Issuu on Google+


tavır

tavır

A¤ustos say›m›zda yine birlikteyiz... Dergimizin haz›rl›klar› sürerken 15 günlük kapatma ve 4 Milyar 700 milyon para cezas› ald›k. Bu nedenle Tav›r, kapatma cezas›ndan dolay› sizlerle geç bulufluyor bu ay. Ay sonuna do¤ru ac› bir haber düfltü ülke gündemine. Sakarya’da meydana gelen tren kazas›nda yine onlarca insan hayat›n› kaybetti. Naz›m Hikmet’in dizeleri geldi akl›m›za

kültür sanat yaflam›nda

Sahibi: ‹dil Kültür Yay›n Org. Rek. Film. Tic. Ad›na: Muharrem Cengiz Genel Yay›n Yönetmeni: Gamze Mimaro¤lu Sorumlu Yaz›iflleri Müdürü: Ahu Zeynep Görgün Yaz›flma Adresi: ‹dil Kültür Merkezi ‹stiklal Cad. Aznavur Psj. No: 212 Kat: 6 Beyo¤lu/‹stanbul Tel: (212) 245 00 70 244 31 60 Faks: 244 81 02 e-posta: tavir@grupyorum.net Ankara: ‹dilcan Kültür Merkezi fiirintepe Mah. 8.Cad. No:222 / B Mamak – Ankara Tel: (312) 390 38 05 Hesap No: (TL): 1042- 30000 596147 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. (EURO): 1042- 3010000 129062 Gamze Mimaro¤lu ‹fl Bankas› Parmakkap›/‹ST. Ofset Haz›rl›k: TAVIR YAYINLARI Bask›: ASPAfi Da¤›t›m: D-B-R

merhaba

“hofl geldin bebek yaflama s›ras› sende senin yolunu gözlüyor tren kazas›, uçak kazas›, yer depremi....” Ölüm bu sefer de bize düfltü. Sorumlular› (!) yakalay›p hapse att›lar. Her fleyin sorumlusu olarak sadece talimat› uygulayan makinisti gösterdiler. Gerçek sorumlular böylece kendilerini aklam›fl oldu. Onlarca ceset torbas›, doldu yine. Depremde selde ve bu kez de tren kazas›nda. ‹nsan hayat›na de¤er vermeyen kapitalizm kurallar›n› uygulamaya devam ediyor. ‹flflsizlik, açl›k, sömürü, hastal›k ve ölüm... Okurlar›m›z, bize Küba’dan gezi notlar›n› iletti. Bir yanda kapitalizmin öldüren yan› di¤er yanda ise sosyalist bir ülkenin insanlar›n›n gülen yüzleri... Gelecek güzel günlere duydu¤umuz hasret ve özlem büyüyor. Gelecek güzel günleri kurma ad›na yola ç›kt› 11. Ölüm Orucu ekibi. Hapishanelerdeki tecrite zulme karfl›, çocuklar›m›z›n gelece¤i için yine hücre hücre eriyorlar. Onurlu ve insanca bir hayat için ömürlerinin bahar›nda kendi hayatlar›yla ödüyorlar gelecek güzel günlerin bedelini. Dergimizin sahibi ve Grup Yorum eleman› Muharrem Cengiz’in mahkemesi; 27 A¤ustos, Befliktafl’ta, saat 13:00 ‘te 11.A¤›r Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Muharrem’in haketti¤i özgürlü¤üne kavuflmas› için okurlar›m›z›n ve Grup Yorum dinleyicilerinin Muharrem’i orada yaln›z b›rakmayaca¤›na inan›yor; duyarl› olan herkesi mahkemeyi izlemeye davet ediyoruz. Kavgan›n ozan› Adnan Yücel’i ölüm y›ldönümünde bir kez daha an›yor, Mehmet Özer’in kaleminden yaz› ve fliiri sizlerle paylafl›yoruz. Yasaklamalarla bask›larla para cezalar›yla Tav›r’› susturamad›lar, susturamayacaklar. Tav›r yine kavgan›n sanat›n› yazmaya devam edecek. Yine okurlar›yla buluflmas›n› sürdürecek. Eylül ay›nda buluflmak dile¤iyle...

Kapaklar: Ön ve Arka ‹ç kapak: Diego Riviera Arka Kapak: Aflk›n Ayranc›o¤lu

Dostlukla...


tavır Ayl›k Sanat Dergisi ISSN 1303-9113

5

tutuklay›n beni!

6

arabeskçi müslüm

3

tav›r›n kapat›lmas›

13

9

sadece bir rastlant› m›...

11

röportaj

15

adnan yücel

20

barbarlar›n istilas›

23 gitti

hasta la siempre!

kufllar da


tav›r’›n kapat›lmas› ve malum tav›r... ergimiz yay›na haz›rland›¤› s›rada, çat kap› gelen polis memurlar› bir tebligat getirip; Tav›r’›n 15 gün süre ile kapat›ld›¤›n› söylediler. Gene ne olmufltu ki? “Hakl›d›r ne yapt›ysa, Tav›r yanl›fl bir fley söylemez” dediysek de... Merak ettik neydi mesele... Bize tebli¤ edilen belge, bir mahkeme karar›yd›! Tav›r’›n, Eylül 2003 say›s›nda yay›mlanan bir karikatüre dava aç›lm›fl, dava görülmüfl ve Yarg›tay taraf›ndan da onaylanm›fl; 15 günlük kapatma ve toplam 4 Milyar 650 Milyon lira para cezam›z bulunmaktayd›. Hakk›m›zda iddia edilenleri okuduk. Dergimizin kapat›lmas›na gerekçe gösterilen; Eylül 2003 tarihli 19. say›m›zda yer alan bir haber ve haberle birlikte yay›nlad›¤›m›z bir karikatürdü! Haber, bir dönemin Ceza ve Tevkifevleri Müdürü olan Ali Suat Ertosun’a üstün hizmet madalyas› verilmesini konu ediyordu. Bu derginin okurlar› çok iyi bilirler iki y›l önce de Pablo Neruda’n›n bir fliirinden dolay› yaz› iflleri müdürümüz hapis ve para cezas›na çarpt›r›lm›flt›. Olay günlerce bas›nda yer alm›fl herkesin ilgisini çekmiflti.Bu sefer ceza almam›za neden olan fley bir karikatürdü. Bu konu ile ilgili görüfltü¤ümüz hukukçular, gazeteciler “aman tez elden flu karikatürü ve dava dosyas›n› bana bir gönderin” derken yine flaflk›nl›k içindeydiler. Biz mi? Hiç flaflk›n de¤ildik. Toplam üç ay içinde yaflad›klar›m›z› bile saymaya kalksak flafl›rmak için yeterli bir nedenimiz yoktu. Kültür Merkezimizin kap›s›nda kocaman bir mühür, kafeteryam›z ve sinema salonumuz kapal›, dergimizin sahibi tutuk-

D

lu, üç buçuk ay önce dergimizin Genel Yay›n Yönetmeni gözalt›na al›nd›. Arflivlerimize, foto¤raflar›m›za, bilgisayarlar›m›za el konuldu. Kültür Merkezimizde çal›flmalar›m›z iki odaya hapsedilmek istenirken, flimdi de s›ra Tav›r’a gelmiflti demek... Söz konusu karikatürü evirdik çevirdik inceledik. Ne anlatmak isteniyordu... Gerçekten bu karikatür Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü’nü hedef mi gösteriyordu. Etkisi bu kadar büyük müydü? Bir sanat eseri herkes taraf›ndan farkl› flekillerde yorumlanabilir. Ancak sanatta soyutlama diye de bir fley vard›r. Diyelim ya¤l› boya bir tablo, bir deniz manzaras›; birine s›cak bir fleyler ifade ederken di¤erine çok farkl› anlamlar hat›rlatabilir. Bu, sonuç olarak bir sanat eseridir. Yani bu karikatürden herkes ayn› fleyi anlamayabilir. ‹lle de somut bir sonuç ç›kar›lamayan sanat eserleri de vard›r. Kald› ki karikatürün çizeri “Bu karikatürle ne anlatmak istediniz?” sorusuna, mahkemenin yorumundan çok farkl› cevaplar veriyor... Birilerinin kemikleri s›zl›yor olmal›. R›fat Ilgaz’lar›n, Aziz Nesin’lerin... Ça¤›m›z›n mizah ustalar›n›n kemikleri s›zl›yor. Bu seferki yine bir mizah öyküsü gi-

tav›r

güncel

bi... Ah Tav›r ah... Y›llard›r usland›ramad›lar seni. Hep böyle h›rç›n bir çocuktun. O cicili bicili edebiyat dergileri gibi olmad›n hiç. Ama hep vard›n... Yine var olacak Tav›r. Okurlar› var oldukça Tav›r’da var olacak. Sözünü sak›nmadan, gerçekleri yazarak. Kavgan›n sanat›yla...❏

3


röportaj

“baz› cezalar, insan ve insanl›k için ödül anlam› tafl›rken; baz› ödüller de insan› yerin yedi kat dibine bat›r›r”

Bir karikatürünüzü yay›nlad›¤›m›z gerekçe gösterilerek; dergimize 15 gün kapatma ve para cezas› verildi. Bu durumu nas›l de¤erlendiriyorsunuz? Derginin kapat›lmas›ndan dolay› üzgünüm. Ancak, bugün ülkemiz ve toplumsal mücadele gerçe¤ini de düflündü¤ümüzde çok da yad›rganacak bir durum de¤il. Daha k›sa bir süre önce, pefl pefle karikatürlerin yasakland›¤›na ve yarg›land›¤›na flahit olduk. Bu, hayat›n hemen her alan›nda böyle. Toplumsal muhalefetin yükseldi¤i ve ciddiyetle mücadele etti¤i her yerde yasaklar ve bask›lar da beraber geliyor. Ciddiyetiniz ve do¤rulu¤unuz oran›nda artaca¤› bir gerçek. Art›k öyle bir noktaya geldik ki; bask›lar, yasaklar adeta sizin hakl›l›¤›n›z›n, ciddiyetinizin ve hatta onurunuzun ölçütü durumunda. Bugün, en küçük halklar için dahi bedellerin ödendi¤i ülkemizde, bir sanatç›n›n eserinin yasaklanmas›, yerinde tabirle devede kulak bile de¤il. Üstelik verilen baz› cezalar›n insan ve insanl›k için ödül anlam› tafl›yaca¤›, baz› ödüllerin de insan› yerin yedi kat dibine bat›raca¤› ceza anlam› tafl›yaca¤›, bizim kültürümüzün bir parças›d›r. Biz bunu hayat›n her alan›nda rehber edindik. Karikatürde ne anlatmak istediniz? Asl›nda çizerin ne anlatmak istedi¤inden çok, karikatüre bakanlar›n nas›l de¤erlendirdi¤i önemli. Karikatür özü gere¤i, çizgiyle yap›lan bir elefltiri sanat›d›r. Ve genellikle do¤runun hakl›n›n ve mazlumun yan›nda yer alm›flt›r. Karikatür kiflilerle, kurumlarla hatta bazen toplumlarla dalga geçer; alaya al›r, güldürür, düflündürür. Karikatüre her bak›fl aç›s› tabi ki, kendi penceresinden bakar. Kendi s›n›f-

4

sal durumuna, kültürüne göre de¤erlendirip anlamlar ç›kar›r. Birinin çok hofluna giden, güldüren, derdini anlatan bir karikatür baflka birinin yüre¤ine hançer ac›s› veya korkusu verebilir. Dünyan›n birçok yerinde toplum için çizilen bir karikatür egemen s›n›flar için ve onlar›n haks›z, adaletsiz anlay›fl ve yasalar›ndan dolay› bazen topla, tüfekle veya tehditlerle kar›flt›r›lm›fl veya efl anlaml› görülüp yasaklanm›fl, cezalar verilmifltir.

tav›r

karikatürist mehmet arslan:

lar (‹srail Siyonizmi taraf›ndan öldürülen Filistinli bir karikatürcü hat›rl›yorum.) Benim karikatürlerime gelince, san›r›m 1996'da üç karikatürümle göz alt›na al›nd›m. Beni, ifademden sonra, karikatürlerimi de bir y›l yarg›land›ktan sonra serbeste b›rakt›lar. Son y›llarda da neredeyse her ay karikatüre verilen bir yasak haberini gazetelerde okumaktay›z. Karikatürcüler Derne¤i’ne üye misiniz? Dernek bu tür bask›lara karfl›

Daha önce herhangi bir karikatürünüz yasakland› m›? Yasak genifl bir kavram. Önce, onu netlefltirmek gerek. Kimin kime, ne için, nas›l uygulad›¤› önemli. Hangi tarihsel dönemlerde uyguland›¤› önemli. Bu konuda birçok insan›n ya kafas› bulan›k ya da devekuflu örne¤inde oldu¤u gibi gerçekleri görmekten acizler. Yani, geçmifl dönemlere ait yasak ve bask›lar› net bir flekilde görüp, rahatça görüp dile getirirken, (Örne¤in 12 Eylül Dönemi ve Bask›s› ) günümüz yasak ve bask›lar›n› a¤›zlar›na bile alam›yorlar veya görmezden geliyorlar. ‹flte burada, yasak kelimesinin ne denli karmafl›k bir kavram oldu¤u ortaya ç›k›yor. Bence yasak öncelikle insan›n kafas›ndaki yasakt›r ki bu yasaklar›n en korkuncu, en bitirici ve onursuzca olan›d›r. Etiketi büyük isimleri, ''ha'' deyince insanlar›n dilinden dökülen birçok yazar, çizer, ayd›n, demokrat, devrimci vs. bu yasak içinde yani kendi yasa¤› içinde kozas›n›n içindeki ipek böce¤i hayat›n› (kültürüyle, ahlak›yla) yafl›yor. Sonra yani karikatür veya herhangi bir sanat ürünü baflka yasaklarla karfl›lafl›yor. Medya dedi¤imiz kurumlar, yay›nlar (Bunlar ço¤u zaman sanatç›n›n bizzat çal›flt›¤› yay›nlar olabiliyor.) sonra ceza yasalar› ve hatta uluslararas› bask› yasalar› ve daha baflka türlü bask›-

nas›l bir tepki gösteriyor? Karikatürcüler Derne¤i, bildi¤iniz sistem içi kurumlardan, partilerden, sendikalardan veya çiçek - böcek sevenler derne¤inden farkl› de¤il. Gücünü ve anlay›fl›n› dernek üyelerinden, karikatürcülerden çok sistemden besliyor. Adeta, sistem içi kurumlara dost, üyelerine veya devrimci çal›flanlara düflman. Son y›llarda, bask›ya yasaklara u¤rayan, hapse düflen hiçbir üyeye yeterince destek verilmedi. Tersine bask›ya u¤rayan veya duyarl› dürüst çal›flmalar yapmak isteyen karikatürcüler yaln›z b›rak›ld›. Derne¤in bugün en büyük çal›flmas› '' En iyi karikatürcü, ölü karikatürcü '' mant›¤›yla hareket ederek, en parlak ve keskin tan›mlarla y›llarla önce vefat eden karikatürcüleri anmak ve kitap yay›nlamak... Dernek bu haliyle, toplumsal görevini yerine getirmedi¤i gibi, üyelerini yaln›z b›rakarak veya d›fllayarak büyük bir hatay› da yafl›yor. Bu durumu, ülkenin ve dünyan›n bugünkü durumundan ayr› de¤erlendirmek do¤ru de¤il elbette. Yetmifl yafl›ndaki bir tutuklu anas›n›n ortaya koydu¤u duyarl›l›¤›n yetmifl de birini dahi dert edinmemifl, bol etiketli partiler, dernekler neyse, bugün Karikatürcüler Derne¤i de odur.❏


tutuklay›n beni! …H›zland›r›lm›fl tren, önceki akflam 19.45’te, Mekece Köyü ç›k›fl›ndaki Cambazkaya mevkiine geldi... Tutuklay›n beni! Bu vicdan azab›na dayanamam! Otuzalt› can! Tutuklay›n beni diyorum. Benim de suçum var bu iflte. ‹zin vermemeliydim buna. Evet, dayatt›lar bana. “Sen yapabilirsin, tafl›yabilirsin” dediler. “Zahmete sokma bizi, masrafa sokma. Y›llard›r yap›yorsun, bir sürü insan› tafl›yorsun, flimdi tafl›yamayacak m›s›n?” dediler ama direnmeliydim... ... Tren; kaza raporuna göre viraja 118 kilometre h›zla girdi. 183'üncü kilometreyi, 287 metre geçtikten sonra devrildi... Hay›r! 130'la gidiyordu tren. Bendim tafl›yamayan onlar›. Yafll›y›m ben. Hastal›kl›y›m. Dikkatliydi makinist ama endifleliydi. Çok bakt› yüzüme, hareket ettirmeden önce. Tafl›yamad› iflte bedenim. Üstüme olmayan bir ceketi, zorla giydirmifllerdi sanki. Bana bak›p alk›fll›yorlar, cekete övgüler s›ral›yorlard›. ‹yi durdu. Tam da sana göreymifl. Hay›r. Bana göre çok a¤›r ve h›zl›yd› tren. Kay›verdi üzerimden. Tutamad›m. 36 can! Ben kara, homurtulu trenlere al›flm›flt›m ki yavafl yavafl akard› üzerimden. Duman›n› sal›p bir de düdü¤ünü öttürüp selam verdi mi köylere, kasabalara, ovalara... Yol arkadafl›md› benim. Ben ona al›flm›flt›m, o bana. Otuz alt› can! ... Befl vagondan üçü hemen devrildi. ‹ki vagon sola yatt›. Sa¤ tarafa devrilen yemekli vagondaki yolcular›n hepsi kurtuldu... - Anne, köylerden geçiyoruz ama bir fley göremiyorum ben. Daha yavafl gitseydi ne güzel olurdu. Hem bu kadar para veriyoruz hem de bir fley göremiyoruz. Daha önceki tren nereye gitti? Biz kaç›nc› vagonday›z? Niye sallan›yoruz böyle? Bu ses ne anne? Annee? Annecimm!.. ...Lokomotife ba¤l› kalan ikinci va-

gon, 200 metre sürüklendikten sonra devrildi. Ölümler daha çok bu vagonda yafland›... Televizyon aç›k uyumuflum yine. ‹ki gecedir ayn› rüyay› görüyorum. Dile gelmifl bir tren ray›. Anlatt›m arkadafllara, gülümsediler ac› ac›. Komik de¤il asl›nda. Ray dile gelir a¤lar da... Bazen, duvarlar sözü al›r eline; susan, devam eder haince susmaya. Senaryolar de¤iflir bazen. Tren ray›n› tüm uyar›lara ra¤men de¤ifltirmeyenler de¤il de inflaattan malzeme çalanlar, sa¤lamd›r raporunu sa¤a sola da¤›tanlar vard›r sahnede. Yemekli vagonda oturabilenler yerine lokantalarda yemek yiyenler vard›r kurtulanlar›n aras›nda. Bazen büyük inflaat firmalar› rant peflinde koflar, bazen otobüs firmalar› ama can gider. Gider can. Ölü say›lar› aç›klan›r haber bültenlerinde. Suçlular s›yr›l›r gider. Bölük pörçük uykular›m. Feryat figan bir tren ray› ve 盤l›k 盤l›¤a küçük bir k›z çocu¤u. Tutuklay›n beni! Bu ses ne anne? Karanl›k ve sessizliktir zulmün öbür ad›. Evlatlar duyamaz analar›n›n cevaplar›n› bu topraklarda. Kendi sesin tokat gibi patlar yüzüne cevaps›z. Analar›n, babalar›n verecek çok cevab› vard›r asl›nda. Tecritte, göçük alt›nda, bombalar aras›nda, bir tren enkaz›nda... Seni niye tutuklad›lar baba? Senin var m› bir cevab›n? K›rm›z› fleritli bir lokomotifin önünde çektirdi¤imiz foto¤raflar›m›z var flimdi elimde. Sen gençsin epey. Ve her zamanki gibi yak›fl›kl›. Bir kolunun alt›na beni alm›fls›n sevgiyle, bir kolunun alt›na o koca gövdesini yol arkadafl›n›n. Sonra vitrindeki tren maketlerine bakt›m biraz. Hiçbiri bu trene benzemiyor baba. O yüzden mi korkmufltun o kadar bu seferinden? Annem o yüzden mi geçirip bafl›na yazmas›n› okunmufl suyu dökmüfltü arkandan? Senin sa¤ kalman›n sebebinin, o su oldu¤unu anlat›p dururken annem, apar topar götürdüler seni. Bizim önümüzde, hepimizin önünde kelepçe takt›lar kollar›na. “Otuz alt› kifliyi öldürmüfl” diye

denef demiray

öykü

f›s›ldad› biri. Di¤eri “tüh yaz›klar olsun, o h›z kurallar›n› bofluna m› koyuyorlar?” dedi daha yüksek. Baz›lar› “yaz›k” dedi hafif hafif. Biliyor musun baba, hiç bu kadar dik olmad› bafl›m. On iki y›ld›r hiç aksatmadan çal›flt›¤›n, kimi gün atefller içinde ifline gitti¤in için mi kesilmiflti bu ceza sana? Aç kalmayal›m, ekmeksiz kalmayal›m, çoluk çocuk diye, onlar devlet büyü¤ü bilirler her hal diye kendi can›n› da tehlikeye att›¤›n için mi? Seni niye tutuklad›lar biliyorsun de¤il mi baba? T›pk› asit kazan›na düflen Arif Usta’n›n y›llard›r beraber çal›flt›¤› ifl arkadafl›n›, kopuk teli fark etmedi diye tutuklad›klar› gibi. Göçük alt›nda kalan Zeliha Nine’nin ölüsüne kaçak binada kal›yordu diye ceza kestikleri gibi. Patronlar›n kazadan zarars›z kurtulmas› sa¤lan›rken, efendilerin ünleri, kariyerleri sa¤lama al›n›rken, devlet büyükleri her fleyi bilirken, bizlerin, Arif Usta’lar›n, Memed Usta’lar›n, Zeliha Teyze’lerin, Ayflegül Nine’lerin hayatlar› karart›l›yorsa. Bir halk›n hayat› ve hayalleri üzerine dönüyorsa pazarl›klar, cevaps›z de¤ildir elbet sorum. Kad›nlar da makinist olabiliyor mu baba?❏

5


arabeskçi müslüm gürses

ve

sinan gümüfl

tart›flma

“kültürlü” enteller... ir zamanlar, bir müzik ak›m› vard›. Bu ak›m günümüzde düflük de olsa etkisini sürdürüyor. Fakat as›l olarak 60'l› y›llarda ortaya ç›kt› ve ‘70'li y›llara damgas›n› vurdu. Milyonlar›n dinledi¤i bir tür haline geldi. Metropollerde yaflayan yoksul halkt› bu türün dinleyicileri. Hatta sadece bir müzik türü de¤il bir yaflam biçimi, bir kültür olup ç›km›flt›. Bu kültür; çok çarp›k, yoz bir bak›fl tafl›yordu insanlar›n beyinlerine. Milyonlar›n; düzene, yoksullu¤unun sorumlusu olanlara, yaflam›n› zindana çevirenlere olan öfkesi; bu türün ortaya koydu¤u müzik biçimi ve kültürüyle eriyip gidiyordu... Arabeskten söz ediyoruz...

B

Arabeskin K›sa Tarihçesi ‘50'li y›llar›n sonlar›nda, ülkemizde bir anda geliflmeye bafllayan çarp›k kapitalizmle, büyük flehirlerde ard› ard›na fabrikalar kurulmaya bafllar. Bu fabrikalar, flehir merkezlerinde yo¤un bir ifl gücü ihtiyac› do¤urur. Öyle ki; h›zla kurulan fabrikalara, flehirlerde yaflayan nüfus yetemez olur. Bunun üzerine k›rsal kesimde yaflayan halk; flehre özendirilir. Köylüler, flehirlere göçerek fabrikalarda çal›flmaya teflvik edilir. Büyük bir göç dalgas› bafllar. Kapitalizmin zamanla, ve ihtiyaçlar çerçevesinde de¤il; do¤al olmayan bir flekilde yukar›dan afla¤› ve bir anda kurulmas›, çarp›kl›¤›, dengesiz bir nüfus hareketini beraberinde getirir. fiehirler, köyünden göçen vas›fs›z milyonlarla dolup taflar. Bunlardan kimi kendine ifl bulur, kimi öyle göçtü¤üyle ortada kalakal›r. Bir yandan açl›kla bo¤uflulmaktayken, di¤er yandan kalacak yer sorunu çok büyük bir biçimde kendini hissettirmektedir. fiehrin d›fl›nda, merkeze

6

uzak k›rsal alanlarda yapt›¤› barakalarda yaflamaya çal›flmaktad›r. Yüzbinlerce kifli, umdu¤unu bulamaman›n hayal k›r›kl›¤› içindedir. Yaflam flartlar› hafiflemek bir yana, olabildi¤ince a¤›rlaflm›flt›r. Bilmedi¤i topraklarda, bilmedi¤i insanlarla içiçe yaflar. fiehrin merkezinde yaflayan, flehrin yerlilerince horlanarak yabani insan muamelesi görür. Sokaklar yan kesicilerden, hayat kad›nlar›ndan, doland›r›c›lardan geçilmez olmufltur. ‘70'li y›llara gelindi¤inde art›k bu çeliflkiler iyice belirginleflmifl, saflaflmalar bafllam›flt›r. Herkes ama herkes kand›r›lm›fl olman›n verdi¤i bir öfkeyle doludur. Bu y›llar ülkedeki devrimci muhalefetin de yükseldi¤i y›llard›r. Herkesin öfkesi de bu flekilde örgütlenerek, baflkald›rma fleklinde ortaya ç›kmaz. ‹flte arabesk böyle bir ortamda flekillenen, hayat bulan bir tarz olarak h›zla yükselmeye bafllam›flt›r. Çekilen çileler, s›la hasreti, ac›lar, horlanmalar, geçim s›k›nt›s›, aflk ac›lar›; yoksul halk›n yaflam›nda var olan her fley ama her fley bu müzi¤in konular› aras›ndad›r. Fakat bunlar› alabildi¤ine ezik, umutsuz, kederli, kaderci ifllemektedir. A¤layan, inleyen, de¤ifltirmek gibi bir derdi olmayan, kabullenen bir tarzd›r ortadaki. fiark›lar›n 'çok çileler çektim efli bulunmaz, hep içime att›m sesim duyulmaz' gibi sözlerinin yan›nda müzikte de umutsuzluk hakimdir. Tüm çileler toplumsal olmaktan ç›kar›l›p kiflisellefltirilir. Herkes flark›lar› sadece kendisiyle özdefllefltirir. Tüm bunlar o kadar ustaca ifllenir ki 'bunu dinleyip de içmemek' elde de¤ildir. Arabesk müzi¤in çal›nd›¤› pavyonlar, birahaneler, gece kulüpleri ard› ard›na kurulmaya bafllar. Ortal›k bu tip mekânlardan geçilmez olmufltur. Bir salg›n gibi, bir virüs gibi h›zla yayg›nlaflm›fl-

t›r. fiehir yaflam›ndan umdu¤unu bulamayanlar, arabesk eflli¤inde kendini içkiye vurmufltur. Bu flekilde k›smen sorunlar›ndan kaçmakta, onlardan uzaklaflmaktad›rlar. Art›k, dolmufllardan taksilere, iflyerlerinden evlere, kahvehanelerden meyhanelere kadar her yerde arabesk vard›r. Arabesk flark›lar›n çarp›c› sözlerinden oluflan ç›kartmalar minibüslere, kamyon arkalar›na yap›flt›r›lmaktad›r. Arabesk, bir kültür olarak yoksullar›n yaflam›n› sar›p sarmalam›flt›r. Arabeskin Yetifltirdi¤i ‘Ustalar’ Arabesk müzi¤in icrac›lar›, kuflkusuz ki teknik olarak çok baflar›l› müzisyenlerdir. Enstrümanlar›n› çalanlar okullarda yetiflmifl, e¤itim alm›fl mekteplilerden de¤il; sokaklarda, dü¤ünlerde çalarak yetiflmifl, ihtiyaca cevap verebilmenin “kitab›n› yazm›fl”


alayl›lardan oluflmaktad›r. Böyle olunca, teknik olarak çok etkileyici, kitlenin ruh halini yakalay›p ona uygun müzikler yapabilen; dahas›, bu ruh halini direk flekillendirebilen bir tür olarak çok genifl kesimlerce dinlenmeye bafllanm›flt›r. Bunun d›fl›nda, radyo ve televizyonlarda halka alabildi¤ince uzak, bat›y› taklit eden bir tür olarak 'Türkçe Sözlü Hafif Müzik' çal›nmaktad›r. Bu tür, yabanc› bestelere Türkçe sözler yaz›lmak suretiyle oluflmufl bir türdür. Fecri Ebcio¤lu, Alpay, Ajda Pekkan’la bafllayan bu tür, daha sonra kendi içerisinden Türk Pop Müzi¤i’ni ç›karacakt›r. Bu türün, flehirdeki dar bir elit çevrenin d›fl›nda hitap etti¤i bir kitle yoktur. Bunun sonucu olarak pek bir dinleyici kitlesi bulamaz kendine. Bir de toplumsal içerikli flark›lar yap›p söyleyen, sorunlar› devrimci bir bak›fl aç›s›yla ele alan müzisyenler, ozanlar vard›r. Bu türün ayr›nt›lar›na girmek, ancak baflka bir yaz›n›n konusu olacakt›r. Ayn› dönemde türküler çal›p söyleyenler de yok de¤ildir. Fakat, hiçbiri arabeskin gördü¤ü ilgiyi yakalayamam›flt›r. Arabesk, kitlede biriken öfkeyi, tepkileri nötralize ederek; insanlar› kumara, içkiye, fuhufla teflvik etmifl, yozlaflm›fl, umutsuzlaflm›fl bir hale getirerek, bireycilefltirerek çok kötü bir ifllev görmüfltür elbette. Kabul edilebilir bir yan› yoktur. Her yan›yla zarar vermifltir ama gizlenemez bir gerçek vard›r ki bir döneme damgas›n› vurmufltur. Özellikle, Orhan Gencebay, Müslüm Gürses, Ferdi Tayfur, Hakk› Bulut gibi sanatç›lar ortaya ç›km›fl, bu isimler arabeskin ustalar› olarak y›llarca en tepede olmufllard›r. Onlar›n d›fl›nda hemen herkes gelip geçici olmufl, unutulup gitmifltir. üslüm Gürses Gerçe¤i Mü Müslüm Gürses, arabesk dünyas›nda 'baba' olarak nam salm›fl ve bunu 'hakk›yla' korumay› bilmifltir. Kendine ait o denli özgün bir tarz yaratm›flt›r ki dinleyicileri sadece bir dinleyici olmaktan ç›k›p ba¤›ml›s›, müptelas› haline gelmifltir. Onunla yaflamakta, onunla soluk al›p vermekte, onunla yat›p onunla kalkmaktad›r. Söyledi¤i flark›lar, sesinin tonu tenlerine, ci¤erlerine o kadar ifllemektedir ki vurulan jilet darbelerinin ac›s› hissedilmemektedir. Müslüm Gürses konserleri; kendini jiletlemek, do¤ramak, kan›n› ak›tmak kavramlar› özdefl hale gelmifltir. Bu tarz› ile o kadar ustalaflm›flt›r ki, arabeskin yok olmaya yüz tuttu¤u, erimeye bafllad›¤› dönemlerde bile varl›¤›n› koruyabilmifltir. Zamanla, de¤iflen dengelerle birlikte flehir hayat›nda daha yerleflik bir süreç bafllam›flt›r. Özel te-

levizyonlar›n evlere girmesi, flehirde do¤up yetiflen yeni kufla¤›n u¤rad›¤› kültürel de¤iflim, bat› kültürünün daha belirgin bir flekilde hissedilmesi... gibi de¤iflimler, müzikal be¤enilerde de yeni bir süreç bafllatm›fl; arabesk de ifllevini tamamlayarak, bir tür olarak yok olmaya yüz tutmufltur. Bugün, arabeskçiler ya teker teker yok olmakta ya da varl›¤›n› sürdürebilmek için 'pop'laflmaya bafllamaktad›r. Dün, müzi¤inde darbuka, elektro ba¤lama kullananlar, bugün elektronik altyap› eflli¤inde pop müzik yapmaktad›r. Kabul etmek gerekir ki herkes de¤iflmekte, ‘ça¤a ayak uydurmakta’, yeni dalga olan ‘pop’a yönelmektedir. Müslüm Gürses bundan en az etkilenen durumundad›r. Var olabilmek, popülerli¤ini yitirmemek ad›na çeflitli pop ve rock flark›lar söylese de geleneksel “arabesk” tavr›n› sürdürmektedir. Dün, gerek arabeski, gerek dinleyenlerini, gerek söyleyenlerini yok sayan; sanki bu ülkede hiç böyle bir tür yokmufl gibi davranan; sözünü etti¤inde de yüzünü buruflturan, afla¤›layan, hor gören elit çevreler bu-

gün en büyük Müslümcü kesilmifltir ki asl›nda bize bu yaz›y› yazd›ranlar da as›l olarak onlard›r. Dün Müslüm dahil tüm arabeskçilere kap›lar›n› kapayan, afla¤›l›k bir tarz olarak niteleyip kurumlar›na sokmayan, ‘sadece e¤itimsiz, cehalet içinde yüzen en alt tabakadaki kiflilerin dinledi¤i müzik' tespitini yapan, 'müzikal olarak hiçbir kalitesinin olmad›¤›n› düflünerek dinlemeye de¤er bir tür olmad›¤›n›' savunan, dalga geçen, alay eden, o 'cebi paral›', 'e¤itimli', 'görgülü', 'kültürlü' çevreler, bugün Müslüm konserlerinin daimi kitlesini oluflturmaktalar. Sadece kendilerinin gitti¤i özel Müslüm konserleri yapt›rmaya bafllad›lar. Müslüm konserlerinin bilet fiyatlar› bu tabakan›n ilgisi üzerine çok çok yukar›lara f›rlad›. Konser verdi¤i mekânlar o eski 'en

afla¤›daki cahil tabakan›n' girmesinin mümkün olmad›¤› yerler haline geldi. ‹flte en son örne¤i, Rock ‹stanbul Festivali. Arabeskle uzaktan yak›ndan ilgisi olmayan, dünyan›n çeflitli yerlerinden gelen rock gruplar›n›n kat›ld›¤› festivale Müslüm Gürses de dahil edildi. “Kültürlü” çevreler, hiçbir zaman arabeskin içeri¤indeki zararl›, dejenere eden, uyuflturan öze dokunmad›lar. Bundan hiç rahats›z olmad›lar. Onlar için as›l olan okullarda ö¤rendikleri bat› müzi¤i kal›plar›yd› ve bu tarzda bu kal›plardan çok uzak yabani bir tarzd›. Onu çalanlar da dinleyenler de yabani insanlard›. Peki, dün bu flekilde bak›p afla¤›layanlar, yok sayanlar›n bugünkü ilgisi neden? De¤iflen ne oldu? Müslüm Gürses mi? O hala bayg›n bayg›n bakan, ezik ezik flark›lar›n› söyleyen Müslüm Gürses. Na¤meler ayn›, g›rtlaklar ayn›, sözler ayn›. Rock festivaline ça¤›r›ld›¤›nda da tarz›n› bir kenara b›rak›p elektrik gitar eflli¤inde rock söylemiyor; yine bilindik arabesk flark›lar... Ya da yukar›da da yazd›¤›m›z gibi rock flark›lar›ndan bir k›sm›n› da yine arabesklefltirerek okumalar... De¤iflenin Müslüm olmad›¤› ortada. O halde ne oldu? Bu sadece basit, masum bir 'nostalji' mi? E¤er öyle olsayd›, dün de o en revaçta oldu¤u y›llarda da bir miktar de¤er verilmifl olurdu. Yoksa 'kültürsüzlük' mü bafl göstermeye bafllad› bu çevrelerde? Müzik alg›s› m› darald›? Yabanileflme içgüdüleri mi depreflti? Yoksa o vahfli, her fleyi tüketmeye dönük, ayar, denge olmayan, insafs›z, vicdans›z, ac›mas›z kapitalist kültürün yeni oyunca¤› olarak Müslüm Gürses mi seçildi? Yeni 'e¤lencelik' bu mu? Hayatta her fleye 'e¤lencelik' olarak bakan da kendi zevk-i sefas› d›fl›nda hiçbir fleye dönüp bakmayan da ne din kal›r ne de iman. Ne haysiyet kal›r ne de fleref. Tükürdüklerini yalamaktan, dün küfür ettiklerini bugün bafl tac› yapmaktan zerrece yüzleri k›zarmaz. Piflkinleflirler. ‹flte günümüz 'kaymak tabakas›n›n', elit çevrelerinin, 'kültürlü, e¤itimli' entellerinin yürek paralayan hali. Bu çevrelerle dirsek temas› içinde olup, sunduklar› imkânlardan bafl› dönen, düfltü¤ü durumu göremeyen daha bir çok sanatç› var kuflkusuz. Bunlara 'sol' etiketli müzisyenler de dahil. ‹lerleyen say›lar›m›zda bu konudaki örneklere de yer verece¤iz...❏

7


gökten limon ya¤›yor Gökyüzünden limon ya¤›yor. Gözlerime inanam›yorum! Gökyüzünden boy boy limonlar ya¤›yor. Yar›m limonlar, bütün limonlar. Her yerden limonlar ya¤›yor üstümüze. Bir rüya m› gerçek mi? Birine anlatsam deli oldu¤umu düflünür . - At abla! Buraya do¤ru at! - Al sen de limon sür fular›na gaz›n etkisini azalt›yor! - Ambulans bulamay›z, hemen taksi çevir! - Gözlerim yan›yor. Gökyüzünden ya¤an limonlar› göremez oldum. - Nereye götürüyorlar beni? - Çok kan kaybediyor, atardamar› kesilmifl galiba... - Atardamar› kesilse ölür... - Ama çok kan kaybediyor sarg› bezi hemen k›pk›rm›z› oluyor baksana... - Lanet olsun! Taksi çevir hemen! ... - Kaç yafl›nda? - Onsekizmifl galiba... Bilmiyorum - Sen neyi oluyorsun? - Arkadafl›... - Molotof fliflesi elinde k›r›lm›fl. - fiflflt! Herkese söyleme bunu... - Nas›ls›n Sinan? ... - Sinan nas›ls›n? - I››hh... - Elim yan›yor. - Elin kesik Sinan. - Elim yan›yor a¤abey, Anadolu gibi... - Ne gibi yan›yor elin? - Anadoluuu... - Narkozun etkisiyle konufluyor herhalde. Saat 11’e kadar bir fley yemeyecek... - Efendim Sinan? Bir fley mi dedin? - Nergis gelmesin. - Neden? - O bana sigara vermez flimdi... *** “Kodu¤umun gaz›n› kim getirdiyse... “Hindistan’dan gelmifl a¤abey”

8

“S.....m Hindistan’›na da olan bize oluyor baksana! Ulan biz de a¤l›yoruz flak›r flak›r! “Amirim gözlerimiz yan›yor!” “…” “Arka sokakta hareketlenmeler var! Nereden ç›kacaklar› belli olmaz tetikte olun!” “‹..e! Sen ancak f›rça at! Bizi kimsenin düflündü¤ü yok ki...” “Arabalardan çekiyorlar benzinleri bir sall›yorlar molotoflar›. fierefsizim, kafam›n üstünden geçti bir tanesi...” *** - Ne kadar battaniye varsa indir afla¤›ya Servet. Döfle¤in üzerindeki yast›klardan da iki tane indiriver afla¤›ya. Park insan kayn›yor. Gece serin olur. Bir ihtiyaçlar› var m› sor yine de sen. - Tamam anne, merak etme sen, ben afla¤›day›m. *** - fiiiiiflflflflt sessiz olun! Telsiz sesleri geliyor. Sessiz olun çocuklar! Burada oldu¤unuzu anlamas›nlar! - Aha geldi polisler! Susss... “Kapal› m› dükkan?” “‹çerde kimse var m›? “ “Kapal› ama buraya do¤ru geldiklerine eminim!” “Buharlafl›p uçamazlar ya! Buraya geldiler diyorum ya! Allah allaaaaaaah!” - Gittiler... Sessizce ç›k›n... Teker teker... *** - Barikat› güçlendirin arkadafllar. Geldiklerinde çat›flaca¤›z. Plastik mermi s›k›yorlar sakin olun. Gazdan korunmaya çal›fl›n. Sirke ve limon ifle yar›yor. Durumu kötü olan arkadafllar› gözetin, ilk elden tedavilerini yapal›m. Herkes görevini biliyor zaten... *** Narkozun etkisiyle hayal aleminde geziniyordu. Çocuklu¤unda gezip dolaflt›¤› limon portakal bahçelerindeydi flimdi. Kuca¤›na s›¤d›¤› kadar portakal toplad›... Yedikçe yiyor, bir tane bir tane daha soyuyordu. A¤z›nda kalan ekfli tada ald›rmadan doyas›ya yemek istiyordu portakallardan.

seval alp

öykü

Barikatlarda çat›flma sürerken yaralanm›flt›. Mahallelerde sokaklarda barikat kurmufl sabahlam›fllard›. Sonra tam polislerle tafll› sopal› çat›flma s›ras›nda bir kaza olmufl, elinden yaralanm›flt›. fiimdi hastanede ameliyat olmuflt yat›yordu. Gördü¤ü rüyay› anlamaya çal›fl›yordu. Boydan boya yemyeflil çay›rlar vard› rüyas›nda. Az ileride ise uçsuz bucaks›z portakal bahçeleri... Birden bir ses duydu: “Amerikan Baflkan› Corç Bufl Afganistan plan›n› aç›klad›.” “Teröre, karfl› önlemlerin tart›fl›ld›¤› zirvede Amerikan Baflkan› Corç Bufl en iyi savunma, sald›r›d›r! Terör karfl›s›nda asla gerilemeyece¤iz” dedi.” Peki, erkekler politika konuflurken Först Leydi’ler ne yapt›? Baflbakan Tayyip Erdo¤an’›n efli Lora Bufl’a ikram etti¤i Türk kahvesi ve Türk Lokumunun ard›ndan Bart›n ifli flal hediye etti.” ... Yavafl yavafl gözlerini aralamaya bafllad›. Bir hastane odas›ndayd›. Duydu¤u sesler televizyondan geliyordu. Arkadafllar› neredeydi? Aniden s›çrad›. “Sinan dur! K›p›rdama serumu t›kayacaks›n!” “Siz kimsiniz?” “Yoldafllar›n...” “Ne kadar sakars›n Sinan nas›l k›rd›n o flifleyi elinde! Cezal›s›n! Bu yataktan üç gün kalkmayacaks›n!” Gülümsedi. “Elin ne gibi yan›yordu Sinan?” “Anadolu gibi...” Bunu söyler söylemez gülümseyerek uykuya dald› yine. “Halk›m›z!” dedi içinden. Bizim cefakâr halk›m›z. Sabahlad›klar› gece boyunca hiç bir yard›m› esirgememifllerdi. Onlarla uykusuz kalm›fl, onlarla sabah› etmifllerdi. Birden, gökten ya¤an limonlar›n ne anlama geldi¤ini de hat›rlay›p gülümsedi. Gaz bombalar›ndan korunmalar› için, balkonlardan limon at›yordu mahalle halk›. Bu rüyay› kimseye anlatmayaca¤›na söz verdi kendi kendine...❏


flafak özdemir

güncel

sadece bir rastlant› m›? PARDON! onbahar’da; senaryosunu Ferhan fien-soy’un, yönetmenli¤ini Mert Baykal’›n, yap›mc›l›¤›n› da Sinan Çetin’in üstlendi¤i bir film gösterime giriyor. Ad›: “Pardon” Evet, isim bir yerlerden size tan›d›k gele-bilir. Daha önce bu derginin sayfalar›nda bir “Pardon” filmiyle ilgili bir röportaj yap›lm›flt›, yönetmeni Vedat Özdemir’le. Hat›rlarsan›z, Vedat Özdemir’in “Pardon” isimli filmi Antalya Alt›n Portakal Film Festiva-li’nde ödül alm›fl, Cine 5 Özel Ödülü de dahil olmak üzere çeflitli festivallerden ödülle dön-müfltü. Daha sonra, ‹dil Yap›m taraf›ndan pi-yasaya ç›kar›lmaya çal›fl›lan film “yasak”la karfl›laflm›flt›. Do¤all›¤›nda piyasaya ç›kar›la-mad›. Fakat çeflitli mekânlarda seyirciyle bu-lufltu. ‹dari Mahkeme taraf›ndan, geçti¤imiz aylarda beraat eden Pardon!; önümüzdeki sonbaharda izleyicisine ulaflacak. ‹lk baflta bahsetti¤imiz filmle, Vedat Öz-demir’in filmi farkl› zamanlarda farkl› kifliler taraf›ndan çekilen filmler tabi-i ki. Vedat Özdemir’in filmi, 2001 y›l›nda bit-mifl ve festivallere kat›lm›flt›. Ferhan fiensoy ise senaryosunu yazd›¤›n› söyledi¤i “Pardon” filminin iki y›ll›k geçmiflinin oldu¤unu söylüyor. fiensoy’un bu filmi, di¤eriyle tafl›d›¤› isim ben-zerli¤inin d›fl›nda; konu itibariyle de yak›nl›k tafl›yor. Konusu; üç kiflinin yanl›fll›kla gözalt›na al›nmas›ndan sonra yaflanan geliflmeleri an-lat›yor. Bu kifliler tesadüf sonucu “yasad›fl› bir örgütle” iliflkili olduklar› gerekçesiyle tu-tuklan›rlar ve 6 y›l 3 ay hapis cezas› al›rlar. Film, Vedat Özdemir’inkinin aksine uzun met-rajl› bir film. Özdemir’in filmi olan “Pardon”da da yine yanl›fll›kla gözalt›na al›nan bir kiflinin yaflad›klar› anlat›l›yor. Bir süre sonra mahke-mece serbest b›rak›l›yor. Adeta “Pardon” de-nircesine. fiimdi biz de “Pardon” diyerek akl›m›za ta-k›lan sorular› sizinle paylaflmak istiyoruz. Öncelikle, sadece isim benzerli¤i olsayd›, bu yaz›y› yazmaya ve bunlardan bahsetmeye hiç gerek duymayacakt›k. Fakat film, isminin d›fl›nda konusuyla da ilginç derecede Özde--

S

mir’in filmiyle ortak yanlar tafl›yor. Fark ise Özdemir’in filminin (belki de imkâns›zl›klar›n da etkisiyle) k›sa metrajl›, yani 30 dakika ol-mas›. Ferhan fiensoy’un “Pardon” dedi¤i film ise uzun metrajl› olarak çekiliyor. Do¤all›¤›n-da senaryo uzun, sonraki geliflmeler de¤ifli-yor. ‹ster istemez bizi düflündürüyor, bu ben-zerlikler. Acaba tiyatro oyuncusu fiensoy ve-ya yap›mc› Sinan Çetin’in Özdemir’in filmin-den haberleri yok muydu? Biri y›llard›r tiyat-ro oyunculu¤u mesle¤ini sürdüren Ferhan fiensoy, di¤eri de on parma¤›nda on mari-fet(!) olan sinemac›, yap›mc›, yönetmen, programc› vs. Sinan Çetin. Bundan bir süre önce Cine 5 taraf›ndan ödül verilen, ard›ndan Türkiye’nin en eski ve en “sayg›n” film festivali olan Antalya Alt›n Portakal Film Festivali’nde “En ‹yi K›sa Film” ödülünü alan, ard›ndan çeflitli yerli ve yaban-c› festivallerden ödül alan, gazetelerde, der-gilerde haberleri, röportajlar› yap›lan Özde-mir’in “Pardon” filminden haberlerinin olma-mas› zor bir ihtimal gibi geliyor. Bir de tersinden bakal›m. Filmlerin konu-lar› benzerlikler tafl›yabilir, sinemada bu tip fleyler daha önce de yaflanm›flt›r. Senaryo benzerlikleri gibi. Fakat, senaryo benzerli¤i-nin üzerine isminin de ayn› olmas›, bizi gayet do¤all›¤›nda bu sorular› sormaya itiyor. fiunu sormadan da geçemeyece¤iz. Aca-ba, Özdemir’in “Pardon” filmi yasaklanma-sayd› ve sinemalarda gösterime girmifl ol-sayd›; Ferhan fiensoy yine bu filmi yapar m›y-d›? Yoksa, “A bundan yap›lm›fl o zaman ben baflka bir fley yapay›m!” m› derdi. Düflünün iki film, aradan iki y›l geçmeyen bir aral›kla de¤iflik zamanlarda sinemalarda gösterime giriyor. ‹kisinin de ad› “Pardon”, ikisinde de ifllenen ana tema ayn›, kullan›lan dil mizahi... E¤er Ferhan fiensoy, ç›k›p ayn› film oldu-¤unu, izni al›nd›¤›n› vs. söylemifl olsayd›, o za-man, Hababam S›n›f› nas›l ki y›llar sonra tek-rar ve baflka bir yönetmen taraf›ndan çekil-diyse, bunda da Hababam S›n›f› örne¤inden

farkl› olsa da baflka bir sonuç ç›kar›rd›k! Bu flekilde bir fley olmayaca¤›na göre Özde-mir’in filmine yokmufl gibi davranmak (onca festivale kat›lm›fl, bas›nda haberler yap›lm›fl olmas›na ra¤men) daha bir cazip gelmifl ola-bilir. Biz, yine de bunun çok büyük bir tesadüf oldu¤unu düflünmek isterdik. Çünkü özellikle Ferhan fiensoy’un savundu¤u sanatta bu tarz fleylerin yaflanmamas› gerekti¤ini düflü-nüyoruz. Önümüzdeki dönemde, fiensoy’un senar-yosunu yazd›¤›n› söyledi¤i filmi gösterime gi-riyor. Seyirci oturacak, filmi izleyecek ve e¤er Özdemir’in filmini de daha önce izleme f›rsat› bulabilmiflse buna karar verecek. Vedat Özdemir’in “Pardon” isimli 30 daki-kal›k k›sa metrajl› filmi ald›¤› ödüllerle ve ba-s›ndaki haberleriyle birlikte arflivlerde bulun-maktad›r. “Pardon” filmi 2001 y›l›nda çekil-mifltir. Senaryosu ve yönetmenli¤i Vedat Öz-demir’e aittir. Bu benzerlikler noktas›nda akla gelebile-cek sorular› flimdiden film piyasaya ç›kma-dan cevapl›yoruz. Sahiplenme görevimizi ye-rine getiriyoruz.❏

9


uysal himmet

inceleme

günümüz fliiri üzerine notlar -II nsan var olmadan duram›yor. Basit ve bir o kadar da anahtar bir gerçek. Öyle ki ucu kar›s›n› döven iflçiye, emekçiye kadar ç›k›yor. Dövemedi¤i herkesin yerine, kar›s›n› dövüyor emekçi var olmad›¤› her fleyin yerine de evinde var oluyor. Sadece iflçi ya da emekçi de¤il; flimdi yazarlar da flairler de var. Onlar da olamad›klar› tüm alanlar›n yerine bir alan koyuyor. Olmad›, yarat›yorlar ve orada var olman›n yollar›n› ar›yorlar. Dikkatinizi çekti mi bilmem; son dönem roman ve öyküleri, neredeyse tümüyle birinci tekil flah›s a¤z›ndan yaz›lm›fl. Röportajlara ya da tan›t›m yaz›lar›na bak›nca, orada da yazarlar›n kendi yaflad›klar›n› anlatan ifadelerle karfl›lafl›yoruz. ‹lginç ve güncel bir örnek: Tuna Kiremitçi’nin parlat›lan “Git Kendini Çok Sevdirmeden” kitab› bir kad›n›n a¤z›ndan yaz›lm›fl olmas›na karfl›n, yazar›n›n yaflam›na dair oldu¤u yer al›yor çeflitli yaz›larda. Nedir bu peki? Bu, gerçekten bir kurgu eksikli¤idir ki Türkiye roman›n›n temel sorunlar›ndan biridir eskiden beri. Ancak flimdi romandaki, öyküdeki kurgu eksikli¤i, yaflam›n kurgulanmas›ndaki eksiklikle bütünleflmifl bir halde ve üstelik bundan hiçbir ac› da duymadan ç›k›yor ve ç›kar›l›yor karfl›m›za. Demem o ki yasalar›n› ve diyalektik iflleyiflini çözünce, çözümlenebilir ve tam da onlardan yararlan›larak de¤ifltirilebilir olan, yaflam art›k sadece anlara parçalanm›fl ve sadece yaflan›lan bir fley olarak alg›lan›yor; alg›lat›lmaya çal›fl›l›yor. “An› yaflamak”; bu dönemin, “Yeni Dünya Düzeni”nin, çaresizli¤i estetize eden slogan›. Yaflam› kurgulayamayan insana da roman› ve öyküyü kurgulamayan yazar denk düflüyor. Haz›r kurgulanm›fl olan›, yaflam›fll›klar›n› yaz›yorlar. Buna denk düflen flah›s da elbette birinci tekil flah›s! Ve fliir! fiiir de bundan ba¤›ms›z de¤il. Yaflam›n tüm alanlar›ndan sürgün edilen, burnu sürtülen insan; fliirlerinde de kendini

10

görebildi¤i tek alan olarak an› ve sadece kendi içini yafl›yor. fiiirlerini “ben” üzerine oturtmufl durumda. Öyle ki o, “sen” dedi¤i yerde, hatta “biz” dedi¤i yerde de kendisinden baflkas›yla ilgilenmiyor. Kendindeki insan›, “biz”dekini, “sen”dekini bir yana b›rakm›fl; bunlarla diyalektik ba¤›n›, Yeni Dünya Düzeni denen ideolojinin bask›s› alt›nda kaybetmifl. Habire üflüyor ve habire kan›yor... Kendini tekil san›yor. Toplumsal hareketlili¤in, gelece¤e dair kurgular›n kitlesel oldu¤u, gelece¤in kurguland›¤› atmosferde ise, flair de umuda düflüyor, yaflam› bir cephesinden yakalayabiliyor; yakalamak zorunda kal›yor. Art›k, an› yaflamak mümkünsüz hale geliyor. Yaz›lan fliirler flairi hangi cepheden olursa olsun insana ve yaflama dair sözü olan fliirler oluyor. Buna aflk fliirleri de dahil. Örnek olsun, Naz›m’›n sevdaya dair hemen hiç bir fliiri yoktur ki ayn› zamanda insan›n düflüne ve gelece¤e dair bir kurgu içermesin. Bugün, ben ve sen fliirlerinin d›fl›na ç›kabilen fliir; a¤›rl›kla gerici cenahtan geliyor. ‹syan› gün be gün bo¤ulan, ibreti alem olsun diye bo¤untu görüntüleri yay›nlanan emekçi halkla tevekkülde buluflman›n keyfini sürüyor onlar da. Divan fliirini, tasavvuf fliirini yeniden yeniden üretiyorlar. Art›k Heybeli’de mehtaba ça¤›racak kitle yok karfl›lar›nda ama “ruhsuz bir dünyan›n ruhuna, kalpsiz bir dünyan›n kalbine” ça¤›r›yorlar insan›, tevekkül devrimine! Yani, yine kendine, kendi içine kaç›fl›, toplumsal bir ibadete dönüfltürme çabas›ndalar. Karfl›lar›nda, içine Atatürk ve Sivas koymadan laik fliir yazma yetenekleri olmayan, arkalar›nda ya da önlerinde açl›k ve iflsizlik d›fl›nda onurla önerecekleri toplumsal bir miraslar› bulunmayan laik flairlerin c›l›z bir sesi var. Ve as›l olarak türkülerimiz... Hepsinin karfl›s›nda, bugüne ve yar›na dair; sevdaya geceye ve güne dair ne diyece¤ini çok iyi bilen türkülerimiz. Milyonlarca dima¤dan, on-

Bekler San›rs›n bekler San›rs›n iskelede duran vapuru çay bahçelerinde zaman› bekler san›rs›n iflçiler grev bitifllerini taksim meydan›n› bekler san›rs›n bekler san›rs›n nöbetteki asker çocuklar›n› bekler san›rs›n annelerin sabah› bekler san›rs›n akflam› bekler san›rs›n çingene sepetinde çiçekler kan bedeli afifller bekler san›rs›n F tipleri tam vaktinde ölümler bekler san›rs›n bekleyeni beklemez hayat gülüm y›llardan, yüzy›llardan geçerken her biri bir yaflam kurgusu olan; insani olandan baflka hiçbir fleye teslim olmayan; aflk›n akl›ndan gayr› tüm ak›llar› elinin tersiyle iten birer isyan manifestosu olan kolektif devrimcilerimiz. Tüm bunlar abart› elbette. Oysa elinde ne varsa kuflluk vakitlerine saklayan, bulmalar bir yere kadar hep aramaya giden flairler de var, fliirler de. ‹fl biraz da bize düflüyor, bizim aramam›za. Bulup almak, zulaya koymak için silah gibi. fiairlerde üflüyen hayat›n ta kendisi, önce fark›na varmak, sonra ›s›tmak gerekiyor.❏


toplumsal haf›za ve “ belgeselci sorumlulu¤u”

Toplumsal haf›za ve bir belgeselci sorumlulu¤u... Unutmamak, belgelemek, topluma ve tarihe karfl› duyulan sorumluluktan ileri geliyor. Adlar›n›; son dönemde, NATO zirvesi s›ras›nda düzenledikleri “Kameran› Kap da Gel!” ad›n› verdikleri kampanya s›ras›nda tekrar duydu¤umuz Belgesel Sinemac›lar Birli¤i üyelerini, çat kap› ziyarete gittik. Gitti¤imizde, haftal›k toplant›lar›n› yeni bitirmifl, çaylar›n› yudumluyorlard›. Kendilerini tan›mak ve sizlere tan›tmak amac›yla bir sohbete bafllad›k. Belgesel Sinemac›lar Birli¤i üyesi Yönetmen Mustafa Ünlü sorular›m›z› cevaplad›. Kendilerini yeterince tan›m›fl olduk. Bundan sonra s›ra, faaliyetlerini daha yak›ndan izlemeye geliyor... 1997 y›l›nda yap›lan bir ulusal konferans sonucunda böyle bir örgütlenme içine girmifller. Daha sonra Kültür Bakanl›¤›’n›n da onay›yla bir meslek birli¤i statüsüne kavuflmufl örgütlenme.

“Nas›l bafllad›n›z?” sorumuza daha genifl cevaplar ald›k. Sohbetimiz bir süre sonra belgesel film üzerine kayd› do¤all›¤›yla. Sohbetimiz s›ras›nda belgesel film için s›k s›k “toplumsal haf›za” tan›mlamas›n› kullanan Mustafa Ünlü, belgesel filmin gerekleri ve önemi üzerinde durdu. Biz de notlar›m›za düflenleri aktaral›m sizlere: “Belgesel sinemac› olman›n, belgesel film yapma olanaklar› yaratman›n, belgesel film yaparken karfl›lafl›lan bütün o engelleri aflman›n ve hayata do¤rudan müdahale etmenin, bizim aç›m›zdan ç›k›fl yolu nedir?” sorusunu kendilerine sorarak bafllam›fllar ifle. Kendi söylediklerinden oldu¤u gibi aktaracak olursak; “Hem görsel medyan›n nitelik kazanmas› hem de toplumun do¤ru estetik, zihinsel argümanlar› edinebilmesi, belgesel sineman›n kendini gelifltirme-

tev›r

röportaj

sine ba¤l›. Üstelik kuflat›l›yoruz. Gerçe¤in kendisi gibi sunulan sansasyonel kaos; pop egemenli¤inin magazinlefltirilmifl, ucuz alt kültür flizofrenisi; hayata ra¤men, seçemedi¤imiz karanl›k bir erkin kimlikleri parçalayan fliddet demokrasisi... Toplumsal zaman›n belle¤i oluflamadan yok olurken, bizim duruflumuzu besleyen zemin ve tafl›d›¤›m›z etik de yok oluyor. Öyleyse, birbirimize ve ürünlerimize dokunal›m önce...” diyerek yola koyulan grup, bir tak›m hedefler koymufl önüne. Kolektif bir çal›flma tarz›n› esas alarak, belgesel sineman›n birikimlerini paylaflarak yeni üretimlere imza atarak ayn› zamanda yeni belgeselciler yetifltirmeyi hedeflemifl. Belgesel sinema ahlak› ve kültürünü, gündeme tafl›may› amaçlayarak, bir oluflumun ilk ad›mlar› at›lm›fl 1997 y›l›nda. Toplumsal haf›za boflluklar›n›n doldurulmas› amac›yla kollar› s›varken, kültürel süreklili¤in sa¤lanmas› ve do¤aya sahip ç›k›lmas›n› temel var olufl gerekçesi olarak kabul etmifller. ‹nsan ve hayata özne olarak bakarak, bütün evrensel de¤erlerin, insanl›¤›n ortak miras› oldu¤unu kabul ederek; bu mirasa sahip olman›n, toplumlar›n kendileriyle hesaplaflmalar›ndan ve kendilerini tan›malar›ndan geçti¤ini belirtiyorlar kendilerini ifade ederken. Belgesel Sinemac›lar Birli¤i’nin flu anda 80 üyesi var. Bunun yan› s›ra henüz bir belgesel sinema eseri sahibi olmasa da sinema ile yak›ndan ilgilenen, kuramsal çal›flmalar yapan, BSB etkinliklerine emek veren yirminin üzerinde aktif kat›l›mc›s› var. Bu anlamda sadece bir meslek birli¤i de¤il, ayn› zamanda bir okul Belgesel Sinemac›lar Birli¤i. Bu nedenle BSB’ye belgesel sine-

11


maya ilgi duyan, belgelemeye, sözlü tarih çal›flmalar›na ilgi duyan herkes kat›labiliyor. Ancak, meslek birli¤i s›fat›yla üye olabilmek için en az bir belgesel eserin sahibi yani, yönetmeni, metin yazar›, ya da özgün müzi¤inin bestecisi olmak flart› var. Sohbetimiz oldukça uzun sürdü. Birli¤in kurulufl amac›n› konuflurken bugün yap›lan faaliyetleri de sorduk. Televizyon d›fl›nda da gösterim alanlar› yarat›p bunu yayg›nlaflt›r›yor ve ülkenin pek çok yerinde ücretsiz gösterimler yap›yor. ‹smine, “Belgesel Günleri” ad›n› verdikleri etkinlikler düzenliyor, bu konuda yerel organizasyonlara da destek veriyor, söyleflili gösteriler organize ediyorlar. Kendi binalar›nda bulunan cep sinemas›nda ücretsiz gösterimler gerçeklefltirirken, çeflitli üniversitelerde atölye çal›flmalar› düzenliyorlar. Belgesel sinema kuram›n›n olgunlaflt›r›lmas› ve yetiflen gençlere yeni kaynaklar sunulmas› amac›yla, ö¤retim üyeleriyle birikimlerini paylamak amac›yla akademik forum çal›flmalar›n› düzenli olarak yürütüyorlar. Belgesel Sinemac›lar Birli¤i’nin, konuya duyarl› kesimlerin kullan›m›na da sundu¤u bir arflivi var. “Belgesel Defterleri”, “Arfliv Defterleri”, “Uluslararas› ‹liflkiler Defterleri” ve “Belgesel Gündemi” bafll›klar› alt›nda s›n›fland›r›lan bu arfliv, kendilerine ilgiyle yaklafl›lmas›n› bekliyor ve hak ediyor. Grup ayn› zamanda uluslararas›

12

belgesel platformlar›na da kat›l›yor. Türkiye’de üretilen belgeselleri uluslararas› festivallere tafl›yor. BSB taraf›ndan her y›l düzenlenen, “Uluslararas› 1001 Belgesel Film Festivali” var. Önümüzdeki y›l mart ay› bafl›nda, sekizincisi düzenlenecek. Yar›ya yak›n› yurtd›fl›ndan gelen 100'e yak›n belgesel sinema örne¤i her y›l yaklafl›k 10 bin kifli ile bulufluyor. Belgesel izlemek isteyen insanlar›n filmlerle buluflmas›n› sa¤layan önemli bir belgesel festivali olan festivalin sonuncusuna, 25 ülkeden film ve yönetmenleri kat›lm›fl. NATO Zirvesi sürecinde yapt›klar› ça¤r›n›n amac›n› ve etkilerini sordu¤umuzda flunlar› söylediler: “Toplumsal haf›zan›n diri tutulmas›n› görev edinen belgesel sinemac›lar olarak ‹stanbul'da ciddi bir kentsel travmaya yol açan, gereksiz; hatta gereksiz ötesi, art niyetli ve insanl›k için hay›rs›z oldu¤una inand›¤›m›z bir güç gösterisinin; kendi halindeki insanlar›n ve belgesel sinemac›lar›n göz hizas›ndan kaydedilmesi idi. Böylece, 26-30 Haziran tarihleri aras›nda 70'e yak›n göz ve kamera -ki bunlar›n ço¤unlu¤u amatördü- tam da amaca uygun çekimler ve söylefliler yapt›lar. K›sa bir sürede haz›rlanmas›na ra¤men umdu¤umuzun ötesinde bir kat›l›m ve umdu¤umuzun üzerinde bir sonuç ortaya ç›kt›. Bu görüntülerin önemli bir k›sm› o tarihlerde internet arac›l›¤› ile dünyaya gönderildi. Elde edilen tüm görüntülerin izlenmesi ve deflifreleri halen de-

vam ediyor. Tüm bu malzeme birkaç ay içinde bir belgesele dönüflecek ve ulusal-uluslararas› festival ve gösterimlerde izleyicisi ile buluflacak.” Ça¤r›ya çok say›da belgeselci kat›lm›fl. Akademisyenlerden ev kad›nlar›na kadar pek çok kifli ça¤r›ya ilgi göstermifl. Bunun için her kat›l›mc›ya verilmek üzere kartlar haz›rlam›fllar. 70’e yak›n kifli kameras›n› kap›p, NATO zirvesinin gözle görünen her fleyini kaydetmifl... fiimdilerde bu görüntülerin deflifre edilmesi ifllemiyle meflguller. Son olarak Türkiye’de belgesel film yapman›n zorluklar›n› sorduk. Nas›l bir ifltir Türkiye’de belgesel yapmak? Sorumuzu flöyle cevaplad› Yönetmen Mustafa Ünlü: “Türkiye'de Belgesel yapmak kolay bir ifl de¤il. Konu aç›s›ndan belki de Dünya'n›n en zengin co¤rafyalar›ndan biri buras›. Hem sosyal, hem tarihsel, hem do¤a, hem de insan öyküleri aç›s›ndan böyle. Ama toplumsal geliflmesi (bununla tarih ve gelecek bilincini, bu bilinçle yaflama kalitesinin fark›nda olmay›, üretime ve yarat›c›l›¤a dönük insanlar yetifltirmeyi kastediyorum) a¤›r darbe yemifl, özellikle 50'lerde ve ‘80'lerde çok ciddi ve sürdürülebilir travmalar yaflat›lm›fl bir ülke olarak ‘hemen bugün tüketilemeyecek’ ya da ‘hemen bugün paraya çevrilemeyecek’ fleylere ve bu biçimde düflünmeyecek insana yat›r›m yap›lm›yor. Bu da belgesel sinema gibi alanlarda üretim için kaynak bulmay› hemen hemen olanaks›zlaflt›r›yor. Don Kiflotlar için de hayat› her gün biraz daha güçlefltiriyor. Yine de Don Kiflot, Don Kiflot'tur. Her zaman da olacak. Belgesel sinema da hep yap›lacak. ‹steyen herkes, meydanda sadece sabun köpü¤ü dizilerin, sabun köpü¤ü haber bültenlerinin, magazinlerin ya da belgesel ad› alt›nda örtülü propaganda yapan tercüme belgesel kanallar›n›n olmad›¤›n› görecek.” Çal›flmalar›nda kolayl›k dileyerek ayr›ld›k yanlar›ndan. Konuya ilgi duyanlar için, BSB kurslar da düzenliyor. ‹lgilenenler için:

info@bsb-adf.org www.bsb-adf.org Tel:0 (212) 245 90 96


hasta la siempre! ünya’da merak etti¤im ülkelerin bafl›nda hep Küba gelmifltir. Çok fley duymufltum bu gizemli, güzel ülke için. Ailemle birlikte Küba’y› görme f›rsat›m›z do¤unca, tereddütsüz bu f›rsat› de¤erlendirmeye karar verdik. Aç›kça söylemek gerekirse, giderken çeflitli kuflkular›m, duyduklar›mdan kaynaklanan önyarg›lar ve güvensizliklerim vard›. Ailemle birlikte, hem Küba’y› gezip görmek hem oradaki bu gizemli insanlar›n yaflamlar›n› araflt›rmak istiyordum. Orada, insanlar›n yaflam› bir su gibi berrak ve temiz olmal›. Ölümüne kazan›lan bu ülkeye gitme düflüncesi bile tek bafl›na bizi heyecanland›rmaya yetiyordu. Giderken bu duygular içerisindeydim. Kald›¤›m›z tatil yöresi olan Varadero bölgesinde çal›flan animatörlerle yapt›¤›m›z sohbetlerde bu insanlar›n sosyalizme bak›fllar›n› da yakalamaya çal›flt›¤›m›z› söylemeliyim. Küba’ya giderken tereddütlü oldu¤umu söylemifltim. Çünkü, bize kimseyle konuflamayaca¤›m›z, hiç bir yeri gezemeyece¤imiz türünden fleyler söylenmiflti. Orada bulundu¤um sürece, insanlarla her türlü sohbetin f›rsat›n› bulduk. Örne¤in; bir sohbet s›ras›nda genç bir animatöre, Castro'nun da baz› konularda hatal› olabilece¤ini söylemifltim. Bu sorumla birlikte, atmosferin de¤iflti¤ini, genç animatörün sertleflti¤ini ve hemen ard›ndan ülkesini ve Castro’yu savunan bir pozisyon ald›¤›n› gördüm. Asl›nda genç animatörün bu tavr› beni sevindirmiflti. O anda; O’nun gözlerinde, y›llard›r yaflanan ambargonun yaratt›¤› ac›ya ra¤men sosyalizme ve Castro'ya ba¤l›l›¤› gördüm, bunu hissettim diyebilirim. 2003 y›l›nda yapt›¤›m bu birinci gezi s›ras›nda iste¤im as›l olarak sosyalizmin son kalesi olan Küba’y› görmek fleklindeydi. Orada kald›¤›m sürede Kübal›lar bendeki bu duyguyu yakalamakta gecikmediler ve aç›kça flunu söylediler: “Siz Castro ölmeden önce sosyalizmi görmeye geldiniz ama flunu bilin ki Castro ölse de sosyalizm yaflayacakt›r.”

sibel dönmez

gezi

D

Küba halk›, tar›m a¤›rl›kl› bir yaflam› benimsemifl. ‹nsanlar›n do¤aya ve hayata bu kadar severek bakmalar›na imrendi¤imizi söylemek zorunday›m. Bir kere, hiç iflsiz insan bulamazs›n›z. Hele, sokakta bofl gezen veya dilencilik yapana rastlaman›z imkâns›zd›r. Herkesin bir u¤rafl› var, herkes bir fley yap›yor. Küba'da, Trinitat flehrine gittik. Buras›, dünya'n›n say›l› yerleflim alanlar›ndan birisi. Evlerin biçimi ve flehrin tarihi dokusu oldu¤u gibi korunmufl. Ayn› zamanda Birleflmifl Milletler taraf›ndan koruma alt›na al›nan flehirlerden biri. Yine, Trinitat bölgesinde dünyaca ünlü muson ya¤mur ormanlar› var. Ormanlar›n ünü, içinde her türden a¤aç örnekleri bulunmas›nda yat›yor. Her türlü ilaç için gerekli bitkisel kaynakl› madde bu botanik alanda bulunabiliyor. Buray› gördü¤ümüzde, adeta büyülendi¤imizi ifade etmeliyim. ‹çinde, yapay yüzme gölü ve uzun yürüme alanlar› var. Bu botanik alan dünyan›n baflka bir yerinde olsa çoktan tahrip edilmifl olurdu ama Küba’da, buran›n korunmas› için özel çal›flmalar yap›l›yor.

Trinitat’a nas›l gitti¤imizi de anlatmal›y›m. Trinitat'a gitmek için rezervasyon yapt›r›rken bu güzel flehre helikopterle gidece¤imiz söylendi¤inde çok heyecanland›¤›m›z› hat›rl›yorum. Çünkü, bildi¤imiz helikopterlerin ve helikopter yolculu¤unun gösteriflli olmas› bizi heyecanland›rm›flt›. Havaalan›na geldi¤imizde bir flokla karfl›laflt›k. 1970 model Sovyet yap›m› bir helikopter! Bindi¤imizde arac›n konfor gibi bir derdi olmad›¤›n› da gördük! Havaland›¤›m›zda araçtan korkunç sesler ç›kmaya bafllad›, Biz de do¤al olarak korktuk ve dönerken bu arac› kullanmamaya karar verdik. Pilotlar korkmamam›z›, ellerindeki olanaklarla her uçufltan sonra helikopteri bak›ma ald›klar›n› anlatt›lar. Her geçen gün küçük flaflk›nl›klarla bu insanlara hayran olmaya bafllam›flt›k. Bir de yine eski Sovyet yap›m› savafl kamyonlar›n›, tüm olanaks›zl›klara ra¤men turistlerin hizmetine sunmufllar. Yine Pinar Del Rio flehrine gitmek için havaalan›na gitti¤imizde benzer bir hayal k›r›kl›¤› yaflam›flt›k. Binece¤imiz uçak Sovyet yap›m› ve çok eski bir uçakt› ama tek kelimeyle kutlamak gerekir ki amborgaya ra¤men

13


elindekiyle yetinmesini bilen ve onu sonuna kadar kullanma arzusunu kaybetmeyen bir halkla karfl›laflmak insan› çok etkiliyor. Pinar Del Rio tam bir çiftçi flehri, her fley tar›ma endeksli. Neredeyse, Küba'da yetiflen tüm sebze ve meyve bu flehirde yetifliyor demek do¤ru olacakt›r. Burada rom, tütün fabrikalar›, çiftçilerin yetifltirdi¤i meyve ve sebze bahçeleri var. Bu güzel flehirde bir aileyi ziyaret ettik. Ev sade döflenmifl, küçük odalar ve bir mutfaktan ibaretti. Küçük bir bahçe, tavuk, koyun, domuz bulunan bir avlu da var. Buradaki koyun ve domuzun bölge kooperatifine ait oldu¤unu ö¤rendik. Özel mülkiyet edinmekten çok, devletin oluflturdu¤u ortak yaflam› kabul eden bir aileydi ziyaret etti¤imiz. Hayatlar›ndan memnun görünüyorlard›. Beni en çok etkileyen olaylardan biri, k›z›m›n hastal›¤› ile ilgili olan›d›r. Gezide, bizimle birlikte bulunan küçük k›z›m›n solunum yollar›yla ilgili bir hastal›¤› var. Zaman zaman bu hastal›k nükseder. Küba'da bulundu¤umuz s›rada, k›z›m›n krizi tuttu, onu hemen hastaneye götürmemizi istediler. Hastaneye k›z›mla birlikte eflim de gitti. Eflimin gidip geri dönmesi yaln›zca otuz dakika sürdü. Burada ilk ö¤rendi¤imiz ülkede çocuklar›n her türlü tedavisinin ücretsiz oldu¤uydu. Eflim, hastanede hiç s›ra olmad›¤›n› ve doktorun hemen duruma müdahale etti¤ini söyledi. Küba'da çocuk ölümlerinin dünyayla k›yasland›¤›nda s›f›r oldu¤unu ö¤renme gururunu bu örnekle yaflam›fl oldum. Küba’da en çok önem verilen fleylerin bafl›nda e¤itim geliyor. Okumak isteyen herkes okuyabilir. Karfl›laflt›¤›m›z birçok kifli iki üniversite bitirmiflti. Ülkede okuma oran›n›n yüzde 98'lere ulaflt›¤›n› görünce ister istemez bir flaflk›nl›k yafl›yor insan. Ulafl›m… ‹nsanlar›n tafl›nmas› için toplu tafl›ma araçlar› kullan›l›yor. Onun yetmedi¤i yerlerde devletin oluflturdu¤u birimler, özel arabalar› bu ifl için devreye sokuyor.

14

Görevliler özel arabalar› durdurarak yolda kalan insanlar› bindiriyor. Bugüne kadar bunu hiçbir ülkede görmedi¤imi itiraf etmeliyim, Küba'da yolcular bofl giden arabalara binerek ulafl›m ihtiyaçlar›n› çözüyor. Ve yine ihtiyaç durumunda tüm özel araçlar kamu hizmetine sunuluyor. Ev kiralar›, insanlar›n alm›fl oldu¤u ayl›¤›n ancak yüzde 10'una karfl›l›k geliyor. Örne¤in, 50 dolar kazanan bir iflçi, kira için yaln›zca 5 dolar ödüyor. Evin toplam bedeli kadar kira ödeyen kifli sonunda oturmufl oldu¤u eve sahip olabiliyor. Yine; pirinç fasulye, fleker, sigara, m›s›r unu vb. gibi temel ihtiyaçlar›n bir k›sm›n› devlet, di¤er k›sm›n› da bireyler karfl›l›yor. Sosyalizm tüm çocuklara anaokulu ve e¤er anne çal›fl›yorsa krefle gitme olana¤› sunuyor. Bizim için en flafl›rt›c› olan› da Havana'da ziyaret etti¤imiz bir puro fabrikas›nda yaflad›¤›m›z örnekti. Her sabah bir iflçi ç›k›p günlük gazeteleri okuyup yorum yap›yor. Bu flekilde tüm iflyerlerinde benzer etkinliklerin yap›ld›¤›n›, bunun amac›n›n da insanlar›n Küba ve dünyadaki geliflmeleri takip etme ihtiyac›n›n giderilmesi oldu¤unu ö¤reniyoruz. ‹kinci Küba ziyaretimizde kendimizi ilkine göre daha güvenli, soran, sorgulayan bir yap› içerisinde bulduk. Çünkü ilk gidiflimizde korkular›m›z vard› ama orada kald›¤›m›z sürede söylenenlerin do¤ru olmad›¤›n› herkesle konuflabildi¤imizi, her yere gidebildi¤imizi gördük. Söylenenin aksine Küba’n›n kapal› bir ülke olmad›¤›n› anlad›k. Elbette Küba'da her fley dört dörtlük de¤il. Sigara, puro, rom gibi ürünlerde karaborsa piyasas› oluflmufl. Havana'da bu tür fleyleri daha ucuza bulabiliyorsunuz. Devletin sunmufl oldu¤u olanaklar› yetersiz bulduklar›n› aç›kça olmasa da ifade edenlere rastlad›¤›n›z oluyor. Gençler baflka ülkelere gezme amac›yla gitmek istiyor

ama maddi olanaks›zl›klar nedeniyle bu isteklerini yerine getiremiyorlar. Bürokraside yer yer a¤›rlaflma hissediliyor. Bunlar, Küba’n›n kabul edilebilir sorunlar›d›r. Küba’da eksiklikler var diyerek Küba’ya karfl› olmak ad›na pek çok fley yaz›labilir ama bu söyleyeceklerimiz flu gerçekleri de de¤ifltiremez: Kübal›lar, bugün dünyada birçok ülkeye göre sa¤l›k, e¤itim, iflsizlik gibi konularda çok ileridedir. ABD ve Avrupa ise bu sayd›¤›m›z konularda Küba'n›n çok gerisinde. Yine, çok tart›fl›lan yabanc› sermaye konusunda da flunlar› söylemek istiyorum: 1990 sonras›nda, Sovyetler Birli¤i ile kesilen iliflkilerle birlikte, Küba'da Turizm sektörü öne ç›km›fl. Küba, devleti bu sektörde yat›r›m yapmak isteyen Avrupal› ve Latin Amerikal› flirketlerle özel anlaflmalar yap›yor. Mülkiyetin tamam› Küba'ya ait iflletmelerin yüzde 49'u gelen flirkete devrediliyor. Küba yönetim anlam›na da gelen yüzde 51'i elinde tutuyor ve ard›ndan 5 y›ll›k çal›flma flartlar› imzalan›yor. Bu 5 y›ll›k süre içerisinde anlaflmaya uymayan flirket Küba'dan koflulsuz ve hiçbir geri ödeme yap›lmaks›z›n gönderiliyor. Küba halk› do¤aya zarar vermiyor. Do¤an›n bütün her fleyiyle korundu¤u bir ülkenin insan›n›n ne kadar huzurlu oldu¤unu düflünün. Dünya'n›n tüm ülkeleri taraf›ndan kuflat›lm›fl ama buna ra¤men elinde olanla yetinen, yaflayan bir Küba’y› anlat›yorum. Kübal›lar yar›n ne olacaklar›na iliflkin korkularla, flüphelerle yaflam›yor. Bu ülke yoktan var etmesini ö¤retiyorsa ve “Castro ölse dahi var gücümüzle yaratt›¤›m›z de¤erleri yaflataca¤›z” diyorsa daha baflka ne diyebiliriz ki? Küba'ya giden insanlar›n Küba'y› hangi gözle gördü¤ü önemlidir. Küba'da insan yaflam› her fleyin üzerinde tutuluyor. ‹nsana verilen de¤er de budur.❏


kalbi elinde,

“Sevdim solu¤unu rüzgâr k›lan insanlar› Bir çocuk ölümleri a¤latt› beni Bir de türkülerde kalabal›k ihanetler Gülüp geçtim yalan iktidarlar›n görkemine Aflk ad›na sesimi sürdüm namlulara” Adnan Yücel, kalbi elinde kocaman bir deniz. Güneflin kap›lar›n› aralamak için, yürek ça¤r›s›d›r Adnan Yücel’in fliiri. Boflalan saflar› doldurmak ve bir ad›m daha öne ç›kmam›z› isteyen yeralt› nehridir. Zulmü, canevinden vuracak sözcükler arad› ömrü boyunca. Özgür, onurlu, yar›n› kuracak sözcükler. Tarihin tan›kl›¤›n› yapmak için, sularla konufltu; badem çiçekleriyle... Dile geldi fliir, M›sri K›z oldu. Dersim Da¤lar›, Gel ki fiafaklar Tutuflsun… ezgiye dönüfltü. Tepeden t›rna¤a Anadolu’dur, Adnan Yücel. Pir Sultan, direncin; Karacao¤lan, sevdan›n ›fl›¤›d›r dizelerinde. Ferman dinlemeyen Dadalo¤lu ve bayrak bayrak komünarlar. Gülüflünü yere asla düflürmeyen Adnan Yücel, bir analar›n önünde e¤di bafl›n›, bir de gecenin evinde yang›n ç›karan kutup y›ld›zlar›n›n önünde. “Suya kar›flan kars›n›z Bire binlik bahars›n›z Her çilede siz vars›n›z Analar Analar bizim analar” fiiirinde, atefli yüre¤iyle körükleyen, kavgalar›n çelik direnci vard›r.

mehmet özer

y›ldönümü

kocaman bir denizdir;

Umutsuzlu¤un zerresi yoktur. Uyuyanlar› uyand›ran bilinç örgütleyicisi ve mufltucusudur. Soka¤a hayk›ran fliir, içimizdeki inanc› besleyen yeralt› nehridir. Beyaz sessizlik kap›s›n› çald›¤›nda umudunu yitirmedi. Sokakta, zindanda, da¤da süren savafl bilincinde tüm görkemiyle devam ediyordu.

“... Bir grevin üstüne ya¤mur ya¤›yor. ‹nce ince Tek tek çiseleyerek Her damla bir grev gözcüsü Her gök gürültüsü bir slogan Aç›l›yor birdenbire pankartlar Bu gökyüzünde grev var...”

Ac› haberler ulaflt›¤›nda bafl› önüne düfler, bir da¤›n sessizli¤ine bürünürdü bedeni. Ard›ndan gök gürlemesi. “... Topra¤›n ilk sanc›s›ndan beri kaç ihanet gördü k›r çiçekleri Kaç güzelli¤i kurban verdi 盤lara Ne y›llar tükendi, ne baharlar Bitmedi daha sürüyor o kavga Ve sürecek Yeryüzü aflk›n yüzü oluncaya dek ...” Zaferleri, Diyozinos flenli¤ine çevirirdi fliir nehrini. Sarhofl olurdu. Adnan Yücel, tan›¤›d›r zindanlar›n, ölüm oruçlar›n›n ve gö¤üs gö¤üse çarp›flmalar›n. Onu en iyi siz anlars›n›z ve dövüflenler... korkunun gölgesinde yaflayanlar, geçemezler fliirlerinin yan›ndan. Sizin yüre¤inize yuva kurar, sizin gözlerinizde bu¤ulan›r Adnan Yücel. En çok sizi sordu, hücre hücre direnen ölüm orucu savaflç›lar›. Da¤›n diliyle konufltu sizinle, analar›n öfkesi çocuklar›n umuduyla. Size inand›, aflk›n en güzelini siz de yaflad› ölümsüzleflenler. Dayananlar, direnenler sizin sesiniz solu¤unuz olabilmek için k›rk dokuz y›l s›ra neferi olarak yaflad› Adnan Yücel. Yar›n›m›z› kopar›p almak için, bizi kavgaya ça¤›ran Adnan Yücel yafl›yor hala...

15


sevdaya söylenen Birinci foto¤raf Eylül Karanl›klar› ay ayd›nl›k de¤ildi gece Uzun ve so¤uktu Y›ld›zlar da yoktu Gün ortas›nda gece, tutmufl köfle bafllar›n› kavflaklara as›lm›fl suretimiz ajans haberlerinde ad›m›z› okuyorlar Vur emriyle aran›yoruz Tank paletleriyle eziliyor alanlar siren ve posta sesleriyle, hayat iflgal alt›nda Yüzümüze kapan›yor dost bildi¤imiz kap›lar fiark›lar susmufl, yoldafllar adressiz So¤uk mermerler, mezarl›klar s›¤›na¤›m›z. Ard›m›zdaki ayak seslerinin, gö¤sümüze yapt›¤› bas›nç yavafllayan araban›n ço¤altt›¤› acaba sorular› Sokak lambalar›n›n büyüttü¤ü gölgeler arka bahçeye gömülen öykümüz Eylül s›caklar›nda harlanan sorular tekmeyle aç›lan kap›lar, uykuyu bölen namlular›n ard›nda b›rakt›¤› kanl› gömlekler havada kadavra kokusu, ço¤alan musalla tafllar› ... Pusu da¤›tacak bir ses Hangi da¤dan gelir? Hangi kayal›ktan Dövüflenleri kim anlatacak? ... ‹kinci foto¤raf Ayna Birinci Yüzü: Kir ve pas Teslimiyet Yüz çevirmiflti eski “Kahramanlar” Ellerimiz sallan›yordu bofllukta “telgraf›n tellerine kufllar konmuyordu kufllar da göçmüfltü, tellere insanlar› ba¤l›yorlard› çeli¤in ete zulmüne inanç silahlar›yla karfl› koyamayanlar diz çöküyordu ac›n›n önünde, büyüyordu korkunun tanr›lar› teslim ol ça¤r›s›na boyun e¤enler k›flla kap›lar›nda kuyrukta bekliyordu. ihanet bayraklar› dalgaland›r›l›yordu gazete sütunlar›nda zulmü alk›fllayan kalemler vard›, aflk›m›za zehirle sular ak›tan

16

mehmet özer

fliir


Alkole bulanm›fl kald›r›mlar, kahvelerde, kadehlerde tüketiliyor yaflam. Bardakta bo¤uluyor fliir, Kendilerini aklayan, yenilginin ideolojisini yaz›yordu flairler. ‹kinci Yüzü: Gecede kutup y›ld›zlar› var. Direnifl

Yeralt›nda yürüyenler yerüstünde savafl›yor ‹rade ve inançtan barikatlar kuruluyor Ölülerimiz uyar›yor, direnenlerimiz yol gösteriyordu aç çocuklar büyüyordu varofllarda, intikam yeminiyle. Sehpalara yürüyenler vard›, genç bedenleriyle y›ld›zlara uzanan Dudaklar›nda Kerbela susuzlu¤u, tenlerde yang›n Y›ld›r›mlar ya¤d›r›yordu elektrik Çözemiyordu zafere kenetlenmifl yürekleri Ölüm açl›klar›yla besleniyor hayat A¤›r demir kap›lar›n, kal›n beton duvarlar›n ard›nda Ve gürül gürül ak›yordu yaflam, yo¤urt kaplar›nda büyüyen fesle¤en kokular›nda Üçüncü Foto¤raf: Kutup Y›ld›zlar› öksüz de¤ildi Toroslar’a çarparak ço¤al›yordu flark›lar. kekeme olmufltu sözcükler, içine paslanm›fl kilit tutsak edilmiflti fliir. Kilidi kim k›racak? Aflk ile sevilmeliydi kavga. Tenden geçerek de¤il Yaflamdan geçerek sevilmeliydi. fiiir sözcüklerden kalbe süzülen direnç, öfkemizin yumruklaflt›¤› bilinç olmal›yd› Meydanlardaki tufan için kuytuluklarda rüzgâr› örgütlemeliydi Bafl›m›z› yere de¤il, yüzümüzü gökyüzüne çevirmeliydi Da¤›n saklad›¤› su Sab›r ve inançtan süzülmüfltü Ç›kt›¤› serüven uçurumunda olsa, biliyordu “ötesi nar bahçesidir” hayat yan›tlad›, do¤rulad› ac›lar sarsa da yüre¤ini, ayaklar›na dolanmad› an›lar, Ço¤ald›kça vadesiz ölümler, yass›z sabahlar için yaz›lmal›yd› fliir, yaflam› ve ölümü destan destan yürüyenler için yaz›lmal›yd› Ölmeyen bir köz vard› yüre¤inde, gelenek damar›ndan Kutup y›ld›zlar›na çevirerek yüzünü dövüflenleri anlatt› Sevdaya söylenen söz Pusu, sisi da¤›tan flark› Tutsa¤a uzanan el Hayat›n atar damarlar›nda bir bildiriydi Adnan YÜCEL

17


cehennemde üç gün dil Yap›m, 28-29 Haziran tarihlerinde ‹stanbul’da gerçekleflen NATO zirvesine iliflkin, belgesel bir filmin haz›rl›klar›na bafllad›. Yönetmenli¤ini Hakan Alak’›n üstlendi¤i belgesel, zirvenin önceki günü gerçekleflen mitingle birlikte yaflanan üç güne odaklan›yor. “27, 28 ve 29 Haziran tarihlerinde, Ortado¤u’nun tamam›n› ilgilendiren geliflmeler yafland›. Biz, bu geliflmelerin en s›cak üç gününe odakland›k. Anlataca¤›m›z hikâye aç›s›ndan, bu üç gün, bir bütünü teflkil ediyordu.” diyor, Hakan Alak projeyi anlat›rken. Üç bölümden oluflan, “Cehennemde Üç Gün” ; içinde, kurmaca mizansenlere de yer veriyor. Bu yan›yla da bir belgesel olmaktan ziyade, dokümanter drama niteli¤i tafl›yor. Drama bölümlerinin senaryo yaz›m› ise flu s›ralar sonlanmak üzere. Bu bölümün çekimlerinin A¤ustos ay›nda gerçekleflece¤i bilgisini al›yoruz yap›mc›lardan. Filmin ad›n›n esinlendi¤i noktay› ise flöyle özetliyorlar: “NATO zirvesinin yap›laca¤› günlerde, ‹stanbul’da yaflanacaklar›n görüntüye aktar›lmas› ve üzerine e¤ilinmesi gereken fleyler oldu¤unu düflünmüfltük. Bu bafl›ndan kendini belli eden ve kimsenin kay›ts›z kalamayaca¤› bir dönem olacakt›. ‹ktidar kendi aç›s›ndan bu zirvenin “huzur” içinde tamamlanmas› için önlemlerini al›rken. Türkiyeli devrimci, demokrat kesimler de zirveye kay›ts›z kalmayacaklar›n› çeflitli biçimlerde ifade ettiler. Özellikle al›nan önlemler ve buna karfl› geliflen tepkiler dikkate al›nd›¤›nda, bir hikâye yaratmak ve düflündüklerimizi iletmek için kendili¤inden ideal bir zemin oluflmufltu. Bize düflen, sadece kaydetmek oldu. Bu üç gün boyunca, nerede eylem, bir hareketlilik varsa orada olduk ve her fleyi kaydettik. Dramatik çat›y› olufltururken düflündü¤ümüz üç gün kay›t alt›na al›nm›flt›. Bu aflamadan sonras› ise kurmacaya ve arflive dayal› bir haz›rl›¤› içeriyordu. Zirve bitti ama bizim haz›rl›klar›m›z ve çekim-

18

lerimiz bitmedi. fiimdi üzerine e¤ildi¤imiz nokta, yaflananlar ve etkileri üzerinden flekilleniyor.” Filme ad›n› veren cehennem tasviri ise daha projenin bafl›nda flekillenen bir figürmüfl. Dante’nin ‹lahi Komedya’s›ndaki Cehennem-Araf ve Cennet kitaplar›ndan yararlanarak filme bu isim uygun görülmüfl. Filmi flekillendirirken ise a¤›rl›kl› olarak Cehennem örne¤i üzerinde duruluyor. “Biz üç kitab› da incelemifltik buradan ç›kard›¤›m›z notlar, esin kaynaklar›m›z› oluflturmam›zda yard›mc› oldu. Özellikle, kurmaca bölümlerimizi olufltururken kulland›¤›m›z imgeler Dante’nin cehennem tasvirlerinden esinlenerek flekilleniyor. Bizim de anlat›m›m›zda dinsel göndermeler var. Fakat Dante’de oldu¤u gibi biz de Cehennem tasvirine dünyevi bir bak›fl sunuyoruz. Ancak, Dante’nin hareket noktas› olan h›ristiyan kültürüne ait betimlemeleri de ay›klayarak daha ortak noktalar üzerinden hareket ediyoruz. Sonuçta, Amerikan tipi korku filmi çekmeyece¤iz.” Dante’nin komedyas›nda; üç, hem dinsel hem de edebi olarak önemli bir sembol. Filme ad›n› veren üç gün de bu aç›dan benzeflebiliyor. “Evet. Biz de hikâyemizi üç güne ve üç ayr› bölüme odaklad›k. Anlataca¤›m›z üç ayr› bölüm var. Ancak, üçü de iç içe geçmifl ve birbirini bütünleyen bir dile sahip. Bizi çeken bir baflka fley; Komedya’da, Dante’nin cehennemi bafllatt›¤› yer. Kudüs’ün alt›ndan cehennneme girifl yapar Dante. Bugünün Ortado¤u’sunu ve Filistinliler’in yaflad›¤› zulmü anlatmak için güzel

nesrin taflç›

tan›t›m

bir referans oldu¤unu düflünüyoruz.” Belgesel, çeflitli kesimlerin görüfllerine de yer veriyor. Özellikle NATO karfl›t› kesimlerin, dile gelmeyen ayr›nt›l› düflüncelerinin hikâyeyi yürütürken önemli bir rolü olaca¤›n›n da alt›n› çiziyor yap›mc›lar. Ancak, burada da çok tarafs›z bir dil kullanmayaca¤›z. Tüm görüfllere yer verirken de elefltirel bir tutum izleyece¤imizi belirtelim.” Kurmaca bölümlerde hangi oyuncular›n rol alaca¤›n› sordu¤umuzda, tiyatro sanatç›lar› olacaklar›n› ö¤reniyoruz ama yap›mc›lar filmin ana eksenini bu oyuncular›n oluflturmad›¤›n› da belirtiyor . “Sonuçta, baflrolü ABD ve Ortado¤u’da savaflanlar al›yor. Bir filmde bundan daha büyük star bulunabilir mi?” ‹dil Yap›m, Cehennemde Üç Gün’ün, eylül ay›na yetiflmesi için flu s›ralar yo¤un bir çal›flman›n içinde. “A¤ustos ortalar›nda çekimlerimiz sonlanacak ama bu s›rada bir yandan filmin montaj çal›flmalar›na da bafllanm›fl olacak. Çekimlerin bitti¤i tarihle montaj aras›ndaki süreyi çok k›sa tutmak istiyoruz. Filmimizi en genifl izleyici kesimiyle paylaflt›rabilmemiz için, eylül ay›n›n ideal bir tarih oldu¤unu düflünüyoruz. En az›ndan bizim heyeca


barbarlar›n istilas› anadal› Yönetmen Denis Arycand, y›llar önce çekti¤i “Amerikan ‹mparatorlu¤u’nun Çöküflü” filminin ard›ndan, geçti¤imiz y›l, ayn› karakterlerin y›llar sonra geçmiflini sorgulad›¤› etkileyici bir filme imza atm›flt›. Yaz›m›z›n bafll›¤› iflte bu filmin izini sürmesinden ileri geliyor. Haziran ay›nda bafllayan ve Temmuz’un ilk günlerinde sona eren Avrupa Futbol fiampiyonas›’n› izlerken iflte bu film, ad› ve anlatt›klar›yla akl›m›za düfltü. Turnuvan›n bafl›nda, herkesin al›flt›¤› üzere sürpriz bir sonuç gerçekleflmifl; futbol otoritelerinin, turnuvan›n üç zay›f tak›m›ndan biri olarak gösterilen Yunanistan, ev sahibi Portekiz’i yenmiflti. Her turnuvada, sürpriz olarak nitelense de aç›l›fl maçlar›n›n sürpriz addedilen sonuçlar› futbolla ilgili izleyiciler için art›k al›fl›lagelmifl bir durum olmaya bafllam›flt›. Geçmiflte, Kamerun’un Arjantin galibiyeti ve son Dünya Kupas›’nda Senegal’in Fransa’y› yenmesi akla ilk gelen örnekler olmakla birlikte, flimdi bunlara eklenen koca bir turnuva var. Aç›l›fl maç›nda yaflanan, kimilerince hofl bir sürpriz olarak nitelenen bu durum, aç›l›fl maç›yla kalmad› ve turnuvan›n ruhuna sirayet etti. Turnuva, bafllad›¤› gibi kapand›: Yunanistan-Portekiz maç› ve yine Yunanistan’›n galibiyeti. Fakat bu kez, Yunan tak›m› sahay› bir kupayla terk ediyordu. Bu öyle bir fleydi ki ’92 y›l›ndaki turnuvada Danimarka’n›n yaratt›¤› sürprizden de öte bir fleydi. Yunan tak›m›n›n ülkesine kupayla dönmesi, futbolda son y›llarda yaflanan barbar istilas›n›n taçlanmas› demekti. Dünyaya, Helen uygarl›¤›n› hediye etmekle övünen, medeniyetin bafllad›¤› yer olarak addedilen Yunanistan, hayat içinde bu yan›yla övünmeye devam etmekle birlikte, futbolun kendine göre biçimlenen uygarl›¤›nda, kuflkusuz barbarl›¤› temsil ediyordu geçti¤imiz aylara kadar. Barbarlar gelir, yakar, y›kar ve geldikleri gibi gider.

ismail tuzcu

futbol

K

Futbolun barbarlar›, bugüne dek Afrika’dan gelmifl, s›cak bir rüzgâr estirmifl ve yine geldikleri gibi gitmiflti. Gitmeleri de gerekiyordu. Yaratt›klar› heyecan, estirdikleri rüzgâr, turnuvalarda neredeyse kurgusal bir hal almaya bafllam›fl, arkalar›nda hüzünlü bir sempati b›rakarak ülkelerinin yolunu tutmufllard›. Olmas› gere-

ken buydu. O kupan›n olmazsa olmaz sahipleri vard›. Üzerine oynanan, kollanan, tekellerin, büyük televizyon kurulufllar›n›n do¤al favorileri… Barbar istilalar›, eski O¤uz boylar›n›n savafl taktiklerinde oldu¤u gibi bir hilal çizerek kabul ediliyor, atlat›labilecek denli kay›plar göze al›n›yor, sonra kapitalizmin do¤al k›skac›na al›n›p bo¤ulu-

19


yordu. Ülkelerine dönen barbarlar, üzüntülerini k›sa sürede bireysel kurtulufllar›yla siliyor. Avrupa’n›n büyük bütçeli kulüplerinde top koflturmaya bafll›yorlard›. ‹flte böylesi bir düzende, Yunanistan büyük bir cüret gösterdi. Bu al›fl›lagelmifl düzeni bozmakla kalmad›, y›kt›. Bunun içindir ki seveninden çok nefret edeni olufltu. Hâlbuki turnuvan›n en sempatik tak›m› olarak evinin yolunu tutabilirdi. Bunun yolu gayet basitti. ‹lk tur maçlar›n›n ard›ndan herkes onlara sempatiyle bak›yordu. Ne de olsa önlerindeki maçta, son flampiyon Fransa, bu küçük tak›m›n burnunu sürtecek ve yoluna devam edecekti. O zaman ak›llarda kalan, grup maçlar›n›n sürpriz Yunanistan’› olacakt›. Öyle olmad›. Barbarlar, bulunduklar› yeri yeterli görmeyip, uygarl›¤›n kalbine yöneldiler. Fransa’y› da yendiler. Yüzler bembeyaz kesildi. Yenilen tek bafl›na Fransa olmad› çünkü. Fransa’yla birlikte sponsor firmalar ve UEFA da buz kesmiflti. Final maç›n›n bir aday› evine dönerken, Zidane’›n, Henry’nin, büyük bütçeli sponsorlar› da evlerinin yolunu tutmufllard›. fiimdilik ah edecek bir fley yoktu. Daha tüm favoriler gitmemiflti. Çekler, bu küçük ülkeyi, bo¤ucu ak›nlar›yla zaptetmek için gerekli güce fazlas›yla sahipti. Herkesin istedi¤i Çek-Portekiz maç› kap›dayd›. Sonuçlar› söylemeye gerek yok. Beklenen gene tersine dönmüfltü. Yunanistan final maç›na ç›karken, Avrupa’n›n dört bir yan› futbolun tad›n›n kalmad›¤›ndan dem vuruyordu. Futbolun tad› bitmiflti. Futbolun büyükleri yoksa futbol da yoktur çünkü. Bu zamana kadar belle-

20

tilen ezber bozuldu. Halbuki futbol hala güzel. Barbarlar tam da kendilerine yak›fl›r flekilde, karfl›lar›na ç›kan ülkeleri katletmekle yetinmemifl, futbolu da katlederek buraya gelmifllerdi. Oynad›klar› kat› savunma futboluyla, seyir zevkini öldürmüfller, izleyiciyi futboldan so¤utmufllard›. Seyir zevkiyle kastedilen reytingdir. O gece, ekran bafl›na toplanacak izleyici say›s›d›r. Ve futbolu yönetenler için reytingi sa¤layan belli bafll› ülkelerdir. Fransa, ‹ngiltere, Almanya’d›r. Geri kalanlar ise amiyane tabirle fasa fisodur. Futbol için en çok para harcayan, yat›r›m yapan, kafa yoran bu ülkeler, çabalar›n›n karfl›l›¤›n› kupayla taçland›rmal›d›r. Ve herkes haddini bilmelidir. Yunanistan, iflte bu kurala baflkald›rarak geldi finale kadar. Rivayet odur ki, UEFA’n›n patronlar› kilisede diz çöküp Portekiz’in galibiyeti için Allah’a yalvarm›fllard›r. Kuflkusuz; Allah, hak edenin yan›ndad›r! Esprisi bir yana böyle bir olay gerçekleflti mi bilmiyoruz ama gerçeklefltiyse de hiç flafl›rmay›z. Yunanistan’a büyüyen nefretten söz ediyorduk; Yunanistan’›n seyri zevkini yok etti¤i ile ilgili tepki nedense ayn› oyun anlay›fl›na sahip ‹ngiltere’ye karfl› dile gelmemifltir. Büyüklerin kazanmak için yapt›¤› her fleyin mubah oldu¤u bilinci böyle bir sorgulatmay› dahi gündeme getirmemifltir. Oysa Yunanistan, gücü kabilinde oynad›¤› futbolla, futbolun Zeus’unun keyfini kaç›rm›flt›r. ‹stenen fludur. Kahramanlar gibi oynay›n, dürüstçe, cesurca, Amerikan filmlerinin o meflhur repli¤inde oldu¤u gibi “erkek gibi” dövüflün ve kaybedin. Yunanistan tak›m› ise yapabildi¤ini en iyi yap-

makta diretmifltir. Futbol bir savaflsa ki birço¤u ayn› kefeye koyar, Yunanistan, savafl stratejisini ve taktiklerini kendi belirlemifltir. Kazanmak için kendi kurallar›n› koymufltur. Seyir zevki meselesine gelince, evet seyretmesi mükemmel olan maçlar de¤ildir ama bunu ilk yaflatan da Yunan tak›m› de¤ildir. Dönüp, Almanya ve ‹ngiltere’nin pratiklerine bak›lmas› hararetle tavsiye edilir. Yunanlar, kendilerini medeniyetin befli¤inde görürler, futbolda ise barbarlar›n yan›ndad›rlar. Öyledirler, çünkü her biri Avrupa’n›n orta s›ra tak›mlar›nda ad› san› bilinmez oyuncularken, yani gecekondunun sümüklü çocuklar›yken, villalar›n p›r›lt›l› çocuklar›n› tekme tokat dövmüfllerdir. Çocuklar› dövülen zengin babalar ne yapar? Solu¤u karakolda al›r. Gecekondular›n sümüklü çocuklar› futbol starlar›n› dize getirmifltir. Futbolun karakolu UEFA, flimdi kara kara düflünmektedir. Ne olacakt›r bu iflin sonu? Nereye varacakt›r? Öyle ya yaz›lmam›fl ama uyulmas› kesinlikle istenen kurallara, her isteyen karfl› m› ç›kacakt›r. Ve bedelini ödemeden, flen flakrak m› terk edecektir savafl alan›n›? fiimdiden v›z›ldamalar bafllad›. Almanya ve Fransa bafl› çekiyor. Kendilerine dönüp bakmaktansa, düzene vurmaya bafllad›lar. O düzeni onlar kurdu hâlbuki. Bütün bir y›l maç yapan futbolcular›n›n yorgunlu¤unu anlat›yorlar. Bir y›l boyunca yap›lan maç say›s›n›n korkunç boyuta ulaflmas›n›n en temel etkeni, kulüplerin para h›rs›d›r. B›kt›r›c› maç trafi¤i, seyirciyi futboldan uzaklaflt›rmakla birlikte, futbolcular›n-ki kendileri insand›r- vücutlar›n› iflas noktas›na getirmifltir. Saptama hala tazeli¤ini korur. Kapitalizmin y›k›ma götüren kar h›rs›… Bunlar bir gerçektir gerçek olmas›na da anlayamad›¤›m›z fludur. Turnuvay› kazanan Yunan futbolcular, bu turnuva için tasarlanm›fl dam›zl›klar m›d›r? Onlar da bu maç trafi¤inden gelmemifller midir? Durum fludur ki bir süre önce milli maçlar›n gereksizli¤inden ve ayak ba¤›ndan dem vuranlar flimdi baflka çözüm aray›fllar›na girmifllerdir. Ortada çizilmifl koca bir karizma var çünkü. fiimdi kendilerinin belirledi¤i ve top koflturdu¤u yeni alanlar› yaratman›n hesab› içindedirler. Ancak, görülmüfltür ki büyü bozulmufltur. Barbarlar da¤›tt›klar›yla kalmam›fllard›r. ‹stila kalc›d›r. Hem de uygarl›¤›n tam kalbinde noktalanm›flt›r istila. Futbolun do¤ulular› taraf›ndan hem de…❏


türkiye solunun hapishane tarihi

apishaneler bu ülkenin gündeminden hiç düflmedi neredeyse. Yeni Sömürge ülkelerin hemen tümünde var olan bir gerçekliktir asl›nda. Bir yandan s›n›fsal çeliflkilerin had safhada keskinleflmesinden dolay› politik mücadelenin ald›¤› boyut ve buna ba¤l› olarak devrimcilerin, sosyalistlerin, yurtseverlerin buralar› hiç bofl b›rakmamas›; öte yandan yine s›n›fsal çeliflkilerin sonunda, daha do¤rusu kapitalist sömürü düzeninin “suç” ve “suçlu” yaratan özelli¤i nedeniyle hapishanelerin amiyane tabirle “kader mahkûmlar›” ile dolu olmas›... Hapishaneleri zapturapt alt›na almak için yap›lan sald›r›lar, katliamlar, iflkenceler ve direnenler... Yaralanan, sakat kalan, ölen devrimciler... O kadar uzun ve ayr›nt›l› incelenmesi

H

gereken bir konu ki bu, öyle bir ciltlik kitapla anlat›lacak gibi de¤ildir. fiaban Öztürk’ün “Türkiye Solunun Hapishane Tarihi” kitab›n›n iddias› da her fleyin bu kitapta anlat›ld›¤› de¤ildir zaten. 1960 sonras›n›n ikinci ciltte anlat›laca¤›n› belirtiyor yazar. K i t a p , 1960’a kadar hem ülkenin sosyo-ekonomik koflullar›n› k›saca aktar›yor, hem de Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye sosyalistlerininkomünistlerinin hapishane yaflam›n›, devletin hapishaneler üzerindeki politikalar›n› ve bu politikalara karfl› Türkiye solunun ald›¤› tav›rlar› içeriyor. Bunu daha çok da, o dönem de hapishanede yatanlar›n an›lar›ndan, röportajlar›ndan yararlanarak yap›yor. Kitap, 316 sayfal›k bir belgesel niteli¤inde. Yazar; son y›llarda hapishanelerde yaflanan direniflin (F Tiplerinin, ölüm oruçlar›n›n vb.) kendisini, geçmiflte Türkiye solunun hapishanelerde nas›l bir süreç yaflad›¤›n› araflt›rmaya itti¤ini ifade ediyor. Di¤er sosyalist partiler/gruplar da var kitapta ama as›l olarak Türkiye Komünist Partisi (TKP) anlat›l›yor. TKP’ye yönelik operasyonlar ve bunun sonucunda tutuklanan, ceza alan komünistler, sosyalistler var kitapta. Dil

can y›ld›r›m

tan›t›m

ak›c›, anlafl›l›r bir Türkçe. Hapishane kurumu esas olarak kapitalizmin bir arma¤an›d›r(!) Ancak, feodalizm ça¤›nda da ad›na “zindan” denilen kapatma yerleri oldu¤unu biliyoruz. Feodalizm ça¤›nda infaz sistemi “bedene ceza” fleklinde uygulan›yordu. Kapitalizmde de “hapishane” ve “›slah etme” düflüncesi hayata geçirilmeye bafllanm›flt›r. Bu “›slah” fikrinden ve anlafl›lmas› gereken bugüne bak›ld›¤›nda çok rahat görülebilecektir. “Zindan”›n, yerini “hapishane”ye b›rakt›¤› kapitalist süreçte; burjuvazi, “bedene eza”y› kald›rmad›¤› gibi, “›slah etme”yi de baflaramam›flt›r. Aksine; hapishanelere girenlerin kifliliklerine, ruhlar›na sald›rmay› hedefleyen ince yöntemler hayata geçirmifltir. Kapitalizmin insan› kendi özüne yabanc›laflt›rmay› hedefleyen anlay›fl›; hapishaneler üzerinde de aynen uygulam›flt›r, hala da uygulanmaktad›r. Genellemeleri bir yana b›rak›p, kitaba yani ülkemize ve ülkemiz hapishanelerine bakal›m. Ta Osmanl› ‹mparatorlu¤un’dan 1960 y›l›na kadar uzun bir yolculu¤a ç›kal›m. Y›l 1870... As›l ad› “‹stanbul Muhaf›zl›¤› Dairesi” olan, halk aras›nda Bekira¤a Bölü¤ü ad›yla ünlenen Osmanl›’n›n en ünlü tevkifhanesi... Ayn› zamanda en korkulan›... 1922’ye kadar da ününü sürdürür. Padiflah Abdülaziz ve sonras›nda tahta oturan II. Abdülhamit, burada rejim aleyhtarlar›n› iflkencelerle “›slah” etmeye çal›fl›r. Y›l 1920... Meclis kurulmufl ve bir hafta sonra “H›yanet-i Vataniye” kanunu kabul edilir... Buna ba¤l› olarak da “‹stiklal Mahkemeleri” kurulur... Saltanatç›lara yani Osmanl›’ya karfl› al›nan bu kararlar, ayn› zamanda dönemin sosyalistlerine de uygulan›r. O dönemde kurulan Türk Halk ‹fltirakiyun F›rkas›” kurucular›na ‹stiklal Mahkemeleri 15’er y›l

21


ceza verir. Y›l 1925... TKP’ye yönelik ilk tutuklamalar ve ilk cezalar... Aralar›nda Hikmet K›v›lc›ml›’n›n da bulundu¤u 38 kifli tutuklan›r. Ceza verilenler, Anadolu’nun çeflitli hapishanelerine gönderilir... Gittikleri her yerde birbirleriyle yard›mlafl›r, ihtiyaçlar›n› ortak karfl›larlar. Böylesi bir hapishane yaflam›n› örgütlemek, yani komün hayat› sürdürmek, hapishanelerdeki tutuklular›n -kültürel olarak almas› gereken budur zaten- gelene¤i haline gelecektir. Y›l 1927... Vedat Nedim Tör’ün ihaneti ve TKP’ye yönelik ikinci tutuklama harekât›... ‹stanbul, ‹zmir ve Adana’da onlarca TKP’liye hapis cezalar› verilir. Y›l 1932... Çok çarp›c› bir anekdot... Tutuklanan TKP’liler, davan›n gecikmesi üzerine bunu protesto eder ve açl›k grevine bafllar. ‹stanbul Valisi, açl›k grevine kat›lanlar›n “zorla beslenmesi” talimat›n› verir. Hiç de yabanc› gelmiyor bu talimat... 2000-2004 Ölüm Orucu’na kat›lan direniflçilere zorla müdahale talimatlar› verilmesinin sonras›nda, bu talimat›n yasa ç›kar›larak yürürlü¤e konulmas›ndan hat›rlay›n›z bunu. Dr. Hikmet K›v›lc›ml› ve Naz›m Hikmet... Deyim yerindeyse o y›llarda mahpushanenin “iki daimi konu¤u”... Kitapta büyük bir bölüm bu iki komünistin hapishane yaflam›na ayr›lm›fl. Bilhassa Naz›m Hikmet’in... Y›l 1934... Yer Bursa Hapishanesi... Naz›m Hikmet’le birlikte 30 kadar sosyalist vard›r burada... ‹ki ayr› ko¤uflta kal›yorlar. E¤itim çal›flmalar› yaparlar. Komün oluflturulur, ihtiyaçlar topluca karfl›lan›r. Hemen belirtelim ki, 1943’e kadar mahpuslara sadece “tay›n” (ekmek) verilmektedir... tüm ihtiyaçlar›n› kendileri karfl›lamak zorunda olduklar› için, pek ço¤unun yak›n› da mahpuslarla birlikte adres de¤ifltirir. Ailelere ç›kar›lan zorluklara örnekler de kitapta yer almakta. Y›l 1935... 1 May›s bildirileri davas›ndan mahkûm olanlar›n Ankara Hapishanesi’nde yaflad›klar›... Y›l 1938... Tarihe, Harbiye ve Donanma Davalar› olarak geçen tutuklamalar ve yarg›lamalar... Naz›m Hikmet’e uygulanan tecrit... Donanmaya ait gemilerde tutsakl›k ve yarg›lamalar... Verilen a¤›r hapis cezalar›... Y›l 1944... Gerçeklefltirilen operasyon 65’i TKP’li, 55’i de ‹GB’li (‹lerici Gençler Birli¤i) oldu¤u iddias›yla gözal-

22

t›na al›nanlar ve tutuklananlar, hapis cezalar›... Tutuklananlar aras›nda Reflat Fuat Baraner, Zeki Bafl, Mihri Belli de vard›r. TKP tüzü¤ünün tart›flmalar›... Y›l 1951... 14 May›s 1950 seçimlerinde “Yeter art›k, söz milletindir!” diyen DP, hükümet olmufltur. Ama komünistlere, sosyalistlere yönelik sald›r›lar bitmez, artarak sürer... Tarihe “51 Tevkifat›” olarak geçen, TKP’nin faaliyetlerinin en alt düzeye inmesine yol açan bask›, terör ve tutuklamalar... Sansaryan Han, askeri tutukevi olarak kullan›l›r... Sonra da Harbiye’ye götürülürler. ‹flkence için tekrar flubeye götürülmeye karfl› bafllat›lan açl›k grevi direnifli... Baflar›... Hem hapishane müdürü binbafl› görevden al›n›r hem de mahkemeler bafllat›l›r. 1951’in bir de meflhur piflmanlar› ve ihanetçileri vard›r. Y›l 1957... Bu kez sald›r› 1954’te kurulan Vatan Partisi’ne yöneliktir. Dr. Hikmet K›v›lc›ml› da dahil pek çok tutuklunun yarg›lanmalar› 1960’a kadar sürer. Onlar› da Harbiye’deki askeri hapishaneye koyarlar. Kitapta, 6 ve 7 Eylül 1955’te gerçeklefltirilen kontrgerilla eylemleri ve benzerlerine de yer veriliyor. Çünkü bu tür faaliyetler ayn› zamanda solcular›n-komünistlerin üzerine y›k›lmak istenmektedir. Bu amaçla ellerindeki listelerle tutuklamalar yaparlar. Öyle ki devletin elindeki listelerde, o s›rada hayatta olmayanlar, asker olanlar da

vard›r ama ne gam... Yasan›n dikkat çekti¤i ve örnekledikleri aras›nda mahkum yak›nlar›na “Ben komünistleri Kore’de gördüm. Onlara insan muamelesi yap›lamaz. Hele bir savafl ç›ks›n, hepinizi k›t›r k›t›r kesece¤iz.” (sf.309) diyebilen, Kore’den gelen anti-komünist subay ve erlerin hapishanelerde de görevlendirdi¤idir. Yine yasa, Nazi Almanya’s›ndan tabutluklar›n al›nd›¤›n›, ABD’den ise iflbirlikçilefltirme, direnifllere karfl› ç›kanlar› destekleme ve hücre hapishanelerin al›nd›¤›n›n alt›n› çiziyor. 18 A¤ustos 1959’da komünist tutuklular›n birer ikifler kiflilik hücrelere konuldu¤u Buca’n›n “Sin-sin” hapishanesinden esinlenerek yap›ld›¤›n› da belirtiyor. Yasaklar... Müzik aletlerinin yasak olmas› ve cezalar... Hangisini saymal›? Duruflmalara gidip gelirken söyledikleri marfllar nedeniyle verilen hapis cezalar›n› m›? Mektubunda “Merhaba arkadafllar” diye bafllad›¤› için iade edilen mektuplar› m› (“merhaba”da mesaj olabilirmifl) veya benzerini mi yoksa? “Kafalar›n›z daha da keskinleflmesin diye ald›n›z bu kitaplar›...” diyen Savc›’y› m›? (Daha sonra CHP milletvekilli¤iyle ödüllendiriliyor.) Bunlardan m› söz etsek? fiaban Öztürk’ün yazd›¤› Yar Yay›nlar›’nca bas›m› yap›lan “Türkiye Solunun Hapishane Tarihi”, okunmaya de¤er bir kitap.❏


ibrahim köro¤lu

güncel

kufllar da gitti elmifl geçmifl en büyük sinema oyuncular›ndan Marlon Brando yaflam›n› yitirdi. Bana da tan›mayanlara onu tan›tacak ama kendisine de ancak “elveda” anlam›na gelecek bir yaz› yazmak düfltü. Yaflad›¤› 80 y›lda sinema tarihine mal olmufl onlarca filmde rol alan, h›rç›n, asi, devrimci Brando art›k yok. Oturup magazin bas›n›n› kar›flt›r›yorum, karfl›ma hep ayn› fleyler ç›k›yor. Brando’nun sahip oldu¤u adalar, intihar eden çocuklar›, afl›r› kilolar… Hay›r bunlar› yazmamal›y›m. Sinema tekni¤ini yazmal› onun, devrimci duruflunu yazmal›. Sinemada kendinden sonra gelen oyuncular› belki de en çok etkileyen oyuncu oldu¤unu yazmal›. Hani flimdinin gözde oyuncular›, be¤enerek izledi¤imiz Al Pacino, Robert De Niro, Johnny Depp gibi oyuncular› nas›l etkiledi¤ini. Bir de ad›yla birlikte an›lan “metod oyunculu¤u” var ki bizi Brando’nun baflar›s›n›n s›rlar›na götürür. Brando, 1924 y›l›nda dünyaya geldi. Annesi, Henry Fonda’y› keflfetmesiyle ünlü bir oyuncudur. Mutsuz bir aile ortam›nda büyüdü ve bu yüzden gençlik y›llar› isyan doluydu. Okul koridorlar›nda motosikletle gezdi, liseden kovuldu. Askeri okula kaydedildi; disiplinsizlik ve asilik nedeniyle, oradan da kovuldu. Oyuncu olmak isteyen k›z kardefli Jocelyn’in yaflad›¤›

G

New York’a gitti. 19 yafl›ndayd› ve dönemin en meflhur oyunculuk hocas› Stella Adler’in s›n›f›na kaydoldu. Do¤al bir yetenekti. Dönem, Stanislavski’nin “metod oyunculu¤u”nun New York oyunculuk ekolünde revaçta oldu¤u dönemdi. Stella Adler, onun büyük baflar›ya ulaflaca¤›n› ancak, oyunculara özgü o sonsuz h›rsa sahip olmad›¤›n›, kendi yetene¤ine karfl› ilgisizli¤ini ilk gözlemleyenlerdendi. Profesyonelli¤e ilk ad›m›,1944’te “Remember Mama/Anneyi Hat›rla” adl› Broadway yap›m›ndaki rolüyle att›. Onu bir gecede “efsane” mertebesine yükselten ise Tennessee Williams’›n “‹htiras Tramvay›” oyununun, 1947 Broadway yap›m›ndaki Stanley Kowalski rolü oldu. Onun bu kaba, kurnaz ve cahil halk adam› portresine verdi¤i ham, ifllenmemifl, do¤açlama yön, canl› performanslar› izleyebilmifl olan bir avuç flansl›n›n o günü hâlâ bir devrim olarak hat›rlamas›n›n sebebidir. Brando, iki y›l kapal› gifle oynayan ve herkesin akl›na kaz›nan bu ola¤anüstü performanstan sonra bir daha hiç tiyatroda oynamad›. Sinema onu bekliyordu. 1950 y›l›nda Fred Zinneman’n›n “The Men/Onlar ‹nsand›” adl› filminde felçli, ac›l› bir savafl gazisi rolüyle sinemaya ‘merhaba’ diyen Brando bu rolüne haz›rlanmak için bir ay bir gazi hastanesinde yatm›flt›. 1951’de, Elia Kazan’›n, “‹htiras Tramvay›”n›n beyazperde versiyonundaki Kowalski rolüyle, arka arkaya gelecek dört Oscar adayl›¤›n›n ilkine lay›k görüldü. “‹htiras Tramway›”ndan sonra ikinci Kazan/Brando ortakl›¤› Brando’nun Meksikal› bir devrimciyi canland›rd›¤› ve ikinci oscar adayl›¤›n› ald›¤› “Viva Zapata”yd› (1952). Sonra farkl› bir yol deneyerek, klasik kökenli aktörler James Mason ve John Gielgud’la “Julius Caesar”› çekti (1953). Kimsenin akl›ndaki Marcus Anthonyus olmamakla birlikte, bu kendi do¤as›na ayk›r› rolle bile, bir Oscar adayl›¤› ald›. Kendi kazanamasa da yarat›c› varl›¤›yla, “‹htiras Tramvay›”yla, Vivien Leigh’in, “Viva Zapata”yla Anthony Queen’in ve “Julius Caesar”la John Gielgud’un Oscar kazanmas›na arac› olan Brando, Oscar’› nihayet Kazan’la üçüncü iflbirli¤i “R›ht›mlar Üzerinde”deki yozlaflm›fl sen-

dikac›lar› ihbar eden r›ht›m iflçisi/eski boksör Terry Malloy rolüyle ald›. “R›ht›mlar Üzerinde”deki baflar›s›n›, 50’li y›llar boyunca birbirinden çok farkl› filmler ve roller izledi. “Guys and Dolls/Gönül Yolu”yla (1955) ilk (ve son) kez bir müzikal denedi, “The Teahouse of the August Moon/Çayhane” de (1956) eflcinsel bir Japon’u, Oscar’a bir kez daha aday oldu¤u “Sayanora”da (1958) II. Dünya Savafl›’nda bir subay› canland›rd›. “Mutiny on the Bounty/Gemide ‹syan” (1962), “Bedtime Story/Yatak Öyküsü” (1964), Chaplin’le çekti¤i “The Countess From Hong Kong/Hong Kong’lu Kad›n” (1967) filmlerinde oynad›. 60’larda kendini o kadar unutturdu ki, 1972’de Coppola’n›n “Baba” filmindeki mafya babas› Vito Corleone rolü için seçmelere kat›lmak zorunda kald›. Bu rolle yine mükemmelli¤ini kan›tlad› ve ikinci Oscar’›n› ald›. 1973’te Bertollucci’yle çekti¤i “Paris’te Son Tango” ile bir Oscar adayl›¤› daha geldi. 1979’da yine Coppola’n›n “Apocalypse Now”unda görkemli bir oyun ç›kard›. 1998’de ›rkç›l›k üzerine çok iyi bir mesaj/film olan “A Dry White Season/S›cak Kuru Bir Yaz” ile bir Oscar adayl›¤› daha ald›. 1990’da “Baba”daki rolüyle dalga geçen “The Freshman/Ak›l Hocas›”nda, 1995’te “Don Juan De Marco”da oynad›. Son filmi 1999’da Robert De Niro ile

23


oynad›¤› “The Score” oldu. Metod oyunculu¤u, “Oyuncunun, duygular›n ve durumlar›n gerçekli¤ine inmesindeki ›srar›yla, içe dönük olmas›na ve canland›rd›¤› karaktere kendi deneyimlerini katmas›na dayan›r”. Amac›, karakterin art›k oyuncunun bir parças› haline gelmesidir. Oyuncu yazar›n ya da senaristin kurgusundan s›yr›lmal›, kendi yarat›s›na varabilmelidir. Kuflkusuz, Brando bu metodu en iyi uygulayan sanatç›lar›n bafl›nda geliyordu Bir gün, Brando e¤itim almak için geldi¤i, metod oyunculu¤unun okulu olan Actor Studio’nun s›navlar›na kat›lm›fl; s›navda jüri, kendisinden, tek hareketle kendilerinden nefret etti¤ini göstermesini istemiflti. K›sa bir bekleyiflin ard›ndan oyununa bafllayan Brando, jürinin karfl›s›nda öylece durmufl, sonra da ç›k›fla yönelip kap›n›n önünde dikilmifl. Jüri’ye bir kez bakm›fl ve ayaklar›n› paspasa silerek odadan ç›km›flt›. Metod oyunculu¤unun daha iyi anlafl›lmas› için ayn› okuldaki baflka bir örne¤e daha yer verelim. Bir ders s›ras›nda Robert De Niro, bir do¤açlama uygulamas› için, hepsi daha önceden oyunculuk e¤itimi alm›fl olan kat›l›mc›lar›ndan birini sahneye ça¤›r›r. De Niro, ö¤rencisine “Birazdan bu telefon çalacak, telefonu açacaks›n ve telefondaki kifli sana çok kötü bir haber verecek. Konuflma istemiyorum, hadi bunu bize anlat. K›sa bir süren var…” deyip, telefonu ö¤rencinin eline vererek, kenara çekilmifl. Ö¤renci telefon çald›ktan sonra aç›p, bir iki saniye sonra yüzünü ekflitir ve kötü bir haber alm›fl gibi mimikler yapar. De Niro “Bitti mi?” diye sorup araya girdikten sonra, salona dönüp “San›r›m pek az kifli bu kadar kötü oynard›.” der. Ö¤rencisi de kötü oldu¤unu kabul edip, an›nda; bahsetti¤i duygunun do¤ru tepkisine ermenin zor oldu¤undan yak›n›r. De Niro bu kez ayn› oyuncunun kula¤›na e¤ilip bir fley-

24

ler f›s›ldam›fl. Ö¤renci, ikinci kez çalan telefonu alm›fl ve bir dakika konuflmadan oynam›fl. Bu kez salondakiler performans›n, yüz ifadesinin ve bedenin daha etkileyici oldu¤u konusunda hem fikir olduklar›n› belirtir. De Niro “Ona sadece ‘Telefonu aç ve 348 ile 45’i çarp’ dedim.” diye aç›klam›flt›r durumu. Brando metod oyunculu¤unun bir numaral› ismiydi. Oynad›¤› bütün filmlerde bu yan›n› görmek mümkündür. Baba filminde o¤lunun ölüm haberini ald›¤›nda yüz kaslar›n›n ald›¤› durumu, damarlar›n›n fliflmesini kaç oyuncu baflarabilir ki? Brando’yu bir de bizden biri yapan bir yan› var. Bu, onun politik dünya görüflü ve yaflam› boyunca faflizme ve Amerikan ‹mparatorlu¤u’na karfl› ald›¤› tav›r diye özetlenebilir. Brando, özellikle Hollywood’un sahteli¤inden nefret ediyordu. Ayk›r›yd›, onlar›n kurallar›na göre oynam›yordu. Brando, 1950’lerin ünlü Mc Carthy “Cad› Kazan›” komünist av› s›ras›nda soruflturmaya u¤ram›fl ve kara listeye al›nm›flt›. Bu olay›n geri plan›na k›saca bir bakal›m: ‹kinci Paylafl›m Savafl›’n›n ard›ndan, Mc Carthy baflkanl›¤›ndaki, Amerika’ya Karfl› Çal›flmalar› Araflt›rma Komitesi; üniversiteler, sendikalar, sinema-tiyatro sektöründeki komünistleri bulmak için genifl bir soruflturmaya giriflmiflti. Gary Cooper, John Garfield, Marlon Brando, Kim Hunter, Bertolt Brecht, Arthur Miller, Elia Kazan gibi ünlü sanatç›lar sorgulanm›flt›. Tiyatro ve film yönetmeni, ‹stanbul do¤umlu Elia Kazan, 14 Ocak 1952’de gizli bir oturumda ilk kez komiteye konuflmufl ve çeflitli ihbarlarda bulunmufltu. Sinema sektöründen onlarca oyuncu, senarist, kameraman emekçinin ismini polise veren Kazan, verdi¤i ifadelerin yeterli olmad›¤›n› düflünmüfl olmal› ki bir süre sonra tekrar komiteye baflvurmufl ve daha çok bilgi vermek is-

tedi¤ini belirtmiflti. Hainli¤i dünya çap›nda tescillenmifl Kazan, kendisini flu flekilde savunmufltu: ““Komünist felsefeden ve yöntemlerden tiksiniyorum. Ben, düflünce ve çal›flma özgürlü¤ünden, birey haklar›ndan yanay›m. Bu de¤erli kazan›mlar için tüm gücümüzle çal›flmal›y›z. Çal›flmalar›mda da bafl›ndan beri daima bu amac› güttüm.” O dönemde, onlarca sinema emekçisi ifllerinden ç›kart›lm›fl, bir daha hiçbir yerde ifl bulamam›flt›. Fakat Holywood, Kazan’a bonkör davranm›flt›. ‹stedi¤i filmleri çekmesine izin verilmiflti. Hatta kendini korumas› için bu filmlerde “afl›r›”ya gitmesine izin verilmifl, önü aç›lm›flt›. Brando, Kazan’›n arkadafllar›n› ihbar etmesini hakl› ç›karmak için çekti¤i bu filmlerde rol al›p kand›r›lanlar aras›ndayd›. Brando y›llar sonra Kazan taraf›ndan kand›r›ld›¤›n› ifade etmekten çekinmemiflti. Kazan, y›llar sonra “Ömür Boyu Sanat Oscar’› ald›¤›nda salonda bulunan davetlilerin büyük bir ço¤unlu¤u aya¤a kalk›p s›rt çevirerek onu protesto edecekti. Cad› Kazan›, Brando’nun politik çal›flmalar›nda gerilemeye neden olmad›. O, 60’lar boyunca Güney Afrikal› politik tutsaklar, K›z›lderililer’in haklar› gibi ayr›mc›l›k ve insan haklar› konular›nda ciddi mücadelelere kat›lm›flt›. 1972 y›l›nda Coppola’n›n The Godfather/Baba’daki Vito Corleone rolüyle ikinci Oscar’›n› alm›flt›. Ancak Hollywood’un K›z›lderililer’e yaklafl›m›n› ve Amerika’n›n K›z›ldereliler üzerindeki soyk›r›m›n› protesto etmek amac›yla ödülünü almaya gitmemifl, yerine Sacheen Cruz Littlefeather adl› bir K›z›lderili oyuncu göndermiflti. Sahneye K›z›ldereli k›yafetleriyle ç›kan Littlefeather, Brando’nun ödülü reddetti¤ini aç›klam›flt›. Bir dev daha gitti. Yerine yetiflenler onun yerini doldurabilecek mi bilinmez. Güle güle Zapata, güle güle Vito Corleone, güle güle…❏


Annem’e ve tarihsiz, bilinçsiz ve insans›z yaflamaktansa ölümü ye¤leyen 116 CAN’a...

uzayan yolculuk Kifliler: Ronnie................Ronald Reagan (93) Mommy.............Nancy Davis Reagan (82) Gorby ................Afrikal› Erkek Bak›c› (35) Not: Reaganlar t›bbi ve estetik anlamda destek ald›klar› için onlar› canland›ran oyuncular›n biyolojik yafl taklidine gitmelerine gerek yoktur. (Banttan Amazing Grace-fiafl›rt›c› Lütuf ezgisi duyulur.) Ronnie’nin yatak odas›. Amerikan bayra¤›, tabanca, Persing 2 füzesi foto¤raf›, ABD Silahl› Kuvvetler forsu, General Electric amblemi, Cenaze Töreni Protokolü, binici çizmeleri, Y›ld›z Savafl› ve di¤er film afiflleri türünden semboller ve Güçlü Amerika ve Ulusal Yenilenme sloganlar›n›n yer ald›¤› kartonlar yata¤›n alt›ndad›r, oyun s›ras›nda gerektikçe ç›kar›l›r. Ronnie ifadesiz bir yüzle yata¤›nda yatar. Gorby yata¤›n bafl›ndaki koltukta uyuklamaktad›r. Aln›nda bir flaster vard›r. Mommy- (D›flar›dan) Umar›m oyun saatini kaç›rmad›m Gorby? Mommy boynunda incisi, koyu renk bir tayyörle girer. Gorby- (Aya¤a f›rlarken) Biz de az sonra bafllayacakt›k First Lady’im. Genel temizlikleri henüz tamamland›. Mommy bir çocu¤a seslenircesine Ronnie’ye yaklafl›r.

bilgesu erenus

tiyatro

Mommy- Günayd›n! Kim gelmifl, Nancy Davis Reagan... Ronald Reagan’›n elli üç y›ll›k hayat arkadafl›. Bizimki en uzun Hollywood evlili¤iydi biliyorsun. Sen de yaflayan en uzun baflkan, ama ne yaz›k giderek bir bitkiye dönüflüyorsun. Günayd›n benim Uranüs’üm.... Günayd›n Kova Burcu’m... Nancy’ine günayd›n demeyecek misin?

rak tabancay› döndürür. Gorby telaflla Mommy’i kenara çekmifltir.

Ronnie tepkisizdir. Mommy- (Yata¤›n kenar›na otururken, çaresiz) Ah Ronnie... Senin asla ulaflamayaca¤›m bir mesafeye çekilmene katlanam›yorum. Gorby- (Gururlu) Yeni bir oyunumuz var efendim. Mommy- Yeni bir oyun mu? Demek hala ö¤renebiliyor.

Mommy- Aln›ndaki flasterden anlamal›yd›m.

Gorby yata¤›n alt›ndan ç›kard›¤› tabancay› Ronnie’nin eline tutuflturur. Gorby- Doktorlar› baflkan›ma ait kimi sembollerin yak›nlar›nda bulundurulmas›n› fliddetle öneriyorlar. (Kald›r›rken) Korkmufl gibi yap›p ellerinizi havaya kald›r›n First Lady’im, bu baflkan›m› çok e¤lendiriyor. Mommy- (Kald›r›rken) Ay, çok korktum! Gorby- (Elleri havada) Biraz daha abartman›zda yarar var. Mommy- (Elleri havada) Ay ay ay çok korktum! Ronnie’nin yüzü gülmeyle a¤lama aras› kas›lm›flt›r.. Mommy- (Elleri havada) Harika! Hastal›¤›n›n üçüncü evresinden bu yana ilk kez gülümsüyor.

Gorby- At›fl mesafesinde bulunmamakta yarar var efendim. Ronnie tabancay› f›rlat›p atm›flt›r.

Mommy’e do¤ru

Ronnie’nin yüzünde gülme bask›n ç›kar. Mommy- Bu kez güldü, gerçekten güldü! Gorby- Tabanca kafama isabet etti¤inde çok daha fazla e¤lenmifllerdi. Mommy- Madem refleksleri yerli yerinde, flimdi hemen onu yataktan kald›r›p giydirmeni istiyorum Gorby. Gorby- (Dolaba yönelirken) Gerçi flerif elbisesiyle de rahat ediyorlar ama... Mommy- Hay›r Gorby, siyah tak›m elbise, siyah k›ravat, ince çizgili gömlek... Ona her zaman en yak›fland›. Gorby giysileri yata¤›n üzerine b›rakt›ktan sonra, Ronnie’nin a¤z›na bir fleker uzat›r. Gorby- Ah! Ba¤›rd›¤›m için ba¤›fllay›n First Lady’im! Kendilerini yataktan ç›kartabilmem ancak, jellybeans’le mümkün oluyor, say›n baflkan›m o arada elimi ›s›r›r gibi yap›yorlar, bu da bir oyun! Mommy- Ah ne kadar mutluyum. Astrolo¤um, sabah bu günün iyi geçece¤ini söylemiflti zaten. Mommy yata¤a arkas›n› dönmüfltür.

Ronnie parma¤›n› tetik yuvas›na soka-

25


Mommy- Yine öyle zay›f m› Gorby? Gorby ile Ronnie aras›nda birden inan›lmaz bir çekiflme yaflan›r.. Gorby- (Zorlan›r, zorlar) Her ne kadar zay›flam›fl da olsalar, baflkan›m›n güçleri ve kuvvetleri yerindeler First Lady’im. Mommy- Bundan daha do¤al ne olabilir Gorby? Tam yetmifl y›l vücut gelifltirdi. Ronnie – (Canh›rafl) Mommmy.... Mommy- Tamam can›m, tamam, bitiyor. Giyinirsen seni atta götürece¤im. On y›ld›r insan içine ç›kt›¤›n yok. Bu arada bana anne demenden de hiç hofllanmad›¤›m› bilmelisin. Ronnie- Mommmmmm. Mommy- Biraz daha sabret can›m, bitiyor, az kald›! Bayrak fabrikas›n› ziyarete ne dersin? Gorby Ronnie’yi aya¤a kald›r›r.Ronnie dizleri bükük halde öylece kalakalm›flt›r. Mommy- (Ac›l›) “Amerika seni yeniden ayaklar›n üzerine bast›raca¤›m.” diyen efsanevi baflkan›n flu haline bak! Gorby- Dikilmesini istiyorsan›z çaresi var First Lady’im. (Bastonu uzat›rken) D›g›d›k d›g›d›k hadi deh! Bastonu bacaklar› aras›na alan Ronnie gerçekten de dikilivermifltir. Mommy- Ah bu bir mucize Gorby! U¤uru cebinde mi? Gorby- (Ç›kar›p gösterirken) fierif y›ld›z›... Her giysisine bir tane koymay› asla ihmal etmiyorum efendim. Ronnie küçük ad›mlarla Mommy’e yaklafl›r. Gorby arkada tetiktedir. Gorby- San›r›m elinizi öpecek! Ronnie- (Öperken) Margret! Mommy- Margret? Gorby - Margret Theatcher demek istediler. Mommy- (Bozulur bir an) E n’apal›m, annesi sanmas›ndan iyidir. Ronnie, Gorby’yi yeni görmüflçesine heyecanla elini s›kar. Ronnie- Mr. Gorbaçov... Mommy- (Heyecanla) Garboçov’u da hat›rlad›!

26

Gorby- Hiç unutmad›lar ki First Lady’im. Mommy- Do¤ru ya, hastal›¤›n›n ikinci evresinde seni görür görmez Gorby demiflti. O gün bu gündür de senden baflkas›n› yan›na yaklaflt›rm›yor. Gorby- (Gururlu) Baflkan›m›n takdirleri efendim. Ronnie ve Gorby gazetecilere poz veriyormuflças›na uzun uzun tokalafl›rlar. Mommy- Bravo... Bravo! (Alk›fllarken) Ald›rmayay›m diyorum ama Theatcher’la Gorbaçov’u hat›rlay›p beni unutman hiç hofl de¤il. Siz üçünüz seksenlerde dünyay› yerinden oynat›rken arkan›zda kim vard›? Gorby- Elbet, y›ld›zlar, astrologlar›n›z ve siz First Lady’im. Bu yüzden de seksenlerde Amerika’y› astrologlar m› yönetti sorusu hala gündemde. Mommy- Aferin Gorby, ismin ve rengin baflkan› oldu¤u kadar beni de çok rahatlat›yor. Akl›ma harika bir oyun geldi. Kimdir kim oynayaca¤›z. (Çekinerek yaklafl›r) fiimdi beni iyi dinle sevgili Ronnie. (‹flaretlerle) Ben Margret Theatcher; Gorby, Mihail Gorbaçov, Ronnie kim peki? Ronnie bastonu h›zla Mommy’e do¤ru sallar. Gorby, Mommy’i güçlükle savunmufltur. Gorby- Aff›n›za s›¤›n›p deneylerime dayanarak söylersem efendim, say›n baflkan›m bu oyundan hofllanmad›lar. Mommy- Oynamak zorunda Gorby. Beni hat›rlayamayabilir ama kendisinin kim oldu¤unu bilmesi gerek, bildirece¤im. Bu musibet hastal›k bu yüzden h›zla ilerliyor. Gorby- (Bastonu al›rken) Say›n baflkan›m bak›n bak›n, kufl! Tedbirli olmam›zda yarar var First Lady’im. Ronnie bastonu al›nd›¤›nda dizlerini büküvermifltir. Mommy- Oturt onu bir yere Gorby. ‹tham oyunu bafll›yor. Gorby- (Koltu¤a yöneltirken) ‹tham? Moomy- ‹tham m› dedim? Beni uyarmana izin veriyorum Gorby. Baflkan›n hastal›¤›n›n ilk evresindeki gibi baz› sözcükleri ben de kar›flt›r›r oldum, fark›nday›m. Gorby- (Oturturken) Siz baflkan›mdan biyolojik anlamda 11 y›l, mental olarak da

otuz y›l daha gençsiniz efendim. Mommy- Ah Gorby, doktorlar›m›zdan çok sana güvendi¤imi söylemifl miydim? Ne kadar ›fl›k varsa hepsini baflkana yönlendir flimdi. Önce onun kendine olan güvenini tazelemeliyiz. Gorby bütün ›fl›klar› Ronnie’nin üzerine çevirmifltir. Ronnie gözleri kamaflsa da yüzünde genifl bir gülümsemeyle kalk›p, sa¤ eliyle selam vermeye bafllar. Mommy- (Hayranl›kla) Bastonsuz da dizlerini k›rm›yor gördün mü bak! Gorby- Ne de olsa Hollywood kökenliler efendim.. Mommy- Bu yüzden de düflmanlar› baflkan› oynayan aktör dediler. Hadi Ronald Reagan oyna can›m, baflkan› oyna. (Özlemle) Halk›n do¤rudan gözlerinin içine bakard›n. Müthifl bir hatip! Hadi Ronnie yeniden, Amerikan rüyas›na hitap et. Aylard›r iki laf› bir araya getiremiyor. Konuflacak, konuflmak zorunda! Ronnie- fier.. fieytan... Amerika! Mommy- Bravo...Tam üç kelime. (Fark eder) Ne dedi ne dedi? Gorby- fier, fleytan dediler efendim, umar›m Amerika’y› kastetmiyorlar. Ronnie- Kötülük ‹mparatorlu¤u... Amerika! Mommy- Yeniden üç kelime... Ne? Gorby- Duymak istemezsiniz efendim Kötülük ‹mparatorlu¤u Amerika! Mommy- Kötülük ‹mparatorlu¤u’yla Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birli¤i’ni kastetmez miydi? Gorby- Benim de bilgilerim bu yönde First Lady’im. Gorby yata¤a yönelir, alt›ndan ç›kard›¤› Amerikan bayra¤›n› Ronnie’ye do¤ru dalgaland›r›r. Gorby- Bayraklar›n› görmeleri kar›flan kafalar›na iyi gelebilir... Ronnie- Bu kap›y› aç›n, bu duvar› y›k›n! Mommy- (Parmaklar›yla sayarken) Bu kap›y› aç›n, bu duvar›... Alt› sözcük. ‹yi de bunu Brandenburg kap›s› önünde söylememifl miydi? Gorby- Bana hitaben yani Mihail Garboçov’a demek istemifltir. Mommy- fiimdi neden bayra¤›m›za bakarak söylüyor peki? Ronnie- Onlar günah içinde yafl›yor,


günah içinde ölsünler. Ronnie konuflurken Mommy heyecanla saym›flt›r. Mommy- Dokuz... Ama bu kadar› fazla. Duyan da bizi kastetti¤ini sanacak. Gorby- Bu demeçlerini A‹DS’li eflcinseller için vermifllerdi oysa.. Ronnie- Amerikal› liderler her türlü suçu iflleyebilen insanlard›r. Mommy- Art›k saymayaca¤›m, Rus liderler demeliydi, münasebetsiz! Ifl›klar› eski haline getirebilirsin Gorby. Biraz düflünmeye ihtiyac›m var. Ifl›klar normale dönünce Ronnie kendini koltu¤a b›rak›r. Gorby- Yine de mucize say›l›r First Lady’im, adres de¤iflikli¤iyle de olsa ünlü demeçlerini bir bir hat›rlad›lar. Mommy- Ne diyorsun sen Gorby? Dünyay› komünizm belas›ndan kurtaran bir adam›n beyninin, çöplük haline gelmesine katlanamam. Bunu bana ve Amerika’ya nas›l yapabilir. Ödetece¤im. Hiçbir fley anlam›yormuflças›na yüzüme bakmaktan vazgeç Ronald Reagan! Baflar›lar›n› bir bir yüzüne vuraca¤›m, bundan kaçamazs›n! Mommy bir afla¤› bir yukar› gezinirken sanki bir savc› edas›ndad›r. Mommy- Sen, Ronald Reagan! 6 fiubat 1911’de ‹rlanda kökenli katolik ve yoksul bir ailenin ikinci o¤lu olarak, alkolik ayakkab› sat›c›s› John ile ev kad›n› Nellie’den do¤du¤un halde Eureka Koleji’ni bitirdin. Ekonomi okudun. Yüzme ve futbolda çeflitli derecelerin var. Bir süre spor spikeri olarak çal›flt›ktan sonra 1937’de Holywood’a gittin. Her ne kadar ikinci s›n›f filmlerde rol ald›¤›n söyleniyorsa da 54 afiflte ismin görüldü. Gorby yata¤›n alt›ndan ç›kard›¤› film afifllerini kimi yerlere asar. Mommy- Aferin Gorby. Görsel olarak kavramas› daha mümkün. (Gezinirken) Sen Ronald Reagan! Befl y›l Sahne Aktörleri Birli¤i Baflkanl›¤› yapt›n. General Elektric firmas›n›n sözcüsüydün. Gorby General Electric amblemini asar.

Mommy- As›l önemlisi çok say›da sanatç› arkadafl›m›z hakk›nda komünizm suçlamas›yla aç›lan soruflturmada Amerikan Aleyhtar› Etkinlikleri Araflt›rma Komisyonu’yla iflbirli¤i içindeydin. Bu yüzden de ad›n Büyük Muhbir’e ç›km›flt›. Gorby- Muhbir? Mommy- Büyük Muhabir’e ç›km›flt› demek istedim. Ç›ng›rak, hani trenlerde tehlike kolu... ‹ngilizcesi çok daha görkemli. Great Communicator. Ronnie elleriyle yüzünü kapam›flt›r. Mommy- Hay›r Ronnie, Birçok arkadafl›m›z› ihbarlar›nla komünizm belas›ndan kurtard›n. Tevazuya hiç gerek yok, kendinle gurur duymal›s›n.. Tabii kurtaramad›klar›m›z da oldu, maalesef hala komünizmde ›srar ediyorlar. Bizse yolumuza devam ediyoruz. (Gezinerek) Sen, Ronald Reagan, Jane Wyman’la evlili¤ini geçiyorum zaten topu topu dokuz y›l sürdü. Gerçek aflk› benimle tan›d›n. Her ne kadar seni Demokrat Parti’den kopar›p Cumhuriyetçi Parti’ye geçirtti¤im söylense de, astroloji uzmanlar›nca okeylenmifl bir transferdi bu. California Valisi seçilmende ise ifladamlar›n›n deste¤i unutulmamal›. Ronnie gergin bir halde yetiflkin bezini ç›karmaya çal›fl›r. Mommy- Ne oluyor Gorby? Gorby- (Endifleli) Aff›n›za ve deneylerime s›¤›narak söyleyecek olursam, baflkan›m son derece agresifler, yetiflkin bezini ç›kar›p atmak isteyiflleri pek hayra alamet de¤il. Mommy- Ne yap›p edip onu dinler pozisyona getir Gorby, kendi öz geçmiflinden asla kaçamaz! Gorby cebinden ç›kard›¤› plastik bir kelepçeyi Ronnie’nin ellerine geçirir. Gorby- Dinleme pozisyonuna geçmifl bulunuyoruz savc›m. Pardon, dilim sürçtü, First Lady’im. Yani siz böyle dolaflarak... Ben de bu arada mahkemenize yeni deliller sunay›m. Mommy- Mahkeme mi? Gorby- (Yata¤›n alt›ndan malzemeleri al›rken) Yine dilim sürçtü efendim. Mommy- Bu saçmal›klar›n› yorgunlu-

¤una veriyorum Gorby. Tabii senin iflin de hiç kolay de¤il.(Gezinerek) Sen Ronald Reagan, Cumhuriyet Parti’den baflkan adayl›¤›n› ön seçimlerde Richard Nixon karfl›s›nda yitirmifl de olsan, 1980 seçimlerinin rakipsiz aday›yd›n. Jimmy Carter karfl›s›nda oylar›n % 51’ini ald›n. Ronnie anlams›z sesler ç›kar›r. Mommy- Birden hat›rlad› ve sevindi öyle de¤il mi Gorby? Mahkemenin ifle yarayaca¤›ndan emindim. Gorby- Siz de mahkeme dediniz First Lady’im. Mommy- Mahkeme mi dedim? Olabilir, bir insan›n kendi baflar›lar›n› inkar edifli de önemli bir suç say›l›r, öyle de¤il mi? (Gezinerek) Sen Ronald Reagan, Ocak 1981’de ülkede Ulusal Yenilenme döneminin bafllad›¤›n› ilan ettin ve hemen ard›ndan da ‹ktisadi ‹yilefltirme Program› ad› alt›nda izleyece¤in politikalar› aç›klad›n. Gorby, yata¤›n alt›ndan ç›kard›¤› sloganlar› Ronnie’nin görebilece¤i biçimde asar. Gorby- Hemen A¤ustos ay›nda da Ulusal Havac›l›k ‹daresine karfl› greve giden 11 binden fazla hava trafik kontrolörünü iflten ç›kard›lar. Mommy- Aferin Gorby, ben unutmufltum. (Gezinerek) Sen Ronald Reagan, gerçi bütçede kendinden önceki otuz dokuz baflkan›n uygulamalar› toplam›ndan daha büyük bir delik açt›¤›n söylense de, Amerika seni yine de çok sevdi. Asl›nda bütün dünya... 1982’de ‹ngiltere’nin Arjantin’le yapt›¤› Margaret Theatcher’a destek verdin. Gorby- ‘83’de Karaip Adalar›’nda ki solcu darbeden sonra bu ülkeyi istila ediflleri de unutulmamal› First Lady’im. Mommy- Aferin Gorby! Hiçbir baflar›s›n› atlayamay›z. (Gezinirken) Sen Ronald Reagan, ‹ran’a silah sat›p paras›n› Nikaragua’daki karfl› devrim yanl›lar›na verdin. Gerçi bu skandal... Gorby- Skandal dediniz efendim. Mommy- Uyar›lar›na teflekkürler Gorby. Bilmem neden, zaman zaman düflmanlar›m›z›n sözcüklerini kullanmadan edemiyorum? (Gezinirken) Sen Ronald Reagan, bu icraatlar›n hükümetten epey kelle götürmüfltü ama sen yine y›rtt›n. Biraz banal olsa da Teflon Baflkan la-

27


kab› sana yaraflt›. Gorby- Üzerlerine hiçbir fley yap›flmayan yani... Mommy- Tabi yap›flmayacak Gorby, flimdiki haline ne bak›yorsun, o bir kova burcu. Onu Uranüs yönlendiriyor; baflar›lar›n adam›... (Gezinerek) Sen Ronald Reagan, 1986’da bir diskote¤e yap›lan bombal› sald›r›da iki Amerikan askeri ve bir Türk kad›n›n ölümünden sonra Libya’n›n Trablus ve Bingazi flehirlerini bombalad›n. Gorby yata¤›n alt›ndan ç›kard›¤› Silahl› Kuvvetler forsunu asar. Mommy- Silahl› Kuvvetler’le tam bir uyum içindeydin, evet! Seni as›l efsanevi baflkan yapansa, 1940 tarihli bir filmden al›nt›, Y›ld›zlar Savafl› ad›ndaki Füze Savunma Sistemin... Ronnie tuhaf sesler ç›karmay› artt›rm›flt›r. Gorby Y›ld›z Savafllar› afiflini asar. Mommy- Y›ld›z Savafllar› tam bir flantajd› Ronald Reagan. Gorby- fiantaj dediniz efendim. Mommy- Tam bir bir blöftü dememde bir sak›nca yok san›r›m. Bu blöfü bütün dünya ve özellikle Mihail Gorbaçov gördü Ronald Reagan ve tam befl hamlede, befl zirve de diyebiliriz. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birli¤i’nin iflini bitirdin. Gorby, Persing-2 füzesinin foto¤raf›n› asm›flt›r. Mommy- Tek kutuplu dünya, senin eserin. Ne kadar övünsen az. Ronnie koltukta korkuyla büzülmüfltür. Mommy- Bir yeri a¤r›m›yor ya Gorby? Gorby- Ah First Lady’im, bunu size aç›klayabilmem çok zor. Moomy- ‹zin veriyorum aç›klayabilirsin. Gorby- Bilmem ki efendim... yani... Mommy- Emrediyorum, hadi! Gorby- Aff›n›za ve deneylerime s›¤›narak söylersem, baflkan›m yüzüne karfl› vurdu¤unuz tüm baflar›lara karfl›n, Bonzo olduklar›n› iddia ediyorlar. Mommy- Bonzo öyle mi? fiu birlikte film çevirdikleri flempanze?

28

Ronnie aya¤a f›rlam›flt›r.K›vr›k dizleriyle flempanze gibi z›plar. Gorby- Maalesef First Lady’im. Mommy- Ah yaz›klar olsun sana Ronald Reagan! Onca eme¤ime yaz›k... Onu daha fazla böyle göremem. Ifl›klar Gorby. Ifl›klar› yak! Ifl›klar üzerine çevrildi¤inde Ronnie yard›m umarcas›na onlara bakar. Yüzünde derin bir kayg› vard›r. Mommy- Ah zavall›! Ellerini çözebilirsin Gorby, onu gerçekten yarg›lad›k sanabilir. Gorby, Ronnie’nin kelepçelerini ç›kar›r. Ronnie- Umar›m siz de cumhuriyetçisinizdir! Mommy- (Duygulanm›fl) Ah can›m! ‹ktidar›n›n 69. gününde suikasta u¤rad›¤›nda kendisini ameliyata alan doktorlara böyle seslenmiflti. Gorby- Kurflun, baflkan›m›n kalbini 35 santimle ›skalad›. Suikastçi Hinckley, gerçekten de, delinin teki olmal› efendim, Jodie Foster’i etkilemek için yapm›fl! Mommy- (fiefkatle yaklafl›rken) Hiç merak etme can›m. Hem ben hem Gorby cumhuriyetçiyiz. (Çekinerek saçlar›n› okflar) Baba o¤ul Bush da öyle... Baba Bush her f›rsatta senden esinlendi¤ini söylerdi. O¤ul Bush ise babas›n› hiç aratm›yor. Keflke o k›rm›z› gün yerine yemin töreni sonras› gitti¤imiz o flahane balolardaki dans›m›z› hat›rlasayd›n. Müzik Gorby! Bu kötü an›lar› baflkan›n beyninden silip atal›m. Gorby- First Lady’im Frank Sinatra’y› tercih edeceklerdir. Mommy- Baz› fleyleri hat›rlamaya bafllad›¤›na göre baflkan›n yine Frankie ile fingirdeflti¤imi sanabilir. Oysa onun da çoktan kemikleri bile kalmad›. Gorby- Sa¤l›kl› günlerinde Beyaz Saray’a s›kça girip ç›kt›klar› için herkes öyle sand› First Lady’im, ama biz yine de Strauss çalal›m. Johann Strauss’un Mavi Tuna valsi duyulur.Mommy korka korka Ronnie’yi dansa çekeler. Mommy- Unutmak mümkün mü? Ül-

kemizin en zengin yirmi evi bizim onurumuza dolup taflm›flt›. Biz seninle bir balodan ötekine kofluyorduk.. Konserler.. Havai fiflekler... Ronnie büyük bir ustal›kla Mommy’i kollar› aras›nda döndürür. Mommy- Ronnie Ronnie nas›l da özlemiflim seni! Harika, t›pk› eski günlerdeki gibi, bafl›m dönüyor! Gorby hayranl›kla izlemektedir onlar›. Gorby- Büyüklerimden çok dinledim efendim. Bizimkiler o gün tanr›lar›n yer yüzüne indi¤ini söylerler. Ayn› zamanda da Washington tarihinde görülmemifl kadar h›rs›zl›k vakas› olmufl. Balo ve konserlerde ladylerin ço¤u kolyelerini çald›rm›fllar. Ronnie birden Mommy’nin.

bo¤az›na yap›fl›r

Mommy- ‹mdat! Gorby h›zla at›l›p Mommy’i Ronnie’nin kollar›ndan kurtar›r. Gorby- Hay›r hay›r baflkan›m, kufl! Mommy- (Güçlükle nefes al›rken) Yat›r flunu Gorby. Bir servet düflman› gibi davran›yor, hasta da olsa, anlafl›l›r gibi de¤il. Gorby, Ronnie’yi yata¤a yöneltir. Gorby- (Üzerine bayra¤› örterken) Bonzo için uyku zaman› hadi bakal›m. Mommy- (Eli bo¤az›nda, yenik) Art›k hiçbir fley eskisi gibi olmayacak. Bari cenaze töreni protokolünde biraz mesafe alal›m. Gorby yata¤›n alt›ndan ç›kard›¤› cenaze protokolü kitap盤›yla yaklafl›r. Ronnie yatakta k›p›rt›s›zd›r. Mommy- (Üzüntüyle izlerken) Ellerini de hala kelepçeliymifl gibi tutuyor, flaflk›n! (Otururken) Ah Ronnie her fleye karfl›n eklemeler ve ç›kartmalar› art›k tek bafl›ma gerçeklefltirece¤im için öyle üzgünüm ki... Gorby- Yine en bafltan m› okuyaca¤›z First Lady’im. Mommy- Akl›n› m› kaç›rd›n Gorby,


tam üç yüz sayfa.. O kadar vaktimiz oldu¤unu sanm›yorum. Ben anahtar sözcükleri söyleyece¤im sen de fihristten bulacaks›n hepsi bu. Gorby- Bafl üstüne efendim. Mommy- Rotunda. Mommy- Rotunda... Rotunda.... Sayfa seksen üç. (Okur) Cenaze Bell Air’deki evimizden al›nd›ktan sonra Washington’a getirilip ABD kongresinde Rotunda bölümünde katafalka konacak. Mommy- Ziyaret. Gorby- Ziyaret, ziyaret... Sayfa 222. (Okur) Aziz naafllar›n› en az on bin kifli ziyaret edecek. Mommy- Çok mütevazi davranm›fl›z. Sen iyisi mi ziyaretçi say›s›n› yüz bine ç›kar Gorby! Gorby- (Ekler) Bafl üstüne efendim. Mommy- Protestan episkopal rahip John Danfort. Gorby- Danfort Danfort.... Sayfa 108 First Lady’im. Cenaze törenini Protestan episkopal rahip John Danfort yönetecek. Katolik, Rum, Ortadoks ve Musevilerde dua edecekler fleklinde bir eki var. Mommy- Sen ne olur ne olmaz, Müslümanlar› da ekle Gorby. Tepkilerini çekersek cenazeyi sabote edebilirler. Gorby- (Ekler) Müslümanlar... Mommy- Günefl. Gorby- Sonlarda olacakt›. 275. (Okur) Aziz naafllar› tam günefl batarken topra¤a verilecek O arada orkestra da Amazing Gracefiafl›rt›c› Lütuf’u çal›yor. (Burnunu çekeler) Çok etkileyici. Mommy- Bayraklar. Gorby- Beyaz Saray ve resmi binalarda bayraklar otuz gün yar›ya indirilecek. Mommy- On dolar. Art›k sayfa numaras› vermeyebilirsin Gorby. Yeter ki bul. Gorby- Bafl üstüne efendim. (Aran›r) On dolarl›k banknotlar üzerinde resmi bulunacak. Mommy- Rushmore Da¤›. Gorby- Rushmore Da¤›’nda yüzleri kaz›l› dört baflkan›n yan›na yüzü eklenecek. Ronnie- Momm ... Mom.. Mommy. Mommy- Endiflelenmen için hiçbir neden yok Ronnie, elbet gerdirdi¤imiz yüzün model olarak al›nacak. Ats›z Araba. Gorby- Cenazeyi ats›z bir araba tafl›yacak, 1918’den kalma bir cephane tafl›y›c›s›. Hemen ard›nda da binicisiz bir at. Mommy- Ats›z bir araba ve binicisiz at, ülkemiz Büyük Amerika’n›n yarat›c› de-

has›n› temsil ediyor. Binici Çizmeleri. Ah, Binici Çizmeleri gözümüzün önünde olmal› Gorby, sürücüsüz at›n üzerinden sarkacak. Gorby yata¤›n alt›ndan ç›kard›¤› binici çizmelerini, heykelmiflçesine bir yükseltinin üzerine kor. Mommy- Çizmelerin topuklar›n›n ne tarafa bakaca¤›na dair hiçbir fikrim yok. Astrologumla konuflmam gerek. Ard›ndan söyleneceklere geçebiliriz art›k Gorby, vaktimiz iyice daral›yor. O¤ul Bush. Gorby- (Bulup okur) “ABD için hüzünlü bir gün. Büyük bir Amerika’l›n›n hayat› sona erdi” dedikten sonra flöyle ekleyecekler. “Bize ABD’nin her zaman en iyiyi yapaca¤›n› ö¤retti. Onun gösterdi¤i yolda ilerlemeye devam edece¤iz.” Mommy- Margaret Teatcher. Gorby- “Ronald Reagan kelimeleri bizim için savaflt›r›rd›. Hürriyetine kavuflturdu¤u insanlarca daima hat›rlanacak.” Mommy- Mihail Garboçov. Gorby- Sizi en yak›n dostunuz olarak teselli ettikten sonra, “Hiç do¤mamas› gereken biri öldü. Mommy- (Dehfletle) Reagan ile diyaloglar›m›z›n nihayetinde so¤uk savafla son veren bir süreç bafllat›ld›, diyecekti hani? Gorby- Kötülüklerini mezara götürmese bari! Mommy- Neler oluyor Gorby? Gorby- Küba’n›n demeci efendim. Protokole nas›l girmifl olabilir? Mommy- Çabuk güvenli¤i ça¤›r!.. Yatak odalar›m›za kadar s›zd›lar. Ya da dur ça¤›rma. Bizi baflkan›nla bir süreli¤ine yaln›z b›rak. Gorby- Bilmem ki efendim, uygun olur mu? Mommy- Sana emrediyorum! Gorby- (Ç›karken) Hemen flurac›ktay›m. Mommy- (Yata¤a yönelirken) Ölme oyununa haz›r m›s›n Ronnie’cik? Art›k anl›yorum ki en münasibi bu! (Yata¤›n yan›na iliflirken, üzgün) Epeydir ziyaretler tavsad›, çocuklar›m›z bile u¤ram›yor art›k. Sanki bu dünyada yaln›zca sen ve ben kald›k. Bir de Gorby tabii ama, asl›nda art›k ona pek güvenmiyorum.(F›s›lt›l›) Hakk›m›zda gere¤inden fazla bilgi biriktirmifl. Küba’n›n demecinin protokolümüze s›zmas›nda onun parma¤› olabilir. Önce astro-

logumla sonra da gizli servisle konuflmam gerek.(Normal) On y›l önce “Ömrümün gün dönümüne bir yolculu¤a ç›k›yorum” demifltin, umar›m Nancy’e çok yük olmam... Bana hiçbir zaman yük olmad›n ama, korkuyorum, cenazemiz ortada kalabilir. O¤ul Bush’un senden esinlendi¤i politikalar› bütün dünyada protestolara yol aç›yor. Nato ve küreselleflme karfl›tlar› giderek artt›. Irak yenilgisi Vietnam’› aratacak. Ya, böyle iflte! Sana 11 Eylül’ü de defalarca anlatt›¤›m halde anlamazdan geldin. Bofluna konufluyorum bunu da anlamayacaks›n. Belki de Bonzo için art›k ölme zaman›... Mommy bayra¤› Ronine’nin bo¤az›na dek örter. Mommy- Sen anne sözü dinlersin Ronnie’cik. Annen istedi¤i için aktör olmufltun unuttun mu? Hadi öl, öl art›k can›m. Her fleyi unuttun, bari ölmeyi unutma! Öl hadi... Ronnie k›p›rdan›r. Mommy- Anneci¤inle vedalaflmak m› istiyorsun? Ronnie- Geri.. Mommy- Geri? Ronnie- Kalan yan›m.. Mommy- Kalan yan›m? Ronine- Nerde? Mommy- Ah Kings Row filminden... Savafl kahraman›m benim. Ölmeye haz›rs›n demek.. Mommy, Ronnie’nin aln›ndan öptükten sonra bayra¤› onun bafl›na çeker. Mommy- Tanr› Amerika’y› korusun! Mommy bitkin bir vaziyette kap›ya yönelir. Mommy- Cenazeden hemen sonra ben de kök hücre konusundaki çal›flmalar›ma yo¤unlaflmal›y›m. Yoksa bütün dünya liderlerinin sonu senden beter olacak. Mommy ç›km›flt›r. D›flar›dan sesi duyulur. Mommy- Beyaz Saray’a ve çocuklara haber verebilirsin Gorby. Ralf Emerson’un bu sözünü ne çok severdi. “Tarih yoktur, yaln›zca yaflam öyküleri vard›r.”

29


haber-yorum TAYAD’l› Aileler 12 Temmuz fiehitleri’ni And› TAYAD’l› aileler, 12 Temmuz 1991 tarihinde ‹stanbul’da çeflitli semtlerde düzenlenen bask›nlarda flehit düflen on devrimciyi mezarlar› bafl›nda and›. TAYAD'l› aileler, dönemin ‹stanbul Emniyet Müdürü Mehmet A¤ar'›n talimat›yla 12 Temmuz 1991 tarihinde çeflitli yerlere düzenlenen bask›nlarda yaflamlar›n› yitiren 10 kifliyi anmak amac›yla Karacaahmet Mezarl›¤›'nda bir araya geldi. Katliamda hayat›n› kaybedenlerin foto¤raflar› ve k›rm›z› flamalar›n tafl›nd›¤› eylemde bir aç›klama yapan TAYAD üyesi Can Seven; Niflantafl›, Balmumcu, Yeni Levent ve Dikilitafl semtlerine düzenlenen operasyanlarda, 10 kiflinin yaflam›n› yitirdi¤ini belirterek flunlar› söyledi; "13 y›l önce, baba Bush'a yaranmak için bir çok insan öldürüldü, bugün de o¤ul Bush'a iyi görünmek ad›na, NATO Zirvesi dolay›s›yla birçok kifli gözalt›na al›nd› ve demokratik kurumlara bask›nlar yap›ld›.” Aç›klaman›n ard›ndan, Grup Yorum da “Bize Ölüm Yok” ve “Hakl›y›z Kazanaca¤›z” isimli marfllar›n› seslendirdi. Anma, mezarlara k›rm›z› kanfilleri b›rakt›ktan sonra bitirildi.❏

Avukatlardan NATO’ya Karfl› Suç Duyurusu ‹stanbul'da gerçeklefltirilen NATO Zirvesi süresince hak ihlallerini takip etme amac›yla oluflturulan NATO'ya Karfl› Avukatlar Grubu, Okmeydan› ve ‹stiklal Caddesi'ndeki gösterilerde hukuk d›fl›, keyfi ve ölçüsüz fliddet kullanan polisler hakk›nda, 5 Temmuz 2004 tarihinde Sultanahmet Adliyesi’nde suç duyurusunda bulundu. NATO Zirvesi'ni protesto edenlerin yan› s›ra polisin fliddeti ve att›¤› gaz bombalar›ndan etkilenen vatandafllar ad›na da yap›lan suç duyurusunda; ‹çiflleri Bakan› Abdülkadir Aksu, ‹stanbul Valisi Muammer Güler ve ‹stanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah da sorumlular aras›nda gösterildi. Suç duyurusunda, gösterilerde darp, ölçüsüz fliddet uygulanmas›, kötü muamele, görevi kötüye kullanma ve görevi ihmal suçlar› gerekçe gösterilerek, fliddet uygulamasa da yap›lanlar› engellemeyen, olay günü görevli tüm Emniyet Müdürlü¤ü görevlileri ve polislerin cezaland›r›lmas› istendi. NATO ve Bush Karfl›t› Birlik de, 6 Temmuz 2004 tarihinde ayn› flekilde olaylarda sert müdahele yap›lmas›na ve yüzlerce kiflinin yaralanmas›na neden olan polisler, Emniyet Müdürü, Baflbakan, ‹çiflleri Bakan› hakk›nda Sultanahmet Adliyesi’nde suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusuna eylemlerde yaralanan kifliler de kat›ld›. Yine E¤itim-Sen’e ba¤l› baz› flubeler de polisler hakk›nda suç duyurusunda bulundu❏

30

Anadolu’nun Sesi Genel Yay›n Yönetmeni Selda Yefliltepe Gözalt›na Al›nd›! Anadolunun Sesi Radyosu Genel Yay›n Yönetmeni Selda Yefliltepe, 5 Temmuz 2004 tarihinde Sarayburnu’nda bir çay bahçesinde arkadafllar› Ozan Ayd›n, Nazan Ayd›n ve Önder Genç’le birlikte gözalt›na al›narak, ‹stanbul Emniyet Müdürlü¤ü Terörle Mücadele fiubesi'ne götürüldü. Önder Genç ve Nazan Ayd›n bir gün sonra serbest b›rak›l›rken, Selda Yefliltepe ve Ozan Ayd›n dört gün boyunca TEM’de sorguland›ktan sonra ç›kar›ld›klar› DGM’ce serbest b›rak›ld›lar. Yefliltepe ve Ayd›n’›n gözalt›nda tutulmalar›na gerekçe olarak da “1 Nisan 2004 tarihinde yap›lan bask›nlarda bulunan disketlerde adlar›n›n geçmesi” gösterildi.❏

Vedat Günyol Vefat Etti Yazar Vedat Günyol, 9 Temmuz 2004 tarihinde ‹stanbul'da hayat›n› kaybetti. 93 yafl›nda hayat›n› kaybeden Günyol, Karacaahmet Mezarl›¤›’nda topra¤a verildi. Yaz›n hayat›na Yücel isimli bir dergide çal›flarak bafllayan Günyol, ard›ndan Yeni Ufuklar Dergisi’ni ç›karmaya bafllad›. Marmara E¤itim Kurumlar› Radyo TV Gazetecilik Teknik Meslek Lisesi’nde “Demokrasi ve insan haklar›” konulu dersler verdi. Vedat Günyol’un “Gün Ola Harman Ola”, “Çalakalem”, “Güleryüzlü Ciddilik” gibi belli bafll› kitaplar›n›n yan›nda birçok say›da eseri bulunuyor.❏


ABD'de “Fahrenheit 9/11” Paranoyas› Las Vegas'ta Aladdin adl› otelde bir gece için sahneye ç›kan flark›c› Linda Ronstadt, Bush yönetimini elefltiren "Fahrenheit 9/11" isimli belgesel filmini ve yönetmen Michael Moore'u övünce otelden at›ld›. Linda Ronstadt, Moore için “büyük bir yurtsever ve gerçe¤i ortaya ç›karan biri oldu¤unu” söyleyince baz› seyirciler ve görevliler tepki gösterdi. Ard›ndan, Linda Ronstadt, d›flar› ç›kar›ld›. Daha sonra Michael Moore da yapt›¤› aç›klamada Ronstadt’a destek oldu.❏

O¤uz Aral Hayat›n› Kaybetti! Karikatürist O¤uz Aral; 26 Temmuz 2004 tarihinde Bodrum’da bir süredir yatt›¤› hastanede geçirdi¤i kalp krizi sonucu yaflam›n› yitirdi. 1936 y›l›nda Silivri’de do¤an O¤uz Aral ‹stanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin üçüncü s›n›f›ndan ayr›ld›. 1950’den sonra çeflitli dergi ve gazetelerde karikatür çizen sanatç› Gün Gazetesi’nde “G›rg›r” ad›yla bir güldürü sayfas› düzenledi. O¤uz Aral; G›rg›r adl› mizah dergisinde Mayk Hammer, Hüsnü, Utanmaz Adam ve Avanak Avni adl› karikatür ve öykü dizileriyle de biliniyordu.❏

Pablo Neruda’n›n100.Do¤um Günü fiili’de Kutland› fiair Pablo Neruda’n›n 100. do¤um günü dolay›s›yla fiili’de yap›lan etkinliklerde, yollara 2 kilometre uzunlu¤unda fliirler yaz›ld›. Bunun yan› s›ra dünyan›n birçok ülkesinde çeflitli etkinlik ve anma toplant›lar›yla Neruda an›ld›. ❏

Hacivat ve Karagöz Film Oluyor! Ezel Akay, yönetmenli¤ini yapaca¤› yeni filmi; “Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü?”nün baflrol oyuncular›n› belirledi. Akay; çekimleri 2005'te Bursa'n›n Orhaneli ilçesinde yap›lacak filmde 'Hacivat'›, Haluk Bilginer'in, 'Karagöz'ü ise Ata Demirer'in oynayaca¤›n› aç›klad›. Akay, bir dönem filmi oldu¤u için, 1230'lardaki Bizans ve Osmanl›'y›, iki tarihi kahraman›n yaflad›¤› yeri anlatan bir kasaba infla edeceklerini de söyledi. Filmin bütçesinin yaklafl›k 1.5 milyon dolar olaca¤›n› anlatan Akay, flu aç›klamay› yapt›: "Orhaneli Belediyesi bize büyük destek veriyor. Hacivat ve Karagöz'ün yaflad›¤› kasaban›n bir benzerini infla ediyoruz. Filmin çekimleri tamamland›ktan sonra da y›kmayaca¤›z. Buradaki tarihi yaflataca¤›z."❏

nokta haber haber Grup Yorum 10 Temmuz 2004; Bal›kesir Erdek’te, Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun düzenledi¤i yaz kamp› etkinlikleri çerçevesinde bir konser gerçeklefltirdi. Konserin ard›ndan üniversitelilerle söylefli yapt›.

12 Temmuz 2004; ‹stanbul Karacaahmet Mezarl›¤›’nda, 12 Temmuz flehitlerinin mezarlar› bafl›nda, TAYAD’L› Aileler’in düzenledi¤i anma etkinli¤ine kat›larak Bize Ölüm Yok ve Hakl›y›z Kazanaca¤›z marfllar›n› söyledi.

23 Temmuz 2004; Bursa Kültür Park Aç›khava Tiyatrosu’nda düzenlenen konserde yaklafl›k 3000 kifliye seslendi.

24 Temmuz 2004; Marmaris’te Anfi Tiyatro’da, Pir Sultan Abdal Derne¤i’nin düzenledi¤i flenlikte, yaklafl›k 2000 kifliye seslendi.

Grup Yorum Korosu 25 Temmuz 2004; Anadolu Temel Haklar ve Özgürlükler Derne¤i’nin fiile’de düzenledi¤i piknikte yaklafl›k 1500 kifliye seslendi.

25 Temmuz 2004; Gazi Mahallesi’nde TAYAD’›n düzenledi¤i ‘96’ ölüm orucu Anmas›’nda yaklafl›k 700 kifliye seslendi.

31


haber-yorum

Karikatürist Mehmet Arslan, Ödülü’nü Tav›r’la Paylaflt›... Karikatürcüler Derne¤i taraf›ndan düzenlenen 23. Uluslararas› Nasreddin Hoca Karikatür Yar›flmas›’nda dereceye girerek baflar› ödülü alan Karikatürist Mehmet Arslan; 27 Temmuz 2004 tarihinde Fenerbahçe Spor Klübü Tesisleri’nde yap›lan törende, ödülünü ald›. Ödül töreni s›ras›nda yapt›¤› konuflmada, karikatüre yönelik bask›lar›n 12 Eylül koflullar›n› aratmad›¤›na de¤inen Arslan; “Karikatürümü yay›nlama cesareti gösteren; bundan dolay› 15 gün kapatma ve para cezas› alan Tav›r Dergisi’nin bu ödülü daha çok hak etti¤ini düflünüyorum.” diyerek ödülü, dergimizin Genel Yay›n Yönetmeni Gamze Mimaro¤lu’na verdi. Arslan, yapt›¤› konuflman›n ard›ndan ödül törenine kat›lan karikatüristler ve konuklar taraf›ndan alk›flland›. Bilindi¤i gibi, Karikatürist Mehmet Arslan’›n bir karikatürü dergimizin Eylül 2003 tarihli 19. say›s›nda yay›nlanm›fl ve dergimiz bu karikatür gerekçe gösterilerek 4 Milyar 700 Milyon lira para ve 15 gün kapatma cezas› alm›flt›.❏

Mahpusluktan Kürek Mahkumlu¤una Tutuklu yak›nlar› ve insan haklar› savunucular›n›n tepkiyle karfl›lad›¤› Yeni ‹nfaz Yasa Tasar›s›'na karfl›, avukatlar da elefltirilerini, haz›rlad›klar› bir kitapla gösterdi. Ça¤dafl Hukukçular Derne¤i'nin haz›rlad›¤› ve "Mahpusluktan Kürek Mahkumlu¤u" bafll›¤›n› tafl›yan kitap, ‹nfaz Yasa Tasar›s›'n›n içeri¤inin anlafl›lmas› aç›s›ndan önemli bilgiler içeriyor. "Ceza ‹nfaz Yasa Tasar›s›'n›n hukuksal elefltirisi"nin yer ald›¤› kitapta, tasar›ya iliflkin siyasi de¤erlendirmeler de bulunuyor. Kitaba ad›n› veren "Mahpusluktan Kürek Mahkumlu¤u" bafll›kl› yaz›da, ‹nfaz Yasa Tasar›s›'n›n sadece cezaevindeki tutuklu ve hükümlüler aç›s›ndan de¤il, tüm toplum aç›s›ndan "tehlikeli oldu¤u" vurgusu ön plana ç›k›yor. Kitapta , operasyona kat›lan askerlerin mektubu da var. ❏

dvd... vcd... albüm...

A. Fikret Köse “E¤in Dedikleri” Metropol Müzik

32

Maçkal› Hasan Tunç Divane Afl›k Gibi KalanMüzik

Soner Olgun “‹yi Bayramlar Türkiye” Seyhan Müzik

Safiye Ayla Seçme fiark›lar KalanMüzik

Candan Erçetin Melek Pasaj Müzik



2004 30 agustos