaca¤› ekonomik anlaflmalar› çoktan yapm›flt›r bile. Ki olimpiyatlar, hele de yak›n tarihteki olimpiyatlar, sadece reklam de¤il, para kazanmak için yap›l›yor art›k. Dünyan›n bütün tekellerinin gözü, aç kurtlar misali bofluna dikilmiyor olimpiyatlar›n üstüne.

Böylesine güzel, böylesine ulvi amaçlar do¤rultusunda yap›lmaya bafllan›yor iflte olimpiyatlar. Ancak bugüne flöyle üstünkörü bile baksak, bu amaçlarla yak›ndan uzaktan ilgisinin kalmad›¤›n›; kapitalizmin göbe¤inde yap›lacak herhangi bir uluslaras› etkinli¤in, bu sportif veya kültürel herhangi bir konuda olabilir, kar amac› güdülmeden yap›lmad›¤›n›, her fleyin paraya endekslendi¤ini; emperyalizmin, dünya üzerindeki tüm insani de¤erleri, kültürleri birer birer yok ederek, güzel olan her fleyi kirletti¤ini görebiliriz. Kimbilir ilk olimpiyatlar ne kadar güzeldir. Kardeflçe biraraya gelen sporcular, maddi hiçbir ç›kar gözetmeden, sporun birlefltiricili¤i içerisinde yar›flma kazanman›n hazz›n› yaflam›fllard›r. fiimdi de görüntüde ayn› fleylerin yafland›¤› yan›lsamas›na kap›labiliriz. Öyle ya dünyan›n dört bir yan›ndan gelen sporculer, tek tek veya tak›m halinde canla baflla u¤rafl›p rakiplerini yenmeye çal›fl›yor, kazanmak için ellerinden gelen her türlü çabay› gösteriyorlar. Geçmiflle k›yaslad›¤›m›zda, Antik olimpiyatlarla bugünün modern olimpiyatlar› aras›nda, sporcular› motive eden nedenlerin epeyce de¤iflmifl oldu¤unu vurgulamak gerekiyor ama. Olimpiyatlar›n ortaya ç›kt›¤› ilk y›llarda, sporcular›n maddi bir beklentisi oldu¤unu sanm›yoruz. Çok çok manevi özendiriciler vard›r onlar› motive eden. Oysa flimdi öyle mi? Olimpiyatlarda dereceye giren spor-

22 | TAVIR | EK‹M 2008

culara, en baflta ülkeleri ak›l almaz servetler vaad ediyorlar. O da yetmiyor, hangi uluslararas› tekel o sporcuya sponsor olmuflsa aralar›ndaki anlaflmaya göre o sporcu dereceye girdi¤inde yedi göbek sülalesine yetecek kadar bir para alabiliyor. Olimpiyatlara kat›lan sporcular›n, kendi ülkelerinin baflar›s› için de ter döktü¤ü, ülkelerini çok sevdi¤i, içlerinde milliyetçi duygularla yar›flt›klar› söylenebilir. Do¤ru olabilir elbette. Bizim de tart›flmak istedi¤imiz temel konu bu de¤il tabi ki. Gerçekten de, yar›flan sporcular›n baz›lar›n›n madalya törenlerinde, ülkesinin milli marfl› çal›n›rken, bayra¤› göndere çekilirken gözyafllar›na bo¤ulmas›, en az›ndan onun bir fleyler hissetti¤inin bir göstergesi. Bunu tart›flm›yoruz, bunun olabilece¤ini de kabul ediyoruz. Ancak, olimpiyatlar, bugün gelinen aflamada art›k akl›n s›n›rlar›n› zorlayacak kadar çok paran›n döndü¤ü, tekellerin a¤z›n›n suyunu ak›tan cirosuyla dört y›lda bir hayata geçirilen, dünyan›n en büyük kazanç yollar›ndan biri olmufl durumda. Buna art›k kimse karfl› ç›kamaz. Çin, olimpiyatlar›n aç›l›fl törenine iki y›ld›r haz›rlan›yor ve sadece aç›l›fl törenine harcad›¤› para 75 milyon dolar... Çin gibi, sosyalizmden kapitalizme dönüfl yapm›fl, hatta art›k emperyalist bir güç haline gelmifl bir ülke, kaz gelecek yerden tavuk esirgemiyor iflte. “Reklam›n iyisi-kötüsü olmaz” eprisinden bile hareket etsek, Çin olimpiyatlarla dünya

Olimpiyatlar›n, iyice flirazesinden ç›kmas›, art›k bütünüyle parasal ç›karlara endekslenmesi, elbette ki sosyalist blo¤un da¤›lmas›ndan sonraya denk geliyor. Ondan önce hiç olmazsa emperyalist-kapitalist ülkelerle sosyalist ülkeler aras›nda bir rekabet ortam›ndan bahsedilebiliyordu. Zaten üçüncü dünya ülkelerinin, yani en yoksul ülkelerin, olimpiyatlara sporcu gönderebilmeleri mucizelere kalm›fl durumdayd› (Ki hala da öyledir çünkü olimpiyatlara kat›lmak için her branflta belirlenen baraj› aflmak gerekiyor, bunu baflarabilmek de oldukça zor). Sosyalist ülkeler, spora emperyalist-kapitalist ülkeler gibi bakmad›klar›ndan, sadece sa¤l›kl› bedenler kazanman›n en do¤al yolu olarak bakt›klar›ndan ve de olimpiyatlar›n fliar› olan “daha yüksek, daha h›zl›, daha güçlü”nün peflinde olduklar›ndan, olimpiyatlarda emperyalist ülkelerle her dalda rekabet edebiliyor, hatta birçok dalda rakipsiz kal›yorlard›. fiimdi bu rekabet ortam› yok ne yaz›k ki. Sosyalist ülkelerden Küba ve Kuzey Kore’nin de gücü, koskoca emperyalistlere yetmiyor, onlarla ancak bir kaç dalda yar›flabiliyorlar. Geçen y›llarda yap›lan olimpiyatlarda oldu¤u gibi, Çin, ABD ve Rusya, madalyalar›n neredeyse hepsini toplad›lar. Onlara rakip olabilecek ülke yoktu. Baz› spor dallar›nda istisnai birtak›m baflar›lar gösteren, “öteki” ülke sporcular›, sporun gelece¤ine dair güzel umutlar yaymaya çal›flt›ysalar da, bunu baflarmaktan ne yaz›k ki uzakt›lar. Emperyalist ülkelerle difle difl mücadele etmek, en az onlar kadar olanaklara sahip olmaktan geçiyor baz› konularda. Onlarla yürütülen, ezilen halklar lehine iktidar mücadelesi yürütmek için de¤il bu koflulumuz; o savafl› yürütmek için cüret, inanç ve özgücüne güven yeter de artar bile. Ama spor gibi


de¤erlendirme

bireysel ve tak›m olarak belli baz› derecelere ulaflman›n yolu çocukluktan itibaren, hem beslenme hem de tesis olarak belli baz› kriterlere eriflmek gerekiyor. fiimdi bir ABD ile bir Endonezya veya Somali aras›nda olanak anlam›nda bir eflitlikten bahsetmek mümkün müdür? Elbette ki hay›r! Bir emperyalist ülke ile bir sömürge aras›nda tesis anlam›nda da, sporcular›n küçüklükten itibaren sa¤l›kl› beslenmesinde de bir uçurum söz konusudur. Teknik olanaklar aç›s›ndan emperyalist-kapitalist ülkeler s›n›rs›z bir zenginli¤e sahipken, sömürgelerde baz› sporcular koflu ayakkab›s› bile zor temin edebiliyorlar; o da bir sponsor bulabilirlerse... Emperyalizm her fleyi kirletti¤i gibi, en temiz kalmas› gereken sporu da, paran›n kiri ile lekelemifltir. Olimpik baflar›lar, art›k bilimin bile kötü amaçlar do¤rultusunda kullan›lmas›yla; doping denilen, sportmenli¤e yap›labilecek en i¤renç müdahaleyle elde edilir olmufltur. ‹lk olimpiyatlarda doping kulland›¤› için olimpiyatlardan ihraç edilen bir sporcunun oldu¤unu sanm›yoruz. Ancak son zamanlarda yap›lan her olimpiyatta doping kulland›¤› için oyunlardan ihraç edilen sporculara, doping kullan›ld›¤› için iptal edilen dünya ve olimpiyat rekorlar›na tan›k oluyoruz. Bu da aç›kças› herkesin midesini buland›r›yor, olimpiyatlar›n her geçen gün daha da kirlendi¤ine dair düflünceleri güçlendiriyor.

Az önce flöyle bir de¤indi¤imiz konuya tekrar dönersek; olimpiyatlarda ülkesinin baflar›s› için ter döken sporcular›n oldu¤unu, ülkesini ve halk›n› çok seven sporcular›n da buralarda yar›flmalara kat›labilece¤ini söylerken; bunun art›k neredeyse istisna olarak kald›¤›n›, ülkelerin yabanc› sporcular› büyük paralar ödeyerek transfer etti¤ini, hemen vatandafll›¤a geçirip sanki kendi yetifltirdi¤i bir sporcuymufl gibi olimpiyatlara gönderdi¤ini biliyorduk. Bir bak›yorsunuz bir Çinli sporcu Türkiye ad›na yar›fl›yor; bir bak›yorsunuz bir Kongolu

Fransa ad›na kofluyor, bir Zambial› Finlandiya ad›na kürek çekiyor; bir Kenyal› ‹sveç ad›na voleybol oynuyor... Ço¤altmak mümkün bu örnekleri... fiimdi hangi duygularla yar›fl›yor bu sporcular. Daha ad›na yar›flt›klar› ülkenin dilini bile bilmezken, olas› bir madalya töreninde milli marfl çal›n›p da bayrak göndere çekilirken, o sporcu neler hissedebilir ki? Bu mudur olimpiyat ruhu? Bu mudur sportmenlik? Böyle elde edilen baflar› gerçekten baflar› m›d›r? Örne¤in Rusya’n›n Da¤›stan özerk bölgesinde do¤up büyümüfl bir güreflçi olan Ramazan fiahin’in, Türkiye ad›na güreflte kazand›¤› alt›n madalyan›n herhangi bir de¤eri var m›d›r? Bu sporcu daha Türkçe tek bir sözcük bile bilmezken, Osmanl› döneminden kalma bir yöntemle devflirilmifl ve olimpiyatlarda Türkiye ad›na yar›flm›fl bir sporcudur. Bu örnekler, asl›nda gelinen aflamay› çok güzel bir flekilde özetliyor. Olimpiyatlar olimpiyat olmaktan ç›km›fl, daha do¤ru bir deyimle, emperyalistlerce, emperyalist tekellerce ç›kar›lm›flt›r. Markalar›n olimpiyat› haline getirilmifltir. ‹stisnas›z tüm sporcular bir marka taraf›ndan sat›n al›nm›fl, o sporcular da kendi ülkeleri için de¤il, üzerinde tafl›d›klar› markalar›n baflar›s› için yar›fl›r hale gelmifltir. Bunun istisnas› Küba ve Kuzey Kore’dir, onlar ad›na yar›flan, gerçekten ülkelerini ve halklar›n› seven, madalyalar›n› onlara arma¤an eden sporculard›r. Ötesi parad›r, flöhrettir, her türlü pisli¤in peflinde koflmak, yüzmek, atlamakt›r. J

EK‹M 2008 | TAVIR | 23


deneme

che’ye dair... ümit zafer

che’ye dair... “... Özledi¤in insan› kendinde oluflturmaya baflla...” (Saint-Exupery)

Le Monde Diplomatique yazar› I. Ramonet ile 2006’da yapt›¤› uzun röportaj›n bir yerinde flöyle der Castro: “... Baz› insanlar hiç ölmez. O kadar güçlü, kudretli, yo¤un bir varl›klar› vard›r ki öldüklerini, yok olduklar›n› düflünmek imkans›zd›r. Özellikle de duygular›n›zda ve hat›ralar›n›zda sürekli var olduklar› zaman...”

le prati¤e uygulad›klar› aras›nda hiçbir çeliflki bulunmayan insan, sade insan, kusursuz insan, düflünce ve eylem adam› olarak simgeledi¤i her fleyle Che’den örnek al›nmal›d›r...”

Yine uzun, yine güzel konuflur Fidel. Can yoldafl› Che’nin nas›l yaflad›¤›n› anlat›r. Ki aradan geçen yirmi y›l buna tan›kt›r. Ve ilk kez Che’ye dair düflüncelerini 2006’da böyle özet- flimdi söylemiyordur bunlar› Fidel. Che’nin leyen Fidel, 8 Ekim 1987 tarihinde Che’nin yir- Bolivya’daki ölüm haberi geldikten hemen minci ölüm y›ldönümünde yapt›¤› konuflma- sonra da, olanca keskinli¤iyle hayk›rm›flt›r hakikati. 18 Ekim 1967 tarihinde Havana’n›n da ise flunlar› söyler: “Che’nin yaflad›¤›n›, eylemlerini sürdürdü¤ü- Devrim Meydan›’nda toplananlara ve onlanü, asla ölmedi¤ini hayal eden birinin onun r›n flahs›nda cümle aleme, Che’nin yaflayacayaln›zca günlük hayatta de¤il, düfllerde de va- ¤›n› ilan etmifltir. roldu¤unu hissetmesinde bir gariplik yoktur. Nereden bakarsak bakal›m, devrimimizin ha- O gece sadece meydanda kalmaz Fidel’in sesi. yat›nda Che’nin her zaman var oldu¤u, hiç öl- Dalga dalga yay›l›r. Ki dünya halklar›n›n tek medi¤i, yap›lanlar›n ›fl›¤›nda onun her za- a¤›zdan ç›kan ortak sesidir bu. Böyle oldu¤u mankinden canl› göründü¤ü, emperyalizmin içindir ki, yank›s› bütün zamanlara ulafl›r. Koher zamankinden daha güçlü bir düflman› ha- nuflur Fidel. Coflkuyla, h›nçla, inançla konuflur. Che’nin özelliklerine, de¤er, erdem ve önderliline geldi¤i sonucuna var›r›z...” ¤ine dair cümleler kurar Fidel. Konuflur, anlaFidel hakl›d›r, çünkü o insanlar hiç ölmezler. t›r, paylafl›r ve bir yerde, art›k kaç›n›lmaz hale Dünyan›n son umudu ve tam da bu nedenle, gelen flu cümleyi kurar: “... Ve o öldü.” soylar› tükenmeyen birer flahin olduklar› için zaman› afl›p gönülden gönüle kanat ç›rparlar. Kabullenmenin zor, al›flman›n imkans›z olduUlaflt›klar› her gönüle adaletin, özgürlü¤ün, ¤u bir gerçekliktir bu. Kay›p büyük, ac› keskinkardeflli¤in ve sosyalizmin sevdas›n› b›rak›r- dir. Ve fakat, bu ac›y› da tarih bilinci ve Che’yle paylafl›lan ideallerin derman›yla da¤laman›n lar. Ve Fidel, konuflmaya devam eder: “... Çal›flmaya karfl› tutumuyla, kendi örne¤i- vaktindedirler. Ve o alanda bulunanlar›n flahne dayal› ö¤retim ve e¤itim yöntemleriyle, s›nda, cevab› örnek olacak bir soru yöneltir her fleyde öncü olmak iste¤iyle, en zor, en halka Fidel: a¤›r, en çok fedakarl›k gerektiren görevler için “...Ama, yine de, devrimciler bu a¤›r kayba nahemen öne at›lmas›yla; dava u¤runa can›n› s›l dayans›nlar? Onun yoklu¤una nas›l dayanvermeye her an haz›r bir kifli olarak, baflkalar› s›nlar? Che bu konuda görüflünü aç›klayacak için can›n› vermeye her an haz›r bir kifli ola- olsayd›, ne derdi acaba?” rak, gerçek dayan›flma timsali bir kifli olarak, Evet, nas›l dayan›l›r böyle bir ac›ya? Cevab›n› yoldafllar›n› asla hayal k›r›kl›¤›na u¤ratmayan arad›¤›m›z soru budur. Ki flimdi bir yanarda¤ insan, söyledikleriyle yapt›klar›, ö¤rettikleriy- a¤z›ndan dökülen lavlardan daha atefllidir

24 | TAVIR | EK‹M 2008

Fidel’in kelimeleri: “...Yüksek erdemlere sahip bir insan›n kayb›na üzülüyoruz. Üstün ahlakl› bir insan› yitirdi¤imiz için ac› duyuyoruz. Efli benzeri bulunmayan, duygulu, dost insan› kaybetti¤imiz için ac›l›y›z. Böylesine zeki ve yetenekli bir insan›n ölümüne kederleniyoruz...” Yürek yang›n yeridir flimdi ve en sönmez atefl, yürekte yanand›r. Ama o yang›n, tafl›mas›n› bilene ma¤rur bir kuvvet verir. Y›k›lmaz, yenilmez yapar. Ki ac›s›n› direncin harc› yapan bir kültürdür söz konusu olan. ‹flte o bilincin gücüyle, Che’nin fiziki ölümünden medet uman emperyalistlerin surat›na tokad› basar Fidel: “...Devrimci hareket için bu kayb›n ne boyutta oldu¤unu biliyoruz. Yine de emperyalistlerin zay›f yan› flu: Bir insan› fiziksel olarak yok ederlerse onun düflüncelerini, eserlerini, erdemlerini ve verdi¤i örne¤i de ortadan kald›rd›klar›n› san›yorlar...” Yan›l›yorlar elbette. Çünkü, Che gibi insanlar sadece fiziksel bir varl›ktan ibaret de¤ildirler. Onlar düflünceleri, eserleri, erdemleri ve yaratt›klar› örneklerle yaflarlar. Tarih, bu gerçekli¤in tan›¤›d›r. Ve halklar, bu gerçekli¤in yarat›c›s›d›r. Ve umut, bu gerçe¤in ad›d›r. Ki Fidel, umutlu olman›n sanat›ndan bahsetmektedir: “... Bir sanatç› ölebilir... ama asla ölmeyecek olan, yoluna hayat›n› adad›¤›, zekas›n› u¤runa seferber etti¤i sanatt›r...” Ve flimdi, bu sanat›n ayd›nl›¤›nda Fidel’in o sorusuna Che’nin verdi¤i cevab› an›msaman›n vaktindeyiz. Elbette, Fidel’in sorusuna Che’nin fiziki anlamda cevap vermesi mümkün de¤ildir. Ama Che’nin eylem, emek, de¤er ve idealin-


deneme

yok” diye öttürüldü¤ü günlerdir yaflanan zaman. Fidel ise, o gece o meydanda Che’nin nas›l varolaca¤›n› bir iddia, bir öngörü, bir sezgi olarak de¤il, ama gerçe¤in ta kendisi olarak ilan eder. Çünkü tarihin sesidir Fidel’in dudaklar›ndan dökülen: “... Tarihin de gösterdi¤i gibi, onun tavr›n› alan, yoksullar›n davas› için her fleyi yapan ve her fleyini veren insanlar, her geçen günle birlikte daha da ölümsüzleflir, her geçen günle birlikte halklar›n kalbinde daha da derine gömülürler...” Fidel hakl›d›r ve dahas›n›, bir delikanl› söyler: “... Ö¤renci Sald›rmazl›k Eflgüdüm Komitesi’nden (SNCC, Student Non-Violent Coordinating Committee) Julius Lester’in yazd›¤› gibi: ‘Che’nin ölmüfl olmas› önemli de¤ildir, önemli olan onun gibi bir insan›n yaflam›fl olmas›d›r. Yoldafl Che’yi yok edebilmek için, bizi, biz yoksullar›n tümünü yok etmeleri gerekir; bu ise olanaks›zd›r’...” Ve aradan geçen k›rk y›l, Che’nin yok edilmezli¤ini her an ispatlayarak geçmifltir. Ölümsüzlük budur zaten, halk›n içinde yaflamakt›r. Çünkü, halklar kadir k›ymet bilir ve kahramanlar›n› yaflat›rlar. Hem de öyle bir yaflat›rlar ki, ço¤al›r o erdem, de¤er ve yi¤itlik. Gerisini de Fidel söyler: “... ‹flte bu nedenle, yoldafllar›m, gelece¤e umutla bakmal›y›z. Che’nin örne¤ine, her zaman esinlenmek için bakmal›y›z, mücadelede esin için dayan›kl›l›kta esin için, düflmanla uzlaflmazl›kta esin için, enternasyonalist duygularda esin için bakmal›y›z bu örne¤e...”

den kalan sözler, bütün zamanlarda geçerli olan cevaplard›r zaten. ‹flte bu yüzden, “Bu ac›ya nas›l dayan›l›r?” sorusunun cevab›n› da Che’den al›r›z: “... Devrimciler bu a¤›r kayba nas›l dayans›nlar? Onun yoklu¤una nas›l dayans›nlar? Che bu konuda görüflünü aç›klayacak olsayd›, ne derdi acaba? O, görüflünü daha önce belirtti, Latin Amerika Dayan›flma Konferans›’na gönderdi¤i mesajda ‘Savafl ça¤r›m›z kulaktan kula¤a yay›lacaksa ve silahlar›m›z› almak için baflka eller uzanacaksa, ölüm nereden gelirse gelsin, hofl geldi, sefa geldi’ diye yazarken bu görüflü aç›kça

ortaya koydu...” Che’nin görüflü, ölümsüzlü¤ün ne ve nas›l oldu¤unun cevab›d›r bir yerde. Ki idealler yaflad›kça, yaflat›rlar u¤runa can verenleri. Ve devam eder Fidel: “... O, bize devrimci düflüncesini, devrimci erdemlerini b›rakt›. Bize, karakterini, iradesini, dayan›kl›l›¤›n›, çal›flma anlay›fl›n› miras b›rakt›. Tek kelime ile bize örne¤ini miras b›rakt›! Che’nin örne¤i halk›m›z›n ulaflmak istedi¤i ideal olacakt›r.” Fidel bu cümleyi kurdu¤unda tarih Ekim 1967’dir. Burjuva borazanlar›n “Che art›k

O gecenin sonunda o meydanda “Hasta la victoria siempre”(*) hayk›r›fllar› yükselir. Duyulan Che’nin her renk ve milliyetten ço¤alan sesidir. Ve o ses “Venceremos”(**) avaz›n› tafl›maktad›r cümle cihana... (*): Zafere Kadar Devrim (**): Kazanaca¤›z KAYNAKLAR: Yaflam Öyküsü – Ernesto Che Guevara – Yar Yay›nlar› Politik Yaz›lar – Ernesto Che Guevara – Yar Yay›nlar› Ekonomik Yaz›lar – Ernesto Che Guevara – Yar Yay›nlar› J

EK‹M 2008 | TAVIR | 25


röportaj

15. y›l›nda kardefl türküler tav›r

lar›n kardeflli¤i temas›n› iflleyerek; Ermenice, Azerice, Kürtçe ve Türkçe flark›lar söyleyerek ilk konserimizi verdik. Dolay›s›yla, bu bir konser projesinin ad›yd› asl›nda, yani y›l sonundaki bir ö¤renci etkinli¤iydi. Kulüp çat›s› alt›nda bir y›l boyunca yapt›¤›m›z çal›flmalar› sergiledi¤imiz bir “y›lsonu konseri” olarak flekillenmiflti ve konserimizin ad›na da “Kardefl Türküler” demifltik. Daha en bafl›ndan beri, “bir grubumuz olsun ve albümler yapal›m” gibi bir düflüncemiz yoktu ve bu ad, sadece bir konser etkinli¤inin ad›yd›...

Bo¤aziçi Gösteri Sanatlar› Toplulu¤u bünyesinde, bir konser projesi olarak hayata geçen, ancak halk›n kendilerine ayn› ad› vermesiyle, müzik yolculuklar›na o isimle, tam 15 y›ld›r devam eden Kardefl Türküler’den Vedat Y›ld›r›m ve Fehmiye Çelik’le konufltuk. 15 y›l›n neler getirdi¤i ve Kardefl Türküler’i hangi hedeflere götürece¤i konular›nda sohbet ettik... 15. kurulufl y›l›n›z› kutluyorsunuz. Biz de bu sevincinizi, mutlulu¤unuzu paylafl›yor daha nice seneler diliyoruz ilk önce... Belki fazlas›yla klasik olacak ama bir hat›rlatma olarak soraca¤›z; “Kardefl Türküler” düflüncesi nas›l olufltu, hangi olaylar ve hangi duygular sizi bu olufluma götürdü, k›saca vurgular m›s›n›z?

26 | TAVIR | EK‹M 2008

FEHM‹YE: ’90’l› y›llar›n bafl›nda, Bo¤aziçi Üniversitesi Folklor Kulübü(BÜFK)’nde bir araya geldik. Bo¤aziçi Üniversitesi(BÜ)’ndeki kültürel ortamlarda kulüp etkinlikleri son derece zengindir. Bu proje, folklor kulübünde flekillenirken, asl›nda BÜFK ve BÜO’lu (Bo¤aziçi Üniversitesi Oyuncular›) ö¤renciler olarak dramaturjisini birlikte tart›fl›yorduk, sene 1993... ’93 y›l›nda “Kardefl Türküler” ad› alt›nda bir konser projemiz oldu. Halklar aras›nda yarat›lan kutuplaflmalara, gerilimlere, savafl ortamlar›na karfl› bir duruflu ifade etmek ad›na böyle bir konser projesi oluflturduk. O dönem Ermeniler ve Azeriler aras›nda, Türkler ve Kürtler aras›nda savafl koflullar› alt›nda, halk-

VEDAT: Daha önce de BÜFK’te müzik çal›flmalar› zaten yap›l›yordu; ama ’90’lar›n bafl›ndaki o kültürel ve sosyo-politik ortam bizi böyle bir olufluma do¤ru yönlendirdi. Kimlik tart›flmalar› vard› o dönem. Kürt halk›nda, özellikle kendi kimlik taleplerinin ivmelenmesi hareketi vard›. Alevilerde de öyle bir canlanma vard›; kendi kimliklerini daha d›flavurumsal bir flekilde, “Türkiye ortam›na nas›l yans›tabiliriz?” gibi bir amaçlar› vard›. Keza, dedi¤imiz gibi, Ermenilerle Azeriler aras›nda devletleraras› bir çat›flma vard› o dönemler. Bu politik ortam›n, kültür-sanat ortam› üzerine etkileri üzerine tart›flarak, böyle bir oluflum yaratm›fl olduk. Bo¤aziçi Gösteri Sanatlar› Toplulu¤u (BGST) olarak bafllad›¤›n›z ve ilk albümünüzün ad› olmas›na ra¤men sonradan halk›n size daha uygun görmesiyle grubunuzun ad› olan Kardefl Türküler ile devam etti¤iniz müzik yaflam›n›zda, müzi¤inizin türüne ne ad veriyorsunuz veya bir ad› olmas›na gerek yok mu diyorsunuz? K›saca ne tür müzik yap›yorsunuz, müzi¤inizi belirleyen temel k›staslar neler?


röportaj

VEDAT: Kardefl Türküler’in 15. y›l› dolay›s›yla bir kitap yay›nlad›k, orada bu soruyla ilgili bir bölüm de var. Kardefl Türküler müzi¤i nedir ve nerelerden beslenir? Bu soruya cevap olacak aç›klamalar da var orada. Kardefl Türküler ne tür üsluplar yaratmaya çal›flt›, yani genel anlamda, geleneksel müzik miras›m›z üzerine bir çal›flma. Halk müzikleri, geleneksel müzikler... Yaln›z bu noktada, gerçekten çok dikkat etmek gerekiyor. Her kültürün kendi koflullar›n›, kendi dinamiklerini göz önünde bulundurarak ve kültürlerle daha demokratik bir iliflki kurarak bir müzik yaratmaya çal›flt›k asl›nda. Geleneksel müzi¤i, sadece dil çeflidi anlam›nda de¤il üslüp olarak da yeniden yazmak, yeniden yorumlamak gibi hedefimiz vard›. Müzi¤imize, halk müzi¤inin yeniden yorumlanmas› denilebir kabaca. Etnik müzik yapt›¤›m›z söyleniyor kimilerince. Etnik demek çok do¤ru de¤il; çünkü etnik müzik deyince asl›nda bir statü yaratm›fl oluyorsunuz. Yani sanki bir ana kültürler varm›fl, bir de etnik kültürler varm›fl gibi. Sonuçta Türk kültürü de bir etnik kültür. Türklük de bir etnik aidiyet, Kürtlük de bir etnik aidiyet. Etnik ifadesine bu yüzden çok s›cak bakm›yoruz. Geleneksel müzik alan›nda yap›lan bir çal›flmad›r bizimki ve bu çal›flmay› yaparken de olaya “müzelik” yaklaflmadan, yani “otantizm ve müzi¤in özünü bozma” tart›flmalar›n› çok merkez almadan bu müzikleri asl›nda yeniden güncellefltirme çabas›d›r... Az önce söylediniz ya derleme yap›yoruz diye, nas›l yap›yorsunuz bunu? Gidiyor musunuz o kayna¤a, do¤rudan m› ulafl›yorsunuz, kaynaklar›n›z neler? FEHM‹YE: Bizim, kendi yapt›¤›m›z derleme çal›flmalar› anlam›nda bir Hakkari müzikleri derlememiz oldu. Baz› arkadafllar›m›z çal›flt› o projede. Hakkari müzikleri derlemesi, o alanda, o bölgede bire bir derleme yapma fleklinde olmufltu. Daha çok, arfliv oluflturmak gibi çal›flmalar›m›z var bizim. Az önce bahsetti¤imiz gibi, Ermeni toplumu, Kürt toplumu, Çerkes toplumu, Alevi toplumu gibi toplumlarla, cemaatlerle temasa geçip, daha çok onlar›n elindeki kay›tlar› -bu kay›tlar kaset, CD ya da görüntü kay›tlar› olur veya kendi söyledikleri flark›lar olur-, onlar› alarak BGST arflivine tafl›mak gibi çal›flmalar›m›z var. Ama ileriki dönemde bölgelere gitmek, orada bir alan çal›flmas› yapmak gibi

hedeflerimiz de var, bu da çok önemli. Fakat böyle bir derleme çal›flmas›n›n kendine özgü sistematikleri var, onlar› da bilmek gerekiyor. Bu yöntemi, mahalle çal›flmalar›m›zda kullan›yoruz zaman zaman, mesela benim de içinde yer ald›¤›m Roman-Çingene müzi¤i alan›nda... ‹stanbul’da yafl›yoruz... Dolay›s›yla Roman kültürü alan›nda, öncelikle yaflad›¤›m›z bölgedeki mahallelere, Kas›mpafla-Sulukule-Dolapdere-Ka¤›thane gibi yerlere gidip oradaki insanlarla temas etmek gibi çal›flmalar›m›z, söyleflilerimiz oldu. Bu yapt›¤›m›z söyleflileri, derlemeleri sürekli kay›t alt›na almak, paylaflmak gibi bir derdimiz de var. Bunlar› yaz›l› hale getirip BGST sitesinde, “www.bgst.org”ta paylaflmak gibi, onlar› hemen görüntü ve ses olarak arflivimize aktarmak gibi çal›flmalar›m›z da var. fiimdiye kadar Kardefl Türküler, k›y›da köflede kalm›fl, çok fazla söylenmemifl, bilinmeyen türküleri güzel bir flekilde yorumlay›p albümüne alm›fl, kendi tarzlar›n›, yorumlar›n› da yaratm›fl bir grup olarak tan›yoruz. Sizin kendi bestelerinizi de insanlar herhalde dinlemek istiyorlard›r, böyle talepler de geliyordur size de¤il mi? VEDAT: Bu da bizim s›k›nt›s›n› çekti¤imiz bir durum. Albümlerimizde kendi bestelerimiz de var asl›nda, her albümde 2-3 tane bestemiz oluyor. Fakat meselenin bir kültürel temsiliyet boyutu da var, bir dil temsili-

yeti... Farkl› dillerde bir albüm haz›rl›yorsunuz, 12-13 tane flark› koyuyorsunuz, dolay›s›yla dil dengesini kurmak gerekiyor. Yani Lazca bir beste yapmak, Ermenice bir beste yapmak için o dilleri bilmek gerekiyor. Bizim projede, daha çok Türkçe-Kürtçe üzerinden besteler yap›labiliyor; çünkü o dilleri biliyoruz. Öyle olunca da ister istemez s›n›r koyuyorsunuz bestelere; ama insanlar sonuçta flunu söylüyor: “Siz geleneksel müzikten besleniyorsunuz art›k kendiniz de beste yap›n, kendi sözünüzü söyleyin.” Gerçi Kardefl Türküler’in müzi¤ine, söyledi¤i türkü ve flark›lara bakt›¤›n›zda, yeni yaz›lan bölümleri çok... Bizim söyledi¤imiz türkülerin ço¤una yar› beste de denilebilir asl›nda; ama buna ra¤men oturup kendi sözlerini yazd›¤›n›z, kendi bestelerinizi yapt›¤›n›z bir serüvenin de olmas› gerekiyor. 15 y›ld›r birçok insan bu projenin içinde flöyle ya da böyle belli bir birikim oluflturdu. Bu yeni albümde oraya bir a¤›rl›k verebililir, tam çerçevesini belirlememifl olsak da... Bununla ba¤lant›l› olarak sormak istiyorum; tür ve tarz olarak hemen hemen hiç de¤iflime u¤ramayan Kardefl Türküler, bunu bir olumsuzluk ya da kendini tekrar etme olarak görenlerene ne diyor? Yine buna ba¤l› olarak, sizce yeni ne demek? Yeni türler, yeni biçimler, yeni tarzlar›n sizin müzikal yolculu¤unuzdaki yeri nedir?

EK‹M 2008 | TAVIR | 27


röportaj

s›¤›rlar›, tavuklar›, köpekleri kim gütsün?” deniyor türküde. Asl›nda türküyü bir erkek söylüyor ve belki babas›, belki a¤abeyleri Gülsüm k›z› böyle u¤urluyor gelin gitti¤i eve. Gülsüm’ün evden gidiflini, tamamen bir ifl gücü kayb› olarak görüyor. Burada da tabii kad›n cinsine yönelik bir ayr›mc›l›k da var, kad›n burada bir emek kayb› olarak görülüyor. Kad›na bak›fl aç›s›nda birtak›m yanl›fl noktalar var ve biz, türküyü yeniden yorumlarken bu yanl›fllara da iflaret ediyoruz kaç›n›lmaz olarak. Namus cinayetlerine dair, çevre sorunlar›na dair pek çok konuda kendi sözümüzü söylemeye çal›flt›¤›m›z flark›lar›m›z oldu.

VEDAT: Asl›nda uzun erimli çal›flma yapan ekipler için söylenir hep, “Siz kendinizi tekrar m› ediyorsunuz?” diye... Orada da flu söylenir: Her ekibin kendi soundu var, bu soundu korumak diye bir dertleri var. O soundu ifllerken de, ana köklerini diri tutarak onun dallar›n›n, yapraklar›n›n her mevsim ayr› bir renkte açmas›, yeniliklere aç›k olmas› gerekir. O anlamda Kardefl Türküler olarak bu tür tart›flmalar› biz de yap›yoruz, “Bu bir tekrar m› asl›nda?” ya da daha farkl› neler yap›labilir, bu müzikal alanda, gelenek üzerinde neler inflaa edilebilir türünde...

d›r›yor tabii ki. Bizim soundumuz da, onu tamamen bertaraf etmeden çeflitli yenilikler aramak ad›na geçerlili¤ini koruyor. Bir de konjonktüre ba¤l› olarak da de¤iflebiliyor soundunuz. Mesela, daha umut verici bir konjonktürde, siz müzi¤inizde daha nefleli, ayd›nl›k renkleri ön plana ç›karabiliyorsunuz ya da öyle bir an geliyor ki, talihsiz bir darbeyle ya da cinayetle konjonktürel de¤iflimlere tan›k oluyorsunuz. O anlamda belki daha sert, daha isyankâr bir fley yapman›z gerekebiliyor.

Çünkü sanat dedi¤in uçsuz bucaks›z bir fley, yani geleneksel müzik denilen bir malzeme var ve birileri o müzi¤in üzerinde bir fley inflaa ediyor. Siz, Kardefl Türküler gibi üslup üzerinden yapabilirsiniz, yayl›lar üzerinden yapabilirsiniz, rock müzik alan›nda yapabilirsiniz, uçsuz bucaks›z bir alan asl›nda buras›... Bu yüzden de farkl› fleyler denemek gerekir tabii ki ama dedi¤imiz gibi ana dinamikleri koruyarak, geleneksel miras üzerine inflaa etmek çok önemli.

Gündemi takip ediyorsunuz, ülke ve dünya gündemi sizi bir flekilde etkiliyor mu, bu etkilenifl bestelerinize, konserlerinize, repertuarlar›n›za do¤rudan yans›yor mu? FEHM‹YE: Tabii, do¤rudan yans›yor… Bir beste yaparken ya da bir türküyü düzenlerken, gündemdeki geliflmeler ve bu geliflmeler karfl›s›ndaki duruflunuz kendili¤inden devreye giriyor. Siz, flark›y› konjonktüre, sizin kendi dünya görüflünüze, politik duruflunuza ba¤l› olarak de¤erlendirmek durumunda kal›yorsunuz.

FEHM‹YE: Belli bir sound gelifltirmek çok güzel. Mesela bir flark› duyuyorsunuz ve bu Tom Waits diyorsunuz ya da Pink Floyd… Duydu¤unuz o sound, bir imza gibi olmufl… Dolay›s›yla bir sounda sahip olmak güzel olmakla birlikte, kendi içinde bir risk de bar›n-

Örne¤in “Gülsüm” k›z›n flark›s›n› söylüyoruz biz. Orada diyorsunuz ki; hani dil, inanç, ›rk... her türlü ayr›mc›l›¤›n karfl›s›nda duruyorsak e¤er, cinsiyet ayr›mc›l›¤›n›n da karfl›s›nda durmak gerekti¤ini düflünmemiz laz›m. “Gülsüm, sen bu evden gitti¤inde davarlar›,

28 | TAVIR | EK‹M 2008

Peki Kardefl Türküler’in de içinde oldu¤u bir s›n›fsal kategori olarak, bir ayd›n-sanatç› olarak siz bir taraf m›s›n›z, kimden yana tarafs›n›z? Bu siyasi yelpazede de olabilir, ya da genel olarak ayd›n kavram› içerisinde de olabilir. Kardefl Türküler kendini nerede görüyor? VEDAT: En genel anlamda ma¤durun yan›nda olmak çok önemli; çünkü bakt›¤›n›zda, kendi kültürlerini ifade etme anlam›nda, dil anlam›nda, cinsiyetçilik, kad›nlar, çevre... Bu noktalarda pek çok insan ma¤dur edilmifltir. FEHM‹YE: Dolay›s›yla “pozitif ayr›mc›l›k”tan yana oldu¤umuz da söylenebilir. Asl›nda bu anlamda pozitif ayr›mc›l›k yap›labilir; yani bir yerde negatif bir ayr›mc›l›k söz konusuysa ve orada bir ma¤duriyet olufluyorsa, biz ma¤durun yan›nda yer ald›¤›m›z› söyleyebiliriz. VEDAT: Bir de tabii burada ekonomik olarak ma¤dur olan kesimler de var… Asl›nda Kardefl Türküler’in düzenledi¤i “Mirkut” flark›s› bir emek flark›s›. Bu flekilde, müzi¤in her türlü ma¤duriyetin içine girebilece¤i bir alan yaratmaya çal›fl›yoruz. FEHM‹YE: Bir fleyleri anlatmak önemli; ama anlat›rken bir fleylerin alt›n› çizmek… Yani e¤er bir fleyler ters gidiyorsa ve bu sizin içinize sinmiyorsa, sizi mutsuz ediyorsa, onu dile getirmek de bizim için önemli. Dolay›s›yla bu bir mesajsa, evet, müzi¤imizde bir mesaj da var. Sizi rahats›z edeni dile getirmekten çekinmiyorsunuz.


röportaj

FEHM‹YE: Evet, rahats›z ediyorsa, bu dile getirilmekten çekinilmemeli diye düflünüyoruz. Bu konu, ifade özgürlü¤ü ile de ilgili bir konu… Son dönem çal›flmalar›m›zda da bariz bir flekilde var bu anlay›fl. Örne¤in “Akhtamar” adl› bestemiz böyle bir konuya takabül ediyor. 19 Ocak 2007’de Hrant Dink, bir cinayete kurban gitti. Ac›s›n› yaflam›fls›n›z böyle bir kayb›n… “Akhtamar” bestesi son dönem yaflanan cinayetlerden sonra, Hrant Abi flahs›nda bütün faili meçhuller için yap›lm›fl bir flark›d›r. Bu cinayetler meçhul kalmas›n art›k, dursun ve failler cezaland›r›ls›n isyan›yla yap›lm›fl bir çal›flmayd›.

kadar›yla. Halk konserleri verme düflüncesine nas›l bak›yorsunuz? Neler hissediyorsunuz o konserlerde; en yak›n örne¤i, Okmeydan› Sibel Yalç›n Park›’nda verdi¤iniz konserde mesela neler hissettiniz? VEDAT: Çok güzeldi gerçekten... Halk konseri dedi¤imiz zaman; sonuçta biz Kardefl Türküler’deki bir kadro, ayn› zamanda müzi¤i meslek olarak seçmifl insanlar›z. Geçimini buradan sa¤layan insanlar var yani. O anlamda biletli konserler de veriyoruz; ama biletsiz halk konserlerinin olmas› çok önemli. Çünkü herkes gelemeyebiliyor biletli konserlere.

Peki Kardefl Türküler’de homojen bir düflünceden, dünya görüflünden bahsedebilir miyiz? Bir genelleme oldu demin, “pozitif ayr›mc›l›k” gibi… Ama yine de sormak istiyoruz; Kardefl Türküler’in homojen politik düflünceye sahip oldu¤undan söz edebilir miyiz? Her fleye ayn› tepkiyi mi veriyorsunuz yoksa farkl› düflünceler var m› grup içerisinde? VEDAT: Kardefl Türküler tabii ki bir kültür-sanat ortam›nda, yani BGST içinde biçimlenen bir proje. Çok kapsaml› bir proje o anlam›yla. BGST’nin yap›s›na bakt›¤›m›zda, asl›nda bir sivil toplum oluflumu gibi de bak›labilir. Demokratik kitle örgütü ya da birtak›m temel prensiplerde uzlaflan bir birliktelik…

Fakat Okmeydan› gibi, aç›k bir alanda, herkesin geldi¤i, u¤rad›¤› bir parkta, halka aç›k konser verdi¤imizde tam “Kardefl Türküler” iflte!.. Tam halk oluyorsunuz... Her kesimden insan var, rahat girebiliyorlar, ç›kabiliyorlar, kimileri balkondan izleyebiliyorlar. Bahsetti¤iniz konserde de o olanak bize tan›nd›¤› için mutluyuz. FEHM‹YE: Bir de bizim mümkün oldu¤una inand›¤›m›z bir Türkiye hayalimiz var. Farkl› kültürlere, inançlara, dillere, kimliklere hoflgörüyle yaklafl›lan, özgür ve demokratik bir Türkiye, yani baflka bir Türkiye mümkün, inanc›m›z var. Dolay›s›yla, hani bu inanc› böyle ne kadar çok paylaflabilirseniz, ne ka-

dar çok insana götürebilirseniz bizim için o kadar büyük bir mutluluk oluyor. Peki yeni albüm çal›flman›z var m›? FEHM‹YE: Yine bir albüm sürecine girece¤iz, flimdi. Bir masabafl› süreci gerekiyor öncelikle ve bu anlamda da, albüm sürecimiz tam bafllad› denemez, kendi aram›zda flu anda arifesindeyiz, diyebiliriz. Kardefl Türküler, asl›nda bir BGST projesi, dolay›s›yla konuyu BGST olarak ele almam›z da önemli. VEDAT: Grup Yorum da asl›nda öyle ya... Bir grup de¤il, bir yap› gibi... Grup Yorum’da da dönem dönem baz› insanlar de¤ifliyor, baflkalar› geliyor. Biz de asl›nda bu tart›flmalar› yap›yoruz. Kan de¤iflimi konusunda eksiklerimiz oldu¤unu tart›fl›yoruz, yeni insanlar›n da yetiflip aram›za kat›lmas› gibi… Bu noktada asl›nda baz› problemler var, yani insanlar›n buraya bir mutfak olarak bakmas› gerekti¤ini, kendi aram›zda da konufluyoruz. Dolay›s›yla albüm sürecinde iflin içine bu dinamikleri de katarak, daha tart›flmac›, daha kat›l›mc› bir ortam› nas›l kurabiliriz, bunlar› da konufluyoruz. Bu yüzden de albüm tart›flmalar› biraz uzayacak gibi... Bu güzel sohbet için teflekkür ediyor, baflar›lar diliyoruz müzik yaflam›n›zda...J

Temel prensiplerden kas›t; milliyetçili¤e karfl› olmak, cinsiyetçili¤e karfl› olmak, militarizme karfl› olmak, haks›zl›¤a karfl› olmak, ekonomik sömürüye karfl› olmak gibi... Bunlar temel de¤erler, de¤il mi? Burada uzlaflt›ktan sonra, bir arada bir fleyler yap›labilir. Bunun dilini kurmaya çal›flan bir yap› asl›nda BGST. O anlamda Kardefl Türküler de bu yap›n›n içinde bir proje ve bunlar› vermeye çal›fl›yor. Dediniz ya, farkl› düflünceler var m› diye… Farkl›l›klar mutlaka olacak tabii ki… FEHM‹YE: Kardefl Türküler kitab› için kültürsanat alan›ndan insanlarla yapt›¤›m›z söyleflilerde de, en çok ilgi çeken konu buydu. Diyorlard› ki: Kardefl Türküler’de bize en çarp›c› gelen nokta, bu kadar kalabal›k insan toplulu¤u nas›l oluyor da ortak bir ak›l noktas›nda uzlaflabiliyor? Bizi en çok etkileyen yönünüz bu, geçin ötesini filan... Bunlar da böyle komik ve güzel enstantaneler tabii... Halk konserleri de veriyorsunuz bildi¤imiz

EK‹M 2008 | TAVIR | 29


tiyatro

bayaz›t gülnaz b›çakç›

Oyun Osmanl› saray›nda geçer. IV. Murat, Ba¤dat seferine ç›karken, saray›n yönetimini Roksan’a b›rak›r. Seferdeyken de, kardefli Bayaz›t’›n öldürülmesi buyru¤unu gönderir. Roksan’›n bu buyru¤u yerine getirmesini istemektedir. Oysa Roksan Bayaz›t’› sever. Ama Bayaz›t Atiye’yi, Atiye de Bayaz›t’› seviyordur. Sadrazam Osman da, bu durumdan yararlanarak Bayaz›t’› tahta ç›karmaya çal›fl›r. Ama amac›na ulaflamaz. Padiflah IV. Murat’›n adam› Orhan, Roksan’› öldürür, Bayaz›t’› da iflkenceciler öldürür. Bayaz›t’›n öldü¤ünü ö¤renen Atiye de kendisini öldürür. Oyunda, oyunun atmosferi olarak Osmanl› saray›n›n entrikalar› gösterilir. Osmanl› hanedan›nda gelenek haline gelen padiflahlar›n kardefllerini öldürmeleri, taht kavgalar› belirtilir. Ama Jean Racine’in esas ifllemek istedi¤i konu sevgi biçimleri ve insan ruhunun halleridir. Burada, Roksan’›n yani iktidar› elinde tutan birisinin zorba ve sahiplenmeyi öngören sevgisiyle Atiye’nin fedakar sevgisi karfl›laflt›r›l›r. Ayr›ca, ölüme ra¤men Bayaz›t’›n boyun e¤meyen sevgisi de irdelenir. Roksan’›n elinde Bayaz›t’›n ölüm ferman› vard›r. Bayaz›t’›n ölümü ya da yaflamas› Roksan’a ba¤l›d›r. Roksan Bayaz›t’tan kendisine nikah yapmas›n› ister. Bayaz›t’a “ya ölüm ya nikah” demektedir: ROKSAN: ‹flte Bayaz›t’tan bekledi¤im karar. Kurtuluflu ya da ölümü yan›t›na ba¤l›. (Birinci Bölüm, Sahne III) Roksan Bayaz›t’› sevdi¤i için umutlanm›fl onun da kendisini sevdi¤ini düflünmüfltür. Bunun nedeni Atiye’dir. Atiye sevdi¤i adam›n yaflam›n› kurtarabilmek için Bayaz›t’›n da Roksan’› sevdi¤ini söylemifltir. Bayaz›t’›n a¤z›ndan Roksan’a sevgi sözleri söylemifltir. Roksan’›n sevgisi iktidar› elinde tutan›n, hükmedenin, zorban›n sevgisidir. Böyle sevgiler sa¤l›kl› sevgiler de¤ildir. Sevgi, özgürlük olan yerde geliflir. Özgürlü¤ün olmad›¤› yerde sevgi olmaz. Halk›m›z

30 | TAVIR | EK‹M 2008

da “zorla güzellik olmaz” demifltir. Oysa, Roksan Bayaz›t’› kendisini kabul etmesi için sürekli tehdit etmektedir. ROKSAN: Hoyratça reddetti¤iniz aflk›m Olmazsa, siz de yoksunuz. (‹kinci Bölüm, Sahne I) Oyunda, Roksan’›n ruhsal durumlar› incelenir. Roksan, önce Bayaz›t’›n kendisini sevdi¤ini düflünür, sonra kuflkulan›r. Sonra gerçe¤i anlay›nca, hayal k›r›kl›¤›na u¤ray›nca gözü döner. Birkaç kez Bayaz›t’› ikna etmeyi dener. Ve sonunda onun Atiye’yi sevdi¤ini ö¤renince ve bay›lan Atiye’nin gö¤sünde Bayaz›t’›n Atiye’yi sevdi¤ini ve hep sevece¤ini yazd›¤› mektubunu okuyunca gözü döner ve ac›mas›zlafl›r. Oysa, Atiye’nin sevgisi gerçek bir sevgidir. Fedakar bir sevgidir çünkü sevdi¤inin yaflamas›, hayat›n›n kurtulmas› için Atiye sevdi¤inden vazgeçmeye raz› olur. Üstelik, onu Roksan’a b›rakmaya karar verir. Racine insan ruhunu çok iyi tan›d›¤› için bunun seven bir kad›n için ne kadar zor oldu¤unu gösterir. Atiye, Bayaz›t’›n yaflamas› için Roksan’la evlenmesini ister. Ama di¤er yandan da, k›skançl›k ruhunu kaplar ve bu onun Bayaz›t’›n kendisine duydu¤u sevgiden


tiyatro

kuflkulanmas›na neden olur. AT‹YE: (...) Duydun ya, olan olmufl iflte: Evlenecekler. Sultan han›m mutlu; beriki aflk yeminleri ediyor. Yak›nm›yorum, böyle olmas›n› ben istedim. (...) (Üçüncü Bölüm, Sahne III) Ama sonra, Bayaz›t’la yapt›¤› konuflmadan yan›ld›¤›n› anlar. Bayaz›t’›n kendisine duydu¤u sevginin ne kadar güçlü oldu¤unu görür. Atiye’nin sevgisi gerçek sevgidir. Gerçek sevgide insan, sevdi¤i insan için fedakarl›k yapmaktan hiç çekinmez. AT‹YE: (...) Tek kayg›m yaflam›n›z› korumak olmufltur. Ölümden kurtulman›z, benim ölmeme ba¤l›ysa, Hiç piflmanl›k duymadan, can›m can›n›za feda. (...) (Üçüncü Bölüm, Sahne IV) Beyaz›t’›n sevgisi de dürüst ve onurlu bir sevgidir. Bayaz›t yaflam›n› kurtarmak için Atiye’den vazgeçip Roksan’a evet demez. Atiye’nin zorlamalar›yla ve bir yerde Roksan’›n kand›rmalar›na kap›l›p biraz tereddüt etse de sonra piflman olur ve hemen vaz geçer. BAYAZIT: (...) Size borçlanaca¤›m saltanat yaklaflt›kça, Piflmanl›k içinde k›vran›yordu yüre¤im. (Beflinci Bölüm, Sahne IV) Ama yine de, Bayaz›t dürüsttür. Roksan’a hiçbir zaman onu sevdi¤ini söylemez. Ve Atiye’ye flunlar› söyler: BAYAZIT: (...) Onursuz, uyufluk bir yaflamdan kaç›p O kahramanlar aras›nda bir yer edinmeyi umdum. Ama kiflisel h›rs›m ve tutkular›m u¤runa, Bana gönül vermifl bir kad›n› aldatamam. Ö¤üdünüze uyarak, can›m› kurtarmak için Roksan’›n gönlünü almaya kalk›flay›m desem bile, Yalan nedir bilmeyen gözlerim ve dilim Davran›fl›m› yalanlar, er geç ele verir beni; (...) (‹kinci Bölüm, Sahne V) Racine’in Bayaz›t oyunundaki oyun kiflilerinin karmafl›k ruhsal yap›lar› ve ruhsal de¤ifliklikleri ne yaz›k ki sahnede görünmemektedir. Oyunun sahnelemesi daha çok Osmanl› Saray›ndaki entrikalar› ön plana ç›kar›yor. Oyuncular da, Racine’in oyun kiflilerinde bulunan ruhsal özellikleri sahne üzerinde yeterince yans›tamamaktalar. Örne¤in Roksan rolünü oynayan fiebnem Köstem, Roksan’›n yaln›zca öfkesini ve

intikam duygular›n› gösteriyor. Oysa, Roksan’›n umutlar›n›, beklentilerini, hayal k›r›kl›klar›n› ve çaresizli¤ini çok fazla yans›tam›yor. Atiye rolündeki Hümay Gülda¤ sevgi duygular›n› daha bir incelikle seyirciye aktarabiliyor. Roksan’›n kendisini s›namak için Bayaz›t öldü dedi¤i zaman fenalaflmas›yla ve bay›lmas›yla duygular›n› seyirciye iletebiliyor. Sahnelemede, Bayaz›t zay›f kiflilikli, herfleye boyun e¤en ve silik birisi gibi gösteriliyor. Oysa, Osman’›n oyundaki yeri iyice öne ç›kar›l›yor. Ve insanlar›n duygular›ndan kaynaklanan trajik durumlar› oyunda geri planda kal›yor. Osman’›n entrikalar› ön plana ç›kar›l›yor. Dekor labirent gibi, bu dekorla hem insan ruhunun dehlizleri hem de Osmanl› Saray›n›n çeflitli entrikal› yollar› gösteriliyor. Ayr›ca, oyun alan›n› çepeçevre saran k›vr›ml› Yunan sütunlar› ve bir köflede Yerebatan Sarn›c›’ndan tan›d›¤›m›z ters dönmüfl Meduza bafl› var. Kad›n oyuncular›n yüzü maske gibi boyanm›fl, bu yüzden yüzlerinde ifade etmeye çal›flt›klar› duygular› göremiyoruz. Anlafl›lan, yönetmen Baflar Sabuncu yüz maskeleriyle oyunun dramatik yap›s›n› k›rmak istiyor. Kostümler de sanki üst üste giyilmifl paçavralar gibi. Bunun amac› da seyirciyi Saray dekoru içine sokmay›p belli bir yabanc›laflt›rma etkisi sa¤lamak olabilir. Oyunun efektleri çok baflar›l›. Özellikle, Roksan’›n öfkesini belirtmesini destekliyorlar. Ifl›k da lofl. Hem insan ruhunun s›k›nt›lar›n› ve umutsuzluklar›n› hem de saray›n içindeki sorunlu ve s›k›nt›l› atmosferi destekliyor. Ülkemizde, flimdiye kadar yaln›zca “Andromak” isimli tragedyas› sahnelenen ünlü Frans›z Tragedya yazar› Jean Racine’nin ikinci bir tragedyas›n› sahneledi¤i için Baflar Sabuncu’yu kutlamak gerekir.J

EK‹M 2008 | TAVIR | 31


ferhat eyübo¤lu

ay›n foto¤raf›

32 | TAVIR | EK‹M 2008


röportaj

düflük bütçeli dev festivaller tav›r

ulaflt›. Anadolu Yakas›'nda, Gülsuyu, 1 May›s Mahallesi ve Sar›gazi'de, en yoksullar›n semtinde sanat› halkla buluflturan dernek yöneticileriyle sohbet ettik.

Sanatla ilgisi olup da ‹stanbul'da yaflayanlar kendilerini biraz flansl› hissederler. En büyük konserler, en büyük festivaller ilk önce ‹stanbul'a u¤rar. Baz› istisnalar olsa da tiyatro oyunlar›n›n ilk gösterimleri yine ‹stanbul'da yap›l›r. Hemen her sanat dal›nda festivaller organize edilir, dünyan›n birçok yerinden davetliler kat›l›rlar. Metrolarda, otobüslerde, yollardaki elektrik direklerinde, gazetelerde, televizyonlarda, yani gözümüzün de¤di¤i her yerde bu festivallerin reklamlar›n› görürüz. Ancak ço¤unlukla bu gösterimleri izleme flans› bulamay›z. Ya biletler ç›kt›¤› gün tükenir, ya da bilet fiyatlar› öyle pahal›d›r ki salonlar›n kap›s›na dahi u¤ramay›z. Her

alanda festivalleri bünyelerinde toplayan holdingler, sanat koruyucular› gibi görünse de, esas olarak bize ait olanlar› elimizden bir bir al›yorlar ve giderek halktan uzaklaflt›r›yorlar. Sanata ilgi duyanlar bile bu festivalleri takip edemez hale geliyor. Büyük sponsorlar›n ad›yla an›lanlar d›fl›nda televizyonlarda, gazetelerde pek yer bulmayan festivaller de var. Geçti¤imiz aylarda ‹stanbul'un çeflitli semtlerinde yap›lan bu festivalleri takip ettik. Birkaç gün süren bu festivaller yüre¤imize su serpti aç›kças›. Her türlü teknik eksikli¤e ra¤men, tiyatrolar, konserler, film gösterimleri binlerce kifliye

Festivalleri hangi amaçla örgütlüyorsunuz? Toplam üç mahallede festival yapt›k. Sar›gazi, Gülsuyu ve 1 May›s Mahallesi. 1 May›s Mahallesi’nin biraz daha farkl› bir yan› var. Mahallenin kurulufl y›ldönümü nedeniyle festival düzenlenmeye baflland›. Gülsuyu yoksul bir gecekondu mahallesi. Yozlaflmaya çok aç›k bir yer. Oralar genelde Anadolu'dan gelen insanlarla doludur. Evini bark›n› b›rakm›fl gelmifl ‹stanbul'a. Ne ifl varsa onu yap›yor. Ama bu iflleri yaparken de yozluktan kendini kurtaram›yor. Komfluluk iliflkileri neredeyse yok denecek kadar azalm›fl. Böyle bir ortamda insani de¤erleri yaflatmak, kültürel de¤erlerin yaflamas›na yard›mc› olmak ve oradaki insanlar›n bir arada durmalar›n› sa¤lamak için böyle festivallerin önemi büyük. 10 kiflinin bir araya gelemedi¤i bugünlerde binlerce kifli bir araya geliyor, ayn› coflkuyu yafl›yor. Ayn› türküleri dinliyor, gece 01.00’lere 02.00’lere kadar bir arada bulunabiliyor. Sadece o anla m› s›n›rl›? Bir etkinlik yap›p, o etkinlikte insanlar› mutlu k›lmak... Amaçlanan bu mu? O iflin en son boyutudur asl›nda. Çünkü bizim ne bütçemiz var, ne de devasa olanaklar›m›z... Biz bu festivallerin bütçesini de halktan al›yoruz, sanat›n› da halktan al›yoruz, tiyatrosunu da halktan almaya çal›fl›yoruz, her bir fleyini halk›n içinden ald›¤›m›z için o iliflkiler de gelifliyor. Sonuçta birlikte ifl yap-

EK‹M 2008 | TAVIR | 33


röportaj

ma kültürü de do¤uyor. Bu özellikle Gülsu- kültüre alternatif bir fley yok. Yapt›klar›m›z yeterli de¤il tabii ki ancak “Biz bu kültüre yu’nda çok bariz bir flekilde görülüyor. mahkum de¤iliz, kendi kültürümüzü de yaSar›gazi’de ise bu gelene¤i belediye bafllat- flatabiliriz” diyorsa izleyenler, o an için olumm›fl. Daha önce oradaki demokrat bir beledi- lu bir ad›md›r bu. Bugün d›flar›dan getirdi¤iye baflkan› taraf›ndan bafllat›lm›flt›. Ancak miz tiyatro ekibini, ileriki süreçte mahalledaha sonra gelen gerici belediye baflkanlar› mizde oluflturmak hedeflerimizden biridir. içini boflaltmaya çal›flt›lar. Farkl› anlamlar Böyle talepler oluyor, bunlar› de¤erlendireceyüklemeye çal›fl›yorlar. Buna alternatif ola- ¤iz tabii ki. rak yapmaya bafllad›k Önümüzdeki sene için bir hedefiniz var m›; Mahalle halk›n›n ne tür yard›mlar› oluyor. flimdiden bir fley yapma, bir program ç›karma gibi... Neler yap›yorlar, neleri istiyorsunuz? Genelde ekonomik olarak yard›m etmeyi ter- Bu dönem sokak tiyatrolar›n› tart›flt›k. 1 Macih ediyorlar. Çok fazla sanat yönünden kat- y›s Mahallesi'nde 6.’s› düzenlendi bu festivak›s› olmuyor. Ama bizim hedefimiz, festival- lin. Mahallenin kuruluflunun y›ldönümünde lere yöre derneklerini tiyatrosuyla, müzi¤iy- yap›ld›. Bu dönemki toplant›larda, festivalle, yerel sanatç›s›yla katmak. Bizim kendi sa- den birkaç gün önce sokaklarda oyunlar oynat›m›z›, kendi tiyatromuzu, kendi müzi¤i- nanabilir fleklinde tart›flmalar›m›z oldu. Demizi sergilemek. Ama flimdi o aflamada de¤i- ¤iflik çal›flmalar yap›labilir. Alt› y›ld›r festival yapt›¤›m›z için organizasyon deneyimi kaliz ne yaz›k ki. zand›k asl›nda. Çok sorun yaflam›yoruz orgaNas›l tepkiler al›yorsunuz, amac›na ulafl›yor nizasyonda. Art›k önümüzdeki senelerde içini çok daha fazla zenginlefltirebiliriz. mu bu festivaller? Tek bir siyasi yap›n›n yapmam›fl olmas› yönüyle amac›na ulafl›yor. Herkes flu özlemi ‹stanbul’da birçok festival yap›l›yor, sinema duyuyor, “Ne güzel birlikte yap›yorsunuz.” festivali, müzik festivali, tiyatro festivali, diyorlar. Gülsuyu’nda daha önce bir siyaset hepsi de büyük sponsorlarla yap›l›yor. Di¤er tek bafl›na yapm›flt›, onunla karfl›laflt›r›yorlar taraftan da bu tür festivallere gelenler bamhep. Eksi¤i gedi¤i de olsa daha güzel oldu¤u baflka bir ortama geliyorlar. Siz yapt›¤›n›z festivalin alternatif oldu¤unu hissettirebiliyönünde olumlu tepkiler al›yoruz. yor musunuz? Bu anlamda amac›na ulafl›yor Yozlaflmaya karfl› mücadele için sadece ya- mu? z›n belli bir zaman içinde festival örgütle- Biz alternatif oldu¤unu düflünüyoruz. Festimek yeterli mi? Bu festivali y›l içine yayacak val yapt›¤›m›zda ciddi bir kitle geliyor. Alan›bir çal›flman›z var m›? Yoksa çal›flmalar›n›z m›z h›nca h›nç doluyor. Y›llardan beri mahallede birlikte yafl›yoruz, festival toplant›lar›na sadece festival ay› için mi geçerli? Böyle bir çal›flma yeterli de¤il tabii ki. Biz ça- halk da kat›l›yor ve halka anlat›l›yor. Festival›flmalara muhtar› kat›yoruz, spor kulüplerini lin her aflamas›n› biliyorlar. Di¤er festivallere kat›yoruz. Daha genifl bir yelpazesi var. Esnaf büyük firmalar, tekeller sponsor oluyor. Biz destek veriyor. Halktan de¤iflik yard›mlar al›- ekonomik olarak s›k›nt› yafl›yoruz. Tamam›yyoruz. Festival bittikten sonra de¤erlendir- la halk›n örgütledi¤i bir fley oldu¤u için s›k›nme toplant›lar›nda eksikleri belirleyip seneye t› var. Bunu da halkla birlikte çözüyoruz. Herkes eme¤ini kat›yor. daha iyi ne yap›labilir, bunlar› tart›fl›yoruz. Halktan insanlar›n oldu¤u bir tiyatro gösterimi, halk oyunu vs. yap›yor musunuz? Tiyatro de¤il de semah ekibi var. Mahalledeki gençlerin oluflturdu¤u bir ekip var. Onlar ç›kt›lar. Bir eksikli¤imiz de bu tabi. Böyle bir talebimiz de olmad›. Böyle bir talebimiz olsayd›, bu do¤rultuda bir fleyler ç›kabilirdi karfl›m›za. ‹flin di¤er boyutu, bugün öyle bir kültür dayat›l›yor ki, insanlar›n kafas›nda bu

34 | TAVIR | EK‹M 2008

Program› nas›l oluflturuyorsunuz, zorluklarla karfl›lafl›yor musunuz, öncelikleriniz neler oluyor? ‹lk baflta ses düzeni ayarl›yoruz. Ard›ndan sanatç›larla görüflüyoruz. Halka yüzü dönük sanatç›larla görüflüyoruz. Sonras›nda tiyatro folklor ekibi, semah ekibi gibi ekipleri ça¤›r›yoruz. Daha çok orada yaflayan insanlara hitap edecek program haz›rlamaya çal›fl›yoruz.

Mahallemizde her yerden, her kesimden insan var; Alevi, Sünni, Laz, Çerkes, Kürt, Türk... Bütün halka hitap edecek bir program haz›rlamaya çal›fl›yoruz. Nas›l zorluklarla karfl›lafl›yorsunuz? Biz büyük hedefler koyuyoruz önümüze. Ancak k›sa hesaplar peflinde koflanlar›n önümüze ç›kard›klar› zorluklarla epey u¤rafl›yoruz. Festivali birçok siyasi yap›yla birlikte örgütlemenin olumlu-olumsuz yanlar› neler, nas›l bir etkisi oluyor? Halk›n her zamanki iste¤i, devrimci gruplar›n bir arada ifl yapmas›... Zaman zaman yapt›¤›m›z ortak ifller oluyor. Sonuçta ortak ifl yapmam›z iyi oluyor. Olumlu oluyor. Yaflad›¤›m›z s›k›nt›lar da oluyor tabi ki. Ama ortak ifl yapma kültürü gelifliyor, bu güzel. En güzel yan› halk›n flöyle düflünmesi: “Evet beraber ifl yapabiliyorsunuz pekala. Bu çocuklar ortak ifl yapabiliyorlar istediklerinde.”... S›k›nt›lar› olsa da ortak ifl yapmak istiyoruz tabi ki. Festivallerin demokrasi mücadelesindeki yeri, önemi nedir? 2 Eylül 1977, 1 May›s Mahallesi’nin kuruldu¤u tarih. Asl›nda 2 Eylül’de mahalle dümdüz ediliyor. ‹fl makineleri gelip tamamen y›k›yor buralar›. Daha sonra flöyle bir dayan›flma yaratt›, insanlar birbirlerinin evlerini yap›yorlar, birbirlerine yard›m ediyorlar; devrimci yap›lar›n, sendikalar›n yard›m etmesiyle, tu¤las›, harc›yd›, çimentosuydu yeniden bir mahalle kuruluyor. Orada dayan›flmayla birlikte, devrimci-demokrat güçlerle birlikte hareket etme kültürü gelifliyor bir yandan da. O dönemden itibaren ismi 1 May›s Mahallesi olarak an›lmaya bafll›yor bu mahallenin. Bugün de demokrasi mücadelesinde birçok evlad›n› yitirmifl bir mahalle 1 May›s... Sar›gazi’de ilk gün Mahir Çayan’›n pankart›n› jandarma indirtti. Ancak ikinci gün tekrar ast›k. Orada güzel bir örnek yafland›, bir gün önce indirildi pankart, ertesi gün daha farkl› bir yere as›lacak. Bir inflaat› uygun gördük. ‹nflaatta bir amcam›z vard›, ona derdimizi anlatt›k, oraya direk dikilmesi gerekiyordu. Anlatt›k Mahir Çayan’›n resmini asmak istiyoruz diye. S›rf bu resmi asmak için inflaat›n› b›rak›p iki saat bize yard›m etti. Bu ifl için bunu yapar›m dedi. Sohbet için teflekkür eder, baflar›lar dileriz... Biz teflekkür ederiz. J


fliir

bizim dünyam›z genifltir kemal burkay

Kim bizim kadar sevebilir Bu 盤l›k 盤l›¤a do¤an günü Kan›m›zla boyanm›fl günü Bu açl›¤›m›z, ac›lar›m›zd›r Binlerce y›ld›r süregelmifl Öfkemiz, h›nc›m›z, kavgam›zd›r Söyler tarla kuflu türküsünü Söyler kar›nca Çiçek, dal, rüzgar ve su Söyler türküsünü bir a¤›zdan Emekçi kardefllerim Anam, kardeflim, kar›m Bu türkülerin en güzelidir Bizi bekliyor iflte toprak Dallar yaprak açmaya Baflaklar dolgun olacak Bekliyor vermek için en k›rm›z›y› En ball›y› En sevdal›y› Hayat Ve makinalar flimdi düflman›m de¤il Dostumdur Namlular uzanmaz gözlerime Geçmez sevincimin umudumun üstünden Tanklar, toplar, uçaklar Hapisane duvarlar› de¤il Evler öreriz ak tafllarla Balkonlar›nda çiçekler ve çocuklar

foto¤raf: salih güler

Sen olmadan önce sömürgen Biz vard›k Kufllar, çiçekler, insanlard›k Vard› sen olmadan önce sömürgen Topra¤a söylenen türküler Y›ld›zlar›n ›fl›lt›s› Denizlerin solu¤u Vard› ac›lar›n güzelli¤i Hüzün ve umut Aflk ve al›nteri Sen öldükten sonra yine olacakJ

EK‹M 2008 | TAVIR | 35


an›

flehit sinan arslan

Beyaz, bembeyaz, lekesiz, yaz›s›z, çizisiz, mermerden mezar tafllar›... Önümde ip gibi uzanan mezarlar›n bafl›na yerlefltirilmifl, s›ra s›ra dizilmifller, birer meçhul asker an›t› gibi... “Meçhul asker”... Yani isimsiz, resimsiz, kimliksiz, milliyetsiz, aidiyetsiz... Memleketlerinden yüzlerce, binlerce kilometre uzakta can verenler yani... I. ve II. Paylafl›m Savafl›’ndan sonra, birçok ülkede; dünyan›n bir ucundan gelip, o ülkede can veren askerlerin an›s›na dikilen an›tlar vard›r hani. Ad›na “Meçhul Asker An›t›” denilen... Devlet baflkanlar›, herhangi bir ülkeye yapt›klar› resmi ziyaretlerinde, bu an›tlara çelenk koyarlar ço¤unlukla, tabi kendi askerleri o topraklarda öldü ise... Hiç kimse sormaz hani, “Senin ülkenin askerlerinin ne ifli vard› bu ülkede?” diye... Çok güzel bir fley anlat›yormufl gibi, gösteriflli, görkemlidir o an›tlar. Öyle gösterifllidir ki, ürkersin. Ortada güzel olan bir fley yoktur. Ortada emperyalizmin ç›karlar› için can vermifl, kullan›lm›fl askerler vard›r. Olan o zavall› askerlere ve o askerlerin ac›l› ailelerine olmufltur oysa. Birileri, di¤er ülkeleri iflgal ederken, onlar ad›na savaflman›n... “Vatanseverlik” duygular› k›flk›rt›larak, ac›mas›zca kendi ad›na hiçbir düflmanl›¤› olmayan baflka bir ulusun insanlar›na kurflun atarken can vermenin... Ne için oralarda oldu¤unu bile bilmeden kurflunlara, bombalara hedef olman›n kahrolas› anlams›zl›¤›... Bu anlams›zl›¤›n, kendini oraya gönderenler için çok anlaml›

36 | TAVIR | EK‹M 2008

oldu¤unun da bilincine varmadan genç ömrünü verivermek bir kurfluna, bir bombaya… Oysa bu öyle de¤il. Oysa bu önümde s›ra s›ra dizilmifl mezarlar›n alt›nda yatan “meçhul askerlerin” öyküsü, emperyalizmin toprak ve kar h›rs›na kurban gidenlerin öyküsüyle ayn› de¤il. Var bunlar›n mesela düflleri. Var bir amaçlar›. Güle oynaya gelmifller buralara, zalimce duygularla de¤il... Birileri y›kamam›fl beyinlerini sahte yurtseverlik-vatanseverlik masallar›yla. Özgür kararlar›yla, kendiliklerinden, hiç kimsenin dahli olmadan, gönüllerinin arzusuyla, büyük bir ruh dinginli¤iyle, büyük çok büyük vatan sevgileriyle, halk sevgileriyle, türkü söyler gibi, çocuk gülüfllerinin yeri-gö¤ü inletece¤i yar›nlar için, çöplüklerinden yiyecek toplan›lmayan, açl›ktan öleni olmayan, hiç kimsenin karanl›k hücrelerde kaybedilmedi¤i, kahpe kurflunlarla katledilmedi¤i bir memleket için kofla kofla gelmifller...

isim bile veremeden, gelmifller... Dili yasakl› halk›n kurtuluflu aflk›na... Portakal bile yiyemeden ölümü tatm›fl bebelerin ah› aflk›na... Ask›da, falakada, manyetoda; karanl›k kör kuyularda, ›ss›z ormanlarda kaybedilenlerin öcü aflk›na... On yedisine basmadan dara çekilen gencecik fidanlar aflk›na... Yak›lm›fl, y›k›lm›fl, boflalt›lm›fl, üzerinde art›k tek bir canl› bile kalmam›fl köyler aflk›na... Köy meydanlar›nda, buz gibi ayaz›n alt›nda ç›r›lç›plak soyulup dayaktan geçirilen, bok yedirilenlerin intikam› aflk›na gelmifller... Gelmifl ve can vermifller o topraklarda... Bembeyaz, s›ra s›ra dizilmifller önümde. Gözlerimi alam›yorum bembeyaz mermerlerden. Ö¤le s›ca¤›ndan m›d›r, güneflin yak›c› ›fl›¤›ndan m›d›r, yoksa kan›m›n h›zl› h›zl› ak›fl›ndan m› bilmiyorum, daral›yorum sanki. Yüre¤im yan›yor gözümü alan mermerlerin apak ateflleriyle…

Daha belki okuma yazma ö¤renemeden... Okula bile gidemeden... Bir meslek sahibi olamadan... Bir yuva kurmadan... Annesine, babas›na, kardefllerine, o çok ama çok say›daki kardefllerine doyamadan... Belki daha sevdi¤inin elini bile tutamadan... Belki çocu¤unu bir kez bile kucaklayamadan, öpüp koklayamadan...

Hepsi birer ana kuzusuydu... Analar› nerededir, ne yapar, neden gelip almaz o¤lunu, k›z›n› da götürmez kendi köylerine, neden gömmez can›ndan aziz bildi¤i evlatlar›n›, onlar› do¤urdu¤u topraklara? Sorulacak soru de¤ildir bunlar; yaralanm›fl yürekleriyle, çocu¤uyla beraber kendisi de ölen, tek fark› daha topra¤a gömülmemiflli¤iyle o bin ömür yaflam›fl analara hele...

Daha belki henüz ölmüfl babas›n›n yedi yeme¤ini veremeden, mezar›n› yapt›ramadan... Çok yafll› anas›n› doktora götüremeden, tedavi ettiremeden... Yeni do¤mufl bebesine daha

Cevab›n› vermek istese bile, baflta erinin, beyinin, adam›n›n, kocas›n›n, kardeflinin, tanr›s›n›n, afliretinin, töresinin bask›s›yla sesi k›s›lan analara ne söylenir ki? Hangi


an›

ana sahipsiz, kimli¤i meçhul b›rak›r çocu¤unu yaban ellerde? Hangi ana do¤urdu¤u evlad›n›n so¤uk mezar tafl›na sar›l›p da ›s›tmak istemez? Hangi ana silip atar yüre¤inin tam ortas›na yaz›lm›fl evlad›n›n ad›n›? Hangi ana... Yok, hay›r, bu sorular›n muhatab› hiçbir ana olamaz. Hiç de adil olmaz onlara bu sorular› sormak ve cevab›n› beklemek... Sorular›n tek muhatab› vard›r asl›nda; o da o çocuklar›, oralarda, yaban ellerde savaflmaya, ölmeye mecbur b›rakanlard›r. Bu ülkeyi daha kuruldu¤u andan itibaren ac›n›n, zulmün hakim oldu¤u bir cehenneme; iflkencenin, mahpuslu¤un, kaybedilmelerin, insan haklar› ihlallerinin vatan› haline getirenlerdir. ‹nsalar› özgürlük için, ba¤›ms›zl›k için, eflitlik ve kardefllik için mücadele etmeye zorunlu k›lanlard›r.

kimsesizmifl gibi durmas›. ‹simsiz, resimsiz öyle mahzun, öyle garip dizilen bembeyaz mermer tafllar› kan›ma dokunuyor...

istiyorum. Hepsini, hiç görmesem, tan›masam da kardeflimmiflcesine sevdi¤imi söylemek istiyorum.

Hayk›rmak istiyorum; kim, hangi hakla onlar› kimsesizlerin mezarl›¤›na gömebilir? Kim, hangi hakla onlar›n ad›n› yok edebilir? Analar›n›n, babalar›n›n, do¤ar do¤maz kulaklar›na f›s›ldad›klar› Azad’›, Berfin’i, Berivan’›, Zilan’›, Mahsum’u, Mazlum’u, Hüseyin’i, Ayfle’yi, Hatice’yi, Zeliha’y›, Rojda’y›, Rojhilat’› kim, hangi hakla silebilir? Siz kimsiniz ki, bunu kendinize hak görüyorsunuz? Sizin hiç kimseyi, hele de en güzel düflleri u¤runa ölümün pefline düflmüfl yi¤itleri, kahramanlar› nas›l “kimsesiz” say›yorsunuz? Siz kimsiniz ki, onlar› isimsiz, resimsiz b›rak›yorsunuz?

Tek tek biliyorum isteklerini ama bir kez daha yüre¤imle dinliyorum onlar›n a¤z›ndan. ‹steklerini talimat bildi¤imi f›s›ld›yorum kulaklar›na... fiimdi önümde s›ralanm›fl, bembeyaz mermerlerin alt›nda yatanlar› izlerken, gelecekteki ülkemi düfllüyorum. Onlar›n düfllerinin elbet bir gün gerçekleflece¤ine dair inanc›m büyüyor. ‹nanc›m› büyüten fleyin, bu bembeyaz tafllar›n alt›nda yatanlar oldu¤unu biliyorum. Düfllerinin, düfllerimizin ülkesini yarataca¤›z mutlaka. Bir gün, o ülkede, o ülkenin topraklar›nda yanyana yataca¤›z...

Yat›yorlar önümde s›ra s›ra. Her birini ç›kar›p o isimsiz mezarlardan kucaklayas›m geliyor. Kan›ma dokunuyor adlar›n›n olmamas›. Kan›ma dokunuyor, onlar›n anas›z, babas›z,

Hayk›rmak istiyorum; hiçbirinin ad›n› bilmesem de, bildi¤im bütün adlar› sesimin son gücüyle hayk›rmak istiyorum. Onlar›, yüre¤imin bütün sevgisiyle, s›ms›cak ba¤r›ma basmak

‹simsiz, resimsiz öylece yat›yorlar. ‹simsizler mi gerçekten? Dersim’in Asri Mezarl›¤›’nda, ikifler metrekarelik toprak parças›na uzanan yi¤itler ads›zlar m› san›rs›n›z? Yan›l›rs›n›z. Bir insan›n alabilece¤i en güzel ad› alm›fllar oysa: fiehit! J

EK‹M 2008 | TAVIR | 37


hapishaneden

yoldafl... kemal candan

Tam bu s›rada bir f›rt›na kopar gibi oldu. Çat›daki kiremitler yerlerinden oynad›, havaland›rman›n üstüne çekili olan jiletli teller salland›. Bir mezar gibi derin olan havaland›rmaya kadar giren rüzgâr ortal›¤› birbirine katt›. Bir an beni de al›p götürecek sand›m! Sonra geldi¤i gibi birden bire çekip gitti rüzgâr. Geride toz duman bir hava, biraz flaflk›nl›k ve çok az da korku b›rakm›flt›... Rüzgâr›n arkas›ndan kula¤a çal›nan c›rtlakça bir ses duyuyor gibi olduysam da ilkin pek önemsemedim. Yeniden kitaba dönmek üzereyken ayn› sesi arka arkaya birkaç kez daha iflittim. Ortal›k sessizleflti¤i için ses daha net duyuluyordu. Fakat yine de nereden geldi¤i muammayd›...

Afrika üzerinden geldi¤i rivayet olunan s›caklar›n yak›p kavurdu¤u günlerdi. Hücrenin içi avluya göre nispeten daha serin oldu¤u için gün boyu d›flar› ad›m atmam›flt›m. Akflama do¤ru hafiften esen yel eflli¤inde bir serinlik belirdi. Bu serinlikten istifade etmeye karar verdim ve plastik sandalyemi de alarak kitap okumaya devam etmek üzere avluya ç›kt›m.

ce volta atmadan edemedim. Yoruluncaya kadar gidip geldim iki duvar aras›nda; befl ad›m o yana, befl ad›m bu yana... Neden sonra dizlerim s›zlamaya bafllay›nca oturup yeniden kitab›m› elime ald›m.

Georges Politzer’in “Felsefe’nin Temel ‹lkeleri”ydi okudu¤um kitap. Daha önce b›rakt›¤›m yerden devam ettim okumaya. fiöyle yaz›yordu: “...Öte yandan bilimler flunu da ö¤Havaland›rma, hücrenin içinden birkaç ad›m retiyor ki, e¤er bir kifli her türlü toplum yafladaha uzun ve geniflti. Belki de bofl oldu¤u m›ndan kopar, onun d›fl›nda kal›rsa, düflüniçin öyle geliyordu bana. Asl›nda niyetim cesi afl›r› ölçüde bozulur, körelir; belle¤i da¤›oturup kitap okumakt› ama bofllu¤u görün- l›r, iradesi çöker, yok olur...”

38 | TAVIR | EK‹M 2008

Aramaya karar verip ad›mlar›ma dikkat ede ede ve yerlere bak›narak gezinmeye bafllad›m. Bir bafltan di¤er bafla varmak sadece befl ad›m tutuyordu zaten. Her tarafa bakt›m... Tam hiçbir fley yok diyecekken kap›n›n karfl› köflesinde s›rt üstü yatan yeflil bir çekirge gördüm. Daha do¤rusu çekirge de¤il de, peygamberdevesi deniyor bunlara. Bir aya¤›n› tutmufl, oldu¤u yerde k›vranarak kendi kendine söyleniyordu: - Oy oy oy... Vay anam vay... Aman aman aman... Bir an göz göze geldik ve o an karfl›mdakinin gözlerinde, kap›ld›¤› korkuyu gördüm... Ama hiç bozuntuya vermeyerek hemen kendini toparlad› ve bana dönüp seslendi: - Hey... Ne demeye orada durup aval aval ba-


hapishaneden

k›yorsun; görmüyor musun baca¤›m k›r›ld›... Bu duruma nas›l flafl›rd›¤›m› tarif edemem. O kadar ki, bir fleyler söylemek istiyor ama söyleyemiyordum; dilim tutulmufltu... Neden sonra, “Bana m› diyorsun?” diyebildim... An›nda cevap verdi: - Elbette sana diyorum. Baflka kimse var m› burada? Hay Allah, ne adama çatt›k ama... Neyse, hadi beni kald›r yüksek bir yere koy dikkatlice. Of of... fiu baca¤›m›n bir hal çaresine bakal›m... Ben henüz flaflk›nl›¤›mdan s›yr›lmasam da dedi¤ini yaparak onu içeri getirdim ve usulca masan›n üzerine b›rakt›m. Sesindeki kendine güven ve emrivakilikle beni ilk andan itibaren kontrolü alt›na alm›flt›. Baca¤›ndaki k›r›¤a uzun uzun bak›p ne yapaca¤›m› düflündü¤üm s›rada o durmadan “of”luyordu. Bir ara “of”lamay› kesip yine bana seslendi: - Ne öyle hindi gibi düflünüp duruyorsun, bir fleyler yapsana... Bu sözler üzerine yerimden kalk›p etrafa bak›nmaya bafllad›m. Ne yapabilirdim ki? Gözüme kürdan kutusu iliflti. ‹çinden bir tane al›p ortadan ikiye böldüm. Makara ipli¤ini de al›p yeniden masan›n bafl›na döndüm. Baca¤› tam ortadan k›r›lm›flt›. Düzeltip kürdan parças›yla sabitledikten sonra makara ipli¤iyle dikkatlice ba¤lad›m. Bu süre boyunca o hep söylenip durdu: “Of of of... Dikkat etsene biraz, elinin ayar› yok mu senin be adam..” Operasyon bitince sesi birden kesildi. S›rt üstü uzan›p orac›kta uykuya dald›. Belli ki çekti¤i ac›lar onu çok yormufltu. Bir köflede gazetelerden onun için bir yatak yap›p özenle oraya tafl›d›m. Bütün gece boyunca deliksiz uyudu... *** Sabah onun c›rtlak sesiyle uyan›p gözlerimi açt›¤›mda gün neredeyse yeni do¤mufltu. Yatt›¤› yerden ba¤›r›p duruyordu: Hey... Uyansana be kardeflim, ölü gibi yatm›fls›n öyle... Yataktan kalk›p onun yan›na gittim. S›rt›n›

duvara yaslam›fl, dik durmaya çal›fl›yordu. - Ne var, ne istiyorsun? - Dilim dama¤›m kurudu. Bana su getir, görüyorsun hareket edemiyorum. - Ne diye kalkt›n ki sen sabah›n köründe? - Ne sabah›n köründe kalkmas›... Horlama sesinden bütün gece uyuyamad›m ki... Bütün gece m›fl›l m›fl›l uyumufltu oysaki. Birkaç defa kalk›p kontrol etmifltim. Yine de bir fley demedim. Onunla böyle bir tart›flmaya girmek abesle ifltigal olurdu. Gidip bir pet flifle kapa¤› içinde su getirdim. Kana kana içti getirdi¤im suyu... Sonra hiçbir fley demeden yine s›rt üstü devrilip yatt›. *** Ö¤leye do¤ru ac›km›fl olabilece¤ini düflündüm. ‹yi ama bir peygamberdevesi ne yerdi ki? Uykuda oldu¤u için ona soram›yordum. ‹darenin verdi¤i yeme¤in içinden patates ve di¤er birkaç sebzeyi ay›klay›p iyice y›kad›ktan sonra küçük küçük dilimledim. Yeme¤ini baflucuna koyup suyunu da tazeledim. Uykudan uyan›p da baflucunda yeme¤i görünce bir hayli sevindi, yüzü güldü. Ellerini ovuflturup yeme¤e iyice yanaflt›. Bu s›rada benim kendisini izliyor oldu¤umu görmemiflti. Fark edince gönülsüz bir tav›r tak›n›p önünde duran yeme¤e bir süre öylece bakt›. Sonra “isteksizce” yeme¤e bafllad›... Bir yandan yine söyleniyordu. Ne dedi¤i anlafl›lm›yordu ama arada “n›ç n›ç n›ç” sesleri duyuluyordu. Onun bu haline gülmeden edemedim. O gün içinde ve sonraki birkaç gün boyunca da yeme¤ini ve suyunu sürekli tazeleyip durdum. Yiyip içip yat›yordu. Belli etmekten kaç›nsa da halinden memnundu. Hatta biraz göbek bile yapm›flt›. *** Birkaç gün sonra bir sabah uykudan uyand›¤›mda onu hücrenin içinde seke seke dolafl›rken buldum. Baflucuma kadar gelmiflti. - Günayd›n, dedim. Onun yine aksili¤i üzerindeydi, yüzüme k›zg›n ve küçümseyen bir ifadeyle bakarak, - Ne günü be, neredeyse akflam olacak, dedi. Halbuki saat daha yedi otuzdu. Neyse ki onun bu hallerine al›flm›flt›m art›k. Bir fley

demeden gidip yüzümü y›kad›m. Ard›ndan ›s›t›c›ya su koyup üstümü de¤ifltirmek için yine yata¤›n yan›na döndüm. Tüm bunlar bir kaç ad›ml›k alan içinde olup bitiyordu zaten. -Burada tek kal›yorsun öyle mi? diye sordu. -Evet. -‹nsan tek bafl›na burada kafay› yer be! - Hakl›s›n... Ona tutsak oldu¤umu, tecriti ve durumumu uzun uzun anlatt›m. Beni dikkatle dinliyor, ara ara da “H›mm” diye ünlüyordu. Bu arada çay demlendi. Ben çay›m› içerken o hücre içinde düflünceli düflünceli dolafl›yordu. Say›m için gelenlerin sesi duyulunca yine köflesine çekildi... *** Birkaç gün daha geçtikten sonra art›k baca¤› iyice düzelmiflti. Masan›n üstüne yat›r›p ufak bir operasyonla baca¤›ndaki sarg›y› ald›m. O kadar dikkatli davranmama ra¤men o yine söylenip durdu, “Ay ay ay... Hay senin yapaca¤›n iflin...” benzeri cümlelerle... *** Ertesi sabah beni c›rtlak sesiyle yine uykudan uyand›rd›. Kula¤›m›n dibine kadar sokulmufl “Kalk dostum, seninle konuflmam›z laz›m.” diyordu. - Sabah sabah ne konuflacaks›n, kahvalt› yaparken konuflsak olmaz m›? - Hay›r, olmaz. Bu çok önemli... Birkaç dakika sonra yata¤›n üzerinde konuflur haldeydik... - Bak dostum, dedi, benim için yapt›klar›na ne kadar teflekkür etsem azd›r. Bu yapt›klar›n› asla unutamam. Fakat biliyorsun ki ben buralarda yapamam, do¤aya dönmem gerekiyor... Ne demek istedi¤ini anlad›m. Hakl›yd›. Özgür do¤aya dönme flans› varken burada benimle kalmas›n› isteyemezdim zaten ondan. Oysa ne kadar da al›flm›flt›m... Fakat yapacak bir fley yoktu. -Tamam, dedim. Ö¤len pencerenin demir parmakl›klar›na ç›k›p seni çekçek sopas›yla yukar› do¤ru uzat›r›m, sen de çat›ya z›play›p oradan çekip gidersin... Benim hiç itiraz etmeyip gitme plan›n› bile en ince ayr›nt›s›na kadar yapmam onu flafl›rtm›fl, hatta biraz da mahcup etmiflti. O

EK‹M 2008 | TAVIR | 39


hapishaneden

verip içeri girdi¤imde onu yata¤›n üzerinde y›¤›l› dergiler ve benim yazd›¤›m yaz›lar›n üstüne ç›km›fl dikkatlice okur vaziyette buldum. Beni as›l flafl›rtan bu de¤il, burnunun üstündeki biraz öne kayd›r›lm›fl gözlük oldu. ‹nanamayacak derecede flafl›rmama ra¤men bu konunun üstünde durmad›m. Çünkü gördüklerimin do¤ru ç›kmas› halinde bu kadar›n› kendime aç›klayamazd›m. O ise bir ara bana dönüp gözlü¤ünün üstünden ilgisiz bir bak›fl at›p yeniden önündeki yaz›lara döndü... Akflama kap›lar kapanmadan önce nihayet yaz›lardan bafl›n› kald›rabildi. Havaland›rmada yan›ma gelip konuflmaya bafllad›:

mahcubiyetle bana do¤ru iyice yaklafl›p: - Beni yanl›fl anlama sak›n. Ben de seni yaln›z b›rakmak istemem ama burada kal›p senin gibi olmam› istemezsin di mi? dedi. -Benim neyim var ki? -Neyin mi var?.. Sen kafay› tozutmuflsun fark›nda de¤ilsin... Git bir aynada kendine baksana; deli gibi bak›yorsun... -Hadi oradan!

-Dergilerinizi okudum... Düflünceleriniz fena say›lmaz. Kimi noktalarda farkl› düflünüyor olsam da bu çeliflkiler uzlaflmaz de¤il... Senin yaz›lar›n› da okudum. Tek kelimeyle berbat! Fakat geliflmeye aç›ks›n. Bu arada noktalama iflaretlerine hiç dikkat etmiyorsun... Konuflmas›n› bitirince geri hücrenin içine döndü. Giderken “Bana bundan sonra ‘yoldafl’ diye hitap edebilirsin.” dedi...

*** Tam ö¤le vakti helalleflip vedalaflt›k onunla. O an o da en az benim kadar hüzünlüydü. Bir hayli al›flm›flt›k birbirimize. Onu çekçek sopas›n›n üstüne koyup pencereye ç›kt›m. “Hadi hoflçakal” dedikten sonra sopay› iyice yukar› kald›rd›m... Ben sessiz sedas›z çeker gider diyordum ama 盤l›k 盤l›¤a yükselen sesi durmuyordu. Ne dedi¤ini ancak durup biraz dikkatlice kulak verdi¤imde anlayabildim.

*** Art›k yemekleri masada beraber yiyorduk. O iyileflti¤inden beridir benim verdi¤im yemekleri alm›yor, havaland›rmada dolafl›p kendi buluyordu. O gün de yine havaland›rmada bir süre gezindikten sonra s›rt›na yükledi¤i kocaman bir karasinekle ç›ka geldi. Karfl›ma yerleflip sine¤i ihtimamla önüne çekti. Bir yandan ellerini ovuflturuyor, bir yandan kendi kendine konufluyordu:

- Hey... Dur bir dakika. Beni afla¤›ya indir. Vazgeçtim, gitmiyorum. Onu hemen afla¤› indirip sordum: - Ne oldu? - Vazgeçtim gitmekten. Seninle burada kalaca¤›m. - Niye ki? - Öyle iflte... Baflka bir fley sormad›m, söylemedim. Onu bu karar›ndan vazgeçirmeye çal›flmad›m. ‹kimiz de mutluyduk...

- Oy oy oy... Yesin onu a¤bisi... - Ne kadar i¤rençsin, dedim, karfl›ma geçip sinek mi yiyeceksin? Bafl›n› önündeki “ö¤le yeme¤i”nden kald›r›p sinirli bir ifadeyle yüzüme bakt›. Bir an için ürktüm... Yeniden önündeki yeme¤e dönecek gibi olduysa da dayanamay›p konufltu:

- ‹fline baksana sen. Hem senin önündeki ne öyle, tavuk de¤il mi? Nas›l vicdan›n s›zlamadan yiyorsun o hayvanca¤›z› anlam›yorum. Ertesi gün akflamüzeri havaland›rmada otur- Siz insanlar hep böylesiniz iflte. Kendinizden mufl kitap okuyordum. Bir ara okumaya ara baflkas›na yaflam hakk› tan›m›yorsunuz... La-

40 | TAVIR | EK‹M 2008

net olsun böyle do¤an›n kanununa... - Konuflmas›n› bitirdikten sonra sine¤ini de al›p arkas›n› döndü, yeme¤ini öyle yedi... *** Arada ona tak›ld›¤›m da oluyordu. Bir gün sordum: - Deve yoldafl boynun niye e¤ri? Cevab› k›sa, net ve öfkeliydi: - Çok komik! *** Birbirimize art›k iyice al›flm›flt›k. Kovsam da gitmezdi bundan sonra. Tan›flmam›z›n yirmi ikinci gününde yine karfl›l›kl› oturmufl ö¤le yeme¤imizi yiyorduk. Hiç beklemedi¤imiz bir anda hücre kap›s› gürültüyle aç›ld›. Ayn› anda onlarca gardiyan içeri doluflmaya çal›flt›, s›¤mad›lar tabii. “Kalk, arama yapaca¤›z.” dedi bir tanesi. O s›rada di¤erleri etraf› kar›flt›rmaya bafllam›fllard› bile... Birden gardiyanlardan biri masaya do¤ru yönelerek “Aha böcek” diye ba¤›rd›. Ben daha ne olup bitti¤ini anlay›p müdahale edemeden eliyle vurup yere düflürdü onu. Bir baflkas› da aya¤›yla bas›p ezdi... Her fley çok h›zl› geliflmifl, bir anda olup bitmiflti... - Ne yap›yorsunuz siz? diyebildim ancak. Sesim h›rsl› ve a¤lamakl›yd›. Ona eliyle vurup düflüren gardiyan ilgisizce cevap verdi: - Bir fley yok. Böcek vard›... Onu e¤ilip yerden almak, “Ulan alçak herif, o böcek de¤il, benim dostumdu.” demek istedim ama yapamad›m. E¤er ki yapsayd›m gardiyanlar o halime bakarak beni delirttiklerine dair yorumlar yap›p gururlan›rlard›. Arama bitene kadar içim içimi yiyerek bekledim. Onlar hücreden ç›kar ç›kmaz gidip yerden kald›rd›m onu. ‹yice ezilmifl, parça parça olmufltu. Bir süre o haline bak›p beraber geçirdi¤imiz günleri düflündüm, hüzünlendim... Onu gömmek istedim ama burada ne bir avuç toprak, ne de beton zeminde bir boflluk bulmak mümkündü. Çaresizce havaya savurdum ondan kalan parçalar›... *** Bu hikâyenin bafl› ve sonu gerçek. Ortalarda anlatt›klar›m ise haliyle kurmaca... Ve bir baflka gerçek daha var: Tecrit sürüyor...J


fliir

sana ne yapt›lar attila ilhan

O sabah m› ç›km›flt›n, bir gün önce mi Bir b›ça¤›n a¤z›nda yürür gibiydin Demirlerin so¤uklu¤u soluk dudaklar›nda Gözlerinde karanl›¤› dar hücrelerin Seni görür görmez özgürlü¤ümden utand›m Söyle ne içersin, çay m› kahve mi Çok de¤iflmiflsin birden tan›yamad›m. Saçlar›n uzundu, omuzlar›na akard› Gönlümüz flenlenirdi sar›fl›nl›¤›ndan Onlar m› kestiler, sen mi k›saltt›n Gülerdin, içimize aylar do¤ard› Görünmez da¤lar›n arkas›ndan Eski gülümsemeni beyhude arad›m O sabah m› ç›km›flt›n bir gün önce mi Çok de¤iflmiflsin birden tan›yamad›m. Bir çay içer misin, yoksa kahve mi Kibritim yok, demek cigaraya bafllad›n Ellerin de titriyor, bir fleyin mi var Böyle bir k›z de¤ildin sen eskiden Sana ne yapt›lar, sana ne yapt›lar? Kirpiklerin ›slan›yor durup dururken O sabah m› ç›km›flt›n, bir gün önce mi Çok de¤iflmiflsin birden tan›yamad›m.

EK‹M 2008 | TAVIR | 41


elefltiri

oklar›n› egemenlerin yay›ndan f›rlatanlar! ahmet çamdal›

d›r… Çünkü halk›n gerçek gündemiyle, gerçek yaflam›yla çok da ilgisi olmayan veya daha tali konular› ele alan ya da ele ald›¤› konular› tersyüz edip gerçe¤i çarp›tan, farkl› göstermeye çal›flan eserlerin kal›c› olmas› elbette beklenemez… Roman, öykü, fliir, beste vb. tüm sanat eserlerinin kal›c› olmas›n›n temel k›stas› -ça¤lar öncesine ait olsa bile- gerçe¤i yans›tmalar›ndad›r… Ve en önemlisi de ilerici olmalar›, halktan yana olmalar›d›r… Egemeni, sömüreni anlatan, ondan yana yontan eserler, tarihin her döneminde olmufltur ve olacakt›r da…

12 Eylül sonras›nda p›trak gibi biten, sonras›nda da devam eden ve o dönem “12 Eylül Edebiyat›” olarak isimlendirdi¤imiz yazarl›k anlay›fl›, bugünlerde yeniden revaçta olmaya bafllad›… Asl›nda hiç tükenmemifllerdi, eskiler (Ahmet Altan, Latife Tekin vb.) hala varl›klar›n› belli yanlar›yla korusalar da her gün yenileri de (Elif fiafak, Kaan Arslano¤lu, Tuna Kiremitçi vb. gibi) kuflkusuz yeni nitelikleriyle birlikte bol miktarda piyasaya sürülüyordu.

biyat Ödülü dahi almay› baflaran, ayn› yolun yolcusu durumundaki Orhan Pamuk dahi o kadar fazla piyasada kalam›yor, onca reklama ra¤men popülerli¤ini uzun süre koruyam›yor… Daha do¤rusu kitaplar› çok çabuk eskidi¤inden, okuyanlar üzerinde sabun köpü¤ü etkisi yapman›n ötesine geçemiyor…

Zira her telden çalmaya çal›flan, hem nal›na hem m›h›na vuray›m da herkes kendinden bir fleyler bulsun ve adeta iyi piyasa yapal›m düFakat hiçbirinin çok uzun süre kalmas›, etkili flüncesiyle kaleme al›nan romanlar, öyküler olmas› söz konusu olmuyor... Bu yan›yla son- vb. ilk anda belki hofl bir tad b›rakmakta ancak raki y›llarda ç›kard›¤› romanlar› ve Nobel Ede- çok k›sa süre içinde de etkileri yok olmakta-

42 | TAVIR | EK‹M 2008

Ancak bunlar›n hiçbiri halk kitleleri taraf›ndan benimsenmemifltir ve bu nedenle kal›c› da olamam›fllard›r… K›sa süre içinde tarihin çöplü¤üne at›lan bu eserleri ve yarat›c›lar›n› egemenler farkl› dönemlerde elbette tekrar piyasaya sürebilir ve egemenin etki gücü oran›nda bunlar belli bir piyasa da yapabilir, hatta küçük burjuva ayd›n ve yazar çevreleri taraf›ndan çok makbul olarak da görülebilirler… Ama gerçek yine tüm görkemiyle kendi sandalyesinde oturmaya ve bu tür kendine güvensiz, geri ve halka karfl› olan› benimseyenlere mutlak ki küçümseyerek bakmaya devam edecektir… Özellikle egemen s›n›f›n, burjuvazinin etkisinde kalan, onun yönlendirmesiyle hareket eden ve onun için kalemini kullanan ayd›nlar›n, edebiyatç›lar›n, sanatç›lar›n gerçe¤in d›fl›na ç›kmalar› asl›nda kendi kendilerinin idam ferman›n› imzalamaktan baflka bir fley de¤ildir… Zira tarih önünde herkes gerçe¤e karfl› duruflu ve tavr›yla de¤erlendirilir… Gerçe¤i


elefltiri

tersyüz eden, kendi dar dünyalar›n› dünyan›n kendisi gibi yans›tmaya çal›flan kuyudaki kurba¤alar gibi olanlara karfl› tarih de ac›mas›z olacakt›r… Hele de burjuvazinin yönlendirmesi ve flekillendirmesiyle hareket edip devrimci mücadeleye, de¤erlere sald›rmay› kendine ifl edinen, devrimci gelenek ve de¤erlere sald›rmak için her f›rsat› de¤erlendirenleri tarih asla affetmeyecektir. Egemenler sanat› ve edebiyat› da kullanarak halka sald›rmay›, halk› bu araçlarla da teslim al›p sömürmeyi eski ça¤lardan beri yapmaktad›rlar. Ülkemizde 12 Eylül’de on binlerce kitab› toplay›p imha eden, yakan cunta ile Hitler faflizminin yans›tt›¤› egemenin edebiyata ve sanata bak›fl›n›n gerçek yüzü her zaman bu denli ç›plak bir flekilde ortada olmam›flt›r… Özellikle günümüzde, kapitalizmin her türlü ahlaks›zl›¤› gelifltirip iktidar›n› tamam›yla bunun üzerine kurdu¤u emperyalizm ça¤›nda bu yan›yla da ahlaks›zl›k alm›fl bafl›n› yürümüfltür. Burjuvazi yalanda, demagojide ve göz boyama araçlar›nda bütün s›n›rlar› kald›rm›flt›r adeta… 1940’l›-’50’li y›llarda ülkemizde en küçük bir muhalif yan›n›, solcu, sosyalist yan›n› gördü¤ü ayd›nlar›, yazarlar›, çizerleri, bilcümle sanatç›lar› linç eden, hapishanelere dolduran egemenler bugün kendilerine daha güvenli hareket etmektedir… Özelikle 12 Eylül cuntas› sonras›nda bu kesime de güçlü bir darbe indirdi¤ini düflünen oligarfli, cunta eliyle yakt›¤› binlerce kitap, katletti¤i ve mahpuslarda, mahkemelerde teslimiyete zorlad›¤› ayd›n ve sanatç›lar› büyük oranda sindirmifltir. Ama öte yandan da kendisi için uygun gördü¤ü ayd›n-sanatç› tipini de üretmifl ve piyasa sürmüfltür. “Eylül yazarlar›”n›n piyasas› devrimcilere sald›r›, devrimcileri karalama üzerine kuruludur.Bugün de bu konuda kendini egemenlere ispat etmeye çal›flanlar, onun telinden çald›¤›n› göstermek isteyenler mutlaka bir flekilde sözü döndürüp dolaflt›r›p devrimcilere getirmeden edemiyorlar… Onlar› karalamak için ya Oya Baydar gibi do¤rudan hedef alarak pespaye romanlar düzmekteler ya da Orhan Pamuk’un, son roman› “Masumiyet Müzesi”nde yapt›¤› gibi kitab›n bir yerlerinde de¤inilen ve kendi durdu¤u yerden Niflantafl› veya Cihangir’den gördü¤ü ile yetinip onu her fleymifl gibi gösterebiliyorlar. Halkla hiçbir ilgisi olmayan ve halk›n da umursamad›¤› bir k›s›m insan›n karfl›l›kl›

düellosudur yaflanan ona göre… Gerçekte ise yaflam çok farkl› bir mecrada afl›klar›n, küçük dünyalar›n içinde sürmektedir Pamuk’a göre. Bir de sözde geçmifliyle hesaplaflan, 12 Eylül ile hesaplaflanlar vard›r; sözde cunta ile hesaplaflmakta, kendine ve halka yaflat›lanlara karfl› tav›r almakta olanlar vard›r. Onlar da bir baflka telden çalmakta, devrimci mücadeleyi ve halkla devrimciler aras›ndaki iliflkileri didikleyip, gerçekte kendi y›lg›nl›klar›n›n, kaçk›nl›klar›n›n teorisini yapmaya çal›flmaktad›rlar. Kendi dar ve küçük dünyalar›nda gördükleri, yaflad›klar› kimi olaylar› her fleymifl gibi göstermeye çal›flan, kendi sekterliklerini, halka tepeden bakan yanlar›n› sanki tüm devrimcilerin bak›fl›ym›fl gibi gösteren böylelerinin hesaplaflmas› gerçekte kendilerine iflkence yapanlarla olmamaktad›r. Tersine onlar kendilerine iflkence yapanlar›n, egemenlerin saflar›ndan olaylar› bakmay› ö¤renmifl, ehlileflmifl ve egemenin k›l›c›n› çalmaya bafllam›fl tiplerdir. Ertu¤rul Mavio¤lu’nun son kitab› olan “Bizim Çocuklar Yapamad›” da iflte bu türe son örnektir. Bu dönem ortaya ç›kan yazarlar›n ve eserlerinin özelli¤i elbette 12 Eylül yazarlar› olan Ahmet Altanlar gibi de¤ildir… fiimdikilerde edebilik daha ön plandad›r mesela… Devrimcileri do¤rudan karalayan, devrimci mücadeleye do¤rudan sald›r› amac›yla kaleme al›nanlar olmakla birlikte genele damgas›n› vuran özellik popüler olmakt›r… Popüler kültürün bir parças› olmaktan baflka bir amaç tafl›mayan, herkese bir flekilde hitap etmeye çal›flan ve içi alabildi¤ine bofl olan eserler üretmekle yap›lan da gerçe¤e sald›r›dan baflka bir fley de¤ildir… Edebiyat denilen kalem kullanma sanat›n›, çok özel ve de güzel cümleler kurma becerisini içi bofl eserler ortaya koymak için kullanmak da gerçe¤i gizlemekten baflka bir anlam tafl›mamaktad›r. Bugün çok gerilerde kalan ve art›k tart›flma gündeminden dahi ç›km›fl olan “Sanat sanat için midir, toplum için midir?” tart›flmas›n›n aç›ktan de¤il ama alttan alta devam ettirilmesinin örnekleri olarak da de¤erlendirilebilir popüler kültüre uygun ürünler veren sanatç›lar›n, edebiyatç›lar›n eserleri... “Ben çok güzel yazar›m, her konuyu da istedi¤im gibi ele al›r›m. Bu toplumsal yaflamla uyumlu mudur, de¤il midir? Halk›n bugünkü yaflam›n› ve gündemini, gerçe¤ini tafl›r m› tafl›maz m› be-

ni ilgilendirmez” demektedir bu tür yazarlar; sözle de¤il ama pratikleriyle, ortaya koyduklar› eserleriyle söyledikleri budur. Ve iflte tam da bu noktada egemenin cephesinden k›l›ç sallamaktad›rlar. Çünkü, sanat› toplumdan kopar›p elit bir kesimin ya da salt kendini tatminin bir arac› haline getirmek esas olarak egemenin ifline yaramaktad›r… Çünkü, edebiyat›n ve sanat›n içeri¤inin boflalt›lmas›yla sa¤lanan gerçekte halk›n beyninin içinin de boflalt›lmas›d›r. Bugün gerek TV dizilerinde ve gerekse de sinema, edebiyat vb. tüm sanat dallar›nda ortaya ç›kan popüler kültür eserlerinin yapt›¤› tamam›yla budur… Ve bunun ölçüsü ise pazardaki pay›na göre belirlenmektedir… Yani bir eserin iyi veya kötü oldu¤unun k›stas› piyasada tuttu¤u yer, sat›fl rakamlar›, “bestseller” olup olmad›klar›d›r… Oysa bu asla ve asla gerçe¤i yans›tmamaktad›r… Özellikle de günümüzde her fleyin metalaflt›¤› ve reklamlarla en kötü mallar›n dahi piyasada çokça sat›labildi¤i kapitalizmde metalaflan sanat›n durumu da bundan farkl› de¤ildir. Burada da bize göre ölçü ne sat›fl rakamlar›d›r ve ne de emperyalistler eliyle verilen Nobel vb. ödülleridir. Bu tür ödüller de bugün art›k metalaflman›n, emperyalistler taraf›ndan “akredite” edilmenin araçlar› olman›n ötesine geçmemektedir… Ölçü edebilik ve halk için, gerçe¤in kavgas› için olup olmama de¤ildir. Emperyalistlerin ç›kar›na do¤rudan veya dolayl› hizmet edip etmemedir… K›sacas› sanat-edebiyat alan›nda oraya konulan eserlerin içerikleri, ele al›n›fllar› da s›n›f mücadelesinden ba¤›ms›z de¤ildir. Bir sanatç›n›n, edebiyatç›n›n kalemini, f›rças›n›-tuvalini, sesini, kameras›n› vb. ne için kulland›¤›, ortaya ç›kard›¤› eserinin kime hizmet etti¤i, kimin ç›karlar›n› gözetti¤i önemlidir. “Ben yazar›m, sanatç›y›m istedi¤im gibi yazar›m, çizerim insanlar›n okuma zevklerini, be¤enilerini tatmin edebiliyorsam bu bana yeter” demeye hakk› yoktur. Sanatç›edebiyatç› olmak hiç kimseye sorumsuzluk bahfletmez. Tersine daha fazla sorumluluk yükler. Ve bu sorumluluk bulundu¤u ça¤›n gerçeklerini ortaya sermesini gerektirir. Devrimci olmas›n›, örgütlü olmas›n› da bekliyor de¤iliz; bekledi¤imiz sadece ve sadece gerçe¤in saf›nda bulunmalar› ve içi bofl eserler üretmek yerine yaflanan gerçe¤i oldu¤u gibi yans›tmalar›d›r. Bu yeter! Bunu yapmayanlar›n yapt›klar› ne kadar aç›ktan olmasa bile egemenin yay›ndan halka ok atmaktan baflka bir fley de¤ildir…J

EK‹M 2008 | TAVIR | 43


sinema

“özgür dünya”n›n köleleri sevgi duman

de; burjuvazinin, hadi flimdilerin deyimiyle giriflimcilerin önünü kimsenin t›kamamas› gerekti¤i, onlar kazand›¤›nda tüm toplumun kazanaca¤› inanc› vard›r. Ama kaz›n aya¤›n›n öyle olmad›¤› çok geçmeden görülmüfl, kapitalizmin bugüne kadar gelmifl geçmifl en sömürücü sistem oldu¤u ortaya ç›km›flt›r. ‹flte karfl›m›zda, kapitalizmin kelimenin gerçek anlam›yla “vahflili¤inin” nas›l sürdü¤ünü çok baflar›l› bir sinema diliyle anlatan bir film “‹flte Özgür Dünya”... Kapitalist sömürünün, dünya üzerine tafl›d›¤›; dünyan›n ezilen-yoksul halklar›n›n kendi ülkelerinden çok çok uzaktaki “özgür dünya”lara kapa¤› atmak için, var›n› yo¤unu satarak içine batt›¤› “kaçak göçmenlik” gerçekli¤ini, dramatize etmeden, son derece sade, etkileyici ve güçlü bir sinema diliyle anlat›yor, ‹ngiliz sinemas›n›n belki de tek politik film ustas› Ken Loach’un bu son filmi... rici barutunu, kapitalizmin tekelci aflamas›na girmesiyle tüketen burjuvazi, sonras›nda öyle bir sömürü sistemi oturttu ki, kendinden önceki tüm s›n›fl› toplumlarda var olan sömürüyü arat›r hale geldi. O yüzden kapitalizme “vahfli” s›fat› eklendi tan›mlarda. Günümüzde ise, ayaklar› zincirli, bo¤az toklu¤una tarlalarda çal›flan köleler yok, ancak kapitalizmin görünmeyen zincirleriyle sisteme köle edilen ücretli (ve belki flu an için iflsiz ama köAsl›nda gerçekten iyi niyetle de¤erlendirildi- le olmaya aday) bir ezilen s›n›f var. ¤inde, böyle sananlar›n, tümüyle bir yan›lsama içerisinde oldu¤unu, kapitalizmin sundu- Kapitalizmin, feodal sistemi tarihin çöplü¤ü¤u nispi ve tamam›yla görüntüde bir refah ne gömüp, ondan daha ileri bir ekonomik dütaraf›ndan kand›r›ld›¤›n› söylemek do¤ru zeni hakim k›lmaya bafllad›¤› y›llarda, “B›rak›olacakt›r. Çünkü kapitalizm, burjuvazinin ile- n›z yaps›nlar, b›rak›n›z geçsinler” fliar›n›n bu rici oldu¤u y›llarda, feodalizme göre gerçek- sistemi anlatan en iyi cümle oldu¤undan ten daha ileri bir toplumu ifade ediyordu. ‹le- bahsedilir. Evet “özgürlük” vard›r bu cümleKapitalizmin, “vahfli” dönemini çoktan geride b›rakt›¤›n›, art›k sömürü gibi kavramlar›n miad›n› çoktan doldurup, demokrasi ve özgürlü¤ün yafland›¤› bir yeni dünya düzeninin kuruldu¤unu zannedenler fena halde yan›l›yorlar. Hofl buna nas›l kan›yorlar, kendi gündelik yaflamlar› içerisinde bile o kadar çok maddi ve manevi olarak sömürülmelerine ra¤men, anlamas› güç...

44 | TAVIR | EK‹M 2008

Ken Loach’› daha önce, “Ülke ve Özgürlük”, “Carla’n›n fiark›s›”, “Özgürlük Rüzgarlar›” gibi filmlerinden tan›yoruz. Daha çok iflçi s›n›f›n›n yaflad›¤› sorunlarla ve göçmenlik/kaçak göçmenlik gibi konularla ilgilenen, sinema yolculu¤unu bu konular etraf›nda sürdüren Ken Loach, kendine ait bir sinema dili oluflturabilmifl, ‹ngilizlerin dünyada en çok tan›nan yönetmenlerinden biri konumunda. Ken Loach, sinema oyuncular› ile çal›flm›yor, daha çok amatörlerle, birçok kez de hiç sinemayla ilgilenmemifl kiflilerle çal›fl›yor çünkü sinema oyuncular›n›n, perdede anlat›lanlar› gerçekçilikten uzaklaflt›raca¤›na inan›yor. Loach, filmlerinde oyuncular›n senaryoya dayal› bir oyunculuk sergilemeleri yerine duygusal yo¤unluklar›n›n do¤al bir flekilde kamera-


sinema

ya yans›mas›na önem veriyor. Atlamalar›, geri dönüflleri, kafa kar›flt›r›c› hiçbir biçimi tercih etmiyor. Böylece seyircinin filmle ba¤›n›n daha çabuk geliflece¤ine inan›yor. Gerçek mekanlarda çekiyor filmlerini, bunun da yaflam›n gerçeklerini kameraya daha çok yans›tt›¤›na inand›¤› için yap›yor. Kamera kullan›m tarz›nda belgesel film çekimi tekniklerini çok fazla ve çok iyi kullan›yor. Ve yine böylece filmlerinin daha gerçekçi bir dokuya sahip olaca¤›na inan›yor. Böyle bir sinema anlay›fl›na sahip Loach, ‹flte Özgür Dünya’da bunlar›n hemen hepsini uyguluyor. Öncelikle filmde Angie rolünü oynayan Kierston Wareing, ilk kez kamera karfl›s›na geçmesine ra¤men inan›lmaz bir performans sergileyerek, Ken Loach’› tercihinden dolay› utand›rm›yor. Keza di¤er oyunculardan, hemen hiçbiri tan›nm›fl de¤il ama filmin do¤al gözükmesinde, derinlikli anlat›m›nda - Hollywood’un (ya da di¤er tan›nm›fl sinema tekellerinin) çok pahal› oyuncular›na tafl ç›kart›rcas›na - çok ama çok baflar›l›lar. Duygular›n› kamera önünde çok do¤al bir flekilde sergiliyor tüm oyuncular ve kamera öyle bir biçimde geziniyor ki önümüzde, sanki bir belgesel film izliyor gibi oluyoruz. Yani hayat›n tam içinden, gerçek manzaralar izliyoruz film boyunca. Loach, bize bunu hissettirmeyi baflar›yor. Film, bir makale gibi, girifl-geliflme-sonuç aflamalar›n› sade, gösteriflsiz ve çok etkileyici biçimde geçerek ilerliyor ve bitiyor. Ken Loach, bu filmde kapitalizmi ve onun insanlar üzerindeki etkilerini anlat›yor, Angie’nin yaflam› üzerinden. Angie, bir göçmen iflçi bürosunda çal›fl›rken, patronlar›ndan birinin tacizine u¤ruyor ve karfl› koydu¤u için de gözünün yafl›na bak›lmadan kap›n›n önüne konuluyor. Kapitalist düzende patronlar›n dedi¤i oluyor her zaman. ‹flten at›lan ve bir dolu borçla ortada kalan Angie, ifl yaflam›nda edindi¤i tecrübeleri paraya tahvil etmek, çok iyi bildi¤i göçmen iflçi ticaretini art›k kendi bafl›na yapmak için kollar›n› s›v›yor ve en iyi arkadafl› Rose ile bir göçmen iflçi bulma flirketi kuruyorlar. Önceleri alt› ay boyunca herhangi bir izin baflvurusunda bulunmadan, yani aç›kça vergi kaç›rmay› göze alarak ama tümüyle yasal izin-

lerle, vizelerle ‹ngiltere’ye girifl yapm›fl göçmen iflçiler üzerinden ifl yaparak iyi paralar kazan›yorlar. Fakat bir süre sonra, herhangi bir belgesi olmadan ülkeye kaçak olarak girmifl iflçilerin hem daha az ücretle çal›flmaya raz› oldu¤unu, hem de azg›n sömürüye karfl› tek kelime etmediklerini f›s›ld›yor bir patron Angie’nin kulaklar›na. Daha çok para kazanma h›rs›yla dolu olan ve kapitalizmin beynini esir ald›¤› Angie, kendisine çok para kazand›rm›fl eski iflçilerinin yerine kaçak iflçileri patronlara peflkefl çekmeye bafll›yor en yak›n arkadafl›yla aras›n› bozuyor. Ne yapt›¤›n› fark eden babas›n›n, yanl›fl yapt›¤› uyar›lar›na kulak asmayan Angie, kapitalizmin insan› bazen vezir ederken, bazen de rezil ederek tepe takla edece¤ini görüyor yaflam deneyimi içerisinde. Angie’nin, kapitalist düzen içerisinde av iken avc›, ezilirken ezen, mazlumken zalim olman›n en çarp›c› örneklerinden biri olan yaflam›n› beyazperdede izlerken, gerçekten kapitalizmden veya onun bugün en yüksek aflamas› olarak kabul edilen emperyalizmden insana dair, özgürlüklere dair en ufak bir medet umanlar geliyor insan›n akl›na. Ve bu sömürü çark›n›n ne zaman k›r›laca¤› sorusu ve arzusu... Angie’nin de¤iflen kiflili¤ine ve düzenin tüketti¤i de¤erlerine tan›k olunca, Angie karakterine duydu¤umuz öfkenin asl›nda kapitalizme ve onun insanl›k düflman› kimli¤ine duyulmas› gerekti¤i sonucunu, izleyen herkesin ç›karmas›n› istiyor insan can-› gönülden bir de... ‹flçi s›n›f›n›n yaflad›¤› sorunlar sinema taraf›ndan çok ifllenen bir konu de¤il, ifllendi¤inde de popüler oyuncular›n gölgesinde kalm›flt›r hep. Ken Loach’un belki de en önemli özelli¤i, y›llar geçmesine ra¤men, duyarl›l›¤›n› yitirmeden bu konulara dikkat çekiyor olmas›. Loach için her zaman iflçi s›n›f›n›n sorunlar›, sisteme baflkald›rmaya çal›flan iflçilerin örgütlenmeleri ve göçmen iflçilerin yaflad›¤› zorluklar ön planda oldu. Ken Loach, kurulu kapitalist sistemin karfl›s›ndaki karakterlerin yan›nda durarak taraf›n› aç›kça belli etti bugüne kadar, üstelik hep daha adaletliymifl gibi gözüken kapitalist dünyan›n ve onun sürdürücülerinin bu konudaki gerçek yüzlerini ac›mas›zca gözler önü-

ne sermeye çal›flt›. Bunu yaparken insanlar›n duygular›n› sömüren, gözyafllar›ndan yard›m uman bir sinema dili kullanmad›. Seyirciye perde arkas›n› anlatmay›, bildi¤i fleylerin hayat›n gerçekleri olmad›¤›n› aktarmay› görev edindi. Loach'un bu muhalif tavr›n›n en yeni örne¤i olan ‹flte Özgür Dünya, sade anlat›m›, güçlü oyunculuklar›, çarp›c› diyaloglar› ve etkileyici senaryosuyla; sinemam›z› art›k bütünüyle ele geçirmifl olan Hollywood’a karfl› yan›nda duraca¤›m›z bir film.J

KÜNYE: Yönetmen: Ken Loach Senaryo: Paul Laverty Oyuncular: Kierston Wareing, Juliet Ellis, Leslaw Zurek, David Doyle, Joe Siffleet, Johnny Palmiero, Eddie Webber, Frank Gilhooley, Sheera Kavousian, Shadah Kavousian, Mahin Aminnia, Davoud Rastagou, Raymond Mearns, Maggie Russell, Colin Caughlin Görüntü Yönetmeni: Nigel Willoughby Müzik: George Fenton

EK‹M 2008 | TAVIR | 45


haberler

Ruhi Su’nun dostlar›, ustalar›n› yine yaln›z b›rakmad›

Filmekimi bafll›yor... Yeni sinema sezonunun habercisi olan Filmekimi 10 Ekim’de bafll›yor. Woody Allen, Hayao Miyazaki gibi yönetmenlerin merakla beklenen filmleri 7 gün boyunca izleyiciyle buluflacak. Filmekimi bu y›l da ödüllü filmlerden ustalar›n merakla beklenen son yap›tlar›na 21 filmden oluflan program›yla Beyo¤lu Emek Sinemas›’nda izleyiciyle buluflacak. Filmekimi’nde her akflam 21.30 seans›nda Türkiye’de vizyona girmeyi bekleyen bir filmin ilk gösterimi yap›lacak.

23 y›l önce bir sonbahar ay›nda kaybetti¤imiz Ruhi Su ve 2006 y›l›n›n Ekiminde aram›zdan ayr›lan efli S›d›ka Su, sevenleri ve dostlar› taraf›ndan mezar bafl›nda gerçekleflen bir etkinlikle an›ld›. Anmaya Ruhi Su Dostlar Korosu, Ruhi Su Kültür ve Sanat Vakf› üyelerinden yazar Karabey Aydo¤an, 68'liler Birli¤i Vakf› baflkan› Sönmez Targan, flair Ruhan Mavruk, sanatç› Sad›k Gürbüz, ustalar›n›n gelene¤inden yürüyen Grup Yorum’un ö¤rencileri ve daha nice sevenleri kat›ld›. Sayg› durufluyla bafllayan anma etkinli¤inde ilk sözü Sönmez Targan ald›. Targan, Ruhi Su 'nun sanatç› kiflili¤inin yan›nda sosyalizme olan ba¤l›l›¤›n› da anlatt›. Efli S›d›ka Su ile, her zaman inand›klar› siyasi mücadele içinde olduklar›n› ve her zaman halktan yana olduklar›n› vurgulad›. Ard›ndan söz alan yazar Karabey Aydo¤an ise, Ruhi Su’nun yaflam›na de¤indi daha çok. “Ruhi Su, kendisine gerçek anlamda bir dinleyici kitlesi yaratt›. Salonda kimseden ç›t ç›kmazd›, ta ki flark› bitene kadar. Onun sesi Anadolunun her yerini sar›yor.” diyen Aydo¤an sözü flair Ruhan Mavruk’a b›rakt›. Mavruk, ustay›

46 | TAVIR |EK‹M 2008

kendi yazd›¤› bir fliirle and›. M›sralar müzikle bulufltu sonras›nda. Saz, Ruhi Su dostlar Korosu’ndayd›. Dostlar Korosu, anmaya kat›lanlarla birlikte Ruhi Su’nun en sevilen türkülerinden olan “Annem Beni Yetifltirdi” ve “Drama Köprüsü”nü seslendirdi. Dostlar Korosu’nun ard›ndan bir baflka koro ald› sözü. Her ölüm y›ldönümünde ustalar›n›n mezar› bafl›ndaki anmaya kat›lan Grup Yorum, bu y›l konser program› dolay›s›yla düzenlenen anma etkinli¤inde yer alamad›. Ancak Yorum’un ö¤rencileri oradayd›. Grup Yorum korosu, “Bizler bu gelene¤in devamc›lar›y›z. Grup Yorum’un ö¤rencileri, Ruhi Su’nun ö¤rencileriyiz. Ruhi su bu halk›n müzi¤ini yapt›, saz›yla sözüyle bu halk›n ac›lar›n›, sevinçlerini dillendirdi. Bu sebeple Ruhi Su, halk›n kalbinde yer etmifl bir sanatç›d›r ve halka mal olmufl sanatç›lar ölümsüzdür.” Dediler ve “Bize Ölüm Yok” isimli flark›y› seslendirdiler. Anmaya kat›lan bir baflka sanatç› Sad›k Gürbüz “Toplumsal sanat›n yaln›zl›¤›na.” vurgu yaparak, bunun sebebinin de örgütsüzlük oldu¤unu ifadeetti. Anma, sanatç› Hasan Akyol’un seslendirdi¤i halk türküleriyle sona erdi.J

Bu y›lki program›n y›ld›zlar› aras›nda Venedik Film Festivali’nde yar›flan Hayao Miyazaki’nin son filmi “Küçük Denizk›z› Ponyo.” ve Woody Allen’›n Cannes Film Festivali’nde yar›fl-

ma d›fl› gösterilen filmi “Vicky Cristina Barcelona” da var. Filmekimi’nin ilk günü olan 10 Ekim Cuma akflam› GHETTO’da bir Aç›l›fl Partisi yap›lacak. Filmekimi program›ndaki Abel Ferrara’n›n Chelsea’de Rock filmine ithafen bu gece, Chelsea Hotel ve müdavimlerine ayr›ld›. Partide Radyo Eksen DJ’lerinden sonra Friendly Fire’›n efllik etti¤i Melis Daniflmend, Seha Can, Cana Çankaya, Ceylan Ertem, Bora Uzer ve Bedük sahne alacak. Nokia Nseries K›sa Film Yar›flmas› bu y›l da Filmekimi ile bafllayacak. Ya¤mur ve Durul Taylan’›n jüri baflkanl›¤›n› yürütece¤i yar›flman›n baflvuru tarihleri 10 Ekim-31 Aral›k 2008. J

Tüyap Kitap Fuar›’na Tar›k Ali konuk olacak Bu y›lki temas› “1968-40 y›l önce, 40 y›l sonra” olan 27. ‹stanbul Kitap Fuar›’na, yazar Tar›k Ali konuk olacak. TÜYAP Tüm Fuarc›l›k Yap›m A.fi ve Türkiye Yay›nc›lar Birli¤i taraf›ndan TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi Beylikdüzü’nde 1-9 Kas›m aras›nda düzenlenecek fuara, yaklafl›k 550 yay›nevi ve demokratik kitle örgütünün kat›lmas› bekleniyor. Fuarda, panel, söylefli, fliir dinletisi ve çocuk etkinlikleri gibi 250 kültür etkinli¤inin yan› s›ra fuar›n onur yazar› Füruzan’›n yaflam› ve çal›flmalar›ndan kesitlerden oluflan bir foto¤raf sergisi de aç›lacak. Yazar Tar›k Ali’nin konuk olaca¤› fuarda, Ali’nin kat›l›m›yla 2 Kas›m Pazar günü “Avrupa’da 68

Hareketi” konulu bir etkinlik düzenlenecek. Ayr›ca, Amerikal› gazeteci yazar Mark Kurlansky, 1 Kas›m Cumartesi günü “68 Hareketi Dünyay› Sarsan Y›l” panelinde okurlar›yla buluflacak. Fuar›n di¤er konuklar› ise Filistinli flairler Moaen Shalabia, Naim Aradiy, Agi Mishol, Hava Pimhas Cohen, Mageed Asakly, S. Fischer Vakf›’n›n konu¤u olarak Almanya’dan Thomas Brüssig, Thomas Glavinic ve Avusturya’dan Dimitre Dinev, Romanya’dan Nicolae Breban, Aura Christi ve ‹ngiltere’den çocuk kitab› yazar› Ian Beck olacak. Fuarda, 68 hareketi üzerine etkinlikler düzenlenerek, dönemin edebiyat, sinema, sanat ve kültür hayat›na katk›lar› ele al›nacak. J


haberler

Frankfurt kitap fuar› 14-19 ekim tarihleri aras›nda yap›lacak

GRUP YORUM g ü n c e 3 6 eylül 2008: ‹stanbul Cemil

Topuzlu Harbiye Aç›k Hava Tiyatrosu’nda verdi¤i konserde yaklafl›k 8000 kifliye seslendi.

Festivali”ne kat›larak 4000 kiflye seslendi. 3 14 eylül 2008: Küçükarmutlu’da düzenlenen “5. Armutlu Güz fienli¤i” ne kat›ld›. etkinli¤i yaklafl›k 2000 kifli izledi.

3 7 eylül 2008: fiiflli La Bella

Frankfurt Kitap Fuar›’yla ilgili daha önce bafllayan tart›flmalar devam ediyor. Ahmet Oktay, Leyla Erbil, Füsun Akatl›, Nezihe Meriç, Demir Özlü, Enver Aysever, P›nar Kür ve Tahsin Yücel, Frankfurt Kitap Fuar›’na kat›lmayacaklar›n› aç›klad›lar. 14-19 Ekim 2008 tarihleri aras›nda yap›lacak olan Frankfurt Kitap Fuar›’na Türkiye konuk ülke olarak kat›lacak. Füsun Akatl› daha önce yapt›¤› aç›klamada “Cumhuriyetle kavgal› bir iktidar›n ‘kültür ç›kartmas›’n›n aktörlerinden biri” olmayaca¤›n› söyleyerek, “Frankfurt Kitap Fuar›’na kat›lmak dünya görüflüme ve politik durufluma ayk›r›” demiflti. Bunun üzerine Ulusal Yürütme Komitesi ad›na Müge Gürsoy Sökmen (Ulusal Yürütme Komitesi Eflbaflkan›), Enver Ercan (Yazarlar Komitesi Moderatörü), Münir Üstün (Yay›nc›l›k Komitesi Moderatörü) ve Tan›l Bora (Konferanslar ve Bilimsel Toplant›lar Komitesi Moderatörü) kamuoyuna bir aç›klama yapm›flt›. Aç›klamada “Frankfurt Kitap Fuar›, devletler ve hükümetler aras› bir

organizasyon de¤il, yay›n dünyas›n›n bir organizasyonu” denilmiflti. Müge Sökmen, Enver Ercan, Münir Üstün ve Tan›l Bora, söz konusu aç›klamada yazar örgütlerinin temsilcilerinden oluflan Yazarlar Komitesi’ne bakanl›ktan ya da di¤er komitelerden herhangi bir müdahale olmad›¤›n› da belirtmifllerdi. Fuar yaklafl›rken “Yazar örgütleri fleffaf de¤il.” diyen sekiz yazar yeni bir aç›klama yay›nlad›. Ahmet Oktay, Leyla Erbil, Füsun Akatl›, Nezihe Meriç, Demir Özlü, Enver Aysever, P›nar Kür ve Tahsin Yücel; “AKP iktidar›na ve onun Kültür Turizm Bakan›’na güvenmedikleri ve yazar örgütlerinin bu fuar kat›l›m sürecinde fleffaf olmad›¤›, çok ciddi kayg›lar üretecek ölçüt sorunuyla karfl› karfl›ya olduklar›” gerekçesiyle Frankfurt Kitap Fuar›’na kat›lmay› reddettiklerini duyurdular.

Dü¤ün Salonu’nda TAYAD’›n 2. Genel Kurulu’nda bir konser verdi. Yaklafl›k 250 kifliye seslendi.

3 19 eylül 2008 : ‹skenderun Karaa¤aç’ta Klas Dü¤ün Salonu’nda verdi¤i konserde yaklafl›k 850 kifliye seslendi.

3 1 3 e y l ü l 2 0 0 8 : Sar›gazi’de düzenlenen “Çeteleflmeye ve Yozlaflmya Karfl› Sar›gazi Halk

3 20 eylül 2008: Antakya Amfi tiyatroda verdi¤i konserde yaklafl›k 1400 kifliye seslendi.J

Hadi Çaman hayat›n› kaybetti 15 May›s tarihinden itibaren bak›mevlerinde kalan Çaman, 24 Eylül’de kalp ve solunum yetmezli¤i nedeniyle fenalaflt›, yap›lan müdahalelere ra¤men kurtar›lamad›. ALS hastal›¤› ve di¤er rahats›zl›klar› nedeniyle 2007 y›l› aral›k ay›ndan beri tedavi gören Hadi Çaman, Kocaeli Üniversitesi T›p Fakültesi Araflt›rma ve Uygulama Hastanesi'nde uzun süre tedavi gördükten sonra bir bak›mevine yerleflmiflti. Sinema ve tiyatro sanatç›s›, yönetmen ve yazar Hadi Çaman, 13 Ocak 1943'te Kastamonu'da do¤du. ‹lk ve orta ö¤renimini Abdurrah-

man Pafla Lisesi'nde tamamlayan Çaman, ‹stanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde e¤itim gördü. 1962’de Dormen Tiyatrosu’nun açt›¤› bir s›nav› kazanarak profesyonel tiyatroculu¤a ad›m att›. 1982 y›l›nda Yeditepe Oyuncular›'n› kurdu. Çaman, 1982 y›l›ndan beri aral›ks›z olarak Niflantafl›'ndaki kendi tiyatrosunda sanat yaflam›n› sürdürmekteydi. Çaman duyarl› bir sanatç›yd›; Temel Haklar Federasyonu’nun kurucu üyesi olmufltu. Ayr›ca ‹dil Kültür Merkezi taraf›ndan çekilen Ulucanlar Katliam›’n› konu alan “Gerçek Hikaye” filminde de rol alm›flt›.J

Fuar resmi sitesinde ise kat›lacak yazarlar aras›nda fuara kat›lacak yazarlar aras›nda Rag›p Zarakolu, Ataol Behramo¤lu, Gülten Ak›n, ‹pek Çal›fllar, Arif Damar, Asl› Erdo¤an ve Öner Ya¤c› bulunuyor..J

EK‹M 2008 | TAVIR | 47


haberler sa... k›sa... k›sa... k›sa.. k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›s

3Dünyan›n en büyük foto¤raf fuar› aç›ld›. Dünyan›n en büyük foto¤raf fuarlar›ndan biri olan “Photokina 2008” Almanya’n›n Köln kentinde aç›ld›. Fuarda sergilenen yeni nesil dijital foto¤raf makinelerinde, foto¤rafç›lara yol göstermeleri, bilgi vermeleri, deklanflörü kendili¤inden devreye sokmalar›, belgeleri arflivlemeleri ve foto¤raflarda görünen tüm kusurlar› ortadan kald›rmalar› gibi özellikler dikkati çekiyor. Firma yetkilileri “Dijital foto¤rafç›l›k, flu anda en çok büyüyen sektör” fleklinde aç›klamalarda bulunurken, dünyaca tan›nan Fujifilm üç boyutlu yeni foto¤raf makinesini görücüye ç›kartt›. ‹ki objektifle çal›flan bu makine, üç boyutlu foto¤raflar›n yan› s›ra yine üç boyutlu video filmleri çekme özelli¤ine sahip bulunuyor. 3Zarakolu’na özgürlük ödülü verilecek. Uluslararas› Yay›nc›lar Birli¤i (IPA), 2008 y›l› Yay›nlama Özgürlü¤ü Ödülü, Belge Yay›nlar› kurucusu ve Türkiye Yay›nc›lar Birli¤i Yay›nlama Özgürlü¤ü Komitesi Baflkan› Rag›p Zarakolu’na veriliyor. Ödül, 18 Ekim’de, 2008 Dünya Kitap Baflkenti ilan edilen Amsterdam’da dünyadaki öz-

gür düflüncenin ikonlar›ndan biri olan Spinoza’n›n an›s›na, “Yeni Sansür Üzerine Uluslararas› Sempozyum”un aç›l›fl töreninde verilecek. Türkiye Yay›nc›lar Birli¤i’nin de içinde bulundu¤u 100’e yak›n ülkenin Yay›nc› Birliklerinin üyesi oldu¤u Uluslararas› Yay›nc›lar Birli¤i (IPA), her y›l dünyan›n herhangi bir yerinde yay›mlama özgürlü¤ünün savunulmas›na ve gelifltirilmesine önemli katk›larda bululan bir kifli ya da kuruma “IPA Yay›mlama Özgürlü¤ü Ödülü”nü veriyor. 3Türkiye’nin Oscar aday› “Üç Maymun” 61. Cannes Film Festivali’nde Nuri Bilge Ceylan’a "En ‹yi Yönetmen" ödülünü kazand›ran "Üç Maymun", "81. Akademi Ödülleri"nde Türkiye’yi temsil edecek. Zeyno Film’den yap›lan aç›klamaya göre, yönetmen Nuri Bilge Ceylan’›n son filmi "Üç Maymun", Los Angeles’da fiubat 2009’da "81. Akademi Ödülleri"nde Türkiye’ye "Yabanc› Film Oscar›"n› getirmek için yar›flacak. Ceylan’›n filmi, Kültür ve Turizm Bakanl›¤› ile aralar›nda Sinema Eserleri Sahipleri Meslek Birli¤i (SESAM), Film Yap›mc›lar› Derne¤i (F‹YAP),

Sinema Yazarlar› Derne¤i (S‹YAD), Ça¤dafl Sinema Oyuncular› Derne¤i (ÇASOD) ve Sinema Oyuncular› Derne¤i’nin (SODER) de bulundu¤u sinema alan›ndaki sivil toplum kuruluflu temsilcilerinden oluflan Oscar Türkiye Komitesi taraf›ndan, Türkiye’yi temsil etmesi için oy birli¤iyle seçildi. 3Alt›n Portakal'da 16 film yar›flacak! Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür Vakf› (TÜRSAK Vakf›) ve Antalya Kültür Sanat Vakf› (AKSAV)’n›n iflbirli¤i ile 10 – 19 Ekim 2008 tarihleri aras›nda gerçeklefltirilecek olan 45. Antalya Alt›n Portakal Film Festivali’nin ulusal yar›flma filmleri belirlendi. Festivale bu y›l belgesel dalda 87, k›sa metrajl› 236 ve uzun metrajl› 34 film baflvurdu.Bu y›l Atilla Dorsay, Mithat Alam, Serap Aksoy, Erkan Aktu¤, Tevfik Bafler, Necip Sar›c›, Fehmi Yaflar, Ziya Öztan ve Muammer Brav’dan oluflan ön seçici kurulun izledi¤i 34 filmden 16 tanesi, 45. Antalya Alt›n Portakal Film Festivali’nin Ulusal Yar›flma Bölümü’nde yar›flacak.J

DVD... VCD... ALBÜM... DVD... VCD... ALBÜM... DVD... VCD... ALBÜM... DVD... 3yeni kay›tlar 1994-2008

neflet ertafl Bayar Müzik

48 | TAVIR |EK‹M 2008

3can gibi nilüfer sar›tafl Seyhan Müzik

335. y›l konseri

zülfü livaneli ‹DA Müzik

3merhaba serhad rafla Lila Müzik


Tavir ekim 08  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you