Issuu on Google+

kültür sanat yaflam›nda

• 2007/11

say› 67

2.25 YTL(KDV’li)

kas›m 2007

›ssn 1303-9113

kapitalist pazarda diziler ve “dizi müzisyenleri”

. zaman›n en büyük aflk›n›n peflinden koflanlar, ferhat’lar s›rt›ndan kurflunlan›yor . “tiyatrolar alk›fltan y›k›ls›n” . inanc›n ve kavgan›n flairi: nikola vaptsarov . ayd›n sayman’la sinema ve janjan üzerine


tavır a y l › k

s a n a t

d e r g i s i

Merhaba

Sahibi Tav›r Yay›nlar› Org. Reklamc›l›k ad›na Öznur Turan Genel Yay›n Yönetmeni Gamze Mimaro¤lu Sorumlu Yaz›iflleri Müdürü Cihan Keflkek

Toplumsal bir histeriyle karfl› karfl›yay›z. Hiç bu kadar düflman edilmemiflti halklar birbirine. Hiç bu kadar aç›ktan sald›r›lmam›flt› de¤erlerimize. Çaresizli¤in girdab›nda ç›rp›nanlar›n, egemenlerin politikas› olan, geçmiflten bugüne birbirine kadim dost olmufl halklar›n birbirine düflman edilmesine karfl› ç›kman›n bedeli de a¤›r oluyor. fiovenizmin körlü¤üyle sald›r›yorlar ayd›n yüreklilere. Ifl›¤›n, umudun kaynaklar›na sald›r›yorlar... S›rtlar›ndan vuruluyorlar. Zaman›n en büyük aflk›n›n peflinden koflanlar, Ferhat’lar s›rt›ndan kurflunlan›yor flimdilerde. Ferhat afl›k, ama fiirin’e de¤il! O, halk›n›n özgür

Yaz›flma Adresi ‹stanbul Mahmut fievket Pafla Mah. Mektep Sk. Çoban Apt. No:4 Okmeydan› - fiiflli - ‹stanbul Tel: (212) 253 78 88 - 253 78 81 Faks: 235 44 11 e-posta: tavir2007@gmail.com Ankara ‹dilcan Kültür Merkezi fiirintepe Mah. 8.Cad. No:222 / B Mamak – Ankara Tel: (312) 390 38 05 Hesap no (YTL) 1042- 30000 596147 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST.

yar›nlar›n›n afl›¤›... Bu yüzdendir kahpe pusulara u¤ramas›. Bu yüzdendir ömrünün 16. bahar›na felç inmesi... Hep vuruluyorlar. Moskova önlerinde vatanlar›n› savunurken de, dergi da¤›t›rken de Dersim’de ar›c›l›k yaparken de hep ayn› kurflunlarla vuruluyorlar. ‹nsan olman›n erdemini tafl›yanlar, kadere isyan edip de¤ifltirmeye çal›fl›rken bunu, bedellerin en a¤›r›n› ödüyorlar. “Ölüm hoflgeldi, safa geldi.” demenin rahatl›¤›yla... Ayaklar›yla yürüyemese de, beyniyle, yüre¤iyle, inanc›yla yürüyorlar ufka do¤ru. Ufukta umudun günefli parl›yor. Ferhat, Bülent, iflte o günefle do¤ru yürüyorlar!.. Ne çok öldük de¤il mi bugüne kadar? Hele son yedi y›lda yeni mezarl›klar olufltu, al›nlar›ndan öpüp de topra¤a verdiklerimizle... Yüreklerdeki sevda ateflini söndürmek için karanl›k kör hücrelere at›lanlar›n yazd›¤› destanda düflen 122 can; gülen gözleriyle, yanlar›na gelenlerin gözlerine bakt›lar ölüm yolculu¤unun y›ldönümünde... Unutul-

Hesap no (EURO) 1042- 3010000 129062 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST.

maman›n, b›rakt›klar› bayra¤›n tepelere tafl›nmas›n›n coflkusu okunuyordu o gözlerde. So¤uk olur mezar tafllar› ama s›cac›kt› o gün. Bayraklar›n flavk› vuruyordu beyazl›¤›na, belki ondand›r. Tafllar› okflayan ellerin sahiplerinin yürek yang›n›ndan belki, kim bilir?

Fiyat› (DÖV‹Z) Almanya: 5 Euro Fransa: 5 Euro Hollanda: 5 Euro Avusturya: 5 Euro ‹sviçre: 7.5 Frank ‹ngiltere: 4 Sterlin Ofset haz›rl›k TAVIR YAYINLARI

Sevdad›r. Bir çocu¤un s›ms›cak gülüflü için, karn›n›n doymas› için ölümlere yatacak kadar büyüktür. Sevdad›r. En suskun saatlerde inanc›n› hayk›racak kadar... O sevdaya sahip olanlar... Onuru, yüzaklar› halk›n... ‹çimizdeler! Gö¤üs kafeslerimizde... Aral›k say›m›zda görüflmek dile¤iyle...

Bask› Bar›fl Matbaac›l›k Yerel süreli yay›n

Dostlukla... tavır


‹Ç‹NDEK‹LER

11/2007 35 dadalo¤lu ölümsüzdür 3

5 7 10 12 13 16 18 19 23 25 27 28 29 32 33 35 39 42 46

ELEfiT‹R‹ 64. madde ba¤›ml›lar› ELEfiT‹R‹ kapitalist pazarda diziler ve “dizi müzisyenleri” GÜNCEL “tiyatrolar alk›fltan y›k›ls›n” ‹ZLEN‹M yedi y›l›n ard›ndan ELEfiT‹R‹ bir ayd›n›n devlet korkusu ARAfiTIRMA kapitalist sistem ve yozlaflma - II RÖPORTAJ erdal atabek’le kapitalist sistem ve yozlaflma üzerine fi‹‹R nikola vaptsarov ARAfiTIRMA aborjin müzi¤i ÖYKÜ ya¤ satar›m bal satar›m, ustam öldü... DENEME günefli gözlerine doldur ferhat fi‹‹R attila ilhan DE⁄ERLEND‹RME incesaz-“elif” DENEME ekmek istiyoruz, gül de... AYIN FOTO⁄RAFI g. akash-bangladefl B‹YOGRAF‹ nikola vaptsarov DENEME dadalo¤lu ölümsüzdür RÖPORTAJ ayd›n sayman’la sinema ve “janjan” üzerine... S‹NEMA jan jan, bana flans dile HABERLER

7 3 tiyatrolar alk›fltan y›k›ls›n

10 yedi y›l›n ard›ndan 3

33 3

3

kapak 3

inanc›n ve kavgan›n flairi: vaptsarov


elefltiri

64. madde ba¤›ml›lar› ersin kartal

“Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatç›y› korur. Sanat eserlerinin ve sanatç›n›n korunmas›, de¤erlendirilmesi ve sanat sevgisinin yay›lmas› için gereken tedbirleri al›r.” Bugünlerde de¤ifltirilmesi gündeme gelen 12 Eylül Anayasas›n›n 64. maddesi böyle söylüyor. De¤ifltirilmesi gündemde olan anayasada ise bu maddenin yer almayaca¤› kamuoyuna yans›m›fl durumda. Do¤ald›r ki bugüne kadar devlet deste¤i alanlar ve alman›n yanl›fll›¤›n› vurgulay›p bu yard›m› almayanlar, yani sanat camias›n›n büyük bir bölümü bu konuyu tart›fl›yorlar çeflitli zeminlerde. Görüfller muhtelif. Kimi sanatç›lar-bu kesimi ta Muhsin Ertu¤rullar’›n döneminden

almak gerekiyor- bu yard›m›n mutlaka devam etmesinden yana. Bir di¤er kesim ise, bu yard›m›n bugüne kadar sanata ve sanatç›ya hiçbir olumlu katk›s›n›n olmad›¤›n›, aksine sanat› ve sanatç›y› vesayet alt›na ald›¤›n›, sanatç›lar üzerinde devletin egemenli¤ini pekifltiren bir uygulama oldu¤unu belirtiyorlar. Tart›flmalar bu do¤rultuda devam edip gidiyor. Sanatç›lara devlet yard›m›, anayasal güvence alt›ndayd› bugüne kadar. Sinema, tiyatro, müzik baflta olmak üzere sanat›n hemen her alan›nda bu yard›m(!) verildi devlet taraf›ndan. Sonuç ne oldu; yap›lan yard›m neleri beraberinde getirdi; sanata ve sanatç›ya ne katk› sa¤lad› vesaire vesaire, bunlar›n hepsi tart›flmaya aç›k.

Ortada bir tart›flma varsa, tart›flman›n iki taraf› da var demektir. Bu tart›flmada da var tabi ki. Bir taraf, yukar›da k›saca belirtti¤imiz, devletin sanat› ve sanatç›y› koruma ve kollama görevini eksiksiz yerine getirmesini, yap›lan yard›m›n de¤il kesilmesini, artt›r›larak devam etmesini arzulayanlardan olufluyor. Bu kesim içerisindekiler, devletle her zaman bar›fl›k olan, konum-kariyer hesab›yla etliye-sütlüye dokunmadan yaflayan, ayd›n misyonu ile uzaktan yak›ndan ilgisi olmayand›r. Bu kesim ço¤unlu¤u oluflturuyor. Di¤er taraf› ise, devletin sanattan ve sanatç›dan elini-ete¤ini çekmesini isteyen; sanatç›lara yap›lan bu yard›m› almamalar›n›, ald›klar› takdirde ekonomik aç›dan bir yere ba¤lananlar›n giderek ideolojik, politik ve kültürel olarak da ba¤lanaca¤›n› söyleyen; sanat›n asla devlete ya da baflka bir güce dayanarak geliflemeyece¤ini savunanlardan olufluyor. Konu bu, tart›flanlar da bu kesimler... Elbette konu sanat ve sanat›n/sanatç›n›n geliflimi olunca, herkesin, özellikle de sanatç›lar›n ilgisini çekmemesi mümkün de¤il gibi görünüyor. Zaten bu konu, devletin sanatç›lara bu yard›m› anayasal hakka dönüfltürmesinden çok önce bile yo¤un tart›flmalara konu oluyordu. Bu yard›m, anayasal bir hak olarak sanatç›lara tan›n›nca tart›flmalar daha da büyüdü. Sanat nedir gerçekten ve sanatç› kendi sanat›n›n kayna¤›n› nerelerden almal›d›r? Daha do¤rusu sanatç›, sanat›n› icra eder-

KASIM 2007 | TAVIR | 3


elefltiri

ken maddi olarak bir yerlere ba¤›ml› olmal› m›d›r? Bu durum onu ve sanat›n› gelifltirici bir etken olarak görülebilir mi? Bir k›s›m sanatç›, kayna¤›n› Atatürk’ün sanata ve sanatç›ya dair söylemlerine ve eylemlerine dayand›rd›klar› görüflleriyle; devletin sanat›n geliflimine elbette katk›da bulunaca¤›n›, bunun sanat›n geliflimi aç›s›ndan zorunlu oldu¤unu ifade ediyor. Devlet bu yard›m› keserse, toplumun “hayat damarlar›ndan birinin kopaca¤›n›” savunuyorlar. Yanl›flt›r. Bir kere nas›l bir devletten, nas›l bir anlay›fla sahip olan bir iktidardan yard›m al›yorsun da sanat›n ve sanatç›n›n geliflece¤inden dem vuruyorsun? Bu devlet kimin devletidir, devlete kim hakimdir ve hangi ideolojiyle idare edilmektedir? Bu sorular›n cevab› kimin hangi cephede yer ald›¤›n› da gösterecektir asl›nda. Öyle ki, devletin niteli¤i, o devletten destek bekleyenlerin de niteli¤ini gösterecektir. Hele de bunlar, toplumsal bilinçlenmenin ›fl›k kaynaklar› sanatç›lar, ayd›nlar olunca ifl daha da önem kazanmaktad›r. Bizler kimden ›fl›k alaca¤›z, kim bizi bilinçlendirecek, kim bize bir fleyler ö¤retecek? Kay›plar›n, katliamlar›n, iflkencelerin, adaletsizliklerin, açl›¤›n, yoksullu¤un bafl sorumlular›ndan beslenenler mi? Eksik kals›n! Maddi olarak destek almak, bir de bunu “Devlet bana para versin ama sanat›ma kar›flmas›n, beni denetlemesin” ön flart›yla istemek, ilk bak›flta pek masum bir istek, hem de hakl› bir istek kuflkusuz... Ancak, evet, ancak demek durumunday›z; çünkü yaflanan gerçekliklerin fark›nday›z. Devlet, verdi¤i paran›n karfl›l›¤›n› mutlaka istemifltir. Dolayl› ya da dolays›z, sanatsal faaliyetlere müdahale etmifl, oyunlar yasaklam›fl; sanatç›lar›, s›rf devletin yasaklad›¤› bir fleyi yapt›¤›, özgürce sanat›n› icra etmek istedi¤i için kurumlar›ndan sürmüfl veya kovmufltur. Deyim yerindeyse, zaten devlet, etini yemeyece¤i, sütünü içmeyece¤i koyunun önüne ot koymaz. Belki a¤›r bir deyim ama halk›n hep bir ad›m önünde olmas› gereken, devletin niteli¤ini herkesten önce ve herkesten çok bilmesi gerekenler ayd›nlar

4 | TAVIR | KASIM2007

ve sanatç›lard›r. Devlet hiçbir zaman bu kadar saf olmad›, verdi¤inin karfl›l›¤›n› son kurufluna kadar almas›n› bildi. Üstelik fazlas›n› da ald›. Neden? Sanat› ve sanatç›lar› süreç içinde öyle bir noktaya getirdi, onlar› öylesine etkisi alt›na ald› ki, ideolojik-politik ve kültürel olarak devlete hakim olan burjuva anlay›fl›n köleleri haline geldi sanat ve sanatç›lar... Hiç kimse bunun tersini iddia etmesin. Aksi bir durumun oldu¤u yerde devlet bu kadar pervas›z, bu kadar rahat olamazd›. Toplumun vicdan› olan ayd›nlar ise, yap›lan her haks›zl›¤a karfl› ç›kar, halk› bilinçlendirir, en az›ndan demokrasinin ve insan haklar›n›n s›n›rlar› biraz daha genifllerdi. Oysa bugün ayd›n kavram› sorgulan›r hale gelmifltir. Dönemin Fransa cumhurbaflkan› De Gaulle’nin, Cezayir’in Fransa taraf›ndan iflgaline karfl› ç›kan Jean Paul Sartre’›n Fransa aleyhine faaliyetlerde bulundu¤unu, bu adam hakk›nda bir fley yap›p yapmayaca¤›n› soran gazetecilere, “Sartre, Fransa’n›n vicdan›d›r” dedi¤ini biliyoruz. ‹flte emperyalist bir ülkenin baflkan›n› bile karfl›s›nda eli kolu ba¤l› b›rakan, üstelik kendisine sayg› gösterecek kadar etkilemifl bir ayd›n›n eksikli¤ini duymuyor muyuz? Ülkede kan gövdeyi götürürken, açl›k s›n›r›nda milyonlar yaflarken, adaletsizlik her yerde karfl›m›za ç›karken, ilk önce ses ç›karmas› gereken ayd›nlar›m›z-sanatç›lar›m›z sessizli¤in içine gömülmüfl durumda de¤iller mi? Halk›n vicdan› olmas› gerekenler, vicdanlar›n› paraya tahvil etmifllerdir ne yaz›k ki? ‹ki elin parmaklar›n› geçmeyen, bu ülkenin ve halk›n ayd›n› olan, haks›zl›klara elinden geldi¤ince karfl› ç›kan, bedel ödeyenleri tenzih ederek söylemek gerekiyor ki, düflünceleri vesayet alt›na al›nm›fl ayd›n, ayd›n misyonunu yitirmifltir. Bir kere ayd›n misyonuna terstir ba¤›ml›l›k. Sanatç› için de böyledir. Yeri gelecek, ekonomik olarak ba¤›ml› oldu¤u devlete ters gelece¤ini düflündü¤ü bir fleyi söylemeyecek, bir eylemlilik içine girmeyecek-

tir. Otosansür uygulayacakt›r yani en hafifinden. Uygulanmad›¤›nda ise, zaten devletin tepesine binece¤ini çok iyi bilmektedir... Do¤al(!) de¤il midir, faflizm, kendi ipini çekecek cellad›n› maafll› kadrosu yapar m›? Bu özgürlük faflizme biraz fazlad›r. Kendi paras›yla aleyhine propaganda yapt›racak kadar demokrat olmad› hiçbir zaman faflizm, olmayacak da... Bu gerçe¤i hiç kimse unutmamal›d›r, en baflta da ayd›nlar›m›z, sanatç›lar›m›z... Onlar bunu anlamayacak kadar saf olamazlar, olmamal›lar... Belki de, asl›nda belkisi yok bu iflin- tastamam öyle- sanatç›lar›m›z› bu denli güçsüz k›lan, devletin kanatlar› alt›na girmek için can atar hale getiren olgu, bu ülkenin sömürge olufludur; baflka bir fley de¤il. Sömürge ülkeler ekonomik, ideolojik-politik ve kültürel olarak sömürücülere de ba¤›ml›d›r. Do¤al olarak bu durum ad›na sömürge ruhu ya da sömürge kiflili¤i diyebilece¤imiz bir anlay›fl, bir kültür gelifltirmifltir ayd›n›m›zda. Ekonomi daha bafltan emperyalizme ba¤›ml› geliflti¤inden, üstyap› da ona ba¤›ml› geliflmifl, ayd›n›m›z da ekonomi gibi güdük kalm›fl, geliflememifltir. Budur, olay›n bilimsel aç›klamas›... Prati¤e yans›mas›n› ise, toplumsal olaylarda çok aç›k flekliyle görüyoruz. Seslerini ç›karanlar, ne yaz›k ki sessizli¤in içinde yok olanlar›n yan›nda oldukça c›l›z kal›yor. Bu ülkenin ayd›n›, sanatç›s›, kurtuluflu ulufelerde de¤il de kendi özgücünde arar hale gelmedikçe bu tart›flmalar da bitmeyecektir. Birileri hep birilerinin düflüncelerini, sanat›n› sat›n alacakt›r. Ve bu al›flverifl; ayd›n›m›z, sanatç›m›z örgütlü bir güç haline geldi¤inde, haklar›n› söke söke alabilece¤ine inand›¤›nda sona erecektir. Ayd›n›m›za, sanatç›m›za yak›flan da budur; egemenlerin anayasalar›nda bir madde kapmak için ter dökmek de¤il...J


elefltiri

kapitalist pazarda diziler ve “dizi müzisyenleri” levent karakaya

Kurtlar Vadisi-Pusu, Hat›rla Sevgili, Binbir Gece, Yaprak Dökümü, Kavak Yelleri, Kuzey Rüzgar›, Köprü, Ezo Gelin, S›la, Doktorlar, Menekfle ile Halil isimlerinden bahsedince neler ça¤r›flt›r›yor bize? Bu isimleri yan yana dizip, bu soruyu kendisine soran her insan; kendi durdu¤u yerden, penceresinden, birikimiyle, ö¤rendikleriyle ve flu anki durumuyla ilintili olarak cevaplayacakt›r bu soruyu. Evet bildiniz, bunlar flu an televizyon kanallar›nda yay›nlanan dizilerden sadece ama sadece birkaç›... Kimine göre akflamlar› veya haftasonlar› vazgeçilmez olur, kimine göre en iyi zaman geçirme arac›, kimine göre -abartm›yoruz- yaflam›n›n bir parças›... Kimine göre ba¤›ml›l›k, kimine göre yozlaflma, kimine göre uyuflturucu, kimine göre ise iyi bir “relax olma” arac›. ‹flin ilginç taraf›, bu “kimine göre”lerin hepsinin gerçekli¤inin, bir do¤ruluk pay›n›n olmas›. Çünkü televizyon zaten bunlar›n hepsinin toplam›. Biz bu kez televizyonu tart›flmayaca¤›z; ama de¤inmek istedi¤imiz as›l konu; son dönemde “furya” halini alan dizi filmler ve müzikleri... Dizi müzi¤i de yavafl yavafl kendine bir sektör oluflturmaya bafll›yor, dizi sektörüne ba¤l› olarak. Ve geliflen bu sektör; misyon sahibi müzisyenleri, sanatç›lar›, oyuncular› da bir m›knat›s gibi kendine çekmeye bafll›yor.

re, dizilere olan ilginin de o kadar artt›¤› anlam›na geliyor bu rakamlar. Yani diziler ve dizi sektörüne ba¤l› olan her fley, dünyam›za daha çok girmeye bafllam›fl. Günün önemli bir k›sm›nda diziler izleniyor. Neredeyse bütün büyük TV kanallar›nda adeta yar›fl›rcas›na diziler boy gösteriyor. Kumandayla flöyle bir gezintiye ç›ksan›z, ancak bir diziden baflka bir diziye geçmifl olursunuz. Pek fazla bir alternatif de yok. Neredeyse kumandan›n dü¤melerinin hepsinin bir ad› var. 3 no’lu dü¤me Köprü; 7 no’lu dü¤me Kuzey Rüzgar›; 9 no’lu dü¤me Doktorlar gibi. Günümüzde dizi-filmler bu kadar çok TV’lerde yer al›nca, böylesine bir çekim merkezi olunca da; s›k›nt›lar çeken, kendini yenileyemeyen baz› sanat alanlar› da bu sektöre yöneliyor ve buradan besleniyor. Sadece dizi müzikleri aç›s›ndan de¤il, tiyatronun ülkemizdeki sorunlar›, kendine yeterli oranda seyirci bulamamas›, tiyatro kökenli oyuncular›n birer birer dizilere s›çramas›n› beraberinde getiriyor. En yeni oyuncular bile dizilerde kendine yer buluyor. Onlarca dizinin hepsinin ayr› birer kadrosu oldu¤u düflünülürse... Tiyatro oyuncular›, mankenler, müzisyenler, popüler ne kadar isim varsa hepsi dizi sektöründe bulufluyor.

S›k›nt›lar yaflayan müzik, tiyatro oyunculu¤u gibi alanlardan, dizi sektörüne özellikle son dönemde muazzam bir transfer söz konusu. Sadece oyunculuk anlam›nda de¤il, dizilere yap›lan müzikler de art›k kendinden farkl› bir flekilde söz ettirmeye bafll›yor.

Son dönemde dizi müzikleri de kendinden çok söz ettirmeye bafllad›. Dizi müzi¤i yapman›n tek nedeni, müzik piyasas›ndaki durgunluk de¤il elbet. Böylesine “paras›zl›¤›n”, “ölü piyasan›n” oldu¤u bir dönemde; paran›n adresinin dizi müzikleri olmas› önemli bir etken bunda. Bugün bu adres diziler oldu¤unda böyle, peki yar›n bu adres de¤iflti¤inde...

Bugün, televizyonsuz bir ev neredeyse yok gibi. 1960’lardan, yani televizyonun bu ülkeye girdi¤i y›llardan bugüne flunu görüyoruz; hiç flüphesiz ki özellikle 90’larla birlikte, yani kanallar›n say›s›n›n da artmas›yla dizi filmler, TV’lerde en çok izlenen yay›nlar aras›nda yer alm›flt›r. 1970’lerin sonunda Aflk-› Memnu; 1990’lardan itibaren Bizimkiler, Perihan Abla, Süper Baba dizileri gibi, mütevaz› say›da dizi film televizyonlarda boy gösterirken, 2007 itibariyle halihaz›rda televizyon kanallar›nda 150 kadar dizinin yay›nda oldu¤u söyleniyor. Yani geçen seneye göre bile çok yukar›da bir rakam. Geçen senenin dizi say›s› 90. Dizilerin say›s› bu kadar artt›¤›na gö-

Dizi müzi¤i de h›zla sektörleflmeye do¤ru ilerliyor. Önceleri; sadece bir fon olarak kullan›lan müzik, flimdilerde o kadar belirleyici bir hale geldi ki, art›k her dizinin bir flark›s› var. Diziler flark›lar›yla birlikte an›l›yor, bu flark›lar tutuluyor, seviliyor. Diziler için beste yap›l›yor. Bu flark›lar, bazen diziyi izlemede bafl etken olabiliyor. Cep melodileri sektöründe ilk s›ralarda yer al›yor bu flark›lar. Dillerden, telefonlardan düflmüyor. Ard›ndan o flark›dan kaynakl›, bu durum bir albümle taçland›r›l›yor. Bu albümler de az›msanmayacak derecede iyi sat›yor. Bir iki y›l veya y›llarca bir albüm için haz›rl›k yapm›fl, emek vermifl bir müzisyen yapt›¤› albümü satamazken, dizile-

KASIM 2007 | TAVIR | 5


elefltiri

zisyen iyi kazan›yor. Hem de isminiz duyuluyor. Y›llarca yakalayamad›¤›n›z flöhreti bu yolla elde edebiliyorsunuz. Piyasan›n nas›l iflledi¤ini anlad›k. Peki son dönemlerde yine kendine birtak›m misyonlar biçen, kendini müzi¤in, sanat›n önemli noktalar›nda gören kiflilerin bu alan› keflfetmelerine ve buraya adeta yar›fl›rcas›na koflmalar›na ne dersiniz? Soruldu¤unda elbette diyecekler ki; “Biz seçici oluyoruz. Mant›¤a göre hareket ediyoruz. Bir duruflumuz var.” Peki bu durufl, gece gündüz dizi müzikleriyle u¤rafl›rken mi gösterilecek sadece? Bugünkü duruma bakt›¤›m›zda neredeyse dizi müzikleriyle yat›p, dizi müzikleriyle kalkan müzisyenler var. Biz burada bir durufltan çok har›l har›l kazanmak için çal›flan bir yaklafl›m görüyoruz. Seçicilik neye göre yap›l›yor? Sonuçta biliyoruz ki; dizilerin hemen hemen hepsi kapitalist pazara, bu anlay›fla hizmet etmektedir. Bu bir para savafl›d›r. Onurlu bir durufl sergileyerek bu iflin yap›lmas› bir yere kadar anlafl›labilir. Fakat tamamen bu piyasaya endeksli bir flekilde çal›flma yürütmek ise çok masum de¤ildir art›k. Bir dönem sinema oyuncular›n›n, tiyatro oyuncular›n›n reklamlarda oynamas›, birtak›m futbolcular›n reklam pazar›nda kullan›lmas› gibi; y›llar›n müzisyenlerinin dizilerde kendine bir yer bulmak için müzikal geçmifline hiç yak›flmayan bir çaba içerisinde olmas› ac› bir durumdur. Bu büyük bir problemdir. Bugün popüler olan bu aland›r. Yani para dizilerdedir. Yar›n ise popüler olan baflka bir fley oldu¤unda, ayn› mant›kla hareket edenler bu kez oraya do¤ru bir yönelim içerisine gireceklerdir. O nedenle ç›k›p bir yerlerde baflka gerekçelerle durumlar›n› aç›klamas›nlar, ortada duran bir “gerçe¤i” baflka fleylerle perdelemesinler. “Dizi müzikleri yapmak müzisyeni daha üretken k›l›yor, zenginlefltiriyor.” aç›klamalar› bu özgün durumu ifade etmeye yetmez. Durum kökten yanl›flt›r. Yanl›fl›n üzerine do¤ru infla edilmez. Biliyoruz ki bu sistemde bir arz-talep dengesi vard›r. Meseleye bu flekilde yaklaflmak gerekir. Arz-talep dengesine bir malzeme olmaktan baflka bir fley getirmez. Yap›lan üretimler sabun köpü¤ü gibi silinip gidebilir. Bugün “zenginlefltiren” diye bak›lan yan, yar›n insan› üretimsiz k›labilir, t›kan›kl›¤a sürükleyebilir. re siparifl usulü yap›lan müzikler, besteler dillerden düflmüyor. Bu sadece ezginin veya bestenin güzelli¤iyle ilgili mi yoksa dizinin veya bu alan›n popüler olmas›yla ilgili mi ayn› zamanda? Bundan bir süre önce ‹ntizar isimli flark›c› “Nazar Boncu¤um” ad›nda bir albüm ç›karm›flt›. Daha sonra Ihlamurlar Alt›nda adl› dizinin yine ayn› isimli ezgisi meflhur olunca, ‹ntizar buna bir söz yazm›fl, flark› piyasada patlama yapm›flt›. Bunun üzerine firma hemen ‹ntizar’a Ihlamurlar Alt›nda flark›s›n›n oldu¤u, eski flark›larla birlikte yeni bir albüm ç›kard›. Albüm 100 binden fazla satt›. Sonra bu flark› ‹ntizar’›n söyledi¤i haliyle dizide yer almaya bafllad›. Bu örnek; piyasan›n, sektörün hangi durumda oldu¤unun somut bir göstergesidir. Yani müzisyenler, Unkapan› piyasas› yeni bir alan keflfetti: Dizi müzikleri... Bu alanda hem iyi para var, hem mü-

6 | TAVIR | KASIM 2007

Çünkü sürekli istenene göre, bir kal›ba göre hareket edemezsiniz. Elbette bu alanda da güzel üretimler sergilenmifltir, ak›llarda kalan eserler ortaya ç›km›flt›r, ç›kar da. Soruyoruz bütün seyircilere, kaç tane dizinin müzi¤i akl›n›zda kald›? Ya da müzisyenlere dönelim. Üretilen eserlerin müzik alan›na ne gibi bir katk›s› oldu? Yap›mc›lar söylesin. Art›k albüm satamamaya bafllam›flken, bu alan› keflfetmenizi, paray› burda bulman›z›n üstünü neden baflka gerekçelerle örtüyorsunuz? Kapitalist pazar iflte budur. Yani pazar›n ak›fl› önünde sa¤lam duramazsan›z, sizi de al›r götürür. Hatta siler süpürür. Sözümüz, kendisinin sa¤lam bir yerde oldu¤unu söyleyenlere: E¤er içinizde sa¤lam duran bir fleyler oldu¤una inan›yorsan›z, ki bunun birçok örne¤i var, bir an önce kendinizi bu ak›nt›dan kurtar›n. J


güncel

“tiyatrolar alk›fltan y›k›ls›n” gülnaz b›çakç›

HARB‹YE MUS‹N ERTU⁄RUL SAHNES‹ “Ben bir tiyatro istiyorum. Bir tiyatro binas› laz›m, bu ‹stanbul flehrine her fleyden evvel bir tiyatro binas› laz›m. Bu bina her fleyden daha mühim, hatta mezbahadan, halden, köprüden, hastaneden, hatta mektepten daha mühim. Onun için bu flehre bir tiyatro istiyorum... (...) Efendiler, beyler paflalar; Vilayet mi, maarif mi, Baflvekalet mi, bu binay› yapt›rmak kuvvetini haiz makam hangisiyse ona hitap ediyorum ve diyorum ki: Bir tiyatro istiyoruz efendim, bir tiyatro...”

ce¤imize, sahnemize sahip ç›kaca¤›z. Dozerlerden daha çok ses ç›karaca¤›z... Tiyatromuzun Türkiye’nin en geliflmifl teknik olanaklara sahip sahnelerinden biri oldu¤unu, fiehir Tiyatrolar›’n›n buradan yönetildi¤ini... eski bir bina olmad›¤›n›, hele lefl hiç olmad›¤›n›; Muhsin Ertu¤rul Sahnesi’nin sadece bizlerin de¤il tüm ‹stanbul’un oldu¤unu, çok de¤erli bir toplumsal miras›n üzerine tüm ‹stanbullular›n titremesi gerekti¤ini herkese anlataca¤›z...” (Yapanlar ve Y›kanlar, Tiyatro Dünyas›’ndan, Dikmen Gürün, Cumhuriyet, 9 Ekim 2007)

Bunlar, Muhsin Ertu¤rul’un 1931’de söyledi¤i sözlerdir. Muhsin Hoca, yaflam› boyunca bu ülkeyi tiyatroya kavuflturmak için çal›flt›, çabalad›. Ama bu y›l ad›n› tafl›yan Harbiye Muhsin Ertu¤rul Tiyatrosu ve içinde bulunan cep tiyatrosu sahnelerini açamad›. Oysa, Muhsin Ertu¤rul tiyatrosu 37 y›l boyunca, sürekli perdesini 1 Ekim’de aç›yordu. Ama bu y›l açamad›. Çünkü y›k›lacak. T›pk› daha önce y›k›lan ve yak›lan tiyatro binalar› gibi.

Harbiye Muhsin Ertu¤rul Sahnesi’nin y›k›lma nedeni, bu alan›n kon-

4 Ekim’de, Harbiye Muhsin Ertu¤rul Tiyatrosu önünde aç›klama yapan ‹stanbul fiehir Tiyatrosu Sanatç›lar› Derne¤i (‹fiT‹SAN) y›k›lan ve yak›lan tiyatrolar›n bir dökümünü yapt›. Buna göre y›k›lan ve yak›lan tiyatrolar flunlard›r: - Tepebafl› Dram Tiyatrosu yand›. - Daha önce Aksaray Belediye Tiyatrosu, fiehzadebafl›’ndaki Ferah Tiyatrosu da yanm›flt›. - Aksaray Küçük Opera önce yanm›flt›, sonra iflhan›na çevrildi. - Beyo¤lu’ndaki Komedi Tiyatrosu, konfeksiyoncu; Gen-Ar Tiyatrosu mimarl›k bürosu; Elhamra ve Ses Tiyatrolar›, sinema; Gümüflsuyu’ndaki Oda Tiyatrosu, temizleyici; fiiflli’deki Umut Tiyatrosu pasaj; Taksim’deki Arena Tiyatrosu, büro oldu. - Ankara’daki Meydan Sahnesi, depo; Halk Oyuncular› Sahnesi, bas›mevi; Ankara Birlik Sahnesi, derici oldu. - Önceki y›la dek direnen Karaca Tiyatrosu, ‹stanbul Belediyesi Sular ‹daresi (‹SK‹)’nin yemekhanesi oldu ve tiyatro özelliklerini yitirdi. (Tiyatro Y›k›m›, Esintiler, Zeynep Oral, Cumhuriyet, 19 Ekim 2007, Cuma). Sanatç›lar “Muhsin Ertu¤rul Tiyatrosu Sadece Alk›fltan Y›k›ls›n” diyerek bu konudaki kayg›lar›n› flöyle dile getiriyorlard›: “Kayg›l›y›z, tiyatromuz sanatla iliflkisi olmayan büyük bir yap›lanman›n ete¤ine ilifltirilmek isteniyor... Hay›r sessiz kalmayaca¤›z; an›lar›m›za, gele-

KASIM 2007 | TAVIR | 7


güncel

tarihinde önemli bir yere sahip oldu¤unu görüyoruz. “1914 y›l›nda ‹stanbul’da sinema salonu olarak yap›lan ilk binad›r Taksim Sahnesi. Daha önce aç›lan sinema salonlar›, baflka amaçla yap›lan binalar›n dönüfltürülmesiyle ortaya ç›km›fl. Yap›m›nda sinema binas› olarak infla edilmifl ilk yap›d›r bu salon. Yani tarihi bir öneme sahiptir. Majik Sinemas› ad›n› alan salonda dönemin sessiz filmleri gösterilmeye bafllan›r. Bilindi¤i gibi sessiz filmler s›ras›nda, filme bir piyano sesi efllik eder ço¤unlukla. Majik Sinemas› salonunda ise küçük bir senfonik orkestra vard›r filme efllik eden. Giulio Mongeri’nin mimarl›¤›n› yapt›¤› binan›n ilk sahibi Sar›cazade Rag›p Pafla’d›r. Salonun iflletmecili¤ini Halil Kamil adl› bir zat üstlenmifltir. 1933 y›l›nda salonu Hasan Tahsin Aker sat›n al›r ve ad› Türk Sinemas› olarak de¤ifltirilir. ‹flletmecili¤ini ise s›ras›yla flu kifliler üstlenir: Cevat Boyar, Mehmet Rauf Sirmen, Cemal Ahmet Pekin, Osman Rauf Sirmen. Salon daha sonra Yeni Taksim (1946) ve Venüs (1964) ad›n› al›r. Uzun y›llar film gösterimi yap›lan salon, ‹stanbul Kültür Saray›’n›n ihmal sonucu yanmas›n›n ard›ndan Devlet Tiyatrosu taraf›ndan kiralanarak tiyatro salonu olarak kullan›lmaya bafllan›r. ‹lk olarak fiubat 1971 tarihinde “IV. Murat” adl› oyunla perdelerini açar. Daha sonra “Cad› Kazan›”, “Atçal› Kel Memet”, “Andorra” adl› oyunlar›n› sergileyerek devam eder Devlet Tiyatrosu’nun çal›flmalar›. Yanan ‹stanbul Kültür Saray›, onar›larak Atatürk Kültür Merkezi olarak aç›l›nca, Devlet Tiyatrosu tekrar AKM’deki salonlara döner.

gre vadisi yap›lmak istenmesi ve buras›n›n 2009’da yap›lacak IMF toplant›s› için haz›rlanmas›d›r. Yetkililer, kongre vadisi içindeki bir yap›n›n içinde bir tiyatro salonu yap›laca¤›n› söylüyorlar. Ama bu salon, Muhsin Ertu¤rul Sahnesi’nin yerini tutmaz çünkü Muhsin Ertu¤rul Sahnesi, ‹stanbul’daki tüm fiehir Tiyatrolar›n› yöneten yönetimi, Kütüphanesi ve Cep Tiyatrosuyla Kentin ortas›nda ba¤›ms›z bir yap›yd›. Oysa, flimdi, son zamanlarda moda olan Cevahir Sahnesi gibi bir ‹fl Merkezi’nin dip köflesinde bir yere s›k›flt›r›l›verecektir. ‹flte, böylece, 37 y›ld›r perdesini her koflulda ve her ne pahas›na olursa olsun açan Harbiye Muhsin Ertu¤rul Sahnesi’nin kap›s›na burada yap›lacak kongre vadisi yüzünden kilit vuruldu. 2009’da, yap›lacak kongre salonlar›ndan birinde IMF toplant›s› düzenlenecek. Bir yazar›n, bir TV program›nda söyledi¤i gibi, “fiimdiye kadar ekonomi IMF’den soruluyordu, art›k tiyatro da ondan sorulur olacak.” TAKS‹M SAHNES‹ S›raselviler Cadddesi’nin giriflinde kap› numaras› 39 – 47 olan ‹stanbul Devlet Tiyatrosu’nun Taksim Sahnesi de bu y›l perdesini açamad› çünkü y›k›ld›. Al›fl verifl merkezi oluyor. Oysa, S›raselviler Caddesi’nde 3 süpermarket, ‹stiklal Caddesi’nde de her çeflit ma¤aza bulunmaktad›r. Taksim Sahnesi’nin geçmifline bakt›¤›m›zda da, ‹stanbul’un kültür

8 | TAVIR | KASIM 2007

Venüs Sinemas› tekrar sinema salonu olarak kullan›lmaya bafllan›r. 1980 y›l›nda Dostlar Tiyatrosu “Kafkas Tebeflir Dairesi” adl› oyununu sahneler Venüs Sinemas›’nda. 1983-1984 sezonunda, 1979 y›l›nda kurulmufl olan ‹stanbul Devlet Tiyatrosu, kiralar tekrar Venüs Sinemas›’n›. ‹lk Oyun, Musahipzade Celal’in “‹stanbul Efendisi” adl› oyunudur. Salon, Devlet Tiyatrosu’nun oyun sergilemedi¤i günlerde özel tiyatrolar›n gösterimine aç›l›r. Ve o günden günümüze kadar Devlet Tiyatrosu Taksim Sahnesi olarak kullan›lmaya devam eder (Foto¤raflar›n Dili, Majik Sinemas›’ndan ‹stanbul Devlet Tiyatrosu Taksim Sahnesi’ne Yaz›lar: Bilge fien, Foto¤raflar: Erkut Ar›burnu, Tiyatro Dergisi, Eylül 2007, Say›: 181, sayfa, 15, 16, 17). Yaz›da geçen bir yan›lg›y› düzeltmek gerekiyor. ‹stanbul Kültür Saray›, bir ihmal sonucu de¤il, bir sabotaj sonucu yanm›flt›r, daha do¤ru bir söylemle yak›lm›flt›r. Yang›ndan hemen sonra devrimcilere yönelik gözalt› operasyonlar›, sabotaj›n kontrgerilla taraf›ndan yap›ld›¤› kuflkusunu artt›rmaktad›r. Y›lmaz Güney, San›k adl› roman›nda bu olay üzerine gözalt›na al›n›p sahte belgelerle tutuklanan birinin yaflam›n› anlat›r. Devlet Tiyatrosu sahnelerine dönersek; bugüne kadar yananlar, y›k›lanlar ve en son bu sene perdelerini açmayanlar... ‹stanbul’da deyim yerindeyse tiyatronun köküne kibrit suyu, iktidarlar taraf›ndan dökülmeye devam edilmektedir. Böylece, ‹stanbul Devlet Tiyatrosu, flu anda sadece Aziz Nesin Sahnesi ve Oda Tiyatrosu olmak üzere iki sahneye kalm›flt›r.


güncel

ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZ‹ (AKM) AKP iktidar›n›n Taksim’in görünümünü de¤ifltirme istemi durmadan sürüyor. Recep Tayyip Erdo¤an, ‹stanbul Büyük fiehir Belediye Baflkan› iken, Taksim’de Sular ‹daresi’nin bulundu¤u yere cami yapt›rmak istemiflti. Ama yo¤un tepkilerle karfl›lafl›nca bundan vazgeçmek zorunda kalm›flt›. AKP hükümeti, seçimlerden hemen sonra Atatürk Kültür Merkezi’ni y›kma plan›n› uygulamaya çal›fl›yor. Birkaç hafta önce toplanan Milli E¤itim Komisyonu, AKM’nin y›k›lmas› ve yerine yeni bir bina yap›lmas› karar›n› ald›. “AKM binas› ‹stanbul’un siluetine bir fley katm›yor. Türk mimarisini ifade edecek bir yap› olmal›.” diyor komisyonun AKP’li üyesi Nejat Birinci. Nejat Birinci’nin Türk mimarisini ifade edecek bir yap›dan kastetti¤i, cami mimarisine uygun bir yap› olmal›, çünkü AKP iktidar› s›ras›nda ‹stanbul’un tüm vapur iskeleleri y›k›l›p cami pencereli iskeleler infla edildi, ediliyor. Üstelik AKM, geleneksel Türk sanatlar›n› yans›tmak için de¤il, operalar gibi evrensel sanatlar› sergilemek için yap›lm›flt›r. Atatürk Kültür Merkezi’nin yap›m› da çok olayl› olmufltur ve 23 y›lda tamamlanm›flt›r. “Opera Binas›” olarak adland›r›lan AKM’nin temeli 29 Ekim 1946’da dönemin ‹stanbul Valisi ve Belediye Baflkan› Lütfü K›rdar taraf›ndan at›ld›. Temel atma töreninde konuflan K›rdar: “Bina tahminen 8 milyon TL’ye ç›kacakt›r. Kaba inflaat için 5,5 milyon lira sarf edilecektir. Bina ‹stanbul’un 500. fetih y›ldönümü olan 1953 y›l›na yetifltirilecektir.” dedi. (Yap›m› da Olay Olmufltu, Miyase ‹lknur, Cumhuriyet 8 Ekim 2007).

“22 Temmuz seçimleri sonras› ilk ifl olarak AKM’nin y›k›lmas›na yönelik karar al›nmas›n› biz hayret ve esefle karfl›l›yoruz. Dönemin özgün niteliklerini yans›tan ve Cumhuriyetin simgesi olan bir kültür yap›s› hedef olarak seçildi. Oysa AKM geçmiflte uzmanlar taraf›ndan korunmas› gereken bir yap› olarak tescillenmiflti. AKP, seçim öncesi bu kararlar› aflamad›, flimdi seçimin verdi¤i özgüvenle tüm hukuk kurallar›n› hiçe sayarak yasa marifetiyle AKM’yi y›kmak istiyor.” dedi. Bu ya¤ma projelerine, duyarl› yurttafllar›n izin vermeyece¤ine inand›klar›n› vurgulayan Muhcu, Mimarlar Odas›, di¤er meslek örgütleri ve sivil toplum kurulufllar›yla bu konuyu kamuoyunun gündemine tafl›yacaklar›n› anlatt›. (“AKM Y›k›lmamal›, Yenilenmeli”, Cumhuriyet 18 Ekim 2007). Ülkemizde, halk›m›z h›zla tüketim kültürüne itilmektedir. Art›k, tek e¤lence al›fl verifl merkezlerinde dolaflmak ve oralarda McDonalds gibi fast-food restoranlar›nda yemek yemek olmufltur. AKP ‹ktidar› halk›n kültür seviyesinin düflmesine katk›da bulunmak ve ‹stanbul’un kültürel yap›s›n› yok etmek için ‹stanbul’un merkezinde yer alan ve birçok ünlü sanatç›y› sahnesine ç›karm›fl ve önemli say›da izleyiciye birbirinden de¤erli ulusal ve evrensel tiyatro eseri sunmufl olan tiyatro binalar›n› birbiri arkas›ndan y›k›yor. E¤er bilinçli bir ‹stanbul kenti sakiniysek gelin bu y›k›mlara hep birlikte karfl› ç›kal›m. Hep birlikte direnelim ve “Sesimiz dozerlerin sesinden daha güçlü ç›ks›n!” J

Ne var ki, o tarihte ‹stanbul Belediyesi’nin bütçesi, Opera Binas›’n›n yap›m›na yetmedi. 15 Temmuz 1953’te yap›m› Hazine’ye devredildi. Bay›nd›rl›k Bakanl›¤›’nda kurulan komisyonlar üç y›l çal›fl›p yeni bir proje haz›rlad›lar. Bu süre içinde inflaat da durduruldu. Haz›rlanan proje be¤enilmedi ve üç y›l bofluna geçmifl oldu. 1956 y›l›nda üçüncü kez de¤ifltirilen proje ile bina tamamlanabildi. Opera Binas› inflaat› bitirip, Hazine’ye devredildikten sonra açmaya niyetlenen tam 10 Bay›nd›rl›k Bakan› gelip geçti. En sonunda, Opera Binas›, 1969 y›l›nda dönemin bay›nd›rl›k Bakan› Orhan Alp taraf›ndan aç›ld›. AKM’nin aç›l›fl› da olayl› oldu. Aç›l›fl gününde, bestecisi Türk olan “Çeflmebafl› adl› eserimiz ve Verdi’nin “Aida” operas› sunulacakken, yönetimin müdahalesiyle aç›l›flta “Deli ‹brahim” isimli tiyatro eseri sergilenmek istendi. Buna karfl› 54 sanatç› dönemin Baflbakan› Süleyman Demirel’e telgraf çekerek aç›l›fl törenine el konmas›n› istedi. (Yap›m› da Olay Olmufltu, Miyase ‹lknur, Cumhuriyet 8 Ekim 2007). AKM’nin y›k›lmas›na karfl› uzmanlar da çok sert tepki gösterdiler. “AKP’nin karar›, bir dayatmad›r. Bir kültür miras› olan AKM kesinlikle y›k›lmamal›, yenilenmeli” dediler. (“AKM Y›k›lmamal›, Yenilenmeli”, Cumhuriyet 18 Ekim 2007).

muhsin ertu¤rul

Mimarlar Odas› ‹stanbul Büyükkent fiube Baflkan› Eyüp Muhcu da:

KASIM 2007 | TAVIR | 9


izlenim

yedi y›l›n ard›ndan deniz engin

7 y›l›n ard›ndan geldik size. 7 y›l›n biriktirdiklerini yüklenip getirdik size… Yine bir Ekim zaman›nday›z. Hava bulutlu. Donuk yani. Umutsuz, halsiz, çaresiz… Bir biziz çare, bir biziz umutlu. Ayn› 7 y›l önceki gibi. Dile kolay derler ya. Yok. Dile de ko-

lay de¤il. Yaflayan bilir. Bir de yaflatan... Bir biz, bir de siz… 7 y›l›n biriktirdiklerini kucaklay›p getirdik size. S›¤mad› kuca¤›m›za yaflad›¤›m›z hiçbir fley. Yüreklerimizdeki ac›y› ekecek yer bulamad›k. O kadar doldu ki yüreklerimiz, o ka-

dar a¤r›d› ki bu geçen 7 y›l boyunca. Yine de anlatamad›k. Ama bugün hepsini al›p getirdik size. Ne varsa içimizde… Tafl›d›¤›m›z, saklad›¤›m›z, derinlere gömdü¤ümüz. Toplad›k hepsini. Sevgimiz, hasretimiz, gülüflümüz, türkülerimiz, gözyafllar›m›z… Hepsini al›p size getirdik. Tek tek bafl›n›za gidip anlatt›k. Ellerimizi mezarlar›n›z›n duvarlar›na, tafllar›na koyup anlatt›k. Bir ayine duruyormufl gibi, bir töreni gerçeklefltiriyormufl gibi. Sonra resimlerinizi okflad›k baflucunuzdaki. Güzelli¤inize dayanamayanlar, al›p götürmüfllerdi baz› resimlerinizi. K›zd›k, öfkelendik ama yine de gördük biz sizi. Hem de onlara inat. Gördük, konufltuk. Siz, bizi k›rm›z› bayraklarla bekliyordunuz. S›ra s›ra durmufl karfl›lama töreni haz›rlam›flt›n›z sanki. K›rm›z› bayraklar ve yüzünüzdeki gülümseyiflle bekliyordunuz. Görünce sevinçten mi dersiniz bilmem, iki damla göz yafl› döküldü yanaklar›m›za. Eee özlem zor. Özledik sizi ne yalan söyleyelim. Ne kadar durur insan yüre¤inde özlem. Bunca ac›, bunca özlem nas›l durur o yürekte bir biz biliriz. Tuttuk kendimizi, s›kt›k diflimizi ama yine de iki damlan›n dökülmesini engelleyemedik. Asl›na bakarsan›z önemi de yoktu o saatten sonra. 7 y›l›n ard›ndan farkl› gelmifltik çünkü bu kez. Derin bir ooffff çekemedik, hala ah›m›z var ama... Yine de farkl› geldik. 7 y›l›n üstüne “kazand›k” diyerek geldik. K›pk›rm›z› sisler aras›ndan yürüyüp size kavuflurken onun rahatl›¤› vard› yüzümüzde. Dönüp sizin huzurunuzda anlatt›k herkese, tüm dünyaya... Sizin için, sizi anlatmak için, duyas›n›z diye baflucunuzda att›k sloganlar›m›z›. “Zaferi fiehitlerimizle Kazanaca¤›z” derken biri onca y›l›n al›flkanl›¤›yla, di¤eri dönüp tamamlad› onu “KAZANDIK” diye. Size bakt›m o an ben. Duy-

10 | TAVIR |KASIM 2007


izlenim

dunuz mu diye bakt›m. Bakt›m yüzlerinize, gülümsüyordunuz. Evet, o kadar uzun geldi ki 7 y›l, biz bile inanamad›k der gibi bakt›n›z. Gencecik bir k›zd› o slogan› atan, gülümsediniz ona. “Kazand›k be, evet biz kazand›k.” dediniz. Zordu her fley. 7 y›la s›¤d›rd›k biz yaflamlar›m›z›, sevdam›z›, h›nc›m›z›, umudumuzu, öfkemizi… fiimdi ise huzur var tüm bunlar›n üstene eklenen. Kazanm›fl olman›n huzuru. Biliyorduk bofluna de¤ildi hiçbir fley, tüm dünyaya bunu bir kez daha gösterdik…

sizi görmeye gelen. 7 y›l›n her an›na tan›k olan kaç kifli vard›r orada, merak ettim onlara bakarken. O çocuklar, ellerindeki bayra¤› yükseklerde salland›r›rken ne kadar›n› görmüfllerdi yaflad›klar›m›z›n merak ettim… Öyle temiz, öyle saft› ki bak›fllar›. Duyup gelmifllerdi iflte. “Tecrit” nedir bilmeden, hapishanede insan neler yaflar bilmeden, biz birbirimiz için nas›l ölürüz görmeden… Ç›k›p gelmifllerdi. ‹flte gücümüz dedim onlara bakarken. Gördünüz biliyorum.

7 y›l... 7 y›lda öyle çok öldük ki. Yüreklerimiz nas›r tuttu ac›dan, öfkeden. Açl›k de¤ildi zor gelen. Hasretlikti, özlemdi... Gizlice a¤layanlar vard›, bir de a¤layamayanlar... Dolduk dolduk ama yaslayamad›k bafl›m›z› omuzlara. Utand›k, yak›flt›ramad›k kendimize. Yeter diyemedik. Yetmiyordu. Sevdam›z›, sevgimizi, ba¤l›l›¤›m›z› yok etmek, onurumuzu ayaklar alt›na almak istiyorlard› 7 y›l›n her an›nda. Yok diyorduk, izin vermiyorduk. Can›m›z› al›yorlar, belle¤imizi siliyorlar, damarlar›m›z› kesiyorlard›. Ama unutmuyorduk sevdiklerimizi. Ak›yorduk hiç durmadan. Kar›fl›yorduk yaflama. Ana oluyorduk, bac› oluyorduk, yoldafl oluyorduk...

Bir gün her fley de¤iflecek bu topraklarda. Çocuklar› özgürce büyüyecek bu ülkenin. Koflacaklar, oynayacaklar ve de ö¤renecekler. Ve diyecekler ki, bir zamanlar bu ülkede ac›lar yaflam›fl bizim gibi insanlar. Ac›lar yaflam›fl ve ölmüfller. Yaflam eflit olsun diye; sömürüsüz, ortak olsun, yani o günkü gibi olsun diye ac›lar çekmifl bizim gibi insanlar diyecekler. Durup hat›rlayacaklar sizi. ‹ki k›z kardefl aç kalarak birlikte ölüme yatm›fl diyecekler; genç k›zlar hapishanenin ortas›nda elleri zafere kilitlenmifl bir flekilde yanm›fllar diyecekler. Sonra bir baflkas› Taksim’in ortas›nda, di¤er ikisi hücrenin içinde yan yana yanm›fl diyecekler. Sonra yak›lanlar, sonra kurflunlananlar, sonra açl›¤›n koynunda günleri devirip bir bir ölümü kucaklayanlar s›ralanacak… 122 diyecekler mesela. Sonra her birinizin yaflad›klar› gelecek ak›llar›na. Yaflan›lanlar karfl›s›nda bir kez daha flafl›r›p kalacaklar. ‹nanmayacaklar belki… Ayn› bugün inanmad›klar› gibi… Sizi anlatt›k ya bugün, inanmaz gözlerle bakt› gelenlerden baz›lar›. fiafl›rd›lar. Biliyorlard› 7 y›lda 122 kifli öldü diye ama yaflanan onca fleyi duyacak kadar büyük de¤ildi yafllar›. Anlatt›kça flafl›rd›lar. 589 gün dedim onlara mesela. Dedim ki o gençlere, Berkan 589 gün aç kald›. Hem de onca iflkenceye ra¤men. Bafl›n›zdayd›k o an. Sizden konufluyorduk. Gittik Berkan’›n yan›na. ‹zledik. Daha fazla konuflmad›k. Demedim mesela onlara. “Çarfl›l›yd›” Berkan, nas›l severdi top peflinde koflmay› bir görseniz demedim. Delikanl›yd›… Hem de ne delikanl› tozunu att›r›rd› sokaklar›n. Demedim tüm bunlar›… Sadece durup size, bir de ona bakt›k birlikte. Sonra dolaflt›k bir bir, doymam›flças›na, bir daha görece¤imizi bilsek de, göremeyece¤iz kayg›s›yla. Dolaflt›k her birinizi.

Ac›lar›m›zdan da¤lar oluflturduk. Ama b›rakm›yorduk kimseye. ‹nad›na gülüyorduk. K›r›lganl›¤›m›z›, “ahlar›m›z›” hissettirmiyorduk kimselere. Duymas›nlar, bilmesinler, görmesinler istiyorduk. Yaln›zl›¤›m›z, k›r›lganl›klar›m›z, ac›lar›m›z yoldafl oluyordu her an›m›zda. Çok fley de istemiyorduk asl›nda. ‹skelete dönen gül yüzleriniz hiç gitmiyordu gözlerimizin önünden. Ömrümüzden ömür alan o 7 y›lda. Ne yok ki o 7 y›lda. Ah diyememek, ah yeter diyememek, a¤›z dolusu gülememek, a¤layamamak. Yitmek. Yiteni görememek. Neler yok ki o 7 y›lda? Siz vars›n›z. Kömürleflen bedenlerimiz. Patlayan delik deflik olan bedenlerimiz. Oluk oluk akan kan›m›z. Yine de hasretli¤imizdi en çok koyan. Hasretli¤imizi açl›¤›m›za kat›k ettik k›vranarak. Destan yap›p yazd›k daha bir ço¤altt›k. Yetmedi hiç bir fley. Yetemedi. Tek tesellimiz, onurumuzdu. Onurlu direniflimiz. Leke sürdürülmedi. ‹zin vermedik lekelenmesine. Öldük, k›vrand›k ac›dan, hasretten. Yand›k yak›ld›k. Kurfluna dizildik ama sözümüzü yemedik. Zaferi arma¤an ettik halk›m›za, yoldafllar›m›za... Gördünüz de¤il mi, ne kadar çok genç vard›

Biliyor musunuz, yar›n› anlat›yoruz bu ara insanlara, gözlerinin içine baka baka diyoruz ki,

“Yar›n her fley güzel olacak! Yar›n biz olaca¤›z her yerde!” Bir masal› anlat›r gibi, bir ninniyi söyler gibi, anlat›yoruz herkese. Düfllesinler istiyoruz. Yar›n› düfllesin bu ülkenin insanlar›. Güzel yar›nlara olan inançlar›n› hiç kaybetmesinler. Ve anlat›rken dönüp dolafl›p, size geliyoruz. Siz vars›n›z kurdu¤umuz her cümlede. Siz ve düflleriniz… Onlar gerçek olsun diye de¤il mi zaten tüm çektiklerimiz? Kendi anayasam›z›, kendi düfllerimizi anlat›yoruz onlara… Böyle bir düzen mümkün mü diye flafl›ranlar oluyor. Diyoruz ki evet, mümkün, biz istersek, biz inan›rsak mümkün. Sonra laf dönüp dolafl›p size geliyor. Sizin gidifllerinize. Sizin sevdan›za. Onu anlat›yoruz insanlara. Diyoruz ki iflte bu yüzden gittiler, yar›n güzel olsun diye, yar›n bizim olsun diye… Biliyorum bugün o kalabal›klar›n içindeydiniz. Dalgalanan k›z›l bayraklardayd›n›z. A¤›tlar›nda analar›m›z›n.Ve yanaklardan süzülen gözyafllar›ndayd›n›z. Öfkeydiniz gözlerinde tan›mad›¤›n›z onca insan›m›z›n. Çocuklar›n gülüflünde, yoksullu¤unda insanlar›m›z›n, yoklu¤unda, çaresizli¤inde... Umutsuzlu¤unda, umudunda, hayallerinde... Nas›rl› ellerinde, kederli yüzlerinde, al›nlar›n›n ak›ndas›n›z. Namusu, onuru, gelece¤isiniz onlar›n. Evet fark›nda de¤iller bugün belki, uzun zaman da olamayacaklar. Ama biliyoruz, biliyorsunuz ki bir gün fark edecekler, anlayacaklar. ‹flte o zaman, iflte o zaman... Bundan de¤il mi huzurlu olman›z? ‹flte bu sessizlik da¤›lacak. Gülüfller, kahkahalar kaplayacak her yeri. Hayat›n her an›ndas›n›z. Dolaflt›¤›m›z sokaklarda, caddelerde. Yurdun tüm meydanlar›nda, türkülerinde, flenliklerinde, a¤›tlar›nda çekilen halaylar›nda, gelen her günde. Mart›nda, Nisan›nda. Temmuzunda. Bahar›nda, yaz›nda. Her buca¤›nda Anadolumuzun. Sevgi ile akan Seyhan’›m›zda. Özlemlerimizde. T›pk› bugünkü gibi. Bize ac› veren, bize umut ve gurur veren her Ekim’de. Daha da ço¤alarak akaca¤›z ömrümüzden yedi¤imiz hayat›n ba¤r›na. Bundan de¤ilmi ki hiç vedalaflmad›k biz. Hoflçakal demedik... Ve demeyece¤iz. Çünkü birbibrimizin yüreklerindeyiz... Size geldik destan›n 7. y›l›nda. Yine bulutlu bir 20 Ekim günü size geldik… Öptük al›nlar›n›zdan yine…J

KASIM 2007 | TAVIR | 11


elefltiri

bir ayd›n›n devlet korkusu hasan denizli

Türker Alkan’›n 12 Ekim 2007 tarihli Radikal gazetesinde yazd›¤› yaz›, tipik “küçük burjuva ayd›n” kiflili¤ine ›fl›k tutar nitelikte. Yürüyüfl dergisi da¤›t›rken, polis taraf›ndan s›rt›ndan vurularak felç olan Ferhat Gerçek üzerine yazm›fl, bu konudaki düflüncelerini aktarm›fl Türker Alkan. Ankara’n›n en kalabal›k mekanlar›nda dergi satan gençler, bazen Türker Alkan’›n da burnuna day›yorlarm›fl dergilerini. Alm›yormufl ama onlar› küçümsedi¤inden falan de¤il; komünizme inanmad›¤›ndan, yaflam› boyunca da hiç inanmad›¤›ndan... Zavall› ve hayalperest gençlerin komünist düflüncelerle yaflamalar› ve düflüncelerini propaganda eden dergilerini satmalar›, ironik geliyor Alkan’a. Öyle ya, eskiden komünizm sözcü¤ünü bile telaffuz etmek cesaret istiyormufl; komünizm denilince kendisi gibi herkes dehflete ve korkuya kap›l›rm›fl; kendi babalar›n›n da ayn› korkular› yaflad›¤›n›, babas› yafl›ndaki insanlara böyle komünist fikirli dergileri satmaya kalkman›n Freudcu bir aç›klamas› olabilir miymifl vesaire vesaire... Gençlerin inanc›na, heyecan›na, eflitlik ve bar›fl taleplerini özgürce hayk›rmalar›na hayranl›k duyuyormufl... Aradan da hükümete bir flirinlik gösterisi olarak, düflünce özgürlü¤ünün vard›¤› noktaya özel bir vurgu... Nereden nereye gelinmifl de haberi yokmufl Say›n Alkan’›n. Buralara bir fleyler demek gerekiyor. Say›n Alkan’a göre ortada hala yanl›fl peflinde koflan, hayalperest gençler var. Boflu bofluna gençliklerini heder eden ütopikler var. Ac›yor

12 | TAVIR | KASIM 2007

onlara Say›n Alkan. Hayranl›k duydu¤unu söylüyor ama söyledi¤ine kendisi de inanm›yor. O asl›nda, bir ideal u¤runa hiçbir zaman do¤ru dürüst mücadele etmedi¤i için, komünist gençleri hayalperest olarak görüyor ve ac›yor onlara. Ya da ne bilelim k›skan›yor ve bu yüzden k›z›yor da olabilir o gençlere çünkü küçük burjuvazinin tipik davran›fl flekilleridir bunlar. Freud’a, en genelde de san›r›z psikolojiye merakl› Say›n Alkan. Asl›nda onun bu düflünceleri derin psikolojik tahliller gerektiriyor. Bunu psikologlara, psikiyatrlara, psikanaliz uzmanlar›na b›rakarak, yaz›s›nda geçen di¤er olgular› tart›flmaya devam ediyoruz. Korkular›n› ve anti-komünizmini anlatt›ktan, komünizmin “bir çocukluk hastal›¤›”, hayalötesi bir fley oldu¤unu alt› çizili bir flekilde vaaz ettikten sonra, sadede gelmesini bir hayli bekliyoruz Say›n Alkan’›n... Tabi bu arada fliddet karfl›tl›¤›ndan bahsetmeden geçmek olmaz. Yak›flmaz bir ayd›na. Oysa fliddetin as›l olarak halka karfl› uyguland›¤› görmezden geliniyor. Ya da bilindi¤i halde bilmezden geliniyor ayd›nlarca... Haklar›n› yemeyelim, bazen –tabi bu çok nadir olur- polisin fliddetine de karfl› bir fleyler söylerler, bu yaz›da Say›n Alkan’›n yapt›¤› gibi. Nihayet Ferhat’a geliyor s›ra. Polis’in, Ferhat ve arkadafllar› için söyledi¤i, “Yasakl› dergi da¤›t›yorlard›, bize tafl att›lar, küfrettiler” gerekçelerine inand›¤›n› hissettiren cümleler sarf ettikten sonra, “Polis amcalar›n›n” (Deyim Türker Alkan’a aittir/bn) büyük bir yan›lg› içerisinde olan Ferhat ve di¤er arkadafllar›na neden kötü davrand›¤›n› lütfen

söyleyiveriyor Say›n Alkan. Lütfen ama!.. Türker Alkan’›n bu yaz›y› neden yazd›¤› konusunda tamamen farkl› düflüncelerin ortaya ç›kmas› kuvvetle muhtemel. Hem nal›na hem m›h›na vurmufl Say›n Alkan çünkü. Mesajlar muhtelif yerlere verilmeye çal›fl›ld›¤›, ayd›nlar›m›z›n her daim bir fleylerden korkular› oldu¤u için yaz›n›n mesaj› net de¤il gibi. Ayd›n kimli¤i sorgulamas› yapmak gerekiyor. Türker Alkan bu sorgulamadan ne yaz›k ki aln› aç›k bir flekilde, s›n›f› geçerek ç›kamayacakt›r. 19 yafl›nda bir genç, yasal bir dergiyi, evet s›rf bir dergi da¤›tt›¤› için s›rt›ndan vurulup felç kal›yorsa, sorgulanacak olan gençlerin tafl›d›¤› düflünceler de¤il; polisin bu kadar pervas›zca adam vurabilmesi, uygulaman›n ancak dikta rejimlerinde ve polis devletinde görülecek uygulamalar oldu¤u gerçe¤idir. Bu kadar basittir iflte halk ayd›n› olman›n yolu. Biraz cesaret, biraz yorumlama yetene¤i, olaylara güçlünün de¤il hakl›n›n penceresinden bakma... Bu basit yoldan gitmiyor Alkan... Onun ve onun gibi düflünen di¤er ayd›nlar›n, ideolojik-politik ve kültürel olarak beslendi¤i kayna¤›n burjuvazi oldu¤u gerçe¤i bir kez daha a盤a ç›k›yor bu olay nezdinde. Ne yaz›k ki bu böyle. Türker Alkan, ayd›n olmaktan korkmamal›d›r! Devletten de... Kalemi do¤rular› yazmal›, do¤rular› anlatmal›d›r! Bunu baflarabilmek için insanüstü yeteneklere ihtiyaç yoktur. ‹nan›yoruz ki bunu baflarabilecek gerçek ayd›nlar bu ülkede vard›r ve bu hiç de az de¤ildir. Gelece¤e güvenle bakmam›z›n sebebi budur...J


araflt›rma

kapitalist sistem ve yozlaflma-ll canan özkayal›

“Kültür” sözcü¤ünü günlük hayatta çok kullan›r›z, hatta kimimiz sanat ve edebiyatla özdefllefltirip: “Benim iflim olmaz kültürle sanatla, ben anlamam!” diye tepki veririz. Birçok kavram›n içi boflalt›l›p özünden sapt›r›ld›¤› gibi, bu da asl›nda bu sistemin yozlaflt›rd›¤›, de¤erini düflürdü¤ü bir kavramd›r. Yani; “Her insan kültürden ve sanattan anlamaz, sanat sadece belli bir kesimin takip etti¤i, vak›f oldu¤u ve söz söyleme, elefltirme, fikir belirtme hakk›na sahip oldu¤u bir aland›r.” diye bilinir. Oysa bu, içinde yaflad›¤›m›z çarp›k sistemin bak›fl aç›s›d›r, yani s›n›fsal bir tercih, s›n›fsal bir politikad›r. Olmas› gereken, adaletli olan ise her insan›n ekonomik v.s farkl›l›klar› gözetmeden ayn› koflullara sahip olmas›d›r. Kültürün en temel tan›m›n› yapacak olursak

e¤er; “Bir toplumun duyufl ve düflünüfl birli¤ini oluflturan, gelenek durumundaki her türlü yaflay›fl, düflünce ve sanat varl›klar›n›n tamam›...” diyebiliriz. ‹lk ça¤larda insanlar›n ma¤aralarda yaflamas›, avc›l›k, toplay›c›l›k yaparken kulland›klar› aletler, birbirleriyle olan dayan›flmalar›, iliflkileri, duvarlara yapt›¤› resimler, figürler, asl›nda kültürü oluflturan ilk örneklerdir. Yani ma¤aradaki insandan günümüze kadar toplumlar gelifltikçe, buna ba¤l› olarak kültür de de¤iflime u¤ram›fl ve geliflmifltir. Kültür, de¤iflik co¤rafi koflullarda ve de¤iflik ekonomik flartlarda yaflayan toplumlar aras›nda da farkl›l›k göstermifl, ayn› zamanda etkileflim halinde olmufltur. Kültür, s›n›flar›n ortaya ç›kmas›na kadar do¤al seyrini sürdürmüfltür fakat ezen ve ezilen

diye ikiye ay›rd›¤›m›z s›n›flar›n ortaya ç›kmas›yla birlikte, kültür de de¤ifliklik göstermifl ve bu s›n›flardan egemen olan›n etkisi alt›nda kalarak, do¤al geliflimini sürdürememifltir. Kültür ad›na sayabilece¤imiz her fleyde, bilimde, fende, felsefede, üretim iliflkilerinde art›k egemen s›n›flar›n etkisi bariz flekilde görülmeye bafllanm›flt›r. Tabi ezilen s›n›flar›n da kendilerine ait bir kültürleri olmufltur her zaman, ancak belirleyici olan hep egemenler olmufltur. Yani ekonomik altyap›ya sahip olanlar, kültürel üstyap›y› da belirlemifllerdir. Kapitalizmin egemen oldu¤u günümüzde toplumlar›n yaflam›n› ele alacak olursak, yozlaflmay› daha net ve aç›k görebilece¤iz. Çünkü kapitalizm en temelde “kar ve daha fazla tüketim” üzerine kurulu bir sistemdir. Ayn› zamanda kapitalizm sürekli tüketimi dayatan bir sistemdir. Sürekli tüketimin oldu¤u ve bu tüketimin çeflitli albenilerle, etiketlerle özendirildi¤i günümüzde; kültürün de giderek tüketime endekslenmesi dedi¤imiz olay gerçekleflir. Her gelene¤in, al›flkanl›¤›n, yaflam fleklinin ayn› kalmas›n› beklemek hayalcilik olur. Ki bu sistem hayal kurmam›za bile izin vermeyecek kadar ac›mas›zd›r. Ama bu var olan her de¤iflikli¤i “iyi” olarak alg›layaca¤›m›z anlam›na gelmez. Günümüzde de tam tersine ilericilik maskesi alt›nda toplumsal de¤erlerimizin altüst olmas›na izin verilmektedir. Kültürde yozlaflma, de¤ersizleflme dedi¤imiz tam da budur. Toplumlar›n kültürünü oluflturan ö¤eleri s›ralayacak olursak; paylafl›m, dayan›flma, birlik- beraberlik, dil, giyim- kuflam, bunlar›n hepsi bir bütünün parças›d›r. Kapitalist sistem içerisinde insani de¤erlerin, tutum ve davran›fl yap›lar›n›n önemsizleflmesi, insana

KASIM 2007 | TAVIR | 13


araflt›rma

ait olan ve uzun toplumsal süreç ve aflamalardan sonra toplumlar taraf›ndan benimsenerek evrenselleflmifl olan kurallar›n çöküfle do¤ru yol almas›, kiflileraras› iliflkileri ve sosyal yap›y› olumsuz olarak etkiler. Ahlaki yozlaflma, ilk akla geldi¤i biçimiyle, yaln›zca yozlaflm›fl kad›n-erkek iliflkileri ya da namus kavram›yla ilgili de¤ildir. Kültürsüz olmak ise, görgü kurallar›n› bilmemek ya da aksine davranmak, be¤eni düzeyinin düflük olmas› demek de¤ildir. Be¤enilsin ya da be¤enilmesin her insan›n kendine göre bir kültürü oldu¤u gibi ahlaki yap›s› da vard›r. Ahlak, insanlar›n toplu halde yaflamalar›n›n ve birbirleriyle iliflkilerinin bir sonucu olarak ortaya ç›kan duygu, düflünce ve davran›fl biçimleridir. Kuflkusuz, toplumun dinamik yap›s›, iliflkileri zaman ve mekân içinde de¤iflikli¤e u¤ratacakt›r. Ayn› flekilde, farkl› toplumlarda farkl› iliflkileri ve buna ba¤l› olarak farkl› de¤er ve anlay›fllar›n ortaya ç›kmas› da söz konusudur. Bu nedenle ayn› toplum içindeki de¤iflik sosyal gruplar›n iliflkilerinde ve ahlaki de¤er yarg›lar›nda da farkl›l›k görülmektedir. Ancak, ahlak kavram›n›n zaman ve mekâna ba¤l› olarak de¤iflir oluflu, baz› de¤erlerin kal›c› olmayaca¤› anlam›na gelmez. Nitekim insanl›¤›n geçmiflten günümüze kadar geçirdi¤i aflamalar sonras›nda kaybolmayan ve genel kabul gören, bu anlamda da evrenselleflen ahlaki normlar› vard›r. Ahlaki de¤erleri, yaln›zca toplum taraf›ndan kabul görmüfl bir tak›m kavramlar olarak ele almamak gerekir. Bu kavramlar ancak davran›fllara yans›d›¤›nda ifade bulurlar. ‹flin do¤rusu, hemen herkes, ahlaki de¤erlerle ilgili olarak uyulmas› gereken kurallar hakk›nda hemfikirdir. Ancak, bu de¤erlere iliflkin do¤ru söylem ne kadar önemli olursa olsun as›l önemli olan de¤erlere uygun davranabilmektir. Zira ahlaki normlar, soyut kavramlardan ç›karak somut davran›fllara dönüfltü¤ünde ancak kal›c› olurlar ve böylece, toplumun tüm kurum, kurulufl ve örgütleri yan›nda genel olarak bireylerin davran›fllar›na yans›yan biçimiyle tan›mlan›rlar. Genel ahlak normlar›n›n, davran›fllara bütünüyle yans›mad›¤› ancak hiç de¤ilse sözel olarak ifade buldu¤u toplumlarda ahlaki kurallar›n uygulanmas›nda zafiyet gösterildi¤i söylenebilirken, bu normlar›n hem davran›fl hem de sözel anlamda geçerli olmad›¤› toplumlarda ciddi bir ahlaki çö-

14 | TAVIR | KASIM 2007

küflün varl›¤›ndan söz edilebilir. Örne¤in; günümüzde, di¤erlerinin hakk›na sayg› göstermenin, do¤ru, dürüst ve adil davranman›n erdem oldu¤u düflüncesi yerine bu düflüncenin aksi olarak, “Kendini düflüneceksin”, “Köprüyü geçinceye kadar ay›ya day› diyeceksin”, “Baban olsa tan›ma!”, “Küpünü doldurmaya bak!”gibi düflüncelerin egemen olmas›, toplum bireylerinin bu düflünce tarz›n› zamanla do¤ru görmeye bafllamalar›na yol açar.

incelemeye çal›flaca¤›z. Ve bu konuyu açarken de, tüketim kültürü içerisinde belirleyici bir etkiye sahip olan konulara de¤inmeye devam edece¤iz. Örne¤in, kapitalist sistemin örümcek a¤› misali hepimizi sar›p sarmalayan çürümüfllü¤ünü yaymak için kulland›¤› en etkili yollardan olan, teknolojinin harikalar›(!) diyebilece¤imiz televizyon, bilgisayar, cep telefonu ve mp3 çalar›n yaflam›m›zdaki etkisini inceledi¤imizde bu konu biraz daha netleflecektir san›r›z...

Bu durum, giderek bireyleri ruhen hissizlefltirirken bir yandan da birbirlerine benzer biçimde davranmalar›na da neden olur. Mademki ahlaki de¤erlerin tam karfl›t› olanlar geçerli olmaya bafllam›flt›r, örne¤in; kurnaz olmak, ç›kar do¤rultusunda yaflamak, yalan söyleyip karfl› taraf› doland›rmak makbul oland›r, o halde herkes birbirini doland›rmay› marifet sayacakt›r. Bu durumda o toplumda güven duygusu kaybedilecek ve herkes kendi bencilli¤i do¤rultusunda davranacakt›r. Nitekim günümüz insan iliflkilerinde daha önce var olan karfl›l›kl› güven duygusu yerini güvensizli¤e b›rak›rken, karfl›l›kl› sayg›, sayg›s›zl›¤a; sevgi, sevgisizli¤e; paylafl›m, bencilli¤e dönüflmeye bafllam›flt›r.

Günümüzde televizyon yay›nc›l›¤›n›n ilk amac›, reklâm ve ticaret üzerine kuruludur. Her geçen gün bu küçük kutuya ba¤›ml›l›¤›n artmas›, yaflam›n o kutunun program›na göre ayarlanmas›; televizyon dizileri, yar›flmalar›, reklâmlar›na göre flekillenen insanlar oluflmas› hiç de küçümsenecek bir fley de¤ildir elbette ki. Çünkü bugün bir e¤lence arac›, bilgi kutusu olmaktan ç›k›p, yaflama hükmeden bir alet haline geliyor televizyon.

Manevi ö¤elerin zamanla önemsizleflmesiyle ahlaki de¤erlere sahip ç›kanlar›n aptal, bofl verenlerin ise ak›ll› ve kafas›n› kullanan kifliler olarak yorumlanmas›yla ahlaki de¤erler topyekûn çöküfle do¤ru gider. ‹nsan iliflkilerinde bencilli¤in, vurdumduymazl›¤›n, aymazl›¤›n, neme laz›mc›l›¤›n, köfle kapmacan›n, her ne pahas›na olursa olsun elde etmenin meflrulaflmas›; paylaflma, yard›mlaflma, sevgi, gibi duygular›n kaybedilmesi, haz ilkesinin boyunduru¤unda “Ye, iç, yat, e¤len, tüket!” kültürünün yerleflik hale gelmesi, “Vur, k›r, parçala, yönet!” davran›fl›n›n egemen olmas›, ahlaki yozlaflmaya özgü belirtiler olarak karfl›m›za ç›kar. Gelelim bizim nas›l bu hale geldi¤imiz konusuna. Kültürdeki bu çarp›kl›¤›n temel nedeni elbette ki kapitalizmdir. De¤erlerimizi kirleten, alt-üst eden, toplumsal erdemler yerine kendi tüketim kültürüne göre yaflayan insanlar olmam›z› dayatan, kapitalist sistemdir. Bu, elbette ki daha ayr›nt›l› incelenmeye muhtaç bir konudur. ‹flte biz de yaz› dizimiz içerisinde bu konuyu sizler için daha ayr›nt›l›

Yap›lan araflt›rmalara göre; yo¤un olarak televizyon izleyen kiflilerde madde ba¤›ml›s› olanlar›n gösterdi¤i özellikler görülebildi¤i için bu kifliler, “ba¤›ml›” olarak nitelendiriliyor. Mesela, televizyon izledi¤imiz süre içerisinde kendi yaflam koflullar›m›zdan uzaklaflarak, izledi¤imiz program›n içine giriyor ve hatta kendimizi izledi¤imiz karakterlerden biri ile özdefllefltirebiliyoruz. Böylece k›sa süreli¤ine de olsa sorunlar›m›z› unutarak seyretti¤imiz program içerisinde gerçek yaflamdaki sorunlar›m›z› geride b›rakarak, o karakter ile ‘bütünlefltiriyoruz kendimizi. Pop müzik, dans ve oyunculuk yar›flmas› gibi programlar, ise bunun da ötesinde “e¤lence” ad› alt›nda özellikle gençleri hedef al›p, ucuz flöhret ve k›sa yoldan maddi kazanç vaat ederek; emek ve nitelikli çal›flma ile elde edilebilecek kazan›mlar›n yerini, bir anlamda flans oyunlar›na b›rakmaya özendiriyor. Olas› bir “kaybetme” sahnesi sonucunda ise depresyona varan sonuçlara yol açabiliyor bu ba¤›ml›l›¤›m›z. Bir bak›ma kendi sorunlar›m›z› ekrandaki kiflinin ac›s› ile yapay olarak de¤ifltirerek, bir süreli¤ine kendimizi avutuyoruz. ‹flte bu yüzden psikologlar televizyon izlemenin önce al›flkanl›¤a daha sonra ise ba¤›ml›l›¤a dönüfltü¤ünü ifade ediyor. Bu ba¤›ml›l›k sürecinde ise; televizyonun sundu¤u olanaklar sonucunda izlemenin ar-


araflt›rma

d›ndan rahatlama hissediliyor. Hissedilen bu geçici rahatlamalar ise televizyon izleme davran›fl›n›n sürekli yap›lan bir al›flkanl›k ve hatta ba¤›ml›l›k haline gelmesine yol aç›yor. Ayr›ca t›pk› di¤er ba¤›ml›l›k yapan maddelerde oldu¤u gibi ba¤›ml›l›¤› yapan maddenin ortadan kald›r›lmas› halinde, kifli bu maddeyi ar›yor ve yoksunluk belirtileri gösteriyor. Hatta öyle ki yap›lan araflt›rmalara göre; - Bir maddeyi kullanarak çok fazla zaman geçirilmesi (Günde ortalama 3–4 saat televizyon izlenmesi; televizyon izlemenin, bir gün içerisinde çal›flma ve uyuma d›fl›ndaki en uzun faaliyet olmas›) - Ba¤›ml›l›k yaratan madde kesildi¤inde ya da azalt›ld›¤›nda yoksunluk belirtilerinin ortaya ç›kmas› (Bir televizyon program› izlenirken elektrik kesilmesi ya da herhangi bir engel ile karfl›lafl›ld›¤›nda bireyin afl›r› tepki vermesi) - Madde kullan›m› nedeni ile sosyal, mesleki ve kiflisel etkinliklerin azalmas› ya da tamamen b›rak›lmas› (Televizyon izlemek için sosyal bir toplant›ya kat›l›nmamas›, spor yap›lmamas›, ertesi gün ifle uykusuz gidilmesi) - Maddenin tasarland›¤›ndan daha uzun ve yüksek miktarlarda al›nmas› (Haftada 1-2 dizi izlenirken, her gün baflka bir dizi aray›fl›na gidilmesi; seyredecek bir program bulunamad›¤›nda ”zaplama” al›flkanl›¤›n do¤mas› ve bireyin televizyon seyretme süresini art›rma e¤iliminde olmas›) - Fiziksel ya da ruhsal sorunlar›n ortaya ç›kmas›na ya da artmas›na ra¤men madde kullan›m›n›n sürdürülmesi (Birikmifl ödevler varken, o gün kimin A yar›flmas›ndan elenece¤i ile ilgilenilmesi; dinlenme ihtiyac›na ra¤men uykusuz kalman›n göze al›nmas›) gibi özellikler madde ba¤›ml›s› kiflilerin gösterdikleri özellikler olarak s›ralan›yor… Nas›l, kendimizi düflündü¤ümüzde tan›d›k geliyor de¤il mi bu söylenenler? Ba¤›ml›l›¤›n psikolojik olarak ifadesi böyle oluyor... Tabi günümüzde teknolojik ba¤›ml›l›k sadece televizyon ile s›n›rl› de¤il. Televizyonun ard›ndan ba¤›ml›l›¤›n ikinci önemli örne¤i olan, son y›llar›n en gözde iletiflim arac› “bilgisayar” ve “internet” var s›rada… ‹nternet, ‹ngilizce "Kendi aralar›nda ba¤lant›l› a¤lar" anlam›na gelen ‹nterconnected

Networks teriminin k›saltmas›d›r. Dünyay› saran ve merkezi olmayan a¤lardan oluflan bir a¤ sistemidir. ‹nternet, çok protokollü bir a¤ olup birbirine ba¤l› bilgisayar a¤lar›n›n tümü olarak da tan›mlanabilir. Binlerce akademik, ticari, devlet ve serbest bilgisayar a¤lar›n›n birbirine ba¤lanmas›yla oluflmufltur. Bilgisayarlar aras›nda bilgi çeflitli protokollere göre paketler halinde transfer edilir. ‹nternet üzerinde elektronik posta ve birbirine ba¤l› sayfalar gibi çok çeflitli bilgiler ve hizmetler vard›r. Ve iletiflimi kolaylaflt›r›r, bilgi edinmeyi, bilgi paylafl›m›n› sa¤lar. Tabi bunlar internetin olumlu yanlar›. Son y›llarda ise bu olumluluklar›n ötesinde çok daha çarp›c› bir yan›yla karfl› karfl›ya kal›yoruz. Bir iletiflim a¤›n›n iletiflimsizlik do¤urdu¤unu görüyoruz. Evet, neredeyse her sokak bafl› görüyoruz internet kafeleri. ‹nternetin evlere girmesi ise son derece yayg›nlaflt› art›k. Elimizde bu konuya dair araflt›rma notlar› yok ama her befl evden birinde internet ile karfl›lafl›yoruz desek yan›lmay›z san›r›z. Sanal âlemde kurulan arkadafll›klar, sanal âlemde birbirini dinleme, e¤lenme, tan›flma, arkadafl olma, hatta cinselli¤i yaflama gibi olaylar s›radanlaflt›r›lmaya çal›fl›l›yor. Kapitalizmin insan› insandan so¤uttu¤u, uzaklaflt›rd›¤›, duygular› öldürüp robotlaflt›rd›¤› bir ortamda sanal dostluklar ve duygular daha çekici hale getiriliyor. Daha evimizdekilerin halini hat›r›n› sormadan maillerimize bakm›yor muyuz mesela? Ya da haber edinmek bahanesiyle tek bafl›m›za bilgisayar bafl›na geçip saatlerce “sörf” yapm›yor muyuz? Kimi zaman MSN’deki sohbetimiz, çevremizdekilerle yapt›¤›m›z, ya da yapt›¤›m›z› sand›¤›m›z sohbetten daha koyu olmuyor mu? Ya da onlarla yaratt›¤›m›z sanal dünya bizi mutlu etmiyor mu? Bunlar belki de en masum olanlar›. Oran›n da bir ticarethane haline getirildi¤ini ve her fleyin sat›l›k oldu¤unu da unutmayal›m. Arkadafll›ktan, paylaflma duygusuna, sevgi ve de¤er vermeden, cinselli¤e kadar her fley sat›l›k orada. Ve bunlar için kurulan özel siteler var. Tüm bunlar› kendimize uyarlad›¤›m›zda yukar›daki ba¤›ml›l›k tan›m›n›n neresindeyiz acaba? Ve bizi bu hale getiren nedir sorusunun cevab›n› verebiliyor muyuz? Bu konu dâhilinde aç›lmas› gereken ba¤›ml›-

l›klar›m›zdan biri de “cep telefonu” ve “mp3 çalar” gibi bireysel dinleme, konuflma aletlerine olan ba¤›ml›l›¤›m›z… Di¤erleri kadar uzun de¤inmeyece¤iz bu konuya ama sokaklarda, toplu tafl›ma araçlar›nda, hatta ve hatta birkaç kiflinin yan yana oturdu¤u kafelerde bile bu tür aletlerin kifliyi ne kadar esir ald›¤›na bir bakal›m isterseniz. Öyle bir hale geldi ki art›k, konuflmak, yüz yüze bakmak, hissetmek yerine bireysel zevkler, “tek bafl›na tak›lmalar” do¤allafl›r hale geliyor. Kimseyle konuflmayan, sanal âlemde gezinen insanlar oluyoruz. Telefondaki trafi¤imizin ço¤unu da mesajlar ya da oyunlar oluflturuyor. Yani o ses ileten aletle bile do¤ru düzgün konuflam›yoruz birbirimizle… Ama her ne hikmetse yaflam kayna¤›m›z gibi bir an bile b›rakm›yoruz elimizden… Kulaklar›m›zdan sarkan kablolar›na can damar› gibi ba¤land›¤›m›z mp3 çalarlar, kimsenin yüzüne dahi bakmaman›n vesilesi oluyor. Bakm›yor, görmüyor, hissetmiyor, böylelikle sevinmiyor ve ac› da çekmiyoruz. Sadece izin verdi¤imiz kadar baflka insanlar yaflam›m›za girebiliyor. Umursam›yoruz çevremizde olanlar›. Yard›mlaflma, paylaflma, birlikte vakit geçirme, de¤erlendirme gibi tüm güzel al›flkanl›klar›m›z› gün geçtikçe kaybediyoruz. Bireyi yücelten her fleyi kalkanlar›m›z gibi çekiyoruz etraf›m›za. Ve bu aletler araç olmaktan ç›k›p bir parçam›z haline geliyor zamanla. Sorular› arka arkaya s›ralamak çok da gerekli de¤il. Çünkü önemli olan cevaplar... Sorulan sorular›n cevaplar› da ba¤›ml›l›k derecemizi ortaya ç›karacak yeterlilikte. Cevaplar› siz kendiniz verin ve ba¤›ml›l›k derecenizi ölçün. Çözümü zaten cevaplar›n›zda göreceksiniz. Yaz›m›z›n bu bölümünde kültürde oluflan/oluflturulan yozlaflmaya neden olanlar üzerinde durduk. Tabi bu konuda bir de röportaj›m›z var. Dr. Erdal Atabek bize bu konudaki görüfllerini özetledi. Onunla yapt›¤›m›z sohbetin, anlatt›klar›m›z› daha da güçlendirdi¤i kan›s›nday›z. Gelecek say›m›zda kültürel de¤erlerimizdeki yozlaflma konusunu, aile kavram› ve toplumsal iliflkiler, kaybedilen de¤erler üzerinden açmaya devam edece¤iz. -Sürecek-

KASIM 2007 | TAVIR | 15


röportaj

erdal atabek’le kapitalist sistem ve yozlaflma üzerine... canan özkayal›

“kültüre dayanmayan, sadece gelip geçici olgulara dayal› ve gelip geçici be¤enilere hitap eden bir kültürel geliflime kültürel yozlaflma diyoruz.” Kültürel yozlaflma nedir? Neye yozlaflma diyoruz? Bu konuyu biraz açabilir misiniz? Kültürel yozlaflma, hiçbir fleyi olmayan, felsefesi olmayan, neden ve sonuç iliflkisi olmayan, toplumlar›n de¤iflimindeki niteli¤i yans›tmayand›r. Kültüre dayanmayan, sadece gelip geçici olgulara dayal› ve gelip geçici be¤enilere hitap eden bir kültürel geliflime kültürel yozlaflma diyoruz. Bugün, bir bilimin reddedilmesi, bütün sanat alanlar›n›n e¤lenceye çevrilmesi, köksüz, hiçbir fleye dayanmayan, insan de¤erlerinin hiçbirini yans›tmayan bir kültür kaplad› ortal›¤›. Bu kültürün dayana¤› tüketimdir. ‹nsan de¤erlerinden kopuk, insan geliflmesiyle ilgisiz, insan›n geliflimine katk›da bulunmayan bir tüketim kültürü her taraf› sarm›flt›r. Onun için de kültür merkezleri yerine al›flverifl merkezleri kurulmufltur. Bütün al›flverifl merkezlerinin, o büyük yap›lar›n içinde sadece birkaç sinema salonu kültüre hizmet ediyor gözüküyor. Ama o salonlarda oynayan filmlerin çok az›, gerçek kültüre hizmet eden filmlerdir. Geri kalan› e¤lencelik filmlerdir. ‹nsanlara hoflça vakit geçirmeye yönelik, kal›c› etkisi olmayan, kal›c› etkisinde gelifltirici bir nitelik tafl›mayan filmlerdir. Müzik dedi¤iniz zaman da müzik sadece e¤lenceye, günü geçirmeye, belirli bir ritimde hareket etmeye yönelik bir müzik ya da arabesk kökenli bir müzik ortal›¤› sarm›fl durumda. Düflünmeye yönelten, insanl›k tarihinin birikimlerini yans›tan müzik türü giderek çok daha az insan›n ilgisini çeker duruma gelmifltir. Her kültürün kendine özgü ac›lar›n›, sevinçlerini yans›tan türküler bile de¤ifltirilmekte ve e¤lence dünyas›n›n motifleri haline getirilmektedir. Bu de¤iflimin de temeli, sistemin kapitalizme dayal› olmas›d›r. Bunun art›k emperyalist bir modeli olan küreselleflme de, dünyan›n her taraf›nda kabul ettirilmeye zorlanmaktad›r. E¤er kültürler bunu kendi-

16 | TAVIR | KASIM 2007

liklerinden kabul etmiyorlarsa, d›flardan ve silah deste¤iyle kendilerine bu kabul ettirilmeye çal›fl›lmaktad›r. Bunun en yak›n örne¤i Irak’a yap›lan Amerikan müdahalesidir. Bu flekilde Irak’a demokrasi ve bireysel özgürlükler getirme iddias›, tabii savafl›n dehfleti ve çirkinli¤i karfl›s›nda iflas etmifltir. Ama hala bu sava dayanarak Irak iflgali sürdürülmekte ve Ortado¤u’yu yak›n tehlikeler beklemektedir. Kültürün yozlaflt›r›lmas› bir anlamda küreselleflmenin, bir anlamda da etnik ve dinsel kökenlere s›¤›nman›n de¤iflik biçimleri olarak görülmektedir. Buradaki evrensel bir kültürün, yani insanl›k tarihi taraf›ndan geliflmifl ve uygar dünya olarak paylafl›lm›fl sanat kültürünün, bilim kültürünün, e¤itim kültürünün, yaflam kültürünün giderek insanlar›n tamamen yerel kültürlerine ve dinsel kültürlerine odakland›¤›n› görüyoruz. Bütün dünyada da geliflim bu yöndedir. Bu da gene küreselleflmenin, tüketim kültürünün çok daha kolay yayg›nlaflmas›na yol açmaktad›r. Ülkeler bu amaçla çeflitli eksenlerle bölünüp parçalanmak istenmektedir. Yugoslavya bunun çok tipik bir örne¤idir. Dinsel ve etnik köken farklar›yla bölünmüfltür. Irak böyle bölünmüfltür. Sünniler, fiiiler, Araplar, Kürtler ve Türkmenler diye bölünmüfltür. Mümkün olan bütün kaynaklar seferber edilerek ülkeler böylece etnik köken ve dinsel farkl›l›klar›na bölünmek istenmektedir. Bu flekilde onlar›n yönetilmesi ve tüketim kültürüne entegrasyonu çok daha kolay olmaktad›r. Kültürün yozlaflmas›n›n böyle bir geliflmenin sonucu ve böyle bir geliflmenin hedefi oldu¤unu düflünüyorum. Peki emperyalist kültür bombard›man›n›n bu kadar yayg›n oldu¤u bir dönemde yerel kültürleri korumak, güçlendirmek gerekmez mi? Yerel kültürü korumak gerekir ama yerel kültürde kalmamak gerekir. Yerel kültürü korursunuz ama yerel kültürde kalamazs›n›z. Yerel kültürde kald›¤›n›z zaman yerel olmaktan kurtulamazs›n›z. Yerel kültürünüz sizin müzi¤inizi, kendinize özgü ritüelinizi, kendinize özgü adetlerinizi korur ama bunlar›n içinde pek çok yanl›fl vard›r. Bu yanl›fllardan kurtulmak, yerellikten evrenselli¤e geçmekle mümkündür. Sürekli olarak yerelde yaflarsan›z bizim Anadolumuzun namus töreleri, töre cinayetleri hepsini kabul etmniz gerekir, hepsini olumlamak gerekir. Bunlardan kurtulmak istiyorsan›z evrensele geçmek zorundas›n›z. Bugün gençlerin belirli bir hedefi olamadan, rastgele büyümeleri ve


röportaj

“gençlerin hedef seçme ve karar verme konusunda e¤itilmeleri gerekti¤ini düflünüyorum. Yöntem olarak e¤itilmeliler. Yani insan nas›l karar verebilir, insan seçenekleri nas›l de¤erlendirebilir ve verdi¤i karar› nas›l uygulayabilir konular›nda e¤itilmeliler.”

b›rak›lmas› yarat›yor. Bundan 50 y›l önce durum daha az karmafl›kt›. Ama bugün internetin girmesiyle, iletiflimin çok kolaylaflmas›yla dünyadaki her fleyden haberiniz var ama hiçbir fleye yönelemiyorsunuz, hiçbir fleye konsantre olam›yorsunuz. Onun için gençlerin hedef seçme ve karar verme konusunda e¤itilmeleri gerekti¤ini düflünüyorum. Yöntem olarak e¤itilmeliler. Yani insan nas›l karar verebilir, insan seçenekleri nas›l de¤erlendirebilir ve verdi¤i karar› nas›l uygulayabilir konular›nda e¤itilmeliler. Bugün erdem kabul edilecek kavramlar›n içinin boflalt›ld›¤›n›, gereken de¤er ve anlam›n yüklenmedi¤ini düflünüyoruz. Giderek daha kolay olana, daha popüler olana do¤ru bir kay›fl var. Baflar›l› olmak, do¤ru, dürüst olmak gibi kavramlar yerini zengin ve ünlü olmaya m› b›rak›yor sizce? Tabii ki. Yaln›z, flimdi siz toplumda paradigma olarak ün kazanma ve zengin olmay› koyarsan›z, o zaman insanlar k›sa yoldan ünlü olmaya ve zengin olmaya çal›flacaklard›r. K›sa yoldan ünlü olman›n yolu televizyondan geçti¤i için, insanlar televizyondaki k›sa zamanda ünlendiren yar›flmalara kat›lmay› isteyecek, kat›lacak ve bunlardan çok az› da ünleneceklerdir. Ama geriye dönüp bakt›¤›m›z zaman, üç sene önce zaman›nda ünlü olmufl birisinin bugün ad› bile yoktur. Onlar periflan olmufllard›r. Çünkü bugün sahtedir. Gerçek anlamda bir fleyin ustas› oldu¤u anlam›na gelmiyor. Para kazanmak içinse baflkas›n› aldatmak, yalan söylemek, hile yapmak yoluyla kolay para kazanmak mümkündür diye düflünüldü¤ü için, burada da pek çok hayal k›r›kl›¤›, yanl›fl ad›mlar ve bunlar›n sonuçlar› olan pek çok yaralanma, hedef sapmas› ve hiçbir fley aramama sonuçlar› görünmektedir. Onun için burada paradigmalar›n yanl›fl oldu¤unu belirtmek laz›m.

hedefsiz, önünü göremeyen bir gençlik yarat›lmas› hakk›nda ne düflünüyorsunuz? ‹nsan yaflam› tabii ki belli hedeflere yöneldi¤i zaman orda yo¤unlaflmas› daha kolayd›r. Enerjisini daha do¤ru bir biçimde programlayabilir, enerjisini yöneltebilir. Ama bir hedefi olmad›¤› zaman, ki bugünkü çocuklar›n ve gençlerin çok ciddi biçimde hedef karmaflas›na ve flafl›rt›lmas›na sürüklendi¤ini görüyorum böyle bir sürüklenmede, genç insan kendi hedefini kolay kolay bulamaz. Çünkü çok çeflitli seçenekleri vard›r ve bu seçeneklerin bir k›sm› ütopiktir, bir k›sm› gerçekçidir. Ama gerçekçi olanlar o genci tatmin etmeyebilir. Ütopik olanlar›n ise gerçekleflmeyebilece¤ini hesaba katamaz. Bu nedenle ortaya ç›kan da¤›n›kl›k büyük bir enerji kayb›na, enerji da¤›l›m›na yol aç›yor. Ve gençler hedeflerini seçemiyor. E¤itimsel hedeflerini seçemiyor. Yaflam hedeflerini seçemiyor. Ve hayatta arad›¤› fleyin ne oldu¤unu bilemiyor, buldu¤u fleyin k›ymetini bilmiyor, bildi¤i fleye de ulaflmas› mümkün olmuyor. Böyle bir durumla karfl› karfl›yay›z. Bunu da e¤itimdeki da¤›n›kl›k ve toplum yaflam›n›n hedeflerden yoksun

E¤er bütün bunlarla beraber, dürüst olmak, çal›flkan olmak, kendine ve dünyaya yararl› olmak gibi de¤erleri biz paradigmalar haline getiremezsek bugünkü bafl›boflluk, bugünkü de¤er kayb› ve bugünkü insan ziyan› devam edip gidecektir. Konu bu. Bunu yapan da tüketim kültürüdür. Ve ben gelecekte durumun bundan daha kötü olaca¤›n› düflünüyorum. Çünkü son insanl›k de¤erleri de giderek erozyona u¤ray›p ufalan›p gidiyor. Peki yaln›zl›k ve giderek artan yaln›zl›k duygusunun insan yaflam›nda hakim olmas› konusunda ne düflünüyorsunuz? Yaln›zl›k ça¤›m›z›n hastal›¤› m›? Yaln›zl›k duygusu gerçekten giderek art›yor. Bunun nedeni de iletiflimin çok h›zlanmas›na ra¤men, bu iletiflimin elektronik iletiflim olarak artmas›, insan iletifliminin ise giderek azalmas›d›r. ‹nsandan insana olan iletiflim giderek azal›yor, yapaylafl›yor ve ancak ç›karlara dayal› bir insanlararas› iliflki sürüp gidiyor. Ama dostluk, arkadafll›k, sevgiye dayal› insanlararas› iliflki giderek zay›fl›yor. Ve o zay›fl���k da insanlar›n de¤erlerine ve insanlar aras›ndaki iliflkilere zarar veriyor. Yaln›zlaflman›n nedeni budur. Yabanc›laflman›n da nedeni budur. ‹nsanlar›n iliflkisi kalmad›. ‹nsan insana dokunmuyor. Siz e-mail gönderiyorsunuz ben buradan okuyorum. Bu iletiflim de¤il ki. Bu yararl› bir fley ama insanlar aras›ndaki iliflkinin yerini tutamaz. Sanal dünya gerçek dünya de¤ildir bunu ay›rmak laz›m… J

KASIM 2007 | TAVIR | 17


korkmay›n çocuklar nikola vaptsarov

Çok çal›fl›yoruz, Sabahtan akflama kadar. Ama ekme¤imiz az, Ekme¤imiz yetmiyor çocuklar. Yüzleriniz K›r›fl k›r›fl a¤lamaktan, Hele gözleriniz Sa¤›r, dilsiz... Kocaman kocaman Üzgün gözleriniz… Korkuyla bakarlar Ç›¤l›k 盤l›¤a: Ekmek! Ekmek! Ekmek!... Dinleyin miniciklerim, Dinleyin, yavrular›m benim, Bugün böyle, Böyleymifl dün de. Ve ben, yeme¤im olmad›¤›ndan, Elimden baflka fley gelmedi¤inden, N’apay›m ‹nançla Besleyece¤im sizi...

18 | TAVIR | KASIM 2007

Gün gelecek çekip çevirece¤iz y›llar›, Koflaca¤›z beton bir kola, Günlerin sular›n›... B›rakmayaca¤›z onlar›, de¤il mi? Gem vurup sulara Diyece¤iz: “Böyle akacaks›n›z!” Ve öyle akacaklar!... Ekme¤imiz olacak o zaman Ekme¤imiz olacak! Gözleriniz ›fl›yacak sevinçten, Yavrucuklar›m benim. Benim ekme¤im mi var, Senin de olacak, Senin ekme¤in mi var, Bütün herkesin olacak... Ve hayat o zaman Öylesine güzel olacak, Günümüzün küfürleri Çok uzaklarda kalacak. fiark›lar söyleyece¤iz bir a¤›zdan, fiark›lar çal›fl›rken bile, Sevinçli flark›lar, ‹nsan›n onuruna...

Olur da kocar›m o gün Gözleyece¤im Penceremden Uzak yollar›, Gözleyece¤im dönüflünüzü Dinç ve gürbüz Ve sessizce f›s›ldayaca¤›m: “Ah dünya ne güzel!”...

Öyle de olacak! Bugünse ekme¤imiz k›t. Annelerimizin gö¤üsleri Kuru mu kuru... A¤lamak yarars›z. A¤lamak gereksiz. Ama derinde, korkunç Bir ezinç yer eden. Sizin “bugün”ünüz Yanan ac›d›r için için Ama Korkmay›n, çocuklar, Yar›nlar ‹çin!...


araflt›rma

aborjin müzi¤i ahmet közlü

Aborjinler, Avustralya k›tas›n›n yerli halk›d›r. 40 bin y›ld›r Avustralya’n›n kurak topraklar›nda yaflayan Aborjinler, kültürleri ve özellikle müzikleri ile dünyan›n her yerinde büyük ilgi görmüfltür. Ayn› zamanda dünyadaki bir çok yerli halk gibi Aborjinler de kendi topraklar›nda bir yabanc› olarak yaflaman›n sembolü olmufllard›r. Aborjin müzi¤ini anlatmaya bafllamadan önce k›saca Aborjinleri bir tan›yal›m. Sonuçta müzik, insanlar›n yaflamlar›ndan, inançlar›ndan, hatta tarihlerinden ba¤›ms›z de¤ildir. Böylelikle Aborijinler’in günümüzdeki kültürel durumlar›n› daha iyi anlam›fl olaca¤›z…

Aborijinler, sömürüyle 17. yüzy›lda tan›flm›flt›r. Avustralya k›tas› resmi kay›tlara göre ilk Hollandal› kaflif Willem Janszoon taraf›ndan keflfedilmifltir. Janszoon Cape York Yar›madas›'n› 1606'da keflfetmifltir. 17. yüzy›l boyunca, Hollandal›lar tüm bat› ve kuzey sahil fleridinin haritas›n› ç›karm›fl ve buralar› New Holland olarak adland›rm›fllard›r. Ancak herhangi bir yerleflim yeri kurma çabas› göstermemifllerdir. 1770'te ‹ngiltereli James Cook, Avustralya'n›n do¤u sahillerinde yolculuk yapm›fl, bölgenin haritas›n› ç›karm›fl, New South Wales olarak adland›rd›¤› bölgeyi Britanya topraklar›na katt›¤›n› ilan etmifltir. Seferler sonucu yap›lan keflifler, k›tan›n sömürülmesini, h›zla mahkumlar›n ve tutuklular›n iflçi olarak çal›flt›r›ld›¤› kolonilerin kurulmas›n› beraberinde getirmifltir. Avustralya’y› sömürgelefltiren ‹ngilizler, Aborjinleri farkl› zamanlarda soyk›r›m uygulamalar›na tabi tutmufllard›r. Ancak soyk›r›mlarla ilgili bilgi ço¤unlukla hükümetin tuttu¤u kay›tlardan edinildi¤i için say›lar›n›n belirtilenden çok daha fazla olabilece¤i düflünülebilir. Aborjinler’e yönelik asimilasyon günümüze kadar sürdürülmüfltür. Sömürgecilerin yerleflime uygun görmedi¤i çöl bölgelere kaçabilen az say›da Aborjin d›fl›nda, 1880’lere do¤ru Aborjinlerin ço¤unlu¤u kentlere yerleflmifltir. Bu göç sonras› Aborjinler yo¤un yoksulluk ve yozlaflma ile karfl› karfl›ya kalm›fllard›r. Aborjinler, 400 bin nüfuslar› ile 21 milyon olan Avustralya nüfusunun yüzde ikisini oluflturmaktad›rlar. Aborjinler aras›nda yüzlerce kabile bulunmaktad›r. Avustralya yerlilerinin hapishaneye girme oran›n›n, yerli olmayan kesimden 11 kat daha fazla oldu¤u belirtilmektedir. Bu durum Avustralya yerlilerinin suça meyilli bir yap›s› oldu¤unu göstermemektedir. Yerlilerin küçük suçlardan dolay› yerli olmayan kesimlerden daha fazla suçland›klar› da iddialar aras›ndad›r. Yerlilerin suça itilme sebepleri aras›nda flunlar gösterilmektedir: Yoksulluk, iflsizlik, yetersiz e¤itim, adaletsizlik ve ›rkç›l›¤a tepki ve kültürel yozlaflma(K›tan›n beyaz yöneticilerinin yerlileri kendi kültürel kökenlerinden uzaklaflt›rmak ad›na yapt›klar› pek çok uygulama oldu¤u bilinmektedir, örne¤in yerli çocuklar›n›n ailelerinden kopar›l›p beyazlar gibi giyinip konuflmaya zorland›klar› okullarda okutulmaya çal›fl›lmas› gibi...) Avustralya yerlilerinin topra¤a sayg› ve Düflzaman› inanc› üzerine kurulu flifahi gelenekleri ve manevi erdemleri bulunmaktad›r. Rüyalar, düfller hem yarad›l›fl›n antik zaman› hem de günümüz gerçe¤ini

KASIM 2007 | TAVIR | 19


araflt›rma

ifade etmektedir. Aborjin kültüründe temalar Aborjinlerin mitolojik Düflzaman› inanc› ile iliflkilidir. Müzik ve dans›n da Aborjin kültüründe önemli bir yeri vard›r. Aborjinlerin hemen her durum için yazd›klar› flark›lar› bulunmaktad›r; av flark›lar›, cenaze flark›lar›, atalarla ilgili flark›lar, mevsim flark›lar›, hayvan ve arazi ile ilgili flark›lar ve Düflzaman› ile ilgili flark›lar. Geleneksel anlamda büyük önem tafl›yan müzik ile soy, hayvanlar, bitkiler, fiziksel ana hatlar aras›nda s›k› bir ba¤ vard›r. Geleneksel müzi¤in içeri¤i genel olarak ya¤mur dualar›, sa¤l›¤a kavuflturma, düflman› yaralama ve savafl kazanma temalar›ndan oluflmaktad›r. Aborjin müzi¤i, dünden bugüne nesilden nesile icra edilerek tafl›nm›flt›r. Dura¤an olarak görülmeyen müzik, tam tersine de¤iflken ve çeflitli olarak görülmekle beraber zincirleme performanslar üzerine kurulur. Genelde yo¤un bir kat›l›mla yap›lan müzik ayn› zamanda komünal olarak icra edilir. Aborjin kabilelerin çeflitlili¤i ayn› zamanda flark›larda, tekniklerde ve enstrumanlarda da çeflitliklerin oluflmas›na neden olmufltur. Aborjin müzi¤inde üç farkl› tarz vard›r. ‹lk ve en yayg›n olan kutsal ve gizli törenlerde kullan›lan müzik tarz›d›r. Bu müzik türü ancak belirli mekanlarda veya belirli amaçlar için icra edilenlerdir. Bu flark›lar ve törenler sadece önde gelen erkekler taraf›ndan bilinebilir ve izlenebilir. Ayn› zamanda kad›nlar›n da kutsal törenleri vard›r. Bu törenlerin büyük bir ço¤unlu¤u üreme veya çocuklarla ilintilidir. ‹kinci tarz çok yayg›n olmakla beraber yar› kutsald›r. Erkeklerin söyleyip kad›nlar›n oynad›¤› bu müzik tarz› kabileler aras›nda çok yayg›nd›r. Üçüncü tarz ise kutsal olarak tan›mlanmayan ve sadece e¤lence olarak icra edilen müziklerdir. Bu flark›lar herkes taraf›ndan, yani kad›n, erkek, yafll› ve genç, her yerde ve her zaman söylenebilenlerdir. Bunun en iyi bilinen örne¤i kad›n ve çocuklar›n söyleyip de erkeklerin uzun saatlerce oynad›¤› “corroboree” olarak bilinen halk etkinlikleridir. Kabileler aras› kolayl›kla yay›labilen bu flark›lar, çeflitli Aborjin lehçelerde de varl›¤›n› sürdürmüfltür. Aborjin müzi¤inin teknik ayr›nt›lar› k›saca flöyledir: Geleneksel Aborjin müzi¤i, genellikle ritmik söylenifl ve az say›da enstrümanla sergilenir. Geleneksel olarak perküsyon enstrümanlar› yo¤un olmakla beraber Aborjin müzi¤inde nefesli enstrümanlara da rastlanabilir. Binlerce y›ld›r Aborjin müzi¤ine kiflilik kazand›ran enstrümanlar flunlard›r: Didjeridu: Didjeridu tahtadan yap›lm›fl bir nefesli çalg›d›r. Geleneksel olarak eucalyptus veya bamboo a¤açlar›ndan yap›l›r. Aborjinler didjeriduyu uzun mesafeler aras›nda birbirleri ile temas arac› olarak kullanmalar›yla beraber, bu aleti müzikal enstrüman olarak da kullanm›fllard›r. Didjeridu, Aborjinler’in ulusal enstrüman› olarak bilinmektedir. Erkeklerin çald›¤› bu enstrüman dünyada çal›nmas› en zor enstrümanlardan biridir. Uzun bir boruyu and›ran didjeridudan çeflitli armonik t›nlamalar› elde edebilmek için bir ucuna a¤›z yerleflti-

20 | TAVIR | KASIM 2007

rilir ve dudaklar titretilir. Bu “devir üfleme yöntemi” olarak da bilinmektedir. Bu yöntemi baflar›l› bir flekilde uygulayan ve didjeridu ustas› olarak bilinenler Djalu Gurruwiwi, Mark Atkins Joe Geia ve Charlie McMahon adl› sanatç›lard›r. Alk›fl Sopas›: Alk›fl sopas›, Aborjin müzi¤inde kullan›lan en temel perküsyon enstrüman›d›r. ‹ki sopan›n birbirine vurulmas› ile ses elde edilir. Boomerang Alk›fl Sopas›: Alk›fl sopas› ile ayn› fonksiyonu görür. Salland›¤›nda h›r›lt› sesi ç›kar›r. Di¤er Perküsyonlar: Alk›fl sopas›na bir alternatif olarak el alk›fllar›, k›sa bir sopan›n kalkana vurulmas›, kum saatine benzeyen ve goana veya kertenkele derisinden yap›lan bir ufak davul ile ritm tutulur. Do¤al Ses Aletleri: Aborjinler do¤al kaynaklardan yararlanarak danslar›na efllik edebilecek do¤al sesler kullan›rlar. Örne¤in çekirdek tanelerinin avuçta tutulup sallanmas›yla y›lan h›r›lt›s› sesi ç›kar›l›r. Uzun bir sopaya bir parça tahtan›n ba¤lan›p sallanmas›yla kükreme sesi ç›kar›l›r. Bugünlerde Aborjin müzisyenler, rock ve reggae gibi tarzlarda müzik üretmekteler. Hatta “Aborjin Rock” olarak bilinen yeni bir tarz oluflmufltur. Bu tarz›n en bilinen temsilcisi Yothu Yindi ad›nda Aborjin müzisyendir. Modern Aborjin müzi¤i genelde “country” ve “bat›” üslübuyla üretilmektedir. Aborjin müzi¤inin yayg›nlaflmas›nda önemli rol oynayan ve bat› enstrümanlar›yla geleneksel Aborjin müzi¤ini birlefltirip dünyaya tan›tan Aborjin sanatç›lar aras›nda yer alan Greg Fryer ile bir röportaj yapt›k. Greg Fryer, ayn› zamanda Avustralya’n›n Melbourne kentinde Avustralya Yüksek Ö¤retim Sendikas›’nda (NTEU) çal›flmakta.


röportaj

aborjin müzisyen greg fryer ile k›sa röportaj

Biliyoruz ki Aborjin halk› geçmiflte ve günümüzde yo¤un bask›lara maruz kalm›flt›r. Dünya halklar› ve Avustralya halk› taraf›ndan ›rkç› bir politika olarak bilinen ‘beyaz Avustralya yasas›’ halen uygulanmaktad›r. Bu duruma ba¤l› olarak, Aborjin halk›n›n tarihinde müzi¤in ne gibi rolü olmufltur ve günümüzde müzik Aborjin halk› için ne anlam tafl›maktad›r? Müzik, varoluflumuz için hayati bir önem tafl›r. ‹ngiliz rejiminin iflgalci güçlerinin Avustralya yerli halklar›na karfl› gerçeklefltirdi¤i fliddetli iflgal ve talan öncesinde müzi¤in hayat›m›z içerisindeki yeri gayet önemliydi. Müzik, flark› ve dans hayatlar›m›z›n kopar›lamaz bir parças›yd›. Müzi¤imiz nesilden nesile aktar›lan anlat›mlar› canl› tutmakta ve yaflanan olaylar›n tarihsel bir döküman olma niteli¤ini tafl›maktad›r. Ayn› zamanda dini törenlerdeki yeri de çok önemlidir. Rejimin faflist politikalar› her ne kadar dilimizi konuflmam›z› ve uygulamam›z› yasaklam›fl olsa da müzik ile hayat›m›z aras›ndaki bütünlü¤ünü koruyabilmiflizdir. Bügün ne kadar bask›c› bir devlet alt›nda yaflad›¤›m›z› göstermenin bir platformudur müzi¤imiz. Kimli¤imizin tamamlay›c› bir parças›d›r ayn› zamanda. Kimli¤imizi do¤rulayan flark›lar›m›z, akrabal›klar› ve yaflam biçimimizi anlatan flark›lar›m›z var. “Koori” vaktini anlatan flark›lar›m›z bir örnektir. Bir bat›l› için e¤er saatler 14:00’ü gösteriyorsa vakit, 14:15 veya 13:50 de¤il tam 14:00’tür. Koori vaktine göre saatler neyi gösterirse göstersin 14:00, ö¤le ve akflam saatleri aras›ndad›r. Avustralya’da Aborjinlere karfl› asimilasyon, bir politika olarak uygunlanmakta m›d›r? Müzik, Avustralya’n›n egemen s›n›flar› taraf›ndan bir asimilasyon arac› olarak kullan›lmakta m›d›r? Aborijin halk› ne derecede müziklerini koruyabilmifllerdir? Asimilasyon, bir politika olarak uygulan›yor mu, EVET. Hem de çok boyutlu bir flekilde. Bir Aborjin için bu durum, hükümetin e¤itim kurumlar›na yönelik uygulad›¤› yapt›r›mlarda, ifl yerlerinde, kiliselerde ve hayat›n her alan›nda geçerlidir. Müzik bir araç olarak kullan›lm›flt›r, fakat iflgalciler taraf›ndan de¤il Aborjinler taraf›ndan asimilasyoncular›n politikalar›na ve katliamlar›na karfl› bir silah olarak kullan›lm›flt›r.

Aborjin müzisyenler üzerinde yasaklamalar ve bask›lar var m›? Konserler ve albümler üzerinde k›s›tlamalar ve yasaklamalar var m›? Aborjin müzisyenler üzerindeki bask› ve yasaklamalar, 15-20 y›l öncesine k›yasla biraz daha azald›. O zaman bir müzisyen olarak “Defol git siyah piç” denilerek engellenirken, flimdi de “güvenlik” ve “kamu huzuru” gibi yasal uygulamalar bahane gösterilerek engelleniyoruz. Ama etkinliklerimiz ve yayg›nl›¤›m›z aç›s›ndan bariz bir ilerleme var diyebiliriz. Örne¤in Avustralya genelinde Aborjin Müzi¤i Festivallerimiz var. Bir Aborjin sanatç›n›n flark›lar› özel radyolarda yay›nlanabiliyor. Fakat bu da 60’lar, 70’ler, 80’ler, 90’lar ve günümüzde de oldu¤u gibi sadece bir veya iki kifli ile s›n›rland›r›lmaktad›r. Müzi¤inde ne kadar çok direnifli ve muhalif bir tav›r› sergilersen bir yap›m flirketi bulmakta veya ürününü tan›tmakta da o kadar zorlanabiliyorsun. Fakat, internet kullan›m› bu engelleri de aflmakta önemli pay sahibi. Böylelikle albümün kültürel ve sanatsal içeri¤i konusunda belirleyici olabiliyoruz. Aborjin halk› üzerindeki bask›lara karfl› kurulmufl bir sanatç› örgütlenmeniz var m›? Bir sanatç› olarak, sizce ayd›n ve sanatç›lar›n ne gibi sorumluluklar› olmal›d›r? Ve sosyal adaletsizliklere karfl› verilen mücadelede ne gibi rol oynamal›lar? Bildi¤im kadar›yla Avustralya’da böyle bir örgütlenme yok fakat Aborjin müzisyenler aras›nda muhteflem bir dayan›flma var. Karfl›l›kl› olarak verdi¤imiz konserlere kat›larak, birbirimizin albümlerinde çalarak ve üretim aflamalar›nda birbirimize yard›mc› olarak, müzik aletlerimizi paylaflarak yard›mlafl›yoruz. Ben ayd›n ve sanatç›lar›n toplum içerisinde çok önemli rolleri oldu¤unu düflünüyorum. Bir halk›n vicdani temsilcileri olarak bizler toplumsal anlamda yanl›fl bir yolda gidildi¤inde halk› uyaranlar olmal›y›z. ‹nsano¤lu ço¤u zaman vicdan›n› dinlememekte, hatta kulaklar›n› t›kamakta ve bu yüzdendir ki, Avustralya’da da oldu¤u gibi afl›r› sa¤ bir hükümet taraf›ndan yönetilen ülkelerde biz ayd›n ve sanatç›lar sald›r› ve bask›lara maruz kalmaktay›z. Teflekkür ediyor ve Tav›r dergisi olarak k›talar ötesinden çal›flmalar›n›zda baflar›lar diliyoruz.J

KASIM 2007 | TAVIR | 21


fliir

gitme kal arif damar

Nice nice ac›lar› akl›na getir Bunca yoksullu¤u akl›na getir Gözyafllar›n› akl›na getir "Gitme kal" var yok dinlemez bir çocuk iste¤idir Gitme akl›na getir K›raç m› k›raç topraklar›n üstüne Günefller açar ya¤murlar kesilince Ç›r›lç›plak kayada yeflerir incir a¤ac› Da¤lar›n kuytusunda bir uslu çiçek Da¤›t›r mavisini kendi kendine Gitme beraberlik içinde Nas›l sevinirdik akl›na getir Her fleyi her fleyi akl›na getir Gece yar›lar›n› akl›na getir Söylediklerimi akl›na getir Sinsi ya¤murlar ya¤›yordu So¤uktu Yakt›¤›m›z atefli akl›na getir Nerelerden geçiyorsun akl›na getir Gitme dünyam›z›n her yerinde Yorgun eller gülleri derleyince Ellerin sevincini akl›na getir Güllerin sevincini akl›na getir Ne çok severdik seni akl›na getir

22 | TAVIR | KASIM 2007


öykü

ya¤ satar›m bal satar›m, ustam öldü... birgül çay

Bu bal dedi¤in bir mübarek fleydir ki, 99 peygamberin duas›n› alm›flt›r. Bu sebepten 99 derdin devas› sakl›d›r içinde. Ar› dolan›r, v›z›ldan›fl› çiçe¤edir. Çiçek anlar onun derdini ve her bir çiçek, içinde saklad›¤› derman› usulca söyleyiverir ar›ya. Baflkas› duymaz, yaln›zca ar›ya der. Ar› da çiçe¤in içinden baflka fleyi de¤il, yaln›zca o derman› çekip al›r. Böyle böyle, birike birike 99 öz dolar bir pete¤e. Bir de biz satar para kazan›r›z, oldu mu sana 100.

fiahmeran’›n ma¤aras›na bekçidir, yüz derde dermand›r ya bu bal, bir de yaras› vard›r. Vaktiyle de¤il a o¤ul, günlerden bu gün, y›llardan bu y›l, insanlardan bir insan al›vermeye gider bu bal›. Memleketi dersen hemflerin, yafl› dersen yafl›t›n, yüzü dersen sen, bir insan…. Al›vermeye gider bal›… Hem vallahi hem billahi sadece bal›…. Buras› cennetten bir köfledir ya o¤ul, cennet de de¤ildir ki, tu¤ba a¤açlar› olsun, kökleri gökte, yemiflleri afla¤›da... fiu akan bize cand›r ya, Kevser Irma¤› da de¤il Munzur’dur a o¤ul. Ondan bize sadece yemek de¤il, çal›flmak da düfler. Bala gideriz. Bala gider…Gider de pefline de bir kara gölge takar. A o¤ul, bilir misin ki bu gölgelerin sahibi, gölgesinden de karad›r. Nas›l ki yüzü yoktur gölgenin, vicdan› yoktur… Korkar›m ki sahibinin de yoktur. ‹lk karfl›laflmas› de¤ildir insanc›¤›n bu kara gölgelerle, ondan iyi bilir ki zalimdir ama içine de bir korku düflmez, kimsin der cevab›n› verir, necisin der yolu bellidir. - Elimizde kütükler, bala gideriz. Gölge gölgesi oluverir... Gelir de gelir peflinden… Çünkü gölgeler ›fl›¤›n peflinden giderler… Al›r elinden bal kütüklerini, çeker ay›r›r onu yareninden, yareni flaflk›n o flaflk›n. Dön arkan› kaç git derse de tan›r zalimi. Pusuyu bilir. Zalim de onun yi¤itli¤ini bilir, bofla de¤ildir gölgelere s›¤›n›p tenhalara düflmesi. Direnir elbet. Ne kaçar ne gider, belki edilecek birkaç laf› vard›r belki de susulacak… Edece¤ini eder, susaca¤›n› susar… Gölgeler mertlik bilmez, her fley karars›n diye ayd›nl›kta kalan herkesi karartmaya çal›fl›rlar. Her fley gölge olsun diye… Gölgenin ard›ndaki ›fl›¤›n düflman›d›r. Çünkü ›fl›kta ç›kar her bir fley ortaya. ‹nsanc›¤›n içindeki ›fl›¤› almak için gider ard›ndan, insanc›k yere y›¤›l›r. Munzur suyu bu, çok kanlar görmüfl… Dersim ormanlar› buras›, çok yi¤itler düflmüfl içinde topra¤a, ne ki ›fl›k sönmemifl, flaflm›fl gölge bu ifle… Bafl› bulut, aya¤› göl olmam›fl.

KASIM 2007 | TAVIR | 23


öykü

Oy flimdi bu bafl› hangi tafla vursun, karfl›s›nda büyüdükçe büyümekte ›fl›k… Gelmekte üstüne… Kabil gibi al›p topra¤a da gömemez günah›n›, görenler var ›fl›¤›n ard›ndan gitti¤ini, daha büyük söz olur. Ne yaps›n, ne yaps›n… En iyisi ›fl›¤› suçlas›n... Ben vuruvermesem o beni vuracakt› desin, baflkas›n› suçlay›nca belki azal›r suçu… Ifl›k bu… Ba¤r›nda gerçe¤i saklar, yaflatmaya gelmez… Kim yaland›r, kim gerçektir, kim bu cennetten bir köfle yurdu parsel parsel ele vermifltir, kim durmufltur karfl›s›nda bir solukta deyiverir. fiimdi flu insanc›¤›, flurac›¤a y›¤›verse belki bir gün unuturlar ve lakin insanc›k söyleyiverirse ba¤r›nda saklad›¤› gerçe¤i, vay ki vay iflte o zaman… Her bir fley gün ›fl›¤›nda ç›kar ortaya. ‹nsan dedi¤in bir mübarek canl›d›r ki, yarat›ld›¤›nda cümle mahlukat önünde secdeye durmufl, Tanr› al›p ruhunun en güzel köflesini onun içine üflemifltir… Tenine can girdi¤inden beri insan, bir eski masal› dinler gibi, kendini yeni bafltan dinlemifltir. Yanl›fllara çarpa çarpa do¤ruyu bulmufl; do¤ruyu yanl›fllardan sak›na sak›na korumaya çal›flmak, en büyük düflü oluvermifltir… ‹flte o do¤ru ki bazen insanc›¤›n, tam iki kolunun aras›nda, iflte iflte, tam fluras›nda, ba¤r›nda ama cümle cihana aittir… Bu dedi¤imiz ifl ki bir zor ifltir, dünya ›fl›k olsun diye, mum gibi yanmak gerektir... Ba¤r›nda saklad›¤›n gerçe¤i, efle dosta da¤a tafla hayk›raraktan, söylemek, söylemek ve bazen onun için ölmek gerektir…

Bak derim ya, nas›l için götürsün a o¤ul, ölü bedenlere yap›lan iflkenceyi hangi hücresinde saklayabilirsin zihninin… Terörist demifller a o¤ul, silah› yokmufl, kütük kesmekteymifl bulduklar›nda, k›yafetleri sokakta yürüyen insanlar›n k›yafetlerindenmifl. Velâkin teröristtir demifller.

‹flte bu gerçek ki bazen K›z›ldere’de söylenir, bazen sisli bir da¤ bafl›nda, bazense tam orta yerinde flehrin.

Ne de olsa hakim de o, savc› da… Tan›y›vermifl teröristi gözünden! Terörist dedi¤in zaten ölmeyi hak eden kifliymifl gibi, zaten yokmufl gibi yaflama hakk› çekip vurmufllar...

‹flte bu insan ki, bazen Sevgi’dir, bazen Mahir, bazen de Bülent… Bülent… Gönlünde ›fl›¤› saklayan o güzel insanlardan biridir… Gölgelerin pefline düfltü¤ü o insanlardand›r ve mum gibi yanmay› göze alanlardan…

Eee o zaman kimse s›kmay›versin can›n›, demeyiversin hakl›y› haks›z›… Maazallah, teröristlikle, s›radan vatandafll›k bir incecik çizgiden ayr›l›vermifl, çekilip vurmak var iflin ucunda… Belki ekmek kavgas›nda, belki su s›ras›nda…

Vaktiyle Prometheus’un tanr›lardan çald›¤› atefli, ba¤r›na saklad›klar›ndan…

A o¤ul, kolay m›d›r bunca, kolay m›d›r can› tenden ay›rmak… Gencecik filizleri, gömüvermek topra¤a… Ne ki bizim filizlerimiz bereketlidir… Ifl›¤› gördü mü boy atarlar hemencecik..

Bir orman›n orta yerinde, masal de¤il gerçekçe, gölge de¤il sahibince durdurulur… Bala gitmektedir a o¤ul, bala gitmektedir ayn› masaldaki gibi… Kurflunlar de¤er üstüne, bal ac›r… Niye? Niyesi yoktur a o¤ul, can almak öylesine kolaylaflm›flt›r ki, bahane bulmak öylesine basitleflmifltir ki, her geleni gözünden tan›y›p flüpheli bulmak yetivermektedir tetikteki parma¤›n çekilmesine… Sen bakma insan haklar› dediklerine a o¤ul, birey olma, kendini var etme dediklerine bakma, iflte flurac›kta oluverene bak. Bala giden bir gence s›k›lan kurfluna, olmayan sebebe, flu topra¤a dökülen kana bak…

24 | TAVIR | KASIM 2007

Ifl›klar bir gölgenin alt›nda kal›r sanma o¤ul, iflte böyle, bak flu gördü¤ün Bülent’in cenazesi gibi, her gelenin göz bebe¤inde büyürler, bir bak›flta keserler tafl›… Biz bakarsak gözümüzdeki ›fl›kla birbirimize, ›fl›k büyür de, yol ayd›nlan›r a o¤ul… Ayd›nl›k olur ormanlar, karanl›kta kalmaz yitirilmeye çal›fl›lan canlar›m›z. Karanl›kta kalmaz sebepler… Her bir fley gün ›fl›¤›nda ç›kar ortaya. Ifl›k büyür, kovar gölgeleri.. Gölgeler can alamaz.. Ballar flifa olur… J


deneme

günefli gözlerine doldur ferhat deniz korcan

Ya¤murlu bir pazar günü, bir emekçi mahallesinde bir çocuk vuruldu. Çocu¤un elinde bir dergi vard›. Çocuk dergi sat›yordu. “Yaz›yooooor, gerçekleri yaz›yor!” diyerek. Kurflun çocu¤un s›rt›ndan girip omurili¤ine sapland›. Ad› Ferhat’t›. Ferhat yerde uzun süre yatt›. Tafll›-sopal› çat›flma bafllad›. Mahalleyi ablukaya alan polis, ambulanslar›n girmesini de engelliyordu. Yoldafllar› Ferhat’›n bafl›nda bekliyor, onu bir an önce hastaneye götürmek için çabal›yorlard›. At›lan bombalardan göz gözü görmüyordu. Kan boflal›yordu s›rt›ndan Ferhat’›n. Ve en sonunda bafl›nda bekleyenler gözalt›na al›nd›. Ferhat hastaneye kald›r›ld› . Hayati tehlikesi yoktu ama felç olma riski vard›…

Yok, k›zma hemen senden “çocuk” diye bahsetti¤im için. Ben demedim Ferhat, onu kemiklerin söylüyor. Ki bu bahiste yafl›n bafl›n yeri de yok. Anlatacaklar›m baflka. Kocaman yürekli yoldafl. Ben sana çocuk der miyim hiç?

ne sar› harflerle “Yürüyüfl” yaz›yordu. Ve derginin içinde yazanlar› ba¤›ra ba¤›ra duyurmaya çal›fl›yorlard› emekçi insanlara. Üzerinde bir tespih resmi ve Tayyip Erdo¤an ile Bush’un tokalaflan foto¤raf›n›n oldu¤u kapak yemyeflildi.

O gün dergi sat›yordun. Hat›rl›yor musun kurflunun s›rt›na de¤di¤i an›… Dur bunu geçeyim flimdi. Ben seni ve bizi anlat›yorum seni bilmeyenlere. Yanl›fl›m varsa düzelt, duydu¤umu anlat›yorum. Ve içimde ne varsa dökmek istiyorum.

Yürüyüfl dergisi k›pk›rm›z› bir s›n›f tavr›yd› emekçi mahallelerde burjuvaziye karfl› ve mutlaka ulaflt›r›lmal›yd› emekçi insanlara. O gün yine her hafta oldu¤u gibi dergi sat›fl› bafllam›flt›.

O pazar, emekçi mahallelerinin dergisi sokakta elden ele da¤›t›l›yordu. Üzerlerine bir önlük giymifllerdi dergi satan insanlar. Üzerlerindeki önlükte k›rm›z› zemin üzeri-

‹flte o gün “Yaz›››yoooooor!” diye ba¤›rarak dergi satanlardan biri de Ferhat’t›. Ferhat’› s›rt›ndan vurdular. Kalleflçe. Gözlerine baksan›z Ferhat’›n, neden s›rt›ndan vurduklar›n› anlard›n›z. Onlar Ferhat’lar›n gözlerine bakmaya cesaret edemezler. O iki alev topu öfkeden korkarlar… Ferhat, kallefllik namertlik böyle bir fley. Bizi çok vurdular sokaklarda. Sokaklarda vurdular ve de s›rt›m›zdan. Hepimiz Mehmet olduk 1 May›slarda binlerce… Sahi söylesene ‹rfan A¤dafl da, dergisi kuca¤›nda s›rt›ndan vurulurken akl›na ne gelmifltir? Gözlerinden geçmifl midir acaba senin temiz çocuk yüzün, yoldafl yüzün… Sen o zaman ufac›kt›n Ferhat. Seni elbette düflünmüfltür. Seni ve tüm çocuklar› düflünmez mi hiç söylesene… ‹flte Ferhat o gün yoldafllar›yla beraber dergi sat›yordu. Bilgiyi ulaflt›r›yordu yani. Bilinci. Kültürü, insanl›¤›… Ferhat çocuk, Goebbels’i duydun mu? Yafl›n küçüktür diye söylüyorum, belki duy-

KASIM 2007 | TAVIR | 25


deneme

mam›fls›nd›r. Hani Hitler’in Propaganda Bakan› Goebbels’i... “Ben ne zaman kültür sözcü¤ünü duysam silah›ma sar›l›r›m.” diyen. Goebbels de çok korkuyormufl düflünceden. Goebbels yani… Yani faflizm be Ferhat… Yani düflünceye düflmanl›k ezeldendir. Biraz da korkudan… Ferhat Kardefl… Goebbels, 1945’in Almanyas›’nda de¤ildi sadece. Ölmedi hiç yani. O gün Bahçelievler’in o emekçi mahallesinde kültüre, bilime düflünceye, eme¤e, kurflun s›kt›. Yani o kurflun bize yüzy›llar önce s›k›ld› ve tafl›r dururuz s›rt›m›zda öle kala… Devam ediyorum bizi bilmeyenlere seni anlatmaya… O Pazar Bahçelievler’de dergi satanlar›n aras›nda Ferhat da vard›. Ad›mlar› birden yar›m kald›… Koflmak istiyordu belki koflmak, koflmak… tafl toplamak ve yeniden koflmak… S›rt›ndan kan bofland› ve ac› kimbilir nas›l sard› bedenini. Mustafa A¤abey bafl›nda. Atletini ç›karm›fl yarana tampon yap›yor. Seni vuran kallefl mi? Çoktan kaçt›, girdi bir y›lan kovu¤una. Gözleri korkudan iri iri aç›lm›flt›r. Biliyorsun “Hiçbir korkuya benzemez halk›n› satan›n korkusu.” *

Polis hastaneyi ablukaya ald› sonraki günlerde. Ferhat’›n ailesi d›fl›nda kimsenin içeri girmesine izin verilmedi. Kuflatma devam ediyordu. Ferhat, vuruldu¤u yerde tek bafl›na yat›yor gibiydi.

mayaca¤›z. Bak›fllar› delip geçiyor bedenimizi. Senin s›rt›nda sapl› kahpe kurflun. Seni onlara vermeyece¤iz. Ölümüzü de, dirimizi de, yaral›m›z› da onlara vermedik.

Gidiyorum. Seni o yata¤›n ortas›nda b›rak›p gitmek nas›l koyuyor adama bilir misin? Arkam› dönüp ellerimi uzatsam gelir misin?

Kirli ellerinin sana de¤mesine izin vermeyece¤iz. Sahte gözyafllar› ve flefkat gösterileri midemizi buland›r›yor. Oysa senin ilac›n yoldafl sesidir biliriz.

Sen daha önce Filistin’de de vuruldun çocu¤um benim, ama ölmedin. Her seferinde tekrar dirildin ve yüre¤ini ellerini al›p kahpeli¤in al›n çat›na f›rlatt›n. Öldün öldün dirildin, Yenibosna’da Ferhat oldun… Nerede vursalar baflka bir yerde yeniden do¤dun… Bir kere de burada savur yüre¤ini al›n çat›na kalleflli¤in. Tam gözlerinin içine bak, tam gözlerinin içine.

Yan›na alm›yorlar bizi. En az 20 kifli bekliyoruz hastane önünde her gün. Bizi görmedin ama hissettin de¤il mi? O hastane kap›s›nda beklerken elimi s›rt›ma de¤dirmeye çal›fl›yor, etimi s›kmak istiyorum. Ac›n› nicedir etimde hissetmek istiyorum. Sanki senin ac›n› böyle hafifletebilecekmiflim gibi… S›rt›nda sapl› duran o mermi çekirde¤inin nas›l bir fley oldu¤unu düflünüyorum. Yürüyemeyecek misin bir daha? Sana k›yam›yorum, bunu diyemiyorum… Ellerinden tutup yürütmek istiyorum seni. Nöbetten sonra uykuya dald›¤›mda bu düflü gördüm inanmazs›n… Bir bebe¤in ilk ad›mlar› gibiydi ad›mlar›n ve ben düflmeyesin diye ellerinden tutuyordum…

Bir demet çiçek kokusu nas›l doldu odana söylesene. Hiç ömründe çiçek almam›flt› kimse sana, belki kendin toplad›n küçükken bahçelerden. Bak bugün bir demet çiçek gelip konuverdi baflucuna ama ömrünün pahas›na... Keflke papatyalar kadar güler yüzlü olsayd› yaflam ve gelip seni böyle bembeyaz giysileriyle karfl›lasayd›... Sonra sana sevgiyi anlatsayd› tek tek yapraklar›n› kopararak. Papatya fal› yani… Ama sonunda bir tek fley ç›karsayd›: SEV‹YOR...

16 yafl›nda kalan bir ömür... Günlerdir bekleyiflimiz sonuç veriyor… Kazan›yoruz. Yan›na gelip yüzünü öpece¤iz… Bitmek bilmiyor hastane koridorlar›… ‹flte sen… Yüzünde günefl do¤du be Ferhat›m. Ne desek sana…Durumunu bilmiyorsun. -Nas›ls›n Ferhat? -Ayaklar›m› hissetmiyorum sanki…

fiimdi bir hastane odas›nda. Çelik yeleklilerin etraf›n› ördü¤ü bir hastane odas›nda düfllerinde neler gördü kimbilir. Kurflun hala gencecik omurgas›na saplanm›fl duruyor. Babas› bafl›nda bekliyor. Sadece babas›. Yoldafllar nerede? Özlüyor onlar› Ferhat.

Bu söz kula¤›mdan girip beynime saplan›yor. Bu ne demek Ferhat? Ben nas›l derim sana: “Günefl yar›n do¤mayacak…” “Biliyor musun bu yaz a¤açlar meyve vermeyecek” “Çiçekler açmayacakm›fl bu bahar...” Bahar bir daha gelmeyecekmifl…Böyle bir fley olur mu? Kim inan›r buna?

Sen görmedin belki ama günlerce kap›n›n önündeydik sabahlara kadar. Seni yaln›z koyar m›y›z yoldafl? Seni onlara b›rak›r m›y›z? Seni kucaklayana kadar buradan ayr›l-

Olur mu Ferhat, bir devrimci buna inan›r m›? “Bahar gelmezse, getiririz.” diyebiliyor musun yoldafl? ‹flte bunu diyebildi¤in kadar devrimcisindir…

Ne desem teselli etmez seni biliyorum. Kapan›r bir yan›n sözlere ve sen bir dünyan›n içinde büyürsün... Bizim dünyam›z iflte. Kahpeliklerin olmad›¤›, kalleflli¤in olmad›¤› bir dünya... Kurflun delip geçerken tenini, o körpecik omurili¤ini, sen hayallerin peflinde oldu¤un gibi... Bu dünya bizim dünyam›z, senin gözlerinde bir alev rengi olsun bundan böyle... Ifl›lt›l› bir yolculuk kurulsun art›k yoldafl... "Günefli gözlere doldurmak güzel"* Ferhat... Sen de doldur... *:Naz›m Hikmet’ten **:Enver Gökçe’den. J

26 | TAVIR | KASIM 2007


foto: ahmet orhan

tutuklunun günlü¤ünden attila ilhan

/ sal› gecesi / kara bir balta buldu akflam vuracak noktay› hücreler doldu bir ›sl›k en yak›n maçka tramvay› kim b›rakm›fl yaln›zl›¤›ma bu hüzzâm flark›y› kimin bu karanl›k kimler sürgülemifller kap›y› insan olan ba¤lar her koptu¤u yerden yaflamay› daktilolar camlar› bulutlu sorgu odalar›nda didiklemez mi özgürlü¤ünü sansaryan han›'nda küflenir suyun bir bak›r çal›¤› birikir a¤z›nda kendini öldürmeyi belki bin kere tasarlars›n da bir kere akl›ndan geçmez bitirmeden ölmek flark›y› gönlünde büyüttü¤ün o müthifl ünlem içindir ki seni kapatt›klar› öyle rezil o kadar çirkindir ki ç›plak bir lâmba m›s›n dört duvar içindeki ne lâmbas›/söndürülen bütün ilk gençli¤indir ki gözlerin zehirlense de suç sayars›n a¤lamay› görülmez dev böceklerdir sanki büyülü duyargalar uçaksavar ›fl›ldaklar› gökyüzünde bir yanl›fl arar tophane r›ht›m›'nda ac› ac› gemiler kalkar hücreleri akflam olur haydut öfkeleri kaplar ezerim san›rs›n vurursan tek bir yumrukta dünyay›

tutanak 2

ö¤renmek istedikleri asl›nda bildikleridir geceleri rüyalar›na girip uykular›n› kaç›ran insan›n insan› soydu¤u derisini yüzdü¤ü duruflma aras› ( o varsa k›r›l›r buzlu camlar› k›fl›n anlam› yo¤unlafl›r anlams›z bir yaflay›fl›n gerçi fark›nday›z ad› belirsiz bir yanl›fl›n acaba ben çok mu esmerim o çok mu sar›fl›n yans›maz oldu ayd›nl›¤› yüzüme haftalard›r yazd›klar›nda bile gizli bir uzakl›k vard›r eylem bir da¤›ld› m› bütün bo¤azlar daral›r ben baflka bir erkek olurum o baflka bir kad›n) gere¤i düflünüldü mahcup yaseminler son balkonlar›n süsü özgürlük özlemleridir geniflletir gönlümüzü savc›lar a¤›r sürgünlerden yank›lansa da bir yer gelir ki art›k ne savunma içgüdüsü ne heyecand›r kal›r ne de yürek üzüntüsü yaln›z bir daktilo ç›plak bir masada toplumcular›z karakollarda açt›k gözümüzü verirse halklar verir tarihte hükmümüzü gizli de yarg›lansak 3.a¤›rceza'da.

elektrik elletirler k›v›lc›m yalat›rlar tuzruhu damlat›rlar kulak bofllu¤una çekip al›rlar kerpetenle t›rnaklar›n›

KASIM 2007 | TAVIR | 27


de¤erlendirme

türkülerin cengiz özkan’›, flark›lar›n incesaz’› “elif” enver özüdo¤ru

lerinde ve konserlerinde Anadolu'nun birçok yöresinden türküler seslendiriyor. Konservatuar kökenli ve TRT sanatç›s› olan Özkan, ayn› zamanda bir akademisyen olarak, bir e¤itmen olarak halk müzi¤ine hizmet ediyor. De¤iflik yörelere ait türküleri ustaca yorumlayabilen Özkan, “Eylül”de söyledi¤i türkülerde de ayn› baflar›ya imza at›yor. Türküleri bozmamay›, özüne, asl›na sad›k kalarak okumay› esas alan Özkan, okudu¤u her türküyle bütünlefliyor, kadife etkisi uyand›ran sesiyle duru bir güzellik oluflturuyor. Tülay German'›n deyifliyle “Ses telleri g›rtla¤›nda de¤il yüre¤inde olan” bir sanatç› Özkan. Türkülerdeki do¤ru yorumu, bu¤ulu ve yan›k edas›yla birlefliyor. “Eylül”, asl›nda sadece bir türkü albümü de¤il. ‹ncesaz grubunun temel müzik biçimi olarak benimsedi¤i Klasik Türk Müzi¤i flark›lar›na az da olsa yer verilmifl. ‹ncesaz grubunun do¤as›nda yer alan flark›larla, Cengiz Özkan'›n do¤as›ndaki türkülerin bir sentezi, bir bileflimi oluflturulmaya çal›fl›lm›fl bu albümde.

‹ncesaz grubunun 5. albümü olan “Elif”, geçti¤imiz günlerde yay›nland›. ‹ncesaz grubu daha önce bir/Eski Nisan, iki/Eylül fiark›lar›, üç/istanbul'a Dair, dört/Mazi Kalbimde albümlerini yay›nlam›flt›. Grup 1997 y›l›nda Murat Aydemir, Derya Turkan ve Cengiz Onural taraf›ndan kuruldu. Zamanla gruba Taner Sayac›o¤lu, Ak›n Aral ve Türker Çolak da dahil oldu. Klasik türk müzi¤i çalan, tambur, kanun, ud, keman, kemençe vb. çalg›lardan kurulu fas›l topluluklar›na “incesaz” deniyor. Grup da ismini buradan alm›fl. Albümlerinde Türk Müzi¤i flark›lar›n› icra eden grubun elemanlar› tanbur, lavta, kemençe, kanun, bas gitar, vurmal› çalg›lar, buzuki, cura ve gitar enstrumanlar› çal›yor. Ama albümlerde akordeon, viyola, klarinet gibi enstrümanlara da yer veriliyor. Daha önceki albümlerinde hep kendi bestelerini ve klasik flark›lar› söyleyen grup, “Eylül”le bir türkü albümüne imza at›yor. Grubun ilk türkü albümü olan “Eylül”de türkülerin solistli¤ini Cengiz Özkan yap›yor. Cengiz Özkan sadece sesiyle de¤il, saz›yla da kat›l›yor flark›lara. Daha önce K›rm›z› Bu¤day, Ah ‹stanbul, Yare Dokunma, Afl›k Veysel Türküleri ve Gelin isimli türkü albümlerine imza atan Özkan, albüm-

28 | TAVIR | KASIM 2007

Albüme seçilen türküler de¤iflik yörelere ait. Bilecik'ten K›r›m'a, Kerkük'ten Erzurum'a, Eskiflehir'den Amasya'ya, Kütahya'dan ‹stanbul'a, Sivas'tan Hatay'a kadar birçok yöreden türkü yorumlanm›fl. Saadettin Kaynak ve Fehmi Okay bestelerine de yer verilmifl. fiark›lar›n düzenlemelerini Cengiz Özkan ile ‹ncesaz grubundan Murat Aydemir ve Cengiz Onural birlikte yapm›fllar. Dolay›s›yla türkülerde, türkü formunun yan›nda sanat müzi¤i düzenlemeleri de göze çarp›yor. Sanat müzi¤i eseri gibi ele al›n›p tanburla, kanunla ifllenmifl türkülerde Cengiz Özkan'›n ba¤lamas› ve türküye çok sad›k yorumu birlefliyor. Böylelikle Eylül’le, deneysel bir çal›flma olarak dikkat çekici bir albüm oluflmufl. Türkülerin ve flark›lar›n yüksek perdelerden olmad›¤›n› söyleyebiliriz bu albümde. Genelde alt seslerde gezinip, bu tipte flark›lar› çal›p söylemeyi tercih eden ‹ncesaz, bu özelli¤ini türkü seçiminde de korumufl albümde. Genelde durgun ve a¤›r a¤›r ilerleyen bir albüm “Eylül”. Sanat müzi¤i t›n›lar›na yabanc› olmayan ve türkülerden de hofllananlar›n be¤eniyle dinleyebilece¤i bir albüm. Ama türküleri, halk müzi¤i çalg›lar›yla ve modern çalg›larla dinlemeye al›flk›n halk müzi¤i dinleyicileri tam arad›klar›n› bulamayabilirler albümde...J


deneme

ekmek istiyoruz, gül de... derya divrikli

1912 Amerikas›'nda yün merkezi olarak bilinen bir flehirde binlerce iflçi greve gider. Çünkü ücretler düflüktür iflçiler bir sürü gösteri yaparlar. ‹flte bu gösterilerin birinde, bir genç k›z “ekmek istiyoruz, gül de…” yaz›l› bir pankart tafl›r ve flair bu pankart› görünce, fliirin atefli de yüre¤ine düfler. Bu yaz› direnen Novamed’li kad›nlara ithaf olunur...

Birlikte yürüdü¤ümüzde, bizimle yürür güzel bir gün Tüm karanl›k mutfaklardan ve gri bir fabrikada Bafllar birden günefl fakir dünyam›z› okflamaya Ve duyar herkes flark›m›z› bizim: “Ekmek ve güller” diye! Birlikte yürüdü¤ümüzde, mücadelemiz erkek içindir de Çünkü anas›z hiçbir insan bu dünyaya gelemez! Ve bir yaflam, ifl, ter ve tok bir kar›ndan daha fazlaysa Daha fazla isteriz, yaflam› verin bize, ama verin gülleri de! Birlikte yürüdü¤ümüzde, ölü yoldafllar›m›z da yürür bizimle Bizim flark›m›zda duyulur, sessiz 盤l›klar› ekmek için! Güzellik için, aflk için, sanat için, bitkindiler onlar Bu yüzden kavgam›z ekmek ve üstüne güller içindir! Birlikte yürüdü¤ümüzde, bizimle birlikte gelir daha iyi bir gün Mücadele edenler, tüm insanlar›n eziyeti için mücadele verir! Küçüklerin büyükler için sömürülmesi bir son bulsun art›k! Tüm yaflam› verin bize: “Ekmek ve gülleri de!” James Oppenheim

Bir varm›fl bir yokmufl. Asl›nda hiç bir fley yokmufl. Kad›n varm›fl, erkek varm›fl. Bir arada mutlu mesut yaflarlarm›fl. Yapm›fllar, var etmifller. Eflitmifller, özgürmüfller. Var ettikçe ço¤alm›fllar, büyümüfller, kalabal›klaflm›fllar. Ama yine var ettikçe eflitsizleflmifller, tutsaklaflm›fllar. Erke¤e yetmemifl elindeki. Hep daha fazlas›n› istemifl. Hep daha fazlas›n› nas›l elde ederimin hesab›n› tutmufl. Eskiden denizin, suyun, yerin, gö¤ün, insana dair olan her fleyin tanr›s› varken, erkek teke düflürmüfl. Daha çok kazanmak için, daha rahat sömürmek için. Erkek bunu f›rsat bilmifl, yeni hali kad›n› kölelefltirmek için kullanm›fl. Kendini kötü, pis, ikinci s›n›f hissettirmifl kad›na.

¤uran, gö¤ü do¤uran kad›n, elleriyle, gözleriyle, düflleriyle hayat› do¤uran kad›n, küçümsenmifl, hor görülmüfl... Erkeklerin daha çok kazanmas›n› sa¤lamak için, erkeklerin egolar›n› tatmin etmek için, erkeklerin hizmetini görmek için kul edilmifl.

fieytan yaratm›fl, “fieytan kad›nd›r” demifl. “Kad›n senin emrindedir, ne istersen yapabilirsin.” Kad›n düflünemez demifl, kad›n yapmaz, kad›n bilemez... Erkekler kad›nlar› ezmifl, erkekler erkekleri de ezmifl. Ezen, ezilen erkek bir olmufl kad›n› ezmifl. Yeri do-

Kimi zaman dövülmüfl eflim dedi¤ince, kurban edilmifl töreye babas›nca, kimi zaman sürülmüfl devlet denilence, hep sömürülmüfl hep sömürülmüfl a¤a denilence, patron denilence. Bazen gözleri kör edilmifl görememifller kendilerine yap›lan zulmü.

KASIM 2007 | TAVIR | 29


deneme

Grev çad›r› kurmufllar, evlerine benzetmifller ›fl›l ›fl›l; temiz, s›cak, güven dolu... Uyuyan bebe¤inin bafl›n› bekleyen anne gibi beklemifller gece nöbetlerini. Bilinç olmufllar, kardefllerini, babalar›n›, efllerini, çocuklar›n› dönüfltürmüfller... Sesleri 盤l›k olup tüm ülkeyi sarm›fl. Direnmifller en büyük düflmanlar› kapitalizme karfl›. “Yalan söylüyorlar” demifller onlar için, “Anarflistler, bölücüler onlar...” Hani “Evlad›m› bu vatana helal etmiyorum” diyen anneye dedikleri gibi... Vatan›n›, ülkesini gerçekten sevenlere dedikleri gibi... Haklar›n› savunanlara her zaman yapt›klar› gibi. Buna karfl›l›k umut olmufllar kad›nlar da yine yeniden... “‹nsan›z biz” demifller. “‹nsan gibi davran›lmak istiyoruz.” Direniyor bizim k›zlar hala, yaflaman›n direnmek demek oldu¤unu gözleriyle çizerek. Kendilerini ezenlere benzeyen erkekler yetifltirmifller. Bazen hesap sormufllar, sahip ç›km›fllar haklar›na, yerlerinden yurtlar›ndan edilmifller, d›fllanm›fllar... Biçim biçim güller aras›ndan gelmifller. Havva Ana olmufl bazen elleriyle yaflam› do¤uran, dünyay› var eden, e¤iten, büyüten, besleyen; bazen Jeanne Darc, vatan›n›n kurtuluflu için kendini atefle atan, geldi¤i güllerin içine at›l›r gibi... Rosa Lüxemburg olmufl gülü ad›nda de¤il sadece, bafl› dipçikler alt›nda, gül k›z›ll›¤›nda, kanlar içinde... ‹syan etmifl insan için, isyan olmufl... Clara Zetkin’mifl ad›; insan için, kad›n için 盤l›k olmufl, ses olmufl da¤lardan göllere, caddelerden barikatlara kadar... Barbara Anna Kistler’mifl di¤er ad›, ‹sviçre'den do¤mufl Munzur’a akm›fl. Ayçe ‹dil Erkmen olmufl yurdu için ölmesini bilmifl, yaflanm›fll›klar›n en güzelini yaflam›fl... Ayfle Denizdalan, Sadife Düdüfl, Gülden Çiçek, Sevgi Sesli Akp›nar, Necla Özveren olmufl, tekstil fabrikas›nda mesaiye kalm›flken, kimse onlar› önemsemiyor diye, kimse insan yerine koymuyor diye, diri diri yanm›fllar. Yan›c› madde dolu olan fabrikada güvenlik önlemi al›nmaya gerek görülmemifl, yine maldan fazla de¤erleri olmam›fl kad›nlar›n... Sevgi Sesli üç ayl›k hami-

30 | TAVIR | KASIM 2007

leymifl, eline alamam›fl bebesini, anne olmay› bilemeden veda etmifl hayata... Ayfle 15, Safiye 18 yafl›ndaym›fl, sigortalar› yap›lmam›fl. Çocukluktan bile ç›kamam›fllar, düfller görmüfller büyüdüklerine, güldüklerine, güller açt›klar›na dair, sevgiliden bir gül dahi alamadan, büyüyemeden ölmüfller...

Kad›nlar tarihin her alan›nda dünyay› tekrar yaratm›fllar. Verilenle yetinmemifller. Hem herkesin karn› doysun demifller, hem yaratt›klar› güzelliklerden istemifller. Sevmek istemifller, sevilmek istemifller, “Yar›na doyacak m›y›z?” s›k›nt›s› olmadan yar eline dokunmay› istemifller, sevdikleri gözlerinin içine baks›n istemifller.

Dedik ya isyan olmufllar diye, Antalya'da açan domur domur güller olmufllar. Bu sefer ‹talya'dan gelmifl ezenleri, Fresenius Medical Care ad›n› alarak. Evdeki sömürülmeleri yetmiyormufl gibi...

Kad›nlar ö¤renmifller ki, yar›na sahip ç›kmak için el ele tutmalar› gerek, sistemin ö¤ütledi¤i gibi birbirinin kuyusunu kazmak de¤il. Kad›nlar ö¤renmifl ki “Kurtulufl yok tek bafl›na, ya hep beraber ya hiç biri”…

Sokakta u¤rad›klar› fliddet, taciz yetmezmifl gibi... Kad›n olmak zaten dünyan›n en zor fleyi de¤ilmifl gibi... “Ben izin verirsem, benim izin verdi¤im zamanda hamile kalabilirsin”, “Tuvalete izinle gideceksin”, “Kad›ns›n kafan basmaz” diyen, kendilerini güvencesiz, a¤›r flartlarda, üç kurufla çal›flt›ran patrona isyan etmifller. “Arkadafl›nla konuflmayacaks›n” diyenlere bu sefer itaat etmemifller. Bir grev türküsü tutturmufllar ki, aman aman... Aylar aylara ba¤lanm›fl, y›l› aflm›fl, düflman her zamanki gibi bin koldan sald›rm›fl, bizim k›zlar pes etmemifl... “‹nsanca yaflam hakk›m›z” demifller de, baflka bir fley dememifller.

Kad›nlar ö¤renmifller ki, özgürlükleri, gelecekleri kavgadan ç›kar. Bir yerlerde bir çocuk büyüyorsa kocaman gülerek; ince ince ifllenmifl bir dantel süslüyorsa bir sehpay›; bir domates fidesi uzun, ince boy veriyorsa; yaflam yeniden ve yeniden üretiliyorsa; “As›l siz teslim olun!” diyen ses direnç olmuflsa her daralana; bir hayk›r›fl kaplam›flsa alanlar›, özgürlük isteyen, kad›nlar var diyedir, kad›nlar flark› söylüyor diyedir. Kad›nlar flark› söyledi¤inde bir gül daha açar bir kuytuda olanca k›z›ll›¤›yla... Kad›nlar bir arada kavgaya düflmüfller ve hep birlikte daha yüksek sesle flark› söylemifller; “Tüm yaflam› verin bize: Ekmek ve gülleri de!” diyerek...J


fliir

baflkalar›n›n eskilerini giyenin flark›s› foto: ahmet orhan

sennur sezer

Sat›n al›nm›fl düflleri, b›k›p f›rlatt›¤›n›zda Ard›n›za bakmay›n Oraday›m. Ay›fl›¤›nda bir öpüflme düflü, Eskitilmifl bir kadife bluz, sim ifllemeli Ve yenilenen balay›, dantel ask›l› Yaramaz iflime... ben üflüyorum. S›cac›k bir fley gereken Düfllerime. Yar›m b›rak›lm›fl çorba, Geri çevrilmifl biftek ve "ihanet" yabanc› bana ‹nce topuklar› yaz takunyalar›n›z›n. Bana kal›n, y›kanmayan dayan›kl› Akrabalar kadar tan›d›k bir fley gerek Rengi de, rengi de olmal› elbet Y›pranm›fll›¤›m› örten. Dokundu¤umda çocuklu¤umu düflündüren Gençli¤im gibi s›rr› aç›klanmaz Kumafllar sat›lmaz çarfl›lar›n›zda. A¤r›lar›ma göre tasarlanmad› giysilerinizin boyu. Bir korkuyu tan›rs›n›z yaln›z. yafllanmak ve b›rak›lmak. ben de çeflidi var, Ama bitiflmiyor sizinkilerle, Sevgiden do¤uyor ço¤u. Param›n yetti¤i bu tezgâhta Sat›lan eksileriniz Ellerim de¤dikçe soluk al›yor Eskiyen siz misiniz?

KASIM 2007 | TAVIR | 31


ay›n foto¤raf›

g. akash-bangladefl

32 | TAVIR | KASIM 2007


biyografi

inanc›n ve kavgan›n flairi: nikola vaptsarov senem özdemir “özgürlük u¤runa düflen ölmez”

Bulgaristan’›n devrim sürecinin yetifltirdi¤i en önemli flairlerden biri olan Nikola Vaptsarov, Bulgar fliirine birçok yenilikler getirdi ve iflçi s›n›f›n› ve psikolojisini fliirleriyle anlatt›. ‹flçi s›n›f›n› iyi tan›yordu; çünkü kendisi y›llarca iflçi olarak çal›flt›. 1909 y›l›nda Bulgaristan'›n Bansko kasabas›nda do¤du. Küçük üretici bir aileden geliyordu. 1926'da babas›n›n zoruyla Varna DenizMakine Okulu’na yaz›ld›. 1932'de oray› bitirip do¤du¤u Bansko ka-

sabas›na geri döndü. Sofya Üniversitesi Edebiyat Kolu’na devam etmek istedi fakat ailesinin içinde bulundu¤u ekonomik flartlardan ötürü bir ka¤›t fabrikas›nda çal›flmak zorunda kald›. K›sa süren yaflam› boyunca, parti görevlisi oldu¤u son iki y›l› hariç, hep iflçi olarak çal›flt›. Bundan sonra birçok ifllere girip ç›kt›, bir de¤irmende teknisyenlik, bir demiryolu deposunda tesviyeci kalfal›¤›, lokomotif ateflçili¤i yapt›. Bu durum iflçi s›n›f›yla iliflkisinin geliflmesine ve beraberinde siyasal eylemlere yöneltti onu. Vaptsarov fabrikada çal›flt›¤› zamanlarda, f›rsat oldukça kültürel faaliyetlere zaman ay›rd›. Bu dönemde amatör bir tiyatro grubu kurdu ve otobiyografik nitelikte say›labilecek Bulgaristan’da ilk iflçi piyesi olan piyesi yazd›. ‹flçi olarak çal›flt›¤› dönemlerde hayat› geçim s›k›nt›lar› içinde geçti ve bu dönemde komünist oldu¤undan dolay› girdi¤i ifllerden ç›kar›ld›. Efliyle birlikte Sofya’ya göç etmek zorunda kald›. Bu dönem flairin hayat›nda önemli geliflmelere neden oldu. Sofya’da ilerici devrimci yazar ve flairlerle tan›flt› ve “Vatan”, “fiafak Söküyor”, “Gorki” gibi yeni tarzda fliirler yazd›. Bu dönemde demiryollar›nda makinist-ateflçi olarak çal›flmaya bafllad› ve zor çal›flma flartlar› onun sa¤l›¤›n›n bozulmas›na yol açt›. Bu zor koflullar alt›nda bile fliir yazmaya hep vakit ay›rd›. “Ateflçi” isimli fliiri onun içinde bulundu¤u durumu anlatt›¤› fliiridir. 1937 y›l›nda iki edebiyat yar›flmas›n› kazand›. ‹çinde bulundu¤u s›k›nt›l› dönemlerde bile kültür-sanat olaylar›n› f›rsat buldukça takip etti. 1940’l› y›llar Bulgaristan tarihinde önemli y›llard›r. Faflist iktidar, topraklar›n› Nazilere açt› ve devrimci, demokrat insanlar dara¤açlar›nda, iflkencelerde, yollarda katledildi. Bu y›llarda, bir yandan kay›plar verilirken di¤er yandan yiten insanlar›n yerine yenileri kat›larak devrim yolunda ilerlenen y›llard›. Nitekim 1944 y›l›nda Vatan Cephesi hükümetinin kurulufluna kadar bu durum devam etti. 1940’l› y›llar, Bulgar edebiyat›nda da önemli y›llard›r. Bu dönemde Vaptsarov, Bulgar fliirinin zirvesindeydi. Vaptsarov’un kiflili¤i ve kimli¤i, yaflad›¤› süreçten ayr› tutulmaz. Bulgaristan halk›n›n 1923 y›l›ndaki faflist darbeden 1944 y›l›na kadar yenilgi ve zaferlerle dolu yaratt›¤› bu tarih Vaptsarov’un hayat› ile iç içe geçmifltir. Her za-

KASIM 2007 | TAVIR | 33


biyografi

Bulgaristan’da a¤›r dikta rejimi koflullar›nda devrimci yazar ve flairler yazmaktan vazgeçip zamanlar›n› tümüyle devrimci mücadeleye ay›r›rken, Vaptsarov ömrünün son an›na dek hem mücadele etti, hem de fliir yazmay› sürdürdü. fiairin ömrü boyunca kavgan›n içinde olmas› onun yarat›c›l›¤›n› artt›ran bir güç oldu. Nikola Vaptsarov’un en çok okudu¤u yazarlardan baz›lar›; Bulgarlardan Peyo Yavorov, Simirnenski, Karaslavov; Ruslardan Lermontov, Puflkin, Dostoyevski, Gorki, Tolstoy, fiolohov, Mayakovski’dir. Avrupal› yazarlardan ise Goethe, Schiller, Byron, Materlinck, Strinberg, ‹bsen’dir... Vaptsarov ça¤dafl› olan flairlerden etkilenmekle birlikte fliirlerinde halk edebiyat›ndan da faydaland› ve halk türküsü fleklinde fliirler yazarak bunlar› ortaya koydu. fiiirlerinde konuflma, söylefli havas› hakimdi. man iflçi s›n›f›n›n mücadelesinin içindeydi. 1930’lu y›llarda Bulgaristan’da devrimci proleter edebiyat›n önemli ismi Smirnenski’nin gelene¤inden devrald›¤› devrimci proleter fliirini, biçim ve içerik aç›s›ndan gelifltirdi. Bu y›llarda proleter fliiri geleneksel ve söylevsel bir biçime sahipti. Vaptsarov’un karfl›s›ndaki insana seslenircesine sohbet havas›nda yazd›¤› fliirleri ça¤dafllar›na tuhaf geldi ve bu fliirin düzyaz›ya yak›nl›¤› yad›rgand›. fiiirlerinin ana temalar› olarak inanç ve kavgay› kulland›. Bunda flairin ömrünün sonuna kadar partili bir devrimci olup mücadele etmesinin etkisini görebiliriz. fiiirlerinde mücadele etti¤i kavgal› oldu¤u hayat düzenin yozlaflm›fl, y›k›l›p at›lacak hayat›d›r.

‹nanc›m Z›rhla kapl›d›r gö¤sümde Ve bu z›rha iflleyecek Kurflun ‹cat edilmemifltir, henüz ‹cat edilmemifltir Bu inanc›n› ömrünün sonuna kadar korudu ve son anlar›nda not defterine afla¤›daki dizeleri yazd›.

34 | TAVIR | KASIM 2007

Ama birlikte olaca¤›z f›rt›nada Halk›m, çünkü sevdik seni. Ömrü boyunca iflçilerle yan yana yaflayan Vaptsarov, onlar›n hayat deneylerini paylaflt›, onlar›n iç dünyas›na ayna tuttu, onlar›n gözleriyle bakt›, onlar›n sözleriyle seslenmeyi ö¤rendi, do¤rudan do¤ruya onlar›n ad›na konufltu. fiiirde halk›n›n dilini kulland›, y›¤›nlarla sarmafl dolafl olman›n en do¤ru yolu onca buydu. fiiirlerinde iflçilerin yaflad›klar› zor koflullar› yal›n ve gerçekçi bir flekilde anlatmakla beraber onlara gelece¤in kurucusu oldu¤unu da söyledi. Ter ve emekle bir hayat kuraca¤›z istenen ve gereksinen ama ne hayat olacak. ‹flçi s›n›f›n›n psikolojisini, istemlerini ve koflullar›n› iyi bildi¤inden dolay› bunlar› gerçekçi bir flekilde fliirlerine yans›tt› ve iflçi bir flair olarak an›ld›. Bulgar fliirine biçim ve üslup aç›s›ndan yenilik getirdi fakat bu getirdi¤i yenilikler ve de¤eri, ölümünden sonra anlafl›lm›flt›r. Bunda o dönemin a¤›r faflist sansür koflullar›n›n da etkisi vard›r.

1940'tan sonra da kendini bütünüyle siyasal hayata adad›. 1942'de Alman istilac›lar›na karfl› y›k›c› eylemlerinden dolay› polisçe tutukland›. Arkadafllar›n› ele vermesi için aylarca iflkence alt›nda tutuldu. Sonra mahkemeye ç›kar›l›p, ölüm cezas›na çarpt›r›ld›. 23 Temmuz 1942 tarihinde faflist rejimin kurfluna dizmesi sonucu hayat›n› kaybetti. O ve befl arkadafl›, idam sehpas› önünde Hristo Botev’in, Özgürlük U¤runa Düflen Ölmez flark›s›n› söylediler. Türkçe’ye “Motor Türküleri”, “‹nsana Adanm›fl Türküler”, “Seçme fiiirler” gibi farkl› isimlerle çevrilmifl bir tane kitab› vard›r flairin. Bir çok fliiri, tüm dünyada oldu¤u gibi, Türkiye’de de çeflitli sanatç›lar taraf›ndan bestelendi. Bu fliirleri kurfluna dizildi¤i 23 Temmuz 1942 günü kar›s›n› son defa gördü¤ü anda eline tutuflturdu¤u k⤛da yazd›. Ömrünün son anlar›nda bile fliir yazmaktan vazgeçmeyen bir flairdi Vaptsarov. Kavga amans›z ve kat›. Kavga, dedikleri gibi destans›. Ben düfltüm. Yerimi baflkas› alacak… o kadar. Burda, bir kiflinin laf› m› olur? J


deneme

dadalo¤lu ölümsüzdür... ümit zafer

baht›n›n ötesinde duran flafa¤a. Biliyordun ki bu barikat› ayakta tutan, flu üç befl parça malzeme de¤il ama yüre¤indir. Y›k›lmaz ve yenilmez ve ele geçmez olan da iflte bu yürektir...

Madem ki, “Yüce da¤dan aflan yollar bizimdir.” O halde yola ç›k›p Dadalo¤lu’na yetiflmeli. Yetiflebilir miyiz? Elbette, çünkü “Arap atlar yak›n eder ›ra¤›.” Haydi o zaman dostum, masal›m›z bafll›yooor! Biliyor musun, seni gördüm Dadalo¤lu. Delikanl› endam›nla müthifltin ve ellerinde tafl, önünde barikat. Sendin gördü¤üm ve yeterince Dadal’d›n. Akflam ya da sabaht› an. Ama ne fark eder ki, yine alacayd› iflte zaman. Ve ayn› ac›n›n imbi¤inden süzülmüfl heybetinle bak›yordun hayata. Siluetin hayli flaki idi ve sözlerin hakikatli. Yüzünde ayn› efkar, elinde ayn› h›nç ve gözlerinde ayn› umut büyüyordu. Bak›yordun, karart›lm›fl

Y›k›m ekipleri bir kez daha geldiler mahalleye. Karfl› koyuyoruz elbette. Oca¤›m›z› söndürmek için geldiler ama, barikat atefllerinde tütüyor art›k oca¤›m›z. ‹flte o alevlerin ayd›nl›¤›nda gördüm seni. Gözlerin fena karayd›, tenin ve kalbin yaral›. Ama dimdik duruyordun hala. Ve dilinden dökülen ayn› ezgiydi flimdi: “Hakk›m›zda devlet vermifl ferman› / Ferman padiflah›n da¤lar bizimdir.” ‹flte o ferman›n ad› 19. yüzy›lda “mecburi iskan” olurken, 21. yüzy›ldaki ad› “Kentsel Dönüflüm Projesi” oldu. Ne dersin Dadalo¤lu, böyle dedik diye, yaz›n›n k›ssadan hissesi hemen anlafl›lm›fl m›d›r? Öyle ya, bu yaz›n›n bir mesaj› var! Daha

do¤rusu, sana yarenlik etmeyi ifl edinmifl cümlelerden ibaret bir yaz› bu. Türünün önemi yok. Belki de sadece muhabbet demek gerekir. Böyle bir yaz› türü var m›, bilmiyorum ama bildi¤im flu ki; sen vars›n be Dadal! Var m›s›n, yoksa gördü¤üm kekik kokulu bir düfl mü? Belki, ama belki de mesele sadece flundan ibaret: Seni gördüm... “Ne zaman?” derlerse e¤er, cevab›m fludur: Umutlu bir vakitti zaman. “Nerede?” diye sorarlarsa, diyece¤im flu olacakt›r: “Y›k›ma u¤rayan bir kondu mahallesinde!” Merakl›s› ç›kar belki ve der ki; “Ama hangi mahallede?” Halbuki o kadar teferruata gerek yoktur. Malum ya, konu biraz illegaldir. Ve lakin, madem ki sorulmufltur, o halde cevab›n› bulacakt›r bu yaz›da. Arif olan anlayacak, anlad›¤›n› eyleyen ise Mahir olacakt›r... Hakl›s›n Dadalo¤lu, flimdi kald›¤›m›z yerden devam etmeli. Ne de olsa, çok vaktimiz yok yine. Senin dedi¤in gibi yani: “Dadalo¤lu’m yar›n kavga kurulur / Öter tüfek davlumbazlar vurulur.” Ve flimdi o tüfeklere dozer ve siren sesleri davlumbazl›k eder. Ardarda patlayan gaz bombalar›na kurflun sesleri kar›fl›r. Ki çoktan kurulmufltur o kavga. Sahi, ne diyorduk biz o barikat bafl›nda? fiunu: Osmanl›’n›n “mecburi iskan” politikas›, ile bugün dayat›lan “Kentsel Dönüflüm Projesi” olunca zaman, mekan, biçim farkl›l›¤›na ra¤men özde ayn› amaca hizmet eder. Zira her iki “iskan” politikas› da, egemenlerin ç›karlar› için gündeme getirilmifltir. Böyle oldu¤u içindir ki, her iki politikan›n uygulanmas›nda zor, hakim olgudur. Dün o yörük çad›rlar›n›n ortas›ndaki ocaklar söndürülmeye çal›fl›lm›flken, bugün kondular›m›z›n duvarlar› y›k›l›yor. Hem de yine “Bat›l›laflma” ad›na yap›l›yor tüm bu zulüm. ‹flte bu

KASIM 2007 | TAVIR | 35


deneme

ayn›l›¤a tan›k olmak için tarih içinde seyyahl›¤a ç›k›yoruz... Evvel zaman içinde, Avflarlar›n bir ozan› ve savaflç›s› olarak yaflam›flt›r Dadalo¤lu. Bu nedenle, önce Avflarlara dair cümleler kurmak boynumuzun borcudur. Öyle ya, her fleyden önce Avflar obalar›n›n saz›, sözü, k›l›c›d›r bizim Dadal. Bir çok koflmas›nda da soyunu net olarak ifade etmifltir: “Kalkt› göç eyledi Avflar elleri / A¤›r a¤›r giden eller bizimdir.” O¤uz-Türkmenler’in yirmi dört boyundan biri Avflar boyudur. Anadolu’ya gelmeleri 1071’den de öncesine dayan›r. Davar sürülerinin peflinden yürüyen Avflar obalar›, göçebe yaflamlar›na Anadolu yaylalar›nda devam ederler. Ve giderek Toros Da¤lar›’n›n Bolkar, Tahtal›, Tecer, Binbo¤a bölümlerini mesken tutarlar. Ayr›ca ‹ran, Irak, Azerbaycan’da da Avflar obalar› varl›klar›n› sürdürmüfllerdir. Ki bugün ülkemizde oldu¤u kadar, ‹ran ve Irak Türkmenleri aras›nda da Avflarlar vard›r. Avflarlar, hiçbir zaman Osmanl›’n›n dayatt›¤› türden “reaya” olmay› kabul etmemifllerdir. Özgür tabiatlar›na uygun göçebelikten vazgeçmedikleri için “terörist” yani eflk›ya say›lm›fllard›r. Osmanl›’n›n yoksul köylüye bak›fl› ve muamelesi bellidir: Onlara “reaya” der. Bu kelime Arapça “Raiyye” yani sürü kelimesinin türevidir. Kendisine “Rai” yani çoban gözüyle bakan Osmanl›, köylüyü de sürü olarak görmüfltür. Ve göçer Avflar obalar›n› da silahs›zland›r›p vergiye ba¤layarak serflefltirmek istemifltir. ‹flte bu yaklafl›m›, yani Osmanl›’n›n toprak kölesi olmay› daha bafltan reddetmifltir Avflarlar. Bu yüzden haklar›nda bir çok ferman ç›kart›l›p hükümler verilmifltir. “... Avflarlar›n, imparatorluk idaresine karfl› isyan say›labilecek pek çok hareketi olmufltur; ayr›ca vergi hususunda da üzerlerine düfleni yapmaya yanaflmam›fllard›r... Avflarlar eskiden beri imparatorlu¤un bafl›na problem olan birkaç boydan biri olarak bilinmektedir. Konusu Avflarlar olan pek çok hüküm gönderilmifl ve onlar›n cezaland›r›lmas› istenilmifltir...” (1) “... Hüküm ki! Bundan evvel Rakka isyan›ndan kaçan... Recepli Avflar›’n›n fesat ve eflkiyal›¤› günden güne artmakta olup hallerinde düzelme ve iflledikleri kötülüklerden tövbe ve vazgeçme

36 | TAVIR | KASIM 2007

görülmedi¤i bir bak›mdan mümkün olmay›p ileri gelenlerin öldürülmeleri ve idam edilmeleri vacip olmakta...” (2) Bu fermanlar›n sonras› malumdur. ‹flte bu noktada, göçerlerin dili ve k›l›c› Dadalo¤lu’nda flaha kalkar. Ve flimdi, Dadal’dan bahsetmeli. Daha do¤rusu Dadal’›n evvel zaman içindeki haliyle hasbihal etmeli. Öyle ya, Dadalo¤lu’nun evvelini tan›yan, bugünkü halini de anlar. Dadalo¤lu’nun do¤um ve ölüm tarihleri, kesin olarak bilinmez. Ve fakat, yaklafl›k tarihlendirme yapmak mümkündür. ‹flte bu imkan dahilinde denilebilir ki, Dadalo¤lu 18. yüzy›l›n son çeyre¤inde do¤mufl ve 19. yüzy›l›n ikinci yar›s›n›n ortalar›na do¤ru ölmüfltür. (1780 ile 1870 gibi) Araflt›rmac›lar böyle diyorlar ama, Dadal’›n ömrüne dair hakikat daha baflkad›r. Buna ayr›ca de¤inece¤iz. Dadal’›n göçebe Türkmenler’in dili ve k›l›c› oldu¤u süreç, ayn› zamanda Osmanl›’daki “Bat›l›laflma” ad›mlar›n›n ard arda at›ld›¤› bir dönemdir.: 1808’de Sened-i ‹ttifak... 1839’da Gülhane Hatt-› Hümayün’u... 1856’da ‹slahat Ferman›... ve böyle sürüp gider. Bu ad›mlar›n amac› bellidir: “Devlet-i Aliye’nin yaflamas› için Garb’› taklit etmekten baflka çare yoktur!” ‹flte bu nedenle devlet iflleyifline yani bir nizam verme çabalar›, iktidar› tanzim etme giriflimleri... peflpefle gelir. Yani, mevcudiyetini koruma derdine düflen Osmanl›, beyhude çaresini Bat›’da arar. Bu aray›fl›n ekseninde, egemenler aras›ndaki iliflki ve çeliflkilere göre, devlet iflleyiflinin yeniden düzenlenmesi vard›r. O düzenlemelerin halka yans›mas› ise, sömürünün de¤iflik k›l›klarda yo¤unlaflmas› olmufltur. Fetih dönemi çoktan biten Osmanl›, çok daha keskin bir sömürü dayatmaya bafllam›flt›r. Bu süreç içinde, yabanc› güçlerden borç para al›m›na bafllanm›fl ve ‹ngilizler’le (1838) Baltaliman› Anlaflmas› yap›lm›flt›r. Böylece pazar›n yabanc› istilas›na aç›lmas›n›n önü tamamen düzlenmifltir. Vergiler say›s›z biçimde artt›r›lm›fl ve iltizam sistemi, halk› ili¤ine kadar sömürmektedir. Tablo budur. Bu tabloda, Bat›l›laflman›n her türlü renkleriyle, ona karfl› ç›kan muhafazakar ç›k›fllar›n çekiflmesi yaflan›rken, Anadolu baflka bir alemdir. ‹flte bu alemin Avflar yörüklerine, bu

kez de “Bat›l›laflma” ad›na mecburi iskan dayat›l›p vergi kesilir. Mecburi iskan, göçebeler için yerinden yurdundan edilmek ve ocaklar›n›n söndürülmesi operasyonudur. Osmanl›, bu yörüklere haraç, kölelik ve bir tür siyasi, ekonomik, askeri denetim dayatmaktad›r. Yörükleri, s›n›rlar› belli köylere yerlefltirip serflefltirme demektir mecburi iskan. Tam da bu nedenle, göçebe yörükler bu dayatmaya baflkald›rm›fl ve cenk etmifltir. Dadalo¤lu, iflte bu isyan›n önce savaflç›s›, sonra da ozan›d›r. Çünkü Dadal, önce eyleyen, sonra söyleyen bir flairdir. Ya da söyledi¤ini eyleyen bir savaflç›d›r... Dadalo¤lu’nun savaflç›l›¤›n› bizzat kendi fliirlerinden biliyoruz. fiairli¤iyle ilgili olarak da konunun kimi uzmanlar› flöyle der: “... Dadalo¤lu’nda flüphesiz ki yukar›da bahsetti¤imiz flairlerin bilgiç üslubunu ve kar›fl›k dilini aramak beyhudedir. O, içinde yaflad›¤› sert tabiat ve insanlara benzeyen çok saf ve sa¤lam bir dille ve afliret hayat›n›n kendine mahsus zihniyetiyle karfl›m›za ç›kar. Dadalo¤lu’nun insandan, topraktan, hayvandan çok hususi bir bahsedifli vard›r. O, tüm manas›yla kabilenin flairidir. Cevdet Pafla heyeti ›slahiyesi hareketini ‘... Ölen ölür dostlar, kalan sa¤lar bizimdir’ m›sralar›yla hakiki bir muharebe flevki içinde karfl›lay›fl› da bu zihniyet ve görüfl fark›n› gösterir. ‘Biz’ zamiri, onda bir estetikten ziyade, muayyen bir zümre anlay›fl›n›n ifadesidir.” (3) “...Dadalo¤lu’nun fliirlerinde herhangi bir sanat endiflesinden söz etmenin do¤ru olmayaca¤› kanaatindeyiz. fiuna inan›yoruz ki, onun fliirlerindeki yal›nl›k en büyük sanatt›r. Yabanc› kelime ve söyleyifllerden ar›nm›fl, edebi sanat y›¤›nlar›na bo¤ulmam›fl m›sralar, onun hayat›n›n en tabi neticesidir. Hemen her Avflar çad›r›nda söylenebilecek samimi benzetmeler, onda görebilece¤imiz sanat k›v›lc›mlar›d›r.” (4) Evet, “hakiki bir muharebe flevki” tafl›yan dizeleri ve “fliirlerindeki yal›nl›k en büyük sanatt›r” gerçekten de. Bunun s›rr›, halk›n diline sahip olmas›d›r elbette. Bir di¤er ifadeyle, Dadalo¤lu halk›n dile gelmifl halinden baflkas› de¤ildir. ‹syan›yla dile gelen bir halk, kendi arzuhalini en yal›n ve en anlafl›l›r biçimde anlat›r. Ve o isyan, da¤lar›n yücesin-


deneme

den kondu mahallelerine böyle sürüyorsa, o fliirler de ba¤›ra ça¤›ra söylenecektir flimdi. Araflt›rmac›lara göre, Dadal’›n fliirlerinden bugüne ulaflanlar›n say›s› yaklafl›k olarak 130 civar›ndad›r. Bu fliirlerde Avflarlar’›n yaflam›, di¤er obalarla iliflkileri, sevdalar›, yurt özlemleri ile islah ve iskan operasyonlar›na karfl› direniflleri, bu direnifller içinde yaflanan ac›lar ve kahramanl›klar ifllenmifltir. Bu fliirlerden kimilerinin Karacao¤lan fliirleriyle kar›flmas›, kar›flt›r›lmas› gayet do¤ald›r. Ayn› topra¤›n, sevdan›n ve kavgan›n avaz›d›r onlar. Ne mutlu ki, bu topraklar›n Karaca ve Dadallar’› hiç eksik olmam›flt›r. Adlar› de¤iflmifltir sadece. Kimi zaman Karaca ya da Dadal, kimi zaman da Halil Önder ve U¤ur Türkmen olmufllard›r... Dadalo¤lu’nun koflmalar› da, Karaca’n›n fliirleri gibi dünden bugüne bir ahlak ve kültürün tafl›y›c›s› olmufltur: “Dadalo¤lu’m hile yoktur iflinde / Yi¤it olan yi¤it görür düflünde” deyiflinde oldu¤u gibi, hileli ifller yerilirken yi¤itlik yüceltilir. Özü sözü bir olman›n, mertli¤in ve insaniyetin davran›fl kurallar› madde madde ç›kart›l›r adeta: “Der Dadal’›m der de hileye gitme / Gözünde gördü¤ünü inkar etme” Malca yoksul, ama gönülce zengindir Dadal. Bu zenginli¤in d›fla vurumu ise dürüstlüktür. Özü sözü öyle birdir ki, her sözü malum olur: “Dadal’›m ben yoktur mal›m / Her sözlerim Hakk’a malum” Ve onun için flükredilecek yegane fleref, yüzünün akl›¤›d›r. Ki e¤ilmemifl boyunlar›n yüzü akt›r bu macerada: “Dadalo¤lu’m der ne söylesem hak / fiükr olsun Mevla’ya yüzümüz ak” ‹flte bu iç huzurunu sa¤layan bahtiyarl›¤›n yolu mertlikten geçer. Ve mertli¤i bir cümlede özetler Dadal: “Düflman›na karfl› koyan mert olur.” Karfl› koyamayan ise rezil olur, rüsva olur, kötü olur. Kötüler ise düflman karfl›s›nda geri durur: “Bugün meydan günü, dö¤üfl günü olucu Kötüler geri durucu Koç yi¤it elinde tartar k›l›c› K›l›ç kalkan›nan vuruflur bugün” Kötüleri geri çeken, besbelli ölüm korkusudur. Ve lakin boyun e¤ip bir zalime kul olmaktansa, ölmek ye¤dir. Ve bu, sadece kiflisel bir tercih de¤il ama halk›n, öteden beri

yaflatt›¤› bir erdemdir. Hal böyle olunca, kavgada geri duran› k›nayan halk, koç yi¤itlerinin eline yürekten mamul k›l›c› verir. Gerisini Dadal çalar söyler: “Yürü yi¤it yürü yolundan kalma Her yüze güleni dost olur sanma Ölümden korkup da sen geri durma Yi¤idin aln›na yaz›lan gelir” Dadal’›n aln›na yaz›lm›fl kitab›nda geri durmak yoktur. O k›l›c›n› çeker ve ileri at›l›r. Ölürse de elde k›l›ç, at üzerinde ölür. Kal›rsa da elde k›l›ç, at üzerinde kal›r. Bunun tersinin teslimiyet oldu¤u, olaca¤› bilinir elbet. Dö¤üflerek ölmeyenlerin nas›l bir yaflama mahkum oldu¤u da tecrübe edilmifltir: “Yara yara bir kavgaya girmedik Sa¤a sola k›l›çlar› çalmad›k At üstünde dö¤üflerek ölmedik Her birimiz kötüye kul oldu” Dadal’› bunca kah›rland›ran, obas›n›n bask›n yemesidir. Öyle ya, zalim oldu¤u kadar da kallefltir düflman. Yak›p y›kman›n f›rsat›n› kollar, pusuya yatar. O halde tetik durmak gerekir. Bu kavgada yücelere ç›k›p alçaklar› görmekte Dadal’›n iflidir: “Yücesinden bakt›m gördüm uza¤› / Kahpe düflman kurar m’ola tuza¤›.” Görüldü¤ü gibi, bir yerden sonra Dadal’›n fliirlerini savaflç›ya pratik öneriler fleklinde okumak da mümkündür. Ki girdi¤i çarp›flmalarda yaflad›¤› savafl gerçekli¤ini bilince ç›karm›fl bir savaflç›d›r Dadal: “Nice koç yi¤itler yere serilir / Ölen ölür kalan sa¤lar bizimdir.” Bir baflka fliirinde ise flöyle der: “Bizde ölen flehit, gazi yaral› / Haydin aslanlar›m, haydin ileri.” Savafla girenler için kaç›n›lmaz gerçeklik iflte budur. Ölünecek, kal›nacak ama zafer için hep ileri yürünecektir. Bu ilerleyiflin nas›l olmas› gerekti¤ini ise, Apalak gösterir. Dadalo¤lu’nun “Her birimiz bir orduya yeterdik.” dedi¤i, Avflar yi¤itlerinden biridir Apalak. Cesurlu¤u müthifl, direnci s›n›rs›z oldu¤u için gözleri de fena karad›r. Yaralar›n› yeni yaralarla sar›p vuruflan bu yi¤itler, elbette bir orduya yeterler. Gerisini de Dadal söyler bize: “Bir vuruflta düflmanlar›n ikiye Yar›n aslanlar›m derdi Apalak Serden geçin yaralar› yarayla Sar›n aslanlar›m derdi Apalak”

Dadalo¤lu’nun bunca savafl bilgisi, elbette nice hayat bilgeli¤inin üzerinde yükselir. Ve yeri geldi¤inde hayata dair. En aleni s›rlar› da o bilgelikte aktar›r. “Yedi iklim dört köfleyi doland›m / Me¤er dünya her tarafta bir imifl.” Peki ama neden böyledir? Yedi iklimi de¤iflik olan dünyay›, dün ve bugün her yanda ayn› k›lan nedir? Cevab› Dadal verecektir: “Mamur sand›m yalan dünya çürümüfl.” Dünyay› bu denli çürüten sömürü ve zulümdür elbette. Dünyay› bu hale getirenleri de m›zra¤›n›n ucuyla gösterir Dadal: “Terlemeden mal kazanan zalimler.” Sadece bu dize bile, al›nterinin önemini gösterir. Çünkü terlemeden, yani emek harcamadan mal kazananlar›n zalim oldu¤unu söyler Dadal. Do¤rudur ve bu dünyadaki en büyük h›rs›zl›k, emek sömürüsüdür. Ekonomi-politik kitaplar› da bunu anlatmaz m› zaten. Sömürücü egemen s›n›flar›n zulüm ile ayakta kald›klar›n› yazmaz m› kitaplar? Ve hayat›m›z bunun tecrübesi de¤il midir? Öyledir elbette ve Dadal’›n dile getirdi¤i de bu gerçekliktir iflte. Ve flimdi, “mecburi iskan” biçiminde ad›m ad›m yaklaflmaktad›r Osmanl›’n›n zulüm ve sömürü canavar›. O canavar›n ad› “F›rka-i Islahiye”dir. Bir osmanl› ordusudur bu. Öteden beri ayn› amac› tafl›yan di¤er kuvvetler gibi, katliamc› bir ordudur. Ki “Bat›l›laflma” ad›na, halk› ç›karlar›na uygun bir kal›ba dökme operasyonundan s›zan kand›r flimdi Dadallar’dan dökülen. Lakin Dadallar’›n tavr› nettir bu k›y›m ordusunun karfl›s›nda: “Obadan obaya ça¤r›l›r türküm / Ulu devlet ordusundan yok korkum.” O türkü hala ça¤r›l›p söyleniyor bu minvalde. Çünkü halka yönelen sald›r› ayn› “Bat›l›laflma” k›l›kl› sald›r›d›r. Terlemeden kazanan emek h›rs›z› zalimlerin, bir avuç asalak ve haraminin ç›kar› için, halk› yeni bir kölelik kal›b›nda flekillendirme operasyonudur yaflanan. Dün Avflarlar’›n göçebeli¤i ç›karlar›na gelmiyordu ve bugün, halk›n bar›nma hakk›n› kendince kullanmas› ifllerine gelmiyor. Dün o yörük çad›rlar›n› yakt›lar ve bugün, halk›n bafl›n› soktu¤u bu kondular› y›k›yorlar. Hep de “Bat›l›laflma” ad›na oldu ve oluyor tüm bunlar. Dün ad›na “mecburi iskan” dediler, bugün “kentsel dönüflüm” diyorlar. Amaç ve sonuç ayn›d›r ve ayn› olan

KASIM 2007 | TAVIR | 37


deneme

bir baflka fley daha vard›r: “Belimizde k›l›nc›m›z kirmani Tafl› deler m›zra¤›m›n temreni Hakk›m›zda devlet vermifl ferman› Ferman padiflah›n da¤lar bizimdir.” Kondular› y›k›lan o ak saçl› analara, o kad›nlara, adamlara, çocuklara kulak verin. O yeni gelinlere, civan delikanl›lara, o emekçilere kulak verin. Tarumar edilmifl evlerinin, y›k›lm›fl duvarlar›n›n önünde dillerinden dökülen sadece fludur: “Ne yapal›m, biz de mi da¤a ç›kal›m?” ‹flte bu, bir soru de¤ildir ama kocaman bir “ah” edifltir. Hem de öyle bir “ah” edifltir ki bu, hesab› mahflere kalmaz... Osmanl› iktidar›, Avflarlar’› boyun e¤dirip iskana zorlamak için, her türden kirli politikay› devreye sokmufltur. Örne¤in, Sivas’›n Uzun Yayla’s›nda Avflarlar’›n konaklad›¤› yere Çerkesler yerlefltirilir. Böylece Uzun Yayla’ya gelen Avflar obalar› ile Çerkesler’in birbirini k›rmas› hedeflenir. Ayr›ca Çukurova ve çevresindeki yörük afliretleri de birbirlerine karfl› k›flk›rt›l›rlar. Tüm bunlar egemenlerin halk düflman› politikalar›n›n izdüflümleridir. Avflarlar bunu iyi bilirler, çünkü Osmanl›’y› tan›rlar ve kaypakl›¤›n›n türküsünü yakarlar: “Afla¤›dan iskan evi gelince Sarar›p da gül benzimiz solunca Mal›m mülküm seyfi gözlüm kal›nca Kaypak Osmanl› size aman m›” Elbette, Osmanl›’ya aman vermez Türkmen yi¤itleri. Fakat Osmanl› kuvvetlerinin ard›ndan gelen salg›n hastal›¤a yap›lacak bir fleyleri yoktur. As›l amans›z olan, ad›na “Gecebafl” denilen salg›nd›r. Bu hastal›k sonucu y›¤›nlar halinde ölür göçebe yörükler. Bugünün salg›nlar› da hep yoksullar› vurmuyor mu zaten? ‹flte bu ac›d›r Dadal’› söyleten: “Gecebafl geldi de nerde k›fllad› Ufac›k evlere neler iflledi Taze gelin büyük k›zdan bafllad› Ölüm de güzeli severe benzer” Taze gelinler, bebekler... birer birer ölürken, “ölüm de güzeli severe benzer” demesin de neylesin Dadal. Ve kufl gribinden, ad›na afet ya da kaza denilen cinayetlere kadar birer birer ölürken halktan insanlar, Dadalca isyan hak de¤il mi? Bu yüzdendir ki, Dadal’›n söz-

38 | TAVIR | KASIM 2007

leri bizim yüre¤imizden ç›k›yor. Çünkü bu figan ayn› figand›r, isyan ayn› isyan... Osmanl› saltanat›n›n haramileri, daima halktan korkmufllard›r. Bu korkudur ki, halka silah tafl›may› yasaklam›flt›r. Bir çok kanunnamede “reayan›n silah tafl›mayaca¤›” özellikle belirtilmifltir. Çünkü k›l›ç kuflanan halk›n, sömürü fermanlar›na boyun e¤meyece¤i bellidir. Ve Avflarlar silahl›d›r, silah›n› b›rakmayacaklar› da besbellidir... Saltanat ‹stanbul’unun egemen çevreleri ise, “Bat›l›laflma” üzerinde çekiflirken Avflarlar’›n ›slah edilmesinde mutab›kt›rlar. Ve F›rka-i Islahiye kuvvetleri Avflar obalar›n›n pefline düfler. Obalar bas›l›r ve yörükler görüldükleri yerde k›r›l›rlar. Mert olan›n a¤layaca¤›, namerdin bile utanaca¤› bir k›y›ma maruz kal›rlar. “Ölürüz de kömür gözlüm ölürüz” diyen Dadal, devam eder direniflin ezgisine: “Bir ç›kmaza girdi bugün yolumuz Geçit vermez sa¤›m›zla solumuz Kal›r gayr› bizim burda ölümüz Mert a¤las›n nâmert olan utans›n” Ama o namertler utanmazd›r. Çünkü ahlaks›zl›¤› ahlak edinip, halka düflmanl›k etmektir zaten namertlik. ‹flte onlar›n baflta gelenlerindendir F›rka-i Islahiye kuvvetlerinin komutan› Dervifl Pafla. Halk›n kan›n› dökmenin ödülü olarak Pafla edilmifl bir cellatt›r bu. fiimdiki görevi ise, Avflarlar’›n kan›n› dökmektir. Oluk oluk dökülen kan ile yaz›l›r iflte bu fliir: “Dervifl Pafla gayr› k›na yak›ns›n Böbür böbür dört bir yana bak›ns›n Amma bizden gece gündüz sak›ns›n Öç al›r›z ilk f›rsat› bulanda” Öylesi paflalar›n oldu¤u yerde, Dadal’›n bu lanetinin gerçek olmas› da muhakkakt›r. Tarihin ve hayat›n kaç›n›lmazl›¤›d›r bu. Ve hasreti baki kalan Dadal, devam eder sözlerine: “Dadalo¤lu’m söyler size ad›n› fiimdiden yok bilsin hasm›m kendini Ba¤lasalar parçalar›m bendimi Yataca¤›m bilsem bile zindanda” Gün döndü, zaman geçti ve Dadal’›n bahsetti¤i o yar›n geldi. Tüfekler öttü, davlumbaz-

lar vuruldu ve kavga kuruldu. Bir yanda F›rka-i Islahiye kuvvetleri, di¤er yanda ›slah olmamay› yazg› yapm›fl halk›n Dadal evlatlar›. Ekonomik, siyasal, askeri flartlar›n neticesiydi bu ve belliydi ki fiziken yenileceklerdi. Keçi k›l›ndan yap›lan o kara çad›rlar yak›l›p y›k›lacakt›. Ve flimdi, halk›n bitmeyen kavgas›nda yol gösteren bir atefl olman›n zaman›yd›. Sonuna kadar direnip savaflt› Dadallar. Öldüler ama asla yenilmediler. Tarihe ve bu topra¤a, hayata ve kalbimize yaz›ld› Dadal’›n sözleri: “Ferman padiflah›n da¤lar bizimdir.” Bafllarken söylemifltim; “Dadal’› gördüm” diye. Do¤ruydu, gördüm ve görüyorum hala. Çünkü Dadalo¤lu ölümsüzdür. Ki Dadal’›n fani bedeninin yok oluflundan öte, isyan›yla baki olufludur önemli olan. Ve dahi, Dadal’›n ölümü halk›n s›rr›d›r. fiaha kald›rd›¤› at›n›n s›rt›nda çarp›fl›rken, halk›n sinesinde k›rklara kar›flt›¤› ise malumdur.: “Der Dadal’›m da kaynad›m taflt›m / Aleme yettim de k›rklar› aflt›m.” “... Söylesene, içinden her dönem Dadalo¤lu, Köro¤lu, Karacao¤lan ve Pir Sultanlar ç›karm›fl bir halk, zalimlerin kulu kölesi olmufl mudur hiç? Ki bugün olsun. Söylesene, bu halk kendisi için vuruflup düflenlere, niye hiç “öldü” demez de, yafl›yor bilir. Kendi ba¤r›ndan ç›kard›¤› kahramanlar›, kendi eliyle topra¤a verdi¤inde bile, niye hep “k›rklara kar›flt›” der? Söylesene niye bir de¤il, bir çoktur Dadalo¤lu, Köro¤lu, Yunus Emreler? Ve niye Anadolu’nun her yan›nda görünürler? Peki, flimdi hangi surette görünüyorlar aleme dersiniz? Ki suretler geçici, halk›n umudu, özlemi, kavgas› bakidir bu topraklarda. Ve türküler susmaz, halaylar sürer. ‹flte flimdi oldu¤u gibi...” (5) (1) DADALO⁄LU / syf 12 / Doç. Dr. Saim Sakao¤lu / Kültür Bakanl›¤› Yay›nlar› (2) Age. Syf 13 (3) 19. ASIR TÜRK EDEB‹YAT TAR‹H‹ / syf 108 / Ahmet Hamdi Tanp›nar / Ça¤layan Kitabevi (4) DADALO⁄LU / syf 41 / Doç. Dr. Saim Sako¤lu (5) CANIM FEDA / syf 180 / Ahmet ‹bili / Boran Yay›nevi J


röportaj

ayd›n sayman’la sinema ve “janjan” üzerine... tav›r

Bir yönetmen olarak "S›r Çocuklar›" ve "Janjan" filmlerinde yal›n bir dil kullan›yorsunuz. Ayd›n Sayman, derdini nas›l anlatmay› seviyor? fiunu itiraf edeyim ki ben, 1950 ile ‘80 y›llar› aras›ndaki sinema dünyas›n›n öne ç›km›fl yönetmenlerine ve öne ç›km›fl tarz›na düflkünüm. O döneme ait elefltirel gerçekçi, toplumcu gerçekçi diye say›lan, yönetmenlerin tarz›na biraz yatk›n›m. Fikir olarak da yatk›n›m, onlar›n sinemas›na da sayg› duyuyorum. Benim hayran› oldu¤um yönetmenler, Fellini , Visconti, Bunueldir. Kurosawa özel bir yönetmendir. fiimdi onlar modernist kald›. Ben modernist ça¤›n yönetmenlerini, postmodern yönetmenlere tercih ederim. Baflka yönetmenler de ekleyebilirim tabi bu yönetmenlere... Biçimle oynamay› ben de severim. Belki klifle bir laf ama, içerik biçimi belirler. Ürünü nas›l anlatacaksam onu ele al›yorum. Postmodernist tarzda, biçim oyunlar› öne ç›km›fl sinemaya yatk›n de¤ilim. Neden sosyal konulara de¤iniyorsunuz? Politik görüfllerinizi filmlerinize yans›t›yor musunuz? Genel anlamda sosyalizme inanan birisiyim, bu inanc›m› sürdüren birisiyim. Ama bunu filmlere yans›tmaya s›ra gelince; flu anda yapt›¤›m filmlerin içinde bir ölçüde görülebilir. Farkl› bir siyasal ideolojinin de¤il tabi. Ben sosyalist bir insan›m, dünyaya öyle bak›yorum. Filmlerim de o bak›fl aç›ma uygun. Ama bunlar ilk çekece¤im, göza¤r›m filmler de¤ildi. Koflullar öyle geliflti. Ama tabi bir insan›n kimli¤i neyse, o filme yans›r. Bir yönetmen zaten ödünç ald›¤› birtak›m filmler yaparsa o film, o inanc› tafl›maz. ‹deolojim istesem de istemesem de

yans›m›flt›r. “Arada biraz sosyal olsun, sonra dönem de¤iflti bu sefer böyle olsun”... Bu benim tarz›m de¤il. Ben inançlar›m do¤rultusunda film yap›yorum. Hani bir imam›n, cami müezzininin hayat›n› çekmek istiyorum. Çünkü ben bir solcu olarak, çok daha iyi çekece¤ime inan›yorum. Politik sinemaya nas›l bak›yorsunuz, 12 Eylül sonras› nas›l geliflti politik sinema? Mesela “Eve Dönüfl” vard›. Bu filmi sevgili arkadafl›m Ömer U¤ur’la 1990’l› y›llarda yapal›m diye yola ç›km›flt›k. Senaryo haz›rd›. Ben de senaryoyu çok be¤enmifltim. “Ya Ömer ben sana yard›m ederim, bu bizim görevimizdir.” deyip biraz Ömer’le koflturduk. O zaman flunu gördük; Avrupa’ya müracaat ettik, aynen flunu söylediler: Politik sineman›n zaman› geçti, art›k seyirci de toplam›yor. Tarz olarak politik sineman›n bir cazibesi yok!.. Hatta çok iyi hat›rl›yorum, Frans›z konsolosu hikayeyi okuduktan sonra Ömer U¤ur’a flunu demifl: “Ya Ömer Bey, güzel bir senaryo, çok da etkili bir konu, ama siz flu Türkiye’nin güzel yanlar›n› anlatan bir hikaye yapsan›za, öyle bir film çeksek.” Böyle bir cevap verdi bize. Yani politik sineman›n ne d›flar›daki yap›mc›lar, ne buradaki yap›mc›lar için bir anlam› kalmam›fl. fiimdi yavafl yavafl Avrupa’da ve Amerika’da politik filmler de yap›labiliyor. Ancak flu andaki süreçte “Yaflas›n politik sinema” diye ortaya ç›kacak bir konjonktürün zaten karfl›l›¤›n› bulamayacaks›n›z. Ama zaten yönetmen politik bir insansa, yapt›¤› her film politiktir. Zaten her film bir politika tafl›r. Ama hani her fleyiyle politik sinema yapmak istiyorum ama flu ana kadar olmad›.

Sinemam›z 12 Eylülden sonra hangi evrelerden geçti? Sanat için sinema, toplum için sinema. Yani bunlar baz› fleyleri kolaylaflt›rmak için yap›lm›fl tabirler bir çeflit. Yani yönetmen neyse o yans›yacakt›r. Kaç yönetmen varsa, o kadar da sinema vard›r. Ama biz yazar olarak s›n›fland›rmaya kalkarsak, flunlar daha bireyci bir dünya görüflüyle hareket etmektedirler, flunlar toplumsal bir kaç›fl›n sinemas›n› yapmaktad›rlar. Böyle tan›mlamalar, de¤erlendirmeler yap›labilir. Mesela 1980’le 1995 aras› sinemam›zda art›k çok bariz belliydi bu. ‹nsanlar bir darbe sonras›n› yaflad›lar. Her fley sars›nt›da, beyinleri sars›nt›da. Neye devam edecekler nerede duracaklar bir karars›zl›k yaflan›yor. Mesela yönetmen bunal›m›n› anlatan filmler vard›r. Yönetmenin varl›k ve yokluk sorunu haline getirilmifltir. Yönetmen bunal›yordur ama yine de toplumla bir iliflkisi yoktur. O kendi kendisiyle hesaplafl›yor falan. Zaten ’80 sonras› yönetmenler kendileriyle hesaplafl›yordu, öyle filmler çekildi. fiimdi ne halt yiyece¤iz? Bunun sonras›nda neyin sinemas›n› yapaca¤›z? Belki koflullar, hayatla ilgili beklentilerimiz çöktü. Müjde Ar’›n ve di¤er sanatç›lar›n oynad›¤›, kad›n sorunlar›n› iflleyen filmler çekildi o dönem... Evet evet, bireyselleflme öne ç›km›flt›. Zaten art›k para veren bir yap› çökmüfltü. Yönetmenler paray› da bir tak›m meslek kurulufllar›ndan bulmaya bafllay›nca, kendilerini yap›mc›ya karfl› da sorumsuz, seyirciye karfl› da sorumsuz hissedip öyle film çektiler. Art›k sadece kendilerine karfl› sorumlu film çektiler. Kendi kayg›lar›n› öne ç›karmaya bafllad›lar; “Ben bunda özgürüm” mant›-

KASIM 2007 | TAVIR | 39


röportaj

¤›yla ne seyirciden yana bir sorumluluk iliflkim var, ne yap›mc› beni flöyle film yap diye zorluyor. fiimdi ben kendi bafl›ma çekeyim diyor ’80 sonras› her fleyin k›r›ld›¤› bir dönemde. Yönetmen de canl› bir varl›k sonuçta, tarihsel sürece göre davran›yor, kolu kanad› k›r›l›yor. Ancak Y›lmaz Güney de, döneminde farkl› filmler yap›l›rken politik film çekmifl... ’70 ile ’80 aras› politik canl›l›k insanlar› motive etti. Bir hikaye kafanda olabilir ama sen bunu 1955’te, 1960’da çekemezsin. O hayata, o geliflmelere ben de müdahale edeyim diyorsunuz. Olan bitenden etkileniyorsunuz. Sen toplumla bir kaynaflma hissediyorsun, sen de bir taraf›ndas›n. Yani neyi yafl›yorsan onu ifade ediyorsun. Sanat›n temeli bu zaten. Etkilendiklerini bir biçimde ifade eden adam, sanatç›. Janjan filmi hangi serüvenlerden geçti geldi de elinize düfltü? Bu senaryo ’80’li y›llarda yaz›lm›flt›. Erdo¤an Bey’le sohbetlerimizde bir hikaye, bir proje ararken, bunu önerdi. Bence haks›z yere dosyada kalm›fl, b›rak›lm›fl bir senaryo; yap›labilirdi. Her zaman yap›labilir. ’80’li y›llara göre yaz›lm›flt›, daha günümüze yak›n bir döneme çekmek zorunda kald›k. Biraz revize ettik. O bir toplumsal linç olay›yd› asl›nda. Bir aflk olay› üzerinden bizim insanlar›m›z›n psikolojisi üzerine bir senaryoydu. Benim de akl›ma yatt›. Bir buçuk, iki sene kadar da filmi yapacak duruma gelmek için u¤raflt›k yani. Bütün bunlar da asl›nda, “Para nereden bulunacak?” sorusunun cevab›. Uygun kasaba arad›n›z, oyuncular› seçtiniz... Yaklafl›k üç ay; yani paran›n bir k›sm›n› bulup, filmi çekebilece¤ize inan›nca, mekan ve oyuncu seçimi yaklafl›k üç ay sürdü. Hatta belki bir kaç ay daha demlendirip filmi oyuncularla mekan› daha uyumlu hale getirebilirdik. Ama ald›¤›m›z finansman›n kullan›lmas› gerekiyordu geçen sene. Bu yüzden 2006 y›l›nda apar topar çektik diyebiliriz. Çekemezsek bir daha çekemeyiz diye. Maalesef böyle bir fley var. Türk yönetmenlerinin, yani ticari sektöre hitap etmeyen yönetmenlerin flöyle bir sorunu var. Çok amiyane bir tabir olacak. ’68 kufla¤›ndan bir

40 | TAVIR | KASIM 2007

abimiz anlatm›flt›. Bunu belgesel için de kaydetmifltim. Ankara’da Deniz Gezmifllerle görüflmeye gidiyor. Deniz’in tespitlerini do¤ru bulmuyor. Orada iflte baflka bir sohbet s›ras›nda, “Ya abi diyor, falanca kitapta devrim yapman›n 18 koflulu var. Onlar›n 8’ini sa¤lad›k, bu yeter.” O da “Hadi lan diyor. 18 tane koflulun 18’i de var, hadi yapal›m.” Bizim sinemadaki durum da böyle yani. Film yapman›n 18 gereksiniminden 8 ini bulduk mu, daha di¤er 10’u da bulmam›z laz›m diye düflünmüyoruz. Hadi abi yapal›m, yar›n o dörde inebilir, bari eldekinden olmayal›m. Türkiye’de planl› olarak bir yönetmen film yap›yorsa aln›n› öpmek laz›m. Film yapman›n s›k›nt›lar› bunlar. Türkiye’de çok büyük bir sinema sektörü kurulsa bile, ayr›ks› sinema yapanlar›n flartlar›, bir ölçüde daha iyi olacak ama yine onlar›n zorluklar› yaflanacak. Çünkü, kurulan sektör bir al›flverifl üzerine, bir ekonomi üzerine kuruluyor. Arz ve talep dengesi içinde kuruluyor. Fark›n› flöyle görebiliriz, 1960’la 1980 y›llar› aras›nda, At›f Y›lmaz, Lütfü Akad, Y›lmaz Güney canl› bir sektör içerisinde, hareketli bir sektör içinde, belki bir sürü popülist, e¤lence sektörü aras›nda ama canl› olan bir sektörde, iki y›lda bir de kendi istedikleri film için imkan yaratabiliyorlard›. Olanak daha kolay geçiyordu ellerine. Diyelim Y›lmaz Güney, üç tane vurdu k›rd› filmi anlaflmas› yap›p, o film için bir bütçe yarat›yordu kendisine. Yani iki, üç y›lda bir onun sinemas›na sayg› duyan insanlar destek sunabiliyordu. Lütfü Abi onlar› da kollayacak bir proje pefline kofluyordu, hani giflede sersefil olacak, yap›mc›y› zorlayacak olmas›n diye bir dengede yap›yorlard›. At›f Abi’yi de biliyorum, kendi istekleriyle piyasa istekleri aras›nda bir denge kurmaya çal›flarak ayakta kalabiliyordu. Bazen bu denge kaçabiliyordu ama sonra kendisi de para koyup, daha kendi istedi¤i bir fleyi yapmaya çal›fl›yordu. O film gifle yapmay›nca, bu defa iki üç film yap›p toparlamaya çal›fl›yordu falan. Canl› sektör içerisinde ayr›ks› film yapma olana¤› bulunabiliyor ama piyasa çökerse o flans biraz azal›yor. 35 sene oldu ben sinemay› takip ediyorum. Çok genç sinemac› gruplar ç›kt›, hani sokak sinemas› yapal›m falan. Sonuç olarak maddi meselede tak›l›p kal›yoruz, k›sa filmle yetinmek zorunda kal›yoruz. Burada militan-

l›k daha zor. Yani fliir yazmak, beste yapmak gibi de¤il. Janjan’da iflin ticarilefltirilmesi ad›na abart›lacak bir dolu yan varken, örne¤in cinsellik ya da fliddet, siz bütün bunlar› d›fllayarak bir film üretmiflsiniz. Bu tercihinizi etkileyen nedenleri anlat›r m›s›n›z? Bu konuda hakl›s›n›z. Abartmamak gerekti¤ini düflündüm. Bu bak›fl›n›za sinmifl birfley. Abart›rsam, bilmem ne yaparsam, olay olur, buradan götürürüm, acayip bir ç›plakl›k katar›m falan. Oralardan kaç›nd›m asl›nda. Mesela klifle olaca¤›n› da hissetti¤im için, klifle tipler yaratmamaya çal›flt›m. Jandarma komutan› vard›r, imam vard›r, belediye baflkan›, ö¤retmen vard›r. Daha so¤ukkanl› anlatmaya çal›flt›m. Do¤al görünmesine çal›flt›m. Janjan filminde medyada ad› öne ç›km›fl kifliler yerine deneyimli oyunculara ve genç oyunculara yönelmiflsiniz. Bu konudaki yaklafl›m›n›z› anlat›r m›s›n›z? Bir ölçüde deneyimli oyuncuyu daha kolay bulabiliyorsun, onlar› tan›yorsun, biliyorsun zaten. Ama genç rollere daha fazla emek harcad›k, u¤raflt›k yani. Özellikle k›z, yani 16 yafl›nda olmas› laz›m. Ama 16 yafl›nda bulamad›k, yani hem oyunculuk e¤itimi alm›fl, hem 16 yafl›nda birini bulamad›k. Ben flöyle bir iddias› olan bir yönetmen de¤ilim. Sete gelsin ben iflte onu çok iyi yönetirim “Odun da olsa ö¤retirim.” gibi bir iddiam yok. Ben sadece yetenekli oldu¤una ve fizik olarak, durufl ve tav›r olarak o rolü canland›r›p canland›ramayaca¤›na inand›¤›m oyuncuyu tercih ederim. Tan›nm›fl olsun olmas›n. Selen de, Berk de oyunculuk e¤itimi alan insanlar zaten. Selen 19 yafl›nda, birkaç oyuncu aras›ndan onu görünce mazlum k›z› oynayabilece¤ine karar verdim, hissettim yani. Filmde mekan, görüntü ve oyun içiçe bir bütün olmufl. Bu bütünlü¤ü nas›l sa¤lad›n›z? Kasabalar›n bir bölümü tarihi yap›s›n› de¤ifltirmifl. Yeni inflaatlar falan girmifl her yere. Biraz unutulmufl, yap› olarak mazbut bir yer ve hakim olabilece¤im bir yer ar›yordum. Buray› bulduk, genel perspektifine de soka¤a da hakim olabilirdik. Öyle bulduk. Çal›flan arkadafllar›n etkisi var, iyi bir gö-


röportaj

rüntü yönetmeni ve ekip, ifllerini iyi yapan arkadafllar, daha önce de çal›flt›¤›m arkadafllar zaten. Bir ambians ortaya ç›kt› yani. Bir ucu baflka tarafa, bir ucu baflka tarafa bakmad›. Sinema kolektif bir ifl, ekibin uyumu çok önemli, dünyaya bak›fllar› da önemli. Aralar›nda kardefllik ve dayan›flma duygular› güçlü olan bir ekiple yola ç›karsan›z sonra mutlu bir çal›flma gerçeklefltiriyorsunuz. Ama çok çorba bir ekiple ç›karsan›z biraz can›n›z s›k›labilir. ‹nsani iliflkileri kuruyoruz, insani bir hayat yafl›yoruz sette; vahfli bir set ortam› de¤il. Yeflilçam’›n bugününü, geçmiflle birlikte de¤erlendirince neler söyleyebilirsiniz? Yeflilçam dedi¤imiz sinema sistemi, sinema dünyas› tek bir biçimde ifade edilemez. Ekonomik yap›s› var, kültürel, sosyolojik yap›s› var. Her ülkenin genel popüler be¤eniye hitap eden, filmler üreten bir sektörü olur. ’80’li y›llarla birlikte birkaç sene içinde bu sektörden geriye bir fley kalmad›. Binlerce sinema kapand›, yazl›klar kapand›. Ya porno sinemas› oldular ya da al›flverifl merkezi oldular. Ama o Yeflilçam kültürü, iliflki biçimi, bugün televizyonlarda devam ediyor. Asl›nda Yeflilçam ölmedi, mekan de¤ifltirdi diyebilirim. Eskiden sinema salonlar›ndayd›, flimdi televizyonlara tafl›nd›lar. Orada pafla pafla hayat›n› sürdürüyor. Yeni kurulan sinemada belki daha farkl› bir gençlik kültürü, daha bir küreselleflmifl ve postmodern bir kültürle, melezleflmifl bir genç kültür var. Bir e¤lence sektörü oluflmufl yani. Eski filmlerin modernize edilip dizilere yans›d›¤›n› görüyoruz, benzerleri yap›l›yor eskilerin.

panlar›n her filmi küçük bir kahramanl›k öyküsü asl›nda. fiunu da söyleyebiliriz, yapt›klar›m›z› bazen abartabiliyoruz, uluslararas› alanda baflar› kazand› m› onu biraz fazla abart›yoruz. Daha ideal bir üretim aflamas›na gelmedik. fiu anda ba¤›ms›z sinema yapma ortam› Türkiye’de olmufltur, bundan faydalanan da birçok de¤erli arkadafl›m›z vard›r. Çok de¤erli arkadafl›m›z var. Herkes kendi kiflisel yetene¤iyle bir fleyler yapmaya çal›fl›yor. Ama adam bireyciyse, asosyalse, apolitikse, siz ondan neyin hesab›n› soracaks›n›z. Zaten ondan baflka birfleyi ›smarlamak yanl›fl olur. O art›k ona inan›yor. Kaç›fl sinemas› yap›yor, peki ama nas›l yakas›na yap›flaca¤›z, böyle yapma diye. O onun iyisini yapar, uluslararas› alanda baflar› kazan›r, bu da sevimli bir fley olur. Ama bir ak›m olarak topluca tarza yönelik bir fley yok yani. Bir zamanlar flöyle fleyler vard› Fransa’da Yeni Dalga, ‹ngiltere’de Özgür Sinema, ‹talya’da Yeni Gerçekçilik Sinemas› gibi. Ak›mlar olurdu, kritik dönemeçlerden sonra do¤mufl, ortak yaklafl›m›n ürünü insanlar belirirdi. Birkaç yönetmen birden bakars›n›z, o kritik dönemeç onlar› ortaya ç›kar›r ve onlar› bir gerçekli¤e do¤ru zorlar insanlar›. Savafl sonras›d›r çünkü. Frans›z yönetmenler stüdyo filmlerinden, soka¤a inme kayg›s› içinde olur. ‹ran sinemas› flimdi bask›lar alt›nda ama derdini anlatan sinema olmak için, zoru bir baflka biçimde afl›p birfleyler yap›yor. Bunu yapmak iste-

yen sadece bir yönetmen de¤il, birçok yönetmen oldu¤u için Bir ‹ran Sinemas› için “Aaaaa” falan diyoruz yani. Türkiye’de bir ak›m gibi, ya da toplumsal bir teflvik, farkl› bir sinema yapan yok. Herkesin kendi iç dünyas›nda film yapan arkadafllar›m›z var. Bundan sonras› için yeni projeniz var m›? “Fareyi Öldürmek” adl› bir projem var. Politik bir insan de¤il, bizim toplumsal hayat›m›z›n hikayesi. Orta halli küçük bir adam›n do¤umundan ölümüne kadar yaflad›klar›n› anlatan. Onunla birlikte o flehrin hayat› insanlar nas›l birbirinin kurdu haline gelir, nas›l iyi insan olur? Onu anlatan bir hikaye. Ondan sonra esas olarak yapmak istedi¤im fley, 1960 ila 1980 aras›ndaki toplumsal hayata dair bir hikaye. Baz› arkadafllar›m›z var sineman›n çeflitli bölümlerinde çal›flan. Bazen sohbet ediyoruz, “Abi biz kendi hikayemizi ne zaman çekece¤iz?” diye soruyorlar. “Filanca olay›, falanca dönemi ne zaman sinema yapaca¤›z, bu bizim görevimiz” diyen arkadafllar›m›z var. Tabi en büyük hedefimiz o. ‹çinde yaflad›¤›m›z için o dönemi, bir çok insana karfl› borçlu oldu¤umuz bir yaflam geçti, anlatmak laz›m. O yirmi y›l›n toplumsal hikayesini, en az›ndan gördü¤ümüz bildi¤imiz kadar›yla anlatmak gibi bir hedefimiz var, mutlaka bunu tarihe bir not olarak b›rakmak laz›m. J

‹yi film, iyi yönetmen gibi güzel buldu¤unuz örnekler vard›r... Türkiye’de flunu söylemek laz›m sinema yapmak için, finansman yap›s›n› da bularak sinema yapmak isteyen herkese sayg› duymak laz›m çünkü, film bir risk alt›nda yap›l›yor. Cesaret ifli, her film asl›nda küçük bir kahramanl›k öyküsü yani. Filmin yap›m aflamas›ndaki serüvenler anlat›lsa, aferin falan deriz, ne badirelerden geçmiflsin ve bunu yapm›fls›n diye. Öyle bir ortamda yafl›yoruz ki art›k, küçük tüccar misali yönetmenler türemifl. Çünkü prodüktör dünyas› tamamen al›flverifl üzerine, kazanmaya yönelik sinema istiyor. Bunlar d›fl›nda ifller ya-

KASIM 2007 | TAVIR | 41


sinema

“aflk her zaman masumdur...” sevgi duman

S›r Çocuklar› filmini Ümit Cin Güven ile birlikte çektikten sonra epeydir ad›ndan söz ettirmeyen Ayd›n Sayman’›n ikinci filmi Janjan flu s›ralar gösterimde. Janjan lakapl›, zihinsel özürlü bir genç olan Sad›k, abisinin kendisini emanet etti¤i Murtaza adl› bir ihtiyarla yaflamaktad›r. Bat› Anadolu’da bir kasabada, hani herkesin birbirini tan›d›¤›, hatta tan›mak ne kelime neredeyse her fleyini bildi¤i küçük bir kasabada yaflayan Murtaza; onca y›ll›k dullu¤una bir son vermek ister. Elindeki büyük bir araziyi bafll›k paras› olarak verir ve 17 yafl›ndaki Güzel’i imam nikah› ile al›r, evine kapat›r. Kasaba küçüktür ve Murtaza’n›n o yafltan sonra, torunu yafl›nda, 17’lik bir k›z› evine kapatmas›, herkesin diline düflmüfltür. De-

dikodu kazanlar› hemen her evde kaynamaya bafllar; her köyde, kasabada olabilece¤i gibi... Elbette sadece köylerde, kasabalarda de¤il, kentlerde bile çok rastlan›lmayan bir olay bu. Halk›n de¤er yarg›lar›na hemen her bölgede ters gelebilecek bir davran›fl Murtaza’n›nki. Ancak filmin as›l ilgilendi¤i olay bu de¤il. Janjan ve eve kapat›lan Güzel’in aflk›, esas olarak filmin ana konusu... Biz zihinsel özürlü dedik ama halk dilinde “deli” deniliyor Janjan gibilerine. O kadar do¤allaflm›fl ki, filmin internet sitesinde yer alan sinopsisinde bile Janjan’a “deli” deniliyor.

“Deli” kavram›, asl›nda tart›fl›lmas› gereken bir kavram olarak ortaya ç›k›yor Janjan nezdinde de... Bir afla¤›lama sözcü¤ü olarak kullan›lagelen, hatta üzerine “Deli deli kulaklar› küpeli” türünde tekerlemeler yap›lan “deli” sözcü¤ü, zihinsel olarak geri olan insanlar için kullan›l›yor. Ancak, halk bazen de, delilerine dile gelmeyen bir flekilde sayg› duyuyor ve bazen neredeyse evliya muamelesi gösteriyor. Köylünün, en genelde de halk›n düzenden kapt›¤› en kötü özelliklerden biri olan ikiyüzlülük, Janjan’da da tokat gibi çarp›yor surat›m›za. Bu hikayeler romanlarda geçmiyor yaln›zca tabi, hayat›n içinde onlarca “deli” hikayesi tüm gerçekli¤iyle yaflan›yor yan›m›zda, yöremizde... Janjan’›nki de bunlardan biri iflte. Onunki, s›radan “deli” öykülerine benzemiyor yaln›z. O da sayg› görüyor kasabal›dan ama elbette evliya olarak da görülmüyor. ‹flin evliya boyutu, baz› istisnalar olarak, daha çok da romanlarda anlat›l›yor. Janjan’›n herkesle iliflkisi iyi, kasabal› onu seviyor ve bir dedi¤ini iki etmiyor. En büyük zevki eski maden oca¤›n›n kap›s›n›n üzerindeki güvercinleri beslemek. Buna bir de Güzel ekleniyor flimdi. Olay›n aksayan veya inand›r›c›l›¤›n› zay›flatan as›l yan› da bu zaten. Güzel, konar-göçer bir Kürt ailesinin k›z›. Ailesi, kendisine verilen bafll›k paras› karfl›l›¤› olan ev ve araziyle göçerlikten kurtulaca¤› için raz› geliyor Murtaza’n›n evinde kapatma olmaya. Hofl karfl› ç›kacak durumu da yok. Karfl› ç›ksa, bu kez töreler onun karfl›s›na ç›kacak. Ölümü gördü¤ü için s›tmaya raz› geliyor uzun laf›n k›sas›... Ve geldi¤i ev-

42 | TAVIR |KASIM 2007


sinema

de, evin “delisine” afl›k oluyor. Hani gönül bu, kime meyledece¤i belli olmaz derler ama bu kadar› da fazla de¤il mi? Ad› üstünde aflk bu, hafifsenecek bir fley mi? Güzel, Janjan’la ne paylafl›yor ki, bir Kürt k›z›n›n, ald›¤› feodal kültürden dolay›, en çok korumas› gerekti¤i bekaretini ona teslim ediyor? Güzel, zihinsel özürlü oldu¤u için konuflmayan, acaip sesler ç›karan birine nas›l bu kadar k›sa sürede afl›k oluyor? Belki de mümkündür bilemiyoruz, ancak bu bize filmde gösterilmiyor, en az›ndan gösterildi¤i kadar›yla biz hissedemiyoruz bu büyük aflk›! Biz filmde Janjan’›n, kasaban›n gençlerinin ve di¤er ahalinin cinsel k›flk›rt›c›l›¤›na kap›larak, deyim yerindeyse iki-üç kez cinsel tacizini izliyoruz Güzel’e, o kadar... Yönetmen ötesini bize b›rak›yor belki ama böyle olmuyor her zaman. Fantastik bir öykü, bu filmde gerçeklik kazanm›yor iflte zihnimizde, yüre¤imizde... Filmin senaryosunun, hayat›n gerçekli¤iyle uyuflmad›¤› nokta tam da buras›. Bir aflk hikayesi anlat›lmaya çal›fl›lan... Yaz›n›n bafll›¤›nda, t›rnak içinde belirtilen cümle, afiflteki bir cümle ve yönetmen bunu anlatt›¤›n› söylüyor film boyunca. Evet masumdur, bahsedilen fley gerçekten aflk ise tabi. Ötesi de var. Kürtlere, o yöre halk›n›n bak›fl aç›s›, belki tek bir cümleyle anlat›l›yor ama halklar›n birbirine düflman edilmeye, linç histerisinin yediden yetmifle herkese bulaflt›r›lmaya çal›fl›ld›¤› bir süreçte biraz daha güçlü flekilde kardeflli¤e vurgu yap›lsa ne güzel olurdu. Ve gelelim töreye... Güzel’le Janjan’›n iflledi¤i büyük günah›n bedelini; kasabal› Janjan’a, Güzel’in a¤abeyi de Güzel’e ödetmeye çal›fl›yor. Töre, namus, ahlak, gelenekler, de¤iflen insan davran›fllar›, de¤erler... bütün bunlar› tart›fl›yoruz zihnimizde bu sahnelerde. Akl›m›za Do¤u’da törelerden kaynakl› yaflam›n› yitirenler geliyor. Filmin sonu, bizim aflk olay›na getirdi¤imiz fantastik de¤erlendirmesini do¤ruluyor sanki. Bu aflk›n imkans›zl›¤›, en çok bu kadar güzel anlat›labilirdi herhalde. “Acaba nas›l bitecek?” merak›yla filme odaklan›yor ve izledi¤iniz sonla memnun ayr›l›yorsunuz filmden. Etkili bir final oldu¤unu söylemeden

geçmeyelim... Oyunculuklara gelince... Televizyon dünyas›ndan beyazperdeye geçen Berk Hakman (Janjan) ve Selen Seyven (Güzel), vasat bir performans sergiliyorlar. Ancak, yine fazla insafs›z olmayal›m ve haklar›n› verelim. Daha ilk filmleri Janjan ve ilerisi için umut vaat ediyorlar demek abart› olmaz. Ve baflta Murtaza rolüyle Çetin Öner olmak üzere, di¤er deneyimli oyuncu kadrosu, göze batan oyunlar›yla filmin de¤erini art›r›yor. Janjan’› önce k›flk›rtan, sonra da linç etmeye çal›flan kasaba gençleri de rollerinde hayli gerçekçiler...Film, bir çok boyutuyla çok kolay televizyonlar›n magazin programlar›na, gazetelerin televizyon eklerine malzeme olabilecekken, Ayd›n Sayman bu yola baflvurmuyor. Vermek istedi¤ini olabilecek en sade boyutuyla vermeye çal›fl›yor. Bu durum, sinemam›z aç›s›ndan, hele de gelinen aflamada yozlaflman›n boyutlar› dikkate al›nd›¤›nda, olumludur ve böylesi ad›mlar desteklenmelidir... S›r Çocuklar› ile sinemaya att›¤› güçlü ad›m›, devam ettirmek isteyen Ayd›n Sayman, o filmi aflacak, güçlü bir eser ç›karamam›fl ama toplumsal sorunlara parmak basmak gibi bir derdi olan bir yönetmen. Bu yan›yla di¤er yönetmenlerden ayr›l›yor. Derdi hal-

k›n dertleri. Filmlerle bu dertlerin afl›lmas› için katk› sa¤l›yor kendi dünya görüflü çerçevesinde. Sosyalist oldu¤unu söyleyen ve bu dünya görüflünü filmlerine bir flekilde yans›tt›¤›n› belirten Sayman, flu ana kadarki iki filmiyle sözlerinin arkas›nda oldu¤unu gösteriyor. Yeflilçam’›n bafldöndürücü dünyas›na kap›lmadan iyi filmler yapmas› en büyük dile¤imiz. Sonuç olarak; sinemam›za yeni soluk getiren, sinemada halka anlataca¤› bir fleyleri oldu¤unu söyleyen bir yönetmenden, içinde toplumsal elefltiriyi bar›nd›ran, izlenebilecek bir film Janjan...J

F‹LM‹N KÜNYES‹: Oyuncular: Berk Hakman,Selen Seyven, Çetin Öner, Levent Y›lmaz, Necmettin Çobano¤lu, Aykut Oray, Fadime Cücen Yönetmen: Ayd›n Sayman Senaryo: Erdo¤an Akduman Müzik: Can Atilla Görüntü Yönetmeni: Eyüp Boz

KASIM 2007 | TAVIR | 43


sinema

bana flans dile hatice karatay

“Gözlerin al›flt› karanl›¤›na Görmüyor günefli görmüyor ›fl›¤› fians dile yola ç›kt›m ben Bana flans dile yoldan ç›kt›m… Bu yalanlar oyununda her birimiz Kendinin y›ld›z› Kendinin afl›¤› Gözlerim al›flt› ayd›nl›¤›na Görmüyor geceyi görmüyor y›ld›z› Konuflsam duyulmaz Ba¤›rsam nafile. fians dile yola ç›kt›m Bana flans dile yoldan ç›kt›m Bu oyun bir anl›k dursun Bu aldan›fl bitsin. Bir anda uyans›n baks›n herkes Beni dinlesinler son kez” Bana fians Dile filminin jeneri¤inde dönen flark› olarak duyuyoruz biz bu sözleri. Ayn› zamanda bir gencin yaflam karfl›s›ndaki 盤l›¤› ve lise ö¤rencilerinin yaflam hikayelerinden oluflan bir filmi özetleyen sözler bunlar. fiark›, filmin duyurmak istedi¤ini özetliyor. Bana fians Dile, Ça¤an Irmak’›n sinemalarda oynayan son filmi... Son ama asl›nda çekti¤i ilk uzun metrajl› film özelli¤ini tafl›yor. Çekildi¤i 2001 y›l›nda çeflitli sorunlar sebebiyle gösterime sokulmam›fl. Film, genç oyuncular taraf›ndan canland›r›lan, içinde amatörlükler bar›nd›ran ama kendince ve anlatmak istedi¤i bir derdi, çabas› olan bir film... Film, Bahad›r ad›nda bir lise ö¤rencisinin yaflad›¤› s›k›nt›lar karfl›s›ndaki tepkisini anlat›yor. Çevresindekilerin kendisini ve birbirini dinlememesi, birbirine yard›mc› olmak istememesi üzerine öyle bir gün geliyor ki dayanamay›p patl›yor Bahad›r. Ve yaflad›¤› çaresizlik içinde çözümü eline silah› al›p, birkaç saatli¤ine de olsa yaflam› istedi¤i gibi durdurmakta buluyor. Giriyor s›n›f›na ve tüm arkadafllar›n›, o saatte ders anlatan hocalar›yla beraber rehin al›yor. O gün konuflsun istiyor insanlar. O gün içlerini birbirlerine döksünler istiyor. Tehlikeli ama onu mutlu eden bir oyuna dönüfltürüyor rehin ald›¤› arkadafllar›yla geçirdi¤i süreyi.

44 | TAVIR | KASIM 2007

Herkesin birbirini dinlemeye ihtiyaç duydu¤u ancak bunu itiraf bile edemedi¤i bir yerde mutlaka herkesin ac›lar› ve içine att›klar› vard›r düflüncesiyle oluflturulmufl hikâyeler izliyoruz daha sonras›nda. Bir yandan sokaklarda kendi gözümüzle görebilece¤imiz, hatta belki de kendimizin yaflayabilece¤i türden hikayeler bunlar;


sinema

di¤er yan›yla ise tamamen özel olarak seçilmifl ve nadir görülecek cinsten… Ac›lar ve ailelerin yanl›fl yaklafl›m› belirleyici bu hikâyelerde. Sorun ise çocuk ve ebeveyn aras›ndaki iletiflimsizliktenmifl gibi anlat›l›yor. Bu yan›yla da eksik. Do¤ru yanlar› var elbette ama eksik. Bu noktada film, ailelerin içinde yaflad›¤› sisteme sadece dokundurmalar yapmakla kal›yor. Konuflamamak, anlatamamak, güvenememek, dost olmamak ça¤›m›z›n en temel sorunlar›ndan biri belki. ‹nsan›n insan› anlamamas› ve bunun belli bir süre sonra do¤allaflmas› da öyle yabana at›lacak konulardan de¤il. Ama bu konuyu sadece orada b›rak›nca bir fleyler rahats›z ediyor insan›. Konu, tam da bu yüzden tüm ilgi çekicili¤ine ra¤men eksik iflleniyor filmde. Sorunlar›n, yaflan›lan ac›lar›n insan› fliddete itti¤i düflüncesini eksik buluyoruz. fiiddetin sadece kifli psikolojisiyle ilgili olmad›¤›n›, maddi yaflam koflullar›n›n, içinde bulunulan sistemin sonucu oldu¤unu biliyoruz çünkü. Filmde de olaylar›n yönlendirilmesinde sisteme aç›ktan bir tepki var. ‹nsan›n insan› dinlememesine, aile içi sevgisizli¤e, genel olarak iletiflimsizli¤e, yaflamdaki saçma sapan kurallara, çarp›k e¤itim sistemine, medyan›n olaylar› nas›l çarp›tt›¤›na iliflkin tepkiyi anlat›yor. Hani insan her gün ayn› fleyleri yaflamaktan b›kar, hani yaflam›n de¤iflmesini ve çocukken bize vaat edilenlerin gerçekleflmesini ister ya bir an; iflte o anda sihirli bir gücün dünyay› de¤ifltirece¤ini umut eder. Yaflad›klar›ndan, kendisine de¤er verilmemesinden, itilip kak›lmaktan, yok say›lmaktan, kurallar›n yaflam›n› kuflatmas›ndan yorulmufltur art›k ve aray›fl içine girer. Ya da güçsüz hissediyorsa kendini içine kapan›r, yaflama küser… Ça¤›m›z insan›n›n hastal›klar›d›r bunlar. Çünkü ad› konulmasa da sistemin insan› getirdi¤i son nokta budur. Kapitalizmin insan› yaln›zlaflt›rmas›na, tüm de¤erlerin alt›n› boflaltmas›na karfl› mücadele edemeyen insan›n tam da düfltü¤ü durumu özetler asl›nda. Mücadele etmeyi beceremeyen insan›n, yaflam karfl›s›ndaki savruluflu da diyebiliriz buna. ‹flte filmde de genç bir lise ö¤rencisinin ç›rp›n›fllar›n› görüyoruz. ‹nsan›n temel oldu¤u, kendisine de¤er verildi¤i bir yaflam›n özlemiyle eline al›yor silah› ve art›k geri dönemeyece¤i bir ifle soyunuyor… Kendince bir ç›k›fl ar›yor o anki durumuna… Net bir çözümün getirilmedi¤i, hayallerle örülü bir ç›k›fl. Ama sorgulat›yor, düflündürüyor, hatta kendince dönüfltürüyor da etraf›ndakileri… Filmden ç›k›p gerçe¤e bakt›¤›m›zda bunun çok da yetersiz oldu¤unu elbette ki görüyoruz. Ne kapitalizm, böyle k›sa süreli hayallerle insan ö¤ütmekten vazgeçer, ne de bireysel bir memnuniyetsizlik yaflam›n de¤iflmesini beraberinde getirir. ‹flte bu noktada net bir anlat›m dili ve çözüm yok. Biz birbirimize anlat›rsak tüm sorunlar çözülür diye bakman›n da burada eksik kald›¤›n›n alt›n› çizelim tabi. Bunlar› söylüyoruz ama bunca saçma sapan film içinde “Bana fians Dile”nin bir derdinin olmas›n›, kendi diliyle de olsa yaflam› sorgulamaya çal›flmas›n› anlaml› buluyoruz. Filmi çekti¤i zaman-

lar Irmak, oldukça iddial› konufluyor ve savunuyor yapt›¤›n›. O dönem Cumhuriyet Dergi’ye verdi¤i röportaj›nda filmi niye çekti¤i hakk›nda flöyle diyor; “Asl›nda bu filmi seksen sonras› apolitik Türk gençli¤ine yöneltilmifl bir sald›r› diye nitelendirebiliriz. Ben bunlar› hep Özal döneminin bizlere b›rakt›¤› muhteflem miras olarak düflünüyorum. K›sa yoldan köfle dönmek, b›rak›n›z yaps›nlar, b›rak›n›z etsinler… Peki b›rakal›m ama o zaman dünya yaflan›lmayacak bir hale dönüflür. Ahlaki çöküntünün legallefltirilmesi beni delirtiyor. Gerçek bir ahlaki çöküntüyü yafl›yoruz, bütün televizyonlar da bunu legal k›l›yorlar. Bu ülkede aç bir kesim varken Tele Vole’de pasta savafl›n› gösteremezsin… Bunu kendi ülkenin insanlar›na niye yap›yorsun? Üstelik de bu pasta savafl›n› yapan insanlar›n geçmifline bakt›¤›nda açl›ktan gelen insanlar oldu¤unu görüyoruz. O zaman insan›n hamurunda bir yanl›fl var. ‹nsan›n ilkel egosu baz› insanlar›n felaketlerinden mutluluk duyuyor. Kendi benli¤inde bununla mücadele etmelisin. O dönemle genç; ama o güne kadar yetene¤ini dizilerde göstermifl ve ilk kez uzun metrajl› bir filme soyunmufl bir yönetmen, Irmak… Hem senaristli¤ini hem de yönetmenli¤ini yapt›¤› bu ilk filmin acemili¤ini ise üzerinde tafl›yor. Yukarda anlatt›¤› gibi bir film çekti¤i söylenemez. Kafas›ndakilerin tümünü perdeye yans›tamam›fl. Tam olarak nedenleri, niçinleri oturtulmasa da yarat›lan gençli¤e, aile yap›s›na ve dolayl› olarak da var olan sisteme bir tepki ile kalm›fl. Tabi Irmak’›n ilk uzun metrajl› filmi oldu¤unu düflünürsek, o günden bugüne geçen zaman›n, Irmak’› yönetmenlik anlam›nda ustalaflt›rd›¤›n› da rahatl›kla görebiliriz. Oyunculuklara gelince, lise ö¤rencilerini anlatt›¤› içindir ki çok genç bir kadrosunun oldu¤unu belirtmek laz›m. Günümüzün gelecek vaad eden oyuncular›ndan ‹smail Hac›o¤lu ve Melisa Sözen, o dönem 16 yafl›nda olan genç oyuncular henüz. Bahad›r rolünü canland›ran R›za Kocao¤lu ise genç ama rolüne göre baflar›l› bir oyuncu olarak karfl›m›za ç›k›yor. Filmin en göze batan yanlar›ndan biri ise s›n›f›n içinde yaflanan olaylar d›fl›nda geliflen anlat›mlar›n oldukça karikatürize edilmifl olmas›. Yer yer bunun bilerek abart›ld›¤›n› ve yaflanan çarp›kl›klar›n bu flekilde anlat›lmaya çal›fl›ld›¤›n› söylesek de kimi yerde yönetmenin acemili¤inin de göze çarpt›¤›n› belirtelim. Irmak’›n ayn› dönem ‘fiafl›felek Ç›kmaz›’ ve ‘Asmal› Konak’ gibi dizileri çekti¤ini de unutmayal›m. O dizilerdeki göreli baflar› durumu Irmak’›n ilk filmindeki acemili¤ini daha iyi görmemizi sa¤l›yor. O yüzden bu da akla oyuncular›n çok genç olmas›n›n getirdi¤i dezavantaj ile birlikte bizlere Irmak’›n anlat›mlar›n›n uzun soluklu yap›mlarda daha baflar›l› oldu¤unu gösteriyor. Evet, tüm bu söylediklerimize ra¤men filmin izlenmesi gerekti¤ini de düflünüyoruz, Yaralar›m›z› anlatmaya, insan›n kendini bulma mücadelesini göstermeye çal›flan bir film olmas› yan›yla ‘Bana fians Dile’ izlenmeli. Söylemek istediklerini tam olarak hayata geçirememifl bir film olsa da verilenin elefltirisinin yap›lmas› ve insana de¤er verilmesini yüceltmesi aç›s›ndan önemli bir film oldu¤u kan›s›nday›z. Ve bu aç›lardan da hak ediyor izlenmeyi…J

KASIM 2007 | TAVIR | 45


haberler Çocuk Filmleri Festivali bafllad› Uluslararas› ‹stanbul Çocuk Filmleri Festivali 23 Ekim-8 Kas›m 2007 tarihleri aras›nda beflinci kez yap›lacak. Festival, 30’un üzerindeki ülkeden 114’ün üzerindeki filmi çocuklarla buluflturuyor. Festival, 23 Ekim 2007 tarihinde düzenlenecek olan aç›l›fl galas› ile bafllad›. Galada, “Küçük Sinemac›lardan Büyük Filmler” yar›flmas›n›n dereceye giren filmlerinin sahiplerine ödülleri verildi, iki hafta boyunca festivalde gösterime girecek dünyan›n dört bir yan›ndan gelen filmlerin k›sa gösterimleri yap›lacak.

26 Ekim-8 Kas›m 2007 tarihleri aras›nda ise filmler sadece ‹stanbul Cinecity Sinemalar› ve Beykent Üniversitesi Sanat Merkezi Sinema Salonu Beylikdüzü’nde gösterimde olacak. Pedagoglar taraf›ndan izlenmifl ve onaylanm›fl 114’ün üzerinde film, iki hafta boyunca 2-15 yafl aras› çocuklarla buluflacak. Filmler; D-Point Cinecity Etiler, Bonus Premium Cinecity Trio Kozyata¤›, Cinecity Olivium Zeytinburnu ve Beykent Üniversitesi Sanat Merkezi Sinema Salonu Beylikdüzü’nde olmak üzere 4 farkl› noktada gösterilecek. 5. Uluslararas› ‹stanbul Çocuk Filmleri Festivali’ne; Litvanya, Fransa, Almanya, ABD, Arjantin, Estonya, Rusya, Ukrayna, ‹ngiltere, Lüksemburg, Fransa, Hindistan, Japonya, Çin, Belçika, Hollanda, ‹sveç, Danimarka, Kanada, Yunanistan, ‹spanya, Norveç, ‹skoçya, Güney Afrika, Suriye, Tunus, Slovakya, Polonya, ‹srail, Brezilya, ‹talya, H›rvatistan ve Türkiye baflta olmak üzere 30’dan fazla ülkeden 114’ün üzerinde film kat›l›yor. J

PEN Yazarlar Birli¤i’nden Hrant Dink’e ödül... Agos gazetesinin öldürülen Genel Yay›n Yönetmeni Hrant Dink, PEN adl› uluslararas› yazarlar birli¤inin bu y›lki ''Hermann-Kesten Madalyas›'' ödülüne lay›k görüldü. "Türkiye'de düflünce özgürlü¤ü için yapt›¤› cesur mücadelenin takdir edilece¤i" bildirildi. Darmstadt'ta 15 Kas›mda düzenlenecek ödül töreninde Alman Birlik 90/Yefliller Partili Avrupa Parlamentosu

46 | TAVIR |KASIM 2007

‹dil Çocuk Korosu derslere bafllad›

üyesi Daniel Cohn-Bendit'in bir konuflma yapaca¤› kaydedildi. PEN yazarlar birli¤inin baflkanl›¤›n› yapan ve daha sonra onursal baflkan› olan Hermann Kesten, 28 Ocak 1900 tarihinde Avusturya-Macaristan ‹mparatorlu¤u'nda dünyaya gelmifl ve 3 May›s 1996 tarihinde ‹sviç-

‹dil Kültür Merkezi’nde her y›l yap›lan Çocuk Korosu yeni ö¤rencileriyle derslere bafllad›. 611 yafl›ndaki ö¤rencilere nota ve flüt ö¤retmeyi, korolara efllik etmelerini amaçlayan çal›flmalarda, ayr›ca ö¤rencilere resim dersi de veriliyor. Koro ö¤retmenleri amaçlar›n› flöyle aç›klad›: ‹lkokul ça¤›ndaki çocuklar›n, hayat› ö¤rendikleri bu geliflim ça¤›nda, televizyon ba¤›ml›l›¤›, internet ba¤›ml›l›¤› gibi günlük yaflam› olumsuz etkileyen bir çok fleyden flikayetçi olan aileler; çocuklar›n›n ders

Che Guevara’n›n el yaz›s› fliirleri yay›nland› Küba devriminin önderi Ernesto "Che" Guevara'n›n 20 kadar "unutulan" fliirinden oluflan bir kitap Guatemala'da yay›mland›. Che'nin el yaz›s›yla yazd›¤› fliirleri bir kitapta toplayan Guatemalal› yazar Marco Vinicio Mejia, kitab›n tan›t›m›nda yapt›¤› aç›klamada, "Che'nin tüm fliirlerini içeren bir kitab› ne internette ne de bir kütüphanede bulabilirsiniz, bu tek." dedi.

re'nin Basel kentinde vefat etmiflti. J

çal›flmamas›ndan, derslerinin kötü olmas›ndan, dikkatlerini toplayamamas›ndan flikayetçiler. ‹lkokul çocuklar›n› da s›nav yar›fl›na sokma telafl› içinde, müzik vb. çal›flmalar zaman kayb› olarak görülebilir. Ancak, nota çal›flmas› çocuklar›n matematik zekas›n› gelifltiren bir yan tafl›r. Di¤er önemli bir yan› çocuklar›n sosyalleflmesini sa¤lar. Kalabal›k karfl›s›nda flark› söylemek çocuklar›n kendine güvenmelerini sa¤layacakt›r. Kendi ayaklar› üzerinde durabilen, paylaflan, tart›flan, düflünen, üreten insanlar›n... J

4 y›l›n› Guatemala, Bolivya ve

Meksika'da, 1953-1956 y›llar›nda yaz›lan, o dönemde baz› gazeteler ve dergilerde yay›mlanan ancak daha sonra unutulan fliirleri bir araya getirmeyle geçiren yazar; "Bu Che'nin hiç bilinmeyen bir yüzü. Onun düflünce ve duyarl›l›¤›n› aç›klamak istiyoruz." diye konufltu. Sadece 3 bin adet bas›lan 154 sayfal›k kitapta yay›mlanan fliirler, Bolivya, Guatemala, Afrika, aflk, dostluk ve baflkald›r›y› konu al›yor.J


haberler

Nobel Edebiyat Ödülü Doris Lessing’e verilecek. ‹sveç Akademisi, bu y›lki Nobel Edebiyat Ödülü'nü Doris Lessing'e vermeyi kararlaflt›rd›. Akademi'nin 18 üyeli edebiyat jürisi, Lessing'i "Kuflkuculu¤u, atefli ve hayal gücüyle, bölünmüfl bir uygarl›¤› derin bir incelemenin hükmü alt›na alan, kad›n deneyiminin destanc›s›" diye

niteledi. 1919 do¤umlu Lessing, Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan 11. kad›n yazar. Lessing'in Türkçe'ye çevrilen kitaplar›ndan baz›lar› flöyle:

GRUP YORUM g ü n c e 37 Ekim: Anadolu Federasyonu’nun 7 Ekim 2007 tarihinde Köln ‹ntersaal'de düzenledi¤i 4. Halk fiöleni’ne kat›larak, yaklafl›k 1200 kifliye seslendi. Etkinlikte, Yorum’un yan› s›ra Aynur Do¤an ve Mikail

Aslan da vard›. 319 Ekim 2007: ‹zmir Fuar› Aç›khava Tiyatrosu'nda düzenlenen konserde 1700 kifliye seslendi. J

Kedilere Dair, Türkü Söylüyor Otlar, ‹çinde Yaflamay› Seçti¤imiz Hapishaneler, Mara ile Dann, 8. Gezegen Argostaki Ka-

Mehmet Uzun hayat›n› kaybetti...

nopus Arflivleri, 4, Sirius Deneyleri Argostaki Kanopus Arflivleri 3, Alt›n Defter, Evlilikler Argostaki Kanopus Arflivleri 2, fiikasta Argostaki Kanopus Arflivleri 1, Gene Aflk, Terörist, Cehenneme ‹nifl ‹çin Aç›klama, Beflinci Çocuk, Siyah Madonna, Evlenmeyen Adam›n Hikayesi.J

‘Hat›rla Sevgili’ dizisine tepki! Taylan Özgür’ün ölümünün ayd›nlat›lmas› için y›llard›r mücadele yürüten ablas› Hale K›y›c›, Hat›rla Sevgili dizisinin ’68 devrimci hareketini ele al›fl› ve Taylan Özgür’ün cinayetini iflleyifli üzerine bir aç›klama yaparak, olaylar›n yeterli araflt›rma yap›lmadan yans›t›ld›¤›n› vurgulad›: “Kardeflim Taylan Özgür'ün öldürülmesi, dizinizde yeterli araflt›rma yap›lmadan, bu konuda bilgisi olanlara dan›fl›lmadan, çarp›t›larak anlat›lmas›n›, bu cüretkârl›¤›n›z› hayretler içinde izledik. 38 y›ld›r biz ailesinin verdi¤i mücadeleyi yok sayarak Türkiye'nin unutmad›¤› /unutulmas›na izin vermedi¤imiz bu faili bilinen cinayeti kanal›n›z›n yap›m› olan bu dizide ve uydurma bir

aflk hikayesinde garnitür olarak kullan›lmas›na, malzeme yapman›za söylenecek sözlerimiz olacak ve elbette ki bunun da bir bedeli olacakt›r. (...) Diziyi çeken beyler-han›mlar de¤erlerimizi paraya çevirme h›rs›n›z ve hayalleriniz sizin olsun. Kurmacan›n da bir s›n›r› vard›r ve olmal›d›r, anlar›m ama bizim ölülerimize dokunmay›n, ucuz h›rslar›n›za malzeme yapmay›n. Bilin ki, ölenlerin matemini de tutar›z hesab›n› da sormas›n› biliriz, Naz›m'a inat! Bu diziyi yapanlar; açgözlülü¤ünüz bir gün bafl›n›za bela olur. San›r›m bu bela da benim. Bu yürek ac›lar›n›, sizin ucuz aflk hikâyelerine sos yapt›rmay›z.” J

Mide kanseri teflhisi konulmas›n›n ard›ndan bir süre önce yaflad›¤› ‹sveç'ten dönüfl yaparak, Diyarbak›r'a yerleflen Uluslararas› Pen Üyesi Yazar Mehmet Uzun, tedavi gördü¤ü Dicle Üniversitesi T›p Fakültesi Araflt›rma Hastanesi’nde 10 Ekim günü yaflam›n› yitirdi.

Mehmet Uzun'un Eserleri: Ruhun Gökkufla¤›, Bir Dil Yaratmak, Aflk Gibi Ayd›nl›k Ölüm Gibi Karanl›k, Abdal›n Bir Günü, Dengbejlerim, Kader Kuyusu, Küllerinden Do¤an Dil ve Roman, Kürt Edebiyat›na Girifl, Nar Çiçekleri, Sen, Siya Evine, Tu,

Kürt as›ll› Uzun, 2001 y›l›nda Türkiye Yay›nc›lar Birli¤i’nin ''‹fade Özgürlü¤ü Ödülü’nü'' alm›flt›. Evli ve iki çocuk babas› olan Mehmet Uzun, 13 Ekim günü Diyarbak›r Ulucami'deki ö¤le namaz›n›n ard›ndan Mardinkap› Mezarl›¤›'nda topra¤a verildi.

Yafll› Rind'in Önemi,

Kürt Edebiyat› Antolojisi, Zincirlenmifl Zamanlar Zincirlenmifl Sözcükler ve Bir Roman›n Hat›ra Defteri.J

KASIM 2007 | TAVIR | 47


haberler sa... k›sa... k›sa... k›sa.. k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›s

316. Y›l›n› Harbiye Aç›k Hava Tiyatrosu’nda kutlayan MKM’nin 19 Ekim gecesi düzenledi¤i konsere çevik kuvvet müdahale etti. Polisin müdahalesi nedeniyle ara verilen konser Ag›re Jiyan'›n dinletisi ile devam ederken, Harbiye Aç›khava Tiyatrosu önüne çevik kuvvet polisleri ve panzerler takviye edildi. Salonda say›s›n› artt›ran polis, alt tribünler ve sahne önüne kadar inerek, Rojda sahnedeyken program›n normal saatinden önce bitirilmesine neden oldu.

yircilerinin karfl›s›na ç›kmay› planlayan Semaver Kumpanya, 6. sezonunu, 3 Kas›m Cumartesi günü “Semaver ve Kumpanya” oyunu ile aç›yor.

Sahnesi, Ka¤›thane Sadabad Sahnesi, Fatih Reflat Nuri Sahnesi, Ümraniye Sahnesi ve Gaziosmanpafla Sahnesi olmak üzere, toplam 6 sahnede seyircisi ile buluflturacak.

Sait Faik Abas›yan›k’›n toplulu¤a ismini de veren “Semaver” ve “Kumpanya” öykülerinin bir arada uyarlanmas›yla oluflturulan “Semaver ve Kumpanya”da 1940’l› y›llar›n sonlar›nda, savafl sonras› y›lg›n ve yoksul y›llarda, ‘Herfleye ra¤men tiyatro’ diyen gezici bir kumpanyan›n hayat dolu öyküsü anlat›l›yor… Di¤er oyunlar›n isimleri ise flöyle; “Kuru Gürültü”, “Cesaret Ana”, “‹nfazc› 14 ve Canl› Bomba”, “Allah Bizi Seviyor”, “Trainspotting ve Chamaco”, “Nasreddin Hoca”, “Memo’nun Önlenemez Yükselifli” ve “Bir Varm›fl Hiç Yokmufl”

3Avrupa Parlamentosu, “Sinema Ödülü”nü Fatih Ak›n’›n filmine verdi. Avrupa Parlamentosu’nun bu y›l ilk kez verdi¤i sinema ödülü Le Prix Lux, yönetmen Fatih Ak›n’›n “Yaflam›n K›y›s›nda” filmine verildi. Avrupa Parlamentosu üyelerinin oyuyla seçilen filmin, AB ülkelerinde kullan›lan 22 dile çevrilip gösterilmesi için Avrupa Parlamentosu’ndan maddi destek alaca¤› belirtildi.

3fiehir Tiyatrolar›'n›n Kas›m program› aç›kland›. 3 Ekim’de sezonu 2 yeni oyunla açan ‹stanbul Büyükflehir Belediyesi fiehir Tiyatrolar›, programlar›n›, Kas›m ay›nda da 3 yeni oyunla devam ettiriyor.

3Semaver Kumpanya yeni sezona bafll›yor. Sezon içinde gerçeklefltirece¤i 5 yeni oyunla se-

Kas›m ay›nda ‹BB fiehir Tiyatrolar› oyunlar›n›, Üsküdar Kerem Y›lmazer Sahnesi, Kad›köy Haldun Taner

326. ‹stanbul Kitap Fuar›, 27 Ekim- 4 Kas›m tarihlerinde düzenlenecek. TÜYAP (Tüm Fuarc›l›k Yap›m A.fi.) ve Türkiye Yay›nc›lar Birli¤i taraf›ndan 27 Ekim - 4 Kas›m 2007 tarihleri aras›nda düzenlenecek olan 26. ‹stanbul Kitap Fuar›’nda, yazar-okur buluflmalar›, söylefliler, dinletiler ve çeflitli konulardaki sergiler ile birçok kültürel etkinlikler düzenlenecek. 3Alt›n Portakal’lar törenle sahiplerini buldu. Ulusal Uzun Metraj Film Yar›flmas› En ‹yi Film Ödülü’nü Semih Kaplano¤lu’nun Yumurta; Dr. Avni Tolunay Yurtiçi Kargo Jüri Özel Ödülü’nü Fatih Ak›n’›n Yaflam›n K›y›s›nda; adl› filmleri; Digitürk Behlül Dal En ‹yi Genç Yetenek Ödülü’nü Saadet Ifl›l Aksoy (Yumurta), En ‹yi Yönetmen Ödülü’nü Fatih Ak›n (Yaflam›n K›y›s›nda) kazand›.J

DVD... VCD... ALBÜM... DVD... VCD... ALBÜM... DVD... VCD... ALBÜM... DVD... 3beyaz köpükler melihat güzelses Akustik Müzik

48 | TAVIR |KASIM 2007

3en güzel düfller Düfl Soka¤› Sakinleri FMI

3 çoban y›ld›z›

3 fast food nation

Seyhan Müzik

richard linklater D Productions



2007 67 kasim