Page 1


tavır yerel süreli yay›n

tavır

kültür sanat yaflam›nda

Sahibi: İdil Kültür Yayın Org. Rek. Film. Tic. Adına: Muharrem Cengiz Genel Yayın Yönetmeni: Gamze Mimaroğlu Sorumlu Yazıişleri Müdürü: Ahu Zeynep Görgün Yazışma Adresi: İdil Kültür Merkezi İstiklal Cad. Aznavur Psj. No: 212 Kat: 6 Beyoğlu/İstanbul Tel: (212) 245 00 70 244 31 60 Faks: 244 81 02 e-posta: info@grupyorum.net Ankara: İdilcan Kültür Merkezi Şirintepe Mah. 8.Cad. No:222 / B Mamak – Ankara Tel: (312) 390 38 05 Hesap No: (TL): 1042- 30000 596147 Gamze Mimaroğlu İş Bankası Parmakkapı/İST. (EURO): 1042- 3010000 129062 Gamze Mimaroğlu İş Bankası Parmakkapı/İST. Ofset Hazırlık: TAVIR YAYINLARI Baskı: ASPAŞ Dağıtım: D-B-R

merhaba

K›sa bir ayr›l›¤›n sonunda biriktirdi¤imiz ve paylaflmak istedi¤imiz o kadar çok konu var ki, hangisini, nas›l anlatal›m diye epey düflündük. May›s’ta ç›plak ayaklar›m›zla bast›k topra¤›m›za, alanlar›m›z›n gö¤süne… Analar›n yüzlerine tak›ld› gözlerimiz. May›s’ta bir gün vermifller analara; yetmedi¤ini gördük. Vatanseverlik ad›na sokak ortas›nda demokratik haklar›n› arayan insanlara sald›rarak, provokasyonlar› diriltmek isteyenlere karfl› vatan›n› sahiplenenler… Medya neler tart›fl›yor, neler tart›flmak istiyor? Sansür ve otosansür… Medya nedir ve kimin emirlerine amadedir? Bunlar› tart›flmak istedik. Bu tart›flmam›z› önümüzdeki say›lar›m›zda da sürdürece¤iz… Ayd›n ve küçük burjuva sanat anlay›fl› üzerine notlar›m›za devam ediyoruz. Çocuklar oyun oynamak için sokak, park aram›yor. Art›k sapan da alm›yorlar ellerine, bilye de, topaç da… Saf çocuk oyunlar› internet kafelerle kirletilmifl, düfller bir ekrana hapsedilmifl. Para bulamayan ve oyunsuz kalan çocuklar… Bir de yüzleri görünmeyen çocuklar var… Hani hep gazetelerin üçüncü sayfas›nda gördü¤ümüz yüzlerin alt›ndaki gerçek anlamlar›n› bir de “‹hlal” sergisinde gördük. Sergi… Yani çocuklar›n yar›m kalan düfllerinin sergisi… ‘84’ten bugüne gelen koca y›llar…Apolardan, Haydarlardan al›nan kutsal emanetler, yeni direniflçilerin al›nlar›nda parl›yor. Hapishaneler befl y›ld›r açl›¤› yafl›yor. Tecrit yok diyenlere, Fidan Kalflen’in ismiyle sesleniyor. Duymazdan gelindikçe onlar yollar›na devam edecekler… Rakamlar say›ld›kça ço¤al›yor. Her say› bir hayat› içinde saklar. Faruk Kad›o¤lu’yla, say›lar bir kez daha karfl›m›za ç›kt›. Hapishane kap›lar› bir kez daha aç›ld›. Ac›lar› d›flar›ya göndermek için… Hollywood’un çekti¤i “Cennetin Krall›¤›”, Haçl› Seferleri’ni anlat›yor bizlere. Filmi izleyip de¤erlendirdik. Grup Yorum, bir ilkle, DVD-VCD ile evlere konuk olmak için yola ç›kt›. Yirmi y›ll›k tarihinden görüntülerle dinleyicileriyle bulufluyor. Yeni say›m›zda görüflmek üzere…

Dostlukla... ön kapak foto: adnan durmaz


tavır Aylık Sanat Dergisi ISSN 1303-9113

3

5

medya, tekel ve sansür

sanat ve edebiyat›n

gücü

12

toplumsal cinnet

38

yüz on sekiz ana...

18

41

provokasyon...

“cennetin krall›¤›”nda bar›fl


güzin karaduman

tart›flma

sanat ve edebiyat›n gücü Sanat ve edebiyat, toplumsal hareketlerin gelifliminde yüzy›llar boyu belirleyici bir rol oynam›flt›r. Yönetenler aç›s›ndan da, halklar aç›s›ndan da durum ayn›d›r. Sanat ve edebiyat kitlelerle buluflmada, ruh halini, yaflam biçimini belirlemede en temel araçlar›n bafl›nda gelir. Sanat ve edebiyatta s›n›f çat›flmalar› vard›r. Her eser bir s›n›f ve tabakaya ait olup onun do¤rular›n› dile getirir, propagandas›n› yapar. Bu, son derece etkili bir propagandad›r. Nice isyanlar bu propagandayla hayata geçirilmifl, niceleri de yine bu tip propagandayla bast›r›lm›flt›r. Kitleler sanat ve edebiyat eserleriyle cesaretlenmifl, örgütlenmifltir. Ya da tersinden

beyinlere bu propagandayla girilerek korku duvarlar› örülmüfltür. Toplumsal yaflam›n seyri ile sanat ve edebiyat›n tarihsel seyrinin ayn› paralelde yürümesi, bir tesadüf de¤ildir. Geliflimleri, içinden geçtikleri aflamalar ayn›d›r. ‹lkel ça¤lardan köleci topluma, feodal dönemden günümüze bunun say›s›z örne¤i vard›r. Yönetenler, sistemdeki adaletsizliklere, açl›¤a karfl› sadece zulüm uygulayarak, a¤›r bask› koflullar› oluflturarak mücadele etmez. Kitleleri kültürel de¤erlerinden, geleneklerinden olabildi¤ince uzaklaflt›rmaya çal›fl›r. Ahlaki olarak çöküntüye u¤ratarak, dejenere ederek, yozlaflt›rarak tepkisini ör-

gütleyebilece¤i dinamikleri yok etmek için u¤rafl›r. Bireyci, kendini kurtarmaya çal›flmakla yükümlü bireylerden oluflan bir toplum yarat›lmak istenir. Böyle bir ortam› yaratman›n bafl›nda da sanat›n çeflitli türleri ve edebiyat alan› kullan›l›r. Örne¤in; gelifltirilen, özendirilen, teflvik edilen bir müzik ak›m› ile depolitizasyonu h›zland›rmaya çal›fl›r. Ya da okunmas› özendirilen bir roman türü ile beyinler uyuflturulmak, hayal dünyas›nda yüzdürülmek istenir. Yönetenler; kendilerini, düzenlerini öven, methiyeler düzen, kutsayan eserler üretilmesi için özel teflvikler de vermifltir. Tarihi anlat›mlar çarp›tmalarla, yalan yanl›fl bilgiler ve abart›larla doldurulmufl, baflka bir tarih ö¤retilmifltir. Bu tip eserlerin tan›t›m› ve da¤›t›m› için özel olarak ilgilenmifltir. Amaç hep ayn›d›r: Sistemdeki zulüm çark› üzerine, adaletsizlik çark› üzerine kal›n bir perde çekmek. Yönetenler kadar, ezilenler aç›s›ndan da özel bir önemi vard›r sanat ve edebiyat›n. Yaflamlar›ndaki zorluklar›, ac›lar›n›, yaslar›n›, sevinç ve mutluluklar›n›, kayg›lar›n› sanat ve edebiyat arac›l›¤› ile kal›c›laflt›rm›fl, birikimlerini bu yolla nesilden nesile aktarm›flt›r. Halk›n kendi sanat ve edebiyat›, yönetenlerinkinden ayr›d›r. Halk, kendine özgü yaz›m kurallar›n›, uyaklar›n›, hece ölçülerini, dilini gelifltirmifltir. Bu ayr›flma, içerikten biçime tüm yanlar›na yans›m›flt›r. Anlatt›¤› konular, anlat›fl biçimi yönetenlerin anlatt›klar› ve anlat›fl biçimleri ile taban tabana z›tt›r. Örne¤in türküler; resmi tarihin aksine, yüzy›llar öncesinden günümüze düflen tari-

3


hi belgeler niteli¤indedir. Resmi tarihte halk›n yaflam› ya yoktur, ya da her fley çarp›t›larak, gizlenerek anlat›l›r. Ancak; türküler, yaflanan katliamlar›, zulmü, bask›lar› aç›k seçik ortaya koyarlar. Halk›n zulme karfl› baflkald›r›s›, ayaklanmalar›, isyanlar›, yaflad›¤› her fley kendi sanat ve edebiyat›nda anlat›l›r hep. Ezenler nas›l ki bu yolla bast›rmaya ve bozmaya çal›flm›flsa, ezilenler de bu yolla güç ve moral depolam›fllard›r. Buradaki anlat›mlarda yalanlar, aldatmalar, gereksiz abart›lar yoktur. Hayat›n yal›n yak›c›l›¤› ve ak›c›l›¤› vard›r anlat›mlarda. Özel güçlerle donat›lm›fl do¤aüstü kahramanlar yoktur. Herkes gibi et ve kemikten olan, eksi¤iyle hatas›yla insan olan, tüm bu özellikleriyle birlikte yaflam›n gerçek kahramanlar› anlat›lm›flt›r. Bu anlat›mlarda gözleri boyayan, yalanlarla örülü bir anlat›m›n yerine, tüm gerçekli¤i görmemizi sa¤layan bir derinlik yer al›r. Anlat›lanlar›n gerçekçili¤i kadar güçlüdür ki; bir kahramanl›k fliiri, bir kahramanl›k flark›s› ya da roman, yeni yeni kahramanl›klar›n oluflmas›n› beraberinde getirir. Yönetenler kendi edebiyat ve sanat ürünlerini yayg›nlaflt›rmak için ne kadar çaba harcam›fllarsa, bir o kadar çabay› da halk›n edebiyat ve sanat ürünlerini yasaklamak, yoketmek için harcam›flt›r. Tarih, gerçekleri anlatt›¤› için idam edilen, katledilen, sürgün edilen, tutuklanan flair, yazar ve müzisyenlerle doludur. Yak›lan kitaplar›n, k›r›p dökülen sanat eserlerinin haddi hesab› yoktur. Halk›n sanat›n›n ve edebiyat›n›n gücü, yönetenleri hep korkutmufltur. Bu nedenle bir yandan bunlar› yasaklarken, bir yandan da yerine koyabilece¤i üretimleri hep gelifltirmeye çal›fl›r. Bugün yaflananlar da tarihin bu ak›fl›ndan ba¤›ms›z de¤ildir. Sanat›n bütün dallar› -ki bunlar içinde en yayg›n ve etki gücü en yüksek olanlar› sinema ve müziktir- romanlar, hep bu amaç için kullan›lmaktad›r. Bütün Hollywood filmlerinin süper kahramanlar›n›n hep Amerikal› olmas›, Amerika’n›n dünyadaki tüm kötülükleri yok etmeye yeminli ve çok güçlü olan bir yönetiminin oldu¤unun vurgulanmas› bir tesadüf de¤ildir. Konuyla en alakas›z bir Amerikan filminde bile bitiflte ortaya bir Amerikan bayra¤› ç›kar ve mutlu son hep onunla yap›l›r. Amerika bir yandan tüm dünyay› yak›p y›karken, bir yandan da bu tip ürünleri özel olarak piyasaya sürer ve yayg›n bir flekilde takip edilmesini ister. Üç sihirli kelime bulmufltur:

4

Demokrasi, özgürlük, insan haklar›. Bu sihirli kelimelerin ard›na s›¤›narak girer ülkelere, yakar y›kar. Bu sihirli kelimeleri de tüm sanat ve edebiyat ürünlerinde özel olarak iflletir. Bunlar›n hiçbirini yapam›yorsa, fantastik, gerçekle alakas› olmayan, “mükemmel” kahramanlarla dolu romanlar› sürer piyasaya. “Hiçbir fley yapam›yorsam beyinleri uyuflturur hayal dünyas›na sürüklerim herkesi.” der. Bu tip ürünlerin özel olarak tan›t›m›n› yapar, teflvik eder, özendirir. Suni “moda”lar yarat›r. Dünyada bilmem kaç milyon kiflinin ilgiyle bu kitaplar› okudu¤u haberleri yapt›r›r. ‹nsanlar›n hiç de¤ilse meraklanarak al›p okumas›n› sa¤lar. Bunun için ay›rd›¤› bütçeler milyon dolarlarla ölçülür. Kendisinin be¤enisiyle ç›km›fl, onun dünyas›n› öven, gücünü kutsayan, iyilik mele¤i olarak göste-

ren kitaplar›n okunmas›n› ister. Buna en yak›n örnek Dan Brown’un kitaplar›d›r. “Da Vinci’nin fiifresi” adl› kitapla neredeyse tüm dünyay› sarsan Dan Brown, herkesi bu flifreyi çözmek için seferber etmifltir. Ortada çözülecek bir flifre mifre de yoktur asl›nda. Tür olarak bir isim dahi veremeyece¤imiz bu kitap ve devam›nda yazd›¤› “Dijital Kale”, “Melekler ve fieytanlar” isimli kitaplar, insanlar› gerçek hayattan kopar›p sanal bir dünyaya hapseden birer “edebiyat” ürünü olarak karfl›m›za ç›km›flt›r. Okuyucuya hayal dünyas›nda gezinti yapt›rmaktan baflka bir halta yaramayan bu kitaplar allan›p pullan›p bir de “referans kitaplar” olarak gösterilirler. Bu yolla okuyucu say›s› artt›r›l›r, ayn› zamanda bir “bestseller (çok satan)” oku-

du¤u için okuyucunun gururu okflan›r. Müzikten sinemaya tüm sanat dallar› için de ayn› fley geçerlidir. Bu sadece Amerika’ya de¤il, dünyadaki tüm yönetenlere özgü bir tarzd›r. ‹srail, Filistin’deki direnifli y›llard›r yapt›¤› tüm katliamlara ra¤men k›ramay›nca, ayn› yolu dener. Filistinliler’e Gandhi’nin hayat›n› anlatan ve pasif direnifli öven, ö¤ütleyen ‘Gandhi’ isimli filmi seyrettirmeye çal›fl›r. Kap› kap› gezerek evlere kadar b›rak›r bu filmi. Belki direnifli bu flekilde k›rar›m düflüncesi vard›r. Ülkemizde durduk yere Hitlerin “Kavgam” kitab› rüzgar› estirilir. Bu kitab›n ne kadar ilgi gördü¤ü ile ilgili haberlerden geçilmez olur gazete ve televizyonlar. Televizyon kanallar› ipe sapa gelmez, ne anlatt›¤› belirsiz, müzikalite ve içerikten zerrece nasibini almam›fl pop flark›lar›ndan geçilmez olur. Bütün bunlar gece gündüz beyinlere kaz›n›r. Bütün bunlar olurken, halk›n gerçek yaflam›n› anlatan kitaplar, filmler, müzikler yok say›l›r. Yasaklan›r, toplat›l›r. Yönetenlerin okunmas›n›, izlenmesini, dinlenmesini istedi¤i kitaplar gece gündüz beyinlere kaz›n›rken, insanlar› motive edecek, gerçekleri görmesini sa¤layacak, öfkesini ortaya ç›karacak eserler tamamen gündeminden ç›kar›l›r. Tüm bu yasaklama ve yok saymalara ra¤men, halk kendi edebiyat›n› ve sanat›n› yüzy›llar boyu yaflatabilmifltir. Nas›l kendi içerik ve üslubunu belirlemiflse, bunu var edebilme, yayg›nlaflt›rabilme ve kal›c›laflt›rabilme becerisini de göstermifltir. Bugün yaflad›klar›m›z da, dertlerimiz, çilelerimiz, özlemlerimiz, umutlar›m›z da yaz›lmaya, filme çekilmeye, bestelenmeye devam etmektedir. Halk›n yar›na saklayaca¤›, kal›c› bir de¤er, bir tarihi belge olarak de¤erlendirece¤i üretimler de bunlard›r. Halk edebiyat›na ait kitaplar klasikleflmifltir ve yüzy›llard›r varl›¤›n› korumaktad›r. Türküleri yine öyle ama burjuvazinin yald›zlayarak abartt›¤› eserler saman alevi gibidir. De¤il bir flark›, koca müzik türleri bile yitip gitmektedir. Bir süre sonra yüzüne bakan olmamaktad›r. Bizim için aslolan ve de¤erli olan, abart›l›, gösteriflli, reklâmlarla sunulan gerçek d›fl› eserler de¤il, kendi sadeli¤iyle, ç›r›lç›plak ve abart›s›z gerçekçili¤iyle, derinli¤iyle, do¤al ak›c›l›¤›yla halk›n eserleridir… ❏


tav›r

inceleme

medya, tekel ve sansür ndüstri devrimiyle birlikte dünyada o zamana kadar yaflanan tüm sosyal, kültürel ve teknik ilerlemede insanl›k, bir anda inan›lmaz geliflmelere tan›k olmaya bafllad›. ‹nsano¤lu, önceleri anlamaya çabalad›¤› bu geliflime, giderek ayak uydurmaya, kan›ksamaya ve zamanla onu daha genifl kat›l›mla üretmeye bafllad›. Anlama çabas›nda, art›k geliflimi takip etmeyi b›rak›p üretmeye bafllay›nca bunun, toplumlar› geri dönülmez bir evreye getirdi¤ini de kavram›fl oldu. Kapitalist toplumu kuran ve onun devam›n› sa¤layan sanayileflme; “kentleflme”, “iflçi” gi-

E

bi kavramlar› do¤urdu. Önceleri, insan› yok sayan bu geliflmeler, ayn› zamanda bu sistemin de kaç›n›lmaz olarak toplumsallaflmas›n›, yani sonunu getirecekti. Hal böyle olunca iktidarlar›n devam›n›n tek dayana¤›, bu süreci olabildi¤ince geciktirecek politikalar›n güdülmesi oldu. Medyan›n do¤uflu Ticaretin yayg›nlaflmas›yla uzaktaki geliflmeler hakk›nda bilgi sahibi olma ihtiyac›, 14. yüzy›ldan itibaren ticari mektup dolafl›m›n›n bir tür profesyonel haberleflme sistemine dönüflmesini

sa¤lad›. Daha önce Venedik’te haber yaz›c›lar›nca bafllat›lan bu ifl, 16. yüzy›l›n ak›c›l›¤›nda da haftal›k el yazmas› gazetelere dönüflmüfltü. Sanayileflmeyle paralel olarak; günlük hayatta yaflanan ölümler, sakat do¤umlar, papal›k kararlar›, din mücadeleleri, cad›lar›n yak›lmas›, ölülerin dirilmesi, vb haberler yap›l›yorken, zaman içinde gazetenin gücünün fark›na varmas›yla birden ilk ç›k›fl amaçlar›n›n d›fl›na ç›kt›lar. Art›k iktidar›n; istedi¤i tarzda bir kamuoyunu yaratma ve onu istedi¤i tarafa yönlendirme arac› olmufltu. Ekim devriminin bize; sosyalizmin art›k yaflanabilir oldu¤unu gösterdi¤i günden bu yana, dünyan›n her yan›nda toplumlar, özgürlük için mücadele ediyor. Ve art›k her geçen gün sosyalizme asl›nda daha yak›nlafl›yoruz. Revizyonizmin çökmüfl olmas› bile, bu yan›yla di¤er halklar›n sosyalizme olan özlemlerini de¤ifltirmedi. Dünyan›n her yan›nda, ezilen halklar bu özlem için kendi ülke koflullar›na göre farkl› ama ayn› temelde mücadele etmeye devam ettiler, ediyorlar. Tüm bu tarihsel zorunluluklar içinde, elbette de¤iflen fleyler var. Ama as›l güç, de¤iflimin içinde var olan geliflmelerin boyutu ile ilgili. Günümüz toplumunun s›n›fs›z, sömürüsüz dünya özlemi devam ededursun; iktidarlar›n, bu özlemi ezilen dünya halklar›na unutturma çabalar› da boyutlanarak devam ediyor. Geçti¤imiz son iki yüzy›l içinde yaflanan endüstriyel

5


geliflmeler içinden baz› ö¤eler ise birebir iktidarlar›n toplumda amaçlad›klar› kamuoyunu yaratmadaki en güçlü silahlar› oldular. Özellikle son yüzy›lda, ilk önce sinema, ard›ndan da televizyonun icad› ile bu silahlar en güçlü halini ald›. ‹ktidarlar› bile flafl›rtacak kadar güçlü olabilen bu silahlar›n kullan›m›, bir yan›yla toplumlar›n tüm bu sosyo-kültürel geliflmede birer metaya dönüflmüfl olmas›yla da iliflkilidir hiç kuflkusuz. Gelinen aflamada, art›k televizyon ve sinema öz olarak e¤lence sektörünün ürünü olmaktan çok, toplumun yönlendirilmesinde kullan›lan birer güçtürler art›k. Gündelik e¤lence, haber bilgilendirme(me) ve kurmaca-canland›rma v.s. ürünlerle insanlar› ekran bafl›na çeken televizyon, zamanla hem kendini sanayi ürünü olarak pazarlamaya bafllad› hem de bu ürünü tüketecek insan› yarat›r hale geldi. Art›k; hem haber kaynaklar› hem dizileri-filmleri, kad›na özel programlar›, “reality flov”lar›yla sektörden de öte bir yar› e¤itim arac› olma yolunda hat›r› say›l›r bir geliflme gösterdi. Sinema sektörü ise bu denli bir yap›ya sahip olmamakla birlikte çok da farkl› davranmad› günümüze kadar. Özellikle kapitalizmin efendi ülkesi konumunda olan Amerika’da; mesela, Amerikan yerlileriyle ilgili o kadar çok tarafl› film yap›lm›flt›r ki, bizler onlar› y›llarca kafa avc›s› caniler olarak tan›d›k. Daha buna benzer pek çok konuda yanl› ve tarafl› filmler yap›ld›. Tüm bunlar ABD’nin dünya film endüstrisine hakim olma çabalar›yla da ilgilidir. Hollywood film endüstrisi, bu anlam›yla ABD’nin sinema sektöründe dünyadaki tekelini oluflturuyor. Günümüz gazetecili¤i de televizyon ve sineman›n bu yap›s›ndan uzak de¤il. Televizyon yay›nc›l›¤›yla, oldukça benzer yap›da iflleyifl içinde. “Haber verme”den ziyade haber yaratma, gerçeklerden çok bunlar›n yarataca¤› sansasyonlar, magazin, dedikodu, burçlar, çanak, çömlek verme vb. ifllevi üstleniyor. Radyo kurulufllar› da yine tüm bunlarla birlikte emperyalist kültürü sadece müzikle de¤il, çeflitli programlarla genifl kitlelere yayarak bu durumun pek de uza¤›nda olmam›flt›r. Medyan›n ‹fllevi Asl›nda tüm bunlar› en bafl›ndan alacak olursak; sorulmas› gereken sorular›n bafl›nda gelen fleyin flu oldu¤unu fark edece¤iz: Medya nedir? Medya, e¤itim arac› m›d›r ,yoksa e¤lence arac› m›d›r?

6

Medyada iktidar›n gücü nedir? Ne olmal›d›r? Özgür bas›n ne demek? Tüm bu sorular›n cevaplar› da önemlidir. Buradan bakarsak as›l sorunun medya de¤il de iktidar oldu¤unu anlar›z. Mesele zaten habercilik de¤il, haberlerin nas›l yap›ld›¤› sorunudur. Yine film yapma de¤il, o filmin hangi amaca hizmet etti¤i sorunu ç›kar ortaya. As›l sorun budur. Ve tabii bu gücün kime hizmet etti¤i, kimin elinde oldu¤u meselesidir. Piyasa ekonomisinin hâkimiyetinde bir dünyada, tekellerin medyay› ele geçirmesi veya medyan›n tekelleflmesi, art›k oldukça normaldir. (Gelinen aflamada, piyasa kurallar›na göre davran›p aksi hareket eden bir medya kuruluflu ya da kurulufllar› birli¤inin yaflamas›, söz konusu da de¤il zaten.) Art›k bir yan›yla üretim iliflkileri birbirine o kadar çok geçmifltir, ayn› zamanda hem televizyon kanal› sahipli¤i hem gazete sahipli¤i, bir arada yürüyen ifl kollar› olmufllard›r. Gazetecilik ve televizyon ifli de öyle. En son yaflanan Irak iflgali, bu konunun en iyi örne¤idir. ABD’nin, “Irak’ta kimyasal silahlar var.” yalanlar›na ortak olan muhabirler, gazeteciler, televizyonlar; iflgalin kamuoyunda taraf bulmas›nda en önemli etken oldular. Bir yan›yla, ABD yan›nda saf tuttular. Hatta baz› televizyon kanallar›, do¤rudan Amerikan askeriymifl gibi davrand›lar. Ba¤dat’›n fethini gerçeklefltirmifl oldular. Medyan›n tekelleflmifl olmas›n›n da bunda etkisi vard›r elbette. Medya ve Sansür Medya deyince, sansür kaç›n›lmaz olarak karfl›m›za ç›k›yor. Asl›nda konunun flimdiye kadar anlat›lan her yerinde, sansürden isim verilmeden bahsedilmiflti. Tekelleflmenin do¤al bir sonucudur sansür. Sansür, sadece haberleflmeden yoksun b›rakmak de¤il, yanl›-tarafl› haber vermedir de ayn› zamanda. Tek bafl›na tekelleflme bile sansürdür. Baflkalar›n›n yaflama flans›n› yokeder, çünkü farkl› tek bir sese bile tahammülü yoktur. ‹fade özgürlü¤ünü yok eder. Tekelci prati¤in en çok uygulad›¤› iletiflim stratejisinin bafl›nda “katmama, ele almama, yok sayma” gelir. Katmama ve ele almama sadece konu d›fl› b›rakmayla yap›lmaz. Ayn› zamanda konu olarak ele al›nd›¤›nda konunun özü yerine biçimi, mekaniksel yan›, duygusal ve sansasyonel bir biçimde vurgulanarak verilir, sapt›r›l›r yani. Medya pratiklerinde destekleme ve yüceltme,


küçültme ve kötüleme iflinde klifle kavramlar kullan›r. Örne¤in, dengelerin korunmas›, düzen, liderlik, sa¤l›kl› ekonomi, ça¤dafllaflma, terörist, sokak kad›nlar›, huzur bozma, grevcilerin ba¤›rmas›, sald›rma, ö¤rencilerin polise sald›rmas›, polisin ihtar etmesi, polisin zor kullanmak zorunda kalmas›, bölücü, bölücü bafl›, bebek katili, vatan haini, sözde vatandafl, sözde örgüt lideri, IMF reformlar› vb. gibi. Bir yandan da baz› kelimeleri bir genelgeyle yasaklamay› ihmal etmezler. Yok saymada ise; sanki varolan fley yaflanm›yormuflças›na davran›l›r. F tipi, iflkence, tecrit, ölüm orucu, 119 insan›n ölüm orucunda ölmesi gibi pek çok gerçek yaflanm›yormufl gibi, tek bir kelime ile bile bunlardan bahsedilmez. Sorun, tekelleflmenin olmas› veya olmamas› de¤il, üretim biçimi ve iliflkilerinin egemen do¤as›d›r. Tekeller yerine çok firma olmas› da bu ifade özgürlü¤ünün asla garantisi olamaz, çünkü çok flirketin olmas›, çok flirketin ifade özgürlü¤üdür; çok insan›n de¤il. Sorun tekelin serbest rekabeti yok etmesi ve özgürlükleri k›s›tlamas› sorununun çok ötesindedir. Sorun emperyalist-kapitalist pazar›n do¤as› ve yaratt›¤› sonuçlarla iliflkilidir. Benzer flekilde, tekellerin ürettikleri ürünler (örne¤in medya ürünleri ve içerikleri) “gerekli bilinçten yoksun” profesyonelli¤in de¤il, tam aksine gerekli bilince sahipli¤in bir sonucudur. Daha aç›kças›, televizyonda sunulanlar›n ve bunu üretenlerin (Reha Muhtar, Televole, magazin programlar›n›n) mant›¤›, bilmemekten veya bilinçsizlikten kaynaklanmaz; somut üretim tarz› ve iliflkilerinin somut mant›¤›n›n sonuçlar›d›r onlar. “Sa¤l›k haberlerini yazarken dikkat edin, insanlara zarar vermeyin” diyen safl›k veya bilgisizlik (ya da saf görünen ideolojik gündem belirleme) önce bunu anlamal›d›r. ‹letiflim fakültesinden mezun olmufl bir muhabirin, sa¤l›k ve e¤itim haberleri yapmas›nda bir sorun varsa bunun nedeni asla iletiflim fakültesindeki e¤itim de¤ildir tek bafl›na. Mesele, ücretli köleli¤in oldu¤u bir ortamda, muhabirin bir haberi ne kadar objektif olarak yazabildi¤idir. Medyada var olmas› ve yaflamas› için onun haberi yeniden üretmesi gerekmez mi? Fakat bu dünyada var olman›n koflulu, para kazanmak olarak adland›r›lm›flt›r ona. Medya ve Tekeller Medya kavram›, günlük kullan›mda

kitle iletiflim araçlar› anlam›ndad›r. Akademik ba¤lamda, kitle iletifliminde kamusal ve ticari örgütleri anlatmak için kullan›l›r. Kapitalist üretim iliflkileri ve biçimi, en üst seviyede karl›l›¤› güttü¤ü sürece, kaç›n›lmaz bir fley daha oldu: “Tekelleflme”. Tekel kavram›, belli bir iliflkiler a¤›nda bir gücün yönetimsel egemenli¤ini anlat›r. Bu egemenlikte toplumsal üretimin herhangi bir alan›ndaki süreçlerin biri, birden fazlas› veya tümünün yönetimi tek bir güç, tekel (monopol) veya birden fazla güç (oligopol) taraf›ndan kontrol edilir. Bu alan ayr› ayr› ekonomik, siyasal veya kültürel üretim alanlar› olabilece¤i gibi her üçünü de kapsam›na alabilir. Kontrol edilen üretim süreci, talebin kontrolüne kadar da uzanabilir. Emperyalizmin do¤al dönüflümü olan tekelleflme pek tabi ki medyada da var olacakt›r. Bu da, demektir ki sadece sat›lan› de¤il sat›n alan›, haberi de¤il haberi dinleyeni, gazetenin yan› s›ra gazeteyi takip edeni, sinemaya gideni, oy kullanan›, bindi¤i otobüsü, okudu¤u kitab› ve giderek tüketim al›flkanl›¤›n› da kontrol etmektir ki, as›l amaç toplumlar›n kaç›n›lmaz olarak gidece¤i sonun -bu bir baflka toplumun bafllang›c› olacakt›r- önünde engel olma çabalar›n›n tezahürüdür. Medya ve Emperyalizmin Kültür Politikalar› ‹flte iktidarlar›n, medyan›n gücünün fark›nda olmaya bafllamalar›, bu gücü kendi amaç ve ç›karlar› do¤rultusunda kullanmalar› ve sektörleflme, beraberinde medyada da çeflitli uzmanl›k alanlar› do¤urdu. Ve sonunda, kapitalizmin her alan›nda oldu¤u gibi burada da kendine kültler(!) yaratt›. Ve yazar›yla, çizeriyle, muhabiriyle, eki, broflürü, taba¤› çana¤›yla, promosyonuyla, haber üretme biçimiyle kendi yaratt›¤› bu tarz(s›zl›k), onun için talebi etkilemenin en önemli ve kolay yolu oldu. Tabii rekabet, do¤al olarak medya kurulufllar› aras›ndan medya mensuplar› aras›na döndü. S›kl›kla, kendilerine maafllar› karfl›l›¤› kiralanan köflelerinde birbirlerine at›p tutmaya bafllad›lar. Kimileri, kendilerine hat›r› say›l›r yerlerde mekânlar edindi. Bir köfle yazar›n›n güzellik(!) yar›flmalar›n›n vazgeçilmez jürisi olmas›, bir di¤erinin birlikte oldu¤u erkekleri anlatmas›, birinin kad›nlara erkekleri ellerinde tutman›n bin bir yolunu ö¤retmesi… Düflmanl›klar, Beyo¤lu’nda sokak kavgas›na dönüfltü. ‹ki hat›r› say›l›r gazetenin iki hat›r› say›l›r yazar› kap›flt› ve epey-

ce bir zaman konufluldu bu. Hala da konufluluyor. Olay›n sonucunda bunlardan bir tanesi geçti¤imiz günlerde gazetesinden, sansürlendi¤i için, istifa etti. Bir muhabir, sendikalaflma çal›flmalar› gibi sebeplerden dolay› çal›flt›¤› gazeteden at›ld›. Bu gazeteler de okumufl kesimlere hitap eden, güya demokrat gazetelerdi. Meselelerdeki benzerlikler as›l olarak olay›n ayn› medya grubunda yaflanm›fl olmas›d›r. Bir gazeteden di¤erine geçifl s›radanlafl›yor. Transfer haberleri, transfer ücretleri ayyuka ç›k›yor. Gazeteden, televizyon habercili¤inden spor programlar›nda yorumculu¤a, tiyatrodan “anchorman”l›¤a, güzellik yar›flmalar›ndan kültür-sanat program› sunuculu¤una, s›radanl›ktan “star”l›¤a geçiliyor. Tabii kast sistemini savunmuyoruz ama görevde bilginin, birikimin, yetene¤in v.s. anlam› yok mu az da olsa? Medya, e¤lence arac› olmayla, e¤itici olmas› gerekti¤i aras›nda kalmadan, toplumda yeni insan›n yarat›lmas› noktas›nda baflrolü oynuyor. Medya, art›k ahlaks›zl›¤›n toplumca kabul ettirilme arac› oldu. Ahlaks›zl›¤› aklama kurumu, “Dene ve gör meydan›” sanki. Magazin programlar›yla bafllayan dalga, televizyon kanallar›nda koca bulmaya kadar dayand›. Gözetleme evlerinden önce olay›n buraya gelece¤ine kimse inanmazd› herhalde. Bir yandan töre cinayetlerine lanet ya¤d›ran programlar, bir yandan da bu kanallara ç›kan birilerinin hayatlar›na mal olmaya bafllad›. Bir zamanlar aç›k oturumlar› dört gözle bekleyen toplum, her fleyi medyan›n çeflitli organlar›nda tart›flmaya bafllad›. Her fley anlams›zlaflt›. Medya, gerçe¤in içini boflaltman›n, marjinallefltirmenin en iyi organ› oldu. Halk, dezenformasyon bombard›man› alt›nda herkesten kuflkulanmaya bafllad›. Çünkü önce güvenilir insan tipi yarat›p sonra onu yok eden medya, en vahfli yöntemleri kullan›r hale geldi. Sonuç olarak, medyada pragmatik ve sömürgen profesyonel bir kültür hakimdir. Amaç, belli bilinç yap›s› ve yönelimlere sahip bir kitle izleyicisini her gün yeniden üretmektir. Medya profesyonelli¤inde sorun; bilmek veya bilmemek, cehalet veya bilgelik, uzmanl›k veya uzman olmama sorunu de¤ildir. Sorun; medyan›n, do¤ruyu, hakl›y›, geçerliyi, neyin nas›l yap›laca¤›n› kendi do¤rular›yla hayata geçirmesidir. Medya; kendi imaj›nda bir dünya yarat›yor ve bu dünya ne yaz›k ki bizim dünyam›z yap›l›yor.❏

7


iletiflim ve ideoloji- 2

Bugün iletiflim araçlar› ve iletiflim teknolojisi, dünyan›n belki de en önemli pazar› ve insan yaflam›n›n “olmazsa olmaz” bir parças› durumundad›r. Yak›n bir zaman önce teknolojik alanda yaflanan devrimlerle birlikte, iletiflim anlay›fl› ve araçlar› da de¤iflmifl ve tüm dünyan›n ayn› anda iliflki kurabildi¤i ya da olan› biteni ayn› anda ö¤rendi¤i küresel bir iletiflimin önü aç›lm›flt›r. ‹nternet teknolojisi, uydu al›c›lar› vb. birçok yeni teknolojik araç türleri ortaya ç›km›flt›r. Yeni iletiflim araçlar›n›n ortaya ç›k›fl›yla birlikte iletiflim al›flkanl›klar› de¤iflmifl ve çeflitlenmifl; ancak eski araçlar›n yani radyo, televizyon ve gazetenin- popülaritesi yok edilememifltir. Teknolojinin ya da bir baflka deyiflle küresel iletiflimin h›zl› yükselifli bile, toplum üzerinde etkisi hiç azalmadan süren, insan bilincine çeflitli kodlar ve imaj sistemleri arac›l›¤›yla yön veren medyan›n gücünü sarsamamaktad›r. Medyan›n insan ve bilinç üzerindeki kan›tlanm›fl etkiselli¤i, iletiflim araçlar›n›n sahiplerinin de bu özel durumdan faydalanmak isteyen kesimlerin, yani iktidar ve sermayenin (tek)elinde olmas›n›n temel sebebi durumundad›r. Sermayenin amac›, zaten var olan ürününü satmak ya da baflkalar›n›n ürünlerinin reklamlar›n› yaparak satmalar›na arac› olmak kofluluyla kazanmak; iktidar›n hedefi ise, insanlara ideolojisini, yapt›¤› siyaseti ve politikay› meflrulaflt›rarak inand›rmakt›r. Bu iki unsurun ortak amac› ise, insan bilinci üzerinde etki kurmak ve ürettikleri (mal-meta), uygulad›klar› (politika), infla ettiklerini (insan tipolojisi) kabul edilir-görülür hale getirmektir. Görüldü¤ü gibi iletiflim; ilk haliyle ihti-

8

yaçlar› karfl›lamak amac›yla ortaya ç›kan, kimsenin tekelinde olmayan ve masum bir olgu halinden, günümüzde büyük sermaye sahiplerinin ve iktidarlar›n oyunca¤› haline gelen bir rotasyon yaflam›flt›r. ‹letiflim araçlar›n›n büyük kitlelere ulaflan bir de¤iflim geçirmesiyle birlikte, iktidarlar›n en önemli silah› haline dönüflmüfltür. Bugün, kitle iletiflim araçlar› tüm dünyada, insanlar›n politik bak›fl aç›lar›n›, zevk ve tercihlerini belirlemektedir. ‹ktidarlar politikalar›n› uygularken, sermayeler mallar›n› satarken ve pazarlarken iletiflimin gücünden yararlanmaktad›rlar. ‹deolojik ‹letiflim ‹deoloji, en genel anlam›yla düflüncenin, de¤erlerin, yönelimlerin, teknolojik olarak dolay›mlanm›fl ve kiflileraras› iletiflim arac›l›¤›yla ifade edilen fikirsel biçimlendirme e¤ilimlerinin sistematize edilmifl halidir. Kültürel de¤erler, bu de¤erlerin ifade araçlar›, din gruplar›, okullar, spor tak›mlar› ve hatta müzik gruplar› bile ideolojiyi betimlemek için uygun bir anlat›m alan›d›r. Baz› ideolojiler kitle iletiflim araçlar› taraf›ndan yüceltilerek ve meflrulaflt›r›larak genifl izleyici kitlelerine ikna edici ve par›lt›l› bir çekicilik içinde da¤›t›l›rlar. Bu nedenle en etkili kitle iletiflim araçlar›ndan (medya) faydalan›rlar. Medyan›n en önemli araçlar›ndan biri de hiç kuflkusuzdur ki televizyondur. Televizyon, kültürel parçalar›n, ideolojik mesajlar›n oyunlaflt›r›larak ve popülarize edilerek sunulmas›nda oldukça güçlü bir etkiselli¤e sahiptir. Kitle iletiflim araçlar›n›n sahipleri ve iktidarlar, ço¤u izleyicinin kiflisel bilgi ve deneyimlerinin d›fl›nda kalan çeflitli sorunlar üzerinde kendi bak›fl aç›s›yla çevrili seçme

emre gül

inceleme

imgelerin (imajlar›n) aktar›m›n› yaparlar. Bunu yaparken, yönetti¤i grubun tarihsel, kültürel, dinsel ve tabusal alanlar›na göndermelerde bulunarak, ço¤unlu¤un taraf›nda durdu¤u imaj›n› yans›t›r. Grubun tart›flmaya bile açamad›¤› birçok konuyu ön plana ç›kararak bu durumdan yararlan›r. ‹ktidar sahipleri, bask›n grubun taraf›nda oldu¤unu anlatan bilinç ve bilinçalt›sal mesajlar göndererek, bask›n grubun ya da ço¤unlu¤un güvenini kazan›r. Daha sonra kitle iletiflim araçlar› arac›l›¤›yla kendi ideolojisini çeflitli kültürel kodlar ya da genel geçer imaj sistemleriyle aktar›r. Toplumun en güçlü kurumlar›na dek ideoloji ve imaj aktar›m›yla etki alt›na al›nan bilinç, düflünceyi süzebilmekte ve insan düflüncesi üzerinde etkili olabilmektedir. Belirli imgelerle aktar›lan ideoloji ak›fl›, belirli bir zaman aral›¤› sonunda iktidar ideolojisine paralel düflünen bir kitlenin oluflmas›n› sa¤lar. Kitle iletiflim araçlar›n›n gücünden yararlanarak etki alt›na al›nm›fl olan bilinç; yanl›fl politikalar›, savafllar›, iflkenceleri, faili meçhul cinayetleri, mafyalaflmay›, devlet-çete iliflkilerini, yolsuzluklar› ve iktidarlar›n di¤er bütün kirli siyasetlerini meflru olarak görmeye bafllar. Art›k bundan sonra yönetenlerin istedikleri gibi at koflturabildi¤i bir ortam oluflmufltur. Yap›lan her politika, her yanl›fl ve her anti-demokratik uygulaman›n arkas›nda, bu olumsuzluklara ra¤men iktidar› savunan, güce tapan bir güruh yarat›lm›flt›r. ‹ktidar›n belleklerini komuta etti¤i bu güruh, iktidarla karfl› karfl›ya geldi¤i anda devreye sokulan yapay gündemlerle tekrar iktidar taraf›nda saf tutar. Böylece iktidar, etki alt›na ald›¤› grubu hiç kaybetmemifl olur.


Kitle iletiflim araçlar›na sahip güçler, muhalif sesleri yok etmek için bu araçlar arac›l›¤›yla propaganda ve karalama kampanyalar› gerçeklefltirirler. ‹ktidar politikalar›na karfl› olan hareketlerin savunduklar› düflünceleri, tehlikeli ve öcü gibi gösterirler. Bunu yaparken de ülkenin ve halk›n de¤er yarg›lar›n› kullan›rlar. Halk›n de¤er verdi¤i ya da huzursuz oldu¤u durumlara vurgu yaparlar. ‹ktidar sahipleri milli, dinsel duygular, toprak bütünlü¤ü ve iç çat›flmalar gibi olumsuz durumlar› kullanarak, kendisine yönelik tepkileri tersine çevirir. Muhalif hareketleri, sorgulayan güçleri bu yolla eritmeye ve iktidar olmak için gereken deste¤i yani halk gücünü bu yolla kendine çevirmeye u¤rafl verir. Bunda ço¤u zaman baflar›l› olur, çünkü elindeki araçlar insanlar›n davran›fllar›n› etkileyen ve bilinci yönlendirebilen bir güce sahiptir. Sonuç: Görüldü¤ü gibi iletiflim tarihi, insanl›¤›n tarihidir tezi hiç de haks›z say›lmayacak bir düflüncedir. ‹nsanl›¤›n teknolojik, sosyal ve ideolojik geliflimine paralel olarak de¤iflmifltir. Bugün kitle iletiflim araçlar›n›n egemenli¤i alt›nda olan iletiflim kavramsal›, dünya üzerindeki önemli bir insan say›s›n› etkilemekte ve onun düflünselli¤ini tetiklemektedir. ‹letiflim araçlar› ve özelde medya, tüketim gücünü ve yönelimleri belirme amac›n› tafl›yan bir görüntüdedir. Amac› sadece satmak, yani tükettirmek olan bir ifllevselli¤e dönüflmüfltür. Bununla birlikte bu gücü, yani kitle iletiflim araçlar›n›, elinde bulunduran güçlerin kiflisel ve idari ç›karlar›n› meflrulaflt›rabildikleri bir vizyon görevi üstlenmifltir. Bu gücü elinde bulunduran taraflar›n, ihtiyaçlar› oldu¤u anda kulland›klar› bir propaganda arac› ya da bir silah olarak kullan›lmaya baflland›¤› andan itibaren safl›¤›n› veya asli görevini yitirerek kirli bir araç olmufltur. Bugün toplumlar› etkileyecek önemli kararlarda ve giriflimlerde, kitle iletiflim araçlar›n›n inand›r›c›l›¤›ndan ve etkiselli¤inden faydalan›lmaktad›r. Örnek olarak; ABD’nin, Afganistan’da ve Irak’ta yapm›fl oldu¤u iflgal giriflimleri öncesi, halk› ikna etmek için birçok ciddi ve büyük televizyon kanallar›n›n yapm›fl oldu¤u yay›nlar, ABD halk›n›n savafla yeterli tepki göstermemesinin en önemli nedenlerindendir. Savafl öncesi baz› yalan haberler ve müdahale edilecek ülkelerin halklar›n›n ve yöneticilerinin, ABD ve halk› için bir tehdit olarak gösterilmesi ile iflgal, meflru hale getirilmifltir. Bu aç›k propaganda faaliyeti kendi-

sini göstermifl, halk›n büyük bir ço¤unlu¤u nerede oldu¤unu bile bilmedi¤i topraklar›n iflgal edilmesinin do¤ru oldu¤una, tan›mad›klar› insanlar›n terörist olduklar›na inanm›fllard›r. Öyle ki, savafl sonras› süreçte gerçekleflen baflkanl›k seçimlerinde iflgalci ve katil Bush yeniden iktidara geçmifltir. Bu durum, iktidarlar›n siyasal emelleri u¤runa iletiflim araçlar›n› nas›l kulland›¤›n›n ve haks›zl›¤›n› örtbas edebildi¤inin en aç›k göstergesidir. Bunun gibi birçok örne¤in vuku buldu¤u ülkelerden biri de hiç kuflkusuz Türkiye’dir. Türkiye’deki hemen hemen bütün iktidarlar, medyan›n veya kitle iletiflim araçlar›n›n etkiselli¤inden yararlanarak onun nimetlerinden yararlanm›fllard›r. Geçmiflte Sivas olaylar›n›n oluflmas›nda, mafya - devlet iliflkilerinin meflruiyet kazanmas›nda, hiç kuflkusuz yerel ve ulusal medyan›n önemli katk›lar› bulunmaktad›r. ‹letiflimin iktidar eliyle kullan›lmas›na katk› sa¤layan ayd›nlar ve yazarlar›n destekleri de olay›n ayr› bir boyutudur. Köflelerinde yazd›klar› yaz›lar› birçok insan okumakta ve bulunduklar› konum gere¤i söyledikleri, inand›r›c›l›k kazanmaktad›r. Üsluplar›n›n fark›nda olmadan yazan bu provokatör kalemflörler; beyinleri olmayan, düflünmeden yaflayan, okumadan de¤il, duyarak fikir sahibi olan ve evrimleflememifl bir güruh taraf›ndan ciddiye al›nabilmektedirler. Yine yak›n dönemde yaflanan bayrak krizi söylemleri, halk› karfl› karfl›ya getirmifltir. Buna paralel süreçte ise, demokratik haklar›n› arayan gençlere yönelik linç giriflimlerinin olmas› da tesadüf de¤ildir. Medyan›n kitleler üzerindeki gücünden faydalan›lm›flt›r. ‹letiflim ve ideolojinin ayr›lmaz olgular halini almas›, dünyadaki tüm insanlar›n geçmiflte yanl›fl yönlendirilebildi¤inin ve gelecekte de yönlendirilebilece¤inin aç›k göstergesidir. ‹letiflim araçlar›n›n özellikle e¤itimsiz toplumlardaki egemenli¤i, yanl›fl ellerde iken bu gücün daha rahat kullan›ld›¤›n›, geçmifl deneyimler aç›kça göster-

mektedir. Çünkü e¤itimsiz b›rak›lan toplumlar sorgulamadan, gerçe¤i ö¤renme çabas› olmadan yaflarlar ve iktidar ideolojisini benimserler. ‹ktidarlar›n, elinde bulunan bu gücü (iletiflim araçlar›) kötü kullanmas› durumunda, etkilenenler ise sadece ve sadece masum halklard›r. Bu silah›n geri tepmesinin tek reçetesi ise, ayr›m yapmayan ve sorgulayan insanlar olabilmektir. ❏ Kaynakça -fienel, Alâeddin: “Siyasal Düflünceler Tarihi”, SBF Yay›nlar›, Ankara, 1982 s. 22-25 -Kerov, Mitropolski Zubritski: “‹lkel, Köleci Ve Feodal Toplum”, Sol Yay›nlar›, Ankara, 1992 s. 40-41 -Erdo¤an, ‹. ve Alemdar, K. “Öteki Kuram›: Kitle ‹letiflime Yaklafl›mlar›n Tarihsel Elefltirel Bir De¤erlendirmesi”, Erk yay›nlar›, Ankara s. 2002, 13-32 -Lull, James “Medya, ‹letiflim, Kültür”, Çev. Nafize Güngör, Ankara, 2001, Vadi Yay›nlar›, s.19-42 -Chomsky, Noam “Medya Gerçe¤i”, Çev. Abdullah Y›lmaz, ‹stanbul, 1993, Tümzamanlar Yay›nc›l›k, s. 236-240 -Marx, K. ve Engels, F. “Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni” Sol Yay›nlar›, Ankara, 1992 s. 120-140

9


ayd›n üzerine notlar - 2 Ülkemizde ne yaz›k ki garipliklerin ço¤u yaln›zca siyaset alan›nda olmuyor. Garipliklerin en yayg›n flekli yaz›l›-belgeli bir flekilde sanat alan›nda yaflan›yor. Bu garipli¤in temelinde ise nesnel gerçekli¤i yads›ma, çarp›tma ve giderek gerçeklikten uzaklaflma yat›yor. Her alanda kendini gösteren bütün gariplikler, bu noktaya gelip dü¤ümleniyor. Yaflamda gerçekçi olmayanlar sonuçta sanatta da gerçekçi olam›yor. Ülkemiz; sa¤›ndan soluna, kültüründen sanat›na, günlük yaflam›na de¤in, gerçekli¤e ve gerçekçili¤e darbelerin vuruldu¤u bir ülke konumundad›r. Bunu söylerken karamsar bir tablo çizmek istemiyoruz. Söylediklerimiz yaln›zca somut bir gerçekli¤in ifade edilmesidir. Bu tablo ülkemize özgü de de¤ildir, afla¤› yukar› bütün yeni sömürge ülkelerin kaç›n›lmaz gerçekli¤idir. Bu tablonun en somut hali, küçük burjuva ayd›nlarda yaflanan bunal›mda kendisini ifade ediyor. Ülkemizin son otuz y›l› dikkatle incelendi¤inde çok tan›d›k bir tablo ile karfl› karfl›ya kal›yoruz. Küçük burjuva ayd›nlarda yaflanan bunal›m, çok geçmeden bu kesimin ürünlerine yans›yor. Ortak do¤rultusunun bunal›m, ortak mesaj›n›n tekbencilik oldu¤u bu sanat, küçük burjuva ayd›nda karamsarl›k bata¤›nda bo¤ulma duygusu ve güçsüzlü¤e neden oluyor. Bu ruh hali içerisindeki ayd›n, gitgide yarat›c›l›ktan uzaklaflmaya, bu özelli¤ini kaybetmesi nedeniyle de taklitçili¤e savruluyor. Ortaya ç›kan ürünlerin hemen hepsi öyle ya da böyle burjuva sanat ürünlerinin basit, baya¤› birer taklidi olmaktan ileriye gidemiyor. Nitelikten yoksun bu ürün, ayd›n›n kendisini k›smen tatmin etse de genifl kesimler taraf›ndan benimsenmeyince giderek bunal›m›n derinleflmesine, taklit

10

de olsa üretememeye kadar var›yor. Bu noktadan sonra sorunun nedenini kendinde aramayan ayd›n; insan› alçaltan, kötümserli¤i göklere ç›karan en afla¤›l›k davran›fl biçimlerini, ruh halini savunmaya bafll›yor. Emperyalizm, bu tür küçük burjuva ayd›nlara tek bir rol biçiyor: Burjuva düzeninin çökmüfllü¤ünü, kokuflmufllu¤unu, zalimli¤ini gözlerden saklayarak unutturacak yalanlar üretmek. Bu görevi alan ayd›n bunu biçimsel olarak öyle yapmal› ki, öyle ustaca cilalamal› ki, cellâd›n surat› ile doktorun surat›, iflçinin düflüncesi ile burjuvazinin düflüncesi birbirinden ay›rt edilemez olsun. Bu, kaç›n›lmaz olarak gerçeklikten kaç›fl, güçsüzlük, inançs›zl›k, cinsellik, korkutuculuk, mistizm, nihilizm gibi biçimleriyle karikatürize edebilece¤imiz çöküfl edebiyat›na s›¤›n›fl› da beraberinde getiriyor. Bugün gördü¤ümüz tablo asl›nda toplumlar tarihine yabanc› de¤ildir. Karfl›m›za a¤z›ndan salyalar akan, gözü kararm›fl, dünyaya erotizmin gözünden bakan, insana benzeyen ama insan olmayan yarat›klar ç›km›flt›r. Bu tipler yozlaflman›n en özgün tipleridir. Örnekleri ülkemizde bolca görülmektedir. Bu örnekteki erotizm yerine korku ya da mistizm, inançs›zl›k ya da gerçekçilikten kaç›fl da konulabilir. Emperyalizmin verdi¤i görevin özü asla de¤iflmeyecektir. Bugün sol oldu¤unu söyleyen, solda gözüken birçok ayd›n, devlet erkân›n›n özel davetlerinde, kokteyllerinde, en büyük tekellerin partilerinde boy gösteriyor. Tekellerle el ele kültür ve sanat festivalleri düzenliyor. Çürümenin ve yozlaflman›n kayna¤› olan tekelleri sanat afl›¤›, hümanist göstermenin arac› oluyor. Burjuvazinin gözüne girmek için birbirleriyle yar›fl›-

erhan canoba

araflt›rma

yorlar. Bütün bunlar› yaparken de kendi anlay›fl›n›n, be¤enisinin sorgulanmas›na izin vermiyor, bunlar› dokunulmaz tabular olarak görüyor. Ne kadar bayraklaflt›r›rlarsa bayraklaflt›rs›nlar, toplumsal konular› ya da birey özgürlüklerini ifllediklerini söyleyen bu ayd›nlar›n özgürlükleri, burjuvazinin yasall›¤› d›fl›na ç›kam›yor. Üretimleri düzenin yasall›¤›yla s›n›rl› oldu¤u için meflruluk ya da hakl›l›k tercihi yerini yasall›¤a b›rak›yor. Gerçeklikten uzaklaflma iflte tam bu noktada bafll›yor. Hatta uzaklaflma bir tarafa, bundan daha kötüsü gerçekler çarp›t›lmaya, kamuoyuna tam da burjuvazinin istedi¤i gibi sunma çabas›na giriliyor. Çok zaman objektif gerçekler yerine kendi sübjektif anlay›fllar›n›, bunal›mlar›n›, özgür yarat›m ve bireycilik ad›na piyasaya sürüyorlar. Bu seçkinci kesim dolay›s›yla üretimlerinin temelini oluflturacak konulara seçmeci yaklaflmaya bafll›yor. Ya bat›dan etkilenerek orada popülerlik kazanm›fl konular› al›yor ya da ülke gerçekli¤inden ayr›, yaflamdan ayr›, halk›n sorunlar›ndan ayr›, kendine özgü konulara yöneliyor. Sorun hep gelip yasall›kta dü¤ümleniyor. Yarat›mlar› donup kal›yor. Elleri kollar› ba¤lan›yor ve statüler tam burada belirginlefliyor. Ço¤u kez de suskun kalmay›, hiçbir fley yapmamay› direnifl olarak teorilefltiriyor. Bu türden ayd›nlar›n tan›kl›¤›, objektifli¤i, gerçeklerin yans›t›c›s› olma görevleri sorgulanmak zorundad›r. Ba¤›ms›zl›k, ölüm orucu direnifli, yoksulluk, emperyalizm ve iflgal, onlar›n konular› aras›nda de¤ildir. Onlar için estetik kayg›lar önemlidir. Neyin yans›t›ld›¤› de¤il, nas›l yans›t›ld›¤›, kendi be¤enilerine uyup uymad›¤› önemlidir. Konusuna, içeri¤ine bakmadan yaln›zca biçimi düflünen bu tip-


ler kendi oluflturduklar› jürilerle birbirlerine ödüller vererek, birbirlerinin eserlerini tan›t›p bireysel zevklerini tatmin ederek yaflamaya devam ediyorlar. Kendini be¤enmifllik, böbürlenme, küçük ç›kar hesaplar› bugün sol oldu¤unu söyleyen ayd›nlar taraf›ndan da sahiplenilen statüler olarak karfl›m›zda durmaktad›r. Gerçe¤e uzanmayan ayd›nlar›m›z›n yarat›mlar›nda biçim her zaman özel bir yere sahiptir. Biçim, elbette yads›namaz ama biçimin gücünü belirleyen, onun eserin özüyle olan iliflkisidir. Küçük burjuva ayd›nlar biçimi kendi eserlerini kan›tlaman›n bir yolu olarak kullan›r. Onlar üst düzeyde sanat yapmaktad›r! Soyutluk ve anlafl›lmazl›k, zor çözümlenir olmak onlar için büyük baflar›d›r. Öz, onlar›n eserlerinde kaybolmufl, biçime kurban edilmifltir. Hatta aç›k, yal›n ve herkesin anlayabilece¤i, haz duyabilece¤i, toplumun çeliflkilerini yakalayabilen eserler onlar taraf›ndan her zaman küçümsenecek, afla¤›lanacakt›r. Ayd›nlar›m›z soyutçulu¤u bafll› bafl›na bir statü olarak alg›l›yor. Taklitçilik de bu kesimin baflka önemli bir hastal›¤›d›r. Gücünü halktan almayan, eserlerinin kayna¤›n› halk›n kaynaklar›ndan beslemeyen ayd›n ya biçimcilikten soyutçulu¤a erecek(!) ya da oradan buradan ama özellikle bat›dan çald›klar›yla taklide yönelecektir. Kal›plara çak›l› kalmak da ayd›n›m›z›n bir baflka hastal›¤›d›r. Sözde “özgür” yarat›m› dillerinden düflürmeyen bu kesimler ifl üretime gelince kendi kal›plar›n›n içine s›k›fl›p kal›rlar. Yarat›c›l›k için baflvurulacak kaynak halkt›r, s›n›flar mücadelesidir. Yeniyi yaratmak için devrimci mücadele ve halklar nice kaynaklar sunuyor. Sorun bunlar› bulup ç›karmakta, özgün bir anlay›fl olarak halka götürmekte de¤il midir? Sinema Y›lmaz Güney’de, roman Yaflar Kemal’de, fliir Naz›m Hikmet’te dondurulursa, bunlar tabulaflt›r›larak tap›n›lmaya bafllan›rsa devrimci sanat at›l›m yapamayacak, kendini aflamayacak, halk›n ortaya ç›kan sorunlar›na bu alanda cevap veremeyecek, k›s›rlaflacak, geçmiflin kaba taklidi olmaktan öteye geçemeyecektir. Elbette emperyalizmin besledi¤i bunal›ml›, idealist ak›mlar›n etki alan›n› daraltmak, kültür-sanat›n üreticileri olan ayd›nlar üzerinde demokratik e¤ilimler yaratabilmek, emekçi s›n›flar›n mücadelesiyle do¤rudan ilintili bir olayd›r. Bu kesimlerin be¤enisi, de¤er yarg›lar›, sanat ilkeleri, anlay›fl› olarak karfl›m›za ç›kan statüler afl›lmadan devrimci sanat geliflip serpilme olana¤› bulamayacakt›r.❏

AYDIN MISIN

Kilim gibi dokumada mutsuzluğu Gidip gelen kara kuşlar havada Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden Tabanında depremi kara güllelerin Duymuyor musun Kaldır başını kan uykulardan Böyle yürek böyle atardamar Atmaz olsun Ses ol ışık ol yumruk ol Karayeller başına indirmeden çatını Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm Alıp götürmeden büyük denizlere Çabuk ol Tam çağı işe başlamanın doğan günle Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden Her satırda buram buram alınteri Her sayfası günlük güneşlik Utanma suçun tümü senin değil Yırt otuzunda aldığın diplomayı Alfabelik çocuk ol Yollar kesilmiş alanlar sarılmış Tel örgüler çevirmiş yöreni Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende Benden geçti mi demek istiyorsun Aç iki kolunu iki yanına Korkuluk ol

RIFAT ILGAZ

11


toplumsal cinnet Son günlerde yaflanan bir olay, televizyonun toplumsal yaflam› ne derece etkiledi¤ini bir kez daha a盤a ç›kard›. “Kad›n›n Sesi” adl›, insan hayat›n›n en mahrem noktalar›n›n ortaya serildi¤i, insana dair tüm de¤erlerin iflportaya ç›kar›ld›¤›, türevlerinin hemen her kanalda yay›nland›¤› bir programa ç›k(ar›l)an Birgül Ifl›k’›n, o¤lu taraf›ndan vurulmas›yd› bu olay... A¤›r yaral› olan Birgül Ifl›k, bu yaz› yaz›ld›¤› s›rada hastanedeydi. 14 yafl›ndaki o¤lu ise gözalt›na al›nd›. “Kad›n›n Sesi” ve türevlerinin hergün saatler boyunca beynimize, yüre¤imize, duygular›m›za yöneltti¤i sald›r›lar, program›n yap›l›fl amac›n›n (yap›mc›lar ve sunucu han›m, amaçlar›n›n “kad›n›n sorunlar›n› ortaya ç›kar›p çözüm yolu aramak” gibi “ulvi” bir amaç oldu¤unu belirtiyorlar) tam tersi sonuçlara yol açt›¤› apaç›k. Asl›nda bu tür programlar›n amac›n›n tam da böylesi sonuçlar oldu¤unu gönül rahatl›¤› ile söyleyebiliriz. Çünkü program›n format› da, kulland›¤› argümanlar da, seçti¤i konular da, kendi belirttikleri amaca, hiçbir flekilde ulaflamayacaklar›n› gösterir nitelikte. Kar›-koca kavgalar›, ihanetler, boflanmalar, töre cinayetleri, tecavüzler, yani kendi ifadeleriyle “herbiri toplumsal birer yara” dedikleri olgular... Kendi programlar› izlensin, “reyting” listelerinde en üstlerde olsun diye tekelci medyan›n yapmayaca¤› rezillik yoktur. Bu tür programlar›n neredeyse bütün toplumu teslim almas›, çok daha genifl flekilde ele al›nmas› gereken ayr› bir konu. Hatta üzerine kitap bile yaz›labilecek kadar hacimli bir konu. Psikolojik, sosyolojik, kültürel ve tabi ki ekonomik boyutlar›yla burada, bu yaz›da, bu konuyu tümüyle incelememiz olanaks›z. O yüzden ana hatlar›yla incelemekle yetinece¤iz.

12

Televizyon ve Etkileri Geçen yüzy›l›n en önemli teknolojik icatlar›ndan olan televizyonun kullan›m alan›n›n giderek yayg›nlaflmas›yla, toplumsal yaflamda, özellikle kültürel boyutta insan› en fazla etkileyen araçlardan biri haline geldi¤ini rahatl›kla söyleyebiliriz. TV yay›nc›l›¤›n›n, tekellerin elinde olmas›, ekranlardan hangi kültürün yay›ld›¤›n› da gösteriyor elbette. Bireyci-kapitalist kültür bombard›man› alt›nda tutulan insanlar, giderek bu kültürün esiri haline geliyor, sahip oldu¤u tüm de¤erleri bir bir yitiriyor. Bu genel anlat›mdan özele, yani ülkemize, ülkemizdeki TV yay›nc›l›¤›na geldi¤imizde çok da farkl› bir fleyle karfl›laflm›yoruz asl›nda. Türkiye’de de yay›nc›l›k, tekellerin elinde ve burada da bize yabanc› bir kültür empoze edilmeye çal›fl›l›yor. Emperyalist

vahit aslan

güncel

medyadan çal›nm›fl diziler, filmler, programlar; günün yirmi dört saati, onlarca kanaldan yay›nlan›yor. Beyinler dumura u¤rat›l›yor, insana has, bizim toplumumuza has de¤erler ortadan kald›r›l›yor. Bizim gibi geri b›rakt›r›lm›fl, yeni sömürge ülkelerde kifli bafl›na düflen TV izleme oran›, geliflmifl ülkelere k›yasla çok daha fazla. Hele Türkiye, kifli bafl›na günde dört saatten fazla izleme oran›yla dünyada en ön s›ralarda yer al›yor. ‹flsizli¤in-yoksullu¤un üst boyutta yaflanmas›, sosyal yaflam›n, toplumun yoksul kesiminde neredeyse s›f›r noktas›nda olmas› ve benzer olgular, insanlar› televizyona bir anlamda mahkûm ediyor do¤all›¤›nda. Hepimizin bafl›na gelmifltir herhalde, bir eve konuk oldu¤umuzda, o evin sakinlerinin izledi¤i dizilerin saatlerine göre belirlenir


sohbet dakikalar›... Siz sohbete devam etmek istersiniz ama ev sahibinin bir gözü (bazen ikisi) ve bir kula¤› (bazen bunun da ikisi) televizyondad›r. En sonunda “Ya sohbete, flu dizi bitene kadar ara versek nas›l olur?” diye müdahale eder, öylece kalakal›rs›n›z, diyecek bir fley bulamazs›n›z. Ev sahibi dostlar›n›zla aran›za giren o dizilere, lanet okumaktan baflka bir fley gelmez elinizden. Elefltirirsiniz, hak verirler önce, “Evet, bu alet bir aptal kutusu gerçekten ama ne yapal›m tek e¤lencemiz bu, bizim de!” diye ba¤layarak laf›n›n sonunu, kendilerince hakl› olduklar›n› da söylemekten geri durmazlar... Sonras› keçiboynuzu tad›nda bir muhabbet… Eskisi gibi de¤ildir art›k aran›zdaki iliflki... Paylaflt›¤›n›z onca güzel fley, bir bir yok olup gitmifltir çünkü… O “aptal kutusu”, hepsini bir bir öldürmüfltür... Evimize soktu¤umuz, hem de bile isteye soktu¤umuz o “yabanc›”, gerçek dostlar›m›z›n yerini çoktan alm›flt›r… Art›k herkesin bir dizisi var gerçekten. Hatta birden çok... Dizi karakterleriyle bir süre sonra özdeflleflmek, onun gibi düflünüp onun gibi yaflamak, onun giydi¤i markalar› giymek, onun gibi konuflup onun gibi yürümek/gülmek, onun yaflad›klar›na üzülmek/sevinmek, kaç›n›lmaz oluyor... Adana’da ifllenen bir cinayet, dizilerin hayat›m›z› nas›l etkiledi¤i konusunda baflka bir çarp›c› örnek olarak karfl›m›zda duruyor. Cinayeti iflleyen genç, “Ben, Polat Alemdar olmak istiyorum” demifl... Polat Alemdar, malumunuz “Kurtlar Vadisi” adl› dizinin mafya babas› tiplerinden… Ayn› zamanda kamuoyunda “derin devlet” olarak adland›r›lan, fakat bizzat devletin istihbarat teflkilat› baflta olmak üzere di¤er kurum ve kurulufllar›yla iliflki içinde bulunan tetikçilerden biri... Daha çocuk yaflta, daha önünde kocaman bir ömür bulunan bir genç nas›l olur da böyle birini kendisine örnek olarak seçip, onun yapt›klar›n› bire-bir uygulamaya kalkar ve yine kendisiyle ayn› yafllarda bir çocu¤u öldürür? Baflka bir örnek ya da kahraman bulamam›fl, eskiden oldu¤u gibi ailesinden-çevresinden biriyle de¤il de Polat Alemdar adl› dizi karakteriyle özdeflleflmifl, deyim yerindeyse film kopmufltur... Dizi karakterlerinin tümünün hayali olmas›, hatta bunun dizinin jeneri¤inde duyurulmufl olmas›, dizide yaflanan olaylar›n gerçek hayattan al›nmam›fl olmas›, bir fley ifade etmiyordur o genç için... O, mesaj› alm›flt›r bir kere… Kolay yoldan para ve güç sahibi olman›n yolu, Polat Alemdar olmaktan geçmektedir!.. Çok eskiden; çocuklar›n, Bruce Lee filmlerinden ç›kt›ktan sonra “hayt-huyt” sesleri ç›-

kararak, havaya “uçan tekmeler”le z›playarak Bruce Lee’yi taklit etmesinden çok daha öte bir fley bu... Bire-bir dizideki senaryoyu hayata uygulamak, Polat Alemdar’›n tavuk bo¤azlar gibi adam öldürmesine özenip, sorun yaflad›¤› birini öldürmek!.. Cinayet ifllemek suçmufl, sonu hapishaneye düflmekmifl vesaire, o çocu¤un cinayet ifllerken hiç mi hiç akl›nda de¤ildir. Umursam›yordur. Zaten, Polat Alemdar da o kadar adam öldürmesine ra¤men ne tutuklan›yor ne de hapse düflüyor... Cinayeti iflleyen genç, iflte bu duygular› tafl›yor olmal› olay an›nda... Kendinden geçme durumu, de¤iflik bir ruh hali... Dizi karakterlerini taklit, bu noktaya ulaflm›flt›r art›k günümüzde... Okumayan, düflünmeyen, sorgulamayan, depolitize edilmifl milyonlarca gencin varaca¤› sonuç budur... Gününü yaflamayan, gelece¤i olmayan, yar›n› hakk›nda tek bir umudu-ideali olmayan bir gençli¤in, böylesi fleylere kalk›flmas›, suç ifllemesi, “Ne ekersen onu biçersin.” atasözünün somutlanmas›d›r bir bak›ma... TV ekranlar› bugün “suça teflvik” suçunu alenen ifllemektedir baflka bir deyiflle... Pozitif bilimden yana olan insanlar olarak teknolojiye “tu kaka” diyecek, onu hayat›m›zdan tümüyle ç›karacak de¤iliz. Ancak hergün hatta saniye saniye geliflen teknolojinin, hem bireysel yaflamda hem de toplumsal yaflamda çok h›zl›, radikal dönüflümlere yol açt›¤› ve bunun içinde bulundu¤umuz düzende hemen hemen tümüyle olumsuz biçimde hayata yans›d›¤› da bir gerçek... Y›llar önce, bir TV kanal›nda “S›ca¤› S›ca¤›na” adl› programda, cinayet iflledikten hemen sonra röportaj yap›lan bir kad›n›n “Bir gün bu programa ç›kaca¤›m› biliyordum” sözü çok çarp›c›yd›. “Ne oluyor, toplum olarak nereye gidiyoruz?” türünden çok laf edildi bu konu hakk›nda. ‹flte o zamanlardan bugüne gelindi¤inde, sorunun çözülmedi¤ine, aksine daha da boyutland›¤›na tan›k oluyoruz. Birçok fleyi kan›ksad›¤›m›z gibi fliddeti de kan›ks›yor, ekranlardaki kanvahflet-cinayet görüntülerine duyars›zlafl›yoruz... Dizilerde bize sunulan “yaflamlar”, belli bir süre sonra gerçekmifl gibi yerlefliyor zihnimize. Felsefe fludur çünkü: “Gerçe¤in, iyi bir hikâyeyi elinden almas›na asla izin verme!”... Bir medya patronunun çal›flanlar›na birinci ö¤üdüdür bu ve bugün tüm medya çal›flanlar›, senaristinden yönetmenine, sanatç›s›ndan ›fl›kç›s›na kadar herkes bu ö¤üdü eksiksiz uyguluyor... Sanal bir dünya yans›yor, gün boyu renkli camlardan evlerimize... Oradaki ger-

çek d›fl› yaflama özenmemiz isteniyor. Kifli, gerçek yaflam›n›n dizilerdeki gibi olmad›¤›n› daha televizyonu kapat›r kapatmaz anl›yor ama yaflam›n› dolduracak fazla bir fley olmad›¤›ndan (ya da hayat› tümüyle boflalt›lm›fl oldu¤undan) ayn› fleyleri defalarca kez izlemeye devam edebiliyor. Yaflam›n gerçekleri taraf›ndan flarj edilen beyni ve yüre¤ini, bu sanal ortamlarda (dizilerde/filmlerde) deflarj ediyor. fiöyle basitlefltirelim; günlük maiflet derdinden bunalanlar, dizilerdeki sahte hayat› izleyerek “rahatl›yor”. Ekran karfl›s›nda geçirilen 2-3 saatteki bu “rahatlama”, iflin gerçe¤i bir kaç›fl olarak adland›r›labilir. Kendi sorunlar›ndan, eflin-dostun-akraban›n-komflunun ve en geneliyle toplumun sorunlar›ndan bir kaç›fl... Bu kaç›fl›n bir kurtulufl olmad›¤› aç›k ama ekranlar›n da bir dakika bile bofl kalmad›¤›-b›rak›lmad›¤› da aç›k... Ekran ba¤›ml›l›¤› için gerekli olan uyuflturucu madde (diziler vb.) hiç bitmiyor. Biri bitiyor di¤eri bafll›yor. Gün oluyor insanlar art›k kendi sorunlar›n› de¤il, dizi karakterlerinin sorunlar›n› konuflur hale geliyor. Ve ilginçtir, insanlar kendi sorunlar›ndan çok daha fazla önemsiyor onlar›n sorunlar›n›. Kendi maafl›n›n azl›¤›n› de¤il de tuttu¤u tak›m›n futbolcusunun ald›¤› transfer ücretinin (kendisi yirmi y›l çal›flsa bile kazanamayaca¤› kadar fazla bir para alm›fl olsa dahi) azl›¤›n› sorun eden taraftar gibi... “Alan memnun satan memnun” der bir halk deyifli. Satan›n memnun oldu¤u ortada… Alan›n memnuniyeti ise -flu an için öyle görünse de- geçicidir. Önemli olan yaflamda boflluk b›rakmamak... Boflluk b›rak›l›rsa, muhakkak o bofllu¤u birileri dolduracakt›r. Yaflam, boflluk tan›m›yor ne yaz›k ki... Basit bir muhasebe hesab›d›r bu. Ne kazan›yoruz, kaybetti¤imiz ne? Bu soruya cevap vermekte, bütün ifl. “Televizyonu kapatmak, bir tufl kadar yak›n. Dizileri, filmleri, “Kad›n›n Sesi” gibi ucube fleyleri izlemeyin!” türünden fleyler söyleyip iflin kolay›na kaçmayaca¤›z. RTÜK’ün sansür anlay›fl›yla ayn› cephede olmayaca¤›m›z da kesin. “Kad›n›n Sesi”ni ve ATV’deki türevini yay›ndan kald›ran Do¤an ve Ciner’in holding medyas›n›n sahtekârl›¤›n›, ikiyüzlülü¤ünü savunuyor da de¤iliz. Ancak TV izlerken seçici olmak, bilinçli flekilde izlemek, nas›l ki çeflitli ba¤›ml›l›klar›m›z›, irademizi kullanarak yeniyorsak, ekran ba¤›ml›¤›ndan kurtulmak bizim elimizde. ‹¤neyi önce kendimize, çuvald›z› sonra baflkalar›na bat›ral›m. Bize dayat›lan bu “toplumsal cinnet”i durdurmak ancak bu flekilde mümkün olacakt›r.❏

13


duman

Bu kez, sahil taraf›ndan geliyordu duman. Sark›k b›y›kl› olan di¤erine “Bu kez yakalad›k.” dedi, duman› iflaret ederek. Di¤eri “H›zl› olal›m.” derken koflmaya bafllam›flt› çoktan. Bir güruh olarak kofluyorlard› duman›n ç›kt›¤› yere do¤ru. Duman, sahil kenar›ndan geliyordu. ‹nce bir dumand› bu. Hatta belli belirsiz bir siluet halinde yükseliyordu gökyüzüne do¤ru, ama bu, sark›k ve f›rça b›y›kl› adamlar›n gözünden kaçmazd›. Bu kez tamamd›. Yakalamalar› an meselesiydi. Arada bir arkaya dönerek, pefllerinden gelen güruha “Koflun, kaçmas›nlar.” diyorlard›. Güruh çoktan cofla gelerek daha bir ileri at›l›yordu hemen. Soluk solu¤a kalan sark›k ve f›rça b›y›kl›lar, en sonunda duman›n ç›kt›¤› yere yaklafl-

14

t›lar. Buras› sahildeki bal›kç› bar›na¤›yd›. K›za¤a çekilmifl sandallar›n aras›ndan ç›k›yordu duman. ‹nce bir ip gibi sal›na sal›na yükseliyordu yukar› do¤ru. Sandallar›n aras›nda üç flarapç› vard›. Bal›kç›lardan arta kalan bal›klar›, ›zgara yapmak için atefl yakm›fllard›. Bal›k piflirmeye ve flarap içmeye öyle dalm›fllard› ki, f›rça ve sark›k b›y›kl› güruhun geldi¤ini bile fark etmediler. Sark›k b›y›kl›, gördü¤ü manzaradan hofllanmad›. Çünkü yine yan›lm›fllard›. Yan›lg›n›n k›zg›nl›¤›yla “Siz ne yap›yorsunuz burada!” diye sertçe sordu flarapç›lara. Bu, o kadar mant›ks›z bir soruydu ki, fla-

ümit zafer

öykü

rapç›lar sark›k b›y›kl› adam› sarhofl sand›lar. Çünkü ne yapt›klar› gayet aç›kt›. Yine de cevaplad›lar soruyu, “bal›k” dediler, ›zgaray› göstererek. Bunu görüyordu zaten sark›k b›y›k, ama gördü¤ünü kabullenemiyordu. Görmek istedi¤i bu de¤ildi ki. Durumu, f›rça b›y›kl› olan adam kurtard›. “Niye yakt›n›z lan bayra¤›?” dedi hemen. Özellikle yüksek sesle söylemiflti bunu ve an›nda yay›ld› söyledikleri. fiarapç›lar, olan bitene gülmeye bafllad›-


lar. ‹çlerinden bir tanesi “Bunlar sarhofl.” dedi. “Olabilir.” dedi kirli sakall› flarapç› ve ekledi “Ama bu bal›k anca bize yeter.” Üçüncü flarapç›, elindeki gazete parças›n› bal›klar›n alt›ndaki atefle sallamaya devam ediyordu. fiarapç›n›n afla¤› yukar› sallad›¤› gazetenin üzerinde, Baflbakan’›n “Amerika ile iliflkilerimiz her fleyin üstündedir.” aç›klamas› görünüyordu. fiarapç›lar›n bu ilgisiz hallerine daha da k›zan sark›k ve f›rça b›y›kl›lar, birbirlerine bakt›lar. Yorgundular. Bütün hafta her duman›n pefline se¤irtmifl ama bir tane bile bayrak yakan bulamam›fllard›. Bu koflturman›n da bofla ç›km›fl olmas›na dayanam›yorlard› art›k. Bu hafta, gece gündüz duman peflinde koflmufllard›. Duman... Severlerdi dumanl› havalar›. Geçmiflte, dumanl› havalarda nas›l mutlu olduklar›n› hat›rlad›lar. Bafllar›nd a k i

Vatan hainleri. Fakat hangi duman›n peflinden se¤irtseler, bofl ç›km›flt›. Kimisi sigara duman›, kimisi f›r›n duman›, kuru temizlemeci duman›, kestaneci duman›, tezek duman›... Bir tane olsun derdine deva olacak duman bulamad›lar. Her gün TV’lerde büyük büyük adamlar ç›k›p “Bayrak yak›ld›¤›ndan dolay› vatan›m›z tehlikededir.” diyorlard›. Yalan söyleyecek halleri yoktu ya ama f›rça b›y›kl›lar bulam›yordu. Beceriksizliklerine yan›yorlard›. Onlara duman laz›md›. Duman avc›s› olup ç›km›fllard›. Ama bayrak yakanlar› bulamam›fllard› yine de. Yaz›klar olsundu onlara! Ama flimdi, flu anda kaderleri tersine dönüyordu belki de. Bu dönüflümün sevinciyle bu kez

reisleri, havay› koklay›p boynunu bir sa¤a bir sola sallad›, gözlerine kan gelip oturdu bir anda. Bu kokuyu tan›d›lar, dilleri a¤›zlar›nda dolaflt› heyecandan... Marafl’›n tad› damaklar›n› kafl›d› yine... “Yeter art›k, bu havalar bize göre de¤il, duman istiyorum dumaaan.” diye naraland› Reis. Havay› tekrar koklad›, içini çekti. Reisin yan›ndaki f›rça b›y›kl› “Aaah... Aaah bu tad›...” dedi kendi içinde inleyerek. Sivas’›n kokusu, burun dire¤ine çarpm›flt› ve o anda gevfleyip dizlerinin üzerine çöktü: “Allah’›m o günleri bir daha göster.” dedi. Bir anda hepsi ellerini yüzlerinin derisine sürdüler. “Hat››r, hat›››r!” diye bir ses ç›kt› hepsinin yüzünde. Biçare, aç, susuz kalm›fllard›. Ne olacakt› bu f›rça b›y›kl›lar›n hali... En kötüsü; bafllar›, sopal›lara ne cevap verecekti. Ya bir daha iflleri düflmez, bafllar›n› okflamazlarsa ne halt yiyeceklerdi. Bu düflünce, reislerini çileden ç›kar›yordu. Bir daha konufltu: “Gerekirse soka¤a ç›kar›z, elimize silah almam›z gerekirse, onu da yapar›z.” deyip kald›rd› ellerini... Bu el iflaretiyle birlikte f›rça b›y›kl›lar dizildiler pefl pefle. Duman ipucuydu. Duman› izleyip, kokusunu yutup bulacaklard›.

sark›k b›y›kl› ba¤›rd›. “Niye yakt›n›z lan bayra¤›?” Soruyu duyan güruh, ayn› anda derin bir “Oooh” çekti. Sevinçten a¤layanlar bile vard›. Bütün hafta her duman›n peflinden koflup da bir tane bile bayrak yakan yakalayamam›fl olman›n ezikli¤inden kurtuluyorlard› art›k. ‹flte yakalam›fllard› en sonunda, hem de üç tane birden. Bunu idrak eder etmez, “vurun”, “as›n”, “kesin”, “yak›n” nidalar› yükseldi güruhtan. Bu arada daha da duygulananlar “Allah’›m bugünleri de bize gösterdin ya çok flükür.” diyerek birbirlerine sar›l›p a¤l›yorlard›. Bu duygu seli, bir kanalizasyon deresi gibi, denize boflalacakt› az daha. fiimdi herkesin gözü, bal›k piflirmek için flarapç›lar›n yakt›¤› ateflin k›yt›r›k duman›ndayd›. Gözlerini bu vatan haini dumandan ay›rmayan sark›k ve f›rça b›y›kl›lar güruhu, hep beraber ba¤›r›yordu: “Bayrak yakan› biz de yakar›z!” Sahilin biraz ilerisine demirlemifl bulunan Amerikan savafl gemisindeki Coni’ler, sahilde yaflananlar› gülerek seyrediyorlard›. Bar, pavyon ve randevuevlerinde ö¤rendikleri çat pat Türkçe’yle, güruhun ç›kard›¤› tempolu tezahürata efllik ediyorlard›: “Bayrak yakan› biz de yakar›z! ❏

15


hasan hüseyin

fliir

grizu

duvarda bir gazete mavi sarı kırmızı gazetede tabutlar al bayraklı tabutlar tabutlar dizi dizi gazeteyi çakan benim duvara gazeteye bakan benim duvarda al bayraklı tabutlardan geliyor gözlerimin kırmızısı dirimizi saramayan al bayrak sarmış şimdi ölümüzü metro değil bindikleri ölüm treni! bahçe değil indikleri grizu cehennemi kömür cevheri! bulanmış kömür karasına parça parça etleri gidiyorlar katar katar

16

bir böylesi karanlıktan bir öylesi karanlığa gidiyorlar sarı şapkalılar ordusunun adsız sansız yiğitleri varın gidin haber verin dostlarına düşmanlarına grizu yuttu deyin yerin altından alıp güneşe attı deyin kanlı çamur cesetleri varın gidin haber verin yakınlarına bildirin eşiktekine bildirin beşiktekine beklemek bitti deyin! beklemek kömür karası yüzü beklemek ekmeği ve zeytini beklemek ince ince sızım sızım ölümü beklemek bitti deyin!


duvarda bir gazete mavi sarı kırmızı tabutlar sıra sıra tabutlar dizi dizi sarınmış gidiyorlar al bayraklara sarı şapkalılar ordusunun adsız

ona o renkli gazeteye o duvarda sabah akşam bakan benim hey dost hey dost! al bayraklı tabutlardan geliyor gözlerimin kırmızısı

kahramanları onu o renkli gazeteyi karşımdaki o duvara çakan benim hey dost hey dost!

17


provokasyonun gelenek oldu¤u ülke Ülkemiz, son iki ayd›r büyük provokasyon denemelerinin yafland›¤› bir yer haline geldi. Televizyon ve gazeteler, provokasyon haberlerinden geçilmez oldu. Hemen hepsi, provokasyonu lanetler nitelikte yorumlarla ç›kt›lar karfl›m›za. Gerçekte kimdir provokatör? Hangi yöntemleri kullan›r? Yap›lan provokasyonlarla ne amaçlan›r? Yaz›m›zda bu sorular›n cevab›n› arayaca¤›z. Provokasyonlar Ülkesi Provokasyonun türlü biçimleri vard›r ve ülkemizde hemen hemen tüm biçimleri kullan›lm›flt›r. Örne¤in bir futbol kulübünde bir grubun baflka bir gruba üstünlük sa¤lamak için yapt›¤› provokasyonlar. Taraftarlar›n›n, tak›mlar›na karfl› tafl›d›klar› sahiplenme duygusunu kullanarak di¤er gruba karfl› k›flk›rt›lmas›, kendine ait olmayan bir güçle onu ezmeye çal›flmas› da bir provokasyon türüdür. Ancak kas-

18

tetti¤imiz provokasyonlar bu tip yerel olanlar› de¤ildir. Niyet ayn›d›r sonuçta ama bizim as›l kastetti¤imiz, milyonlarca kifliyi etkileyecek tarzda yap›lan ve bizzat yönetenler eliyle gerçeklefltirilen provokasyonlard›r. Ülkemizin 50’li y›llardan itibaren emperyalist politikalarla yönetilmeye bafllamas›, beraberinde açl›¤›, sefaleti ve kültürel çarp›klaflmay› getirir. Gelir da¤›l›m›nda ortaya ç›kan uçurum, hayat›n her alan›na yay›lan bir adaletsizlik sistemi do¤urur. ‹nsanlar›n, bu adaletsizli¤e karfl› do¤al bir tepkisi geliflir. Tepkiler farkl› flekillerde olmakla birlikte, zamanla daha bilinçli ve örgütlü bir niteli¤e bürünür. Özellikle 70’li y›llarla birlikte devrimci muhalefet alabildi¤ine yükselir. Halk›n bu çarp›kl›¤a ve adaletsizli¤e karfl› geliflen tepkisi, yönetenler aç›s›ndan ciddi bir tehdit oluflturmaktad›r. Ve halk›n var olan örgütlenmelerini da¤›t-

sinan gümüfl

makale

mak, tepkiyi bast›rabilmek, sindirebilmek için her yöntem uygulan›r. A¤›r ceza yasalar› ç›kart›l›r. ‹flkence ve katliam politikalar› bafllar. Yüz binlerce insan geçirilir iflkence tezgâhlar›ndan. Bunlar›n hiçbiri geliflen devrimci dalgay› k›ramaz. Bizzat eliyle besleyerek büyüttü¤ü, s›n›rs›z olanaklarla donatt›¤› sivil faflist hareketle bo¤maya çal›fl›r. Halk› bölge farkl›l›klar›yla, dinsel ve mezhepsel farkl›l›klarla birbirine düflman etme politikas› gelifltirilir. En geri duygular› okflan›r, dini duygular›, vatanseverlik duygular› çarp›t›l›r. Vatanseverlik duygusu, bayra¤› sahiplenmeye hapsedilir. Vatan›n her gün talan ediliyor oldu¤unu, emperyalistlerin at koflturduklar› çiftlik haline getirilmifl oldu¤unu dile getirenler “vatan haini komünistler” fleklinde lanse edilir. Halk›n bu flekilde flartland›r›lmas›yla birlikte, yükselen muhalefeti bast›rman›n yeni biçimleri uygulamaya konulur. Marafl’ta Alevi ve Sünniler bir arada yaflamaktad›r. Anti-Komünizm ile Alevi düflmanl›¤›n›n birlefltirildi¤i; faflistlerin, katliamlar›na ortak etmek için Sünni halk› k›flk›rtt›¤› bir katliam gerçekleflir Marafl’ta. Bu katliamla sadece Marafl’ta yaflayanlar de¤il, ülke genelindeki tüm Aleviler, devrimciler hedef al›nm›flt›r. Bir sindirme, bir gözda¤› operasyonudur. Halk›n çeflitli kesimleri aras›nda bir düflmanl›k yarat›larak, aralar›na nifak tohumlar› serpilerek bitirilmeye çal›fl›l›r örgütlülükleri. Bu tip provokatif sald›r›lar, ihtiyaç duyuldu¤u zamanlarda devreye sokulur. Çorum’da yine buna benzer bir katliam yaflan›r. Burada hedeflediklerine tam olarak ulaflamasalar da, yine “Komünistler camiyi yakt›lar!” yalan›yla galeyana getirerek k›flk›rt›rlar halk›. Ayn› senaryo y›llar sonra Sivas’ta tekrarlan›r.


En gerici duygular› okflanarak k›flk›rt›lm›fl ve 35 kifliyi diri diri yakan gözü dönmüfl bir kitle vard›r ortada. Yine Gazi Mahallesi’nde korku ve gözda¤› vermek, panik yaratmak, Alevileri hedef göstermek için yap›lan silahl› bir provokasyon sald›r›s› sonucu birçok kifli yaflam›n› yitirir. Mersin’de birkaç çocu¤un Newroz kutlamas› sonras›, polisten kaçarken bayra¤› yere atmas› sonucu yaflanan geliflmeler, yönetenlerin uygulad›¤› provokasyona en son örnektir. Bu, önceleri bas›nda küçük bir olay olarak geçmifltir. Ne zaman ki Genelkurmay yaflanan› büyük bir tehdit olarak gördü¤ünü ilan etmifltir, o andan itibaren bas›n da dilini de¤ifltirmifltir. Milli bir de¤ere dönük ciddi bir sald›r› oldu¤u fleklinde yap›lm›flt›r haberler. Hükümeti, meclisi, ordusu, polisi, siyasi partileri yapt›¤› aç›klamalarla gerginlik yayan, düflmanl›k duygular›n› körükleyen, k›flk›rtan bir tutum göstererek oyuna dahil olmufltur. Devletin resmi, gayr› resmi tüm kurumlar›, rollerini lay›k›yla oynam›fl, ortam› alabildi¤ine gerginlefltirmifltir. Bafllarda küçücük görünen bu olay, yap›lan aç›klamalar ve yay›nlarla, kin ve nefret duygular›n›n kusuldu¤u gösterilere dönüflmüfltür. Baflka bir deyiflle insanlar “çok hassas olduklar›” bir döneme sokulmufltur. Böylesine “hassas dönemler” daha önceleri de, yukar›da verdi¤imiz örnekler gibi hep kitle katliamlar›n› ve büyük sald›r›lar› beraberinde getirmifltir. Herhangi bir yerde birilerinin, birileri hakk›nda “Bunlar bayrak yak›yor.” diyerek sald›rabilece¤i, kitleyi k›flk›rtabilece¤i bir ortam oluflturmufltur. Beklenen, Trabzon’da gerçekleflmifltir. Her zamanki faaliyetlerini sürdürmekte

olan ve F Tipi Hapishanelerle ilgili bildiri da¤›tan TAYAD’l›lar, “bayrak yakt›klar›” gerekçesiyle linç giriflimine maruz kalm›flt›r. Ard›ndan Samsun, Sakarya ve Sivas’ta devam etmifltir sald›r›lar. Bas›n›n Rolü ‹ktidar muhalefetin yükseldi¤i, canl›l›¤›n olufltu¤u dönemlerde provokasyon silah›n› kullanarak yükselifli durdurmak ve k›rmak ister. Korku ve panik yaratmak, kaos ortam› do¤urmak, de¤iflik mezhep ve milliyetleri birbirine düflman etmek için birçok yöntemin yan› s›ra provokasyonlar› bizzat örgütlemifltir. Öyle ki, bu konuda uzmanlaflm›fl, provokasyonu iflkolu olarak benimsemifl özel örgütlenmeler kurmufltur. Ancak burada provokasyondan söz ederken, sadece provokasyon an›ndan, sald›r›y› yapanlardan, halk› k›flk›rtan kiflilerden de¤il, bunun ze-

minini haz›rlayanlardan da söz ediyoruz. Bu yönde yay›n yaparak, halk›n duygular›n› bu flekilde yönlendirerek bu ortam› haz›rlayanlar olmasa, bu provokasyonlar›n hiçbir geçerlili¤inin olmayaca¤› aç›kt›r. Gazeteler, küçücük bir olay› manfletlerine tafl›yarak çok büyük bir problemmifl gibi gösterirken, televizyonlar ise tehditkâr, düflmanca aç›klamalar› yay›nlayarak, bu aç›klamalar do¤rultusunda programlar yapm›fl, böylece bu sald›r›n›n ön çal›flmas›n› yapan rolünü üstlenmifllerdir. Ve yap›lan sald›r›lar› hakl› gösterebilecek, meflrulaflt›racak zemini bizzat oluflturmufllard›r. Bu yan›yla sadece alandaki provokatörleri elefltirmelerinin bir k›ymeti yoktur. Sald›r›daki paylar›n› gizleme amaçl›d›r bu tip elefltiriler. Yaflanan provokasyonlar sonucu yüzlerce kifli yaflam›n› yitirmifl olsa da, hedeflenen korku ve panik ortam› bir türlü yarat›lamam›flt›r. Tersine, Trabzon’da oldu¤u gibi faaliyetini durdurmak, az zarar görmek için sessiz kalmak bir yana provokasyonlar›n üzerine gidilmifl, teflhir edilmifltir. Sinmek, y›lmak, korkmak, yani provokatörlerin istedi¤i konuma düflmek çözüm olmayaca¤› gibi, bunu yapanlara güç katacakt›r. Provokasyonlar›n üzerine gitmenin ad› “ortam› yeniden provoke etmek” de¤il, provokatörlerin oyunlar›n› bozmakt›r. Yar›n yap›lacak olan provokasyonlar ancak bu flekilde engellenebilir. Bir sözümüz de, provokasyonlar karfl›s›nda “sa¤duyu” ça¤r›s›nda bulunanlara. Yar›n çok daha büyük k›y›mlar karfl›s›nda ayn› ça¤r›da bulunmamalar› için bugünden yapacaklar› çok fley oldu¤u ortadad›r.❏

19


levent karakaya

elefltiri

tercihleri ne belirler?

Bir süre önce; Ferhat Tunç’un “Sevmek Bir Eylemdir ” isimli albümü piyasaya ç›kt›. Albüm 12 flark›dan olufluyor. ‹çinde ifadesi güçlü flark›lar olmakla birlikte, Ferhat Tunç’un çizgisini yans›tan, öncekiler gibi tekrara düflen flark›lar da var. Bu yaz›m›zda Ferhat Tunç’un albümünden çok, bir flark›da ortaya ç›kan mant›¤› üzerinden günümüz Türkiye’sindeki “ayd›n-sanatç›” kesiminin olaylara, ülke gerçekli¤ine bak›fl›na de¤inmek istiyoruz. Bahsetti¤imiz, “O¤ul” isimli, sözleri Gülter Kanl›’ya ait olan flark›. fiark›n›n sözlerine bakal›m: fiiir yazd›m a¤›t yakt›m ad›na Duyamad›n o¤ul teller kapal› Can verirdim bir tek nefes kokuna Saramad›m o¤ul kollar kapal› Gün bayram olurdu yan›mda olsan Bir gülücük bir tek çiçekte gelsen Seni sarsam sana can›m› versem Gelemedin o¤ul yollar kapal› Sen suç ifllemedin cana k›ymad›n ‹nsanlar› sevdin asla k›rmad›n

20

Türküler söyledin zeybek oynad›n Koymad›lar o¤ul diller kapal› Mahkemeler hapishane yetmedi Aylar y›llar saya saya bitmedi Hücre derler buna akl›m yetmedi Dua etsem gayr› eller kapal› Bir anan›n o¤luna olan hasretli¤ini, çekti¤i ac›lar› anlatan bir fliir. Yaflanan duygular, ac›lar duygusal boyutuyla dile getirilmifl. Gülter Kanl›, bu sözleri o¤lu Ümit Kanl› için yazm›fl. Ümit Kanl›; 2000 y›l›nda hapishanede ölüm orucundayd›. Dönemin Adalet Bakan› Hikmet Sami Türk, ölüm orucunu sürdürenlerin direnifllerini parçalamak amac›yla bir rüflvet olarak tahliye oyununu sundu. Ümit Kanl› ise bu rüflveti al›p, karfl›l›¤›nda direnifle devam eden, yan›nda flehit düflen arkadafllar›na, onlar›n analar›na, kendisine de¤er veren, ideolojisini destekleyen, düflüncelerine sahip ç›kan, arkas›ndan yürüyen insanlara ihanet etti. Geride b›rakt›¤› arkadafllar›n›n F tiplerinde yaflamas›n› onaylad›. ‹ktidar, ister ki; direniflleri k›r›c› örnekler sahiplenilsin, büyütülsün, ço¤al-

s›n… Bu yolla, insanlara y›lg›nl›¤›, yorgunlu¤u, çözümsüzlü¤ü vermeye çal›fl›r. Bu yöntemleri, medya ve çeflitli iletiflim araçlar›yla ayr›ca popüler, medyatik hale getirdi¤i “sanatç›”lar›yla uygular. Ferhat Tunç da bu flark›ya albümünde yer vermekle, yarat›lmaya çal›fl›lan bu tablonun oluflturulmas›na istemeden de olsa hizmet etmifltir. Kald› ki; politik olma iddias›nda olan, hayata sol pencereden bakan, politik bir geçmifli olan, ayd›n ve halk sanatç›s› olma iddias›nda bulunan bir kiflinin böyle davranmas›, kavramlar›n ters yüz olmas›na, de¤erlerin yitimine, yanl›fl olan›n do¤ru olarak kabul görülmesine neden olur. Ayn› albümde “O¤ul” isimli flark›yla, ihanet eden birisi sahiplenilmiflken; “‹çerden” isimli flark›yla, iktidar›n hapishanelerden, devrimcilerden ne denli korktu¤u vurgulanm›flt›r. Yine “Aliflero” isimli flark›yla, Dersim direniflinin liderlerinden Alifler hat›rlat›lm›fl, onun direnifli, kahramanl›¤›, yi¤itli¤i anlat›lm›flt›r. Büyük bir çeliflki yuma¤›n›n içinde, politiklikten uzak, ülke gerçekli¤inden, en genel anlamda verilen mücadeleyle çeliflen bir durum söz konusu. Bedel öde-


yene, kahramanlaflan kiflilere haks›zl›k yap›lm›flt›r. Ferhat Tunç, hapishanelerde yaflananlara duyarl›l›¤›n› sergilerken; di¤er yandan, “O¤ul” adl› flark›yla, y›lg›nl›¤›n, arkadafllar›na, ideolojisine ihanet etmenin meflrulu¤unu anlat›yor. Bu, sa¤l›kl› bir yaklafl›m de¤il. Bu çeliflki, Ferhat Tunç’un sanat›na ve sanat anlay›fl›na damgas›n› vuran bir tarzd›r. Burjuva kültüründen etkilenmifltir. Buna karfl› ç›kmamas› sonucu, sanat›na da bu etki do¤al olarak yans›yor ve burjuva hümanizmi her üretimine damgas›n› vurur hale geliyor. Emekçilerin sorunlar›ndan uzaklafl›p bireycili¤i öne ç›karmak, genelin ç›karlar›n› bireyin ç›karlar›na kurban etmek, bireyselli¤i öne ç›karmak, bireyi vazgeçilmez k›lmak… Bu yaklafl›m sadece Ferhat Tunç için geçerli de¤il. Bu, ülkemizdeki ayd›nsanatç› kimli¤ine damgas›n› vuran bir anlay›fl haline gelmifltir. Eflitli¤i, özgürlü¤ü savunurlar. Bunu do¤ru kabul ederler, ama bunun gereklerini yerine getirmeyi bir yana b›rakal›m; mücadele veren insanlar›, yap›lar› sahiplenmeyerek bolca “özgürlük”, “eflitlik”, “sol”culuktan bahsederek bu kavramlar›n da

içini boflalt›rlar. Ülkemizde, yaflanan adaletsizliklere, haks›zl›klara karfl› mücadele veren insanlar›n uza¤›nda durmak yayg›n bir anlay›fl haline gelmifltir. Bir di¤er önemli nokta ise; kör bir fliddet karfl›tl›¤›d›r. fiiddet karfl›tl›¤› neredeyse moda haline gelmifltir. Kimin fliddet kulland›¤› ve kime karfl› fliddet kullan›ld›¤› onlar için önemli de¤ildir. Sanata bak›fllar›, sosyalist gerçekçi bir bak›fl›n çok çok uza¤›ndad›r. Böyle bir düflünceye sahip olduklar›ndan dolay› da, üretimlerine burjuva hümanizmi damgas›n› vuruyor. Bar›fl teorisyeni oluyorlar. Ferhat Tunç’u Zülfü Livaneli’den ay›ran bir fleyler olmas› gerekmiyor mu? Teorileri, sanat› bugün ülkemiz gerçekli¤iyle, ülkemiz koflullar›yla hiç mi hiç ba¤daflm›yor. Bar›fl› savunmay› herkes ister. Ama kimin için ve ne için bar›fl› savundu¤umuz önemli. Tarihte de bar›fl› savunan insanlar olmufltur ve bu insanlar dünyan›n birçok yerinde emperyalizm ve kapitalizmin egemenli¤ini k›rmak için, özgürlük için silaha sar›lm›fl halklar›n yan›nda yerlerini alm›fl sanatç› ve ayd›nlard›r. Bugün ise Ortado¤u’da, Güney Afrika’da ve dünyan›n birçok ye-

rinde sald›r›lara karfl› durmay› de¤il de bu sald›r›lara karfl› duran halklar› “bar›fl”› koruma ad›na yaln›z b›rak›p sahiplenmemifl haldeler. Hakl›-haks›z ayr›m›na gitmeden, savafllar› s›n›fsal temelinden ay›rmadan, savafla her ne olursa olsun “bar›fl” slogan›yla karfl› ç›k›p s›n›fsal mücadeleyi, sömürüyü reddetmeye kadar götürmüfl durumdalar. Ayn› zamanda risk almayan, bedel ödemeyen bir ayd›n-sanatç› tabakas› yarat›lm›fl durumda. Ama bir mücadele söz konusu ve bunun bedellerini en a¤›r flekilde halk ve devrimciler ödüyor. Y›llarca tutsak olmakla birlikte en a¤›r› olan ölümle ödeniyor bu bedel. Bunu görmemek veya kendi kayg›lar›n› öne ç›kar›p bu de¤erleri yozlaflt›rman›n hakl› ve do¤ru bir yan› yoktur. Ferhat Tunç’un da bir Dersim’li olarak yak›ndan bildi¤i, 1938 Dersim ayaklanmas›nda kahramanlaflan, destanlaflan, halk›n diline dolanan isimler vard›r. Bunlar Seyit R›za ve Alifler gibi önderlerdir. Bir de Rayber gibi ihanet eden kifliler olmufltur. Ve bugün Dersim’de hiç kimse Rayber ismini çocuklar›na takmaz. Rayber lanetlenmifltir. Ferhat Tunç, Rayber’in annesi taraf›ndan yaz›lan bir fliire ya da yak›lan bir a¤›ta albümünde yer vermek ister miydi acaba? Kahramanlar›n karfl›s›na kendi davas›na ihanet edenlerin ç›kar›lmas›n› hiçbir halk kabul etmez ve bugüne kadar da etmemifltir. Bedel ödemeyi göze alarak gerçeklerin peflini, do¤runun peflini b›rakmamak ve gerçeklerden, do¤rulardan kaç›p, kaçk›nl›¤›, y›lg›nl›¤› meflrulaflt›rmak bir tercih meselesidir. Ferhat Tunç, fliirin direnifl sürerken yaz›ld›¤›n› ve kendisinin de çok etkilenerek bu fliiri besteledi¤ini söylüyor. Bu elbette kabul edilebilir ama fliirin yaz›lmas›n›n ard›ndan y›llar geçmifltir ve aç›k ki durum de¤iflmifltir. Ferhat Tunç, sorumluluklar›n› ve durumun hassasiyetini düflünerek davranmal›yd›. Kendisinin bir tercih sonucu olarak albümünde bu fliire yer verdi¤ini düflünmüyoruz. Sorun yukar›da anlat›ld›¤› gibi “burjuva hümanizmi”nden etkilenmeyle ilgilidir. Halklar›m›z›n devrimi ve devrimcileri anlatan sanatç›lara ihtiyac› vard›r. E¤er ortada bir “tercih” söz konusu ise yap›lacak tercih bu noktada önem kazanacakt›r. ❏

21


p›nar demirci

izlenim

“güzel günler”i göremeyen çocuklar... Yüzleri yok o çocuklar›n, adlar› yok. Gazete köflelerinde, yüzlerindeki son gülümsemeyle kalm›fl ço¤u. Öyle belirsiz ki yüzlerindeki ifadeler, sadece bakmak yetmiyor o çizgileri görmeye. Hikâyelerini anlatmaya yetmiyor o çizgiler. O resimlere bakt›kça en çok hikayelerini merak ediyorsunuz o çocuklar›n. “Yaflasayd›lar kimbilir ne hikâyeler anlatacaklard› bize.” diyorsunuz. Çünkü gazetelerde reklam için kullan›lan bir malzeme onlar. Gazete köflelerine s›k›flt›r›lm›fl o resimleriyle varlar sanki. Bir de o galerinin ortas›nda bizi saran halleriyle. Evet flimdi bir galerideler onlar. Oradan bak›yorlar bize. Sanki canl›ym›fl gibi bak›yorlar. Yeni anlamlar yüklenmifl yüzlerine. O anlamlar, onlar› galeriye tafl›yan ellerin marifeti elbette. Galeriye girince her resmin önünde ayr›ca durma ihtiyac› duyuyorsunuz. Dikkatli bak›p anlamaya çal›fl›yorsunuz hikâyelerini. Düflüncelerinize yans›yor o yüzler. Elleri arkadan ba¤l› yere diz çökmüfl bir çocuk ne anlat›r bize. Yüzündeki o ac›y› ne kadar hak eder o minik beden? Kimbilir niye bu hale getirmifller onu. Hangi yasalar karar veriyor onun suçlu oldu¤una? Kim belirliyor o yasalar›? Peki ya a¤layan çocuklar! Öyle çoklar ki. Her biri ayr› bir hikâyeye ait belki. A¤layan bir çocuk niye gazetelerin magazin sayfalar›na konuk olur ki? O

22


çocu¤un ac›s›n› azalt›r m› o sayfalar? Ya peki onlar› a¤larken çeken o eller ne hisseder acaba? Oysa biz hiç dayanamazd›k çocuklar›n a¤lamas›na. Hep gülsün istedik çocuklar. Bundan belki de o resimlerin bizi öyle yaralamas›. Öyle çoklar ki! Küsen çocuk resimleri var aralar›nda. Belki de bize küsmüfl gibi geliyor. Ellerini birbirine kavuflturmufl öylece duruyorlar. Kafas› önüne e¤ik, yüzü görünmüyor. ‹nsan›n “Ne oldu sana böyle?” diye soras› geliyor. Sorsak anlat›r m›, ne dersiniz? Ya da bar›flmay› baflarabilir miyiz acaba? Peki, hastane odas›ndaki o çocuk? Serum tak›lm›fl kollar›na. ‹nsan›n “Bütün hastal›klar›n›z bize gelsin.” diyesi geliyor. Bir an “öyle ölsem öyle ölsem ki çocuklar size hiç ölmek kalmasa/ öyle a¤lasam öyle a¤lasam ki çocuklar size hiç a¤lamak kalmasa” dizeleri geçiyor akl›n›zdan. Ne kadar çok uyuyor yaflanan bu ana, o dizeler. Kim bilir Aziz Nesin hangi çocu¤un yüzüne bakarken yazm›flt› bu dizeleri, nas›l bir and› yaflad›¤›. Ancak iz b›rak›yor iflte. Hem de böyle bir serginin ortas›nda gelip buluyor insan›. Her ad›mda yeni bir yüz, her ad›mda yeni bir öykü. Merak etmemek, kay›ts›z kalmak mümkün mü? Mesela resimlerin ortas›nda bir horoz flekeri duruyor öylece. Bir çocu¤un elinde durmadan, ne kadar yaln›z kalm›fl o fleker. Acaba ,nas›l bir öyküden ç›k›p gelmifltir oraya? Bir çocu¤un elinde durmasa da onlar›n bir parças› yine o fleker. ‹kisi hep yan yana duruyor düflüncelerimiz-

de. Mutlak vard›r her çocu¤un flekere ait bir düflü ve o flekere ulaflabilmek için kim bilir neler kurmufltur her defas›nda kafas›ndan? Ya yerde yatan çocuklar. Kanlar içindeler yan yana. Neler gelmifl bafllar›na? Yatt›klar› yere kim götürdü onlar›? Bir çocuk nas›l hak eder böylesi bir sonu, kim karar verir art›k onun yeterince yaflad›¤›na? Yaflad›klar›n›n ad› oyun de¤il ki! Üç çocuk, birlikte uykuya dalm›fllar gibi. Ama kalkmayacaklar art›k. Fark›ndalar m› dersiniz? Nas›l çözülür böyle bir sorun? Nas›l aç›klan›r o çocuklar›n yüzlerindeki o sonsuz hiçlik hali? Kuca¤›nda bir bebek var bir tanesinin. Saçlar› tokal› küçük han›ma “Süsünü sevsinler, mini mini kad›n.” diyesi geliyor insan›n. fiimdiden kad›n olmaya heveslendi¤i belli oluyor her halinden. Ya sonra? Sonu nas›l bitmifltir o hikâyenin? Kuca¤›ndaki bebek nereye savrulmufltur acaba? Her ad›mda yeni sorular, her ad›mda çocuklarla dolu ama ürkütücü bir dünya! Arzu Baflaran’›n “‹hlal” adl› sergisinden bahsediyoruz. “‹hlal”, gazetelerin üçüncü sayfalar›nda bir flekilde yer alm›fl; incinmifl, yaflama gözlerini yummufl çocuklar›n sergisi. 2,5 y›ll›k bir araflt›rman›n sonucunda resimlerini çizdi¤i o vesikal›klar› biriktirmifl Arzu Baflaran. Bu, Arzu Baflaran’›n 19. kiflisel sergisi oluyor. Resim yapmay› hayat›n›n merkezine koydu¤undan bahsediyor yapt›¤›m›z röportajda. Resim yapman›n, sanatla u¤raflman›n anlam›n›n, düflünceleri söze ya da yaz›ya dökemedi¤i, o alanda kendini var edemedi¤i zaman ifade edebilmenin kal›c› ama zor bir yolu oldu¤unu söylüyor. Bir in-

san›n yapt›¤› ifli “nefes almakla “ bir tutabilmesi hem de aradan geçen 20 y›la ra¤men bunu söyleyebilmesi önemli elbette. Peki, neyi anlat›r bir ressam? Neleri konu yapar, nas›l anlat›r ve belki de en önemlisi nas›l bir yaratma sürecinden geçer? ‹flte bu sorular›n cevab›n› merak ettik biz de ve Arzu Baflaran’›n anlat›mlar›ndan gördük ki hiç de kolay de¤il resim yapmak. “Yaln›z yap›lan ve yaratma sürecinin içe dönük, kapal› yanlar›ndan oluflan“ aylara varan çal›flma zamanlar›n› düflünün. Ressam›n dilinden dersek “Biraz depresif bir taraf› var bu iflin, bazen onun içinde bo¤ulabilirsiniz. Bazen ba¤›rabilirsiniz. Yani bir sürü duyguyu, bir sürü düflünceyi kendinizin en özgür oldu¤u bu alanda anlatabilirsiniz” diyor. Tabi bu tüm ressamlara için ayn› fleyi do¤urur mu? O da ayr› bir konu... Daha çok belirli bir düflünceyi anlatabilen sergiler yapmay› tercih ediyor Arzu Baflaran. “Benim en altta, en derinde bir meselem var, bir zihniyetle bir dünyaya bak›flla ilgili bir durum bu” diye

23


anlat›yor. Anlat›m›n nas›l olaca¤›na kendi karar veriyor elbette. Kimi zaman bir tual üstüne, kimi zaman bu sergide oldu¤u gibi k⤛tlar üstüne. Evet, bu sergide k⤛tlar üstünde resimler. Baz›lar› var ki insan boyunda k⤛ttan bebeklerden olufluyor. Yüzleri olmayan ama s›n›rlar› k›rm›z› çizgilerle belirlenmifl bebekler bunlar. Arzu Baflaran bu bebeklerden bahsederken elbise provalar›ndaki flablonlardan, eski ka¤›t bebeklerden örnek veriyor. Hani “Kimin surat›n› istersen onun surat›n› koyabilece¤imiz.” bebeklerden. Medyan›n yapt›¤› kimliksizlefltirmeye karfl› ç›k›fl›n bir göstergesi bu ka¤›ttan dev bebekler. K›rm›z› da ikili bir ifllev görüyor. Bir yandan s›n›rlar› temsil ediyor. “Karfl›n›zdaki küçük bir beden bile olsa istedi¤iniz gibi giremezsiniz.” diyor bize. “Girilmez” alan›, o k›rm›z› çizgiler belirliyor. “Di¤er yandan ise büyük gazetelerin yapt›¤› bu poplaflt›rma, bu uçuculuk, bu her fleyin çabuklaflmas›n› do¤uran iliflkilere karfl› biraz da onu elefltirmek için, ona i¤ne sokmak için öyle bir yöntemle çal›flt›m” diyor. “‹çini boflalt›p sayfalar›n›zda magazinlefltirseniz de onlar›n bedenini kullanamazs›n›z.” diyor. ‹flte “‹hlal “ismi de buradan geliyor zaten. “‹hlal” günümüz dünyas›nda çok do¤allaflm›fl durumda. “fiiddet, taciz, zor kullanma, baflkas›n›n alan›na izinsiz girme, baflkas›n›n bedenine izinsiz girme gibi bir sürü anlamlar› var” diye aç›kl›yor bu durumu. Tabi bir de ressam olarak izleyicinin huzurunu bozma amac›yla da kullanm›fl “‹hlal”i. Yani gör-

24

mek istemeyeni görür, duymak istemeyeni duyar hale getirmek için yap›lan bir sergiye yak›fl›yor bu isim. Resimlerdeki çocuklar›n yüzlerindeki ifadeler dokunuyor insan›n yüre¤ine. Gülümseseler bile sizin can›n›z› ac›t›yor bu. Çünkü çizgiler, renkler onlar›n ac› çekti¤ini bas bas ba¤›r›r gibi. K›rm›z›, a¤›rl›kl› renk olarak kullan›lm›fl resimlerde. K›rm›z› da özel bir seçim elbette. San›lan›n aksine kan› resmetmek istememifl Arzu Baflaran, “Ben iliflkiyi bu kadar direkt kurmak istemedim ama damar, hayatiyet, biraz yaflam, yani damarlar›m›z›n rengi gibi düflündüm.” diyor ve gerçekten de çok çarp›c› bir görüntü sergiliyor bu noktada o resimler. Herkesin çok çabuk çevirdi¤i o sayfalar›, görmek istemedi¤i, görmezden gelmek istedi¤i üçüncü sayfada var edilen çocuklar›n resimlerini gözlere sokmak istemifl asl›nda ve ba-

flarm›fl da. ‹flte bu noktada çocuklar en yal›n anlat›m biçimi olmufl onun. “Niye çocuk?” sorusuna da doyurucu bir yan›t› var elbette. Genel bir bak›fl aç›s›ndan yola ç›km›fl Arzu Baflaran. Ekonomik ve askeri aç›dan güçlü olan ülkelerin oluflturdu¤u çark›n içinde tüketim kültürünün çocu¤u nas›l harcamaya çal›flt›¤›n› anlatm›fl ve bunca “ihlal edilmifllik içinde tüketenlerinin seçti¤i en zay›f halkan›n çocuklar oldu¤unu düflünüyor. Hakl› de¤il mi, ne dersiniz? Ad›m ad›m geziyoruz sergiyi. Her gördü¤ümüz yüz, yaflad›¤›m›z, bize dayat›lan dünyay› hat›rlat›yor. Onlar›n o ürkütücü hallerinde bir çözüm olmal› düflüncesiyle ç›k›yoruz oradan. Evet, art›k üçüncü sayfalarda olmamal› çocuklar. Bu düzenin dayatt›¤› “‹hlaller”e de karfl› k›rm›z› çizgileri biz koyabilmeliyiz. ❏

ARZU BAfiARAN 1980-85 y›llar› aras›nda o zamanki Güzel Sanatlar Akademisi olan Mimar Sinan Üniversitesi’nde 5 y›l e¤itim gördü. Yüksek Lisans E¤itimi de içinde olan bu e¤itimin ard›ndan, Özdemir Altan Atölyesi’nde e¤itim gördü. Mezun olmadan önce Hürriyet Gösteri Dergisi’nin düzenledi¤i bir yar›flmada birincilik ödülünü üç kifli ile paylaflt›. Mezuniyetin ard›ndan çal›flt›¤› iflte ise Devlet Resim Heykel Ödülü’nü befl-alt› kifliyle de¤iflik alanlarda paylaflt›. ‹lk resimlerini “akademik kurallara çok ba¤l› kalmadan tamamen hayalden yap›lm›fl, mekan ve figür olarak daha y›rt›c›, daha genç resimlerdi” diye anlatan Baflaran; 1,5 y›l ‹talya’da yaflad›ktan sonra ülkemize dönmüfltür. ‹lk kiflisel sergisini mezun olduktan sonra 1986 y›l›nda açm›flt›. “‹hlal” adl› bu sergi sanatç›n›n 19. kiflisel sergisidir.❏


seni sevmek, ölümü koynunda büyütmektir Çok insan düfltü yaral› döflüne. Kan renginde çiçekler açt› avuçlar›nda. Sana dair birçok fley söylendi. Herkes kendi düflünce dünyas›na göre bir isim buldu. Ben her arad›¤›mda seni anlatacak bir isim bulamam›flt›m. Bazen özgürlük gibi, düfl gibi, sevmek gibi, aflk gibi demifltim. Bulamam›flt›m. Yine bulamad›m. fiu anda düflünüyorum da; gözlerini görürüm diye sular›n durulu¤una bakm›flt›m, kokunu al›r›m diye çiçeklerin tomurcuklar›n› koklam›flt›m… Bazen de yüre¤imle da¤lar› çizer sevdaya ve kavgaya boyard›m, sen diye… Her fleyi sende arar ve bulurdum. Hani küçücük yal›nayak, kirpikleri e¤ik bir öksüzün bafl›n› koynuna bast›rd›¤›n anlar var ya... Yüzü koyu flehirlerin ›fl›ks›z, sessiz akflamlar›nda bir özlem olup sokak aralar›nda dolaflt›¤›m›z anlar… Bazen de gecekondular›n içine girip alev alev kokuflun… K›y›lar›n rengine bürünürdün bazen. Sen k›y› olurdun biz dalga ve her kavuflmam›zda saran sarmalayan kollar›n, o an saçlar›m›z›n aras›na dalan, bafl›m›z› okflayan ince parmaklar›n›n yaratt›¤› duygu… Hiç öpülmeyip, öptü¤ün anlar… Seni ilk sevdi¤im an› düflünüyorum da ne zamand› diye… Çocuklu¤umun düfllerini, yerdeki kilimin üzerine yüzüstü uzanarak kurdu¤um an, ismini ilk yazd›¤›m and›. Çok iyi hat›rl›yorum. Ve sonra… Gözyafllar› leke gibi, sürekli yanaklar›nda duran annelerin flefkatinde sevmeye bafllad›m seni. Oturup dizlerine vuran sevdal›lar… Evlat ac›s›n› senin sevginin yan›na koyan babalar›n metanetleri… Elleri ve avuçlar›yla tan ›fl›¤›n› getirip senin kurtulufl yolunun gidece¤i yerlere koymalar›… Kana bulanan gömlekleri, özgürlü¤ün düflünü büyüttükleri ateflli aln›na dikifllerini gördü¤üm an… Seni daha çok sevdim… Bir de gülleri getirip saçlar›n›n k›vr›mlar›n›n aras›na serpti-

¤in günü hat›rlar›m. Ve bellek defterime seni çok sevdi¤imi yazd›¤›m gün… O günden sonra neyim var neyim yok içimde, döflümde ve düflümde hepsini sana verdim… Sonra sana iliflkin düflleri kuranlar› tan›d›m. Kavgay›, kavga insanlar›n› tan›d›m. Onlar›n sana söyledikleri güzel sözcükleri imrenerek dinleyip, seni k›skand›m. Kimileri hayallere dald›. Sana “Son sözümü söylemeden ayr›l›rsam, bekleyerek kapad› gözlerini deyin.” diye yazarak ayr›lanlar› tan›d›m. Sevgiden piflmanl›k duyulur mu? Piflmanl›k duyanlar› da gördüm. Korkular›na korku ekleyenler de oldu, korkularda korkusuzlu¤u ö¤renenler de… Sevginin bir parça köpük olmad›¤›n› ve en ufak bir esintide sönmeyece¤ini ö¤rendim. Bunu bilenler çoktu. Denizlerden kopup gelenler, ya da bahar akflamlar›nda, da¤lar›n zirvesinde özlem çiçeklerini toplay›p yan›na gelenleri de bilirsin. Ana diye yar diye sana sar›lanlar› da… Y›llarca yemeksiz düfller kuranlar› gördüm örne¤in. Kim ç›kard› açl›¤› diye hep kendime sordum. Tokluk u¤runa açl›¤›, aylarca, y›llarca midelerinin asidinde çi¤neyenlerde cevap buldum. Al›nlar›na senin ad›n› kaz›d›klar›nda, senin onlar›n üstüne örtündü¤ün an› hiç unutam›yorum… Hani ben de sana: “Ört üstlerini üflümesinler.” diye kula¤›na f›s›ldam›flt›m ya…Ve o anda senin gülüflünü yürekleriyle alk›fllad›klar›nda, kendi sevgimin yetersizli¤ine yanm›flt›m.Terde ›slanan solu¤umla bir of çekmifltim… Sana y›llarca ulaflamayanlar da var, biliyorsun. Y›llarca sana dokunamadan yaflayanlar… Beton duvarlara nas›l küstüklerini biliyorum. Bilsen, senin isminin kutsall›¤›n› nas›l yang›nl› dudaklar›yla öptüklerini… Her fleyi yaflayanlar var bir de. Kurflun

cevahir özden

mektup

s›k›lan, kan akan bedenlerine ald›rmadan yürüyenler… Kaç kez kan kokusu sindi ac›lar›na, ekmeklerine… Yine de gam yemediler. Ama “vatan haini” denildi¤inde neler hissettiklerini, buna nas›l isyan ettiklerini gördüm. Ya seni sarhoflluklar›na meze yapanlar… Bir yanda sen, di¤er yanda yeflil dolarlar. Hepsinin elleri yeflil dolarlara uzand›¤›nda senin gözlerindeki kimsesizli¤ine, korkusuzlu¤una ve suçsuzlu¤una ne demeli… O anda belki yetim, öksüz hissetmifltin kendini bilmiyorum. Art›k sabahlar en uzak zaman gibi gelmiflti sana. Bu anlar, yan›nda duranlar›n seni hep ite-kaka ahlaks›zl›¤›n en alt›na düfltükleri anlard›. Sonra seni sevdiklerine dair nutuk atmalar›... Kendilerini kahraman ilan edip sonra kahramanl›klar›n› birbirlerine sat›l›¤a ç›karmalar›… Kitap yak›p, solcular› dövdüklerini a¤›zlar›ndan saçarkenki halleri… Okullar›n kap›lar›n›n altlar›nda akan kana bak›p kahkaha atarak, sonra kaçak seks filmlerini gizli çekmecelerinden ç›kar›p “vatansever”liklerini kutlamalar›… Bunlar da seni sevdiklerini söylüyorlar. Ve her söylediklerinde içki kokan a¤›zlar›yla kirletiyorlar gökyüzünün maviliklerini. Çirkinliklerini, Amerika bayraklar›n›n alt›nda serinleyerek gidermeye çal›fl›p sonrada “bayrak-vatan” deyip kusarlar insanlar›n gözlerinin içine. Seni sevmek ölümü koynunda büyütmektir. Senin sevgin büyüdükçe mezarlar›m›z›n ço¤almas› ondand›r. Kaç sevda yolcusu kefene de¤il senin topra¤›na sar›nd›… Onlar umudu avuç avuç içine atarak yürüdüler hep. Su gibi kumsallara dald›lar ve seni öpmek için sana gömüldüler, güzel vatan›m. Seni candan öte seviyor, özlenen ölülerimiz ad›na sana kucak dolusu selamlar›m› gönderiyorum... ❏

25


askerler a¤lamaz...

Okuldan ç›kar ç›kmaz, çantas›n› bir köfleye f›rlat›p yaka paça d›flar› att› kendini. Saatine bakt›. Çok geç kalm›flt›. Annesinin, arkas›ndan ba¤›rmalar›n› duymam›flt› bile. “Nereye gidiyorsun Özgüüür yeme¤ini bile yemedin!” Bayramla buluflacakt› kararlaflt›rd›klar› yerde. Bakkal›n iki sokak ötesine vard›¤›nda,

26

Bayram’› orada beklerken buldu. Kafllar› çat›kt› Bayram’›n. Geç kald›¤›n› söyledi. Böyle durumlar affedilemezdi. ‹kisi de heyecan ve telaflla koflmaya bafllad›lar. Depoya vard›klar›nda parolay› söylediler ve a¤›r demir kap› kendili¤inden aç›ld›. ‹çeri girdiklerinde ajan onlar› bekliyordu. Di¤er ekip arkadafllar› çoktan yerlerini alm›fllar, onlara “Nerede kald›n›z?” der gibi bir bak›fl f›rlatm›fllard›. Ajan, hepsinin gözlerinin içine bakarak söze bafllad›: “Merhaba asker. Half-Life CounterStrike savafl e¤itimde en yüksek noktaya ulaflabilmek için buradas›n. Burada temel savafl tekniklerini, tak›m olarak savaflmay›, silahlar›n etkin kullan›m›n› ve ileri düzeyde savafl stratejilerini ö¤reneceksin. Haz›r ol asker, çünkü iyi bir Counter-Terrorist olmak da, iyi bir terörist olmak da çok zor. Hemen harekete geç!” Ajan› bafl›yla usulca selamlad›ktan sonra flarjörünü takmaya bafllad›. ‹çten içe gülümsedi. Art›k çok iyi donan›ml›, zeki ve cesur bir askerdi. Tak›m›n komutan› oydu.

seval alp

öykü

“Ajan›n dediklerini harfi harfine uygularsam ölmem.” dedi. “Ölmemeliyim. Ölmemek için öldürmeliyim. Akl›m› ve cesaretimi ne kadar do¤ru kullan›rsam o kadar hayatta kal›r›m. Ve öldürürüm... ‹leri düzey savafl tekniklerini ö¤renmeliyim ki, hayatta kalabileyim.” Ne demiflti ajan?: “Ö¤renin ve ö¤rendiklerinizi savaflta do¤ru uygulay›n, yenilmez olacaks›n›z. Ne kadar çok pratik, o kadar çok frag. Kenetlenin! Daha çok insan kazanmak için daha çok flans elde etmek gerekiyor. Çok kazanmak da daha çok para ve daha iyi silahlar demektir. E¤er tak›m›n›z büyükse, yollar› dengeli olarak paylafl›n ve parçalar halinde gidin. E¤er çok iyi bilmedi¤iniz bir haritada ilerliyorsan›z tak›mdaki iyi savaflç›lar› takip edin. Bunun yan›nda çok insan, çok güç demektir, akl›n›zdan ç›kmas›n.” Art›k savaflmaya bafllam›fllard›. Akl›ndan h›zl› h›zl› geçen düflünceleri uygulamaya bafllad›: “Kurdu¤umuz tak›m bütün güçlükleri alt ederek ilerliyor. Önce C4 patlay›c›lar› uygun yerlere yerlefltirmeliyim. Geçen sefer yapt›¤›m hatalar› bu sefer yapmamal›y›m. Geçen sefer bombay› tam hedefin üzerine koyduktan sonra, onu korumak için bekledi¤imde, patlayaca¤› süreyi iyi hesaplayamad›m ve lanet bombayla birlikte az daha havaya uçacakt›m. Son anda kurtuldum. Bu sefer böyle bir flans›m yok. Ahmet, peflinden biri koflarken bomba kurmaya kalkt›. Bedelini can›yla ödedi. Beni bekleseydi, ben onun üstüne ç›karak bombay› kutunun üstüne kuracakt›m. Böylece bombam› etkisiz hale getirebilmeleri için iki kifli gerekecekti. Bunu düflünemedi aptal çocuk...” Çat›flma bitmiflti nihayetinde. Yine yenilmifllerdi. Ayr›ca, aralar›nda toplad›klar› para bu kadar›na yetmiflti. Ne donan›ml› silahlar› vard›, ne de yeteri kadar mermileri. Birkaç el bombas› kullanabilmifllerdi hepsi o kadar. Yeteri kadar sis bombalar› olsayd›, hedefi flafl›r-


t›p zaman kazanmalar› olas›yd› ama yoktu iflte. Ç›k›flta üzgün gözlerle birbirlerine bakt›lar. Bir süre sonra ayr›ld›lar. Yar›n yine ayn› saatte buluflacaklard›. Bu sefer ikinci dersi, yani silah e¤itimini alacaklard›. Buluflma yeri de¤iflmiflti. Elleri cebinde, dalg›n yürüyordu flimdi. Bafl›n› bir çöp torbas›n›n içine sokmufl olan turuncu kediye okkal› bir tekme savurdu. Dar bir soka¤a girerek evin yolunu tuttu. Her köfle bafl›n› temkinli döndü. Her an bir düflman ç›kabilirdi karfl›s›na. Arkas›ndan kendisini izleyen ad›mlar›, çok sonra, fark etti. Eli hemen beline gitti. Ancak, kendisini takip edenin ajan oldu¤unu fark edince rahatlad›. Ajan, olas› bir tehlikede onu uyarmak için takip ediyordu. Yapabilece¤i tek fley buydu ajan›n. E¤itimleri için görevlendirilmiflti. Savaflacak olan kendisiydi esas›nda. Evden içeri girdi. Annesi ve babas› televizyon seyrediyorlard›. Onu görünce k›sa bir süre bak›p sonra tekrar bafllar›n› televizyona çevirdiler. Kurtlar Vadisi’nin heyecanl› bir sahnesi kurtarm›flt› onu. Annesi ve babas› bu saate kadar nerede oldu¤unu sormam›fllard›. Yata¤›na uzand› ve düflünmeye bafllad›. Nerede hata yapm›fllard›? Bu bir ekip ifliydi. Yeni ö¤rendikleri taktikleri uygulayamam›fllard›. Bunlar› düflünürken uyuyakald›. Rüyas›nda, yine o çat›flman›n içindeydi. Kurflunlar, yan›ndan sekerek geçiyor, hafif s›yr›klarla atlat›yordu. Çok yorgundu. Sabah, annesinin sesiyle uyand›. Gözlerini zor aç›yordu. Üstünü giyindi. Bir lokma ekmek att› a¤z›na ve okula do¤ru yola ç›kt›. Karfl›dan karfl›ya geçerken az daha bir araba ona çarpacakt›. Okulun kap›s›ndan girmesiyle zil çald›. Dersler bir türlü bitmek bilmiyordu. Yine dünkü gibi geç kalma-

mal›yd› buluflma yerine. Ajan, bu sefer affetmez ve bunu rapor ederdi. Bayram’la göz göze geldiler s›n›fta. Gülümsediler birbirlerine. Ahmet ve Mustafa di¤er s›n›ftayd›. Okul ç›k›fl›nda onlar› bekleyecek zamanlar› yoktu. Hemen eve gidip, üstlerini de¤ifltirip h›zl› ad›mlarla buluflma yerine varmal›yd›lar. Zil çalar çalmaz, koflarcas›na ç›kt›lar. Savaflabilmek için paraya ihtiyaçlar› vard›. Bunu nas›l halledeceklerini bilmiyorlard›. Bir çaresini bulacaklard›. Buluflma yerleri bu sefer bir plaza inflaat›n›n bodrum kat›yd›. Bu sefer geç kalmam›fllard›. Ancak ajan, her zamanki gibi yine on metre ötelerinde duruyordu. Ahmet ve Mustafa da gelince ajan, mikrofonik sesiyle konuflmaya bafllad›: “Silah e¤itimine hofl geldiniz. Burada silahlar›n kullan›m özelliklerini ve çeflitlerini göreceksiniz. “Reload! 1- E¤er otomatik bir silah kullan›yorsan›z, çok az

atefl etmifl olsan›z bile her zaman silah› tam dolu tutun. Karfl›n›za adam ç›kt›¤›nda, mermisiz kalman›z kadar kötü bir fley yoktur. 2- Hafif silahlar daha h›zl› koflman›z› sa¤lar. Bu yüzden, e¤er bir yere hemen gitmeniz gerekiyorsa b›-

ça¤›n›z› çekin ve gitmek istedi¤iniz yere ulafl›nca birincil silah›n›z› elinize al›n. B›çaklay›n! E¤er düflmanla yak›ndan savafl›rken her ikinizin de ‘reload’ etmesi gerekirse hemen tabancan›z› çekin. Tabancadaki mermiler de bitince b›ça¤› aç›n ve düflman› b›çaklamaya bafllay›n. ‘Flashbang’ çok kullan›fll›d›r, unutmay›n! Ölümcül olmamas›na ra¤men düflman› kör etti¤inizde, vurman›z sorun olmaz. Özellikle köflelerde, kap› aralar›nda, dar yollarda ve küçük odalarda çok etkili kullan›labilir. ‘Sniper’, yani uzun menzilli tüfeklere geçiyoruz. Düflman› beklerken ‘orta zoom’ kullan›n. Düflman› gördü¤ünüzde de hemen ‘yüksek zoom’u aç›n ve düflman›n gö¤süne, mümkünse bafl›na atefl etmeye çal›fl›n. En güçlü ‘sniper’ tüfek bile tek vuruflta bacaktan ya da koldan öldürmez, unutmay›n! Pompal› tüfek, otomatik tüfekten daha güçlüdür fakat ‘reload’ süresi uzun oldu¤u için, çok yak›ndayken ölümcül atefl etmek için kullan›labilir. ‘SMG (MP5)’, ‘SMG (MP5Navy)’ fiyat›n›n karfl›l›¤›n› fazlas›yla veren, h›zl› ve hafif bir silaht›r. Para s›k›nt›s›ndayken al›nacak en uygun silaht›r. Çift tabanca, riskli bir seçenektir. Bomba tafl›rken kullan›labilir. Hafif, etkili olmas› ve mermisinin ucuz olmas› iyi gibi gözükse de ‘reload’ süresinin uzunlu¤u bu silah›n do¤ru zamanda seçilmesini gerektirir. Tabancay› daha etkili kullanmak için silah›n üçlü at›fl (burst-fire) modunu seçin. ‹yi bir silah için paran›z yoksa -en az›ndantabancan›z› gelifltirin. ‘Desert Eagle’ en etkili tabancad›r. Yak›n mesafede tahmin edemeyece¤iniz kadar güçlüdür.” Ders bitti¤inde kafas› iyice kar›flm›flt›. Ö¤rendiklerini unutmamal›yd›. fiimdi acilen para sorununu çözmeleri gerekiyordu. Hemen bir toplant› yapt›lar kendi aralar›nda. Ahmet’in buldu¤u fikir bir süreli¤ine de olsa para sorunlar›n› çözebilirdi. Hemen oraya gittiler. Dikkat çekmemek için tel örgülerin alt›ndan süzülerek geçtiler. Hepsi iyi bir askerdi. Sürünmeyi, takla atmay›, z›plamay›, hedefi tam on ikiden vurmay› becerebiliyorlard›. Çat›flma yerine varm›fllard›. Bu çat›flmadan sonra para için bulduklar› malzemeleri satmaya gideceklerdi. Bu sefer de yenilip ç›km›fllar ve bu onlar› hayli h›rsland›rm›flt›. Daha çok para, daha çok flans demekti. Yorgun arg›n uykuya dald›¤›nda annesinin belli belirsiz yüzünü görüyordu. Gözlerinin önünden annesinin üzgün yüzü bir türlü gitmiyordu. Ne olmufltu da bu kadar üzgündü aca-

27


ba? “Allah, Allah” dedi. Gözlerini açmak ve uyanmak istiyor ama bir türlü uyanam›yordu. Bütün vücudunda korkunç bir a¤›rl›k vard›. Kolunu k›p›rdatacak hali yoktu ama daha h›zl› koflmas› gerekiyordu. Yeteri kadar h›zl› z›playam›yordu bu kez. Annesinin, onun yan›nda ne arad›¤›na bir türlü anlam veremiyordu. Onu di¤er “rehinelerin” yan›na götürüp bu çat›flma bölgesinden ç›karmal›yd›. Annesi h›çk›ra h›çk›ra a¤l›yordu flimdi. Korkmamas› gerekti¤ini söyledi annesine. Ne yap›p edip onu kurtaracakt›. Elini hiç b›rakm›yordu annesi. Bu durum h›zl› hareket etmesini engelliyordu. Baca¤›nda korkunç bir ac› hissediyordu. Vurulmufltu. Ne zaman vuruldu¤unu hat›rlam›yordu. Yine her zamanki gibi ufak bir s›yr›k sanm›flt›. Ancak bu kez yaras› a¤›rd› ve çok kan kaybediyordu. Tampon yapmal›yd› baca¤›na. Ancak bunun için yeterli zaman› yoktu. Annesinin güvenli¤ini almal›yd› flimdi. Son iki mermi kalm›flt› flarjöründe. Son iki mermi... “Tam beyinlerine s›kmal›y›m.” diye düflündü. Rehineleri gözden kaç›rmamaya çal›flmak dikkatini da¤›t›yordu. “Çok zalimce belki ama bu rehineleri tuzak olarak kullanabilirim. Aptal Kant›r teröristleri rehinelere kurflun s›kt›kça para kaybediyorlar. Bu daha önce denedi¤im bir yöntem. ‹ki sokak sonra bunu yapaca¤›m. fiimdi arkadan yaklafl›p son iki mermiyi s›kman›n tam s›ras›.” diye düflündü. Sesler duyuyordu belli belirsiz. “Çocuk çok kan kaybediyor, hemen acil servise al›n! Serum’u getirin! Ameliyat odas›n› haz›rlay›n, hemen! Baca¤›n› belki kurtarabiliriz. Arkadafllar! Siz de ameliyat haz›rl›klar›na bafllay›n! Kan› durdurduktan sonra hemen ameliyata girece¤iz!” “Ellerini sürekli kenetliyor... Vücudunda bir kas›lma var...”

28

Bindi¤i araba yeterince h›zl› de¤ildi. Bütün rehineler yan›nda yürüyordu. Bu beyaz önlüklü rehineleri bir tuzak olarak kullanmay› düflündü. Merdivenlerin bitti¤i yere iki tane rehine koymam yeterli diye düflündü. Neden bu kadar çok bafl› dönüyor anlam›yordu. “Kan› durdurduk. Hemen ameliyathaneye al›n çocu¤u!”. “Ameliyat odas› haz›r doktor bey, hemen bafllayal›m. Sol baca¤›n› kurtaramay›z. Kemikler kötü parçalanm›fl ama sa¤ baca¤›nda ümit var.” ‹ki tane el bombas› daha vard›. Bir de bunlar› denemeliydi. Kant›r teröristleri pusu kurmufllard›. Bunu daha önce fark edememenin cezas›n› çekiyordu flimdi. “Gözünüz ayd›n! Çocu¤unuzu kurtard›k. Ama sol baca¤›n› kurtaramad›k, elimizden gelen tüm çabay› gösterdik ama maalesef…” Art›k gözlerini rahatl›kla açabiliyordu. Bafl›na biriken bir sürü hemflire, polis ve doktora bakt› flaflk›nca. Annesi a¤lamakl› bir ses tonuyla konufluyordu. “Kaç kere dedim o¤lum, askeriyeye girmeyin diye...” “Neler söylüyorsun anne... Ben zeki ve cesur bir askerim. Bombay› imha edememifl olmal›y›m. fiehrin sokaklar›nda dolafl›yorduk. Kant›r teröristleri bize pusu kurdu.” Annesi art›k h›çk›r›klara bo¤uluyordu. “Neler söylüyor böyle annem?” diye düflündü. Bombalar› askeriyeden ald›¤›m›z› söylüyor. Biz oradan sadece hurda toplad›k. Çünkü baflka türlü savaflacak paray› bulamazd›k. Toplad›¤›m›z hurdalar›, hurdac›ya satt›ktan

sonra ald›¤›m›z parayla gidip savaflacakt›k internet kafede ama, hurdac› bu hurda demirleri ancak pirinç kaplamas›ndan ay›r›rsak al›rd›. O yüzden biz de ay›rmaya kalkt›k demirleri. Bunun için, Bayram kald›r›ma vuruyordu parçalar›. Ben iyi bir savaflç›y›m. Asker de olabilirim, Kant›r teröristi de. Bunu seçmek benim elimde. Ben iyi bir savaflç›y›m. fiu anda yaralanm›fl olabilirim, ancak iyi bir asker savaflta gerekirse ölür. Akl›n› kullan›rsa ölmez. Bayram yan odada yat›yor ve a¤›r yaral›ym›fl. Kalp at›fllar›n›n yavafllad›¤›n› söylüyorlar. Bayram ne zaman vuruldu, hat›rlam›yorum. Benim taktiklerime kulak assayd› bafl›na bunlar gelmezdi.” “Çok üzgünüz Bayram’› kurtaramad›k. Bafl›n›z sa¤ olsun. Hanife Teyze’nin feryatlar› yükselmeye bafllad›: “Yavruuuuum! Yavruuuuum, oyun u¤runa can›n› m› verdiiiiin? Güzel o¤luuuuum!” “Bayram ölmüfl. En çok sevdi¤im arkadafl›md›, Bayram. Lütfen kalk, Bayram. Bir dahaki oyunda ölmezsin. Hadi Bayram, bak ben o kadar çok savafl takti¤i ö¤rendim ki... Ne olur aç gözlerini. Uzatt›n ama Bayram!” A¤lamamak için kendini zor tutuyordu. ‹yi bir asker a¤lamazd›. O s›rada babas› girdi odadan içeri. Bafl› öne e¤ikti. Yan›nda getirdi¤i koltuk de¤ne¤ini usulca yata¤›n kenar›na b›rakt›. Gözleri dondu kald›. Koltuk de¤ne¤ine bak›yordu a¤lamadan. Çünkü iyi bir asker a¤lamazd›... ❏

* Counter Strike: Bütün dünya genelinde en popüler bilgisayar savafl oyunu.


hasan yükselir’le yeni albümü üzerine... zenlemeler eflli¤inde yorumluyorum türküleri. Türküleri senfoni orkestras› eflli¤i için düzenliyorum ve yorumluyorum. Türküleri piyano eflli¤inde yorumluyorum. Bu nedenle benzerli¤i yoktur.

Piyasa müzi¤ine yönelik ne düflünü yorsunuz? Piyasa müzi¤i hakk›nda düflünmeyi gerekli görmüyorum.

Neden türküleri seçti¤inizi anlatabilir misiniz? Bildi¤imiz kadar›yla Ankara Üni versitesi Dil Tarih Co¤rafya Fakültesi Ti yatro Bölümü’nü bitirmiflsiniz. Tercihinizi ise türkülerden yana yapm›fls›n›z. Tiyatro bölümünde sadece master yapt›m. Gazi Üniversitesi Müzik Bölümü mezunuyum. Ana enstrüman›m flan, yard›mc› enstrüman olarak da piyano e¤itimi ald›m. Önceden bildi¤im çalg› klasik gitar ve ba¤lama idi... Türkü söylemeyi seviyorum. Türkü yorumculu¤u benim yaflam biçimim. Sizi dinledi¤imizde Ruhi Su’yla ben zerlikler hissediyoruz. Böyle bir yan› var m› yapt›¤›n›z müzi¤in? Bu ifle bafllad›¤›mda ço¤unlukla dinledi¤im ve üslubunu benimsedi¤im çok önemli bir kiflidir Ruhi Su. Müzi¤im için ise; geleneksel çalg›lar için yapt›¤›m dü-

Türkülerinizde Naz›m Hikmet’in ve Yunus Emre’nin fliirleri a¤›rl›kta. Bu nun özel bir yan› var m›? Her iki flairimizi de çok seviyorum. Ama Ahmed Arif, Enver Gökçe, Ülkü Tamer, Pir Sultan Abdal, Barak Baba, Hallac› Mansur, Mevlana’y› da seviyorum. Ve bu flairlerimizin birçok fliirini besteledim. Konserlerimde zaman zaman yorumlar›m.... Bir konuflman›zda “türküler marka ol mal›” diyorsunuz. Bununla ne anlatmak istiyorsunuz? Türküler; Fado, Tango, Sirtaki, Napoliten, Rus Halk Müzi¤i, Flamenko vb. kadar dünyada dinlenilmeli diyorum. Anadolu müzi¤i son derece etkileyici ve güçlü bir karaktere sahip. Dünya Müzi¤i içinde yerini almas› gerekti¤ine inan›yorum. Konserlerimin ço¤unu bu çerçevede yap›yorum... Albüm d›fl›nda farkl› çal›flmalar›n›z var m›? Yunus Emre fliirlerinden kurgulad›¤›m “Yeralt›nda Gül Deren Eller Gördüm” adl› 2 perdelik bir oda operas› var. (1997 y›l›nda prömiyerini yapt›m. Avru-

tav›r

röportaj

pa Turnesi…). Ba¤lama için yazd›¤›m bir orkestra eserim var; Ba¤lama Konçertinosu (1996 y›l›nda Köln Filarmoni Salonu’nda Köln Senfoni Orkestras› bu eserimin dünya prömiyerini yapt›. Ba¤lama solistleri, Arif Sa¤, Erdal Erzincan, Erol Parlak idi.) “Sevda Ateflten Bir Gömlek-Naz›m fiark›lar›” isimli 2 perdelik müzikalim var. 2002’de Naz›m Hikmet’in 100. do¤um y›ldönümü için haz›rlad›m. (1 Aral›k 2001’de Berlin’de prömiyerini yapt›m. Avrupa Turnesi...) “fieyh Bedrettin Destan›” Naz›m Hikmet; orkestra ve koro eserim var. Prömiyerini yapamad›m. Sinema filmi müzikleri için www.hasanyukselir.com adresine bakabilirsiniz.

Son albümünüzün ismi “Ben Türkü yüm”. Bu ismi seçmenizin özel bir yan› var m›? Albümde aç›klad›m. “ …Nas›l severim bir bilsen. Köro¤lu’yu, Karay›lan’›. Meçhul Asker’i… Sonra Pir Siltan’› ve Bedreddin’i… Ben Anadolu’yum tan›yormusun?... ” “Ben Türküyüm”, Ahmed Arif’in flirindeki gibi, Yunus gibi, “ete kemi¤e büründüm Yunus diye göründüm” derinli¤inde… Türküyle bir olmak… “Türküyle olmak”… Bundan sonra ne yapmay› düflünü yorsunuz? Gücüm yetti¤ince türkü söylemeyi ve yeni eserler yazmay› düflünüyorum...❏

29


ya¤mur temizlemez kan izlerini

Ya¤mur ya¤›yor yine. Hep ya¤mur mu ya¤ar bu öykülerde? Bu kez de ya¤›y o r . B u kez

bekliyor. Gök gürlüyor, san›r›m Haliç'in üstünden bir flimflek yard› gö¤ü.

abanoza kestim. Ve bu kez kocaman gövdemle bin 1928’lerden beri dikiliyorum burada. Bir ‹talyan, yonttu beni. ‹talya bir iflgalciydi, Antalya ve Konya’ya m› girmifllerdi ilk? Sonra anlaflmalar, halk savafllar›... Temizlenmiflti tüm cephelerde düflman. Kurtuluflun an›s›na yap›lm›flt›m ben. Yine de bir ‹talyan yonttu beni. Yetmifl yedi y›ld›r dikiliyorum burada. Ya¤mur ya¤›yor flimdi. Sarhofllar geçiyor yan›mdan. El ele sevgililer. Bir kad›n dikiliyor önümde tedirgin, epeydir birini

30

H›zlan›yor ya¤mur. Kad›n bir ‹ngiliz markas›n›n taklidi, bildik bir kareli kumafltan yap›lm›fl, flemsiyesini aç›yor aceleyle. Sinirle saatine bak›yor. Uzun bir palto giymifl, flemsiyesine ve paltosuna uygun bir de irice bir çanta kolunda. Yerinde sürekli h›zl› h›zl› sallan›yor. Vakit epey geç. Son misafirlerini u¤urluyor barlar. Sadece, bir müzik sesleri geliyor derinlerden. Neonlar var sadece, yanar gibi gözüken. Koflarak bir genç yaklafl›yor kad›na. Bir eliyle itiyor, bir eliyle çan-

denef demiray

öykü

tas›n› al›yor kolundan. Kad›n düflüyor. H›zla uzaklafl›yor delikanl›, kayboluyor karanl›kta. Kad›n flaflk›n flaflk›n oturuyor önce. Hareketsiz. Sonra toparlan›p kalk›yor, ba¤›r›yor; “Çantam› çald›, yard›m edin!”. Yank›lan›yor sesi. Bir travesti, çatlak bir kahkaha at›p dönüyor, konsoloslu¤un yan›ndaki karanl›k sokaktan. Karfl› köfledeki büfelerin önünde ayaküstü bir fleyler at›flt›ranlar, yavaflça çevirip kanlanm›fl gözlerini, bir müddet süzüyorlar kad›n›; sonra çeviriyorlar tekrar bafllar›n›. Telefon kulübelerinin köflesine uzanm›fl on yafllar›nda bir çocuk, kokluyor naylon bir poflete sard›¤› tinerini. “Boflver abla, can›ndan olmad›n ya.” diyor, efkârl› efkârl› sallay›p elini. Kad›n, ac›l› bir tebessüm ediyor. Üstünü bafl›n› temizliyor, bu kez sakin. Evet kad›n, can›ndan olmad›n ya... Çok can veren oldu bu meydanda. Sular idaresinin üstünden... Bir tanesi y›¤›l›verdi önüme... Bir adam yaklaflt› kad›n›n yan›na. Kad›n biraz öfkeli, biraz a¤lamakl› bir fleyler m›r›ldand›. Koluna girdi adam›n uzaklaflt›lar h›zla. Ayak sesleri yank›land›, bofl sokakta. Tak tak tak... Silah sesleri. Binalar›n tepelerinden s›k›lan kurflunlar, yan›mdan can almak için h›zl›ca geçiyordu. Birkaç genç bana tutunmufl, cevap veriyordu tepelerine


ya¤an kurflunlara... So¤uk demir, söz dinlemiyor. Sadece kelimeleri yar›m b›rak›yordu a¤›zlar›nda. Tinerci çocuk da kalkt› yerinden. Sallana sallana uzaklaflt›. Bir kaç polis geldi. Akflamki sakallar›n› bölüfltüler, kendi tabirleriyle. Bir fahifle durdurdu beyaz bir Reno’yu... .... Beyaz bir Reno, caddeden atefl açt› insanlar›n üstüne. ‹nsanlar›n ço¤u pani¤e kap›ld›. Kazanc› Yokuflu, insan y›¤›n›yla doluydu. ‹nsanlar dolmufltu koca binalar›n aras›na. Korkudan birbirlerini eziyorlard›. Panzerlerle yürüyordu polis halk›n üstüne... Elli üç dernek, doksan dokuz iflçi sendikas›... Befl yüz bin emekçi... Yok edilmek isteniyordu. Senaryo, günler öncesinden planlanm›flt›. Tan›kt›m ben bütün gizli sohbetlere, planlara. ‹flçiler, sokak bafllar›na y›¤›lm›flt›. Katlediyorlard›. Otuz dört can. Katlediyorlard›. ‹flte böyle bafl›bofl b›rakmak için bizi. Gelmesinler bir daha diye. Kad›n›n çantas› çal›ns›n, kad›n düflsün, kanlanm›fl gözler kafalar›n› geri çevirsin, tinerci çocuk efkârl› türküler söylesin diye. Katlettiler. 1 May›s 1977. Dört bir yandan kurflunlar ya¤›yordu. Bir grup genç ba¤›r›yordu; -Yere yat›n! -Yere yat›n, kaçmay›n! “Yere yat›n.” sesleri ço¤ald›kça, insanlar h›zla yere at›yorlard› kendilerini. Bu kez panzerleri sürdüler üstlerine, alan yavafl yavafl boflalt›l›yordu. Bir panzer, Pamuk Eczanesi’nin önünde yerde yatan bir kad›n› ba¤›r›fllara, uyar›lara ra¤men ezdi geçti. A¤layan birkaç iflçi sopalarla vurdular panzere. Silah sesleri kesildi. Otuz dört can... Yan› bafl›mdalar, hala bekliyorlar benimle beraber. ‹flçiler arkalar›nda kanl› izler b›rakarak gittiler yavafl yavafl. Otuz dört can sand› ki bitti, kald›lar yapayaln›z ve katledenler de. Hay›r gelenler oldu! ‘78 1 May›s’›nda “Yolumuz Çayanlar’›n Yoludur” yaz›l› pankartla geldi birileri. Sonra “Yasak.” dediler. Y›llarca yaln›z kalay›m, diye. Y›llarca yaln›z kal›r›m diye her k›fl üflüdüm. Yaln›z kalmad›m. Gençler geldi, analar geldi ellerinde açl›¤›n rengini alan k›rm›z› karanfilleriyle. O gün bana tutunup atefl edenler, hiç düflürmediler ellerinden silahlar›n›. Arkalar›nda kanl› izler ve yeni bir isim

b›rakarak 1 May›s meydan›ndan gittiler ve gelmediler hala. Ama gelecekler. Yirmi üç senedir her 1 May›s, otuz dört can giyip grev önlüklerini, geçirip sendika flapkalar›n› bafllar›na, bekliyorlar sizi... Gelecekler, gelecekler biliyoruz diyorlar. Ya¤mur ya¤›yor. Ya¤mur temizlemez kan izlerini... Bekliyordum, geleceklerdi. Ve bir gün geldiler ellerinde tafllar›, pankartlar›yla. Kasklar›yla, gelenleri bekleyen polisler coplarla dövdüler gövdemi... Ve bir daha duydum silah sesini... Avucunda tafl›yla en önde Mehmet, aln›nda kurflun yaras›yla kofluyordu... Uzand›m, ulaflamadan, alamadan elindeki tafl›, düfl-

tü. fiiflhane’nin ortas›na... Kan... Kan, Mehmet’in aln›ndan ak›p caddenin ortas›na yay›lm›flt›. Tan›kl›¤›m hiç bitmedi. Sesleri duydum, bana sesleniyorlard›... Bekledim gelecekler... Y›llar geçti ve bir gencin yan›mdan geçerken bana bak›p, gözleriyle vedalaflt›¤›n› gördüm. Bir soluk uzakl›kta bedeniyle seslendi bana... U¤ur’du ismi... Bir genç k›z hapishaneden ç›kar ç›kmaz gözlerimin önünde yand›. Yine bak›yordum ve geleceklerini biliyordum. Tafllarla, ateflle, bedenleriyle gelecekler, biliyorum. Bekliyorum... ❏

31


fliir

ölüme yatanlar 1/ A¤z› köpük Karn› k›z›l kanlar içinde küheylanlar Durmadan vuran mahmuzlardan huysuz Kan ter içinde do¤uya kofluyor ve Ve küheylanlar›n en irisinin üstünde Küheylan kadar asi Küheylan kadar ürkek bir kovboy Ufuklar›m›z› karartan haki renkler üstüne Yeflil bereler sunuyordu ve y›ld›zl› dü¤meler... 2/ Bir tarafta Dalkavuk ninnileriyle demokrasi befli¤ini sallayanlar Hakilerin “alt› kadife döfleli” diye Siyah postallar›n› öperken Bir yanda Genifl sa¤r›l› küheylanlar›n Karn›n› döven Mahmuzlardan sivri Mahmuzlardan uzundu; Hakilerin kuflatt›¤› toprak evlerin Koynuna ›fl›k düflmemifl gecelerinde Ölüm uykular›ndan kopar›lan bebelerin Körpe etlerine batan ç›ng›rakl› ivgiler

32

Dondukça inci tanesi gülmeleri donuklaflt›ran Kurflun renkli sabahlara Gökyüzü takas›yla vurmak için 4/ Bizimkilerdi Güneflimizi örten siyahlar›m›z› silmek için Ald›rmadan morarm›fl tenlerine Ölümüne direndiler! Bizdendiler Ölümüne direnmek yetmiyorsa “Ölüme yatar›z” dediler Ve yatt›lar 5/ Hissediyorlard› Her gün biraz daha yaklaflan ölümün soluklar›n› Hiç düflmedi dillerinden Son güne kadar eksilmedi yüreklerimizden Yaral› yüreklerinden ç›kard›klar› hayatt›lar... Biraz daha uzatmak için geride kalanlar›n hayatlar›n› Her an dirhem dirhem Her gün ad›m ad›m gelen ölümden vazgeçmediler

3/

6/

Ve bizimkiler düflüyorlard› birer birer Kimi dinginli¤i döven mavzer senfonilerinin bitiminde susarak Kimi kendini güneflin k›zg›n salk›mlar›na asarak Ç›r›lç›plak sabahlar›m›za do¤mak için; Do¤mak ve Birbirine vurdukça s›k›lan S›k›ld›kça donan

D›flar›dakilerin kan çana¤› gözleri Duvarlar›n yedi kat ötesinden ald›rmadan buz çana¤› yüzleri Görüyordu bizleri Konufluyordu bizlerle Kim ö¤retti yavrum sana Bu halinle de gülmeyi? Bir deri bir kemik gördükçe seni


Bazen çözülüyor tevekkülüm Benim inanç sular›mda açan ve solmayan gülüm Yine de sen Oldu¤un yerde bildi¤in gibi davran Bunlar da geçer çünkü Dünya kurulal› beri durmaz döner devran 7/ Karfl›m›zdakiler Tafl ç›kart›rcas›na Ortaça¤ zorbalar›na Bu, tutkular› kutsanm›fl mavilere akan yolcular› Ölüm geçitlerine vurdular! Da¤ tafl inledi Kurt kufl a¤›tlara durdu Düflürülen fidanlar›n ac›s›ndan; rüzgarla günefl herkes duysun bir türkü söylediler mavili¤i tutsak ufuklarda el ele Tozutmaya kalkan rüzgar›n girdab›na girilmez Boynuna halat tak›lsa da günefl batmaya sürüklenmez Ne kadar erken batarsa o kadar erken Zorla yarat›lan karanl›ktan fayda beklenmez! 8/ E¤ilmeyen bafllar›n önünde çaresiz dizler Ama O “büyük usta”n›n dedi¤i gibi Ölüm vurmufltu damgas›n› al›nlar›na Silemezlerdi ve silmediler; kendi kaderlerini yar›n›n muzafferlerine terk ettiler Temmuz 1984 (Direnifl fiiirleri’nden)

33


ruhi su’dan grup yorum’a türkiye’de sol-devrimci müzik- VI

Bu yaz› dizisi boyunca ülkemizin özellikle son otuz-k›rk y›l›na damgas›n› vurmufl olan sol-muhalif müzi¤in ana çizgilerini ç›karmaya çal›flt›k. Bugün bu diziyi sonland›r›rken gördü¤ümüz bir gerçek bizleri flafl›rtmad›. Muhalif müzi¤in s›çramas› ve genifl kesimlere yay›lmas›, birçok sanatç› taraf›ndan icra edilmesi, devrimci mücadele ve halk muhalefetinin yükseldi¤i y›llara rastlam›fl hep. 12 Mart öncesi, 12 Eylül öncesi yaflananlar bu düflüncemizi kan›tlar nitelikte. Deyim

34

yerindeyse, flark›lar ve türküler bu dönemlerde alanlar› “zapt etmifl”. Yine ayn› flekilde bak›ld›¤›nda muhalif müzi¤in durgunlaflt›¤› y›llar, darbelerin yafland›¤›, devrimci mücadele ve halk muhalefetinin geriledi¤i y›llara rastl›yor. Bunda Türkiye ayd›n›nda var olan, küçük burjuva sanat anlay›fl›n›n pay› oldukça büyük. Devrimin yükseldi¤i y›llarda devrimin en büyük sözcüsü kesilen ayd›nlar›m›z, yenilgi y›llar›nda karamsarl›¤›, kitlelere güvenmemeyi a¤›zlar›ndan düflürmüyorlar. Bu durum, kendine güvensiz ve kendini kitlelerden hep uzakta gören bir anlay›fl›n sonucu olarak önümüze ç›k›yor. Yine son otuz-k›rk y›l› inceledi¤imizde, bugün geldi¤imiz durumun eskiye nazaran (Grup Yorum’u ve birkaç örne¤i d›fl›nda tutarak söylüyoruz.) daha insanc›l, hümanist, fliddet karfl›t› ve bar›flsever bir müzik anlay›fl›n›n savunuldu¤u bir dönem oldu¤unu görüyoruz. Elbette bir müzisyenin bar›fl flark›lar›, “insanc›ll›k” üzerine flark›lar söyleyece¤i günler de vard›r. Peki, bu günler gelmifl midir? Ya da soruyu baflka bir flekilde sorarsak, ülkemizin otuz y›l öncesindeki ekonomik, politik sorunlar› ile bugünkü ekonomik, politik sorunlar›na bakt›¤›m›zda de¤iflen nedir? “Eski” sorunlar çözülmüfl müdür? Elbette hiçbir

kayhan demir

elefltiri

fley ayn› de¤ildir ama sorunun temelindeki ekonomik-politik yap› de¤iflmemifl, emperyalist ba¤›ml›l›k iliflkileri IMF ve benzeri kurumlar›yla daha da boyutlu bir hal alm›flt›r. 12 Mart ve 12 Eylül’ün ard›ndan bask› dönemleriyle birlikte suskun kalmak bir tercih olarak ortaya ç›karken, yaflad›¤›m›z flu günlerde suskunlu¤un d›fl›nda çeflitli “kalkanlar” icat edilmifl. Örne¤in türkü söylemek, kendi bafl›na bir “kalkan”› ifade ediyor art›k. Türkü söylemek ne ac› ki kaçman›n, yozlaflman›n, politikadan uzaklaflman›n, kitlelerle ba¤›n› koparman›n arac› olmufltur. Türkü söylemek radikallikle eflde¤er tutuluyor. Özellikle magazin medyas›n›n yaratt›¤› dolayl› veya dolays›z apolitik bask›, yeni ve farkl› hayat standartlar›, yeni müzik firmalar›n›n bafl›ndaki sa¤ muhafazakâr yöneticiler bir araya geldi¤inde, “toplumcu” kimli¤iyle tan›nan birçok müzisyen, apayr› bir imajla insanlar›n karfl›s›na ç›k›yor. A¤›rl›kl› olarak flark›c›lar›n ço¤u kendi özgünlü¤ünden gitgide uzaklaflm›fl, baflka bir müzik dünyas›na girmifl durumda: Yüzlerce türkü albümü… Herkes türkü söylüyor. Emeksiz, en fazla biçimde o da türkünün melodisinin izin verdi¤i flekilde de¤ifliklikler yaparak. Tarihi, bilimi altüst ederek yüzlerce y›ll›k türkülerle bugünü anlatmaya çal›fl›yorlar. Kal›c›, özgün, ayr›cal›kl› ve yeni yap›tlar üretmekten; ülkemizin toplumsal sorunlar›n›, çat›flmalar›n›, insan iliflkilerini anlamaktan uzak, ifli gücü türkü söylemek olan genifl bir müzisyenler toplulu¤u. Tek bafl›na Kürtçe, Lazca, Arapça söyleyenler de bugünün çeliflkilerini anlatmaktan uzak. Ço¤u aflk flark›s› olan bu üretimlerde de ›srarla politikadan uzak bir tutum hâkim. Bunun en tipik örne¤i Fuat Saka’n›n son dönem üretimleridir. 1980’lere güçlü politik flark›lar›yla imzas›n› atm›fl Fuat Saka art›k her gün bir baflka televizyon program›nda “Karadeniz” havalar›


söylüyor. Geçmiflin radikal politik kimlikleri yerini medyadan ç›kar uman Avrupac›, Bat›c› kimliklere b›rak›yor. Kürtçe söyleyebilmek 90’l› y›llar›n bafl›nda ciddi bir iflti. Geldi¤imiz noktada ise Kürtçe söyleyebilmek bir politik duruflu ifade etmekten çok, kendini tekrar etmeye dönüflmüfl durumda. Yeniyi kim yapacak, nas›l yap›lacak ve as›l önemlisi kim bunu çözülmesi gereken bir sorun olarak görüyor? Çok kimlikli Anadolu topraklar›nda etnik ve kültürel kaynaklara yönelerek, her kültürden-müzikten ölçülü bir flekilde yararlanarak, farkl› ve “muhalif” duyarl›kl› bir müzik tavr›n› genifl kesimlere duyurma iflini üstlenenlere dikkat edilirse, bugün bu müzi¤i yapmaya çal›flanlar›n, geçmiflin radikal-sol kökenli müzisyenleri oldu¤u ortaya ç›kacakt›r. Ne yaz›k ki etnik müzik yapmak kendi içinde bir olumlulu¤u tafl›sa da gerçeklerden kaçmak için de iyi bir gerekçe olmufltur. Bir de türkü barlar, içkili restoranlar var. Geçmiflin pek çok muhalif, demokrat kimlikli müzisyeni “ekmek” paras› için alkolle tütsülenmifl y›¤›nlara türküler söylüyor. “Eflk›ya Dünyaya Hükümdar Olmaz” diyerek, “Leylim Ley” diyerek, “Çav Bella” diyerek kadehler kald›r›yor kendilerinden geçiyorlar. Neden bunu yapt›klar›n› soruldu¤unda da, “ekmek paras›” diyerek cevapl›yorlar. Albümleri sat›lm›yormufl, konserlere ça¤r›lm›yorlarm›fl, yaflamak için paraya ihtiyaçlar› varm›fl. Mitinglerde onbinlerle birlikte marfllar söyleyenlere bak›n. “Devrimci” barlar önce ‹stanbul’da sonra Anadolu’nun hatta Avrupa’da Türkiyeliler’in yo¤un olarak yaflad›¤› metropollerde ortaya ç›kt›. fiimdi küçük kasabalara kadar yay›lm›fl durumda. Türkü söyleniyor oralarda, genci yafll›s›yla

alkol eflli¤inde halaylar, horonlar çekiliyor. “fiöhret”ler arkalar›ndan gelen binlerce genç müzisyene buralarda örnek oluyor. Eskiden bu flöhretlerle ayn› mitingde, ayn› konserde sahneye ç›kman›n gururunu tafl›yan gençler flimdi ayn› barda söylememin “eflsiz” zevkine sahip oluyorlar. Katliamlar için, yoksullukla mücadele için bir imza bile vermekten aciz “flöhret”ler... Yeniler de onlar› örnek al›yor. Müzi¤in bilinçlendirme ifllevini terk eden bu tip müzisyenler, müzi¤in di¤er bir ifllevi olan kitleleri e¤lendirme özelli¤iyle hem kar›nlar›n› doyuruyor hem de popülist yanlar›n› tatmin ediyorlar. 2000’li y›llarla birlikte politik, muhalif müzik, Grup Yorum’la beraber bir avuç demokrat niteli¤e sahip sanatç› ve yine baz›

rock gruplar›yla temsil edilmeye baflland›. Hapishane katliamlar›, nükleer santraller, ba¤›ms›zl›k, emperyalist iflgaller ve savafllar konusunda konserlere ve çeflitli etkinliklere üretimleriyle kat›lan, albümler ç›kartan bu müzisyenler d›fl›nda sayabilece¤imiz fazlaca bir fley yok. Genç kuflaklar›n apolitik kimliklerini de¤ifltirmeyi, tüketim müzi¤ine karfl› savaflmay›, üretimlerdeki s›n›rl›l›¤› aflmay› kaç kifli istiyor ve bunun için ne kadar emek harc›yor? ‹ktidarlar›n denetimindeki televizyon kanallar›na, radyolara ç›kmak, yaz›l› bas›nda yer almak için ödün üzerine ödün verenlerin bir ad›m bile ilerleyemedi¤ini görmek zor de¤il. Hem sol bir politik duyarl›l›¤›n içinde olup hem de tüketim zihniyetine karfl› ayakta durmay› baflarmak gerekiyor. Bu olumsuz tabloyu yok etmek, uzun soluklu, kal›c› eserlere imza atmak bugün önümüzde duran görevler olarak ortaya ç›k›yor. Unkapan›’n›n dayatt›¤› sektörel s›k›nt›lara, medya bask›s›na, iktidarlar›n yasaklamalar›na, tehditlerine ra¤men sol-muhalif müzik en güzel örneklerini vermeye devam ediyor, bundan sonra da devam edecektir.❏ -BittiKaynakça: - Ant Da¤lar›’ndan Anadolu’ya Devrimci Müzik Gelene¤i ve “S›yr›l›p Gelen” Grup Yorum / Orhan Kahyao¤lu - Çözüm - Bir Kar Makinesi / Grup Yorum - Türkiye’de Pop Müzik / Metin Solmaz - Ezgili Yürek / Ruhi Su

35


deniz engin

deneme

çölü anlatmak “ Sorular… Sorular… Sorular birbirini koval›yor… Mamak ve Metris! Hem birbirinin ayn› hem de birbirinden apayr› iki dünyayd›. Bu iki dünya cunta taraf›ndan stratejik hedef seçilen toplama kamplar›n›n en önemlileriydi. Biri teslimiyetin iç karart›c›l›¤›n›, di¤eri devrimci direniflin yüceli¤ini yafl›yordu. Do¤al olarak her iki mekândaki yaflam biçimleri aras›nda da derin uçurum bulunacakt›. E¤er Mamak bir çöle benzetilirse, Metris her köflesinden sular f›flk›ran bir do¤a harikas›… ‹kisi de devrimcilerin eseriydi… ‹flte bu nedenle bir Metrisli’ye Mamak’› anlatmak hem çok kolay hem de çok zor bir fleydir. T›pk› çölü hiç görmeyen birine çölü anlatmak gibi bir fleydir bu.” Yukar›daki sözler, 1984 y›l›nda Mamak Hapishanesi’nden Metris Hapishanesi’ne gelen bir tutuklunun anlat›m›. Hapishanenin birini çöl olarak, di¤erini do¤a harikas› olarak adland›r›yor. Çünkü o gün Mamak’la Metris aras›nda büyük bir uçurum vard›. Birinde y›lg›nl›k di¤erinde direnifl. Bu yüzden Mamak çöl gibiydi. Çöl… Kum tanelerinin gözlere doldu¤u bir yer… Askeri komutlarla güne bafllan›p yine askeri komutlarla bitirilen bir hapishane… Ve her gün ac›lar›n kanad›¤›, solgun rüzgarlar›n tüm renkleri k›sa bir sürede soldurdu¤u bir yer… Hapishane duvarlar›na çarpan 盤l›klara, iflkence seslerine kulaklar›n› t›kayan, askeri komutlara kilitlenen bir düflünce kurulu¤unun havuzu… Y›llarca “renkli mevsimlerin” düflüne hep solgun ve y›lg›nca yat›lan bir hapishane… 1984 y›l›n›n Haziran ay›nda dört tu-

36

tuklu, “Solgun duramaz mevsimlerin rengi...” diyene kadar bütün hapishanelerde umutsuzluk ac› ac› iflliyordu tüm tutuklular›n içine. Ama ölüm orucu güç ve moral olmaya bafllam›flt› gün geçtikçe hepsinin yüre¤inde. Bir tanesi flöyle ifade ediyor o gün yaflad›¤› duygular›n›: “Difllerimi kanat›rcas›na dudaklar›ma geçiriyorum. — Ah de ulan! — Ba¤›rsana ulan! — Ba¤›r da falakay› keselim! Yok, direniflin karar› karar›md›r. Ac›lara dilimi çözmüyorum. Ac›lardan beynime do¤ru yay›lan bir uyuflukluk, gözlerimi kanat›yor. Bafl›m dönüyor, çevremi mi ç›karam›yorum? Gevfliyorum, kendimden geçiyorum.” Bunun gibi daha nice seanslardan geçiyorlard›. Ama ölüm orucu karar›ndan hiç vazgeçmediler. Bir yandan bunlar yaflan›rken, di¤er yandan direniflin içinde yer almayanlar›n tav›rlar›na bakt›¤›n›zda farkl› tablolar da ortaya ç›k›yordu. Ölüm Orucu’nun ana taleplerinin, Tek Tip Elbiseyi giymemek oldu¤unu bilenlerin Tek Tip Elbise giyme karar› almalar› ve cuntan›n politikalar›na destek sunmalar›, oldukça ac› bir gerçekti. Direnenleri yaln›z b›rakmalar›n›n yan› s›ra, bu tip tav›rlar, sald›r›lar›n ve iflkencenin dozunu da art›r›yordu. Umut ba¤lad›klar› birçok düflünceyi çölün kumlar›na kendi elleriyle gömmeye bafllam›fllard›. Peflinden, kendi siyasi kimli¤ini bir kenara itip “Suçlu Kimli¤i”ni yakalar›na tak›yorlard›… Tav›rs›zl›¤›n tav›r olarak süslü imgelerle savunulmas›, kaç kez açl›¤›n ölümü davet etti¤i anlarda ölüm orucunda olanlar›n içini kanat›yordu. Ve Ölüm Orucu di-

reniflini “intihar”, “siyasi cinayet” diye adland›ranlar… O gün bu ithamlara flöyle cevap veriliyor: “Onlara kanma sevdi¤im ölürüz Bencil bir girdapt›r onlar›n albenisi Sessiz, sakin gelmeleri ard›m›zdan Ad›mlar›na uysun diye ad›mlar›m›z

Ac›ma onlara sevdi¤im ölürüz Ben sana, onlar birbirine yak›fl›r Ölgün ›fl›klar›nda b›çaklan›r›z f›s›lt› gibi S›rt›m›zda kan ve gölgelerini buluruz” Demir a¤lardan örülü duvarlar›n üzerinde kaçamak yapan günefli, avurtlar› çökük bir halde sevecen gülüflleri ile okflayarak yollar›na devam ettiler. Tarihe “ dört k›z›l karanfil” olarak geçtiler. O tarihlerden sonra da hapishanelerdeki direnifllere k›lavuz oldular. Yaln›z, bir gerçek hiç de¤iflmiyordu. O gün yaln›z kalanlar, tek bafl›na zorluklara gö¤üs gerenler, 2005 y›l›nda da yine ayn› sonuçla karfl›laflt›lar… Befl y›ll›k bir süreci, 119 insan›n yaflam›yla geçirdiler. Ve bugün de devam ediyorlar. K›sa bir süre önce 12. ekibin ölüm orucuna bafllad›¤›n› aç›klad›lar. Yine tek bafl›na kald›lar… Tecritin kuytulu¤una ellerini kald›rarak, merdiven basamaklar›n› birer birer inmediler. Yüzlerinde yaln›zl›¤›n buruk izleri kalmad› m›? Kald› elbette. Ama koyulan s›n›rlara, son s›n›r demeden bir sonraki s›n›ra do¤ru yürümelerini sürdürdüler. Çöl kumlar›n›n kendilerini izsiz ve an›s›z olarak yok etmesine izin vermediler. 119 can ve yak›n›, yar›na duyduklar› özlemle vedalaflt›lar sevenleriyle. ❏


haziran şafağı Merhaba Apo Merhaba Haydar Merhaba Fatih Hasan merhaba Merhaba dostlar Kavgam›za ceviz a¤açlar› dikeli Siz aram›zdan gideli Bayrak elden düflürülmedi bilesiniz Su de¤il flarap de¤il Bir mevsim K›yas›ya içtikleri Kendi gövdeleridir. Önce gözlerden bafllad› ölüm Sonra renkler silindi Kirp dedi korku Günefl deniz ve su kirp dedi Sonra çekip gittiler Elleri büyük ve derin Omuzlar›ma çarpan omuzlar dosttur Gözlerimizde k›z›l gül ve karanfillerle y›kanan Haydar, Fatih, Hasan ve Apo'dur Omuzlar›m›za çarpan omuzlar dosttur

Zaman yoktu Zaman yoktu Aln›na düflen Perçemi kald›rmaya dostum Mavi ›sl›klar›yla gidiyordu ölüm yolcular› Gidiyordu yüre¤imize basarak Mavi ›sl›klar›yla ölüm yolcular› Gençtiler Ölecektiler Boylar›ndan belliydi bu Yürüdüler Nisan dallar› gibi Yürüdüler Haziran flafaklar›na fiimflekler çakard› Geceye sürtünen saçlar›nda fiimdi yang›n dökümü dudaklar›nda Kans›z bir b›çak suskusu Demek Vakit tamam ON-LA-RI rüzgara gömmeliyim SI-RA-MA girmeliyim Temmuz 1984 ( Direnifl fiiirlerinden)

37


nesrin taflç›

deneme

yüz on sekiz anayız biz anneler gününde... suluyoruz toprağınızı gözyaşlarımızla Erkenden kalk›p haz›rland›m... Sen mi gelecektin bana, ben mi gelecektim sana? Yürüdüm.... Yürürken, ne gözlerim ma¤aza vitrinlerindeydi ne de içimden bir fley almak geliyordu. Sen geldin... Gelip oturdun düfllerime. Bir ben bakt›m gözlerinin s›cakl›¤›na yavrum, bir sen bakt›n... Yüzümde seni gördüm, gözlerinde kendimi gördüm. Bugün Anneler Günü… Belki kimi evlerde telefonlar çalar, heyecanlan›r ana yürekleri; o¤lu, k›z› arar. Güler o anda elleri, titrer ahizenin ucunda, “Anneler günün kutlu olsun.” diyen sesler yüre¤ine kadar yol al›rken neler hisseder kim bilir?... Ana yürekleri kutsal toprak gibidir, vazgeçilmez; her at›lan tohumda biner biner verir karfl›l›¤›n›... Senin sesin de gelse yavrum... Sesinden kokunu duysam, sel olup aksa kollar›m›n aras›na. Ben de ya¤mur olup senin üstüne her gün ya¤sam, saçlar›n›n aras›nda uzan›p yüzünü öpsem y›llarca... Her gün bir k›rbaç gibi ac›n iner yüre¤ime... ‹nce bir gece uzan›r aram›zda, koflup gelmek istiyorum, incecik gecenin karanl›¤›nda. Topra¤›n olup koynumda saklamak istiyorum seni. K›skan›yorum topra¤›n›... Bugün Anneler Günü... Ac› rengine boyad›k saçlar›m›z› bir kez daha. Bafl›m›za ak tülbendi, üzerine de senin sevdi¤in k›rm›z› rengi ba¤lad›k... Ne desem yavrum, nas›l anlatsam, binlerce ömür yaflad›m düflümde; hangi ›rma¤›n› hangi denizini anlata-

38

y›m... Bugün Anneler Günü... Orada rüzgâr eser mi, hiç üflür müsün bilmiyorum... “Susuzluktan kaç kez çatlad› dudaklar›m anac›¤›m.” de bana, de ki düfleyim ömrümün yollar›na; varay›m yan›na yüre¤imle doyuray›m susuzlu¤unu... Kaç bahar seni görmeden geçti biliyor musun... Ben seni kaç bahar özledim... Bugün bahar yine... Mevsimler toplan›p May›s’› bize verdiler... Analara vermifller May›s’›... Ama sensiz y›llar bana kald›. De¤il May›s’›, dünyalar› verseler sensizli¤ime yeter mi, yeter mi, sensiz bir günüme?.. Daha kaç May›s’› verecekler bize?... Ve her May›s’›n gidiflinde, sensiz geçen y›llar›ma yenileri ekleniyor... Bugün Anneler Günü... Her sabah koflas›m geliyor hapishane önüne... Desinler ki “Bugün görüfl yasa¤› var.”, desinler ki “Yar›n görüfl günümüz.”... Demezler, biliyorum. Ya da desinler ki “Sevk olmufl, burada yok.” Ben de düfleyim yollara, geleyim gitti¤in sürgün topraklara… Bugün Anneler Günü… Bugün elbiselerini y›kay›p ütüledim, çantana bir bir kendi ellerimle yerlefltirdim. Sana gelece¤im diye haz›rlad›m. Bo¤azl› kaza¤›n› ve gömle¤ini y›kamad›m. Kokun kals›n istedim. Öldü¤ümde can›m yavrum o iki elbiseni koynuma sars›nlar istedim. Sana söyleseydim sen “Aman anne sen de abart›yorsun.” diyecektin, biliyo-

rum. Ya da öyle bir bakard›n ki; o gözlerinle kucaklard›n beni, o an ben çocuk sen de anne... Bugün Anneler Günü... Senin kaç›p gitti¤in, gizliden gizliye sigara içti¤in yere gittim. Hani seni görmüfltüm, sen de sigaray› avucunun içinde söndürmüfltün hemencecik. Benim içim yanm›flt›, o an yafl akm›flt› gözlerimde; “Aah!” demifltim yüre¤imi tutup... Ayr›lm›flt›m yan›ndan, o günden sonra hiç u¤ramad›m oraya ama bugün gelip oturdum... Bir sigara yak›p senin oturdu¤un yere koydum. Sigara, yüre¤im gibi yanmaya bafllad›. Bugün Anneler Günü... Ve biz toplan›p geldik yan›n›za... Topland›k tam yüz on sekiz ana. Ne kadar kalabal›¤›z... Ne kadar kalabal›ks›n›z. Topra¤›n›z› kokluyoruz. Üzerinize örttü¤ünüz çiçekleri… Baz›lar›n›z›n daha mezar tafl› bile yok... Topraktan bir tepecik var sadece... Toprak daha kurumam›fl bile... Belli ki yeni gelmifller yan›n›za... Suluyoruz mezarlar›n›z› görünmeyen gözyafllar›m›zla... Biliyoruz ki a¤lamam›z› istemiyorsunuz. Yine de dökülürse birbiri ard›na damlalar yafll› ve yorgun yanaklar›m›zdan, affedin... Ana hakk›d›r... Ve dünyada, bir tek analara yarafl›r gözyafl›... Bugün Anneler Günü... Hediye mediye bekledi¤imiz yok... Biz, bir siz do¤arken alm›flt›k hediyemizi, bir de... Bir de kendi ellerimizle sizi bu küçücük beflikte uyuturken… ❏


agostino neto

ayrılık öncesinde veda sonu geldi. Anac›¤›m! Öldürdüler evlatlar›n› senin Ve sabretmeyi ö¤rettiler sana. Anac›¤›m! Y›llar› senin yaflam›n›n benziyor birbirine mezar tafllar› gibi, Ve ac› çekmeyi ö¤rettiler sana umut ba¤lay›p göklere. Fakat senin evlatlar›n›n daha baflka oldu yazg›s› Çatlad› sab›r tafl› ve çatlad› tohumu ac›n›n ve öfke a¤ac› f›flk›rd› ondan. Ve göklere ba¤lanan umudun

Umut biziz, kendimiz! Biz ki, dünün Köleleri; ç›plak ›rgatlar kahve plantasyonlar›nda: Biz ki, aç her zaman, her zaman susuz, biz ki, ayd›nl›ktan yoksun; kör, cahil, ve bildi¤imiz tek okul efendilerimizin buyru¤u… Korkard›k yürümekten toprak üstünde alt›nda atalar›m›z›n yatt›¤›; severdik, seni

h›rs›zlama bir baflkas›n›n mal›n›n çalar gibi; seni biz, ana diye ça¤›rmaya korkard›k… anac›¤›m, yurdum! fiimdi de¤ifltik art›k. Kendimiz kurtard›k boynumuzu boyunduruktan Ve dönüflü yok art›k bu yolun. Yaflamdan korkmuyoruz bu, bu ölümden de korkmuyoruz demektir Biz umudu Angola’n›n Ve bizim savafl›m›z sana mutlulu¤u getirecektir!

39


marşımız

vladimir mayakovski

fliir

İsyanın ayak sesi, alanları döv! Yukarı, gururlu başlar dizisi! Biz, ikinci Nuh tufanıyla Yeniden yıkacağız dünyanın tüm kentlerini Günlerin öküzü hantal, Yılların kağnısı ağır, Tanrımız koşudur bizim Yüreğimizse davul. Altınımızdan daha yücesi var mı? Kurşun vızıltısı mı bizi sindirir? Çınlayan seslerimizdir o altın; Silahımızsa, türkülerimizdir. Yeşilliklerle örtülsün kırlar Serilsinler günlerin altına; Gökkuşağı koşum olsun Yılların küheylanına. Gök pek sıkkın görünmede nedense, Onsuz dalgalandıralım türkülerimizi, Hey, Büyük Ayı! Söyle de Oraya yaşarken alsınlar bizi Mutluluğu iç! Türkünü söyle! Bahardır akan damarlarımızda. Vursun savaş temposunu yürek Bakır bir trampet olan bağrımızda

40


“cennetin krall›¤›”nda bar›fl

Kingdom of Heaven (Cennet Krall›¤›) filmi geçti¤imiz günlerde sinemalarda gösterilmeye bafllad›. Filistin, 11 Eylül, Afganistan ve Irak’›n ard›ndan ortaya at›lan “din savafllar›” merkezli dünya gündeminin tam ortas›na düflen film, 12. yüzy›lda haçl› seferlerine karfl› “Mukaddes Topraklar”› savunan ve Kudüs’ü H›ristiyanlardan geri alan adaletli ve erdemli Müslümanlar›n öyküsünü anlat›yor. Buraya kadar her fley kula¤a iyi gelirken tek bir sorunla yüz yüze geliyoruz: Öykü yine Hollywood taraf›ndan anlat›l›yor. “Gladyatör” filminden tan›d›¤›m›z Ridley Scott’un yönetti¤i Cennet’in Krall›¤›; son y›llar›n modaya uyan tarih filmleri Cesur Yürek, Gladyatör, Troya, Kral Arthur, ‹skender’in bir benze-

ri olarak yüz milyon dolarlarla ölçülen bir bütçeye sahip. Baflrollerini Orlando Bloom, Liam Neeson, Jeremy Irons gibi her kesimden ilgi çekebilecek isimlerin oynad›¤› film hakk›nda yap›lan birçok de¤erlendirmede kamuoyu flaflk›nl›¤›n› gizleyemedi¤ini ifade etti. Bu flaflk›nl›¤›n as›l sebebi, filmin di¤er pek çok Amerikan yap›m› tarih filminin aksine “tarafs›z”, hatta iflgalciden yana de¤il mazlumdan yana taraf oldu¤u iddias›yd›. Konu “Haçl› Seferleri” olunca film, belki de istedi¤i etkiyi yaratarak tart›flmalar›n ana noktas› olmay› baflard›. Filmde sorunun Müslüman-H›ristiyan kavgas›n›n ötesinde zenginlik kavgas› oldu¤u belirtilince ve yönetmen de aç›klamalar›nda, filmi çekerken 11 Eylül sonras› ‹slam dün-

cem türker

sinema

yas›na karfl› oluflan olumsuz imaj› silmek istedi¤ini ekleyince, tart›flmalar yap›mc›lar›n bekledi¤i tepkiyi yaratarak yüzbinleri sinema salonlar›na çekmeyi baflard›. Bat›l› muhafazakarlar, birçok kurumuyla filme çekince koydu, hatta ifli filmi kara listeye almaya kadar vard›rd›. Yine kilise ve benzer kurumlar filmi k›namakla birlikte, filmin var olan gerginli¤i azaltmak yerine daha da körükleyece¤i yönünde aç›klamalar yapt›lar. Bu aç›klamalar›n benzerleri Arap ülkelerinde de yap›ld›. Araplar aras›nda da filmi sevenler ve sevmeyenler vard›. Yönetmen Ridley Scott ise filmin toplum içerisinde bir kamplaflma yarataca¤› yönündeki iddialar› kabul etmeyerek filmde iyi bir denge tutturmay› ba-

41


flard›klar›n› söylemekle yetindi. Bu noktada filmde Selahaddin Eyyubi’yi canland›ran Suriyeli aktör Hasan Mesud’un aç›klamalar› önemli: “Selahaddin savaflta hem çarp›fl›yor hem de diyalog içerisine girebiliyordu. Diyalo¤un savafltan daha iyi oldu¤unu göstermek istiyoruz. Bugün ABD süper güce sahip oldu¤u halde kimseyle bir diyalog kurmak istemiyor. 1187’de Haçl›lar’dan Kudüs’ü tekrar alan Selahaddin Eyyubi, bütün dünyada bir savaflç› olarak tan›n›yor ama ayn› zamanda bar›fl ve diyalo¤u da savunuyordu. Yönetmenimiz de karakter olarak Selahaddin’e çok büyük bir sayg› duydu¤unu ve onu asil bir savaflç› olarak göstermek istedi¤ini aç›klam›flt›. Bu filmle 11 Eylül sald›r›lar› sonras›nda adil olmayan bir flekilde bat› medyas›nda oluflan Müslüman imaj›n›n tekrar tamir edilece¤ine inan›yorum. Bir film bu anlay›fl› de¤ifltirmek için yeterli olmayacakt›r ama yine de bunun baz› görüflleri etkileyebilece¤ine inan›yorum.” Filmde rol alan di¤er Arap aktörler de aç›klamalar›nda; filmin Bat›’da, ‹slam dünyas›n›n eski basmakal›p anlay›fl›n› yok edece¤ini vurguluyor. Filmde Müslüman komutanlardan birini canland›ran M›s›rl› aktör Halid EnNebi, film arac›l›¤›yla Arap ve ‹slam dünyas›n›n Bat›’da daha iyi anlafl›labilece¤ini belirtmifl. Öykü tarihle az çok ilgisi olanlar›n bildi¤i bir öykü: Kudüs’teki H›ristiyan

42

kral› ve Suriye’de konumlanan Selahaddin’in bar›fl› koruma çabalar› iflgalci, ya¤mac› Haçl› flövalyeleri taraf›ndan sabote edilince bar›fl bozulur, geliflmeler Selahaddin’in Haçl›lar’› bozguna u¤rat›p Kudüs’ü almas›yla son bulur. Bu tarihi olaydan ç›kar›labilecek farkl› farkl› öyküler yok asl›nda. 11 Eylül sonras› dünyan›n içinde bulundu¤u durum da düflünülerek Haçl› Seferleri’ni konu alan bir film çekmek için yola ç›k›ld›¤›nda ya klasik Hollywood anlay›fl›yla hareket edilip Haçl› Seferleri’nin hakl›l›¤›n› eldeki bütün imkanlar kulla-

n›larak yans›t›r ya da zor olan› yani mazlumun hakl›l›¤›n› ispata giriflirsiniz. Demek ki böyle aç›k ve net bir olayda “objektif” olmak san›ld›¤› kadar kolay de¤ilmifl. Yönetmen, yukar›daki seçeneklerin her ikisini de bir tarafa b›rak›p ne yardan ne de serden geçerek, bar›fl›n “cennet krall›¤›”nda mümkün oldu¤unu ispata giriflmifl. Filmin objektifli¤i de buradan geliyor! Her ne kadar objektiflik iddias› olsa da öykü yine Bat›l› gözüyle anlat›l›yor. Bu noktada filmin Do¤ulular’›n gözünden anlat›lmas›n› beklemek elbette safl›k olurdu. Buna ra¤men film Bat›’n›n H›ristiyanl›k ve Papal›k kurumuyla birlikte kendi tarihiyle yüzleflmesi olarak da nitelenebilir. Filmin yine 11 Eylül’ün ard›ndan ABD toplumunda aç›kça ifade edilen, “Biz ne yapt›k da bütün dünya bize düflman oldu?” sorusunun cevaplar›n› aramaya iten bir etken oldu¤u da söylenebilir. fiimdi ABD için günah ç›kartma vakti. Yönetmenin niyetinin özellikle Irak iflgalinin ard›ndan çak›lan ABD politikalar›na “içeriden” bir elefltiri yapmak olup olmad›¤›n› bilemiyoruz ama film içerisinde savafl›n asl›nda bir din savafl› de¤il, para, güç, nüfuz savafl› oldu¤una dair bolca gönderme var. Yine Kudüs’ün Selahaddin taraf›ndan bombalanma sahneleri ABD’nin Ba¤dat’› bombalarken televizyonlardan izledi¤imiz görün-


tülerle neredeyse ayn›. Bu bilinçli mi yap›lm›fl bilemiyoruz ama bu göndermeler filmde dikkat çekiyor. Yönetmenin ›srarla Haçl› Seferleri’nin haks›zl›¤›n› söylemeye çal›flt›¤› iddia edilse de, filmde Kudüs’ü savunan H›ristiyan komutan›n a¤z›ndan flunlar› duydu¤umuzda, yönetmenin tarafs›zl›¤›na inanc›m›z yok oluyor: “Dedelerimizin kemikleri bu topraklar›n alt›nda yat›yor, üstünde Müslümanlar’›n duvarlar› var. Buralarda önceden biz vard›k. ‹sa burada çarm›ha gerildi. Sonra Müslümanlar geldi. Buras› bizim de¤il mi?” Yönetmen ne kadar “objektifim” flirinli¤ine bürünse de, anlat›m›nda çi¤liklere düflebiliyor. ‹flte bu noktada bir “Do¤ulu” olarak izledi¤imiz filmde gözden kaçmayan birkaç ayr›nt›y› söylemeden geçemeyece¤iz. Çölde kurak topraklar›, yerin alt›ndan su ç›kartmay› ak›l ederek yeflillendirmeyi Araplar’a ö¤reten bir Frans›z köylüsü var. Ayn› köylü bir süre sonra Kudüs’ü savunan komutan konumuna yükseliyor ve yine ayn› kifli savafl manc›n›klar›n›n menzil hesaplar›n› da yapabilen bir mühendis oluveriyor! Biz bu bilimleri Do¤u’nun Bat›’ya ö¤retti¤ini bilirdik. Yanl›fl biliyormufluz. ‹flte Bat›’n›n kendini hep üstün görme fantezisinin en “iyi niyetli” filmde bile nas›l s›r›tt›¤›n›n örne¤i. Haçl› Seferleri’nin din kisvesi alt›nda servete ve topra¤a yap›lan seferler oldu¤unu bilmeyen yoktur san›r›z. Avrupal› feodallerin Kilise’yi kullanarak

yüzbinlerce köylüyü kendi ç›karlar› u¤runa Anadolu ve Ortado¤u üzerine gönderdi¤ini, s›rf bu ç›karlar u¤runa H›ristiyan ya da Müslüman, ad› ne olursa olsun yüzbinlerin öldü¤ü bir gerçektir. Bu yüzden filmde gördüklerimiz bizim için yabanc›, bilinmeyen fleyler de¤ildir. Yönetmenin bu noktada çok ilerici oldu¤unu da kabul etmiyoruz, ki daha önceki filmlerinde ABD’yi hakl›, Araplar› terörist olarak gösterme konusunda da çok baflar›l›d›r kendisi. Buna ra¤men Selahaddin’in film

boyunca ak›lc› ve adaletli bir komutan olarak vurgulanmas›, yeri geldi¤inde hoflgörüyü, yeri geldi¤inde ise fliddeti ve adaleti baflar›l› bir flekilde uygulamas› filmin anlat›m›ndaki art›lar›n› oluflturuyor. Film, savafl›n di¤er filmlerde oldu¤u gibi kesip do¤ramaktan çok nedenlerini, sonuçlar›n›, kimlerin ne flekilde etkilendi¤ini göstermesi aç›s›ndan da bir olumlulu¤a sahip. Teknik yanlar›yla bakt›¤›m›zda ise baflar›l› örneklerin verildi¤ini de görüyoruz. Görselli¤in, savafl sahnelerinin ve müziklerin baflar›s› öykünün anlat›m›n› güçlendiren etkenler aras›nda. Özellikle Selahaddin’in 200 bin kiflilik ordusunun bayrakl›, flamal› yürüyüflleri, Arap komutanlar›n vakur, bilge tav›rlar› ve Kudüs’ün kuflat›lmas› s›ras›ndaki sahneler oldukça etkileyici. Sonuçtan bakt›¤›m›zda tart›flt›rd›¤› gündemiyle, milyon dolarl›k reklamlar›yla Hollywood bir kez daha kazanm›fl görünüyor. Haçl› Seferleri’nin ne anlama geldi¤ini bilenler için filmin özel bir yan› yok. Film yaln›zca görkemli komutan Selahaddin ve yine onun görkemli ordusunun Haçl›lar’› nas›l bozguna u¤rat›p diz çöktürdü¤ünü görmek için izlenebilir. Ötesinde bir fley yok. Bu filmi, bu filmleri Ortado¤ulular kendi çekmeliydi. Sorunumuz da san›r›z burada. “Ahsen min belefl” diyormufl Araplar film için. Yani “Hiç yoktan iyidir.” ❏

43


haber-yorum Sait Faik Hikaye Arma¤an› Sahibini Buldu 1964 y›l›ndan beri, Sait Faik Abas›yan›k ad›na düzenlenen “Sait Faik Hikâye Arma¤an›”, bu y›l – ayn› zamanda Behçet Necatigil’in k›z› olan - Ayfle Sar›say›n’a verildi. Can Yay›nlar› taraf›ndan ç›kan “Yorgun An›lar Zaman›” adl› kitaba verilen ödülün jürisinde; Füsun Akatl›, Sabahattin Beyaz, Nursel Duruel, Do¤an H›zlan, Jale Parla, fiara Say›n ve Hilmi Yavuz yer ald›.❏

Ömer Kavur Hayat›n› Kaybetti Türk sinemas›nda birçok filme imzas›n› atan yönetmen Ömer Kavur, yakaland›¤› lenf kanseri sonucu 13 May›s 2005 tarihinde hayat›n› kaybetti. Beyo¤lu Emek Sinemas›’nda düzenlenen törenin ard›ndan Teflvikiye Camii’ne götürülen Kavur, daha sonra ailesi, sevdikleri ve sinema sanatç›lar› taraf›ndan Zincirlikuyu Mezarl›¤›’nda topra¤a verildi. Yönetmenli¤e 1974 y›l›nda ‘Yat›k Emine’ filmiyle bafllayan Kavur, çocuklar›n büyük kentlerdeki yaln›zl›k ve çaresizli¤ini, belgesel tad›ndaki “Yusuf ile Kenan”da aktarm›flt›. Kavur ayr›ca “Ah Güzel ‹stanbul”, “K›r›k Bir Aflk Hikâyesi”, “Anayurt Oteli”, “Gece Yolculu¤u”, “Gizli Yüz”, “Göl”, “Melekler Evi” ve “Karfl›laflma” filmlerini de çekmiflti.❏

“Bahara Halaylarla Merhaba” Pikni¤i Yap›ld› ‹stanbul’da 1 May›s öncesi her y›l düzenlenen “Bahara Halaylarla Merhaba” pikni¤i, bu y›l 24 Nisan Pazar günü yap›ld›. Kemerburgaz Aziz Pafla Orman› Cendere Yolüstü’nde yap›lan pikni¤e, yaklafl›k 5000 kifli kat›ld›. ‹lk önce HÖC ad›na Mehmet Akdemir’in bir konuflma yapt›¤› piknikte, Tokat-Almus Semah ekibi bir gösteri gerçeklefltirdi. Ard›ndan Leyla ve Kemal Kaplan sahneyi alarak türkülerini seslendirdiler. TAYAD ad›na Mehmet Güvel bir konuflma yaparak, TAYAD’a yönelik yap›lan provokasyonlar› ve TAYAD’›n bu sald›r›lara karfl› tavr›n› anlatt›. S›ray› alan Gökhan Birben, Karadeniz yöresinden çeflitli türküler seslendirdi. Gökhan Birben’in ard›ndan s›ras›yla; Ruhan Mavruk, Yasemin Göksu, Rojin, Hasan Biber ve son olarak da Grup Yorum Korosu sahneye ç›kt›. 5000 kiflinin bahar› türkülerle, halaylarla karfl›lad›¤› piknik akflam 20.00’ye kadar sürdü. Kaz›m Koyuncu; rahats›zl›¤› nedeniyle gelemedi¤i pikni¤e, bir mesaj gönderdi.❏

44

Bulutsuzluk Özlemi’nden “Felluce-Ba¤dat” Albümü Yaklafl›k 20 y›ll›k bir geçmifli olan, Türkiye’de rock müzi¤in önemli temsilcilerinden Bulutsuzluk Özlemi; single çal›flmas› “Felluce Ba¤dat”› ç›kard›. ABD’nin Irak’› iflgalinin etkisiyle ortaya ç›kar›lan ve “Felluce” ile “Ba¤dat Kafe” isimli iki flark›dan oluflan bu albümde, Felluce isimli flark›n›n sözlerinin bir k›sm› ‹ngilizce olarak yaz›lm›fl. Bunun, olay›n evrensel olmas›ndan kaynakland›¤›n› söyleyen grubun solisti Nejat Yavaflo¤ullar›, albümün sat›fl›na iliflkin bir soruyu da “Ne kadar satar diye asla düflünmüyoruz. Ruhumuzda ‘Don ‘Kiflot’luk’ var.” dedi. ❏


nokta haber Grup Yorum

9 Nisan 2005 Haklar ve Özgürlükler Cephesi’nin Okmeydan› Sibel Yalç›n Direnifl Park›’nda düzenledi¤i 30 Mart-17 Nisan Devrim fiehitlerini Anma Gecesi’nde yaklafl›k 3000 kifliye seslendi.

19 Nisan 2005 Diyarbak›r’da Dicle Gençlik Derne¤i’nin düzenledi¤i konserde yaklafl›k 2000 kifliye seslendi.

Agos Gazetesi Genel Yay›n Yönetmeni Hrant Dink’e “Tahkir” Davas› Aç›ld› Üç yıl önce Şanlıurfa’daki bir panelde yaptıkları konuşmalardan dolayı haklarında dava açılan Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink ve Mazlum-Der Genel Başkan Yardımcısı Av. Şeyhmus Ülek’in yargılanmasına devam edildi. Dink’in katılmadığı duruşmada konuşan Dink’in avukatı ve Şeyhmus Ülek, ‘cumhuriyeti tahkir etmek’ gibi bir niyetin olmadığını sadece görüşlerin belirtildiğini söylediler. Dava; TCK’nın 159. maddesinden “Türklüğü ve Cumhuriyeti alenen tahkir ve tezyif” ettikleri iddiasıyla açılmıştı. 28 Nisan 2005 tarihinde yapılan duruşma, dosyadaki eksiklerin giderilmesi nedeniyle ileri bir tarihe ertelendi. ❏

20 Nisan 2005 Ad›yaman’da Temel Haklar ve Özgürlükler Derne¤i’nin düzenledi¤i konserde yaklafl›k 800 kifliye seslendi.

21 Nisan 2005 Malatya’da Temel Haklar ve Özgürlükler Derne¤i’nin düzenledi¤i konserde yaklafl›k 1000 kifliye seslendi. ‹stanbul Gençlik Derne¤i’nin Beyaz›t Meydan›’nda 16 Mart katliam›yla ilgili olarak düzenledi¤i bas›n aç›klamas›na kat›larak 16 Mart marfl›n› seslendirdi.

22 Nisan 2005 Dersim’in Hozat ilçesinde düzenlenen konserde yaklafl›k 1000 kifliye seslendi.

23 Nisan 2005 Hollanda’da yap›lan “Ateflin Türküsü” isimli gecede 2000 kifliye seslendi. Geceye ayr›ca; Selda Ba¤can, Ferhat Tunç, Nurettin Güleç ve Mehmet Özer de kat›ld›.

24 Nisan 2005 Dersim’de Temel Haklar ve Özgürlükler Derne¤i’nin düzenledi¤i konserde yaklafl›k 2000 kifliye seslendi.

Karikatürist Musa Kart’a Cesaret Ödülü Verildi Dünya Karikatürcü Haklar› Örgütü; bas›n dal›ndaki “Cesaret Ödülü”nü bu y›l Musa Kart’a verdi. Tayyip Erdo¤an’› “kedi”ye benzetti¤i karikatürüyle 5 bin YTL’lik para cezas›na çarpt›r›lan Musa Kart, daha önce de Türkiye Karikatürcüler Derne¤i taraf›ndan cesaret ödülü alm›flt›. Dünya Karikatürcü Haklar Örgütü; Kart’a verdi¤i bu ödüle iliflkin: “Cezalar, davalar, kiflisel tehditler ve profesyonel bask›lar›n ›fl›¤›nda cesaretiniz ve kuvvetiniz her yerde bask› ve sansür güçlerine karfl› savaflan karikatüristlerin göze çarpan bir temsilcisi oldu¤unuzu gösteriyor. Türkiye’de birçok karikatürist benzer ya da çok daha a¤›r bask›lara maruz kald›. Bu ödülü Türkiye’de di¤er bask› alt›nda çal›flan bütün karikatüristler ad›na da ayn› zamanda veriyoruz.” dedi. ❏

45


Alt›n Koza Film Festivali Bafll›yor Adana Alt›n Koza Film Festivali, 6 y›ll›k aradan sonra 31 May›s’tan itibaren tekrar Adanal›lar’la bulufluyor. ‹lk olarak 1969 y›l›nda bafllayan festival, ekonomik s›k›nt›lar nedeniyle bir süre yap›lamad›. 1992 y›l›nda tekrar yap›lmaya bafllayan festival 1999 y›l›nda yaflanan Adana depremi nedeniyle bir kez daha kesintiye u¤ram›flt›. 12.si gerçekleflecek olan festivalin bu y›lki program›nda; “Umut”, “Piano Piano”, “Mavi Sürgün”, “Z›kk›m›n Kökü”, “Camdan Kalp”, “Bir Sonbahar Hikâyesi”, “So¤uk Geceler”, “Berdel” ve “Böcek” gibi Türk filmlerinin yan› s›ra belgesel ve yabanc› filmlerle birlikte toplam 84 film izleyiciye sunulacak.❏

nokta haber Grup Yorum

25 Nisan 2005 Elaz›¤’da Temel Haklar ve Özgürlükler Derne¤i’nin düzenledi¤i konserde yaklafl›k 1300 kifliye seslendi.

15 Mart 2005 Kocaeli Gençlik Derne¤i’nin Leyla Atakan Dü¤ün Salonu’nda düzenledi¤i gecede yaklafl›k 600 kifliye seslendi.

29 Nisan 2005

Selda Ba¤can’a Yurtd›fl› Yasa¤› Konser vermek amac›yla Kanada’ya gitmek isteyen Selda Ba¤can’›n pasaportuna, 14 May›s 2005 tarihinde, Atatürk Havaliman›’nda el konularak yurt d›fl›na ç›k›fl› engellendi. Karara iliflkin kendisine herhangi bir bilgi verilmedi¤ini söyleyen Ba¤can; “Seyahat özgürlü¤ünün anayasal bir hak oldu¤unu, engellenemeyece¤ini, bir profesörün yurtd›fl›nda ders vermesinin engellenmesi ne kadar ay›psa bir sanatç›n›n konser vermesini engellemek de o kadar ay›pt›r.” dedi.❏

24. ‹stanbul Film Festivali Sona Erdi 24. ‹stanbul Film Festivali, Cemal Reflit Rey Konser Salonu’nda düzenlenen ödül töreniyle son buldu. Festival sonucuna göre ödüllerin da¤›l›m› flöyle: Alt›n Lale Ödülü; “Gilles’in Kar›s›” (La Femme de Gilles) Frederic Fonteyne ve “Cafe Lumiere” (Kohi Jikou) Hou Hsiao Hsien Y›l›n En ‹yi Türk Filmi Ödülü; “Anlat ‹stanbul” Ümit Ünal, Kudret Sabanc›, Selim Demirdelen, Yücel Yolcu ve Ömür Atay ortak yap›m› En ‹yi Yönetmen Ödülü; U¤ur Yücel (Yaz› Tura) En ‹yi Kad›n Oyuncu Ödülü; Yelda Reynaud (Anlat ‹stanbul) En ‹yi Erkek Oyuncu Ödülü; Olgun fiimflek (Yaz› Tura) Jüri Özel Ödülü; Eyüp Boz (Mele¤in Düflüflü) Uluslararas› Fipresci Ödülü; “Masumiyet” (Innocence) Lucile Hadzihalilovic Ulusal Fipresci Ödülü; “Mele¤in Düflüflü” Semih Kaplano¤lu ❏

46

‹stanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde ö¤renciler taraf›ndan düzenlenen alternatif flenlikte yaklafl›k 250 kifliye seslendi.

4 Mayıs 2005 ‹TÜ fienlikleri’nin aç›l›fl gününde yaklafl›k 750 kifliye seslendi.

12 Mayıs 2005 Kocaeli Üniversitesi’nde düzenlenen ö¤renci flenli¤inde yaklafl›k 500 kifliye seslendi.

13 Mayıs 2005 Rize Ardeflen’de Karadeniz Temel Haklar ve Özgürlükler Derne¤i’nin düzenledi¤i konserde yaklafl›k 600 kifliye seslendi.

14 Mayıs 2005 Samsun Temel Haklar ve Özgürlükler Derne¤i’nin düzenledi¤i konserde yaklafl›k 500 kifliye seslendi. Ankara’da Yüzüncü Y›l Kültür Merkezi’nde iki gün üst üste verdi¤i konserlerde yaklafl›k 1400 kifliye seslendi.

15 Mayıs 2005 Fatsa’da düzenlenen konserde yaklafl›k 500 kifliye seslendi.

20 Mayıs 2005 ‹stanbul Üniversitesi’nde düzenlenen ö¤renci flenli¤inde yaklafl›k 500 kifliye seslendi.


“Dúr” Yeflilçam’›n Sansürüne U¤rad›... Yönetmenli¤ini Kaz›m Öz’ün yapt›¤› ‘Dûr’ (Uzak) adl› belgesel filmin gösterildi¤i Yeflilçam Sinemas›, büyük da¤›t›m flirketlerinin bask›s›n› gerekçe göstererek ad› geçen filmi gösterimden kald›rd›. Mezopotamya Sinema Kolektifi taraf›ndan yap›lan yaz›l› aç›klamada; filmin birinci haftas›nda, sözlü anlaflmaya ra¤men gösterilmeme riskiyle karfl› karfl›ya b›rak›ld›¤›, ard›ndan dört ölü seansta (sabah) gösterilerek seyirciyle buluflmas›n›n engellendi¤i ifade edildi. Yeflilçam Sinemas›’n›n ba¤›ms›z bir sinema salonu olmad›¤›n› vurgulayan Öz, tüm yaflananlar›n ba¤›ms›z sineman›n olanaks›zl›klar›n›n daha iyi anlafl›lmas› için iyi bir örnek oldu¤unu belirterek, “Ba¤›ms›z-alternatif sinema, tekellere boyun e¤meyecektir.” dedi. Nürnberg Türkiye-Almanya Film Festivali’nde “En iyi belgesel” olarak seçilen “Dûr” filminde, Tunceli’nin Pertek ‹lçesi’ne ba¤l› Kürmefl köyünden göç eden insanlar›n ve köyde kalan yafll›lar›n yaflamlar› anlat›l›yor.❏

“Yasaklanm›fl Kitaplar”, Devlet Kütüphanesi’nde Sergileniyor

Aziz Nesin’in “Yobaz” Adl› Oyunu Cizre’de Yasakland›

1938-2001 y›llar› aras›nda s›k›yönetim komutanl›klar›, mahkemeler ve Bakanlar Kurulu karar›yla toplat›lan ve da¤›t›lmas› yasaklanan 100 kitap “Yasaklanm›fl Kitaplar Sergisi” ad›yla Beyaz›t Devlet Kütüphanesi’nde sergilenmeye bafllad›. ‹lki, Kültür ve Turizm Bakanl›¤› taraf›ndan “Toplat›lan Yay›nlardan Seçmeler Sergisi” ad› alt›nda Ankara’da aç›lan sergi bu kez de ‹stanbul’da Beyaz›t Devlet Kütüphanesi iflbirli¤iyle aç›ld›. Sergilenen eserler aras›nda Mahir Çayan, Lenin, Naz›m Hikmet, Aziz Nesin, Adalet A¤ao¤lu, Müjdat Gezen, Savafl Dinçel, Nihat Behram, Orhan Kemal, Do¤u Perinçek, Ataol Behramo¤lu, Ernesto Che Guevara, Leon Troçki, Rene Descartes, Georges Politzer ve Henry Miller’in kitaplar›n›n yan› s›ra: ‹hlas risaleleri-Bediüzzaman Said Nursi, Armageddon-Aydo¤an Vatandafl, Felsefenin Sefaleti-Karl Marx’›n kitab› da bulunuyor.❏

Son günlerde karikatüristlere aç›lan hakaret davalar› ile tekrar gündeme gelen sanat ve sanata karfl› bask› ve yasaklamalar›n bir yenisi Cizre’de meydana geldi. Daha önce Mufl’un Malazgirt ilçesinde yasaklanan Aziz Nesin’in “Yobaz” isimli oyunu bu kez de fi›rnak’›n Cizre ilçesinde yasakland›. Samsun Sanat Tiyatrosu taraf›ndan sahnelenen oyunun, yasaklanma gerekçesi “inanc› istismar etti¤i, müstehcen oldu¤u ve bölge insan›n› rencide etti¤i” fleklinde aç›kland›. Bismil ‹lçe Milli E¤itim Müdürlü¤ü taraf›ndan iletilen karara kaynakl›k eden komisyon raporunda ise; “Oyunun metninde, ‘Kürt çal›yor-çingene oynuyor, elle sark›nt›l›k yapar m›, banyoya giderken dikizlemek, iskele babas›, silahl› kuvvetler gibi durumdan vazife ç›karmak, fleyh bozuntusu, yobazlar›n seks cenneti, fleriat kanunu…’ gibi kelimelerin mevcut oldu¤u görülmüfltür.” deniliyor. Samsun Sanat Tiyatrosu Kurucu Sanat Yönetmeni Yaflar Gündem ise, konuya iliflkin olarak yapt›¤› aç›klamada; “Yobaz kelimesinin baz› kesimlerde rahats›zl›k uyand›rd›¤› için oyunlar›n›n yasakland›¤›n›” söyledi. Oyun, daha önce; Ege, ‹ç Anadolu, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerindeki çeflitli flehirlerde defalarca oynanm›flt›. ❏

47


R›fat Ilgaz An›s›na Etkinlikler Yap›ld› R›fat Ilgaz Öykü Yar›flmas› Sonuçland› Ç›nar Yay›nlar›’n›n R›fat Ilgaz an›s›na düzenledi¤i öykü yar›flmas›nda ödüller sahiplerini buldu. Bu y›l ilki gerçeklefltirilen yar›flmada, birincilik ödülünü “Gri Gül” adl› öyküsüyle Lütfü Ayd›n kazand›. Jüri üyeli¤ini Leyla Erbil, Tahsin Yücel, Prof. Dr. Sedat Sever, Emin Özdemir ve Burhan Günel’in yapt›¤› seçici kurulun de¤erlendirmesinde, “özgünlü¤ün ve yaz›nsal yetkinli¤in yan› s›ra insana, yerel ve evrensel de¤erlere sayg›, Türk diline özen, toplumcu-ayd›nlanmac› bir dünya görüflünü benimseme” özelliklerinin belirleyici oldu¤u belirtildi. Ödül töreni ise R›fat Ilgaz’›n do¤um günü olan 7 May›s’ta, Ankara Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Konferans Salonu’nda yap›ld›. R›fat Ilgaz fiiir Yar›flmas› Ödülleri Sahiplerini Buldu Betül Tar›man, Zeynep Uzunbay, Müslüm Çelik, Turgay Fiflekçi ve Ayd›n Ilgaz’dan oluflan seçici kurul, ‘‘dili kullanmadaki baflar›s›, ritm ve toplamalardaki mükemmellik ile modern fliirin biçim ve olanaklar›n› zorlamas›’’ nedeniyle Betül Dünder’i, “Su Atlas›” adl› fliiriyle ödüle de¤er buldu. Ayr›ca Jüri Özel Ödülü Onur Aky›l’a, Baflar› Ödülü ise ‹smail Cem Do¤ru’ya verildi. ❏

dvd... vcd... albüm...

48

Hasan Yükselir “Ben Türküyüm” Seyhan Müzik

Serkan Çağrı “Nefesim” Kalan Müzik

Gökhan Birben “Asa Sevdam” Metropol Müzik

Sibel Pamuk “Ahuzar” Şabka

Heme Haci “Huner “ Yol Müzik

Hüseyin Turan “Kilit” Seyhan Müzik

Kubat “Yare Doğru” Özdemir Plak

Onur Akın “Memleket İsterim” Seyhan Müzik


2005 38 mayis haziran  
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you