Page 1

kültür sanat yaflam›nda

2007/07

say› 63

2.25 YTL(KDV’li)

temmuz 2007

›ssn 1303-9113

alevler içinde semaha duranlar›, sivas’› unutmad›k...

. yine seninleyiz idil...

.ezginin, omuzdan yüre¤e yolculu¤u: keman

.“aln› k›z›l bantl› foto¤raflar”la yedi y›l›n öyküsü


tavır a y l › k

s a n a t

d e r g i s i

Merhaba

Sahibi Tav›r Yay›nlar› Org. Reklamc›l›k ad›na Öznur Turan Genel Yay›n Yönetmeni Gamze Mimaro¤lu

Temmuz’un kavuruculu¤unu hiç bu kadar yak›ndan hissetmemifltik. Bir de yürek yang›n› var ki içimizde, tam on dört y›ld›r giderek büyür. Yakar alevleri içimizde ne varsa. Otuz befl can... Hiçbir kitapta yaz›lmayan, alçakça bir pusuda can verdiler. Sivas hala utan›yor. Elleri hala yüzünde, hiç aç›lmad› on dört y›ld›r o eller... “Sivas’› unutal›m” isteyenlere cevab›m›zd›r: ‹nsanl›¤›n› unutur Sivas’› unutan! Unutmayaca¤›z!

Sorumlu Yaz›iflleri Müdürü Cihan Keflkek Yaz›flma Adresi ‹stanbul Mahmut fievket Pafla Mah. Mektep Sk. Çoban Apt. No:4 Okmeydan› - fiiflli - ‹stanbul Tel: (212) 253 78 88 - 253 78 81 Faks: 235 44 11 e-posta: info@grupyorum.net

Temmuz bir fleyi daha hat›rlat›r bizlere her y›l... Çok sevdi¤imiz, bizden birini, ‹dil’i. Onu yitireli, s›cakl›¤›n› omuzbafl›m›zda hissetmeyeli on bir y›l oldu. On bir y›ld›r hem onunla, hem onsuz geçen günlerimizi, kendisine aktarma gelene¤ini sürdürüyoruz. Bizi bal›k haf›zal› sananlar yan›l›yorlar. ‹dil’i de hiç unutmad›k, her zaman onunlayd›k. Bundan sonra da onun rehberli¤inde yürürken yine onunla olaca¤›z. Baz› sesler vard›r ki bir çalg›dan yay›lan, kulaklar inanmaz o çalg›dan ç›kt›¤›na. Büyülenir kal›rs›n›z. Gözünüzde mistik bir alet görünümüne bürünüverirler. Bizden de¤il gibi bu kez sayfalar›m›za konuk olan çalg›. Ama hani müzi¤in evrenselli¤inden

Ankara ‹dilcan Kültür Merkezi fiirintepe Mah. 8.Cad. No:222 / B Mamak – Ankara Tel: (312) 390 38 05

dem vurulur ya her zaman, herhalde bundand›r kendisine dostlu¤umuz, bizden belleyiflimiz. ‹yi gelmiflsin aram›za keman. Hofl gelmiflsin. Yine sand›klar konulacak halk›n önüne. Yine hamasi nutuklar dinleyecek insanlar, her cümlesi tan›d›k olan›ndan. Yine sahte yüzler tak›nacak ipli¤i pazara ç›km›fl kasaba

Hesap No (YTL) 1042- 30000 596147 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST.

politikac›lar›, maskelerini takacaklar yine kürsülerinden seslenirlerken. Arpal›ktan

Hesap No (EURO) 1042- 3010000 129062 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST.

Okur sayfalar› yeni eserlerinizi bekliyor. Bir aile oldu¤umuz sak›n ola ki ak›llardan

beslenecek olanlar›n seçilece¤i sand›k demokrasisi, de¤ifltirmiyor iflte halk›n kaderini. Yine birileri doyuyor onlar›n s›rt›ndan, yine birileri semiriyor arpal›ktan.

ç›kmas›n. Bekliyoruz. Bir sonraki say›m›zda görüflmek dile¤iyle. Hoflçakal›n.

Ofset Haz›rl›k TAVIR YAYINLARI Bask› Bar›fl Matbaac›l›k

Dostlukla...

Yerel Süreli Yay›n tavır


‹Ç‹NDEK‹LER

07/2007 33 temmuz’da yine seninleyiz mektup

5 7 10 14 17 21 22 24 25 27 30 32 33 37 38 42 44 46

MEKTUP temmuzda yine seninleyiz DE⁄ERLEND‹RME bir dönem böyle geçti DENEME yeflil so¤an getiremedim, alm›yorlarm›fl... RÖPORTAJ zeki demirkubuz B‹YOGRAF‹ yakup kadri karaosmano¤lu ARAfiTIRMA dans›n ve karnavallar›n ülkesi brezilya ve müzi¤i fi‹‹R metin alt›ok ÖYKÜ arpal›kta panik var ALBÜM özlem taner ‹ZLEN‹M 1 may›s’a aç›lan kap› ‹NCELEME ezginin, omuzdan yüre¤e yolculu¤u: keman ÖYKÜ sen o gülü sökemezsin h›z›r AYIN FOTO⁄RAFI emre bozbo¤a ARAfiTIRMA türk edebiyat›nda kad›n yazarlar-V fi‹‹R behçet aysan ‹NCELEME absürd tiyatro- II ‹ZLEN‹M aln› k›z›l bantl› foto¤raflar MAKALE hollywood cepten yiyor HABERLER

37 yeflil so¤an getiremedim, alm›yorlarm›fl deneme

10 3 zeki demirkubuz röportaj

3

3

36 ezginin omuzdan yüre¤e yolculu¤u:keman inceleme

kapak 3


mektup

temmuz’da, yine seninleyiz... tav›r idilimiz’e....

Sevgili ‹dil, Tam bir y›l oldu yan›na gelip, bir taraftan gölgende soluklan›rken, karfl›l›kl› kana kana su içip, bir taraftan da candan bir sohbet etmeyeli... Bir oof çekip, parmaklar›m›z› yüzünde, saçlar›nda dolaflt›rmayal›... Yaln›z sen de¤ilmiflsin bizi bekleyen, Silivrikap›’da su satarak kazand›klar› üç-befl kuruflla evlerini geçindiren, t›rnaklar›n›n aras›nda çamurun, k›vr›k paçalar›nda ›slakl›¤›n hiç eksik olmad›¤› kara çocuklar da bekliyormufl yolumuzu. Bizim olmad›¤›m›z zamanlarda onlarla konufluyormuflsun, onlar da sana anlat›yorlarm›fl dertlerini; okuyunca nas›l bir insan olacaklar›n›, gelecekteki hayallerini... Aralar›nda sanatç› olmak isteyenler de varm›fl duydu¤umuza göre, ama senin gibi bir sanatç› olmay›, halk›n› seven ve gerekti¤inde yüzünü bile görmedi¤i milyonlarca insan için ölmesini de bilen bir sanatç›... Can›m›z ‹dil, “Ayçe ‹dil Erkmen”in yoldafllar› olma gururunu ve onurunu, yüzündeki o tarifsiz gülümsemeyle bizlere b›rak›p gitti¤in o günün ard›ndan da tam on bir y›l geçti. Biz yine yak›p kavuran bir Temmuz’day›z; sendeyiz, sizdeyiz, seninleyiz, sizinleyiz. Zaman nas›l da h›zla geçiyor de¤il mi? Hani haylaz bir çocuk olsa flu zaman denilen fley, kolundan tutup durdururduk, soluklans›n diye. Ama de¤il iflte. Bizden al›p götürdükleri, sadece bir rakam olmad›¤›n›n mührü. Zaman her geçiflinde içimizden bir parça kopar›p, can›m›zdan bir can yolup götürüyor. Götürmesine götürüyor ama hani u¤runa feda edemeyece¤imiz tek bir fley olmayan sevdam›z, umudumuz var ya! Sosyalizm! Her geçen gün biraz daha yaklafl›yor, her geçen gün biraz daha önümüzü ayd›nlat›yor, her

geçen gün bahçemizdeki ba¤›m›z›, sofram›zdaki afl›m›z›, yuvam›zdaki s›cakl›¤›, çocuklar›m›z›n elma rengindeki yanaklar›n› sadece masallarda duydu¤umuz o can k›rm›z›s› renge büründürüyor. ‹dil, yan›na gelemedi¤imiz zamanlarda içimizde, beynimizin bir köflesinde zulam›zda sakl› tuttu¤umuz, anlatmak için sab›rs›zland›¤›m›z bir fleyler var hep; kimi zaman sevinçli, kimi zaman hüzünlü, kimi zaman ac›... Hani mendiline elinde avucunda ne varsa sar›p, sevdiklerine götürenler var ya, iflte biz de mendilimizin içine sard›k sakl›m›zdakileri sana getirmek için. Mendilimizde ne varsa dökece¤iz ortaya bir bir, dökece¤iz önümüzde duran ka¤›d›n ak yüzüne. Hayat iflte, her zaman ac› ve tatl› anlarla dolu. Biz anlat›rken sen de her zamanki mütevaz›l›¤›nla gözlerini bizden ay›rmadan dinlersin; huyundur biliriz. Biri söze bafllad› m›, ta ki sonunu getirene kadar sen sab›rla beklersin. Yozlaflma... Ac›s›n› damarlar›m›z› çatlat›rcas›na, kan›m›z çekilircesine hissetti¤imiz çürümüfllük yani. Bir kültür olarak giriyor yaflam›m›za, karabasan gibi çöküyor gecelerimize, bir katil gibi giriyor kan›m›za… Gençlerimiz her geçen gün kirleniyor ‹dil, gelecekleri ellerinden al›n›yo. Kimisi uyuflturucu bata¤›na saplanm›fl, kimisi fuhufl tuza¤›na düflmüfl, kimisi baflkalar›n›n pis hesaplar› için beline silah› kuflanm›fl… Kapitalizm beyinlerini çalm›fl insanlar›n, bunun için bütün bu rezilli¤in içinde ç›rp›n›fllar›. Bir anne “evine ekmek götürmek” için etini satmay› hakl› görüyor, çaresizli¤ine yan›yor. Bir baba “çocuklar›n› okutmak” için göz gözü görmeyen izbe mekanlarda, kumar masalar›nda sabahl›yor. Oynad›¤› kumar de¤il asl›nda, ço-

cuklar›n›n, ailesinin gelece¤i… Hat›rlars›n, sen ve yafl›tlar›n flimdiki çocuklar›n ça¤›nda iken harçl›¤›n›z› biriktirip kitap almaya u¤rafl›rd›n›z, ama flimdi paralar›n› uyuflturucu için biriktiriyor çocuklar›m›z. Modaya uygun giyiniyor, modaya uygun flark›lar dinliyor, modaya uygun “seviyor”; hatta yiyip-içmenin, gezmenin bile modas› var flimdi. Hayallerdeki yaflama kavuflmak için de her fleyi mübah görüyor insanlar›m›z. Bir taraftan “Haklar›m var!” diyenler okullar›ndan at›l›rken, bir taraftan amfilerde uyuflturucu partileri yapanlar› da görüyoruz. Onlara bu f›rsat› tan›yanlar› ve göz yumanlar› da… Yani anlayaca¤›n bu sistemin adalet denen tart›s›nda onursuzluk, ahlaks›zl›k, çürümüfllük her zamankinden daha a¤›r bas›yor. Yak›nda zincirleri kopacak o tart›n›n, tüm pislikler saç›lacak her bir yana... Ya bir anne nas›l, çocu¤unun ölümünden sorumlu olanlar›n verece¤i üç kurufla satar onurunu, o vakit çocu¤unu öldüren kendisi olmaz m›? Belediyenin açt›¤› kanalizasyon çukuruna düflen Dilara’n›n “annesi”nden söz ediyoruz. Kulaklar›m›z› sa¤›r edercesine u¤uldatan, yafl›tlar›n› her gördü¤ümüzde utanc› can›m›z› ac›tan bir olayd› bu. Yozlaflma denilen fleyin kültürleflmesi, iliklerimize kadar sokulmas›… Bir “baban›n” kendi can›ndan/kan›ndan k›z›n› pazara sunmas›, hem de ad›na “çaresizlik” diyerek... Kalemimizden utanarak ak›t›yoruz mürekkebi bu sayfalara, o da yazamaz oluyor, ikinci kez geçiyoruz üstünden yazd›klar›m›z›n; sadece k⤛ttan de¤il, belleklerimizden de silinmesin diye. Bütün bunlar ya-

TEMMUZ 2007 | TAVIR | 3


mektup

mad›, yüzünü gördü¤ü gerçeklere dönmedi, aksine daha bir yak›ndan bakt› gördüklerine, atefli onu da yakt› döflünü parçalayan kurflunlar gibi, onun atefli de bizi yak›yor flimdi Temmuz gibi… fiöyle bir düflünüyoruz da, sanki bu çirkefli¤e sürüklenen insanlar iki kifli aras›nda kalm›fllar, bir kollar›nda kapitalizm, bir kollar›nda biz; tutup çekiyoruz, kim kazan›rsa demiyoruz ama biz galip gelece¤iz, kesip ataca¤›z o kangrenleflmifl, çürümüfl kolu, buna inanc›m›z sonsuz. Bu inanc›n bedelini de can›m›zla, mahpuslukla, gözalt›larla komplolarla ödüyoruz. D›flar›da bir saat bile nefes almam›za tahammül edemiyorlar. “Uyuflturucu, fuhufl ve yozlaflmaya karfl› mücadele edenleri” bütün bu pislikleri biz s›çrat›yoruz insanlar›n üstüne. Pisli¤in as›l kayna¤› biziz dercesine tutukluyor ve yarg›lamaya çal›fl›yorlar, hatta yarg›lamaktan bile korkuyorlar. Çünkü biliyorlar ki yarg›lanacak birileri varsa o da bu sistemi yaratan kendileri, pisli¤i yayan varsa bu sistemin kendisi. Onun için bir y›l sonras›na erteliyorlar duruflmalar›. Y›l, ay, gün, hatta saat hesab› yap›yorlar. Ama biz belki de çocuklar›m›za, ya da onlar›n çocuklar›na arma¤an edece¤imiz bir yaflam›n sevdas›n› tafl›yoruz içimizde gün, ay, y›l hesab› yapmadan, sadakatle ve sab›rla. Bu arada Tav›r da haylazl›k yapmaya devam ediyor; iki kez para cezas› ald›k geçen bu sürede. Okmeydan›’na geliflimizin üzerinden bir y›l geçti bile. Çal›flmalar›m›z her zamanki gibi devam ediyor, sinema, tiyatro, müzik, sergi… Ad›n› duymayan kalmad› herhalde. Etraf›m›zdaki ‹dil bebeklerin say›s› da giderek art›yor bu arada.

flan›lanlar›n belki de çeyre¤i de¤il ama konusu gerçek ve sansüre u¤ramam›fl olan bir filmin bir iki karesi, fragman› belki de. Genelde izlememeyi tercih ediyoruz bu filmi ama gelip kap›m›zda bekliyor iflte, açt›¤›m›zda üstümüze sald›racak kuduz bir köpek gibi bulaflt›r›yor mikrobunu. Sadece bunlar de¤il anlatacaklar›m›z, her zehirin bir panzehiri vard›r ya, iflte bu çürümüfllü¤ün panzehiri de sosyalizm... Bir düfl de¤il, uzak ama gidilmesi imkâns›z olmayan bir flehirde kavuflmay› bekleyen bir can, bir efl, bir

4 | TAVIR | TEMMUZ 2007

dost, bir yar gibi… Bir tarafta tüm bunlar dururken, o gidilen yolun daha da yak›nlaflmas› için önümüze ç›kacak engelleri kald›ranlar da var, t›pk› “Yaflam›fl say›lmaz zaten yurdu için ölmesini bilmeyen.” diyen senin, sizin gibi. Hem kendi iki çocu¤unun gelece¤i, hem de baflka çocuklar›n gelece¤inin karart›lmas›na izin vermemek için mücadele edip, bu u¤urda can›n› ortaya koyan babalar› da anlatmak istiyoruz sana, Birol A¤abey’i… O, bu k⤛ttan örülü düzenin verecekleri karfl›s›nda sus-pus ol-

Ya sen? Bafl›m›z› kald›rd›¤›m›z, gözümüzü gezdirdi¤imiz her yerdesin. Bizlesin. Biz ayn› mayayla yo¤rulmufluz, ondand›r yüreklerimizi yang›nlara at›fl›m›z, ondand›r “baflkalar›n›n ac›s›n›” ac›m›z, sevincini sevincimiz biliflimiz. Ustalar›m›z ne de güzel yazm›fl yaflad›klar›m›za ve yaflayacaklar›m›za dair. Sen hepsini ezbere bilirsin flimdi bütün fliirlerini, Naz›m’›n, Ahmed Arif’in, Enver Gökçe’nin, Hasan Hüseyin’in… Ne de güzel okursun, etinde hissederek, hissettirerek… Unutma ‹dil, biz hep seninleyiz, sizdeyiz…

senin tav›r...


de¤erlendirme

bir dönem böyle geçti... murat do¤ru

Güzeldir insan›n eme¤inin karfl›l›¤›n› almas›... Emek harcad›¤› sürenin ard›ndan “De¤mifl be!” diyebilmesi… Biz de iflte öyle bir yol kat ettik bu dönem… ‹dil Kültür Merkezi olarak birinci y›l›m›z› doldurduk Okmeydan›’nda. Ve bir y›l boyunca yapt›¤›m›z çal›flmalar›n, faaliyetlerin sonucu olarak da bunlar›n sergilendi¤i bir gece düzenledik… 9 Haziran 2007 Cumartesi günü, hummal› bir çal›flman›n içine girdik yine. Kültür merkezimizde çal›flmalar›n›, e¤itimini sürdüren kursiyerlerimizin, ö¤rencilerimizin maharetlerini sergilemeleri içindi her fley. Bir y›l boyunca herkes emek harcam›fl, kendinden bir fleyler katm›fl, ö¤renmifl, ö¤retmiflti… Madem kültürel bir tak›m çal›flmalar yap›yor, bu düzenin kültürüne alternatif oldu¤umuzu söylüyorduk, o halde Okmeydan› halk›n›n takdirine de sunmal›yd›k üretimlerimizi.

Bafl bafla verip “Nas›l bir etkinlik olmal›, ne anlat›lmal›, nas›l bir içeri¤i olmal›?”y› konufltuktan sonra haz›rl›klar›m›za bafllad›k. Gitar, ba¤lama, koro, tiyatro gösterileri ve 1 May›s görüntülerinin oldu¤u bir foto¤raf sergisinin olaca¤› bir etkinli¤i kararlaflt›rd›ktan sonra afifllerimizi bast›r›p, mahalledeki esnaflara ve çevremizdekilere da¤›tt›k; birebir sohbetler ve görüflmelerle, etkinli¤imizi duyurduk. Etkinlik günü erkenden ifle koyulup son haz›rl›klar›m›z› da tamamlad›ktan sonra parka bir ses ve ›fl›k sistemi yerlefltirdik. Kültür merkezimizde k›fl boyunca yapt›¤›m›z konserlerin ve gösterilerin görüntülerini yans›taca¤›m›z sinevizyon perdesini de takt›ktan sonra, park›n girifline açmay› düflündü¤ümüz sergiyi haz›rlama-

ya bafllad›k. Tabii burada bizce önemli olan bir fley vard› ki, o da bu çal›flmalarda sadece kültür merkezi çal›flanlar›m›z›n de¤il, foto¤raf sanatç›s›ndan, mahalledeki gencine, esnaf›na, eflimize, dostumuza, hatta mahalledeki ev kad›nlar›na, çocuklar›na kadar herkesin bu çal›flmalar›n içinde olmas›yd›. ‹lk kez dönem sonu flenli¤i yap›yorduk kültür merkezi olarak. Ve bu y›lki ilklerden biri de foto¤raf sergisi aç›yor olmam›z oldu… Foto¤raf sergisini sokakta, parkta yapmak çokça rastlanan bir fley de¤il… Biz de Okmeydan›’nda ilk kez yapacakt›k bunu. Hem de kurgusal bir videolu anlat›mla… Foto¤raf sergisinde “Refleks Eylem Grubu”nun, Özcan Yaman’›n, Cumhuriyet Gazetesi’nden foto muhabirlerinin, Narphotos

Okmeydan› Mahmut fievket Pafla Mahallesi’nin orta yerindeki bir park›n içine kurulu bir amfi tiyatro... “Sibel Yalç›n Park›” buran›n ad›. Yaklafl›k bir y›ld›r bu mahalledeyiz ve kültür merkezimizin içindeki salonun d›fl›nda, yaz döneminde bu parkta etkinlikler yapmay› oturttuk, diyebiliriz. Geçen yaz döneminde de Sibel Yalç›n Park›’nda film gösterimleri, konserler, tiyatro gösterileri yaparak bu mahallenin bir sakini oldu¤umuzu duyurmufltuk. Art›k bizim için geleneksel olacak bu etkinlikleri bu y›l da devam ettirecektik. Düzenledi¤imiz etkinliklerimizden biri de “‹dil Kültür Merkezi Dönem Sonu fienli¤i” oldu.

TEMMUZ 2007 | TAVIR | 5


de¤erlendirme

Grubu’nun çekti¤i foto¤raflar yer al›yordu. Duvardan duvara gerdirilen iplerin üstüne as›ld› foto¤raflar... “Tarihin Takdirine” sunduk onlar›. 1 May›s günü yaflananlar› foto¤raf ve görüntülerimizle tarihin takdirine b›rakt›k. Etkinli¤imiz boyunca en çok ilgi gören yerdi sergi bölümü... Herkes merakla bak›yordu foto¤raflara. Çocuklar anne babalar›na soruyorlard› foto¤raflarda olan biteni; gördüklerini anlamaya çal›fl›yorlard›. Tabii sadece foto¤raflar› de¤il, 1 May›s günü yaflan›lan çat›flmalar›n, polisin fliddetinin ve ‹stanbul’un anlat›ld›¤› görüntüleri de izledi gelenler. Tan›d›k evler, sokaklar da vard› görüntüler aras›nda. Okmeydan›, 1 May›s günü Taksim’e girmeye çal›flanlara ev sahipli¤i yapm›fl, kuca¤›n› açm›flt›; direniflin en s›cak anlar›na tan›k olmufltu. “Aaa! Bak buras› bizim sokak!” diyenler daha bir dikkatli bak›yorlard› gördüklerine…

Ard›ndan ad› Okmeydan›’ndaki bu parka verilen ve o gün ölüm y›ldönümü olan Sibel Yalç›n ve tüm devrim flehitleri için yap›lan sayg› durufluyla devam etti. Programda ilk olarak yer alan ilk kursiyer ekibi gitar kursu ö¤rencileri oldu. Gitar kursu ö¤rencilerinin bir dönem boyunca ö¤rendikleri flark›lar› notalara, akorlara dökmesiyle devam eden etkinlikte ikinci s›ray› ise çocuk korosu ald›… Çocuklar›m›z›n sahneye ç›kmas›yla birden flenleniverdi ortal›k… ‹dil Çocuk Korosu’nda yer al›p bayraml›k elbiselerini giyinmifl, oraya buraya kofluflturan minikler, sahneye ç›kmalar›yla birlikte büyük bir ilgiyle karfl›land›lar… Sahnedeki haylazl›klar›yla da hemen ilgi toplayan çocuklar, hep bir a¤›zdan flark›lar, türküler söyleyerek, en çok alk›fl› almay› da baflard›lar.

‹dil Çocuk Korosu’nun ard›ndan sahne bu kez ba¤lamac›lar›n oldu ve onlar da yaflad›¤›m›z ac›-tatl› duygular›n dili oldular çald›klar› ba¤lamayla. Dokunduklar› her tel yüre¤imizin bir yerine dokundu, al›p götürdü bir Program saati geldi¤inde tüm mahalleli yerlere; kimimize köyümüzü, kimimize hasamfi tiyatronun merdivenlerinde kendine retliklerimizi, sevdalar›m›z› hat›rlatt›. bir yer bulup oturdu. Aç›l›fl, ‹dil Kültür Merkezi’nde bir dönem boyunca yap›lan etkin- Tiyatro hayat›n aynas›d›r. Hayat› sahneye liklerin bundan sonra bu parkta devam ede- tafl›r, yaflad›klar›m›za bir de izleyicinin kolce¤inin anlat›ld›¤› bir konuflmayla bafllad›. tu¤undan bakmam›z› sa¤lar… Kültür mer-

6 | TAVIR | TEMMUZ 2007

kezimiz bünyesinde çal›flmalar›n› sürdüren ‹dil Tiyatro Atölyesi de üretim dolu bir seneyi geride b›rakt›. ‹dil Tiyatro Atölyesi oyuncular›ndan biri de tek bafl›na sergiledi¤i oyunuyla “Bir Kravat›n Öyküsü”nü anlatt› o gece bize. Bir y›l›n nas›l geçti¤ini aktard›k sinevizyon perdesinden... Kültür merkezimizin o mütevaz› sahnesinden kimler geçmemifl ki? Geceler, piknikler ve di¤erleri... Nas›l da dolu dolu geçmifl bir y›l›m›z. Bizleri bu bir y›l boyunca yaln›z b›rakmayan sanatç› dostlar›m›za selam yollad›k yüreklerimizden... Program›n sonuna gelindi¤inde ise sahneye Grup Yorum’un ö¤rencileri ç›kt›. Nerdeyse program boyunca herkesin bekledi¤i an gelmiflti. “Grup Yorum Korosu” sahnedeki yerini alarak halk türküleri, Yorum’un flark› ve marfllar›, en son da halaylarla program›n kapan›fl›n› yapt›. Yaklafl›k bir y›l› bulan çal›flmalar›m›z› birkaç saate s›¤d›rd›k böylece. Eksik b›rakt›¤›m›z, tamamlayamad›¤›m›z yanlar olmufltur elbette, eksi¤i-gedi¤iyle bir dönemi daha geride b›rakt›k. Bir sonraki hafta yapaca¤›m›z yeni etkinliklerin sohbeti ve tatl› bir yorgunlukla ayr›ld›k Sibel Yalç›n Park›’ndan…❏


deneme

yeflil so¤an getiremedim, alm›yorlarm›fl... deniz korcan

Yol boyunca ayçiçe¤i tarlalar› takip ediyor bizi. “Böyle bir fley olur mu” deme, oluyor iflte. O kadar çok ki ayçiçe¤i tarlalar›; uç uca ekleniyor, biri bitmeden di¤eri bafll›yor. Neden “ayçiçe¤i” derler ki acaba ad›na? Oysa bu çiçeklerin bütün derdi güneflle. Yüzleri hep günefle dönük. Baz› yerlerde “günebakan” denir onlara. Bu isim daha uygun bence. Evet, yüzü hep günefle dönük “günebakanlar”. Bundan sonra onlara hep “günebakan” diyelim. Çocuklu¤um geliyor akl›ma. Hayal meyal hat›rl›yorum günebakan tarlalar›nda geziflimi. Bir tane kelle kopar›p akflama kadar yerdik. Taze çekirde¤in tad› hala dama¤›mda. Sonra bir daha yemedim hiç. Tarlalar boyu günebakanlar›n aras›nda kofltu¤um akl›ma geliyor. fiimdi günebakanlar benim peflimden kofluyor. Ama hiçbiri açmam›fl henüz. ‹flte ben günebakanlar›n henüz açmad›¤› mevsimde geliyorum ziyaretine. Sorsalar böyle hat›rlar›m belki ileride, “günebakanlar›n henüz açmad›¤› bir mevsimde” bir görüfl günü hikâyesini. Ne heyecanl›d›r görüfl günleri bekleyifli... Bir gün önceden bafllar heyecan›n. Hapishane günlerim geliyor akl›ma. Heyecanl›s›nd›r. Ailen, arkadafllar›n gelir gülen yüzleriyle. ‹flte o zaman o görüfl kabinlerinin so¤uk demirlerinde çiçekler açar. Kucak kucak özgürlü¤ü tafl›rlar sana. D›flar›y›, insanlar›, do¤ay›, havay›. En çok insanlara dair hikâyeler ilgimi çekerdi görüfl günlerinde. “Otobüste adam›n biri...” ya da “D›flar›da küçük bir çocuk...” diye bafllayan an›lar dinlemek görüflçüden... Ne güzeldir. Sevdiklerin, hasretini bilirler hayata dair. Bir de ne için içeride oldu¤unu bilmeleri gerekir. ‹flte o güzel günlere dair borcumuzu ödedi¤imiz içindir çekti¤imiz bütün hasretlik. Bunu kimse anlayamaz. Seni, sizi oraya koyanlar anlayamaz. Bencil dünyalar›n›n girdab›nda bo¤ulanlar anlayamaz. Her fley tek bafl›na bir hayat için de¤ildir. Hep birlikte mutlu bir hayat içindir ödedi¤imiz diyet... Ah ne çok anlat›l›r. Ne çok anlat›r›z sevdam›z› kavgaya dair. Anlataca¤›z dilimiz döndü¤ünce. Hani ölüm olmasaym›fl hayat›n da anlam› olmazm›fl ya. Tutsakl›k olmasa belki, özgürlü¤ün de bir de¤eri olmazd› kim bilir... fiimdi ben ziyarete geliyorum. Tarlalar dolusu günebakanlar› peflimden koflturarak... Onlar arkamdan bakakal›yorlar. Ve kilometreler de

geride kal›yor. Hapishaneye varmak o kadar kolay de¤il. fiehrin d›fl›na kurmufllar hapishaneyi. Dünyan›n bir ucunda da olsa varaca¤›z. fiehrin merkezindeyiz. Yafll› bir amca götürecek bizi hapishaneye. Bulgaristan göçmeni bir taksi floförü. Hep floförlük yapm›fl hayat›nda. Baflka bir ifl yapmam›fl. Yan›mda genç bir devrimci var. O da yol boyunca bana efllik edecek. Yolun bafl›nda henüz. Gözleri merakl› bir heyecanla dolu. “Yoldafl”, bu yolculukta bana yoldafl olacak gerçekten. Taksi floförü, ben ve yoldafl, on befl dakikal›k bir yolculuk yap›yoruz. Hapishane kap›s›na varana kadar iki hapishaneden daha geçiyoruz. Amca, bize bu hapishanelerin tarihini de anlat›yor. Çok ziyaretçi tafl›m›fl zaman›nda bu hapishane kap›lar›na. Derdini anl›yor insan›n. On befl dakikal›k bu k›sa yolculukta bu babacan taksi floförü, bize hayat›n› da özetleyiveriyor k›saca. Hapishane kap›s›na var›yoruz nihayet. Bizi aç köpekler karfl›l›yor. Köpekler o kadar açlar ki elimize, aya¤›m›za dolan›yorlar. “Keflke yan›m›zda biraz ekmek getirseydik” diyoruz. Hapishaneden beslenmedikleri, onlara hapishaneden hiçbir fley vermedikleri çok aç›k. Çünkü günlerce tek bir lokma bile yememifl gibiler. Kafam› kald›r›p hapishaneye bak›yorum. Kafamda canland›rd›¤›mdan çok farkl› bir yer buras›. Sanki önüne bir paravan koymufllar arkas›nda gizledikleri fley çok farkl›. Pembe duvarl› bir avlu karfl›l›yor bizi. Oysa F Tipi buras›. Beyaz rengin kahrolas› zulmünü çok iflitmifltik. Biliyoruz ki beyaz iflkence için kullan›l›yor burada. Renklerin en temizi ama bir o kadar da duygusuzu olan beyaz... ‹çerideki hücreler hala ayn› renk. F Tipleri... Tecrit hapishaneleri. 122 cana mal olan tecrit hapishaneleri. Rengi pembe seçilerek sevimli mi k›l›nmaya çal›fl›lm›fl? Bir Anadolu hapishanesi görünümü tafl›yor buras› ilk bak›flta. Oysa içeride göreceklerimiz o kadar farkl› ki, teknolojinin konuflturuldu¤u yerler buralar. Çok merak ediyorum içerisini. Y›llarca, içerisinde uygulanan tecridin kald›r›lmas› için mücadele verdi¤imiz bu hapisha-

TEMMUZ 2007 | TAVIR | 7


deneme

ayn› fleylere güler, ayn› fleylere a¤lar›z. Mesela ben seninle konuflurken görüfl kabininde, bilmem kaç blok ötede, bir baflka görüfl kabinindeki, getirdi¤im günefli ve güzel düflleri hissedecek mutlaka... “Anam›z birdir, ayn› memeden emmifliz dostlar. Kan kardefliz, sizlere kan›m kayn›yor. Sizlerle beraber herk ettik topra¤›, Beraber yatt›k hapiste, beraber teskere ald›k Ve maniler yakt›k hasret için; Gülemediysek de bofl verdik beraber... Halay m› çekmedik kol kola, Horon mu tepmedik diz dize, Cepken mi vermedik rüzgâra? Koyun koyuna yatt›k toprak duvarlarda S›tmayla, s›¤›rla, davarlarla... Daha da yatar›z dostlar›m daha da... Gün gelirse e¤er Halay çeker, türkü söyler gibi yan yana Mavzer mavzere verip de Düflmana kurflun da atar›z...” Usta, güzel demifl. Akl›ma geliyor Enver Gökçe’nin bu dizeleri, usta yaman söylemifl. Tamam›n› bir türlü hat›rlayam›yorum fliirin. Ancak hissettirdi¤i duyguyu biliyorum, bu da bana yeter flimdilik... Kap›n›n önünde beklefliyoruz. Gelmem gereken saatten yaklafl›k iki saat önce gelmem “buyuruldu¤u” için öyle geldim ama neredeyse görüfl saati bafllayacak olmas›na ra¤men bir türlü ça¤›r›lmad›m. Girip kay›t yapt›r›yorum en sonunda. Ancak bu bekleyifl ne zaman bitecek? Taksi floförü ve Yoldafl’a belli etmesem de heyecanl›y›m. Bizden baflka gelenler de var ziyarete. Son model bir cipin içindeler. Göz göze geliyoruz. Gelemiyoruz asl›nda. Biz göremiyoruz onlar›n gözlerini kara gözlük camlar›n›n ard›ndan. nelerin içini görmek hakk›m olsa gerek. Sizi nas›l bir yerde tuttuklar›n› görmem laz›m. Okumak, duymak, dinlemek yetmiyor... ‹lla görmem laz›m. “Sizleri” diyemiyorum çünkü sadece seni görece¤im. Hepinizin görüfl günü farkl›. Ve benim yaln›zca seninle görüflme hakk›m var. Her fley tek bafl›na, her fley bireysel. Hep teksin bu düzende. Ama ben hepinizi kalbime s›¤d›rmay› bilirim. Biz, o bencil dünyalar›n›n girdab›nda bo¤ulanlardan de¤iliz. Biz,

8 | TAVIR | TEMMUZ 2007

Filmlerden f›rlam›fl gibiler. Koyu renk tak›m elbiseler, pahal› günefl gözlükleri vesaire... ‹çeride onlar›n yak›nlar› da var besbelli ki. Karaparalarla beslenen... So¤uklar. Bizden kilometrelerce uzaklar. Bu batakl›¤›n içerisinde birer batak olarak sefa sürüyorlar. Koskoca cipe tekrar tak›l›yor gözüm. “fiimdi mesela” diyorum floför amcaya,“bu cip kaç parad›r?”... Ne modelini biliyorum, ne de markas›n›. Belki yolda görsem dikkatimi bile çekmeyecek olan bu araban›n fiyat›n› inan›lmaz merak ediyo-


deneme

rum o hapishane kap›s›nda, görüfl saatini beklerken. “Çok parad›r...” diyor amca, “biz ömür boyu çal›flsak alamay›z...” Amca öyle bir laf ediyor ki... “Biz” diyor. Ve fark› koyuyor iflte. “biz” ve “onlar” var iflte. Biz buraday›z, bu s›n›ftay›z bay burjuvazi. Ödedi¤imiz bedel, siz o ciplerde gezemeyesiniz diyedir. Siz o ciplerde gezdi¤iniz için; bebelerimizi uyuflturucularla zehirleyerek kurdu¤unuz saltanat›n›z› y›kmak için davrand›¤›m›zdan buraday›z biz. ‹flte bize öyle bakars›n›z elbette gözlüklerinizin ard›ndan. Çetelerisiniz bu düzenin. Bazen ç›karlar›n›z çat›fl›nca böyle girersiniz hücrelere. Dengeler bozulmas›n diyedir her fley. Gün olur özür de dilerler iktidar›n sahipleri sizlerden. En flerefli kurflun atanlardan oluverirsiniz. Midemi buland›r›yorsunuz. Oysa ben içeriye günefli ve maviyi götürece¤im. Güzel günlere dair düfllerimizi. Bu yüzden yüküm a¤›r, tutma beni. Seninle hesab›m ebede kadard›r nas›l olsa. “Sabah görüflçüsü bekleyen kimse var m›?” dedi kad›n gardiyan. Hemen ilerledim. Evraklar›m elimde... “Tak›lar›n› ç›kar” dedi. “Alyans›m› m›?” deyiverdim. ‹lgisizce “Onu da” dedi. Oysa ben sana gösterecektim alyans›m›. Bir damla mutluluk paylaflacakt›k çok mu? Lanet olsun. Hadi yine o fliirin dizeleri teselli etsin bizi: “Gülemediysek de bofl verdik hep beraber...” Bofl verelim flimdilik... Ancak hiç bir fleyi unutmuyorum. Her fleyi deftere yaz›yorum. Gönül gözünün gördü¤ü hiçbir fley unutulmaz. Robotlaflm›fllar ve art›k onlar için yapacak bir fley yok... Pembe hapishanenin ilginç kap›lar›n›n aras›ndan geçip gidiyorum, kâh koflarak kâh yavafllayarak... Sana en çok yaklaflt›¤›m› hissetti¤im zamanlarda daha çok bekletiliyoruz. Kaç kap›dan geçtik saymad›m ama elimin-parmaklar›m›n izlerini almalar› ne kadar modern bir hale gelmifl. Elini uzat›yorsun ve elinin sureti al›n›yor art›k. Bundan sonra oradan geçen “ben isem” girebilece¤im içeriye. Baflka bir flans yok. Korku nelere kadirmifl... Bir salonda bekletiliyoruz. Bunalacak kadar çok bekliyoruz. Son model ciple gelenler gayet rahat. Durumdan hiçbir flikâyetleri yok. Benden önce el okuma makinesinden geçen kad›n dikkatimi çekiyor, alyans› parma¤›nda! Duvardaki pano dikkatimi çekiyor: “Ziyarete Gelecek Olanlara Baz› Tavsiyeler”... fiimdiye kadar hep “Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar”›, ya da “Uyulmas› Gereken Kurallar›” okuduk. Bu sefer burada bir ça¤ atlama var. Hemen okumaya bafll›yorum, okudukça hayrete düflüyorum. O kadar ilginç fleyler yaz›yor ki mesela:

“Kendinizden çok, ona konuflma hakk› tan›y›n” “Onunla tart›flmay›n” “Bir gününü nas›l geçirdi¤ini sorun” “‹fl yurtlar›nda çal›flmas› için teflvik edin” “‹çerdeki kiflinin mahkûm oldu¤unu unutmay›n ve tutamayaca¤›n›z sözler vermeyin, bofl vaatlerde bulunmay›n”

Bu son maddeye tak›l›p kal›yorum. “Tutamayaca¤›n›z sözler vermeyin, bofl vaatlerde bulunmay›n”... Akl›m›n beynimin bir köflesine kaz›yorum bu sözü. Yürümeye devam ediyorum... Bir, iki, üç, dört, befl, on, yirmi, otuz, k›rk, elli ad›m... fiimdi pembe görüfl kabinlerindeyim. Bu renge de düflman olaca¤›m hiç akl›ma gelmezdi... Beklemek, beklemek, beklemek... Ve iflte karfl›mdas›n... De¤iflmemiflsin hiç... Ancak ben seni görünce kötü oluyorum. Birer birer geçiyor gözlerinden bizimkiler. F›rat’lar ak›yor gözlerinden, Seyhan’lar... Ve 122 tane tabut gelip geçiyor gözlerimizin önünden. Hepsi aram›zdan geçip gidiyor... “Nas›ls›n?” “Sen nas›ls›n?” “Yeflil so¤an getiremedim, alm›yorlar. Ama dünyalar› getirdim, onlar görmediler... Karanfil kokulu bir cigaran da yok art›k, b›rakm›fls›n.” “…” Öyle bak›p duruyorsun... Yüzün karanl›k. Ve elimde bulunan ahize ile sana sesimi duyurmak zorunday›m. Ah olmaz olsun böyle bir fley... F Tipi, F Tipi! O panoda bana tavsiye ettikleri bir fleye uyaca¤›m. O anda buna karar veriyorum. Sana tutamayaca¤›m sözler vermeyece¤im! Bofl vaatlerde bulunmayaca¤›m! Sana tutabilece¤im bir söz veriyorum: Devrim yapaca¤›z! Biz Devrim yapaca¤›z! Hayat›m›n en gerçek sözü olsun... Güzel günler vaat ediyoruz iflte. Dolu dolu güzel günler. Güneflli güzel günler... Peflimden koflan günebakanlar›n, bak›p da beslenece¤i, geliflip serpilece¤i güneflle ayd›nlanacak günler... Tutmayana aflk olsun! ❏

TEMMUZ 2007 | TAVIR | 9


röportaj

zeki demirkubuz’la, sinemas› üzerine... tav›r

Sineman›z›n belirleyenleri aras›nda edebiyat›n önemli bir yeri var. Özellikle de Dostoyevski’nin. Neden? Bunun en basit sebebi flu: Ben edebiyat›, sanat› bir tür entelektüel, kültürel bir olgu ya da insan›n sahip oldu¤u iyi özelliklere yeni bir fleyler katmak ya da modernleflmenin bir parças› olarak görmüyorum. Bunun sebebi benim için de böyle. ‹nsan›n kendini anlama çabas›n›n en önemli karfl›l›klar›ndan birisi oldu¤u için benim edebiyata böyle bir ilgim var. Di¤er sanat dallar› içerisinde, sinema için de ayn› fleyleri söyleyebilirim tabii ama edebiyat, hem gelene¤i, hem gücü, hem de yayg›nl›¤› aç›s›ndan, insan›n kendini anlama çabas›na en çok hizmet eden olgulardan biridir. Bir de yaratt›¤› ortam›n objektifli¤i aç›s›ndan böyledir. Mesela gündelik hayatta söyleyemeyece¤imiz düflünceleri, fikirleri edebiyat alan›nda söylemek, onun taraf›ndan o meseleye önyarg›s›z biçimde yaklafl›lmas›n›/anlafl›lmas›n›/tolore edilmesini sa¤l›yor. Ben de her insan gibi bu ülkede bir fleyler yaflad›m. Sezgisel ya da duygusal olarak bir çabas› vard›r her insan›n ama ben özellikle içeride tan›flt›m edebiyatla ve Dostoyevski’yle. Günün birinde Suç ve Ceza’y› okudum tesadüfen. fiimdi öyle bir hava, öyle bir durum vard› ki, pek çok arkadafl›m›z ölmüfltü, pek çok insan iflkence görmüfltü, bir sürü iflkence gördük. Yani inan›lmaz fleyler yafland› bu ülkede ama bunun ifadesi flöyleydi; yani Türk insan› ya da genel olarak bizim insanlar›m›z güçlüdür. Özellikle de sorunlar ortaya ç›k›nca bu güç daha da artar. fiimdi Suç ve Ceza, bir savafl› anlatmaz ya da çok büyük insanl›k felaketlerini anlatmaz. Sadece bir insan›n iç dünyas›nda, ruhunda, vicdan›nda olup biten bir sorgulamay› anlat›r. Çok taraf da tutmaz.

10 | TAVIR | TEMMUZ 2007

Çok aç›k bir flekilde ortaya koyar gerçe¤i. Biz o dönemde bunlar› yaflam›fl insanlar olmam›za ra¤men, bir anlamda mesela kendisine ac›ma hakk› olan biri olmama karfl›n ben ama içimde hiç böyle bir duygu geliflmezken, o romandaki konunun/meselenin bana çok daha y›k›c› geldi¤ini, can›m› daha çok ac›tt›¤›n› fark ettim. Ve bunu her gece yap›lan iflkenceleri sabahlara kadar birbirimize anlatmam›za ra¤men hapishanedeki y›k›c›l›¤›, oradaki trajik durumu bir türlü böyle tam anlam›yla hissedemezken, romandaki y›k›c›l›¤› hissetmek/yaflamak bana tuhaf geldi. ‹flte o zaman edebiyat›n gücünü keflfettim. Yani bir edebiyat yap›t›n›n, bir olay› bütün ç›plakl›¤› ile görmemizi ve onu yaflam›m›z›n bile ortaya ç›karamad›klar›n› bile, belki tamamen hayal gücünden gelen fleylerle yaz›lm›fl bir edebiyat›n, çok daha ç›plak, çok daha gerçek, çok daha kal›c› bir biçimde anlatabilece¤ini o zaman fark ettim. Edebiyat›n, önyarg›s›zl›¤› yüzünden, insan›n kendini aray›fl›na böyle bir katk›s› var. Bunu o zaman bir bafllang›ç olarak keflfettim. Sonraki dönemlerde bu hayat› anlama ve hayat› tan›mlama çabamda bana böyle büyük katk›lar› oldu. Özellikle de Dostoyevski’nin... Siz bir söyleflide belirtmiflsiniz, yani ben kendi söylemim de¤il de sizin söyleminiz olarak söylüyorum. Filmlerinizi kimileri çok be¤eniyor, kimileri de nefret ediyor. ‹zleyenlerinin duygu yelpazesi bu kadar genifl oldu¤u herhalde ender yönetmenlerden birisiniz. Bunu neye ba¤l›yorsunuz? Birincisi bu do¤ru yani gerçeklik olarak da do¤ru; çünkü ben bunu görüyorum hep ya da yafl›yorum bana ifade edildi¤i kadar›yla. Bu do¤ru, bunun böyle olmas› iyi bir fley.

Bu durum istedi¤iniz bir fley miydi? Tabii insan özellikle birçok fleyi kurgulamaz ya da ben bunu böyle planlayay›m ya da böyle yapay›m demez. Bu yap›lmaya baflland›ktan sonra bunlar kendili¤inden oluflurlar. Siz de bu süreci hem yaflars›n›z, hem ö¤renirsiniz, hem kendinizi tan›rs›n›z, hem bu çevreyi, bu olguyu böyle böyle keflfedersiniz. Dolay›s›yla böyle bir fleyim yoktu ben bunu isteyece¤im diye ama flu vard› sadece; ben, kiflilik sahibi olan karakter sahibi olan her fleyin kamusal alana ç›kt›¤› zaman böyle tepkiler gördü¤üne ve böyle tepkiler görece¤ine inanan biriyim. Yani gerçekten kiflilik sahibi, gerçekten karakter sahibi, gerçekten kendini net ifade eden her insan, her durum, her eylem hayatta sadece iyi karfl›l›klar bulmaz. Yani bu aflkla da karfl›l›k bulabilir, sevgiyle de ya da nefretle de karfl›l›k bulabilir. Filmi aflar asl›nda bu; çünkü seyirci dedi¤imiz fley öyle homojen tek bir fleyden ç›km›fl bir fley de¤ildir. Belki kültür olarak böyledir belki yaflad›klar› sosyal hayat gere¤i böyledir ama bunlar›n hepsi ayr› ayr› kifliliklerdir ayr› ayr› dertleri vard›r, ayr› ayr› korkular›, beklentileri vard›r. Homojen bir be¤eni, ya da homojen bir reddedifl ç›ksa kuflku duyard›m. Bunun üzerine daha çok düflünülürdü ama ben sahici bir fleyin insan›n özünden ç›kartt›¤› bir filmin bir sanat yap›t›n›n ya da bir eylemin bir var olufl fleklinin böyle tepkiler bulmas›n› iyi ve anlaml› karfl›l›yorum.

Sinema dilinizin oluflumunda etkide bulunan isimler ve yönetmenler var m›? Bir yönetmenin baz› ustalar› kendisine örnek almas›n›n avantajlar›, dezavantajlar› konu-


röportaj

tim birkaç sene önce. Bir genelev sahnesi vard›, orada çok trajik bir duruma karfl› Y›lmaz Güney’in oyuncu olarak verdi¤i bir tepki vard›. Ben inanamam›flt›m yani bu aflk›nl›k, bu olgunluk, bu hayat› böylesine anlatabilme gücünün nereden kaynakland›¤› üzerine epeyce düflünmüfltüm. Mesela geçenlerde de televizyonda Düflman filmini gördüm. Benim sinemada kad›n-erkek iliflkilerini iyi anlatan bir yönetmen oldu¤um söylenir. Ama mesela oradaki Aytaç Arman ile Güngör Bayrak’›n üzerinden, burjuvaziye özenen k›z ile onun iyi kocas›n›n iliflkilerinin beyazperdeye yans›yan görüntülerini izlerken gözlerim doldu. Yani flimdi böyle bak›nca Y›lmaz Güney’e, sordu¤unuz soruya dönüyorum, bütün bu popülerli¤inin, siyasi kimli¤inin flunun bunun ötesinde hayat›n ateflini, hayat›n yak›c›l›¤›n›, hayat›n anlafl›lamazl›¤›n› anlama konusunda çok büyük bir deha.

“Yani flimdi böyle bak›nca Y›lmaz Güney’e, sordu¤unuz soruya dönüyorum, bütün bu popülerli¤inin, siyasi kimli¤inin flunun bunun ötesinde hayat›n ateflini, hayat›n yak›c›l›¤›n›, hayat›n anlafl›lamazl›¤›n› anlama konusunda çok büyük bir deha.”

sundaki görüflleriniz nelerdir? Bunun benim için iki tane cevab› var. Birincisi beni sineman›n kap›s›na getiren… Çünkü ben sokakta büyüdüm, sinema ile bir sokak çocu¤unun ilgisinden öte hiçbir alakam yoktu. Hayat›mda film çekmeden bir y›l öncesine kadar bile ben film çekece¤im, sinemac› olaca¤›m diye bir fley dedi¤imi hat›rlam›yorum ya da böyle bir idealim olmad›. Böyle bir çevrem yoktu. Ben hayat›mda ilk sinemac›y› film çekmeden bir y›l önce falan gördüm. Asistan olmadan bir y›l önce falan gördüm. Ama beni bu kap›ya bir flekilde tesadüfler, olaylar›n gidifliyle beraber getiren mant›kl› aç›klama edebiyatt›r asl›nda. Yani deminki konufltu¤umuz fleyin arkas›ndan, o kendimle bir iliflki kurup, kendimi ifade etme, gördüklerimi, benim için bir mesele haline gelmifl fleyleri anlatma içgüdüsü do¤uran, k›flk›rtan bir fley yapabilme yetene¤ini bende zorlayan fley, ilk edebiyatt›r. Dolay›s›yla sineman›n entelektüel yan›ndan sinemay› bi-

lerek hatta çok az film seyretmifl birisi olarak ben sinemay› daha çok yaparak ö¤rendim. Böyle bakt›¤›m zaman, mesela çocuklu¤umdan beri veya asistanl›k dönemimde, sinemay› yapt›¤›m ilk dönemimde herhangi biri olan, bizim olan, tan›d›¤›m›z, neredeyse a¤abeyimize benzetti¤imiz Y›lmaz Güney’in, en kötü filmlerindeki sinema gücünü fark ettim. Asl›nda benim Y›lmaz Güney hayranl›¤›m 5–6 y›ld›r. ‹lk filmimi çekeli 13 y›l oldu ama sineman›n zorluklar›yla da yüzlefltikçe iyi bir sahne çekmenin, iyi bir sahne yazman›n, oradan hayat duygusu ç›karman›n ne kadar zor bir fley oldu¤unu fark ettikçe ben asl›nda Y›lmaz Güney’i fark ettim. Y›lmaz Güney, popüler anlamda bir sürü insan›n, sinemac›n›n en önemsedi¤i adam, sonuç olarak benim için de ayn› ama benim onu örnek alma gerekçelerimde böyle bir farkl›l›k da var. Mesela Baba filmini izlemifl-

Tek tek filmler baz›nda da iyi filmler var Türk sinemas›nda. Mesela son döneme bak›yorum, Yaz› Tura filmi beni Y›lmaz Güney filmleri kadar flafl›rtm›fl bir film oldu. Birçok duygunun, birçok hayat›n gözükmeyen belki sinema kliflelerinde hiç yeri olmayan durumlar›n› anlatabilme gücü aç›s›ndan, çok flafl›r›p üzerinde uzun zaman düflündü¤üm filmlerden oldu. Tabii yurt d›fl›nda da var. Son dönem Amerikan sinemas›nda çok iyi buldu¤um, Türkiye’de tabii çok popüler olmayan, hatta fazla da bilinmeyen, çok iyi yönetmenler var. Mesela Avrupa sinemas›n› daha h›mb›l, daha m›ym›nt› bulmaya bafllad›m. Daha ateflsiz, daha duygusuz ve snob (züppe, burnu havada –bn-) bulmaya bafllad›m. Ama beni bu aralar Amerikan ba¤›ms›z sinemas›nda ya da Hollywood’da çekilmifl “About Schmith” gibi filmler flafl›rt›yor; Alexander Pane gibi bir yönetmen var mesela çok flafl›rt›yor beni. Böyle y›¤›nla, Rus sinemas›ndan var, bugün iflte ‹ran sinemas›ndan var ama sinema benim için hiçbir zaman entelektüel bir fley olmad›. Kültürel bir fley olmad›¤› için çok da asl›nda etkilenmedim, sevdi¤im bende sorumluluk duygusu uyand›ran mesela Viski diye bir film seyrettim birkaç y›l önce. Bu film bende çok büyük bir sorumluluk duygusu uyand›rd›. Bunlar› k›flk›rtan epey film epey yönetmen var. Sineman›n ahlaki yan›n› daha çok düflünmeme sebep olan daha çok ahlaki sorumluluk

TEMMUZ 2007 | TAVIR | 11


röportaj

duyumsatan çok yönetmen var. Saymakla idealinin bu oldu¤u kabul ediliyorsa. Nitekim de öyledir. Yani bugün iflte birisi bir yeri bitmez bunlar. iflgal eder, birisi birini boyunduruk alt›na al›r; Y›lmaz Güney’den haz›r bahsetmiflken, Y›l- boyunduruk alt›na alan›n da bu durumda maz Güney sosyalist dünya görüflüne sahip her türlü fleyi yapma hakk› meflru olur. Bunu birisiydi, bu sinemas›na da yans›d›. Sosya- yasalar demez ama burada önemli olan insalist gerçekçi diye tan›mlayabiliriz Y›lmaz n›n vicdan›d›r. Bunu böyle düflünen biriyim. Güney sinemas›n›. Peki, Zeki Demirkubuz si- Bunu parantez içinde söylemifl olay›m. Ama nemas›n› nas›l tan›mlayaca¤›z? Siz onun ne- bir insan yaln›z kendini sanat, sinema, edebiyat, felsefe gibi bir alanda ifade etmeye resindesiniz? Benim filmlerime politik bir tan›m yapmak bafllarsa o zaman hiçbir fleyin kölesi olmaçok mümkün de¤il. Tabi insanlar politik fley- ma, hiçbir fleyin angajman›na girmemek duler bulabilir bunu ben de okuyorum, baz›s›- rumunda. na kat›l›yorum, baz›s›na kat›lm›yorum. Bir defa flöyle bir temel fark var: Siz de dediniz, Bu yüzden Y›lmaz Güney’in, demin de söyleY›lmaz Güney birincisi kendini en sert, en di¤im gibi, Türkiye’de birçok meseleyi, birçok ateflli haliyle ifade eden birisiydi. Benim me- insan›, birçok durumu anlatma konusunda sela bu konuda flöyle bir fikrim var: Ben bu- en ileriye gidebilen, gerçeklik duygusunu en nun Y›lmaz Güney’in aleyhine bir fley oldu- yüksek düzeyde uyand›rabilen biri olmakla

raman›n iyili¤i bile mesela bana rahats›zl›k verir. Yani ona kötü bir fley bulurum. Bunun yaln›z her filmin, her yaz›n›n derdi olmas› gereken gerçeklikle ilgili, gerçeklik duygusunu yaratmadaki sorumlulu¤u aç›s›nda bir katk›s› olur. O zaman demin dedi¤iniz fleyin biraz sebebi burada asl›nda. ‹nsanlar benim filmime bakarken, benim karakterlerime bakarken kafalar›ndaki klifleleri bulamad›klar› için asl›nda kimisi nefret ediyor, kimisi karars›z kal›yor. Mesela iflte Kader filmindeki evdeki o trajedi, o çocuk hasta adam›n kar›s›yla birlikte oluyor ama adam› seviyor. ‹yi bir çocuk ama ayn› zamanda böyle bir kötülük yap›yor. Yani hayat› anlamaya çal›fl›rken taraf tutma gibi lüksümüzün olmamas› gerekti¤ini düflünüyorum.

birlikte e¤er bu konu olmasayd› bence daha çok derin durumlara gidebilirdi. Ama flunu söylemeliyim mesela Yol filminde bunu da gerçeklefltirmifl. Mesela Halil Ergün’ün oynad›¤› rol, Tar›k Akan’›n oynad›¤› rol. Ben Yol filmini izlerken çok flafl›rm›flt›m. Y›lmaz Güney’de tüm bu angajmanlara karfl› içindeki atefl, içindeki gerçeklik tutkusu o kadar yüksek ki birçok filmde, edebiyat yap›t›nda Tar›k Akan’›n oynad›¤› role iliflkin söylüyorum bunu; en çok kötü adam›n, feodal adam›n bir sürü insani yanlar›n›, o aslan gibi adam›n bir sürü zay›f yanlar›n›, o dev gibi adam›n difl a¤r›s› karfl›s›ndaki acizli¤ini inan›lmaz biçimde göstermifl. Ve ben genel olarak ben bir fley yazmaya, bir fley anlatmaya soyunan adam›n ne dini, ne iman› olmas› gerekti¤ini ve yazarken babas›n› bile tan›mamas› gerekti¤ini düflünüyorum.

bette iyiden yana olaca¤›z. Zaten bakt›¤›m›z zaman, insan›n bütün mücadelesi tarih boyunca bütün mücadelesinin ç›kt›¤› tek bir kap› vard›r: ‹yi insan› aramak! Yani bütün dinler özünde bunun için vard›r, bütün siyaset bunun için vard›r, bütün mücadeleler bunun için vard›r. Kötüyü ay›rarak söylüyorum, burada iyi insan› aray›fl her zaman insanl›k ile ilgili olan bir fleydir. Ama iyi insan› aramak insan› iyi görmek anlam›nda de¤ildir. Mesela Dostoyevski’nin bir sözü vard›r. Hümanizmi sorarlar ona:”Hümanizm iyi bir fleydir ama insana dair hiçbir fley anlatmaz.” der. Yani gerçekten bu dedi¤imiz fleyin en iyi karfl›l›¤› hümanizmdir. Hümanizm hep iyi insandan bahseder, insan› iyi olarak alg›lamaya gayret eder. Ama hümanizme bakt›¤›m›z zaman insan›n do¤as›na dair hiçbir fleyi aç›klayamaz. Sadece bir iyi niyet dileyiflinden baflka bir fley de¤ildir. O yüzden hayatta herkes hümanisttir. Siz bana yeryüzünde savafl› savunan, insan› öldürmeyi,

¤unu düflünmüflümdür. Y›lmaz Güney’in kendisini sosyalist, komünist olarak ifade etmesi, kiflisel olarak böyle ifade etmesi konusunda de¤il, sinemac› olarak böyle ifade etmesi konusunun onun aleyhine oldu¤unu; onun gelifliminin, onun ateflinin, gücünün önünde bir engel oldu¤unu düflünmüflümdür. Sebebi de fludur: Film dedi¤imiz fley sonuçta hayata dair bir fleyi anlatmakla ilgili bir olayd›r. Burada bir yönetmenin, bir sinemac›n›n ne kadar az angajman› varsa, o zaman gerçekle daha yüksek, daha do¤ru ba¤lar kurabilmesi o kadar mümkün olur. Ben bir insan›n kiflisel olarak kendisini sosyalist, komünist olarak ifade etmesine asla karfl› de¤ilim. Hatta bu konuda s›ras› gelmiflken flunu söyleyeyim, böyle bir dünyada her insan›n, her türlü, e¤er vicdan›nda aflabiliyorsa, Raskolnikov’un dedi¤i gibi her fleye hakk› oldu¤una inan›yorum. Terörist olma hakk› da dahil... E¤er vicdan›nda aflabiliyorsa, e¤er dünyan›n adaletinin, dünyan›n

12 | TAVIR | TEMMUZ 2007

Zeki Demirkubuz öyle mi yap›yor? Ben öyle yap›yorum evet. O yüzden bir kah-

Hayat› yarat›rken, hayat› dizayn ederken el-


röportaj

haks›zl›¤›, adaletsizli¤i savunan tek bir insan gösterebilir misiniz? Sömürücülere, katillere, faflistlere kime sorarsan›z sorun, hiç kimse insan›n ahlaki de¤erlerinin karfl›s›nda bir fley söylemez. Ama dünyada her gün savafl olur, çocuklar öldürülür, tecavüzler olur, ahlaks›zl›klar olur; iflte burada anlama gücüne benim dedi¤im anlamda ihtiyaç oldu¤unu, hele bunun bir sanat yap›t›nda daha fazla bir sorumlulukla yap›lmas› gerekti¤ini düflünüyorum. Filmlerinizde vicdan herhalde en fazla sorgulad›¤›n›z insani duygu. Buna biraz daha vurgu yapsak, bahsetsek. Neden? Çünkü demin bahsetti¤imiz iyi insan› ararken, insan›n mutlulu¤unu ararken icat edilen çok fley var. En baflta hukuk; hukukun hiç önemi yok. Eski ça¤larda da vard› bu hukuk, bugün de var. Hukuk sisteminde bir sürü iyi fley de var asl›nda. Ama bak›yoruz hayat›m›z› yaflarken bunlar›n hiçbirinin olmad›¤›n›, hani demin konufltuk ya, yeryüzünde kötülü¤ü savunan hiçbir insan yoktur ama bir sürü kötülük olur. Yani ülkemize de bir bakal›m. Herkes ahlaktan söz eder, yasalardan söz eder, ben anayasay› da okudum, yani asl›nda o kadar da kötü bir fley de¤il. Bir iflçinin haks›zl›¤a u¤ramas› halinde ne yapaca¤› bile düflünülmüfl ama bir iflçi haks›zl›¤a u¤rad›¤› zaman bu yasalar devreye girmiyor ya da herkes insanl›ktan, iyilikten, dinden falan söz ederken her gün sokaklarda bizzat bunlar›, ço¤u zaman bunlar› söyleyen insanlar›n yapt›¤› kötülüklerle dolu ortal›k. Bu da fluraya getiriyor: Bütün bunlar›n varl›¤› deminki sayd›¤›m›z, hukuk, adalet, kanunlar bunlar her fleyin varl›¤›n›n ölçüsü ve bunlar›n varl›k nedenindeki sebep insan›n kiflisel ahlaki ile ilgili bir fley bu. Ve bu insan›n kiflili¤inin, karakterinin arkas›ndaki yatan sebep de, vicdan. O yüzden birçok toplum bu vicdan konusunu, bu kiflilik ile ilgili, karakter ile ilgili ahlaki sorunlar› es geçip, insanl›¤›n huzurunun, mutlulu¤unun karfl›l›klar›n›, bu az önce bahsetti¤imiz fleylerde ar›yor. Ama niyeti bozmufl bir insan da her zaman bunlar›n üstesinden gelebiliyor. Dolay›s›yla bunlar ancak ifller yolunda giderken, insanl›¤a bir çözüm sunabilirken en ufak bir zorlukta, en ufak bir fleyde darmada¤›n olan ve varl›¤› hemen tart›fl›lmaya bafllanan durumlar. Mesela ülkemizde en ufak bir fley oldu¤u zaman hemen cuntalar-

dan bahsedilir, s›k›yönetimlerden bahsedilir ama buradaki sebep tüm bunlar› anlay›p, ötesini zorlad›¤›m›z zaman ortaya ç›kan fley, ahlak dedi¤imiz fley, do¤ruluk dürüstlük dedi¤imiz fley insan›n iki duda¤› aras›na gelmifl bir fleyse, iki duda¤›yla ilgili bir fleyse, yani bir insan kendine, ben iyiyim, derse, kötü oldu¤unu ispatlamak çok zordur. Görüyoruz yani en büyük doland›r›c› bile yakaland›¤› zaman kendini ahlakla ifade ediyor, memleketin ne kadar bozuldu¤u ile ilgili nutuklar çekiyor. Böyle olunca iflte vicdan ve vicdanla birlikte ortaya ç›kan utanç duygusu gibi fleylerin çok önemli oldu¤unu düflünüyorum ben. ‹nsan›n en büyük yükümlülü¤ünün de, en büyük sorumlulu¤unun da önce kendine karfl› sorumlulu¤u, kendine karfl› olan yükümlülü¤ü oldu¤unu düflünüyorum. Bu yüzden de tabii ki vicdan›n çok önemli bir yan› ortaya ç›k›yor. Yani kendimizi gerçeklefltirirken, kiflili¤imizi gerçeklefltirirken, nas›l bir karaktere sahip olaca¤›m›z ya da oldu¤umuz konusunda en belirleyici fley olarak vicdan karfl›m›za ç›k›yor. fiimdi Deniz Gezmifl kendini politik olarak ifade eden birisi ama bence o politik ifade ediflin sebebi ve arkas›ndaki fleyin ben vicdan oldu¤unu düflünüyorum. Nokta dergisinde bir foto¤raf›n› gördüm hatta oradan bir film ç›karabilir miyim diye de uzun zaman düflünmüfltüm. Böyle on on befl kadar kravatl›, yak›fl›kl› böyle gencecik, p›r›l p›r›l insanlar yan yana dizilmifller bir foto¤raf çektirmifller. Altlar›nda kim olduklar› yaz›yor. ‹flte Ahmet bilmem ne falanca bankan›n genel müdürü, bilmem neci, filanca flirketin ceosu filan böyle bir sürü profesör flu bu, en yak›fl›kl›lar›, en güzel bakan›n›n alt›nda da Mahir Çayan diyor. “Devrimci ve öldü” diyor. Yani flimdi Mahir Çayan’› o foto¤raftakilerden ay›ran fleyin elbette politik durufllar›/görüflleri oldu¤u söylenebilir. Bu yanl›fl olmaz. Ama ona o politik görüflleri söyleten fleyin arkas›ndaki kayna¤a bakt›¤›m›z zaman da, bunun vicdan oldu¤unu, yani dünyada insanl›¤›n umudunu ayakta tutan bütün bu kötülüklere ra¤men hala bir insan›n kendini yok etmeyifli, intihar etmeyifli, hala çabalamas›na sebep olan fley iflte bu k›p›rt›n›n, bu rahats›zl›¤›n getirdi¤i umuttur asl›nda. Bu sizi fluraya götürmüyor mu? Vicdan eflittir adalet, adalet iste¤i de yani diyalekti¤e göre ya da literatürün getirdi¤i bir fley ola-

rak da s›n›fsall›¤a getiriyor, s›n›fsal çeliflkilere getiriyor. Mahir Çayan’›n da orada politikaya at›lmas›n›n en büyük sebep bu de¤il mi? Ama ben ‹sa için de ayn› örne¤i verebilirim. Binlerce baflka alandan insan da. Az önce dedi¤im gibi bütün bunlar›n özündeki istek iyi insan› arama iste¤idir. Bu her zaman do¤ru olacak diye de bir fley yok. Ama bu hayat dedi¤imiz fleyi canl› tutan, insanl›¤› anti-diyalektik olmaktan durgun, tan›mlanm›fl ve verili bir robot haline gelmekten kurtaran iyi ya da kötü bir hareketi sa¤layan, bir aray›fl› sa¤layan temel faktörü olarak vicdan› söylüyorum. Ama flu da vard›r, vicdan ayn› zamanda insan›n iç muhasebe kurumu gibi de bir fleydir. Demin de dedi¤im gibi Deniz Gezmifl’i harekete geçiren de budur, baflka bir kötüyü de hareke geçiren bu olabilir asl›nda. Yani o muhasebe kurumu her zaman muhasebe yapar ama her zaman do¤ru muhasebeler de yapmayabilir. Ama ben bunlar›n ötesinde flunu daha önemli buluyorum, e¤er bu olmasayd›, e¤er buna ben vicdan›n rahats›zl›k kelimesine daha yak›n oldu¤unu düflünüyorum. Bu rahats›zl›k olmas›yd› insanda, dedim ya insan böyle anti-diyalektik bir flekilde yani hiç aramayan, hareketsiz, homojenleflmifl bir varl›k olabilirdi ki bu da insan›n umutsuzlu¤u anlam›na gelirdi. Bugün bak›yoruz bütün ulvi hareketlerin, mesela kötülük olmas›yd› ‹sa olur muydu? Bütün bu devrimci hareketler olur muydu mesela? Che Guevara’n›n varl›¤›nda kötülerin hiç mi pay› yok? Ben burada her türlü aray›fla, her türlü vicdan muhasebesine benim için ne kadar önemli oldu¤unu, ne kadar sayg› duyulmas› en az›ndan onun yoklu¤u fikrine karfl› iyi oldu¤unu anlatmak için bunlar› söylüyorum. Ve filmlerde de tabii ki bu mesele yer al›yor. Bunun için film yap›yorum diye düflünmedim aç›kças›. Vicdani bir aray›fl›n sonucu film yap›yorum demedim kendime, herhalde demem de. Ama film yapma nedenlerimde bunlar›n da oldu¤u aç›k zaten. Yani suçluluk duygusu, vicdan›n sorun etti¤i bir y›¤›n fley filmlerimde yer al›yor. Bu keyifli sohbet için teflekkür ediyoruz. Ben teflekkür ederim. ❏

TEMMUZ 2007 | TAVIR | 13


biyografi

yakup kadri karaosmano¤lu - l hande sonsöz

Osmanl› ‹mparatorlu¤u’nun çöküflü ve cumhuriyetin ilk y›llar›nda ülkenin di¤er ayd›nlar› gibi edebiyatç›lar da ortak bir noktada buluflamam›fllar. Kimisi mandac›l›¤› savunmufl, kimisi Türkçülü¤ü savunmufl, kimisi Avrupa yanl›s› olmufltur. Ulusal kurtulufl savafl›n›n yan›nda yer alan, destek veren edebiyatç›lar da ço¤unlukla kahramanl›k ve destan edebiyat›yla hamaset duygular›n› ön palan ç›karm›flt›r. Yakup Kadri de Mustafa Kemal’in önderli¤indeki iktidar› desteklemifl, ancak iktidar›n halktan uzak oldu¤unu görerek bu durumu elefltirmifltir. 1974 dönemine kadar ülkede yaflanan olaylara tan›kl›k etmifl ve bu süreçlerde, hem edebiyatç› kimli¤iyle, hem de siyasi kimli¤iyle gözlemlerini eserlerine yans›tm›flt›r. Yakup Kadri Karaosmano¤lu, 1889 y›l›nda Kahire’de do¤du. Küçükken ailesiyle M›s›r’a gitti, orada evde özel hocalardan ders gördü. Babas› öldükten sonra annesiyle birlikte ‹zmir’e döndü, burada okula yaz›ld› fakat s›n›fta Nam›k Kemal’in “Cezmi” adl› roman›n› okudu¤u için okuldan at›ld›. Daha sonra tekrar M›s›r’a gitti ve ortaö¤renimini orada bitirdi. 1908 y›l›nda II. Meflrutiyet’ten önce ‹zmir’e, oradan ‹stanbul’a gelen Yakup Kadri, burada Refik Halit Karay ve Faik Ali ile tan›flt›. ‹lk yaz›lar›n› Servet-i Fünun dergisinde yazsa da, edebiyat yaflam›na as›l girifli Fecr-i Ati edebiyat›yla bafllad›. 1908–1911 y›llar› aras›nda, edebiyatla ilgilenmek isteyen gençler edebi bir topluluk kurdu ve bat› edebiyat› gibi eserler verebilmekle birlikte her yönden Bat›’ya benzemek amac›n› güttü. “Sanat flahsi ve muhteremdir” manifestosuyla edebiyat tarihinde yerini alan bu topluluk, “Sanat sanat içindir.” anlay›fl›n› benimsedi. Yakup Kadri, büyük hevesle girdi¤i bu edebiyat toplulu¤unda zamanla hayal k›r›kl›¤› yaflamaya bafllad›. Bu hayal k›r›kl›¤›n› yaflama sebebini ise flöyle aç›klad›: “Abdülhamit istibdad› kalkar kalkmaz fikir ve sanat alan›nda ortaya ç›kan nesil bu muydu? diyordum kendi kendime. Oysa ben, M›s›r’daki köflemde hürriyet güneflinin do¤mas›n› beklerken bugün için umdu¤um fley, Edebiyat-› Cedide kufla¤›n› gölgede b›rakacak birtak›m genç flairlerin, genç edebiyatç›lar›n, genç sanat ve fikir adamlar›n›n uzun bir k›fltan sonra donmufl vatan topraklar›n› taze bir yeflerme halinde kaplamas›yd›. Onun için san›yorum ki, Fecr-i Atililer “Sanat flahsi ve muhteremdir” dövizini kullan›rken herhangi bir ideolojik tutuma dayanm›yorlar, olsa olsa yaflad›klar›, derin

14 | TAVIR | TEMMUZ 2007

edebi geliflmeleri engelleyen birtak›m politik ve sosyal flartlardan korunmak hedefini güdüyorlard›.” Yakup Kadri’nin çocuklu¤unda okudu¤u “Monte Cristo” ve “Ekmekçi Kad›n” adl› romanlar dünya görüflünün flekillenmesinde önemli rol oynad›. Daha sonra bu dünyadan s›yr›larak Edebiyat- Cedide sanatç›lar›yla (Tevfik Fikret, Halit Ziya Uflakl›gil, Mehmet Rauf); bununla birlikte Frans›z Edebiyat›’yla tan›flt›. Zola, Mauppasant, Balzac gibi yazarlar› okuyarak daha gerçekçi bir dünyaya ad›m att›. 1909’lu y›llarda ‹bsen’i okuyup, “Nirvana” ve “Veda” piyeslerini kaleme ald›. 1912’de Paris’ten dönen Yahya Kemal ile edebiyatta Nev-i Yunanilik ak›m›n› bafllatt›. Yunan ve Latin edebiyat›na yeniden dönüflü esas alan ve “hümanizm”i yücelten bu ak›m, bat› edebiyat›ndan etkilenen yazarlar aras›nda benimsenmiflti. Bununla ilgili Yakup Kadri flunlar› söylemiflti: “Bütün Frans›zlar›n ve onlarla beraber Avrupal›lar›n memba› olan Yunanl›lara dönmeliyiz ki; tam manas›yla bir edebiyat hayat›m›z olabilsin. Binaenaleyh fliir ve fikir telakkimizi de¤ifltirmek, onlar›n telakkisini anlamak laz›md›r.” 1911 y›l›nda Osmanl› ‹mparatorlu¤u’nun çöküflünün h›zland›¤› bir dönemde bat›c›l›k fikriyle kafalar›nda imparatorlu¤u kurtarmak isteyen ayd›nlar, Bat›’n›n emperyalist yüzünü görmek istememifl ve “ulus” fikrini çok fazla gelifltirememifllerdi. Dolay›s›yla “Bat›c›l›k” fikri bu dönemde iflas etti ve bu fikrin yerini korkularak söylenen “Türkçülük” düflüncesi ald›. 1911 y›l›nda Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp ve Ali Canip Yöntem “Genç Kalemler” ad›nda bir dergi ç›kard›. Türk Edebiyat›’nda ”Yeni Lisan” ad›yla bilinen bu hareket, Türkçe’den Arapça, Farsça ve Frans›zca tamlamalar›n ç›kart›lmas›n›, yaz› dili ile konuflma dili aras›ndaki ay›r›m›n ortadan kald›r›lmas›n› istiyordu. Dilde “ulusal” birli¤in gereklili¤ini savunan bu ak›m, “Türkçülük” fikrini yaymaya çal›fl›yordu. 1923 y›l›na kadar sürecek olan bu dönem edebiyat tarihinde “Milli Edebiyat Dönemi” olarak adland›r›l›r. Yakup Kadri bu ak›ma karfl› bir safta yer al›yordu, karfl› yaz›lar yaz›yordu fakat Ziya Gökalp’› tan›d›ktan sonra “dil meselesine ilmi bir çeflninin kat›lm›fl oldu¤unu gördü¤ünü” söyledi ve bu ak›ma sem-


biyografi

rulu Baflkan› oldu. 1974 y›l›nda Ankara’da hayat›n› kaybetti.

Sanat›, Romanlar› Stendhal, edebiyat› tan›mlarken “Bir roman boyunca gezdirilen aynad›r.” der. Yakup Kadri de, romanlar›nda bizi bu aynaya bakt›rarak kendimizi sorgulamam›z› sa¤l›yor. Sayfalar aras›nda gezerken tarihe tan›kl›k etmemizi sa¤l›yor. Çünkü yazar, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e kadar Türk halk›n›n girdi¤i kültür ikili¤ini, dini bak›mdan halk›n zihniyetindeki kaderci yaklafl›m›n›, Meflrutiyet dönemindeki iktidar kavgalar›n› ve Cumhuriyet’in kurulmas›yla birlikte onun yaflam tarz›n› ve ilkelerini romanlar›na yans›tm›fl. Çünkü Yakup Kadri’ye göre edebiyat, toplumu ve toplumun dertlerini anlatmal›d›r: “Kuvvetli eserler, okunduktan sonra biz de bir halet-i ruhiye b›rakanlard›r. O zamana kadar duyamad›¤›m›z, anlayamad›¤›m›z birtak›m hisler veyahut duyup da anlayamad›¤›m›z tesirler o nevi kuvvetli eserleri okuduktan sonra fluurumuzun ayd›nl›¤›na ç›karlar. Edebi eser nam›na her yeni yaz›, nesir, naz›m, roman veya tiyatro ekseriye esrar ile ahi benli¤imizi kaplayan yeni ayd›nl›kt›r.” Yazar›n bu edebi-siyasi romanlar› s›ras›yla Kiral›k Konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Yaban, Bir Sürgün, Ankara ve Panorama’d›r. “Çöküfl-savafl-devrim” üçlemesini tarihsel flartlar içinde yaratarak romanlar›n›n kahramanlar›n› birey haline getirmifltir.

pati duymaya bafllad›. Yakup Kadri’nin Üstlendi¤i Görevler Cumhuriyetin ilan edilmesinden sonra birikimlerini ve gözlemlerini romanlar›na aktard›. Fecr-i Ati döneminin içine giren “Bir Serencam Hikâyeleri”nden sonra “Kiral›k Konak” ile roman dünyas›na girdi, ard›ndan “Nur Baba” y› yazd›. 1923–1925 y›llar› aras›nda “Cumhuriyet” ve “Hâkimiyet-i Milliye” gazetelerinde yaz›lar yazd›. 1932’de dönemin ayd›nlar› fievket Süreyya, ‹smail Hüsrev, Vedat Nedim Tör, Burhan Asaf Belge ile birlikte “Kadro” dergisini ç›kard›. Derginin genel yay›n yönetmenli¤ini yapan Yakup Kadri, Ulusal Kurtulufl Savafl›’n› ve Cumhuriyet ‹ktidar›’n›n fikirlerini anlatmaya çal›flt›. Bu dergi Mustafa Kemal taraf›ndan da desteklenmesine karfl›n 1934 y›l›nda kapat›ld›. 1934 y›l›nda Tiran (Arnavutluk) büyükelçili¤ine diplomat olarak atand› hemen ard›ndan 1935 y›l›nda Prag (Çekoslovakya) elçili¤ine verildi ve 1939’a kadar bu görevde kald›. 1939-1940’ta Hollanda, 1942–1949 Bern (‹sviçre), 1949–1951 Tahran (‹ran) elçili¤i yapt›. Çok fazla sevemedi¤i bu iflinden 1955’te emekli oldu. 27 May›s 1960 ihtilalinden sonra “Kurucu Meclis” üyeli¤ine seçildi. Bu arada “Ulus” gazetesinde yazarl›k yap›yordu. 1961 y›l›nda CHP’den Manisa’dan milletvekili seçildi, ancak CHP’nin Atatürk ‹lkelerinden uzaklaflt›¤›n› söyleyerek 1962 y›l›nda istifa etti. 1965’e kadar ba¤›ms›z milletvekili olarak kald› ve son olarak Anadolu Ajans› Yönetim Ku-

Kiral›k Konak Bu roman, II. Meflrutiyet döneminde Osmanl›’n›n yar›-sömürge olma sürecinde Tanzimat’tan sonra bat›l›laflmaya yönelen devletin yaratt›¤› politikayla birlikte halk›n de¤er yarg›lar›n›n de¤iflmesi ve bunun sonucunda oluflan yozlaflmay› konu alm›fl. Romanda, konakta yaflayan Naim Efendi ve ailesinin yaflam tarzlar› sergilenmifl. Naim Efendi eski bir Osmanl› damad›, Servet Bey alafranga bir züppe, torunu Seniha ise bat›l›laflman›n sonucunda yozlaflm›fl bir tip. Bunlar›n yan›nda uzun y›llar boyunca Avrupa’da kalan Seniha’n›n sevgilisi Faik Bey, fliir ve sanat dünyas›nda yaflayan namuslu ve vatansever Hakk› Celis, roman›n di¤er kahramanlar› olarak karfl›m›za ç›k›yor. Avrupal›laflma “konak” ile birlikte simgeleflerek hayat›m›za sokulmufl. Yazar, Naim Efendi’yi flöyle tarif ediyor: “Naim Efendi ise ne çok zengin, ne de çok hesaps›zd›r. Pederinden kalm›fl bir serveti gençli¤inden beri oldukça büyük bir ihtimamla idare ve muhafaza ediyor. Kendisi Abdülhamid-i sani devri ricalinden olmakla beraber bu servete hiçbir fley ilave etmedi(…) Bununla beraber, Naim Efendi’nin iki esasl› fazileti daha var idi; bir valide bu kadar müflfik ve bir dul kad›n kadar titizdi.” Seniha karakterini ise çeliflkili çizen, onu tamamen yozlaflm›fl bir kad›n olarak göstermek istemeyen Yakup Kadri, onu di¤er bölümlerde yumuflak kiflilikli ama çözülmesi çok zor bir birey olarak karfl›m›za ç›kar›yor. Romandaki tek olumlu kifli ise hayat tarz›ndan dolay› piflmanl›k duyan Hakk› Celis. Seniha’ya âfl›k ama memleket sorunlar›na ilgisiz Hakk› Celis Bey, önceleri bireyselli¤i ile ön planday-

TEMMUZ 2007 | TAVIR | 15


biyografi

uygun olarak Bat›l›laflmay› simgeliyor. Hakk› Celis ise gerçek kiflili¤ini ve mutlulu¤unu, yurtsever kiflilerle paylaflt›¤› k›flla hayat›nda buluyor. Sonuç olarak; bu romanla beraber bir dönem çökmüfl, “Bat›c›l›k” olarak bize ait olmayan ve hayat›m›za giren her fley felaketle sonuçlan›yor. Sodom ve Gomore Sodom ve Gomore, Yakup Kadri’nin çöküflü en iyi anlatt›¤› romanlar›n›n bafl›nda gelir. Önce “Milliyet” gazetesinde yay›mlanan roman, ayn› y›l kitap haline getirilmifl. Sodom ve Gomore, bize hiç de yabanc› olmayan bir konuyu anlat›yor. Mütareke y›llar›nda iflgal alt›nda ‹stanbul; emperyalist ordu komutanlar›n›n, yerli-yabanc› iflbirlikçilerinin hayat›yla beraber yaflad›¤› çarp›k iliflkiler; di¤er tarafta ayn› ‹ngiliz emperyalizmine karfl› “Kuvay-› Milliye” ile Mustafa Kemal’in önderli¤inde verilen kurtulufl mücadelesi... Sodom ve Gomore, Tevrat’›n ünlü hikâyesine konu olan Ürdün’de iki flehrin ad›d›r. Bu iki flehir, vaktiyle günahkârl›k yapt›¤› için Tanr› gazab›na u¤rayarak yerle bir edilmifl. Romanda da Sami Bey ve ailesi ahlak sapk›nl›¤›ndan gazaba u¤ruyor. K›zlar› Leyla ise ‹ngiliz subay› ile evlenmek istiyor ancak Necdet ile niflanl›. Necdet ise Leyla’ya aflk› ile Ulusal Kurtulufl Savafl› aras›nda kalan edilgen bir kiflili¤e sahip. Buna ra¤men yine de roman›n en olumlu kiflisi denebilir.

“yaban” roman›ndan uyarlanan oyundan bir sahne ken daha sonra savafl koflullar›yla beraber de¤ifliyor ve toplumcu kiflili¤e sahip oluyor. Hakk› Celis’in kiflili¤i Yakup Kadri’nin kiflili¤iyle zaman içinde paralellik göstermeye bafll›yor. Yakup Kadri’yi Balkan Savafl›, Hakk› Celis’i ise Birinci Dünya Savafl› de¤ifltiriyor mesela. Her ikisi de ‘duygu ve hayal’den, ‘düflünce ve aksiyon’a kay›yorlar. Sanat anlay›fllar›nda da bir benzerlik var. “Sanat flahsi ve muhteremdir” formülü, Yakup Kadri’de “Sanat cemiyetin bir mal›d›r” formülüne gider. Hakk› Celis de hakiki fliirin, bir milletin kolektif ruhunu ifade eden fliir oldu¤unu, böyle flairlerin de evliya ile kahraman aras›nda say›labileceklerini söylüyor. Hakk› Celis’in Çanakkale’de ölmesi, Yakup Kadri’nin bedbinli¤ini gösteriyor asl›nda. Hakk› Celis hayat›na doyamadan ölüyor ve flehitli¤i roman›n di¤er kahramanlar› üzerinde pek etki yaratm›yor. Kiral›k Konak’›n en önemli özelli¤i, Tanzimat’›n ve bat›l›laflman›n do¤urdu¤u insan tiplerini, bireysel olarak ve mekân sorununu irdeleyerek anlatmas›d›r. Naim Efendi ile konak özdefllefliyor. Her ikisi de yitip giden bir dönemin simgesi oluyorlar. Servet Bey’in düflledi¤i ve kavufltu¤u modern apartman da onun karakterine

16 | TAVIR | TEMMUZ 2007

Romanda hemen hemen bütün kad›n tipleri ‹ngiliz ve Frans›z iflgal subaylar›n›n, onlara efllik edenlerin peflinde ya da onlarla birlikte oluyor. 17 yafl›ndaki Robert Kolejli Nermin, Azize Han›m, Madam Jimson bu çarp›k iliflkileri hiç utanmadan yafl›yorlar. Emperyalizm, yar›-sömürge ülkelere gerçek yüzünü gösterirken, uygarl›¤› sadece fiziki taklitten öte görmeyen ‹stanbul’un zengin ailelerinin ve iflbirlikçilerinin ahlak çöküntüsünü, kahramanlar›n bak›fl aç›s›yla yafl›yoruz. Necdet’in, Bat› hakk›ndaki görüflleri flöyle: “Garp medeniyetinin bütün la¤›m› öbür tarafa boflald›. Bir parça temizli¤e düflkün, titiz bir adam için orada bir dakika soluk almaya imkân kalmad›. T›kan›yorum. Bana biraz temiz hava, biraz temiz hava veriniz. (...) Siz bilmiyorsunuz as›l iflgal öbür tarafta oldu. Düflman çamurlu çizmeleriyle bizim evlerimize kadar girdi, k›zlar›m›z›, kar›lar›m›z› ve duvak yüzü görmemifl nazl› sevgililerimizi ellerimizden ald›lar ve onlara gözümüzün önünde istediklerini yapt›lar. Ve k›z› k›zla, erke¤i erkekle k›z›flt›rd›lar ve bütün tabii zevklere, tabi olmayan zevklerin sihrini, ›st›rab›n›, azab›n› katt›lar. Her birimizi bir ayr› ç›rp›n›flla oynatmaya bafllad›lar.” Yakup Kadri, yukar›da inceledi¤imiz iki roman›nda da tek olumlu tip yaratm›fl ve bu tipler her zaman sevdi¤i kad›nlarla mücadelenin aras›nda kalm›fl fakat daha sonra do¤ru yolu bulmufl karakterlerden olufluyor. Bu yüzden belki “Yaban”da, ayd›n, kendini çok sorgulayacak ama ayn› zamanda etraf›n› da küçümseyecektir. -sürecek- J


araflt›rma

dans›n ve karnavallar›n ülkesi brezilya ve müzi¤i nidal aras

Bu seferki dura¤›m›z Brezilya. Karnavallar›, festivalleri ve danslar›yla ünlü Brezilya, Latin Amerika'n›n önemli ülkelerinden biridir. Brezilya'n›n geçmifline k›saca bir uzanal›m.

nucunda sosyalist mücadeledeki kararl›l›k yerini teslimiyete b›rakm›fl. fiu anda ülkede, federal bir cumhuriyet kimli¤i tafl›d›¤› söylenen bir yönetim bulunuyor.

lardan dolay› geliflmifl. Ancak Portekiz krall›¤›, sömürgesi Brezilya’ya zarar vermeye devam etmifl. A¤›r vergiler uygulanm›fl ve alt›n üretiminde düflüfl yaflanm›fl.

Brezilya uzun süre Portekiz sömürgesi alt›nda kalm›fl, daha sonra Portekiz'den ayr›larak kendi krall›¤›n› kurmufl. Mücadeleler tarihindeki yerini, köle isyanlar›, krall›k karfl›t› ve askeri diktatörlük karfl›t› savafl›mlar, flehir gerillalar› mücadeleleri ile alm›fl. ‹flçi hareketleri, komünist parti ayaklanmalar› da bu ülke tarihi içinde önemli bir yere sahip olaylardan. Latin Amerika ve Küba devrimleri, Moskova'n›n siyasi gücü, çeflitli yönlerden buradaki siyasi hareketlili¤i de etkilemifl. Ancak tarihinde üç askeri darbe yaflam›fl, bir dönem de askeri diktatörlükle yönetilmifl. Bu sürelerde d›fla ba¤›ml›l›¤› artm›fl bunun so-

Sömürgecilik döneminde (1530–1700) flekerpancar› üretimi, fleker pancar› içkisi, tütün ve pamuk üretimi ekonominin önemli bir parças›yken; 17. ve 18.yy’da Almanya ve Fransa gibi Avrupa ülkelerinin fleker pancar› üretimine yo¤unlaflmaya bafllamas›yla buna ba¤l› olan ekonomide bir düflüfl yaflanm›fl. Bu dönemden sonra ekonomide d›fla dayal› aray›fllara gidilmifl.

Bütün bu dönemin ard›ndan sürekli kaynamalar yaflayan Brezilya, en sonunda 1822 y›l›nda Portekiz’den ayr›l›p kendi imparatorlu¤unu kurmufl.

18. yüzy›lda alt›n ve elmas gibi de¤erli madenlerin bulunmas› yeniden bir canlanmay› getirmifl. Ve sömürgecilere ba¤l›l›k biraz olsun azalm›fl, kendi ekonomisi bu de¤erli tafl-

Bu dönem, 1822–1889 y›llar› aras›nda devam eder. Kahve çekirde¤i ile kahve üretimi geliflmeye ve ekonominin temelini oluflturmaya bafllar. Kahve ihracat› yoluyla tüm dünya, Brezilya kahvesi ile tan›fl›r böylece. 1889–1930 y›llar› aras›nda, cumhuriyet dönemi yaflan›r. Anayasal demokrasi çok küçük bir kesim için geçerli bir yönetimdir. Zaten k›sa süre sonra askeri cunta dönemi bafllar. Getulio Dorneles Vargas, diktatör olarak uzun bir süre ülkenin yönetiminde olur. Askeri diktatörlük döneminden sonra ise Brezilya Federal Cumhuriyeti dönemi bafllar. Ülkenin karfl› karfl›ya kald›¤› en büyük problemler, dünyan›n birçok yerinde benzer flekilde; gelir da¤›l›m›ndaki eflitsizlik, ekonomik problemler, iflsizlik, ekonomik krizler ve kültürel yozlaflma olarak s›ralanabilir. Brezilya, co¤rafi olarak tropikal iklim içinde yer al›yor ve en yüksek hava s›cakl›¤› 40’›n üzerine ç›km›yor. Ülkede çok küçük bir dönem d›fl›nda sürekli yaz› görmek mümkün. Amazon ya¤mur ormanlar› ülkenin en çok bilinen do¤al güzelliklerinden ve bu ormanlar›n, iklimi belirleyen bir özelli¤i de var. Brezilya’da yaflayan etnik gruplar ve diller Brezilya, etnik çeflitlilik bak›m›ndan zengin

TEMMUZ 2007 | TAVIR | 17


araflt›rma

foto: özcan yaman

halk aras›nda yayg›n. Dini inan›fl› olmayan insanlar nüfusun %7,4’ünü oluflturuyor. Yani yaklafl›k 12 milyon kifli. Afrikal› kölelerin gelmesiyle çeflitli Afrikal› geleneksel dini inan›fllar da bulunuyor. En çok bilinen Afrikal› inan›fllardan biri; Candomble. Brezilya’da Müzi¤in Tarihi ve Türleri Brezilya'da müzik ilk olarak 1578’de kategorize edilmifl ve tan›mlanmaya bafllanm›fl. Burada yaflayan yerli “Tupi” halk›n›n müzi¤i ve danslar› keflfedilmifl. Jean de Lery ve Gabriel Soares de Sousa gibi araflt›rmac›lar yerli halk›n müzi¤i ve danslar›n› incelemifller, tan›mlamalar yapmaya bafllam›fllar. Tupi halk› d›fl›nda yerli halklardan baz›lar›; Tamoios ve Tupinambaslar olarak adland›r›l›yor. Kam›fl a¤›zl› flütleriyle K›z›lderililer, flark›c› ve kemanc›lar›yla Portekizliler, ritim çalg›lar›yla Afrikal›lar, Brezilya’y› bir müzik ülkesi haline getiren nedenler olarak s›ralanabilir. bir ülke. Portekizliler’in sömürgesinden sonra Portekizce resmi dil olmufl. Elbette çok farkl› halklar›n yaflamas› nedeniyle, çok farkl› diller de konufluluyor. Yerli halk›n konufltu¤u diller var. Arawak, Tupi, Carib bunlardan bir k›sm›. Ayr›ca Afrikal›lar’›n konufltu¤u diller de var. ‹spanyolca ise; Peru, Kolombiya ve Arjantin gibi ülkelerin buraya yak›n olmas› nedeniyle konuflulan dillerden. Brezilya'da aile kavram› önemli, bu nedenle ‹spanyol kültürüne de bir yak›nl›k söz konusu. Gelenekler nesilden nesile aktar›lmaya çal›fl›l›yor. Çok renkli etnik zenginlik görülüyor. Brezilya’da insanlar ten renklerine göre de¤il sosyal s›n›flara göre ayr›l›yor. Milattan önceki dönemlerde bu bölgeye yerleflmifl ilk gruplar K›z›lderililer. Çok farkl› isimlerle de an›l›yorlar. Brezilya’da yaflayan bu ilk yerliler “Tupi yerlileri” ya da Tupi-Guarani olarak biliniyor. Bunlar d›fl›nda; Je, Arawaklar, Caraibalar olarak isimlendirilen halklar yaflamakta. Daha sonra Portekizliler’in bu bölgeye gelmesi ve asimilasyon politikalar›, pek çok kültürel de¤iflim ve dönüflümün nedeni oluyor. Sömürgecilik döneminde buradaki yerli halk köle olarak çal›flmaya zorlanm›fl ancak a¤›r yaflam koflullar›na dayanamay›nca Afrika’dan köle olarak çal›flt›r›lmak üzere insan-

18 | TAVIR | TEMMUZ 2007

lar getirilmeye bafllanm›fl. Zaman içinde de karma bir ›rk oluflmaya bafllam›fl. Portekizliler farkl› renkte insanlar› birlefltirmenin daha iyi olaca¤›n› düflünmüfller ve böylece çok ›rkl› (melez) bir kesim oluflmaya bafllam›fl. fiu anda da nüfusun büyük bir ço¤unlu¤u; Portekizliler, Afrikal›lar ve melez halklardan olufluyor. Bunlar d›fl›nda pek çok ülkeden göçlerle büyük bir çeflitlili¤e sahip oluyor Brezilya. Bir dönem, Avrupa göçleri ile ‹talyan ve Almanlar yerlefliyor ama sonras›nda buradan ayr›lmak zorunda b›rak›l›yorlar. Tabii hala orada yaflayan bir kesim var. Arap göçleri ile Lübnan ve Suriye’den halklar da burada yaflamaya bafll›yorlar. Bu halklar, Brezilya’da yaflayanlar taraf›ndan Türk olarak adland›r›l›yorlar. Bu bölgelerin bir dönem Osmanl› topraklar› içinde olmas› bu düflünceye neden olmufl olabilir. Din Brezilya dünyada Roma Katolik nüfusunun en çok oldu¤u ülke; nüfusun büyük ço¤unlu¤u Katolik. Bunun yan›nda Protestanlar da yer al›yor. ‹slam ilk olarak Afrikal› köleler aras›nda inan›lan ve uygulanan bir din iken daha sonralar› Arap göçmenlerin uygulad›¤› bir din halini alm›fl. Latin Amerika'n›n en büyük Budist nüfusunun Brezilya'da oldu¤u biliniyor. Bunlar d›fl›nda spiritüalizm ya da ruhçuluk olarak bilinen inan›fl da bir k›s›m

Portekiz'in ülkeyi iflgaliyle birlikte yeni-sömürgeci müzik, bu bölgede kendini göstermeye bafllam›fl. ‹lk olarak romantik aflk flark›lar› olarak bilinen “modinha”lar yaz›lmaya bafllanm›fl. (Domingos Caldos Barbosa). Bu müziklerin kökeni bilinmiyor. Portekiz kökenli ya da Brezilya kökenli olduklar› konusunda fikirler var. Afrikal›lar’›n köle olarak getirilmesiyle, Afrika kökenli ve teatral bir müzik türü olan “lundu” burada etkili olmaya bafllam›fl. Lundu uzun süre Protekiz saraylar›nda da kullan›lm›fl. 17.yy.’da Bahia’da müzik okullar› kurulmufl, kraliyetin gelmesiyle müzikal etkinlikler artmaya bafllam›fl, tüm kiliselerde dini içerikli müzikler çal›nmaya bafllanm›fl. 18. yy.’dan itibaren Avrupa'n›n etkisiyle klasik müzik alan›nda yeni besteciler ortaya ç›km›fl ve çeflitli eserler verilmeye bafllanm›flt›r. ‹lk Brezilya operas› da bu dönemde yaz›lm›fl ve icra edilmifltir. Sonras›nda Klasik Bat› Müzi¤i'nin geleneksel halk ezgileriyle harmanlanmas› sonucu "Avangard" diye nitelendirilen yeni bir mü-


araflt›rma

zik ortaya ç›km›flt›r. Heitor Villa Lobos bu ak›m›n öncülerindendir. Brezilya'da yaflayan yerlilerin geleneksel müzi¤i hakk›nda elde kaynak, kay›t veya notalar bulunmad›¤›ndan tam anlam›yla kesin bir bilgi yok; ancak yerli halk›n müzi¤i zaman içinde Portekizliler, Avrupal›lar ve Afrikal›lar’›n müziklerinin etkisiyle kültür ve müzik çeflitlili¤i içinde yerini alm›fl. Ya¤mur ormanlar›nda yaflayan yerliler bu ormanlar›n seslerini taklit niteli¤i tafl›yan bir müzik gelifltirmifller; genelde de kam›fltan dilli-üflemeli çalg›lar kullanm›fllard›r. Misyonerler Brezilya’ya geldiklerinde K›z›lderililer’in vurmal› ve üflemeli çalg›larla yapt›¤› törensel flark›lar ve danslarla karfl›laflm›fllar. Bu misyonerler, sonras›nda orijinal sözleri, H›ristiyanl›¤a ait dini sözlerle de¤ifltirmifller ve böylece yerlilerin “tupi” diliyle H›ristiyanl›¤a ait dini sözler söylenmeye bafllanm›flt›r. Do¤u Amazon bölgesinde en çok bilinen müzik türü “carimbo”. Daha sonra bu müzik türü salsa, merenge gibi Latin Amerika’n›n di¤er müzik türleri ile iç içe geçmifl ve elektronik alt yap›lar eklenmifl. Bunun sonucunda dünyada uzun süre popülerlik kazanm›fl “Lambada” ortaya ç›km›flt›r. 1930’lardan itibaren popüler müzik geliflmifl, bu müziklerde kullan›lan enstrümanlar ise, cuica, tambourine, tava, flüt, gitar ve piano olmufltur. Popüler müzik alan›nda bir döneme besteleriyle ad›n› yazm›fl olan Ary Barroso ve onun bestelerini icra eden ayn› zamanda bir Hollywood sanatç›s› olan Carmen Miranda bu dönemin ve müzi¤in bilinenleri aras›nda say›labilir.

Brezilya’daki di¤er müzik türlerini flu flekilde özellikleriyle aç›klamaya çal›flal›m: Musica Popular Brasileria: Brezilya popüler müzi¤i. fiu anda bilinen Brezilya pop müzi¤i de diyebiliriz. Pop müzi¤in bilinen ünlü isimleri; Gal Costa, Maria Bethania ve Elis Regina. Besteciler ise; Chico Buarque, Milton Nascimento, Gilberto Gil, Caetano Veloso v.s. Bossa Nova: ‹lk olarak Rio De Janerio’da ortaya ç›km›fl, caz armonilerinin, düflük ritimli samba vurufllar› ile birlefliminden oluflan bir müzik türüdür. 1950'li besteciler ve en çok bilinenlerden Antonie Carlos Jobim bu müzi¤in yarat›c›lar›ndan. Daha çok caz standartlar›nda bir müzik olmufltur. Tropicalia: Diktatörlük döneminde flehir gerillalar› taraf›ndan ve sistemi de¤ifltirmek için verilen savafl›mlar s›ras›nda kullan›lan bir müzik türü. Farkl›, kendine özgü bir tarz. Gilberto Gil ve Caetano Veloso Amerikan ve Avrupa stillerini elektrik gitar ve farkl› Brezilya ezgileriyle birlefltirince bu tür ortaya ç›km›fl. Daha çok politik içerikli olan bu flark›lar sonucu Veloso ve Gil askeri hükümet taraf›ndan s›n›r d›fl› edilmifl ‹ngiltere'ye gitmek zorunda b›rak›lm›fllard›r. Repentismo: Bir çeflit balad olarak nitelendi-

riliyor. Do¤açlama sözlerle dinleyicinin önerileri do¤rultusunda bir icra söz konusu. Frevo: Karnaval s›ras›nda yayg›n olarak yap›lan bir müzik. Forro: Kuzeydo¤u Brezilya’da dans formunda h›zl› ritimli bir müzik. Temmuz festivalinde çok yayg›nd›r. Forro müzik gruplar› yemek isimleri ile an›l›yor. Forro dans› bu müzi¤in dans› ve ikili bir dans. Davul, triangle ve akordeon bu türde birlikte çalan çalg›lar. 1980’lerde ünlü olan “Lambada” ya öncülük ediyor. Luiz Gonzaga, “Asa Branca” adl› flark›s›yla Forro’nun ünlü müzisyenlerinden. Musica Nordestina: Kuzeydo¤u Brezilya'da her tür popüler müzik için kullan›lan genel bir terim. Yavafl ritimler, a¤›r yürüyüfller yer al›yor. Akordeon ve gitar kullan›l›yor. Bu bölgede Afrika ritimleri ve Portekiz ezgileri birleflip maracatu formunu ve bir çeflit dans müzi¤ini oluflturuyor. Afro-Brazilian (Afrika ve Brezilya etkili müzikler) müzik Samba: 20.yy bafllar›nda Rio de Janerio yak›nlar›nda yaflayan Afrikal›lar aras›nda geliflmeye bafllayan bir müzik olan samba daha sonralar› genifl bölgelere yay›lm›fl, di¤er halklar aras›nda da bilinen bir müzik ve

Portekizce’de a¤lamak anlam›na gelen “choro” kelimesi bir müzik türüne ad›n› vermifl ve bildi¤imiz a¤›t format›nda bir müzik türü olmufltur. 19. yüzy›lda Rio De Janerio kökenli, enstrümantal, do¤açlamaya dayanan bu müzik içinde kimi zaman solo bölümler de yer al›yor. As›l olarak flüt, gitar ve cavaquinho ile icra edilen bir türdür. Cavaquinho, gitara benzeyen ama daha küçük boyutlarda ve dört telli bir çalg›d›r. 1960'lara gelindi¤inde bu müzik türünün yavafl yavafl ortadan kaybolmaya bafllad›¤› görülür. Ancak 1970’lerden sonra tekrar popüler olmaya bafllam›fl ve günümüze kadar gelmifltir.

TEMMUZ 2007 | TAVIR | 19


araflt›rma

dans türü olmufltur. Samban›n pek çok çeflidi oluflmufl zaman içerisinde. Uluslararas› düzeyde en çok bilinen ve özellikle karnaval s›ras›nda çal›nan, “Samba de Endredo”. Di¤er samba türleri ise:

Apaches de Tororo ad›ndaki gruplar güçlü vurmal› çalg› stilleri kullanm›fllar ve s›k s›k polisle karfl› karfl›ya gelmifller.

Samba de Breque: Reggie tarz› Samba-Cançao: Tipik gece klübü tarz› Samba pagode: Modern popüler tarz.

Bahian karnaval›nda en çok bilinen gruplardan biri Ile Aiye. 1974 y›l›nda en büyük siyah nüfusunun oldu¤u bir bölgeden ç›km›fl bir gruptur. Bu grup Bahia’daki siyah halk›n bilinçlendirilmesi için çal›flm›fl.

Capoeira Müzi¤i: Afrikal› kölelerin savunma ve savafl sporu olarak gelifltirdi¤i capoeira kendi müzi¤iyle yap›l›r. Bu müzik tarz›nda soru-cevapl› bir form yer al›r. Capoeira’n›n en temel çalg›lar›, berimbau, atabaque ve pandeiro. Capoeira flark›lar› do¤açlama ya da deneyimli hocalar›n popüler besteleri olabilir.

‹lk kuruldu¤u dönemde polis engeliyle karfl›laflm›fl, pek çok defa iflkencelere maruz kalm›fl, medya taraf›ndan sansür yemifl. Karnaval s›ras›nda grubun yüzlerce müzisyeni, dansç›s› ve eleman› oluyor. Bu grubun geçifli s›ras›nda tüm karnaval alan›nda Afrika’n›n, Afrika-Brezilya kültür ve dininin ne kadar önemli oldu¤u üzerine flark›lar duyuluyor.

Maracatu: Karnaval s›ras›nda çal›nan bir müzik olan maracatu, geleneksel Afrika-Brezilya müzi¤idir. Portekiz melodileri Afrika ritimleri ile birlefliyor bu türde. Sömürgecilik dönemlerinde geçit törenlerinde kral› karfl›larken kullan›l›rm›fl. Bu müzik türünde kullan›lan çalg›lar; büyük alfaia davulu, büyük metal gong, trampet ve shaker.

Brezilya’da dans ve müzik birbirinin ayr›lmaz birer parças›. Bu yüzden ço¤unlukla her müzik türünün kendi dans stili var. Ve bu danslar olmadan bu müzikler, müzikler olmadan da dans olmuyor. Brezilya’da tropikal iklim bask›n oldu¤u için sürekli yaz ve sürekli festival ve karnavallara rastlamak mümkün. Karnavallar Brezilya’n›n en önemli kültür etkinlikleri. Her flehrin kendi karnaval› var. Ve bu karnavallarda müzikler, danslar, e¤lenceler alabildi¤ine sürüyor.

Afoxe: "Candomble" (geleneksel bir karnaval) gelene¤inde dinsel bir müzik. Gandhi’nin o¤ullar› anlam›na gelen Filhos de Gandhi ad›nda bir grup bu müzi¤i ilk olarak 1949'da Salvador’da karnaval s›ras›nda çalm›fl. Bu grubun ortaya ç›k›fl› devrimsel bir nitelik tafl›yor; çünkü o zamana kadar Salvador’da karnaval geçitlerinde sadece beyaz tenli insanlar yer al›yormufl. Samba-Reggae: Jamaica Reggae'si ile samba kar›fl›m› bir tür. Olodum ad›nda bir grubun öncülü¤ünü etti¤i bir müzik olarak görülmüfl ve bu grup flark› sözlerinde politik içerik kullanm›flt›r. Pagode: Samban›n bir türü olan, Rio de Janerio kökenli bir müzik. Çok çeflitli yemek, dans ve müzikle kutlama anlam›na geliyor. 1960'lar›n sonunda Bahia bölgesindeki siyahlar, Salvador'daki karnaval s›ras›nda Amerikan yerli (yerli halk, k›z›lderililer) k›yafetlerini giymeye bafllam›fl, bunu da geçmifllerindeki ortak mücadelelerinin bir simgesi olarak yapm›fllard›r. Comanches do Pelo ve

20 | TAVIR | TEMMUZ 2007

Rio Karnaval› büyük bir stadyumda yap›l›yor. H›zl› ritimler bask›n. Bahia’da sokak e¤lenceleri fleklinde bir karnaval yap›s› var ve daha yavafl ritimler hâkim buradaki müziklerde. Pernambuco’da ise Afrikan müzi¤i ve kültürü etkilerini ço¤unlukla görmek mümkün. Çalg›lar Agogô: Yoruba geleneksel müzik aletlerinden ve bu dilde zil ya da gong anlam›na geliyor. Samba çalg›lar›ndan belki de en eskisi, iki veya tek zilli olabiliyor. Perküsyon çalg›lar› aras›nda en tiz sese sahip olan çalg›d›r. ‹ki farkl› boyuta sahip iki metal zilden olufluyor. Her birinden farkl› sesler üretilebiliyor. Atabaque: Gövdesi Brezilya’daki baklagil ailesine ait a¤açlardan olan, üstü s›¤›r derisi vurmal› bir çalg›. Bu çalg› Capoeira, Maculele danslar› ve afro-brazil dini olan condomble s›ras›nda kullan›l›yor. Boyutlar›na göre de çeflitlilik gösteriyor.

Berimbau: Capoeira’da kullan›lan tek telli yayl› bir çalg›d›r. Capoeira'n›n savunma ve dövüfl olarak kullan›ld›¤› dönemlerde savaflç›n›n berimbaunun ucuna bir jilet takarak çald›¤› söylenmektedir. Shekere: Afrika kökenli bir çalg›. Perküsyon ailesinden. Pandeiro (tambourine) : Do¤u Afrika kökenli bir çalg›. Tef ailesinden vurmal› bir çalg› aleti. Zilli tef ve küçük olan›na pandeiro deniliyor. Capoeira'n›n çalg›lar›ndan ayn› zamanda. Carimbo: Bir çeflit Afrika davulu. Ayn› zamanda dans ve müzik türü olarak da bu davulun vurufllar›ndan yola ç›karak kullan›l›yor. Bu geleneksel çalg›lar d›fl›nda piyano, gitar, bas, flüt gibi çalg›lar› da Brezilya müzi¤inin çeflitlili¤i içinde görmek mümkün. Brezilya'da kültür çeflitlili¤i farkl› kültürlerin etkileflimiyle bugünkü halini alm›flt›r. H›ristiyanl›¤› yaymak için gelen Portekizliler büyük etkiye sahip. Onun d›fl›nda çok uluslulu¤un di¤er etkenlerinden olan K›z›lderililer, Brezilya'da yemek kültüründen dile çok genifl bir etkiye sahip. Afrikal›lar’›n köle olarak getirilmesi yeni bir kültürü daha tan›tm›fl bu bölgeye. Özellikle müzik, dans, yemek, din, dil bu genifl etkileflimin elemanlar›. Brezilya'y› bu sayfalara s›¤d›rmak elbette zor ama en genel hatlar›yla Brezilya müzi¤i ve kültürüne iliflkin bilgiler vermeye çal›flt›k. Dans›n ve karnavallar›n ülkesi Brezilya dünya içerisinde de müzikal anlamda etkileyici bir yere sahip olmufltur.

Kaynakça: http://www.brazilbrazil.com http://www.knowledgerush.com http://www.humanitiesweb.org http://www.kwintessential.co.uk http://en.wikipedia.org http://www.grovemusic.com Ed Morales, The Latin Beat Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi- ‹letiflim Yay›nlar› ❏


fliir

izin verin de metin alt›ok

metin alt›ok

Benim bu dünyada bir yerim olmad›, Kuytu gövdemi saymazsak e¤er. Gövdem ki varla yok aras›, Hem varl›¤a, hem yoklu¤a de¤er. Ama yüre¤im hiç solmad›. Bir gül koklayay›m izin verin de. Ben yaflama da, ölüme de inand›m; Tamamlarlar san›rd›m eksiklerimi. Çarfl›lar› hep birlikte gezerdik; Biri dostumsa, sevgilimdi öteki. ‹kisinin ad›n› yanyana and›m. Bir soluk alay›m izin verin de.

TEMMUZ 2007 | TAVIR | 21


öykü

arpal›kta panik var! sinan gümüfl

Gözün alabildi¤i her yerin yemyeflil otlaklarla, alt›n sar›s› samanlarla, çeflit çeflit meyve a¤açlar›yla dolu oldu¤u, hayvanlar âlemi için adeta bir cennet olan Arpal›k; uzun bir dönemdir inek ve öküzlerden oluflan kalabal›k bir sürü ile beygirlerden oluflan daha küçük bir sürüyü a¤›rlamaktayd›. Arpal›k’a gelebilmek öyle kolay de¤ildi. Arpal›k’›n d›fl›nda, çevrede yaflayan köylüler taraf›ndan özenle seçilen hayvanlar buraya getirilerek b›rak›l›yordu. Burada beslenen bir hayvan, tarlalarda çok daha güçlü çal›flabilir, etiyle sütüyle çok daha verimli olabilirdi. Arpal›k’ta flu an var olan iki sürüye mensup hayvanlar, bir önceki karmafladan ç›kar›lan derslerle özenle seçilerek Arpal›k’a gönderilmiflti. Çünkü bir öncesinde, çok daha karmafl›k hayvan topluluklar› vard› Arpal›k’ta ve her biri yiyip içip semirmekten baflka bir fley yapmam›flt›. Ne köylerine gitmifl, ne köylülere bir faydalar› dokunmufltu. Köylüler de bu hayvanlar› bir güzel kesip yemifl, yerlerine bu yeni hayvanlar› getirmiflti. Gerçi bu döngü on y›llard›r süregeliyordu. Köylüler her defas›nda bir umutla hayvanlar›n› buraya gönderiyordu. Ama Arpal›k’a gelenler, buray› ya¤malaman›n, buras›n› kendi keyfini sürmesinin bir alan› olarak görmenin d›fl›nda bir fley yapm›yordu. Arpal›k’›n yap›s› da bunun d›fl›nda bir fleye izin vermiyordu zaten. Ad› üstünde, arpal›kt› buras›. Köylüler buna ra¤men hep bir umut besliyor, hayvanlar›n› buraya gönderiyordu, ›srarla. Ama yine kendi tarlalar›n› kendileri

22 | TAVIR | TEMMUZ 2007

sürüyorlard›. Ne sütten faydalan›yorlard›, ne ya¤dan. Bu son hayvan sürüsünde de farkl› bir fley olmad›. Onlar da kendilerine yüklenen umutlar› Arpal›k’a ad›m atar atmaz h›zla terk etmifl, telaflla otlaklara sald›rm›fllard›. Zamanla hepsi besili, iri-yar› ama tembel, miskin, hiçbir ifle yaramayan, sadece yiyen birer öküze, ine¤e, beygire dönüflmüfltü. Bu gönderilen hayvan sürülerinin de bir faydas›n›n olmayaca¤› art›k anlafl›l›yordu. Bafllar›na gelecek sonu iyi bilen inek ve öküz sürüsünün ileri gelenleri (bkz. Tav›r 2002Kas›m "Arpal›k’ta Telafl Var", Tav›r 2002Aral›k "Arpal›k’ta Heyecan Var"), köylüler henüz net bir kan›ya varmadan bu iflin içinden s›yr›lman›n yolunu aramaya koyuldular. Buraya geldiklerinden bu yana y›llar geçmiflti ama ne bir ifle katk›lar› olmufl, ne bir yaraya derman olmufllard›. Arpal›k’tan ç›kmaz olmufllard›. Göstermelik olarak zaman zaman köye iniyor ve süt veriyorlard› ama bu o kadar sembolikti ki, köylüler y›l içinde sütsüzlükten ve dolay›s›yla ya¤s›zl›ktan, peynirsizlikten, sürülmeyen tarlalar nedeniyle de sebzesizlikten k›r›l›yordu. ‹flte bu durum, kaç›n›lmaz sonlar›n› haz›rl›yordu. Buna bir dur demek gerekliydi. Buras› cennetten bir bahçeydi ve asla d›fl›na düflmemek gerekliydi. Bu nedenle, yeniden burada kalabilmenin yolunu yöntemini aramaya bafllad›lar. Tart›flmalar çok hararetliydi. Öküz ve inek sürüsünün bafl›, geldi¤i andan itibaren

verdi¤i hiçbir sözü tutmam›fl olmay› unutturmak, kendini sempatik göstermek derdine düflmüfltü. Ve kendisi ile birlikte hareket eden, tüm otlaklarda onun arkas›nda yürüyen, kendi saman›n› onunla paylaflan di¤er inek ve öküzleri de kendisi ile birlikte kurtarmak istiyordu. Onun izinden giden di¤erleri de ayn› dertten muzdarip, onun iki duda¤›na bak›yordu. Her biri, yapaca¤› plana kendisini de dâhil etmesini umuyordu. Bafl öküz, kendisinin ve di¤er baz› arkadafllar›n›n orada kalabilmesi için içlerinden baz›lar›n›n feda edilmesi gerekti¤ini biliyordu. Yine zay›f kalanlar, fazla semiremeyenler öne sürülecek, bir nevi harcanacaklard›. Onlar hastal›kl› olarak gösterilecek, böylelikle kendileri sa¤l›kl›, güçlü kaslara sahip hayvanlar olarak orada kalmaya devam edecekti. Öküz ve inek sürüsü cephesinde bunlar yaflan›rken, beygirler sürüsünde baflka bir panik vard›. Öküzlerin bu h›zl› karar› karfl›s›nda haz›rl›ks›z yakalanm›fllard›. Onlar›n say›s› azd› ama yine de kendilerinden bir beklenti vard›. Dolay›s›yla benzer bir eleme onlar için de yap›lacakt›. Bu iki büyük sürünün d›fl›nda ayg›rlar gibi, mandalar gibi irili ufakl› baflka sürüler, ya da çakallar gibi, tilkiler gibi tek tek hayvanlar da vard›. Bunlar da kendi çaplar›nda burada kalma hesaplar› yapmaya bafllam›flt›. Arpal›k cennetten bir parçayd›. D›flar›ya yani köylere ifl yapma bahanesi ile gelinir ama sadece ve sadece kendin için yaflan›l›r, semirilirdi. Buraya girmek zordu, bu nedenle


öykü

giren ömrü boyunca ç›kmak istemiyordu. Sürülerin en ya¤lanm›fllar›, en besilileri, Arpal›k’› en fazla ya¤malam›fl olanlar›, her zamanki gibi yine bir araya geldiler. Vücutlar›yla güç gösterisi yapacak, köylülerin gözünü boyayacaklard›. Taktik bu flekilde belirlenmiflti. Zay›f ve çelimsiz olanlar ise kendilerinin burada kal›fl›n›n teminat› olacakt›. Çünkü onlar, görüntüleri ile hiçbir ifle yaramayacaklar›n› ba¤›r›yorlard› adeta. Bu duruma içerleyen zay›flar, her zaman oldu¤u gibi bir araya gelerek güç oluflturmaya ve böylelikle Arpal›k’ta kalabilmeye çal›fl›yorlard›. Ancak ne yaparlarsa yaps›nlar, sonlar› daha öncekilerden farks›z olacakt›. D›flar›da ifle yaram›yor olmalar›n›n cezas› olarak balta ve sat›rlar onlar› bekliyordu. “Bari etleri ile bir ifle yaras›n”d›.

Arpal›k’›n içindekiler, kendi sürülerinden elediklerinin yerine, d›flar›daki köylerden kimleri alabileceklerini de çoktan belirlemiflti. Arpal›k’ta kalabilmek için her yolu deniyorlard›. Hatta bunun için asl›nda kendi cinslerinden olmayan hayvanlar›n dahi kendi sürülerine kat›lmas›na ses ç›karm›yorlard›. Yeter ki bu durum köylülere sempatik gelsin. ‹nek, öküz sürülerinin içinde beygirler, beygir sürülerinin içinde mandalar, mandalar›n içinde eflekler görülüyordu tek tük. Ve hepsi de bu durumlar›n› gayet normalmifl gibi göstermeye, her fleyin asl›nda köylülere en iyi hizmet için yap›ld›¤›na ikna etmeye çal›fl›yordu. Eflekler inek sesi ç›karmaya çal›fl›yor, onlar gibi davranmaya gayret ediyordu örne¤in. Ondan bir fark› olmad›¤›n› kan›tlamak için neredeyse süt vereceklerdi. Ayn› durum kiflnemeye çal›flan bir öküz için de geçerli

olabiliyordu. Ya da an›ran bir inek… Arpal›k tarihinin en komik görüntüleri oluflmaya bafllam›flt› bu defa. Her fley Arpal›k’a girebilmek, Arpal›k’ta kalabilmek içindi. Bunun için her türlü saçmal›¤a imza atmaya dünden raz›yd› herkes. Çünkü oraya girdi¤inde bütün dertlerinden kurtulacak, zevk-ü sefa içinde yaflayacakt›. ‹flte bu saçmal›¤› gören kimi köylüler, Arpal›k’›n hiçbir dertlerine çare üretemeyece¤ini anlad›lar. Hayvanlar›n kendi do¤as›na ayk›r› davran›fllarda bulunmalar›, garip garip sesler ç›karmalar› bunun en somut göstergesiydi. Arpal›k, giden hayvan›n ak›l sa¤l›¤›n› bozuyordu. Ve böyle bir hayvandan da fayda beklemek saçma olurdu. Bu nedenle Arpal›k, varl›k de¤il yokluk demekti. Bolluk de¤il k›tl›k demekti. ❏

TEMMUZ 2007 | TAVIR | 23


albüm

barak’a yeni bir nefes: özlem taner enver özüdo¤ru

Geçti¤imiz haftalarda, yeni bir albüm daha müzik marketlerdeki yerini ald›. Özlem Taner'e ait olan “Türkmen K›z›”, Kalan Müzik etiketiyle yay›nland›.

Türkü söyleyen genç sesler içinde Özlem, sesiyle ve yorumuyla gelece¤e dair umut veriyor. Özlem, sesinin yan› s›ra, kimi flark›lara ba¤lamas›yla da kat›l›yor.

Bir halk müzi¤i albümü olan Türkmen K›z›'nda, albümün ad›ndan da anlafl›laca¤› üzere yo¤unlukla Türkmen yörelerinin türküleri yer al›yor. Albümde Neflet Ertafl'tan “Yalan Dünya”, Muhlis Akarsu'dan “Bu Sene ve Sunam”, Mahzuni fierif'ten “Bu Mezarda Bir Garip Var” türküleri de Taner'in yorumu ile bulufluyor. Haz›rlan›fl›n›n 5 y›l› buldu¤u ifade edilen albüm, ayn› zamanda Özlem Taner'in ilk albümü olma niteli¤i tafl›yor.

Tüm bunlarla beraber, Özlem Taner bu albümde albüm sahibi olarak de¤il, daha çok konuk olarak duruyor. Albümün düzenlemelerinden haz›rlan›fl süresine, flark› seçiminden s›ralamas›na, albüm isminden kapak foto¤raf›na kadar birçok yan›na bak›ld›¤›nda bu gerçek ortaya ç›k›yor.

Özlem Taner'in sesini son derece baflar›l› kullan›fl›, albüm dinlendi¤inde ilk göze çarpan yan oluyor. Sesteki Antep-Barak havalar›na hâkimiyet dikkat çekici. Solistin türkülerdeki anlat›mla bütünleflmesi ayr› bir yorum gücü kazand›r›yor. ‹yi e¤itimli bir sesle okudu¤u türkülerin ustaca hakk›n› verdi¤ini söylemek mümkün. Kendine özgü bir anlat›m›, söyleyifl tarz›n› gelifltirdi¤i görülüyor.

Kalan Müzi¤in sahibi Hasan Salt›k, Aynur Do¤an'›n “Keçe Kurdan” albümünü olufltururken yeni bir tarza baflvurmufl, de¤iflik türküleri de¤iflik aranjörlerin düzenlemesini istemiflti. Düzenlemeleri yapan her aranjör, farkl› stüdyolarda çal›fl›yor, çalg›lar› farkl› müzisyenlere çald›r›yordu. Böylelikle flark›lar›n birbiri ile benzeflmesi engelleniyordu. Bu albüm, farkl›l›¤›n›n da etkisiyle ciddi bir baflar› yakalam›flt›. Bu tarz›n baflar›l› olmas›ndan dolay›d›r ki, Hasan Salt›k benzer yöntemi farkl› albümlerde de denemeye bafllad›. Üstelik düzenlemeleri yine ayn› kiflilere yapt›rarak. Erol Mutlu, Serdar Atefler, Sunay Özgür, G. Aytekin Atafl, Kemal Sahir Gürel. Her birine birer ikifler flark› vererek birbirinden çok farkl› karakterlere sahip flark›lar ortaya ç›karmaya bafllad›. Hasan Salt›k'›n, Aynur'da ve baflka baz› projelerde denedi¤i bu tarz› flimdi de Özlem Taner'in albümünde denedi¤i görülüyor. Yine ayn› müzisyenlere paylaflt›r›lm›fl flark›lar, kar›flt›r›larak iç içe sunuluyor. Önce G. Aytekin Atafl'›n bir uzun havan›n alt›nda vur-

24 | TAVIR | TEMMUZ 2007

mal› çalg›, tambur ve efektif sesleri ritmik bir flekilde yürüttü¤ü düzenlemesi, hemen ard›ndan Sunay Özgür'ün yine bir uzun havaya bateri, elektrik gitar ve keyboard ile yapt›¤› daha bat› düzenlemesi, ard›ndan Serdar Atefler'in bir halk türküsüne elektronik seslerle yapt›¤› pop düzenlemesi, derken Erol Mutlu'nun Kardefl Türküler'den de çok aflina oldu¤umuz ‘mute’ ba¤lamas› ve vurmal› çalg›larla yapt›¤› düzenlemesi... Birbirinden çok farkl› düzenleme karakterine sahip flark›lar arka arkaya sunuluyor yine. D›flar›daki düzenlemelerden fark› olma kayg›s› ile yap›lan altyap›lar›n, belki gerçekten d›flar›dan ayr›flt›¤›n› söylemek mümkün. Bu yan›yla Özlem Taner'in kendi ifadesi ile “bilindik türkü albümlerinden” gerçekten de farkl› bir albüm. Ama bu albümün Kalan Müzik’in, özellikle de Hasan Salt›k'›n her aflamas›nda mutlak söz sahibi oldu¤u albümlerin bir kopyas› oldu¤unu söyleyebiliriz. Böylelikle albümünü ilk defa dinlemekte oldu¤unuz biri olmaktan ç›k›p, son derece aflina oldu¤unuz birisi oluveriyor Özlem Taner. Aynur'un "Keçe Kurdan" yani Türkçe "Kürt K›z›" isimli ilk albümü ile Özlem Taner'in "Türkmen K›z›" isimli albümü aras›nda say›s›z benzerli¤e tan›k oluyoruz. Bu nedenle, Kürtçe'de Aynur ile yap›lan denemenin Türkçe'de de Özlem'le gerçeklefltirildi¤ini ifade edebiliriz. Özlem Taner'in güzel sesi ve güçlü yorumlar›yla oluflturulan "Türkmen K›z›" dinlemeye de¤er bir albüm. Ama kimse albümde kendine özgülük, s›ra d›fl›l›k aramas›n diye de ekleyelim. J


izlenim

1 may›s’a aç›lan kap› seda karasu

O gün epey yo¤undu ‹stanbul sokaklar›. 1 May›s’t› ya, ondan. Bir yandan gaz bombas› atan polisler, di¤er yanda çat›flan, Taksim’e ulaflmak için u¤raflan binler… Eeee bunca olay yaflan›r da bunu bir anlatan ç›kmaz m›? Ç›kt› iflte... Hem de çok ilginç bir anlat›m... Gittik, gördük… Sonra oturduk, performans›n düzenleyicileriyle sohbet ettik. Yaklafl›k iki saatlik sohbetin bant çözümünü aktarmak de¤il ama murad›m›z. Sergiyle birlikte neleri amaçlad›lar, nelerle karfl›laflt›lar, ne sonuçlar ald›lar, onlar› anlatmak içindi sohbetimiz. Tabi sohbetten ald›klar›m›z› sat›r aralar›nda okuyacaks›n›z… “1 May›s 2007 sabah saat 10.00 civar›nda Befliktafl’tayd›k. Yürüyerek Kabalc› Kitabevi’ne kadar gelmifltik ki, arkam›zdan bir kalabal›¤›n yaklaflt›¤›n› fark ettik. Polis gaz bombas› at›yor, herkes kaç›fl›yordu. Gaz o kadar yo¤undu ki kendimizi bir apartmana zor att›k. Ancak polis bunu gördü ve apartmana da gaz atmaya bafllad›. Bu yüzden merdivenleri ç›kt›k. Bir bayan ast›m hastas› oldu¤unu ve dayanamayaca¤›n› söyledi. Biz de 9 numaral› kap›y› k›r›p kendimizi dairenin içine att›k. Nefes alma için pencereye kofltu¤umuzda polisin afla¤›da bekledi¤ini gördük ve polis gidene kadar evde kald›k. Özgür yaflam alan›n›za yapt›¤›m›z müdahaleden ötürü özür dileriz. Aram›zda toplayabildi¤imiz kadar paray› b›rak›yoruz. Teflekkürler…” ‹lginç de¤il mi bu sözler? Bu sözler, üzerinde 9 yazan bir kap›ya as›l›. Bir odan›n ortas›nda öylece as›l› durmufl kap›. Önden bakt›¤›n›zda bu kap›n›n niye tavandan salland›r›ld›¤›na anlam veremiyorsunuz mesela. Ama arkas›na geçip bu yaz›y› okudu¤unuzda anlam›n› buluyor. Bu, bir performans›n en ilginç parçalar›ndan biri. Performans, TMMOB’a ait bir binan›n bodrum kat›nda sergileniyor, ad› da “30 Y›l 30 Gün Sonra 1 May›s / ‹nteraktif Video Ve Performans Gösterisi”… Performans› düzenleyenler de kendi adlar›n› “Refleks Eylem Grubu” olarak belirlemifller… “Bask›lara karfl› an›nda tepki ve deflifre çabas›” olarak tan›ml›yorlar yapt›klar›n›… Ama buradan söyleyelim ki, isim de dâhil hiçbir fleyin onlar için kesinli¤i yok. Mutlak bir

fley gibi bakm›yorlar bu duruma. “1 May›s’ta yaflad›klar›ndan etkilendikleri için” girmifller bu iflin içine. Gördüklerini paylaflmak, görmediklerini ise yaflamak istemifller… As›l olarak 6 kifli emek harcam›fl haz›rl›k süreci boyunca. 20- 25 kifliye varan bir çevreden de yard›m alm›fllar… Kendi deyimleriyle, anarflistler. Tabi burada anarflizmi ve ülkemizdeki anarflizmin ç›kmaz›n›, onlar›n bunun neresinde durduklar›n› tart›flmayaca¤›z. Anarflizme bizim bak›fl aç›m›z, elefltirilerimiz belli. Yaln›z bizim murad›m›z sergi nezdinde, 30 y›l sonra gündemimizin en önemli yerini kaplayan 1 May›s’a vurgu yapmak sadece, yoksa ideolojik farkl›l›klar de¤il… Bu yüzden bunu bir kenara b›rakarak konufltuk kendileriyle. “‹nsanlar› kendi vicdanlar›yla bafl bafla b›rakmak, buradan ç›kt›klar›nda ne almak istiyorlarsa, neleri eksik kald›ysa onu vermek istedik…” diyorlar. Yani insanlar› o güne, o alana çekmek, 1 May›s duygusunu o gün alandaym›flças›na yaflatmak için u¤raflm›fllar… “Acaba nas›l?” sorusu uyan›yor insan›n içinde, de¤il mi? Anlatal›m. Bir performans gösterisi bu… Yani içinde teatral anlat›m, foto¤raf sergisi, kurgu, video gösterilerinin oldu¤u bir anlat›mlar bütünü. Birçok sanat›n bileflkesi diyebiliriz… ‹çeri girer girmez ilk dikkatinizi çeken, üstünüzü aramaya çal›flan garip insanlar olacak. Polis demeye diliniz varm›yor ama onlar gibi giyinmifl bekliyorlar kap›n›n önünde, alt taraf› 1 May›s görüntüleri izleyece¤iz derken nereye düfltü¤ünüzü kendiniz bile tam olarak anlayam›yorsunuz. Hani tedirgin olunmuyor desek yalan söylemifl oluruz. Çünkü bu adamlar üstünüzü ar›yorlar, sonra sizin tipinizi be¤enmezlerse bir kenara çekip, özel sorular soruyorlar. Hatta burcunuza göre muamele görüyorsunuz. “Yengeçler içeri, ‹kizler d›flar›” dememeleri için hiçbir neden yok anlayaca¤›n›z. Ve anlatt›klar› kadar›yla bu girifl bölümünde girmeyenler, tedirgin olanlar, tepkisel davrananlar çokça olmufl. Hatta arama uygulamas›na tepki gösteren birisi, üstünü hiç aratmam›fl ve çekip git-

TEMMUZ 2007 | TAVIR | 25


izlenim

Taksim, Okmeydan›, Befliktafl, Feribot, Kazanc› yazan ok iflaretleri aras›nda dolafl›rken kendinizi o alanda hissedeceksiniz. Bu bölgelerde o gün yaflananlar› anlatan video görüntüleri var salonda. Ve siz onlar›n aras›nda kal›yorsunuz. Mesela Okmeydan›’n›n tafllarla döfleli sokaklar›nda, barikat için tahtalar› tafl›rken bulacaks›n›z kendinizi… Gaz bombalar›na inat geri çekilmeyeceksiniz mesela. Yükleneceksiniz barikata. Sonra Kas›mpafla’daki polis barikatlar›n› afl›p Taksim yoluna ç›kacaks›n›z… Buras› Taksim. Buras› 1 May›s Meydan›… 30 y›l›n hasreti, 30 y›l›n öfkesiyle dolan sokaklarda 1 May›s coflkusuyla atacaks›n›z ad›mlar›n›z›. Da¤›tsalar da, gazlara bo¤salar da toplanmaktan vazgeçmeyeceksiniz. Hedef Taksim olacak hep, hedef 1 May›s Alan›... Befliktafl’ta çat›flma, sabah›n ilk ›fl›klar›yla bafllad› biliyor musunuz? Sabah›n ilk saatlerinde birçok grup gelip, irili-ufakl› gösteriler yapt›. Onlar›n aras›na kat›labilirsiniz tabi. Yönünüzü Taksim’e dönüp yürüyün o zaman. Bulacaks›n›z onlar›. Feribottakilerin ise durumu daha da ilginç… Denizin ortas›nda tutsak edilmifl durumdalar… ‹ki k›y› da yasaklanm›fl onlara. ‹stanbul’a do¤ru sokmuyorlar onlar›. Geri de göndermiyorlar. Bu yüzden denizin ortas›nda sloganlar at›p, flark›lar söylüyor feribottakiler. Bir de Kazanc› var de¤il mi? 1977’nin 1 May›s’›nda o yokuflta ezilip çi¤nenenleri, o yokuflta yaflam›n› yitirenleri unutmamak laz›m. Kazanc›’y› ilginç bir flekilde anlatm›fllar. Ok iflaretini takip etti¤inizde ilkin karfl›n›za elbiseler ç›k›yor. 1970’lere ait elbiseler bunlar… Sonra oklar sizi merdivenlere do¤ru yönlendiriyor. Her merdivende bir parça eflya buluyorsunuz o gün, orada yaflam›n› yitirenlere dair. Ve yukar› ç›kt›kça 1 May›s Marfl›’n› daha güçlü bir flekilde duymaya bafll›yorsunuz. En yukar› ç›kt›¤›n›zda ise karfl›n›za küçük bir delik ç›k›yor ve o delikten bakt›¤›n›zda 77 1 May›s’›n›n görüntüleriyle karfl›lafl›yorsunuz… Evet, ilginç bir gösteri yeri buras›. Her yan›yla o günü yans›tmaya çal›flm›fl düzenleyenler. O günü bizim de yaflamam›z› istemifller. Öyle ki evinde oturup, medyan›n çarp›tmas›yla eylemcilere karfl› ç›kan “normal vatandafl”› bile düflünmüfller. Onu sembolize etmek için ise bir koltuk ve televizyon koyarak ev ortam› yaratm›fllar. Emin olun bunca ba¤r›fl ça¤r›fl aras›nda öyle koltu¤unda rahat rahat oturarak cips yiyen adam sizin de sinirinize dokunacakt›r.

mifl. Hadi diyelim ilk aflamas›n› geçtiniz gösterinin… Bu daha bafllang›ç tabii… Özel oluflturulmufl yoldan gidip, ikinci ad›m olarak polis barikat›n› da aflmal›s›n›z. Projeksiyonla yans›t›lan polisler barikat yapm›fl bekliyorlar sizi… Eeee barikat› aflmak kolay de¤il. Biraz yüklenmek laz›m. Yüklenip o “incecik” perdeyi aralay›p içeri girmeden önce ise dikkat edin de gelen sesler sizi korkutmas›n. Ç›¤l›klar, polis telsizi sesleri, sloganlar, ba¤›r›fl ça¤›r›fl… Hepsini duyabilirsiniz o an. Ald›rmay›n. 1 May›s Alan› oras› ve bunlar›n yaflanmas› da çok normal de¤il mi? Evet tüm bu mücadelenin sonunda içerdesiniz iflte… ‹çerde ise birden sesler, görüntüler büyüleyecek sizi…

26 | TAVIR | TEMMUZ 2007

Ne de olsa 1 May›s iflçinin, emekçinin bayram› ve kavga günüdür. Sahiplenilmesi gerekir… Tabii sergiye dair, son olarak 1977’den günümüze 2 May›s tarihli Cumhuriyet gazetelerinin de sergilendi¤ini söyleyelim. O günden bugüne bir tarih ba¤lant›s› olsun diye böyle bir fleye gerek duymufllar. Gerçekten de ilginç bir tarih ak›fl›n› yakalama flanslar› olmufl böylece… 30 y›l sonra çok görkemli bir 1 May›s yaflad› bu ülkenin insanlar›. Herkes bir baflka flekilde etkilendi o gün... Ve elbette tarihe kaydedilen böylesi günleri anlatmak gerek. Anlat›lmal› ki yar›nlara kals›n ve gelecekte yapacaklar›m›za hizmet etsin. “30 y›l 30 gün sonra 1 May›s” gösterisi gibi... ❏


inceleme

ezginin, omuzdan yüre¤e yolculu¤u:keman seren karl›da¤

Sesler vard›r... Kimi zaman çok çok eski bir öykünün sokaklar›na götürürken sizi, kimi zaman gelecek günlerin semalar›ndan afla¤›y› süzdürür gözlerinize. Sesler vard›r... Nereden ve nas›l geldi¤i belli olmayan ama içinizde dönüp duran sesler. Öyle sesler ki karar ald›r›r, yaflam de¤ifltirtir, yol belirler, o yoldan yürütür. Mutlak ki hepimiz bu içimizden gelen seslere kulak veririz yaflam›m›z›n birçok an›nda. Etraf›m›zdaki tüm olaylar, gözümüzün gördü¤ü, elimizin tuttu¤u, kula¤›m›z›n duydu¤u içimizdeki seslerin yarat›c›s›d›r. Bu ses elbette ki sadece olmufl olan›n de¤il, ayn› zamanda olacak olan›n da sesidir. D›fltan gelip de insan›n içine içine, bir s›z› gibi, ac› bir 盤l›k gibi iflleyen sesler vard›r bir de. Sesler vard›r ki kayna¤› bir tahta dolap misali kapal›, ama çalan kiflinin içini d›fl›n› apaç›k bir flekilde ortaya seren sesler... Yüksek tepelerden afla¤›ya kendini atan su damlac›klar›n›n birlikte att›klar› 盤l›kla, kelebe¤in gökyüzünde süzülürken kanat ç›r-

p›fl›yla, serin esen rüzgâr›n a¤aç yapraklar›n› okflamas›yla duyulan sesler... Bir yay çekifliyle, bir m›zrap vurufluyla, bir nefes üflemesiyle ç›kan sesler de vard›r. Bunlar›n içinde kula¤a en hofl gelen ve birçok duygunun teline vuranlardan biri de keman›n sesi olsa gerek. Ses renginin etkileyicili¤iyle keman, en yayg›n ve en sevilen çalg›lardan biri. ‹nsan›n de¤iflen ruhsal durumunu, heyecan›, coflkuyu, ac›y›, özlemi, sevgiyi, flefkati ayr›nt›lar›yla canland›rabilir ve çeflitli yorumlamalara açabilir insan›n beyninde. Eski bir dost gibi bafl›n› omzunuza yaslar, çalarken. Siz de çenenizin alt›ndaki bu sad›k dosta içinizi açars›n›z mutlaka. Usta bir anlat›c›d›r k›saca. Bu gücü onu bir solo çalg› yapm›flt›r ayr›ca. Keman, teknik bak›mdan da kendisini gelifltirebilen bir çalg›. Çalma tekni¤i çok zengin. Arpejler, geçitler, diziler, flajöleler(*) ve pizzicatolar(**)... Orkestra içinde kemanlar, “birinci ve ikinci keman” olarak iki guruba ayr›l›rlar. Birinci kemanlar, genelde yayl› çalg›lar›n en üst par-

tisini seslendirirler. Notalar› sol anahtar› ile yaz›lan keman›n telleri s›ras›yla “Sol, Re, La, Mi” olarak akort ediliyor. Böylece teller “tam beflli” aral›klarla t›nl›yor. Her telin kendine özgü bir ses rengi var. En ince sesleri veren “Mi” teli, parlak bir ses rengine sahip. “La” ve “Re” tellerinin sesi yumuflak ve tatl›. Duygusal anlat›mlar, bu iki tel üzerinde derin etki yarat›yor. “Sol” telinin t›n›s› ise insan sesindeki “alto”ya benziyor. Bu tel üzerinde yumuflak ve kuvvetli sesler, koyu ve dolgun t›n›lar elde edilebiliyor. Keman›n ilk kez ne zaman yap›ld›¤› kesin olarak bilinmese de Ortaça¤’da ‹ngiltere’de Fiddle, Almanya’da Fiedel, ‹talya’da Lira da Braci, Fransa’da Viel adlar›yla kullan›lan yayl› çalg›lar, keman›n atas› say›l›yor. 16. ve 17. yüzy›llardaki keman yap›m ustalar› Nicolo Amati, Paolo Maggini, Giuseppe Guarneru ve Antonio Stradivarius ise kemana son fleklini verenler... Bir ezginin kula¤a hofl gelmesi, sadece çala-

TEMMUZ 2007 | TAVIR | 27


inceleme

n›n ustal›¤›ndan olmasa gerek. Çal›nan çalg›n›n usta ellerden ç›km›fl olmas› da bir o kadar önemli bir etkendir hiç flüphesiz. D›fltan bak›ld›¤›nda çok sade olan keman, içi bofl bir tahta rezonans kutusu, uzunca bir sap ve bunlar›n üzerine gerilmifl dört telden olufluyor. Gövde uzunlu¤u 38 cm. Sesi, öteki çalg›lara göre birçok bak›mdan insan sesine daha yak›n. Çene alt› ile omuz aras›na s›k›flt›r›larak tutuluyor. Sol elin parmaklar› sap üzerinde bulunan tellere basarak gezinirken, sa¤ elde tutulan yay, keman›n tellerine sürtülerek çal›n›r. Gövdenin orta bölümündeki yan girintiler yay›n daha kolay hareket etmesini sa¤lar. ‹flte bu mütevaz› görünümlü keman›n bedeninde çok ince oranlarla belirlenmifl ve akustik hesaplamalardan geçmifl 70 ayr› parça bulunuyor. ‹nsan›n çalg›larla olan iliflkisi sadece müzik dinlemekle ya da beste yapmakla, çalg› çalmakla s›n›rl› de¤il. Bir baflka boyutu da, çalg› yap›m›. Sadece kuru bir tahta kutu üzerine tak›lan tellerde olmasa gerek iflin s›rr›. Kemanda var olan 70 parçan›n her birine de¤en eller müzi¤in daha da estetik bir flekilde kula¤›m›za gelmesinde üstünden atlanmayacak bir etken hiç kuflkusuz. Tüm sadeli¤ine ra¤men, yap›m› çok zor olan bir çalg› keman. Ona bakt›¤›n›zda gördü¤ünüz bir sap, bir gövde, bir arfle... Bütün keman› tepeden t›rna¤a süzmeye kalksan›z bu sizin dört befl saniyenizi ancak al›r. Ama yap›m› aylar al›yor iflte. Bir keman yap›mc›s›n›n, kemanc›n›n beynindeki o eflsiz keman sesine ulaflmak için gösterdi¤i çaba ve verdi¤i y›llar, bir-iki cümle ile anlat›l›p geçilebilecek fleyler de¤il. Size kelimelerle tarif edilen keman sesini ormandan gelen odun kütü¤ünden ç›karabilmeniz, kemanc›n›n beyninde var olan o sese can vermeniz ne kadar kolay olabilir ki? Çalg›n›z, siz onu elinize ald›¤›n›z andan itibaren bir uzvunuzdur art›k. Çalg›n›z›n kusurlu olmas› sizin de kendinizi kusurlu hissetmenize, anlat›m›n›zda eksiklerin oldu¤unu düflünmenize sebep olabilir. Oysa usta elden ç›km›fl olan bir çalg›n›n verece¤i haz, çalanla çalg› aras›ndaki müzik gibi bir diyalo¤u dinlerken hemen hissedilir.

28 | TAVIR | TEMMUZ 2007

T›pk› insanl›¤›n geliflim seyrinde oldu¤u gibi en do¤ru olana ulaflma mücadelesinde denemeler say›s›z kez olmufl kemanda da. Çalg›ya parlak bir ses verecek esneklikteki tahtan›n ayn› zamanda güçlü ve sa¤lam da olmas› gerekir. Hangi a¤ac›n daha do¤ru oldu¤u, en güzel sesin hangi a¤açtan elde edilebilece¤i, say›s›z denemeden sonra nihayet 1600'lü y›llarda bulunmufl. Çok çeflitli a¤açlar denenmifl. Ihlamurdan tutun da sö¤üde kadar birçok a¤aç denenmifl ama en iyi sonuç, kelebek a¤ac›ndan al›nm›fl. Keman›n alt tablosu, sap› ve efli¤i kelebek a¤ac› (akçaa¤aç-acer), üst tablosu (ses tablosu) beyaz çam denilen ladin a¤ac›ndan yap›l›yor. Keman›n efli¤i ise kelebek a¤ac›ndan; kuyruk dü¤mesi, kuyruk köprüsü, tellerin tak›ld›¤› kuyruk, sap üzerindeki klavye, tellerin akort edildi¤i burgular, bafl eflik ve çenelik ise abanoz a¤ac›ndan... Kenar, geleneksel olarak hem görüntü aç›s›ndan hem de tahtan›n çatlamas›n› önlemek amac›yla esnek akçaa¤aç ve boyanm›fl armut a¤ac› katlar›ndan yap›l›yor. Özellikle kelebek a¤ac› çok özel bir flekilde yetifltirilen, zor bulunan ve dünyan›n en k›ymetli a¤açlar›ndan birisi. Ses yans›tma özelli¤inin çok fazla olmas› onu de¤erli k›lan en önemli yan›. Kemanda kullan›lmas› 1600’lü

y›llarda ‹talya Cremona’da aç›lan keman yap›m okullar›nda gerçekleflmifl. Keman ve onun gibi yayl› çalg›lar için gerekli olan a¤ac›n kesilme ifllemi de bir kereste biçiminden farkl›. Bu ifl için bu konuda yetiflmifl uzman kifliler çal›flabilir ancak. Y›ld›z biçimde kesilirler ki bunun sebebi de arka ve gö¤üs ses tablosunun iki parçadan oluflmas› ve bunlar›n birbirinin simetri¤i olmas›. Sap›n kesiminde ise a¤ac›n damarlar›n yana do¤ru dik gelmesi gerekir. Müzik aletleri yap›m›nda kullan›lacak a¤açlar›n en büyük özelli¤i de en az on y›l bekletilmesi. Çünkü a¤ac›n kendi içerisindeki öz suyunu atmas› gerekiyor, öz suyunu çekmeyen a¤ac› kulland›¤›m›zda ses verme özelli¤i ve çal›flmas› yapt›¤›m›z ifli bozar. Keman yap›m›nda kullan›lan malzemeler kadar, nas›l yap›ld›¤› da önemli. Teknik olarak keman parçalar›, bunlar›n nas›l yap›laca¤›, ölçütler, oranlar, boyutlar, parçalar›n olmas› gereken yerler vs. hakk›nda bilinmesi gereken birçok ayr›nt› var. Keman yap›m›nda amaç her çalg›da oldu¤u gibi sonunda, çalacak olan kifliye tam anlam›yla yan›t veren bir çalg› ortaya koymak. ‘Arfle’nin tellere sürtünmesi ile oluflan titreflimin kulakta bafllayan, oradan da insan›n içine do¤ru devam eden yolculu¤unda bir


inceleme

aksama olmamas›. Tellerin titreflimi, eflikten içi bofl olan gövdeye geçecek ve orada güçlü ve düzgün bir flekilde yay›lacak. Ve burada iflte kemana özgü bir t›n› ortaya ç›kacak. Keman yap›m›, bir a¤ac›n tomru¤undan kesilen dilim fleklindeki tahta bölmelerle bafllar. Gövde; gö¤üs tahtas› ya da tabla denen üst kapak, alt kapak ve onlar› birlefltiren “yanl›k” adl› verilen bir kasnaktan oluflur. Gö¤üs ve arka kapak denilen her iki kapak, yan yana tutkallanan ve lifleri bütün kapak boyunca düzgün gider biçimine getirilen iki bölmeden yap›l›r. Bu ifl sona erdi¤inde gö¤üs kapa¤›n›n, her yan› ayn› olur. Ama s›rt, ortas›nda biraz daha kal›nd›r. Bu levhalar önce içine birçok tahta takoz yerlefltirilmifl olan bir kal›ba al›flt›r›l›r. Takozlar, yanl›klar› bir arada tutmaya ve bunlar› gövdeye tutturmaya yarar. Üst kapak üzerinde “f” biçimindeki iki ses deli¤i aç›l›r ki böylece ses titreflimlerinin gövdeden d›flar› ç›kmas› sa¤lanm›fl olur. Sonra tahtadan yap›lm›fl bir bas çubu¤u, titreflimleri eflikten gö¤üs kapa¤› üstüne yaymak üzere, kapa¤›n iç yüzüne boylu boyunca tutkallan›r. Gövdenin içine boydan boya yerlefltirilmifl bu bas çubu¤u ya da bas kirifli denen bir ç›ta, sesin t›nlamas›n› sa¤lar. Efli¤in tam alt›nda da, can dire¤i denilen bir takoz ise ses titreflimlerinin alt kapa¤a iletilmesine yard›mc› olur.

tellerin titreflimini üst kapa¤a iletir. Vernik çeflitli maddelerden olabilir. Hint reçinesi, mefle boyar maddesi, sar› anilin boya, kardeflkan› gibi... Bütün gövde verniklendikten sonra, sözgelimi abanozdan ya da gül a¤ac›ndan yap›lm›fl keman›n tufl bölümü (perdeli¤i) gibi d›fltan görünen donan›mlar eklenir. Ve efli¤in alt›na can dire¤i yerlefltirilir.

derdinden anlayan keman yap›mc›s› da adeta bir psikolog gibi, bir psikiyatr gibi onu dinler, sorunu anlar ve müdahale eder. Daha önce de dedi¤imiz gibi nas›l ki keman çalmak y›llar istiyorsa, keman imalat› da çözülmüfl sorunlarla dolu y›llarla biriken tecrübe gerektiriyor. Onu çalmak için gösterilen çaban›n, sabr›n, dikkatin ve eme¤in ayn›s› yap›m›nda da gösterilmeli.

Keman›n uç k›sm›na tak›lan dü¤me yard›m›yla alt eflik tak›l›r. Teller alt efli¤e tak›larak, köprünün konumu ayarland›ktan sonra salyangoz üzerindeki burgularla akort edilecek hale gelir ve keman son halini kazan›r. Keman› çalmak için kullanaca¤›m›z yay, yay çubu¤unun burnu ile topu¤u aras›na gerilen at k›l›ndan oluflur. Topu¤un alt taraf›nda yer alan vida döndürülünce, topuk geri çekilerek k›llar gerilir. Tellere sürtünmeyi artt›rmak için k›llara yap›flkan reçine sürülür.

Ve tarihin derinliklerinden gelen bu çalg›n›n serüvenini yaflatan ve Türkiye'de keman yap›m› ifliyle u¤raflan birçok insan var. Art›k günümüzde geliflen teknolojiye uygun olarak da keman yap›l›yor ama bu kemanlar›n asla ve asla bizim yukar›da tarif etmeye çal›flt›¤›m›z sesleri verece¤ini düflünmüyoruz.

Cilalama aflamas›nda yap›lan tercihin (cila türü, yo¤unlu¤u, kat say›s› vs.) kemandan elde edilecek ses tonu üzerinde ciddi etkisi var. Yap›m iflleminin her aflamas›, çok ciddi bir konsantrasyon ister. Sonuçta her temas, her müdahale, sese, ses tonuna direkt etki eder. Her keman bir di¤erinden çok farkl›d›r. Her keman›n kendine özgü bir öyküsü vard›r yani. Tamirat için gelen her keman›n

********/******* (*) Flajöle: Özel bir dokunuflla as›l ses yerine o sesin do¤uflkanlar›n›n ç›kar›lmas›na denir. (**) Pizzicato: Yayl› sazlarda tellerin parmak çekiflleriyle seslendirilmesi. Not: Keman yap›m› ile ilgili verdi¤i bilgilerden dolay› Taksim ‹stiklal Caddesi Kumbarac› Yokuflu’nda bulunan K›z Kulesi Enstrüman Yap›m› ve Tamir’inden Mehmet Galip Can Bey’e teflekkür ediyoruz. ❏

K›zg›n bir ütüyle yumuflat›lan yanl›klar, takozlara tutkallan›r. Daha sonra kal›p ç›kar›l›r; yanl›klar çalg›n›n kalan yerlerine tutkallanmaya haz›r duruma gelmifltir. Sap ve salyangoz akça a¤açtan ince testere ve iskarpelalarla oyulur. Abanoz a¤ac›ndan yap›lm›fl dört adet akort burgusunun tak›laca¤› delikler delinir. Burgu yuvalar›na yerlefltirilen kulaklar tellerin istenilen ölçüde gerilmesini sa¤lar. Tellerin köprü arac›l›¤›yla gövdeye yapt›¤› bas›nca direnebilmesi için alt ve üst kapaklara hafif bir kavis verilmifltir. Sap›n ucundaki burgulara (kulak) sar›larak ba¤lanan teller bir eflikten (köprü) geçerek gövdenin ucundaki kuyruk bölümüne ba¤lan›r. Köprü

TEMMUZ 2007 | TAVIR | 29


öykü

sen o gülü sökemezsin h›z›r türkan do¤an

So¤u¤u/ayaz›yla, bozk›r›yla, göçleriyle, yoksul köyleriyle, derdini saz›n›n sar› tellerine döken ozan›yla, dervifliyle, tan›n›r Sivas ili. Türküsüyle, deyifliyle, ak ibriflimli heybesinde nak›fl›yla, kilimiyle... Yüzy›llard›r bozk›r›n so¤u¤una, halk›n yoksullu¤una/açl›¤›na, beylerin paflalar›n zulmüne boyun e¤meyen, isyanlar›yla, isyanc›lar›yla tan›n›r. Yedi¤i ekme¤e tükürüp münaf›klaflan H›z›r Pafla’n›n kalleflli¤inde, bir direnifl destan› yaratan “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” diyen Pir Sultan Abdal’›n destan›yla tan›n›r Sivas ili. K›nal› topraklar›n devam›nda yükselen da¤lar›yla… Kaynay›p coflan bir yaras›yla daha tan›n›r Sivas ili. Bir ç›ng› dedin mi, bir alev yal›m› geçti mi bir sohbetin içinden… Ateflin içinde semah dedin mi, bir sögüt dal›, k›r›lm›fl bir fidan, Banaz yaylas›ndan Kerbela’ya kar götüren turna sürüleri dedin mi… Sivas’t›r bu. Yolundan yokuflundan, yan›k yaras›ndan belli… Denizlerin bitti¤i yerde yükselir Anadolu'da da¤lar. Sivas ili de da¤l›k ve yüksek bir alanda kurulmufltur. Güney ve Kuzey Anadolu da¤lar›n›n sar›p sarmalad›¤› Sivas ili, bafl›n› yaslar K›z›l›rmak vadisine do¤ru. Ve K›z›l›rmak vadisinin bat›s›ndan bafllayarak yükseldikçe duman› arfla ç›kan bir da¤› vard›r Sivas’›n. Da¤lar aras›ndan güngörmüfl, kah›r çekmifl bir da¤. Al k›rm›z› tafllar›yla kül rengi yamaçlar›yla bir da¤. Y›ld›z Da¤› derler ad›na. Y›ld›z Da¤›… “Alça¤›nda al k›rm›z› tafl›n var Yükse¤inde turnalar›n sesi var

30 | TAVIR | TEMMUZ 2007

Ben de bilmem ne talihsiz bafl›n var Niçin gitmez Y›ld›z da¤› duman›n” Gökyüzü yüksektir Sivas’ta. Ama öyle da¤lar› da vard›r ki Sivas'›n. Doruklar› bulutlar›n içinde yitmifl gitmifl. Y›ld›z Da¤› derler ad›na. Çal Da¤›’n›n kuzeye bakan eteklerinde, Çaml›bel ovas›n›n devam›nda, sönmüfl volkanik bir da¤d›r Y›ld›z Da¤›. Y›ld›z Da¤›’n›n yamaçlar›ndan do¤an Y›ld›z Çay› can olur bu da¤lar›n tekmil çiçe¤ine. Köyler vard›r bu da¤lar›n eteklerinde; yoksul köylüleri, tarlalar›nda çavdar, bu¤day yetifltirir Osmanl›’n›n tahsildarlar›na. Evveli bir zamanda Banaz’a bakan Y›ld›z Da¤›’n›n bafl›ndaki duman› pare pare dönüverdi¤inde, Pir Sultan Abdal bu da¤lar› mesken eylemifltir. Y›ld›z Da¤›’n›n yamac›n› yurt, yaylas›n› ota¤ bilmifltir. Güneflinde kavruldu bu da¤lar›n, bir sö¤üt gölgesinde serinledi. Her ad›mda bir nefes söyledi, ünü gitti yay›ld› Urum’a, fiam’a, ‹ran’a, acem ellerine. Dediler “Anadolu'da bir yi¤it yaflar, zalime kafa tutar, fukaraya yol gösterir, ilim irfan ö¤retir, Y›ld›z Da¤› mekan›d›r” H›z›r, pafla olmazdan evvel kuldur pirin dergâh›nda. Münaf›k duymufl Pir Sultan Abdal'›n ününü, önce insan k›l›¤›nda tutmufl Y›ld›z Da¤›’n›n yolunu. Piri bulmufl Y›ld›zeli yamac›na bakan koyakta, sokulmufl pirin ayakucuna, destur istemifl. ‹lim irfan arz eylemifl. “Özüm darda, yüzüm yerde, can›m hak divan›nda” demifl. Pir, “eyvallah” demifl, cemi görülmüfl, ikrar› al›nm›fl H›z›r’›n, dergâha girmifl. Yedi y›l hizmet vermifl H›z›r, pir dergah›nda; ilim-irfan ö¤renmifl...

Y›ld›z Da¤› duman›n› arfla vermifl, geceligündüzlü. Zulüm artm›fl gün gün, yoksulluklar ço¤alm›fl, köylüler tarlalar›nda bir avuç dar› ekemez, tahsildara yetifltiremez olmufllar. Hastalar merhemsiz ölmüfller. Kundakta bebeler aç. Pir Sultan Abdal, ilim irfan›yla yol göstermifl köylülere. Oraklar zülfükar keskinli¤inde bilenmifl o vakit. Münaf›k H›z›r, pafla olman›n yollar›n› aramaya bafllam›fl. Pir Sultan Abdal, “K›lavuzsuz karga uçmaz, daha çi¤sin H›z›r, piflmen gerek” dese de, H›z›r, destur istemifl, el etek öpüp yol hakk› dilemifl. “Gidip flehre bir makam tutay›m, halk›ma faydal› olay›m” demifl H›z›r. Pir Sultan bakm›fl engelleyemeyecek. “Tamam” demifl, “Gözü yolda olan› da¤ olsa durdurmaz. Git o halde. Gitmeden flu bahçemizde büyüyen gülden bir yadigâr al.” H›z›r, yadigâr alacak olmufl gonca gülü dal›ndan tutup k›ramam›fl, çekmifl sökememifl. Bükmüfl k›ramam›fl. Çekmifl koparamam›fl. Pir Sultan seslenmifl H›z›r’a, “Özün bizden de¤ildir H›z›r, sen o gülü sökemezsin H›z›r…” “Öz a¤lamay›nca göz yaflarmaz” derler Anadolu’da. Direnifllerin tarihinden daha eskidir, kalleflliklerin, katliamlar›n tarihi. Ekme¤e tükürmenin, hak çalman›n tarihi… Kallefl H›z›r, gider makam tutar, H›z›r Pafla olur. Kul oldu¤u pirin kap›s›na kafa tutar, tafla tutar, bu da yetmez, Y›ld›z Da¤›’n›n Banaz yaylalar›na bakan yoksul köylerine do¤ru asar Pir Sultan Abdal'›. “Y›ld›z Da¤› niçin gitmez duman›n” der tür-


öykü

mahallelerinin, caddelerinin, sokaklar›n›n, evlerinin... Yanan insan bedeniydi baflka bir fley de¤il. Yakt›lar… Mad›mak, Tokat ve Sivas’›n baz› yörelerinde köylerin harmanlar›nda da¤ yamaçlar›nda yetiflen bir otun ad›d›r. Fukara yeme¤i denir ad›na. Öyküleriyle türküleriyle vard›r mad›mak. ''Oy mad›mak Teke tüke sakal›n oy mad›mak Kuskusu yemlik'' Sivas’ta bir otelin ad›d›r “Mad›mak”. Y›ld›z Da¤›’n›n ete¤indeki köylerde itler, geceye a¤›z verip uzun uzun uluduklar› o günün ö¤lesinde yeniden türemifl H›z›rlar. ‹çi k›z›l kordan bak›r rengiyle kavrulurken Y›ld›z Da¤›’n›n ba¤r›, dumanlar yükseliyordu Sivas’›n Mad›mak Oteli’nden. ‹çinde canlar, pir dergah›n›n yolunu tutan canlar. Oy Mad›mak. Pir Sultan Abdal’›n sesi bu. Kavruk ba¤laman›n sar› telinden geliyor sesi: “Sen o gülü sökemezsin H›z›r…”

küler. Tan›¤›d›r Y›ld›z Da¤›; ba¤r›nda suskun bir yanarda¤ tafl›r gibi tafl›m›fl olup bitenleri. Köyler boflalt›lm›fl eteklerinden. Köylüler, Y›ld›z Da¤›’n›n baflucundan toplam›fl y›ld›zlar›n›, karanl›¤a kesmifl geceler. Yeflil örtüsünü s›y›r›p alm›fllar üzerinden, heybelerine koyup çekilip gitmifller. Kuzular otlamam›fl, çiçekler açmam›fl Y›ld›z Da¤›’n›n eteklerinde. Yas tutmufl da¤lar tafllar. Gün geceye devrildi, günler günleri, y›llar y›llar› kovalad›. Derken yüzy›llar geçti. Y›ld›z Da¤› kar›ndan boran›ndan derdinden eksiltmedi. Bu da¤lardan nice Pir Sultanlar geçti, nice zalime meydan okuyan yi¤itler içti serin sular›ndan, H›z›rlar türedi, “Pir Sultan ölür ölür dirilir” dendi, dara¤açlar› kuruldu. Ast›kça bitiremediler. Vurdukça tüketemediler.

H›z›r Pafla’lar›n can› çekildi, derman› kalmad›. Ast›lar olmad› kestiler olmad›. Yakal›m dediler. Bir de böyle tüketelim, Pir Sultan ölüp ölüp nas›l dirilirmifl. Yakal›m dediler. Da¤ dayanmaz ac›lara gebeydi Sivas’›n sokaklar›. A¤›zlar›nda salyalar›yla, ellerinde ateflleriyle geldiler. Kara yüzlerinde, ayd›nl›¤›n korkusuyla yürüdüler. Mahfleri kalabal›kt›lar. Ç›¤l›k 盤l›¤ayd›lar. “Yak›n, yak›n onlar›...” sesleriyle büyüyen ve s›rtlar›n› s›vazlayanlar›n deste¤iyle senaryosu yaz›lan, tarihin görüp görece¤i en alçakça plan›n figüran›yd›lar. Marafl’lardan, Çorum’lardan biliyorduk onlar›. Çok ölmüfltük ondan biliyorduk. Çok a¤lam›flt›k ondan biliyorduk. Çok ac›lanm›flt›k ondan... Çok... Çok... Çok... Sivas’›n gö¤ü hiç bu kadar kara kaplanmam›flt›. Hiç bu kadar kül ya¤mam›flt› üzerine

“Mad›mak yanar durur, Yüre¤im kanar durur, Gönül verdi¤im halk›m, Ateflle oynar durur.” Gelincik tarlalar› gibi süslü bir atefl çemberi… Sekiyor Anadolu’nun k›nal› keklikleri. Semah dönüyor papatyalar, ç›nar a¤ac› ba¤lamas›ndan dolu dolu döküyor sevday›. Oy Mad›mak. Y›ld›z Da¤› dumanl›. Banaz yaylas›ndan Mad›mak’a su tafl›yor turnalar. Y›ld›z Da¤›’n›n yamaçlar›ndan yükseliyor kara bir duman. ‹tler uluyor koyaklarda. Otuz befl can… Otuz befl can, Y›ld›z Da¤› civar›ndan Banaz yaylas›na göçerken, Pir Sultan Abdal’› saz›n› s›rt›na vurmufl da Y›ld›z Da¤›’na gider görmüfl köylüler… Sivas’›n yaylalar›n›n billur akan sular›ndan geliyor bir ses. Engin da¤lar›ndan, yoksul köylerinden: “SEN O GÜLÜ SÖKEMEZS‹N HIZIR!” ❏

TEMMUZ 2007 | TAVIR | 31


ay›n foto¤raf›

emre bozbo¤a

32 | TAVIR | TEMMUZ 2007


araflt›rma

türk edebiyat›nda kad›n yazarlar - V hande sonsöz

1950 y›l›nda iktidara gelen DP içeride büyük toprak sahiplerinin deste¤ini kazan›rken, emperyalist ülkelerle ba¤›ml›l›k iliflkilerinin kurulmas› ve giderek gelifltirilmesi toplumsal muhalefeti -baflta üniversiteler olmak üzere- artt›rm›fl ve Menderes-Bayar ikilisinin iktidar›, 27 May›s 1960 darbesiyle düflmüfltür. Edebiyatta özellikle “ça¤dafllaflman›n” anlam› ve “gerçeklik” kavramlar› sorgulan›rken 1960 y›l›ndan sonra ve 1961 anayasas›n›n tan›d›¤› örgütlenme ve düflünce özgürlü¤ü, var olan toplumsal bilinçli muhalefeti sokaklara tafl›m›flt›r. Uzun y›llard›r birçok bask›ya maruz kalan sol muhalefet, ilk defa Türkiye ‹flçi Partisi’nin 1965 seçimlerinde 15 milletvekili ile parlamentoya girmesiyle sesini duyurmaya çal›fl›r. 1940’lardan beri gelen ayd›nlar hareketi, 1968 y›l›nda emperyalizme karfl› duruflun ve mücadelenin daha çok artt›¤›, eylemlilik sürecinin her alana yay›ld›¤› bir dönemdir. 15–16 Haziran iflçi direniflleri, yoksul köylünün kendi durumunu de¤ifltirme kayg›s›, üniversitelerin demokratikleflme talepleri iktidar› çok fazla endiflelendirmifltir. 1961 anayasas›n›n yaratt›¤› özgürlükle ilerici sol, devrimcileflmeye bafllasa da emperyalist ülkelere karfl› net bir tav›r al›nmamas› ve ba¤›ml›l›k politikalar›n› tamamen koparacak bir politika yürütmemesi sonucu, yap›lan seçimlerde Adalet Partisi o zamanki ilk baflkan› Rag›p Gümüflpala’yla- bafla geçmifl. Daha sonra, 1965 y›l›nda ise koltu¤a Süleyman Demirel oturmufltur.

Edebiyatla ve siyasetle u¤raflan ayd›n kesimine bak›ld›¤›nda tart›fl›lan konu 1960’tan sonra sanayinin geliflmesiyle üretim araçlar›n›n kimin elinde olaca¤› meselesidir. Do¤an Avc›o¤lu ve “Yön” dergisinin bafl›n› çekti¤i bir grup ayd›n, Kemalist iktidar›n ça¤dafllaflmas›n›n tamamlanmas›n› fakat üretim araçlar›n›n iflçi s›n›f›nda olmas›n› uygun görür. Di¤er solda da buna benzer tart›flmalar az çok yaflanmaktad›r. CHP ise, komünizm geliyor, korkusuyla “ortan›n solu” düflüncesini ortaya atarak ortam›na göre siyaset çizgisini belirlemifltir. Kad›n›n bu dönemden sonra kendini erkeklerle eflit seviyede görmesi toplumsal mücadelenin kad›n-erkek ayr›m› gözetmeksizin emek mücadelesinde beraberli¤ini do¤urmufltur. Kad›n yazarlar›n da, özellikle 1960’lardan sonra nitelikli eserler verme aç›s›ndan, artt›¤› söylenebilir. Sosyalizmin kitlelerce tan›nd›¤› bu dönemde Marx’›n, Lenin’in, Engels’in, bunun yan›nda da sadece ideologlar›n de¤il, felsefe-edebiyat-sosyolojiekonomi gibi her alanda yaz›lm›fl sosyalist eserlerin Sabiha Sertel, Sevim Belli gibi kad›n ve sosyalizm mücadelesine destek veren yazarlar taraf›ndan çevrildi¤i ayr›ca dikkat çekmektedir. 12 Mart 1971 darbesi de tam bu zamanda, emperyalizmin ülkeyi “gizli iflgal” etme hareketini yeniden h›zland›rmaya yönelik olarak yap›lm›fl ve en önemli neden olarak da gençli¤in silahl› harekete kalk›flmas› gösterilmifltir. Asl›nda bak›ld›¤› zaman so-

ka¤a tafl›nan muhalefetle bunun paralelinde giden devrimci örgütlenmeler, iktidar taraf›ndan her zaman kuflkuyla bak›lan, hiçbir zaman istenmeyen hareketlerdir. 12 Mart ise bu istenmeyiflin sonucudur. Sevgi Soysal 1936 y›l›nda ‹stanbul’da do¤du. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Co¤rafya Fakültesi Klasik Filoloji Bölümünü bitirdikten sonra 1957–1958 y›llar› aras›nda Almanya’da arkeoloji ve tiyatro derslerini takip edip Türkiye’ye döndü ve Alman Büyükelçili¤i’nde bir süre çal›fl›p TRT’ye program uzman› oldu. ‹lk yaz›lar›n› Dost, Yelken, Ataç gibi edebiyat dergilerinde yay›mlayan yazar, ilk öykü kitab› “Tutkulu Perçem” ile 1962 y›l›nda yaz› hayat›na at›ld›. On üç öyküden oluflan eserde, toplum taraf›ndan kad›na verilmesi gereken de¤er, kentlerin kalabal›¤› sonucu ortaya ç›kan yabanc›laflma, savafl durumu gibi konular ifllense de bireysel durufl toplumsal temellere oturmad›¤›ndan “nihilizm” aç›kça kendini göstermektedir. ‹ç içe geçen öyküler mesaj iletme kayg›s› tafl›sa da dil oyunlar› ve simgeler bunun üzerini örtmüfltür. 1950 kufla¤› edebiyat›n›n Freud’tan esinlendi¤i “bilinçalt›” kavram›n›n, gerçeküstücülü¤ün imgeler yoluyla eserlere yans›mas› Sevgi Soysal’›n “Tutkulu Perçemi”nde de görülmektedir. 1968 y›l›nda yazd›¤› Tante Rosa adl› öykü kitab›ndan sonra 1970 y›l›nda “Yürümek” adl› ilk roman›nda genç k›zl›k yaflam›ndan kesitler sunarken, kiflilerin bak›fl aç›lar›n› cinselli¤i

TEMMUZ 2007 | TAVIR | 33


araflt›rma

¤ini tafl›man›n zorlu¤u ise hapishanelerde kad›n›n u¤rad›¤› iflkencenin özellikle cinsel boyutlu olmas›yla somutlan›yor. Cop ise siyah renk ile egemen s›n›flar›n arac› olarak betimleniyor. ‹flkenceye u¤rayanlar ve iflkence yapanlar romanda tüm z›tl›klar›yla veriliyor. Romana ad›n› veren “fiafak” sözcü¤ü, karakterlerin bak›fl›yla farkl› anlamlar içeriyor. Ev bas›lmalar›n›n bir flafak vaktinde olmas›, devrime bafllama vaktinin gelmesi, özgürlük, yeni bir yaflama bafllang›ç… 12 Mart döneminde tutsakl›k yaflayan yazar›n eserlerinde art›k 12 Mart, tüm ç›plakl›¤›yla anlat›lmaktad›r. “Bar›fl Adl› Çocuk” öykü kitab› bu toplumsal de¤iflimin ürünüdür. Çocu¤un gözünden anlat›l›r 12 Mart faflizmi. Kitapta birkaç öykü hariç di¤erleri askeri ve sivil tutukevinde geçmektedir. 1975 y›l›nda Sosyalist Kültür Derne¤i’nin kuruluflunda da yer alan Soysal, yine 12 Mart dönemini “Y›ld›r›m Bölge Kad›nlar Ko¤uflu” eseriyle an›-roman türünde tarafs›z belge niteli¤inde okuyucuya aktard›. Kendi deyifliyle 12 Mart; “Kurulu düzen taraftarlar›n›n soldan su almaya bafllayan düzeni kalafata çekme” dönemidir.

sevgi soysal

de kapsayarak bireysel dürtüleriyle verir. Roman, müstehcen bulundu¤u gerekçesiyle 1971 y›l›nda toplat›l›r. “Yeniflehir’de Bir Ö¤le Vakti” yazar›n ikinci roman denemesidir. Bu romanda da biçim kayg›s›n› yine ön plana alan yazar, Ali, Do¤an ve Olcay’dan oluflan bir üçgen kurar; o dönemin sorular›n›, abi-kardefl, arkadafl ve sevgililik iliflkileri üzerinden yans›t›rken 12 Mart’›n ara dönemi, romana birdenbire girer. Yazar›n üçüncü roman› olan “fiafak” ise biçim ve içeri¤in birbirini tamamlad›¤› 12 Mart faflizmini anlat›r. Bireyselli¤in toplumsal alana aç›ld›¤› sürecin anlat›m›d›r, fiafak. Romandaki olaylar üç ana mekân çerçevesinde geçmektedir. Adana’da bir iflçi evi, Emniyet Müdürlü¤ü ve flafak vakti

34 | TAVIR | TEMMUZ 2007

Adana sokaklar›. Bask›n, Sorgu ve fiafak bölümlerinden oluflmaktad›r. Roman kiflilerine bütün olarak bak›ld›¤›nda Ecevitçi, devrimci, eski iflçi partili, bozkurtçu, apolitik olarak farkl› düflüncelerden seçse de as›l anlatmak istedi¤i 12 Mart dönemi faflizminin devrimciler üzerindeki etkisi ve iç çat›flmalar›d›r. ‹ç çat›flmalar›; kiflilerin küçük burjuval›k ve devrimci kimlik aras›ndaki s›k›fl›p kalma durumu olarak karfl›m›za ç›kar. Kad›n›n bireyli¤ini ilk öykülerinden itibaren yans›tsa da az geliflmifl ve ataerkil düzeyde bulunan Türkiye gibi ülkelerde kad›n›n birey olarak ayakta kalamad›¤› takdirde kocas› taraf›ndan ezilece¤ini ‘Güler’ örne¤iyle gösterirken; devrimci kad›n kimli-

Romanda kendi tutuklan›fl›n› alayc› bir dille ele almay› seçmifl ama kendini romandan d›flar› ç›kararak fiafak roman›ndaki gibi polis-devrimci z›tl›¤›n›, iflkenceleri olay örgüsü içinde kiflilerin bak›fl aç›lar›ndan anlatm›flt›r. 44 bölümden oluflan roman›n en iyimser bölümü ise “Y›ldönümü” bafll›¤›n› tafl›yan bölümdür. Mamak Cezaevi’nde tutukluyken Mümtaz Soysal’la evlenmelerini duygusal bir biçimde aktarm›flt›r. “Y›ld›r›m Bölge Kad›nlar Ko¤uflu”nda 12 Mart faflizmini Ankara merkezinde anlatmay› tercih ediyor yazar. Kitaptan bir al›nt›yla örneklendirilirse: “12 Mart s›k›yönetiminde de bafl› Ankara çekti. 12 Mart rejiminin iç çeliflkileri en çok Ankara’da buldu yank›s›n›. Üniversitesi, ayd›n›, gazetecisi, ö¤rencisi, partilisi ve hatta sokaktaki vatandafl›yla, Ankara, merkeziydi s›k›yönetimin. ‹flkence çemberi


araflt›rma

Ankara’y› k›skaca alm›fl durumda. Kendi girdab›nda daral›yor, ortas›na çekti¤i devrimcileri s›rayla ezmeye, yutmaya, yok etmeye daral›yor. Bir do¤a afetine dönüyor iflkence. ‹nsan› yutan bir girdaba… ‹nsanlar tek tek girdab›n gücü karfl›s›nda ne yapabilirler?” Politik yaz›lar› “Bakmak” adl› kitapta toplanan yazar, “Hoflgeldin Ölüm” adl› eserini de bitiremeden 1976 y›l›nda öldü. 12 Mart dönemini “slogan edebiyat›” olarak gören kesime flu cevab› vermektedir yazar: “…Sloganlar, yüzy›llar›n imbi¤inden süzülmüfl, soyutlanm›fl, geçmifl kuflaklar›n deneyinden gelip yeni kuflaklar›n eylemlerine yönelmifl reçetelerdir. Daha do¤rusu öyle olmalar› gerekir.”

Gülten Ak›n Kad›n yazarlar aras›nda fliire yönelen Gülten Ak›n, 1933 Yozgat do¤umludur. Ankara Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Türk Dil Kurumu’nda görevler ald› ve uzun y›llar ‹nsan Haklar› Derne¤i, Halkevleri, Dil Derne¤i gibi demokratik kitle örgütlerinde kurucu ve yönetici olarak çal›flt›. ‹kinci Dünya Savafl›’nda genç k›z olan flair, 1960 döneminde her fleyin fark›nda oldu¤unu söyler ve dönemin kendisi için “ayd›nlanma” y›l› oldu¤unu belirtir. fiiire 1950’li y›llarda bafllayan flairin, 1956 y›l›nda “Rüzgâr Saati”, 1960 “Kestim Kara Saçlar›m›” ve 1965 y›l›nda “S›¤da” adl› kitaplar› yay›mlan›r. ‹lk fliirlerini bireysel olarak de¤erlendiren flair, do¤a-insan iliflkisini yaflam›n içinde var etmeye çal›fl›r. Bunal›ml› k›zlar›n genç k›zl›k isyan›, töre, ölümyaflam konular› ilk fliirlerinde yer almaktad›r. 1971 y›l›nda yay›mlanan “K›rm›z› Karanfil” kitab›yla kad›n›n sesini toplumsal alanda daha çok duyurmay› amaçlar. Bu dönem ayn› zamanda toplumsal muhalefetin yo¤unlaflt›¤› fakat darbeyle umutlar›n tekrar yitirildi¤i dönemlerdir. fiiir yazma gereksinimini ülkenin yo¤un siyasal, ekonomik bunal›m durumuyla iliflkilendirerek özellikle ezilen kad›nlar›n ortak duyufllar›n› fliirinde yans›tt›¤› için fliirlerinin yaflamdan ç›kt›¤›n› belirtiyor. Özellikle “Kad›n Olan›n Türküsü” fliirinde bu duyarl›l›k göze çarpar. Daha sonra 1972 y›l›nda “Marafl’›n ve Ökkefl’in Destan›” ard›ndan

“A¤›tlar ve Türküler”, “Seyran”, destan›nda yaflad›¤›, gezdi¤i, gördü¤ü yerleri, Kurtulufl Savafl›’n›n göç olgusunu, düflmana karfl› direnifli, da¤lara kaç›fl› ifller. 1980 döneminin iflkencelerini ve içerde o¤lu için mücadele eden anneleri, açl›k grevlerini “42 Gün” adl› fliir kitab›yla aktar›r. “Sevda Kal›c›d›r”, “Sonra ‹flte Yaflland›m”, “Sessiz Arka Bahçeler”, “Uzak Bir K›y›da” biraz içe kapan›fl dönemi olmakla birlikte, hapishane, kad›n, savafl, çocuk gibi konular›n alt›n› sevgiyle ve özenle doldurdu¤u söylenebilir. fiiir hakk›nda görüfllerini “fiiiri Düzde Kuflatmak” ve “fiiir Üzerine Notlar” kitab›nda belirten flair, fliirinin Türk kad›n›n kavgas›n›, kad›n›n insani durumunu gözetmeden yans›tt›¤›n› ve bunun kimli¤i, ideolojiyi kenara koymadan yapt›¤›n› bildiriyor. fiiirleri incelendi¤inde, “kad›n” izlek olarak en bireysel fliirlerde bile toplumsal olarak hatta s›fatlar›na göre ayr›lm›fl flekilde yer al›yor. Sanat›n ifllevinden bahsederken dirili¤in olmas› gereklili¤ini ve toplumcu sanat›n elefltirel gerçekçi bir dünyay› yans›tt›¤›n›, çünkü sanatç›n›n donmufl bir düzenin özleyicisi de¤il, sürekli de¤iflim halinde olmas›n› vurgusunu yapar. fiiirin ise bir üretim eylemi oldu¤unu fakat tüketim iliflkileriyle de¤iflim geçirdi¤ini elefltirel bir gözle belirtiyor ve fliirin geç-

mifline bak›ld›¤›nda Pir Sultan’dan, Nam›k Kemal’e Naz›m Hikmet’ten Garcia Lorca’ya kadar muhalif rüzgâr›n etkisini ve dirili¤ini göstermek istiyor. Bat› kültürünün birikim ve kullan›mlar›n› fliire temel k›lmak yerine toplum olarak kendi yaflam de¤erlerimize sahip olman›n ve bunun k›stas› olarak da halk fliirinin kal›plar›n› aynen almak yerine kayna¤›na uzanman›n önemine dikkat çekiyor. Türk toplumcu fliirinin ise kökeninin halk edebiyat›n›n ve di¤er folklor ürünleri; konusunun ise halk›n hayat› ve onun bir parças› olarak kendi hayat›m›z ve yaflad›¤›m›z gerçek dünyan›n olgular›; flairinin amac›n›n halkta var olan öz ve biçimi diyalektik olarak yükseltmek; bunun yan›nda halk›n yaflam biçimlerinin yükselmesine yard›m etmenin gerçekli¤i oldu¤unu söylüyor. Ve fliiri geyik avc›l›¤›na benzeterek nükleer ifli, aflk ve baflkald›r› sözleriyle tan›ml›yor. “Beni bilir da¤lardaki ö¤retmenler Çünkü hep okullar önünde mola veriyorum Bir de büyük kentin özgürlük alanlar›nda Kana giriyorum, ölüm görüyorum Yirmilerde çocuk ölümleri Ne kadar yafll› olursam olay›m Korkuyorum, kandan korkuyorum Kardafl kaçarken kaçarken

gülten ak›n

TEMMUZ 2007 | TAVIR | 35


araflt›rma

Bin eski olsam, bin güngörmüfl olsam Kitaplar okusam hayat› bilsem Yine yetmez siz böyle bölünmüflken Ya at›m çatlar, ya ben” (K›rm›z› Karanfil: Yolum Da¤lara)

Füruzan 1935 y›l›nda do¤du. ‹lk yaz›lar›n› 1956 y›l›nda “Seçilmifl Hikâyeler” de yer ald›ktan sonra 1968’ten sonra yaz›lar›n› “Yeni Dergi” ve “Papirüs” dergilerinde yay›mlad›. ‹lk öykü kitab› “Paras›z Yat›l›” 1971 y›l›nda Sait Faik Öykü Ödülü’nü kazand›. Bu kitaptaki öyküler taflradaki ve ‹stanbul’a gelen insanlar›n aile iliflkileri, yoksulluk, yaflam flartlar›n›n zorlu¤u gibi konular› içerir. Kitaba ismini veren öyküde, ilkokulu pekiyi dereceyle bitiren çocu¤un yat›l› okula gitmesi ve annesinin ona verdi¤i destek anlat›l›r. Öyküde geçen bir söz ise insanlar›n bak›fl›n›n yans›t›lmas› aç›s›ndan önemlidir: “Paras›z yat›l› imtihanlar›n›n çocuklar› hep erken gelir. Hiç gecikmezler.” 1972 y›l›nda yay›mlanan “Kuflatma” kad›n-erkek iliflkilerinin anlat›ld›¤› öyküdür. Öyküde, ataerkil olan ve kad›n› birey olarak kabul etmeyen toplumun kad›n düfltü¤ü zaman ona fahifle gözüyle bakmas›n› anlat›r. Kitaptaki dört hikâye halktan kiflilerin, ikisi ise burjuvalar›n hayat›ndan kesitler sunmaktad›r. Kuflatma öyküsü; çocukken babas› öldü¤ü için bir tuhafiyeci dükkân›nda çal›flmak zorunda kalan Nazan’›n ilk gençli¤i, annesinin hastalan›fl›, çekti¤i s›k›nt›lar ve sinema locas›nda kirletilifli, toplumun bak›fl› elefltirilerek verilmifltir. “Ah Güzel ‹stanbul” ise bir floförle genelevde çal›flan bir kad›n›n aflk›n› fakat erke¤in kad›n› nikâh›na almay›nca kad›n›n intihar›n› gözler önüne sermifltir. “K›rlang›ç Bal›klar›”nda kocas› ölen kad›n›n geçimini sa¤layamay›nca ekonomik zorluklar nedeniyle bedenini satmas› çarp›c› bir flekilde verilir. “Tokat Bir Ba¤ ‹çinde”de ise kentli burjuva kad›nla kasabal› halktan olan iki kad›n›n yaflay›fl ve düflünceleri, kültürlerin kiflilikleri oluflturmas›d›r asl›nda. 1973 y›l›nda ç›kan “Benim Sinemalar›m” sinema tutkunu, evde sürekli babas›ndan

36 | TAVIR | TEMMUZ 2007

füruzan

dayak yiyen k›z›n Beyo¤lu yaflam›na uzanmas›, ard›ndan fuhufla sürüklenmesiyle kad›n›n ezilmiflli¤ini, yoksullu¤unu irdelemektedir. 1974 y›l›nda roman türünde yaz›lan “47’liler”, içerik olarak “fiafak” roman›yla benzerlikler tafl›r. 68 kufla¤›n›n mücadelesini, toplumsal ve siyasal yap›yla çat›flmalar› ve ard›ndan gelen 12 Mart faflizmiyle iflkence, roman›n olay örgüsünü oluflturmaktad›r. Bunu yaparken 1950’lerin Türkiye’sine, aile yap›s›na, kuflak ve s›n›f çat›flmas›na kad›n karakter üzerinden elefltirilerde bulunuyor. Füruzan, öykülerini yazarken “‹nsan›n, toplum katlar›ndaki farkl›laflmas›n›n, yenikli¤inin ya da bozulmas›n›n direniflinin ya da harcan›fl›n›n verilmesini” savunur. Bunun için eserlerindeki kiflilerini halktan seçer ve halk›n içinde olman›n taraf›n› belirtir.

Toplumsal koflullar›n düflürdü¤ü insanlara özellikle kad›nlara ac›mayla bakar fakat As›m Bezirci’nin de söyledi¤i gibi; “s›n›fsal çeliflkiye ayna tutmas›na ve gerçekçili¤i tespit etmesine ra¤men, toplumsal nedenlere az dokunuyor yani toplumculu¤u te¤et geçiyor.” Gerçekler irdelenirken çözüm yolu ç›kmazda kal›yor, bu yüzden de intihar eden kad›nlara sadece ac›mayla bakabiliyoruz. Sonuç olarak; yukar›daki yazarlar›n ortak özelli¤ine bak›ld›¤› zaman, 12 Mart dönemini faflizmiyle, hapishanesiyle, kad›na bak›fl›yla, insan iliflkileriyle, toplumsal mücadelesiyle kad›n bak›fl aç›s›ndan yans›tm›fl olmalar› dikkat çeker. 12 Eylül 1980 darbesine kadar süren bu direnç ve toplumsal muhalefet, bir sonraki dönemde yerini ekonomik ve siyasi bask›yla birlikte umutsuzluk, y›lg›nl›k ve savrulmaya b›rakacakt›r. -sürecek- ❏


fliir

bu aflk, bu flehir, bu keder behçet aysan

1. hoflça kal ayak izim serseri sokaklarda hoflça kal kendine bir baflka gökyüzü büyüten kardeflim gece feneri hoflça kal çald›¤›m ›sl›k söyledi¤im türkü doludizgin karlarda. hoflça kal annemin yüzü hep beyaz yaflmakl› s›r› dökülmüfl bir yaln›z aynada. hoflça kal dolunay›n alt›nda ›hlamur a¤açlar›na kaz›d›¤›m fley hoflça kal uzaklarda yanan an›zlar›n par›lt›s› hoflça kal.

hoflça kal yakut, bezirgan, gön hoflça kal eski zaman aktarlar› gidiyorum bu flehri bu ya¤muru bu düflleri bu aflk› bu kavgay› bu kederi size b›rakarak.

2 bir gün gelecek bu gün de bir an› olacak nas›lsa oturdu¤umuz bu masa bu kum saati, bu rüzgar, bu eski komodin, bu k›r›k sandalye, bu kelepir yürek, bu aflk nas›lsa.

3. hoflça kal ayak izim serseri sokaklarda hoflça kal yar›m kalm›fl duvar yaz›lar› hoflça kal bir gün gelecek akacak yeralt› sular›

behçet aysan

TEMMUZ 2007 | TAVIR | 37


inceleme

absürd tiyatro - ll ahmet yapar

‹nsan iliflkilerindeki uyumsuzluk Bireyin toplum içinde ezilip yok olmas›, onun de¤iflmez bir yazg›s› olarak gösteriliyordu bize. Acaba sevgiye, güvene, arkadafll›¤a dayanan bireysel iliflkiler, onu yok olmaktan kurtarabilir mi? Absürd Tiyatro yazarlar› bu sorunun üzerinde dururlarken, en s›k› insan iliflkilerine dek sokuluyorlar. Aile mutlulu¤u ve arkadafll›k, bunlar›n yap›tlar›nda hemen hemen ortak bir konu oluyor.

Kar› koca iliflkisinin yabanc›l›¤a dönüflmesinin en güzel örne¤ini Ionesco “Kel fiark›c›” da veriyor. Kar› koca, Mr. ve Mrs. Martin karfl›laflt›klar›nda tan›yamazlar birbirlerini. Ama gözleri ›s›r›r birbirini. Acaba daha önce de baflka bir yerde görüflmüfller midir? Düflünmeye bafllarlar. Tuhaf bir rastlant›, eskiden ikisi de Manchester’da yaflad›klar›n›, ama bundan tam befl hafta önce Manchester’den ayr›larak Londra’ya geldiklerini ç›kar›rlar. Hem de ayn› trende, dahas› ayn› kompart›manda geçmifltir yolculuklar›. Mr. Martin Londra’ya geleli beri Bromfield’da oturdu¤unu anlat›r. Mrs. Martin iyice flaflar bu ifle, çünkü kendisi de Londra’ya geleli beri Bromfield’a yerleflmifltir. Peki, ama ayn› civarda yaflad›klar›na göre sokakta karfl›laflm›fl olamazlar m›? An›msayamazlar. Oysa ikisinin de 19 numarada oturduklar› ortaya ç›kar, üstelik de beflinci katta, sekiz numarada. Mr. Martin evinin döflenifl biçimini tarif etmeye bafllar. Koridorun ucunda, banyoyla kitapl›¤›n aras›nda olan yatak odas›nda bir yatak durur, yata¤›n üzerine yeflil bir örtü örtülmüfltür. Gerçekten art arda bu denli rastlant› ak›l alacak gibi de¤ildir. Mrs. Martin’in de koridorun ucunda banyoyla kitapl›¤›n aras›nda yer alan yeflil örtülü bir yata¤› vard›r. Belli verilere dayan›larak sürdürülen uzun ve dolambaçl› bir konuflmadan sonra var›lacak sonuç, izleyiciyi ister istemez güldürecektir. Ama ifllenen izleklerin, olmayacak –ak›l almayacak durumlar yaratarak ortaya konulmas› özellikle Ionesco’da pek s›k rastlanan dramatik bir anlat›m fleklidir. Kar› koca iliflkilerindeki davran›fllar›n yan› s›ra, yazarlar›n yak›n iliflkileri göstermek için ele ald›klar› di¤er konular; arkadafll›k, ö¤retmen-ö¤renci, uflak-efendi izlekleridir. Yaflan›lmam›fl, yaflam yaflan›lm›fl zamanla uyumsuzluk ‹nsan nerede olursa olsun, ister kitle ister aile içinde, kendini hep yabanc› bir dünyada buluyor. ‹ster istemez burada flu soru ortaya ç›k›yor: Bu yaln›zl›k de¤iflmez bir al›n yaz›s› m›? ‹nsan›n insana yabanc›laflt›¤› bu dünyada onun için hiçbir kurtulufl yolu yok mu? Bu “yabanc›laflma”n›n nedeni insan›n sosyal bir varl›k olmas› m›? Sosyal iliflkilerinden s›yr›lsa, kendini bulup bu yaln›zl›ktan kurtulabilir mi? Absürd Tiyatro yazarlar› bu sorular› yan›tlayabilmek için düflüncelerinde kurmaca bir insan yarat›yorlar. Bu insan bir tür ada insan›d›r.

38 | TAVIR | TEMMUZ 2007


inceleme

geride b›rakt›¤› yol öylesine bulan›kt›r ki, hiçbir fley seçemez. Diriltmeye çal›flt›¤› an›lar› sa¤l›ks›z, ölüdür. *** Eugéne LONESCO Yaflam Öyküsü Frans›z oyun yazar›, karfl› tiyatronun ve Absürd Tiyatro’nun bafll›ca temsilcilerinden. Ba¤›ms›z yazar olarak Fransa’da yaflamaya bafllad›. (1938) Nouvelle Revue Française ve Lettres Nouvelles gibi dergilerde çal›flt›.

Bu, münzeviye ya da Robinson’a benzetilebilir. Ama ne kendini Tanr›’ya adayan bir dindar›n iman›, ne de di¤erinin yap›mc›l›¤› var onda. Robinson bir umudun simgesidir, adas›nda yeni bir dünya kurar. Absürd Tiyatro’nun yaln›z insan›ysa kendi içine kapal›d›r. Robinson’un yap›mc›l›¤›ndan ve etkinli¤inden yoksundur. Robinson çevresinden kopmufltur ama yaflamdan kopmam›flt›r; yaflam›n yeflerdi¤i gerçek bir adada yaflar. Buradaysa insanlar bir tutukludur. Çevrelerinde hiçbir a¤aç yeflermez. Bu insanlar›n yaflam› bir k›s›r döngü içinde dolan›r. Absürd Tiyatro yazarlar›n›n, sosyal iliflkilerden kopmufl olarak tasarlad›klar› insan›n yaflam›, hep bu döner-dolap flemas›n›n içinde kal›r. Bu yüzden gerçekle bir türlü iliflki kuramaz, düfl ve hayal dünyas›nda yaflar. Bu düfl dünyas›nda zaman durur. Belki de bu insan›n en karakteristik yan›, zaman bilincinden yoksun olmas›d›r. fiimdiyi yaflamaz o; ya geçmifle saplan›r, ya da ütopyalar kurar ve onlar›n peflinden koflar, böylece zaman›n d›fl›nda kal›r. Yaflam› kovalayan insan bir de bakar ki, yolun sonuna gelmifl. Koflmaya gücü yetmez art›k, durup geriye bakar. Ama hep zaman›n d›fl›nda kalm›fl oldu¤u için,

Gerçekçi-psikolojik tiyatroya karfl›, karfl›-tiyatro anlay›fl›n› ortaya atarak, karfl› oyunlar›yla Absürd Tiyatro’nun bafll›ca örneklerini verdi. Varoluflun saçmal›¤›n›, beylik yaflam›n anlams›zl›¤›n›, insanlar›n iletiflimsizli¤i ve kiflinin kendini gerçeklefltiremeyiflini oyunlar›n›n odak noktas›na yerlefltirdi; “trafigars” olarak niteledi¤i absürd oyun tarz› içinde ürünler verdi, oyunlar›nda, tragedya-fars, gerçeklik-yan›lsama, ola¤an-ola¤anüstü gibi karfl›t ilkelerden yola ç›karak, komik olanda trajik olan›, trajik olanda komik olan› göstermeye çal›flt›... Düz akl› ve mant›¤›, psikolojik gerçe¤i, dilin anlam yükünü y›kt›, grotesk ve gerçeküstücü ö¤eleri kullanarak, s›radan burjuva yaflam› karikatürlefltirdi. Bunun için de çok anlaml›, simgesel bir anlat›m do¤rultusunda, anlams›z seslerden, kal›p sözlerden, mant›k yanl›fllar›ndan yararlanarak dili abeslefltirdi, oyunun dilini absürdün anlat›m› olarak kulland› . Resmi internet sitesine göre 1912, baflka kaynaklara göre 1909 y›l›nda Romanya’da do¤an Lonesco’nun babas› Rumen, annesi Frans›z’d›r. Çocuklu¤u Fransa’da geçen Lonesco anne ve babas›n›n boflanmas›n›n ard›ndan 1925 y›l›nda Romanya’ya döner. 1928–1933 y›llar› aras›nda Bükrefl Üniversitesi’nde Frans›z Edebiyat› okuyarak ö¤retmenlik sertifikas› alan Lonesco, burada Emil Cioran ve Mircea Eliade ile tan›fl›r. 1936 y›l›nda Rodica Burileanu ile evlenerek s›rad›fl› çocuk öykülerini ithaf etti¤i bir k›z babas› olur. 1938 y›l›nda doktora çal›flmas›n› tamamlamak için ailesiyle birlikte Fransa’ya döner. ‹kinci Dünya Savafl›’n›n patlak vermesiyle Marsilya’ya tafl›nan aile, Fransa’n›n özgürlü¤e kavuflmas›ndan sonra 1944 y›l›nda Paris’e yerleflir. 1967 y›l›nda ‹srail’e gider ve daha sonra öz yaflam öyküsünde Yahudi kökenli oldu¤unu aç›klar. 1970 y›l›nda Fransa Akademisi üyeli¤ine seçilen Lonesco, birçok ödüle de lay›k görülmüfltür. Bunlardan baz›lar›: Tours Festival Prize for film, 1959; Prix Italia, 1963; Society of Authors Theatre Prize, 1966; Grand Prix National for theatre, 1969; Monaco Grand Prix, 1969; Austrian State Prize for European Literature, 1970; Jerusalem Prize, 1973. Bunun yan›nda New York Üniversitesi ve Leuwen (Belçika), Warwick (‹ngiltere), Tel Aviv (‹srail) üniversiteleri taraf›ndan fahri doktora derecesine lay›k görülmüfltür. 84 yafl›nda ölen Lonesco, Paris’teki Montparnasse Mezarl›¤›’na gömülmüfltür. Genellikle Frans›zca yazmas›na ra¤men Romanya’n›n en çok gurur duydu¤u isimlerden biridir. Rumenlerin bu konudaki temel k›rg›nl›-

TEMMUZ 2007 | TAVIR | 39


inceleme

¤›n›n, gerçek ad› olan Eugen Lonesco yerine isminin Frans›zca söylenifli olan Eugène Lonesco olarak tan›nmas› oldu¤u bilinir. Lonesco’nun Biçemi E. Lonesco (1912–1994), oyunlar›ndaki içerik ve anlat›m özellikleriyle, tiyatro sanat›na yeni bir anlay›fl getirmifl, bu alanda devrim say›lacak bir de¤iflim gerçeklefltirmifl, Absürd Tiyatro ak›m›n› yaratm›fl bir öncüdür. Kel fiark›c›, yazar›n ilk oyunudur; gündelik kal›plaflm›fl dili elefltirerek, dilin iletiflim kurmadaki yetersizli¤ini gösterir. Yazar›n ikinci oyunu olan Ders, tiyatroda yeni bir güldürü türünün oluflmas›n› sa¤lam›fl, farstan bürlekse kadar tüm güldürü ö¤elerini, trajik olanla birlikte kullanm›flt›r. Her iki oyun, 1957’den bu yana kesintisiz 40 y›ld›r, Fransa’daki Huchette Tiyatrosu’nda oynanmaktad›r. “Ben varl›¤a bir türlü al›flamad›m - dünyan›n varl›¤›na ya da öbür fleylerin varl›¤›na - kendi varl›¤›ma da al›flmad›m. ‹çini, özünü boflaltmakta olan biçimlerle karfl›lafl›yorum durmadan; gerçek gerçek de¤il, sözcükler yaln›zca anlams›z sesler... Kendimi gözden geçiriyorum, anlafl›lmaz, nedeni bilinmez bir ac›ya gömülmüflüm. Ad› konmam›fl üzüntüler, gereksiz piflmanl›klar içinde bo¤uluyorum. Bir çeflit aflk, bir çeflit nefret, bir nefle gösterisi, tuhaf bir ac›ma duygusu... Neye? Kime? Bana kal›rsa, benim tiyatrom daha çok kendini ortaya vurmak. Ama benim kendimi ortaya vuruflum anlafl›lacak gibi de¤il, sa¤›r kulaklara çarp›p kal›yor. Baflka türlü de olabilir mi?” Absürd Tiyatro; uyumsuzluk tiyatrosu, saçma tiyatro olarak da bilinir. Ancak bu tiyatro anlay›fl›n›n ne bir manifestosu ne de bir okulu olmufltur. II. Dünya Savafl› sonras›ndaki toplumsal koflullar içinde kimi yazarlar, birbirlerinden habersiz, ortak özellikler tafl›yan oyunlar yazarlar. Ancak bu oyunlardaki ortak içerik ve anlat›m özellikleri öyle çarp›c› olmufltur ki, Absürd Tiyatro, tiyatro tarihinde devrim niteli¤inde bir anlay›fl olarak yerini al›r. Yaflam›n akla ayk›r›l›¤›n›n, iliflkilerdeki uyumsuzlu¤un, bireyin çaresizli¤inin, gerçek diye nitelenenin saçmal›¤›n›n alt›n› çizen Absürd Tiyatro, bu yeni düflünsel tavr› sahnede destekleyecek yeni anlat›m biçimlerini beraberinde getirir. Ancak bu oyunlar›n yazarlar› nas›l bir toplumsal sürece tan›kl›k etmifllerdir ki böylesine karamsar tablolar çizen, hiçlik ve umutsuzluk tonlar›nda oyunlar yazm›fllard›r? Absürd Tiyatro üstüne çal›flmalar›yla tan›nan ve bu tiyatro anlay›fl›n›n isim babas› olarak bilinen Martin Esslin, yaflanan toplumsal süreci flu flekilde özetler: “fiuras› çok aç›kt›r ki böylesi bir düfl k›r›kl›¤›, daha önceleri s›k› s›k›ya sar›l›nan inançlar›n böylesine çökmesi, yaflad›¤›m›z ça¤a damgas›n› vuran önemli bir özelliktir. Yaflam›n anlam›n›n kaybolmas› duygusunun toplumsal ve psikolojik nedenleri çok yönlü ve karmafl›kt›r: Ayd›nlanma Ça¤› ile bafllayan ve 1880’lerde Nietzsche’nin ‘tanr›n›n ölümü’ kavram›n› ortaya atmas›na yol açan dini inanc›n sönmesi; Birinci Dünya Savafl›’n›n etkisiyle toplumsal geliflimin kaç›n›lmazl›¤›na olan inanc›n sönmesi, Stalin’in Sovyetler Birli¤i’ni bask›c› bir diktatörlü¤e dönüfltürmesinden sonra Marx’›n öngördü¤ü köktenci

40 | TAVIR | TEMMUZ 2007

toplusal devrim umutlar›n›n yitirilmesi, ‹kinci Dünya Savafl› s›ras›nda Hitler’in Avrupa’ya hükmederken uygulad›¤› barbarl›k, kitle k›y›m›, soyk›r›m ve bu savafl›n ertesinde Bat› Avrupa ve ABD’nin zengin toplumlar›n›n içine düfltü¤ü manevi bunal›m›n yay›lmas›. fiundan kuflku duyulmaz: Birçok zeki ve duyarl› insan için, 20. yüzy›l›n ortas›ndaki dünya anlam›n› yitirip, bir fley ifade etmez hale geldi. Önceden kesinlik tafl›yan kavramlar çözülüp da¤›ld›. Umut ve iyimserli¤in en sa¤lam kaleleri düfltü. Birdenbire insano¤lu kendisini ürkütücü ve mant›ks›z, tek sözcükle saçma bir evrenle yüz yüze buldu. Umudun bütün dayanaklar›, mutlak anlam›n bütün aç›klamalar› birdenbire maskelerinden s›yr›l›p karanl›kta ›sl›k çalan anlams›z hayallere, bofl dedikodulara dönüfltü.” Lonesco ve Absürd Tiyatro çerçevesinde de¤erlendirilen di¤er yazarlar, iflte böyle bir umutsuzluk ve uyumsuzluk ortam›nda oyunlar›n› yazm›fllard›r. Onlar› nihilistlikle suçlayanlar olmufltur. Ancak absürd oyunlar, bir yandan seyirciye “hayat böyle saçmayken onun içinde bir düzen arama ve kendinizi var etme çaban›z bofluna” derken, bir yandan da tüm bilinen düflünce kal›plar›n› yerle bir ederek, yenilenmeye f›rsat veren bir tav›r da bar›nd›r›r. Bu, toplumsal düzene bir baflkald›r› olarak da de¤erlendirilebilir. Elbette ki akla olan güvenin sars›lmas› ve “gerçek” kavram›na farkl› yaklafl›mlar, ilk olarak Absürd Tiyatro’da ortaya ç›km›fl de¤il. Yabanc›laflma duygusu, varoluflun sorgulanmas›, iç gerçeklere yönelme gibi yaklafl›mlar ve bu yaklafl›mlar› bünyesinde bar›nd›ran gerçeküstücülük (sürrealizm) ve varoluflçuluk (existansialism) gibi ak›mlar Absürd Tiyatro’nun kaynaklar› aras›ndad›r. Tiyatro tarihinde, içerik ve anlat›m biçimlerinin hep birbirine paralel olarak geliflti¤i görülmüfltür. Bu di¤er sanat dallar›nda oldu¤u gibi tiyatronun da do¤as›nda vard›r. Öz ve biçim birbirinden ayr› de¤erlendirilemez. Absürd oyunlarda da düflünsel boyutun biçimsel boyutla beslendi¤i görülmektedir. Yaflamdaki anlafl›lmaz karmafla ve uyumsuzluk, sahnede geleneksel uyum kurallar› bozularak dile getirilmifltir. Metnin yap›s›nda ve sahneleme biçiminde, yeni ve “uyum-


inceleme

suz” düzenlemeler yap›l›r. Ancak sonuçta seyirciye sunulan›n da kendi içinde tutarl› ve izlenilebilir olmas› gerekmektedir. ‹flte bu noktada, “uyumsuzlu¤un uyumu” olarak de¤erlendirilen yeni bir anlay›fl ortaya ç›kar. Absürd oyunlar›n caz müzi¤ine benzedi¤ini öne sürenler de olmufltur. Nas›l caz müzi¤i dinlenirken farkl› tatlar al›n›yorsa, absürd oyun izlenirken de her seyirci kendine göre farkl› bir tat alacakt›r. Lonesco’nun ça¤dafllar›n› iki grupta de¤erlendirmek gerekir. Birinci grupta, di¤er Absürd Tiyatro yazarlar› vard›r. Bunlar›n içinde Samuel Beckett, Jean Genet, Harold Pinter, Arthur Adamov, Fernando Arrabal, Jean Tardieu, Edward Albee, Slawomir Mrozek gibi isimler yer al›r. Absürd Tiyatro Fransa’da do¤up geliflti¤i için temsilcilerinin ço¤u Frans›zd›r. ‹kinci gruptaki, Absürd Tiyatronun d›fl›ndaki ça¤dafllar› aras›nda ise; Bertolt Brecht, Friedrich Dürrenmatt, Max Frisch, Dario Fo, Arthur Miller, Tennesse Williams, Jean Anouilh, Armand Salacrou, Marguerite Duras gibi yazarlar bulunmaktad›r. Lonesco’nun oyunlar› da iki grupta de¤erlendirilmektedir: Birinci dönem oyunlar› ve ikinci dönem oyunlar›. Birinci dönem oyunlar›n›n tümü tek perdelik k›sa oyunlard›r. Lonesco bunlara; karfl› oyun, komik dram, naturalist komedi, trajik fars gibi geleneksel tiyatro kal›plar›na karfl› bafll›klar koymufltur. Bu oyunlarda, birbirinden kopukmufl izlenimi veren replikler vard›r, özetlenebilecek bir hikâye yoktur, durumlar ön plandad›r, oyun kiflileri karakter derinli¤ine sahip de¤ildir, kuklalara benzerler, ciddi konular komik tonda ifllenmifltir, dil oyunlar› vard›r, grotesk tav›rlar son derece çarp›c›d›r. “‹ki Kiflilik H›rgür” de bu oyunlar aras›nda yer al›r. ‹kinci dönem oyunlar›nda tek perde boyutu afl›lm›flt›r, özetlenebilecek bir öyküleri olmaya bafllam›flt›r, baz› oyun kiflileri karakter derinli¤i göstermeye bafllarlar, siyasal ve toplumsal konulara az da olsa rastlanmaktad›r. Lonesco’nun birinci dönem oyunlar›: Kel fiark›c›, Ders, Sandalyeler, Görev Kurbanlar›, Önder, Gelinlik K›z, Jacques ya da Boyun E¤me, Yeni Kirac›, Tablo, Gelecek Yumurtalardad›r, Alma Do¤açlamas› ya da Çoban›n Bukalemunu, Dörtlü Oyun, ‹ki Kiflilik H›rgür. Lonesco’nun ikinci dönem oyunlar›: Amédée ya da Nas›l Kurtulmal›, Kiras›z Katil, Gergedanlar, Kral Ölüyor, Hava Yayas›, Susuzluk ve Açl›k, Ölüm Oyunlar›, Macbett, fiu Kahpe Dünya, Valizli Adam, Ölülere Yolculuk.

Model Bir Oyun ‹ncelemesi “Kel fiark›c›” Bu oyunu üzerine konuflurken yazar›n söyledi¤i flu sözler Absürd Tiyatro’yu yaratan duyarl›l›¤›n özeti gibidir. “‹nsan trajik de¤ilse, gülünç ve ac›kl›d›r.” Günümüz insan›n›n kendi yaratt›¤› dünyan›n esareti alt›nda yaflamas›n› konu al›yor oyun. ‹nsan›n sanayi devrimiyle beraber kendini bir teknolojik ç›kmaza sürüklüyor olmas› ve bu gittikçe soyutlaflan

dünyas›nda kendini unutmas› ac› bir gerçek gibi gözüküyor... ‹nsanlar gittikçe özbenliklerini yitiriyorlar; bir kifli ya da bir BEN olam›yorlar. Özgürlük yolunda kendilerine yeni kelepçeler takt›klar›n›n fark›na varmal›lar. Ama çözümü kendileri bulmal›lar; çözüm d›flar›da, orada, burada de¤il... Sorumlu olan yine insan. ‹flte, Smith ve Martinler, bu dünyan›n kendi varl›¤›n›n bilincinde olmayan insan› olarak ç›k›yorlar karfl›m›za. Geleneklerine körü körüne ba¤l›lar, anlams›z kaprisleri, dertleri vard›. Kendilerinin ne oldu¤unun önemi yoktu, baflkalar›n›n varl›¤›yd› onlar› onlar yapan. ‹çleri bofl, AYNIYDILAR. Konufluyor gözükmeleri ise bir yan›lsamayd›, çünkü birbirlerini duymuyorlard›, hatta kar›-koca olarak tan›m›yorlard› bile... Maskeliydiler. Gerçekleri görmekten her zaman için kaç›nd›lar, düzeni sorgulamak korkunç bir fleydi onlar için ve bir ba¤›ms›z bunu yapt›¤›nda, gerçek yüzlerini gizleyemediler ve birbirlerini yediler... Fakat bu çözümü getirmemiflti, çünkü oyun devam edecekti. Çünkü onlar ilk önce kendilerini sorgulamal›yd›lar. Bu yolda da yaln›zlar... ‹tfaiye flefi ise özgür ve içinde hayat atefli halen yanan kifliydi. ‹tfaiye fiefi yang›n› yani -insan›n uyan›fl›n›- ar›yordu. ‹nsan, uyan›fl yolunda yaln›zd›; bu nedenle ‹tfaiye fiefi’ne hikâyeler anlatmak ve ideallerini savunmaktan fazlas› düflmüyordu. Çözümü ‹tfaiye fiefi vermedi, biz de bir çözüm önermedik. Bu hikâyeler insanlara ac› ve s›k›nt› veriyordu, çünkü hikâyelere konu olan kendileriydi asl›nda. Mary ise eylemini gerçeklefltirmemifl ama olanlar›n fark›nda olan kifliydi. Bu nedenle özgür de¤ildi. Sonunda ise fikirlerini ortaya koyar ve ba¤›ms›zd›r art›k. ‹çindeki ‘atefl’i ortaya ç›karm›flt›r. Oyunu en ünlü sahnesinde iki yabanc›, havan›n nas›l açt›¤› nerede oturduklar›, kaç çocuklar› oldu¤u gibi s›radan konular üzerinde konuflurken, birdenbire ve hayretle nas›l kar› koca olduklar›n›n fark›na var›rlar. Bu sahne, Lonesco’nun sürekli yineledi¤i, insan›n kendi kendisine yabanc›laflmas› ve iletiflimsizlik gibi temalar›n çarp›c› örne¤idir. Yazar›n baflar›s› sürrealist ve temsili olmayan tiyatro tekniklerinin yayg›nlaflt›rmas›nda, bunu do¤alc› gelene¤e al›flm›fl bir seyirciye kabul ettirmesinde yatar. Oyundaki karakterlerin konuflmalar› çerçevesinde geliflir; aç›kça bilinenlerin yinelenmesi saçmal›¤a yol açar, bu da sözsel iletiflimin yetersizli¤ini ortaya koyar. Amaçs›z, bu yüzden de gülünç davran›fl ve konuflmalar›n kar›fl›m› oyunlara komik bir yüzey verirken, alttan alta metafizik bir endifle kendini hissettirir. Burada commedia dell’arte, vodvil ve müzikhol gibi çok çeflitli komedi geleneklerinin, ayr›ca mim ve akrobasi gibi gösteri sanatlar›n›n etkileri görülür. “Kel fiark›c›” adl› oyunda Martin Ailesi’nin durumu, ça¤›m›z insan›n›n sevgi ve ilgiden nas›l yoksun oldu¤u, o derin umutsuzlu¤u sergilenmektedir…

KAYNAKÇA: Martin ESSL‹N, ABSÜRD T‹YATRO – DOST K‹TABEV‹ YAYINLARI – 1999 Eugene LONESCO, T‹YATRO DENEY‹ – DE YAYINEV‹ – 1961 Y›lmaz ARIKAN, T‹YATRO E⁄‹T‹M‹ 4 – ARITAfi YAYINLARI – 1997 Özdemir NUTKU, DÜNYA T‹YATROSU TAR‹H‹ C‹LT. 2 – REMZ‹ K‹TABEV‹ – 1985

TEMMUZ 2007 | TAVIR | 41


izlenim

aln› k›z›l bantl› foto¤raflar sezen taner

lere hüzünler, hüzünlere ac› kar›fl›yor. Sonra 盤l›klar… Göklere yükselen, yüre¤i kor bir atefle dönüfltüren 盤l›klar… Oysa sadece bir foto¤raf sergisi buras›. Ama bu foto¤raflar bildiklerinizden de¤il... Daha do¤rusu çokça rastlanandan de¤il…

Gözler ve eller… Gözü de¤ince insan›n, yüre¤inden bir fleylerin koptu¤u gözler ve eller… Kare kare insanlar var karfl›n›zda. Kare kare gözler, eller, incecik kalm›fl bedenler, ölümün gözlerde ve ellerde donup kald›¤› foto¤raflar… Karelerde ak›p giden yaflamlar. Anlatmak zor, anlamaya çal›flmak da… Ya yaflamak… Yaflayana sorun hele. Yaflayan ne biçim cevap veriyormufl görün… “Görün” diyoruz, “duyun” de¤il çünkü cevap gözlerle veriliyor… Kelimeler anlatam›yor çünkü... U¤urlad›klar›m›z var karfl›m›zda… Hem de çok olmad› onlar gideli. ‹çimizden birer parçay› da kopar›p gittiler. Tüm yaflad›klar›yla karfl›m›zdalar... Ac›lar›,

42 | TAVIR | TEMMUZ 2007

umutlar›, sevinçleri, beklentileriyle bize bak›yorlar… Ama en çok ac› sar›yor bizi. Donup kal›yoruz karfl›lar›nda. Yüzlerindeki ifadelere dokunup, al›yoruz ac›y› avuçlar›m›za. Öpüyoruz ellerinden. Koklay›p içimize çekiyoruz ve koyuyoruz onu yüreklerimizin ortas›na. Gidip kardeflini buluyor orada. Derinlere att›¤›m›z kardeflini. Can›m›z yan›yor ikisi birleflince. Biz yaflad›k bunlar›... Gördük. Yand›k. Feryat ettik. Ama biz yaflad›k bunlar›. O yüzden bakmak iki kere a¤›r geliyor. Her bakt›¤›nda ikinci kez yafl›yor insan. Her bakt›¤›nda yeniden gidiyor oraya... Küçük Armutlu’ya, sonra Feride’nin yan›na.. Sonra Cebeci’ye... Gülüfl-

Herkes kendi yaflad›¤›, bakt›¤›, gördü¤ü yerden vuruluyor... Bo¤az yine dü¤üm dü¤üm… Yürek yine parça parça... Sanki yan›bafl›m›zdalar gibi. Sanki o “son”, onlar› hiç beklememifl gibi… Ama öyle de¤il iflte. Herkes, her fley gerçek… Ve o gerçekler büyütüyor bizi. Dirayetli olmay›, yanarken bile ayakta durmay› ö¤reniyoruz o yüzlerden... Yoksa bir baba k›z›n›n incecik bedeninin bafl›nda nas›l böyle durabilirki... Ya biz, nas›l yanm›fl, kor olmufl bir bedenin karfl›s›nda bunca sakin durabiliriz… Duruyoruz iflte... Çünkü onlar› yaflarken de durduk biz. Yan›bafl›m›zdayd›lar, sevdik, inand›k, güç ald›k. Öyle fütursuz, öyle tereddütsüz gidifllerinden güç ald›k. Sayg› duyduk, onur duyduk, ba¤land›k… Bir parçam›zd› onlar, bir parçalar› bizdik, de¤erlerimiz, geçmiflten bu güne tafl›d›klar›m›z, ba¤land›klar›m›zd›… Tüm ac›m›za ra¤men; yükselmesine izin vermedi¤imiz 盤l›klara, akmas›na izin vermedi¤imiz gözyafllar›na ra¤men durduk. Dimdik... Bir sergi buras›... ‹çinde ölüm orucu direniflçilerinin oldu¤u, 50 tane foto¤raf, 50 tane kare. Bu topraklar 2000- 2007 y›llar› aras›nda büyük bir direnifle tan›k oldu... Bu ülkenin insanlar› F tipi zindanlarda çürütülmesin, kimliksizlefltirilmesin diye; bu ülke tümden bir hapishane haline getirilmesin diye 122 insan kendini feda etti. Bu sergi iflte onlar› anlat›yor. 7 y›ll›k bir çal›flman›n ürünü. 7 y›l›n


izlenim

farkl› zamanlar›na yay›lm›fl olaylar›n anlat›m›... Foto¤raflar› çeken hakk›nda bilgi özellikle verilmemifl gibi... “Gençer Yurttafl, 1980 y›l›nda Fatsa’da do¤du. ‹stanbul’da yafl›yor. Toplumsal bellek oluflturabilmek için görüntü topluyor” diye anlat›lm›fl sadece. Baflka da bilgi yok. ‹ki odaya s›k›flt›r›lm›fl 50 foto¤raf. Oysa bu süreçte binlercesini çekmifl Gençer. Çok daha fazlas›n› yapabilirmifl elbette. “‹nsanlar› foto¤raflarla bafl bafla b›rakmak istedi¤ini” söylüyor sordu¤umuzda. Kafalar› da¤›ls›n, foto¤raflardan uzaklafls›nlar istememifl. ‹ç içe geçsinler diye böyle düzenlemifl sergiyi. Öyle de oluyor gerçekten. Kafan›z› nereye çevirseniz bir yüzle karfl›lafl›yorsunuz… Daha birinin yüre¤inize b›rakt›¤› ac›y› tam yaflayamadan, baflka birisinin ac›s›yla baflbafla kal›yorsunuz. Bu kez ona tak›l›p kal›yor gözleriniz. Süreci neresinden yaflad›ysan›z oras›ndan etkilenme oran› da de¤ifliyor. Söylemifltik, herkes yaflad›¤› kadar›n› al›yor, o kadar›n› hissediyor diye. Hiçbir yerinde bulunamayanlar, sadece d›flardan izlemekle yetinenler ya da ilk kez böyle bir fleye tan›k olanlar ise ço¤unlukla flaflk›nl›k ve korku ile bak›yor. “Nas›l olur da bunca ac›, bu topraklarda yaflan›r?” diye düflünüyorlar. Anlam veremiyorlar bunca zaman bir insan›n aç kalabilmesine ve saniye saniye ölürken gülebilmesine... _ Sonra birden sergi hareketleniyor. Behiç Aflc› geliyor serginin ortas›nda. Kendine has gülümsemesi, yeni yeni oturtmaya bafllad›¤› yürüyüflüyle Behiç Aflc›, gelip elini s›k›yor Gençer’in. Ve sonra “De¤er miydi?” diye soruyor bize. Evet, soruyor, bunca kay›ba, bunca ac›ya, bunca gözyafl›na ve kendinin bu hale gelmesine de¤er miydi? Bir an durup düflünüyor insan, bir an tüyleri diken diken oluyor. Düflünüyoruz… Ve tam o ikilemin ortas›ndayken cevab› geliyor Behiç Aflc›’n›n. Yine ayn› onun gibi, rahatlat›c›, sevindirici, huzur veren bir “Kuflkusuz de¤erdi” kelimeleri geçiyor içimizden… Böyle yaz›yor kap›n›n hemen yan›nda duran deftere... O an ak›ldan geçen o soruyu tam da orta yerinden, okkal› bir flekilde cevapl›yor. Defter öylece içindeki-

lerle beraber orada duruyor. Gelip gidenler, üzerlerinde izler kalanlar duygular›n› yaz›yorlar. Ve günler sonra tekrar gitti¤imizde af dileyen biri tak›l›yor gözümüze... Ölüm oruçlar›yla ilgili daha önceki bir sergide k›zd›¤›n› ve bu kadar ölümü anlamad›¤›n›; bu nedenle, o zaman kötü fleyler yazd›¤›n› düflünmüfl flimdi af dileyen. O zaman anlamad›¤›n› ama insanlar›n çok büyük düflünceler u¤runa öldü¤ünü sonradan kavrad›¤›n› anlat›yor… Direnifl ö¤retiyor!.. Kahramanlar da… Küçücük alanda her foto¤rafla birlikte süren geçmifle yolculuk, gezdikçe devam ediyor. Feride’nin odas›na gelindi¤inde, kocaman bir umut göze çarp›yor. Di¤er odadan farkl› bir havas› var buran›n. O gülüfller, o heyecan… Evet, Feride’nin odas› buras›… Onunla süslenmifl bir oda. Her karede farkl› bir hali anlat›lm›fl. Di¤erleri gibi incecik kalm›fl bedeni ve yine di¤erleri gibi yüzündeki ifade umutla dolu... Ama hepsinden daha fazla gülmüfl Feride… Belki de tüm oda ona ayr›ld›¤› için bize öyle geliyor. Çünkü Gençer’in foto¤raflar›n› sergiledi¤i Karfl› Sanat’›n iki odas›ndan küçük olan›na Feride yerleflmifl... Bafl›ndaki sö¤üdü, sevdiklerinin resimleri, mektuplar› ile süsledi¤i odas›yla Feride gülümsüyor herkese… Keflke diyoruz hepsini böyle çok çok anlat-

sak… Keflke 122 tane kocaman oda yapabilsek, onlar›n farkl› farkl› anlar› için. Serginin dar tutulmas›ndaki kayg›y› anlamakla birlikte, biz de sergiyi gezen herkes gibi, sergi uzasa diye düflünüyoruz. Uzasa ve daha çok baksak, daha çok onlarla birlikte olsak… Ama bitiyor bir yerde ve akl›m›za görmediklerimiz geliyor... 122 rakam›n›n içini doldurup da orada olmayanlar. Tek bir foto¤raf› bile bulunmayanlar. Hapishanelerde u¤urlan›p sessiz sedas›z gidenler, o an orada olmayanlar... ‹çimiz burkuluyor biraz, oysa biliyoruz o foto¤raflarda onlar da var. Onlar› da anlat›yor Feride’nin gülüflü, Ümüfl’ün masumca bakan gözleri, Sevgi Erdo¤an’›n incecik bilekleri, Osman Osmana¤ao¤lu’nun k›nal› elleri... Biraradalar onlar ve hiç ayr›lmayacaklar… “Sadece kendi oruçlar›n› de¤il bizim kazam›z› da tuttular. Onlar yaflad›lar biz bakmaya bile kalk›flmad›k. ‹flte bir f›rsat daha, bu sefer gözlerimizi kaç›racak m›y›z?” diyor Ayfle Düzkan sergiyi tan›tan yaz›s›nda. Ya siz ne dersiniz? Bir sergiydi yaln›zca izledi¤imiz… Yine de çok fley katt› bize… Belki, sadece bir sergiydi oras›, ama yedi y›l› yeniden yaflatt› bize… Bu yüzden zordu bakmak… Ama gururlu… Ama onurlu… ❏

TEMMUZ 2007 | TAVIR | 43


makale

hollywood cepten yiyor mustafa elemli

Üç filmin daha üçüncülerini izliyoruz flu günlerde. Karayip Korsanlar›’n›n, Ocean serisinin (Bu seri Ocean 11 ile bafllad›, Ocean 12 ile devam etti, flimdi de Ocean 13 gösteriliyor) ve Örümcek Adam’›n üçüncüleri flu s›ralar gösterimde. Bir baflka üçüncü film de s›rada. Son dönem animasyonlar› aras›nda en çok dikkat çeken filmlerden biri olan Shrek’in de üçüncüsü “pek yak›nda” (Tav›r yay›mland›¤›nda büyük olas›l›kla gösterimde olacakt›r) sinemalarda. Bunlarla bitmiyor tabii ki; Hollywood bu ifli gerçekten iyi biliyor. Hangi filmin ne kadar izlenece¤ini de, hangi filmden ne kadar çekilece¤ini de çok iyi biliyor. fiöyle bir hat›rlayal›m Hollywood üçlemelerini, bunun nas›l kazançl› bir yol oldu¤u daha iyi anlafl›lacakt›r:

44 | TAVIR | TEMMUZ 2007

Baba (The Godfather), Gelece¤e Dönüfl (Back to the Future), Matrix, Amerikan Pastas› (American Pie), B›çak (Blade), Korkunç Bir Film (Scary Movie)… ‹lk elden akl›m›za gelenler bunlar. Bir de dördüncüsü, beflincisi, alt›nc›s›, yedincisi çekilenler var ki onlar› bu yaz›n›n konusu olarak özellikle belirtme gere¤i duymuyoruz. Asl›nda mant›k ayn›. Film tuttu mu, Hollywood filmin peflini b›rakmaz, iliklerine kadar sömürür, deyim yerindeyse ›c›¤›n› ç›kar›r, ifli de bir güzel ifrata vard›r›r. Bu konuda Polis Akademisi filmleri (Asl›nda film demeye de dilimiz varm›yor ama) çok iyi bir örnektir. Say›s›n› bile hat›rlayamayaca¤›-


makale

m›z kadar çok çekilmifl, yetmemifl bir de televizyonlar için dizi film haline bile getirilmifltir. ‹nsanlar› izlerken bile kusacak hale getirerek para kazanma yetisine de ayr›ca flapka ç›karmak m› gerekiyor bilemiyoruz. Ne kadar k›zarsak k›zal›m, Hollywood iflte bu “yetene¤e” sahip. ‹lk filmi sabun köpü¤ü denilebilecek ve bir nebze de olsa izlerken en az›ndan mide buland›rmayacak türden olan Polis Akademisi’nin, sonra bu denli çok çekilmesinin birçok sebebi vard›r elbette. Yaln›zca bu film için de¤il, üçlemesi, dörtlemesi ve daha fazlas› çekilen filmler için de ayn› fleyleri söyleyebiliriz. En baflta sinema tekelleri için çok büyük bir kazanç kap›s› oldu¤u kesin. Film ne kadar gifle yaparsa o kadar çok para girecektir kasalar›na. ‹kincisi, tabii bu mutlaka ki ilk söyledi¤imizin de koflullayan› olacakt›r, izleyicileri bu tür filmlerin deyim yerindeyse müptelas› haline getirmek… Hollywood, sadece ABD’de de¤il, tüm dünyada enformasyonundan reklâm›na, internetten di¤er sanat dallar›na kadar her fleyi kullanarak kendisine yüksek oranda bir izleyici kitlesi yaratmas›n› bilmektedir. “Halk böyle filmleri tercih ediyor, bu filmlerin devam›n› görmek istiyor” söylemi, bu filmlerin yüksek oranda izlenmesine karfl›n, koca bir yalandan ibarettir. Halk böylesi filmlerin esiri haline getirilmektedir adeta. Filmlerin moday›, dillerdeki/kültürlerdeki de¤iflimleri dahi belirler durumda olmas›, bu filmlerin neden bu kadar çok çekiliyor oluflunu aç›klam›yor mu? Öyle ya, kapitalizm kendi kültürünü dünya geneline yayma faaliyetinde hangi araçlar› kullanaca¤›n› da çok iyi biliyor. Televizyon ve internetten sonra, ABD’de üretilen bir fleyin tüm dünyaya en h›zl› yay›lma yolu olan sinema, emperyalistler aç›s›ndan çok önemli bir konumda oluyor haliyle. Üçlemeler, dörtlemeler, befllemeler de iflte bunun içindir. Baz› akl›evvellerin iddia etti¤i gibi, üçlemelerin H›ristiyanl›ktaki ‘Baba-O¤ul-Kutsal Ruh’la bir ilgisi yoktur. Tamam, emperyalistler para için dini de kullan›rlar, kullan›yorlar da hali haz›rda, ancak burada böyle bir durumun varl›¤›n› iddia etmek, öküz alt›nda buza¤› aramak gibi bir fley.

yonlar vesaire vesaire… Var m› baflka? Yoktur; bunlar d›fl›nda insana dair güzel duygular› içeren, gelece¤e yönelik iyi mesajlar veren, derdi insanl›¤›n ve dünyan›n daha iyi yaflamas› olan filmler çekilmiyor flimdilerde. Vahfli kapitalizmin azg›n sömürü çark›na hizmet eden, insanlar› uyuflturan, sorgulama yeteneklerini körelten filmler d›fl›nda tek bir senaryo geçmiyor Hollywood tekellerinin X-Ray aletlerinden… Bunu hem ABD’de hem de Avrupa’da ba¤›ms›z sinemac›lar k›rmaya çal›flsalar da, pek baflar›l› olduklar› söylenemez. Çünkü karfl›lar›nda gerçekten devasa bir güç var. Ayr›ca ba¤›ms›zlar›n da ne kadar ba¤›ms›z olduklar›, dertlerinin gerçekten insana dair tüm güzelliklerin yaflat›lmas› m› oldu¤u tart›fl›l›r gerçekten.

Olay›n bir baflka boyutu da elbette Hollywood’un üretim noktas›ndaki kab›zl›¤›d›r. ‹nsana dair her duygudan giderek uzaklaflman›n ve de makineleflmenin, Hollywood’u getirdi¤i nokta budur.

Tüm bunlar›n ›fl›¤›nda diyebiliriz ki, daha çok üçlemeler, dörtlemeler, befllemeler görece¤iz Hollywood ürünü…

Bilgisayar teknolojisinin “harikas›” aksiyonlar, neyi anlatt›¤› belirsiz bilim-kurgular; “star”lar üzerine oturtulmufl, konusuz, tamamiyle vitrine yönelik sabun köpükleri, yine bilgisayar harikas›(!) animas-

‹çlerinde gerçekten bir-iki istisna ç›kabilir eli-yüzü düzgün ancak hemen tümü yukar›da bahsi geçen sebepler üzerine çekilecektir. Hollywood tekeli y›k›lmad›¤› sürece de bu gerçek de¤iflmeyecektir.J

TEMMUZ 2007 | TAVIR | 45


haberler Grup Yorum eleman› Kübal› devrimci Vilma Espin Muharrem Cengiz’e Guillois hayat›n› kaybetti hapis cezas› verildi! ¤› gerekçesiyle tutuklanan, daha sonra serbest b›rak›lan Nadir Akgül ve Grup Yorum eleman› Muharrem Cengiz’e 4'er y›l 6'flar ay hapis cezas› veren mahkeme, Bülent Kemal Y›ld›r›m'›n da beraat›n› kararlaflt›rd›.

‹stanbul 11. A¤›r Ceza Mahkemesi'nde 8 Haziran günü görülen duruflmada, san›klar ‹nan Gök, Nadir Akgül ve Muharrem Cengiz’e hapis cezas› verildi. ‹nan Gök, ç›kar›ld›¤› mahkemece a¤›rlaflt›r›lm›fl müebbet hapis cezas›na çarpt›r›l›rken; ayn› davada “yard›m yatakl›k” yapt›-

Grup Yorum eleman› Muharrem Cengiz “Tan›k olarak dinlenmesine karar verildi¤i” bu davada, ifade vermek için kat›ld›¤› mahkeme ç›k›fl›nda polisler taraf›ndan gözalt›na al›n›p, daha sonra san›k durumuna getirilerek tutuklanm›fl ve Tekirda¤ F Tipi Hapishanesine gönderilmiflti. Yaklafl›k 1,5 y›l hukuksuz bir flekilde hapishanede kalan ve konserlerine kat›lamayan Muharrem Cengiz, polis taraf›ndan ortaya at›lan iddialar›n kan›tlanamamas› sonucu daha sonra serbest b›rak›lm›flt›. J

Küba’l› eski gerilla, “Kübal› Kad›nlar Federasyonu” kurucusu ve ayn› zamanda Küba Devlet Baflkan› Fidel Castro’nun kardefli olan Raul Castro’nun efli olan Vilma Espin Guillois, uzun süredir tedavi gördü¤ü rahats›zl›¤› sonucu, 19 Haziran 2007 günü yaflam›n› yitirdi. 77 yafl›nda olan Espin’in külleri vasiyeti üzerine Sierra Maestra Da¤lar›’nda bulunan mozoleye konulacak. 1930’da do¤an ve kimya mühendisli¤i e¤itimi alan Espin, Fulgencio Batista’n›n 1952’deki darbesinden sonra protesto gösterilerine kat›lm›fl ve k›sa zaman içinde Küba’n›n bat›-

s›ndaki flehir gerilla hareketinde liderlik yapm›flt›r. Espin, 1960 y›l›nda da “Küba Kad›nlar Federasyonu”nu kurmufltu. J

Sanatç›lar AKP’yi protesto etti

11. Uluslararas› Ma¤usa Kültür Festivali bafllad›

11’inci Uluslararas› Ma¤usa Kültür Sanat Festivali 21 Haziran’da bafllad›. Gazima¤usa Belediyesi taraf›ndan her y›l düzenlenen Uluslararas› Ma¤usa Kültür Sanat Festi-

46 | TAVIR |TEMMUZ 2007

vali’nin 11. si, 21 Haziran tarihinde bafllad›. KKTC Baflbakanl›¤›, KKTC Merkez Bankas› ve Türkiye ‹fl Bankas›'n›n katk›lar›yla gerçeklefltirilen ve Nam›k Kemal Meydan›’nda bafllayan festivalde program flöyle: 21 Haziran: Nil Karaibrahimgil 25 Haziran: Ersen Sururi ve Müzik Elçileri 27 Haziran: Compania Aida Gomez “Carmen” ve grubu 2 Temmuz: Martin Lubenov Orkestras› 4 Temmuz: Boney M feat Liz Mitchell 5 Temmuz: Funda Arar 10 Temmuz: Nino Rota 12 Temmuz: MFÖ . J

AKP ‹stanbul ‹l Merkezi önünde bir araya gelen bir grup ayd›n ve sanatç› bas›n aç›klamas› yapt›. Ankara’daki AKP Genel Merkezi’nin aç›l›fl›nda Afl›k Mahsuni fierif ve Afl›k Veysel’in türkülerinin kullan›lmas›n›n elefltirildi¤i aç›klamada: “Ozanlar›m›za ve halk›m›za zerre kadar lay›k olmayan, sa¤c›, sözde solcu, milliyetçi, muhafazakar, merkez v.s hangi etiketli parti olursa olsun ozanlar›m›z›n eserlerini parti propagandalar›nda kullanma

hakk›na sahip de¤ildir. Ahlaken, vicdanen ve tarihsel olarak lay›k de¤ildir. “ denildi. Yap›lan aç›klaman›n ard›ndan Afl›k Mahsuni fierif’in “Yuh Yuh” isimli flark›s› hep birlikte söylendi. Aç›klamaya; Tecrite Karfl› Sanatç›lar, Sultanbeyli Cemevi Baflkan› ve üyeleri, Berçenek Mahsuni Derne¤i üyeleri, Grup Yorum ve ‹dil Kültür Merkezi çal›flanlar› da kat›ld›. J


haberler Orhan Do¤an hayat›n› kaybetti Eski DEP milletvekillerinden, DTP yöneticisi Orhan Do¤an geçirdi¤i kalp krizi nedeniyle kald›r›ld›¤› Van Yüzüncü Y›l Üniversitesi Araflt›rma Hastanesi'nde 29 Haziran'da yaflam›n› yitirdi.

GRUP YORUM g ü n c e 33 Haziran : ‹ngiltere’nin baflkenti Londra'da bulunan Ocean Venue salonunda gerçekleflen konserde yaklafl›k 1200 kifliye seslendi.

Do¤ubeyaz›t Belediyesi taraf›ndan düzenlenen 6. Ahmed-i Hani Kültür Sanat ve Turizm Festivali'nde, 25 Haziran Pazar günü bir toplant› s›ras›nda halka hitap ederken kalp krizi geçiren Orhan Do¤an, buradan ambulansla Van'a götürülerek Yüzüncü Y›l Üniversitesi T›p Fakültesi Araflt›rma Hastanesi Beyin Cerrahisi'nde yo¤un bak›m alt›na al›nm›flt›. Kalp krizinin ard›ndan beyninde ödem oluflan ve dün de mide kanamas› geçirdi¤i ö¤renilen Orhan Do¤an'›n, doktorlar›n tüm çabas›na karfl›n Orhan Do¤an'›n kurtar›lamayarak vefat etti¤i ö¤renildi.

315 Haziran : E¤itim-Sen Antalya flubesinin Konyaalt› Aç›khava Tiyatrosu'nda düzenledi¤i etkinlikte yaklafl›k 3500 kifliye konser verdi. ‹ki bölümden

lar tepti. Gecede söylenen flark›lar ayn› zamanda 2005 y›l›nda kanser hastal›¤› sebebiyle kaybetti¤imiz Kaz›m Koyuncu'ya adand›. Saat 20:30'da

bafllayan

23:30’da sona erdi.J

konser

Dortmund kentinde Anadolu Federasyonu’na ba¤l› Dortmund Kültür Merkezi’nin düzenledi¤i “El Kap›lar›nda Biz Olmak” isimli etkinlikte yaklafl›k 500 kifliye seslendi.

Edebiyat›m›z›n en de¤erli isimlerinden biri olan R›fat Ilgaz an›s›na, her y›l do¤um yeri olan Cide’de düzenlenen Cide R›fat Ilgaz Sar› Yazma Kültür ve Sanat Festivali’nin 12.’si, 6-7-8 Temmuz tarihlerinde yap›lacak. 1910 y›l›nda do¤an R›fat Ilgaz, sosyalist dünya görüflüyle kaleme ald›¤› romanlar› ve fliirlerinden dolay› defalarca soruflturmalara u¤ram›fl ve y›llar›n› hapishanelerde geçirmek zorunda kalm›flt›. Demokrasi mücadelesinden hiçbir zaman vazgeçmeyen ve bunun u¤runda bedel ödemeyi göze alan Ilgaz, bunun karfl›l›¤›n› sevenlerince hiç unutulmayarak al›yor.

Okmeydan›’nda Karadeniz gecesi yap›ld›

fl›k 1500 kifli gece boyunca horon-

3 23 Haziran : Almanya’n›n

12. Sar›yazma Festivali 7-8 temmuz tarihleri aras›nda yap›lacak

22 Temmuz 2007 tarihinde yap›lacak seçimlerde ba¤›ms›z olarak yeniden aday olan Orhan Do¤an 52 yafl›ndayd›. J

‹dil Kültür Merkezi, Okmeydan› Sibel Yalç›n Park›’nda “Haydi Horona” adl› bir etkinlik gerçeklefltirdi. Ücretsiz olarak gerçeklefltirilen etkinlikte; Bayar fiahin ve Erdal Bayrako¤lu Lazca, Gürcüce ve Türkçe türküler, flark›lar seslendirdi. Sibel Yalç›n Park›'nda bulunan amfi tiyatroyu tamamen dolduran yakla-

oluflan etkinli¤in ilk bölümünde ‹lkay Akkaya da sahne ald›.

“Al paçal›kl› s›rt› küfeli, Bafl› çifte çifte sar›yazmal› Siler gibi al›n terini çevrene (…) Bu kara yaz›y› aln›ndan silip Kendi öz yaz›n›, kendin yazmal›!”

Her geçen y›l kat›l›mc› say›s›n›n artt›¤› ve giderek daha fazla ilgi gören festivalde bu y›l, R›fat Ilgaz’›n do¤up büyüdü¤ü ev, restore edilmifl bir flekilde “R›fat Ilgaz Kültür ve Sanat Evi” olarak ziyarete aç›lacak. Festival program›nda ayr›ca paneller, gösteriler, film gösterimleri, söylefliler, kermesler ve konserler yer alacak. J

TEMMUZ 2007 | TAVIR | 47


haberler sa... k›sa... k›sa... k›sa.. k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›sa... k›s

3Frida’ya 100. do¤um y›l› sergisi Meksika’n›n ünlü devrimci kad›n ressam› Frida Kahlo’yu 100. do¤um y›l›nda anmak için Mexico Güzel Sanatlar Saray›’nda 18 Haziran günü bir sergi aç›ld›. Sergide Frida’n›n genellikle dünyan›n çeflitli yerlerinde bulunan 354 tablosu, deseni, gravürü, mektuplar›, kendi ve yak›nlar›n›n foto¤raflar›, Güzel Sanatlar Saray›’n›n 8 salonunda sergileniyor. 19 A¤ustos’a kadar aç›k kalacak serginin aç›l›fl›na, Devlet Baflkan› Felipe Calderon’un da kat›ld›¤› belirtildi. 3Sokak Toplay›c›lar›n›n bir günü sergileniyor Foto¤rafç› Altan Bal’›n FotoRoportaj.org’un katk›lar›yla düzenledi¤i Sokak Toplay›c›lar› Sergisi, Tütün Deposu’nda 9 Haziran - 7 Temmuz tarihleri aras›nda sergileniyor. Sergideki foto¤raflarda sokaktaki k⤛t toplay›c›lar›n›n bir günü yans›t›l›yor. 3Yaflar Kemal’e “Özgür ‹nsan Ödülü” Osmaniye Anadolu Halk Bilimler ve Kültür Derne¤i bu y›l “Özgür ‹nsan Ödülü” olan G›lgam›fl

heykelcili¤ini yazar Yaflar Kemal’e verdi. Ödül, 15 Haziran tarihinde Yap› Kredi Sermet Çifter Salonu’nda yap›lan bir törenle Yaflar Kemal’e verildi. 3“Live Earth” 7 Temmuz’da bafll›yor Küresel ›s›nma tehdidine dikkat çekmek amac›yla düzenlendi¤i belirtilen “Live Earth” konserleri 7 Temmuz’da bafll›yor. Dünya genelinde slogan ve amblemlerle kamuoyu yaratmay› hedefleyen organizasyon, ‹ngiliz müzisyen Bob Geldof taraf›ndan 2005 y›l›nda yoksullukla mücadeleyi amaçlayan ‘Live 8’ten esinlenerek düzenleniyor. ‘Live Earth’, uzun y›llar sürmesi planlanan bir kampanya olarak tasarlan›yor.Dünyaca ünlü müzisyenlerin kat›l›m›yla gerçekleflecek ‘Live Earth’ konserlerini, 2 milyar kiflinin izlemesi bekleniyor. 3 “Tecrite Karfl› Sanatç›lar” Piknikte Bulufltu F tipli hapishanelerdeki tecridin kald›r›lmas› amac›yla geçti¤imiz y›l bir araya gelen ve çal›flmalar›n› “hayat›n her alan›ndaki tecrite” karfl›

sürdüren “Tecrite Karfl› Sanatç›lar”, 16 Haziran Pazar günü Bahçeköy-Bentler’de düzenledikleri piknikte bulufltular. Av. Behiç Aflc›’n›n da kat›ld›¤› piknikte, sanatç›lar de¤iflik renkler ve sesleri birlefltirdi. Piknik alan›nda halaylar çekildi, horonlar tepildi. Yaklafl›k 50 kiflinin kat›ld›¤› piknik sabah 11.00’de bafllay›p, akflam 20.00’de sona erdi.

31. Kristal Klaket K›sa Film Yar›flmas› düzenleniyor. Fatih Üniversitesi “K›sa Olsun Bizim Olsun” ana bafll›¤› ile Kristal Klaket K›sa Film Yar›flmas› düzenliyor. Yar›flma jüri üyeleri, F›rat Yücel (Altyaz› Dergisi Genel Yay›n Yönetmeni), M. Nedim Hazar (Gazeteci), Ali Murat Güven (Yeniflafak Gazetesi Yaz› ‹flleri Müdürü), Nevzat Bayhan (‹stanbul Kültür A. fi. Genel Müdürü) ve Mustafa Aktürk (G2 Reklam Ajans›) olarak belirlendi. son baflvuru tarihi 30 Temmuz 2007. Yar›flmaya kat›lmak isteyenler, baflvuru belgesini, www.kristalklaket.com veya www.fatih.edu.tr adreslerinden temin edebilirler.

DVD... VCD... ALBÜM... DVD... VCD... ALBÜM... DVD... VCD... ALBÜM... DVD... 3 ezmoce birol topalo¤lu Kalan Müzik

48 | TAVIR |TEMMUZ 2007

3 ad› karanfil hüseyin turan Seyhan Müzik

3 veda suren asaduryan Akustik Müzik

3 ah bendeki sen

turabi y›ld›r›m Esen Kültür Sanat


2007 63 temmuz  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you