Page 1

haziran 2010

›ssn 1303-9113 •2010/06 • say› 98

2.25 TL(KDV’li)


a y l › k

s a n a t

d e r g i s i

Merhaba “Kader” dedi zulmün en tepesindeki; yerin yedi kat alt›nda patlayan ve ad›na grizu denilen belaya... “Kader” dedi çok az bir maddiyat karfl›l›¤›nda al›nacak küçücük bir önlemle hayat› kararmayacak otuz madencinin ölümüne... “Kader” dedi buz gibi cinayete, toplu katliama... Sahibi Tav›r Yay›nlar› ad›na Bahar Kurt Genel Yay›n Yönetmeni Gamze Mimaro¤lu Sorumlu Yaz›iflleri Müdürü Yeliz Y›lmaz Yaz›flma Adresi ‹stanbul Mahmut fievket Pafla Mah. Mektep Sk. No: 4-B Okmeydan› - fiiflli - ‹stanbul Tel: (212) 238 81 46 Faks: 238 82 49 e-posta: tavir2007@gmail.com Ankara ‹dilcan Kültür Merkezi fiirintepe Mah. 8. Cad. No:222 / B Mamak – Ankara Tel: (312) 390 38 05 Hesap no (TL) 1042- 30000 596147 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. Hesap no (EURO) 1042- 3010000 129062 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. Fiyat› (DÖV‹Z) Almanya: 5 Euro Fransa: 5 Euro Hollanda: 5 Euro Avusturya: 5 Euro ‹sviçre: 7.5 Frank ‹ngiltere: 4 Sterlin

Dillerinde pelesenktir zaten “kader”... Madenlerin giriflinde de yazar hep “tevekkül” diye. Ola ki grizu patlar ve yerin alt›nda ölür madenciler; sonra bak›n biz söylemifltik kaderiniz bu, baflka sebep aramay›n demenin zemini olsun diye yaz›l›r koca harflerle bu kelime... “Bu mesle¤in do¤as›nda bu vard›r” demenin, ifllenen cinayetin üzerini dini motiflerle örtmek oldu¤unu çok iyi biliyoruz. Yerin yüzlerce metre alt›nda yatan “siyah alt›n”› ç›karmak için hayatlar›n›n bahar›nda öleceklerini bile bile yedi kat yerin dibine inen madencilerin katilleri, iflin içinden s›yr›lmak için Tanr›y› suç orta¤› yapma derdindeler. Bunu alçakça, pervas›zca yapabilecek kadar da yüzsüzler karfl›m›zda... Madenci suskun, madenci sesini ç›karacak örgüte sahip de¤il. Madenci mecbur yerin dibine inmeye. Madenci mecbur s›rt›na o kazmay› almaya. Madenci mecbur ölmeye... Ad›na özellefltirme ve tafleronlaflt›rma denilen katliam sistemlerini örgütleyen kapitalist sistemin kökünü kazmad›kça madenci, bu ac›lar›n madenleri doldurmas› bitmeyecek. Kömür karas› gözleri çakmak çakmak olmad›kça madencinin, korkmayacak katiller madenci öldürmekten... Yüzü gözü kömür karas›na bulananlar, yerin derinliklerinden ellerinde birer yeralt› günefliyle gelmedikçe yerüstüne, ne onlar›n yüzü ak olacak, ne de bizlerin... Ölüm hep bize düflüyor. Kan, gözyafl› hep bize. Ac›lar hep bizim yüreklerimizi da¤l›yor. Onar onar de¤il, yüzer yüzer kalk›yor cenazelerimiz art›k... Yeni yeni mezarl›klar aç›l›yor bizim için. Biz ölüyoruz, onlar daha çok kazans›n diye. Biz ölüyoruz, onlar daha çok semirsin diye. Biz ölüyoruz, onlar yaflas›n diye... “Kader” diye bir fley yoktur! Bunu söyleyen caniler, halk›n kan›na susam›fl sömürücü tak›m›d›r. Yakalar›na yap›flacak adaletin namuslu ellerinden korkanlar›n biz kand›rmas›na izin vermenin; yerin derinliklerinden ç›kacak cesetlerimizin say›s›n› artt›raca¤›n› bilerek kald›ral›m Karadon Madeni’ndeki ölülerimizin cenazelerini... A¤›tlar yerine kavga türküleri okuyal›m mezarlar› bafl›nda. Adalet isteyelim gepegenç ölülerimiz ad›na... Tereddüt etmeden, korkmadan, cesurca, gücümüzün fark›na vararak... Proletaryan›n onurlu ve namuslu yumru¤unun adaletinin elbet bir gün teceli edece¤ine olan inançla... Bir sonraki say›m›zda görüflmek dile¤iyle... Dostlukla...

Bask› Ezgi Matbaa Sanayi C. Altay Sok. No:10 Çobançeflme /istanbul Tel: 0(212) 452 23 02 Yay›n türü: Yerel Süreli


‹Ç‹NDEK‹LER

06/2010

3 7 10 12 17 20 26

31 32 33 37 40

DENEME eren bu¤lal›lar yeni insana yeni sanat ‹ZLEN‹M mehmet esato¤lu asl›nda kim flampiyon oldu? DENEME ümit zafer kavgaya ve mahir’e yak›flanlar ANI ibrahim karaca bendeki yorum ANI filiz tanya hepimizin tarihinden geçen grup yorum DENEME ümit zafer anadolu’nun umutlu flark›s›: grup yorum RÖPORTAJ grup yorum yaflad›¤› gibi üretip, üretti¤i gibi yaflayan: grup yorum MEKTUP muharrem cengiz direnerek üretmeye devam edece¤iz fi‹‹R kemal özer üzgünüm ama övünüyorum MEKTUP ümit ilter güler zere flimdi nerede? MEKTUP gülay efendio¤lu sen hiç gitmedin gulam›n... fi‹‹R inan gök halk›n güleri

41 42 44 49 53 57 59 62

fi‹‹R arif çimen zere’si güler fi‹‹R ümit ilter da¤lara sordum seni ÇEV‹R‹ stalin kaynak arflivi nikolay ostrovski’yi anmak-II DENEME hakan soydemir modernizmden kopufl ve güler gibi yaflamak RÖPORTAJ tuncay akgün leman ve politik mizah üzerine AYIN FOTO⁄RAFI fosem S‹NEMA sevgi duman biz bu filmi çok gördük HABERLER KAPAKLAR ön kapak foto: ali öz - fliir: kemal özer ön iç kapak foto: aflk›n ayranc›o¤lu arka iç kapak foto: gençlik federasyonu


deneme deneme

yeni insana yeni sanat eren bu¤lal›lar

Devrim sadece yeni bir toplumsal düzen infla etmek de¤ildir. Bu yeni düzeni s›rtlayacak ve onu her gün daha ileriye götürecek yeni bir insan› da yarat›r devrim. Marx, yeni toplumun inflas›n›n sadece gelecekte var›lacak bir hedeften ibaret olmad›¤›n›, komünizmin flu andaki iliflkilerde bir tohum olarak bulundu¤unu ve geliflti¤ini belirtmiflti. Devrimimizle düzen aras›ndaki savafl bizim bedenlerimizden ve akl›m›zdan bafllar, toplumun her alan›na do¤ru uzan›r. Devrimci, gelece¤in toplumunu tohum olarak kendi bedeninde, iliflkilerinde ve örgütünde tafl›yan kiflidir. Kendisini ve çevresindeki bütün iliflkileri dönüfltürecek ve düflman s›n›f› alt edecektir o.

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 3


alanlarda da kesintisiz sürdürecek. Sanat› da kendisi gibi bir savaflç› olacak Devrimci’nin. Bu yeni sanat düzen savunucular›n› rahats›z edecek, halk› saflaflt›racak ve örgütleyecektir, t›pk› bir devrimci gibi... Mücadeleci bir sanat›n gereklili¤i günümüz ayd›n ve sanatç›lar›na bak›ld›¤›nda daha net anlafl›l›r. Sermaye düzeni kendi do¤as›na uygun pek çok ayd›n tipi yarat›r ve önümüze örnek diye sürer. Yaln›zlaflm›fl, duyars›zlaflm›fl ve sadece kendi dar grubu için sanat-kültür üretenlerden oluflan ayd›nlardan tutun da, para ve flöhret içinde yüzen, halk kültürünü ve s›n›f bilincini y›pratan flark›c›, yazar bozuntular›na, bu ikisinin aras›nda kendine yer açmaya çal›flanlara kadar bir sürü farkl› tip yarat›r düzen.

Grup Yorum’un sanat prati¤i, yeni sanat›n nas›l yarat›laca¤› Bu kiflilerin temel özelli¤i, düzeniçi olmalar› ve buna uygun üretimler yapmalar›d›r. Ya halk›n devrimcilefltirilmesi” ve “devrimcinin sanatç›laflt›r›lmas›” yeni sanat›n gündeminden uzak dertlerini o eriflilmez üsluplar›yla kendi aralar›nda tart›fl›r dururlar, ya da süyarat›lmas› için gerekli iki süreçtir. Dünyan›n her yerinde devrimci rekli olarak ürettikleri yozlukla kitleleri pasiflefltirerek oligarflinin mücadele veren örgütler, toplumda benzer bir de¤iflimi getirmifltir. ideolojik iflbirlikçisi haline gelirler. Bu çevreler ayn› zamanda “yüksek entelektüel” olmay› veya “ünDevrim sadece yeni bir toplumsal düzen infla etmek de¤ildir. lü bir flark›c›”ya dönüflmeyi hayal eden genç zihinleri halk›n soBu yeni düzeni s›rtlayacak ve onu her gün daha ileriye götüre- runlar›ndan ve mücadeleden kopartma ifllevini gören çekim cek yeni bir insan› da yarat›r devrim. Marx, yeni toplumun in- merkezleri olarak çal›fl›rlar. flas›n›n sadece gelecekte var›lacak bir hedeften ibaret olmad›¤›n›, komünizmin flu andaki iliflkilerde bir tohum olarak bulun- Haks›zl›k etmeyelim; kitleler, ayn› zamanda halk›n sorunlar›na du¤unu ve geliflti¤ini belirtmiflti. Devrimimizle düzen aras›nda- duyarl› kimi ayd›nlar da yaratt›lar. Bu tür ayd›nlar do¤rudan ki savafl bizim bedenlerimizden ve akl›m›zdan bafllar, toplu- mücadelenin içinde olmasalar bile, flimdiye dek eserleriyle, fimun her alan›na do¤ru uzan›r. Devrimci, gelece¤in toplumunu kirleriyle mücadeleye unutulmaz katk›lar yapt›lar. fiark›lar›, rotohum olarak kendi bedeninde, iliflkilerinde ve örgütünde tafl›- manlar› ve fliirleri sayesinde Türkiye’deki devrimci mücadeleyan kiflidir. Kendisini ve çevresindeki bütün iliflkileri dönüfltüre- nin bir gelene¤e dönüflmesi kolaylaflt›. cek ve düflman s›n›f› alt edecektir o. Ancak yine de, bu sanatç›lardan baz›lar› statükocu olduklar›, Besbelli ki, bu yeni insan sömürü düzeninin üretti¤i eski insan- yani devrimcileflmedikleri için inançlar› ve bilinçleri ellerinden dan dünya görüflü, davran›fllar› ve ihtiyaçlar› bak›m›ndan da ak›p gitti. Görünüflte “ba¤›ms›z” ayd›n statülerini sürdürmektefarkl› olacak. O, örgütlenme yaklafl›m›nda, eylem biçiminde ve ki ve devrimci hareketle bütünleflmemekteki inatlar› yüzünden halka bak›fl›nda farkl› olmakla yetinmeyecek. Kültüre, sanata süreç içinde oligarflinin çeflitli kanatlar›na yedeklenerek laikve bunlar›n üretilme-tüketilme biçimlerine de bir alternatif ya- fleriatç›, demokrat-darbeci tart›flmalar›na kap›l›p halk›n saflar›ratacak bu yeni insan; devrim ve düzen aras›ndaki savafl› bu n› yavafl yavafl terk ettiler. Bir zamanlar kapitalist toplumu dö-

konusunda da bize diyalektik bir süreci iflaret ediyor: “Sanatç›n›n

4 | TAVIR |HAZ‹RAN 2010


Özlemini duydu¤umuz ve yaratmak için u¤raflt›¤›m›z dünyan›n sanat› ancak bu iki yoldan üretilebilir. Bir yandan sanatç›lar› devrimcilefltirece¤iz, ama daha da önemlisi kendi devrimcilerimizi ve halk›m›z› sanatç›laflt›raca¤›z. Dedi¤imiz gibi, yeni sanat› ancak yeni insan üretebilir.

nüfltürmek için eserler üreten beyinleri, kapitalizm taraf›ndan dönüfltürüldü. Neden böyle oldu? Yaz›n›n bafl›nda belirtmifltik: Yeni insan yaln›zca kültürü tüketme biçimiyle de¤il, üretme biçimiyle de düzene alternatiftir. Düzen ayd›n›n›n bir yandan halktan yal›t›k yaflam›n› ve eser üretme biçimini sürdürüp, öte yandan “halk için sanat” yapmas› mümkün de¤ildir. Ayd›n›n kendi yaflant›s›yla halk›n yaflant›s› aras›ndaki uçurumlar ve çeliflkiler er ya da geç çözümlenecektir; pek çok sanatç›da gözlemledi¤imiz üzere çözümleniyor da. T›pk› yeni toplumun yeni bir üretim biçimini, sosyalizmi gerektirmesi gibi, yeni sanat da yeni iliflkiler, örgütlülük ve devrimcilik gerektirir. Buradan flu sonuç ç›k›yor: Yeni sanat› yeni insan üretecektir. Düzen ayd›nlar› istedikleri kadar ç›rp›ns›nlar, daha çok satmak, daha çok tan›nmak için istedikleri yenilikleri denesinler. Bedenlerini, yaflant›lar›n› ve düflüncelerini esir alan, içinde debelenmeyi kabul ettikleri düzen ve burjuva düflünme biçimi onlar› s›n›rl›yor, neyi yap›p neyi yapamayacaklar›n› sürekli olarak dayat›yor. Bu kifliler dünyan›n en genifl kaynaklar›na sahip olabilirler, en son teknoloji ellerinin alt›nda olabilir, film çekerken kimsede olmayan olanaklar onlara sunulur ama yine de her sene birbirinin ayn›, basmakal›p yüzlerce Hollywood filmi çeker dururlar. Beyinlerine takt›klar› tasman›n, burjuva ideolojisinin zinciri izin verdi¤i oranda durmadan daireler çizecekler. Yaratma s›k›nt›s›, memnuniyetsizlik, öz-disiplinsizlik ve ilgisizlikten flikâyet edip duracaklar. Peki biz ne yapaca¤›z? Nas›l ki devrim yapma ve bunun için yeni insan› yaratma görevimiz varsa, bu yeni insan› kültürel-sanatsal olarak besleyecek, düflman›n kültürünü tehdit edecek bir savaflç› kültürün, yeni sanat›n yarat›lmas› sorumlulu¤umuz da vard›r. Bu sorumluluk 1996 ölüm orucu direniflini anlatan Direnifl, Yaflam ve Ölüm adl› kitapta flöyle ortaya konuluyordu: “Düflman›n özellikle ideolojik ve kültürel sald›r›lar› küçümsen-

meyecek öneme sahiptir. Ve fiziki sald›r›lar›yla bir bütündür. O yüzden tek bafl›na fiziki sald›r›lar› püskürtmek yetmez. Kald› ki bu tav›r al›fl ideolojik, kültürel boyutuyla beslenmezse, direnmek de gittikçe anlams›zlafl›r, kendini besleyecek kanal bulamad›kça ad›m ad›m teslimiyete götürür.”

Besbelli ki, yeni sanat›n yarat›lmas› mücadelenin süreklili¤i için hayati önem tafl›yor. Hatta kapitalist toplumun yozlaflt›r›c› kültürüne karfl›, yeni düflünme biçimlerinin, alternatif bir kültürün ve sanat›n yarat›lmas› yeni insan› yaratmak için bir zorunluluktur. Bir Devrimci, bu devrimci düflünme biçimleri, bu devrimci kültür sayesinde uzlaflmazl›¤›n› sürekli k›l›p iktidara yürüyebilir. Dolay›s›yla, halk›n mücadelesine anlam katan, onu daha keskinlefltiren eserleri ve kavramlar› korumak, bunlara yenilerini eklemek görevimiz var. Düflünce dünyas›n› çeflitlendirece¤iz ve asla yetinmeyece¤iz. Bizim Grup Yorum’umuz var. Onun 25 y›ll›k tarihi ve ödün vermeyen çizgisi, sanat›n›n içeri¤iyle oldu¤u kadar, bu sanat› üretme biçimiyle de alternatif olmas›n›n bir sonucudur. Ve bu alanda geliflme kaydetmek isteyen herkese de örnek teflkil eden bir birikim yaratm›flt›r. Grup Yorum, yaln›zca devrim ve sosyalizm türküleri söylemekle yetinmedi, bu türküler sürekli olarak halkla, gecekonduyla, madencilerle ve direniflçilerle ba¤lar kurularak, gerekirse onlarla birlikte yat›p kalkarak, onlara dan›flarak üretildi. Yeri geldi Grup Yorum’un üyeleri “direniflçi” s›fat›n› “sanatç›” s›fat›n›n önüne koymaya çekinmediler. Savaflç› bir halk sanat› yaratabilmek için savaflç›n›n ta kendisi oldular. Grup Yorum’un sanat prati¤i, yeni sanat›n nas›l yarat›laca¤› konusunda da bize diyalektik bir süreci iflaret ediyor: “Sanatç›n›n devrimcilefltirilmesi” ve “devrimcinin sanatç›laflt›r›lmas›” yeni sanat›n yarat›lmas› için gerekli iki süreçtir. Dünyan›n her yerinde devrimci mücadele veren örgütler, toplumda benzer bir de¤iflimi getirmifltir. Daha önce Tav›r sayfalar›nda aktard›¤›m›z ‹rlanda ve Filipinler’deki ilerici tiyatro örnekleri de bunu iflaret eder. Mücadele bir yandan toplumdaki örgütsüz, halktan yal›t›lm›fl ayd›n› al›r ve devrimcilefltirir, öte yandan örgütledi¤i ve devrimcilefltirdi¤i halk› kendi kültürünü üretmesi için teflvik eder, sanatç›laflt›r›r. Özlemini duydu¤umuz ve yaratmak için u¤raflt›¤›m›z dünyan›n sanat› ancak bu iki yoldan üretilebilir. Bir yandan sanatç›lar› devrimcilefltirece¤iz, ama daha da önemlisi kendi devrimcilerimizi ve halk›m›z› sanatç›laflt›raca¤›z. Dedi¤imiz gibi, yeni sanat› ancak yeni insan üretebilir. Düzen ayd›n›ndan devrime sahip ç›kmas›n› beklemek, halkla birlikte ve halk için sanat yapmas›n› istemek, ona bel ba¤lamak özgücümüze güvensizliktir. “Devrimci mücadeleyi biz ve-

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 5


dalar›n› bunlar daha ifade bulamadan ortadan kald›r›r. Hele ki ayd›nlar›n birer birer halk saf›n› terk edip iktidara yamand›¤› karanl›k ça¤larda, halk F Tipi hapishanedeki bir tutsak gibi sesini kimselere duyuramayacak hale gelir. Tecrit edilir.

riyoruz, hikâyemizi de baflkalar› anlats›n” kolayc›l›¤›d›r. Elbette örgütsüz ayd›nlar› mücadeleye katmak için elimizden geleni yapacak, deste¤imizi ve elefltirilerimizi eksik etmeyece¤iz. Fakat bu yeterli de¤ildir. Kendi öykülerimizi anlatabilmeliyiz. Düzenden beklentisi olan, estetik zevkleri ve sanat anlay›fl› büyük oranda düzenin etkisi alt›nda flekillenen bu sanatç›lara, kendi sanat›m›z› bir alternatif olarak ç›karabilmeliyiz. Bunu onlar›n yapmas›n› bekleyemeyiz. Kendi sanatç›lar›m›z› ve ayd›nlar›m›z› yaratmak zorunday›z. Mücadele ad›m ad›m örgütlenirken, ayd›n ve sanatç›lara da bir silah olarak kendi sanat anlay›fl›m›z› götürebilmeli, bunun tercih edilebilir bir alternatif oldu¤unu, düzenin sanat›ndan kat be kat üstün oldu¤unu kendi içimizden ç›kan eserlerle kan›tlayabilmeliyiz. Her alanda oldu¤u gibi bu alanda da halka gitmek, ondan ö¤renmek ve ona ö¤retmek tek çözümdür. Halk düzen ayd›n›n›n bilmedi¤i birçok fleyi biliyor. Düzen ayd›n›n›n ancak romanlardan ö¤renebildi¤i yoksullu¤u ve iflsizli¤i, en derin dostluklar› ve en büyük ihanetleri, soygunu ve afla¤›lanmay› her gün birinci elden deneyimliyorlar. Aç uyuman›n, kontrgerilla bask›n›yla köyü yak›lman›n, hapishane operasyonu s›ras›nda halay çekerek ölüme gitmenin ne demek oldu¤u konusunda düzen ayd›n›n›n en ufak bir fikri bile yoktur. Öte yandan halk›n yoksulluk, e¤itimsizlik ve ihmal nedeniyle b›rak›n bir roman kurgusu yapacak teknik yetene¤e sahip olmay›, okuma yazma dahi bilmeyen kesimleri vard›r. Sistem onlardan yaln›zca maddi zenginli¤i de¤il, kendilerini ifade etmelerini sa¤layacak araçlar› bile esirgemekte. Bu sayededir ki, oligarfli ezilenlerin ve sömürülenlerin ac›lar›n›, öykülerini, sev-

6 | TAVIR |HAZ‹RAN 2010

fiüphesiz ki, devrim yaln›zca maddi zenginliklerin ço¤almas›n›, açl›¤›n tükenmesini hedeflemez. Mücadele halk›n kültürel anlamda da geliflmesi, kendini ifade edebilmesi ve her alanda söz söyleyebilir olmas› için de verilir. Kapitalist sistemin iflbölümü dayatarak, uzmanlaflt›rarak iflçiyi iflçili¤e, sanatç›y› sanata, politikac›y› politikaya mahkûm etmesi süreci böylece tersine çevrilecek ve tek boyutlu insan›n kabu¤u k›r›lacakt›r. Burada bize düflen halk› devrimcilefltirirken, ona kendini ifade araçlar›n› da kazand›rmakt›r. Devrimcilerin sanatç›laflt›r›lmas› derken bunu kastediyoruz. Herkes devrimci olabilir, herkes sanatç› da olabilir. Sanat› yüce bir mertebe, sanatç›y› bir deha gibi gösteren burjuva ideolojisi, yoksullar› kendi sanatlar›n› üretmekten al›koyup tecrit etmek ifllevini görüyor. Halk›n bu tecrit edilmiflli¤ini k›rman›n, onu özgürlefltirmenin yollar›ndan birisi de, onun sesini kültürel üretim yoluyla toplumun di¤er ezilen kesimlerine duyurmas›n› sa¤lamaktan geçer. Halk kendini ifade etmenin yöntemlerine bir kere ulaflt›¤›nda, düzen ayd›n›n›n akl›n›n bile alamayaca¤›, k›rk y›l düflünse yaratamayaca¤› öyküleri, romanlar› ve melodileri üretebilir ve bunlara yarat›c› biçimler kazand›rabilir. Evet, “y›kan da yaratan da biziz” bu dünyada; flehirler kurduk, do¤aya hâkim olduk, yendik ve yenildik. Sanat›n da her biçimini pekâlâ üretebiliriz. Grup Yorum’umuz var demifltik. Çeyrek as›rl›k birikimiyle, anlay›fl› ve tarihiyle bize örnek olan bir yeni sanat deneyimimiz var. Ama asla yetinmemeliyiz. Grup Yorum’la müzikte yapt›¤›m›z›, romanda, tiyatroda, sinemada ve fliirde yapabilmeliyiz. Bunun için en gerekli kaynaklara, yani halka, iddiaya ve ideolojik netli¤e sahibiz. Kendi kültürümüzü ve sanat anlay›fl›m›z› hayat›n her alan›nda yeniden üretebilmek cüretimizin ayr›lmaz bir parças› olmal›. Yeni insan bir eliyle namluyu, bir eliyle kalemini kavrayabilen ve düflman› ikisiyle de titretebilen insan olacakt›r.J


izlenim izlenim

asl›nda kim flampiyon oldu? mehmet esato¤lu

Beyo¤lu’nun ortas›nda bir kalabal›k toplanm›fl. Erkek, kad›n, genç, çocuk büyük bir kalabal›k. Her gün yüksek bir gürültü içindeki cadde adeta susmufl, sadece yol açmak isteyen tramvay›n zilinin sesi yank›lan›yor. Kafalar üst katta bir camekana bak›yor. Camekanda büyük bir televizyon, televizyonda ise naklen maç yay›n› var. Yirmi iki futbolcu ve üç hakem koflup duruyor. Tribünlerden gök gürültüsünü and›ran sesler yükseliyor. Tak›mlardan biri kazan›rsa flampiyon olacak. Görüntülerin aras›na futbol tak›mlar›n›n teknik direktörlerinin ve para babas› baflkanlar›n›n h›rs küpü suratlar› giriyor. Bir baflka maç ise yak›n bir kentte oynan›yor. Oradaki tak›m da flampiyon olmak istiyor ama gözler büyük kentteki tak›mda. Bir büyük ço¤unluk onun flampiyon olmas›n› istiyor. Birkaç ay önce bu maçlar›n televizyondan naklen yay›n› için bir ihale aç›lm›fl, ihaleyi 321 milyon Amerikan Dolar› ile bir firma kazanm›flt›. Maç bir stadyumda oynan›yordu ama kentin hatta ülkenin tümü bir stadyum haline gelmiflti. ‹haleyi kazanan firma maçlar›n sonucundan çok her yana flifre çözücü satarak yat›rd›¤› paran›n katlar›n› katlamakla meflguldü.

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 7


Maç›n son dakikalar› gelip çatm›flt›. Top ayaklardan ayaklara yuvarlan›yor ama bir türlü kaleye girmiyordu. Herkes kafllar›n› çatm›fl bir biçimde ekran› seyrediyordu. Golü bekliyordu.

Kalabal›klar›n ise gözleri ekrana kilitlenmiflti. fiampiyonluk ise neredeyse gelmek üzereydi. Ama hangi tak›ma? ‹flte iflin bu yönü belirsizdi. Kalabal›¤›n ayaklar›nda eskimifl ayakkab›lar vard›. Üstlerine yaz ve k›fl›n giysilerinden oluflmufl karmafl›k giysiler giymifllerdi. May›s ay›nda gündüzleri s›cak oluyordu ama akflam hava birden serinliyordu. Ancak gözleri ekrana kilitlenmifl kalabal›k so¤u¤u hissetmek bir yana yanaklar› al al olmufl adeta atefl içinde yan›yordu. Önlerden gözü ekrana k›s›k bakan, tak›m golleri kaç›rd›kça garip bir solukla t›slayan çocu¤un elinde üniversite test kitaplar› vard›. Kim bilir yoksul babas› hangi koflullarla bo¤uflarak alm›flt› o kitaplar›. Aya¤›n›n tam yan›nda burufluk bir gazeteden gülümsüyordu annesi dershane paras› yüzünden mapusa düflünce intihar eden genç. Üniversite aday› maç› izlerken fark›nda olmadan heyecanla çi¤niyordu onun yüzünü. S›rt›nda büyücek bir sepetle çak›lm›fl kalm›flt› f›r›n iflçisi. O da golü ve flampiyonlu¤u bekliyordu. Birkaç dakika içinde maç bitecekti ama f›r›nda onu, tafl›mas› için yüzlerce ekmek bekliyordu. Civar meyhane ve lokantalar taze ekmek bekliyordu. Ay sonu ald›¤› para ilk haftada elinden uçsa da önemli de¤ildi. fiampiyonlu¤u kaç›rd› gibi görünen tak›m› bir puan ilerideydi rakibinden ve durum 1-1’di. fiampiyonluk için tek gol yeterliydi. Selpakç› kad›n› maç çok ilgilendirmiyordu ama flampiyonlu¤a sevinenlere mendil satabilece¤ini düflünüyordu. Onun

8 | TAVIR |HAZ‹RAN 2010

y›pranm›fl da olsa bir ayakkab›s› yoktu aya¤›nda. O yaz-k›fl plastik terliklere mahkumdu. Ekrana kaçamak bak›fllar atarken bir yandan da maç bitimi ilk yönelece¤i müflterileri belirlemeye çal›fl›yordu. Maç›n son dakikalar› gelip çatm›flt›. Top ayaklardan ayaklara yuvarlan›yor ama bir türlü kaleye girmiyordu. Herkes kafllar›n› çatm›fl bir biçimde ekran› seyrediyordu. Golü bekliyordu. Gol ise çoktan at›lm›flt›. Maç yay›n› ihalesini alan flirketten, maç yay›n› için reklam verene, futbol tak›m›na baflkan ve yönetici olup ticari ifllerindeki karlar›n› katlayanlara kadar herkes golü atm›flt›. Ama stadyumdakiler ve ekrana bakanlar bu golleri görmüyorlard›. Onlar›n akl› fikri sahadaki goldeydi. Bir zamanlar emekçilerin ifl aras›nda ka¤›ttan bir yuvarlak top yap›p oynad›klar› basit oyun, kapitalizmin eline geçmiflti. Kapitalizmin dört bir yan›ndan ele geçirdi¤i futbol, bir yanda binlerce yoksula köfle dönme umudu olurken bir o kadar yoksul da bu oyunu stadda ekranda seyrederek avunuyordu. ‹talya’da sabahtan akflama kadar makine ile asfalt› delen, gürültüden kulaklar› haflat olan bir emekçiye sormufllar; “Nas›l hayat›ndan memnun musun?” “Ah” demifl adam, “bu çekilir ifl de¤il ama bizim tak›m bir gol at›nca inan›n tüm s›k›nt›lar›m› unutuyorum” Maçta dakikalar tükeniyordu. Ancak beklenen gol bir türlü gelmiyordu.


Soka¤›n bir ucunda arabas›n›n üzerinde büyük harflerle “asker” yaz›l› bir so¤uk sandviç sat›c›s› dald› ortal›¤a. Zorlukla itiyordu arabas›n›. Onu zorlayan bir baca¤›n›n protez olufluydu. Kalabal›¤›n nereye bakt›¤›n› merak etti. Durdu, kafas›n› kald›rd›. O da ekrana kilitlendi ve kald›. Hakem uzatma dakikalar›n› oynat›rken kalabal›¤›n yüzü iyice as›lm›flt›. Yak›ndaki kentteki tak›m galipti ama ekrandaki tak›m golü atam›yor üstelik son saniyelerde top kaleden uzak anlams›z köflelerde dolan›p duruyordu. Derken hakem düdü¤ü öttürdü. Maç› bitirdi. Tak›m flampiyon olamam›flt› ancak birden ekranda belli belirsiz bir anons duyuldu. Stadyumda herkes birbirine sar›lmaya bafllad›. Caddedeki kalabal›k birbirine bak›yor “Ne oldu?” diye soruyor ama gürültüden kimse birbirini anlayam›yordu. Biri “Yak›n ildeki tak›m berabere kalm›fl, biz flampiyon olduk galiba” deyince sokakta birbirini tan›yan tan›mayan herkes birden birbirine sar›ld›. Z›plamaya bafllad›lar “flampiyon, flampiyon” diye hayk›rarak. Yorgun gövdelerin yorgunlu¤u bir anda uçup gidivermiflti. Elinde s›nav dergileri ile duran çocuk z›pl›yordu, s›rt›nda f›r›n sepeti ile duran iflçi z›pl›yordu, selpakç› kad›n z›pl›yordu; “flampiyon..flampiyon”... Birbirlerine iyice sokuldular. Ç›lg›n bir z›plamayla dönmeye bafllad›lar... “fiampiyon…flampiyon” Neye inanm›fllard›? Ekrana. Neye tap›n›yorlard›? Gole, futbola. Birinin elinde s›nav dergisi vard›, di¤erinin s›rt›nda sepet, öbürünün aya¤›nda plastik terlik. “Durun” diye ba¤›rd› arkadan belirsiz bir ses. Sevinç bir an duraksar gibi oldu. Kalabal›k yeniden ekrana döndürüverdi kafas›n›. Ekranda flampiyon olarak yak›n ildeki tak›m›n ad› yaz›yordu. Gözlerine inanamad›lar. Ekran›n her köflesinde delen bak›fllarla gezindiler ancak de¤iflen bir fley yoktu. Yak›n ildeki tak›m flampiyon olmufltu. Ekrandaki kamera a¤›r a¤›r dolan›yordu. Futbolcular kendilerini sahaya atm›fl yerde öylece yat›yorlard›. Küçük, fluursuz bir kalabal›k tribünlerden sahaya atlam›fl ortal›kta dolan›p duruyordu. fiampiyonlu¤u kaybeden tak›m›n baflkan›n›n yüzü yans›d› bir ara ekrana. Yüzünde kimi ac›mas›zl›klar dolan›p duruyordu.

yaln›z orada oldu¤una inand›¤› ekran taraf›ndan kand›r›lm›flt›. Birkaç dakika deliler gibi sevinmifllerdi. Ama gerçekler öyle de¤ildi. Kand›r›lm›fl, oyuna getirilmifl, kirletilmifl hissettiler kendilerini bir an. Da¤›lmaya bafllad›lar. Üniversite s›nav› dergilerini tafl›yan çocuk yerdeki foto¤rafla göz göze geldi. Çocu¤un yüzü tan›d›k gibiydi. E¤ildi gazete parças›n› ald› birkaç saniye bak›nca anlad›. Gazete ka¤›d›n› yere atacakken k›yamad›. Elinde gazete parças› yürümeye koyuldu. Durdu, son kez ekrana bakt›. Küçük kentin tak›m›n›n ve antrenörünün sevinçli görüntüleri içini burktu. Yürüdü. F›r›n iflçisi hala ekrana bak›yordu. Yüzünde flaflk›n bir gülümseyifl vard›. Birden s›rt›n›n ortas›ndan bir a¤r› yükseldi. Kendini avutacak bir fley arad›. Köfledeki ma¤azada birkaç gün önce gördü¤ü almak istedi¤i gömlek fahifl fiyat›yla kendisine gülümsüyordu. Cep telefonu çald›. Cebinden ç›kard›¤›nda f›r›n›n numaras›n› gördü o yöne do¤ru yürümeye koyuldu. Selpakç› kad›n “selpak var” diye seslenecekken vazgeçti. Plastik terliklerini sürükleyerek h›zl› h›zl› oradan uzaklaflmaya çal›flt›. Üzerinde “asker” yaz›l› sandviççi arabas›yla kalabal›¤› yar›p geçmek istedi. Sessiz ve flaflk›n kalabal›k ona yol verdi. Protez aya¤›n› sürüyerek ilerlerken bir baflka vitrinde a¤layan bir adam yüzü gördü. Güneydo¤uda k›fllada kendilerine konuflma yapan komutand› bu. Emekli olmufl, kendini futbola vermiflti. Destekledi¤i tak›m flampiyonlu¤u kaybetti diye a¤l›yordu ve tüm kameralar onu görüntülüyordu. “Asker” sandviççinin bir an içi ac›d› komutana. Nas›l a¤l›yordu koca adam. Arabas›n› iterek yürürken askerlik arkadafllar› geldi akl›na. Onlar›n yüzlerini düflündü bir süre. Ekranlar hala a¤layan komutan› gösteriyordu. Can s›k›nt›s›yla bakt› birden. Kafllar› k›s›ld›. Arabas›n› iterken protez baca¤›n›n s›z›lt›s›n› duydu inceden. Kalabal›k caddede yürürken yeniden oran›n gündelik sesleri ortal›¤› kaplay›verdi. Yorgun ve umutsuz bir kalabal›k yürüyordu. Paralar› yoktu, mideleri bofltu. Tuttuklar› tak›m flampiyonlu¤u ucundan kaç›r›vermiflti. fiimdi onlar› avutacak hiçbir fley yoktu. 321 milyon dolarla ihaleyi kazanan adam zaferi kazanm›fl gülümsüyordu. Ertesi gün tüm kentin sokaklar›n› kaplayacak “Bitmedi A¤ustos’ta tüm maçlar yeniden bafll›yor” afiflini düflündü. ‹yi bir reklam kampanyas› olacakt›. Yeni karlar, yeni milyon dolarlar onu bekliyordu.J

Caddedeki kalabal›k ise her gün inand›¤› kimi zaman bütün gününü kimi zaman bütün gecesini verdi¤i ve gerçe¤in

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 9


deneme deneme

kavgaya ve mahir’e yak›flanlar... ümit zafer

ÖNSÖZ... Kimdi o yafll› adam? Adam›n ad› neydi? Bunlar› bilmiyoruz, bir önemi de yok zaten. Bize göre o yafll› adam›n ad› “Halk”, soyad› “Tarih” olabilir ancak. Çünkü sadece halk›n bilgeli¤i bu denli isabetli özetleyebilir yaflanan›. Ve ancak, Tarih’in külyutmaz tan›kl›¤› böylesine net tan›mlayabilir K›z›ldere Yürüyüflü’nü... Olay K›z›ldere yolunda yaflan›yor. Biz de “önsöz” niyetine aktar›yoruz bu yaflanm›fll›¤›. Ki halk böyledir, az ama öz konuflarak ad›n› koyar her fleyin. Ve o gün orada adeta k›rk y›l›n özetini yapm›flt›r yafll› bir amca: “... Yoldan yine gelip geçen amcalardan bir tanesi bizim arkadafllardan birine, ‘Mahir Çayan Halk Cepheli miydi?’ diye sormufl. Arkadafl da o s›rada ne diyece¤ini flafl›rm›fl. O bizim arkadafl›m›zd› demifl. O s›rada Seval görmüfl onlar› ve O bizim önderimizdi demifl. Amca da ‘Güzel, yak›fl›yorsunuz Mahir Çayan’a’ demifl...”(Halk Gerçe¤i / 11 Nisan 2010 / Say›: 14 / Sayfa: 10-11) HALK DO⁄RU SÖYLÜYOR... Tabiat gibidir hayat, düz ve durgun olmaz hiç. ‹niflleri, ç›k›fllar›, zafer ve yenilgileri olur hep. Bu büyük karmaflan›n içinde ilerlerken, asla flaflmad›n›z ihtilalin yolundan. Y›lg›nl›¤a düflmediniz hayat denilen kavgan›n türlü engelleri, darbeleri karfl›s›nda. ‹flte bu yüzden, yak›fl›yorsunuz Mahir’e... Halk›n umutlu yolculu¤unda do¤ru ad›m atman›n yegane kofluludur hedeften flaflmamak. Ki ancak, yüzü halka, yüre¤i devrime dönük olanlar do¤ru ad›m› atabilir bu yolda. De¤ilse, rotas›n› terk eden niceleri gibi, düzen sular›nda karaya oturmak kaç›n›lmaz kader olur. Ama siz, kanla yaz›lan halk›n tarihsel rotas›ndan vazgeçmediniz asla. ‹flte bu yüzden, sadece siz yak›fl›yorsunuz Mahir’e... “Son” sand› K›z›ldere’yi nice karamsar. Ama siz kanla yaz›lan

10 | TAVIR | HAZ‹RAN 2010

manifestoyu anlaman›n gücüyle, bu büyük yolculu¤u tamam›na erdirmeye aday oldunuz. Ve s›nad› hayat ve halk ve hakikat sizi. Ölümün üstüne yürümenin Mahirli¤iyle geçtiniz hayat›n s›nav›ndan. “Halk›m için can›m feda” diyebilmenin saadetiyle geçtiniz halk›n s›nav›ndan da. Ve her koflulda gerçe¤i dile getirmenin bedelini öderken, bir kez bile “ah” etmeyerek geçtiniz hakikat s›nav›ndan da; iflte bu yüzden, yak›fl›yorsunuz Mahir’e... Zor ve zorbal›k karfl›s›nda, günü kurtarmay› ifl edinenlerin ne hallerde oldu¤u malumdur. Onlar, korudukça ya¤lanan, sak›nd›kça göbek yapan gövdelerinin a¤›rl›¤›yla biraz daha batarken düzenin batakl›¤›na, kavgan›n Mahirleri kanat ç›rp›yor yar›nlara. Ve iflte siz, zorbal›k karfl›s›nda cüret kuflanman›n gelene¤ine sahip oldu¤unuz için, yak›fl›yorsunuz Mahir’e... Karanl›k zamanlarda ç›k›p muktedir zevat›n karfl›s›na, “Amerikanc›lar halk› teslim alamaz” diyebilmenin bedelini göze almakt›r elbette Mahir’e yak›fl›r olmak. Ve siz, bedel k›l›çlar› alt›nda ayakta kalabilmenin kararl›l›¤›yla hak ettiniz bunu. ‹flte bu yüzden, genç yafll› kad›n erkek hep birlikte, yak›fl›yorsunuz Mahir’e... Çok yand› can›n›z ve ihanet ac›s›n› da tatt›n›z. Fakat bir kez bile düflmedi akl›n›za kendinizi sak›nmak. Bu yolda çok vuruldunuz ama asla yorulmad›n›z, durmad›n›z ve durulmad›n›z. Burjuvazinin estirdi¤i tasfiyecilik rüzgarlar›na kap›l›p da savrulmad›n›z. ‹flte bu yüzden, yak›fl›yorsunuz ya Mahir’e... Umudunuzu bo¤mak isteyen duvarlar ç›k›nca karfl›n›za, hiç tereddütsüz ç›kt› dört k›z›l ok, inanc›n›z›n yay›ndan. ‹hanet ve tereddüt aras›ndaki çizginin san›ld›¤› kadar kal›n olmad›¤›n›n iyice anlafl›ld›¤› zamanlard› yaflanan. Ve siz, o kerpiç evin dam›ndan bakan Mahir gibi bakt›n›z direnifl, ölüm ve yaflama. Gördü¤ünüz yar›n oldu ve b›rakt›n›z kendinizi halk denilen o bere-


ketli topra¤a. ‹flte bu yüzden, yak›fl›yorsunuz Mahir’e...

için, yak›fl›yorsunuz Mahir’e...

Kimileri gözünde büyüttükçe Amerikanc› çizmeleri, küçülttüler yüreklerindeki devrimi. Ve ezildikçe korkular›n›n alt›nda, iyice çark ettiler konformizm batakl›¤›na. Kuruçeflme’den su akmas›n› bekleyen eski tüfek kafilesine. Ne yüre¤in, ne de tüfe¤in eskimemiflti ki hiç. Sürmüfltün ikisini de cephenin en önüne. ‹flte bu yüzden, yak›fl›yorsunuz Mahir’e...

Duydun kendi yüre¤inde, halk›n ba¤r›na ve baht›na inen darbelerin ac›s›n›. Ve çevirmedin asla di¤er yana¤›n›. Ve indirdin h›nc›n›n fliddetini, mazlum hakk› çalan cümle alça¤›n sultas›n›n ortas›na. Gösterdin böylece, me¤erse burjuvalar da a¤larm›fl. Ki halk›n adaleti denince, akla sen gelirsin bu topraklarda. ‹flte bu yüzden, çok güzel yak›fl›yorsunuz Mahir’e...

Burjuvazinin “ak›ll›” sayd›¤› solcular›n, kaybedecek “çok” fleyleri vard› art›k. ‹flleri var, evleri var, evlilikleri, sevgilileri, keyfleri ve... var bir sürü ipe sapa gelmez fleyleri. Ne mutlu ki sana, zincirlerinden baflka kaybedecek hiçbir fleyin yok senin hala. Tam da bu nedenle, kazanaca¤›n koca bir dünya hayalin ve hedefin var. Hala! Ve bu u¤urda yürümeni ölüm bile engelleyemiyor. Hala! ‹flte bu yüzden, yak›fl›yorsunuz Mahir’e...

Amerikan emperyalizmi korkuyor senden. Öyle böyle de¤il, her ad›m›nda Mahir’i görüyorlar. Ve sen “Amerika Defol! Bu Vatan Bizim!” dedikçe, Mahir’in gürleyen sesini duyuyorlar enselerinde. Korkular›nda hakl›d›rlar, çünkü susmuyor bu ülkenin vatansever evlatlar›. Ki Mahirce konuflmaya devam etti¤iniz için, yak›fl›yorsunuz Mahir’e...

“Oportünizmin panzehiri ideolojik mücadeledir” diyordu Mahir ve senin ellerinde, sol içi çat›flman›n kiri de¤il, ideolojik mücadelinin gücü vard›r o günden beri. Dost bildiklerine do¤ru yolu, b›k›p usanmadan anlatt›n her zaman. Can›n yand›, bafl›n yar›ld›, mekan›n bas›ld› belki ama sol içi çat›flman›n karas› çal›nmad› hiçbir zaman yüzüne. ‹flte bu yüzden, yak›fl›yorsunuz Mahir’e... “Vars›n bütün oklar üstümüze ya¤s›n, bizler do¤ru gördü¤ümüz yolda sonuna kadar yürüyece¤iz.” diyen Mahir’in yolunda, yapayaln›z kald›n›z daima. Yürek ve yumru¤unuzdan baflka bir kuvvetiniz, halktan baflka bir dayana¤›n›z da olmad› hiç. Kendinize ve ideolojinize güvendiniz sadece. ‹flte bu yüzden yak›fl›yorsunuz ya zaten Mahir’e... Yüre¤iniz, engin bir halk sevgisiyle çarpmaya devam ediyor ya zaten. Yumru¤unuz devrim inanc›n›z›n a¤›rl›¤›yla inip kalk›yor ya zalimin surat›na. Yenilmezli¤inizin s›rr› da budur ve iflte bu yüzden, yak›fl›yorsunuz Mahir’e... Yolunuz uzun, zahmetli ve zordu. Hep böyleydi ve hep böyle olacak. Ki yar›na ulaflmak öyle kolay olsayd›, ulafl›rd› flimdiye bütün kolayc›lar. Zahmet çekip zorbal›¤› gö¤üslemeden ad›m atmak mümkün de¤il bu yolda. Ve sadece sen “deli”, “macerac›”, “ç›lg›n” ve “sosyalist” kalmay› baflararak ad›mlad›n bu yolu. Çünkü kula¤›na küpeydi Mahir’in sözleri: “... Bütün ideolojik ayr›l›klar›n temeli... devrim yapmak için yola ç›kmaya, savaflmaya cesaret edip etmemeye dayan›r. ‹flte bu yüzden, ‘Devrim için savaflmayana sosyalist denemez’...” Ve iflte o cesareti daim k›ld›¤›n›z için, yak›fl›yorsunuz Mahir’e... Y›lg›nl›klar›n› örtbas etmenin yolu olarak çok konuflurken lafazanlar, sen Day›’n›n tok sesiyle gösterdin gerçe¤i: “Gerçekleri görmek için çok karmafl›k teorilere gerek yoktur. Oligarflinin ve emperyalizmin yaklafl›mlar›na bak›n, gerçekleri görürsünüz. Ya olgarfliden yanas›n›z, ya da devrimden...” Hayata bu denli ç›plak ve gerçekleri e¤ip bükmeden bakmay› baflard›¤›n›z

Burjuvazinin her türden borazan›, “sosyalizm öldü”, “tarih bitti” diye yüksek perdeden öttürülürken, sen “Bize Ölüm Yok” ezgisini dalgaland›r›yordun kan revan içinde. Ve en kaygan zamanlarda, tarihe sa¤lam basarak yürüdün kavlince. Biliyordun ki, bu amans›z kavgan›n her an›nda Mahir olmadan ayakta kalmak imkans›zd›r. Ve sen halk›n umudu, devrimin mümkünü olmay› baflard›n. ‹flte bu yüzden, yak›fl›yorsunuz Mahir’e... Türk ‹bili, Kürt Fidan, Çerkes Gülnihal, Arap Hamide, Laz Selami ve daha nicesi olup, Anadolu’nun sosyalist gelece¤ine vurdun kardeflli¤in mührünü. Omuz omuza getirip halk›n her rengini, sesini ve güzelli¤ini, büyüttün devrim halay›n›. ‹flte bu yüzden, yak›fl›yorsunuz Mahir’e... E¤ilmifl bir bafl tafl›maktansa, umudun u¤runa kelleyi koltu¤a al›p yürüyebilmenin mutlulu¤u oldu senin için hayat›n anlam›. Bu yüzden, uzatmad›n asla boynunu o köhne boyunduru¤a. Takt›n y›ld›z›n› aln›na, çektin restini o harami zorbalara ve patlatt›n Köro¤lu yadigar› naran› sa¤›r sultanlar›n ödlerinin dibinde. K›rk y›l›n k›zg›n s›navlar› içinde s›nanm›fl bu delikanl›l›¤›n yüzünden, yak›fl›yorsunuz iflte Mahir’e... O yafll› adam hakl›d›r. Ayn› umutlu yürek, ayn› coflkulu yüz, ayn› pek yumruk, ayn› sa¤lam inanç, ayn› sert ad›m ve yar›n› gören ayn› Mahir gözler bunlar. Ki halk tan›r kim kimdir... Bilir kim sözünün eridir. Kim yak›fl›r Mahir’e, bilir halk. Ve o yafll› adam›n söyledi¤i, k›rk y›l›n özetidir: Yak›fl›yorsunuz Mahir’e... UMUDUN S‹MURG’U... Yola ç›k›p yurdun dört bir yan›ndan, ulaflt›n›z K›z›ldere’ye. Güneyden ve kuzeyden geldiniz; do¤udan ve bat›dan... Yafllar›n›z ve yüzleriniz ayr›yd› ama yürekleriniz ayn›yd›. Ki siz, Mahir yüreklisiniz. Ve ancak bu yürek tafl›yabilir o büyük sevday›. tafl›d›n›z, yürüdünüz ve ulaflt›n›z. Geldiniz umutla. Geldiniz onurla. Geldiniz coflkuyla. Ve K›z›ldere’de, Mahir’i gördünüz kendinizde. Çünkü siz, hayat denilen kavgan›n Mahiri’siniz... J

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 11


an› an›

bendeki yorum ibrahim karaca

Aral›k ay›n›n ilk haftas›, y›l 1987. Beni sekiz ayl›¤›na asker yapacak olan s›nava girmek için yar›n erkenden Tuzla Piyade Okulu’nda olmam laz›m. Ev Küçükçekmece’de. Git gidebilirsen. Kad›köy taraf›nda oturan bir arkadafl, eflim ve beni adeta zorla pefline tak›yor, sabaha kolayl›k olsun diye evlerine götürüyor. Hava ya¤murlu ve geç bir vakit. Yorum eleman› oldu¤unu bildi¤im efliyle tan›fl›yoruz. Sevgili Gülbahar Uluer, tan›d›¤›m ilk Grup Yorum eleman›d›r. Grup Yorum ise, daha albümü ç›kmadan ilgimizi çekmeye bafllayan bir topluluk. Ertesi gün ö¤leden sonra hep beraber Beyo¤lu taraf›na geçiyoruz, “Kat›rc›lar” adl› filmin galas› var. Yorum’un baz› elemanlar›yla birlikte izliyoruz filmi. Metin Kahraman’la fliir, edebiyat ve flark›lar üzerine konufluyoruz. “Da¤da Gezen Türkü” adl› uzun fliirimi anlatt›¤›mda; bu fliiri hikayesiyle birlikte düzenleyip henüz daha üç veya dört say›s› ç›km›fl olan“Yeni Çözüm” dergisine vermemi öneriyor. “Süreç” adl› fliirim bu derginin ikinci say›s›nda yay›nlanm›flt›. Bu kez amans›z bast›rd› k›fl Haz›rl›ks›z yakaland›k Oysa nas›l da yan›yordu avuçlar›m›z. Bildi¤imiz, ama bilmedi¤imiz efektlerle geri çevrildik Oysa kaç kiflilikti korolar›m›z. Sonra yön göstermez pusulalar verdiler bize Kuzeyi bilmiyor muyduk sanki Yolun bafl›nda çatlad› tabanlar›m›z. Uzunca bir flark›n›n es verilmifl notas›nday›z Bafll›kl› fliirler olmal› flimdi yazd›klar›m›z.

12 | TAVIR | HAZ‹RAN 2010

Filmden sonra kalk›p S›raselviler Caddesi’nde “Bengi Türkü” grubundan bir arkadafl›n evine gidiyoruz. Yorumcular›n provas› var. Orada Tuncay Akdo¤an ile tan›fl›yoruz. Efkan fieflen tutuklu, Ayflegül Yordam o gün yok. Ortaköy Kültür Merkezi (OKM) henüz Grup Yorum’un mekan› de¤il. Bafl›mda “S›yr›l›p Gelen”in sarhofllu¤u var. ‹meceye dahil de¤ilim. Zaten boyutlanm›fl bir imece de yok henüz. “Akademi Kitabevi Ödülü” alan fliir dosyam› ve sonras›nda yazd›¤›m bütün fliirleri “belki ifllerine yarar diye” Kemal Sahir’e veriyorum yaln›zca. Benimle Grup Yorum aras›ndaki hikayenin ilk “s›cak temas” an› bu günlere dayan›r. Bu hikayede anlat›lanlar ve anlat›lacak olanlar; bendeki Yorum’dan, bana yans›yan Yorum’dan, tan›k oldu¤um Yorum’lu anlardan akl›mda kalanlard›r. Yorum’la yeniden karfl›laflt›¤›mda aradan üç y›l geçmifltir. Nisan ay›n›n ikinci haftas›d›r, y›l 1991. fiimdi bile sanki bir yerden ç›k›p gelecekmifl gibi bekledi¤im Olcay Uzun, Cumhuriyet’in ikinci sayfas›ndaki bir ilandan bana bak›yor. ‹zmir Karfl›yaka’da gecenin bir vaktinde polis bask›n›yla öldürülmüfl sevgili arkadafl›m. “Cenazesi bugün” diyor ilanda. Onunla 1981 y›l›nda ‹.Ü. Halkoyunlar› Toplulu¤u’nda bafllayan arkadafll›¤›m›z, Hemflin Derne¤i’nde devam etmiflti. Olcay için yazd›¤›m iki fliiri bizzat elden bir dergiye vermek istedim. Çeflitli dergilere bakt›m, ayaklar›m beni Tav›r’a zorlad›. Dereboyu otobüsünü beklerken, “Ca¤alo¤lu dururken Ortaköy de neymifl” diye söylendi¤im Tav›r dergisini OKM’nin içinde buldum. Me¤er bu mekan Grup Yorum’a da aitmifl. Hasan Hüseyin Korkmazgil Sinema Salonu, kulisi, çal›flma odalar› ve geniflli¤iyle; buras› bir kültür merkezi için biçilmifl kaftand›. Memleketlim oldu¤unu ö¤rendi¤im Kemal Nabi ile koyu bir sohbete bafllad›k sonra.


Tav›r’›n bas›mdan önceki son halini içeren ç›kt›lar geldi¤inde gördü¤üm heyecan› hala hat›rl›yorum. Bu sayfalar› adeta birbirinden kaparcas›na sab›rs›zca çekifltirip okuyan OKM çal›flanlar›n› bir süre izledim. ‹çimden geçen ilk duygular, iki fliirle s›n›rl› kalmayan bir dostlu¤un kap›s›n› aralad›. “Seni bu sayfalarda hep görelim be Karaca” dedi Kemal Nabi. Akl›mdan geçenleri okumufltu besbelli. ‹lk kitab›m olan “Ard›ndan” ç›kmak üzereydi. Benim ise, dergilerde öyle sürekli yazmak gibi bir gelene¤im olmam›flt›. Böyle bir düflünceye de kap›lmam›flt›m hiç. Dergilerde sanat ve edebiyat üzerine yazan kalemlere derin bir sayg›m vard›. Yaz›lmas› gerekeni yaz›yorlard› zaten. Ne ö¤rendiysem onlardan ö¤renmifltim. Böyle düflünüyordum. Asl›nda bu düflüncem sonraki y›llarda da çok fazla de¤iflmedi. Tav›r’a katk›larda bulunmal›yd›m. Derdim bu idi. On gün kadar sonra, “Kültür Üzerine” bafll›kl› k›sa bir yaz› ald›m kaleme. Yaz›y› götürdüm, tepkiyi görmek istiyorum. “Tamam art›k, kendini ele verdin, kaçamazs›n” dedi Ethem. Büyümekte olan bir imecenin yan› bafl›ndayd›m ve gerçekten de kaçamazd›m. Üniversite y›llar›nda ve sonras›nda baz› dergi sayfalar›nda ismim çok seyrek de olsa gözükmüfltü. Ama flimdi durum biraz farkl›yd›. Tav›r için kaleme ald›¤›m her sat›r›, Olcay’a yaz›lan mektuplar olarak alg›lad›m. Neredeyse her say›ya bir yaz› ve fliir yetifltirdim, desenler bile çizdim. Sadece Tav›r’a yazd›m. Zaten daha fazlas›n› istesem de yapamazd›m. Sabah›n köründen akflam›n karanl›¤›na kadar çal›flan bir insand›m sonuçta ve okul ça¤› bile gelmemifl iki çocuk babas›yd›m. Bir hafta sonum onlar›nd›, di¤eri OKM’nin. Daha fazlas›n› veremezdim. Ben bir zaman fukaras›yd›m. Belki de zamane fukaras›. Edebiyat ve fliir serüvenimde flu gerçek vard›r: Çaml›hemflin da¤lar›ndaki çat›flmadan sonra on yoldafl›yla birlikte yaral› olarak kapat›ld›¤› Rize E¤itim Enstitüsü’nde bir gece vakti 1981 Ocak ay›nda çok a¤›r iflkenceler alt›nda öldürülen Ahmet Uzun, benim fliir yazmamda etkili olmufltu. Olcay Uzun ise, Tav›r dergisiyle tan›flmamda. Tav›r için yazd›¤›m yaz›lar›n içeri¤i, OKM’de herhangi bir konu üzerine konuflurken ço¤u zaman kendili¤inden belirdi. Ortaköy’den Eminönü’ne otobüste ve ard›ndan Sirkeci’den Küçükçekmece’ye trenle giderken konu kafamda döner durur, kurgulan›rd›. Günlük mesaide yar›s›n› flirket, yar›s›n› kendim için böldü¤üm beynim iflini bitirebilirse, son fleklini verip hafta sonu yine OKM’ye giderdim. ‹ki hafta üst üste geldi¤imi gören Kemal, Troçki gözlüklerinin alt›ndan gülmeye bafllard›. Yeni bir yaz› ya da fliir var demek ki. Yazd›klar›ma kimse dokunmad›, flöyle ya da böyle yaz demedi. Okurlar taraf›ndan gönderilen fliirleri ve fliir dosyalar›n› eve götürdüm, her fliirin kenar›na notlar ald›m. Sonra her notlu fliir yazar›na ulaflt›r›ld›, bazen dergide yay›nland›. Bu yazar siz olsayd›n›z, bir fliir dostu olarak hangi duygularla dolard›n›z? Yorum flark›lar› bu çal›flman›n baflka bir yönüdür. Grup Yorum flark›lar›n›n ço¤u, bir kolektif taraf›ndan gözden geçirilir, izlenimler al›n›r, elefltiriler, önermeler ve müdahaleler yap›l›r. Bun-

lardan birini veya fazlas›n› yapabilecek durumdayken susan kiflinin, flark› ortaya ç›kt›ktan sonraki alk›fl› da yergisi de önemsizdir bence. Yirmi küsur y›l›n bafl›ndaki düflüncem bu idi, flimdi de böyle düflünüyorum. Bu çorbada benim de tuzum olsun demeden önce çorban›n tad›na bakmak gerekir. Belki bu çorba tuz yerine kekik istiyordur, de¤il mi? Grup Yorum’un flark›lar›na yapm›fl oldu¤um her müdahaleyi, üzerimde a¤›rl›¤›n› hissetti¤im bu duygular belirledi her zaman. Bazen önüme gelen bir müzi¤e sözler yazd›m, bazen var olan sözleri onard›m, baz›lar›n› onaray›m derken yeniden yazd›m. Bazen de ben yazd›m Yorum besteledi. Özgürlük Türküsü grubu için yazd›¤›m “Harman Yeri” flark›s› böyledir örne¤in. Yani bu flark›n›n var olan sözlerini onaral›m derken, sözleri yeniden yazm›fl olduk. Sözlere ba¤l› olarak müzikte de de¤ifliklikler yap›ld› ve eski haliyle ilgisi olmayan bir flark› ç›kt› ortaya. Önce kafamda oluflan sahneyi bir fliire dönüfltürdüm, sonra müzik için yeniden düzenledim. Kitaptaki fliir ile flark›daki fliir birbirinden farkl›d›r. Kalemin s›cakl›¤› üstündeydi henüz Bitmemifl bir fliir vard› cebinde Ve koca kent uykudayd›, gördünüz. K›rd›ysan e¤er dallar›ndan birini -diyordu fliirAnlatabilmelisin a¤aca nedenini Kestiysen kökünden bir a¤ac›

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 13


flark›n›n alt›nda Grup Yorum imzas›n›n olmas› anlaml›d›r. “Ayfle Gülen Destan›” da, flimdi akl›ma gelmeyen di¤erleri de öyle. Bir hafta sonu gitti¤imde, OKM çal›flanlar›n› bahar tadilat› yaparken buldum. Merdivenlerin bafl›ndaki Mehmet Akif Dalc›’dan sonra yap›lan siyah heykelin üstü bezle kapanm›fl, giriflteki Y›lmaz Güney kolajl› çerçeve indirilmifl, her yanda boya kutular› var. Duvarlar boyan›yor, macunlan›yor, içeride bir yerden de mis gibi yemek kokular› geliyor. “Abi, gel sana bir flark› çalay›m” deyip gitar›n› ald› Zülfü. Güzel t›n›l› bir flark›. Ama ben bu sözleri bir yerden hat›rl›yorum. Ne zaman verdi¤imi bile unuttu¤um “Karadeniz”... Bu flark›da tulumu denemelisiniz dedim. Hiç olmazsa bir yerinde. Anlatabilmelisin ormana nedenini Hey can›m Cam› açt›n, okumaya bafllad›n fliirini Z›pk›n yemifl bal›k gibi titredi gece Ürperdi kuflatma Uykular bo¤du kendini. D›flar›da bir alk›flt› cellad› övmek Cellad› övmekti boyun e¤mek Ve kendi yar›n›n› karfl›ya al›p Kendine sö¤mek ………… Yang›nlarda yol bulan› Sevdi¤ine kul olan› Üflütür mü kara toprak Ölümü yere çalan› Yarg›s›z infazlar›n kural haline geldi¤i o günlerde; sabaha karfl› kuflat›lan evler, sokakta toplan›p seyreden bir kalabal›¤›n tezahürat ve alk›fl› alt›nda kurflun ya¤muruna tutuluyordu. ‹nsan olan›n kan›n› donduran bir manzara. Bir k›sm›n› yukar›ya ald›¤›m fliir, o manzaraya ait bir foto¤raft›r. Aç›lan camdan d›flar›ya söylenenler ise, sonu “Cesaretiniz varsa gelin!” dizesiyle biten bir fliirdir bana göre. Ben o manzaray› dizelere böyle dökmüfltüm. Önemli müzik adamlar›n›n, dünya devrim flark›lar› da¤arc›¤›ndaki en güzel gerilla flark›lar›ndan biri olarak gördükleri “Dersimde Do¤an Günefl” adl› flark› Dersim’den gelmiflti. Sözler üzerinde çok çal›fl›ld›, neredeyse yeniden yaz›ld›. ‹lk haliyle albüme girmesi mümkün de¤ildi. fiark›n›n ruhu ve melodik gövdesi ilk geldi¤i gibidir. Orijinal hali bende mevcuttur. Böyle bir

14 | TAVIR | HAZIRAN 2010

Mahmut Turan’› yan›ma al›p, bir akflam üzeri OKM’ye getirdim. Mahmut o s›ralarda Hemflin Derne¤i’ndeki bizim ekibe hem horon oynat›yor hem tulum çal›yor. K›sa bir yol havas› ve gelin alma havas›ndan sonra, melodiyi çalmaya bafllad›. Herkesin a¤z› bir kar›fl aç›k. Bildi¤imiz Karadeniz flark›s› böyle flekillendi. “Pikniklerde bu flark› çalacak, biz oynayaca¤›z” diyen Ayfle Gülen’in keyfi yerinde. Laz damar›n› okfluyor biraz bu flark›. Karadeniz’deki mahalli sanatç›lar›n d›fl›nda tulum kullanarak yap›lan ilk flark›yd› bu. Çok büyük bir ilgiyle karfl›land›. Hemflin’in yüksek yayla köylerinde bile Grup Yorum’un “Cesaret” adl› kasetine rastlad›m defalarca. Kemal Sahir tutuklan›p tek siyasi tutsak olarak Çorlu Cezaevi’ne konuldu¤unda, “Bizim mahalleye komflu geldi” deyip gülüfltük arkadafllarla. Küçükçekmece ile Çorlu aras› uzak say›lmazd›. Bir haftasonu onu ziyarete gittik eflimle. Otobüsten indi¤imizde ‹dil ile bulufltuk. O da bizden biraz önce inmifl Çorlu’ya. Kemal için yemeklik malzeme ald›k. Ona kitaplar›n, fasulye, so¤an ve patatesin yan›nda; bestelenmeye yatk›n lirik bir fliirimi verdim. “U¤urlama” flark›s›n›n do¤um yeri Çorlu Cezaevi’dir. Hilmi’nin ola¤anüstü sesiyle kitleye ulaflan bu flark›, hiç kimsenin önceden tahmin edemedi¤i bir etki yaratt›. “Dervifl” adl› flark›, ilk fliir kitab›mdan bestelendi. Küçük düzeltmeler yapt›k. “Yüre¤im al›p kavgaya yürüdüm” dizesiyle bafllayan bölümü benim yaz›p yazmad›¤›m› soranlar oldu. O bölüm bana ait de¤il. Dikkatli okur ve dinleyici hemen anl›yor. Bu k›s›m olmasa flark› hiç de k›sa durmazd› asl›nda. Bunu albü-


mün üretim sürecinde konuflmufltuk. Fazla zaman yoktu. “Phoenix / Ölümsüz” adl› fliir, Vedat Ayd›n’›n Diyarbak›r’da öldürüldü¤ü günlerde birikmeye bafllad›, 12 Temmuz infazlar›ndan sonra son fleklini ald›. Gözalt›na al›p kaybetmeler yo¤un. O günler yarg›s›z infaz günleriydi. Asl›nda infaz infazd›. Yarg›lama karanl›k mahzenlerde g›yab›nda yap›lm›fl ve uygulanm›fl. Bunun anlam› bu. Grup Yorum hep bildi¤imiz bask›lar alt›nda, OKM ikide bir talan ediliyor. Gözalt›lar, sald›r›lar. “Beraber gitmeyelim” diyor eflim, “ikimizi birden gözalt›na al›rlarsa çocuklar ortada kal›r” Böyle bir durumla karfl›laflmad›m. Sadece, Yedikule Zindanlar› önünde Grup Yorum ile beraber yap›lan müzikli bas›n aç›klamas› sonras›nda tesadüfen gözalt›na al›nmad›m. Yorum’a yazd›¤›m flark›lar›n hemen hepsinin bir hikayesi vard›r. Baz› albüm süreçlerinde haftasonlar›m OKM’de geçti. Hafta içi ise kafamda flark›lardan baflka bir fley dolaflmad›. O günlerde bir akflam ‹hsan ile OKM’den ç›kt›k, otobüs dura¤›nda bekliyoruz. Hava so¤uk, ya¤murlu. Otobüs bileti satan küçük çocu¤a dal›p gitmiflim. ‹hsan, hem çocu¤u hem benim halimi izliyor. “Yahu Karaca, ben senin yüzünde yeni bir fliir görüyorum” dedi, “Sen o fliiri yazmaya bafllad›n” Do¤ru söylüyordu. O çocuk bana yeni bir fliir yazd›rmak üzereydi. Sonra, ‹hsan’›n flahs›nda bir devrimciyi de foto¤rafa katarak fliiri tamamlad›m. ‹yi bak flu bilet satan çocu¤a Elleri donmufl, üflüyor besbelli Mavi bafll›¤›n› annesi örmüfltür Ayakkab›s› çamurlu, ›slak, boyas›z Çorab› yok Bir eli cebinde Avucunda ekmek paras› Burnu pancar gibi so¤uktan Salya sümük

Ben vururum saraylara O çocu¤u düflünürüm Vuramazsam üflürüm Ben dö¤üflürüm Yorum’dan, Tav›r’dan, OKM’den, ‹KM’den (ve AKSM’den) yüzlerce insan geldi, geçti. ‹dil, Ethem, Ayfle Gülen, Ayfle Nil, Latif, Nuri, Sumru, Ufuk, Sad›k... ve daha nicelerini ben bu üretim sürecinde tan›d›m, onlarla unutulmaz bir dostlu¤u paylaflt›m. Baz› arkadafllar kendi özel koflullar› nedeniyle, baz›lar› benim bilmedi¤im ve çok fazla merak edip irdelemek istemedi¤im nedenlerle bu imeceden ayr›ld›lar. Ama, Nuray ile Taner’in ayr›lma arifesinde; Adnan Yücel’in yaz›p Taner’in okudu¤u “M›sri K›z” flark›s›na vurgu yaparak bu ayr›lma vakas›n› onaylamayan sözler sarf etti¤imi hat›rl›yorum. Ço¤unun arka plan›n› bilmesem de, ayr›l›klar hep üzdü beni. 1995 genel seçimleri öncesiydi. Grup Yorum seçimlere haz›rlan›yordu. Hem de ne haz›rlanma. Radyo oyunu tad›nda haz›rlanan mizahi bir metin, Ayfle Gülen Halk Sahnesi oyuncular›n›n müthifl performans› ve Latif’in yarat›c›l›¤›, seçim çal›flmas› için fazla denilebilecek bir eser koymufltu ortaya. Üretim sürecine benim de kat›ld›¤›m “Size Oy Yok”, gerçekten de seçim sürecini aflan bir çal›flmayd›. “Güzel kukla yapar›m / Seçimlere sokar›m / Mevsimi geçti¤inde / Yenisini yapar›m / Yalan de¤il elbet / Darbe cunta getirdi¤im / Yalan de¤il elbet / … / Köyümü yakanlara / Kondumu y›kanlara / Söyleyecek sözümüz var / ‹flsiz b›rakanlara / Oy vermem yalana.” Böylece ak›p gidiyordu seçim flark›s›. Grup Yorum üstündeki bask›lar hiç bitmedi. Bir süre sonra OKM kapat›ld›.

Ne dersin flair Dal›p gitmifl gözlerin Difl g›c›rt›n› duyuyorum Yazmaya bafllad›n bile En yeni fliirini yüzünden okuyorum

fiiflhane’de aç›lan AKSM (Anadolu Halk Kültür Sanat Merkezi) de sevimli bir mekand›. Ama, OKM’ye al›flan biri için yetersizdi. Oraya ne zaman gittiysem, ‹dil’i bilgisayar›n bafl›nda buldum. Bir gün , “Yahu kardeflim, flu Tav›r’a el atacak senden baflka bir Müslüman yok mu?” diye baflar›s›z bir espri yapt›m. “Ben seninle konuflmuyorum, küsüm” dedi bana. Tav›r’a yazmam gereken yaz›y› aksatm›flt›m. Cebimdeki yaz›y› ve fliiri ç›kar›p önüne att›m, kalk›p boynuma sar›ld›. Güzelim benim... Semih Amca gibi birikimli bir fliir dostunun, bir Anadolu ayd›n›n›n k›z›yd›n sen. Seni u¤urlamaya gelemedim. Memleketteydim. Birkaç dize yazd›m ard›ndan. Hem yazd›m, hem gözlerimi sildim.

Fark›m›z budur belki, kim bilir Sen fliirini yazars›n, içinde insan› saklars›n Ben çakar›m kibritimi karanl›¤a O çocu¤u düflünürüm Yakamazsam üflürüm

Gece yar›s› bir 盤l›kla uyan›yorum D›flar›da köpek ulumalar› Tamam diyorum, bir y›ld›z daha kayd› Sen de mi ‹dil! Etimi eziyor kemiklerim.

Birazdan otobüs gelecek Binece¤iz Gidece¤iz O kalacak

HAZIRAN 2010 | TAVIR | 15


Sonra Berdan, ‹lginç, Hüseyin, Osman Dile kolay, on iki can Oturmufl bize bak›yor Anac›¤›m ‹çimde bir kan ›rma¤› ak›yor 25 y›l olmufl. Grup Yorum denildi¤inde, bir ülkenin müzi¤e yedirilmifl yak›n tarihi de geliyor akla. Grup Yorum benim için, bir müzik grubu olman›n ötesindedir. Ana dili müzik olan bir imecedir o. Sahnedeki arkadafllar ise bu imecenin türkü söyleyen sureti. Hani, “Ete kemi¤e büründüm, Yunus diye göründüm” diyor ya Yunus Emre. Onun gibi bir fley. Grup Yorum, 25 y›l boyunca hem müzikle hem de bask›larla an›ld›. Bunun böyle olmas›n› Yorumcular istemedi. Köyler yak›l›yorsa, insanlar gözalt›nda kaybediliyorsa, sendikal› olan iflçiler iflten at›l›yorsa, yorgun, yar›ns›z ve ekmeksiz kalabal›k ço¤al›yorsa, demokratik üniversite için mücadele eden ö¤renciler coptan geçiriliyorsa… Yani halk, daha az bask› ve sömürü, daha çok özgürlük ve demokrasi istiyorsa… Yani sosyalizm düflü için devrimci bir yürüyüfl ça¤r›s› varsa, böyle bir yürüyüfl bafllam›flsa; önce bu yürüyüflü bafllatan düflü solduracaklar, yetmezse yürüyüfl koluna sald›racaklar, yetmezse yürüyüfl yolunu karartacaklar, yetmezse yoldakileri sindirecekler, ço¤u kez bunlar› birlikte yapacaklar. Mutlaka bir bedel ödemek için yola ç›k›lmasa da, bu ihtimali hiç unutmadan yürünecek, “hiç durmadan” yürünecek. Yürüyenlerin ad› ve yüzü de¤iflse de yürüyüfl devam edecek. Miras› gelifltirerek, süsleyerek, büyüterek, onu aflarak, çeflitlendirerek. Çünkü hayat ayn› büyük ac›larla geçiyor. ‹flte Grup Yorum, halk›n bu devrimci yürüyüflünün müzikal ifadesidir. O sadece ‹dil Kültür Merkezi çevresinin de¤il, bazen ac› ve bazen tatl› söyleyen dostlar›n›n da Grup Yorum’udur. O bir okuldur. Onun müzikal esteti¤inin büyümesi, devrimin büyümesidir. Herkesin ve Yorum’un bunu unutmamas› laz›m.

olcay uzun

Bir tünelin içindesin, bir koyu karanl›¤›n Yürüyüp gitmek de, düflmek de var Ard›nda bir kez bile yüzünü görmedi¤in Dostun da var, düflman›n da

Geçen bu yirmi befl y›l›n yirmi üçünde Grup Yorum ile bir dostlu¤u paylaflt›k, ayn› imecenin içinde yer ald›k. Ben yapabildiklerimi yapt›m, belki gönlümden geçenlerin hepsini ortaya koyamad›m, ço¤u yerde yetersiz kald›m. Ama flu bilinmelidir ki, bu imeceyi hep önemsedim, de¤er verdim, samimiyetimi hiç yitirmedim. Daha önce de söylemifltim; aynaya bakt›¤›mda, en az yirmi kez y›llanm›fl bir Grup Yorum imececisi görüyorum karfl›mda. Bu süreçte çok say›da insan› tan›d›m, dost oldum, birlikte ayn› yeme¤in lezzeti için çaba sarf ettik… Ve geldik bu güne. Çok mu uzatt›m? Madem öyle, sözlerimi Enver Gökçe’ye ait flu güzel dizelerle bitireyim ben de.

Yürüyorsun, yolunda bir ayd›nl›k Önünde atefl böcekleri Ifl›kl› flark›lar kuytuda, meydanlarda Sokakta halk›n çocuklar› “Türküler susmaz, halaylar sürer”

Sana bin teflekkür Büyük ›zd›rap Bana sevmeyi Bana hakikati Bana insanlar› ö¤rettin

Türküler susmad›, halaylar büyüyecek Kavgada s›nand› düfl ve gerçek Yirmi y›l bu imece bir hayat ›rma¤›nda Sürecek, insan tükenene dek

Bu güzelli¤i yaratan ve büyüten, flu anda olan ve olmayan, içeride ve d›flar›daki bütün imececileri al›nlar›ndan öpüyorum...J

2005 y›l›nda, Grup Yorum’a 20. y›l arma¤an› olsun diye yazd›¤›m bir fliir vard›:

16 | TAVIR | HAZIRAN 2010


an› an›

hepimizin tarihinden geçen grup yorum... filiz tanya

Miting alan› coflkulu bir kalabal›kla dolu, 12 Eylül darbecilerinin yarg›lanmas› ve 12 Eylül askeri darbesinin ma¤durlar›n› an›yoruz. Herkesin elinde bir foto¤raf, bir resim. Kürsüye en yak›n yere konuflland›k, konuflmalar yap›l›yor, fliirler okunuyor. Kürsüde Ahmet Telli, “Soluk Solu¤a” adl› fliirini okuyor, yüksek sesle ona efllik ediyorum: “Büyük aflklar yolculuklarla bafllar / ve serüvenciler düfler yollara / onlar ki dünyan›n son umudu / soylar› tükenmeyen….” Bu dizeler hem fliirdir, hem de bir Yorum flark›s›. Hem de Grup Yorum’un çeyrek as›rl›k serüvenini özetler adeta. Bir ara kürsüden foto¤raflar çeken Mehmet Özer'le göz göze geliyoruz, miting da¤›l›rken bana, "Ahmet Telli, Soluk Solu¤a’y› okurken ona sonuna kadar efllik etti¤ini gördüm, hepsini okudun" diyor. Asl›nda ezbere çok fliir bilmem ama ona “en sevdi¤im fliir”, diyorum. Halbuki bir sürü “en sevdi¤im fliir” var ama onu ezbere bilmemin nedeni baflka. Çünkü bu dizeler bir Yorum flark›s› olduktan sonra bu ülkenin birçok genci gibi benim de tarihimin bir parças› oldu. Grup Yorum’la ilk karfl›laflmam lise y›llar›ma denk gelir. Ben ‹stanbul’da bir yat›l› okulda, ablamsa Samsun’da üniversitede okuyordu. Tatillerde bir araya gelebildi¤imiz küçük taflra kasabas›ndaki evimizde ablam›n getirdi¤i müzik kasetlerini dinlerdik. Grup Yorum’un ilk albümüydü "S›yr›l›p Gelen"... O zaman nas›l bir haf›zaya sahipmifliz ki flark›lar› hemen ezberliyorduk.

O albümler yaln›z müzik de¤il, edebiyatla da doluydu ayn› zamanda. Her flark›da adeta, flairler ak›p giderdi dizeleriyle. Ama daha garip olan o flark›lar› hala o günkü gibi hat›rl›yor olmam. Halbuki o zamanlar ne çok fleyler ezberletilirdi o taze beyinlerimize ama geriye kalanlar kavgan›n ve umudun flark›lar› olmufl. Üniversiteye bafllad›¤›mda “Haziranda Ölmek Zor” gençler aras›nda bir marfl gibiydi. Arkadafllar›m›zla her bir araya geldi¤imizde sonuna kadar söyler hiç flafl›rmadan bitirdi¤imizde ise birbirimizi kutlard›k. Hasan Hüseyin’in uzun bir fliiri ve zor bir flark›yd›. Üniversiteye bir taflra ilinde bafllam›flt›m, Karadeniz k›y›s›nda küçük bir ilde bir avuç üniversiteliydik. Sendikaya gider gelir oradaki abilerimiz, ablalar›m›zla vakit geçirirdik ve en büyük düflümüz ise Grup Yorum’un orada konser vermesiydi. “Olmaz olmaz demeyin, olmaz olmaz” derler ya iflte tam öyle oldu. Grup Yorum konser için küçük flehrimize gelecekti. Hayalimiz gerçek olmufltu. Bizler sendikaya gidip geldi¤imiz ve onlar›n arkadafl› oldu¤umuz için bizi düzenleme komitesine almalar›n› istiyorduk. Yorumcular› yak›ndan görmek onlarla tan›flmak için can at›yorduk. Ö¤renci oldu¤umuz için bizi komiteye almad›lar ama Grup Yorum’la yemekten sonra içilecek çaya davetliydik. Nas›l bir heyecand› o flimdi tasvir etmesi çok zor çünkü

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 17


bir daha öyle kaç heyecan yaflad›k bilemiyorum. O günü o çocuksu heyecan›m›z› hiç unutamam.

yan›ndan gelen bir dolu insan var. Hepsinin de yüzleri bir yerlerden tan›d›k.

Biz o gün Grup Yorumcularla birlikte çay içtik ama hiçbir fley konuflamad›k; nutkumuz tutulmufltu. Ertesi gün konser için erkenden salondayd›k her fleyi elimizden gelenin fazlas›yla en ince ayr›nt›s›na kadar kontrol ediyorduk. Benim ilk Grup Yorum konserimdi o güne dek hep kasetlerden dinledi¤im Grup Yorumu o gün canl› dinleyecektim. Muhteflem bir konserdi. Konserden sonra hepimizin ellerinde Grup Yorumun klasik siluetlerinin bas›l› oldu¤u mendile at›lm›fl imzalar kald›. O mendili o kadar uzun y›llar saklad›m ki en sonunda üzerindeki mürekkepler da¤›l›p hiçbir fley görünmez oldu¤unda kaybettim san›r›m.

Uzaktan bizimkileri görüyorum, yaflas›n geliyorlar diyorum ama yanlar›nda yabanc› birisi var, “Bu kim?” diyorum; ifl yerlerinde çal›flan bir Kanadal› imifl. "Türkçe bilmiyor, sözleri nas›l anlayacak?" diyorum ama aç›k hava tiyatrosunu doldurdu¤umuzda bak›yorum ki Kanadal› bizden daha çok cofluyor.

Y›llar sonra taflra görevim s›ras›nda tan›flt›¤›m bir doktor arkadafl›m anlatt› ayn› heyecan›; ö¤renciyken onlar›n da okuluna Grup Yorum gelmifl ve ö¤renci evlerinde misafir etmifller grup elemanlar›n› ve solistlerden biri onlar›n evinde kalm›fl. Onlar gittikten sonra geriye bir yast›k kalm›fl "Yorumcular›n yatt›¤› yast›k" diye evde yast›k k›ymete binmifl müzelik bir eser gibi k›ymet görmüfl. O zaman bile onu k›skand›m, biz öyle bir fley neden yaflayamad›k diye. ’80 kufla¤› olan bizler için Grup Yorum’un çok özel bir yeri vard›r. O dönem hepimizin dilinde onlar›n flark›lar› vard›, onlar ne yapsa hemen konuflulurdu; nerdeler, ne yap›yorlar, hangi eyleme destek veriyorlar, hangi grevcilerle birlikteler… Yatay geçiflle ‹stanbul’da bir üniversiteye geçince daha flansl› oldum. Her y›l ‹TÜ Bahar fienlikleri’ne Yorum gelir, ortal›k toz duman olurdu. Duyan ‹TÜ’ye koflard›. Neredeyse ‹stanbul’un tüm üniversitelerinden gençler, tüm ö¤renciler dünyan›n en güzel korosunu oluflturur, hep bir a¤›zdan söylerdik flark›lar›m›z›. Bir haziran günüydü. Ortaköy’deki ‹dil Kültür Merkezi’nde bir konser olacakt›. Kapal› bir salondu ve salonda ayakta duracak yer bile yoktu ama tüm s›n›rlar› zorlam›fl kendimizi salona sokmufltuk. Salon coflkudan y›k›l›yordu, hepimiz terden eriyorduk, d›flar›dan gören birisi iflkence için içeri t›k›ld›¤›m›z› düflünebilirdi ama biz o haziran s›ca¤›nda, ezbere bildi¤imiz o flark›lar› hep beraber söylemek, tekrar tekrar söylemek için doldurmufltuk salonu. Y›llar geçti, hepimiz belli bir yafla geldik. Ö¤rencilik geride kald›. Çal›flan insanlar olduk. Yurdun dört bir yan›na da¤›ld›k. Bir gün duyduk ki Grup Yorum 15. y›l konseri yap›yormufl bu ifller duyulur da durmak olur mu-, ‹stanbul’da kardeflinin Grup Yorum Korosu’na gitti¤ini bildi¤im bir arkadafl›m› arad›m, "Ne olur bana bu konsere bilet al›n ama kalacak yerim de yok" dedim. Onun yan›t›n› bile dinlemeden heyecanla ‹stanbul’un yolunu tuttum. San›yordum ki ta uzaklardan kalk›p gelen bir ben var›m ama Cemil Topuzlu Aç›k Hava Tiyatrosu’nun kap›s›na geldi¤imde gördüm ki ülkenin dört bir

Y›llar sonra hep birlikte, tek bir a¤›zdan “Haziranda Ölmek Zor”u söylüyoruz. Birbirimize bak›p hiç yafllanmam›fl›z, hala o günkü gibiyiz diyoruz; içimiz gençlikle, umutla doluyor. Ne güzeldir bu flark›lar› yapanlar, ne güzeldir bu flark›lar› söyleyenler, söyletenler, hep bir a¤›zdan, kol kola… Y›llar geçiyor, Grup Yorum 20. y›l›n› kutluyor, bu kez olanaks›zl›klar üst üste biniyor ve gidemiyorum. H›rs›mdan konser günü gazeteleri kar›flt›r›yorum. Konserle ilgili haber ar›yorum. Bir medya grubunun gazetelerinin köflelerinden birinde "Türkiye'de oldu¤umuzu bilmesek, sosyalist bir ülkede devrimin 20. y›l› kutlan›yor san›rs›n›z" diyor. Ah! diyorum orada olsayd›m. Ey dünyadan bihaber, köflenin birini tutmufl muhterem zat, sen bunu anlayamazs›n, biz o kutlamay› yaparken kendimizi baflka bir yerde sayarak yapm›yoruz. Biz bu ülkedeyiz, bizim umutlar›m›z bu ülkeye ve bu dünyaya ait, sizin yaratt›¤›n›z o sahte dünyay› de¤ifltirmeye dair... Çok geçmiyor ki Grup Yorum yeni flark›lar, yeni projelerle ç›k›yor karfl›m›za. "Ortak Düflman Amerika!” diyerek, Anadolu’yu flehir flehir geziyorlar binleri buluflturuyorlar. Kad›n-erkek, genç-yafll› yeniden bir araya gelip Amerikan emperyalizmine karfl› tek yürek olup flark›lar›m›z› hep birlikte söylüyoruz. Bizler orta yafla geldik ama karfl›m›zda gencecik bir Grup Yorum var. Onlar hep genç kalanlardan olacaklar galiba. Konserde yan›mda oturan arkadafl›ma “Bak eski üyelerin hepsi de¤iflmifl ama gözlerini kapat duydu¤un ses hep ayn›, nas›l olabiliyor böyle bir fley?” diyorum... Gülümsüyoruz, yeni flark›lar›na efllik etmeye çal›fl›yoruz ama aralarda tak›l›yoruz. Oysaki en son gitti¤imiz, gö¤e y›ld›zlara yak›n da¤ kamp›nda gecenin so¤u¤unda “Hadi” demifltik, “o zamanki gibi söyleyebilecek miyiz?”... Hep birlikte hiç sekmeden “Haziranda Ölmek Zor” u söyleyip, “Hala genciz, hala bizde umut var” demifltik. Mehmet Özer flimdi anlar o fliiri ve o fliirleri neden ezbere bildi¤imizi, Grup Yorum flark›lar›na söz olmufl fliirleri nas›l bildi¤imizi flimdi anlar... Hele ‹stanbul’da, 12 Haziran’da, ‹nönü Stadyumu’nda, on binlerce insan›n bütün flark›lar› ezbere okudu¤unu görünce çok daha iyi anlar...J

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 19


deneme deneme

anadolu’nun umutlu flark›s› grup yorum... ümit zafer Türküler söyledik Bafl bafla, diz dize türküler Kavga türküleriyle da¤larda biz vard›k. Kavga türküleriyle alanlarda Bir ekme¤i bölüfltük karanl›¤›n sabah›nda...

(Grup Yorum)

Kara ve suskun zamanlar› da¤›tmak üzere “S›yr›l›p Gelen” o rüzgar›n sesini tafl›mak üzere yola ç›kt›¤›nda bafllad› bu macera. Demek 25 y›l olmufl... Oras› öyle, ama daha derinlemesine dinledi¤imizde, zincirleri k›ran ilk Spartaküs’ün özgürlük naras›ndan bu yana, büyüyen tarihin ezgisini duyar›z...

Amans›z kuflatmalarda yapayaln›z kalm›flken, o ezgiler yan›bafl›m›zda dövüflürler. Kan tad› tafl›malar› bundand›r. Ve al kanlar içinde ölüme bir soluk kalm›flken dudaklar›m›zdan döküldükleri için, ölümsüzlük içerirler. Hayat tad› tafl›malar›n›n s›rr› da bundand›r. Ve o büyük sevdan›n yürek hamallar›na her daim güç veren bir hikmeti vard›r bu flark›lar›n.

Hititler’den, Pir Sultan deyifllerinden, Yunus Emre nefeslerinden beri, bu topraklarda sürüyor bu ezgi. Kah içli bir duduk çal›yor, kah kan kardeflini kaybetmenin hüznüyle inleyen bir kavaldan duyuluyor ezgimiz. Teller ayn› kedere, öfkeye ve kardeflli¤e yüz sürüyor...

fiarka, halka ve kavgaya özgü olmalar›n›n kerametindendir kudretleri. Dilden ve telden döküldükleri ilk günkü gibi p›r›l p›r›ld›r hepsi. Zaman geçer ama o flark›lar›n tad› geçmez ve eskimezler. Kuflaklara de¤il, halka özgü olmalar›ndand›r bu da besbelli. Hasret tad› tafl›malar› da bundan. Ne de olsa, görecek günler var daha…

Mahir’in o umutlu sözleri ve eyleminin nas›l bir ezgiye dönüflece¤inin yüksek sesli cevab›d›r bu flark›. Kesintisizli¤i bundand›r. Öyle ya, kurflun tene ifllese de dokunamaz umudun sesine. Zapturapt höykürüflleri aras›ndan yürüye yürüye devam eder, etmifltir ve edecektir bu ezgi. Ruhunu satt›¤›n›, sustu¤unu ve durdu¤unu gören oldu mu hiç? Asla…

20 | TAVIR | HAZ‹RAN 2010

Bir pusulas› vard›r bu flark›n›n. Umuda dair. Ve gözlerini ay›rmad›¤› y›ld›zlar vard›r. Halk›n gökyüzünde. Hasreti vard›r. Yar›na dair. Tam da bu yüzden, o büyük sevdam›z›n ezgisidir kalbimizden dökülen...


Hayat denilen flu karmaflaya, devrim denilen bu kavgaya dair söyleyecekleri vard›r. Zalime karfl› mazlumdan, emperyalizme karfl› halklardan yanad›r duruflu. Ve kapitalist sömürüye karfl› sosyalizme dair söyleyecekleri vard›r. Ödenen ve ödenecek bedellere, bedellerin omuzlar›nda gelen zaferlere, bu u¤urda ölümsüzleflenlere ve aflk ile yar›na yürüyenlere dair ezgisi vard›r daima... ‹flte o ses, bizim sesimizdir. Karanl›¤›n ortas›na do¤mufl ve parçalam›flt›r sessizli¤i. Sonra ard› gelmifl ve “Ça¤lara ses veriyor sesimiz... Da¤lara da¤lara yükseliyor” demiflizdir hep beraber. Sokaklarda, patikada, voltada, okulda, fabrikada, her yanda kendi sesini yükseltmifltir yüre¤imiz... Da¤lara yükselince ezgiler, ad›na “Cemo” derler. Ifl›tt›¤› yüzlerin yüreklerini de ›s›t›r: “Da¤lar›n yücesinde atefl yanar... Oturmufl da bafl›na sevdal›lar...” ‹flte o kutsal ateflin etraf›nda, o mukaddes sevday› yaflayanlar›n ça¤r›s› ile yükselir sesimiz: “Ç›k›p Dersim da¤lar›nda türkü söylemek var ya...” Ötesine tarif gerekmez. “Oy Cemo, Cemo can” demek yeter de artar ve yay›l›p gider ezgimiz... “Dost elini tutar gibi” ›s›t›r içimizi o flark›lar. “Bir dü¤üne gider gibi” yüre¤imizi flahland›rarak, “Ayd›nl›¤› öper gibi” sararlar ruhumuzu. Sonra “Serin bir rüzgar›m ben” diyerek nereler-

den nas›l geldi¤ini de özetler: “Atefller tatt›m geldim... Türküler yakt›m geldim... Ay öptü gözlerimi... Korkuyu y›kt›m geldim…” K›rm›z› k›rm›z› büyürken “Cellat ellerinde halk›n gülleri” selama durulur o ezgilerle tarihin çiçeklerine. Türkü söyleyen karanfillere ses oldukça, umudu büyütmenin yolu da gösterilir böylece: “Sar›l yurduna, sahip ç›k yar›na...” Ve insanl›¤›n nas›l da büyük olabildi¤inin hikmetini o ezgiler: “Savaflmak yenilmez k›lar insan›” Bu bir hayat bilgisidir ve bu bilinçle donanm›fl insan, ölebilir ama asla yenilmeyecektir. Ki bunun flahidi ve yadigar›d›r bu ezgiler. Ve ça¤›r›r cümle halk›, hasretini kuflanmas› için: “Yarin yana¤›ndan gayr› / Paylaflmak için her fleyi... Söyledi¤imiz türkülerde / Senin de sesin olmal›...” Sonra bütün dillerde eme¤in yegane umutlu sesiyle hayk›r›l›r hasretimizin k›rm›z›s›: “Armanc sosyalizm u azadi...” Ve topra¤›n derinliklerinden yükselen halk›n kadim hasreti, davet olur ezgimizle: “Kapans›n el kap›lar› / Bir daha aç›lmas›n / Yok edin insan›n insana kullu¤unu / Bu davet bizim / Yaflamak, bir a¤aç gibi tek ve hür / Ve bir orman gibi kardeflçesine / Bu hasret bizim...”

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 21


‹flte bu hasretin u¤runda “Cesaret, cesaret daha fazla cesaret” derken, yap›lmas› gerekeni de iflaret eder ezgimiz: “K›r zincirlerini son ver sömürüye… Özgürlük mutlaka ellerimizde…” ‹flte bunun için 'Al yüre¤ini öfkeni kuflan da gel” der bu flark›lar… Umudun tarihsel adresini tarif eder ezgimiz: “Bafl›na bir hal gelirse can›m / Da¤lara gel da¤lara / Seni saklar vermez ele / Da¤lara gel da¤lara” Kim demifl Dadalo¤lu öldü diye? Ezgimizde yafl›yor ve “Ferman padiflah›nsa da¤lar bizimdir” demeye de devam ediyor dilimizde... Ferhat ile fiirin’den yadigar sevdam›z›n flark›s›d›r yaflad›klar›m›z: “Yast›¤›mda s›cakl›¤›n dururken / Tenimde damlac›k terin uyurken / Kuflan›p da¤lar›n o heybetini / Kar›flt›k gecenin son y›ld›z›na” Hem de öyle bir kar›flt›k ki flimdi ve daima “Sesimizde soluklan›r rüzgarlar... Sevdam›zda halay tutar ormanlar” Anam›z›n ak sütü kadar bize helal dilimize kilit vurulmuflken, “D› beri heval” diyebildi bizim ezgimiz. Ruhumuza ve yumru¤umuza ses verebilendi. Ve sonra “Hasta Siempre” diyerek kökümüzün dünya topra¤›n›n derinliklerinde oldu¤unu ilan etmekti dosta düflmana... Tarihsel kökler üzerinde yükselenler, elbette ileriye at›lman›n Cevahiri’dirler. Ve ancak bunu baflaranlar, s›n›fs›z-sömürüsüz bir gelece¤in de ebeli¤ini yaparlar. ‹flte bu gerçekli¤in özetidir ezgimiz: “Biz nerede bir do¤um sanc›s› / Atlar›m›z›

22 | TAVIR | HAZIRAN 2010

oraya sürdük / K›zg›n ve k›z›l kor atlar›m›zla / Hep dalgal› anaforlara dald›k...” Kavgan›n anaforlar›ndan bo¤ulmadan ç›kman›n tarihsel s›rr›n› Neruda’ya selam çakarak, ilan etmifltir umutlu sesimiz: “Tanklar›n önünden bir da¤ düflse topra¤a / Ço¤al›r toprakta da¤lara gülen yürek / Da¤larda, sokakta, fabrikada, tarlada / Halk›z biz yeniden do¤ar›z ölümlerde...” fiark›m›z, ak›p giden ab-› hayat›n yank›s›d›r. Ve bu gerçe¤i tafl›man›n gücüyle halk›n direngen coflkusunu hayk›r›r dört bir yanda: “Bu ses bizim sesimizdir / A¤layan hayk›ran biziz / Kahkahayla gülen biz / Her kavgada ölen biz...” Halklar›n kardeflli¤inin yüksek ç›kan sesidir bu: “Che’nin yürüdü¤ü patikalar” ile “Beyrut’un harabe sokaklar›”n› ayn› tarihsel meydana ç›kartman›n ilmini tafl›r her bir notas›nda. Ve K›z›ldere rotas›nda yürüdükçe, dünya halklar›na bin selam verip hayk›r›r enternasyonalizmin diliyle: “Bütün dünya halklar› kardefltir / Dil, kültür, renk de¤il emek yücedir” ‹flte bu yüceli¤in tecrübesini kulaklara küpe eder ezgimiz: “Bir kez daha hayk›r›yoruz / Savaflan kazan›r sonunda...” Binbir cefa çeken o ak saçl› analar›n kanayan ezgisidir yay›lan. Bundand›r susmam›fl, susturulamam›fll›¤›. Topra¤a ve kay›plara kar›flt›r›lan evlatlar›n›n sesini ta yüreklerinde duyar o analar: “Yas tutma ard›mdan / Aç ana yüre¤ini yoldafllar›ma” Umudun kesintisiz diliyle ezgilenen bu yürek, ad›n› koyar


gerçekli¤in: “Düflman çizmesi alt›nda yurdum / Hava barut kokuyor haritam kan içinde / Söz eylemini yitirdi silah›n eylemidir flimdi / Gö¤sümüzde umudun çapraz fiflekli¤i...” ‹flte o umudun fiflekli¤ini ve ezgisini gö¤sünden hiç ç›kartmayanlar›n duda¤›n›n sahibidir bu flark›lar. Ve o dudaklar, “Sosyalizm öldü” denilen yalan zamanlar›n ortas›nda gümbür gümbür Enternasyonal söylerler. “Tarih bitti” safsatas› her yan› kaplad›¤›nda, “Kan›m›zla yaz›yoruz tarihi / Hakl›y›z kazanaca¤›z” flark›s› k›rm›z› rengini vermifltir o dudaklara. Çünkü devrimin müzi¤idir aral›ks›z söylenen. Tam da bu nedenle, her dilde “Em ne bin ketine” diyen, devrimci müzi¤in Mahirleri, “Venceremos”la dokunurlar halk›n yürek teline... Eme¤iyle geçinen ve hakk› için dövüflenlerin Emekçi Halay›'d›r çekti¤imiz. Ve her grevde, direniflte emekçilerin onurlu sesidir ezgimiz. Ve hep beraber hayk›r›l›r grev çad›rlar›n›n önünde: “Sab›r tafl› çatlayacak / Emekçiler ça¤layacak / Patlad› ha patlayacak / Öfkemiz vard›r bizim” Diri diri yak›lan kad›nlar›n dillerinden, düfllerinden ve küllerinden dökülen son cümleyi getirip b›rak›r hayat›n ortas›na bu flark›. O ateflli cümle fludur: “Seni ölecek kadar çok sevdik yurdum” ‹flte bu ölümsüz sevday› yürekten yüre¤e tafl›yan borand›r ezgimiz. Kanatlar› vicdanlara de¤er... “Gel ki flafaklar tutuflsun” diyebilmenin bahtiyarl›¤›n› nas›l paylafl›rd›k e¤er bu flark›lar olmasayd›? Ki böyle bir ihtimal yoktur. Çünkü Yorum'un ezgisi, hayat denilen kavgan›n tabiat› gere¤idir. O kavga var oldukça, flark›s› da böyle olacakt›r. Ekme¤i, eme¤i, öfkesi, zaferi, ölümü, kal›m›yla devrimi paylaflanlar›n “yürek ça¤r›s›”d›r flark›m›z. Ol sebebten sadece bir müzik grubu de¤il, içimizin sesidir söz konusu olan. içimizde büyüyen ateflin dile gelmifl halidir ezgimiz. E¤ilmeyen boyunlar›n söyledi¤i türküdür bu. Nice dengbej ve ozandan süzülüp gelen kavga naram›z, aflk flark›m›z ve destan›m›z›n kolektif ad›d›r Grup Yorum... Onca ac›dan sonra, “Bak yine çarp›yor kalbim ortas›nda kavgan›n” diyebilmenin inatç›l›¤›n› ve “Gün ola, devran döne, umut yetifle”nin inanc›n› bir bayrak gibi dalgaland›rabilmenin hak edilmifl onurunu paylaflmakt›r bu flark›lar. Ve bu paylafl›m›n sahipleri gözlerindeki umuttan tan›rlar birbirlerini. Ki bafl›m›za ne gelirse gelsin, o umudun ferinden vazgeçmemektir bizim ayr›cal›¤›m›z... Gö¤sümüzde çiçek açsa da kurflunlar, biz eminiz ki “Bir tek baflak tanesi susuz kalmayacak / Bir tek zeytin dal› bile yaln›z” ‹flte böyle bir gündür “yar›n” ve bir gün mutlaka, gelecektir vakti yar›n›n... ‹flte bu yüzden “Gününü umuda ayarla” der ezgimiz. Çünkü,

di¤er bütün ayarlar, bozuk düzen ve kokuflmufl zaman› kaç›n›lmaz k›lar. Gününü umuda ayarlamak ise onurlu bir hayata ve yar›na ç›kart›r insan›. Bunun için güneflin bile yasakland›¤› zamanlarda “Güleycan” denmifltir: “Bu yol uzun ›rak var›lacak mutlak / fiu korkuyu ç›kar at gürül gürül hayat” Elbette, yar›na ulaflmak için “Gün tutuflur” ve Sivas ellerinde yak›l›p küle döner sesimiz. ‹flte o an yele kar›flan o külleri toplay›p söz eder, saz eder ve hayk›r›r ba¤r› yanan halk›n sesiyle: “Pir Sultanlar ölmez, binler yetiflir / Akar gelir canlar tarih tutuflur” Günü tutuflturup yar›n›m›z› yakmak isteyenlere, tarihi tutuflturarak cevap verenlerin sesidir bu. Böyle oldugu içindir ki “Dökülen kan öfkemize dal uzatm›fl el veriyor hey” diyerek, halay çekilir. Sonra avaz büyür ve “Halk›m›z›n gelini k›nalam›fl elini” derken coflku küheylan› flaha kald›r›l›r: “Vur ha, vur ha, vur...” Coflkumuzun küheylan› ne zulmün boyunduru¤unu, ne de düzenin semerini tafl›mad›¤› için ç›lg›nd›r hayli. Ç›lg›nl›¤›m›z›n s›rr›n› da hayat›n kula¤›na söyleyen flark›m›zd›r. Ve o flark›lar, e¤ilmeyen bafllar›n duda¤›nda anlam›n› bulmufltur: “Sevdam›z›n atefli harl› yanar / Bundand›r kab›na s›¤mazl›¤›m›z / Kardeflçe bölüflmek ekme¤i, afl› / Bundand›r yerinde durmazl›¤›m›z.” Durmayaca¤›z da, hep ileriye gidece¤iz. Suskunun hizas›n› bozaca¤›z ve zapturapt dayat›lan haddimizi de bilmeyece¤iz. Çünkü, halk›z biz ve bu düzenden hiç memnun de¤iliz. Bafl›m›za Allah kesilen haramzadelerin kahr›nday›z. Yoksullu¤u, iflsizli¤i bafl›m›za bela edenlerin yüzüne tükürür gibi konuflmam›z da bundand›r: “Çal›flan biz alan sensin / Afl›m›z› çalan sensin / Do¤ru biziz yalan sensin / Dillerimiz ayr› bizim...” Yanar can›m›z, sömürünün kör b›ça¤› her gün keserken g›rtla¤›m›z›. Sonras›n› da Grup Yorum söyler: “Çal›flm›fl›m on befl saat, tükenmiflim on befl saat / Yorulmuflum, ac›km›fl›m, uykusam›fl›m / Anama sövmüfl patron s›km›fl›m difllerimi / Isl›kla söylemiflim umutlar›m›...” Do¤rudur, bize kalan sadece umuttur bu macerada. Ama alt› üstü bofl bir hayal de¤ildir bizimkisi. Halk›n e¤ilmeyen boynu, ezilmeyen ruhu, s›k›l› yumru¤u, yar›n› ve o yar›nlara götürecek kavgas›, o kavgay› yürütecek cephesidir umut. Tam da bu yüzden “Hevidar›m” diyenlerin ad›m sesidir bizim ezgimiz… Bu yolu kesmek isteyenler malumdur. Onlar, çok fidan k›r›p analar› da çok a¤latm›fllard›r. Halk› hayata küstürmek için binbir alçakl›¤a kanl› imzalar da atm›fllard›r. ‹flte bu yüzden, “Onlar için her fley bitti, her fley bitti onlar için / De¤ilmi ki k›rd›lar bu fidanlar›, de¤ilmi ki a¤latt›lar bu analar›” deyince Yo-

HAZIRAN 2010 | TAVIR | 23


rum, duydu¤umuz küllenmeyen h›nc›m›z›n sesi oluyor daima... Ve kimse sanmas›n ki, ödedi¤imiz bedellere “Art›k yeter.” diyece¤iz bir gün. Hay›r! “Hiç durmadan” yürünen bu yolda, karfl›m›za ç›kan her bedeli her zaman Che gibi, Mahir gibi kucaklayaca¤›z. ‹flte bu adanm›fll›¤›n ta kendisini söyler flark›m›z? “Ölüm bize tutsak biz sevdaya / Gönlümüzde ac›lara daha çok yer var / Sevdam›z›n harc› cansa her yeni bir can / Feda olsun gülüm sana bu can topra¤a” Halk sevgisi, devrim sevdas› u¤runa can feda diyenlerin, hüznü de isyan olur elbette. Kan tükürse de “k›z›lc›k flerbeti içtim.” diyenlerin ezgisidir duda¤›m›zda dolaflan. Önce dökülen kan›m›z söyler o türküleri, sonra saz›n telinden dökülür her biri. Yaflanm›fl güzelliklerin ve bedeli ödenmifl de¤erlerin, onurun ve sadakatin paylafl›lmas›d›r o yüzden cihana yay›lan flark›m›z... M›sri K›z’›n sevdas›na lay›k olman›n nas›l bir fidan oldu¤unu söyler bize o ezgi. Günden vazgeçmeden yar›n›n kazan›lamayaca¤› ve yar›n› kazanmak için, her ad›mda yasaklar›n paramparça edilece¤i bir yol tarifler. Ve geçip zalimlerin karfl›s›na hayk›r›r›z hep beraber: “Sevdaya yasak koyan›n / Dünyada yeri olmaz” Öyledir ve M›sri K›z’›n kim oldu¤u da bellidir: “Direnir düflmana satmaz aflk›n›...” Pimi çekilmifl yürekle karanl›¤›n ortas›na dalmak nas›ld›r, biliriz. Ezgimiz tan›kt›r, yüre¤imizden yay›lan kurtulufl türkülerine. Ve bu u¤urda, düflenlerin yana¤›nda ne oldu¤una da tarih tan›kt›r: Özgürlük renginde bir gülüfl… Ölümsüzlü¤ün hayata att›¤› imzad›r iflte o gülüfl… At›lan voltalara, kurulan barikatlara, al›nlara tak›lan y›ld›zlara ve feda yang›nlar›na kar›flm›flt›r Yorum’un sesi. Öyle ki, en kör hücrelerde bile yaln›z kalmaz Özgür Tutsaklar. Dudaklar›nda vard›r bir umutlu ezgi mutlaka. Hücreden hücreye, yürekten yüre¤e yay›l›r o ezgi ve bütün ac›lara yegane merhem olur. ‹flte o ac›lar›n içinde, barikatlar›n önünde. Yang›nlar›n ortas›nda dimdik duran Fidanlar’›n sesidir söyledi¤imiz türküler… “Büyük aflklar yolculuklarla bafllar / Ve serüvenciler düfler yollara” ezgisi, serüvenciler için kalk borusudur adeta. Ve dahas›, o yolculukta nelerle karfl›lafl›l›p engellerin nas›l afl›laca¤›n› özetler flark›m›z. Anlad›kça ayd›nlan›r ufkumuz ve daha sa¤lam atar›z ad›mlar›m›z›, umudun sesini iflittikçe. Ve o ses, bize flunu der: “Ey sevda kuflan›p yollara düflen / Bilesin bu yollar da¤lar dolan›r / Yare ulaflmadan düflersen e¤er

24 | TAVIR | HAZIRAN 2010

/ Yar›na sesinin yank›s› kal›r.” Ne de olsa, fanidir bedenimiz ama sesimiz bakidir bu kavgada. Haydar’›n dedi¤i gibi yani: “Türküm bitmedi sesim daha yitmedi / Ben hala türkü yak›yorum kavgada / Bofluna aramay›n mezarda beni.” Mezarl›k de¤il, hayat denilen kavgan›n ve halk denilen deryan›n içinde yaflar canlar. ’80’lerde Hasan, ’90’larda Berdan ve 2000’lerde Fidan olur umutlu canlar›n ad›. Ölümsüzlük, iflte tam da budur. Duda¤›m›zdaki de, ölümsüzlü¤ü ve özgürlü¤ü bütünlefltiren halk›n bafle¤mezlik türküsüdür. Öyle bir bafle¤mezliktir ki bu, umutlu evlatlar›ndan halka yadigar kalm›flt›r. Bu miras› sahiplenen Halk Cephesi de Sabolar’›n diliyle “Varsa cesaretiniz gelin” diyerek halk düflmanlar›na çekmifltir restini. Ki ancak böyle yürünebilir emperyalizmin ve uflaklar›n›n üstüne... Köklerimizin tarihin derinliklerinden çekti¤i özsu, dolafl›r yar›na uzanan dal›m›z›n duda¤›nda. Ab-› hayat›n sesidir bu. Umutlu tebessümlerle birlikte tafl›d›k biz o ezgileri. Sevdal› yüre¤imizle, b›çk›n yumru¤umuzla söyledik. Sokaklarda besteledik, voltalarda söz yazd›k, da¤larda hayk›rd›k. Ve u¤urlan›rken sonsuzlu¤a, ard›m›zdan söylendi yine o ezgiler... Zalimin zaman› karanl›kt›r. Zifiri zamanlarda bize düflense kararl›l›kt›r. Karanl›¤a karfl› kararl›l›¤›n yolu ise, y›ld›zlardan geçer, ki biz de “Y›ld›zlar kufland›k” ömrümüzün bahar›nda. Ve Eyüp’ün diliyle söz verdik bizi bekleyenlere: “‹flte yine doru¤unday›z hayat›n / Kalbimiz gümbür gümbür atmakta / Zalimlere karfl› kufland›k bedenimizi/ Hayat yeni sanc›lara gebe / Bekle bizi, bekle...” Gelece¤iz çünkü ve gelecek, umudumuzdan hayata yay›lan yang›n, nice can ve kavgad›r flimdi. Gözlerimizdeki içten gülüfl, halay›m›zdaki yoldafl omuz, savurdu¤umuz slogan, yücelerde flahan ve gelecek, bizimdir. ‹flte bu kesinli¤in ezgisidir, hasretini türkü edip paylaflt›¤›m›z… Tecrit edebilirler bedeni. Bu mümkündür fakat imkans›z olan bir fley var. O da fludur ki, umudun ezgisi takmaz tecriti ve tak›lmaz o köhne duvarlara. Paylafl›ld›kça cihana yay›lan, u¤runa yand›kça büyüyen bir atefl olur. Yeri gelince de, o ateflle tutuflur kahramanlar. “Neslim, flimdi ben flerefimle ölmenin doru¤unday›m.” diyerek köze döner, küle döner ve canlar semah›nda döne döne kar›fl›rlar hayat›n özüne… ‹syan olan hüznümüzün, hesap soran h›nc›m›z›n, zafer sevincimizin, bayraklaflan hasretimizin, dövüflenlere Merhaba, halklara Bin Selam ve Elveda’m›z›n, öptü¤ümüz al›nlar›, aln›-


Ezgimiz, sokaklarda düfle kalka büyümüfl; direnifl, boykot ve grevlerde hakk›n› aram›fl; meydanlara ç›k›p doruklar› aflm›fl; ölmüfl kalm›fl ve yar›nlara do¤ru bir yürüyüfl eylemifltir. Demek, 25 y›l olmufl… O halde, selam olsun dinleyeni, yazan›, çalan›, söyleyeni, besteleyeni, halay›n› çekeniyle devrimci müzi¤in Mahirleri’ne, bin selam…

m›zdaki y›ld›z›n, tarihin ve yar›n›m›z›n, o büyük sevdam›z›n, sayg›m›z›n ve sadakatimizin deryas›d›r Grup Yorum. O deryada f›rt›nalar da vard›r, dost k›y›larda diz k›ran mavi dalgalar da... Duru bir sudur, ruhumuzun içti¤i bu ezgiler. Ad›na hayat denilen flu karmaflada, ad›na ömür denilen zaman› “Bafle¤meden” yaflamakt›r elbette onurun en sade tan›m›. Ve Che hakl›d›r “Devrimden baflka hayat yoktur” derken. ‹flte o sadeli¤in diliyle konuflur ezgimiz. Ve der ki: “Ben yaflad›m onurumla / Bafl›m› hiç e¤meden / Sevdam› kara günde / Terk edip de gitmeden.” Halk› bireycilefltirip yozlaflt›rmak için elinden geleni fazlas›yla yapan burjuvazinin kokuflmufllu¤una karfl›, halk›n ba¤r›ndan kaynaklanan devrimin rüzgar›n› estirir flark›lar›m›z. Hep beraber söylendikçe o rüzgar› güçlendirip kapitalist çürümenin berbat kokusunu da¤›t›r. Ve o rüzgara kat›lmaya ça¤›r›r bizi o flark›lar: “Uzat›n ellerinizi ço¤als›n solu¤umuz.” Halk›n yine halka umutlu ça¤r›s›d›r asl›nda bu. Böyle oldu¤u içindir ki “Anam›z birdir ayn› memeden emmifliz dostlar / Kan kardefliz size kan›m kayn›yor.” der bu flark›lar. Ve halk›n her kesimine: “Gün gelirse e¤er / Halay çeker, türkü söyler gibi yan yana / Mavzer mavzere verip de / Düflmana kurflun da atar›z dostlar›m” Umutlu bir halk korosudur Grup Yorum. Pir Sultan’dan Naz›m Hikmet’e, Ahmed Arif’ten Adnan Yücel’e, Hasan Hüseyin’den ‹brahim Karaca’ya halk›n ozanlar› yazar sözlerini o flark›lar›n. Yollar› hapislerden, hasretlerden geçen halk›n umutlu çocuklar› çalar sazlar›n›. Ve yediden yetmifle kad›n erkek halk söyler umutlu bir sesle bu flark›lar›… Ruhunda ve yumru¤unda hakl› davalar›n mecalini bulamayanlara da söylenecek bir çift söz vard›r elbet. Sak›nmam›flt›r sözünü ve bam teline dokunmufltur y›lg›nl›¤›n. Çekinmeden eflyan›n ad›n› koymufltur: “Sen de ifl yok be kardeflim / Aln›ndaki çizgilere, gözündeki ›fl›lt›ya / Borçlusun sen yaflam›n kendisine” O borcu ödemenin rotas› vard›r ezgilerde. Hakl›l›¤› savunmaksa onur, nas›l savunulaca¤›n›n destan› yaz›lm›flt›r. Ama’s›z, yalans›z ve sa¤a sola sapmadan yürünecek yolu iflaret etmifltir ezgimiz: “Yarin yana¤›ndan gayr› / Paylaflmak için her fleyi / Söyledi¤imiz türkülerde / Senin de sesin olmal›…” Yeri gelir Amerikan emperyalizmine karfl› Irak halk›n›n yan›nda bedeni kalkan olur, yeri gelir Felluce Direnifli’ni selamlar

bizim flark›m›z: “Haya allah ahl el Falluca kulhum suc’an” taraf›, tavr›, saf›, saz›, sözü nettir : “Kan›md›r, can›md›r yi¤it Felluce / Bafle¤mez iflgalci emperyalizme” Yeri gelir, ABD askerleri taraf›ndan tecavüz edildikten sonra, ailesiyle birlikte katledilen Abir’e a¤›t yakan yüre¤imizin dilidir. “Abir’e A¤›t” çaresizli¤in yakar›fl› de¤il, “unutmayaca¤›z” demenin Türkçe’sidir. Ve biz, unutulmaz hesaplar› sorman›n ta kendisiyiz, Elrom eyleminden bu yana. Bunu da Amerikal› katiller unutmas›n. Ki unutmad›klar› da bellidir. “Amerika defol bu vatan bizim” deyiflimizi duyar duymaz, ABD D›fliflleri Bakanl›¤›’n›n aç›klamas› da malumdur... Kavgan›n Mahiri’ne bin selam veriflimizin özüdür ezgimiz: “Sen bizsin biz de sen olaca¤›z” Ve ellerimiz gö¤sümüzün üstüne gider, “‹flte burada” derken cümlemiz. Oradad›r, tam orada! Kalbimizde, kavgam›zda, halk›n ba¤r›nda ve baht›ndad›r. Ki sesi kulaklar›m›zdad›r hala: “Biz bu topra¤›n insan›y›z. Halk›z. Halktan biriyiz. Halk›n öncüsüyüz.” Dünya halklar›n›n emperyalizme karfl› kanla yazd›¤› tarihin direnifl ve savafl meydanlar›nda dolaflt›r›r bu flark›lar bizi. “Krallar, imparatorlar, beyler, diktatörler y›kar›z” derken görürüz yumru¤umuzun nelere kadir oldu¤unu. “Çok yendik çok yenildik” der ezgimiz ve bu deyiflle, özetlemifl olur s›n›flar kavgas›n›. Yenmek ve yenilmek, kavgaya dairdir çünkü. Ve dahas›, bu flark›lar sa¤laml›¤›m›z›n kayna¤›n› da gösterir herkese: “Düflüncelerimizi tarihimizin örs ve çekici aras›nda dövüp / Kavgan›n suyunda çeliklefltirdik” s›nanm›fll›¤›n tarih dersidir bu. Öyle ki, o düfller ve düflünceler u¤runa neler gelmifl ve daha da gelecektir bafl›m›za. Ne gelirse gelsin, e¤ilmeyen sevdal› bafllar›n da ezgisi hep ayn› olmufltur ve olacakt›r: “‹p de geçirsen boyunlar›m›za / Ya da bir kurflun al›nlar›m›za / Asla soyunmay›z inanc›m›zdan.” Oysa, inançlar›ndan soyunmakt›r flimdi moda. Ama biz, burjuvazinin tüketici modas›n› takip ve tasvip etmiyoruz. Çünkü biz “Karaburun’da çarp›flan Bedreddin yi¤itleriyiz.” hala. Çünkü biz, en yüksek perdeden ve halklar›n manifestosunun o enternasyonal diliyle Anadolu’dan hayk›rmaya devam ediyoruz: “Y›kal›m bu köhne düzeni, biz baflka alem isteriz.” Ezgimiz, sokaklarda düfle kalka büyümüfl; direnifl, boykot ve grevlerde hakk›n› aram›fl; meydanlara ç›k›p doruklar› aflm›fl; ölmüfl kalm›fl ve yar›nlara do¤ru bir yürüyüfl eylemifltir. Demek, 25 y›l olmufl… O halde, selam olsun dinleyeni, yazan›, çalan›, söyleyeni, besteleyeni, halay›n› çekeniyle devrimci müzi¤in Mahirleri’ne, bin selam…J

HAZIRAN 2010 | TAVIR | 25


röportaj röportaj

~

yaflad›g› gibi üretip, ~ ürettigi gibi yaflayan: grup yorum... tav›r

‹nönü Stadyumu’nda 12 Haziran’da konseriniz olacak. Hepimiz merakla, heyecanla nas›l bir konser olaca¤›n› bekliyoruz. Öncelikle sormak istedi¤imiz, Grup Yorum kimdir, nas›l kurulmufltur, k›saca anlatabilir misiniz? Y›l 85’ti, 12 Eylül bütün halk› bask› alt›na alm›flt›, aç›k faflizmi hemen hemen kurumsallaflt›rm›flt›. ‹nsanlar›n beyinleri, ruhlar›, yürekleri yozlaflt›r›lmaya çal›fl›l›yordu. Halk; apolitiklefltirilmeye, arabesklefltirilmeye çal›fl›l›yordu. Bask›lar› içsellefltiren kaderci bir suskunluk vard›. Bizim ç›k›fl›m›z›n kökü bunlara hay›r demekti. Bunu yaparken ne arabesk kaderci bir söyleme teslim olduk, ne de halktan uzak, kendimiz için müzik yaparak elitizme savrulduk. Biz halk müzi¤inden esinlenerek, halk›n türkülerinden esinlenerek bunlara hay›r dedik ve s›yr›l›p geldik. Elbette bafllang›çta biz de acemiydik, bizim de çocukluk dönemlerimiz oldu. Ama bizim en temel yönümüz, bütün bu yanl›fl biçimlere teslim olunmamas›, dayat›lan 12 Eylül kültürünün reddedilmesi gerekti¤ini kavrayan bir siyasi bilincimizin olmas›yd›. Ve yapaca¤›m›z müzi¤in de halk müzi¤inden beslenmesi gerekti¤ini ama yeni türkü, yeni flark› ile yap›lmas› gerekti¤ini düflünüyorduk. Yani bizim flark›lar›m›z direnifl bilincini, yaflam sevincini anlatacak, afl›layacak flark›lar olmal›yd›. Bunun biçimlerinin nas›l olaca¤›n› genel hatlar›yla biliyorduk. Bugün bizim için de ifade edilen türkü-marfl tavr› ya da yeni flark› tavr› ortaya ç›kt›. Biz böyle bafllad›k. Bu anlamda elbette biz “kar makinesiyiz.” Onurluyuz, gururluyuz ki bu yoldan bizi takip edenler oldu. Birçok grup bizim açt›¤›m›z yoldan geldiler, seslerini duyurdular. Bu da bizim için onur verici olaylardan biridir. ‹lk defa stadyum konseri vereceksiniz, bu konuda ne düflünüyorsunuz? Çok heyecanl›y›z. Orada sadece bir yafl kutlamas› olmayacak. Bir nostalji olmayacak. On binlerce kifliden oluflan ve dünyan›n en an-

26 | TAVIR | HAZ‹RAN 2010

laml› korosuyla bafle¤meyen flark›lar›m›z› söyleyece¤iz. yüzlerce y›l önce isyan türküleri yak›lmaya bafllanm›flt›.

Bizden

Biz, ta Pir Sultanlar’dan gelen bir zincirin halkas›y›z. ‹nand›¤› gibi, bu halk›n dertlerini, sorunlar›n› anlatan, flark›laflt›ran-türkülefltiren, halk›n içinde, yan›nda olan ve bunun için de hiçbir bask›ya boyun e¤meden, susmadan, yolundan dönmeden yürüyen bu zincirin halkas›y›z. Bizden önce de Ruhi Su’lar vard›, Mahsuni’ler vard›, Ali ‹zzet’ler vard›, birçok devrimci ozan vard›. Onlar da bask›lara ra¤men yürüdüler ve biz onlar›n bayra¤›n› devrald›k ve bunu sürdürmeye çal›fl›yoruz. Gücümüzce, inanc›m›zca, yeteneklerimizle bu bayra¤› onurla tafl›maya çal›fl›yoruz. Biz onlar›n bir parças›y›z, onlar›n ö¤rencileriyiz. Asl›nda onlar›n ç›raklar›y›z. Yapt›¤›m›z ve yapmaya çal›flt›¤›m›z da budur. Bu zincirin bize ait olan halkas›n› da temiz, onurlu, yalpalamadan, geri çekilmeden, e¤ilip bükülmeden, bozulmadan, yozlaflmadan tafl›maya çal›fl›yoruz. 25. y›lda geriye dönüp bakt›¤›m›zda eksiklerimize ra¤men bunu baflard›¤›m›z› düflünüyoruz. Bu da bizim için çok onurlu bir fley. Müzi¤inizin kaynaklar› nelerdir, hangi kaynaklardan besleniyorsunuz? Bizim müzi¤imizin kayna¤› halk müzi¤idir. Elbette dünyadaki bütün halklar›n devrimci mücadelelerinden ve bu mücadelelerin yaratt›¤› müzikten ö¤rendik, esinlendik, etkilendik. Bunun enternasyonalist ve evrensel aç›dan do¤ru oldu¤unu düflünüyoruz. Ama bizim kayna¤›m›z esas olarak Anadolu, Anadolu halklar› ve onlar›n müzi¤i. Yani halk müzi¤i. Onu anlamaya çal›flt›k, oradan beslendik. En büyük zenginli¤in de bu oldu¤unu düflünüyoruz. Ve biz bu müzi¤in günümüzdeki biçimini, yeni halini, yeni türküsünü, yeni flark›s›n› yapmaya çal›flt›k. Bizim halk›m›z›n hayat›ndaki ac›lar›n›, sevinçlerini, umutlar›n› bugüne uygun ifade etmeye çal›fl›yoruz. Bunun köprüle-


rini kurmaya çal›fl›yoruz. Ve o kökten kopmadan, o tattan, o kokudan, o ruhsal flekillenmeden kopmadan, Ruhi Su’nun dedi¤i gibi, insan›n ikinci ana dili demek olan müzikle biz bu halk›n tercüman› olmaya ve halklar›n özgür, adil, eflit bir dünya düflü ve bu u¤urdaki mücadelesini flark›larla, müzikle anlatmaya çal›fl›yoruz. Bu anlamda da tabii ki kendimizi hiçbir kal›ba hapsetmeden, hiçbir flablonla hareket etmeden, kendimizi de yenileyerek bunu yapmaya çal›fl›yoruz. Grup Yorum’dan ayr›lanlara dair ne düflünüyorsunuz? Biz bu halk›n ac›lar›n›, sevinçlerini, dertlerini flark›laflt›rmaya, bu halk›n daha adil, daha özgür ve daha eflit bir dünyada yaflama mücadelesinde flark›lar›m›zla var olmaya çal›flt›k. Ama bu zor bir mücadeleydi. “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” diyen Pir Sultan’dan beri bütün tarih boyunca, yüre¤iyle, bilinciyle, yetenekleriyle halk›n yan›nda olan bütün sanatç›lar, ayd›nlar bizim ülkemizde bask›lardan, iflkencelerden, hapishanelerden nasibini alm›fl. Ayn› flekilde bizim de yolumuz kesilmeye çal›fl›ld›, biz de tutukland›k, iflkence gördük, bizim üzerimizde de çok bask› uyguland›. Buna ra¤men yürüdük. Zor bir mücadeleydi, zor bir maratondu bizimki. Bu mücadele içinde de bize yetene¤ini, eme¤ini sesini katan birçok arkadafl›m›z oldu. Fakat yoruldular, yapamad›lar ve d›fl›na düfltüler. Onlar da bugün yaratt›¤›m›z 25 y›ll›k tarihten ve bu tarih içinde yer alm›fl olmaktan onur duyuyorlard›r… Ço¤unlu¤u da böyle gerçekten ve hayatlar›n›n en anlaml› bölümlerinin bizimle yaflad›klar› y›llar oldu¤unu onlar da zaman zaman ifade ediyorlar, böyledir de... Baz› iyice dejenere olmufl kifliler d›fl›nda. Özünde; bütün samimiyetleriyle kat›ld›lar, ellerinden geleni yapmaya çal›flt›lar. Yapamad›lar, yoruldular. Bu tarih içinde onlar›n da yerleri var, sesleri var, emekleri var.

Müzi¤inizi ne olarak adland›r›yorsunuz, nas›l tan›ml›yorsunuz? Biz devrimci duygularla halk müzi¤inin, bu halk›n müzi¤inin günümüzdeki temsilcisiyiz. Buna çeflitli adlar konulabilir: “Devrimci Müzik” de denilebilir, baflka isimler de verilebilir. Esas olan yapt›¤›m›z müzi¤in ad›ndan çok, niteli¤i, bu müzi¤in çizgileri. Biz devrimciyiz, devrimci sanatç›lar›z. Hayata bir bak›fl›m›z var, sanata da bir bak›fl›m›z var. Sanat›m›z› bu bak›fl aç›s›yla ele al›yoruz. 25. y›lda dönüp bakt›¤›m›zda bu anlamda gurur duydu¤umuz tablolar var. Kimi zaman insanlar umutsuzlu¤a düflecekken bizim flark›lar›m›zdan güç alarak ayakta durmufllar, bizim flark›lar›m›zla direnmifller. Hayatlar›n›n en zor dönemlerinde bizim flark›lar›m›z onlara moral vermifl. Birçok evde çocuklar bizim flark›lar›m›zla büyümüfller. Bunlar› çok defa yaflayarak gördük. Bunlar bizim için birer gurur tablosudur. Bizler asl›nda bunu yapmak istiyorduk, istiyoruz. fiark›lar da çok önemlidir, flark›lar da bir güç kayna¤›d›r, yeri geldi¤inde birer silaht›r, en zor koflullarda flark›lara tutunarak umudumuzu koruyabiliriz. Biz böyle flark›lar yapmaya çal›flt›k. Sürüp giden mücadelenin bu anlamda bir parças› olmaya çal›flt›k. 25 y›ll›k tarihimizin belki de bir özeti budur. Bunun için bizi susturmaya çal›flt›lar, bunun için en olmad›k bask›lara maruz kald›k. Ama e¤er flark›lar samimiyse, halk›n gerçek duygular›n› ifade ediyorsa hiçbir güç, hiçbir yasa, hiçbir silah bu flark›lar› engelleyemez. 25. y›lda da durum budur asl›nda. ‹nsanlar›n yüreklerine, beyinlerine nüfuz etmiflse flark›lar›m›z; hiçbir güç bunu ortadan kald›ramaz. Nitekim de kald›ramam›flt›r. 20 albüm yapt›k, geçmiflten bugüne yüzleri bulan flark›lar›m›z içinde birço¤u hala insanlara bir umut, bir direnifl gücü, bir yaflam sevinci tafl›yor, hala insanlar›n dillerinde. Biz de bunu yapmaya çal›flt›k. Bu anlamda baflar›l› oldu¤umuzu da düflünüyoruz. Tabii ki daha iyisini de yapmak gerekir. Tabii ki yanl›fl-eksik, bunlar› yeterince ifade edemeyen flark›lar da yapt›k. Ama bir bütün olarak bakt›¤›m›zda 25. y›la gelebilmiflsek demek ki halk›n deste¤ini alabilmifliz, halk›m›z bizi benimsemifl, biz de halktan güç alm›fl›z. Halktan güç almayan, halk› yakalayamayan hiçbir müzik grubu 25 y›l yürüyüp gelemez. Sanatta militanl›k, ya da sloganc› sanat gibi düflünceleri nas›l de¤erlendiriyorsunuz? Bizi baz›lar› elefltiriyor, “bunlar sloganc›, bunlar militan“ diye. “Asl›nda yapt›klar› sanat de¤il, ne sanatsal gücü ne de esteti¤i var, siyasal mesajlar›n› ezgilendirerek söylüyorlar vs.” diyenler var. Biz onlara flunu söylüyoruz: Hiçbir militan, hiçbir sloganc›, e¤er sanat›n gerektirdiklerini yerine getirmiyorsa 25 y›l ayakta kalamaz, 25 y›ll›k bir

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 27


“... yapaca¤›m›z müzi¤in de halk müzi¤inden beslenmesi gerekti¤ini ama yeni türkü, yeni flark› ile yap›lmas› gerekti¤ini düflünüyorduk. Yani bizim flark›lar›m›z direnifl bilincini, yaflam sevincini anlatacak, afl›layacak flark›lar olmal›yd›...” tarih yazamaz. Biz devrimciydik, do¤ru. Devrimci duygu ve düflüncelerimiz vard›, aynen devam ediyor, do¤ru. Ve bu duygu, bu düflüncelerle biz sanat yapt›k, müzik yapt›k, yap›yoruz. Sanat›n dilinde, müzikle anlatt›k anlatacaklar›m›z›. O yüzden halk bizi benimsedi, o yüzden kal›c› olabildik, o yüzden 25 y›ll›k bir tarih yazd›k. Hiçbir sloganc› grubun, ne yaparsa yaps›n 25 y›l ayakta kalmas› mümkün de¤ildir. Elitist ise, halktan kopmuflsa, o da ayakta kalamaz. Biz günah›m›zla sevab›m›zla ayakta kalabilmiflsek; sanat yapt›¤›m›z için, müzik yapt›¤›m›z için, sanat›n dilini etkili kullanabildi¤imiz için, do¤ru devrimci duygu ve düflüncelere sahip oldu¤umuz için, bunu sanat›m›za yans›tabildi¤imiz içindir. Belki 25 y›l bir baflka ifade ile budur. Son albümünüz “Bafle¤meden”de daha önceki albümlerinizde görmedi¤imiz rock, hiphop tarz›nda flark›lar›n›z var. Bunlar hakk›nda neler dersiniz? Evet “Önceden daha farkl› bir diliniz vard›, bugün daha farkl› bir noktadas›n›z neden?” gibi, müzikal çizgimiz aç›s›ndan sorular soruluyor. Ama asl›nda bütün olarak de¤iflti¤imizi kastederek soruluyor bu sorular. Her fleyiyle, yani ifade edilen konular da de¤iflmifl, konular› iflleyifl biçimi de de¤iflmifl gibi. Bu böyle de¤il. Biz bu tür sorulara Naz›m’›n dizesiyle cevap verebiliriz: “Bizim için gönül yine o gönül, kafa yine o kafa”. Elbette ki biz kendimizi yenilemeliyiz. Biz hiçbir kal›b›n içine s›k›flan olmamal›y›z. Bizim siyasal hayat›m›z da, devrimcili¤e bak›fl›m›z da, sanata, müzi¤e bak›fl›m›z da böyledir. Hiçbir flablona, kal›ba s›¤d›r›lamad›. Kendi topraklar›m›za aya¤›m›z› basarak hep yeniyi yaratt›k. Bu anlamda tarihimize bakt›¤›m›zda bizimle bafllayan bir sürü yeni gele-

““... Biz günah›m›zla sevab›m›zla ayakta kalabilmiflsek; sanat yapt›¤›m›z için, müzik yapt›¤›m›z için, sanat›n dilini etkili kullanabildi¤imiz için, do¤ru devrimci duygu ve düflüncelere sahip oldu¤umuz için, bunu sanat›m›za yans›tabildi¤imiz içindir. Belki 25 y›l bir baflka ifade ile budur...”

28 | TAVIR | HAZIRAN 2010

nekler var. Bu da bunun ifadesi. Biz statükocu de¤iliz kendimizi yenilemeliyiz, söylemimizi de yenileyebiliriz, müzikal tavr›m›z› da yenileyebiliriz. Yeter ki bütün bu yenilikler anlatt›¤›m›z perspektiften yoksun olmas›n. Yani halktan kopmayal›m, hayattan, yaflananlardan kopmayal›m, mücadeleden kopmayal›m, önemli olan budur. Bu kulvar içerisinde bugün yaflanan birçok fleyi, de¤iflen kültürü, kitlelerin, halk›n ruh halini göz önüne alarak, sanat›n teknik ve niteliksel geliflimini göz önüne alarak biz de kendimizi de¤ifltirebiliriz. fiark›lar›m›z› onlar›n bu de¤iflkenliklerine denk düflen tarzda, biçimlerde yaparak onlara ulaflt›rabiliriz, bu bizim görevimiz. Devrimcilik de budur, kendini yenileyebilmektir. Bizim yapt›¤›m›z da bu. Kendimizi yenilemeye çal›fl›yoruz. Mant›¤›m›z de¤iflti, kafam›z de¤iflti gibi bir durum söz konusu de¤il. Çok teknik tart›flmalara girmek do¤ru de¤il, hiphop vs. konusunda... Bunlar protesttir, bunlar muhaliftir, bunlar düzeni, statükolar› reddeden çizgilerdir. Biz bunlar› kendi anlay›fl›m›z içinde müzi¤imizde de¤erlendirmek istiyoruz. Yapt›klar›m›z yeterli olmayabilir. Bizim “rock’›, hiphop’u yanl›fl biçimlerinden s›y›r›p ayaklar› üzerine do¤rulttuk” gibi iddialar›m›z, ifadelerimiz olamaz, bu çok abart›l› olur. Biz bunlar›n ortaya ç›k›fllar› itibariyle muhalif özü oldu¤unu biliyoruz ve bunlar› da müzi¤imizde kullanmak istiyoruz. Yapt›klar›m›z yeterli

“... fiark›lar da çok önemlidir, flark›lar da bir güç kayna¤›d›r, yeri geldi¤inde birer silaht›r, en zor koflullarda flark›lara tutunarak umudumuzu koruyabiliriz. Biz böyle flark›lar yapmaya çal›flt›k...”

midir, gerçekten düflündü¤ümüz gibi olmufl mudur, bunlar tart›fl›l›r, ama biz flunda kararl›y›z: biz kendimizi yenileyece¤iz ve halk›n kültüründeki, alg›s›ndaki, ruh halindeki geliflmelere göre de biçimlerimizi yenileyebiliriz. Buna devam edece¤iz. Çünkü hiçbir fley durmuyor, hayat devam ediyor. Önemli olan, yapt›¤›m›z›n özü do¤ru olsun, yapt›¤›m›z yoz olmas›n. Sürekli yeniyi, do¤ruyu aramak bizim için önemli. Bu da devrimciliktir ve sanatta da bunu yapmak gerekir. Biz bunu devrimcilik olarak kavr›yoruz. Ama demin dedi¤imiz gibi: “Gönül yine o gönül, kafa yine o kafa.” Baflka türlü düflünenler hiç yorulmas›nlar, biz ayn› yolda yürüyoruz. Bizi seven insanlar›n, de¤er verenlerin samimi elefltirilerine hep a盤›z. Bunlar bizi ilerletiyor. Bu anlamda yapt›klar›m›z› herkesle de tart›flabiliriz, önyarg›l› ve subjektif de¤ilse bütün elefltirileri de dinleyebiliriz. Tabi asil olarak halk nezdinde yapt›klar›m›z›n yank›s›, etkisi önemli, bunu anlamaya çal›fl›yoruz. Bu bize yön veriyor. Bu yenilikler Grup Yorum’u popülizme götürmez mi? Grup Yorum: Bizim bir tarz›m›z var. Bu tarz popüler bir tarz de¤il. E¤er biz popülist yaklaflsayd›k, piyasada çok daha tutan tarzlar var.


Çok rahatl›kla onlara yönelebilirdik. Yapt›klar›m›z, yöneldiklerimiz onlar de¤il. Bizim bir tarz›m›z var. “Bu tutar, popülerdir” diye piyasadaki hiçbir “sound”a bu flekilde düflünerek taviz vermedik, vermiyoruz. Yapt›klar›m›z öyle alg›lan›yorsa yanl›fl alg›lan›yor. Örne¤in hangi hiphop flark›s›nda son albümümüzdeki Sor Beni flark›s›ndaki gibi sözler var. Biz bu konularda da kendi tarz›m›z› yaratmaya çal›fl›yoruz, çok büyük iddialar›m›z yok ama bu yolda devam edece¤iz kendimizi yenilemeyi sürdürece¤iz. Rock’›n protest, isyanc›, dinamik yan›ndan da yararlanmak gerekir diye düflünüyoruz. Ve müzi¤imizde bunlar› gerekli oldu¤u, etkili oldu¤u yerde yapmay› düflünüyoruz ve yapaca¤›z. Bu, bizim tarz›m›z›n, Yorum deyince akla gelen tarz›m›z›n de¤iflece¤i anlam›na gelmez. Böylece kendimizi yeniliyoruz, zenginlefliyoruz, kendi kulvar›m›z içinde yeni ufuklar açmaya çal›fl›yoruz. Bunlar› yapmaya ÇALIfiIYORUZ. Çal›flmaya da devam edece¤iz.

foto: muhsin akgün “... Biz devrimciydik, devrimci gibi duyduk, yaflad›k, söyledik ve bunu da flark›lar›m›za yans›tmaya çal›flt›k. Gerçekten inand›¤›m›z gibi yaflad›k ve sanat yapt›k. Bu anlamda en temel ilkemiz; yaflad›¤› gibi üretmek, üretti¤i gibi yaflamak oldu. Bu, bütün dediklerimizin toplam› zaten. Yarat›lan gelene¤in esas›, özü. Sahte bir fley yoktu bizde. Ve inand›¤›m›z için de, kimseye boyun e¤medik, susmad›k...”

Biz kendimize güveniyoruz, yanl›fl da yapabiliriz, yanl›fl yaparsak da o yanl›fltan döneriz, ama yeniden kendimizi yenilemeye devam ederek… Yani aray›fllar›m›z› sürdürece¤iz... Yani biz onun do¤rusunu aramay› sürdürece¤iz, bulaca¤›z. O konuda kendimize güveniyoruz, bu gücümüz, bu anlay›fl›m›z var. Bu konularda subjektif olanlar, önyarg›l› olanlara fazla diyecek bir fley yok... Halk asl›nda bunlar› böyle tart›flm›yor, halk›n düflünceleri esas olarak önemli... Ama bizim felsefemizin bafl›ndan beri halk›n hep bir ad›m önünde olmak oldu¤u, “popülist” elefltirilerine esas cevapt›r. Hep halk›n bir ad›m önünde olduk. Mesela bizim flark›lar›m›z› halk ilk dinledi¤inde sevmedi, yabanc› geldi, yeni geldi onlara. Ama biz devam ettik. Biliyorduk ki halk›n gerçek duygu ve düflüncelerini samimiyetle ifade ediyoruz ve bu anlafl›lacak. Nitekim de öyle oldu. Bafllang›çta gerçekten de bizim flark›lar›m›z hafiften “bu ne flimdi” fleklinde tepki gibi, tedirginlik yaratan bir flekilde alg›land›, karfl›land›. Zamanla, flark›lar›m›zdaki duygu ve düflünceler onlar›n içine iflledikçe, kendi duygu ve düflüncelerinin ifade edilifli oldu¤u anlafl›lmaya baflland›. Bizim flark›lar›m›z›n dinledikçe zamanla seviliyor olmas›n›n nedeni de bu. Yeni bir fley yap›yoruz çünkü. Ama bir ad›m önünde, yani halktan tamamen kopuk, kendimizi tatmin eden, deneysel-akademik çal›flmalar da de¤il yapt›¤›m›z. Halk› da e¤itmek, onlar›n alg›s›n› da yenilemek, ileriye götürmek diye bir sorunumuz var, bunu da yaparken onlardan kopmadan, bir ad›m önünde olmak gerek... Bunu yapmaya çal›flt›k, çal›fl›yoruz. Bu geliflimi yumuflama olarak düflünenlere, “Sen, ‘Defol Amerika,

tank›n›z› topunuzu, soyunuzu sopunuzu ataca¤›z yurdumuzdan’ diye yumuflak bir marfl duydun mu?”, diye sorar›z... Biz yine halk›n sorunlar›n› dertlerini anlatmaya çal›fl›yoruz, bizim devrimcili¤imizde bir sorun yok... Yirmi befl y›l olmufl, dile kolay. Bu yirmi befl y›lda neleri hedeflemifltiniz, bunlardan neleri baflard›n›z, neleri baflaramad›n›z? Bir kere kendimize özgü müzikal bir dil yaratt›k. En baflta bunu baflard›k. Grup Yorum tarz› hem müzikal olarak, hem de devrimci sanatç› tavr› olarak bir kültür yaratt›. Bu salt müzikal “sound” de¤il. ‹çeri¤e de, dile de yans›yan, hatta yaflam prati¤ine yans›yan bir sanatç›l›k örne¤i yaratt›k. Bu 25 y›l›n hiçbir kesitinde ne flan-flöhret, ne para-pul bizi belirlemedi. Biz kendimizi birer kültür iflçisi, birer nefer gibi düflündük, böyle yaflad›k. Bu temel noktalardan biri, en gururla söyleyece¤imiz fleyler bunlar. Biz hakiki olduk, inand›¤›m›z›, gerçek duygu ve düflüncelerimizi söyledik, özümüz-sözümüz bir oldu. Biz devrimciydik, devrimci gibi duyduk, yaflad›k, söyledik ve bunu da flark›lar›m›za yans›tmaya çal›flt›k. Gerçekten inand›¤›m›z gibi yaflad›k ve sanat yapt›k. Bu anlamda en temel ilkemiz; yaflad›¤› gibi üretmek, üretti¤i gibi yaflamak oldu. Bu, bütün dediklerimizin toplam› zaten. Yarat›lan gelene¤in esas›, özü. Sahte bir fley yoktu bizde. Ve inand›¤›m›z için de, kimseye boyun e¤medik, susmad›k. Gerçek, inand›¤›m›z, samimi duygular›m›z›, düflüncelerimizi hiç kimseye pabuç b›rakmadan söyledik, söylemeye devam ettik. Aynen

HAZIRAN 2010 | TAVIR | 29


idam sehpas›na ra¤men Pir Sultan’›n dedi¤i gibi, yolumuzdan dönmedik yani. En önemli ay›r›c› noktalardan biri de budur. Aynen Mahsuni gibi, ‹hsani gibi, aynen Ruhi Su gibi. O mücadele tarihinin, o zincirin halkas›y›z. Egemenlerin de bizim üzerimize bu kadar azg›nca, bu kadar a¤›r sald›rmas›n›n nedeni budur asl›nda. Enver Gökçe’ye, Ahmed Arif’e, Ruhi Su’ya, ‹hsani’ye, Mahsuni’ye nas›l sald›rd›larsa, ayn› gaddarl›kta, ayn› yo¤unlukta bize de sald›rd›lar. Bask›lar, yasaklamalar, tutuklamalar, kasetlerimizin kurflunlanmas›, flark›lar›m›z› çalan radyo çal›flanlar›n›n iflten at›lmas›, Kalan Müzik’in kapat›lmas›, bunlar› ço¤altabiliriz... Türkiye’de müzik alan›nda Grup Yorum denince akla gelenlerden biri de Kalan Müzik. Uzun y›llard›r albümleriniz hep Kalan Müzik’ ten ç›kt›, yine son albüm de öyle. Bu birlikteli¤in bu kadar zaman devam etmesinin sebebi nedir? Bu tarih içinde Kalan Müzik firmas›n›n da önemli bir yeri vard›r. Bize sayg›, vefa gösteren bir firmad›r Kalan Müzik. Belki ayn› düflünmüyoruz ama sayg› gösterdi, vefa gösterdi bize Kalan Müzik. Çünkü Hasan Salt›k bizim gibi düflünmedi¤i halde hakk›nda dava aç›ld›¤›nda gitti ve savundu. Bu çok özel bir durum. Tarz›m›z› elefltiriyor mesela. Ama bu albümlerden dolay› da hakk›nda bölücülükten, hatta örgüt sempatizanl›¤›ndan dava aç›l›yor. Mahkemelerden kendini kurtarmak için bize uygulad›¤› hiçbir bask›, flikayet vs. olmad›. Ya da gidip mahkemeye, “bunun benimle alakas› yok” filan diye bir tavr› da olmad›, savundu. Bu önemli gerçekten. Kalan, kimsenin yapmad›¤›n› yapt›. Bugünkü halinden, düflüncelerinden ba¤›ms›z olarak böyle bir tav›r ve tarih var ortada. Bundan sonras› için ne gibi projeleriniz, düflünceleriniz var önünüze koydu¤unuz? Daha baflka gönlümüzden geçen, yapmak isteyip de yapamad›¤›m›z çok fley var tabi ki. Deneysel çal›flmalar yapmak isterdik, halk bilim araflt›rmalar› yapmak isterdik. Bu halk›n tarihini yazd›¤› köy türkülerini derlemek isterdik. Bunlar hep içimizde ukte olmufl, en büyük zenginlik olarak gördü¤ümüz o kültürü günümüze tafl›mak gibi fleyler yapmak isterdik ama bunlar› yapamad›k çünkü ne zaman›m›z oldu, ne de yeteri kadar enerjimiz. Üstümüzdeki bask›lar da çabas›. Halk›n de¤iflik kesimlerinin müziklerini incelemek ve ifllemek isterdik. Yani flu mücadeleden uzaklaflt›ktan sonra kendi etnik kimliklerine dalanlar, düzende bir liman gibi s›¤›n›p dal›yorlar. Ama biz devrimci gibi ele almal›y›z. Etnik kültürlerin dili, ezgileri kaynaklar›, inançlar› vs, türküsü, deyifli nas›l, nereden ç›km›fl, hangi hayatlar›n yans›malar›, bunlar böyle ciddi araflt›rma konular›, tez konular›, akademik konular. Biz bir akademisyen gibi de¤ilse de ama bir devrimci gibi onlar› bulup ç›karmak, varsa içinde bir ›fl›k günümüze tafl›mak isteriz. Yani yeni flark›c›lar›n; Atahualpa Yupanqui, Violetta Parra’n›n, Victor Jara’n›n yapt›klar› gibi iflleri de biz yapmal›y›z. Ama buna da zaman bulmakta zorland›k. Baz› arkadafllar›m›z araflt›rma için gitmek istediler, ama malum koflullarda mümkün olmad›. Peki somut bir çal›flman›z var m› bu aralar? fiimdi önümüzdeki çal›flmalardan biri enternasyonal flark›lar projesi, de¤iflik dillerden türküler söylemek istiyoruz. Bu proje arac›l›¤› ile

30 | TAVIR | HAZIRAN 2010

bir sürü flark›y› dinliyoruz, kafa yoruyoruz. Bu boyutuyla önemli. Albüme girecek flark›dan ziyade halklar›n flark›lar›, tarzlar›, nerenin flark›s› oldu¤unu anl›yoruz. “Sound”u, kokusu, t›n›s› bunu anlamak da önemli. Biz Anadolu topraklar› üzerinde yaflayan bütün halklar›n türküsünü, flark›s›n›, sevincini duygusunu anlatmaya çal›flt›k. Bu anlamda da Kürtçe, Zazaca, Arapça, Lazca, Çerkesce söyledik. Bu alanda yeterli oldu¤umuzu da düflünmüyoruz. Biz hepsinin kardefl oldu¤unu, hepsinin kurtuluflunun, ac›s›n›n umudunun kurtuluflunun ayn› oldu¤unu, dostunun düflman›n›n ayn› oldu¤unu düflünüyoruz ve biz esas olarak onlar›n tercüman› olmay› düflünüyoruz. Onlar›n bu duygular›na tercüman olmak istedik. Yapmak istedi¤imiz de budur, bu anlamda esas olarak yeni bir gelenek. Kendimiz de öyleyiz. ‹çimizde Alevi, Sünni, Kürt, Türk, Araplar oldu gelip geçenler aras›nda Laz, Çerkes oldu. Enternasyonal müzik deyince, ülkemizde etnik müzi¤e dair baz› örnekler var, bunlar hakk›nda neler söylersiniz? Burada da söyledi¤imiz fleylerde, biz milliyetçi de¤iliz. Anadolu bütün haklar›n bir bahçesi, onlar›n eflit kardeflçe yaflamalar›n› istiyoruz, savunuyoruz ve onlar›n bu duygular›n›n hiçbirini di¤erinin önüne koymadan enternasyonalist bir bilinçle, halklar›n kardeflli¤i bilinciyle yapmaya çal›flt›k. Tabi isyanc› duygular›n›, devrimci duygular›n›, gerçek duygular›n› ifllemeye çal›flt›k ve biz bunlar› sömürmedik. Sömürenler de var. Etnik Müzik, “World Müzik” falan diyerek, türküler kardefltir deyip içeriksiz ama onlar› biraraya getirenler var, iflin teknik boyutunda sanat boyutunda kalanlar var. Biz öyle olmad›k, öyle olmay› da do¤ru bulmuyoruz ama tabi ki keflke dedi¤imiz noktalar var. Keflke biz de gruplar kursak, bir devrimci gibi. Bütün ac›lar›, sadece aflk vs de¤il... Etnik veya world müzik yapanlar rahat, tepki çekmeyecek konular› iflliyorlar. Kaybettikleri nokta da o zaten, düzen içi hitap eden noktada kal›yorlar. Gerçekten samimi duygularla yapanlar›n demokratik faaliyet ad›na yapt›klar› kültür ad›na iyi bir fley, biz onu yads›m›yoruz. Fakat yanl›fl olan bunu bir var olma, bir rant, bir sömürü niyetiyle yapanlar... Elbette bütün kültürleri ortaya ç›karmak, derinliklerine inmek laz›m, çünkü bunlar halk›n yaratt›klar›, kaderciyse, halk kaderci, duaysa halk›n duas›. Ha bunlar› aynen alal›m anlam›nda de¤il, bilmek aç›s›ndan, dualarla, deyifllerle de tarih yaz›lm›fl. Bunlar›n hepsinde de halk›n tarihi var. Nas›l bir tarih var, kaderci bir tarih var aynen Naz›m’›n dedi¤i gibi “onlar ki toprakta kar›nca, suda bal›k” diye bafll›yor ya, “korkak, hakim, cesur, çocukturlar”. Biz bütün bunlar› araflt›r›p inceleyip bulup ç›kar›p, onlar›n içerisindeki ileriye giden devrimci demokratik özü al›p ifllemek aç›s›ndan bak›yoruz. Almak incelemek, ifllemek, günümüze tafl›mak, yenilemek. Bu konu önemli bir konu. Son olarak söylemek istedi¤iniz bir fley var m›? Buradan bütün dinleyicilerimize ve Tav›r okurlar›na sesleniyoruz. 12 Haziran’da ‹nönü Stadyumu’nda, o büyük halk korosu içinde, birlikteli¤in güzelli¤inin bilincinde olarak orada olaca¤›z, orada olal›m. Devrimin, sosyalizmin, gelece¤i kurmaya olan inanc›n umudunu yaflayal›m, coflkusunu yaflayal›m. Teflekkürler. Biz de teflekkür ederiz. J


mektup mektup

direnerek üretmeye devam ~ edecegiz... muharrem cengiz

Bu gün bizi bir araya getiren bir düflümüz var. 25 y›ll›k bir düfl. Bu, ad›na kardefllik sofras› deyip, diz k›rd›¤›m›z SOSYAL‹ZM’dir. Bu düfl bize ait, biz yaratt›k ellerimizle ve biz özgürlü¤ün emekçileriyiz. 25 y›l boyunca bir yan›m›z hep tutsakl›k oldu, ama bizler bunun bilinciyle hareket ettik. Ve ezgilerimizi demir kap›lar ard›ndan sizlere ulaflt›rmaya devam ettik. Ezgilerimiz bu günden yar›n› kurma hayaliyle ulaflt› sizlere ve hiç bafl e¤medik; bu bilinçle ürettik, bu bilinçle ayakta durduk. Direnerek üretmeye devam edece¤iz. fiimdiden heyecandan titremeye bafllad› dizlerim ve laf› daha fazla uzatmadan hofl geldiniz diyorum. Anadolu’nun dört bir yan›ndan gelip, bo¤az›n serin sular›na kar›flacak ezgilerimiz.

Hemen huzurlar›n›zda bize efllik eden tüm sanatç› dostlar›m›za da emeklerinden ötürü teflekkür ediyorum.

Ve kavgam›z›n baflkenti, ‹stanbul’umuzun dört bir yan›ndan, gecekondu mahallelerinden gelenler.

fiimdi hep birlikte hayk›ral›m özgürlük flark›lar›n›, çünkü bizi sab›rs›zl›kla dinlemeyi bekleyen dostlar›m›z var.J

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 31


fliir fliir

üzgünüm ama övünüyorum kemal özer

Bunca geç kald›¤›ma üzgünüm bulan›kl›ktan s›y›r›p yaflam› açmakta çal›flkan ellere. Bu sizin demekte, kavray›n s›ms›k›, sahip ç›kmak gerekir en önce. Al›nda biriken tere sahip ç›kmak, yorgunlu¤un ard›ndan beliren türküye. Kavga m› ediyorlar, bilsinler, niçin ettiklerini ve kiminle. Gelecek günlerin bilinci su versin ateflteki çeli¤e. Üzgünüm, insan›n da¤›lan yüre¤ini bir dizeyle birlefltirmek için bunca geç kald›¤›na fliirlerimin. Ama övünüyorum gene de kardefller, kavgaya girmekte geciksem bile yan›n›zda olaca¤›m yarat›rken zaferi.

32 | TAVIR | HAZ‹RAN 2010


mektup mektup

güler zere flimdi nerede? ümit ilter

“Üzgün olmaktansa öfkeli olmay› ye¤lerim...” (Ulrike Meinhof) )

Sevgili Oktay, Güler’in yazd›¤› bir mektubun sat›rlar›nda tan›d›k seni. Tan›flt›k diyemiyorum, haliyle senin bundan haberin olmad›. Olsun, biz tan›d›k seni, hatta k›zd›¤›n zaman çat›k kafll› bir çocuk oldu¤unu da ö¤rendik, Bu özelli¤in, k›zg›nl›¤›n ve merak›n hoflumuza da gitti. Asl›nda, biz de öyleyiz Oktay. Gerçi uzun bir süredir çocuk say›lm›yoruz ama k›z›nca çat›l›yor, kafllar›m›z hala. fiimdi oldu¤u gibi... Çocuklar› çok severdi Güler. Sen bunu zaten gördün, biliyorsun. ‹flte bu yüzden, Gülerimiz’e seninle bin selam verip, yine seninle bir soruya cevap arayal›m... Asl›nda, Oktay, cevab›n› arad›¤›m›z sorunun ilk sahibi de sensin. Hani Güler’i biraz da taciz ederek sormuflsun ya, “Eyüp Abi nerede?” diye, hat›rlad›n m›? Peki, hat›rlatal›m o zaman. Güler’in yazd›¤› mektubun seninle ilgili bölümü flöyleydi: “... Sonra bazen çocuklar geliyor Armutlu’daki bu eve. Yak›n zamanda bir çocuk geldi. Babas›n›n elini sald›¤› gibi koltu¤a geçti. Kafllar› çat›k. ‘Eyüp Abi nerede?’ diye sordu. Biz ses-

siz, biz suskun. (Biliyorsun, bu evde benden önce Eyüp Bafl yoldafl›m›z kalm›fl.) Ne cevap vermeli flimdi bu çocu¤a?... Sessizce çocu¤a bak›yorum, onun kafllar› hala çat›k: ‘Buras› Eyüp Abi’nin evi de¤il mi, nerede o?’ Sessizlik devam ediyor. Bir süre sonra kelimeleri bir araya getiriyorum: ‘Eyüp Abin burada de¤il ama büyüyünce onu göreceksin. Büyümen için de çok yemek yemen gerekiyor.’ Kafllar› yine çat›k: ‘Yemek yemem mi gerekiyor?’ ‘Evet, büyüyüp Eyüp Abini görmen için yemek yemen gerekiyor.’ ‘Domates de mi?’ ‘Evet domates de!’ ‘Peki patl›can?’ ‘Patl›can da!’ Susuyor sonra. Ne düflündü¤ünü anlayam›yorum. Belli ki kafas›ndan bir fleyler geçiriyor. Biraz kafas›na yatt›¤›n› düflünüyorum. Oysa ki Oktay çocu¤un kafllar› hala çat›k. Babas›n›n ›srar›yla kalk›p gidiyorlar sonra. Bir kaç gün aradan sonra kap› tekrar dövülüyor akflama do¤ru. Sibel aç›yor kap›y›. Karfl›da Oktay ve yine çat›k kafll›: ‘Eyüp Abi nerede?’ Onun o küçük elini tutsam ve kalbimin üzerine koyup, ‘‹flte

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 33


d›. Neyse ki olmad› öyle bir fley. fiimdi nerede oldu¤u da soru mu yani? Öldü iflte, hem de ac› çeke çeke. “Yaflas›n Güler” diyerek üstümüze yürüyen flu ayak tak›m›na da haddini bildirdik böylece. Nerede olacak, flimdi mezarl›ktad›r besbelli... *** Oktay! Çat›k kafll› çocu¤um, buraya gel. Elini ver, senin o küçücük elin gelece¤in s›cakl›¤›n› tafl›r ne de olsa. Ve senin avucunun içinde bir cevap arayal›m beraberce. Ne dersin Oktay? Hadi flimdi sen söyle bakal›m: Güler Ablam›z, kardeflimiz, k›z›m›z, yoldafl›m›z nerede?

burada Eyüp Abin’ desem, kafllar›n› daha da çatacak, biliyorum. Bugünlerde u¤ram›yor pek ama bekliyorum. Gelir. Oktay’›n o sorusu onun kafas›nda hep as›l› kalacak...” (Güler Zere’nin mektubundan) ‹flte böyle Oktay. Seni böyle tan›d›k ve sevdik biz. Peki, flimdi sen cevap ver bakal›m: Güler Abla nerede? Kocaman bir sorudur de¤il mi bu? Öfkedir. Asl›nda senin o küçük boyundan büyük sorular›n, bu cinayeti iflleyenlerin surat›na tutulmufl s›rl› bir aynad›r Oktay. Elbette, katillerin de bir cevab› vard›r. *** ‹flledi¤imiz cinayet tamam›na erdi nihayet. Bafllad›¤›m›z ifli bitirdik. Güler’in gülüflünü söndürdük. O malum iflareti yaparak, ikide bir gözümüze soktu¤u parma¤›n› da k›rd›k. Bu sonuca ulaflmak için elimizden geleni fazlas›yla yapm›fl, ifli flansa b›rakmam›flt›k. Tecrit, geç teflhis, tedaviyi aksatmalar, rapor vermemeler, o s›caklarda ‹stanbul’a getirilip götürülmeler, merhamet ve nedamet dayatmalar... hepsi ama hepsi, Güler ölsün diyeydi. Baflard›k! Serbest b›rakmak mecburiyetinde kalmak, o zaman ziyadesiyle koymufltu. Nas›l sahiplendiler öyle, Her gün, her yanda üstümüze yürüdüler. Halbuki sessiz sedas›z bitirecektik iflini. Ne duyan, ne de gören olacakt›. Ama herkese duyurup göstererek “demokratik” yüzümüzün faças›n› bozmaya kalk›nca, el mahkum oldu serbest b›rakmaya. Epey can s›k›c›yd› bu. Ya iyileflseydi?! Olabildi¤ince geç tahliye ederek, bu imkan› ortadan kald›rd›¤›m›za emin olsak bile, yine de can›m›z s›k›l-

34 | TAVIR |HAZ‹RAN 2010

Biliyorum Oktay biliyorum. Böylesi sorular ve cevaplar› erken büyütüyor daha fluncac›kken cümlemizi. Olsun be Oktay. Biz ki erken ölümler ülkesinin çocuklar›y›z, elbette erken büyüyece¤iz. Çatal›m kafllar›m›z› Oktay. Bugün kafl çat›yorsak, Güler’in Cemo’yu söyledi¤i yerlerde mavzer de çatar›z yar›n. Hem niye çatmayaca¤›z ki kafllar›m›z›? K›zg›n›z iflte! Öfkeliyiz! Hem söyle bakal›m, Güler Ablam›z nerede? Gel otural›m flöyle. Armutlu’dan Bo¤az’›n gelip giden sular›na, zamana ve hayata bakal›m. fiimdi suskunluk s›ras› sende olsun, çünkü sana bir fliir okuyaca¤›m: “Yolun düflerse k›y›ya birgün / Ve maviliklerini denizin seyre dalarsan / Dalgalara gö¤üs germifl olanlar› hat›rla / Selamla yüre¤in sevgi dolu / Çünkü onlar f›rt›nayla çarp›flt›lar / Eflit olmayan savaflta / Ve sonsuzlu¤unda enginin yitip gitmeden / Sana liman gösterdiler uzakta...” (Pierre jenan de Beranger, 1780-1857) fiiir deyince Oktay, fliiri de çok severdi Güler. fiiir kitaplar›n› baflucundan ay›rmazd› hapishanede. Elbette, ‹dil’in söyledi¤i o Naz›m Hikmet dizesini de iyi bilirdi: “Yaflam›fl say›lmaz zaten, yurdu için ölmesini bilmeyen” fiu kediler hiç böyle fleyler düflünmezler Oktay. Onlar, hangi çöpten yiyecek ne ç›kar derdindedirler. Ömürleri böyle geçer, çünkü onlar kedidirler. Serçeler, güvercinler ve hatta flu kargalar da böyle fliirler bilmezler. fiiir gibi de yaflamazlar zaten. Güler’in o güzel, o k›rm›z›, o zarif parmaklar›, nas›l bir hayat›n insan› oldu¤unu özetlemifltir tek hareketle. Bu bir tercihtir. Güzelli¤i, ödenen bedellerle yarat›lan onurundad›r. Ve Güler, yurdu için ölümü göze alma iradesi göstererek, ç›k›p Dersim da¤lar›na türküler söylemifltir. Devrim için dövüfl-


müfl, Sosyalizm düflü kuran Cemo’lardan olmufltur. ‹flte budur katline sebep suçu. Oktay! Soruya cevap vermedin henüz: Güler Ablam›z nerede? Evet, bu kez sen cevap vereceksin. Madem ki, çatkap› gelip “Eyüp Abi nerede?” dedin, flimdi ayn› soru senin kap›n› çal›yor iflte: Güler Abla nerede? K›z›lderililerin bir sözü vard›r Oktay. Cevab›m›za giden yolu ayd›nlatan bir sözdür bu, Yüzy›llar önce demifller ki: “Ölüler güç ve bilgilerini beraberlerinde götürmez. Yaflayanlara ilave ederler.” Fakat bu sözün, flu denizde dolafl›p duran binbir çeflit bal›k için hiçbir anlam› yoktur Oktay. Gerçi, K›z›lderili atalar da bu sözü bal›klar alemi için de¤il, insanl›k için söylemifller. ‹nsanl›k deyince Oktay, akl›ma seni çok seven bir ö¤retmen geliyor, Ad›, Makarenko. Hay›r, sizin okulun ö¤retmeni de¤il ama hayat denilen okulun ölümsüz ö¤retmenlerinden say›l›r. Ve bak bilgisini flimdi bize nas›l ilave edecek. ‹flte bu Makarenko, y›llar önce flöyle demifl: “Do¤a ölümü yaratt› ama insanl›k, ona meydan okumay› ö¤rendi.” Hay›r Oktay, hay›r benim çat›k kafll› haylazl›¤›m. O kelebekler ve flu a¤açlar, ölüme meydan okumay› ö¤renemezler. Böyle bir fley onlara göre de¤ildir, Ölümsüzlük, büyük insanl›¤a dair bir yaflam tarz›d›r. Ve ölmeden önce yaflan›r esas olarak... Da¤lar›n yücesinde ve duvarlar›n gölgesinde, Güler hep öyle yaflad› Oktay. Zulmün önünde e¤ilmedi. Daima dik durdu ve hep Ernesto’nun o cümlesini kurdu: “Ölüm nereden ve nas›l gelirse gelsin, savafl naralar›m›z kulaktan kula¤a yay›lacaksa... hofl gelir safa gelir...” Çat›k kafll›m, nerede kald› cevab›n: Güler Ablan nerede? Niye soruyorum bu soruyu sana, biliyor musun Oktay? Bunun cevab› belli asl›nda, Güler, çocuklar› hep çok sevdi. Bak›n öykülerine, patikalar afl›p geldi¤i köylü evlerindeki Dersimli çocuklar› anlat›r hep bize, Uzun hapishane y›llar› içinde rastlad›¤› adli mahkumlar›n “kadersiz” bebeklerinden, insaniyetini yitirmemifl kad›n gardiyanlar›n yanlar›nda getirdi¤i çocuklar›na var›ncaya de¤in, hepsi Güler’in mektuplar›n›n içinde dolafl›rlard›. Nerede bir çocuk görse, bahsederdi bir biçimiyle. Senden de öyle bahsediyordu iflte. Demin Ernesto’dan bahsediyorduk ya Oktay, onun bir de

can yoldafl› var: Fidel! fiimdi, Fidel de kat›ls›n sohbetimize... O halde kulak verelim Fidel’e: “ ... kifliler bir kere ayn› idealleri yürekleri içerisinde tafl›maya görsünler, art›k hiçbir kuvvet onlar› birbirinden ayr› tutamaz. Ne cezaevinin kal›n ve yüksek duvarlar›, ne de mezarlar›n› örten toprak y›¤›nlar›! Tek bir ilke, tek bir an›, tek bir ruh, tek bir duygu onlara umut ve kuvvet verecektir...” Görüyorsun ya Oktay, umudu güzel bütün insanlar, hep ayn› dille konufluyorlar. Güler de öyledir. Güzeldir. Kara gözleri, sevecen yüzü, içten gülüflü, berrak ruhu ve umudu güzeldir. Hele parmaklar›, o parmaklar› çok güzeldir. Uzun kara saçlar›n› flelale gibi ak›tarak omuzlar›ndan afla¤›, hofluna giderdi bu. Hem da¤da, hem damda, vazgeçmedi bundan. Ta ki... Kemoterapi dökene kadar. Sen gördü¤ünde yoktu de¤il mi saçlar›? Ama bu soruya de¤il, flu soruya cevap ver Oktay: Nerede Güler’imiz?... Ölümsüzlük ile özgürlük aras›nda do¤ru orant› vard›r Oktay. Vakti gelince o s›k›c› matematik dersinde, görürsün orant› hesaplar›n›. Ama okulda bahsetmezler sana, özgürlük ile ölümsüzlük aras›ndaki iliflkiden. Okula giderken Güler’e de söylememifllerdi zaten. O da sonra ö¤rendi bu gerçe¤i, Sonra ne mi oldu? Korku ve haz cumhuriyeti Güler’i vatandafll›ktan att›. Ama zaten Güler, o gerçe¤in gücüyle çoktan da¤lara ç›km›flt›. Özgürlük iflte böyle bir fleydir. Ayn› fleyi filozof Seneca da söylüyor asl›nda. Bak ne diyor: “Ölmeyi ö¤renmifl kifli, köle olmay› ö¤renmemifl kiflidir. Özgürlük iflte böyle bir fleydir.”

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 35


Havalar ›s›n›yor art›k Oktay’c›m. Sibel Yalç›n Park›’nda belki gene aç›k hava sinemas› düzenler flu bizim ‹dilci’ler. Belki, flu fiarlo’nun komik filmlerinden oynat›rlar. Söz olsun sana, beraber gider izleriz. Hatta, Dev-Genç’lilerin sataca¤› patlak m›s›rlardan da al›p yeriz. ‹flte o fiarlo’nun da bir sözü var Oktay, bak ne demifl: “‹nsanlar ölmeyi bildikleri sürece, özgürlük yok olmayacakt›r.” ‹flte bu denli özgür yaflad› Güler. Munzur rüzgar› saçlar›n› savurdu¤u zaman yaflad›¤› özgürlüktü. Ama sadece orada de¤il, dört duvar aras›nda volta atarken de özgürdü Güler. Özgür tutsak voltalar›n›, e¤ilmeyen boynuyla att› hep. Bedeniydi tutsak olan ve beynine zincir vuracak olan bir güç yoktu orada bile. Mavi voltalar att›, k›rm›z› türküler söyledi, içten öyküler yazd› ve yeri gelince de, feda gönüllüsü Boran olmak için bir ad›m öne ç›kt›. Özgürlük iflte böyle bir fleydir Oktay

ve ölümsüzlük, hayat›n içinden geçerken yarat›l›r. Cevab›n haz›r m› Oktay? Gerçi, senin çat›lm›fl kafllar›n da bir cevap say›l›r. Ama bunun ötesinde de bir cevab›n olmal›. Sen bunu düflünürken, ben sana Güler’in ustas› olan Mahir’in sözlerini de aktaray›m: “Düflenler geride kalmazlar. Onlar emekçi halk›n kalbinde, ruhunda ve bilincinde, devrimin önder ve itici sembolleri olarak yaflarlar...” Asl›nda o gün, Güler Abla özetlemifl bunu sana. “Eyüp Abi nerede?” deyince sen, “‹flte burada!” diyerek göstermifl nerede bulaca¤›n›. Elbette, sen yine yemelisin domatesi, patl›can›. Güler Ablam›z hakl›d›r bu konuda da... Hadi bakal›m Oktay, flimdi sen söyle bakal›m: Güler Ablam›z, k›z›m›z, kardeflimiz, yoldafl›m›z nerede? Çat›k kafll› haylaz›m, geçip giden zaman›n mayas›na kar›flan flu umutlu ezgileri duyuyor musun? Zulme boyun e¤meyen ve zalimden merhamet dilenmeyen canlar›n dilinden dökülür sadece: “Türküm bitmedi, sesim daha yitmedi / Ben hala türkü yak›yorum kavgada / Ellerimi, bilincimi, sesimi... tüm hünerimi kavgama verdim / Bofluna aramay›n mezarda beni...” Söyle bakal›m Oktay; Güler nerede? Elbette Oktay, elbette çat›k kafll› çocu¤um “‹flledi¤imiz cinayet tamam›na erdi nihayet” diyenler yan›l›yor. Evet iflledikleri tam anlam›yla bir cinayetti. Ki bunun böyle oldu¤unu, serbest b›rak›ld›¤› ilk gün söylemiflti zaten Güler: “Geç b›rak›ld›m. Beni ölümün k›y›s›na getirip öyle b›rakt›lar, Yaflam hakk›m gasp edildi. D›flar›da ‘ölme hakk›’ verdiler. Bunu da unutmayaca¤›m...” Evet, bu bir cinayet ama Güler’i öldürdüklerini zannedenler yine de yan›l›yor. Çünkü, dün “Yaflas›n Güler!” diyenler, bugün “Güler Zere Ölümsüzdür!” diyorlar. Ve sen çat›k kafll›m, arad›¤›m›z sorunun cevab› say›l›rs›n... Güler’i gören gözlerinden öpüyorum. O soruyu hayata sormaya devam et ve cevab› kendinde yarat. Domates yemeyi de unutma. Patl›can da. Güler’in dedi¤i gibi yani... Ve kafllar›n çat›k kals›n, ne de olsa, unutup unutturmayaca¤›z Güler’i as la...J


mektup mektup

sen hiç gitmedin gulam›n... gülay efendio¤lu

Önce ›l›k ›l›k kan›ma kar›flan sesini, sonra hasret hasret dalgal› kara saçlar›n›, sonra ufak ufak seken ad›mlar›n› ald›lar senden. Onlar›n senden ald›klar›na karfl›l›k senin kara, da¤l› gözlerin daha bir baflka konuflur oldu. Bilirim nas›l konuflursun o gözlerinle, nas›l güler nas›l seversin bilirim. On y›l› aflk›n bir zamand›r seni o gözlerinden tan›d›m, onlar›n içinde neleri neleri gördüm. “Gördüm” de¤il görüyorum elbette. Senin gözlerin olmadan ben ne görebilirim ki? K›rm›z›lar içinden havalanan bir çift ›fl›kl› sabah kufludur, senin kara gözlerin. fiimdi o ›fl›kl› iki kufl her sabah gelip ellerime konuyorlar, onlar› öpüyorum senin kara gözlerinden öper gibi. Bak›yorum gözlerine boydan boya Dersim da¤lar›. Onlars›z olmazd› zaten gözlerine yüre¤in vurmufl Zeynomuz, gözlerine yüre¤in vurmufl. Hani voltalar boyu iler-

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 37


lerdik ya, patikalardan da¤lar› aflar gibi, sen Munzur’un ak›fl› gibi anlat›rd›n; dinledikçe seni, gözlerindeki da¤larda yol al›rd›m. Dersim’in kara k›z› Zeynep’i, omuzunda izi adaletin ve koklasam ellerini ezber bilirim reyhan kokarlar hasret hasret -hani ellerini aç›p avuçlar›n› doland›r›rd›n ya reyhanlar›n üzerinde, gözlerin bir güzel süzülürdü de öyle ince bir ›rmak gibi gülümserdin ya, flenlenirdi gülüflünle dört duvar-... Geçen y›l havaland›rmam›zda bir küçük reyhan bahçesi yapm›flt› Besime senin için, üzerine titremifltik. Sen iyileflip gelecek, k›nal› avuçlar›n› üzerlerine sürecektin ve sana taze reyhan salatas› yapacakt›k. Onlar boy att›kça yüre¤imiz daha bir h›zl› çarp›yordu, sanki onlar boy att›kça sen geliyordun. Çok bekledik reyhan çok, yüre¤imiz seninle dolu çok bekledik. Sabaha karfl› u¤urlam›flt›k seni, daha gün do¤madan, alaca bir karanl›k vard› demir kap›n›n ard›nda seni bizden alacak diye korktum san›r›m ve ondan can›n› ac›tacak kadar s›k› kucaklam›flt›m seni. Yüre¤im s›zlam›flt›, nas›l ama nas›l. Besime de “Ne yapt›n!” diye k›zm›flt› bana. Sen ac›na ra¤men gülümsemifltin. fiimdi “Keflke hiç b›rakmasayd›m.” diyorum, öyle bir fleyin olamayaca¤›n› bilmeme ra¤men. O alacakaranl›k ne zaman ayd›nlanacak? Bir y›l, dört ay olmufl biliyorsun o ayr›l›k zaman›ndan bu güne. Asl›nda bir baflka beraberiz, her fley sensin, gözleri ›fl›kl› Gülerimiz. Her fley sensin, ben senim. Besime sen, birbirimize bak›p sana olan hasretimize ilaç eyliyoruz... Hani derler ya “Yeni y›la nas›l bafllarsan öyle gider.” diye ve sen istemifltin senin için kucaklaflarak yeni mücadele y›l›na bafllamam›z› öyle de yapm›flt›k biliyorsun. Sen istersin de yapmaz m›y›z? fiimdi yine senin için kucaklafl›yoruz s›ms›k›. Ve hat›rlar m›s›n hasta halinle bize hediyeler haz›rlad›¤›n 2009’un y›lbafl›n›? Sen unutsan da biz unutmay›z, son ana kadar hediyelerini nas›l sak-

Bir ezgi duyuyorum yüre¤ime iflleyen “Güler çok sever bunu” diyoruz. Evet her içimize iflleyen ezgiyi sen seversin biliyorum. Sevdi¤in her fleyi bilirim; senden, sevginden bilirim ve flimdi senin sevdi¤in türküleri söylerken sesi titriyor Besime’nin. Söz geçiremiyoruz senin ard›na düflen gözlerimize. Bu damlalar›, bu ›rmaklar› Munzur say Gulam›n, yi¤it Kürt k›z›, Munzur say... Munzur senin hasretinle dolu gözlerimizden ak›yor. Çatma güzel gözlerinin üzerine kafllar›n›, dünyan›n bütün dereleri aksa bile so¤utamaz yüre¤imdeki öfkeyi.


lay›p, nas›l da paketlemifltin. O hediyelerin bizim hazinemiz flimdi, sevgisi da¤ güzel yoldafl›m... Sana yaz›yorum evet ama sana yazmak bu kadar zor olmamal› Gülerim. Hani sen bizi anlatacakt›n. “Sen güzel anlat›rs›n” derdim de “Yok banane anlatmayaca¤›m.” diye espri yapard›n. Ellerin ellerim, yüre¤in yüre¤im, ama yine de anlatam›yorum, çünkü ben hala inanam›yorum “Güler bizi b›rak›p gitmez, onu bizden alamazlar.” diyorum. Yine incecik örgüler yapaca¤›m k›nal› saçlar›na ve sen mis kokulu defterini aç›p fliirler okuyacaks›n, kendimden geçer gibi seni dinleyece¤im: “Gül kokuyorsun amans›z kokuyorsun.” diyordu senin sesinden Edip Cansever ve flimdi sen öyle amans›z, öyle güzel kokuyorsun. Gülmez gülüyor senin güllerinle. ‹stanbul’dan Elaz›¤’a gülden bir yol senin sevdi¤in gibi k›rm›z› ve senin sevdi¤in gibi tepedesin önünde boydan boya Dersim... Bütün cesaretimi toplay›p fliir defterini elime ald›m, nas›l da seni özlemifl fliirler. fiiirler de Dersim’i büyük harflerle yazd›¤›n yetmemifl baz› flehir isimlerini Dersim diye de¤ifltirmiflsin, okurken: “Ah Güler sen çok yafla!” dedim ve durdum. “Çok yafla!” derken gö¤sümün orta yerindeki yara aç›l›yor bir gonca tazeli¤inde, o da sen. Durdum “Ne diyorum ben?” dedim ve senin hayk›rarak söyledi¤in gibi “Al›flamam ölüme, al›flamam!” diye hayk›r›p duvarlar› parçalamak istiyorum. “Bu defter niye böyle güzel kokuyor?” diye soruyorlar, “Gülerin de ondan.” diyorum. Biliyorlar seni, kim bilmez ki? Buras› senin son u¤rad›¤›n hapishane, herkesin dilinde yüre¤inde sen, flu duvar›n dibi, bu ranza, iflte gülüflün dolafl›yor yürekten yüre¤e: “O bir baflkayd›, onca ac›s›na a¤r›s›na ra¤men bizi güldürüyor taklitler yap›yor, okuyor, yaz›yor hiç durmuyordu, baflkayd›...” diyorlar. Bilmem mi nas›l da umudumuzca bambaflkas›n. Bilirim de yine de her yürekte daha bir güzel oluyorsun, seni böyle görmek hasretime iyi geliyor. Ve s›k›l› difllerimiz kara k›z, hem de nas›l s›k›l› Gulam›n, hani sen mevzide dimdik durup öfkeni ya¤d›rm›flt›n ya zulmün üzerine da¤lar›n doru¤unda. ‹flte flimdi öyledir yüre¤imin at›fl›, senin Zeynoca mevzide duruflun gibi. S›ms›k› yumruklar›m, s›ms›k› difllerim, sen vurulup kollar›ma düflmüflsün gibi, hasretinle bir olmufl öfkem kuflatm›fl beni. “Bunu unutmayaca¤›m!” demifltin bizlere güvenerek evet Gülerimiz unutmayaca¤›z ve öfkemizi ayn› senin gibi dimdik tafl›y›p, günü geldi¤inde yine senin gibi dayayaca¤›z adaleti omzumuza. Öfken böyle yüre¤ime sürülü olmasayd›, nas›l dayan›l›rd› bu ac›ya, bu ayr›l›¤a. “Hüznün isyan olur” diyor ya çok sevdi¤in flair, evet isyan oldu gümbürdüyor sevginle bir atan yüre¤imde. Bir ezgi duyuyorum yüre¤ime iflleyen “Güler çok sever bunu” diyoruz. Evet her içimize iflleyen ezgiyi sen seversin biliyorum. Sevdi¤in her fleyi bilirim; senden, sevginden bilirim ve flimdi

senin sevdi¤in türküleri söylerken sesi titriyor Besime’nin. Söz geçiremiyoruz senin ard›na düflen gözlerimize. Bu damlalar›, bu ›rmaklar› Munzur say Gulam›n, yi¤it Kürt k›z›, Munzur say... Munzur senin hasretinle dolu gözlerimizden ak›yor. Çatma güzel gözlerinin üzerine kafllar›n›, dünyan›n bütün dereleri aksa bile so¤utamaz yüre¤imdeki öfkeyi. Hasretin nas›l? Duydu¤umda, önce dimdik ayaktayd›m. Ard›ndan gelip “Gitme” demek için att›m ad›mlar›m›. Kap›daki ›fl›k sendin sanki, Besime’nin elleri ellerindi avucumda s›k›ca tuttum, gitme diye... Sonras› m›?.. Hiç bilmiyorum gözü kara, kara gözlüm, hiç bilmiyorum. Çünkü ben, çünkü biz sensiz olmay› bilmeyiz. Bilmeyeyim, hiç bilmeyelim. Yine tutup ellerinden “Kalk” diyorsun “kalkal›m slogan atmal›y›z” diyorsun. Day›m›z›n ard›ndan öyle olmufltu, ellerimden tutmufltun ve dizlerime derman olmufltun, umudun suyuyla y›kanm›fl gözlerine bak›p aya¤a kalkm›flt›m. Aya¤a kald›ran ellerin, gözlerin gider mi hiç? Gitmez! k›nal› avuçlar›nla Munzur suyu tafl›yorsun hasretinle yanan yüre¤ime. Avuçlar›ndaki sular y›ld›zlan›yor, gözlerindeki gibi. Hani demir parmakl› pencerene tutunup y›ld›zlar al›rd›n ya gözlerine, nas›l da mutlu olurdun öylesi zamanlarda. Bazan da diz k›rard›n y›ld›zlar›n önüne sonra dilinde usulca bir ezgi demir parmakl›klar› keser gibi. Y›ld›zlar› izlerken küçücük gövden kocaman bir da¤ olur gölgesine otururdum. Çok ayr›l›k gördük beraber Gulam›n. Kaç kez vedalaflt›k “Bir daha görüflemeyiz belki” diyerek. Aral›k’›n 19’uydu. Ellerinde atefl, nas›l dikilmifltin zalimin karfl›s›na. Avuçlar›ndaki ateflin ›fl›¤›nda gördüm, s›cac›k bir gülümseme vard› yüzünde ve o an b›raksalard› seni k›nal› avuçlar›ndan tutuflup umudun meflalesi olurdun bir an bile duraksamadan. Ve hep o karanl›k gecede oldu¤u gibi özgür tutsak marfl›n› söylüyorsun. Sen her koflulda flahans›n çünkü. Ve flimdi gözünün, gülüflünün de¤di¤i her yerde umut k›v›lc›mlan›yor. O ›fl›kl› iki sabah kuflu, k›rm›z› kanatlar›yla kavgam›za seni tafl›yorlar. Böyle yan›mdayken seni nas›l böyle özlüyorum bilmiyorum. Mayam›z sevgi olunca hasreti de ona göre oluyor de¤il mi? Her fley s›¤maz bir mektuba bilirsin ve t›pk› senin yar›m kalan roman›n gibi yar›m kal›r her fley, sensiz kal›rsak. Ama yok Gulam›n, ama yok Zeynomuz, biz sensiz kalmay›z, Biz’i sensiz b›rakamazlar. Umutlu kavgam›zdan baflka hiçbir yere s›¤d›ramazlar seni. Dersim da¤lar›na bizden yana da bak kara gözlerinle, mutlak bir selam al›rs›n oradan. Sonras› iflte yaflamak budur Gülerim, sen hiç gitmedin...J

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 39


fliir fliir

halk›n güler’i inan gök

Duda¤›nda ac› okunmuyor gülüyor musun? Solu¤un durmufl gibi ölüyor musun? Gülüyorsan da Ölüyorsan da Kavgada Yaflamak ve ölmek Ömrünce gülümsemek gibidir Bu macerada Yüre¤in engel tan›maz bir nehir Nereye gitmek istersen O denize akabilir Bilirsin Böyledir devrimci olmak Duvarlar› k›ra k›ra yürürsün

40 | TAVIR | HAZ‹RAN 2010

Dalgalar› yara yara... Aslolan yürümek olunca ‹ster voltada ad›mla ‹ster tozlu sokaklarda Ya da yürü yüre¤ine halk›n Güler’isin... Gülüyorsan da bir Yürüyorsan da bir Kavgada fiimdi nehirsin Ölümsüzlük yurdunda Diledi¤in denize akabilirsin.


fliir fliir

zere’si güler... arif çimen

Her yerde her fley damlad›r Damlalardaki yaln›zl›k senin tekilli¤inde ummana yataklan›r Sözlerinle ça¤la da¤›t›rs›n Erir bu kötülüklerin ihtiflam› Dama¤›na dokundurursun topra¤› Eskiden kalma küllerde alevlenir. Dünyan›n kalbinde atan tek sessin Kalbine sus hançerlenir. Akars›n Umman›nda de¤iflir damlalar›n do¤as› Ve ben Zere-si Güler/ken senin Kana kana içerim suyu... Can(›m) olursun.

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 41


fliir fliir

~

daglara sordum seni ümit ilter

Da¤lara sordum seni Ayak izlerini saklayan da¤lara fiahan›md›r dedi en yücesi Ve düfltüm ard›na Ne kolye ne pranga K›rd›m düzenin esaret zincirlerini Rehberim oldu özgürlük flark›lar› Tebessümünü siper eyleyip vuruflurken... Yollara sordum seni Engebeli, dolambaçl›, sarp yollara Pir Sultan k›z›d›r dedi en uzunu Ve düfltüm ard›na Geriye dönenler gördüm figan makam›nda Ne yüzde fer ne yürekte aflk ne dizde takat Fakat yüzlerinde büyüyen çirkinlik vard› Anlad›m o zaman bir kez daha Ancak yar›na yürüyenler güzeldir bir kavgada... Dört duvara sordum seni Zulmün aynas› olan köhne duvarlara Yenemedi¤imdir dedi en kanl›s› Ve düfltüm ard›na Saymad›m geçip giden y›llar›

42 | TAVIR | HAZ‹RAN 2010


Tutksakl›¤›n koyusunda özgürlü¤ü yaflarken K›rklara kar›fl›p ömrümle savundum Aln›ma b›rakt›¤›n buseyi... Canlara sordum seni Halk›n ölümsüz evlatlar›na Yoldafl›m›z dedi hepsi birden Ve düfltüm ard›na Arad›m hayat›n ortas›nda Adresini sordum tarihe Hasretini gösterdi halk... Yumru¤uma sordum seni Kavgadan kaçmayan yumru¤uma Özümdeki kuvvettir dedi Ve düfltüm ard›na Sars›l›p da¤›ld› çaresiz keder ‹mkans›z say›lan zaferin gülüflünde Yumru¤umu kald›rd›m senin flerefine... Meydanlara sordum seni Ad›n› hayk›ran dost meydanlara Onurumuzdur dedi en kalabal›¤› Ve düfltüm ard›na Kalkt›m sonra yine düfltüm yine kalkt›m Yerlere yaz›ld›m boylu boyunca kaç kez Ne de olsa "Bu meydanda cengimiz var" Ve art›k meydanlar da aya¤a kalkm›flt›r... Yüre¤ime sordum seni Yan›k ve asi yüre¤ime Varoluflumdur dedi inançla Ve düfltüm ard›na Cellat kahkahalar›n›n kuflatmas›nda Duydum içten gelen umutlu sesini "Kimse duyamaz seni burada" dediklerinde Hayk›r›fl›n flaha kalk›yordu içimde...

Ölüme sordum seni Üstüne yürüdü¤ümüz ölüme Teslim alamad›¤›md›r dedi Ve düfltüm ard›na Ve düfltü kellem orta yere Koltu¤uma al›p yürüdüm O gün bugündür Mahir'dir ad›m... Sevdaya sordum seni O büyük sevdam›za Terk etmeyenimdir dedi Ve düfltüm ard›na Hakikat ateflinde Yunus olup Erdim sevdan›n güngörmüfl s›rr›na Aflk oldum sencileyin yand›m Fidanca fiimdi hangi zulüm kâr eder bana... Geceye sordum seni Zifiri elbisesiyle dolaflan geceye fiafa¤›md›r dedi en karanl›¤› Ve düfltüm ard›na Gözümü ay›rmadan malum y›ld›zdan Hayalini kurdu¤umuz günlere do¤ru Seher yeli oldum omuz bafl›nda... Ac›lara sordum seni Terinde dolaflan sanc›lara K›z›lc›k flerbeti içiyor dediler Ve düfltüm ard›na A¤r›lar›na kulak verdim Yaralar›na söz S›z›lar›ndan derledi¤im h›nc› Saltanat›n temeline yerlefltirece¤im... Hayata sordum seni Hayat denilen o kavgaya Güzelli¤imdir dedi tek kelimeyle Ve düflüp ard›na geldim iflte yamac›na Bin selam eylemek için gözlerinin karas›na...

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 43


çeviri çeviri

nikolay ostrovski’yi anmak-II stalin kaynak arflivi

Moskova’ya dönmek için can at›yordu; böylece yazar arkadafllar›na daha yak›n olacak ve yeni roman› F›rt›nan›n Çocuklar› üzerinde çal›fl›rken gerekli olan materyal ve tavsiyeler her an elinin alt›nda olacakt›. 1935 y›l›n›n sonlar›na do¤ru Ostrovski için 40. Gorki Caddesi’nde bir daire almay› baflard›k. Kas›m ay›nda ondan bir mektup ald›m:

m›z Nikolay Ostrovski’yi karfl›lamak için Serpukhov’a gittik. Yo¤un bir kar ya¤›fl› vard›. Uzun ve 盤›rtkan lokomotif ürkütücü bir gürültüyle yerleri örten yumuflac›k kar›n sessizli¤ini bozdu. Tren durdu¤unda yeflil servis arac›na ilerledik. Yuvarlak yüzlü genç bir kad›n kap›da belirdi. “Nikolay Ostrovski bu arabada m›?” diye sorduk. Gülümseyerek “Evet, evet,” diye cevaplad›.

“Bir hükümet görevlisi bana madalya vermek için birkaç gün içinde buraya gelecek. O zamana kadar buradan ayr›lamam. Hasta oldu¤um için doktorumdan da izin almal›y›m. Her fley halloldu¤unda sana gelifl tarihimi yazaca¤›m.” 40. Gorki Caddesi’ndeki daireyi haz›rlamakla meflguldük. Her fleyin onun sevece¤i biçimde olmas›na özen gösteriyorduk... Bu telafll› haz›rl›¤›m›z›n ortas›nda bana telefon geldi. Sochi’den gelen flehirleraras› bir aramayd›. D›flar›da tipi vard›. Ahizeyi kald›rd›m ve tipi u¤ultusuna müzik sesleri, ›sl›klar, çat›rt›lar da kar›flt›. Ve aniden, Nikolay’›n derinden gelen tok sesi kula¤›m› ç›nlatt›, sanki Sochi’den de¤il de iki ad›m ötedeki Arbat Caddesi’nden ar›yordu. “Ay›n on birinde Moskova’da olaca¤›m! Tren hareket eder etmez kompart›man›mda ‘genelkurmay’ toplant›s› yapaca¤›z! Bana orada olup biten her fleyi anlatacaks›n, ben de sana buradakileri anlataca¤›m. Deli gibi çal›fl›yorum!” Aral›k ay›n›n on birinde, dondurucu bir k›fl gününde, birkaç›-

44 | TAVIR | HAZ‹RAN 2010

Nikolay’›n kompart›man› karanl›k ve s›cakt›. Koridordaki solgun ›fl›¤›n mavi gölgeleri Nikolay’›n yüzüne yans›yordu. Kilo vermiflti; ama neflesi her zamanki gibi insanlara da hemen sirayet ediyordu; bembeyaz gülüflüyle etrafa mutluluk saç›yordu; zay›f yüzü öylesine hayat doluydu ki onun ne kadar hasta oldu¤u akl›ma bile gelmiyordu. Bizimle “Eski savaflç› saflara döndü” diye flakalaflt›; sesi gurur ve sevinç doluydu. Genç okurlar›n›n mola yerlerinde kendisi için düzenledikleri toplant›lardan bahsetti. Kompart›manda k›sa bir süre yaln›z kal›nca bana flöyle dedi: “Biliyorsun... Nas›l istedi¤imi... Onlar›n yüzünü görebilmeyi nas›l istedi¤imi. Bu harika o¤lanlar› ve k›zlar› öyle güçlü hissediyorum ki, onlar› gerçekten gördü¤ümü hayal etti¤im zamanlarda bana ne kadar da yak›nlar... Elbette yeryüzündeki en mutlu insan›m; ama onlar› görebilseydim, Genç Komünistler Birli¤i’nin de¤erli gençlerine onlar› ne kadar sevdi¤imi daha da dokunakl› ifade edebilirdim. ”


Konuyu de¤ifltirmeye çal›flt›m; ama Nikolay inatla kafllar›n› çat›p dudaklar›nda dalgac› bir gülümsemenin gölgesiyle devam etti: “Bazen doktorlar›n düflüncelerini anlamak mümkün de¤il. Anlafl›lan insan›n görme yetisini cerrahi bir müdahale ile befl ya da alt› günlü¤üne geri kazand›rabiliyorlar ve sonra yeniden körlük bafll›yor. San›r›m buna gözbebe¤i nakli diyorlar. Neyse, konu bu de¤il. Bana böyle bir lütufta bulunulmas›n› reddediyorum. Bana befl günlü¤üne gözlerimi vererek asl›nda bana iyilik yapmaktan çok beni daha da kötü bir duruma sokmufl olacaklar›n› anlamaz gibiler. Körlü¤ümle ilgili tüm umutsuz hislerime hükmetmeyi baflarm›flken, onlar saf bir flefkatle bana daha kötü bir eziyeti ba¤›fllam›fl olacaklar. Tamam, sevgili arkadafllar›m, hepinizi görece¤im, peki ya sonra? Hay›r, ben karanl›¤› yendim, bu fiziksel özrüme ra¤men, onu küçümseyerek yaflamay› ö¤rendim ve ruhuma yeni bir a¤›rl›¤›n yüklenmesini istemiyorum.” Onu yormamak için yolculuk boyunca s›k s›k kompart›man› boflaltt›k. Biz koridorda sessizce konuflurken keskin kulaklar›yla her söyledi¤imizi duyuyor ve konuflmalar›m›za nefleli esprilerle kar›fl›yordu. Birkaç gün sonra Nikolay’›n evine u¤rad›m. Yüksek tavanl› genifl odas› oldukça s›cakt›. ‹ki güçlü ›s›t›c› s›cakl›¤› 25-26 derecede tutuyordu. Nikolay kendisine çok yak›flan nak›fll› bir Ukrayna gömle¤i giymiflti. Onu daha önce hiç bu kadar iyi görmemifltim. ‹çe çökmüfl yanaklar›nda biraz olsun renk vard› ve yüzünde de yeni, içten bir gülümseme. Yast›k y›¤›n›na yaslanm›flt›, koyu renk saçlar› uzundu ve beyaz aln›n› çevreliyordu. Yüzünden yans›yan canl›l›k bizi de çok mutlu etmiflti. Nefleli ve gürültülü bir konuflma oldu. Misafirlerden biri aniden bu durumun Nikolay’› yoraca¤›n› fark ederek endifleyle sordu: “Biraz fazla gürültü yapm›yor muyuz?” Nikolay flen bir kahkaha ile cevap verdi: “Tanr› aflk›na, hay›r. Gerçek bir hofl geldin partisi yapal›m!” Bir defa, çal›flma program›n› tamamlad›¤› akflam vaktinde ona u¤rad›m. Asker elbisesi kumafl›ndan yap›lma bir gömlek giymiflti. Yorgun görünüyordu. Kaç saat yaz› yazd›rd›¤›n› sordum. “Çok say›lmaz, gerçekten çok say›lmaz!” diye bafllad›; ama hemen itiraf etti: “On saat kadar. Onaylamad›¤›n› biliyorum. Ama çal›flmaya öyle açt›m ki! Dürüst olay›m, sevgililer bile birbirlerini benim çal›flmay› özledi¤im kadar özlüyor olamazlar. S›k› bir çal›flmadan sonra insan kendini ne kadar iyi hisseder,

bilirsin. Sekreterim gitti¤inde bir sonraki sahneyi düflünmeye bafllam›flt›m bile ve sahne gözümün önünde öylesine canl› duruyordu ki o an yazd›rabilirdim. Böyle anlarda, kendimi dünyan›n en mutlu insan› say›yorum. Yine de flansl› bir yoldafl›m, de¤il mi? fiansl›, hem de nas›l!” Sochi’deyken Amerikal› bir kad›n gazeteciye verdi¤i röportaj› an›msad›. “Onun pençesine düflmüfltüm; onu bunu merak ediyordu, çok rahats›z edici bir kad›nd›. Kalbimin nas›l çal›flt›¤›ndan tut da, genel anlamda kendimi nas›l hissetti¤ime kadar her fleyi anlatmam gerekti. Dinledim, dinledim ve sonunda benimle ilgili bu kadar bilgiyi ne yapaca¤›n› sordum. Kem küm etti, merhametten, insaniyetten falan söz etti. Benden kutsal bir flehit, bir Stoac› ve bir aziz yaratmaya çal›flt›¤›n› anlad›m... ona defolup gitmesini söylemeyi ne kadar istemifltim! Bunun yerine, yaflam öyküme yaklafl›m›n› düzeltip kendimi neden toplumun faydal› bir üyesi olarak gördü¤ümü aç›klamaya çal›flt›m.” Nikolay ac›nmaya, küçümseyici ya da dalkavukça lütuflara katlanam›yordu. Onun için kederlenenleri gülünç buluyordu. Oldukça keskin hisleri vard›, etraf›ndaki insanlar›n ruh halindeki en ufak bir de¤iflmeyi bile hemen sezebiliyordu. Baflkalar›n› neflelendirmekte üstüne yoktu. En basit sözcüklerle, ateflli bir sempatiden çok daha etkili ifadeler yarat›rd›. Sorunun temeline inmeye çal›fl›r; sonra sistematik bir biçimde tavsiyesini sunar ve hangi ba¤lamda neye dikkat etmek gerekti¤ini kibarca gösterirdi. Bu baflka deyiflle her fleyin kökenine nesnel ve ciddi bir tutumla inebilme yetene¤i onun en güçlü oldu¤u yönüydü. Nikolay Ostrovski ile tan›flan herkes onun ne kadar yo¤un ça-

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 45


gitmek harika bir fley!” Daha sonra tren istasyonunda bulafl›kç› olarak çal›flt›¤› zavall› y›llar› hat›rlad›.

l›flt›¤›n› bilir. Ömrünün son günlerinde Moskova’da olamay›fl›ma derinden üzülürüm. Sekreterleri, Nikolay’›n son günlerinde nas›l da gayretle çal›flt›¤›n› bana anlatt›lar. Sekreterler günde iki üç vardiya yap›yor ve Nikolay dur durak bilmeden yazd›r›yordu. F›rt›nan›n Çocuklar› adl› roman›n›n birinci bölümünü bitirmek için gerçek bir savaflç› azmiyle direniyordu. Genç Komünistler Birli¤i’nin Merkez Komitesi’ne kitab› Aral›k ortalar›nda bitirece¤i sözünü vermiflti ve sözünü tuttu. Günün her dakikas› planlanm›flt›: sabahlar› sekreterine kitab› dikte ediyor ve sonra da yazd›rd›klar›n› iki üç kez okutuyordu. Ö¤le yeme¤i için k›sa bir ara verdikten sonra tekrar çal›flmaya bafll›yordu. S›rada gazeteleri, yeni kitaplar› ya da klasikleri okuma saati vard›. Etkileyici okumalar› sever, bir çocuk gibi dikkatle ve kendinden geçerek dinlerdi. Akflam, radyodan haber ya da müzik dinleyerek noktalan›rd›.

“Zor bir iflti, kibarca söylemek gerekirse: onu getir, bunu götür, acele et, gözünü dört aç çocuk! Hayat›n en sefil yanlar›n› gördüm, demek istedi¤imi anl›yor musunuz, yoldan geçenlerin kirli ayaklar›n› bir bodrum penceresinden sürekli izliyordum. Pek çok sefalete flahit oldum. Birçok kifli kendini içkiye vermiflti. Ama en çok kad›nlara ac›yordum, gözümün önünde kötü yola düflen gencecik k›zlar için endifleleniyordum.” Konu F›rt›nan›n Çocuklar› roman›ndaki kad›n karakterlere geldi ve hararetle konuflan Nikolay romanda aflk ve dostlu¤u, bir kad›n arkadafla ahlaki ve insani yaklafl›m› göstermek istedi¤ini söyledi. “‹çinde aflk olmayan bir arkadafll›k olabilir; ama içinde arkadafll›k, yoldafll›k ve ortak ilgilerin olmad›¤› bir aflk yüzeyseldir. Gerçek bir aflk de¤ildir, bencilce bir zevktir, güzeldir; ama de¤ersizdir. Övünmüyorum, zaten hepsi geçmiflte kald›; eski günlerde k›zlar bana s›k s›k göz koyard›; ama ben ürkek ve aksiydim… Bir Marusya ya da bir Olessya bana mavi ya da kahverengi gözlerini süzerek bakard›… Muhteflem bir histi, yalan yok.” Hat›ralar›na gülümsedi.

Bir kez en sevdi¤i flark›lar›n yay›nland›¤› bir program› dinlemek için onun odas›nda toplanm›flt›k; yay›n, Radyo Komite’nin haz›rlad›¤› Nikolay Ostrovski’ye sayg› program›yd›. Program bitti¤ine Nikolay dalg›n bir ses tonuyla: “Mutluluk… iflte budur. Bir gün bana ithaf edilen bir konser dinleyece¤im hiç akl›ma gelmezdi.” Müzikten konufltuk. Küçük bir çocukken içeriden piyano sesinin yükseldi¤i her pencere alt›nda durdu¤unu an›msad›. “Piyano beni her zaman cezbederdi ve son derece flafl›rt›rd› da. Elbette piyano gibi pahal› bir enstrümana sahip olmay› hayal bile etmedim… Sonra akordeon çalmay› ö¤rendim ve parmaklar›m›n müzik yapabildi¤ini görmek beni gururland›rd›. Ön tarafta bir akordeonumuz da var... Savafla flark› söyleyerek

46 | TAVIR | HAZIRAN 2010

“Biliyor musunuz,” dedi, “geçenlerde Tonya Tumanova’dan bir mektup ald›m; romandaki Tonya’dan de¤il elbette; ama o karakterin esin kayna¤› olan Tonya’dan. Düflünebiliyor musunuz, beni unutmam›fl.” Nikolay birden sessizleflti; kafllar›n› çat›p birkaç dakika boyunca hareketsiz yatt›. K›l› bile k›p›rdam›yor; yaln›zca kal›n siyah kafllar› inceden titriyordu. Sonra silkinip Bana Tonya Tumanova’y› anlatmaya bafllad›. Tonya’n›n âfl›k olup evlendi¤i adam bir mühendisti- güçsüz ve kötü biri olup ç›km›flt›. Tonya ondan boflanm›fl; flimdi iki çocu¤uyla yafl›yor, ö¤retmenlik yaparak geçiniyordu. “‹yi, hofl bir k›zd›; ama savaflmak için yarat›lmam›flt›. Bu hep böyledir, ortak bir amaç için mücadele edemeyen insanlar kendi bireysel mutluluklar› için de mücadele edemezler.


sevmem?” Ziyaretlerimden birinde Nikolay’›n solgun ve bitkin görüntüsü beni çok flafl›rtm›flt›. Sorununu bana anlatmay› önce reddetti, sonra ›srarlar›ma dayanamayarak flöyle dedi: “Göz kürelerim yaral›. San›r›m iltihap var. Özellikle sa¤ gözüm beni öldürüyor. Gözüne kömür tozu kaçt› m› hiç? ‹flte sa¤ gözüm de bazen o lanet kömür tozuyla doluymufl gibi hissediyorum. O toz içeride da¤›l›yor ve gözüm sanki yerinden ç›k›yor. Geçen gün doktorla görüfltüm…” Bir an sustu sonra bo¤az›n› temizleyip s›k›nt›l› bir sesle flöyle dedi: “Daha fazla ac› çekmemi engellemek için göz kürelerimi ç›karmay› önerdi. Gözkapaklar›m› dikmeyi ya da göz çukurlar›ma bir çift takma göz yerlefltirmeyi de düflünür mü, diye sordum. ‹¤renç!” Surat›n› ac› dolu bir ifadeyle ekflitti. Duda¤›n› ›s›rd›, gözlerini s›k›ca kapay›p gerildi ve inatla dayanmaya, ac›y› yenmeye karar verdi. Sonunda ac› veren sessizli¤i bozarak “Sadece kendimi de¤il etraf›mdaki insanlar› da düflünmek zorunda oldu¤umu ona söyledim.” dedi.

Sivil Savunma Hizmetleri kart› eline geçti¤inde ne kadar sevindi¤ini hat›rl›yorum. “Görüyorsun, hala savaflç›lar›n saflar›nday›m!” diye hayk›rm›flt›. Bir gün dostluk üzerine konuflurken Nikolay aniden Mark Kolosov ve benim onu neden daha s›k ziyaret etmedi¤imizi sordu. Di¤er arkadafllar onu her gün görmeye geliyordu. Günlük ziyaretlere gerek duymad›¤›m› söyledim. Her fleyden önce, konuklar›n›n onu hem fiziksel hem de zihinsel olarak zorlad›¤›n› bildi¤imizden onu yormak istemiyorduk. Ayr›ca, gençlerimize ay›raca¤› vakti çalmak istemiyorduk; çünkü Nikolay Ostrovski gibi bir insanla çal›flmak onlar için çok iyiydi. Hem önemli olan onu ziyarete kaç kez gitti¤imiz miydi? Sonuç olarak bir yazar›n yaln›z kalmaya ihtiyac› vard›; tek bafl›na kal›p huzurla düflünmeli, kahramanlar›yla karfl›l›kl› konuflabilmeliydi. Bu yaratma sürecinde sekreterlerinin de yan›nda haz›r bulundu¤unu gördü¤ümüz Ostrovski için yaln›z geçen saatler oldukça önemliydi. Her fleyi düflündük ve ona yük olmayacak, yine onu eskisi gibi ziyaret edecektik. Her an gösteremesek de, elbette ki o kendisini sevdi¤imize ve onun en içten dostlar› oldu¤umuza emin olmal›yd›. ‹çten bir hareketle “Oh, evet, evet, biliyorum.” dedi.

“Ona, ‘Bunun arkadafllar›m için ne kadar hofl olaca¤›n› düflün.’ dedim. ‘Takma gözlü bir büste bakmak. Bunu onlara yapamam. Hay›r. Zaman zaman ne kadar kötü oldu¤u umurumda de¤il, kendi gözlerimle kalaca¤›m; kör olabilirler; ama en az›ndan kahverengiler.’ Sence de öyle de¤il mi?” Kendi dillerini konufluyormufl gibi görünen zay›f ve sinirli parmaklar›yla elimi tuttu. Böyle zamanlarda en korktu¤um fley onun nefret etti¤i ‘c›v›k c›v›k bir duygusall›¤a’ kap›lmakt›. Donmufl parmaklar›n› ellerimin aras›na ald›m ve sevecen bir tav›rla, Perrault’nun masal›ndaki havuç kafal›, kanca burunlu çocu¤a benzese bile onu sevece¤imize söz verdim. Gülümsedi ve sonra gerçekçi bir tonla: “Befl y›la daha ihtiyac›m var; çünkü kitab›n ikinci ve üçüncü bölümleri bu çal›flma için ola¤anüstü bir de¤er tafl›yor, biliyorsun.” Sessizce iç çekerek hayal eder gibi: “Evet, bir befl y›l daha çok güzel olurdu. Ve sonra saflar›n d›fl›na ç›km›fl olsam da en az›ndan sald›r›n›n kazan›ld›¤›n› bilirdim.” “Saf”, “sald›r›”, “zafer”, “savafl” gibi sözcükleri sever, bunlar› coflkuyla telaffuz ederdi. Ona bundan bir kez bahsetmifltim. Gülümsedi ve uzun kafllar›n› a¤›r a¤›r çatt›; derin ve güzel düflüncelere dald›¤›nda hep bu hareketi yapard›.

Sohbetimiz baflka konulara kay›yordu ve ben s›ras› gelmiflken onun üretken yaz›flmalar›ndan söz açt›m. Nikolay yüre¤ini coflturacak denli ilginç mektuplar› an›msayarak hevesle karfl›l›k verdi ve aniden hüzünlendi: “K⤛tlar›m› düzenlemen gerekirse iflinin çok kolay olaca¤›n› bilmeni isterim. Her k⤛t parças› olmas› gerekti¤i yerde. Ben bir askerim, düzeni severim...” Onu iyi tan›yan herkes, doldurulamaz bofllu¤unun ac›s›n› daima hissedecektir. Zaman ac›y› hafifletir, elbette; ama kederi de derinlefltirir. Nikolay Ostrovski’yi unutmak mümkün de¤il. Okurlar› ve dostlar› onu asla unutmayacaklar. Karakteri, dayan›kl›l›¤› ve kendini sosyalizm davas›na adam›fll›¤› ile hat›ralar›m›zdan asla silinmeyecek. O, eflsiz derecede büyüleyici, kusursuz ve ince bir insand›. 22 Aral›k 1936’da 32 yafl›ndayken öldü. Ocak 1924’te bafllad›¤› ve Ukrayna’daki iç savafl› anlatan F›rt›na Çocuklar› roman›n› bitiremedi...J

Benim için hayat›n temel ifadesini içeren bu sözcükleri nas›l

HAZIRAN 2010 | TAVIR | 47


Nikolay Alekseyeviç Ostrovski Nikolay Alekseyeviç Ostrovski. 29 Ekim (eski takvime göre 16 Ekim) 1904’te Bat› Ukraydaki Viliya köyünde yoksul bir iflçi ailesinin beflinci çocu¤u olarak dünyaya geldi. Babas› mevsimlik iflçi, annesi ise bir orman iflçisinin k›z›yd›. Ostrovski dokuz yafl›na kadar köydeki kilise okuluna gitti. 1913’te çobanl›k yapmaya bafllad›. Ailesi 1914 y›l›nda demiryolunun geçti¤i fiepetovka adl› kasabaya tafl›nd›. ‹lkokula girdi ama din hocas› taraf›ndan okuldan at›ld›. Bundan sonra demiryolu istasyonunun mutfaklar›nda çal›flt› ama 1917’de ifl saatinde uyudu¤u gerekçesiyle iflten uzaklaflt›r›ld›. Bir kereste deposunda ifl buldu ve 1918’de elektrik santralinde ateflçi yard›mc›s› olarak çal›flmaya bafllad›. (O tarihlerde elektrikçilere ateflçi deniyordu.) 1918’in ilkbahar›nda Almanlar kasabay› iflgal edince Ostrovski Bolfleviklerin yer alt› faaliyetlerine kat›ld›. Temmuz 1918’de Komsomola, A¤ustos’ta K›z›l Orduya girdi. Kotovski atl› tugay›nda faaliyet gösterdi. 1920’de Odessa yak›nlar›nda yaraland› ve tifüs kapt›. Tekrar savafla döndü ama Lvov yak›nlar›nda tekrar yaraland› ve Kiev’e, hastaneye gönderildi. Ekim ay›nda t›bbi nedenlerle ordudan al›nd›. 1921’de Kiev’deki demiryolu fabrikalar›nda elektrikçi olarak çal›flmaya bafllad› ve yerel Komsomol sekreteri oldu.

Anna Karavaeva Anna Karavaeva [1893-1979]. Yazar, editör, gazeteci. ‹lk eserlerinde kolhozlardaki yeni yaflam mücadelesine de¤indi. Bestuzhev Kad›n Kurslar›ndan mezun oldu (1916). ‹lk çal›flmalar› 1922’de ortaya ç›kt›. 1928 tarihli Kereste Fabrikas› adl› roman›yla Sovyet sanayileflmesinin köylüler üzerindeki olumlu etkilerini anlatt›. 1930’larda yazd›¤› eserlerinde, gençlerin e¤itim sorununu, devrim öncesi ayd›n s›n›f›, iç savafl dönemini ve modern toplum dönemini ele ald›. ‹kinci Dünya Savafl›’ndan esinlenerek Devlet Ödülü kazand›¤› Anavatan üçlemesini yazd›. 1931-1938 y›llar› aras›nda Molodaya Gvardia dergisinin bafl editörlü¤ünü yapt› ve Nikolay Ostrovski’nin Ve Çeli¤e Su Verildi eserini yay›na haz›rlad›. 1941-1943 y›llar› aras›nda Pravda’ n›n muhabirli¤ini yapt›. Karavaeva befl kez Lenin Ödülü’ne lay›k görüldü.

A¤ustos 1922’de romatizma ve tifüs nedeniyle Azak Denizinde bir dinlenme yeri olan Berdibsk’e tedavi için gönderildi. 1922 y›l›n›n Ekim ay›nda resmen engelli say›ld›. Buna ra¤men çal›flmaya devam etti. 1923 y›l›nda K›z›l Ordu ‹kinci E¤itim Taburu Komiseri ve Bat› Ukrayna’da bulunan Berezdov kentinin Komsomol sekreteri seçildi. Ocak 1924’te Komünist Partisine girdi. 1925 y›l›n› Karkov’da tedavi olarak geçirdi. May›s 1926’da K›r›m’da bir bak›mevine kald›r›ld›. Aral›k 1926’da poliartrit nedeniyle neredeyse tüm hareket kabiliyetini yitirdi ve fiilen yatalak say›ld›. Bununla birlikte Aral›k 1927’de Moskova’daki Sverdlov Komünist Üniversitesi’nde mektupla ö¤renim almaya bafllad› ve bu ö¤renimini Haziran 1929’da bitirdi. A¤ustos’ta görme yetene¤ini kaybetti. 1930’da, Sochi’de felçli¤ine ve körlü¤üne ald›rmadan ilk roman› Ve Çeli¤e Su Verildi üzerinde çal›flmaya bafllad›. Gazete ve dergilerde yazmaya, radyoda konuflmalar yapmaya bafllad›. Nisan 1932’de Proleter yazarlar Birli¤inin Moskova koluna üye oldu ve 1934’te Sovyet Yazarlar Birli¤i’ne kat›ld›. 1 Ekim 1935’te Lenin Niflan› ald›. Bunun üzerine Stalin’e flunlar› yazd›: “Sevgili Stalin Yoldafl! Size - liderimize ve ö¤retmenimize, benim için hayattaki en de¤erli insana - kalbimde hissetti¤im bu ateflli sözleri göndermek istiyorum. Düflmana farkl› bir silah› kullanarak darbe indirece¤im; kötü e¤itimli bir iflçiyi al›p onu bir Sovyet yazar› haline getiren Lenin ve Stalin’in partisinden ald›¤›m bir silah bu.”


deneme deneme

modernizmden kopufl ve güler gibi yaflamak hakan soydemir

Kapitalist-modernist uygarl›¤›n en büyük yalan›, “her fley insan için” laf›d›r. Bu öylesine büyük bir yaland›r ki, Ortado¤ulu olmas›na karfl›n, kimi “solcu”lar›m›z› bile etkilemektedir. Bölgesinin kültüründen, tarihinden bihaber “solcu”lar›m›z, Avrupa tarihini ezbere bilir, ayd›nlanma felsefesinin ve Frans›z ‹htilali’nin “evrensel” denilen (Kime göre evrensel?) de¤erlerini sahiplenmede birbirleriyle yar›fl›rlar. Ve fakat geldikleri nokta, modernist uygarl›¤› soldan yeniden üretmek olur…

Modernizm, yedi bin y›ll›k s›n›fl› toplum uygarl›¤›n›n öz çocu¤udur. Kapitalist-modernist uygarl›k için söylenecek en kestirme, en do¤ru tan›mlama, her fleyin daha fazla üretmek, daha fazla kâr etmek için oldu¤unu söylemektir. Evrendeki her fley, bu “kutsal” amaca hizmet etmelidir. Modernist uygarl›k projesinin ana fikri ise fludur: Evrendeki her fley, “modern insan”›n hizmetine sunulmas› için fethedilmelidir. “Ayd›nlanm›fl”, “ça¤dafl insan”›n “kutsal akl›”yla, önce co¤rafyalar› ve do¤ay› fethettiler, sonra da insan›... Modernist uygarl›k, insanla-do¤an›n, insanla-toplumun, insanla-insan›n iliflkisini “modernize” etmek üzerine kodlanm›fl bir uygarl›kt›r... Tanr›n›n öldürülüp, yerine insan akl›n›n getirilmesine “ayd›nlanma” dediler. Soyut, gökyüzünde yaflam›n› sürdüren tanr›n›n yerine, ayaklar› yeryüzüne basan, somut insan akl›n›n tanr›laflt›r›lmas›, cennetin yeryüzüne indirilmesi olarak sunuldu ama bugün gelinen durumdan geriye do¤ru dönüp bakt›¤›m›zda, yeryüzüne inenin cehennemden baflka bir fley olmad›¤›n› görmek zor de¤il. Evet, her fleyi fethettiler, her fleyi insan›n ama modernist uygarl›¤a ait insan›n hizmetine sundular. Kendi dünyalar› d›fl›nda kalan co¤rafyalar› ta-

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 49


lan ettiler, kendileri gibi yaflamayan insanlara “ilkel” dediler… Her fleyin insan için, insan›n refah› ve mutlulu¤u için oldu¤u yalan›n› yayd›lar. Mesela ayd›nlanman›n “dahi” filozoflar›, bireyin özgürlüklerini tart›fl›rken, Siyahlar›n gemilere doldurularak köle pazarlar›nda sat›lmalar›na laf etmediler. Çünkü onlar, modernist uygarl›¤a ait de¤ildiler. O “dahi” filozoflar da, yeryüzündeki her fleyi modernizmin, onun insan›n›n hizmetine sunman›n ahlaki-felsefi alt yap›s›n› oluflturdular. Ayd›nlanman›n ünlü düflünürü Descartes, “Ulaflamayaca¤›m›z kadar uzak, ya da keflfedemeyece¤imiz kadar gizli hiçbir fleyin kalmayaca¤›”ndan söz eder... Uzak hiçbir yer b›rakmad›lar; keflfetmedikleri, do¤ada “modern insan”›n hizmetine sunmad›klar› gizli hiçbir fley b›rakmad›lar. Ve yeryüzünü cehenneme çevirdiler... Akl›n kutsanmas›, tanr›laflt›r›lmas›, özgür düflünce, birey olma, her fleyin “uygar”, “modern” Bat› insan›n›n mutlulu¤u için seferber edilmesi, vb. düflünsel yaklafl›m›n ekonomik tezahürü, ilerlemecilik ve kalk›nmac›l›k olmufl; bunun slogan› da hani flu çok meflhur, “b›rak›n›z yaps›nlar, b›rak›n›z geçsinler” olmufltur. Daha çok üretmenin insana mutluluk ve refah getirece¤i tezinden hareketle, makineleflmeye h›z verdiler. Modernizmin çocu¤u kapitalizmin, genifl yeniden üretim biçimi olmas› nedeniyle teknik üretici gücüne yüklenmesi yani makineleflmesi kaç›n›lmazd›. Makineleflme oldu da, ne oldu peki? ‹nsan, birey mi oldu? Daha mutlu, daha refah içinde mi yaflad›? Birazc›k düflünüldü¤ünde bu sorulara “evet” diyeceklerin sadece o makine difllilerinden damlayan emekçi kan›ndan beslenenler, ya da çanak yalay›c›lar olaca¤› kesin… Modernist uygarl›¤›n, insan› ve do¤ay› fethetmesindeki as›l rolü makineler (teknik üretici gücü) oynad›. Makinenin görevi, bu uygarl›¤a uygun bireyi yaratmakt›. Bunu baflard›. Makineleflmenin üretimi art›raca¤› ve dolay›s›yla insanlar› refaha ve mutlulu¤a kavuflturaca¤› tezi, modern zaman söylencelerinden en önemlisidir. Makineleflmeye dair bir di¤er modern zaman söylencesi de, insanlar›n bu sayede bofl zamanlar›n›n artaca¤›yd›. Kapitalizmdeki bu makineleflmenin, tekni¤in ilerlemesi insanlar›n bofl zaman›n› art›rm›flt› evet, ama iflsizlikle, açl›kla, yoksullukla yaratm›flt› bunu… Makineleflme süreci, insan› makinenin bir uzant›s› haline getirirken ve kendini onunla bütünlefltirirken, asl›nda onu önce parçalam›fl, sonra da üretim bantlar›nda yeniden birlefltirmifltir. Üretim bantlar›, birbirinin yerine ikame edilebilen, s›radan varl›klar konumuna düflürmüfltür insan›: Tek tip düflünen ve davranan milyonlarca s›radanlaflm›fl insan... Modern uygarl›k, üretmeden ve tükettirmeden varl›¤›n› sürdüremez. Bunun için makinelere ve makinelefltirilmifl insana ihtiyaç duyar. Zaten modern toplum denilen yap›da da insan›n statüsü bu kavramlarla belirlenir. Öncelikle üretimin bir parças› olacaks›n›z, “modern hayat›” her gün yeniden üreteceksiniz ve sonra tüketimin s›n›rlar›n› zorlayacaks›n›z. Bunun d›fl›nda

50 | TAVIR |HAZ‹RAN 2010

kalmak, fiilen toplumsal yaflam›n d›fl›nda kalmak demek... Modernist uygarl›¤›n yaratt›¤› birey bu kadard›r iflte: Yaflamdaki her fleyi, durmadan üreten ve durmadan tüketen... ‹nsan› üretim süreçlerinde k›skac›na alan modernist uygarl›k, insan› biçimlendirmede en önemli baflar›s›n›, e¤itimi modernist temelde merkezilefltirmesiyle sa¤lad›. Bugün “modern” Bat› toplumlar›nda en yayg›n e¤itim kurumu teknik liselerdir. Bizdeki endüstri meslek liseleri yani… E¤itimin merkezileflmesi, modern insan›n tek tipli¤inin yarat›lmas› ve yedi yafl›ndan itibaren insan›n kapitalizme göre biçimlendirilme sürecinin bafllamas›... Althusser, “‹deoloji ve Devletin ‹deolojik Ayg›tlar›” çal›flmas›nda modernist-kapitalist devletin en önemli ideolojik ayg›t› olarak merkezi e¤itime -okula- iflaret eder. Ortaça¤’›n kilise ideolojik ayg›t›n›n yerini kapitalizmde e¤itim ideolojik ayg›t›n›n ald›¤›n› söyler... Modernizm, kendinden önce gelen ça¤lar›n gelenekselli¤i, alçakgönüllülü¤ü, ahlak› vb. de¤erlerini yok etmifltir. Çünkü bu de¤erler, modernizmin do¤a ve insan karfl›s›ndaki zaferi için engeldir. Bu nedenle modernizm, merkezine bireyi koyan etikfelsefi bir arka plan aray›fl› içinde, geçmiflten gelen ve insan›n “s›n›rs›z” eylemini s›n›rland›ran tüm ahlaki yap›y› yerle bir etmeyi kendine görev bilmifltir. Ve bunu baflarm›flt›r. Ortaya, de¤er yarg›lar› günübirlik de¤iflen; hayata, yaflad›¤› dünyaya ilgisiz, kay›ts›z, ucube insan tipi ç›km›flt›r... Merkezi e¤itimle yo¤rulan, üretim iliflkileri içerisinde robotlaflt›r›lan, “ça¤dafl kültür de¤erleri”yle derinli¤inden uzaklaflt›r›lan, hemen hemen herkesin birbirine benzedi¤i, benzemeyenlerin, suçlu, deli, meczup vb. yarg›larla fifllendi¤i, hatta zaman zaman mükemmeliyetçilik ad›na bu tipolojinin “temizlendi¤i”, bir uygarl›kt›r modernizm... Modernizm için, -bir bak›ma- mükemmel insan› yaratman›n projesidir diyebiliriz. Concorcet, “‹nsan ›rk›n›n sonsuz mükemmelli¤inin sa¤lanmas›n›n mümkün” oldu¤undan bahseder. Mükemmel insan için her fleyin feda edilmesini savunur. Bu asl›nda ayd›nlanma felsefesinin temel tezlerinden biridir. Böyle olunca modernizmin insan› da yaflamdaki her fleyde mükemmeli arar, bunu hastal›k boyutuna vard›r›r. Mükemmeliyetçilik modernizmin hastal›¤›d›r; t›pk› di¤er ruhsal hastal›klar gibi: Nevrozlar, fiizofreni vb... “‹lkel” denilerek küçümsenen atalar›m›z›n yaratt›¤› uygarl›kta böylesi hastal›klara rastlanmamas› çok fleyi anlatmaya yetiyor asl›nda. Evet, mükemmeliyetçilik, bir modernizm hastal›¤›d›r. ‹nsan›n mükemmel olmas›ndan hareketle, evrendeki her fleyin, di¤er canl›lar›n, bir bütün halinde do¤an›n, mükemmelleflen insana uygun olarak mükemmellefltirilmesi gerekir. Mükemmel olmayan yok olmaya mahkûmdur. Bu bak›fl aç›s›n›n en aç›k ve yo¤un biçimiyle kullan›l›p de¤erlendirildi¤i yer siyasal yaflamda faflizm oluyor. T›pk› Nazi Almanya’s›nda, Mussolini ‹talya’s›nda vb. oldu¤u gibi...


Hitler, mükemmel insan›, mükemmel toplumu yaratmak için, toplumda temizlik yapmay› savunmad› m›? Kurulan toplama kamplar›, insan ›rk›n›n mükemmellefltirilmesi için de¤il miydi? O kamplar› yapan, modernizm taraf›ndan robotlaflt›r›lan iflçi sadece iflini yap›yordu ya da kamplarda odalara zehir b›rakan doktor!.. Modernist uygarl›k, insan› sadece iflini yapan, sorgulamayan “birey”ler haline getirmifltir. Bu, bütün modern devletlerin do¤as›nda vard›r... Faflizm, sadece modernitenin belli döneminde ortaya ç›km›fl kiflicil bir sapma ya da bir manyakl›k hali de¤ildir; Hitler’in, Mussolini’nin arkas›nda koskoca bir s›n›fl› toplum uygarl›¤› vard›r... Faflist Nazi Almanyas›, herhangi bir modern devletten daha kötü, daha ahlaks›z de¤ildi. Aksine Nazi Almanyas› son derece disiplinli, bir o kadar modern, güçlü ve örgütlü bir devletti. Siyahlar› köle gibi satan, Vietnam’da, Irak’ta, Afganistan’da katliamlar yapan, Japonya’ya atom bombas› atan ABD daha m› iyi? Kürtlerini y›llarca insan yerine koymayan, emekçi halk›n ç›karlar›n› savunan devrimcileri -Mustafa Suphiler’den beriher tür yöntemle katleden Kemalist “modern Türkiye” daha m› iyi? Baider-Meinhoff üyelerini güpegündüz metro ç›k›fllar›nda katleden modern Alman devleti daha m› iyi? Cezayir’de katliamlar yapan Fransa daha m› iyi? Sudan’da yeni üretti¤i makineli tüfekleri insanlar üzerinde deneyen ‹ngiltere daha m› iyi?.. ‹kinci Emperyalist Paylafl›m Savafl› s›ras›nda, “Bir damla petrolün, bir damla kandan daha de¤erli” oldu¤unu söyleyen ‹ngiltere baflbakan› Çörçil, Hitler’den daha m› iyi? Örnekler ço¤alt›labilir. K›sacas›, modernitenin ba¤r›ndan faflizm gibi otoriter ideolojilerin do¤mas›, kimilerinin iddia etti¤i gibi, modernist uygarl›k projesinin bir sapmas› ya da kiflicil bir manyakl›k hali de¤il, bilakis bu projenin en do¤al sonucudur; modernizm asl›nda budur... Modern toplum, standartlar› olan ve insanlar›n bu standartlara uymas›yla anlam kazanan bir toplumdur. Bu nedenle, bu topluma uymakta zorlanan, uymayan, uymak istemeyen, onu reddeden, toplumsal de¤er yarg›lar›n› benimsemeyen her kifli, genifl ço¤unluk taraf›ndan denetlenir, lanetlenir ve mümkün olan her alanda toplumsal yaflama uyma konusunda zorlan›r. Modern devletler kendine ve insana karfl› hiçbir güven duy-

mazlar. Sokaklar›n, okullar›n, hastanelerin hemen her yerin kameralarla izlenmesi, telefonlar›n dinlenmesi bunun içindir. Polis karakollar›n›n mahalle aralar›na kurulmas›, mahkemeler, cezaevleri, ak›l hastaneleri bu nedenle vard›r ve modern toplumun en önemli ve vazgeçilmez kurumlar›d›r. Toplumun daha ciddi zararlar görece¤i endiflesi genel kitlenin ruh halini ald›¤› durumlarda, modern toplumun bireyi, kendi kiflisel iradesini devretti¤i devletten uyumsuz olanlar›n cezaland›r›lmas›n› bekler... Modern toplumun hemen her üyesi tercihsiz ve kay›ts›z bireylerdir. Hemen itirazlar gelecektir “solcu”lar›m›zdan, her üyesi mi diye? Maalesef pek çok “solcu”muz da moderniteden nasibini alm›flt›r ve son duruflmada, dönüp yaflamlar›na bakt›klar›nda neyi ne kadar tercih ettiklerini, neye ne kadar kay›ts›z kald›klar›n› göreceklerdir... ‹ddia edilenin aksine, kendinden önceki bütün uygarl›klar insan›na göre, en zay›f, en fazla tahakküme u¤rayan, özgürlü¤ü en fazla k›s›tlanan ve bu haliyle “ilkel” dedikleri atalar›yla k›yaslanamayacak derecede cahil, apolitik ve tüm toplum modellerindeki bireyler aras›nda, birey olmaktan en uzak canl› türüdür modernizm insan›... Modernizmin insan›, birey olmay›, kafas›na göre yaflamak olarak anl›yor. Fark›nda de¤il ki bu zaten modernizmin ona zerk etti¤i bir düflünce. Modernist makineler onu zaten difllileri aras›na alm›fl köle etmifl... Ona serbest zaman olarak verdi¤i zaman› kafas›na göre yaflasa ne olur? Kafas›na göre yaflad›¤› zamanda bile, örne¤in Holivud filmleri izlemek için sinemaya gitti¤inde, kurtlar›n› dökmek için e¤lenmeye gitti¤inde bile modernist uygarl›¤› yeniden üretmekten baflka ne yap›yor? Adorno, “Kitleler e¤lenirken, sisteme daha fazla teslim olurlar” der. Modernizm için, kendinden önceki uygarl›¤›n temel ahlaki de¤er yarg›lar›n›n yerle bir edilmesi için “birey”in modernizmi yeniden üretmesi için, e¤lenmesi, kafas›na göre yaflamas› zarurettir... ‹lya Ehrenburg, modernizmin insan› nas›l parçalad›¤›n›, nas›l robotlaflt›rd›¤›n›, “Ve ‹nsan Otomobili Yaratt›” roman›nda flöyle

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 51


tarif eder: “Bay André Citroen’in içi rahatt›. Pierre Chardain ölece¤i güne dek kelepçeleri elinden b›rakmayacakt›. Hiçbir vakit devrim yapamayacakt›. Bir bayram gününde ya da bir tatilde ne nefleden, ne de üzüntüden ya da öfkeden kimseyle kavgaya tutuflmayacakt›. Makine görevini yapm›flt›: Bir insan› parçalara ay›rm›fl, sonra yeniden monte etmiflti. Elleri daha çabuk hareket ediyor, göz kapaklar› daha seyrek inip kalk›yordu. D›fl görünüflüyle, s›radan bir insand› o da. Kafllar› vard›, s›rt›nda yele¤i vard›. Sinemaya giderdi. Ama onunla konuflamazd›n›z. Art›k bir insan de¤ildi. O, bant›n bir parças›yd› yaln›zca: Bir c›vata, tekerlek ya da vidayd›. Baflkalar› gibi yemek ya da gülmek için yaflayamazd›. Yok, onun yaflam› daha büyük bir anlam tafl›yordu. Otomobil üretmek için yafl›yordu O… On beygir gücü, gürültüsüz motor, çelik gövde...” Bugünden örnek vereyim mi? Tekel iflçileri, 78 gün boyunca, Ankara sokaklar›nda kara k›fl›n ayaz›nda beklerken; ‹tfaiye iflçileri, Marmaray iflçileri, ‹SK‹ iflçileri, TAR‹fi iflçileri ve sair emekçiler haklar›n› ararlarken, insanlar›n umars›zca hayatlar›na devam edebilmeleri, perdelerini örtüp evlerinde oturabilmeleri modernizmin baflar›s› de¤ilse nedir? ‹nsan güzeli Güler’imiz ölümün so¤uk yüzünü gülen gözleriyle ve devrime, kurtulufla olan inanc›yla yerle bir etti¤inde “insan” oldu¤unu bile an›msamayan “sürüler”in varl›¤› modernist uygarl›k projesinin baflar›s› de¤ilse nedir?.. Modernist solculuk mu, halk›n devrimcili¤i mi? Modernist uygarl›¤›n sürülefltirdi¤i insan olmaktan ç›kmak için hiçbir düflünsel-pratik durufl sergilemeden, TEKEL iflçileri için, Güler’imiz için timsah gözyafllar› dökmek ise, olsa olsa modernist uygarl›¤›n “solcu”su olmakla anlat›l›r bir durumdur… Ortado¤ulu olmak yerine, Bat›l› olmay› tercih eden; fieyh Bedreddin’i, Dadalo¤lu’nu, Pir Sultan’›, ‹bni Haldun’un Mukaddime’sini bilmeden, Descartes’i, Voltaire’i ve di¤er ayd›nlanma düflünürlerini ö¤renmeyi marifet sayan (bunlar ö¤renilmesin demiyorum); ‹stanbul sokaklar›nda flalvar giymifl bir Anadolu insan›na burun k›v›rarak bakarken, adres soran bir turiste sanki Turizm Bakanl›¤›’n›n gönüllü elçisi gibi alaka gösteren; Muharrem Ertafl’›n bozlaklar›na kulak t›kayan ama birtak›m ucube metalcileri dinlerken kendinden geçen yurdum “solcu”su modernizmin baflar›s› de¤ilse nedir? Çocu¤una ‹ranl› büyük usta Samed Behrengi’nin masallar›n› okumak yerine, La Fontaine’nin masallar›n› okuyan anne-babalar modernizmin baflar›s› de¤ilse nedir? Okulunu bitiren bir “solcu”nun, Urfa’n›n, Van’›n, Yozgat’›n, Sivas’›n, fi›rnak’›n ya da Anadolu’nun herhangi bir köyünde çal›flmak yerine, ‹stanbul’un Taksim’inde avare “solcu”luk yapmay› tercih etmesi ve bir gün Avrupa’ya gitme hayaliyle yaflamas› modernizmin baflar›s› de¤ilse nedir? ABD emperyalizmi “ilkel” Do¤u’nun yer alt› ve yerüstü zenginliklerini, tarihini, kültürünü fethetmek için sefere ç›kt›¤›nda, örne¤in Irak’ta binlerce y›ll›k kültür zenginli¤ini yok ederken, “Barbar Saddam’›n gitmesi iyi oldu, burjuva demokrasisine

52 | TAVIR |HAZ‹RAN 2010

geçilirse, modern s›n›f mücadelesinin önü aç›l›r” diyen, keza ABD emperyalizmi Afganistan’› yerle bir ederken, “Ama orada da kad›nlara çok zulüm yap›l›yordu, Taliban iktidar› y›k›ls›n, belki modern s›n›f mücadelesinin önü aç›l›r” safsatas›yla iflgali bir anlamda onaylayan “solcu”, modernizmin baflar›s› de¤ilse nedir?.. Modernist uygarl›¤›n esiri olmufl pek çok yorgun ve y›lg›n solcu, kendisinden bir fley olup olmayaca¤›n› sorgulamak yerine, “Bu halktan bir fley olmaz” diyerek kendi batm›fll›¤›n›, çürümüfllü¤ünü teorize eder. Sorunu kendi çürümüfllü¤ünde aramak yerine, “Abi, önce birey olmak gerek, halk çok geri, kültür düzeyi çok düflük, din bu halk› uyuflturmufl, nefret ediyorum, bu halk devletin kölesi olmufl, devrim yapamaz, öncelikle modern yaflam derinleflsin, sürüler birey olsun” vb. z›rval›klarla modernizmin kölesi olmufl “solcu”luk, bu halka hiçbir fley veremez. Halk›n›n, kendi co¤rafyas›n›n devrimcisi olmay› yaflam biçimi haline getirmifl devrimciler, bu tip Avrupa merkezli modernist ideolojik z›rval›klar karfl›s›nda, kendi de¤erlerini savunmaktan asla geri durmamal›. Üzerine bast›¤›m›z co¤rafya, yedi bin y›ll›k kadim medeniyetler co¤rafyas›d›r. Elbette geri ve gerici unsurlar da bar›nd›rmaktad›r. Devrimciler, anakronik bir yan›lg›ya düflerek tarihi bugünkü yaflam de¤erleriyle yarg›lamazlar. Bilakis tarihe, tarih bilinciyle, tarihsel maddeci bilimin yol göstericili¤inde bakarlar ve bu geri ve gerici yanlar› bugüne tafl›mazlar. Ama binlerce y›ll›k geçmiflini de toptan inkâr etmezler. “‹nkâr etmemek gerek tabi ki” deyip, kültürüne, geçmifline dair hiçbir fley bilmemek de ikiyüzlülü¤ün bir baflka boyutu olsa gerek… Son söz yerine: Sosyalizm, modernist uygarl›k projesinin bir baflka biçimi de¤ildir. Modernizm, s›n›fl› toplum uygarl›¤›n›n projesidir. Sosyalizm ise, s›n›fs›z toplum uygarl›¤›n›n yani komünist uygarl›¤›n geçifl projesidir. Öncelikle, bilinçlerimizde s›n›fl› toplum uygarl›¤›n› ve onun öz be öz çocu¤u olan modernist düflünce ve yaflam biçimini mahkûm etmeliyiz. Türkiye sol hareketinin gün be gün sistem içine çekilmesinin nedenlerini ilk önce burada aramal›y›z. Düflünsel-yaflamsal olarak modernizme teslim olmufl bir sol hareketin baflka bir yaflam için mücadele etmesi ne kadar gerçekçi?.. Sorulmas› gereken soru basit: S›n›fl› toplum uygarl›¤›n›n düflünce ve yaflam biçimi olan modernizme köle olunarak, bir baflka uygarl›¤›n kurucusu olunabilir mi? Bu soruya verilecek cevap, bu topraklarda sosyalizm yoluna düflenlerin gelece¤ini belirleyecek bir cevap olacakt›r. Modernist uygarl›ktan her anlamda kopmak gerek. Kopufl ise, reddedilenin afl›lmas› ve geride b›rak›lmas› demek; feda demek, özveri demek, vazgeçifl demek; Güler gibi gülerek yaflamak, ölürken bile Güler gibi gülerek ölmek demektir. Baflka söze gerek var m›?.. J


röportaj

röportaj

leman ve politik mizah üzerine... tav›r

Günümüzde mizah denilince akla en baflta mizah dergileri gelir. Ülkemiz politik-sosyal ve kültürel gerçekli¤inin belki de en fazla do¤rular› bu dergilerde her hafta halk›n bilgisine sunulur. Hakikat›n ne oldu¤u en çok buralarda görülür. Ya da en az›ndan mizah dergilerinde yazanlar, çizenler böyle söylüyor. Bunun ne derece do¤ru oldu¤unu; politik mizah›n karikatürde ve yaz›l› mizahta yerinin ne oldu¤u/olmas› gerekti¤i konusunda, Leman Dergisi’nin genel yönetmeni Tuncay Akgün’le konufltuk...

Mizah›n genel olarak ezilenin ezenden öç alma arac› ve ona karfl› mücadelede güçlü bir silah oldu¤undan bahsedilir. Sizin bu konudaki düflünceleriniz nedir? O ifade tam oturmuyor. Mizah, gücü ve iktidar› bozan bir fley. Bu anlamda da mizah›n, mizah dilinin, bir muhalefet arac› olarak, içerdi¤i muhalif duygu olmadan bir anlam› da kalm›yor. S›n›fsal bir yan› var de¤il mi? S›n›fsal bir taraf› var tabi, her fleyin oldu¤u gibi mizah›n da s›n›fsal bir taraf› var bence. Bütün dünya tarihine bakt›¤›m›zda, beslendi¤i kayna¤›n ne oldu¤u belli. Modern zamanda da öyle. Sol kültürün üretti¤i bir fley asl›nda mizah. Sa¤c›lar›n mizah üretebildi¤ine, ya da iflte böyle kurumlaflabildiklerine pek tan›k olmuyoruz. Bu ülke çok mizahç› yetifltirmifl. Nasreddin Hoca’dan Karagöz-Hacivat’a; Bekri Mustafa’dan ‹ncili Çavufl’a; Bektafli Babalar›ndan fiair Eflref’e; Neyzen Tevfik’ten Aziz Nesin’e, Muzaffer ‹zgü’ye, O¤uz Aral’lardan da sizlere kadar, daha ad›n› sayamad›¤›m›z ama yaflamlar›yla, sözlü ve yaz›l› üretimleriyle bu ülkenin mizah damar›n›

yaratan ve güçlendiren yüzlerce mizahç›dan bahsedebiliriz ki, bu çok büyük bir zenginliktir. Bugüne bakt›¤›m›zda bu zenginlikten çok da faydalanamad›¤›m›z görülüyor. Bunun nedenleri üzerine neler söyleyebilirsiniz? fiimdi, gerçekten, bu co¤rafyadaki topraklar, mizah kültürü, gelene¤i anlam›nda çok bereketli. ‹çinde yaflad›¤›m›z kültürel iklimi yaratan tarihi sebepler çok bereketli gerçekten. Yani son yüzy›lda da her zaman çok etkili olmufl mizah bu ülkede. Her zaman mizah dergileri çok etkili olmufllar. Ta Tanzimattan beri daha yak›n ’50’ler, ’60’lar, ’70’ler, ’80’ler... ‹ktidarlara karfl› dönem dönem ismi de¤iflse de etkili olmufllar. fiimdi son döneme bakt›¤›m›zda, aç›kças› bir kay›p oldu¤undan söz edilebilir gerçekten. Politik mizah anlam›nda. Bunun nedenleri nelerdir? Bence bir kere alt› çizilmesi gereken fley flu; art›k mizah›n hedef ald›¤› tek fley politik iktidarlar de¤il sadece. Son dönemdeki bu iflte, dijital-teknolojik aflama iflin rengini baya¤› de¤ifltirdi. Çünkü flu an müthifl bir iletiflim ça¤›nda yafl›yoruz ve ayn› zamanda, küresel, oligarflik yap›lar›n uluslararas› anlam›nda geçiflleri, geçirgen oluflu, bundan bahsetmek gerekiyor. Sadece siyasi iktidar de¤il, baflka bir piyasadan bahsediyoruz. Bu piyasa da, pek çok fleyin içeri¤ini boflalt›yor. fiu anda bütün dün-

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 53


yada tek gündem üzerine buluflabilece¤iniz fleyler var. Müzik mesela çok h›zl› yay›lan bir fley. Mizah da bunlardan biri. Büyük özel flirketler bunu çok iyi farkettiler ve burada art›k bu e¤lence kültürünün çok ciddi unsurlar›ndan biri oldu. Müzik de bu hale geldi. Mizah da böyle oldu. Emperyalizm kendi kültürünü oluflturdu. sempati uyand›ran, sevilen bir fleyi h›zla hemen bir reklam arac› haline dönüfltürüyorlar, çok h›zl› oluyor bunlar. Mizah da bundan pay›n› ald›. Tabi mizah da, özellikle mizah için söylüyorum, konumuz bu oldu¤u için. Mesela etkili kullan›lan bir reklam unsuru. Reklamlarda en çok kullan›lan fleylerden birisi mizah. Ya da iflte mizahç›lar› kullanma, flov dünyas›nda mizahç›lar› kullanmak gibi bir fley var. Çizgiyi kullan›yorlar. Karakter yarat›p, ya da var olan karakterleri kullanarak yap›yorlar. Ve bunun tabi çok güçlü ayg›tlardan yay›ld›¤› için bu zaten gençlerin en çok tüketti¤i bir fley mizah. Mizah›n da politik durufl gibi gençlerin en çok hissetti¤i bir alan mizah. Dolay›s›yla mizah alg›s›nda çok büyük bir de¤ifliklik var. O mizah alg›s›, o e¤lence içinde eriyen bir fleye dönüfltü, bunu gözard› etmemek laz›m. Bence flu anda mizahç› için en büyük problem bu. Bununla savaflabilmek, çünkü alg› bu. Ben son tekrar üniversite flenliklerine gittim. Bu flenliklerde sponsorlar›n bayraklar› var mesela. Mesela Kurtlar Vadisi gitti¤i zaman oras› kar›fl›yor. Serdar Ortaç gibi bir adam ayn› flekilde, gerçi çatal falan f›rlat›ld› ona ama geliyor ve 70 bin kifli onu izlemek için toplan›yor Hacettepe Üniversitesi’ne... Eskiden biz Leman Dergisi’nde her hafta bir lale seçerdik. O kadar etkili olurdu ki, o seçti¤imiz insanlar, üniversitelere konuflmac› olarak falan giremezlerdi. fiimdi yani, olmas› gereken fley bu ama flu anda üniversite gençli¤i, en çok umut veren, ütopyay› yaflatabilecek en temiz unsurlar›n bile, ne kadar içinin boflalt›ld›¤›n›, ne kadar kalitesinin düfltü¤ünü görüyoruz. Mizah alg›s›nda da böyle bir fley var. Hepsini bir bütün olarak düflünmek gerekiyor. fiimdi tabi siyasi iktidarlar›n, tahammülsüzlükleri, dava açmalar›, onlar›n tahakküm alanlar›n›n çok geniflletilmesi, kendi medyas›n› oluflturmas› gibi meselelerden de bahsedilebilir. Ama mesele sadece bugünkü iktidar› simgeleyen insanlara politik figürlere birfley yaz›p çizmek de¤il. Yani bu ideolojiyi yaratan o kadar çok fley var ki, ar› kovan›na sürekli çomak sokmak gerekiyor. Mesela asl›nda yüzlerce binlerce figür var. Ve Leman’›n 2000’lere kadar olan muhalefetinin çok etkisini gördük. O zehirleyici kültürü hedef ald›k ama flu anda, o karfl›m›zdaki yap› o kadar hakim ve o kadar güçlü hale geldi ki, art›k insanlara bir fley söylemenin bile etkisi olmaz hale geldi. fiimdi insanlarla ilgili yapt›¤›m›z fleyin karfl›l›¤›n› okur profilinde göremiyorum, alg› da düfltü. Pek çok fleyi alg›lam›yor, hissedemiyor. Hakkaten sadece fikir olarak de¤il, estetik olarak da u¤raflt›¤›m ya da rezil etti¤im bir fleyin, üniversitede bile bu kadar büyük oranda kabul görmesi aç›kças› bizim umutlar›m›z› çok k›r›yor. Mizah›n politikli¤i, onun özünde olan bir gerçeklik. Ancak bugün hem yaz›l›, hem sözlü, hem de karikatür alan›nda mizah üretimine bakt›¤›m›zda art›k pek muhaliflikten bahsedemeyece¤imizi görüyoruz. Var olanlar, suya-

54 | TAVIR |HAZ‹RAN 2010

sabuna dokunmayan veya dilde, kültürde ve insani tüm de¤erlerdeki yozlaflmaya deyim yerindeyse çanak tutan, yozlaflmay› mizah alan›nda güçlendiren bir yap›ya sahip. Bu görüflümüze kat›l›yor musunuz? Ve siz “muhalifli¤i” nas›l tan›ml›yorsunuz? Size göre muhalif nedir, muhalefet nedir? Evet ben bu görüflünüze kat›l›yorum asl›nda ama politikli¤i çok keskin yani siyah ve beyaz gibi ay›rm›yorum. Çok gri alanlarda zaten sanat›n en etkili oldu¤u alanlar. O gri alanlar› gölgede kalan fleylere iflledi¤i zaman asl›nda büyüyen bir fley. Ya da iflte öyle oldu¤u zaman bir anlam kazanan bir fley, belli bir derinli¤i ancak böyle yakalan›r. Bir sanatç› tavr›nda böyle yakalanabiliyor. Muhalif olmay› az önce de söyledim ben; ar› kovan›na çomak sokmakla tarif ediyorum. Yani her türlü iktidara karfl›, bizim hayat›m›z› kaplayan her türlü iktidara karfl› ve bizim sesimizi ve hayat enerjimizi yok eden her fleye karfl› tav›r almakla tarif ediyorum muhalif olmay›. Ve bu hayat›n her alan›nda olabilir, yani kar›-koca aras›nda, çocuk ve baba aras›nda, okuldaki iliflkilerde o iktidar zaten siyasi boyutta, politik anlamda ya da medyatik manipülasyon alan›nda sonsuza kadar çeflitlendirilebilecek bir fley. Yani buna karfl› bir durufl meselesi. Burada önemli olan yani bizim geçmiflte baflard›¤›m›z› düflündü¤üm, korkunç bir bask›ya karfl› bir moral alan› yaratabilmek. Çünkü insanlar›n özellikle bu ülkedeki insanlar›n ve gençlerin buna çok ihtiyac› var. Çünkü direnç ayn› zamanda bir hayat enerjisi bulabilmeyle, ya da nefes alan› bulabilmeyle ilgili bir fley. Bunu yaratt›¤›n›z anda ve bu sürece umut var demektir. Yani nas›l iflte F tiplerinde karikatür çizen insanlar var ve beni çok heyecanland›r›yor o arkadafllar›n o direnci. Yani o flartlarda yap›yorlar. Peki politik mizah niye tercih edilmiyor? Yoksa çok moda deyimle bizim daha önce yapt›¤›m›z bir röportajda karikatürist bir arkadafl flunu söylemiflti; “Halk art›k bunu istemiyor, yani daha do¤rusu bugünkü toplum bunu kald›racak durumda de¤il. Sert mizah›n (Sert mizah dedi¤i politik mizah/bn) devri geçti” gerekçesine mi s›¤›n›l›yor bugün? Yani bu bir hakl› gerekçe midir? De¤ilse mizah dergilerinin misyonu, düzene muhalif güçler içerisindeki konumu ne olmal›, yada böyle bir misyonu olmal› m›? Mizah çok serttir ama ayn› zamanda mizah merhametlidir, flefkatlidir. Yani kurbanlar›na karfl› merhamet de duyabilen bir fleydir. Çok insani bir durumdur o. Zaten mizah›n en önemli özelliklerinden biri de budur... Yani mesela biz G›rg›r'dan, 500 binlik bir dergiden ayr›ld›¤›m›z zaman-orada önemli insanlar da vard› gerçekten beraber yola ç›kt›¤›m›z- ama birden mesela 20 binlik bir tirajla karfl›laflt›k ve o bizim için floktu. fiu anda anlaml› bir tiraj gibi gözüküyor ama o zamanlar bizim için bir hayalk›r›kl›¤›yd› gerçekten. Ama gerçekten çok radikal bir çizgi start›n› verdik ve hemen çok h›zl› davalar gelmeye bafllad› mesela. Ve o radikal çizgimizi biz iflleye iflleye yani 15 sene iflleye iflleye büyüttük, çok genifllettik ve Türkiye'nin en çok en yüksek tirajl› dergisi olduk yani o çizgimizden taviz vermeden yapt›k biz bunu. O anlamda da Limon ve Leman dönemi çok ilginçtir yani


radikal tav›r koyarak bir çizgi, bir estetik, bir dil ile Türkiye'nin en çok satan dergisi oldu. Ve ba¤›ms›zlaflt› da üstelik kitle dergisi oldu. Çok etkili oldu ayn› zamanda o merkezin d›fl›nda bir söz, dil üreterek çok etkili oldu. O sözü kim söylediyse onda da bir gerçeklik pay› var gerçekten; d›flarda da böyle bir alg› problemi var. Yani kimse istemiyor meselesinde biz daha çok sert kal›yoruz di¤er mizahi dergilere göre. Çizgi olarak da mesela basit esprilerde bile daha sert kal›yoruz ve di¤er mizah dergilerinde daha çocuksu daha çok naif, iflte hayvanlar üzerinden felan yada o insanlar› bebeksi hayvanlar gibi çizerek yapmak gibi öyle bir yan› var mesela biz sert kal›yoruz. Sorun yafl›yoruz yaflamad›¤›m›z› söyleyemeyiz biz de hakikaten gerekti¤i gibi de¤iliz belki de üzerimizde çok büyük yorgunluk var... Tercih mi zorunluluk mu politik mizahtan uzaklaflmak? Benim için asla bir tercih de¤ildir. Ben politik mizah derim. Benim için mizah politik bir fleydir. Yoksa günümzü geçirmek için ya da üç-befl kurufl kazanmak için ya da sadece mizahç› ya da sanatç› olarak an›lmak için yapm›yoruz ki bu ifli... Yani insanlar etkilendi¤inde tatmin oluyorsunuz.

tuncay akgün

“Mizah, gücü ve iktidar› bozan bir fley. Bu anlamda da mizah›n, mizah dilinin, bir muhalefet arac› olarak, içerdi¤i muhalif duygu olmadan bir anlam› da kalm›yor.”

Genel olarak mizah dergilerinin tiraj kayb› gündemde. Son süreçte böyle fleyler duyuyoruz. Mizah dergilerinin tiraj kayb›n› neye ba¤l›yorsunuz? Bunun siyasi-ekonomik ve kültürel nedenleri nedir? Hay›r bu do¤ru de¤il, mizah dergileri hala Türkiye'nin en çok satan dergileri. Yani bunun nedeni çok basit çünkü Türkiye'de hakikat içeren hala mizah dergileridir. Türkiye'de medya alan›na bakt›¤›m›zda her fley var ama en büyük bofllu¤u dergicilik alan›nda görüyoruz. Burada çok büyük bir problem var. Bu tabloya bakt›¤›n›zda mizah dergileri hala Türkiye'nin en çok satan dergileri ve gerçekten okur ve dergiyi üreten aras›nda iliflkinin en sa¤lam oldu¤u alan. Dolay›s›yla bu çok dikkat çekici birfley çünkü hakikatten bu dergileri Türkiye'de yaflayan gençler, çocuklar ya da iflte daha olgun insanlar ç›kart›yorlar. Ama okurlar›yla çok hakiki bir iliflki kuran, üretim anlam›nda dergiler, yani di¤er tarafa bakt›¤›nda çok büyük bir boflluk var. Limon ve flimdiki ad›yla Leman’›n mizah dünyas›na girifl amac› neydi? Bu amac› gerçeklefltirdiniz mi? Bu amac›n neresindesiniz? Yürüdü¤ümüz yoldan, geride b›rakt›¤›m›z fleyden çok memnu-

num. Kendi tarihimizden çok memnunum. Neredeyse 25 sene olacak. 25 senelik süreçte derginin zaman zaman, dönem dönem böyle çok güçlü ve etkili bir iz b›rakt›¤›m›z› düflünüyorum aç›kças›. O anlamda sanatç› olarak veya dergici olarak hayallerimi gerçeklefltirdi¤imi düflünüyorum. Tabi bu iflin en önemli yan› kollektif yap›lmas›, çok uzun bir yol arkadafll›¤› gerektiren bir fley, y›llarca yan yana omuz omuza ve çok a¤›r bir ifltir. 25 seneye bakt›¤›m›zda zaman zaman en yüksek etkiyi yakalad›¤›m›z y›llarda, her anlamda, entellektüel anlamda da çok ayk›r›yd›k. Biz daha anarflist bir tav›rla yapt›k dergiyi. Bedeller ödediniz ve ödemeye devam ediyorsunuz. Nas›l bir ülkede yaflad›¤›m›z›n da göstergesi asl›nda bunlar. Mizah dergisi siyasi iktidarlar› bu derece, öldüresiye korkutan bir güce de sahip. Evet mesela bize çok benzer bir dergi var Fransa'da, Charlie Hebdo dergisi. Onlar› ça¤›rm›flt›k buraya, onlarla çok da güzel zaman geçirdik. Mesela orada çizen, Fransa’n›n çok önemli bir çizeri Maurice Sinet var. Ona benim söyledi¤im fleyleri kendi dergisinde ve bir iki dergide daha çizdi... Yani Türkiye'de, Türkiye koflullar›nda yap›yoruz. Yani onlarda orada muhalefet

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 55


“Mesela Kaz›m Koyuncu hayat›n› kaybetti¤inde bir devrimciyi kaybettik gibi bir kapak yapt›k. Onu en iyi çizebilecek baflka bir arkadafl çizdi orada o duyguya sahip. Ama onu çizen insanda belki o politik duyarl›l›k yok belki ama orada iflte o kimyay› oluflturmak diye birfley var. Anlatabiliyor muyum? Mesele sadece politik bilinci çok geliflmifl olan insan›n üretti¤i meselesi de¤il.”

yap›yorlar ama Türkiye'de süreç çok yak›c› yani çok fazla fley var yani kanl› bir süreç. En az›ndan yak›n bir tarih 12 Eylül'den beri ald›¤›nda oradan buraya geldi¤inde çok kanl› bir süreç yaflan›yor. Çok güçlü miktarda devlet bask›s› var. Bu koflullarda mizah yap›yorsun onun için yani Bat› demokrasisi flartlar› içinde bu ifli yapm›yorsun. Yani biz bu keskin koflullarda elimizden, dilimizden gelen herfleyi söylemeye çal›flt›k aç›kças›. Orada tabi mizah›n özel dilinden yararlanmak gibi bir fley yani o biraz mizah dili kullanmak insanlara deli ve sarhofl gibi yani insan› biraz çocuk gibi k›l›yor. Yani söyledi¤inden sorumlu de¤il gibi. Kral ç›plak diyen adam misali... Pek çok fley söyledik yani mutlaka eksiklerimiz olmufltur. Türkiye tarihi gerçekten çok kanl› bir süreç. Yani insan hayat›n› imha eden mekanizmalar›n oldu¤u bir süreç... Sizin ödedi¤iniz bedeller Charlie Hebdo yazarlar›n›n dudaklar›n› uçuklat›yor belki. Oysa bu ülkede öyle bedeller ödeniyor ki, dedi¤iniz gibi yaflam hakk› al›n›yor insanlar›n ellerinden çok pervas›z biçimde. Bütün muhalif kesimler bu tehdit alt›nda. En yak›n örnek, F Tipi hapishanelerde hala devam eden tecritte 122 insan ölüyor… Evet 122 insan öldü ve bu o kadar çok az yaz›l›p-çizilen bir fley ki. Bu dünyay› sarsacak bir fley. Mesela biz onu çok ifllemeye çal›flt›k elimizden geldi¤i kadar, mektuplar› yay›nlad›k vs. Çünkü ayn› zamanda yok say›lan, sanki üzerinde konuflulmay›nca, yaz›l›p çizilmeyince yokmufl gibi davran›lan çok riyakar bir düzende yafl›yoruz. Onlar›n amac› bu asl›nda yok saymak yani bu insanlarda hiç mi fikir namusu yok ya da hiç mi duyarl›l›klar› yok. Yani bunun kahraman oldu¤unu söyleyen bir sürü insana, ya da liberal kendisini liberal olarak tan›mlayanlar›n hiçbiri o dönemde bunlara tek bir kalem oynatmad›lar. Peki Leman'›n dünya görüflü nedir? Ve Leman'›n dünya

56 | TAVIR |HAZ‹RAN 2010

görüflü çizgilere, yaz›lara yans›yor mu? Leman'›n blok olarak bir dünya görüflünden söz edemeyiz. Dergide bir sürü yazar var, çizer var, bir sürü sanatç› var. Hepsinin farkl› farkl› dünya görüflleri de olabilir. Amaç burada bir ortak ruh yaratmak. Sadece ortak dünya görüflü de¤il. O ortak ruh zaten dünya görüflü gibi de vücut bulabiliyor. Yani onun yans›mas› böyle olabiliyor. Dünya görüflümüzü vicdan, mazlumun yan›nda olmak, ezilenlerin yan›nda olmak, özgürlükçü olmak gibi özetleyebilirim yani en basit tabiri ile... ‹çimizde politik görüfle sahip olmayan insanlar da var. Ama yani totalde bunu bir bütün olarak tarihi olarak de¤erlendirirsek Leman politik mizah dergisi olarak alg›lanan bir fley. Asl›nda bask›n olan politik duruflu... Ama hani politik duyarl›l›klar› çok geliflmifl ya da fazla yüksek insanlardan ibaret de bir dergi olmad›¤›n› söyleyebilirim. Ama estetik olmak öyle bir fley. Mesela Kaz›m Koyuncu hayat›n› kaybetti¤inde bir devrimciyi kaybettik gibi bir kapak yapt›k. Onu en iyi çizebilecek baflka bir arkadafl çizdi orada o duyguya sahip. Ama onu çizen insanda belki o politik duyarl›l›k yok belki ama orada iflte o kimyay› oluflturmak diye bir fley var. Anlatabiliyor muyum? Mesele sadece politik bilinci çok geliflmifl olan insan›n üretti¤i meselesi de¤il. Siz mesela çiçe¤i burnunda karikatürcülerdiniz önceden ve o dönemki politik ortam, o dönemdeki birikim flimdiki gençlerde var m›? Yani Leman'a çiçe¤i burnunda karikatürcüler geliyor ya, sonradan ekibe dahil oluyor. Bir fark görüyor musunuz sizinle onlar aras›nda? Tarif etti¤in benim o çiçe¤i burnunda karikatürcü dönemim, 12 Eylül’ün hemen öncesi çok özel flartlard›. Yani sokakta ciddi bir savafl›n önündeyiz ve o y›llarda herkes örgütlü falan... O dönemle karfl›laflt›r›labilir mi bilmiyorum ama ben kap›dan içeri giren gencecik bir çocukta 14-15 yafl›ndaki bir çocukta, benim o zamanki heyecan›m› görüyorum aç›kças›. Önemli olan burada etkileflim meselesi yani o çocukta çok da bir fley olmuyor gibi de¤il yani bu asl›nda o çocu¤un kap›dan içeri girdi¤i andan itibaren, girdi¤i ortam orada bir okula geliyor öncelikle bir fley çiziyor mesela ve onun yay›nlanmas›n› istiyor. Kendisini gelifltirmek istiyor, bence orada hiç problem yok. Yani sadece daha sab›rs›z oluyorlar, daha az dinliyorlar hemen bir fley olmak istiyorlar. Burada problem var yani bu zaman›n koflullar›ndan kaynaklanan fley budur problem. Ama o heyecan, o duygu, o safl›k ve geliyorlar mesela orada hiç k›r›lma, eksilme gibi bir fley yaflanmad›. Hala geliyorlar. Limon'un G›rg›r'dan ayr›l›p mizah dünyas›na girmesi, Penguen'in Leman'dan ayr›l›p mizah dünyas›na girmesi ve daha sonra Uykusuz'un Penguen'den ayr›l›p mizah dünyas›na girmesi... Bunlar elbette ki ayn›laflt›r›l›r fleyler olmayabilir. Bunun nedeni nedir ? Yani belli bir kadro var ve o kadro içerisinden birileri, zaman› gelince “Biz art›k kendi dergimizi ç›kartmak istiyoruz” mu dediler, yoksa daha farkl› nedenleri mi var? Bence her kopuflu kendi flartlar›nda de¤erlendirmek laz›m. Yoksa mesele kliflelefliyor. O anlamda ne bizim G›rg›r'dan ko-


puflumuz ne bizden önceki kopufllar mesela Mikrop dönemi vard› G›rg›r'dan önce baflar›l› olamayan asl›nda o da etkili olmufltu bir sene ç›kt›. ‹flte bizden Penguen'in kopuflu bence bunlar›n hepsinde baflka fleyler de var. Bizim arada unuttu¤umuz baflka bir sürü örnekler var. fiu anda ismini bile hat›rlayamad›¤›m›z; mesela G›rg›r'dan H›b›r dergisi kopmufltu ve o dergi 200-300 bin sat›yordu. Ama bugün hiçbiri hat›rlanm›yor bile… Nankör var bizim de içinde oldu¤umuz bir kadroydu yani Limon içerisinden birilerinin… Onun hikayesi de farkl›, bu kopufllara benzemiyor. Bizim Limon'la bir gel-git durumumuz var. Hepsi kendi koflullar›nda de¤erlendirilmesi gereken fleyler. Bence burada as›l alt› çizilmesi gereken fley flu: Uzun yol arkadafll›¤› yok, sadece bugünkü etkisiyle de¤erlendirmemek laz›m. Bu nas›l bir iz b›rak›yor ve geriye kalan ne olacak diye de¤erlendirmek gerekiyor. Yani mizah dergisi tarihinde bir sürü dergi ç›kt›, kimisi ömrünü tamamlad› kapatt›. Onlar›n hepsini farkl› flekilde alg›l›yoruz. Yani bize b›rakt›klar›yla bunlar› öyle de¤erlendirmek laz›m yani hepsinin farkl› nedenleri var. flimdi hepsine girsek hepsini benim ayr› ayr› anlatmam gerekiyor. Bana göre benim kiflisel de¤erlendirmelerim hepsi için farkl› olur. Teflekkür ediyoruz. Ben teflekkür ederim...J

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 57


ay›n foto¤raf› ay›n foto¤raf›

58 | TAVIR | HAZ‹RAN 2010


sinema sinema

biz bu “filmi” çok gördük! sevgi duman

Ad› belki yeni yeni Ergenekon davalar› sürecinde resmi a¤›zlarca kabul ediliyor ama J‹TEM, yani Jandarma ‹stihbarat ve Terörle Mücadele Grup Komutanl›¤›, çok önceden beri bilinen bir örgütlenme... Öyle bir örgütlenme ki, resmi bir flekilde kurulmas›na, çeflitli düzeylerde askeri sorumlular atanmas›na ra¤men, resmi a¤›zlarca bugüne kadar varl›¤› kabul edilmeyen bir yap›lanma... Neden kabul edilmedi¤ini merak edenlere söyleyelim; bu yap›lanma, özellikle Kürt illerinde, her türden kontrgerilla faaliyetini yürüten en büyük yap›lanmalardan biriydi çünkü. Ne kadar faili meçhul cinayet, adam kaç›rma, kaybetme, tecavüz, köy-orman yakma... varsa bu yap›lanman›n ifliydi. Hala da faaliyette oralarda... ‹flte Miraz Bezar bu gerçekli¤e vurgu yap›yor Min Dit (Ben

Gördüm) adl› filminde. Y›llard›r, on y›llard›r “gördü¤ümüzü” bir de onun kendi öyküsüyle “görmemizi” istiyor. Min Dit, Alt›n Portakal’›n yar›flma bölümüne kabul edilen ilk Kürtçe film... Bu anlam›yla ayr› bir önemi de var. Öneminin alt›nda belki de AKP’nin ne idü¤ü belli olmayan “Kürt Aç›l›m›” yat›yor. Çünkü Kürt halk›n›n ve Kürtçe’nin geçmiflte bafl›na neler geldi¤ini hepimiz biliriz. Bu ülkede Grup Yorum ilk Kürtçe türküyü söyledi¤inde an›nda gözalt›na al›nm›fl ve bir üyesi aylarca hapse at›lm›flt›. Düflünün nereden nereye... Grup Yorum’un tek bir Kürtçe türküyle aylar boyu mahpus olmas›ndan, Min Dit isminde ve neredeyse tamam› Kürtçe çekilmifl bir filmin Alt›n Portakal film yar›flmas›na kat›lmas›na... Bunun bir AKP lütfu olmad›¤› ve yaflananlar›n bir aldatmacadan ibaret oldu¤u; Min Dit’in yar›flmaya kabulünün alt›nda da bundan baflka bir fleyin yatmad›¤›n› vurgulamak gerekiyor.

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 59


Aç›l›m›n(!) getirdi¤i bir fley de¤il, aksine dünden bugüne verilen mücadelenin bir kazan›m› olarak görülmesi gerekiyor, bunun. Ve baflka bir fley daha var ki, bu da film gerçekleri yans›t›yor... En az›ndan J‹TEM’in oralarda neler yapt›¤›n›n çok küçük bir bölümü beyazperdeden insanlara ulaflabilecek bu filmle... Ötesi neden yok? San›yoruz buna filmin senaristi ve yönetmeni cevap verebilir. Geçen ay kanser yüzünden hayat›n› kaybeden Evrim Alatafl’›n bir öyküsünden, yine Evrim Alatafl’la birlikte yönetmen Miraz Bezar’›n birlikte senaryolaflt›rd›¤› Min Dit, Kürt sorununu demokrasi mücadelesinin bir parças› olarak görüyor ama bir tesbitten öteye gidemiyor. J‹TEM denilen bir kontrgerilla örgütlenmesi bu ülkede vard› ve hala da var. Jitem’in varl›¤›n› teflhir etmek tek bafl›na yetmiyor ne yaz›k ki. Ve J‹TEM’den, J‹TEM benzeri yap›lardan kurtulmak, bafll›bafl›na bir demokrasi mücadelesi vermekten geçiyor. Öyle burjuva cinsinden de¤il, tamamiyle bir halk demokrasisinden bahsediyoruz. Filmin bu anlamda anlat›m›n› do¤ru ama eksik/yetersiz görmek mümkün... Alt›n Portakal döneminde kimileri alk›fla bo¤du bu filmi, kimileri de en pespaye milliyetçi/›rkç›/kafatasç› düflüncelerini kustu bu film hakk›nda. Gerçekleri yans›t›yor olsa da nihayetinde bu bir film ve her fleyi anlatmas› da mümkün de¤il. Önemli olan anlataca¤› fleyi yanl›fl anlatmamas›, insanlar› yanl›fla sevk etmemesi... Anlataca¤›n› dosdo¤ru olarak anlatmas›, tavr›n› do¤rudan ve olmas› gerekenden yana koy-

60 | TAVIR |HAZ‹RAN 2010

mas›... Tarafs›zl›k ad›na düzenin payandas› konumuna düflmemesi, ifllenen suçlara da ortak olmamas›... Çok politik söylemler olarak gelebilir söylediklerimiz ama film tümüyle politik bir durumun üzerinden geliflti¤i ve derdini de politik söylemler üzerinden anlatmaya soyundu¤u içindir bütün bu söylenenler... Filme gelince... Çocuklar var gerçekleri anlatan. Kusursuza yak›n bir do¤all›ktaki oyunculuklar› seyre de¤er olan çocuklar. Analar›, babalar› J‹TEM’in kurflunlar›yla katledilmifl çocuklar. Daha ana sütü ça¤›ndayken yetim kalan ve içecek bir damla süt bulamad›¤› için hayat›n› kaybeden çocuklar. Hayat›n tokat›n› daha okul s›ralar›na oturmadan yiyen ve bu sebepten erken büyüyen çocuklar. Yüzleri ve gözleri anlam yüklü, yoksullu¤un ve açl›¤›n ac›mas›zca tüketti¤i yaflamlar›yla çocuk olmayan/olamayan çocuklar... Her üçü de 13 yafl›nda olan fienay Orak (Gülistan), Muhammed Al (F›rat), Suzan Il›r (Zelal), üretken ve yürekten oyunculuklar›yla filmi bafltan sona tafl›yorlar. Gerçekten de kimi zaman çocuklar o saf ve do¤al oyunculuklar›yla büyüklerin beceremedi¤i ifllerin alt›ndan kalkabiliyor ve izleyicilere kendi do¤all›klar›n› aktarabiliyor ve mesajlar›n› kolayca verebiliyorlar. fienay ve Muhammed, Diyarbak›r Belediyesi’nin açt›¤› tiyatro kursunda iki ay e¤itim görmüfller ama Suzan, mezarl›kta su satarken yönetmenin ilgisini çekmifl bir çocuk. Filmde, do¤all›¤›n› beyazperdeye en çok yans›tan da O zaten...


Gülistan ve F›rat’›n gazeteci olan ve demokrasi mücadelesinde yer ald›¤› görülen babas›n› ve ev kad›n› annesini J‹TEM katlediyor. Alt› ayl›k kardeflleri Dilovan’la bir bafl›na kal›yorlar evde. Belki de filmin tek aksayan ve hayat›n gerçeklerine uymayan yan bu. Diyarbak›r gibi bir yerde, baba ve annesi J‹TEM taraf›ndan öldürülen çocuklar›n aç susuz kalmayaca¤›, tüm komflular›n onlar için seferber olaca¤› ve birilerinin onlara mutlak sahip ç›kaca¤› mutlak. Neyse ki çok fazla s›r›tm›yor bu filmde. Çocuklar›n do¤all›¤› bunu da bertaraf ediyor. J‹TEM’ci katille çocuklar›n yüzleflmeleri filmin en ac› ve yürekleri en çok titreten yerleri olarak duruyor önümüzde. Kaybedilen, iflkencelerde katledilen binlerce insan›n geride b›rakt›klar› on binlerce yetim geliyor insan›n akl›na... ‹lk olarak Muhammed görüyor babas›n›n ve annesinin katilini. Korkuyla ve yaflad›¤› travmayla alt›na ifliyor ve bundan kimselere bahsetmiyor. Sonra da Gülistan... Gülistan da bir travma yafl›yor ama ilk duydu¤u his, intikam alma arzusu oluyor... Filmin elefltirmenlerce en be¤enilen yan›n›n çocuklar› katillefltirmemesi oldu¤una vurgu yaparak Miraz Bezar’›n, tamamiyle “bar›fl” endeksli dünya görüflünü sorgulamadan geçmek olmaz. Bar›fl ama nas›l? Bar›fl ama kiminle? Bar›fl ama hangi flartlarda ve hangi zeminde? Bar›fl ama neyin karfl›l›¤›nda?... Bu sorular›n yan›t› yok filmde. Ve büyük olas›l›kla Miraz Bezar da bilmiyor cevaplar›n›. Cevaplar› Min Dit’te verdi¤ini söylüyorsa, bunun eksik ve yanl›fl oldu¤unu söylemek gerekiyor. Filmin politikli¤ini sakatlayan da bu zaten. “Demokratik aç›l›m çok olumlu ama çok da geç kal›nm›fl bir mesele. Birileri buna Kürt aç›l›m› diyor ama hepimiz biliyoruz ki asl›nda bu Türkiye’nin aç›l›m›.

Ayn› zamanda Türkiye’de halen çok absürt fleyler yaflan›yor. Kürtçe yay›n yapan devlet kanal› aç›l›yor ama bunu anayasal düzleme oturtmak için ifllemler yap›lm›yor. Hatta Mecliste Kürtçe konuflma esnas›nda yay›n kesiliyor. Küçük çocuklar emniyet güçlerine tafl att›klar› için a¤›r cezalar yiyorlar. Yani bir yandan demokratik ad›mlar at›l›yor öbür yandan fliddet devam ediyor. fiunu görmemiz laz›m art›k, bugün tafl att›klar› için a¤›r ceza yiyen çocuklar, cezaevinden ç›kt›klar›nda devlete karfl› sizce ne hisseder? Bir Filistinli çocuk ‹srail devletine karfl› ne hissediyorsa o da Türkiye devletine karfl› onu hisseder. Bunu engellememiz laz›m. Bizzat bizlerin sokaklarda, darbelere, Jitemlere, ›rkç›l›¤a, hukuksuzlu¤a, eflitsizli¤e dur dememiz laz›m. Filmde çocuklar bunun güzel bir örne¤ini sergiliyorlar. Hem de fliddeti reddederek sivil itaatsizlikte bulunarak...” Bunlar filmin yönetmeni Miraz Bezar’›n söylemleri... Fazla söze gerek yok, Bezar da “aç›l›m”›n ma¤durlar›ndan. Siyasi iktidar›n uygulad›¤› politikalardan, ç›kard›¤› yasalardan, anayasa de¤iflikliklerinden, içi bofl söylemlerinden medet ummak, Türkiye gerçe¤inden bihaber olmaktan baflka bir fley de¤ildir... ‹ktidar h›z›ndan çok da bir fley yitirmemifl ›rkç› söylemlerini devam ettirirken, yönetmenin de ifade etti¤i sald›r›lar›n› gün geçtikçe artt›r›rken hala “bar›fl” demenin bir anlam› olabilir mi? Sinemasal aç›dan gelece¤e dair umutlu ›fl›klarla dolu filmin eksik, yanl›fl ve yetersiz politik mesajlar tafl›mas›, Alt›n Portakal’da yar›flan ilk Kürtçe film olan Min Dit’e çok da yak›flm›yor. ‹lk uzun metrajl› filminde Miraz Bezar daha sert mesajlar içeren bir filme imza atabilirdi. Devlet hiç de naif de¤il çünkü... Bunu Miraz Bezar da çok iyi biliyor, Kürt halk› da... J

KÜNYE: Yönetmen, senarist ve prodüktör:Miraz Bezar Görüntü Yönetmeni: Isabelle Casez Orijinal müzik: Mustafa Biber Öykü: Miraz Bezar / Evrim Alatafl OYUNCULAR Gulîstan: fienay Orak F›rat: Muhammed Al Nuri Kaya: Hakan Karsak Zelal: Suzan ‹lir Dîlan / Dîlara: Berîvan Ayaz Anne: Fahriye Çelik Baba: Aliflan Önlü Mîkaîl: Mehmet ‹nci Çekdar: Çekdar Korkusuz Bindest:: Recep Özer Yekbûn: Berîvan Emino¤lu

HAZ‹RAN 2010 | TAVIR | 61


haberler haberler ~ ~ konuflma P›nar Sag’›n yapt›g› AKP’lileri rahats›z etti! Tekirda¤'›n Çerkezköy ‹lçesi'nde Hac› Bektafl Veli Sosyal Kültürel E¤itim Derne¤i'nin düzenledi¤i konserde sahneye ç›kan P›nar Sa¤, "Bizim cemevlerimizi cümbüfl evi sayanlara, Deniz Gezmifl'i asanlara inat, bizler Pir Sultan Abdal'›n torunlar› olarak buraday›z. Birilerinin sahte aç›l›mlar›n›n fark›nday›z" dedi. Bu sözlerin ard›ndan Çerkezköy Belediye Baflkan› Ali Ertem, ‹lçe Baflkan› Sait Yaz›'n›n da aralar›nda bulundu¤u 10'a yak›n AKP’li konseri terk etti. Partililerin konseri terk etmesinin ard›ndan elefltirilerini sürdüren P›nar Sa¤, "Bizi savunan yitirdi¤imiz tüm yazarlara, Ankara'ya tokat atarcas›na u¤urlar olsun" diyerek U¤urlar Olsun adl› flark›y› söyledi. Yaklafl›k bir saat sahnede kald›. Olay›n ard›ndan, Çerkezköy Belediye Baflkan› Ali Ertem'i ziyaret ederek olaydan üzüntü duyduklar›n› dile getiren Çerkezköy Hac› Bektafl Veli Sosyal Kültürel E¤itim Derne¤i Baflkan Dr. ‹smail Do¤aro¤lu ve Alevi Dedesi Sinan Boztepe, ayn› gün saat 13.30'da da AK Parti Çerkezköy ‹lçe Teflkilat›'na giderek ‹lçe Baflkan› Sait Yaz› ve yönetim kurulu üyelerini de ziyaret etti. Do¤aro¤lu, "Alevi inanc› içinde farkl› düflünceler de var. Bir kiflinin

1 May›s sergisi aç›ld›

düflüncesi tüm Alevi halk›n› ba¤lamaz. O gece meydana gelen olay, tamamen derne¤imizin kontrolü, düflüncesi ve iradesi d›fl›nda geliflen, ani bir refleksle ortaya ç›kan bir durumdu. Bu olaydan dolay› çok üzgünüz. Bir daha olmamas› için daha dikkatli ve daha seçici davranaca¤›z.” dedi. P›nar Sa¤ ise söylediklerinin arkas›nda oldu¤unu ve kendisi ad›na yap›lan bir özrü kabul etmedi¤ini, yurtd›fl› turnesinden döndükten sonra bu konuyla ilgili bas›n aç›klamas› yapaca¤›n› söyledi. Demokratik kitle örgütleri ve sanaç›lar›n da P›nar Sa¤’a destek verece¤i ö¤renildi.J

Emek Sinemas›’n›n y›k›lmas›, mahkeme karar›yla durduruldu ‹stanbul 9. ‹dare Mahkemesi, Emek Sinemas›'n›n y›k›m›n› öngören projenin yürütmesinin durdurulmas›na karar verdi. ‹stanbul Mimarlar Odas›, Emek Sinemas› Kültür ve Turizm Bakanl›¤› ‹stanbul Yenileme Alanlar› Kültür ve Tabiat Varl›klar›n› Koruma Bölge Yenileme Kurulu'nun projelerinin iptali ve yürütmesinin durdurulmas› istemiyle dava açt›. Davay› görüflen yerel mahkeme, Emek Sinemas›'n›n y›k›m›n› öngören projeyi onaylayan kurul karar›n›n, bilirkifli incelemesi yap›ld›ktan sonra tekrar de¤erlendirilmek üzere, yürütmesini durdurdu.

FOSEM’in düzenledi¤i ’77'den 2010’a 1 May›s foto¤raflar›ndan oluflan "Siz Vermediniz Biz Kazand›k" isimli sergi Okmeydan› Sibel Yalç›n Park›'nda aç›ld›. ‘77 1 May›s’›nda yap›lan katliamdan, Mehmet Akif Dalc›lar'a, 30 bin kiflinin yürüdü¤ü Ça¤layan'dan Kad›köy'e ve 3 y›ld›r Taksim için çat›fl›lan sokaklardan bugüne karelerin yer ald›¤› sergiye Foto¤raf sanatç›lar› Özcan Yaman, Deniz Koçak, Ferhat Eyübo¤lu da foto¤raflar›yla destek sunmufl. Sergide 1 May›s alan›n›n nas›l kazan›ld›¤›, foto¤raf›n diliyle anlat›lm›fl. 28 May›s’ta aç›lan sergi üç gün aç›k kald›. Sergi, ‹stanbul’un di¤er semtlerinde ve Anadolu’da aç›lmaya devam edecek.

62 | TAVIR | MAYIS 2010


GRUP YORUM g ü n c e



8 May›s 2010: Ruhi Su’nun mezar›n› ziyaret ederek 25. y›l›na dair aç›klama yapt›.

 9 May›s 2010: Kanser hastal›¤›ndan dolay› hayat›n› kaybeden Güler Zere’yi u¤urlama törenine kat›ld›.  9 May›s 2010: DevGenç’lilerin Okmeydan›’nda düzenledi¤i flenlikte konser verdi.

 14 May›s 2010: ‹zmir Ege

Ünivesitesi’nde geleneksel olarak düzenlenen 6. Canan Kulaks›z fienli¤i’nde 5000 kifliye konser verdi.  23 May›s 2010: Zonguldak’ta göçük alt›nda kalan iflçiler için Taksim Tramvay Dura¤›’nda yap›lan bas›n aç›klamas›na kat›ld›.

Grup Yorum 25. y›l› dolay›s›yla Ruhi Su’nun mezar›n› ziyaret etti

Ça¤dafl Hukukçular Derne¤i, "Devlet ve Hukuk Üzerine" isimli bir kitap yay›nlad›. Rona Serozan'›n derledi¤i ve çevirdi¤i kitapta Marx ve Engels'in hukuk üzerine yaz›lar› bulunuyor. Kitap, ÇHD ‹stanbul fiubesi’nden ve kitabevlerinden temin edilebilir!

Grup Yorum; ö¤rencileri, sanatç› dostlar› ve dinleyicileriyle birlikte 8 May›s’ta Ruhi Su'nun Zincirlikuyu'daki mezar› bafl›nda 25. y›l›na dair bir bas›n aç›klamas› yapt›. Grup Yorum; "12 Haziran'da ‹nönü Stadyumu’nda dinleyicilerimiz ve halk›m›zla birlikte 25. y›l›m›z› kutlamaya haz›rlan›yoruz. Aç›klamay›, burada, Ruhi Su'nun mezar› bafl›nda, ustalar›m›z›n yan›nda yapmay› uygun bulduk. Bugün bir ac› haberi daha paylafl›yoruz. Güler Zere, hayat›n› dün saat 16.50 itibariyle kaybetti. Ruhi Su'yu bundan 25 y›l önce tedavisini engelleye-

rek katleden anlay›fl, bugün de devam ediyor. (...) Bugün biz de o türkülerin mücadelesini veriyoruz. Bugün burada Ruhi Su nezdinde bizi biz eden gelenekleri, de¤erleri yaratanlar›, halklar›n türkülerini yapanlar› sayg›yla an›yoruz." dedi. Aç›klamaya kat›lan Mehmet Esato¤lu da, ustalar› anarak, hepsini konsere davet etmeye geldiklerini belirtti. "Hepsi konserimize mutlaka gelecek. Naz›m Hikmet de gelecek, As›m Bezirci de gelecek, Ruhi Su da gelecek. Hepsi sesimize ses katacaklar. 12 Haziran'da o sesler bakal›m nas›l bir Türkiye özlemini dile getirecekler." dedi. J

MAYIS 2010 | TAVIR | 63


sa... k›sa... k›sa... k›sa.. k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›s..

 Güler Zere, ölümsüzlü¤e u¤urland›. 14 y›l›n› hapishanede geçiren ve bu süre içerisinde kanser hastal›¤›na yakalanan Güler Zere, 7 May›s Cuma günü hayat›n› kaybetti. Güler Zere, 10 May›s Pazartesi günü vasiyeti üzerine Elaz›¤'da topra¤a verildi. Aziz Nesin'in kaleme ald›¤› öykülerden 27'i Arnavutça'ya çevrilerek yay›mland›. Kitab›n tan›t›m törenine kat›lan Türkiye’nin Tiran Büyükelçisi Hasan Aflan, "Aziz Nesin, Türkiye’nin en ünlü yazarlar›ndan biridir. Aziz Nesin’in öyküleri, Arnavutluk vatandafllar› için de çok tan›nm›fl öykülerdir. Tiran’da bir süre önce aç›lan Yunus Emre Türk Kültür Merkezi’nde Arnavutluk yazarlar›n›n yap›tlar›n›n Türkçeye çevirisini de organize edebiliriz” dedi.  Ferhat Tunç’a; Eruh’ta kat›ld›¤› bir konserde yapt›¤› konuflma nedeniyle, Diyarbak›r Cumhuriyet Savc›l›¤› taraf›ndan; “Örgüt üyesi

olmamakla birlikte örgüt ad›na suç ifllemek ve terör örgütü propagandas› yapmak” iddas›yla, hakk›nda 15 y›l hapis istemiyle dava aç›ld›.  Ruhi Su ad›na kurulan "Ruhi Su Kültür ve Sanat Vakf›" kapand›. Beste ve türküleriyle ölümsüz eserler b›rakan Ruhi Su'nun yaflam›n› yitirmesinden sonra efli S›d›ka Su ile o¤lu Ilg›n Su, Ruhi Su'nun unutulmamas›, eserlerinin yaflat›lmas› için 1997 y›l›nda ‹stanbul Beyo¤lu’nda "Ruhi Su Kültür ve Sanat Vakf›"n› kurmufltu. Ruhi Su’nun kurmufl oldu¤u Dostlar Korosu, çal›flmalar›n› bu vak›fta yap›yordu. Söyledi¤i türkülerdeki siyasi vurgular ve politik tavr› yüzünden aleyhinde kampanyalar bafllat›lan ve iflini kaybeden sanatç›, türküleri derleyip, yeniden yorumlama ifline kendi bafl›na devam etti. 1975'te Dostlar Korosu’nu kurdu. 1978'den sonra üretti¤i kasetlerle halk müzi¤inin, yayg›nlaflmas›na büyük katk›da bulundu. Ruhi Su, 12 Eylül yö-

netiminin engellemeleri yüzünden yurtd›fl›nda tedavi flans› bulamad› ve 20 Eylül 1985'te hayat›n› kaybetti. Ruhi Su'nun cenaze törenine binlerce kifli kat›ld› ve cenaze 12 Eylül döneminin ilk büyük kitle gösterisi haline dönüfltü...  Hrant Dink Belgeseli Alt›n Küre ödülü ald›. ‹ntermedia film ve produksiyon flirketi taraf›ndan Dünya Medya Festivali kapsam›nda 200'ün üzerinde filmin kat›ld›¤› ve bu y›l 11'incisi düzenlenen film festivali yar›flmas›nda, "Hrant Dink Cinayeti Dosyas›" adl› belgesel film Alt›n Küre ödülünü ald›. Ödül törenine yönetmen ve gazeteci Osman Okkan, u¤rad›¤› silahl› sald›r› sonucunda hayat›n› kaybeden Agos Gazetesi Genel Yay›n Yönetmeni Hrant Dink'in efli Rakel Dink, Dünya Medya Festivali Baflkan› Cora Chinbuah ile çeflitli ülkelerden gelen yönetmen ve yap›mc›lar kat›ld›.J

DVD... VCD... ALBÜM... DVD... VCD... ALBÜM... DVD... VCD... ALBÜM... DVD...  hüseyin turan leyla nefesi Seyhan MÜZ‹K

64 | TAVIR | MAYIS 2010

 ayla la Anadolu MÜZ‹K

 gülseven medar

 cemal kadir kaya

rind-i fleyda Seyhan MÜZ‹K

eski hat›ralar Seyhan MÜZ‹K


Haziran2010  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you