Issuu on Google+


01 merhaba_sablon 1/19/14 8:24 PM Page 9

Sahibi Tavır Yayınları adına Bahar Kurt Genel Yayın Yönetmeni Gamze Keşkek Yayın Danışmanı Veysel Şahin Yazışma Adresi İstanbul Mahmut Şevket Paşa Mah. Mektep Sk. No: 4-B Okmeydanı - Şişli - İstanbul Tel: (212) 238 81 46 Fax:238 82 49 e-posta: tavir2007@gmail.com tavirdergisi@yandex.com www.tavirdergisi.org Ankara İdilcan Kültür Merkezi General Zeki Doğan Mh. İmam Alim Sultan Cad. No: 12/19 Mamak Tel: 0 312 391 37 75 Hesap no (TL) 1042-0596147 Gamze Mimaroğlu İş Bankası Parmakkapı/İST Hesap No (EURO) 1042-0129062 Gamze Mimaroğlu İş Bankası Parmakkapı/İST Fiyatı (DÖVİZ) Almanya: 5 Euro Fransa: 5 Euro Hollanda: 5 Euro Avusturya: 5 Euro İsviçre: 7,5 Frank İngiltere: 4 Sterlin Posta Çeki Hesap No Selma Altın 515 72 82 Baskı Ezgi Matbaa Sanayi C. Altay Sk. No: 10 Çobançeşme/İstanbul Tel: (0 212) 452 23 02 Yayın Türü: Yerel Süreli

Merhaba 2014 yılının ilk sayısıyla konuk oluyoruz yoksul gecekondularınıza, okul sıralarınıza, emekçi ellerinize bir kez daha... Onca baskıya, engellemeye rağmen devrimci sanat mücadelesinden hiç sapmayacağımız bir yıla daha sizinle birlikte merhaba diyelim. Evet her geçen yıl birçok tecrübe ekleniyor hanemize, 2013 birçok tecrübe kattı bize, önceki yıllardan bir farkı vardı yalnız... 2013 bizlere hayatın yeniden doğma arzusunun asla bastırılamayacağını gösterdi. Halkımız AKP iktidarının sömürüsüne, zulmüne Haziran Ayaklanması ‘yla cevap verdi. AKP iktidarı bugün neresinden tutsan eline bir pisliğin bulaşacağı hale gelmiştir. Bu soysuzların, soyguncuların, talancıların düzeninde açlığa, yoksulluğa mahkum edilen halkımızın vereceği en güzel cevap bir kez daha ayaklanma olacaktır. O yüzden 2014 yılında “bir kez daha” diyoruz. Bu düzeni yıkana kadar “bin kez daha” diyoruz! Dergimizi tamamladığımız şu günlerde tahliye haberleri alıyoruz. Bir yıldır tutsak bulunan Grup Yorum elemanı Ayfer Rüzgar tahliye ediliyor. Grup Yorum tarihinde bir ilk olarak şuan tutsak elemanı bulunmuyor. Fakat devrimci sanat alanının bir yanı hala tutsak. Dergimiz çalışanları ve İdil Halk Tiyatrosu oyuncuları Veysel ve Gamze hala tutsak. Veysel Şahin’in mahkemesi 21 Ocak ‘ta, Gamze Keşkek’in mahkemesi 25 Şubat’ta görülecek. İdil Halk Tiyatrosu oyuncuları izleyenlerine “Bizim yerimiz tarihte İdil sahnesidir fakat 21 Ocak’ta ve 25 Şubat’ta sahnede bulamazsanız Çağlayan Adliyesi’nde sanık sandalyesindeyizdir” diyor. Dergimizin bu sayısında kan uykusunda 15’ine giren Berkin’i, yolsuzluğu ve soygun düzenini, Ahmet Kaya’ya cumhurbaşkanlığınca verilen ödülü yazdık. Bir dahaki sayımızda buluşmak dileğiyle... Dostlukla..


02 icindekiler_29-30 ellerimi tut 1/19/14 8:26 PM Page 30

3 5 6 10 12 14 16 18 20 27 28 29 30 31 33

GÜNCEL hüsnü yıldız gemi-cik.. cik.. ötüyor kuşlar ŞİİR hasan biber başka bir dünya için koşmalı İZLENİM tavır devrimci avukatlar faşizmi yargıladı GÜNCEL deniz ekin ferman padişahın tiyatrolar bizimdir GÜNCEL ümit ilter hadi gidelim dostum DENEME deniz ekin şimdi berkin uyanacak ELEŞTİRİ deniz korcan ahmet kaya bu ödülü hak edecek ne yaptı DENEME şengül ince direnme sanatı PANORAMA tavır bir yıl böyle geçti... ŞİİR ali sinan çağlar o gün ŞİİR kırıklar hapishanesi varılacak mutlak AYIN FOTOSU ŞİİR nazım hikmet ellerinize ve yalana dair DENEME ümit ilter hayatın yeniden doğma arzusu öykü ciran harman kekliğin bir kanat çırpımı

36 36 38 41 42 43 44 47 49 51 54 57 58 60 62

MAKALE ümit zafer nazi KELİMELERİN DİLİ tavır aktivist ÖYKÜ hasan bakır bahçe DEĞERLERİMİZ leyla güney mütevazılık KELİMELERİN DİLİ tavır gerçek terör ve teröristin netliği AÇIKLAMA grup yorum dilan balcı için verilen zorla ses analizi kararı keyfidir MEKTUP hapishaneden halkın elleri albümüne hapishaneden mesaj ANI grup yorum türkülerimiz yoksul gecekondularda DENEME idil halk tiyatrosu idil tiyatro atölyesinden idil halk tiyatrosuna... BİYOGRAFİ mehmet esatoğlu bir halk çocuğu nejat uygur TİYATRO gülnaz bıçakçı che ve ulrike KİTAP serhat soylu kurtuluş TELEVİZYON devrim savaş yoksa sizin süper dadınız yok mu? SİNEMA ferit gündüz gazap üzümleri HABER


3-4 yolsuzluk_sablon 1/19/14 8:27 PM Page 3

güncel güncel

gemi-cik.. cik.. ötüyor kuşlar hüsnü yıldız

bir bir bizim geçmişten beri söylediğimiz pisliklerini. Berkin Elvan hala uyuyor... 14’tü, şimdi on beş yaşına giriyor uykuda. Yeni yılda uyanır mı bilinmez... Ali İsmail, Mehmet, Ethem, Abdullah, Ahmet, Hasan Ferit’leri aldılar bizlerden. Ne için öldü bu çocuklar? İşte bu iktidarın bu pisliklerine karşı savaştığı için.

Tavır Dergisi’nin bu sayısında yayınlanmak üzere Fettullah Gülen - Tayyip Erdoğan ortaklığına son veren “dershaneler” konusunu seçip, genel çerçeveyi şöyle çizmiştik; Bu kavga, çürümüş eğitim sisteminden öte bir iktidar ve rant kavgasıdır. Fakat; iktidarlarını ayakta tutacak olan asıl pastaya göre, üç beş milyar dolarcık dershaneler meselesi devede kulak kalıyor. Şimdi iki taraf da birbirlerinin gücünü yok etmek için eldeki tüm silahları ateşliyor. Gördük ki namlunun ucundan saçılan yolsuzluk isimleri son dönemde katledilen Gezi’nin çocuk-

larını vuran namluları taşıyanlarmış. O emri verenlermiş. Gezi süresince gözaltına alınanları kastederek; “Polis beni niye almıyor” diyenlermiş... Halkın yoksul kondularını yıkmaya “kentsel dönüşüm” diyenlermiş... Yani pislik diz boyu almış başını, yargıdan emniyete, işadamından bakan ve başbakana kadar gitmiş. Bu öyle bir savaş ki başbakan adını “yeni istiklal savaşı” koymuş. İç ve dış düşman varmış! Dış düşmanlarla işbirliği içinde olan ajanlar varmış! Çeteler varmış. Bu çeteler emniyet içinde örgütlenmişler... Bu çeteler yargıyı, basını işgal etmişler... Nasıl da döküyorlar ağızlarından şimdi

Onlar ise ayaklanma sürecinde “polisin destan yazdığını” söyleyip ikramiye ile ödüllendirdiler. Orda ödüllendirdiler, şimdi polisi de “tu kaka” ilan edip kullanıp atıyorlar bir kenara. Oradaki işbirlikleri bozuluyor, kendi kadrolarını oluşturuyorlar. Yolsuzluklar bankasından, yargısından, polisinden, bakanına herkese bulaşmış, tüm iktidar batmış içine. Başbakanın oğluna uzandığında Tayyip Erdoğan da patlıyor artık. Yargıya, polise, savcıya saldırıyor. Büyük bir hızla onu görevden aldırtıyor, yerine bunu koyuyor. Olmadı diyor şunları çıkarıyor topluca, yerine o görevi daha önce hiç yapmamış başka bir kadrolar topluluğunu getiriyor. Panik halinde etrafa saldırıyor. Bir dama tahtasında oynanan oyun gibi sürekli değişiklik yapıyor. Bunun sonucunda şimdi savcı, başbakanın oğlunu tutuklatmaya gönderecek polis bulamıyor! Dün kolkola yürüdüklerini şimdi tehdit ediyor. Bir iktidar yarışının içinde. Kazanma üzerine kurulu bu oyunda kimsenin

OCAK 2014 | TAVIR | 3


3-4 yolsuzluk_sablon 1/19/14 8:27 PM Page 4

öyle kolay kolay çoban matı olmaya da niyeti yok. Gülen cemaati de arkasına almış ABD’yi; önce polisi, sonra savcıyı, olmadı HSYK’yı sahaya sürüyor. Psikolojik harp konusunda iki taraf da uzman. Dini referanslarla ortak tabana biri bedduayla, diğeri duayla hitap ediyor. Biri kral Hakan Şükür kozunu oynarken, diğeri şeytan Rıdvan Dilmen’ni sahaya sürüyor. Birinin ATV televizyonu varsa diğerinin STV’si var. Birinin Rasim Ozan Kütahyalısı varsa gazeteci kılığında höpürdeyen, diğerinin bavulcusu Mehmet Baransu’su var. Birinin emrinde Halk Bankası var, diğerinin Bank ASYA’sı. Liste kabarık. Kedinin yumakla oynadığı gibi, ipi çektikçe yolsuzluk, onursuzluk, arsızlık, utanmazlık, “ayakkabı kutularından” çıkıp geliyor... İstifa etmek zorunda bırakılınca, Çevre ve Şehircilik Bakanı ne demişti: ‘’Benim yaptığım her şey başbakanın bilgisi dahilindedir. Başbakanın da istifa etmesi gerekiyor.’’ Başbakan Gezi ayaklanmasından beri havaalanlarında korsan toplantılar yapıp kitlesine şu şarkıyı söyletiyordu; ‘’Beraber yürüdük..yürüttük… biz bu yollarda..’’ Görüyoruz ki bayağı yürütmüşler, yürümüşler.. Ama oy verenleri değil! Onları metroya, metrobüse bindirmiş... Açlığa, sefalete, yoksulluğa mahkum

4 | TAVIR | OCAK 2014

edip öyle götürmüş-getirmiş. Götürürken 1.95 kuruş yol parası bulamayınca beyni özel güvenlikçiler tarafından akıtılan Aykut Kelebek’i yerlerde süründürmüş. Tuz kokmuş bir kere ya! Her şey de vıcık vıcık olmuş. “Mahkum olana kadar herkes masumiyet karinesi altında”ymış. Yapma ya! Sen değil miydin “Ben o davaların savcısıyım.” diyerek onlarca avukatı, memuru, sanatçıyı, sağlıkçıyı, öğrenciyi, gazeteciyi tutuklayan? “Bu avukatların 11 kapı ardında ne işi var?” diyerek naralar atan? Daha ortada hiçbir somut delil, neden yokken on yıllara kadar varan “cezalar” yağdıran sen değil miydin? Hadi dediğin olsun. 6 tane para sayma makinesi “yetim hakkı, kul hakkı” olsun. Gemiler gemicik olsun. Yediğiniz haram paralar, faizler “helal” olsun. Biz yatarız içerde, ölürüz bu memleket için, her taşı, toprağı düşmana verilmesin diye. Öldük 20’lerde biner biner, kadın erkek, genç yaşlı.. Sen şimdi uğruna öldüğümüz ne kadar şey varsa, satıyorsun kendi ellerinle bizi öldüren düşmana. Bu gerçekleri haziran ayaklanmasında açığa çıkaran halkına da düşman gibi saldırıyor, işgallerde, savaşlarda kullanılacak kadar silah, mermi kullanıyorsun.

Milletvekili bile olmadan ABD başkanın huzuruna çıkıp mazbata alırken seni alkışlayan “yandaş medya”, “dış güçleri” bugün senden önce hatırladı. O ahlaksız medyada türemiş patronlar dün kiralarını ödeyemezken, bugün emlak zengini oldular. 17 tane lüks daireye “alınterimdir” dediler yoksul çocuklar açlıktan ölürken... Şimdi seni de satıyorlar. Halk bankasının kredisiyle Sabah gazetesini cebinden bir kuruş harcamadan satın alıp bugün trilyonlara satmak caiz midir? Peki haram mıdır bataktaki esnafın meclisin önünde kendini yakması? Günde ortalama 10 işçi iş kazalarında yaşamını yitirirken 11 yıllık iktidarı boyunca bir kez bile bunu dile getirmeyen iktidar sahipleri yolsuzlukların üzeri örtülsün diye bunu millete karşı yapılmış darbe gibi gösteriyorlar. Dış güç bağlantısı arıyorsun... Oysa en büyük bağımlı, işbirlikçi sensin! Seni de kullandılar bir mendil gibi,şimdi atmak istiyorlar. Dün BOP eş başkanı olmakla övünen değil miydiniz? Şimdi İran, Mısır, Suriye konularında ters düşüyorsunuz sayın eşbaşkan... Bugün iktidarınızı korumak için daha dün kavga ettiklerinizle ittifak yapmanız da sonunuzu değiştirmeyecektir. Ama asıl mesele sizin sonunuz olmayacaktır. Asıl mesele halk, bu iktidar oyunlarının içinde olan hepsine tekmeyi vurursa olacaktır. 31 mayıs provaydı, gerçeği yakında… “Bir kurtulalım hele tüm asalaklardan, Nasıl seveceğiz birbirimizi, şiirler okuya okuya! Çekip gidince soyguncular, bir başka dünya kuracağız. Yaşamak neymiş, yaşamak, sen o zaman gör bak!”* *Vitezslav Nezval’in “O Gün Gelince” adlı şiirindenq


5 şiir_sablon 1/19/14 8:31 PM Page 5

şiir

şiir

başka bir dünya için koşmalı hasan biber

Başka bir dünya için koşmalı... Başka bir dünyada Büyümeli aşklar, Telaşsız kaygısız! Mevsimler dökmeden, Yapraklarını çiçeklerin... Gölgeli karanlıklardan uzak, bembeyaz!.. Başka bir dünya için koşmalı... Aynı göğün altında, Aynı ormanda, Boy vermeli çocuklar... Tel örgüler Ve duvarlar olmadan!..

Başka bir dünya için koşmalı... Her akşam bir özlem taşımadan, Ve yalın ayak, Ve yarı çıplak çocuklar... Her adreste, Bir kimlik bırakmadan!.. Başka bir dünya için koşmalı... Sermayenin hızından uzak İşçi tulumuyla, al kızıl doğumlarda, kan kokan zamanları durdurarak!..

Başka bir dünya için koşmalı... Leylak kokulu sabahlarda, Yağız bir at coşkunluğunda... El ele, omuz omuza Salkım salkım Harman harman "Kadife tenli zamanlara!.."

OCAK 2014| TAVIR | 5


6-9 savunma_29-30 ellerimi tut 1/19/14 8:32 PM Page 6

izlenim izlenim

devrimci avukatlar faşizmi yargıladı! tavır

24-25-26 Aralık'ta halkın avukatları, Silivri'de faşizmi yargıladı.. 18 Ocak'ta İdil Kültür Merkezi, Halkın Hukuk Bürosu, Yürüyüş Dergisi ve İstanbul Gençlik Federasyonu'na yapılan baskınlarda devrimci avukatlar Selçuk Kozağaçlı, Betül Kozağaçlı, Naciye Demir, Taylan Tanay, Şükriye Erden, Ebru Timtik, Barkın Timtik, Güçlü Sevimli tutuklanmıştı. Devrimci avukatların ilk mahkemesi 24-25-26 Aralık'ta Silivri'de görüldü. Üç gün süren mahkemeden Güçlü Sevimli, Şükriye Erden, Betül Kozağaçlı ve Naciye Demir tahliye edildi. Mahkemenin ilk günü ilk sözü ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı aldı.

dürü olarak görev yaptığı dönemde, bir konuşmasında Halkın Hukuk Bürosu'na yönelik operasyonel faaliyetler yaptıklarından bahsediyor... Orada bulunan bir kadın avukat söz alarak, "Nasıl söylersiniz böyle bir şeyi?.." diyor. Mehmet Ağar ise, "...ben zikrettim bunu. Savcılar, hakimler biliyor zaten bunları..." diyor. .... Biz yıllardır devrimcilerin, kendine özgür tutsak diyenlerin avukatlığını yaptık... .... Bizi de Yusuf Peygamber gibi kapattıysanız, bu sorun değil. Yatarız zindanda.... ..... DHKP-C, 12-6-2012'den itibaren bir dizi eylem yaptı. Onlar saldırınca, eylem yapınca, biz de avukatlara saldıralım dedi polis. Çünkü onlar DHKP-C'lileri savunuyor, biz ise onları yakalayamıyoruz... Erdal, Hasan Selim ve İbrahim Çuhadar'ın eylemleri biz dışardayken olmuştu. Alişan ve Muharrem'in eylemleri ise biz içerideyken. Ama görüyoruz ki, bu eylemleri de bize bağlamışlar...

"Konuşma sırası bize geldi..." diyerek söze başlayan Kozağaçlı, bu operasyonun temelinin DHKP-C'nin 2012 Haziran'ın da başlattığı eylemler olduğuna dikkat çekti. Gözaltı ve tutuklamaların gerekçesinin eylemi yapanları yakalamak olduğu ama tutuklamalardan sonra da eylemlerin devam ettiğini, bundan dolayı da bunun bir örgüt operasyonu değil, Devrimci Avukatları sindirme ve yıl- Erdal, İbrahim, Hasan Selim, Alişan, Mudırma amacı güttüğünü anlattı. harrem arkadaşlarımız, müvekkillerimizdi... Kozağaçlı konuşmasına şu sözlerle devam etti: Sizin uymadığınız yasaya, kanuna biz ne"... den uyalım?.. Uymayacağız!..Biz hiçbir Asla akıllı olmayacağız!Asla hizaya gel- sözün ne karın doyurduğunu ne de meyeceğiz!.. kurşunu engellediğini görmedik... .... Adamına göre hapis anlayışına değin- Kastamonu İstiklal Mahkemesi'nin bir kamek istiyorum.1995 yılında Mehmet rarı vardır zamanında. Bunu örnek verAğar, İstanbul Emniyeti Siyasi Şube mü- mek istiyorum.Bir ailede askere gitme-

6 | TAVIR | OCAK 2014

yen yada askerden kaçan biri varsa, görevliler o kaçağın köyüne gider. Yerine askere almak için, "Bu kişinin kardeşi var mı, abisi var mı, amcası, dayısı var mı" diye sorar... Eğer hiç biri yoksa, yakın o zaman evini derler...Sizinki de o hesap. Silahlı eylemciyi yakalayamıyorsak, avukatını tutuklarız diyorsunuz... ..... Güler ZERE'yi duymuşsunuzdur. Kanser hastasıydı. Tedavisi mümkün olan ağız kanserine yakalanmıştı. Tedavisi engellendi ve ölüm sınırına getirildi. Dayanışmayla serbest bıraktırdık Güler'i. Dışişleri Bakanı olan kişi, "Güler Zere bizim kızımız..." dedi. Cumhurbaşkanı, "getirin belgeyi, imzalayım, serbest kalsın..." dedi... Güler ZERE serbest bırakıldı. Sonra bizlere bu kampanyayı DHKP-C talimatıyla yaptınız diyerek dava açtınız. O zaman sormak istiyorum size; Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı da mı DHKPC'li?.. ... Hapis yatırarak bizi ıslah edemezsiniz! Israrla, ıslah olmayan avukatlarla karşılaşmaya hazır olun, alışın. Bir yıldır tutukluyuz. Gerekçe yok. Yaftalamadır bu. İzi kalır en kötü ihtimal. Kişi zayıfsa, kendi bile inanır bir süre sonra buna. Tayyip, daha biz tutuklanmadan önce, gözaltındayken, bizim hakkımızda konuştu. 11 çelik kapı dedi, işini bilen avukatlar dedi... Gecenin o saatinde kapalı kapılar ardında ne yapıyorlar dedi. Öyle şeyler dedi ki, ben hakim olsam kıpırdayamazdım... Başbakan bize "tu-kaka" dedi. Ama


6-9 savunma_29-30 ellerimi tut 1/19/14 8:32 PM Page 7

Fatma Hülya Tümgan benim müvekkilimdi. Ölüm Orucu'ndaydı. 30 kiloya düşmüştü. Zorla müdahale sonucu katledildi. Vücuduna öyle çok su verilmişti ki, öldükten sonra bile su geliyordu bedeninden. Sanki, ölmemiş de, terliyormuş gibi.

3000 avukat geldi, vekalet verdi bize. Damgalanmış gibi mi duruyoruz?..Baro başkanları, mesleğin duayenleri, ailelerimiz, dostlarımız, yoldaşlarımız burada... ..... Biz sıra neferiyiz. Tarihte başkası yaptı bunu, şimdi sıra bizde...Size bununla ilgili bir şiir okumak istiyorum Nazım Hikmet'ten... ... Hacivat-Karagöz'ü öldüren katillerin künyesi bile kayıtlıdır bizde. Halka karşı işlenmiş hiçbir suçu atlamayız, kaydını tutarız. Sizleri de unutmayacağız!.. ... Mağdurken bağıranların, üste çıkınca ne kadar zalimleştiklerini gördük biz... ... İttihatçi, itilafçı, sağcı, solcu değiliz; Sosyalistiz biz... ... Üç müvekkilimizi gömmekle suçladınız bizi. Biz üç değil, üç yüz müvekkilimizi gömdük... Sadece ben, 1995'ten beri 65 cenaze gömdüm. Vatan hainlerinin ölüsünü gömemezsiniz diyorsunuz bize... ... Siz bir siyasi mahkemesiniz, bu sizi sona sürükleyecektir... ... İbrahim'i Adli Tıp'tan aldım. Son anına kadar yanındaydım. 13-14 yıldır avukatıydım. İbrahim, çatışmada ölen arkadaşları için, "şehit" derdi. Şimdi arkadaşları ona "şehit" diyor. Onlara değer verdi-

ği için bunu derdi. İbrahim, bu düzenin parlementer sistemle değişeceğine inanmıyordu. Bir şeylerin değişmesi için geçmişte ölenlerin üzerine parti kurulmasına inanmıyordu. "...Bu, onları anarak değil, silahlı mücadele vererek olur..." derdi ve öyle yaptı. "Şehitlik, yaşamını ve ölümünü toplumsallaştırmana denir..." derdi... .... Ulucanlar'da bir katliam oldu 26 Eylül 1999'da. Tutsakları, hızarlarla parçalayarak, sopalarla döverek, kurşunlarla vurarak katlettiler. cenazeleri, gece araba farları eşliğinde gömdürdüler. Çünkü, üzerlerindeki işkence izleri belli olur, bize bundan dolayı dava açarsınız diye korktular... Biz otopside o cesetlerin fotoğraflarını çektik. İşte elimde o fotoğraflar. Buyrun, bakabilirseniz bakın eserlerine... Bu suçsa, buna uymayacağız!.. ... 19 Aralık 2000'de eşi benzeri görülmemiş bir katliam yaşandı. Bayrampaşa Hapishanesi'nde 6 kadını diri diri yaktılar. Kömürleşen bedenler gördük. Hiç bir şekilde DNA örneği alamadığımız iki ceset vardı, kömürleşmiş. Aileleri, "ikisi de bizim kızımız. Farketmez, birini siz gömün, diğerini biz gömelim..." dediler birbirlerine... Bunu yapmak mı suç, yoksa cenazeleri gömmek mi?.. ...

Bunu yapmak mı suç, yoksa cenazeleri gömmek mi?.. .... Gökçe Şahin, Ordu ilinde katledildi. Babasıyla birlikte gittik cenazeyi almaya. Vücudunda 10 mermi vardı. Olay tutanağı yok, nasıl olduğuna ilişkin bir açıklama yok... Babasıyla birlikte cenazeyi alıp, gömdük... Bunu yapmak mı suç, yoksa cenazeleri gömmek mi?.. Ali Yıldız, Dersim-Çemişgezek'te top ateşiyle birlikte parçalanan 15 bedenden biriydi. Cenazesini toplu mezardan çıkardık. Abisi bunun için 64 gün açlık grevi yaptı. Katletmek mi, gömmek mi suç?.. ... Ali Efeoğlu, gencecik biri insandı. Şimdi katili itiraflarda bulunuyor. Şöyle vurduk, böyle gömdük diye... Biz tutsağız ama bu insanlar bulup gömecekler Ali'yi. Mezarını yapacağız. Bu da mı suç? Bundan da yatalım! .... Engin Çeber için dava açmasaydık, o müdürler ceza alır mıydı?.. Öldürmek mi, dava açmak mı suç?.. .... Kasaplar Deresi'nden Sason'a, Kutu Deresi'nden Cizre'ye... Ne kadar toplu mezar varsa, hepsinin sahibiyiz, avukatıyız!.. Dayı, yani Dursun Karataş müvekkilimizdi. Onu tanıyan herkes ona "Dayı" derdi. Biz de saygıdan öyle diyorduk. Cenazesinde birlikteydik. Havaalanından mezarlığa kadar birlikteydik. Dayı, 1970

OCAK 2014 | TAVIR | 7


6-9 savunma_29-30 ellerimi tut 1/19/14 8:32 PM Page 8

yılından 2008'e kadar 38 yıl boyunca mü- heliler'in de arasında olduğu 1000'den cadele içindeydi ve neredeyse bu yılla- fazla kişi katıldı... rın tamamını illegal olarak geçirmişti. Mahkeme ikinci gün de Selçuk KozÖrgütü onun için herşeyiydi. Annem, ağaçlı'nın savunmasıyla devam etti; eşim, babam, kardeşim, yoldaşım... derdi örgütü için. İbrahim'in dediği gibi, ya- "Kirletmesi en zor söz adalettir. Adalet şarken şehitti... tanrıçası madenleri, hakları, altınları bir avuç oligarka peşkeş çekmiştir. Dursun Karataş'ın vekaletini aldığımızda DHKP-C Genel Sekreteri olduğunu bi- Bizim hayal ettiğimiz adalet tanrıçası, liyorduk. Suç mu, alınamaz mı bu veka- adaletsizliğin kalbine kılıcını indirmelilet? dir. ... 14 yıl avukatlığını yaptım. Görüştüm, Bizim temel haklar listemiz vardır. Açla"dava aç" dedi, açtım. Eğer cenazedeki rın doymasına, çıplakların giyinmesine 3 fotoğrafla suçluyorsanız beni, eliniz ger- yaramayan bir liste hiçbir işe yaramaz. çekten boş demektir... ... Hukuk bilginleri, hiç bir zaman hiçbir Ben Dayı'nın cenazesine katılmadım; olayda halkın yararına görüş bildirmezCenazenin sahibiydim!. Cenazeye 20.000 ler. kişi katıldı. Dava açacaksanız, onları ge- ... tirip dava açacaksınız... Fransız İhtilali, İnsan Hakları Evrensel Be... yannamesini ve Anayasayı ciddiye almıyoruz. Biz sosyalistiz. Biz bir dine mensubuz. Yoksulların dini. ... İki din vardır dünyada. Bir zenginlerin, bir Biz bu dünyadaki bütün sosyalist-komüde yoksulların dini. Ben bu soruşturma- nist geleneği sahiplenerek geliyoruz. ya katılmak için, 850 km. öteden Şam'dan Biz devrimci avukatız. Lübnan'a geçtim. Ordan da ilk uçakla Tür- ... kiye'ye geldim, hakkımda böyle bir işlem Bir suç varsa, bunu zenginler işliyor. yapıldığını duyunca. Ama, adam beni Onların yakasına yapışacaksınız. Adalet "kaçma şüphesiyle" tutukladı. budur!.. ... .... Biz acımızı, hayallerimizi, mücadelemi- Silahlı siyasetin, silahsız siyaset gibi siyazi, devletin dokundurmasıyla hukuka çe- set arenasında olmasını meşru görüyovirmeyiz. rum. ... ... Bu hak-hukuk laf salatalarının hiçbirini Bu ülke parlementodan yönetilemez. devletler vermemiştir. Yoksullar bunla- ... rı hep dövüşerek almıştır. Pantolon kemerini tek başına bağlaya... mayan 350-400 insan var mecliste. KriHayal edebiliyor musunuz, Haseki Has- tik kararları bu insanlar mı tasarlıyor tanesi'nde koridorda üzerinize altı kişi ve karar altına alıyor sizce? oturmuş bir vaziyette, şırıngayla kan ... örneği alındığını?.. Yoksulların büyük devrimler arasında yaptığı en iyi şey, hak mücadelesidir. Duruşmanın ilk günü mahkemeye, 500'ü ... aşkın avukat, yabancı heyet, gazeteciler, Ben avukatlığa Sivas Katliamı davasıyla sanatçılar, sendikacılar, milletvekilleri, başladım. Gazi, Ulucanlar, 19 Aralık... diye tutsak yakınları, TAYAD'lılar ve Halk Cep- devam etti. Biz halkın avukatlarıyız...

8 | TAVIR | OCAK 2014

... Evrensel olan hukuk devleti değildir. Mağdurluk ve yoksulluktur. Bunun için avukatlık yapıyoruz. ... Haziran Ayaklanmasını selamlıyoruz. 19-22 Aralık Katliamında düşenleri selamlıyoruz. Maraş Katliamı'nda katledilenleri selamlıyoruz. Bize inanan herkesi selamlıyoruz. Gelen herkese teşekkür ediyoruz. ... ÇHD bu ülke tarihinin en büyük hukuk örgütüdür. Hiçbir çamur üzerine yapışmaz. ... Halit Çelenk, Gülçin Çaylıgil, Niyazi Ağırnas'ın geleneğini sürdürüyoruz. ... Ben, benden önceki ÇHD Genel Başkanlarının, duayenlerin ellerini aldım, benden sonrakilere veriyorum... Selçuk Kozağaçlı'nın savunmasının ardından savunmaya Ebru Timtik devam etti: "...İddianame siyasi bir belgedir, ideolojik bir saldırı aracıdır. Hukuksal bir metin değildir. İddianamedeki iddialara cevap verecek olursam; İddianame, örgütlenme haklarımıza bir saldırıdır. Derneğimizin ve büromuzun kurumsallığına saldırıdır. Şimdi, birinize sosyalizm iyi midir diye sorsak, Yargıtay kararlarına bakmak lazım dersiniz... Biz, Marksist-Leninistiz, devrimciyiz, sosyalistiz... .... Halkın elleri, yüreği, nefesi bize bu süreç boyunca güç verdi. ... Her türden siyasi yargılama, mutlaka yargılayanın mahkum eder. ...


6-9 savunma_29-30 ellerimi tut 1/19/14 8:32 PM Page 9

Bizim için adalet isteyenler, yürüyenler, açıklama yapanlar tehdit ediliyor. ... Siyasi polis hakkımızda dedikodu yapıyor. "Selçuk'u, Taylan'ı böyle böyle yaptık..." diyorlar. Bunlar, Ağar'ın çocukları, Çarkın'ın varisleridir. Onlara en iyi cevap; Ben hiç durmadan onların zulmünü teşhir edeceğim. Bize selam yolluyormuş siyasi şube polisleri. Gönderdikleri Allah'ın selamı değildi, aleykümselam diyemedim. Ama, selamlarını aldım, bilsinler. ... Devrimci avukatlık, bir anlayışın adıdır. Siz buna karşısınız... ... Örgütlenmekten gurur duyuyoruz. Ama, bu sizin anladığınız gibi, kişisel çıkar sağlamak için kurulmuş bir örgütlenme değil. DHKP-C örgütünü neden bu kadar tehlikeli buluyorsunuz?. Çok fazla silahı olduğu için mi? Hayır! Kendine bağlı ve inançlı militanları olduğu için tehlikeli size göre. ... Behiç Aşçı'dan talimat aldığımı iddia etmişsiniz. Behiç Aşçı, "Adaletin Olmadığı Yerde, Direnmek Haktır" diyerek ölüm orucu yaptı. Ondan öğrendiğimiz ilk ders buydu. Bize, insan iradesinin yapamayacağı hiçbir şeyin olmadığını öğretti. Onun söylediğini yapmak için talimata gerek yok. Aldığım aile terbiyesi ve saygı yeterlidir. ... Biz, birbirimize örüm örüm örgütlüyüz. Eminim siz bunu anladınız. ... Polis için her şey mümkün. Sadece sırtı ve kulağı görünen bir fotoğraftan kimlik tesbiti yapabilir. ... Biz, özel bulduğumuz şeyleri, yüreğimizde ve aklımızda taşırız. Ve kimseye de el

sürdürmeyiz. ... Cenazelerin, insanların inanç ve geleneklerine göre gömülmesine bile karşısınız. .... Gözaltına alınanlara, gözaltındaki hakları ile ilgili verdiğimiz eğitim suç olarak gösteriliyor! İnsanlara yasal haklarını hatırlatıyor olmayı hukukla nasıl bağdaştırıyorsunuz?.. ... Biz, Marksist-Leninistiz. Dünyanın değişeceğine inanıyoruz. Her çelişkinin de değişimin motoru olacağına inanıyoruz. Ve biz de bir çelişkinin ortasındayız. Şimdi; biz devrimi, siz düzeni-devleti temsil ediyorsunuz. Ebru Timtik’in savunmasının ardından Taylan Tanay savunmasını yaptı; Savunmamda geçmiş yargılama deneyimlerimden bahsedeceğim.11 Eylül'den sonra terörle mücadele yasal bir kapsamdan daha çok siyasal bir kapsama dönüştü. ... DHKP-C terör örgütü değildir. Halka zarar vermiyor. Zarar olursa da tazmin ediyor. ... Savcı çokça eyleme katıldığımızı söylüyor. Biz, kanunla birlikte eyleme katılmaları yasaklanmış askeri personel değiliz. İstediğimiz eyleme katılırız. ... DHKP Genel Sekreteri Dursun Karataş'ın yani Dayı'nın cenazesine katıldığımız için dava açmışsınız. Cenazeye katılmışız ama slogan atmamışız, flama yok. Ama orada bulunmamız,örgüte güven veriyormuş. Ama başımızın üzerinde örgüt bayrağı dalgalanıyor. Bunu suç saymışsınız. Bunun gerçekleştiği yer, karakola 150 metre. Çekiyorsunuz kameraya. O zaman müdahale etmiyorsunuz. Cenazeden önce havaalanında Dayı'dan parmak izi alındı. Yanımızda İstanbul Emniyet Müdürü, Siyasi Şube Amiri vardı. Tabutu özenle açtılar. Dayının üzerinde büyük bir DHKP-C bayrağı vardı. Bayrağı özenle katlayıp bir

kenara koydular. Sonra parmak izini aldılar. Daha sonra bayrağı açıp, özenle Dayı'nın üzerine tekrar örttüler. Sonra o bayrak cenazede dalgalandı. ... Tüm dünyada 36.000 politik tutsak var. Bunun 12.000'i Türkiye'de. Terör bir sorun değil, yönetim aracı. ... Türkiye, dünyanın en fazla tutuklu avukat sayısına sahip bir ülke. 4 gün önce tahliye olan avukatlar, bu gün bizi savunmak için buradalar. Biz, 2 yıl önce onları savunmak için buradaydık. Bizim yenilmezliğimizin temeli buradadır. Avukatlara yönelik bu saldırılar istisnai değil. Bu yüzden biz kendimizi başka bir yere koymuyoruz. ... Biz, bu ülkede işçilerin, ezilenlerin, yoksulların, kürtlerin, tüm halkların avukatlığını yapıyoruz. Bunu da açık açık söylüyoruz. Araştırmanıza gerek yok. ... Bize marjinal diyorsunuz. Siz 4 kişisiniz burada. Şu salona bakın bir de, kim marjinal? ... Başbakanın size ayar çekmesi her zaman yaşanan bir gerçektir artık. ... Biz iştirakçıyız. Komünistler geçmişten bu güne yargılanmaya devam ediyorlar. ... Üç gün süren dava da diğer avukatlar da savunmalarıyla yargılanan değil yargılayan olduklarını ispat ettiler. Mahkemeye 3000 avukat vekalet verdi. 600 avukat fiili olarak savunma yaptı. Yurt dışından gözlemci olarak 14 heyet geldi ve üç gün boyunca Halk Cephesi, Tayad, Gençlik Federasyonu’nun da içinde bulunduğu binden fazla insan mahkemeyi izledi. Güçlü Sevimli, Şükriye Erden, Betül Kozağaçlı ve Naciye Demir tahliye olurken diğer devrimci avukatların mahkemesi 15-16-17 Nisan'a ertelendi. q

OCAK 2014 | TAVIR | 9


10-11 odenegi kesilen tiyatrolar_29-30 ellerimi tut 1/19/14 8:33 PM Page 10

güncel güncel

ferman padişahın tiyatrolar bizimdir deniz ekin

Sanatın içine tüküren, sanatçıyı cadı ilan edip engizisyon mahkemelerine çıkaran, sanat kurumlarını kapatmak için can hıraş mücadele eden, tiyatroların yönetimlerini kendi kadrolarına devreden, heykelleri yıktıran, tabloları yaktıran, sansürün en koyusunu uygulayan muktedir yeni bir ferman buyurdu! Hedefi yine tiyatro... "Genel ahlak" dedi bu sefer adına... Bundan böyle tiyatrolara destek ancak oyunun "genel ahlak"a uygun olması durumunda verilecek.

Yönetmelikleri değiştirdi, kurumların başından sanatçıları alıp kendi memurlarını getirdi, şehir tiyatrolarındaki oyunları sansürlemeye çalıştı, devlet opera ve balesini kapatmak için elinden geleni ardına koymadı... Bugün vardığımız aşamada, özel tiyatrolara ödenek yardımı için genel ahlak şartı, AKP faşizminin sanat üzerindeki yeni bir baskısı değildir... AKP iktidarı için sanat en büyük düşmandır çünkü tarihler boyunca sanat ve dahi tiyatro ezilenin sesi soluğu,, ezenden hesap sorma silahı olmuştur... İşte böyle büyüktür tiyatronun işlevi. Bugün tiyatronun bu işlevi engellenmek istenmektedir. Çünkü AKP iktidarının halkın sanatına alternatif koyacağı bir sanatı yoktur... Faşizmin kafası hiçbir çağda sanat yapacak kadar çalışmamıştır... Ve muhalif sanat, halkın sanatı, AKP iktidarının faşist düzenini tehdit etmektedir.

Genel ahlak dedikleri ucu bucağı açık kavramı kim belirleyebilir, sınırını neye göre koyabilir? Kaldı ki kabinesindeki bakanların on üç yaşındaki çocuklarla evlendiği, iktidarı döneminde fuhuşun daha da arttığı, bakan çocuklarının yolsuzluk ve rüşvetten gözaltına alındığı, kızlı erkekli diyerek insanı yalnızca cinsiyetten ibaret kabul eden ve kadının başındaki bir tel saçın gözükmesini zinhar günah sayan bir hükümetin genel ahlak kavramından Peki, devletin sanatı desteklemesi, anladığı ne olabilir? Tüm bunların da özel tiyatrolara ödenek yardımında yanı sıra, devletin sanatı ve sanatçıları, parayla tehdit etmesinin 21. yüzyıldaki karşılığı hangi kavrama tekabül edebilir? AKP iktidarı, devletin de tiyatrosu mu olurmuş mantığıyla şehir tiyatroları ve devlet tiyatrolarını hedefine koydu.

10 | TAVIR | OCAK 2014

bulunması bir lütuf mudur? Sahiden de devletin tiyatrosu olmamalı mıdır? Buna vereceğimiz yanıt devletin biçimiyle de bağdaşık olacaktır; devletin tiyatrosu elbette olmalıdır... Sosyalist toplumlarda devlet sanatı desteklemiş, adeta bir zorunluluk haline getirmiştir.. Sanat insan ruhunu temizler, tamir eder. Stalin'in deyimiyle ise; “sanatçı insan ruhunun mühendisidir..”. Devletin sanata desteği bir zorunluluktur. Devlet, üstün yetenekli insanların sahip olduğu yönetme hakkının, babadan oğula devredildiği bir mekanizma değildir. Devletin ödenek fonu da yine bu insanların "iyilik olsun" diye ayırdıkları bir para değil, bizatihi devleti var eden toplumun vergileridir. Halk iktidarında devlet, ödenek yardımının yalnızca aracısıdır. Bu ödenek, insanın insana, iyi güzel olanı yaratma mücadelesinde yatırımı, katkısıdır. Fakat AKP faşizminin saldırıları altındaki ülkemizde, davul sanatçının boynunda tokmak mukte-

Fakat AKP faşizminin saldırıları altındaki ülkemizde, davul sanatçının boynunda tokmak muktedirin elindedir.


10-11 odenegi kesilen tiyatrolar_29-30 ellerimi tut 1/19/14 8:33 PM Page 11

dirin elindedir. Normal şartlar altında olması gereken; her türlü değişikliğin tepeden inme yerine, sanatçıların temsilen oluşturdukları bir kurul ile devletin ortaklaşa karar almasıdır. Tayyip Erdoğan bugün geldiği aşamada artık tüm gemileri yakmış, kendisi gibi düşünmeyen herkesi düşman görmüş, bunun uğrunda Hitler faşizmini kendine temsil kabul etmiş ve bu şekilde yoluna devam etmektedir. Sanat üzerindeki baskıları azalmayacak aksine daha da artacaktır. Genel ahlak diyerek bugün sansürün, baskının en koyusunu uygulayacak, sanat ve sanatçıya destek adı altında kendi yalakalarını besleyecek, şehir tiyatroları repertuvarına şirin gözükmek adına bir Nazım Hikmet koyarken Necip Fazıl ve türevlerinin toplasan üç tane çıkmayacak oyununu suyunu çıkara çıkara çoğaltacak, şehir ve devlet tiyatrolarında aydın sanatçıların yerine yetiştirecek bir kadrosu olmadığından, bu kimlikteki sanatçıları erken emekliye ayıracak ve yeni gelenlere kadro vermeyecektir...

AKP faşizmi, halkın paralarını ödenek yardımı adı altında kendi besleme yandaş tiyatrolarına dağıtmıştır. Genco Erkal, Haluk Bilginer, Ferhan Şensoy, Müjdat Gezen, Levent Kırca’nın tiyatrolarının da aralarında bulunduğu 20'ye yakın tiyatroya bu yıl ödenek yardımında bulunulmadı. Bunun gerekçesi de ödenek yardımına karar veren kurulda açıkça Gezi Parkı direnişine verdikleri desteklerden kaynaklı, bu tiyatrolara yardım edersek bu durumu tabanımıza -AKP tabanı- açıklayamayız şeklinde konuşuldu. Yani, bir yanıyla kendi bağnaz, gerici, çağ dışı ahlakını dayatan AKP iktidarı bir yanıyla da muhalifsen başka kapıya diyor... Ayrıca ödenek alan tiyatrolar da bir sözleşme imzalamak zorunda. Bu sözleşmeye göre, genel ahlaka uygunluk kurallarını ihlal ettiği tespit edilen tiyatrolara yapılan yardımı iktidar 15 gün içerisinde yasal faiziyle geri alacak. Devlet yardımı alanlardan Tiyatro Kumpanyası bu sözleşme üzerine yardımı reddetti... Kemal Kocatürk yaptığı açıklamada sözleşmenin kabul edilebilir bir şeklinin olmadığını, yardım alan oyunlardan birini yoldan geçen

herhangi biri dahi genel ahlaka uygun olmadığı gerekçesiyle şikayet etse yardımın faiziyle geri alınacağını ifade ettti. Tüm bu anlattıklarımız AKP faşizminin icraatlarıdır. Gelinen bu aşamada artık örgütlü sanatçılık bir tercih değil zorunluluktur... Örgütlendiğimiz ve yüzümüzü halka döndüğümüz sürece Alman faşizminin temsilini canlandıran AKP iktidarının alicengiz oyunlarıyla başedebiliriz, örgütlendiğimiz sürece sözümüzü sakınmadan söyleyebilir, sanatın hakkını teslim edebilir, bizi biz yapan insani değerlerimize saygımızı koruyabiliriz... Eğer örgütlenirsek, yüzümüzü halka dönersek, maddi manevi ihtiyaçlarımızı karşılayacak gücü bulacak, insan ruhunun mühendisliği misyonunu saygın bir şekilde yerine getireceğizdir... Ve artık o vakit ferman padişahın, tiyatrolar bizimdir... q

OCAK 2014 | TAVIR | 11


12-13 fadime ana _29-30 ellerimi tut 1/19/14 8:34 PM Page 12

güncel güncel

hadi gidelim dostum ümit ilter

Kahrından öldürdüler Ayvalıtaş Fadime Ana'yı... Cinayet bunun adı. Biliyorsun, sıradan değil bu anaların böyle kahrından ölmesi. Hiç değil... Cinayet bu! Hem de malum bir seri katilin tasarlayarak işlediği bir cinayet. Kimse demesin "kalp krizi" diye. Olsa olsa kahır krizi bu. Evladının acısıyla hançerlediler kalbini. Yetmedi, bir de adaletsizliğin kalleşliğiyle sırıta sırıta ve kürsülerde harlaya harlaya sırtından vurdular. Kahrından ölür zaten bu toprağın hakikatli anaları. İçlerine atarlar kederi ve kahrederler, "kahrolsun" dediğimiz her şeye. Ve sen, kahrından öldürülen analara söz verirsin, hesabını sormak için... Kuşanırsın halkın acılarını, kahırlarını, lanetini... Kuşanırsın olancası bir tutam canı. Ve dikilirsin zalimin karşısına. Kulaklarında uğuldar vicdanın sesi: Anaların Öfkesi Katilleri Boğacak! Boğar! Sen yeter ki acılarımızı kuşan. Kuşanılan acı, hınç olur. Kaç kez haykırıldı böyle. Ve sen, kaç kez haykırdın. Saymadın bir yerden sonra. Ve sordun kendine: Anaların öfkesi

12 | TAVIR | OCAK 2014


12-13 fadime ana _29-30 ellerimi tut 1/19/14 8:34 PM Page 13

katilleri nasıl boğacak? Kendiliğinden mi olacak bu? Yoksa, nasıl? O karalar giymiş halk soylu kadınların, kederin meydan savaşının yaşandığı yüzlerine iyi bak. Sana ne diyor o mübarek anaların gözlerinin içi... Pınarları kurumuş o gözleri kuşan ve yürü, büyük insanlığı kendi çukurlarına düşürmeye çalışan zalimlerin üstüne. Senden başka kimi var karalar bağlayan halkın? Biliyorsun, sen o anaların mübarek öfkesini kuşanmazsan, katillerden hesap soran çıkmaz. Boğmalısın oysa, anaların öfkesi ile zulmün alçaklık zirvesine çıkanları. Bak ne diyor Ayvalıtaş Fadime Ana'nın eşi: "... Mehmet'i kaybettikten sonra büyük acı içindeydik. Mehmet kendisiyle birlikte bizim her şeyimizi götürdü. Mehmet'in davasında hakimler ve hukuk bizimle resmen alay etti. Adalet yerler altındaydı. Dava süreci bizi çok yıprattı ve eşimin üzüntüsü daha da arttı... O davanın da (Ethem Sarısülük Davası) aleyhimize gelişmesi eşimi hepten yıprattı. Gerçek anne, baba böyle oluyor. Allah böyle evlat acısını hiç kimseye yaşatmasın. Allah onlara beterini verir inşallah. Onunla dayanamadık. Ailemi de kaybettim. Ve bunun sebebi de o yargıdaki hakimler. Uyuklayan hakimler. Mehmet'i, Ethem'i yargılayan hakimler. Önce Allah'a sonra halka şikayet ediyorum onları..." İlahi adalet kendi işini görür... Sen, halkın adaletinin gereğini yapacaksın... Anaların içlerine akan o gözyaşları var ya... Boşa gitmez. İşte o nehirle halkın adalet çeliğine su vereceksin. Kahrından öldürülen o mübarek

anaların acısını, kutsal bir emanet sayarak tam şuranda saklayacaksın: Vicdanında... Hem "vicdan, insanın içindeki tanrıdır" diyen Victor Hugo'ya hak vereceksin, hem de "bir savaşçının silahı onun insanlığıdır" diyen Jean Paul Sartre'a. Ve hiç unutmayacaksın, halkın acılarının hesabını halkın adaletini kuşanan halkın evlatlarının soracağı gerçeğini. Tarih boyunca böyle olmuştur bu ve böyle olmaktadır. Ve böyle olacaktır. Hayatın kanunudur bu. Ve halkın şahdamarıdır... Hayır, "Anaların Öfkesi Katilleri Boğacak" deyişi senin için ucu açık bir gelecek zamanı ifade etmez. Gün o gündür. Acılarımızın şaha kalkıp hıncın elleriyle

zalimlerin yakasına yapıştığı zamandır. Nerede haksızlık varsa, nerede zulüm; sen dikileceksin karşısına. Fadime Ana'nın açık giden gözlerini, Ali İsmail'in gencecikliğini ve Berkin'in hala uyanamadığı gerçekliğini kuşan ve Ruşen Ali'nin altına çektiği Kırat'ına bin. Söz eylemini yitirdi... Gerisini biliyorsun zaten. Yapılması gerekeni yap o zaman. Son sözü de Ernesto Che Guevara söyler şimdi: "Hadi gidelim dostum Bütün haksızlıkların öcünü almaya Asi yıldızlar parlasın alnımızda Yenemezsek Ölürüz Ne çıkar..." q OCAK 2014 | TAVIR | 13


14-15 berkin_29-30 ellerimi tut 1/19/14 8:38 PM Page 14

deneme deneme

şimdi berkin uyanacak... deniz ekin Ömrümüz, çift haneli yaşlara varalı daha çok olmamışken, bedenimiz yüzyılların öfkesini kuşanmıştı... Zırhımız umut, zırhımız inanç... Bundan gayrısına üryan.. Hayatı bildik bileli, görmemiştik muktedirin iyisini ve dahi biz tanımamıştık AKP iktidarından başkaca muktediri.

niyetlensek birisi ölecekmiş gibi hissediyorduk... Fedaydı, öfkeydi, inançtı iliklerimizdeki... Değil mi ki bizimdi bu tarih! Feda feda on yıllardır kurulan barikatlar şimdi bir halkın ortak mirası olmuş en ulaşılmaz sanılan yerlere nakış nakış işleniyordu. Bir an olsun durup dinlenmek, eve gidip uyumak fazlaydı sanki ve Herkese eşit doğan güneşin sofrasında, hep aynı duyguydu yüreklerimizdeki.. " bir avuç asalak aksırıp tıksırana kadar Ya şimdi biri vurulur, bir şey olursa..." doldururken midesini, biz doymak için yedik, bilmedik birçok meyvenin se- Yüreğinin kendinden başkası için de atbzenin, iyisini, güzelini... Sömürdüler masının ne demek olduğunu emeğimizi, ekmeğimizi.. Çaldılar, çırptılar... kavradığımız günlerde, 16 Haziran sabahı Biz hiç görmedik bolluk biz hiç yaşamadık bütün bir halk olarak vurulduk... Hepimiz "onların felekleri"nden günlerini... Ve bu 14 yaşındaydık ve daha demincek öfkeydi, daha ömrümüz yirmili yaşları- beynimiz akıtılmıştı yarı tok yarı aç koşup na varmamışken bizi harekete geçiren... oynadığımız sokağımıza... Öyle bir yerİnsan oluşumuzdu bizi meydanlara in- den hedef alıp sıktılar ki bize; hem diren ve "insan kalk harekete geç, sen mi- yüreğimizden, hem beynimizden vulyonlarsın karşındaki bir avuç asalaktır" rulduk...” Uyursam biri ölür” düşüncesiyle diyen sesti bizi bütünleştiren... dinlenmekten, uyumaktan kaçındığımız günlerde 14 yaşımızda vurdular bizi! En genç, en dinç, en asil halimizle çıktığımızda sokaklara 31 Mayıs'tı tarih.. Evet, delikanlı çağımız faşizmin karşısınVe yoktu aklımızda ölüm... Bir an olsun da dimdikti... Ölüm yoktu aklımızda, hissetmedik korkunun zerresini... Heye- korkusunu duyumsamadık hiç... Yaşımız candı iliklerimize kadar işleyen, coşkuy- on dörttü daha fakat bu açlık, bu yoksuldu, inançtı... Günler yüreğimizin kavga- luk bizimdi... Sahip olmamız gerekenlerda gümbür gümbür çarpışıyla geçerken, ise bir avuç asalağın yıkılası saltanatında... zerresini duymadığımız ölüm gelip bu- Bundandır vurdular bizi... Bunu luyordu bizi... Bu tarihsel ve siyasal bir kavradığımızdandır beynimizi hedef sonuçtu ve çağın bir ucundan Osmanlı'ya aldılar, son model silahlarıyla... isyana kalktığı anda oğlunu yitiren Mahmud Bedreddin sesleniyordu bağrına Bu tapılası memleketin her bir karışı altaş basarak: “Vakit, ferdi sıkıntılarımıza nımızdan akan terle şekillendi ve 16 gam çekecek vakit değildir.. Bizim daha Haziran'dan bu yana, sokağa akıtılan müşkül ve umumi vazifelerimiz vardır...” beynimizin hesabı vardır sorulacak! Bu İşte öyleydi, bir yanımız şehit olup düşüy- tapılası memlekette, en güzel, en dolu ordu toprağa, bir yanımız şaha kalkıyor yaşaması gereken bizlerken, bize bunu en delikanlı haliyle, hesap soruyordu reva görenlerden yine biz hesap sorazulmün tanrısına. Ve hayatla ölüm o cağız! Şimdi Berkin uyanacak çünkü bizi kadar içiçe o kadar bütünleşmişti ki 31 Mayıs'ta en delikanlı halimizle sokağa artık, bir an olsun eve girip uyumaya çıkaran, zulmün tanrısına yeter çektirten

14 | TAVIR | OCAK 2014

duygularımız Berkin'in beyninde, Berkin'in yüreğinde hala ve biz dünyanın dört bir yanından, zulme karşı omuz omuza durabilmenin yaratıcıları olarak haykırıyoruz hep bir ağızdan; "Uyan Berkin bak bir avuç sömürücü asalağı ters çevirip yere sokuyoruz... " Berkin duyacaktır bizi, hissedecektir en derin uykusunda bir halkın tüm yenilmezliğiyle faşizmin nasıl kabusu haline geldiğini! Beynimizi, düzeniyle, kültürüyle, silahıyla her bir şeyiyle hedef alan ve bulduğu ilk fırsatta sokaklara akıtmak isteyen bu düzen, insan oluşumuzun teminatıdır. Teminatıdır çünkü ne vakit geri düşüp çarkına takılacak olsak, yarattıkları ve yaşattıklarını fark edip yine o kalın çizginin karşısına, büyük insanlığın yanına varıyoruz koşa koşa... Bu düzen devrimciliğimizin teminatıdır çünkü, birazdan 15 yaşına girecek olan Berkin Elvan 16 Haziran'dan bu yana komada yatmakta, yozlaşmaya karşı çıkan Hasan Ferit'in 21 yaşı 6 kurşunla toprağa serilmekte, milyonlarca insan her gece yatağa aç girmekte, dünyanın dört bir yanında milyarlarca insan bu sömürü çarkında yok olup gitmektedir. Biz bu düzenin korkusu, kabusu olmaya devam edeceğiz. Çünkü şimdi Berkin uyanacak, şimdi yoksul halklar uyanacak, şimdi milyonlar sokağa çıkacak... Ayaklanan halk korkunuz, kabusa dönecek. Gezi'nin ikinci sezonu başlayacak ve o sizden gayrı iktidar görmeyen, sizin iktidarınızda da sömürüden, zulümden, katli vaciplikten başkaca bir şey görmeyen "O çocuklar büyüyecek/o çocuklar*" *Edip Cansever


bak覺rk繹y hapishanesi

14-15 berkin_29-30 ellerimi tut 1/19/14 8:38 PM Page 15


16-17 ahmet kaya_29-30 ellerimi tut 1/19/14 9:09 PM Page 16

eleştiri eleştiri

ahmet kaya bu ödülü hak edecek ne yaptı! deniz korcan

Aralık ayının son günlerinde Ahmet Kaya’nın eşi Gülten Kaya, Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülleri kapsamında Ahmet Kaya’ya "bahşedilen" ödülü aldı. Söylenenlere göre; “yorumu ve söylemiyle farklı görüşlerden çok sayıda insanı bir araya getirmesi” nedeniyle haketmiş ödülü Ahmet Kaya... Çankaya köşkünde düzenlenen törene katılan Gülten Kaya bu ödülü alırken şunları söylemiş; “...kültür sanat bizim topraklarımızda hep merkezileştirilmeye çalışıldı, devlete sadakat istendi. Dolayısıyla muhaliflere bedeller ödetildi. Muhalif kimliğini gerek düşünceleri, gerek üretimiyle birleştiren Ahmet Kaya bu ülkenin tabii ki itirazlarını cesurca dillendiren bir yurttaşı, bir sanat adamıydı. Sanırım bu ödülün en şeşırtan yanı da buydu.” Bu ödülü niye kabul ettiğini ise şöyle açıklıyor Gülten Kaya; "ben bu ödülü onun değerlerine ve onun gibi bu topraklarda incitilmiş, kırılmış tüm kadim kültürlerine eşim şahsında bir selam olarak algılayıp "aleykümselam" demeye geldim.”

16 | TAVIR | OCAK 2014

Olan biten bundan ibaret. Şimdi değerlendirmeye başlayalım mı, ne dersiniz? Yazımızın başlığı merak uyandırmış olabilir, biz de oradan devam edelim. Ahmet Kaya bu ödülü hak edecek bir şey yapmadı! Neden mi? Çünkü o bizimdi, halkındı ve hep öyle kalacak. Bu gerçeği değiştirmeye ne cumhurbaşkanının gücü yeter ne de türevlerinin. Ahmet Kaya ömrünün son dönemine kadar halktan yanaydı. Halktan yana çaldı, söyledi. Ve onu bugün cumhurbaşkanının temsil ettiği faşizm öldürdü. Onlarla uzlaşsaydı linç edilmez, sürgünde vatanına hasret ölü-

me terk edilmezdi. Peki o zaman nedir bu uzlaşma? Gülten Kaya adına cevap verecek değiliz. Kendisinin bir açıklaması vardır ya da yoktur, bizi ilgilendirmiyor. Ancak çok büyük bir yanılgıya düştüğünü, devletin kendisini aklama çabasına alet olduğunu hatırlatalım. Bu bizim devrimci sorumluluğumuzun gereğidir. Aslında yine Gülten Kaya’nın tören konuşmasında geçen Ahmet Kaya’nın sözleri, bu ödülü haketmeme gerekçesini de açıklıyor. Yani Ahmet Kaya kendisini savunuyor. "Dünyanın bütün dillerine ve ırklarına eşit mesafede duran ama kimlik belirt-


16-17 ahmet kaya_29-30 ellerimi tut 1/19/14 9:09 PM Page 17

AKP bütün temiz olan, yüce olan değerlendirmelerimize saldırmakta, yok edemeyince içini boşaltarak kendisine mal ederek halka şirin gözükmek istiyor. Diyarbakır'daki Şiwan Perwer şovları bütün bu oyunun parçalarıdır. Bu bahşedilen paye Ahmet Kaya’yı onore etmek değil, tam tersine hakaret etmektir. Ahmet Kaya orada söylenen gibi "müziği yorumu ve söylemiyle farklı görüşlerden çok sayıda insanı biraraya getirmemiştir." Ahmet Kaya ezilenlerden yanadır, halktan yanadır. Şarkılarını halka söylemiştir, faşistlere deği!

mek istendiğinde Kürt asıllı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Ben kendisine sadakat gösterilmesini isteyecek tüm sistemleri reddedecek kadar özgür biriyim. Hukuk tarihi beni yargılayan ve bana ceza verenleri kendi gurur tablosuna tabii ki eklemeyecektir.” Elbette tarih onları gurur tablosuna eklemeyecek. Ve elbette seni onlar gurur tablolarına ekleyemezler Ahmet Kaya... Çünkü ne iktidardaki sınıf değişti, ne de ezen-ezilen yok oldu. Dökülen kan yine bizim kanımız... Çıkarılan göz yine bizim gözümüz... Ağlayan bizim analarımız, yok sayılan yine bizim kültürümüz, dilimiz... Horlanan, aşağılanan yine biziz... Ne oldu da sana ödül verilesi tuttu? Kürt halkını kandırmak, şirin gözükmek için olmasın? İktidar takiyye yapıyor. Kimse bu kadar saf değil. Halkın sanatçısı halkı ağlarken gülemez. “ Gülmek bir halk gülüyorsa gülmektir."

diyor ya Edip Cansever; işte bizim Ahmet Kaya’mız da halkı ağlarken ağladı, gülerken güldü. Onun acısını, sevincini kendinden bildi. Dönemin cesur yüreklerinden biriydi. Bu nedenle halk o ödülü kendisine çoktan vermiştir. Bir sanatçının ödülünü halk verir. Nasırlı ellerin alkışıdır onun ödülü. Ahmet Kaya halkın sanatçısıydı. Halkına küsmeyendi. Onlara müziğiyle ümit vermeye çalışandı. 90'lı yılların o karanlığında yol açıyordu kendinden sonra gelenlere... AKP nin Ahmet Kaya’yı sevmek için bir nedeni yoktur. Ödül vermek onun savunduğu değerlere, verdiği mücadeleye ve ödediği bedele hakaret etmektir. Tiyatroların kapatıldığı, sanatçılara soruşturmaların açıldığı, hapislere atıldığı, gözaltına alındığı, işsiz bırakıldığı bir dönemde Ahmet Kaya’ya verilen ödülün bir anlamı, bir mesajı vardır. İktidar sağ gösterip sol vurmaktadır.

Ahmet Kaya ile farklı görüşlerden olanlar biraraya geldiklerinde onu linç etmeye kalkmışlardır. O gün Ahmet Kaya’ya sahip çıkmayıp sessiz kalanlarda en az Ahmet Kaya’yı linç etmek isteyenler kadar suçludur. Bugün de hala onun ödediği bedel üzerinden konuşarak kendilerini gündemde tutmaya çalışıyorlar bu zavallıcıklar. Sonuç olarak; Ahmet Kaya bizimdir ve hep bizim kalacak. Bu düzen onun anısını kirletemez. Halkın sanatçısının ödülü ödediği bedeldir. Ahmet Kaya bu “ödülü” çoktan almış ve sonuna kadar hak etmiştir! Bu düzenle uzlaşsaydı o bedeli ödemezdi Ahmet Kaya. Onun başını hayatının son anına kadar dik tutan gelecek güzel günlere inancı ve halkına güvenidir. Bu nedenle "baş eğen " değil, "başkaldıran" dır o. Halkların nezdinde hep böyle hatırlanacaktır... q

OCAK 2014 | TAVIR | 17


18-19 direnme sanati_29-30 ellerimi tut 1/19/14 9:11 PM Page 18

deneme deneme

direnme sanatı şengül ince

Anadolu topraklarında yaratılan 20002007 Büyük Ölüm Orucu Direnişi, 22 Ocak 2007'de, zaferle taçlandırıldı.(1) 122 devrimci bu direnişte yaşamlarını ortaya koyarak ölümsüzleştiler. Bir ülkenin 'aynasıdır' diye nitelediğimiz hapishanelerde, düzene karşı olan ve yeni bir yaşamı temsil eden, dahası bunun mücadelesini verdiği için tutsak edilen devrimciler; tecrit politikası ile teslim alınmak istendi. Tecrit insana dair herşeyden soyutlanmış bir yaşamdı. Yani düşünceleri, inandığı değerler için yaşayan insanlar söz konusu olduğu için, yaşarken ölmekti aslında. Tutsaklar bu saldırıya karşı direnişe geçtiler. Ve 7 yıl direndiler. Tecrit saldırısı Anadolu topraklarından devrim mücadelesinin, devrim düşüncesinin sökülüp yok edilmesi için planlanmıştı. Bir ülkede halk düşmanlarını yenmek; geleceği, onurlu bir yaşamı kazanmak için savaşmak gerektiği açıktır. Bunun için savaşçılara, silahlara, askeri birliklere, örgütlenmelere ihtiyaç vardır. Ancak, öncelikle ve zorunlu olan bu olmakla birlikte tek başına düşmanı yenmeye yetmez. Düşmanı yenmek için onun kültürüne, kültürü yaymasının temel aracı olan sanata da karşıdan cephe almak gerekir. Bu cephe devrimci sanat cephesidir.

18 | TAVIR | OCAK 2014


18-19 direnme sanati_29-30 ellerimi tut 1/19/14 9:11 PM Page 19

Sanat hayatın içinden doğar, orada gelişir, orada yaşar. Bunun aksi olan her üretim soyut, halka yabancı ve kendini tüketen bir üretim olmaya mahkumdur; tarih boyunca da böyle olmuştur. Yaşayan, yüzyıllar sonrasına taşınan tüm sanat ürünleri halkların yaşamında bir karşılığı olduğu için bu gücü kazanmıştır. Sanat, hayatı yansıtır. Sanatın hayatı nasıl yansıttığının/ yansıtacağının öğrenilmesi için, o hayatın dinamiklerine bakmak gerekir. Büyük Direniş, kendi sanatını üretmiştir. Bu sanatın dinamiği direnmektir. Büyük Direniş, içeride ve dışarıda sürekli birbirini besleyen bir bütünlük içinde gerçekleşti. Direnişin şehitleri başta olmak üzere, direnişle bir şekilde etkileşimi olan pek çok insan direnişin sanatını da birlikte ürettiler. Yani hapishanelerde ve dışarıda iki temel cephesi olan bu görkemli direnişin, iki yönlü ve yine birbirini sürekli besleyen üretimleri oldu. Hapishaneler alanı; tutsaklar bu direnişte hücre hücre eriyerek, günleri mevsimlere, yıllara ekledikleri açlıkla bilimi şaşırtarak, ölüme meydan okurken aslında yenilmezliğin birer sembolü haline gelip direniş destanındaki yerlerini öylece alarak; savaşma sanatının en usta, en halklaşmış, en yenilikçi, en kollektif ürünlerini verdiler. 19-22 Aralık 2000'de direnişe yönelik bir saldırı olarak 'Hayata Dönüş' adını verdikleri katliam yapıldığında savaşın da, sanatın da tepeden tırnağa halklaşmış hali vardı barikatlarda. Halaylar çekerek, yıldızlı kınalarla süslenmiş alınlarını ve avuçlarını katillere karşı dimdik tutarak, şiirler okuya okuya direndiler... Daha direniş başlarken yazdılar bu görkemli destanın ilk sayfalarını oluşturacak şiirleri. Nakış nakış işlediler düşlerini, umutlarını, sevgilerini mendillere ve onlarla çağırdılar halkı direniş saflarına... F tiplerine geçişin yapıldığı katliamın ardından tekli hücrelere

atıldılar. Burada ellerinde ne varsa, onu ihtiyaç duydukları ürüne dönüştürdüler. Devrimci üretkenlik ve yaratıcılık tecritçilerin her türlü yasağını delen, boşa çıkaran bir yoğunluk kazandı. Artık ''üreterek direnen, direnerek üreten özgür tutsaklık''tı bu yaşamın ve üretimin adı. Kartlar yapmaya başladılar 1 Mayıslara, 8 Martlara, Kızıldere’ye ve dahası kanımızın, terimizin karıştığı daha ne varsa hepsine dair... Ayakkabı boyası ile kağıdı yepyeni bir görünüme büründürdüler. Çay poşetlerinden kitap ayraçları geldi arkasından. Çoraplar sökülerek elde edilen iplerle bileklikler ördüler. Ilaçlarını, yiyeceklerini bir simyacının tutkusuyla damıtıp boyalar elde ettiler renkleri yasaklayanlara inat. Ve nihayet onlar yasakları boşa çıkarıp ürettikçe, dize geldi hapishane idarecisi tecritçiler. Cetvel, renkli kalem yıllar sonra da olsa kantinde bulunuyordu artık. Hapishaneler birer sanat atölyesi gibi çalışmaya başlamıştı. Müzik, resim, edebiyat, şiir, tiyatro, halı dokuma, işleme, örgü ve heykeller yapıldı, yapılıyor. Kitaplar yazıldı, kitabevlerinin raflarında yerlerini aldılar çoktan. 'Dövüşen anlatsın' diyordu ya şair, onlar da halkın sanatçıları olarak yazdılar Büyük Direniş'i, tecrite karşı mücadele deneyimlerini. Nihayet, tutsak sanatçılar ortaya çıktı, gelişti, geliştirdiler kendilerini ve hala üretmeye devam ediyorlar. Halkın sanatçısı, halkın savaşçısıdır diyen bir bilinçle... Gelelim bize, dışardakilere; Direnişten etkilenerek yapılan sanatsal üretimleri şöyle bir düşününce aklımıza ilk gelenlerden biri Grup Yorum'un 2000 yılı sonrasındaki albümleri oluyor. ''Feda'' ile başlayan ve kesintisizce bir ayağı hep tutsaklıkta olan şarkılar, marşlar, ağıtlar... Yüzü halka dönük sanatçıların kolektif emeği ile ortaya konan dayanışma geceleri, sergiler, zaman tünelleri, karanfilli yollardan geçtik bu süre zarfında...

''F Tipi Film'' yakın zamanda sinema şeritlerinden akıp hayatımıza tecriti ve direnişi taşıyan bir çalışmadır. İlk olmanın her türlü sancısını da içinde barındıran film, kollektif üretimin sanat cephesindeki en güçlü örneklerinden biridir aynı zamanda. Ve filmi de, emek verenleri de besleyen devrimci tutsakların direnişidir. Tabii bu sürece ilişkin yapılan tek üretim, çekilen tek film F Tipi Film değildi. 'Sonbahar', 'Simurg', 'Açlığa Doymak' gibi direnişi piyasa yapmanın sosu olarak kullanmaya çalışan sanatın yüz karası filmler de yapıldı. Onlar da hakettikleri yeri bu süreçte, halka neyi sundukları, neyi layık gördükleri bir kez daha aşikar hale gelerek aldılar. Ve devrimciler, aydınlar, gazeteciler, ama onlardan da öte direniş şehitlerinin babaları, anneleri, evlatları, kardeşleri kitaplar yazdılar: 'Canan ve Zehra (Ahmet Kulaksız), Ne Anlatayım Ben Sana (Ece Temelkuran), Behiç Aşçı Kitabı (Ayşe Düzkan), Samur Kürk (Bilgesu Erenus), Canım Feda (Ahmet İbili), Başeğmeyen Kadınlar (Uşak Hps. Özgür Tutsakları)... Başlangıcı, 7 yıl süren Ölüm Orucu Direnişi olan, 2007 yılında zaferle taçlanan ve bugün de kesintisiz işkence demek olan tecrite karşı kesintisiz direniş tavrı kendi sanatını üretmeye; Anadolu ve dünya sanatını besleyip, aynı zamanda esin kaynağı olmaya devam ediyor. Bu direnişi yaratan 122 kahramanı saygıyla selamlıyoruz. Savaşarak, üreterek, dirençle... (1) 22 Ocak 2007 tarihinde Adalet Bakanlığı 45/1 sayılı genelgeyi yayınladı. Genelge tutsakların haftada 10 saat, 10 kişi koşulsuz bir araya gelmelerini içeriyordu. Sohbet hakkı olarak bilinen bu genelge tecritin kırılması yönünde somut bir adımdır. Tutsaklar bu genelge sonrasında direnişe 'ara verdiklerini' açıkladılar. q

OCAK 2014 | TAVIR | 19


20-26 panorama_29-30 ellerimi tut 1/19/14 9:25 PM Page 20

panorama panorama

bir yıl böyle geçti... tavır

19 Aralık/ F Tipi Filmin Galası Yapıldı. -F Tipi Film’i 75.643 kişi izledİ. 19 Aralık 2012’de galası yapılan, 21 Aralık’ta vizyona giren F Tipi Film 69 kopyayla 14 hafta vizyonda kaldı ve toplamda 75.643 kişi izledi. 19 Aralık 2000 hapishaneler katliamını ve tecrit politikalarını 9 yönetmenin 9 kısa filmiyle anlattığı F Tipi Film birçok yerde sansüre ve yasaklamaya maruz kaldı. Van’a (?) giden makaraları kargo şirketi tarafından kaybedildi, sinema salonları tehdit edildi, afişlerini asanlar gözaltına alındı... Fakat tüm bunlara rağmen halkın sahiplenmesiyle, 2012 yılında vizyona giren yerli bağımsız filmler arasında en çok izlenen film oldu. 18 Ocak/ İdil Kültür Merkezi, Halkın Hukuk Bürosu, Gençlik Federasyonu ve Yürüyüş Dergisi Basıldı. 18 Ocak günü sabah 4.30’da İdil Kültür Merkezi, Halkın Hukuk Bürosu, Yürüyüş Dergisi ve Gençlik Federasyonu polis tarafından basıldı. Helikopter destekli bu baskında; Grup Yorum elemanları, İdil Kültür Merkezi çalışanları, Halkın Hukuk Bürosu avukatları, Dev-Genç’liler, Yürüyüş Dergisi muhabirleri gözaltına alındı. Baskına uğrayan kurumlarda binlerce liralık zararlar meydana geldi, bağlamalardan dahi parmak izi alındı. Aralarında İdil Tiyatro Atölyesi oyuncuları

20 | TAVIR | OCAK 2014

Gamze Keşkek ve Veysel Şahin’inde de olduğu 55 kişi tutuklandı. 19 Ocak/ Profesör Toktamış Ateş Hayatını Kaybetti. 30’dan fazla kitabın yazarı, iktisat profesörü Toktamış Ateş, 19 Ocak 2013 tarihinde tedavi gördüğü Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde vefat etti. 1 Şubat/ Amerikan Konsolosluğu’na Feda Eylemi. 1 Şubat’ta "dünyanın en korunaklı yerleri", "girilemez" denilen, Anadolu ve dünya halklarının baş düşmanı ABD'nin

Ankara'daki karargâhı büyükelçilik binasına Halk Kurtuluş Savaşçısı Alişan Şanlı bir feda eylemi gerçekleştirdi. Alişan Şanlı’nın feda eylemi, dosta güven düşmana korku saldı. 6 Şubat/ Macide Tanır Vefat Etti. Tiyatro Sanatçısı Macide Tanır, 6 Şubat’ta tedavi gördüğü hastanede vefat etti. Tiyatronun Cadısı kitabıyla da bilinen, pek çok ödülün sahibi devlet tiyatrosu oyuncu Macide Tanır’ın cenazesinde İdil Tiyatro Atölyesi oyuncuları da hazır bulundu.


20-26 panorama_29-30 ellerimi tut 1/19/14 9:25 PM Page 21

11 Şubat/ Cilvegözü Sınır Kapısı’nda Patlama.

24 Şubat/ 11 Kapılı Kozmik Sahneli Konser Gerçekleşti.

Hatay'ın Reyhanlı ilçesindeki Cilvegözü Sınır Kapısı bölgesinde 11 Şubat’ta bomba yüklü bir araç patladı.13 kişi yaşamını yitirdi.

18 Ocak’ta devrimci kurumlara yapılan baskının ardından muktedir ve yandaşları örgütün 11 kapısı, kozmik odası var diyerek baskını meşrulaştırmaya çalışmıştı. Bunun üzerine 24 Şubat tarihinde Bostancı Gösteri Merkezi’nde 11 Kapılı Kozmik Sahneli Konser başlığıyla bir gece düzenlendi.

..19 Şubat/ Kesk’li Memurlara Baskın. 19 Şubat’ta KESK’e yönelik 28 ilde yapılan baskınlarda 184 Kamu Emekçileri Cepheli memur gözaltına alındı, 72 memur tutuklandı. Şimdiye kadar İstanbul harici illerde gerçekleşen mahkemelerde devrimci memurlar tahliye edildi. İstanbul’da tutuklu bulunan 30 memurun mahkemesi ise 23-24 Ocak 2014 tarihinde görülecek. KESK’li tutsak aileleri, baskından bu yana yaklaşık 40 haftadır her Pazar Galatasaray Lisesi önünde bir araya gelerek bu hukuksuzluğu protesto etti. 21 Şubat/ Berfo Ana Vefat Etti. Cumartesi Anneleri’nin simgesi Berfo ana, 21 Şubat günü geçirdiği ameliyatın ardından 105 yaşında vefat etti.12 Eylül 1980’de kaybedilen Cemal Kırbayır’ın annesi Berfo Kırbayır 33 yıl boyunca oğlu için verdiği mücadeleyle sembolleşmişti.

Gecenin sunuculuğunu Serdar Orçin ve Pelin Batu yaptı. Grup Yorum ve ÇHD ile dayanışmak için kozmik sahneye Zuhal Olcay, Pınar Aydınlar, Fuat Saka, Erkan Oğur, Yasemin Göksu, Kardeş Türküler, Bulutsuzluk Özlemi, Ataol Behramoğlu, Bilgesu Erenus, Cezmi Ersöz, Pelin Batu, İlyas Salman, Menderes Samancılar, Eşber Yağmurdereli, Redd, Burhan Berken, Rojin, Sadık Gürbüz, Mor ve Ötesi, İbrahim Karaca, Mehmet Özer, Hakan Yeşilyurt, Marsis, Adile Yadırgı, Karmate, Ragıp Yavuz, Sinan Tuzcu, Dolunay Soysert, Yeni Türkü, Tolga Sağ, Yaşar Kurt, Grup Abdal, Ferhat Tunç, Erdal Bayrakoğlu çıktı. Geceye beş binden fazla insan katıldı…

yasal sahibi oldu ve 19 Kasım günü zaferlerini ilan ederek direniş çadırlarını kaldırdı. Kazova işçileri şuan yeni kiraladıkları yerde, kendi kendilerinin patronu olarak üretime devam ediyor. Ürettiklerini forumlarda satıyor… 5 Mart/ Hugo Chavez Hayatını Kaybetti. 1988 yılından bu yana Venezuela’nın devlet başkanlığını yapan Hugo Chavez, uzun süre kanser tedavisi gördü. 4 Mart’ta solunum sorunları kötüleşti ve yeni, ciddi solunum yolu enfeksiyonu hastası olduğu Venezuela hükümeti tarafından açıklandı. 5 Mart 2013 Salı günü hayatını kaybetti. Chavez için Galatasaray Lisesi önünde gerçekleşen anmaya Grup Yorum da katılarak, marşlarını seslendirdi.

27 Şubat/ Kazova İşçileri Zafer Kazandı! Tarihte Bir İlki Gerçekleştirdi. Kazova Tekstil İşçileri maaşlarının ödenmemesi ve tazminatsız olarak işten atılmaları üzerine 27 Şubat’ta direnişe başladı. 28 Nisan itibariyle de fabrika önüne çadır kurarak direnişlerini bir üst seviyeye taşıdı. 28 Haziran’da fabrikayı işgal ederek, üretim araçlarına sahip oldu. Kırık olanları onardı ve üretime geçti. Kazova işçileri ürettikleri kazakları 28 Eylül’de fabrikanın sokağında gerçekleştirdikleri direniş defilesinde sergiledi; defileye Cengiz Bozkurt, Serhat Tutumluer, Pelin Batu, İlkay Akkaya, Gülay, Hakan Yeşilyurt, Nilüfer Açıkalın ve Grup Yorum katıldı. Kazova işçileri 1-2-3 Kasım’da yine fabrikanın sokağında ve içinde “Direniş Günleri” Film festivalini gerçekleştirdi. Bu festivalde, işçi direnişlerini konu alan filmler gösterildi. Kazova işçileri, fabrikaların

6 Mart/ Pozantı Çocuk Hapishanesi’nde Taciz. 6 Mart’ta Pozantı Çocuk Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndaki tutuklu ve hükümlü çocuklar, taciz iddiaları üzerine otobüslerle Sincan’daki Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na nakledildi.

OCAK 2014 | TAVIR | 21


20-26 panorama_29-30 ellerimi tut 1/19/14 9:25 PM Page 22

11 Mart/ Metin Serezli Vefat Etti. İki yıl boyunca akciğer kanseri tedavisi gören tiyatro sanatçısı Metin Serezli 11 Mart’ta evinde vefat etti. Metin Serezli, 2000-2007 Büyük Direniş’te şehit düşen 122 insanın yalnızca sayıdan ibaret olmadığını vurgulayan oyunuyla aydın sanatçılığını ortaya koymuştu. 12 Mart/ Nedim Şener ve Ahmet Şık Tahliye Edildi. İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi, 12 Mart’ta Odatv davası kapsamında tutuklu yargılanan Nedim Şener, Ahmet Şık, Sait Çakır ve Coşkun Musluk’un tahliyeAğır Ceza Mahkemesi’nde 4 Nisan’da sine karar verdi. başlandı. Kenan Evren ve Tahsin Şahin13 Mart/ Sivas Davası’nda Zaman kaya için tutuklama talebi, yurtdışı çıkış Aşımı. yasağı yeterli bulunarak reddedildi. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi 13 7 Nisan/ Emek Sineması ProtestosuMart günü, Sivas Katliamı’nda 37 kişinin na Polis Saldırısı ölmesine ilişkin ana davadan dosyaları ayrılan 7 sanık hakkındaki davanın, 2 Emek Sineması’nın kapatılmasını protessanık yönünden ölmeleri, 5 sanık yönün- to etmek için Taksim Meydanı’ndan, den ise zaman aşımı nedeniyle düşürül- Emek Sineması’nın bulunduğu sokağa mesine karar verdi. Başbakan Recep kadar 7 Nisan günü, yürüyüş gerçekleşTayyip Erdoğan bu karar üzerine “hayır- tirmek isteyen halka ve sanatçılara polis biber gazı ve tomayla saldırdı. Yürülı olsun” açıklamasında bulundu. yüşe katılanlar arasında Tuncel Kurtiz, Cem Davran, Derya Alabora, Ezel Akay, 30 Mart/ 4+4+4 Yasallaştı. Hazal Kaya, Derviş Zaim, Ahmet Müm30 Mart’ta, zorunlu eğitimi kademeli ola- taz Taylan, Serra Yılmaz, Avukat Can Atarak 12 yıla çıkaran kanun teklifi yasalaş- lay ve Costa Gavras vardı. tı. Başbakan Erdoğan kanunla ilgili; ”Bizler tarihimize kara bir leke olarak ya- 9 Nisan/ Meral Okay Vefat Etti zılmış, bin yıl süreceği iddia edilen 28 Şubat’ın son izini, 28 Şubat’tan 15 yıl son- Söz yazarı ve senarist Meral Okay, 9 Nira geri dönmemek üzere tarihin tozlu san günü 53 yaşında, akciğer kanseri seraflarına Allah’ın izniyle gönderdik” bebiyle vefat etti. Okay tüm mirasını Nesin Vakfı Matematik Köyü’ne bağışladı. dedi. 4 Nisan/ Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın Yargılanması Başladı 12 Eylül faşist cuntasının sorumluları, dönemin Genelkurmay Başkanı, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile emekli Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya’nın yargılanmasına Ankara 12.

22 | TAVIR | OCAK 2014

14 Nisan/ 550 bin kişiyle 3. Bağımsız Türkiye Konseri Grup Yorum 3. Kez Bağımsız Türkiye dedi. 14 Nisan’da gerçekleşen konseri 550 bin kişi izledi. Konserde Eşber Yağmurdereli, Menderes Samancılar, Erkan Ogur, Cahit Berkay, Yaşar Kurt, Ayla Yılmaz, Selçuk Balcı, Apolas Lermi, Ni-

yazi Koyuncu, Hüseyin Turan, Nejat Yavaşoğulları ve şiirleriyle Genco Erkal da yer aldı. 4 Nisan/ Fazıl Say’a 10 Ay Hapis Cezası 4 Nisan 2012’de attığı bir tweet yüzünden dava açılan Fazıl Say’ın mahkemesi 17 Nisan’da 19. Sulh Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Davayı karara bağlayan mahkeme Fazıl Say’a 10 ay hapis cezası verdi. Sabıkasız olduğu gerekçesiyle hapis cezasını, para cezasına çevirdi. Eyüp Baş Sempozyumu Her yıl dünyadan ve Türkiye’den emperyalizme karşı mücadele eden devrimciler, bu mücadelelerini büyütmek ve ortaklaştırmak için Halk Cephesi’nin çağrısıyla“Eyüp Baş Emperyalist Saldırganlığa Karşı Halkların Birliği Sempozyumu”nda bir araya geliyorlar. Sempozyumun dördüncüsü 16 Nisan günü İstanbul, Çayan Mahallesinde başladı. Bu yıl, Almanya, Hindistan, Bangladeş, İrlanda, Suriye, Lübnan, Mısır, Nepal, Senegal, Yunanistan, Venezüella, Bulgaristan, Irak, Honduras, Guyana ve Filistin gibi dünyanın dört bir yanındaki ülkelerden gelen anti-emperyalist örgütler yer aldı.


20-26 panorama_29-30 ellerimi tut 1/19/14 9:25 PM Page 23

1 Mayıs Yasaklandı! Taksim Meydanı yasaklandı. Taksim'e giden tüm otobüs seferleri iptal edildi. Fakat binlerce insan Taksim'e çıkan tüm yollarda çatıştı. Bu çatışmalar sırasında Tarlabaşı'nda 17 yaşındaki Dilan Alp ve Okmeydanı'nda 24 yaşındaki Meral Dönmez biber gazı kapsülüyle başından vuruldu. Akşama kadar süren eylemlerde binlerce biber gazı kullanıldı ve yüzlerce insan yaralandı.

24 Mayıs/ Mete Diş Tahliye Edildi. 25 Kasım 2010’dan beri Kocaeli/Kandıra 1 nolu F tipi hapishanesinde tutuklu bulunan Mete Diş’e 25 Şubat’ta testis kanseri teşhisi konuldu. Mete Diş, İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı’nın tutuklu kalmasının ölümüne sebep olabileceğine ait rapor vermesine rağmen tahliye edilmedi. TAYAD’lı aileler tarafından hasta tutsakların serbest bırakılması ile ilgili yürütülen kampanya dahilinde birçok ilde Mete Diş’e özgürlük eylemleri düzenlendi. İstanbul’da Adli Tıp önünde açılan çadırlara polisler TOMA, boyalı ve tazyikli suyla, gazlarla saldırdı. Arkadaşlarının, ailesinin ısrarlı mücadelelerinin sonucunda Mete Diş tahliye edildi. 31 Mayıs/ Halk Ayaklanması İstanbul Taksim’deki Gezi Parkı’na AKP’nin alışveriş merkezi yapmak istemesine karşı Taksim Dayanışma Platformu 27 Mayıs’ta çadır kurup direnişe başladı. Parka bizzat Tayyip Erdoğan’ ın talimatıyla yüzlerce çevik kuvvet polisi, belediye zabıtaları ve sivil polisler, akreplerle, TOMA’ larla gaz bombalarıyla saldırdı. İs-

tanbul’un her yerinden binlerce kişi sokak sokak çatışa çatışa 1 Haziran’da Taksim’e girdi. Ankara, Eskişehir, Hatay, İzmir, Adana ve birçok ilde düzenlenen destek eylemlerine polis tazyikli sularla, gaz bombalarıyla saldırdı ve yüzlerce kişi gözaltına alındı. 11 Haziran’da polis Taksim meydanına, 15 Haziran’da Gezi Park’ına saldırdı ve polis ablukasına aldı. Taksim yasağına karşı eylemler yapılmaya devam edildi. Gezi Parkı’na alışveriş merkezi inşaa edilmesini engellemek için başlayan eylem, hükümete karşı bir halk ayaklanmasına dönüşerek Türkiye’nin dört bir yanına yayıldı. Eylemler süresince 6 kişi katledildi. 11 kişi gözünü kaybetti, 1 kişinin dalağı alındı. 103 kişi kafa travması geçirdi. 7 bin 832 kişi yaralandı. 4 bin 900 kişi gözaltına alındı, 189 kişi tutuklandı. Halkın üzerine 150 bini aşkın gaz bombası atıldı, 4 bin ton kimyasal su sıkıldı. 1 Haziran/ Mehmet Ayvalıtaş Jipin Çarpması Sonucu Öldü Taksim Gezi Parkı eylemlerinin 7. Gününde Mustafa Kemal Mahallesi’nde tencere, tava çalarak yürüyüş yapan ma-

3 Mayıs'tan İtibaren Taksim Meydanı Yasaklandı! 3 Mayıs Cuma günü, her hafta düzenli olarak gerçekleşen Grup Yorum'a özgürlük eylemlerine polis saldırdı. Polis yaptığı anonsla, Taksim Meydanı'nın gösteri ve yürüyüşe kapatıldığını, basın açıklamasının yalnızca Galatasaray Lisesi önünde yapılabileceğini söyledi. Grup Yorum ve dinleyicileri 31 Mayıs'a kadar her cuma Taksim Meydanı'na gitti ve polis saldırısına karşı direndi. 11 Mayıs/ Reyhanlı'da Katliam Hatay ilinin Reyhanlı ilçesinde amerikan işbirlikçisi nusra cephesi katliam yaptı. 52 kişi öldü, 25'i ağır 146 kişi yaralandı.

OCAK 2014 | TAVIR | 23


20-26 panorama_29-30 ellerimi tut 1/19/14 9:25 PM Page 24

halle halkı otoyola gelerek , Mustafa Kemal Köprüsü altında yolu trafiğe kapattı. Bu sırada bir cip eylemin bitmesini bekleyen taksiye çarptı. Çarpmanın etkisiyle savrulan cip kitlenin arasına daldı. Kazada Seyit Kartal yaralanırken, Mehmet Ayvalıtaş yaşamını yitirdi.

lediye Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın, 8 Temmuz’da düzenledikleri törenle Gezi Parkı’nı açtı. Törenin ardından bir grup Gezi Parkı’na yürümek isteyince polis saldırısıyla karşılaştı. Mustafa Ali Tombul bu sırada başına gaz kapsülü isabet etmesi sonucu komaya girdi. Taksim Eği3 Haziran/ Abdullah Cömert Şehit tim ve Araştırma Hastanesi’nde yoğun Düştü... bakıma alındı ve 16 Temmuz’da MustaHatay’ın Armutlu mahallesinde Taksim fa Ali uyandı. Gezi Parkı destek eylemleri sırasında hedef gözetilerek başından gaz kapsülü 10 Temmuz/ 2013 Ali İsmail Korkmaz Şehit Düştü... ile vurularak yaşamını yitirdi. 14 Haziran/ Ethem Sarısülük Şehit 2 Haziran’da Eskişehir’de Taksim Gezi Düştü... Parkı’na destek eylemlerine polis saldıAnkara Güvenpark’ta Taksim Gezi Par- rısı sırasında ara sokakta eli sopalı sivil kı’na destek eylemleri sırasında, amirle- polisler tarafından dövüldü. Ali İsmail rinin geri çekil ihtarına uymayan polis Korkmaz gittiği hastahanede ayakta Ahmet Şahbaz tarafından başından vu- tedavi edilerek eve gönderildi. Ertesi rularak katledildi. 14 gün yoğun bakım- gün beyin kanaması geçirerek hastaneda kalan Ethem Sarısülük’ün 12 Haziran ye kaldırıldı. 11 Temmuz’da yaşamını yitarihinde beyin ölümü gerçekleşti ve 14 tirdi. Haziran’da yaşamını yitirdi. 18 Temmuz/ 10.000 Kişiyle Dersim 16 Haziran/ Berkin Elvan Polisin Konseri! Attığı Gaz Bombasıyla Kafasından Dersim’de Grup Yorum 3. Geleneksel Vuruldu... Devrim Yürüyüşümüz Sürüyor KonseTaksim Gezi Parkı’na destek eylemleri sı- ri’nde türkülerini 10 bin yürekle seslenrasında Okmeydanı’nda başından poli- dirdi. sin attığı gaz kapsülü ile vuruldu. 14 ya- 19 Temmuz/ Leyla Erbil Yaşamını şındaki Berkin Elvan kaldırıldığı Ok- Yitirdi meydanı Araştırma Hastanesinde hala komada yatıyor. Uzun bir süredir kalp, akciğer ve solunum yetmezliği nedeni ile Balat Hasta8 Temmuz/ Mustafa Ali Gaz Kapsühanesi’nde tedavi gören usta yazar velüyle Kafasından Vuruldu... fat etti. Hallaç, Gecede, Tuhaf Bir Kadın, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Be- Cüce, Eski Sevgili ve Tuhaf Bir Erkek adlı

24 | TAVIR | OCAK 2014

kitapları ile tanınan Leyla Erbil 82 Yaşındaydı. 26 Temmuz/ Ayçe İdil Erkmen Mezarı Başında Anıldı... -26 Temmuz 1996’da şehit düşen, dünyanın ilk kadın ölüm orucu şehidi Ayçe İdil Erkmen, öğrencileri İdil Kültür Merkezi çalışanları tarafından mezarı başında anıldı. 4 Ağustos/ Şair Ahmet Erhan Vefat Etti... -1976 yılında yazdığı şiirlerin Militan dergisinde yayımlanmasıyla tanınan şair Ahmet Erhan, gırtlak kanserinden tedavi gördüğü hastahanede vefat etti. Şairin ‘ Bugün de ölmedim anne’ şiiri Ahmet Kaya tarafından bestelenmişti. 29 Ağustos/ Kemal Avcı Tahliye Oldu! 10 Aralık'ta AKP'nin polisinin işkence ile katletmeye çalıştığı bir devrimciyi sahiplenirken gözaltına alındı. 13 Aralık'ta tutuklandı. 8 aydır Edirne F Tipi Hapishenesi’nde tutsaktı. Hapishane koşulları nedeniyle mide kanserine yakalandı. Yoldaşları ve halkının sahiplenmesiyle Mete Diş gibi özgürlüğüne kavuştu. 9 Eylül/ Ahmet Atakan Yaşamını Yitirdi... Hatay’da Armutlu mahallesinde ODTÜ’ye destek eylemleri sırasında kafasından gaz kapsülü ile vurularak çatıdan düşen 22 yaşındaki Ahmet Atakan yaşamını yitirdi.


20-26 panorama_29-30 ellerimi tut 1/19/14 9:25 PM Page 25

9 eylül/ Berkin Elvan İçin Adalet İstiyoruz Eylemine Polis Saldırdı! 16 Haziran 2013 günü Okmeydanı’nda polisin attığı gaz kapsülü ile başından yaralanan ve hala komada olan Berkin Elvan’ı vuran polislerle ilgili hiçbir işlem başlatılmadı. Okmeydanı’ndan Çağlayan adliyesine kadar kurulacak olan Berkin Elvan için adalet zinciri eylemine polis daha Okmeydanı’ndayken saldırdı. Çağlayan adliyesi önünde zincir kuranlar gözaltına alınırken Okmeydanı’nda birçok kişi saldırı sonucu yaralandı. 20 Eylül/ Emniyet Genel Müdürlüğü’ne Roketatarlı Eylem Yapıldı! Haziran ayaklanmasında yaşamını yitiren, yaralanan, komada olan Berkin’in ve saldırıya uğrayan binlerce insanın sorumlusu Ankara Emniyet Genel Müdürlüğüne Muharrem Karataş ve Serdar Polat isimli devrimciler tarafından roketatarlı eylem düzenlendi. Eylem sonrasında çıkan çatışmada Muharrem Karataş şehit düşerken Serdar Polat ağır yaralı olarak yakalandı, tedavisinden sonra tutuklanarak Sincan Hapishanesi’ne gönderildi. 27 Eylül/ Tuncel Kurtiz Hayatını Kaybetti... Devrimcilerin dostu, halk sanatçısı Tuncel Kurtiz İstanbul Etiler’deki evinde düşerek başını çarpması sonucu 77 yaşın-

da hayata gözlerini yumdu. 29 Eylül/ Hasan Ferit Gedik Şehit Düştü... Gülsuyun’da mahallelerde çeteleşmeye, yozlaşmaya karşı yapılan yürüyüş esnasında polis destekli uyuşturucu çetelerinin halka ateş açması sonucunda vücuduna 6 kurşun isabet eden Hasan Ferit Gedik ve Gökhan Aktaş ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Hasan Ferit Gedik kaldırıldığı Kartal Eğitim ve Araştırma hastanesinde şehit düştü. 5 Ekim/ Ankara Konseri “Ekmek, Adalet ve Özgürlük için” şiarıyla ilk kez düzenlenen Anadolu Halk Konseri, 5 Ekim'de 30 bin kişi ile Ankara'da gerçekleştirildi. 6 Ekim/ Tutsak Kesk’lilerle Dayanışma Konseri Grup Yorum, Burhan Berken, Yaşar Kurt, Niyazi Koyuncu’nun katılımı ve Mehmet Esatoğlu’nun sunumuyla 6 Ekim 2013’te Bostancı Gösteri Merkezi’nde KESK’Lİ tutsaklarla dayanışma konseri düzenlendi. 10 Ekim/ Haşmet Zeybek Vefat Etti... Tiyatro yönetmeni Haşmet Zeybek kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Ocak ayında Şehir Tiyatroları’ndan emekli olan Haşmet Zeybek tiyatroya önemli katkıları ve ‘Irgat’ adlı oyunuyla hafızalara kazınmıştı. 12 Ekim/ Harbiye’de Dev-Genç Şenliği Yasaklandı! Çalışmaları aylar öncesinden başlayan şenlik Şehir Tiyatroları Müdürlüğü’nün sözleşmeyi tek taraflı feshetmesi ile yasaklandı. Durumu protesto etmek için Harbiye Açıkhava Tiyatrosu önünde toplanan kitleye polis saldırdı. Grup Yorum ise aynı gün 20.00’de Galatasaray Lisesi önünde durumu teşhir ederek küçük bir konser verdi. Dev-Genç şenliği ise 17 Ekim’de binlerce kişinin katılımıyla Ok-

meydanı Sibel Yalçın Parkı’nda gerçekleştirildi. 26-27/ Ekim Sanat Meclisi Kuruldu! Sinemacılar, tiyatrocular, müzisyenler, şairler,edebiyatçılar, ressamlar, heykeltraşlar, fotoğrafçılar... Kısacası ülkenin tüm disiplinlerinden aydın ve sanatçıları Ekmek, Özgürlük ve Adalet için tek bir çatı altında birleşti. Kurulan Sanat Meclisi’nin ilk etkinliği 26-27 Ekim günlerinde Gazi Mahallesi’nde Büyük Gazi Parkı’nda 60.000 kişinin katılımıyla gerçekleştirildi. 28 Ekim/ Ethem Sarısülük Mahkemesi Görüldü Ethem Sarısülük’ün Ankara’da görülen mahkemesinde Ethem’in katili polis Ahmet Şahbaz, mahkemeye katılmadı. Mahkemeden kaçma ve delilleri karartma ihtimali olmadığı gerekçesi ile yakalama kararı çıkartılmadı. Mahkeme 2 Aralık 2013’e ertelendi. Mahkeme sonrasında polis adliye önünde toplanan kitleye saldırdı. 21 kişi gözaltına alınırken 10 kişide yaralandı. 6 Kasım/ YÖK Protestosu! 6 Kasım’da YÖK’ün kuruluş yıldönümünde birçok ilde eylemler gerçekleştirildi. Ankara Yüksel’de yürüyüşe geçen Dev-Genç’lilere polis gaz bombasıyla saldırdı. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nin Dekanlık odası Dev-Genç’liler tarafından işgal

OCAK 2014 | TAVIR | 25


20-26 panorama_29-30 ellerimi tut 1/19/14 9:25 PM Page 26

edildi. Gözaltına alınan Dev-Genç’lilerden 7’si tutuklandı. 6 Aralık’ta ara mahkemede serbest bırakıldılar. 20 Kasım/ Ali İsmali Korkmaz’ın Mahkemesi Ertelendi Eskişehir’den güvenlik nedeniyle Kayseri’ye gönderilen Ali İsmail Korkmaz davası “yakın duruşma günlerinin dolu oluşu ve talimatların muhtemel dönüş süreleri göz önüne alınması” gerekçesi ile 3 Şubat 2014 tarihine ertelendi. 21 Kasım/ Mehmet Ayvalıtaş’ın Mahkemesi

rejime karşı yürüttüğü mücadele nedeniyle ömrünün 27 yılını demir parmaklıklar ardında geçiren Mandela, ülkesine 5 yıl devlet başkanı olarak hizmet etmişti. Güney Afrika Cumhurbaşkanı Jacob Zurna, Nelson Mandela’nın 5 Aralık’ta hayatını kaybettiğini açıkladı.

Gezi direnişçisi Mehmet Ayvalıtaş dava- 6 Aralık/ Beltaş Direnişi Zaferle sında sanıkların tutuklanması talebi ka- Sonuçlandı! bul edilmezken, duruşma 5 Şubat'a er- BELTAŞ şirketine bağlı olarak CHP’li Betelendi. Polis salona girmek isteyen kit- şiktaş Belediyesi’nde çalışan işçilerin leye biber gazıyla saldırdı. işlerinden atılmalarına karşı çadır kurarak direnen işçilerin mücadelesi zafer5 Aralık/ Nelson Mandela Hayatıle sonuçlanmıştı. BELTAŞ işçilerinin Devnı Kaybetti... rimci İşçi Hareketi öncülüğünde gerçekAkciğer enfeksiyonu nedeniyle 8 Hazi- leştirdiği direnişin zafer kutlaması 6 ran’da hastahaneye kaldırılan Mandela, Aralık günü DİSK’in genel merkez bina1 Eylül’de taburcu edilerek evine gön- sında gerçekleşti. Grup Yorum türkülederilmişti. Güney Afrika’daki ırkçı beyaz ri ile birlikte BELTAŞ işçilerinin yanında

26 | TAVIR | OCAK 2014

oldu. Etkinliğe 100 kişi katıldı. 19 Aralık/ Katliamının Yıl Dönümü 19 Aralık 2000 tarihinde 20 hapishaneye yapılan baskında katledilenler, 19 Aralık’ta Bayrampaşa Hapishanesi önünde gerçekleştirilen programla anıldı. Anmaya birçok devrimci ve demokrat kurum katıldı. Basın açıklamasının ardından hapishane girişine karanfiller bırakıldı.19-22 Aralık hapishaneler katilamı anması; Adalılar, Grup Munzur ve Grup Yorum’un beraber söylediği türkülerle son buldu. 24-25-26 Aralık/ HHB’li Avukatların Mahkemesi Görüldü

18 Ocak’ta İdil kültür Merkezi, ÇHD, Halkın Hukuk Bürosu, Gençlik Federasyonu’na yönelik yapılan baskında gözaltına alınan devrimci avukatlardan 9’u tutuklanmıştı. Selçuk Kozağaçlı, Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı, Taylan Tanay, Şükriye Erden, Naciye Demir, Günay Dağ, Barkın Timtik, Ebru Timtik ve Güçlü Sevimli mahkemeleri görülmek üzere kaldıkları hapishanelerden Silivri’ye sevk edildi. Mahkemenin sonunda Güçlü Sevimli, Şükriye Erden, Naciye Demir ve Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı tahliye edildi. Halk cephesi kampüs alanına çadır kurdu ve mahkeme süresince devrimci avukatların müvekkilleri, aileleri, arkadaşları ile orada bekleyerek halkın avukatlarını sahiplendi. Mahkemeye sanatçılar, milletvekilleri, 500’den fazla avukat, yurtdışından temsilci olarak 40 avukat, sendika başkanları da katıldı. Diğer tutuklu 5 avukatın mahkemesi 15-16-17 Nisan’a ertelendi.q


27 siir_sablon 1/19/14 9:29 PM Page 27

şiir

şiir

o gün ali sinan çağlar

Çevirip alnındaki bandını kavganın sancağı zaferin altından tacına, dikildi kalktı muzaffer olan ak alnını okşarken ılık bir rüzgar konuştu nice fırtınaya göğüs germiş direnmiş olan; yaptığım bir şey değil benim. benden öncekinin yaptığını benden sonrakinin yapacağını yapıyordum... küt küt vurup iman tahtasına, devam etti sözüne gözleri ışıldayan; bizde bu göğüs bu göğüste bu yürek bu yürekte bu nefes var ya kalbimizin vuruşlarıyla döve döve döve vura vura öle parçalayacağız kaç duvarı daha! OCAK 2014 | TAVIR | 27


28 siir_29-30 ellerimi tut 1/19/14 9:30 PM Page 28

şiir

şiir

varılacak mutlak kırıklar hapishanesi

Varılacak Mutlak, O Büyük Hareketimize.. Ve biz; Zamanlara sığmayan, Tarifi olmayan, Ömür boyu sevdalıyız... Bizim sevdamız, Toprağımızda boy verir Anadolu’dur toprağımız... Tereddütsüz, Uğruna ömür ömür yandığımız Ve; Bir kez bile olsun Ah etmediğimiz, Yanıyoruz diyerek İç geçirmediğimiz, Anadolu’dur En güzel düşlerimiz... Hangi birini diyeyim size, Hangi birini Resmedeyim gözlerinize... Hangisini hayallerini kurduğum Hangisini, hayallerini kurduğum Hangi birisi, hangi birisini Anadolu sevincimizdir Güleriz, coşarız sevincinde Soluk olur, Halk halk Atarda umut umut

28 | TAVIR | OCAK 2014

Atarda hasret hasret, İşte biz yine yolundayız... Yanıbaşımız, Omuzbaşımız Ne de çok kalabalık Kalabalıktır bir bilsen... Saymakla bitmez hiç halk Ama ben diyeyim yine Bir işçi; elleri nasırlı Yüzü kavruk; ama umutlu Gözleri çakmak çakmak yanıyor Yakıyor öfkesiyle zalimleri! Bir köylü; Elleri, emek emek Toprak kokuyor Sözleri, Ekinler Başaklar misali boy veriyor İşte gençler, Gelecek, aydınlık bir gelecek özlemiyle Yürüyorlar, Dimdik başları...

Direne direne bedenleriyle, Yürüyor Anadolu! Yürüyor işte halk halk Yürüyor, Varmak için özgür günlere Ve, Dövüşüyor Anadolu... Dövüşüyor; Umudun Adıyla Biliyor onunla gelecek Onunla kavuşacak mutlaka Kavuşacak o büyük hasret Gülecek yüzler Gerçek olacak Tüm özlemler Ve Bir ucundan bir ucuna Özgürlük gelecek Sonsuza dek…


29 ayin fotosu_sablon 1/19/14 9:30 PM Page 29

ay覺n fotosu ay覺n fotosu


30 siir_29-30 ellerimi tut 1/19/14 9:38 PM Page 30

şiir

şiir

ellerinize ve yalana dair nazım hikmet

İnsanlarım, ah benim insanlarım... antenler yalan söylüyorsa, yalan söylüyorsa rotatifler, kitaplar yalan söylüyorsa, beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların, dua yalan söylüyorsa, ninni yalan söylüyorsa, rüya yalan söylüyorsa, meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa, yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ayışığı, söz yalan söylüyorsa, ses yalan söylüyorsa, ellerinizden geçinen ve ellerinizden başka her şey, herkes yalan söylüyorsa, elleriniz balçık gibi itaatli, elleriniz karanlık gibi kör, elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun, elleriniz isyan etmesin diyedir... Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız bu ölümlü, bu yaşanası dünyada bu bezirgan saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir...

30 | TAVIR | OCAK 2014


31-32 hayatın yeniden dogma_sablon 1/19/14 9:38 PM Page 31

deneme deneme

hayatın yeniden doğma arzusu ümit ilter

Hayatın yeniden doğma arzusunu görmek için Haziran Ayaklanması'na bakmak yeterlidir. Sıkılan yumruğundan atılan taşına, ödenen bedellerden paylaşılan sevince, kurulan barikatlardan katledilen canlarımıza, savunulan onurumuzdan büyütülen umudumuza... Haziran Ayaklanması hayatın yeniden doğma arzusunun şahlanmasıdır. Ve hayat, "yeniden doğma arzusu" ile şaha kalkınca, altüst olur mevcut kurulu sömürü ve zulüm düzeni. Olmuştur ve "bu daha başlangıç" denmiştir. Çürümenin en büyük olduğu yeri görmek için, halk düşmanlarının arsızlığına, hırsızlığına, soygununa, zorbalığına, yolsuzluğuna, yozlaştırmasına bakmak gerekir. Ahlaksızken ahlakçı kesilip halka adap, edep dersi vermeye kalkanların muk-

tedir olduğu bu düzen haramisinden zalimine, efendisinden uşağına, yukarıdan aşağıya, sağından soluna, A'dan Z'ye bir bütün olarak çürümüştür. Bu ülkenin emekçi insanlarının değişmez temel derdi geçim derdi iken, muktedir oğulcuklarının temel derdinin Yağma Hasan'ın yeşil dolarlı böreğini nasıl yalayıp yutarız olması istisna değil, kuraldır. Dün, bu kirli işi "vatan- millet- sakarya" diyerek yapıyorlardı. Bugün aynı kirli işi "maşallah- inşallah- bismillah" diyerek yapıyorlar. Bu kokuşma, istisna "çürümüş elma" martavallarıyla gizlenemez. Çürüyüp kokuşan düzendir. Halka her türden yokluğun, yoksulluğun, yozlaşmanın, zorbalığın ve yasağın reva görüldüğü bu düzenin efendilerinin yağma saltanatı, çürümenin moda ve malum deyişle daniskasıdır. Açığa çıkanlar, gerçeğin oldukça küçük bir par-

çasıdır. Ve parça elbette, bütüne dahil olarak bu yağma düzenine dair tabloyu gösterir. Halk çocukları "ekmek, adalet, özgürlük" istediler diye beyinleri sokaklara akıtıldı ki; muktedir zevatın oğulcukları Yağma Hasan'ın yeşil dolarlı böreklerini aksırıp tıksırıncaya kadar yemeyi sürdürsünler... İşte bu düzen, dibinden zirvesine kadar çürümüştür! İşte bu pisliği devrim temizler! Kavga çürüme ile hayatın yeniden doğma arzusu arasındadır. Saflaşma nettir: ya çürümeden yanasınız, ya da hayatın yeniden doğma arzusuna ebelik yapacaksınız. Sanatın bu saflaşma içinde yeri bellidir. Sanat, yarını bugünden kurma kavgasının safındadır. Sanat çürümeye

OCAK 2014 | TAVIR | 31


31-32 hayatın yeniden dogma_sablon 1/19/14 9:38 PM Page 32

ve açılmak istenen tiyatro perdelerini halkın içinde havalandırsınlar. Şimdi sahneyi halkın içinde kurup hayatı tarihsel sahnesine çıkartmanın vaktidir... Haydi bir adım öne çıksın müzisyenler ve halkın bilincini bileyen şarkılarıyla hayatı dansa kaldırıp, yeri göğü inletsinler umutlu sesleriyle.. Haydi, bir adım öne çıksın halk dansçıları ve birbirlerine yabancılaştırılan o güzel insanları "faşizme karşı omuz omuza" halaya katsınlar. Gümüş zurnalara dobra davullar eşlik ederken, her figürde somutlansın halkın tarihsel güzelliği... Haydi, bir adım öne çıksın sinemacılar ve tarihe güzellikler resmeden o başeğmez delikanlıların sevdasına, hasretine, isyana dönen hüznüne ve yarının kavgasına tanık etsinler kameralarını.. Ve halk, izledikçe kendi suretini beyaz perdede; "anlatılan bizim hikayemizdir" diyebilsin. Ve heykelciler, fotoğrafçılar, karikatüristler, ressamlar ve bilcümle sanat emekçileri şimdi bir adım öne çıkma vaktidir. Sanatçıya "saray soytarısı" gözüyle bakan muktedir zevatın kararttığı hayatın ışığı, ateşi, nefesi, neşesi, ezgisi, renkleri olmanın vaktidir. Kemanın arşesi, bağlamanın tezenesi, piyano ve kabak kemane omuz omuza yürümeli faşizmin üstüne...

karşı, hayatın yeniden doğma arzusuna kutup yıldızı olur. O arzuyu hatırlatır, hayal ettirir ve ateşler. Ve böylece, içerik ve biçim olarak kendisini de devrimcileştirerek halkın ufkunu açan bir silaha dönüşürür. Çürümeye karşı barikat örer. Çürümeye taş atar. Çürümeyi sorgular.

32 | TAVIR | OCAK 2014

Ve şimdi.. Karanlıkları aydınlatmak için, sanat meşalesi, her zamankinden daha yükseğe kaldırılmalıdır. Devrimci sanat hayatın, yeniden doğma arzusuna ebelik yapmalıdır. Haydi bir adım öne çıksın tiyatrocular

Renkler ve sesler, üstüne üstüne gitmeli bu pisliğin. Çürüme ile yeniden doğma arzusu arasındaki bu kavganın sonunda biz kazanacağız.. Çünkü evet "türkleri yakanlar, yasaları yapanlardan daha güçlüdür" *Gyorgy Lukacs q


33-35 kekligin bir kanat cirpimi_sablon 1/19/14 9:46 PM Page 33

öykü öykü

kekliğin bir kanat çırpımı ciran harman

Yusuf köyden geleli birkaç ay olmuştu. Aynı köyden olan eniştesi ona fabrikada iş bulmuştu. Küçüktür, ama güçlü kuvvetlidir diye de methetmişti. Yusuf ablasının yanında kalıyordu. Her ne kadar ev ablasının olsa da el sayılırdı artık. Çekiniyor, sofraya oturunca karnını doyuramıyordu. Eli birkaç kez tereddütle gidip geliyor, gözü yemeklerin içinde kalıyordu. Birkaç kere ablası yatağının içinde ekmek kırıntıları bulmuştu da ses etmemişti. Ne yapsındı Yusuf, aybaşında aldığı paranın hepsini köye babasına gönderiyor, ona bir tek yol parası kalıyordu... Yediği içtiği eniştesinin kesesinden gidiyor, o da söylenip duruyordu ablasına. Yüreği eziliyordu Yusuf’un. Köyde doru atın üstünde dağlarda gezerken burada ele kul olmuş; oturduğu sofra, yattığı yatak çok görülür olmuştu. Yine de sabırla çalışıyor, yaşlı babasının kulağına bir şey gitmesin diye uğraşıyordu. Kafasında binbir düşünceyle durağa geldi bir gün. Otobüs Natoyolu’nun yokuşundan görününce eli ceplerini yok-

ladı. O da neydi, yoktu parası! Yusuf’u öyle bir hal sardı ki, nereye dönse yüzüne korkuları çarpıyordu. Eve dönüp parasını almaya kalksa işe geç kalacak, belki de işten atılacaktı. Dönmese, otobüse nasıl binecekti şimdi. Yüreği kabardı, ağlayası geldi. Koca şehir üstüne oturmuştu sanki, öyle ezikti. “Allah belasını versin!” dedi, Ankara’nın da, fabrikanın da, parasının pulunun da… Yanında uyku mahmuru bekleyen gençlerden biri fark etmişti Yusuf’un ceplerini arayışını. Ali’ydi gencin adı. Yanına sokuldu; “cüzdanını mı unuttun kardeş, önemli değil ben vereyim bu seferlik, geç kalma okuluna” dedi. Otobüs gelip önlerinde durmuştu. Yusuf için çok fazla seçenek yoktu, utana sıkıla kabul etti. Yolda sohbet etmeye başladılar. Ali, “hangi okulda okuyorsun” deyince bir kez daha ezildi yüreği ya, sessizce anlattı okuma yazmasının olmadığını, fabrikada çalıştığını. Ali, Yusuf’un yüzünde dolaşan gölgeleri görmüş, sözü değiştirmişti. “Biz de yeni taşındık buraya. Aras sokaktayız, yeni sarı binada.” Yusuf gözlerinde çıngılar parlayarak baktı Ali’ye;“işe bak aynı binada oturuyoruz ya gardaş, siz girişteki boş daireye taşındınız değil mi?” dedi. Komşu çıkmış, çok

sevinmişlerdi. Ali Cebeci’de indi, Siyasal’ın merdivenlerinden çıkıp okula girerken, Yusuf Ostim’e doğru ilerliyordu. İşyerine gidince hızla soyunma odasına girdi. Yüzüne maskeyi taktı, yağlı tulumunu giydi. Bir türlü alışamamıştı maskelerle çalışmaya. Ne garip şeydi yanındakinin yüzünü görmeden çalışmak. Becerikli elleri bakır eritti, çinko kalıplarını kapladı. Yoğun dumanın altında genzinde asit kokusunun yakıcılığıyla çalıştı akşama kadar. Bir yandan da Ali’yi düşünüyordu. Ne insanlıklı adamlar vardı, saygılıydı, sıcaktı, hem de okumuş adamdı. Ne güzel şeydi okumak yazmak kimbilir… Keşke o da okusa yazsaydı. Ali ve yoldaşları mahallede örgütlenmeye yeni başlamışlardı. Mahalleyi tanımak, kendilerini tanıtmak için kapı kapı dolaşıyorlardı. Ellerinde bir tek bildirileri vardı ya, onlara kalsa örgütleyen bu değildi. Ali eşyasını taşıdığı evlerin, geçmiş olsun ziyaretlerinin, baş sağlığına, düğününe gittiği evlerin sayısını hatırlamıyordu. Halkla sıcak ilişkiler kurmuşlar, birçok evin oğlu- kızı olmuşlar-

OCAK 2014| TAVIR | 33


33-35 kekligin bir kanat cirpimi_sablon 1/19/14 9:46 PM Page 34

dı. Mahallede birçokları da onları seviyor sayıyordu. Başlarına bir iş gelse, kafalarına bir şey takılsa “devrimci gençlere bir varayım hele” diyorlardı. Ali, aynı apartmanda olduğu için, sabah erken gidip akşam geç dönen Yusuf’la zaman geçirmenin bir yolunu buluyordu. Tanıştıkları ilk gün Yusuf’un yüzünden geçen gölgeyi görmüştü. Şimdi okuma yazma öğretiyordu O’na. Yusuf çalışkan öğrenciler gibi, elinde defteri- kalemiyle Ali’nin yanına uçarcasına gidiyordu her seferinde adeta. Geç saatlere kadar sohbet ediyorlardı dersten sonra. Ali, Yusuf’a bu düzenin nasıl işlediğini, adaletsizlikleri, sömürüyü anlatıyordu. Fabrikadaki zehirli asidi soluyarak çalışan işçilerin çoğu kırk yaşına gelmeden ölüyordu. Patronların cebini nasıl kanla doldurduklarını konuşuyorlardı. Ali bazen fabrika çıkışına gidiyor, eve Yusuf’la birlikte dönüyordu. Yusuf’u yaptığı işlere katıyor, gittiği yerlere götürüyordu. Ama Yusuf’un aldığı yol alt kattan üst kata çıkmanın ötesine geçemiyordu. Ali’yi üzen ise Yusuf’un adım atmaması değil, arkadaşlarının ona inançsızlığıydı. Bedii “yahu Ali, yedi ay be kardeşim, 7 aydır anlatıyorsun, her şeyi yapıyorsun, daha bir etkinliğe gelmedi. Devrimcilik yapmak istese bir adım atardı, bence boşuna uğraşıyorsun” diyordu. Anıl, “korkuları çok fazla, ona harcadığın emeğin yarısını başkasına harcasaydın…” diyordu. Bu söylenmelerin sonu gelmeyince Ali, yoldaşlarını başına topladı; “size babamın bir avuç buğday hikâyesini anlatacağım” dedi. “Babam sabah erkenden kalkardı. Yer yatağının içinde yün yorgana sarılı beklerdim. Babam gelip pütürlü ellerini alnımda gezdirmeden kalkmak istemezdim. O da benden önce kekliğiyle ilgilenir, önce onun gönlünü alır, gününü başlatırdı. Kulağım çıkardığı tıkırtılara kesilir, ıslığını uzaktaki bir türkü gibi dinlerdim. Kekliğin tahta minik kafesini açar; “oğlum” derdi, yarı şaşkın yarı se-

34 | TAVIR | OCAK 2014

vecen bir ifadeyle... Kucağına alır, sanki bir çocuğu sever gibi göğüsüne dayar, başından öperdi. Sonra evin içine bırakırdı: pırrr! Keklik evin içini turlar, ağaç kolonlarının arasındaki gezintisini tamamladıktan sonra pencerenin önüne konardı. Babam bu sırada bir yandan kekliğiyle konuşur, ona hayattan bahsederdi. İşini gücünü, derdini anlatırdı kekliğe. Elleri hızlı ve becerikli işleyerek kafesteki kumu boşaltır, önceden eleyip çuvala doldurduğu yumuşak kumdan kekliğin yatağını yenilerdi. Küçük plastik kabı tertemiz yıkar, suyunu tazelerdi. Sonra bir avuç buğday alır, kekliğin yanına otururdu. Bir yandan yedirir, bir yandan konuşmaya devam ederdi. Ben de dinler, ortak olurdum dostluklarına.

Sonra olacak oldu. Komşumuzun düğününe diğer köylerden misafir gelmişti. Tahminimizce onlar yaptı. Akşam eve döndüğümüzde babam kırık kilidi avucuna almış, kafesin önünde oturup kalmıştı. Yüreğindeki acıyı taa içimizde hissettik. Sabahları ıslığını duymaz olduk. Pütürlü ellerini alnımda gezdirdiğinde isteksiz kalkar oldum. Üstünden koca kış geçti, bahar geldi. İbas emmi, elinde değneği, cılga yoldan göründü. “Baa bak Haydar, senin kekliği alanı bildim. Zeyniler köyünden İbraam’ın oğullarındaymış” dedi. Bayram günü gibiydi o gün. Hemen köyün büyüklerine haber verildi. Zeynilere doğru yola çıkarken şalvarına asılıp ağladığım için beni de yanına aldı.

Tarlada ekin deren, harman savuran, kışlık odun için kendini Kızılbel’in yüzüne vuran bir dağlıydı babam. Alnından yürüyen terin, sırtından çıkan derenin ekşi kokusuyla sevdim onu. Onca işinin gücünün arasında, kekliğine emek vermediği tek bir gün hatırlamıyorum. İbas emmi vardı babamın arkadaşı. Her gün mutlaka uğrar, ayaküstü sohbet eder, bazen de çay içer giderdi. “Namert hayvan!” derdi kekliğe. “Bağlıyon da orta yere, tüm keklikleri tuzağa çekiyor. Yalan mı?” diye de haklı çıkarmaya çalışırdı kendini. “Teey peygamber efendimizden bu yana böyledir. Boşuna uğraşıyon şu havanla kara Haydar” diyordu. Bunu diyen sadece İbas emmi de değildi, köydeki herkes kekliklerin güvenilmez olduğundan bahsediyordu. Babam onları saygıyla dinler, bir şey demezdi. Ama onu ne vakit görsem bir avuç buğdayla kekliğinin başında olurdu.

Köye vardık, İbraam’ların avluda oturduk, çay getirdiler. İbas emmi girdi konuya. “Bak İbraam”, dedi, darılmaca gücenmece yok… Sonra bir nefeste anlattı olanı biteni. Adamcağız suçlulukla çocuklarına baktı. Bizim yanımızda ne desin! Genç çocuklardı, babalarının suskunluğuna da sığınıp, bizim o keklik, dağdan tuttuk, dediler. Bir sessizlik kapladı avluyu. “Salın kekliği o vakit” dedi babam. Şaşırdılar tabi ama onlar bir şey demeden devam etti; “Toprağını elediğim, kafesini temizlediğim, yemini verdiğim, huyunu bildiğim keklik ise, benim ıslığıma döner. Dönerse alır giderim, dönmezse kusura bakman derim” dedi.

Keklik büyüdü, boynundaki halkalar iyice belirginleşti. Gözlerinin kenarındaki kırmızılık parladı, kekeği uzayıp karardı. Çok güzel bir keklik oldu. Ama ona değerini kazandıran bu değildi sadece. Öyle güzel ötüyordu ki, uzunca, pürüzsüz bir sesle: gaggubak gaggubak… Herkes hayran kalıyor, böyle keklik görmedik diyordu. Babam da seviniyordu...

Söylenecek söz kalmamıştı artık. Üstünü çulla örttükleri kafesi açtılar. Keklik bizimdi, ne diye sınamaya çalışıyordu babam, anlayamıyordum. Keklik bir yıldır bizde değildi, belki de unutmuştu babamın ıslığını. Böyle düşüne düşüne kendimi yiyordum. Anlaşılan o ki, kendini yiyen, babama kızan bir ben değildim. İbas emmiler de tıpkı benim gibi tedirgindi. Kafesin kapağını açtılar, kekliği saldılar. Pırrr aktı gitti. Uzaklaştıkça uzaklaşıyordu. Haydi diyordum babama içimden


33-35 kekligin bir kanat cirpimi_sablon 1/19/14 9:46 PM Page 35

daha fazla uzaklaşmadan çalsana ıslığını... Ben böyle derken keklik gözden kayboldu. Sonra ıslığını tutturdu babam. Çocukluğumun uyanış türküsüydü bu. Türkü akıp gidiyor, keklik görünmüyordu. Ağlasam babam üzülür diye tuttum kendimi. Sonra… Usul usul, yavaş yavaş, sonra da daha hızlı pırrr sesi, işte geliyordu. Boynundaki halkayı sevdiğim! Kekeğine kurban olduğum! İşte geliyordu. Geldi, babamın omzuna kondu. Kalabalıktan usuul bir ‘booov’ sesi çıktı. Babam dönüp gençlerin yüzüne bakmadı utandırmamak için. İbraam denen adama çay için ziyadelik dileyip yürüdü. Biz de ardından... İbas emmi, Göğ Hasan, kenger İsmail şaşkındı, gururluydu. Epeyce sustular. Ne zamanki katırlarımıza binip yola düzülünce, İbas emmi tutamadı kendini. -Ula Kara Haydar, ya gelmeseydi ula, öyle laf edilir mi? -Geleceğini biliyordum, dedi babam, sakindi. -Nasıl? Nasıl biliyordun de hele! Kuş bu kuş, unutmuştur, kafası yetmemiştir de mi demedin? -Geleceğini biliyordum İbas emmi, dedi babam. Ben bir kuşa, bir kanada, bir küçük başa güvenmedim, emeğime güvendim. Gün gün, ıslık ıslık işledim ben bu kekliği. Her gün bir avuç buğday ayıklayıp yedirdim.

Taş yedirmedim ki, bilmeyeyim geleceğini. Geleceğini biliyordum İbas emmi, dedi. Sınadım da güvendim, emek verdim de güvendim, geleceğini biliyordum. Dün gibi hatırımdadır o gün. Çıkınımda bir avuç buğdayla yola düştüğümde ardımda bıraktığım babamın mezarı ve boş bir keklik kafesiydi, ama önümde bir yaşam dersi vardı” dedi Ali. Gözleri dolu dolu devam etti; “Yusuf halkımızdan biri. Bu düzenle ne kadar çok çelişkisi var üstelik. Her gün o maskeyi takıp zehirli gazı ciğerlerine çekiyor. Koca şehir üstüne oturmuş eziyor. Neden vazgeçecekmişim ondan? Doğru, bir türlü adım atmıyor, haklısınız korkuyor. Ama herkes aynı sürede anlamaz bir şeyleri, herkes aynı hızla adım atmaz. Ama Anadolu halkı emeğin karşılığını mutlaka verir, ben buna güveniyorum. İşte bu yüzden, neden ona da keklik gibi kanat çırpmayı öğretmeyelim arkadaşlar?” Nice sonraydı. Mahallede uzun masalar kuruluyor, melemen günleri yapılıyordu. Bugünlerden birinde faşistler saldırmış,

Yusuf korkup kaçmıştı. Ali onu bir beton büzün içinde bulduğunda Yusuf utancından kıpkırmızı olmuştu. Yılmadı Ali, bir gün Yusuf’u yazılama yapmaya çağırdı. Evdeki arkadaşları, bu adımın Yusuf için çok büyük olduğunu, korkan bir insanın böyle tehlikeli bir işe girişmeyeceğini düşünüyordu .Kaç seferdir her yazılamada kurşunlanıyorlardı. Düşman onların yazacağı her bir harfe tahammülsüzdü. Bunları bile bile gelmezdi Yusuf, korkardı. Ali konuşmuyordu. Eldivenleri, boyayı, fırçayı hazırladı bir köşede. Alt katta Yusuf ise aynanın karşısına geçmiş kendine bakıyordu. Maskeyi hayal ediyordu, o zehirli asidi sonra… Hangisi daha önemli dedi kendi kendine. Gitmeye öyle korkuyordu ki, ama Ali geliyordu Yusuf’un gözünün önüne. Ne çok emek vermişti ona, okuma yazma öğretmişti, dünyanın nasıl işlediğini anlatmıştı. Üstelik melemenlerini de yemişti. Yediği aşa ihanet olur muydu? Bunları düşünüyordu... Gecenin dördünde kapı çalındı. Gelen Yusuf’tu. Ali sakindi, gülümseyerek karşıladı Yusuf’u. Evdeki herkes o anda şaşkınlıkla birbirine bakıyordu. Son bir kez işbölümünü tekrarlayıp sokağa çıktılar. Ertesi sabah Natoyolu, eğri büğrü yazılmış Çorum şivesi katılmış yazılamalarla uyandı güne; “ditre oligarşi…” Onlara bakıp gülümserken Ali “ keşke bilselerdi” dedi; bunun kekliğin ilk kanat çırpışları olduğunu… q

OCAK 2014 | TAVIR | 35


36-37 nazi_29-30 ellerimi tut 1/19/14 9:51 PM Page 36

makale makale

nazi ümit zafer

Kimi nazi generallerinin klasik müzikten hoşlandığını biliyorsunuz. Toplama kamplarında görev yapan kimi nazi generalleri de insanları yaktıkları fırınların bacalarından çıkan dumanı seyrederken klasik 36 | TAVIR | OCAK 2014

müzik dinlermiş... Rüzgarda savrulan insan küllerini klasik müzik eşliğinde dinlemek için gaddarlığın ''estetik'' seviyesine ulaşmak gerekir.

12 Eylül Amerikancı Fasişt cuntasının şefi olan Nato paşası Kenan Evren de o ''estetik'' seviyeyi ressam olarak sürdürmeye kalkmıştı. Şimdilerde de,19-22 Aralık 2000


36-37 nazi_29-30 ellerimi tut 1/19/14 9:51 PM Page 37

katliamın sorumluları yemin billah ederek sorumlu olmadıklarını söylemeye çalışıyorlar. Çünkü,halkın vicdanında dört duvar arasında tutulan insanları diri diri yakan katiller olarak yargılandıklarının farkındalar. İşte o katliam günlerinin muktedir Nato paşası olan Aytaç Yalman da özellikle Milliyet Gazetesi'nde klasik müzik değerlendirmeleri yapmaya başladı.

tarihindeki hapishaneler katliamı sırasında jandarma komutanı olan emekli orgeneral Aytaç Yalman'ın klasik müzik uzmanlığına tanık oluyoruz. Bilinir, göstermelik adına ''Hayata Dönüş''dedikleri o katliam operasyonu sırasında 28 devrimci tutsak devrimci katledilmiş,Bayrampaşa hapishanesi'nde altı kadın özgür tutsak diri diri yakılmıştı. Şimdi bu

Doğrusu, Kenan Evren'in resim yaptığı yerde onun öğrencisi olan Aytaç Yalman'ın klasik müzik uzmanı olmasına şaşmamak gerekiyor.Herhalde,öğrenim gördükleri Nato kurslarında böylesi ''sanat'' eğitimleri de veriliyor olmalı. Bu kursların içerikleri halka gizli olduğu için bundan pek emin değiliz ama icraatlarına bakınca Nato'daki Amerikalı ustalarından neleri öğrendiklerini anlıyoruz: Cunta nasıl yapılır... Halkın kanı nasıl dökülür...İdamlar,işkenceler,infazlar nasıl gerçekleştirilir... Tutsaklar nasıl diri diri yakılır...Tecrit nasıl uygulanır... Nato generalleri,herhalde,''Biz sadece zalimlikten ibaret değiliz'' diyebilmek için sanat aşklarını da böyle gözlere sokmak istiyorlar. Afganistan'daki Nato generallerinin arasında da klasik müzik dinleyen vardır muhtemelen.Hatta Afyon halkını katletmekten vakit bulunca,Aytaç

Yalman'la Cd değiş tokuşu yapıyor olabilirler. Elbette,A.Yalman'ın klasik müzik ilgisi Cd dinlemekle ilgili değil.Kendisi,katıldığı konserlerden de haberler veriyor. Murat ve Hasan ve Halil... Biliyordu bunu 28'ler ve tecrite karşı direnişte şehit düşen 122'ler... Ve diyorlar ki: '' Bir canım var Feda olsun halkıma,vatanıma.''Bir yanda, hapishane mimarisine varıncaya değin Amerikalı ve Avrupa emperyalistlerini örnek alanlar...Diğer yanda,emperyalizmin teslimiyet politikalarına boyun eğmeleri dayatıldığında ''Bir canım var,feda olsun halk ıma,vatanıma'' diyerek ölümsüzleşenler... Toplama kamplarının içinde insan yakılan fırınlarının bacalarından beyaz küller gibiydi o gün Bayrampaşa Hapishanesi'nin üstünde savrulan dumanlar... Ki içerde yanıyordu canlar.Diri diri yakılıyordu tutsaklar... Ve fon müziği katillerin kahkahalarıydı.Alınan,verilen emirlerdi.Kurşun sesleriydi...Yanıyor işte altı kadın! Yanıyor Yazgülü, teni tanıyor,saçının teli,gözünün feri tutuşuyor...Ve Nülifer yanıyor... Ve Özlem ve Şefinur ve Gülser diri diri yakılıyor! Seyhan'ın bedeni kömüre dönüyor... Ve o günden sonra,hayatın fon müziğini işte bu Altı kadın'ın oluşturduğu orkestra çalıyor. Ve biz, o piyanistlerden,kameralardan, vurmalı ve üflemeli enstruman çalan sanatçılardan müziklerini cellatların ellerini sildiği peçete yapmamalarını isteriz.Eğer özgür bırakırlarsa kemanın arşesi piyanonun tuşları, katile ''katil'' demekten geri durmazlar...q

OCAK 2014 | TAVIR | 37


38-40 bahce_29-30 ellerimi tut 1/19/14 9:53 PM Page 38

öykü öykü

bahçe hasan bakır

Hüseyin’in varı yoğu eşi Ayşe’ydi. Askerden gelir gelmez evlendiği bu genç kadın onun neredeyse hayattaki tek dostuydu. Köy çocuğuydu ikisi de. Yoksulluk içinde yetişmişlerdi. Belki de bu yüzden evliliklerinin üçüncü ayında İstanbul’a göçtüler. Toprak artık ekmek vermiyor, karın doyurmuyorsa İstanbul’a göçülürdü. Hep böyle görmüşlerdi evvelden. Bir akraba yardımıyla iş bulup çalışılırdı bu büyük şehirde… Onlar için de farklı olmadı. Birbirine uzaktan da akraba olan bu genç çift, Hüseyin ve Ayşe, bir akrabalarının yanına yerleşip bir iki hafta misafir kalmışlar, Hüseyin yaşadıkları mahalleye yakın bir yerde taşeron bir firmada çalışmaya başlayınca küçük bahçeli bir gecekonduya taşınmışlardı. Yirmisini henüz geçmiş bu iki genç; hayatın tüm zorluklarıyla, güzellikleriyle baş başa kalmışlardı. Hüseyin’in hiç korkusu yoktu hayattan. Fazlasıyla mutlu hissediyordu kendini. Taze evli olduğundan mı yoksa genç yaşının verdiği gözü karalıktan mı bilinmez, pek kaygısızdı. Uzun saatler çalışıyordu. Sabah çok erken çıkıyordu evden, kimi zaman gece yarısına yakın dönüyordu eve. Çok da yoruluyordu. Depoya koşuyor mal indiriyor, bankaya gidip para yatırıyor, odacılık yapıyor, çaycılık yapıyor… Yapıyor da yapıyordu Hüseyin. Hem de hiç gık demeden… Ay sonu maaşını aldıkça, Ayşe de evde onu bekledikçe sorun yoktu Hüseyin için. Çoğu zaman Ayşe’nin gözlerine uzun

38 | TAVIR | OCAK 2014

uzun bakar gülümserdi Hüseyin. Bazen o kadar uzun bakardı ki; Ayşe utanır, hemen kaçıp kurtulmak isterdi. Hoşuna da giderdi aynı zamanda. Çok çocukça, safça gelirdi bu durum ona. Birbirlerine olan sevgileri garip bir huzur veriyordu ikisine de. Köydeki yoksul yaşamlarından daha farklı bir durum yoktu oysa burada da. Sadece her ikisinin de artık hissettikleri her şeyi paylaşacak, kaygıya düştüklerinde güç verecek birer yoldaşı vardı. Ayşe’nin en büyük uğraşı küçücük bahçesiydi. Koynunda doğduğu topraktan, bahçe işlerinden kopamıyordu. Biber, domates fideleri; fasulye sırıkları… Topu topu üç adımlık bu bahçeye bağları, bostanları sığdırmıştı Ayşe. Çiçekleriyle, sebzeleriyle konuşur; çocuk sever gibi severdi onları. Mahallenin gençleri yanına sohbet etmeye geldiklerinde; onlara da iş verir, ot yoldurur yahut gül ağaçlarını budatırdı. Hüseyin, eşinin bu uğraşından çok memnundu. Onu bırakıp da işe gittiği zaman bahçesinde huzurla onu beklediğini, sıkılmadan bir şeylerle meşgul olduğunu biliyor, mutlu oluyordu. Yaşadıkları mahalle şehrin tam ortasındaydı, fakat Hüseyin’e başka bir dünyayı andırıyordu burası. Örneğin çalıştığı yerlere hiç benzemiyordu. İnsanlar daha farklıydı. Giyimleri, konuşmaları, aralarındaki sohbetleri bile çok başkaydı. Hüseyin çok da anlayamıyordu bu ayrımı. Pek de kafasını meşgul etmiyordu zaten. O burada kendini köydekinden

daha rahat hissediyordu, o kadar. Mahallenin yaklaşık yirmi yıllık bir mazisi vardı. Geçen yirmi yıla rağmen bazı evlerin hala suyu yoktu. Akşamları zifiri karanlık oluyordu. Aydınlatma yoktu. Mahallenin içine kadar giren bir otobüs veya minibüste yoktu. İşe gidip gelenler her gün en azından iki yüz elli metre yürümek zorundaydı. Her şeye rağmen mahallede bir huzur ortamı da vardı. İnsanlar birbirini tanıyor, seviyordu. Köyü andırdığı tarafları da vardı. Misafirlikler aynı köydeki gibiydi. Bir de köyde çeşme başına gidilirdi, burada ise belediye tankeriyle dağıtılan içme suyu için toplanılıyordu. Ayşe bu mahalleye taşındığı ilk günler kendini yalnız hissetmiş, kaygıya kapılmıştı. Ancak hem komşuları; hem de mahallenin genç kızları, delikanlıları ona yaklaşımlarıyla kısa zamanda tüm kaygılarını silmişti. Hatta son günlerde bahçesini düzenlemede ona yardım etmeye başlayan gençlerle daha fazla vakit geçiriyordu. Bu gençler içinde kendi yaşına yakın kızlar da vardı ama kendinden çok farklı görüyordu Ayşe onları. Çok şey biliyorlardı örneğin, ya da Ayşe’ye öyle geliyordu. Çok şeyler anlatıyorlardı Ayşe’ye. Kimi zaman dinlemekte, kimi zaman aklında tutmakta zorlanıyordu ancak çok da seviyordu bu ilginç arkadaşlarını. Bir abla gibi, çok yakın bir arkadaş gibi görüyorlardı Ayşe’yi. Zamanla bu gençlerin neler yaptıklarını, düşündüklerini anladıkça bir yardım etme, onlara destek olma duygusu uyandı içinde. Çok güzel şeylerden bahsediyorlardı. Tamam, Ayşe de Hüsey-


38-40 bahce_29-30 ellerimi tut 1/19/14 9:53 PM Page 39

Baharın ilk günleriydi... Hüseyin, işten erken ayrıldığı bir gün eve dönerken mahallenin girişinde birçok iş makinası, kepçe, zabıta arabaları ve bir de polis arabası gördü. Ertesi gün de benzer bir manzarayla karşılaştı. Neler olduğuna dair hiçbir fikri yoktu. Üçüncü akşam Ayşe mahallelilerden duyduğu, gençlerin söylediği her şeyi anlattı Hüseyin’e. Mahallenin bir kısmının boşaltılması gerektiğini, bunun için kanunlar çıkarıldığı, müteahhitlerle anlaşıldığı, bazı ailelerin şimdiden evlerini boşalt-

tığını, fakat birçok evin çıkmak istemediği hatta yıkıma direneceklerini bir bir ayrıntılarıyla anlattı. Yıkımın gerçekleşeceği bölge Hüseyin ve Ayşe’nin yaşadığı yerden farklı bir yerdi. Bu yüzden Hüseyin çok da ilgilenmedi bu olağanüstülükle. Aynı gülümsemeyle eşini dinliyordu. Ancak durumu Hüseyin’e büyük bir ciddiyetle anlatan Ayşe biraz öfkeliydi ve sesinde bir gerginlik vardı. Ayşe, eşinin kayıtsızlığının farkına vardı ama bir şey söylemedi. Oysa kendisi yakında mahallede küçük bir kıyametin kopacağını sezebiliyordu. Öyle de oldu… Yaklaşık bir haftadır mahallenin girişinde bekleyen ordu, daha kalabalık bir polis ordusuyla beraber mahalleye saldırmıştı. Ayşe korkusundan ve ne yapacağını bilemediğinden evden dışarı çıkamamıştı. Çatışmalar Ayşe’den uzakta mahallenin başka bir bölgesindeydi. Fakat Ayşe patlayan bombaları, siren seslerini duyuyor; mahallenin her yanını saran gaz bulutları onun da ciğerlerine doluyordu. Birden peşi sıra gelen ayak sesleri duydu. Sesler, evin arka kısmından geliyordu. Hemen pencereden uzaklaştı Ayşe. Sonra birilerinin evin yan tarafında bulunan istinat duvarından bahçeye atladığını gördü perdenin arkasından. Yüzlerini seçemedi ama dört beş kişinin sebzeleri, çiçek-

leri çiğneyerek; saksıları devirerek kapıya doğru koştuğunu gördü. Ayşe birden her şeyi unuttu. Ateşler çıkaran bir öfke kuşu geldi tam başının üstüne kondu. Sinirden elleri titremeye başladı. Kapıya doğru yöneldi ama dışarıdaki kıyametin korkusu baskın geldi, hamle yapmaktan vazgeçti. O sırada evin demir kapısı hızla dövülmeye başladı. İrkildi Ayşe. Dışarıdakilerden sadece öksürük ve deri derin soluk alma sesi geliyordu. Öfkesi yatışmamıştı henüz. Açmadı kapıyı ve mutfağa yöneldi. Kısa bir süre sonra da sesler kesildi zaten. Ancak Ayşe o gün dışarı da hiç çıkmadı, bahçesine bakmadı bile. Neler düşündü kafasında bilinmez. Fakat bu büyük şehir ilk defa bu denli canını sıkmıştı onun. Neydi bugünkü karmaşa? Mecbur muydu insanlar; huzurla oturmak varken böyle kavgaya, kovalamacaya girmeye. Bütün gün gördükleri, genç arkadaşlarının günlerdir ona anlattıkları kafasının içinde dönüyor da dönüyordu. Akşam Hüseyin bahçenin halini görünce dehşete kapılıp hemen içeri girdi. Eşinin başına kötü bir şey geldiği düşüncesiyle az kalsın aklını oynatacaktı. Ayşe’yi pencerenin kenarında oturur

tavır

in’le baş başa kalınca çok güzel şeylerden bahsediyorlar, hayaller kuruyorlardı ama bunlar genellikle gerçekleşmesi güç hayaller oluyordu. Oysa bu gençlerin hayalleri çok gerçek ve elle tutulacak kadar yakındı. Böyle hissediyordu Ayşe. Biraz da tehlikede görüyordu onları. Ama bağlılığı da günden güne artıyordu bu gençlere. Hüseyin de tanımış sevmişti onları. Bazen misafirliğe geliyorlar, gece onlarda yatıyorlardı. Ayşe çok seviniyordu onların geldiği geceler. Hanımlık yapıyordu bir yandan; yemekler yapıyor, meyveler ikram ediyor, tertemiz yataklar açıyordu. Bir yandan da Hüseyin’i uyutup kızlarla geç saatlere kadar sohbet ediyordu.

OCAK 2014 | TAVIR | 39


38-40 bahce_29-30 ellerimi tut 1/19/14 9:53 PM Page 40

vaziyette görünce rahatladı. Gitti yanına oturdu. Kadın başını çevirmeden “hoş geldin” dedi. Hüseyin hiçbir şey sormadan kalktı, saatin geç olmasına bakmadan tüm sevgisiyle tüm şefkatiyle bahçeyi düzenlemeye koyuldu. Devrilen fasulye sırıklarını tekrar dikti. Asma dallarını, sarmaşığı, ezilen gül ağacını, kasımpatıların etrafına eşinin özenle dizdiği taşları, hatta akşamsefalarının yerlere saçılan tohumlarını bile birer birer toplayıp düzeltti. Öyle büyük bir keyif ve özenle çalışıyordu ki Hüseyin sanki eşinin bir yarasını iyileştiriyordu. Eve girdiğinde Ayşe uyumuştu. Yemek yemeyi bile unutmuştu Hüseyin. Ellerini yıkadı, sessizce Ayşe’nin yanına sokulup eşini kucaklayıp uykuya daldı. Ayşe sabah her zamankinden biraz daha geç uyandı. Bahçenin yeni halini görünce eşine karşı önce büyük bir sevgi duydu. Daha sonra da acıdı bu kendisi için sürekli çırpınan delikanlıya. Saatlerce bahçeyle nasıl uğraştığı gözünün önüne geldi, gözleri doldu. Bir kelime bile söylememişti oysa eşine. O da sormamıştı. Hüseyin’in kendisine ne kadar büyük bir saygı duyduğunu, nasıl bağlı olduğunu tüm hücrelerinde hisseti… Sonra annesini, ablalarını düşündü. Onlar bu kadar şanslı olmamışlardı hiçbir zaman. O, böylesi düşüncelerle boğuşurken genç arkadaşları kapıda beliriverdiler. Kızların ikisinin de kolları, yüzleri mosmordu. Gözlerine kan oturmuştu. Bir tanesinin ayağı da aksıyordu. Dehşetle koştu yanlarına Ayşe. Dünkü çatışmalar hiç aklına gelmemişti. Merakla ve korkuyla ne olduğunu sordu. Kızlar; polisin evlerini yıktırmak istemeyen mahalleliye nasıl saldırdığını, her yere gaz bombaları attığını, sonra bu gaz bombaları nedeniyle yaşlı çocuk herkesin soluksuz kaldığını hatta bazılarının öle yazdığını uzun uzun anlattılar. Gerçekten büyük bir çatışma ve direniş olmuştu mahallede. Genç yaşlı herkes yollara barikatlar kurmuş; ev hanımları evlerinden dolap, sandık, tüp ne varsa barikatlara taşımışlardı. Halkın

40 | TAVIR | OCAK 2014

öfkesi büyüdükçe saldırganların zor gücü de artmıştı. Gençlerin peşine düşmüştü polis. Bulduğunu dövüp gözaltına almıştı. Kızlar da bütün gün çatışmaların içinde yer almışlardı. Akşama doğru ise büyük bir kovalamacaya girmişlerdi. O esnada akıllarına Ayşe’nin evi gelmiş, duvardan atlayarak kapıyı çalmışlardı. Ama Ayşe’nin evde olmadığını anlayınca tekrar sokağa yönelmişlerdi. Tam bu esnada da altı kişilik, zırhlı bir polis ekibi onları yakalamış tekmelerle, yumruklarla dövmüşlerdi. Birkaç genç olayı görüp oraya yönelince de gözaltına almadan bırakıp kaçmışlardı. Ayşe tüm bunları dinlerken ayak parmaklarına kadar kızarmıştı. Kalbi deli gibi çarpıyor, soluklarını kontrol edemiyordu. Kızlara sarılıp hüngür hüngür ağlamak, defalarca özür dilemek geliyordu içinden. Ama hiçbir şey söylemedi. Sohbete devam ettiler. Kızlar yaşananları anlattıkça beddualar ediyor, ölülerine dirilerine sövüyordu Ayşe. Laf lafı açtı, konuştular sohbet ettiler gülüştüler. Ayşe sonra onlara yemekler yaptı, gönüllerini hoş tutmak için şakalar yaptı, köydeki anılarını anlattı. Kızları uğurladıktan sonra da bahçeye çıktı. Hortumu banyo musluğuna takıp sebzeleri çiçekleri sulamaya koyuldu. Bir an çok utandığını hissetti. Yere batsındı bahçesi… Sonra Hüseyin’e de kızdı. Ne vardı sabaha kadar bahçeyle uğraşacak. Çok mu önemliydi bahçe... Kızların anlattıkları karşısında elbet bir önemi yoktu ama ne yapmalıydı? O haftayı hep bunları düşünerek geçirdi Ayşe. Bir akşam eşine; mahallede yaşananları, kızların başına gelenleri, evlerine sığınmak isteyenleri eve almayışını, bahçesine de Hüseyin’e de öfkelenişini, hepsini anlattı. Hüseyin bir iki söz söyledi ama Ayşe duymadı bile. Karmakarışıktı kafası. Yaşananları düşünüyordu hep. Aradan yaklaşık bir ay geçti. Bu süre içinde mahallede her hangi bir olay yaşanmamış; daha çok kahvelerde, evlerde toplantılar yapılmıştı. Bir tane-

sine Ayşe de katılmış, Hüseyin’i kolundan sürüye sürüye götürmüştü. “Ayşe’m beni bırak, ben yorgunum” dedikçe üstelemiş, ikna etmişti eşini. Hüseyin yaşananları pek umursamıyordu açıkçası. Kendisi ve eşi için de bir tehdit görmüyordu. Böyle bir belanın kendi başına gelebileceği ihtimali kafasına oturmuyordu. Bir gün kendisinin de evinden çıkarılabileceği, Ayşe’siyle sokağa atılacağı, borç altına sokulacağı imkânsız gibi geliyordu ona. Mahalledeki sakinlik çok uzun sürmedi. Bir sabah mahalle halkı hiç görmedikleri kadar kalabalık bir orduyla karşılaştılar. Dozerler, kepçeler korkunç canavarlar gibi dikilmişti karşılarına. Polisler, zabıtalar heykel gibi duruyor; saldırmak için komut bekliyorlardı. Hava bile değişmişti o gün mahallede. Güneş bile her gün ki gibi parlamıyordu. Esnaf dükkânlarını açmamıştı. Sokaklarda öbek öbek insanlar toplanmış; bir ses, bir hareket bekliyorlardı. Ve güneşin en tepede olduğu saatlerde motorlar çalıştı. Tekerlekli canavarlar asfaltı çiğneyerek mahallenin kalbine bir neşter ucu gibi sokuldular. İşte o vakit daha önce görülmemiş bir mücadele başladı. O gün evlerde, sokaklarda, insanların zihinlerinde biriken ne varsa; öfkeye, hesap sormaya, adalete, namusa dair ne varsa sokağa indi. Analar, babalar, çocuklar hep birlikte döğüştüler. Hüseyin işten dönerken koca bir duman gördü mahallenin üstünde. Uzaktan yükselen alevler görüyordu. Hava o kadar ağırlaşmıştı ki ciğerlerine oturuyor, ağzından zor çıkıyordu dışarı. Eve geldi. Bahçe kapısı açıktı. İçeri girdi. Ayşe evde yoktu. Hiç bir şey olmamışçasına dışarı çıktı Hüseyin. Kasımpatıların kenarına dizdiği taşları kucağına alarak mahallenin diğer ucuna; barikatların giderek güçlendiği, alevlerin yükseldiği yere doğru yürümeye başladı.q


41 mütevazilik _sablon 1/19/14 9:54 PM Page 41

değerlerimiz değerlerimiz

mütevazılık leyla güney

Mütevazılık, dünyanın neresine giderseniz gidin “erdemli” insana has bir özelliktir. Dünya halkları açısından bir değer olan mütevazılık Anadolu halkları için de bir insanın kim olduğunu belli etmek için kullanılan bir ayrımdır. Mütevazılık, gösterişten uzak olma anlamında kullanılır. Halkımız mütevazı insanı sever. Halkımız “Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz” der. Yani sen ne konuşursan konuş halk konuştuğuna değil yaptıklarına bakar ve notunu verir. Yüksekten konuşanların bir kıymet-i harbiyesi yoktur halk nezdinde. Halkımızın bugüne kadar taşıyıp getirdiği tüm olumlu özelliklere, geleneklere sahip çıkan devrimciler, mütevazılık konusunda da halktan öğrenmişlerdir. Halka “Biz sizi kurtarmaya geldik” havasında yaklaşan bazı çarpık anlayışların aksine, halktan öğrenip halka yol gösterendirler. Yukarıda bahsedilen “ainesi iştir kişinin…” ile başlayan halk deyimini devrimciler şu şekilde formüle etmişlerdir: “Az laf, çok iş!” Şehitlerimizin ortak özelliklerine baktığımız zaman hemen hepsinde mütevazılığı görürüz. Yoldaşlarının, halkın üzerinde mütevazılıklarıyla, emekçilikleriyle etki bırakmışlardır.

Böbürlenmek, bilgisini-yeteneklerini insanların gözünün içine soka soka gösterenlerin işidir. Oysa marifet olan insanların sana “ne kadar da kusursuz” demesi için çok şey bilmek değil, tüm insanlık için öğrenmek ve öğrendikleriyle yetinmemektir. Mütevazı olmayan insan yetinir. Kendini o kadar mükemmel görür ki, tüm hayat tecrübesinin, bilgisinin kendisine ömür boyu yeteceğini zanneder. Oysa hayat mütevazılıktan nasibini almamış insanların sandığı gibi değildir, akıp gider, o akışı yakalayamayanların yıldızları da sönüp gider. Mütevazılığın karşıtı kibirdir, kendini beğenmişliktir. Ve bu özellik burjuvaziye aittir. Halkımız burjuvazinin kültüründen etkilenmiş tipleri “burnu havada” olarak tanımlar ve böyle bayağı tiplerle dalga geçer. Tiyatrolarda, atışmalarda olsun yerin dibine sokup çıkarılır şımarık tipler. Esas acınacak halde olanlar, halkı aşağılayan, alay eden burjuvalardır. Onlar çukurun dibinde kendilerini bir şey sanmaya devam ederken halkımız kendi değerlerini büyütür. İki örnek… Bir tarafta sosyalizmin ideoloğu, dünya halklarının önderi Marks. Şöyle diyor Marks:

“Ne kadar azsan, yaşamını ne kadar az görkemli kurmuşsan o kadar çoksun demektir ve görkemli yaşamın da o denli büyüktür.” Ve diğer tarafta burjuvazinin sonradan görme iş adamı Ali Ağaoğlu. Kriz dönemi büyük büyük tekeller “batıyoruz” diye açıklamalar yaparken, şımarık ve görgüsüz burjuva, AKP'nin adamı Ağaoğlu bakın ne diyor: “Evet, ben de batıyorum, ama paraya batıyorum.” İki kültür, iki ideoloji, iki sınıf… Bizim ideolojimizin beslendiği yer halk deryasıdır. Diğeri ise kanımızı emenlerin ideolojisidir ve bu ideolojinin bize vereceği hiçbir şey yoktur. Biz burjuva ideolojisinin bize öğretmeye kalktığı her şeye sırtımızı çevirmeli, yüzümüzü halk kültürüne dönmeliyiz. Emperyalizmin kültürel saldırıları karşısında kültürümüzü, değerlerimizi korumak da bir direniştir. Bizi biz yapan değerlerimize sıkı sıkı tutunmalı, burjuvazinin şımarık çocukları gibi olmamalıyız. Çünkü biz burjuva değiliz. Biz halkız. Kültürümüz de yaşamımız gibi mütevazıdır. Bu mütevazılığı zayıf olanlar değil, güçlü olanlar taşıyabilir.q

OCAK 2014 | TAVIR | 41


42 teror _29-30 ellerimi tut 1/19/14 9:55 PM Page 42

kelimelerin dili kelimelerin dili

gerçek terör ve teröristin netliği tavır

Terör ve terörist kavramlarını, dergimiz sayfalarına 2013 mart ayında taşımıştık. Okuyucularımız bilir, soruyordu yazısında dergimiz yazarı "terör ne? kim terörist?" diye... Bugün bir kez daha terör ve terörist kavramlarını ele almak istedik. Çünkü gerçek terörist hiç durmadan yoluna devam ediyor ve faşizm terörünü başta Türkiye olmak üzere tüm dünya halklarına uyguluyor. Evet, lugattaki karşılığına dönecek olursak terör; halkı yıldırmak ve halkın gözünü korkutmak amacıyla dehşet ögesi kullanmak anlamına gelir. Terörist ise bunları kullanan kişidir.

gözleri çıkarılır, sakat bırakılır, tutuklanır. Tüm bunları yapan iktidar, hakları için direnenlere marjinal der, çapulcu ilan eder ve terörist olarak göstermeye çalışır... Ayaklanmalarla dolu Anadolu tarihi, 31 Mayıs'la birlikte bu kez de Recep Tayyip Erdoğan'ı ters çevirip yere sokmuştur. Bir omzu havada, beyaz bereli, sokak serserisi, faşist Recep Tayyip Erdoğan'ın havası on milyon kişinin sokağa inmesiyle sönmüş ve açık faşizmine sığınmıştır. Hakları için sokağa çıkan, ayaklanan halkları tomasıyla, gazıyla, polisiyle katletmiş, gözaltına almış, beynini sokağa akıtmış, gözünü çıkarmış, tutuklamıştır...

Hiç tekniğe boğulmadan sormak istiyoruz, yalnızca sözlükteki karşılığıyla dahi bugün artık terör nedir, terörist kime denir? Bugün artık en büyük terör organı Amerikan kuklası AKP iktidarı, en büyük terörist ise Recep Tayyip Erdoğan'dır. Recep Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarı, halklara en büyük zulmü uygulamakta, katletmekte, sindirmekte halkları yıldırmak ve gözünü korkutmak amacıyla her türlü aracı kullanmaktadır.... Ve terörün sözlük karşılığı bugün AKP faşizmini işaret etmektedir. Gezi Ayaklanması bize gösterdi ki, iktidarın baskı ve şiddet organları halklara düşmandır. Halkların canı ve malı iktidarın hedefidir ve hakları için ayaklanan milyonlar iktidar tarafından katledilir,

AKP iktidarına ve Recep Tayyip Erdoğan'a göre, ayaklanan halklar teröristtir. Fakat tarih gerçek teröristin Recep Tayyip Erdoğan ve emrindekiler olduğunu göstermiştir. Polise emri kim verdi diye soranlara; “polise emri ben verdim, polisimiz destan yazdı” demiştir. İşte bu yüzden teröristtir. 10 milyon insanı yüz binlerce biber gazıyla, tonlarca gazlı tazyikli suyla teslim almaya çalışmıştır, bu yüzden teröristtir. 14 yaşındaki Berkin Elvan'ın beynini sokağa akıtmış, komaya sokmuştur; bu yüzden teröristtir. Ali İsmail Korkmaz'ı döve döve öldürenlere cesaret vermiştir, korumuştur; bu yüzden teröristtir. Ethem Sarısülük'ü katleden polisi kahraman ilan etmiştir; bu yüzden teröristtir. Ahmet

42 | TAVIR | OCAK 2014

Atakan'ı, Abdullah Cömert'i elleriyle katletmiştir; bu yüzden teröristtir. Mehmet Ayvalıtaş'ı 19 yaşında katletmiş, annesini evlat acısından öldürmüştür; bu yüzden teröristtir. Mart ayında yazdığımız yazıda AKP iktidarının açık teröründen, 12 Eylül faşizminde dahi yaşanmayanları yaşatmasından bahsetmiştik. Şimdi ise, 31 Mayıs halk ayaklanmasından bu yana teröristliğini nasıl tescillediğini cümlelere döktük... Tüm dünya halkları için mücadele eden devrimcileri yıllarca terörist ilan eden faşizm artık kendi terörünü ve terörizmini gizleyemez durumdadır.. Halklar artık neyin terör, kimin terörist olduğunu bilmektedir... Tüm bu terörü uygulayan AKP faşizmine karşı eğer mahkemelerden adalet çıkmıyorsa halkın kendi adaletini uygulama hakkı vardır. Bunun adı terör değil; halkın adaletidir! Devrimcileri, sanatçıları, halkın her kesimini terörist ilan eden faşist AKP iktidarı sallanan saltanatını koruma çabasındadır. Fakat çabaları nafiledir, en büyük terör organı Amerikan uşağı AKP iktidarı viran olacak, en büyük terörist Recep Tayyip Erdoğan tüm dünya halklarına hesap verecektir.q


43 grup yorum_sablon 1/19/14 9:56 PM Page 43

açıklama açıklama

dilan balcı için verilen zorla ses analizi kararı keyfidir, hukuksuzdur grup yorum

AKP’nin hakim ve savcılarının keyfilikleri, hukuksuzlukları giderek büyüyor. Halkın her kesimi bu keyfiliğe maruz kalıyor. Artık gece yarısı baskınları, şafak operasyonları olağan hale gelmiş durumda. Gözaltına alınan avukatlardan, işkenceyle parmak izleri, tükürük örnekleri alınıyor. Haziran ayaklanmasında yer alan sanatçılar akıl almaz gerekçelerle gözaltına alınıp, onlar için basında linç kampanyaları başlatılıyor. Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan bir araştırmaya göre ülkemizdeki tutuklamaların yalnızca yüzde üçünde yeterince delil var. Bu; Ethemleri, Hasan Feritleri kurşunlayanların adaletidir. Bu; delil olmaksızın öğrencileri, öğretmenleri tutuklayanların adaletidir. Bu; iğrenç ‘kaset’ savaşları yapanların adaleti ve hukuk sistemidir. Bu adalet her yıl demokratik kurumlara, kültür merkezlerine, dergi bürolarına şafak baskınları düzenlemektedir. Grubumuzda kuruluşundan bugüne bu keyfiliğe ve hukuksuzluğa maruz kalmıştır. Hakkımızda açılan davaların, göz altıların, baskınların sayısının artık hesabı yoktur. Bütün bu baskılara rağmen devrimci sanat yürüyüşümüze hiç ara vermedik. Bugün bir elemanımız tutuklu, bir elemanımız da yurt dışında sürgünde yaşamak zorundadır. Beş Grup Yorum elemanı için de keyfi bir şekilde yurt dışı yasağı getirilmiştir. Grup Yorum

için tam 110 yıl hapis cezası istemektedir AKP’nin hukuku.Grup Yorum’a açılan davalar bugün devam ediyor. İddianamelerde yer alan suçlamalar ise bir yargılamayı gerektirmeyecek cinsten. Ancak halkın türkülerinden korkanlar, halkın sanatçılarını tutsak etmek için her türlü komploya başvuruyorlar. Yetmiyor işkenceyle caydırmaya çalışıyor. Selma’nın kulaklarını, Dilan’ın ellerini hedef alanlar ne kadar caydırıcı olabildiler dünya gördü… Ancak işkenceden medet umanların acizlikleri onları daha da saldırganlaştırıyor. İstanbul 15. Ağır Ceza Hakimi Ali ALÇIK Grup Yorum elemanı Dilan Balcı’dan ZORLA ses kaydı alınması kararı veriyor. Bu işi de Terörle Mücadele Şubesi polislerine emanet ediyor. Bunun anlamı çok açıktır: Türkiye’nin her hangi bir şehrinde bir konserde görebileceğiniz; televizyonlarda, radyolarda, albümlerde dinleyebileceğiniz halkın sanatçısına İŞKENCE YAPTIRMAK… Bunun başka bir izahı olamaz.Gece yarısı operasyonlarıyla ev basmak, kültür merkezi basmak işkencedir. Zorla parmak izi almak, zorla kan örneği almak işkencedir. Zorla ses örneği almak işkencedir. Dilan için 15. Ağır ceza hakimi Ali ALÇIK’ın verdiği karar keyfidir. TANIMIYORUZ. Tıpkı evlerimizi hapishaneye çevirmeyi hedefleyen “ev hapislerini” tanımadığımız gibi. Ali ALÇIK, arkadaşımız dev-

rimci sanatçı olduğu için böyle bir karar vermiştir. Dilan için verdiğiniz bu akıl dışı kararı nasıl uygulatacaksınız. Bir insandan zorla nasıl ses alacaksınız. Ali ALÇIK susan bir insan için “sessizce durması halinde döverek ses çıkartılmasına…” diye karar mı verecek. Bu utanç onlara aittir… Biz söylediğimiz her sözün, her notanın arkasında durduk. Milyonları aşan Grup Yorum ailesi bunun eseridir.Grup Yorum elemanlarını isteyen herkes istediği yerde bulabilir. Bunun için kararlar çıkartıp, işkencecileri görevlendirmeye gerek yoktur. Dilan’ın başına gelebilecek en küçük olumsuzluğun sorumlusu Ali ALÇIK’tır, İstanbul polisidir.Arkadaşımıza yönelecek bir saldırı halinde bunu tüm dünyaya teşhir edeceğiz. Bu hukuksuzluğu duymayan kalmayacak!Halkın sanatçıları yalnız değildir. Dilan’ın arkasında yoksulluğa mahkum edilen, aç bırakılan insanlar vardır. Yarını kurma mücadelesinin göz bebekleri umudun çocukları vardır. Oğulları meydanlarda kurşunlanıp, mahkeme kapılarında yerlerde sürüklenen analar vardır. F tipi hücrelerde güneşe, rüzgara hasret tutsaklar vardır. Yirmi sekiz yıldır türkülerimize can veren halkımız vardır. TÜRKÜLER SUSMAZ HALAYLAR SÜRER!q

OCAK 2014 | TAVIR | 43


44-46 albüm mesaj_sablon 1/19/14 9:57 PM Page 44

mektup mektup

Merhaba, Yüreklerimizi kavganın türküleriyle güçlendiren Grup Yorum emekçileri... Hayatı kavgaya çeviren herkes türkülerinizle güç katıyor yüreklerine. Öfkesini büyütüyor. Herkes kavgaya dair, kendini büyütücek mutlaka birşeyler buluyor. Zulümler ve acılarla dolu ama umut dolu hayatı türkülerimizle güzelleştiren sizlere bin selam olsun.

halkın elleri albümüne hapishaneden mesajlar hapishaneden

Halkın elleri kasetimiz de kuşku yok ki çok kısa zamanda halkın yüreğini saracak. Çalışmalarınızda başarılar diliyor, hepinizi sevgi ve özlemle sımsıkı kucaklıyorum. Çağrı Avcı Sevgili Grup Yorum; Cümleten merhaba, sevgiler... Halkın Elleri'nin coşkusundayız. Kutluyor, emeğinizi selamlıyoruz.Ve ayrıca, Umudun Çocukları Orkestrası için adım attığınızı duyduk. Sevindik. Başarılar... Birbirinize iyi bakın. Halkın Elleri'yle kucakladık! Sevgilerimizle... Ümit Merhaba Grup Yorum emekçileri, Sevgi ve bağlılıkla sımsıkı kucaklıyorum hepinizi. Türkülerimizin her mısrasında halkımızın acıları, sevinçleri, özlemleri, sevgisi ve öfkesi nakış nakış işlenerek gerçek anlamını buluyor. Kollektif emeğin bir ürününü daha duyduk ki çıkarmışsınız. Bekliyorduk büyük bir sabırsızlıkla. Tecrit hücrelerinde belki duyamayacak, dinleyemeyeceğiz. Ama biliyoruz ki çok güzel olmuştur. "Bir düğün başladı zerdelerde "diyerek "Halay kurdu yiğitler. Davul zurna vuruldu. Yiğitlerin yurdunda çifte düğün kuruldu." halay kuracağız. En azından aklımda kalan bu bölümleri söyleyerek halay kurarız buralarda...

tutsak ürünleri

OCAK 2014 | TAVIR | 44


44-46 albüm mesaj_sablon 1/19/14 9:57 PM Page 45

Elleri yarını yaratmak için sömürüsüz, zulmün olmadığı güzel günleri halka kalkan faşist elleri kırıyor. Halkın Elleri Erdal'larımız, Hasan Selim'lerimizle başlayan Muharrem'lerimizdir. Umudu feda feda büyütenlerdir Halkın Elleri... Grup Yorum ailesine çalışmalarınızda başarılar diliyor, sımsıkı kucaklıyorum. Erdem Hanoğlu "Türküler susmaz, halaylar sürer" şiarını halkın belleklerine kazıyan çağımızın Pir Sultanları, Dadaloğulları, Aşık Veysel'i ve direniş türküleri söyleyen nice halk ozanlarının temsilcileri; merhaba, sizleri sevgiyle selamlıyorum. Yeni üretiminizle bir kez daha umudun sesi olmanızdan dolayı sizleri kutluyoruz.Sanatçının nasıl olması gerektiğini öğretmeye devam ediyorsunuz. Mücadelenizde başarılar dileriz. İbrahim- Mehmet

Halkımızın, Engin'imizin, yiğit savaşçılarımızın, halk ayaklanmasının sesini soluğunu sizlerle söylemekten onur duyacağız. Halkın Elleri'nde çok şey vardır. "Halkın Elleri” emekçi, nasırlı, sevgi dolu, sıkı kavrayan,çapa sallayıp, orak çeken kazma tutup yerin altından göğü ısıtan, torna tezgahlarından, dokuma atölyelerinde sömürülen eller. Ki o eller günü gelir sıkılı yumruk olur kalkar havaya, tutuşur el ele ve geleceği kuracak olan kavga için basar tetiğe... Tüm Grup Yorum emekçilerine selamlar sevgiler-başarılar... Sizi seviyoruz.. Tuncel Ayaz, Erdal Öğüt Merhaba büyük ailemizin baş eğmez ıslah olmaz, yola gelmez sesi Grup Yorum İşçilerin,esnafın, memurun ve halkın savaşçılarının sesi soluğu olan Sanat Cephesi’nin savaşan damarına selam olsun, bin selam.

45 | TAVIR | OCAK 2014

Çocukluğumda Dağlara Gel ve Bir Görüş Kabininde türküsünü çok sever ve dinlerdim, hala da öyle. Artık yeni kasetlerde sevdiklerim olacaktır. Yeni Baştan'ı dinledik Cem Tv’de, çok güzeldi. Umudun sesi olma onuru size, sizleri halkımıza götürme ve milyonlar olma yolundaki çaba, emek bizlere aittir.

Merhaba arkadaşlar, Grup Yorum halktır susturulamaz! Öncelikle sizleri yeni kasetiniz çıktığı için kutluyorum. Önümüzde ne kadar engebeli yol, dikenli tel olsa da kimse bizleri durduramaz. Çünkü Grup Yorum halktır, aynı zamanda büyük ailenin eseridir.

Mutfağın şefi Yorum, onu halka götüren garson bizleriz, Cephe'lilerdir. Umuda olan inancımla Yorum ailesini bir kez daha, bin defa sımsıkı kucaklıyorum. Bağlılık ve Direnç'le. Cavit Yılmaz

Faşizm ne kadar engellese de başaramaz. Biraz geç kalsa da halkımıza yeniden ulaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Bu anlamda sizlerin çalışmalarında başarılar dilerim. Muharrem'in ve Hasan Ferit'in sıcaklığıyla kucaklarım...Türküler Susmaz Halaylar Sürer... Saygılarımla . Musa Aykanat

Sevgili Grup Yorum emekçileri merhaba, Ne güzel demiş ozan: "Bir halkın türkülerini yapanlar yasalarını yapanlardan daha güçlüdür." Onlardan daha güçlüyüz çünkü gücümüzün kaynağı sonsuz, sınırsız halk deryasıdır. Bundandır susmaz türkülerimiz, durmayan halaylarımız.. "Halkın Elleri" yeni kasedimizin çıktığını öğrendik. Halkın

Sevgili Grup Yorum, Cümleten Merhaba! Öncelikle Selamlar, Sevgiler... Halkın Elleri'nin coşkusu hücrelerde bizi sardı. Ki bu coşkuyla da selamlıyoruz sizi. Baskının-zulmün kol gezdiği yerde Halkın da hep Elleri olacak. O eller ki yeniden yaratır dünyayı yeter ki istesin...


44-46 albüm mesaj_sablon 1/19/14 9:57 PM Page 46

İşte istiyoruz! Vermeyecekler ama milyon olup alacağız bizim olanı. Bu inançla kucaklıyorum.... Sevgilerimle Hüseyin Merhaba, Öncelikle selamlar, sevgiler. Zulmün saldırılarında, direnişlerimizde, zaferlerimize, hep yanı başımızda Halkın Elleri vardı ve var olacak. Albüm ismi de Halkın Elleri... Güzel bir seçim olmuş. Kutluyor, emeğinize sağlık diyoruz. Halkın Elleri var oldukça kurabiliriz o zaman dünyanı Yeni Baştan! Sevgilerimle... Barış Aras Sevgili Grup Yorum ve Halkın Elleri, Merhaba! Halkın Elleri öyle müthiş, öyle mütevazı, öyle devasa öyle güçlüdür ki.. Bir kez birleştimi o emekçi eller, balyoz gibi hemen ya kalkıp sömürücülerin beynine indimi... Kimse tutamaz gayrı ve o eller öpülesidir bundan kelli... Halkın Elleri gücünü bir kez görmeye görsün, bu sefer olur halkın adaleti. Ki o eller, adaletin yalın kılıç tezahürüdür. Halkın Elleri'ne ve o eli bize uzatan Grup Yorum emekçilerine selam olsun... Halk haklıdır ve illaki kazanacaktır, iyi çalışmalar... Sevgilerimle Hüseyin Merhaba Grup Yorum emekçileri, Sizleri Halkın Elleri albümünü yaptığınız için kutluyorum. Bu albümün çıkma süreci hayli uzadı ama bizlerin dinlememiz daha da uzayacaktır. Tecrit hücrelerinde albüme ulaşma olanağımızın olmaması bir yana onca radyo ve TV kanalının hepsi faşizmden özel talimat almış gibi size yönelik koyu bir sansür uyguladıkları için türkülerinizi oralardan da duyma şansımız olmuyor. Ama çokta sorun değil. Çünkü sizin söylediğiniz türküler sansür duvarlarını yıkmış ve hedefine ulaşmıştır her zaman.. Yenileri de farklı olmayacaktır.

Bizleri bir yandan Halkın Elleri albümünü çıkararak sevindirdiniz diğer yandan peşi sıra yeni albümlerin geleceği haberini vererek o sevinci daha da arttırdınız. Gelsin tabi. Gelsin ki bizlerin ve halkımızın coşkusu yükselsin. Gelsin ki egemenlerin huzuru kaçsın. Öyle ise elinize, diliniz ve yüreğinize sağlık diyelim. Ve Grup Yorum ailesini coşkuyla kucaklayıp sevgiler selamlar gönderiyorum. Ali Teke Sevgili Grup Yorum ailesi Cümleten Merhaba, Öncelikle selamlar, sevgiler… Muharremce sımsıkı kucaklıyorum. Özlemle beklediğimiz Halkın Elleri albümünün çıktığını duyunca sevincimizi tahmin edersiniz. Her ne kadar zulmün hücrelerinde albüme ulaşma imkanımız olmasa da ve televizyonda vs Yorum’a yer verilmiyor olsa da yani dinleyemesek de yüreğimizde ezgilenir umudun türküleri. Dört duvar arasında bedenleri tecrit edebilirler. Bu mümkündür ama mümkün olmayan bir şey vardır ki o da duvarların gölgesinin yüreğimizin ezgilerine gölge düşürmesi. Ki tarih tanıktır, “neslim, şimdi ben şerefimle ölmenin doruğundayım” diyerek fedayı kuşananlara… Yorum’la açtık gözümüzü hayata, Yorum’la uyuduk, Yorum’la büyüdük… “Büyü de baban sana büyü de büyü acılar alacak yokluklar alacak büyü de büyü” diyerek öğrendik hayat denilen kavgayı. Ve büyüdükçe hayallerimizde büyüdü. Hayallerimize köprü oldu Grup Yorum… Emeği, ekmeği, aşı, öfkeyi, zaferi, adaleti, zulmü ve ölümüyle devrimi adımlayanların çağrısı olmuştur ezgilerimiz. Onun için sadece bir müzik grubu değil, yüreğimizin sesidir. Umuttur Grup Yorum… Ve Halkın Elleri, albümüyle umudumuzu büyütmeye devam ediyor. Selam olsun Yorum ailesine… Yeni albümünüz için yürekten kutla-

rım…. Elimize, emeğimize, dilimize, yüreğimize sağlık… Özlemle ve hasretle kucaklıyorum. Ünal Çimen Sevgili Grup Yorum emekçileri, Merhaba! Büyük insanlığın gücü ve güzelliğiyle kucaklıyorum sizleri… Uzun bir aradan sonra Halkın Elleri ile kucaklaşmanın sevincini yaşıyoruz.Halkın Elleri hırsızların zalimlerin, zulümlerin içinden sıyrılarak kucakladı bizi. Hazım Hikmet’in dediği gibi “şarkılarımız/ön safta en önde saldırmalıdır düşmana/bizden önce boyanmalıdır şarkılarımızın yüzü kana… öyle de oluyor. Bin yıldır bu topraklarda halkın türküleri zulme karşı savaşta en öndeler. Pir Sultan’lardan Ruhi Su’lara ve günümüzde sizlerle dövüşmeye devam ediyor türkülerimiz. Bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm mücadelemizde kahramanlarımızdan grevlerdeki emekçilere, Dev- Gençlilerimizden ana babalarımıza, halk ayaklanmasında Ferit’imize, Berkinimize, umudumuzun ezgilerini taşıyan Halkın Elleri hoş geldi aramıza… Ve onu yaratan ellere, yüreklere, emekçilerine selam olsun. Bin Selam! Sizleri umutla kucaklıyorum. Ümit Çimen Sevgili Grup Yorum emekçileri, Öncelikle saygılar sevgiler… Sizleri umudumuzun sıcaklığıyla sıkıca kucaklıyorum. Uzun bir aradan sonra duygularımızı, öfkemizi, adalet özlemimizi anlatan türkülerimizin, marşlarımızın arasına yeni halkalar eklemenin mutluluğunu yaşıyoruz. Yıllardır bu topraklarda halkımızın duygularını, öfkeleri, değerlerini anlatmak için baskılara, gözaltılara, tutuklamalara göğüs geren Grup Yorum emekçilerini saygıyla selamlıyor, büyük ailemizin olanca coşkusuyla sıkıca tekrardan kucaklıyorum. Umutla, dirençle… Baki Canq

OCAK 2014 | TAVIR | 46


47-48 kuruceme'deydik_sablon 1/19/14 9:57 PM Page 47

anı anı

türkülerimiz yoksul gecekondularda... grup yorum

Bu sefer ki durağımız, İstanbul Esenyurt’un yoksul bir mahallesi olan Kuruçeşme... Kapının önünde emaneten alınmış bir minibüs ve kafenin içinde oturan 3-4 erkek... İlk defa gelmişler İdil’e. Hepsi meraklı ve heyecanlı. İstanbul’un merkezi yerlerine çok uzak bir mahalleden geliyorlar; Kuruçeşme’den. Kuruçeşme şehrin uzağında, çevresi fabrika dolu, işçilerin ve ailelelerinin yaşadığı küçük bir mahalle. Emek ve alınteri kokan yoksul bir mahalle. İstanbul’da bir Anadolu kasabası... Bu mahallede tek bir afiş asarsın görmeyen kalmaz. Davulun tokmağı ile bir vurursun davula, tüm mahalle sokağa dökülür . Bir haber salarsın kulaktan kulağa duymayan kalmaz. Hepi topu birkaç sokak... Tüm evleri, sokakları bir heyecan sarmış 10 gündür . Yıllardır bilipte göremediği, duyupta sohbet edemediği, yakın olupta ırak kaldığı bir sevdiği geliyor herkesin. “Yorum geliyor… Yorum geliyor…” sesleri yarı şaşkınlık, yarı heyecanla çıkıyor ağızlardan. “Nasıl yani buraya, Kıraç’a mı geliyorlar?”. İnanmayanlar, gözümle görmeden inanmam diyenler, hadi canım sende diyenler... Ama hepsininde gönlünde ah bir gelseler, bir görsek…. Kafede oturan 3- 4 erkek sabırla bekliyor. Yorum’un Çarşamba günleri “ yorum

OCAK 2014 | TAVIR | 47


47-48 kuruceme'deydik_sablon 1/19/14 9:57 PM Page 48

yümeli çalışmalarımız. Halkın cüreti, enginliği, doğru tespitleri… İşte böyle.

günü”... Yani toplantısı var, toplantı bitecek hep birlikte yola çıkacaklar. Kim bilir neler düşünüyorlar bu bekleme anlarında. Biraz iş, biraz emaneten alınan arabanın geç kalmadan dolayı sahibine gec ulaşacak olmasının yarattığı kalp çarpıntısı… Neyse, yorum toplantıyı bitiriyor, yavaş yavaş kpırdanıyor herkes. Ensturmanlar koyuluydr arabaya, saat 17.00’da yola çıkılıyor. İstanbul her seyi ile güzel, ama trafiği... Her gün daha da kötüleşiyor. Gitmiyor arabalar, tren katarı gibi peşpeşe. Kuş olası geliyor insanın. Yani öyle bir trafiğin içinde buluyoruz ki kendimizi, sormayın gitsin. Her gün bu çile çekilir mi? Çekiyoruz işte hep birlikte...

hedefe. Bir sokağa giriyoruz, sonra bir cadde, biraz ilerliyoruz. Pazar tezgahları ile kesilmiş bir yol karşılıyor bizi, köşeden de ayaklanmış ateşi görebiliyoruz. İşte geldik, Kuruçeşme’deyiz! Soğuk mu soğuk bir hava ama kalabalık! Ne güzel... Herkes yakılan ateşin başında toplanmış, bizi görünce bir alkış tufanı kopuyor. Ardından “türküler susmaz halaylar sürer” diye inliyor Kuruçeşme. Önce ne yapsak diye düşünüyoruz. Söyleşi mi yoksa dinleti mi? İçerde mi yapsak dısarda mı? Çok beklemiş insanlar. Hatta Kıraç’tan da gelenler olmuş otobüsle ama geç kalınınca gitmek zorunda kalmışlar.

Araba ilerlemeye çalışıyor. Topkapı’ya bile gelemedik , saat 18:00. 3-4 erkek telaşlanıyor, bizde tabii... Yetişilecek gibi değil, 19:00’daki söyleşiye. Telefonlarla durum bildiriliyor “ Herkesi tutun! Trafik fena, gecikeceğiz” deniyor Kuruçeşme’dekilere. Ağır ağır ilerliyoruz. Saat 19.30, daha yeni Şirinevler’deyiz. Hah şimdi açılır yol diyoruz ama Kıraç Şirinevler’den de uzak... Gitmemiz gereken yol var daha... Sabredin geliyoruz diye ara ara telefonlarda bilgiler veriliyor.

Önce dinleti yapmaya karar veriyoruz dışarda. Yaklaşık 200 kişi var. Şarkılarımızı söylüyoruz, halaylarımızı çekiyoruz. Çoluk çocuk, “kızlı erkekli” halaya duruyoruz Kuruçeşme’de. Ardından söyleşiyi yapacağımız kafeye geçiyoruz. Kafe küçük, herkesi almıyor. Aldığı kadarıyla artık. Albümü anlatıyoruz, şarkılarımızı nasıl yaptığımızı vs. Ama albümden çok, daha başka sorular geliyor. Belki de çok az karşılaştığımız sorular... Mesela bir soruda; “devrimci sanatçılar olarak artık sizin çok daha fazla önde olmanız gerekiyor” deniliyor. Ne kadar doğru bir tespit. Evet, öyle olmalı diyoruz.

Önünde Kıraç yazan belediye otobüslerini görüyoruz, birde fabrika yoğunluğu başlıyor. Tamam diyoruz, yaklaştık galiba

Konumuz müzik ama sadece müzik değil mesele. Sanatın her alanında artık söz hakkı devrimcilerde olmalı, bu hedefle bü-

48 | TAVIR | OCAK 2014

Bir diğer soru da bizi zorluyor biraz ama bilmediğimizden değil, nasıl anlatacağımızı kararlaştıramıyoruz. Birbirimize bakıyoruz; “hadi sen cevap ver” diyoruz birbirimize. Soru şu; “ gece yattığınızda ne düşünüyorsunuz, rahat oluyor musunuz?”. Bu soru işte her şeyin özü... Gözlerini kısacıkta olsa kapattığında, dinlenmek için huzurlu hissetmek kendini... Evet, huzurlu oluyoruz diyoruz, biraz utanarak ama! Çünkü bunların sözünü, lafını etmedik hiç. Bir sıra neferi gibi görüyoruz kendimizi. “Az veya çok insanların, çocukların, kadınların, emekçilerin insanca bir ülkede yaşabilmesi için bir şeyler yapmış olarak gözümüzü yumuyoruz her gün” diyoruz. “Yaşadım” diyebilmek dolu dolu, işte böyle olsa gerek... Bazen küçük tartışmalar da olmuyor değil söyleşide. Belediye seçimlerinden söz açılıyor... Anlatıyoruz düzen partilerini; ne yaptıklarını, birbirlerinden farkları olmadıklarını söylüyoruz. Katılmayanlar; “ne yapak Akp’mi gelsin” diyenler oluyor. Ne AKP, ne de diğerleri. “Biz gelelim!” diyoruz özcesi, anlatıyoruz. Güzel bir tartışma sürüyor. Sonuna kadar kalabalık dağılmıyor ama... 3 - 4 erkek İdil’in önünde arabaya binerken; “ Bunlarmı Yorumcu ya, benim senin gibi insanlar bunlar! Ne bilek sanatçılar daha başka oluyorlar, televizyonlarda öyle görüyoruz” diye konuştukları geliyor akıllarına Kuruçeşme’de ateşin başında. Sonra ateşi söndürüp, geldikleri araba ile kendilerinden bir farkları olmayan Yorumcuları geri götürmek üzere yola çıkıyorlar. Anneler çocuklarını alıp evlerine, gençler bir iki turlayıp mahallede, evlerine dönüyorlar. Bizse 2 saatten fazla bir yolculuktan sonra ulşatığımız Kuruçeşme’den sadece 25 dakikada varıyoruz Okmeydanı’na. q


49-50 idil halk tiyatrosu_sablon 1/19/14 10:22 PM Page 49

deneme deneme

idil tiyatro atölyesi’nden idil halk tiyatrosu’na... idil halk tiyatrosu

İdil Tiyatro Atölyesi’nden İdil Halk Tiyatrosu’na Neler Yaptık... İdil Halk Tiyatrosu olarak, Halk Ayaklanması’nın ardından, ayaklanma sürecinde yaşanılanları, medyanın üç maymunu oynayışını, Recep Tayyip Erdoğan’ın faşizmini ve halkımızın direnişini ifade eden; “Böyle Başbakan Bulamazsın” isimli bir sokak oyunu çıkardık. Böyle Başbakan Bulamazsın isimli oyunumuzu İstanbul’un birçok mahallesinde ve direnişlerde oynadık... Ağustos ayında, İzmir Dikili’de bu yıl 7.si gerçekleşen Türkiye Tiyatro Buluşması’na katıldık. Buluşmanın açılışında tutsak tiyatrocularımız Gamze Keşkek ve Veysel Şahin’in oluşturduğu açılış konuşmasını okuduk. Açılış yürüyüşünde ve ikinci gün gerçekleşen programda Böyle Başbakan Bulamazsın isimli sokak oyunumuzu oynadık ve her yıl düzenlenen “Umut Vadeden Genç Oyuncu” ödülünü bu yıl biz aldık. Ödülü alırken de Gamze Keşkek ve Veysel Şahin’i anlatan bir konuşma yaptık.

Eylül ayında Gazi Mahallesi’nde tiyatro kursumuz başladı. Eğitimini kendimiz verdiğimiz kursa ondört kişi geliyor. Gazi Mahallesi’nde kursa gelen arkadaşlarımızla Sanat Meclisi 1. Sanat Buluşması’nda bir forum tiyatro gerçekleştirdik... Ayrıca kursa gelen arkadaşlarımız 1 Aralık’ta gerçekleşen Yozlaşma Kampanyası Yürüyüşü’nde Hasan Ferit Gedik’i anlatan, kendi yazdıkları bir oyunu oynadılar... Gazi’nin yanı sıra Okmeydanı’nda da Kasım ayında, yine eğitimini bizim verdiğimiz ve bizim yürüttüğümüz kursumuz başladı. Burada da onbir arkadaşımız kursa geliyor. Bu ay içerisinde, Okmeydanı ve Gazi Mahallesi’nin yanında, Esenyurt Kuruçeşme Mahallesi’nde de bir kurs çalışması başlattık. Burada da yedi çocuk yedi yetişkin olmak üzere ondört kursiyerimiz var. Böyle Başbakan Bulamazsın oyunun ardından, sokak oyunlarına ve forum tiyatrolara devam ettik. 12 Ekim’de Harbiye’deki Dev-Genç gecesinin yasaklanması üzerine Galatasaray Lisesi önünde gerçekleşen basın açıklamasında AKP faşizmini teşhir eden bir sokak oyu-

nu oynadık... Sanat Meclisi 1. Sanat Buluşması’nda, iki gün boyunca Ethem Sarısülük Tiyatro Meydanı’nı koordine edip, birinci gün Halk Ayaklanması’nı ve gençlerin nasıl politikleştiğini ifade eden bir forum tiyatro, ikinci gün ise Böyle Başbakan Bulamazsın isimli oyunumuzu oynadık. Oynadığımız forum tiyatroda ağaçları kesmek için gelen bir görevliden çıkarak, AKP iktidarını, halkların yaşamına olan saldırısını anlattık. Yaklaşık yarım saat süren forum tiyatroyu yüzlerce insan izledi ve forum tiyatronun yapısına uygun olarak halkı oyun duygusundan koparıp bir tartışma ortamına soktuk. Yarım saat boyunca hem oyun oynadık hem halkın AKP iktidarına olan öfkesini, halk ayaklanmasının getirilerini izleyenlerle birlikte açığa çıkardık. Bizim açımızdan yaptığımız forum tiyatrolar arasında en etkileyici olanıydı. Bir oyun ortamından çıkıp, yine halk ayaklanmasının kazanımlarından olan mahalle forumlarına döndü oyunumuz. 14-15 Aralık tarihlerinde Küçükarmutlu Mahallesi’nde gerçekleşen Eda Yüksel

OCAK 2014 | TAVIR | 49


49-50 idil halk tiyatrosu_sablon 1/19/14 10:22 PM Page 50

Halk İçin Bilim Halk İçin Mühendislik Mimarlık Sempozyumu’na katılarak yıkımları anlatan bir forum tiyatro gerçekleştirdik. Bu forum tiyatroda ise yıkımlara gelen bir kişi üzerinden çıkış noktası yarattık ve Küçükarmutlu halkının yıkımlara karşı nasıl direndiğini ve yine yıkmaya geldiklerinde nasıl direneceğini ifade ettik. Bu forum tiyatro da yine Sanat Meclisi’ndeki gibi halkın katılımının olduğu bir tartışma ortamına döndü. Hasan Ferit Gedik’in dedesi Mustafa dedemiz de oyuna katıldı.. Oyunun sonunda “Bir Hasan Ferit’imiz var” diyerek konuşmaya başladık ve yıkımlara, yozlaşmaya, yoksulluğa karşı Küçükarmutlu halkının mücadelesini ve sempozyumu selamladık... Şehir Tiyatroları ve Özel Tiyatroların sezonu açıldığından bu yana Kültür Sanat Yaşamında Tavır Dergisi’nin dağıtımını yapıyoruz. Şuana kadar “Genco Erkal- Bursa Cezaevi’nden Mektuplar”, “Zengin Mutfağı”, “Yolcu”, “Gözlerimi

50 | TAVIR | OCAK 2014

Kaparım Vazifemi Yaparım” oyunlarını izleyerek dergi dağıtımı yaptık... Halk Ayaklanması’ndan sonra, AKP iktidarının sanatçıları sindirmek için ödenekleri kesmesi ve “genel ahlaka uygunluk” yasasını çıkarması üzerine, “AKP’nin Saldırıları Karşısında Aydın Sanatçılar Yalnız Değildir” diyerek bir bildiri yayımladık, şehir tiyatrolarının önlerinde dağıttık. Aydın sanatçılara, yüzlerini halka döndükleri sürece yalnız kalmayacaklarını ifade eden bir çağrıda bulunduk. Kurslarımız için; Gazi, Okmeydanı ve Kuruçeşme’de binden fazla bildiri dağıttık, ozalit ve afiş astık... Şuan üç ayrı mahallede toplamda otuz dokuz arkadaşımız kursa geliyor ve kurs kayıtlarımız devam ediyor... Ortaköy Halk Sahnesi olarak başladığımız tiyatromuz, şehitleriyle büyüdü ve “Ayşe Gülen Halk Sahnesi” adını aldı... Ayşe Gülen Halk Sahnesi olarak yolumuza

devam ettik ve sonrasında uzunca bir süre ara verdiğimiz tiyatromuz, 2006 yılında İdil Tiyatro Atölyesi ismiyle tekrar çalışmalara başladı. “Ortak Düşman Amerika’dır” ve “Amerika Defol Bu Vatan Bizim” isimli kampanyalar süresince çıkardığımız oyunlarla tüm Anadolu’yu dolaşıp ortak düşmanın Amerika olduğunu anlattık... Kan ve can bedeli devrimci sanatçılık geleneğini yaratan ve yaşatan Ayşe Gülen’lere, Ayçe İdil Erkmen’lere, Ayşe Nil’lere verdiğimiz sözü tutma ve layık olma mücadelesini veriyoruz...Bugün hala tiyatromuzun iki oyuncusu; Gamze Keşkek ve Veysel Şahin, faşizmin hapishanelerinde tutsak... Biz yolumuza, bundan sonra İdil Halk Tiyatrosu ile devam edecek, devrimci tiyatromuzun büyümesi için mücadelemizi sürdüreceğiz... Biz yolumuza devam ederken; bizimle olan, bize güç veren izleyenlerimize, arkadaşlarımıza, dostlarımıza teşekkür ederiz...q


51-53 nejat uygur_sablon 1/19/14 10:27 PM Page 51

biyografi biyografi

bir halk çocuğu nejat uygur mehmet esatoğlu Sahnelerin büyük emektarları vardır. Onlar için tiyatro büyük bir üretim alanıdır. Bir iki saatte oynanıp biten bir oyunun ardında büyük emekler yatar. Bu emeğin harcanmasında kimileri işin bir ucundan tutar, kimileriyse uzaktan bakar. Bir de işi dört bir yanından kucaklayarak ömür boyu çabalayıp duranlar vardır. Tiyatroyu dört bir yanından omuzlamışlardan grafiker, dekoratör, yönetmen ve oyuncu Nejat Uygur büyük yaşam serüvenini noktaladı. “Öğretmen bir ana, subay bir babanın çocuğu olarak 1927’de dünyaya geldi” diye yazar Uygur’un biyografisi... İşte bu yazılanlar onun yaşamının ilk adımlarından itibaren başladığı ve 2007 gü-

zünde noktaladığı büyük “turne”sini anlatıyor bize.

komikliğine dayalı Şarlo gösterileridir de denebilir.

Küçük yaşlarda oynamanın hedefini güldürmek olarak belirliyor Uygur. Bu hedeften hiç sapmadan 60 yıl ilerliyor. 30’lu yıllarda anne ve babasıyla dolanıp durduğu yerlerde güldürdükçe çevresindekilerden övgüler alıyor.

Oyunculuğunun ilk okulu Avni Dilligil oluyor. Avni Dilligil’in ülke tiyatrosuna yetiştirdiği onlarca oyuncudan biridir Nejat Uygur.

Subay babasının evde oynattığı Karagöz gösterileri ve söz üstüne yaptığı komedi onu çok etkiliyor. Bir de o günlerde sessiz sinemanın büyük ustası Charlie Chaplin’in Şarlo’su çıkıyor beyazperdede karşısına. Karagöz ve Şarlo, Uygur’un yaşamına bir giriyor bir daha çıkmıyor. Nejat Uygur’un hemen hemen tüm oyunları söz

Moliere’in “Kadınlar Mektebi”nden adapte edilen oyunda Uygur’un rolü uşaktır. Yaşamı boyunca bin bir çeşidini göstereceği uşak rollerinden “Ali”yi oynayışıyla büyük bir başarı kazanıyor. İzleyicinin oyun sonrası alkışında “Ali..Ali” diye haykırışları kulağından hiç çıkmıyor. Komedi ustası Dilligil’le oynarken Uygur, bir yandan alkışlar alıp, başarılar kazanıyor; öbür yandan da “oldum” demeden öğrenmeye çalışıyor oyunculuğun inceliklerini... Oyunculuğa başlarken bir yanda Dilligil, öte yanda İsmail Dümbüllü gibi iki büyük ustanın çıraklığından geçmiştir Uygur. 40’lı yılların oyuncuları yaygın olarak usta-çırak ilişkisi içinde yetiştikleri için öğrendikleri deneyime, gözleme dayalı bilgilerdir. İşin bilimsel yanına dayalı ölçütleri olmadığından tüm öğretilerini gözlemle, deneyimle elde ediyorlar. Ancak bir dolu sorunun yanıtı da havada kalıyor. Ustalarının yanında oynarken izleyicinin verdiği reaksiyonların sırrını aramakla geçiyor ömürleri. Gözleme dayalı bir dolu bilgiyle denemelere girişiyorlar. Bunların bir kısmı tiyatral pratiğin içinde tutuyor diğer bir kısmıysa tutmuyor.

OCAK 2014 | TAVIR | 51


51-53 nejat uygur_sablon 1/19/14 10:27 PM Page 52

Prof.Dr. Nurhan Tekerek “Cumhuriyet Dönemi’nde Adana’da Batı tarzı Tiyatro Yaşamı (1923-1990) adlı araştırmasında o günleri şöyle anlatıyor: “1964-65 döneminde Oğuz Bora, Adana Belediyesi Şehir Tiyatrosu'nun başına yönetmen-idareci olarak getirilir. Kişisel nedenlerle Oğuz Bora'yla anlaşamayan Nejat Uygur, Ziya Akelli, Gül Akelli ve Güneri Kocatepe'nin işlerine son verilir. Sonra yeni kadro oluşturulur. Bu yeni kadronun ilk oyunu “Othello”dur. Buradan ayrılan Nejat Uygur, Emirgan Çay Bahçesi'nde nazire yapar ve Othello'ya karşı, oyunun uyarlaması olan "Arabın İntikamı" adlı oyunu oynamaya başlar. Daha sonra Cahit Atay'ın "Hamdi Hamdi" ve Mc Dogal-Ted Allen ikilisinin yazdığı "İkiz Kardeşim Davit" ve A. Nuri Sekizinci'nin yazdığı"Hisse-i Şayia" adlı oyunları da yönetir Oğuz Bora. Ramazan nedeniyle Gürbüz Bora'nın yönettiği Musahipzade Celal'in "Kafes Arkasında" adlı oyun sahneye konur. Seyirci sayısı iyice düşmeye başlamıştır. Bu nedenle, eski ramazan günlerinin havasını yaratmak için tiyatro salonunun önünde, günlük yevmiyesi 25 TL'den ayı oynatılmaya başlanır. Saz heyeti ve kanto vardır oyun öncesinde. Aynı sıralarda da Nejat Uygur, Erciyes Sineması'nda sunmaktadır gösterilerini. Oyununu; "Davulsuz, zurnasız, çengisiz ve afedersiniz ayısız Ramazan eğlenceleri" yaftasıyla tanıtır. Uygur da birlikte oynadığı ustalarının zamanlamasını kimi zaman parmak hesabıyla sayarak, kimi zaman izleyiciyi gözleyerek çözmeye çalışıyor. Ancak işin içinden kısa vadede çıkması mümkün olmuyor. Ustalarının “seyirci dikizlemek”ten söz parlatmaya, gölge hareketine kadar her davranışını aklının bir köşesine yazan Uygur, 1949’da “artık zamanıdır” diyerek kendi tiyatrosunu kuruyor.

52 | TAVIR | OCAK 2014

1950’de ise tiyatrosunun hiç değişmeyecek oyuncusu Necla Uygur ile yaşamını birleştiriyor. Çocukları turne yollarında doğuyorlar ve büyüyorlar. 60’lı yılların ortasında Adana’daki tiyatro canlılığı Nejat Uygur’un da dikkatini çekiyor. Uygur, Adana Şehir Tiyatrosu’na “idareci yönetmen” olarak katılıyor. François Campaux'nun yazdığı, Orhan Aydınbaş'ın dilimize çevirdiği "Çikolata Sevgilim" Nejat Uygur'un tarafından sahneye konuyor.

Adana’da “Arabın İntikamı”nın ticari başarısı üzerine Nejat Uygur İstanbul’un yollarına düşüyor... İstanbul, 60’ların sonlarında onlarca tiyatronun her gece perde açtığı, izleyicinin yığınsal olarak tiyatrolara koştuğu bir kenttir. Sanatsal gösterilerin yoğunlaştığı mekanlar Taksim ve Şişli civarındadır. Beyoğlu ve civarında sıkışan sanatsal gösterilere alternatif olarak Şehzadebaşı, Aksaray, Fındıkzade ve Koca Mustafa-


51-53 nejat uygur_sablon 1/19/14 10:27 PM Page 53

paşa’da mekanlar açılmaktadır. Nejat Uygur Tiyatrosu Şehzadebaşı’nda “Gönül Avcısı” oyunu ile perde açıyor. “Ne Hakla Otuzbeş Bakla” “Alo Orası Tımarhane Mi?” gibi komedilerle kendisine bir izleyici oluşturmaya başlıyor. Uygur’un izleyicisi sıradan sokaktaki insandır. Bu izleyici Beyoğlu’ndaki batı kaynaklı tiyatrodan tat almamaktadır. Uygur ise halk tiyatrosu kökenli bir tiyatro ile Haldun Taner’in deyimiyle “avamın gustosu” na hitap etmektedir. Sokaktaki sıradan izleyicinin talebinin ne olduğu uzun yıllar tartışma konusu olmuştur. Oyunun izleyiciyi eğiteceğine dair bir inancı, yaklaşımı yoktur Uygur’un. Bir söyleşisinde “ne yani evinde otururken ben falan tiyatroya gideyim de orada bir ders alayım diye mi tiyatroya gelecektir izleyici” diyerek sahnenin öğretici yanına karşı çıkmıştır. Sahnenin öğretici yanına karşı duran Uygur, 70’li yıllarda sahneden duygusal da olsa “mesaj” vermekten de geri durmamıştır. Belirgin bir politik duruşu ve tavrı yoktur. 50’li yılların son günlerinde Antakya’ya Başbakan Adnan Menderes gelecek diye onun büyük beze portresini yapmaya koyuluyor. Ancak 27 Mayıs askeri müdahalesi olunca Menderes portresini saklayıp darbenin lideri Cemal Gürsel paşanın büstünü dökmeye başlıyor. Bu işten bir dolu para kazanıp borçlarını ödüyor.

arasını bozmamaya özen gösteren Uygur’un somut olarak bundan bir çıkarı olmamıştır. Kendisine ne salon ne de işe yarar bir devlet desteği sağlanmıştır. Sadece 1998 yılında kendisine verilen akıbeti-meçhul bir “Devlet Sanatçılığı” unvanı var. Nejat Uygur bir düş adamıydı. Adeta tüm yaşamı düşlerinin peşinden koşmakla geçiyor. Plastik sanatlarla ilgileniyor. Bir süre güzel sanatlar okuyor. Birden boksör olmaya özeniyor... Delice koşular yaparak atlet olmaya çalışıyor.... Biniciliğe merak salıyor... Kuleden denizlere atlıyor... Pilot olmak için uğraş veriyor... Bir panama şilebinde gemici olmaya soyunup açık denizlere açılıyor, dünyayı geziyor... Ama ne yaparsa yapsın yolu hep sahneye çıkıyor. Oynayacağı oyunun afişini çizerek işe başlıyor. Ardından dekor eskizleri yapıyor. Dekoru gerçekleştiriyor. Oyunu nasıl yöneteceği üzerine planlar yapıyor. En sonda da başrolünü oynayacağı oyunun aktörlüğüne soyunuyor. Tutucu yanlarından biri de şuydu; eski komedya anlayışıyla sahnede tek komik kendisi olmak istiyor. Tiyatrosunda ona rağmen sahnede komiklik yapmaya kalkanlara verdiği cezaların hatta kovmaların ilginç öyküleri var. Sahnede en iyi anlaştığı oyunculardan biri Bahri Beyat. Beyat tiyatrodan nefret eden ama sahnede işini kusuruz yapan profesyonel bir oyuncuydu. Uygur sahnede en iyi “pas”ları ondan aldığını söylüyor.

Uygur’un politik duruşu olmamasına karşın sahnedeki tutumu çok ilginçtir. Konularını gelir paylaşımının adaletsizliği üzerine seçiyor. İnsanın insanca yaşayamadığına vurgular yapıyor. Egemen sınıfın insana bakışını, ilişkilerini eleştiriyor.

Nejat Uygur kendi metnini yaratmak yanlısı bir sanatçıydı. Oyun metninde var ettiği karakteri eline geçirdi mi onlarla bir yolculuğa başlardı. Oyun karakterinin repliklerine yeni ekler katarak ilerlerdi. Kimi zaman eklemelerden karakteri elden kaçırdığı bile olurdu.

Sahnede kaldığı 60 yıl boyunca iktidarla

Sahnede oynadığı tiyatro tarihine geçmiş

karakterleri vardır. Bunlardan biri de İ. Galip Arcan’ın uyarladığı “Alo Orası Tımarhane mi” oyunuydu. Uygur -bir rivayete göre- beş bin kez sahnede aşçıbaşı Yaşar rolünü oynamış. Askerliğini yaptığı gemide üç kağıtçı bir asker arkadaşı tarafından izin kağıdı çalınan askeri her oyunda zengin gülmeceler katarak geliştirerek ulaşılması zor bir zirve yaratıyor. “Cibali Karakolu”nda, Turhan Temuçin’in “Hastane mi Kestane mi?” komedisinde unutulmaz tipler çiziyor. 70’li yıllarda sergilediği tek kişilik “Ümit mi Simit mi”, “Minti Minti” sahnede unutulmazları içinde yer alıyor. Uygur sinema ile arası iyi olmayan tiyatroculardandı. 60 yıllık sanat yaşamında 1970-1974 yılları arasında oynadığı “Cafer” tiplemesi ile filmler yaptı. Son yıllarında ise Yılmaz Erdoğan’ın “Vizontele Tuba” ve Mahzun Kırmızıgül’ün “Beyaz Melek” filmlerinde rol aldı. İçlerinde severek oynadığı ve unutamadığı Charlie Chaplin’in “Şehir Işıkları” uyarlaması olan film oldu. 2007 sonbaharında yaşadığı sağlık sorunları Nejat Uygur’u en istemediği duruma düşürdü. Hep koşan, üreten, var eden koca oyuncu yatağa çakıldı. Karısı Necla Uygur’la yan yana zorlu bir 6 yıl geçirdiler. 18 Kasım 2013 akşamı Nejat Uygur büyük yaşam koşusunu noktaladı. Hep kendi emeğiyle yaşadı. Türkiye’de tiyatro yapmak gibi zorlu bir yolu seçmişti. Ülkeyi yönetenler ona hak ettiği değeri vermediler. Yaşarken ve tabutunun başında “ilgi”li tavırlar takındılar. Ama içten olmadıklarını herkes biliyor. Nejat Uygur bir halk çocuğuydu. Sanat yoluyla servet yapmaya kalkışmadı. Halktan yalnızca alkış istedi. Onlar da 60 yıl en içten duygularıyla onu alkışlayıp selamladılar.q

OCAK 2014 | TAVIR | 53


54-56 che ve ulrike_29-30 ellerimi tut 1/19/14 10:45 PM Page 54

tiyatro tiyatro

che ve ulrike gülnaz bıçakçı

Yaşadığımız günler devrime ne kadar ihtiyacımız olduğunu ve devrim olmadan tüm bu yolsuzluklardan, hırsızlıklardan ve haksızlıklardan kurtulamayacağımızı açıkça gösteriyor. Tam da bu günlerde Che ve Ulrike aramıza gelseler ne olurdu? Bize neler söylerlerdi? Bize devrimci mücadelelerini nasıl anlatırlardı? Bize hangi devrimci değerleri anımsatırlardı? Bizim Tiyatro’nun “Che Ve Ulrike Ne Konuşuyorsunuz Öyle?” isimli oyunu, Che Guevera ve Ulrike Meinhoff’un yaşamlarını sahneye koyarak devrimci değerleri, devrimci mücadeleyi, tecriti ve tecrite karşı direnişi sahneye taşıyor. Che’nin yaşamıyla, vatan sevgisi onun “Ya Vatan Ya Ölüm” sözleriyle belirleniyor. Dünya halklarının iki düşmanının olduğunun, bunların da ABD ve onun işbirlikçileri olduğunun altı çiziliyor. Che de; “iki tane düşmanımız var: 1) ABD 2) İçimizdeki düşmanlar” diyor. Emperyalizme karşı mücadele yönteminde esas mücadele biçiminin silahlı mücadele olduğu Che’nin “Silahlanmalı” sözleriyle belirtiliyor. Che’nin fotoğrafının dünya halklarının mücadelesini ne kadar etkilediği de anımsatılıyor çünkü bu fotoğraf devrimcilerin temel özellikleri olan “öfkeli ve gururlu” olmayı gösteriyor.

54 | TAVIR | OCAK 2014

Sosyalist devrimle halk düşmanı iktidarı alaşağı ettikten sonra eski düzenin şekillendirdiği eski kötü alışkanlıklarımızı ve davranışlarımızı değiştirmek, yeni topluma uygun sosyalist bir kişiliğe sahip olmak için mücadele etmemiz gerekiyor. Che, sosyalist topluma uygun yeni insanı yaratmak istedi. Bunu da şu sözleriyle belirtti. “Bu yeni insan ne 19. yüzyılın düşüncelerini ne de bizim çürümüş ve hastalıklı yüzyılımızın fikirlerini temsil edecektir.” Bir devrimci için halkını tanımak çok önemlidir. Che Guevara da Güney Amerika halklarını yakından tanımak için iki tane gezi yapıyor. Birinci gezide altı haftada 12 bölgeyi geziyor, ikinci büyük gezisinde arkadaşı Alberto ile 4 ayda 8000 kilometre katederek tüm Güney Amerika’yı geziyor. Bu yolculuklarda iki önemli alışkanlık ediniyor: 1) Gezi yapma 2) Günlük tutma.

açlık ve sefalet içinde yaşarlar. Che de gezileri sırasında Latin Amerika köylülerinin uçsuz bucaksız toprakların sahipleri tarafından köle gibi sömürüldüklerini görüyor ve “toprak reformu yapılıp köylülere toprak dağıtılmalı” diyor. Che’nin yaşamını değiştiren esas olay Fidel Castro ile tanışmasıdır. Fidel Che ile görüştükten sonra onu gerilla birliğine davet ediyor. Ve böylece Che’nin hayatı değişiyor. Che Fidel’e “Gelirim ama bir şartla. Küba’dan sonra Latin Amerika ülkelerinde ve sonra tüm ülkelerde devrim yapacağız” diyor. Fidel de ona ”Ben deliyim ama sen zır delisin” diyor. Bu iki devrimciyi birleştiren anti emperyalist olmaları ve yankilerden nefret etmeleriydi. Che “ikimiz de devrimi istiyorduk, ikimiz de emperyalizme karşıydık” diyor.

Devrimcileri mücadeleye iten en önemli neden, halkın uğradığı adaletsizlikleri ve haksızlıkları yok etme isteğidir. Che de yolculuklarında kendisini en etkileyen şeyin adaletsizlik olduğunu söylüyor.

Sonra, oyunda 82 Kübalı sürgünle 25 kasım 1956 da Granma teknesiyle denize açılarak Batista’ya karşı Küba Devrimini başlatmaları, 2 Aralıkta karaya çıktıklarında geriye 22 kişinin kaldığı ve hep birlikte Sierra Maestra dağlarına çıktıkları anlatılıyor.

Yeni sömürge ülkelerde feodalizm tümüyle tasfiye edilmemiştir. Bu yüzden topraksız köylüler toprak ağaları tarafından acımasızca çalıştırılırlar ve sömürülürler. En ağır şekilde çalıştıkları halde

Fransız düşünür Jean Paul Sartre “bizi biz yapan seçimlerimizdir” der. Che de doktorluk ve gerilla arasında bir seçim yapıyor. Gerillalar düşmandan kaçarken tıp malzemeleriyle dolu bir çanta ve si-


54-56 che ve ulrike_29-30 ellerimi tut 1/19/14 10:45 PM Page 55

Ulrike cesur bir devrimci. “Üzgün olmaktansa öfkeli olmayı yeğlerim” diyor. Bizim avukatlarımız gibi demokratik mücadelenin sokaklarda verileceğine inanıyor. Bizim avukatlarımız da hak alma ve hukuk mücadelesinin kanun kitaplarıyla ve duruşma salonlarıyla sınırlı olamayacağını, esas hak alma mücadelesinin sokaklarda yürütülmesi gerektiğini belirtiyorlar. Ulrike de demokratik hakların sokakta kazanılacağını savunuyor. Yine sevgili avukatlarımıza dönecek olursak hukukun, yargıçların, yargının sistemin bir maskesi olduğunu; sistem kendisini tehlikede gördüğü an tüm bunları askıya aldığını söylediklerini anımsıyoruz. İşte sözde demokratik bir burjuva devleti olan Federal Alman devleti de Ulrike ve RAF davasında hukuk devletinde olmayacak, ancak Nazi Almanya’sında olanaklı olan uygulamaları devreye sokuyor. Ulrike de ”Naziler devletin içinde” diyor. Ulrike göz altına alındıktan dört gün son avukatını görebiliyor. Zorla bir daktilo ve radyo alabiliyor. Ve Ulrike ile arkadaşları Stuttgart’taki yüksek güvenlikli hapishaneye kapatılıyorlar. Ulrike 719 no’lu hücresinde duruşma hazırlıkları yapıyor.

lahla dolu iki çanta yere düşüyor. Bu çantalardan ikisi de önemli ama Che bu çantalardan yanlızca birini alabilecektir. O silah dolu olan çantayı yani savaşçılığı seçiyor ve ölene kadar da savaşçı olarak kalıyor. Oyun iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümde Che’nin yaşamı, İkinci bölümde Ulrike Meinhof’un yaşamı anlatılıyor.

Ulrike Meinhof denilince hepimizin aklına tecrit işkencesi, beyaz ölüm hücreleri geliyor. Ulrike’nin devrimci düşünceleri de önemli. O 68 kuşağının önemli devrimcilerinden ve bir savaşçı. “Daha fazla Vietnam, Ho Chi Minh” sloganlarıyla yürüyen gençlerin arasından geliyor. O da Che Guevara gibi devrimin silahlı mücadeleyle gerçekleşeceğine inanıyor. Mahir Çayan’ın da savunduğu “Kesintisiz Devrim”i savunuyor.

Ulrike ve arkadaşları duruşmaya gittiklerinde avukatlarının saf dışı bırakıldıklarını ve yerlerine başka avukatların konulduklarını görüyorlar. Mahkemenin bir sonraki aşamada sanıkları da getirmeyerek yargılama yapmak istediği görülüyor. Ulrike doktorun ağzından kaçırarak hücre, tecrit sisteminde onların sinir sistemlerini ve konsantrasyonlarını bozarak onları hem fiziksel, hem de zihinsel bakımdan çökerterek sanıklar hazır bulunmadan yargılama yapmak istiyorlar. Bunu gören Ulrike ve arkadaşları yargıca Nazi işareti yapıyorlar, yargıç ta karşılık veriyor ama hemen durumu fark edip kolunu indiriyor. Tecrit bir işkencedir ve bizim özgür

OCAK 2014 | TAVIR | 55


54-56 che ve ulrike_29-30 ellerimi tut 1/19/14 10:45 PM Page 56

tutsaklarımız bu işkenceyi durdurmak için tam yedi yıl direndiler ve biz 122 şehit verdik... Tecrit beyaz ölümdür! Devrimci tutsakları teslim almak için bulunmuş bir işkencedir. Direnenleri imha etmenin her yöntemini dener. Ulrike ve arkadaşlarının bulundukları ölüm hücreleri bembeyazdır. Tutsaklar bu hücrelerde tam bir izolasyon yaşarlar. Hiçbir insan yüzü görmezler. Beyaz bir sessizliğin içinde bulunurlar. Küçük bir havalandırma avlusuna çıktıkları zaman birkaç adım atabilirler. Solgun bir gölgeye dönüşürler. Ulrike ve arkadaşları içinde bulundukları koşullara karşı açlık grevi yapıyorlar. Sürekli kas spazmları geçiriyorlar. Renkleri solgunlaşıyor. Hatta Ulrike “Ellerim lacivert olmuş” diyor. 1.83 boyundaki bir arkadaşı 33 kg ya düşüyor. Gardiyanlar uyutmuyor. 15 dakikada bir gelip bakıyorlar. Artık ses de sessizlik de acı veriyor. Kulak çınlamaları, beyinde sesler duyuluyor. Kısaca direnen tutsakları delirtmeye çalışıyorlar. 3,5 yıl süren bu tecrit işkencesi sonunda Ulrike ve bazı yoldaşları intihar süsü verilerek hapishanede katlediliyorlar. Oysa Ulrike: “Beni delirtmeye çalışıyorlar. Eğer intihar etti derlerse, uydurmuşlar demektir. Beni ele geçiremeyeceksiniz” diyor.

Oyunun sonunda, beyaz elbiseli genç bir kız geliyor. Che ve Ulrike’ye “Neden dünyamıza geldiniz” diye soruyor. Onlar da genç kızın kulağına uzun uzun fısıldayarak bir şeyler anlatıyorlar. Sonra genç bir adam kıza sana ne anlattılar diye soruyor. Genç kız heyecanla, “Hepsini hatırlamıyorum ama son olarak; “Zor olacak ama birgün mutlaka kazanacağız” dediler” diyor. Oyunun sahnelenmesine baktığımız zaman, hem epik hem de dramatik öğelerin kullanıldıklarını görüyoruz. Ama epik öğeler daha ağır basıyor. Oyuncular çoğunlukla anlatıcı-gösterici oluyorlar. Yine kullanılan araçlarda da epik yöntem kullanılıyor. Che’nin motosikleti sahneye bir motosiklet çıkartmak yerine yalnızca motosikletin iki elle tutulan didon kısmıyla gösteriliyor. Epik tiyatronun göstererek oynama yöntemi kullanılıyor. Oyuncular bazen rollerinden çıkarak, rollerini anlatarak açıklayarak oynuyorlar. Örneğin Zafer Diper Che’nin gençlik aşklarını oynarken, rolünden çıkarak “bunları geçelim, çok daha önemli şeyler var, yetiştiremeyeceğiz” diyor.

Oyun arasız, 90 dakika sürüyor. Ama iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümde Che’nin yaşamı ve devrimci düşünceleri yer alıyor. Sonra, sahnenin arkasındaki büyük beyaz perdede Che’nin ve Ulrike’nin yaşamlarından ve mücadeleleUlrike bizim özgür tutsaklarımız gibi tes- rinden kesitler gösteriliyor. Sonra, Ulrilim alınamaz. Ölür ama teslim olmaz. ke’nin yaşamı oyuncular tarafından Che Bolivya’da bir köyde, Ulrike beyaz sahneleniyor. ölüm hücresinde katledilirler. Oyunculara gelince, hepsi birçok role giİkisinin de en önemli ortak özellikleri em- rip çıkıyorlar. Zafer Diper ve eşi Nazan peryalizme karşı mücadele etmeleri, Diper yılların verdiği deneyimleriyle halkların kurtuluşunun yalnız silahlı rahat bir biçimde rollerinin hakkını vemücadeleyle olacağını göstermeleri ve riyorlar. Diğer iki genç oyuncu Ece Erişenternasyonalist olmalarıdır. Che Küba ti ve Kaan Songün de başarılı bir perfordevrimiyle yetinmemiş, diğer Latin mans sergiliyorlar. Amerika ülkeleri ve Afrika ülkelerindeki devrimci mücadeleye katılmıştır. Ul- Dekor olarak yalnızca arkada beyaz rike ise Filistin’e giderek FKÖ ile birlikte büyük bir perde var. Bu perdenin sinemücadele etmiştir. İkisi de, gençliğe ma perdesi olmasının yanında başka işçok önem vermişlerdir. levleri de var. Özellikle, Ulrike’nin beyaz

56 | TAVIR | OCAK 2014

ölüm hücresini anlatırken ışıkla iyice parlak ve rahatsız edici beyazlığa bürünen perdenin eteklerine dolanıp gidiyor Ulrike. Burada perde beyaz ölüm hücrelerinin tutsakları nasıl imha ettiğini anlatıyor. Işık da çok başarılı. Özellikle, film perdesinde beyaz bir koridorun iki tarafındaki beyaz hücreler gösterilirken beyaz kuvvetli ışığın içinde hücreler ve koridor görünmez oluyor ve geriye çok parlak, sinir bozucu beyaz bir parlaklık kalıyor. Müzik çok güzel. Güzel, devrimci Latin Amerika müzikleri ve oyuncuların hep birlikte Türkçe sözlerle söyledikleri “Komandante” ve de Ulrike bölümünde de devrimci almanca şarkılar dinliyoruz. Zafer Diper ve Bizim Tiyatronun iki yıl süren titiz bir çalışmayla hazırladıkları “Che ve Ulrike Ne Konuşuyorsunuz Öyle?” isimli oyunu gerçekten görülmeye değer. Oyundan çıkarken “Che ve Ulrike sizi öyle çok özlemişiz ki” dedirtiyor. Bu özlemi sahnede onları canlandırarak bir nebze azalttığı için Bizim Tiyatroya ve Zafer Diper’e teşekkür ediyoruz. Kadiköy Barış Manço Kültür Merkezinde sahnelenen bu oyunu izlemenizi öneriyoruz. Kadıköy Barış Manço KM (0216) 418 95 49 / 28 Aralık C.tesi 20.30 ve 03 Ocak Cuma 20.30 Yazan-Yöneten Zafer Diper / Film Kurgu Can Kolukısa / Yönetmen Yardımcıları Ece Erişti Ersin Uzun - Memetcan Diper / Işık-Müzik Ersin Uzun / Müzik Düzenleme Hakan Ürman Afiş Mert Çekici / Oyuncular Nazan Diper (Ulrike, Madre, Meyhanedeki Kadın) / Ece Erişti (1.Görevli, Chichina, Polis, Ensslin, Kız) / Zafer Diper (Che, Kriminal Daire, Yargıç) Kaan Songün (2.Görevli, Fidel, Granado, Padre, Polis, Baader)q


57 kurtulus_sablon 1/19/14 10:46 PM Page 57

kitap kitap

kurtuluş serhat soylu

Kitabın adı: Yeni KURTULUŞ Sayı: 6 Ekim 2013 Yeni bir kavga yılına girmenin arifesindeyiz. Şöyle bir dönüp baktığımızda 2013’e, silinmeyecek izler görüyoruz geride. Haziran ayında büyük bir ayaklanmaya tanık olduk. Halkımız; zulme karşı ayağa kalkmanın, barikat barikat dövüşmenin, zalimi rezil rüsva etmenin destanını yazdı bu ayaklanmada. Şehitler, tutsaklar verildi… Bu ayaklanmayı anlatmak tarihsel bir sorumluluktur elbette. Anlatmalı, olumlu ve olumsuz tüm yanlarıyla değerlendirmemizi yapmalıyız ki daha ileri olanı, devrimi örgütleyelim. Ayaklanma umut, coşku, moral güç olmuştur Anadolu halklarına. Bu değerlerin güçlenmesi, süreklilik kazanması sağlıklı bir değerlendirmeden geçiyor. Kurtuluş da işte bu nedenlerle bu yıl Ekim ayında çıkan sayısında ayaklanmayı farklı boyutlarıyla anlatıyor. Ayaklanmanın nedenleri, sonuçları; bize, halkımıza yansımaları; kurtuluş mücadelemize katkıları… Ayaklanmanın görkemi ve büyüklüğüne denk

düşen değerlendirmelerin, çıkarılan derslerin yer aldığı yazılar yaşananları doğru anlamamızı sağlayacak. Ayaklanmanın nedenlerinin dahi “üç beş ağaç” ile sınırlandırılıyor olması böylesi yazılara, değerlendirmelere olan ihtiyacımızı da ortaya koyuyor. “Bu Daha Başlangıç! Açlık, Zulüm ve Adaletsizlik Emperyalizmin Eseri! Ayaklanmalardan Kurtulamayacaklar!” , “ Adımız İsyan” konulu yazılar ve “ Ekmek, Adalet, Özgürlük İçin Halk Anayasası İstiyoruz!”, “Doğru Sloganlar ve Somut Taleplerimizle Direnişi Büyütmeliyiz!” başlıklı Halk Cephesi açıklamaları ayaklanma üzerinden yürütülen ideolojik ve politik mücadelenin de bir ifadesi niteliğinde.

tılacağına dair yazılar güçlü bir perspektif sunuyor. Demokratik mücadelenin silahlı mücadeleye göre şekillendirilmesi en acil ihtiyaçlarımızdan biridir. Bu hedefimize nasıl ulaşacağız, hangi araçları kullanarak bu ihtiyacımızı karşılayacağız sorularının cevabını Kurtuluş’ta bulmak mümkün. Düşmanın saldırı araçlarından biri olan ailelerimizin kullanılması; doğru taktik, strateji ve politikaların hayata geçirilebilmesi için kadro ve istihdam; Cepheli ailelerin çocuklarını nasıl yetiştirmesi gerektiği; anayasa değişikliği tartışmaları da Kurtuluş’un Ekim 2013 sayısında yer alıyor. q

Sol adına, devrimcilik adına bize ait olmayan değerler yaygınlaştırılmaya, böylece devrimciliğe de devrimci saflara da bu kir pas bulaştırılmaya çalışılıyor. Kurtuluş’ta yer alan Devrimci Kişilik konulu yazı tüm bu saldırıların hedefini, bu saldırılar karşısında bizim görevlerimizi ortaya koyuyor. İçinde bulunduğumuz sürecin ihtiyaçlarına yönelik eğitim yazıları da karşımıza çıkıyor. Demokratik mücadeleye bakışımız, devrimci bir kitle hareketinin faşizm ile yönetilen bir ülkede nasıl yara-

OCAK 2014| TAVIR | 57


58-59 televizyon_29-30 ellerimi tut 1/19/14 10:49 PM Page 58

televizyon televizyon

yoksa sizin süper dadınız yok mu? devrim savaş

Süper bir dadınız olduğunu düşünün... Evdeki derdi, tasayı, sıkıntıyı kovacak; çocukları muma, sizi de birer pedagoga çevirecek bir dadı... Hem de bir haftada! Hayal mi sandınız? Yoooo! Hayal değil, gerçek. Açın devletimizin güzide kanalı TRT’yi, orada bulacaksınız bu süper dadıyı.

tavırlarıyla kendi kendine yorumlar yaparak anne babayı küçümseyerek ve her şeyi anlıyormuş edasıyla izler. Akşam evden giderken de; “ bu evde çok işimiz var. Allahtan ben varım...” havasında gider. Ve ikinci gün… Artık izleyen değil müdahale eden bir konumdadır dadımız.

Bu program bugüne kadar izlediğimiz; evimizi gözetleyen, özel yaşantımızı izleyiciye satan, ya da çocukları kar hırsları için yarıştırdıkları programlardan çok da farklı değil. Programı biraz açmak gerekirse… Çocuğunun kendi otoritesini tanımadığını düşünen aile süper dadıyı arar ve yardım ister. Süper dadı da; “ ben ne günler için varım, tabii ki” der. Ve yedi günlük serüven başlar… Önce evde bir huzursuzluk ve çocuklarda abartılı yaramazlıklar görürüz. Camı çerçeveyi indiren, kardeşinin nerdeyse gözünü çıkartan, anne babayı korkuluk gibi gören; yani kısacası evde yaşayan canavarlar görürüz. Bunun böyle olması yedi gün sonra süper dadının alnından öpmek istememizi sağlamak içindir. Yani tamamen suni, gerçek dışı bir tablo vardır önümüzde. Süper dadı bir gün boyuna evde yaşananları izler. İtici, çokbilmiş, hal ve

58 | TAVIR | OCAK 2014

Anneyi babayı çekip çekip; “ şunu de... bunu yap... şu cezayı ver... bu ödülü ver...” şeklinde müdahale etmeye başlar. Bazen anneye ve çocuğa gerizekâlı muamelesi yaparak anneye sufle verir. Ve işte o sihirli yedi günün sonunda her şey yoluna girmiştir. Ve dadımız görevini yapmış olmanın huzuru ile başka bir senaryonun yolunu tutar.

Çoğu zaman şahit oluruz; düzen kendi yarattığı sorunların sözde çözümlerini dahi kara dönüştürmenin uzmanı olmuştur. İşte süper dadı bunun örneklerinden biridir. İnsanları eğitimsiz bırakan, çocuğa “fazla yapılması gereken bir şey” gözüyle bakan bir zihniyetin eğitim sisteminden tutalım da, anne baba eğitimine kadar insanları nasıl eğittiği malumdur. Çözümü de böyle koyar ortaya; “sorun da benden, çözüm de” der. Peki, gerçek hayat böyle midir? Hayatın her alanında bu düzenin bizi düşürdüğü halin ilacı yedi gün müdür? Hayır. Hele hele de bir insan yetiştirmek... Ama gerçekten bir “insan” yetiştirmek yıllara varan bir emek ve program sonucu olur. Bir kere aile ilişkileri çıkara değil sevgi saygı ve vefaya dayalı olmalıdır. Yani sosyalist değerler yaşatılmalıdır ailede. Çünkü sosyalist sistemin gelecek güvencesi bizim çocuklarımızdır. Çocuklarımızı yetiştirmek de ailenin sorumluluğundadır. Düzenin dayattığı her şeyin karşısına bir alternatif koymalıyız. Diyelim çocuğumuzu bencilleştiriyor mu, biz paylaşmayı


58-59 televizyon_29-30 ellerimi tut 1/19/14 10:49 PM Page 59

öğretmeliyiz. Sanal alemlerde sahte kahramanlarla oyalıyorsa halkı, vatanını sevdiği için canını veren kahramanlarımızın hayatlarını anlatmalıyız çocuklarımıza. Düzen düşünmeyen, sorgulamayan, ezbere iş yapan çocuklar yetiştiriyor. Çocuklarımızın düşünsel ve fiziksel gelişimini sağlayacak faaliyetler örgütlemeliyiz. Çocuklarımızla düzen değil, biz ilgilenmeliyiz. İlgilenmeyi bir eğitim çerçevesinde ele almalıyız. İşte o zaman çocuklarımız bizi tanıyarak sevecek ve saygı duyacaktır. Bizlere değer verecektir. Çocuklarda var olan iyi özelliklerin (dürüstlük, sadelik, doğruluk, mütevazilik, sevgi, saygı… gibi) kalıcılaşmasını sağlamanın en iyi yolu anne babanın bu yanları sürekli hayata geçirmeleridir. Onların pratiği çocuk üzerinde belirleyicidir. Çocuğun eğitim için gerekli programını hayata geçirtirken tutarlı davranmalıyız. Örneğin; her sabah kalktığında elini yüzünü yıkaması gibi. Bu temizlik

alışkanlığını kazandırmalıyız. Çocuk bu alışkanlığı canı istediğinde değil, her gün hayata geçirmelidir. Anne-babalar çocuklarından kendilerinin her söylediğini yapmalarını isterler. Bu tarz bir talep çocuğun iradesini zayıflatır. Anne babalar çocuğuna her dediğini yaptıran değil; doğruyu, yanlışı ayırt etmesini, yanlışa karşı çıkmayı öğreten bir şekilde eğitmelidir. Sevgi eğitimin temel unsurudur. Sevgi bir işin başarıya ulaşabilmesi için olmazsa olmazdır. Burjuvazi sevginin ölçütünü maddiyata dayandırır. Anne-baba çocuğuna istediği hediyeyi alıyorsa çocuk anne-babayı çok sever. Hediye ne kadar büyükse çocuğun sevgisi de o kadar büyük olur. Çocuk her şeyin en iyisine sahip olmak ister. Bu istem çocuğun kötü davranışlar sergilemesine neden olur. Paylaşım, dayanışma, sevgi, saygı yok olur gider. Burjuvazinin sevgi anlayışı çocuklarda tüketim kültürünü geliştirir. Gerçek sevgi emek üzerine şekillenir. Değer verdikçe insanları sever, değer verdiği için fedakârlık ya-

par. Sevdikçe paylaşır, dayanışma sergiler, saygı gösterir. Örneğin; çocuklara aralarında rekabeti geliştirmeden yediği yemeği, içtiği sütü, giydiği elbiseyi paylaşmasını öğretebiliriz. Çocuğa “sen yemezsen ben yiyeceğim, giymezsen arkadaşına vereceğim” diyerek öğretemeyiz. O zaman aralarında sevgiden değil, kıskançlıktan söz edebiliriz. Çocuklara yiyeceklerini, oyuncaklarını, giysilerini paylaşmayı öğretmeliyiz. Yemek yedirirken “biraz arkadaşın yesin, biraz sen ye” veya “Önce arkadaşına verelim, sonra sana verelim” dediğimizde orada çocuk paylaşımı öğrenecek, ilk önce arkadaşının sonra kendisinin yemesi gerektiğini görecektir. Arkadaşını sevmeye, her koşulda onunla oynamaya, yardımcı olmaya çalışacaktır. Paylaştıkça sevgisi büyüyecektir. Yani eğitimi bu kokuşmuş düzenden öğrenecek değiliz. Çocuklarımız bizim değerlerimizle halkın kültürü ile büyümelidir. Bunu sağlayacak olan da Avrupa’dan ithal süper dadı değil, sosyalist eğitim biçimidir. q

OCAK 2014 | TAVIR | 59


60-61 gazap uzumleri_29-30 ellerimi tut 1/19/14 10:54 PM Page 60

sinema sinema

gazap üzümleri ferit gündüz

John Steinbeck’in aynı isimli romanından uyarlanmış olan “Gazap Üzümleri” filmi, ABD’deki yoksul çiftçilerin,köylülerin sanayileşmeyle yaşadıkları çelişkiyi ve bunun sonucu yaşadıkları yoksulluğu, sefaleti temel alıyor. Film; Tom’un uzun süre yaşadığı tutukluluğunun sona erip, köyüne dönmesiyle başlar. Köyü Oklahoma’ya bağlı yoksul bir çiftçi köyüdür. Köyüne döndüğünde garip bir sessizlik hisseder Tom. Kimseler kalmamıştır, hareketsizdir her yer.  Bir deliye raslar ve çatar Tom’a. Tom sinirlenir ve tam o arada araya Peder Jim girer, Tom’u sakinleştirir. Deli, neden delirdiğini anlatmaya başlar. Delirmesinin sebebi tekelcilerin; köylülerin tek geçim kaynağı olan topraklarına el koyup evlerini başlarına yıkmasındandır. Tom tereddüte düşer, ailesini aramaya başlar. Ailesi eski yerlerinde değildir. Aynı köyde kısa vadeyle başka yere yerleşmişlerdir, ancak bu topraklar da ellerinden yakında alınacaktır. Tom ailesini bulduğunda, ailesi sevinçle karşılar onu ve içinde bulundukları acı gerçeği anlatmaya başlarlar. Yıllardır yaşadıkları toprakları, ellerinden ala-

60 | TAVIR | OCAK 2014


60-61 gazap uzumleri_29-30 ellerimi tut 1/19/14 10:54 PM Page 61

caktır bir avuç zengin. Tom şaşkına döner. Oklahoma’dan, Kaliforniya’ya göçeceklerini öğrenir. Yolculuğa koyulurlar sefalet içinde; aç, susuz ve sıkış tıkış bir külüstür arabayla. Yolculukta dedeleri ölür. Bir mezarlığı bile olmayacaktır yoksulluktan. Yolda uygun bir yere sade bir törenle gömerler onu, hüzünle yola devam ederler... Şehre geldiklerinde düzenin tüm çarpıklıklarıyla karşılaşırlar. Artık işçiliğe, yani ücretli köleliğe mahkûmdurlar. Geçinmek için iş ararlar. Birçok çiftçi de kendileriyle aynı kaderi paylaşmaktadır ve işgüçlerini bir mal gibi pazarlayarak satmak zorundadırlar. Tom, bir iş bulur ailesiyle birlikte. İşçi kampına götürülürler polisler eşliğinde patronun emri üzerine. Kampa girişte, başka işçiler onları yuhalar ve “Grev Kırıcıları!” diye bağırırlar. Tom ve ailesi şaşkına dönerler. Bu tür şeyler daha çok yabancıdır kendilerine, ne olduğunu

ve neyin kastedildiğini anlayamazlar. İçeri girdiklerinde bir kümes kendilerine barınak olarak sunulur tüm kamptaki diğer işçilerde olduğu gibi... Saatlerce çalışmalarının alacakları tek karşılığıysa birkaç kuruş olacaktır sadece. Patronlarının onlara reva gördüğü budur,.Ne de olsa kendisine muhtaç köle yığınlarından başka bir şey değildir onlar... Daha ilk günden polisin tehdidiyle karşılaşırlar içeride. Polis onları çalışmakla ve itaat etmekle tehdit eder. Kampa yerleştikleri gün Tom bir ses duyar, ne olduğunu merak ettiği için dışarı çıkar. Polis ona müdahale eder, yine tehdit eder ve barınağa yollar. Barınağa gittikten sonra, tekrar gizlice dışarı çıkar Tom. Kamptan dışarı çıkar gizlice ve bir grev çadırı keşfeder. Çadıra vardığında peder Jim’e rastlar. Jim ona neden grevde olduklarını anlatır. Tam o esnada patronun talimatıyla grev çadırını linç etmek için yola koyulmuş polisler gelir. Hep birlikte kaçmaya başlarlar, ama kıstırılırlar. Jim kafasına

aldığı darbeyle katledilir. Tom anında Jim’i katledeni öldürür ve hemen yüzüne bir darbe alır ve kaçar. Polisler ertesi gün yüzü yaralı kişiyi aramaya başlarlar. Kamptan Tom’u saklayarak, kaçar ailesi ve yeni bir yer, yeni bir iş bulmaya koyulurlar.  Film, on yıllar öncesinin Amerika’sını anlatır fakat bugün de durum aynıdır. Ücretli köleliğe devam... Ve emperyalizmin egemen olduğu şu dünyada sömürü her yerde aynıdır. Bugün de ülkemizde insanlarımız hakları ve özgürlükleri için ayaklanıyorlar, hesap soruyorlar, sormaya da devam edecekler. Gazap Üzümleri filmi, kitabı kadar başarılı olmasa da halkın, emekçilerin yaşadığı eziyetlerin somut ve çarpıcı olarak görülmesi açısından, işçilerimize, halkımıza ışık tutması açısından izlenmesini tavsiye ederiz. q

OCAK 2014 | TAVIR | 61


62-64 haber yorum_29-30 ellerimi tut 1/19/14 10:56 PM Page 62

haberler haberler İdil Halk Tiyatrosu’ndan Mahkemeye Çağrı niteliğinde, AKP iktidarı tarafından, “11 Kapı”, “Kozmik Oda” hikayeleri yazılmış ve dört gün süren gözaltı işkencesinden sonra, İdil Halk Tiyatrosu oyuncuları ve Tavır Dergisi çalışanları Veysel Şahin ve Gamze Keşkek tutuklanmıştır. Peki, Veysel Şahin ve Gamze Keşkek'in tutuklanmasını gerektirecek deliller nelerdir? Veysel ve Gamze'nin iddianamelerinde oyunlara, filmlere konu olacak acizlikler ve AKP'nin sanat korkusu açığa çıkmıştır. Veysel Şahin'in Tekirdağ F Tipi Hapishanesi’nde, Gamze Keşkek'in ise Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nde bir yıldır tutsak edilmelerinin nedeni "örgütün tiyatro sorumlusu olmaları", F Tipi Film’de kullanılan gardiyan kostümünün İdil Kültür Merkezi’nde bulunması, İdil Kültür Merkezi’ne girip çıkmak, basın açıklamasına katılmak... Evet, bir yıldan uzunca süredir iki sanatçının F Tiplerinde tutsak edilmesinin nedeni yalnızca bunlardır. Bu süre zarfında Veysel Şahin hiç mahkemeye çıkarılmazken, Gamze Keşkek'in ilk mahkemesi 5 Ekim'de görülmüş ve tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir. 21 Ocak'ta Veysel Şahin'in, 25 Şubat'ta Gamze Keşkek'in mahkemesi görülecektir.

8 Ocak 2013 tarihinde sabah 04.00'te İdil Kültür Merkezi kapıları kırılarak basılmış, talan edilmiş, albüm çalışmaları için orada bulunan Grup Yorum elemanları ve İdil Kültür Merkezi çalışanları işkenceyle gözaltına alınmıştır. AKP iktidarının faşist polisi bununla da yetinmemiş bağlamalardan parmak izi almış, kostümleri suç delili olarak göstermiş, henüz piyasaya çıkmamış albüme el koymuştur.

Bizler aydın sanatçılar olarak; soyguncuların, hırsızların, arsızların düzeninde bizim yerimiz ya sahnedir ya sanık sandalyesidir diyoruz. Bizler dışardaysak onların düzenlerini, sanatımızla mahkum etme mücadelesi veririz, tutsak edildiysek yine halktan yana sanatın engellenemeyeceğini haykırırız. Bizler sahnede değilsek sanık sandalyesindeyizdir. Uydurma gerekçelerle tutuklanan ve bir yıldır tutsak bulunan İdil Halk Tiyatrosu oyuncuları ve Tavır Dergisi çalışanları Veysel Şahin ve Gamze Keşkek serbest bırakılsın.

Şimdilerde “Gece yarısı evden adam mı alınır?” diyen iktidar resmi bir kurumu, gece yarısı yüzlerce polis ve he- İDİL HALK TİYATROSU likopterlerle basmıştır. Tüm bu hukuksuzlukların devamı 62 | TAVIR | OCAK 2014


62-64 haber yorum_29-30 ellerimi tut 1/19/14 10:56 PM Page 63

GRUP YORUM GÜNCE 23 Aralık: Taksim-Galatasaray’da tutuklu avukatlara destek için türkülü bir eylem düzenledi. 27 Aralık: Altınşehir’de düzenlenen söyleşi ve dinletide yaklaşık 400 kişiye seslendi. 31 Aralık: Okmeydanı’nda düzenlenen yılbaşı etkinliğinde 1000 kişiyle birlikte türkülerini söyledi. 3 Ocak: ODTÜ’de 120 kişinin katılımıyla bir söyleşi gerçekleştirdi. 3 Ocak: İstanbul Şişli’de BEDAŞ işçilerinin direnişinin zafer kutlamasına katılarak yaklaşık 500 kişinin izlediği bir dinleti gerçekleştirdi. 4 Ocak: Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde Devrimci Memurlar’ın düzenlediği konserde yaklaşık 2000 kişiye seslendi. 12 Ocak: Berlin’de Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht için 19.su düzenlenen uluslararası sempozyumda 500 kişiye bir konser gerçekleştirdi. 12 Ocak: Berlin’de Alman’ların ve farklı milliyetlerden yaklaşık 10 bin kişinin katıldığı Rosa Luxemburg-Karl Liebknecht anma yürüyüşünde bir dinleti verdi. 12 Ocak: Berlin’de Yorum Kültür Evi’nde bir söyleşi-dinleti gerçekleştirdi. q

DUYURULAR Fİdil Kültür Merkezi Ocak Ayı Etkinlikleri 18 Ocak - 31 Ocak Etkinlik Takvimimiz aşağıdaki gibi olacak: F Tipi Film Yönetmen: Aydın Bulut, Barış Pirhasan, Hüseyin Karabey, Ezel Akay, S. Süreyya Önder, Grup Yorum, Reis Çelik, Vedat Özdemir, M. İlker Altınay Seanslar: 18 Ocak Cumartesi, 19.00 20 Ocak Pazartesi, 19.00 21 Ocak Salı, 19.00 22 Ocak Çarşamba 19.00 23 Ocak Perşembe 19.00 24 Ocak Cuma 19.00

Hakan Yeşilyurt Konseri 19 Ocak Pazar 18.00 Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü? Yönetmen: Ezel Akay 25 Ocak Cumartesi Film Gösterimi 18.00 Ezel Akay'la Söyleşi 20.00 Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü? Yönetmen: Ezel Akay Seanslar: 26 Ocak Pazar, 19.00 27 Ocak Pazartesi, 19.00 28 Ocak Salı, 19.00 29 Ocak Çarşamba 19.00 30 Ocak Perşembe 19.00 q

Fosem’den “Katliam...Direniş...Zafer...19 Aralık” Sergisi Sergiyi izleyenlere 19 Aralık Katliamı’nı anlatan broşürler dağıtıldı... Sergiyi görenler o günleri, kendilerinde bıraktığı izi ifade etmekten geri durmadı, fotoğrafları ilk kez görenler ise büyük bir şaşkınlık yaşadı. Özellikle Seyhan Doğan'ın kömürleşmiş bedenine uzunca süre bakıldı... Küçük bir kız çocuğu Birsen Kars'ın tablosu önünden ayrılamadı ve Birsen Kars'a neden böyle olduğunu sordu. Annesi anlatamadı bir türlü. Ressamın tabloyu öyle çizdiğini söyledi ve en sonunda sergininin başında duranlara da dönerek, Birsen Kars için: "onun kaderini öyle çizdiler" dedi. 4 Ocak saat 12.30'da açılan sergi 16.00'a kadar kaldı. Sergide Galatasaray Lisesi duvarlarına katliamı anlatan fotoğraflar ve resimler asıldı. Sergi açıldığında sivil polisler gelip ne yapıldığını ve ne kadar kalınacağını sordu. Sergi açıldığı andan itibaren halkın ilgisi çok yoğundu... Zaman zaman duvar boyunca kalabalıklar oluştu. Bir kadın tablolara bakarken ağladı, iki genç fotoğrafların olduğu yere karanfil bıraktı.

İlerleyen saatlerde bir tiyatro eğitmeniyle tanışıldı. Tiyatro Meclisi çalışmalarına ve İdil Halk Tiyatrosu'na davet edildi, o da iletişim bilgilerini bırakıp geleceğini söyledi. Sergiyi 16.00'a kadar yaklaşık 400-450 kişi izledi.. Sergi karanfillerin ve bildirilerin Galatasaray Lisesi duvarında bırakılmasıyla, 16.00'da toplandı. q

OCAK 2014 | TAVIR | 63


62-64 haber yorum_29-30 ellerimi tut 1/19/14 10:56 PM Page 64

haberler haberler kısa... kısa... kısa... kısa.. kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa...kısa...

wBağımsız Türkiye Konseri 13 Nisan’da Grup Yorum bir kez daha Bağımsız Türkiye diyecek. Bu yıl 4. kez düzenlenecek olan Bağımsız Türkiye konseri 13 Nisan’da, Bakırköy’de Cumartesi Pazarı Alanı’nda gerçekleşecek. Bu yıl da Türkiye’den ve dünyadan birçok sanatçı katılacak. Katılacak sanatçılar ilerleyen günlerde belli olacak. wGrup Yorum Elemanı Ayfer Rüzgar Tahliye Edildi Grup Yorum elemanı Ayfer Rüzgar 14 Ocak’ta çıkarıldığı mahkeme tarafından tahliye edildi. Ayfer Rüzgar'la birlikte tutuklu 8 devrimci de tahliye edildi... wİdil Halk Tiyatrosu oyuncuları Veysel Şahin ve Gamze Keşkek için Kampanya İdil Halk Tiyatrosu oyuncuları Veysel Şahin ve Gamze Keşkek’in mahkemeleri öncesi İdil Halk Tiyatrosu oyuncuları ve kursiyerleri özgürlük kampanyası başlattı. Veysel Şahin’in mahkemesi 21 Ocak’ta, Gamze Keşkek’in mahkemesi 25 Şubat’ta görülecek. İdil Halk Tiyatrosu sticker ve el ilanlarıyla herkesi mahkemeye davet ediyor. Şu ana kadar yaklaşık 3000 bildiri dağıtıldı, halka Veysel ve Gamze’nin neden tutsak olduğu anlatıldı. wHasan Ferit Gedik İçin Kitap Çıkarılıyor 30 Eylül’de Gülsuyu’nda çeteler tarafından altı kurşunla katledilen Hasan Ferit Gedik için arkadaşları, yoldaşları bir kitap çıkarıyor... Bu kitapta Hasan Ferit için yazılan şiirler, yazılar, onu tanıyanlarla yapılan röportajlar, fotoğraflar ve yozlaşmaya karşı mücadeleye dair yazılar yer alacak... Hasan Ferit Gedik kitabında yer alması için yazı, şiir, mektup gönderebileceğiniz adres: tavirdergisi@yandex.com wİdil Halk Tiyatrosu Kursiyerleri

64 | TAVIR | OCAK 2014

Bir Araya Geldi İdil Halk Tiyatrosu’nun Gazi Mahallesi ve Okmeydanı'nda gerçekleştirdiği kurslara katılan kursiyerleri 11 Ocak saat 18.30'da Okmeydanı İdil Kültür Merkezi’nde biraraya geldi. İki saat süren sohbette, herkes birbiriyle tanıştı ve İdil Halk Tiyatrosu’nun programı konuşuldu. Veysel Şahin ve Gamze Keşkek için başlayacak kampanyanın nasıl ilerleyeceği programlandı. Ayrıca yeni çıkarılacak oyunlar konuşuldu. İki saatin sonunda tekrar bir araya gelmek üzere sohbet son buldu. Sohbete toplamda 19 kişi katıldı. wSelçuk Uluergüven Hayatını Kaybetti Aydın'da, kırılan kalça kemiğindeki protezin yerinden çıkması sonucu kaldırıldığı hastanede 3 aya yakın tedavi gören tiyatrocu, 72 yaşındaki Selçuk Uluergüven hayatını kaybetti. wGezi Belgeseline 'Başbakan'a hakaret' Soruşturması AKP'nin Gezi saldırıları sürüyor. Haziran Ayaklanması’na ilişkin çekilen "Başlangıç" adlı belgeselin yönetmeni Serkan Koç'a "Başbakan'a hakaret ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik" soruşturması açıldı. Yönetmen Koç, soruşturmaya ilişkin Twitter'dan yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullandı: Duyuru!!!! Yarın savcıya Recep Tayyip Erdoğan hakkında soruşturma açılmasını talep ediyoruz kanıt: Başlangıç Belgeseli. Birazdan savcıya kanıtlarıyla Abdocan, Ali İsmail, Etem ve diğerlerinin Erdoğan'ın kışkırtıcı açıklamaları sonucu öldüğünü söyleyeceğim. Savcıya "Bizi, hükümeti değiştirmek amacıyla vatandaşlarda algı yaratmaya dönük 25. Kare suçundan yargılayın" diyeceğim. Evet suçluyuz! dedi. wİdil Halk Tiyatrosu’nun Tavır Dergisi Dağıtımları Devam Ediyor İdil Halk Tiyatrosu oyuncuları Tavır Dergisi da-

ğıtımına devam ediyor. 4 Ocak’ta Üsküdar Müsaipzade Celal Sahnesi’nde Nazım Hikmet’in Yolcu oyununu izleyen İdil Halk Tiyatrosu kursiyerleri ve oyuncuları oyununu ardından Tavır dergisinin dağıtımını yaptı. 15 Ocak Çarşamba günü ise Emre Kınay’ın Duru Tiyatrosu’nda Sondan Sonra oyununu izleyen İdil Halk Tiyatrosu oyuncuları oyun sonrası Tavır Dergisi’nin aralık sayısını Emre Kınay’a verdi ve sohbet etti. wBerkin Elvan 15 Yaşına Girdi Haziran Ayaklanması’nda, 16 Haziran günü Okmeydanı’nda polisin doğrudan hedef alması sonucu başından biber gazı fişeğiyle vurulan Berkin Elvan, o günden bu yana yattığı Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, komada, 15 yaşına girdi. Berkin Elvan’ın doğum günü için Türkiye’nin ve dünyanın birçok yerinde dilek fenerleri uçuruldu. wMusa Anter’in Hayatı Film Oldu 20 Eylül 1992'de Diyarbakır'da katledilen Kürt aydın Musa Anter'in hayatı beyaz perdeye taşınıyor. Yönetmen Aydın Orak'ın ilk uzun metrajlı filminde Anter'in üç çocuğu da rol aldı. Kürt aydın Musa Anter'in yaşamındaki dönüm noktalarını konu alan yönetmen Aydın Orak'ın ilk uzun metraj sinema filmi "Asasız Musa” nın filminin sonbaharda vizyona girmesi planlanıyor. wGrup Yorum Berlin’de Söyleşi Gerçekleştirdi Rosa Luxemburg etkinliği için Berlin’de bulunan Grup Yorum, Berlin Yorum Kültür Evi’nde dinleyicileriyle söyleşi yaptı.12 Ocak 2014 Pazar günü saat 15.00’te başlayan söyleşi boyunca karşılıklı sohbet ve soru cevap seklinde sürdü. İki saat süren söyleşi Grup Yorum müzik dinletisi ile son buldu..q



Tavir136