Issuu on Google+

kültür sanat yaflam›nda

may›s 2009

›ssn 1303-9113 •2009/5 • say› 85

2.25 TL(KDV’li)


tavır a y l › k

s a n a t

d e r g i s i

Merhaba

Sahibi Tav›r Yay›nlar› Org. Reklamc›l›k ad›na Öznur Turan Genel Yay›n Yönetmeni Gamze Mimaro¤lu Sorumlu Yaz›iflleri Müdürü Cihan Keflkek Yaz›flma Adresi ‹stanbul Mahmut fievket Pafla Mah. Mektep Sk. No:4-B Okmeydan› - fiiflli - ‹stanbul Tel: (212) 238 81 46 Faks: 238 82 49 e-posta: tavir2007@gmail.com Ankara ‹dilcan Kültür Merkezi fiirintepe Mah. 8.Cad. No:222 / B Mamak – Ankara Tel: (312) 390 38 05

Bir yük kalkt› omzumuzdan… Ya da kalkt› demeyelim, biraz azald› asl›nda. Birilerinin yüzünü güldürmenin, onlar›n miras›n› k›skançl›kla koruyup bugünlere getirmenin hakl› gururuyla oradayd›k… Hani 1976’da on binlerle doldurdu¤umuz; hani 1977’de befl yüz bin emekçiyle h›nca h›nç halaylara durdu¤umuz ama dökülen kanlar›m›zla k›z›la boyad›¤›m›z; hani 1978’de en son bulufltu¤umuz yerde… Oradayd›k iflte. 31 y›l›n hasretiyle. 31 y›l›n öfkesiyle. 31 y›ld›r oraya girmenin mücadelesini vermenin onuruyla. 31 y›l›n hüznü, 31 y›l›n sevinci, 31 y›l›n coflkusuyla… K›z›l bayraklar›m›zla, sloganlar›m›zla, pankartlar›m›zla… fiark›lar›m›z, halaylar›m›zla… Sevinç gözyafllar›m›zla, kocaman kahkahalar›m›zla… Ne yapaca¤›n› bilememenin o tarifsiz heyecan›yla… Bize bu meydan›, 1 May›s Meydan›’n›, Taksim’i 31 y›ld›r yasaklayanlara inat 5000 yürekle oradayd›k… ’77 flehitlerimiz de bizimle birlikteydiler. Taksim’e ulaflana kadar üzerimize ya¤an kurflunlara, bizleri bo¤arcas›na at›lan binlerce gaz bombas›na, kafalar›m›za inen coplara, yüzümüze çarpan tazyikli sulara ra¤men birlikte direndik Taksim’e kadar. 32 y›l önce düfltükleri yere dimdik girdiler bizimle… Taksim’in bir kez daha emekçilerin meydan› oldu¤unu dosta düflmana gösterdiler. Mehmet Akif Dalc› da oradayd›. 20 y›l önce giremeden, kafas›na ald›¤› bir polis kurflunuyla flehit düflen Dalc› da omuzlar›m›zda girdi 1 May›s Alan›’na… 20 y›l önce nas›l 5000 yoldafl›yla direndiyse, 20 y›l sonra da yine 5000 yoldafl›yla direne direne giriyordu u¤runa can›n› verdi¤i meydana… Ve hala onun gibi alana girenlerin yolunu açmak için yol boyunca hemen her sokakta direnen, çat›flan yoldafllar›n›n kararl›¤›nda, ellerde tafl›narak ulaflt› alana…

Hesap no (TL) 1042- 30000 596147 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST.

’96 flehitleri Kad›köy’den kalk›p geldiler aram›za. Orada flehit düflmüfllerdi ama Taksim düflleriyle vermifllerdi son nefeslerini. ‹flte 13 y›l sonra onlar da düfllerini gerçe¤e çeviriyorlard›.

Hesap no (EURO) 1042- 3010000 129062 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST.

Yüre¤inden devrimi eksik etmeyenlerin yolu bir gün mutlaka, 1 May›s’ta Taksim’den geçecekti. Geçti de… 2009’un 1 May›s’›nda 5000 yürek soludu Taksim’in havas›n›. O mücadele kokan, direnifl kokan, bu meydan› yasaklayanlara karfl› dizginsiz öfke kokan Taksim’in havas›n›…

Fiyat› (DÖV‹Z) Almanya: 5 Euro Fransa: 5 Euro Hollanda: 5 Euro Avusturya: 5 Euro ‹sviçre: 7.5 Frank ‹ngiltere: 4 Sterlin

Art›k hiçbir yasa¤›n, engellemenin hükmü yoktur. 1 May›s kazan›lm›flt›r. Eme¤in ve emekçinin ana sütü kadar hakk› olan Taksim, zulüm imparatorlu¤unun elinden söke söke al›nm›flt›r. fiimdi ifl, bu alan› 32 y›l önceki gibi yapmakt›r. 32 y›l öncesinin öfkesini kuflanman›n, 32 y›l öncesinin coflkusunu hissetmenin günüdür art›k. 500 bin emekçiyle Taksim’e bir kez daha girmenin günü olsun 2010 1 May›s’›… Görev budur.

Bask› Deniz Ofset Matbaac›l›k Davut Pafla Cad. ‹pek ‹fl Merkezi Kat: 2 No: 19 Topkap›/‹stanbul Tel: 0 (212) 613 30 06 Yerel süreli yay›n

Bir sonraki say›m›zda buluflmak dile¤iyle… Dostlukla...

tavır


‹Ç‹NDEK‹LER

05/2009 5 8 12 14 15 17 18 19 23 25 26 28 30 32 33

42

44 46

ANI deniz korcan tafllar›n kucaklar›m›zda ‹ZLEN‹M mehmet akif dalc› görecek günler var daha MAKALE temel demirer ot tafl›n alt›nda kalmaz DENEME sibel özbudun bizim delilerimiz fi‹‹R ahmet telli zulme direnmektir hayat ‹NCELEME mehmet esato¤lu yirmibefl y›ld›r sahneler vas›f’s›z MEKTUP ümit ilter hapishanelerine bahar gelmifl memleketimin fi‹‹R can yücel iflçi marfl› K‹TAP tav›r tolika MEKTUP mehmet ali y›lmaz cüneytçi misin, y›lmazc› m›s›n? fi‹‹R küçük k›z›n türküsü gülten ak›n T‹YATRO gülnaz b›çakç› dönüflüm DENEME esra mert aflk heykeli / düzenin heykel aflk›(!) DENEME ümit zafer anlamak özgürlüktür AYIN FOTO⁄RAFI fosem 2009 B‹YOGRAF‹ tav›r özgürlük mücadelesinde bir ayd›n: ulrike meinhof S‹NEMA sevgi duman gerçeklerin almanca ters yüz edildi¤i film: der baader meinhof komplex S‹NEMA sevgi duman “baflka semtin çocuklar›” n›n düflleri HABERLER

3 tafllar›n kucaklar›m›zda 3

8 3 ot tafl›n alt›nda kalmaz temel demirer

17 yirmi befl y›ld›r sahneler vas›f’s›z 3

33 3

3

kapak 3 FOSEM 1 may›s 2009

ulrike meinhof


an›

“tafllar›n kucaklar›m›zda” deniz korcan

Yok yok, mutlaka gelirsin. Bir aksilik ç›km›flt›r. Belki arama noktas›nda tak›lm›fls›nd›r kimbilir. Ama atlat›r gelirsin sen. Belki dolaflmak zorunda kalm›fls›nd›r. Belki yolun uzam›flt›r. Ama gelirsin. Geleceksin biliyorum. Bize y›lan gözleriyle bak›yorlar. Bir y›lan gibi sinsice bekliyorlar köfle bafllar›nda.. “Da¤›l›n!” diyorlar. “Da¤›l›n, makul kalabal›k de¤ilsiniz.” “Da¤›l›n marjinal gruplar!” “Da¤›l›n yoksa da¤›t›r›z!” Medya daha kan kokusu almad›. Kan kokusu al›nca üflüflecekler buraya. Nerede olay ç›kacak acaba? Oraya konufllanacaklar ve bildiklerini okuyacaklar. “Da¤›lmayaca¤›z!” “Alana girece¤i!”

Bugün 1 May›s. Heyecandan k›p›r k›p›r yüre¤im. fiiiflflflt fifliflflflt! diye uyand›rd› sabah beni bahar. Kalk! ‹syan vakti. Kalkt›m. Bahar hep böyledir. Bizim ülkemizde en az›ndan. Bahar yaramaz kardeflim gibidir. Bahar›n ad› 1 May›s. Ancak o kendine “bahar” denmesinden hiç hofllanmaz. “bahar bayram›” denmesinden ise hiç hofllanmaz. Asidir biraz. H›rç›n, aksi. Böyle do¤du ne yapal›m. ‹flte beni böyle uyand›rd› bu sabah. Yüzünü y›karken diline de bir flark› dolam›fl: “Hasretin o büyük güne savaflarak varaca¤›z kan›m›zla yaz›yoruz tarihi hakl›y›z kazanaca¤›z!” Heyecanl›y›z. Nas›l durur insan bu vakit, nas›l durur yerinde? Genç, yafll› farketmez. Kavgaya gidiyoruz. Mesele yürek ifli... Herkes 1 May›s’a yüre¤ini al›p da gelir bizim

memlekette. Pankart›n›, bayra¤›n›, tafl›n› sopas›n› ama ille de yüre¤ini. Hepsini bir bir haz›r ediyoruz. Kavga günü. Bayram de¤il. Bayram olarak kutlayaca¤›m›z günlere varmak için bir dövüfle durmak gerek bugün. Bir marfl ritminde haz›rlan›yoruz. Ç›k›yoruz art›k evden. Sokaklar, sokaklar, sokaklar... Her sokakta lacivert barikatlar. Lacivert, zulmün rengi. Lacivert faflizm... Her yer, her yer tutulmufl. Her soka¤›n bafl›na bir polis barikat› kurulmufl. Nereye gitsen oradan ç›k›fl yok. Bir labirentte gibiyiz, bir kapanda k›s›lm›fl.. Alana varaca¤›z. Bizi alana alm›yorlar. Neredesin seni bulam›yorum. Sen yoksan titrer ellerim. Bir yan›m buruk kal›r. Hani gelecektin? Neredesin? Bütün sokaklara bak›yorum teker teker ama sen yoksun. Neredesin? Hani beraber girecektik alana!. fiimdi neredesin... Gelmedin mi yoksa?

Dövüfl bafllad›. Zulmün rengi bir toz bulutu flimdi. Zehirli biz gaz. En etkili silahlar› flu anda. Ça¤›n icad›! Yüreksizlerin ifli bu. Namertçe yani. Bir makul kalabal›ktan olmad›¤›m›z söyleniyor. Seninle ben. Alana alm›yorlar bizi. O zaman yan›yor ellerim. Ateflleri çal da gel. Makul kalabal›k girecekmifl alana. Ne kadar kalabal›¤›z, ne kadar... Bizi bir avuç göstermeye çal›fl›yorlar. Zincirleri k›r da gel. “Onlar›n amac› bayram yapmak de¤il, onlar›n amac› olay ç›karmak. Provokasyon yaratmak” diyorlar. Kendi ülkemizde, kendi topra¤›m›za sürgünüz. “Yasak, burdan gidemezsiniz!” diyorlar. Tafllar›n› al da gel. Gaz bulutunun ortas›nda seni mi gördüm ne! Bu senin tiflörtün. Nerde görsem tan›r›m. Sana m› benziyor, sen misin? Yerden tafl topluyorsun. Kald›r›m tafllar›n› k›r›-

MAYIS 2009 | TAVIR | 3


an›

yorsun. Boynunda k›rm›z› fular. Sensin bu, sen! Mehmeeeeeeeeeeet! Tam sana gelecekken kaybolup gidiverdin gaz bulutunun içinde. Beklemedin beni. Alaca¤›n olsun.

l›m.Gelin yoldafllar, gelin kocaman bir yumruk olal›m. Cesaret! Daha fazla cesaret. Yoldafllar. biraz da bu barikat› zorlayal›m. Hay›r oradan olmaz buradan zorlayal›m. Ço¤alal›m yoldafllar ço¤alal›m. Kaçmayal›m. Da¤›lmayal›m yoldafllar.

Bir çocuk sapanla tafl at›yor. “Yaflas›n 1 May›s”

Atefl ediyorlar. Allah›m. Gözleri dönmüfl bunlar›n. Atefl ediyorlar art›k. Sa¤a sola savruluyor kitle. Panik yok! Panik yok! Mehmet, neredesiiiiiiin!

Akrep denen arac› üzerimize sürüyorlar. “Gelin ulan gelin, kaçmay›n!” Bir tanesi eline ald›¤› tafl› yan›ndaki polislere gösterip histerik sesle hayk›r›yor: “Tafl at›yorlar polise taaaaaafl!” “Ne atacaklard› çiçek mi? Bu bir gelenektir y›llar boyu” diyor bir arkadafl. Gülümsüyoruz. “Çok neflelisin” diyor öbürü. E ne de olsa bayram. Zehir etseler de bizim bayram›m›z.

Birden ç›k›veriyor Mehmet ortaya. Yoldafllar diyor! Gün bugündür. Bugün oraya varma günüdür. “SUSS!” diyor y›lan dilli. Bunu baflaraca¤›z. Hakl›y›z çünkü. Biz bu güce sahibiz.

Kofluyoruz, kofluyoruz, kofluyoruz. Polis nabz› “Sus dedim sana! Son defa uyar›yorum da¤›l›n!” yüksek atanlar› gözalt›na al›yormufl. Sakin ol. Bize y›llard›r bu alan› yasaklad›lar. Elinde limon olanlar› gözalt›na al›yor. Gaz Bize kendi memleketimizi zindan ettiler. maskesi takanlar›. “Gaz yemek serbest, gazdan korunmak ya“Suus! yoksa vururum!” sakt›r bu ülkede” Susmuyor Mehmet. Üst üste y›¤›l›yorlar. Kasklar›, kalkanlar›, robocoplar›yla. “Sald›r!” diyor sark›k b›y›kl›, çekik gözlü bir adam. Pardesülü, eli telsizli. “SALDIR!” diye hayk›r›yor telsizlerden.

Bu barikat›n ard› vatan. Bu barikat›n ard› Taksim...

Her sokakta görüyorum art›k seni. Her sokakta görüyorum ama tam ben yan›na gelecekken kayboluyorsun. Nas›l beceriyorsun bunu anlam›yorum. Hani omuz omuza dövüflecektik. Neredesin?...

Bunu der demez, ne oldu¤unu bile anlam›yoruz. Mehmet yere y›¤›l›yor. Aç›l›n! Aç›l›n Mehmet vuruldu! Yüzü gözü kana buland›. Mehmeeeeet! Mehmet duyuyor musun Mehmeet? Ses vermiyor. Aln›ndan kan boflan›yor. Sinir krizi geçiriyor bafl›nda bir arkadafl. Mehmet Mehmeeeeet!

Buradas›n, görüyorum. ‹lle de yan yana olmam›z gerekmez. Duygusal davran›yorum biliyorum. Ama senin yan›mda olman bana güç veriyor. “Alana girece¤iz” diyoruz. Y›llar›n h›nc› var, girece¤iz. Bu sene girece¤iz art›k yeter. Gö¤sümü ba¤r›m› aças›m geliyor. “Vurun isterseniz! Ama biz girece¤iz alana.” Art›k sabr›m tükeniyor. Burada s›k›flt›k kald›k. Gelin art›k yoldafllar. Gelin yumruk ola-

4 | TAVIR |MAY›S 2009

“Ateeeeefl! diyor adam...

“Hastaneye götürelim” diyor biri. D‹¤eri ambulans ar›yor. Mehmet can çekifliyor. Polis ambulans ça¤›rm›yor. Hastaneye götüremiyoruz. Mehmet can çekifliyor. Saatler geçiyor. A¤lam›yoruz. Bafl›m›z dik duracak hep böyle. Kollar›m›za al›yoruz Mehmet’i. A¤›r a¤›r yürüyoruz. Mehmet kollar›m›zda.

Sloganlar at›yoruz. Mehmet mutlu. Gülümsüyor. “Kazanc›’ya!” diyor usulca! “Ne?” diyoruz. “Kazanc›’ya do¤ru” diyor. “Yoldafllar... Kazanc›’ya yürüyün” diye ba¤›r›yor en sonunda. Mehmet’i kollar›m›zda Kazanc›’ya do¤ru götürüyoruz. Barikatlar aç›l›yor. Kazanc›’dan ç›k›yoruz! Karanfiller ya¤›yor üstüne... Mehmeeeeeeet! Mehmeeeeet! Üzerine kapaklan›p yüzünü öpmek istiyorum, kanl› yüzünü. Mehmet kalk, Mehmet bir çevir yüzünü. Bir bak ne olursun, nereye geldik bir bak... Alanday›z heheeeeeeey! Alanday›z! Yafll› bir adam bize bak›yor. Sana bak›yor kuca¤›m›zdaki sana. “Ahh can›m...” diyor, “20 y›l önce ç›kamam›flt› Taksim’e flimdi yoldafllar›n›n kollar›nda ç›k›yor”... Senin bafl›n› okfluyor. Sana bakan›n gözleri doluyor. Hasret dindi kalk Mehmet. fiaflk›n›z ne yapaca¤›m›z› bilmiyoruz. Seni bir oraya bir buraya dolaflt›r›yoruz. Haydi Mehmet kalk! B›rak o kuca¤›ndaki tafllar›. Haydi gel halaya dural›m! “Hay›r diyorsun! Bu tafllar› hiç b›rakmayaca¤›m.” “Nereye kadar?” diyorum. “Ülkemiz özgür olana kadar!” diyorsun. “Haydi o zaman” diyorsun, “beni oraya götürün.” 20 y›l sonra, Taksim Meydan›’nda, tafllar›n kucaklar›m›zda... An›t›n üzerine ç›kar›yoruz seni. Elindeki tafllarla selaml›yorsun yoldafllar›n›. Sen olmasan bugün burada olamazd›k. Senin düflürdü¤ün tafllar› toplaya toplaya geldik. Senin izine basa basa... Ö¤retti¤ince söylüyoruz kavgan›n türküsünü. Son sözümüzü söyleyene dek. “Bitmedi sürüyor o kavga. yeryüzü aflk›n yüzü oluncaya dek!”* * (Adnan Yücel)o


izlenim

mehmet akif dalc

(Bu sat›rlar›n yazar› yaz›ya bu imzay koymufltur

üçten fazlay›z. Sabah›n erken saatleri. Sokaklar bombofl. Günlerden 1 May›s. Yürüyorum. Soka¤›n ucunda bir kad›n gülümseyerek bana bak›yor. Bir e¤itim emekçisi bu kad›n ve iflsiz. Yüzünde ince bir gülümseyiflle soruyor: “Ne yana, Taksim’e mi?” Yürüyoruz bofl sokaklarda ama art›k yaln›z de¤iliz. Birken iki olduk. Yolumuzu demir parmakl›klar kesiyor. Her soka¤›n bafl›nda bir demir parmakl›k ve gardiyan misali onun bafl›nda duran “güvenlik güçleri” var. Onlar “güvenlik güçleri”, bizse bu “güven” alt›na al›nm›fl düzenden iflsizli¤imizle, yoksullu¤umuzla nasibini al›p can› yanm›fllar. Yürüyoruz, bir yandan da e¤itim emekçisi kad›n, iflsizli¤in s›k›nt›lar›n› anlat›yor. 14 yafl›nda bir k›z› var. Onun düfllerini ve yapmak etmek istediklerini anlat›yor. ‹fl bulma flans›n›n yüzde kaç oldu¤u üzerine tahminler yürütüp, ac› ac› gülüflüyoruz. Umut doluyum o sabah. “Merak etme diyorum. Haberleflelim. Mutlak bir ifl buluruz”. Yürüyoruz meydana do¤ru. Meydana ç›kan tüm yollar demir parmakl›klarla kapl›. “Buradan geçifl yok” diyorlar. Derken yan›m›za bir de gencecik k›z tak›l›yor. Art›k üç kifliyiz. Taksim’e ç›kan son yokuflun bafl›na geliyoruz. Yokuflun alt k›sm›nda genç emekçiler, de¤iflik ifl kollar›ndan mühendisler duruyor. Yokuflun alt k›sm›nda tüm dükkanlar kepenklerini kapatm›fl. Kapal› dükkanlar›n önlerine oturup beklemeye bafll›yoruz. Art›k

Sabah giyinirken aç›k ekranda benim de gördü¤üm bir görüntüyü anlat›yor biri. fiiflli civar›nda burnu kanlar içinde yürüyen emekçinin görüntülerinden söz ediyor çevresindekilere. 1 May›s sabah› belki de ilk darbeyi o yiyiyor ve burnu kanlar içinde kal›yor. Orada o saat toplanm›fl gencecik sesler c›l›z ama taviz vermez bir biçimde hayk›r›yor: “Bask›lar bizi y›ld›ramaz!” Kazanc› Yokuflu’nun tam alt›nday›z. Önümüzde demir parmakl›klar meydana bak›yoruz. Uzaktan, meydan›n ucundan ellerinde uzun siyah coplarla geçiyorlar. 1977 y›l›n›n 1 May›s sabah› oradan flark›larla türkülerle geçen binler geliyor gözümün önüne. O kadar çoktular ki. Bir uçlar› Taksim’deyken, öbür uçlar› Sanayi Mahallesi’nin ilersine kadar yay›l›yordu. ‹flçiler, memurlar ya da yeni söylemiyle kamu emekçileri, gençler, bilim insanlar›, sanatç›lar günler öncesinden haz›rlan›vermifltiler bayrama. Dev iflçi resimleri çiziliyordu. Ressamlar ve iflçiler kol kola çal›fl›yordular. ‹flçiler ilk kez görüyorlard› yan› bafllar›nda sanatç›lar›. Onlar› a¤›zlar›nda pipo, caka satan birileri zannederken flimdi üretim içinde onlar›n bilgeliklerine, becerilerine hayran oluyorlard›. Basit bir f›rça darbesiyle bezin üzerinde yaratt›klar› mucizelere bak›yor, onlardan ö¤reniyor onlara kendi yaflamlar›yla ilgili ince ayr›nt›lar› anlat›yorlard›. Ard›ndan bir flark›

söyler gibi boyuyorlard› hep birlikte koca bezleri. Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi boyutunda bir iflçi resmi yap›yorlard›. Kollar› zincire vurulmufl ama yüzü ve gözleri umutla yar›nlara bakan bir iflçi resmi. Bir baflka alanda yüzlerce genç dans çal›fl›yordu. Bu bildi¤imiz danslardan de¤ildi. Bir koreograf uzun y›llar kafas›nda tasarlad›¤› bir dans› ö¤retiyordu genç dansç›lara. Dans›n ad› “1 May›s Halay›”yd›. Bir yandan yürüyüp öte yandan öne arkaya hareketler yaparak çal›flan emekçi insanlar› dansla anlatacaklard›. Büyük bir heyecanla çal›fl›yorlard› eller omuza yak›n havaya kalk›yor iki sa¤a iki sola sal›n›yorlard›. Kentin dört bir yan›ndan yüz binler yürüyorlard› kentin kalbi Taksim Meydan›’na do¤ru. Meydan›n ad› eskiden tüm kentin sular› burada toplan›p kente buradan taksim edildi¤inden böyle konulmufl. Emekçiler de bu yüzden olacak sanki bir su gibi ak›yorlard› Taksim Meydan›’na. 1977’den günümüze hepimizi kuru ekme¤e, yoksullu¤a mahkum etmek isteyenler ise kurmufltular tezgahlar›n›. Meydan›n tam kenar›ndan ars›z ve emperyalist bir yüzsüzlükle f›flk›rm›fl otelin pencerelerinden namlular çevrilmiflti üstlerimize. Namlular ac›ms›zca ölüm kustu pencerelerden. Bayram› kana bulad›lar. Kazanc› Yokuflu’nun önünü koca bir kamyon t›kam›flt›. Kamyonun önüne ve yan›na y›¤›ld› ölenler. Ertesi gün ölenlerin cesetlerinin foto¤raflar›n›n üzerine yalanlar yazarak ç›kt› gazeteler.

MAYIS 2009 | TAVIR | 5


izlenim

Kazanc› Yokuflu’nun alt k›sm›nda birikmeye bafllad›k. Herkes gözünü meydana dikmifl oraya bak›yor. Bazen sesler geliyor uzaklardan kulaklar›m›za, slogan ve marfl sesleri, sonra kayboluyor. Kalabal›k büyüdükçe Kazanc› Yokuflu’nun dibinde güvenlik güçleri uyar›lar yap›yor hepimize: “Beyler, bayanlar bekleme yapmayal›m, da¤›l›n!” Hiç kimsenin gitmeye, da¤›lma¤a niyeti yok. Herkes kilitlenmiflcesine gözünü meydana dikmifl bak›yor.

yen o sesi kulaklar›yla duymufl muydu bilinmiyor. Ama sanki yarg›çlar›n yüzüne; “S‹Z, OL‹GARfi‹Y‹ VE EMPERYAL‹ZM‹, KÖHNEM‹fi DÜZEN‹; B‹Z, ‹fiÇ‹LER‹, YOKSUL KÖYLÜLER‹, TÜM EMEKÇ‹ HALKI VE ÜLKEM‹Z‹N GELECE⁄‹N‹ TEMS‹L ED‹YORUZ. YALNIZ DE⁄‹L‹Z! TÜM DÜNYA HALKLARIYLA B‹RL‹KTEY‹Z. GÜÇSÜZ DE⁄‹L‹Z; GÜCÜMÜZ ‹NANCIMIZDA, TAR‹HSEL VE S‹YASAL HAKLILI⁄IMIZDADIR. B‹Z KAZANACA⁄IZ! ÇÜNKÜ B‹Z HALKIZ VE HAKLIYIZ. B‹Z YEN‹ B‹R DÜNYA ‹Ç‹N YOLA ÇIKTIK VE O DÜNYAYI KURACA⁄IZ!” diyen ve parma¤›n› ileriye uzatan o adam›n kararl›l›¤› içini sarm›flt›. Kuca¤›na toplad›¤› tafllarla yol açmaya çal›fl›yordu kendine, bize, yar›nlara. Kör bir kurflun onu Taksim’e az kala yere serdi¤inde hala ayn› ses yank›lan›p duruyordu kulaklar›nda: “Biz kazanaca¤›z! Çünkü biz halk›z ve hakl›y›z!”

12 Eylül’ün kör karanl›klar›ndan ç›kmaya çal›flt›¤›m›z günlerdeki 1 May›s’lar› konufluyoruz. Anlat›lan öykülerin bafl kahraman› ellerinde tafllarla meydana yürüyen genç. Yaflamad›¤› ve bilmedi¤i bir tarihin içinden geliyordu. Gençti. Yaflamak istiyordu. Çal›flmak istiyordu. Doymak istiyordu. Ama kapal›yd› önündeki tüm yollar ve tek bir ›fl›k görülmü- Aradan y›llar geçmiflti. Hakl›l›¤›n› hayk›ran adam ölmüfltü. Halk›n›n ellerinde topra¤›na yordu ortal›kta. tafl›nm›flt›. Az ötede kuca¤›nda ve ellerinde O karanl›¤›n içinde “hakl›y›z kazanaca¤›z” di- tafllarla 1 May›s’a yol açmak isteyen çocuk,

6 | TAVIR |MAY›S 2009

az daha ötelerinde de 40 y›ld›r ülkede sömürüyü ve zulmü yok etmek için dövüflmüfl, bu u¤urda can vermifller yat›yordu. Art›k hepsi bir koro olmufl hayk›r›yorlard›: “Hakl›y›z Kazanaca¤›z” Kazanc› yokuflunun alt›ndaki kalabal›¤a “Hakl›y›z Kazanaca¤›z” diye hayk›ran adam›n topra¤›nda yatt›¤› semtin çocuklar› kar›flt› birden. Uzun y›llard›r üzerlerine bin bir hikaye anlat›lan varoflun çocuklar›. Taksim’e giden yolu kesen demir engellere bakt›lar. Birinin yüre¤inden bir ozan›n dizleri f›flk›rd›: “O duvar›n›z v›z gelir bize v›z” Kalabal›k varoflun çocuklar›n›n atefllemesiyle Taksim’in yolunu kesen demir parmakl›klara do¤ru yürüdü. Kararl› eller sarsmaya bafllad› parmakl›klar›. Az önce “da¤›l›n beyler, bayanlar” diye kalabal›¤› korkutmak isteyenler bu kez bir masal anlatmaya koyuldular. “Buradan olmaz çocuklar, siz gidin öte yandan dolan›n oradaki güvenlik güçleri sizleri meydana alacak.” Ömürleri yalan dinlemekten çürümüfl varofl


izlenim

çocuklar›n›n karn› bu yalanlara toktu. Parmakl›klar› sarsmaya devam ettiler. Bir yandan da 1970’lerden beri dillerden düflmeyen 1 May›s marfl›n› söylemeye koyuldular. “Günlerin bugün getirdi¤i bask› zulüm ve kand›r / Ancak bu böyle gitmez. Sömürü devam etmez/ Yepyeni bir günefl do¤ar/ Bizde ve her yerde” Bu s›rada meydan›n bir baflka ucu delindi ve binlerce iflçi, emekçi sendikac›, genç Kazanc› Yokuflu’nun önüne do¤ru yürümeye bafllad›. Meydan›n tepesinde binler, meydan›n afla¤›s›nda sabah›n erken saatinde iki iken bin olan bir kalabal›k kavuflmak, buluflmak için can atmaya bafllad›. ‹flte tam o s›rada yolu kesen demir engeller bir kenara at›ld› ve meydana koflmaya bafllad›k. Meydanda büyük bir kalabal›k uzun y›llar ayr› kalm›fl sevdal›lar gibi kucaklaflt›. Yüksekte otobüsün üzerinde bir sendikac› ikti-

dar›n son yalanlar›n› anlat›yordu. Afla¤›da büyük bir kalabal›k “Mitralyöz” türküsüyle halay çekiyordu.

¤›z” diyen adam uzaktan çok uzaklardan ince bir gülümseyiflle bak›yordu meydana ve hepimize.

Bu s›rada kuca¤›n›, ellerini taflla doldurmufl çocuk giriverdi meydana. Kör kurflun y›llar önce onu durduruvermiflti meydana az kala. Ama inatç›yd›. ‹lle de gelecekti bu meydana. Meydana yaln›z de¤il binlerle girdi. O çocuk meydana girdi¤inde bin sene yalan yazm›fllar bile k›r›p kalemi “Taksim Düfltü” diye manflet atmak zorunda kald›lar.

Sirenler ve biber gazlar› havada uçuflurken e¤itim emekçisi kad›nla göz göze geldik. “Meydan› ald›k ama ne dersin ifl de bulabilecek miyiz?” diye sordu. Biber gaz›ndan yanan gözlerimi açmaya çal›fl›rken “Buluruz” dedim, “umudu kesme!”

O gün anlat›l›r m›? O gün yaflan›r. O gün tarih yaz›l›r. O gün ne yazsan bir eksik kal›r. Kalabal›k da¤›l›rken yeniden sald›r›lar bafllad› üzerimize. Meydan› alm›flt›k ama daha zaferi kazanmaya uzun bir yol duruyordu önümüzde. Ama herkesin gözünde parlayan bir ›fl›k vard›.

Sald›r› yeniden yo¤unlafl›rken ara sokaklardan koflarken uzaklardan bir flark› duyuluyordu: “Görecek günler var daha…” o

*** Not: Yaz›, Mehmet Esato¤lu’na aittir. O’nun ricas›yla Mehmet Akif Dalc›’n›n an›s›na imzas› at›lm›flt›r...

En umutsuz günlerde “Hakl›y›z Kazanaca-

MAYIS 2009 | TAVIR | 7


makale

giya di bin keviran de namine / ot tafl›n alt›nda kalmaz! temel demirer

“Kararl› olmak, korkudan kurtar›r.”[1]

Uzun süredir Türkiye’de yaflayan gazeteci Andrew Finkel’in ifadesiyle, “Bu ülke adam› istikrars›zl›k müptelas› yapar”ken; Kemal Dervifl, “‹ç bar›fl flimdi her zamankinden önemli… ‹flveren, iflçi, sivil toplum ve siyasi sistem birlikte hareket etmeli,” derken; TÜ‹K’in verilerine göre halk›n yüzde 52.5’i geçim zorlu¤u çekerken, yine yüzde 32.4’ü de “geçimim orta düzeyde” derken; has›l› her fley ücretli kölelik sisteminin vahfletindeki üzereyken; topraklar›m›z›n 1 May›s’lar› “karnaval” de¤il; 2009 prati¤inin de kan›tlad›¤› gibi, barikatlar› y›kan mücadele günüdür… Evet, evet iflçi s›n›f› ve emekçi halklar özgürleflmedikçe 1 May›s’lar “bayram” de¤il, mücadele günü olmay› sürdürecektir… *****

temel demirer - sibel özbudun Egemenler, 1 May›s 1977’yi, bizim de unutmam›z› istediler! “Unutun, yok say›n”! dediler! Unutmad›k, yok saymad›k! Çünkü Fahrettin Erdo¤an’›n ifadesiyle, “1977’de Taksim’de yaflanan katliam, 12 Eylül’e götüren yola döflenen önemli tafllardan biriydi.” Unutmak ihanetti; kaçmak, “es” geçmek de öyle…Bu bilinçle dövüfltü arka sokaklarda gözü kara çocuklar; bir umudun teslim al›namayan isyan bayra¤›n› dalgaland›rarak… Bizden öncekileri unutmadan; bizden sonrakilere umut ve direnci b›rakarak! ***** Bizden öncekilerde V. ‹. Lenin, Nisan 1904

8 | TAVIR | MAYIS 2009

tarihinde kaleme ald›¤› “1 May›s Ça¤r›s›”nda, “‹ki dünya, bu büyük mücadelede karfl› karfl›ya duruyor,” derken; 1913 de Rosa Luksemburg ekliyordu: “1 May›s düflüncesi ilerliyor”… Evet, 1 May›s düflüncesi ilerliyordu; 2009 ‹stanbul’unda da; onun sömürülenlerin, ezilenlerin ve d›fllananlar›n mücadele günü oldu¤u gerçe¤i “es” geçilmeden… TBMM’deki “1 May›s tatili”ne iliflkin tasar›n›n görüflmelerinde söz alan ÖDP ‹stanbul Milletvekili Ufuk Uras, 1 May›s’›n karnaval havas›nda kutlanmas›n› istese de, bu mümkün de¤ildir!

1 May›s’›n, 1 May›s oldu¤unu unutmayanlar yine ateflin ve güneflin çocuklar›, devrimcilerdi… “Devrimcilik, burjuva iktidar›n çizdi¤i s›n›rlara tabi olmamak; “dur” denilen yerde durmamakt›r!” gerçe¤ini bir kere daha sokaklarda gerçeklediler onlar… Sak›n ola, sokaklar›, sokaktakileri küçümsemeye kalk›flmay›n; onlar aflk› ve hayat› savunma cüretidir; sol memenin alt›ndaki cevahiri kararmayanlard›r; toplumsal vicdan›m›zd›r onlar… Bu kadar m›? Elbette de¤il! Ötesi de! Onlar “arka sokaklardaki mücadele”yle Taksim’e yönelen kortejin yolunu açan iradedir…


makale

Hay›r, 2009 Taksim’inde Alan› göstericilere açan devlet de¤il; 2007, 2008 birikimini 2009’a tafl›yanlard›… ‹stanbul Valisi Muammer Güler’in, “Pangalt›’da toplan›p Taksim’e yürüyenler makul bir say›n›n üzerinde, miting say›s› ile gelirlerse bu kanunsuz olur. Makul say› 600 ila 1000 kiflilik kat›l›md›r,” dedi¤ini nas›l unutursunuz! E¤er her fley onlar›n istedi¤i gibi olsayd›; yol boyunda barikatlar yerle yeksan edilmezdi; alana egemenlerin “makul”u çarp› (X) befl (5) kere ç›k›lamazd›… Alana elbette, Devrimci 1 May›s Platformu’nun, D‹SK’in, KESK’in, TTB’nin kararl› tutarl›l›¤› yan›nda; ateflin ve güneflin çocuklar›n›n militan katk›lar›yla ç›kt›k! Sak›n ola, sak›n ha; kimse bunu göz ard› etmesin… ***** Geçerken, tekrar pahas›na belirtelim: “Taksim vazgeçilemezimizdir.” diyen D‹SK; Sami Evren’in a¤z›ndan, “1 May›s bayramd›r. Miting yapmak üzere toplanm›yoruz. Bu bayram› kutlamak için buraya gelen herkes makul kitledir.” diyen KESK; ve nihayet Erifl Bilalo¤lu’yla göz alt›na al›nmaktan sak›nmayan TTB; ateflin ve güneflin çocuklar›yla birlikte Taksim yolunu açm›flt›r… ***** Bunlar böyleyken; Türk-‹fl yine “Türk-‹fl”li¤ini yapmaktan geri durmad›! ‹stanbul Bölge Temsilcisi Ömer Faruk Büyükkucak, “Taksim’i saplant› yapmadan 1 May›s’› coflkuyla kutlayal›m. 2008’deki yaflanan talihsizlikleri yaflamayal›m. 1 May›s’› Kad›köy’de kutlayal›m,” derken; bilmifl, bilmifl ekliyordu Türk-‹fl’e ba¤l› sendikalar›n ‹stanbul flubeleri: “Mücadeleyi büyütmek için 1 May›s’ta güç biriktirmeli!” ‹flçi s›n›f› mücadelesi çat›flarak büyür, güçlenir… Bunu hâlâ bilmeyen var m›? Varsa ne yaz›k! 1 May›s’›n 2009’da tatil ilan edilmesi, 2007 ve 2008’de çat›flmalar›n, mücadelelerin ürünü olmufltur… Sözüm ona “güç biriktirme” retori¤ine sar›lan savrulmalar›n, geri çekilmelerin de¤il… ***** “Çok yüzlü AKP hamle üstüne hamle yap›yor.” diyen Ali Balk›z da çok hakl›yd›: “Bir

yandan ‘Taksim’i vermem’ diyor. Sonra da Türk-‹fl’i kullan›yor (Hak-‹fl, yede¤i zaten). ‘Taksim olmazsa, Kad›köy’e raz›y›z,’ diyor Türk-‹fl…” Türk-‹fl egemenlerin “Truva At›” veya “5. Kolu”ydu! Sadece Türk-‹fl mi? Türkiye KamuSen’den yap›lan yaz›l› aç›klamada da “Kutlamalar›n›n Taksim’de yap›lmas› konusunda ›srar etmenin kimseye faydas› olmayaca¤›, tüm kesimlerin toplumu gerginli¤e sevk edecek tutum ve davran›fllardan kaç›nmas› gerekti¤i inanc›nday›z.” deniliyordu! ***** Tüm bunlarla birlikte Türk-‹fl, “Taksim’in alternatifi Kad›köy, gelin beraber kutlayal›m,” dedi ve Kad›köy’e “fit” oldu! Onlar›n Kad›köy’e “fit” olmas›nda flafl›rt›c› bir fley yoktu ama… Evet, bir bunlar›n “Ama”s› vard›! ***** “Ama”n›n “gerekçe”si; “iflçi s›n›f› nerede ise biz de oraday›z.” biçiminde özetlenebilir! Z. N. Hurston’un, “Annem, her f›rsatta, çocuklar›na, günefle do¤ru z›plamay› ö¤ütlerdi… Günefle ulaflamazd›k, ama hiç olmazsa, ayaklar›m›z yerden kesilirdi…” uyar›s›n› yani günefle do¤ru z›plamay› unutan bu tutum(suzluk) gerçekten üzücü ve yanl›flt›… Örne¤in EMEP, “1 May›s ortak kutlanmal›... Birlik önem kazand›…” dedi demesine de; dedi¤inin tam tersini yaparak Kad›köy’e gitti… Oysa s›n›f›n birli¤i, birleflik eylemi Taksim’e yöneliyordu… Bu birleflik eylemi parçalayan ise yine Türk‹fl (ve Hak-‹fl)’ti… Özetle gazete manfletlerinde flunlar kay›tl›yd›: “Kad›köy’de flölen havas›”![2] “1 May›s Kad›köy’de el ele ve olays›z kutland›”![3] Ancak bunun baflka art›lar› da var: ‘Cumhuriyet’ gazetesindeki “Kad›köy Notlar›”na göre; Türk-‹fl’in “50 bin kifli bekliyoruz.” dedi¤i Kad›köy’de ‹P ve EMEP ile 3-4 bini aflmayan bir kalabal›k vard›. Miting süresince yo¤un olarak “Krize karfl› çözüm milli hükümet”, “fiehitler ölmez vatan bölünmez”, “fiehitlere uzanan eller k›r›ls›n” sloganlar› at›ld›. Miting süresince çok say›da cep telefonu çal›n›rken, müzik eflli¤inde halay çekildi.

Türk-‹fl üyesi Deri-‹fl’in fliddetle elefltirdi¤i mitinge herhangi bir müdahale olmad›! [4] Bir fley daha: “Kad›köy’deki kutlamalara kat›lan Türk-‹fl’li iflçiler sendikalara k›zg›n: ‘Neden Taksim’de de¤iliz’?”[5] Sak›n, sak›n ola kimse bize Kad›köy’ü iflçi s›n›f›n›n birli¤i ve/veya “ihtiyac›” diye sunmaya/ ambalajlamaya kalk›flmas›n! Bu bir çarp›tma ve 100. y›l›ndaki 1 May›s’lar(›m›z)a müthifl bir haks›zl›k olur! ***** Bilmeyen var m›? Olabilir mi? Zannetmiyorum! Türkiye’de 1 May›s’lar ya kanl›d›r ya yasakl›. Ya Takrir-i Sükun Kanunu vard›r, ya askeri diktatörlük… Ya 1996’da Kad›köy’de polis kurflunuyla öldürülür, Hasan Albayrak, Yalç›n Levent, Dursun Odabafl› oluruz… Taksim Meydan›na ç›kmak isterken 1989’da polis kurflunuyla öldürülür, Mehmet Akif Dalc› oluruz, ya 1990’da felç edilir Gülay Beceren oluruz… Bu 1 May›s öldürümlerinin zirvesi bundan 32 y›l önce, 1977 1 May›s›nda Taksim Meydan›nda Kazanc› Yokuflunun bafl›nda yafland›. 10’u kad›n 34 emekçi, Taksim Meydan›n› dolduran 500 bin emekçinin kararl›l›¤›ndan korkanlar›n harekete geçirdi¤i kontrgerilla eliyle katledildi. Bugüne kadar iflçi s›n›f› hiçbir kazan›m›n› hibe olarak elde etmedi. Her kazan›m uzun mücadelelerin ve ödenen bedellerin sonucudur. 1 May›s’› 1 May›s alan›nda kutlama kavgas› 2009 y›l› 1 May›s’›n tatil edilmesi hakk›n› kazand›. Ve ard›ndan da 1 May›s alan›n› … ***** 1 May›s Alan›, 32 y›l sonra çat›fla çat›fla kazan›ld›… Hay›r, kimse bize 1 May›s 2009’u bahfletmedi! “Polis Günü Kutlamalar› için kapat›lan Taksim Meydan› için 1 May›s’› kutlamak isteyen sendikalara ‘Hay›r’ yan›t›n› veren Vali Güler, ‘Buras› genifl mitinge uygun de¤il’, demifl”ti… Bunu nas›l unutursunuz! ***** ‘Cumhuriyet’ gazetesinin 17 Nisan 2009 tarihli nüshas›ndaki haber, “1 May›s tatil oluyor, Taksim muammas› sürüyor.” diyordu… Oysa “Taksim’e iliflkin bir muamma yoktu”

MAYIS 2009 | TAVIR | 9


makale

ortada… Taksim, yine burjuva egemenli¤i- Ama buna (ve bunlara) karfl›n “1 May›s’›n ‘bahar’ falan de¤il de, ‘emek’ kutlamas› olanin kronik korkusuydu! rak resmi tatil haline getirilmesi de, AKP hüBunlar böyleyken; b›rak›n›z AKP’nin resmi kümetine kalan ifllerden biri oldu. tatil manipülasyonu! Ya da Baflbakan Erdo¤an’›n, “1 May›s dostluk içerinde geçsin.” fiimdi ben bu yaz›y› yazarken, televizyon kanallar› da Taksim’den ‘naklen yay›n’ yap›yor… demogojisini! 1 May›s’›n tatil ilan edilmifl olmas› önemli bir kazan›m falan de¤ildir. Bunu fazla abartmay›n… 1 May›s’› önemseyen kim, “resmi tatil de¤il” diye eylemlere kat›lmazl›k ediyordu ki? Aslolan, T.“C” devletinin resmi flantaj ve dayatmalar›d›r! ***** 29 Nisan 2009 tarihli ‘Zaman’ gazetesindeki ‘Yorum’ köflesinde AKP Genel Baflkan Yard›mc›s› Hüseyin Tanr›verdi, “1 May›s kavgan›n de¤il, bar›fl›n ve kardeflli¤in günü olmal›.”[6] diye buyursa da; yine ayn› tarihli ‘Zaman’ gazetesinde flöyle bir haber daha yer al›yordu: “1 May›s için uçakla 5 bin polis ‹stanbul’a tafl›nacak!” Bu yetmezmifl gibi, Emniyet 1 May›s öncesinde D‹SK’i izlemeye ald›. D‹SK binas›n›n çevresine 3 tane mobese kameras› kondu! Ayr›ca tüm ‹stanbul’a da binlercesi… “Bu 1 May›s’ta polis gene orant›s›z güç kullanacak.” vurgusuyla 28 Nisan 2009 tarihli yaz›s›nda ekliyordu Ifl›l Özgentürk: “‹natla 1 May›s’ta Taksim’e gitmek istiyorum!” Evet Taksim’de olunmal›yd›; haks›z da de¤ildi… Ancak “orant›s›z güç kullan›laca¤›”n› kestirmek içinse “kahin” ya da “müthifl bir öngörü” sahibi olmak gerekmiyordu… Bunu hep yap›yorlard›, yapacaklard› da… ***** Tüm bunlara karfl›n as›ls›z “umut”lar›n, lafolojinin, yaygara ve yalanlar›n efendisi olan liberal solculara gelince… Hat›rlay›n; AKP’ye ve Gül’üne ne kadar da “umut” ba¤lam›fllard›!

fiu özgül durumda, ‘1 May›s’› ille Taksim’de kutlayaca¤›m’ ›srar› da ak›lc› bir politika olmaktan ç›k›yor.”[7] diyebiliyordu hâlâ ve neo-liberal bir körlükle Murat Belge! Üstelik Kad›köy’e bile gitmeden ve 1 May›s’› bir kez daha (2008’deki gibi!) TV ekranlar›ndan izleyerek… Bunun yan› bafl›nda; bir zamanlar “yolumuz iflçi s›n›f›n›n yoludur,” diye mangalda kül b›rakmay›p, ard›ndan da “elveda edebiyat›”na çark ederek; nihayet solu¤u liberal “Taraf”ta alan Oya Baydar’a dahi, “Bu 1 May›s beni çok mu iyimser yapt› acaba?” dedirten 2009 gerçe¤i belli çevrelere de “rahats›zl›k” vermedi de¤il hani! Mesela Ahmet Hakan’a göre, “Teflvikiye kahvelerinde k›zarm›fl patatesin yan›nda sunulan hardal sosuna al›fl›k olan semt ahalisi, bu kez sokaklarda hardal gaz›yla tan›flt›… Bo¤azlar yand›, gözler yaflard›… Yüzleri k›rm›z› maskeli göstericiler ile tam donan›ml› polisler aras›nda kalan Teflvikiyeliler, ne yapacaklar›n› flafl›rd›lar…” Ayr›ca Hadi Uluengin de, “Vandallar” dedi¤i 1 May›s eylemcilerinin “ma¤dur”lar›ndan! Ne yapal›m?! Çevreye bu tür “rahats›zl›k”lar da veriliyor! Kolay m›? Tam Can (Yücel) Baba’n›n, “‹flçi Marfl›”ndaki gibi olunca, kimi çevreler de rahats›z olmadan olmuyor bu ifller: “Hava döndü iflçiden iflçiden esiyor yel/ Duman› da¤›tacak y›ld›z-poyraz bafllad›/ Bahar yak›n demek ki mevsim böyle k›fllad›/ Bu f›rt›na yar›nki sütlimanlara bedel/ Hava döndü iflçiden, iflçiden esiyor yel…” *****

1 May›s’›n Taksim’de kutlanmas› için Cumhurbaflkan› Gül ile görüflülüp, “kutlamaya ‹yi de niçin Taksim bu kadar önemliydi mi? s›cak” denilmiflti. Öncelikle ve Tufan Türenç’in ifadesiyle, “TakArd›ndan da -malumun ilam› üzere-, “s›cak” sim emekçilerin kutsal tutkusudur”! denilen Gül, “su koyup”; resmi görüflü tek- ‹stanbul’da ancak, yasaklanm›fl Taksim’de kutlan›lacak bir 1 May›s anlaml›yd›, anlaml› rarlam›flt›…

10 | TAVIR | MAYIS 2009

olabilirdi; aksi takdirde, rutinin “tekrar›” ba¤lam›nda bir fley yap›lm›fl say›lmayaca¤› gibi, 77 1 May›s’›na da ihanet edilmifl olacakt›… Taksim’e girilmese de Rosa Luxemburg’un, “Hep yüksek sesle neyin ne oldu¤unu söylemek, en devrimci eylemdir”; Afl›k ‹hsani’nin, “Korkuyorlar, korkacaklar, korksunlar/ Geliyoruz, gelece¤iz, yak›nd›r,” sözleri an›msanmal›yd›… An›msand› da! Kimse kimseyi kand›rmas›n. ‹stanbul’da 1 May›s’›n nerede kutlanaca¤›, bir güvenlik-asayifl tart›flmas› de¤ildi. Aksine resmi ideolojik hegemonyan›n dayatmalar›na “boyun e¤mek” ile, “hay›r” demek aras›ndaki netlikti; saflaflmayd›; tercihti; tav›rd›! Çocuklar bile bilir ki, k›sa bir süre öncesinde polis haftas› etkinliklerinin yap›ld›¤› bir yerde 1 May›s’›n yasaklanmas› bir dayatmayd›! Bu yüzden, e¤er Taksim’de de¤il de, herhangi baflka bir meydandaysan, kendini kand›rma, senin kat›ld›¤›n fley 1 May›s filan de¤ildi... ***** Çat›flmalar kapsaml› ve sertti… Yani “Taksim’i bar›flç›l toplant› ve gösterilere kapatmak, ‹nsan Haklar› Evrensel Bildirgesi’ne ve dolay›s›yla da Anayasa’ya ayk›r›d›r! Dava açan kazan›r!”[8] diyen ‹smet Berkan’›n “yasal” hayallerinden farkl›yd›! Resmi verilere göre, 52 yaral› (22’si polis) ve 108 (29’u kad›n) gözalt› vard›… Malum üzere: “25 bin polis görev ald›”! “Yine gaz bombas› ya¤d›”! “Polis gaz bombas› yetifltiremedi”! Has›l› mühimmatlar› 2009’da da tükendi… ‘Hürriyet’ muhabiri, bir emniyet amirinin olaylar› yerinde denetleyen ‹stanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’a, “Bence hiç bekletmeden bu grubu Taksim’e götürelim müdürüm. Kenarlardan çok kat›l›m oluyor engelleyemiyoruz.” dedi¤ine tan›k oldu… Gerçekten de flaflk›nd›lar… Mecidiyeköy’deki göstericiler binlerceydi… ‹stiklal’deki yo¤unluk 2000 civar›ndayd›… Tarlabafl› Bekar Sokak civar›nda fliddetli ça-


makale

t›flmalar oldu… Harbiye, Gümüflsuyu, Cihangir’de çat›flmalar›n sertli¤i orta yerdeydi… Taksim güzergah›nda polis barikatlar› y›k›ld›… Pangalt›, Kurtulufl, Mecidiyeköy, fiiflli (Ergenekon Caddesi çevresi-Bomonti), Halaskargazi, Niflantafl›, Cihangir (Firuz A¤a Camii civar›), Dolapdere, Tarlabafl› çat›flmalar› ve Kurtulufl’ta polisin kurflun s›kmas›… T›pk› ‹stanbul Valisi Muammer Güler’in, “Son iki y›l 1 May›s günü kâbusumdu.” itiraf›ndaki üzereydi her fley 2009’da da; gazete manfletlerine yans›d›¤› gibi: “Arka sokaklar savafl alan›!”[9] “Meydanda bar›fl, sokakta savafl”![10] “Sapan timi iflbafl›nda!”[11] Ha bir fley daha: Ergenekon Caddesi’nin Feriköy taraf›nda eli baltal›, sat›rl› ve kalasl› 50 kiflilik ülkücü bir grup göstericilere müdahale etti. Eli baltal›, sat›rl› ülkücülere, yan› bafllar›ndaki polis kay›ts›z kald›! Yani emekçilerin ufak bir k›p›rt›s›yla “titreyip” özlerine dönmüfllerdi… Bunda da “flafl›rt›c›” bir fley yoktu! (Ha geçerken, bu konuda ‹smet Berkan nereye baflvurmam›z› sa¤l›k veriyor acaba?!) Ve nihayet ‘Radikal’ gazetesinin ironik betimlemesiyle, “…‘Taksim Nerede?’ sorusuna yan›t: Barikat› takip et”ti! Özetin özeti bol “limon suyu”na bulanm›fl bez/mendil ile soluk almay› baflarmay› ö¤renen 1 May›s yürüyüflçüleri, ac›l› biber gazlar›yla gözleri sulana sulana 1 May›s Alan›’na dört saatte eriflebildi. Kat›l›mc›lar, “‹flte Taksim, ‹flte 1 May›s” slogan› eflli¤inde coflkuyla alana girdi. Böylelikle, T.“C” devletinin ezilenlere karfl› ördü¤ü “Taksim Duvar›” da y›k›lm›fl oluyordu! Hem de hepimize, Benjamin Franklin’in, “‹yi mazeretler bulmay› baflaranlar›n, baflka fleyler baflarabildi¤i çok nadiren görülür.”; Bernard Shaw’›n, “Yapabilenler yapar; yapamayanlar yapmay› ö¤retir.” deyifllerini bir kez daha an›msatarak! ***** Her 1 May›s’ta “Müge Çiçe¤i” takarlar Fran-

s›z proleterleri yakalar›na, t›pk› bizim karanfil takt›¤›m›z gibi…

lafazanlar da alanda yoktu… *****

Çiçeklerin açmas›… Ça¤la vaktinin kap›m›z› çalmas›… Do¤an›n k›p›r, k›p›r deliflmenli¤i… Leyleklerin yollara düflmesi… Cemrenin topra¤a düflmesi… vd’leri… Hepsi ama hepsi isyanc› bahar›n kap›m›z› çalmas›na delildir…

Hay›r; “Taksim özgür” diyen fiükran Soner yan›l›yor! Çevresi, barikatlarla örülü bir Taksim “özgür” say›lamaz… Taksim’e ç›kmam›z bir “zafer” de¤il. Unutulmas›n, girdi¤imiz alan›n etraf› yine polis barikatlar›yla çevriliydi. Ancak bu alana girmek önemli, hem de çok önemliydi. Kimse bunu küçümsemesin.

Evet, 1 May›s’a iflte bunlarla gelen isyanc›l›¤›yla Adnan Yücel’in dizelerini an›msat›r hepimize, herkese: “Bitmedi daha/ Sürüyor o kavga ve sürecek/ Yeryüzü aflk›n yüzü oluncaya dek”! ***** Yalç›n Do¤an gibiler, “Bugün 1 May›s, bugün bayram ve y›llar sonra ilk kez bayram. Ama, kayg›l›y›m. Ama, rahats›z›m.”[12] paranoyalar›yla kavrulurken; 1 May›s’›n arifesinde devletin yine rutinleflen Taksim eksenli sald›rganl›¤›yla yüz yüzeydik… Bu ayan beyan ortadayd›. Buna iliflkin yorumlanacak ne olabilirdi ki? T›pk›, “Nedir en zor fley? Görmek gözünün önündekini!” diyen Goethe’nin uyar›s›ndaki üzere…

Evet belki bir zafer de¤il; ama zaferin yolunu açacak önemli bir çat›flmay› kazand›k; kavgadan yüzümüzün ak›yla ç›kt›k… ***** 1 May›s 2009 bize (2007 ve 2008’in devrimci dersleri eflli¤inde) “Gîya di bin keviran de namîne/ Ot tafl›n alt›nda kalmaz” gerçe¤ini gösterdi… Onlar “tafl” ise; biz, serpilip geliflen hayat›n simgesi olan yeflil otuz! ‹flte tam da bunun için “ezilsek” de yok edilemeyiz! 2 May›s 2009 18:43:41, Ankara.o

V. ‹. Lenin’in uyar›s›yla, tarihin izledi¤i yolun Nevski’nin kald›r›m› gibi düz olmad›¤›n›; Mahir Çayan’›n deyifliyle, devrim yolunun engebeli, dolambaçl› ve sarp oldu¤unu bilenler olarak; yeryüzünün aflk›n yüzü olmas› için, 32 y›l sonra, yine ve Gülay Beceren’in bacaklar›yla Taksim’deydik! Çünkü Taksim’in, 1 May›s 1977’den beri 1 May›s alan› oldu¤una iliflkin kararl›l›¤›m›z, Nâz›m Hikmet’in, “Yaflamak: ümitli bir ifltir, sevgilim,/ yaflamak: seni sevmek gibi ciddi bir ifltir,” dizelerindeki içtenlikle teslim al›namam›flt›… Evet, y›llardan sonra yeniden (mücadele eden kaybedebilir. Mücadele vermeyen ise haklar›yla beraber onurunu da çoktan kaybetmifltir kararl›l›¤›yla) Taksim’deydik… “Yaflas›n 1 May›s… Biji Yek Gulan… Wefliye 1 Gulane… Skidas 1 Mayisi… Worepsew 1 May›se…” diye hayk›rarak ç›kt›¤›m›z Taksim’de gördük ki: 1 May›s’a ça¤r› ç›karan ayd›n/ sanatç›lar›n ço¤u orada olmad›¤› gibi; Türkiye’de “demokratl›¤›” hiç kimseye b›rakmayan, Ergenekon konusuyla ba¤›nt›l› olarak önüne geleni “darbeci” ilan eden, liberalizme “Taraf” veya “Sivil Toplum”cu

NOTLAR [1] Konfüçyüs. [2] “Kad›köy’de fiölen Havas›”, Sabah, 2 May›s 2009, s.18. [3] “Kad›köy’de El Ele”, Hürriyet, 2 May›s 2009, s.1-23. [4] “Deri-‹fl’in Sert Elefltiri”, Cumhuriyet, 2 May›s 2009, s.8. [5] Sevgim Denizalt›, “Neden Taksim’de De¤iliz?”, Birgün, 2 May›s 2009, s.4. [6] Hüseyin Tanr›verdi, “1 May›s Kavgan›n De¤il, Bar›fl›n ve Kardeflli¤in Günü Olmal›”, Zaman, 29 Nisan 2009, s.24. [7] Murat Belge, “1 May›s Ama Taksim’de”, Taraf, 2 May›s 2009, s.3. [8] ‹smet Berkan, “K›sa Bir 1 May›s Yaz›s›”, Radikal, 2 May›s 2009, s.3. [9] “31 Y›l Sonra Taksim”, Milliyet, 2 May›s 2009, s.1. [10] “Meydanda Bar›fl, Sokakta Savafl”, Sabah, 2 May›s 2009, s.1. [11] As›m Günefl, “Sapan Timi ‹flbafl›nda”, Hürriyet, 2 May›s 2009, s.1. [12] Yalç›n Do¤an, “Bugün Yabanc›lar da Yürüyor”, Hürriyet, 1 May›s 2009, s.13.

MAYIS 2009 | TAVIR | 11


deneme

bizim delilerimiz sibel özbudun

“Dünya delilerin yüzü suyu hürmetine dönüyor.” (Hasan Ali Toptafl.)

caddeye bakan yüzünde, “uzayl›” giysileriyle binlerce polis: kasklar›, kalkanlar›, coplar›, gaz maskeleri, dizlikleri, çelik yelekleri… (Harbiye kavfla¤›nda ikisinin sohbeti çal›n›yor kula¤›m›za: “Buraya 30 bin polis y›¤›ld›; nas›l aflacaklar ki onlar›?”) Beri taraf›nda, “bizim deliler”: soluk benizli, iflporta giyimli, çelimsiz, bir simitle bir gün geçiren cinsinden. Avurtlar› göçük, ince bilekli gencecik kad›n ve erkekler. Gözü karartm›fl…

1 May›s 2009 efli¤inde, ana hatlar›yla iki çizgi biçimlenmiflti solda: ak›ll›lar ve “deliler”(!)…“Ak›ll›lar”(?), 1 May›s’ta Taksim ›srar›n›n çocuksulu¤undan, “sol aktivizm”le malûllü¤ünden, uygun konjonktürü bekleme gere¤inden, s›n›f›n birli¤inden, y›¤›nsall›k gere¤inden, provokasyona gelmemeden vb. vb. dem vuruyorlard›. ‹stanbul valisi Muammer Güler de “makûllük” söylemleriyle sanki “arka ç›k›yor”du onlara! Deliler ise, -adlar› üstünde, deliydiler iflte- itidal ça¤r›lar›na, provokasyon kokular›na -öyle ya, Emniyet ne hikmetse durmufl durmufl, 1 May›s’a üç kala, “terör örgütleri”nin pefline düflmüfl, on küsur kentte “ope-

12 | TAVIR | MAYIS 2009

rasyonlar” düzenlemifl, hatta “tek kiflilik” bir örgütü çökertmek için Bostanc›’da, güpegündüz, yurttafllar›n can güvenli¤ine filan bofl verip saatlerce çat›flm›flt›…- kulak asmadan yollara döküldü. ‹flçisiyle, memuruyla, ö¤rencisiyle, esnaf›yla, iflsiziyle, kad›n›yla, erke¤iyle, Kürdüyle, Türküyle, Ermenisiyle, Alevisiyle, Sünnisiyle, ateistiyle, genciyle, aksaçl›s›yla… Uluslararas› dayan›flma ad›na orada olan, dünyan›n dört buca¤›ndan s›n›f kardeflleriyle birlikte… Taksim’e ç›kan bütün caddelere aç›lan bütün yollar barikatlarla kapat›lm›flt›. Barikatlar›n

Ve “barikat› aflabilenleri yasal, aflamayanlar› yasad›fl›” ilan eden AKP “makûllü¤ü”: Demir engelleri “müzakere” ya da “kol” gücüyle afl›p caddedekilere kat›labilenlerle birlikte büyüyor kortej… “Makûlü 600-1000 kiflidir,” buyurmufltu ya ‹stanbul beylerbeyi… Makûl x 2; makûl x 3, makûl x 4… Yürüyor bizim deliler. Ve her barikat›n önünde dural›yor: Hayk›r›yor “Makûl x 4”: “Barikat› Aç!” Barikat gerisindeki “deliler” kaynafl›yor: “Faflizme Geçit Yok!”; “Yaflas›n Devrimci Dayan›flma!” Gaz bombalar›: göz gözü görmüyor… Nefes alabilmek için kendini menzil d›fl›na atanlara, kalanlar sesleniyor: “Geri dönün arkadafllar, yürüyüfl devam ediyor!” Tafllar, pet flifleler, pankart sopalar› uçufluyor havada. Deliler, geri dönüyor, yüzleri, gözleri limona, sirkeye belenmifl… Say›lar› artm›fl m› ne? Polis telsizinden, gazete manfletlerine tak›lan bir çaresiz ça¤r›: “Amirim, barikat› zorluyorlar, çok kalabal›klar, açal›m m›?” Bir barikat› daha geride b›rak›yor “Makûl x 5”… D‹SK’li iflçiler, KESK’li kamu çal›flanlar›, TMMOB’li mimar-mühendisler, TTB’li he-


deneme

nunda, nihayet Taksim… Yüreklerimizden güvercin sürüleri havalan›yor - hem 32 y›l önce orada olanlar›m›z›n, hem de üçüncü kez Taksim’i zorlayanlar›m›z›n… “Makûl x 6” tek yürek, hayk›r›yor: “‹flte Taksim, ‹flte 1 May›s!” Köfledeki simit saray›nda enterne edilmifller, pencerelerden yar› bellerine kadar sarkm›fl, alk›fll›yor, zafer iflareti yap›yor, sesimize ses kat›yorlar… Bir süre sonra polis ambargosu kalkacak, onlar da boflanacak meydana… Önce an›ta bayrak dikme: Taksim’deki an›t, bir anda isyan›n bütün renklerine boyan›yor, flaflk›n… Ses arac›, deli y›¤›n›n› Kazanc› Yokuflu bafl›na yönlendiriyor. Yokuflun öbür ucunu yine polis tutmufl. Bir kez daha hayk›r›yor deliler: “Barikat› Aç!” 32 y›l önce orada b›rakt›klar›m›z, bizleri bekliyor. Bizim saç›m›za ak düflmüfl, omuzlar›m›z biraz çökkün. Onlar ise hiç de¤iflmemifller. Gepgenç, ve hep umut dolular. “Biliyorduk gelece¤inizi,” diyorlar. Karanfillerle kucakl›yoruz birbirimizi… Hep beraber halaya duruyoruz, 1 May›s Alan› boyunca… Art›k biliyoruz: 2010’un 1 May›s’›nda, “makûl x 100, makûl x 1000” olaca¤›z orada. “Bizim deliler” yaln›zca polis barikat›n› y›kmakla kalmad›; daha önemlisi bir “psikolojik bariyeri” devirdi… Art›k biliyoruz: bundan böyle “hep yenilen tak›m” olmayaca¤›z biz.

kimler, barikat› aflabilen DTP’liler, Halk Cepheliler, SDP’liler, EHP’liler, ÖDP’liler, Partizan’c›lar, Kald›raç’l›lar, ESP’liler, SP’liler, Aka-Der’liler, Al›nterici’ler, K›z›l Bayrakç›’lar, anarflistler, Ö¤renci Kolektifleri, feministler, Pir Sultan’c›lar, -ad›n› unuttuklar›m, göremediklerim beni ba¤›fllas›n- ve… “Çarfl› Krize Karfl›!” fliar›yla yürüyen BJK’liler… Uluslararas› Dayan›flma ad›na yan›m›zda olanlar›n gözleri parl›yor. Seslerini yükseltiyorlar onlar da: “El pueblo unido jamas sara vencido! / Birleflik bir halk› hiçbir kuvvet yenemez!”

Taksim’e yaklafl›rken D‹SK’in ses arac›ndan bir kez daha 1 May›s marfl› yükseliyor. Delilerin yüreklerinde bir k›p›rt›… Olacak m› gerçekten?

Bunu alana gireniyle, giremeyip de sokak sokak direneniyle, “bizim deliler” sa¤lad›… Özellikle de barikat›n gerisinde kal›p da sokaklar› güvenlik güçlerine dar eden, kafas›, gözü yar›l›, kolu sat›rla do¤ranm›fl, dizkapa¤› parçalanm›fl o gözükara çocuklar…

Elmada¤’da durakl›yoruz… Alana 31 y›l sonra, Türkiye’nin yüzüncü 1 May›s’›nda hep birlikte girebilmek için tüm barikatlar›n aç›lmas›n› beklemek… CHP’lilerin alana tek bafllar›na girme flantaj› bu dayan›flmay› engelliyor…

Ve de bu kez sonuna kadar, ›srarla onlar›n yan›nda duran D‹SK ve KESK yöneticileri… Saint Exupéry’nin, “‹nsan olmak özellikle sorumlu olmak demek. Bir tafl koyarken bile, yeryüzünün kurulufluna katk›da bulundu¤unu o insan›n duyumsamas› demek,” sözlerindeki üzere 1 May›s Alan›’n› hep birlikte geri kazand›k… Hepimize kutlu olsun!

Tam 31 y›l süren bir “uzun yürüyüfl”ün so-

2 May›s 2009, Ankara.o

MAYIS 2009 | TAVIR | 13


fliir

zulme direnmektir hayat ahmet telli

On befline bast› m› dudaklar›nda bir türkü elinde bayrak kavga sokaktaki oyuna benzer art›k çocuklu¤u benzemez çocuklu¤a Deniz okflayabilir mi sar›fl›n bir da¤›n rüzgarl› saçlar›n› uzanarak yelesine hayat›n tutuklayabilir mi zindanlar onun vuruflkan sevdas›n› Açar da ac›n›n rüzgar›na hüznün solgun yelkenini ne zindan karanl›¤› ne zulüm ne iflkence indiremez dudaklar›ndaki gülümsemenin bayra¤›n›

14 | TAVIR | MAYIS 2009


inceleme

yirmi befl y›ld›r sahneler vas›f’s›z mehmet esato¤lu

Amsterdam'da 25 y›l önce bir May›s sabah› provaya gitmek üzere haz›rlanan Vas›f Öngören, o sabah acep neler düfllüyordu? Elinde henüz tamamlayamad›¤› bir oyun metni “Yeni Nesil”, yan› bafl›nda birlikte çal›flt›¤› müzikçi Tahsin ‹ncirci'yle prova yapmak üzere yollara düflecekti. Tam kap›dan ç›kmaya haz›rlan›rken kalp krizinin onu durdurufluyla yere y›¤›ld›. Naz›m Hikmet'i de, Bertolt Brecht'i de vurup geçen o kalp krizi... Her üçü de yürekleri çok önemli ifller üretmek üzere çarparken onlara ac›mas›z darbeyi indiren kalp krizi. Hem de yafllar› henüz k›rk ve altm›fl civar›ndayken. Yaflam önümüzden ak›p gider. Kimimiz fark›nda bile olmay›z olup bitenin. Kimimiz bakar›z ama olup bitene bir anlam veremeyiz. Kimimiz anlar›z olup biteni “Ne yapal›m?” diye düflünüp kal›r›z. ‹çimizden birileri ise hem olup bitene bakar, hem de onun gelmifline, geçmifline, gelece¤ine bakarak yorumlar yapar, o süreci anlatan yap›tlar üretir. Aradan geçen uzun zaman›n sonunda yaflanana, insana iliflkin seller akt›ktan sonra kalan kumlar, yazar›n ürettikleridir. ‹nsan›n insanla iliflkisine dair, döneme dair, yaflanana dair tüm izler orada durur. Dünü anlay›p bugünü yorumlamak ve yar›na dair yol arayan herkes yazarla buluflmak onu okumak anlamak için kollar› s›var. Bu aç›dan bakarsak yazar Vas›f Öngören k›sac›k ömründe (46 y›l) ülkemizde yaflanana ve insana dair çok önemli yap›tlar b›rakm›flt›r. Vas›f Öngören’in oyunlar› 60’l› y›llardan bugüne insan›m›z›n yaflad›¤› sürecin trajik öyküleridir adeta. Oyunlar›nda kurgulad›¤› dünyada, sahneye ç›kan ve ç›kamayan yüzlerce insan figürü karfl›m›zdan akar, geçer. Kimi do¤rudan olup bitenin sorumlusudur, kimi ma¤duru. Kimi sahnede görünmez, varl›¤› oyunun tek bir sat›r›nda geçse de yaflanan›n önemli bir parças›d›r. Vas›f Öngören bütün bu insanlar› al›r ak›p giden zaman sürecinde de¤iflen yüzleriyle karfl›m›za koyar. Onlar›n “harikulade” serüvenlerini ve de¤iflimlerini büyük bir e¤lenceyle izleriz. Kim sürecin bafl›nda neyi savunurken nereye savrulur, kim nerede ayak diremeye çal›fl›rken bafl›na ne haller gelir. Öngören olup bitene a¤›t yakmaz, “keflke” diye tarih yazmaz, “böyle gelmifl böyle gider” de demez, anlat›r olaylar›n ve insanlar›n dört bir yan›nda dolanarak.

Yolunu “canl› gerçek”ten geçirir. Ö¤retinin ›fl›¤›yla bakar ama ö¤retiyi ö¤retmeye kalkmaz. Bu basit bir yöntem gibi görünürken asl›nda oldukça zor ve çetrefillidir. Bilgi, görgü birikimi gerektirir. 60’lar›n de¤iflen Türkiye’sinde tiyatroyla u¤rafl›r Vas›f Öngören. Bir derginin kapa¤›nda ç›kan foto¤raf›n› an›ms›yorum. Beyaz›t’ta 27 May›s darbesine giden günlerde meydanda olup bitene bakmaktad›r Öngören. Tam önünde vurulmufl bir genci götürmektedirler. O da bir yan›yla eylemin içindedir di¤er yan›yla soru dolu gözlerle bakmaktad›r olup bitene. O soru dolu gözlerle bakan adam, al›r eline kalemi, gideni ve gel-

MAYIS 2009 | TAVIR | 15


inceleme

mekte olan› -ön sezilerle alelacele saptamalar yapmadan- bir bilim adam› titizli¤iyle incelemeye koyulur. Örne¤in 60'l› y›llar›n bafl›nda Almanya’ya katar katar emekçi tafl›yan trenlere bakar. “Almanya Defteri” adl› oyununda çöküp gitmekte olan süreç içinde elinde hiçbir fleyi kalmayan bir sosyal s›n›f›n sürükleniflinin trajik öyküsünü anlat›r. S›radan, masabafl›nda öylesine akl›na gelip çiziktirdi¤i bir oyun de¤ildir “Almanya Defteri”. Bir Türkiye, bir Almanya yan›ndan bak›larak yaz›lm›flt›r. Emekçilerle hafl›r neflir olmufl bir yaflant›n›n zengin ›fl›¤›yla üretilmifltir. Brecht tiyatrosunu ö¤renmek için oyuncu Nuran Oktar’la Almanya’ya do¤ru yollara düflmüfltür Öngören. Orada her türlü iflte emek harcayarak bir yandan Brecht tiyatrosunu ö¤renirken öte yandan da oraya gelen emekçilerin serüvenlerini yak›ndan inceler. O ellerde s›rf Almanya Defteri’nin Recep Usta’s› ve aile efrad› de¤il “Asiye Nas›l Kurtulur”un Asiye’leri, Zehra’lar› da ç›kar karfl›s›na. “Asiye Nas›l Kurtulur”, ülke tiyatrosunda bir dönüm noktas›d›r. Her fleyin al›n›r sat›l›r oldu¤u bir dünyan›n ortas›nda kalan insan›n trajik durumunu süreç içinde inceler. Burjuva dünya görüflü, ahlak de¤erlerini sorgular Öngören. Onlar›n ipli¤ini pazara ç›kar›r. Emek güçlerinin kendi örgütünü, “omurgas›”n› yaratmaya çal›flt›¤› y›llarda Öngören de oyunuyla sistemi ve onun insan üzerindeki bask›s›n›, sömürüsünü ve oynad›¤› oyunlar› sorgulatmaya çal›fl›r izleyiciye. “Oyun Nas›l Oynanmal›”da ise 70’lerin Türkiyesi vard›r karfl›m›zda. Bir yanda ekonomik omurgas›n› oluflturma yoluna girmifl, hakk›n› aramaya soyunan emekçi kitleleri, öte yanda bireysel kurtulufl u¤runa anas›n› bile “satmaktan” çekinmeyen Seviller, onlara olta uzatan Kudretler vard›r sahnede. Öngören bu ikilemi e¤lenceli bir dille anlat›r ve bireysel kurtuluflun ç›kmaz yollar›nda ömür tüketen küçük burjuvalar›n yaklafl›m›n› sorgular ve sorgulat›r. Son oyunu “Zengin Mutfa¤›” uzun bir yolculu¤un sonucu yaz›l›r. 60’l› y›llardan bu yana dikkatle inceledi¤i, üzerine okumalar yapt›¤› faflizm, ülkede azg›n difllerini ortaya ç›karm›fl ve emekçi mücadelesinin önüne dikilmifltir. 1976’da kurdu¤u “‹stanbul Birlik Sahnesi”nde sahnelenen “Faflizmin Korku ve Sefaleti” oyunun haz›rl›k günlerinde topluluk içinde yap›lan faflizm tart›flmalar›nda özgün tahliller üreten Öngören, 1977 genel seçimlerinde oyunu 1 milyon seviyesine ç›kartan faflist partinin yükselifli karfl›s›nda edilgen kalmaz ve zengin mutfaklar›n›n art›klar›ndan faflistlerin nas›l beslendi¤ini anlatan bir oyun kaleme al›r. Faflistler oyunun oynand›¤› tiyatroyu bombalayarak susturmak isterler onu. Zengin Mutfa¤›” oyununun fonunda omurgas›n›, örgütlülü¤ünü

16 | TAVIR |MAY›S 2009

oluflturma yolunda ad›mlar atan ülke emekçileri, önde ise mutfaklarda beslenen emek düflman› maflalar›n ve arada kalanlar›n öyküsü vard›r. Öngören’in bas›lan dört oyunu mevcut. Fakat bir de dilden dile dolaflan metni ortaya ç›kmam›fl bir dolu da oyun projeleri var. 2003 y›l›nda Öngören'in k›z› oyuncu Asl› Öngören ve ‹stanbul Sahnesi’yle yapt›¤›m›z Almanya turnesinde yar› yaz›lm›fl, anlat›mlarda kalm›fl bu oyunlar›n öykülerini dinledik onun dostlar›ndan. Kimilerinin müzikleri bile bestelenmiflti. Besteci Tahsin ‹ncirci “Yeni Nesil” oyunun müziklerini verdi bize. Yazar Vas›f Öngören en az›ndan oyunlar›yla bize büyük bir hazine b›rak›rken yönetmen ve kuramc› Öngören’e iliflkin daha az malzemeye sahibiz. Onunla çal›flan bir dolu tiyatrocunun anlatt›¤› parça parça aktar›mlar ve yaz›l› notlarda bugün sahnelerde örne¤ine rastlayamad›¤›m›z bir tiyatro insan›, bir yönetmen modelinin izleri var. Vas›f Öngören’in kuram› prati¤i ile içiçedir. Öngören, kimi kuramsal sözleri al›nt›lay›p yinelemek yerine kuram›n› prati¤in içinde ülkenin özgül koflullar›nda yo¤urup var etmifltir. Yani kimileri gibi kuramsal ve estetik “ithalatç›l›k” yapmam›fl aksine ö¤retiyi önündeki karanl›¤› ayd›nlatmak için kullanm›fl, oradan yeni sonuçlara ulaflm›flt›r. Vas›f’›n politik duruflu ile politik serüveni de¤iflik yollar izler. Duruflu eme¤in saf›ndad›r ve yolunu s›n›fs›z ve sömürüsüz bir dünya olarak çizmifltir. Politik serüveni ise ’68’in ve ’70’lerin ortam›ndan etkilenmifltir. Bulundu¤u politik ortamlarda ise “uyaro¤lu” olmak yerine ayk›r› olmay› ye¤lemifltir. Bir de yaln›zca yak›n dostlar›yla paylaflt›¤›, öne ç›karmad›¤› müzisyenli¤i, ressaml›¤› var. O alanlarda da kafas›nda binbir önerisi var. Belki o alanlarda yapt›¤› önerilerini süreç içinde keflfedip, alg›lay›p düflünsel da¤ar›m›za kataca¤›z. Son olarak Vas›f Öngören’in yaflam ve sanat serüvenine bakt›¤›m›zda flöyle bir manzaray› görüyoruz; Öngören yaflamda da sahnede de düflünmeyi öneriyordu. Karfl›s›nda ise düflünmeyi “akla zarar” gören bir anlay›fl temelinde yap›lanm›fl güruhlar vard›. Bunlar gerek politik alan›, gerekse kültür-sanat alan›n› kaplam›fllard›. Ayk›r› olana kendi “tezgah”lar›na zarar verebilece¤i endiflesiyle sald›r›yorlard›. Sisteme “karfl›” olduklar›n› ilan edip sistemin iliflkilerini kendi içlerinde yeniden üreten bu güruh Ankara’da da ‹stanbul’da da Berlin ve Amsterdam’da da Vas›f Öngören ve onun gibi ayk›r› yürüyen sanatç›lar›n önüne ç›k›p onlar› engellemeye çal›flt›lar. 1984 ise onlar›n “rahat nefes ald›¤›” bir y›l oldu. Çünkü tiyatronun ayk›r›s› Vas›f Öngören’i may›sta, sineman›n ayk›r›s› Y›lmaz Güney’i ise eylülde yitirdik. Onlar 25 y›ld›r Vas›f Öngören’den kurtulduklar›n› san›yorlar. Oysa s›n›flar›n var oldu¤u, emperyalizmin ac›mas›zca sald›rd›¤› bir dünyada yaflam her gün Vas›f’› ve onun gibi sanatç›lar›, düflünürleri bir kez daha gündeme getiriyor. o


mektup

hapishanelerine bahar gelmi memleketimin.... ümit ilter

Nagehan Abla İle Gamze’nin Sohbetine Dair… “Haberin var m› taş duvar? Demir kapı , kör pencere Yastı ğı m, ranzam, zincirim… Dağları na bahar gelmiş memleketimin.” (Ahmed Arif)

gözün. Halka ve hakikate taş olduğun için, bahar› da göremezsin sen. Ama biz, bahar› ömür eylemişiz. Senin haberin olmaz pis duvar. Demir kap›, kör pencere de bilmez bahar›n gelişini. Çünkü onlar›n hakikatli dostu yoktur. Baharla halaya duran yoldaşlar› yoktur cümle âlemde. Ama bizim hayata bahar getiren can yoldaşlar›m›z var yedi cihanda. Her dilden, milliyetten, dinden, renkten emekçi insanlard›r onlar ve hep bir ağ›zdan hayk›r›rlar: “Enternasyonalle kurtulur insanl›k…” İnsanl›k kurtulmas›n diye vars›n sen ey köhne duvar. Onca zulüm, bunca vahşet ve sen, bunun için vars›n›z. Ama işte alay›n›z nafile. Çünkü may›s›n k›rm›z��� damgas›n› vurmuştur hayat denilen meydana. Ve bahar gelmiştir memleketime… Dağ la r› na da so ka ğ› na da ba har ge lir memleketimin. Ama senin haberin olmaz taş duvar. Sen olanca soğukluğunla bahar›n varoluşuna düşmans›n çünkü. Ve fakat ve sana inat, biz hissederiz bahar›n k›p›rdayan ayak seslerini. Çünkü önce bizim aln›m›za düşer bahar›n müjdesi. Sen bilmezsin börtü böceğin bahar› nas›l selamlad›ğ›n›. Hele kuşlar nas›l da ç›ld›r›rlar. Ve güneş, en gönülçelen elbisesiyle gezip tozmaya ç›kar. Sen bilmezsin ama biz, bir tomurcuğun patlay›ş›n› bile duya-

r›z. Aha, tam şuram›zla duyar›z. Ağaçlar›n yüzü gözü aç›l›r şimdi. Mahçup bir gelin gibi k›zarmaya başlar meyvelerin cemali. Sular bile şaha kalk›p selam dururlar bahara. Senin bunlardan zerrece haberin olmaz kem duvar. Ama yedi kat beton alt›nda olsak da, duyar›z bahar›n kokusunu biz. Turnalar›n semah›n› bile görürüz. Ama sen göremezsin. Çünkü senin gönül gözün yok kör duvar. Harc›nda haks›zl›k, mayanda adaletsizlik olduğu için yok senin gönül

Yani sen hakl›s›n Nagehan Abla! Ama Gamze de hakl›… Yani BİZ hakl›y›z ve…

Elbette kazanacağ›z! Sevgilerimle Ümit ❏

MAYIS 2009 | TAVIR | 17


fliir

iflçi marfl› can yücel

hava döndü iflçiden iflçiden esiyor yel duman› da¤›tacak y›ld›z-poyraz bafllad› bahar yak›n demek ki mevsim böyle k›fllad› bu f›rt›na yar›nki sütlimanlara bedel hava döndü iflçiden, iflçiden esiyor yel tekliyor iflte ça¤›n çark›na okuyan çark ve durdu muydu birgün bu kör, avara kasnak bir zincir yitirenler bir dünya kazanacak sen de o dünyadans›n s›n›f›n bil safa gel hava döndü iflçiden, iflçiden esiyor yel köylükler uykusunda döndü dönüyor sola güne bak›yor bebek büyüyen yumru¤uyla baflaklar göverdi bak baflkoydular bu yola flaltere uzan›yor allaha aç›lm›fl el hava döndü iflçiden, iflçiden esiyor yel senlik-benlik bitip de kuruldu muydu bizlik asgari ücret de¤il, hür ve günlük günefllik bir türkiye olacak ald›¤›n son gündelik halk kalacak geride bitince bu zalim sel hava döndü, iflçiden, iflçiden esiyor yel tarihle yürüyenler, tarihle ad›m ad›m saflar› s›klaflt›r›n tarihle h›zlanal›m lakin h›zland›k derken, kolu da¤›tma sak›n bafllar› bozuklar var flimdi bize tek engel hava döndü, iflçiden, iflçiden esiyor yel sen ki ferhats›n iflçi günün senin gelecek indir külüngün indir, del, flu karanl›¤› del del ki da¤lar ard›ndan önümüzde bir çiçek gibi açs›n ayd›nl›k tekmil olunca tünel hava döndü iflçiden, iflçiden esiyor yel

18 | TAVIR | MAYIS 2009


kitap

sofia tolika’y› hep soracak! tav›r

Bir kitap okurken, bir film seyrederken, nefleniz yerinde ve bilgiye açl›¤›n›z›n coflkusuyla mutlu iken, birdendire yüre¤inizde bir fleylerin paramparça oldu¤u, dudaklar›n›zda gülüfllerinizin k›r›ld›¤›, gözyafllar›n›z›n hiçbir k›s›tlamaya boyun e¤medi¤i anlar oldu mu? Böyle anlar›n bafl aktörleri çocuklard›r ço¤u zaman. Ve belki insanl›k ad›na bütün teoriler, bütün politik tart›flmalar temelinde çocuklar›n oldu¤u zeminde kendisini s›namal›d›r. Ancak orada do¤rulanan›n y›k›lmaz bir gücü vard›r. Çünkü her fley insan için ise; insan›n en saf, en temiz halidir çocuklar. Bu yaz›n›n meram›, Yorgo Andreadis'in Belge Yay›nlar›'nca yay›nlanan, bir halk otobüsü yolculu¤unda bitiriliverecek kadar küçük kitab›nda anlatt›¤›, o çocuklardan biri olan "Tolika"y› paylaflmakt›r. Antik ça¤larda en önemli Elen kentlerinden biridir Milet. Yeni ticaret olanaklar› bulmak, yaflayabilecek verimli yurtlar edinmek için filikalarla limandan aç›lan denizciler sa¤ taraflar›na k›y›lar› alarak, hamsi sürülerinin peflinden Karadeniz k›y›lar›ndaki Sinop'a kadar hiç durmam›fllar. H›rç›nl›¤›ndan dolay› Evskino Ponto (Kara Deniz) ad›n› verdikleri denizin f›rt›nalar›na karfl› korunakl› koyu ile Sinop her geçen y›l daha fazla Miletli Elenleri a¤›rlam›fl. Sinop Evskino Ponto k›y›lar›nda s›ralanm›fl Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Hopa, Batum'dan taa K›r›m'a dek bütün kolonilerin anas› olmufl. Oralar› kuran ya da ele geçiren Elen denizcileri hep Sinop'tan yola ç›km›fllar. Osmanl›'n›n "etrak-i bi idrak" (Anlama yetene¤i bile olmayan Türkler) diyerek en a¤›r vergileri ve yükümlülükleri reva gördü¤ü, en çok afla¤›lad›¤› halk kesimiydi Türkmen afliretleri. Yoksullaflt›r›lmaya, adaletsizli¤e, devlet yönetimindeki yozlaflmaya ve hiçe say›lmaya karfl› Selçuklu'dan bu yana, Baba ‹shak'tan Kozano¤lu'na isyan edip ayaklanm›fllar. Her ayaklanma oluk oluk ak›t›lan kanla bast›r›l›rken zulümden kaçarak sürgün yollar›na düflenler Canikler'i, Kaçkarlar'› aflarak Karadeniz k›y›lar›na dek yürümüfller. Çarl›k Rusyas›'n›n emperyal emelleri için Kafkas Da¤lar›’n› kana bulad›¤› ony›llar boyunca çoluk çocuk sürgün yollar›na düflen Kaflas halklar›n›n bir k›sm› da Evskino Ponto k›y›lar›n› izleyerek gelmifller. Fatih Sultan Mehmet ve sonras›nda Yavuz Selim'in sancaktarl›¤›nda gayri müslümlere müslümanl›k, Alevi Türkmenlere de Sünnilik dayat›lm›fl. Trabzon ve civar›n›n kadim halklar› d›flar›da Murat Pafla, Hac›

Osman vs. diye ça¤r›l›rken evlerinin alt›nda gizli gizli vaftiz törenlerini Meflrutiyet'e dek sürdürmüfller. Nineleri, dedeleri hala anadilleri Rumca'y› konuflurken torunlar›n›n ›rkç›l›k düzeyinde "Türko¤lu Türküz" demelerinin garabeti de bu yüzden olsa gerek... Bir zamanlar "güzel atlar ülkesi" anlam›nda Kapadokia ad› verilen Orta Anadolu'da 17. yüzy›lda ayaklanmalardan, a¤›r vergilerden, yokluk ve yoksulluktan yorgun düflmüfl her kavimden insan da verimli Karadeniz ovalar›n›n bereketinden nasiplerine düfleni almak için yürüyüp gelmifller. H›ristiyan-müslüman hangi inançtan olursa olsun, Kapadokia'da yaflayanlar gündelik yaflamlar›nda Türkçeyi anadilleri gibi kullanmay› benimsemifller. Oradan göçüp gelenlerce bu gelenek Orta Karadeniz H›ristiyanlar›na da yay›lm›fl. Zaten köyleri, tarlalar›, ba¤ bahçeleri iç içe, yanyana; yüzy›llarca birbirleriyle hemfleri olmufl halk›n tek ay›rdedici yan› dinleriymifl. Bu durum da karfl›l›kl› büyük bir sayg› ve hoflgörü ile birbirlerinin dini bayramlar›n› kutlamak için kendilerine kutsal görevler biçtikleri geleneklere kaynak olmufl. Yortularda müslümanlar da gelir dua eder, kendilerince ibadetlerini yaparlar, kutlama bölümünde el ele horona dururlarm›fl. K›z al›p vermekteki engeller d›fl›nda hiçbir s›k›nt› yaflanmazm›fl. 1. Emperyalist Paylafl›m Savafl› bafllamadan birkaç y›l önce, 1908’de Meflrutiyet’le birlikte Anadolu'nun her yerini büyük bir sevinç, umut, coflku dalgas› kaplam›flt›. Anadolu'nun her yerindeki gayr-› müslimler inançlar›ndan, dillerinden, kültürlerinden ve soylar›ndan dolay› Osmanl›'n›n özel yükümlülükler ve yasaklar koydu¤u yüzlerce y›ll›k bask›dan kurtuluyorlard›. Art›k gayr-› müslimler de bütün hak ve özgürlüklerden eflit olarak yararlanacak, herkes kendi dinini, kültürünü aç›kça ve özgürce yaflayabilecekti. Bu yasa inanç ve kültür farkl›l›klar›n› bir zenginlik olarak kabullenip büyük bir hoflgörü ve sayg›yla iç içe, kardeflçe yaflam›fl olan Ermenisi, Yahudisi, Rum Katolikleri ve Müslümanlar› ile bütün halk kesimlerinde sevinçle karfl›lanm›fl, kutlama törenlerinde hep birlikte halaylar çekilmifl, flark›lar, türküler söylenmiflti. Ne var ki, emperyalistler derinleflen krizi yeni sömürü ve nüfuz alanlar› elde ederek aflmak için birbirleriyle giderek k›z›flan bir mücadeleye girmiflti. Güçsüz Osmanl›'n›n bu koflullarda iç düzenlemeleri ka¤›t üstünde kalmaya mahkumdu. Balkanlar'da toprak kaybetmeye de-

MAYIS 2009 | TAVIR | 19


kitap

sevinci bir y›l sürmedi, 1915 yaz›nda daha önce hiç olmad›¤› bir biçimde terketti onu. Ticari iflleri için Samsun'a gitmifl, hiçbir al›fl-verifl yapmadan, hiçbir iflini görmeden, yüzü keder ve dehflet ile kararm›fl flekilde geri dönmüfltü. Çünkü sevgili dostu, ünlü tüccar Agop Çömlekciyan kentin di¤er tüm Ermenileri gibi yoktu, kay›pt›. Tüm Ermenilerin aileleriyle birlikte sürgüne gönderilmek için apar topar Merzifon ve Sungurlu'ya götürüldüklerini ve orada koyun sürüleri gibi da¤›t›l›p k›y›ma u¤rad›klaEvskino Ponto k›y›lar›nda bir bölge var ki Alis r›n› duydu, inanmad›, inanamad›. Ermenilerin (K›z›l›rmak) ve Iris (Yeflil›rmak) ile çevrelenmifl evlerinin ve dükkanlar›n›n halini gördü, inanzengin, büyük bir ticaret kenti Amisos diye d› ama anlayamad›. an›l›r ad›. Elenlerden önce Paflagon halk›n›n yasad›¤› kentle ilgili o dönemlere ait bilgi ol- Tolika daha birkaç ayl›kken Almanya ve Avusmasa da kentin ad› öylece kalm›fl. "Pigeno Si turya'n›n yan›nda savafla kat›lmay› tercih Amison" (Amison'a gidiyorum) sözünü yüz- eden Osmanl› yönetimi 19 Temmuz 1914 güy›llarca duya duya bütün halklar gibi Türk- nü bir karar yay›nlad›. Yafllar› 25 ila 45 aras›nmenler de bu yerin ad›n› Samson, Samsun da olan Müslüman-H›ristiyan tüm Osmanl› olarak bellemifller. Pontos diyalektinde "Paf- uyruklu erkekler 3 gün içinde teslim olmak rai" olarak söylenegelen, Alis'in (K›z›l›rmak) üzere askere ça¤r›l›yorlard›. Bu karar›n ticarebinlerce kilometre boyunca tafl›d›¤› her fleyi tin, yat›r›m›n, üretimin yani ekonominin tüs›rt›ndan indirip ortaya serdi¤i ve yorgunlu- müyle bitifline neden olaca¤›n› birileri hat›r¤unu atmak için yay›ld›¤›, bereket f›flk›ran latm›fl olacak ki 2 ay sonra 44 alt›n lira karfl›l›bölgedir Bafra. Ve Bafra ile Samsun aras›nda, ¤›nda isteyen gayr-› müslimlerin askerlikten anadilleri gibi Türkçe konuflan 550 H›ristiya- muaf tutulaca¤›na dair bir karar daha yay›nland›. Ya yoksul Müslümanlar, H›ristiyanlar?.. n›n yaflad›¤› koydur Yizigol köyü. Onlar bu dünyaya bir lokma bir h›rka için Günlerce uykular›m› bölen yürek ac›s›n› yafla- efendilere kölelik yapmaya, onlar için ölmed›¤›m, durup durup gözyafllar›m› tutamaya- ye-öldürmeye gelmifllerdi zaten!.. 1916'da rak boflaltt›¤›m, her düflündü¤ümde yine ayn› Sar›kam›fl'ta tek kurflun s›kmadan so¤uktan ac›n›n tetikledi¤i müthifl bir isyan duygusuna ayakta donarak ölen onbinlerin hepsi yoksul köylüler, çok büyük ço¤unlu¤u da H›ristiyan kap›ld›¤›m öykünün geçti¤i yerdir buras›. yoksullar de¤il miydi? Bu bile gözünü emper1914 bahar›nda Yizigol'de yumuflak yüzlü, eli yalist efendilere yaranma h›rs› bürümüfl yöaç›k, yard›msever ve çal›flkan çiftçi Tolmidis neticilerin alçakça yalanlarla propaganda Dimitros'un, yani onu çok seven yöredeki malzemesi yap›lm›flt›. Subaylar ve imamlar Türklerin "Kel Ahmet'in Bekir'i" der gibi ça¤›r- her yerde matbu bildiriyi abarta abarta dillend›¤› "Tolma'nin Dimitro'su"nun evinde flölen- dirdiler: Fetva buyrulmufltu ki; "Hz. Muhamler, ziyafetler, kutlamalar günlerce sürdü. med'e inan›rm›fl gibi yap›p O'nun kutsal sanÇünkü batakl›k hastal›klar›ndan ölen eski efli- ca¤› alt›nda savafl›r gibi görünen, asl›nda dinnin ard›ndan evlendi¤i güzel Kereki ona bir siz-imans›z, sünnetsiz, gavur askerler yüzünk›z çocu¤u do¤urmufltu. ‹ki o¤lu ve bir k›z› den oldu ne olduysa..." Oysa "dinsiz-imans›zvarken flimdi yeni bir bebe¤i daha olmufltu. sünnetsiz-gavur" olanlar de¤il, uflak ruhlu ve En az›ndan 3 bin y›ld›r özyurdu olan Anado- zalim olanlard› as›l suçlu. Baz› subaylar›n belu'nun ad›n› vermiflti bebe¤ine. Anatolia, yani delini canlar›yla ödedikleri uyar›lar›na ra¤küçük Tolika ailenin, köyün, yeni sevinç kay- men binlerce yoksul genci ekmeksiz, elbisesiz na¤› oldu. Tolika do¤du¤unda küçük Sofia hatta tüfeksiz ayaz›n, f›rt›nan›n üzerine yolladaha dördündeydi ve üvey anneye ra¤men yanlard›. ona bakmaktan, onunla oynamaktan, birlikte büyümekten çok mutluydu. Bir can gibiydiler. Ve seferberlik daha da a¤›rlaflarak sürdü. Sar›kam›fl felaketinden sorumlu tutulan gayr-› Dimitros'un yüzünden eksik olmayan neflesi, müslimler askerde iken neler yaflad›lar, anlatvam ediyor, oralara yerlefltirdi¤i müslümanlar birkaç as›r yurt edindikleri topraklardan ayr›l›p göç yollar›na düflüyorlard›. 20 bin Kosoval› göçmen Samsun merkezine ve çevresindeki köylere yerlefltirildi¤inde birbenbire böyle büyük bir nüfusu a¤›rlamaya bölge halk›n›n misafirperverli¤i yeterli olmayacakt›. Zaten onlara da hiç kimse sormam›flt›. Bu yüzden gelenlerle kaynaflmakta yöre halk› güçlük çekti.

20 | TAVIR |MAY›S 2009

maya dil yetmez. Bütün H›ristiyan subaylar›n rütbeleri söküldü, askerlikten uzaklaflt›r›ld›lar ve "Amele taburlar›"nda angarya ifllerinde aç-susuz, ölesiye çal›flt›r›ld›lar. Askere gitmek zorunluydu, askerde iken yaflayacaklar› da kaç›n›lmazd›. Dayan›lmaz zulmü yaflayan, duyan, bilen ve de¤iflmeyece¤ine inananlar da¤lar› mesken tuttular. Ve iflte as›l niyetleri apaç›k ortaya koymaya f›rsat oluflturan bahane de bununla geldi. Yersiz-yurtsuz, iflsizgüçsüz, yoksul ve ömürlerinde hiç adam yerine konulmam›fllardan kurulu birliklerin ellerine silah, üstlerine elbise ve zulmetmekte s›n›rs›z yetkiler vererek sald›lar bütün bölgeye. "Asker kaçaklar›n› yakalamak"t› güya görevleri. Bunlara bafllar›na buyruk " gönüllü birlikler" denilen çeteler de eklenmiflti ki binlerce y›ll›k kardeflli¤in zerresine yer kalmayacakt› art›k. ‹nsan olman›n en dip de¤erleri dahi mumla aran›r oldu. Sadece Samsun bölgesinde 392 köy ve bucakta 153 bin H›ristiyandan, "Kas›rga sona erdi¤inde" sa¤ kalabilenlerin say›s› 9236 idi. Her 100 kifliden 84'ü öldürülmüfltü. Tolika 2 yafl›nda iken onun annesi de hastal›klara dayanamad› ve öldü. Sofia artik onun sadece bak›c›s›, arkadafl› de¤il annesi idi ayn› zamanda. Tolika 4 yafl›na geldi¤inde Dimitros'un büyük o¤lu Anastas ö¤retmen olmufl, Dimitros'un yüre¤ini gururla doldurmufltu. Ama seferberlik vard› ve Anastas da askere al›nm›flt›. Di¤er o¤lu Panayotis ise da¤lardayd›. Dimitros hiç de¤ilse muafiyet bedelini ödeyip Panayotis'in muaf tutulabilece¤ini umuyor, o¤lunu eve getirmek istiyordu. Bunun için Samsun'a gitti¤i günün gecesinde Anastas gizlice eve geldi. Yarali, bitkin bir haldeydi. Askerlikte yaflad›klar›na dayanamay›p kaçm›flt›. Dimitros Samsun'dan döndü¤ünde afla¤›lanm›fl, periflan bir haldeydi. Panayotis'in muafiyet bedelini alm›fllar ama onu kaçak listesinden silmemifller, hakaretlerle kovmufllard› Dimitros'u. Evde Anastas'›n halini görünce bir kat daha kedere bo¤uldu. Ve sevgili Mustafa yafl›yor mudur acaba? O¤ullar›, k›zlar› var m›d›r olaylar› hat›rlayan bilen? Oldu¤u gibi anlatabilecek kadar temiz kalm›fl m›d›r bilinçleri, kimbilir? Bir gece gizlice geldi, kimsenin göremeyece¤i bir köfleden sadece çok sevdi¤i dostu Dimitros'un duyabilece¤i sesle; "Askerler köye gelirse sak›n durmay›n, da¤a kaç›n. Size büyük kötülükler


kitap

yapmaya karar verdiler Dimitros, kulaklar›mla duydum." dedi ve yafll› gözlerle karanl›¤a kar›fl›p h›zla uzaklaflt›. Yaral› Anastas, küçük Sofia, daha küçük Tolika ve hiç haber alamad›¤› o¤lu Panayotis... Ve Mustafa bu kadar önemli olmasa gelmezdi, gelemezdi. Dünyas› allak bullakt› Dimitros'un. O geceyi hiç uyumadan geçirdiler. Ertesi sabah bütün köylülere Mustafa'n›n söylediklerini anlatt› Dimitros ama birkaç yak›n akraba d›fl›nda kimse inanmad›, ihtimal vermedi böyle büyük kötülüklerin yap›laca¤›na. Birkaç gün sonra afla¤›dan yokufl yukar› köye do¤ru askerlerin gelmekte oldu¤u görüldü. Birkaç aile hemen çoluk çocuk yukar› da¤a do¤ru yola koyuldu. Dimitros'un bir kolunda küçük Tolika, di¤erinde yaral› Anastas ve arkas›ndan koflarak gelen Sofia h›zla uzaklaflmaya çal›flt›lar. Birkaç asker bir süre pefllerinden gelip sonra köydeki maceraya kat›lmak üzere geri döndü. Bir süre ilerleyebildiler ama Tolika y›¤›l›p kald›, art›k ad›m atamaz haldeydi. Ve bir baba, Dimitros, karar vermeliydi. Yaral› bitkin o¤lunu bulurlarsa kesinlikle öldürürlerdi. Tolika'y› da tafl›yamazd›. H›zla ilerlemeleri gerekiyordu. Küçük Tolika'y› orada b›rak›rlarsa askerler onu bulur, öldürmezlerdi hiç de¤ilse. Buna inan›yordu Dimitros, inanmak istiyordu, inanmak zorundayd›... Tolika'y›, dört yafl›nda bir yavruyu da¤ bafl›nda b›rakmak... B›rakt›lar Tolika'y›.

remiyordu. Üzerinde tükrük ve çöpler yüzen fasulye suyu idi çorbalar›. Kimse içemedi. Tuvalete ç›kmak yoktu, kad›nl›-erkekli, çoluklu-çocuklu herkes oldu¤u yerde görecekti iflini. Bunlar d›fl›nda asker her f›rsatta afla¤›l›yor, hakaret ediyordu. Maria Hala'n›n öksüz güzel k›z›n› al›p al›p götürüyorlar, saatler sonra bitkin, y›k›lm›fl, periflan halde sürükleyerek getiriyorlard›. Sonra baflkalar›... Daha sonra baflka baflkalar›... Öksüz k›z akl›n› oynatt›, masalar›n üstüne ç›k›p ete¤ini kald›r›yor, "Al›n al›n size.” diye ba¤›r›yor, kahkahalar at›yordu. Bu onun kurtulufluydu, art›k kimse onu götürmeye gelmedi. Dimitros bunca afla¤›lanmaya karfl› ç›kamaman›n ezici, yok edici utanc›yla oldu¤u yerde otururken son nefesini verdi. Sofia babas›n›n öldü¤ünü anlayamad› bile. Çok yorgun düflüp uyuyor sand›. Sonra kad›nlar› ve k›z çocuklar›n› ay›rd›lar ve k›r›k dökük bir at arabas›na doldurdular. Arabac› Hüseyin'in günefl yan›¤› kara yüzündeki parlak kara gözlerinde hiçbir erdem belirtisi yoktu. Görevi de¤il alaca¤› parayd› onu ilgilendiren. Samsun'daki k›flla yöneticileri Topal Osman çetesinin kente gelece¤ini duymufllar, hiç de¤ilse kad›nlar› ve çocuk-

Bir süre daha devam ettiler yola, Anastas’›n soluklar› kesik kesik oldu. B›rakt› kendini iyice. Dimitros bir ma¤ara bulup onu oraya yerlefltirdi ve yapraklarla gizledi. Sofia ile birlikte da¤lardaki di¤er akrabalar›n› aramaya koyuldu. Uzaktan kara dumanlar› gördüler. Rüzgar 盤l›k seslerini onlara do¤ru tafl›d›... Üç gün beklediler da¤da. Asker çekilmifl, ortal›k sakinleflmifltir, diyerek köye dönmeye karar verdiler. Dönüfl yolunda Anastas'› koyduklar› yerde buldular. Anastas öldü ölecekti. Dimitros gurur kayna¤› ö¤retmen o¤lunun ölü kadar cans›z bedenini s›rtlan›p köye do¤ru ilerledi. Bir dönemeçte Sofia "Tolika" diye ba¤›rarak kofltu. Tolika onlar› görünce a¤lamaya bafllad›. Tolika'y› burada bir asker bulmufl, al›p götürmemifl. Da¤dakiler gelip bulsunlar.” diye yolun kenar›ndaki bir kayaya oturtmufl, "Burda bekle baban gelip seni alacak, sak›n bir yere ayr›lma." demifl, eline de bir ekmek parças› tutuflturmufl. Tam üç gün, üç gece Tolika oradan bir yere ayr›lmam›fl... Yafll› gözlerle "Beni niye b›rakt›n›z?" diye soruyordu... Niye??? Bir baban›n 4 yafl›ndaki yavrusunu bu da¤ bafl›nda b›rakmas›na kim, niye sebep olabildi??? Karia Sofia cevab›n› binlerce kez alm›fl olsa da bunu ömrü boyunca sormaktan vazgeçmeyecekti. Köye vard›lar ki canl› tek bir hayvan dahi kalmam›fl, dikili tek direk, yanmam›fl tek bina... Ve Anastas bir yere iliflir iliflmez öldü. Dimitros'un ö¤retmen o¤lu art›k yoktu. Bunu da soracakt› Karia Sofia... Keder ve yoklukla geçen birkaç ay sonra köydeki birkaç aileden sa¤ kalanlar tüm varl›klar› yok olmufl, periflan halde Samsun'a tafl›nmaya, oradaki akrabalar›n›n yan›na gitmeye karar verdiler. ‹ki gün boyunca yürüdüler. Köylerinden kaçabilenleri Osmanl› zabitleri Metropolitlikten al›p, askeri k›fllan›n yerleri özel olarak sürülmüfl hangarlar›na koyun sürüleri gibi doldurup, yöneticilerin kararlar›n› bekliyorlard›. Di¤er ailelerle birlikte Dimitros'u, Sofia'y› ve Tolika'y› da ald›lar. Tan›d›k Türk esnaflar, akrabalar ziyarete gelip yiyecek, giysi, para yard›m› yapt›lar ama onlar› ve getirdiklerini askerlerden baflka kimse gö-

MAYIS 2009 | TAVIR | 21


kitap

lar› onun zulmünden kurtarmak için onlar› ay›r›p Bafra'ya göndermeye karar vermifllerdi. Di¤erlerinin ak›beti malumdu ve Topal Osmangillerin s›n›rs›z zulüm yetkisine karfl› subaylar›n dahi yapabilece¤i bir fley yoktu. Bir mola s›ras›nda kafiledekilerin bir k›sm› ormana do¤ru kaçt›. Hüseyin onlarla ilgilenmedi bile. Geriye bir teyze ve genç k›z› ile Sofia ve Tolika kalm›flt›. Yol tehlikeliydi ve bitmek bilmiyordu. Gündüz varamayacaklar› belli olunca Hac› Ömer Köyü’nün yak›nlar›nda mola verip gecelemeye karar verdi Hüseyin. Köyden gelenler onlara ekmek verdiler. Teyze köyün gençlerinin k›z›na bak›p bak›p birbirleriyle f›s›ldad›klar›n› gördü. Hava iyice karar›nca o da k›z›yla birlikte ormanda kayboldu. Hava ›fl›d›¤›nda Sofia ve Tolika Arabac› Hüseyin ile baflbafla kalm›fllard›. Hüseyin onlardan da kurtulsa, geri dönüp hemen paras›n› alsa, ye¤lerdi. Bindiler arabaya, atlar› kamç›lad› Hüseyin, biraz yol alm›fllard› ki Tolika Sofia'nin kula¤›na e¤ilip tuvaletinin geldi¤ini söyledi. Sofia s›k› tutmas›n›, dayanmas›n› söyledi ona. Korkuyordu Hüseyin'den, söyleyemiyordu arabay› durdurmas›n›. Tolika bir süre dayand› ama art›k tutamayacakt›, ablas›na söyledi tekrar. Sofia cesaretini toplay›p kardeflinin tuvaletini yapmas› için arabay› durdurmas›n› söyledi Hüseyin'e. Hüseyin duymazl›ktan geldi. Sofia daha yüksek sesle söyledi... Bundan sonras›n› Karia Sofia hat›rlam›yor, her gece, her uykuda kah kabus gibi kah kardefliyle söyleflerek yafl›yor. Bir tek gece görmezse onu, yaflayamayaca¤›n› düflünüyor. Ve topra¤›na suyuna al›flmakta binbir zorluk çekti¤i yeni zoraki yurdunda, çocuklar› torunlar› ile yaflarken gecelerini özyurdunda Tolika'yla baflbafla yafl›yor... Sofia Bafra'ya ulaflt›¤›nda kalabal›k bir ko¤uflta karantinaya al›n›r. Tan›yanlar ona ac›yarak Dimitros'un bafl›na gelenleri merak ve dehfletle ö¤renirler. Serbest b›rak›ld›¤›nda ço¤u onu yanlar›na alacaklar›n› söyler. Gençler de vard›r ve oradan kaçacaklard›r, Sofia'y› da abisi Panayotis'in yan›na götürmeyi teklif ederler. Ve bir gece ormana dalarlar. Dinlenmek icin uzan›p uyand›¤›nda yan›nda kimse yoktur Sofia'n›n. Babas›n›n dostlar›n›n ona verdi¤i eflyalar da... Günlerce otlarla, yabani meyvelerle ve mantarlarla karn›n› doyurur Sofia. Bir dere yata¤›nda bitkin haldeyken bir

22 | TAVIR |MAY›S 2009

Türk k›z› bulur onu ve tan›r. Bir gezici Çingene kad›na "Dimitros'un k›z›d›r, onu köyüne, ailesine götürürsen yüklü bahflifl verirler." der. Köye geldiklerinde bir akrabalar› görür ve Panayotis'e k›zkardeflinin geldi¤ini haber verir. Panika kad›na bahfliflini verir. Panayotis Samsun'da bir k›zla evlenmifltir kaçak iken. Gizlice onun yan›na götürür Sofia'yi ve kendisi de Rusya'ya kaçar. Müstakbel yenge, Sofia'yi Öksüzler Yurdu'na teslim eder. Bir süre sonra tüm öksüzler bir gemiyle Yunanistan'a götürülürler. Ya Tolika? 4 yafl›ndaki can›n›n parças› k›z kardefli? Yüksek sesle söyledi¤inde Hüseyin h›fl›mla arkaya dönüp kara elleriyle Tolika'n›n ete¤inden tuttu ve f›rlatt› afla¤›ya. Yere düflen Tolika h›zla kalk›p araban›n peflinden koflmaya bafllad›. Hüseyin küfürlerle k›rbac›n› atlara flaklata flaklata sürdü arabay›, 100 metre kadar ilerdeki dönemeçte gözden kayboldu Tolika. Sofia'n›n kulaklar›nda "Bacikam al beni, b›rakma burda bacikam." diyen Tolika'n›n 盤l›k 盤l›¤a yalvar›fllar› ömrü boyunca kald›. Burada söz bitmifltir art›k. Sokaklar›nda oynad›¤›m›z, köylerinde yasad›¤›m›z, her kar›fl›n›n hücrelerimizde izi olan bu topraklarda yaflananlar› gerçekli¤iyle ö¤renmek ve cesaretle kabul etmek sorumlulu¤unu veren çal›flmas› için Yorgo Andreadis'e vefa borcumuz var. Herkes köylerinin kentlerinin gerçek adlar›n› bir düflünsün ve dedelerinin ninelerinin konufltuklar› dilleri, flimdi anlam veremedikleri kimi inançlar›n›, geleneklerini ve al›flkanl›klar›n›. "Anam›z birdir, ayn› memeden emmifliz dostlar..." diyen Enver Gökçe ne kadar hakl›d›r. Anadolu anam›zd›r, Kibele'nin sütü hepimize yeter. Temelinde insan olmayan her türden milliyetçi, gerici yaklafl›m ve tart›flma bizden uzak olsun. Ülkeler yöneterek, savafllara komuta ederek tarihe geçmifl olanlar bilmeliler ki as›l tarih Sofia'n›n ömür boyu k›r›k uykular›nda Tolika'n›n gözyafllar›yla yaz›l›yor. Büyük dedemin üvey kardefllerinden birinin ölümünü anlatman›n yeridir flimdi. Tam sekiz y›l yatalak kald› ve son iki ay boyunca bo¤az›nda h›r›lt›larla a¤z›nda köpüklerle nefes almaya çabalad›; sonunda durdu nefesi. Gariptir, akrabalar›mdan hiç kimse onu hastal›k halinde iken de, ölüyor oldu¤u son iki ay için-

de de ziyaret etmemifl, yard›m etmek isteyenler çarfl›da, sokakta o¤ullar›na, gelinlerine bir fleyler vererek iletmifllerdi yard›mlar›n› da. Cenazesine de çok az insan kat›lm›flt›. Bunun nedenini sorup durdukça cevap vermekten de imtina ediyorlard›. En son bilge bir anam›z cevap vermiflti: "O¤ul, o yapt›klar›n›n cezas›n› çekiyor. Azrail bile onun can›n› almay› istemiyor. Gençli¤inde yapt›klar›n› nas›l böbürlene böbürlene anlat›rd›." Cehaletin vahfleti sar›p sarmalam›flt› onu da demek. Ölen dedemin ad› Hüseyin de¤ildi ama Tolika'n›n ete¤indeki el onundu. Her türlü gerici propagandaya ra¤men dedemin yapt›klar›n› utanç kayna¤› say›p tav›r tak›nan Anadolu bilgeli¤ine selam olsun.o Kaynak: Tolika - "Bacikam Al Beni", Yorgo Andreadis, Belge Yay›nlar›, Marenostrum Dizisi, Kas›m 1999 Türkcesi: Tanju ‹zbek Not: Anadolu halklar›n›n yüzy›llarca sürdürdü¤ü kardeflli¤in 20. yüzy›l›n bafllar›ndan itibaren ne hale, nas›l getirildi¤ini ö¤renmek için; - Hasan ‹zzettin Dinamo: Kutsal ‹syan - Dido Sotiriu: Benden Selam Söyle Anadolu'ya, Ölüler Bekle - ‹smail Kaygusuz: Son Görgü Cemi, Alev Yay›nlar› - Nihat Behram: Miras - Yorgo Andreadis: Belge Yay›nlar›ndan yay›nlanm›fl olan - Tamama, 1996 - Neden Kardeflim Hüsnü?, 1996 - Gizli Din Tafl›yanlar, 1997 - Temel Garip/Todoron, 1998 .........ve daha birçok yay›n......


mektup

cüneytçi misin, y›lmazc› m›s›n? mehmet ali y›lmaz

Merhaba sevgili tav›r emekçileri, Ad›m Mehmet, derginizi takip ediyorum. Nedense bugün O’nu hat›rlad›m ve sizinle paylaflmak istedim. Demek kalbimizde yaflayan de¤erler hat›rlanmaya de¤ermifl. An›lara dal›p, size yazmaya karar verince hangisi önceydi, hangisi sonrayd› kar›flt›rmaya bafllad›m. Annem ve babam 1955’lerde ‹stanbula göç etmifller. Babam vas›fs›z bir iflçiydi, bir e¤itimi falan da yoktu. Orada burada çal›fl›p karn›m›z› doyururdu. Gecekondumuzu ben 5 yafl›ndayken yapt›lar. fiimdi hat›rl›yorum hayal meyal; o yafl›mda yard›m ediyordum güya; toprak yolda y›¤›lm›fl briketleri tafl›yordu babam. Ben de yard›m etmek istiyordum, hemen elime bir tane briket ald›m, gözucuyla babama bakt›m fark›nda m› diye, pek oral› de¤ildi. Yard›m etti¤imi görsün diye tam geri dönerken elime bir briket ald›m, ama iki büklüm olmufltum. Kald›rmak mümkün de¤ildi, devire devire götürmeye çal›fl›yordum. Kap›n›n yan›na kadar getirmifltim güç bela, oflaya puflaya geri döndüm, s›ra ikincisindeydi, bir iki devirdim üçüncüsünü devirirken aya¤›mdaki kara lastik çamura sapland›. Bir türlü ç›karamad›m, aya¤›m içinden ç›kt› ama kara lastiklerim çamurun içinde kalm›flt›. H›rs›mdan a¤layacakt›m neredeyse. Neyse ki babam hemen yetiflti ben de kara lastiklerime kavufltum. ‹nflaata iliflkin baflka bir fley hat›rlam›yorum, birden kendimizi gecekondumuzun içinde bulmufltuk. Çocuklu¤um 11 yafl›mda gecekondumuz y›k›l›nca bitti. Çocukken tek oyunca¤›m plastikten bir arabayd›, tel tak›p sürerdim. Gültepe’ye tafl›nd›k. Babam da sar› sendikan›n oyununa gelmifl, iflten at›lm›flt›. Aileme katk›da bulunmak amac›yla 11 yafl›nda çal›flmaya bafllad›m. Bayramda herkes bayraml›¤›n› giyip el öpmeye giderdi, imrenirdim o çocuklara. Güzel güzel bayraml›klar›n› giyersin, annen babanla birlikte gezersin. Elmal› fieker, pamuklu fleker al›rs›n... Bayram yaklafl›rken bir sürü hayal kurard›m ama, de¤iflen bir fley olmazd›, babam toptan balon al›p satmam› söylerdi, balon satmaya giderdim. Gültepe’de oturdu¤umuz caddenin karfl›s›nda levent villalar› bulunuyordu. Apartmanda oturanlar›n çocuklar›na balon sat›yordum. Oraya giderken korkuyordum. Çünkü oran›n çocuklar›yla kavgal›yd›k. Benim arkadafllar›m bizim gibi evleri y›k›l›p Gültepe’ye gelenlerdi, apartman çocuklar›n› sevmiyorduk. Her karfl›laflt›¤›m›zda “Annem bana, bebek ald›.” “Bu yaz tatile gidece¤iz.” “Piyano kursu al›yorum,

sen ne bilirsin ki.” Gibi fleyler söyleyerek bizi k›skand›rmaya çal›fl›yorlard›. Küçük bir bahane ç›k›nca hemen kavga bafll›yordu. Çok büyük kavgalar›m›z olmad›, ama yine de oraya gidince korkuyordum.

MAYIS 2009 | TAVIR | 23


mektup

hiç etkilemezdi, numaradan üzüldükleri her hallerinden belliydi. Onun gözlerini ise hiç unutam›yorum. Hem halimize üzülyordu, hem sanki önüne geleni devirecek gibi öfkeliydi. Hepimizi kucaklamak ister gibiydi, sevgiyle bak›yordu. Hiç konuflmas›na, baflka bir fley demesine gerek yoktu, onun bize bakmas›, gülümsemesi yetmiflti. Levent çarfl›s›nda gezerken Cüneyt Ark›n’la karfl›laflt›k, Cüneytçi’ler hemen yan›na kofltular daha a¤›zlar›n› bile açmadan “Ne var lan s... gidin!” dedi, arkas›na bakmadan yürüdü gitti. Hiç beklemiyorduk böyle bir tepkiyi, en çok da Cüneytçi’ler üzülmüfltü. Bize hava atacaklard›, ama küfrü yediler. Kendi aram›zdaki Cüneytçi’ler ve Y›lmazc›’lar ayr›flmas› bu hakaretin ard›ndan son buldu, hepimiz Y›lmaz Güney’ci olduk.

Bizim aram›zda da tam bir birlik yoktu. Gültepe’nin çocuklar› Y›lmazc›’lar, Cüneytçi’ler diye ikiye bölünmüfltü. Çocuklu¤umda seyredip hala etkisinden ç›kamad›¤›m film Y›lmaz Güney’in Baba filmidir. Benim gibi Y›lmaz Güney’ciler bir tarafta, tek bafl›na ordular› y›kan Cüneyt Ark›nc›’lar öbür taraftayd›. 12-13 yafllar›ndayd›k, Levent Villalar› taraf›nda Türkan fioray, Y›lmaz Güney, Cüneyt Ark›n’›n evlerini ö¤renmifltik. Oralara giderdik. Bize kötü gözle bakard› bu semtin insanlar›; h›rs›zl›k yapaca¤›m›z›, bahçelerine dalaca¤›m›z› sanarak horlarlard› bizi. Bir defas›nda Y›lmaz Güney bizi gördü, Ford spor arabas›na binerken, yan›m›za geldi, bizimle sohbet etti. Hayat›mda hiç bu kadar heyecanland›¤›m› hat›rlam›yorum. Y›lmaz Güney’le sohbet ediyorduk; “Nerelisiniz? Okula gidiyor musunuz? Mutlaka okumal›s›n›z çocuklar.” Demiflti. “Paraya ihtiyac›n›z var m›?” diye sordu¤unda hep beraber “Yok abi” deyince dudaklar›n› içine ald› ve a¤lamakl› oldu, hiç unutamam bu an›. Daha önce hiç böyle birini görmemifltim. Baz› zenginler bizden bir fley ald›klar›nda fazla para verirlerdi yine böyle sorular sorarlard›, okuyun çocuklar derlerdi, yüzleri üzüntülü olurdu. Ama bizi

24 | TAVIR |MAY›S 2009

Biz iki kardefltik, orta okulda tek dersle gece lisesine geçtim. Hafta içi pres atölyesinde çal›fl›yordum, hafta sonlar› da stadda ve kapal› spor salonlar›nda çal›fl›yordum. Hayal kurmaya bile zaman yoktu. Sabah ifle giden akflam okulunda okuyan, gecesini otobüste geçiren ve hafta sonlar› da stadyumlarda dondurma, sosis satan uykuya hasret biriydim. Yaln›z lisede, müfredat›n d›fl›nda bizi bilgilendiren hocalar›m›z çoktu. O konuda kendimi flansl› hissediyorum. Edebiyat s›nav›ndayken hocam, “Mehmet dur! K›p›rdama.” Diyerek yan›ma koflmufltu. “Ellerini aç.” Dedi, ellerimi açt›m. Gördü¤ü manzara karfl›s›nda flok olmufltu. “Bu ellerinin hali ne yaa! Ben de kopya çekiyorsun sanm›flt›m.” dedi. “Hocam ben pres atölyesinde çal›fl›yorum, ellerimi saclar kesiyor, eldiven bile fayda etmiyor.” dedim. Teneffüste yan›na u¤ramam› istedi. Yan›na gittim, aile durumumu sordu, ben anlatt›m, baflka ifl bulamad›¤›m› bu iflte çal›flmaya mecbur oldu¤umu söyledim. Bana masas›nda duran Felsefenin Temel ‹lkeleri kitab›n› verdi. Bu benim ilk kitab›md› ve ayd›nlanmaya bafllamam böyle oldu. Derken 78’li y›llarda Y›lmaz Güney’ci olma-

n›n bu ülkede bedelinin a¤›r oldu¤unu, faturan›n bize, yoksullara ç›kar›ld›¤›n› anlad›k ve yaflad›k. Yaflamaya da devam ediyoruz. “Hayatta ne ö¤rendim?” diye kendi kendime sorar›m bazen. “Namusun önemini ö¤rendim, sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk oldu¤unu, gerçek namusun, günah elinin alt›ndayken günaha el sürmemek.” Oldu¤unu ö¤rendim. Bizler namusun önemini, insanca yaflaman›n önemini 12-13 yafllar›nda Y›lmaz Güney’in yaklafl›m›yla ö¤rendik. Orhan Kemalleri, Sabahattin Alileri, Naz›m Hikmetleri, Mahirleri, Hüseyinleri, Ulafllar› ö¤rendik. Türkiye’de hangi koflullar alt›nda olursak olal›m namusu önce ailemizden sonra namuslu onurlu ayd›nlar›m›zdan ö¤rendik. Burada özellikle belirtmek istedi¤im, Y›lmaz Güney’dir. Benim hayat›ma yön vermemi sa¤layan odur, Levent’te Güney Kebap’ta ç›rak olarak çal›flmaya bafllad›¤›mda Y›lmaz Güney’in evine s›kça kebap götürürdüm, Y›lmaz Güney’in mütevaz›l›¤›na defalarca tan›k oldum. Ard›ndan 12 eylül geldi, armut toplar gibi toplad›lar bizi. ‹dareden ald›klar› yoklama defteri neticesinde Sirkeci’de müteferrikaya ald›lar. Biz de geçtik 12 Eylül tezgah›ndan. Askerlikten sonra birini sevdim, bizim memlekettendi. Stadda maç olmad›¤›nda arkadafllarla Befliktafl’ta Kazan diye bir yerde bira içerdik. Çok de¤il, iki bira içerdim sonra a¤lard›m, hep onu düflünürdüm. Annem k›z› istedi ama vermediler. Askerde tüberküloz olmufltum, belki de o yüzden vermediler. Sonuçta baflkas›yla evlendi, adam zenginmifl. Aradan 20 y›l geçti, beni arad›. Mutsuz bir evlili¤i varm›fl. Aradan çok sular geçti, en az›ndan çocuklar›n için çözüm yollar› bul dedim. Evet bu kadar güzel topraklar›n bereketini bize göstermeyenlerin, kuytu köflelere s›k›flt›rmak istedikleri insanlardan biriyim. Ama hala bu yafl›m›za kadar teslim alamad›klar› ve sizlerin bilgilendirmesiyle de hiçbir zaman teslim alamayacaklar› insanlardan biriyim. Sizleri seviyorum, emeklerinize sayg› duyuyorum. Dostça kal›n. Mehmet….


fliir

küçük k›z›n türküsü gülten ak›n

resim: atanur do¤an

Küçük, küçücük bir k›zken Unutacak m›s›n yüre¤im Bir kurdele bir pabuç yüzünden Unutacak m›s›n yüre¤im fiimdi de onulmaz korkundur Evde ekme¤in tükenmesi Un biter, ekmek biter, gelsin ödünçler Unutacak m›s›n yüre¤im Bafl›n dönerdi sabahlar› Her at›lan bomba bir parça Yiyecek al›r giderdi ‹kinci Dünya Savafl› s›rt›ndan geçti Unutacak m›s›n yüre¤im Birçoklar› kahraman oldular Büyük oldu adlar› Kara binitleri s›rt›ndan geçti Unutacak m›s›n yüre¤im Birçoklar› kahraman oldular Büyük oldu adlar› Kara binitleri s›rt›ndan geçti Unutacak m›s›n yüre¤im fiimdi çocuklar› doyurup giydirdikçe Parklara, çarfl›lara götürdü¤ünde Kendini, kendi çocuklu¤unu Unutacak m›s›n yüre¤im Dünya uçurtmayla balonken K›rm›z› ve mavi tayf›n bütün renkleri Sana zehir zindan edenleri Ba¤›fllayacak m›s›n Sen, senin ad›na ba¤›fllayabilirsin O zaman Ottan ve açl›ktan ve bilcümle haflereden Cümle dertten hastal›ktan Ölenler ve kalanlar seni ba¤›fllamayacaklar Duyuyor musun yüre¤im Unutma sak›n unutma Ba¤›fllama sak›n Sak›n düflman›n› sevme, sak›n susma Bekle büyük kavgay› bekle Anl›yor musun yüre¤im.

MAYIS 2009 | TAVIR | 25


tiyatro

dönüflüm gülnaz b›çakc›

çal›flt›kça, babas›n›n patronuna olan borçlar›n› ödedikçe ailesi için iyidir, ailesinden sayg› görür. Küçük-burjuva aile bireylerinin birbirlerinden sürekli beklentileri vard›r. Birbirlerini bu beklentileri karfl›land›¤› sürece “severler”. “Dönüflüm”de de, babas› ve annesi Gregor’u durup dinlenmeden çal›fl›p babas›n›n borçlar›n› ödedi¤i için “severler”. K›z kardefli de Gregor’u, onu konservatuara gönderme sözü verdi¤i için “sever”.

Franz KAFKA, 1915’te yazd›¤› “Dönüflüm” isimli roman›nda küçük-burjuva ailelerdeki i¤renç insan iliflkilerini elefltirir. Toplumun en küçük kurumu olan aileyi irdelerken, bu ailelerin oluflturdu¤u toplumu da elefltirir. Bu toplumun istedi¤i kal›ba girmeyen, hiçbir fleyi elefltirmeden ve sorgulamadan yaflayan ve boyun e¤en bir birey olmaya baflkald›ran insan›n trajedisini anlat›r. Küçük-burjuva ailelerin içindeki aile bireylerinin birbirlerine karfl› sevgisi ve say-

26 | TAVIR | MAYIS 2009

g›s› yoktur, çünkü bu kifliler kendi kendilerine yabanc›laflm›fllard›r. ‹nsan olmayan varl›klara dönüflmüfllerdir. ‹flleri taraf›ndan egemenlik alt›na al›nm›fllard›r. Varolan sömürü sisteminin çark›n›n difllileri haline gelmifllerdir. Birbirleri aras›ndaki iliflkiler yaln›zca ç›kar iliflkilerine dönüflmüfltür. “Dönüflüm” isimli oyunda da, pazarlamac› Gregor Samsa sürekli çal›flmaktad›r. Sabah›n beflinde trene biner. O trenden iner baflka bir trene biner, o ma¤azadan bu ma¤azaya dolafl›r. Gregor durup dinlenmeden, kendine zaman ay›rmadan

Yine küçük-burjuva ailelerde aile bireylerinin beklentileri karfl›lanmad›¤› zaman bireylerin sevgisizli¤i ortaya ç›kar ve bu sevgisizlik düflmanlaflmaya dönüflür. Oyunda da, Gregor’un ailesi, bu aile düzenine, asl›nda bu toplumsal düzene bafl kald›ran ve baflkalaflan, baflka bir fleye yani bir böce¤e dönüflen Gregor’un yine eski haline dönmesini bekler. Onun geçici bir süre için bafl kald›rd›¤›n› yani geçici bir süre için böce¤e dönüfltü¤ünü düflünür ve eski haline dönmesi yani yeniden o sömürü sisteminin kat› bir difllisi haline gelmesini umar. Bu yüzden Gregor’un annesi, onun odas›n›, onun rahat hareket etmesi için yeniden düzenlemek isteyen k›z kardefline flöyle der: “'Bence en iyisi oday› eskiden nas›l idiyse aynen öyle korumaya çal›flmam›zd›r, böylece Gregor yine aram›za döndü¤ünde her fleyi eskisi gibi bulur, arada olup bitenleri unutmas› da o ölçüde kolaylafl›r.” Ama Gregor’un dönüfltü¤ünü, baflkalaflt›-


tiyatro

¤›n› ve baflkald›rd›¤› o sömürü sistemine art›k bir daha geri dönmeyece¤ini anlayan ve bundan umudunu kesen aile tüm sevgisizli¤ini gösterir. Onlar›n kendisi için çizdi¤i kal›b›n içine girmeyen Gregor’a karfl› tahammülsüzlük ve düflmanl›k gösterir. Babas›, Gregor’u elmalar atarak yaralar. Önce onu anlamaya çal›flan, yard›m eden ve seven k›z kardefli Grete de ondan kurtulmak ister: “Buradan gitmeli. Tek çare bu, baba. Ama onun Gregor oldu¤unu düflüncesini kafandan atman gerek. Bizim as›l felaketimiz, bunca zaman bu düflünceye inanm›fl olmam›z. Fakat o nas›l Gregor olabilir ki? Gregor olsayd› e¤er, insanlar›n böyle bir hayvanla birlikte yaflamalar›n›n olanaks›zl›¤›n› çoktan anlar ve kendili¤inden ç›k›p giderdi.” der. Evde herkes Gregor’a düflmanlafl›r. Babas› baflta olmak üzere annesi, k›z kardefli ve kirac›lar... Gregor’a düflmanlaflmayan ve onu oldu¤u gibi kabul eden ve onunla konuflan, yaln›zca halktan bir kifli olan hizmetçidir. Burjuva toplumlar› kendi sömürü sistemlerini sorgulayan ve elefltirenlerden hofllanmazlar. Bu sisteme boyun e¤meyen ve baflkald›ranlar› son derece itici bulurlar. Böyle kiflileri d›fllarlar, muhaliflerine karfl› ac›mas›zlafl›rlar ve her türlü düflmanl›¤› yaparlar. Kafka, “Dönüflüm” isimli roman›nda sömürü toplumuna baflkald›ran bireyin trajedisini anlatmak istemifltir. Burada baflkald›r›y› Gregor’un böce¤e dönüflmesiyle anlatm›flt›r. Gregor’un bir böce¤e, yani bir hayvana dönüflmesi asl›nda onun bir insana ama burjuva toplumlar›n›n sürü insan›na de¤il gerçek anlamda insana dönüflmesini simgeler. Gregor burjuva toplumunun kendisinden istedi¤i her gün ifle giden, sömürülen ve bu sömürüyü hiç sorgulamayan, hep boyun e¤en burjuva toplumunda genel kabul gören insan olmaya baflkald›rm›fl ve böce¤e dönüflmüfltür. Bir difllisi haline geldi¤i sömürü sistemine baflkald›rm›fl ve bir daha da o sisteme geri dönmeyi reddetmifltir. Yani gerçek anlamda insan olmufltur. Gregor bu sistemden yani baflkald›rd›¤› bu sistemden ç›k›fl yolu arar. Bu da eserde onun baflka bir yemek aramas›yla ve bula-

mamas›yla belirtilir. Gregor oyunun sonunda arad›¤› besini bulamamaktan yani besinsizlikten ölür. Ama esas ölüm nedeni bireyi yok eden burjuva sömürü toplumundaki sevgisizlik ve ç›karc›l›kt›r. Baflkald›ran bireyin toplum taraf›ndan itilmesi, d›fllanmas› ve düflman ilan edilmesidir. Romanda, Gregor’un bu sevgisizlikten çekti¤i ac› flu sözlerle belirtilmifltir: “Annesi Gregor’un odas›n› göstererek: “fiu kap›y› kapat Grete.” dedi¤inde ve yan odada annesiyle k›z kardefli gözyafl› dökerken veya gözyafl› dökmeksizin bak›fllar›n› masaya dikip otururlarken Gregor yeniden karanl›kta kald›¤›nda, s›rt›ndaki yara sanki yeniden aç›lm›fl gibi ac›maya bafll›yordu.”

onu anlamazlar, “Bize mi gülüyor acaba?” diye sorarlar ve farkl› olan bir fleye tahammül edemediklerinden onu çöpe atarlar. Bu ön oyunu görünce sahnede epik bir sahneleme izleyece¤imizi sand›k ama oyunun bafl›ndaki ön oyun ve sonundaki son oyun d›fl›ndaki bölümlerdeki sahneleme dramatikti.

Kafka’da burjuva toplumunun bireyden istedi¤i sürü insan› olmaya, sorgulamadan ve boyun e¤erek yaflamaya karfl› bireysel bir baflkald›r› vard›r. Ama Kafka’da umut ve zafer yoktur. Kafka karamsard›r. Bunun nedeni Kafka’da baflkald›ran birey yaln›zd›r ve bireysel olarak egemen toplumsal yap›ya baflkald›r›r. Örgütlü de¤ildir. Kendisi gibi bu toplumsal yap›dan memnun olmayan ve bu yap›ya baflkald›rmak isteyen kiflileri aray›p bulmaz, onlarla birlikte örgütlenerek insanl›k d›fl› toplumsal sisteme baflkald›rmaz.

Oyuncular Ceren Hac›murato¤lu, A. Ya¤mur Ulusoy, Ömer Bar›fl Akova, Özgür Atk›n, Zeynep Göktay’d›r. Bir dansç› olarak Gregor Samsa’y› canland›ran oyuncu özellikle el ve ayak hareketleriyle baflar›yla böce¤i canland›rmaya çal›fl›yordu. Sahnede el ve ayak hareketleriyle böceklerin ayaklar›n› ç›rp›fllar›n› çok güzel gösteriyordu. Ama burada onun hareketleri ön plana ç›kar›larak Gregor’un iç sesiyle konuflmalar› verilmemifl bu da eserin birçok fleyi kaybetmesine neden olmufl.

Bu yüzden bireysel baflkald›r›s› da hep sonuçsuz ve baflar›s›z kal›r ve bir trajediye dönüflür. “Dönüflüm”de de Gregor Samsa sevgisizlikten, itilmekten, horlanmaktan ve yaln›zl›ktan ölür. Kafka’n›n toplumsal elefltirisi yaln›zca bu düzenin insana ne kadar ac› çektirdi¤ini ve ne büyük trajediler yaflatt›¤›n› göstermekle kal›r. Ama örgütlenerek insan› ve insanl›¤› yok eden bu toplumsal yap›y› de¤ifltirmek için yol ve yöntem göstermez. Bu yap›n›n ancak örgütlü mücadele ederek de¤ifltirilece¤ini söylemez. Oyunun sahnelenmesine gelince, oyunu Ümit Denizer uyarlam›fl ve Turgut Denizer yönetmifltir. Oyunun bafl›nda bir ön oyun vard›r. Gregor rolündeki sanatç› sahneye ç›kar ve bir kutudan sürekli gülen turuncu renkli bir oyuncak ç›kar›r. Di¤er as›k suratl› insanlar

Sahnelemede orijinal fleyler kullan›lm›flt›. Kirac›lar, patron ayaklar›na uzun sopalar geçirilmifl oyuncular taraf›ndan canland›r›l›yordu. Ama evde ve aile içinde bir otorite olan baba niye böyle de¤ildi acaba? Romanda üçü de erkek olan kirac›lar›n birisi neden bayan olmufltu, bunlar› yönetmene sormam›z gerekiyor.

Dekorda, arkada bulunan iki parçadan oluflan siyah perdenin aras›ndan bir ›fl›k görünmesi pek hofl durmuyor. Duvarda Gregor’un d›flar› ç›kart›lmas›n› istemedi¤i boynuna y›lan sar›lm›fl bir kad›n resmi var. Kullan›lan eflyalarda da Gregor’un kocaman bavulu, içinden ç›kan ve tüm sahneyi kaplayan kumafllar, Gregor’un kumafl pazarlamac›l›¤›n› abart›l› bir biçimde belirtmifl. Giysilerden Gregor’un yele¤i biraz i¤reti ve küçülmüfl gibi duruyor. Kafka’n›n ölümsüz eseri “Dönüflüm”ü sahneye uyarlamak oldukça güç bir ifl… Ama buna cesaret eden ve baz› kusurlar› da olsa deneyen ‹stanbul Büyük fiehir Belediyesi tiyatrocular›n› kutluyoruz ve görmeyenler varsa görmelerini öneriyoruz.o

MAYIS 2009 | TAVIR | 27


deneme

aflk heykeli/ düzenin heykel aflk›(!) esra mert

Geçti¤imiz ay bas›na yans›yan bir olay çerçevesinde faflizmin sanata bak›fl›na bir kez daha tan›k olduk. Antalya’n›n Kemer ilçesinde belediyenin baflkanl›k koltu¤una oturan MHP’li Mustafa Gül’ün seçimden sonraki ilk icraat›, heykelt›rafl Zafer Sar›’n›n, Ç›narl› Kavfla¤›'nda bulunan “Aflk Heykeli”ni kald›rmak oldu. Bir sembol olarak heykel… Neden? Sanat dallar›ndan birisi olan heykelin, di¤er sanat dallar› gibi -belki de onlardan daha fazla- anlam›n› aflan bir yan› olmufltur s›n›fl› toplumlarda. Heykel, sanat eseri olmas› esprisi bir yana, bir simgedir ayn› zamanda. Üzerine dikildi¤i topraklarda özgün örneklerinden çok, rejimi temsil eden eserine rastlad›¤›m›z bu sanat dal›, sistemin tafllaflm›fl hali gibidir. Misal olacaksa; Amerika’daki “Özgürlük Heykeli” sanatsal de¤erinin d›fl›nda bu ülkedeki emperyalistlerin beyinlere ifllemeye çal›flt›¤› gibi “Amerikan Rüyas›”n›n bir simgesidir art›k. Yaflad›¤›m›z yüzy›lda bir ülkede bir rejimin y›k›ld›¤› ya da bir dönemin sona erdi¤i bizlere, eski sistemin sembolü olan heykellerin “o tarihi an”da tek tek devrilen görüntüleriyle anlat›l›r hale gelmifltir. ‹flgale gelen Amerikan ordusunun Irak topraklar›na girmesiyle, Saddam heykelinin dünyan›n gözleri önünde devrilerek, yerlerde sürüklenmesi hala hat›rlardad›r. Dünya halklar›n›n oldu¤u gibi Rus halk›n›n da kurtulufl umudu olmaya devam eden Lenin’in ise, bu umudun simgesi olarak yükselen hey-

28 | TAVIR | MAYIS 2009


deneme

kelleri hala Rusya sokaklar›ndad›r. Gönüllerinin taht›na oturttuklar› Lenin’in heykellerine el sürdürmez Rus halk›; Sovyetlerin y›k›l›fl›n›n, yerine kapitalist bir federasyonun kuruluflunun üzerinden y›llar geçmifl olsa da... Bu da halk› için mücadele verenlerin “rejim y›k›lsa”, “bir devir kapansa” da halk›n muhayyilesinde hep dimdik ayakta kald›klar›n›n göstergesidir. Zaman zaman kin ve öfkeleriyle sald›rarak, karalamaya çal›flsalar da Lenin’i, hala o heykeli devirecek gücü bulamad›lar kendilerinde Rus egemenleri. Bir ülkedeki egemenli¤in simgesi olarak heykellerin varl›¤› ve bunlar›n üzerinden yürütülen s›n›f mücadelesinin yan› s›ra ülkelerin kendi içinde, sanata bak›fl aç›lar›n›n yans›mas› ve sanata karfl› ald›klar› tav›rlar›yla da s›n›fsal kimlikler ortaya ç›kabilmektedir. “Heykel-put” anlay›fl› Heykele, sanata düflmanl›k; insana dair tüm güzel de¤erlere duyulan nefret, gerici/faflist egemenler dünyas›n›n sanc›l› yan› olmufltur hep. Ülkemizin gerici iktidar› da di¤er hükümetlerde al›flt›¤›m›z gibi sanata yönelik sald›r›lara ortak olmaktan kendini alamam›flt›r. Yasaklama-sansürleme, sald›r›/yarg›lama/tutuklama yedi y›ll›k iktidar›n sat›r aralar›na s›¤maz olmufltur: -2002 sonbahar›nda iktidara gelen AKP, ilk dönemlerde elinde yeterli kadrosu olmay›fl›ndan dolay› sanat alan›nda gerekli düzenlemeleri (Siz “sald›r›lar›” olarak anlay›n) yapamam›flt›r. -“AKP ve Sanat” iliflkisinde gündeme ilk oturan olay Ankara Büyükflehir Belediye Baflkan› Melih Gökçek’in Ankara’da sergilenen bir yap›t için “Tükürürüm ben böyle sanat›n içine” sözü olmufltur. Bu söz, AKP’nin sanat alan›ndaki genel tutumu olarak görülmüfltür. -AKP’nin sanat alan›yla büyük kap›flmas›, kentin ya¤malanmas› konusunda mimari sald›r›larda olmufltur. -Muhsin Ertu¤rul Tiyatrosu’nun y›k›lmas›, Atatürk Kültür Merkezi (AKM) konusunda tar-

t›flmalar 2005 ve 2007 aras›na damgas›n› vurmufltur.

vüz eden zihniyeti ise “ak”lama “parti”si durumuna düflmüfllerdir.

-Kentin eski limanlar›ndan tarihi yap›lar›na her yeri ya¤malama ve uluslar aras› sermayeye peflkefl çekme, kentin mimar› siluetine müdahale hala kayg›yla izlenen bir durumdur.

Aflk heykelinin bafl›na gelenler AKP’nin sanata bak›fl aç›s›yla faflizmin sanat anlay›fl› aras›nda fark arayanlar bofluna çabalam›fl olacaklar. Bu yüzden Kemer’de Aflk Heykeli’nin bafl›na gelenler, düzene faflist kadrolar yetifltiren parti ile faflist düzeni yöneten iktidar partisinin icraatlar›n›n da ortaklaflt›¤›n› göstermesi aç›s›ndan önemlidir.

-Tiyatrolara devlet yard›m›n›n keyfi bir biçimde kesilmesi bir hayli tart›flmalara neden olmufltur. -Plastik sanatlarda ise AKP, Erbakan döneminin “heykel-put” ç›kmaz›na düflmemeye çal›flsa da heykellere sald›r› sürüp gitmifltir. (’70’li y›llarda Gürdal Duyar’›n “Güzel ‹stanbul” heykeli müstehcen bulunup Karaköy Meydan›’ndan Necmettin Erbakan’›n emriyle sökülerek depoya at›lm›flt›.) Son iktidar›n anlay›fl›na uygun birkaç haber bafll›¤›na bakacak olursak: “Edirne'de özgür ve ça¤dafl kad›n heykeline sald›r› yap›ld›.” “Antalya Kemer'deki heykel, AK Partili Yaman'› k›zd›rd›.” “‹zmir'de heykellere yap›lan ‘faili meçhuller’...” Ancak bu müstehcen(!) eserlere sald›r›lardan yola ç›karak, gerici-faflist kafalar›n tabanlar›na yaranmak için “put!” deyip y›kmaya çal›flt›klar› heykellere, topyekun savafl açt›klar›n› da söyleyemeyiz. Bu zihniyete sahip kafalar, bir yandan müstehcenlikle/sapk›nl›kla suçlad›klar› eserleri toplumun ahlak bekçili¤ine soyunarak ortadan kald›r›rken, bir yandan gericili¤in simgesi -özellikle Osmanl› devlet adamlar›na ait- olan heykelleri ise kendi elleriyle dikmekteler park ve bahçelerinin meydanlar›na. AKP’nin taban›n› aldatmas›n›n, iki yüzlü kültür politikas›n›n da bir simgesi gibi yükseliyor iflte bu heykeller. Bu durum da onlar›n halk›n duygu ve düflünceleri noktas›nda hassas olmalar›ndan ziyade, kendi sapk›n kafalar›n› ortalara dökmektedir. Sözde bir kad›n ile bir erke¤in birbirine sar›l› heykeline tahammül edemeyen kafalar, b›y›k alt›ndan gülerek bir anlamda destek olduklar›, torunu yafl›ndaki genç bir k›za teca-

Zihniyet ayn›d›r. Kafalardaki örümceklenme farkl› noktalarda, ancak ayn› boyuttad›r. Her ikisi de burjuvazinin sömürü düzeninin bekçileridir, onu koruyup kollamak için yar›fl içindedirler. Bir put gibi tapt›klar› Amerikan emperyalizminin eliyle Türkiye halklar›na karfl› faflizmin k›l›c›n› kuflananlard›r onlar. Sonuç Halktan kopuk bir elin yaratt›¤› aflk heykelinin bafl›na gelenler burjuva bas›nda çokça yaz›l›p ayd›n çevreler taraf›ndan tart›fl›lsa da halk aras›nda bir yank›s›/sahiplenmesi olmam›flt›r. Rus halk› taraf›ndan sahiplenilen bir Lenin heykeli gibi flansl› de¤ildir Kemer’deki Aflk Heykeli. Kemer halk›n›n gözleri önünde devrilen heykelin gidifline bir “dur” diyen ç›kmam›flt›r Kemer halk› içinde. Herkesçe ve herkes için sanat anlay›fl›n›n oldu¤u ilkel toplumlar›n ard›ndan s›n›fl› toplumlar›n ortaya ç›k›fl›yla ekonomik ve düflünsel bak›mdan egemen s›n›flara ba¤›ml› hale gelen -günümüzde burjuvazinin sanat›n› yapan- sanatç› için bir anlam›yla “kader”dir asl›nda bu durum. Burjuvazinin ihtiyaçlar› do¤rultusunda gün gelir el üstünde tutulur, gün gelir bir tekmeyle savrulur. Ta ki do¤ru yolu bulana/halktan yana sanat yapana dek... ‹flte o zaman MHP’li belediyeye dava açan heykelt›rafl Zafer Sar› gibi, gerici-faflist kafalara karfl› tek bafl›na mücadele vermek durumunda da kalmayacakt›r. Keza bugüne dek halk için yaz›lan tek bir sat›ra, yak›lan tek bir a¤›ta, oynanan oyuna el uzatmaya hiçbir egemenin gücü yetmemifltir.o

MAYIS 2009 | TAVIR | 29


deneme

anlamak özgürlüktür! ümit zafer

Bir sevgiyi yontup onarmak için Dö¤üflmek de sevgidir…'' (Edip Cansever)

'San›r›m, Naz›m'›n ''Taranta Babu'ya Mektuplar ''›ndan bir dizeydi bu: ''Sana bu mektubu/ içine yüre¤imden baflka bir fley komadan/ Yolluyorum Roma'dan '' ‹flte bu misal, bu aç›k mektubun içine de yürekten baflka bir fley konmadan, yollan›yor buradan. Umar›m, elinize ulafl›r bu tuhaf mektup ve gönlüne de¤er cümlemiz. Umar›m… Evet, yeterince aç›k mektup bu... Aç›kl›¤› sona ulaflmas› için bir yol. Ve dahas›, bu sadece sana yaz›lm›fl bir mektup. Sadece sana ama sadece sana yaz›lm›fl oldu¤unu bu mektubun bir yerinde anlayacaks›n. fiu ya da bu sat›r›nda bir iflaret, bir iz oldu¤undan de¤il. Cümlemizin kokusundan anlayacaks›n bunu. Yang›n kokusundan. Ve sadece sen anlayacaks›n bu sat›rlar›n sana dair oldu¤unu… Bu mektubun eline ulaflmas› için, hayli dolayl› bir yol seçtim belkide. Bunun nedeni adresinin hem malum hem de meçhul olufludur. Öyle ya ''ne bir adresleri vard›r onlar›n'' flark›s›n› ikamet edinenlerdensin. Mesela, flimdi neredesin? Nerede olacaks›n ki: O sokakta, flu patikada ve bu voltadas›n kuflkusuz… En kötüsü, bu mektubun eline ulaflmamas› olmaz. Çünkü o ihtimal ne senin ne de benim elimde. Daha kötüsü, gözünün okudu¤u cümlemizi gönlünün görememesi olur. Bu mektubu üstüne al›nmaman k›yamet say›l›r. Ama hay›r, Araf'ta de¤ilsin. Anlayacaks›n ve anlad›kça da… Evet, öyledir. Evet, anlamak özgürlüktür. Özgürlük, olmas› ve olmamas› gerekenin fark›nda olabilmektir. O fark›ndal›¤›n gere¤ini yapabilmektir. Evet, Yeni ‹nsan'›n ahlak›, pusulas› ve ad›mlad›¤› yoldur özgürlük… Küba Devrimi'nin kad›n önderlerinden Hoydée Santamario'y› bilirsin. Peki, Che'nin ard›ndan ne demifl biliyor musun: ''Yaratt›¤›n her fley mükemmeldi, ama eflsiz bir yarat›n daha vard›: Kendini yaratm›flt›n. Yeni ‹nsan’›n mümkün oldu¤unu gösterdin, hepimiz yeni insan›n gerçeklik oldu¤unu gördük, çünkü vard›, o, sendin'' (1)

30 | TAVIR | MAYIS 2009

Kendini yaratmak nedir? Biliyorsun. Biliyor musun? Ve yine bildi¤in bir fleyden bahsetmek istiyorum. ''Bolivya Günlü¤ü''nün bir yerinde flöyle der Che: ''…Mücadelenin bu türü bize, insan soyunun en üst aflamas› olan devrimcili¤e eriflme olana¤› veriyor, ayn› zamanda da eksiksiz insan olmam›z› sa¤l›yor. Bu aflamalara ulaflamayacak olanlar hemen söylesin ve mücadeleyi b›raks›n.''(2) Che'nin sözleri, u¤runa ölümlere gidip geldi¤imiz ideallere daha s›k› sar›lma ça¤r›s›d›r. Ki yanl›fllar ve zaaflar Yeni ‹nsan'a ulaflma yolunda basamak oluyorlarsa anlaml›d›r. ''Önemli olan hatalar› gerekçelendirmekten öte onlar› tekrar etmekten kaç›nmakt›r.'' demiyor mu zaten Che. De¤ilse, ruhumuza vurulu prangad›r o hatalar. Bunlar› biliyorsun zaten. Bu mektubun sana yaz›ld›¤›n› bildi¤in gibi… Ve biliyormusun, bir yoldafl›m›z Day› için flöyle demiflti:'' O, devrim denilen karmaflay› bizim için en basite indirgemifltir.''(3) Sahi, o karmafla içimizde nas›l somutlan›yor? Engeller, engebeler hiç olmaz m› içimizde? Afl›ld›kça küçülen sarpl›klar yok mudur mesela. Elbette, geçildikçe düzleflen dolambaçlar da vard›r insan›n içinde. Bütün o ''karmafla''n›n durulaflan ve fakat asla durgunlaflmayan hali de¤il midir zaten devrimcilik… Konu mademki Day›'dan aç›ld›… Evet, konuyu bile isteye O'na getirdim. Çünkü bunca kelam›n özü O'nun elini hissedebilmekte dü¤ümlenir. Bak, ayn› yoldafl›m›z ne diyordu o zaman: ''…Y›llar içinde prati¤e girdikçe anlayacakt›m ki, as›l mesele ''istemekti'', anahtar kelime buydu. Bu bir yan›yla Day›'n›n insana ve özünde de kendine, yani insan› de¤ifltirece¤ine, Yeni ‹nsan’› yarataca¤›na olan güveniydi. Y›llarca bana, bize hep bunu anlatmaya çal›flm›flt›r. ‹nsan, olumlu ve olumsuzluklar›yla insand›r. Önemli olan tafl›nan olumlu özelliklerdir, gerisi bizim e¤iticili¤imize, becerimize kalm›flt›r. Öz devrimciyse, di¤er sorunlar çözülür…''(Age) Ne denli do¤ru de¤il mi? Ama kimi zaman kendi özümüzü görmeyi ihmal edebiliyoruz. Evvel zaman içinde, elefltiri-özelefltiri paylafl›mlar› s›ras›nda kendisinde tespit etti¤i olumluluklar soru-


deneme

lan bir arkadafl›m›z, bu soruya cevap veremedi¤ini anlatm›flt›. Oysa, olumlu yanlar›m›z›n fark›nda olmal› ve özümüzü sa¤lamlaflt›rmal›y›z. Unutma, bu mektubun sonunda olumluluklar›n› bir düflün. Ama flimdi o yoldafla kulak vermeye devam edece¤iz: ''…O bana, bize devrimcili¤i yeni bafltan ö¤retti. E¤er sorun yaflam›fl da aya¤a kalkm›flsan›z, e¤er gerilemiflseniz, e¤er zaafa düflmüflseniz ve halen bu saflardaysan›z bilinki bu Day› sayesindedir. O görünmez el, Day›'n›n elidir…'' (Age) ''Hangi el?'' sorusu gelir belki akl›na, cevab› için devam ediyorum: ''…Sonradan gelen kuflaklar için Day›, bilmedi¤imiz bir yerde, ancak okuduklar›m›zdan tan›d›¤›m›z, uzaktaki biriydi. Onu tan›d›kça anlad›m ve ö¤rendim ki; o hep bizim yan›bafl›m›zda, günlük hayat›n hep içindeydi, görünmez bir eldi…''

O rivayeti bilirsin. Derler ya, Yunus Emre tam k›rk y›l boyunca dergaha ormandan odun tafl›r. Ama tafl›d›klar› asla budakl› olmaz. Dümdüzdür hepsi. Bu k›ssan›n hissesi nedir sence? Hakl›s›n, özümüzde de e¤rilik olmamal›d›r. Ki bütün e¤rilikleri, hayat denilen örs ve çekicin aras›nda düzeltmek yak›fl›r bize. Kapitalizmin s›çratmak istedi¤i herfleyi, o örs ve çekicin aras›nda dövece¤iz elbette… fiair hakl›d›r: ''Bir sevgiyi yontup onarmak için/dö¤üflmek de sevgidir.'' Ve en amans›z, en ç›plak kavga insan›n kendi içinde yapt›¤› kavgad›r. Ve galip, yar›nlara yürüyendir. Söylesene, kapitalizmin bu çirkef cang›l›nda üstümüze s›çramaya çal›flan pisliklerden kim koruyacak bizi? Ruhumuza sürülmeye çal›fl›lan bencilliklerden, kim ar›nd›racak? Evet, birbirimizi o çirkeften koruya-

cak, birbirimizi ar›nd›racak ve birbirimize el verece¤iz… Belki çok aç›k belki de hayli kapal› olan bu mektubun ömrü, art›k burada bitiyor. Dedim ya, eline ulaflmamas› de¤il ama gönlüne ulaflmamas› olur bu mektubun felaketi. Umar›m, her ikisine de ulafl›r. Demem o ki dostum, iflte umudun dergah›, iflte kapitalizmin orman›. Peki, Yunus Emre nerede? Cevab›n› bekleyece¤im…

Kaynaklar; (1) Latin Amerika'da ‹syan›n Tarihi / Sibel Özbudun / Ütopya Yay›nevi (2) Bolivya Günlü¤ü / Ernesto Che Guevara / Yar Yay›nlar› (3) Yeni Kurtulufl Dergisi -07 Eylül 2008 / Day› Demek-syf:20-21

MAYIS 2009 | TAVIR | 31


ay›n foto¤raf›

FOSEM (Foto¤raf ve S‹nema Emekçileri)

32 | TAVIR | MAYIS 2009


biyografi

özgürlük mücadelesinde bir ayd›n: ulrike meinhof tav›r

''‹nsanlar› severim haks›zl›¤a yumruk gibi s›k›lan insanlar›'' Hasan Hüseyin Korkmazgil

Ulrike'nin mezar tafl›na arkadafllar›, “Özgürlük, ancak kurtulufl için savaflmakla mümkündür.” cümlesini yazd›rmak istedi. Ama Almanya'n›n burjuva devleti, bu cümlenin yaz›lmas›n› engelledi. Ve fakat, o cümlenin prati¤ini tarihe yazm›flt› zaten Ulrike. fiimdi o prati¤in, efl deyiflle bafle¤memenin Ulrike halinin peflinden koflturmaya çal›flaca¤›z. Saç› uzun, akl› güzel ve iki çocuk annesi olan bu bafle¤mez kad›na soraca¤›z: Ulrike sen kimsin? Ve flimdi neredesin? I... 7 Ekim 1934'te Almanya'da do¤dun. Sen henüz fark›nda de¤ildin ama, Hitler iktidar› hüküm sürüyordu. Naziler, di¤er ülkeleri iflgale kalkmam›fllard› daha. Ülke içindeki ilerici, komünist, Yahudi, Çingene... k›saca, ''Üstün Alman ›rk›”ndan görmedikleri herkesi yok etmekle meflguldüler. Sen bütün bunlar› daha sonra okuyup ö¤renecektin. Do¤ru Safta Olmak... 1940 y›l›nda baban›, 1950'de anneni yitirdin. Kimdi onlar? Sorunun cevab›, duydu¤un gururda sakl›d›r: ''Nazi karfl›t› olduklar› ve direnifl çevrelerine kat›ld›klar›n› söyledi¤i anne-babas›yla, öyle bir dönemde do¤ru safta olduklar› için, gurur duyuyordu. '' Do¤ru safta olmak... Senin için bir insan›n kim oldu¤una dair belirleyici olan, hangi safta oldu¤uydu. Ama bu ''a¤›r'' konular› düflünmek için önünde epeyce zaman vard› daha. Ablanla birlikte öksüz kalm›flt›n›z. Hay›r, öksüz say›lmazd›n›z asl›nda. Zira, annenin yak›n arkadafl› Renate Riemeck, 1940'tan beri sizinle kal›yordu. Annenin ölümünden sonra da, sizi yanl›z b›rakmad›. Anti-faflist bir akademisyendi Riemeck. Deyim yerindeyse, sana siyasal anlamda annelik yapanda o oldu. Sosyalizm inanc›n›, hakl›-haks›z ayr›m› gibi temel ölçülerini ondan ö¤rendin. Ve Riemeck'in yönlendirmesiyle bol bol okumaya bafllad›n. Soruldu¤unda da, psikoloji-pedagoji e¤itimi al›p ö¤retmen olmak istedi¤ini söylüyordun. Öyle de yapt›n ve üniversitede psikoloji okumaya bafllad›n. O y›llarda, düzenin politika sahnesinin temel aktörleri, H›ristiyandemokratlar ile Sosyal-demokratlar'd›. Üniversite ö¤rencileri aras›nda da, bu iki partinin etkinli¤i vard›. Sen, Pedogoji Enstitü-

ulrike meinhof sü'ndeki e¤itimine devam ediyordun. Bir yandan da, yeni bafllayan nükleer silahlanma tart›flmas›nda do¤ru tarafta olmaya çal›fl›yordun. Zira, savunma bakan› Strauss, ordunun nükleer silahlarla donat›lmas›ndan yana olduklar›n› aç›klam›flt›. Kime karfl›yd› bu silahlanma, elbette, sosyalist ülkelere karfl›yd›. ‹flte bu kirli ve tehlikeli giriflimin karfl›s›na ç›kanlar aras›ndayd›n. Gösteriflsiz Ö¤renci... Onca kitle gösterine karfl›, hükümet bildi¤ini okuyordu. Bu duruma sessiz kalan y›¤›nlar›, Hitler'in gelifline duyars›z kalanlarla özdefllefltirerek sorguluyordun. Dahas›, bu sorgulamay› herkesin yapmas› için, “Sosyalist Ö¤renci Birli¤i”nin düzenledi¤i toplant›lara konuflmac› olarak kat›lmaya bafllad›n. “... Gösteriflsiz ö¤rencinin kürsüye ç›kmas› herkes için sürpriz olmufltu. Pamuklu kumafltan basit bir elbise vard› üzerinde... Herkes, bu tür ortamlarda al›fl›lm›fl kopuk ve entelektüel bir üslupla konuflmamas›ndan etkilenmiflti;

MAYIS 2009 | TAVIR | 33


biyografi

söyledikleri basit, son derece net ve sami- mentodan ç›kan kararlara itiraz etmek, halk›n iradesine karfl› ç›kmak oluyordu... Bu miydi...” çarp›kl›¤a verdi¤in cevap flu oldu: ''... Peki Ve hep böyle konuflup yazd›n sen Ulrike. ama parlamento yaflamsal öneme sahip bir Gerçe¤in dili, ''RAF'›n Sesi'' oldu¤unda da konuda, art›k halk›n düflüncesini temsil etayn› üslupla konufltun. Anlafl›l›r, net ve iç- miyorsa ne olacak? Bunun iki yan›t› var: Ya ten ç›k›yordu senin duda¤›ndan kelimeler susaca¤›z ve art›k demokratik biçimlerde ve ikna edici oluyordu kurdu¤un cümleler. yönetilmedi¤imizi kabul edece¤iz, ya da koBir süre sonra, nükleer silahlanmaya karfl› nuflaca¤›z ve sorumlulu¤unu tafl›d›¤›m›z ç›kan bir çal›flma grubunun temsilcisi ol- fleyleri savunaca¤›z. '' mufltun. Bu ifller de haliyle bir deneyimin yoktu. Ama gereklili¤ine inand›¤›n her fleyi Sen, konuflmay› tercih edenlerdendin. Yapt›¤›n›z gösteride de içtenlikle konufltun yiyaparak ö¤reniyordun. ne. Bir süre sonra da iki arkadafl›nla beraber O günlerde, büyük bir gösteri düzenleme ''Argument'' isimli dergiyi ç›kartmaya bafllakarar› ald›n›z. H›ristiyan-demokratlar'a gö- d›n›z. Ki gösteriler, toplant›lar, yaz›larla dore, bu girifliminiz ''demokratik'' de¤ildi. On- lu yo¤un bir koflturmaca içindeydin. Ve falara göre, Alman halk›n›n iradesini parla- kat, niflanl›n bu yo¤unlukla paylaflmak istemento temsil ediyordu. Dolay›s›yla parla- miyordu seni. Kendisine zaman ay›rmad›-

34 | TAVIR |MAY›S 2009

¤›ndan yak›n›yordu. Böylesi bencil m›zm›zlarla iflin yoktu ve ayr›ld›n›z. Sen yürümeye devam ettin ve bu yürüyüfl, seni “Konkret Dergisi”ne getirdi. Solcu ö¤rencilere seslenmeye çal›flan bir dergiydi bu. Sen de düflüncelerini, 1958'den itibaren bu dergide dile getirmeye bafllad›n. Yaz›yor, konufluyor ve o toplant›dan bu gösteriye koflturuyordun. Konkret çevresindekilerin hepsi senin gibi de¤ildi elbette. Öyle ki “solculuk” ad›na laf ebeli¤i, soyutluk ve içkili, dansl› partilerde kendinden geçmek moda olmaya bafllam›flt›. Böylesi ortamlarda bulunsan dahi, içki içip ahkam kesenlere “Sizleri asla anlamayaca¤›m.” diyordun... “Pek s›k gülmeyen, önemsedi¤i fleyler hakk›nda flakalar yapamayan ciddi mizaçl› Ulrike Meinhof, buna ra¤men ya da tam da bu


biyografi

yüzden herkes taraf›ndan sayg› görüyordu. ‹çtenli¤i her türlü kuflkunun üzerindeydi, kimse dürüstlü¤ünden kuflku duymuyordu. O, grubun ahlaki etiketiydi adeta.” Yaflayan Hitler'e Dair Sosyalizmin çekim merkezi olmas›ndan ürken “Bat›” ülkelerinin burjuvalar›, ABD'nin yönlendirmesiyle NATO'ya giriflten nükleer silahlanmaya, kontrgerilla oluflumlar›ndan ola¤anüstü hal yasalar›na uzanan kirli ad›mlar at›yorlard›. S›n›flar mücadelesi içindeki bu geliflmeleri izliyor ve sonuçlar ç›kar›yordun. Hitler ölmemiflti sana göre, devletin ruhu olarak yaflamaya devam ediyordu... “Almanya'daki birçok solcunun aksine, faflizmi, ‹kinci Dünya Savafl›'n›n son bulmas›yla ortadan kalkan tekil bir tarihsel olay olarak de¤erlendirmiyor, Nazi egemenli¤inin, hukukun üstünlü¤ünü hiçe sayan devletlere aç›k bir örnek oluflturdu¤unu söylüyor, adaletsizli¤in oldu¤u her yerde faflizmin yeniden canland›¤›n› görüyordu. Faflizmin süreklili¤inin kan›t› olarak, Hitler rejimi alt›nda kariyer yapm›fl insanlar›n, Federal Cumhuriyet'te de güç ve fleref sahibi olmas›n›, baz›lar›n›n yeniden yüksek mevkilere gelmesini gösteriyordu.” Bu düflüncelerinin ifadesi olarak, Konkret'in baflyazar› s›fat›nla, 1961'de ''Hitler ‹çinizde'' bafll›kl› bir yaz› yay›nlad›n. Özetle, faflizmle anti-faflistler aras›ndaki mücadelenin 1945'te Hitler rejiminin y›k›lmas›yla bitmedi¤ini söylüyordun. Yaflanan geliflmelerin bamteli say›labilecek flu cümleyle bitirmifltin yaz›n›: ''Biz nas›l anne-babalar›m›za Hitler'i soruyorsak, çocuklar›m›z da bir gün bize Bay Strauss'u soracaklar. '' “Bay Strauss”, kapitalist Almanya'n›n 1956'dan beri savunma bakanl›¤›n› yap›yordu. Ve örne¤ini s›kça gördü¤ümüz biçimde, kendisine yöneltilen elefltiriye karfl› hakaret davas› açt›. Ülkenin en muktedir adamlar›ndan biriyle karfl› karfl›ya gelmifltin. Geri ad›m atmad›n ve sözlerinin ard›nda durdun. Aç›lan davada avukatl›¤›n› Gustav Heineman yapt›. Ki daha sonra cumhurbaflkan› olacakt› bu zat. Evlilik Ve Ev Kad›nl›¤›... 1961'de Konkret'in yay›nc›s› olan Klaus Rainer Röhl ile evlendiniz. ‹kiz k›zlar›n› ise Eylül

1962'de do¤urdun. Öncesi ve sonras›yla zorlu bir do¤um oldu bu. Ama o haldeyken bile yazmay› sürdürdün. Tipik bir ev kad›n› olmayacakt›n elbette. Ki lise arkadafllar›nla bir araya geldikten sonra, izlenimlerini flöyle özetlemifltin: “K›zlar ev kad›n› olmufllar, fakat bu varolufl biçimini berbat bulacak kadar kafalar› çal›fl›yor.” Hitler rejiminin kad›nlar› mutfak, kilise, yatak üçgenine hapsetmesinin ça¤dafl biçimlerini, arkadafllar›na yak›flt›ramam›flt›n. Evet, berbat bir varolufl biçimiydi bu. Ve sen, bu varolufla teslim olmayacakt›n. Kendi yaflam›nda bir alternatif yaratma çabas›ndayd›n. Çocuklar›n› bu çaban›n engeli de¤il, parças› olarak görüyordun. Art›k sadece “Konkret” yazar› olarak sürmüyordu gazetecili¤in. Bir yandan da radyo ve TV programlar› yapmaya bafllam›flt›n. Bu programlarda ezilenlerin sorunlar›n› gündeme tafl›maya çal›fl›yordun. Eflin Röhl ise, tipik bir düzen solcusu olarak, bir yandan ahkam keserken, di¤er yandan düzenin nimetlerinden yararlanma çabas›ndayd›. “Sol” Soslu Sosyete... Gerek ünlü bir gazeteci olman, gerekse de Röhl'ün tercihleri sonucu, kendilerini “solcu” olarak gören salon sosyalistleriyle de tan›fl›yordun. Esas olarak düzenden beslenen tuzu kuru tiplerdi bunlar. Gazeteciler, akademisyenler, sanatç›lar hatta ifl adamlar›ndan oluflan böylesi “sol sosyeteler” nas›l solculuk yap›yorlard›? Cevab›n› biliyorsun: “... Partiler veriliyor, Beatles ve Rolling Stones parçalar›yla dans ediliyor, Yunan usulü sar›msak soslu koyun eti k›zartmas› ve k›rm›z› yaban mersini kompostosu yeniyor, yine CDU/CSU ve FDP koolisyonuyla sonuçlanan son seçimler tart›fl›l›yordu.” Bu ortamlara girip ç›k›yordun ama ruhunu bulaflt›rm›yordun bu laçkal›¤a. Solculuk bu muydu? Ezilenlerin ac›lar›n› dans ve içki eflli¤inde suland›r›p kahkahalarla ele almak m›yd›? Hay›r! Ve sen flöyle diyordun: “Benim çok ciddiye ald›¤›m meseleleri gülerek ifade etmeye zorlan›yorum.” Ve egzotik soslu bu batakl›¤a mahkum etmedin kendini. ‹çki, dans ve seksten oluflan tatminsizlik denizinde bo¤mad›n ruhunu. Solculu¤un nas›l olmayaca¤›n›, olmad›¤›n› bu deneyimlerle yak›ndan görüyordun.

Amerika, 1965'ten itibaren Vietnam'› bombalamaya bafllad›. ‹flgal ve sald›r›lar s›ras›nda napalm bombalar›, zehirli gazlar da kullan›yordu. Tüm bunlara ra¤men direniyordu Ho Amca'n›n evlatlar›. Ve dünya halklar›, hayk›r›yordu hep birlikte: “Ho-Ho-Ho-fiiMinh! ‹ki, Üç, Daha Fazla Vietnam”... Che'nin sözleriyse, insanl›¤›n bu soylu damar›na rehberlik ediyordu: “Gerçekten insan olan herkes, baflkas›na at›lan tokad›n ac›s›n› kendi yana¤›nda duymal›d›r.” Ayd›n Olmak... Senin yana¤›n da, yüre¤in de alev alevdi Ulrike. Sen de “Amerika Vietnam'dan Defol” diyenlerdendin. Ki dünyan›n birçok yerinde bu slogan dökülüyordu halklar›n duda¤›ndan. Ö¤renci gençlik yine en önde ç›k›yordu sokaklara. Sen art›k otuzlu yafllar›nda meflhur bir gazeteciydin. Ama, esas olarak kelimenin gerçek anlam›yla bir ayd›n oldu¤un için, ö¤rencilerle omuz omuza olmaktan geri durmad›n. Do¤ru safta olmakt› senin için önemli olan: “Gazeteci Ulrike Meinhof, ö¤rencilerin yan›nda yer alm›flt›, çünkü Vietnam Savafl› tehlikeli kliflelerin tekrar›yla ba¤›nt›l› “kirli bir savafl”t›. Vietnam'da olanlar, komuoyuna her zamanki gibi k›salt›larak, özgür dünyan›n özgür olmayan dünyaya karfl› mücadelesi formülüne indirgenerek aktar›lmakta ve böylece komünist olan herkes ve her fleye karfl› sald›rgan bir politikan›n izlenmesi savunulmaktayd›.” Bir ayd›n olarak sana düflen, yükseltilen yalan kalelerine gerçe¤in diliyle hucum etmekti. Öyle de yapt›n... “Ona göre, gerçek politik arka plan hakk›nda sadece küçük bir az›nl›¤›n bilgi sahibi olmas› tehlikeliydi. Halk›n büyük ço¤unlu¤u, ya her fleyden bihaberdi, ya da onlara, Axel Springer gibi gazete sahipleri taraf›ndan, kaba anti-komünist dünya görüflü servis ediliyordu. “Burjuvazinin dünya ve ülke gerçekleri üzerine döktü¤ü bu yalan karanl›¤›n› delmek için kaleminle mücade ediyordun. Ve böylece, kalemin etkisinin de bir yere kadar oldu¤unu tecrübe ediyordun asl›nda. Sadece Vietnam'da yaflananlar de¤il, ülke içindeki mazlumlar›n dertleriyle de ilgiliydin. Ki Vietnam'da bombalananlarla, kapitalizmin çarklar› aras›nda yitip gidenler kardeflti se-

MAYIS 2009 | TAVIR | 35


biyografi

“... Giderek ilerleyen bu ayn›laflt›rma, kar›flt›rma, belirsizlefltirmeye karfl› ç›kabilmek ancak politik do¤rular aras›ndaki farkl›l›¤› belirginlefltirmekle, Meinhof'un deyimiyle “aç›k cepheler” oluflturmakla mümkündü. Oysa art›k partilerden ve parlamentodan hiçbir beklentisi kalmam›flt›. Sadece partilerin d›fl›ndaki “büyük koalisyon” karfl›tlar›n›n ‘gürültü koVietnam yak›l›p y›k›l›rken... Kapitalizm'in Al- partacaklar›’ umudunu tafl›yordu.” manya'daki kurbanlar› ifl kazalar›, fahiflelik, alkolizm bata¤›nda yok edilirken... Ç›plaklar Aray›fl... kamp›nda bu sorunlar›n sohbetini yapmak, Düzenin rahat koltuklar› yerine soka¤›n ranas›l bir “solculuk” olabilir? Düzenin tabula- hats›z edicili¤ini tercih eden “parlamento r›na karfl› ç›kmak, bu mudur? De¤ildir. Çünkü d›fl› muhalefet” kendine has aray›fllar›n› sistem, sizin nerenizi açt›¤›n›zla, hangi uyufl- sürdürüyordu. Marks'tan Mao'ya ustalar turucuyu kulland›¤›n›zla ve seks tercihinizle okunup düzen de¤iflikli¤i için nas›l davran›lilgili de¤ildir. Bunlar düzen için “tabu” bile mas› gerekti¤i tart›fl›l›yordu. Gençli¤in bir de¤ildir. Kendinizi kand›rman›z için sundu¤u k›sm› için bu de¤iflikli¤in anlam›, kendi yazeminlerdir sadece. Ki toplumu de¤ifltirme- flam tarzlar›nda biçimsel de¤iflimler yapnin yolu buralardan geçmiyordu, deneyimle- makt›. Deyim yerindeyse, anne-babalar›ndan farkl› bir görüntüye sahip olmak istiyorrinle görüyordun bunu. lard›. Saçlar uzat›l›yor, uyuflturucu kullan›l›yor ve çeflitli ç›lg›nl›klar yap›l›yordu. Che'nin Sistemin ‹kizleri... Gördü¤ün bir baflka gerçeklik de, Sosyal-de- posterleri odalar›n duvarlar›na as›l›yordu mokratlar’›n senin deyiminle “fahiflelik” ama, henüz onun gösterdi¤i gibi s›k›lm›yoryapmas›yd›. Zira, Sosyal-demokratlar ile H›- du yumruklar. Ve aray›fl sürüyordu. Bu araristiyan-demokratlar'›n koalisyon hükümeti y›fl›n bir sonucu da ortak yaflam deneyimi kurulmufltu. Burjuvazinin ç›kar› öyle gerek- olarak komünler oluflturmakt›. Elbette, tirdi¤i zaman, düzenin bu iki z›t ucu bir ara- “parlomento d›fl› muhalefet” kendisini düya gelmekte sak›nca görmemiflti. Demek ki, zen d›fl›na tafl›yacak potansiyelleri de bar›nSosyal-demokratlar'la o güne kadar muha- d›r›yordu. ‹flte bu geliflmeleri ilgiyle izliyorlefet ettikleri sa¤c› partiler aras›nda özde du. Ki Haziran 1967'de, kendini radikal bir biçimde sorgulamana yol açan kan döküldü bir farkl›l›k yoktu... Berlin’de. nin için... “Ulrike Meinhof, gazeteci olarak çal›flmalar›n› iflte bu kurbanlara adam›flt›. Zeka engelli çocuklar, düflük ücretli kad›nlar, kazada sakatlanan bant iflçileri, yurtlarda kalan çocuklar hakk›nda, en iyi yay›n saatinde yay›nlanan son derece baflar›l› programlar yap›yordu.”

Düzenin S›n›rlar›... ‹ran fiah› gelmiflti Berlin'e. ABD'nin Ortado¤u'daki kanl› bekçilerinden olan fiah› protesto etmek için ö¤renciler meydanlara ç›kt›lar. Ve Alman polisinin azg›n sald›r›lar›yla karfl›laflt›lar. Benno Ohnesarg isimli bir ö¤renci polis taraf›ndan kurflunlan›p öldürüldü. Faili belli ve resmen ifllenmifl bir cinayetti bu. Burjuvazinin borazan› olan Springer'in gazeteleri ise yalan ya¤muruna bafllad›lar hemen. Bild gazetesinin sat›rlar› burjuvazinin yaklafl›m›n› özetliyordu: “Dün Berlin, kendilerine gösterici diyen is-

36 | TAVIR |MAY›S 2009

yanc›lar›n hedefi oldu. Ama ç›kartt›klar› isyan onlara yetmedi. ‹lle de kan görmek istiyorlard›. Ellerinde k›z›l bayraklar vard›. Art›k gelinen noktada e¤lence, uzlaflma ve demokratik hoflgörü bitmifltir. “Burjuvazinin yayd›¤›” toplumsal bar›fl sisi, mücadelenin rüzgar›yla da¤›l›yordu. Ki s›n›flar mücadelesinin do¤as› gere¤i “toplumsal bar›fl” asla mümkün olmaz. Sadece, belli dönemlerde “toplumsal bar›fl” yan›lsamas› ile kitlelerin gözlerini ba¤layabilir burjuvazi. Ama nereye kadar? Mücadelenin alevli elleri o gözba¤›n› da çözer ve burjuvazinin hiddetini de, fliddetini de, çirkefini de gösterir iflte herkese. Düzenin s›n›rlar›n› net bir flekilde gösteren “hoflgörü bitmifltir” tehditi karfl›s›nda ne yap›lmal›yd›? Ya sen ne yapacakt›n Ulrike? Burjuvazi, hoflgörüsünün s›n›rlar›n› gösteriyor ve e¤er o s›n›rlar afl›l›yorsa, kanl› difllerini de gösterece¤ini söylüyordu. Ki Ohnesorg'un dökülen kan›na bak›p herkes aya¤›n› denk almal›, daha öteye gecmeye çal›flmamal›yd›. Düzen içinde kal›nd›¤› sürece hoplamak z›plamak serbesti. Ama o s›n›rlar afl›l›rsa, kan›n›z›n dökülmesine de haz›r olmal›s›n›z... Soka¤a ç›kacaksan›z, elinizde k›z›l bayraklar de¤il, bira bayraklar› olsun diyordu Bay Burjuvazi. Muhasebe... Kendini sorgulad›n Ulrike. Yolunda gitmeyen evlili¤ini... Bir gazeteci olarak düzen içinde gördü¤ün hoflgörüyü... Ve radikal ö¤renci hareketiyle iliflkini... Sorgulad›n ve flöyle dedin: “... Birbirleriyle ba¤daflmas› mümkün görünmeyen bu üç fley, beni çekifltiriyor parçal›yor. “Çünkü bu üç fleyin senden beklentileri farkl›yd›. Eflin için, gitmeyen bir evlili¤i yürütmeye çal›flan, çocuklar›na annelik eden bir kad›n olmal›yd›n. Düzen için, kimi sorunlar› elefltiren, sonra da gününü gün eden sol-sosyetesinden bir gazeteci olman yeterliydi. Bu ikisinin seni hangi duruma düflürdü¤ünü olanca dürüstlü¤ünle görüyordun... “... düflüncelerimi, kukla-düflüncelere dönüfltürüyor; beni, benim için, hepimiz için çok ciddi meselelere gülerek ifade etmeye zorluyor: Yani s›r›tarak, yani maske takarak...” Hay›r, maske takmak istemiyordun. Yüreklerden yüzlere uzanan yabanc›laflman›n o riyakar maskesini ç›kar›p atmadan özgürlü¤ün var olmayaca¤›n› biliyordun. Bunu sa¤-


biyografi

layacak olan ise mücadele idi. Ama henüz, Almanya'da kendisini tan›mlam›fl bir devrimci örgütlenme yoktu. Giderek radikalleflen ö¤renci hareketinin ve tarihin ve hayat›n senden beklentisi de buydu zaten. Kendisini düzen d›fl›na tafl›yacak olan özgürlük yolunu açmand›. Bu iç sorgulaman›n ard›ndan, kendi yaflam›ndan bafllayarak, radikal ad›mlar atmaya bafllad›n. ‹lk ad›m olarak 1967'nin son aylar›nda yabanc›laflma d›fl›nda paylaflt›¤›n›z bir fley kalmayan eflini ve villa tipi evini terk ettin. Çocuklar›n› da yan›na al›p Berlin'e gittin. Dönemin Berlin'i, ö¤renci hareketinin, komün girifliminin baflkenti say›l›rd›. Ki sonras›nda RAF'a dönüflecek ad›mlar› ataca¤›n yoldafllar›nla da burada tan›flacakt›n. Burjuva Hukuku... Kas›m 1967'de ö¤renci Ohnesorg'u öldüren polis beraat ettirildi. fiah'a karfl› düzenlenen gösteride Ohnesorg'la beraber olan bir ö¤renci ise, hala tutukluydu. Hayli tan›d›k olan bu tablo, burjuva hukukunun ne oldu¤unun cevab›yd› asl›nda. Yeri gelince, hak hukuk laflar›n› dilinden düflürmeyen burjuvalar›n adalet anlay›fl› buydu iflte. Ç›karlar›na hizmet eden bir katilin ard›nda dururken, ç›karlar›na tafl atan bir ö¤renciyi duvarlar›n ard›nda tutuyorlard›. Adaletsizlik, yalan sa¤ana¤›, hükümetçe ABD katliamlar›na verilen destek, bunlara karfl› ç›kanlar› susturma giriflimlerini ve dünyada esen devrim f›rt›nas›n›n etkisi, ö¤renci hareketine flu soruyu sorduruyordu: “Radikal eyleme geçmek için daha ne olmas› gerekiyor? “ Düzen d›fl›na ad›m atman›n efli¤ine gelmifl olanlar için, cevab›n› bekleyen hayati soru buydu. Ve ö¤renci hareketinin sözcülerinden olan Rudi Dutschke, verilecek cevab›n zemini olarak flu cümleyi kuruyordu: “... devrimcilerin devrimleflmesi, kitlelerin devrimcileflmesi için belirleyici ön kofluldur.” Çare... Nicedir, sözün eylemini yitirdi¤inin fark›ndayd›n Ulrike. Kiflisel olarak gazetede yaz›yor, radyo ve TV programlar› yap›yordun ama de¤iflen bir fley olmuyordu. Kitlesel olarak, protesto edilmesi gereken her konuda gösteri yap›yordunuz. Mesela, “ABD ,

ölüm orucu flehidi holger mains

Vietnam'dan Defol" diyordunuz ama Almanya'daki ABD üslerinden sevk edilen bombalar Vietnam halk›n›n üstüne düflmeye devam ediyordu. Ve sen yazmaya ve siz yürümeye devam ederken oluyordu, olmas›na karfl› ç›kt›¤›n›z her fley. Sadece yazmak ve belli s›n›rlar içinde gösteri yapmak, bir statükoya dönüflerek, düzenin "demokrasi" örtüsünde bir renk olmaktan öteye geçmiyordu. Bu statükoya hapsolmak, çaresizlikten baflka bir fley de¤ildi. Peki çaresiz miydiniz Ulrike? De¤ildiniz. fiubat 1968'de Berlin'de toplad›¤›n›z Vietnam Kongresi'nde aç›lan pankartlardan birinde flu yaz›yordu: "Bize aç›k olan fley elefltiri silah› de¤il, silahl› elefltiridir.” Arkadafllar›nla birlikte çarenin ne ve nas›l oldu¤unu dünya aleme gösterdiniz Ulrike. Ve flimdi o çarenin tarih özetine bakaca¤›z hep birlikte... II... 2. Paylafl›m Savafl›'n›n ard›ndan muzaffer olan Sovyetler'in yaratt›¤› etki, önce Çin ve ard›ndan Küba devrimleri, Vietnam'da süregiden kurtulufl savafl›, Latin Amerika'daki gerilla hareketleri... Kapitalizmin cenderesi alt›ndaki kitlelerin nezdinde sosyalizmin prestijini büyüten geliflmelerdi. Bu geliflmelerin Almanyada'ki izdüflümü okul boy-

kotlar›, fabrika iflgalleri ve giderek soka¤a ç›kan tepkiler oldu. Burjuvazi, ivmelenen toplumsal muhalefeti sosyal demokratlar'a yedekleyerek ehlilefltirmek istiyordu. Kimileri bunu kabul ederek "ak›ll› solcu" olmay› tercih ettiler. ‹leride RAF'› oluflturacak militanlar›n da içinde oldu¤u gençler ise sistem taraf›ndan hazmedilmeyi reddettiler. Dönemin sosyalist gençleri bir yandan Marx, Lenin, Mao, Che'den beslenirken, di¤er yandan da Marcuse, Sartre, Adorno gibi Marx'›n yorumcular›n› okuyup tart›fl›yorlard›. Örne¤in Marcuse'e göre düzenin temellerine yönelmeyen "... muhalefet, muhalefet etti¤i dünyan›n içine çekilir" ve dolay›s›yla, düzenin, ba¤›fl›kl›k sistemini güçlendirir. Tüm bu okumalardan, tart›flmalardan ve yaflamdan ç›kan sonuç, devrimci kopuflun kaç›n›lmazl›¤›yd›. Ve Serüvenciler... Zaten yollar› gelip düzen s›n›rlar›na dayanm›flt›. Bu noktadan öteye geçmeyi göze alamayanlar da oldu elbette. Ve onlar, "savaflma, sevifl" yozlaflmas› içinde hippili¤i tercih ettiler. Ki Sosyal-demokratlar'›n düzen-içili¤iyle hippilerin düzen-d›fl›l›¤› ayn› teslimiyetin iki yüzüydü asl›nda. Ancak düzenin çizdi¤i s›n›rlar›n ötesine geçmeyi göze alanlar da ç›kt›. Ve bunlar flöyle diyorlard›: "... Taleplerimiz, Alman protesto hareketinin

MAYIS 2009 | TAVIR | 37


biyografi

“Özel” Hayatlar... ’68 bahar›n›n eylemleri, bütün Avrupa'da oldu¤u gibi Almanya'da da yay›ld›. Tafllar at›ld›, araçlar yak›ld›, sokak çat›flmalar› yafland›. Alman burjuvazisinin cevab› ise ola¤anüstü hal yasalar› ç›kartmak oldu. Denilebilir ki, sokaklarda yükselen mücadele ateflleri Almaya'daki devletin bask›c› yüzünü de ayd›nlatt›. Ulrike'ye göre, devletin gerçek yüzü zaten buydu. Ve devletin tahakkümü alt›ndaki hayat, giderek hücreleri küçülen bir hapishaneden farks›zd›... "Ulrike Meinhof'a göre, hapishanedeyseniz büyük hücreden küçük hücreye konmaya karfl› direnmek yetmezdi, as›l mesele ‘hapishaneden kaçmaya haz›rlanmak't›... "

steimheim hapishanesi ezilenlerle dayan›flma ad›na bugüne kadar sergiledi¤i sulu gözlü, dolay›s›yla etkisiz üslubunun d›fl›na ç›kt›¤› ölçüde yank› bulacakt›r... Bugüne dek ihmal etti¤imiz ve art›k yapmam›z gereken husus fludur: Emperyalizmin mahkum etti¤i ve kendilerini baflar›yla savunan insanlar› kendimiz gibi görmek. "

üstlenerek, ABD'nin Vietnam halk›n› katletmesine ve bu katliama iliflkin Almanya'daki kay›ts›zl›¤a karfl› ç›kmak için bu eylemi yapt›klar›n› aç›klad›lar. Ensslin, duruflma s›ras›nda flöyle hayk›r›yordu: "Bir kaç yanm›fl köpük yatak beni ilgilendirmiyor, ben burada Vietnam'da yanm›fl çocuklardan söz ediyorum. "

Kendilerini mazlum halklarla özdefl görenlerden baz›lar› da 2 Nisan 1968'de Frankfurt'ta iki büyük al›fl-verifl merkezini el yap›m› patlay›c›larla bombalad›lar. ‹flte bu eylem, Alman solu için bir dönüm noktas› oldu. Ve serüvenciler, dünyay› de¤ifltirmenin aflk›yla düfltüler tarihin yollar›na.

Anti-emperyalizm ve enternasyonalizm, art›k sadece a¤›zdan ç›kan birer laf de¤ildi. Pratik olman›n fliddetini içermeyen sözler ise vaktini doldurmufltu. Ki bu eylem, RAF'›n temellerinin at›ld›¤› bir buluflmaya da zemin sa¤lad›. Ulrike, tutuklu bulunan Gudrun ve Baader'le görüflmeye gitti. Sonras›nda da bu eylem hakk›nda yazd›¤› yaz›n›n ana fikri flu oldu:

Anti-Emperyalizm... 2 Nisan eylemiyle ilgili olarak Andreas Baader, Harst Sachlein, Thoard Proll, Gudrun "Bir al›flverifl merkezini kundaklamak, onu Ensslin tutukland›. Baader ve Ensslin eylemi iflletmekten her zaman daha iyidir. "

38 | TAVIR |MAY›S 2009

“Devrimden söz etmek ciddi bir fleydir.” diye yaz›yordu Ulrike. Yazmakla da s›n›rlam›yordu kendisini. Devrim, ad› üstünde, de¤ifltirmek için harekete geçmekti. Ve sistemin “özel” hayatlar›m›za var›ncaya de¤in dayatt›¤› her fleye karfl› harekete geçilmeliydi. Ki o “özel” denilen fleylerin üzerinde yükseldi¤i toplumsal koflullar zorlanmal›yd›. Öyle ya, kirli bir akvaryuma dönen bu toplumsal koflullarda, hangi “özel” bal›k temiz kalabilir? Bu mümkün mü? Asla... O halde “özel” denilen hayat›n alt›ndaki toplumsal nedenleri de¤ifltirmek için harekete geçmek gerekliydi. Çünkü “özel” hayat› flekillendiren toplumsal koflullard›. Dönemin etkili filozoflar›ndan Adorno'nun deyimiyle “Yanl›fl hayat do¤ru yaflanmaz.”d›. ‹ncir Yapraklar›... Ulrike, kendisinden bafllayarak “sol” görünümlü köfle yazarlar›n›n bu düzendeki var olufllar›n› sorguluyordu. Kimdi bunlar? Ne için bunlara köfle'ler aç›lm›flt›? Vicdan›n tereddütsüz güzelli¤iyle do¤ru cevaplara ulafl›yordu. Ki “sol” maskeli küçük-burjuva ayd›n›n sistemin incir yapra¤› oldu¤unu söylüyordu Ulrike. Ve ekliyordu: “Teori prati¤e dönüflmesin diye köfle yazarlar›n›, güçsüz bireyleri, y›ld›zlar› çal›flt›r›yorlard› yay›n organlar›nda.” Bunlar umutsuzluk yayan, kendilerini allame sanan ahkam kesicilerdi. Ulrike için önemli olansa, do¤um sanc›s› çeken tarihti... “Konuflurken, kendisinden söz etmezdi. Onun için önemli olan, Federal Almanya'da ve bütün dünyada görülen katlan›lmas› zor koflullar; bu koflullar› güzel gösteren ikiyüzlülük ve asl›nda bunlar›n yol aç-


biyografi

mas› gereken öfkeydi. ” Bir dönem Ulrike'nin avukatl›¤›n› da yapan Gustov Heinemann, Almanya'n›n yeni cumhurbaflkan› seçilmiflti. Bu kifliyi iyi tan›yordu Ulrike. Sistemin bu türden kiflileri, kendi zalim yüzünü gizlemek için kulland›¤›n› biliyordu. Ki bu Gustov, Alman devletinin nazi ruhuna giydirilen kadife elbiseden baflka bir fley de¤ildi. Ve Ulrike'nin gözünde sisteme “entegre edilen oldu¤u kadar entegre eden” idi. Sistemin teflhir olan yüzünü yenileme yoludur bu. “Yeni” birisi bulunur, allan›r pullan›r ve hatta bu kiflinin bir dönem “muhalif” olmas› da tercih sebebi olur. Sonra da bunlardan baflbakanlar, cumhurbaflkanlar› imal edilir. Ulrike hakl›d›r, bunlar›n görevi kitleleri düzene entegre etmek ve böylece ezilmelerini sa¤lamakt›r. Baader'i Kaç›rmak... Andreas Baader ve arkadafllar›, avukatlar›n›n giriflimleri sonucu Haziran 1969'da flartl› tahliye edildiler. Ama Kas›m 1969'da temyiz baflvurular› reddedildi ve tutuklama karar› ç›kar›ld›. Baader, Ensslin ve Proll teslim olmama karar› alarak, Fransa'ya gittiler. Ve bir süre sonra da geri dönüp, fiubat 1970'de Ulrike'nin kap›s›n› çald›lar. Art›k hiç ayr›lmayacaklard›. Baader, Nisan 1970'te yeniden tutsak düfltü. Ulrikeler için yap›lacak fley belliydi: Baader'i kaç›rmak... Asl›nda, Baader'in hapiste kalaca¤› süre iki y›l kadard›. Ama mesele, bu sürenin azl›¤› ya da çoklu¤u de¤ildi, bu eylem flahs›nda sisteme meydan okumakt›. Devletin elindeki tutsa¤› kaç›rarak, sistemin karfl›s›nda bunu göze alacak bir irade oldu¤unu dosta düflmana ilan etmekti eylemin amac›. Bugün Baader flahs›nda, sistemin tutsak ald›¤›n› özgür k›l›yorlard› ama yar›n, ayn› fleyi halk için yapacaklar›n› da ilan etmifl oluyorlard›. Bu hedefi netlefltirdikten sonra, o hedefe ulaflacak yolu keflfetmeleri zor olmad›. Ulrike, gazeteci kimli¤ini kullanarak Baader'le röportaj yapma izni ald›. Görüflme bir kütüphanede yap›lacak, Baader oraya getirilecekti. ‹flte burada kaç›racaklard› onu. Eylemi yapacak olanlar›n biri hariç hepsi kad›nd›. Bu kad›nlar›n böylesi eylemlere dair deneyimleri ve dahas› silah bilgileri hiç yok-

tu. Ama cüretleri vard›. ‹flte o cüretle 14 May›s 1970'te dald›lar kütüphanenin içine. Silahlar çekildi, eylemin gere¤i yap›ld›. Sonra da, Ulrike dahil hepsi, kendilerini bekleyen araçlara binip uzaklaflt›lar. Ayn› gün, baflta Röhl olmak üzere, Konkret'in yazar çizer tak›m› derginin 15. y›ldönümü kutlamas›n› yap›yorlard›. Ellerinde kadehler, dudaklar›nda yalanlarla e¤leniyorlard›. Ki Baader'in firar› ve eylemin içinde Ulrike'nin de oldu¤u haberi, bomba gibi düfltü ortamlar›na. Onlar kadeh tutup e¤lenirken, Ulrike silah kuflan›p zaman› sarsm›flt›. Esaret bahçesinin “ayk›r›” gülü olmakla, özgürlük rüzgar› olup esmek aras›ndaki fark iflte buydu. Ve Ulrike, esmeye bafllam›flt› art›k. Nazi art›¤› CIA beslemeleri, bu rüzgar›n önünü kesmek ve görüldü¤ü yerde bo¤mak için “Aran›yor” afifliyle donatt›lar her yan›. Bafl›na da ödül koydular. “RAF” Nedir? Ulrike'nin umurunda de¤ildi bunlar. O bir yandan arkadafllar›na yer ayarlamaya u¤rafl›rken, di¤er yandan da çocuklar›n›n da ele geçmemesi için tedbirler al›yordu. Ayn› zamanda da eylem ve çizgilerini aç›klayan siyasal metinler yazmaya bafllam›flt›. Ki 22 May›s 1970'te “K›z›l Ordunun ‹nflas›” isimli bildiriyle kendilerini RAF (Rote Armee Fraktion) olarak ilan etmifllerdi. Nedir RAF? fiudur: Emperyalist-kapitalist sistemin kendi evinde, düne kadar mahkum etti¤i ama art›k özgür insanlar olan devrimcilerce ve fliddetle sorgulanmas›d›r. Bu sorgulamada gerçek ve yalan giderek ayr›flacak, kitleler üzerine çöken bu zulüm makinas›n›n gerçek yüzünü gördükçe onu parçalamaya bafllayacaklard›r. Hedef, insan onuruna yaraflan sosyalizm'dir. ‹flte bu amaca ulaflmak için bir yandan flehir gerillas›, di¤er yandan da kitle çal›flmas› yürütmek için vard›r RAF. Ve önderlerinden birisinin iki çocuk annesi, otuz alt› yafl›ndaki tan›nm›fl gazeteci Ulrike Meinhof olmas›, RAF'a duyulan sempatiyi artt›ran bir olgu olmufltur. Ulrikeler'in bu ç›k›fl›, sistemin “ak›ll› solcular”› taraf›ndan mahkum edilmeye çal›fl›ld›. Onlara göre, dünyay› yorumlamak “ak›ll›l›k”, de¤ifltirmeye çal›flmak ise “delilik” olu-

yordu. Ulrikeler ise, Marx'›n “Dünyay› yorumlamak yetmez, aslolan onu de¤ifltirmektir.” ilkesiyle giriflmifllerdi prati¤e. Ve dünyay› de¤ifltirmenin kadim arac› hakk›nda kafalar› netti... Meinhof'a göre böyle silahl› bir yard›m almaks›z›n, ezilenler, devlet erkiyle çat›flmada daima k›sa çöpü çekeceklerdi ve asla herhangi bir fley de¤iflmeyecekti. ‹flte bu statükoyu bozmak için ezilenlerin h›nc›n› kuflanman›n vaktindeydi onlar. Bu u¤urda gereken askeri e¤itimi almak için de, Haziran 1970'te Filistin kamplar›na gittiler. ‹çlerinde Ulrike'nin de oldu¤u ço¤u kad›n yirmiye yak›n RAF'l› olarak Filistinliler'den gerilla e¤itimi al›p geri döndüler. Baader-Meinhof... Ulrike ve arkadafllar›, yaflad›klar› maddi güçlükleri aflmak için, kamulaflt›rma yapmaya karar verdiler. Burjuvazinin halk›n cebine el atmas›n›n bir biçimi olan bankalara yöneleceklerdi. Öyle de yapt›lar. 29 Eylül 1970 tarihinde, Berlin'de bulunan üç bankay› soydular. Hayat›nda ilk kez, bir bankaya soygun amac›yla girdi ve eylemin gere¤ini yap›p ç›kt› Ulrike. ‹çiflleri bakan› Hans D. Genscher, yapt›¤› aç›klamalarda “RAF” ad›n› kullanmaktansa, “Baader-Meinhof Çetesi” deme¤i ye¤liyordu. Kendince çete olarak itham etti¤i RAF'› “suçlu” göstermek istiyordu. Ama, asl›nda amac›n› aflan bir tan›mlama yapm›flt›. Zira, dünya halklar›n›n isyan tarihine geçen bir isimlendirmeye de ebelik etmifl oldu: Baader- Meinhof... Art›k RAF'›n bir ad› da buydu. Böylece halklar›n mücadele tarihine, bir kad›n ve bir erkek militan›n adlar›yla an›lan yegane örgüt ismi de geçmifl oldu. RAF'›n içinde kad›nlar›n oran› yüzde elli diyebiliriz. Kad›nlar›n bu denli aktif kat›ld›¤›, önderleri aras›nda kad›nlar›n oldu¤u RAF, bu gerçekli¤ine ra¤men, kad›n sorununa özel bir örgütlenme ve etkinlik içine girmez. Feminizme meyletmez, gözünü as›l yoldan ay›racak yan yollara sapmaz. Anna Yoldafl... “Anna” kod ad›n› kullanan Ulrike, yoldafllar›n›n bar›nmas› için eski tan›d›klar›n›n olanaklar›n› h›zla örgütlüyordu. Bu konuda hayli baflar›l›yd›: “... 'Kalle' kendilerine kap›lar› aç›p çeflitli yard›mlar da bulunanlar›

MAYIS 2009 | TAVIR | 39


biyografi

gördükçe çok flafl›r›yordu. Örne¤in radyoda rektörlük yapan birisi arabas›n› vermifl, bir psikoloji profesörü hafta sonunda kalmalar› için evini açm›flt›. Hatta ‘Anna’ ile birbirlerine 'sen' diye hitap edecek kadar samimi katolik bir papaz, kalacak yer ayarlam›flt›. “ Böylesi yard›mlarla ve ihtiyaçlar› olan her fleyi yaratarak ilerliyorlard›. Ki yeri gelince, kap›lar›n› patlatt›¤› arabalara düz kontak yapt›r›p sürüyordu “Anna”. ‹llegal yaflam›n koflturmas› içinde, bir kaç kez polisle burun buruna geldi¤i de oldu. Ama so¤ukkanl›l›¤› sayesinde atlatt› tehlikeleri. “Serüvenciler”in bu ola¤an yo¤unlu¤u içindeki Ulrike, teorik çal›flmalar›na da ara vermiyordu... “... Nisan 1971'de bir gün, Margrit Schiller'in bodrum kat›ndaki dairesine yaln›z geldi. Yan›nda daktilo, bir sürü kitap ve ka¤›t getirmiflti. Gece gündüz neredeyse hiç durmadan yazan Meinhof'un ola¤anüstü çok sigara ve kahve eflli¤inde bitirdi¤i metni, bask›ya vermeden önce uzun süre tart›flt›lar. Büyük boy kitab›n ön yüzünde befl uçlu y›ld›z›n üzerinde kalaflnikof marka makinal› tüfek ve RAF harfleri vard›. Alt›nda K›z›l Ordu Fraksiyonu: fiehir Gerillas› Konsepti yaz›yordu.” “Killer-Girl”... RAF'›n varl›¤› ve faliyetleri, Teksas çavufllar›yla Nazi art›klar›n› dengesizlefltirdi. Öyle ki, her yerde “Killer-Girl” dedikleri Ulrike'yi görmeye bafllad›lar nerdeyse. Kimi zaman Ulrike'ye benziyor diye kad›nlar gözalt›na al›n›yordu. Ve 15 Temmuz 1971 tarihinde, Alman Haber Ajans›, “Ulrike Meinhof Hamburg'da öldürüldü.” haberini geçti. Her yerde Ulrike görmeye al›flm›fl olan CIA beslemeleri, katlettikleri Petra Schelm'i de Ulrike sanm›fllard›. Ekim 1971'de ise Ulrike ve bir yoldafl›n›n ele geçmesi an meselesiydi ama çat›flarak uzaklaflt›lar. Tehlikeler orman›na dönen flehirlerde, bafl e¤meden yürüyordu Ulrikeler. ‹deallerinin izdüflümü olan bir yaflam› tercih etmifllerdi. Dolay›s›yla, korkacak ya da flikayet edecek bir fleyleri de yoktu. Ve zaten, yumruklarla yarat›lan bir tercihtir özgürlük.

y›nlad›. Riemeck'in mektubu, RAF'›n ç›k›fl›yla statükosu sars›lan reformizmin zavall›laflmas›n›n özeti gibiydi. Ki Ulrike flahs›nda RAF'a “eve dönüfl” vaaz ediliyordu. Devletin cellat cübbesiyle yapmaya çal›flt›¤›n›, reformizm de papaz cübbesiyle yapmay› deniyordu. Ama elbette baflaramad›lar. Ulrike vazgeçmedi, RAF teslim olmad› ve özgürlü¤ün serüveni devam etti. Cellat ve papaz›yla Ulrikeler'in peflinde olan sisteme ra¤men, büyük küçük demeden yerine getirdi¤i ifllerin do¤all›¤›ndayd› Ulrike... “ Ödünç döflek almak için eski arkadafl› Monika Mitscherlich'e gitti¤i bir gün, ‘Peflinde sürekli polislerin oldu¤unu bilmek hissine nas›l dayan›yorsun? ' diye soran Mitscherlich'e, fabrikada çal›flan iflçilerin hissettiklerinden farkl› bir duygu olmad›¤›n› söyleyerek yan›t vermiflti. ‹flçilerin peflinde de sürekli ustabafl› ya da flef vard›.” Daha Yeni Bafllad›k... Yeri geliyor ödünç döflek almak için eski arkadafllar›na u¤ruyor, yeri geliyor kufland›¤› öfkesiyle yürüyordu sokaklarda. Ve bunlar›, bir iflçinin, iflini yapmas›n›n s›radanl›¤›yla yap›yordu. ‹flte bu süreçte, kendisine ulaflan eski dostlar›, hiç olmazsa bir kaç haftal›¤›na yurtd›fl›na ç›kmas›n› önerirler. Ald›klar› cevap, Ulrike'nin savafl gerçekli¤ini ne denli içsellefltirdi¤inin özeti say›l›r: “Vietkong tatil yapm›yor” Efl deyiflle, s›n›flar mücadelesinin tatili olmaz. RAF ad›na kaleme ald›¤› “Halka Hizmet: fiehir Gerillas› Ve S›n›f Mücadelesi” bafll›kl› yaz›n›n giriflinde, flehit düflen arkadafllar›na bin selam verir Ulrike: “Sömürücülerin hizmetindeyken öldü¤ünüzde, buna do¤al ölüm diyorlar; sömürücülerin hizmetinde ölmeyi reddetmek ise onlar için 'do¤al olmayan ölüm'... Petra Georg ve Thomas, sömürücülerin hizmetinde ölmeye karfl› mücadele ederken hayatlar›n› yitirdiler. Onlar, sermayenin rahats›z edilmeden katledilmesi için, insanlar›n, bu güce karfl› hiçbir fley yap›lamayaca¤›n› düflünmeye devam etmeleri için öldürüldüler. Fakat mücadelemiz daha yeni bafllad›...”

“Vazgeç Ulrike”... Eski efli Röhl, Ulrike'nin manevi annesi Rie- Zaman› Sarsmak... meck'in yazd›¤› “Vazgeç Ulrike” bafll›kl› aç›k May›s 1970'ten 1972'nin ayn› ay›na kadar, mektubu, Kas›m 1971'de gazetesinde ya- iki y›l boyunca karfl›laflt›klar› tüm zorluklara

40 | TAVIR |MAY›S 2009

ra¤men ayakta kalmay› baflaran RAF, art›k sars›c› ad›m›n› atacakt›. Ve 1972'nin May›s ay›nda alt› eylem yapt›lar. ‹lk eylem, Amerikan ordusunun Frankfurt'taki karargah›na yönelikti. Bu eylemde bir ABD subay› ölürken, on üçü de yaraland›. Sonra Augsburg Polis Müdürlü¤ü ile Münih Eyalet Polis Dairesi hedef al›nd›. Sonra, çok say›da ilerici hakk›nda davalar açan bir yarg›ç cezaland›r›ld›. Sonra, Hamburg'taki Springer Bas›mevi'nin içinde patlad› RAF'›n öfkesi. Sonra, Heidelberg'teki ABD karargah› bombaland› ve üç ABD askeri öldü. Hedefler gayet aç›kt› ve zaman sars›lm›flt›. 2. Paylafl›m Savafl›'ndan bu yana, Avrupa'daki ABD askerlerinin tenine hiç kurflun de¤memiflti. Ulrikeler, iflte bu dokunulmazl›¤› bozmufllard›. Aç›klamalar›nda gerekçe olarak, üç neden say›yorlard›: RAF militanlar›n›n katledilmesi... Springer bas›n›n›n yalan haberlerden oluflan k›flk›rtmalar›... ABD'nin Vietnam halk›n› bombalama suçunu ifllemesi... Yapt›klar› aç›klamada, neden devrimci fliddetin diliyle konufltuklar›na dair vurgu da vard›. Diyorlard› ki: “Almanya'da insanlar... emperyalizmin cinayetlerine karfl› gösteri ve sözlerin hiçbir ifle yaramad›¤›n› deneyerek ö¤rendiler.” Reformizmin Acizli¤i... Mücadelenin bu fliddetinden ürken reformizmin yeni “eve dönüfl” ça¤r›s›n› ünlü Alman yazar Heinrich Böll yapt›. Yazd›¤› makalede, Ulrike'nin affedilmesini ya da ülkeden serbestçe ç›k›fl›na izin verilmesini istiyordu. Ulrike'nin bu ve benzeri ça¤r›lar›n hepsine cevap olacak sesi de gecikmeden yükseldi: “Yoldafllar, kitlelerin arkas›na saklanmaktan vazgeçin! (... ) Sistemin ölçüsüz zorbal›¤›ndan duydu¤unuz korkuyu, iletiflim sorunu olarak rasyonallefltirmekten vazgeçin! Çaresizli¤inizi bilgelik olarak, acizli¤inizi kavrama yetene¤i olarak sunmaktan vazgeçin! (... ) Mücadele etmek için cesur olun, zafere ulaflmak için cesur olun! Emperyalist güçleri parçalay›n, yerle bir edin! Her devrimcinin görevi devrim yapmakt›r!” Özgürlü¤ün Bedeli... Ve devrim yolunda, tutsakl›k ve ölüm bile göze al›nm›flt›r. Ki 1 Haziran 1972'de Andreas Baader, Holger Meins, Jan-Carl Raspe


biyografi

tutsak düfltü. Ç›kan çat›flmada Baader yaralanm›flt› ama o haliyle has›mlar›n›n ad›n› koymaya devam ediyordu: “Domuzlar!” ‹flte o Nazi art›¤› domuzlar, burjuvazinin ç›karlar›n› savunmak için ellerinden geleni yap›yorlard›. Bu amaçla ülkeyi bir toplama kamp›na çevirdiler. Ki bir süre sonra, Gudrun Ensslin de tutsak düfltü. Ulrike, kay›plar›n ard›ndan toparlanma için kollar›n› s›vam›flt›. Ama bir ihbar sonucu, 15 Haziran 1972'de tutsak düfltü... “... Gece gündüz neon lambas›yla ayd›nlat›lan hücresiyle yeme¤i getiren gardiyanlar›n d›fl›nda hiç kimseyi görmüyor, hiçbir fley duymuyordu. “ Tecrit koflullar›nda tutuluyordu. Çocuklar›na yazd›¤› bir mektupta, bu durumun nas›l gö¤üslenmesi gerekti¤ini de vurguluyordu. “Fareler” diye espriyle seslendi¤i k›zlar›na flöyle der: “Hey Fareler! Metin olun. Sak›n anneniz hapishanede oldu¤u için üzgün olman›z gerekti¤ini düflünmeyin. Asl›nda öfkeli olmak, üzgün olmaktan iyidir... “ Ulrike, bu zor koflullar alt›nda kendi dik duruflunun özetini yapm›flt›r: Üzgün olmaktansa, öfkeli olmak ye¤dir. Öyledir ve Jean Paul Sartre'›n dedi¤i de do¤rudur: “‹nsan›n özgürlü¤ü, kendisine yap›lanlara karfl› tak›nd›¤› tav›rda gizlidir.” Öfkeli olmak, Ulrike için s›radan bir mizaç özelli¤i olmay›p yaratt›¤› bir tercihtir. De¤ilse, incelikli bir duyarl›l›¤a ve hatta belli bir duygusall›¤a sahip olan Ulrike'nin öfkeli olmas› düflünülemezdi. Kime, neden ve nas›l öfkeli olmak gerekti¤inin bilincinde olan Ulrike, zorluklar karfl›s›nda üzgün olmak yerine öfkeli olmay› tercih etmektedir. Bir tür mezar olan hücreye kapatm›fllard›r onu. Ama ölü olmay› reddeden bir Ulrike vard›r karfl›lar›nda. ‹çine t›kt›klar› bu mezara s›¤mayacak denli büyük bir yürek çarpmaktad›r o tecrit hücresinin içinde. Ve o dal boynu, Fidan boyuyla dimdik ayaktad›r bizim k›z. Ve hayk›r›r, direnmenin olanca gücü ve güzelli¤iyle: “... Çok güvenli görünüyorsunuz! Fakat sanmay›n ki bu böyle devam edecek! Öfke ve nefret büyük geminizin makine dairesinde terden geberenlerle birleflecek, biliyorum. ‹spanyol, Türk, Kürt, Arap, Yunan, ‹talyan göçmenler ve Avrupa'n›n tüm ezilenleri... ve

tüm kad›nlar, ezildi¤inin, afla¤›land›¤›n›n, sömürüldü¤ünün fark›nda olan tüm kad›nlar neden burada oldu¤umu ve neden beni öldürmek istedi¤inizi anlayacaklar... Gardiyanlar, yarg›çlar, politikac›lar... hiçbiriniz umurumda de¤ilsiniz. Asla beni delirtemeyeceksiniz! Beni sa¤lam öldüreceksiniz... Mükemmel bir ruh ve mükemmel bir beyinle. Böylece herkes katillerin devleti ve katillerin hükümeti oldu¤unuzu anlayacak... fiimdiden cesedimi kaç›r›p saklaman›z›, kap›y› avukatlar›ma kapatman›z› görür gibiyim. Ulrike Meinhof kendini ast› diyeceksiniz. Kanl› ellerinizle kap›lar› yüzlerine kapatacak ve foto¤raf çekmeyi, soru sormay› yasaklayacaks›n›z. Yasak diyeceksiniz, cesedi incelemek yasak! Soru sormak, düflünmek, tahmin etmek yasak! Yasak! Ama kendi korkunuzu yasaklayamazs›n›z! Her katile özgü korkuyu yasaklayamazs›n›z! Cesedim bir da¤ gibi a¤›r olacak... Yüz bin ve yüz bin... yüz binlerce kad›n kolu bu kocaman da¤› kald›r›p omuzlar›na al›rken sizin oturdu¤unuz o sahte taht› sarsacak müthifl bir kahkaha atacaklar... ve hep birlikte ba¤›racaklar: Ulrike Meinhof'u öldüremeyeceksiniz...” Asla Öldüremezsiniz... Ulrike ve arkadafllar›n›n hapishane süreci, kendine has özgür tutsakl›k prati¤inden oluflur. A¤›r tecrit koflullar›na ra¤men bafl e¤memifller, örgütledikleri açl›k grevleri, siyasi savunma yaparak mahkemeleri kürsülere çevirmeleri ve direngenlikleriyle özgürlü¤ü, devrimi, sosyalizmi savunmufllard›r. Ki açl›k grevi içindeyken Kas›m 1974'te ölen RAF militan› Holger Meins, ölümünden birkaç gün önce flunlar› yazm›flt›: Herkes bir gün ölecek. Önemli olan nas›l öldü¤ün ve tabii nas›l yaflad›¤›n, bu çok aç›k: ‹nsan olarak insanlar›n kurtuluflu için domuzlara karfl› savaflarak: Devrimci mücadele de -hayat› sevmeme ra¤menölümü hiçe sayarak. Benim için önemli olan: Halka hizmet.”

hof'un ruh halini özetler. Tutsakl›k koflullar›nda da bu bilinçle davran›p asla boyun e¤mediler. Öyle ki, onlara tecrit içinde bile diz çöktüremeyen Alman burjuva-demokrasisi, Ulrike'yi 9 May›s 1976'da hücresinde katletti. Resmi aç›klama malumdu: ‹ntihar etti... Ve fakat, cesedine otopsi yap›lmas› yasakland›. Bu olay› inceleme üzerine kurulan komisyon, ancak Aral›k1978'de “‹ncelememizde Ulrike Meinhof'un as›ld›¤›nda ölü oldu¤u flüphesini do¤uran bulgularla karfl›laflt›k” diyebilmiflti. Avrupa'n›n meflhur burjuva-demokrasisi bu denli kanl›, kirli ve riyakard›r iflte. Evet, Ulrike'yi sa¤a sola “demokrasi” dersi vermeyi pek seven Alman devleti katletmiflti. Üstelik, sadece onunla da s›n›rl› kalmad› bu cinayetler. 18 Ekim 1977'de RAF önderlerinden Andreas Baader, Gudrun Ensslin, Jan-Carl Raspe hücrelerinde ölü bulundular. Andreas ve Raspe tabancayla vurulmufltu, Gudrun ise as›lm›flt›. Irmgard Möller'in gö¤sü b›çakla deflilmiflti. Resmi aç›klama yine malumdu: ‹ntihar ettiler... Katledilen Ulrike ve arkadafllar›n›n beyinleri “bilimsel inceleme yap›lmak” üzere ç›kart›l›r, sonra da kay›p oldu¤u aç›klan›r. Oysa, Ulrike'nin beyni ve yüre¤i olmas› gereken yerdedir. Kafam›z›n ve gö¤sümüzün içindedir. Paris banliyölerinde, Atina caddelerinde, Filistin kamplar›nda, ‹stanbul sokaklar›nda ve Hindistan'dan Kolombiya'ya ezilenlerin kavgas›ndad›r. Ve yumru¤umuzun diliyle hayk›r›yoruz flimdi: Ulrike'yi asla öldüremeyeceksiniz. Asla... o

KAYNAKLAR : * Ulrike Meinhof - Alois Prinz - Versus Kitap * K›z›l Ordu Fraksiyonu Anne Stainer, Loic Debray - Metis Yay. * Kad›n Oyunlar› - DarioFo-Aç›l›m Kitap

Bu sözler, Baader-Mein-

MAYIS 2009 | TAVIR | 41


sinema

gerçeklerin almanca ters yüz edildi¤i bir film: “der baader meinhof komplex”... sevgi duman

“Yedinci sanat” sinema, bugün belki de en etkili propaganda arac›. Bir konuyu kendi ideolojinle, kendi bak›fl aç›nla irdeliyor ve kendi meflrebince senaryoya dökerek gerçekleri bir anda ters yüz edebiliyorsun beyazperdede...

Amerika’da de¤il, dünyan›n hemen her ülkesinde egemenler taraf›ndan kullan›l›yor. Almanya’da da keza; Almanya’n›n tarihi ile ilgili gerçekler birçok filmde ters yüz edilebiliyor, Alman tarihi içerisinde o ülkedeki s›n›flar mücadelesinde önemli yer tutan baz› olaylar tahrif edilmifl flekilde gösterilebiliyor. Ya da “gerçekler”, egemenlerin ç›karlar› neyi emrediyorsa öyle yans›t›l›yor.

Hollywood’un bugün yapt›¤› aynen budur. Hollywood’da gerçek yoktur, Amerikan emperyalizminin ideolojik-politik ve kültürel hegemonyas› için trilyonlar dökülmüfl film- Bunun son örne¤ini, bu y›l ‹stanbul Film ler vard›r. Do¤rular yoktur, tahrif edilmifl Festivali’nde “Bir Terör Filmi” ön ad›yla gösgerçekler vard›r. En klasik örne¤ini verelim: terilen, “Der Baader-Meinhof Komplex” filminde çok aç›k bir flekilde görmek mümVietnam’da Amerikan ordusu 80 bin ölü ve- kün... “Bir Terör Filmi” ad›yla gösterilmesi rerek yenilmifltir mesela ama bugüne kadar nas›l da manidar de¤il mi? Hollywood’da çekilmifl tüm Vietnam filmlerinde, hiç istisnas›z, Amerikan askerleri- Gerçek ad›yla RAF (Rote Armee Fraktinin kahramanl›klar› ve zaferleri vard›r. Yani on/Red Army Faction/K›z›l Ordu Fraksiyobir gerçek bu kadar m› pervas›zca ters yüz nu), daha çok bilinen ad›yla da “BaaderMeinhof Örgütü” üniversiteli gençlerin, ’68 edilir? Bu kadar m› kolay yalan söylenir? Hareketi’nden ve daha çok da MarksizmKonu gerçekten de Amerika’n›n basit bir Leninizm’den etkilenerek kurduklar›, silahl› haz›ms›zl›¤› olarak aç›klanamaz elbette. devrim mücadelesini savunan, ancak fokoBu, kim ne derse desin bir propaganda ara- cu-anarflist yap›lar›yla dikkat çeken illegal c› olan sineman›n çok güçlü bir silah olarak bir örgüt... kullan›lmas›d›r. Bilinçlerin sinema yoluyla bulan›klaflt›r›lmas›, yalan-yanl›fl bilgilerle ‹flte “Der Baader-Meinhof Komplex”; Stebir ezber oluflturulmas›d›r. Bugün Viet- fan Aust'un çok satan kitab› “Der Baader nam’la ilgili çekilen üçüncü s›n›f aksiyon bi- Meinhof Komplex”ten uyarlanm›fl ve Uli le denilemeyecek filmleri izleyen yüz mil- Edel’in yönetmenli¤inde kotar›lm›fl, RAF’›n yonlarca (belki de daha fazla) insan, Ameri- bir tür biyografisini anlatan bir film. Ama kal›lar› birer özgürlük savaflç›s›; vatanlar›n› nas›l? Kimin penceresinden? Gerçekten iflgal eden Amerikan askerlerine karfl› sava- do¤rulara dayanarak m›, yoksa yazar›n ve flan Vietnaml›lar› da birer psikopat cani senaristin subjektif yorumlar›na teslim olarak m›?... Bu sorular›n cevab›, yukar›da olarak bilincinde tafl›yor. bahsetti¤imiz çarp›tma, gerçekleri ters yüz Bu tür bilinçli propaganda faaliyeti, sadece etme politikalar›n›n Alman versiyonlar›n-

42 | TAVIR | MAYIS 2009

dan biri mi, yoksa gerçekten objektif olarak yaflananlar› aktarmak için yap›lm›fl sinemasal bir deneyim mi oldu¤u noktas›nda, bize filmin gerçek amac›n› da verecektir elbette... RAF, filmde gösterildi¤i gibi kendili¤inden kurulmufl bir örgüt de¤il en baflta. Örgütün kurucular›, komünist iflçi hareketinin içinde yer alan, onun bir parças› olan bir militan grup olarak görmekteydiler. Yani örgüt üyeleri, fraksiyon terimini bir politik oluflum içindeki hizipleflme anlam›nda de¤il, bir bütünün parças› olmak anlam›nda kullanm›fllard›. Belki o gençlerin birbirini bulmas›, tan›flmalar› ve silahl› mücadeleye karar vermeleri çeflitli tesadüflerin eseri olabilir ancak filmdeki gibi sadece anarflizan bir-iki sansasyonel eylemle sosyalizme varacaklar›na inanmalar› gibi karikatür bir yap› da de¤ildiler. Ama film RAF’› bize resmen böyle tan›t›yor. Filmde, RAF’›n ideolojik-politik çizgisi, siyasi argümanlar›, anti-kapitalist mücadele hatt› vs. noktas›nda hemen hemen hiçbir fley bulam›yoruz desek yeridir. Görünen fley, RAF’›n “terörist” bir örgütlenme oldu¤u ve siyasi iktidar›n “gere¤ini yaparak” bu teröristleri(!) etkisiz hale getirmesi... Budur. Der Baader Meinhof Komplex’in bize gösterdi¤i tam› tam›na budur. (RAF’›n, emperyalist bir ülkede, devrim mücadelesini yanl›fl strateji ve taktikler üzerine oturtmas› ayr› bir politik tart›flma konusudur. Kimin “terörist” oldu¤u ve “terör” uygulad›¤› da... Bu filmin elefltiri yaz›s›nda bu tür konulara girmeye gerek duymuyoruz.)


sinema

Filmi dar bir aç›dan seyredip sadece gösterilenle yetinirsek, RAF içerisinde yer alan kiflilere dair çarp›k birtak›m yorumlar getirildi¤ini de göremeyiz. Yani kifliler, asl›nda filmde gösterilen karakterlerin d›fl›nda insanlar. Özellikle Ulrike Meinhof’un filmde çizilen tipi bunun göstergesi: Güçsüz liberal solcu bir insan›n, hayat›n›n belli anlamlarda t›kand›¤› yerde karfl›laflt›¤› olaylar›n arkas›nda gitmesi ve bunlarla bafl edemeyip hapiste intihar edifli... Ki bunun “nedenlerini” de bir bir aç›kl›yor Uli Edel çekti¤i filmde... Hem yoldafllar› hem de hapishane idaresi alt›nda tecrit edilen Ulrike bunal›ma giriyor ve intihar ediyor. Bu, Alman faflizminin resmi aç›klamas›ndan baflka bir fley de¤il. Ba¤›ms›z, evet yani RAF yanl›s› birtak›m kiflilerin de¤il, ba¤›ms›z bilirkiflilerin araflt›rmalar›nda böyle denilmiyor ama... Ulrike hakk›nda dergimizde çok ayr›nt›l› bir biyografi de yer ald›¤› için, burada ona dair ayr›nt› vermeyece¤iz ama ölümü noktas›nda her fleyin çok aç›k oldu¤unu, öldürüldükten sonra as›ld›¤›n› söylemek durumunday›z. Film, tipik egemenlerin ç›karlar›na hizmet eden resmi tarih anlay›fl›n› sürdürüyor. Özellikle lider kadronun Stammheim Hapishanesi’nde katledilmesini ele al›fl› bunun esas göstergesi... Alman devletinin Stammheim Hapishanesi’nde; Andreas Baader, Gudrun Ensslin, Jan Carl Raspe ve ‹rmgard Moeller’i katletmek üzere düzenledi¤i ve Ensslin’in as›larak, Baader’in solak oldu¤u halde bafl›n›n sa¤ alt taraf›ndan giren bir kurflunla, yine Raspe’nin flaka¤›na s›kt›¤› bir kurflunla hayat›n› kaybetti¤i ancak içlerinde

sadece Moeller’in kalbinin üzerine ald›¤› dört b›çak darbesine ra¤men ölmeyip hayatta kald›¤› sald›r›, yok filmde tahmin edece¤iniz üzere... Ki Moeller, çok aç›k bir katliam sald›r›s› oldu¤unu daha sonra kamuoyuna aç›klayacakt›r. Bu gerçe¤in yerine, bu kadar yüksek güvenlikli bir hapishaneye Baader ve Raspe birer silah sokmufl, Moeller de kocaman bir b›çak. Sonra da birer tarikat üyesi gibi topluca intihara kalk›flm›fllar RAF elemanlar›. Alman devleti böyle söylüyor ama objektif olma ad›na, “RAF’›n eylemlerini verdik, flimdi de devletin resmi raporlar›n› da yans›tal›m ki tarafs›zl›¤›m›z bozulmas›n.” çarp›k mant›¤›yla bile de¤erlendirilemeyecek bir durum bu asl›nda. Çok aç›k bir flekilde taraft›r, filme konu olan “Der Baader Meinhof Komplex” adl› kitab›n yazar› Stefan Aust ve de filmin yönetmeni Uli Edel... Bunlar, filmin taraf›n› gösteren en aç›k gösterge durumunda. Bir de RAF elemanlar›n›n karakteristik yap›lar›n›n ve ahlak anlay›fllar›n›n tahrif edildi¤i sahneler var ki, insan› gerçekten sinirlendirecek düzeyde... Andreas Baader’in ve Gudrun Ensslin’in polisin elinden tutuklu bulundu¤u s›rada kaç›r›lmas› sonras›nda Ürdün’deki El Fetih askeri kamplar›nda yaflananlar örne¤in... Filistinlilerin ve RAF’ç›lar›n kampta çat›flmalar› bir “medeniyetler çat›flmas›” gibi gösteriliyor ve mini etekli RAF’ç› kad›nlara Filistinli direniflçilerin bak›fl›; RAF elemanlar›n›n e¤itim kamp›na de¤il de sanki tatil kamp›na gitmifller gibi ç›r›lç›plak günefllenmeleri ve Filistinlilerin onlar› dürbünle

“röntgenlemesi” gibi gerçekten ciddi tahrifat üslubu tafl›yan bölümler. Bütün bunlar›n yan›nda, yine de yak›n tarihte Almanya’y› çok derinden etkileyen, ad›na “Alman Sonbahar›” ad› verilen hükümet krizine yol açan büyük eylemleriyle tüm dünyaca tan›nan bir örgütü yeniden hat›rlatmas› ve bu örgüt hakk›nda bir fley bilmeyenler için bir merak objesi olmas› aç›s›ndan izlenmesi gereken bir film bu. Tabi en baflta “Bir gerçek nas›l tahrif edilir, do¤rular nas›l yanl›fla dönüfltürülür, insanlar nas›l yanl›fl yönlendirilir, bilinçler nas›l bulan›klaflt›r›l›r?” sorular›n›n çok güzel cevab› olmas› aç›s›ndan... Filmin sinema tekni¤ine, oyunculuklara, rejisine, müzi¤ine vesaire diyecek çok bir fley yok asl›nda. Ortada tamam›yla burjuvazinin ç›karlar›na uygun çekilmifl politik bir film var. Biz de yukar›da yazd›¤›m›z gibi okuduk filmi, o kadar...o

KÜNYE: Yönetmen : Uli Edel Senaryo : Bernd Eichinger, Stefan Aust Müzik :Peter Hinderthür, Florian Tessloff Yap›m : 2008, Almanya , 150 dk. Oyuncular: Martina Gedeck (Ulrike Meinhof) Moritz Bleibtreu (Andreas Baader) Johanna Wokalek (Gudrun Ensslin) Bruno Ganz (Horst Herold) Jan Josef Liefers (Peter Homann)

MAYIS 2009 | TAVIR | 43


sinema

“baflka semtin çocuklar›”n›n düflleri... sevgi duman

tin Gazi Mahallesi’ne olan düflmanl›¤› ve yozlaflt›rma politikas›n›n ilk hedeflerinden biri olarak bu mahalleyi seçmesi de bundan kaynaklan›yor. Düfller dedik, “ötekilefltirme”nin temel nesnelerinden biri haline getirilmeye çal›fl›lan Gazi Mahallesi’nin çocuklar›ndan bahsettik. Bu anlatt›klar›m›zla bir derdi olan ve kendince bir ç›k›fl yolu göstermeye çal›flan birinin, yönetmen Ayd›n Bulut’un ilk filmi olan “Baflka Semtin Çocuklar›” flu s›ralarda gösterimde.

fiehre sokulmayan evlerden oluflan mahallelerin çocuklar›n›n düflleri s›n›rl›d›r. K›sa yoldan köfleyi dönmekle... Bunun da envai çeflidi yoktur tabi ki. Çal›flarak hiç olmaz bu, Sabanc›’n›n öyle uzun y›llar bize anlatt›¤› gibi hamall›ktan kazan›lmaz trilyonlar bu ülkede; o servetin nas›l kazan›ld›¤›n› herkes çok iyi bilir: Al›nterinin sömürülmesiyle...

mak, bir çete içine girip, oradan yüklü miktarda para kazanman›n yollar›na bakmak...

Gazi Mahallesi de, böyle flehre sokulmayan evleri ve böyle s›n›rlar› dar düfller peflinde koflan çocuklar›yla tipik bir ‹stanbul mahallesidir. Çeliflkilerin had safhada yafland›¤›, iflsizli¤in ve yoksullu¤un deyim yerindeyse tavana vurdu¤u, çeteleflmenin ve yozlaflman›n kendini iyiden iyiye hissettirdi¤i bir Okuyup bir meslek sahibi olarak hiç olmaz; mahalle... bu sömürü sisteminde okulundan mezun olduktan sonra ya iflsiz kalacakt›r, ya da üç Buna karfl›n, kuruldu¤u y›llardan beri, çeliflotuz paraya ömrünü çürütecektir. Eh baba- kilerin yo¤unlu¤undan ve devrimcilerin en dan da yüklü bir miras kalmayaca¤›na göre, bafltan beri mahalledeki varl›¤›ndan dolay›, böyle mahalle çocuklar›na iki yol kalmakta- bu mahallede devrimci mücadelenin de did›r: Ya kapa¤› yurtd›fl›na at›p orada ifl sahi- ¤er mahallelerden farkl› olarak geliflmifllibi olmak, ya da gayr›-meflru ifller kovala- ¤inden bahsetmek gerekiyor. Zaten devle-

44 | TAVIR | MAYIS 2009

Baflka Semtin Çocuklar›, bir grup “bafltan kaybetmifl” kahraman›n hayatlar›na iliflkin paralel kurgular üzerinden ak›p giden bir film. Gazi Mahallesi’nde yaflayan iki yak›n arkadafl›n, Veysel (‹smail Hac›o¤lu) ve Simo’nun (Volga Sorgu) “daha güzel bir hayat” özlemi içinde, içinde yuvarland›klar› sefil ortamdan kurtulma düfllerini ve bu düflleri gerçeklefltirebilmek için ödemek zorunda olduklar› bedelleri konu al›yor. Baflka Semtin Çocuklar›, her ne kadar yönetmenine özel alerjisi oldu¤u hissedilen bir kitle taraf›ndan daha Antalya ve ‹stanbul Film Festivalleri’ndeki gösterimlerinden itibaren ac›mas›zca harcanmaya çal›fl›ld›ysa da özellikle oyuncu performanslar› ve kat› gerçekçi üslubuyla dikkate de¤er bir ilk film... Ayd›n Bulut, “Recep ‹vedik” ve “Arog” gibi “Hadi, hep birlikte ç›ld›r›rcas›na gülelim, e¤lenelim; tabi bu arada da kasay› doldural›m.” kayg›lar›yla çekilmifl sulu z›rtlak film-


sinema

ler ve gençlik filmi diye çekilen mayolu-bikinili onlarca gencin arz-› endam eyledi¤i sinema sanat› ad›na utanç kayna¤› olan plaj filmleri karfl›s›nda s›rf bu can yak›c› toplumsal meseleleri kendisine dert etmiflli¤iyle bile belli bir ilgiyi hak ediyor. Ayd›n Bulut, bir röportaj›nda, “Sinemada üçüncü bir çizginin olufltu¤unu düflünüyorum. Eskiden gifleye yönelik filmlerin karfl›s›nda kiflisel hikayeler anlatan filmler vard›. Art›k bu ülkeye dair bir fleyler anlatma derdinde, kitlelerle iliflki kuracak ama sözünden de taviz vermeyecek ve yaflad›¤›m›z dünyan›n can›m›z› yakan hikayelerini anlatan yeni genç sinemac›lar›n ço¤alaca¤›na inan›yorum. Bizi de bu ara çizgiye, üçüncü çizgiye oturtuyorum.” derken, kendisine halk›n dertlerini beyazperdeye yans›tma sorumlulu¤u yükledi¤ini vurguluyor ve Gazi Mahallesi’ndeki iki yak›n arkadafl›n öyküsündeki can al›c› noktay› da flöyle özetliyor: “(Veysel ve Simo) o yoksul mahallelerde büyümüfl, belki lise sona kadar okumufllar. Yaflad›klar› yerden kurtulman›n hayalini kuruyorlar, baflka bir gelecek fikirleri yok. Veysel’in abisi Semih, askere giderken güvercinlerini kardefline emanet ediyor. Özellikle kenar mahallelerde damlarda güvercin yetifltirilir. Ayr›ca kufllar oran›n ruhuna çok uygun düflüyor, ans›z›n akflamüstü ya da sabah›n erken saatlerinde gökyüzünde birdenbire bembeyaz semah dönen güvercinleri görürsünüz. Dönüp ayn› yere gelirler, ç›kamazlar. Bu çocuklar da öyle. Ç›k›fl›n politik mücadeleyle olaca¤›na inanm›yorlar ama öyle arkadafllar› da var...” Ayd›n Bulut ile birlikte filmin senaryosunu yazan Serkan Turhan da bu konuda görüfllerini flöyle özetliyor: “Nüfusunun yar›s›ndan fazlas› 14-26 yafl aral›¤›nda olan bir toplumda yafl›yoruz. Bu genç nüfusun yüzde kaç›n›n herhangi bir gelecek garantisi var? Pek ço¤u liseyi bitirdikten sonra umutsuz, mutsuz kahve köflelerinde hayatlar›n› tüketiyorlar. Ve ülke nüfusuna her sene milyonlarca genç iflsiz eklenirken, bizden ne kadar mutlu bir ülkede yaflad›¤›m›z› düflünmemizi istiyorlar. Televizyonlar, gazeteler bu bahsetti¤im milyonlardan, sadece adli olaylara kar›flt›klar›nda bahsediyor. Bahsedilenler de genelde yine bu sistemi yaratanlar›n

kulland›¤› en bilinçsiz, en lümpen ve beyni y›kanm›fl gençler oluyor. Baflka Semtin Çocuklar›, bu bahsetti¤im yerlerde biriken öfkeyi anlat›yor. Ve bu öfkenin do¤ru hedefe, yani kendilerini bu hale getiren mevcut ekonomik-siyasal sisteme yönelmedikçe, sadece kendilerini yok eden bir enerjiye dönüfltü¤ünü anlat›yor.” Uzun uzad›ya yönetmenin ve senaristin düflüncelerini aktarmam›z›n sebebi, filmi izledi¤imizde bu samimiyeti gördü¤ümüzden... Çünkü filmde gerçekten, medyan›n garip flekilde adland›rmas›yla, “varofllarda” yani gecekondu mahallelerinde yaflayanlar›n sorunlar›na gerçekçi bir bak›fl var. Hatta sert bir bak›fl. Han›m han›mc›k bir film de¤il Baflka Semtin Çocuklar›... Kürt illerinde 30 y›ld›r süren, ad›na yine devletin garip bir flekilde “düflük yo¤unluklu savafl” ad›n› verdi¤i savaflta, savafla kat›lan erlerin-erbafllar›n yakaland›¤› sendroma; Gazi Mahallesi için -devrimcilerin varl›¤›ndan ve böylesi sorunlar›n art›k geride kald›¤›ndan- çok da belirleyici olmayan ancak ülkemizde hala silinmeyen bir yara olan Alevi-Sünni düflmanl›¤›na, bunun yol açt›¤› töre cinayetlerine; çeteleflmeye, uyuflturucu sat›c›l›¤›na, bar-pavyon kültürüne, en genelinde yozlaflmaya; eski tüfek devrimcilerin halka ihanetine ve kad›na yönelik fliddete kadar birçok soruna de¤inen ve yönetmenin/senaristin söylemlerine paralel olarak sorunlar›n çözümünün finaldeki k›sa sembolik anlat›mla politik mücadelede oldu¤unu göstermeye çal›flan bir film var karfl›m›zda. Peki, bunu yeterince anlatabiliyor mu? En baflta, bu kadar çok sorunu tek bir filmde anlatman›n konular›n yüzeysel kalabilece¤i dezavantaj›na sahip ne yaz›k ki Baflka Semtin Çocuklar›... Keflke daha dar bir konuda daha derinlikli bir anlat›m sa¤lanabilseydi. Örne¤in, devrimci mücadelenin gereklili¤i keflke sembolik düzeyde kalmay›p da, Veysel’in ve Simo’nun, Gazi’nin tüm kaybetmifl çocuklar›n›n, yoksul halk›n kurtuluflunun burada oldu¤u daha derinlikli olarak anlat›labilseydi... Yine de her fleye ra¤men, bu film gelece¤e dair umutlar›m›z› tazeleyen bir ilk film ola-

rak duruyor karfl›m›zda. Bütün eksiklerine, kurgusal zaaflar›na, acemiliklerine karfl›n, özellikle Alt›n Portakal Film Festivali’nde En ‹yi Yard›mc› Erkek Oyuncu Ödülü’nü alan Volga Sorgu olmak üzere (Volga Sorgu, ödülünü al›rken yapt›¤› konuflmada ödülü yoksul Gazi Halk›na arma¤an etti.) neredeyse tüm oyuncular›n üstün performanslar› ve do¤all›klar› ile düzgün senaryo ve yönetimiyle övgüyü hak ediyor Baflka Semtin Çocuklar›. Ayr›ca iki ödülü daha var filmin: Alt›n Portakal Film Festivali’nde Behlül Dal Genç Yetenek Ödülü’nü Ayd›n Bulut ve En ‹yi Sanat Yönetmeni dal›nda da Türker ‹flçi birer Alt›n Portakal alm›fllard›. Bir filmin iyi olup olmad›¤›n› ald›¤› ödüllerle ölçmek yanl›fl olur. Halk›n bu filmi samimi bulup bulmad›¤› ve gerçeklere dayan›p dayanmad›¤›, dolay›s›yla da gerçekçi olup olmad›¤›d›r bir filmi “iyi” yapan. Estetik kayg›lar›n da güdülmesi gerekti¤i kabul edilen bir özellik elbette... Bütün bunlar›n ›fl›¤›nda, Ayd›n Bulut “iyi” bir film ç›karm›fl. Dar›s› bu yolda yürüdü¤ünü söyleyen ama söyledikleriyle yapt›klar› aras›nda uçurum olanlar›n ve Ayd›n Bulut gibi tek tek bireylerin de¤il halk›n yaflad›¤› ac›lara parmak basacak filmler çekmek isteyenlerin bafl›na...o

KÜNYE: Yönetmen: Ayd›n Bulut Senaryo: Ayd›n Bulut-Serkan Turhan Görüntü Yönetmeni: Tolga Çetin Müzik: Cem Y›ld›z Sanat Yönetmeni: Türker ‹flçi Oyuncular: Mehmet Ali Nuro¤lu (Semih) ‹smail Hac›o¤lu (Veysel) Volga Sorgu (Simo) Ertan Saban (Gürdal) Eyflan Özhim (Canan) Bülent ‹nal (Kerim) Avni Yalç›n (Ali Day›) ‹pek Yaylac›o¤lu (Saadet) Özge Özder (Gül) Erkan Bektafl (Haydar) Serkan Keskin (Engin) Taner Barlas (Hasan) Bora Sivri (Nusret) Filiz Ahmet (Beyza)

MAYIS 2009 | TAVIR | 45


haberler

Sibel Yalç›n Park›’nda anma olarak kullan›lmas›yd›. Üzerindeki kurflun deliklerine varana kadar en ince ayr›nt›s› bile düflünülmüfltü, içerisinde devrimin manifestosunun yaz›ld›¤› o kerpiç evin...

30 Mart-17 Nisan Devrim fiehitlerini Anma ve Umudun Kuruluflunu Kutlama Günleri içerisinde Okmeydan› Sibel Yalç›n Park›'nda bir etkinlik yap›ld›.

Yönetmen Vedat Özdemir'in, Mahir Çayan'la Hüseyin Cevahir'in Maltepe direniflleri üzerine haz›rlad›¤› k›sa filmin gösteriminin ard›ndan, Nurettin Güleç sahne ald›.

Park›n amfi tiyatrosu sabah›n erken saatlerinden itibaren flamalarla, pankartlarla süslenmeye baflland›. fiehitlerin an›ld›¤› gecede, umudun coflkusuyla 39 y›ld›r yürütülen devrim ve sosyalizm mücadelesi, flark›larla, türkülerle, tiyatroyla, filmlerle anlat›ld›.

Yaklafl›k bir y›ld›r, halk kültürünün önemli bir parças› olan halkoyunlar›n› yaflatma ad›na faaliyet yürüten ‹dil Kültür Merkezi Halkoyunlar› Ekibi, Bitlis yöresine ait oyunlar›yla sahneye ç›kt› Nurettin Güleç'ten sonra... Halkoyunlar› oynan›rken, umudun kuruluflu, gö¤e f›rlat›lan havai fifleklerle kutlan›yordu.

Geceye davet edilen sanatç› Ercan Ayd›n, K›z›ldere'yi, Mahirleri ve ON'lar›n mücadelesini anlatan türkülerle ç›kt› sahneye... Hüznü ve coflkuyu birlikte tafl›yan türkülere park› dolduran yaklafl›k 2000 a¤›z, 2000 yürek de kat›l›yordu.

Ve horona, coflkuya gelmiflti s›ra... Yine dost bir yürek vard› sahnede: Erdal Bayrako¤lu... Horonlar bafllad› en coflkulusundan. Umut horonlarla selamland›, kurulufl horonlarla kutland› bir kez daha...

Ercan Ayd›n'dan sonra sahneye ‹dil Tiyatro Atölyesi ç›kt›... “Umudun Büyük Yolcular›” ad›n› verdikleri oyunda, Ayçe ‹dillerden Mahirlere; Mahirlerden bugüne 39 y›ll›k devrim ve sosyalizm mücadelesini anlat›yorlard›... Oyunun en dikkat çeken yanlar›ndan biri, K›z›ldere'deki o kerpiç evin neredeyse ayn›s› olan bir maketinin sahnede dekor

46 | TAVIR |MAYIS 2009

30 Mart-17 Nisan günleri için haz›rlanan kurgunun gösteriminin ard›ndan, 24 y›ld›r ezgili yürekleriyle, devrimci müzik alan›nda bu ülkede alternatifsiz olan Grup Yorum ça¤r›l›yordu sahneye... Ac›lar›m›z›, hüzünlerimizi oldu¤u kadar zafer coflkumuzu, sevinçlerimizi de ezgileyen Yorum, bunun en güzel örneklerini sunuyordu “Ya Özgür Vatan Ya Ölüm” gecesinde...o

Halk›n ozan› Afl›k ‹hsani vefat etti Diyarbak›rl› halk ozan› Afl›k ‹hsani, afl›r› tansiyona ba¤l› beyin kanamas› sonucu tedavi gördü¤ü Dicle Üniversitesi Beyin ve Cerrahi Servisi yo¤un bak›m ünitesinde 21 Nisan sabah› yaflam›n› yitirdi.

geçirdi¤i belirlendi.

Diyarbak›rl› halk ozan› 77 yafl›ndaki ‹hsan S›rl›o¤lu, geçen Cuma günü evinde özel bir prodüksiyon flirketi taraf›ndan yap›lan belgesel çekimleri s›ras›nda aniden fenalaflt›.

topra¤a verildi.o

1970’li y›llarda devrimcilerin, halk›n eylemlerine, gecelerine saz›yla, sözüyle kat›larak, halk›n mücadelesi içindeki yerini alan Afl›k ‹hsani, Diyarbak›r’›n fiehitlik semtindeki mezarl›kta

fiirket görevlileri ve efli taraf›ndan Dicle Üniversitesi T›p Fakültesi Beyin Cerrahi Servisi’ne yat›r›lan Afl›k ‹hsani'nin, afl›r› heyecan nedeniyle tansiyonunun yükselmesi sonucu beyin kanamas›

Muharrem Cengiz tutukland› Uydurma gerekçelerle hakk›nda 2004 y›l›nda dava aç›l›p tutuklanarak bir süre tutsak kald›ktan sonra tahliye edilen Grup Yorum üyesi Muharrem Cengiz; dava sonuçlan›p hakk›nda verilen hapis cezas›n›n Yarg›tay’ca onaylanmas› üzerine 25.03.2009 tarihinde gözalt›na al›narak tutukland›. Hukukun olmad›¤› yerde adalet de yoktur ki, Muharrem Cengiz’in tutuklanmas› da, hapis cezas› almas› da, Türkiye’deki hukuksuzlu¤un yeni bir örne¤idir ama bunun son olmayaca¤› da ortadad›r. Muharrem Cengiz hala Metris

Hapishanesi’nde tutulmaktad›r. Grup Yorum üyesi Muharrem Cengiz’le yaz›flmak için adres: Metris 1 No’lu T Tipi Hapishanesi T1 T/5 Bayrampafla Hapisha -


haberler

1 May›s pikni¤inde Taksim coflkusu ‹stanbul'da gelenekselleflen 1 May›s Pikni¤i, 3000 kiflinin kat›l›m›yla Sar›yer Mehmet Akif Ersoy Piknik Alan›'nda yap›ld›. ‹stanbul'un dört bir yan›ndan ak›n ak›n insanlar gelip doldurdu piknik alan›n›... 1 May›s coflkusu, piknik alan›na giren herkeste gözle görülür bir flekilde hissediliyordu. Bu coflku, pikni¤in sonuna kadar sürecek ve insanlar hedef olarak Taksim'den baflka bir yeri düflünmeyecekti. "Her ‹htilalin Bir meydan› Vard›r" ad›n›n verildi¤i bir sergi aç›ld› piknik alan›na. Sahnenin hemen yan›ndaki bir çarda¤›n duvarlar›na çekilen bir siyah bezin üzerinde 1 May›s enstantaneleri... Geçmifl 1 May›slar›n gazete kupürleri... Karikatürler... 1 May›s'› herkese anlat›yordu. Ve yine gelenekselleflen baflka bir ritüel: Davulzurna ile halaylar... ‹flte bu coflku selinin ard›ndan, ‹dil Kültür Merkezi'nin sahneye ç›karaca¤› ilk ekip ç›k›yor izleyenlerin karfl›s›na... ‹dil Çocuk Korosu, yafl› üç ile on aras›nda de¤iflen bileflenleriyle sahnedeki yerini al›yor. Grup S›lam ç›k›yor sahneye sonra. Eskilerden söylüyorlar,

yenilerden devam ediyorlar... Kürtçe söylüyorlar, Türkçe söylüyorlar; 1 May›s coflkusuna onlar da kendilerince katk›lar›n› sunuyorlar... ‹dil Kültür Merkezi'nin halkoyunlar› ekibi Bitlis kostümleriyle oyunlar oynuyorlar davul-zurna eflli¤inde... Geleneksel pikni¤in müdavimlerinden olan Tiyatro Simurg, krizin patronlarca ödenmesi gerekti¤inden ve 1 May›s'›n flehitlerle kazan›lm›fl bir hak oldu¤undan bahseden oyunlar›n› oynad›lar ve 1 May›s'ta Taksim'de yer alacaklar›n› söylediler... Sonras›nda sahneye Lazca, Hemflince ve Türkçe flark›lar› ve türküleriyle Erdal Bayrako¤lu ç›kt›.Pikni¤e ilk kez kat›lan Kürt sanatç› Kemali Amed söyledi¤i türkülerle, uzun havalarla ve halaylarla coflkuyu art›ran bir etkiye sahipti. Grup Yorum yoktu 1 May›s Pikni¤i’nde. Grup Yorum Korosu, Yorum'dan söylediler, halk türküleri söylediler. Her flark›yla 1 May›s coflkusunu yaflatt›lar insanlara ve yoklu¤unu adeta aratmad›lar Yorum'un. o

GRUP YORUM g ü n c e 3 9 Nisan 2009: Ovac›k, Der--

3 14 Nisan 2009: Do¤u turne--

sim, Malatya ve Elaz›¤’› kapsa-yan do¤u turnesinin ilk dura¤› olan Dersim’in Ovac›k ilçesin-de, belediye kültür merkezinde düzenlenen konserde 700 kifli-ye seslendi.

sinin son konserini Elaz›¤’da Do¤u dü¤ün salonunda vere-rek yaklafl›k 400 kifliye seslen-di.

3 11 Nisan 2009: Do¤u turne-sinin ikinci dura¤› Dersim’de Kapal› Spor Salonu’nda 1300 kifliye seslendi.

3 18 Nisan 2009: Okmeydan›

Sibel Yalç›n Park›nda düzenle-nen “Ya Özgür Vatan Ya Ölüm” gecesinde 1500 kifliye seslendi.

3 26 Nisan 2009: 3 12 Nisan 2009: Do¤u turne-sinin bir di¤er dura¤› olan Ma-latya’da Renkli dü¤ün salo-nunda 800 kifliye seslendi.

Fransa’n›n Strasburg flehrinde düzenle-nen gecede 800 kifliye seslen-di. o

Festivalde Naz›m ödülü Eric Stinus’a verildi Gelenekselleflen “Uluslararas› Beyo¤lu fiiir Festivali fi‹‹R‹STANBUL” 21 - 26 Nisan tarihleri aras›nda dördüncü kez düzenlendi. Festivale bu y›l 33 ülkeden 45 flair kat›ld›. Festivalin kapan›fl gecesinde “Uluslararas› Naz›m Hikmet fiiir Ödülü” de verildi. "Uluslararas› Naz›m Hikmet fiiir Ödülü", Danimarkal› flair Erik Stinus’a verilirken flair rahats›zl›¤› nedeniyle ödül törenine gelemedi. Stinus, mesaj›nda Naz›m Hikmet'in fliirine dair düflünce ve duygular›n› anlat›rken de onun

fliiriyle 16 yafl›ndayken, Berlin'de bir gençlik festivalinde tan›flt›¤›n› belirterek, flöyle dedi: "Evime, Danimarka'ya döndü¤ümde Naz›m Hikmet'in fliirlerinin baz›lar›n›n ana dilime çevrildi¤ini keflfettim ve art›k benim için flafak sökmüfltü. fiunu da derin bir kalp s›z›s›yla ö¤renmek zorunda kald›m, kendisini gördü¤ümde Naz›m Hikmet 18 y›l aradan sonra hapisten yeni ç›km›flt›." Kapan›fl gecesinde bir baflka ödül töreni daha vard›. "Sevda Ergil fiiir Ödülü" genç flair Gonca Özmen'e verildi.o

MAYIS 2009 | TAVIR | 47


haberler sa... k›sa... k›sa... k›sa.. k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›s

3‹dil Kültür Merkezi'nde Çocuk fienli¤i Yap›ld› ‹dil Çocuk Korosu 25 fiubat'ta bir y›ll›k çal›flman›n ürününü sergilemek için ‹dil Kültür Merkezi'nde bir flenlik yapt›. ‹dil Kültür Merkezi’ni getirdikleri süs eflyalar›yla süsleyen minikler fienli¤i kendi seçtikleri fliirleri okuyarak bafllatt›lar. ‹zleyiciye bilmeceler soran çocuklar, ard›ndan haz›rlad›klar› flark› repertuar›n› seslendirdiler. K›sa bir aradan sonra drama gösterisi yapan çocuklar hem kendilerine hem de izleyiciye keyifli dakikalar yaflatt›lar. 3Kars’ta Festivaller ‹ptal Edildi Kars Belediye Baflkanl›¤›’n› kazanan AKP’li Nevzat Bozkufl, belediyeyi borçla devrald›klar› gerekçesiyle flehrin iki önemli festivalini iptal etti. Uluslaras› Alt›n Kaz Film Festivali ve Uluslararas› Kültür Festivali yeni baflkanla birlikte art›k yap›lmayacak. Kentin öncelikle kanalizasyon sorununu gidermek zorunda olduklar›n› vurgulayan Nevzat Bozkufl, kurumda çal›flan 600 personelin 4 aydan beri maafl alamad›¤›n› belirterek, “Ön-

celikle kentimizde geleneksel hale getirilen festivallere bir süre ara verece¤iz. Yapaca¤›m›z bu tür etkinliklere de Kültür ve Turizm il Müdürlü¤ü’nü ortak edece¤iz. Sadece belediyenin düzenlemesi ciddi bir yük getiriyor” diye konufltu 3Sadri Al›fl›k Ödülleri Verildi Bu y›l 14'üncüsü düzenlenen Sadri Al›fl›k Sinema ve Tiyatro Oyuncu Ödülü'nü tiyatro dal›nda Y›ld›z Kenter, sinema dal›nda ise Türkan fioray ve Vedat Türkali ald›. Tiyatro dal›nda "Y›l›n En Baflar›l› Yap›m›n›n Yönetmeni Ödülü"ne, ‹stanbul Büyükflehir Belediyesi fiehir Tiyatrolar›’nca sahnelenen "Maskeliler" oyunuyla Taner Barlas de¤er görüldü. "Y›l›n En Baflar›l› Kad›n Oyuncusu Ödülü", Semaver Kumpanya’da sahnelenen "Cesaret Ana ve Çocuklar›" oyunundaki rolüyle Tilbe Saran’a, "Y›l›n En Baflar›l› Erkek Oyuncusu Ödülü" ise ‹BB fiehir Tiyatrolar›’nca sahnelenen "Maskeliler" oyunundaki rolüyle Mehmet Gürhan ve Levent Üzümcü’ye verildi. Sinema dal›nda "En ‹yi Erkek Oyuncu Ödülü"nü "Devrim Arabalar›" filmindeki

rolüyle Taner Birsel, Ali Düflenkalkar, Halit Ergenç, Altan Gördüm, Serhat Tutumluer, Onur Ünsal ve Selçuk Yöntem paylafl›rken, "En ‹yi Kad›n Oyuncu Ödülü"ne "Iss›z Adam" filmindeki performans›yla Melis Birkan de¤er görüldü. "En ‹yi Yard›mc› Kad›n Oyuncu Ödülü", "Vicdan" filmindeki rolüyle Tülin Özen’e, "En ‹yi Yard›mc› Erkek Oyuncu Ödülü" ise "Üç Maymun" filmindeki rolüyle Ercan Kesal’a sunuldu. 3 “Ezilenlerin tiyatrosu” kuram›n›n yarat›c›s› Brezilyal› tiyatrocu Augusto Boal 78 yafl›nda hayat›n› kaybetti. Uzun zamand›r lösemi hastal›¤›yla mücadele eden Boal, kuram›n› 60’l› y›llar›n bafl›nda oluflturdu. Paulo Freire’nin ‘Ezilenlerin pedagojisi’kuram›ndan yola ç›karak, oluflturulan kuram, oyuncu, metin yazar›, yönetmen ve seyirci aras›nda toplumu politize edecek bir diyalog kurman›n yolunu ortaya koyar. Brezilya’da 1964-1985 y›llar› aras›nda yaflanan faflist cunta döneminde tutuklan›p iflkence gören Boal, son olarak 2009 Dünya Tiyatro Günü Bildirisi’ni kaleme alm›flt›.o

DVD... VCD... ALBÜM... DVD... VCD... ALBÜM... DVD... VCD... ALBÜM... DVD... 3bofl yere kavgay› zahmet biliriz

3kendini saklama çiçekleri

3the cry of duduk

3sen türkülerini söyle

sabahat akkiraz AKK‹RAZ

cezmi ersöz ARDA

suren asatryan Ahenk

S›la Kaset

48 | TAVIR |MAYIS 2009



Mayis 09