Issuu on Google+

kültür sanat yaflam›nda

• 2007/11

say› 67

2.25 YTL(KDV’li)

eylül 2007

›ssn 1303-9113

27 y›l sonra ruhi su ile yeniden...


foto: emre bozbo造a


tavır a y l › k

s a n a t

d e r g i s i

Merhaba

Sahibi Tav›r Yay›nlar› Org. Reklamc›l›k ad›na Öznur Turan Genel Yay›n Yönetmeni Gamze Mimaro¤lu Sorumlu Yaz›iflleri Müdürü Cihan Keflkek

Senenin en uzun ay›d›r eylül. Güz ya¤murlar›n›n ›slatt›¤›, sar› dallardan kopan yapraklar›n yüre¤imizdeki hüznü kadar upuzundur. “Erken, çok erken kaybettik” dediklerimizden midir, yoksa ad›n›n s›rf eylül olmas›ndan m› bilinmez... Bildi¤imiz bir fley var ki, eylül, sevdiklerimizin ço¤unu ald› elimizden. Ruhi Su gibi, müzi¤imizin tekseslili¤ine dur demifl, fikirleri, düflünceleri ve prati¤iyle örnek bir ustam›z da eylül ay›nda düflen sar› yapraklar misali düfltü topra¤a. “Düfltü” de¤il asl›nda, “Düflürüldü!”, tedavisine izin verilmeyerek… Sevgi ve sayg›yla an›yoruz ustam›z›… Ve tam 27 y›l önce müzi¤in çok seslili¤i üzerine bize söylediklerini yeniden aktar›yoruz sizlere… Müzi¤imizin çokseslilik yolculu¤unu bafllatanlardan olan Ruhi Su, bu yolculu¤un kilometre tafllar›-

Yaz›flma Adresi ‹stanbul Mahmut fievket Pafla Mah. Mektep Sk. Çoban Apt. No:4 Okmeydan› - fiiflli - ‹stanbul Tel: (212) 253 78 88 - 253 78 81 Faks: 235 44 11 e-posta: tavir2007@gmail.com Ankara ‹dilcan Kültür Merkezi fiirintepe Mah. 8.Cad. No:222 / B Mamak – Ankara Tel: (312) 390 38 05

n› anlat›yor. Kahramanlar› halk yarat›r. Öyle çaresizli¤inden de¤il, hamurunu bizzat kendisi kard›¤›ndan. Mayas›n› da zalime olan öfkesinden verdi mi hamura, art›k her fley haz›rd›r. ‹syan› ateflleyecek, büyütecek, yönetecek güç do¤maya haz›rd›r. Hurremilerin isyan önderi Babek’i anlat›yoruz. Abbasilerin sömürüsüne, zulmüne Hurremi 盤l›klarla karfl›l›k veren; tarihte zaferleri -yenilmifl olsalar bile- güçlünün de¤il hakl›n›n kazanaca¤›n› gösteren; zalimin önünde bütün uzuvlar› kesilirken dahi bafl e¤meyen, aman dilemeyen Babek’i… ‹nsanl›k tarihiyle neredeyse özdefltir ayd›nlanma tarihi. Her dönemde insanlara yol gösteren, onlar› daha güzel bir dünyaya do¤ru yola ç›karma görev ve sorumlulu¤unu

Hesap no (YTL) 1042- 30000 596147 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST.

üstlenenler ç›km›flt›r. ‹flte tam da burada ç›k›yor ayd›n olman›n önemi. Tarihin ak›fl›n› de¤ifltirme yetisine, bugünden yar›n› görme maharetine sahip olan ayd›nlar›n misyonu, tam da burada ortaya ç›k›yor. S›n›flar›n çat›flmas›nda burjuva ayd›n ile proleter ayd›n aras›ndaki ayr›m mu¤lâkl›¤a yer b›rakmayacak kadar nettir. Bu konudaki tart›fl-

Hesap no (EURO) 1042- 3010000 129062 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST.

malar hala sürse de, kimin hangi s›n›fa hizmet etti¤i s›r de¤il art›k. ‹flte bu tart›flmaya proletarya cephesinden yan›t veren; yaflam›, fikir ve düflünceleri, prati¤iyle örnek bir yazard›r Nikolay Ostrovski. Proletaryan›n, ezilen halklar›n, yüre¤i sosyalizmden geçen herkesin onurudur Ostrovski… Ayd›n kavram› Ostrovski gibi proleter ruhlu, sosyalist

Fiyat› (DÖV‹Z) Almanya: 5 Euro Fransa: 5 Euro Hollanda: 5 Euro Avusturya: 5 Euro ‹sviçre: 7.5 Frank ‹ngiltere: 4 Sterlin Ofset haz›rl›k TAVIR YAYINLARI

ayd›nlarla anlam kazan›yor. Munzur’un k›y›lar› her sene oldu¤u gibi bu sene de festival coflkusuna tan›kl›k etti. Art›lar›-eksileri, olumluluklar›-olumsuzluklar›yla festivali yazd›k. Yazarken Munzur’un efsanevi yan›na da vurgu yapmadan geçemedik. Bir sonraki say›m›zda görüflmek dile¤iyle…

Bask› Bar›fl Matbaac›l›k Yerel süreli yay›n

Dostlukla... tavır


‹Ç‹NDEK‹LER

09/2007 73 harbiye’de yank›lanan türkülerimizin kardefl sesiydi

7 10 14 17 19 20 23 24 26 30 34 37 40 41 42 46

RÖPORTAJ ruhi su ‹ZLEN‹M harbiye’de yank›lanan türkülerimizin kardefl sesiydi RÖPORTAJ sarper özsan’la çokseslilik üzerine ‹NCELEME babek ELEfiT‹R‹ bir flaflk›n adam fi‹‹R hasan hüseyin ‹ZLEN‹M munzur özgür akacak AYIN FOTO⁄RAFI umut kaçar HAP‹SHANEDEN volta RÖPORTAJ arif usta ARAfiTIRMA yaflam›yla, müzi¤iyle k›z›lderililer B‹YOGRAF‹ nikolay ostrovski DENEME godot’yu beklemek ÖYKÜ denef demiray DENEME erhan bal RÖPORTAJ flener kökkaya HABERLER

10 3 sarper özsan’la çokseslilik üzerine

20 munzur özgür akacak 3

34 3

3

kapak 3

yüre¤ine çifte su verilmifl bir yazar:ostrovski


röportaj

ruhi su: devrimci müzik, müzi¤imizin çokseslili¤e gitmesi sorunudur kerim balk›r

de¤erli halk ozan›m›z ruhi su’nun ölüm y›ldönümü nedeniyle 1980 y›l›nda dergimizde yay›nlanan röportaj› o’nun an›s›na, 27 y›l sonra tekrar yay›nl›yoruz...

“Burada halk›n özlemlerini bilmek, devrimci müzi¤imizin geliflmesine çok yard›mc› olur. Bu özlemleri nereden ö¤renebiliriz? Türkülerinden; türkülerde ço¤unlukla halk›n ne istedi¤i yatmaktad›r. Yani, ekmekten aflka kadar, neyin özlemini çekmekteyse onu türküleriyle anlatmaktad›r halk.” Müzi¤in toplumsal de¤iflimdeki ifllevi sizce ne olabilir? Ruhi Su: Müzi¤in toplumsal de¤iflimdeki ifllevi, toplumun koflullar›na, içinde bulundu¤u ortama göre de¤iflebilir. Ve edebiyat›n ifllevi neyse, tiyatronun ifllevi neyse, müzi¤in ifllevi de ondan baflka bir fley de¤ildir. Yerine göre e¤lendirmek, dinlendirmek, toplumun estetik de¤erlerini, zevkini gelifltirmek ifllevini de üstlenebilir. Toplum bir savafl›m›n içindeyse, o savafl›ma da katk›da bulunabilir; ifllevi, koflullara ba¤l› olarak böylece geliflir. Karfl›l›kl› etki tepki kanunlar›na da ba¤l›d›r bu. Koflullar de¤ifltikçe, toplumun sanat› da de¤iflir. Bu etkilenme, koflullar› da de¤ifltirebilir. Bu iliflki karfl›l›kl› olarak birbirini daima de¤ifltirerek, gelifltirerek sürer. Devrimci müzi¤in kayna¤› ne olmal›d›r? Devrimci müzi¤in kayna¤›n› düflünürken, yine sanatlar› tümüyle beraber düflünmek sözkonusu. Bütün sanatlar› gelifltiren esasl› unsur neyse, devrimci müzi¤in geliflmesi için kaynak da odur, diyebiliriz. Burada halk›n özlemlerini bilmek, devrimci müzi¤imizin geliflmesine çok yard›mc› olur. Bu özlemleri nereden ö¤renebiliriz? Türkülerinden; türkülerde ço¤unlukla halk›n ne istedi¤i yatmaktad›r. Yani, ekmekten aflka kadar, neyin özlemini çekmekteyse onu türküleriyle anlat-

EYLÜL 2007 | TAVIR | 3


röportaj

maktad›r halk. Devrimci müzi¤imizde bu bir kaynak olabilir. Bir de, bugün mevcut müzi¤imize göre, devrimci müzik nedir, sorusu ç›kabilir burada. Bugünkü varolan müzi¤imize göre devrimci müzik, bizim için, bizim toplumumuz için çoksesli bir müziktir. Yani, müzi¤imizin çokseslili¤e gitmesi sorunudur devrimci müzik. O zaman çokseslili¤e gitmifl olan müzikler de bizim için bir kaynak olabilir. Yani çokseslili¤in kendisi devrimi yaratmaya yetmeyebilir. Bugün bat›daki kapitalist toplumlar›n tümü hemen hemen çoksesli müzi¤e sahiptir ama, oradaki toplumlar›n hepsi devrimci koflullara gelmifl de¤ildir. Kapitalist düzenden daha ileri bir devrim düflünüyorsak, demek ki çokseslilik orada yetmiyor. Ama sosyalist düzende çoksesli müzik mutlaka devrimci müzik niteli¤ini tafl›r. O aç›dan bizim bugünkü müzi¤imize göre devrimci müzik, çoksesli müziktir, denilebilir, daha ileri bir ad›m oldu¤undan. Halk müzi¤imiz tekseslidir. Büyüklü¤ü, halk›n bütün sorunlar›n› yüklenen bir müzik olmas›ndad›r. Klasik sanat müzi¤imiz gibi bir konuyu ifllememekte; yani yaln›z aflk konusunu ifllememektedir. Halk›n korkular›n›, sevinçlerini, kahramanl›klar›n›, neyin özlemini çekiyor, neden flikâyet ediyorsa onlar›n tümünü içeren bir müziktir. Bundan dolay› devrimci müzik niteli¤i tafl›maktad›r. Halk türküleri yorumlan›rken nelere dikkat edilmeli? Türküler, sözlü müzik oldu¤una göre, yorum, sözün kendisinden ç›kar. Söz neyi söylüyorsa, o zaten yorumu kendili¤inden getirir. Hani 'a¤z›ndan ç›kan lâfa dikkat et' derler. Türküyü söyleyen, söylerken a¤z›ndan ç›kan lafa dikkat ediyorsa, o bir yorum getiriyor demektir. Müzik aç›s›ndan neler söyleyebiliriz? Örne¤in, sizin yorumlayarak söylediklerinizin otantik olandan farkl›l›klar› var. Daha do¤rusu bir ileri olma durumu var. Bunu yaparken neye dikkat edilmelidir? Bir türküyü, bir flark›y› rahat yorumlayabilmek için, müzi¤in ve sözün kurallar›n› bilmek gerekti¤i gibi; sesin de o yorumu yapabilecek nitelikte olmas› gerekir. Yani herkes bir yorum yapmak ister, fakat sesi buna yetmeyebilir. Konuflmada bile öyledir. Nas›l konuflmak gerekti¤ini duyar, fakat sesiyle o fleyi yapamaz. fiark› söyleyen insan için de bu böyle. Anlad›¤› fleyi sesiyle verebilmek için, sesinin o

4 | TAVIR | EYLÜL 2007

fleyi verebilmeye uygun bir nitelikte olmas› gerekir. Yani, ben isem sözkonusu, ses e¤itimi gördü¤üm, müzik kurallar›n› bildi¤im için, söz kurallar›n› biraz bildi¤im için, halk›n bu türküleri neden, nas›l söyledi¤ini biraz bildi¤im için bu yorumu yapabiliyorum. Bunlar gerekli. fiimdi, benim bildi¤imi bilen her insan bunu yapabilir mi? O da baflka bir fley. Yani, diyelim ki devlet konserva tuar›n› bitirdim ben. Her devlet konservatuar›n› bitiren, böyle söyleyebilir mi, böyle yorumlayabilir mi? Yok, bunu diyemem. Ama, böyle yorumlayabilmek için mutlaka bir ses e¤itimi gereklidir. Bunun d›fl›nda, benim bu yorumumu be¤enen, izleyen birçok arkadafl›m›z oldu, biliyorsunuz. Onlar, yapabildikleri yere kadar yap›yorlar. E¤er ondan öteye gidemiyorlarsa, bu, dedi¤im baz› fleyleri bilmediklerindendir. Ben türküleri yorumlarken, türkünün ana çizgisini, karakterini bozmadan ve sözün istedi¤ini vermeye çal›flarak söylüyorum. Türküleri en iyi halk›m›z söyler diye kesin bir kural yok. Ço¤u zaman, halk›m›z›n kendisi de baz› türküleri bozabilir. Yani, halk›n içinden baz› söyleyiciler, türküleri do¤ru söylemeyebilir. Ezgiler de bozulmufl olarak yay›lm›fl olabilir. Zaten gelenek bu. Hep bozularak yeniden yap›l›r halk müzi¤i dedi¤imiz müzik. Otantik de donmuflluk anlam›na gelmez biliyorsunuz. Otantik de, daima de¤iflen koflullarla de¤iflen, yaflanmaya devam eden bir gerçek. Yani, bugün giysilerinden tutun, diline kadar, türküleri söyleyifline kadar, flöyle bir iddiada bu-

lunamay›z; “Bugünkü söylenilen türküler, bundan bin y›l evvel de böyle söyleniyordu.” Halk›m›z›n dili de de¤iflmifl, giysileri de, zevki de de¤iflmifl. O halde otantiklik denilen fley de ancak de¤iflerek yaflamas›n› sürdürebilir. Bir türküye yozlaflm›fl diyebilmemizin ölçütü nedir? Söyledi¤im anlamda bir türkü içeri¤ine ve ezgi yap›s›na uygun biçimde söylenmiyorsa, ona yozlaflm›fl diyebiliriz. Bu yozlaflma, halk›n kendisi taraf›ndan yap›labilir ya da bugün, bildi¤imiz baz› sanatç›lar taraf›ndan da yap›labilmektedir. Halk›n kendisinin yapt›¤› yozlaflmaya örnek verelim size: A¤›tlar niçin yap›l›r, bilirsiniz. Ya bir yak›n› ölmüfltür bu a¤›t› söyleyenin, ya da büyük bir insan ölmüfltür, onun ölümü üzerine hemen söylenmifltir. Böyle bir olay için de söylenmifl bir türkü, bak›yorsunuz bambaflka bir flekil al›yor. A¤›tlar, tümüyle bir oyun havas› de¤ildir. Ama flöyle a¤›tlar da vard›r. Diyelim ki, Kastamonu'nun Sepetçio¤lu Zeybe¤i. Sepetçio¤lu isminde halk taraf›ndan sevilen bir adam vurulmufl. Onun üzerine yak›lm›fl bir türkü ve o türküye ba¤l› olarak bir de zeybek bu. fiimdi böyle a¤›tlar oldu¤u gibi, oyunsuz söylenen, söylenmesi gereken a¤›tlar da var. Oyunlu olanda da söz k›sm› a¤›t halindedir. Ama, oyun k›sm› a¤›r bir zeybektir. Adeta balelefltirilmifl, balesi yap›lm›fl o ölümün. Baflka bir türküyü alal›m:


röportaj

“Hem okudum hemi yazd›m Yalan dünya senden bezdim Da¤lar koya¤›n› gezdim Yiten yavru bulunur mu?” diye bir türkü var, biliyorsunuz. El veriyor, el veriyor Orta direk bel veriyor Döndüm bakt›m sol yan›ma Mehemmedim can veriyor. Evin dire¤i çöküyor anlam›na söylenmifl bir sözü içeren bir a¤›t. Böyle bir a¤›d› düflünün. Buna ç›k›p oyun oynarlar. Kimbilir ne kadar zaman geçmifl üzerinden. fiimdi bir oyun havas› gibi söylenir halk aras›nda, iflte bu bir yozlaflmad›r. Hafif Türk Müzi¤i sanatç›lar› da al›r, hiç içeri¤ine uymayan bir biçimde söyleyebilirler. Bu da yozlaflmad›r. Yozlaflman›n bir baflka sanat›, daha güzel bir sanat› meydana getirmesi da olanakl›. Bir türküyü al›p, onu bozar, ama ondan, onun üzerinde çok yeni bir sanat kurabilirsiniz. Bu anlamda da bir yozlaflma olabilir. Ama bu, olumlu bir yozlaflmad›r. Halk türkülerinin bat› sazlar›yla çal›nmas› konusunda düflünceleriniz? Türk Sanat Müzi¤i olsun, halk türkülerimizin olsun flimdiye kadar bat› sazlar›yla seslendirilmesi gelene¤i zaten kurulmufl. Halk›m›z›n içinde de var bu, sanat müzi¤inde de. Örne¤in, sanat müzi¤imize piyano girmifl. Bu piyanonun tam karakterine uygun olarak çal›n›yor mu, çal›nm›yor mu, ayr› bir sorun. Ama piyano, klasik sanat müzi¤i orkestran da var. Halk müzi¤imizin içinde de klarnet var, akerdeon var. Afla¤›, yukar› yüz seneden beri halk müzi¤imize girmifl bu çalg›lar. Bat› müzi¤i çalg›lar›, teknik aç›dan daha olanakl› çalg›lar. Daha ileri bir müzi¤e uygun çalg›lar. Müzi¤imizi bu çalg›larla seslendirmek olumludur Biz bu çalg›lar› eninde sonunda kabul edece¤iz, etmifliz zaten. Yani bunda olumsuz bir yozlaflt›rma yok. Devrimci müzi¤imizin kayna¤›, halk müzi¤i olmal›d›r, dedik. Bir ezgiyi al›p, ona günümüz koflullar›n›, mücadeleyi anlatan sözler yazarak ya da varolan sözlerini bu yönde de¤ifltirilmesi, biçiminde yap›lan çal›nmalar hakk›nda düflünceleriniz?

Yani, devrimci içerikli sözleri varolan türkülerden birine ba¤layarak söylüyorlar. fiimdi, bu yaln›z bizde de¤il, bütün halklarda oluyor. Bu türkülerin gelene¤inde var asl›nda. Türk ezgileri, ezgi kal›plar› ortan›n mal›, halk da. Bu ezgiler kurulmufl, konmufl ortaya. Her gelen kuflak ya da sonradan gelen halk ozanlar› (ister ismi belli olsun, ister olmas›n), yeni bir söz söyleyen insan (koflullar nas›l bir sözü gerektiriyorsa), bunu müziklendirmek istedi¤i zaman, bu ezgilerin birisinden yararlan›r. Bugün, ozanlar›m›z›n ço¤unun deyifllerini biliyorsunuz de¤il mi? Karacao¤lan, Dadalo¤lu, Yunus Emre ve birçok ozan›m›z var. Bunlar›n fliirleri de bir tak›m ezgilerle söyleniyor. Bu, bu ezgileri ayn› zamanda o ozanlar ortaya koydu anlam›na gelmez. Yüzde doksanbuçuk, bu ezgiler zaten vard›r. Karacao¤lan gelmifl, sözlerini bir tür ezgilerle söylemeyi koymufl ortaya, varolan ezgilerle, uzun havalarla. Dadalo¤lu, Afl›k Veysel gelmifl ve bu hep böyle olmufltur. Yani herkes varolan ezgileri kendi sözlerinde kullanm›flt›r. Sonra, devrimci bir kuflak gelmifl, onlar da kendi sözlerini bu ezgilere yükleyerek söylemifller. Bunda bir fley görmüyorum. E¤er söz ezgiyle bir uyum içindeyse pekala olur. Bu gelene¤i yürütelim. Örne¤in, sizin olumlu bir çal›flman›z var. Semahlar; müzik aç›s›ndan olsun, anlatmak istedi¤i fley aç›s›ndan olsun. Ancak “slogan” türünden sözlerin kullan›lmamas›na dikkat etmek gerekiyor herhalde. Ben onun için dedim ki; uyumlu ise. Ezgiyle söz uyumlu ise, hiçbir zarar› yok. Ama de¤ilse, zaten kendili¤inden bir di¤erini reddeder. Kitlenin tepkisi, yap›lan bu iflin kalitesini a盤a ç›kar›r m› demek istiyorsunuz? Evet. Sevilir ya da sevilmeyebilir. Bir defa söylenir, unutulur. Yani, lay›k oldu¤u tepkiyi görür dinleyiciden. Bugün devrimci ozanlar›m›z›n fliirlerini müziklendirme konusunda yayg›n çal›flmalar var. Örne¤in, Naz›m Hikmet’i alal›m; herkes onun fliirlerini müziklendirme peflinde. Sizce bu çal›flmalarda neye dikkat etmek gerekir? Evet, bu nedense böyle yayg›nlafl›yor. Asl›nda bu bir kompozitörün iflidir. Buna belki kompozitörler bu sorunun üzerine gitmedi¤i için herkes baflvuruyor. Yani devrimci ozanlar›m›z›n fliirlerini -sözkonusu bu oldu¤u için söylüyorum- as›l kompozitörlerimiz bestelemeyi müziklendirmeyi pek düflünmüyorlar. Ama

toplumun içinde devrimci bir savafl›m da var. Ve bu savafl›m›n içinde müzi¤in de bulunmas› gerekiyor. O zaman asl›nda kompozitör olmayan bu arkadafllar bu ifli yapmak yoluna gidiyorlar. Bunlar›n bir k›sm› çok uydurma oluyor kuflkusuz. Ama ne yapal›m, iflte bu da oluyor. Demin söyledi¤im gibi, bunlar›n da baflar›s›zlar› kenara at›l›p gidecektir. Baflar›l› olan varsa, o zaten sürer gider. Ama ister kompozitör olsun, ister olmas›n, devrimci ozanlar›n fliirini, yaln›z devrimci ozanlar›n de¤il, bütün ozanlar›n fliirini müziklendirecek insan›n biraz söz tad›n› ve fliirin ne oldu¤unu bilmesi gerekiyor. Yani, müzikten bilmesi, edebiyattan anlamas› gerekiyor. Müzi¤i nas›l uygular? O fliir nas›l bir müzi¤i gerektirir. K›saca, bu tür çal›flmalarda müzi¤in ve sözün kurallar›n›n bilinmesi gerekir. Bilmedi¤i zaman her fley s›r›t›yor, çirkinlefliyor. Bu soruyu sordu¤unuza göre, herhalde siz de bunlardan rahats›zs›n›z. Bu, tabi yasaklanamaz. Kimse bunun önüne geçemiyor. Ama as›l cezay› yap›lan iflin kendisi beraberinde getiriyor. Bir süre sonra toplum, devrimci kuflaklar, bu iflin fark›na var›yor, b›k›yor bundan. Halk rahats›z oluyor ve o kuflaklar as›l yapmak istedikleri fleyin bu olmad›¤›n› anl›yor, b›rak›yor, unutuluyorlar. Çok insan, isim vermeye gerek yok, geldi geçti bu deneyden de¤il mi? Birçok halk ozan›, do¤ru dürüst türkü söylemek varken, onu b›rakt›lar. Slogan söylemeye, nutuk çekmeye bafllad›lar. Sonra birer birer sahneden çekildiler. Neden? Herkes dinlemez bir hale geldi, b›kt›. Çokseslilik, müzikte ileri bir aflamay› gösteriyor. Halk türküleri çok seslendirilmeli midir? Müzik anlat›m›nda, müzi¤in anlat›m gücünü gelifltirme aç›s›ndan çok seslilik ileri bir ad›md›r. Halk türküleri, yap›lm›fl bir müziktir. Çokseslendirilebilir de oldu¤u gibi de söylenebilir. Teksesli söylenmesinin bir sak›ncas› yoktur. O yine ilerici niteli¤ini tafl›makta devam eder. ‹leri olman›n k›stas›, teksesli veya çoksesli olmas›nda de¤il, verdi¤i mesajdad›r. Ayr›ca, müzik örgüsünün ezgi yap›s›n›n kuruluflu da daha ilerici bir müzi¤e yatk›n olmas›ndan dolay› da ilerici, devrimci bir nitelik tafl›r. Bir halk sazlar› orkestras› kurulabilir mi? Halk sazlar› orkestras› kurulabilir. Bu hiç yap›lmam›fl da de¤ildir ülkemizde. Televizyonda, radyoda, halk sazlar› toplulu¤u zaten var. Ancak, halk sazlar› toplulu¤u hep ayn› ezgiyi

EYLÜL 2007 | TAVIR | 5


röportaj

çalmamak, baz› gruplar› ikinci bir sesi duyurmak anlam›nda olursa daha da ileri bir ad›m at›lm›fl olur. Yoksa, bir saz›n çald›¤›n› elli saz çalar, bu da ses ço¤almas›ndan baflka bir fley olmaz. Ancak, bu yine de yararl› bir fleydir. Hani, bir elin nesi var, iki elin sesi var anlam›nda bir birlikteli¤in kurulmas› aç›s›ndan önemlidir. Çünkü, bizim toplumumuz için bir türküyü birlikte çal›p, birlikte söyleyebilmek de ileri bir ad›md›r. Toplumumuz buna da al›fl›k de¤ildir. Halk aras›nda birlikte türkü söylememe, tek söyleme gelene¤inin kökleri nereye dayan›r sizce? Dinsel aç›dan beraber söylenilen ilahiler var. Ama dinin do¤ru görmedi¤i zamanlar da olmufltur müzi¤i. Onun etkisi olmufltur, belki baflka ahlak kurallar›n›n etkisi olmufltur. Toplumumuzda bu gelenek toplu olarak türkü söylemek gelene¤i kurulmam›flt›r. Ancak, radyolar›m›zda, televizyonlar›m›zda, okullar›m›zda bu ifl yürümüfl ve gittikçe, özellikle gençlik aras›nda yayg›nlaflmaya bafllam›flt›r. ‹fl türküleri diyebilece¤imiz ve ifl esnas›nda çal›flanlar taraf›ndan söylenen türküler var. Birden çok kiflinin söyledi¤i türküler. Ama bunlar herhalde belirleyici olmuyor? O, ifl türkülerinde var, iflte beraber söyleme. Solo ve koro olarak ekin biçerken, demir döverken, bulgur çekerken ya da hal› dokurken. Gemilerde ya da bir tak›m topluluklar taraf›ndan söylenen müzi¤imiz de var. Oyun türkülerinde... Oyun türkülerinde bazen olur. Çal›flmalar›n›za iliflkin sorulurla söyleflimizi sürdürmek istiyoruz Çokseslilik, müzi¤in kendi geliflimi içinde ileri bir aflama dedik. Siz, koroyla yapt›¤›n›z çal›flmalarda iki sesten daha ileri gitmiyorsunuz. Bunun nedenlerini açar m›s›n›z? Nedenlerden biri flu: Benim çal›flt›¤›m koro, son derece amatör. Yani, arkadafllar›m›z›n ço¤u müzik yaz›s›n› bile bilmiyor. Yaln›z kulaktan ö¤reniyoruz türküleri. Arada bazen solfej yapma olana¤› buluyoruz. Zaman›m›z da yok. Bu arkadafllarla bir ikinci sesi ne ölçüde duyurabilirsek, ancak o ölçüde duyuruyoruz. Bir de flu var: Üzülerek söyleyeyim, henüz çokseslilik ortam›na halk›m›z girmifl de¤il. Çok çabalar var bu konuda. Ancak, çokseslili¤in tad›n›, hele türkülerde, armonize edilen türkülerde çokseslili¤in tad›n›, halk›-

6 | TAVIR | EYLÜL 2007

m›z alamamakta. Böyle bir çal›flma yaparken halk›n kültür düzeyini mi gözönünde bulundurmak gerekir? Halk›n içinde bulundu¤u koflullar, e¤itim düzeyi buna uygun de¤il. Çokseslilik bir kültür ve e¤ilim sorunudur ayn› zamanda. Bizim toplumumuz, çok seslilik gelene¤i olmayan bir toplum için en az›ndan bir üniversite e¤itimi görmüfl olma iflidir. O da yine bu müzi¤i dinleye dinleye, buna bir al›flkanl›k biriktire biriktire olabilir. Bu yad›rgatmayacak biçimde neyi ne kadar duyurabilirsek o kadarla yetinme iste¤imizden oluyor. fiöyle diyebilir miyiz: Halk›m›z henüz çokseslili¤i alg›layacak düzeyde olmad›¤›ndan? Tedirgin olmadan ne kadar›n› alg›layabilirlerse o kadar›n›. Tabi ana kural›m›z; as›l ezgiyi çok seslili¤in içinde kaybetmemek. Kaybolmas›na olanak b›rakmamak. Sizin çal›flmalar›n›zda ses ön planda, saz ise ikinci planda. Bu konuyu da biraz açar m›s›n›z? Ben saz› bir efllik çalg›s› olarak ald›m daima. Yani esas ifli sesimle görüyorum. Saz buna efllik ediyor. Ezgiyi bazen duyurarak, bazen, biraz duyurarak, kimi zaman da baz› akorlar› duyurarak efllik eden bir çalg› halindedir bende saz. Yani as›l amac›m saz çalmak, güzel saz çalmak de¤il. Benden çok daha güzel saz çalanlar var. Virtüözler var. Benim as›l iflim,

sesimle türkü söylemek. Saz›m› da böyle bir efllik çalg›s› halinde kullanmak. Di¤er halk sazlar›n› kullanmaman›z›n nedeni? Biliyorsunuz, türküler toplumumuzda genellikle sazla söylenir, ba¤lamayla söylenir. Elaz›¤, Diyarbak›r ve baz› bölgelerde klarnet de kullan›labilir. Ama, türkülerin as›l çalg›s› sazd›r. Di¤er çalg›lar ise ona yard›mc› olabilir. Mey ve kemane dedi¤imiz keman gibi. Benim aç›mdan türkü söylemeye en uygun çalg›, bir halk çalg›s› kullanacaksam, sazd›r. Onun için saz› seçtim. Hem klarnet çal›p, hem türkü söyleyemem. K›s›tl› da olsa, çok az da olsa bir renk vermesi aç›s›ndan, di¤er çalg›lar› da kullanabilir miydiniz? Hep saz› kulland›m. Bir afl›k gelene¤i gibi. O yolu izledim Ve bütün yapt›klar›m› sesimle yapt›m. Yani, ileri anlamda, yeni anlamda ne yapt›r›msa sesimle yapt›m. Baflka sazlar› kullanmay› düflünmedim. Biraz daha ilerisini yapt›¤›n zaman, sonra daha da ilerisini yapmak gerekir. Onu da orkestra kurallar›yla kompozisyon kurallar›n› bilen bir insan›n yapmas› gerekir, diye düflündüm. ‹yi yapabildi¤im bir ifli yap›p sürdürmek istedim. fiu da olsun, bu da olursa daha iyi olur diye buland›rmak istemedim. Yani, kendimi, yeteneklerimi aflan bir fleyi yapmak istemedim.J


izlenim

harbiye’de yank›lanan türkülerimizin kardefl sesiydi... deniz korcan

Bir Harbiye konseri daha gelip geçti gözlerimizin önünden. Hiçbir Harbiye konseri bizim için “s›radan” bir konser olmad›. Her Harbiye “özel”di. Bir konserin çok ötesinde anlam› vard›r Harbiye konserlerinin “‹dilciler” için. Y›llar önce bir müzik elefltirmeni dostumuz Tav›r’› incelerken Harbiye Konser yaz›s›n› görünce flafl›rm›fl, bir konser hakk›nda neden bu kadar uzun yazd›¤›m›z› ya da yazacak ne buldu¤umuzu sormufltu. Böyle bir fleye gerek olmad›¤›ndan bile dem vurmufltu. Biz de yaflad›¤›m›z duygular› yazd›¤›m›z› söylemifltik kendisine. Hani anlatmaya sayfalar yetmez türünden. Ve bir konserin bizim için sadece bir konser olmad›¤›ndan bahsetmifltik. Eksiklerimizi, yanl›fllar›m›z›, baflar›lar›m›z›; gurur duydu¤umuz, üzüldü¤ümüz, hep hat›rlad›¤›m›z, gülümsedi¤imiz nice an›lar›m›z› dökerek ç›kar›z Harbiye Aç›k Hava Tiyatrosu’nun basamaklar›ndan.

Sadece Grup Yorum’un bir konser verip gelip geçti¤i bir yer de¤ildir Harbiye Aç›k Hava Tiyatrosu. Bütün ‹dil Ailesini, hatta yürekleri ayn› devrim düflüyle çarpan o kocaman ailenin bireylerinin gelip geçti¤i bir konser yeridir Harbiye. Sahnedeki müzik grubu elini uzatacak kadar yak›nd›r dinleyicisine. Dinleyici sahnede kendini görür bakt›¤›nda. Ve hakikaten de Grup Yorum’un türküleri, dinleyenleri ile aras›nda ezgiden yüre¤e kurulan bir köprüdür. Sahne arkas›nda ütü yapan, yemek da¤›tan kardeflimizden en tepede bilet kesen kardeflimize kadar Harbiye Aç›k Hava Tiyatrosu’nun her metrekaresine al›nterimizi dökeriz. Ve konser gelir, bafllar, biter. Bir y›l boyunca nas›l yaflad›ysak onun s›nav›n› veririz sahnede. Kolektivizm... En güçlü silah›m›z. Bizi biz yapan de¤erimiz... Kolektivizmi ne kadar çok yaratabilirsek, sah-

neden bize alk›fl olarak geri döner. Baflar› hanemize bir art› daha eklenir. Harbiye bir y›ll›k eme¤imiz ve al›nterimizdir. Bir y›lda da¤arc›¤›m›zda birikendir. Eksi¤imizle gedi¤imizle... Bu nedenle önemlidir Harbiye Aç›k Hava Tiyatrosu konserleri. Çünkü Harbiye, devrimci yarat›c›l›¤›m›z; Harbiye, devrimci sanat tavr›m›z ve devrimci prati¤imizdir. Harbiye, gelecekte yapacak olduklar›m›z› da anlatt›¤›m›z yerdir. Bütün bunlarla saatler ilerledikçe herkesi bir heyecan sar›yor. Konser alan›n›n içindeyim, d›flar› atmak istiyorum kendimi. O uzayan kuyru¤u görmek için. Sevgili dostlar›m›z, yoldafllar›m›z, abilerimiz, ablalar›m›z, kardefllerimiz, analar›m›z, babalar›m›z... Bütün herkes d›flarda. Birazdan kap›lar aç›lacak ve o temiz ayd›nl›k yüzleriyle dolacaklar bu tafl yap›dan içeri. Sabahtan beri yo¤un bir koflturmaca halindeyiz ancak kimsede o eski konserlerde yaflanan gerginlik ve stres yok. Çünkü bu konser haz›rl›klar›nda hiçbir sorun yok! Y›llar›n bize kazand›rd›¤› deneyimle sorunlar›n üstesinden gelmeyi baflarabiliyoruz. Ve art›k dakikalar say›l›yor. Kap›dan içeri birer birer üçer befler giriyor dostlar›m›z. Kucaklar›nda çocuklar›yla gelenler, yafll›lar, gencecik insanlar, herkes... Hemen her yafltan insan giriyor içeri. Yorum’un dinleyici profili seriliyor gözlerimizin önüne. Her kesime hitab edebilmeyi baflar›yor iflte. Kimilerinin gençli¤idir Grup Yorum, kimileri-

EYLÜL 2007 | TAVIR | 7


izlenim

muzun ve iç çekifllerimizin türkülerini. Ve tabi ki sevinciyle, ac›s›yla bir yürek olmay› baflarabilen halk›m›z›n türkülerini...” Gümbür gübür ak›p geliyor, flark›lar türküler... Ve çocuklar›m›z... Gelece¤imiz olan bebeler. Çekti¤imiz kah›r sizin için dedirtircesine birer birer ak›p gidiyorlar gözümüzün önünden. Midyeci, boyac›, ka¤›t mendil satan çocuklar›m›z. Kürtçe bir türkü, sözlerini anlayana da, anlamayana da ayn› duyguyu hissettiriyor. “Sen sevda... sen umut... (tu evin tu hevi...) Seni kucaklamaya geliyorum seviyorum seni ülkem...”

nin bir eylem öncesi heyecan›n› bast›rmak için Ve ard›ndan “U¤urlama”yla yüre¤imizin köflesindeki sevday› yaz›yoruz y›ld›zlara. Ard›ndan diline dolanan türküdür. ille de umut var denen o da¤lar›n ard›nda yefle‹flkence sonras› yorgun bedenine direnç olsun recek olan umudu bize anlatan flark›ya b›rak›yoruz Madenci’nin hüznünü. Da¤lara Do¤ru ile diye söylenen bir marflt›r belki de. da¤lara yol al›p, bir söz veriyoruz “Gün ola” ile Da¤lar›n doruklar›nda Cemo’dur, flehrin so- ezilenlere. kaklar›nda fedad›r, mapuslarda Fidan... “Gün ola devran döne Bombal› bir pankarta yaz›lan sözler gibidir ba- umut yetifle... zen flark›lar›n›n sözleri... da¤lar›n›n da¤lar›n›n ard›nda de¤il öyle yoksuluklar hasretler Bir 14’lüden f›rlayan mermidir notalar›. Gider bir tek baflak tanesi susuz kalmayacak ve mutlaka hedefini bulur. bir tek zeytin dal› bile yaln›z...” Sevdal›ya sunulan hasret türküsüdür. Ama ille Ve Merhaba ile selaml›yor Grup Yorum sevende herkesin havada s›k›l› sol yumru¤udur Grup lerini... Yorum... “Merhaba” diyor ve devam ediyor “(...) Da¤ gibi hasretle do¤uyoruz yang›nlar ‹flte herkes için bir garip heyecand›r, y›llard›r içinde kavrulmufl vatan topraklar›na. Hasretiher yaflta yüre¤imize dolan. miz ki, ad› sosyalizm; hasretimiz ki, ad› özgür vatan! Heyecan içinde herkes yerini al›yor salonda. Ve nefesler tutuluyor. Ve biliyoruz ki, bir kez olsun selamlaflmad›¤›m›z dostlar›m›zla ayn› ekmek için, ayn› hasret Sahne ›fl›klar› karar›r kararmaz dev ekrandaki için, ayn› hürriyet için ölebiliriz. Bunun gücü ile madencinin kara gözleri gelip yüre¤imize otu- hissediyoruz ki, gerçek dostlar hep yan›bafl›ruyor. Bir tas yemek, biraz ekmek için ömrünü m›zda, aram›zda… feda eden madenci bu... ‹flte bugün ayn› ekmek, ayn› hasret ve ayn› hürYeni Çeltek oca¤› ve madencinin dram›yla bafl- riyetimiz için yak›lan türkülerimizi söyleyecel›yor konser. Ve iflte bir flark› al›p bizi y›llar ön- ¤iz. Bu üç saate neleri neleri s›¤d›raca¤›z birlikcesine tan›d›k ve bildik bir ac›ya götürüyor... Bu te. ‹nançlar›m›z›n ve ideallerimizin türküleriac›y› nerede görsek tan›r›z. Çünkü bu bizim ni... ‹dealleri u¤runa kavgada düflenlerimizin ac›m›z, baflka kimseler bilmez. türkülerini… Sevdalar›m›z›n, ac›lar›m›z›n, a¤›z dolusu gülüfllerimizin türkülerini… Yoksullu¤u-

8 | TAVIR | EYLÜL 2007

‹flte ülkesi, çocu¤u gibidir insan›n, öyle kucaklayas› gelir. Ayr› kalamaz. Kimselere veremez, gözünden sak›n›r. Özgür olsun ister... Ve bebelerimizin öyle bir ülkede do¤mas› ve büyümesi hasretidir çekti¤imiz. Tu evin, tu hesret... Ve “Dünyay› size verece¤iz çocuklar.” diyor Grup Yorum. “Dünyay› size verece¤iz. All› pullu bir balon, s›cak bir ekmek, koca bir elma ve karfl›l›¤›nda hiçbir fleye de¤iflmeyece¤iniz pamuk flekeri gibi. Sizin olacak dünya, Afrikal› çocuk açl›¤› rüya bilecek uyand›¤›nda, ar›lar en taze çiçeklerden derleyecek bal›n› onlara, Lübnanl› çocuklar›n bir daha kurflun de¤meyecek körpecik bedenlerine... Misket bombalar› insan öldürmeyecek Irak’ta ve bizim ülkemizde en güzel gülücükleriyle büyüyecek çocuklar›m›z, iki yaprak marul için çöplükleri kar›flt›rmayacaklar ve düfllerinde hiç ölüm görmeyecekler. Dünyay› size verece¤iz çocuklar, dostlu¤u ö¤renecek tüm insanlar. Dünyay› size verece¤iz çocuklar, umutlu türküler f›s›ldayaca¤›z kulaklar›n›za ninniler yerine. Dünya sizin olacak çocuklar, doyas›ya gülebilesiniz diye...” 17 yafl›nda as›lan evlatlar›m›z ve daha çocuk yafl›nda faflizmin kurflunlar›na hedef olan çocuklar›m›z... Hepsi “Büyü” isimli flark›da canla-


izlenim

n›yor gözlerimizin önünde. Çocuklar›m›z›n öldürülmedi¤i bir dünya... Ah... Mümkün mü? Befl bin yürek hep bir a¤›zdan bunu hayk›r›yor. Bunu diliyor. Hissediyoruz, eminiz. “Vurmufllar yi¤itleri, öç yürekten ç›kar m›?” diyor Grup Yorum. Bütün Aç›k Hava cevap veriyor adalet özlemini dile getirdi¤i sloganlar›yla. Bebelerimiz adaletsizliklerin, ac›lar›n hesab›n› sormak için büyüyecek. Analar bebelerini kavga için emzirecek. Kurtulufl kavgas›na göndermek için büyütecek. T›pk› Filistin’deki gibi... Ve ‹hsan Cibelik sahnede mikrofonu al›yor. 4 y›l sonra aram›zda o gülen gözleriyle. Bileklerinde kelepçe yok ‹hsan’›n. Yaren’ine kavuflmufl, dokunuyor tellerine. Ve illa ki bir derdi dillendiriyor flark›s›nda: “M›sri k›z derler dereler taflk›n› yollar yorgunu, yokufllar aflk›n› direnir düflmana, satmaz aflk›n› zindanda düflman›, direnç flaflk›n›” Gençler tempo tutuyorlar “‹hsan A¤abey”lerine. Y›llar›n hasreti ve özgürlü¤ün sevinciyle.

cesaretinin günefli ölümü kuflatt›¤›nda (pusu kurdu¤unda) iflte burada (duruyor) tatl› varl›¤›n›n kalbe s›cakl›k veren saydaml›¤› kumandan che guevara flanl› ve güçlü elin tarihe atefl açar bütün santa clara (halk›) seni görmek için uyand›¤›nda rüzgar› yakarak gelirsin bahar güneflleriyle.. gülüflünün ›fl›¤›yla bayra¤› dikmek için devrimci aflk›n seni yeni bir davaya götürüyor ki orada senin kurtar›c› kolunun gücünü (s›k›l›¤›n›) bekliyorlar biz mücadelemize devam edece¤iz t›pk› sen yan›m›zdayken oldu¤u gibi ve fidel’le sana diyoruz ki sonsuza kadar, komutan...

‹hsan ise selaml›yor Yorum dinleyicilerini... Ve yol al›p gidiyoruz buram buram Anadolu kokan türkülerle. Bizim iflte türkülerimiz. Bizi bizden iyi kim anlatabilir. O yüzden türkü yakar›z ac›m›za da, sevincimize de. O nedenle türküler bizimdir...

Halklar›n yüre¤ine ekilmek istenen nefret tohumlar›na inat, bir bir ak›p gidiyor halklar›n direniflleri, ba¤›ms›zl›k özlemleri ve zaferleri sahneden. “Dünya Halklar› Kardefltir” diyor Yorum.

Ege’ye, Karadeniz’e, Akdeniz’e gidiyoruz; diyar diyar dolafl›yoruz, dost dost ille de kavga diyerek...

“Dünya bizim, onlara kalmayacak!” diyor ve her dikilen bayrakta zaferi anlat›yor ak›p giden görüntüler. Öldü¤ümüz yer de zafer, dikti¤imiz bayrak da zaferimizdir.

Carlos Puebla’n›n 1965 y›l›nda Küba’dan Afrikaya giden Che için yazd›¤› flark›y› dinliyoruz tüylerimiz diken diken... Elveda diyor komutan Che’ye Yorumcular bir kez daha, bafllar›nda y›ld›zl› bereleriyle. biz seni sevmeyi tarihin yükseklerinden ö¤rendik

Halaylar›m›zla, türkülerimizle devam ediyordu konser. Ço¤u zaman ç›k›p gittik o salondan. Beyrut’un harabe sokaklar›nda kan izlerini gördük. Bir bir yazd›k tarihin kara kapl› defterine. Ülkemizin kentlerinde ve da¤lar›nda gezdik. Da¤larda Cemo ile birlikte söyledik türkülerimizi, yalan de¤il. Hep demedik mi o salondan d›flar› taflacak ezgilerimiz diye. O salona s›¤ar m› sevdam›z? O salonun tepesinde bulunan y›ld›zlara yazd›k ahvalimizi. Orada olamayan tutsaklara, mapus damlar›na götürdü y›ld›zlar sesimizi. Tel örgüler arkas›ndaki iflgal edilmifl Ba¤dat’a götürdü. Kuflat›lm›fl ülkelere... Ve katilin yüzüne tükürdü türkülerimiz. Katil: Emperyalizm.

Ve dünya halklar› ak›p gidiyor Che’nin enternasyonal yüre¤inden bizim sahnemizin ekran›na.

Ve Komutan Che, alev alev gözleriyle bize bak›yor sahneden. Yorumcular “Hasta Siempre” diyorlar.

z›n devrim sözünü tekrar duyduk.... Bütün salon ayakta, sosyalizme duydu¤u özlemi dile getiriyordu. Ülkemizde de bir gün devrim olacakt›. Ülkemiz de bir gün ba¤›ms›z ve özgür olacakt›... Buna bir kez daha inand›k.

Afrikal› çocuklar›n kara gözlerinde, Mao’nun, Ho Amca’n›n yürüyüflünde ille de sosyalizm dedik. Sovyetlerde selamlad›k ustalar› ülkemizden.. Lenin’in iflaret eden parma¤› devrimi gösteriyordu. Lenin’in gözleri üzerimizdeydi... Filistin’den, Küba’dan ellerimizde bayraklarla ç›kt›k. ‹rlanda’da dünyan›n her ülkesinde düflen devrimciler için aya¤a kalkt›k. Ve Türkiye Devrimi’nin önderi Mahir Çayan’la halklar›m›-

‹flte böyle, s›radan bir konser de¤ildi yaflad›¤›m›z. Konserimiz hayat›m›z›n aynas›d›r. Konserimizde anlatt›¤›m›z her fley yapacak olduklar›m›zd›r. Konserimiz devrim düflümüzü dile getirdi¤imiz yerdir. Halklar›n ac›lar›na merhem olsun diye söyledik türkülerimizi. Duyduklar›na eminiz. Çünkü Harbiye’de yank›lanan, türkülerimizin kardefl sesiydi. Bu ses öyle bir sestir ki dünyan›n herhangi bir yerinde haks›z yere patlayan tokad› yüzünde hissedenlerin sesidir. Bizim sesimizdir ki, o sesi ancak ezilenler duyar... Salondan ç›kan befl bin kiflinin de kulaklar›nda o ses yank›lan›yordu. Gün bitmifl, yerini geceye b›rak›rken gelece¤e bakan gözleriyle yeni bir konserde buluflmak üzere vedalafl›yordu Yorum dinleyicileriyle...J

EYLÜL 2007 | TAVIR | 9


röportaj

sarper özsan’la çokseslilik üzerine... grup yorum

Ülkemizde çoksesli müzik dendi¤inde ilk akla gelen isimlerden birisiniz, bir dönem Ruhi Su Dostlar Korosu’nu da çal›flt›rd›n›z. Sohbetimize çoksesli müzi¤in tarihsel serüveniyle bafllayal›m isterseniz... Bir kere tarihsel aç›dan bakt›¤›m›zda çokseslilik daha ileri bir dönemde ortaya ç›km›fl bir durum. Tekseslilik ise benim kendi ifademe göre tar›m toplumlar›n›n müzi¤i. Bak›n tarih öncesi toplumlarda, yani ilkel-komünal toplumda bugünkü anlamda olmasa da bir tür çokseslilik vard›.

nemi; bu büyü ayinlerini, ritüelleri gösteriyorlar. Hakikaten orada yap›lm›fl olan çokseslili¤e, yap›lm›fl olan müzi¤e bir anlamda çoksesli diyebiliriz.

Mesela bir ritüelde* herkes istedi¤i gibi ba¤›r›yor, ça¤›r›yor; içini dökerek, dans ederek, sesler ç›kar›yorlard›. Vücutlar›n›n de¤iflik yerlerine birtak›m ses ç›karan tafllar, deniz kabuklar› vb. ba¤l›yorlard›. Müzi¤in ilk ç›k›fl noktas› olarak görüyor sosyologlar da bu dö-

Köleci toplum olarak, feodal toplum olarak bunlar› biliyoruz tabii ki. Ve o kurumlar› bir çok yönden elefltirdi¤imiz bir gerçek. Ama o günkü dönemde birtak›m ilerilikler sa¤lam›fl olan nüveler bunlar asl›nda. Bir önceki döneme göre üretici güçleri daha da gelifl-

Bugünkü anlamda de¤il ama yine de herkes çok farkl› bir fley söylüyordu. fiimdi, görüflüme göre, Tar›m Devrimi ile birlikte insanlar›n topra¤a yerleflmesi, tar›m› bulup, az çok yiyecek meselesini halletmesi, eskiye oranla çok daha iyi bir noktaya getirmesi, daha ileri bir toplumu da yan›nda getirdi.

tirmifl olan düzenler... fiimdi bu aç›dan bak›ld›¤›nda tekseslilik, yine benim tarihteki incelemelerime göre tar›m toplumlar›nda, yani köleci toplumda ve feodal toplumda var. Esas olarak feodal toplumun müzi¤i. O toplumun hangi dönemlerini ve müzi¤ini araflt›r›rsan›z tekseslilikle karfl›lafl›yorsunuz. Mesela Katolik Kilisesi’nde Gregoryen flark›lar› var, bunlar erkek papazlar taraf›ndan düzgün bir flekilde teksesli olarak okunuyor. Çalg› dahi yok. Hatta yan›lm›yorsam 500’ lü y›llarda falan Ermifl Kleman diye bir adam var, “Bizim için çalg›lar, davullar falan gerekli de¤il. Sadece tap›nman›n övünç dolu sözleri bizim için yeter.” diyor. Tek bir ses var gerçekten. Daha sonra, yine benim görüflüme göre, ilkel çokseslilikten köleci ya da feodal toplumun tekseslili¤ine geçifl bence önemli bir devrim. Çünkü insanlar önceden birbirine seslerini uyduramad›klar›ndan dolay› böyle bir kavram ya da kayg›lar› olmad›¤›ndan dolay›, yani isteyen istedi¤i gibi ba¤›rd›¤›ndan dolay› kakofonik** bir çokseslilik vard›. Ama daha sonra birbirine seslerini uydurma, akort, çalg›lar›n birbirine seslerini uydurma gibi bir problem ç›kt›. Yani birlikte çalmak bunu getiriyordu. Yani kaotik bir çok seslilikten düzgün bir tekseslili¤e geçifl bence çok önemli bir devrimdi. Ha ama gerçekten de bu, özellikle belki, feodal bir toplumla, o din bask›s› alt›nda insanlar›n bu dünya için de¤il sadece öbür dünya için çal›flt›klar› ve haz›rl›k yapt›klar› bir dünya için o tekseslilik gerçekten biçilmifl bir kaftan gibiydi fleklinde geliyor bana. Yani çokseslilik hakikaten olamazd› orada... Ne zamanki zanaatkarl›k geliflti, buna ba¤l› ola-

10 | TAVIR |EYLÜL 2007


röportaj

rak da tüccarl›k ve ticaret geliflti. Serfler ve büyük toprak sahipleri aras›nda bir ara s›n›f› ortaya ç›kard› ve yavafl yavafl o ara s›n›f geliflmeye bafllad› çünkü. Zanaatkarl›k ne demek? Bir el iflinde uzmanlaflm›fl olmak demek. Bir el iflinde uzmanlaflacaks›n ki bir fleyler yapas›n. Toplum giderek gelifliyor ihtiyaçlar› fazlalafl›yor insanlar giderek daha iyi yaflamak iyi giyinmek vb. istiyorlar. Daha iyi tabaklarda, çanaklarda çömleklerde yemek istiyorlar. Daha sa¤lam ve estetik silahlar kullanmak gerekiyordu. Bu ifli de zanaatkarlar üstlendi. Zanaatkarlar gelifltikçe, yepyeni bir ruh ortaya ç›kmaya bafllad›. Mesela Rönasans’› yaratan da bu ruhtur. Ben bunu -tabi o zaman burjuvazi diye bir s›n›f yoktu- bu zanaatkarlar› ve tüccarlar› burjuvazinin atalar› olarak görüyorum. Yani bugünkü sanayi burjuvazisinin, ticaret burjuvazisinin atalar›... Ve zaten zanaatkarl›ktan ç›kt› kapitalizm biliyorsunuz. Yani adam önce kendisi yap›yordu boflta kalan serflerden merflerden varsa tabi adamlar› yanlar›na al›p iflçi olarak çal›flt›rd›lar. Art›k toplumda o kadar çok o türlü duyan ve düflünen kifli olmaya bafllad› ki, bask›n hale gelmeye bafllad›. Rönasansla birlikte bu en çok sanatta kendini ortaya koydu. Ama burjuvazinin önünde baflka engeller de vard›. Baflta en büyük feodal: kilise. En baflta onunla mücadele etmeleri gerekiyordu. Her fley yüzy›ll›k bir dönemde iflte bizim reform falan diye okudu¤umuz fleyler. O dönemde çokseslili¤in ortaya ç›k›fl›na iliflkin bilgi verebilir misiniz? fiimdi benim görüflüme göre ona herhangi bir yerde rastlam›fl de¤ilim. Gerçekten de tam burjuva kültürünün ortaya ç›kmas›na paralel olarak do¤uyor. Çok seslilik 1100’lü 1200’lü y›llarda bat›da, bat› toplumlar› aras›nda hatta kilisede falan ortaya ç›kmaya bafll›yor. Mesela özellikle kilisilerde, bugün de hala geçerlili¤ini koruyor. Çoksesli koro taraf›ndan, ayn› anda farkl› sesler basarak flark›lar seslendiriliyor. ‹flte tamam bütün bunlar asl›nda bir sese, ikinci ses kat›lma fleklinde oldu. fiimdi çok teknik detaya girmek istemiyorum, önce ikinci ses kat›ld›, daha sonra üçüncü ses ka-

t›ld›. Bütün sesler birbirinden ayr›lmaya bafllad›. Nas›l ki insanlar art›k giderek daha ba¤›ms›z düflünüyorlarsa çok seslilik tam o tarihlerde girdi. ‹flin ilginç yan› hangi ülkenin feodalizmi çözülüyorsa o ülkeye çok seslilik giriyor. Ülkemizde de TRT, halk müzi¤i, konservatuar çevreleri halk müzi¤inde çokseslili¤e uzun süre mesafeli yaklaflt›lar. Evet, her çoksesli müzik yasaklanm›yordu belki ama, haks›zl›klar da yap›ld› tabi. fiimdi bir denetim kurulu vard›. O denetim kurulu müzi¤i bozan, yozlaflt›ran tarzlar› yasaklad›. Arabesk mesela... Çoksesli ama bu tür müzi¤inin bünyesine uygun bir çok seslilik de¤il mesela. Tabi bu arada haks›zl›klar da yap›l›yordu. Ülkemizdeki ilk örneklerine hangi dönemde rastlan›yor? Bu tür durumlarda tam bir tarih vermek mümkün de¤il ama bat›ya aç›l›mla, hatta tanzimatla falan bafll›yor. III. Selimler flunlar bunlar falan yurtd›fl›ndan ‹talya’dan falan birtak›m besteciler getirtiyorlar. Sultanlar için bile besteler yap›l›yor. Onlar›n CD’leri falan ç›kt› asl›nda. ‹flin ilginç yan› bizim padi-

flahlar›m›z da bat› gibi çok sesli besteler yapm›fllar. Demekki o dönemde bat›l›laflma meselesiyle birlikte çok seslilik de girmifl. Feodalizmin sonlar›na do¤ru yavafl yavafl o çok seslili¤in girmesi var ya o çok seslili¤in girmesi önce bizim paralel beflli dedi¤imiz sese yatk›nl›¤› var. Bat›da da çok seslilik onunla bafllam›fl. Bizde de öyle. Mesela bizim afl›k düzeninde ba¤lama çalarken bir yerden sonra paralel beflli dedi¤imiz aral›¤› oluflturur, onunla çalarlar. Mesela Afl›k Veysel’in çalmalar›nda vard›r iki tele birden basar ve paralel beflli ç›kar. Yani baz› halk müzikçi arkadafllar›m›z bizim

“50 öncesi dönemde hat›r› say›l›r çoklukta, nicelikte eser var. Ama önemsenmedi¤inden dolay› ne kimse çal›yor ne dinleniyor. Halk bilmiyor bile ne yap›lm›fl.”

EYLÜL 2007 | TAVIR | 11


röportaj

lamayla okuyacak? Bunlar›n hepsini çal›fl›rd›. Bir defada ç›kard› plak. Belki bozuk olan bir fley varsa onu tekrar alabilirlerdi. Ki bugünkü teknolojide biliyorsunuz kelimenin aras›ndan girip kayda bile girebiliyorlar. Ruhi Bey gerçekten de e¤itimli bir sanatç›yd›. Ankara Devlet Konservatuar› Opera Bölümü’nden mezun. Hatta bir süre Ankara Operas›’nda solist olarak çal›flm›fl, bir sürü oyunda oynam›fl falan...

müzi¤imizde çok seslilik var derken bunu kastediyorlar. Birde onun d›fl›nda pedal sesleriyle yap›lm›fl olan bir çok seslilik var ama bunlar daha ilk ürünlerini gösteriyor. O bak›mdan halkta rastlad›¤›m›z bu tür çok seslilikler, bizim bugün anlad›¤›m›z anlamda bir çok seslilik de¤il. Bu tür bir çok seslilik (armonik, akor sesler) tanzimatla birlikte ucu ucuna bafllam›fl ama esas cumhuriyetle birlikte hakikaten geliflmifl. 1950’lerden sonra çoksesli müzikte bir gerileme görüyoruz. 1950’de biliyorsunuz demokrat parti iktidar› ile birlikte ve de özellikle bizim Amerika’ya ba¤›ml›laflmam›zla birlikte gerileme de artt›. Yani bizim gibi ülkeleri geriletmek için o kadar ince hesaplar yap›l›yor ki fleytanca planlarla yap›lm›fl olan fleyler bunlar. Çünkü biliyorsunuz Amerika’da birtak›m kifliler var gelece¤i öngörüyorlar. Onlarla büyük tart›flmalar yap›l›yor, bu küreselleflmeydi, postmodernizmdi falan onlar›n belki de 50-60 y›l önce planlad›klar› bir fleydi. Ve böyle yavafl yavafl alt›n› oya oya sab›rl› bir flekilde oraya do¤ru gidiyorlar. Yani bütün dünyada bunu gerçeklefltiriyorlar. O nedenle bir ak›m ç›kt›¤›nda hemen üstüne atl›yoruz. Küreselleflme emperyalizmin yeni bir hegamonyas›. O aç›dan bunlar›n fark›na varana kadar epey yol katetmifl olu-

12 | TAVIR |EYLÜL 2007

yoruz asl›nda. 1950’de gerileme oldu dedik, 1960’ ta bunlar›n düzelmesinde bir parça ad›m at›ld›ysa da genel ivme, genel grafik çok da ileriye do¤ru gitmiyor gördü¤üm kadar›yla. ‘50 öncesi dönemde hat›r› say›l›r çoklukta, nicelikte eser var. Ama önemsenmedi¤inden dolay› ne kimse çal›yor ne dinleniyor. Halk bilmiyor bile ne yap›lm›fl. Oysa çok güzel fleyler yap›lm›fl. Benim görüflüm flu asl›nda, Türkiye’de birikim çok fazla. Ama biz bunlar› do¤ru bir politikayla biraraya getirip ortaya ç›karam›yoruz. Halk müzi¤inde çokseslilik konusunda kendisinden sonras›na örnek olan, yol gösteren bir Ruhi Su gerçe¤i var. Ruhi Su hakk›nda neler söylemek istersiniz? Ruhi Su benim hem kaynak olarak hem insan olarak çok sevdi¤im bir kifli oldu. Gerçekten de sanatç› olarak örnek al›nacak nitelikleri vard›. Örne¤in bir plak m› yapacak o pla¤› en iyi hale getirene kadar evde çal›fl›r ve pla¤›n bir yüzünü bir defada ikinci yüzünü iki defada al›rd›. Yani toplam bir plak süresi kadar 40 dakikada bu ifli bitirirdi. Yani 1 saatlik stüdyo paras› yeterdi bu ifl için. Yani öyle bir çal›fl›rd› ki evde parçadan parçaya geçiflini bile çal›fl›rd› arada ne diyecek, nas›l söyleyecek, fliir okursa bunu nas›l bir ton-

Ruhi Su’yu takip eden y›¤›nla kifli ç›kt›. Ama onun gibi bir yere gelemediler. Bunun alt›nda hep bilgi birikim yat›yordu. Ruhi Su’yu flimdi bile dinledi¤inde baz› yerlerde yapm›fl oldu¤u o vurgular, la sesini gür ve farkl› ç›karmas›, gerekti¤inde yumuflamas› hepsi, öyle hadi bunu da böyle yapal›m diyen fleyler de¤ildi. Hepsi bir birikimin ürünüydü. O bak›mdan yani Ruhi Su bir çok aç›dan örnek gösterilebilecek bir sanatç›yd›. Ben insan olarak da çok severdim kendisini. Bat› müzi¤i konservatuvar› okumufl bir kifli olarak onun tabi sadece tek seslili¤i savunmas› pek mümkün de¤ildi. ‹lke olarak bunun çoksesli olmas› gerekti¤ini düflünüyordu, ama kendisi besteci de¤ildi o nedenle de yapm›fl oldu¤u çoksesliliklerde son derece yal›n sesler denedi. Zaten kendisinin de “Bundan sonras› art›k bestecilerimize aittir” gibi bir sözünü hat›rl›yorum. Ruhi Bey gerçekten de neyi nereye kadar yapabilece¤ini de iyi bilen birisiydi. Tabi çok daha ilerisi için böyle iddial› fleyler falan yapmad› ama o kadar› bile bir ruh vermeye yetti. Mesela Dostlar Korosu bafltan beri Ruhi Bey’in ilkelerini savunduklar›ndan dolay› hiçbir zaman çok seslilikten yüz çevirmedi. O çok önemli bir olayd›. Çünkü Dostlar Korosu profesyonel müzikçilerin topland›¤› bir yer de¤ildi. fiimdi de san›yorum öyle. O bak›mdan bu ilkeyi sürdürebilmeleri Ruhi Bey’in eseridir. Bu çokseslilik ak›m›n› Ruhi Bey bafllatt› gibi düflünürsek o da do¤ru olmaz. Ta Ziya Gökalp’ten beri, Cumhuriyet öncesinden beri bu düflünce var ve bestecilerimiz taraf›ndan hep uygulanm›fl. Ruhi Bey’in de¤iflikli¤i fluydu, halk türkülerini flehirlerdeki entellektüel, halktan ve halk müzi¤inden kopuk kesime tan›tmas›, dinlet-


röportaj

mesi ve sevdirmesiydi. Böyle büyük bir görevi ve misyonu oldu, hakikaten bunda da baflar›l› oldu. Daha sonra gelen bir çok ozan›m›z da Ruhi Su’nun yolundan gitmeye çal›flt›lar. Bu da gösteriyorki ekol olabilmifl bir kiflidir, onu sayg›yla anmak laz›m. Dillere dolanan ve bestecisi oldu¤unuz 1 May›s Marfl›’n›n öyküsüne gelelim isterseniz... 1971-1973 y›llar› aras›nda tutukluydum. Ç›kt›¤›m›n hemen ertesinde Ankara Sanat Tiyatrosu, Maksim Gorki’nin Ana adl› roman›ndan Bertolt Brecht’in uyarlad›¤› “Ana” oyununu oynuyordu. Bu oyun, Rusya’daki 1 May›s 1905 döneminde yaflanan k›y›m› anlat›yor. Brecht; bir bölümü, marfl›n oldu¤u bir bölümü bofl b›rakm›fl. Yani diyor ki; “‹flçiler marfl söyleyerek sahneye girerler.” Ama hangi marfl oldu¤u ortada yok. Ben de böyle bir söz yazd›m ve beste yapt›m. 1 May›s marfl› oldu sonra da. Bu marfltan iki defa yarg›land›m. Biri 1974 y›l›ndayd›. Oyunu yasaklad›lar. Sonra beraat etti. Oyun daha sonra devam etti. 12 Eylül geldikten sonra bu oyuna bir daha dava açt›lar. Bir buçuk iki y›l kadar süren dava, zaman afl›m›ndan düfltü. Tabi ki bu yarg›lama flark›n›n müzi¤inden de¤il, sözlerindendi. Daha, sadece müzi¤inden dolay› yarg›lanma aflamas›na gelmedik. Daha sonra müzik dillere doland›. Özellikle 70’li y›llarda, devrimci marfllar›n sözlerinin baflka marfllar, flark›lar üzerine yaz›larak söylendi¤ini görüyoruz. Bunu nas›l aç›kl›yorsunuz? fiunun çok etkisi oldu¤u inanc›nday›m. Bu sözleri yazacak besteci yoktu. Bu iflin e¤itimini alan pek yoktu. E¤itimli olarak sadece ben vard›m. E¤itimli kiflilerin ayn› zamanda bu tip siyasi konularla ilgilenmemesi de önemliydi. Onun d›fl›nda bir türkü üzerine söz yazmak, tarih boyunca da çok kullan›lan bir fleydi. M. Luther King de ilahiler üzerine protestan kültürünü anlatan sözler yazm›flt›r. En kolay› da bu oldu¤u için biz de de o dönem öyle yap›lm›fl. Bugün yap›lan, devrimci müzik hakk›ndaki düflüncelerinizi alabilir miyiz? Devrimci müzik deyince de, senfonik de olabilir ya da sizin yapt›¤›n›z gibi müzik de olabilir. Yani halk›n yarar›na olacak her türlü müzik yap›labilir. Halk›n yarar›na olacak

her fleyi deneyebilirsiniz. Denemelerde bazen baflar›l› olunabilir, bazan olunmayabilir. Bundan korkmamak laz›m. Samimi olmak laz›m. fiöyle de¤erlendirmek laz›m Rock müzi¤i ya da undergraunduna kadar bir sürü müzik var. Mesela new age var, ne kadar güzel. Benim 27 tane halk müzi¤i tarz›nda düzenlenmifl çal›flmam var. Son derece yal›n, rahatça anlafl›labilen, çok sesi var... Tam bir türkü gibi de¤il ama kendi dokusu var. ‹nsanlar› ç›kmaza sürükleyen bir nitelikte olmamas› gerekti¤ini düflünüyorum. Yani o bak›mdan ben koyar›m. Biçim olarak da esas olarak kahire müzi¤inden arap müzi¤inden al›nm›fl. Arabeskçilerin bütün iddialar›na ra¤men ilk arabeskler Kahire müzi¤inden oldu¤u gibi al›n›p söylenmifl fleylerdir. Kan›mca her türlü müzikler, rock da olabilir, caz da olabilir, ama bu türlerin olmas› çeflitlilik sa¤lar. Ba¤naz bir flekilde illa böyle demiyorum. Yani sizin de düflündü¤ünüz gibi halk için bir fleyler yapt›¤›n›zda, onlar›n da sevece¤i bir yaklafl›mda bulunulmas› gerekti¤i inanc›nday›m. Baz› arkadafllar›m›z gerek mesleki yetersizlikten dolay› yanl›fl fleyler yap›yorlar, yaps›nlar. Hiç önemli de¤il, ben bunlar› özel olarak elefltirmiyorum, bana özel olarak sorsalar, armonik olarak, vs. flunu flöyle yapmak laz›m falan derim, ama bu itici bir tarzda de¤il, tam tersi gelifltirici olmak laz›m diye düflünüyorum. Grup Yorum, Ruhi Su’lardan bugüne muhalif ve çoksesli müzik gelene¤ini tafl›yan gruptur. O dönemin devrimci müzik gelene¤ini bugüne tafl›d›n›z. Müzi¤inize teknik olarak

baz› elefltirilerim olsa da, bu anlamda yeriniz önemli diye düflünüyorum. Yap›lan müzikle halk›n, dinleyicinin müzikal alg›s›n› e¤itmek, ilerletmek mümkün. Bu konuda ne düflünüyorsunuz? fiimdi bir kere en iyi ö¤retmen eserlerin kendileridir. Yani diyelim ki vivaldi müzi¤ini k›rk kere dinle sana birfleyler ö¤retir. Diyelim ki bat› resimler ö¤renmek için sadece aç›p bak sana bir fleyler verir. Yani sanat müzi¤i ile insanlar› karfl›laflt›rmak gerekir. Ortaokullarda, liselerde e¤itim çok önemli. fiu anda müzik ö¤retmenleri halk›n kula¤›n› e¤itme yolunda de¤iller. Eskiden köyde dedeler, afl›klar, iyi türkü okuyanlar e¤itirdi, radyolar e¤itirdi. fiimdi her fley e¤itiyor. fiimdi iflte halk›n kula¤›n› e¤iten iflte unkapan›n›n kabz›mal prodüktörler ile reyting peflinde koflan radyolar ve televizyonlar var. Öyle bir düzen gelmeli ki ciddi bir flekilde hakikaten bu ifli bilenlerin eline vermeli. Radyolar› kanallar› yönlendirmeli, hele hele bu ruh ortam› yarat›l›rsa çok kolayl›kla olacak fleyler. Ama bir fley daha var ki, bizim flimdiden haz›r olmam›z gerekir buna. Ya¤mura birdenbire tutulmak olmaz. Bakm›fls›n devrim olmufl ne yapacaks›n olmaz. Bizim kafam›zda bu konular berrak olmal›. Herkesin kendince görüflleri vard›r enteresan görüfllerde ç›kabilir. Bunlar tart›fl›larak konuflarak, ortaya ç›kacak yeni yeni fleyleri ç›kart›r›z diye düflünüyorum.J *Ritüel: Gelenek haline gelmifl **Kakofonik: Kulak t›rmalayan sesler yuma¤›

“Devrimci müzik deyince de, senfonik de olabilir ya da sizin yapt›¤›n›z gibi müzik de olabilir. Yani halk›n yarar›na olacak her türlü müzik yap›labilir. Halk›n yarar›na olacak her fleyi deneyebilirsiniz. Denemelerde bazen baflar›l› olunabilir, bazan olunmayabilir. Bundan korkmamak laz›m. Samimi olmak laz›m”.

EYLÜL 2007 | TAVIR | 13


inceleme

özgürlük özlemiyle isyana duran bir yürek: babek ümit zafer

Ad›m Babek... Evvel zaman içinde yaflad›m. Ve ‹sa’ dan sonra 838 senesinde, Irak’›n Samara kentinde öldüm. Abbasi Sultan› Mu’tesim, iflkenceyle parçalatt› bedenimi. Tenim ac›d›, ama ah etmedim. Can›m yand›, lakin aman dilemedim. Öldürüldüm ama iflte, flimdiki zaman içinde de var›m. Bu bir mucize de¤il, takdir-i ilahi hiç de¤il. Nas›l mümkün oldu¤unu ise, emrini verdi¤i katliam› seyrederken Mu’tesim’in yüzüne hayk›rm›flt›m: “... bütün müstebidler (zalim hükümdarlar) gibi sen de yan›l›yorsun. Çünkü benim destan›m öyle bir destand›r ki, ne Babek’le bafllam›flt›r, ne de Babek’le bitecektir. Ey zavall›lar, siz hiç bir zaman özgürlük yang›s›n›n ne demek oldu¤unu anlamayamayacaks›n›z. O dehfletli yang› ki, yüre¤i yak›p küle çeviriyor. Özgürlük, o ister tatl› olsun, isterse ac›; yal-

n›z oydu benim secdegah›m! Ve müstebid ki beni öldürüyor, o da hiçbir zaman anlamayacak ki, ölümü ile özgürlük fedaisi büsbütün yok olmuyor...” (1) Anadolu’dan Mezopotamya’ya bu topraklar çok iflgal, istila görmüfllerdir. Ve elbette, zulme maruz kalan topraklarda, isyan›n boy atmas› olmazsa olmaz bir tarihsel gerçekliktir. Ki 9. yüzy›lda yaflanan Abbasi ‹stilas› da isyanla karfl›lanm›flt›r. Azerbaycan’dan Arabistan’a bölgenin yoksul halk›, Hurremilerin bayra¤› alt›nda direnifle geçtiler. Mazdekçi bir inan›fl olan Hurremilik, ortaklaflmac› ve eflitlikçi bir hayat öneriyordu. Sadece vaatle de kalm›yor, hakim olduklar› yerlerde öyle yafl›yorlard›. Mal-mülk ortaklaflmas› temelinde, eflitlik ve topra¤›n ürünlerinin hakkaniyet içinde paylafl›ld›¤› bir yaflamd› bu. Kendi topra¤›n›n ve dolay›s›yla kendi hayat›n›n efendisi olarak yaflamak istiyordu Hurremiler. Bu iste¤in isyana dönüflmesi, elbette kaç›n›lmazd›r. Zira, mazlumlar›n istekleri ile zalimlerin arzular› daima çat›flma halindedir. Kendi topra¤›n›n efendisi olmak isteyen halk ile, halk›n bafl›na kendilerini sultan atayanlar›n ç›karlar› her zaman çeliflki halindedir. Bu çeliflkinin bir yan› zulüm ise, di¤er yan› isyand›r. Ve 9. Yüzy›lda Abbasi zulüm ve sömürüsüne karfl› isyan edenlerin bafl›nda, Babek önderli¤indeki Hurremiler gelir. *** Babek isyan›na geçmeden önce, Mazdekçilik hakk›nda gereken bilgi notunu düflelim: M.S. 496’larda, Sasani saltanat›n›n hüküm sürdü¤ü ‹ran’da, Mecusi bir rahip olan Mazdek, halk›n yoksulluktan kurtulmas› için in-

14 | TAVIR | EYLÜL 2007

sanlararas› eflitlik ve mal ortakl›¤›n›n flart oldu¤unu ileri sürdü. Madem ki, diyordu Mazdek; insanlar Tanr›’n›n kullar› ve Adem’in çocuklar›d›r, o halde herkes malca eflit olmal›d›r. De¤ilse, ihtiyac› olan, di¤erinin mal›n› kullanmal› ve hiç kimse bu haktan mahrum kalmamal›d›r. Mazdek’in düflüncelerinin yoksul halktaki karfl›l›¤› isyan oldu. Bir süre baflar›l› olan ve Sasani saltanat›n› sarsan isyan, daha sonra kanl› bir flekilde bast›r›l›r. Ama Mazdek’in düflünceleri ve isyan›, de¤iflik biçimlerde sürer. Hurremiler, bu inanc›n düflünsel torunlar› say›l›rlar. Ki Hurremilerin Babekiler kolundan baflka, Mazyarlar kolu da vard›r. Onlar da ayn› dönemde ve tarihte ilk kez k›z›lbayrak kullanarak isyan etmifllerdir. Hep oldu¤u gibi, o zaman da isyan› var eden, halk›n yaflad›¤› koflullard›. Bu nedenle nice asi katledilse de, isyan hep var olur. Sefahat süren Abbasiler ve iflbirlikçilerinin dayatt›¤› sefalet koflullar› da, halk›n öfkesini büyütüyordu. Bu öyle bir öfkedir ki, akaca¤› yata¤› buldu¤unda fliddetinin önünde durulamaz. Çünkü art›k mazlumlar isyana durmufltur. ‹flte bu isyanlardan birisini, 808-809 y›llar›nda, Azerbaycan’›n da¤l›k bölgesinde yaflayan Hurremiler bafllatt›lar. Hurremili¤in Cavidaniye koluna ba¤l› olan isyanc›lar, Abbasi zulüm ve sömürüsüne karfl› ç›k›yorlard›. Ve 816 y›l›nda Babek’in önderli¤inde isyan› daha da büyüttüler. Bölgedeki Türk, Kürt, Ermeni, ‹ranl›, Arap halk, Babek’in etraf›nda birlefltiler. “Kurtar›lm›fl bölge” diyebilece¤imiz bir flekilde, oluflturduklar› yerleflim yerlerinde hakça yaflamaya çal›flt›lar. Ve lakin bu halleriyle, Abbasi hakimiyeti alt›ndaki bölgelerde yaflayan di¤er yoksullar için “kö-


inceleme

tü” örnek oluyorlard›. Böylesi örneklerin bulafl›c› oldu¤unu en iyi egemenler bilir. Bu nedenle de yok etmek isterler. Yine istediler, sald›rd›lar, katlettiler. Say›s›z defa, Babek güçlerinin üstüne ordu yollad›lar. Ama Abbasi ordular›, her defas›nda bozguna u¤ray›p geri döndüler. Ve her çarp›flmadan sonra, Babek’in halk›n yüre¤indeki yeri daha da sa¤lamlaflt›. Gücü ve etkisi yay›ld›. Abbasi ordular›, defalarca Babek güçlerinin pefline düflmüfl ama her defas›nda kay›p vererek geri çekilmifllerdir. Yenilginin h›rs›yla, bölgenin yoksullar›n›n kan›n› dökmek, halife ordusunun ahlak›na uygundu. Ki say› ve silah bak›m›ndan, bu ordu ile Babek güçleri k›yaslanamaz bile. Abbasi ordusu güçlüdür ama Babekilerle bafl edemez. Önce halife Me’mun, ard›ndan halife Mu’tesim’in gönderdi¤i ordular, Babek önderli¤indeki halk güçleri taraf›ndan yirmi küsur y›l boyunca bozguna u¤rat›lm›fllard›r.. Bir tür gerilla-milis gücü oluflturan Babek, Abbasi düzenli ordular›na darbe üstüne darbe vurur. Abbasi ordular›, da¤lar›n geçit vermezli¤ine, fliddetli so¤uk ve zahmetine, halk güçlerinin öfkesine karfl› duramazlar. Çünkü zorluklara karfl› kendilerini diri tutacak hakl› bir inançtan yoksundurlar. Bu temel eksiklik, para ile giderilmeye çal›fl›l›yordu. Abbasi halifesi, isyan›n yok edilmesi için, paral› askerlerine servet vaat ediyordu: “... Mu’tesim, Afflin’i Babek’le karfl›laflmaya gönderdi ve bütün da¤l›k bölgelerin hakimli¤ini ona verdi. Mu’tesim, Afflin’e gönderdi¤i erzaktan pay, maafl, yard›m ve Cibal hakimli¤inin yan›s›ra, onu ata bindi¤i (vurufltu¤u) gün için on bin dirhem, ata binmedi¤i (vuruflmad›¤›) gün için ise befl bin dirhem verece¤ine söz verdi. Ayr›ca yola koyuldu¤u gün, ona bir milyon dirhem ba¤›fllad›. Afflin, Babek’le bir y›l boyunca vurufltu ve bir çok kez yenildi....” (2) Babek’in baflar›l› olmas›n›n nedeni, sadece da¤lar› mesken tutmas› de¤ildi elbette. Bu, tali bir etkendi. ‹flin esas›, halk›n Abbasi iflgaline boyun e¤memesi, zulme ve sömürüye karfl› durmas›yd›. Ve halk konuflacak a¤›z

buldu mu, asla susmaz! Tarihin o kesitinde, halk›n direnifl ve savafl naras›, Babek’in dudaklar›nda büyüyordu. Tam da bu nedenle kesilmek istenen dil, ezilmek istenen bafl Babek’e aitti. Ama flimdi Babek, isyan›n her yanda yank›lanan sesiydi. Ki hiçbir iflgalci güç, halktan daha çok ve güçlü de¤ildir. Envai çeflitte ve devasa boyutta silahlar› olsa da, kendilerini ne kadar tahkim etseler de, halk taraf›ndan kuflat›lm›fllard›r. Bölgenin Türk, Kürt, Fars, Arap, Gürcü, Ermeni halk›, istilac› Abbasi ordular›na boyun e¤miyor ve içlerinden ç›kard›klar› Babek’e direnifl gücü veriyorlard›. Babek’i var eden temel neden buydu. Onca güçlü say›lan Abbasi ordusunun yenilgisinin ana nedeniyse, iflgalci olmalar›yd› elbette. ‹flgal, halk için katmerli sömürü, zulüm ve afla¤›lanma demektir. Boyun e¤enler için iflgal, kendi topra¤›nda yabanc› ve iflgalciye köle olmay› kabullenmektir. Ama flu ya da bu biçimde olsa da, halk iflgale karfl› koyar. K›l›çla iflgale gelenlere, öfkeyle karfl› ç›k›l›r. Bu denklemde, zalimin elindeki hiçbir k›l›ç, mazlumun ç›plak öfkesinden daha keskin de¤ildir. Çünkü o öfke, zulüm ve sömürüye maruz kal›nan her an ve her yerde bilenir. Geriye kalan, o öfkeyi k›n›ndan çekip zalime indirmektir. ‹flte Babek’in yapt›¤› da budur. *** Babek’i savafl meydanlar›nda yenemeyen Abbasi muktedirleri, hileye bafl vurdular. Teslim olmas› karfl›l›¤›nda ba¤›fllan›p, bulundu¤u bölgenin yöneticili¤inin kendisine verilece¤i vaat edildi. ‹flbirlikçi bir toprak beyine dönüflmesi için zemin sunuldu. Af karfl›l›¤›nda Babek’ten istenen, inanc›n›, davas›n› terk etmesiydi. Bunlar terk edildikten sonra, zulüm çark›n›n bir difllisi olmak kaç›n›lmazd› zaten. Babek, böylesi vaatleri reddetti ve halk›n elindeki k›l›ç, yüre¤indeki özgürlük atefli olmaya devam etti. Savafl›n seyri kendi aleyhine geliflti¤i zamanlarda bile, tavr›nda bir de¤ifliklik olmad›. Kuflat›ld›¤› s›rada, kendisine af senedi yollayan Afflin’in elçisine gereken cevab› verdi: “Bunu Afflin’e götürüp dersin ki, böyle fleyler sana laz›m olur bana de¤il!” (3) 835 y›l›na girildi¤inde, Afflin komutas›ndaki Abbasi ordusu, Hurremilerin yaflad›¤› top-

raklar› kan deryas›na çevirdiler. Çoluk çocuk demeden, Hurremilerden kim olursa olsun, “‹slam ad›na” k›l›çtan geçirildiler. Elbette bunca zulmün as›l sebebi, altlar›nda taht olup bafllar›nda taç tafl›yanlar›n, “Bu devran hep böyle dönsün” arzular›yd›. Çünkü isyan, tahtlar› sars›yordu. Hurremilere yaflam hakk› tan›nm›yordu. Ya ölecek, ya da Abbasilere köle olacaklard›. Olmad›lar ve öldüler. Öldürüldüler ama teslim olmad›lar. Kendi hayatlar›n›n efendisi olma haklar›n› sonuna kadar savundular. Ve zaten haklar› için direnip savaflmakt› özgürlük denilen fley... 837 y›l›nda Babek, yan›ndaki güçlerle beraber kuflat›ld›: “... Babek’in kenti, büyük ve zor bir kuflatmadan sonra fethedildi. Babek orada bir tepede sakland›. Bütün ailesi ve arkadafllar› esir düfltüler. Mu’tesim onu ba¤›fllay›p senet gönderdi. O ise senedi y›rt›p, uygun olmayan sözler söyledi. Sonra o, bir da¤dan aflarak baflka bir da¤a gitti.” (4) Ne ard›na düflmüfl kirli k›l›çlar, ne de af vaadleriyle ilgili de¤ildi Babek. Onun için önemli olan, direnifli yeniden örgütlemekti. Bu amaçla, deyim yerindeyse illegal çal›flmaya geçti: “... Babek, tüccar k›l›¤›na girip, tüccar gibi hareket ediyordu.” (5) Pusular, kahpelikler zaman› bafllam›flt› art›k. Abbasi zulüm çark›, ne olursa olsun Babek’i ele geçirmek için dönüyordu. Ölü ya da diri getirene, alt›n ve makam verilecekti. Özellikle çevredeki toprak beylerine haber gönderiliyor ve Babek’i bulmalar› isteniyordu. Bu iste¤in gere¤ini, Arran Emiri Sunbat yerine getirdi. Yard›m vaat etti¤i Babek’e tuzak kurup, Abbasi güçlerine yakalatt›. *** Tutsak düflen Babek, halife Mu’tesim’in mekan eyledi¤i Irak’›n Samara kentine getirilir. Bir filin üzerine bindirilerek dolaflt›r›l›r. Böylece yol boyu hem afla¤›lanm›fl, hem de teflhir edilmifl olacakt›r. Hesap budur. Denilebilir ki, geçmiflten bugüne zalimlerin bafl vurdu¤u kirli bir tezgaht›r bu. Ama benzeri her fley gibi, Babek’in hakl›l›¤›n› gölgeleyemez elbette. Mu’tesim ile Babek’in karfl›laflmas›, zalimle-

EYLÜL 2007 | TAVIR | 15


inceleme

rin ve mazlumlar›n tarihsel karfl›laflmalar›n›n özeti olarak yaflan›r. Eleri ba¤l› ve iflkence alt›nda olsa da, ma¤rur olan Babek’tir. Tafl›d›¤› hakl›l›k ve taraf oldu¤u kavgan›n gücü, davran›fllar›nda da somutlan›r. “... Babek, Mu’tesim’in yan›na geldi¤inde Mu’tesim ona flöyle demifl, ‘Ey Babek, sen öyle bir fley yapt›n ki, hiç kimse öyle bir fley yapamam›flt›r. fiimdi de hiç kimsenin tahammül edemeyece¤i kadar tahammül etmelisin’. Babek de, ‘Yak›nda benim tahammülümü görürsün.’ demifl. Mu’tesim, ‘Bunun iki elini benim gözümün önünde kesin!’ diye emir verdi.” (6) Ne ah eder, ne aman diler Babek. ‹nanc›n›n sonsuzlu¤undan kaynaklanan s›n›rs›z tahammülüyle, maruz kald›¤› onca eziyet karfl›s›nda bile, direngen mesajlar vermenin çabas›ndad›r: “... Mu’tesim, onun ellerinin ve ayaklar›n›n kesilmesini emretti. Onun bir elini kestiklerinde, öteki elini kana bat›r›p yüzüne sürdü ve yüzünü gözünü kanla k›pk›rm›z› yapt›. Mu’tesim, ‘Ey it, bu ne ifltir?’ diye sordu. Babek flöyle dedi: ‘Bunun baflka bir

anlam› var. Siz benim ellerimi ve ayaklar›m› keseceksiniz. ‹nsanlar›n yüzü, bedenlerindeki kan nedeniyle k›rm›z› oluyor. Kan bedenden ak›p gitti¤inde, yüz sarar›r. Bedenimden kan ak›p gitti¤i zaman halk, ‘Yüzünün rengi korkudan sararm›flt›r.’ demesin diye yüzümü kana boyad›m.” (7) Babek’in bu son eylemi, zulmün tarihsel yenilgisine at›lm›fl kanl› bir imzad›r. Bu eylem, ölümün yenilgisine ve zulmün iflas›na vurulan flanl› bir mühürdür ki, dünyan›n ve tarihin her yerinde, zulme boyun e¤meyenlerin “son” tav›rlar› da benzerdir. ‹flte Spartaküs ya da Bedreddin... ‹flte Pir Sultan ya da Bruno... ‹flte Che ve Adal›lar... Zaman ve mekan› aflan tarzda, ayn› “son”un sonsuzlu¤a uzanan davran›fllar›d›r bunlar. “Ona ac› çektirmek amac›yla Mu’tesim, cellada, k›l›c› onun iki alt kaburgas›n›n aras›ndan yüre¤ine sokmas›n› emretti. Bunu yapt›ktan sonra, Mu’tesim’in emri üzerine onun dilini kestiler, onun vücudunu dara¤ac›na ast›lar. Bafl›n› Ba¤dat’a götürüp, köprü üzerine bir a¤aca takt›lar. Sonra ayn› bafl›, Hora-

san’›n kent ve kasabalar›nda dolaflt›rd›lar. Nedeni ise fluydu ki, o, halk›n yüre¤inde kök salm›fl büyük bir nüfuza sahipti.” (8) ‹syan naras› atmas›n diye dili kesilen, k›l›ç tutmas›n diye elleri kopart›lan ve e¤ilmeyen bafl› vurulan Babek’i, halk›n yüre¤inden ç›kar›p atamad›lar. Muktedirler, Babekleri katlettikçe halk› sindirebileceklerini san›rlar. Oysa hayat, baflka bir gerçe¤i kan›tlar daima. Zulmedenlerin, kabul etmek istemeseler de, kaçamad›klar› bir gerçektir bu. Çünkü Babek hakl›d›r: “Benim destan›m öyle bir destand›r ki, ne Babek’le bafllam›flt›r, ne de Babek’le bitecektir...” Babek hakl›d›r çünkü Kerbela’dan Baba ‹shaklara; Paris Komünü’nden Fidanlara ayn› özgürlük destan›d›r bu. Ki flair de hakl›d›r: “... Bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aflk›n yüzü oluncaya dek...” * Al›nt›lar, Said NEF‹S‹’nin “Babek” isimli kitab›ndan al›nm›flt›r. (Berfin Yay›nlar› - 1998) (1) Syf 6, (2) Syf 79, (3) Syf 132, (4) Syf 122 (5) Syf 123, (6) Syf 101, (7) Syf 150, (8) Syf 154 J

babek kalesi

16 | TAVIR | EYLÜL 2007


elefltiri

bir “flaflk›n” adam serdar kanat

60’l›, 70’li y›llarda; emperyalist iflgallerin ve halklar›n emperyalist iflgallere karfl› direniflinin flaha kalkt›¤› y›llarda bir müzik türü ortal›¤› kas›p kavurmaya bafllam›flt›. Ad›na rock dendi bu müzi¤in. Tüm dünyada milyonlarca gencin, siyah›n, beyaz›n, K›z›lderililerin, sar› ›rk›n hakl› bir isyan›yd› bu müzi¤in ezgileri, sözleri, notalar›... Felsefeleri belki anarflizme dayan›yordu ama yine de insana dairdi, insani de¤erleri savunuyordu, özgürlük yanl›s›yd›, sömürü karfl›t›yd›, anti-emperyalistti… Belki de binlerce solist, grup olufltu tüm dünyada bu müzi¤i icra eden. Ayn› bizim ülkemizde oldu¤u gibi... Birileri ç›kt›, ülkemiz halklar›na ait ezgileri rock müzi¤in t›n›lar›yla harmanlay›p, yapt›klar› müzi¤in ad›na Anadolu rock dediler. Türküler, flark›lar rock müzi¤in ezgileriyle söylenir, herkesin diline bu flekliyle dolan›r oldu. ‹flte bunun öncülerindendi birisi… Uzun saçlar›yla tabu deviren, isyankâr ruhunu kan›tlarcas›na, k›z›n› e¤itim sistemini protesto ad›na okula göndermeyen biriydi Erkin Koray. Bilinen lakab›yla Erkin Baba... Erkin Koray, yaflam›nda politik olarak herhangi bir anlay›fla angaje olmayan ama seçti¤i yaflam biçimiyle anarflizan ve protest e¤ilimler gösteren biriydi bildi¤imiz kadar›yla. Ta ki seçimler öncesinde “Oyum MHP’ye!” diyene kadar. “Ben Türk’üm. Günümüzde de vatan›n› sevenlerin topland›¤› MHP ile birlikte olmam bu yüzden çok normal.” diye de gerekçelendiriyordu seçimini. Tam yar›m saat neden MHP’ye oy verdi¤ini anlatarak bafll›yordu Harbiye Aç›k Hava Tiyatrosu’nda verdi¤i en son konserine. Ciddi ciddi kendisine tepki gösterildi¤ini, en az›ndan MHP’nin nas›l bir parti oldu¤unu bilen ama Erkin Koray’› da dinleyenlerin, kendisine tepki duydu¤unu anlam›fl olmal›yd› ki, bunca saat dil dökmek durumunda kalm›flt› onlar› ikna etmek için... Edemedi ama... Edemezdi... Erkin Koray’›n MHP’ye oy vermesi, herkesi de MHP’ye oy vermeye ça¤›rmas›n›n, baflta kendisinin aç›klad›¤› bir kaç neden d›fl›nda, birçok nedeni var. MHP’nin, vatan›n yeralt› ve yerüstü zenginliklerinin ABD’ye, AB’ye ve di¤er sömürücü ülkelere -sanki 58. hükümet içinde yer al›p da, bu sat›fllar› kendisi de

EYLÜL 2007 | TAVIR | 17


elefltiri

yapmam›fl gibi- sat›fl›na karfl› ç›kan, milliyetçi tarzda politikalara a¤›rl›k vermesi, halk›n belli bir kesiminin MHP’ye oy vermesine yol açm›flt›r. Bunlar›n içine Erkin Koray da dâhil olmufl olabilir. MHP’nin de¤iflti¤i söylemlerine Erkin Koray da kanm›fl olabilir. Kürt milliyetçilerinin politikalar›n›n halkta yaratt›¤› tepkiye ba¤l› olarak MHP’ye kayan oylardan birinin de Erkin Koray’a ait olmas› normal karfl›lanabilir vesaire vesaire... Yukar›da sayd›¤›m›z nedenlere, fazladan daha birçok neden eklenebilir. Biz de ekleyebiliriz, Erkin Koray da... Ancak as›l tart›fl›lmas› gerekenin Erkin Koray’›n MHP’ye oy vermesi oldu¤u gerçe¤i de¤iflmeyecektir. Tart›flaca¤›z elbette... MHP’yi herkes tan›mal›, nas›l bir geçmifle sahip oldu¤unu bilmelidir. Bunu da en baflta ayd›nlar, sanatç›lar yapmal›d›r. “De¤ifltim” demekle de¤iflilmeyece¤ini en baflta onlar bilmeli, bilmekle kalmay›p herkese de anlatmal›d›r... Marafllar›, Çorumlar›, Sivaslar›, Balgatlar›, Piyangotepeleri, Mamaklar›, 16 Martlar›, Bedri Karafakio¤lu’nu, Do¤an Öz’ü, Bedreddin Cömert’i, Cevat Yurdakul’u, Ümit Kaftanc›o¤lu’nu, 2 Temmuzlar› ve yaflam›n› faflist kurflunlarla, bombalarla kaybeden binlerce genci, ö¤renciyi, halk›... kendisine “ayd›n›m” diyen birinin bilmiyor olmas› kabul edilemez. Hele de Erkin Koray gibi, bu ülkedeki ezberci e¤itime karfl› belki de bireysel olarak yap›lm›fl en sert anarflist protestoyu yaparak, k›z›n› okula göndermeyecek kadar bilinçli birinin bilmiyor olmas› hiç kabul edilemez. Çünkü ayd›n, kendi ülkesine, tarihe ve halka karfl› sorumludur. Sorumluluk, güçlüden yana de¤il, hakl›dan yana olmakta; zalimden yana de¤il mazlumdan yana olmaktad›r. Daima insana dair olan›, halka ait olan› savunmak; güzeli, iyiyi, do¤ruyu sahiplenmektir ayd›n sorumlulu¤u... Bu sorumluluk ilkeseldir ayd›n için. Zaman, mekana, kifliye göre de¤iflmez, de¤ifltirilemez. Bu ülkede faflizm gerçe¤i vard›r ve bundan en baflta ayd›nlar›n, sanatç›lar›n, bu ülkenin kültürlü insanlar›n›n haberdar olmas› gerekir. Bu ülkede katliamlar yaflan›yor ony›llard›r. Kay›plar var birlerce, gözalt›nda yitirdi¤imiz. F Tipleri var tam 122 kifliye mezar olan. Seçim hakk›nda görüfl belirtti diye gözalt›na al›n›yor iflkencelerle insanlar ve hiç sorgusuz sualsiz hapse at›l›yor onlarcas›… Bu ülkede adalet yok, hak yok, hukuk yok, fikir ve düflünce özgürlü¤ü yok. Bir 12 Eylül öncesi yafland› bu ülkede. Sokaklarda, fabrikalarda, okullarda, evlerin bodrumlar›nda insanlar iflkencelerle, bombalarla, kurflunlarla katledildi. Katillerin adresleri mahkeme tutanaklar›nda mevcut… Adreslerde “Ülkü Ocaklar›” yaz›yordu, “MHP” yaz›yordu. Sivil faflistler bu ölümlerden dolay› yarg›land› göstermelik de olsa. Ço¤u ceza almad›, zamanafl›m›na u¤rad› davalar›, daha do¤rusu u¤rat›ld›. MHP üzerine, sivil faflizmin üzerine sayfalar dolusu yazabiliriz. Yazd›k da… Yine yazaca¤›z, yine teflhir edece¤iz katilleri. Bizim flafl›rd›¤›m›z, bunun haf›zalardan çok çabuk silinmesidir. ‹flte bütün bu gerçeklerin ›fl›¤›nda, Erkin Koray’›n MHP’ye oy verece¤ini aç›klamas›, bu yaz›n›n yaz›lmas›n› zorunlu k›ld›. Baflta Erkin Koray’›n, sonra da tüm Erkin Koray gibi düflünenlerin kendilerine gelme-

18 | TAVIR | EYLÜL 2007

si; yaflanan bu bilinç çarp›kl›¤›n›n herkes taraf›ndan anlafl›lmas›; eskiden yaflanm›fl olan, bugün de eskisi gibi olmasa bile yaflanan ve gelecekte yaflanmas› kuvvetle muhtemel olan sivil faflist katliamlara dikkat çekilmesi için… Biz sanat›n ve sanatç›n›n, insana ait güzel olan ne varsa sahiplenmesi gerekti¤ine inananlardan›z. B›rakal›m de¤erleri sahiplenmeyi; onu yaratanlara, yaflatanlara ve ileriye tafl›yanlara karfl› nefret duygusu tafl›yanlar›n bir sanatç› taraf›ndan sahiplenilmesi ise herhalde yaln›z ve yaln›z Türkiye’de yaflan›yor. Bu “onurun” sahibi de ne yazik ki ony›llar›n “Erkin Baba”s› Erkin Koray’a ait. Sanat›n özü ilericidir, ilerici olmak durumundad›r. Sanat›n gerici olmas› düflünülebilir mi? Veya bir sanatç›n›n? Gericili¤in, ›rkç›l›¤›n, faflizmin sembolü olmufl bir parti, bir sanatç› taraf›ndan savunulabilir mi? Sorular›m›z›n muhatab› Erkin Koray’d›r elbette. Ve onun gibi düflünen sanatç›lar... Asl›nda Erkin Koray’›n durumu, devletin y›llard›r, özellikle 12 Eylül’den beri, uygulad›¤› toplumsal haf›zay› silme politikalar›n›n tipik bir örne¤idir. Erkin Koray’›n birdenbire MHP’lileflmesi, politikli¤in de¤il, tam tersine apolitikli¤in, haf›zan›n yitirilmesinin, do¤ruyla yanl›fl›n yer de¤ifltirmesinin, en genelinde de devletin uygulad›¤› dezenformasyonun etkilerinin nerelere varaca¤›n›n göstergesidir. fiaflk›nd›r Erkin Koray. Ayn› kendi flark›s› gibi... Bir o yana bir bu yana yatma flaflk›n Tenhalarda menhalarda bitmifl flaflk›n Sana baflka sözüm yok bu alem içinde Bir alemsin flaflk›n sen alem içinde fiaflk›n sana ne dedim sen ne yapt›n Dün gece gördüm seni ters yola sapt›n Sanki bugünün Erkin Koray’›n› yazm›fl Erkin Koray. Bugünkü Erkin Koray’a “cuk oturuyor” gerçekten de flark›n›n sözleri. “Rock müzi¤in tarihi, kökenleri, felsefesi nedir?” desek herhalde en fazla konuflacak, cevab› en uzun olacaklar›n bafl›nda gelecektir Erkin Koray. Yaz›n›n giriflinde çok çok k›sa bir özetini yazd›k. Sayfalar dolusu da yazabilirdik, gerek görmüyoruz. Yazd›klar›m›za Erkin Koray’›n bir itiraz› olaca¤›n› sanm›yoruz. Bizimle ayn› fleyleri söyleyecektir kuflkusuz. Ama bunu geçmiflin de¤il, bugünün Erkin Koray’› yapaca¤› için, pek k›ymet-i harbiyesi olmayacakt›r. Son söz olarak; “flaflk›nl›k” bir insanl›k halidir. ‹nsan-› befler, bir gün flaflar! Dile¤imiz Erkin Koray’›n bu flaflk›nl›ktan çabuk s›yr›lmas›d›r. Tarihin, bilimin ve halk›n önünde suçlu olaca¤› bir durumdan mümkün oldu¤unca h›zl› bir flekilde kurtulmas›d›r. Verdi¤i oyun ne anlama geldi¤ini, kimlere ve nas›l bir gelece¤e oy verdi¤ini yine mümkün oldu¤unca çabuk kavramas›d›r. Gerçekten ayd›n ve sanatç› olman›n gereklerini bir an önce ö¤renmesidir murad›m›z. Erkin Koray’dan ve tüm flaflk›nlardan tek iste¤imiz budur...J


borçlu hasan hüseyin

Erik çiçek açmıfl da bahçenin kıyısında Sen ona hiç bakmadan geçmiflsen oracıktan Leylek dansa durmufl da bacanın tepesinde O baharlım laklakını durup dinlememiflsen fiakır flakır bir tren bir gece köprüsünden Islıkla dalmamıflsan gurbet türkülerine Akasya mor akasya ak akasya sarı sarı sarkmıfl da bahar mavilerinden Yaflamak ne güzel fley diye a¤lamamıflsan Çocuklar birdirbir oynuyorlar da çöplük arsada Dikilip yanıbafllarına gö¤üs geçirmemiflsen Yanından geçip gitmifl de çilekçinin arabası Kaçtan veriyorsun hemflerim diye yutkunmamıflsan ‹skelenin tepesinden türkü döken gurbetçi gence Varolasın koçum benim diye el sallamamıflsan Bahar dalı gömle¤iyle utangaç bir uçurtma

Bu ne flıklık delikanlım diye laf atmamıflsan Ve çapkınca bakmamıflsan Gö¤sü domur domur yeniyetmeye Sesi bambam Sesi ramazan topu Kendini herkül sanan delikanlıyı Yafltaflınmıflcasına süzüp selamlamamıflsan Öpmemiflsen gözlerine bakıp duran bir gözleri flenlikliyi Yaflama itmemiflsen iter gibi denize Girmemiflsen koluna bir yıkılmıflın Yalanla da olsa avutmamıflsan umutsuzu Su diyene bir avuç su Bir yaralı parma¤a iflememiflsen Kolay gelsin dememiflsen tafl kıranlara Günaydınsız bırakmıflsan bahçe bezeyenleri E¤ilip koklamamıflsan çitten gülen çiçe¤i Bayram bayram donanmamıflsan Sevinciyle dostlarının Acısını dostlarının Yüre¤inde duymamıflsan Kapı kapı dolaflmamıflsan ifl dilenerek ‹flsizli¤e düflmemiflsen hakkım dedikçe Ve bayraklı pankartlı yürüyüfllere Halaylı horonlu grev flenliklerine Katılmayı aflk gibi duymamıflsan fluranda A¤rın a¤rım Acın acım Dememiflsen insan kardefllerine Ve dilinin en görkemli Ve dilinin bando-davul sövgülerini Sıralayıp sallamamıflsan deyyuslar saltanatına Hangi yaflta olursan ol Kardeflim Kaptırıp gönlünü sevda fırtınasına Evin yolunu flaflırmamıflsan Sende ifl yok be kardeflim Sen artık hapı yutmuflsun Borçlusun sen a¤açlara kufllara Borçlusun sen trenlere otobüslere Ya¤an kara esen yele borçlusun Borçlusun sen herfleye Gözdeki ıflıltıya Alındaki çizgiye Eldeki flaflkınlı¤a Borçlusun herfleye Kardeflim Yaflamın kendisine

EYLÜL 2007 | TAVIR | 19


munzur özgür akacak! p›nar durmaz

Munzur isimli bir çoban›n, a¤as›na gösterdi¤i kerametin öyküsüdür Munzur suyunu kutsal k›lan. Çoban Munzur’un kerametini görenlerin onun elini öpmek istemesi üstüne, panik olup kaçmas›n›n ard›ndan ad›m›n› att›¤› her yerden sular f›flk›rmas› üzerine bu efsane, o günden bugüne anlat›lagelmifltir. “Munzur önde, a¤a ve yan›ndakiler arkas›nda bir kovalamaca bafllar. fiimdiki Munzur Irma¤’›n›n kayna¤›n›n oldu¤u yere geldikleri zaman Munzur'un elindeki süt dolu çanak dökülür ve sütün döküldü¤ü yerde, süt gibi bembeyaz su f›flk›r›r. Bundan sonra Munzur k›rk ad›m daha atar. Att›¤› her ad›mda, bir kaynak f›flk›r›r. Ve f›flk›ran bu sulardan bir ›rmak meydana gelir. Munzur'un arkas›ndan koflanlar bu ›rmaktan öteye geçemezler. Munzur da bu da¤larda kaybolur gider.” Böyle anlat›l›r hikâye… Efsanelere dayan›r Munzur… Efsanelerle anlat›l›r Dersim… Kutsald›r o topraklar. Tafl› topra¤› öpülecek, suyu al›p fliflelere konulacak, saklanacak kadar kutsald›r… O topraklara verilen bir arma¤and›r, de¤erlidir, korunmas› gerekendir. Munzur Delidir, akar durmadan. Ça¤›ldar dostun düflman›n yan›bafl›nda. Kucak açar dostlar›na, düflman ise yan›bafl›ndad›r ama ulaflamaz ona. Sevilmeyendir. Murdar oland›r.Yüzünde nur olmayand›r… Nice kahramanl›¤a ve ac›ya tan›k olmufltur Munzur. Kana bulanm›flt›r suyunun rengi

20 | TAVIR | EYLÜL 2007

kimi zaman. Topraklardan süzülüp gelen kan de¤ifltirmifl, k›z›llaflt›rm›flt›r rengini… Ve her düflenle birlikte daha da kutsallaflm›flt›r halk için. Üstüne binbir hikâye anlat›l›r… “Dersim’e sefer olur zafer olmaz.” der Seyitleri… ’38 ‘isyan›’nda da¤› tafl› saran askerin cellâtl›¤› hala anlat›l›r. O günden bu yana da ne kuflatma biter Dersim’de, ne direnifl. Da¤lar›nda silah çat›p, mavzer atan› hep bulunur… Bu yüzden önemlidir Dersim, s›rf da¤lar›n›n heybetinden, Munzur suyunun lezzetinden de¤ildir yüreklerimizdeki sevgisi. Bir tarih yarat›lm›flt›r o topraklarda; bu yüzden kutsald›r, önemlidir, korunmal›d›r Dersim.

Kültür Festivali, 9 – 12 A¤ustos tarihleri aras›nda yap›ld›. Belediyenin bu sene seçimler nedeniyle neredeyse bafltan savma planlay›p organize etti¤i ve geçenlerde yaflam›n› yitiren eski DEP milletvekili Orhan Do¤an an›s›na düzenlenen festivale kat›l›m, önceki senelere göre daha azd›. Asl›na bakarsan›z kime sorsan›z flikâyetçiydi bu durumdan. Esnaf, gelenin gidenin az olmas›ndan; düzenleyenler, festivalin duyurusunu tam olarak yapamamaktan; d›flardan gelenler ise Dersimlilerin misafirperverli¤ini k›smen yitirmifl olmas›ndan flikâyetçiydi. Neredeyse “dostlar al›flveriflte görsün” misali bir festival havas› vard› sokaklar›nda Dersim’in.

Gittik, gördük bir kez daha o topraklar›… Malum yaz ay›, festival ay›. Ve Dersim’de festival bir baflkad›r. Öyle baflka yerlerde yap›lan festivallere benzemez. Mesela kuflatma alt›nda yap›l›r. Ad›m›n›z› att›¤›n›z her yerden eli silahl› ve telsizli insanlar ç›kabilir örne¤in. Helikopterler uçar tepenizden, jandarma cipleri, panzerler, mavi- yeflil üniformal› kolluk güçleri hiç eksik olmaz sokaklar›ndan. Amaç korkutmakt›r, amaç sindirmektir, amaç geleni geldi¤ine piflman etmek, halka gözda¤› vermek, susturmakt›r. Sahiplenilmesin, kimse bir daha o topraklara girmesin, Dersim onlar›n olsun istenir ama hiç böyle olmaz. Dersim bizimdir. Ve Dersim topraklar›nda dökülen kan›n ac›s› hala taptazedir…

Dersim merkezde sat›fl için kurulan stantlar vard›r. Hem devrimci-demokrat yap›lar›n dergi-gazete gibi yay›nlar›n›n sat›ld›¤›, hem de normal sat›fllar›n yap›ld›¤› stantlard›r bunlar. Ve normalde festival öncesinde kurulan, ilginin en yo¤un oldu¤u yerlerdir buralar. Ama bu sene öyle de¤ildi. Festival gününe kadar bombofltu sokaklar. Ve gelen giden yok denecek kadar azd›. Festivalin bafllamas›yla birlikte ise önceki senelere göre az da olsa, hareketlendi diyebiliriz. Bu sene gelifl-gidifli azaltan en önemli yanlardan birisi ise festival öncesi çok boyutlu flekilde yap›lan anti-propaganda oldu. “Operasyon var.”, “Da¤ tafl yan›yor.” havas› bilinçli olarak büyütüldü. F›s›lt› gazetesinin “Festival iptal edilecek, olay ç›kacak.” söylentisini yaymas›yla birlikte de istenilen hava bir nebze de olsa yarat›ld›.

Evet bir festival daha geçti... “Halklar›n Kardeflli¤i Munzur’dan Aks›n, Do¤a Yaflas›n” slogan›yla düzenlenen 7. Munzur Do¤a ve

Tabi bunda belediyenin 22 Temmuz seçimlerine a¤›rl›k vererek festivalin örgütlenmesine geç bafllamas› ve seçimler nedeniyle


festival tarihinin de¤ifltirilmesinden dolay› daha öncesinde izin alanlar›n geldikleri il veya ülkelere geri dönmek zorunda kalmalar›n›n da pay› var kuflkusuz. Tüm bunlarla birlikte festival gününe gelindi¤inde ise karfl›m›za ilk ç›kan fley, Dersim’e girifl yasaklar› oldu. “Provokatif eylem yapabilme olas›l›¤› olanlar” listesinde ismi bulunanlar il s›n›rlar›ndan sokulmad›. Tabi bunlar›n kim oldu¤unu sadece emniyet biliyordu. Ve kimi bu listeye sokacaklar›n›n ise hiç bir garantisi yoktu. Ve di¤er günlerde en çok karfl›m›za ç›kan da, özellikle merkezde yap›lan etkinliklerdeki keyfi emniyet bask›s› ve karmaflayd›. Örne¤in gösterilecek filmler listesinde olan ama yasaklanan ve bir türlü gösterilmeyen filmler vard› programda. FOSEM taraf›ndan haz›rlanan Kuflatma adl› filmle, Dersim, Bafle¤mezlik ve Çiçek Ülkesi ( Kemal Özer) ile Çayan Demirel’in haz›rlad›¤› Dersim 38 isimli Dersim isyan›n› anlatan belgesel filmler gösterimden kald›r›ld›. Y›lmaz Güney’in Yol Filmi ise Festival Komitesi’nin eline ulaflmad›¤› gerekçesiyle gösterime sokulmad›. Gösterime girmeyen filmlerle ilgili do¤ru düzgün bir aç›klama yap›lmazken, yerlerine farkl› filmler konularak aç›k giderilmeye çal›fl›ld›. ‹kinci gün etkinlikleri kapsam›nda yer alan Babil Halk Sahnesi taraf›ndan oynanan fieytan, Hoca ve Kad›n adl› tiyatro oyunu ise emniyetin keyfi bask›s›yla karfl›laflt›. Oyunun oynanmas› gereken Halk E¤itim Merkezi’ne izin al›nmad›¤›n› belirten Tunceli Emniyet Müdürlü¤ü, oyunun orada oynanmas›n› engelledi ve oyunun yeri de¤ifltirildi. Ayn› gerekçe, Halk E¤itim Merkezi’nde sergilenmesi gereken di¤er etkinlikler için de geçerli oldu. Yasaq isimli Halk danslar› gösterisi, saati ve yeri de¤ifltirilerek Munzur nehrinin yan›nda kurulan sahnede sergilendi. Tabi tüm bunlarla birlikte de¤iflikliklerden çok dar bir çevrenin haberinin olmas› da epey sorun yaratt›, kat›l›m› etkiledi ve hatta belli bir süre sonra umursamazl›¤a neden oldu. Tüm bunlarla birlikte festivalin en coflkulu an›, stad konserleri s›ras›nda yafland›. ‹lk gün ç›kan isimler aras›nda Grup Yorum da vard› ve 4 günün en coflkulu konseri o gün oldu di-

yebiliriz. Yorum’un binlerle bulufltu¤u, Kürtçe, Zazaca ezgileriyle yer ald›¤› konserde doruk noktas›, da¤lar›n doru¤undan süzülüp gelen ezgilerin yine da¤lar›n doru¤una arma¤an edildi¤i “Dersim’in Da¤lar›” ve “Cemo” adl› türkülerin seslendirildi¤i an oldu. Yorum, Dersim’in en çok da direnifl ve da¤lar demek oldu¤unu bilerek seslendi binlere… Binlerin yüre¤indekilerin büyümesinin ad› oldu. Festival boyunca konserler devam etti ve son gün olan Mikail Aslan konseri ise bunca y›l sonra Aslan’›n Dersim’de verdi¤i ilk konser olmas› aç›s›ndan beklenen ve büyük be¤eni toplayan konserlerden biri oldu. Tabi bunlar festivalin kaba hatlar›. Tüm

festival program›n› birden anlatmak gibi bir derdimiz yok. Ama de¤iflti¤ini ve olmamas› gerekti¤ini düflündü¤ümüz baz› yanlar var ki de¤inmeden geçemeyece¤iz. “Munzur kirlenirse biz de kirleniriz”… O konserlerde söylenen ve Dersim’i anlatan güzel bir sözdü gerçekten. Kutsald›r Munzur, Dersimliler için. Hem de kirlenmesi, kurumas›, horlanmas› insan›n içini yakacak kadar. Oysa bu kez bira flifleleri yüzdü üstünde. Çöpler at›ld› içine. Bin y›llar›n gelene¤ine ihanet ediyormufl gibi hissettik o flifleleri gördü¤ümüzde. A¤›tlar yükseldi kimi zaman göklere… Dersim’de yanan atefli, onca ac›y›, onca kahr›, eziyeti anlatan a¤›tlar…

EYLÜL 2007 | TAVIR | 21


Can›m›z yand› dinlerken, öfkemiz büyüdü ama yükselen a¤›tlar› hissetmeyen insanlar gördük. A¤›tlara ra¤men ba¤›r›p ça¤›ran, z›playan, kendinden geçen insanlar, a¤›ttan daha çok can›m›z› yakt› o anda. Ya da Dersim tarihini anlama, kültürüne sahip ç›kma, gelene¤ini yaflatma, bafl e¤mezli¤ini büyütme, do¤as›n› koruma amac›yla yap›lmas› gerekti¤ini düflündü¤ümüz böyle bir festivale gelenlerin sadece e¤lence peflinde oldu¤unu gördü¤ümüz anlar yaflad›k. Zorumuza gitti. Giyiniflleriyle, oturup kalk›fllar›, hareketleriyle bizden olmayan insanlar vard› o an karfl›m›zda. Garipsedik. Mesela “Geçici dövme yap›l›r”, “Tarot fal› bak›l›r” gibi “Beyo¤lu kültürü”ne ait standlar›n orada da aç›lmas›na anlam veremedik. Hele de Dersim’in yerlisi dedi¤imiz gençlerin bu standlara gösterdi¤i ilgi can›m›z› s›kt›. Bizim olmayan, Dersim’e yak›flmayan görüntülerdi gördü¤ümüz. Tüm bunlara ra¤men sevdik Dersim’i. Dersim’de bizim tarihimiz vard› çünkü. 12’lerin sesleri geliyordu halen o da¤lardan. Halen kafam›z› her kald›r›p bakt›¤›m›zda, orada gülümseyen yüzlerin, “par›ldayan demirleri” tutan ellerin oldu¤unu bilmenin coflkusunu yaflad›k sokaklar›nda. Biliyorduk ki Munzur’un ve bizim temiz kalmam›z için

dövüflen yi¤itleri var Dersim’in. Onlar oldu¤u sürece de hep bir yan› temiz kalacak. Ve kutsal olan topraklar›n bereketi artmaya devam edecek. T›pk› hikâyelerde de anlat›ld›¤› gibi. Gelin bunca Dersim’den ve Dersim’in tarihinden bahsetmiflken geçmifl bir hikâyeyle bitirelim yaz›m›z›. Tarihten bu günlere uzanan elimiz, yar›nlara uzanan bilincimiz olacakt›r bu hikayeler… Gözlerimizi Munzur Da¤lar›’na dikiyormufl gibi, Munzur’dan bir tas su içiyormufl gibi arkam›za yaslan›p dinleyelim Munzur suyunun sesini… Daha neler anlatacak kimbilir… “Direniflten az önce köyümüze atl›, silahl›, kalabal›k bir grup gelmiflti. En önde beyaz at›n üzerinde aksakall› biri vard›. Herkes ona hürmet ediyordu. Ben o zamanlar 10 yafl›ndayd›m. Çocuk akl›mla herhalde Düzgün Baba bu diye düflündüm, sordum kim diye. Seyid R›za dediler. Bizimkiler Seyid R›za’ya sonuna kadar sizinleyiz dediler. Ama sonradan ne olduysa oldu bizim afliret kat›lmad›. Vur emri gelmifl. Sonra da¤, tafl asker doldu. Çok zulüm yapt›lar. Dedemin tabiriyle yer ve gök aras›ndaki her fley yan›yordu. Evler, içindeki insanlar, ormanlar, hayvanlar her fley… Hangi birini an-

latay›m. Yine böyle bir gün yanan evlerin birinden örgülü sar› saçlar› tutuflmufl el kadar bir k›z çocuk, kanad› yanan bir kelebek misali kendini yanan evin d›fl›na at›yor. At›yor atmas›na ama gel gör ki askerlerle burun buruna geliyor korkuyor, flaflk›n bir an donup kal›yor. Sonra sanki bütün bir ömrünü o bir an içinde yaflay›p tüketmifl gibi… Dönüp gerisin geriye bir saniye bile tereddüt etmeden, koflarak yanan eve kendini at›yor. Dedem bu olay› anlat›rken elini yüre¤inin üstüne koyup, sesiyle a¤layarak, o k›z›n ac›s› buramda derdi. Bunun üzerine askerlerin bafl›ndaki komutan, elini beline at›p, silah›n› ç›kar›p, kendi bafl›na day›yor… Demek ki içlerinde vicdan tafl›yanlar da varm›fl ki çevresindekilere dönüp flöyle diyor: ‘El kadar çocuk ateflten daha çok korkuyor bizden. Biz insanl›ktan ç›km›fl›z.’ Ve teti¤e bas›yor. Dedem, her insan›n içinde merhamet vard›r. Fakat zalim insan›n merhameti çok derindedir. D›fla ç›kmas› için çok büyük ac›lar gerekir derdi dedem… Daha neler neler… Askerlerin eline geçmemek için gelinlik ça¤›nda 40 genç k›z el ele tutuflup afla¤› at›yorlar kendilerini Halvari gözelerinden… Hiç unutmam, dedem bu olay› s›k s›k anlat›rd›. Gelinlik ça¤›nda 40 genç k›z el ele tutuflup, at›yorlar kendilerini, Halvari gözelerinden… Çocuk akl›mla sordum: ‘Öldüler mi?’... ‘Hay›r hiçbir tanr› 40 günahs›z genç k›z›n ölmesine r›za göstermez.’ dedi. Bakt›k uçurumun dibinde ne kan vard›, ne de k›zlar›n ölüsü. Vadiden bakmaya k›yamazs›n, öyle al›ml› 40 kelebek havaland›. Ben heyecanla, ‘K›zlar kelebekleri mi ürküttüler?’ diye sordum. ‘Hay›r, kelebek oldular’ dedi. Bugün gibi akl›mda, aynen flöyle dedim: ‘Ama neden?’ Kelebekler en fazla 3 gün yafl›yor… 3 gün sonra da 1 ay sonra da bakt›k. Uçurumun dibinde hiçbir fley yoktu dedi. Baharda bizim bu Dersim da¤lar›n›n vadileri kelebeklerle dolar… Sen o kadar gezip dolafl›yorsun hiç kelebek ölüsüne rastlad›n m›? Hadi bakal›m sen git uyu, geç oldu. O günden sonra hep dikkat ettim fakat bu yafl›ma kadar tek bir kelebek ölüsüne rastlamad›m…”J

22 | TAVIR | EYLÜL 2007


umut kaรงar

EYLรœL 2007 | TAVIR | 23


hapishaneden

volta murat y›ld›r›m

“D›flar› ç›kmad›k, çünkü hep d›flar›dayd›k ‹çeri girmedik, çünkü hep içerideydik.” Edip Cansever

Volta; “atmak”, “ç›kmak”, “vurmak” fiilleriyle tan›mlanan bir eylemdir. Volta atmak... Voltaya ç›kmak ya da volta vurmak gibi... Gerçekleflmesi için, ya atacaks›n›z, ya ç›kacaks›n›z veya kendinizi voltaya vuracaks›n›z. Her durumda da, ortada bir hareket, bir eylem oldu¤u malumdur. Volta, öyle bir eylemdir ki, afla¤›-yukar› gidip gelmekten ibaret de¤ildir. Asla de¤ildir. Sözlükler böyle yazabilir. Bizim lügat›m›zda ise, voltan›n anlam›, sözlüklere s›¤mayacak denli uzundur. Çünkü voltada nerelere gidilir?.. Ve volta, nelere kadirdir?.. Sözlükler bilemez. Biz biliriz! Bazen a¤›r a¤›r at›l›r ad›mlar. Bazen h›zl› h›zl› yürünür. Ama her durumda, özgürlü¤e dair hudutsuz düflüncelerin mekan›d›r volta. Kaç metrekarede, kaç ad›m sonra ç›ksa da karfl›n›za duvarlar, engel tan›maz o umutlu düflünceler. Duvarlara ald›rmay›n. Çünkü volta, isyankar düflüncelerin zaman ve mekanüstü serüvenidir. O düflünceler ki, dar alanlara s›¤mak için küçülmezler. Aksine, dayatmalar› aflarak büyür do¤rulu¤u tecrübe edilmifl hakikatler. O hakikatlerin bedeli, dipdamlarda voltaya vurmak ve vurulmak ise, her ad›m bir baflka bahtiyarl›kt›r art›k. Düfllerin flelalesidir volta. Binbir par›lt›s›yla rengarenk düflerler gönlümüze. Öyle düfllerdir ki bunlar, gerçe¤ine ömür verilir. Hani diyor ya Mahir, “Uçar giderim, ta uzaklara” ‹flte bu gidiflin seyrüseferidir volta. Her ad›m›yla, bedeli ödenmifl bir mucizenin uçanhal›s›d›r adeta. Ta uzaklara götürür insan›. “Ve serüvenciler düfler yollara...”

24 | TAVIR | EYLÜL 2007

Ta uzaklar... Ulafl›lmaz m›d›r peki? Asla!

ça¤layan bir nehir nas›l volta atarsa, öyle çarpar kalbimiz.

Çünkü ufuk dahili menziller, ulafl›lmaz de¤ildir bu macerada. Yeter ki, yol kesen haramilerle uzlafl›lmas›n. Yeter ki o haramilerin üstüne üstüne yürünsün. Halk›n yüzü gülene dek.

fiimdi omzumuzda Ernesto’nun eli vard›r ve Che, elbette hakl›d›r: “... Her fleyden önce, dünyan›n neresinde olursa olsun, birisine yap›lan haks›zl›¤› yüreklerinizin ta derinliklerinde hissedebilin.” Öyle bir histir ki bu, karfl›s›nda hiçbir duvar duramaz. Bas›p gidersiniz en ateflli, en hakl› ve en kanl› çarp›flmalar›n ortas›na. Ve e¤ilip öpersiniz, Filistinli o bebe¤in yaralar›ndan.

Adal›lar›n istikameti belli bu hayatta: Ada! Karanl›k Denizi’nin ortas›ndaki bu adaya ulaflmak için, sokaklar› eskitip, da¤lar› aflanlar›n, duvarlar›n ard›ndaki ad›m›d›r volta. Ç›k›ld› m›; duvarlar›n, dikenli tel, süngü ve zincirlerin hükmü kalmaz. Voltan›n tafl›d›¤› hasret karfl›s›nda küçülüp yok olurlar. Öyle ya, hasretin hamal›d›r volta. G›k demeden, yüksünmeden, yorulmadan tafl›n›r o büyük hasret. Ve yeri gelir, efkar›n s›rdafl› olur volta. Halden anlayan, kadim ve ketum bir dost olarak yan›m›zdad›r daima. Karagün dostudur, sizi asla terk etmez. Dertlerinize ortak, kanayan yaralar›n›za derman olur. Zahmet ve eziyetlere karfl›, kula¤›n›za “Ald›rma Gönül” flark›s›n› söyler. Ezgi büyür, büyür ve volta olur. Ezgili bir sabr›n ad›mlar›d›r art›k, hayata att›¤›n›z o derin çentik. Tek bafl›na at›lsa bile, kardefllik orman› yürür o ma¤rur ad›mlar›n malum voltas›nda. Dünya halklar›yla paylafl›lan, anti-emperyalist bir nehir olur voltada ça¤layan sesimiz. Öyle bir nehirdir ki bu, kab›na s›¤maz. Sel olur, taflar ve deryas›na varmadan durmaz. Nice mazlumun ah›, gözyafl› ve hesab› vard›r içinde. Ad›mlar h›zlan›r flimdi. H›rsla

Kimi zaman, bir yan› da¤, bir yan› uçurum olan patikadan geçer volta. Da¤ ne denli yüceyse, uçurum o kadar derindir. Ya saadetin güzelli¤i ya bedbahtl›¤›n bata¤›d›r ad›mlanan zaman. Gönül kanat tak›p Anka gibi yükselince, kendi küçülüflüne mahkum kal›r o biçarelik. Duvarlar›n gölgesi, iflte bu nedenle hiç düflmemifltir, y›ld›z›nda buse tafl›yan al›nlara. Elbette, naçar bir tekrar olarak, her ad›mda daha bir yosun tutan mecalsizlikle at›lan voltalar da vard›r. Ki ad›na volta demek, yak›flmaz flimdi. Et, kemik, mide, ba¤›rsak olarak gidilip gelinir tekdüzelik istikametinde. Kurumufl bir yapra¤›n savrulufludur bu. Her ad›mda derinleflen yaln›zl›¤›n, ruhun batakl›¤›na dönüflmesi de bir tercihtir besbelli. Yaln›zl›¤› hasetinden çatlatan, ço¤ul ad›mlar›n kervan›d›r bizim voltam›z. Ad›mlar›m›z›n üzerinde, b›çk›n endam›yla yürür umut. Öyle çok, öyle ço¤uldur ki bu ad›mlar, yan›bafl›n›zda yürür tarih ve gelecek. Ve flimdi


hapishaneden

“dam” ve “dar”a s›¤maz bir isyan›n rap-rapl› ad›mlar›yla, hakikati flaha kald›ran Köro¤lu’dur yoldafl›n›z. Di¤er yanda, zincirlerini parçalayan Spartaküs, özgür bir dünyan›n flen çocuklar›na maziyi masal etmektedir.

¤›lmayan bulut, a盤a ç›kmayan gerçek kalmaz alemde. Önüne kat›p savurur, eskimesi gereken zaman›n pisli¤ini. Da¤lardan flehirlere do¤ru esen, flahan yeline yar olunur hep bu voltalarda.

Öfkenin oca¤›d›r volta. Her ad›mda nefes eylenir Ferhad’›n körü¤üne. Ve gözükaral›¤›n gürzüyle vurulur karanl›¤a. Hakk› yenmifl mazlumlar için, bir ad›m daha. Haramilerin üzerine yürümek için, bir ad›m daha. Kaç kez, kaç kez iner h›nc›n gürzü flimdiki zamana? Ad›m seslerinin fliddetinde vücut bulup, yan›n›zda s›k›lm›fl bir yumruktur art›k volta. Tamam olan vakit sars›l›r art›k, çatlar ve ba¤r›nda koflar Eyyubi bir h›nç.

Hapishanede zaman bile durabilir. Ama volta asla durmaz. Dahas›, voltaya ç›kan›n önü kesilmez. ‹nsan›n mahremine müdahale gibi bir ay›pt›r bu. Bir eylem olarak volta, gerçekleflti¤i anda kendi sayg›nl›¤›n› da yarat›r hemen. Deyim yerindeyse, volta atana y›lan bile dokunmaz. Ç›yanlar›n ve çakallar›n dokunma tehlikesi ise, tecrübeyle sabittir.

Hakikatli esen bir rüzgard›r volta. Bad-› saba bir ferahl›kt›r umuda dair. Zulmeti da¤›tan, gem tak›lmaz bir lodostur. Öyle eser ki, da-

Bizim voltam›z gam tutmaz, y›lmaz ve y›k›lmaz umudi gönüllerin, her dem seferi olma halidir. Yorulmaz ad›mlarla döflenen bir yoldur volta. Bunca zaman at›lan ad›mlar›n mesafesini toplasan, kimbilir hangi gezege-

ne var›l›r? Ve lakin eylenen, ihtilali yürüyüflün zerresidir hepsi. ‹flte bu istikamette hep öne at›lman›n s›rdafl›d›r bu voltalar. Nice serdengeçtinin yareni olmufllard›r. Ki bir ad›m ötesinin, ad›na feda dendi¤ini onlardan duymufl ve bir daha asla unutmam›fllard›r. Geçmiflin ve gelece¤in basamaklar›n› kendinde toplayan, mucizevi bir merdivendir ç›k›lan volta. Öyle ki, duyulan, Mahirlerin kesintisiz sesi olur. Sonra ve her fleye ra¤men, “‹yidir iyi” der Metris’in karanfilleri. Berdan ve ‹diller bir yan›ndad›r, Fidan ve Fatma di¤er yan›nda. fiair hakl›d›r bir kez daha; öyle genç ve fütursuz ad›mlarla yürünüp gidilir gelece¤e. Geride kalmak olmaz, bir koflu yetiflmeli. O halde ve flimdi, volta için ad›m bafl›na... J

EYLÜL 2007 | TAVIR | 25


röportaj

anadolu’dan ege’ye keçenin çileli yazg›s›... türkan do¤an

Keçenin y›llarca dilden dile dolaflan öyküleri olmufl. Anadolu'dan nice keçe ustalar› geçmifl. Keçecili¤in do¤uflunu anlatm›fl ustalar, türlü rivayetler söylenmifl. Keçe denildi¤inde akla ilk gelen “Ebu Saib Lebabid” olmufl. Çünkü o, keçenin piriymifl...

Ege'nin ‹zmir iline ba¤l› ve ‹zmir’in 80 km. uza¤›ndaki bir ilçedir Tire. Ege’de en bereketli ova olarak geçen Menderes Ovas›’n›n üzerine kurulmufl, Ayd›n Da¤lar›’n›n eteklerindeki bu flirin ilçe, köklü kültürel yeflillikler diyar›d›r ayn› zamanda. Tarih boyu birçok uygarl›¤a ev sahipli¤i etmifl Tire. Roma döneminde Teira olarak an›lm›fl. Kale veya korunakl› alan anlam›na gelen bu isimle.... Anadolu’ya yerleflen Türk beylikleri döneminde ise önce Sire sonras›nda da Tire olmufl ad›. Köklü uygarl›klar yaflam›fl, I. Emperyalist Paylafl›m Savafl›’nda di¤er Ege flehirleri gibi iflgale de u¤ram›fl. 4 Eylül 1922'de tekrar özgürlü¤üne kavuflmufl. Tire’nin müzelerinde, Roma döneminden heykeller, lahit, mermer Hermaphrodite, Kybele kabartmas›, aslan heykelleri, gözyafl› flifleleri, cam ve seramik, madeni ahflap yap›tlar, yaz›tl› mezar ve çeflme tafllar› vb. tarihsel yap›tlar›n koleksiyonlar› sergilenirken; bu küçük flirin ilçenin her dönem zanaat ve zanaatç›s› var olmufl. Pek çok halk› ve kültürü bünyesinde bar›nd›ran Tire'nin esnaf› eski köklü zanaatlar› y›llarca hayatta tutmaya çal›flm›fl. Ülkemizde kültürümüzün önemli parçalar› olan geleneksel el sanatlar›m›z›n büyük bir bölümü bugün tarihe kar›flm›fl durumda. Geri kalan› da unutulmak tehlikesiyle karfl› karfl›yad›r maalesef. Keçe yap›mc›l›¤› da Tire pazar›n› ülke genelinde tan›tan bir zanaat olmufl. Keçe, dokumac›l›k tarihinden de eskiye uzanan, as›rlar öncesine dayanan köklü geçmifle sahip eski bir el sanat›d›r. Ancak kesin bir tarih verilebilmesi için eldeki bulgular yeterli de¤ildir. Bo¤azköy ve Yaz›l›kaya kabartmalar›nda görülen Hititler'in giydi¤i bafll›klar›n keçeden yap›lm›fl oldu¤u araflt›rmac›lar taraf›ndan yayg›n bir görüfltür. Orta Asya'da yap›lan arkeolojik kaz›lardan ele geçen insan biçiminde ke-

26 | TAVIR | EYLÜL 2007

silmifl keçe parçalar› ve Paz›r›k’ta bulunan, üzerine ablika tekni¤i ile bezemeler yap›lm›fl keçe parçalar›, keçenin çok eski ça¤lardan beri Türkler aras›nda kullan›ld›¤›n›n göstergesi olmufl. Orta Asya'daki çeflitli kurganlardan ele geçen keçeden çorap ve çizmeler, özellikle üzerine yün ipliklerle aplike edilmifl griffon ve düflsel yarat›k motifleriyle dikkati çekmektedir. Orta Asya'da göçebe bir yaflam süren Türk halk›n›n çad›rlar›n›n üzerleri de çeflitli biçimlerde bezeli keçedendi. Göktürklerde oldu¤u gibi Hazarlar’da da çad›r sanat› çok geliflmifltir. Baz› keçe çad›rlar›n›n içi de¤erli kumafllarla bezeniyor ve yayg› olarakta keçe kullan›l›yordu. Kara K›rg›z'larda keçenin döfleme yayg›s› olarak kullan›ld›¤› bilinmektedir. Ayr›ca K›rg›zlar, keçeleri birlefltirerek, ad›na “Ota¤” denilen çok büyük çad›rlar yap›yordu. Ke-


röportaj

çecilik, Selçuklular'da da çok geliflmifl bir el sanat›d›r. O dönemlerde özellikle Konya, keçecili¤in önemli bir merkezi olarak bilinir. fiimdi Konya'da da say›lar› gittikçe azalan keçeciler taraf›ndan geleneksel keçe yap›m› sürdürülüyor. Halk›m›z keçecili¤i as›rlar ötesinden günümüze tafl›m›fl, hayat›yla bütünleflmifl yünlerin ömrü dövülmüfl de dövülmüfl. Yayg›s›yla, keçe benzetmeleriyle hayat›n içinde, hep bir yerlerinde varl›¤›n› korumufl. Hafif hafif ya¤an ya¤mura “keçe delen”' denmifl belli bölgelerde. “keçe gibi” sözü de kirden, terden yap›fl yap›fl olmufl saç için söylenmifl. Birini aldat›p kand›rmaya denilmifl “keçe külah etmek” sözü. “keçeden minare” olamayaca¤› için olsa gerek, gerçek d›fl›, sahte ifllerde bu benzetme kullan›l›r olmufl. Bozulan iflleri ustal›kla yoluna koymak, “keçeyi sudan ç›karmak”la özdefl olmufl. Yi¤it dövdü¤ü hasm›na demifl “Dayaktan keçelefltin mi?” diye... “Keçeyi suya atmak” sözü ise, eme¤e sayg›s›zl›¤›n en güçlü anlat›m› olmufl. Utanmazca davranarak, ar ve namusu hiçe sayanlara karfl› söylenmifl bu söz. Keçenin yap›l›fl›n› ö¤renmek ve ona emek veren ustalarla tan›flmak için düflüyoruz yollara. ‹zmir otogar›ndan bindi¤imiz otobüs bizi Tire’ye götürmek için tam saatinde hareket ediyor. Yol boyu yeflil da¤larla, tarlalarda patates toplayan Ege köylüleriyle karfl›lafl›yoruz. Otobüs floförüne yak›n oturmam›zdan olsa gerek, sohbetimize o da efllik ediyor. - Demek Tire’de keçe yap›mc›l›¤› ile ilgili yaz› olacak ha? fioför Kerim Amcam›z Tire'nin yerlisi. 61 yafllar›nda eski bir zanaatç› oldu¤unu söylüyor. Tire’de keçe yap›mc›l›¤› gibi bir zamanlar ra¤bet gören yorganc›l›k mesle¤inde eline su döken olmam›fl. Baba mesle¤i olan yorganc›l›k, para kazand›rmad›¤› için 15 sene önce dükkan› kapatm›fl. Ve 15 senedir ‹zmir-Tire aras› otobüs floförlü¤ü yapt›¤›n› söylüyor. Yorganc›l›¤›n ne kadar özen isteyen bir zanaat oldu¤unu anlat›yor yol boyunca... Saten kumafllar›n parlakl›¤›n›, i¤ne deli¤inden geçen iplerle say›s›z dikti¤i çeyiz yorganlar›n›... Yorganc› Kerim flimdi fiöför Kerim oldu diyor, kendi yapt›¤› espriye bile gülmüyor Kerim Amca… Tire’nin merkezinde bulunan hanlardaki zanaatkârlar, dükkânlara ve birçok tarihi kültüre sahip ç›k›p y›llarca unutulmamas› için direnmifller. Dü¤ünlerde sadece çeyizin zengin görünmesi için çeyizlere eklenen, de¤iflik renk ve desenlerde üretilen nal›nlar› yapan zanaatç›larla tan›fl›yoruz. Tire’de nal›nc›l›k zanaat› gibi nice eski köklü zanaatlar›n var oldu¤unu ö¤reniyoruz. Hemen alt sokakta semerci ustas› sazl›klardan toplanan semer otunu desteliyor. Yorganc›l›k mesle¤ini devam ettiren emektar ustalar ifllerinin bafl›ndalar son h›zla. Atlas yorgan alt›nda uyumak gibisi yoktur denir Tire'de. Onun için olsa gerek, göz al›c› renklerdeki saten kumafllar›n üstüne ifllenen zengin motifler, Tire'de say›lar› 3'ü geçmeyen yorganc›lar›n emek dolu ellerinden dokunmufl. Daha kaç y›l direnebilecek Has›rc›l›k? Daha kaç y›l direnebilecek Saraciye mesle¤i? Kalayc›l›k, bak›rc›l›¤›n ölmesinden sonra kötüleflti. Beledi dokumac›l›¤›, körüklü çizme imalat› daha kaç y›l direnebilecek? Dükkan› kapatm›fl köseleci esnaf›. Tire’yi esas olarak tüm ülkeye duyuran, ünlü Tire Köftesi gibi, do-

kumac›l›ktan da eskiye dayanan keçe yap›mc›l›¤› olmufl. Toplum olarak ayn› toprak üzerinde yaflayan ve kültürel ba¤larla birleflmifl olan halklar›n kökenlerinde, yaflama biçimlerinde, dillerinde ve kültürlerindeki s›cakl›kla kaynaflm›fl Tire. Ermenisi, Egelisi, Yunanl›s›, Rumu, Gürcüsü, Yahudisi... tüm halk›n b›rakt›¤› mutfak miras› zaten Tire’nin sahiplendi¤i de¤er olmufl. Dar ve ve birbirlerine yak›n hanlarda gezinirken, s›ra s›ra dükkânlar›n türlü ürünlerine bak›p ayn› zamanda da elimizdeki adresten keçeci ustan›n dükkân›n› ar›yoruz. Sonunda buluyor ve dükkan›n içine ad›m›m›z› at›yoruz. Günlerdir gelece¤imizi söyleyip bir türlü yolumuzun düflmedi¤i Tire'de, keçe yap›m›yla ünlü Mehmet Usta’n›n en küçük o¤lu Arif Cön 'e önce merhabam›z› verip, sonra gönlünü al›yoruz. Mütevaz›, dost canl›s› Arif Usta’n›n ikram etti¤i çaylarla sohbetimiz bafll›yor, bir yandan da keçe makinesinin h›zl› bir devinimle ç›kard›¤› sesler aras›nda temizlenip taran›yor yünler. Arif Usta, Çanakkale savafl›nda bir daha memleketine dönemeyen dedesi Mehmet Usta ve dedesinin ismini/mesle¤ini devralan 1990’da vefat eden babas› Mehmet Usta gibi do¤ma-büyüme Tireli ve mesle¤i keçecilik. Bilinçli ve sanatsever bir usta olan Arif Usta 35 yafl›nda, evli ve Yunus Emre ad›nda 8 yafl›nda bir de o¤lu var. Tire’de keçe yap›mc›l›¤›n› sürdüren befl dükkân var. Ve birisi de akademik lisans e¤itimli Arif Usta’ya ait. Arif Usta, keçe yap›mc›l›¤›n›n sanatsal boyutunu anlat›rken, keçenin tarihsel ve köklü geçmiflini sahiplenmenin günümüzde ne kadar zor oldu¤unun da bilincinde. De¤iflimlere de inanan bir insan. Dededen toruna aile mesle¤i olan keçecili¤i yaflatmak ve gelifltirip sürdürmek ad›na, keçecilikte yeni ad›mlar atmak gereklili¤ini savunuyor. “Günün koflullar›na ra¤men desteklenmeli bu zanaat.” diyor. Çünkü ancak öyle devam eder. De¤iflime her meslekte ihtiyaç vard›r. De¤iflime ayak uyduramazsan bu meslek bitmeye mahkumdur. Yüzy›llarca Anadolu'nun birçok yerleflim ünitelerinde ve göçerlerde yukar›da geçen denetim ve örgütlenmifl biçimde yap›lagelmifl olan keçecilik ve keçecilik sanat›, di¤er sanat dallar›nda oldu¤u gibi günümüzde devlet deste¤inden, kooperatifleflmeden yoksundur. Keçeci esnaf›na yard›m ve deste¤in olmamas›, bu mesle¤i giderek el sanat›ndan zanaata dönüfltürmekte. Dahas› toplumsal dayan›flmadan uzak, gelenek ve göreneklerini terk etmifl, da¤›n›k olarak Anadolu'nun birkaç il ve ilçesinde günümüze dek gelebilmifllerdir. Ekonomik s›k›nt› içinde olan keçeci esnaf›ndan günümüz ekonomik koflullar›na uyum sa¤layabilenler, flimdilik ayakta kalabilmekte, uyum sa¤layamayanlar ise sanatlar›n› terk etmek zorunda kalmaktad›rlar. Ve keçe yap›mc›lar›n›n ülkemizdeki say›lar› da giderek azalmaktad›r. Art›k keçe sadece Tire, Ödemifl, Bal›kesir ve Afyon'da üretiliyor. Dünyan›n birçok ülkesindeyse kad›n dokumac›lar üretiyor keçeyi” diyor ustam›z. “Yetiflen insan›n ç›kmamas›, ç›rak yetifltirememek, geçmifli tarihe dayanan mesleklerde oldu¤u gibi keçecilikte de var mutlaka.” diye bir yaraya daha parmak bas›yor sonra usta. Keçe yap›mc›l›¤›n›n sanat-

EYLÜL 2007 | TAVIR | 27


röportaj

sal yönünden umutlu olsa da Arif Usta, s›n›rs›z kullan›m amaçlar›n› anlatsa da, “E¤er ayakta tutamaz isek, yenilik katamaz isek eninde sonunda bir gün bu meslek de biter.” demeden de geri durmuyor. Ve keçeden kaban, yelek, terlik, yayg› gibi ürünleri dükkân›nda sergilerken, bir yandan da internet arac›l›¤›yla ürünlerini dünyaya tan›t›yor. “Keçe yap›mc›l›¤› ile ilgili dersler verilmeli. Meslek okullar›nda, üniversitelerde bu emek isteyen zanaat›n bölümleri aç›lmal›. Ama yap›lmaz, nedir keçe pistir, keçe kokar köylü iflidir gibi düflünülür. Keçe bir tarihi kültürümüzdür ve keçe üretimi akademik boyutuyla olmal›. Yenilik yapamazsak geliflim de olmaz. Geliflen teknolojiyle beraber bizim gibi tarihi köklü mesleklerin de¤iflime ayak uydurmamas› gibi flans› olmamal›. Yoksa bu mesle¤in de sonu yak›nd›r. Bizler Tire’de kendi fikirlerimizle harmanlay›p keçenin özünü bozmadan bir fleyler ç›kar›yoruz meydana. TV’lerde sanat›m›z› konu alan birkaç program yap›ld›. Londra’da bir ifl merkezinde Tire keçelerinin bulunmas› falan derken Tire pazar› renklendi. Tire pazar›n› biz keçeci ustalar meflhur etti.” Arif Ustan›n efli, Tokat'›n Zile ilçesinden. Tokat yazmalar›ndan örnekledi¤i keçe motifleri çok be¤eniyle karfl›lanm›fl ve çok sat›lm›fl. “Ustal›k ve sab›r iflidir keçecilik.” diyor usta. Keçenin y›llarca dilden dile dolaflan öyküleri olmufl. Anadolu'dan nice keçe ustalar› geçmifl. Keçecili¤in do¤uflunu anlatm›fl ustalar, türlü rivayetler söylenmifl. Keçe denildi¤inde akla ilk gelen “Ebu Saib Lebabid” olmufl. Çünkü o, keçenin piriymifl.. Tepme iflleminden sonra, tarumar edilip, çok dövülüp, çok çile çeken keçenin yünlerinin birbirine kaynaflmad›¤›n›, çabuk da¤›ld›¤›n› görünce gö¤süyle, dizleriyle ezdi¤i yünlerinin tepme süresinin az oldu¤unu düflünüp tepmeye devam etmifl. Bir daha açt›¤›nda yünlerin kaynaflmad›¤›n› tekrar görmüfl. 40 gün tepme ifllemine devam eden Ebu Said, yine baflaramay›nca içerlemifl bu duruma, üzüntüden a¤lamaya bafllam›fl. Hem a¤lay›p hemde tepmeye devam ediyormufl. Gözyafllar›n› ak›tm›fl eme¤ine. Keçeyi açt›¤›nda gözyafllar›n›n düfltü¤ü yerlerdeki yünlerin kaynaflt›¤›n› görmüfl. Ve böylece tepme s›ras›nda keçeye su vermek gerekti¤ini ö¤renmifl. Gözyafllar›n› ak›tt›¤› yünün ad› olmufl keçe. Bir rivayete göre de keçecilerin pirinin; yünü yapa¤› haline getiren yay›, hallac› keflfetti¤inden dolay› Hallac›-Mansur oldu¤udur. Mansur, “hallaç” lakab›n›, baba mesle¤i olan yorgan yatak yünlerini temizleyen ve tarayan hallaçl›k mesle¤inden alm›flt›r. “Enel Hak” diyen ilk kifli olmufltur Hallac›-Mansur. As›lmadan ve kafas› kesilip Ba¤dat'›n sokaklar›nda dolaflt›r›lmadan önce söyledi¤i söz olmufltur “Enel Hak.”

28 | TAVIR | EYLÜL 2007

Hallaçla at›lm›fl yünün suyla ›slat›l›p, defalarca dövülerek keçelefltirilmesi tekni¤ine dayanan keçe yap›m›, büyük beceri ve sab›r gerektiren oldukça zor ve yorucu bir ifltir. Geliflen teknoloji ile birlikte art›k fabrikasyon keçe üretimi yap›l›yor olsa da, Bal›kesir, Kula, Afyon, Konya, Urfa, Mardin ve özellikle Tire’de halen geleneksel keçe yap›mc›l›¤› yayg›n. Arif Usta bize keçe yap›m›n›n tüm detaylar›n› anlat›yor. KEÇE YAPIMI Sulak yerlerde büyüyen kuzular›n yünlerinin keçe yap›m›nda iyi netice vermedi¤ini, kurak yerlerde büyüyen kuzulardan elde edilen yünlerin daha uygun oldu¤unu söylüyor keçe ustalar›. Keçe, Tire, Ödemifl ve Bay›nd›r koyunlar›ndan elde edilen yünlerden yap›lmaktad›r. Genellikle kuzunun ilk k›rk›m› olan yününden iyisi, koyunlar›n ikinci k›rk›m› olan a¤ustos yününden de ikinci kalite olanlar› yap›l›r. Köylüden sat›n al›nan, ya da keçe yapt›rmak üzere üretici taraf›ndan getirilen yünlerin p›t›rak ve pislikleri ay›klanmakta, elle ç›kmayan pislikler makasla temizlenerek sonras›nda ditme ifllemleri yap›lmaktad›r. Temizlenen yün elle birbirinden ayr›l›r. Siyah renkli yünler nak›fl içinde, beyaz yünler keçenin alt ve üst yüzeylerinde, kirli renkliler ise orta tabakaya gizlenerek de¤erlendirilmek üzere ayr›l›rlar. Bu ditme ifllemi sonucunda yün at›lmaya haz›r hale gelmifltir. Ditme ifllemi elle yap›ld›¤› gibi basit bir sürtme makinesi ilede yap›l›r. Ditilen yün ya hallaç yay› ile ya da tarak makinesi ile at›larak lifleri birbirinden ayr›l›r. Bu iflleme atma denir. Ham yün ya da yapa¤›, keçe yap›lacak hale böylece gelmifl olur. Ala keçe (ya¤l› keçe), yani nak›fll› keçe yap›lmak isteniyorsa, nak›fll›k top parçalar kullan›larak kal›p dedi¤imiz has›r üzerine nak›fl döflenir. Bu nak›fllar, Tire’de, halen kökboyas›yla boyan›r. Desenin üzerine at›lan yün, birkaç tabaka halinde dökülerek çubuklara dizilir. Dökme iflleminden sonra çok az ›l›k su serpilir. Bir uçtan bafllayarak düzgün bir biçimde dürülür. Kal›b›n üzerine düz keçeden yap›lm›fl olan kal›plefl sar›l›r. Kal›p ipiyle s›k›ca ba¤lanan dürüm tepme ifllemi ayak ile 3040 dakika makine ile 60 dakika devam eder. S›ra kaplamak ifline gelmifltir. Çözülen kal›p üzerine keçeleflmeye bafllayan yünün kenarlar› düzeltilir. Bu iflleme kapaklamak, ya da çatk› yapmak denir. Tekrar tepme ifllemine geçmeden önce sabun ile su verilir. Dürülen yün bir saat kadar daha tepilir. Böylece yün bir saat daha keçeleflmifl olur. Bundan sonra s›ra yün piflirmeye gelir. Piflirme ifllemi ya makine, ya da insan gücüyle hamamda veya atölyede yap›l›r. Elde piflirme ovma ile bafllar. S›cak su dökülen keçe , bilekten dirse¤e kadar olan k›s›mla ovulur. Keçenin yünleri birbirine girinceye ka-


röportaj

dar devam eder. Tüyleri birbirine geçen keçenin piflirilmesinde ikinci aflama “kaz›klama”d›r. Çok s›k› bir flekilde dürülmüfl olan keçeye s›cak su verilerek kolda piflirme ifllemi devam eder. Buna oklavalama denir. Bundan sonra aç›lan keçenin tavsiyesi yap›l›r. Yumruklayarak ince yerler kal›nlaflt›r›l›r. Kal›n yerler inceltilir. Uzayan kesim k›salt›l›r. K›salan k›s›m uzat›larak keçe istenilen kal›nl›¤a ve düzlü¤e gelir. Kepenek yap›m›nda bu iflleme kar›flt›rma denir. Bundan sonra dizleme dedi¤imiz ifllem bafllar. Dizlemeden amaç, keçenin s›k›flt›r›lmas›n› ve sertleflmesini sa¤lamakt›r. Dizler ile keçenin üzerine bast›r›l›r. Ve keçe döndürülerek ilerletilir. Bu arada ustalar da dizleri üzerinde ilerlerler. Tavsiye ve dizleme ifllemi aras›nda oluflan k›r›fl›kl›klar›n düzelmesi ve keçenin son fleklinin verilmesi ifllemine de t›¤lama denir. T›¤lama da, kollar›n bilekten dirse¤e kadar olan k›sm›yla yap›l›r. Bundan sonra iyice y›kanan ve s›k› bir flekilde dürülen keçe süzülmeye b›rak›l›r. Bir gece süzülen keçe, ertesi gün güneflte kurutmaya as›l›r. Böylelikle keçe, kullan›lmaya haz›r hale gelir. Etki Eden Faktörler: Geçmiflten gelen tecrübeler ›fl›¤›nda, keçeleflmeye en önemli faktör, s›cak ve zeytinya¤l› sabun olmufl. Sabundaki zeytinya¤› ve kostik sayesinde ve de kaynar suyun etkisiyle yündeki ya¤lar erimifl ve 2000–2500 diflten oluflan her bir koyun k›l› birbirleriyle kenetlenerek yünün keçeleflmesini sa¤lam›fl. Tabi ki keçeleflmesi için sarf edilen efor ve güç de cabas›. Keçe Çeflitleri: Tarih boyunca birçok alanda kullan›lan keçe, sanayileflme süreci içindede sanayide kullan›lm›fl. Ancak birçok sanayi ürünü keçenin yerini alarak keçenin kullan›ld›¤› alanlar› s›n›rlam›flt›r. Tarih içinde günümüzde keçenin kullan›ld›¤› yerler ve keçe çeflitleri saptanabildi¤i kadar ile flunlard›r: Alakeçe (Ya¤› Keçesi): Yayg› keçesi de denir. Evlerde, çad›rlarda alaç›k ve toprak evlerde yerlere serilen desenli veya desensiz de¤iflik boyutlarda keçelerdir. Turluk: Genellikle Toroslarda ve Anadolu'daki göçerlerde alaç›k üzerine örtülen düz siyah veya düz kirli renkteki keçelerdir. Yaklafl›k olarak ölçüleri 120-130 ile 180-200 cm.’dir. Süt Keçesi: Bir parmak kal›nl›¤›nda süt tava veya kazan›n üzerine örtülen beyaz keçedir. Amac› süt pifltikten sonra sütün hem çabuk so¤umas›n› sa¤lamak, hem de toz topraktan sütü korumakt›r. (Termos görevi) Yük Keçesi:Göçerlerde yolculuk s›ras›nda eflyalar›n ya¤murdan ve pislikten korunmas› için yerleflik durumdaki eflyalar›n üzerlerine örtülerek, da¤›n›kl›¤› saklamak amac›yla kullan›l›r.

Deve Keçesi: Develerde havutun alt›na konulan düz keçedir. Sarg› (Bebe Keçesi) : Göçerlerde ve yörüklerde bebe¤in kundakland›¤›, üzeri desenli kare formlu bir keçedir. Kepenek: Çobanlar taraf›ndan giyilen bir keçedir. Beyaz ya da mor yünden yap›l›r. Ve genellikle nak›fls›z olur. Ancak gö¤üs k›sm›na nak›fl ifllenir. Yaz›n serinlik, k›fl›n ise s›cakl›k veren çoban keçeleri dikiflli ve dikiflsiz olarak ikiye ayr›l›r. Sünger Yatak Keçeleri: Kauçuk minderlerin piyasaya sürülmesi ile geliflen bu keçe türü. 1 cm kal›nl›¤›nda olup, minderin ölçüsüne göre yap›l›r ve nak›fls›zd›r. Minderin üzerine serilir ve çarflafla kaplan›r. Kauçuk minder ile insan vücudunun aras›nda kalan bu keçe, sa¤l›kl› oldu¤u için çok tercih edilen bir keçedir. KEÇEDEN YAPILAN BAfiLIKLAR: Börk (Bürk, külah): Yeniçerilere mahsus, keçeden yap›lan ve bafla giyilen bafll›kt›r. Hartavi: Sipahilerin giydi¤i, yeniçeri keçesine benzeyen toparlak, keçe külaht›r. Sikke: Mevlevi dervifllerinin giydi¤i devetüyü rengindeki keçe külah›n ad›d›r. Zerrin Külah: Osmanl› saray teflkilat›n›n (1928’den önce) Zülüflü A¤alar diye an›lan iç o¤lanlar›n›n giydi¤i, üzeri som alt›n s›rma ifllemeli ve en iyi keçeden yap›lm›fl her iki taraf›nda birer zülüf olan bafll›kt›r. Külah: Dikiflsiz tek parçadan oluflmufl, sivri uçlu bafll›k. Keçeci esnaf› giyer. Üsküf: Yeniçeri börkünün kenarlar› s›rma ifllemeli bir çeflididir. Tac: fieyh ve dervifllerin giydi¤i, keçeden yap›lm›fl bafll›k. Ki bu bafll›klar üzerindeki destar ve dilimler tarikatlar› belirlerdi. Takke: Halk taraf›ndan giyilen bafll›kt›r. Arakiyye: Mevlevilerin giydi¤i bir cins keçe bafll›kt›r. Sikkeden daha ince ve daha k›sad›r. Keçe, do¤uflundan bugüne, insanlar›n elinde türlü hallere sokulmufl, türlü çileler çekmifl. Emek ve sab›r isteyen bu meslek de nice kültürel zenginli¤i tafl›yan baflka meslekler gibi tarihin tozlu raflar›na kald›r›lacak günün birinde. Bunu bilse de, dededen kalma kültür miras›na sahip ç›k›yor Arif Usta. O¤lu Yunus Emre'yi de bu bilinçle büyütüyor. Daha 4 yafl›ndayken Yunus Emre’nin, motifini katt›¤› keçeyi sat›n alm›fl bir müflteri.

Eyer Keçesi (Ter Keçesi): E¤erin üzerine geçirilen ve at›n sa¤r›s›n› örten, ço¤unlukla saraçl› tiftik püsküllü, desenli ve desensiz keçelerdir.

Arif Usta’n›n o¤lu, Yunus Emre keçeci ustas› olur mu bilinmez, Arif Usta bu mesle¤in zor ve yoruculu¤undan öte sanatsal de¤erinin bilinciyle davrand›¤› için o¤lunun mesleki tercihine kar›flmayacak ama, gönlü elbette ki keçecili¤in akademik ünvan›yla Yunus Emre'nin ellerinde olmas›ndan yana Arif Usta’n›n.

At Keçesi (Belleme) : Ç›plak at üzerine konularak eyer vazifesi gören, bazen eyerin alt›na yerlefltirilen 2 cm. kal›nl›¤›ndaki bu keçelerin üzerine zikzakl› fitle ve farkl› nak›fllar bulunur.

Arif Usta’n›n dükkân›ndan ayr›l›rken, baba ve o¤lunu keçeci dükkân›n›n önünde b›rak›yor ve her yar›m saatte kalkan Tire-‹zmir otobüsüne biniyoruz. J

EYLÜL 2007 | TAVIR | 29


araflt›rma

yaflam›yla, müzi¤iyle k›z›lderililer... nidal aras

Bundan en az elli bin y›l önce Amerika’ya gelen topluluklar, buralara yerleflmifl ve “Bizim topra¤›m›z art›k buras›!” demifller. Toprak, onlar için sahip olunmas› gereken bir de¤erden öte, hayatlar›n› onunla var ettikleri bir de¤er olmufl. Onlar, topra¤›n sahibiyiz dememifller hiçbir zaman, tam tersi toprak bizim as›l sahibimiz demifller; ona ve onun sahibi oldu¤u di¤er canl›lara gereken sayg›y› her zaman göstermeye çal›flm›fllar. Ancak y›llar sonra topraklar›n sahibi olmak için kilometrelerce öteden gelen Avrupal› iflgalciler, bu bölgede yaflayan halk› yerinden ederek, bugüne kadar bölgede yaflayanlar›n de¤er verdi¤i her fleyi de yok etmifller.

lar›n›n ruhlar›n›n bulundu¤u, ellerinden al›nan topraklar... Y›llar boyunca sürekli savaflt›lar. Kimi kabileler kand›r›larak egemenlik alt›na al›nd›. “Beyaz Adam”dan korktular kimi zaman. Kötülük nedir bilmiyorlard›, “Beyaz Adam” ö¤retti. Beyaz Adam’a güvendiler ama hep hayal k›r›kl›¤› yaflad›lar, çünkü hiçbir zaman sözünde durmad› Beyaz Adam. 1868’deki bir anlaflmada flöyle bir madde vard› örne¤in: “Beyaz ›rktan hiç kimsenin, bölgenin herhangi bir kesimini iflgal etmesine ya da buralarda yerleflmesine izin verilmeyecek, K›z›lderililerin izni olmadan sözü edilen yerlerden geçilemeyecektir.” (Kalbimi Vatan›ma Gömün/Dee Brown).

Keflifler döneminde Amerika’ya gelen Avrupal›lar, bu bölgede yaflayan yerli kabilelerle karfl›laflm›fllar, ancak bu topraklar› keflfettiklerinde Hindistan’a geldiklerini düflünmüfller ilk bafllarda, bu yüzden buradaki halka Hintli (Indian) ad›n› vermifllerdir. Bu ismi Avrupa’dan bölgeye gelen ilk kifli olan Kristof Kolomb vermifl. Burada yaflayan yerli halk›n kaç y›ld›r bu topraklarda oldu¤unu kimse bilmiyormufl.

K›z›lderililerin dünyan›n merkezi olarak düflündü¤ü yer, yani Kara Tepeler (Paha Sapa), Büyük Baba (Amerika Baflkan›) taraf›ndan de¤ersiz oldu¤u düflünülerek K›z›lderililere b›rak›lm›fl. Ancak bir süre sonra alt›nla dolu topraklar oldu¤u ç›km›fl ortaya ve topraklar› çalma giriflimleri bafllat›lm›fl Beyaz Adam taraf›ndan.

Sömürgecilerin Kuzey Amerika’ya ilk defa ayak bast›¤› dönemlerde yaklafl›k on milyon kadar insan›n burada yaflad›¤› tahmin ediliyor. Buzul ça¤›nda karalar›n köprü oluflturmas› (Bering Land Köprüsü) ile buraya Asya, Güney Amerika ve Sibirya’dan göçlerle insanlar›n yerleflti¤i düflünülmekle beraber kesin bir bilgi bulunmuyor. Dört yüz y›l boyunca bir halka yaflat›lanlar; sürgünler, ölümler, açl›klar, savafllar, iflkenceler, so¤uklar, hastal›klar, iflsizlik ve en önemlisi ba¤l› olduklar›, de¤er verdikleri, ata-

30 | TAVIR | EYLÜL 2007

O dönemde bu bölgede Sioux kabilesi yaflamaktayd›. Kabilenin lideri Oturan Bo¤a (Tatanka Yotanka); bu topraklar›, Kara Tepeleri, iflgalcilere b›rakmamakta ve bunun için savaflmakta kararl›yd›. Bu kararl›l›¤› gösterdiler de... Ancak Sioux halk› için bu savafl, fiziksel ve tarihsel olarak yok oluflla sona erecek bir savafl olacakt›. K›z›lderililerin istedi¤i sadece kendi topraklar›nda, atalar›n›n yaflad›¤› ve öldü¤ü topraklarda yaflayabilmek ve ölebilmekti. Belki de bunu en iyi aç›klayacak söz o dönemde Hunk Papa taraf›ndan sarf edilmifl: ''Dünya, güneflin yard›m›yla yarat›ld›. Toprak yarat›ld›¤›n-

da üzerinde s›n›r ve çizgiler yoktu, onu bölmek insanlara düflmez... Toprak akl›yla benimki birdir. Toprakla bedenlerimizin ritmi ayn›d›r. Ben hiçbir zaman topra¤›n, ona istedi¤imi yapabilmeliyim diye benim oldu¤unu söylemedim. Onu yönetme hakk›na sahip olan, onu yaratand›r. Ben topraklar›mda yaflama hakk› istiyorum ve size de sizinkinde yaflama hakk› tan›yorum.'' (Hunk Papa/Sioux Kabilesi’nden) Kültür, ‹nan›fl ve Yaflay›fl Avrupal› sömürgecilerin topraklar›n› gelifltirme iste¤ine karfl›; K›z›lderilileri’in bat›ya do¤ru yol alma ve topraklar›n› geniflletme iste¤i, buna karfl›n K›z›lderililerin, 15.yy’dan itibaren gösterdikleri kültür ve yaflam mücadelesi, zengin bir kültür ve tarihin oluflmas›n› sa¤lad›. Bu nedenle bugünün Amerikas›nda modern olarak nitelenen kültürel de¤erlerin önemli bir k›sm› K›z›lderili halk›n›n kültürel de¤erlerine dayan›yor. Tan›d›k gelen pek çok sembol de yine yerli kültüründe yer al›yor. Mesela üzerindeki süslemeleri ile bir K›z›lderili çad›r› (Teepee), totem dire¤i, bar›fl çubu¤u, mokasen, duvar hal›lar› üzerindeki resimler ve daha nicesi Amerikan kültürünün sembolleri haline gelmifl süreç içerisinde. K›z›lderililer, geçmiflten bugüne hayvanlar›n ruhlar›na sayg›l› olmufl; avlad›klar› hayvanlar›n derilerini k›yafet ya da enstrüman yap›m›nda kullanm›fllar. Hayvanlar›n ruhlar›n›n hep onlarla oldu¤unu düflünmüfl; hatta her insan›n belli bir hayvanla eflleflti¤i, kendileri öldükten sonra ruhlar›n›n bu hayvan›n içine girdi¤i inanc›n› tafl›m›fllar.


araflt›rma

Bilinen bir di¤er özellikleri de duman ile haberleflmeleri... Çok uzun bir süre, tepeler ve di¤er kabileler aras›ndaki haberleflmeler bu yolla sa¤lanm›fl. K›z›lderililerde iflaret ile anlaflma çok yayg›n ve geliflmifl bir iletiflim arac› olmufl her zaman. Kad›nlar, toplum içinde erkekler kadar faaliyet göstermifl ve hayat verici olarak sayg› görmüfl. Erkekler genellikle avc›l›k, koruyuculuk ve savaflç› rolünü üstlenirken, kad›nlar çocuklar›n›n bak›m› ve evin düzeni ile ilgilenmifl. Tabii kabileden kabileye de¤iflen yaflam tarzlar› da mevcut. Baz› kabilelerde erkekler avc› iken, baz›lar›nda bahçe iflleri ile ilgilenmekte, baz›lar›nda ise hal› dokumac›l›¤› yapmakta. Avlanan hayvanlardan bufalolar, K›z›lderililerin hayatlar›n› devam ettirmeleri için en fazla de¤erlendirilen hayvanlar aras›nda. Ancak bu yaflam kayna¤› da sömürgecilerin gelmesiyle yok oluyor, burada yaflayan halk açl›¤a sürükleniyor. Bölgelere göre avlanan hayvanlar çeflitlilik göstermekte; bal›k, geyik, kufl… Ayr›ca do¤al tar›m ürünleri de besin kaynaklar› aras›nda; fasulye, m›s›r, kabak, çilek, kiraz, kavun say›labilecek meyve ve sebzelerden bir k›sm›... Bütün bunlar tabi ki daha çok geçmiflte kalan kültürel özellikler... fiimdiki K›z›lderili kabileleri kendi topraklar›ndan sürgün edilmifl, toplama kamplar›na götürülmüfller burada her türlü iflkenceye

maruz kalm›fllar, yok edilmeye çal›fl›lm›fllar. Sonras›nda ABD ve Kanada hükümetleri onlara yeni yerler “bahfletmifller”, kendi topraklar›ndan çok daha küçük, rezervasyon denilen yerlerde yaflamak zorunda b›rak›lm›fllar. Resmi kaynaklara göre yaklafl›k 560 kabileye ayr›lm›fl bölgelerde yaflayan K›z›lderililer var, bir k›sm› flehir merkezlerine yerleflmifl ve oradaki kültüre adapte olmufl.

toprak oldu¤una inan›r.”

Emperyalizm kendi topraklar›ndaki bu halk› halen rahat b›rakm›yor, daha fazlas›n› istiyor, kültür yozlaflmas› ve asimilasyon sürekli uygulanan bir politika durumunda. Kanada hükümeti, topraklar›ndan kopar›lm›fl ve rezervasyon yerlerine götürülmüfl halktan daha fazlas›n› istiyor. K›z›lderili flefi Seattle, topraklar›n› sat›n almak isteyen ABD baflkan›na cevap olarak yazd›¤› mektupta flöyle diyor: “Gökyüzünü, topra¤›n s›cakl›¤›n› nas›l sat›n alabilirsiniz ya da satars›n›z? Bunu anlamak bizler için çok güç! Bu topraklar›n her parças› halk›m için kutsald›r. Çam a¤açlar›n›n par›ldayan i¤neleri, v›z›ldayan böcekler, beyaz kumsall› sahiller, karanl›k ormanlar ve sabahlar› çay›rlar› örten bu¤u; halk›m›n an›lar›n›n ve geçirdi¤i yüzlerce y›ll›k deneylerin bir parças›d›r. Ormanlardaki a¤açlar›n damarlar›nda dolaflan su, atalar›m›z›n an›lar›n› tafl›r; biz buna inan›r›z! Beyazlar için durum böyle de¤ildir. Bir beyaz ölüp y›ld›zlar alemine göç etti¤i zaman, do¤du¤u topraklar›n› unutur. Bizim ölülerimiz ise bu topraklar› unutmaz. Çünkü K›z›lderili, gerçek anas›n›n

K›z›lderililerde dinin çok farkl› bir yap›s› vard›r. Dinin temelinde do¤a yer al›r. Ya¤mur, kar, flimflek vb. do¤al olaylar birer iflaret olarak alg›lan›r. Dinden sorumlu biri vard›r ve o kiflinin tanr›yla konuflup onlara haber getirdi¤ine inan›l›r. fiaman dininin çeflitli özelliklerini, K›z›lderililerde de görmek mümkün. Din adamlar›n›n törenlerde önemli bir rolü vard›r ve onlar al›nan kararlarda önemli etkiye sahiptir.

Topra¤›n› ABD veya Kanada’ya karfl› sahiplenmeye çal›flan halk, “terörist” ilan edilir. Yaflamlar› garanti alt›na al›nmaz, al›nmad›¤› gibi öldürüldüklerinde de, mesela Kanada yasalar› hesap sormaz. Çünkü yasalarda K›z›lderililere iliflkin bir madde yoktur, yani öldürülebilirler...

Tabi günümüzde bu durum biraz farkl›, kültürel etkileflim, beraberinde dinin de¤iflimini de getiriyor. Medenilefltirmek ad›na Hristiyanlaflt›r›yorlar K›z›lderilileri. Pek çok kabilenin farkl› bir inanc›/dini varken, flu anda büyük bir ço¤unlu¤u kaybedilmifl ama yine de do¤aya olan inan›fl devam ediyor. Ayin, seremoni, dans, müzik, festivaller ve daha farkl› performanslarda bunu görmek mümkün. Kabile Yaflant›s› Kuzey Amerika bölgesinde çok farkl› K›z›lderili kabilelerinin yaflad›¤›n› söylemifltik. Bu

EYLÜL 2007 | TAVIR | 31


araflt›rma

kabileler bulunduklar› bölgelere göre tan›mlan›yorlar. Inuitler ya da Eskimolar, Kuzey kutbu kabileleri olarak biliniyor ve bu bölgede yafl›yorlar, buradaki co¤rafyaya göre de¤erlendiriliyorlar. En büyük kabilelerden biri de Navajolar... Günümüzde de en genifl nüfusa ve bölgeye sahip olan onlar. Bunun yan›nda kendi meclisleri ve yönetimleri var ve d›flar›dan bir etkiyi kabul etmiyorlar di¤er kabilelerde oldu¤u gibi. Ancak elbette bu kabileler, yaflad›klar› rezervasyon bölgelerinde tamam›yla ba¤›ms›z olmak isteseler de, buna sayg› göstermeyen ABD ve Kanada hükümetleri ile çeflitli dönemlerde anlaflmazl›klar yaflan›yor. Bir di¤er kabile Omaha kabilesi. Misuri nehri yak›nlar›nda, Atlantik k›y›s›nda yerleflmifl bir kabile. 17. yüzy›l bafllar›nda bat›ya do¤ru göç ettirilmifller ve flu anda Nebraska eyaleti onlar›n yerleflkesi olmufl. Omaha’n›n anlam› “ak›nt›ya karfl›”. Yaz dönemlerinde tipi ad› verilen K›z›lderili çad›rlar›nda yafl›yorlar k›fl›n ise kulübelere dönüyorlar. Tipiler kad›nlar taraf›ndan kuruluyor. ‹ki kad›n bir tipiyi yaklafl›k iki saatte kurabiliyor. K›fl›n oturulan kulübelerin kubbe fleklindeki tavanlar› hem güneflin girebilece¤i hem de içerdeki duman›n ç›kabilece¤i flekilde tasarlanm›fl. Mevsime göre yapt›klar› ifller de¤ifliyor; kimi zaman avc›l›k, kimi zaman da tarla ekimi gelir kaynaklar› oluyor. Tabi bu yaflam biçimleri Avrupal›lar gelmeden önceki dönemlerdeki yaflam biçimleri. Avc›l›k eskisi kadar geliflmifl de¤il. En büyük av kaynaklar› olan bufalolar çoktan yok edilmifl. Kad›nlar da el iflleri ile u¤rafl›yorlar. Sepet yap›m› ve benzeri el ürünlerinde yetenekliler. Avrupal›lar Kaliforniya’ya gelmeden önce çok say›da yerli halk pek çok farkl› küçük kabileler halinde yafl›yorlard›. fiimdiki Kaliforniya olan, o dönem Great Basin bölgesinde yaflayan halklar, seksen kadar farkl› dilde konufluyordu. Hupa ve Shasta, Kuzey Kaliforniya’da yaflam›fl kabilelerden. Maidu ve Miwok kabileleri çöle benzer bir bölgede yaflam›fllar. Pomo kabilesi ise flimdiki San Francisco’da yaflam›fl bir kabile. Bu kabileler d›fl›nda en çok bilinen kabilelerden baz›lar›; Abenaki, Kanienkehaka (Mohawk), Apache, Cheyenne, Comanche , Carrier (su tafl›y›c›), Dakota, Cree ve Cherokee.

32 | TAVIR | EYLÜL 2007

Müzik Müzik, her halk›n oldu¤u gibi K›z›lderililerin hayat›nda da önemli bir yer kaplamaktad›r. Müzi¤in onlar için önemini kabile toplant›lar›ndan bir örnek vererek aç›klamak mümkün. Montana’da Browning kentinde yaflayan Blackfeet kabilesindeki bir toplant›y› örnek verelim. Powwow ad› verilen bu toplant›lar, tarihsel olarak “Beyaz Adam”larla savaflmadan önce K›z›lderililerin yaflatt›¤› ritüellerdendir. Ayr›ca kardefllik ve birlik duygusu, halk aras›ndaki birli¤in sa¤lanmas› ve iyi niyetlerin belirtilmesi için yap›lan törenlerdir. Toplant› genifl otlak bir alanda yap›l›yor. Dansç›lar, müzisyenler, izleyiciler oldukça kalabal›k. Etrafta oturan insanlar, s›ras›n› bekleyen dansç›lar ve müzisyenler… Ad›na MC denilen ve seremoninin lideri olan kifli, haz›r olmayan dansç›lara haz›r olmalar›n› söylüyor. Sahne alan› olacak yerin etraf›nda büyük davullar kurulmufl. fiark› söyleyecek gruplar yerlerini alm›fllar; kimi grupta birkaç kad›n yer al›yor, kiminde ise sadece kad›nlar var. Bu toplant›larda sadece o bölgede yaflayan kabilenin olmas› gerekmiyor, di¤er kabilelerden insanlar da bu törene kat›l›yor. Ve büyük girifl bafllarken davul eflli¤inde girifl müzi¤i söyleniyor. Sürekli ayn› ritim davulun kenar›na vurularak çal›n›yor. Davulun lideri falseto ses kullanarak, güçlü, sert ve çeflitli na¤melerle söylüyor flark›y›. Ard›ndan ayn› kelimeler ikinci flark›c› taraf›ndan tekrarlan›yor. Daha son-

ra tüm grup efllik ediyor flark›ya, melodiyi girifl sesinden bir oktav altta olacak flekilde sesleri afla¤› do¤ru kayd›rarak ve tekrar yukar› do¤ru çeflitlendirerek söylüyorlar. Bunu pek çok kez tekrarl›yorlar. fiark›n›n ilk k›s›mlar› davulcu taraf›ndan yumuflak bir flekilde çal›n›p söylenirken ritim ve sesler gittikçe kuvvetleniyor. fiark› söyleyen gruplar bir daire oluflturup yüzleri birbirine dönük ama davula ya da yere bakarak konsantre olup flark›lar›n› söylüyorlar. Ço¤u zaman flark›lar›n sözleri olmad›¤› duyuluyor, daha çok çeflitli harfler kullan›l›yor melodide. Tüm flark›c›lar bu harfleri ya da anlams›z heceleri ayn› sesten okuyorlar. Daha sonra süslü k›yafetleriyle dansç›lar ç›k›yorlar ortaya. Dört bir yandan alana giriyorlar dairesel hareketlerle ilerliyorlar. Erkeklerin üzerinde parlak renkte k›yafetler ve kufl (genellikle kartal) tüyleri var. Kad›nlar›n uzun parlak renklerde ve çeflitli boncuklarla süslenmifl elbiseleri var... Erkekler h›zl› hareketlerle dans ediyorlar, uzun ad›mlar, s›çray›fllar yap›yorlar. Kad›nlar›n hareketleri ise sakin. Çiftli danslar yok. Onun yerine dansç›lar tek tek iki ve üç grup içinde yan yana dans ediyorlar. Yedi veya sekiz defa tekrar eden flark›lar bittikten sonra, seremoni lideri di¤er kabilenin elemanlar›n› ça¤›r›yor ve böylece devam eden seremoni saatlerce süren bir döngü içinde sona eriyor. Müzik, K›z›lderili kabileler aras›nda, genel olarak bak›ld›¤›nda çok fazla ortak özelli¤e


araflt›rma

sahip görülüyor. Ancak Kabileler aras›nda inan›fllar›n, çeflitli kültürel aktivitelerin, performanslar›n farkl›l›¤›; müzi¤in icras›nda, flark› repertuarlar›nda ve stillerinde kimi farkl›l›klar getiriyor. Müzikologlar bu yüzden buray› yedi müzikal alana ay›rm›fllar. Ovalarda yaflayanlar›n flark› icras›, klasik icradan farkl›. Tiz notalarda vurgular, uzun seslerde ritmik at›fllar, kuvvetli ve sert sesler kullan›l›yor icra s›ras›nda. Bölgenin do¤usunda çok çeflitli müzik formlar› kullan›l›yor. Daha sakin bir vokal ses, soru-cevapl› bir tarz ve polifoni bu bölgenin müzikal özelliklerinden. Bir di¤er müzikal alan ise Yuman dilini konuflan halk›n müzi¤i. Burada k›sa kelime gruplar›na sahip sözleri olan flark›lar sürekli olarak tekrarlan›yor ve rahat bir vokal tekni¤i bulunuyor. Kuzeybat› k›y›s›nda yaflayanlar ve Eskimolar›n bir k›sm› benzer flark› söyleme sitillerini tafl›yorlar; sesteki kompleks ritimler ile davul vurufllar› birbirine karfl›l›k veriyor. Kuzeybat› bölgesinin müzi¤inde kullan›lan en zengin enstrümanlar üflemeliler. Çok sesli müzi¤i burada görmek mümkün. Müzi¤in en büyük ifllevi sosyal olarak insanlar› birlefltirmesi, buradaki yaflay›fl ve kültürü d›flar›dakilere aktarabilmesi, sosyal ve törensel olgular› birbirine ba¤layabilmesidir. K›z›l-

derililer kimi törenlerde do¤ru olan›n yap›labilmesi için do¤ru flark›n›n seçilmesi gerekti¤ine inan›rlar. Blackfoot (Kara Ayak) flöyle der: “Bir fleyi do¤ru yapman›n yolu onunla birlikte do¤ru flark›y› söylemektir.” Her aktivite için farkl› bir repertuar vard›r. Pek çok K›z›lderili kabilesinin kültüründe flark›lar›n rüyalarda a盤a ç›kt›¤› düflünülür. fiark›lar›n ruhsal bir yap›s› oldu¤una inan›l›r ve bunun besteyi yapan kifliye bir ruh taraf›ndan aktar›ld›¤› düflünülür. Ço¤u flark›n›n sözleri yoktur, flark›n›n söylenifl tarz› da ruhsal bir gücün varl›¤›n› hissettirir tarzdad›r. Müzi¤in dinle büyük bir iliflkisi de vard›r, hatta K›z›lderili müzi¤inin karakteristik bir özelli¤i olarak bile düflünülebilir. Kad›n ve erkeklerin farkl›l›klar› flark›lardan da anlafl›labilir. Kad›nlar›n repertuarlar› her ne kadar kimi flark›larda erkeklere efllik etseler de, daha farkl› ve daha k›sad›r. En önemlisi flark› söyleme sitillerindeki farkl›l›k, kad›nlar›n söyleyifli daha nazal (burundan) ve yumuflak, ritimler kesin vurufllarla de¤il melodik süslemelerle belirtiliyor. Ço¤u yerli kabilelerinin kültürlerindeki sosyal farkl›l›klar›n temel nedeni müzikal repertuarlar›n ve flark› stillerinin farkl›l›¤›ndan ileri geliyor. Kullan›lan Enstrümanlar Genelde vokal a¤›rl›kl› bir müzik tarz›na sahipler. ‹nsan sesinin yan›nda ritimsel efllik olarak kullan›lan davul türleri bulunuyor. Solo olarak davul kullan›lmamas›na ra¤men

çok çeflitli davul türlerine sahipler. Deriden yap›lan daire fleklinde çift tarafl› davullar görmek mümkün, hayvan figürlü süslemeler, farkl› boyalarla boyanm›fl boncuklarla bezenmifl çeflitli davullar… Her seremoni için farkl› bir tarzda ritim enstrümanlar› kullan›l›yor. Metal ziller, birbirine sürterek kullan›lan çubuk enstrümanlar, çan ve tokmak benzeri vurmal›lar, ritim için kullan›l›yor. Kültürün di¤er önemli enstrüman› ise flüt. Çeflitli boyutlarda ve türlerde kullan›lan bir enstrüman. Özellikle flüt için olan flark› repertuarlar› var. Ayr›ca di¤er bir enstrüman türü Apache ya da Navajo keman› olarak bilinen tek bir at k›l›ndan teli olan silindirik bir gövdeye sahip yayl› enstrümand›r. Müzik içinde kullan›lan en büyük öneme sahip olan enstrüman melodik olmayan ritim enstrümanlar›. Melodik enstrümanlar›n fonksiyonlar› s›n›rl›. Genelde sözleri olmayan müzikler, melodiler var. Navajo ve Pueblo gibi kimi kabilelerde flark› sözleri süslü fliirlerden oluflabiliyor. Kelimesi olmayan flark›lar›n, eksik olan enstrümanlar›n yerini ald›¤› düflünülebilir. Müzi¤in oldu¤u yerde “dans”tan söz etmemek mümkün de¤ildir. Törenlere ve kabilelere göre dans stilleri de de¤iflmekte tabii. Örne¤in Powwow s›ras›nda çok farkl› kabilelerin farkl› danslar›n› görmek mümkün. Dansç›lar›n›n kad›nlardan olufltu¤u “Jingle Dress” (fi›ng›rdayan Elbise) dans› bunlardan biri. Kad›nlar›n bu dans k›yafetinde kullan›lan süslemelerin ç›kard›¤› fl›ng›rdama sesleri nedeniyle bu isim verilmifl. Elbisenin alt›na dikilen gümüfl kesitler birbirine de¤di¤inde bu ses ç›k›yor. Dansç›lar›n giydi¤i elbiseler adeta bir sanat eseri; çok ince ifllemeler, süsler, renkler elbiselerin göz al›c›l›¤›n› art›r›yor. Bu elbiselere Regalia ad› veriliyor. Regalia’y› tamamlayan ve Mokasen ad› verilen ayakkab›lar giyiliyor. Güderi veya difli geyik derisinden oluflan bu ayakkab›lar yine hayvanlar›n sinirlerinden yararlan›larak dikiliyor. Üzerlerinde çeflitli renkler ve boncuk süslemeler kullan›l›yor. Boncuk ile iflleme her türlü aksesuarda oldukça yayg›n olarak kullan›l›yor. Kaynakça: Excursion in World Music, Native American Music, Bruno Nettl. Kalbimi Vatan›ma Gömün, Dee Brown (E yay›nlar›, 1973) J

EYLÜL 2007 | TAVIR | 33


biyografi

yüre¤ine çifte su verilmifl yazar: nikolay ostrovski sedef flafak

Sovyet edebiyat›n›n sosyalist-gerçekçi yazarlar›ndan Nikolay Ostrovski, k›sac›k yaflam›na çok büyük ideallerini s›¤d›rmay› baflarm›flt›r. Bu, insanl›¤›n mutlu gelece¤ine hizmet edecek olan komünizm idealidir. “Bir adam, yaflamak için büyük bir ideale sahip oldu¤u zaman gerçek bir adamd›r. O zaman, parçalar halinde yaflamaya son verir ve bir bütün olarak yaflamaya bafllar. Bir insan›n gücünü oluflturan da budur. Ve yaln›zca insanlar› de¤il, bütün uluslar› da kahramanlar haline dönüfltürebilen büyük bir ideal vard›r: Komünizm, halk›n mutlulu¤u için mücadele...”(Selam Yaflam Atefli/ syf:12–13)

dünya halklar›n› kahramanlar haline dönüfltürebilecek olan büyük idealini kitaplar›nda anlatmaktan onur ve gurur duyar. “Ancak Leninist-Komünist Parti, kendimizi devrime fedakârca adama ruhuy-

Gösteriflten uzak, sözleri ve eylemleri aras›nda hiçbir fark olmayan Ostrovski, yaflam›yla, düflünceleriyle gerçek bir komünisttir. Onu yaratan, içinde yer ald›¤› ve her fleyiyle güç verdi¤i, bedelini ödedi¤i devrimdir. Devrimin yaratt›¤› bu gerçek komünist, sonra da gelecek yeni kuflaklara kendi genç kufla¤›n› anlatarak sosyalist bilincin tafl›y›c›s› olur. Ostrovski, bu bilinç ve çelik gibi bir irade ile en zor koflullarda bile yaflam›n›n her gününü, her saatini, her an›n› halk›n mücadelesiyle doldurman›n mutlulu¤unu yaflar. Savaflç› yazar Ostrovski, Sovyet ve Dünya Edebiyat›’nda yeni sosyalist insan›n kahramanl›¤›n›n ve zaferinin ad› olur. Sovyet edebiyat›, sosyalist kültürün yarat›c›s› ve temsilcisi olan Ostrovski’yle dünya kültürüne de bir yenilik ve zenginlik katar. Sosyalist bak›fl aç›s›yla yaz›lan romanlar› Sovyet ve Dünya Edebiyat›’n›n en iyi eserleri aras›nda yer al›r. Ostrovski sadece Sovyet halklar›n› de¤il bütün

34 | TAVIR | EYLÜL 2007

l a b i z i e¤itebilirdi. Her genç iflçi için arzum, kahraman bir savaflç› olmak için çaba harcamas›d›r. Çünkü bir kifli için iflçi s›n›f›n›n partinin gerçek bir evlad› oldu¤unu bilmekten daha büyük bir mutluluk olamaz.(...) Vatan›m›zdaki genç insanlar baflka türlü olamazlar. Çünkü onlar›n arka-

s›nda on sekiz yafl›ndaki ülkemiz duruyor, genç ve güzel, sa¤l›kl› ve güçlü!” (Selam Yaflam Atefli/syf: 47) Ostrovski’nin yaflam› gibi, hayalleri de hayata ve dünyaya dairdir. Çünkü hayallerin, insan›n kendisini en iyi yenileme yollar›ndan biri oldu¤unu düflünür. Bunun için, s›n›r yoktur hayallerinde. Çünkü genç devrimci yazar Ostrovski’nin her fleyi mücadelenin k›zg›n prati¤i içinde flekillenir. Dolay›s›yla Ostrovski için kiflisel s›k›nt›lar, kiflisel istekler ve arzular her zaman ikinci plandad›r. Emperyalizmin yoz kültürünü ifade eden “ben” duygusu gitmifl, yerine sosyalist kültürü ifade eden “biz” duygusu her fleyine yans›m›flt›r. ‹flte böylesi bir ideal ve kiflilikle flekillenen bir savaflç›y› yenmek, yok etmek mümkün de¤ildir. Onu yok etmek için etraf›ndaki her fleyi, bütün ülkesini, kültürünü, yaflam›n› yok etmek gerekir. Buna dair; “Ben yaraland›m ancak müfrezem yafl›yor ve ilerliyor…” der Ostrovski. (Selam Yaflam Atefli/syf: 90) Nikolay Ostrovski 1904 y›l›nda, Ukrayna’n›n Vilia köyünde yoksul bir iflçi ailesinin çocu¤u olarak dünyaya gelir. Çevresinde hep iflçiler vard›r. Onlarla ayn› sofraya oturur, ayn› tastan çorba içer. Ayn› yaflam›n ac›s›n›, tatl›s›n› birlikte solur, birlikte yaflar. Babas› da bira fabrikas›nda çal›flan bir iflçidir. Annesi ise, aflç›l›k yapar. Dolay›s›yla iflçilerin yoksullu¤unu, açl›¤›n›, hayat›n› Ostrovski de yaflar ve yak›ndan tan›r. Onlar›n özlemlerine, umutlar›na, kimi zaman çaresizliklerine ortak olur. Ostrovski’nin ailesi, Birinci Paylafl›m Sava-


biyografi

fl›’n›n bafllad›¤› y›llarda cephe gerisi olan fiepetovka’ya yerleflir. Ostrovski de burada iki s›n›fl› bir okula gitmeye bafllar. Daha küçük yafltayken her fleyi ö¤renme merak› içinde olan Ostrovski, çevresindeki herkese sürekli sorular sorar. Bir gün yine bu ö¤renme merak›yla din dersi ö¤retmenine sordu¤u sorulardan dolay› okuldan at›l›r. Di¤er taraftan yoksulluk da kendini dayatt›¤›ndan Ostrovski daha on iki yafl›ndayken çal›flmaya bafllar. Art›k o da genç bir iflçidir. ‹lk baflta mutfak iflçisi olarak çal›fl›r. Dinlenmek nedir bilmeyen çal›flkanl›¤› sayesinde burada iki y›l çal›flabilir. Bu iki y›l boyunca kah aflç› yama¤›, kah bulafl›kç›, kimi zaman da servisçi olur. Burada çal›flt›¤› süre boyunca kapitalizmin tüm pisliklerini görür. Kumar oynat›lan bu iflyerinde bulafl›kç› kad›nlar, tezgâhtar k›zlar birkaç ruble karfl›l›¤›nda kendilerini erkeklere satarlar. Ostrovski dibe batm›fl bu hayat›n ta içini görür. Ve buray› çürümüfl yosuna ve batakl›¤a benzetir. Bir gün patronundan haks›z yere çok kötü bir dayak yer. Gururu incinir ve bu, onun içinde büyük bir öfkeye dönüflür. Daha çocuktur ama bir iflçinin yüre¤indeki o büyük öfkeyi, s›n›f kinini daha yak›ndan hisseder. Gördükleri, yaflad›klar› hayat›n içindeki her fleyi ö¤renme iste¤ini daha da güçlendirir. Çok a¤›r çal›flma koflullar›na ra¤men mutlaka kendine okumak için zaman yarat›r. Buldu¤u her f›rsat› sürekli okuyarak de¤erlendiren Ostrovski’nin yaflam›nda hiç bofla harcanan zaman yoktur. En çok sevdi¤i kitaplardan bir tanesi Giovanyoli’nin “Spartaküs” isimli roman›d›r. Bir y›l boyunca da ateflçi ç›ra¤› olarak çal›flan Ostrovski, bir süre sonra iki iflte birden çal›flmak zorunda kal›r. Gündüzleri kereste fabrikas›nda, geceleri de elektrik istasyonunda çal›fl›r. Bu koflullarda bile kitap okumaktan asla vazgeçmez. Çünkü Ostrovski’nin en belirgin yan›, kitap okumak, insanlar› tan›mak ve onlarla sohbet etmektir. Bu özelli¤ini de her zaman her koflulda korur. Yoksul bir iflçi ailesinin çocu¤u olan Ostrovski’nin bütün hayat›na yön veren de, iflçilerin ve bütün halk›n sömürüden kurtulmas› için verilecek olan mücadele olur. ‹flte Ostrovski’nin yeni erdemlerle yüklü, sa¤lam, dürüst, azim dolu, emekçi kiflili¤i de bu mücadelenin içinde flekillenir ve yenilenir. Rusya’da Çarl›k otokrasisi, ekonomik, sosyal,

siyasal bir kriz içindedir. Fabrikalar kapan›r, iflsizlik artar, yiyecek, hammadde, yak›t yoktur. Açl›k, yoksulluk en üst s›n›rdad›r. Her yerde ahlaki ve sosyal çöküflü görmek mümkündür. Genel grev bafllar. Sokaklarda iflçiler, askerler, kad›nlar, çocuklar... Bütün emekçi halk açl›¤a, savafla ve Çar’a karfl› gösteri yaparlar. ‹flçiler ve askerler 1917 fiubat’›nda ayaklan›r ve çarl›k y›k›l›r. Dolay›s›yla Rusya’da, baflar›s›z 1905 devriminin ard›ndan 1917 fiubat Burjuva Demokratik Devrimi, Bolfleviklerin inisiyatifiyle zafere ulafl›r. Bütün bu geliflmeler Ostrovski’nin yaflad›¤› ufak taflra kentinde, “Çar› devirdiler” diye bir haberle kendini hissettirir. Kar, k›fl, k›yamet binlerce insan hep bir a¤›zdan özgürlük, eflitlik, kardefllik sloganlar› atar. Emekçi halk› sömürerek zengin olanlar kaçmaya bafllarlar. Bir tarafta proletaryay› iktidara tafl›yacak olan Bolflevikler, di¤er tarafta ise, proletaryan›n zaferini engellemeye çal›flan Menflevikler, karfl› devrim çeteleri, çarl›k bürokrasisi ve iflbirlikçileri ile Polonya askerleri vard›r. Ülkenin her taraf›nda iç savafl bafllar. Ülke içinde yaflanan bu geliflmeler Ostrovski’yi çevresinde olup bitenlere karfl› daha da duyarl› hale getirir. Yaflananlar› ö¤renmeye, anlamaya çal›fl›rken Bolflevik bir asker ile tan›fl›r. Ve ad›na Polonya Sosyalist Partisi diyenler de dahil hepsinin iflçilerin düflman› oldu¤unu anlar. ‹lk ö¤rendi¤i, iflçilerin gerçek dostunun Bolflevik Partisi oldu¤udur. Ostrovski 15 yafl›ndad›r. Ve ‘Komsomol’a (Komünist Partisi Gençlik Örgütü –bn-) girer. Art›k yaflam›n›n daha baflka bir anlam› vard›r. O küçük taflra kenti olan fiepetovka’dan Bolfleviklerle birlikte ayr›larak Kazatin’e gider. K›sa süre sonra da gönüllü olarak iç savafla kat›l›r. Bolfleviklerin saf›nda, ad› kahramanl›kla tarihe geçen Kotovski Süvari Bölü¤ü’nde K›z›lordu eri olur. Bir süre sonra baca¤›ndan yaralan›r ama iyileflir iyileflmez yeniden bölü¤üne kat›l›r. Ostrovski kendi gibi binlerce savaflç›yla birlikte bütün ülkeyi boydan boya yaya olarak dolafl›r. Karda, k›flta, boranda, savaflç›lar elbiseleri y›rt›k, p›rt›k ve ayaklar› yal›nayak halde donma tehlikesi atlat›rlar. Koflullar›n tüm zorlu¤una ra¤men içinde Ostrovski’nin de oldu¤u K›z›lordu askerlerinin her biri davas› u¤runa can›n› vermeye haz›rd›r. Bir y›l sonra 16 yafl›na girdi-

¤inde Budyonniy Birinci Süvari Ordusu Birlikleri’ne geçer. Savafl›n her günü, her saniyesi, atefl çemberinin içinden geçmek kadar zorlu, a¤›r ve çetin dönemeçlerle doludur. Savaflç› Ostrovski bu dönemeçlerin her birinden bafl› dik ç›kar. Cüretli ve atakt›r. Bu arada bütün Kuzey Ukrayna’y› etkisi alt›na alan tifüs mikrobu o bölgedeki K›z›lordu askerlerine çok büyük kay›p verdirir. Tifüs mikrobu Ostrovski’ye de bulafl›r ve günlerce atefller içinde yanar. Ölümden döner ama birlikte ayn› cephede yer ald›¤› yoldafllar›n› b›rakmaz ve k›sa süre sonra kendini toparlar toparlamaz bölü¤üne kat›l›r. Bolflevikler Sovyet halk›na mutlu bir gelecek kurmak için vatan topra¤›n›n her bir kar›fl›na kanlar›n› ak›t›rlar, asla vazgeçmezler sosyalizm davalar›ndan. Onlar, savafl cephesinde, içinde yaflad›klar› sosyalist toplumun sosyalist kültürünü yaflatarak ileriye tafl›yan birer kahraman olurlar. Ostrovski’nin gençlik y›llar›, savafl›n inan›lmaz zorluklar› ve ac›mas›zl›¤›yla geçer. Koflullar çok serttir. A¤›r fifleklik ve tüfe¤in sert kay›fl›n›n sürekli sürtmesinden dolay› omuz derisindeki yara izi hiç kapanmaz. Çok defa kurflun s›y›r›r geçer ve ölümle burun buruna kal›r. Zaten cephede yaflam›n her an› ölümle iç içedir. Her gün Ostrovski’nin karfl›s›na daha da büyük s›k›nt›lar ve zorluklar ç›kar. Ama o, karfl›s›na ç›kan bütün zorluklar›n üstesinden gelir ve her defas›nda kendisinde, hayat›n› yeni bafltan kuracak bir güç bulur. Girip ç›kt›¤› çat›flmalar, ac›lar ve zorluklar olgunlaflt›r›r Ostrovski’yi. Ve savafl›n k›zg›n prati¤i içinde gerçek bir Bolflevik ve gerçek bir savaflç› olur. K›z›lordu, Polonya cephesini yararken Luov bölgesinde çok fliddetli çat›flmalar yaflan›r. Bu çat›flmalardan birinde Ostrovski’nin kafatas› flarapnel parçalar›yla delinir. Bunun için kafatas›n›n bütün sa¤ taraf›na felç iner, ayn› anda sa¤ gözünü de kaybeder. 17 yafl›ndaki genç Ostrovski’nin o anda tek düflündü¤ü fley cephe ve cephedeki yoldafllar›d›r. “… Keflke sol gözüm kör kalsayd›, sa¤ gözüm olaca¤›na. fiimdi gel de niflan al, gel de atefl et!” diye hay›flan›r kendi kendine. (Selam Yaflam Atefli/syf:262). Sa¤l›k durumu yüzünden K›z›lordu’dan terhis edilir.

EYLÜL 2007 | TAVIR | 35


biyografi

1917 Ekim Sosyalist Devrimi k›sa sürede bütün ülkeye yay›l›r. Lenin, Sovyet Devrimi’nin bu h›zla yay›l›fl›na “zafer yürüyüflü” der. ‹ç savafl›n ard›ndan yanm›fl, y›k›lm›fl bir ülke kal›r geride. Bütün Sovyet halk› ülkenin yeniden infla sürecinde y›lmaz bir çabayla, fedakârca, gönüllü olarak çal›fl›r. Sovyet topraklar›nda ülkenin daha h›zl› toparlanmas› ve inflas› için tatil günlerinde de yap›lan bu gönüllü çal›flmalara “K›z›l Cumartesiler” denir. Yeni Sovyet toplumunda halk›n gönüllü ve fedakârca çal›flmas›n› anlatan yüzlerce örnekten sadece biridir “K›z›l Cumartesiler”. Bunun gibi say›lamayacak kadar çok anlaml› ve tarih sayfalar›na geçen örnekler yaflan›r. Sa¤l›k durumundan dolay› K›z›lordu’dan terhis edilen Ostrovski, çok üzgündür ama sivil yaflam›nda da bofl durmaz. Sosyalizme zarar vermek için karfl›-devrim faaliyeti yürütenlere ve çetelere karfl› mücadele eden Çeka’da görev al›r. Çok yo¤un çal›flmaktan sa¤l›¤› tekrardan bozulunca imalat iflinde ve atölyelerin Komsomol kolektifine sekreter olmaya ikna edilir. Çünkü Ostrovski, iç savafl y›llar›nda oldu¤u gibi ülkenin infla sürecinde de hep daha zorlu ve emek gerektiren iflleri yapmak ister. Halkla birlikte en önde kahramanca yap›lan çal›flma faaliyetlerinin içinde yer al›r. 1921’de Kiev demiryolu atölyelerinin yeniden inflas›nda, demiryolu hatlar›n›n döflenmesinde, kereste iflinde, Kiev’e odun tafl›mak için yap›lan Dekovil hatt› (yan demiryolu hatt›) inflaat›nda Y›ld›r›m Grubu olarak fedakârca çal›fl›r. Ostrovski bu çal›flmalar s›ras›nda so¤uk al›r ve bu defa tifüs ile birlikte zatürreye yakalan›r. Günlerce neredeyse yere düflene kadar çal›flmaya devam eder. Ve dördüncü kez ölümün üstesinden gelir. Ama sa¤l›¤› iyi de¤ildir. Hiçbir koflulda çal›flma azmini ve coflkusunu kaybetmeyen Ostrovski; “… insan çal›flma dürtüsünü sürdürürse ve ne olursa olsun, engel ve zorluklar› dikkate almaks›z›n çal›flmaya devam ederse, - o adam normal çal›flan bir insand›r, ve onunla ilgili hiçbir sorun yoktur.” der.(Selam Yaflam Atefli syf:12). Daha sonra Genç Komünistler Birli¤i’nde görev yapar. ‹lk önce Berezdov’da ard›ndan Izyaslavl bölgelerinde tüm enerjisini ve eme¤ini buradaki çal›flmalara katar. Sa¤l›¤› her geçen gün bozulan Ostrovski, genç sosyalist toplumu koruma ve gelifltirme inanc›yla, inatla çal›flma iste¤ini korur. Bu ›srarl› çal›fl-

36 | TAVIR | EYLÜL 2007

ma iste¤i karfl›s›nda askeri birliklerin politik e¤itimi sorumlulu¤u verilir Ostrovski’ye. Yeni yeni bölgelerde Komsomol örgütü kurma görevi vard›r. Ve yapt›¤› çal›flmalar sonucunda s›n›r bölgelerinde ardarda Komsomol hücreleri kurulur. Ekim Devrimi’nin y›ldönümü bütün Sovyet topraklar›nda ve s›n›r bölgelerinde çok büyük coflkulu flenliklerle kutlan›r. S›n›r boyu köylerinde Ekim Devrimi Komisyonu Baflkan› olarak Ostrovski seçilir. Art›k çetelerden, kaçakç›lardan, Polonya egemenlerinden tamamen temizlenmifl yeni Sovyet iktidar› vard›r. Bu yeni sosyalist toplumun, sosyalist yeni insan› da; Ostrovski gibi cepheden cepheye iç savafl›n ac›mas›z ve sert koflullar› içinde çelikleflen, flimdi de ülkenin yeniden inflas›nda ve Sovyet halk›n›n e¤itiminde dur durak bilmeden en temiz duygularla, dürüstçe, fedakârca çal›flan Genç Komünistler Birli¤i’nin üyeleridir. Onlar›n her biri aradan y›llar geçtikten sonra bile Ukrayna Genç Komünistler Birli¤i’ne üye olmaktan gurur duyarlar. Sonuçta onlar› e¤iten ve sosyalist kiflilik kazand›ran Genç Komünistler Birli¤i’nin verdi¤i sosyalist e¤itim ve sosyalist bilinçtir. 21 Ocak 1924’de Gorki flehrinde oturan, dünya proletaryas› ve Sovyet devriminin önderi Vladimir ‹lyiç Lenin’in ölüm haberi gelir. Bolflevik Partisi’nin en büyük kayb› Lenin’in ölümü olur. Bütün dünya proletaryas›, Lenin’in cenaze töreninin oldu¤u gün befl dakika ifl b›rak›r. O gün sosyalist anavatanda demiryollar›, iflletmeler, fabrikalar… bütün bir hayat durur. Lenin’in ölümünün ard›ndan Stalin bütün halka parti saflar›na kat›l›n ça¤r›s› yapar. Bu ça¤r›ya cevap veren 240 bini aflk›n iflçi, Bolflevik Parti saflar›na kat›l›r. Buna “Lenin Seferberli¤i” ad› verilir. Art›k genç Sovyet topraklar›nda çal›flmayan fabrika, iflletilmeyen iflletmeler yoktur. Tar›m ve endüstri yeniden infla edilir. Bütün ülkede tam bir kültür devrimi faaliyeti yürütülür. Dünyada bir ilktir, Sovyet Devrimi ve ard›ndan bütün bir halk›n fedakâr ve gönüllü kat›l›m›yla gerçekleflen tarihte efli görülmemifl bir infla çal›flmas›. Ülkenin yeni bafltan infla edildi¤i bu y›llar Birinci Befl Y›ll›k Plan için haz›rl›k y›llar›d›r. Ülkenin yeni bafltan infla edildi¤i bu iki y›ll›k

süreç içinde Ostrovski’nin tek bir sakin günü olmaz. Çok az uyku uyur ve bir o kadar fazla çal›fl›r. E¤itim çal›flmalar›n› da tüm di¤er iflleriyle birlikte mutlaka yapar, kesinlikle ertelemez. Di¤er taraftan aktif olarak Molodaya Gvardia dergisinde çal›fl›r. Bu derginin edebi editörlerinden biri olur. Çok ihtiyaç hissetti¤i halde bütün bir yaz boyunca, izin verilmesine ra¤men tek bir gün bile izin kullanmaz. Bu yo¤un tempoyla çal›flman›n ard›ndan Ostrovski’nin iyi olmayan sa¤l›¤› daha da kötüler. Öyle ki ayakta duramayacak bir hale gelir. Bir sanatoryumda tedavi görür. Yataktan kalk›p yürümesi yasaklan›r. ‹ltihapl› romatizma denebilecek bu hastal›¤›n ismi “ankilozpoliartritis”dir. Bu iltihap yavafl yavafl bütün organlar›na yay›l›r. Ve bütün vücudu felç olur. Ostrovski art›k yatalakt›r. ‹flte bu yeni durum Ostrovski’nin hayat›ndaki en korkunç olayd›r. O güne kadar can›n› verecek kadar çok sevdi¤i ve ba¤land›¤› parti saflar›ndan böyle birden bire cephe gerisine düflmek Ostrovski için sonun bafllang›c› olur. Vücudu iflas etmifltir ama yüre¤i Bolfleviklere özgü fedakârca çal›flma arzusuyla doludur. Mücadele azmi hala capcanl›d›r. Çünkü o Komsomol’un ilk kufla¤›ndand›r. Sosyalizm davas›na yürekten ba¤l› bu ilk kufla¤›n kahramanlar›nda, en umutsuz, en kötü anlarda bile o duruma teslim olmamak ve her fleyi göze alarak mücadeleyi devam ettirmek gibi çok güçlü bir görev duygusu ve bilinci vard›r. Kendisi d›fl›nda yan›ndakini, uza¤›ndakini hatta milyonlar› düflünerek yaflamak, çal›flmak, nefes almak, mücadele etmek... Bunlar, ancak gerçek sosyalist ve komünistlere özgü özelliklerdir. Ostrovski bu durumu; “Bizim yan›m›zda, hafif yaralanan adamlar hiçbir zaman saflar›ndan ayr›lmad›lar. ‹lerleyen bir taburu görebilirdiniz ve bunun adamlar›ndan yaklafl›k yirmisinin bafl› bandajl›. Mücadelemizde geliflen gelenek böyleydi, içinde e¤itildi¤imiz gurur duygusu. D›flar›da, her çeflit kontlar ve baronlar, köklü soylar›yla gurur duyarlar. Biz proleterler, kendi gururumuza sahibiz. Ve bugün bir yoldafl, bir zamanlar ateflçi oldu¤unu an›msad›¤›nda, bunu gurur duyarak an›msar. Sizin dünyan›zda bu, bir hiç anlam›na gelirdi. Orada iflçiler birer hiçtir.” diye anlat›r. (Selam Yaflam Atefli syf: 77–78) (sürecek)


godot’yu beklemek serkan demirkaya

Godot’yu Beklerken’i ilk kez, ortaokuldan liseye geçti¤im yaz okumufltum. Kitab›, nefes ald›rmayan bir temmuz s›ca¤›nda, Antalya’daki evimizin balkonunda bitirdi¤imi an›ms›yorum. Karmakar›fl›k akl›mda, o cehennem s›ca¤›yla birleflen fliddetli bir f›rt›na kopmufltu. Nesneler sarar›rken gözlerim kararm›flt›. Y›llar sonra, Bay Godot’nun gelmeyifliyle yeniden karfl›laflacakt›m.

gerektiren bir memuriyeti seçmifltim. Bay Godot ile iflte as›l orada tan›flt›m. Ankara Sanat Tiyatrosu’ndaki 2003 y›l› galas›nda...

Beckett’›n çocuklu¤umun sonlar›na yapt›¤› eflek flakas›n›, usum ve yaln›zl›¤›mda, gençli¤ime tafl›yacakt›m...

Didi ve Gogo, kavga ediyorlar, yoksullukla bo¤ufluyorlar, sefil bir kuklaya dönmüfl bir uflak ve gaddar efendisiyle karfl›lafl›yorlar; efendiden kemik, uflaktan e¤lence dileniyorlar, intihar› ve birbirlerinden ayr›lmay› düflünüp, yine de ›srarla Bay Godot’yu bekliyorlard›. Ne birbirlerinden ayr›labilecek dermanlar› vard›, ne de Bay Godot’nun gelece¤i...

Üniversiteden mezun olunca frapan bir kad›na benzeyen ‹stanbul’dan ayr›l›p, baflka bir flehre yerleflmifltim. Yaz›dan umudu kesti¤im, sanc›l› zamanlard›. Orada, yüksek maafll› ama gece yar›lar›na kadar çal›flmay›

Didi (Vladamir) ve Gogo (Estragon) adl› h›rpani giyimli iki genç adam gözlerimin önünde Bay Godot’yu beklemifllerdi. Bir tiyatro metnine ve yaflam›n biteviye ak›fl›na s›¤mayacak kadar delice bir bekleyiflti bu.

Pozzo adl› zalim efendi kör oluyor, mevsimler de¤ifliyor, fakat sinir bozucu, ac›nas› bekleyifl bir türlü sona ermiyordu. ‹ki perdelik bu oyunda, bekleyenlerin tükenifli ayyuka ç›karken, bir çocuk sahneye dal›yor ve Bay Godot’nun “yar›n gelece¤ini” mufltulay›p kayboluyordu. Çocu¤un anlatt›¤›na göre, kendisi Bay Godot’nun hizmetinde çal›fl›yordu. Patronu Godot, Didi ve Gogo’ya beklemeye devam etmelerini ö¤ütlemiflti. Didi ve Gogo, sorgulad›klar› Çocu¤a önce öfkeleniyorlard›. Fakat en sonunda, sorular›n› ço¤unlukla “Bilmiyorum bay›m.” diye yan›tlayan ketum ufakl›¤›n arkas›ndan çaresizce bakakal›yorlar, Godot’nun ö¤üdüne itaat ediyorlard›. Oyunun finalinde ise Didi dayanamay›p, arkadafl›na “Gidelim mi?” diye soruyordu. Gogo, “Evet, gidelim.” diye yan›tlasa da bir yere k›p›rdayam›yorlard›. Nihayet bu ç›k›fls›z bekleyifllerine son perde kapan›yordu. Kuflkusuz, özetlenebilecek bir oyun de¤ildi Godot’yu Beklemek. Anlamlar ve anlams›zl›klarla yüklüydü. Oyun bitti¤inde kesinlikle sars›lm›flt›m. Absürt tiyatronun beni allak bullak eden bu görkemli yap›t›, yar›m yüzy›l boyunca tart›fl›lm›flt›. Oyuncular›n flapkalar›ndan, en aç›k tiratlar›na kadar, oyun defalarca didik didik edilmiflti. Kapal› anlamlar› ve simgeleri defalarca sorgulanm›flt›. Elbette Beckett’a da Godot’nun kim oldu¤unu yahut neyi simgeledi¤ini defalarca sormufllard›. Beckett’›n, bu sorular›n yan›t›n› bilmedi¤ini söyledi¤i bir röportaj›n› okumufltum ve hiç flafl›rmam›flt›m.

EYLÜL 2007 | TAVIR | 37


Godot’nun ve bekleyiflin bana ça¤r›flt›rd›klar›, tam olarak neydi? Söz konusu beklemek, nas›l bir beklemekti? Bay Godot nas›l bir adamd› ki ç›k›fls›z insanlar› bekletmek için bir çocu¤u kullanm›flt›? Yoksa as›l, çocu¤un hatta bekleyenlerin Bay Godot’yu kullanmalar› m› söz konusuydu? “Bilmiyorum bay›m…” Bazen beklemek, yaflam› ertelemekten baflka fley de¤ildir. Ve ço¤u zaman, beklemek yahut ertelemek, zamanla iflbirli¤ine girilen bir öz ihanet biçimidir. “Çocuklar› bir evlendirsek.” dersiniz, yahut “fiu araban›n taksitleri hele bir bitsin.” diye iç geçirirsiniz. Edindikleriniz ve umduklar›n›z, düpedüz eksiliflinizdir art›k. Örne¤in “Askerli¤i bir bafl›n›zdan savsan›z.”, sözüm ona sizi kimse tutamaz, ifl de kurars›n›z, s›cak bir yuva ve “sa¤lam” bir gelecek de... Erken seçim bir yap›l›p, o desteklemedi¤iniz parti bir iktidardan düflse; nas›l da düzelecektir ço¤u fley... Oysa Bay Godot, kimbilir hangi hiçin sislerinden, siz O’nu bekledi¤inizin fark›nda bile de¤ilken size göz k›rp›p sinsice gülümsüyordur, olmayan dudaklar›yla... Bay Godot, basiretsiz insanlar sayesinde, bazen pazartesi bafllayan yeni iflgünü, bazen bir y›ldönümü, bazen de yeni y›l›n ilk sabah› k›l›¤›na giriverir. Ve sadece beklenir. Kötü bir al›flkanl›ktan kurtulmak, hay›rl› bir ifle koyulmak yahut birisine inan›lmayacak kadar de¤erli bir jest yapmak için... Dönüflüp anlamlar›n› yitiren takvimlerin, uyduruk maskeleri düfltü¤ünde, güçsüz insanlar›n onlar› asl›nda Godot k›l›¤›na soktu¤u yine de anlafl›lmaz. Bir çaresizlik nöbetinde, aczini hep k›nad›¤›n›z, k›vranan, zavall› insan siz olursunuz. Binbir s›k›nt›yla bitmek bilmez borçlar›n› ödedi¤i kredi kartlar›n› k›ran yahut say›s›z içsel depremin ard›ndan giden sevgilisinin foto¤raflar›n› tek tek yakan öfkeli insan, siz oluverirsiniz... Oysa kendinizi güçlü sand›¤›n›z beyhude zamanlarda nas›l da küstahça küçümserdiniz, oyunu kurallar›na uymadan oynamaya çal›flanlar›. Paran›z belki de görece mutlulu¤unuz varken hakir görmek zor de¤ildir. Godot’nun gelmeyece¤ini fark edip yeniden

38 | TAVIR | EYLÜL 2007

beklemeye ikna olana kadar, ac›nas› bir yaln›zl›kla ve ilkel tepkilerle olan biteni unutmaya çal›fl›rs›n›z. Bay Godot’un amans›z beklenifli, ço¤u insana gizlice emreder: “Tüket ve iste! Her fley düzelecek...” diye. Yoksullu¤un yahut aflk›n, meflakkatli ve bilgece yakan, demirden kurallar›n› ö¤renemeyince, üç günlük dünyaya rezil kepaze olursunuz. Kendinizin olmayan› harcamaya çal›flmak, gerekti¤ince sevip sevilememek hep ayn› ç›ld›rtan erteleyifl de¤il midir? Ne olur “Ça¤›m›zda gerekti¤ince sevip sevilmek nas›l olabilir?” diye sormay›n. Bu zehri, hissederiz fakat asla anlatamay›z. Ne ben size, ne de siz bana... Fakat Arik Kaplun ad›nda ‹srailli bir rejisör, o fliirsel kareleriyle bir filminde biraz olsun anlatabilmifl. O filmde, bir Ortado¤u flehrindeki sirenler nükleer tehlike için çal›yorken; ‹srailli bir erkekle Rus bir k›z sevifliyorlard›. Ve suratlar›nda gaz maskeleri vard›. Seviflebilmek için bar›fl›, ‹srail’in insafa gelmesini de beklemiyorlard› üstelik. Ölümü bile göze alan bir cesaretle, Bay Godot’ya ve geleceklerine bofl veriyorlard›. Godot’nun beklenemeyece¤i zamanlar ve beklemeyenler de az de¤ildir flükürler olsun... Bir barikat›n arkas›nda, yüksek bir düflünce u¤runa vuruflurken Godot’yu bekleyemezsiniz. Cümbüfl ve keman sesleriyle flenlenen, serin bir bahar rüzgâr›n›n esti¤i, portakal çiçe¤i ve anason kokan bir bahçede, eflin dostun aras›nda çocukça efllik edilen hafif sarhofl flark›lar, çok uzakt›r Bay Godot’ya ve kahrolas› bekleyifle. Yerle yeksan bir yaln›zl›ktan; h›nç, insanl›k onuru ve yaratma dürtüsüyle do¤rulmaya çabalayanlar, Godot’nun gelmeyiflini ak›llar›na bile getiremezler, çünkü O’nu beklemeyi bilmezler. Kapitalizmin yahut sevgilinin kusurlar›ndan, ac›mas›zl›¤›ndan s›zlanmak bir ifle yaramaz Godot’yu beklemekten vazgeçmeyenler için. Dünyan›n tüm eziyetli kurallar›n› de¤ifltirmeye cesareti olmayanlar, genellikle fark›na varmazlar sadece beklediklerinin. Oysa zavall› Didi’nin ve Gogo’nun aptall›klar›na hüzünlenip, gelmeyecek bir adam› “neden hâlâ beklediklerine” ukalaca

flaflk›nl›k duymak gerçekten kolay ifltir. Asla yazd›¤›n›z kadar parlak olmayan özgeçmiflinizi gönderip, yan›t›n› yahut Godot’yu beklemek birbirinden ne kadar farkl›d›r? Terk edilen yahut reddedilen âfl›klar›n kimseye, ço¤u zaman kendilerine dahi itiraf etmeden kutsal bir iflareti gözlercesine bekledikleri, o ac›mas›z sevgili midir? Yoksa Bay Godot’nun ta kendisi mi? Ellerinde piyango bileti on milyonlarca çulsuz, hafta sonu yap›lacak çekilifl sonuçlar›n› yani Godot’yu bekliyor takvimler ilerlerken... Lotarya çekiliflinden sonra çocuk sahneye dal›p, “Bay Godot yar›n mutlaka gelecek.” diye m›r›ldan›yor Didi ve Gogo’ya... Didi’yle Gogo önce öfkeleniyorlar, sövüp say›yorlar durmaks›z›n. S›k›nt›n›n, buhran›n cenderelerinde günler ölürken, Çocu¤a inan›p, teslim oluyorlar çaresizce. Yeni bir bilet al›p, yeni hafta sonunun yeni çekilifline güdümleniyorlar. Hangi hafta sonu yahut hangi sevgili yeni; ne kadar düfl��ndünüz? Hangi ifl, hangi flehir? Godot’nun beklenince geldi¤i nerede görülmüfl? Düpedüz; uyan›lamayan bulan›k bir düfl... Bekleyecekseniz bile, beklerken düflününüz... Godot’yu Beklerken oyunu, bir cinnet anlat›s› ve eylemsizlik destan›d›r. Gogo, çok k›sa bir süre sonra tekrar karfl›laflt›¤›, ne k›rbaçl› despot Pozzo’yu an›msar, ne insan müsvettesi uflak Lucky’yi, ne de Haberci Çocu¤u... Didi, bunlar› belli belirsiz an›msar, ama tam ç›karamaz. Yeniden karfl›lafl›lan karakterler de Didi’yle Gogo’yu asla an›msamazlar. Oyun boyunca, tümden bilinci yitmemifl bir fluursuzluk sürer gider... Tüm cinnet, öykünün de kiflilerin de zamanda kayboldu¤u bir fasit dairede anlat›l›r. Ben, Bay Godot’la as›l Ankara Sanat Tiyatrosu’nda tan›flm›flt›m. Ayaz, sanc›l› ve hüzünlü bir akflamd›. O’nun gelmeyiflini görmeye giderken, rüzgâr ve yaln›zl›¤›m yüzümü ac›t›yordu. Yüksek maafll› ama beni tüketen bir memuriyette çal›fl›yordum. Yaz›dan umudumu kesti¤im sanc›l› zamanlard›...J


sustu kad›n, öldü çocuk... denef demiray

Morarm›fl parmaklar›, beyaz örtünün d›fl›na taflm›fl, el parmaklar› kas›lm›fl ve aç›lmam›fl bir daha… Sedyenin üzerinde, saçlar› siyah tel tel saç›lm›fl, örtünün üstüne dökülmüfl zifir gibi... Gözleri kapal›, avurtlar› çökmüfl… Bir ceset yat›yor, sa¤ omzuna elini koymufl, kapam›fl yüzünü sedyeye, dizlerinin üzerine y›¤›lm›fl külçe gibi, sar› saçl›, bukleleri rastgele ensesine dökülmüfl kad›n›n yan›nda… Hastane görevlisi sokuluyor yavaflça yan›na; - O mu han›mefendi? Kald›r›yor bafl›n› kad›n do¤rulamadan yerinden, titreterek gözbebeklerini, elmac›k kemiklerini, dudaklar›n›, tüm damarlar›n› boynunu saran, gö¤üs kafesini, nefesini, titreterek yüre¤ini, do¤uruyor hayat›n›n en son cevab›n›; - Evet. O. O¤lum… Ve bu öykü burada bitiyor… Ama ayn› öykünün bafl› da olabilir bu sahne. Sonu da... Biz bafla koyal›m her fleyi, sonu dedi¤imiz yerden bafllayal›m... Çünkü baz› ayn› bafllang›çlar, susarsa biri ayn› sonuçlar› do¤urur… Ac› bir 盤l›k at›p yere at›yor kendini kad›n. Görevliler kollar›na girerek kad›n› kald›r›yorlar. Kahverengi ayakkab›lar›n›n burunlar› yavrua¤z› tafl koridorda sürtünerek e¤ri izler b›rak›yor… Ve inleyerek, bütün bukleleri dökülmüfl flimdi… Bir banka oturtuyorlar kad›n›. Ellerinin ara-

EYLÜL 2007 | TAVIR | 39


s›ndan kayan çantas›n› veriyorlar. Oturuyor kad›n s›ms›k› tutmufl küçük el çantas›n›, omuzlar› afla¤› sarkm›fl, gözleri yere kilitlenmifl… Binlerce cümle geçiyor içinden. “Nas›l anlamad›m kulland›¤›n›? Uyuflturucuyu yak›flt›ramad›m o¤luma, ölümü yak›flt› m› flimdi? Yak›flt› m› ölüm? Nas›l anlamad›m? Neden düflmedim pefline? Neye bak›yordum gözümün önünde erirken? Ben nereye bak›yordum? Neden anlamad›m? Neden, neden, neden, ne…”

ta rahats›z bir flekilde oturuyordu. Kad›n yavafl yavafl bafllad› anlatmaya. Önce bir insan›n kendi çocu¤unu kaybetmesinin ne kadar büyük bir ac› oldu¤unu tarif etmeye çal›flt›. Sonra uyuflturucunun ne kadar yayg›n ve kolay bulunur oldu¤undan bahsetti. Bir yandan konufluyor, bir yandan çay tafl›yordu. Saçlar› birbirine kar›flm›flt›, üstünde dökük bir elbise… Uyurgezer gibiydi. Ama yine de dikkatini toplay›p anlatmaya çal›fl›yordu.

Ç›¤l›k atas› geldi kad›n›n nefesinin sonuna kadar, titreyen elleriyle s›ms›k› kapatt› a¤z›n›, bütün içi üflür gibi titremeye bafllad›. Soluk ampule dikti gözlerini, sa¤a do¤ru kayd› göz bebekleri.. Sola do¤ru birden y›k›ld›… Karard› her fley…

En son döndü ve “Bak senin o¤lunun kulland›¤›na da eminim. Önlem almal›s›n. Hatta diyorum ki birlikte u¤raflsak, kimler sat›yor, bu çocuklar nereden buluyor bunlar› araflt›rsak. Semtimizde bir sürü genç var, biz aileler birlikte olsak, mücadele etsek...”

Gözlerini açt›¤›nda salonda koltukta yat›yordu. Yüzleri üzüntü içinde buruflmufl tan›d›k yüzler ilginç f›s›lt›l› bir kofluflturmaca içindeydi. Sanki saklanacak bir fley var gibi, öldü¤ünü unutursa hat›rlatmak istemez gibi -nas›l unutacaksa- , söyleyecek sözleri tükenmifl, ovuflturulan eller, kaç›r›lan bak›fllar, a¤›r ki en a¤›r yas havas›…

Çocu¤un annesi sözünü kesti. Yüzüne anlay›fll› olmaya çal›flan sahte bir ifade yerleflmiflti. Gözlerini hafif k›st›, çay barda¤›n› sehpan›n üzerine b›rak›p kad›n›n bir elini iki avucunun aras›na ald›.

Birden gözlerinin alt› çökmüfl bir çocu¤a tak›ld› gözleri. O¤lunun arkadafl›. F›rlay›p kolundan kavrad› çocu¤u. - Sende kullan›yor musun söyle bana? Yan›nda m›yd›n ölürken? Neden engel olmad›n? Neden? Söyle! diye ba¤›rarak iyice sarst› çocu¤u. Çocuk bofl bir çuval gibi salland›. Hiç k›p›rdamad› yerinden. Kald›rmad› bafl›n›… Kad›n koflarak mutfa¤a geçti, h›zl›ca geri döndü çocu¤un yan›na. Bluzunun içine saklad›¤› b›ça¤› ç›kard› bir hamlede ve korkunç 盤l›klar atarak saplamaya bafllad› çocu¤un gö¤süne… Defalarca, defalarca… Ayn› anda ba¤›r›yordu; - Neden? Neden sustun söylemedin bana? Neden sustun durdurmad›n onu? Nas›l izledin ölümünü? Sustun ve izledin! Sen de suçlusun ölümünden! Ve flimdi en bafltaki paragraf› tekrar buraya koyabiliriz son olarak… Morarm›fl parmaklar›, beyaz örtünün d›fl›na taflm›fl, el parmaklar› kas›lm›fl ve aç›lmam›fl bir daha… Sedyenin üzerinde, saçlar› siyah tel tel saç›lm›fl, örtünün üstüne dökülmüfl zifir gibi, gözleri kapal›, avurtlar› çökmüfl… Bir ceset yat›yor, sa¤ omzuna elini koymufl, kapam›fl yüzünü sedyeye, dizlerinin üzerine y›¤›lm›fl külçe gibi, sar› saçl›, bukleleri rasgele ensesine dökülmüfl kad›n›n yan›nda… Ama hay›r. Kad›n›n bütün bunlar sadece akl›ndan geçiyordu bir bir. Hatta sonra insanlar› kovalamak, her fleyi parçalamak, belki kilitleyip tüm kap›lar›, tutuflturuvermek tüm evi… Ama sadece gözleri tak›ld› çocu¤a… Önce o¤luna ne kadar benzedi¤ini düflündü, sonra onun da ne kadar zay›flad›¤›n›, gözbebeklerine bakt› iyice, titreyen ellerine… Uzun uzun izledi çocu¤u… O¤luna gerçekten ne kadar benzedi¤ini düflündü. Bir hafta sonra telefon etti annesine çocu¤un, davet etti… O¤lan›n annesi tedirgindi biraz, kad›n›n›n onunla ne konuflaca¤›n› kestiremiyordu. Tek emin oldu¤u fley, o¤lu ile ilgili oldu¤uydu. Koltuk-

40 | TAVIR | EYLÜL 2007

- Senin ac›n› senin kadar anlayamam hakl›s›n can›m. Ama benim o¤lum asla kullanmaz öyle fleyler. Ben o¤lumu tan›r›m. Ergenlik iflte, zay›fl›yorlar. Ki zaten o ifller kar›fl›k ifller, bizim gücümüz de yetmez u¤raflmaya o tacirlerle. Kar›flma sen hiç. Dinlen biraz. fiu anda buna ihtiyac›n var. Kabul et flu anda pek iyi de¤ilsin. Kad›n yavaflça çekti o¤lan›n annesinin avuçlar›n›n aras›ndan ellerini, çay bardaklar›n› tepsiye dizdi usulca. Kalkarken “Sen söylediklerimi düflün yine de...” dedi sessizce. Daha sonra birçok kez arad› kad›n›. Hatta birçok anneyi. Kad›na destek olan anneler oldu. Hatta çocuklar› olmayan kad›nlar, gençler… Baflkalar› da arad›. Ama o¤lan›n annesi sadece dinledi ve sustu… Sustu ve sustu. Uyuflturucular okullara girdi… Kad›n sustu… Ellerinde su flifleleri, a¤›zlar›nda sak›z hapl› gençler can verdi kuytularda, Kad›n sustu… Alt›n vurufllar yap›ld› tuvalet köflelerinde… Sustu kad›n… Öldü çocuk…. Morarm›fl parmaklar›, beyaz örtünün d›fl›na taflm›fl, el parmaklar› kas›lm›fl ve aç›lmam›fl bir daha… Sedyenin üzerinde, saçlar› siyah tel tel saç›lm›fl, örtünün üstüne dökülmüfl zifir gibi, gözleri kapal›, avurtlar› çökmüfl… Bir ceset yat›yor, sa¤ omzuna elini koymufl, kapam›fl yüzünü sedyeye, dizlerinin üzerine y›¤›lm›fl külçe gibi, sar› saçl›, bukleleri rasgele ensesine dökülmüfl kad›n›n yan›nda… Hastane görevlisi sokuluyor yavaflça yan›na; - O mu han›mefendi? Kald›r›yor bafl›n› kad›n do¤rulamadan yerinden, titreterek gözbebeklerini, elmac›k kemiklerini, dudaklar›n›, tüm damarlar›n› boynunu saran, gö¤üs kafesini, nefesini, titreterek yüre¤ini, do¤uruyor hayat›n›n en son cevab›n›; - Evet. O. O¤lum… J


mevsimlik umut erhan bal

Mevsimler boyu yollarday›z, mevsimlik yolcuyuz biz. Bazen pamuk tarlalar›n›n önünde, bazen sarp yamaçlardaki f›nd›kl›klarda sona erer yolculu¤umuz. Ellerimizin nas›rlar› iyileflmeden düfleriz yeni yollara. Rotam›z› mevsimler belirler bizim. Yollar... yollar... Bu yollar nereye ç›kar? Karanl›¤›m›z› ayd›nl›¤a ç›kar›r m› bu yollar? Yollarda otobüsler, kamyonlar dolusuyuz. Ekme¤imiz içindir bunca çekilen. Naylon çad›rlar›n aralar›nda kofluflturan kara gözlü, kara tenli çocuklar›m›z içindir. Gelinlerin yan dönüp kucaklar›na ald›klar›, orac›kta emziriverdikleri bebeleri için… Naylon çad›rlar›n ortas›nda, yoksullu¤un en ac›mas›z›nda umuttur pefline düfltü¤ümüz. Ömrü mevsimle bir umut… Kamyonlar›n nazar boncuklu kasalar›nda yan yana, s›k›fl tepifl bir mevsimlik umudad›r yolculu¤umuz. Ard›m›zda kalan köyümüz yoklu¤un ac›s›, yetimli¤in sanc›s›d›r yüre¤imizde. Mevsimliktir ya, yine de hasretin sessiz 盤l›¤› hiç b›rakmaz yüre¤imizi… Çocuklar›n açl›¤›n› doyuracak bir avuç topra¤a hasret… Yol boyu kaç araban›n insan›d›r s›k›fl›p kalm›fl içerde, savrulmufl kopmufl bir yanlar›… Gören tövbeye dursa da zorunluluk üstün gelir. Yine düflülür yollara, yine düflülür… yine… Kentler yasaklan›r, görünmez duvarlarla örülüverir önümüz. Dilimizden tenimizden önce de¤il midir al›nterimiz? Biz böyle bilirdik tarihten. Ellerimize çal›flmay›, dillerimize konuflmay›, çocuklar›m›za güvenli bir yar›n› en bafltan yasak ilan edenlere bir bedduam›z var ki a¤›rd›r, tutar… Zulmün arts›n bre zalim! Kaç saat sürer yolculuklar? Kamyon kasalar›nda nas›l geçer yolculuk? Bir kara bulutun ard›ndan kaç köprü y›k›l›r, kaç dere taflar da haberimiz olmaz. Bir çarp›flma an›d›r oysa, kaç hayat›n aln›na apans›z noktan›n konuldu¤u… “12’si çocuk, 23 iflçi” diye söylenir ard›m›zdan…Kamyon uçmufltur dereye, otobüs çarpm›flt›r ya da. Biz, etleri yollara, cesetleri derelere saç›lanlar… Mevsimlik umut peflinde koflanlar…Umutlar›m›z› borç verdik sonrakilere. Öfke olup dönecek zulmün üstüne. fiimdi izininizle köyümüzün mezarl›¤›nda koyun koyuna uzanaca¤›z. J

EYLÜL 2007 | TAVIR | 41


flener kökkaya ile tiyatro üzerine... tav›r

Merhaba. Öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz? 1943 Antalya do¤umluyum. ‹lkokulu burada, Barbaros ‹lkokulu’nda okudum; 1954’te bitirdim. Afyona gittik. Ortaokulu orada okudum. Sonra Eskiflehir’e göç etti¤imizden, liseyi de Eskiflehir Atatürk Lisesi’nde bitirdim. Akademide üçüncü s›n›fa kadar okuyabildim, sonra b›rakt›m okulu. Babam›n memuriyeti dolay›s›yla, Türkiye’nin çeflitli vilayetlerinde bulundum. Siz Ankara Sanat Tiyatrosu (AST) gibi çok önemli bir tiyatro kurumunda de¤iflik roller oynad›n›z. AST deneyimini bugün nas›l de¤erlendiriyorsunuz? Tiyatroya 1957’de “Eskiflehir Oda Tiyatrosu”nda bafllad›m. 1960’da profesyonel oldum. Daha sonra ‹stanbul’da Pendik’te

devlet tiyatrosu... Sonra da AST var tabi! 1966’dan 1981’e kadar oynad›m AST’da. Güzel ustalarla çal›flt›m. En do¤ru ve zarif fleyleri yapt›m. Yani tiyatro alan›nda “duruflumuzla” de¤il “hareketimizle” iftihar ettik. 1982’de irtibat›m koptu. Ancak takip ediyorum tabi. Ne yaz›k ki iyi iflletilemiyor, eskisi gibi de¤il. Seyirciden kopuk oldu¤unu ve gündemi yakalayamad›¤›n› düflünüyorum. Turne yapm›yor, Anadolu’yu dolaflm›yor; olmaz böyle… Mehmet Akan’›n “Hikâye-i Mahmud Bedreddin” projesinde, hem de 12 Eylül günlerinde yer ald›n›z. Eylül’de Bedreddin olmak kolay m›yd›? Bir de, 12 Eylül’ün sanat ve sanatç›ya etkileri üzerine neler söyleyeceksiniz?

“Yârin yana¤›ndan gayr›, her fleyde, her yerde hep beraber olmak için…” Bedreddin olmak her dönem zordur! Bir Angelika Hatun var, sonradan Melek Hatun olmufl ve çocu¤unu döneminin burjuva e¤itimiyle yetifltirmifl. O çocuk ne zaman ki M›s›r’a gitmifl, bir kad›nla tan›flm›fl, iflte o zaman onun bütün dünyas› de¤iflmifl ve bizim bildi¤imiz Bedreddin olmufl. O dönem de 1200’lü y›llar... Pir Sultan, Mevlana, ayn› dönem Yunus Emre, Karacao¤lan o kadar zengin ve halk›n sahip ç›kt›¤› insanlar bunlar. Bedreddin olmak zordur! Türkiye’de sanatç›n›n ifli hiçbir zaman kolay olmad›. Devlet, devlet olarak hiç yard›m etmedi. Türkiye için yap›lacak çok ifl, söylenecek çok söz var. Biz hep çok tehlikeliydik. 3–4 oyun oynuyorduk. Birine müdahale olunca hemen öbür oyunu devreye sokuyorduk. Bedreddin’i oynad›¤›m zamanda, ayn› zamanda 4–5 oyunu birlikte oynuyorduk. Özel olarak Bedreddin’e yo¤unlaflamad›m. Rolümü iyi yapmak, teknik olarak hakk›n› vermek gerekiyordu. Bu arada Mehmet Akan’› da anm›fl olduk böylece... 12 Eylül bizde çok kal›c› bir tahribat yapamad›. Biz suç ifllemedik, iflimizi yapt›k. “Ana” oyunundan sonra idamla yarg›land›k. Savc› diyor ki; “Bunlar sahnede k›z›l bayrak çekip, marfl söylediler.” Hâkim, “Ben oyunu seyrettim, senin gibi alg›lamad›m.” diyor. 6 yafl›nda Harun Yeflilyurt diye bir arkadafl›m›z bile yarg›land›. Utanç verici! Biz ne kadar kabiliyetli bir milletmifliz yalanda, dolanda… Biz nas›l bu hale geldik?

42 | TAVIR | EYLÜL 2007


‹nanc›m› kaybettim… Ve ben bunlara itibar etmedi¤im için dinozor olarak alg›lan›yorum… Mesele sadece sanatç› olmakta de¤il. Sanatç› olarak çok iflimiz var bizim. Memleketimiz sat›l›yor. Bor madeni, dünyada ne kadar az bulunan, de¤erli bir maden ama biz sat›yoruz boru... Su sat›l›yor; yollar, haberleflme sat›l›yor. Satmayla nereye var›lacak? Namaza niyet ettim de sonra vazgeçtim diyecek… ‹flte bizim dünyam›z bu kadar. Art›k ilgilenmiyorum. Bahçe kap›s›n›n d›fl›ndakiler beni ilgilendirmiyor. Ama bahçe kap›s›ndan içeri ad›m›n› att›¤›n andan itibaren benim sahamdas›n. Herkes kendi bulundu¤u yere sahip ç›kacak. Oyunla olan iliflkinize gelelim. fiener Kökkaya, yer ald›¤› bir oyunda, metinle nas›l bir iliflki kuruyor? Metni nas›l inceleyip, yorumluyorsunuz? Beter! Okudu¤um hiçbir fleye inanmam. Allah kelam› olmad›¤› için günüme çok çabuk uygular›m. Metni kendim bir daha yazar›m. Çeviriler oluyor mesela, Almancadan, Frans›zcadan. Direkt çevriliyor. Ben çevirileri yeniden yorumlar›m. Önce politik bir hizaya getirir, s›n›fsal bakar›m. Bizim iflimiz tek kiflilik de¤il. Kadro ifli. Sen olmazsan, beriki olmazsa olmaz. Alk›fl› hiç sevmem sonra. Ya alk›fl flak flaksa? Herifler flak flakla iktidar oldu. Padiflahlar da öyleydi, “Padiflah›m çok yafla!” diyorlard› ya da “Türkiye sizinle gurur duyuyor.” diyorlar, nesiyle gurur duyuyorsunuz? Bugün ülkemizde toplumcu tiyatronun durumunu nas›l de¤erlendiriyorsunuz? Size umut veren giriflimler var m›? Toplum mu var, toplumcu tiyatro olsun! Ben seyirciyi, izleyeni sevmem. Kat���l›mc› olmal›. Paray› verdi mi hesab›n› sormal›. Alk›fl beter bir fley yani… Filmlerde flimdi gülme efektleri var mesela. Çocuklar›m›z› kuklalar yönetiyor yahu. M. Ali Erbil’in çocuk program›n› seyrettiniz mi? Aile kavram›n›, annebaba kavram›n› kaybettiriyor. Seyirciye bak›yorsun, seyirci yerlerde, gülüyor. Ne anlam› var flimdi? Çocuklar›n karanl›ktan korkmas›n› anlar›m ama büyüklerin ayd›nl›ktan korkmas›n› anlamam! Büyükler ayd›nl›ktan korkuyor gerçekten… Ama Ankara Ekin Tiyatrosu iyi fley-

ler yap›yor. “Vatan Kurtaran fiaban”› oynuyorlar, Haldun Taner’in oyununu. Yeniden yazm›fllar. ‹zledim, içim içime s›¤mad›, çok be¤endim. Bunun d›fl›nda bir fley kalmad›. Eski tiyatrolar yok tabi. Ama izleyiciler de yok. fiimdi sendikalara, DKÖ’lere tiyatro getirtemiyoruz. Mesela “403. Kilometre” antiemperyalist bir oyundur. Yok, olmuyor, üniversitelere izletemiyoruz. fiimdi üniversite ö¤rencisi olman›n kriteri de¤iflti, chat, seks hepsi bu… Bu sene 9 tane oyun oynad›k. “Kamyon” diye bir oyun oynad›k. Titanik bomba gibi bir oyun. Salonumuz daha yeni. Ancak seyircisiz olmaz yani. Elefltirece¤iz, takip edece¤iz. O dizilerde kroki durumunday›z. Sabah kad›n programlar›yla kötü durumday›z. Tam 100 oyunda oynad›m. 27 oyun koydum sahneye. 27’si de çok be¤enildi. fiimdi yeni bir fley yok. Çevirip çevirip ayn› fleyleri gösteriyorlar. Yani maddi savaflta ayakta kalamad›k m› diyorsunuz? Ama neticede adama kültür pazarl›yorsun yani; kültür de, “Bekleyelim herkes bize gelsin.” olmuyor, baflka türlü bir pazar bu... AST, 12 Eylül’ün yoz karanl›¤›nda “‹ki Güneyli Bayan” oyununu ç›karm›flt› ve çok nitelikli, çok güzel bir oyundu. Baflkald›r›y› anlat›yordu... Gayet tabi ama Anadolu’ya ç›kmay›nca befl para etmiyor. ‹flletmeyi ö¤renemedik, pazarlamay› bilemedik

O gün söylenenleri bugün faflistler sahipleniyor. Devlet Bahçeli, “Köy Enstitülerini açal›m.” diyor. Bu nas›l oluyor, bunlar de¤iflmedi, her zaman böyleydiler. Nerede grev var, grevin k›r›c›l›¤›n› yapt›lar. Patronun yan›nda oldular. zaman her fley çok daha güzel oluyor flüphesiz. Yani sizin 84’lerde, yetiflti¤iniz devrede ben misyonumu tamamlam›flt›m asl›nda. Asaf Çi¤iltepe ile nas›l tan›flt›n›z? fiimdi Asaf Çi¤iltepe ve Güner Özsümer, Eskiflehir’de bir oyun koydular sahneye. Bir baflrol verdiler bana, ben de a¤zimla kapt›m. Kadro da baya¤› iyiydi. Eskiflehir Belediye Tiyatrosu’nday›z. EBT, süreç içinde politik bir tiyatro olmaya bafllad› ve belediye de bizi la¤vetti. Devlet Tiyatrosu da, ald› kadroyu bir sene kulland›, güzel roller oynatt› sizi kadromuza alaca¤›z diye… Tabi sonra almad›, ortada kald›k. Oradan gittik, Pendik’te Pendik Kasaba Tiyatrosu’nu kurduk. Pendik’in nüfusu 1200 o dönemde, bizim salonumuz ise 300 kiflilik… Mükemmel bir oyun haz›rlad›k.

Pazarlama kavram›n› anlayamad›m? Yani kültür pazarl›yorsun neticede, kitlelerle iletiflimi kopard›¤›n an, ö¤renciyi kaybetti¤in an hepsi bitti. Yani gençli¤i üniversiteyi bir türlü yakalayam›yoruz. fiurada 15–20 bin üniversite ö¤rencisi var, gelmiyor bir türlü kardeflim. Liseli olarak kaç kifli geliyor bize? Ben jürilik yapt›m liseleraras› tiyatro flenliklerinde, Aksu Ö¤retmen Lisesi’nde. Bir oyun oynad›lar, otuzlardan daha geri yani; inan›lmaz yobaz fleyler.

Kaç y›llar›yd›? 1965–66 aras›. Kemal Sunal, beni ilk kez orada sahneye ç›kard›. Bülent Kayabafl, Mete ‹nselel, Ajlan Aktu¤ vard›, çok iyi bir kadroydu. Eee 1200 nüfusa 4 kere oynad›k. Bütün Pendik izledi oyunu. Hadi oyun da iyi, iyi elefltiriler ald›k. Sonras›nda ortada kald›k. Müzeyyen Senar evini açt› bize bir süre. Sonra Neyzen Tevfik’in bir evi vard›, onun kendi küçük bahçesi içinde yatt›k kalkt›k, kira da vermedik. Her fley çok güzel, bay›l›yorlar da bize ama hüsranla dört ayda bitirdik ifli.

Neden tiyatroyu seçtiniz? Çok sevdim, bir de yani öyle bir ifl yap›lmal› diye düflündüm. Güzel bir de kadroya düfltüm, birbirimizi çok sevdik. Yani iyi bir kadroyla çal›flt›k, içimiz içimize s›¤m›yordu. O

72. Ko¤ufl’u oynuyor Ankara Sanat da o dönemler. Seyretmifltik oyunu Asaf A¤abeyle. Asaf A¤abey diyorum çünkü o, Türkiye’nin en büyük tiyatro ustalar›ndand›r. Kaza geçirdiler. Asaf A¤abey öldü. Hem baflsa¤l›¤›,

EYLÜL 2007 | TAVIR | 43


16-17 Nisan dönemi 2 gün flenlik düzenledik -grev flenli¤i- gelmeyen kalmad›. Bir Zeki Müren gelmedi, çok iyi dostumuzdu, Emel Say›n gelmedi. Bir de Öztürk Serengil gelmedi “Benim komünistlerle iflim olmaz.” dedi. O faflistti zaten. hem de bir ne oluyor ne bitiyor diye Ankara’ya gittim. Sabah saat 9.00… Güner A¤abey, “Hay›rd›r fiener?” dedi. “A¤abey oyun seyredece¤im.” dedim. “Gel oyuna kadar bir çay içelim.” dedi, ç›kt›k yukar›. 72. Ko¤ufl’u koydu önüme, “fiimdi oku bakal›m.” dedi. “Oyunu biliyorum a¤abey, seyrettim.” dedim, “Sen bir oku bakal›m.” dedi. Bay›ld›¤›m bir yazar Orhan Kemal. Orada Berbat’a dikkat ettim, o da baflrol bu fizikle. “Dört gün sonra oynayacaks›n.”dedi bana. Dedim “Annemden izin almad›m.” Çok korktu. Sonra gülüfltük tabi… O rolü oynayan a¤abey de askerdi, Türker Tekin… fiimdi devlet tiyatrosundan emekli oldu. Dört günde çal›flt›m, haz›rland›m, ç›kt›m oynad›m. Güzel de oynad›m… Sevdik birbirimizi, çok sevdik. Çok iyi bir kadroydu, çok kollad›k birbirimizi, yani hiç ac›-mac› çektirmedik kimseye. Çok iyiydik iflte be… AST’da ki süreç nas›ld› sizin için? Mükemmeldi mükemmel. Yani o yoksullukta, o yoksunlukta... Çok güzeldi yahu çok. Fuayeye ç›k›yorduk, yang›n söndürüyorduk. Faflistler bomba at›yorlard› içeri, biz girip oyunumuzu oynuyorduk. Öyle bir fley vard›... Hay›r, büyük sorumluluk vard›, mesela içki içmeyi çok severim, havay› karart›r›m kimseye sorumlu olmad›¤›m bir vakitte, ertesi günü riske atmadan içki içmeyi severim ve adam gibi içerim. Vallahi bir kere Ankara’da sallanmad›m, biri görürse, dillenirse, ad›m›z ç›karsa diye… Ben -tarihe bakar m›s›n›z 26 May›s 1968ilk ‹stanbul turnesinde, 72. Ko¤ufl’u oynad›-

44 | TAVIR | EYLÜL 2007

¤›m›z dönemde a¤›rlad› bizi sa¤ olsun Orhan Kemal. Orhan Kemal’in tavlada bir seri kitab›n› üttüm Balo Sokak’ta. ‹stanbul’da sokakta oynad›k -çok iyi küfür ederdi- bafl›m›za birikti soka¤›n yar›s›, 5–0 üttüm. Dedim ki kazan›rsan sana rak› alaca¤›m, ben kazan›rsam sen de bana bir seri kitap vereceksin. Her neyse 1970’te öldü, 2 Haziran’d› rahmetli oldu. Kemal Ö¤üt y›lbafl›nda bir seri kitapla geldi, sonra o kitaplar ‹zmir’de selde gitti. Çok tarihi bir foto¤raft›r o. Ne günlerdi gerçekten… fiimdinin tiyatro sanatç›lar›n› nas›l de¤erlendiriyorsunuz? Yok efendim, hiç öyle bir meseleleri yok. Herkes okul bitirmifl, maafllar› t›k›r t›k›r; valla ben flu güne kadar para harcamadan ilk kez tiyatro yap›yorum 15 senedir. Yani yetenekli insan rol yapabilir ama sanat olmaz onun ad›. Onun için emek laz›m, kültür laz›m, çaba laz›m. Hiç umurlar›nda de¤il. Ben flunun talebesiyim diyor, ustas› Cihan Ünal’d› örne¤in, O da “25 senede 15 tane rol oynad›m.” diyor. Allah belan› versin senin. Üretkenlik yok. Yarat›c›l›k diye bir fley yok. Ne anlatmal› sanatç›? Mesaj kayg›s› gütmeli mi? Sanatç›, yani ülkenin ne sorunu varsa, her fleyi anlatmal›. Bilinmeyenleri anlatmal› bir kere. Bilinenleri de¤il… Bilinen derken neyi kastediyorsunuz? Bak sana güzel bir örnek. Sanatç› flöyle bir fley olmal›... Kaç tane nota var? Yedi tane. Sekizinci notan›n pefline düflene sanatç› denir. Kaç renk var? Üç ana renk, 7 tane de ara renk. 8. ara rengin pefline düflene sanatç› diyece¤iz. O rengi bulacak ya Kuran-› Kerim gibi bir fley midir? Devrimci mi olmas› gerekiyor? Kesin öyle olmas› gerekiyor. Devrimci olmazsa, “anarflik” olmazsa olmaz. Yarat›c› olacak de¤il mi? Devrimci olmadan da yarat›c› olamazs›n. ‹mkân› yok olamazs›n. Yani o birikimi yakalamadan olmaz. Siyasi olmak zorundas›n, yani politik de¤ilsen bu ifli yapma! Peki, bugün neyi anlatmal› tiyatro sanatç›s›? Bugün anlatacak bir fley kalmad›, her fley an-

lat›ld›, geldik bugüne art›k. Ben bilmiyorum yani art›k hakikaten bir fley anlatam›yoruz, zaten seyircinin de yeni bir fley talebi yok. Umutsuz musunuz? Çok umutsuzum. S›k›flt›m kald›m buraya. Hay›r can›m beyin çal›flm›yor, kulak duymuyor, göz görmüyor. O kadar terk edilmifl, aldat›lm›fl hissediyorum ki kendimi. Ne yapay›m flimdi ben, sen söyle ne yapay›m? 16–17 Haziran’› hat›rlar m›s›n›z? ‹flçi hareketleri 1970. O dönemde 2 gün flenlik düzenledik -grev flenli¤i- gelmeyen kalmad›. Bir Zeki Müren gelmedi çok iyi bir dostumuzdu, o gelmedi. Emel Say›n gelmedi. Bir de Öztürk Serengil gelmedi, “Benim komünistlerle iflim olmaz.” dedi. O faflistti zaten. Grevin 1. günü, ben beyaz bir tak›m elbiseyle sunuculuk yap›yorum, yer yerinden oynuyor. Gençlik Park›’nda bir bahçe bulduk. 7–8 bin kifli var. Her sanatç›ya bir flark› düflüyor. Düflünün, flark›c›lar, türkücüler var, o kadar coflkulu. fienlik bafllad›, yar›m saat sonra bir haber geldi, “Devrim bafllat›yor bunlar.” diye birileri ba¤›rarak geliyormufl... Geldiler, mikrofonu kestiler, bindirdiler bizi arabaya, sitelere gittik. Sitelerde bizi bir dövdü iflçiler, bir hafta yataktan ç›kamad›k Niye dövdüler peki sizi? Ne bilelim hepsi faflistmifl yahu, tamam› faflist… Hem iflçilerin ne ifli var o saatte orada? Saat bilmem 22.00… Neyse o grevi kazand›k biz. Sonra adi bir ortakl›k kurduk. Herkes tek tek vergilendi. Seneler geçince dedik ki bu böyle olmuyor. O arada 1973’te Rutkay’› ald›k. En gencimizdi. Bilgesu’nun da bir oyununu haz›rlad›k. Nereye Payidar adl› oyununu... Sonra geldik 80’lere. TV’lerde Savafl Yurttafl’la, o “Befl Dakika”lar› falan hat›rlar m›s›n›z, onlar› yapt›k. “Avrupa Saati” ad›nda programlar vard›, oralardan para kazan›p getiriyorduk tiyatroya. Yani biz tiyatrodan para kazanmad›k. Ama aç da kalmad›k. Temiz giyiniyorduk… Ama para yok yani. 1974’te gittik “Sürü” filmini çektik. Yaman Okay’la filan. Ama Yaman hemen sinemaya kaçt›, biz yapamad›k. Yapmad›k! Biz öyle ö¤rendik, bilmiyorum. Geldik bu güne iflte…


fiunu ekleyim herkes tiyatro yapabilir, herkes kat›labilir. Tiyatro’da herkese ihtiyaç var. Özürlü-özürsüz, her insan›n yapabilece¤i bir ifltir tiyatro. Kambura da ihtiyaç vard›r, cüceye de, güzele de, çirkine de… Ama tiyatrocu flunu bilmeli: Herkes bir çal›fl›yorsa, sen bin çal›flacaks›n! Disiplini bozmayacaks›n. Kolektivizme inanacaks›n. fiimdi bitti kolektivizm. fiimdi “stand-up”ç›lar var. Çok be¤eniliyorlar, izleyicileri de oldukça fazla. Sizin bu konudaki düflünceniz nedir? Benim de stand-up’l›k bir oyunum var asl›nda. “Tanr› Baban›n Hat›ra Defteri”ydi ad›… Tek kiflilik. Allah’› oynuyorum. Ne olacak? Olmuyor! Gevezelikle para kazan›yorlar. Beyaz diyor ki “Ben ‘r’ harfini söyleyemiyorum milyarderim, söylesem trilyoner olurum.” Ben niye kirleneyim bunlar›n aras›nda? fiikâyet etmiyorum, yapan yap›yor. Ben özel olarak para verip izlemiyorum. Davet ediyorlar, gidip önde oturup seyrediyorum. 1972’de ihtilalden sonra biz “Linç”i oynuyoruz. Brecht’in “Yuvarlak Kafal›lar, Sivri Kafal›lar”› oynuyoruz. Bunlar baya¤› zor oyunlar. ‹stanbul’da Zeki Alasya, Metin Akp›nar, Haldun Dormen “müzikhol” diye bir fley ç›kard›lar. Erol Evgin’i filan ald›lar. Bizim bildi¤imiz tiyatro en fazla 500 kifliye yap›l›r. Bak›n k›zlar, flark›c›lar, salonun önünde son model arabalar… Bizim yapt›¤›m›z tiyatronun anlam› kalmad›. Ne kadar bofl, lüzumsuz fley varsa yapt›lar ve tiyatro anlam›n› yitirdi.

ne yapabiliriz ki? Zor olmaz o. Burjuva e¤itim alm›fl bir insan. Annesi Angelika Hatun, babas› Sancak Beyi. Öyle olmas›na ra¤men baflka bir insan Bedreddin. Bedreddin’i oynarken, ayr›ca 4 oyun daha oynuyorduk. Oyunlar› birbirine kar›flt›rm›yordum tabi, teknik çal›fl›yordum. Tekst ve kadro çok önemlidir. ‹flini iyi yapmak ve tüm oyunlar› ayn› düzeyde tutmak da çok önemli... ‹sim olarak bilinmeyiz. ‹ki kifli bilinirdi Erkan Yücel, Rana Cabbar. ‹kisi de en büyük oyunculardand›. Ayn› sahnede oynarken seyretmeye doyamaz, bay›l›rd›m. ‹kisi bilinirdi hep. Bize hep AST’ç› denildi. ‹sim olarak bilmezlerdi bizi ve biz bundan iftihar ederdik. ‹yi bir fleydi bu. Politik görüflünüzü sorsak? Ben TKP’liydim. fiu anda hiçbir fley de¤ilim. TKP’li olmak çok kolay oldu art›k. Kendimi çok saklamaya çal›fl›yorum. Her fley birbirine girdi. Ortal›k kar›flt›. O gün söylenenleri bugün faflistler sahipleniyor. Bofllu¤a düfltük kald›k. Devlet Bahçeli, “Köy Enstitülerini açal›m.” diyor. Bu nas›l oluyor? Bunlar de¤iflmedi, her zaman böyleydiler. Ne zaman 6. filoyu denize döktük o zaman biz bunlardan dayak yedik. Bunlar da dövmediler. Amerikal›lara dövdürdüler. Nerede

grev var, grevin k›r›c›l›¤›n› bunlar yapt›lar. Patronun yan›nda oldular. Hiç de¤iflmediler ahlaks›zlar. Hep iktidardalar. Trilyonlar› çald›lar. Mesela Türk Tarih Kurumu’nu bunlar boflaltt›lar. Tiyatro üzerine gerçeklefltirmeyi istedi¤iniz bir hayaliniz var m›? Yok. Çünkü benim bildi¤im tiyatro yok. Baflka fleyler var. Benim bildi¤im fliir, öykü de yok. Ve gel gör ki dünyan›n en sahtekâr adamlar› bugün en ilerici laflar› söylüyor. Demirel bile kurtar›c›m›z oldu. Yani sanatç›l›k siz olmadan olmaz. Beni duymazsan›z, görmezseniz olmaz. Yan›m›zda kimse olmadan olmaz. Son olarak neler söyleyeceksiniz Tav›r’a, Tav›r okuyucular›na? Evet, yaflama karfl› sorumluluklar›m›z var. Sanatt›r yaflamak. Para ne kadar laz›m insana? Borç istemeyecek, yalan söylemeyecek, mahcup olmayacak kadar! 47 sene ben, 20 sene hatun çal›flt›. Bu kadar›n› yapabildik. Baflka bir fleyim yok. Tanr› gökyüzünde oturur. Ve yeryüzünde ifller yolundad›r. Bana göre de¤il bunlar! Bu güzel sohbet için teflekkür ediyoruz. Ben teflekkür ederim. Her zaman beklerim.J

Oyun oynarken nas›l bir fiener Kökkaya vard›r sahnede? Hiç bilmem vallahi. Kendimi hiç izlemem. Çok konsantre çal›fl›r›m. “Tiyatroda en sevdi¤iniz zaman hangisidir?” diye sorarlar bazen; “Seyircinin karfl›s›na gelip selam›m› verip e¤ildi¤imde, yere düflen terimi gördü¤üm and›r.” derim. ‹flte o an çok güzel. Her gün de sorar›m, s›rt›m›z terlemifl mi diye. Peki, Bedreddin’i oynarken nas›ld›n›z? Çok iyi çal›flt›k. Enerji istiyordu. Semahlar vard›. Mesaj çok do¤ruydu. Verebilmek için “Hikaye-i Mahmud Bedreddin” kitab›n› okudum. Çok güzeldi. Bedreddin’i oynamak çok zor olmad›. Çünkü çok somut, çok sevilen bir insan fieyh Bedreddin. Zorlaflt›r›p da

EYLÜL 2007 | TAVIR | 45


Siyasi Filmler Festivali Barselona’da yap›lacak may› Vurmas›nlar" (1989), Yeflim Ustao¤lu'nun "Günefle Yolculuk" (1999), Tayfun Pirselimo¤lu'nun "Hiçbiryerde" (2002) adl› filmleri gösterilecek.

3. Siyasi Filmler Festivali bu y›l ‹spanya Katalan bölgesinin Barselona kentinde, 27 Eylül-2 Ekim tarihleri aras›nda yap›lacak. Türkiye’nin konuk ülke olarak kat›laca¤› festivalde “Yol”, “Babam ve O¤lum”, “Günefle Yolculuk” gibi filmler de yer alacak. Barselona Belediyesi, Barselona'daki Frans›z Enstitüsü ve FNC firmas›n›n sponsorlu¤unda organize edilen festivalde, Türkiye’den 1962-2006 y›llar› aras›nda çekilmifl, Türkiye tarihine damgas›n› vurmufl, 11 siyasi film gösterilecek. Festival boyunca yönetmen Metin Erksan'›n "Y›lanlar›n Öcü" (1962), Tunç Okan'›n "Otobüs" (1974), fierif Gören ve Y›lmaz Güney'in "Yol" (1981), At›f Y›lmaz'›n "Asiye Nas›l Kurtulur?" (1986), Tunç Baflaran'›n "Uçurt-

Ayr›ca yönetmen Ça¤an Irmak'›n "Babam ve O¤lum" (2005) filminin yan›s›ra, tarikat ve tarikatlardaki iliflkileri sorgulayan, yönetmen Özer K›z›ltan'›n "Takva" (2006) filmi de Barselona 3. Siyasi Filmler Festivali Festivali’nde gösterilecek filmler aras›nda. Türkiye’den Barselona yolcusu olan bir baflka film ise S›rr› Süreyya Önder ve Muharrem Gülmez'in “Beynelmilel” filmi. 12 Eylül’ü mizahi bir flekilde ele alan “Beynelmilel”, 16-24 Ekim 2007 tarihinde, Barselona’da gerçekleflecek olan 14. Uluslararas› Barselona Film Festivali’nde, uluslararas› yar›flma bölümüne kat›lacak. Daha önce Türkiye’den Semih Kaplano¤lu, 2005 y›l›nda Barselona Ba¤›ms›z Film Festivali’nde “Mele¤in Düflüflü” filmiyle “En ‹yi Alternatif Film” ödülünü alm›flt›. Festivalde uluslararas› yar›flma bölümünde de siyasi içerikli k›sa metrajl› filmler ve dünyadan çeflitli belgeseller yer alacak. J

Devlet Tiyatrolar› perde aç›yor Ekim günü perdelerini açmay› hedefliyor.

2007-2008 sezonu repertuar›n› belirleyen Devlet Tiyatrolar›, 1

46 | TAVIR |EYLÜL 2007

Devlet Tiyatrolar›, yeni sezonda, dünya tiyatrosundan önemli eserlerinin yan› s›ra, geleneksel Türk tiyatrosunun örneklerine, klasikleflmifl yerli oyunlara, Türk yaz›n›n›n önemli roman uyarlamalar›na ve dünya prömiyeri yapacak yerli oyunlara sahnelerde yer verecek.J

1. Pertek Film fienli¤i yap›l›yor Tunceli ili Pertek Belediyesi taraf›ndan ilki yap›lacak olan 1. Pertek Film fienli¤i 11 A¤ustos - 11 Eylül 2007 tarihleri aras›nda yap›l›yor. Her y›l Do¤u Anadolu ve Güneydo¤u’da düzenlenen birbirinden renkli festivaller gelene¤ine Pertek de bu y›l ilk film günleriyle ad›m›n› at›yor. 5.740 nüfusa sahip olan Pertek’te film günleri kapsam›nda üç tanesi çocuk filmi olmak üzere toplam 6 film gösterilecek. ‹lçe henüz bir sinema salonuna sahip olmad›¤› için her hafta bir filmin gösterilece¤i flenlikte, gösterimler Belediye Garaj›’nda halka aç›k ve ücretsiz olarak yap›l›yor. Film Günleri Kapsam›nda Gösterilecek Filmler: -Beynelmilel -Hokkabaz

-Milyonlar (Millions) -Küçük Kahraman (Everyone’s Hero) -Özgürlük Rüzgar› (The Wind That Shakes the Barley) -Yürüyen fiato (Howl’s Moving Castle.J

Bu y›l ‹stanbul Bienali’nde, öldürülen gazeteciler an›lacak ‹stanbul Kültür ve Sanat Vakf› (‹KSV) taraf›ndan düzenlenen ve 8 Eylül’de bafllayacak olan 10. Uluslararas› ‹stanbul Bienali’nde, ‹stanbul’da öldürülen gazeteciler video çal›flmas›yla an›lacak. 10. Uluslararas› ‹stanbul Bienali’ne kat›lacak sanatç›lardan biri olan Rainer Ganahl, "In Memoriam - Bicycling Istanbul’s Topography of Journalist Murders/‹stanbul’da Öldürülen Gazeteciler An›s›na..." adl› bir video çal›flmas› yapt›. Avusturyal› sanatç› Ganahl, ‹stanbul’da öldürülen gazetecilerin öldürüldükleri yerleri bisikletiyle dolaflarak, her gazetecinin an›s›na bir çiçek ile isim ve

tarih bilgisi içeren bir not b›rakacak. Ganahl, 1909 y›l›nda öldürülen Hasan Fehmi’den bafllayarak aralar›nda Abdi ‹pekçi, Çetin Emeç, Turan Dursun, Metin Göktepe ve en son bu y›l öldürülen Hrant Dink’in de aralar›nda bulundu¤u 30’a yak›n gazeteciyi anacak. 10. Uluslararas› ‹stanbul Bienali’nde, 18’i Türkiye’den olmak üzere dünya güncel sanat çevrelerinde tan›nan ya da yeni keflfedilen 96 sanatç› ve sanatç› grubu ve 13 özel proje yer alacak. Küratörlü¤ünü sanat elefltirmeni ve küratör Hou Hanru’nun üstlendi¤i 10. Uluslararas› ‹stanbul Bienali’nde bir çok proje hayata geçirilecek.J


Can Yücel, ölümünün 8. y›l›nda Datça’da an›ld› torunu Defne ve Datçal› çocuklar da fliirler okudular. Törende konuflan Ayd›n fiimflek, Can Yücel ile Datça’da kalem arkadafll›¤› yapt›¤›n› ve bu onuru hâlâ tafl›d›¤›n› söyledi. Datça Belediyesi’nin anma törenine donan›ml› bir biçimde kat›lmamas›n› elefltirdi.

fiair Can Yücel, ölümünün 8. y›ldönümünde Mu¤la’n›n Datça ilçesinde mezar› bafl›nda düzenlenen törenle an›ld›. Törene kat›lanlar, flairin mezar›na çiçekler b›rakt›lar. fiairin k›z› Güzel, Gier, annesinin yazd›¤› fliiri,

Bugün burada, belediyenin etkin bir flekilde olmamas› beni incitmifltir. Çünkü Can Yücel’in Datça’ya katk›lar› unutulamaz.” dedi. fiair Can Yücel’in efli Güler Yücel’in rahats›zl›¤› nedeniyle kat›lamad›¤› anma törenine Can Yücel’in k›zlar› Güzel Gier ve Su Yücel ile torunu Defne Gier kat›ld›. J

Sar›gazi’de “Çeteleflme ve Yozlaflmaya Karfl› Halk Festivali” yap›ld› 24-26 A¤ustos tarihlari aras›nda yap›lan festivalde ilk gün Grup Göç, PSAKD Kartal Müzik Grubu, AKA-DER Çocuk Korosu, Grup Umut Ya¤muru, K›smet Y›ld›z ve Deniz’e Ezgi ile Erdal Güney sahne ald›. Konserler d›fl›nda kad›n sorunu üzerine konuflmalar yap›ld›. Festivalin ikinci günü programda yer alan ilk etkinlik Naz›m Hikmet Park›'nda gerçekleflen “Tecrit ve Hapishaneler” konulu paneldi. Panele Avukat Behiç Aflc›, Vefa Serdar ve TUYAB ad›na Emriye Demirk›r kat›ld›. Behiç Aflc›, kendisinin de yaflad›¤› ölüm orucu dönemini ve tecridin 7 y›ll›k süreç içerisinde nas›l bir geliflim izleyerek baflar›ya ulaflt›¤›n› anlatt›. Daha sonra

Ay›fl›¤› Sanat Merkezi'nin konuyla ilgili haz›rlad›¤› tiyatro gösterimi sergilendi. Festivali’n 3. günü de paneller ile bafllad›. Panelin ard›ndan ‹dil Tiyatro Atölyesi’nin yozlaflma karfl›t› “Me¤ersem Neymifl” adl› tiyatro gösterimi yap›ld›. Gündüz gerçeklefltirilen 2 ayr› panelin ard›ndan akflam program›na geçildi. Programda Temel Demirer Emperyalizm ve Savafl üzerine bir konuflma yapt›. Grup Bengi, Nurettin Güleç, Diyez Müzik Toplulu¤u, Eme¤e Ezgi ve Erdal Bayrako¤lu’nun sahne ald›¤› festival son olarak Grup Yorum konseriyle bitirildi.J

GRUP YORUM g ü n c e 329 Temmuz: ‹dil Kültür Merkezi’nin Sar›yer Mehmet Akif Ersoy piknik alan›nda düzenledi¤i 5. Halk Sofras› Pikni¤i’ne kat›larak yaklafl›k 2500 kifliye seslendi. Uzun süredir Sincan F Tipi Hapishanesi'nde tutuklu bulunan ve 27 Temmuz’da tahliye olan Yorum eleman› ‹hsan Cibelik de Yorum’la birlikte sahneye ç›kt›. Hakan Yeflilyurt, K›smet Y›ld›z, Erdal Bayrako¤lu ve Tiyatro Simurg da programa kat›lanlar aras›ndayd›.

39 A¤ustos: Y›llar sonra Munzur Festivali kapsam›nda Dersim merkezindeki etkinliklere kat›larak yaklafl›k 15000 kifliye seslendi. fienli¤in ilk gününde Koma Azad ve Bayar fiahin de sahne al›rken; Ozan Emekçi ülkeye girifl yasa¤› nedeniyle konser veremedi. 312 A¤ustos: Bir y›l›n ard›ndan tekrar Alt›noluk Aç›k Hava Tiyatrosu’nda konser veren Grup Yorum’u yaklafl›k 1000 kifli izledi.

3 3 A¤ustos Didim: Belediye-

3 25 A¤ustos: Harbiye Cemil

si’nin organizasyonuyla Didim Alt›nkum Plaj›'nda 4000 kifliye ücretsiz halk konseri verdi.

Topuzlu Aç›k Hava Tiyatrosunda verdi¤i konserle 5000 kifliye seslendi.

3 5 A¤ustos: Ayval›k E¤itimSen fiubesi taraf›ndan Ayval›k Aç›k Hava Tiyatrosu'nda düzenlenen konserde yaklafl›k 700 kifliye seslendi.

326 A¤ustos: ‹stanbul Sar›gazi mahallesinde 24-25-26 A¤ustos tarihlerinde yap›lan festivale kat›larak yaklafl›k 5000 kifliye konser verdi.J

Caz ustas› Max Roach yaflam›n› yitirdi Uzun zamand›r rahats›z olan 83 yafl›ndaki davulcu ve besteci Max Roach 17 A¤ustos tarihinde yaflam›n› yitirdi. Max Roach, 1985’te Nelson Mandela’n›n serbest b›rak›lmas› için düzenlenen bir konserde Bernard Lubat, Manu Dibango ve Salif Keita ile birlikte çalm›flt›. Max Roach’›n eski efli caz vokalisti Abbey Lincoln ile seslendirdi¤i We Insist! adl› flark›, Freedom Now suite’inden ( Max Roach’›n bestesi) bir bölüm. Bu suite Abraham Lincoln’ün “Siyahlara beyazlarla eflit hak ve özgürlüklerin verildi¤i yasa”n›n 100. y›ldönümünde bestelendi.

Max Roach 1962’de Oscar Brown Jr.’un sözleri üzerine bir caz suite yazd› ve bu eser caz›n en politik ç›k›fllar›ndan biri say›ld›. J

EYLÜL 2007 | TAVIR | 47


sa... k›sa... k›sa... k›sa.. k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›s

3Melih Cevdet Ödülü Özdemir ‹nce’nin Oldu Melih Cevdet Anday ad›na, Burhaniye Ören’de gerçeklefltirilen festivalde flair Özdemir ‹nce’nin “Keskindoreke F›nd›nfalava” kitab› birincili¤e de¤er görüldü. Ödüle lay›k görülmekten mutlu oldu¤unu ifade eden Özdemir ‹nce, Melih Cevdet Anday’a sahip ç›kan herkese teflekkür etti. 3Datça'da “Uluslararas› fiiir Buluflmas›” Mu¤la'n›n Datça ilçesinde gerçekleflen 1. Uluslararas› fiiir Buluflmas›, 22 A¤ustos tarihinde bafllad›. Datça Belediyesi ile K›br›s, Balkanlar ve Avrasya Türk Edebiyatlar› Kurumu'nun bir araya gelmesiyle düzenlenen ve 3 gün süren buluflmaya 10 ülkenin flairleri kat›ld›. Ana temas› ''fiiir ve Bar›fl'' olarak belirlenen etkinlik kapsam›nda Datça sokaklar›na 15 ülkenin ünlü flairlerinin isimleri verildi. Datça'da sokaklara isimleri verilen flairler ve ülkeleri flöyle: Türkiye'den Naz›m Hikmet, Fransa'dan Louis Aragon, Azerbaycan'dan Samed Vurgun, Almanya'dan Bertolt Brecht, Filistin'den Mahmud Dervifl, ‹spanya'dan F.Garcia Lorca, Rusya'dan Ma-

yakovski, Pakistan'dan Muhammed ‹kbal, fiili'den Neruda, Suriye'den Nizar Kabbani, Lübnan'dan Halil Cibran, Kosova'dan ‹zzet Sarayliç, ‹ngiltere'den William Shakespeare, Ürdün'den Aisha Kawaci, Yunanistan'dan Yannis Ritsos

3 4. Armutlu Geleneksel Güz fienli¤i 8- 9 Eylül tarihleri aras›nda yap›lacak. Pir Sultan Abdal Kültür Derne¤i Sar›yer fiubesi Gençlik Komisyonu’nun düzenledi¤i Armutlu Geleneksel Güz fienli¤i bu sene de 8-9 Eylül tarihleri aras›nda çeflitli etkinlikler, konserler, paneller ve sevilen sanatç›lar›yla Küçükarmutlu mahallesinde bafll›yor. 08 Eylül Cumartesi günü saat 14.00’de bafllayacak olan etkinliklerin ilki ‘Adalet ve Özgürlük’ konulu panelle bafll›yor. Panelin ard›ndan saat: 17.00’da aç›k havada “Eve Dönüfl” filminin gösterilece¤i etkinli¤e filmin yönetmeni Ömer U¤ur’da kat›lacak. 9 Eylül Pazar günü ise: Grup Yorum, Nurettin Güleç, Mifla, Sevcan Orhan, Y›rt›k Uçurtma, Duygu Koçak, Erdal Bayrako¤lu, Nilüfer Sar›tafl, Erdal Güney,

Haluk Levent, Niran Ünsal, Aynur Diz, Tokat Semah Ekibi ve sürpriz sanatç›lar sahne alacak. Pir Sultan Abdal Kültür Derne¤i Sar›yer flubesinin bahçesinde yap›lacak etkinlik ücretsiz olacak. (0212) 229 93 77 - GSM: 0536 769 37 95 www.pirsultansariyer.net 3 “Takva” 13. Saraybosna Film Festivali'nde en iyi film seçildi. Kosova'da düzenlenen uluslararas› 13. Saraybosna Film Festivali'nde En ‹yi Film Ödülü'nü yönetmenli¤ini Özer K›z›ltan'›n yapt›¤› Takva filmi kazand›. Seçici jüri aras›nda Özgü Namal'›n da bulundu¤u festivalde Saadet Ifl›l Aksoy da “Egg / Yumurta” isimli filmdeki rolüyle En ‹yi Kad›n Oyuncu Ödülü'ne lay›k görüldü.13. Saraybosna Film Festivali, Srcan Vuletiç'in yönetti¤i "It's Hard To Be Nice / ‹yi Olmak Zor" adl› filmin gösterimiyle 17 A¤ustos'ta bafllam›flt›. Festivale Bosna-Hersek, Bulgaristan, H›rvatistan, Makedonya, S›rbistan ve Türkiye de dâhil olmak üzere yaklafl›k 30 ülkeden 176 film kat›ld›. J

DVD... VCD... ALBÜM... DVD... VCD... ALBÜM... DVD... VCD... ALBÜM... DVD... 3ashura

3 istanbul’s secrets

3 çeyrek 25. y›l özel

3 saygun’la yüzyüze

ashura Kalan Müzik

flevval sam Kalan Müzik

albümü ezginin günlü¤ü Seyhan Müzik

hande özyürek Kalan Müzik

48 | TAVIR |EYLÜL 2007



2007 65 eylul