Issuu on Google+

flubat 2011

›ssn 1303-9113 •2011/02• say› 105

2.25 TL(KDV’li)


a y l › k

s a n a t

d e r g i s i

Merhaba Korku bafla belad›r. Yer bitirir insan›. ‹çine düfltü mü o kor, daha iflah etmez ömrü billah. Kurtuluflun yoktur. Ya korkunun üzerine üzerine gideceksin ya da teslim olacak, onun seni yak›p kavurmas›n› izleyeceksin çaresiz.

Sahibi Tav›r Yay›nlar› ad›na Bahar Kurt Genel Yay›n Yönetmeni Gamze Keflkek Sorumlu Yaz›iflleri Müdürü Yeliz Y›lmaz Yaz›flma Adresi ‹stanbul Mahmut fievket Pafla Mah. Mektep Sk. No: 4-B Okmeydan› - fiiflli - ‹stanbul Tel: (212) 238 81 46 Faks: 238 82 49 e-posta: tavir2007@gmail.com www.tavirdergisi.com Ankara ‹dilcan Kültür Merkezi Eski 1. Cadde 636. Sk. No: 207/2 Tel: 0 541 336 65 37 Hesap no (TL) 1042- 30000 596147 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. Hesap no (EURO) 1042- 3010000 129062 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. Fiyat› (DÖV‹Z) Almanya: 5 Euro Fransa: 5 Euro Hollanda: 5 Euro Avusturya: 5 Euro ‹sviçre: 7.5 Frank ‹ngiltere: 4 Sterlin Posta Çeki Hesap no Selma Alt›n 515 72 82

Hele egemeninki daha beterdir gariban›nkinin yan›nda. Gariban›n korkusu nedir ki? Kaybedece¤i bir fleyi yoktur ki onun. Aç kalmaktan, dövülmekten, sövülmekten, y›landan çiyandan... en çok da ölümdendir korkusu alt› üstü. Ya egemeninki? Da¤ gibidir. As›l onu yer bitirir korku. Egemenlik asas›n› kavrad›¤› andan itibaren, asl›nda gücün, kuvvetin gerçek anlamda eline geçti¤i andan itibaren korkmaya da bafllar. Korkusunun temeli halkt›r. En çok ondan korkar. Tarihin ve bilimin yasalar› gere¤i sevmez onlar›. Ezeli bir düflmanl›kt›r ikisinin aras›ndaki çünkü. S›n›fl› toplumun rahme düflmesinden itibaren bafllam›flt›r o kan davas›. Ne afliretler aras› kavgaya benzer ne de mahalle kavgas›na. Uzlaflmaz çeliflkilerin yaratt›¤› ve sonunda taraflardan birisinin tarih sahnesinden bir daha geri gelmemecesine silinip gidece¤i, ezeli ama mutlaka bir sonunun oldu¤u bir kavgad›r bu. Egemen, halka ait her fleyden korkar. Halk›n ac›lar›n›n, dertlerinin, en çok da umutlar›n›n ezgisinden, o ezginin üzerine düflürdü¤ü sözlerden... Kahramanl›k destanlar›n›n yer ald›¤› marfllar›ndan... Eme¤ini, al›nterini, yar›na dair inançlar›n› iflledi¤i türkülerinden, flark›lar›ndan... Bundand›r iflte Yorum’a düflmanl›¤›. Konserlerine, albümlerine düflmanl›¤› bundan. Bundand›r Yorum konseri düzenledi diye de¤il, düzenlemek istedi diye Samsun’da dört kifliye onlarca y›l ceza vermesi... Korku yaln›z türkülerimizden, flark›lar›m›zdan de¤il, halk›n sanat›ndand›r ayn› zamanda. Resimden de, filmden de, kitaptan da, oyundan da, fliirden de, heykelden de korkar egemen. Öcü gibi... Hele ad› “‹nsanl›k An›t›” ise bir heykelin, “Tez y›k›la!” Kars’›n siluetini bozdu diye de¤il, bir “ucube” diye de¤il, Harakani hazretlerini rahats›z etti¤i için de de¤il, yaln›z ve yaln›z halklar›n kardeflli¤ini, dostlu¤unu temsil etti¤i için y›k›l›yor o heykel. Korktuklar› için y›k›yorlar. Korktuklar› için yasakl›yorlar Yorum’un konserlerini. Korktuklar› için tutukluyor, on y›llara varan cezalar veriyorlar Yorum konseri düzenlemek isteyenlere... Korktuklar› için... Korkular›n› büyütmek borçtur boynumuza. Ayn› zamanda onurdur da. Korkutuyorsa dizelerimiz, ezgilerimiz; korkutuyorsa flark›lar›m›z, türkülerimiz; korkutuyorsa devasa heykellerimiz do¤ru yolday›z demektir. Hiç sapmadan ayn› yolda yürümeye devam! Bir sonraki say›m›zda görüflmek dile¤iyle... Dostlukla...

Bask› Ezgi Matbaa Sanayi C. Altay Sok. No: 10 Çobançeflme / ‹stanbul Tel: (0 212) 452 23 02 Yay›n türü: Yerel Süreli


‹Ç‹NDEK‹LER

02 /2011

3 6 8 9 11 13 18 20

23 30 30 32

ELEfiT‹R‹ sinan gümüfl ustalar›n miras›n› “yemek!” DENEME grup yorum türkülerimiz atefl hatt›nda! KAR‹KATÜR k. dragastinov “ayd›n” üzerine tarihe düflülen notlar MAKALE av. evrim deniz karatana yorum konseri düzenlersin ha! MAKALE mehmet esato¤lu ekme¤imiz, heykelimiz, sanat›m›z tehlikede! ‹ZLEN‹M filiz tanya insanl›k an›t› ve kars kenti ELEfiT‹R‹ ferit mert can dündar ve ayd›n onuru DENEME kapitalist sisteme verilecek insani karfl›l›k: baflkald›r› ümit ilter MAKALE ibrahim karaca ecdad ELEfiT‹R‹ mete y›lmazer mutteflem manipülasyon MAKALE ümit ‹lter bu bizim spartaküs’ümüz de¤il! B‹YOGRAF‹ mete y›lmazer zincir ve k›rbaç alt›nda insanl›¤›n yük ak›: spartaküs

38 42 48 50 51 52 56 57 60 62

‹NCELEME faruk do¤an kürt halk›n›n belle¤i ve vicdan›: dengbejler B‹YOGRAF‹ derya karaçat› kaybedilemeyen:mario roberto santucho DENEME grup yorum “tek flark›l›k konser”in öyküsüdür. fi‹‹R abdülkadir bulut sen tek bafl›na de¤ilsin fi‹‹R bertolt brecht ö¤renmeye övgü ÖYKÜ tahir gürkan sevgi ve kin AYIN FOTO⁄RAFI FOSEM T‹YATRO hamxlet gülnaz b›çakç› S‹NEMA sevgi duman sinan çetin’in son sinsili¤i: ka¤›t HABERLER KAPAKLAR- (TAVIR ) ön kapak foto:FOSEM ön iç kapak karikatür: A. D FAR‹A HOJE EM D‹A (BRA) arka iç kapak desen: (ulafl bardakç› portre) bolu hapishanesi tutsaklar›


elefltiri elefltiri

ustalar›n miras›n› “yemek!” sinan gümüfl

Naz›m Hikmet, Hasan Hüseyin, Ahmed Arif, Enver Gökçe, Adnan Yücel, Mahzuni fierif, Ruhi Su, Ahmet Kaya, Y›lmaz Güney ve daha niceleri… Her biri, içlerinde bu sisteme duyduklar› öfkeyle, kinle yazd›, söyledi ömürleri boyunca. Görmeyenler görsün, duymayanlar duysun diye yazd›lar ayn› zamanda. Bu sömürü ve bask› düzeni bir an önce ortadan kalks›n diye... Onlar›n öfkesinden bu ülkeyi yönetenler, sömürücüler, halk› soyanlar bolca ald› nasiplerini. Gün oldu “Erim erim eriyesin” diyerek beddua ettiler, gün oldu “Kalbim dinamit kuyusu” diyerek ifade ettiler duygular›n›.

Gelir da¤›l›m›ndaki derin uçurum; e¤itim, sa¤l›k, bar›nma, beslenme alanlar›nda sürekli büyüyen sorunlar; hak ve özgürlüklerdeki geri kalm›fll›k, adaletsizlik… Saymakla bitmeyecek çeliflkilerin ülkesi olarak Türkiye; bu çeliflkileri ustaca resmeden, dile getiren büyük ozanlar, flairler yetifltirdi.

Halka küfretmek, afla¤›lamak yoktu onlar›n kitaplar›nda. Onlar halk› bazen “Kavgadan uzak kald›ysan, sevdadan da uzaks›n demektir” diyerek mücadeleye ça¤›rd›lar; bazen “Onlar ki toprakta kar›nca, suda bal›k kadar çokturlar” diyerek onlara duyduklar› sonsuz sevgi ve güvenlerini ifade ettiler. Ve yaratt›klar› her eser, sat›r› sat›r›na ezberlendi, beyinlere kaz›nd›. Çünkü onlar›n sat›rlar›nda güçlü bir mücadele azmi, derin

fiUBAT 2011 | TAVIR | 3


bir sosyalizm inanc› ve soylu bir halk sevgisi vard›. Ve bu sat›rlar her devrimcinin, halktan her insan›n duygular›n› da ifade ediyordu ayn› zamanda. ‹flte bu nedenle her biri k›sa sürede halklaflt›. Halk onlar›n eserlerini kalbinin en temiz yerine saklad›. Onlar bu eserleri yazarken bedeller ödemeyi de göze ald›lar. Kimisi sürgünlerde yaflam›n› yitirdi, kimisi onlarca y›l hapis yatt›, kimisi iflkenceler gördü, kimisi tedaviden mahrum b›rak›ld›. Bu sisteme olan derin öfkelerinin ve bu öfkelerini dile getirifllerinin bedellerini ödetiyordu, sistemin sahipleri. Ama onlar söyleyeceklerini söylemekten hiç vazgeçmedi. Hiçbir ç›kar hesab›na kurban etmedi düflüncelerini. Sayd›¤›m›z ustalar art›k aram›zda de¤iller. Ve onlar›n üretimleri bu ülke halklar›n›n mücadelesine bir miras olarak kald›. Ancak ne olduysa bundan sonra oldu. Baflka mirasç›lar da vard›: Aileler… Üretenlerin ölümünün ard›ndan eserlerin yasal sahipleri, kanunlar gere¤i, o kiflinin efli, kardefli, çocuklar› vb.’den oluflan ailesi oldu. Bu eserlerin çarçur edilmesini, bozulmas›n›, içeri¤inin çarp›t›larak sapt›r›lmas›n› engellemek gerekiyordu. Kullanacak olan kiflinin hangi amaçlarla kullanaca¤›n›n, yazan kiflinin düflünce ve ideallerine ters bir durumun olup olmad›¤›n›n kontrol edilmesi gerekiyordu. Ve hatta bu kullan›mlarla ilgili oluflacak maddi haklar›n da sahibi olacakt› bu kifliler. Bununla birlikte o ailenin bir ferdi olarak, o eseri üreten kiflinin en yak›n› olarak, onu sonsuza kadar yaflatmak, gelecek nesillerin de tan›mas›n› sa¤lamak öncelikli görev olacakt›, olmal›yd›. Aynen bu amaçlarla eserlere sahip ç›kan aileler de oldu kuflkusuz. Temel amac› onun an›s›n› yaflatmak ve ona ters gelece¤ini düflündü¤ü giriflimlerden korumak olan ve tüm prati¤ini buna göre flekillendiren aileler yok de¤il. Ancak diyebiliriz ki ailelerin büyük bir ço¤unlu¤u bunun tersi bir tutum içinde oldular.

4 | TAVIR |fiUBAT 2011

Bunlar› isim isim aç›klayarak tart›flman›n flu aflamada bir gere¤i yok ancak konunun kendisi ciddi bir sorun olarak tart›fl›lmaya muhtaç. Ozan ya da flair ustalar›m›zdan kalan miras› salt bir maddi miras olarak de¤erlendirerek, onlar›n düflünce ve inançlar›yla hiç ba¤daflmayacak giriflimlerde bulundular, bulunmaktalar. Her bir eseri bir ticari meta olarak gören, hangisinden ne kadar para kazan›r›m hesaplar› yapan ailelerin ço¤unlukta oldu¤unu söylemek abart› olmayacakt›r. Hatta bu eserlerin üzerinde tepinen, tabir caizse ya¤malayan, aile içinde bile ç›kar savafllar› yapan, olmad›k entrikalar düzenleyen nice ailelerin oldu¤u bilinmektedir. Böylesi bir tav›r içerisine girenlerin amac›n›n; bu kiflinin eserlerini korumak, yayg›nlaflt›rmak, düflünce ve inançlar›n›n bilinmesini sa¤lamak olmad›¤›, bununla hemen hemen hiç ilgilenmedikleri, onlar için varsa yoksa kazanacaklar› paralar oldu¤u da bir s›r de¤ildir. Ömrü boyunca sömürücülere duydu¤u derin nefreti kaleme alm›fl kimi flairlerin ve ozanlar›n haklar›n›n kimi aileler taraf›ndan tekelci büyük flirketlere sat›ld›¤›n›, bu kiflilere adeta küfür eder gibi, onlarla ilgili tüm tasarruf haklar›n› Yap› Kredi gibi tekelcilerin insaf›na b›rak›ld›¤›n› bile görebiliyoruz bugün. Mirasyedilik bu boyutlardad›r. Evet onun ailesinin bir ferdi olarak bir miras hakk› oluflmaktad›r, buna kimsenin bir itiraz› yoktur. Ticari kazanç getirecek durumlarda bunun mirasç›lara da bir flekilde maddi kazanç olarak geçmesi de tart›flma konumuz de¤ildir. Bizim aç›m›zdan as›l nokta, bu ustalar›n yaratt›¤› de¤erlerin üzerinde böylesine tepinilmesidir. Hiç kimsenin biyolojik ba¤›, o kiflinin ideolojik olarak düflman ilan etti¤i kesimler taraf›ndan ya¤ma edilmesine izin verme hakk›n› do¤urmaz. O eserler halka miras kalm›flt›r, halka aittir, halk


ad›na takip eden ise ailedir. Hiçbir evlad›n ya da hiçbir eflin baflka bir tasarruf hakk› olamaz. Bu, o kifliye yap›lacak en büyük sayg›s›zl›kt›r. Ömrünü kapitalizmin vahflili¤ini resmetmekle geçirmifl bir kiflinin eserlerini bu kapitalistlerin a¤ababalar›n›n hizmetine sunmak, o kifliye yap›lacak en büyük hakarettir. Bu, kimi durumlarda eseri yazan kiflinin kendisi için bile geçerlidir. Eser halklaflm›flsa ve genifl kitlelere malolmuflsa onun üzerinde tasarruf sahibi art›k halk olmufl demektir. Zülfü Livaneli’nin kendi bestesi olan Özgürlük flark›s›n› Vodafone reklam› için verdi¤inde ç›kan tart›flmay› herkes hat›rlar. 300 bin TL’ye “Özgürlük” adl› eserinin müzi¤ini Vodafone’ye veren Zülfü Livaneli, halk taraf›ndan çok yo¤un bir flekilde elefltirildi¤inde, istemeye istemeye geri ad›m atm›fl ve Vodafone’la yapt›¤› sözleflmeyi iptal etmiflti. Eseri yaratan kiflinin, bu flekilde kullanmak için, yani onu paraya tahvil etmeye kendi hakk› bile yokken, o eserle hiç ama hiçbir iliflkisi olmayan, tek ba¤› o eseri üretenle biyolojik ba¤ olan kiflilerin böyle bir hakk›n›n olmad›¤›, aç›kça ortadad›r. Kimi aileler için de e¤er eser kullan›lacaksa, varsa yoksa parad›r. Paray› veren kifli kim olursa olsun eseri kullanabilir, para vermeyen ise kim olursa olsun kullanamaz. Yani eserin kullan›m›ndaki tek kriter para verilip verilmedi¤idir. Eseri üretenlerin eseri hangi duygu ve koflullarda yazd›¤›na bak›ld›¤›nda, onlar nezdinde paradan daha belirleyici kriterlerin oldu¤u kolayca görülür. Mirasç› aile de bu kriterleri devam ettirmekle yükümlü olmal›d›r. Ancak “Biz nas›l geçinece¤iz?”, “Sokakta m› kalal›m?” fleklindeki gerekçelerle eser kullan›m› sadece paraya endeksli bir hale gelebilmektedir. Para elbette ki al›nabilir ama s›rf para veriyor diye yozlu¤un, dejenerasyonun simgesi tiplerin bu eseri kullanmas›na müsaade edilmemelidir. Ya da gerici, faflist tiplerin farkl› bir imaj çizmek için bu flekilde eserleri kullanmas›na s›rf para u¤runa izin verilmemelidir.

para demek de¤ildir. Bazen öyle fleyler olur ki, parasal bir karfl›l›¤› yoktur ancak çok özel bir yeri vard›r, o sanatç›n›n onurland›r›lmas›, bir usta olarak hak etti¤i yere konulmas›, genifl kitlelere sunularak ad›n›n yaflat›lmas›na katk› sunulmas› söz konusu olabilir. Böyle durumlarda e¤er parasal bir getirisi yoksa da kullan›lmas› düflünülebilir. Ancak bunlar›n hiçbiri, bu flekilde yaklaflan ailelerin umurunda olmamaktad›r. ‹flin manevi ya da ideolojik boyutuyla hiç mi hiç ilgilenmemekte, onun isminin onore edilmesi zerrece umurlar›nda olmamaktad›r. Israrla “sen paradan haber ver” denilmektedir. Ailelerin bu durumu kapitalizmden ba¤›ms›z de¤ildir elbette. Hem bencillik, hem geçim s›k›nt›s›, hem gelecek kayg›s›, bunlar›n hepsi kapitalizme özgüdür ve onun sonuçlar›d›r. Gerek mirasç› ailelerin, gerekse günümüzdeki sanatç›lar›n telif haklar› üzerinden yürüttü¤ü mücadele kapitalizm içinde do¤al bir sonuçtur. Elbette ki herkes geçimini sa¤lamakla da yükümlüdür. Her fleyden önce yaflanan sorunlar›n kapitalizmin haz›rlad›¤› maddi yaflam koflullar›ndan kaynakland›¤› herkesçe biliniyor. Geçim s›k›nt›s›n›n ne demek oldu¤unu en baflta o eserleri yaratanlar biliyordu ve onun üzerine flekillendirdiler eserlerini. S›k›nt›lar›n mutlaka bir çözüm yolu vard›r, bulunmal›d›r. Ve bunun çözümü; iliflkileri kesinlikle maddiyatla temellendirmeyerek, birbirimize ç›karc› yaklaflmayarak, dayan›flmay› örgütleyerek mümkün olabilir. Tüm bunlar›n yan›nda telif kapitalizme ra¤men nerede bafllar, nerede biter, bir eserin maddi boyutu, manevi ve ideolojik boyutu nelerdir, sosyalistler ve ilericiler aras›ndaki iliflkilerde de temel belirleyici rolü “telif” ve ona ba¤l› olarak “para” m› oynayacakt›r? Telif kavram› içinde paran›n d›fl›nda baflka kavramlar da yer alabilir mi? “De¤er” sadece maddi midir? Bu ve benzeri sorular›n cevab›n› önümüzdeki say›dan itibaren tart›flmaya aç›yoruz. Amac›m›z; kapitalizm içinde yafl›yorken ilerici ayd›n ve sanatç›lar aras› iliflkilerde sosyalist kültür, de¤er ve iliflkileri yaratmak ne kadar mümkündür, bunun cevab›n› aramak… J

Bir di¤er yandan evet kapitalizm içinde yafl›yoruz ama her fley

fiUBAT 2011 | TAVIR | 5


Samsun’da Grup Yorum konseri düzenledikleri için tutuklananlara... Ve dava dosyalar›na “delil” niyetine Grup Yorum afifl örnekleri, konser biletimiz, Tav›r dergileri ilifltirilenlere... 10 y›l 10 ay hapis “cezas›” alan Günay Özaslan ve Ali Kemal Afl›k; 8 y›l 9 ay “ceza” alan Hayriye Gündüz; 8 y›l 4 ay ceza alan ‹hsan Özdil’e...

türkülerimiz atefl hatt›nda!

“Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robson ‹nci diflli, zenci kardeflim, Kartal kanatl› kanaryam. Türkülerimizi söyletmiyorlar bize” (I) Çünkü türkülerimizden korkuyorlar, her biri atefl hatt›nda, egemenlerin yüzünde patlayan bir tokat gibi olan türkülerimizden... Türkülerimizin her bir dizesi s›n›fsal duruflumuzun bir manifestosudur çünkü. Açl›k çekenlerin ac›lar› vard›r türkülerimizde. Aç ve yoksul b›rak›lm›fllar›n, gecekondulular›n, bo¤az toklu¤una çal›flanlar›n ›zd›rab› vard›r her bir dizesinde. Para babalar›na karfl› öfkeyi, sömürülenlerin direnifllerini bulursunuz türkülerimizin her bir dizesinde. Birlik olmay›, örgütlenmeyi, karfl› durmay›, al›flmamay›, öfke duymay›, hesap sormay› bulursunuz türkülerimizde. Coflkuludur türkülerimiz, gürül gürül bir ›rma¤›n bir yerde flelaleye dönüflüp akmas›d›r. ‹flte bu yüzden korkuyorlar türkülerimizden. Teslim olmak, bafle¤mek yoktur türkülerimizde. ‹nançl› ve kararl› olmak vard›r; t›pk› Mahirler’in K›z›lderesi gibi. Türkülerimiz tafl›yor büyük kalabal›klara, K›z›ldere’yi, may›sta idam sehpa-

6 | TAVIR | fiUBAT 2011

s›nda at›lan sloganlar›, fiark›flla’y›, Dersim Da¤lar›’n›, ’80 karanl›¤›na karfl› zindanlarda ölüm pahas›na direnenleri... “Selam olsun karanl›¤› flimflek çak›p yakanlara / Selam olsun bütün kardefl dünya halklar›na / Selam olsun özgürlü¤e bayrak bayrak koflanlara / Selam olsun halk›n savaflç›lar›na, bin selam!” demifliz türkülerimizde. Bunun için korkuyorlar türkülerimizden. Bir iflçiyi örgütlenmeye, kapitaliste, burjuvaziye karfl› ayaklanmaya ça¤›r›yor türkülerimiz. Daha iyi koflullarda bir yaflam› savunuyor türkülerimiz. Büyük kalabal›klara devrimi ça¤r›flt›r›yor türkülerimiz. “Gel ki geceler çatlas›n, gel ki flafaklar tutuflsun, bizim olsun al›nterimiz, eme¤imiz” demifliz türkülerimizde. Bu yüzden korkuyorlar. Derin derin uyuyan/uyutulan kitlelerin uyanmas›ndan korkuyorlar. “Korkuyorlar Robson fiafaktan korkuyorlar, Görmekten, Duymaktan, Dokunmaktan korkuyorlar” (II)


Türkülerimiz insana, insan›n yüre¤ine dokunur. Elden ele tafl›n›r, her damlas› paylafl›l›r türkülerimizin susuzlukta, açl›kta. Paylaflmaktan korkuyorlar. ‹nsan›n insan› sevmesinden, halklar›n halklar› sevmesinden, iflçinin iflçiyi, yoksullar›n birbirini sevmesinden korkuyorlar. Bunu diyor türkülerimiz… “‹nsanlar›n içindeyim, seviyorum insanlar›, hareketi seviyorum, düflünceyi seviyorum, kavgam› seviyorum, sen kavgam›n içinde bir insans›n sevgilim, seni seviyorum” “Ya¤murda ç›r›lç›plak y›kan›r gibi a¤lamaktan S›ms›k› bir ayvay› difller gibi gülmekten korkuyorlar Sevmekten korkuyorlar, bizim Ferhat gibi sevmekten Sizin de bir Ferhat›n›z vard›r elbet Robson, ad› ne?” (III) Umut hep vard›r, dize aralar›nda hep gizlidir umut. ‹nsan›n derinliklerindeki suskunlu¤a flefkatli bir ça¤r›d›r türkülerimiz. Gözündeki parlayan bir ›fl›lt›d›r türkülerimiz; bir boyac›n›n, bir tekstil iflçisinin, bir fabrika iflçisinin, bir ö¤rencinin, bir memurun, bir köylünün, kondulunun… Bu ›fl›lt›dan korkuyorlar. Türkülerimiz karanl›¤›n ortas›nda alev alev yol gösterendir. “Düflen birdir bilmelisin, bin o¤lun var sevmelisin, yar›n bizim y›lmayas›n, yüre¤inde güç olmal›” der türkülerimiz. “Tohumdan ve topraktan korkuyorlar Akan sudan ve hat›rlamaktan korkuyorlar Ne iskonto, ne komisyon, ne veda isteyen bir dost eli S›cak bir kufl gibi, gelip konmam›fl ki avuçlar›n›n içine Ümitten korkuyorlar Robson, ümitten korkuyorlar ümitten Korkuyorlar kartal kanatl› kanaryam

Türkülerimizden korkuyorlar.” (IV) Bu yüzden; türkülerimizi çalandan, söyleyenden, sesimizin kalabal›klara ulaflmas›ndan korkuyorlar. Hapisliklerle, on y›llara varan cezalarla korkutmaya çal›fl›yorlar. Ama, bir kez umudu tatm›fl bir yüre¤i korkutamazs›n›z. Bu yüzden, sorulacak hesaptan ve kendi korkular›ndan da korkuyorlar. Hayriye, ‹hsan, Ali Kemal, Günay için de türkülerimizi söylemeye devam edece¤iz. Türkülerimizi; bin y›llardan bugüne temiz kalman›n, onurlu yaflaman›n, de¤erlerimize sahip ç›kman›n, zulme karfl› direnmenin bayra¤› olan türkülerimizi, ’85’te devrald›k, söylemeye devam ediyoruz, edece¤iz. Dilden dile yay›lmas›n› engelleyemeyeceksiniz. Devrimin f›s›lt›s›n› durduramazs›n›z, yay›lacak! Yayaca¤›z! Türkülerimiz etraf›n›z› saracak, iflte o zaman kaçamayacaks›n›z. Elinizden geleni esirgemeyip, kafan›za göre hapis cezalar› yaz›p, içeriye doldurdu¤unuz devrimcilerin ah›n›, sizden en güzel yine türkülerimiz alacak. “Serdari halimiz böyle n’olacak K›sa çöp uzundan hakk›n alacak Bu düzen y›k›l›p viran olacak Akibet da¤›l›r ilimiz bizim” (V) (I), (II), (III), (IV): “Korkuyorlar” / Naz›m Hikmet (V): Afl›k Serdari J

fiUBAT 2011 | TAVIR | 7


karikatür karikatür

8 | TAVIR | fiUBAT 2011


makale makale

yorum konseri düzenlersin ha! av. evrim deniz karatana

Kuflkusuz bu karar da di¤erlerinden ba¤›ms›z de¤erlendirilemez. S›k›yönetim mahkemeleri ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinden bugüne, sistem muhaliflerini yarg›lamak ve cezaland›rmak amac›yla yarg› sistemindeki güzide yerlerini koruyan özel yetkili mahkemeler, devleti halka karfl› koruma görevlerini lay›k›yla yerine getirmifllerdir. Bu mahkemeler hiçbir zaman adaletin sa¤lanmas› kayg›s› tafl›mam›fl, sistemin korunmas› ve egemenlerin iktidarlar›n›n güçlendirilmesi anlay›fl›yla hareket etmifltir. DGM’lerin halefi Özel Yetkili Mahkemeler, adaletsizlik konusunda geçmiflin izini sürmeye devam ediyor. Yaln›z önlerine gelen dosyalar›n oluflmas›nda önemli bir fark var; eskiden iflkence ve infaz tehdidiyle haz›rlanan DGM dosyalar› flimdilerde yerini internet sitelerinden “elde edilen deliller” ile demokratik eylem ve etkinliklerde çekilen görüntülerden oluflan dosyalara b›rakt›. Ankara 11. A¤›r Ceza Mahkemesi, 30 Aral›k 2010 günü; Samsun’da Grup Yorum konseri düzenledi¤i için May›s 2009’dan bu yana tutuklu olan 4 kifliye, 8 y›l ile 11 y›l aras›nda de¤iflen hapis cezalar› verdi. Bu karar; son dönemlerde benzer tüm demokratik talep ve eylemlerin yarg›land›¤› dosyalarda verilen kararlardan çok daha a¤›rd›. Asl›nda özel yetkili a¤›r ceza mahkemeleri hukuksuz kararlara imza atmak konusunda s›kça “özel yetkilerini” kullan›yor.

Bu örneklere s›kça rastlad›¤›m›z Ankara özelinde bir de¤erlendirme yapacak olursak; 2007 y›l›ndan bu yana her on “yasad›fl› silahl› örgüt üyeli¤i” ve “örgüt propagandas›” dosyas›ndan dokuzu bas›n aç›klamalar›, anma etkinlikleri ve mezar ziyaretlerinden olufluyor. Polis, internet sitelerinden indirdi¤i bas›n metinleri ile eylem ve etkinliklerde çekti¤i foto¤raflar›n yan›na kendi “bilgi notlar›n›” da s›k›flt›rarak haz›rlad›¤› dosyalar› mahkeme önüne getiriyor ve yarg›çlara yaln›zca kararlar›n alt›n› imzalamak kal›yor. Hemen her eylemde gördü¤ümüz, ellerinde küçük not

fiUBAT 2011 | TAVIR | 9


defterleri ve ürkek bak›fllar›yla kitleyi izleyen polisler, “megafonu tutan›”, “bas›n aç›klamas› okuyan›” not ald›klar› anda “silahl› örgüt üyeli¤i” suçu sübuta ermifl oluyor! Bu mahkemelerde hasta tutsaklar› sahiplenen TAYAD’l›lardan, paras›z e¤itim isteyen ö¤rencilere kadar tüm muhalif kesimler “yasad›fl› silahl› örgüt üyeleri”; Mahir Çayan anmas›ndan, Dünya Emekçi Kad›nlar Günü mitingine kadar tüm demokratik eylem ve etkinlikler ise yasad›fl› örgüt faaliyeti olarak nitelendiriliyor. Son olarak Grup Yorum konseri düzenleyenler de bu genifl yelpazeye dahil edilmifl oldu. Üstelik öyle h›zl› oldu ki bu, cezalar›n a¤›rl›¤› önceki tüm dosyalar› geride b›rakt›. Bu dosyan›n benzerlerinden tek fark› ise mizah dergilerine fazlaca malzeme üretmeye yetecek kadar kötü ve uydurma delillerle dolu olmas›d›r. Bu nedenle kanun maddeleri ve içtihatlarla yap›lacak de¤erlendirme, yaflanan hukuksuzlu¤u anlatmakta eksik kal›r. Örne¤in, flu anda okumakta oldu¤unuz dergi, Grup Yorum konseri düzenleyenlerin yarg›land›¤› dosyada “yasad›fl› terör örgütünü övücü, bilgi verici, gündemi ve son durumu ile ilgili yay›n yapan yasak dergi” diye nitelenmifltir. Üstelik flimdiye kadar hiçbir yasaklama ve toplatmaya konu olmamas›na ra¤men… Yine ayn› dosyada, “Hücredeki adal›n›n rüyas›” isimli fliiri okumak, bir tiyatro oyununda Mahir Çayan’› canland›rmak ve Grup Yorum konseri bileti satmak yasad›fl› örgüt üyeli¤ine delil olarak gösterilmifltir. Yarg›lama boyunca polisin haz›rlad›¤› dosyan›n üzerine bir cümle bile eklenmemifl ve iddialar›n hiçbiri araflt›rmaya de¤er bulunmam›flt›r. Çok çal›flan(!) ve befl klasörlük koca bir dosya haz›rlayan polisin yapt›¤› ifli tart›flman›n yersiz olaca¤› anlay›fl›ndan hareket edilerek tam da bu mahkemelerin ruhuna yak›fl›r bir flekilde dava sonland›r›lm›flt›r. Ve böylece “cezaland›r›lan” mezar tafllar›, anma etkinlikleri ve bas›n aç›klamalar›n›n yan›na konser gibi bir sanat etkinli¤i de ad›n› yazd›rm›fl, devrimci sanat ve devrimci sanat› sahiplenenler suçlu bulunup 10 y›ldan fazla hapse mahkum edilmifltir! Devrimci sanat, s›n›flar aras› mücadeleden beslendi¤inden ve ezilenden yana saf tuttu¤undan egemenler için her zaman korkutucu olmufltur. Çünkü Devrimci sanat, “gelece¤in yarat›c›s› olman›n sevincini ve coflkusunu tafl›yan, yeniyi temsil eden bir kültürü” konu al›r. Örgütlü mücadeleden beslenip örgütlü mücadeleye katk› sunar. Y›lmaz Güney’in dedi¤i gibi , “Devrimci sanat, halk›n ve özellikle gençli¤in bilincini yozlaflt›ran, halka zararl› düflüncelere karfl› verilen mücadelede etkin ve güçlü bir temizleme silah›d›r” ve Grup Yorum da bu “silah›” en iyi kullananlardand›r. Kendilerine mal edemedikleri ve içini boflalt›p “zarars›z” hale getiremedikleri Grup Yorum, 25 y›ld›r iflçilerin, ö¤rencilerin,

10 | TAVIR |fiUBAT 2011

köylülerin ve devrimci tutsaklar›n mücadelesine ses vermifl, bu yüzden onlarca bask›ya, yasa¤a, gözalt› ve tutuklamaya maruz kalm›flt›r. Tüm bu bask›lara ra¤men 25. y›l›nda 55.000 kiflilik bir koroyla türkülerini söyleyen Grup Yorum, iktidar için “korkutucu” olmaya devam etmektedir. Pervas›zca verilen cezalar›n a¤›rl›¤› da ancak korku ve acizlikle aç›klanabilir. A¤›r cezalarla sonland›r›lan ve befl klasörden oluflan konser davas›n›n “suç delillerini” flu flekilde özetlemek mümkün; bir klasörde Grup Yorum’un Samsun’da verdi¤i konserin bilet ve afiflleri, bir klasörde Tav›r Dergisi, bir klasörde ise “Hücredeki Adal›n›n Rüyas›”… Gerisi ka¤›t israf›… Ve sonuç; 4 kifliye 40 y›l ceza… Latin Amerikal› yazar Eduardo Galeano’nun dedi¤i gibi; “Güvenli¤i adalete tercih eden bir dünyada, adaletin güvenli¤in sunaklar›nda kurban edilmesini her gün daha çok insan alk›fll›yor.” Ayin törenleri, özel yetkili mahkemelerde yap›l›yor. Adaleti kurban etme görevini ise yarg›çlar üstlenmifl durumda. “Hak, hukuk, adalet” talep etmekten, lehe olan hükümlerin uygulanmas›n› dilemekten, beraat istemekten yorgun düflüyoruz bu mahkemelerde… Biz avukatlar, kürsünün “sol yan›nda” son ana kadar diretmifl ama vurulacak nihai darbeyi engellemeye gücü yetmeyen çocuklar gibi, adaletin katlini nefret ve hiddet içinde izlerken, hemen her “özel yetkili” yarg›laman›n sonunda yeni bir adal› hücresine gönderiliyor. Fakat tüm bu hukuksuz cezalara, F tipi hücrelere ve tecrite ra¤men mücadele devam ediyor. Cezalar›n ve tutsakl›¤›n, devrimciler karfl›s›ndaki acizli¤ini ise en iyi Mahir anlat›yor: “(...) Ben ne flural›y›m ne bural›, Adal›y›m Adal›, Adam ormanl›kt›r. Dostluk, yoldafll›k, mertlik orman›, bütün Ada'm› kaplar. Erdemin günefli yirmidört saat ayd›nlat›r Ada’m› Biz ada sakinleri bilmeyiz karanl›¤›. Ben Adal›y›m ey kahpe hücre, Adal›. …. Dünyam karanl›kt›r, günefli batmayan böyle bir ada yeryüzünde yoktur. …. Evet adam› karanl›¤›n sular› bast›. Evet, benim gibi pek çok Adal› bu çirkef sular›n alt›nda, ama bofluna sevinme, Ada'm batmaz, yok olmaz Ada'm, sadece karanl›k denizinde yerini de¤ifltirdi. Hepsi o kadar. (...)” J


makale makale

~

ekmegimiz, heykelimiz, sanat›m›z tehlikede! mehmet esato¤lu

Muhalif, yarat›c› sanatç› ile iktidarlar aras›nda var olagelen çekiflme ve kavgalar, insanl›k tarihi kadar eskidir. ‹nsan›n eme¤i ve üretimiyle dönüp duran ekonomik çark›n yaratt›¤› de¤erlerin paylafl›m›ndaki dengesizlik, buna bir itiraz eden yoksa bin y›l sürüp gidebilir. Böylesi bir ortamda insan düflündü¤ünü, yarat›s›n›; içinde, kafas›nda tutarsa ortaya pek bir sorun ç›kmaz. Dünyada alt› buçuk milyar insan var. Bir o kadar da düflünce ve yarat› var. Bütün sorun, bu alt› milyar insandan birilerinin düflüncesini, yarat›s›n›; iflleyen çark›n ve de¤erlerin paylafl›lmas›na itiraz temelinde ortaya koymas›yla bafll›yor. Egemen s›n›f kendi düflüncesini ve yapt›r›mlar›n› insanlara her geçen gün kabul ettirdikçe, çark dönüflünü sürdürür. Çark›n dönüflünden ortaya ç›kan pay dengesiz bir biçimde paylafl›l›rken ezilenler ikna olabiliyorsa ifller bir türlü yürür. Ayk›r› düflünce ya da yarat› ortaya ç›k›nca “huzur” ortam› bozularak ortal›¤› bir “huzursuzluk” kaplar. O zaman flairin dedi¤i gibi “bafllar buyruk alt›ndakiler konuflmaya”...

Geçti¤imiz ay ülke gündemine bir heykel tart›flmas› düfltü. Baflbakan›n Kars gezisi s›ras›nda Mehmet Aksoy’un heykeline “ucube” demesiyle bafllayan tart›flma, sanat çevrelerinin tepkisiyle büyüdü gitti. Sanat bizim ülkemizde genifl y›¤›nlar›n çok gündeminde olmasa da egemen s›n›flar›n bafl hedefinde olan bir aland›r. Y›l›n belli dönemlerinde iktidar sahipleri ya da onlar›n yöneticileri ucundan buca¤›na bir yan›ndan sanata “bulafl›r”lar. Bir kültür merkezini kapat›rlar. Oyun, kitap yasaklarlar. Karikatüre öfkelenirler. Bir sanat yap›t›na dil uzat›rlar... Sanat genifl y›¤›nlarla buluflamasa da en az›ndan varl›¤›yla onlar› huzursuz eder. Çünkü “dikensiz gül bahçesi” gibi gösterilmek istenen ortam› ucundan buca¤›ndan irdeleyeni bile olsa ne menem bir durumda oldu¤unu ortaya koyar. Sanat yap›t› genifl y›¤›nlar›n tümünü olmasa da bir kesim ezilenin yüre¤ini vurup geçmesi, bunun ezilenler aras›nda dalga dalga yay›lmas› egemen s›n›flar›n korkulu düflüdür. Kars’ta 2000’li y›llar›n bafl›nda Mehmet Aksoy, Ermenistan taraf›ndaki soyk›r›m heykeline karfl› halklar›n dostlu¤unu simgele-

fiUBAT 2011 | TAVIR | 11


rihi boyunca dik durmaya çal›flm›flt›r. Mehmet Aksoy’un yap›t›na “ucube” denilerek yap›lan sald›r› ilk de¤ildir. Seksen y›l boyunca iktidara gelen tüm politikac›lar heykellere karfl› sald›rgan bir tutum izlemifllerdir. Özellikle Cumhuriyet’in 50. y›l› dolay›s›yla yap›lan ve ‹stanbul’un çeflitli semtlerine dikilen heykeller yo¤un tart›flmalara yol açt›. Bu heykellerden biri de Gürdal Duyar’›n “Güzel ‹stanbul” heykeliydi. Uzun tart›flmalar›n ard›ndan heykel birkaç kez konuldu¤u yerlerden söküldü. Heykelt›rafl›n yaflam›n› yitirdi¤i günlerde Milliyet Gazetesi onu ve yap›t›n› flöyle bir haber yapt›:

yen bir “‹nsanl›k An›t›” yapt›. Neredeyse bir apartman boyunu aflan bu yap›t, o günlerde devlet deste¤i al›rken, daha sonra tamamlanamad›. 2000’li y›llar›n hemen bafl›nda kurulan AKP hükümetleri ise bu projeye so¤uk bakt›. Mehmet Aksoy yap›tlar›yla ülkemizde ve dünyada tart›flmalar yaratmay› baflarm›fl bir sanatç›. Bugüne dek toplam 321 adet heykel üreten Aksoy, ’70’li y›llardaki “Türkiye” heykelinden ’90’larda “‹fl Göçü” ve asker kaçaklar›n› konu alan “Meçhul Asker Kaça¤›” çal›flmas›na dek her yap›t› politik-estetik zenginlikler tafl›yan bir heykel ustas›... Ülkemizin tarihinde heykelt›rafllar›m›z özellikle ’40’l› y›llardan bafllayarak gerek yarat›lar› gerekse politik durufllar›yla önemli izler b›rakm›fllard›r. Zühtü Mürito¤lu, fiadi Çal›k, Ali Hadi Bara, ‹lhan Koman, Kuzgun Acar, Saim Bugay ve Gürdal Duyar alan›n önde gelen sanatç›lar›d›r. Aksoy bu damar›n yaflayan son temsilcilerinden biridir. Ülkemizde heykel sanat›m›z›n geçmifline bakt›¤›m›zda sanatç›n›n iki e¤ilim aras›nda kald›¤›n› görüyoruz. Devlet ve onu yöneten zihniyet için heykel yaln›zca Atatürk an›t› ve kurtulufl savafl› figürleri dikmekten ibarettir. Kentlerin meydanlar›nda girifllerinde ve ç›k›fllar›nda biçim aç›s›ndan kabaca kotar›lm›fl Atatürk heykelleri vard›r. Bu alanda yap›lan tart›flmalar yap›tlar›n benzeyip benzemedi¤i çerçevesindedir. fieriatç›gerici çevreler içinse heykel bir puttur ve derhal y›k›l›p yok edilmesi gerekmektedir. Heykel sanatç›s› bu iki gerici yaklafl›m ortas›nda Cumhuriyet ta-

12 | TAVIR |fiUBAT 2011

“Müstehcen oldu¤u gerekçesiyle ‹stanbul’un Karaköy ilçesinden Befliktafl’taki Y›ld›z Park›’n›n ücra bir köflesine sürgüne gönderilen ‘Güzel ‹stanbul’ heykelinin 34 y›ll›k esareti sürüyor. Heykelt›rafl Gürdal Duyar, eserinin özgürlü¤e kavufltu¤unu göremeden 19 Nisan 2004’te yaflam›n› yitirdi; heykeli ise zamana direniyor. Cumhuriyetin 50. y›l› kutlamalar› kapsam›nda 1973 y›l›nda heykelt›rafl Gürdal Duyar’dan, Karaköy Meydan›’na dikilmek üzere ‹stanbul’u anlatan bir heykel yapmas› istendi. Duyar, ‹stanbul’u, hafifçe geriye do¤ru uzanm›fl ç›plak bir kad›n heykeliyle tan›mlad›. Heykel, Mart 1974’te, kutlama komitesi taraf›ndan Karaköy Meydan›’na hakim bir yere dikildi. CHP-MSP koalisyon hükümetinin yeni kuruldu¤u bir dönemde yap›lan ‘Güzel ‹stanbul’ heykeli ‘müstehcen’ bulundu ve tart›flmalara neden oldu. Özellikle koalisyon orta¤› MSP’nin, heykelin kald›r›lmas›n› istedi¤i iddia edildi. Tart›flmalar›n büyümesi üzerine heykel 34 y›l önce bir gece yar›s› balyoz ve çekiç darbeleriyle yerinden söküldü ve bilinmeyen bir yere götürüldü. Bir süre kay›plara kar›flan heykelin daha sonra Y›ld›z Park›’n›n bir köflesine dikildi¤i ortaya ç›kt›. Heykel o tarihten bu yana Y›ld›z Park›’n›n gözlerden ›rak, kuytu bir köflesinde sürgün cezas›n› çekiyor. Park›n her taraf› lalelerle rengarenk. Ancak heykelin bulundu¤u bölge yabani otlar›n ve çal›l›klar›n iflgali alt›nda. Hafta sonlar› t›kl›m t›kl›m olan Y›ld›z Park›’nda ‘Güzel ‹stanbul’u ancak üç-befl kifli görebiliyor. Heykelin kaidesinde tan›t›c› hiçbir yaz›n›n olmamas› da dikkat çekiyor. Ancak ald›¤› bütün darbelere ve do¤al etkilere karfl›n ‘Güzel ‹stanbul’ heykeli 34 y›ld›r sapasa¤lam ayakta duruyor” Görüldü¤ü gibi heykel üzerindeki “ucube” tart›flmas› eski bir gelenek. Baflbakan koltu¤una oturdun mu sanata sald›racaks›n, sanat mekanlar›n› kapatacaks›n; karikatürden tiyatroya, müzi¤e plastik sanatlara her türlü düflünsel ürüne ve yarat›ya savafl açacaks›n. Sa¤l›¤›ndan eme¤ine, e¤itimine, emeklili¤ine her fleyini gasp etti¤in insanlar›n, buna karfl› durmamas› için hayat damarlar›ndan birini kesmek, sanat› durdurmak ve susturmak gerekiyor. J


insanl›k an›t› ve kars kenti

Dünyan›n en büyük uygarl›klar›ndan geriye kalan nedir? Hiç dönüp bakt›n›z m› eski flehir kal›nt›lar›na, müzelere... Antik flehirler heykeller, sanat eserleriyle süslüdür. Onlar›n en de¤erlileri de heykelleridir. Hemen al›r müzelere koyar›z. Korumaya çal›fl›r›z. Nas›l yapm›fllar diye hayranl›kla bakar›z. Birçok flehri heykelleriyle anar›z. Rodos heykeli flimdi yoktur ama hiç görmedi¤imiz eserin görkemini hala anlat›r›z. Rodos’u heykeliyle anar›z. Birçok kent, ülke, heykelleriyle an›l›r. Peki ya flimdi, flimdi kentlerimizi, ülkemizi heykellerle donat›yor muyuz? Yoksa bu sanat›n içine mi tükürüyoruz. Yoksa onlara “ucube” deyip y›kmaya m› kalk›yoruz. Hat›rlar m›s›n›z, birkaç y›l önce Taliban’›n Afganistan’da Buda kabartmalar›n› bombalayarak y›kt›¤›n›? Ve flimdi de Türkiye Cumhuriyeti Baflbakan›, Mehmet Aksoy’un Kars’ta yapt›¤› o güzel heykeli, “‹nsanl›k An›t›”n› “ucube” diye nitelendirerek y›k›lmas›n› istiyor. Neymifl efendim kendisi de heykelden anlarm›fl, çevresindeki dokuya hiç yak›flm›yormufl, bir “ucube” imifl. Tüm bu olanlar› flaflk›nl›kla izleyip o çevreyi ve dokuyu düflünürken iki y›l önce Kars’a yapt›¤›m bir yolculuk geliyor akl›ma. Ge-

lin Kars’› ve “ucube” heykelin çevresini birlikte gezelim. Olup biteni bu tarihin ve atmosferin ortas›nda bir kez daha düflünelim. Uzun yollardan gelip, Uzundere’de güzel bir uyku çektikten sonra gecenin karanl›¤›ndan kurtuldu¤umuz ilk saatlerde Kars’a gitmek üzere yola ç›km›flt›k. Uzundere’de yaflayan arkadafl›m›za misafirdik; onun Kars’ta iki günlük bir sempozyuma kat›lmas› gerekti¤i için evimizden kalk›p buraya gelmifltik. Uzun süredir Kars’a gitmeyi planl›yorduk. Bizim için do¤unun buzlar ülkesinin baflkenti; ayr›l›¤›n, kavuflman›n, tafllar›n, heykellerin kentiydi Kars. Bir taflla iki kufl vurmufltuk. Göle üzerinden Kars’a do¤ru yola ç›kt›k. Vadilerden, kanyonlardan, da¤lardan, platolardan geçiyorduk; may›s›n sonundayd›k ama a¤açlar hala yapraklanmam›flt›, daha k›fltan yeni ç›k›yordu do¤a. Bir dere kenar›ndan giderken önümüze dev bir ifl makinesi ç›kt›, yol geniflletme çal›flmalar› için kayalar› patlat›yorlarm›fl. Biraz beklemek zorunda kald›k, arkadafl›m›z özetledi bize olan› biteni: “Bu iki fleritli yol buraya yetiyor, bozuk yerlerini düzeltseler yetecek ama flerit say›s›n› art›rmak için yolu geniflletip do¤ay› mahvediyorlar, kayalar› dinamitle patlat›p a¤açlar› kesiyorlar.” Etraf›m›za bak›nca biraz önce dere kenar›ndan keyifle gelirken, flimdi parçalanm›fl kayalar›n aras›nda kald›¤›m›z› gördük... Hak veriyoruz ona; ihtiyac›m›z d›fl›nda her fleye açgözlülükle sald›r›yoruz, do¤ay› müsrif bir flekilde kullan›yoruz.

fiUBAT 2011 | TAVIR | 13


hatta ›ss›z, kendimizi baflka bir dünyada bilinmeyene yolculuk yap›yormufl gibi hissediyorduk çünkü gerçekten gitti¤imiz yeri hiç bilmiyorduk. Karfl›m›za ne ç›kacak, do¤a harikas› bir yer mi, yoksa tarihi bir yer mi? Alt›m›zdan kayan yol merak›m›z› daha da art›r›yordu.

Derenin kenar›ndan da¤lara do¤ru yükselmeye bafllad›k. Ufuk önümüzde bir çarflaf gibi yay›ld›kça, keyfimiz yerine geliyordu. Hakim bir tepede durup etraf›m›za bakt›k, her yer aya¤›m›z›n alt›ndayd›. Yüksek da¤ havas› ci¤erlerimizi yak›yordu. Uykulu halimizden eser kalmam›flt›; her fleyden yüksektik, gökyüzüne daha yak›n›z hissine kap›ld›k. Karfl›da karl› da¤lar›n zirveleri gözüküyordu, tek rakibimiz onlard›. Do¤uya do¤ru yol ald›kça etraf›m›zda muhteflem da¤lar görmeye bafllad›k; solumuzda Yaln›zçam Da¤lar›, sa¤›m›zda Allahüekber Da¤lar›, karfl›m›zda görülen yer ise Posof ve Gürcistan da¤lar›. Da¤lar›n aras›nda yolculuk ediyorduk. Da¤c›lar›n tutkusunu konuflurken da¤c›l›k sporunun nas›l ortaya ç›kt›¤›n› anlatt› arkadafl›m›z bize; eskiden insanlar tanr›n›n gökte oldu¤una inand›klar› için ne kadar yükse¤e ç›karlarsa tanr›ya o kadar yaklaflacaklar›n› düflünmüfller ve ç›kt›klar› da¤ zirvelerine de dini semboller b›rakm›fllar, uzak do¤uda hala bu inan›fl›n uzant›lar› görülüyormufl, insanlar belli zamanlarda da¤lar›n zirvelerine kutsal yürüyüfller yap›yorlarm›fl. Biz de kendimizi o havaya kapt›rd›k. Yollar upuzun, sakin

14 | TAVIR |fiUBAT 2011

Art›k denizden ortalama bin yedi yüz metre yükseklikteki yemyeflil çay›rlarla kapl› büyük bir platodayd›k, yolumuz az kalm›flt›. fiehre girmeden arkadafl›m›z› flehrin biraz d›fl›ndaki üniversiteye b›rakt›k. O burada iki gün sürecek bir sempozyuma kat›lacakt›, arabas›n› da alarak ertesi gün gelip onu alaca¤›m›z› söyledik. fiehre girmek için yollar ar›yorduk. Türkiye’nin bat›s›ndan en do¤usuna gelmifl flaflk›nlar gibiydik. Arabay› kullanan arkadafl›m›z k›z›yordu bize “etraf›n›za bakaca¤›n›za yollara bak›n nerden gidece¤iz”, biz de “floför sensin yola sen bak” diyerek biz etrafa bak›nmaya devam ediyorduk. fiehre girdi¤imizi düflündü¤ümüz bir yerde arabay› b›rakt›k. Kahvalt› etmek üzere bir pastaneye girdik. Nereye gidece¤iz, nerden gidece¤iz diye panik yapm›fl olan arkadafl›m›z pastanede yan masaya kulak misafiri olmufl ve ö¤retmen olduklar›n› anlad›¤›nda onlar›n masalar›na dahil olmufltu bile. Yan masadan güzel bir gezi plan› alarak dönen arkadafl›m›z art›k liderli¤i eline alm›fl görünüyordu. Do¤al koflullar›n›n uygunlu¤u, askeri ve ticari önemi nedeniyle tarih boyunca yo¤un bir yerleflmeye sahip olan Kars, askeri bir kale olarak 1750 metre yüksekli¤indeki plato üzerine kurulmufl. 1877 y›l›nda bafllayan Osmanl›-Rus Savafl› (’93 Harbi), Osmanl› ‹mparatorlu¤u’nun yenilgisiyle sonuçlan›nca, 3 Mart 1878 tarihinde Ruslarla Ayastefanos Antlaflmas› imzalanarak Kars, Batum ve Ardahan onlara b›rak›lm›fl. 1917 y›l›nda Çarl›k Rusyas› da¤›l›nca 3 Mart 1918 y›l›nda Ruslarla imzalanan Brest-Litovsk Antlaflmas› ile Kars, Ardahan ve Batum tekrar Osmanl› topraklar›na kat›lm›fl. Ancak 1918 y›l›nda Osmanl› topraklar›n›n ‹tilaf Devletleri taraf›ndan istilas› s›ras›nda, Kars, Ardahan ve Batum’u, 1921 y›l›na kadar Ermeniler ve Gürcüler kontrolleri alt›nda tutmufllar. Ruslarla 16 Mart 1921’de Moskova’da, 13 Ekim 1921’de Kars’ta yap›lan antlaflmalarla, Türkiye-Rusya s›n›r› çizilmifl, Kars ve çevresi Türkiye Cumhuriyeti topraklar›na kat›lm›fl. 1878’den 1918 y›l›na kadar Rus idaresinde kalan Kars flehrinin her yerinde Rus izlerini görmek mümkün. Ruslar Kars’› ele geçirdikten sonra Portekizli bir mimar getirip flehri yeniden infla etmifller. fiehir ›zgara modelinde planlanm›fl, oldukça genifl sokaklar, ayn› hizada evler oldukça modern ve her sokak bafl›nda heykeller görüyorduk. Birbirine kar›flt›rd›¤›m›z sokaklar› köflelerindeki heykellerden ay›rmaya çal›fl›yoruz; aslanl›, havuzdaki üç kad›n, üzüm salk›m› tafl›yan kad›n olan sokak diyerek. Küçük süs havuzlar› ve heykelleri, sokaklar› ve binalar›yla gerçekten etkileyici bir flehir. Bir müzenin içinde gezer gibiydik. Elimizdeki gezi kitap盤›na bakt›¤›m›zda ve yan masadan gelen tavsiyelere göre kaleye gitmemiz gerekiyordu. Akflam güneflini de Ani’de bat›rmak istiyorduk. Kale içine vard›¤›m›zda iki çocuk, “Abla anlatal›m m›, abi anlatal›m m› para istemiyoruz” diye etraf›m›z› sard›. “Hadi anlat›n”


dedik; büyük olan küçü¤üne, “Ben anlataca¤›m sen dinle” diyor. Bizi Kale içinin en önemli eserlerden biri olan Havariler Kilisesi’ne götürdüler; h›zla ezberlemifl olduklar› bir metni anlatt›lar. Daha sonra fark ettik ki elimizdeki tan›t›m kitap盤›ndan ezberlemifller. Kilise, Bagratl› Krall›¤› döneminden kalan flehirdeki Ermeni kiliselerinden birisiydi. Kilisenin bulundu¤u alandan, karfl›m›zda duran Kars kalesine bakt›k. Arkadafllar›ma, “Bak›n buraya ç›kmam›z gerek bir arkadafl›ma Kars Kalesi’nde foto¤raf çektirece¤im diye söz verdim” dedim. Onlar baflka bir yere bak›yorlard›, Kars Kalesi’nin tam karfl›s›nda duran tepede oldukça büyük bir heykel vard›, hay›r iki tane yani karfl›l›kl› durmufl iki kifli gibi... “Bence kad›n ve erkek onlar ve aflk› temsil ediyorlar” dedim. Arkadafllar›m güldü söylediklerime. Çocuklar lafa at›ld›lar hemen -rehberimiz onlar ya- “Onlar Habil’le Kabil, iyili¤i ve kötülü¤ü simgeliyorlar. ‹yilik kötülü¤ü yensin diye, her yerden görünsün diye de bu kadar kocaman yap›ld›, tam otuz befl metre.” dediler. “Hadi kaleye ç›kal›m oradan daha iyi görebiliriz” dedim. Kars Kalesi’ne meflakkatli bir yokufltan ç›kmaya bafllad›k. Yukar› ç›kt›¤›m›zda gördük ki çok iyi korunmufl bir kale ve oldukça büyük. Yemyeflil çimlerinde uzan›p dinlendik, gökyüzünün keyfini ç›kard›k. Kalenin en yüksek noktas›na ç›kt›¤›m›zda flehri tamamen görebiliyorduk, gezdi¤imiz yerleri oradan görüp, gezece¤imiz yerleri de oradan planlad›k. Durdu¤umuz yerden heykeli daha iyi görebiliyorduk. Tam karfl›m›zdaki tepede flimdi karfl› karfl›yayd›k. Kocaman bir heykel bu. M›s›r’daki dev heykelleri an›msat›yordu, yoo hay›r Paskalya Adas›’n›n devlerini, hay›r hay›r bunlar yüz yüze dönmüfl kad›nla erkek, aflk›n heykeli… Heykele hala uzaktay›z tam anlafl›lm›yor; yan›na gitsek belki bir bilgi alabilir, heykeli anlatan bir tabelaya ulaflabilirdik. Heykelin bulundu¤u tepeye giden bir yol oldu¤unu gördük. Arac› kullanan arkadafla “O yoldan ç›kabilir misin?” diye sorduk. Çok dik oldu¤unu ama arac›m›z›n ç›kabilece¤ini söyledi. Kaleden gördü¤ümüz yerlere gidebilmek için inifl yoluna geçtik. Arabam›zla heykelin bulundu¤u tepeye ç›kt›k. fiimdi de tam kaleyle karfl› karfl›ya, flehre hakim bir tepenin üzerindeydik. Heykelin yan›na geldi¤imizde kendimizi bir nokta gibi hissettik ama heykel henüz tamamlanmam›flt›, bir eli yerde duruyordu. ‹leri de çocuklar›m›zla yada torunlar›m›zla bu heykeli tekrar ziyaret etti¤imizde bu heykel yap›lmadan önce o yukar›daki elin içine oturmufltuk diyebilmek için yerdeki elin avucuna oturduk, iki kiflinin bir avucun içine s›¤d›¤›na göre büyüklü¤ünü art›k siz düflünün. Etrafta heykelle ilgili bir tabela yoktu ama çok büyük bir projenin ürünü oldu¤u belliydi. Habil ve Kabil oldu¤unu iyili¤i ve kötülü¤ü temsil etti¤ini düflünerek bakt›k. Bu co¤rafyada çok anlaml›yd›; Habil ve Kabil… Bu topraklar iyili¤i de görmüfltü kötülü¤ü de; kardeflli¤i de görmüfltü düflmanl›¤› da ve çok kan akm›flt› derelerinden. Ve Habil’le Kabil’di ilk kan› ak›tan; bu yüzden çok anlaml› oldu¤unu düflündük. Yolculuktan döndükten sonra bir televizyon program›nda heykeli vareden heykelt›rafl Mehmet Aksoy’u izledim. Bu heyke-

li alt› y›lda yapm›fl. Heykelin yap›ld›¤› yerin mekansal olarak önemli yer oldu¤unu, Kars Kalesi’nin savafl› temsil eden bir yap› oldu¤unu ve tam bu yap›n›n karfl›s›nda, kaleyi kapatmayacak, gölgelemeyecek savafl karfl›t› bir eser yapmak istedi¤ini, oras›n›n savafl görmüfl bir yer oldu¤unu ve bu heykeli Ermenistan’da yap›lan soyk›r›m an›t›na karfl› “‹nsanl›k An›t›” olarak yapt›¤›n›, her insan›n yaflamaya hakk› var diye yapt›¤›n› söylüyordu. Otuz befl metre yükseklikteki heykel asl›nda tek bir insanm›fl, bu heykelde insan›n insana düflman edilmesi anlat›lmak istenmifl. Program› izledikten sonra çocuklar›n Habil ve Kabil benzetmesi ile heykelt›rafl›n anlatmak istediklerini düflündüm. ‹nsan›n insana düflman edilmesini anlatmak isteyen sanatç›ya, sokaktan Habil ve Kabil benzetmesi… Bir eser daha nas›l baflar›l› olabilir? Akl›mdan bunlar› geçirirken Mehmet Aksoy’a telefon ettim. Bir yandan da tedirginim, nas›l birisi ç›kacak karfl›ma, “Ee niye arad›n?” m› diyecek, diye düflünürken telefonu açan Mehmet Bey’e bu hikayeyi anlatt›m. Önce güldü, dev ve gür bir sesi vard› ama sesin büyüklü¤ü alt›nda bir o kadar da mütevaz› bir yan› vard›. Bir toplant›da Habil’le Kabil’den bahsetti¤ini söylüyor ama heykelin henüz tamamlanmad›¤›n›, o yerdeki elin kald›r›larak yerine tak›laca¤›n›, di¤erinin omzuna dokunaca¤›n›, ve bir gözyafl› olaca¤›n› söylüyor. Son günlerde heykel konusunda ifllerin iyiye gitmedi¤ini, kald›r›lmak istendi¤ini, sit alan›na yap›ld› gibi nedenler ileri sürdüklerini fakat tüm izinlerin yap›m›na bafllanmadan önce al›nd›¤›n›, AKP politikalar›n›n heykellere ve sanata olan tavr›n›n buna neden oldu¤unu, her fleye ra¤men heykellerini y›kamayacaklar›n› söyledi. Kars’tan döndükten sonra, gazetelerde Baflbakan›n Kars’› ziyareti öncesinde belediye önündeki heykellerin kald›r›ld›¤›n› okudu¤umda da çok üzülmüfltüm. Karsta Türkiye’nin en büyük heykeli yap›l›yor, Ermenistan’dan bile görülebilecek bir heykel ve ad› “‹nsanl›k An›t›”... ‹nsan›n insana düflman edilmesini elefltiren bir heykel; halk›n Habil ve Kabil’i, Habil’le Kabil’in gözyafl› ak›tt›¤› bir an›t ve biz bunu kald›rmak istiyorduk. Bunu anlamak mümkün de¤il. Oradan ayr›l›p Ani’ye gitmek üzere yola ç›kt›k. Al›flverifl etti¤imiz bir dükkanda “Ani’ye nas›l gideriz?” diye sorduk. Dükkan sahibi “An›” diye düzeltip vurgu yaparak bize yol tarifi yapt›, pek anlamasak da fazla ›srar etmeyerek yolda nas›l olsa birilerine daha sorar›z diyerek yola düfltük. fiehirde biraz kaybolduktan sonra yolda bir kere daha sorup ayn› düzeltmeyle, yeni tarifle An› Harabeleri yazan tabelaya ulaflt›k. fiehirde gizli bir sözleflme vard› sanki, kimse Ermeni kelimesini ve onlara ait kelimeleri telaffuz etmiyordu, sanki hiç olmam›fllar, burada hiç yaflamam›fllar gibi tabelalar bile inkar ediyordu. Yola aç ç›km›flt›k, nas›l olsa Ani’de bir fleyler bulup yeriz diye düflündük. Dümdüz yemyeflil platolar›n içinden geçen bir yoldan gidiyorduk ve uzakta Ani’nin görkemli flehir surlar› görünmeye bafllam›flt›. Haritaya bakt›¤›m›zda orada bir köy görünüyordu ama gitti¤imizde köyün kendi halinde bir köy oldu¤unu,

fiUBAT 2011 | TAVIR | 15


gelen giden turistler için, oturup bir fleyler içece¤i, bir fleyler yiyece¤i hiçbir yerin olmad›¤›n› gördük. Çok güzel bir mevsim olmas›na ra¤men ziyaretçi say›s› oldukça azd› ama surlar› geçip Ani flehrinin içine girdi¤imizde karfl›laflt›¤›m›z muhteflem manzara bize “‹yi ki kimse yok. Buras› bir cennet, tam kafa dinlenilecek yer.” dedirtti. Ani Harabeleri, Kars'a 48 km. uzakl›kta... Ocakl› Köyü yak›n›nda, Türkiye-Ermenistan s›n›r›nda Arpaçay nehri kenar›nda bulunan kentin kuruluflunun M.Ö. 350-300 y›llar›na dayand›¤› tahmin ediliyor. Ani, H›ristiyan Ermeni inan›fl›na göre kutsal say›l›yor. fiehirde, Selçuklu eserleri ile kiliseler yan yana hatta iç içe duruyor. Ad›n› ‹ran, Eti ve Roma tanr›lar›ndan ald›¤› söyleniyor. Milattan önce bir kale kenti olarak kurulan Ani, 10. yüzy›lda Bagrato¤ullar› sülalesinden Ermeni hükümdarlara baflkentlik yapm›fl. Kendisini zapteden kavimler taraf›ndan defalarca yenilenmifl ve askeri amaçla kullan›lm›fl olan kent. 1064 y›l›na kadar Bizans’›n yönetiminde kalm›fl ve bu tarihte Selçuklular’›n eline geçmifl. Konumu aç›s›ndan ‹pek Yolu geçiflinde olmas› ticari ve askeri bak›mdan önemini bir kat daha art›rm›fl. fiehir defalarca görmüfl oldu¤u sald›r›lar ve depremlerden dolay› bugün harabe haline gelmifl. Kentin merkezindeki Ani Katedrali en büyük eserlerden birisi. fiehrin görkemli surlar› ilk defa 972'de yap›lm›fl, 977-990 y›llar›nda do¤u surlar› eklenerek, güçlendirilmifl, 12. yy.da Selçuklular taraf›ndan hastane olarak kullan›lan Ejderha Kulesi Anadolu'nun en eski hastanelerindendir. fiehir surlar›, sekiz kadar kilise ve bir cami Ani’de hala ayakta duran eserlerdendir. fiehrin iki yan› Arpaçay Kanyonu ile çevrili; kanyonun karfl›s› Ermenistan. O kadar yak›n ki kanyonun karfl› duvar›nda birisi olsa birbirimize seslenebilece¤iz. Arpaçay Kanyonu da oldukça güzel bir kanyon; afla¤›ya inip kanyonda yürümek, dereye girmek istiyorsunuz lakin s›n›rlar buna izin vermiyor. Tel örgüler çevirmifl her yan›m›z›. Gelebildi¤imiz son nokta Ani, ileriye geçmek yasak, görebiliyoruz ama gidemiyoruz, s›n›rlar bize engel. 1064 y›l›nda Büyük Selçuklu sultan› Alparslan komutas›ndaki Selçuklu ordusu, Bizans yönetiminde bulunan ve kaynaklarda “asla zapt edilemez” denilen Ani’yi kuflatm›fl; Bizans ‹mparatorlu¤u’na ba¤l› generaller Bagrat ve Krikor taraf›ndan savunulan flehir, sultan›n baflar›l› savafl takti¤iyle Selçuklular taraf›ndan ele geçirilmifl. Ani’nin y›k›lan surlar› ve yap›lar› onar›lm›fl, saray, cami, kervansaray ve su yollar› gibi yeni yap›lar infla edilmifl. Böylece flehir eski canl› ticari hayat›na kavuflmufl; hem Müslüman hem de H›ristiyanlar›n rahat yaflad›klar› bir kent olmufl. Türklerin Bizansl›lar› Malazgirt’te yenmesinden sonra bölgedeki Bizans ‹mparatorlu¤u’na hizmet eden Ermeni aristokratlar bat›ya göç etmifl. Sivas’tan Antakya’ya kadar olan bölgeye yerleflen Ermeniler, zamanla Kilikya’ya yay›lmaya bafllam›fllar. Ani, 1605 y›l›nda meydana gelen sekiz fliddetindeki depremden sonra art›k oturulamayacak hale gelmifl ve tamamen terk edilmifl. Bugün Ani’de hayvanlar otluyor ama eserler bunca y›k›ma ra¤-

16 | TAVIR |fiUBAT 2011

men hala çok görkemli, çok etkilendik. Mevsiminden dolay› her yer yemyeflil, ‹skoçya düzlüklerini and›r›yor ama biz buras›n›n daha güzel oldu¤u görüflünde birlefltik ve akflam güneflinin bat›fl›n› da Ani’den izlemeye karar verdik. Daha buna karar verir vermez Ahmet’in çimlerin üzerine kendini yerlefltirdi¤ini görüyoruz; daha afla¤›da tam kanyonun dibinde s›n›rda görülmesi gereken bir manast›r daha var desek de onu ikna edemedik. “Ben keyfime bakaca¤›m buras› çok güzel” diyerek s›rt›n› topra¤a yüzünü gö¤e döndü. Biz iki k›z, kanyona inen dik yokuflun bafl›na gitti¤imizde üç kifli daha gördük. Antalya’dan gelmifller, turist rehberiymifller, “Biz de inece¤iz, birlikte inelim” dediler; tak›ld›k pefllerine, bize yolda Ani’yle ilgili bir sürü bilgi verdiler. Afla¤›ya indi¤imizde o yokufla de¤di¤ini gördük. Art›k derenin kenar›ndayd›k, teller hemen yan›m›zdayd›. Arkadafl›m ve ben “hadi atlayal›m üzerinden” deyince üçü birden at›ld› “aman sak›n” diye... Biz, “Ama asker falan yok ki ortada ne olacak?” diye ›srar›m›z› sürdürüyorduk; ne olacak ki her yer ayn› yeflil, ayn› toprakt›. Bir süre sonra flaka yapt›¤›m›z› anlad›klar›nda hep beraber güldük halimize ve dedik ki befl dakikal›k yol arkadafll›¤› bile insanlar› birbirinden sorumlu k›l›yormufl demek. O derenin dibinde durup Arpaçay’›n üzerinde duran -art›k duramayany›k›k köprüye bakt›¤›m›zda Hasankeyf’e benzettim, bir tek ayaklar› kalm›fl bir köprü. Bir aya¤› Türkiye’de, bir aya¤› Ermenistan’da. Kim bilir yüzy›llar boyunca o köprüden kimler geçti, kimleri birbirine ba¤lad›. ‹pek Yolu’nun en önemli ticaret flehirlerinden biriymifl Ani ve bu köprü e¤er ayakta kalabilseymifl iki ülkeyi birbirine ba¤layacakm›fl ama izin vermemifller. Nas›lsa bugün Ermeni ve Türk dostlu¤una engeller konuluyorsa, birbirimizden özür dilememize bile izin verilmiyorsa, bu köprüye de izin verilmemifl, bir köprü olamam›fl bu topraklarda. Arpaçay ay›rm›fl gitmifl bizleri, yollar var dostluk kurulacak, yeniden birbirimize çiçek tutabilecek ellerimiz var lakin s›n›rlar olmasa… Befl dakikada indi¤imiz yokuflu geriye ç›kmak oldukça zor oldu. Yukar› ç›kt›¤›m›zda ise arkadafl›m›z› göremedik. Antalyal› arkadafllar›m›z bize güldü, terk edildiniz galiba diyerek. Hep birlikte Ahmet’i aramaya bafllad›k. ‹lerideki caminin yüz yirmi metre uzunlu¤undaki minaresinin tepesinde görüyoruz onu, bize iki eliyle iflaret yap›yordu ama kar›nca gibi görüldü¤ünden bir fley anlamad›k. Minarenin ürkütücü, darac›k ve karanl›k merdivenlerinden –hatta yer yer y›k›lm›fl, olmayan basamaklar›ndanyukar› ç›kt›¤›m›zda bize gelmeyin diye iflaret yapt›¤›n› anlad›k ama geç olmufltu. Yukar› ç›kt›¤›m›zda onun da bir foto¤rafç›yla birlikte geldi¤ini gördük. Ani’nin yedi ziyaretçisi hep beraber minarenin tepesinde Ani foto¤raf› çektirdik. Herkes hikayesini anlatt›; niye buraya geldi¤ini... Muhteflemdi, afla¤›ya inmek istemiyorduk. Tüm Ermeni ve Türkiye co¤rafyas›n› kuflbak›fl› görebiliyorduk. Sözler anlams›z kal›yordu orada. Afla¤›ya indi¤imizde çobanlarla karfl›laflt›k bize hikayeler anlatt›lar bu flehir böyle sakin gibi görünse de geceleri tüm ›fl›klar›n› yak›p yafl›yormufl, hayat devam ediyormufl. Büyükleri öyle anlat›yormufl. Gündüz neden ürker de geceleri yaflamak ister bir flehir? Art›k kelimeler yetersiz. Ayr›l›yoruz Ani’den son bir kez dönüp bak›yoruz, güneflin k›z›ll›¤›nda ne kadar da mükemmel.


Ertesi sabah otelden ayr›l›fl›m›z› yap›p üniversitede sempozyumda kalan arkadafl›m›z› arad›k, daha ne kadar süremiz oldu¤unu sorduk. Birkaç saat daha vaktimiz oldu¤unu ö¤rendi¤imizde çok sevindik. Kendimizi flehrin sokaklar›na att›k yeniden. Ruslar bu flehri bir askeri karargah olarak kurmufllar, binalar›n birço¤u bak›ml› ve hala kullan›l›yor. Hatta bir tanesinin bak›m›n›n bile yap›ld›¤›n› gördük; adam›n biri eski bir Rus yap›s› olan dükkan›n› boyuyordu ve birkaç yafll› amca onu izliyordu. Biz de izleyiciler k›sm›na geçti¤imizde olay› anlad›k; adam binay› önce sar› laciverte boyam›fl, boyad›¤› bina tafl bina, yani kendi do¤al rengi var-m›fl-, yerel bir TV ekibi gelip “Bu tarihi binay› nas›l böyle boyay›p orijinalli¤ini bozars›n” diye haber yapm›fl. Çok tepki alan dükkan sahibi de do¤al kiremit rengine boyayarak yapt›¤› ifli düzeltmeye çal›fl›yordu. Ama do¤al kiremit rengi dedi¤i de turuncu, tam portakal turuncusu. Orda duran amcalar da buna karfl› ç›k›yorlarm›fl ama adam yar›lam›fl bile duvar›. Bize, “Biz söylüyoruz dinlemiyor bari siz söyleyin; bu renk de çok çirkindir” diyor seyreden amcalar. Bizde söylüyoruz ama fayda etmiyor, amcalardan biriyle yürümeye bafll›yoruz, “Bu binalar› aha böyle rezil ediyorlar, nesi vard› da binan›n böyle boyad›, dinletemedik sözümüzü” diyor. Karfl›l›kl› biraz dertlefliyoruz. Bize “buyrun çay içelim” diyor; “çok yolumuz var baflka zaman” diyoruz. “Misafirsiniz ondan sebep, içirmezsek ay›pt›r” diyor. ‹nsanlar›n duyarl›l›¤›na, misafirperverli¤ine hayran kal›yoruz ama yolumuz var daha gidilecek diyerek ayr›ld›k oradan. Son birkaç dura¤›m›z vard› gidilecek, eski tren istasyonu ve müze. Yeni istasyonla eskisini karfl›laflt›rd›¤›m›zda bu ülkedeki mimarlar nerelerde ifllendirilir de yeniler bu kadar mimariden uzak kal›r demekten alamad›k kendimizi. Kars Müzesi’ni gezdi¤imizde birçok kültüre ev sahipli¤i yapm›fl, tarihi bu kadar eskilere dayanan bu flehre bu müzeyi yak›flt›ramad›m. Müze kentin tarihi ve kültürü hakk›nda tam bir bilgi ve fikir vermekten çok uzakt›. E¤er Kars’a yolunuz düflecekse bilgilerinizi kuflan›n öyle gelin. Dünden bugüne bir zaman yolculu¤u yapt›k. Savafllar, göçler, bar›fllar görmüfl topraklardayd›k. Heykelt›rafl Mehmet Aksoy’un da dedi¤i gibi, her insan›n yaflamaya hakk› var ama insan›n insana düflman edilmesi burada öyle iyi anlafl›l›yor ki; insanlar›n Ermeni kelimesini a¤›zlar›na almaktan kaç›nmas›, y›llar›n Ani Harabeleri’ni “An›” diye telaffuz edip tabelalara yazmalar›, s›n›r-

lar›n kapat›lmas›... Birbirimize insanl›k an›tlar› yapacakken, soyk›r›m an›tlar› dikmek, yap›lan insanl›k an›tlar›n› kald›rmaya çal›flmak… tüm bunlar kafam›zda bafl› bofl uçufluyordu, hiçbir yere koyam›yorduk. ‹nsanlar›n y›llar boyu dostluk ve kardefllik içinde yaflad›klar› tarihin en görkemli flehirlerinden Ani’ye dönüyoruz yüzümüzü. Bir zamanlar sokaklar›nda insanlar›n flen seslerinin yank›land›¤›, tacirlerin gelip konaklad›¤›, Ermeni Krall›¤›’n›n eski baflflehrine, yöre halk›n›n bu flehrin geceleri ›fl›klar› yan›p yaflad›¤›na inand›¤› gibi, biz de bu flehrin bu co¤rafyan›n bir gün eski günlerindeki gibi dostluk ve kardefllik içinde yaflan›lacak bir yer olaca¤›na inan›yorduk. Art›k ayr›lma zaman›, yol burada bitiyordu ilerisi s›n›r ötesi, istesek de karfl›ya gitmemiz zor, onlar›n da buraya gelmesi… bir zamanlar hep birlikte yaflan›lan topraklar flimdi bö¤ründen yaralanm›fl, parçalara ayr›lm›fl. Kenar›nda durunca karfl›s› çok yak›n uzansak tutunaca¤›z, tutsak b›rakmayaca¤›z birbirimizi ama aram›zda her fley engel, gönlümüzü b›rak›p, gövdemizi götürüyoruz, s›n›rlar›n aras›na tutsak ediyoruz. Ani’den Kars kalesinden, Rus yap›lar›na… Habil ve Kabil’den, insanl›k an›t›na… Bir yol olmal›, bir yol olmal› bizi insanl›¤›n, kardeflli¤in ülkesine götürecek… ‹ki y›l önce 2009 y›l›nda, Kars flehrine yapt›¤›m geziden kalanlar bunlar. ‹ki y›l geçti, ne de¤iflti? Umutlar›m›z yol olacakt› ama önümüzü Vandallar kesiyor. Ani’den Ermenistan’a bir yol olmal›; Habil’le Kabil’den ‹nsanl›k An›t›’na bir yol olmal›. Burada yaflanan bir sanat eseri düflmanl›¤›ndan farkl› bir fley. Bu ince ayr›nt›y› kaç›rmamak gerek. Onun yarataca¤› etkilerden korkan bir anlay›fl›n ürünü bu. Düflünsenize bu ‹nsanl›k An›t’›, Habil’le Kabil’den bugüne bir yol olursa? Kardeflin kardefle düflmanl›¤›n› bitirirse, Ani’den Ermenistan’a bir yol olursa? Bir düflünsenize… J

fiUBAT 2011 | TAVIR | 17


elefltiri elefltiri

can dündar ve ayd›n onuru ferit mert

lerin asl›nda do¤ru olmad›¤›n› mutlaka kan›tlayacakt›r! Herkes geri zekal›, bir o zekidir; her fleyi görür, her fleyi bilir, her fleyi anlar, hem de herkesten önce. Kerameti kendinden menkul zekas›yla; bol bol Hollywood ajan-casus filmlerinden esinlenmifl ufkuyla s›n›rl› düflüncelerini, herkese güzel(!)-edebi(!) cümlelerle satacakt›r. “Sat›c›”d›r kelimenin gerçek anlam›yla. Bir televizyon kanal›, o kanal›n radyosu; ayr›ca yine o TV ve radyoya sahip olan tekelci medya kuruluflunun, ülkenin say›l› büy��k gazetelerinden biri emrine amadedir. Ve bizim “ayd›n”›m›z oralardan “satar” befl kurufl etmez düflüncelerini, fikirlerini, tezlerini, anti tezlerini, sentezlerini... Tatminsizli¤i, onun do¤rular›n hiçbirinden tatmin olmamas›d›r. Kendi do¤rular›na inan›yor desek o da de¤il; çünkü elle tutulur, kendinin de sonuna kadar savunaca¤› bir do¤rusu da yoktur. Eklektik, bilimsel bir temele dayanmayan, “düflünür” diye ortal›kta gezen burjuva ayd›nlardan derledi¤i üç-befl fikir k›r›nt›s›ndan oluflan da¤arc›¤›yla koca koca laflar etmekten çekinmez. Olay, ülke gündemine f›rt›nalar yaratacak kadar güçlü bir flekilde girer. Ortada hiçbir tereddüte yer vermeyecek kadar somut bir geliflme vard›r. Bir eylem yap›lm›fl, yapan kifliler bunu -daha önce defalarca kez yapt›klar› gibi- bir aç›klama ile üstlenmifllerdir. Bu aç›klama, bas›n-yay›n organlar›nca do¤ru kabul edilip itibar görmüfl ve onlar taraf›ndan yay›nlanm›flt›r. Bizim “ayd›n”›m›za yetmez ama bu... O her fleyi en ince noktas›na kadar didik didik edecek, hiç kimsenin görmedi¤i/göremedi¤i ayr›nt›lar› görecek, herkesin do¤ru kabul etti¤i gerçek-

18 | TAVIR | fiUBAT 2011

Kafas› her daim kar›fl›kt›r. Eklektik bilgilerin kafas›nda dönme dolap gibi hareket etmesi, serseri may›n gibi dolaflmas›ndan; kendine güvensizli¤i, buna ba¤l› olarak savundu¤u fikirlere, düflüncelere olan güvensizli¤i de beraberinde getirdi¤i için sade düflünemez ve kar›flt›r›r do¤ruyu yanl›fl› birbirine. Bununla kalsa iyi; kalmaz ve kar›fl›k kafas›ndan bol bol komplo teorileri üretir. Dün söyledi¤ini bugün kendisi yalanlar. Dün birilerinin söylediklerinin arkas›ndan yürür, bugün arkas›ndan yürüdüklerinin aleyhine konuflan birilerine inanarak bu kez de onlar›n peflinden koflar.


Tutars›zd›r. Çok kolay fikir de¤ifltirir. Ama bazen de tutku derecesinde ba¤lan›r söylediklerine, Nuh der peygamber demez. Israr›, çok fley bildi¤inden de¤il “çok bilmifl”li¤indendir. Komplo teorilerine, Einstein’in ‹zafiyet Teorisi gibi inan›rlar ve her yerde savunusunu yaparlar.

kan Dündar, temcit pilav›n› bir kez daha ›s›tman›n kendine (ve bu durumdan faydalanacak daha kimbilir kimlere) ne kazand›raca¤›n› umuyor ve diliyorsa; kaybettireceklerini de hesaba katmas› gerekiyor. En az›ndan tarihe ve halka karfl› bir nebze sorumluluk tafl›yorsa.

Gevezedirler. Haddinden çok hem de. A¤›zlar›, büzülecek torba olmad›¤›ndan, olur olmaz her konu hakk›nda seminer verecek kadar çok konuflurlar. Toplasan üç-dört cümlede özetlenecek olan düflüncelerini(!) sündürerek, sa¤dan soldan çekifltirerek, allay›p pullayarak uzatt›kça uzat›rlar. Uzat›r, uzatt›kça da saçmalama katsay›lar› artar.

Yaz› dizisi içerisinde yalanlara ve iftiralara muhatap olanlardan biri, yaklafl›k 20 y›ld›r hapishanededir. Evet, Özdemir Sabanc› davas›ndan müebbet hapis cezas› alm›flt›r; yalan ve demagoji üzerine oturtulmufl, Mustafa Duyar gibi bir itirafç›n›n ifadelerinin delil kabul edildi¤i bir yarg›lama sonucunda hem de... “Nas›l olsa terör örgütü üyesi. Nas›l olsa F Tipi hapishanede. Tekzip gönderemez. Gönderse de yay›nlamay›z” türünden bir tavr›n Can Dündar’›n akl›ndan geçti¤ini düflünmemek için hiçbir somut veriye sahip de¤iliz. Can Dündar’›n bunun aksini kan›tlayacak, bizi bunun aksine ikna edecek ne bir sözü vard›r ne de bir prati¤i...

23 Ocak 2011 tarihli Milliyet gazetesinde yay›nlanmaya bafllanan, Özdemir Sabanc›’n›n öldürülmesi davas› san›klar›ndan Mustafa Duyar’›n efli Semra Duyar’la röportaj› içeren bir yaz› dizisinin sahibi zat, yukar›da yaz›lan özellikleri haiz bir “ayd›n”d›r. Muhatab›m›z odur: Can Dündar. Can Dündar, geçmiflte belli tarihsel dönemeç say›labilecek günlerde, ayd›n misyonuyla demokrasi mücadelesine kendince katk›lar sa¤lamaya çal›flm›flt›. Bu olumlu özellikleri, ne yaz›k ki tekelci medyan›n parfüm kokulu plazalar›na tafl›nd›ktan sonra yavafl yavafl yerini burjuvazinin de¤erlerine b›rakt›. Bu aflamadan sonra tüm birikimini, kalemini, sahip oldu¤u neyi varsa hepsini muktedirlerin hizmetine soktu. Yaz› dizisini yay›nlatt›¤› Milliyet gazetesinin künyesinin alt›nda küçük harflerle de olsa, “Bu gazete bas›n ahlak ilkelerine uyar” yaz›yor. Buna uyan›na rastlamam›flt›k ilaç için o gazetede; Can Dündar da yan›ltmad› bizleri. Evet bir iddia sahibi, iddias›n› somut delillere oturtmal›d›r; yazd›klar›n› somut delillerle kan›tlayam›yorsa yalanc›d›r, iftirac›d›r, “çamur at izi kals›n” mant›¤›n›n pespaye bir savunucusudur. Bir yalanc› kalk›yor, ard› ard›na yalanlar s›ral›yor utanmadan. Yaklafl›k 12-13 y›ld›r bu yalanlar›n› f›rsat buldu¤u, daha do¤rusu kendisine zemin sa¤layanlar›n sundu¤u her yerde söylemeye devam ediyor. Burjuva hümanizminin amans›z tafl›y›c›s›, her türden fliddet karfl›t› (Devlet terörüne, devletin uygulad›¤› her türden fliddete karfl› ç›kt›¤› pek görülmemifltir ne hikmetse!), yaflama hakk›n›n ve insan haklar›n›n y›lmaz avukat›, güzel yüzlü flirin sözlü Can Dündar da onun son borazan› oluyor. Yoldafllar›n›, örgütünü, de¤erlerini, her fleyini satm›fl, geçmifline küfürler ya¤d›ran bir insan müsveddesinin yalanlar›ndan bir melodram, bir trajedi yaratmak; iç parçalay›c› edebi cümlelerini arka arkaya s›ralayarak duygu sömürüsü yapmak (Kim ad›na, hangi amaçla?) tam da Can Dündar’a yak›fl›rd› do¤rusu. Çünkü Özdemir Sabanc› öldü¤ünden beri bu “haber”in peflini b›rakmayarak, çeflitli zamanlarda hep elinin alt›nda tuttu¤u bu temcit pilav›n› ›s›t›p ›s›t›p önümüze sürmüfl, bu türden dedikodulara/yalanlara/iftiralara tok oldu¤umuz halde bunu bize yedirmeye çal›flm›flt›r. Bu yan›yla muadillerinden bir ad›m öne ç›-

O zaman vur abal›ya. Birilerinin iftiras›yla, yalanlar›yla dört duvar ard›ndakilere çal k›l›c›n›. Hani bas›n ahlak ilkeleri? Nerede? Olay›n muhatab›na tek bir söz bile ettirmeden, hakk›ndaki iddialara dair tek bir soru bile sormadan yay›nlaman›n ad› ne zamand›r “bas›n ahlak ilkeleri”ne girdi? Haber de¤eri tafl›yormufl sözleri. Ne haberi? Halk›n bu olay nezdinde hangi merak›n› gideriyormufl Duyar’›n kar›s›n›n söyledikleri? Olmayan adaleti tekrardan sa¤layacak yeni kan›tlar m› öne sürüyormufl? Yaz› dizisinden anlad›¤›m›z kadar›yla olumlu tek bir yan›t› yoktur bu sorular›n. Ve Dündar, bunu çok ama çok iyi bilmektedir. Bu yaz› dizisinin, maafl›n› verenlere, patronlara (en baflta Sabanc›lara tabi) flirin gözükmekten, bu flirinli¤in karfl›l›¤›nda yeni yeni olanaklar/servetler elde etmekten; popülarite artt›rmaktan baflka bir amac› yoktur. Can Dündar art›k her fleyini paraya, üne, flöhrete tahvil etmeye bafllam›flt›r. Zaten az buçuk savundu¤u de¤erlerden h›zla uzaklaflm›fl, taraf›n› net bir flekilde belirlemifl ve art›k ait oldu¤u yeni taraf ad›na eski savundu¤u de¤erlere savafl açm›flt›r. Bu sözlerimizin aksini kan›tlamak, böyle olmad›¤›na bizi ve halk› inand›rmak isterse de iflte meydan! Kan›tlad›¤› takdirde yüzümüzün utançla k›zarmas›ndan ziyadesiyle memnun olaca¤›z. Bu utançla birlikte, aksini kan›tlad›¤› takdirde kendinden fazla sevinece¤iz ayn› zamanda. Dündar yaln›z de¤ildir ne yaz›k ki! Bak›n TV ekranlar›na, bak›n gazete-dergi sayfalar›na bir dolu Can Dündar göreceksiniz. Giriflte say›lan özelliklere sahip onlarca “ayd›n” var bu ülkede. Yazd›klar›na, çizdiklerine, söylediklerine bakarken yüzümüzün k›zarmas›, onlar ad›na duydu¤umuz utançtand›r. Ve biraz da öfkeden. Ayd›n onuru, öyle kolay kazan›lmaz. Ard›nda ödenmifl bir dolu bedel vard›r. ‹steriz ki bu ülkenin ayd›nlar› bu onuru lay›k›yla kazans›n. Ve bir daha kaybetmesin ömrü hayat›nca... J

fiUBAT 2011 | TAVIR | 19


deneme deneme

kapitalist sisteme karfl› verilecek en insani karfl›l›k: baflkald›r› ümit ilter

"Yanl›fl hayat, do¤ru yaflanmaz." (Adorno)

1... Gitmek istemez kimse, sömürüldü¤ünü bildi¤i ifle. Ama, mecburiyet... Gider, yüzünden düflen bin parça. Kapitalizm, eme¤ine yabanc›laflt›r›r emekçiyi... Arkadafllar olmasa, okula gitmek külfettir. Ama, mecburiyet... Gidilecek, okunup adam olunacakt›r. Kapitalizm, bilgiye yabanc›laflt›r›r ö¤renciyi... Hayat a¤›r gelir, kimi zaman da anlams›z. F›rt›nal› bir yaln›zl›k denizi olur zaman. Geçip giderken ruhunu rendeler, havuç gibi... Evet, rendelenen bir havuç gibisindir. "‹fl" diye yapt›¤›n fleye bak, ne kal›yor sana? ‹tiraf etsen de etmesen de, koca bir hiç yap›yor seni, Üç, befl kurufla hem de. Okul mu? Diploma dedi¤in, bir "ç›kmaz sokak" tabelas›ndan baflka nedir ki? Soru de¤il ama kocaman bir sorun iflte. Yalan m›, paran kadar insan say›l›yorsun. Giyim kuflam›na, oturdu¤un semte, bindi¤in arabaya... göre belirleniyor k›ymetin bu devirde. Kapitalizm, insan› insanl›¤a yabanc›laflt›r›yor... 2... Emek, en yüce de¤erdir. Çünkü, insan› ‹NSAN yapan emektir. Emek, ayn› zamanda bir baflkald›r› anlam›na da gelir.

20 | TAVIR | fiUBAT 2011

"‹nsan›n zorunlu¤a boyun e¤meyece¤i aç›k bir gerçektir. Çünkü insan, zorlu¤a baflkald›rman›n ürünüdür. Bu baflkald›rma gerçekleflmeseydi, insan denilen varl›k meydana gelmeyecekti. Do¤a, kendisine boyun e¤en tafllar›, bitkileri ve hayvanlar›yla geçinip gidiyordu. Gün geldi, bir baflkald›rma gerçekleflti: ‹nsan... ‹nsan›n alt›ndan bu baflkald›rmalar› çekersek, ortada, elleri üstünde yürüyen bir hayvan türünden baflka bir fley kalmayacakt›r. ‹nsan›n insanl›¤›n› kavramas› demek, bu baflkald›rman›n bilincine varmas› demektir..." (Orhan Hançerlio¤lu - Do¤a Yasas› - Yeditepe Yay›nlar› - 1955) Do¤ay› belli bir dayan›flma içinde ifllemesi, üretmesi, paylaflmas› insan›n en do¤al özelli¤idir. Bu özellik insan›n emekçili¤idir. Ki emekçilik, ayn› zamanda insan›n kendisini de ‹NSANLIK olarak var etmesi demektir... 3... Çal›flmas› ile insan›n aras›na sömürü girdi¤i andan itibaren, insan›n kendisine, eme¤ine yabanc›laflmas› bafllam›flt›r. Üretimin sonucundan yararlanamayan, üretimin sonucu hakk›nda karar alma özgürlü¤ü olmayan insan, çal›flma eylemine de yabanc›lafl›r. Çal›flma, art›k bir külfete dönmüfltür. Emekçinin külfete dönüflen ifliyle ilgisini çözümleyen Marx, flöyle der: "... ‹fline istekle de¤il, nefretle gitmekte, öte yandan özgür fiziksel veya zihinsel enerjiler üretememekte, adeta kötürümleflmektedir. Böyle bir kifli ancak paydos ettikten sonra kendisini özgür hissedebilmekte, ifli s›ras›nda mekanikleflmifl ve terk edilmifl ruh halinden kendisini s›y›rabilmektedir..." (Aktaran: Marx'›n ‹nsan Anlay›fl› - E. Fromm - Syf: 112 - Ar›tan Yay›nevi)


Emekçilerin mahkum edildikleri koflullar›n yaratt›¤› ruh halini de vurgular Marx: "... kendi eme¤ine karfl› yabanc›l›k ve kendisine ait olamama hissine kap›l›r. Eylemi, ac› duygusuna; gücü, güçsüzlü¤üne; üretkenli¤i ise k›s›rl›¤a dönüflmüfltür..." (Age Syf: 112)

sonucu ve iflçinin do¤aya ve kendisine karfl› yabanc›laflmas›n›n bir uzant›s›d›r. O halde özel mülkiyeti yabanc›laflm›fl bir eme¤in analizi ile aç›klamak mümkündür: Bu da bizi yabanc›laflm›fl bir insan›n, yabanc›laflt›r›lm›fl eme¤ine ve yabanc›laflt›r›lm›fl bir yaflama götürür…” (Age - Syf: 119)

Kendisine ait olamama hissi, bir kara deliktir. ‹çinde kaybolur, elden ayaktan kesilir insan. Çaresizli¤in zirvesinde yaflanan bir ruh halidir bu...

Bu yaflam›n hakim oldu¤u kapitalist toplumun insan› ne hale soktu¤unu, Lenin flöyle özetler: “… bir avuç insan›n halk› soydu¤u ve hiçe sayd›¤›; yoksullu¤un ve sefaletin binlerce ve binlerce insan› düzenbazl›¤a, alçakl›¤a, doland›r›c›l›¤a itti¤i, insanl›¤›ndan ç›kard›¤›; emekçilerde kaçamak yollardan da olsa sömürüden kurtulmak, iflin iflinden s›yr›lmak, b›k›p usand›r›c› bir çal›flmadan, bir an için bile olsa yakas›n› kurtarmak iste¤ini uyand›ran; emekçilerde, kendilerinin ve yak›nlar›n›n açl›k çekmemeleri, açl›¤› hissetmemeleri için hangi yoldan ve her ne pahas›na olursa olsun bir parça ekmek bulabilme özlemi yaratan bir toplum…” (Aktaran: Sosyalist Toplumda Yarat›c› Yar›flma - Syf: 142 - Konuk Yay›nlar›)

4... Kapitalizm, emekçileri adeta bir makinan›n ucuz difllilerine çevirmifltir. Diflli çoktur, maliyeti de ucuzdur. Difllilerin s›k s›k k›r›l›yor, da¤›l›yor, parçalan›yor olmalar›n›n bir önemi yoktur. ‹flsizler ordusu, bol bulunan ucuz diflliler demektir. Yeter ki makina çal›fls›n, burjuvazi de kar etsin. Ucuz difllilerin ak›beti, açl›¤›toklu¤u, insan onuruna yarafl›r biçimde yaflamad›klar›n›n bir önemi yoktur. Çark böyle döner kapitalist sistemde. Bu çark, çal›flan insan›n insanl›¤›n›› yok eden kanl› bir süreç olarak dönmeye devam eder. Ve emekçiyi kendisine, çevresine karfl› yabanc›laflt›r›r. Marx, bu konuya özellikle önem vermifltir: “… Demek ki, özel mülkiyet, yabanc›laflt›r›lm›fl bir eme¤in ürünü, onun zorunlu bir

‹flte bu kapitalist toplumun yabanc›laflmay› zirvesine ç›kartan koflullar› içinde yaflamaya çal›flan insan tipinin ad›n› da koymufltur Marx: “… Üretim dedi¤imiz fley, insanlar› yaln›zca eflya-insan haline dönüfltürmekle kalmaz, onlar› ruhsal ve bedensel olarak insanl›ktan uzaklaflt›r›p, kötürümlefltirir. Böylece

fiUBAT 2011 | TAVIR | 21


diyalog, sa¤duyu… vaaz ederler. Oysa, altta kalan›n can›n›n ç›kmas›na, bir de alk›fl tutmas›n› istemektir bu. Ki ezilenlerin kendilerini ezenlere alk›fl tutmalar›, yabanc›laflman›n bir baflka boyutudur…

de ortaya, ahlak› yetersiz, çarp›k duygu ve düflüncelere sahip, insan olarak geri bir durumdaki iflçiler ve kapitalistler ç›kar. Böylesi bir anlay›fl ve böylesi yetersiz insanlarla yap›lan üretim sonucunda, karfl›m›za dikilen fley; kendi kendine iflleyen bilinçli bir eflyad›r. Ben buna eflya-insan diyorum…” (Marx’›n ‹nsan Anlay›fl› - Syf: 128) 5… Kapitalizm koflullar›nda sömürülen emekçi, hayat›n yükünü omuzlamas›na ra¤men, hayat›n gidiflat›n› belirleyip dönüfltürmede etkisizdir. Ondan istenen, dahil oldu¤u makinan›n ucuz difllisi olmakt›r. Okullar, diplomalar… hepsi bunun içindir. Ki o “ucuz diflli” olma hali ne kadar içsellefltirilirse, insani erdem ve özelliklerden de o kadar uza¤a düflülür. Eflya-insan’›n “ucuz diflli”nin mahkum edildi¤i bu ortam›n insanl›k d›fl› gerginli¤inden uyuflarak “kurtulmas›” için her türden yozlaflma özendirilir. Kapitalist makinan›n paramparça edip kendisine ait olamama kifliliksizli¤iyle sakatlad›¤› insanlar, kendilerini var edebilmek için, tüketim kültürünün batakl›¤›nda yok olurlar... ‹nsan kendisini de¤ersiz hissettikçe, bu de¤ersizli¤i eflyalar›n›n de¤eriyle kapatmak ister. Ama kapatamaz. Düzen ona bir hiç olmak d›fl›nda seçenek b›rakmam›flt›r. Hayat ç›k›fl› olmayan ve kendini tekrar eden bir labirenttir. Egemenler de¤iflik uflaklar›yla tüm bunlar›n “kader” oldu¤unu empoze ederler. Ne de olsa onlar›n tuzu kurudur ve bu “kader” onlar›n ifline gelmektedir. Emekçi ise kaderine küsmemelidir, küskünlük öfkeyi getirebilir. Ezenlere gore, ezilenler “kader”lerini sevmelidir. Kula kulluk etmeye boyun e¤melidir. ‹flte bu yüzden, ezenler en riyakar halleriyle hoflgörü, uzlaflma,

22 | TAVIR | fiUBAT 2011

6… Marx, s›n›fl› toplumlarda yaflanan sömürünün kaç›n›lmaz sonucu olarak tespit etti¤i yabanc›laflman›n zirvesine kapitalizmde ulafl›ld›¤›n› yorumlamakla yetinmemifltir sadece. Bununla birlikte, kapitalizm koflullar›nda burjuvazinin hizmetinde birer araç, bir tür “eflya insan” olmaya mahkum edilenlerin kurtulufl yolunu da iflaret etmifltir: “… Devrim, demek ki, yaln›zca egemen s›n›f› devirmenin tek yolu oldu¤u için zorunlu k›l›nmam›flt›r, ayn› zamanda ötekini deviren s›n›fa, eski sistemin kendine bulaflt›rd›¤› pislikleri süpürüp atmak ve toplumu yeni temeller üzerine kurmaya elveriflli bir hale gelmek olana¤›n› ancak bir devrim verece¤i için zorunlu olmufltur…” (Marx-Engels / Alman ‹deolojisi ) Yabanc›laflmay› ve “eski sistemin kendine bulaflt›rd›¤› pislikleri”, emekçiler, mücadele içinde süpürüp atmaya bafllarlar. Tarihin tecrübesi tan›kt›r ve Marx hakl›d›r. Boyun e¤menin rezilli¤i, korkunun utanc›, cehaletin körlü¤ü, bireycili¤in yaln›zl›¤›, geçimsizli¤i, yozlu¤u… süpürülüp at›lmaya bafllan›r. Baflkald›r›n›n haysiyeti, cesaretin coflkusu, bilinçlenmenin ayd›nl›¤› ve dayan›flman›n güzelli¤ini kuflanan insan, insanl›¤›n› da yaflamaya bafllar. “… ‹nsan›n insanl›¤›n› kavramas› demek, bu baflkald›rman›n bilincine varmas› demektir…” (Age - Hançerlio¤lu) De¤ilse; “Yanl›fl hayat, do¤ru yaflanmaz.”... Yaflad›¤›n hayat›n olmamas›d›r yoksulluk. Tam da bu yüzden, sana ait olmayan bir hayat›n içinde “yabanc›” kalman kaç›n›lmaz olur. Akvaryumun suyu kirliyse, hangi bal›k temiz kalabilir? Cevab› malumdur: “… bir avuç insan›n halk› soydu¤u ve hiçe sayd›¤›; yoksullu¤un ve sefaletin binlerce ve binlerce insan› düzenbazl›¤a, alçakl›¤a ve doland›r›c›l›¤a itti¤i, insanl›¤›ndan ç›kard›¤›…” yaflanan gerçektir. ‹nsanlar› insanl›¤›ndan ç›kartan, onlar› hiç eden, kendilerine yabanc›laflt›ran sisteme verilecek insani karfl›l›k, baflkald›r›d›r. Ki biz yoksullar, hiç’ler, hakk› yenmifller olarak bafl›m›z› kald›rd›kça, y›k›l›r bafl›m›z›n üstünde dönen o köhne devran…J


makale makale

ecdad ibrahim karaca

Sevgili okuyucu. “Ne diyon lan sen!” demeden önce bu yaz›y› oku ve bitir. fiunu da söylemifl olay›m, Çetin Altan’›n dedi¤ine göre ulan kelimesi o¤lan kelimesinden geliyor, bunu da bil. “Araflturmaci Yazar” olarak tarihe geçen Tahirun Sedri Dayi der ki “ya e¤nelhu yevmin, ve alihi salih”. Yani diyor ki “öyle günler gelecek, memlekette muhteflem bir ecdad aflk› bafllayacak”. O zamanki zamanlarda TV yok, dizi yok, Süper Lig yok, Çarfl› yok, TT Arena yok. Ne Messi var ne Ronaldinyo. Trabzonsporlu Yattara’n›n dedesi bizim köydeki radar inflaat›nda çal›fl›yor, Tonya’l› bir k›z bulup evleniyor. Sedri Dayi o s›rada Boginal›’n›n f›r›n›nda bafl hamurcu ve Ajda Pekkan ile de aras› iyi. Yani olay o kadar eski. Eski oldu¤u için masal tad› var. Ecdad›m›z o günlerin gerçe¤ini yaflam›fl, torunlara masal k›sm› kalm›fl. Film gibi. Dizi film sektörü önemli bir döviz kayna¤› flimdilerde. Az sonra lale devri var. Her dizi yeni bir ihraç ürünü. Ortado¤u ve Balkanlar bizimle yat›p kalk›yor. Sultan Süleyman dönemine bir buse konduran muhteflem dizimizin de hedefi bu muhtemelen. Daha fragmanlar gösterilirken, sokaklarda ecdad için düzenlenen fener alaylar› ise hassas bir milletin nas›l olaca¤›n› k›saca özetliyor. Halk›m›z da böyle örgütlü olabilseydi keflke. K›skanmamak elde de¤il, benim de bu yaz›y› yazarken amac›m tarih dersi vermek de¤il. Çünkü bu memleket nüfusunun yüzde iki yüzü tarihçidir. Yani haddimi biliyorum. Söylediklerim bu dizinin ve ona karfl› öttürülen vuvuzelan›n bende deprefltirdikleridir. Yerim dar, konu s›n›rl›. Kendi kendime Allah Allah diyorum, harem denilen yer acaba biçki dikifl kursu muydu, bu öfkeli kalabal›k niye bu kadar öfke-

li? Yoksa Hürrem olacak o Ukraynal› k›z›n “Sülüman” demesine mi bozuldular? Hürrem kim? Süleyman’›n “bir tek gülücü¤ün için Anadolu’yu, fiam’›, Ba¤dat’›, hatta ‹stanbul’u feda ederim” dedi¤i kad›n. Böyle bir aflk›n önünde e¤ilmek laz›m oysa. Çünkü öte tarafta had›m edilmifl erkekler, bal›klara yem yerine para atan padiflahlar, cariyeler, civelekler, muhallebi çocuklar›, saray entrikalar›, sarayda yaz›lan ve harem hayat›n› anlatan cinsel metinler (bahname), üsttekilerin zevk ile sefas› ve alttakilerin kanla bast›r›lan isyanlar› var… Yalan m›? Ecdad›m›z derken kimi kastediyoruz? Osmano¤ullar› sülalesini mi? Hanedan d›fl›nda kalanlar ecdad say›lmaz m›? Saraydaki Osmanl› ecdad ise, saray d›fl›ndaki Osmans›z kimdir? Bir filme gösterdikleri refleksle ecdad› korumak için elde bayrak soka¤a dökülen kalabal›ktan kaç kifli Osmanl› soyundan geliyor? Sokaktaki hangi kifli hangi padiflah›n kaç›nc› kuflaktan torunudur? Osmano¤lu sizin nereden ecdad›n›z oluyor? Bugünlerde üç çocuk kampanyas› var. ‹ki art› bir. Tek kad›n, en az üç çocuk. Üst s›n›r belirsiz. Gönülden ne koparsa. Çünkü Harem devri de¤il bu devir. Üç kar›l› befl kar›l› “kay›t d›fl›” evlilikleri saymay›n. Belki daha yüzde birini gördü¤ümüz harem hayat›na böyle bir tepki veriyorsan›z, yüz otuz kez baba olan Üçüncü Murat’a bu kadar çocu¤u kim verdi? Niye k›z›yorsunuz? Filmi teknik olarak m› be¤enmediniz? Bu güne kadar çekilmifl olan elli tane Malkoço¤lu filmine benzemiyor mu diyorsunuz? Beflikteki kardefli bo¤duracak kadar sert geçen iktidar kavgas›n›n bir benzeri hareme hiç u¤ramad› m›? Desem ki, ben Osmanl› hanedan soyundan gelmiyorum.

fiUBAT 2011 | TAVIR | 23


eden Emir Gune ile çok samimi olmam›fl m›, ‹stanbul’da halvetlere dalmam›fl m›, halk bu yak›fl›kl›ya “Murat’›n K›ç›” ad›n› vermemifl mi, Yeniçeriler ayaklan›p kellesini bir sopaya germemifl mi, Sultan Murat binlerce kifliyi bu olaydan sonra içki bahanesiyle idam etmemifl mi? Pazar günü kahvalt› keyfi yapt›¤›n›z köflklerin bulundu¤u Emirgan semtine onun ad›n› vermemifl mi? Kendisi de içki içen afyon çeken bir padiflah de¤il mi? Murat kimin ecdad›d›r? Ecdad nerede bafllar nerede biter? Osmanl› öncesi ve sonras› da buna dahil midir? Babadan o¤ula miras gibi geçen bir iktidar iliflkisinde hanedan› elefltirmek ecdada hakaret midir? Ecdad nedir? Deli oldu¤u bilinen Birinci Mustafa kimin ecdad›d›r?

Dedelerim köylüydü. Saray› uzaktan bile görmedi hiç biri. Osmano¤lu ise bir hanedand›r. Hal böyleyken Osmano¤lu soyu nas›l benim ceddim olsun? Bütün padiflah analar› ya S›rp, ya Rus, Bulgar, Ceneviz, Ukrayna, Venedik, flu ve bu. Benim annem, anneannem, onun yüz kuflak gerisi yine bizim köylüdür. Sizin pek sevdi¤iniz kan, gen, soy üçgeninden bakarsak; annesi Bulgar, babas› Osmanl› sülalesinden olan bir sultan yüzde kaç Osmano¤ludur? Ben onu ecdad saysam bile, o benim ecdad›m olmay› kabul eder mi? Bir diziye sadece bakarak “Ceddime laf söyletmem” ba¤›rt›lar›yla soka¤a dökülenler asl›nda neye ba¤›r›yor? Özet olarak “Türk aile yap›s›na, örf ve adetine uygun bir film çekmezseniz yasaklar›m sizi” fleklinde laflar ederek bu koroya kat›lan muhafazakar “ileri demokrat” iktidar neden cay›rt› kopar›yor?… Vergisini veremedi¤i için da¤lara kaçan köylüler varken, hamamdaki ola¤an cariye fantezilerinden birinde düflerek hakk›n rahmetine kavuflan ‹kinci Sultan Selim kimin ecdad›d›r? Mustafa’y› bafla geçirmek isteyen güç Yedikule zindan›nda Genç Osman’› öldürmeden önce ›rz›na geçmemifl mi? Sonra bo¤up kafas›n› koparmam›fl m›? Dördüncü Murad üç kardeflini bo¤durmam›fl m›? O s›rada daha oyun ça¤›nda olan di¤er kardefl ‹brahim’i annesi Kösem Sultan zor bela kurtarmam›fl m›? Yirmi befline kadar hapiste kal›p kafay› s›y›rmam›fl m›? Soyu sürdürecek erkek kalmay›nca mecburen tahta geçmemifl mi? Kösem Sultan ve devlet, hanedan yaflas›n diye ona güzel cariyeler bulmaya seferber olmam›fl m›? Devleti yönetmek annesi ve saraydaki kad›nlara kalmam›fl m›? Dördüncü Sultan Murat ‹ran seferi s›ras›nda kap›y› içerden aç›p kaleyi teslim

24 | TAVIR |fiUBAT 2011

‹nan›n ki bilmiyorum. Zaten hepsini bilsem bu kadar çok soruyu bir anda sormazd›m. Buna benzer yüzlerce olay var ve hepsini bilmek için s›k› bir araflt›rma yapmak laz›m. Laf söyletilmeyen ecdad bu mudur, yoksa ecdad derken kastedilen fley baflka bir fley midir? Bu konuda kafa yormufl ünlü baz› kalemler ne yazm›fl peki? Murat Bardakç› diyor ki: “Genellikle güzel ve yak›fl›kl› delikanl›lardan Yeniçeri olmak için seçilen civelekler soka¤a nadiren ç›kar ve d›flar›da bir kazaya u¤ramamak için yüzlerini has›r püskülünden yap›lm›fl bir peçe ile örterlerdi. Arada bir sak›nd›klar› kazaya u¤rad›klar› da olurdu. Bugün homoseksüel diye an›lanlara o günlerde genç ise civelek, yafll› iseler teneflir horozu denirdi.” Buyurun bakal›m. Onur Caymaz’dan not alm›fl›m: “17. yüzy›l›n ikinci yar›s›, yeniçeri oca¤›nda; 15-18 yafl aras›, tüysüz, peçeli erkekler ortal›kta. Devflirme Kanunu kald›r›lm›fl, ocak halka aç›lm›fl. Yeniçeri adaylar› k›fllalarda kal›yor. Zamanla, aday› olduklar› taburun hamisi kabaday›lara s›¤›nan bu gençler, onlar›n odas›nda yat›p kalkmaya, onlar›n iflini görmeye bafll›yor. Hamiler, kafl› gözü yerinde, eli aya¤› düzgün ‘civelek’lerini, kem gözlerden korumak için yüzlerine peçe takmalar›n› istermifl… ‹fle bak.” diyor bir yaz›s›nda. Günlü¤üne “Tarih, galiplerin propagandas›d›r.” diye yazan Cemil Meriç ise flöyle devam eder: “Din vaktiyle en basit jestlere kadar bütün insan hayat›n› düzenlemeye kalk›flm›flt›r. ‹çki içmeyeceksin, domuz yemeyeceksin, zina yapmayacaks›n. Osmanl› bunlar›n hepsini yapt›. ‹kiyüzlü bir hayvan oldu


Osmanl›. Tanr›’y› ve kulu aldatan bir panay›r gözba¤c›s›. Elinde tesbih, evinde o¤lan, duda¤›nda dua”. Fesüpanallah demekten baflka bir fley gelmiyor elimden. Ve Çetin Altan: “Hamam o¤lan›, iç o¤lan›... Osmanl› tarihinde eflcinselli¤in yeri var. Osmanl› fliirleri acaba kime yaz›lm›flt›r? Nedim mesela. Ya da Hayali: ‘fiuh-u güzeflte var ki nice nevcivan de¤er / Geçmifl zaman olur ki hayali cihan de¤er’ Nevcivan ne demek? Genç o¤lan. O¤lanlar üstüne yaz›l›yor fliirler burada. Neden? Hangi kad›n›, nerede tan›yor ki kad›nlar üzerine yazacak? Sonra milli edebiyatla beraber de muazzam bir yaln›zl›k fliiri bafllar. Kad›n yok ise ve libido engellenemezse ortaya o¤lanlar ç›k›yor. Do¤an›n yasas› libido; bayraklar, marfllar de¤il. Köleler ne yapacaklar? Aç›k denizlere giden gemiciler ne yapacaklar? Yeniçeriler gidiyor sefere, civelek taburlar› var bu amaçla.” Bu yazarlarda kar›n a¤r›s› var. Kesin. Yeniçerilere 16. yüzy›l›n ortas›na kadar evlilik yasak olmas› nedeniyle “o¤lanc›l›k” yayg›nd›r. 100 askerlik tabur, bir “orta” oluflturur. Bir ortan›n o¤lan› baflka bir ortaya giderse namus meselesi yap›l›r, kan bile ak›t›l›r. “Orta mal›” veya “orta o¤lan›” laf› buradan kalm›fl olmal›. Hamamlarda göbek tafl›n›n alt›nda her daim s›cak külhanlar vard›r. Kimi Yeniçeri, o¤lan›n› yan›na al›p geceyi burada geçirir. “Külhanbeyi” laf›n›n kökünde bu var. Osmanl›n›n ilk y›llar›nda üstüne koyun postu sar›p gezen baz› dervifllerin saçlar› kaz›nm›fl, kulaklar› demir küpelidir. Kad›nlarla de¤il birbirleriyle iliflkide bulunurlar. Kad›nlarla yakalanan olursa kulaklar›ndaki demir küpe çekilip ç›kart›l›r ve kulak kesik kal›r ki “kula¤› kesik” laf› da buradan gelir. Baz› iç o¤lanlar›na iliflkiden önce bir hafta boyunca muhallebi yedirilir. “Muhallebi çocu¤u” deyiminin de böyle bir geçmifli var. Bu türden iliflkiler sadece Osmanl›ya has de¤ildir. Eflcinsel oldu¤unu gizlemeyen ve gizlemedi¤i için alk›fl› gerçekten hak eden modac›m›z› bir defilede Yeniçeri b›y›klar›, kaz›nm›fl saçlar›, büyük küpeleri, sürme çekilmifl gözleriyle düflünün. Antik ça¤ Yunanistan›nda eflcinsel iliflki çok yayg›n ve normal kabul edilir. Platon, “En büyük sevgi bir erke¤in di¤er bir erke¤e duydu¤u sevgidir” der. Almanya’da ast›¤› ast›k, kesti¤i kestik bir diktatör olduktan sonra Yahudiler ve komünistlerle birlikte çok say›da eflcinseli öldürten Hitler de, önceleri bir eflcinseldir. O kadar Yahudiyi krematoryumlarda yakt›ran diktatörün, son yap›lan testlerde soy olarak Yahudilere daha yak›n oldu¤u saptand›. Sezar ise bu gece bir generaliyle birlikte olabildi¤i gibi, yar›n gece onun han›mlar›ndan biriyle yatabiliyordu. Roma’da söylenen “Sezar’›n k›l›c›n›n her iki ucu da keskindir” laf› bunu anlat›r. Ben bu laflar›n ve deyimlerin böyle oldu¤unu nereden okudum? Odatv.com’da ‹smail Tokalak imzas›yla yay›nlanan “Osmanl› saray›nda saç› uzun o¤lanlar” adl› yaz›dan. Olmaz böyle fley diyen herkes yaz›n›n tamam›n› oradan okusun. Geçen aylarda eflcinseller için afla¤›lay›c› laflar eden bakan han›m, flair

Nedim’in flu fliirini okuyunca ne düflünür acaba? Annenden cuma namaz›na gidece¤iz diye izin al›p Zalim felekten bir gün çalal›m Iss›z yollardan iskeleye do¤ru dolafl›p Yürü uzun boylu sevgilim Sadabad’e gidelim. Nedim’in annesinden izin al›p cuma namaz›na gitmek bahanesiyle ›ss›z yollarda kaybolmak istedi¤i uzun boylu sevgilisi bir kad›n m›? Kad›nlar Cuma’ya gider mi? “Ceddime laf söyletmem” ba¤›rt›lar›yla soka¤a dökülenler Osmanl› öncesine de pek muhabbetle bakmad›klar›na göre, onlar için ecdad hangi tarihler aras›n› kaps›yor? Devlet adam› olmadan ecdad olunam›yorsa, onlardan birkaç›n› yukar›da gördük. O zaman ayn› muhabbetin mesela bir M. Kemal’e duyulmamas›n› ne ile aç›klar›z? Bu sertifika nas›l al›n›yor? Kendi taht› için beflikteki kardeflini bile bo¤durtan sultan› ecdad sayan kullar, kurtulufl savafl› verip yeni bir cumhuriyet kuran lideri neden ced de¤il deccal sayar? Buradaki problem ced de¤il demek ki. Cumhuriyet, zaten son kullanma tarihi geçmifl olan hilafeti Osmanl›n›n enkaz› alt›nda b›rakt›. “Ard›ndan a¤lanan fley ecdad de¤il hilafettir” desek yanl›fl olur mu, Sedri Dayi’ya sormak laz›m. Bir dizi filmde gördü¤ü harem ve cariye manzaralar› nedeniyle ecdad aflk› depreflmifl olanlar soka¤a taflmasayd›, yine Osmanl›y› konu alan bir yaz› yazacakt›m belki ama o yaz›da baflka fleyler olacakt› muhtemelen. Belki Osmanl› t›mar sistemi, tersaneler, tersanelerdeki gemiler, gemileri yapanlar, sefere ç›kan askerler, geride kalanlar, tarlada çal›flanlar, saray› besleyenler, halinden memnun olmayanlar, ayaklananlar... Çünkü sarayda ve haremde geçen bu fleyler bir düzeni yaratan fleyler de¤il, düzenin yaratt›¤› fleylerdir. Sadece vergi ve asker verirken hat›rlanan Anadolu halk›n›n Osmanl› tarifi fludur: fialvar› flaltak Osmanl› Eyeri kaltak Osmanl› Ekende yok biçende yok Yiyende ortak Osmanl› Bu tarifi yapan halk›n torunlar› için ecdad H›z›r Pafla, Fatih, Yavuz mu, yoksa Bedreddin, Yunus, Pir Sultan m›d›r? Ecdad olmak için soy, gen veya kan ba¤› gerekmez bana göre. Bin y›l önce bile olsa hayat›n benzer saflarda kümeledi¤i y›¤›nlar birbirinin ecdad› say›l›r. ‹pin ucu bu. Geçen hafta Bitlis’in Mutki ilçesinde aç›lan toplu mezarlardan hala kendisinin uçbeyi oldu¤u döneme ait kaybolan insan iskeletleri ç›kan pafla ile, on y›l önce hapishanelerde halk›n çocuklar›n› “hayata döndüren” kahraman vatan evlatlar› ayn› ecdad›n torunlar›d›r mesela, bu kesin. Soru fludur: Hangi ecdad›n? J

fiUBAT 2011 | TAVIR | 25


elefltiri elefltiri

muhteflem manipülasyon mete y›lmazer

Tarih asla donuk, geçmifle ait bir olgu de¤ildir; aksine yaflayan bir olgudur. ‹deolojide, kültürde, geleneklerde yer al›fl›yla; bilinçlerdeki yans›y›fl›yla, do¤rudan ya da dolayl› olarak gelece¤i de etkileyen bir unsurdur. Ve tarihe do¤ru bak›fl, ayn› zamanda bugünü anlamakt›r.

nü izleyerek, “tarihe mal olmufl bir flahsiyetin mahremiyeti konusunda gerekli hassasiyetin gösterilmemesi” fleklinde bir kararla uyar› cezas› verdi¤ini aç›klad›. Ve böyle devam edilirse baflka cezalar›n da verilebilece¤ini hissettirmeyi ihmal etmedi.

Bu gerçekli¤i ocak ay›nda bafllayan Muhteflem Yüzy›l adl› TV dizisiyle bir kez daha gördük. Dizinin fragman› TV’de yay›nlan›r yay›nlanmaz, dizi üzerinde tart›flmalar da bir dü¤meye bas›lm›fl gibi baflla(t›l)d›. Diziye yönelik, bugüne kadar hiç olmad›¤› kadar tepki gösterildi. Dizinin ilk bölümünün yay›nlanmas›yla tepkiler deyim yerindeyse “zirve” yapt›. Yol kesme eylemlerini bas›n aç›klamalar› izledi. Bugüne kadar ekranlardan ahlaks›zl›k, mafyac›l›k, yozluk yayan filmlere, dizilere gösterilmeyen tepkiler bu diziye gösterilerek RTÜK’e on binlerce baflvuru yap›ld›. Türk halk›na ve mümtaz flahsiyetlerine hakaret ve manevi de¤erlerin rencide edildi¤i söylenerek dizinin yasaklanmas› istendi. Di¤er yandan diziyle ilgili tarihi ve sanatsal ölçüler üzerinden “derin” tahlillere, tart›flmalara tan›k olduk. TV’lerde profesör ünvanl› “uzmanlar”, Osmanl›n›n haremiyle ilgili o engin bilgilerini döktürdüler. Kimisi Kanuni Sultan Süleyman’› kastederek, “Bu mümtaz Türk büyü¤ü böyle gösterilmemeli” dedi. Kimisi “Bu sanatt›r, dizidir, belgesel bir yap›m de¤il” diyerek olaya farkl› bak›fl getirdi. Piyasac› kafalar da “Bu bir ticarettir, reyting için böylesi kurgular yap›labilir” gerekçesini ileri sürdü. Tart›flma meclise s›çrad›. Mukaddesatç› Baflbakan Yard›mc›s› Bülent Ar›nç da, sözde kendisinin bir fley yapamayaca¤›n› söyleyerek di¤er yandan RTÜK’ü acilen göreve ça¤›ran bir konuflma yapt›. Mecliste tam bu esnada Torba Yasas› görüflülüyordu.

Di¤er yandan dizinin yay›nlanmas›n› düflünce ve sanat özgürlü¤ü olarak görenler de oldu. Bu aç›klamalar›n düflünce ve örgütlenme özgürlü¤ünü savunan bir derginin bask›n yap›ld›¤› günlerde yap›l›yor olmas› onlar için bir ironiydi sadece. Tutars›z ve sus pustular. Bask›n› izlemekle yetindiler…

Emir alan RTÜK, ola¤anüstü bir toplant›yla dizinin ilk bölümü-

26 | TAVIR | fiUBAT 2011

Peki üzerinde böylesi f›rt›nalar kopar›lan, halk›n da adeta laikfleriat kamplaflmas›nda oldu¤u gibi suni bir taraflaflt›rmaya çal›fl›ld›¤› dizi neyi anlat›yordu? Ülkede bunca tart›fl›lmas› gereken temel sorunlar varken, nas›l bir diziydi ki bu, tüm tart›flmalar›n önüne geçirildi. Ülkedeki iflsizlik, torba yasas›, ö¤rencilerin sorunlar›, iflten at›lmalar, yoksulluk, açl›k vb. konular konuflulmay›p yap›t üzerinden muhafazakarlafl›yor muyuz tart›flmas›na kadar götürülen bu dizi hangi tarihi anlat›yordu? Karfl› ç›k›p tepki gösteren, bu dizide ne anlat›lmas›n› istiyordu? Muhteflem Yüzy›l etraf›nda dönen tart›flmalar çarp›k bir tarih alg›s› üzerinden yap›ld›¤›ndan, suni oldu¤u kadar devletin kendi egemenliklerini meflrulaflt›r›c› bir tart›flmad›r. Laiklik-fleriat tart›flmas›nda oldu¤u gibi; bizlerin, bir dizi etraf›ndan suni tart›flmalara bo¤ulmam›z›, böylece ülkenin gerçek meselelerinin üzeri örtülürken, di¤er yandan Osmanl› padiflahlar›n›n zulüm ve kan üzerine infla ettikleri ve sürdürdükleri bir tarihle gurur duymam›z› amaçlamaktad›rlar. Bu da muhteflem bir


manipülasyon olsa gerekir. Tarihe Takla Att›rmak Dizi, Osmanl› padiflahlar›ndan Yavuz Sultan Selim’in o¤lu, 10. padiflah Sultan Süleyman, bilinen ad›yla Kanuni Sultan Süleyman’›n yaflam›ndan bölümlere yer veriyor. Ama ön planda padiflah›n haremi, haremdeki kad›nlar, Valide Sultan’›n çevirdi¤i entrikalar, dedikodular, ahlaks›zl›klar var. Ve Kanuni Sultan Süleyman’›n köle olarak haremine al›p, sonradan evlenece¤i H›ristiyan k›z› Hürrem ile olan iliflkisi konu ediliyor. Tüm bunlar, ‹slamc›s›ndan faflistine kadar genifl bir çevrenin tepkisini çekmeye yetti. Cümle ‹slamc›, muhafazakar “demokrat” çileden ç›kt›. “fianl› Türk Büyü¤ü Cihan Padiflahlar›” ve özellikle de Kanuni Sultan Süleyman böyle gösterilemezdi. Bu tarihimize ihanetti… vs. vs. vs. Ülkenin her yan› kameralarla izlenip telefonlar› dinlenirken, yasad›fl› yol ve yöntemlerle hayat›m›z kontrol edilirken hassas ve de çok duyarl› bu çevreler bindirilmifl k›talar gibi RTÜK’e flikayet ya¤d›r›p, padiflah›n mahremine sayg› duyulmad›¤› için tepki gösteriyor. Kraldan daha kralc› bu çevrelerin akl›na ise devlet taraf›ndan gerçeklefltirilen hak ihlallerine bir kez dahi tepki göstermek gelmiyor. Geçmiflin karanl›¤›na bo¤ulup, göz önündeki gerçekleri es geçiyorlar. ‹ktidar›n payandas› gibi her yerde bunlar var… Sormak gerek: ‹ktidar›n hayatlar›m›za, kiflili¤imize, de¤erlerimize... has›l› her fleyimize yönelik hak ihlallerine, bask›lar›na bir kez olsun tepki göstermeyecek misiniz? Dizidekilerin gerçek d›fl› oldu¤unu söyleyenler de oldu. Baz›lar› dizidekilerin öne ç›kar›lmas›na itiraz etti. Ve ço¤unlukla tüm itirazlar padiflah›n saraydaki haremiyle s›n›rl› kald›. Tart›flma adeta bu noktada dü¤ümlendi. Çünkü gerek diziyi haz›rlayanlar›n gerekse de diziye tepki gösterenlerin tarih alg›s› sarayla s›n›rl› resmi tarihtir. Bir yandan Kanuni gibi bir padiflah›n haremini, ahlaks›zl›¤›n› anlatarak reytinglerde yerini sa¤lama almak isteyen dizi yap›mc›s› TV kanal›, di¤er yandan gerçeklerin sadece çok küçük bir bölümünün dahi gösterilmesine tahammül edemeyenler… Her iki kesimin ortak noktas› da tarih anlay›fllar›nda halk›n yer almay›fl›d›r. Onlara göre tarihler saray›n surlar›, vakanuvislerin günlükleriyle s›n›rl›d›r. Bu günlüklerde halk yoktur. Zulüm ile abad olanlar›n; halk›n kan›, can›, mal› üzerinde sefa sürenlerin tuhaf kahramanl›k hikayeleriyle ihya olup, coflmam›z istenir. Kara Muratlar, Malkoço¤lular, Tarkanlar hep bu çarp›k tarih anlay›fl›n›n ürünüdür… Sarayda padiflah›n böyle ahlaks›zl›klar yapt›¤›na de¤il; bu ah-

laks›zl›klar›n TV dizisinde gösterilmesine karfl› ç›k›lmas› ise tam bir aymazl›k, pervas›zl›kt›r. Çünkü benzer fleyleri, kendileri de uygun ortamlar› bulduklar›nda yapacaklard›r. Nitekim günümüzde ‹slami bas›nda geçen harem tart›flmalar›, savunmalar, fikri ve zikri denklemlerde saklanamayan çürümenin, yozlaflman›n en pespaye halidir. Faflistlerden ‹slamc›s›na kadar büyük bir kesimin Osmanl›’n›n tarihini sahiplendi¤i, onunla övündükleri bilinir. Fakat bu kesimler; dizide gösterilen kiliselerin ya¤malanmas›na, gençyafll›, kad›n-erkek demeden H›ristiyanlar›n k›l›çtan geçirilmesine tepki göstermedi. Bunlar›, kad›nlar›n köle edilip saraya cariye olarak getirilmesi de rahats›z etmedi. Ne zaman ki bu H›ristiyan genç k›zlar-kad›nlar padiflah›n haremine biçilen cariye rolüyle magazin mezesi oldular, o dakika sesleri yükseldi. Çünkü Sultan Süleyman ve hareminin magazinlefltirilmesi içlerinde her daim özlemini duyduklar› düzene sald›r›yd›. Dokunulmazd›. K›rm›z› çizgileriydi bu. Ve o s›n›rda durulmal›yd›. Baflbakan›n zaman zaman padiflah tav›rlar› göstermesi, hain Vahdettin’i sahiplenmeleri, Osmanl›ya övgüler düzmeleri bofluna de¤ildir. Onlara göre Osmanl›, üç k›tada at koflturan flanl› bir imparatorluktu. Bunu da Kanuni gerçeklefltirmiflti. Bundan dolay› da böylesi bir tarihten ancak gurur duyulabilirdi. Tarihi Gerçekler… Peki gurur duyduklar› ve bizlerin de gurur duyup sayg› göstermemizi istedikleri tarih söyledikleri gibi midir? Öncelikle flunu belirtmek gerekir ki, gerek diziyi yapan ve yay›nlanmas›n› isteyenlerle ve gerekse dizide gösterilenlere karfl› ç›kanlar›n tarih alg›lar›, anlay›fllar› çarp›kt›r. Ortak noktalar› budur. Egemenlerin tarihinde padiflahlar›n hayatlar›na iliflkin pek çok fley anlat›l›r. Seferlere kaç askerle ç›k›ld›¤›, hangi yerlerin hangi tarihlerde fethedildi¤i söylenir. Kesilen vergilerin, al›nan

fiUBAT 2011 | TAVIR | 27


ne çok kelle vuruldu¤unu, Müslüman kan› ak›t›lmas› günah denilerek kardefllerin bo¤duruldu¤unu bilmeyen kalmam›flt›r. ‹ktidarlar› için kardefllerini katledenler, emri verenler o padiflahlard›. “…..Yeni Padiflah (Sultan III. Mehmet) için ilk sorun, hepsi de sarayda olan 19 erkek, 27 k›z kardeflinin, kimileri hamile 200 dolay›ndaki haseki ve cariyenin ivedilikle tasfiyesiydi. Erkek kardefllerinin kimisi bebe, en büyükleri 8-13 yafllar›ndayd›. III. Mehmet’in saraydaki ilk gecesinde flehzadeler, kimi anas›n›n, dad›s›n›n kuca¤›ndan al›narak kimi k›sk›vrak yakalanarak dairelerden toplat›ld›. Bir flehzadenin, gelen dilsizlere önündeki kestane taba¤›n› gösterip ‘Bari kestaneleri yiyeyim!’ dedi¤i rivayet edilir.(…) Analar›n, dad›lar›n, cariyelerin göklere yükselen feryatlar›n› duymayan, haremin ‘dinsiz ve insafs›z’ dilsizleri, III. Murat’›n flehzadeleri(ni) Karaa¤alar Dairesini’nin Dolapl› Kubbesi’nde bo¤uverdiler.” (1)

kölelerin, yap›lan yaz›flmalar›n, verilen emirlerin, beylerin paflalar›n yaltaklanmalar›, ayr›cal›k isteyen tüccarlar›n vaatleri vs. de yer al›r bunlar›n tarih belgelerinde. Bize gösterdikleri tarih bilgilerinde padiflahlar›n haremleri de vard›r… Cariyeler, odal›klar vb… Her fleyi bulabilirsiniz. Ancak bu tarih anlat›mlar›n›n içinde bir tek halk yoktur. Hangi padiflah›n kaç o¤lu oldu¤u, hangi saraylar› yapt›rd›¤› gururla anlat›l›rken, halk›n ödedi¤i vergiler yoktur. Padiflah›n zengin sofralar› anlat›l›rken Anadolu’da halk›n ot, süpürge tohumu yedi¤i anlat›lmaz. Olaylar›n kronolojisi anlat›l›r ama bu olaylar›n aras›ndaki ba¤lant›lar özellikle gösterilmez. Peki Osmanl› Saray› ve padiflahlar›n, söylendi¤i gibi gurur duyaca¤›m›z anl›-flanl› bir yan› var m›yd›? Birincisi Osmanl› ve onun saray›, halk›n tarihini temsil etmezler ve onunla övünecek birileri varsa, o da egemen s›n›flard›r, burjuvazidir. Osmanl› Saray›n›n durumu, di¤er imparatorluklarda görülenlerden pek farkl› de¤ildir. Bunun böyle oldu¤unu herkes de bilir. Örne¤in o sarayda, saray içi entrikalarla padiflahl›k için

28 | TAVIR | fiUBAT 2011

Faflistlerin ve ‹slamc› çevrelerin sar›ld›klar› ve gurur duyduklar› bu tarih, Osmanl› Saray› tarihidir. Hiç kimsenin bu tarihe dokunmas›n› istemezler. Fakat her türlü de¤ere hakaret etmeyi, çarp›tmay› kendilerinde hak görürler. ‹slamc› kanallardaki “Kürt dizilerinden” taflan ›rkç›l›k; iyilik-kötülük temal› dizilerde bafl› aç›klara yönelik afla¤›lamalar; devrimcilere, yurtseverlere yönelik düflmanl›klar... hepsi meflru, hepsi demokratik hakt›r! ‹stedi¤i gibi sald›rabilir, sövebilirler! Ancak ne zaman ki padiflahlar›n yapt›¤› ahlaks›zl›klar, ak›tt›klar› oluk oluk kanlar, yapt›¤› katliamlar, zulümler, halk› inim inim inleten vergiler gündeme getirilir; o zaman hop oturup hop kalkarlar. Çünkü iktidarlar›n›n ideolojik g›das›n›, Osmanl›n›n 600 y›ll›k zulüm iktidar›ndan al›yorlar. Osmanl› gerçeklerine magazinsel boyutta bile de¤inilmesini, tahammülsüz bir sald›rganl›kla karfl›lamalar›n›n bir nedeni de budur. Hiçbir flekilde tart›fl›lmas›n, konuflulmas›n; halk büyülü bir cam küreye bakar gibi, gösterilen her fleye inans›n. Bu zulüm, kan ve ahlaks›zl›¤›n üzerine kurulu imparatorlu¤u; dokunulmaz k›larak, ilahi mertebesine ç›kararak tabu olsun istiyorlar. Bundan güç al›yorlar. Ki tart›flt›rmama çabas›, gösterdi¤i tepkiler hep bunun için. Osmanl› padiflahlar›n›n saray yaflam› herkesçe bilinmektedir. Saraylardaki haremler, e¤lenceler, sefahat, de¤iflik sapk›nl›klar, entrikalar bilinmeyen bir yan› yoktur. Sarhofl Selim’den, Deli ‹brahim’e… Yavuz’dan hain Vahdettin’e.. Bu tarih onlar›nd›r. Övünebilirler. Yak›p y›k›p, k›y›mdan geçirilen halklar›n ac›lar›ndan hayvani bir hazla zevk alabilirler. Biliriz ki bu faflizmin kültürüdür. Ve bunu bildi¤imiz ve flaflmad›¤›m›z gibi Babailerden Pir Sultan’a, Bedreddinlerden Köro¤lu’na… yoksul halk›n kavgas›n› verenlerin halk›n gerçek tarih yaz›c›lar› oldu¤unu hiç unutmay›z. Bununla övünür, halk›n kavgas›na bafl koyanlar›n yolunda yürümeyi erdem biliriz. Ancak gerçek flu ki egemen s›n›flar ne Osmanl›n›n ne de Cumhuriyet’in gerçek tarihini bilmemizi asla istemezler. Dizide ad› dahi geçmeyen halk bu y›llar-


da ne durumdayd›? As›l tart›fl›lmas›, sorgulanmas› gereken budur. Halk›n gördü¤ü zulümden, yoksullu¤undan gurur duyuyorlar m›yd› acaba? Saraylarda onca fley yaflan›rken halk ne durumdayd›, nas›l yafl›yordu, biliyorlar m›? Dikkat edilirse konuya iliflkin yap›lan tart›flmalar›n hiçbir yerinde buna dair bir ayr›nt›, düflündürecek bir bilgi bulamazs›n›z. Adeta halk yok olmufl, silinmifltir tarihten. Oysa halk Osmanl›’n›n “Muhteflem Yüzy›l”›nda en büyük zulmü yaflam›flt›r. Yüz y›l süren Celali ‹syanlar› bu yüzy›lda yaflanm›flt›r. Öyleki 16. yüzy›l›n ikinci yar›s›nda Anadolu’da özellikle Sivas yöresinde yoksul halk, kendi çocuklar›n› yemek zorunda kalm›flt›r. Sivasl› fieyh Recep “Necmü’l-Hüda, fi Menak›b-› fieyh Ebü’s-Seha” adl› eserinde bu korkunç durumu flöyle anlat›r: “Toprak bafltan sahipsiz, bofl ve muattal kald›¤›ndan k›tl›k ve açl›k bafllad›. Fakir halk ot yapraklar›n›, a¤aç kabuklar›n›; daha sonra çöplüklerde ve yollarda bulduklar› cifeleri yediler. Kurtlar gibi köpekleri, kedileri avlad›lar. Kedi, köpek de kalmay›nca kokuflmufl hayvan kanlar›n›, laflelerini ve nihayet çocuklar›n› bo¤azlay›p yemeye bafllad›lar. (...) Fakirlik, açl›k insanlar› böyle kötü ak›betlere, a¤›r fenal›klara sevk eder.” (2) Anadolu halk›n›n, Osmanl› zulmü alt›ndaki durumu budur. Yokluk, yoksunluk, açl›k ve zulüm… Osmanl› tarihiyle mest olup gurur duyanlar; gözünü ve akl›n› resmi tarihin s›n›rlar›nda tutanlar için sözü konuya iliflkin araflt›rmalar›yla tan›nan bir tarihçiye b›rakal›m: “‹ktisadi darl›k artmakta devam ediyordu. Halk›n ödeme gücü gittikçe düflerken, harp ve yeni masraflar ve fedakarl���klar istemekteydi. Vilayet idarecileri ve vergi toplama memurlar›, daima kanuni miktardan fazla para ve mal istemelerine devam ediyorlar, pek çok flikayetlere ra¤men, hükümet bunlara karfl› hiçbir fley yapam›yordu. (…) Yaln›z Anadolu taraf›nda de¤il, Rumeli ve hatta ‹stanbul’da da fazlaca bir asayiflsizlik vard›. (…) Köylü s›n›f›ndan çiftini bozanlar›n miktar› gittikçe art›yordu. (…) Genifl halk tabakalar›yla idarece s›n›f aras›nda büyük bir didiflmenin ç›kmas› için bütün flartlar mevcuttu.” (3) Nitekim öyle de oldu. Halk, Osmanl›n›n zulüm politikas›na her f›rsatta isyan etti. Ayaklanmalar›n bir k›sm› görünüflte mezhepsel olsa da, asl›nda öyle de¤ildir. “Bu ayaklanmalar, mezhebi mahiyette görünüyorlarsa da, gerçekte iktisadi sebeplerle ilgilidir. (…) Ayaklanmalar›n gerçek sebebi, Türkmenlerin iktisaden s›k›nt› içinde bulunmalar› ve onlara yaln›z istismar edilen unsur gözü ile bak›lmas›d›r.” (4) Ayaklanmalar Osmanl› taraf›ndan çok kanl› ve vahfli bir flekilde bast›r›ld›. Öyle ki sadece Yavuz Sultan Selim, yani Kanuni Sultan Süleyman’›n babas›, Anadolu’da 40 bin Türkmen’i bir seferde katletti. Adeta hepsi tüm halklara ibret-i alem olmas›n› ister gibi çocuk, yafll›, kad›n demeden k›l›çtan geçirildi. Yüzlerce y›l sonra bile Anadolu’da halk›n Yavuz ismini çocuklar›na

vermemesinin ço¤unlukla sebebi budur. Osmanl›n›n; Türkmenlere, Alevilere ve tüm halklara karfl›, isyan edenlere karfl› ac›mas›z, düflmanca uygulamalar› oldu. Hani o iflgal etti¤i yerlerde hoflgörülü davrand›¤› söylenen padiflahlar ne hikmetse özellikle Anadolu’ya hiç de hoflgörülü davranmad›. Ki Osmanl›’n›n hoflgörüsü t›pk› bugünkü egemenlerin yapt›¤› gibi, boyun e¤en ve kul olanlar içindir. ‹flgale karfl› tepki gösteren, isyan edenlere karfl› hiç de hoflgörülü de¤illerdir. Yavuz Sultan Selim’in bizzat iste¤iyle Müftü Hamza Efendi ile fieyhülislam ‹bn Kemal’in yazd›¤› fetva ve risalelerde Aleviler “afir ve mülhid” olarak gösterilmifl, “onlar› k›r›p, cemaatlerini da¤›tmay› Müslümanlar için vacip ve farz” saym›fl, bunu gerçeklefltirenlerin kesinlikle cennete gideceklerini söyleyebilmifltir. Ayn› yolun yolcusu Yavuz’un o¤lu Kanuni Sultan Süleyman’›n ünlü fieyhülislam› Ebussuud Efendi de “K›z›lbafl taifesinin fler’en k›tali helal olup katledenin gazi ve maktul olan›n flehit” olaca¤› yönünde fetva vermesi ne kadar da “hoflgörülü” oldu¤una örnektir. Hatta Yunus Emre’nin ilahisiyle zikredenleri bile “katledilmesi mübah” olarak gösterir. ‹flte övündükleri gurur duyduklar› tarihlerinin sadece çok küçük bir kesiti bile budur. K›y›m ve y›k›m… ‹slamc›s›ndan faflistlerine ve bilcümle geçmiflin karanl›¤›na gömülenlerin hastal›kl› durumu tam da Marks’›n tarif etti¤i gibidir: “‹nsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar ama kendi keyiflerine göre, kendi seçtikleri koflullar içinde yapmazlar, do¤rudan veri olan ve geçmiflten kalan koflullar içinde yaparlar. Bütün ölmüfl kuflaklar›n gelene¤i, büyük bir a¤›rl›kla, yaflayan beyinlerin üzerine çöker. Ve onlar kendilerini ve fleyleri, bir baflka biçime dönüfltürmekle, tamam›yla yepyeni bir fley yaratmakla u¤rafl›r göründüklerinde bile, özellikle bu devrimci bunal›m ça¤lar›nda, korku ile geçmiflteki ruhlar› kafalar›nda canland›r›rlar, tarihin yeni sahnesinde o sayg›de¤er e¤reti k›l›kla ve baflkas›ndan al›nma a¤›zla ortaya ç›kmak üzere, onlar›n adlar›n›, sloganlar›n›, k›l›klar›n› al›rlar.” (5) Sözün özü; tarihi do¤ru okumak, bugünü anlamak ve gelece¤i görmekse; yanl›fl okumak ve böyle göstermek de bofl avuntular›n esiri olmakt›r. Kaynaklar: 1) Bu Mülkün Sultanlar›, Necdet Sakao¤lu. 2) ‹brahim Alifl, “Karayaz›c› ‹syan›’nda Sivas’ta K›tl›k ve Çocuklar›n›n Etlerini Yiyenler” / Tarih Konufluyor Say›: 27 1996 / Aktaran As›m Bezirci, Pir Sultan. 3) Türk Halk›n›n Dirlik ve Düzenlik Kavgas›, Mustafa Akda¤, 1975, sayfa 290 4) O¤uzlar, Faruk Sümer sayfa 158 5) Louis Bonaparte’in 18 Brumaire’i – Karl Marks – Sol Yay›nlar› 1. Bask› May›s 1976 / Çeviren: Sevim Belli * Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi * Yüzy›llar›n Gerçe¤i ve Mimarisi - Server Tanilli J

fiUBAT 2011 | TAVIR | 29


makale makale

~

bu bizim spartaküs’ümüz degil! ümit zafer “Kahramanlar, umutlar›m›z›n ve hayallerimizin vazgeçilmez sembolleridir…” (R. STAUBACH)

bu dizinin ismi d›fl›nda, bizim tan›d›¤›m›z Spartaküs ile hiçbir ilgisi yoktur. Olan fludur: Bir gladyatör hikayesini erotizm sosuna bulay›p “Spartaküs” ad›yla sat›yorlar. Böylece hem para kazan›yorlar, hem de Spartaküs’ü belki de ilk kez bu diziyle tan›yacak olan insanlar›, asl›yla ilgisi olmayan bir Spartaküs’le tan›flt›r›yorlar. Spartaküs’ü yanl›fl tan›tarak, simgeledi¤i anlam ve de¤erleri de tasfiye etmifl oluyorlar. Daha ekranlarda yay›nlamadan önce yap›lan tan›t›mlar› s›ras›nda duydu¤umuz isim yeteri kadar kuflku vericiydi asl›nda: Spartaküs: Kan ve Kum… 1… Ne anlatt›¤›m›z kadar, nas›l anlatt›¤›m›z da önemlidir. Anlatt›¤›m›z konu ya da kahraman› nas›l anlatt›¤›m›z önemlidir, zira biçim esas›n kap›s›d›r.

“Kan ve Kum” vurgusu bir özgürlük savaflç›s›ndan öte, gladyatör/arena dövüfllerini ça¤r›flt›r›yordu. Yeterli bir ipucuydu bizim için bu alt bafll›k. Yan›lmad›k. Kahin oldu¤umuzdan de¤il, burjuvaziyi tan›d›¤›m›zdan.

Bir süredir, CNBC–E isimli Amerikan kanal›nda yay›nlanan “Spartacus: Blood and Sand” ( Spartaküs: Kan ve Kum) isimli dizide, Spartaküs olmayan bir Spartaküs anlat›lmaktad›r. Ki

2… Dizi, daha yay›nlanmadan gözümüze sokulmaya baflland›. Bu reklamlar da yeteri kadar kuflku vericiydi. Spartaküs’ün

30 | TAVIR | fiUBAT 2011


özgürlük savafl›n›, isyan›n›, Romal›lar’dan hesap sormas›n› niye bu kadar izletmek istiyordu ki burjuvazi? Saf m›s›n›z? Yanl›fl sorular›n do¤ru cevab› olmaz. CNBC-E kanal›nda gösterilen Spartaküs dizisinde anlat›lan bir özgürlük savaflç›s› de¤ildir. Karfl›m›zda köle isyanlar›n›n önderi ve ezilenlerin ilk kahramanlar›ndan olan Spartaküs de¤il, bir karikatür var. Romal›lar, Spartaküs’ü ve yoldafllar›n› çarm›ha gererek katlettiler. Ama Spartaküs’ün temsil etti¤i isyan ruhunu gene de öldüremediler. Burjuvazi ise, Spartaküs’ün ifade etti¤i anlam ve de¤erleri ekran denilen çarm›ha germeye yelteniyor. Ve fakat, “vurun ulan vurun / ben kolay ölmem” dizesinin ayd›nl›¤›nda diyebiliriz ki, ne o zaman yok edebildiler, ne de flimdi kirletebilirler. Çünkü, Spartaküs ekranlarda de¤il, hayat›n içinde yafl›yor… 3… Spartaküs geçmiflten bugüne sanat›n konusu olmufltur. Olacakt›r ve olmal›d›r da. ‹nsanl›¤›n haf›zas›na kaz›nm›fl bir kahramand›r Spartaküs. Ancak, söz konusu dizi, Spartaküs’ün ifade etti¤i de¤erleri halklara tafl›may› de¤il, bu de¤erleri erotizm ve ucuz macera kurgusu içinde bo¤may› hedefliyor. Yap›lan budur ve bu “ifl” kirli bir ifltir. Bu dizide yazarlara, flairlere ilham veren, özgürlük için savaflanlara güç veren bizim Spartaküs’ümüz yoktur. Olmayacakt›r da. Kimse böyle bir beklentiye de girmesin. fiu an ilk sezon bölümleri gösterilen dizi, bu sezonun sonuna kadar bu minvalde devam edecek. ‹kinci sezon bölümlerinde ise, Spartaküs’ü canland›ran oyuncu (Andy Whitfield) yer almad›¤› için, Spartaküs öncesi bir hikaye anlat›l›yor. Kanser tedavisi için çekimlere ara veren Andy Whitfield olmay›nca, bu kez (dizide gladyatör okulunun sahibi olan) Batitus’un hikayesini anlatan bölümler çekilmifl. Üçüncü sezonun ad› ise fluymufl “Spartaküs: Arenan›n Tanr›lar›…”

Burada biraz dural›m ve soral›m: Hangi yönüyle yank› uyand›rm›fl bu dizi? Cevab› yukar›da da var: “Erotizmin s›n›rlar›n› zorlayan sahneleriyle…” Kendi gazetesinde diziyi böyle tan›tan Haflmet Babao¤lu, bu diziyle ilgili yazd›¤› yaz›da flöyle diyordu: “… Erotizm giderek haks›zl›klar› unutman›n, adaletsizli¤i yenilir yutulur k›lman›n, isyan› ütopya göstermenin en etkili yolu olup ç›k›yor…” (Sabah Gazetesi / 22 Eylül 2010) Devam ediyor Babao¤lu: “... Spartaküs ça¤lar boyunca ‘özgürlük atefli’nin simgesiydi! Bugün flehvet atefliyle an›l›yor...” Burjuvazinin yapmak istedi¤i iste tam da budur: Spartaküs’ün özgürlük ateflini ekranlarda söndürüp, genç kuflaklar için flehvet, erotizm, gladyatör dövüflüyle an›lmas›n› sa¤lamak… 5… Ükemizde iki kanalda birden gösterilen bu diziyi yay›nlayan kanal›n dergisi flunlar› yaz›yordu: “… HD–en sayesinde, senenin en konuflulan dizisi Spartaküs: Blood and Sand’in görsel esteti¤inin tad›na varacak, diziyi yönetmenin kurgusuyla izleyeceksiniz…” (CNBC-E Dergi – Eylül 2010 – Say›:128) Kapak konusu yaparak allama pullama faaliyetinde Marx’›n ismini de anmadan geri durmad›lar: “… Ayd›nlanmadan günümüze Karl Marx gibi pek çok düflünce ve eyleme ilham veren, direniflin ve ezilenlerin simgesi olan Spartaküs’ün kanl› arenalarda küllerinden do¤ufl öyküsü sizi ekrana ba¤layacak…” (Ayn› Dergi - Say›: 128)

Bu isimlendirme üçüncü sezona dair yeterince ipucu vermiyor mu sizce de? K›sacas›, “Spartaküs” ad› kullan›larak kad›n memesi ve gladyatör adalesi, fliddet ve flehvet hikayesi sat›yorlar. Ki burjuvazi, dokundu¤u her fleyi metalaflt›r›r…

Yalanc›lar! Yalanc›lar, çünkü bu dizide “direniflin ve ezilenlerin simgesi olan Spartaküs” yoktur. ‹lerleyen bölümlerde de olmayacakt›r. Kald› ki, kimden ne bekliyoruz?!

4…. Dizinin tan›t›mlar› s›ras›nda en çok kurulan cümle flu oldu: “Erotizmin s›n›rlar›n› zorlayan sahneleriyle büyük yank› uyand›ran Spartaküs dizisi…”

Burjuvazi do¤as›na uygun olan› yap›yor. O halde biz de öyle yapal›m ve “ Spartaküs” ad›n› kullanarak gözümüze sokulan gladyatör adalesi ve kad›n memesini izlemeyi reddedelim… J

fiUBAT 2011 | TAVIR | 31


biyografi biyografi

~

zincir ve k›rbaç alt›nda insanl›g›n yüz ak›: spartaküs mete y›lmazer

Hay›r! Bir s›n›r› vard› zalimin gücünün: Bulamad›¤›nda haklar›n› hiçbir yerde ezilen, Dayan›lmaz oldu¤unda tafl›d›¤› yükü, Uzan›r yukar›lara, son cesaretiyle gökyüzüne Ve al›r afla¤›ya, y›ld›zlar misali Orada as›l› duran demirbafl ve k›r›lmaz, Ebedi haklar›n› Do¤an›n ilk hali geri gelir, ‹nsan›n insanla ayn› zeminde durdu¤u Son bir yol vard›r ama, Yoksa e¤er baflka hiçbir çaresi; Ona bir de k›l›ç verilmifltir. (Wilhelm Tell)

Burjuvazi, ideolojik ayg›tlar›yla s›n›rs›z ve pervas›z bir flekilde halklar›n yüzlerce y›ll›k kan ve can bedeli yaratt›¤› de¤erleri çarp›tarak, kendisine kar alan› görmeye ve kullanmaya devam ediyor. Tarihin bütün do¤rular›, ac› ve büyük bedellerle yarat›lm›fl de¤erleri, egemenler nezdinde bir kar arac›… Bunun en son örneklerinden biri de kölece sömürücü düzenin köküne kibrit suyu döküp onu temellerinden sarsan, emekçi halklar nezdinde isyan›n ve özgürlü¤ün sembollerinden olan Spartaküs oldu. Zaman›nda kendi soydafl› olan köle sahiplerince katledilen; özgürlü¤ün, isyan›n ad› Spartaküs flimdiki egemenlerin gözünde bir meta… Ve böylece bir kez daha öldürülmek istenmektedir. Bunun için yapmad›klar› denemedikleri yol yoktur. Amaçlar›ndan ideallerinden soyutlan›p s›n›fsall›ktan uzak, bol dövüfllü, cinsellik içinde bir tarihsel kiflilik yarat›lmaya çal›fl›l›yor. Ne kölecilik, ne de hakl›yla haks›z›n kavgas› vard›r bu hikayelerde. Tarih çarp›t›c›l›¤› ve halk›n manevi de¤erlerinin içi böyle boflalt›l›yor.

Çürüyen ‹mparatorluk Köleci toplumda, köleler de üretim araçlar› (toprak, ifl aletleri) gibi efendilerinin birer mal›yd›. Köle, bir eflya gibi pazarlarda al›n›p, sat›l›rd›… Efendisi, hizmete amade kölesini istedi¤i gibi kullan›rd›. Hatta onlardan konuflan bir alet olarak söz edilebilir, balta ve öküzden ancak konuflma yetene¤inin olmas›yla ay›rt edilebilirdi. Köleler ac›mas›z bir sömürü ve zulüm alt›ndayd›. Hayvanlardan daha kötü koflullarda yaflar ve muamele görürdü. K›rbaçla ifl yapt›r›l›r, küçük bir hata ölüm dahi en a¤›r flekilde cezaland›r›l›rd›. Kendisine ölmeyecek kadar yiyecek verilirdi. Dönemin en büyük köleci devletlerinden Roma’daki yaz›l› hukuka göre köle, kaçmas› durumunda ölümle cezaland›r›l›r, çal›nmas› durumunda ise çalan› bekleyen son yine de¤iflmez: öldürülürdü. Kaçak köleleri korumak, göz yummak da benzer cezalar gerektirirdi. Kölenin hiçbir hakk› yoktu. Roma ‹mparatorlu¤u’nda, Kartaca’y› yenmesinden sonra kö-

32 | TAVIR | fiUBAT 2011


le eme¤i kullan›m›nda muazzam bir art›fl olur. M.Ö. 225‘te yaklafl›k her 7,3 Romal› yurttafla bir köle düflerken; takvim yapraklar› M. Ö. 43’ü gösterdi¤inde bu oran 1,5 yurttafla bir köleye denk gelir. Ki bu bize Roma nüfusunun % 40’›n›n kölelerden olufltu¤unu gösterir. Roma ‹mparatorlu¤u’nun ekonomik gücü özellikle savafllarla elde edilen kölelere dayanmaktayd›. Ancak bu derin çeliflkileri de beraberinde getiriyordu. Çünkü Roma bir tar›m ülkesiydi. Büyük toprak sahipleri daha fazla kar elde etmek için yo¤un olarak köle çal›flt›r›rd›. Köle say›s›, bask› ve zulmün yo¤unlu¤una paralel geliflti. Düzeni koruyan ordunun temeli ise köylü ve zanaatç›lardan olufluyordu. Savafl›n zorunlu k›ld›¤› vergiler de esas bu kesimlerden karfl›lan›rd›. Köle eme¤indeki rekabet, giderek köleci devletlerin iktisadi, siyasi ve askeri gücünü y›k›ma götüren en önemli etken oldu. Çünkü sömürü ve zulüm dayan›lmaz noktaya geldi¤inde kölelerin baflkald›r›s›ndaki art›fl kendini gösteriyordu. Köleler dayan›lmaz koflullar yüzünden isyan etmeye bafll›yordu. Ki, M.Ö. 135’te Sicilya’da patlak veren ve 4 y›l süren isyana 200 bin kölenin kat›lm›fl olmas›, yaflanan çat›flman›n ve çeliflkilerin fliddetini göstermekteydi. Ayaklanma bast›r›ld›¤›nda 20 bin köle çarm›ha gerilerek katledildi. Bu da egemenlerin gerçekleflecek benzer isyanlarda yapacaklar› katliamlar›n büyüklü¤üne yönelik bir iflaretti. Buna ra¤men isyanlar, baflkald›r›lar bitmedi. ‹rili ufakl› pek çok ayaklanma gerçekleflti. M.Ö. 1. yüzy›lda köleci Roma ‹mparatorlu¤u’nun dayand›¤› kölelik sistemi krize girdi. Çeliflkiler krizi daha da derinlefltirdi. Bask› ve zulüm daha da artt›. Yozlaflma ve çürüme gizlenemez hale geldi. Fuhufl, ahlaks›zl›k, rüflvet yayg›nlaflt›. ‹nsani de¤erler afl›nmaya, toplumsal çürüme giderek yay›lmaya bafllad›. Tüm bunlar düzenin ölüm çanlar›n›n çald›¤›n› gösteriyor olsa da, sistem bir süre daha bask›yla, zorla ayakta kalmaya devam edecekti. Ancak köleci ekonominin krizi her geçen gün derinlefltikçe, köle sahipleri ile köleler aras›ndaki s›n›f savafllar› daha da fliddetlendi. Bu kendini köleci devlet ve büyük toprak sahipleri taraf›ndan sömürülen özgür zanaatç›larla köylüleri birbirine ba¤layan köle ayaklanmalar›nda gösterdi. Köle ayaklanmalar› daha s›k ve sürekli görülür oldu. Art›k üretici güçlerle üretim iliflkileri aras›ndaki zorunlu uygunluk yasas› bozulmaya, mevcut üretim iliflkileri toplumsal yap›n›n ilerlemesinin önünde engel olmaya bafllad›¤› sürece girilmiflti. Tarihin hükmü verilmiflti bir kez. Toplumlar›n iç dinamiklerinden hareketle, insandan ba¤›ms›z nesnel yasalar iflliyordu. Ve ad›m ad›m tarih sahnesinden silinir, y›k›l›r köleci düzen. Hiçbir imparatorluk bu gerçe¤i de¤ifltiremez. Bu tarihi gerçeklikten hareketle “‹nsanl›k tarihi esas›nda s›n›f savafllar› tarihidir.” diyen Marks’a, Engels flöyle ek yapar: “Kölecilik olmasayd›, Yunan devleti, Yunan sanat› ve bilimi ol-

mazd›; kölecilik olmasayd›, Roma ‹mparatorlu¤u olmazd›. Ne var ki Helenizm ve Roma ‹mparatorlu¤u temeli olmasayd›, Modern Avrupa da olmazd›. Bu anlamda flöyle diyebiliriz: Eski Kölelik olmasayd›, modern sosyalizm olmazd›” (Anti–Dühring / F. Engels / Syf: 269) ‹flte bu köleci devleti, Roma ‹mparatorlu¤u’nu tarihin çöplü¤üne atan ayaklanmalar›n en önemlisi ve önce ç›kan› M.Ö. 74 – 71 y›llar›nda gerçekleflen, ad›n› da önderinden/komutan›ndan alan Spartaküs Köle Ayaklanmas›’d›r. Gladyatörlükten Özgürlü¤e Krallar›n, padiflahlar›n, saraylar›ndaki flatafatl› yaflamlar›n› en ince ayr›nt›s›yla balland›ra balland›ra anlatmay› tarihçilik sayanlar; söz konusu bald›r› ç›plaklar olunca, her nedense onlar›n yaflam›n› anlatmaya de¤er görmeyerek kalemlerini köreltmifllerdir. Gördükleri noktada ise eflk›ya, asi, z›nd›k, çapulcu diyerek afla¤›lamaya çal›flt›lar. Bu insanlar›n köylerini, do¤um tarihlerini ö¤renemeyiz. Tarih kitaplar› yazmaz bunlar›. Ancak yürek yak›c› sonlar›yla ö¤reniriz varl›klar›n›. Ve neredeyse bütün tarih boyunca, bin y›llarca özgürlük ve adalet u¤runa dövüflenlerin yazg›lar› hep ayn› olmufltur. Trakya kökenli bir köle olan Spartaküs de, bu iki yüzlü tarih anlay›fl›ndan pay›n› fazlas›yla ald›. Do¤um tarihi, köyü, kasabas› ve esaretin nas›l gerçekleflti¤i tam olarak bilinmez. Spartaküs esaretinin ard›ndan yaflamak için bir süre Roma ordusunda görev al›r. Ancak güçlü bedeni, savaflç› özellikleri Capua’daki Gladyatörler Okulu’na gönderilmesine yol açar. Gladyatör, profesyonel dövüflçü demekti. Roma’n›n çürümüfllü¤ü ve yozlaflmas›n›n adeta bir sembolü haline gelen gladyatörlerin arenada ölümüne dövüfltürülmeleri, bu y›llarda çok s›k yap›l›rd›. Gladyatörler ilk önceleri cenaze törenlerinde dövüflürmüfl. Bu y›llarda dinsel bir yan› vard›r bu dövüfllerin. Amaç ölüye öteki

fiUBAT 2011 | TAVIR | 33


Arenaya ç›k›p yenilenin sa¤ kalmas›, istisnalar d›fl›nda, çok zordur. Bu anlamda arenaya ölüm–kal›m dövüflü yapmak için ç›k›l›r. Heyecan›n dozu artt›kça, çürümeye yüz tutmufl imparatorlu¤un ömrü de o derece azal›yordu. Bu durum, imparatorlu¤un yozlaflmas›n›n bir sonucuydu. Kriz içindeki imparatorluk, halk› oyalamak, kendi gerçek sorunlar›ndan uzaklaflmas›n› sa¤lamak için bu yola baflvururdu. Bir anlamda sistemin çürümüfllü¤ü yukar›dan afla¤›ya halka yay›l›yor; flatafatl› gösterilerle açl›¤›n, yoksullu¤un, zulmün, zorbal›¤›n üstü ustaca örtülüyordu. Spartaküs de, kölelefltirilip bu dönemde arenadaki dövüfllere kat›lmaya zorlanan gladyatörlerden biridir. Yaflamak için karfl›s›na ç›kar›lan dövüflçüler, kendisi gibi yaflamak için dövüflen kölelerdi… Ve hiçbirinin dövüflmekten baflka çaresi yoktu. Öldürdükçe, arenadaki parçalanm›fl cesetler ço¤ald›kça seyirciler zevkle, heyecanla alk›fll›yor, tezahürat edip ba¤›r›yor, daha fazlas›n› istiyordu. “‹lahlar” denilen bu zulüm düzeni kanla besleniyor; düzenin çarklar›, u¤runa kurban edilen bu kölelerin k›y›m k›y›m etleriyle dönüyordu. Ancak bu açmaz Spartaküs’ün kendisinden istenileni tekrar tekrar sorgulamas›na yol açar. Baflkalar›n›n zevkü sefas› için arkadafllar›n›n kan›n› dökmesi; bunun binlerce Romal›n›n önünde törensel bir e¤lence fleklinde yapt›r›lmas›na tepki duyar. Hayvan gibi al›n›p-sat›ld›klar› yetmezmifl gibi, bu flekilde bir yaflama mahkum edilmek zordur. Kendisinden önce bu yaflama dayanamay›p kaçan, isyan eden gladyatörlerin oldu¤u bilinir. Hepsinin sonu da ölümle noktalan›r. Spartaküs de tüm bunlar› bilerek bir tercih yapacakt›r. Ya boyun e¤meye devam edecek ya da en zalim zamanlarda dahi unutmad›¤› özgürlük için dövüflecekti. Bir yol kavfla¤›ndad›r. Ve art›k k›l›ç k›ndan ç›kacak, can bedenden ayr›lacakt›r. Düflecekse bafllar; özgürlük u¤runa düflmelidir.

dünyada silahl› hizmet sunmakt›r. Fakat toplum üzerinde etkisi fark edilince gösteri amaçl› yap›lmaya baflyar ve gladyatörlerin say›s› h›zla artar. Hatta bu amaçla gladyatörler için okul bile aç›l›r. Bafllang›çta bir günde bitirilen dövüfller, imparatorlar›n, yöneticilerin ilgisine ve keyfine göre aylarca sürdürüldü¤ü de olur. Öyle ki günler öncesinden duyurular› yap›lan dövüfllerde, hangi gladyatörlerin kimlerle çarp›flaca¤› aç›klan›r. Arenadaki dövüfllerde kendi gladyatörlerinin kazanmas› bir anlamda zenginler için prestij imgesidir. Boru sesiyle bafllayan dövüfllerde korkan ya da dövüflmek istemeyen gladyatörler kamç› ve k›zg›n demirle arenaya zorla sürülür. Zengin ve paras› olanlar gladyatörleri al›r–satar, kendilerine koruma yapabilir. Her fley Roma hukukunda ticaret kurallar›na uygundur. Gladyatörler genelde köle ve suçlu olarak yakalanan, iri vücutlu–kasl› kifliler aras›ndan seçilir. Kat› bir disiplinle e¤itilirler.

34 | TAVIR | fiUBAT 2011

Özgürlük Savaflç›lar› Ve o gün gelir. Köle olarak yaflamaktansa özgürlük kavgas›nda ölümü onur sayan Spartaküs ve arkadafllar› Capua’daki gladyatörler okulundan kaçar. ‹stikamet, zalimlere karfl› mazlumlara, ezilenlere bask› görenlere dostluk eden da¤lard›. 74 arkadafl›yla Vesuvius (Vezüv) da¤›n› mesken eyledi. Çok geçmeden imparatorluk askerleri pefline düfltü. ‹mparatorluk, isyanlara asla müsamaha gösterecek durumda de¤ildi. Halk›n içinde bulundu¤u koflullar, düzenin yaflad›¤› kriz, isyan›n büyümesine yol açard›. ‹mparatorluk bu anlamda tehlikenin fark›ndayd›. Ki Spartaküs ‹syan›, o güne kadar gerçekleflen onlarca köle isyan›ndan sadece biriydi. Ondan önce Eunous, Aristonicos, Sduiaus, Athenio ve pek çok köle özgürlük u¤runa isyan etmifl, bunlar güçlükle bast›r›lm›flt›. ‹mparatorluk tüm çabalar›na ra¤men yine de Spartaküs’ü yakalayamad›. Spartaküs önderli¤indeki özgür köleler da¤larda pefl pefle zaferler kazand›. ‹mparatorluk askerleri, Spartaküs’le girdikleri her çat›flmay› kaybediyor, mazlumlar›n, ezi-


lenlerin, milyonlarca kölenin umudu da¤larda bir yang›n gibi büyürken, isyan eden kölelerin say›s› katlanarak artmaya bafllad›. Spartaküs yetenekli kendini gelifltirmifl bir savaflç›yd›. Savafl araç-gereçlerini iyi kullan›yordu. Ki bunun e¤itimini alm›flt›. Düne kadar köle sahiplerini e¤lendirmek için dövüflürken flimdi kendi ve kendisi gibi kölelerin özgürlü¤ü için savafl›yordu. Gücü ve cesaretinin yan›nda isyan boyunca iyi bir komutan oldu¤unu da göstermifl oldu. Gerilla tarz› eylemleri baflar›yla gerçeklefltirdi. Gücüne, akl›na, hakl›l›¤›na inand›. Da¤lar› bu amaçla kulland›. Da¤larda yakt›klar› atefller düflman kamplar›ndan görülmesine ra¤men sald›r›ya cesaret edemiyordu. Ki ateflin görülmesinden korkmuyor, tam aksine atefli düflman› korkutmak için kullan›yordu. ‹syanc› kölelerin cüreti, direnme ve savaflma azmi, say›s›n›n giderek ço¤almas›na yol açt›. Duyan isyana kofltu. Çiftliklerdeki kölelerde Spartaküs’ün yan›nda yerlerini ald›. Say› k›sa sürede 30 bini buldu. Kardefllik Orman› Spartaküs önderli¤indeki köle ayaklanmas› artarak büyüdü. Özgürce yaflama hayalinin atefl gibi sar›p-sarmalad›¤› köleler; yüzlerce y›ll›k kölelik al›flkanl›klar›n› savafl meydanlar›nda, savafla savafla at›yor; kardeflçe yaflayacaklar› dünyay›, eflitli¤in ve özgürlü¤ün hayalini kuruyorlard›. Umudu büyütüyordu. Kardeflçe bir aradayd›lar. Eflittiler. Özgürdüler. Kendi hayatlar›n›n efendileriydiler. Köle sahiplerine karfl› savaflmak için; özgür ve onurlu bir yaflam için gerekirse omuzdan düflmüfl bir bafl olmay› göze alm›fllard›. Zalimin estirdi¤i zulüm f›rt›nas›n›n önünde tutunabilmenin keflfedilmifl baflka bir yolu yoktu. Özgürlük ancak böyle gelecekti. ‹ki bin y›l sonra “Özgürlük fethedilir, arma¤an olarak al›nmaz.” diyen Paule Freirer hakl›yd›. Özgürlü¤ün fethine ç›kanlar aras›nda Almanlar, Galyal›lar, Troklar, Romal›lar ve pek çok de¤iflik bölgeden köleler vard›. Hepsi Roma’n›n ac›mas›z zulmünü görmüfl, ezilmifl, insan muamelesi görmeyen kölelerdi. Tek tek kat›l›mlar›n yan›nda, irili ufakl› onlarca çete Spartaküs’ün ordusuna kat›ld›. Bu çeteler köleci düzenin sonucunda da¤lar› mesken eyleyendi. Ve flimdi bir hayat için efendilerine karfl› k›l›ç sall›yor, ok f›rlat›yor; köleci düzenin çarklar›n› yerle yeksan ediyorlard›. Ayaklanmaya kölelerin d›fl›nda, tarlalar›n› terk etmeyen köylüler de destek verdi. Gün geldi isyanc›lara istihbarat bilgisi, gün geldi yiyecek sa¤layarak, yard›m yatakl›k “suçu” ifllediler. Ki on binlerce kölenin ayaklanmas›n›n y›llarca sürmesi baflka türlü mümkün de¤ildi. Buna ra¤men kimi zaman isyanc› güçlerin say›sal büyüklü¤ü artt›kça ihtiyaçlar›n›n karfl›lanmas› sorunu gündeme geldi. Bu amaçla bölgedeki çiftlik sahiplerinden kamulaflt›rma yap›ld›. Daha küçük köylülerden ald›klar›n›n karfl›l›¤›n› ise ödediler. Ele geçirdikleri bölgelerde hapishanedeki köle ve tutsaklar› serbest b›rakt›lar. Bunlar›n ço¤u isyana kat›ld›. Köle sahiplerini ise

kendi kölelerine verdiler. Karar merci kölelerin adaletiydi. ‹syan›n dizginlenemez öfkesinden paylar›na düfleni onlar da ald›. Ne fazla ne eksik; ac› çektiren ac›; angarya çal›flt›rman›n ötesinde iyi davranan, zulümden uzak duranlarsa iyilik gördü, canlar› ba¤›flland›. Ayaklanma boyunca ezenlerin o bildik karalamalar›na, yalanlar›na ra¤men Spartaküs, barbarca yap›lan her türlü ya¤ma ve talana karfl› durdu. Yoksul köylülerin mal›na-can›na zarar gelmesini istemedi. Böylesi giriflimleri engelledi. Adaletsizlik, canilik, haks›z kazanç tarih boyunca ezenlere, sömürenlere ait, onlar›n yöntemleriydi. Ezilen ve sömürülenler olarak, onlar›n yapt›klar› zalimlikleri yapamazlard›. Ayaklanmaya kat›lm›fl ama henüz ezenlerin-egemenlerin ideolojisinden kopamam›fl, onlar›n ideolojik etkisinde kalan çokça köle ve çete de bulunuyordu. Bu insanlar y›llarca köle olarak yaflam›fl, horlanm›fl, insan muamelesi görmemifllerdi. fiimdi ezen gibi olmay› özgürlük olarak görüyor, öyle düflünüyorlard›. Bu duygularla ayaklanmaya kat›lm›fllard›. Spartaküs böylesi yaklafl›mlara prim vermedi. E¤itilecekleri e¤itti. Onlara özgürlü¤ü anlatt›. Yaflam›nda hiçbir nimetten yararlanma olana¤› bulmam›fl, bu savaflç›lara hakl›-haks›z ayr›m›n›, adaletli olman›n gereklili¤ini anlatmak kolay de¤ildi elbette. Yine de Spartaküs onlar› bir arada tutmay›, önderlik etmeyi baflard›. ‹lk Büyük Çarp›flmalar ve Zaferler ‹mparatorluk, bu asileri en k›sa zamanda bulup imha etme düflüncesindeydi. Bunun için Clauidus Puncher adl› Romal› Pretor’u (*) Spartaküs’ün üzerine yollad›. Görünürde askeri güç eflitti. Fark, kölelerin özgürlükleri için savafl›yor olmas›yd›. Spartaküs çarp›flma için acele etmedi. Ezilenlerin sabr›yla en uygun en uygun an› bekledi. Gece oldu¤unda düflman güçlerinin üzerine sürpriz bir bask›n gerçeklefltirdi. O çok güçlü ve yenilmezli¤iyle ünü Roma ordusu panikleyip da¤›ld›. Geride b›rakt›klar› silahlara el konuldu. Gücünün doru¤unda, zalimli¤iyle halklara korku salan Roma ‹mparatorlu¤u, bald›r› ç›plak deyip insan yerine koymad›¤› kölelerle bafl edemiyordu. Roma, bu defa yeni bir ordu daha haz›rlad›. Piblius Varinius Glaber komutas›nda dört lejyon haz›rlanarak Spartaküs’ün üzerine gönderildi. Sert çarp›flmalar yafland›. Savafl medyalar›nda cesetler y›¤›ld›. Hatta Roma Ordusu, Spartaküs’ün ordusunu köfleye s›k›flt›rd›. Spartaküs ustaca bir manevrayla geri çekilmeyi baflard›. Fakat yard›mc›lar› Alman Qenomous ve Galyal› Crix›us yenilgiye u¤rad›. Spartaküs bunu duyunca aniden geri döndü. Düflman› beklenmedik hamlesiyle Salinis’te yine gerilla tarz› pusuya düflürüp gafil avlamas›n› bildi. Ard›ndan pek çok kasaba denetimlerine girdi. ‹mparatorlu¤un yenilgisi ezilen halk›n mutlulu¤u; da¤lardaki özgür köleler ise halk›n umudu olmaya devam etti. Yang›n Büyüyor, Ayaklanma Yay›l›yor Ayaklanma bir sel gibi her fleyi önüne katarak büyüyor; isyan giderek yay›l›yordu. 74 kifli ile ayaklanmay› bafllatan köle ordu-

fiUBAT 2011 | TAVIR | 35


ordusuyla Spartaküs’ün pefline tak›ld›. Crixius kanl› çarp›flmadan sonra Romal› lejyonerleri yenilgiye u¤rat›p Gelius’u ezdi.

sunun say›s› 100 bine dayan›r. ‹syanc› güçler art›k devaml› savaflan ve hareket eden bir durumdayd›. Askeri yan a¤›r bas›yordu. Bu durum ayaklanman›n en önemli eksikli¤i oldu. Karfl›lar›nda, zay›f ve kof oldu¤u fark edilse de, imparatorluk gibi örgütlenmifl bir yap› söz konusuydu. ‹mparatorluk, ayaklanman›n daha fazla yay›lma tehlikesi karfl›s›nda güç toplamak için çaresizce sald›r›lar›n› bir süreli¤ine kesti. Spartaküs önderli¤indeki isyanc› güçler de bunu f›rsat bilerek Thurium flehri yak›nlar›nda kamp kurdu. Herkes Roma’n›n kolayca pes etmeyip daha fazla bir güçle sald›raca¤›n›n fark›ndayd›. Spartaküs’ün zihnini sürekli meflgul eden sorular bu kamp s›ras›nda daha fazla kendini hissettirir oldu. Ayaklanman›n sonucunda ne olacakt›? Köleci bir devlete karfl›yd›, böyle bir devlet istemiyordu. Fakat bunun yerine ne koyaca¤›n›, nas›l bir iktidar anlay›fl›na sahip olmak gerekti¤i aç›k de¤ildi. Onun iste¤i adaletli, daha özgür ve köleli¤in olmad›¤› bir düzendi. Bu amaçla herkesin eflit haklar› oldu¤unu belirten bir manifesto yay›nlad›. Bu arada ayaklanma giderek yay›ld›. Beklemek yerine savaflmaya devam edildi. ‹lerleyerek Craton ve Cosenza flehirleri ele geçirildi. Bu Roma için risklerin büyüdü¤ünü, tehlike çanlar›n›n çalmaya bafllad›¤›n› gösteriyordu. ‹mparatorluk, iki yeni ordu kurulmas› için yap›lan haz›rl›klar› h›zland›rd›. ‹ki Konsül Gellius ve Lentulus haz›rlanan ordular›n bafl›na getirildi. Ve Spartaküs önderli¤indeki isyan› bast›rmak için törenlerle yola ç›kar›ld›. Roma’n›n bu haz›rl›klar›ndan haberdar olan Spartaküs de komutanlar›yla toplant›lar yapt›. ‹mparatorlu¤un gönderdi¤i ordular›n nas›l karfl›lanaca¤› üzerine görüflmeler yap›ld›. Spartaküs, imparatorlu¤un farkl› bölgelerine da¤›lman›n, Roma ordusunun birkaç parçaya bölünüp kolay ezilmesi aç›s›ndan daha iyi olaca¤›n› düflünüyordu. ‹kinci komutan Crixius ise bulunduklar› yerde hep birlikte savaflmaktan yanayd›. Bu anlamda güçlerinin bölünmesini istemiyordu. Tart›flmalardan sonra Spartaküs’ün dedi¤i oldu. Crixius 30 bin askeriyle sald›r›ya geçti. Gellius, Crixius’la savafl›rken, di¤er Romal› komutan Lentulus

36 | TAVIR | fiUBAT 2011

Savaflta Rehavet ve Uyan›kl›k Hiçbir savaflta rehavete yer yoktur. Savafllar tarihi, disiplinsizli¤in yol açt›¤› a¤›r sonuçlar›n örnekleriyle doludur. Nitekim bu isyanda da böyle olur. Rehavet ve disiplinsizli¤in sonucu, y›k›md›r, k›y›md›r. Crixius, Romal›lar› ezer. Fakat erken zafer sarhofllu¤u, geliflmelerin kaderini bir anda tersine çevirir. ‹syanc› köle ordusu, zaferini kutlamak için tümüyle e¤lenmeye dalm›fl durumdad›r. Romal› Gellius’un ordusu yenilmifl ama tam olarak yok edilmifl de¤ildir. Ordudan arta kalanlar›n bir k›sm› hala yaflamaktad›r. Crixius ordusunun e¤lence yapt›¤›n› ö¤renince bu f›rsat› kaç›rmaz. Tek yapmas› gereken zafer sarhofllu¤una tutulmufl köle ordusunu ani bir bask›nla yok etmektir. Rehavetin sonucu çok kanl› olur. Bask›nda aralar›nda Crixius’un da oldu¤u 20 bin kifli katledilir. Bu trajik k›y›m, ayaklanma ad›na moral ve fiziki anlamda önemli bir y›k›m ve kay›p olur. Bafl›nda Lentulus’un bulundu¤u Roman›n di¤er ordusu Spartaküs’ün peflindedir. Bu s›rada Spartaküs dostu Crixius’un bafl›na gelenleri ö¤renir. Ya yoluna devam edecek ya da dostuna yard›ma gidecektir. Hiç tereddüt etmeden dostunun yard›m›na gider. Düflman güçlerini birleflmeden tek tek imha etmeyi düflünür ve harekete geçer. Romal›lar›n anl›-flanl› lejyonerleri art arda ezilir. Köle ordusu taraf›ndan 300 Romal› asker esir al›n›r. Böylece iki konsülün komutas›ndaki ordular› da yenmifl olurlar. Spartaküs, y›llar önce Hannibal’in yapt›¤› gibi afla¤›-yukar› gidip gelmeye, sald›r›lar›n› artt›rmaya bafllar. Y›k›ls›n Bu Köhne Düzen-Son Bulsun Kölelik Spartaküs’ün durdurulamayan özgürlük yürüyüflü, kuzeydeki köle sahibi egemen güçlerin korkusunu a盤a ç›kard›. Ayaklanman›n önderli¤i ve kararl›l›¤› hiç de di¤er köle ayaklanmalar›na benzememekteydi. Panikle, isyan› bast›rmak için harekete geçtiler. Bu amaçla her türlü tedbire baflvurulacakt›. ‹syan, üç-befl kölenin baflkald›r›s› olmaktan ç›k›p imparatorlu¤un temelini sarsarak bir iktidar sorunu haline gelmiflti. Yeniden büyük bir ordu için haz›rl›klara daha fazla ciddiyetle giriflildi. Senato son çare olarak Roman›n en zenginlerinden Marcus Crassus’u göreve ça¤›r›r. Crassus daha önce Sylla seferlerine kat›larak ya¤ma ve talandan büyük servetler kazanan o günün Koçlar›, Sabanc›lar›, Çal›klar›ndand›r. Büyük arazileri ucuza kapatarak, bu topraklarda köle eme¤iyle zenginleflen büyük bir tefeci ve arsa spekülatörüdür. Tüm bu özellikleriyle kelime-


nin gerçek anlam›yla Spartaküs’ün s›n›f düflman›d›r. Bu anlamda Romal› zenginlerin umududur. Ve Senatonun bu görevi ona vermesindeki en önemli neden de onun bu s›n›fsal konumudur.

Spartaküs çat›flma esnas›nda düflman›n moralinin bozulmas› için komutan›n öldürülmesinin gereklili¤ini gördü. Ancak tüm çabalar›na ra¤men sonuç alamad›. Romal› komutan muharebe boyunca hep güvenli bir bölgede savafl› izledi.

Ve uzun bir haz›rl›k döneminden sonra Crassus büyük bir orduyla Spartaküs’ün üzerine yürümeye haz›rd›r.

Düflman güçleri, savafl uzad›kça Spartaküs’ün bekledi¤i bir direnç göstermeye bafllad›. Buna ra¤men Spartaküs tüm h›nc›yla k›l›ç sall›yordu. Savaflarak güneye çekilmek zorunda kald›. Bu geri çekilme muharebede bir anlamda dönüm noktas› oldu. Spartaküs çarp›flarak düflman ordusunun içine kadar girdi. Tam da bu esnada lejyonerlerin sald›r›s› sonucu öldürüldü.

‹ki S›n›f›n Büyük Kavgas›… “Biz ne zaman düfltük bu günaha can›m Kimin haddine bizi Roma’dan kovmak Biz ç›kt›k Spartaküs‘le Sivas da¤lar›na Sakal›m›z Ernesto’lu bir tütün kokusu” (Ümit ‹lter) Baz› tarihsel kesitlerde kimi anlar vard›r ki al›nacak kararlar, at›lacak ad›mlar tarihsel bir önem tafl›r; yenilgi ve zaferlerde belirleyici etkide bulunurlar. Zaferlerden zaferlere koflan Spartaküs’ün önderli¤indeki köle ordusu, Roma’n›n üzerine neden; tam olarak bilinmeyen bir sebeple yürüyüflünü durdurdu. fiehri almaktan vazgeçmesi o anda iktidar› almamak anlam›na geldi. Böylesi bir karar Roma’ya yeni ordu kurmak için zaman kazand›rm›fl, soluk olmas›n› sa¤lam›flt›. Bundan sonra Spartaküs ne yapacakt›? Sürgit devam eden savafl›n sonu ne olacak, belirsizlik nas›l afl›lacakt›? Karars›zl›k ve tereddüt savaflç›lar›n en zay›f halkas› oldu. Spartaküs’ün niyeti ‹talya s›n›rlar›ndan ç›karak savaflç›lar› da¤›tmakt›. Fakat böylesi bir durumda sonlar›n›n ne olaca¤›n› tahmin eden özgürlü¤ü tatm›fl savaflç›lar bu öneriye karfl› ç›kt›. Bunun üzerine Spartaküs ordusuyla Lucania’ya döndü. Hep birlikte Sicilya’ya geçmek niyetindeydiler. Fakat aksilikler peflini b›rakmad›. Ve çok geçmeden Crassus’un komutas›ndaki Roma ordusu taraf›ndan durduruldu. O güne kadar karfl›laflt›klar› en büyük orduydu bu. Köle sahipleri ile köleler dövüfl meydan›nda karfl› karfl›yayd›. Bu karfl›laflman›n son çarp›flma oldu¤unu ve çok kanl› geçece¤ini Spartaküs de bilmektedir. Esir düfltüklerinde bafllar›na ne gelece¤ini savaflç›lar›na göstermek için Romal› bir esiri karfl›lar›nda çarm›ha gerdirdi. Ve onlardan köle olduklar› günleri asla unutmamalar›n› istedi. Beklendi¤i gibi çarp›flma Vezüv Da¤› eteklerinde bafllad›. Özgürlük tutkusuyla savaflan isyanc›lar, Roma’n›n zalimli¤iyle an›lan ordusuna güçlü bir direnç gösterdi. Böylesi bir direnifl karfl›s›nda düflman saflar›n›n en önündeki lejyonerler kaçmaya bafllad›. Crassus, disiplinin daha fazla bozulmas›n› engellemek için kaçaklar›n pek ço¤unu di¤erlerine ibret olsun diye savafl meydan›nda idam ettirmekten çekinmedi. Bu lejyonerler üzerinde etkili oldu. Saflar tekrar toparland›.

fiimdi özgürlüklerini savaflarak kazanan ve koruyan kölelerden oluflmufl, isyanc›lar›n ordusu komutans›zd›. fiimdi ne yapacaklard›.? Kaçmak, evet bir yere kadard›. Ama ya sonra ne olacakt›? Ya öldürecek ya da yeniden ve daha ac›mas›z bir flekilde köle olarak yaflay›p köle olarak öleceklerdi. Ço¤unluk o anda köle gibi yaflamaktansa, özgürce, özgür bir savaflç› olarak çarp›flarak ölmeyi tercih etti. Çünkü özgürlü¤ü tatm›fl bir köleye yeniden zincir vurmak zordu. Art›k özgürlü¤ün savafl›larak kazan›labilece¤inin fark›ndayd›lar. Bu gerçek hiçbir zaman de¤iflmedi. Bu duygularla binlerce özgürlük savaflç›s›n›n; k›l›ç flak›rd›lar›, m›zrak v›z›lt›lar› gürz gümbürtüleri eflli¤inde orta ‹talya ovas›nda kanlar› akt›. Baz› savaflç›lar gruplar halinde yeniden da¤lara do¤ru çekildi. Fakat pefllerinden takip eden Crassus’un lejyonerleri yakalad›¤› savaflç›lar› k›l›çtan geçirdi. Yenildiler… Da¤lar ve ovalar özgür kölelerin kanlar›yla k›z›la boyand›… ‹syan›n yenilgiyle sonuçlanmas›n›n ard›ndan Spartaküs’ün öngörüsü gerçekleflti. ‹syan çok ac›mas›zca bast›r›ld›. Köleler, imparatorlu¤u temellerinden sarsm›fl, flimdilik y›kamam›flt›r. Egemenler bu korkuyla esir ald›klar› özgür savaflç›lar›n› en a¤›r flekilde cezaland›rd›. Tutsak al›nan 6 bin özgür köle, Capua’dan Roma’ya giden yol boyunca ya idam edildi ya da çarm›ha gerildi. Bu tablo sömürücü egemenlerin iktidarlar›n› korumak için neler yapabilece¤ine dair tarihsel bir örnek oldu. Spartaküs; bir köle olarak yaflamaya mahkum edildi¤i hayatta sonralar› özgür bir insan olarak, özgürlük u¤runa savaflarak yaflad›. Ve can›n› feda etti. O ki bundan dolay› ezilenlerin özgürlük dövüflçüsü, yüz ak›d›r. Prometeus’tan Spartaküs’e devredilen özgürlük atefli bundan dolay›d›r ki ölümsüzdür. Bugün de bu ateflin yan›yor olmas› ölümsüzlü¤ünün göstergesidir. Ve as›rlar sonra Engels bu yi¤it isyanc› önder hakk›nda hepimiz ad›na flunlar› söyleyecektir: “Eski tarihin tümü içinde Spartaküs, en görkemli kifli olarak beliriyor; büyük bir general ( Garibaldi de¤il), soylu bir karakter, eski proleteryan›n gerçek temsilcisi”... (*)

Pretor: Roma Cumhuriyeti döneminde konsüllerden sonra gelen, bir y›ll›k süre-

li göreve seçilen, asker ve hukukla ilgili konularda görev yapan üst düzey devlet görevlisi.

J

fiUBAT 2011 | TAVIR | 37


inceleme inceleme

~

kürt halk›n›n bellegi ve vicdan›: dengbejler faruk do¤an

Anadolu’nun neresine yüzümüzü dönsek, yok edilmeye çal›fl›lan bir tarihle ve yok say›lan, zengin bir kültürle karfl›lafl›yoruz. Evet… Nice saraylar kurulmufl, nice saltanatlar sürülmüfl ve nice ac›lar yaflanm›fl bu topraklarda. Dört cihana yay›lan imparatorluklar kurulmufl; devletlerin biri gitmifl, biri gelmifl… Görmedi¤i zulüm kalmam›fl Anadolu’nun, Anadolu halklar›n›n. Ki egemenler, halklar›n omuzlar›na basarak oturmufllar sefahat ve zulüm düzeninin taht›na her zaman. Zulüm, bir heyula gibi halk›n üzerine çökmüfl yüzy›llarca. Krallara, padiflahlara cennet, halka ise cehennem olmufl Anadolu. Bir yanda sömürgeci egemenler ve onlar›n saltanat›, di¤er yanda Anadolu’nun yoksul halklar›… ‹ki ayr› dünya, iki ayr› s›n›f; iki ayr› yaflam biçimi ve iki ayr› dil. Her ne kadar edebiyat›n ve sanat›n resmi otoritelerce yaz›lan-oluflturulan tarihi; bu topraklarda yarat›lan kültürü Divan edebiyat›ndan, saray flairlerinden ibaret saysa da, Nedim’in padiflah› övmek d›fl›nda bir fley anlatmayan sözleri ulaflmam›flt›r halk›n kula¤›na. Ulaflm›fl olsa bile bir v›z›lt›dan, yank›s›z bir sinek v›z›lt›s›ndan öte olmam›flt›r de¤eri. Zaten halka söylenen, halk için söylenen sözler de¤ildi bunlar. Tam tersine, halka ra¤men, padiflah ve onun saltanat› için diziliyordu bu övgüler. Gerek Selçuklu’da olsun, gerek Osmanl›’da olsun, devletin sözü bir fliirle ya da bir türküyle ulaflmazd› yoksul Anadolu halk›na. Daha çok, öflür, haraç toplamaya gelen tahsildar›n sözüydü; yeni bir iflgale

38 | TAVIR | fiUBAT 2011


haz›rlanan padiflah ordusuna asker toplamaya gelen Yeniçeri a¤as›n›n sözüydü; ya da yeni ç›kar›lm›fl bir ferman› halka bildiren habercinin sözüydü devletin halka ulaflan sözü. Bunun d›fl›nda söz ulaflmazd› halka. Zaten devletin dili de halk›n anlamad›¤›, Farsça, Arapça, Türkçe kar›fl›m› bir dildi. Yaz› dili de bunun üzerine kuruluydu. Ki geri b›rakt›r›lm›fl halk, zaten çok uzak kalm›flt› yaz›dan.

edip söze kar›fl›rsa “D›flar›da ya¤mur mu ya¤›yor? Evin dam› ak›yor da…” gibi cümlelerle susmas› gerekti¤i hat›rlat›l›r ve bu kifli divan ahalisi taraf›ndan yad›rgan›rd›. Kandil alt›nda söylenen söz, divanhanedeki tüm insanlar›n ortak gerçe¤idir. Asl›nda divanhanedeki bu tek ›fl›k kayna¤›n›n dengbéji ayd›nlatmas›, tüm toplumun ortak gerçekli¤inin ›fl›k saçmas› anlam›na gelir biraz da.

Devletin yaz›s› vard›; halk›n ise sözü… Padiflahlar, sultanlar, fatihler birbiri ard›ndan göçüp giderken, halk kendi tarihini yaz›yor, kendi türkülerini söylüyordu. Ve devletin o resmi, o emrivaki yaz›s›na inat edercesine kendi sözünü büyütüyordu.

Dengbéj’in sözü iktidar›n d›fl›nda, devlet kurumlar›n›n ve devlet müdahalesinin uza¤›nda bulunan, yal›n, kolektif yaflam› ve bu yaflam›n gerçekli¤ini ifade eden “do¤ru söz”dür. Dolay›s›yla tüm toplumun hakikati olan bu söz, asl›nda tüm toplumun ortak ruh halini de ifade eder. Halk›n “cem”i dir bu. ‹çinde bulunulan ruh hali de, yine birçok toplumda rastlayabilece¤imiz “cem hali”dir. fievbuhérk zamanlar›n›n bu ritüel ö¤eleri (tek ›fl›k kayna¤›n›n dengbéji ayd›nlatmas›, özellikle sessiz ve hareketsiz olunmas›), dengbéjlik kültürünü sadece bir hikaye anlatma biçimi olmaktan ç›kar›p, asl›nda dini ve toplumsal bir tören seviyesine yaklaflt›r›r diyebiliriz.

Anadolu’da, halk›n bu kat›ks›z sözünün yüzlerce y›ldan bu yana büyütüldü¤ü yerlerden biri de Mezopotamya’d›r. Bu söz, Mezopotamya’da, Kürt halk›n›n yüre¤inde, belle¤inde, yaflam›nda, ac›lar›nda, sevdalar›nda büyütülür durur. Evet: Dengbéjler ve dengbéjlik kültürü! Bir Halk› Gelece¤e Tafl›yan, O Halk›n Kültürüdür Deng “ses” demektir, béj ise “söyle” anlam›na gelen bir fiildir. Dengbéj ismi, bu flekilde “söyleyen, söyleyici, anlat›c›” gibi anlamlara gelir; yani destan anlat›c›lar›. Dengbéjlerin okuma yazmas› yoktur genellikle; çünkü onlar, yaz› dili geliflmemifl bir toplumun destanc›lar›d›r. Dengbéjler sözlü kültürün de¤erleriyle yetiflmifl, yaflad›¤› toplumu, gelenekleri, koflullar› iyi bilen, iyi bir belle¤e sahip kiflilerdir. Sese ve söze biçim veren anlat›c›lard›r. Onlar›n yeri yurdu yoktur. fiehir flehir, köy köy, kasaba kasaba dolafl›r ve gittikleri yerde divan kurar; bir halk›n açl›¤›n›, ac›lar›n›, ihanetleri, kahramanl›klar›, anlat›rlar. Gördükleri her fleye karfl› çok ilgilidirler ve iyi birer dinleyicidirler. Keza, dinlemeyi bilmeyen dengbéj olamazd›; dinleyecek ki aynen aktarabilsin ve yeni ç›raklar, yeni anlat›c›lar yetifltirebilsin. Hikayenin, destan›n, türkünün zaman› gece; mevsimi ise k›flt›r. Yaz mevsiminin ve gündüz vaktinin esas özelli¤i çal›flma zamanlar› olmas›d›r. Bundan dolay› destanlar›n ve dengbéjlerin zaman› gece ve k›flt›r. Dengbéjlerin destan anlatt›klar› gecenin ad› “fievbuhérk”tir. fievbuhérk sözcü¤ünün tam karfl›l›¤› “birlikte geçirilen gece”, ya da “gece vaktini beraber geçirmek”tir. fievbuhérk’in kimin evinde yap›laca¤›, ne zaman bafllayaca¤› daha gündüzden belli olur. Tüm halk gece vakti oraya gider. Kad›n, erkek, ihtiyar, çocuk tüm köylü gece olmadan divanhanede haz›r bulunur. Divan kurulur ve flevbuhérk bafllar. Ve sonra denbéj bafllar hikayesini anlatmaya. Dengbéj, destan›n› anlat›rken ortal›k karanl›kt›r ve tek ›fl›k kayna¤› (gaz lambas›, mum ya da kandil) dengbeji ayd›nlatacak bir yerde durur. Hikaye anlat›l›rken herhangi bir sesin ç›kmas›na, dengbéj sözünün ak›fl›n› engelleyen herhangi bir gürültünün ç›kmas›na asla izin verilmez. Olur da biri bir cahillik

Dengbéj anlatt›¤› destan› ritmik olarak aktar›r ve ayn› flekilde bedenini de bu ritme göre kullan›r. Anlat›lan destan, bu ritm ve ritmin içindeki müzikle beraber devinir. Bu sayede anlat›lan olay bir anlamda ete kemi¤e bürünür, temsil edilir; söz canland›r›l›r. Bu teatral ö¤eler, hem ak›lda kal›c›l›¤› sa¤lar, hem de dengbéj sözünün bir söz olmaktan ç›k›p bir yaflant› olarak belleklere ve yüreklere ifllemesine olanak verir. Anlat›lan fleylerin hep do¤açlama olmas› da asl›nda dengbéj sözünün samimiyetini gösterir. Zira önceden haz›rland›¤› bir gösteriyi ya da flovu insanlara sunan kifli de¤il, kat›ks›z bir gerçekli¤i anlatan, halk›n dolays›z sesidir dengbéj. Dengbéj kelam›nda her fley “biz” vurgusuyla ifade edilir. Kelamda “ben”e asla yer yoktur. Anlat›lanlar toplum d›fl› ya da toplum üstü bir “ben”in yaflad›klar› de¤il, tüm toplumun ortak yaflant›lar›d›r çünkü. Ve “ben” vurgusu, adeta toplumsall›¤a bir küfür gibi alg›lan›r. Anlatt›klar› destanlarda, hikayelerde herkesin bir s›fat› vard›r. Da¤›n, tafl›n, böce¤in, canl›n›n, cans›z›n… her fleyin. Bir tarihi anlat›r onlar, bir halk›n tarihini, bir co¤rafyan›n tarihini. Anlatt›klar›n› bir baflka dengbéje de anlat›rlar. Ve dinledikleri kelama kendilerince yorumlar ekleyip bir baflkas›na anlat›rlar. Baz›lar› sadece sesini kullan›r; baz›lar› kaval, r›bab, erbani gibi kelam› “k›lam”laflt›ran enstrümanlar. Sözlerin durdu¤u yerde enstrümanlar girer araya. Asl›nda tüm bu özellikler Dengbéjlik gelene¤inin Kürt halk› aç›s›ndan nas›l bir öneme sahip oldu¤unu gösteriyor. Ki Kürt halk tarihinde yap›lan araflt›rmalar›n gösterdi¤i sonuçlar da Dengbéjlik kültürüne verilen önemin bulgular›yla dolu: Alman Do¤u bilimcisi O. Mann, mollalar taraf›ndan yönetilen okullar›n yan› s›ra, Kürtlerde epik halk fliirini besleyen bir ezgi okulu türünün de bulundu¤unu sapt›yor. Mann’a göre bu okullarda

fiUBAT 2011 | TAVIR | 39


Beflar’›n tüfengi, daha flimdiden Botan afliretlerinden iflitilmekte. Kafir Beflar, üç telak üstüne yemin içmifl…” Bazil Nikitin, “Kürtler - Sosyolojik ve Tarihi ‹nceleme” adl› eserinde; “Bana sorarsan›z Lavc’lar, Kürt halk fliirinin bütününü genel bir biçimde temsil etti¤i için de ayr›ca de¤erlidir” diyor. Evet, Lavc’lar Kürt halk fliirinin genel özelliklerini karakterize eder asl›nda. Konu s›n›rlamas› olmaks›z›n her durum için anl›k olarak söylenen fliir-söz’lerdir Lavc’lar. Asl›nda, yine “söz” olgusunun, halk›n canl› tarihinin ve edebiyat›n›n içindeki önemini gösterir. Devletleflmemifl, devlet kurumlar›n›n ve ideolojisinin uza¤›nda bir hayat sürmüfl birçok Anadolu halk› gibi Kürtlerde de yaz›l› edebiyattan çok sözlü edebiyat öne ç›kar. Kürdistan’›n zorlu co¤rafyas›, çok k›sa aral›klarla de¤iflen iklim ve yer flekilleri özellikleri göz önünde bulundurulunca, “söz” insanlar aras›ndaki canl› iletiflimin en büyük olana¤›d›r asl›nda.

türkücü olma yetene¤i tafl›yan çocuklar ve gençler, e¤itim görmek, halk epi¤ini ö¤renmek ve anlatmak için bir ustan›n yan›na verilirdi. Bu okullarda yaz›l› bir e¤itimin de¤il de, prati¤e ve uygulamaya yönelik sözlü bir e¤itimin yap›ld›¤› göz önünde bulundurulursa, okuma-yazma bilmenin dengbéjler aras›nda olmad›¤› ya da böyle bir e¤itim modeline gerek duyulmad›¤› gibi tahminler yap›labilir. Yaz›l› bir tarih gelene¤i olmayan Kürtlerin edebi tarihini inceledi¤imizde, bu okullar›n varl›¤› ya da yoklu¤u hakk›nda kesin bir yarg›ya varmak mümkün de¤ildir. Gerçi afliret beylerinin konaklar›nda okuma ve yazman›n oldu¤u, yaz›flmalar›n yap›ld›¤›n› varsayarsak okur-yazarl›¤›n çok az bir kesim taraf›ndan bilindi¤ini tahmin edebiliriz. Bunun yan›nda, okuma-yazma temelli olmayan bir gelenek olarak dengbéjlik kültürü bugünlere kadar varl›¤›n› devam ettirdiyse, bu, dengbéj sözünün Kürt halk kültüründe hayati bir öneme sahip oldu¤unu gösterir. Kürt sözlü edebiyat›ndan söz ederken Kürt Lavc’lar›na de¤inmeden geçmeyelim diyoruz. Lavc’lar kimi zaman sevgililerin ayr›l›k an›nda birbirlerine ilettikleri dileklerdir: “Hay leyli, la leyli… Penceredeyim ben, sen de pencerede; gel de aflk için görüflelim. Sen bir küpe üstüne, ben bir hançer üstüne, söz keselim…” Kimi zaman silahl› bir karfl›laflma tasvir edilir: “Olo yi¤itler, Kela Mamu’da, tepelerde savafl patlad›. Kafir

40 | TAVIR | fiUBAT 2011

Yine göçebe bir yaflam›n olmas›, yerleflim ve yeknesak bir toplum yap›s›n›n olmamas› da bu gerçe¤i oluflturan etkenler aras›nda düflünülebilir. Yine de tüm bunlar sözlü edebiyat›n öne ç›kmas›n›n tüm sebeplerini aç›klamaz. Çünkü yaz›y› ve bilgiyi elinde bulunduran›n egemenler oldu¤unu da unutmamak gerekir. Bugün oldu¤u gibi geçmiflte de bilgiyi elinde bulunduranlar, asl›nda halk›n geri kalmas›na sebep olanlard›r. Nitekim vergi vermek ve olas› bir savaflta asker olarak can vermekle mükellef olan halk için bilgi ve yaz› gereksizdir egemenlere göre. ‹flte bu koflullar sözün öne ç›kmas›n› sa¤larken, asl›nda öne ç›kan o halk sözünün içeri¤ini de belirlemifltir: Halk destanlar›n›n konular› aras›nda savafllar›n, iflgallerin, sürgünlerin ve göçlerin olmas›, tesadüfi de¤ildir. Nitekim aflk ve sevda konulu destanlarda bile sömürü ve zulüm temalar› a¤›rl›kl›d›r. Afl›k ile Mafluk’un kavuflmas›na engel olan karakter ya zengin bir afliret beyidir ya da savafl ve iflgal koflullar›ndan dolay› afl›klar kavuflamaz birbirlerine. Mem ve Zin aras›ndaki fieytan Beko böyle bir karakterdir. Derwéfl’in Adulé’ye kavuflmas›n› engelleyen fley de yine bir savafl›n, daha do¤rusu Kürt halk›na yönelik bir iflgal girifliminin yaflan›yor olmas›d›r. Ki Derwéfl’in komutas›ndaki gençler Derwéfl’e, biraz da flikayetlenerek, sevdiklerine kavuflamadan öleceklerini söylerler. Derwéfl’in cevab› ise, e¤er bu savafl› kazanamazlarsa, kendilerinden sonraki hiçbir Kürt


gencinin özgür bir ülkesi ve özgür bir “aflk”› olmayaca¤› yönündedir. Böylelikle, bir aflk öyküsünün, asl›nda bir özgürlük savafl› oldu¤u vurgusu yap›l›r. Kürt halk› için büyük önemde olan aflk destanlar› vard›r: Mem u Zin, Memé Alan, Lawké Medeni, Las ile Xezal… Bunun d›fl›nda Beyt B›rehimxan, Bedirxané Botan, Aflut, Hespé Refl, Rustemé Zal, Dim Dim Destan›… Ki Zalo¤lu Rüstem Destan› (Rustemé Zal) hemen hemen tüm Ortado¤u halklar› taraf›ndan bilinir. Dim Dim ve Zalo¤lu Rüstem destan›na bir bakt›¤›m›zda benzerlerinin birçok Ortado¤u halk›nda olmas›n› ve bu destanlar›n Do¤u halklar›n› karakterize ettiklerini görebiliriz. Dimdim Destan› Ömer Han gördü¤ü rüyadan kaçmak için yerini yurdunu terk eder. Ömer Han fiah Abbas’›n yan›ndayken onunla ç›kt›¤› avda kolunu aslana kapt›r›r. fiah, Han’a alt›n kol yapt›r›r. Bundan böyle lakab› Alt›nkollu Han’d›r… Avdan dönerlerken ‹ran flah› bir çoban›n yerinde uyuyakal›r, rüyas›nda gördü¤ü, asl›nda o an gerçekleflir. Han anlar ki bir hazine bulmufltur. Annesi Lale Han›m’›n ak›l vermesiyle bir kale infla ettirir. Dimdim Kalesi’nin inflas› bitti¤inde ise fiah ile bir mücadele bafllam›flt›r. “Ben Han’›m, Alt›nelli Han Yuvas›n› bekleyen flahinim Deniz diplerinde mahirim Karmafl›k ifllerde amirim Han diyor “Be hey ana Yar›n sabah eyvanda ol Kaç yi¤it gazaya gidiyoruz fiahit ol” Rusteme Zal (Zalo¤lu Rüstem) Destanda Zalo¤lu Rüstem’in, kaybolan ye¤eni Bejen’i bulmak için verdi¤i mücadele anlat›l›yor. Turanilerin k›z› Menica, Bejen’e afl›kt›r. Menica’n›n bunu duyan babas› Elfisyabe Bapifley, Bejen’i esir al›r. Menica y›llarca Bejen için ekmek toplar. Rustemé Zal Menica’ya ulafl›r, Bejen’in izini bulur ve Turanilere karfl› mücadeleye bafllar. Ben Rüstem’im Zalo¤lu Rüstem Bir tek anas›ndan do¤mam›fl olan› b›rakaca¤›m Bir tek bu dünyaya gelmemifl olanlar›

Tohumunuzu yok edece¤im Kökünüzü kaz›yaca¤›m… Destan gelene¤ine en çok katk› sunanlar Diyarbak›rl› Mahmut K›z›l, Mehmet Arif Cizrewi, Ayfle fian, Buln›kl› Reflo, Hasan Cizrewi, Kerepaté Xaco, Evdalé Zeyniké, Meryem Xané, Apé Qado, Éhmedé Fermaniké… Ellerinde asalar›, s›rtlar›nda abalar›yla yollar› yol eyleyip; da¤lar›, ovalar› aflanlard›r Dengbéjler. Köy köy, diyar diyar gezenlerdir… Binlerce y›ld›r yok say›lan, horlanan ve unutturulmaya çal›fl›lan dillerini ve kelamlar›n› halkla birlikte bu günlere tafl›d›lar. Dengbéjler dilden dile, kulaktan kula¤a aktararak, halk›n tarihini bugünlere tafl›d›lar. Kürt halk›n›n belle¤i ve vicdan›d›rlar. Belki bugün, iletiflim ça¤›nda, art›k yavafl yavafl misyonlar›n› tamamlad›klar› iddia edilebilir. Kürt halk›n›n sözü olan dengbéjler, belki köy köy dolafl›p duyulmam›fl haberleri iletmiyorlar, eskisine göre daha az destan anlat›yorlar. Ama, her ne kadar burjuvazinin dayatt›¤› kültür dengbéjli¤i yok saysa da, ya da onu toplumsal-siyasal içeri¤inden ar›nd›r›lm›fl, folklorik bir ö¤e olarak kendi sanat vitrininin ön taraf›na koysa da, bugünün destanlar›n› yar›nlara tafl›yacak yeni dengbéjler yetiflmektedir, yetiflecektir. Ve elbette ki Kürt halk› kendi sözünü söylemeye devam edecektir. J

fiUBAT 2011 | TAVIR | 41


biyografi biyografi

kaybedilemeyen: mario roberto santucho derya karaçat›

Arjantin halk›n›n “kay›p” evlad›ndan birinin hikayesidir flimdi anlataca¤›m›z. Ad›n›n yaz›l› oldu¤u bir mezar tafl› bile yoktur onun hala. Fakat halk›n›n haf›zas›na ve yoldafllar›n›n yüre¤ine kaz›nm›flt›r o ad: Mario Roberto Santucho. O, “kay›p” evlatlar›n en de¤erlilerinden, halk›n›n mücadelesini örgütleyen, önderlik edendir. Ve tam da bu nedenle halka düflman olanlar›n korkulu kabusu olmufltur. Y›llar sonra Arjantin’de cuntan›n yarg›lanmas› s›ras›nda ortaya ç›kan bir itirafa göre, Mario Roberto Santucho katledildikten sonra, ölü bedeni mumyalat›larak alt› y›l boyunca ülkenin en büyük askeri üssü Compe de Mayo’da sergilenmifl. Onun katledilmesi tarif edilemez bir zaferdi ordu için. Ve ordu, gücüne kan›t olarak subayl›¤a kabul edilen Harp Okulu mezunlar›na gösteriyordu onun ölü bedenini….

tehlikeli olmas›na ra¤men oldukça önemliydi. Santucho’nun kiflili¤i çevresinde parti toplanm›flt›.” (1) En bafl›ndan bafllayal›m… Mario Roberto Santucho, 12 A¤ustos 1936 tarihinde Arjantin’de Santiago del Estero kentinde dünya geldi. Babas› avukat, annesi ise ö¤retmendi. Toplam on kardefltiler. Yaflad›¤› ortamdan kaynakl› olarak genç yafl›ndan itibaren politikayla yak›ndan ilgiliydi. Sol düflüncelerle yak›nlaflmas›nda özellikle kardefli Francisco Rene etkili olmufltu.

Böyle düflünmeleri onlar›n idealist felsefelerinin do¤rudan sonucuydu kuflkusuz, çünkü onlara göre tarihi, büyük adamlar, kahraman kifliler yazar. Oysa belli koflullar içinde tarihi yazan ve yaratan, en yi¤itleri öne ç›karan halkt›r daima. Ve halk›n ömrü tükenmez. Santucho’nun ölü bedeni ise emperyalizm ve iflbirlikçilerinin gücünün de¤il, onlar›n korkusunun kan›t›d›r ancak.

Roberto Santucho, Tucuman Üniversitesi Ekonomik Bilimler Bölümü ö¤rencisiyken, Ekonomik Bilimler Ba¤›ms›z Hareketi (M‹ECE) isimli örgütün kuruluflunda yer al›r. M‹ECE, ideolojik bir netli¤e sahip olmakla birlikte, bu dönem reformist sol ile muhafazakar sa¤ güçler aras›nda gençlik için bir alternatif oluflturuyordu. Küba devrimi tüm k›tay› sarst›¤›nda bu hareket de Küba devrimi ile dayan›flan güçler içinde yer ald›. Ayn› y›l yap›lan seçimleri kazanan M‹ECE, ö¤renci merkezinin yönetimini ele geçirdi ve Santucho üç kiflilik konseyde yer ald›. Örgütleyici özelli¤i, emekçili¤i ve kendini teorik anlamda h›zla gelifltirmesiyle gençlik içinde öne ç›k›yordu.

Peki emperyalizme ve iflbirlikçilerine bunca korku salan, Mario Roberto Santucho kimdir, nas›l biridir? Yoldafl› Luis Mattini flöyle tarif ediyor: “Ola¤anüstüydü, o Marksizm-Leninizmi temelden kavram›flt›. Sadece dünyan›n yorumlanmas›n› de¤il, de¤ifltirilmesini de. Eylemsiz bir Marksizm onun için Marksizm de¤ildi, o her alanda bir eylem adam›yd›. ‹nsanlarla oldukça iyi anlafl›yordu; iyi bir örgütleyiciydi. Üniversitelerdeki uzun kahvehane tart›flmalar›nda, sonra bizzat kendisinin eyleme kat›lmas›

Bu y›llarda Marksist düflünceden etkilenmekle birlikte halen ideolojik olarak netleflmifl de¤ildir. 1961 y›l› bafl›nda efli Ana Maria Villareal ile birlikte bir Latin Amerika seyahatine ç›karlar. Ki, son dura¤› Küba olan seyahat onun ideolojik-politik temellerinin yerli yerine oturmas›n› sa¤layacakt›r. O Küba’dayken, devrimin sosyalist karakteri 2. Havana Deklerasyonu ile ilan ediliyordu. Küba’dan Marksizm-Leninizm’i benimsemifl olarak döndü.

42 | TAVIR | fiUBAT 2011


Ülkeye dönüflünde o s›rada yeni kurulmufl olan ‹ndo-Amerikan Devrimci Halk Cephesi (FR‹P)’ne kat›ld›. “FR‹P, politik olarak heterojen olup, ö¤renciler, küçük burjuva ayd›nlar ve Kuzeydo¤u Arjantinli emekçilerden (Özellikle Santiago del Estero ve Tucuman bölgesinden; ama Tucuman Üniversitesinden bafllayarak tüm bölgeyi etkiliyordu) olufluyordu. Bileflenleri ço¤unlukla, o günün koflullar›nda Peronizmle çak›flan ama dereceli olarak Marksizm’den etkilenmekte olan ulusalc›/anti emperyalist kesimlerden geliyordu. Ba¤r›nda uzun bir olgunlaflma, tart›flma, teorik çal›flma ve pratik politika sürecinin eseri olan çok farkl› anlay›fllar› tafl›yordu.” (2) Santucho, FR‹P içinde yer al›rken ayn› zamanda di¤er Marksist gruplarla birlik sa¤lanmas›, devrim yolunda daha güçlü bir örgütün oluflturulmas› için çabalar›n› sürdürüyordu. Pratikten ise asla kopmuyordu. Tucuman’da fleker iflçileri aras›ndaki çal›flmalar›n sorumlulu¤unu üstlendi. Bu bölgede FR‹P örgütlülü¤ünü k›sa sürede yayg›nlaflt›rd›. Dönemin bir di¤er önemli prati¤i ise Küba devrimiyle dayan›flma eylemleriydi. Ve Santucho bu dayan›flman›n da yorulmaz emekçisi, örgütleyicisiydi… FR‹P, o günkü mücadele içinde gitgide güçlenmekteydi ancak yine de s›n›rl› bir hareketti. 1963 y›l›ndan itibaren birlik hedefi do¤rultusunda Troçkist bir örgüt olan ‹flçi Sözü (PO) ile bir Birleflik Cephe oluflturuldu. ‹ki örgüt, aralar›ndaki birçok farkl›l›¤a ra¤men birleflerek 25 May›s 1965 tarihinde yap›lan 1. Kongreyle Devrimci ‹flçi Partisi (PRT)’ni kurdu. PRT - Devrimci ‹flçi Partisi Devrimci ‹flçi Partisi’nin kuruluflu, devrime giden yolun silahl› mücadele olarak belirlenmes;i o koflullarda her fleyden önce bir iddia, bir cüret demekti. Ayr›ca demokratik merkeziyetçi, illegal bir parti anlay›fl› aç›kça ortaya konmufl oluyordu. Ancak PRT’nin oluflumunda mücadele içinde oluflmufl ideolojik-politik birlik, ortak ruh flekillenmesinden söz etmek mümkün de¤ildir henüz. Ba¤r›nda farkl› ideolojik görüflleri ve pratikleri bar›nd›r›yordu ve gerçek anlamda Marksist-Leninist bir parti olman›n uza¤›ndayd›. PO kadrolar›, partinin Troçkist olarak tan›mlanmas›n› istiyorlard›. Bu hiçbir dönem olmad›ysa da 1966’daki 2. Kongreden itibaren PRT, Troçkist 4. Enternasyonal’e kat›ld›. “PRT’nin 4. Enternasyonal’e kat›lmas›, Leninist ö¤elerin yeflermesiyle güçler iliflkisinin de¤iflmekte oldu¤u süreçte gerçekleflen uzlaflmalar›n aç›k bir göstergesiydi. Vurgulamak gerekir ki, do¤makta olan örgütte Troçkizmin etkileri yaln›zca PO’ya mal edilmemelidir, bunlar ortakl›k halindeki küçük burjuva grupla-

r›n (PO+FR‹P) henüz ne tarihin diyalektik materyalist kavray›fl›n› ne de devrimci parti için Leninist kriterleri özümsememifl oldu¤unun ideolojik ifedesiydi.” (3) PRT içinde ideolojik netleflme kavga içinde büyük ölçüde sa¤lanacak ve ileriki dönemde Troçkist Enternasyonal’le ve Troçkizmle ba¤lar kopar›lacakt›. (4. Kongre) Bu noktadan sonra PRT’nin ideolojik tan›m›n› Mario Roberto Santucho flöyle yap›yor: “Bize göre bilimsel sosyalizm, proleteryan›n devrimci teorisi, temelde Marks ve Engels taraf›ndan haz›rlanm›flt›r. Lenin bu teoriye çok temel katk›larda bulunmufltur, bunlar›n bafl›nda bilimsel sosyalizmin Marksizm-Leninizm oldu¤unu ortaya koyan devrimci parti teorisi gelir. Mao Zedung, Ho Chi Minh, Giap, Le Duan, Kim ‹l Sung, Fidel Castro ve Che Guevara, kendi ülkelerindeki devrimlerin önderleri olarak yaflad›klar› deneyimlerle, baflta devrimci savafl teorisi ve sosyalizmin inflas› olmak üzere Marksizm-Leninizm’e büyük katk›lar gerçeklefltirdiler. Leon Troçki de, özellikle Sürekli Devrim Teorisi, bürokrasi ve faflizm ile de¤erli katk›larda bulundu. Di¤er daha küçük katk›lar›, Antonio Gramsci ve do¤rular›yla, yanl›fllar›yla devrimin zaferi için mücadele edenlerde bulabiliriz. Fakat bu katk›lar›n hiçbirisi, iflçi s›n›f›n›n devrimci teorisinin tahrif edilmesinin hakl› ç›karmaz.” (4) Bu ideolojik tutum elbette hatal› ve eksiktir. PRT mücadele

fiUBAT 2011 | TAVIR | 43


Kavga, ödenen bedellerle yürüyecekti elbette. 1969 Ekim’inde pay›na düflen tutsakl›k oldu. Tucuman kentinde yakaland›. Oligarfli onun devrimci mücadele içindeki öneminin fark›ndayd›. Kaçmas›n› ya da yoldafllar› taraf›ndan kaç›r›lmas›n› engellemek için sürekli oradan oraya naklediliyordu. Ancak hiçbir fley onun içindeki özgürlük tutkusunun üstünde de¤ildi. Tucuman Hapishanesi’ndeyken bir ilaç yard›m›yla vücudunda hepatit belirtileri görülmesini sa¤layarak kendini eyalet hastanesine naklettirdi. Oradan gerçeklefltirdi¤i özgürlük eylemiyle yeniden s›cak mücadeleye kofltu. 1970 y›l›n›n Temmuz ay›nda PRT 5. Kongresi topland›. Kongrede seçilen Merkez Komite taraf›ndan ayn› y›l›n Ekim ay›nda Genel Sekreterli¤e atand›. Arjantin’de devrimci mücadelenin daha üst boyuta tafl›nmas›n›n ifadesi olan Devrimci Halk Ordusu (ERP)’nun kurulmas› karar› al›nd›. Ve bu karar Santucho’nun önderli¤inde hayata geçirildi…

ERP - Devrimci Halk Ordusu Arjantinli devrimciler, ERP’yi büyük ölçüde Vietnam deneyiminden etkilenerek kurmufllard›. Ki, Mario Roberto Santucho’nun kaleme ald›¤› “Devrimci Halk Ordusu’nun kurulmas› Hakk›nda Karar”da da bu durum Giap’tan al›nt›larla aç›kça ifade ediliyordu. Bahsi geçen karar metninde ERP için flöyle diyordu Santucho:

içerisinde ço¤unlukla M-L bir pratik ortaya koymas›na ra¤men Troçkizmin etkilerini de bir flekilde tafl›maya devam etti ne yaz›k ki. Bunun sonucu olarak Stalin’i de¤erlendirmede çarp›k yaklafl›m da, ideolojik zay›fl›¤›n›n temel yanlar›ndan oldu. PRT’nin henüz yeni yeni etkinlik gösterdi¤i dönemde, 1966 y›l›nda devrimci geliflmenin önünü almak için bir askeri darbe gerçeklefltirildi. Santucho darbenin halk›n üzerinde estirdi¤i bask› ve terör karfl›s›nda eylemlerin örgütlenmesinde bizzat yer ald›. Her alanda mücadelenin teorik ve pratik olarak gelifltirilmesinde onun sürekli eme¤i, ›srar› vard›. 1968 y›l›nda gerçeklefltirilen PRT kongresinde al›nan kararla yay›n organ› El Combatiente (Savaflç›) kuruldu. Ayn› y›l mücadelenin maddi ihtiyaçlar›n›n karfl›lanmas› için Escobar Bankas›’na yönelik büyük bir kamulaflt›rma eylemi gerçeklefltirildi. Santucho bu eylemi bizzat yönetti. O yeri geldi¤inde teorisyen, yeri geldi¤inde eylem adam›yd›.

44 | TAVIR | fiUBAT 2011

“(…) Rejimin silahl› kuvvetleri, yaln›zca karfl›s›na devrimci bir ordunun ç›kar›lmas› yoluyla yenilgiye u¤rat›labilir. Bu ordu, do¤as› gere¤i, devrimci askeri gücü oluflturur, partinin karakterinden farkl› olan yan› budur. Partinin içinden oldu¤u gibi, d›fl›ndan da askerleri saflar›nda toplayabilir. (…) Devrimci savafl›n, askeri gücümüz taraf›ndan uygulanmas› gereken bir di¤er temel ilkesi; askeri operasyonlar›n bir kitle çizgisine göre uygulanmas›d›r, yani kitle hareketinin yönüne göre ayarlanmas› ve kitlelerin savafla do¤rudan ve dolayl› kat›l›m›n› sa¤lamay› hedeflemesi.” (5) ERP, kuruluflunun hemen ard›ndan bafllayarak birçok kamulaflt›rma eylemi ve cezaland›rmalar gerçeklefltirdi. Roberto Santucho her zaman mücadelenin orta yerinde oldu. Yay›n faaliyetlerinden iflçi örgütlenmesine, silahl› kamulaflt›rma eylemlerinde kadar onun do¤rudan eme¤i vard›. 15 Mart 1971’de yaflanan ve ‹kinci Cordoba Ayaklanmas› diye an›lan olaylarda gösterilerin orta yerinde, silahl› ERP birliklerinin bafl›ndayd›. 1971 A¤ustosu’nda Cordoba kentinde yeniden yakaland›. Bu kez Buenos Aries’teki Villa Devoto Hapishanesi’ne konuldu. Bir süre sonra efli Ana Maria da tutuklanarak ayn› hapishaneye getirildi. Santucho’nun yakalanmas›, PRT için a¤›r bir darbe olmufltu. “’71 ile ’72 sonu aras›nda bunun (Santucho’nun yakalanmas›n›n bn) sonucu olarak militarist kaymalar göndeme gelmiflti ki, bunlar partinin hemen hemen tamamen yok olmas›na yol açm›flt›. Tabanla hiç alakas› olma-


yan delice ve anlams›z eylemler yap›ld›. Ve bask› ayg›t› baflar› üstüne baflar› sa¤l›yordu. Sebep olarak belli bir dozda macerac›l›k, kötü planlama ve teknik uygulama da say›lmal›. Kural›m›z olan ‘küçükten büyü¤e’ s›k s›k çi¤nendi, ancak bu ö¤renmemizin tek yolu oldu. 1972’de PRT hemen hemen yok olmufltu.” (6) Rawson Firar› ve Trelen Katliam› D›flar›da hal böyleyken Santucho hapishanede yine yo¤un bir faaliyet içindeydi. Bulundu¤u hapishaneyi bir okula dönüfltürmüfl, yüzlerce PRT tutsa¤›n›n politik e¤itimini üstlenmiflti. Öte yandan halk sofralar›nda yer alan di¤er (silahl›-radikal peronist) örgütlerin tutsak yöneticileriyle iliflkiler gelifltiriyordu. Özgürlük tutkusu ise yine capcanl›yd› elbette. Yüksek güvenlikli Rawson Hapishanesi’ne nakledilmesinden itibaren özgürlük eylemi çal›flmalar›na giriflti. Her ayr›nt›s›n› düflündü¤ü büyük bir özgürlük eylemi plan› haz›rlad›. Bu plan, Peronist örgütler Far ve Montenerolar’›n da kat›l›ml› ile hayata geçecekti. Bu plana göre hapishanede yönetim tamamen ele geçirilecek, tutsaklar araçlarla yak›ndaki Trelew Havaalan›’na tafl›nacak ve önceden ayarlanm›fl bir uçakla fiili’ye kaç›r›lacakt›. Plan bafllang›çta tasarland›¤› gibi iflledi. Santucho’nun da içinde oldu¤u önder kadrolardan oluflan alt› kiflilik ilk grup havaalan›na gelmeyi baflard›. Ancak bu s›rada bir silah›n patlamas› ile pani¤e kap›lan d›flar›daki eylem sorumlular› çok büyük bir zaaf göstererek tutsaklar› havaalan›na tafl›yacak kamyonlar› oradan gönderdiler. Hapishaneden ç›kan 19 kiflilik grup kendi imkanlar›yla havaalan›na vard›¤›nda uçak art›k havalanm›flt›. Bu 19 kifli yakaland›. Onlar herkesi ç›karman›n mümkün olmad›¤› koflullarda d›flar›da devrimci mücadeleyi ileri tafl›mak için özellikle seçilmifl en iyi kadrolardand›. Aralar›nda Roberto Santucho’nun efli Ana Maria Villareal de vard›. Trelew’deki bir askeri üsse götürülen devrimciler bir hafta boyunca iflkenceden geçirildikten sonra 22 A¤ustos 1972 günü kurfluna dizilerek, on alt›s› katledildi…

nu genel af izledi. PRT bu dönemde, hükümet ve polis kitlelere sald›rmad›¤› müddetçe onlara dönük eylem yapmama karar› ald›. Orduya ve emperyalizme dönük eylemlere ise devam edecekti. Çok uzun sürmeyecek olan bu dönemde PRT legal alan› daha iyi kulland› ve tabana daha fazla kök sald›. Özellikle sendikalarda mevziler kazan›ld›. Yine ayn› dönemde Tucuman kenti k›rsal›nda k›r gerillas› oluflturuldu. Santucho k›r gerillas› faaliyetlerinde de bizzat yer ald›. ERP’nin eylemleri devam ediyordu. 23 Eylül’de Buenos Aires’te Sa¤l›k Bakanl›¤›’n›n ele geçirilmesi, 1974 Ocak Azul K›fllas›’n›n iflgali, May›s’ta k›r gerillas›n›n Tucuman’da Acheral flehrini iflgali, 10 A¤ustos’da Villa Maris askeri fabrikas›n›n iflgali ve tüm cephanesinin ele geçirilmesi bu eylemlerden baz›lar›yd›…

Mario Roberto Santucho, özgürlük eyleminin ard›ndan fiili’ye geçmeyi baflarm›flt›. Oradan da Havana’ya geçti. Hiçbir zaman “kendini koruma” gibi bir düflüncesi olmam›flt›. Kas›m ay›nda gizlice ülkeye döndü ve Parti önderli¤ini yeniden devrald›. Ezilenlere hitap eden bir önderlik yarat›ld›. Yap›lanlar k›sa sürede etkisini gösterdi, PRT yeniden güç kazand›. Eksikler h›zla kapat›ld›. ERP de yeniden örgütlendi. 19 fiubat 1973’te Cordoba 141. Taburu’na yönelik gerçeklefltirilen bir eylemle tek mermi bile harcanmadan tüm cephanesi ele geçirildi. 11 Mart 1973’teki seçimleri Peronist Adalet Cephesi’nin kazanmas› devrimci hareket için özel bir durum yaratacakt›. Peronizm özünde popülist bir burjuva hareket olsa da büyük ölçüde ilerici bir kitle taban›na dayan›yordu. Peronist Baflkan Cordoba’n›n görevi devrald›¤› 25 May›s günü devrimci örgütlerin müdahalesiyle bafllayan bir kitle hareketiyle Villa Deveto Hapishanesi’ndeki yüzlerce tutsak özgürlü¤üne kavufltu. Bu-

fiUBAT 2011 | TAVIR | 45


güncel güncel lahl› ve silahs›z, bar›flç› veya fliddet içeren mücadelesinin bütünlüklü bir süreci olup bütün mücadele biçimlerini birbiriyle uyumlu flekilde silahl› mücadele ekseninde birlefltirir. (…) Mücadelenin k›tasal karakteri temelde, ortak bir düflman›n varl›¤›nca çizilmifltir. Kuzey Amerika emperyalizmi, Latin Amerika sosyalist devrimini bo¤mak için uluslararas› bir strateji gelifltirmifltir. Yükselifl halindeki kitle hareketinin, oligarfli iktidar›n›n istikrar›n› tehdit etti¤i ülkelerde faflist rejimlerin kuruluflu tesadüfi de¤ildir. Emperyalizmin uluslararas› stratejisine, devimcilerin k›tasal stratejisi denk düfler.” (7)

JCR - Devrimci Koordinasyon Birli¤i PRT, 1973 Temmuz’unda yap›lan 6. Kongrede Troçkist 4. Enternasyonal’den ayr›lma karar› ald›, Mario Roberto Santucho, bu kopuflun bafll›ca örgütleyicisiydi. Santucho ayn› zamanda emperyalizme karfl› devrimci mücadelenin enternasyonal birli¤inin y›lmaz savunucusuydu. Bu noktada Che’nin yolunu izliyordu. Fakat bu birli¤in 4. Enternasyonal olmayaca¤› aç›kt›. Santucho’nun da yo¤un eme¤i ve çabas›n›n oldu¤u bir sürecin sonunda 1974 fiubat’›nda fiili’den Devrimci Sol Hareket (MIR), Uruguay’dan Ulusal Kurtulufl Hareketi (MLN)/Tupamalar ve Bolivya’dan Ul›sal Kurtulufl Ordusu (ELN)’nun kat›l›m› ile Devrimci Koordinasyon Birli¤i (JCR) ad› alt›nda bölgesel bir birlik kuruldu. JCR’nin Kas›m ay›nda dört örgütün imzas›yla yay›nlanan “Latin Amerika Halklar›na Ça¤r›”s›nda flunlar vard›: “(…) MLN Tupamarolar, Devrimci Sol Hareket (MIR), Ulusal Kurtulufl Ordusu (ELN) ve Halk›n Devrimci Ordusu (ERP) yurtsever devrimci mücadele yolunda, örgütlü ve birleflik emperyalist-kapitalist düflmana halklar›m›z›n demirden ve s›ms›k› birli¤iyle yan›t verme zorunlulu¤unu görerek, birleflme ihtiyac›n› kavram›fl ve kendi deneyimleriyle, enternasyonalist yaklafl›m›n› do¤rulam›flt›r. (…) Örgütlerimizin büyük geliflimi, enternasyonalist kavray›fl›m›z›n ve prati¤imizin güçlenmesi, tamamen birleflik bir Latin Amerika flafa¤›na ulaflmak için, emperyalistkapitalist gericili¤i kesin yenilgiye u¤ratacak, karfl› devrim ordular›n› yok edecek, Yanki ve Avrupa emperyalizmini ülke ülke Latin Amerika topraklar›ndan kovacak ve her bir ülkede sosyalizmin inflas›na bafllayacak kapasitede güçlü bir devrimci kuvvet oluflturuncaya dek halklar›m›z›n potansiyelinden en iyi flekilde yararlanmam›z› sa¤layacakt›r. (…) Bizi, Latin Amerika’da devrimci savafl stratejisinden baflka geçerli stratejinin olmad›¤› anlay›fl› birlefltiriyor. Bu devrimci savafl, kitlelerin si-

46 | TAVIR | fiUBAT 2011

JCR, Che’nin “Vietnam’›n yolu, halklar›n izlemesi gereken yoldur; bu yol, silahl› gruplar›n Koordinasyon Birlikleri kurarak, Yanki emperyalizmini bast›rma iflini zorlaflt›rabilecekleri ve do¤ru amaca ulaflmay› kolaylaflt›rabilecekleri Amerika’n›n da izleyece¤i yoldur” diyen Tricontinentale mesaj›na pratik bir cevap olarak ortaya ç›km›flt› ve bölgesel devrimci mücadelenin birlefltirilmesi yolundaki ilk önemli deneyimdi. JCR, “Che Guavera” isimli bir dergi ç›kartt›, ülkeler aras›nda savaflç› de¤iflimi ve enternasyonalist kadro okullar› gibi deneyimleri de halklar cephesinin kazan›mlar› oldu. Arjantin’de siyasal durum h›zla de¤ifliyordu. Peronist hareket içerisinde de çeflitli siyasal çalkant›lar söz konusuydu. Yükselen devrimci mücadeleye bask›lar yeniden artt›. Kontrgerillan›n halka ve devrimcilere dönük sald›r›lar›; katliamlar ve kaybetmeler yo¤unlaflt›. Roberto Santucho’nun PRT yöneticisi olan kardefli Franciscon Rene de 1975 Nisan›’nda Tucuman’da kaç›r›ld› ve kaydebildi. Kaybetmelere ve katliamlara ERP de misillemelerle cevap veriyordu. Birçok subay cezaland›r›ld›. 20 A¤ustos 1974’te Cordoba kent merkezi iflgal edilerek savafl daha ileri bir boyuta tafl›n›yordu. Bununla efl zamanl› olarak Polis Müdürlü¤ü’ne, Radyoelektrik merkezine ve piyade muhaf›zlar›na sald›r›lar yap›ld› ve faflist general Lacabenne cezaland›r›ld›. Bir askeri darbenin yaklaflmakta oldu¤u herkesçe öngörülmekteydi. Santucho, Sol-demokratik güçlere birlik ça¤r›s› yapt› ama sonuçsuz kald›. Ve bu dönemde ERP o güne kadar yap›lm›fl en büyük kent gerillas› eylemine giriflti. Monte Chingola k›fllas›na yönelik yap›lan eylemdi bu: “Aral›k sonunda, Silahl› kuvvetlere kesin bir darbe vurmak ve büyük miktarda silah elde edilmek istenmiflti. Orada dört ile befl bin aras›nda FAL tüfekleri ve ayn› zamanda toplar›n oldu¤unu tahmin edi-


yorduk. Santucho, ordunun prestij kayb› anlam›na gelecek böyle bir eylemden sonra dört ya da befl bin tüfe¤e sahip gerilla ile karfl› karfl›ya gelme tehlikesini göze al›p darbe yapamayaca¤›n› düflünüyordu.” (8) Ancak bu eylem baflar›l› olmad›. Yaklafl›k elli savaflç› flehit düfltü, k›fllan›n çevresinde oturan halktan da birçok kifli katledildi. Bu, ERP için a¤›r bir darbe olmufltu. Uzun zamand›r beklenen askeri darbe iflte bu koflullarda 24 Mart 1976 tarihinde gerçekleflti. Santucho darbe karfl›s›nda “geri çekilmenin” teorisini de¤il, direniflin ça¤r›s›n› yapt›. Kaleme ald›¤› “Arjantinliler Silah Bafl›na” bafll›kl› bildiride flöyle diyordu: “(…) Hükümete askerlerce el konulmas› ve diktatörlü-

¤ü karakterize eden halk karfl›t› bask›n›n artmas›, tüm halk›m›z›n devrimci mücadelenin yeni bafllayan döneminde tarihi bir çarp›flman›n ortas›na gerilla öncüsünü flimdi dimdik ve kararl›l›kla yak›nda yürüdü¤ü tarihi ve flanl› bir dönemin kap›s›na yerlefltiriyor. (…) Onurla ve güçle bugünkü çarp›flmay› yan›tlayarak, direnifl ve zafer için birleflip örgütlenecek, çocuklar›m›z için yeni sosyalist dünyan›n kolektif mutlulu¤unu yarataca¤›z. Yar›n kimse, biz Arjantinlilerin yurtsever ve devrimci görevlerimizi yerine getirmeyi bilmedi¤imizi söyleyemeyecek. Mutlulu¤u u¤runa her fleyimizi verdi¤imiz yeni nesiller, t›pk› bizim, ulusu kuran yurtseverleri hat›rlad›¤›m›z gibi, kendilerinden öncekileri gururla hat›rlayacaklar. (…) Girdi¤imiz tarihsel ve belirleyici etap, partimizi tarihsel bir sürecin en bafl›na yerlefltiriyor. Kolektif sorumlulu¤umuz büyüktür, bilincimiz ve kazanma kararl›l›¤›m›z daha da büyük olmak zorundad›r. Biz PRT militanlar›, merkez komitemiz etraf›nda s›k›ca kenetlenmifl biçimde, kahramanlar›m›z›n ve flehitlerimizin yüce ve güçlü örne¤inin izinde, devrimci görevlerimizi onurluca ve eksiksiz biçimde yerine getirece¤iz.” (9)

layabilmek için Juan Carlos Leonetti adl› “ne faflist ne de demokrat olan, sadece meslekten bir asker, mükemmel bir subay” özel olarak seçilip görevlendirildi. Onun komutas›nda küçük bir birlik oluflturuldu. Bunlar›n görevi yaln›zca Santucho’nun izini sürmekti. Her türlü kirli yönteme baflvuruyorlard›. Birçok ERP militan›n› kaç›r›p iflkenceli sorgulardan geçirdiler. Ve sonunda, 19 Temmuz 1976 günü Mario Roberto Santucho ve befl yoldafl›n›n kald›klar› üs tespit edilip kuflat›l›r. Evde bulunanlardan biri de, Santucho’nun ikinci evlili¤ini yapt›¤›, PRT Merkez Komite üyesi ve Ulusal Propaganda Sorumlusu Liliana Delfino’dur. Kuflat›lan savaflç›lar silaha sar›l›rlar. Ve ölümsüzleflirken düflmana bedel de ödetirler. Düflman birli¤inin komutan› Juan Carlo›s Leonetti de vard›r ölenler aras›nda…

Mario Roberto Santucho, devrim bayra¤›n› eksik ve hatalar›yla ama daima cüretle, sonsuz bir inançla tafl›d›. Ve elbette onun ve Arjantin’in binlerce flehidinin kahramanl›klar› unutulmad›. Dünya’n›n dört bir yan›nda devrim ve sosyalizm bayra¤›n› ayn› cüret ve kararl›l›kla dalgaland›ranlar›n nezdinde yaflamaya ve savaflmaya devam ediyor Mario Roberto Santucho… Hast’a la Victoria Siempre! Kaynakça: (1) Luis Mattini ile Röportaj, Gerilla Bilanço Ç›kar›yor, Syf: 52, Belge Yay. (2) Arjantin’in Guaverac›lar›, Syf: 39, Akademi Yay. (3) A.g.e. Syf: 43 (4) A.g.e. Syf: 118, 119 (5) A.g.e. Syf: 67, 68 (6) Luis Mattini, A.g.e. Syf: 52 (7) Arjantin’in Guaverac›lar›, Syf: 231, 232, 233 (8) Luis Mattini, A.g.e. Syf: 59 (9) Arjantin’in Guaverac›lar›, Syf: 206, 207, 211 J

Santucho do¤al olarak cuntan›n öncelikli hedefiydi. Onu yaka-

fiUBAT 2011 | TAVIR | 47


deneme deneme

“tek flark›l›k konser”in öyküsüdür grup yorum

kak sokak yürütülen konser çal›flmalar›n› ve elbette konser günü yaflanan coflkuyu içeren iki DVD'lik "25.Y›l konser DVD'si"ni ç›kard›k. ‹lk DVD'de konserin tamam› stadda yer alan kurgularla beraber izlenirken; ikinci DVD'de ise haz›rl›klar, provalar ve "Kay›plar›n Ard›ndan" ile "Sen Olaca¤›z" flark›lar›n›n video klipleri yer al›yor.

Bir konserin çok ötesindeydi 12 Haziran’da ‹nönü'de yaflad›¤›m›z. Konsere gelen, gelemeyen tüm Yorum dinleyicileri paylaflt›lar bu heyecan›. Biz de, yaflanan bu geceyi; bu güzel buluflma için harcanan eme¤i, al›nterini ölümsüzlefltirelim istedik. Ve konser öncesi haz›rl›klar›, provalar›, sokaktaki Yorum dinleyicilerinin görüfllerini, heyecan›n›; mahalle mahalle, okul okul, so-

48 | TAVIR | fiUBAT 2011

25. Y›l konseri için bir DVD fikri, 12 Haziran öncesine dayan›yor. Hatta konser çal›flmalar›yla birlikte çekimlere de bafllad›k diyebiliriz. Konsere iki ay kala DVD'nin yönetmenli¤ini paylaflt›¤›m›z Tu¤rul Kurban'la tan›flt›k. Bundan sonra bu yöndeki çal›flmalar›m›z da boyut kazand›. ‹dil Kültür Merkezi'ndeki provalar›m›z kayda al›nmaya bafllad› ilk olarak, sonras›nda mahallelerde ve merkezi yerlerdeki konser tan›t›m çal›flmalar› da görüntülenmeye baflland›. Kameralar kimi zaman meydanlarda kimi zaman pazar yerlerinde, kahvelerde kendi konserlerini düzenleyen halk›n yan›ndayd›. Bu konserin di¤er tüm konserlerden farkl› bir çal›flma tarz›yla, sanatç›n›n ve dinleyicilerinin mutlak bir kenetlenmesi ve dayan›flmas›yla örüldü¤ünü görmeliydi herkes. Bir yandan tan›t›m çal›flmalar›, di¤er yandan provalar›m›z ad›m ad›m kaydedilmekteydi.


Aylarca süren haz›rl›klar›n ard›ndan, son provam›z› konserden bir gün önce, 11 Haziran Cumartesi akflam› stadyumda yapt›k. Konserden 5 gün önce bafllayan sahne, ›fl›k ve ses sistemine dair tüm kurulum tamamlanm›flt›. Bu provada tüm sahne ekibi ertesi gün konserde giyece¤i k›yafetleriyle sahnede yerini ald›. Konu¤umuz olacak müzisyenler de prova için oradayd›. Çekim yapacak kameralar da ›fl›k malzemeleriyle birlikte haz›rl›klar›n› tamamlam›fl, kendi provalar›n› yapmaya haz›r hale gelmifllerdi. Tüm detaylar üzerinde titizlikle duruluyor, konser an›nda bir aksama ya da bir problem ç›kmamas› için azami özen gösteriliyordu. Biz sahneye dair provalar›m›z› yaparken, konser günü seyircilerin içeriye al›nmas›ndan içerideki düzenin ve güvenli¤in sa¤lanmas›na kadar büyük bir yükü omuzlayacak olan görevliler de kendi provalar›n› yap›yordu. Böylece konserde kimin nerede ne yapaca¤› net olarak bilinecekti. Gece 01.00'lere dek süren çal›flma sonunda art›k herkes konsere haz›rd›. Konser, provalar› eksiksiz yapm›fl olman›n avantaj›yla ciddi aksamalar olmadan baflar›yla gerçeklefltirilebilmiflti. Hedeflerimize büyük oranda ulaflm›fl, 55.000 kiflilik dev bir koroyla unutamayaca¤›m›z bir konsere imza atm›flt›k. fiimdi art›k bu konseri ölümsüzlefltirme zaman›yd›. Konserdeki ses ve görüntü kay›tlar›n› en iyi flekilde harmanlayarak bu konseri bir DVD fleklinde yay›nlamal›yd›k. Konserin ard›ndan hiç zaman geçirmeden çal›flmalara bafllad›k. Haz›rlanan DVD'nin, öncesiyle sonras›yla konserin tüm havas›n› tafl›mas›n› istiyorduk. Çünkü konser yaln›zca ‹nönü Stadyumu’ndaki geceyle ya da sahne ekibinin provas›yla s›n›rl› de¤ildi. Onlarca insan bire bir bilet sat›fl›na kat›ld›. Kap› kap› gezildi, el ilanlar› da¤›t›ld›, standlar aç›ld›. Üniversite ö¤rencileri okullar›nda, ö¤renci kulüplerinde konser çal›flmalar› yapt›lar. Hangi meslekten, hangi yafltan olursa olsun Anadolunun dört bir yan›nda yüzlerce Yorum dinleyicisi büyük emekler harcayarak bu geceyi haz›rlad›lar. Do¤rusu bunlar› paylaflmasak olmazd›. Bunun için konserde kaydedilen saatlerce görüntüyü tek tek izledik. De¤erlendirmeler yap›p konserin kurgusunu oluflturmaya bafllad›k. ‹flin içine girince baz› sorunlarla da karfl›laflt›k. Kimi görüntülerin eksik oldu¤unu ve baz› görüntülerin yerine daha etkili karelerin kullan›labilece¤ini gördük. Yorum kolektifi burada da iflledi. Kendi imkanlar›yla konseri kaydeden kimi dostlar›m›z ve Yorum dinleyicileri, görüntülerini bizimle paylaflarak DVD haz›rl›¤›na katk›larda bulundu. fiark›lar›n tek tek kurgular›n› haz›rlamak bekledi¤imizden de uzun sürdü. Zaman›m›z›n büyük bir k›sm›n› buna ay›rsak da hedefledi¤imiz tarihi aflaca¤›m›z› anlad›k. Konserin renk düzenlemeleri yap›l›rken bir yandan da ses seçenekleri için stereo miksin yan› s›ra 5.1 surround miks de yap›l›yordu. E¤er evinde “5+1” denilen sisteme sahip olanlar varsa konseri konser alan›ndaym›fl gibi izleyebilsin istiyorduk. Fakat bu ifllemleri gerçeklefltirmek oldukça zaman ald›. Art›k DVD'yi bekleyenler de, biz de hayli sab›rs›zlan›yorduk. Baz› günler çok geç saat-

lere kadar yönetmen ve operatör arkadafllar›m›zla birlikte çal›flt›¤›m›z oldu. Hatta Kurban Bayram›'n›n birinci gününü stüdyoda karfl›lad›k. Nihayet iki DVD de Aral›k ay›n›n ilk haftas›nda bitti. Bundan sonra DVD'nin yasal ifllemler süreci bafllad›. Bu sürecin birkaç gün sürece¤ini öngörmüfltük. Yap›mc›m›z Kalan Müzik, bu yönde çal›flmalar›n› bafllatm›flt› ki, konserde seslendirilen kimi flark›lardaki fliir ve beste sahiplerinden izin almak bekledi¤imizden de uzun sürdü. Asl›nda bu eserlerin neredeyse tamam› geçmifl albümlerimizde yer ald›¤›ndan tüm izinler elimizde mevcuttu ama bu DVD için tekrar bu izinleri alma gerekiyordu. Y›llard›r bizimle özdeflleflmifl flark›lar›m›z› kendi DVD'mizde okuyabilmek için izin istemek traji-komikli¤ini yafl›yorduk. Tek tek fliirlerin ve bestelerin hak sahipleriyle görüflüp gerekli belgeleri almak neredeyse üç hafta sürdü. DVD'nin kapa¤›n›n ve içinde bulunan poster-kitap盤›n bask›s› çoktan bitmifl matbaada bekliyordu. Ve sonunda gerekli tüm ifllemler bitti ve yaklafl›k alt› ayl›k bir çal›flman›n ürünü olan 25. Y›l konser DVD'si yay›nland›. Umar›z konsere kat›lan tüm dinleyicilerimizle birlikte yaflad›¤›m›z o güzel anlar› yeniden hat›rlat›r, o anlar› yeniden yaflamam›z› sa¤lar, konserden bir an› bir hat›ra olarak kal›r DVD'miz.J

fiUBAT 2011 | TAVIR | 49


fliir fliir

~

sen tek bafl›na degilsin abdülkadir bulut

Sen tek bafl›na de¤ilsin Ya¤murda koflan taylar gibi Ve topra¤› iyice kavrayan Kökler kadar akran›n var Omuzlar›nda hayat ve fliir Al›nterinden bir yürüyüfl Sis örtse de aln›n› bazan Dal›na göre konsa da kufllar Kalem seni arkal›yor boyna Gülü saklayan yaprak Ve k›zartan toz Çok al›flk›n ac›l› yan›n Güneflte bozaran yavflanlar›n Islakl›¤›na Ellesen yorgun bir buza¤›y› S›rdafl›n olur senin yi¤idim Mapusane günlerinde görüflmecin Çünkü adafllar›n da u¤urland› Sen tek bafl›na de¤ilsin Omuzlar›nda hayat ve fliir Al›nterinden bir yürüyüfl Sen tek bafl›na de¤ilsin

50 | TAVIR | fiUBAT 2011


fliir fliir

~

ögrenmeye övgü bertolt brecht

Ö¤ren en basiti. Zaman›d›r. Sak›n geç deme. Ö¤ren abeceyi, çok bir fley de¤il gerçi Ö¤ren ama, baflla. Koru kendini y›lg›nl›ktan Her fleyi ö¤renmelisin Çünkü sensin art›k yönetecek olan. Köprüalt›ndaki, ö¤ren! Ö¤ren demir parmakl›klar ard›ndaki! Ev kad›n›, ö¤ren! Ö¤ren, altm›fl yafl›ndaki! Kimsesiz çocuk, okul ara kendine Bilim ara, so¤uktan k›k›rdayan. Sar›l kitab›na, aç insan. Silaht›r o. Çünkü sensin art›k yönetecek olan.

Çekinme soru soru sormaktan arkadafl! Enayi yerine koydurma kendini Al›n teri dökmeden belledi¤i fleyi Biliyor say›lmaz insan. Geçir gözden hesap pusulas›n› Unutma, sana ödetilecek faturas› Parmak bas üstüne her rakam›n Nerden ç›km›fl, sor bakal›m Çünkü sensin art›k yönetecek olan.

fiUBAT 2011 | TAVIR | 51


öykü öykü

sevgi ve kin... tahir gürkan

Saatlerdir bardaktan boflan›rcas›na, durmaks›z›n ya¤an ya¤mur tümüyle dindi¤inde d›flar›da el ayak çekilmifl, bofl sokaklar› gecenin karanl›¤› ve sessizlik bürümüfltü. Kentin kalburüstü semtlerinden birini, hemen dibinde kurulu yoksul gecekondu mahallesine ba¤layan uzun yokufltan afla¤› koflan iki kiflinin ›slak asfalta çarpan ayak sesleriyle gecenin sessizli¤i birden bire bozuldu. ‹kisi de koflarken sürekli dönüp dönüp arkas›na bak›yordu. Belli ki pefllerinden kovalayan birileri vard›. Nefes nefeseydiler… Yokuflu inip mahalleden içeri girer girmez ara sokaklardan birine dald›lar. Bu andan itibaren biraz rahatlam›fllard›. H›zlar› kesildi. Soka¤›n içlerine do¤ru ilerledikçe ve arkalar›ndan gelen kimsenin olmad›¤›n› da anlamalar›yla daha da a¤›rlaflt› ad›mlar›. Bir süre sonra öndeki tamamen durup geride kalan arkadafl›n›n kendisine yetiflmesini beklemeye bafllad›. Bu s›rada elleriyle diz kapaklar›n› tutar flekilde öne do¤ru bükülmüfl, derin derin soluk al›p veriyordu. Az sonra iki arkadafl yan yanayd›lar. Kaçarken rastgele girdikleri bu mahalleyi hiç tan›m›yorlard›. Yaln›zca sokak boyunca yan yana dizili gecekondular ve birkaç katl› evlerden ötürü tan›d›k geliyordu bu mahalle onlara. Buralarda kimlerin yaflad›¤› hakk›nda ise hiçbir fikirleri yoktu.Bir an evvel buradan uzaklafl›p kalacaklar› eve gitmek en iyisiydi.. Soluklanmay› çok uzatmay›p a¤›r ad›mlarla yeniden yürümeye bafllad›lar. Tüm bu zaman içinde birbirleriyle hiç konuflmam›fl, karfl›l›kl› gülümsemekle yetinmifllerdi. Daha birkaç metre yürümüfllerdi ki, soka¤›n ç›k›fl taraf›ndan gelen bir telsiz anonsu sesiyle ikisi birden irkildi. O anda ayak-

52 | TAVIR | fiUBAT 2011

lar› oldu¤u yere çivi gibi çak›lm›flt›. Ayn› anda soka¤›n giriflinde sessiz ad›mlarla sa¤a sola kofluflturan polisleri de gördüler. Soka¤›n ç›k›fl›n› tutmufllard›. Neyse ki bu arada polisler onlar› fark etmemiflti. Ç›t ç›karmamaya özen göstererek geri döndüler. Sessiz fakat h›zl› ad›mlarla ters yönde yürüyorlard›. Çok geçmeden bu kez o yönde de bir araba far› belirdi. Ne yapacaklar›n› bilemeden flaflk›n ve ürkek bir ifadeyle birbirlerinin yüzüne bakakald›lar bir an. Soka¤›n iki bafl› da tutulmufl, kendilerine do¤ru gelen araç da art›k iyice yaklaflm›flt›. Onlar› fark etmesi an meselesiydi. Ve o k›sac›k anda h›zla karar veren Yusuf, arkadafl› Hasan’›n da kolundan tutup önünde durduklar› gecekondunun bahçesine do¤ru çekti. Birkaç ad›mda kendilerini evin kap›s›n›n önünde buldular. Gürültüye koflup kap›y› açan ev sahibi (Ellili yafllarda, k›r saçl›, b›y›kl› ve kumral tenli bir adamd›), hem kap›s›ndaki davetsiz misafirleri ve onlar›n yüzündeki endifleli hali, hem de o s›rada evin önüne kadar girmifl olan polis arabas›n› ayn› kare içinde gördü. Her fley ulu ortayd›. Ve nas›l olduysa oldu, bir an süren tereddütün ard›ndan yafll› ev sahibi hiçbir fley sormadan bu davetsiz misafirleri içeri al›p kap›y› kapatt›. Her fley bir anda oluvermiflti. Onlar içeri girdikten sadece birkaç dakika sonra sokak polis arabalar› ve yaya halde oradan oraya kofluflturan onlarca polisle kaynamaya bafllam›flt›. Yusuf ve Hasan evin içinde, perde aral›¤›ndan izliyordu onlar›. Biraz düflününce bu soka¤a girerken polislerin uzaktan kendilerini gördü¤ünü anlad›lar. Onlar soluklan›rken soka¤›n di¤er bafl› da h›zla tutulmufltu. Dolay›s›yla ikisinin sokakta bir yerde olduklar›n›n fark›ndayd› polisler. Sokak boyunca yay›larak her köfleye, her tafl›n alt›na bakmalar› da bu yüzdendi. Hiçbir yerde bulamad›klar›nda bu


kez tek tek evlere girebilirlerdi. Yusuf ev sahiplerine belli etmeden belini yoklad›. O s›rada kendisi gibi gözünü perde aral›¤›ndan ay›rm›fl olan Hasan’la göz göze geldiler. Hiçbir fley konuflmadan, sadece birbirlerinin gözlerine bakarak gelmeleri halinde ne yapacaklar›n› kararlaflt›rm›fllard›. Evde onlar› içeri alan yafll› adamdan baflka, bir de kar›s› vard›. O da adamla ayn› yafllarda gösteriyordu. Yafll› kad›nca¤›z birden bire hiç tan›mad›¤› iki gencin soluk solu¤a evin salonundan içeri girmesi karfl›s›nda korkudan dona kalm›flt› adeta. Korkusunun daha da büyümesini, hatta 盤l›¤› koyvermesini önleyen ise hemen onlar›n ard›ndan içeri giren kocas›n›n yat›flt›r›c› el hareketi olmufltu. Hemen, h›zl› hareketlerle bafl örtüsünü ba¤lay›p kocas›n›n yan›na do¤ru geçti. Korkulu, flaflk›n ve olan biteni anlamaya çal›flan bak›fllar›n› bir kocas›n›n, bir tan›mad›¤› bu insanlar›n yüzüne çeviriyordu. Gözleri böyle gidip geldikçe ilk olarak tan›mad›¤› bu gençlerin kendilerine bir zarar›n›n olmayaca¤›n›, sonra kocas›n›n da kendisi gibi olanlar hakk›nda hiçbir fikrinin olmad›¤›n› hissetti. Korkusu biraz yat›fl›rken, merak› ise daha da artm›flt› böylece. Yusuf cam›n önünden çekildi. Yafll› çifte do¤ru belli belirsiz birkaç ad›m att›. Yüzünün mahcup ve ayn› zamanda minnet yüklü bir ifadesi vard›. Ne söyleyece¤ini de bilmiyordu… - Sizlerden çok özür dileriz. Böyle ans›z›n evinizin içine kadar girdik. Yaln›z kötü bir niyetimiz yok, diyebildi sonunda. Ev sahipleri de flaflk›n flaflk›n birbirinin yüzüne bakt›lar. Onlar da ne diyece¤ini bilmiyordu. Neden sonra yafll› adam flaflk›nl›¤›ndan s›yr›l›p, “Oturun gençler, oturun” diye karfl›l›k verdi. Ve daha onlar oturur oturmaz heyecanla sordu: - Anlat›n hele, siz kimsiniz, niye polisten kaç›yorsunuz? Hasan en bafl›ndan beri susuyordu. Yine sessiz kald›. Bu anda yap›lacak en do¤ru fleyin do¤ruyu söylemek oldu¤unu düflünen Yusuf cevap verdi onun sorusuna: - Korkmay›n. Bizim size zarar›m›z dokunmaz. Biz devrimciyiz… Bu son kelime ev sahibinin yüzünün birden ayd›nlanmas›na sebep oldu. O ana kadar halen bir flüphe, korku ve tedirginlik tafl›yordu içinde. Hepsi da¤›ld›. Sanki çok uzak yollardan, y›l-

lard›r dört gözle bekledi¤i misafirleri gelmiflti. Mutluydu. “Oturun gençler, oturun” dedi yeniden. Karfl›s›ndakilerin çoktan oturdu¤unu unutmufltu bir an. Dönüp kar›s›na seslendi bu kez: “Han›m sen de bir çay yap gençlere…” *** Soka¤› bafltan bafla saran polisler afla¤› yukar› yar›m saat daha ortal›kta dolafl›p bir fley bulamay›nca çekildiler. Muhtemelen bir yerlerde pusuya yat›p onlar›n d›flar›ya ç›kmas›n› bekleyeceklerdi. fiimdi ise d›flar›s› yeniden derin bir sessizli¤e bürünmüfltü. Buna ra¤men Yusuf ve Hasan hala tedirgindiler oturduklar› yerde. ‹kisinin de birer kula¤› sokaktayd›. Geçen süre içinde ayr› ayr› birkaç defa daha ev sahiplerine teflekkür etmifl, bunun d›fl›nda pek bir fley konuflmam›fllard›.

fiUBAT 2011 | TAVIR | 53


Sessizlik sürerken ev sahibi kad›n mutfa¤a gidip elinde çay dolu tepsiyle geri döndü. Al›flk›n bir hareketle sehpay› çekip tepsiyi misafirlerinin önüne indirdi. Çayla birlikte, odan›n içinde s›cac›k bir rüzgar eser gibi olmufltu. Yusuf ve Hasan saatler sonra ilk kez kendilerini güvende hissettiler. O zamana kadar kaskat› olan vücutlar› yavafl yavafl gevfledi. Çaydan ald›klar› ilk yudumla bu rahatlama daha da artt›. Çay için teflekkür etmek ancak o zaman Hasan’›n akl›na geldi. “Afiyet olsun” diye karfl›lad› kad›n onu. Yafll› adam, Yusuf’un “devrimciyiz” sözünü iflitti¤inden beridir onlar› ilgiyle ve gözlerinde belirginleflen s›cakl›kla izliyordu bu arada. Pek bir fley konuflmam›flt› daha. Buna ra¤men, konuflmadan da, gözleriyle s›cakl›¤›n› hissettiriyordu. Kad›n da, adam kadar s›cak kanl›yd›. üstelik konuflkand› da. Hiç tan›mad›¤› bu “kaçaklara”, kar›nlar›n›n aç olup olmad›¤›n› sormufl, “yok” demelerine ra¤men yemeleri için ›srarc› olmufltu. Di¤erleri aç olmad›klar›nda direttiler. Yafll› kad›n ayr›ca birkaç kez de camdan d›flar› bakarak ortal›¤› uzun uzun kolaçan etmifl, ard›ndan da d›flar›n›n sakin oldu¤unu söyleyerek misafirlerini teskin etmiflti. Yafll› çiftin gösterdi¤i yak›nl›k Yusuf ve Hasan’› hem flafl›rtm›fl, hem de çok sevindirmiflti. Çaylar içildi¤i s›rada yafll› adam›n dili yavafl yavafl çözüldü nihayet. ‹lk olarak “Art›k çekinecek bir fley kalmad›. Sizi bulamay›nca çekip gittiler herhalde” diyerek girmiflti söze. Bunu söylerken biraz da kendiyle övünür bir hali vard›. Ne de olsa o saklam›flt› onlar›. “Keflke yemek yeseydiniz. O kadar yorulmuflsunuz ki... Karn›n›z ac›km›flt›r” diye sürdürdü konuflmas›n›. Bu defa da karfl›s›ndakileri över gibiydi. Yusuf ve Hasan bir kez de ona aç olmad›klar›n› söyleyip teflekkür ettiler. Ard›ndan yine bir sessizlik oldu. Yusuf ve Hasan hala flaflk›nd›lar. Bu yüzden de bir konuya girip konuflamaman›n s›k›nt›s›n› yafl›yorlard›. Kendilerini eve alan, özellikle devrimci olduklar›n› söylediklerinden itibaren daha da s›cak davranan yafll› ev sahibine ve kar›s›na ilgiyle bak›yor; onlardan ay›rd›klar› gözlerini evin içinde gezdiriyorlard›. Bu flekilde ev sahiplerine dair bir emare ar›yorlard› etrafta. Duvara as›l› birkaç çerçeve içinde Arapça yaz› (bunlar duayd› besbelli) d›fl›nda dikkate de¤er bir fley yoktu. Neden sonra ev sahibi adam Yusuf’a dönerek yeniden konufltu: - Devrimciyiz dedindi di mi? - Evet, diye cevap verdi Yusuf; önce adama, ard›ndan kar›s›na bakarak tepkilerini anlamaya çal›flm›flt›. Fakat bir fley ç›karamad›. - Ben devrimcileri tan›r›m biraz, dedi adam bu defa. Daha uzun bir konuflmaya haz›rland›¤› belli oluyordu. Oldu¤u yerde biraz topland›. Bir-iki hafifçe öksürüp sesini temizledikten sonra devam etti konuflmaya: - Askerlik zaman›ndan tan›r›m. Seksen y›l›n›n fiubat ay›nda askere ald›lar beni. Birkaç sene de kaçak gezmiflli¤im var askere

54 | TAVIR | fiUBAT 2011

gitmeden önce. ‹lkin Manisa’ya, oradan Afyon’a gönderildim. Jandarmayd›m. Demeye kalmadan ihtilal oldu. Kenan Pafla ç›kt› okudu bildiriyi. Bafl›m›za ne geldiyse ondan sonra geldi zaten. Benim askerlik yapt›¤›m yer, o zamana kadar sakindi. Ben de askerlik bitsin diye gün say›yordum. ‹htilal olunca her taraf birden hareketlendi. Beni de ‹stanbul’a, cezaevine gardiyan olarak gönderdiler o zaman. Yafll› adam›n çok do¤al etkileyici bir anlat›m› vard›. Bafl› öne do¤ru e¤ik, gözleri yerdeydi anlat›rken. Arada bir kald›r›p karfl›s›ndakinin gözünün içine bak›yor, ard›ndan yine yere indiriyordu bak›fllar›n›. Yusuf ve Hasan iyice dikkat kesilmiflti. Hatta adam›n kar›s› da. Adam devam etti konuflmaya: - Sizin yafl›n›z genç ama, o zamanlar cezaevlerinde neler oldu¤unu bilmez de¤ilsiniz. Okumuflsunuzdur, dinlemiflsinizdir. Bize daha girer girmez içeridekiler için bunlar vatan haini, anarflist, dinsiz ve hem de Yunan maflas› diyorlard›. Böyle olunca bizim gibi bilmeyen asker kendine düflman belliyor içerideki adam›. Ben o güne kadar sa¤ nedir, sol nedir, ne diye böyle kan gövdeyi götürüyor, bilmezdim bile. Komutan ne söylüyorsa ona inan›yorsun. Zaten el mecbur, ne yap dese yap›yorsun. Vur derse vuruyor, öldür derse… ‹flte beni de götürdüler bir cehennemin ortas›na koydular o zaman. “Vur” diyorlar ben de vuruyorum ama gariban çocu¤uyuz neticede; içim yanm›yor de¤il. Bir de onlar›n bir türlü bafl e¤meyiflini, direndi¤ini görünce… Çok geçmeden aç›ld› benim de gözüm. Karfl›mdakilerin yi¤it, mert insanlar olduklar›n› anlad›m. Ondan sonra da “Elim k›r›lsa da vur diyemeseler bana” diye geçirdim hep içimden. Hele bir tanesi vard› ki, mümkünü yok unutamam. Zaten o olmasa ben yine böyle tan›yamazd›m devrimcileri. Bak, sevgi ile nefretin hiç yan yana gelmeyecek iki fley oldu¤unu düflünürdüm o zamana dek. Öyle olmad›¤›n›, ikisinin nas›l yan yana geldi¤ini de ondan gördüm ilk kez. Burada yine anlatmay› kesip solukland›. Nereden bafllayaca¤›n› düflünüyor gibiydi. Oradakiler ise kendilerini anlat›lanlar›n heyecan›na kapt›rm›fl, devam etmesi için sab›rs›zlan›yordu. - Bir gün ko¤ufllardan birini zorla al›p, yaka paça müflahadeye att›k. Hücreye yani. Kimseyle görüflmesine izin yoktu orada. Dediler ki bu çok tehlikeli bir anarflist. Denilene bak›l›rsa bilmem kaç tane adam› gözünü hiç k›rpmadan öldürmüfl. Bildi¤in canavar… ‹dam› verecek, asacaklar diyor bizim baflçavufl. Onun için ay›rm›fllar. Bin tane de laf söylüyor: Bunlar insanl›ktan ç›km›fl. Gözünü kan bürümüfl, flöyledir, böyledir… O zaman beni müflahadenin önüne nöbetçi olarak koymufllard›. Hem kap›s›n›n önünde duruyordum, hem de bu adama yeme¤ini falan veriyordum. Yan›na vard›kça insanl›ktan ç›km›fl, gözünü kan bürümüfl bir insan neye benzer diye aval aval yüzüne bak›yordum. Lakin bu adam›n yüzüne bakan adam öldürmeyi b›rak, kar›ncay› incitece¤ine bile ihtimal veremez. Tertemiz, melek gibi bir yüzü vard› adam›n. Göz göze gelirdik bazen. Öyle de bir sevecen bak›yordu ki, bir de candan gülüflü var… ‹ster istemez gördükçe selam vermek zorunda kald›m. Hücrelerin oldu¤u bölüm, di¤er taraflara gö-


re sessiz sakin say›l›rd›. Komutanlar da gelip pek kar›flm›yordu buralara. Ne de olsa hücrelerde fareler cirit at›yor. ‹ti ba¤lasan durmayaca¤› bir yer. O kadar› yetiyor onlara. Ben bunun rahatl›¤›yla, biraz da merak›mdan tek tük konuflmaya bafllad›m bu adamla. Ben yafllardayd›. Gençti o da. Bir zaman sonra ikimiz de aç›ld›k; o kap›n›n di¤er taraf›nda, ben bu taraf›nda… Mazgal› da aç›k b›rak›yordum ki ses kolay gidip gelsin. Sanki k›rk y›ll›k ahbapm›fl›z gibi, gelen olmazsa bütün gün sohbet ediyorduk. Ben ona memleketi, bizim oralar› anlat›yordum, o bana devrimcili¤in ne oldu¤unu. O anlatt›kça da ben me¤erse o zamana kadar hiçbir fley bilmiyormuflum diyorum. Anlatt›klar› akl›ma yat›yordu yatmas›na; iyi, güzel fleyler söylüyordu hep. Lakin böyle güzel, insanl›¤›n iyili¤i için fleyler isteyen biri nas›l olur da böyle ac›mas›z olur, gözünü k›rpmadan adam öldürür, bunu akl›m alm›yordu bir türlü. En sonunda dayanamay›p bunu kendisine sordum… Adam sözün buras›na gelince sustu yine. Derin bir soluk ald›. Kar›s› dahil herkes ilgi ve merak› art›k iyi artm›fl bir vaziyette dinliyordu onu. Yusuf kendini o kadar kapt›rm›flt› ki, anlat›c›n›n sustu¤u bu anda, sanki soru kendine sorulmufl gibi içinden cevaplamaya çal›fl›yordu. Ev sahibi yeniden konuflmaya bafllad›¤›nda bütün o düflünceleri bir kenara b›rak›p yeniden adam›n konuflmas›na dikkat kesildi. - Böyle karfl› karfl›yayd›k tam. Gözlerinin içine bakarak sormufltum ona soruyu. O da gözünü hiç kaç›rmadan konufltu: “Bir insan›n dedi, içinde sevgi ne kadar büyükse, nefreti, kini de öyle büyük olur. Yoksa sevgi denmez ona. Sevmek olmaz. Diyelim ki senin köyde çok sevdi¤in bir yavuklun var, k›z da seni seviyor. Varacaks›n›z birbirinize. Bir gün hiç yoktan bir adam, köyün a¤as› olsun, al›p yavuklunu kendine kuma yapt› diyelim. Nefret etmez misin o adamdan? Seviyorsan nefret edersin. Sadece a¤adan da de¤il, o iflin öyle olmas›ndan, para-pulun sevdaya üst tutulmas›ndan nefret edersin… Devrimci de böyledir biraz. Bir insan ben halk›m›, insan›m› çok seviyorum diyorsa, halka zulmedenlere, ac› çektirenlere, ekme¤ini elinden alanlara, halk› afla¤›layanlara karfl› öfke duyup duymad›¤›na bakmal›. Gerçekten yürekten seviyorsa tahammül edemez tüm bunlara, öfkelenir. Sevgisinin büyüklü¤ü kadar, kini de büyük olur. Ben halk›n kan›n› emerek günün gün eden asalaklara, hak düflmanlar›na kin duyuyorum. Bu halka bize, yoldafllar›ma yapt›klar› her fley için. Bütün bu açl›k, sefalet, katliamlardan dolay›…” Böyle demiflti o gün bana. Tam sözlerinin buras›na geldi¤inde kafllar› çat›lm›fl, göz bebeklerine bir çelik par›lt›s› gelip oturmufltu. Onun o halini görünce içim ürperdi. O melek yüzlü adam bir anda gitmifl, sahiden de korkunç bir adam oluvermiflti karfl›mdaki… - “Bize bu yap›lanlar› asla unutmayaca¤›m”, diyordu, “kaç tane arkadafl›m›z, sorgusuz infaz edildi biliyor musun? fiu duvarlarda her gün yank›lanan iflkence 盤l›klar›n› nas›l unutabilir insan? Hepsini çok, hem de can›mdan çok seviyorum, unutmam onlar›. Gördü¤ümüz iflkenceleri, tecavüzleri, her gün s›rt›m›zda parçalanan coplar›, falakalar› da. Mümkünü yok unut-

mam. Ölsem de unutmam. ‹dam sehpas›na ç›kt›¤›mda orada olacaklar. Öyle bir bakaca¤›m ki gözlerinin içine, tir tir titreyecekler korkudan. Nefretimizi görecekler. Ve bu kinin hiç yok olmayaca¤›n› da. Ben ölsem de, er ya da geç birilerinin hesap soraca¤›n› görecekler…” ‹flte böyle söyledi… diyerek, titreyen bir sesle sözlerini ba¤lad› adam. Sanki o zaman› yeniden yaflam›flças›na tüyleri diken diken olmufltu. Son bir gayretle devam ettirdi sözlerini: - O zaman hak verdim ben de ona. Do¤ruydu söyledikleri. Sevginin oldu¤u yerde kin de oluyor. Olacak. Çünkü haks›zl›k var, zulüm var… Yusuf ve Hasan baflka birinden dinlemifl gibi de¤il de, sanki o onlara, hücrede idam› bekleyen devrimcinin o konuflmalar›na bizzat tan›kl›k etmifl gibi hissediyordu kendilerini. Ve vurgun yemifl gibi bir halleri vard›. Bir süre sessizlik oldu. Herkes kendi alemine çekilmiflti. Yusuf’un akl›nda gezinen düflüncelerle Hasan’›nkiler neredeyse ayn›s›yd› birbirinin. Onlara göre de sevginin oldu¤u yerde kin de olurdu. Olmak zorundayd›. Kin duymay› istedin diye de¤il, sevdi¤in için, sevdiklerin için kin duyard›n. Haks›zl›klar karfl›s›nda, zulüm karfl›s›nda öfke duymamak, yozlaflmak demekti. Üstelik flimdi art›k düflmana kinlenmek, affetmemek için çok daha fazla sebep vard›… Hapishanelerde diri diri yak›lan yoldafllar›n›n kömürleflmifl bedenleri geliyordu Yusuf’un gözlerinin önüne. Sonra gencecik, gülen yüzleri… Nas›l kin duymazd› ki onlar› yakarken kahkaha atanlara?.. O zaman sevgi, ba¤l›l›k olur muydu? Ellerine evlatlar›n›n kömürleflmifl bedenleri verilen analar› düflündü. Onlar›n gözündeki ac› yüre¤ine sa¤lamd›. Düflündükçe büyüyordu içindeki öfke… Cesedine iflkence edilen, cans›z bedenine say›s›z kurflun s›k›lan yoldafllar›n› düflünüyordu Hasan. Asla unutmayacaklard›. Sonra bir düflünüyordu Hasan. Asla unutmayacaklard›. Sonra bir baflka yoldafl›, hapishanede. Say›s›z el inip kalk›yor bedenine. Yumruklar, tekmeler, coplar… Difllerini s›kt› Hasan… En sonunda daha fazla dayanam›yor, cans›z bedeni düflüyor yere… Nas›l da severlerdi onu. Kim sevmez ki tan›sa?... Saat gece yar›s›n› çoktan geçmiflti. D›flar›s› ne kadar sakin görünse de, gerçekte hiç güvenli olmad›¤›n›n fark›ndayd› herkes. Geceyi orada geçirdiler. Pek bir fley konuflmam›fllard› konuflulanlar›n üzerine. Yafll› adam›n anlatt›klar›ndan sonra birden bire, b›çak gibi kesilmiflti konuflma. Yusuf ve Hasan’›n neredeyse bütün gece gözlerine tek damla uyku girmedi. Hasan en çok da yafll› adam›n, aradan bu kadar zaman geçmesine ra¤men nas›l olup da her fleyi, tüm konuflmalar› böyle akl›nda tutabildi¤ine flafl›r›yordu. Neden sonra hücredeki o devrimcinin kim oldu¤unu, sonras›nda ne oldu¤unu, idam sehpas›nda katillerin gözlerine bak›p bakmad›¤›n› da merak etti. Sormay› ak›l edememifllerdi. Belki de gerek duymam›fllard› buna. Yafl›yordu nas›l olsa. Kini ve sevgisiyle…J

fiUBAT 2011 | TAVIR | 55


ay›n foto¤raf› ay›n foto¤raf›

FOSEM

56 | TAVIR | fiUBAT 2011


tiyatro tiyatro

ham x let gülnaz b›çakc›

Klasik Trajediler, ucu aç›k ve evrensel insanl›k sorunlar›n› iflleyen eserlerdir. Bu nedenle çok çeflitli yorumlara aç›kt›rlar ve her ça¤a, her döneme kolayca uyarlanabilirler. Ama, bu uyarlamalar› yapmak çok da kolay de¤ildir. Eserin özünü de¤ifltirmeden birkaç de¤ifliklikle oyunu günümüze tafl›mak büyük ustal›k ister. Bu her fleyden önce bir cesaret iflidir. ‹flte “Bizim Tiyatro” bu cesareti gösterip Hamlet’i günümüze, eserin özünü bozmadan baflar›yla uyarlam›flt›r. ‹zleyiciyi de klasik bir Hamlet beklememesi için Ham ve Let hecelerinin aras›na bir x harfi koyarak uyarm›flt›r. Oyunun afiflinde ve el ilan›nda “x” harfi k›rm›z› renkle yaz›lm›flt›r. ‹zleyiciye böylece, “Dikkat flimdi yeni ve senin bilmedi¤in bir Hamlet’le karfl›laflacaks›n” uyar›s› yap›lmaktad›r. Orijinal Hamlet’te, Hamlet’in karakterini çözmek oldukça zordur. Hamlet bir deli midir yoksa dahi midir, bir bilge midir yoksa filozof mudur, yoksa bir ruh hastas› m›d›r? Bunlar hala tart›fl›lmaktad›r. ‹ngiltere’de yaln›zca Shakespeare’in Hamlet isimli oyununu inceleyen üniversite kürsüleri vard›r. ‹flte orijinal Hamlet böyle bilinmezlerle doludur. Ama Hamlet’te bilinen ve tüm ça¤lara uyarlanabilecek temel konular da vard›r. Bunlar iktidar h›rs› ve intikam duygusunun insanlar› nas›l yok etti¤i ve çöküfle götürdü¤üdür. Tabi tüm bunlar› bireysel duygular olarak ifade etmek gerekiyor; bu duygular›n bir de s›n›fsal olan›

vard›r ki, onlar burada konumuz d›fl›d›r. S›n›fsal mücadelede ezilen halklar›n iktidar h›rs› ve ezenlere olan kini-öfkesi de son derece hakl› ve meflrudur... Çok ustaca ama küçük bir de¤ifliklikle Danimarka Krall›¤›’nda geçen Hamlet, günümüzün çok uluslu bir flirketinde geçiyor. ‹ktidar h›rs›yla yan›p tutuflan Hamxlet’in amcas› Danimarka kral›n› de¤il ama çok uluslu bir flirketin yöneticisi olan kendi öz kardeflini yani Hamxlet’in babas›n› öldürüyor. Günümüzde, art›k dünyay› paylaflmak için savaflan feodal krall›klar yok. Ama dünyay› paylaflmak ve talan etmek için var olan çok uluslu emperyalist flirketler var. Bu flirketler dünyay› talan ediyorlar. ‹nsanl›¤› açl›¤a ve yoksullu¤a sürüklüyorlar. Aç insanlara böcek yemeyi ö¤ütleyecek kadar pervas›zlafl›yorlar. Dünyay› istedikleri gibi talan etmek için her ülkede savafllar ç›kar›yorlar ve darbeler düzenliyorlar. Hamxlet’in art›k sevmedi¤i sevgilisi Ofelya da akl›n› kaç›rd›¤› ve birbirini tutmayan konuflmalar yapt›¤› bir anda bu flirketlerin Güney Amerika’da darbeler düzenledikleri ve Orta Do¤u’ya kendi ç›karlar› do¤rultusunda müdahale ettiklerini söylüyor. Nas›l krallar ölmüfl ama krall›klar devam etmiflse, flirketi yöneten Hamxlet’in ailesinin hepsi ölüyor ama oyunun sonunda flirket ayakta kal›yor ve yeni flirket yönetimi hemen yönetimi ele al›p ifllerine devam etmeye

fiUBAT 2011 | TAVIR | 57


bafll›yor. Bunu da oyunun sonunda ekrana ç›kan yeni flirket yöneticisi aç›kl›yor. Shakespeare Hamlet ve Machbet isimli oyunlar›nda iktidar h›rs›n› çok etkileyici bir biçimde ifllemifltir. ‹ktidar h›rs› yüzünden çeflitli cinayetler iflleyen, insanlar› öldürdükçe kendi ölümünü haz›rlayan gözü dönmüfl iktidar sahiplerinin kötü sonlar›n› oyunlar›nda göstererek, iktidarda bulunanlara güzel dersler vermifltir. Ülkemizde de, kendi iktidarlar›n› sa¤lamlaflt›rmak için faflistlerin yapt›klar› ortadad›r. Oyunda da, Hamxlet’in amcas› kendi öz kardeflini zehirletiyor ve onun efliyle evleniyor. Böylece, flirketin her fleyini ele geçiriyor. Faflist yönetimler insanlar›n gözlerini kör edip, onlar›n gerçekleri görmelerini engellerler. ‹nsanlar› öyle bir körlefltirirler ki, onlar kendilerine yap›lanlar›n ve yak›nlar›nda olup bitenlerin bile fark›na varamazlar. Hamxlet’in annesi de iflte böyle körlefltirilmifl insanlardand›r. Eflinin öldürülmesinin ve eflinin kardeflinin kendisiyle alelacele evlenmesinin nedenini göremez. Hamxlet’in isyan›n› ve neden babas›n›n intikam›n› almak istedi¤ini bir türlü anlayamaz ve o¤lunu akl›n› kaç›rm›fl birisi olarak de¤erlendirir. ‹nsan iliflkilerinde, ruhunu hastaland›ran ve kemirip tüketen duygular kin, intikam, düflmanl›k, k›skançl›k ve öfkedir. Bu duygular ruh hastal›klar›n› tetikler ve insan› hem kendisine hem de sevdiklerine yabanc›laflt›r›r. Bu duygularla yan›p tutuflan ruhlar art›k yaln›zca intikam almak için yaflamaya bafllarlar. Baflka bir fley yapamaz hale gelirler. Tek amaçlar› intikam almak olur. Dünyadaki baflka fleyler art›k onlar› ilgilendirmez. Gittikçe

58 | TAVIR |fiUBAT 2011

gerçeklerden koparlar. Kin ve intikam duygular› yay›l›r, tüm ruhlar›n› kaplar ve bunlar gittikçe sevme yeteneklerini yitirirler. Sevdiklerine yabanc›lafl›rlar. ‹ntikam duygular›yla kaplanm›fl ruhlar› yan› bafllar›nda kendilerini akl›n› yitirecek kadar sevenleri bile göremez hale gelir. Kendilerine de, kendilerini sevenlerine de yabanc›lafl›rlar. Kinleri ve intikamlar› art›k yaflamlar›n›n tek amac› olur ve yaln›zca onun için yaflarlar. Hamxlet de, babas›n›n hayaletiyle konuflup, babas›n›n amcas› taraf›ndan öldürüldü¤ünü ö¤renir ve art›k yaflam›n›n tek amac› amcas›ndan babas›n›n intikam›n› almak olur. Yan› bafl›nda kendisini akl›n› yitirecek kadar seven sevgilisi Ofelya’ya yabanc›lafl›r. Onun sevgisini art›k hissetmez. Ofelya’n›n bir manast›ra kapanmas›n› ister. Üstelik ona hakaret eder. Ofelya’n›n hassas ruhu bu kadar hayal k›r›kl›¤›n› kald›ramaz ve Ofelya akl›n› yitirerek yaflam›na son verir. Bizim tiyatro Hamlet’i uyarlarken en önemli sorun olan özgürlük sorununu masaya yat›rm›fl ve sorgulatm›flt›r. Özgürlük nedir? Özgürlük gençlerin istedikleri yerde istedikleri gibi giyinmeleri ve hareket etmeleri mi? Mala, mülke ve zenginli¤e sahip olabilmeleri mi? Bütün bunlar özgürlük getirir mi? Yoksa özgürlü¤ü ’68 kufla¤›n›n ünlü ses sanatç›s› Janis Joplin’in “Özgürlük yaln›zca kaybedecek bir fleyin olmamas›d›r / Hiçbir fley, e¤er özgür de¤ilsen, hiçbir fleyin yoktur...” sözlerindeki gibi mi dile getirebiliriz? Özgürlü¤ü istedi¤i gibi giyinebilmeye, ortama uymayan flekilde hareket edebilmeye indirgemek yanl›flt›r. Günümüzde insanlar bulunduklar› ortamlara yak›flmayan hareketler yaparak ve giyinerek özgürlefltiklerini düflünüyorlar. Y›rt›k kot pantolonlarla her yerde dolaflmay› özgürlük san›yorlar. Ama bunun yanl›fl oldu¤unu oyun, alt›n› çizerek belirtiyor. Ofelya ve arkadafl›


flirkette mayoyla dolafl›yorlar. ‹fl saatlerinde Ofelya havuzda yüzüyor. fiirketin bir tak›m kurallar›n› çi¤neyerek kendilerini özgürleflmifl hissediyorlar ama bunlar›n özgürlükle ilgisi olmad›¤›n› görüyorlar. Mal-mülk, para ve zenginlik de insanlara özgürlük getirmiyor. Tam tersine mülkiyet duygusu insan› yozlaflt›r›yor, bencillefltiriyor ve soysuzlaflt›r›yor. Bunlara sahip olan insanlar gittikçe bencilleflerek di¤er insanlara karfl› duyarl›l›klar›n› yitiriyorlar, yaln›zlafl›yorlar ve önce baflkalar›na, sonra da kendilerine yabanc›lafl›yorlar. Kapitalizmin yaratt›¤› ucube kifliliklere dönüflüyorlar. Oyunda da, Ofelya flirkette çal›flan yöneticilerin sa¤ kolu olan ve sürekli onlara ya¤c›l›k yapan Polonius’un k›z›d›r yani para ve zenginli¤e sahiptir ama özgür de¤ildir. Çünkü sistem kendisini bencillefltirmifl ve tüm sevgisini Hamxlet’e vermifltir. Hamxlet te art›k kendisinden uzaklafl›nca dünyas› y›k›l›r ve can›na k›yar. Özgürlük Janis Joplin’in sözlerindedir. ‹nsanl›¤a özgürlü¤ü, kaybedecek bir fleyi olmayanlar yani zincirlerinden baflka kaybedecek bir fleyi olmayan proletarya önderli¤indeki özgürlük mücadelesi ve onun kurdu¤u halk iktidar› verebilir. Gerisi bofltur. Yani giyimle, parayla ve mal-mülkle özgürlük olmaz. Oyun bunu Janis Joplin’in flark› sözlerini sahnedeki ekranda birkaç kez vererek çok etkili bir biçimde vurguluyor. Kapitalist sistemde, hiç kimse özgür olamaz, zenginler bile... Çünkü onlar halk›n çekti¤i ac› ve yoksulluklara ne kadar gözlerini yummaya çal›flsalar da; yoksullar›, gecekondular›n› y›karak ne kadar flehir d›fllar›na ve uzaklara götürmeye çal›flsalar da her

zaman onlar›n nefeslerini enselerinde hissederler. Ve bir gün onlar›n gelip bo¤azlar›n› kesebilecekleri korkusu içinde yaflarlar. Zaten özgürlük mutluluktur. Özgür olmayan insan mutlu olamaz. Ve Janis Joplin’in sözleriyle “e¤er özgür de¤ilsen hiçbir fleyin yoktur”. Oyun kapitalist sistemin ne kadar insanl›k d›fl› bir sistem oldu¤unu ve insanlar› nas›l mahvetti¤ini gösteriyor. Ayr›ca, ’68’in devrimci ruhunu yans›tan Janis Joplin’in flark› sözleriyle izleyicileri kapitalist sisteme karfl› isyana ça¤›r›yor. Shakespeare’in Hamlet isimli oyununu günümüze baflar›yla uyarlayan “Bizim Tiyatro”, Hamlet’in ça¤dafl uyarlamas› olan Hamxlet’i de baflar›yla sahneliyor. Oyunculuklar ola¤anüstü baflar›l›d›r. Özellikle, Memetcan Diper’in sahne performans› karfl›s›nda insan “iflte oyunculuk budur” diyor. A¤›r tempolu ve psikolojik yanlar› a¤›r basan Shakespeare’in Hamlet isimli oyunu, Memetcan Diper’in h›zl›, dinamik ve enerji dolu oyunculu¤uyla çok ak›c› ve insan› tamamen içine alan bir oyun olmufl. Tabi Ofelya’y› canland›ran Ece Eriflti’nin de en az Mehmetcan Diper kadar baflar›l› oldu¤unu belirtmek gerekir. Tüm oyuncular rollerinin hakk›n› baflar›yla veriyorlar. Sahneleme yaln›zca sahneyle s›n›rl› kalmam›fl. ‹zleyiciyle oyuncular aras›nda sürekli bir bütünleflme var. Oyuncular sürekli izleyicilerin aras›ndan ç›k›yorlar, salonda ön s›ralara oturuyorlar, dahas› Ofelya rolündeki Ece Eriflti o ç›lg›nl›k an›nda, koltuklar›n üzerinde yürüyerek hem anlaml› hem de anlams›z sözlerini söyleyerek izleyicileri derinden etkiliyor. Oyunun dekoru son derece sade ve basit. Çok ifllevli ve sürekli Nazan Diper taraf›ndan götürülüp getirilen masa, sandalye vb. fleylerden olufluyor. Bir de, sahnede, oyunun bir parças›n› oluflturan bir ekran var. Janis Joplin iflte bu ekrandan izleyiciyi isyana ça¤›r›yor ve baz› gerçekler bu ekrandan gösteriliyor. Ayr›ca, flirkette çal›flanlar bu ekrandan denetleniyorlar. Bu ekran oyunun günümüze tafl›nmas›nda çok önemli bir rol oynuyor. ‹nsanlar›n bugün kamera ve ekranlarla denetlenmesinin ve sürekli televizyon izlemelerinin alt› çiziliyor. Ifl›k da oyunla uyum içinde baflar›l› bir biçimde kullan›l›yor. Kostümler oyunun tamamen günümüze uyarland›¤›n› belirten günümüzün kostümleri. Ayr›ca, oyunda Memetcan Diper’in bateri performans› da oyuna ayr› bir güzellik katm›fl. Shakespeare’in Hamlet’ini günümüze baflar›yla uyarlayan ve h›zl› tempolu ve ola¤anüstü oyunculuklar›yla oyunu iki saatin nas›l geçti¤ini anlamadan bizlere sunan “Bizim Tiyatro”ya teflekkür ediyor ve izleyicilere “Bu oyunu sak›n kaç›rmay›n” diyoruz. J

fiUBAT 2011 | TAVIR | 59


sinema sinema

~

~

sinan çetin’in son sinsiligi: kag›t!... sevgi duman

Sinemac› de¤il de reklamc› kimli¤i ile daha çok bilinen ve bu alanda kalmas› sinema aç›s›ndan daha hay›rl› bir olan senaristyönetmen Sinan Çetin, ikisi daha gösterilmemifl, toplam 15 filmlik kariyerinin son filmi olan “Ka¤›t” ile yeniden beyaz perdeye arz-› endam etti. Sinan Çetin’i bilen bilir. ’80 cuntas›ndan sonra edebiyat›m›z›n Eylülistleriyle beraber a¤›z birli¤i eden sinemac›lar aras›nda; devrimcilere ve halka karfl› düflmanl›kta s›n›r tan›mayan, ahlaks›zl›¤›n, de¤ersizleflmenin manifestosu say›labilecek filmlerle ad›n› iri puntolarla yazd›rm›fl bir “yönetmendir” kendileri. Kimileri ona dahi gözüyle bakar, olmad›k misyonlar yükler; kimileriyse sinema piyasas›nda ne mal oldu¤unu iyi bildi¤inden sevmez, ondan nefret eder. Her neyse, seveninin ve nefret edeninin kendilerince hakl› sebepleri olabilir ama do¤ru olan bir fley vard›r ki, Sinan Çetin, özellikle ’80 sonras› çekti¤i “Prenses” adl› filmle devrimcilere olan kinini kusmufl, cuntac›lar›n devrimciler hakk›nda üretti¤i yalan ve demagojilerini bir nevi bu filmle do¤rulayarak, onlar›n halk düflman› politikalar›n› uygulamalar› için deyim yerindeyse ekmeklerine ya¤ sürmüfltür. Sinan Çetin öyle biridir. O günlerden bugüne kendisini Kaf Da¤›’nda görmüfl, ço¤unlu¤u sinemasal aç›dan üzerinde çok da laf edilemeyecek filmlere imza att›¤› halde, bir türlü keflfedilememenin hezeyan›yla ona buna sald›rm›fl, elefltirmenlere kin beslemifl Sinan Çetin; filmografisinin son ürünü olan Ka¤›t’ta bilindik bir konuyu, bürokrasiyi elefltirmeye çal›fl›yor. Ka¤›t, gerçekten de, insan› bo¤acak kadar s›kan bir konu olan bürokrasiyi iyi resmediyor. Devlet yerine koydu¤u “ka¤›d›”, herkesten, her fleyden daha de¤erli bilen, kraldan fazla kralc›,

60 | TAVIR | fiUBAT 2011

yetkisi oldu¤u halde bunu insanlar›n yarar›na kullanmayarak onlar›n mahv›na sebep olan Bekçi Murtaza karakterli Müzeyyen Han›m rolünde izledi¤imiz Asuman Dabak flahs›nda; kanunlar›n, tüzüklerin, yönetmeliklerin vesairelerin insan› insan yerine koymayarak, onlar›n yerine düzenin bekas›n› baz ald›¤›n› ve onun için oluflturuldu¤unu anl›yoruz. Filmin konusu, belki de hiçbir Sinan çetin filminde olmayacak kadar politik. Politik ama verilen mesajlar da önemli tabi. Bir kere bürokrasinin insan›n yaflam›n› derinden etkilemesi bilinen, kabul edilen bir gerçek. Ancak devletin iki önemli aya¤›ndan biri olan bürokrasinin hangi biçimde yönetilen devletlerde böylesi bir özellik gösterdi¤ini atlamamak gerekiyor. Aksi olursa, kapitalist devletle sosyalist devlet ayn›lafl›r ve bu da bilinç yan›lg›s›na yol açar. Burada derinlemesine bir devlet çal›flmas› yapacak de¤iliz elbet. Ama söz konusu olan kifli Sinan Çetin olunca durup düflünmek gerekiyor. Halka ve devrimcilere düflmanl›¤›n› yine alttan alta kusuyordur diye düflünmek en sa¤l›kl›s›. Sinan Çetin’in, bürokrasi ile bir derdi var ama “Kim yaratt› bu bürokrasiyi, kimin kanunlar›-yönetmelikleri-tüzükleri uygulan›yor, daha do¤rusu halen yürürlükte olan kanunlar›-yönetmelikleri-tüzükleri kim ç›kar›yor, kime hizmet ediyor bütün bu ‘ka¤›tlar’, bütün bunlar›n gerçek sahibi kim ve bu sorun nas›l çözüme kavuflur?” sorular›na tek bir cevap yok bu filmde. Ortada çekece¤i film için Ankara’ya defalarca giderek izin isteyen bir genç yönetmenle ona izin vermeyen devletten daha çok devletçi bir memure aras›ndaki trajikomik ve intikama dayal› bir iliflki var. Sanki tüm bürokrasiden o “Murtaza” memur sorumlu. Bu iflin bu kadar basit olmad›¤›n› “dahi” Sinan Çetin bilmiyor olamaz. Biliyordur elbette ama onun derdi baflka.


Kanun nedir, nas›l yaz›l›r, o kanunu ç›karan meclis kimin hizmetindedir, devletin bekas› (buna tekellerin ç›karlar› deyin) için iflbirlikçi beyinler nas›l oluflturulur? Bunlar›n cevab› da Çetin’in o “dahi” beyninde mevcuttur biliyoruz. D›flar›dan düz bir bak›flla izlendi¤inde Ka¤›t’›n muhalif bir film olarak okunmas› kuvvetle muhtemeldir. Oysa muhalefet, hele de düzenin çeflitli kurum ve kurulufllar›na (filmde yönetmenin izin için baflvurdu¤u makam), uygulamalar›na (filmde, yönetmenin hayat›n› karartan hepsi de resmi kurumlar›n elinden ç›kan tüm uygulamalar), kanun ve tüzüklerine (filmde sinema yapmay› imkans›z k›lan kanunlar), halka yönelik sald›r›lar›na (filmde yönetmen ve arkadafllar› s›rf solcu olduklar› için iflkence görüyorlar) ise; filminizin tart›fl›lacak do¤ru dürüst bir mesaj›n›n ve çözüm yollar›n›n olmas› gerekiyor. Göstermekle ifli bitmiyor, tesbit etmekle sorun çözülmüyor. Elbette bir filmden kimse devrim beklemiyor ama ben politik bir film yapaca¤›m iddias›yla yola ç›karsan ne yapt›¤›na, neyi elefltirdi¤ine, hangi mesajlar› verdi¤ine azami dikkat göstereceksin. Film ’70’lerin sonunda bafll›yor. ‹flçi direnifllerinin, silahl› devrim mücadelesinin yükseldi¤i, halk›n hemen tüm kesimlerinin örgütlü oldu¤u y›llar bunlar. Genç ve devrimci bir yönetmen Erhan, bir iflçi filmi çekmek için arkadafllar›yla bir maceraya at›l›yor. Ve filmin ana temas›n› oluflturan bürokrasi burada devreye giriyor. Bürokrasi Müzeyyen Han›m’›n (Asuman Dabak) flahs›nda somutlan›rken, filmin yan ��yküleri de bu ana temaya ba¤l› olarak gelifliyor.

Yap›m: 2010-Türkiye Tür: Dram, Politik

“Her yasak, kendi isyanc›s›n› do¤urur” slogan›yla betimlenen Ka¤›t, içinde bolca “elefltiri” sosu bulanm›fl bir Sinan Çetin çorbas› olarak ak›p gidiyor beyazperdede... Ancak oyunculuklar iyi... Baflroldeki Öner Erkan (Erhan), Erhan’›n annesini oynayan ve bu rolle, geçen sene En ‹yi Yard›mc› Kad›n Oyuncu dal›nda Alt›n Portakal alan Ayflen Gruda, uzun bir aradan sonra bir filmde oynayan ve Erhan’›n babas› Mehdi Bey’i canland›ran Ahmet Mekin göz dolduran bir oyunculuk sergiliyorlar. Onlar›n d›fl›ndaki oyuncular da vasat›n üzerindeler. Görüntüler de iyi ve filmin renkleri de. Bu “olumluluklar”dan sonra gelelim finale. Filmin finalinde flu ibare geçiyor perdeden: 20. yüzy›lda, devletlerin ka¤›tlar› taraf›ndan öldürülen insan say›s›: 268 milyon... Ve hemen ard›ndan görüntüler eflli¤inde idam edilenler: Deniz Gezmifller, Erdal Erenler ve ard›ndan Adnan Menderes! Sonra ABD’nin Vietnam iflgalinde iflledi¤i suçlar, ard›ndan Çin’de uyuflturucu kaçakç›l›¤› (ki resmen insanl›k suçudur) suçuyla idam edilenler! Dersim 38 katliam›n›n görüntüleri, ard›ndan Said-i Nursi!... Çetin, “elefltiri”yi böyle kavr›yor ve hem nal›na hem m›h›na vurma gibi, belden afla¤› çal›flma gibi, sinsi sinsi bilinç yan›ltma gibi faaliyetlerine devam ediyor. Hakl› ile haks›z, suçlu ile suç-

Yönetmen: Sinan Çetin Senaryo: Sinan Çetin Oyuncular: Ayflen Gruda, Öner Erkan, Asuman Dabak, Zeynep Beflerler, Fatofl Se¤men, Ahmet Mekin, Mazlum Çimen, Bahar Sarak, Metin Cantimur, U¤ur Bilgin

suz, do¤ru ile yanl›fl... bu karfl›tl›klar, Çetin’in sözlü¤ünde hep ayn› tan›mlarla yer al›yor. Kar›flt›r›yor, çorba yap›yor ve böylece hem muhalif oluyor, hem de iktidar› rahats›z etmeyerek konumunu güçlendiriyor. Finaldeki çorba bilinçlidir. Sinan Çetin bunlar› iyi bilir ve bildi¤i için de özellikle yap›yor. Ka¤›t, böyle okunmal› ve sinsiliklerine karfl› duyarl› olunmal›...J

fiUBAT 2011 | TAVIR | 61


haberler haberler Sanatç›lar, Yürüyüfl Dergisi bask›n›n› protesto etti 24 Aral›k 2010 tarihinde, Yürüyüfl Dergisi’nin ofset haz›rl›¤›n›n yap›ld›¤› Ozan Yay›nc›l›k bürosu, ‹stanbul Emniyet Müdürlü¤ü’ne ba¤l› yüzlerce polis taraf›ndan, helikopterler eflli¤inde bas›lm›flt›. Bask›n sonras› yap›lan aramada 3000 kitaba, binlerce dergiye tutanak dahi tutulmadan el konulmufl ve büro çal›flanlar› iflkencelerle gözalt›na al›narak tutuklanm›fllard›. Tüm bu yaflananlar› protesto etmek için bir araya gelen; aralar›nda Grup Yorum, Erdal Bayrako¤lu, Esat Korkmaz, Ruhan Mavruk’un bulundu¤u sanatç›lar, Ozan Yay›nc›l›k bürosunu ziyaret ederek bir bas›n toplant›s› yapt›lar. Toplant› öncesi büronun talan edilmifl halini gezen sanatç›lar büro çal›flanlar›ndan bask›n ile ilgili bilgi ald›lar. Yaflanan bask›n›n, AKP’nin gerçeklere olan tahammülsüzlü¤ünün bir göstergesi oldu¤unu belirten sanatç›lar, Yürüyüfl Dergisi’nin sosyalist bir dünya görüflüne sahip oldu¤unu ve bu görüflü do¤rultusunda yay›n hayat›na devam etti¤ini söylediler. Yaflanan bask›n›n AKP hükümetinin demokrasiden ne anlad›¤›n› en aç›k bir flekilde gözler önüne serdi¤ini dile getirdiler. J

Hrant Dink katlediliflinin 4. y›l›nda an›ld› AGOS Gazetesi Genel Yay›n Yönetmeni Hrant Dink, öldürülüflünün 4. y›l›nda vuruldu¤u yerde, Agos Gazetesi önünde binlerce kifli taraf›ndan an›ld›. Anma töreni, Hrant Dink’e ait bir konuflman›n, ses kayd›n›n dinletilmesiyle bafllad›. Daha sonra yap›lan konuflmalarda, aradan 4 y›l geçmesine ra¤men adaletin yerini bulmad›¤›na de¤inildi. Kalp fleklindeki çelenge karanfiller b›rak›lan anmada, Hrant Dink'in sevdi¤i Türkçe, Ermenice ve Kürtçe türküler çal›nd›. Ard›ndan binlerce kifli, "Faflizmi Döktü¤ü Kanda Bo¤aca¤›z, Yaflas›n Haklar›n Kardeflli¤i" sloganlar›yla Taksim'e do¤ru yürüyüfle geçti. Kitle, yürüyüfl güzergah›nda bulunan Ergenekon Caddesi'nin tabelas›n› sökerek yerine Hrant Dink Caddesi tabelas›n› yerlefltirdi. Alk›fl ve sloganlarla devam eden yürüyüfl, Galatasaray Lisesi önünde son buldu. J

62 | TAVIR | OCAK 2011

Bernardo Filiaggi yaflam›n› yitirdi Bolivarc› K›ta Hareketi’nin üyelerinden Bernardo Filiaggi, Venezüella’da geçirdi¤i bir trafik kazas› sonucu yaflam›n› yitirdi. Bernardo Filiaggi, geçen sene Halk Cephesi’nin düzenlemifl oldu¤u “Eyüp Bafl Emperyalist Sald›rganl›¤a Karfl› Halklar›n Birli¤i Sempozyumu”na kat›larak, Venezüella ve Kolombiya’daki silahl› ve silahs›z demokrasi mücadelesine dair bilgiler vermiflti. Bolivarc› K›ta Hareketi Genel Sekreterli¤i, Bernardo Filiaggi’nin ölümünden sonra yay›nlad›¤› mesajda flunlara yer verdi: "Sevgili yoldafl›m›z ve dostumuz Bernardo Filiaggi’nin trajik ölümünü flaflk›nl›kla ve üzüntüyle ald›k. Bernardo harekete girdi¤i andan itibaren büyük bir cesaretle ve sorumluluk duygusuyla gerek kendi bölgesinde gerek verilen görevler gere¤i uluslararas› planda baflar›yla yerine getirmifltir. Bernardo’nun en güç koflullar alt›nda dahi idealleri u¤runa verdi¤i mücadele, gösterdi¤i devrimci dayan›flma, enternasyonalizm bize b›rakt›¤› en önemli mirast›r".J

P›nar Sa¤, hapis cezas› ald› Dersim’de kat›ld›¤› bir konserde ‹brahim Kaypakkaya’y› övdü¤ü gerekçesiyle hakk›nda aç›lan dava sonucunda 10 ay hapis cezas› alan sanatç› P›nar Sa¤ ve Mehmet Gümüfl için ‹stanbul Barosu Orhan Adli Apayd›n toplant› salonunda bir bas›n toplant›s› yap›ld›. Yo¤un kat›l›m›n oldu¤u toplant›ya; aralar›nda Tar›k Akan, Grup Yorum, Suavi, S›rr› Süreyya Önder, Temel Demirer, Selda Ba¤can, Bilgesu Erenus, Ruhan Mavruk’un oldu¤u çok say›da ayd›n ve sanatç›n›n yan›s›ra, D‹SK baflkan› Süleyman Çelebi ve Demokratik Kitle Örgütleri kat›ld›. Yap›lan bas›n aç›klamas›nda; adil bir yarg›laman›n olmad›¤›, avukatlar›n savunma yapmas›n›n önüne geçildi¤i ve P›nar Sa¤’›n savunmas›n›n al›nmad›¤› belirtilerek, yaflanan hukuksuzluk anlat›ld›. ‹brahim Kaypakkaya hakk›nda bugüne kadar kesinleflmifl herhangi bir ceza bulunmad›¤›n› dile getiren P›nar Sa¤ da, söylediklerinin arkas›nda durdu¤unu belirtti. Tek tek söz alarak konuflan ayd›n ve sanatç›lar, P›nar Sa¤’›n yan›nda olduklar›n› ifade ettiler. J


Rusya’da Lenin’e yeni sald›r›! Ekim Devrimi'nin önderi, Sovyetler Birli¤i'nin kurucusu Lenin, 21 Ocak 1924'te ölümünün ard›ndan, sosyalizmin simgesi olarak mumyalanm›fl ve Lenin’in mozolesi K›z›l Meydan'da ziyarete aç›lm›flt›. fiu anda iktidarda olan Birleflik Rusya Partisi (BRP) ise, Sovyetler Birli¤i'nin y›k›lmas›na ra¤men, bugün hala dünya halklar›n›n kurtulufl umudu olarak K›z›l Meydan'da duran ve on binlerce kiflinin ziyaret etti¤i Lenin'in mozolesini y›kmak istiyor. Birleflik Rusya Partisi'nin internet sayfas›nda, milletvekillerinin yay›nlad›¤› aç›klamalarda, "Lenin çok tart›flmal› bir figür. Ülkemizin kalbinde bulunmas› ise çok saçma... O sosyal çöküflün ve terörün sembolü. Koca bir ülkenin karfl› karfl›ya kald›¤› kederin temsilcisi" denildi. BRP’ye tepki gösteren Rusya Komünist Partisi’nin milletvekili Viktor ‹lyuhin ise yapt›¤› aç›klamada, "Onu gömmekle, pahal› ekmek, krefllerin eksikli¤i gibi çok say›da sorunun çözümü sa¤lanmayacak" diye konufltu.J

K›v›rc›k Ali hayat›n› kaybetti Halk müzi¤i sanatç›s› K›v›rc›k Ali geçirdi¤i trafik kazas› sonucu hayat›n› kaybetti. Ankara'daki bir canl› yay›na yetiflmek üzere Atatürk Havaliman›'na giderken Tepecik mevkiinde geçirdi¤i trafik kazas›nda hayat›n› kaybeden K›v›rc›k Ali için Avc›lar'daki Er Mahmut Dede Cemevi'nde tören düzenlendi. Ali, cenaze töreninin ard›ndan Gülbahçe Mezarl›¤›’nda topra¤a verildi.

GRUP YORUM g ü n c e  30 Aral›k: Okmeydan› Si-

bel Yalç›n Park›’nda, Grup Yorum Korosu’yla birlikte Liseli Gençlik’in direnifl çad›r›n› ziyaret etti.  31 Aral›k: Halk Cephesi’nin Okmeydan› Serhat Dü¤ün Salonu’nda düzenledi¤i y›lbafl› etkinli¤ine kat›ld›. Grup Yorum Korosu’yla birlikte, yaklafl›k 1000 kifliye türküler söyledi.

 12

Ocak: Üniversiteli gençli¤in soruflturmalara ve aramalara karfl› Beyaz›t meydan›nda gerçeklefltirdi¤i aç›klamaya kat›larak dinleti verdi.

 22 Ocak: ‹zmir Halkap›nar Kapal› Spor Salonu’nda 6000 kifliye seslendi.

Grup Yorum konseri düzenleyenlere 11 y›l hapis cezas› verildi 24 may›s 2009 tarihinde Samsun’da Grup Yorum konseri düzenlemek isteyen Karadeniz Özgürlük Derne¤i çal›flanlar›, konserden k›sa süre önce 12 May›s sabah› evleri bas›larak gözalt›na al›nm›fl; dernek çal›flanlar›n›n befli, “Grup Yorum konseri düzenlemek, konser bileti bulundurmak, Tav›r Dergisi bulundurmak” gibi gerekçelerle tutuklanm›flt›. 30 Aral›k 2010’da, 19 ay süren bu dava karara ba¤land›. Tutuklulardan biri tahliye edilirken; Ali Kemal Afl›k ve Günay Özarslan'a 10 y›l 10 ay, Hayriye Gündüz'e 8 y›l 9 ay, ‹hsan Özdil'e 8 y›l 4 ay ceza verildi. Bu arada tutuklamalarla engellenmeye çal›fl›lan Grup Yorum konseri, düzenlenen tarihte yap›ld›, ertelenmedi, iptal edilmedi, yasaklanmad›. Türküler birlikte söylendi, halaylar çekildi, “Sürmenelim sür sür b›ça¤›n›” Karadeniz ezgisiyle horona duruldu. J

Yaflam› boyunca halk türkülerinin ve halk›n yan›nda olan K›v›rc›k Ali, bu tutarl› çizgisini ömrünün sonuna kadar tafl›d›. Grup Yorum’un son albüm çal›flmas›nda da yer alan K›v›rc›k Ali, Amerika Defol flark›s›na efllik eden sanatç› korosundayd›. Binlerce kiflinin kat›ld›¤› cenaze töreninde aralar›nda Grup Yorum'un da bulundu¤u dostlar› ve binlerce dinleyicisi onu yaln›z b›rakmad›.J

OCAK 2011 | TAVIR | 63


sa... k›sa... k›sa... k›sa.. k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›-

 27 fiubat'ta düzenlenecek olan 83. Os-

car töreninde verilecek ödüllerin adaylar› aç›kland›. En iyi film: The Social Network, Black Swan, King Speech, The Fighter Inception, The Kids are All Right, 127 Hours, Toy Story 3, True Grit, Winter's Bone En iyi yönetmen: Darren Aronofsky, David O. Russell, Tom Hooper, David Fincher, Joel Coen ve Ethan Coen En iyi erkek oyuncu: Javier Bardem, Jeff Bridges, Jesse Eisenberg, James Franco, Colin Firt En iyi kad›n oyuncu: Annette Bening, Nicole Kidman, Jennifer Lawrence, Natalie Portman, Michelle Williams

 Eyüp Bafl Emperyalist Sald›rganl›¤a karfl›

Halklar›n Birli¤i Sempozyumu’nun bu sene ikincisi düzenlenecek. Avrupa, Asya ve Ortado¤u ülkelerinden davetlilerin bulundu¤u sempozyum, 25-2627 fiubat tarihleri aras›nda Maltepe’de bulunan Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde gerçekleflecek.  Sinema Yazarlar› Derne¤i'nin (S‹YAD) 43.

Türk Sinemas› Ödülleri kapsam›nda, 11 dalda ödül verece¤i bildirildi. S‹YAD Baflkan› Tunca Arslan, Maçka Gmall Cinebonus'ta düzenledi¤i bas›n toplant›s›nda, 2010 y›l›nda gösterime giren 65 filmin toplam 15'inin çeflitli kategorilerde de¤erlendirilece¤ini ve bu y›l 11 dalda ödül verilece¤ini ifade etti.

S‹YAD ödülleri için aday seçiminin tamamland›¤›n› söyleyen Arslan, ödüllerin 24 fiubat Perflembe günü Maslak Tim Show Center'de düzenlenecek törende verilece¤ini söyledi.  ‹spanya'da, faflist Franco rejimi döne-

minde iflkence gören kad›nlara tazminat ödenmesi karar› al›nd›. Ülkenin 17 özerk bölgesinden biri olan, güneydeki Endülüs Özerk yönetiminin eylül ay›nda kabul etti¤i kararla, 1936-1950 y›llar› aras›ndaki faflist diktatör Franco döneminde zulüm görenlerin ailelerinin kad›n fertleri, zulüm gördüklerini beyan etmeleri durumunda 1.800 avro tazminat almaya hak kazand›.

DVD... VCD... ALBÜM... DVD... VCD... ALBÜM... DVD... VCD... ALBÜM... DVD...  Ahmet Aslan Rüzgar ve Zaman (Va U Waxt) Kom Müzik

64 | TAVIR | OCAK 2011

 Ertan Tekin

 Hüsnü Arkan

 Seyfi Yerlikaya

Demans Kalan Müzik

Solo Ada Müzik

Bahar› Beklerken Seyhan Müzik



Subat2011