Page 1


,,. ...

,,

Birikim

2

A y l i k s o s y a l i s t. k il l t il r d e r g i s i

HAZiRAN 1989

3 GEGEN

A YI N

BiRiKiMi

1 Mayis ve iktidann sonbahan

8 OMER LA(:iNER

Devrimci sosyalizmin gundemi

13 (:AGLAR KEYDER

Kriz ve

i~<;i

s1mfi

19 '89 Bahan

FARUK PEKIN ve i~<;i eylemleri

uzerine

25 AHMET iNSEL ·

Laiklik, cumhuriyet ve sosyalist hareket

35 iRFAN YAVRU

Sosyalist hareketteki krizin baz1 sonu<;lan uzerine

39 BULENT SOMAY

Duzen partisinden devrim partisine

44 SOSYALiZM

TARiHiNDEN

BELGELER

METE TUN(:AY

Sefik Husnu'nun Vazife'deki

ba~yaz1lan

52 ERIK JAN ZURCHER

Gune~-Dil

Teorisi ve Turk dil reformundaki yeri

56 RES i MLi

...

GAYR I RESMi

"Turk dehasi"nm

.

~

urunu

TAR i H

muhte~em bir teori!

62 DEGiNMELER

Demokrasi Kurultayi • NE.SE ERDiLEK 163. madde · sorunu 1, Kadm Kurultayi'nm ardmdan • A.CANKO<;AK Kadm tarafi olmak DEviN KUZU Saghksiz bir ay~ma • AKDOGAN OZKAN 1 Mayis uzerine DR. ATA SOYER - DR. SAHiN KURTARAN Hekim eylemleri ve ATO • MURAT TASDEMiR Hekim hareketi ve iTO FARUK CAN

SiRiN TEKELi


Birikim Yaymc1hk Ltd ~irketi adma sahibi: Yaz1i~leri

Muduru:

Gorse! Tasanm:

Murat Beige Abdullah Onay Omit Kivan~

Gorse! Duzenleme ve Bilgisayar Uygulama:

Hilsnu Abbas Perka A.S. Ayhan Matbaasr Hurriyet Holding A.S.

Yap1m: Basia: Dag1t1m :

Abo n e olmak iQin, a~ag1da belirtilen abone bedelini, Birikim Limited $1rketl'nln Pamukbank TUrbe $ubesi 210233 No'lu hesabt路 na yat1rman1z ve banka dekontu fotokop1sin1, Birikim Yayinlari , K090kayasofyaCaddesi, No:17-19/A, Sultanahmet 34400 istanbul adresine g6ndermeniz yeterlidir . Adm1z1, adresinizi, posta kodunuzu ve abone

i~leminizin

ba~layacag1n1

hangi say1dan lutfen bildiriniz.

Abone bedelleri: Yurtic;1 :

D

36.000 TL.

Avrupa, Ortadogu:

25$

Amerika:

30$

Avustralya :

30 $

Birikim Yayrnlari Kuc;ukayasofya Cad. No.17-19/A Sultanahmet 34400 istanbul

Tel. 512 17 34


G

E

E

N

Mayis ayi, 6teden beri, Tiirkiye'de siyasi gerilimin artug1 bir ayd1r. Devrimciler a<;:1smdan biiyiik 6nem ta~1yan baz1 trajik olaylann y1ld6niimleri bu aya rastlar. Arada, istanbul'un fethi giinii gibi, sagc1lann one <;:1karabilecegi y1ld6niimleri de vard1r. Arna hepsinden onemlisi ~iiphe­ siz aym ilk giinii, 1 May1s'nr. Asken ve yan-asken bask1 yonetimiyle ge<;:en l 980'li y1llar boyunca, May1s ayinda devlet giivenlik gii<;:leri alarma ge<;:tiler ve olaganiistii tedbirler almd1. Aym zamanda, bu y1llann genel manng1 uyannca, alman tedbirleri ge<;:ersizle~tirecek veya sadece zorlayacak a~ag1dan yukanya giri~imler de olmad1. Arna seksenlerin sonunda, bask1lann gorece gev~emesi ve genel havanm degi~mesiyle, oncekilerden farkh denebilecek bir May1s ayma girdik. Baskmm zamana bagh olarak gev~emesinin yams1ra, Mart ayindaki yerel se<;:imler ve yeni oy dag1hm1 tablosunun, bu yilm Mayis ayinm havasma etkileri sozkonusuydu. Bu se<;:im sonu<;:lan ile Nisan aymdan ba~layan ve Mayis i<;:inde de siiren i~<;:i protestolan ve eylemleri arasmdaki nedensellik ili~kisi yeterince a<;:1ku. <::ok uzun

A

y

N

B

siiren durgunluk, suskunluk ve goriiniirdeki "bo~vermi~lik" tavnndan sonra olduk<;:a ozgiin ve dinamik bir eylemlilik gostermeye ba~layan i~<;:ilerin, y1llardan beri sozii ge<;:meyen 1 May1s i~<;:i giiniinii yeniden giindeme getirmeleri dogald1. Nitekim boyle oldu. Tiirkiye'de egemen sm1flar ya da onlann en azmdan onemli bir kesimi egemenligi siirdiirme miicadelesinin alamm bir hayli geni~ <;:izme ah~kanhgm1 edinmi~­ tir. Asken bir bak1~ a<;:1smdan beslenen bu miicadele anlay1~ma gore, "dii~man", merkezden miimkiin oldugu kadar uzak tutulmahd1r. Bu kesimin 1 Mayis'1 algilayi~1 da bu genel anlayi~a baghd1r. $oyle diiz bir mannkla, komiinizm i~<;:i sm1hyla ilgili bir olayd1r; 1 May1s da i~<;:i sm1fmm bayram1d1r; oyleyse 1 Mayis komiinizmle ilgilidir ve dolay1s1yla yasaklanmahd1r. Ba~ta uygar ve ileri iilkeler olmak iizere pek <;:ok iilkede 1 Mayis'm kutlanmas1 olagan bfr olayd1r. Ne bu konuda bir bask1 yap1hr, ne de 1 May1s'm gorkemli ve )<alabahk bir bi<;:imde kutlanmas1 o iilkeye komiinizm getirir. Arna yukanda ozetlenen mannk <;:er<;:evesinde Tiirkiye'nin egemen

R

K

M

sm1flan "komiinizm dii~mam"m daha <;:ok ilerlerde gogiisleyerek uzakta tutmaya kararhd1rlar. Onun i<;:in de 1 May1s iizerinde mannkla bagda~mayan bir maddfmanevf y1gmak yapm1~lard1r, yapmaktad1rlar. Egemen sm1flann ozellikle "devleth1" kesiminin bu kau, kaba kuvvete bagh tavn, yalmz 1 Mayis gibi bir olayda degil, siyasi hayatm her alamnda kendini gosterirken, ka<;:m1lmaz ola-¡ rak da kar~1um yaratu. Ancak bu durum, "devletlu" kesimi ger<;:ekte <;:ok fazla tedirgin etmemektedir, <;:iinkii o kendi miicadele anlay1~m1 kendi muhalifine de empoze ettiginde, <;:atl~ma dogrudan dogruya fiziksel gii<;: alanma aktanlmakta, bu durumda da devlet dogal olarak <;:atl~madan galip <;:1kmaktadir. i~te 1989 yilmm 1 May1s'ma girilirken, bu giinii kutlamak ya da anmak isteyen sol i<;:inde, sozkonusu anlay1~a gore belirlenen iki farkh egilim ba~gostermi~ti. C::ok k1sa ve ~ematik bi<;:imde ozetleyecek olursak, devletin bu anlanlan yap1sm1 boylece kavrayan ve kendini de ona gore bi<;:imlendirmeyi kabul eden <;:izgi, 1 May1s'm amlmasm1, "girilmesi yasaklanan yere girmek" olarak

3


tammladi. Bu, anma bi<;iminin . <;all~ma olacagm1 onceden belirlemi~ oluyordu. i$<;ilerse ba~ka bir ~ey onerrni~­ lerdi: Seksen oncesi olaylarla bir anlamda tabul~an "Taksim" mekamm $imdilik giindeme getirmemek, 1 Mayis'1 ba~ka bir yerde ve "i;au~ma" olarak degil, "$enlik" olarak kutlamak. Bu oner.nin sahipleri, birinci tutumun sahipleri tarafmdan, tarihimizde hep oldugu gibi "diizene teslimiyet"le sui;landi. Boylece, iki ayn "l Mayis program1" olu~tu. l MAYIS VE TOPLUMSAL M~RUiYET

4

1 May1s biitiin diinyada " i~<;i sm1f1"nm giinii olarak kabul edilir. Devrimciler, kendi devrimci kararlannm en iyisi olduguna i<;tenlikle inansalar da, 1 Mayis gibi bir giinde i~<;i sm1fmm belirli bir kabul gormii~ temsilcilerinin onerilerini hi<;e sayma egilimine girmemelidirler. Arna sosyalist miicadele geleneginin i<; hukukuyla ilgili bu gibi teamiiller Tiirkiye solunda eskiden de pek bilinmemi~ ve s1k s1k <;ignenmi~ti, ~imdi de bu tur egilirnlerin degi~ecegine dair bir belirti goze i;arprn1yor. Dolayis1yla, olu~an ayn "1 May1s prograrnlan"nm ongordiikleri rnekan da aynyd1. 1 May1s'1 i$t;:iler bir yerde, proleter devrirnciler ba~ka yerde anacaku. i~r;:ilerin onerilerinin "diizene teslimiyet" anlarnma gelip geimedigini tam~rnak gerekiyor. 1 Mayis'ta urmanan gerilim ve hi.iki.imetten gelen tehdit atmosferi i<;inde, ~endikaolann ald1klan tav1rlar gerr;:ekten de bu nitelerneyi hakeder ti.irdendi. Arna onerinin kendisi , bu somut olgulardan bag1ms1z olarak ele almrn:!/I gerektiren ozellikler ta~1yordu. Dogru-yanh~. iyi-kotii, ama arnk tarihin parr;:as1 olrnu ~ olgular, Tiirkiye'de 1 May1s kutlarna-

sma belirli bir gerilirn yiiklerni~­ tir. 1977'nin ac1 amlarla dolu 1 May1s'ma ve bunun derinden belirleyici etkilerine ge<;en say1da da yeterince deginrni~tik. Bi.itiin bunlann toplumda, 1 May1s hakkmda olduk<;a puslu bir imge birakng1 bellidir. Dolayis1yla i~r;:i­ ler bu yilm tasarlanan 1 May1s kutlarnasmda ''~enlik" oramm arnrmaktan soz ederken, sezgisel ya da bilini;li, ciddi bir strateji farkhhg1 getirmi~lerdi. Sorun, 1 May1s'i toplum goziinde, sahip olrnas1 zaten gereken rne~ruluk zerninine otunmakn. Bu aym zarnanda, olay1, "devletlii" kesimin siirekli zorlad1g1 i;au~rna, fiziksel "kar~1la~rna" diizeyinden i;ekrnek, sosyalistlerin devletle i;an~t1g1 degil, toplumla ~enlikli bir ~ekilde bulu~tugu bir olay haline getirme anlamma geliyordu. Sezgisel ya da bilin<;li, bu stratejik saptarna bizce de dogrndur ve bu yonde sabirh bir i;abayla bu hedefe vanlmas1 i<;in yeterli birikim olu$turulabilir. Bayle bir birikim, devletin uygu. layageldigi "yasak" manngm1 da yenilgiye ugratir. Ancak bu i;abamn anlamh olrnas1, gerr;:ekten, toplumsal me~­ ruiyet kavrammm oncelikle gozetilmesiyle miimkiindiir. Sorun, 1 May1s'1 diizenin izin verdigi olr;:iilerde kutlamak degil, diizenin kendi yasal-politik-biirokratik <;er<;evesinin d1~ma, dogrudan dogruya topluma ta~1mak ve boylece 1 May1s konusunda ~imdiye kadar olu~mu~ bulamkhg1 gidermek, egemen kesimin bu bulamkhg1 yaratrnak i<;in yapng1 yatInrnlan ve sonur;:lanm geGersizle~­ tirrnektir. Bu y1lm 1 May1s'mda fiilen olanlar, boyle bir ba~lang1r;: yaratrnad1. Fiilen olanlar, dogrusu bir hayli tuhafu. Teorik diizeyde ciddi ve iizerinde ·durulmas1, ge li~tirilrnesi gereken oneriyi getiren sendikac1lar pratikte pek de tutarh davranmadilar. Kendi d1~-

lannda geli~ebilecek olaylann sonui;lannm da onlara yiiklenmesinden i;ekinrni$ olabilirler. Arna bu da nesnel bir olgudur ve ba$mdan iyi hesaplanrnas1 gerekirdi. Che yandan, 1 Mayis'1 anrnay1 "i;au~rna" olarak kavrayan kesirnin, toplumun olayi farkh alg1larnasm1 saglayacak bir;:imde davranrnamakla birlikte, eylemlerinin sonur;:lan, ba~ka ko$ullarda olabilecegi kadar olumsuz da olmad1 (buna biraz sonra deginecegiz). Ote yandan, iilkenin ba$ka yerlerinde ya~ananlar da, 1 Mayis'~ "fiilen olanlar"m "tuhaf'hgma katk1da bulundu. Sevket Y1!maz'm kolundan r;:ekile <;eki~ti­ rile, 100 metre kadar tu tan bir "giizergah" i<;inde "l Mayis yiiriiyii$ii" yapmas1 bunlardan birisiydi; "sosyal-demokrat" liderlerin, ba~ta Erda! inonii olmak iizere, bacaklanm bir zincirin iistiinden a~1rarak, zorlu 1 Mayis engellerini ger;:tiklerini ternsil eden fotograf da bir ba$ka.Si. Bu arada, bir ba~ka "sosyal-demokrat" lider olarak Biilent Ecevit'in, i$<;i bayrammm ba~ka bir giinde kutlanmasm1 onermesi, yukanda amlanlar gibi traji-komik degil, dogrudan dogrnya trajikti. 1 May1s uluslararas1 bir giindiir ve i~<;i sm1fma dayah rnuhalif siyasi hareketler uluslararas1hg1 onde gelen bir deger olarak benirnsernelidirler. i~r;:i bayram1 olarak y1lm ba~ka bir giiniinii kabullenmek, "diizene teslimiyet" tavnnm gen;ekten tart1~1lmaz bir kamndir. Arna, l 989'un 1 Mayis giiniinii saran genel tats1zhk havasmm ba~ sorumlusu ve ger;:en tats1z olaylann ba~ kahramam hiikiimetti. Birc;ok kesimler c;e~itli bir;:imlerde bu tats1zhga katk1da bulunmU$ olsa da, Tiirkiye'nin 1 May1s'1 bu y1l da boylesine tats1z bir bi<;imde ya~am1~ olmas1, dogrudan dogruya hiikiimet politikasmm sonucudur. Birikim 2 / HAZiRAN 1989


iKTiDARIN "l MAYIS KAHRAMANLIGI"

Yazmm ba$mda, Mart aymdaki yerel se<;irn sonw;lanmn Ma}'IS a}'lm da onernli ol<;iide belirledigini soylerni$tik. Sonuc;lar biitiin rnuhalif ak1rnlan canlandmr ve }'lllardir siiren kasvetli bulutlarda birtak1rn aralanrnalar yaranrken, hukiirnet cephesinde de bir tela$ ve $a$kmhga yol ac;rn1$tl. Beklenen ilk (ve en akla yakm) geli$rnelerden biri, ANAP'ta yenilgi duygusunun ve buna bagh panigin geni$lernesi, buradan sagm ba$ka partilerine, oncelikle de Dogru Yol'a dogru bir goc;iin ba$lamas1ydi. Bu bakirndan, $irndiye kadar fazla geregi yokken s1k s1k "c;eker giderirn" dedigi halde, . $imdi bu gerek, sahiden dogmu$ken "<;ekilrnern" derneye ba$layan Turgut Ozal'm, 1 Ma}'IS gerilimini ANAP'1 bir arada tutmaya yarayacak bir etrnen haline getirmeyi dii$iinup dii$iinmedigini sormah)'IZ. Olaylann geli$im bic;imi, bu sorunun hakhhgm1 kamtlar nitelikteydi. Hiikiimet ve yetkililer 1 May1s kutlarnasmm her bic;imine kaf$1 kau bir reddetme tavnna girdiler; aslmda rne$ru olam da, yasad1$1' ilan etmeye ozen gosterdiler. Bu tavirlar, baskic1 devlet politikasmm sad1k savunucusu olan egemen kesirnlerle yanda$hk i<;indeydi. Oysa ba$bakan gene $U son donemde anti-demokratik anayasa}'l degi$tirmek veya 141142 ve 163 gibi TCK rnaddelerini kald1rmak gibi, kulakta "demokratik" bir unlama b1rakan sOzler de soyleyebiliyor. ANAP gibi kendi ham saglam olmayan bir parti, iktidarla 路 birarada durabiliyordu. iktidann tehlikeye dii$mesiyle ba$g6steren dagtlma tehdidin.e kar$1, gerilim ortam1, yeni bir yap1$tlnc1 olabilirdi. 1 Ma}'ls'1 bir gerilirn haline getirmek, ANAP'm iyice asile$en sag kanatlanm da ikna edebilirdi. Arna geli$meler tam da boyle

olmad1. Gerilirn yaranld1, global bir bak1$la gereksizligi daha da kolay gorulebilen c;at1$rnalar ya$andi. Arna biitiin bunlar samnz ANAP'a ve hukurnete beklenen fayday1 getirmedi. Bunda, basmm da onemlice bir rol oynad1g1 soylenebilir. Tilrkiye'de basm belki ba$ka iilkelerde oldugu kadar belirleyici degildir. Arna belirli konjonktiirlerde etkili olabilmektedir. Yerel sec;irnlerden soma ba$ka onernli -ve "yetkili"- gilc;lerle birlikte, basm da ANAP iktidanndan vazgec;rni$ gorilniiyor. Dola}'ls1yla da hiikiimetin "l Ma}'ls kahrarnanhg1" basmda ters tepti. Yukanda, 1 Ma}'ls'1 anrna}'l bir c;at1$mayla e$itleyen kesirnin eyleminin, ba$ka bir ortamda verebilecegi olumsuz sonuc;lan vermedigi soylenirken anlaulrnak istenen buydu (arna bu o kesirnin "bilinc;li" bir "ba$an"s1 degildi; onun zaten hesaba da katmad1g1 bir konjonktiiriln iirilniiydii). Hiikiirnet, 1 Ma}'IS prograrnlannm her tiirliisiine kaf$1 c;1karken zaten anti-demokratik bir tutumu benirnsemi$ti. Boylece butiln guvenlik guc;lerini seferber ederek, gilvenlik guc;leri ic;inde de yaratug1 gerilim sonucu geli$en olaylann, bir ki$inin vurulup oldurulmesi, ba$kalannm yaralanrnas1, coplarnalar, tutuklamalar v.b. yurt d1$mda oldugu gibi bu sefer yurt ic;inde de tepki yaratt1 ve ANAP iktidanm "gidici" kilan etmenler yumagma bu "l May1s Kahramanhg1" da eklendi. Oysa aym olaylar, ayn1 basmda, arna bir ba$ka zarnanda, c;ok farkh yans1t1labilirdi. Nitekim bu sefer de, solla ve dernokrasiyle ilgili her $eye hala "12 Eylul Soylemi" ic;inden bakan Tan, Glinaydm ve Tercliman gibi baz1 gazeteler o tur ko$ullarda basmm neler yapabileceginin omeklerini verdi. ("Bunlar i$c;i mi?", "K1$kiruc1lar Polisle <:;:at1$tl" gibi

rnan$etleriyle). POLiSiN "GAZA"SI VE GAZABI

Basmda her zaman iyi niyetli, dernokrat, solda veya sola ac;1k insanlar c;ah$Ir. Onlar bu gibi olaylarda ugra$1p didinir, kendilerini tehlikeye atar, fotograflan ve haberleriyle gazeteye donerler. Arna getirdikleri, gazetenin o zamanki politikasma uygun hale konur. 1989 1 May1s'mm olaylan, bundan bir }'II once dahi olsa, basmda bamba$ka bir k1hga sokulurdu. Arna bu sefer boyle olmad1. <:;:unkii politika degi$rni$ti. BOyle olrnarnas1 polisi c;ok ofkelendirdi. Daha sonraki cenaze toreninde bu ofkenin sonuc;lan goriildii. Ancak, as1l onernli olan, polisin ofkesinin sonuc;lanndan c;ok, 12 Eyliil rejiminin polise verdigi ideolojinin sonuc;lanyd1. l 980'lerin ba$lanndan beri polis hemen hernen hic;bir kay1t kuyut tamrnayan bir yetkililikle donat1lrn1$, uygularnas1 biitiin ozellikleriyle ho$g6riilmli$tii. Polisin, c;agda$ bir toplumun hie; degilse teoride kabul edilen bir anlay1$la egitilmesi yerine, devletin gosterdigi birtak1rn "dii$man"lara kar$1 bir "taraf' gibi davranmas1 da te$vik edilmi$ti. Biitiin bu donern boyunca, polisin davram$I ele$tirilmemi$ti. Dolayis1yla, 1 May1s gibi bir "gaza" giiniinde gosterdigi "ba$an"nm ele$tirilmesi polisi gazaba getirdi. Verilen formasyona uygun bir duzeyde, verilen ideolojiye uygun bir bic;imde, "basmdan intikam almaya" ba$lad1lar - ba$ka intikam ald1klanmn yamsira. Onlann bu tavn da, Ozal hiikiimetinin ruh haline uygun dii$iiyordu. "Fatih kanunnamesi"nden soz etrne derecesinde tiiyler lirpertici lakirdilar ~oyleyebile n bir ANAP rnilletvekili ile, olanlan onaylarnasa da itiraz etrne cesareti bulamayan "liberal" bakan ve rnilletvekilleriyle, i$kenceye kar$1

5


6

s6zle$me imzalarken kendi polisini hii;:bir zaman denetleyememi$ biitiin ANAP iktidarlan gibi, yerel sei;:imi izleyen bu iktidar da yapuklan ve yapmad1klan, soyledikleri ve s.6ylemedikleriyle, 1 May1s kadar 1 May1s sonras1 olanlann da bir numarah kahramamyd1. Biitiin bunlar, son analizde, ANAP hiikiimetinin gidiciliginin belirtileridir. Her nedense, Tiirkiye'de gidenler hep boyle giderler. Yapabildikleri iii; be$ iyi ?eyin de haurlanmasm1 giii;:le?tirecek h1ri;:mhklar, tahammiilsuzliikler, basitliklerle. Bu davram~lari sergileyerek, zaten durduklan yerde durmaya lay1k olmad1klanm g6sterirler. Mayis ay1 ii;:inde, 1 May1s gibi dramatik olaylann yams1ra, "arkasmda kitle destegi kalmam1~ hukiimet" sorunu da devam etti. Bunun daha bir sure devam edecegi goruluyor. Doksanlara yakla?t1g1m1z ~u a$amada, birkai;: sei;:imdir g6rmekte oldugumuz gibi, halkm i;:ogunlugu sorunlannm kapitalizmin i;:eri;:evesi ii;:inde i;:6ziilmesinden yana. ibre, yetmi?lerde oldugu gibi, sola dogru kaym1yor (bunun nedenlerinin analizi aynca ele almmas1 gereken bir konu). Ancak sagda da, askert yonetimin yolai;:ng1 bir boliinme ya?amyor. 26 Mart'ta halk, ANAP'tan destegini i;:ekti. Herkesi $a$trtan o sonuc;lar bir kere ayan beyan olduktan sonra, ANAP'ta kalmt? gorunen 21.75'in de daha fazla erimesi bekleniyor. Bunun buyl!k k1smmm DYP'ye dogru kaymas1 akla yakm. Arna Ba$bakan Ozal "akla yakm" olana, yani istifaya yana?mad1g1 ic;in, siyasi tarihimizde s1k s1k oldugu gibi, olagam zorlayan bir durumu ya?amaya ba?lad1k. $imdiye kadar Ozal'1 destekleyen (ve ANAP gibi bir partinin destegine ihtiyai;: duyacagt) kesimler, omegin burjuvazinin 6nemli bir

bolumu, bunca zamand1r d1?lad1klan Demirel'e yeniden gonullerini yaurm1? gibi goruniiyorlar. Ote yandan, ba?ta burokrasi olmak uzere, bugiinku karars1zhk ortammda, ANAP otoritesinin d1$ma c;1kanlar var. Butun bunlara ka~1hk Ozal vakit kazanma ve vakit kazamrken kaybedilen giiven ve prestijin birazm1 yeniden elde etme c;abasmda. Onun ic;in de, kendi programmm -boyle bir "program" kald1ysa- gerektirdigi politikalann dt$mda, varolan bolu$\im kahplanm bozarak yoksulla$an kesimlere bi~az daha nimet dag1tmaya c;ah$1yor. Arna dagm1g1 da yeterli gorunmuyor. Bu durum herhalde c;ok uzun surmeyecektir. Ozal'm tavn bilinen olc;iilerin d1?ma kayd1g1 ic;in, nas1l bitecegi konusunda tahmin yapmak guc;. Demirel, sorunu halka gotiirme yolunu sec;ti, kalabahk mitinglerde, rahat ve kendinden emin, iktidan gulunc;le$tiren konu$malar yap1yor. Eski Milliyetc;i Cephe hukumetlerin. den dolayi hala ele$tirildigi ic;in bu sefer "milletvekili transferi" gibi yontemlere ba?vurrnayacag1m belirtiyor. Arna bunun da ardmda olanlar var ve her $eyden once iktidanm saglam kaz1ga baglamaya onem veren Demirel gibi bir onderin ANAP'tan kopmalara s1rt c;evirecegini beklemek dogru olmaz. Demirel, sorunu halkla konu$may1 da ic;eren boyle etkin bir politika yl!ruturken SHP eski tutuklugunu surduruyor. Bu seferki tutuklukta, bu paninin "Demokratik-ittihat ve SosyalTerakki" panisi olmasmdan ileri gelen olagan tutuklugunun d1$mda, ANAP'm biisbutun yipranmas1yla DYP'nin rakipsiz $ekilde one c;1kacagi endi$esi de rol oynuyor olmah. Ancak butun bu belirsizliklerin bir iki ayhk bir sure ic;inde c;ozulmesi ve hukumet (ve erken sec;im) sorunlanmn bir karara

baglanmas1 beklenir. ~AGIDAN GELEN HAREKETLERDE "YARATICILIK"

Mayis ayi, tepedeki iktidar mucadelelerinin yanmda, a$ag1dan gelen baz1 hareketlenmelere de sahne oldu. Bunlardan i$c;ilerin zam 路talepleri zaten bir sureden beri g\indemdeydi. Olayin sendikal diizeydeki gidi$inden (ki bu hic;bir zaman tabanda olanlar olc;usunde anlamh degildi zaten) bir uzl~maya vanlacagi da, bunun yakl~1k hangi noktada bir uzla$ma olacag1 da anla$1hyordu. Bu sayim1zda bu konularda ba$ka yaz1lar oldugu ic;in burada fazla bir $ey soylemeye gerek yok. Doktorlann direni$i bu ayin bir b~ka ilginc; olayi. Direni?in surdiirulme tarzmda, klasik bir hak arama mucadelesinin yontemlerini a?an, hastayi da ic;eren ubbt pratigin Tiirkiye'deki niteligini daha geni? boyutlanyla sorgulayan ve te?hir eden ozellikler var. Bunlar hie; $11phesiz olumlu ozellikler. Gene! olarak "serbest meslekler" dedigimiz, doktorlugun yamsua avukathk, mimarhk, muhendislik gibi alanlan kapsayan meslekler, Turkiye'de, gene! sol ic;inde hala onemli bir rol oynama potansiyelini ta?Iyor (yerle$ik ve koklu bir kapitalizme eri?mi$ toplumlarda benzeri pek gorulmeyen, ama baz1 Oc;uncu Dunya iilkeleriyle onakhk ta?tyan bir potansiyel bu). Om1muzdeki g\inlerde butun bu alanlarda doktorlann direni$ine benzer hareketlenmeler olacagim tahmin edebiliriz. Bu noktada $Oyle bir durum onaya c;1k1yor: Gec;tigimiz durgunluk donemi suresince meslekt alanlannm sorunlanm derinlemesine ara$Ui:an ve du$\inenler herhalde olmu?tur. Bunlar, alanlanna ili?kin belirli sorunlann c;ozumu ic;in giri?ilecek bir mucadelede, o alan dl.$mda kalan kitleleri de bilgilendirecek, uyaraBirikim 21HAZIRAN1989


cak, dti$tinmeye r;agiracak yontemler tisttine de kafa yormu$lardir samyoruz. Seksenlerin y~anma bir;imi Ttirklye'de ilginr; bir ayn$maya -en azmdan potansiyel olarakyol ar;o. "Mticadele", "hak arama'', "direni$" v.b. dendiginde, bir kis1m insan bu alanda bilinen ldasik r;err;eveler ir;inde harekete ger;iyor. "Muhafazaka.r" diyebilecegimiz bu davranma tarz1, bugtintin gerektirdigi soylem ve pratilderin bir hayli uzaginda kalabiliyor. Onun ir;in btittin bu alanlarda yap1labilecelderi toplumdan kopuk olmayan bir perspektif ii;:inde enine boyuna dti$tinmek ve tartt$makta yarar var. Seksenli yi~ann btittin olumsuzluklanna ragmen, gerek i$t;i hareketinin,

gerekse doktorlann direni$inin ir;erdigi "yaraoc1hk" bu baglamda umut verici. KADIN HAREKETiNiN OZERK PLATFORMU

"Seksen-oncesi" ve "seksen-sonras1" tavulann r;at1$mas1 bu ay ir;inde Kadmlar Kurultayi'nda da ya$and1 (Bu "oncesi-sonras1" aynm1m teorik olarak kahpla$Urmamn sakincalan olabilir, ama kisa ve kestirme konu$mak bak1mmdan belirgin kolayhklar da saghyor). Seksen oncesinde kadm haklan ve cinsel e$itsizlik sorunlan agirhkla sosyalist siyasetin bir uzanus1 olarak gortilmti$, sosyalizmin iki cinsin tiyelerinin bilincindeki olagantistti prestiji, bu gibi sorunlan kendi bag1ms1z temelinde ele

almay1 engellemi$ti. Kadm sorununu kadm soruriu olarak dii$iinme egilimi seksen sonrasmda geli$meye ba$lad1 (arna heniiz r;arpm bir yaygmla$ma gostennedi). Oyle gortiniiyor ki bu iki egilim Kadmlar Kurultay1'nda fiziksel anlamda yanyana geldi, ama bunun otesinde bir ortak anlayi$ saglanamadi. Dolay1s1yla boyle bir Kurultay'm olmu$ olmasma ne kadar olumlu deger yiiklenebilecegi de pek belli olmadi. Herhalde kadm hareketinin 6zerk bir platformu olmas1 gerektigi (ve sosyalist hareketle ili$ki kuracaksa ili$kiyi bu ozerk platfonndan kurmasmm daha saghkh olacag1) g6rii$iiniin gorece yaygmla$mas1 daha birr;ok tartl$mayi kar;m1lmaz k1lacak.

7


Devriinci sosyalizmin gUndeini OMER LA<;INER

8

l 971 yenilgisinden sonra Turkiye Sosyalist Hareketi'nin "kadrolan"nm onemli bir bOlumu, daha dogrusu '60'h ydlarda onaya c;1kan yeni, devrimci arayi$ ak1m1na mensup olanlann birc;ogu, "yenilgi"nin nedenlerini sorgulayan tartl$ma1ar ic;inde onak bir paydanm e$igine kadar gelmi$ gibiydiler. Bu onak payda $Oylece ozetlenebilirdi: Yenilginin nedenleri, $imdiye kadar 11zerinde tartl$Ip ayn$ng1m1z "devrim stratejisi", "mucadele tarz1", "orgiitlenme bic;imi" gibi sorunlann i$aret ettigi noktalann c;ok daha derininde bir yerlerde olmahdir. Kendi yenilgimizin yams1ra diinya oleegindeki tarihsel deneylerin kar$1la$llg1 duraklama ve ukanmalan da gozomine getirdigimizde, hareketin butl1m1nu ilgilendiren bir buhramn varoldugunu teslim etmek zorundayiz. Bu buhramn kaynagma inilip, orada c;ozum aranmad1kea tum "ba$an"lar geeici olmaya mahkamdur ve bu temel gorevden kaemild1kea ergee yeni bir yenilgiyle kar$Ila$mak mukadderdir. Bu tesbit, yaranc1, cesur bir teorik eabayi, yeni pratikleri ve bunlann saghkl1 bir tartl$ma onammda degerlendirilecegi bir platformun kurulmas1 ihtiyaam i$aret ediyordu. Ne var ki bu te$ekkul halindeki ana fikir, bu onak payda, 1973 onalanndan itibaren dagilmaya ba$lad1 veya geri plana itildi. Gorunur sebep, hie de buna neden olmas1 gerekmeyen bir geli$medir. 12 Mart darbesinin oldukca uzun surecek bir sinmeye mahkam ettigi samlan Tiirkiye toplumu, tam bu sirada beklenmedik bir canhhkta "sol"a yonelik bir hareketlenme surecine ginni$ti. Bu ortamda 12 Mart darbesinin ezdigi tum sosyalist egi.limler, kendi gor11$lerini benimsemi$ veya benimsemeye haz1r yigmla gene; insanm kendiliginden onaya e1knklanm gorduler. Toplumdaki hareketlilik ve ozellikle 1973 sonras1 gene ku$akla gelen yeni kan, c;ogu henuz hapishanelerde olan 1971 oncesi yeti$mi$ "kadrolar"m kendi

eylem ve dU$UilU$ dunyalanyla ilgili sorgulamalanm buy11k olc;ude yanda kesti, hatta durdurdu. Birc;ogu "galiba sand1g1m1z kadar yanh$ bir noktada degiliz" diye du$Undu. Bu d11$unu$e kapdmamak eok zordu. <;unkt1 onlerinde Turkiye tarihinin en yaygm ve kitlesel siyasalla$mas1 yl1kselmekte ve yine o zamana dek g6r11lmedik bir militanhk ve adanm1$hk nitelikleriyle 'y11klu bit gene; ku$ak, 1970'li yillann genc;ligi, inand1gm1 hemen eyleme donu$turme azim ve sab1rs1zhg1 ile kaynamaktayd1. Bu durumda, y11kselen harekete eapraz du$memek kaygis1yla sosyalizm temelini ve gelecegini ilgilendiren sorgulama. ertelendi ve hareketi "pratik ieinde" etkileyerek o sorgulamanm platformunu zamanla olu$turma umuduna bel bagland1. Dinamizmleri ve eylem yetenekleri ile bu devrimci egilimler, y11kselen hareketlilik ic;inde bt1y11k bir gl1e haline geldilerse de; gereekte bu g11e, ortamm ve olaylann onlan surukledigi yerde o platfonnda olu$tU. Her ne kadar sosyalizm hareketindeki buhram anlamayi reddeden ve mevcut kutuplardan birinin takipeisi olmayi seeen akimlardan farkl1 bir eylem ve du$unu$ bieimi olu$turabilmi$ iseler de ; bu durum hie de kendi ozgunluklerini kavramaya, derinle$tirip geli$tirmeye musait degildi. <;unku eylem mannklan fa$iSt hareketin empoze ettigi $iddet ortammda $ekillenmek zorunda kald1 ; sosyalizmin sorunlanm ise SBKP/ <;KP kutupsalhgmm s1g ve dar zemininde du$unmeye zorland1lar. Bunun sonucunda ise kendilerini tam aksettirmeyen, hatta ters anla$dmalanna yolac;an bir kimlikle tammr oldular. Silahh eylemi y11celten; <;in ve Sovyetler arasmda kararsiz akimlar olarak algdand1lar. SiLAHLI EYLEMDE ARANAN ~uphesiz bu akimlardaki silahh eylem y11celtmesi f~ist saldmlann varhgmdan bagimsiz olarak da vard1. Arna bu yl1celtme; yiginlann basit iktisadi kaygilanna sesle-

Birikim 21 HAZIRAN' 1989


nen, bunlann <;<"iziimii i<;in zaten a<;1k eylem kanallanyla yetinen b5ylece de onlara "sosyalist olma"nm az zahmetli, kendinde d<"inii?iim gerektirmeyen bir tiiriinii sunan, haldeki "klasik" iddiah ak1mlara bir tepkiydi. Sorunlann en kestirme bi<;imde ?iddetle <;oziimlenecegine dair yaygm inam!? "silahh miicadele" tezini benimsemeyi kolayl~nrm1? olabilirdi. Arna bu devrimci akimlann kaynagmda miicadele siirecinin ayn1 zamanda bir d<"inii?iim siireci olmas1 gerektigine dair bir sezinleme vardu. insanlann ve genelde toplumun "zafer"den sonra degil, buraya varan siire<; i<;inde zihniyet ve eylem olarak siirekli donii!?erek sosyalistle!?ecekleri bir "yol'' araYI!?I derindeki saiktir. "Silahh miicadele" yolu, gerektirdigi fedakarhk, inan<; ve azim gibi ki?iyi kendinde bir degi?ime ve yeniden diizenlemeye iten ozellikleriyle aslmda bu arayi?a cevap veriyor sayilmI?Or. Elbette ki kendinde bir donii?iimii <"ingoren, bunu saglayacak bi<;imde tasarlanmI$ bir "miicadele siireci"nin ille de silahh olmas1 gerekmez. Arna ?U var ki sozkonusu devrimci yonelimler, i<;inde dogduklan geleneksel sosyalist dii?iince diinyasmm "miicadele"yi yalmzca silahh veya silahs1z diye kategorile?tiren zeminine tabi olmaktan kurtulamam1~lard1.

0 zemin ve bu kategorile~tirme sorgulanmadan, kendisini "silahh miicadele" yanma meylettiren asli saiklerin bilirici olu?turulmadan yola koyulu?; yalruzca Tiirkiye'de degil, biitiin diinyada '60 sonras1 dogan devrimci "gelenegi", ister istemez "ba~kalan"nm belirledigi bir giindem i<;inde dii?iinmeye ve davranmaya itti. Kendi C'Jzgiinliiklerini ifade edebildikleri bir platform kurarak oradan belirledikleri bir giindeme gore davranamad1lar. Bunun en ac1 sonu<;lan galiba Tiirkiye'de ya~and1. Devrimci egilimlerin sosyalist olup olmamanm tek ol<;iisii mesabesine yiikselttikleri "silahh miicadele", -"devrim i<;in sava?mayana sosyalist denmez" slogam hanrlansmfa?istlerin yaramgi bir ?iddet ortammda, <;ogu "silahh eylem"in pekala ~istlere ma! edilebilecegi hallere d~tii . Aym ?ekilde; sosyalist toplumun nas1l olmas1 gerektigi sorusundan ba~lamI? bir sorgulamayi SBKP veya <;:KP'nin onderlik <;eki?mesine indirgeyen ve boylece as1l soruyu ortbas eden tart1?ma ortammda da her ?eye ragmen tabi konumda kald1lar. <;:in ve Sovyetler'in yap1 olarak birbirlerinden pek de farklan olmamasma ragmen onlan sosyalist toplumun miimkiin olabilen iki altematifi gibi sunan tartl?mayi, bu sapunlm1? halinden <;1karamadilar. Bu durumda her ikisine yonelttikleri ele?tiriler, onlan bu iki kutup arasmda tereddiit eden "ortayol"cularm1? gibi gosterdi. NEYLE TANIMLANMAK?

Bugiin devrimci sosyalizm ak1mmm yeniden canland1nlmas1/yarat1lmas1 sorununu oniine koyan herkes, yakm tarihimizin bu tecriibesinden gerekli dersleri <;1karm1? olmahdir.

Bu derslerin ilki, herhalde devrimci egilimin kendisini bir diinya ve insan g<"irii?ii, ama<; ve tutum olarak net <;izgileriyle tammlamas1 zorunlulugudur. Eger bu egilim, kendisiyle ayn1 "sosyalist" s1fat1m payla~anlarla arasmd:i ciddi bir fark gorebiliyor ve o nedenle de kendisini devrimci diye niteliyorsa, ilkin tasarlad1gi sosyalist toplumun onlannkinden ger<;ekten nitelik<;e fark11 oldugunu kamtlamak zorundad1r. ikindsi bu toplum hedefinin olabilirligini ve olu?turucu dinamiklerini gosteren 6zgiin bir diinya gorii?iinii temsil edebilmeli ve bununla tutarh, kendine 6zgii bir eylem anlay1?1 ve metodlan geli?tirmeye yonelmelidir. Az once de i?aret ettigimiz'gibi, '80 oncesinde bu devrimci egilimler, "devrimci" niteliklerini $U son bahsettigimiz diizeyde, yani eylem boyutunda ve "silahh miicadele" pratiginde yans1tt1klanm dii?iindiiler. Bu '60'h ve '70'li yillarda te~ekkiil etmi? soldaki ideolojik-teorik ortamm ve buna ek olarak Tiirkiye'deki devlet ve fa?ist hareket<;e yiiriitiilen saldm ko?ullannm etkisiyle o devrimci egilimleriQ kendilerini ifade edebildikleri tarihi bir formdu. Silahh miicadelenin dune kadar ona bir ol<;ude hakhhh. tan.1yanlar tarafmdan bile ele?tirilerek terkedilmesi, 1hmh metodlara sanlan bir dii?iinii~iin yaygmla?mas1 ortammda buna bir tepki olarak sozkonusu devrimci egilimler silahh miicadeleyi daha bir mutlakla?t1rma tavnna girebilirler. 12 Eyliil'iin ac1mas1z terorii altmda ugramlan yenilginin izleri daha ortadayken silahh miicadele tezini korumak bir onur sorunu gibi alg1lanabilir. Bu psikolojiden kurtulmak ?artnr. Devrimci hareket, kendisini aracmda degil amacmda tammlamah, bu amacmm devrimci vasfiyla otekilerden fakh olmahd1r. Hayati nokta buras1d1r. ~iiphe yok ki ; bu i<;erik<;e iistiin ve farkh ama<;tan tiiretilecek "ara<;lar", eylem yollan otekilerden haliyle farkh olacakur. iDEOLOJiK iNiSiYATiF

Yakin tarihi deneyin verdigi ikinci ders, devrimci bir hareketin, ba~ansmm ideolojik ortam1 degi~tirebilme giicuyle baglannh oldugudur. <;:unku bir devrimci hareket genelde yeni bir zihniyeti, insanlann kendilerini ve diinyayi kavrama <;abalannda ah?1lmad1k, yeni bir baki~1. tarti?ilmaz sand1klan birtak1m oncullerin tersinin de mumkun olabilecegi kamsm1 uyanduan bir yakl~1m ufkunu temsil eder. Bu yakla?1m1 inandmc1 k1labilmesinin ve etkili olabilmesinin ilk ko?ulu ve geregi ise; halihazir durumda insanlann uzerinde du?undugu konu ve sorunlan yeni bir oncelik s1ras1yla ve yeni i<;erikte sorularla sorabilmesi ve bu zeminde dl1?11nmenin ve cevap aramanm gerekliligini ortama empoze edebilme ye~ tenegidir. H ~ r konu, her sorun, her ideoloji tarafindan az veya <;ok farkh ?ekilde tammlamr ve bu tamma uygun sorularla incelenip <;ozumler aramr. Konuyu kendi tamm-

9


10

lad1g1 bic;:imde koyan ve ba$kalanm kendi sordugu soruya cevap vermeye mecbur eden ideolojik inisiyatifi kazanml$, onlan kendi istedigi yonde dii$i.inmeye tabi k1lm1$ demektir. Bugiin, iilke genelindeki ideolojik-siyasal ortam1 etkin bic;:imde degi$tirebilmenin ilk ad1m1 ve ko$ulu mevcut sol-sosyalist di.i$iinii$ di.inyasmda yepyeni bir soluk, bir ronesans anlamma gelecek sorulan ortaya atmak, si.iren tarll$malan bu zemine oturtmakllr. Bilindigi i.izere birkac;: yildir Tiirkiye Sosyalist ortam1na egemen soru "Sosyalistlerin birliginin nas1l saglanacagi" sorusudur. Son aylarda yi.ikselen i$c;:i hareketi, oteden beri gi.indemde olan i$c;:i hareketi ile sosyalist hareketin bulu$mas1 sorusunu daha da giincell~tirerek o ilk sorunun yam ba$ma ekledi. Ancak $U var ki bu ikinci soruya verilen cevaplar c;:ok bi.iyi.ik olc;:i.ide birinci soruya verilen/ verilecek cevapla belirlenmi~tir. 0 nedenle -i$c;:i hareketi konusuna az soma deginmek i.izere- ilkin ilk soru iizerinde durulmahd1r. <;ii.indemin birinci maddesinin sosyalistlerin birliginin saglanmas1 oldugunu one si.irenlerin gerekc;:eleri ve ortaya aulan c;:e$itli birlik projeleri birkac;: ydd1r tarll$lhyor ve dolay1s1yla biliniyor. Dikkat edilirse; bu birlik temas1m one c;:1karan c;:evreler, di.in sosyalist hareket ortamma (KP/SBKP kutupsalhgm1 empoze edebilmi$ akimlann ba~ta gelenleridir. Bunlar, zihinlerinde Kemalizmle sosyalizmi yanyana banndirabildiklerini di.i$iinen geni$ bir c;:evre tarafmdan da desteklenmektedir. 1980 oncesi kutupl~manm hafiflemesine ragmen hala si.iren etkileri altmda bu iki ak1mm her biri kendi etraflannda miimki.in en geni$ birligi saglamak iizere iki ayn proje one si.irdiiler. Son zamanlardaki netle?mi? haliyle birisi, ?iddet yol ve arac;:lanm d1?talayarak yasalhg1 esas alan bir yoldan amaca varmay1 savunanlann birliginden soz etmekte ve bu nedenle otekisi tarafmdan "reformist" diye nitelenmektedir. Bayle diyenler ise yasal imkanlan reddetmemekle birlikte kendilerini yasalhkla baglamak istememekte, o nedenle de kendisini "devrimci" saymakta ve ,bu nitelikte ak1mlann birligini savunur gozi.ikmektedirler. Bu sonuncular, ~imdi aruk saflann belli olmaya ba?lad1gm1, sosyalist ortamm "reformist"ler ve "devrimci"ler olarak ayn~acagm1 soyli.iyorlar. Siiphesiz elc;:abuklugu yap1yorlar ve bir kez daha sosyalizm hareketinin as1l ve acilen sormas1 gereken sorunun i.izerinden atlamaya, ortmeye c;:ah?1yorlar. (i.inki.i; eger ony1llar once oldugu gibi bugi.in de sosyalistim diyen herkes, amac;:lad1klan sosyalist toplumu hemen aym ?ekilde tammhyor olsayd1 ve bu haliyle sosyalist toplumun kapitalist toplumdan her bak1mdan nitelikc;:e i.isti.in ve farkh oldugunu aym inanc;:la soyleyebiliyor olsayd1; elbette o topluma varmamn "reformist" veya "devrimci" yollanm tart1$mak anlamh ve hayati olurdu ve insanlan bu iki yol arasmda bir tercihe zor-

lamak me$ru sayilabilirdi. Oysa durum bugi.in kesinlikle boyle degildir. Simdiye dek kapitalizmi i.iretim arac;:lan i.izerindeki ozel mi.ilkiyetin varhgi ekseninde ele?tiren ve bunun ortadan kaldmlmas1 ile ti.im sorunlann a?1lacagm1 one si.iren, boyle bir si.irec;: vaadeden geleneksel sosyalist di.i$i.ini.i$ ve onun sosyalist toplum arnac1, yetmi$ yih a?kin "in$a" deneylerinin sonunda bugi.in aruk o iddia ve vaadleri ileri si.iremez bir noktaya gelip dayanrn1?ur. Su anda hemen ti.im "sosyalist i.ilkeler"de yonetimler tarafmdan uygularnaya koyulan "reformlar"1 "kapitalizme doni.i$" diye niteleyenlerin akh ba?mda olanlan da teslim ediyorlar ki, sistem bu "doni.i~"lerin oncesinde zaten ukanm1$, dinarnizmini yitirmi~ti . Bunu gormek veya anlamak istemeyenler, Stalin'in simgeledigi o donerni ve oradaki kurulu yap1yi idealize edebilir, "sosyalist toplurn" diye hala bunu savunup yi.iceltebilirler. Bunlar en azmdan kendi arkaik rnanuklan ic;:inde tutarhdirlar. Gelgelelim; 1980 oncesi ideolojik kutupla~rnanm iki ucunu temsil edenlerin her ikisi de bugiin Stalin'le simgelenen yapmm sosyalist toplum amac1 olarak sunulamayacagmda hernfikirdirler. 0 halde nedir bunlara gore sosyalist toplum? SBKP gelenegini izleyenler Gorbac;:ov reformlanyla revize edilmi~ SSCB'nin model olabilecegini soyli.iyorlar. Bunun ise kapitalist toplumu a~足 km, oriun ka~1smda devrimci bir altematif oldugu iddias1 haliyle ileri siiri.ilemiyor. Boylesi bir altematifin irnkans1z oldugu, sosyalizmin ancak ?U andaki farkl1hklan olc;:i.isi.inde kapitalizmden aynlan bir toplum olabilecegi kabul ediliyor Stalin donemini zorunlu bir a?ama sayan ama bir model olarak da gormedigini soyleyen otekiler ise S.Birligi ve (HC'deki ti.irden reformlara kar~1 c;:1karken kamu mi.ilkiyetinden taviz verilmesinin kabul edilemez oldugunu bilhassa vurguluyorlar. Bunun yerine i?c;:ilerin yOnetiminde daha fazla sOz sahibi olmalanm saglayacak diizenlemeler oneriyor gibiler. Onlara gore, S.Birligi ve CHC'deki "refonn"larla somi.iri.i ve e?itsizlik kanallannm ac;:1ld1gm1 gorecek olan i~c;:i s1mflan harekete gec;:erek bu di.izenlemeleri yapacak ve sistemi rayina oturtacaknr. Bunlar ve onyillard1r benzer tezleri ileri si.iregelen Troc;:kist ak1mlar nic;:in bu tezlerin i?c;:iler ve halk kitleleri tarafmdan benimsenmedigini, belli donemlerde benimsendiginde kahc1 yap1lara doni.i?emedigini, kurulm~? olanlann k1sa si.irede etkisizle~tiklerini dii$i.inmeyi reddediyorlar. Bu olgulan "onderlikler"in kas1tl1 veya eksik bilinc;:li eylemleriyle ac;:1khyorlar. Sosyalizm tasanmlan ic;:inde bulabilecekleri tek ac;:1klama bic;:imi bu oldugu ic;:in done done bunlan tekrarhyorlar. Aruk, ozellikle bu yetmi? yilhk in~a deneylerinden soma, biiti.in i.ilkelerin i~c;:ileri ve halk kitleleri ozel mi.ilkiyetin ortadan kaldmlmas1m kendi sorunlanm c;Ozmedigini "biliyor". Ozel mi.ilkiyetin kaldmld1gi bir topluBirikim 21HAZiRAN1989


mu kendisinin degil, olsa olsa onun adm1 kullanarak birilerinin yonettigini "biliyor". Oyle bir toplum o "birileri"nin statiisiinde bir devrim olabilir, onlan en ulu noktalara eri~tirebilir ama i~r;ilerin, halkm diinyasmda bir devrim degildir. Bayle sand1g1 bir evre ya~ayabilir. Bu evrede ve nihayetinde ger;mi~e oranla onemli maddi kazammlar da elde etmi~ olabilir. Arna bunlann nihai kazammlar oldugunu, "kurtulu~" anlamma gelmedigini, benzeri kazammlann kapitalist toplum r;err;evesinde de . elde edilebilir oldugunu goriiyor. 0 nedenle de kamu mii1kiyeti ekseninde kurulu diizen olarak sunulan bir sosyalizm anlay1~m1, bunun i~r;i sm1h iktidan oldugunu one siiren propagandayi, boylece "kurtuldugu"nu iddia eden ideolojiyi artik inandmci bulmuyor. 0 yiizden de ba~ka aray1~lara yoneliyor. Kimileri bu sosyalizm tasanmmm ileri kapitalist iilkeler ile haldeki sosyalist iilkeler i~r;i sm1flan ve halklan ir;in cazibesi olmayabilecegini; ama Tiirkiye ve benzeri "geri" iilke halklan ir;in, ir;inde ya~ad1klan diizenlere kiyasla pekala istenebilir sayilacagm1 varsayiyor olabilirler. Onlara gore bu sosyalizmin "Ur;iincii Diinya"da hala "pazan" vard1r. Geleneksel propaganda, orgiitlenme ve eylem usulleriyle ag1r iktisadi yoksunluk ve somiirii ko~ullan alunda ya~ayan "Ur;iincii Diinya" halklan bu sosyalizmi "kurtulu~" diye pekala gorebilirler. Nitekim bundan dolayidir ki; 1980 oncesinde "iir; diinya teorisi"ni savunup ~imdilerde kendilerini "devrimci birlik" ~ampiyonu diye lanse edenler, son aylardaki yaygm i~r;i direni~leri ola''lill da hrsat bilerek, o malum iktisadi r;1kar motivasyonuna dayah "sosyalizm" propagandasm1 h1zlandird1lar. Gerr;i yalmzca onlar degil, hemen her egilim bu olay1 giir;lii bir canlanma belirtisi ve imkam olarak degerlendirip, "klasik" propaganda ve eylem onerileriyle i~e koyulmaya r;ah~tl. Sosyalizmin ne olup ne olmad1g1 sorusu bu denli agu ve yak1c1 bir soru olarak ortada dururken; tum varyasyonlanyla mevcut sosyalist toplum amacmm kapitalizmi a~km bir altematif oldugu fikri bu denli su gotiiriir hale gelmi~ken, bu "sosyalist toplum"un i~r;i sm1flanm ve halklan artik cezbetmedigi, onlarda "kurtulu~" umudu yaratamad1gi bu denli apar;1k goriiliiyorken; bu hale gelmi~ bir "sosyalist toplum" amacm1 r;agn~uran ajitasyon, eylem ve orgiit onerileriyle i~r;i sm1fi hareketini "kazanmaya" r;ah~mak, ya r;aresizliktir ya da i~r;ilerin de ogrendigini kabule yana~mamak, onlan yine iktisadi r;1kar saiklerinin giittiigii bir y1gm olarak gormeye devam etmektir. Tekrar ediyoruz: Mevcut anla~1h~ tarz1yla "sosyalist toplum" amac1 ne bilimsel olarak ne de kitlelerin bilgi ve bilincinde bir "devrim" anlamma gelmiyor; oyle sunuldugu takdirde de 6zel bir r;ekicilik yaratm1yor. Kendisi artik bir devrimi r;agn~urmayan bir "amac"a devrimci metodlarla, yollarla varma iddias1 devrim kavramm1 suistimal etmekten ba~ka bir ~ey degildir. Her

silahh, zora dayanan iktidan ele ger;irme eylemine "devrim", "ihtilal" etiketini yap1~tmverenlerin terminolojisiyle dii~iinmektir bu. 0 nedenle, ~u anda birilerinin ortama empoze etmeye kalki?tiklan "reformist"/"devrimci" aynm1 suni, zamam ger;mi~ ve sorunun oziinii r;arp1tmaya matuf bir giri~imdir.

DEVRiM OLARAK SOSYALiZMiN PLATFORMU

Suphesiz oyle bir aynmm gerr;ekten anlamh olacag1 bir tartI~ma ortamma gelinecektir ve bir an once de gelinmelidir. Arna anla~1lan odur ki bunu saglayacak giri~im, onyillardir ortodoksi ~ampiyonlugunda birbirleriyle r;eki~mi~ ve dii~iince yap1 ve ufku burada belirlenmi~ "gelenekr;i" ak1mlardan degil; aym ony1llar boyunca tiim yamlg1lanna ragmen sosyalizme gerr;ekten devrim ir;erigi kazand1rma kaygismm duyarhhgim her ?eye ragmen siirdiirmeye r;ah~mI?, devrimci egilimler alanmdan, o "gelenek"ten dogabilir ve dogmahd1r. Sosyalizm, insanlann varolu~ tarzmda ve toplumlann ~imdiye kadarki diizenleni~ ilkeleri kar~1smda bir devrim olarak nas1l tammlanabilir? Bu ir;erikte bir toplum ve onun insan "tipi" nas1l tarif edilebilir? Bayle bir insan ve toplum amacm1 gerr;ekle~tirecek dinamik nereden saglanabilir? Bu gerr;ekle~me siireci bir miicadeleyi gerektirecegine gore; o miicadeleye kaulacak insanlann hakim ideolojinin kendilerine belli bir bir;imde -genellikle ekonomist bir baki~ ve r;oziim perspektifiyle- sundugu sorunlanm nas1l bir ideoloji ir;inde kavramalan gerekir; sorunlannm kaynagmr nerede gormelidir? Sosyalizmin yeniden bir devrim olarak tammr bu bir k1sm1 sayrlan sorulann tart1~1lmas1 siirecinde belirginlik kazanabilecektir. '60'h y1llardan beri siiren arayi~ donemi boyunca "revizyonist" vb. diye niteledikleri yollan "klasik"ten sapngr ir;in degil, 0 yollann kaulan ki~ilerin kendinde giir;lii bir donu~iim gerektirmeyen vasfindan otiirii sezgisel bir;imde d1~lad1lar. Miicadele siirecini yalmzca "zafer"e giden yol olarak degil, kanlanlann sosyalistle~ecekleri bir surer; olarak da ya~amak saikiyle bu sosyalist nitelikleri en fazla kazandiracagi varsayilan eylem bir;imlerini benimsemeye egilim gosterdiler. 0 nedenledir ki bu eylem gelenegi, kitlelerin kendi varol~ durumlanm degi~tirme ir; ihtiyacryla hareketlendikleri donemlerde 6tekilerden r;ok daha fazla etkili olabildi, insanlan kendine r;ekebildi. Simdiden soylenebilir ki; sosyalizmin gerr;ek bir devrim olarak tammr, bu eylem geleneginin bir taVIr ah~ felsefesi haline getirildigi mecrada somut r;izgilerinin birr;ogunu kazanacaknr. Kapitalist toplumu iktisadi r;1karlar zemininde tammlayan ve ele~tiren bir sosyalizm anlayr?mm ukandrgmm besbelli oldugu ~u noktada; sorunun kaynagrm insanlann daralulmr~ eylemlilik hallerinde, bunun belirledigi pasif varolu~ durumlannda

11


arayan bir sosyalizm anlayi$mm tasarlayabilece~ devrim, bu perspektifi geregi ancak sozum1 ettigimiz eylem geleneginin zenginle$tirilecek cizgisinde hayata gecirilebilir. Bu ise bir auhm1, kendi tarihsel formlanndan s1ynlabilme gl1cl1nl1, kendi 11zerinde derinligine d~unmeyi ge-

rektirir. Sosyalizmi yeniden ve bir devrim olarak tammlayacak platform, yaymlar, kucuklu buyuklu tani$ma toplannlan, bire bir konu$malar vb. gibi her yolla canh bir ideolojik ortam yaratabildiginde ve bu ortamm ilk fikir birliklerinden itibaren kuracag1 eylem zemini bir parca $ekillenebildiginde Rubikon a$1lm1$ demektir.

12 Birikim 2 / HAZiRAN 1989


Kriz ve

i~c;i s1n1fi

('AGLAR KEYDER

I- Periferi ulkelerde i$c;;ilerin, uretim arac;;lanndan tiimuyle mulksuzle$tirilmesi sozkonusu olmad1g1 ic;;in gerc;;ek proletaryamn geli$meyecegi $eklinde c;;ok s1k rastlanan bir dO.$iince vardir. Ba$ka bir deyi$le, i$c;;i butunuyle '6zgiir' degildir. Bu argO.man, 0.retim arac;;lanndan tam bir mulksuzle$menin gerc;;ekle$tigi ve hane reisinin butO.n c;;ekirdek aileyi yeniden-uretmeye yetecek 0.cret gelirine sahip oldugu klasik proleterle$me modeli ile zlthk olu$turur. Bu modelde erkek i$c;;inin full-time istihdam edilip, kapitalist i$verenlerle ve burjuva devleti ile girdigi mO.cadeleler sonucu i$ guvencesinin artacag1 ve uretim sO.recinde duzenleyici (regulative) pratiklere sahip olacagi. beklenirdi. Ben bu modelin gec;;erliligini, merkez ulkelerdeki kapitalizmin tarihi ile ili$kisi ic;;inde sorgulamaya c;;al~mayacagi.m . Uyanlara (ve 6zellikle son zamanlarda feminist tarihc;;iler tarafmdan yap1lan uyanlara) ragmen, merkez O.lkelerdeki i$c;;ilerin periferi ulkelerdeki i$c;;ilere k1yasla daha buyfJ.k bir oramnm yukandaki modele uyacag1 ac;;1kur. Ne var ki, merkezde dahi bu modele zaman ic;;erisinde dogrusal ve geri d6n0.$Siiz olarak yakla$1ld1g1 soylenemez. Periferi ulkelerin toplumsal yap1s1 Clzerinde c;;al~an kuramctlann c;;ogu bu klasik modelin gec;;erliligini reddetmi$tir. Onodoks Marksizm'de kapitalizmin bir kez kabugunu kmnas1yla evrimsel bir dinamigin i$lemeye b~颅 layacag1 varsayihr. Toprak mulkiyetinde yogunla$ma ile beraber koylulerin toprak mulkiyetini yitirecekleri ve akabinde tO.mOyle proleterlere d6n0.$ecekleri 'umulur. Benzeri bir egilimin sermaye yogunla$masmda ya$anmas1, zorunlu kapasite ve teknolojiyle beraber, nihayetinde i$c;;i hareketleriyle sonuc;;lanacakur. SOmO.rge O.lkelerin, halihaz1rda sermaye birikiminin sonuc;;lanm ya$ayan Avrupa'yi izleyerek aym c;;izgi O.zerinde klasik kapitalizm modelini kopya etmeleri zaman ic;;inde gerc;;ekle$ecektir. Kapitalist ili$kilerin gerc;;ekte kopya edildigi,

giderek ho.yo.yen 'modem' sekt6r ile, zamanla onemini yitirmeye ve modem sektorce dayaulan donO.~O.me teslim olmaya mahkilm olan 'geleneksel' sektorden olu~an ikili yap1 O.zerinde temellendirilen dual ekonomi kavrami, bu evrimci idealin "modemlC$meci" do~O.mO.dur. i$te bu onodoks c;;erc;;evenin kar$1sma bO.tO.n bir enformel ya da marjinal sektor tam$mas1 yerle$tirilebilir. Bu yakl~1m1 doguran paradigmanm temel varsayirm, periferi O.lkelerin farkh oldugu, farkh kalacagi ve merkez O.lkelerdeki ekonomik ya da toplumsal yap1yi, bagimhhk ko~ullan ile bu bagimhhgm onaya c;;1kardtg1 e~itsiz ili$kiler nedeniyle kopya edemeyecegidir. Bu bagimhhk, 6rgutlenme eksikligi ve yetersiz derecede kapitalist gorlinen ili$kiler ile karakterize edilebilen bir tur iktisadi faaliyetin geli$mesine yolac;;m1~ur. Enformel sektorlin varhgi, gerc;;ekte periferinin ayirdedici bir ozelligi olup geli$IDi$ merkezden far_k.11 bir yolda olu$unun kamo $Cklinde degerlendirilmi$tir. Bununla birlikte enformel sektor, formel sektorlin yap1lanmas1na katk1da bulunur: ikisi arasmda s1ki bir etkile$im bulundugundan formel sekt6r0.n yeniden-0.retiminin ba$ans1, enformel sektorle arasmdaki ayncahk.11 ili$kiye baghdir. Enformel sektor ic;;erisinde i~c;;iler, 6rgiltlenme eksikligi, kararsiz istihdam, iicret ili$kisine girme ve c;;1kma ve orgiitlenme yetersizlikleri ile tammlamrlar. Dolayis1yla tam proleterle$me modelinin hayli 路uzagmdad1rlar. Ekonomi politik ac;;1dan ise, tamamlanmam~ proleterlC$me argiimam bizi amgin formel ve enfonnel sektorler arasmdaki aki~ma ili$kin c;;oziimlemelere gorurlir. Formel sektorde sermaye, emegin yeniden uretim maliyetlerinin tO.mO.nO. kaf$1lamak zorunda degildir, c;;unku emekc;;inin kapitalist olmayan ya da kapitalizm-oncesi gelir kaynaklan vardir. Diger bir deyi$le formel sektorde sermaye, c;;e~itli uretim bic;;imlerinin varoldugu toplumsal formasyonun yeniden-uretimine egemendir. C::e-

lJ


14

$itli iiretim bii;:imlerinin birlikte varolu$U, dii$iik iicretlere, yiiksek karlara ve kapitalist olmayan sektorlerden kapitalist sektorlere aktanmlara yolai;:ar. Enformel sektorle olan ili$kisi, formel sektorde orgiitlenmi$ ve modelde daha yakm olan proletaryamn daha h1zh geli$imine imkan verir. Kendi ii;:inde paradoksal bir i;:1karsama gibi gorOnse de, (periferinin yapisal olarak heterod~kslugunun delili olan) enformel sektorOn mevcudiye'ti ;modoks modele yakm bir proletarya geli$imine yolai;:ar. Periferi iilkelerde i$<;i sm1fmm esash bir kesiminin (ve geliri olan kadmlann biiyiik bir k1sriunm) guvencesiz istihdam ko$ullan sunan, asgari iicret, i$ emniyeti veya sosyal guvenlik gibi (saghk ve emeklilige ili$kin) hususlarda devlet kurulu$lannca denetlenmeyen iktisadi faaliyetlerde i;:ah$tiklan fikrine pek i;:ok ara$tlrmacmm kat1ld1gm1 goruyoruz. Evde yap1lan i$ler, iicret-dI$I kazani;: ve temeldeki sermaye-emek ili$kisini onen i;:1rakhk tiiru i;:e$itli uygulamalar nedeniyle aslmda bu tip i$\,"ileri iicretli i$giicii olarak dogru diirust sm1fland1rmak bile giii;: olabilir. Emegin yenid~n-Oreti1aine ili$kin dogru i;:oziimleme birimini bireysel i$i;:i olarak degil de hane olarak alan bak1$ ai;:1smm daha uygun olabileceginin bir nedeni de budur. Bu bak1$ ai;:1smda, i$<;inin ii;:inden geldigi hane, i;:e$itlilik arzeden gelir kaynaklanna ai;:1k olacakur. Hanenin yeniden iiretimini saglayan gelirlerin dogas1 ve oram ise diinya i$bi'.lliimii hiyerar$isinde hanenin yeri ve diinya ekonomisinin tonalitesi ile degi$ecektir. Ba$ka bir deyi$le, merkez iilkelerdeki bir hanenin yeniden-Oretiminin onemli bir boliimfmiin Ocret gelirlerinden tiiremesi beklenirken, periferi Olkelerdeki bir hanede kiii;:iik meta iiretiminden dogan kazani;:lann payi daha yuksek olacaknr. Ayn1 $ekilde, ekonomik buyiime ve refah donemleri boyunca iicret gelirleri hanenin yeniden-iiretiminde daha biiyiik bir paya sahip iken, ekonomik kriz donemlerinde gei;:imlik faaliyetlerin payinm anacagm1 bekleyebiliriz. Bu yakla$Iffim temel noktas1, hanelerin i;:ogunun hii;:bir zaman saf olarak proleterle$medigi ya da yalmzca kiii;:iik meta iiretmedigi veya miilkiyet gelirlerine bagh olmad1g1 kabu!Odiir. Genellikle i;:e$itli kaynaklardan gelir ya da ma! sahibi olurlar. Ocretlerin, emegin yeniden-iiretimini garantileyecek diizeyde olmayacag1 ve iiLretler d1$mda ba$ka binak1m kaynaklann hanenin toplam yeniden-iiretiminde kayda deger bir yer tutacag1 beklendiginden, enformel sektor bu bakl$ ai;:1s1 ii;:in miikemmel bir uygulama alam olu$turur. 1945 sonras1 buyiime doneminde onemli oli;:ude sanayile$me ya$ayan Tiirkiye gibi toplumsal formasyonlarda, yani kabaca semi-periferi tammmma tekabiil eden Olkelerde, "kirsal gei;:mi$le baglann kopu$unun tamamlanmam1$ olmas1" geri;:ek proletarya statiisiinii engelleyen temel unsur olarak onemini yitirdi. Fakat enfonnel sektor, i$i;:i sm1fmm daha biiyiik bir kesimini ii;:ine ala-

rak, giderek artan bir oneme sahip oldu. Boyle olmas1, ozellikle l 970'lerin sonuna dogru ya$anan krizi takiben gelen yeniden-yap1lanmanm bir zamanlann formel sektoruniin ayncahklanm, biitiin ekonomiyi bir oli;:iide enformelle$tirerek i;:ozme esasma dayanmasmdan dolayidu. Bir diger deyi$le enformel sektor, ekonominin bu yeni egemen yap1s1 ii;:in bir model saglamak suretiyle, onceki donem boyunca i$i;:i sm1fi. olu$umunun yoniinii tayin eder gorunen formel sektorun geri;:ekte geridonii$siiz bir ivme tesis ede.memi$ oldugunu gosterdi. A$ag1da aynnulanna girecegim donii$iim i$te bu donii$iimdiir. DEVLETiN i~C::i SINIFININ OLU~UMUNDAKi ROLU

II- Geri;:ek proletaryanm geli$ip geli$medigine ili$kin ko$Ullan belirlemede devletin roliiniin onemli oldugu gayet ai;:1k. Kronolojik olarak, formiilasyonumuzdaki birincil ogeden yani kirsal baglanodan hareketle, ~iret ya da koy kokenli bir emek am yaratma hedefi giitmii$ olan ve bu yap1larla belirli ili$kilerinin siirekliligini saglayan, omegin Giiney Afrika'da gei;:erli olmu$, devlet politikalanna i$aret edebiliriz. ~imdi verecegimiz omek, bir b~足 ka miidahale tiirune ait: l 930'lann devleti;:i sanayile$me donemi suasmda, Turk hiikiimeti imalat sanayi tesislerini i$i;:ilerin civardaki kirsal alanlardan ta$mabilecegi kiii;:iik kasabalarda kurmak dogrultusunda bir karar ald1. Hasat zamam ortadan kaybolacag1 kesin goziiken boylesi emeki;:ilerin istihdammda baz1 dezavantajlar olmakla birlikte, Ocretlerin dii$0k tutulabilmesi ve daha da onemlisi donemin bask1c1 yasalanna kar$1 gelmeyen itaatkar bir i$giicii yaraulabilmesi gibi avantajlar da mevcuttu. Daha sonraki donemde de devlet politikalan ktrsal baglantmm parametrelerini daha dolayh olarak belirledi. Ba$ka pek i;:ok iilkede oldugu gibi Tiirkiye'de de $ehirlere goi;: edenler gecekondu bolgelerinde onemli miktarda bii' ilk yatmm gerektiren ev yapma hakkm1 kullanddar. Bu ilk yaonmlar ii;:in seferber edilen fonlar, kaynagm1 yine koylerde bulan birikmi$ tasarruflardan ya da odeneklerden geliyordu. Kentte bir ev edinmek ise hem bir servet unsuru olu$turacagmdan hem de konut kirasmdan tasarruf etmek anlamma geleceginden dolay1 olduki;:a avantajh idi. Devlet politikalan bu olaya i;:e$itli noktalardan dahil oluyordu. 6ncelikle, koyliilerin miilksiizle$tirilmesi ve topraks1z bagimh i$i;:ilere d6nii$tiirulmesi, tanmsal kapitalizme gei;:i$ yononde toprak agalan adma devlet miidahalesini gerektirir. Boylesi bir miidahalenin olmayi$1 ve netice itibariyle koyliilerin miilksuzle$meyi$i, $ehre goi;: edenlerin koylerdeki kendi ya da aile arazilerinden gelir veya servet aktanmma bel baglayabilmeleri anlamma geliyor. ikinci olarak, devlet politikasmdan, daha dogrusu, devletin tarihsel mirasmdan otiiru, gecekondu ifi$asma imkan tamyan 6zelle$tirilmemi$ $ehir arsalan mevcuttu. Oi;:iincii olarak da llirikim 21 HAZiRAN 1989


polis, mahkemeler ve kadastro dairelerinin bu gecekondulara kar$I mlisamahakar taVlrlanm belirleyen devlet politikas1 tercihlerinden si:izedebiliriz. Konut in$aatlanna aynlan fonlar, ki:iylerden kentli i~­ r;:iye yapilan aktanmlarda genellikle en i:inemli i:igeyi ol~tururlar. Bu aktanmlann i$<;i bir kez $ehre yerle~ince yon de~$tirecegini soyleyebiliriz, ancak aile arazilerinden saglanan baz1 gelirler lizerindeki onlik yahut belirtik haklar, ihtiyar;: belirdi~ zamanlarda, giivence ve parasal aki~ saglamaya devam etmektedir. Tanm sekti:irline ili$kin devlet politikas1 bu noktada bir kez daha onemli bir rol oynuyor. Mlilksuzle~tirilmi$ ve topraklanndan slirlilmli$ olanlann aksine koyliyle miilkiyet ili$kisini muhafaza eden gor;:menler daha az proleterle$ecek ve i$<;i sm1& politikalanna daha az duyarh olacaklardir. i$r;:i sm1fi.nm olu$umu, onun ir;:sel farklila$mas1 ve i~­ <;i hareketinin potansiyeli uzerine daha dogrudan bir devlet mudahalesini; istihdam, sosyal guvenlik, r;:ah$ma ko~ullan, asgari ucret ve sendikalara ili$kin yasalarda gormekteyiz. 0 kadar ki, toplum bilimciler yasama kategorilerini, varmak istedikleri formel-enformel, orgiitlumarjinal kategorilerin gostergesi olarak kullamrlar. Ancak yasama, en azmdan periferi ulkelerde, baz1 i~<;i s1mfi. tarihr;:ilerinin one siirdugu gibi dogrusal, evrimci bir yol izler gorlinmemektedir. <;ah~ma yasalanmn ii<; belirleyici ogesi olan i~<;i hareketinin gucu, burjuvazinin muhalefeti\ya da kabullenici tavn ve devletin kendi ozerkli~ni ilerici yasalar uretme yonunde kullanma istekliligi, hiikum suren ekonomik modelin bir fonksiyonudur. i~r;:i hareketi, sermaye birikimi, yogunla$ma ve kapasitenin buylime h1z1 ile diizeyinin bir fonksiyonu olan nicd giiciinun bir sonucu olarak orgiitlenme potansiyeli elde edebilir. Zamanla sendikal~manm anmas1 ve siyaset sahnesinde bir aktor olarak giicu, kaydedece~ kazammlara bagh olacaknr. Bu kazammlann kendisi, burjuvazinin i~r;:i taleplerini kabullenici istekliligine baghd1r. Burjuvazi, dunya pazarlannda rekabetin askiya almd1g1, haz1r karlar bulundugu ve yiiksek ucretlerin i<; pazan olu~turma boyutu ir;:inde tercih edilebilece~ zamanlar, kabullenicidir. Son olarak da devletin populist r;:ah$ma yasalanna ili$kin reformcu tavnnm, r;:ogunlukla kalkinmac1 ve milliyetr;:i ideoloji ir;:erisine sanp sarmalanm1$ populist ar;:1hmlann sonucu oldugunu soyleyebiliriz. Bu tur bir ar;:1hm ve ideolojik kabulleni~. ekonomik model maddi kazammlara imkan tamyorsa ancak o zaman iktisat politikalanna yans1yabilir. Ne var ki, tahmin edilecegi uzere, ozellikle l 970'lerde Latin Amerika'da ve ba$ka yerlerdeki baski rejimleri omeginden r;:1karsanabilecegi gibi, bu reformcu sure<;, burjuvazilerin arzulad1g1 ve dunya ekonomisince de tasdik goren ekonomik modelin kar$ISmda i$levini yitirdigi anda kolayca geri donebiliyor. Bu tartl$mada ozellikle alum r;:izdi~miz iki nokta var;

birincisi devletin 'gerc;:ek' proletaryanm geli$me potansiyelini belirlemede kritik bir i$levi oldugu, ikincisi ise bu tur bir geli~menin dunyamn ekonomik ko~ullan ve devlet politikalan tarafmdan tasarlanan ekonomik modele tabi oldugu. Bundan sonraki bolumlerde, Turkiye omegini kullanmak suretiyle proletaryanm geli~me ko$Ullannm nas1l yarat1ld1g1m ve bu siirecin geri-dondurlilmesi halinde, nas1l ivmenin dondurulmas1 ile sonu<;land1gm1 gostermeye r;:ah$acag1m. 1961 ANAYASASI VE <;:ALISMA YASAIARINDAKi DEGiSiKLiKLER III- 19SO'lerden once devlet sektorii, Tiirkiye'de imalat sanayiine hakimdi. l 9SO'lerin sonlanna dogru, tek i$<;i konfederasyonunun uyeleri, r;:ogunlukla kJrsal baglannlanm muhafaza eden, esas itibariyle devlet sekt6rlinde r;:al~an i~r;:ilerdi. Bu nede~le sendika liderleri (ana gelir kaynagi olmasa da) ana me$galesi babadan kalma toprag1 i~lemek olan yan-proleterle$mi~ sendika iiyesi i~­ r;:iler ile ugra$mak zorunda kald1lar. Bu durumun hem i$<;ilere endiistriyel bir disiplin a$1lanmasma kanlmak hem de (koy kokenli olu$lanndan gelen) mevcut partikularistik boliinmelerden yararlanmak gibi sendika liderlerinin kendi otoritelerini tesis etmesine yarayacak sonur;:lar dogurmas1 anla$1hr bir ~eydir - oyle bir taktik ki, k1sa sure i<;inde korporatist bir hiyerar~inin kurulmas1 ile sonur;:lanacaknr. Devletr;:ilik, Tiirkiye'de ideolojik atmosferin gii<;lu bir katmamd1r: devletr;:iligin milli kalkmma iddias1, sermaye-emek r;:at1$masm1 gizlemek dogrultusunda hayli yol kat etmi~ ve bu <;at1$manm gerr;:ekle!?mesini geciktirmi~­ tir. Aynca devlet sanayii sendika biirokrasisini korporatistbir yap1yla i<;ine dahil etmi~tir (recuperation). Aslmda sendikal orgutlenme, devlet sekti:irlindeki i$giiciiniin yonetiminde tumle~ik bir unsur olmu~tur. Sendika liderleri, istihdam, i~<;i alma ve i$ten r;:1karma, i$ gruplannm olu~turulmas1 gibi konularda giindelik kararlara k3ulm1$lard1r. Bir butiin olarak sendika biirokrasisi, devletin kendilerine i~veren olarak <;1kanng1 daveti kabul etmede istekli davranm1$lard1r. Bu baglam r;:err;:evesinde, 1961-1963 arasmda gerek reformist anayasa gerekse de r;:ah$ma yasalan yeni sendikal faaliyet ko$ullan ile i~<;i sm1fi.mn geli~iminde farkh bir esas yaratm1~t1r. l 963'e kadar sendikal faaliyetler, r;:c~itli ar;:1lardan sm1rlandmlm1~t1 ; i$<;i hareketi toplu si:izle~me ve grev gibi iki temel haktan yoksundu. l 963'te gerr;:ekle~tirilen yasalar ile sendikalara bu haklar tanmd1. Bu yasalann en 6nemli noktas1 , tanman haklann i~­ <;i miicadeleleri sonucu gelmemi~ olmas1yd1. l 960'ta aydmlar, kiir;:iik ama gelecek vaat eden sanayi burjuvazisi ve uluslararas1 kurulu~larca desteklenen bir askeri darbe, koylii ve kiir;:iik sermaye egilimli hiikiimeti koltugundan etti. 1961 'de tamamlanan yeni anayasa, sonradan ithal-ikameci sanayile$ine olarak bilinecek olan bir

15


temele dayah ve kapitalist kalkmmada yeni bir evreye i~aret eden c;:erc;:eveyi tesis etmi~ oldu. Yeni yasalar ile, i~c;:i hareketinin olas1 miicadeleleri sonucu kazanabilecegi toplu sozle~me ve grev haklan onceden almmI? oldu. Diger ulkelerde bu tip haklar kanh ve ac1h miicadeleler ve c;:au~malar neticesi kazamlm1~t1 ; Tiirkiye'de boylesi bir ak1betten reformizm yoluyla kac;:m1lm1? olunuyordu. Daha l 964'te, yeni kazamlmI? haklann hayata gec;:irilme yollannm, bu yasalan c;:1kartanlann onceden onaylad1klan ya da ongordiikleri ?ekilde olmayacag1 ac;:1kl1k kazanm1~t1 . Grevler, daha az itaatkar ve sosyalist egilimli sendikalar tarafmdan dalga dalga ya)'llmaya b~lad1. Sendikal faaliyetlerdeki bu yeni evrenin giderek artan bir ~ekilde istanbul'un bO.yiiyen sanayi bO!gelerinde odakland1gm1 hemen belirtelim. istanbul, yo.ksek kapasiteli modem teknolojisiyle, koruma altmdaki ic;: piyasay1 ve genellikle tekelci karlan birle~tiren ithal-ikameci sanayile?menin odak noktas1yd1. Birikim siirecini belirleyen yeni bir sanayi burjuvazisi ortaya c;:1km1?t1; sanayile?me modelinin b~ansm1 belirleyecek potansiyel, onlann kar ve birikimiydi. 6nceki donemin kiic;:iik kapasiteli, orgiitlenmemi~ manifaktiir faaliyeti , yerini ithal teknolojiyi devreye sokan bO.yiik tesislere b1rakngmda, yeni i?c;:i sm1f1 modelinin ortaya c;:1kma ko~ullan da belirmi~ oldu. Bu i~c;:iler, ne tiim iilke cografyasma dag1lan kamu i?letmelerinde yahttlm1?lar, ne de devletin giiciine katk1da bulunmak zorunlulugundan otiirii bilinc;:lerine ket vurmu~lard1.

iTHAL-iKAMECi SANA YiL~ME MODELi

ithal-ikameci sanayile~menin karakteristigi olarak, yerli sanayi ithalattan dola)'l herhangi bir rek<ibetle kar?1la~mad1 ve rakip i?letmelerin dii?iik fiyatlanndan kaygilanmaksmn ic;: piyasada hakimiyetini sO.rdiirdii. Sanayiciler ithal girdilerinin揃maliyetini dii~iiren yo.ksek kur oram konusunda teminat ahp benimsenen teknoloji ile beraber gelen ?ablonlan yakmdan takip ettiler. Yerli sanayiciler kendilerini diinya pazarlannda kamtlamak mecburiyetinde olmad1klanndan fiyat yap1s1 yetersiz teknoloji ve dii~iik kapasiteye izin veriyordu ve bu da milli kalkmma hedeflerine doniik olmak gibi ya da sanayi. nin henO.z kO.c;:O.k olu~u gibi argiimanlarla halka kar~1 m~ru gosterilmeye c;ah~1hyordu. Aslmda modem sanayi sektoriiniin geni~lemesi, kirsal kesim insanmm tedricen ?ehirlerin ekonomik y~amma absorbe edildigi ve az1msanmayacak bir buyo.me h1zma sahip olunan bir iilke baglammda, halkc;:1-kalkmmac1 idealin gerc;:ekle~tirilme足 sine de yaradi. Sermaye-emek ili~kisi perspektifinden bakarsak, ithalikameci sanayile?me kurallannm kar~1hkh bir kabulleni~ anlamma geldigi goriiliir. En ileri teknolojileri kullanan fabrikalarda, emek maliyetleri toplam maliyetle16 rin en c;:ok % 10-lS'ine ka~1hk geliyordu. Maliyete be-

lirli bir kar haddi ekleyerek fiyat tespit etme (cost-plus) yontemi kullamld1gmdan, sanayi ban~1 ic;:in iicret arttlnmma girmek, sanayicilerin sakmmayacag1 bir pazarhku. Bu nedenle, modem sanayi sektoriindeki ayncahkh i?c;:iler, i~c;:i sm1f1 ic;:inde farkh bir toplumsal tabaka olarak bir tiir i~c;:i aristokrasisi haline geldiler. Sendikal orgiitlenmelerin talepleri kendiliginden yerine gelmeye ba~lad1, c;:iinku orgiitlu sendika iiyesi i~c;:iler yiiksek iicret aru~lan isteyebiliyor ve bunu elde edebiliyorlard1. Taleplerin kar?1land1g1 ve ba~annm iki )'llhk sozle~足 melerle gerc;:ekle~tirilen iicret aru~lannm yO.zdesi cinsinden ifade edilir hale geldigi bir bO.yume konjonktiiriinde sendikalar birbirlerini izleyerek daha yiiksek iicret taleplerinde bulundular. Ekonomik model, uretilen mallann ic;: piyasasm1 geni~letmeye bagh oldugundan, gelir dag1hmma ili~kin makro-ekonomik hedefler ac;:1smdan, sanayiciler i?c;:i s1mfmm bir boliimiiniin daha yuksek ahm gucune sahip olmasmda bir terslik gormediler. Bir diger deyi~le, yeni ekonomik modelin bir bile~eni olarak ortaya c;:1kan yasama reformizmi, sanayi burjuvazisinin kabullenici bir tav1rla yakla?t1g1 i?c;:i hareketinin, eskisine oranla daha giic;:lu hale gelmesine elverdi. ithal-ikameci sanayil~me periferi iilkelerde Fordizm dengelerini yansltlp baz1 i?c;:ileri modem sanayi iiriinlerinin tiiketicisi haline donii~tiirdii .

Modern sektoriin geni~lemesi , ekonomik yapmm derinlemesine bir donil?ilm gec;:irmesi ile birlikte olmu~足 tur: Hem geleneksel imalat sanayinin )'lk1lmas1 hem de modem sektor c;:evresinde yeni imalat faaliyetlerinin dogu~u. Kiic;:iik uretim ba~hg1 altmda sm1flandmlabilecek faaliyetler, ya modem sektore yonelik mal iireten tiirdendi, ya da modem sektoriin evrimiyle ortaya c;:1kan taleplere cevap veren tiirden. Her iki durumda da, dii~uk kapasite, dii~iik kar hadleri, du?ilk ucretler ve gec;:icilik ozellikleri ile karakterize edilir. Bu sektoriin rumunde vah?i rekabet kurallan hakimdi. Her bir alt-sektorde, kuc;:uk i~letmeler birbirlerinin fiyatlanm kuarak du~O.k kar hadlerini kabulleniyorlard1. Surekli bir iflas tehdidi ya~amyordu : Her )'11 binlerce kuc;:uk uretici piyasaya c;:1kiyor ve yine binlercesi iflas durumunda kahyordu. Kiic;:iik iiretimdeki i~c;:iler orgiitsuzdu, c;:ogunun sosyal sigorta kayd1 bile yoktu, baz1s1 c;:ok kO.c;:O.k ya~ta idi ve c;:ogunlugu sendika iiyesi olma imkanmdan mahrumdu. Ocretleri ise, orgiitlii sektordeki ucretlerden c;:ok d~ukru. Sendikal orgutlenmeden ve sanayicilerin ba~a c;:1kabilecegi duzeyde yiiksek iicretlerden yararlanabilen modem sektor i~c;:ileri ile orgiitsiiz, sendikala~mam1~. dii~iik iicretli i~c;:iler arasmda net bir aynmdan soz edebiliriz bu noktada. Bu ikinci gruba dahil olan i~c;:iler dogal olarak c;:e~itli gelir kaynaklan olan hanelere dahil idiler, iicretli emek ve serbest-c;:ah~ma arasmda gidip geliyorlard1. Hizmet sektoriinde, orgiitsiiz i~c;:ilerin oram daha da yo.ksekti.


Enformel sektorun, modem sanayinin b~ansma olan katk1smm ne oldugunu belirlemek imkans1z goziikO.yor. Enformel sektor, sanayi ve sanayi i$<;:ileri i<;:in birtak1m girdiler O.rettiginden, bir dereceye kadar e$itsiz mO.badelenin varhgmdan s6z edebiliriz. Burad<1, bir de $Oklann enformel sektor ile bu sekt6r i;:ah$anlanna iletilip, oradan absorbe edildigi bir yasuk mekanizmasmdan s6z edebiliriz. Enformel sektor sistemli bir bi<;imde, $ehirlere go<; edenleri absorbe etme ve onlara hanenin yeniden uretimi yoniinde k1smi istihdam ve k1smi gelir imkam saglama gorevi gordo.. i$<;i sm1fmm geli$mesi perspektifinde enformel sekt6n1n varhgmm en onemli boyutu, formel sektorun ayncahklanm sergilemesinde yauyor. Bu donem boyunca, yiiksek kapasiteli ve modem teknoloji kullanan tesislerdeki ithal-ikameci sanayinin 6rgO.tlO. i$<;:ileri, taleplerini dile getirebiliyor ve ger<;:ek O.cretlerini klasik modelde tasavvur edilen proletaryaya yakla$tlracak nisbette arturabiliyorlard1. Boylesi bir i$<;inin geliri, hanede tek ki$ini_n i;:ah$masm1 kafi k1lacak ol<;O.lerdeydi. i$<;i, sendikalann saglad1g1 <;:ah$ma ko$ullan ve i$ giivencesi sayesinde rahattt, i$letmeler ve devlet ise i$<;:iye sosyal giivenlik ve emeklilik maa$1 saghyordu. K1sacas1, ithalikameci modelin ba$ans1, evrimci bir planm ve <;:agda$ vaatlerin ger<;ekle$mesi dogrultusundaki nesnel ko$ullan yaratml$tl. Yalmzca klasik modele uygun proletarya modeli degil, aym zamanda, maddi ko$ullannm farkhhgma ragmen i$<;:i sm1fmm geri kalan boliimiine uzanan vaatler de ger<;ekle$ecek gibi goziikiiyordu. Evrimci umutlar, krizin geli$ine degin ayakta kald1. KRiZ VE EKONOMiK YENiDEN-YAPllANMA

IV- Ekonominin ithal-ikameci modelden s1ynhp yeniden yap1lanmas1 her yerde bask1c1, anti-demokratik rejimleri beraberinde getirmedi. Fakat <;ogu kez askerf bask1 $Oku orgiitlii i$<;i sm1fm1 klasik proletarya modelinden koparmak, aym zamanda kalkmmac1-popO.list devletler, sanayi burjuvazileri ve i$<;:i aristokrasileri arasmdaki detanu <;6zmek i<;:in gerekli goruliiyordu. Yeniden yap1lanma, korumac1hk ile saglanan suni dengelerin devam edemeyecegine i$aret ederek bu ekonomileri diinya ekonomisinin egilimlerine ve diinya piyasasma a<;rnayi hedefledi. Buna paralel olarak, diinya krizi ve bor<;:lar sorunu bu iilkeleri global piyasadan daha fazla pay kapmak i<;:in ekonomilerine h1z vermeye zorladi. K1sa vadede, 6nceki donernin i<;: yatmrnlanna yonelik sanayilerinin yeniden yap1lanmas1 anhk bir <;:6ziim olarak gorundii - bu sektorler tam da proletarya rnodelini (i$<;:i aristokrasisi) besleyen sektorlerdi. Sonu<;, ozellikle sendikal faaliyetlere bir sm1rlama da getirildiginde, formel istihdarnm ve ger<;ek O.cretlerin d0.$0.$0. oldu. Aym zarnanda devlet, sosyal O.cretlere ve sosyal giivenlige ili$kin vaatlerini geri almaya ba$lad1, saghk ve egitim yaunrnlannm erimesine irnkan tamdi.

Bir diger geli$me ise, enformel sektordeki baz1 faaliyetlerin geni$lemesi ya da yeni faaliyetlerin ba$lat1lmas1yd1. ihracat primleri tarafmdan uyanlan yeni giri$imciler dii$en gelirlerden faydalanarak emek-yogun ihracat O.runlerinin O.retim organizasyonuna ba$lad1lar. TO.rkiye ozelinde deri, tekstil ve hah dokumac1hgm1 bu yeni geli$en faaliyetlere 6mek olarak gosterebiliriz. bu sektorlerin ortak ozel}ikleri dagm1k 6rgiitlenme, d0.$0.k teknoloji, kii<;iik kapasite ve genellikle par<;a ba$I i$ olarak kadmlar tarafmdan evde yapilabilir olu$land1r. Meksika, Hindistan ve GO.neydogu Asya'da da oldugu gibi kadm ve gen<; k1zlar, yasal i;:eri;:evenin tiimO.yle d1$mda kalarak evde i$ yaparlar. BO.yuk kentlerin civanndaki gecekondularda, i;:ah$anlann oturdugli serntlerde pek <;ok hane tekstil ve konfeksiyona ili$kin birtak1m faaliyetlerde bulunur; yii.zlerce koyden olu$an baz1 bolgelerde, biitiin evler eldokumas1 hah iireten "putting-out"* sisteminin bir par<;as1d1r. TO.rkiye 6megi, ekonomik model ile bu tiir O.retim bi<;irnleri arasmdaki yakm ili$kiyi <;arp1c1 bi<;imde ortaya koyuyor. Giiniimiizdeki yeniden-yap1lanmaya kadar, ihracat gelirleri yilda yakla$1k 3 rnilyar dolar diizeyinde kalrnI$ ve biiyii.k i;:ogunlugunu tanmsal iirunler olu$tUrIDU$tU. Bugiin ise 10 milyar dolara vanyor ve 6nemli miktanm "formel" <;:eri;:evenin d1$mda kalan imalat sektorleri saghyor. Art1k burjuvazi, onceki <lonemin ekonomik modelinin canlandmlabilecegini beklernedigin- . den, iicretlerin dii$iik tutulmas1, i$letmeye ili$kin kararlann tiimiiyle kendi ozgiirliiklerinde olmas1 dogrultusundaki taleplerinde daha fazla uzla$maz bir tavu i<;inde. Herhangi bir devlet<;i modele itibar edilmemesi yonO.nde oyle bir ideolojik propaganda yii.n1tiilmii$tiir ki, sendikalar bile, don0.$0.me ugram1$ i$<;i sm1fm1 6rgiitlemeye giri$mek konusunda yeniden yetki kullamp-kullanmama kararsizhgm1 y~amaktad1rlar. Devlet, hem askerf rejimin dar <;eri;:evesi hem de bori;:lar ile diger uluslararas1 zorlamalar yii.ziinden kalkmmac1 ve populist retorigini terkederek, serbest (unregulated) piyasanm yiiceltilmesine yonelmi$tir. Dolayis1yla 'ger<;ek' proletaryanm kazamrnlanm savunacak bir toplumsal gii<; olmad1gi gibi, ivmesini, buyuyen bir formel sektorden alacak bir ekonomi vaadine dayah ideolojik platform da yoktur. Sonui;:: Klasik proletarya rnodelinin dii$ii$ii. i$<;i sendikalannm bastmlmas1 ve zayiflamas1 krizin getirdigi formel i$sizlik ile beraber, sanayide iicretlerin dii$rnesine de yola<;tl. Sendikalann haklanm korurnada yetersiz kalmalan, i$ten i;:1karma, alt-s6zle$rne ve d1$anya i$ verme, putting-out ve par<;a-ba$1 s6zle$meler gtbi yonternlerin, sermaye i<;in i;:ok biiyii.k bir avantaj olu$turmasma sebebiyet verdi. Sonu<;: olarak emek piâ&#x20AC;˘ Putting-out: T iiccarlar tarafmdan orgutlenen (c;;ojlunlukla tekstil dalmda), ruccann evde oturan iireticilere hammadde gorurup bitmi~ iirunii geri almas1 ?eklindeki ticari faaliyet.

17


yasas1 c;e$itli bolO.nmelere ugradi. Arnk, formel ve enformel tO.ru basit aynmlar, c;ok-katmanh i$g0.c0. piyasaSlllm tum boyutlanm tammlamada yetersiz kahyor. Zayiflayan yasal denetim, resmi teminat ve onaylamalar ile O.cret dO.zeyleri ve istihdam gO.venligi arasmdaki tekabO.liyetin yitirildigini gosteriyor. Sendikala~ma hem oi-an olarak azalm1$, hem de daha az etkili bir durumda. Ancak sendikalann onemlerinin azalmas1, dogrudan ya da dolayh, dayatma ya da volonter kis1tlamalann basit bir sonucu degildir: Sendikal orgo.tlenmenin geleneksel nesnesi ile i$c;i s1mfmm evrilen, bo!O.nen yap1s1 arasm~aki, gayn-tekabO.liyetten de kaynaklamr. Ocretlerin ve formel istihdamm d0.$0.$0. toplumun her kesi:minde hanelerin yeni gelir-0.retme stratejileri c;izmelerine yo! ac;n. Bu yolda degi$ik O.cretli istihdam tO.rleri bir kategori ol~turur, aynca c;ok c;e$itli serbest-c;ah$ma tO.rleri vardir. Okul c;agmdaki c;oeuklar, emekli ya$hlar, i$ saatleri d1$mda ba$ka i$ler yapan kamu sektoro. c;ah$anlan, enformel sektorun boyutunu arttird1lar. Dolayis1yla, her hanede daha fazla ki$inin c;ah$mas1 ve c;ah$anlann sayismm yeni ekonomik modelin bir sonucu olarak artmas1 ortaya c;1kn. Ne var ki, c;al~an ki$i ba$1na gelir dO.Zeyi ve c;al~ma saati b~ma gelir oylesine azald1 ki, daha fazla c;ah$abilen haneler, muhtemelen hane gelirlerini artnramad1lar. Proletarya geli~me modelinin ger~ekle~mesi ac;1smdan, degi$im daha da ~iddetli bir bic;imde ya~andi. Formel sektordeki O.cretler arnk bO.tO.n bir hanenin yeniden O.retimini saglamaya kafi gelmiyor; emek piyasasmm orgO.tl0.10.gO.nde bir arn~a ili$kin, yahut i~ gO.vencesi, sosyal yard1mlar, emeklilik ve i~sizlik

sigortas1 gibi hususlarda geli~meler kaydedilecegine ili~ 足 kin bir garanti yok. Ortada olan bir ~ey varsa o da, enformel. sektoro.n, i~c;i s1mfi hanelerinin bO.yO.k c;ogunluguna uzanm1~ olmasi. Her hanede ki~iler, kO.c;O.k meta O.reticileri ve mO.lkiyetten kaynaklanan gelir sahipleri olarak, gerek sermaye gerekse de ticaretle zengin bir ili~足 kiler i;e~itliligi arzediyor. Ocretli i~c;ileri gerc;ek proletarya olarak karakterize etmek gftc; oldugu gibi, hane O.yelerini de tipik proleter hanelerde ya~1yor gormek c;ok gO.c;~ Bunun ac;1k bir sonucu, klasik modelden tO.retilen proletarya bilincinin farkh bic;imler alacag1 ve beklenmeyen konumlara kanalize edilebilecegidir. bu durumda, hem i~c;i s1mfmm hem de i~c;i hareketi stratejisinin bu geli~meleri hesaba katarak, yeniden-tammlanmaya ve yeniden kuramla~tmlmaya ihtiyac1 vard1r. Bu yaz1da, hakim ekonomik modelin, i~c;i sm1finm geli~mesinin dogas1m belirledigl bir argO.man ileri sO.rmeye c;ah~nm. Kurumla~m1~ ve geri donO.~i.i olmayan kazammlann bulunmad1g1 periferi i.ilkelerde, klasik modele gore bir proletaryamn yaraulmas1, ekonomik model ve devlet politikalanna daha fazla tabidir. Dolayis1yla 1945 sonras1 ho.yo.me doneminde, evrimci, modernist vaatler gerc;ekle~me si.irecindeymi~ gibi gorundO.yse de, mevcut krizin yeni ekonomik ve politik atmosferi, toplumsal ili~kilerin, en iyi ifadesini evrensel marjinalle~mede bulan, ~iddetli bir yeniden yap1lanmas1 ile sonuc;lanmt~Ur. i~gi.icO. piyasasmda gozlenen i;e~itli bo10.nmeler ve pari;alanmalar, aruk analitik kategorilerimizin yeniden gozden gei;irilmesini gerektirmektedir. (ingilizce metinden ~eviren : AKDOGAN OZKAN)

18 Birikim 21HAZ i RAN1989


•• • '89 Bahan i~\:i eylemleri uzenne FARUK PEKiN

} 939 Nisan ayt yogun i~<,:i eylemlerine tamk oldu. Eylemler Mart ayi ic;inde ba~lad1 , Mayis ayi b~mda da belli iwerlerinde surdii. Geni~ emekc;i halk kesirnlerinden duyarh bir destek goren bu eylernler bugun sol ic;inde tarn~1lmakta. Gec;rni$in bir kez daha ele ahnmas1 ve gelecege ili$kin baz1 saptarnalann yaptlmas1 ac;1smdan bu tartt~malar onernli. '89 Bahan i$<,:i eylemlerini kuc;umsemek de, abartmak da kendi ic;lerinde onemli hatalan barmduacak. Ancak bugunlerde gene! egilirn abartma bic;irninde. Oncelikle '89 Bahan i~c;i eylemleri Tiirkiye i~<,:i s1mf1nm sendikacthk tarihi ac;1smdan biiyiik bir olay. Banh i$c;i liderlerince, onca sm1rlama, yasaklama, baskt ve yoksulla~ma ka~1smda "hala nas1l dayamyorlar" sorusunun soruldugu, uzerlerine olu toprag1 serpilrni$ oldugandan soz edildigi bir donemde patlad1 i~c;i eylernleri. Kamu kesirninde c;ah$an yakla$tk 500 bin i$<,:i ic;in surdiiriilen toplu sozle$rne gorii$rnelerinin t1kanmas1 uzerine taraf olarak iktidan ve 1980 sonrasmda olu$turulan kamu i$veren sendikalanm protesto amac1yla ba$layan direni~ler ktsa zamanda yaygmla$U. 1 May,s l 989'a dogru yaratm ve disiplinli bir yakla$tm ile yiizbinlerce i~c;iyi harekete gec;irerek kitleselle$ti, yogunla$tt. Sonuc;ta yeni ve giic;lu bir toplurnsal rnuhalefetin ipuc;lanm ortaya c;1kard1. Yakla$tk 9 yilhk bir suskunluktan sonra dev uyanm1$U. Bu uyanmanm rnaddi temelleri ortadayd1. Kapitalist geli$menin vard1g1 boyut, miilksuzle~menin h1zlanmas1, k1rsal kesirnle baglann giderek azalmas1, yoksulla~rna­ nm artmas1 bu eylernler ic;in gerekli nesnel ko~ullan olu$tUrrnu~tu .

Yaygm bir de y i~le 1980-89 arasmda i~c;ilerin gerc;ek ucretleri yandan fazla azald1. Bir gazete haberine gore (Cumhuriyet, 1May1s1989) TOSiAD i<,:in yap1lan ara~­ urmalarda bile iicret ve maa~lann milli gelir ic;indeki pa'\"

y1, kar-faiz ve rant gelirlerine gore htzla dii~iiyordu. l 980'de rnilli gelir ic;inde % 2 ?'lik pa ya sahip olan iicret ve maa$lar 1988 sonunda % l 4'e dii~iiriildii . l 980'de milli gelir ic;indeki pay1 % 50 olan kar-faiz ve rantlam1 pay1 1980 sonunda % 70'e yukseltildi. 1981-88 arasmdaki degi~meler sozkonusu edilen gazetede ~oyle veriliyor:

Y1llar

Milli gelirden ahnan pay Tanm Ocret ve (%) Maa~lar (%)

1981 1982 1983 1984 1985 1986 1987 1988

23.07 21.87 20.52 20.44 19.08 18.09 17.06 14.00

24.57 24.62 24.78 21.57 18.84 17.70 17.00 15.90

Kar-Faiz ve rant(%) 52.36 53.55 54.69 57.99 62.08 64.20 65.04 70.20

Kaynak: Doc;.Dr. Suleyman Ozmucur K1sacas1 kantann topu kac;rn1~, b1c;ak kemige dayanEylernler s1rasmda ana slogan "ac;tz" oldu. Ote yandan i~c;iler arasmda, ozellikle 1980 sonrasmda istihdarn edilenler ac;1smdan egitim duzeyi yiikselmi~ti. Lise ve meslek okulu mezunlanna, yiiksek okul bitirmi~ i~c;iler eklendi. i$<,:i kokenli, ikinci ya da uc;uncii ku~ak i~c;ilerin say1s1 da arm. Ozellikle 1985 sonrasmda, 12 Eyliil 1980 askerf darbesi, 1982 Anayasas1 ve i~ yasalanna ili$kin ele$tiriler ve dernokratik haklar iizerine yaygmla~tmlan soylemlerin etkiledigi i~c;i kitlelerinin ba$mda bu gene; ku$akgeliyordu . Ote yandan c;ok say1da deneyirnli DiSK iiyesi 1983 sonrasmda zorunlu olarak Turk-i$ sendikalan uyesi olrnu$tU. m1~t1.

19


Kisaca sergiledigimiz bu nesnel ve oznel ko?ullara yeni bir ko?ul daha eklendi: 26 Mart sec;;imlerinin getirdigi siyasal konjonktiir. 26 Mart sec;:imleri 6ncesinde muhalefetin i?ledigi temel konu, temel hak ve ozgiirliikler ile birlikte pahahhk ve ya~am zorlugu oldu. Bu propaganda geni? halk kesimlerindeki i?r;:ilerin miicadelesinin hakhhgma ili?kin sempatiyi giir;:lendirdi. Memurlar, esnaf ve zanaatkarlar, koyliiler, i?r;:ilerin miicadelesini itirazs1z "hakh" bulacak 6znel bir konumdayd1. 26 Mart ser;:imlerinde kamu i~r;:ilerinin muhatab1 olan siyasi iktidar oy yitirerek % 21. 75 oranmda oy toplayabildi. Muhalefet siyasi iktidann r;:ekilmesini ve genel ser;:imlerin yenilenmesini istiyordu. iktidann bu zafiyeti i?r;:i eylemleri ir;:in bulunmaz bir olanak yaratn. '89 Bahan i~r;:i eylemleri ir;:in gerekli ve yeterli nesnel ve oznel ko~ullar hazird1. '89 BAHARINA GELiRKEN

20

Tarihsel konum ar;:1smdan gerc;:ekte oykiiniin ba?lang1c1 biraz daha gerilere gidiyor. Tiirkiye'de sendikal haklann yasal olarak tanmd1gi 1963 yihndan soma kar-faizrant gelirleri siirekli azahrken, iicret-maa? gelirleri artu . C:ah~anlann lehine olu?an bu geli?me 1977 y1lmda zirveye ula?tL Bu nedenle 1977-80 y11lannm oykiisii Tiirkiye'deki sosyal miicadele tarihinin onemli bir kesitini olu~turuyor. Tiirkiye 1980 y1hna daha yogun bir ekonomik bunahm ile girdi. Bunahm gerr;:ekte sistemin bir parr;:as1yd1 ve toplumsal, siyasal ve ideolojik diizeylerde de yans1yordu. Bunalimdan i;1k1?, ucuz i?giicii ile yabanc1 se'rmayeye r;:ekici gelebilecek;-sendikal haklan ve i?c;:i iicretlerini denetim altma alabilecek yeni bir sendikal yap1lanmay1 gerektiriyordu. C:iinkii yeni ekonomik politika ancak 1961 Anayasas1'ndaki temel hak ve ozgiirliiklerin en onemlilerinin, ozellikle sendikal hak ve ozgiirliiklerin budanmas1, "sosyal adalet" kavrammm bir kenara aulmas1 ile miimkiindii. 1979 ser;:imleri ile iktidara gelen AP azmhk hiikiimetinin programmda yap1lacaklar ana hatlan ile ortaya kondu ve ardmdan 24 Ocak Onlemler Paketi ai;1kland1. Enflasyonun i;oziimiinde ana hedef olarak i?r;:i iicretleri, dolayis1yla da i?r;:i sendikalan ser;:ilmi~ti. Bu nedenle miicadeleci, bag1ms1z, demokratik sm1f ve kitle sendikacihgmrn ortadan kaldmlmas1, bu ilkeyi siirdiiren sendikalann i?levsiz k1lmmas1 gerekiyordu. AP azmhk iktidan Bakirkoy h Mahkemesi'nde DiSK'i kapatma davas1 ba~lam. i? ya?amma ili~kin baz1 onemli engeller getirildi ve iilkenin ir;:inde bulundugu ekonomik, siyasi ve toplumsal ko?ullar 24 Ocak kararlannm gerr;:ek anlamda uygulanmasma olanak tammad1. Modeli uygulayacak ba?ka giic;:ler gerekiyordu. 12 Eyliil kar;:1mlmazd1. 12 Eyliil askeri darbesi ilk giiniinde DiSK'in r;:ah?malanm durdurdu. DiSK'li sendikac1lar gozaltma almd1. DiSK'li sendikac1lar hapisanelere doldurulurken, Tiirk-

i? Gene! Sekreteri yeni kurulan hiikiimete C:ah?ma Bakam olarak atand1. Ardmda:n sendika ozgiirliigii ve sosyal haklara saldmda bir platform ve i~i;ileri sindirmede kullamlan DiSK Davas1 ba?lauld1. C:e?itli a?amalardan gonra 78'i idam cezas1 ile olmak ilzere 14 77 DiSK'li yarg1land1. Aynca bir Tiirk-i? Sendikas1 ?ubesi de aralannda olmak iizere 13 sendika daha yarg1land1. Bu sendikalardan bag1ms1z BANK-iS, kesin hiikiimle cezaland1nld1 ve kapanld1. Ardmdan 1982 Anayasas1 ile devlet yap1s1 ve temel hak ve ozgiirliikler yeniden bic;;imlendirilirken, sendika ozgiirliigii, toplu sozle?me ve grev hakk1 ve sosyal haklar ILO ilkeleriyle bagda?maz bic;:imde budand1. <;:agda? toplumlarda birer bask1 grubu olan sendikalar demokratik ve siyasal karar alma siirer;:lerinin d1?ma itildi. 51mf ve kitle sendikac1hgm1, yani DiSK tiiril bir sendikac1hgi onleyecegi dii?iiniilen onlemler getirildi. 1982 Anayasas1'nda aynnnh bir;:imde yaz1lan onlemler, l 983'te c;;1kanlan sendikal yasalarda daha da aynnnh hale getirildi. Ancak en biiyiik zaran grev hakk1 gordii . Grev hakk1 fiilen i?lemez duruma sokuldu, q1ydmci bir s~lah olmaktan i;1kanld1. 12 Eyliil sonrasmda i?r;:ileri ilgilendiren tiim olumsuz 'kararlann alnna Tiirk-i? Genel Sekreteri imza am. Yiik-.路 sek Hakem Kurulu'ndaki iki Tiirk-i~ temsilcisi y1llann miicadelesi ile kazamlan haklann masa ba?lannda hirer hirer yok edilmesine seyirci kald1. 1982 Anayasas1'na "evet" oyu verilmesini isteyen tek "demokratik" kurulu? Tiirk-i? oldu. Devlet sendikac1hgm1 siirdilren Tiirki?'in 12 Eyliil sonrasmdaki tavn gec;:mi?ine uygundu. Yeni sendikal yasalann uygulanmas1 ile birlikte i?yerlerinde k1pudanmalar ba?lad1. Tiirk-i?'li yoneticilerin deyi?iyle "ipten kaz1ktan kurtulmu?" binlerce DiSK iiyesinin zorunlu Tiirk-i? iiyesi olmas1yla i?yerleri hareketlendi. Tiirk-i? yonetimi 1984 sonrasmda tabandaki hareketliligi gogiisleyebilmek ir;:in bir dizi yiirilyii? ve toplann gerc;:ekle?tirdi. Zaman zaman "genel grev" tehdidini savurdu. 12 Eyliil sonrasmm ilk grevi 2 Ekim l 984'de gen;:ekle?tirildi. iki tersanede giri?ilen grevlere 21 i?c;:i kanhrken, 32 i?c;:i iiretimi siirdiirilyordu. Bu ilk grevin ac1 tablosu' baz1 gerr;:ekleri de sergiledi. Grev hakk1 art1k caydmc1 olmaktan c;:1km1?tl. ilk grevi ba?anh ve ba?ans1z sonur;:lanyla diger grevler izledi. Tiirk-i? yoneticilerinin 路 "bu haklarla grev yap1lmaz" teslimiyetc;:iligine kar?l baz1 sendikacilar "bu yasayla da grev yap1labilir"i kamtlamaya c;:ah?t1lar. Ozellikle 1988 grevleri yeni derslerle birlikte, yeni ai;1hmlar getirdi. 1988 grevleri, 1989 Bahan' m haz1rlayan dinamikleri yaratt1. Bu arada Uluslararas1 C:ah?ma Orgiitii ILO'nun bask1s1 ise yasalara "makyaj" c;:abalan ile a?tlmak istendi. Dipten gelen muhalefeti "genel grev" soziinil s1k s1k gilndem e getirerek gei;i?tirmeye i;abalayan Tiirk-i? yonetimi zaman zaman biiyiik eylem kararlan ald1, ancak Birikim 2 / HAZiAAN 1989


k1sa bir sure soma c;e;;itli bahaneler ile bunlardan vazgec;ti. iktidara kar~1 en sert suc;lamalann yap1ld1g1 giinlerin ertesinde en kotii sozle;;meler imzaland1. Tabamn dayatmas1 sonucunda Tiirk-i;; yonetimi 10 Nisan 1989 giinii ic;in ortak eylem karan ald1. hc;iler bu karara derhal sahip c;1kular ve ba;;ta sendikac1lar olmak iizere herkesi ;;a;;1rtan eylemler ba~lad1. Tiirk-h yonetimi eylemlere ac;1kc;a kar;;1 c;1kmad1, kerhen destekler gorundii. "Giinii kurtarmak" ic;in onlann da destege gereksinimi vard1. '89 BAHARI i~<;i EYLEMLERi

hi yava;;latmayi, verimliligi dii;;iirmeyi, giderek tamamen durdurmayi amac;layan son derece ak1lhca eylemleri ile i;;c;iler 9 yilhk bir aradan soma iiretimden gelen giic;lerini bir kez daha sergilediler. DiSK'in yaygmla;;t1rd1gi tabamn soz ve karar sahibi olmas1 ilkesi'ni ya;;ama gec;irdiler. Siyasi iktidar ile Tiirk-i;; yoneticileri arasmdaki kapah kap1lar ardmdaki pazarhklan a;;arak ciddi bir kamuoyu destegi ile sendikal giindemi belirlemeyi ba;;ard1lar. i;;c;ilerin '89 Bahannda uygulad1klan eylem tiirlerini ~oylece Siralayabiliriz: Topluca viziteye c;1kma, vizite kag1tlan ile kiic;iik gruplar halinde ya da topluca SSK hastanelerine ya da dispanserlerine yiiriime, topluca i;;yerlerine donme, sessiz yuruyu;;, alk1;;lama, miting ve toplannlar, telgraf c;ekme, sakal grevi, sac;1 kokiinden kaz1tma, giivenliksiz servis arac;lanna binmeyi reddetme, i;;e gee; girme, fazla mesaiye kalmama, as1l gorevler d1;;mdaki i;;leri yapmama, i;; giivenligi saglanmadan c;ah;;mama, istanbul Sehir Hatlan vapurlan ic;in istiap haddinden fazla yolcuyu ta;;1may1 reddetme ve hm dii;;iirme, ogle yemek molalannda yiiriiyii;; yapma, karayollanm trafige kapama, yahnayak yiiriiyu;;ler, konu;;mama, iwerini terketmeme, pazar boykotu, bo;;anma davas1 ac;ma ... Siyasi iktidann i;;c;i eylemlerine yakla;;1m1 1 Mayis 1989 giinii d1;;mda beklenenin otesinde nisbi olarak "ho;;goriilii" oldu. En onemli olaylan bile onemsizle;;tirmede ustala;;an ANAP iktidan eylemler s1rasmda olaylan urmand1rmak niyetinde goriinmedi. Nitekim ic;i;;leri Bakam ;;oyle diyordu : "i;;c;inin yiiriiyii;;ii eyleme donu;;medigi siirece polis miidahale etmiyor. Yolun kenanndan yiiriir, slogan atmazlarsa bir ;;ey olmaz. Mesele tamamen ekonomik. Toplu sozle;;meler imzalansm da bu i;; bitsin diye bekliyoruz. i;;c;inin k1;;k1rt1ld1gma ili;;kin bir istihbarat bize ula;;mad1." Bu sozleriyle Bakan aynca eylemlerde k1;;k1rt1C1 arayan B~bakam da yalanhyordu. B~bakamn ki;;kiroc1 arama c;abalanna kar;;1hk i;;c;iler "ac;1z" diyorlar ve her yere bu sozciigii nak;;ediyorlard1. Oretimi yava;;latacak her davram;;m, izinsiz yiiriiyii;;lerin yasalara gore sue; olu~turmasma ragmen ANAP iktidan ~c;ilerin iizerine gitmedi, nesnel ko;;ullar nedeniyle

gidemedi. Sozle;;me gorii;;meleri b~tan itibaren KAMU-iS, TURK KAMU-SEN ve TUHiS gibi i;;veren sendikalanndan Devlet Bakanma devredildi. Gorii;;melere zaman zaman Ba;;bakan da kanld1. ANAP iktidan ba;;lang1c;ta % 90'hk bir iicret aru;;mdan soz ediyordu. Tiirk-i;; iicret arn;; talebini son a;;amada 1. y1l ic;in % l 70+60.000 TL, 2. y1l ic;in ise % 60 olarak belirledigini ac;1klad1. Siyasi iktidar daha soma 1. y1l ic;in % 110, 2. y1l ic;in % 32'lik bir iicret art1;;1 kabul edebilecegini bildirdi. i;;r.;iler Tiirk-i;;'in ilk talebini ar.;1klamas1 iizerine 9 y1lhk kaybm ancak % 400 dolaymda bir artI;; ile kapanabilecegini belirtip iwerlerinde tepki gostcrdiler. Sendika binalan oniinde "geri ad1m atmaym, i;;c;ileri satmaym" diye bag1rd1lar. 1 May1s l 989'a gelindiginde i;;r.;i eylemleri yogun bir bic;imde siiriiyordu. 1 May1s l 989'a ili;;kin 7 sendikanm hesaps1z c;1k1;;mm ardmdan eylemlerde duraksama goriildii. 30 Nisan ak;;am1 Tiirk-i;; Gene! Sekreteri TRT'den i;c;ilere seslenerek toplu sozle;;me gorii;;melerinin olumlu geli;;tigine ili;;kin gerc;ek-d1;;1 bilgiler aktarmaya c;ah;;tt. Bu arada Tiirk-i;; sozle;;me gorii;;melerinde kapsamlan i;;c;ilerin 24 May1s'ta toplu grevlere hazirhkh olmalanm dileyen bir mektup gonderdi. Tiirk-i;; E;;giidiim Komisyonu'nun ald1g1 karara gore 25 May1s-6 Haziran arasmda yakla;;1k 220 bin i;;c;i anla;;ma saglanamad1g1 takdirde greve gidecekti. Gerc;ekte Tiirk-i;;'li yoneticilerin hic;bir bic;imde greve gitmeye niyeti yoktu. i;;c;i eylemlerinin kendilerini baglayan bir yam yoktu. Greve c;1k1ld1gmda ise profesyoneller olarak kaybedecekleri vard1. i;;i;:i eylemleri fazlas1yla ttrmamrsa belki o zaman grev bir sei;:enek olabilirdi. Yeni yasaya gore profesyoneller grev ile birlikte i;;i;:ileri evlerine gonderiyorlardt. Aynca inisiyatif i;;c;ilerden sendikac1lara gei;:iyordu. 路 Ve sonunda beklenen oldu. Ba;;bakanm "sendikalara istedigi iicretleri vermeyin" soziinii soylediginin ertesi giinii anla;;ma sagland1. Kan;;1k hesaplamalara gore i;;i;:ilere % 127-14 2 oramnda iicret arn;;1 getirildi. Bu yazmm yaztld1g1 s1rada (17 May1s 1989) ya11i anla;;manm sagland1g1mn ai;:1kland1g1 gun i;;yerlerinde onemli bir tepki goriilmedi. Her ;;eye ragmen kazanan '89 Bahan i;;i;:i eylemleri oldu. iktidann ba;;lang1i;:ta vermek istedigi ile sonuc;ta verdigi arasmdaki fark Tiirk-i;; yonetiminin giiciinii degil, sokagm giiciinii gosteriyor. Eylemler olmasayd1, iicret aru;;lan en iyi ihtimalle % 100 dolaymda kalacaktt. Tiirk-i;;, devletc;i sendikac1hk anlay1;;1 ic;inde bir kez daha c;ok miikemmel bir potansiyeli harcad1. Devlet ayg1t1 ii;:inde gorevini yerine getirdi. Alman haklar yeterli degil. Ozellikle de 9 y1lhk kay1plan kar;;1layacak bir diizeyde degil. Ancak tabandaki i;;c;i "hak verilmez, ahmr" ;;ianmn gec;erligini ya;;ad1. Bilek

21


guciinii tam. Demokratik haklan da aym bi<;:imde geni~letebilecegini gormeye ba~lad1. '89 BAHAR! iS<;:i EYLEMLERiNiN NiTELiGi

22

'89 Bahan i~<;:i eylemlerinin temel nitelikleri ~unlar: Kendili~ndenci, ckonomik karakterli, kitlesel ve yaygm olma. Bu temel nitelikleri daha aynnuh taru~abiliriz . 1) Eylemler tam anlam1yla kendiliginden hareketlerdir. Bu nitehgiyle Tiirkiye sendikac1hk hareketi a<;:1smdan olduk<;:a ozgiindiir. Eylemler sendikalar dahil herhangi bir kurulu~un, merkezt bir otoritenin onderligi olmadan ba~lad1 ve oylece siirdii. Eylemler i~yerlerinde yeni ortaya <;:1kan ya da baz1 deneyimlere sahip i~<;:i onderlerince ba~lauld1 ve siirdiiriildii. Eylemlerin ba~lama­ smda baz1 yerel sendikac1lar d1~mda sendikalar ve profesyonel sendikac1lar yoktu. Bu nedenle de eylemler k1sa zamanda sendikalan a~n . Eylemlerde herhangi bir siyasi partinin, devrimci, sosyalist olu~;umlann onderligi de yoktu. Eylemler onlan da hazirhks1z yakaladt. 2) '89 Bahan i~<;:i eylemleri oziinde ekonomik nitelikli harekettir. Temel ama<;: iicretleri art1rmak, yillann getirdigi kay1plan kazanmaku. Eylemlerde kullamlan temel slogan "ai;1z"d1. Zaman zaman kullamlan "Ozal istifa" ya da "i~<;:iler Elele, Gene! Greve" sloganlan da ger<;:ekte bu amaca yonelikti. Eylemler daha yiiksek bir iicret aru~1 d1~mda ger<;:ek bir sendika ozgiirliigii, sosyal haklar ve demokrasi miicadelesi diizeyine yiikseltilemedi. Sendika ozgiirliigii ve grev hakk1 temelinde varolan <;:ah~ma yasalannm aktif ele~tirisi giindeme getirilemedi. Ekmek ve demokrasinin ozde~liginin kavramlmaya ba~lad1gi bir donemde ekmek fazlas1yla one <;1kanld1. Ote yandan gerek siyasi iktidar, gerekse Tiirk-i~ eylemlerin siyasi bir nitelik kazanmamas1 i<;:in her ~eyi yapu. 3) '89 Bahan i~<;:i eylemlerinin bir diger niteligi kitlesel olmaland1r. Tek tek i~yerleri ai;1smdan kauhm neredeyse tamd1. Ozellikle kamu i~<;:ilerinin yogunla~ng1 bolgelerde bu kitlesellik siyasi iktidar a<;:1smdan korkutucu boyutlara ula~t1. Sagc1hk-solculuk, bolgecilik aynmlan daha ilk giinden a~ild1. Eylemlerin ekonomik s1mrlar i<;:inde tutulmas1 kitleselligi getirirken, hareketin daha ileri diizeylere ta~mmas1 da bir oli;iide engellendi. Ancak yine bu kitlesellik tek tek i~<;:ilerde kendine g11veni, cesareti saglad1. Onceki y1llarda ad1yla samyla deme<;: verebilen gorii~lenni korkusuzca soyleyebilen bir avuc; i~<;:i ancak c,:1karken, bu eylemler s1rasmda i~c;iler gorii~lerini sergileyebilmek i<;in birbirleriyle yan~ular. Polislerin fotograf ya da video-film c;ekmeleri de onlan korkutmad1. 4) '89 Bahan i~c;i eylemleri genelde tiim Tiirkiye'ye yay1ld1. Baz1 i~letmeler nedeniyle Tiirkiye'nin en iicra ko~elerinde eylem gerc;ekle~tirildi. Baz1 beldeler ilk kez bir i~c;i eylemine tamk oldu.

Eylemlerin bu niteliklerinin yams1ra iki onemli olumsuzluktan da soz etmek gerek. Birinci olarak eylemler somut durum nedeniyle yalmzca sozle~mesi biten kamu i~c;ilerini kaps1yor, belediye i~c;ilerini ve ozel sektorii kapsam1yordu. Yani tum i~c;i sm1fi. dikkate almd1gmda eylemler dar kapsamhyd1. Bu durum elbette eylemlerin etkinligini azalm. ikinci olarak bir k1s1m belediye i~<;:ilerinin destek eylemi d1~mda, eylemler, ozel sektorde orgutlii i~c;ilerden ve sendikala~ma hakki gaspedilen kamu c;ah~anlanndan destek goremedi, sempati, dayam~ma eylemleri ya~an­ mad1. <;:ESiTLi YAKLASIMLAR

'89 Bahan i~<;:i eylemleri demokrat, devrimci ve sosyalist ki~i ve olu~umlarca co~kulu bir bic;imde desteklendi. Muhalefetteki siyasi partiler ise i~c;i eylemlerini sozde desteklemekle, hakh bulduklanm ac;1klamakla birlikte aktif destek saglamadilar. DYP'liler temkinli bir dille eylemleri ANAP iktidanna kar~1 bir arac; olarak kulland1lar. SHP i<;: sorunlanyla ugra~1rken, sosyal demokrat bir parti olmanm geregini yine yerine getiremedi, eylemlere kaulmak istemedi. SHP'nin i~c;i kokenli milletvekilleri konuyu Meclis'in giindemine sokamad1. DSP lideri ise "pasif direni~" soylemi ile i~c;ilerin Ozal'1 dize getirdigini belirtip Polonya'daki "Dayam~ma Hareketi"ne gonderme yapmakla yetindi. Olayi en iyi degerlendiren yine ak1lh i~adamlanm1z oldu. Onlann tek sorunu i~c;i eylemlerinin urmandmhp ozel sektore bula~tmlmas1 ve eylemlerin siyasile~­ mesi idi. Bu nedenle hiikiimete c;agn yap1p kamu i~c;i­ lerinin iicretlerinin arnnlmasm1 talep ettiler. Ekonomik nedenleri de ac;1ku : Oretim maliyetleri ic;inde bugiinkii yeri ac;1smdan kamu i~c;ilerinin iicretlerine yap1lacak zamlar enflasyona yolac;amazd1. 1980 oncesinde kredi faizlerinin dii~iik, iicretlerin maliyet ic;indeki payinm yiiksek olmas1 nedeniyle iicret arn~lannm enflasyona yolac;acagm1 soylemi~lerdi. BAZIOLUMSUZLUKLAR

Eylemler Tiirkiye c;apmda yaygmla~1p kitleselle~irken, baz1 stratejik i~yerlerindeki iiretirni durdurma eylemleri oldukc;a etkin oldu. Bunlardan biri c;ok onemli. istanbul Haramidere'deki Petrol Ofis Dolurn Tesisleri'ndeki Petrol-i~ iiyesi i~<;:iler once fazla mesaiye kalmay1 reddettiler. Ardmdan topluca viziteye c,:1kmaya ba~lad1lar. Bu k1sa siireli eylern sonunda yakla~1k 1000 tankerlik bir kuyruk olu~tu. Birden yak1t s1kmns1 ba~lad1, kamuoyu daha duyarh k1lmd1. Ancak k1sa bir sure sonra i~­ verenle bir-iki madde d1~mda anla~ma sagland1gi gerekc;esiyle petrol dolurn i~c;ilerinin giinliik ya~arn1 aniden ve dogrudan etkileyen 89 Nisan'mm en etkin eylemine son verildi. Ote yandan 1 Mayis'm yakla~ug1 g11nlerde bagirns1z Birikim 21HAZiRAN1989


ve Turk-i~ uyesi 7 sendika ortak c;agn yaparak l Ma)'ls'1 kitlesel olarak kutlayacaklanm ve bunda kararh olduklanm ac;1klad1lar. Al;m olarak da Abide-i Hurriyet Meydam'm gosterdiler. idarenin izin vermeyeceginin belli olmasma, i~c;i eylemlerini nrmand1rmak niyetinde g6riinmeyen siyasi iktidann l May1s gununu bir ideolojik saidm gunu olarak ilan etmesine ragmen, l May1s sabahma kadar "kararh" olduklanm ilan ettiler. l May1s sabah1 da "provokasyon kokusu sezdikleri", "i~c;ilere ate~ ac;1lacag1m istihbar ettikleri" gerekc;esiyle kutlamadan vazgec;tiklerini duyurdular. Sonra da hata yapuklanm, ko~ullan iyi degerlendiremediklerini belirttiler. Turkiye'de i;;c;ilere yonelik yasaklamalann kmlmas1 mucadelesinde bir simge haline gelen l Ma)'ls'm l 989'da nas1l kutland1g1 elbette bir ba;;ka tam~mamn konusu. Ancak 30 Nisan'a kadar yuzbinlerce i~c;i zaten uretimden gelen guc;lerini kullamyordu, yiiriiyii~ yap1yordu. Bu . eylemler l May1s gunu de surebilirdi. l May1s giinu tum i~ye rleri birer 1 May1s alam olabilirdi. l May1s 1989 degi;;ik bic;imde, ama anlamma uygun olarak kutlanabilirdi. Sonuc;ta l May1s 1989 ardmdan i;;c;i eylemlerinde belli olc;ude duraksama oldu. i~c;ilerin 6nemli bir kesimi sokaktan i~yerlerine geri c;ekildi. EYLEMLERE iLi~KiN DEGERLENDiRMELER

'89 Bahan i~c;i eylemleri bu cylemlerin s1cakhg1 ic;inde bugun belli bir abartma ile degerlendiriliyor. Ancak toplumsal mucadelenin bu ttir abartmalara tahammulu yok. Eylemler uzerine c;e;;itli ya)'ln organlannda a~ag1daki ya da benzeri betimlemeler yer ald1: "Turkiye i~c;i sm1h tarihinin en buyuk eylemi", "Diinya i~c;i sm1h hareketinde bilinmeyen bize 6zgu eylemler", "Bugun Tiirkiye i~ c; i sm1f1 tarihinde goriilmeyen yaygmhkta, siireklilikte, )'lgmsalhkta eylemler", "Dunyanm hic;bir yanmda bu yaygmhkta ve yogunlukta goriilmeyen yeni eylem bic;imleri" .. Oncelikle belirtelim ki, daha once sualad1g1m1z eylem bic;imleri ic;inde Diyarbak1rh 1500 Yol-i~ uyesi i~c;i tarafmdan "almakta oldugum maa~la , medeni yasanm aile reisi s1fat1m ta~1maya hakk1m olmad1gm1 g6z6nune alarak bo~anma talebinde bulunuyorum" sozleri ile bo~anma davas1 ac;1larak giri~ilen prates.to eylemi d~mda diinya ve Turkiye i;;c;i hareketi ac;1smdan yeni olan bir eylem turn yok. Bu eylem bic;imleri dunyada ve Tiirkiye'de degi;;ik ko~ullarda , belli bic;imlerde kullamld1. '89 Bahannda belki yeni olan, bu eylem turlerinin co~kulu ve yaygm bir yakla~ 1m ile birbiri ardmca daha kitlesel bic;imde kullamlmas1d1r. Kald1 ki, eylem bic;imleri hareketin niteligini , amac1m belirlemede esas unsur degildir. Turkiye i~c;i sm1f1, sendikal harekette 6zellikle 1961 Anayasas1'nm 46. ve 4 7. maddelerinde belirtilen sendikala$ma, toplu sozle$me ve grev hakkmm yasalarca aynnuh olarak tanmmasma kadar gec;en yakla~1k 2 )'llhk

sure ic;inde bugun ba~vurulan eylem bic;imlerinin c;ogunu kulland1. Sessiz yiiruyii~ , oturma grevi, i~e ba~lama足 ma, i$ b1rakma, sakal grevi (Devlet Su ve Haydarpa~a Demiryolu i~c;ileri), 43 sendika Oyesinin pahahhk nedeniyle sebze ve meyve yememe karan, yemek boykotu bu donemde kullamlan yontemlerden baz1lan. Yap1-h Federasyonu'nun Millet Meclisi'ne yapug1 Onlu Ac;lann yiiriiyii~ii de bu donemde ger~ekle~tirilmi~ti. 1963 Temmuz'undan sonra i~c;iler bir yandan grev hakkm1 yarauc1 bic;imde ya~ama gec;irirken, c;ok say1da degi~ik eylem bic;imini de uygulad1. izmir'de deri i$<;:ilerinin yahnayak yuriiyli$ii, Genel-i~'in <;orumlu uyelerinin -ozellikle Ankara'daki fotograflanyla belleklerde yer eden- yalmayak yiiriiyii~ii, Manisah Genel-i~ Oyelerinin Manisa-Ankara Anayasa Yiiriiyii~ii deg1~ik eylemlerdi. Bunlan c;e;;itli direni$ler ve i~galler izledi. Viziteye c;1kma ise c;ok s1k kullamlan bir eylem tiirii oldu. Ote yandan bir i~c;i eyleminin "sm1f' ac;1smdan bOyiikl iigu salt eyleme kanlanlann say1s1 ya da eylemin cografi yaygmhg1 ile de olc;iilemez. 6nemli olan niteliktir ve niteligi de belirleyen son tahlilde siyasi ic;eriktir. hc;i sm1fmm bir "s1mf' olarak eylemi ekonomik, siyasi ve ideolojik duzlemleri ic;erir. i~c;i sm1fmm salt ekonomik nitelikli bir eylemi, ac;1k tammlamas1 yapilmadan bu Oc; duzlemin butunselligine yiikseltilemez. '89 Bahan i$c;i cylemleri Tiirkiye i~c;i sm1fi tarihinin en buyuk eylemi degildir, kendiligindenci, ekonomik, kitlesel nitelikleriyle Tiirkiye i$c;i sm1h sendikac1hk hareketinin en 6nemli eylemlerinden biridir. Mutlak anlamda kendiligindenci olarak tammlanamayacak 6nemli, yaygm, kitlesel eylemler ya$ad1 Tiirkiye i;;c;i sm1h. Bu eylemlerden birkac; 6mek verilebilir. 15-16 Haziran Direni;;i DiSK'in 6nderliginde ba~lad1, ancak kendiligindenci bir eyleme donii~tO. Eylem istanbul-izmit hatunda ve daha c;ok bu hatta kurulu ozel i~yerlerini kapsam1;;u. Eyleme baz1 Tiirk-i;; Oyesi kamu i~c;ileri de kaulm1~t1. Aynca Ankara'da da belli eylemler gerc;ekle$tirilmi;;ti. Direni;; baz1 siyasi motifler la$1makla birlikte, genelde ekonomik-demokratik istemleri dile getirmi;;ti. DiSK'in onderliginde 16 Eyliil l 976'da ba$laulan Gene! Yas Eylemi (DGM Eylemi) Tiirkiye'nin onemli bolgelerinde yuzbinlerce i~c;inin birkac; gun sureyle i~ b1rakt1g1 bir eylemdi. Eylem ekonomik olmaktan c;ok MC ikidanm hedef alan sloganlan ic;ermi$ti. Ozellikle belediye temizlik i~c;ilerinin ve petrol-kimya i$<;:ilerinin i;; b1rakmas1 ya;;am1 derinden etkilemi~ti . Yine DiSK'in 6nderliginde c;agns1 yap1lan 20 Mart Fa;;izme ihtar Eylemi ise 2 saatlik i;; b1rak1m1 bic;iminde gerc;ekle$tirildi. Eyleme yalmzca DiSK uyeleri degil, baz1 Tiirk-i;; uyeleri, teknik eleman, muhendis, mimar, memur, ogretmen, yakla;;1k 800 bin dolaymda c;ah;;an aym anda kaulm1~u. Genel-i;; ve Bank-Sen sendikalannm ilc;elere kadar orgutlu olmasJ nedeniyle eylem Tiirki-

23


ye'nin en f!cra ko~elerine kadar yayilm1~t1. Eyleme genelde ozel sektor i~r;:ileri, belediye i~r;:ileri ve baz1 kamu i~r;:ileri kanlm1!?t1. Turk-i~ uyesi kamu i!?<;ilerinin r;:ogu eyleme kanlmam1~t1. Eylem, ad1 f!zerinde fa~izme ihtan amac;hyordu. Teorik degerlendirmelerde hata yap1lmamas1 ir;:in unutulmaya yf!z tutan baz1 i~r;:i eylemlerini sergilememiz '89 Bahan i!?<;i eylemlerini kur;:umsedigimiz bir;:iminde yorumlanmasm. '89 Bahan i~r;:i eylemleri sualamaya r;:ah~ng1m1z nitelikleriyle buyf!k bir i~r;:i hareketidir. Yeni bir toplumsal muhalefetin ipur;:lanm ortaya r;:1karm1~ bir ba~langir;:ur.

i~r;:iler tabanm glicf!nf! sel-gileyerek toplu sozl~me sonucunda ba~ta umulandan daha fazlasm1 elde ettiler. Oretimden ve dayam~madan gelen giir;:lerini somut olarak gorduler. Bunu 1989 ko!?ullannda bir kez daha tatnlar. Sm1f bilincine ula~mada onemli bir ad1m att1lar. Yeni bir kimlik kazanmaya ba~lad1lar. Bu yeni olu!?um mutlaka 1989 ir;:indeki sendika gene! kurullanna yans1yacaknr. Ancak sorun, bu eylemlerden gerekli dersleri r;:1kararak kendiligindenci eylemleri orgutlu eylemlere donu~tf!rebilmenin ve sosyalist mucadeleye kanalize edebilmenin dinamiklerini ortaya koyma sorunudur.

24 Birikim 21HAZiRAN1989


laiklik, cumhuriyet ve sosyalist hareket AHMETINSEL

T iirkiye'de laiklik tart1$malanmn giindeme gelmesi genellikle "hayra alamet" degildir. Halbuki demokratik bir toplumda, laikligin tamm1 konusunda varolan toplumsal anla$manm herhangi bir noktasmm yeniden tart1$1hr olmas1 sozii edilir bir gerginlik yaratmaz. Tiirkiye'de ise durum boyle degildir. (:iinkii laikligin kaynag1 ve tarifi, toplum i\inde ozerk bir \atl$ma sureci i\inde olu$mam1$tlr. Ger\i fiilen bir konsensus vardir, ama bu insanlann kabul etmekten ziyade uyduklan bir konsensustur. Bunu tart1$maya a\anlara kar$1, kendilerini devletin me$ruiyetiyle ozde$leyen \evrelerin harekete ge\irdigi devlet teroru tehdidi anmda kendini hissettirir ve bunun huzursuzlugu tum toplumu sarar. Bu cebri konsensusu tart1$maya a\anlar, elbette bu fiilt durumdan rahats1z olan, laiklige dint pratik a\tsmdan ba$ka bir yorum veren veya laiklik prensibine kar$1 \1kanlard1r. Buna kar$1hk, devlet teroruniin daha kapsamh ve daha diizenli $ekilde hedefi olan sol \evreler ise, laiklik konusunda, yakm zamana kadar, geleneksel devlet yorumunu alki$lamak ve bu yoruma ayktn bulduklan pratikleri devlete $ikayet etmekle yetinmi$lerdir. Sol \evrelerde egemen olan bu tavra gore, laiklik sadece dinle ilgili bir sorundur. Dolayis1yla kendilerini degil, dindarlan ilgilendirir. Halbuki laiklik <linden oteye, inan\, inanc1m ve fikrini ifade etme, bu inanc1 \er\evesinde ozel ya$am1m diizenleme ozgiirliiklerini de i\erir. Bunu gi:irmeyen veya gormek istemeyen kimi sol \evreler, bu tav1rlanyla, devletin dapdarac1k birakug1 yasal toplumsal pratik sahasmm d1$mda kalan kimi dint pratikleri gayn me$ru kabul edip, devletin bunlan $iddetle cezaland1rmasm1 talep etmi$lerdir. Devlet, inanca ve inancma gore ya$ama hakkma s1n1rlar getirme gii\ ve yetkisiyle donand1gmda -laikligi korumak adma yap1lan \ogu tasarruflar bununla ilgilidir- bu yetkisini ba$ka ozel ya$amlan da denetlemekte kullamr. Bek\i, po-

!is miidahalesiyle insanlann ozel ya$amlannm en mahrem yerlerine kadar<liizenlemeye, denetlemeye kendini yetkili gi:iriir. Giiniimiizde laiklik konusunda tartl$manm giindemini belirlemek tekeli dint \evrelerin elindedir. Eger bugiin sosyalistler, kendilerini Tiirkiye toplumu i\inde koklii bir donii$iim dinamiginin itici giicii olarak gormek i<ldiasmdaysalar, dint \evrelerin laiklik konusundaki atak tavirlanna seyirci kalamazlar. Sosyalistler, topluma ragmen kurtanlm1$ adac1klann savunuculugunu yapmak ve her $eye ragmen yiiregi devlet yoniinde atmak reflekslerinden s1ynlmahd1rlar. Sosyalistler toplumsal dinamigi canlandmc1 ve donii$tiiriicii gii\ konumuna ge\mek istiyorlarsa, bugiin Tiirkiye'de varolan fiilt toplumsal-siyasal duzenin iizerinde yiikseldigi sacayag1m tart1$maya a\mahd1rlar. Bu sacayagmm tarihsel ozelliklerini, kar$1la$ttg1 toplumsal kabulu yeniden degerlendirmeleri ve bu degerlendirmelerden kalkarak, toplumsal dinamigi dondurmak yerine canlandmnaya yonelik yeni bir konsensusun aktif kuruculan olmak zorundad1rlar. Cumhuriyet, laiklik ve demokrasinin Tiirkiye'deki ozel tariht geli$imi ve toplumsal gii~ler nezdindeki konumlanm bir kez daha yeniden degerlendirmek bu a\1dan onemlidir.

0垄

TEMEL YASAK

Tiirkiye Cumhuriyeti devletinin dayand1g1 ii\ siyasal prensip vard1r: Cumhuriyet\ilik, laiklik ve milliyet\ilik. Bunlar cumhuriyet devletinin ideolojik sacayagim olU$turur.1 Her devletin belli baz1 siyasal prensiplere dayanI

Mete Tunc;ay, Turkiye'de Tek Parti Yiinetiminin Kurulmas1 adh kitabmda, bu konudaki tarihi geli?meleri ve bu uc; prensibe y6nelik ele?tiriler kar~1smda devletin hassasiyetini aynnuh olarak vurgular. Bu ii~ temel prensip, cumhuriyetin uc; biiyiik yasag1d1r (Yun Yaymlan, 1981). 路

25


mast dogaldIT. Bu prensipler genel olarak devletle toplumun ili~kilerini belirleyen ve devletin me$ruiyet temelini tammlayan prensiplerdir. Tiirkiye'de ise bu iii;: temel prensip, yukanda sayilan i~levlerin yanmda ve daha agirhkh olarak, devletin benimsedigi diizene yoneltilecek ele~tirilere ka~1 (resmi soylemde bu devlete ka~l isyan olarak adlandmhr) devlet ~iddetinin kullamlmasmm yasalla~tmlmas1 i~levi gorflrler. Devlet temel ideolojik prensiplerini her an iilke ii;:inden i;:1kmas1 beklenen ic; dii~manlara kar~1 "me~ru miidafaa" silah1 olarak bilemi~tir. "Yabanc1 mihraklarca" yonetildikleri siirekli iddia edilecek olan bu devlet d~manlan , sonuc;ta ii;: dii~­ mand1rlar. Bu iic; prensip, devleti topluma kar$1 tahkim etmek amac1 ta~1rlar. Topluma ka~1 devleti savunmak temel amacm1 giiden bu sacayagmm, devleti;:e kabul edilrni$ ozel yorumlanna aykm gorfllen dii$iince ve davram~lar altm1~ yddan beri $iddetle bastmlm1$lard1r. Ne var ki altm1$ yilhk deneyin ve giiniimiizde yeniden alevlenen taru~ma­ lann da gosterdigi gibi, sadece laiklik degil, .ama bu iic; prensipten hic;biri de toplum ii;:inde yaygm $ekilde olu~­ ffiU$ bir anla$rna zeminine dayanmamaktad1rlar. Devletin ve i;:e$itli toplum kesimlerinin bu prensiplere verdikleri anlam, gorflnii$te aym kelimeleri kullansalar da, olduki;:a farkl1d1r. Siyasal prensipler konusunda toplum ii;:inde yorum farkhhklan olmas1.dogaldIT. Arna Tiirkiye'de var olan bu degildir. Farklann dile gelmesi, birbiriyle i;:aU$mas1 sonucunda olu$acak bir ortak zemin yerine, farklann siirekli basunlmas1 sayesinde elde edilen yapay bir oybirligi vard1r. Geri;:ekte ise devlet ile i;:e$itli toplum kesimlerinin ve bunlan temsil eden siyasal partilerin bu prensiplere verdigi anlamlar farkl1d1r. Arna bu kesimler, bu farkhhklan devlete kar$1 ai;:1kc;a dile getirmekten de i;:ogu kez kai;:m1rlar. Devletin bu konudaki hassasiyetinden iirkerek, sanki ortada bir oybirligi var~ fill$ gibi konu$urlar. Gelebildikleri iktidar mevkilerinde de, bu farkl1hklan kismen ve iizeri ortiik bic;imde aksettinnekle yetinirler. Bu oybirliginin sadece gorflnii$te var oldugunun yan bilincinde olan devletle ozde~le~­ mi~ kesimler ise, oybirliginin yapayhgma oranuh olarak, canalm siyasal giic; odaklanm toplumsal dinamiklerin denetiminden siirekli kac;1nnak u~mdad1rlar. Sonuc; olarak bu devlet tehdidi, ad1 gec;en prensiplerin farkl1 yorumJannm ozgiirce ifade edilmeleri ve kar$I ka~1ya gelmeleriyle bir ortak zemin olu~turmalanm ve boylece toplumsal ortak payda konumuna gec;melerini engellemi~tir.

Cumhuriyetin ilk on yi.lmda "Atatiirk inkilaplan"nm topluma empoze edilmesinde alman taV!r ve bu tavnn "Atarurki;:iiliik" ad1 alunda devlet doktrini haline gelmesi bunun en onemli nedenidir. Bunun sonucunda, rejimin siyasal prensipleri, iizerinde toplumsal anla~manm geni~ olarak olu~tugu bilinc;li bir ortak siyasal zemini olu~­ turamam1~ur. Cumhuriyet yonetiminin devrald1g1 tari-

hi siyasal miras, bu miras ic;inde ordu kurumunun i~gal ettigi ozel yer, 19. yiizyil sonundan ba~layarak Osmanh toplumunda ya~anan ve cumhuriyet doneminde de siirecek olan, kapsamh nufus hareketlerinin yaratugryerel toplumsalhk bo$luklan gibi etmenler de elbette bu ortak siyasal zeminin saglam bir ~ekilde olu~amamas1na katk1da bulunmu~lard1r. Arna biitun bunlara ragmen, giiniimiiz Tiirkiye'sinde bu iic; siyasal prensibin, anlamh ve biiyiik bir c;ogunlugun onayim ald1g1 yadsmamaz. Ne var ki bu, bilinc;li, kendinden emin, kendini tutarh bir ~ekilde ifade eden bir toplumsal bilincin vard1g1 onay olmaktan c;ok, iic; biiyiik yasagm yaramgi suskunlukla damgah, pasifbir onaydIT. Bununla baglanuh olarak, tasvip etmedigi ama kar~lSlnda suskunlukla seyirci kald1g1 devlet tasarruflanna tepkiyi, bu prensiplerden baz1lanna tepki olarak ifade etme egilimindedir. Oc; temel siyasal prensip, iic; temel yasak olarak var olduklan siirece, toplumsal muhalefetin gorflnii~te bu yasaklara kar~1 kendini ifade etmesi olagand1r. Muhalif ifade, yasak ve zorla kabul ettirme anlayi~ma kar~1 i;:1k1~ dinamigi ic;inde olu$urlar. Arna bu kar~l c;1k1~lann tiimiiniin, bu prensiplerin oziine yonelik bir muhalefet olarak algilanmamalan gerekir. Tiirkiye'deki Jaiklik prensibine kar~I c;1k1~Jar, onemli oJc;iide, var olan ozel laiklik yorumuna kar~1 c;1k1~1Q. ifadesidirler. SACAYAGININ ALTINDAKi TOPLUMSAL BO~LUK

Cumhuriyetc;ilik prensibi, ilk bak1$ta toplumsal anla$manm belki en fazla kendini ifade edecegi prensiptir. C::ok kiic;iik bir azmhk d1~mda Tiirkiye'de monar$iyi savunacak kimse pek bulunmaz. Ostelik, Avrupa monar~ilerine k1 yasla, Osmanh hanedam, devlet d1~mda ba~­ ka hii;:bir me$ruiyet alamna sahip olmad1g1 ic;in, devleti kaybettigi andan itibaren kendini hanedan olarakiiretememi~tir. Mona~i savunuculannm dayanacag1 bir hanedan ortada yoktur. Arna cumhuriyet sadece devlet ba~­ kanhgmm IrSen el degi~tinnesi diizeninin lagvedilmesi demek degildir. Cumhuriyet, her tiirlii siyasal iktidar mevkiine, smirs1z ve istisnas1z bir bic;imde, serbest ve genel sec;imle ki~ilerin sei;:ilmeleri rejimidir. Cumhuriyet rejiminin ic;inde temsili veya dolaystz demokrasi fikri mundemic;tir. Tiirkiye'de kendilerini, Atatiirki;:ii olarak tammlayan kesimler ve ozel olarak 1960'dan beri ordu, cumhuriyet rejimini bu ~ekilde anlamaya yatkm degildir. Onlar ii;:in cumhuriyet, temel siyasal odaklann kendilerinin denetiminde olacag1, ikincil siyasal odaklann (iktisat ornegin) ise, gerekiyorsa sei;:imle gelmi$ giic;lere teslim edildigi bir vesayet rejimidir. Bu, ba$ka bir deyi~le "monar$ik cumhuriyet"tir. 2 Bu cumhuriyet monar$iktir, i;:unkii 2 Monar~ik

cumhuriyet kavram1m Frans1z anayasa hukukc;usu Maurice Duverger, Frans1z be~inci cumhuriyet rejiminde gene! ·oyBirikim 2 / HAZiRAN 1989


belirleyici siyasal odaklar ve son s6zu soyleme yetkisi, baz1 mevkilere irsen tahsis edilmi~tir. Bu tahsisli mevkilerin ba~mda ordu ust kademesi gelir. TO.rkiye'de elbette, bu monar~ik cumhuriyet anlayi~mm kar~1smda, tum siyasal yetkinin serbest sec;:imlerle olu~mu~ kurullann belirlemesine birak1lmasm1 savunan muhalif bir gelenek vard1r. Arna bu gelenek, cumhuriyet tarihi ic;:inde, toplumda etkisi c;:ok smuh bir avuc;: sosyalist ve as1l belirleyici bir ~ekilde, Terakkiperver Cumhuriyetc;:i Fuka'dan DP ve AP'ye uzanan hareket tarafmdan dile getirilir. Muhafazakar-liberal egilimli bu 6nemli siyasal hareket, muhalefette oldugu surece 1srarla bu tezi savunur. 3 iktidarda ise aym tezi, kendi iktidarlanm peki~­ tirmek yolunda ve gene! demokrasi kurallanm c;:igneyerek uygulamaya c;:ah~ir. Bununla birlikte, 1960 oncesinin unlu Tahkikat Komisyonu, yasama, yurutme ve yarg1 arasmdaki aynm1 ac;:1kc;:a c;:ignemesine ve bir c;:ogunluk diktas1 anlayi~m1 aksettirmesine ragmen, cumhurba~kanhgt makammm emekli genelkurmay ba~kam veya darbesini ba~arm1~ generaliere tahsis edilmesi sistemi ve buna benzer uygulamalardan daha cumhuriyet~idir.i Cumhuriyet rejimi, yasalhgim halkm dolays1z ve sm1rs1z ~ekilde ifade ettigi iradeye baglayan siyasal iktidar sistemidir. TO.rkiye'de belli iktidar odaklanm kahtsal ~ekilde ellerinde tutanlann ifade edilmesinden ho?n ut olmad1klan gerc;:ek budur.

iKi

SINIFLI VATAND~LIK

Milliyetc;:ilik prensibi de Turkiye resmi soyleminin temel referanslanndand1r. Bu prensibin de altmdaki toplumsal anla~ma zemini son derece c;:at!akur. Kelimenin tam anlam1yla uyguland1gmda, 'TC devletinin ulkesi ve milletiyle bo!Onmezligini" temellerinden sarsacak olan bu prensip, kan_unen uyrukluk ('TC vatanda?I herkes Turktur"), uygulamada ise Muslumanhk k1stas1 uzerine oturur. Turkiye'de kanunen her Turkiye Cumhuriyeti vatanda~mm benzer hak ve odevleri vard1r. Bu ~ekilde tarif edilen milliyetc;:ilik, muhafazakar Bau demokrasilerindekiyle e~ittir. 5 Turkiye'de herkesin bildigi, ama s1mrh'sayida ki?inin, o da olaym sadece bir cephesini dile getirdigi, gayn kanuni fakat c;:ok yaygm, iki smifh vatanda?hk uygulamas1 vard1r. Birinci sm1f vatanda~lar, Turk kokenli MOslumanlardu (bunlar ?ehirli, koylu, universite mezunu veya okur yazar olmayanlar olarak elbette ayn sosyo-ekonomik statulerdedir). ikinci smif vatanda?lar ise ikiye aynhrlar. Birinci kategoride Mus!Oman olmayan TC vatanda~lan vard1r. ikinci kategoride ise, MOslOman olup da Turk kokeninden gelmeyen TC vatanda~lan bulunur. Gec;:mi~te degil ama gunumOzde, bu ikinci kategori say1 itibariyle birincinin c;:ok ustundedir. Birinci kategorideki ikinci s1mf vatanda~lar, herkesin bildigi gibi, universite ogretim uyeligi d1~mda devlet memuru olamazlar. Buna yasalarda belinilmi~, yaz1h hic;:bir engel yoktur. Arna bu vatanda~lar, tahsil sevi-

yeleri genellikle Olke ortalamasmm ustunde de olsa, fiilen devlet memurlugu imtihamm kazanamazlar. TC vatanda~1d1rlar ama tapu memuru, vergi kontroloru, iETT ?Oforu (ki devlet memuru degil, belediye i?c;:isidir), subay (yedek subayhk haricinde) ve elbette vali, kaymakam, nahiye muduru, bakan olamazlar. Bunu bildikleri ic;:in de bu vatanda~lanm1z, boyle bir i~e zaten kalk1~­ mazlar. Bu konu solcu c;:evrelerde ac;:1lmca, "dint azmhklann, mumkun olsa dahi, devlet memurlugu gibi az gelirli i~lere yeltenmeyecekleri ic;:in, sorunun halloldugu, as1! sorunun dini olmayan azmhklar oldugu" iddia edilir. 6 Halbuki sorunun c;:ozOmu, az veya c;:ok ki~iyi de ilgilendirse, ikinci sm1f vatanda~ statiisunOn demokratik rejimle kesinlikle bagda~mad1g1m ac;:1kc;:a ve tavizsiz bir ~ekilde belinmeyi gerektirir. Say1s1 altmI!? y1lda "haliyle" h1zla azalan bu kesim, resmen degil ama pratikte, gec;:ici vatanda~ statOsOndedir. As1! "anavatanlanna" gitmekte gecikmi~lerdir. Diger ikinci sm1f vatanda~ kumesi ise Musluman olduklan ve re devleti topraklan ic;:inde kald1klan ic;:in Turk kokenli olduklan ilan edilmi~ vatanda~lanm1zd1r. Bu nedenle smmn hemen otesinde oturan akrabalan TUrk kokenli degil, ama kendileri Turk kokenlidir. Bu kesimin kendi dilini kamu alanmda kullanmas1 yasakur. Arna asimile olurlarsa ba!?bakan, gumruk memuru, la gelmi? cumhurba$kammn giiciinii belinmek ic;in kullamr. Benzer bir tammlama}'I "iic;iincii cumhuriyet" rejimimiz ic;in Liitfii Duran yapmaktad1r. Bu tamm bizim kulland1g1m1z "monar?ik" s1fat1yla k1smen onii?iir. Bu yaz1da "monar$ik cumhuriyet" kavramm1 iktidar odaklanndan baz1lanmn men (kahtsal bic;imde) ve z1mnen belli mevkilere tahsis edilmi$ olu?unu belinmek ic;in kullanacag1z. 3 Kendisinin cumhuriyetin ilan edili$ tarzma ka~1 c;1kmas1yla ba?layan gerginligi c;ozmek ii;in toplanan Halk Firkas1 grup toplanusmda, Rauf Bey ?6yle der: "Her cumhuriyet bilakaydii~an hiikimiyet-i milliye degildir; fakat bilakaydii?an hakimiyet-i milliye her zaman cumhuriyettir" (Mete Tunc;ay, a.g.e., s.72). °' Gene DP hiikilmeti doneminde, milli savunma bakammn genelkurmay ba~kammn iistilne konmas1 ve '60 darbesinden soma bunun yilriirlilkten kaldmlmas1 ve genelkurmay ba?kanma bakanlardan daha yilksek bir yer verilmesi ac1 ama anlamhd1r. 5 Muhafazakar Bau demokrasisi diyoruz, c;iinkii·gfmiimilzde yeni yeni tan1~ilmaya ba~lanan yeni demokrasi anla}'l~mda, klasik vatanda$hk kavrammm yerini, ikamei k1stas1 alma egilimindedir. Millet Devleti kavrammm iirettijli vata;ida~hk tamm1hdap daha somut, giinliik ya$ant1y1 ve giiniimiiziin nilfus hare~etleri­ nin getirdigi yeni gerc;ekleri dikkate alan bir vatanda~hk anla}'l$ld1r bu. 6 Dini azmhklann geliri az diye memuriyeti sec;medikleri de tart1$mahdir. Yakm zamanlara kadar orta-alt gelir seviyesinde olan Ermeni vatanda~lanmmn sa}'ISI oldukc;a yilksekti. Bunlar ic;in memuriyet iktisaden c;ok daha yilksek bir statu ifade ediyordu. Aynca yakm zamana kadar Turkiye'de memur konumunun sahip oldugu itibarh statU bin;ok ki$iyi cezbedebilirdi. Toplumun egemen noktalannda temsil edilmemenin getirdigi ic;ine kapanma ve dayam~ma duygusu sayesinde cemaatin kendini ticarete vererek zenginle?mesi Turkiye'ye ozgu bir olay degildir. Bu cemaat zengindir, ama diken uzerinde egreti oturdugu hissinde-

~

27


belediye i?<;isi, general ve polis olabilirler. Birinci kesim ir;in asimile olmak din ve ad degi~tirmeyi gerektirir (Hristos Hristodomidis adh bir Turk vatanda~mm, asimile olmas1 ve hariciye imtihamm kazanma ~ans1 olabilmesi ir;in Miisliimanhg1 kabul etmese bile, Turk kokenli bir isim almas1 ve nilfusundan dinini, eger olanakhysa sildirnnesi gerekir. Bilrun bunlardan sonra aile a~­ urmasma tak1hp elenmesi buyilk ihtimaldir). Daha ar;1k soylemek gerekirse, bu Milslilman olmayan vatanda~­ Unmmn gerr;ekten asimile olmalan yollan s1k1ca kapanm1~t1r . Asimilasyon, sadece zengin olmakla gerr;ekle~mez . Toplumda yeri olmayi gerektirir. Bu ise dini azmhklar ir;in genelde mumkun degildir (tek tilk istisnalan ticaret ve bilimsel ara$Urma alanmda vardir). Obur kategorideki ikinci sm1f vatanda$lanm1z ise dinda$ oldugu ve Tilrkr;e konu$tugu olr;ude birinci smif vatanda~ olurlar. Tilrkiye'de vatanda~hk-uyrukluk anlammda oldugu iddia edilen resmi milliyetr;ilik, goruldugu gibi uygulamada din ve irk aymm1 bir;iminde tezahilr eder. Milliyetr;iligin modem ve soyut tammmm yap1labilmesi, bu tammm t~plum ir;inde yaygm .bir kabul kazanmas1 ir;in gerekli a~amalar, devlet gur;lerince engellenmi$tir. Bu nedenle TC devletinin tarihi tasarruflan, ulkenin biitiinlugiine ve toplumsal dilzenin ban~ ir;inde kendini yeniden Ctretmesine kar~1 en onemli engeli olu~turmu~­ tur. Butunlilgil kayna~mt$ , "bir" olmu$ kutle olu$turmak olarak anlayan resmi soylem, arkasma ald1g1 devlet ~id­ detiyle sald1rd1g1 cemaatlerin topluma donu~mesi siirecini tarihi mecramdan r;1karm1~ur. Resmi tarihin kolayca iddia ettigi gibi, Osmanh imparatorlugu ir;inde yiikselen milliyetr;ilik hareketlerinin, devleti, altematifi olmayan r;ozilm yollanna ittigi gerr;egi tartI$maya ar;1kur. Ba~ka iilkelerde, benzer gerginliklerden ba~ka r;oziim yollanyla pekala r;1k1lm1$Ur. Tiirkiye'de milli olmakla, Tiirk ve Musliiman (hatta Sunni) olmak birbirine e~ anlamh olarak kabul edildikr;e, resmi milliyetr;ilik prensibi toplum ir;inde ba? huzursuzluk kaynag1 olmaya devam edecektir. DEVLETiN DiNi DENETLEMESi

28

Laiklik kavrammm tammmda da, benzer bir;imde, kavramm resmi ir;erigiyle, gayn resmi ama fiili ir;erigi arasmda onemli bir farkla kar?tla~mz . Hukuki planda laiklik, dinle devlet i?lerinin aynlmas1d1r. Bu aymm, dini veya inanr;lan nedeniyle bir kimsenin veya bir grubun devletle ili~kilerinde aymma maruz kalmayacagm1 veya bir ayncahktan yararlanamayacag1m, kimsenin inanmad1g1 yonde davranmaya mecbur edilemeyecegini garanti eder. Bunu, dini prensiplerin devlet ve daha gene! olarak kamu yonetimi ilkesi haline gelmemesi, vicdan hurriyeti ve ki~ilerin ozel ya$amlanm ilgilendiren konularda serbest ser;im hakkma sahip olmalan kurallan tamamlar. Goruldugu gibi laiklik prensibi sadece dinle

smirlanamayacak geni$liktedir. Devletin dine kan?mamasm1 laiklik adma savunan Miisluman r;evreler, devletin veya belediyelerin insanlann ozel ya?amlanna miidahale etmemesi prensibinin de aym ?ekilde laikligin temel prensibi oldugu gerr;egini gormemezlikten gelme egilimindedir. Laik bir toplumda kimse Miisliiman olmak, islami prensiplerle evlenmek, dogum yapmak, okula gitmek, defnedilmek zorunda olamaz. ileride ele alacag1m1z gibi, bu k1smi laik yakla?Im birr;ok bak1mdan anlamhd1r. TC devletinin ozel uygulamasmda ise laiklik, devletin tiim dini pratikleri denetlemesi, islami ruhban kesimi devlet biinyesi ir;ine ahp, bunlann faaliyet alamm daraltmas1 ve dini prensiplerin bir k1smmm devletin siyasal me?ruiyet ihtiyar;lanna gore kamu ya?amma yon vermesi olarak anla~1hr. Bu .elbette laiklik prensibinin r;ok ozel bir yorumudur. Bu yorum, devletle dinin ir;ir;e bulundugu geleneksel dilzenin uzant1smda, onun diinyevile?mi? bir bir;imi olarak yerahr. Cumhuriyetin ilamm izleyen birkar; y1l ir;inde, Tiirkiye'deki islam dini ve haliyle bunun dini kurumlan devletle?tirilir. l 928'den beri devletin dini yoktur ama Diyanet i~leri Ba~kanhg1 gibi, fiiliyatta eski ?eyh-iil islam'm yerini dolduran bir merci ba$bakanhga bagh resmi bir devlet kurumudur. Bu kurum, Tiirkiye'deki resmi islami pratigi tekeli altmda tutar. Modem bir devlette vatanda~lann egitim, ibadet, kultiir veya spor ihtiyar;lannm geregi gibi kar?1lanmas1 ir;in r;ah~an kamu kurulu~­ lan olmas1 dogaldir. Arna bu, ad1 ger;en sosyal hizmetlerin hepsinin iiretiminin devlet tekeli altma girmesi geregine i~aret etmez. Tiirkiye'de devletin, daha once gordiigiimilz gibi, fiilen bir dini varJ1r. 7 Bu, cumhurba~kammn veya ba~ba­ kamn cuma namazt kilmalan kat?tsmda vanlan bir gozlem degildir. (Kendilerini laiklik prensibinin bek~iligi­ ne adam1~ kimi devletr;ilerimiz, inanr; ve ibadet o'zgiirliigiiniln, her vatanda? ir;in oldugu gibi, siyasal iktidar mevkiinde bulunanlar ir;in de ger;erli oldugunu kolayca unutabilmektedirler.) Tiirkiye'de devletin dini, ba~­ bakanm dindar olu?undan dolayi degil; Atatiirk inkilaplanmn islami din kurumlanm devletle?tirmesi yiiziinden vardir. Tiirk olmanm zimnen Miisliiman olmayla e? anlamh kabul edilmesinden dogan devlet pratikleri yiiziinden vard1r. 8 islam Devletleri konferansma yega7

8

Mete Tunc;ay, ulusc;uluk temelinde, Kemalizmin ac;1kc;a yeni bir din olarak sunulu?unun CHP'nin Dordiincii Biiyiik Kongresi'nden soma dogalla?t1gm1 belirtir. Bu konuda ~eref Aykut'un l 936'da yazd1g1 Kemalizm adh kitabm1 6mek giisterir (s.327) Ane Fiisun Oksiizoglu, Atatiirk'iin Mersin'i ziyaretinde, "kar?llama s1rasmda kendisine c;ic;ek sunmakla gorevlendirilen c;ocugun Tiirk olmad1g1m farkedince , 'Bu c;ic;egi verdirecek bir Tiirk c;ocugu yok muydu?' diye yanmdakilere c;1k1?m1?"· Tarih ve Toplum, 1989/ 63, s.26. Biiyiik ihtimalle 'Tiirk" olmayan c;ocuk, Miisliiman olmayan bir Tiirk vatanda?tyd1. Birikim 21HAZiRAN1989


ne laik islam devleti (!) olarak kanlan TC devletinin dii~­ tiigii garip durum, laiklik konusundaki fiili gen;:egi anlamh bir ~ekilde gozler 6niine serer.9 iSlAMCILARJN LAiKLiK ANLAYISI

ilgirn;:tir ki, Tiirkiye'de laiklik prensibinin 6zel yorumundan ~ikayetc;i olan Miisliiman c;evrelerle, resmi laiklik tamm1 arasmda ilk bak1~ta uyum vard1r. Muhafazakar c;evrelerin laiklik konusundaki tavnm en kapsamh ~e­ kilde Ali Fuat Ba~gil 6zetler. Bugiin bile laiklikle ilgili dini c;evrelerin yaymlad1g1 kitaplarda, temel referans Ba~­ gil'dir. Bu nedenle Ba~gil'in gorii~lerini biraz aynnnh ele alacagiz.10 Etimolojik olarak laik kelimesinin "ruhanf olmayan kimse, dini olmayan ~ey, fikir, miiessese, sistem, prensip" oldugunu belirten Ba~gil, laiklikle din dii~­ manhgim aymr. 11 B~gil ic;in laiklik ne dine dayah devlet sistemi, ne de devlete bagh din demektir. Bu her iki durumda da topluma taassup hakim olmu~ demektir. Taassup ise din hiirriyetinin tek dii~mamdir (s.153). Terakkiye mani olan din degil, Ba~gil'in sap1kl1k olarak nitelendirdigi, "dinin devlet kuvvetleriyle silahlamp saltanata dii~mesidir" (s.167). Din mabed hariminde kalmahdir. Buna kar~1hk, dinin devlete baglanmas1yla, din ya resmI din olur ki, birinci duruma donmii~ oluruz, ya da din siyasetin elinde alet olur. "Laiklik prensibini samimiyetle kabul ve tasvip eden bir devlette ( ..) dindarlar, mensup olduklan mabed ic;inde inand1klan din ile ba~ba~a b1rak1lm1~. hic;bir dine mensup olmayanlar ise, onlar da kendi talihlerine terkedilmi~ olur. Bu sayede, din, ilim ve felsefeden her biri kendi sahasmda ve her iic;ii aym bir gayeye yani insanm insan tarafmdan istismanm onlemeye yiiriir" (s.176). Ba~gil'in laiklik konusunda c;izdigi c;erc;eve ozetle dindar-demokrat (Avrupa'daki H1ristiyan-demokrat dii~ii­ ne denk dii~er) bak1~m "muhafazakar" demokrasi velai~ik anlayi~1m dile getirir. Bu gorii~iin ic;inde elbette baz1 c;eli~kiler vard1r. ilim, felsefe ve dini ay1rmak, bu iic;iiniin egitim sistemi ic;inde de aynlmas1yla miimkiindiir. 0 zaman laik okulda din dersi olmamas1, tarih, felsefe, sosyoloji ic;inde dinle ilgili olaysal bilgiler verilmesi gerekir. Bu ~ekilde aktanlan dinI bilgi, yaygm islamf g6rii~e gore din dii~manhg1 yapmakla e~ anlamhd1r. Ac;maz, dinI c;evrelerin bir yandan egitim 6zgiirliigiinii savunup, diger yandan da islamI otoritelerin belirledigi bir dinI egitimin "laik" devlet okulunda zorunlu k1lmmasm1 istemelerinden gelir. Laiklik konusu egitime geldiginde muhafazakarlann tav1rlannm tutarhhg1 giderek azahr. Ba~gil ve onu izleyen muhafazakar yazarlar ic;in, devlet topluma dinI konuda miidahale etmemeli, buna kar~1hk toplumsal giic;ler de kendi degerlerinin devletle~erek, gene! ve zorunlu degerler olmas1m talep etmemelidi°fler. Buna kar~1hk egitim geleneksel ahlak ic;inde verilmelidir. Geleneksel ahlak ic;inde din etmeni belirleyici oldugu olc;iide, ki bunun giiniimiizde daha boyle

olmas1 dogaldir, laikligi tartl~mah bir egitim sistemi teklif edilinir. Ba$gil'in tammlad1g1 laikligin islam ve Osmanh gelenegiyle c;eli~tigi, bu geleneklerin boyle bir geli$meye elvermedigi iddia edilebilir (omegin Niyazi Berkes bunu iddia eder). Ba~gil de benzer bir s1kmtmm islamm ozelliginden kaynakland1gim itiraf eder: islamiyet sadece ibadet ve dua degil, ahlak ve hukuktur. Diinya miinasebetlerine ve devlet faaliyetlerine dair kaideler vermi~tir. Bir biitiin olarak islam hukuku ve ahlak1 mevcuttur. "Miisliiman vatanda~, dinin yalmz ibadet ahkamma degil, hukukiyat ve ahlakiyauna da riayetle miikelleftir" (s.162). Ba~gil ic;in c;oziim "realizm"dedir: "Tanzimattan, hatta evvelinden, yani a~ag1 yukan yiizelli seneden beri Tiirkiyemiz bu iki hayatm birbirinden aynlmas1 yolundad1r. ( ... ) Bugiin (eski dint hukuku yeniden tatbike) imkan aramak ve bu noktada nazariyata dayanarak 1srar etmek, din mevzuundaki miicadele ve mii~atemeyi devam ettirmektir. Bu ise hem diyanetin, hem de ammenin zarannadir. islamiyette ammenin zaranna olan her hareket mezmum ve memnudur" (s.163)n itiraf edelim ki Ba~­ gil'in tavn sadece fiilf bir durum (TC devletinin sec;tigi diizen ve daha 6nemlisi muas1r medeniyet seviyesine ula$ml~ iilkelerde var olan diizen) kar$1Smda savunmada olan islamm tavnd1r. Tarih kar~1smda kendini yenik kabul etmeyen, 1980 yillanmn radikal islami ak1mlan aym "realizmi" payla~mazlar. Atatiirkc;iiler de 1srarla Osmanh imparatorlugu'nun son donemlerinde din ile devlet i~lerinin aynlmasm1 miimkiin k1lan bir yap1 olmad1gm1 iddia ederler. Resmi cumhuriyet tarihinin kendinden en emin oldugu bahislerden birisini te~kil eden bu iddiayi c;iiriitmek aslmda c;ok zor degildir. Osmanh imparatorlugu'nun son y1llanna, hatta cumhuriyetin ilk yillanna kadar modem anlamda laiklik anlay1~ma gec;i~in yollannm ac;1k kald1gm1 hatta cumhuriyetle birlikte halifeligin devlet d1~1 bir kurum olmas1 siirecinin ilk ad1mlannm at1ld1gm1 haurlamak ilginc; ipuc;lan verir. Miisliiman dinince ho~ kar~1lanma­ yan bir i$le. resim, hem de portre yapmakla bo~ zainanlanm gec;iren bir halifeyle olu~turulacak konkordato, 9

IO ll

12

Amac1m1z konferansa kanlm1~ olmayi ele~tirmek degil, kanhmm daha iyi gozler 6niine serdigi bir ger~egi vurgulamakur. Ali Fuat Ba?gil, Din ve Laiklik, Yagmur Yay., 1982 (1 . bask1 1954) Gokalp, laikligin Osmanhcaya terciimesini yaparken, la-din, yani dinsiz kelimesini kullamr. Terciime devlet prensibi olarak anla~1lan laiklik i~in yanh? degildir. Arna kelime ki~ilere uygulamnca sorun yaranr. <;:unkii laik ki?i, dinsiz degil (elbette dinsiz de olabilir), ama ruhban sm1fma ait olmayan ki?idir. U -din veya la-dini bu anlam1 vermez. Bu nedenle daha sonra Frans1zca kelimenin kendisi kullamhnt?llr. Ba?gil "islamda dini umur ve ahkamdan herhangi birinin bir zamanda imali miimkiin olmazsa, o hiikiim imhal olunur, yani takip ve tatbiki ba?ka bir zamana b1rak1lu" diye fiili durum kar~1smda, realist islamc1 g6rii?ii dile getirir.

29


30

amac1 cumhuriyet rejimi ic;inde c;agda$la$mak ve geli$mi$ iilkelerle aradaki ac;1g1 kapamak olan yeni devletin hedellerine temelden aykm bir c;oziim degildir. Tarihi yeniden yapmak elbette miimkiin degildir. Arna belirtilen bu varsay1m, yap1lmas1 gereken tek $eyi yapm1~ oldugunu iddia eden Kemalist doktrinin, <;ogu konuda oldugu gibi, bu konuda da otoriter, tepeden inmeci, yasaklay1c1 ve devleti savunmay1 her $eyden iistiin tutan siyasal <;6zumlerden ba$ka hic;birisine olanak tammad1gma i$aret eder. : Niyazi Berkes de, "Devlet<;ilikle laiklik ilkesi arasmda ili$ki tarihsel bir ikizliktir" derken, bunu belinir. 13 <;:unkii, Berkes'e gore, 'Turk omeginde dinle devletin karma$tkhgmm zorunlu olarak aynlmas1 sayesinde, devlet yok olmaktan kurtulmu$tur." Gerc;ekten de Turkiye'de devletc;ilik, devleti toplum guc;lerine kar$t savunmak prensibidir. Niyazi Berkes, devletc;ilikle laikligin nastl olmazsa olmaz bir ikizlik ic;inde bulunduklanm, Kemalist laiklik yorumunu me$ru k1lmak i<;in belinirken, sorunun gerc;ek kokenlerine de i$aret etmekten geri durmaz. Turkiye'de laikligin resmi ele ahm$ bic;imi, bu devlet<;i gelenegi tamamlar. Bu gelenek, toplum i<;inde ozerk siyasal, kiilturel alanlann yasal varhgm1 tammamak, bunlan devletin varhgma kar$I yonelen tehlikeler olarak ele almak ve me$ru toplumsal pratikten sadece devletin denetledigi pratikleri anlamaya dayamr. Din de kac;1mlmaz olarak bu devlet<;i gelenek ic;inde ele ahmr. Devlet, dini devletle$tirir. Diyanet i$leri Ba$kam, ba$pakana bagh bir devlet memurudur. Tum dini personel devlet okullannda yeti$tirilir. Yasal Kur'an kurslan, Diyanet i$leri'ne bagh "ozel" (parah ama devlete bagh) okullarda verilir. islam dinine ait Turkiye'de bulunan tum kurumlar devletin mulkiine ge<;irilir. Aslmda Mustafa Kemal milli bir din kurma c;abasmdad1r. Boylece islam dini ulke d1$mdaki geli$melerden daha rahat tecrit olabilecek, devletin din iizerindeki denetim ve otoriresi peki$tirilecektir. Ezamn Tiirkc;ele$tirilmesi, Kur'an'm Tiirkc;e okunmas1 denemeleri, milli bir din kurma c;abaland1r. Bu c;aba Kemalizmin diger siyasal tasarruflanyla uyumludur. Nihai sonucuna varmamas1, Kemalizmin pragmatizmiyle ilgilidir. Dinin siyasete alet olmamas1 konusunda hassas devlet giiciiniin, Kur'an'm ve ezanm hangi dilde okunacagma, namazm nas1l k1lmacagma dair din adamlan ve ilgili dindarlara emir verebilme yetkisini kendisinde gormesi, o giiciin laiklik ve siyasal otorite anlayi$mI c;ok iyi rasvir eder. Dikkat edilirse, devletle$tijilen din, islam'd1r. Ortodoks, Katolik ve Yahudi dinleri 6zerkliklerini korurlar. Genellikle bu 6zerklik, Lozan Antla$mas1'nm azmhklar konusunda getirdigi guvencelerin sonucu olarak yorumlamr. Aslmda o guvenceler olmasa da, sonu<; Kemalist uygulama i<;inde ba$ka turlii olamazd1 (belki ma! varhklanna devlet daha rahat el koyabilirdi). Bu 6zerklik,

devletin, l 928'e kadar resmen, o tarihten soma da gayn resmi olarak dininin islam olmasmm ve hala Turkiye'de gayn muslim vatanda$lann ya$amaya devam etm.elerinin getirdigi zorunlu bir tasarruftur. Aksi takdirde ya islam dt$mdaki tum dini pratikler yasaklanmah, ki c;agda$hk iddiasmdaki yeni rejim ic;in bu mumkiin degildir, ya da tiim dinlerin devlet dt$mda var olmalanm saglamak gerekirdi. Laiklige uygun bu ikinci <;6ziim ise, hem devlet geleneginin, hem de Tiirkiye'de egemen Sunni gelenegin kabul edemeyecegi bir durumdur. TC devleti, kendi dt$mda olU$IDU$ her tiirlii toplumsal me$ruiyet odagmdan huzursuzdur. Devlet i<;in biiyiik rehlike bu "mihraklar"dtr. Ozerk dini me$ruiyet, bu mihraklann b3$mda gelir. Dinin devletle$tirilmesiyle, islam ic;inde yasal olan ve yasal olmayan iki tiir dini pratik ortaya <;1kar. Yasal ve resmi statiide olan islam elit ve elitisttir. Digeri ise, toplumun alt tabakasmdaki ki$ilerin giinluk hayatlanyla i<;ic;e varhgm1 siirdiiren, Serif Mardin'in "volk" islam1 olarak adlandtrd1g1 populer islam'd1r. "Atatiirk devrimlerinin" laikligi "koruyucu" tedbirleri, bu "volk" islam1'nm ba$mda, demoklesin kihc1 gibi dururlar. islam dt$I dinler, devletle$tirilmedikleri i<;in 6zerktirler. Arna geli$melerinin 6nii nkanmI$tlr. Ancak 1rsi bir $ekilde devam edebilen gayn muslimlik, ibadetinde kendi kilisesi i<;inde ozgurdiir. Arna bu kesimlerin dinlerini yaymak yolunda propaganda yapmalan yasakur. BOyle bir i$e kalk1$t1klanna dair en kiic;iik $iiphe uyand1gmda, once resmi ve gayn resmi Miisliiman c;evreler, devleti miidahale etmeye c;agmrlar. 14 islami c;evreler ic;in, devlet onlann devletidir. Devletin ba$mda zmd1klJ$mI$ adamlar da bulunsa, devletin ozii gene de Miisliimand1r. Dolayis1yla bu c;evreler, devletin islam pratiginin yaygmlJ$masma yard1m etmesi, resmen olmasa da, gayn resmi olarak kendi dini olarak tamd1gi islam'a devletin bunyesinde daha fazla yer vermesini talep etmeyi en dogal haklan sayarlar. Onlar ic;in dogal olmayan, "milletin dinini" yans1tmayan kurumlann varhg1d1r. ZORUNLU DiN DERSi VE IAiKLiK

Devlet okullannda zorunlu din dersi istemek, islami c;evNiyazi Berkes, Teokrasi ve l.aiklik, Adam Yaymlan, 1984, s.22. Sayis1 bol iimek i~inde bir~ok bak1mdan anlamh olan Diyanet i$leri Ba$kanhg1 yayinlan arasmda yayinlanan yard1mc1 do~ent doktor Osman Cilac1'mn, H1ristiyanhk Propagandas1 ve Misyoner Fa:::liyetleri adh kitab1d1r. Din i$1eri Yuksek Kurulu'nun karanyla l 982'de r :1stmlan kitapta, yun i~in zararh H1ristiyan propaganda faali yctlerine iimekler arasmda, kendini Turk Suryani Kadim Kilisesi olarak tamrnlayan . kurulu~un Tiirk~e narnaz kitab1, vs'de bulunur. Resmi bir devlet kurulu$U olan bu Yuksek Kurul uyeleri nezdinde, islam d1$mda Turk~e kullamm1 yasaklanmahdir. Gayn muslimler, isteseler de istemeseler de, toplumda yabanc1 olarak durmak zorundadirlar. Kitaba gore Turk aydm1nm en buyiik giirevi bu tur misyonerlik faaliyetleriyle mucadele etmektir. Suryani Turk ayd1m bu resmi devlet yayim kaf$1smda ne diyebilir?

l3 H

Birikim 2 / HAZiRAN 1989


relerin bu ac,:mazm1 en anlamh ~ekilde dile getirir. c;:unku zorunlu din dersi hem laiklik, hem de din ac,:1smdan sakmcahdtr. Laiklik ac,:1smdan sak.tncah olmamas1 ic,:in, din dersinin, dunyada var olan dinler ve de kendi dinleri hakkmda c,:ocuklara tarihi, kulturel bilgi veren ic,:erikt:: olmas1 gerekir. Bunun ic,:in ayn birders koymaya da gerek yoktur. Tarih, yurtta~hk bilgisi, sosyal bilgiler dersleri ic,:inde bu bilgiler yer alabilirler. Musluman c,:evreler bu tur bir din dersini din du~manhg1m ogretmek olarak kabul edeceklerdir. C::unku onlann anlad1g1 din dersinin temel amac1, islam dininin tarihini ve pratiklerini ogretmektir. Eger oyle degilse, laik bir din bilgisi ic,:inde namazm nas1l k1lmacagm1 ogretmek, dua ezberletmek olmamas1 gerekir. 15 AmaCI dini pratikle ilgili bilgiler vermek olan bir din dersinin din ac,:1smdan uygun olmas1 ic,:in, bu dersin dince ehil kabul edilen h;;ilerce verilmesi gerekir. Din derslerinin imam-hatip mezunlanna okutturulmasmi talep etmek, bu ac,:1dan tutarhd1r. Ordu da, askerlik bilgisi gibi, liseli her Turk gencinin bilgi ve irfamm arttmc1, muas1r medeniyet seviyesine daha h1zh ula~masm1 saglay1c1 bu kadar luzumlu bir dersi ancak ehil ki~ilerin, yani subaylann verebileceginde 1srar edecektir. Simdilik sadece ordu hiyerar~isine tahsis olunan egitim kurumu ic,:inde soz sahibi olma hakk1, dini hiyerar~iye de sagland1gmda, can c,:eh;;mekte olan egitim sistemimize herhalde olduriicu darbe vurulmu~ olacaktir. Halbuki Turkiye'de ya~ayan her aile c,:ocugunu Kur'an kursuna yollayabilir. Zorunlu olmayan bir din dersi, laiklige k.tsmen aykm olmakla beraber, devlet okulund~ ve buyuk ya~­ taki c,:ocuklara sec,:me ders olarak sunulabilinir. 16 Arna laiklik konusunda hassas Musluman c,:evreler ic,:in bunlar devlet eliyle din du~manhgm1 koriiklemek c,:abalan olarak yorumlanmaktad1rlar. Gec,:mi~te din dersini, salt pozitivist bir yakla~1mla okutmak c,:abalan olmu~tur. Din dersi, bu durumda din sosyolojisi dersine donmu~tur. Eger bundan rahats1z olunuyorsa, dinle ilgili egitimin, ne ~ekliyle olursa olsun, ilk ve orta ogretim programlanna sokulmamasmda anla~mak gerekir. Devlet okulunda din dersi, hem de zorunlu din dersi istemek, gayn resmi ~ekilde devlet dini olarak duran islam'm, resmi devlet dini olmasm1 talep etmektir. Unutmamak gerekir ki siyaset sadece ve sadece semboller uzerine kuruludur . .Devlet okulunda zorunlu din dersi istemekle, ozel dini toplanulan serbestc,:e yapmak hakkm1 talep etmek apayn ~eylerdir. Birinden digerine, ikisinin arasmdaki buyuk fark1 gormeden atlamak mumkun degildir. DEVLETiN RESMi DiNi : ATATURK<;:0L0K

Aslmda Turkiye'de devletin iki dini vard1r: resmi olarak arnk dunyevi bir din konumunu butunuyle alm1~ olan "Ataturkc,:uluk", gayn resmi olarak da islam dini. Bir devletin, tum vata~da~lann en azmdan goriinu~te uy-

makta zorunlu olduklan bir doktrini, bir ideolojisi olmas1 o devletin laik olmad1g1 anlamma gelir. Gerc,:ekten de TC devleti bu anlamd1 da laik degildir. Ataturkc,:u olmad1gm1 ac,:1kc,:a ifade etmek, suc,: alameti say1labilmektedir. En yakm omek, Urfa belediye ba~kamnm "Ataturkc,:u" olmad1g1 ve laiklik prensibini benimsemedigi ic,:in "gizli orgut faaliyetlerini ara~tJrmak" iddias1yla gozaltma almm1~ olmas1d1r. Kemalist devlet savc1s1nm Ataturkc,:u olmayanlan, suc,:lu zanmyla goz altma alabilmesi devlet dininin ne demek oldugunu anlamh bir ~ekilde gozler onune sermektedir. Dunyevi ve zorunlu devlet dini olarak alg1land1g1 ~ekliyle Ataturkc,:uluk totaliter vas1flar sunar. 17 TC devleti biri dunyevi, biri ruhani bu iki dini de kendi bunyesi ic,:inde ve yakm denetimi altmda tutmak sevdasmdadir.18 Dini c,:evrelerin uygulamadaki laiklik kar~1smdaki huzursuzluklan, devlet egitimine ka~1 ta~1d1k­ lan guvensizlik buradan kaynaklamr. Elbette, Urfa belediye ba~kam "ben !aik degilim" derken, Turkiye'de laiklik kavrammm nas1l yerle~medigi­ ni, nas1l c,:arp1k kald1gm1 c,:ok iyi gozler onune sermektedir. c;:unku o, istese de, istemese de laiktir. Belediye ba~kanhgma imam, muezzin veya hatiphan s1fattyla sec,:ilmemi~tir. Ruhani bir sifau olmadan, dunyevi bir meslek sahibi olarak aday olmu~ ve sec,:ilmi~tir . Dolay1s1yla dindar bir laiktir. Nas1l demokratik bir rejimde Atarurkc,:u olmak zorunda degilse, laiklik prensibine de kar~r olabilir. Arna Urfa belediye ba~kam, kamu hizmeti verdigi 15 Turkiye'de uygulanan zorunlu din dersinin ic;:erigi boyle anla~1ld1g1 ic;:in Dam~tay, din dersine girmeyi zorunlu k1lan uygulamay1 Musluman olmayan ailelerin c;:ocuklan ic;:in gec;:ersiz saym1~tu.

16 Ahmet Gurta~, Atatiirk ve Din Egitimi adh, Diyanet i~leri Ba~­ kanhg1'nca yaymlanan kitabmda, din egitim ve ogretiminin ki~inin istegine baghhk kaydma tabi tutulmu~ olmasm1, din egitimini isteyerek zorla~tmc1 bir tasarruf olarak yorumlar (s.134). Velinin kayit esnasmda din egitimi ic;:in yaz1h onay vermesi kurah, din egitimini caydmc1 olarak yorumlamr. Yazar ic;:in din derslerinin okullarda mecburi olarak okutulmas1, "milli birligi kuvvetlendirmek ve birle~tirmek" amacm1 ta~lf (s.139). <;:unku Turk milleti ic;:inde, Araplardakinden fu.rkh olarak, is!Jm'dan b~­ ka unsur yoktur! 17 Urfu. belediye b~kammn gozalundan serbest b1rakilmasm1 el~­ tiren Ataturkc;:ulere DGM savc1s1 gerekc;:e olarak "ne yapayim, ifadesinde hen Ataturkc;:uyiim dedi" demesi, Ataturkc;:u olmamanm DGM savc1smca sue;: kabul edildigini ac;:1kc;:a ifade etrnektedir. Dunyada, ki~inin bir fikre ait oldugu ic;:in takibata ugrad1g1 c;:ok devlet vardlf. Arna bir fikri, bir prensibi, bir felsefeyi veya bir dini benimsememenin ki~ilerin zanh olmalan ic;:in yeterli deli! sayild1g1 devlet sayis1 yak denecek kadar azd!f! 18 Egitim konusunda devlet dinine en anlamh omek, ilkokullarda her sabah veya en az haftada bir kere tum c;:ocuklara zorunlu olarak soylettirilen ve sonu "varhg1m Turk varhgma armagan olsun"la biten unlu cumledir. Herkesten once TC devletinin kendisi egitimi bilgilendirmeden c;:ok ideolojik ~artlandlf­ ma unsuru olarak goregelmi~tir. Bu taVJr, ba~ka c;:evrelerin de kendi ideolojik ~artland1rma taleplerinin ifade edilmesine zemin haz1rlar.

Jj


32

Dernokrasi bir Miislurnanm temel sorunu olmayabinoktada, yani belediye tasarruflan ic;inde laiklik prenlir. Bu onun dogal hakk1du. Ve dernokrasiyle ahp veresibine uymarn dedigi anda dernokratik rne?ruiyetin d1cegi olrnayan bir Muslurnanm dernokratik haklannm ta?Ina c;1kar. Halbuki kendisi dernokratik rne?ruiyeti kavizsiz bir $ekilde savunulrnas1 dernokrasiye inanrn1~ sosbullenerek belediye b~kan adayi olrnu?tur. Salt veya goyalistlerin gorevidir. Ne var ki, genel oya dayah ser;:irnle reli c;ogunluk oyuyla iktidara gelmi$ olrnak, dernokrasi iktidara gelrni~ bir giicun dernokrasiyle ilgisi olrnad1g1prensiplerini ist-edigi gibi yorurnlarnak hakkm1 kirnsem ilan etmesi, dayand1gi rne$ruiyetin dernokrasiden ba$ye vennez. ka bir zeminde olu$tugunu kabul etrnesi dernektir. 0 B~gil'in ternsil ettigi Muslurnan dernokrat yakla$Irnla, giinurnuzde egernen olan Muslurnan yakla?Irn arazarnan, bu tur demokrasi d1$1 me$ruiyeti reddedenlerin smda onernli bir fark vardu. Birincisi elittir, toplumsal de, kendi me~ruiyet anlayi~lanm kabul ettirmek ic;in uytabam yok denecek kadar dard1r. Bu kesirnden daha pogun gorecekleri yol rne$rula?Ir. puler c;evrelere gidildiginde, dernokrat vas1f azahr. islaBelli bir ac;1dan bakild1gmda, Ataturkc;u-devletc;i zurnmi prensiplerin baz1lannm karnu alanmda zorunlu olreyle populer Miisluman ak1mlann devlet-toplum ili$rnasa bile, yonlendirici olrnas1 egilirni agir basrnaya b~足 kilerine bak1~ bic;irnlerinin ?a$1rtic1 ?ekilde benzedigini goriiriiz. Her iki durumda da siyasal rne?ruiyet toplurnlar. Baz1 "dernokrat Muslurnanlar", 6zgiir sec;irnle i$ba$Ina gelen bir belediye ba$kamnm kadmlara ozel otootesi bir kerteden almrnakta Ve toplum kayna?IDI? bir bus seferi koyabilecegini, bunun dernokrasi ve laiklikle kutle olarak kabul edilrnektedir. 6megin Musliimanlar Turkiye nufusunun yuzde 99'unun Muslurnan olduguc;eli$rnedigini iddia etmektedirler. Konya'da, universite hatonda kadmlara ozel belediye otobusu uygularnas1, elnu iddia edip, kendilerinin savundugu degerlerin bu topbette dinf prensibin kamu ya$arnmda zorunlu kihnrnalurnun biitununiin degerleri oldugunu iddia ederler. Turkiye'de, nufus kiitiigiinde din hanesine (laik bir uls1 anlarnma gelmez. Bildigimiz kadanyla, isteye11 kadm ogrenci, ogretirn gorevlisi veya universite personelinin, kedeyiz!) Musluman yaz1h olanlann oram bugun hernormal otobuse binrnesi bu uygularnayla yasaklanrnahalde bu kadard1r. Arna bunlann ic;inde sayis1 az1msanrnI$tlr. Arna karnu h17-rneti veren. bir kurulu$ta dini ve mayacak, bir dine inanrnayan azmhk vardu. Aynca Musahlaki anlarn1 olan bir ayinrn, ternel yonlendirici prenliirnanlann ic;inde de Sunni olmayanlann say1s1 az1rnsip olrnu$tur. Halbuki dernokratik rejirnde, karnu hizsanarnaz. Gunurniizde, eskiden oldugu gibi kolayca, larneti veren kurulu$lar, kaynaklan zorunlu vergiye da- . ikligi sadece Muslurnan-H1ristiyan sorununa indirgernek, . yand1g1 olc;ude, vatanda$lara rnurnkiin oldugunca tarafTurkliikle Muslurnanhg1, TC vatanda?hg1yla Turklugu . s1z hizrnet goturmek zorundad1rlar. Sivil bir te$kilat olbirbirine kolayca kan$llrmak rnurnkiin degildir. Baz1 rnasma ragrnen belediye ve elbette devlet, curnhuriyet"humanist" Kernalistlerin iddia ettikleri gibi, bir 1rki dec;i ve laik bir diizende vatanda$lar arasmda ayinrn gozgil, devlet c;aus1 altmda ya~ayan herkesi e$it $ekilde ifaetrnernekle miikelleftir. Ozellikle kadm-erkek, siyahde eden Tiirk tabirinin uygulamada kac;m1lmaz olarak beyaz, Miislurnan-H1ristiyan, sagc1-solcu gibi ayinrnlar, nas1l $Ovenle$ip, dar anlamda milliyetc;i oldugunu yaki$ilerin dunyevi konurnlanyla ilgilidir. Ki$ilikleriyle dokm tarihirniz yeteri kadar ispat etmi$tir. lays1z olarak baglant1hdu. Kamu hizmeti veren bir kurulu?ta, birinci, ikinci ve ilc;uncii sm1f yolcu vagonlan, TOPLUMSAL-SiYASAL ANLASMANIN TEMELi OLARAK LAiKLiK k1rmm ve ye$il tramvaylarla hizmet aynrn1 oziinde demokrasiye aykmdu. Kaylil k1hkhlann $ehir meydamDini c;evrelerin de haurlamas1 ve kabul etmesi gereken na veya rneclis binasma almmalannm yasaklanmas1 denokta ise Ba$gil'in de istihzayla belirttigi gibi, laikligin rnokrasi ac;1smdan tahayyiil bile edilernez bir tasarruf"hic;bir dine inanmayanlann da kendi talihlerine terk tur. Aym $ekilde ki$inin cinsi nedeniyle ayinm uygulaolundugu" bir diizen oldugudur. Ve bugiin, hic;bir dine mak, onun dini, dii$iincesi veya ten rengine dayah ay1inanmayan, sayis1 az1msanmayacak TC devleti vatand~1 nrnlara maruz kalrnas1yla e? anlarnhdu. Kadmlann ervardu. keklerle ternas etrnemeleri ic;in belediyede kadmlara ayn Dolayis1yla demokrasi cephesi aksarnayan laiklik prenodalarda, kadm personel tarafmdan hizmet verilmesiysibinin Turkiye'de toplumsal siyasal anla$rnanm temele e? anlamhd1r. Konya halk1 "K1z ve kadmlanmmn iflini olu$turabilmesi ir;:in a$ag1daki tedbirlerin almmas1 fet ve narnusunu korurnak ic;in otobiis seferleri diizengerekmez rn1? leme demegi" kurup, bunu kendi ozel imkanlanyla ya1- Tum dinf kurumlann devlet kurumu statusunden $atirlarsa, buna kimsenin laiklik ac;1smdan diyecek bir r;:1kart1lmas1. Diyanet i$leri Ba$kanhg1'nm lagvedilmesi, $eyi yoktur. (:iinkii tasarruf ozel ki$ilerin ozel uygulaimam-hatip okullannm kapaulmas1. Bag1ms1z bir dini mas1d1r. Bayle bir giri~irn , insanlann 6zgurle$mesi yokurumun kendi personelini, kendi imkanlar:iyla egi.tmesi. lunda bir geri ad1m olarak ele ahmp, ele$tirilebilinir. Arna 2- Ceza kanunundan 141., 14 2. ve 163. madde benele?tirenler dernokrasiye sad1ksalar, kirnseye kar$I zor zeri fikir ve inane; sur;:u yaratan veya ki?ilerin ozel yakullanrnad1kc;a bu giri$imi yasaklayamazlar. ~arnlannm en rnahrern konulanna kadar kan?abilen (ev-

; ,

'

Birikim 21HAZIRAN1989


lilik d1~1 cinsel ili~kinin fuhu~ kabul edilmesi gibi) yasaklay1c1 maddelerinin lagvedilmesi. 3- TC vatanda~lannm dinlerinin niifus kay1tlanndan silinmesi. 4- Okullardan din dersi, devrim ilkeleri gibi derslerin kaldmlmas1. isteyen c;:ocugunu ders saatleri d1~mda, bu tiir dersleri veren ozel kurumlara yollayabilmelidir. 5- Dogum, evlilik, cenaze, vs. gibi kamu hizmetleri ic;:in belediyelerin, dint kurulu~lardan ayn olarak, laik hizmet sunmalan veya bu konulardaki dini kurum tekelinin kaldmlmas1 (bugiin "laik" Tiirkiye'de herkes dint torenle gomiilmek zorundad1r). 6- Ki~ilerin k1hk, k1yafet, sac;: ve sakallanmn kanun, karamame ve yonetmeliklerle diizenlenmesinin yasaklanmas1. 7- Tevhidi Tedrisat Kanunu'nun degi~tirilmesi. 8- Kamu hizmeti veren binalardan ibadet yerlerinin kaldmlmas1. Buna ka~1hk, hizmetin normal seyrini bozmayacak makul olc;:iilerde, kamu hizmeti personelinin dint ibadetini gereginde i~ saatleri arasmda (ama i~ zamanma dahil olmayarak) yapabilmesinin dfuenlenmesi. 9- En ba~ta askerlik kurumu olmak iizere, tiim kamu kurulu~lannda, TC vatanda~lan arasmda dmleri, dii~iin足 celeri v'.:ya 1rklan nedeniyle aymm giiden tlim hukuki mevzuatm lagvedilmesi ve bu tiir uygulamalann yasaklanmas1. Yukanda s1ralanan prensipler iizerine kurulmu~ laik bir devlet, ne dine dii~mand1r, ne de dinin bekc;:isidir. Ali Fuat Ba~gil'in belirttigi laiklik prensibini kendilerine rehber edinenlerin, yukandaki tekliflere diyecek bir ~eyleri olmamas1 gerekir. Goriildiigii gibi laiklik prensipleri, toplumsal dinamigin canlanmas1 ve insanlann ozgiirle~melerini temel alan ve dinle hesapla~maya indirgenemeyecek temel prensiplerdir. Toplumdaki temel donii~iimlerin bir sm1ftan hesap sormak, bir c;:evreden 6<; almak ivmesiyle elde edilemeyecegini sosyalistlerin aruk anlam1~ olmalan gerekir. iNSANLIK TARiHiNiN TUM ZENGiNLiGiNE SAHiP (:IKMAK

Tiirkiye'de laikligi sadece dini ibadet ozgiirliigii olarak savunan Miisliiman c;:evrelerin yakla~1m1 maalesef c;:1karc1d1r. Yakm zamana kadar, dernokrasi konusunda da sol benzer bir yakla~1m ic;:indeydi. Dinf c;:evreler, devlet giic;:lerinin veya Atatiirkc;:ii c;:evrelerin saldms1 kar~1smda savunmada olduklan zaman laiklik !?ampiyonudurhir. 19 Aym ~eyi maalesef Tiirkiye'de belli iktidar mevkilerinde bulunmu~ dinf c;:evreler i<;in soyleyemeyiz. Laiklik, cumhuriyet ve biitiin bunlan kendi ic;:inde toplayan demokrasi ve sosyalizm konusunda, toplumda yeni bir donii~iim dinamigi yaratmak isteyen c;:evrelerin, c;:1karc1 olmayan bir yakla~1m1 geli~tirmelerinin zamamd1r. 20 Arna bu aym zamanda, toplumda yeni bir do-

nii~iim ivmesi yaratmak iddiasmda olan c;:evrelerin de bu konularda daha ac;:1k ve daha tutarh tav!f almasm1 acil ktlmaktad!f. Laikligi savunmak, milliyetc;:iligi savun.mak adma her tiirlii fikir ve vicdan ozgiirliigiinii ayaklar aln'na alan "Atatiirk devrlm ve ilkelerinin" gece bekc;:ilerinin taV!rlanna solun kesinlikle s1rt c;:evirmesi, bununla gobek bagm1 koparmasmm zamam gelip gec;:mektedir. Her ~eyden once toplumsal dinamige ve insanlann yaranc1 giic;:lerine inananlar ic;:in dindarlar bedbaht ki~iler degil, inam!?ml bir noktaya yogunla~t1rm1!?, ya~amma diinya otesi, kozmogonik bir anlam vermi~, sayg1deger ki~ilerdir. Buna kar~1hk, birc;:ok Miisliimamm1z ic;:in dinsiz ki~i insanhgm1 kaybetmi~ ki~idir. Bu zemin iizerinde aym toplumda kar!?1hkh sayg1 iizerine yan yana ya~amak maalesef zordur. Miisliimanlann, eger bu toplum ic;:inde birlikte ya~anacaksa, bireysel ozgiirliige 6nem Veren ki~ilerin varhgma sayg1h olmalan gerektigini kabullenmeleri gerekir. Miisliimanlann islam tarihinde varhg1yla oviindiikleri kar~1hkh ho~gorii zaten bunu gerektirir. Zmd1klan uyand1rmak ic;:in mekanik sesli bir hoparlor miiezzininin sabah karanhgmda avaz avaz baglfmay1 b1rakmas1, oruc;: tutan dini biitiim1n yemek yiyenlerden rahats1z olmamas1, Miisliimanlanm1zm dekolte giyimli bir kadm kar~1S1nda sokakta apteslerini bozmamaya ah~malan, ba!?kalannm iffet ve namusunun bekc;:iligine gece giindiiz soyunmaktan herkesin vazgec;:mesi gerekmektedir. Elbctte benzer bir ~ekilde, kendini c;:agda~ olarak tammlayan ki!?ilerin tiirbanh bir iiniversite ogrencisi k1za saldmp iiniversiteden amrmamalan, dindarlann ibadetlerine sayg1 gostermeleri, her dindan gerici, her gericiyi de yasad1~1 ilan etmemeleri gerekir. BiitCm bunlar, ta-

19 Ornegin Yeni Asya yaymlan aras1rda

20

c;:1km1~ iki kitap. Laiklik Nedir, Ne Degildir adh Koprii dergisi ve Yeni Ncsil gazetcsinde c;:1km1~ yaztlardan derleme ve Safa Mursel' in laikligin Neresindeyiz adh kitab1. Safa Mursel kitabmm son sozum1 ~oyle baghyor: "Bandaki ve gen;ekteki manasmdan henuz uzak bulundugumuz laikligi dindarlar hakkmda magduriyet ve ~ikayet!e足 rin kaynag1 olmaktan i;1karmam1z gerekiyor. Laik demokrasiye d u~en bud ur. " t 'ifa belediye ba~kammn gozaltma almmasm1 Urfa SHP il ba~足 kamnm, Cumhuriyet gazetesi ba~yazanmn kmamalan bu konuda umit vericidir. Benzer bir ~ekilde Gencay Saylan islamiyet ve Siyaset adh knab1m butunuyle kauld1g1m1z ~u cumlelerle hitiriyor: "Aruk Turkiye'de islamn hareketc siyasal org\itlenme ozgurlugunun tanmmas1 gerekmektedir. islamc1 siyaset kurammm totaliter olu?u, (.. .) sozu edilen ozgOrle~meyi onlememelidiF. islam (.. ) siyasal sistemc me~ru sayilan bir harcket olarak girdigi zaman diger siyasi hareketlerle diyalog kurmak zorunda kalacakur. islamc1 harekete bir siyasi parti olarak orgutlenme ve siyasi iktidar ii;in yan~ma olanagmm tanmmas1, hareketi sag siyasi gui;ler tarafmdan kullamlan bir yedek g\ii; olma konumundan da kurtarm1~ olacakur. (.. ) Devletin, baudaki gibi laikle ~ m e si , yani her turlu dinsel hizmet ve faaiiyetin sivil topluma lmak1hp, dcmokratik bir siyasi mucadele duzeni ii;inde islam ile diyalogun kurulmas1 bugunkOnden <;ok daha saghkh bir geli~rne duzeyine eri~rneye olanak saglayacakur", V YaymIan, 1987, s.159.

33


raflann fikirlerini ozg\irce soylemelerini engellemek de. gildir. N~stl dint hareket ozg\irce propagandasm1 yapabilmeliyse, sosyalistler de dogru gordukleri yolda fikirlerini ifade edecekler, bunun propagandasm1 yapacak. lar ve gerekli goruyorlarsa dini inam;lan da ele$tireceklerdir. Bagnaz din dU.$manhgtyla, dini pratiklerin baz1lannm insanlann ozg\irle$mesi yolunda ifade edilmi$ el~tirisi arasmda anlamh ve unutulrnarnas1 gereken bir fark vardu. insanlann yaratic1 gui;lerinin tarihin ve toplurnlann temel ivmesini olu$turduguna inanmak, dint sembollerin bu yaratic1hk i<;inde oynam1$ olduklan buyu.k rolu unutmak dernek degildir. insan yaratlClhgtna, en geni$ spektrum ii;inde toplurnsal hareketlilik ve yeni bir iv-

me kazand1rrnak isteyenlerin dinleri ve dindarlan da bu yaratic1 giicun ii;inde yer alm1$ onernli bir pari;a olarak gorrneleri gerekir. Sosyalizmin, insanlara ragmen onlara "mutluluk ve ozgiirluk" getirrneye kalki$masmm bedelini 20. y(J.zyil gozler oniine serrni$tir. Sosyalizm insanhk tarihinin.tum zenginligine sahip i;1kmak zorundad1r. Ge<;rni$te insanlann iirettikleri sernboller, sorduklan varolu~sal sorular ve bu sorulara verdikleri cevaplar, sosyalist du~uniin de i<;inde yer ald1gt insanhgm ortak kultiirel miras1d1r. Sosyalizmin arnac1, bu kulturel miras1 daralup, fakirle$tirrnek degil, daha da zenginle$tirrnek olabilir ancak. Laiklik, cumhuriyet ve demokrasi 路konulanna sosyalistler bu perspektiften bakarak, yeni ve i<;erigi zengin oneriler getirrnek zorundad1rlar.

34 Birikim 21HAZiRAN1989


Sosyalist hareketteki krizin baz1 sonu~lan iizerine IRFAN YAVRU

Bir ku~ak direndi. Gelecek ku$aklara aktanlacak bir direni~ gelenegi yaratu. Mayayi. tutturdu. Buna ragmen, yine de pek memnun degiliz kendimizden. i$lemeyen bir $eyler oldugunu hissediyoruz; baz1lanm1z biliyor, bazilanmiz ir;:in de her $ey a~ag1 yukan olmas1 gerektigi gibi. Y1llard1r sol siyasal edebiyaum1zm beylik ifadelerinden olan ve dt1$manlanmizm kesintisiz bir ~ekilde mt1ptelas1 olduklan kriz, sonunda bize de bula$U. 12 Eylt1l ile birlikte Tt1rkiye solu kendini derin bir krizin ir;:inde buldu ve hent1z krizi atlatm1$ degil. Baz1 r;:evrelere gore bu durum, 12 Eylt1l oncesinin bir t1rt1nt1 idi. Tabii bunu tesbit etmeleri, onlan hakl1 k1lmad1. Baz1lanna gore de kriz, pek bize ozgt1 ve bizim irademizin ht1kmt1 dahilinde degildi; bu nedenle de 12 Eylt1l oncesi ya da sonras1 gibi "mahalli" bir r;:err;:evede anla$1lamazd1. 0, evrensel boyutluydu ve zaman olarak bir hayli gerilere gitmek gerekiyordu. Arna once veya soma, Tt1rkiye solunun geni$ kesimleri ar;:1smdan kriz, 12 Eylt11 somasmda farkedildi. Nedenleri mahalli ya da evrensel de olsa her r;:evre kendi krizini ya$1yor. Bu ar;:1dan t1zerinde zaman, mekan ve muhteva birligine varmak bir hayli zor ve pek onemli de degil. Onemli olan; her r;:evrenin kendine ozgt1 bir krizi y~asa da genel bir krizin varhg1, dogurdugu sonur;:lar ve r;:ozt1m ir;:in yakla$tmlar. Kriz, 12 Eylul sonras1 Tt1rkiye solunun bir varolu$ tarz1. 12 Eylt1l't1n belki de tek mt1sbet icraau, ko$an, go.nu yakalamaya r;:ah$an bizleri sertr;:e durdurup kendimize yonelik d~t1nmeye zorlamas1d1r. Dii~t1nme tarz1miz r;:ok mu derin? (ok mu metodik? Belki degil ; ancak yine de kendimiz t1zerine ilk defa bunca uzun dt1$t1ndt1k. Ve krizi farkettik. Bu noktada krizi bize ozgt1 nedenlerle izaha r;:ah~uk. iyimserdik. Eger kriz bize ozgii nedenlerden kaynaklamyorsa, irademizin imkanlan ir;:indeydi. Boylece bir r;:ogumuz "nerede yanh$ yapuk?" diy.e dt1$t1n-

duk. Hal.a boyle dt1$t1nenler var. Sonra ~in bu kadar basit olmad1gm1 gordt1k. irademizi a$an ve dunyamn ba~ka yerlerinde ya$ayan ba~ka iradeleri de gerektiren boyuttayd1. Once, yenilm~tik. Derin bir moral r;:okt1ntt1 olmamt$tl aslmda. Arna yine de yenilmi$tik. Soma, uzun y-;llar ger;:mesine ragmen istenilen geni$likte dogrulama- . ID1$Uk. Her $ey r;:ok agir aktyordu. ir;:inde ya$amlan topluma da bir ~eyler olmu$tu; sadece iktisadi, siyasi, sos-yal formlannda koklt1 degi$iklikler ger;:irmeyen, moral degerlerinde de sars1c1 altt1st olu$lar ya$ayan, hayal gt1ct1 zayiflam1$, bilinebilir bir gelecek arayan, temkinli, "gerr;:ekr;:i" bir toplum haline gelmi$ti. Ostt1ne t1stliik, eski siyasal gort1$lerimizin ir;:inde kolayca kavranabilen dunya da degi$m~ti. Aruk radikal (inliler, "kagittan kaplanla" elele "gerr;:ekr;:ilik" oynuyorlard1. Sosyalist hanedanlar tt1remi$ti, sosyalist darbeler ve i~galler oluyordu. Her an r;:okmesi beklenen kapitalizm, krizlerini r;:ahmlayarak refah ir;:inde ya$1yordu. Bag1ms1zhklan ir;:in yt1rt1yt1$ yapuklanmiz, iktidara geldiklerinde, ya b~kalanmn bagims1zhklanm ellerinden alm1$ ya da diktatorliikler yaratm1$lard1. Klsacas1 birr;:ok $ey iyi gitmedigi gibi, eski kavramlanm1zla da izah edilemiyordu. Sanki masumiyet ve tazelik kaybolmu$tU. Co~ku yerini h1rsa, dt1$t1nsel ve moral O.stO.nlO.k yerini bagnazhk ve kumazhga b1rakm1$tI. ihtiyarlaml$ gibiydik. SOLDA_KAMPLASMA VE ORTAK DiLiN KAYBOLUSU

Krizin farkedilmesinden soma, Tt1rkiye solu ir;:inde e$ zamanh olmasa da ortak karakteristikleri olan bir kampla$ma ortaya r;:1ku . Pek r;:ok grup ve r;:evre bu kampla~足 mayi. kendine ozgii jargonla ya$ad1, ya$1yor. Aslmda kampla~ma kelimesi durumu tam da tarif etmiyor, politik diizeyi akla getiriyor. Ya~anan ise eskisi gibi sadece politik diizeye ili~kin degil, birbirinin kar~1smda yer alan iki tt1r hayat tarz1 halinde tezahO.r ediyor. Dolayi-

35


s1yla politikanm d1~mdaki alanlan _d a kaps1yor. Bu kampl~ma, iizerinde israrla durn1aya deger 6nemde midir? Ac;1k ki baztlan i.;:in pek orijinalitesi olmayan, her ycnilgi sonrasmm ah;;1lagclen goriintiisii olarak ele ahnnzas1 gereken bir vakiad1r. Bu ac,'.1dan 12 Mart'tan c;1k1~ta gQriilen kampia;;malara benzeti1ebilinir. Yiizeydeki goriintiiler itib:uiyle bir benzerlik gon1lebilir, ancak aldat1C1 olur. Bence bugiinkii olay, c;ok daha boyutlu ve derin. En onemli ay1rdedici i:izelligi de 12 Mart'tan c;ik1;;takiler gibi sadece politika bazmda olup bitmemesi. Yal:uzca solda degil, biltiln bir toplumda 12 Mart'tan c;ok daha ~iddetli ve koklii bir kmlma ya;;and1. Nasil ki '70'li y1llarda, '60'h y11lara gore c;ok daha yogun bir c;au~ma ya~and1ysa 12 Eyliil sonrasmda da buna denk gerc;eklikte bir yenilgiyle kar~1la;;1ld1 Bu nedenledir ki, bu donemde goz kama;;tmc1 bireysel kahramanlardan c;ok toplu kahramanhklar gcirmckteyiz. Gen;ck i;;kencelerin, gerc;ek oltlmlerin, gerc;ek hapishanelerin, gen;:ek yenil gilerin vc gerc;ek direni5,lerin oldugu, mistifikasyona yer olmayan bir donemdi ya~ad1g1m1z.. Dogal olarak b6ylesine derin bir kmlmadan sonra ortaya c;1kan kriz c;ok daha k6klii ve boyutlu ya;;anacaku. 12 Mart sonrasmm kampla;;malan daha ziyade siyasetin formlan ic;inde kaldi. Kampla;;anlar arasmda ortak bir dil vard1. Politikanm birincil 6neme haiz birle~tirici baz olu~unda, devrimci tipinin karakteristiklerinde, bireyin genel c;1karlan ic;inde crimesi gibi moral prensiplerde, giic;lii bir konsensus st'rz: konusuydu. Boylesi bir arka planm ortak dili ic;inde, politika bazmda safla;;ma oluyordu. Dolay1s1yla politik tezler diizeyinde farkhla~mak ve c;au;;mak miimkiindij_ 12 Eyliil sonrasmda ise, taratlar arasmda ya;;amm birc;ok alamna ili;;kin modlarda derin benzemezlikler ortaya c;1kt1. Orrak dil h1zla kayboldu. Bu nedenle 12 Eyhil sonrasmda <;att;;an taraflar yerine, birbirlerini yak sayan taraflar goriiyoruz. ~AGIDAKYLER/YlJKARIDAKiLER

36

12 Eyliil'le birlikte ortaya <,.tkan kampla7rnanm kesin kar71thk ic;:inde iki tilr hayat tam olarak t~zahilr ettigini soylerken bir tammlama yapm1~ oluyomz. Ancak bu tammlama, solun alt kesimleri ic;in daha miimkilndiir. Oyleyse solu iki diizeye ayirmak ve her diizeye uygun tammlamalar yapmak gerekiyc r. (:ilnkil, sol ic;:inde kriz kar~1smda iki tiir tavH ah!? s()z konusu . Krize <;:6zilmler oneren pozisyonda olan bir kesirn var ki bunlara 'yukandakiler" diyornm "A~;ag1dakiler"<le ise kriz ve krizin etkileri dogrudan ya;;amyor. Daha dogrusu burada kriz, davram~ formlan, ritileller, prgonlar, tipler olarak viicut buluyor. Oyleyse "yukandakiler" ic;in kampla~ma足 yi, onceligin teorik-moral prensiplere mi yoksa politikamn, ozellikle de verili pratik-politik zeminin ihtiyac;lanna m1 verilmesi gibi bir aynm noktasmdan ba~laya足 rak tammlayabiliriz Gerc;i boyle bir tammlama ilk bak1~ta politik bir dille yiiklii olsa da, gerisinde terrlel kav-

ili~kin

koklii bir farkhhg1 bannd1rmaktad1r. ise, moral degerler alanma vurgu c;ok daha on planda. Bu diizeyde ortak dilin h1zla kayboldugu, kontrast renklerin hakim oldugu bir tablo olu;;uyor. iki ayn ya?am bic;imi "protest" bir halde ortaya c;1k1yor. Birileri geleneksel devrimci tipine ~m vurgu yaparken, digerleri geleneksel devrimci tipini olumsuz omek olarak kullamp birey olmaktan bahsediyorlar. Hor gordiikleri geleneksel devrimciligin moral degerlerini kiic;iimseyerek hemen "degi;;mek" istiyorlar. K1saca "muhafazakarlar", feministlere, e;;cinsellere kar;;1 mesafeli, yer ycr dii~manca davramp, soylem, toplum, sivil, d6nii;;iim gibi kavramlan kullanmaktan kac;mmanm "radikalligi" ile devrimci arabesk dinleyip, barlara ugramadan bilinen giysileri ic;inde agirba;;h bir taVlr sergilerken, "degi~imciler" tam da bu davram?lann tersini biraz c;ocukca bir ziippelikle a~m vurgulu ya;;ayarak, bahar c;:ic;:eklerinin, a~km, yer yer teatrik jestlerle farkma vanp, caz dinlemeyi bir tiir statii ritiieli haline sokarak "agirba;;hhktan uzak", digerlerine gore "z1p1rca" bir protestoyla "entelce tak1hyorlar". Boylece iki ayn diinya, tepkiselligin ortak ruh durumuyla, ayn tarz ve mekanlarda kuruluyor. ramlara

"~ag1dakiler"deki kampla~mada

ENTELLEKTUELLER VE POLiTiKACIIAR

"Yukandakil er"dc ambians bir hayli degi~ik. Elite 6zgii hakim . K1yafet aynmlan, teatrik jestler, iklimlerin farkma vamrnk ya da co;;kulu bic;imleriyle a~k1 tammak gibi !?Cyler nadiren vuku buluyor. Teori diinyasmm sakinligi ic;inde. dii$iince siireciyle, eylem (politika) siirecinin farkhhklanmn c;eli:?kileri ya~amyor gibi. .. Politikac1 kimliginin entellektilelcc tezahiirleri ile politika yapan entellektiiellerin entellektiiellikten gclen rahat.s1zhklannm politika alanmdaki tezahiirleri c;at1~1yor. Ancak tartl~abilmenin vazgtc;ilmez ~aru olan ortak bir dil hala varhg1111 siirdilrebiliyor Devrimci tipinin giinliik davram$lanm belirleyen, devrimcilige ili;;kin moral degerler alanmda or:emli prensip aynmlan goriilse de, bu, insan ili;;kilerinin kurulu~unda birbirinden digcrieri gibi kesin bir aynm olarak g6ziiken pratik davram~ formlan haline donf1;;memi~. Dolay1s1yla burada aynm daha soyu~ bir hal ahyor ve teorinin saf kavramlan ya <la pratik politikamn problemlerinin teorik formiilasyonlan aynmm ifade edili~ ara<;lan oluyor. Yaygm haliyle iki tur tipe rastlamyor. Biri, 6rgiitlii ya da 6rgiitsiiz politika yapan entellektiiel. Tipik bir entellektiielden bahsetmiyoruz. (Tabii bu da var ama, tarifini yapmaya c;ah~ug1m1z politikaya entellektiielce kayg1lar ve tarzlarla yakla~mas1 ile bu ozelligi ahyor.) Digeri entellektiiel kapasitesi olan politikac1; politikamn teorisi ya da global orgiitlenmesi u;:manhg1 Ancak ayirdedici ozelligi teorik ve moral alanlara da bir politikac1 olarak yakla;;mas1. Buradaki aynm, dii~iince siireciyle pratik (politika) siirecinin farkh karakteristiklerinin bir nevi belli ho~goril

Birikim 21HAZiRAN1989


~i ya da <;:evrelerde vlicut bulmasma benziyor. Du~unce siirecinde, farkhhklar uretmek, fikirleri birbirinden ayirmak onemli. Fikirler arasmdaki farklann 1srarla altmm <;:izilmesi bir tezin kavramsal i<;: butunlugu, bir du~unce sistemine aykm gelecek ve onu eklektik hale sokacak kavramlardan temizlenmesi titizligi.. Bolmek, farkhla~­ tmnak du$unce surecinin temel i~levlerinden . Pratik sure<;:, yani konumuz itibariyle politika, tersine farkiann uzla$tmlmas1, biraraya getirilmesi ve ortak bir noktaya yoneltilmesidir. Du~unce surccinde "farkhla~ nrma" ne denli 6nemliyse, burada da "birle~tirme" o kadar onemli. Problem iki alanm karakteristiklerinin birbirine kan~­ tmlmasmda onaya pk1yor; bu, politikada marjinalhk, teoride ise eklektiklik oluyor. Politika yapan entellektiiel genellikle du$unce siirecinin ozelliklerini politika alanma ta$1yor. Yani bu alanda entellektuelce davramyor. Boylece teorik safhk, prensipler, moral tutarhhk onun i<;:in vazgec;:ilmez kalk.1~ noktalan oluyor. Dolay1siyla ya~anan krize cevab1 da burada anyor. Belirgin ve tutarh prensiplerde birle$enlerin bazen a~mya kai;:an bir $ekilde akmuya kar.;;1 yiizmesini istiyor. Bu yiizden h1zla aynhg1 konikliiyor. Bir<;:ok kez fikirleriyle tezat da olsa diktat6rce bir ruh durumu i<;:inde, demokrasiden, ho~­ goniden fazlaca bahsetse de kendisi gibi du$unenlerin ortammda rahat ediyor. Ancak bir entellektuelin tipik ozelligi olan "eylemde gev$eklik" yiiziinden, fikirlerinin pratik orgiitlenmesinde iradesi zay1f, sanki yiiksek fikirlerinin a~agtlara indik<;:e safhgim kaybedecegini sezerek orgiitlenemiyor. Digeri, prensiplere sahip olsa <la pratik politikanm gerekleri kar~1smda teorik safhk, moral tutarhl1k gibi ~ey­ lerden hemen vazgei;:ebilmekte. Akmnya kar~1 yuzmekten ziyade, akmnyla paralel gitmek hatta bazen akmnya kap1lmak, kurtulamad1g1 bir ruh durumu. Fikirlerinde yer yer diktatorce egilimler, otoriter temalar ya da a<;:1k<;:a anti-demokratik olsa da <;:ok farkh karakterden ve sosyal <;:evreden insanlan biraraya toplamak, orgiitlemek, ortak bir hedefe yoneltebilmek gibi ozellikieri nedeniyle ili~kilerinde daha demokratik vc pragmatik. 0 , krize <;:6ziimii politikada anyor ve buluyor. Ya~ad1g1 konjonktiinin verili politik problemleri kalk1~ noktasi oluyor. Hatta bazen, i<;:inde bulundugu orgiitiin ve <;:evrenin problemlerini krizin problemleri haline getirerek buradan yola <;:1kabiliyor.

KRiZ VE DEGi~iM iHTiYACI

"A$agtdaki" a$m orneklerimize donersek, gelcneksel devrimci tipinden ve ender de olsa Marksizmin problematiginden koklii bir kopu$U ya$amak isteyenler ve ya$a. yanlarla, geleneksele a$m vurguyla sanlarak sozkonusu kopu$un kar$ltlm olu$turanlar sahnenin biiyiik bir k1smm1 biraz da giiniltiileriyle i$gal ediyorlar. Her iki taVlr ah$ tarz1, ic;:sel rasyonellikleri olsa da, duygu patlamalan $eklinde ifade ediliyor.

Kriz gen;ekten de a~ag1da ya~amyor. 1980 oncesi sol hareket!t::rin orta vc alt kesim kadrolan ya da aktif kat1l1mctian olan geni~ bir c;:evre icinde de-Jin farkhhkiar olu~ uy or. Giyim tarzlannda, dinlenen muzikte, evlerin do~enme stillerinde, kullamlan jargo nda, moral degerlcrde, kisacas1 bireyi n $ey'lerlc ve diger bireylerle kurulan ili~kilerinin butiin formlannda farkhia~1hyor. Ancak, boylesine keskin kar~nhga ragmen, geride ya tan mantalite aymltg1 da hayli ~a~irnc1. Taraflarm, sec;tikleri tarzlann mutlak dogrulugundaki kesin inanr,:lan gibi. Dolay1s1yla, birbirlerini mutlak olarak reddetmek, kar~1hkh ili?kilerinin tek mumkun bic;:im1 oluyor Gec;mi$e k.Jyasla formlarda koklu farkhla?malar var. Ancak, dun hu:?u ic;inde dinlenen devri1•1ci mar$1t1 i$levini bugun birileri ic;in caz yerine getiriyor, boylece miizikle kurulan ili$kinin manngmda gec;:mi?e gore bir farkhla=?ma olmuyor. Ya da dlinlin makyajs1z, pantolonlu kadmlannrn , kadmhklanm saklamak c;:abalan ile bugunkii a~m sergtleme c;:abalan arasmda anlam aynil1klan dmas1 gibi. Goriildugii gibi ornekler soldaki en uc;: tezahurlerden sec;:ilme. Ancak, bu tur omekleri se rgilemeyen gruplar ir,:inde de politik formlar ve soylemlerle gruba ozgu jargonla kan?Ik, benzer aynmlar ya$;m1yor. Gerc;i yukandaki omekler gibi a;;m temalara buralarda rastlanmasa da, her grup kendi "muhafazakar"lanm ve "degi$irnci"lerini daha once problem etmedikleri noktalarda uretiyor. Her ne kadar bu tur aynmlar ortak bir dilin hala varhk gostermesi nedeniyle yeterincc farkedilmese de. Klsacas1 farkh yogun!uklarda da olsa, solun geni$ bir kesimi krizi ya~arnakta ve alttan alta bir degi'.?im ihtiyac1 duyulmaktad1r. "A$ag1da" boylesine radikal tarzlarla ya;;anan krize ili?kin, "yukanda" <lenk radikallikte teorik-politik-moral c;:ozumlemder C:retilmiyor. Ne . iki tiir hayat tarz1 haline donii~en aynmm kar;;It ogelerini ve enerjisini ?imdiye kadar bilinenin d1$mda bir muhtevada biraraya getirecek c;:ozumler, ne de, onlan birbirinden ayn, kendi manuklanmn en son noktasma yoneltecck fikri ve moral a$1nhklan bulmak miimklin degil. O<;:ONCU EGiLiMiN TASIDIGI YENiLiK<;:i POTANSiYEL

Simdiye kadar iic;iincii egilim ve tipi tartl~ma dt$1 birakuk. Nedeni de sol arenay1 yeterince i~gal etmemesiydi. Bir sure daha bu hali surdiirrnesi mumkun. Altust olan solun yukanda tammlamaya c;:ah;;ug1m1z ruh durumu ic;:erisinde c;:alkalamp "uygun" olmayan w;larda gezinip zamanla "uygun" olam bulacagm1 umabiliriz. Bu umudun dayanaklanndan biri, sol ic;:inde kiic;iimsenmeyecek sayida ve tecriibede, her iki uc;: egilim ve tipin d1$mda kalanlann varhg1dir. Bu kesim Tiirkiye solunun kimlik degi~imi ihtiyacma cevap verecek imkanlara sahiptir. Yeter ki, bu degi$im tammlamaya c;:ah$t1g1m1z uc;: orneklerin arasmda bir "orta yol" olarak tasarlanmasm. Oc;:uncli egilim ve tip, ara ozellikler gosterse de yenilik-

37


38

i;:i potansiyele sahiptir. Haldeki palyatif olu$umlardan uzak durmasmdan da anla$1lacag1 gibi, gelenekselin bii;:imsel degi$ikliklerle yeniden iiretilmesinin ya da gelenekten tiimiiyle kopuk, koksiiz "orijinalliklerin" ah$1lagelmi$liginin d1$mda geri;:ekten yeni ve palyatif olmayan i;:oziimlerden yanadir. Bu tarz1 olu$turanlann biiyiik bir i;:ogunlugu 12 Eyliil oncesindeki politik i;:evresiyle fiili ya da fikri bagim siirdiirmektedir. Ancak bu devamhhk, kOr bir baghhkla degil el~tirel ve mesafeli bir tutum ah$la siirmektedir. Ele$tirel tutum ah$tan daha kapsamh bir olU$uma ai;:1k olundugu anla$dabilir. Pratik-politik bir tiptir. Entellektiielce bir yalmzhk yerine topluca yeni bir noktaya varabilmek ii;:in ele$tirel tavtrla bir birliktelige, politik bir milli, gelenegi siirdiirmektedir. Tiirkiye solunun limitleri ii;:inde geni$ tecriibeye sahip olan bu kesimin, duygu patlamalanndan uzak rasyonel dii$iinii$ ve davram$ ah$kanhg1 vard1r. Gelenekle yeninin uygun bir bile$imini arzulamaktadir. Bu ozelligi itibariyle de akl1yla "degi$imci"yi, duygulanyla "muhafazakar"1 anlayabilmekte. Dolayis1yla, birbirlerini hii;:bir bii;:imde anlamayan ve bu nedenle de birbirleri ii;:in yokla$an taraflann ortak bir dil bulabilmelerinin arac1 olabilir. BOylece, belki de, bu iki ui;: egilimin ortak bir zeminde farkhhklanm daha rasyonel kurabilmeleri ii;:in onemli bir rol oynayabilir. Bilinmelidir ki; gerek, birbirleri ii;:in mutlak bir kar~ $lthk ii;:inde olan taraflann arasmda ortak bir dilin olu$turulma imkam, gerek bu imkanm geri;:ekle$tirilmesinde iii;:iincii tip ve egilimin birle$tirici faktor roliinii oynayabilecek potansiyelinin ai;:1ga i;:1kanlmas1, oncelikle politika bazmda miimkiindiir. C::iinkii, bu egilimi olu$turanlann ana ozellikleri, pratik-politik tipler olmalandu. Bu ai;:1dan da onlarla oncelikle, pratik-politik diizeyde bag kurulabilir. "SOyleneni", sOze ozgii kriterlerle degerlendirmekten i;:ok, verili politik zemindeki pratik sonui;:lanna gore degerlendirirler. Ya da onlar ii;:in teorik Onerme ancak pratik-politik sonui;:lanyla birlikte anlamhd1r. Dogal ve uygundur bu tutum. C::iinkii, pratik-politik bir tip olarak ii;: potansiyelini en yarauc1 bir bii;:imde eylem ve Orgiitlenme bazmda ortaya koyabilir. Akademik bir tam$ma ii;:in degil siyasal eylem ii;:in oradad1r. 路 Bu Ozelliklerini bildikleri ii;:indir ki; radikal bir sorgulama gerekliliginden kai;:an, koylerinde yine b~.;:avu$ olmak isteyen muhafazakar politikerler daha $imdiden, yakl~an devrimden, yiikselen kitle miicadelesinden, bir an evvel miidahale etmekten, kai;:an bir $eyler oldugundan fazlaca giiriiltulii bir bii;:imde bahsetmektedirler. C::iinkii pek bir $eyleri degi$tirmeden, palyatif tedbirlerle, gelecegi olmayan, eski, bildik halleriyle toparlanabilmelerinin tek miimkiin tarz1, verili politik zeminin i;:aU$malanm, malum sOylemleri ii;:inde abartarak, biricik kalkt$ noktas1 yapmalanndan gei;:mektedir. Ve bu

yakla$1ID, altematifi sadece teoride smuland1gi siirece, sol tabam etkilemekte, aynca iii;:uncii tip ve egilimin geri;:ek altematif ii;:inde verimli bir bii;:imde yeralmasm1 engellemede ba$anh olmaktadir. Oi;:uncii egilimle oncelikle politil<a bazmda ileti$im kurulabilme geri;:egi, teorik diizeyde koklii bir sorgulama ve yeniden dfi$finme ihtiyacm1 ortadan kald1rm1yor. Aksine, Tiirkiye solunun ya$ad1gi krizin i;:ap1 ve derinligi gozoniine almd1gmda boyle bir sorgulama ihtiyac1 i;:ok daha hayati hale geliyor. C::iinkii, krizin boyutlan ve derinligi tahayyiil edilenin iistiindedir. Sadece '80 yenilgisinin sonucu olarak ele almd1gmda bu boyutlar kavranamaz. Kriz, 12 Eylul yenilgisinin bir sonucu degil onemli bir nedenidir. 12 Eyliil'iin toplumda ve sol kitlelerin geni$ bir kesiminde genel bir onay bulmas1 da bu nedenledir. Ote yandan kriz bize Ozgii degildir yalmzca; "varolan sosyalizm" uygulamalanmn ukand1gi noktada daha ai;:1k hale gelen Marksizmin krizidir de. Ya$ad1g1m1z krizin belki de en Onemli boyutu, uluslararas1 diizeyde Marksizmin ve sosyalizmin biiyiik prestij kaybmm Tiirkiye solundaki etkileridir. Gerek krizin Tiirkiye solunu marjinal hale getiren etkilerinden kurtulabilmek, gerekse toplumda devrimci bir donii$iimii saglayacak siyasal bir hareketin olu$umu ii;:in kapsamh bir teorik sorgulama giri$imine, solda ciddi bir kimlik degi$imine, bir rOnesansa ihtiyai;: hrdu. Boyle bir giri$im, '80'ler diinyasmda sosyalizmin ukanan onermelerini, bu onermelerin arka plamm olu$turan geleneksel Marksizm yorumunun kurucu kavramlanm yeniden dii$iinen kapsamh bir entellektiiel i;:aba demektir. Dolayis1yla bu, devrimci tipinin, devrimc.i siyaset yapt$ tarzmm ve bunlann moral perspektiflerinin de yeniden ve yeni tarzlarda kurulmas1dir. Ancak, krizin i;:oziimii ii;:in tasarlanmas1 gereken boylesi koklii sorgulama ve yenilenme hareketi sadece teorik diizeydeki i;:aba ile miimkun degildir. Bu, politika bazmda pratik-orgiitsel onermelerle siirdiiriilup esas olarak politik bir kitle hareketinin gerekli unsurlanm ol~颅 turma i;:abas1 ile birle$tirilmek zorundad1r. Teorik-moral alanlardaki radikal sorgulamanm pratik-pol~tik diizeyle birle$tirilmc~i, gcrii$ anlam1yla, sosyalizm ile sm1fsal, cinsel, ~lusal vb. hareketlilikler arasmda yeni bii;:imlerde ve belki de yeniden bir bagm kurulmas1 Clemektir. Dar anlam1yla ise bu bag, Oncelikle sorgulama ve yenilenme i;:abasmm politika alanmdaki pratik ta$Iytcdan ile kurulmahd1r. Haldeki $artlarda bu i;:abanm ilk elden ta$lytctlannm, iii;:iincii tip ve egilim ii;:inde degerlendirilenler olmas1 en giii;:lu ihtimaldir. Bu kesimin, solun "muhafazakar" politikac1lannm ve gruplanmn_ palyatif miidahaleleri ii;:inde yitirilmemesi ve kapsamij bir devrimci olu$umun ta$1y1c1s1 olabilmesi ii;:in teonk-moral alanda yap1lacak sorgulamamn politikadaki dili ve tarz1 da bulunmahd1r. Bunu bulamayanlann anla$1lama maktan $ikayet etmeleri, abesle i$tigal etmek olacakur. Birikim 2 IHA ZIR AN 1 9 8 9


Diizen partisinden devrirn partisine BULENT SOMA Y

Kanund~i ya~amak

ii;in, darast olmak gerek. Bob Dylan

848 yilmda ne kadar kolayla~m1~t1 i~ler. Burjuvazi "devrim yolunda" bir an durup geriye bakm1~, "bu kadar yeter'; diyerek diizenin yanmda, ic;inde yerini alm1~n. l 789'dan o g11nlere (ve bu gunlere) miras kalan en onemli aynm c;izgisi, diizen partisi ile devrim partisi arasmdaki sm1r, kimsenin yamlmasma lirsat b1rakmayacak bir netlikle c;izilmi~ti. Sosyalistler, komiinistler, ana~ist颅 ler, neredeyse tiimiiyle i~c;i sm1f1, proleterle~mekte olan ve bunun farkma varan kiic;uk burjuvazinin radikal kesimi, devrim partisini olu~turuyordu . Liberaller o giine kadar "amans1z" bir mucadele ic;inde olduklan dinin ve pre-kapitalist ideolojilerin yamna gec;mi$, burjuvazi, krallar, imparatorlar, piskoposlar ve generallerle bii:likte duzen partisinin belkemigini olu$turur olmu$tU. Eger i$c;iyseniz, devrimciydiniz. "Devrimci sosyalist", "devrimci Marksist", "devrimci proletarya" gibi ifadeler totolojik ve g11lunc;tii. Devrimci, tamm1 geregi diizenin kar$1smdayd1; Sosyalist ya da Marksist olmak devrimci olmayi ic;inde ta$1yordu. Sosyalizm bir kere kuruml~maya ba$layinca i$ler ka~n tabii. Simdilerde 1848!in "saf' partilerini sec;mek kolay degil. Art1k klZll bayrakh "duzen" partilerine ka~1 katolik hacm1 siper eden "devrim" partilerine rastlamak $a$1rtlc1 say1lm1yor. Milliyetc;i isyanc1lar "sosyalist" hiikumetl~re ba$kaldmyor. iki "sosyalist" iilkenin devlet adamlan ic;eride diplomatik g6rii$me yaparken, kapmm d1~mda demokrasi talebiyle gosteri yapan yuzbinlerce i$c;i ve ogrenciye "macerac1" deyiveriyorlar. Sosyalizm ve komunizm, kurumla$ffil$ yap1lar ic;inde art1k "devrim" sozumi kullansalar da kullanmasalar da bir tiir "diizen"in savunucusu konumundalar. Bu nedenle 19. yiizyilm "devrim-diizen" kaf$nhg1 amk gec;erli degil. Sosyalist-

l

lerin bir kanad1 ac;1kc;a varolan "diizen"i, ba$ka bir kanad1 ise ondan belirli bakimlardan farkl1 olsa da 19. ylizyilm "devrim partisi"nin hedefledigi dunyadan c;ok farkl1 olan bir "duzen"i savunuyor. Bu iki kanadm arasmdaki temel farkl1hk ise 19. ylizyildan 20. ylizyila gec;erken ortaya c;1kan sosyal-demokrasi/komiinizm kutupsalhgmda yanyor. SOSYAL-DEMOKRASi VE "KOMUNiZM"

1848'in devrim partisi, iktidara gelebilmenin yollanm ararken iki farkl1 tercih arasmda bolundu: Bugunun sosyal-demokrasisini olU$turan akim, kendisine varolan diizen ic;inde bir yer buldu, o diizen ic;inde muhalif, firsat buldugunda ise iktidar olmay1 sec;ti. l 920'lerde ve l 930'larda III. Entemasyonal'i olu$turan akim ise, Rusya'da iktidara gelen Bol$evik partisinin kurdugu "duzen"i kendisine temel olarak ald1. K1sacas1, devrim partisi ya topluca istifa ederek diizen partisine iiye yaz1ld1, ya da adm1 "ba$ka duzen partisi" olarak degi$tirdi. II. Enternasyonal'in bir olc;iide degi$ime ugram1~ evlad1 olan modem sosyal-demokrasi, art1k "devrim"den sozetmiyor; ettigi zaman ise $akac1ktan, bir tutam nostaljiyle sozediyor. Bu bak1mdan sosyal-demokrasi bir ic; tutarhhga sahip: Kendi me~ruiyetinin temellerini varolan burjuva/ kapitalist diizen ic;inde buluyor. Kimseyi devrim yoluna c;ag1rm1yor, iktidara geldiginde ise kendisine ,bir "devrimci me$ruiyet" vehmetmiyor. 路Sec;imle geliyor, sec;imle gidiyor, aslma bakarsamz kimsenin de ruhu bile duymuyor. Ban Avrupa'mn geleneksel "komunist" partileri de son yirmi y1l boyunca benzer bir mecraya girdikleri ic;in, bu yolda kendilerinden daha tecriibeli olan sosyal-demokratlar kaf$1smda tutunamaz, siirekli glic; ve puan kaybeder hale geldiler. Bu giic; ve puan kayb1 daha ba$tan ac;1kc;a goriilebilir olmasma ragmen, ne diye Ban Avrupa komiinist partileri sosyal-demokrat agabey-

39


lerine benzemek zorunda kald1lar? (:iinku 20. yuzy1lm ilk c;:eyregi geride b1rak1ld1ktan soma III. Entemasyonal partil eri ciddi bir toplumsal me?ruiyet sorunu ya?amaya ba?ladilar. II. Diinya Sava?t kac;:1mlmaz sonu yava~­ lattt. SSCB'nin zaferi ve komiinist partilerin ulusal direni? hareketleri ic;:inde on saflarda yer almas1 1945 sonrasmda gec;:ici bir "boom"a neden olduysa da, 1960'lar kesin sonu getirdi. Radikalizmin, devrimciligin art1k geleneksel Ill. Enternasyonal partilerinin di~mda, hatta kar?â&#x20AC;˘&mda konumland1gm1 gosteren l 960'lann radikal hareketi, komiinist partilerin "diizen"e dogru ilerleyi?ini h1zland1rd1. Kcndilerine bir me~ruluk temeli arayan korniinist partiler, c;:oziirnii burjuva/ kapitalist diizenin ic;:;.ne yerle?rnekte buldular. Ancak 1960'lann sonunda noktalanan bu rne?ruluk aray1?1, III. Entemasyonal'in kurulu?uyla birlikte ortaya c;:1km1~u zaten. DEVRiMiN ME~RULUGU

40

Devrim partisi, diizen partisine ka~1 rne?rulugunu, iizcrinde yiikseldigi toplumsal hareketin kendisinden ahr. Bu rne~rulugun teorik ifadesi ise, bu toplurnsal harcketin bilgisinden ibarettir. Sosyalistlerin devrirn partisi ic;:indeki (varsa eger) ayncahkh konurnu, bu bilgiye sahip olrnaland1r. III. Enternasyonal partileri ic;:in ise gerc:ek rne~ruiyet terneli, l 920'lerin ortalanndan itibaren onernli olc;:iide sonrneye ba?layan toplurnsal hareketten ziyade, ba?ka bir duzen, ad1yla samyla SSCB'nin ekonornik/ siyasal sistemi oldu. Bu sistern soyut bir ilkeler toplarn1 degil, dunya sosyalistlerinin ve i?c;:ilerinin goziiniin oniinde duran sornut, gozlenebilir ve smanabilir bir rnodeldi. 20. yiizyil boyunca, sava? marifetiyle ya da halk sava?l sonucu adm1 "sosyalist"e degi?tirten devletler oldu. Bunlann bir k1sm1 SSCB'nin yanmda ve c;:evresinde yer ald1 ; bir k1srn1 belli bir mesafeyi korudu, bi~ k1sn11 ise ac;:1kc;:a dii?rnanca bir tav1r almay1 sec;:ti. Ancak biitiin bu devletlerin "diizen"i aym diizendi. Hepsinde aym ?ark! soylendi: Tek partili, hizipsiz, kayn~IDI? bir proletaryasm; ba?mda da hen vanrn. Ekonorniyi hen duzenlerim , plam ben yapanm. Aday benim, yonetici benim. i?c;:inin i?i c;:ok c;:ah?mak, c;:ok uretrnek. Devrirn ba?anya ula?tl ; devrirn bitti. "La revolution, c'est finie!" Buyuk Frans1z Deyriminde Lafayette'den bu yana, her bu.yuk devrim masmda yeni iktidar sahipleri tarafmdan en az bir kere kullamlan bu ifade, "diizen"in devrim kar?lsmdaki nihai zaferini vurgular. Devrim, iktidar "bizirn" elimize gec;:ene kadard1r. Bir kere iktidan ald1k m1, size, devrirni yapan]ara dii?Cn tek ?Cy, devrim oncesi konurnunuza geri donrnek, uretmek, yonetmeyi yeni yoneticilerinize b1rakmakur. Devrirnin me?ruiyeti, iktidar el degi?tirene kadard1r. 0 andan itibaren duzenin rne?ruiyeti ba?lar. iktidara gelen sosyalistler ic;:in sorun yok; ancak heniiz bu ?Crefe ula?amam1? sosyalistler ic;:in bu rne?ruiyet temeli biraz sorunlu oldu. Onlar sosyal-demokrat-

Jann tutarhhgma ve vicdan rahathgma hie; sahip olamad1lar: Sosyal-demokratlar yalmzca bir oy istiyorlard1, kimseyi devrime c;:agmmyorlard1. "Bana oy verirsen," diyorlard1 i?c;:ilere, "daha c;:ok iicret, daha geni? sosyal haklar, daha i;:ok ho? zaman verecegiz. Yok eger beceremezsek ahrsm oyunu geri, geldigimiz gibi gideriz." III. Enternasyonal modeli partiler aym rahathga sahip degildiler. Onlar i?c;:ileri devrime c;:agmyorlard1. Alt tarafi. bir oy degil baglanma, mucadele, fedakarhk, c;:arp1?ma, gerekirse barikatlar, gerekirse olum istiyorlard1. Vadettikleri de meydandaydt: SSCB'nin duzeni. Yanh? anla?1lmasm, bu diizeni uretici giic;:lerin az geli?tigi bir ulkede, diinyada yalmz kalmaktan otiirii ortaya c;:1kan kuraldl?l bir durum, atipik bir bic;:im olarak degil, bir sistem olarak oneriyorlard1. Yani, i?c;:ilere ?Unlan vadediyorlard1: (1) Burjuvaziyi tek tek bireyler olarak ortadan kaldtracagiz; (2) Oretimin kontrolunu merkezI olarak biz ele alacag1z ; (3) i?sizligi kaldiracag1z; (4) Buna kaf?1hk siz c;:ok c;:ah?acaksm1z; (5) iktidara geldigimizde, iktidardan gitrnemizin biitun yollanm ortadan kald1racagiz; (6) Askerlik yapacaksm1z, polise, burokratlara, yoneticilere boyun egeceksiniz, i?inize gelmezse bu diyardan da gidemeyeceksiniz; i?inize gelecek; (7) Ekono~ik, kiilturel, siyasal geleceginizi biz planlayacag1z; (8) Arna siz gene de bunun kendi iktidanmz olduguna inanacaksmiz. Bu ac;:mazm sonucu ac;:1ku: i?c;:i sm1fi. hic;:bir ulkede kendi bag1ms1z hareketi ic;:inde bu anlayi?I me?ru kabul etmedi, bu partileri iktidara getirmek ic;:in mucadeleye giri?medi. Belirli sekter kesimler III. Enternasyonal partilerinin ardma tak1ld1lar, ancak bu kesimler gerc;:ek bir devrimci hareket olu?turmad1lar. Ote yandan, sava?, istila, anti-ernperyalist mucadele ya da ac;:1kc;:a yabanc1 sermayenin acemas1 haline gelmi? olan yonetimlere kaf?1 giri?ilen mucadeleler, daha disiplinli v'e daha orgutlu olan bu tur partilere iktidar yolunu ac;:t1. Ancak ne bir Paris Komfmu omegi, ne de 1917 $ubat-Ekim omegi tekrarland1. Sava?m izleri silinip "0c;:uncii Dunya" ulkelerindeki c;:ogu yonetim "normalize" olma yolunu tutunca, Ill. Enternasyonal tipi komunist partileri, devrim ad1 altmda ba?ka bir duzen vadeden programlanna hii; bir me~ru dayanak bulamaz oldular. izlenecek tek yol, sosyal-demokrasinin izinden gitmek, me?ruluk temelini bu duienin ic;:inde bulmakt1. HANGi TOPLUMSAL HAREKET

(:in, Vietnam, Kuba, Nikaragua. Hepsi de bizim ic;:in bir donem devrim partisini temsil etmi?ti. Arna ne kulrur devrimi, ne "Ho Aroca", ne Fidel'in sakah ve purosu, ne de Ortega "duzene girme"nin kac;:milmaz giicune dayanabildi. Onlardan bize, "mucadele"nin simgesi olan Sandino, ve devrimi surekli kilmanm yolunu devrimin "kazamld1g1" yeri terketrnekte bulan Che miras kald1. Diizen partisine ?U ya da bu ~ekilde kaulmamanm tek yolu, Che gibi Kuba'da ekonomi bakam olmaktansa BoBirikim 21HAZIRAN1989


livya'da devrimci olmay1 sei;mek mi? Ku$kusuz bu c;ok degerli bir ki$isel tercih olabilir. Arna bunun toplumsal bir oneri olarak gec;erliligi yok. Aym yere donecegiz: Sosyalizmin toplumsal me$ruiyetinin temeli, tammlanmt$, somut bir "ba$ka diizen" midir, yoksa iizerinde yiikseldigi toplumsal hareketin kendisi midir? Bu soruya cevap vermek ii;in once, $U Ozerinde yiikselinen (ya da ali;ahnan) toplumsal hareketten ne kasdettigimizi kesinl~tirmek gerek. Marx, Manifesto'da komiinistlerin diger i$i;i sm1f1 partilerine kar$1 ayn bir parti olu~turmad1klan, proletaryanm biitiinsel i;1karlan d1$mda bir c;1karlan olmad1g1 ve proletarya hareketini ~ekillendirmek ve kahba dokmek amac1yla ayn ilkeler one siirmedikleri gibi, zamane Marksistleri tarafmdan aruk ne yaz1k ki pek ciddiye almmayan olumsuz tammlamalar s1ralad1ktan sonra, komiinistlerin geri;ek i$levini iki boyutta ozetler: (1) Mekansal olarak, komiinistler yerel, ulusal hareketlerin d1~m足 da ve iizerinde, diinya proletaryasmm ortak c;1karlanm one pkanrlar; (2) Zamansal olarak, hareketin her anmda ve a$amasmda, hareketin tarihsel biitiinliigunii temsil ederler, hareketin hafizas1 olarak davramrlar. Bu anlamda' Marksizm, proletarya hareketinin dtinya-tarihsel vei;hesidir. Marksizm me?ruiyetini toplumsal hareketin kendisinden ahr derken, tabiJ ki bu dunya-tarihsel anlamdaki hareketi kastediyorum. Yoksa belirli bir anda ve yerellikteki i~c;i sm1fi hareketi gerici, diizen yanhs1, hatta Bonapartist/ ~ist bir karakter de ~1yabilir. Marksizmin me$rulugu bu sm1rh an ve mekanmm somutlugundan degil, i$<;:i sm1fi hareketinin dunya i;apmdaki ve tarih boyunca olu$an somutlugundan kaynaklamr. i?<;:i sm1fmm tarih boyunca ya~ad1g1 tecriibelerin somutlugu, belirli bir anda varolan i?<;:i sm1f1 ya <la sosyalist hareketlerin "somut", "geri;eki;i" taktiklerinden daha az somut degildir. Dolayis1yla, Paris Komiinii derslerini ya da 1905/1917 Sovyetleri derslerini bugiinkii "geri;ek" sosyalist uygulamalann ka~1sma koymak, geri;ekleri ilkelerle yarg1lamak degil, zamansal ve mekansal olarak s1mrh geri;ekleri, dunya-tarihsel geri;eklerle yarg1lamakt1r. Zaten sosyalistleri "sosyalist" yapan tek ?CY de budur. Bugiin sosyalistler me$ruluklanm SSCB'de ya da ba?ka bir "sosyalist" iilkede ya~anan somut tecrubelerden, olu$an kurumlardan degil, i~i;i s1111fmm kendi miicadelesinin tarihi boyunca olu?turdugu kendi kurumlanndan almak zorundad1rlar. Ostelik sosyalistler hareketin "hafizas1" alma i~levlerini, Paris Komiinu'nden sonra Marx'm, 1905/ 1917 Sovyetlerinden sonra da Lenin'in eliyle yerine getirmi$lerdir. Marx'm Fransa'da ii; Sava$'ta, lenin'in ise Nisan Tezleri ve Devlet ve ihtilal'de formule ettikleri (ve Lenin'in Sovyet kurumlan ic;in tekrarlad1g1) dersler, Sosyalizmin geri;ek me$ruluk temelini olu?turur. Che yandan, SSCB'de bu derslerin hilafma ve onlara ragmen, Bol?evik Partisi kurumu tarafmdan yap1la~tmlan dtizen, devrimci bir me~ruiyeti degil, iktidar-

da olmanm saglad1g1 ve zor yoluyla topluma dikte edilen bir me?ruiyeti temsil eder, ki bunun varolan burjuva devletlerinin me~ruiyet temelinden 6nemli bir fark1 yoktur. Bu anlamda, Nisan Tezleri'ni ve Devlet ve ihtilal'i yazan Lenin ile, l 920'de "Rus modeli biitiin Olkelere yakm ve kai;m1lmaz geleceklerindeki i;ok temel bir ?eyi gosteriyor" ("Sol" Komunizm, Bir <::ocukluk Hastahgi) diyen Lenin arasmda <la 6nemli bir fark oldugunu kabul etmek gerekir. Lenin her ne kadar bu sozun gei;erlilik siiresini geli~mi? Ban Avrupa iilkelerinde proletaryanm iktidara gelmesiyle sm1Tlam1~sa da, gosterdigi model, art1k i~lerligini i;oktan yitirmeye b~lamI? olan Sovyet kurumu degil "Bol?evik 6rgiitlenme ve taktikler" oldugu ii;in, 1917 Subat-Ekim arasmda soylediklerinden radikal bir bic;imde aynhr. Lenin'in bu sozii soylemesinden c;ok degil bir yil soma, Kronstadt'h isyanc1lar "Parti iktidan degil Sovyet iktidan" isteyerek ayaklanacaklar ve ezilecekler, hareketin tarihsel tecriibesini ya?atma i~levini Bol?eviklerden devralacaklard1. Lenin'in bir devrim ve iktidar modeli olarak sundugu 1920 Rusya's1, Ekim devriminden iic; y1l sonra bir Sovyet iktidan modeli olmaktan c;1km1?, ui; y1l ii;inde Komun / Sovyet tecrubelerinin kurumsal yap1lanmn tek bir izi bile kalmam1$tl. "KOMUN DERSLERi"

Marx'tan (belirli bir donem ii;in) Lenin'e i$c;i sm1f1 hareketinin tarihsel kurumlan olarak tammlanan Komun/ Sovyet/ Konsey tecriibelerinin somut me~ruiyet temelleri nedir: Marx'm Komiin degerlendirmesinde one c;1kan be~ temel unsur ~unlar: ( 1) Siirekli ordunun yerini silahh halkm almas1; (2) Tum yasama, yiirutme ve yarg1 gorevlilerinin sei;imle i~ba?ma gelmesi, ve kendilerini sei;enler tarafmdan her an gorevden ahnabilir olmalan; (3) Komfm delegesinden postac1ya tum kamu gorevlerinin i~i;i Ocreti kar?1hgi yap1lmas1; ( 4) Polisin tiim siyasal yetkilerinin almmas1 ve her an gorevden ahnabilir bir kamu hizmctlisi haline gctirilmesi; (5) Parlamentonun yerini , siirekli toplanan, yasama ve yiirutme i!?levlerini biinyesindc toplayan sec;ilmi!? vc i?lcyen bir yapmm almas1. Bunun kar?tsma "Rus Devleti"nin ve o modele uygun "sosyalist" devlctlerin kurumsal yap1s1m koyarsak ~unu goriiriiz: (1) Zorunlu askerlige dayah kLZLl ordu ; (2) Altematif parti ve hiziplerin yasaklanmas1 ve arasmda sec;im yap1lacak adaylann kalmamas1, yarg1c;lann se\:ilmesinin kategorik olarak reddedilmcsi; (3) l 919'dan itibaren c;arhk biirokratlanna, uzmanlanna ve subaylanna, yiiksek iicretler verilmesi ; ( 4) GPU ve onun izinden giden siyasal polis orgutleri; (5) Sovyetlerin seyrek toplanan ve yalmzca smITh yasama i~levleri olan kurumlara donii~mesi , yurutmc i?lcvinin partinin , Merkez Komite~nin ve giderek politbiironun elinde toplanmas1. Rus devrimi tanhinde Komtin ve Sovyet tecriibelerin-

41


den i;:1karsanan bu be~ unsurun toplam dart yil ii;:inde tek.tek ihlal ve iptal edilmi~ olmasmm maddi ko~ullara dayanan ai;:1klamalan yap1labilir, bu ai;:1klamalar da ku~足 kusuz hakh olur. Ancak bu ai;:1klamalann hakhhg1, Bol~eviklerin olu~turdugu Sovyetler Birligi Devleti'nin Komiin ve Sovyet tipi bir orgiitlenmeden temelden farkh oldugu, bu devletin sosyalizm ve i~i;:i sm1fi ac;:1smdan asla dunya-tarihsel bir me!?ruluk ta!?1mad1gi geri;:egini degi!?tirmez. Bol~evik anlayi~m sosyalizmin ve i~i;:i hareketinin diinya-tarihsel geli~imine verdigi zarar, yapnklannda degil, yapnklanna verdigi isimdedir. Eger yetmi~ y1l boyunca sosyalistlerden ve i~i;:ilerden SSCB devleti modelinin i!?i;:i sm1fi iktidanmn esas kurumsal bii;:imi olduguna inanmalan istenmese ve bu inani;: son tahlilde zor yoluyla saglanrn~ayd1, sosyalizrn yetmi~ yil boyunca i;:oziirnsiiz bir rne~ruiyet sorunu ya$arnazd1. "GERi <;:ACIRMA"

Korniin ve Sovyet derslerinin, i$<,:i smifmm ve sosyalizrnin bugiinkii konurnu ai;:1smdan yeniden ele almrnas1, sosyalizrnin sornut, diinya-tarihsel bir toplurnsal harekft ternelindeki me~rulugunun yeniden iiretilrnesi ii;:in kac;:1mlmaz. Bu derslet ne yukanda ozetlendigi gibi "be$ unsur"la smirlanabilir, ne de bu unsurlann herbiri iki ciirnlede ozetlenebilen bir "soyut ilke"ye indirgenebilir. Bugiine kadar bu indirgernelerle yetinilmi~ olrnas1, sosyalistlerin kafasmda, mesela, "zorunlu askerlik, emirkumanda zinciri, tartl~rnas1z itaat ve ikibin yilhk geleneksel riitbeler ternelinde" olu$an bir "Kml Ordu"nun, Korniin ve Sovyet dersleriyle asla uzla$arnayacak, ate yandan da burjuva/kapitalist iilkelerdeki orduyla yap1sal olarak ozde~ bir kururn oldugu konusunda net bir gorii~ olu~rnasm1 engelledi. Bu nedenle, Korniin ve Sovyet derslerinin, sosyalizrnin geri;:ek me$ruiyet terneli olarak ortaya konulabilrneleri ii;:in, tek tek ele ahnarak ai;:1lrnalan gerekiyor. Oyleyse "Korniin Dersleri"nin biriyle ba~layahrn :

42

Paris Korniinii'niin "geri i;:ag1rma" ilkesi, Marx ve Bakunin arasmdaki "proletaryanm hakirn sm1f olarak orgiitlenip orgiitlenerneyecegi" tart1$rnasmda, Marx'm Bakunin'e soyut bir ilke olarak vermekten kai;:md1g1 cevab1, Paris halkmm sornut bir uyg\llarna olarak vermesidir. Turn bir sm1f, Him bir halk devlet I?ekanizrnasmm tepesine i;:1kip oturarnayacagma, yurtta$ sayis1 kadar uyesi olan bir parlarnento olu$arnayacagma gore, bir tiir delegasyon, bir ternsil ili$kisi kac;:m1lrnazd1r. Bu ternsil ili~足 kisi o bii;:imde olu~rnahd1r ki, hem .merkezi bir bask1 aygmmn gerekli olacag1 gei;:ici donem boyunca, hem de bu donernden bag1rns1z olarak, yerel uretim ve ya$am birimlerinin rnaddi ve manevi uretimini ve ili~kilerini i$ler hale getirme amac1yla kullamlabilsin. Parislilerin bu soruna getirdikleri i;:oziim iki yanhydi: ilk olarak, yalmzca temsilcilerin degil, tum kamu gorevlilerinin o gorevlerin ilgilendirdigi ki~ilerce sei;:ilmesi kurahm koy-

dular; ikinci olarak ise tum temsilci ve gorevlilerin kendilerini sec;:enler tarafmdan her an gorevden ahnabilir olmasm1 ilkele$tirdiler. Boylece, sei;:ilmemi$, bir delegasyon sorumlulugu ta$1mayan hii;:bir $ah1s, toplumun tiimiinii ya da bir bOliimunii ilgilendiren bir konuda "yetkili" konumda olamayacakn. En geli~mi~ burjuva demokrasilerinde bile, yarg1 (ABD kismen harii;:), silahh kuvvetler (hepsi dahil) ve diplomasi (hepsi dahil) gibi toplumun ya~annsm1 yakmdan ilgilendiren i~levler, sei;:ilmemi$ ki~ilerin elindedir. Yuriitmenin belkemigini olu~turan biirokrasinin sei;:imle ili$kisi yoktur, yalmzca ona hakim oldugu varsayilan "hiikiimet", sei;:ilmi~ bir kurum olan parlarnento tarafmdan yetkilendirilir. "Sosyalist" iilkelerde durumun bundan pek farkh oldugu iddia edilemez. Hatta, yCtriitmede nominal "Bakanlar Kurulu"ndan kat kat daha "yetkili" olan SBKP Politbiirosu, yonettikleri tarafindan degil, yalmzca toplumun sm1rh bir kesimini olu~turan (%10'dan az) SBKP iiyeleri tarafmdan (o da be$-alu kademeden gei;:erek) sei;:ilir. Her an geri almabilme ilkesi ise, Komiin'ii her tiir parlamenter demokrasiden ayiran temel unsurdur. Bu ilke he~eyden once her delegasyon ve her yonetsel i~lev ii;:in birden i;:ok aday, birden i;:ok sei;:enek varsayar. Boylece de gei;:ici olsun kahc1 olsun, "zorunluluktan" olsun gonullii ve ilkesel olsun, her tiirlu "tek parti, tek aday" anlay1~1m sosyalizmin ve i~i;:i hareketinin d1~mda b1rak1r. Temsilcimi her an geri alabilmem ii;:in, her an altematif bir temsilciyi one surebilmem, ya da kendimi temsilci olarak onerebilmem gerekir. Bunun ii;:in de potansiyel temsilci adaylanna bir on~art, belli bir partiye iiye, belli bir stratejik g6rii$e tabi olma $art! ko~ulamaz. ikinci olarak bu ilke, temsilcilerin ancak her an toplanabilecek kui;:ukliikte birimlerden sec;:ilecegini varsayar. Bu da temsilci sei;:en birimleri~ yalmzca sei;:im amaoyla degil, i~leyen bir yap1 bii;:iminde olu$turulmalan demektir. Uzun vadede bu birimlerin i$levi, yalmzca merkezi bir otoriteye delegasyon gondermek degil, kendi iiretim duzenini ve kulturiinii olu~turmaku~-. Kendi s1mrlannm d1$mda, tum bir ulkenin, tum dunyanm sorunlanna temsilcileri yoluyla mudahele ettigi ii;:in de, bu birimler esas olarak siyasal yapilard1r. Oi;:uncu olarak, her toplumsal birimin sei;:tigi temsilciler, bir iist toplumsal organda, dikey politik baghhklanm (partilerini, hiziplerini) degil, kendilerini sei;:enleri temsil etrnek zorundad1rlar. Bu anlamda bir partinin merkezi siyasal kararlan, o partinin iiyesi olan delegeleri baglayamaz i;:unkii o delege ic;:inde bulundugu toplumsal yap1da, partisinden once kendisini sei;:enlere kar$1 sorumludur. Diyelim (A) fabrikas1 i$<;i konseyinin $ehir sovyetine ya da konseyine sei;:tigi delege aym zamanda (Y) partisinin uyesi. Bu delege o $ehir konseyi ic;:inde (Y)'yi degil (A)'y1 temsil eder, (A) tarafmdan goreve getirilir ve (A) tarafmdan gorevden almabilir. Bu bakimdan da (Y)'nin politikalannm bu delege ii;:in o ternBirikim 2 / HAZ i RAN 1989


sil ili~kisi suresince bir baglay1Clhg1 olamaz. Eger olursa, her an (A) tarafmdan gorevden almabilecektir. Komun'den c1kan bu dersin, "tek ve yamlmaz oncu parti" fikriyle aym c;au altmda bulunamayacag1 ai;1kt1r. Bu nedenle. Bo~evik iktidanmn ilk )'lllannda bu uygulama sessiz sedas1z ortadan kaldmlm1~ur. Bir omegini ele ald1g1m Komun/ Sovyet derslerinin, sosyalizm ii;in kahc1 bir me~ruiyet temeli olu~turmala 足 nmn temel on~aru, bu derslerden c1kan somut uygulamalann, "maddi ko$ullar" tarafmdan gene "uygulanamaz" kilmacaklan umuduyla belirsiz bir yanna ertelenmemeleri, sosyalistlerin bug'ilnku orgutlenme ve faaliyetlerinde somut bir kurallar butum1, bir "Anayasa" olu$turmalandu. Bu "Anayasa", sosyalist partiler ii;in oldugu kadar, sosyalistlerin ii;inde faaliyet gosterdigi tum kurumlaida, sendikalarda, demokratik kitle org'iltlerinde gei;erli kilmmaya i;ah~ilmahd1r . Bu onerinin, "Sosyaliz-

min 20. y'ilzyil boyunca elde ettigi kazammlan terketmek" anlamma gelecegi soylenebilir. Gercekten de sayis1 on milyonlara yakla$an biirokrat ve askeri, onlarca devleti, binlerce "devlet adam1"m ve megatonlarca "imha giicu"nii, "sosyalizmin me!?ruiyet temeli ba!?ka bir yerdedir" diyerek bir yana b1rakmak geriye at1lm1$ bir ad1m gibi goriinebilir. Ancak gene de, bu "geri ad1m" auld1gmda bile, Marksizmin bize 19. yUZ)'lhn son ceyregine vanld1gmda b1rakm1$ oldugu mirasm olduki;a ilerisinde olacakur sosyalistler. Komi.in tecriibesini Sovyet ve Konsey tecriibeleriyle zenginle$tirmi$, daha onemlisi, sosyalizmin zaferi ii;in "Ne Yap1lmamas1" gerektigini ogrenmi$ olacaklardu. Ancak o zaman Sosyalizm bug'iln (burjuva/ kapitalist dozen ii;inde ya da d1~mda ve ona ka~1) edinmi$ oldugu "dozen partilerinden biri" olma ozelliginden kurtulacak, yeniden "devrim partisi" ifadesini hakedecektir.

43


S 0 S Y A L

Z M

T A R

Sefik Hiisnii'niin Vazife'deki ba~yazilan METE TUN<;A Y

T iirkiye'de Sol Alomlar 1908-1925 kitab1m1 haz1rlar-

44

ken , Sefik Hiisnii'yii (Dr. Degmer; 1887-1959) ke$fetmek, bcni c;ok heyecanland1rm1$, onun yaz1lanm iistiin bir kafanm 1iriinleri olarak gormii$tiim. Oysa, son zamanlarda, o kitabm 1925-1936 y1llanm kapsayacak devam1 ic;in c;ah$trken, rastlad1g1m yaz1lan beni hayal k1nkhgma ugratn. Acaba eski degerlendirmemde yamlmt$ m1yim diye dii$iinmeye ba~lad1m . Doktorun, Komintem yayin organlannda c;ikan yaz1lannda, eski parlakhg1 kalmamt$tt. Kendi kendime, ·'belki ben degi$mi~imdir" dedim, onceleri bana c;arp1c1 gelen gorii$ler, art1k goziime canstz ve $ematik goniniiyor olmah. · Fakat, TBMM Kiitiiphanesi'nde buldugum, 1923 Kas1m-Arahk aylanna ait aln say1 Vazife gazetesindeki, Sefik Hiisnii'niin be~ ba$yaz1s1, bana y1llar onceki olumlu izlenimlerimi yeniden verdi . Degi~en ben olmamt$Um, doktor degi$mi~ti! Komintem'le bizzat temasa geldikten, fiilen onun bir parc;as1 olduktan sonra, yarauohg1m yitirmi~, diinya komi.inist han:ketinin basmakahp goni~lerini yineler hale gelmi~ti. Komimem onde;leri, kendi c;izgilerinin d1$mda dii~iinmeyi yasaklam1~iard1r. Nitekim, 17 Haziran-8 Temmuz 1924 tarihleri arasmda

N D E N

H

B E L G E L E R

Moskova'da toplanan Be~inci Komintem Kongresi'nde, Ukrayna delegesi Manuilsky, Dr. Sefik Hiisnii'niin ba~mda bulundugu Aydmhk c;evresini sen bir dille ele~­ tirmi~ti. "Buna kar~1hk, komi.inistlerin emperyalizme ve halifelik gibi feodalite kalmnlanna kar~1 koymak ic;in, yalmz 'devrimci milliyetc;ilik'le i~birligi yapngmt one siiren Tiirk delegesi [Ali Cevdet], birkac; Tiirk komiinistinin 'burjuva demokrasisi c;erc;evesi ic;inde devlet ve belediye sosyalizmi'ni desteklemi~ olduklanm kabul etmekle birlikte, Komintem'e bu -sapmanm diizeltildigini temin etmi~tir. 1 Burada itiraf edilen devlet ve belediye sosyalizmini savunma "sapma"smm, bu Vazife ba~ya­ z1lannda -ozellikle sonuncusunda- dile getirilen rli.i~i.in­ celer oldugu ar1la~1hyor . Dr. Sefik Hiisni.i'ni.in, ~agida, dilini demtirmeden yeni harflere aktard1g1m be~ yaz1smm ilki, Cumhuriyeti kurmak ic;in yap1lan anayasa degi$ikligini, ulusal egemenlik ve onunla ozde~ sayd1g1 kuvvetler birligi kavramlan ac;1smdan ele$tirmektedir. ikinci yaz1, (Ban Trakya'da oturanlar d1$mda) Yunanistan'daki Miisliimanlarla, (istanbul'da yerle$mi~ bulunanlar haric;) Tiirkiye'de ya~a­ yan H1ristiyan Rumlann degi~toku~uyla ilgilidir. Yaz1da, y1llardu sava~nktan sonra yeni terhis edilmi~ yedek subaylara i~ bulunmas1 gibi, o zaman ic;in pek gi.inceI bir konuya da deginiliyor. Oc;iincii yaz1, bir yil sonra Terakkiperver Cumhuriyet Fukas1'nm kurulmasma varacak olan, Halk F1rkas1 ileri gelenleri arasmdaki ilk c;oziilmeler hakkmdad1r. Son iki yaz1 ise, ekonomik niteliktedir ve o s1ralar heniiz geni~ olc;iide yabanc1lann elinde olan biiyiik kurulu~lann devletle~tirilmeleri I millile~tirilmeleri onerisinde bulunmaktadu. I

M.

Tun~ay,

Tiirkiyc'de Sol Alomlar 1908-1925 (Ankara, 1978),

s. 347'de almulananjane Degras, Communist International - Do-

cuments, cilt II, s. 268-70. Birikim 2 / HAZiRAN 1989


Cumhuriyet'e soldan yoneltilen bu ele!?tirilerin birincisini daha iyi anlamak ic;in hanrlamak gerekir ki, Cumhuriyet ilan edilmeden once Dr. Sefik Husnu. kuvvetler birligine dayanan TBMM Hukumeti sistemini bir c;e~it halk sovyeti idaresi gibi g('>riiyordu. Aydmhk'm ic;23 Ekim sa)'lsmda c;1kan "inkdap Esasatmm Tadili" ba!?hkh yaz1smda ?6yle demekteydi: "Gazete haberlerinden ve munaka?alanndan anla~1ld1gma gore. Turkiye'yi hanedans1z biter hukumdarhktan ba~ka bir !?ey olmayan Avrupa ve Amerika'daki mevcut cumhuriyetlere benzetmek mevzu-u bahs oluyor. Bu cumhuriyetler, malflm oldugu uzere, burjuvazya hakimiyetine en elve1i~li . sm1f hiikumetlerinden ba?ka bir ?ey degildir." Ancak. yazann kavgas1, Cumhuriyet kavrammm ic;erigiyleydi, ad1yla degil: "Bizce ayn bir Cumhuriyet Riyaseti ittihaz olunmamak !?artiyle devlete Turkiye Halk Cumhuriyeti nam1nm verilmesinde bir mahzur yoktur." 2

Cumhuriyet ve Hakimiyet-i. Milliye ~efik HusnO . Komintern'le bizzat temasa geldikten fiilen onun par(as1 olduktan sonra yarat1c1h~1ni yitirdi.

Nihayet bir !?im?ek c;abukluguyla, cumhuriyet ilan edildi. Muphem bir vaziyetten bu suretle c;1k1ld1 ; ve irtica emellerine kar!?I yeni bir sed c;ekilmi? oldu. Bu bir iyilik addolunabilir. Yalmz maateessaf temennilerimiz hilafma olarak, kabul edilen cumhuriyet ;;eklinde, bizi kurtaran Te?kilat-1 Esasiyenin ruhuna tamam1yla sad1k kalmmad1. Tevhid-i kuva esasmdan yap1lan fedakarhklarla te?kilanm1z -tabir caizse- reculiyetinden pek c;ok kaybetti. Heyet-i vekilenin istifas1 iizerine vatan buyiik bir tehlikeye maruz kalm1~ gibi , alelacele, fevkalade tedbirlere muracaat edildi. Devletin ismi ve ?ekli meselesinin itidal-i demle, teenni ile, uzun uzun tetkike muhtac; bulundugunu herkes tasdik ediyordu. Bu defaki heyet-i vekile buhram meselesiyle bunun kan!?tmlmamas1 daha muvafik idi. Fakat arzu edilen tadilan gurultuye getirip, tela? arasmda gec;irtmek ic;in, meger boyle bir f1rsata inti.Zar ediliyormu?. Meb'uslar arasmda, buhranm oniine ba?ka turlu gec;ilemeyecegi zehab1 uyandmld1 ; yeganc c;are olarak Meclisin icra selahiyetlerinden feragat etmesi talep olundu . Meclis de bila-itiraz bu feragata raz1 oldu . Bugun arnk bu olmu? bitmi? bir i~tir. Tiirkiye Cumhuriyeti'nin tarz-1 te?ekkuliinii tetkik etmeyi, zaman11mzm tarihini yazacaklara b1rak1yoruz. Zira bu devre-i intihabiyede bu bahsin yeniden kurcalanmasma ihtimal yoktur; bu, ;;ayan-1 temenni de degildir. Bu itibarla beyan-1 mutalaa etmek abestir. Bize, devlete verilen yeni ?eklin millet ve memlekete hay1rh neticeler temin etmesi ic;in dua etmektcn gayri bir !?ey kalm1yor. Evvelki gun kabul edilen maddelerle Te?kilat-1 Esasiye

ye tadilatt hitam bulmu;; olmuyor. Cumhuriyet ilanma ve reisicumhur intihabma miincer olan celsede cereyan eden muzakerattan daha birc;ok noktalann tetkikiyle, encumen-i mahsusunda ugra~1ld1g1. bunlann da peyderpey Meclis'in kabulune arz edilecekleri anla!?1hyor. 0 halde , heniiz Meclis ic;in her ~ey kaybolmu? degildir. Ahiren kesb-i kanuniyet eden ?ekilde de, tahdidata ragmen, hakimiyet-i milliyeyi icra sahasmda tecelli ettirmek, millet vekillerinin elindedir. Lakin, bu biiyuk bir az,im ve cesaret-i medeniye i~idir. Maalesef son hadisat esnasmda bir gunkii kararlanm ertesi gun geri almaktan s1k1lmaya n meb'uslanm1zm bu meziyetlere malikiyetlerini kimse iddia edemez. Etraf1imzda gorup i!?ittiklerimize nazaran, Meclisimizin yolunu ~a?ITmI? bir yolcu gibi hareket etmesi, efkar-1 umumiye uzerinde pek fena bir te~ ir husule getim1i~tir. Bundan soma, yap1lacak mutemmim tadilat, Meclisin kii~:uk mikyasta olsun, icra selahiyetlerini muhafaza kaydmda olup olmad1gm1 gl'lsterecektir. Millet Meclisi ken-

2

M. Tunp)â&#x20AC;˘, a.g.e ., s. 338 vc dn . 54 . So n ahnulanan cCunleyi kar~1la~ 1mmz : 5.H.Deymcr, Set;me Yaz1lar (Aydmhk Yay.. 1971). s.185 "Bizce ay nca bir cumhurba~­ kanhg1 ica1 olunmak $a rt1yla devlete TH C admm verilmesinde bir sa kmca yoktur. .." Ve ayn: ki1al:m1 ikinci bas1mi: 5.H , Turkiyc'dc Similar (Ulkc Yay., 19 75), s. 202: "Bizce aynca bir cumhurba~kanl1 g 1 makam1 kurularak devlcte THC admm verilmesinde bir sakmca yoktur. " Boyle 6 rnekler goriincc , siz gel in de bu gi bi dike sadele~tirilmi~ mccin yaymlanna gi:1venin'

45


46

dini toplar da, ~ahsi ve ger;ici tesirlere kap1lmaz, sogukkanla mesaili tetkik ederse, vaziyeti geregi gib1 1Slah edebilir. Meclis ile Cumhuriyet riyaseti makammm miinasebetlerini tesbit eden, oyle baz1 miidebbirane ve durendi~ane mevad, Te~kilat-1 Esasiyeye ilave olunabilir ki, millet vekillerinin hukuk ve selahiyetlerine tecaviiz 'ihtimali evvelceden bertaraf edilmi~ olur. Mesela en miih)'Ql ihtilaf ihtimalini nazar-1 dikkate a1.li.im: Reiskumhur tarafmdan gosterilecek b~vekillerin siyasetini, Millet Meclisi miikerreren tasvip etmeyecek olursa, bu ukde nasil r;oziilecek? itikad1m1zca bilfiil icra kudretinin de Meclise ait oldugunu teyit ir;in, bu takdirde reisicumhurun istifa etmesini amir bir madde Te~kilat-1 Esasi,yeye ilave olunmahdir. Bu tedbir, hakimiyet-i milliye ir;in kurtanc1 bir tesiri haiz olacaknr. Bu bir misaldir. kuvvetlerin r;arp1~ngi daha bir r;ok halat tahaddiis etmesi ihtimali mevcuttur. Bunlann ciimlesinde son s5z Meclisin olmahdu. Kanun-u Esasi Enciinieni bu gibi ahvali hirer hirer derpi~ ve tahlil etmeli, Meclis aleyhine olacak hir;bir tefsire meydan b1rakmamahdir. Haonmiza gelen diger bir misali de, miihim gordiigumiiz ve yakmda tatbikanna ~ahit olacag1miz ir;in buraya kayd ediyoruz: Kabine ir;in itimat meselesi mevzuubahs olmayan ahvalde, bir vekilin nokta-i nazanm Meclis kabul etmeyecek olursa, o vekil miinferiden istifaya mecbur tutulmahd1r. Bu suretle kabinenin mii~­ terek mesuliyetinden ve heyet halinde te~ekkiiliimi tasvip ettinnesinden tahaddus eden mahzurlar tahfif edilmi~ olur. (Bir) de her ~eyden evvel yeni 12'nci maddenin son fi.~mdan maksat ne oldugu miistacelen tasrih edilmek laz1md1r. Bu hususta Yunus Nadi Bey'in miizakere esnasmda verdigi izahat kifayet etmez. "Meclis hal-i inikatta degilse" kaydmdan, Meclisin miistemirren miitecemmi bulunmayacagim farz edelim. Fakat herhangi bir kisa veya uzun tatil esnasmda buhran-1 viikela tahaddcls etmesine imkan tasavvur olunamaz. Yalmz ve yalniz b~vekilin vefao ihtimali mevcuttur. Bu takdirde ise, Meclis derhal toplamp vaziyeti tetkik etmek mecburiyetindedir. Bunun ir;in bu kayit liizumsuz ve tehlikelidir. Vefattan miinbais buhranlar farz edildigi ar;1kr;a soylenmeli, yahut daha iyisi fi.kra biisbiitiin tay' olunmahdir. Hulisa, biz hakimiyet-i milliyenin istikrar ve selametini tevhid-i kuvada goriiyoruz. Elyevm bundan inhiraf edilmi~tir. Te~kilat-1 Esasiyenin umumen tadili miizakere edilirken, tefnk-i kuva lehine bozulan muvazenenin, birr;ok maddelerde Meclisin icra selahiyetini teyid ve takviye etmek suretiyle diizeltilmesi ~ayan-1 arzudur. Bizi miiteaddit sukut-u hayallere maruz b1rakan meb'uslanmiz, azas1 bulunduklan Meclisin hakimiyetini kiskanr;hkla korumak niyetinde midirler? Buna muvaffak olmak ir;in icap eden azmi ve sebau kendilerinde hissediyorlar m1? inkilab1m1zm alacag1 istikamet, bu suallere verilecek cevaplara tabidir.

Ger;en 1 Te~rinisani mukarreratmdan* ald1gimiz h1z ile, Te:?krlat-1 Esasiyemizin ruhuna uygun bir istikamete girmekte gecikmeyecegimizi, biitiin makus mii~ahe­ delerimize ragmen - biz yine iimid ediyoruz. Va:z:ife, 3 Te~rinisani 1923 (No. 3-30)

Mubadele ve iskan

i~lerimizin yolunda cereyan etmemesini mazur gosterecek yiiz tiirlii sebepler ve vesileler ileri siiriiliiyor. Haydi bunlan kabul edelim. Fakat miibadele meselesindeki rehavet ve ihmalkarhg1 hir;bir suretle tevil etmenin imkam yoktur. Zira ani bir tarzda tahaddiis etmi~ bir mesele kar~1smda bulunmad1g1m1z gibi, tehir ve tavik ile vakit ger;irecek vaziyette de degiliz. Mubadelenin nas1l yap1lacagi daha ilk Lausanne Konferansmda biitiin teferruanyla tesbit edilm~ ve tarafeynce tam bir itilaf has1l olmu~ idi. Tiirkiye bu hususta miistesna bir vaziyette bulunuyordu. Memleketimizi terk edeceklerin ekserisi, zaferimizin akabinde kar;1p gitm~ti. Rumeli'nden gelecekleri iskan edecegimiz ebniye ve arazinin mukemmel bir defterini tanzim etmek ir;in pek musait ~erait ir;inde bulunuyorduk. Bu husustaki te~eb­ biisat1miz1 i~kal edecek avamil ortadan kalkm1~t1. Fiiliyata ger;ilecek vadenin hululiine kadar oniimiizde bol bol vaktimiz var idi. Bu miiddet zarfi.nda iyi bir tarzda hazulanmam1z, hatta ilk i~arette vazifesi .b~mda isbat-1 viicut edecek memurlan tayin etmemiz icap ederdi. Elimizde iyi tetkik edilmi~ oyle etrafh bir plan bulunmahyd1 ki, mi:ihacirler akm etmeye ba~layinca onun ihtiva ettigi maddelerin tatbiki her ihtiyac1 tatmin etmege kafi gelsin. Bazan vekayiin tazyiki alnnda miistacel kararlar almak ve iistiinkorii i~ gormek mecburiyeti has1l olabilir. bu gibi ahvalde mes'ul makamlar ak1llanna gelen en muva&k tedbirlerle giiniigiiniine tedvir-i umur etmekte mazurdurlar. Muhtelif safahattan ger;en ve uzun teehhiirlerden sonra tatbikat sahasma giren miibadelede vaziyet biisbiitiin ba~kad1r. Yukanda dedigimiz gibi, en ufak teferruata vanncaya kadar dii~iiniilerek her tiirlii tertibatm evvelden ittihaz edilmesine miisait ~erait mevcut idi. Bu ~eraitten istifade etmesini beceremeyenler millet nazannda biiyiik bir kabahat i~lemi~lerdir. Bize bu sozleri soyleten, ilk muhacir kafilelerinin te• TBMM'nin hukuk-u hakimiyet ve hiikiimraninin miimessil-i hakikisi oldu~na dair heyet-i umumiye karan (No. 308), 12/ 11/ 1338 (1922). - M.T. Birikim 2 / HAZiRAN 1 989


sadiif ettikleri guc;liiklerdir. Bunlann maruz kald1klan vaziyet pek fecidir. Turlu eziyetlerden, i$kencelerden c;1km1$, anavatanda milletta$lannm s1cak agu$una aulmak, biraz teselli bulmak iimitleriyle gelen bic;arelerin yiiziiAe bakan olmadi. izmir'de, istanbul'da kimse kendilerine ma! etmedi. Giinlerce vapurlar ic;inde siiriindiiler. Emir gelmemi$,.. gee; gelm~ ... bunlar kann doyurmayan laflardir. Emir gelmesine hacet yoktu. Tekmil tertibat evvelceden almmak laz1mdi. Zavalh karde$lerimize bir lokma ekmek, bir ka$lk c;orba getinnek selahiyetini kendinde goren bir idare, bir muavenet-i ictimaiye memuru bulunmadi. Bircok iizuntiiden soma nihayet karaya ayak basabildiler. Fakat yine ia$eleriyle ugra$an olmadi. Feryatlan gazetelere aksedinceye kadar sefaletle, ac;hkla gule$tiler. Ancak efkar-1 umumiyenin heyecam ka~1smdad1r ki, Ankara harekete geldi. Oradan gelen emir mucibince binbe$yiiz kadar muhacir, Amasya taraflannda iskan edilmek iizere sevk olundu. Bu kadar tela$ ve peri$anhk ic;inde iskan mmukalanna eri$enler, mubadeleye tabi olanlann ancak be$yiizde birine muadildir. Boyle nisbeten kiic;iik bir kafilenin yerle$tirilmesinde izhar-1 acz edecek olursak, as1l kesif kitleler gelmeye b~laymca, halimiz ne olacak? Eger bugunku betaet ve k1rtasiyecilik devam ederse, miithi$ bir felakete meydan verilmi$ olacakur. Memleketin niifusunu ve dolayis1yla kuvve-i istihsaliyesini aniracaklanm ve bu suretle iktisadi inki$ahm1za medar olacaklanm ii~id ettigimiz bu kiymetli unsurlan mahvolmak tehlikesinden kurtannahyiz. Bu da ancak gayemizin neden ibaret oldugunu tayin ve bu gayeye tevafuk eden bir program tertip etmekle kabildir. Gerc;i, iskan Vekili Bey, muhacirleri her hrsatta iki ayda miistahsil yapmaktan bahsediyor. Bundan maksat nedir? Biz, oyle vekilin verecegi evamirle halledilecek bir mesele ka~1Smda bulundugumuzu zannetmiyoruz. Miistahsil yapmak, soylendigi kadar kolay bir ~ degildir. Gelecek koyliiniin eline bir saban vermek ve kendisine be$ on doniim arazi gostermekle matlubun hasil olacagma ihtimal verenler c;ok yamhyorlar. Ac;1lm1$ i$ler yok ki, c;ah$acak kabiliyette olanlan oralara sevk edelim. Dogdugu biiyiidiigu yerleri, me'vasm1, c;iftini c;ubugunu terk eden insanlar yabanc1 bir memlekette derhal iktisadi miicadeleye anlamazlar. Ekseriyet )..IZUn bir tereddiit ve $a$kinhk devresi gec;irmeye mahkumdur. Tesadiif edecekleri guc;liikler kar$1smda derhal kinlmaga miistait olan cesaretleri takviye edilmeye muhtac;nr. Bu gibilere "i$te toprak! c;ah$ ... kazan .. ve ye .." demekle i$ bitmez. ~ek足 tigi azaptan bunalm1$ muhaciri kolundan tutup i$leyen bir makineye ko$mak icap eder. Bu da ilmi bir tarzda istimar-1 ziraf yapmakla olur. Muhaceret sahasm1 te$kil eden diger yerlerde bunu hususi $irketler ve fenler deruhte eder. Bizde te$ebbiis-ii $ahsi ile bu muazzam i$in ba~anlmas1 kabil-i tasavvur degil-

dir. Hie; $iiphesiz, Rumeli muhacirleri arasmdan gayet miite$ebbis zeki adamlar zuhur edecektir. Fakat iskan edilecek kitlelerin ic;inde bunlar kaybolacaklardir. Hiikumet fiilr bir tarzda bu i$le ugra$mazsa, memlekete dahil olacak i$ kuvvetlerinin k1sm-1 azam1 heba olup gidecektir. Ve milli iktisadiyaum1zm menfaatleri bu kuvvetlerin dag1lmasma mani olmag1 emreder. Bunun ic;in alakadar vekalet istimar-1 zirai heyetleri te$kil etmeli, bunlann ba$ma tercihan ihtiyat zabitlerinden, ameli sahada c;ah$mak kabiliyetini haiz zevau gec;irmeli ve yoksul koyliileri biiyiik c;iftliklerde veya ziraate elveri$li arazide yerle$tirerek, bu heyetlerin idaresi altmda mii$terek i$letmeler tesis etmelidir. Efrada yapilmas1 mukarrer olan muavenetler yerine, bu heyetlere, bedeli gelecek senelerin has1laundan tediye edilmek iizere son sistem ziraat makineleri vesair levaz1m verilmeli ve ba$lanna bir de ecnebi miitehass1s konulmahdir. itikad1m1zca, bu koyliiler bir hiikumet miiessesesinin ecirleri olmayacak; fakat i~tiraki bir tarzda icray-1 sanat eden azadan miirekkep ziraat sendikalan te$kil edeceklerdir. Bir talimat mucibince idare olunmak iizere, elde edecekleri has1lat-1 safiye kendilerine ait olacaknr. Biiyiik emlak ve arazi sahiplerinden bahsetmiyoruz. Bunlar mukaveleye tevfikan birakuklannm mukabilini ya aynen ya bedelen ahz edeceklerdir. Esasen bu vaziyette olanlar kiic;iik bir ekalliyettir. Bu gibiler kendi haklanm miidafaa etmenin yolunu bilirler. Bize iltihak edenlerin yiizde doksamm yoksullar ve muhaceret neticesi duc;ar-1 fakr olan orta halliler te$kil edecektir. Bizim hedefimiz, bunlann terfihi ve i$ kuvvetlerinin umumf inki$af-1iktisadimize hadim bir tarzda t~kilat alnna almmas1 olmahd1r. Bu kuvvetleri dedigimiz tarzda sahabet altma almaz, ba$1bo$ birakirsak, miistahsil olmalanndan sarf-1 nazar, biiyiil< bir nisbette mahvolacaklanndan $iiphe etmemeliyiz. Hiikumet himaye ve murakabesi altmda, ilmf bir istimar-1 ziraf ve mii$terek istihsal... i$te Rumeli muhacirlerini sefalet ve oliim tehdidinden kurtaracak yegane c;are! Vazife, 10 Te$rinisani 1923 (No. 4-31)

inhilal Emareleri

Bugiin pek hazin bir manzara kar$1Smda bulunuyoruz: Turk milletini muhakkak bir oliimden ve oliimden de beter olan ecnebi tahakkiim ve esaretinden kurtaran milli ittihad, temelinden bozulmak iizeredir. istiklal mii-

47


48

cadelesi ic;:in biitiin kuvvetlerimizi biraraya toplam1~ . bir Miidafaa-i Hukuk te$kilan meydana c;:1karm1$tik. Camm1za susam1~ akur d11$manlan bu sayede yenmi$tik. Biitiin tehlikeler zahiren bertaraf edilince, mucadele esnasmda yolsuzluklara, tedbirsizliklere kar$I goz yumanlann itiraz ve tenkit sesleri yukselmeye ba$lad1. iktidar makamm1 i$gal edenlere du~en, millt endi~elerden ne$et eden bu muhalefeti hiisn-ii telakki etmekti. Maateessiif kendilerinden tamam1yla emin olmayan zimamdarlar bundan ku~kuland1lar. Halkc;:1hklannda samimi olmad1klanm if$a edercesine tahammiilsiizliik ve sab1rs1zhk alaimi gosterdiler. Milli ruhtan dogan bir sevk-i tabiinin vahim anlarda yaratt1g1 vahdeti zorla, icbar ile ya$atmaga kalk1$tilar. Bu maksatla Halk F1rkas1 fik::i ortaya anld1 : "Menfi korunma faaliyeti ic;:in Miidafaa-i Hukuk Cemiyeti vard1. Onun vazifesi hitam buldu. Simdi miisbet yaratma faaliyetleri ic;:in Halk F1rkas1 te$ekkiil etti. Biitiin millet onun etrafmda toplanmahd1r" deniliyordu. Milletin hakiki ihtiyac;:lan, c;:oklugun oz menfaatleri her du~iincenin iistiinde tutulmu$, daha mebdeinde kafi bir isabet-i nazarla idare edihni$ olsa idi, bu te$ebbus muvaffak olabilirdi. Bu yoldan, hakiki kurtulu$umuza eri~颅 menin imkam var idi. Fakat dar g6rii$lii insanlar vaziyete hakim oldu. Milli olmakta devam eden ve etmesi muvafik olan <lava, bizden gayri bir ziimrenin davas1 $eklinde arz edildi. Ve millet efrad1 kendisine $iikran borcunu odemek ic;:in, bu ziimrenin arkasmdan yiiriimek mecburiyet-i maneviyesinde b1rakild1. imtina tarikiyle, c6mert yiireklerimizi teshir, nisbeten kolay bir i$ idi. Bunun ic;:in biraz kar-~nahk ve halkm ahval-i ruhiyesine vukuf kifayet edecek[ti]. Fakat bila-!Uzum tedhi$ silahma sanlmak tercih olundu. Mustafa Kemal Pa$anm millet nezdinde haiz oldugu itibar ve tevecciih sayesinde gec;:en intihabatta herkes ka- 路 pah gozle reyini resmi namzetlere verdi. Bunun iizerine birc;:oklan, Halk F1rkas1 etrafinda milli vahdet fikrinin tahakkuk ettigine zahip oldular. Fakat bu muvaffakiyet, halkm serbest iradesinin eseri olmaktan c;:ok uzakt1. Onun amilleri k1smen korku, k1smen de baz1 muhterem zevatm $ahsi tesiri idi. Fena kurulmu$ ve fena idare edilmi~ olan iic;: ayhk bir tccriibeye dayanamad1. i$ gormek mevzuubahs olunca, kuvve-i muharrikeden mahrum bir m<tkine gibi durdu. Gerc;:i onu muattal btrakmak ic;:in hic;:bir hrsan fevt etmeksizin, haric;:ten usulu dairesinde c;:ah~anlar da vard1. Bunlar itimatsizl1k ve ho~nutsuzlugun tevessii etmesinde muessir amillerdi. Fakat $ayan-1 hayret olan cihet, bizzat fi.rkanm en saglam zannolunan -ve muhakkak en miihim kuvvetlerini te~kil eden- unsurlan arasmda az zamanda suitefehhiimler veisogukluklar has1l olmas1d1r. Bizce en miihim inhilal emareleri bunlardir. Bir eseri viicuda getirenler aralannda anla$amazlarsa, onun payidar olmasma c;:ok az ihtimal vard1r. Bu halin sebepleri-

ni te$kilaun idaresinden mes'ul olanlann dirayetsizliginde ve kendi kendilerine gelin guveyi olmak istemelerinde aramak laz1mdn. Bu hal gec;:en Te~rinisani ink1Iabm1 hazmedemeyenleri son derecede sevindiriyor. Ciimle ittihatc;:1lar kaplanna s1gam1yorlar. Ve butiin ustahklanru, manevra kabiliyetlerini bu inhilali tesri' hususunda istimal ediyorlar. iftirak ve miinazaa temayiillerini alevlendirmek ic;:in zuhur eden en ufak vesilelerden istifade etmesini biliyorlar. Gururlanm o~amak tarikiyle kuskunleri kendi taraflanna celp etmekte yekta olduklanm isbat ettiler. ittihatc;:1lar inhilal vukuunda iktidar makamma kendilerini yegane namzet ad ediyorlar ve kolayhkla bizi onbe$ sene evveline irca edeceklerine zahip oluyorlar. Gordiigumiize, i$ittigimize nazaran, biitiin muhalefet cereyanlan bir noktada temerkiiz ediyor: hiikiimdarc1hk. Maalesef kaynayan kazanm altmdaki atC$te biz "$ahane" bir panlu buluyoruz. Bu cereyanlann galebesi, milletin inkilap sayesinde kazand1klanm zayi etmesine muadil olacakur. Bugiinku zimamdarlanm1zdan memnun olmanm imkam yoktur. Fakat yann bugllnii aratacak bir vaziyete dii$mekten korkuyoruz. Mahalline masruf oldugu ic;:in yeknazarda cazip goriinen muhalefetin temayiilan maalesefbugiin -hie;: degilse $Cklen ve kanunen- mevcut olan ha)4miyet-1 milliye ve halkc;:1hk esasanm ihlal edecek mahiyette goriinuyor. Boyle bir irticaa meydan b1rakmamak laz1mdn. Muhalif ve muvafi.k bu tun samimi inkilapc;:1lar bu tehlikeye kar$I elele vermek mecburiyet-i kat'iyesindedirler. Buglln Halk F1rkas1'nda, bereketli mahsulu bogacak dereceye gelen muz1r veya faydas1z otlar bila-teehhOr ayiklanmah, yeni esaslar iizerine, elde edilmi$ olam biiyiik bir celadetle muhafazaya azmetmi$ ve icabmda daha ileriye gitmekten korkmayacak azadan murekkep b~r ink1lap firkas1 halk olunmahdir. Amk hayalattan vazgec;:mek zamam gelmi$tir. S1mf fark1 gozetmeksizin seyyanen biitun millete istinad eden bir siyasr te$kilat olamaz. Yap1lacak ink1lap firkas1, bir sm1ffirkas1 -ink1labm nimetlerini miidafaada menfaati olan yoksul ve orta halliler sm1fmm firkas1- olur ise, payidar olacakur. Bugiinku cemiyet dahilinde gayr-i $e'ni olan bir tesanud-ii umumiye nazariyesine tebaiyet etmekte devam olundugu muddetc;:e bereketli bir i$ gormek imkam olmayacaknr. Gec;:irmekte oldugumuz aCikh tecriibelerin temadisine meydan vermeden i$ba$mda olanlar art1k gozlerini ac;:mahd1r. Gorulen emareler bir ziimre veya firkamn menfaatlerindrn .Jaha pek muhim ve $amullii mesaile taallak ediyor. Dar zihniyetleri bir tarafa birakip yiiksek du$iincelerle hareket etmenin siras1 gelmi$tir, h;ltta gec;:mek iizeredir. Vazife, 17, Te$rinisani 1923 (No. 5-32)

Birikim 21HAZiRAN1989


iktisadf i~lerimiz

Evvelki gun Millet Meclisi iktisat ve Nafia vekillerini istintaka c;:ekti. Gayet miihim iki mesele hakkmda vekil beyler izahat vermeye mecbur oldu. Maateessiif, Meclis bu izahan dinlemekle iktifa etti. Mevzuubahs olan i$lerin miinaka$asma giri$medi. Bu mesail hakkmda millet huzurunda muhtelif nokta-i nazarlar te$rih olunarak icra vekillerine muayyen direktifler dahilinde hareket etmeleri liizumunun ihsas olunmas1 $ayan-1 arzu idi. Bundan boyle, usul ve $ekle <lair akim miizakerelerle vakit gec;:irilecegine, vekillerin s1k s1k icraatlan hakkmda hesap vermeye davet olunmalanm ve bu gibi i$lerin derin bir takyide tabi tutulmalanm temenni ederiz. iktisat vekilinden sorulan mesele, bugiin ic;:in iktisadiyanmmn en canh noktasma temas ediyor. Tiirkiye'nin memalik-i ecnebiyeden ithal ettigi bunca masnuat ve hatta mevadd-1g1daiyeye mukabil, ihrac;: ettigi $Cyler pek mahout baz1 mevadd-1 iptidaiyeye miinhas1rd1r. Bizim gibi smai istihsali heniiz namevcut olan memleketler ic;:in mevadd-1 iptidaiye ihracan meselesi, iktisat nokta-i nazanndan bir istiklal veya esaret meselesidir. Diinya piyasasmda ahclSI olan iiziim, incir, fmd1k, tiitiin vesaire gibi mahsulanmiz olmasa, miinhas1ran miistehlik bir millet vaziyetine dii$ecektik. Haric;:ten tedarikine muhtac;: oldugumuz emtiaya kar$1hk milli varhklanm1z miitemadiyen elimizden c;:1kacak ve biz miithi~ bir fakre duc;:ar olacakuk. Bereket versin ki, ihracaum1zm temin ettigi karla, verdiklerimizi kismen geri alabiliyoruz. Bu hususta ihracat meselesini ihmal edecek olursak, ticaret-i hariciyemizde bir muvazene husule getirmek ic;:in ya ecnebi emtiamn giimriiklerden gec;:mesine mani olacak tedabir ittihaz etmek yahut muhtac;: oldugumuz masnuan memleket dahilinde imal etmek c;:arelerini bulmak icap edecekti. Bu iki $Iktan birincisi gayet muz1rd1r. Hayat pahahhgm1 artlran amillerin en miiessiri bu nev'i memnuiyetlerdir. ikinci c;:are ise bir zaman meselesidir. Bugiin biitiin millet biiyiik bir tehaliikle bu gayenin husulii ic;:in c;:ah$maga haz1rlamyor. Fakat bu sahada esash bir i$, ancak uzun bir intizar devresinden sonra meydana c;:1kabilir. Bunun ic;:in hal-i haz1rda, memleketi zenginletmek degil, tedrici bir fakre dii$mekten vikaye, ancak ve ancak mevcut ve me$hur ihracat mallanm1zm haric;:te revac1m art1rmakla miimkiindiir. Bu i$le ciddi bir tarzda me$gul olmak mecburiyetindeyiz. Yalmz ilcay-1 zaruretle, tesadiif edilen giic;:luklerin izalesine gayret etmek kifayet etmez. Hukiimetin temelinden i$i kendisine mal etmesi, itina ile tesbit olunmu$ bir ihracat siyasetine ma-

lik bulunmas1 icap eder. iktisat vekilinin ifadesinden, bu meseleyi anzi olarak tetkik ettigi ve mahsulaum1zm haric;:te maruz kald1g1 baz1 i$kalleri bertaraf edecek c;:areleri bulmaga c;:ah$t1g1 ve daha ilerisine gitmedigi anla;?Ihyor. Biz hiikumetimizin bu sahada boyle l..ayirhah bir bitarafl1kla iktifa etmesini c;:ok $ayan-1 teessiifbuluyoruz. iktisat vekaletinin don el ile sanlacag1 miisbet bir i$ varsa, o da ticaret-i hariciyemizdir. Bugiin o i$, ekseriyeti ecnebi firmalar namma hareket eden bir takim muhtekir komisyonculann elinde kalmI$tlr. Ve bu yuzden kazamlmas1 miimkiin olan milyonlann biiyl1k bir k1sm1 yabanc1 ellere gec;:iyor. Bu feci vaziyetin biran evvel onune gec;:ilmelidir. ~imdilik -un gibi baz1 havaic-i zaruriyeden madut mevad miistesna olmak iizere- biiyl1k sermayelere mii~vakk1f olan ithalat ticaretini idare etmege belki k~dretimiz yetmez. Fakat milli servetlerimizi milli bir tarzda korumak, kiic;:iik miistahsillerimizi, ziirramm himaye etmek istiyorsak, muhakkak, ticaret-i hariciyemizin ihracat k1smma, hemen vaziyed etmeliyiz. iktisat vekaleti vakit gec;:irmemeli, biran evvel ihracanm1z1 taht-1 inhisanna almahdu. Eger mahsulanm1z1, ilmi esaslar dahilinde ve ticari bir zihniyetle, harici mii$terilere dogrudan dogruya bir devlet miiessesesi arz edecek olursa, bu sayede birc;:ok muhassenat elde edilmi$ olacakur: 1- Mahiyetleri me$kuk birc;:ok tufeyli gec;:inen vas1talar aradan kalkacag1 ic;:in, hem koyliinun cebine daha c;:ok para girecek, hem de sat1$ fiyatlanm tenzil miimkiin olacaknr. 2- Hasis menfaatlere bazic;:e e~has yerine, kar$1lannda miikemmel bir vesaitle i$leyen buyak bir miiessese bulmalan , ecnebi sennayedarlanmn memleketimize kar$1 bugiin tezelziile ugram1$ olan itimad hislerini takviye ve piyasanm istikranm temin edecek ve fiyatlan maceraperestane entrikalardan munbais gayr-i tabii temevviiclerden masun k1lacaknr. 3- Mevcut stoklanm1zm revac1m temin ic;:in, bugiinkulerle k1yas kabul etmeyecek derecede miiessir tedabir ittihaz edebilecek, gayr-i musait $Crait, uzun muracaatlere hacet olmadan dakikasmda diger selahiyettar devlet te$kilanmn miidahalesiyle izale edilecektir. Bu $Crait-i feyyaz neticesi olarak, miistahsillerimizin $Cvki artacak, istihsalanm1z inki$af edecektir. Bu mlitalaata mebnidir ki, halk1m1zm oz menfaatleri namma, ticaret-i hariciye i$leriyle devletin yakmdan alakadar olmasm1 luzumlu buluyoruz. iktisadiyat1m1z1 mazhar-1 salah etmenin ilk ve iptidat $art! bu sahada bir inhisar siyaseti takip etmektir. Fakat bu te$ebbiis ktrtasiyecilikle, memur zihniyetiyle ba$anlamaz. iktisat vekaleti ilmt bir tetkikten sonra, hususi bir te$kilat vilcuda getirmeii, tam bir istiklale malik bulunacak olan bu te$kilatta memleketin i$ler ic;:inde yeti$mi$ erbab-1 ihtisasma biiyiik bir mevki verilmelidir. Yoksa $imdikilere m1kyas yeni bir resmi daire i.le

49


i:? gormege kalk1:?mak, hayu yerine :?ere muncer olabilir. Husranla neticelenecek bOyle usrunkoru icraattan ise, bugl1nku aul siyasette devam etmek evladu. Herhalde efkar-1 umumiye, bu hayati mesail hakkmda hukumetin ne dl1:?11ndugunu ogrenmege sab1rs1zhkla intizar ediyor. Nafia vekilinin beyanatma mevzu te~kil eden.Chester projesi ve ona muteferri i:?ler de, iktisadi siyasetimizin aym derecede muhim diger bir cephesidir. Bu da aynca tahlile muhtac bir bahistir. Hakiki istiklal-i iktisadi tekamul temeli uzerine istinat edenidir. Ecnebi vesayetinden kurtulmam1z bu :?arta baghdu. Buna mebni bu mesail uzerinde ne kadar fikir yorsak azd1r. Bu luzumu layik1yla idrak ettigimiz ic;:in, bu vadideki mutalaaum1z1 ayn bir makalede arz edecegiz. Vazife, 24 Te:?rinisani 1923 (No. 6-33)

Millile$tirme Siyaseti

Turkiye ya mustakil ya:?ayabilecek ve iktisaden seri bir

50

inki:?afa mazhar olacakur. Yahut da bir istihlak ve piyasa memleketi olmakta devam edecek ve -zevahir ne olursa olsun- eskisinden daha beter bir ecnebi vesayeti aluna dl1:?ecektir. Bu tehlikeyi gormemize ve gostermemize, yersiz bir milli gurur hissi mani olmamahdu. Hissiyatim1zla dl1:?11nmeyelim. Afaki :?eraitin zaruretini daima goz onande tutahm. Memleketimize edecegimiz en buyl1k hizmet, mudiramm1z da dahil oldugu halde; halkimm evham ve hayalat uzerine bina kurmak itiyadmdan kurtarmak; ve onu, her i~te elde mevcut mumeyyiz vas1talarla, bilfiil ve derhal ne yapmak mumkun oldugunu hesap etmeye ah:?tirmakur. iktisadi sahada yukselmek ic;:in biiyiik istihsal, buy11k i~letme usullerini kabul ve tatbikten ve bu sahada memleketimizde sermayeler biriktirmekten gayri c;:are yoktur. Bugun cihan iktisadiyatmm bulundugu seviyeden, fersah fersah dun bir vaziyette bulunan millete: "Zen- igin olunuz!" diye hayk1rmak, onu te~vik ve ir~at etmek, bu iimniyenin husulii ic;:in kifayet etmez. Yap1lmas1 icap eden buyuk iktisadi i:?lerimizi ba:?armak ve alelumum istihsal faaliyetinde muhim bir mevki i~gal etmek, servet ve sermaye sahibi vatanda~lanm1zm viis' ve iktidan fevkindedir. Bu hakikat ic;:imizden en nikbin olanlann da taht-1 itirafmdadu. Kendi memleketimizde bile -bize gore buy11k addedilebllecek- kuc;:uk ve orta sermayeli te:?ebbusleri bel' ve mahveden muazzam trostlerin, konsorsiyumlann rekabetine, bizde hangi kabadayi sermayed<1r dayanacakn? Zaten bugl1n "serbest rekabet" lafz1

murad bir mazi yadiganndan ba~ka bir ~ey degildir. Evvel ve ahir dedigimiz gibi, memleketimizde vasi mikyasta ferdi te~ebbiisata giri~ilirse, yerli zenginlerimiz bu i~lerde ya dolay1s1 ile yahut dogrudan dogruya ecnebi se.rmayedarlanmn dallan ve aletleri olacaklardu. Bundan millet hic;:bir ~ey kazanmayacak, i~c;:ilerimizin sayi semeresi olarak birikecek servet harice akacakur. Servet menbalanmizm yabanc1 ellere gec;:mesini ve milletin soyulmasm1 istemiyorsak, hemen heyet-i ic;:timaiye halinde harekete gelmeliyiz. Hur ya~amak ic;:in muhtac;: oldugumuz buyiik i~letmeleri, icap eden siirat ve intizam dahilinde; ancak ve ancak bir millet te~kilau ba~arabilir. Yalmz askeri ve siyasi saiklerle degil, s1rf iktisadi dii~iincelerle de, her fusatta hiikumet buy11k te~eb足 biisat-1 ticariye ve smaiyeye onayak olmahdu. Aksi takdirde k1yamete kadar yanm mustemleke vaziyetinden kurtulamayiz. Bizim otedenberi mudafaa ettigimiz bu nokta-i nazar, son aylar zarfmda pek c;:ok taraftar kazanm1~ur. Bilhassa Anadolu Simendiiferleri ve Tiitl1n Rejisi meseleleri etrafmda cereyan eden muzakerat, Millet Meclisi azalanndan buyiik bir ekseriyetin millile~tirme lehinde oldugunu gostermi~tir. Bu cereyam selamet-i milliye namma alk1~lanz. Yalmz hukumetin buna kar:?l ald1g1 mukavemet vaziyetini bir tiirlii izah edemiyoruz. Baz1 tali sebepler mevcut olabilir. Fakat bunlar siyaset-i iktisadiyemize miiteallik baz1 esasatm kabul edilmesine mani degildir. Mesela Reji mukavelesinin feshine ramak kalm1~u . Hiikumet bunu kuponlar muzakeresinden sonraya talik arzusunu izhar etti. Bir cumhuriyet idaresinin ruhuna miinafi olan bu miinaka~as1z kararlar, sebebi anla~1lamayan istihaleler pek ziyade g6ze banyor. Simendiiferler mukavelesi de bir tiirlu encumenden c;:1km1yor. Bunun hakkmda da enciimen tetkikatm1 bitirmi~, hattln i:?tiras1 lehinde karanm vermi~ti. i~itildigine gore, Nafia vekili bu karara muhalefet ediyor ve buna mebni i~in heyet-i umumiye muzakeratma sevki taalliile ugruyor. Biz Mecliste, bu gibi mesaile miiteallik umumi bir hatt1 hareket c;:izilmesini c;:ok ~ayan-1 arzu buluyoruz. Boyle bir mihenk elde olursa, arnk esas mesele hakkmda munaka~aya mahal kalmaz. Her iki mesele hakkmda, yalmz maddi :?eraitin icabma gore millile:?tirmek ic;:in miinasip zamanm tayini ciheti kahr. iktisadi istiklalimizin selameti namma bu tarz bir karar ne kadar c;:abuk verilirse, o kadar hayirh olacakur. Boyle millile~tirme lehinde umumi bir diistur mevcut olunca, bundan tedricen buyiik ~ehir belediyeleri de istifade edebileceklerdir. Bir taraftan 'hukumet demiryollanna, madenlere, limanlara, Tiitiin Rejisine vesair nakil, miibadele ve istihsal miiesseselerine ve diger bir makalemizde teklifettigimiz gibi ticaret-i hariciyeye vaziyed ederek bunlan millet hesabma idare etmeli; diger taraftan da biiyl1k ~ehirlerde hidemat-1 umumiyeye miiteallik tramvay, elektrik, telefon, su, havagaz1, deniz nakBirikim 2 / HAZiRAN 1989


liyau gibi i~leri beledile~tirmeli ve boylece umumi ve mahalli bir iktisadi t~kilat ~ebekesi memleketi ihata etmelidi.r. Bu te~ebbiisat ahaliye ve cemiyetimize birkai;. tiirlii menfaat temin edecektir. Biri;ok meclis-i idare azalannm ve ecnebi sermayedarlanmn ceplerine tahsisat, temettu ve•sair namlarla giren azim mebalig memleket dahilinde kalacak; bu sayede istihsa,l ve idare masarifi azalacak; erbab-1 mesainin vaziyeti 1slah edilebilecek; fiyatlan ve bedelleri tenzil miimkiin olacak; ve hiisn-ii idare edilirse, bir milli sermaye terakiimii ve i?letmelerin tevsi ve 1slah1 imkan dahiline girecektir. Zira devlet ihtikar yapmayacaksa da, bir miistahsil ve bir tiiccar zihniyetiyle hareket edeceginden, masarifi yekanuna muayyen ve makul bir nisbette bir kar zam edecek ve tedricen sermayesini tevsie i;ah~acakur. Millile~tirmek ve belediyele~tirmenin biitiin meziyetlerini burada tadat edecek degiliz. Maksad1m1z sadece meselenin ehernmiyetini karilerimizin nazar-1 intibahma arz etmektir ve bugiin efkar-1 umumiye, bunun bizim ii;in bir hayat ve memat meselesi oldugunu takdir ettigi cihetle daha·fazla 1srar etmege liizum gormiiyoruz. Yalmz varid-i haur olan bir itiraza cevap vermeden gei;meyecegiz: deniliyor ki, bu tavsiyeler iyi ho?, ama, iktiza

eden milyonlan nereden bulacag1z? Bu giii;liik ilk zaman ii;in mevcuttur. Maamafih, itibanm1z pek sars1lm1? olmakla beraber, bugiin bile bize miisait tekliflerde bulunan sermayedar gruplan zuhu1 ediyor. Eger memlekette asayi? ve istikran tesis edebilirsek, Avrupa'daki derin iktisadi buhran neticesi faaliyet sahas1 darla~an sermayeler daha mahviyetkar bir tarzda bize miiracaat edeceklerdir. $imdilik iktisadiyanm1za salim bir cereyan verecek ilk ad1m1 atmak ii;in icap ederse, ehven-i ?er kabilinden baz1 agu ?erait bile kabul edebiliriz. ileride i?lerimiz inki~af ettiki;e kendi sermayemizden istifade edecegimiz gibi, daha az fedakarhkla para ihtiyac1mm tatmin kabil olacakur. Hiilasa, yoksul Tiirk milletini ecnebi boyundurugundan kurtaracak yegane i;are, menabi-i servetimizin i?tiraki bir tarzda, devlet tarafmdan istismar olunmas1du. Buna teve~siil etmekte i;ekindigimiz nisbette, azathg1m1z imkanlan azalacakur. Bu hususta tereddiit caiz degildir. iKtisadi siyasetimize metin bir istikamet vermek azmini kendisinde bulamad1g1 halde iktidar makamm1 i~galde devam eden devlet ricali millete kaT?I biiyiik giinah i~lemi~ oluyor. Efkar-1 umumiye miistacel ve iltibass1z kararlara intizar ediyor. Vazife, 8 Kanunuevvel 1923 (No. 8-35)

\

51


Giine~-Dil

Teorisi ve Turk dil reformundaki yeri ERIK JAN ZURCHER

T urkiye'de, kulturel al<;1nda Bau'ya dogru toplu bir ye-

52

niden-yoneli!?i saglamak amac1 ile, l 923'ten itibaren yllrutulen radikal reform programmm onemli bir pan;:as1 1928 "Harf Devrimi" idi. Bu devrimle, Turk dilinin resmi ifade arac1 olarak, Latin alfabesinin bir versiyonu, c;:ok kan!?Ik ve anla?1lmas1 guc;: Osmanh alfabesinin yerini almI?tlr. Eski alfabenin bas1lmas1 ve resmi yaz1?malarda kullamlmas1 1 Ocak l 929'dan itibaren yasaklanrri.1!?Ur. Bu "Harf Devrimi" uyuklama donemindeki Turk di! reformuna yeni bir giic;: getirmi~tir. Osmanhmn son doneminde elit tabakanm kulland1g1 edebi Osmanh dili ile halkm konu?ma dili arasmdaki uc;:urum giderek biiyiimu?tu. Daha 19. yl1zy1lda reformist aydmlar edebiyat dilini halk diline yakmla?tirarak bu duruma bir c;:are aramaya c;:ah!?mI?tlr. Yeni ileti~im arac;:lannm (gazeteler, telgraf) geli!?iminin de bu yonde olumlu bir etkisi olmu?tur. 1 Tiirk milliyetc;:iliginin hakim ideoloji haline geldigi Jon-Tiirk doneminde (1908-1918) di! reformu hareketi, yonetimdeki ittihat ve Terakki Cemiyeti'nden resmi destek alm1?t1r. Fakat dii?iince alam tasfiyecilerin degil, Mehmet Ziya Gokalp onderligindeki TUrkc;:iilerin hakimiyeti altmda idi. Gokalp, dildeki burun Arapc;:a ve Farsc;:a sozdizimi unsurlann ve "gereksiz" e?anlamh kelimeleri c;:1kanp, halkm gunluk konu!?ma dilinin bir parc;:as1 haline gelmi? Arapc;:a ve Farsc;:a kelimeleri tutmak istiyordu. 2 1928 Harf Devrimi'nden soma tekrar gundeme gelen di! reform hareketi tasfiyecilerin kontrolunde surdiiruldu. Bunun ic;:in birc;:ok neden siralanabilir. ilk olarak, harf devriminin kendisi bir tur katalizor gorevini iistlenmi!?tir. Yeni yaz1 inamlmayacak kadar k1sa bir siirede halka tanmlm1?t1 . Bu durum reformculann bu tlir "tepeden inme devrim"in isabetine olan inanc;:lanm artt1rd1. ikinci olarak, l 928'de benimsenen yaz1, konu$ulan

Tiirkc;:enin gerc;:ek sesini ifade edilmesine uygun du?tUgu ic;:in bilinc;:li olarak sec;:ilmi!?ti. Bu Osmanh yaz1smm bir transkripsiyonu degildi. Sonuc;:ta, Arapc;:a ve Farsc;:adan alman birc;:ok kelime yeni bic;:iminde garip ve biraz da anla~1lmaz hale gelmi?ti. Bu arada "homograph" say1s1 da oldukc;:a artm1?t1. 3 Oc;:un cu olarak tasfiyecilerin radikal program1 sadeligi ve istikran ile oldukc;:a cazipti ve nihayet, o yillarda Turkiye'de hakim olan a?m milliyetc;:ilik tasfiyecileri cesaretlendiriyordu. Cumhurba?kam Mustafa Kemal Ataturk'un etrafmda bulunan ve l 925'den soma politik hayau tamamen kontrolunde tutan radikal grup, bag1ms1z bir milli devletin kendi "milli" diline ihtiyac1 oldugunu ve upki ekonomik ve politik kapitiilasyonlar gibi dildeki kapitulasyonlann da feshedilmesi gerektigini savunuyordu. 4 Tasfiyeciler, koordinasyon eksikligi nedeniyle 19281932 yillan arasmda c;:ok az ilerleme kaydetti. Ancak l 932'de Ataturk'un onderliginde ilk Tiirk Dil Kurultay1'nm duzenlenmesi ile bu durum degi?ti. Bu Kurultay sirasmda 1hmhlar (Gokalp gibi dii?linenler) ile radikal tasfiyeciler arasmda sen bir tartl?ma gel~ti . Konuya 1hmh yakla?anlann bir dilin ancak evrim yoluyla degi~ebileUriel Heyd, Language Reform in Modem Turkey (Modem Tiirkiye'de Di! Refonnu) Kudiis, 1954, s.10-18. Karl Steuerwald, Untersuchungen zur tiirkischen Sprache der Gegenwart, Berlin, 1963, l. Cilt, s.26-28. 2 Gokalp Jon Tiirk doneminin onde gelen milliyetr;:i ideologudur. Di! reformu hakkmda dii~\inceleri ir;:in bkz. Ziya Gokalp, Tlirkr;:iilii~n Esaslan (Robert Devereux'niin -r;:evirisi) Leiden, 1968, s.76-94. 3 Ome~in Osmanh alfabesinde farkh telaffuz edilen dort tane z, ii<; tane des harfi vard1. Yeni alfabede tiim bunlar.sadece z ve s harfleri ile gosteriliyordu. Heyd, a.g.e. s.23. Steuerwald, a.g.e. s.15. "Heyd, a.g.e., s.19. Steuerwald, a.g.e. s.27. I

Birikim 21HAZiRAN1989


cegi yolundaki muhalefeti, Ataturk'un devrimci politikalanna ka~l usru kapah bir saldm olarak degerlendirildi ve bu ki$iler ka~1-devrimcilikle suc;:land1. 5 Kurultay Turk Dili Tetkik Cemiyeti'nin kurulmasma karar verdi. Bu cemiyet, daha onceki sosyal ve kulturel devrimlerin 1$1gmda, dilde radikal bir tasfiye yapacak olan ve guc;:lu bir devlet destegine sahip, geni$ c;:aph bir organizasyondur. A.$agtdaki uc;: ilkeye dayanan bir reform program1 haz1riandi: 1. Turk dili soylenmesi gereken her $eyi ifade etmek ic;:in yeterince zengin bir dildi. 2. Dil butun yabanc1 kelimelerden sonuna dek anndmlacakt1. 3. Olu diller, diyalektler ve yararlamlabilecek uretken olmayan sonekler de dahil butun Turkik6 malzeme yeni kelimeler kaynak olarak kabul edilecekti. Cemiyetin CO$kulu uyeleri diyalekt kaynaklanndan ve eski yaz1h metinlerden kelimeler toplad1 ve cemiyet yabanc1 kelimelerin onerilen kar$1hklanndan olu$an listeleri basmda yaymlamaya ba$lad1. Bir sure ic;:in programa kar$1 gerc;:ek ve yaygm bir heyecan duyuldugu izlenimi edinilebilir. Arna heyecan kisa surmli$til. Derhal guc;:lukler ortaya c;:1kmaya ba~lamI$tl . Yeni kelimelerin sadece bir k1sm1 benimseniyor, s1k s1k anlamlan yanh$ tammlamyor ve uyumsuz olarak kullamhyorlard1. Sadece hareketi ba$latanlardan olu~an dar bir kesime hitap eden, yapay bir di! geli$mi$ti. Aslmda en ate$li tasfiyeciler dahi, yerle~mi~ yabanc1 kelimeleri garip goriinen "neologism"lerle degi$tirmenin mumkun olmad1gm1 kabul etmek zorunda kalm1$U. Son c;:are olarak bu ka~1hg1 bulunamayan kelimelerin Turkc;:e kaynaklanm gostermek ve boylece bu kelimeleri olduklan gibi b1rakabilmek ic;:in fantastik etimolojiler bulmaya b~足 ladilar. 7 l 934'te "yeni dil"de anl~1lmaz kon~malar yapan Ataturk bile, l 935'de geleneksel kullamma geri donmii$tii. 8 Sonuc;:ta, 1935 Kas1m'mda, Turk toplumunun kar$ISIn::. "Gune$-Dil Teorisi" adh yeni bir dilbilimi teorisi ile c;:1k1ld1gmda dil reformu hareketi ac;:1kc;:a kilitlenme noktasma gelmi$ti. Resmi olarak, Gune~-Dil Teorisi "glottogony" ve kar$1la$tmnah dilbilimi sorunlanna bir c;:ozum arama giri$imiydi. Bu teorinin taraftarlanna gore, Avrupah dilbilimciler, bir yandan soruna sadece dilbilimi ac;:ismdan yakla$Uklan, obur yandan da Turkc;:e'nin rolunu esgec;:tikleri ic;:in bu sorunlara kabuledilebilir bir c;:oziim bulamam1$lard1. Aslmda c;:ozum anahtan, burun diller arasmda "ilk dil"e en yakm di! olan Turkc;:e'dedir. Diller, Gune$-Dil Teorisi'nin yontemlerine gore analiz edildiginde, Avrupah uzmanlann "glottogony" sorunlanm c;:ozmelerini engelleyen baglannlar bulunmu$ oluyordu. Teorisyenlerin iddialan oldukc;:a ag1rd1: Yeni teorinin varolan butun teorileri gec;:ersiz kild1g1 iddia ediliyordu. 9 Bu teori temelde dilbilimi kamtlanna degil, aslmda da-

ha c;:ok psikolojik, antropolojik ve sosyolojik kamtlara dayamyordu. Teoriye gore, insamn, baz1 nesnelerin sembolik olarak hayvansal sesler c;:1karmaya ba~lamas1 ile dil geli$mi$tir. Bu da, ilk defa Orta Asya'daki protoTiirkler arasmda gerc;:ekle$mi$tir. Animistik dinler uzerine yap1lm1$ afa$Ormalardan yola c;:1kan teorisyenler, gline$in ilk Tiirklerin dininde onemli bir yeri oldugu sonucuna vanrlar ve bu nedenle ilk sesli sembol, yani ilk kelimenin gune$i tammlamak ic;:in kullamld1gma karar verirler. Bunun ilzerine ilk insanlar c;:evrelerindeki her $eyi gline$e gore tammlamaya ba$lad1lar. Daha sonra da gune$in degi~ik vas1flanm ayirdetmeye ve bu vas1flardan 1$lk, 1s1, hareket, mesafe ve zaman gibi hem maddi hem de soyut kavramlar geli$tirmeye ba$lad1lar. insan, glinC$i ve onun ozelliklerini belirtmek ic;:in, ba$langic;:ta sadece bir tek ses kullamyordu. Ancak zihinsel yetenekleri ile birlikte, degi$ik sesler uretmek uzere fiziksel becerisi de geli$mi$ti. Yap1lan biyolojik ara$Urmalardan, en basit dolayis1 ile de en eski sesin yumu$ak bir gmlaks1 ile biten (ag) uzun bir a oldugu sonucuna vanlm1$Ur. Bu bile$im "Ana Kok" diye adlandmhr. Zamanla konU$ma yetenegi geli$ince, yeni kavramlan belirtmek uzere, ilk once ba$ka gmlaks1lar (ay, ag, ak, ah) daha sonra da dudaks1 sesler (av, at, ab, ap, am) ortaya c;:1ko. Bunlar "birinci derece radikal kokler"i olu$tururlar. Geri kalan onbir unsuz orijinal gmlaks1s1 aulan ana koke eklenerek ikinci derece radikal kokleri olu$turur. insanm kulland1g1 unlu sayis1 zamanla birden sekize ytikseldi, ancak bu teoriye gore kelimelerin anlam1m unsiizler belirlemekte, unluler ise sadece onlann telaffuzunu kolayla$Urmak ic;:in varolmaktad1r (bu fikir belki de sadece unsuzleri gosteren Osmanh alfabesinden esinlenmi$tir). Modem Turkc;:e'nin ses sisteminin dogal olarak "ilk di!" uzerine tasarland1g1 goriilmektedir. Ba$lang1c;:ta blitun kelimeler, hie;: degi$meyen unlu+ iinsfu (vokal+konson) kahb1 ile, tek heceden ol~uyor足 du. Daha sonra heceler daha kan$Ik anlamlar vermek ic;:in, bir kelimenin anlam1 hecelerin anlamlannm toplamma e$it olacak $ekilde birle~tirildi. Zamanla baz1 heceler sonek haline geldi. Suregiden uzmanla$ma zaman ic;:inde kelime sm1flanm yarato. "ilk dil"de kelimeler rum i~levleri kendilerinde birle$tiriyordu.10 Bu teori yalmzca 5

Falih R11k1 Atay, <;:ankaya. Atatiirk'iin Dogumundan Oliimiine Kadar, istanbul, 1968, s.473-475. Tiirkiye 1923-1973 Ansiklopedisi, istanbul, 1974, 4. Cilt, s. 13 71. 6 Tiirkr;e'ye (Tiirkiye'nin dili, Osmanh Tiirkr;esi) ka~1 (Tiirk dilleri ailesine ait "Tiirkic". 7 1935'de 1400 kadar Arapr;a ve Farsr;a kokenli kelime Tilrkr;e kokenli olarak tamuld1. (Heyd, a.g.e. s.33.) 8 Atay, a.g.e. s.475-476. Mahmut Gologlu, Tilrkiye Cumhuriyeti Tarihi 2. Cilt: Tek Panili Cumhuriyet, Ankara, 1974, s.140. 9 Steuerwald, a.g.e., s.89. 10 Teorinin ilk tamt1m1 1935 Kastm'mda Ulus gazetesinde yaym-

53


54

morfoloji, fonoloji ve en ba~ ta etimoloji ile ilgilenmektedir. Hi\:bir zamah tek kelimeden daha geni~ birimleri kapsayacak ~ekilde geli$tirilmemi~tir . 1935-38 yillannda Gune$-Dil Teorisi uzerine \:Ok say1da eserin yayinlanmasma ragmen, taraftarlanmn getirdigi kamtlar olduk\:a zay1f kalm1~ur. Arahks1z suren iddialar i\:in bir tek kamt sunulmu$tur, o da, degi~ik dillerdeki sozluklerden, bir semantik kok etrafmda bulunan ve belli bir ses benzerligi gosteren baz1 kelimelerin toplanmas1d1r. Sonra, bu kelimeler orijinal bi\:imlerine indirgenmi~tir (v+ k kahbmda bir heceler serisi), tek tek heceler yorumlanm1~ ve kelimeler arasmdaki benzerlikler vurgulanm1~ur. Bu yontemde, varolan etimoloji teorileri hi\:e sayilarak her dilden ve tarih doneminden kelimeler kullamlm1~nr. Ornek olarak ~agida "yol" semantik kokunun etrafmdaki kelimelerin analizini veriyorum: ag+at+ar+ig+ih tarih (Arap\:a) tarik (AraP\:a) ag+at+ar+ig+ik route (Frans1zca: yol) ug+ur+ut+eg+¢ rue (Frans1zca: cadde) ug+ur+¢+ug+¢ rah (Frans1zca: yol) ag+ar+¢+¢+ah ara (Tiirk\:e) ag+ar+¢+ag+¢ Eger unlulerin hi\:bir onemi olmad1g1 kabul edilirse, yukandaki kelimelerin, bazan farkh yerlerde olsalar da, aym unsurlardan olu~tugu goriilebilir. Bu unsurlar uzerine hayalperest ve \:Ok engin yorumlar yap1lmaktadIT.11 Bu garip teori nereden \:Ikm1~ur? Taraftarlan surekli ve kesin olarak bunun tamamen yeni ve ozunde Turk bir teori oldugunu belirtmi~tir. 12 Teori 'Turk dehas1" olarak nitelenmi$tir.13 Bununla birlikte teoriye yol gosteren birka\: kaynak sITalanabilir. Turk Dil Cemiyeti'nin karde$ kurumu niteligindeki 193l'de kurulan Turk Tarihini Tetkik Cemiyeti'nin ~uphesiz \:Ok onemli bir yeri vardi. Dil Cemiyeti, Gune~-Dil Teorisi'nin k1smen, karde~ kurumun geli~tirdigi ve butun buy:ik uygarhklann ozde Orta Asya Turklerinden \:Ikt1gm1 ileri suren milli tarih tezine dayand1gm1 kabul etmi~tirH Ancak en onemli etkiler yabanc1 kokenli idi. l 935'te Avusturyah "oryantalist" H.F. Kvergic Turk Dil Cemiyeti'ne La psychologie de quelques elements des langues turques (Turk Dillerinin Baz1 Unsurlannm Psikolojisi) ba~hkh bir yazi,.gonderdi. Bu yaz1 cemiyetin yonetim kurulu uyelerinden Ahmet Cevat Emre'nin \:ekmecesinde kalm1~u . Cemiyetin nadir ciddi dilbilimcilerinden biri olan Emre yaz1y1 degersiz bulmu~tu, ancak yaz1sma bir yamt alamayan Kvergic bu kez Ataturk'un kendisine bir nusha gondermi~ti. AtatQrk yaz1dan et-. kilenmi~ ve Dil Cemiyeti Gene! Sekreteri ibrahim Necmi Dilmen'e teoriyi inceleme gorevini vermi~ti. Cemiyetteki daha ciddi dilbilimciler Kvergic'in teorilerini degersiz bulup onemsemezken Ataturk bu tutumlannm kiskan\:hktan kaynaklanm1~ olabileceginden ~uphelene­ rek, dilbilimcilerin bu teoriyi ciddiye almalannda ISrar etmi~ti. Ataturk'un te~vikleri ile Dilmen, Di! Cemiyeti'-

nden birkai; arkad~1 ile biraraya gelerek, yaz1yi 1935 Kas1m'mda yayinlanan ilk Gune~-Dil Teorisi versiyonu haline getirmi~tir. Bunu izleyen y1llarda, teori Dil Cemiyeti'nin baz1 unlu uyeleri tarafmdan etkin bir bii;imde desteklenmi~tir. Dilmen'in d1$mda Hasan Re~it Tankut, Agop Dilai;ar, Saim Ali Dilemre ve ismail Hami Dani~ment'den de soz etmek gerekir. Bu insanlann profesyonel dilbilimciler olmad1klan da ak1ldan 1;1kanlmamahd1r. Onlar genellikle siyasi mevkilerde olan avukat, doktor ve kamu i;ah~anlanydi.

En onemli esin kaynaklanmn kimler oldugunu yaz1lanndan anlayabiliyoruz. Kvergic'ten daha once bahsedilmi~ti. L'Origine des langues, des religions et des peuples (Dillerin, Dinlerin ve Halklann Kokeni, Paris, 1932-1933, 2 cilt) adh kitabmda, Gune~-Dil Teorisini ammsatan analitik bir yontemle Sumer dilinin "ilk dil" oldugunu kamtlamaya \:ah~an Fransisken rahip Hilaire de Barenton'un da onemli bir yeri vardir. Sumerlerin, Orta Asya'dan Mezopotamya'ya go\: etmi~ bir Turk kavmi oldugu, \:Ok a~m Turk milliyet\:ileri tarafmdan bir geri;ek olarak kabul edilmekteydi. F.Lenormant'm La langue primitive de la Chaldee et les idiomes touraniens (Kalde'nin ilkel Dili ve Turan Deyimleri, Paris, 1875) adh kitab1 bu du~unceye kaynak olarak gosterilir. Psikolojik ve antropolojik kamtlarda 1srar etmek konusunda sadece Kvergic ve Hilaire de Barenton'dan degil ayn1 zamanda].Vendryes'in La Langage'mdan da (Paris, 1921) esinlenilmi$tir. Bu teorinin yazarlanm etkiledigi goriilen diger isimler ise "glottogony"de Marr ve Trombetl:i, fonetikte Meillet, Tillio ve van Ginneken ve ka~1la$t1rmah dilbiliminde Regnaud, Brockelmann ve Autran'dir. 16 Tabii onemli bir sorun da bu teorinin ne kadar inandmc1 oldugudur. Teorinin geni$ \:apta desteklenmi~ olmas1, tek ba$ma \:Ok fazla bir ~ey ifade etmiyor, \:Unku bunun ardmda \:Ok giizel oponiinist nedenler vard1. Bir yandan bu teori tasfiyecileri kokle~mi~ yabanc1 kelimeler ii;in etimoloji yaratma zorunlulugundan kurtarm1~-

11

12 13 1'1 15

16

land1. iki yildan fazla bir zaman boyunca Ulus gazetesinde teori iizerine siirekli makaleler r,;1ku . l 935'de Ulus yaymlan teori hakkmda ayn bir bro~iir yayinlad1 ve iki y1l boyupca bu bro~iir tekrar tekrar basild1. 1936-1938 yillannda Turk Di! Kurumu'nun yaym orgam olan Tiirk Dili dergisinde, Ulus gazetesinde r,;1kan makalelerle birlikte Kurum'un onde gelen iiyelerinin yeni makaleleri ve teori iizerine yapuklan onemli konu~­ malar yaymland1. Tiirk Dili 19 (1936 Agustos) s.52-55. Tiirk Dili 20 (1936 Ekim) s.11 ve 52. Steuerwald, a.g.e. s.87-88. Turk Dili 20 (1936 Ekim) s.11. Tllrk Dili 20 (1936 Ekim) s.5-6. Ahmet Cevat Emre, iki Neslin Tarihi - Mustafa Kemal Neler Yapu, istanbul, 1960, s.342-346. Ozellikle Marr'm onemli bir etkisi oldugu goriiluyor. Yeni teori one siiriilmeden once Tiirkiye'de kon~malar yapmI?ll. (Emre, a.g.e. s.344) Birikim 2 / HAZiRAN 1989


n. Obur yandan halk istedigi kelimeyi kullanmakta serbestti, r;unku yabanc1 kelimelerin dahi Turkr;e kaynakh oldugu kamtlanm1$t1. Butun bunlar kuvvetli milliyet<;i duygulara seslenen bir teorinin yaranlmas1 ile ba$anlmI$tl. Bu nedenle teori, ona inanmayan, ancak sonur;lara bakmayi tercih eden insanlar tarafmdan dahi memnuniyetle ka~ilanm1$U . Gerr;ekten inananlann sayismm oldukr;a az oldugu goruluyor. Yine de, gunumuz Turl< tarihr;ilerinin s1kr;a yapng1 gibi, tum hikayeyi taktik bir manevra olarak gonnek biraz abarnhdir.17 Her ne kadar Dilmen, esnek bir oportunist olarak tamnhyorsa da 18 onun ve teorinin 6teki taraftarlannm 1936-37'de yazd1klan makalelerden teorinin dogrulugu konusunda gerr;ekten ikna olmad1klan gibi bir sonur; r;1kannak oldukr;a zordur. Teoriyi o kadar yaygmla$tlnnalan ve hatta uluslararas1 destek kazanmaya r;ah$malan da bu yondeki i$aretlerdir.. Atarurk'e gelince, r;agda$lanmn soyledikleri onun bu teoriden olduk~ etkilenmi$ oldugunu ve geli$mesini te$vik ettigini ar;1kr;a gostennektedir. 19 Bu $a$1nic1 olabilir, ancak her $eyden once donem a$m milliyetr;ilik donemiydi ve bu tutum, Ataturk'un Turk Tarih Kurumu'nun milli tarih tezlerine verdigi destek -ki bu destek gayet iyi belgelenmi$tir- ile paralellik ta$1maktadIT. 1936 Agustos'unda yap1lan Or;uncu Turk Dil Kurultayi s1rasmda ve somasmda Gune$-Dil Teorisi popularitesinin doruk noktasmdayd1. Kurultay'da onaylanan

yeni program bu teori uzerine geli$tirilmi$ti. Ancak oturuma davet edilmi$ olan yabanc1 uzmanlar, Ataturk'iln hayal kmkhgma ugramasma ragmen bu teoriyi dogrulamay1 reddetmi$ti. 20 Kurultay'dan soma teori bir sure resmi doktrin olarak kald1. _Ankara Oniversitesi Edebiyat Fakultesi ogrencilerine zorunlu ders olarak verildi. Kvergic 1936-37'de Almanca dersleri vennek uzere Ankara'ya davet edildi. Hir;bir zaman bu teoriye kar$I buyuk ele$tiri hareketleri geli$memi$ olmasma ve hir;bir zaman resmen iptal edilmemesine kar$m doktrin r;ok uzun sure ayakta kalmam1$tlr. Ataturk'un hastahg1 ve ardmdan gelen olumu ile, 1938'den soma teori terkedildi ve dil refonnu hareketi giderek sessizlige bun1ndu. Gunumuzde ise merak uyandITan ve biraz rahats1zhk veren bir tarih episotu olarak degerlendirilmektedir. <;eviren : AY~EN EKMEK<;i 17

Heyd a.g.e. s.33-34. Teori genellikle, Atatiirk'iin a?m tasfiyecileri engellemek veya dili zenginle?tirmek iizere, bilirn;li bir gayreti olarak tamulnU?tlr. {Atay, a.g.e. s.4 79) 18 Emre a.g.e. s.344. 19 Emre a.g.e. s.345. Steuerwald, a.g.e.s.88. (Agah Sim Levend'den ahnu) 20 O~iincii Oil Kurultayi'nm Giine? Oil Teorisi Komitesi'nin yabanc1 iiyeleri Tiirk dilinin afa?Onlmas1 gerektigini kavram1?lard1. Teori hakkmda makaleler yayinlamayi da kabul ettiler, ancak, ~ogunluitu konu iizerinde bir fikir olU?turmak i~in zamanm c;:ok ktsa olduitunu belinti. (Turk Dill, 21-22 (1937 Subat), s.104-105.)

55


R E

s

M

L

G A

y

R

â&#x20AC;˘â&#x20AC;˘Turk dehaa1''n1n urunu muhte.em teorll U\:uncu Oil Kurultay'mdan once, hemen her gun, Atatlirk'u \:Ok eglendiren birtak1m analizler yaymlamyordu. Ata'nm -kultur inkilab1 hedefine ula~maga- yard1mc1 sayd1g1 bu analizler "Gune~-Dil Teorisi" ismi verilen, bir sozde nazariyeye istinat ettiriliyordu. Bu analizlerle -Arap<;:a. Fars\:a, Frans1zca-, her kelimenin Turk<;:e oldugu ispat ediliyordu' Kultur inkilab1m1zm bu ficube teorisi nas1l dogmu~tu? Dr. es lettres orientales, H.F. Kverdi<;: (Vienne) imzasiyle bir mektup ve ''Psychologie des Langues Turques" (Turk dillerinin psikolojisi) isimli, bozuk bir Frans1zca ile yaz1lm1~. daktilo makinesiyle tape edilmi~ 4 7 sayfahk bir defter ald1m.

R E

s

M

T

A

R

H

( ... ) Arkada~lara eserin muhtelif yerlerinden sayfalar okudum, sonunda Kverdi<;:'in sozde psikolojik analizlerinde hi<; bir ilmt k1ymet bulunmad1gma hep birlikte kanaat getirildi. Bu kanaatimize gore yaz1lacak ve Gazi Ataturk'e su-

( ... )

Bu acayip etudun ba~mdan , onasmdan birka<;: sahifesine goz gezdirince tamamiyle esass1z ve k1ymetsiz oldugunu anlayarak bir okul defterini and1ran o yaz1yi <;:ekmeceye atnm, arkada~lara ondan soz a<;:maya bile luzum gonnedim. Fakat Dr. Kverdi\: benden cevap almaymca ba~ka biriyle etiidunii Ataturk'e takdim ettirmek yolunu bulmu~! Ata, "Turk dillerinin psikolojisi" ismini ta~1yan bu yaz1ya merakla bakuktan soma, Cemiyetin gene! sekreteri ibrahim Necmi Dilmen'i <;:agmarak venni~ ve verirken: "muhim gorfinuyor, dikkatle bak1lsm" demi~ .

56

Bu yaz1ya bakmak uzere toplanan arkada~lara, Dr. Kverdi<;:'ten benim de iki ay once aym yazmm bir niishasm1 alm1~ oldugumu, fakat tamamiyle degersiz bir ~ey gorfindiigunden, rr.iizakereye koymaga liizum gormedigimi soyledim ve eserin muhtevas1 hakkmda izahta bulundum:

Saim Ali Dilemre: "Bu da bajenilmezse intihar ederim" deyince. AtatOrk merhamet etti, dorduncu analizini yayinlatt1; boylece genel dilbilimi profesbrO oldu . Birikim 21HAZiRAN1989


Ahmet Ceval Emre: Ataturk tarafmdan, Gune~­ Dil Teorisi' ni "Profesorler yap1yor, sen neye anlam1yorsun" diye azarland1.

zi de refiize olunca, bir dorduncusunu sunuyor ve "bu da begenilmezse intihar ederim" figaniyle umitsizligini bildiriyordu! Ata merhametli bir giilumseme ile Deli Saim'in de analizini ne$rettirm~ti. Bu ba~andan soma, Saim Ali'nin Dil-Tarih Fakultesinde Genel Oil bilimi Profesorlugu saglanm1~ oldu! Dr. Kverdic;: de Viyana'dan davetle gelmi$ti; uydurulan yeni teoriye o da $3$ID1~, fakat pek itiraza cesaret edememi$ti. Bizimkilerin analizleri onunkilerden daha orijinal idi: her kelime "ag" ana kokunden ba~hyarak burun elementleri keyfi anlamlarla s1ralanarak istenilen neticeye ula~tmhyordu!.. Ataturk, guvendigi bu kadar namuslu insanm, milleti ve kendisini aldatmada ittifak edebilecegine ihtimal vermiyordu. Benim tenkidime klZlyor, "ukalahg1ma" veriyor, "profesorler yap1yor, sen neye anlam1yorsun?" diye c;:anyordu. "Anlamaga c;:ah$1yorum, efendim" demekten ba$ka cevap bulamaz olmu~tum. ( ... )

nulacak yaz1 bana birak1ld1. Hazirlad1g1m yazmm, benden ba~ka , altma rahmetli Yusuf Ziya Ozer ile Nairn Hazim Onat ta imzalanm amlar; ibrahim Necmi de yaz1y1 Ataturk'e goturdu. Ata tenkidi biraz benim istirkab1ma (yazan kendime rakip sayd1g1ma) vermi$, "psikolojik analizler bana ehemmiyetli gorunuyor" diyerek eski fikrinde israr etmi$. ilk insanlann bir korku veya hayret ve hurmet altmda, -mesela ~im~ege, yildmma, doguya, banya, bulutlara, yagmura ka~1- Aa! Oo' Ag! Og! gibi unler c;:1karm1$ olabilecegini ve dilin bu gibi haykm~larla ba$hyarak c;:ikm1~ olabilecegini de anlatm1~! Ata'nm bu gon1~unu dinliyen ibrahim Necmi arkada$lardan Hasan Re$it'le Nairn Haz1m'1 alarak, Abdulkadir'i de yanlanna c;:ag1rarak i$i muzakereye giri$mi$ler; dil dogu~;u (glottogonie) teorilerine ba$ vurmu~lar, tek dogu$c;:u (monogeniste) Trombetti ve N. Mar gibi dil bilimci alimlerin teorilerini kan$Urm1$lar ve nihayet Dr. Kverdic;:'in analizlerinde muhim esaslar ke~f etmi$ler' Abdulkadir, daha evvel Tiirkiye'ye gelmi$ olan Rus dilcisi Nikolay Mar'm konferanslanm iyi kavnyarak Tiirkc;:e'ye c;:evirmi~ oldugu gibi eski Tiirk kaynaklanndan, Uygur sozliigunden, Yakutc;:a: Pekarskiden ... her turlii maksada uygun malzeme bulabilen bir yazar olabilmi~ti . Nairn Hazim Arapc;:a'nm Tiirkc;:e'den c;:1km1$ oldugunu cilt cilt eserleriyle ispat eden bir alimimizdi. Hasan Re$it, sonlannda, "sun/sm" bulunan Mersin, Samsun, Giresun gibi $ehir isimlerine dayanan onomastik bir ara$Urma yaymlamI$lL ibrahim Necmi'nin de geni$ kavray1$h ve uysal, oportunist karakteri vard1. i~te Gune$-Dil Teorisi bu alimlerimizin kolaborasiyonundan (birlikte c;:ah~malanndan) meydana c;:ikm1$ur. Gune$-Dil analizleri yaymland1kc;:a amatorleri de c;:1k1yordu. Bu s1rada Dr. Saim Ali (Dilemre) bir analiz yap1p gonderdi, Gazi begenmedi; ikinci ve ilc;:ilncii anali-

Kurultayda, teori, Banh turkologlann tenkidine ugraymca Gazi'nin bizim profesorlere olan giiveni sars1ld1, aldat1lrn1$ olduguna kani oldu. Ondan sonraki Gune$Dil analizleri eglenceli bir bulmaca oyunu halini ald1. Ata, aruk her isteyene analiz yayinlamasma izin veriyordu; hatta bir analizin, kitap raflannm tozunu almaga ve istenilen kitab1 getirmege memur Nuri isminde bir gencin imzas1yle yayinlanmasm1 emretmi~ti! Bununla profesorlerin ~arlatanhg1 yl1zlerine vurulmu$ oluyordu. Ahmet Cevat Emre,

iki Neslin Tarihi, Hilmi Kitabevi, ist. , 1960,

s.342-345

• • Banyoda akl1ma geldI'' Rahmetli Yusuf Ziya [Ozer] nereden ve neden dilci idi, bilmiyorum. Ba$hca hilneri, hangi dilderi esashca bir kelime soyleseniz, ashm Turkc;:e c;:1karmakn. ~akac1, modac1 ve dalkavuk da degildi. Bulu$lanna inand1gmdan $flphe etmezdim de nas1l olup da inand1gma $a$ard1m. Nihayet akh manug1 yerinde bir fakulte hocas1 degerli bir eczac1 idi. Kendisi ile latife yollu taru~malarda bulunmak, dil sohbeti gecelerinde Ataturk'un ba$hca zevk- · lerinden olmu~tur. Bir defa "Duk" kelimesi haura gelmi~ti. Yusuf Ziya: - Turkc;:edir, "tok"dan gelir, dedi. Gelir mi gelmez mi, nic;:in gelir, nas1l gelebilir, diye konu~uldugu sirada, Ataturk'iin eski ve nekreci arkada~­ lanndan Salih Bozak: - Buldum, buldum, dedi. Hepimiz yuzune bakuk: - "Duduk"den gelir, dedi. Ataturk, Yusuf Ziya'y1 gilcendirmemek ic;:in ka$lanm c;:am:

57


Yusuf Ziya, hangi dilden olursa olsun kelimenin aslinin TUrk<;;e oldugunu " yatagrnda sag1ndan soluna donerken" mi buluyordu? Soldan 1tibaren: Yusuf Ziya Ozer, Nairn Hazim Onat, Mazhar Mufi! Kansu, ibrahim Necmi Oilmen ve ismail M0$1ak Mayakon bir di: sohbetinde.

- Sen alay m1 ediyoruz, samyorsun? - Hayir pa~am ... Diikler yalmz tok olmaz ya, diidiikleri de oter de ondan yak1~urd1m. Ba~ka bir sefer Atatiirk, Ziya Bey usulii bir benzeti~ marifeti yapmaya kalku, rahmetli hoca dudaklanm biikerek: - Olamaz, efendim, dedi. Atatiirk'iin sagduyusu yerinden oynad1: - Nic;:in olmazm1~ Beyefendim? Sizin benzettiklerinizin kitapta yeri var m1? Yooo ... Yatagm1zda sagm1zdan solunuza donerken hatmmza geliyor. Soyliiyorsunuz . . Benimki de bu sabah banyoda akhma geldi. Falih R1fk1 Atay, Mustafa Kemal'in Mutareke Defteri, Kultur Bakanhgt Yay., Ankara 1981, s.66-67.

• •s1z Amerlkal1 degil, Tiirksiiniiz • •• ' '

58

Ankara Palas Oteli salonlan s1k s1k biiyiik balolara sahne olur ve bunlann baz1lannda, ~eref misafiri olarak Ataturk de c;:agnh bulunurdu. Bir gece yine boyle buyiik balolardan biri veriliyordu. Kmlay eliyle diizenlenen baloda Ataturk clans ederken elinde viski kadehiyle dola~an uzun boylu bir adama yakla~tl. Duru~undan bir yabanc1 oldugu anla~1hyordu. Atatiirk, yanmda bulunan Dl~i:?leri Bakam Tevfik Rii~tii Aras'a: - "Bu mosyo kimdir?" diye sordu. Tevfik Rii~tii Aras da:

- "Pa~am, Amerikan gazetecisidir," deyince tam~tml ­ masm1 istedi. Tam~tmld1lar. Atatiirk'le yabanc1 gazeteci arasmda Frans1zca olarak ~u konu~ma gec;:ti: - "Hangi irktans1mz?" diye sordu. - "Amerikahy1m." - "Haytr, siz Amerikah degil, Turksiiniiz," diye kar:?Ihkta bulundu. Amerikah once ~a~mm~t1. Aralannda bir anla~mazhk oldugunu :;:m;uak yine ilk soziinde diretince Ataturk: - "Kristof Kolomb'tan elli yil once Tiirkler Amerika'yi ke~fetmi!?ler," diye ba~lad1 anlatmaga. Amerikah can kulag1yla dinliyordu. Atatiirk, buna omek olarak miizelerimizde ceylan derisinden yap1lm1~ haritalar bulundugunu, Amerika'ya giderken rastlanan Karaib denizindeki Kayik Adalanmn Turkc;:e oldugunu, bunlardan en buyiik olanmm "Biiyiik Turk" adm1 ta~1d1gm1, buradaki ahaliye Turk denildigini, Kay1k kelimesinin onlarda da, bizde de sandal anlamma geldigini, Kanarya Adalanmn admm "Kanari" olarak yaz1ld1gm1, Kanari'nin bizim Tiirkc;:ede Kanarya ku!?U oldugunu anlattlktan soma Amerikahya: - "Siz Amerikahlar Orta Asya'dan hicret ettiniz. 01samz olsamz Turk olabi!irsiniz," diye sozlerini bitirdi. Amerikah Ataturk'u gittikr,.e anan bir heyecan ve ~a~­ kmhkla dinliyordu. Bunca yilhk meslek hayatmda iilkesi hakkmda bu denli ilginc;: bilgileri olan kimseye hie;: rastlamam1~t1. Ataturk'un c;:ekiciliginden bir turlu kendini kunaram1yor, daha ~ok konu~mas1 ic;:in turlu bahaneler buluyordu. Goril~me saatlerce surdu. Bir ara Amerikah gazetecinin, c;:evresindekilere: Birikim 2 / HAZiRAN 1989


- "Hayaumda tamd1g1m en harikulade adamla ~imdi dedigini haurhyorum. Amerikah gazeteci Atatiirk'un ilgisini gordiikten sonra birkac gunlugiine geldigi Turkiye'deki kah~m1 uzatt1. Gunlerce miizelerimizde incelemeler yapu, cah~u. notlar ald1. Amerika'ya gidince de : - "Biz Amerikahlar TOrkten b~ka bir ~ey degiliz," diye yaz1lar yazm1~ . Bizim Turk gazeteleri de Amerikalmm yaz1lanm cevirmi~lerdi. ka~1 kar~1yayim ,"

Cerna! Granda, Atarurk'iin U~gi idim, Hiirriyet Yaymlan, istanbul, 1973, s.278-279.

Karanl1klar1 ortadan kald1racak blr HJ•kl Yurtta~lanm,

Bugun bayram1dir, Dil Turkler icin Oil bayram1 demek, hakikatte, milli bir Turk bayram1 demektir. C::iinkii -birtak1m bilginler ne derse desin, ba~ka milletler icin ne yolda dii~uniiliirse dii~unulsun- Tiirkliik icin dil, milliyetin bir damgas1dir ve Tiirkler, varhgm hangi zamanmda olursa olsun, nereye gitmi~ler ve nerede yerle~mi~lers_e dillerini de birlikte gotiirmii~ler ve oralara yaym1~lard1r. Uzak gecmi~in karanhklan arasmda ana yuman aynlarak b~ka diyarlara gocm~ olan Tiirklerin bugiin b~ka ba~ka adlar alm1~ dillerinde bile Turk dilinin izleri canh olarak ya~amaktadir. Bu izleri yeni Tiirk Oil teorisinin 1~1klan altmda bugun ac1k olarak goriiyoruz. i~te hu bak1mdan Oil bayram1 gercekten bir milli bayram say1hr. Bayram1m1z kutlu olsun! ( ...) Alfabe ink1labiyle dil ink1lab1 arasmda ATATORK'iin nur ve hakikat sacan gorii~u . Tarih iizerinde durmu~-

tur. Tarihin karalular icinde goriinen belirsiz manzaras1 uzerine bu gorii~un doktugu yeni 1~1k Turk Tarih tezini dogurdu. ( ... )

Birinci Oil Kurultaymm programmda Tiirk dilinin yeryiizu dilleri arasmdaki yerinin tayini, dilimizin en yeni ve en medeni ihtiyaclan kar~1layabilecek bir tekamule erdirilmesi maddeleri yaz1h idi. Daha o gunden Sumer ve Eti dillerinin ana Turkcenin birer lehcesinden ba~ka bir ~ey olmad1gi ileri suriilmu~, Tiirk dilinin Hint-Avrupa dillerine ve Semitik dillere kok sald1g1 gosterilmi~ idi. Bunlan lay1k olduklan ehemmiyetle telakki edemeyenler, dil i~ini yalmz bir tasliye meselesinden ibaret gibi gormu~lerdir. Ancak, inkilabm temelini kuran Buyiik De- · ha yolunu ~a~1rmad1. 0, onumuzdeki buyiik i~in, yalmz kelime yerine·kelime koymakla halledilebilecek kadar basit bir !lmeliye olmad1g1m biliyordu. 0, hakiki dil mkilabmm, Turk dilini Avrupa klasik lengiiistlerinin b1rakt1g1 yalmzhk ko~esinden c1karmak ve ona dil histuvar ve prehistuvanndaki hakiki yerini vermekle yap1lacagm1 takdir ediyordu. 0, dilin fakirle~tirilmesi degil zenginle~tirilmesi , bunun icin de Turk dilinin hakiki haznelerinin ara~tmlmas1 ve bulunmas1 laz1m geldigini goriiyordu. ( ...)

Turk dilinin ilmi olarak analizi neticesinde bugiin aruk ana dilimizin Hint-Avrupa dillerinden ve Semitik dillerden bamba~ka bir dil olmad1gi, Turkcenin butiin kultur dillerinin ana kaynag1 oldugu sabit olmu~tur. Bu biiyiik hakikati ortaya koyan Turk Oil tezi, "Giine~-Dil Teorisi" adm1 ta~1maktad1r. Ancak iki y1ldan beri uzerinde cah~maga ba~lanm1~ olan Turk Dil Teorisi, bu k1sa zaman icinde umulmaz muvaffakiyetler gostermi~tir. Gecen y1l Ocuncii Turk Oil Kurultaymda Gune~-Dil Teorisi, Turk bilginleri agzmdan blitun yurda ve Kurultaya davet edilen Avrupah ve Asyah bilginler vas1tasiyl.e biitun ilim dunyasma anlanld1. Heniiz teoriyi yeni tari1yan klasik dilciler bile biiyuk bi~ alaka ile bu meseleyi tetkik ihtiyacm1 duyduklanm soylediler. inkilapci ruh ta~1yan bircok dilciler de teoriyi dogrudan dogruya kabul ettiklerini bildirmekte tereddut etmediler. ( ... ) "Gune~~Dil Teorisi"nin milli ve beynelmilel ilim top-

lanulannda yer tutmasmm ve uzerine alaka .;:ekmesinin hakiki sebebi, bunun dil bilgisindeki karanhklan ortadan kald1racak parlak bir hakikat 1~1g1 olmasmdan ibarettir "Gune~-Dil Teorisi", k1sa bir gorii~un zannedebilecegi gibi, yalmz dilimizin muhta.;: oldugu birtakim keliibrahim Necmi Oilmen: . melerin Turk aslmdan geldigini gostermek gayesiyle orTOrk Oil Kurumu Genel taya konmu~ degildir. Teorinin as1l hedefi, Turkcenin Sekreteri'ne gore kultur dillerinin ana kaynag1 oldugunu meydana c1kardunyadaki butun kultur makur. dilleri "ana Turk dilinin Orta Asya'da ilk neolotik ve magden meµeniyetlerini · birer lehr;;esi" .

59


den ba?ka hir;bir olr;u boyle bir muvaffakiyet gosterememi?tir. ( ... )

Onumuzdeki c;:ah?ma yillannda bu teori uzerinde daha c;:ok derinle?erek dil muammasmm butun ilmf s1rlanm ortaya koyacag1m1za inamyoruz. ( ... )

Dilimizde kullamlan J:?irtak1m terimler var ki bunlar Frans1zca samlagelmektedir. Bunlardan birtak1m1 herkesin bilip manasm1 anlad1gi "elektrik, metre, gram, otomobil, motor, telgraf, telefon, gramofon ... " gibi kelimelerdir. Birtak1m1 da yalmz yl1ksek ilim mefhumlan anlatan ve ihtisasa taalluk eden fenni ve ilmi tabirlerdir. Bu gibi kelimeler uzerinde c;:ah?1hrken, bunlann ana Turk dili kaynagmdan geldigi tahakkuk edenlerini almamaga bir sebep yoktu. ( .. )

Butun bu c;:ah~malan ve bunlardan elde edilen yuksek neticeleri, hep Turk milli dehasm1 kendi Yuksek Varhgmda toplayan Ulu Onder ATATURK'un deger bic;:ilmez ir?atlanna borc;:luyuz. Bu kutlu bayram gununde Kendisine Turk dilciliginin sonsuz sevgi ve sayg1lariyle ?ukranlanm sunar, Dil bayram1m1z1 candan, gonulden kutlanm. Ozl~tirmecilec. dil devrimini kelime yerine kelime koymak sanirken, "buyuk deha yolunu $a$1rmadi" ve Gune$-Dil Teorisi ile " hakiki dil devrimi" ni ger9ekle$tirdi.

yaratan dedelerimiz Turkler, bu medeniyetleri indus vadisine, Mezopotamya'ya, Onasya'ya, Avrupa'ya, Ege ve Akdeniz sahillerine, Pasifik denizi adalanna ve Amerika'ya, velhas1l butun yeryuzune goturdukleri s1rada, bu medeniyetin lisam olan dillerini de birlikte goturrnu?lerdir. i?te bundan dolay1d1r ki kultur ta?1yan dillerin hepsinde Turk dili izlerini buluyoruz. Yalmz Sumer, Eti, Etriisk gibi Tii.rk dili oldugu ortaya c;:1kan dillerde degil, ilk c;:agm kulturiinu temsil eden Zent, Sanskrit, Arami, Suryani, ibrani, Keldani, Asuri, Eski Yunan, Eski Lltin ... dilleri ile Kelt, Lituvan , Eski Germen lehc;:eleri ve bugun yeryuzu~de kultur ta~1yan butun insanlar, hep ana Turk dilinin birer lehc;:esi olarak goriinuyorlar. "Amerika" admm Amerigo Vespuc;:i denilen zatm isminden gelmedigini Gignebaire'in Geopraphie universelle'inde bile okuyoruz. Guatemala yerlilerinin kulland1klan bu ismi Yakut Dili Lugatinde "Emerik" ?eklinde goruyoruz. Bugunku medeni dillerde kultur anlam1 ta?1yan kelimelerden hangisi uzerinde dursak, Turk Dil Teorisinin analiz sistemi bize bu kelimenin ana Turk dilindeki ashm gosterrnektedir. Mesela bizzat "kultur" kelimesi de boyledir. ( ... )

60

Bir kelimenin neden dolay1 ?U veya bu manaya delalet ettigini anlamak ve onun butiin kultur dillerindeki uremelerini bulmak hususlannda "Gune?-Dil" olr;usun-

5. dil bayrammda T.D.K. adma Gene} Sekreter ibrahim Necmi Dilmen'in soylevi, Tiirk Dili dergisi, No: 23-26, ilkte~rin 1937, s.9-14.

Gune9-Dll anallz ornegl: Kad1n (Kadm) kelimesi uzerine ~imdiye kadar ileri suriilen ik.i iddia vardtr: Bunlardan biri (kadm) kelimesinin (katmak)'tan geldigi, yani (kadm) sozumi.n erkege kaulan, zam ve ilave edilen manasma delalet eyledigi yolundaki du?uncedir. Gune~-Dil bak1mmdan bu izah kafi degildir. <;:unku (katmak) sozu de, hatta bunun koku denilen (hat) monosilab1 da analize muhtac;:ur. ikinci iddia, Turkceye (kadm) sozunun Almanca (gattin) tabirinden ger;tigi yolundad1r. Guya Osmanh imparatorlugu'nun istila devirlerinde bu sozun, bir saray tabiri olarak, Almancadan almm1~ 51ldugunu soyleyenler, Turk dilinin varhklanndan butun biitun bihaber kalm1~ olanlard1r. <;:unku 1200 y1lhk bir Turk yazm olan Orhon kitabelerinde (Kagan) tabirine kar~1 (Katung) kelimesinin bulundugundan haberleri yoktur. i?te -(hatun) ?eklinden ger;erek- (kadm) sozunu meydana getiren bu (Katung ) kelimesidir. Almanlann (gattin) kelimesi ve bundan "birle?tirrnek, baglamak" anlamlanyla yapuklan (gatten) mastan da, Almancadan Turkr;eye degil, ana Turk dilinden Turkc;:enin Cerrnen lehc;:esine gec;:mi?tir. (Kadm) sozunun etimolojik ?ekli ?Udur: (1) (ak

(2)

(3)

+ ad+ m) Birikim 2 / HAZiRAN 1989


Bunu izah etmeden once bu kelimenin daha eski ~e足 killeri olan (Hatun) ve (Katung) kelimelerinin etimolojik ~ekillerini de yazahm: (1)

Kadm: Hatun: Ka tung:

(2)

(ak +ad (ah + at (Ak +at

(3)

(4)

+m + un + ~n

+ .) + .) + ug)

Goriiliiyor ki, her iic,: kelimenin elemanlan biribirinin aymdir. (1) Ak, ah: Ana kok anlam1m kendinde tecelli ettiren, dogrudan dogruya onun yerine gec,:en birinci derece prensipal koktiir. Anlam1, "biiyiik, kudretli, hakim, efendi"dir.

(2) Ad, at: Sahip ve malik anlam1yle ana kok mefhumunu kuvvetlendiren, faaliyete malik oldugunu anlatan elemand1r. Bu ilk iki unsurun verdigi kelimeler (Akat), (ahat) sozleridir. Bunlann birincisi, Siimerlerle birlikte Mezopotamya'da hakim olan bir Turk oymagmm ad1dir ki kuv-

vet ve kudret miimessili olduklanm anlaur. ikincisi ise Tiirkc,:enin arap lehc,:esinde birlik ve teklik anlamiyle (Allah)'a verilen isimlerden biridir. Bu iki elemanla ifade edilen kuvvet ve kudretin, biiyukliigiin, sahipligin, efendiligin miimessili, "erkek"tir. (3) In, un: Yakm muhit, biti~ik saha anlamlanna (. + n) ekidir. Yukanda "erkek" mefhumunu teinsil ettigi gos-

terilen siijenin yakmmda, biti~tiginde, ta yanmda bulunan, onunla daima bir ve beraber olan bir siijeye delalet eder. i~te "kadm" ve "hatun" deyince anla~1lan mana da bundan ibarettir. Son "Katung " ~eklindeki eski "ng " miirekkep konsonunu temsilen konulan: (4) Ug: Bu yakm muhitteki siijeyi gostermege yarar. Goriiliiyor ki etimolojik analiz, (kadm)1 erkegin daima yam ba~mda , ondan aynlmayan, onun miitemmimi olan bir siije olarak ortaya c,:1karmaktad1r. ibrahim Necmi Oilmen, Tiirk Dilbilgisi Dersleri, istanbul Devlet 'sas1mevi, 1936, s.80-8 1.

61


D

E

Demokrasi Kurultayi

62

Nisan aymm son iki giiniinde toplanan Demokrasi Kurultayi iizerine \:Ok sey ktlnusuldu. Kuskusuz bundan sonra da konusulacak. <;agnh olanlar, olmayanlar, kanlmayanlar, d1slananlar vb ... He psi bir yana sagc1 politikacilann da kanld1g1, onciiliigiinii solcu aydmlann yapngi bu toplann ger\:ekten iddia edildigi gibi Tiirkiye'de demokrasi miicadelesi a\:1smdan "tarihsel bir olay" m1yd1, yoksa benzeri \:Ok y~nml$ bir aydmlar toplanns1 m1? Bu konuda su anda bir yargiya varmak olduk\:a zor; bunu zaman ve bun- . dan sonraki gelismeler gOsterecek. Ania kurultaym haz1rlanl$ ~malanna, toplanma bi\:irnine, kurultay sirasmda ve sonrasmdaki olusumlara bakacak olursak; "demokrasiyi kurma" gibi hayli iddiah bir \:agnyla baslanlan bir

N

girisimin bundan sonraki adnnlannda kapsayic1 ve \:Ok yanh olacagim soyleyemiyoruz. Elbette boylesi toplannlann demokrasi miicadelesi a\:1smdan onemi inkar edilemez. Ancak sol aydmlann diizenledigi bir kurultaya bir iki sag politikac1 kauld1 diye, "ulusal mutabakat arayislan" slirecinin hemen "ileriye dogru yiiriiyecegini" ve bunun ortak demokratik hedeflere ulasacagim soylemek o kadar kolay degil. Demokrasi i\:in bir mutabakat sozkonusu ise bunun toplumun tiim kesimlerinde tarnsilarak, onaylanmas1 gerekir. Kald1 ki, bu toplanuya kauhp etkili konusmalar yapan siyasal parti liderlerinin bu konuyu kendi orgiitsel yap1lanna, temsil ettikleri sosyal kesimlere nas1l gotiirecekleri de belli degildir. DYP ve RP i\:in is muhtemelen bir konusmayla kalacak, SHP ise bundan sonra hedeflenen \:ahsmalardan kendi orglitiinii mlimklin oldugu kadar uzak tutma-

M

E

ya \:ahsacaknr. Arna bize gore sorunun onemli yam bu degildir: Eger bu \:agn sosyalist aydmlar tarafmdan yap1lm1ssa, oncelikle sosyalistlerin bunu kendi i\:lerinde tarnsmalan ortak hedeflerini, kendi mutabakat noktalanm saptamalan gerekirdi. Bu nedenle, bu giri$imin hazirhk slireci ger\:ekten demokrasiden yana olan tiim kurulus, \:evre ve ki$ileri, solun ve sosyalist hareketin butlinlinii i\:ine alan asamalardan ge\:meliydi. Sol i\:inde saygin iki ismin ya da Kurultay Diizenleme Kurulu'nda yeralan kisilerin tek baslanna ~gnlan yeterli olmam1st1r. Nitekim, sosyalist solun baz1 kesimlerinin -belki de sehven- d1sarda birakilmas1, bu konuda "me$ruiyete" ve "kabul edilebilirlige" itibar edilmesi bu ilk toplantmm en goze batan zaaflanndan biri olmustur. Aslmda benzer ol\:Utiin \:agn yaptlan sag kesim i\:in de uyguland1g1 soylenebilir. Burada da yine "mesruiyet" aranm1s,

L

E

R

sozgelimi Refah Partisi d1$mda islamc1 hareketin diger kesimleri, radikal islamc1lar vb. de unutulmustur. Aym sekilde degi$ik bag1ms1z sosyalist ve Kurt gruplara, feministlere, \:evrecilere ve 路 diger gruplara .da \:agn yap1ld1gm1 sanm1yoruz. Blitlin bunlar girisimi baslatan ve \:agnyi yapan kisilerin -ne kadar iyiniyetli olurlarsa, olsunlarkendi deger yargilanna gore bir yere oturttuklan kurulus, kisi ve \:evrelere bu anlamda oncelik tamd1klanm gosteriyor. Nitekim sosyalist solun belli bir kesiminin bu ilk toplanuda ziyadesiyle temsil edilmesi de bunu dogruluyor. Bundan \:Ikan sudur ki hem haz1rhk a!?amasmda hem kurultay s1rasmda isin bi\:imsel yanma daha \:Ok onem verilmistir. Bu bize simdi artik pek fazla yank1 yaratmayan yillar oncesinin mutantan uluslararas1 toplanulanm haurlatn. 0 zamanlar da belli sendikalann, kadm ve gen\:lik orgiitlerinin ve kuBirikim 2 / HAZiRAN 1989


rulu$lann temsilcileri biraraya gelir, bic,:imsel olarak c,:ok parlak kararlar ahrd1. Oralarda da "temsil yetkisi" olan gruplar hep on s1radayken, hayat ba$ka yerlerde devam ediyordu. Nitekim diinyada baTI$ ve silahs1zlanma i<;:in verilen miicadeleyi bu alandaki "yan-resmi" kurulu$lar degil, gerc,:ekten miicadele eden 6rgiitler kazamrken; sendikal alandaki demokrasi mucadelesindeki son noktay1 boylesi toplannlarda on s1ralan i$gal eden Polonya'daki "resmi" sendikalar degil Dayam;;ma koyuyordu ... KURULTAYlN DEMOKRASiSi

Kurultaym i;;leyi;;ine ve yap1lan konu$malara gelince; iki giin siiren kurultay boyunca toplantmm usuliine ili$kin c,:ok fazla tartI;;ma olmad1. izleyiciler ise programm uygulanmas1 sirasmda sadece izlemekle yetindiler. Konu;;ma siirelerinin k1salnlmasma yap1lan itirazlar ise bu tiir toplannlann ah;;1lm1;; taru;;malanndan oldugu i<;:in son ana kadar kimse gene! olarak usule ili;;kin farkh goru;; beli"rtmedi ve toplann yonetiminden de bunu istemedi. Arna ikinci guniin son oturumunda :>turum ba;;kam Mahmut Dikerdem, toplantmm en hassas konusu say1labilecek Demokrasiyi izleme Komitesi'nin sec,:imi konusundaki oneriyi hi<;: tarn;;madan dahiyane bir bulu;;la "oylanmza degil, alk1;;lannrza sunuyorum" diyerek kabul ettirmek istemesi ba;;ta

Halil Berktay olmak iizere birc,:ok delegenin tepkisine yolac,:u. Fakat toplantmm belirlenmi;; bir usulii olmad1g1 i<;:in yap1la;1 itirazlar dogal olarak bir sonuca baglanamad1. Zaten toplantmm da sonuna yakla;;1ld1g1 i<;:in konu yeterince ele almmayarak, komitenin diger iiyelerinin sec,:imi Diizenleme Kurulu'na b1rak1ld1. Fakat bu bile boylesi toplannlarda daha onceden saptanm1;; belirli bir usuliin izlenmesinin zorunlu oldugunu gostermi;;tir. Bunun yamsira programda adlan belirtilen kon u;;macilann konu;;ma metinlerinin ozetleriyle, hepsinden onemlisi Tevfik C:avdar'm taru;;maya sundugu Program Onerisi'nin dagmlmayi;;1 ayn bir eksiklikti. Bu nedenle programda yeralan konu;;maolardan sonra kiirsiiye gelen delegeler arasmda giindemdeki sorunu taru;;may1p, ba;;ka $eyler soyleyen, sozgelimi demokrasiyi "bir kez daha" tammlayanlann sayis1 da az olmad1. KURSUDE DEMOKRASi

Kurultaym ac,:1;; konu;;masm1 yapan Aziz Nesin, ba;;ta bu giri;;imin bir parti kurulmas1yla sonuc,:lanmayacagm1 belinirken, ilk kez sagc1larla solculann belli bir zeminde biraraya geldigini, Tiirkiye'de demokrasi savunuculanmn <;:agnh olan ki;;ilerle sm1rh olmad1gm1 vurgulad1. Nesin'in 163. madde ile laiklik konusundaki yakla;;1m1 ise kurultaya kanlan birc,:ok ki;;iden, sozgelimi birlikte c,:agn yapnk-

lan Sadun Aren'den farkhyd1. Nesin, dinsel orgiitlenmenin devletin d1$ma c;:1kanlarak ozerkle;;tirilmesini savunurken, toplumun her tiirlii tabudan annmas1 gerektigini dile getirdi. Kurultaydan bir giin once Ugur Mumcu'yla Cumhuriyet'te yapm1;; oldugu soyle;;ide C:ekoslovakya ile Afganistan'm i;;gali konusunda aruk c;:ok az kimsenin sahip c,:1kt1g1 "resmi goru;;ler"i savunan Sadun Aren ise 163. maddenin hak aramayla ilgili olmad1g1m, bu nedenle sosyalistlerin bu maddenin kaldmlmas1 ic;:in mOcadele etmemesi gerektigini toplumda boyle bir miicadele veriliyorsa da buna sadece seyirci kalmacagm1, desteklenmemesi gerektigini savundu. Kurultayda en buyiik ilgiyi ve alkI$1 toplayan konu;;malar, ilk kez boylesi bir toplannya kanlarak, partileri adma "mutabakata hazir" olduklanm soyleyen Demirel 路ile Erbakan'md1. Herkesin kabul ettigi gibi, gerc,:ekten Demirel'e bu i$in "ustas1" demek en dogrusu. Y1llardir edindigi deneyimle kar;;1sma c,:1kng1 topluluklann dikkatlerini yoneltecekleri noktalan c,:ok iyi sec,:en Demi rel, Demokrasi Kurultay1'nda da yillarca kendisi~ ni siyasi muanz olarak gormii;;, kimi zaman alay etmi;;, kimi zaman nefret duymu;; solcu aydmlar ic,:in sihirli bir sozcuk bulffiU$tU: Konsensus. Demokrasi konusundaki temel dogrulan Siralarken 6zellikle bu sozciigiin al-

nm bir kac;: kez <;:izen Demi rel , demokrasilerde kendi deyi$iyle "dub! standart" olamayacag1m, demokrat olan her ki$inin "halkm hukukunu koruma" ile hallo yonetme konulannda farkh standartlar uygulayamayacagm1 savundu. Her <;e$it dii$iince 6zgiirliigunden yana oldugunu, dii$fmce ile eylemin birbirinden aynlamayacag1m soyleyen Demirel, biitiin bunlan yaparken, "devletin temel me$ru nizamma" yani demokrasiye hale! gelmemesi gerektigini de ekledi. Erbakan ise demokrasi konusunda daha uc;: noktalara vard1rd1g1 konu$masmda, dii$0ncenin eylemden ve orgiitlenmeden bag1ms1z olamayacagm1 soylerken kulland1g1 "erkekc;:e" soylem birc;:ok delegenin tepkisine yolac,:o. Nitekim bu husus, kurultayin ikinci giinOnde Sener Batta! tarafmdan duzeltilecekti. SHP lideri Erda! inonii ise sanki 26 Mart sec,:imlerinden yeni c;:1km1$ gibiydi. Demokrasi konusunda yap1labilecek her $eyi, dii$iince ozgiirliigiinO vb. muhtemel bir SHP i"ktidanna baglayarak, SHP'nin amac,:lanm s1ralayan, programmdan omekler veren inonii, demokrasinin kendini her zaman korumas1 gerektigini savundu. 163. MADDE SORUNU

Aslmda kurultaym en ilginc,: taru;;malan 163. madde ile ba$layan tart1;;malard1. Her nedense herkes bu konuda soz soylemeyi gerekli goruyordu. Programda konu$mac1 olarak yeralan ilhan Sel-

63


c;uk, bu konuda Ugur Mumcu ile aym gorii~leri payla~1rken y1llarca once yazd1g1 ~eylerin d1~mda bir yakla~1rn getiriyordu. Ancak, Selc;uk'un solun birligi iizerine soyledigi ~eyler ise kirnsenin ilgisini c;ekmedi. Gerc;ekte salondaki ki~ilerin bunu tart1~maya fazla niyetleri de yoktu. Bu arada zarnan zarnan 163. rnadde, laiklik ve Kernalizrn konusunda gerginle~en tartl~rnalarda "sata~ma var" diye soz isteyen Muammer Aksoy, adeta her yd Harp Okulu'nun ac;1h~ toreninde yap1lan yoklamada Atatiirk'iin ad1 okundugunda hep birlikte "Burada" diye cevap veren Harbiyeliler gibiydi...

64

Kurultayda ortahg1 bo$ bulunca kendine ozgli konu$rnalar da yapanlar yok degildi. Sosyalist Parti izmir orgiitii iiyesi bir konu$mac1, once kendi partilerinin admm izlencede neden duzen partilerinden sonra yaz1ld1gm1 sordu, ardmdan da delegelere Demi rel ve Erbakan'1 kendi ba$kanlanndan daha fazla alk1$lad1klan ic;in serzeni~te bulundu. Sonra da dergiler arasmda aynm yap1ld1gm1, kendilerine muhalefet eden bir dergiden iki ki$i c;agnld1gm1 ekledi. Bunun uzerine Duzenleme Kurulu adma sozalan Ozcan Kesgec;, kurultaya ki~iler adma c;agn yap1ld1g1m, dergilerin sozkonusu edilmedigini belinirken salonun giri$inde neden yalmzca Ad1mlar dergisinin sanld1g1 konusunda (bu konuda bir ~ey sorulmad1gmdan olsa ge-

rek) bir ac;1klama yapmad1 ... Kurultayda soz ahp, konu$an delegelerin c;ok az1 i~c;i .s1mfmm aylardu suregelen mucadelesinin boyutlanm gundeme getirdi. Sanki i$c;i sm1fmm bu eylernleri ve bir gun sonra gelen 1 Mayis, Kurultay'm kap1smdan ic;:eri girmemi~ gibiydi. 1 Mayis konusunda baz1 delegelerin s-iradan degerlendirmeleri d1$mda fazla bir $CY soylenmedi. Che yanda, i?c;:i sm1fmm sendikal onderlikleri de a$arak, kendi rnucadelesi ic;:inde, y~aya­ rak buldugu eylem bic;:imleri, ekonomik mucadelenin ula?t1g1 noktalar ba$ta DiSK yoneticileri olmak uzere hic;:bir delegenin giindeminde degildi. Bu konuda c;:ok $CY soylemesi beklenen Ba?tiirk ise yillard1r her toplannda tekrarlad1gi, aruk her sann bilinen, ah~ilrn1? konu?masm1 yapt1. i?c;:i sm1fmm eylemlerinin onemine deginen tek s:yasi parti lideri Ferit ilsever ise Bandan esen i?c;:i riizgan ile Dogudan gelen ozgurluk riizgannm ba$kent Ankara'da anafor yaratarak 12 Eylul'ii nas1l bogdugunu tasvir ederken (:in Devrimi'nin ve Mao Zedung'un yillar oncesinde kalan soylemini c;:agn?tmyordu ... Kurultay'da Demirel'in de bir etnik sorun olarak goriip, konu$masmda degindigi Kurt sorunu baz1 konu$mac1lann gunderninde degi?ik bic;:irnlerde yerahrken, c;ok say1da konu?mac1 .ise bu sorunun yanma bile yakla~mad1. Mehmet Bayrak ve oldukc;:a heyecanh konu?mas1y-

la Serhat Bucak bu sorunun Dogu'da duzenlenecek bir kurultayda ele almrnasm1 istemekle yetindiler. Arna salondaki baz1 delegelere gore, Kurultaym arnac;lad1g1 "ulusal ·rnutabakat"m s1mrlan ic;:ine ahnamayacak kadar guc;: olan bu sorunun hangi boyutlarda tart1$1lacag1 en bfi?ta Duzenleme Kurulu iiyeleri arasmda anla?mazhklara yolac;:acakt1. Sonuc;: olarak, Demokrasi Kurultay1'na bu kadar insam biraraya getirip, kamuoyunda oldukc;:a geni? etkiler yaratngi ic;:in bic;:irnsel olarak i$levini yerine getirmi$ bir organ olarak bak1labilir. Arna bir ba?ka ac;:1dan bak1lacak olursa, kuraltay; delegelerin sadece soz ahp, konu?abildikleri buna kar$1hk savunduklan gorii?leri tam anlam1yla tartl$amad1klan ve . dolayis1yla kurultay belgelerine de fazla yans1tamad1klan bir toplantl olmu?tu. i$te bu yamyla kurultay, gerek hazuhk a$arnasmda gerek toplann s1rasmda ve sonrasmd<'. "kendine ozgii" bir demokrasi yaratml$tlr. C:ah$ma Programmda onerilen Dernokrasi izlerne Komitesi, Demokrasi Ara$tlrma Enstitiisii, Ara$Urma Gruplan, Dernokrasi izleme Komitesi 'nin alt gruplan vb. gibi olu$umlar hemen hie;: tart1$1lmam1$tIT. Ozellikle ikinci gunun sonuna buak1lan ve metni daha sonra "katk1larla zenginle$tirilen" Kurultay C:ah$ma Program1 nas1l· uygulanacaknr? 6nerilen alt gruplann sec;:irni nasil yap1lacaknr? Bu konu da De-

mokrasi izlerne Komitesi'nin diger uyelerinin sec;:irni gibi yine Duzenlerne Kurulu'na rn1 buak1lacakur? Sanmz ikinci bir kurultay toplanrriadan once butun bu konulara ac;:1kl1k g°etirilmelidir. Giri$ilen bu c;:abaya ozellikle 12 Eyhil'un darbesini yemi$ sosyalist solun biiyiik, kiic;:iik biitiin gruplan -rniicadele yontemlerini begensek de, begenmesek de- dahil edilrneli, belirli siyasi yap1lann kurultay belgelerine de yans1yabilen kiic;:iik kumazhklanna son verilmelidir. Biitun bunlann gerc;:ekle$rnesi halinde onerilen Demokrasi Zinciri'nin halkalan tamarnlamr. • FARUK CAN

Demokratlann kar~ismdaki

163. madde

sorunu

Ankara'da 29-30 Nisan tarihlerinde yap1lan demokrasi kurultayinda yogun olarak tart1$1lan 163. maddenin kaldmlrnas1, daha uzun bir siire glindemimizde kalacaga benzer. Konuyu ac;:abilrnek ic;:in bir amm1 anlatrnarn yararh olacak. Ben Atatiirkc;:ii, laik bir ortarnda biiyiidiirn. Babam askeri doktordu. Sirndi, islarn kiilruriine bu denli yabanc1 olmamm eksikligini en azmdan ya$ad1g1m toplumu tamrnak adma hissediyorum. ilkokul sonlannda smav onBirikim 21HAZiRAN1989


cesi sabahlan erkenden kallup ders eah$tlg1m1, e1kmadan da, evden goriilen Amtkabir'e donerek 'Ataturk, sana ve babama maheup olm1yayim, bana yard1m et.' dedigimi haurhyorum. Laik bir ortamda yeti$mi$ olmak, 10 ya$lannda bir eocugun bir inanca s1gmma gereksinimini ortadan kald1rm1yordu. D11$11ncenin, dinsel bir inanetan bagimsizl~mas1, ozgiirl~mesi d~unsel bir geli$kinlik ister. Bireylerin bu d11$11nsel geli$kinlige ula$malan hem bir suree hem de eaba gerektirir. Kald1 ki toplumun boyle bir geli$kinlige ula$mas1, eri azmdan toplumda etkin bir eogunlugun du$Unce ozgiirlugunu benimsemesi yani demokratla$mas1, eok daha uzun ve zahmetli bir mucadele ile oluyor. Mustafa Kemal bir ihtilal yapml$tl. ihtilallerin kendi kurallan vard1r. En belirgini de, giicu elinde bulunduramn kendi gon1$leri dogrultusunda genel yarar ugruna halka ragmen (hallun destegine gerek duymadan ve onun istemleri d1$mda) uygulamalara girmesidir. 600 yilhk bir imparatorluk sonunda Cumhuriyetin ilam, hilafetin kaldmlmas1 ve sonunda laiklik ilkesinin getirilmesi bu tur bir uygulamaydi. Ve eagda$la$ma eabas1 ieinde gene Cumhuriyetin atmas1 gereken ad1mlar olarak kabul edilebilir. Teknoloji ve ekonomideki geli$meler ozellikle 20. y11zyilda diinya tarihinde daha once goriilme-

dik boyutlarda hizla geli$ti. Biitiin eksiklik ve engellere ragmen Tiirkiye de bundan payim aldi. Arna ne yaz1k ki toplumsal ust yapmm geli$mesi, bu alt yap1daki geli$menin sonuelanmn toplumsal ya$ama yans1mas1, oldukea uzun bir zaman ahyor. Bir insanm ki$iligi eocuk ya$lannda olu$uyor ve ya$ad1gimiz cagda 70 y~lann足 da bir insan hayal bile edemeyecegi geli$melerin oldugunu ve kendi ya$amma girdigini gorebiliyor. Arna bunlann onun dii$iince yap1s1m ne oleude etkileyebildigi oldukea ku$kulu. Son yillarda hep birlikte ilgine bir olguyu izliyoruz. Sovyet devriminin iizerinden 70 yil geeti. 70 yilda, kapitalizmin insam $artlandiran, onun insan olarak varhgm1 korelten, ki$iliginin ve dii$t1ncesinin geli$imini engelleyen etkilerinden annffil$, sosyalist ilkeler dogrultusunda kae ku$ak yeti$ti. Buna ragmen apkl1k politikas1 sonucunda kitleler seslerini duyurmaya ba$lad1ginda, ortaya e1kan irke1hga varan bir milliyeteilik ve din oldu. Bu geli$melerin sadece kapitalist diinyanm sosyalist sistemi yikma ' eabalanna baglamak kolayc1hga kaemakur. Jakoben bir tav1rla toplumlann alt yap1lannda geli$melerin saglanmas1 miimkiln olabiliyor, ama insanlann dii$iincelerinin ozgiirl~mesi ancak ozgiirl iikleri ya$amalan ile miimkiin. Turkiye Cumhuriyetinde 65 yildir devlet politikas1 olarak y11riitiilen laik-

lige ragmen ya$amakta oldugumuz gunde Tiirkiye devleti, bakanhklan, kamu kurulu$lan ile dinci gorii$Un egemenligindedir. Fizik yasas1dir, ne kadar giie uygularsamz e$it oleiide direnele kaf$lla$irsm1z ve hareket guelu olan taraf dogrultusunda olu$ur. Ya$amakta oldugumuz olguda emperyalist giielerin ve islam diinyasmm finansmammn etkisi yadsmamaz, kiieiimsenemez ve bu alanda miicadele edilmelidir. Yine de ie dinamigi goz ard1 edersek gozlerimizi gereeklere kapaID1$ oluruz. 65 yilda devletin laiklik ilkesinin uygulanmas1, insanlann dii$11ncelerini dinden bagimsiz geli$tirme sonucunu dogurmam1$Ur. Halk inanelanm gizlemi$, e$it oleude iizucu olarak da, Kemalizm, toplumda yeni bir din benzeri inane olarak geli$mi$tir. 20. yGzyil sonunda insanhgm geldigi nokta, iman etmek degil, dli$linmek, el~tirmek ve degi$tirmektir. c;:iFTE STANDART HAim GOSTERiLEMEZ

163. madde burada giindemimize girmektedir. Laikligin devlet politikas1 olmas1 ve 163. maddenin varhgi Turkiye'deki islamc1 geli$meleri engellememi$tir, iistelik dinci g6n1$, bu maddenin varhg1 ile kendisini magdur durumda gosterme ve gizli orgiitlenme olanagm1 bulmu$tur. Dii$iincenin yasaklanmas1 ve dil$iince dogrultusunda orgiitlenme yasag1 getiren maddelere kar$I, aydmlar ve demokratlar arasmda 141. ve 14 2.

maddelerin kaldmlmas1 dogrultusunda bir mucadeleye giri$ilirken, 163. madde uzerinde tavir aynhgi onaya c1km1~ur. 163. maddenin kaldmlmasmdan yana olmayanlar, islamc1 dil$iincenin orgiltlenmesinin serbest b1ralulmas1 durumunda, islamiyet'in oziinde $eriat diizenini gerektirmesi nedeniyle sonucta, iran benzeri birdin devletinin olu$turulabilecegi endi~esini ta$lmaktad1rlar. Burada sormak gerekir 163. maddenin kalmas1, eger giicil yetiyorsa islamc1 dii~unce足 nin $eriatl getirmesine engel olabilir mi? Nitekim, bu g6n1$lerin hiikiimetlere girmelerine engel olabildi mi? islamc1 du~uncenin toplumda daha da yaygml~1p daha da giielenmesini onlemenin tek yolu, dil$ilnce ozgiirliigunii ve demokratik haklan savunmaknr. Demokratlann giicii dii$11ncenin ac1k savunulmasmdan gelir. Toplumda insan olma onurunu, kendi fik:rini savunma ve haklum arama geleneginin yaraulmas1 $eriat diizeninin gelmesini engelliyebilir yoksa yasa hUkiimleri ile engellenemedigi goriilmt1$tiir. Tutucu, bagnaz tutumlar ve kafalar ancak demokrasinin yaygml~mas1 ile ozgiirliik ortammda degi$tirilebilir. Bask1c1 yontemler tutucu gorii~lerin kemikle$mesine yarar, onlara kan verir. 141. ve 142. maddelerin, aydmlan, demokratlan, sosyalistleri sindirmek iein kullamlmasma kaf$1 c1karken, aym bask1lann b~ka bir dil$iince iein uy-

65


gulanmamasm1 ele~tirmek ve devletin bizlere uygulad1g1 bask1y1 onlara damas1m devletten laiklik ad1na talep etmek bir aydm olarak benim fikir namusu anlay1~1mla bagda~m1yor. Bu <;ifte standartur ve <;ifte standart hi<;bir ~ekil­ de hakh gosterilemez. Eger kanks1z demokrat bir tutum benimsenmez ise, kendimize kis1tlamalar getirirsek, demokrasi mucadelesinde ba~anya ula~­ mam1z soz konusu olamaz. 141. ve 14 2. maddelerin kaldmlmasma kar~1 olanlann dayand1klan tez, Turkiye'de sm1f esasma dayanan orgutlenmelere izin verilirse sonunda komunizmin gelebilecegidir. AYDINIARIMIZ JAKOB EN TAVIRIARINDAN VAZGE<;:MELiDiR

66

Turk aydmlannm Cumhuriyet tarihinde ciddi bir mucadele verdikleri soyle'i1emez. Mustafa Kemal'in ihtilal sonucu yapng1 devrimleri benimseyen Turk aydmlan (acaba o zaman da ne kadan gonulden, ne kadan korkudan ?) devletin yanmda olmay1 <;ogu zaman yeglemi~lerdi. Belki, devlet ilerici, toplumu uygarla~nrma <;abas1 i<;inde olan bir devletti, onun yanmda olmak aydmlanm1zm aydm tavnna ters du~muyordu. Arna o donemde demokratik bir toplumda ya~and1g1 soylenemez. Aydmlanm1z toplumu demokratla~nrma yolunda pek az <;aha sarfetmi~lerdi. Kemalizm bir ideoloji olarak benimsendi. Fakat bu ideolojiyi ne yaz1k ki gunumuze kadar

pek az aydm irdelemeye cesaret edebildi. Kemalizmin i<;erdigi jakoben, pozitivist ve <;agda~la~mac1 ogeler aydmlanm1zca benimsendi. Bir yandan da ele~tirilemez, kar~1 <;1k1lamaz ve Cumhuriyet doneminde var olan butun yonetimlerin sozde bile kalsa savunmak zorunda olduklan Kemalizme baghhgm verdigi rahathk i<;inde toplumu aydmlatmaya <;ah~an aydmlanm1z, bu mannk ile dogal olarak bu devletten laikligi savunmasm1 beklediler ve bekliyorlar. Turkiye Cumhuriyeti gen<; bir devlet, i~<;i sm1fi gen<;, kapitalistleri gen<;, aydmlan da gen<;, yani deneyimsiz ve ardmda uzun ve zahmetli mucadelelerin miras1 yok. Ban'da yilzyillann mucadelesi sonucunda elde edilen haklar ve konumlar bizde Mustafa Kemal'in devrimleri ile tepeden getirilirken, o zamanm ko$ullan sonucunda agirhkla Frans1z Devrimi'nin ideolojisinden esinlenmi~ti. Bunun ardmda, Jon Turklerin ve devam1 olan Kemalizm ideolojisinin ancak Ban'nm yilz yil onceki tarihsel ve sosyal duzeyini yakalayabilmesi ger<;egi vardi. Ban, Fransa Devrimi'ni izleyen yilzyilda modem s1mf sava$lanm ya$affil$ll ama l 920'lerde yeni Cumhuriyet i<;in Frans1z ihtilalinin ideolojisi anlamh olabiliyordu. Ve bu jakoben, pozitivist etki Kemalizm'de ve onun etkisindeki aydmlanm1zda kendini gorterdi. Asker sivil aydm kavram1 devam etti. Oyle ki 27 Mayis ihtilaline Turk

aydmlan CO$kuyla destek verip sahip <;1knlar. Bu, onlann jakoben ruhuna son derece uygundu. Sivil toplum ve demokrasinin yara almas1, o giinlerde aydmlanm1zm pek derdi degildi. ikinci ve u<;uncu askeri darbelerde aydmlanmmn bir k1sm1 hala acaba fa~izm mi degil mi tarn~mas1 i<;inde idiler. Art1k askeri darbenin ilericisinin olam1yacagi daha yaygm kabul goren bir gon1~. Arna ne yaz1k ki 65 y1l sonra, 21. yilzyila yakl~1r­ ken Kemalizme, <;agm gere kleri dogrultusunda ele~tirel bakmak ve yeni ko~ullarda l 990 'lann Turkiye'si i<;in du~unce uretmek konusunda aydmlanm1z kendilerini pek zorlam1yorlar. HENUZ MUCADELENiN B~INDAYIZ

Turkiye toplumu ezici <;ogunlugu ile Musluman bir halk. Laiklik ise orta<;agl<i.rdan gunumuze Ban'da, kilise ile devlet arasmda yilzyillarca suren bir mucadele sonucunda eri~ilen bir denge, bir uzla~ma, bir zorunluluk. Turkiye'de bir islam toplumuna tepeden inme getirilen laiklik kavram1, bu deneylerden tabii ki yararlanamam1~, ders almam1~. Ornegin din egitiminin ve din kurumlannm devletin denetiminde olmas1 Ban laisizmi ile bagda~mayan bir uygulama. Turkiye'deki 'nevi ~ahsma munhasir' laiklik uygulamas1 bir tarafa b1rak1hrsa, i<;inde yer ald1gim1z islam ulkeleri i<;inde henuz din ile devletin birbirinden aynlmas1, yani islam laikligi ancak son

yillarda ya~anmaya ba~la­ nan bir sure<;. Bunda da henuz pek ba~anh olunmadi. Arna Turk aydmlanna du~en gorev bu konuda diger islam ulkeleri aydmlan ile dayam~maya girerek bunun mucadelesini vermek. Ugruna sav~d­ madan elde edilen haklann ne <;abuk yitirildigini biz yakm tarihimizde <;ok y~ad1k. Ulkemizin aydmlan Kemalizme yaslanarak verdikleri mucadeleleri abartmamahlar. Hapislerde yanld1, yaralamld1, oluler verdik. Arna diger iilkelerde birakin sm1f mucadelesini demokrasi i<;in bile verilen mucadeleler bizden <;ok daha uzun, zahmetli ve kanh ge<;ti. Gen<; bir ulke olmam1z, gen<; aydmlar olmam1zm sonu<;lan bunlar. Onumuzde daha .;ok mucadeleler var. Laiklik mucadelesi de bunlardan biri. Kendisi demokrat olmayan demokrasiyi ya~ata­ maz, ugruna mucadele .veremez, toplumu demokratla~nramaz . Kendi kendimize demokrasiye sansur koyarsak, uygulanmasma yilzdeler verirsek, biraz eksik olmas1m, .;ifte standartl1 olmayi kabul edersek ka~1mizdaki gii.;lerin de solu olmayan bir demokrasi tezleri ka~ISm­ da soylenecek sozumuz olamaz. Demokrasi adma kayit koymadan du~unce ozgurlugune, orgutlenme ozgiirlugune sahip <;1kmak zorundayiz. Bu bizim i<;in y~amsal bir sorun. Sosyalist olmak, aydm olmak, demokrat olmak kolay degil ve biz i~in ba~lannda­ yiz. Eger i.;inde bulundugumuz ko~ullar (ei:nperyaBirikim 2 / HAZiRAN 1989


lizmin planlan, uluslar;aras1 islam finansmam ve ulke ic;:indeki dengeler) Turkiye'de ~eriat duzeninin gelmesi dogrultusunda geli~irse, bunu var olan yasalar degil, demokrasi ve o~gurluk mucadelesi engelleyecektir. • NE~E ERDiLEK

I. Kadm Kurultayt'nm ardmdan Bu yaz1yi hayli isteksiz yaz1yorum. Salt sOZ verdigim ic;:in. Aslmda, b~mdan sonuna kadar, bu kurultay bende bu sozle ozde~le~­ ti: isteksizlik. ~imdi bu yaz1y1 yazmak ic;:in detaylanm hanrlamaya c;:ah~irken de beynimde bir donukluk, yiiregimde burukluk, agz1mda ac1 bir tad var. Uzunca bir sure once, bana bu kurultayin sozu edildiginde, once, evet belki de kadmlann varo1~ bic;:iminde bir yanl~hk bulan ve bunu ~maya ugra~an kadmlann, bulu~up, tam$1p, deneyimlerini payla$mak isteyecekleri katabahk bir toplantmm duzenlenme zamam gelmi$tir, diye du$unup heveslenmi$tim. Arna daha ilk temasta, boyle bir toplann nasil olmah sorusunu konu~tugumuz gene;: kadmla aram1zda bir diyalog kopuklugu oldu. Farkl1 deneyimlerden geliyorduk. Onun eski sol hareketlerden birinde, benimse feminist harekette edinilmi$ deneyimlerimiz agir bas1yordu. Ona ne Onerdiysem, ya anlams1z,

ya yanh~, ya tats1z buldugu duygusuna kap1ld1m. Ben, boyle bir bulu$ma kadmlar arasmda olmah, bir tur biiyuk bir dertle$me toplanns1 olmah diye du$unuyordum . Onun ic;:in de bulu$ma, akademik ya da siyasi parti toplanns1 turii toplannlara uygun du~en, bildirilerin sunulup tartl~1lacag1 bir forum yerine, toplam sure, kanlan kadm say1s1 belli oldugunda, kadm ba~ma 1.5 dakika bile du$mesine elverse, her soz almak isteyene bu sozun tanmacagi garantisini veren, bugiine kadar omegi ya~anmaml$ bir bic;:im almah demi$tim. Bir ba$ka onerim de kadmlann oraya salt kadmhg1 oznel ya$ama bic;:imlerini anlatmalan ic;:in c;:agnlmalan, onun ic;:in de kadmhk durumunun otesindeki siyasi bolunmelerinin kiiale almmamas1 olmu~tu. BOylece kanlmayi kabul eden, orgiitlu orgiitsiiz, sagdan soldan,.sozu olan her kiidmm oraya gelebilecegini, c;:unku b~ka kadmlann ne dediklerini merak edecegini ummu$tum. Bu kadar geni$ bir yelpazede ortakhg1miz var m1yd1? Olabilir miydi? Neydi? Bunun aranmas1, bana ilginc;: gelmi~ti. Arna daha o ilk gOrii~mede anlad1m ki, yap1lmas1 istenilen ~ey farkhydi. Neydi? Sonunda olana belki oldukc;:a yakm bir $Cy: Kad1nm ezilmesi kapitalizmle b~lar ve sosyalizm kurulmadan da kadm kurtulamaz mesajmm olabildigince s1k tekrarland1gi, kac dm erkek elele/omuz omuza slogammn farkl1

d~unenlere ka~1 birlik ve beraberligi saglayic1 biiyiilu bir uyan gibi kullamld1g1 bir kurultay. "Yann degil, $imdi!" diyen bir afi$le duyurulan kurultayda, $imdi degil, yann giindemdeydi. Gerc;:i, bu kurultayi haz1rlamak ic;:in aylarca toplannlara kanlan sosyalist feminist kadmlar, eskiden yap1lan benzeri toplannlara gore c;:erc;:eveyi biraz olsun geni$letmeyi ba$arabilm~lerdi; ~cinsel bir fahi~enin bildiri sunmas1, bir travestinin de tartl$ma bolumunde soz almas1 mumkun olabildi. Arna, kaulan kadmlann yelpazesi genelde c;:ok dardi. Bir oturumda edilen Muslumanhkla ilgili olumlayic1 baz1 sozler, ancak oturum b~kiimmn, kiidmlan ho~­ goriiye davet eden uyans1 sonunda kesilmeden dinlenebildi. Onun d1~mda orada samyorum sadece c;:~itli sol siyasetlerden kadmlarla, feministler vard1 ve iki grup olarak ayn$tllar. Sonm;, bOyle bir a~­ manm ortaya c;:1kugi kurultaylardakinden c;:ok da farkl1 olmad1. Bir zamanlar yap1lan siyasi toplanularda oldugu gibi, iki grubun ka~1 ka~1ya gelmeleri, bir anlamda govde _gosterisi yapmalan, ah$dagelen erkek politikasmm biitiin kurultay teknik ve taktiklerinin, belki erkekler kadar ustaca degil, ama, yine de onlardan ogrenildigi gibi kullamld1gi, bildiri sava$lanna, ba$kanhk divam muharebelerine, slogan yan$lanna, kisacas1 anlams1z bir iti$ kak1~a neden oldu. (Daha dogrusu olmu~ ... ) Sevgisizlik,

bastmlml$ ofkeler, hatta kinler ve ortiik, potansiyel $iddet bu kurultaya da sizffil$U. Yumrukla$1lmadi. Dogru. Arna, bu gene! hava nedeniyle bir turlu 1Slnamad1g1m ic;:in s1k s1k kendimi d1$an atug1m ve bir boliimumi de bilinc;:li olarak izlememeyi sec;:tigim (bu yiizden aslmda bu deginmenin eksik bilgiye dayah oldugu ele~tirisi getirilebilir bana, ama benim anlatmak istedigim tam da bu, zaten ... neden bu kurultayin ic;:ine giremedigim, kendimi orada hissedemedigim!) bu iki giinun, tamk oldugum bolumlerinde, c;:ok az sevgi sozu, c;:ok az kadm dayam$mas1 sozu, c;:ok az kadmlann basnnlm1$ yetenek ve becerilerine inane;: ve giiven sozu, c;:ok az somut birarada bir $Cyler yapma istegi sOzu i~ittim. 6zlemini duydugum, bir kadm kurultayinda olmasrm istedigim c;:ok az ~ey vard1 orda ... (Omegin bir Yelda'nm, ideal anne olmas1 beklenen bir gene;: kadmm c;:ocuk buyiitme seriivenini, kendi hayaum ortaya koyarak anlatugi, aile elC$tirisi oturumu bOyle ender anlardan biriydi ... ) Olmas1m istemedigim her $CY ise, neredeyse eksiksiz oradaydi ve On plana c;:1kn. DONUSTURMEYE <;:ALISMAZSANIZ YENiK DUSERSiNiZ

Bana sac;:ma gOriinen ve agz1mda buruk bir tat b1rakan ~eylerden birkac;: somut omek vermeye c;:al~yim. Daha ilk giinun erken sabahmda, Ami Dugun Salonu'ndan ad1m1m1 ic;:eri att1gim anda, bu duygular

67


68

yakalad1 beni... Sigara ic;tigim ve salonda sigara ic;ilmedigi ic;in, arada d1$an c;1kmam1 kolayla$Ursm diye, salonun arkalannda oturmu$tum. Sonradan hie; degi$meyen ve goziimiin oniinden gitmeyen manzara $Uydu: Asker s1ras1 dizilmi$, ye$il kadife yiizlli ve beyaz boyah bin kadar sandalyenin sm1. Ozerlerinden bir tutam sac; gorunliyor. Arna o sac;lann kime ait oldugunu anlamaya olanak yok. 0 sandalyelerde oturanlar kadmlar m1yd1, yoksa erkekler mi? Uzakta, aruk ya$lanmakta olan gozlerimin c;ok iyi sec;emedigi bir ufukta bir ki.irsi.i, galiba lie; kadm oturuyor. Ba$kanhk divam olmah diyorum. Ufkun oblir ucunda da yine yiizi.i sec;ilmeyen bir kadm, sesini degi$tiren bir mikrofondan, c;ogu anl(l$1lamayan spzler ediyor (daha dogrusu oni.indeki bir metni okuyor!). Kadmlar genellikle iyi konu$amazlar ve bu bilinc; onlann ic;ine iyice i$lemi$tir ya ..., herkes metin okuyor, onun ic;in de konu$mac1 kadmm yiizi.i gorunmiiyor. Okunanlar da anl(l$1lm1yor c;linkli, konu$malann si.iresi klSlth oldugundan herkes c;ok h1zh konu$ma c;abasmda. Ve birden, birkac; ay Once Ankara'da yap1lan feministlerin hafta sonu bulu$masm1 haurhyorum. Dogru, orada c;ok daha az sayida kadmd1k. (Mikrofon gerekmiyordu.) Arna orada da sabah salona girdigimizde sandalyeler aym $ekilde dlizenlenmi$ti. Ve neredeyse insiyaki bic;imde hepimiz birden sandal-

yelere ko$Up, salonun di.izenini degi$tirdik, geni$ bir daire yapuk. 0 giln insiyaki olan o davram$1m1zm nedeni, onun yap1lamad1g1 kurultayda birden anlam kazand1 kafamda ... C::linkli kadmlar, konu$urken, birbirlerinin yiizi.inli gOrmek istiyorlar. Birbirleriyle konu$mak istiyorlar, bir bo$luga, yiizleri sec;ilmeyen "kitlelere" seslenmek, nutuk atmak dcgil, dertleri. Ya da en azmdan, hen oyle samyorum. Oyle olunca da bic;im, c;ok Onemli oluyor. Ozie, yap1lan i$le uyumludur bic;im ... NOtr bir format degildir. Kurultay ise, Oziinde, erkek politikasmm bir arac1 ve bic;imleri belli. Donli$tlirmeye c;al1$mazsamz, ona yenik dli$ersiniz. Olan, bu oldu. BURUK BiR TAT VE

HUZON Sonra bir dizi ba$ka garabet... Erkeklere kapah degildi toplanu; ama onlara mikrofon verilmemeli, c;iinkli kadmlann c;ok s0yleyecek sOzi.i var, denildi. Yine de, ayncal1kl1 baz1 erkekler c;agnhyd1lar. SOz almayacak idiyseler niye c;agnhyd1lar? C::agnh idiyseler, neden sOz almayacaklard1? C::agnlanlar, ayncahkl1 olmak ic;in ne yapm1$lard1? Ya da onlar kadar kadm davasma dost ba$kalan neden d1$lanm1$lard1? Bu ilkesizlik ya da karars1zhgm c;Oziimli feraset sahibi erkeklerin kendilerine birakilm1$ gibi gorunliyordu. Nitekim bu ferasetin gosterilmedigi yerde, olay c;1ku. Kurultayin ilk gilnii atolye c;ah$mas1 yap1lacak denildigi

ic;in "bildiri" (ah o bildirili toplanulann biiyiisii .... 0 bilyiilli bic;imlerin tutkusu!) sahipleri ona gOre haz1rlanm1$lard1. Arna son unda hepsi gene! kurula okunan metinler, be$ dakikada tamamlanmas1 gereken bildirilerle, lie; dakikada tamamlanmas1 gereken, ad1 tartI$ma olan bildiriler arasmdaki, neye dayand1gi anl;l$ilamayan yapay bir hiyera~iye sokuldu ve i$in ho$ yam, tartl$ma ad1 alunda yapilan oturumlarda, tart1$ma benzeri bir $ey olmad1... Neden acaba herkese, dort dakikamz var, istediginizi soyleyin denememi$ti ki? Bu hiyera~i tutkusunun kaynagi ne ola ki? Kurultayin gOvde gOsterilerine sahne olmasmdan sonra, iki ayn ( ozline bakihrsa taban tabana zit) bildirinin, tek bildirinin iki iyn g0ril$ii $eklinde kaleme almmas1 da bir acaipti. Toplumdaki birlik ve beraberlik ruhunun ic;selle$tirilmesi yiiziinden mi taban tabana zit g0ri1$lerin iki ayn bildiride dile getirilmesinden vazgec;ilmesine c;ah$ilm1$U? G5ri1$ aynhgmm oldugu yerde bunu ac;1kc;a ortaya koyinak daha dlirilst olmaz m1yd1? Kurultayin y~am$ siirecinde ortak noktalar pek ortaya c;i.kmarru$ken, arkada bir odada haz1rlanan "ortak talepler listesi"nin b(l$anh bir kurultayin olagan sonucuyinu$ gibi basma verilmesi ne anlama geliyordu? Ve konu$anlan, konu$mayanlan bi.iyiik gOzaltma alan, begendigi ~arp1c1 sOzli c;arp1tarak mafi$ete gec;irme ve edilen (ender) anlamh sOzleri ise,

nasilsa "kamuoyunu ilgilendirmez" diye, makaslama hakkim kendinde bulan bir basmm fla$lari altmda bir kurultay yapma fikri hangi ihtiyaca cevap veriyordu? Hakikaten, bunlann hepsi, benim ic;in an~1lmas1 zor noktalardt. Bu kurultay, kimin ic;in yap1ld1? Ne ii;in yap1ld1? Ne i$e yarad1? Ne sonuc c;1ku? sorulanna hen kendi ad1ma hic;bir anlamh yamt bulam1yorum. ~­ z1mda buruk bir tat ve ic;imde giderek bi.iyiiyen bir hi.izimle, yaz1k oldu, diye di.i$linliyorum. â&#x20AC;˘ $iRlN TEKELi

1. Kadm Kurultayi ve kadm taraft

olmak (!!$itli sosyalist gruplann ve sosyalist feminist Kaktils grubunun di.izenledigi 1. Kadm Kurultayi, geride pek c;ok soru b1rakarak bitti. Kurultay hakkinda feminist dergilerin ~mda da yazmayi onemli buluyorum, c;i.inku gOrebildigim kadanyla baz1 sosyalist kadmlarla konu$urken, duyuldu~ndan emin olam1yor insan. Belki yazarak ul(l$mak daha kolay olur... Ben, haz1rhk c;ah$malanna ve di.izenlenmesine kaulmamakla birlikte, cok sayida kadmm biraraya gelip kadm sozi.i soylemelerini onemsadigim ic;in kurultaya giden bir feministim. Sosyalist kadmlarla daha Onceki ~1~ma­ lanmdan feminizme ve fe ministlere pek sempatiyle Birikim 2 / HAZIRAN 1989


olanlara dair iki temel itibakmad1klanm bildigimraz noktam var: Birincisi, den, kurultaym giindemikat1hm tarzlanna ili~kin. ni goriince $a$1rd1m. CinSanki bir k1s1m kadmlar siyetc,:ilik ve aile ic,:i ~iddet -ve adamlar- "y1lanm bagibi feministlerden ba$ka kimsenin politik anlam at~1m kiic,:iikken ezmeli" diifetmedigi konular, giinde~iincesi yle gelmi~lerdi. min onemli ba~hklanyd1. (Son gun bir kadm "buraBu ba$hklar altmda, "kas1 kurultay degil, olsa oldmlan kim kurtaracak" . sa saldiray olur" diyordu.) kavgasmm otesinde, daha Kiirsiiye c,:1kanm ne dedianlamh $eyler konu$ulagi degil, hangi taraftan olcagm1 bekliyor insan. Eldugu onemliydi. Bu da bette sosyalistlerle femibinak1m kilit sozciiklerden anla$1hyordu: Erkeknistlerin yakla$1mlannm, bakI$ ac,:ilannm farkh ollerimizle birlikte, i$kence, iiretim tarz1... Gerekli soz-. dugu ortada: birisi "kadm ciikleri soyleyen herkes sorunu" diyor, oteki "kadmlann kunulu$u". Arna, miithi~ alkI$ ahyordu. Dakikalarca TOS, TOB-DER, sosyalist ve feminist kadmlann bu farkh yakla- ' ECiT-DER anlaup bir de$Imlanm birbirlerine (ve fa bile kadm lafi etmese b~ka insanlara) anlatabilde ... Bir "kitle" gibi davranmeleri c,:ok da imkans1z olmaktan kunulmak c,:ok mamah. Kendi ad1ma, tazor, ama salondaki erkekIll$mak ve birbirimize celerin varhg1 bu hali daha saret vermek, bir i$in da peki$tirdi samyorum. ucundan birlikte tutmak <::unkii boylece kadmlar ic,:in sosyalist kadmlara aslmda hangi taraftan olozel bir oncelik atfetmiyoduklanm hiq unutmad1lar. rum. Arna egemen muhaKadm taraf1 olmalan boylif gelenegin biz kadmlan lece daha da zorla~u. bir $ekilde giindemine alBu tarzm sosyalistlikle mas1 ciddi bir ~ey. Bu gebirebir ili~kisi oldugunu lenekten baz1 kadmlann dii~iinmiiyorum . Kiirsiiye kararh bir bic,:imde antic,:1k1p hem$irelik, kendi feminizm yapmalan ise annelik deneyimleri, c,:ocuklannm ic;:erde olu$unu vahim. Kurultayda olup bitenler, bunun ic,:in kendilerinin hapisane kaonemli. p1lannda nas1l ya~ad1kla­ Kurultay ba~ans1zd1. n, yirmibe~ yilhk goniillii Belki birinci giin "yann fekolelikten sonra hic,:bir ministler buradan gidesosyal giivenceye sahip olcek" diyenler hakh c,:1kmamamanm nas1l bir $ey olnm gururunu ya~am1~lar­ dugu hakkmda konu$an dir, ama ikibinin iizerinde kadmlar da sosyalisttiler. kadmm ka~1ld1g1 bu c,:apta Arna kadm olmaktan sobir toplanuda neler yap1zediyorlard1, salondaki labilecegini dii~iiniince inbiitiin kadmlann, hepimisamn ic,:i s1zhyor. zin anlayabilecegi bir $eydi bu. Kadmlann kendileri "KURULTAY DEGiL ic,:in bir $eyler yapabilmeSALDIRAY" leri kendilerini anlamalan ile miimkiin olur. KaBenim bu kurultayda

dmlann kendilerini anlamalannm yolu da, herhalde kadmlann kurtulu~u­ nun (daha da fenas1 kadm sorununun c,:oziimiiniin) nerede oldugunu taru~ma­ lan degil. ikinci itiraz noktam ise feministlere yonelik baz1 suc,:lamalar. Kimse feminist olmak zorunda degil ama bu, feminisdere ba~ dii~man muamelesi yapmayi da gerektirmez. En s1k yap1lan suc,:lama, insanlar zindanlarda i~­ kence goriirken feministlerin ortahkta memnun, mesut dola~nklan yolundayd1. (Bu oteden beri soylenir zaten.) Sonunda kadmlar oyle bir suc,:luluk duydular ki, kon~malan­ na "ben de o tezgahtan gec,:tim" diye ba$lar oldular. i~kence bu iilkede ya$ayan pek c,:ok insanm (hatta feministlerin bile) bir bic,:imde ya$ad1g1 bir $ey. Kendimiz, sevdigimiz, arkada$1m1z, karde$imizden dogru ve i$kencenin yapild1g1 bir diinyada ya$Iyor olmaktan, bundan duyulan utanc,: ve ofkeden dogru. Ancak bu, insana oyle kendiliginden bir hakhhk, bir dokunulmazhk kazand1rmaz, bu bir prestij arac1 degildir, bununla insanlar uzerlnde manevi $iddet uygulanamaz. Ostelik olumu, $iddete maruz kalmayi, mapuslugu yiiceltmekte son derece tehlikeli bir yan var: insan bulundugu noktada SikI$Ip kahr, b~­ kaianm gordukleri eziyete gore s1ralamaya ba$lar ve bunun sonu gelmez. Bunun omegini hie,: ya$amad1k m1? Bir b~ka suc,:lama da, fe-

ministlerin insan haklan ve demokrasi gibi acil problemler varken o kadar da acil olmayan, zaten c,:oziimii iiretim ili~kilerinin degi$rnesine ve muhtemelen ozel mulkiyetin kalkmasma bagh olan bir problemle ugra$arak, muhalefetin gucunii boldukleriydi. Dayak yiyen veya dayak tehditi alnnda y~­ yan kadmlann b'oyle y~­ malanmn neden hapisanelerdeki rezil ko$ullardan daha onemsiz oldugunu anlamak kolay degil. Bu esas mesele hiyerar~i­ si; insanlann, b~kalanmn c,:eli$kilerini, ac1lanm, beklentilerini, amac,:lanm boyle siraya koyma hakkim kendilerinde gormeleri, ikinci sm1f acilan ve c,:eli$kileri ya~ayan bir kadm olarak beni ofkelendiriyor. KADIN SOZO SOYLEMEK

Feminizmin bir burjuva ideolojisi oldugu ve ancak kapitalist diizen ic,:inde·baz1 reformlar talep edebilecegi de yilmadan tekrarlanan bir ele~tiriydi. Sanki kadmlann talepleri e$it i$e e$it ucretle, dogum izninin uzanlmas1 yahut kadmlara kapah meslek kalmamas1yla sm1rhym1$ gibi. Tum bu taleplerin i$c,:ilerin daha fazla iicret istemeleri kadar anlamh ve onemli olmas1 bir yana, kadmlann c,:ok farkl1 talepleri de var: Cinsiyetc,:i aynmm kalkmas1, cinsel ili$kinin bir iktidar ili$kisi olmaktan c,:1kanlmas1, kadmlann kendi bedenlerine sahip c,:1kabilmeleri gibi. "Ki$isel olan politiktir" sozu, bu taleplenn ve feminist mucadelenin perspektifini gosteriyor. Verili

69


politika tammmm kapsamad1gi alanlarda da, kendimizle, ba~kalanyla kurdugumuz ili~kilerde, kendimizi varedi~imizdeki politikligi sergiliyor. Bunu yaparken de tiim hayann bOyle btr ac1dan sorgulanmasm1 miimkiin kihyor ve bOylelikle de bize onu de~tirebilecegimiz cesaretini ve umudunu veriyor. Boyle bir perspektifin ne kadar geni~ ve hayanm1Zl en derinlerinden ne kadar sarsm oldugunu gormek cok mu zor? Biitiin tarihin, bilimlerin, sanann, estetigin, dinin ve dilin kadmlarca sorgulanmas1m ve kadmlann kendi bedenlerine, emeklerine, kimliklerine, tarihlerine, geleceklerine sahip c1kmak icin miicadele etmelerini amaclayan bir politika icin "diizen ici ve reformist" demek insafsizhk degil mi? Kurultaydan sonra, kadmlarla kadm sozii soylemenin, kadm tarafi olmanm ne kadar onemli oldugunu bir kez daha dii~iin­ diim. Bir de kadmlardan taraf olmayi icine sindiremeyenlerle biraraya gelmenin giicliigiinii, tabii taraf olmamn d~ik bicimlerine ili~kin ho~ izlenimlerim de oldu. Ke~ke bunlar iizerinde konu~ulabil­ seydi. • A.CANKO(:AK

Kurultay ve

sagltkstz bir a~ma 19-21 Mayis i 989 tarihleri arasmda toplanan 1. Kadm Kurultayi birlikte

olmamn/ olabilmenin beraberinde getirdigi -"terk"lere ragmen- genel bir memnuniyet ortam1 icinde yank1lanm bulurken; Tiirkiye'de kadm hareketinin gelecegini belirleyebilecek olumsuzluklan da SU yiiziine Clkardl. Kurultayin 1. ve 2. giiniinde cinsellik, aile, -bekar annelik, hukuk, kiirt kadmmm sorunlan, kad1nm ozgiirl~me (kurtulu~) perspektifleri, Orgiitlenme vb. konularda tebligler sunuldu, tart1~malar yap1ldi. Ancak bu tam~malar genellikle tebligler iizerinde degil, konu~ma &rsau bulan ki~ilerin, ka~1 gorii~­ leri mahkam etme yan~1 icinde siirdii. Kurultay kadm hareketinin gelecegini belirleyebilecek bu yan~m d1~mda ilginc tebliglere ve olaylara da sahne oldu. Bunlardan en akilda kalam Naz1m Hikmet'in ~iirinde kadmlara baki~1 iizerine verilen, kapsamm1 ve yerini ~a~1rm1~ tebligdi. Baz1 yerini ~a~1rm1~ sloganlar da kurultaya renk (!) katu. Bayrampa~a Cezaevi'nden gelen ve b~layan achk grevine kurultaydan destek isteyen mesajdan sonra kiz karde~lerine d1~an­ dan politik bilinc aktarmaya gelmi~ bir "agabey"in "insanhk onuru i~ken­ ceyi yenecek" slogam, bir kadmm "ne yapugm1 samyorsun sen sersem herif' ~eklindeki tepkisiyle kar~ilandi.

Kurultayin b~mdan beri kadm gruplan arasmda siiregelen gerginlik bir erkegin 30 saniye de olsa konu~mas1yla patlama noktasma geldi. Bir traves-

tinin teblig sunmas1m engelleyen yiiriitme kurulu, nas1l olmu~sa bir erkegin konu:?masma izin vermi~­ ti. Feminist saflardan "yuh" seslerinin yiikselmesiyle, sosyalist saflardan "kadm erkek elele ozgiir giinlere" slogam patladi. Bu olayla birlikte had sathaya varan gerginlik, konu iizerinde ta~manm kaba bir bicimde engellenmesiyle son buldu: Feminist ve sosyalist feministler kurultayi "hadi size rastgele" son soziiyle terkettiler. Kurultayin geli~im seyri icinde izlenebilecegi gibi kadm hareketleri arasmda Onceden beri varolan ayn~ma saghks1z bir noktada kronikle~meye ve sekterle:?meye dogru bir geli:?im gosteriyor. Bunun nedenleri, Tiirkiye'deki kadm hareketinin heniiz emekleme dOnemini y~a­ masmda ve kadm gruplannm kendi teorik olgunluklanm bulamam1~ olmalannda aranmahd1r. 1980 oncesinde sosyalistler pek cok :?eyin yamsua kadm sorununu da sorgulamad1lar. <::unkii nas1l olsa devrim her :?eyin oldugu gibi kadm sorununun da coziimiinii beraberinde getirecekti. Tiirkiye'de ciliz da olsa bir kadm hareketinin varolmay1:?1 da sosyalistlerin kadm sorununu gormezden gelmesini kolayla:?llrd1, '80 sonras1 ya:?anan dagimkl1kta ise, birden, kendileri dl:?mda giindeme getirilen, sm1rlan geni:? bir kadm sorunu ile yiizyiize gelmek durumunda kald1lar. <::ok boyutlu giindeme getirilen kadm sorunu ko-

nusunda sosyalistlerin de bir :?eyler soyleyebilmeleri icin '80 oncesi gelenegin miras1 yeterli degildi. Dogalhkla ilk tepkiler birkac klasik almu cercevesinde olu:?turuldu. Bu yakla:?1m olayi tiim boyutlanyla tarll:?maktan cok diger kadm hareketlerine ka~1 sekterligin ilk tohumlannm aulmasma yolacu. Kald1 ki sosyalistler kendi d1:?lannda varolan (ve genellikle c1hz) radikal muhalefet gruplanna ka~1 geleneksel tepkilerini feministlere de gosterdiler. BOyle bir sorun u tartl~maya hazir olmayan sosyalist hareketin bu konuda kendi eksikliginin yams1ra, bir radikal muhalefet akim1 olan feminist hareketle ilk kar:?ila~mas1 saghks1z temeller iizerinde gercekle:?ti. Tiirkiye'de yine '80 sonras1 filizlenen bir ba:?ka kadm hareketi de sosyalist feminizm oldu. Bu yazmm baglammda dii~iiniildii­ giinde, sosyalist feminist hareket, biraz da kendisini belirleyen teorik cerceve nedeniyle sosyalistler ve feministlerle en saghkh ili:?kiyi kuran gruptu. Yalmz sosyalist feminist hareketin de yeterli teorik berrakhga ula:?l1g1 soylenemez. Feminist hareketin ise toplumsal muhalefetin bastmlm1:? oldugu, depolitizasyon politikalannm ba~anyla uyguland1g1 ve sonuclanm verdigi '80 sonras1 Tiirkiyesi'ne kadm sorunsah baglammda kucuk de olsa bir soluk getirdigi reddedilemez bir gercek. Ancak, Tiirkiye ozelinde koklu bir gecmi:?inin olmamas1 feminist Birikim 21HAZiRAN1989


harekete de yetersiz bir teorik mirasm kalmasma neden oldu. Zaten ilk feminist orgiitlenme bu teorik eksikligi giderebilmek ic;:in c;:eviriler yapmaya yogun c;:aba harcad1. Feminist hareket kendi d1~m­ daki kadm gruplanyla teorik kavgasm1 siirdiiriirken betimleme diizeyini a~amad1. Bu eksikligin giindelik hayata yans1malannda ise feminist hareket s1k s1k ("Kadmm Adi Yok" filrninin oynad1g1 sinemada stand ac;:mak gibi) c;:eli~kilere de dii~tii . Bu anlamda Tiirkiye'deki feminist hareket sosyalistler gibi -farkl1 nedenlerle de olsa- kadm sorununu tum boyutlanyla kucaklayamad1. "KADIN KURULTAYI SANMI~TIK!.."

Biitiin bu teorik belirsizlikler ic;:inde, yine de olumlu ad1mlar anld1g1 soylenebilir. Kadm sonmu iizerine laf soyleyen, c;:oziirn sunan gruplar birlikte yiiriiyii~ler diizenlediler, kampanyalar orgiitlediler, platforrnlar olu~tur­ dular ve bir Kadm Kurultayi toplad1lar. Pek c;:ogu ba~anyla gerc;:ekle~tirilen

bu c;:abalann, kurultay gibi dii~iincelerin sergilendigi bir platforrnda sekteye ugramas1 belirtilen~ne­ denlerden 6tiirii kac;:m1lmazd1. Eksiklik (teorik), talihsizlik (tarihsizlik) beraberinde s.:kterligi ve reddetmeyi getirdi. Kurultay biitiin bu olumsuzluklann giindeme geldigi yer oldu. Bir sosyalist konu~­ macmm soyledigi "sosyalistlerin feministlerden ogrenecegi hic;:bir ~ey yoktur"

sozii sosyalistlerin gorii~ii, bir feministin soyledigi "biz buraya kadm kurultayma geldik samyorduk, meger sosyalizm kurultayina gelmi~iz" sozii de fem in is tleri n

gOrU!liinti

6zetler gibiydi. Yukandaki iki ciimlenin birbiriyle ka~1l~nnlmas1 ilk baki~ta yanh~ gibi goriilebilir. Arna ortak bir paydalan var: Reddetmek. Bu "red" bir gorii~te gayet ac;:1k, diger gorii~te (bu soz feminist bir konu~rnac1 tarafmdan soylendigi ic;in ornek almd1) daha kapah. Sosyalistler, kendilerinin de 6nlerine koyduklan bir sorun iizerine soz ald1g1 ic;in feminizmi dikkate almak durumundalarsa feministlerin de ayn1 nedenden otiirii sosyalizmi dikkate almalan gerekmez mi? I. Kadm Kurultay1 ya~a­ nan biitiin karga~a ve olumsuzluklara ragmen ilk defa birlikte olmanm getirdigi memnuniyet havas1 ic;inde son buldu. Arna bu memnuniyetin, ikinci karga~ay1 kald1ramayacagi da bir gerc;:ek. • DEViN KUZU

1 Ma)'IS uzerine

Turkiye'de sosyalist hareket -ya da potansiyel sosyalist hareket- yannki me~ruiyet kredisini bugiinden harcayacak denli zengin deglidir. Ote yandan ANAP iktidan 26 Mart sec;imleriyle hala dagilmadan, legal kalabiliyorsa da halkm goziinde me~rulu­ gunu yitirrni~tir. Bu 6zel durum c;:erc;:evesinde, balk

kesimleriyle c;eli~kilerini geleneksel kanallarla sistem ic;inde etkisizle~tire­ meyen iktidar, me~rulugu­ nu yeniden kazanma yolunda ideolojik miicadele arenas1 olarak "yeralt1 siyasi radikalizmi"ni sec;:erken, bu hesapla~mamn a) retrospektif c;agn~1m­ lar ("12 Eyliil 6ncesine doniilme" tehditlerine ili~­ kin) b) halkla, radikal solve i~c;:i sm1f1 arasmda 6zde~­ le~meyi engelleyen adland1rmalar iiretecegi inancmdadir. 26 Mart sec;im sonuc;lan, retrospektif c;:agn~1mla­ ra ba~vurrnanm da art1k bir hiikmii kalmad1gmm bir gostergesidir. Bu durumda iktidar ic;in a'mn ba~ans1 ancak b'nin ba~a­ ns1 olc;:iisiinde miimkiin goriinmektedir. Bu anlamda radikal solun atacag1 her ad1mm 61c;iiliip bic;ilerek, boylesi c;:agn~1mlann halkm goziinde yeniden yank1 bulabilecek yollardan kac;1mlmas1 geregi vard1r. 1 Mayis sabah1, 1 May1s Tertip Komitesi iiyesi sendikac1lan ziyaret eden emniyet gorevlileri i~c;ilerin izinsiz yiiriiyii~ yapmalan halinde ate~ ac;1labilecegi tehdidinde bulunurken, bunu olas1 bir "confrontation"u (ka~1 ka~1ya gelme) en ilkel yontemle 6nlemek gayesiyle yapm1yorlar, aksine radikal devrimci unsurlan (i~c;:i ya da ogrenci) Taksim civannda yalmz yakalama gayreti g6steriyorlard1. Bir "confrontation"un kanh olaylarla sonuc;lanmas1 halinde faturamn kendilerine c;1kart1lacag1m farkeden

sendika temsilcilerinin vazgec;mesi iizerine iktidar amacma ula~n ve radikal devrimci unsurlann odiinsiiz kabulii ile bask1c1 devlet ayg1tmm diiz ~iddetini gosterdigi bir diiello ba~lad1. Zamanmda iflas etmi~ sosyalist hareket kitleler adma toplumsal muhalefet insiyatifini ele ahyor, buna ragmen 1 May1s 1989 giinii kitlelere bilinc;li eylem perspektifi sunam1yor ise, politik olgunluk diizeylerini onceden sorgulamalan ve kalk1~ noktas1 hakh bile olsa kitlelerin egilimlerinin daha "normal" sayilabilecek bir eylem anlayi~mdan yana oldugu tespitini yaparak davranmalan gerekirdi. i$c;:i smifmm balk miicadelelerinde hegemonyas1m kurrna yolunda kendi devrimci sm1f hedeflerini, popiiler-demokratik ideolojiyle kayn~nrmas1 meselesi, politik diizeyde birincil sorunudur. Kitle hareketlerinin ba~lamas1 gerektigi yerden degil de, miiflis politik giic;:ler tarafmdan ba~lanlmas1 bu hedeften uzakla$ma tehlikesini ic;erir. Bu tehlikenin bilincinde olmak sosyalist hareketin me$ruiyetine yonelmi$ bir siyasi olgunluk diizeyi gerektiriyor. Legalite ve birlik tartl~­ malan arasmda gume giden me~ruiyet son.mu gi bi bir kayg1 ta~1myorsa, muhayyile ve zekam1z1 siirmenaj derecesinde zorlayacak teoriler iiretmeye gerek yoktur: 1 May1s 1977, sosyalist hareketin kitlelerin goziinde kredi yitirdigi 6nemli ve act bir olay olarak duruyor. 12 yil yiiriiyii~ten

71


Oncenin negatif etkilerini silebilecek, tutarh bir mutabakata dayah m~ruiye­ tin ba$ans1 ve siirekliligi, Tiirkiye toplumsal formasyonunda sosyalistlerin Oncelikli sorunudur. Bu, Marksist teorik-pratige idealist felsefeden stzm~ "burjuva" karakterli bir sorun olarak etiketlene.bilir. Ne var ki, antagonizma ic;;indeki sm1flan iiretim tam diizeyinde de~l de, bir toplumsal formasyonu olu$turan tiim egetnen politik ve ideolojik ili$kiler diizeyinde dii$iiniirsek ~i sm1fi. ideolojisinin hic;;bir sm1f ifadesi olmasa da populerdemokratik adlandirmalara cevap verme zorunlulugu vard1r ve bu adland1rma diizeyini en onemli s1mf miicadelesi alam olarak gormesi gerekmektedir. Bu, -1..aclau'yu takiben sOylersek- hala yerine getirilmesi zorunlu "burjuva" gOrevler oldugu anlamma gelse bile. Bunu goremeyenler ne sag-populist sOylemin -AP Orne~nde oldugu gibiTurkiye'de daha ba$anh oldugu gen;egini, ne de fa$izm gibi konjonktiirleri ac;;1klayabilirler. 1 Mayis l 989'u, belki vakitsiz bir sevinc;; ta$1yan insanlann "iyi niyet"(?)le yola koyulduklan bir yiiriiyii$iin Otesinde -her $eye ragmen- sogukkanhhkla degerlendirebilmek, toplumun baz1 kesimlerinde olumlu bir gelecege duyulan inane;; ic;;in yepyeni bir kap1 ac;;mak anlam1na gelecektir.

72

Not: Yukandaki saptamalarda, basmm agzmda.n eksik etmedigi "tahrik" gibi soyut ve hula-

mk bir kavram harii;: tutulmu~­ tur. Tahrik unsurunun belirleyici bir lige olarak tani~maya chihil edilmesinin, indirgemeci ve spekiilatif yorumlara ai;:1k oldugunu dii~iiniiyorum. AKDOCAN OZKAN

Son gilnlerdeki "hekim" eylemleri ve Ankara Tabip Odasi

Son gunlerde giderek yogunla$an ve daha c;;ok Ankara'da ya$anan hekimlerin ve saghk personelinin hareketliligi, gec;;en yildan bu yana ad1m ad1m geli$en ho$nutsuzlugun yeni bir nitelik ald1gmm gostergesidir. Ankara'da "beyaz yiiriiy0$" ile ba$layan eylemler dizisi, 29 Nisan 1989 tarihinde Ankara Tabip Odas1 Ara Gene! Kurulu ile Onemli bir degi$im gostermi$tir. Tiim iilkeye yayilma egilimi gosteren bu eylemler, sadece hekimlerin ve saghk personelinin haklanna yonelik bir istemler demetini ic;;ermemekte, aym zamanda saghk sistemindeki olumsuzluklann yap1sal oldugunun te$hirini de kapsamaktad1r. $imdiye dek, sorunlanm kamuoyuna iletmeyi hedef alan hekimler ve saghk personeli, si.irekli olarak yonetimin "oyalamalan" ile ka~1 ka~1ya kalm1$lard1r. Ara Gene! Kurul kararlan, i$te bu oyalamalan protesto etme temelinde giindeme getirilmi$tir: Hekim ve saghk personelinin haklan ile ilgili "somut kazammlar el-

de edene kadar etkin, siirekli ve orgiitlii miicadele etme"; c;;agd1$1 ko$ullarda nobet tutulmasma tepki olarak, "her hastanede toplu nobet tutulmas1"; hastalan gerekli/ yeterli siirede muayene ederek, cagd3$ anlamda saghk hizmeti verme yolunda ad1m atmak; kamuoyunun destegini alacak me$ru eylem bic;;imlerini yiiriirliige koymak; diger kamu c;;ah$anlan ile birlikte grevli, toplu sozle$meli sendika hakki elde etme miicadelesinde, bir sendika giri$im komisyonu kurmak; iilkemizdeki tum hekimlerin dayam$ma ic;;inde olmas1m saglamak ic;;in, Ost orgiitiimiiz Tiirk Tabipleri Birligi'nin destegini almak ve kamuoyunun yanh$ hedeflere yonelmesini onlemek ic;;in c;;ah$mak. Kamuoyuna ve yetkililere iletilen sorunlann, surekli oyalama ile gec;;i$tiril-' mesine tepki olarak, bu kararlann belirlenen hedeflere ul3$ilana kadar uygulanma kararhhg1, ir;inde bulµndugumuz donemdeki eylemlerin niteliksel olarak farkl1hgmm ifadesidir:· Haklar elde edilene dek miicadele ... Hekim orgiitleri ve diger saghk personeli, son bir yildu yiiriitti.ikleri ve daha r;ok kamuoyunu kendi sorunlan konusunda bilgilendirme r;abalannm yerine, miicadele kararlanm koymas1 niteliksel bir "kopu$" olarak algilanabilir. Bu "kopu$" etkinliklerinin giindeme gelmesinde, iletilen hakl1 istemlere yoneticilerin $imdiye kadar takmd1klan duyars1z tavnn yam s1ra, Nisan ayinda yo-

gunl3$an i$c;;i eylemlerinin de etkisi oldugunu soylemek, pek abartma say1lmasa gerek. ATO VE ODA i<;:i DEMOKRASi

26 Man yerel sec;;imleri sonras1 olu$an toplumsalpolitik onam, varolan siyasi panilerin ve benzeri anlayi$taki kitle orgiitlerinin miicadele kahplanna s1gmayacak yeni bir toplumsal hareketliligin dogmakta oldugunun biitiin belinilerini sergilemektedir. Hekimlerin ve saghk personelinin eylemlerinin, tam bu donemde yiikseliyor olmasmm ayn bir ozelligi, belinilen politik iklimde i$<;i eylemlerinin kamu r;ah$anlanna s1c;;ramas1 anlamma da gelmesidir. Demokratik ve enerjik bir kitle orgiitii anlayi$Inm, eylemlerin as1l amac1 olan, "saghk c;;ah$anlannm kendi toplumsal geleceklerini -ekonomik, sosyal, mesleki, vb.- etkileme" ba$ansma ula$masmda dogrudan belirleyici olacag1m soylemeye gerek yoktur. Boyle bir anlay1$m en onemli ozelligi, kitle hareketliligine tekabiil edecek ve onlann gereksinmelerini ka~1laya­ cak eylem bic;;imlerini yaratmanm demokratik mekanizmalanna sahip olmaktlr. Bir ba$ka deyi$le, onderlik etme misyonunu one r;1karmayan, insanlan oncelemek yerine onlar ir;in orgi.it olmamn politik iislubunu bulmak onem kazanmaktad1r. Son eylemlerin Ankara'da yogunla$masmm en onemli nedenlerinden biri, bOyle bir anlayt$1 yap1sall3$t1raBirikim 21HAZiAAN1989


bilmi$ ve geli$melere uygun enerjik davram$lan gosterebilmi$ bir demokratik kitle 6rg11til denemesinin Ankara Tabip Odas1'nda ya$ama ger;:irilmi$ olmas1dir. Burada, k1saca Ankara Tabip Odas1'nm eylemlerinin, uygulamaya r;:ah$tlgi kfrle orgutu anlayi.$1 ile ili$kisine deginmekte yarar var. Samyoruz, ATO'nun en tipik ozelliklerinden birisi, "s1radan'' hekimlerin karar mekanizmalanna kanlabilecegi kanallan olu$turmaya ba$lamas1dir. Birimlerde ser;:imle gelen temsilcilerin birimlerindeki sorunlan aktarabildigi ve bu aktard1klan sorunlara ili$kin kararlann olu$turuldugu mekanizmalar ile oda-ir;:i demokrasinin ya~ama ger;:irilmesinin, odamn eylemliliginde niteliksel bir degi$im yaratug1m soyleyebiliriz. Son iki yil ir;:inde, ATO'ya gelen insanlar, birimlerinde ya$amakta olduklan "kuf kokan" havanm yerine, ortak bir ruh hali ir;:inde baz1 $eylerin birlikte degi$tirilebilecegini gorduler. Daha r;:ok, odanm toplum ir;:inde me$ruiyetinin saglanmas1 olarak tammlayabilecegimiz bu surer;:te, hekimler b1knnc1 denilebilecek tartl$malarla asgari bir yap1salla$ma yaratular. Bu noktada, "klasik-burokratik" bir oda anlayt$mm d1$lnda yaranlan olumlu havamn birimlere ta$marak, "statuko"lann y1k1lmaya ba$lamas1/ y1kilabileceginin anla$1lmas1, onemli bir potansiyeller selini serbest b1rakm~nr. Bu potansiyel selinin akabilecegi

yataklann ol~turulmas1y足 lad1r ki, son eylemlerin gerr;:ekle$ebildigini soyleyebiliriz. Hekimler, saghk sisteminin yaramgi yabancil~malanna , kendi yaratuklan mekanizmalarla mudahale etmeye ba$laffil$lar, bu arada toplumun saghk sorunlanndan hekimleri sorumlu tutma illuzyonunu kirmaya yonelik uygulamalan yilriirluge koymu$lardir. insanlann yaranc1 inisiyatiflerinin bir bir;:imde ar;:1ga r;:1kanlmas1, giderek yap1salla$maya ba~layan oda-karar alma surer;:leri ile r;:ak1$mca nitelik olarak yeni bir eylemlilik ortaya r;:1km1$ur. Tum bu belirlemelerin hekimlerin ve saghk personelinin r;:ah$ma ve ya$am ko$ullanmn amk dayamlmaz boyutlara ul~t1g1 bir nesnel zeminde yapild1g1m, ba$tan kabul ettigimizi belirtmeye gerek yok. SAGLIK HiZMETiNDE NiTELiK SORUNU

Ankara Numune Hastanesi ve Sarni Ulus Hastanesi'nde yap1lan ve r;:ok geni$ bir kanhmla gerr;:ekle$tirilen toplu nobetler ve hastalara yeterli zaman ayirma uygulamasmm surduriilmesindeki kararhhk, -$imdilik- umut vericidir. Bu etkinliklerin kademeli olarak Ankara'daki tum hastanelere ve Ankara d1$ma yayilma egilimi ta$1d1gm1 soyleyebiliriz. Saghk sisteminde ya$anan bozukluklan te$his edecek ."hastalara yeterli zaman ayirma" giri$imi, varolan harekete ozel bir nitellk kazand1rmaktad1r. Son on yilda, saghk sekto-

riinun sorunlanna ili$kin genellikle uygulamadan uzak ho$ laflar edildi. Saghk sistemindeki bunahmm, hekim/ saghk personeli sayis1, dagthm1, vb. gibi niceliksel faktorlerle ar;:1klanmas1 yoluna gidildi, saghk hizmetinin sunumundaki insani noktaya, nitelik sorununa pek dikkat r;:ekilmedi. Saghk personeli ve hasta sayis1nm artmas1yla orannh olarak saghk yannm1 yap1lmad1gtndan, saghk hizmeti uretimi hastayla hekimin bir bir;:imde kar$i kar$tya gelmesi olarak gerr;:ekle~ti. Bunun en dogrudan gostergesi, polikliniklerde uzayan kuyruklar ve bu kuyruklan eritmek ir;:in iki-ur;: dakikaya s1gdmlan hasta muayeneleridir. Hekimlerin hastalanna yeterli sure ayirmaya ba$lamalan, en b~ta hekimdl$1 faktorlerden kaynaklanan olumsuzluklann goriinur olmas1m saglayacakur. Nitelikten odun vererek gerr;:ekle$tirilen saghk hizmeti sunumu, hekimler tarafmdan bir yerindcn engellenmi$ olacakur, ki buna e~lik edebilecek gerr;:ekleri ar;:1klama r;:ah$malan halkm memnuniyetsizligini ilgili yerlere yansltmasma yolar;:acakt1r. Hastaya yeterli sure ayirma i$lemi, Ozunde ba$tan savma muayeneler nedeniyle olu$an hasta-poliklinik-ilar;:-hasta kis1r dongOsunu ve devlet eliyle ozel saghk hizmetlerini alternatif hale getirme surecini kiracak bir ilk ad1mdir. Bu i$lem nedeniyle, poliklinik onlerinde muayene olmayi bekleyen daha fazla hastamn eritil-

mesi ir;:in ek poliklinik binalan ar;:ma, ek nbbi aygular alma gibi onlemler yeterli olacakur. Yine ilk basamak saghk kurulu$lannm yaygmla~unlmasmm talep edilmesi, saghk sistemini ayaklan ilzerine dikebilecek en onemli ad1m olacakur. Hekimlerin kendi r;:ah$ma ve ya$am ko$ullanmn dilzeltilmesi amac1 ile b~足 latoklan ve saghk sisteminin ir;:inde bulundugu bunahma r;:ozum bulma konusunda onemli ad1mlan ir;:eren etkinliklerinin ba$anya ula$masmda en az kendi kararhhklan kadar, kamuoyunun desteginin de onemli oldugunu d~u足 nuyoruz. Dolayis1 ile, ser;:ilen eylemlerin halka zarar veren degil, onlann desteklerini almaya yonelik olmas1, an~1hr bir durumdur. Nobete gitmemek yerine, toplu nobet tutmak; hastaya bakmamak yerine, daha iyi bakmak gibi etkinlikler, bugiine dek saghk sisteminin olumsuzluklanmn en buyilk sorumlusu olarak gOsterilen hekimlerin kamuoyu destegine ne denli onem verdiginin de gOstergesi sayilmahd1r. Baglarken, hastaya yeterli sure ayirma etkinliginin, klasik eylemlerden farkh Ozelliginin alnm r;:izmek istiyoruz: Hekimler, bu etkinlikleri ile sadece r;:ah$ma ko~ullanmn duzeltilmesi mucadelesini vermiyorlar; toplumun saghk sorunlanm r;:ozme konusunda bugilnden uygulanabilecek alternatiflerin oldugunu ve bu alternatiflerin bizzat r;:al~anlar tarafmdan ya~ama ger;:irilebi-

73


lecegini kamtlamaya c;:ah~1yorlar. ATO'nun, ara genel kurul kararlannda somu tla~an etkin mucadele donemini ba~anyla bitirmesi, diger benzer 6rgiitlere 6mek olabilecek, boylece 26 Mart somas1 yeni bir yonelim ic;:inde bulunan toplumsal hareketlilige, katklda bulunmu~ olacakur. • DR. ATA SOYER DR. SAHiN KURTARAN

Hekim hareketi ve istanbul Tabip Odasz

74

Son aylarda saghk personelinde bir hareketlilik var. Y1llard1r suren ve biriken huzursuzluk, en sonunda sesini duyurma ve mudahale etme ihtiyacm1 hissetti. Turkiye'de saghk alamnda 6teden beri varo.an karma~a ve belirsizlik devlet tarafmdan hep saghk personelinin fedakarhg1 ile kapaulmaya c;:ah~1l­ m1$, bu c;:abalar fayda etmeyince de, saghkc;:1larla hastalann ka~1 ka~1ya g~­ tirilmesi yolu sec;:ilmi$tir. "Saghk birimleri iyi c;:ah$mamaktad1r, c;:unku hekim, hem$ire ve diger personel iyi c;:ah~mamaktad1r, kaytarmaktadlf, as1k surathd1r" vb ... Ozellikle 12 Eylul'den soma saghk alanmda bir deprem ya$anm1~tu . Be~ ki~inin agzmdan c;:1kan birtak1m cumlelerle, yeterli hic;:bir donam m 1 olmayan birc;:ok kentte market ac;:1hr gibi up fakulteleri ac;:1lm1$, bir an once Avrupa ortalamas1m yakalamak ugruna yil-

da 5 bin ogrenci up fakultelerine almarak kalite ayaklar altma ahnmI$, mecburi hizmet aldatmacas1 yuriirluge konmu$, ihtisas smav sistemi aniden degi~tirilmi~ ve tum bu uygulamalara gen;ek ucretlerin buyiik olc;:ude erimesi e$lik etmi$tir ('80 6ncesinde 900 dolar alan yeni mezun hekim $U an 200 dolar almaktad1r). Tum bu kararlar saghk personelinin bilgisi d1$mda, kauhm1 olmadan almmI$tlr. Yine tumunde ortak olan bir ba$ka ozellik, saghk sisteminin (daha dogrusu sistemsizliginin) 6zune dokunmamakur. ANAP iktidanyla birlikte saghk birimlerinin ticarethanele$tirilmesi egilimi belirmi$ ve ilac;: fiyatlannm serbest b1rak1lmas1 iyice c;:1gmndan c;:1km1$Ur. Buradaki temel manuk, saghg1 bireysel bir sorun gibi ele almaknr. Tartl$Unlmak istenen hekim-hasta ili$kisidir; oysa varolan, gene! toplumsal forrnasyon ic;:inde saghk sistemi-hasta ili$kisidir. Son on yilda devlet, saghk alanmda bir muhalefet hareketi ic;:in gerekli tohumlan buyiik bir ozenle ekmi~tir. Gec;:inemeyen, gelecek endi$esi ta~1yan, toplumsal itibar kaybma ugrayan ve niceligi de giderek artan bir kitle. 6rnegin $imdi 40 bin dolaylannda olan hekim say1s1, l 998'de tam iki katma c;:1kacakt1r. Hekimlerin onemli bir bolumu tek kelimeyle "proleterle$me" surecindedir. diger saghk personeli ise 6teden beri zaten bu saflardadir. Huzursuzluk son birkac;:

yilda iyice artml$tlr. Hekimler '88 sonlannda Ankara ve istanbul'da sorunlanm aktarrnak ic;:in yiiriimu$lerdir. 6zellikle gene;: hekimler Tabip Odalanyla daha c;:ok ilgilenmeye ve oda yonetimlerini c;:e$itli eylem bic;:imleri konusunda s1kl$Urmaya ba$lam1$lard1r. Bu arada Turkiye '89 yerel sec;:imlerini ve Nisan i~c;:i eylemlerini ya$aml$Ur. Ku$kusuz c;:ah~an kesimlerin k1pirdanmaya ba$layip ses getirir olmalan, hareketlenmeye zaten haz1r olan saghk personeli uzerinde olumlu bir moral etki yaratm1~ur. Daha soma Ankara Tabip Odas1 (ATO) 6nculugunde Turk Tabipler Birligi'nin (TTB) de destekledigi bir eylem program1 gundeme gelmi$tir: Toplu nobet tutma, hastaya gerekli zamam ay1rma, yuriiyu$ler vb. Hem$ireler ise Hem$ireler Haftas1'nda klasik kutlama t6renlerine kaulmay1 reddedip diger personelin de kauhm1yla hastanelerinde yemek boykotlan yapm1$ ve sorunlanm dile getirmi$lerdir. Bu eylemlerin en azmdan Haziran ay1 boyunca surmesi beklenebilir. <;:AGDA~ HEKiMLER VE DEMOKRASi ANLAYI~LARI

Gene! ortam1 anlatmaya i;:ah$an -bu giri~ten soma yazmm asil konusu olan istanbul Tabip Odas1'na (iTO) gelelim. iTO'nun son sec;:imli genel kurulu '88 {3ahan'nda yap1lm1~ ve C::agda~ Hekimler Grubu yone.time getirilmi~tir . "C::agda~" kelimesinin sec;:ilmesi i;:ok bilinc;:li olmayabilir, ancak

bilinc;:li olsa da olmasa da bu tur meslek 6rgutlerinde kendilerine 'c;:agda$' diyen tum diger gruplar ic;:in oldugu gibi, gene! yakla$Imlan ic;:in dilsel bir gosterge sayilabilir. "C::agda~" kavram1, c;:agiyla 6zde$ olmaya i$aret eder - ne gerisinde ve ne de ilerisinde. Yalmzca kavramdan c;:agda$hk olc;:utu olarak ne tiir bir referans kullamld1g1 belli degildir. Bu anlamda kavramm hic;:bir ac;:1klayiohg1 yoktur. Ancak kafalardaki c;:agm mutlakla$lInld1gi, bu mutlak c;:agdan yana olundugu/ ona ul3$ilmak istendigi ve dunyaya ilericilik/gericilik perspektifinden bak1ld1g1 soylenebilir. Bu yuzden "c;:agda~" kavram1 pozitivisttir. Turkiye'de yaygm olan c;:agi yakalama vb. s6ylemlerle ili$kiSi ic;:erisinde degerlendirildiginde bu bakl$m ana soylemi "ilerleme"dir, c;:agda$hga dogru ilerleme. Kavram bize bu kadar ipucu vermekte. Bu ipuc;:lan pratikle birlikte ele ahnd1ginda ortaya $U c;:1kar: C::agda$hga dogru ilerleme; i;:agda$, ilerici 6nculere ihtiyai;: duyar. bu 6nculugun dogal sonucu vesayetc;:i bir sistemdir. iTO'nun son bir y1lhk pratigi bu i;:1kanm1 dogrulamaktad1r. iTO yonetimi son bir yilmda mevcut yasalann da arkasma s1gmarak tamamen merkeziyetc;:i-biirokratik bir goriinum • arzetmi$tir. Eylem olarak yapilanlar ya iTO Yonetim Kurulu (YK) onayi olmadan taban inisiyatt fiyle geri;:ekle$tirilmi$ ya da YK tabandan zorlanarak gonulsuzce kaulml$tlr (omegin yuriiyu$). C::agda$ HeBirikim 2 / HAZ i RAN 1989


kimler'in demokrasi tarz1 klasik/ dar temsili demokrasidir. "iki yilhgma sei;ilmi$iz, bir devlet dairesi gibi durumu idare ederiz" manug1, )'llkanda sozii edilen ilerlemeci-vesayeti;i baki$la biiyiik bir U)'llID ii;indedir, ancak $U an varolan taban inisiyatifi bu sistemi kald1racak halde degildir. iTO yonetimi, ge<;tigimiz donemde kendini Tiirk-i$ yonetimi gibi devletin teinsilcisi olarak gormii$ ve bu g6rii$iin doruk noktas1 oda ba$kanmm "hekimleri zor zaptediyoruz" s0zleriyle dile gelmi$tir. Arna taban nas1l Tiirki$'te Sevket Y1lmaz ve $iirekas1m a$ID1$Sa, iTO'da da varolan yonetimin perspektifini a$ID1$tlr. DEMOKRAT HEKiMLER MUHALEFETi

Bugtin iTO'da yonetimin d1$mda, gtindemi belirleyen, taban inisiyatifiyle $ekillenen bir muhalefet vard1r. Bu muhalefet ii;inde en etkin gti<; C::agda$ Hekimleri soldan ele$tiren Demokrat Hekimler Grubu'dur. Demokrat Hekimler (DH) klasik iktidar/ muhalefet k1s1rhg1m ~an bir perspektif olu$turmaya i;ah$maktadir. "Biz gelsek daha iyi yapard1k veya yapanz" demekle yetinmemekte ve aslolanm yoneticilerin degil yapmm ve zihniyetlerin degi$mesi oldugunu savunmaktad1r. Bu anlamda DH muhalefeti varolan yo~ netime aym duzeyde altematif degildir, diizeyi degi$tirmek istemektedir. DH'nin bu perspektif ii;inde saghk politikasma, egi-

timine yonelik dii$iinceleri yamnda i$leyi$/ demokrasi tarz1 konusundaki ele$tirileri, onerileri biiyiik bir oneme sahiptir. DH me$rulugunu taban inisiyatifi ve kanhmmdan olan ortakla$ac1 bir i~leyi$ modeli onermektedirler. Bu modelde karar inisiyatifi merkezden tabana kayd1nlmakta, ilgili herkesin soz ve karar siirei;lerine kaulma hakkma sahip olmas1 gerektigi savunulmaktad1r. Bunun yolu da $imdikine 路i;ok daha s1k toplanacak olan genel kurul (GK) toplanulandir. GK kararlan YK'y1 baglayic1 olmahdir. Simdiki durumda tepede karar ahp kitleye sunan YK yerine, kitlenin ald1g1 kararlan uygulayan bir tiir yiiriitme kurulu onerilmektedir. Hastane/birim temsilcilerinin bugtinkii yonetimin savundugu gibi Oda'ya kar$1 sorumlu Oda'inn temsilcileri olarak degil, hastanelerinden/birimlerinden sei;ilen insanlar olarak hekimlere kaf$1 sorumlu olmalan gerektigi savunulmaktad1r. Ozerinde durulan diger onemli bir ilke de GK'lann istediklerinde temsilcilerini geri i;ag1rma hakkma sahip olmas1d1r. DH 13 Mayis 1989'da yap1lan ara GK'da bu ilkeye uygun davranacaklanm $imdiden taahhiit etmi$lerdir. Yap1lmak istenen degi$iklikler olduki;a radikaldir. Giindemde olan bir tiir demokrasi tarz1 devrimidir. Dar temsili demokrasi yerine olabildigince dogrudan demokrasi. Boyle bir sei;im "ilerleme ii;in vesayeti" ba$tan reddeder

ve kitlesel aktif kauhm ii;in tum kap1lann ai;1k olmas1 gerektigini savunur. Sozii edilen geli$meler, yakl~1mlar ii;inde iTO, 13 M.ayis l 989'da ara gene! kurulunu toplam1$tlr . Toplanu du)'llrusunu YK yerine DH yapm1$ ve ornegin Oda'ya asdan duyuru metni YK'nm bir uyesi tarafmdan indirilmi$tir. Duyurmama ve toplanuyi yiiz ki$ilik bir salonda yapma, "i;agda$" manug1 sergilemeye yeterlidir. Buna kar$m, her donem 2030 ki$iyle yap1lan ara gene! kurul (mali kongre) bu kez 130 hekimin kauhm1yla toplanm1$Ur. Bu say1 ku$kusuz i;ok yetersizdir ve bu yetersizlikte "i;agda$" manugm da pay1 vard1r. Ancak toplanunm atmosferi ve yonelimi iTO tarihinde yeni bir sayfa ai;acak niteliktedir. C::ah$ma raporu iizerine soz alan 14 ki$iden 12'si olduki;a sert ele$tiriler ve radikal oneriler getirrni$lerdir. Bu konu$malardan soma divan ba$kam "YK cevap verecek mi?" diye sordugunda soz alari gene! sekreter "Ben kiirsiiye YK adma ele$tirilere yamt vermeye pkmad1m, yalmzca duygulanm1 anlatmak istiyorum" diyerek YK'nm ele$tirilere verilecek cevap bulamad1g1m tescil etmi$tir. Toplantmm son boliimiinde GK <;e$itli kararlar alm1$nr. Karar onerilerinin hemen hepsi muhalefet kesiminden gelmi$ ve bu onerilerin hemen hepsi biiyiik i;ogunlukla kabul edilmi$tir. Kararlann baz1lan $6yle s1ralanabilir: 1. Oi; ayda bir GK niteliginde genel iiye toplanulan-

nm yap1lmas1, 2. YK toplanulanndan once iiyelerle tartl$ma oturumlannm diizenlenmesi, 3. intern hekim birimi kurulmas1, 4. YK kararlannm hemen oda panosuna as1lmas1, S. Siddet eylemleriyle oldurulen hekimler ve Up ogrencileri i<;in bir anma giinii kabul edilmesi, 6. Acilen iTO i<;tiiziik hazulama birimi kurulmas1, 7. '88 GK'da kabul edilen ve her nedense hayata gei;irilmeyen kararlann yeniden kabul edilmesi, 8. ATO tarafmdan ba$lanlan ve TTB' nin destekledigi eylem programmm geni$letilerek benimsenmesi (omegin hastalara yeterli zamam ay1rma). Onerilerden yalmzca bir tanesi, "YK toplannlannm ai;1k olarak yapdmas1" az bir oy fark1yla kabul edilmemi$tir. "C::agda$" Hekimler bu kararlann ozellikle 1, 3, S, 6 nolu olanlanna $iddetle kaf$1 i;1km1$lardir. Bir iiye, "buras1 demokrasi bahi;esi mi?" diye sorabilmi$tir. TABANIN iNiSiYATiFi

Sonui; olarak '89 ara GK's1 taban ve yonetim arasmda ciddi bir kopuklugun varhg1m ve inisiyatifin tabanda oldugunu gostermi$tir. iTO bu toplanndan gtii;lenerek i;1km1$UT. En azmdan kimin ne oldugu ve ne istedigi daha net bir bii;imde ortaya konmU$tur ve hareketlilik bir ivme kazanm1$tlr. Giindemi belirleyici hale gelen ve bu tarzda devam ettiklerinde onemli geli$im imkanlan olan DH'nin dikkat etmeleri gereken bir handikap vardu. C::agda$ grup DH'yi aym

75


duzeyde rakipleri olarak gormekte, daha dogrusu gostennek istemektedir. Bu anlamda aynhga gaynhga gerek yoktur (bOlucu. lugun alemi yoktur). Bu yakla$1mm Turkiye tarihindeki sm1fsiz/kayna$ffil$ kitle soylemiyle (korporatizmiyle) ili.$kisi ac1ktlr. Tartl$mayi ki$isellige cekme egilimleri vardir. Bunun yanmda DH'nin

icinde zihniyet dOnli$1imlerini gercekle$tiremeyenlerin benzer yakla$1mlar gOsterme riski vard1r. DH me$ruiyetini taban inisiyatifinden alan dogrudan demokratik mekanizmalan buglinden ya$atmaya ba$lamah ve buna uygun ili$ki/ileti$im kanallan olu$turmahd1r. Sorunun, ki$iselligin veya grupculugun cok Otesinde nitel/ra-

dikal bir dOnfr$um oldugu 1srarla vurgulanmahd1r. Bu perspektif yakm zamanda iTO'yu yeniden bicimlen. direbilir. Tabanm dayato~ eylemleri sahiplenmek zorunda kalan iTO yOnetimi durumun farkmdadn ve gidi$i tersine cevirmek, prestijini arturmak istemektedir. Ancak eylemleri dli$1inenler, tartl$anlar, uygulamaya koyanlar ta-

bandaki muhalif hekimlerdir ve inisiyatifi kiskanchkla ellerinde tutmalan, hicbir yOnetici kadroya devretmemeleri ba$anlannm garantisi olacakur. Asil rakip $U veya bu grup degil, tarihr yoneten/yonetilen ili.$kisinin dayato~ ah$kanhklard1r. â&#x20AC;˘ MURAT TASDEMil

76 Birikim 2 / HAZiRAN 1989


Yeni Kitaplar alan yay1nc1bk

beige yay1nlan

Mario Benedetti YILDIZLAR VE SEN Uruguay'dan Oykiiler

A.G.Frank/P.Sweezy/H.Magdoff/G.Therborn E.Altvater /E.Mandel/1.FrolovIC.Audry S.Amin/S.Shaozki/T .dos Santos/A.S. Vazques 0 .Negt/P. G.Casanova/P. Vuskovic/P .lngrao A. Grlickov /M.Harrington/L.Castellina/W .F.Haug Uluslararas1 Diinyada Sosyalizm Konferans1 21. YUZYIL ESiGiNDE SOSYALizM

Francoise Furet FRANSIZ DEVR1MiNt YORUMLAMAK Giris: Ahmet Kuyas

Wilhelm Kohler Evliya <:elebi Seyabatnamesinde BiTLts ve HAL.KI Turkcesi: Haydar Is1k

Robespierre/Saint-Just/Marat/Danton/Babeuf DEVRiM YAZILARI Derleyen: Vedat GONYOL

Veli Yllmaz/Osman Tas/Mustafa Ylldmmttirk Bir Engizisyon Hukuku Kavrami TURKiYE SORUNLARI otztst Cilt 1 I Kitap 1-4

DUSUNCE SU<:U

Antonio Gramsci Ruben Gallocci YARIN BASKA BiR GUNDUR (c1k1yor)

ITALYA'DA iS~t KONSEYLER1 DENEYiMt (c1k1yor)

ALAN YAYINCILIK: Ba11musahip Sok. Talas Han, 16/302 CaQaloglu-ISTANBUL Da01t1m: Istanbul CEMMAY/T0MDA/0ZG0RJSAY/ARKADA$/Cumhuriyet Kitap KulObO Ankara: ADA$/DOST


4 SosgalislBldili SOSV ALiSTLERiN BiRLiGi

Cagatay Anadol-.Korkut Boratav-Metin Culhaoglu-Saim

Ko~

Mehmet Gunduz pekin baharma selam Zehra Ba~ar

kadm kurultaymda iki ayn dunya

Oral <;all~lar

SP surecinin noktalanmas1

Halil Berktay

SP kongresi uzerine birka~ not

Salih Ural

kanath bir partiye ele,tirel bak1,m ilk ipu~lan

Semih Lim

"!jeytan ayetleri" olay1

G. Zavoronkov

bir devrimcinin portresi : pyatnitsky

HAZi RAN 1989

2500 TL


iki

•arkl• ileti~im'den <;:a~lar

ve

Keyder/TUrkiye'de devlet smiflar

S

.1

rn

0

n e

d

'

Osmanh devlet ve toplum miras1 dolayh ve karma~1k yollarla Cumhuriyet'in sm1f dengelerini olu~turdu; Turkiye devletinin toplumsal yap1lanmadaki i~levini tammlad1.

Simone de Beauvoir/Sessiz bir

alum <;:e~itli

topluluklann, katlann, yarad1h~lann olum kar~1smdaki davram~lan, duygulan, elbette, ba~ka ba~ka. Arna 'aCI ~ekmeden, sessizce olen' kadmm olumf.t f.tzerine Simone de Beauvoir'm yazd1klanna kaulmamak gf.t~ olsa llntPm Yo)41den gere k. ' - - - - - - - - - - - - - - - - '

u

het41m Yayinlan, Klodfarer Cad. tletisim Han No: 7 Caga!oglu 34400 - tSTANBUL

Tel: 516 22 60 (3 Hat)

SOL HAREKE I IE DURUM VE PERSPEKTiF

SOL HAREKfHE DURUAf w.i PEff$Pff(t{f

v

-· . : .

• 1 May1s'1n Ard1ndan •Sol Parti ve Solda Devrlm Saptamas1 • GOncel Mesajlar • Solda Durum Saptamas1 ic;in Notlar • i~c;I S1rnf1, MOcadele ve Blrllk Perspektlfl • Bir Sec;imin DO~OndOrdOklerl • Bari~ ve Strnf MOcadelesl • Tip Tarihinden Kesitler - II • Slyaset'ten Okuyucularina A<;tklama

II

Gelenek Yayinevi; Bi9ki Yurdu Sok. No: 1, 0 .5 Cagaloglu/iSTANBUL


B02 2 1