Issuu on Google+

ISSN 126362

2002/7

Say›:7 1.500.000 TL(KDV’li)


merhaba

tavır

Eylül ay›nda dolu bir gündemle yine sizinle birlikteyiz... Bu say›y› haz›rlad›¤›m›z s›rada Aksaray Yusufpafla’daki Ekmek ve Adalet Dergisi ile Haseki’deki Gençlik Gelecektir Dergisi polis taraf›ndan bas›ld› ve ya¤maland›. TAYAD’›n Aksaray’da bulunan flubesi aranarak çal›flanlar› kimlik kontrolünden geçirildi. Dergi çal›flanlar› dövülerek yaka paça gözalt›na al›nd›. Operasyonlar›n gerekçesi ise bu dergi bürolar›nda “Alibeyköy’de yap›lan ölüm orucuna feda eylemcileri yetifltirilmesi” diye aç›kland›. Ortada ne Alibeyköy’de sürdürülen bir ölüm orucu vard› ne de bu dergi bürolar›nda böyle bir fley yap›l›yordu. Bask›ya ve zulme neden bulmak o kadar zor de¤ildi. Ölüm orucu 700’lü günleri aflarak 95 flehitle zafere do¤ru ilerliyor. 95 flehit, kazan›lacak zaferin teminat›d›r. Hapishanelerin tecrit hücrelerinde insanl›k onuru için direnenler halk›n yüzak› olmaya devam ediyorlar. Tarihin gözleri bir bir görüyor olan biteni. Ça¤›n tutana¤› tutuluyor. Hakl› ve haks›z bir yana yaz›l›yor ve direnenlerin son sözü söyleyece¤i ana kadar da yaz›lacak... Semra Baflyi¤it, Fatma Bilgin, Birsen Hoflver ve Gülnihal Y›lmaz ölüme cesur yürekleriyle merhaba diyorlar. Andlar› on y›llar önce yine ayn› idealler u¤runa dövüflenlerin andlar›yla bulufluyor. Kazanacaklar›na olan inanç ayn› zulmün yüzüne çarp›yor. Ruhi Su ve Y›lmaz Güney hala korkutmaya devam ediyorlar egemenleri. Onlar›n da ömürleri boyunca sürdürdükleri devrimci sanatç›l›k, gelene¤i tafl›yanlar taraf›ndan sürdürülüyor. Mahzuni fierif ve Adnan Yücel usulca çekip gidiyorlar aram›zdan vedas›z... Bize ise an›lar›n› yaflatmak ve halklar› için kurduklar› güzel düflleri gerçeklefltirme görevi düflüyor. Güle güle diyoruz kavgan›n onurlu ozanlar›na... Ba¤›ms›z, özgür, eflit, adil bir gelecek için onlara da söz veriyoruz. Emperyalizm 11 Eylül’den sonra yaralanm›fl bir yaban hayvan› gibi nereye sald›raca¤›n› bilmiyor. Afganistan’da arkas›nda binlerce ölü, sakat ve gelece¤i söndürülmüfl çocuk b›rakarak bast›¤› yeri kurutarak ilerliyor. Bir avuç petrol için tonlarca kan dökmeye haz›r halde gözlerini yine Irak’a dikiyor. Halklar emperyalizme direniyor. Dünyada küreselleflmeye karfl› tepkiler artarak sürüyor. Halk›m›z aç, yoksul, bir lokma ekme¤e ve adalete muhtaç b›rak›l›rken düzen partileri koltuk sevdas›nda... Avrupa Birli¤i’nden demokrasi bekleniyor. Avrupa’n›n cilal›, sözde demokrasisi aç gözlerle bekleniyor. Gelecek olan güzel günler ise emperyalizme karfl› direnenlerin omuzlar›nda yükseliyor... Sekizinci say›m›zda görüflmek dile¤iyle... Dostlukla...


Ayl›k Sanat Dergisi

3 avrupa treni 5 imparator korkunca 7 kap› ile duvar›n düflündürdükleri 9 merhaba istanbul 11 açl›¤›n koynunda... 13 düfltüler birer birer ... 15 adnan yücel 16 o¤ullar› ölen analara türkü 18 ruhi su-y›lmaz güney 21 mahzuni flerif 23 harbiyede bir gece 26 yorgun 28 julius fuçik 29 pablo neruda 30 haber yorum

Sahibi: ‹dil Kültür Yay›n Org. Rek. Film. Tic. ad›na MUHARREM CENG‹Z Genel Yay›n Yönetmeni: GAMZE M‹MARO⁄LU Yaz›iflleri Müdürü: AHU ZEYNEP GÖRGÜN Yaz›flma Adresi: ‹D‹L KÜLTÜR MERKEZ‹ KULO⁄LU MH. A⁄AKÜLHAN‹ SK. NO:13/8 BEYO⁄LU/‹STANBUL TEL/FAX:(212) 245 00 70- 244 31 60 e-mail adresi:tavir@grupyorum.net Ankara ‹D‹L CAN KÜLTÜR MERKEZ‹ 7. SOK NO: 21/C TUZLUÇAYIR/ANKARA TEL: (312) 370 22 09 Hesap No: (TL):1042- 30000 596147 GAMZE M‹MARO⁄LU ‹fiBANKASI PARMAKKAPI/‹ST. (EURO): 1042- 3010000 129062 GAMZE M‹MARO⁄LU ‹fiBANKASI PARMAKKAPI/‹ST. Ofset Haz›rl›k: TAVIR YAYINLARI Bask›: ASPAfi Da¤›t›m: D-B-R


güncel ercan

duman

H H H H H H HHH

Avrupa Treni

Y

a¤murlu bir gecenin ard›ndan sabah›n dingin, yumuflak ›fl›klar› ya¤mur damlalar›nda yans›maya bafllam›flt›. Yeni bir gündü. Herfley o sa¤anak ya¤murla yunmufl ar›nm›fl, ›p›l ›p›l ›p›ld›yordu. Yeni bir sayfayd› aç›lan.. Herkes için yeni bir güz, yeni bir hava, yeni bir soluk, bak›fl... Bak›fllarda bir özgüven, bir asalet, bir ince p›r›lt›, bafllar dik, omuzlar yüksek, difller beyaz (Avrupa’dan ithal difl parlatma tozlar›yla) gülüflleri ayd›nl›k... Ci¤erlere çekilen hava bile daha bir serin, daha bir ferah.. Ee ya¤mur da Balkanlar üzerinden gelmiyor muydu zaten. Ee bu havan›n olmas› da normaldi o halde. Avrupan›n ya¤muru bilem bir baflka oluyordu can›m. Nesi bir baflka olmuyordu ki. Her derde deva bir memleketti oralar hem de.. Mutlu, huzurlu, karn›n tok, s›rt›n pek, yar›n›n ne olaca¤› belli, heyt diyen yok, hüyt diyen yok.. Bir kere yasak yok kardeflim, yasak... Herkes kendinden, çevresinden sorumlu, akl› bafl›nda, ilim irfan sahibi olduktan sonra yasak ne ki? Bi de özgürlük var... Anas›n› satt›¤›m›n özgürlü¤ü ne menem bifley ki herkesleri peflinden koflturur durur. Zümrüdü Anka kuflu misali Kaf Da¤›n›n ard›nda bir garip kufl flu özgürlük. Avrupa’ya uyum yasalar› kabul edildi¤inden beri dipten derinden böylesi bir hava egemen oldu kimi çevrelerde. Kaçacak ve bir daha asla yakalanamayacak bir tren olarak paranoyam›z haline getirilen.. Kaçarsa olacak olanlar kabusumuz, hiçli¤imiz, ayn› tas ayn› hamaml›¤›m›z olarak bize kabullendirilmeye ça-

l›fl›lan bir hava bu. Sadece ‹stiklal Caddesi’nde yürürken yada Taksim - 4. Levent Metrosunu kullan›rken Avrupal›l›¤›n› yaflayabilen hatta aidiyet duygusundan uzak kalmamak için bu istikametleri s›k s›k kullanan bir kesim için bunlar çok önemli. Asl›nda bu tren de onlar›n treni. Ayn› ya¤murlar›n ›slatt›¤› ama Anadolu’nun bir baflka taraf›nda, çorak bozk›r topraklar›nda Avrupa treni ne ifade ediyor acaba? Avrupa’y› gurbetten gelen Almanc›lardan tan›yan, televizyonlarda gördü¤ü ›fl›kl›, yüksek binalardan tan›yan, bir lokma bir h›rka felsefesiyle yaflamaya mecbur edilmifl insanlar için ne ifade ediyor. Hastas›n› köyden kasabaya yetifltiremedi¤i için kaybeden köylü için ne ifade eder. ‹çme suyunu hala köy çeflmesinden bidonlarla, su tankerinden kovalarla evine tafl›maya çal›flan köylü için ne ifade eder. Onlarca y›l s›ralarda dirsek çürütüp, bi ton para harcayarak bitirdi¤i okulundan sonra kaliteli iflsiz olmaktan öteye gidemeyen insanlar›m›z için ne ifade eder. Avrupa’da öyle diye mezarda emeklili¤e mahkum edilen ama ifl güvenli¤i ya da hayat standartlar›na gelince laf› bile edilmeyen emekçi için ne ifade eder... Mahkemelerin; yarg›lanan›n mal varl›¤›na, “kutsal aile ba¤lar›n›n” gücüne göre kararlar verdi¤i bir ülkede adalet bekleyenler için ne ifade eder... Toplant›, gösteri, bas›n aç›klama hürriyeti anayasal hakk› oldu¤u halde buna iliflkin en ufak bir giriflimde kafas›

3

gözü yar›larak gözalt›na al›nan birisi için ne ifade eder? Açl›ktan ölen çocuklar›n oldu¤u, bunal›mdan hergün birkaç kiflinin cinnet geçirdi¤i, intihar etti¤i, baflbakan›n›n kafas›n›n ortas›na yedi¤i yazarkasadan sonra bile ayakta kalmak için ç›rp›nd›¤› bir ülke için ne ifade eder. Avrupa standart› diye dayat›lan hücrelere ne demeli... O Avrupal› hücrelerde yok olan 95 can için ne ifade eder bunlar! O Avrupal› hücreler kaç insan› “›slah” etti? Kaç insan› “Avrupal›laflt›rd›”; kaç insan› “imha” etti.! Avrupa trenini kaç›p kaçmamas› o ‹stiklal Caddesi, Taksim-Levent Metrosu müdavimleri için ne kadar önemliyse bu sayd›klar›m›z içinde o denli önemsiz. Çünkü ayaklar› herkesten fazla ülkenin topraklar›na, bu ülkenin gerçekli¤ine bas›yor. ‹ktidarlar de¤iflsede, bir tak›m reformlar, yenilikler yaflansa da bunlar bir avuç insan›n rahatl›¤› için yap›l›r, bunu bilir. Onun yaflam standard›, geçim s›k›nt›s›, çekti¤i eziyetler hep yerli yerinde durur. Yine maafl kuyruklar›nda o bekleyecek, yine ay sonunu k›t kanaat getirecek, yine bu k›fl nas›l ›s›naca¤›m diye kara kara düflünecek , yine hastane kap›lar›nda, müdür bey kap›lar›nda sürünecek, yine çocu¤uma nas›l defter kitap al›r›m diye düflünecek, düflünecek, düflünecek... Çünkü bu ülkede roller çoktan paylafl›lm›fl. Onun pay›na da bu düflmüfl. Di¤er rolleri kapmak için pek çok kiflinin s›rt›na basarak, onlar› ezerek ya da yalakal›k yaparak yükselmesi laz›m. Bu da alavere dalavereyle, bencillikle olabilir.


Onun haricinde b›rak Avrupa Birli¤i’ni evren birli¤i olsa o gene bize u¤ramaz; bize bir faydas› olmaz. Avrupa Birli¤i d e g e n e bir avuç zengine, sermayesi, “kutsal aile birlikleri” olan de¤erli flahsiyetlere yarar. Ayn› demokrasi gibi. Bu ülkede demokrasi yok mu? Lafta var ama kime; yine a¤as› day›s› olana, mülkü adalete yetecek kadar olana.... Bunlara adaletten bol ne var! Ama bize gelince o da yok. Biz zaten sürekli her türlü suçu ifllemeye, her tafl›n alt›ndan ç›kmaya meyilli potansiyel suçlular›z...Adaletin kolu, pençesi güçlü güçlü olmas›na, ama bizim gibilere! Göbek çap›n büyüdükçe adaletin kolu sar›p yakalayamaz oluyor ne hikmetse! Bu Avrupa meselesi manavlara yeni gelen nadide meyvelere benziyor birazda. Mango, avakado gibi... O orda durur, gelip geçip bakar›z ama bana ne fayda? Yine ona paras› yetip de al›p yiyene fayda. Al›p doyas›ya yiyemedikten sonra istedi¤i kadar olsun. Pirzola, biftek de kasapta var; öylece serilmifl duruyor ama kim al›p yiyo habire; mesele orada... Ama diyorlar ki ekmek gürül gürül gelecek, ifl desen gani! Topraklar bereketli, insanlar a¤›z dolusu güler olacak .. Çocuklar yar›na ›fl›l ›fl›l umut, güven dolu gözlerle bakacak, karakola düfltünmü bi kufltüyü yast›¤›n eksik olacak... Olacak, bitecek, cek cak... Bunlar bize gelmez... Gelir de gelmez. Gelir de bize ulaflamadan kap›fl›l›p biter. Gelir de bize düflene kadar talan olur, kolu kanad› k›r›l›r bi ifle yaramaz olur. Gelir de kufla dönüp gelir. Yani gelse de ayn› gelmese de... Ama bizim esas sorunumuz flu ol-

mal›: Niye bu ülke, bu halk kendi iç dinamikleriyle hiç kimseye gebe kalmadan, o, herkese ifl, afl, adalet, özgürlük verilen ülkeyi yaratamas›n. Buna en çok ihtiyaç duyan, insan gibi yaflamaya, adam yerine konmaya, sözünün dinlenmesine, bilimsel e¤itim-ö¤retim görmeye, gelece¤inin garanti alt›nda oldu¤unu bilmenin verdi¤i huzurla yaflamaya en çok bu ülkenin insan› aç de¤il mi? ‹nsanlar›m›z bunu hayk›rm›yor mu, bunu istemiyor mu? Ya da bunu istemeyen var m›? Herhalde kimse ç›k›p ben istemiyorum demez... K›fl›n ayazlard a

nüfusl a r › azalsa da her g e ç e n gün sokaklarda ço¤alan sokak çocuklar›n›, tinerci çocuklar› isteyen, onlara yüre¤i raz› olan var m›? Yok. Çocu¤unu okula yazd›racak paray› bulamad›¤› için ihtihar eden eden babalara gönlü raz› olan, ço¤almas›n› isteyen var m›?

4

Yok. ‹nsanlar›n asgari ücretle yaflamaya mahkum edilmesini, çöpten ekmek toplayarak yaflamas›n› isteyen; gönlü raz› olan var m›? Yok. O zaman engel ne? Engel yine kendimiziz. Yine mutlulu¤un, huzurun gelmesi kendi d›fl›m›zdaki bir güçten; birilerinden bekliyoruz. Çünkü bize birleflip güç olmay› sadece k›fllada ve futbol maçlar›nda ö¤retmifller. Avrupa Birli¤ine girince, herfley sütten ç›km›fl ak kafl›k gibi pirupak olmayacak. Biz ayn› kald›kça bizim için hiçbir fley de¤iflmeyecek. Vadedilenleri kendimiz, kendi özgücümüzle yaratmay›; elde etmeyi becerebildi¤imizde yani kendimiz güç olabildi¤imizde bu birlikten baflkas›na gerek kalmayacak ve yaflan›l›r mutlu güvenli bir hayata do¤ru ilerleyece¤iz... Avrupalar› onlar›n olsun. O elbise bize uymaz. Biz Do¤uluyuz. Bununla gurur duyar›z. Bat›l› olmad›k hiç, olamad›k, olmam›zda gerekmiyor. Bizim kültürümüz bize yetipte artacak kadar de¤erli bir hazinedir. Yeter ki de¤erini, yeter ki k›ymetini bilelim...


emperyalizm güzin karaduman

‹MPARATOR KORKUNCA... Eylül günü ABD iflah olmaz bir hastal›¤a tutuldu art›k. Sara nöbetleriyle sars›larak, isterik 盤l›klarla kriz geçirerek, yakarak, y›karak, hapsederek, yokederek a¤r›lar›n› s›z›lar›n› dindirebilece¤i bir paranoya girdab›nda dönüp duracakt› art›k... Bilindi¤i üzere de hala k›vran›p durmaktad›r . Sürekli nereye sald›raca¤›n›n hesab› içinde düflmanlar›na sald›r›p yokettikçe daha fazla düflmanla baflbafla kald›¤› bir paradoks girdab›nda döne döne sarhofl olmaktad›r. Mitolojik hikayelerde, efsanelerde de vard›r bu tür fleyler. Mesela çölde susuzluktan s›z›m s›z›m s›zlayan bir bedevi nihayet bir p›nar›n bafl›na var›r ve hemen içmek için davran›r. Ama ayn› anda beliren bir peri der ki: ‘’Aman içme bu p›nar susuzluktan can verecek kertede susayanlar içindir, senin p›nar›na daha var. Ola ki içersen her yudumunda susuzlu¤un bin kat artacakt›r. ‘’ Ama bedevi dinler mi! Hemen e¤ilmifl serin serin fl›r›ldayan p›nara. Kana kana içmeye bafllam›fl bafllamas›na ama o serin sular a¤u olup kal›yor bo¤az›nda, içtikçe içesi geliyor kanam›yor, harareti art›yor, içtikçe içi yan›yor k›vran›yor, içtikçe içi kavruluyor su diyor... Ve suya kanamamaktan içi yan›p kavrularak can veriyor... Amerika’n›n susuzlu¤u da böyle birfley. ‹nsan kan› içerek susuzlu¤unu giderece¤ini san›yor, ama içtikçe susuzlu¤u art›yor. Bir söz vard›r : ”Bir insan› öldürdü¤ünde katil olursun, bin insan› öldürdü¤ünde fatih olursun, herkesi öldürdü¤ünde tanr› olursun.” Amerika da 11 Eylül’den sonra dünyan›n tanr›l›¤›na kofluyor art›k.

11

Aradan geçen bir seneden sonra Amerika sayesinde ölen insanlar›, sönen ocaklar›, da¤›lan yuvalar› gözümüzün önüne getirdi¤imizde bunu anlamak kolaylaflacakt›r. Geçen bir sene boyunca çok fley söylendi-söylenemedi, çok fley sorguland›sorgulanamad›. Amerika bu dünyada y›k›m› ölümü hakedebilecek en son ülkeydi! Ölümü ve y›k›m› hakedebilecek hiçbir fley yapmad›, yapamazd›! O, ebedi bar›fl, küresel huzur için çabalar, didinir, ç›rp›n›rd›! Tonlarca bombayla insanlar› parça parça yapmas›, kavurmas› hep bu ebedi bar›fl içindi! Birkaç bin çocu¤un hayat› koskoca dünyam›z›n mutlulu¤u için vars›n feda olsundu! Ama yeterki bu çocuklar Amerika’dan olmas›nd›. Uygulad›¤› ambargolarla çocuklar›n, bebeklerin göz göre göre eriyip bir avuç kemi¤e dönüflmesini sa¤layan ve bunun gerekli oldu¤unu savunan yine bu mant›kt›r. Zaten birkaç bin Afrika’l› ya da Irak’l› çocuk bir Amerikan vatandafl› kadar bile olamazd› ki. Amerika “yanl›fll›kla” bombalad›¤› Afgan köylerinde katletti¤i siviller için 50’fler dolar

5

tazminat ödemeyi önerebilirken, de¤iflik flekilde ölebilen kendi vatandafllar› için yüzbinlerce dolar tazminat talep edebilmektedir. Yani bakkal mant›¤›yla bile düflünsek kaç bin kiflinin bir Amerikan vatandafl› etti¤i denklemi zaten herfleyi ortaya koymaktad›r. 11 Eylül sonras› Amerika hep ikiz kulele rin çöküflünün görüntülerini izletmifltir dünyaya. Ama Pentagon’a yap›lan eylemi ise hep gözden, tart›flmadan uzak tutmaya çal›flm›flt›r. ‹kiz kulelerin içinde sivil insanlar›n ölüflü trajik bir olayd›. Her yönden ifllenebilecek bir dramd›. Ama Pentagon askeri ve net bir hedefti. Trajik, dramatik pek bir yön yoktu burada. Yenilen darbenin etkisi anlam›yla bak›ld›¤›nda da çöken kuleler-


den çok daha güçlü ve hazmedilmesi zor bir etkiye sahipti. Amerika’n›n bunu tart›flmaya; bu tart›flmalar› kald›rmaya tahammülü olamazd›. Yanan gökdelenlerde mahsur kalm›fl masum insanlar, a¤layan, kendini bofllu¤a atan insanlar çok daha ifllenmeye, dünyaya kendini ac›nd›rmaya, dahas› yapaca¤› sald›r›lar için zemin yaratmaya uygun bir malzemeydi. Ve bu f›rsat da gayet iyi kullan›ld›. Acaba ABD kendisiyle bir hesaplaflmaya oturma cesaretini gösterebilir miydi? Bu boyutta bir sald›r› niye bu ülkede, niye bu hedeflere, niye bu flekilde gerçeklefliyordu? Niye biz? sorusunu sorma cesaretini gösterebilir miydi! Böyle bir fley emperyalizmin karakteriyle uyuflmaz ama böyle bir altermatif de vard›. Gerçi c›l›z da olsa kendini bu flekilde sorgulayabilen demokratik unsurlar da vard› ABD’de, ama bunlarda intikam 盤l›klar› aras›nda kaybolup gitti. Tüm dünyada insanlar›n kafas›nda bu soru olufltu. Acaba Amerika kendini sorgulayabilir miydi! Bir ümit ›fl›¤› yand›. ‹nsanlar Amerika’n›n bunu haketti¤ini, rüzgar ekip f›rt›na biçti¤ini düflünüyordu. Bunu tart›fl›yor, dile getiriyordu. Amerika dünyaya çektirdiklerinin sonucu olarak, bunca y›ld›r döktü¤ü masum insan kan›n›n bedeli olarak bunu haketmiflti ve cezas›n› çekiyordu. Yani gayet do¤ald›. Ve bunun sonucunda da Amerika’n›n bafl›n› iki elinin aras›na koyup flöyle bir düflünmesi gerekti¤ini beklemek de do¤ald› onlara göre. Dünyan›n en güçlü ülkesinin insanlar› bir anda sanki dünyan›n en aciz ülkesinin insanlar› oluverdiler. Çünkü beyinleri o kadar al›flm›flt› ki o müthifl, afl›lamaz güvenlik tedbirlerine, istihbarat a¤lar›na, neredeyse herkes kendini bir dokunulmazl›k z›rh› içinde hissediyordu. Ama bir anda tüm hayallerin sonu geliverdi. Ezeli gördükleri baz› de¤erler yerle bir oldu. Ac›y› hissettiler, çaresizli¤i, “ama biz bunu haketmemifltik” duygusunu, hedef olmay›, kaçmak; s›¤›nmak zorunda olmak duygusunu hissettiler. Büyü bozuldu. ‹nsan kendi gerçekli¤iyle yaln›zlaflt› ve ço¤ald›. Yüzleflti kendisi gibilerle. Bir yandan da bir film gibi ak›yordu her fley. Bir film etkisi yarat›yordu yaflananlar.. Böylesi filmler ve bu kültür de¤il miydi zaten, seri ölümleri bile kan›ksatan...3-5 kiflinin hayat›n› kaybetti¤i vukuatlar bile art›k önemsenmez olmufltu. Onlarca, yüzlerce ölü olmal› ve de ilginç ölmeliydi insanlar. Ne kadar fazla kan, trajedi, ilginç unsur

varsa o denli ses getirir oldu ölümler. Gece görüfl kameralar›nda havai fiflek gibi patlayan bombalar bir atari oyunu etkisini geçemedi bilinçlerde. ‹ fl t e Amerikan halk› bu bilinçle alg›lamaya al›flm›flt› ölümleri ama 11 Eylül’den sonra ölümün anlam› da de¤iflti o topraklarda. Ölümün de insanc›l yönleri olabildi¤ini tekrar an›msad› insanlar. Haz›rlopçu beyinler kendilerine sunulan› oldu¤u gibi ö¤ütmek yerine kendi varolufl anlam›yla ve vicdanlar›yla. hesaplaflarak alg›lad› bu sefer ölümleri Y›k›lan gökdelenler yerine ne yap›laca¤› tart›fl›l›yor. Kimisi daha yükse¤inin, görkemlisinin yap›lmas›n› istiyor, kimisi b›rakal›m oras› öylece kals›n diyor, kimisi görkemli bir an›tmezar istiyor...Oraya ne yap›l›rsa yap›ls›n orada yenilen darbenin fliddeti ve etkisi zaten hiç unutulmayacak ve hep hat›rlanacakt›. Kimileri için büyük bir zaferin an›t› kimileri içinse bir hezimetin an›t› olarak... Amerika 11 Eylül sonras› h›zla kendini toparlay›p tuz buz olan imaj›n› yeniden biraraya getirme derdine düfltü. Bunu da kaybetti¤i insanlar›n karfl›l›¤› olarak kat kat fazlas›n› katletme yolunu seçerek gerçeklefltirecekti. Tüm gücüyle yüklendi Afganistan topraklar›na. Ama Ladin’i ya da Taliban’› öldürse Amerika karfl› karfl›ya oldu¤u tehditlerden kurtulmufl mu olacakt›! Ladin olmasa herhangi baflka biri yada bir örgüt ya da bir ülke Amerika için tehdit olmayacak m›yd›? Elbette olacakt› ve bunu çok iyi biliyordu Amerika. Ama art›k ok yaydan ç›km›flt›. Emperyalizm kendini güçlü göstermek ya da kendi varolufluna anlam kazand›rabilmek için sürekli mazlum halklara sald›r›r, tehditler savurur, gündemler yarat›r. Olan buydu. Amerika’n›n paranoyas› artarak sürecekti. Dünyan›n bütün k›talar›ndaki aske-

6

ri üslerini alarma geçirdi. Da¤lar tafllar bombaland›. Bombalamak, y›kmak, yoketmek... En kolay sonuç al›nabilecek güç gösterisi buydu çünkü. Ve ülke güvenli¤i için paranoya derecesine varan güvenlik önlemleri bafllad›. Binlerce yeni, özel güvenlik görevlisi ve binlerce muhbir-ajanla güçlendirildi herkesi sar›p bo¤acak güvenlik çemberleri. ‹nsanlar güvenlik gerekçesi ad› alt›nda potansiyel terörist muamelesi görüp en ufak bir flüphede ayakkab›lar›n›n topuklar›na, iç çamafl›rlar›na kadar aran›p, haftalarca gözalt›nda tutulur oldu. Seyahatler, ülkeye girifller iflkenceye dönüfltü. ‹nsanlar toplu al›flverifl, e¤lence mekanlar›n›n yan›ndan bile geçmeye korkar oldular. Her an bir yerden bir bomba patlayacakm›flcas›na tetikte yaflar oldular. Gaz maskesi, çelik yelek, hatta paraflüt sat›fllar› patlad›. ‹nsanlar kendilerini güvende hissedebilmek için ne yapacaklar›n› flafl›rd›lar. Kimse kimseye güvenemez oldu, uykular uyunamaz oldu. Amerika hükümeti sürekli “her flüpheli hareketi bildirecek, komflunuzu izleyeceksiniz “ça¤r›lar› yap›yordu. Muhbirlik ve ajanl›k yayg›nlafl›yor ve do¤allafl›yordu. Hergün yüzlerce ihbar polisi alarma geçiriyor, uçak seferleri iptal ediliyor, uçaklar savafl uçaklar› eskortlu¤unda havaalanlar›na indiriliyordu. Ama Amerika yine o k›s›rdöngüsüyle yüzyüze geldi... Kendi düzenini-saltanat›n› sürdürebilmek için “ebedi bar›fl” ad› alt›nda döktü¤ü her damla kan kendisine dönecek öfkeyi de büyütüp ço¤alt›yordu ayn› zamanda. 


güncel tav›r

KAPI ‹LE DUVARIN DÜfiÜNDÜRDÜKLER‹ kmek ve Adalet Dergisi'nin Yusufpafla'daki bürosuna vard›¤›n›zda sizi darmada¤›n haliyle bir kap› ve duvar karfl›l›yor ilkin. Kap› ile duvar darmada¤›n, y›k›k dökük... Kap› ile duvar çetin bir savafltan ç›km›fl, yorgun. Kap› ve duvar sald›r›ya u¤rad›¤›nda direnmifl belli ki... Direnmemifl olsa bu kadar h›rpalanmazd›. Kap› ile duvar her fleye ra¤men dimdik duruyor, direnmifl olman›n verdi¤i gururla, muzaffer bir edayla karfl›l›yor sizi. Ne oldu ki bu kap› ile duvara? Ya da olan sadece kap› ile duvara m› oldu? Kap› ile duvar, zulme ilk gö¤üs gerenlerdi. Ve içerdekileri korumufl olman›n verdi¤i gururdan olsa gerek biraz ma¤rurdular. ‹çerdekiler mi? Onlar› da anlataca¤›z. Daha do¤rusu bu kap› ile duvara soraca¤›z onlar anlatacak. Çünkü duvarlar o bask›n anlar›n› görüntüleyenlerden daha dürüst, duyarl› ve onlar›n olmad›¤› kadar cesur ayn› zamanda mertti... Duvarlar›n dili do¤ruyu söyleyecekti bize. O televizyon dedi¤imiz parlak ›fl›t›l› ekranlar ise yalanlar›.. Yusufpafla'daki Ekmek ve Adalet ile

E

Gençlik Gelecektir dergileri 20 A¤ustos'ta polis taraf›ndan bas›lm›fl, bu kap› ve duvar böyle parçalanm›fl dergi çal›flanlar› ise dövülerek gözalt›na al›nm›flt›. Gençlik Gelecektir Dergisinin de ak›beti ondan farkl› olmam›fl, nas›l ç›kt›¤› belli olmayan yang›nda bayg›n durumda olan insanlar yine dövülerek gözalt›na al›nm›flt›. Ekmek ve Adalet dergisi de, Gençlik Gelecektir dergisi de devrimci çizgide yay›nlard›. ‹lk kez bas›l›p talan edilmiyordu üstelik. "Devrimci çizgide yay›nlar" ifadesi bu dergilerin neden polis taraf›ndan bas›ld›¤›n› çal›flanlar›n›n gözalt›na al›nd›¤›n› da aç›kl›yor olsa gerek!

7

Bu bask›n operasyonu medyada al›flk›n oldu¤umuz bir tarzda yani ahlaki, insani de¤er ve ilkelerden yoksun olarak verildi. "Yumruk Operasyonu", "Terörle Mücadele Operasyonu"... "Aralar›nda Yasad›fl› DHKP-C Örgütünün Askeri Kanat Sorumlusunun da oldu¤u...." vs. vs. Bu operasyon "Terörle Mücadele Operasyonu" diye adland›r›l›yordu. Medya bir kaç saat içinde araflt›rm›fl, sorgulam›fl, yarg›lam›fl ve buldu¤u "deliller" üzerine hükmü vermiflti. Zaten bu ifl bu ülkede medyan›nd›. Daha aç›k bir ifadeyle bu ifl medyaya yapt›rt›l›yordu ki meflru zemin yarat›ls›n. Onlar de¤il miydi dört kiflinin öldürüldü¤ü Küçükar-


mutlu operasyonunda Armutlu'yu hedef gösteren, bütün halk› terörist ilan eden. Burada da böyle olmal›yd› ki ilerde kan akarsa “iflte bunlar teröristti” denilsin. Medya yarg›y› vermiflti, verdirtilmiflti. "‹çerdekiler teröristti". Bu dergi bürosu da "Terör örgütünün bir uzant›s›"yd›. Bu ülkede hukuka ne gerek vard›? Bu ülkede yarg› organlar›na ne gerek vard›. Onlar göstermelik olarak varolsun yeterdi. Yarg›layan ve cezas›n› veren vard› nas›l olsa! Yarg›layan da, sorgulayan da, hükmü kesen ve uygulayanda ayn› güçtü nas›l olsa. Ekmek ve Adalet dergisinin duvarlar› dökülüp kap›s› k›r›l›rken, az ilerdeki Gençlik Gelecektir Dergisinin beflinci kattaki bürosundan gökyüzüne koyu bir duman yükseliyordu. Bir dergi bürosu cay›r cay›r yan›yor, içerde dumandan zehirlenmek üzere olan insanlar yaka paça, karga tulumba dövülerek elleri kelepçeli olarak d›flar› ç›kar›l›yordu. ‹nsanlar bayg›nd› ama tekme tokat dövülüyordu. Bunlar› kimse görmesin diye de "Çekme lan! Çekme" uyar›lar› ardarda geliyordu. Kameran›n arkas›ndaki "lan" ise çekmeye devam ediyordu. Oysa ne farkedecekti çekse? Nas›l olsa televizyonda "‹flte teröristler böyle yakaland›" diye vermeyecek miydi? "Terörle Mücadele Operasyonu"ydu bu. Ne tür bir teröristlik yapm›fllard› acaba bu dergilerin çal›flanlar›? Mesela her gün yemek piflirip toplu olarak yiyorlard›. Gerçekten yap›yorlard› bunu. Önce pifliriyor, sonra yiyorlard›. Bundan iyi teröristlik nerede görülmüfltü? Sonra bilgisayar denilen, G4 yap›m› silahlar›n›n teti¤ini çekip bir bir bas›yorlard› tufllar›na. Foto¤raflar› tar›yorlard›! Onlarca yüzlerce foto¤raf› tar›yorlard› ac›madan ! Bu nas›l bir eylemdi aman allah! Gözlerini bile k›rpmadan günler geceler boyu mizampaj yap›yorlard›. Bu mizampaj sabotaj gibi bir fley olmal›yd›. Gözlerini k›rpmadan yap›yorlard› bunu. Sonra iflçi direnifllerine, gecekondu mahallelerine, memurlar›n, ö¤rencilerin hak arama eylemlerine gidip foto¤raf makinas›n›n deklanflörüne bas›yorlard›. Bunlar›n hepsi teröristlik için yeterli olamazd› tabii ki. Muhtemelen Afganistan'a tonlarca bombay› onlar at›yor, Filistinlileri kendi topraklar›ndan kovuyor, Afrika’ya ambargo koyuyor, Afrikal›lar› açl›k ve hastal›kla baflbafla b›rak›yor, Kü-

ba’y› ele geçirmeyi düfllüyor, dünya halklar›n› sömürüyor, Irak'a yeni sald›r› planlar› yap›yorlard›. Gençlik Gelecektir Dergisi de onlar› destekliyor, yard›m yatakl›k ediyordu. Ekmek ve Adalet Dergisi insanlar› aç b›rak›yor, iflten at›yor, fabrikalar› kapat›yor, F Tipi hücreler inflaa ediyor, insanlar›n ölümüne neden mi oluyordu yoksa. E bunlarda insanl›k suçuydu. Bu ülkedeki her fleyin sorumlusu onlard›. Bunlar› yapt›klar›na göre de terörist faaliyet içersindeydiler. O zaman hakettikleri ceza verilmeliydi. Bürolar› bas›lmal›, talan edilmeli, çal›flanlar› tutuklanmal› hatta mümkünse bu dergiler kapat›lmal›yd›. Yoksa... Bütün bunlara karfl› m›yd› Ekmek ve Adalet ile Gençlik Gelecektir dergileri? Karfl›yd›lar ve bu gerçekleri yaz›yorlard›. Gerçek suçlular›n teröristin kim oldu¤unu yaz›yorlard›. Halk›n çekti¤i ac›lar›, s›k›nt›lar›, yaz›yorlar, açl›¤›n, sömürünün, kültürel dejenerasyonun bir çaresini ar›yorlar, do¤ruyu, gerçe¤i, halktan yana, halk›n ç›kar›na olan› gösteriyorlard› yine halka. Haz›ms›zl›k buradayd›. Düzen partileri koltuk derdindeyken onlar›n yüzü halka dönüktü. Devrimciydiler, halk›n içindeydiler, halk›n sorunlar›na duyarl›yd›lar. Do¤ruydu, bu düzenin de¤iflmesini istiyorlar, özgür, ba¤›ms›z, sömürüsüz bir ülke istiyorlard›, bunu yaz›yorlard› dergilerinde. Olacak fley de¤ildi bunlar. Ça¤la fi›kel'in çözülecek onca sorunu dururken, Y›lmaz Erdo¤an, sevgilisi Sinem Güven’den yeni ayr›l›p, bu konuda bir aç›klama bile yapmam›flken bunlar› paylaflmak varken, halk›n kafas›n› ekmekmifl, adaletmifl, ba¤›ms›zl›km›fl gibi fleylerle kar›flt›rman›n ne anlam› vard›? Kimse onlara gazetecilik yapmay›n demiyordu ki... E tabi bunlar› yazmak istemiyor da olabilirlerdi. Madem politika yapacaklar neden Avrupa Birli¤i’ni desteklemiyor, Avrupa’y› övmüyor, ülkemizin gelece¤i ve demokrasi için yeni at›l›mlar›n önünün aç›lmas›na yard›m etmiyorlard›! Ama amaç halk›n kafas›n› kar›flt›rmak olunca... O zaman vurun balyozu flu duvarada, görsün bakal›m içerdekileri korumak neymifl! Görsün gününü... - Güüüümmm! ( Art›k AB' ye girece¤iz kibar olal›m) -Beyefendi açar m›s›n›z flu kap›y›!

8

Güüüüüm! - Bak›n arama iznimiz var beyefendi Baaaaam! -Lütfen, ne gerek var bunlara Güüüüümmm! -Lütfen ama! Güüüm! Oksijen kayna¤› gerekliydi çünkü kap› aç›lm›yordu. Depremde enkaz alt›nda kalan insanlar› kurtarmak için bir türlü bulunamayan o oksijen kayna¤› birden bulunuverirdi böyle durumlarda. Çelik levha kesilir ve içeri girerler. Birbirine kenetlenmifl dergi çal›flanlar›n›n elleri kelepçelenir, kiminin burnu k›r›l›r kiminin vücudu s›yr›k, çürük ve eziklerle dolar. Geriye darmada¤›n eflyalar, yanm›fl ve moloz y›¤›n› haline gelmifl duvarlar, k›r›lm›fl kap›lar kal›r. ‹çeriye girildi¤inde bunlar›, birde yerdeki kan izlerini görürsünüz. Dergi çal›flanlar› yoktur içerde, ama direnmifllerdir besbelli, yerdeki kan izleri böyle söyler. Duvarlar tan›kt›r, darmada¤›n eflyalar tan›kt›r nas›l direndiklerine... Konuflurlar onlar dikkatli olursan›z farkedersiniz... Kap› ile duvar muzaffer bir edayla u¤urlar sizi. "Direndik" der, " Direnmesek sapasa¤lam olurduk. "Direndik" der. "Direndik ve kazand›k" Direnmek gerekir. Hakl›ysan ve meflruysan iflin kural› böyledir. Oradan ç›kt›¤›m›zda y›k›k dökük kap› ile duvar birde yerdeki kan izleri bize bunlar› düflündürtür ve yazd›r›r Peki ya size? Elleri kalem tutan yazarlar, gazetecili¤in yüksek etik ve ilkelerini savunanlar, ayd›nlar, hukukçular, demokrasi savunucular›, size ne düflündürtür o kap› ile duvar? Tok aç›n halini bilmezmifl, anlamazm›fl halinden bir kere olsun y›k›ld› m› plazalar›n›z›n duvarlar›? Bir kere olsun dövülerek götürüldünüz mü plazalar›n›zdan? Bir kere olsun inipte oralardan kar›flt›n›z m› hiç halk›n içine? fiimdi flovlar düzenleyin halk›n aras›na kar›fl›n ama kaleminiz yine düzenden ve sahiplerinden yana olacak yoksa aç kal›rs›n›z, iflsiz kal›rs›n›z. Kalemizi satmal›s›n›z bu nedenle. Ama.... Bu gerçekleri görmezseniz, bu gerçekleri yazmazsan›z o yüzünüzdeki ayd›n demokrat solcu maskesini de ç›karmal›s›n›z bir zahmet... Ç›kar›nda tükürü¤ümüz yüzünüzde bir damlal›k yer bulsun... 


an› ümit zafer

Merhaba İstanbul... kflam say›m›nda “Koray-Deniz yar›n saat alt› buçukta haz›r olun Üsküdar Adliyesi’nde mahkemeniz var” dediklerinde Deniz’le bak›fllar›m›z karfl›lafl›yor. Biraz daha sab›rs›z olsak adamlar���n yan›nda kalk›p göbek ataca¤›z. Kap› kapan›r kapanmaz bafll›yoruz halaya. “Tey! Tey! Teeey!” Yan›m›zdaki genç arkadafl “e hadi bunu kutlayal›m!” diyor. Son dönemde parolam›z oldu. En ufac›k bir geliflmeye karfl› espri ile “ E hadi kutlayal›m bunu “ diyoruz. Ama gerçekten kutlanmas› gereken bir haber. Kahve ile kutluyoruz. Bir yandan kahvelerimizi yudumluyoruz bir yandan da kimler gelebilir diye Ümraniye’lileri saymaya bafll›yoruz; Umut, Hasan amca, Halil ‹bo... Bülo Can... En çok da Umut, R›za ve ‹brahim’i merak ediyoruz. Buradaki ilk duruflmada bir tek bu üçü gelmemiflti. Bu defa gelirler mi acaba? 1,5 y›l oldu görmeyeli! ‹nflallah tek ringte götürürler, kaç kifliyiz ki? Tekrar saymaya bafll›yoruz. Sedaat, Ercaan, Veliii, sen, ben!.. Say› artt›kça sevincimle birlikte s›k›nt› da art›yor. ‹ki ayr› ringte götürebilirler valla... Hadi bakal›m, flimdi de bekle ki sabah olsun! Uykumuz da gelmiyor ki, keflke kahve içmeseydik. Kutlamamakta olmazd› ama... Kendime u¤raflacak bir ifl bulmal›y›m. Buldum... Mektup... Mektuplar ne güne duruyor. Birileriyle bu sevincimi paylaflmal›y›m. Hatta k›skand›rmal›y›m. Yoksa sabaha kadar patlar›m. Hem vakit de geçmifl olur. Sabah›n üçüne kadar bir mektup bitiriyorum. Eh art›k uyumaya ç›kmal›. Ranzama uzan›p pencereden bofl karanl›¤› izliyorum. Parmakl›klar›n karelerinden bir y›ld›z görünüyor ›fl›l- ›fl›l...

A

Akl›m yar›nda. Hiç de çekilmezdi ya bu yol, s›cak ama olsun ne önemi var ki? Ah birde ‹stanbul’u görece¤iz ki o ayr› bir heyecan zaten. Y›ld›za bakt›kça parlaklafl›yor, bakt›kça büyüyor sanki. ‹stanbul... Kimbilir nerelerden geçece¤iz. Hangi istikameti kullan›rlar ki acaba! ‹stanbul’un yoksul semtlerinden geçeriz kesin. ‹stanbul’a mahkemeye gidenler anlat›rlard›. Çekmece’yi görürlermifl ilkin. Deniz kenar›ndan geçermifl. Mart›lar, evet... Seslerini duyamay›z belki ama o birbirleriyle yar›fl›rcas›na uçufllar›n› görürüz. Hele simit at›ld›¤›nda nas›l da kap›fl›rlard›. Vapurda kenarda ayakta durdu¤unda, etraf›ndan ayr›lmazlar zaten. Hele kordon boyuna geçifl töreni gibi s›ralan›rlard›, nas›l da gülerdim hallerine... Tabi ya, bo¤azdan da geçece¤iz. Alamut, Armutlu... Keflke öyle olsa, o eskidendi. Olsun yine de görmek var. Görür müyüz acaba? Görürüz

9

tabi ya, tam kenarda kal›yor zaten. Bo¤azdan geçece¤iz ya, belki de büyük bir geminin geçiflini de görürüz. Ro- Ro gemisini yani. Kocaman bir gemi. O an siren falanda çalar belki. ‹kinci köprüden girece¤iz ya, ‹çerenköy, sonra Kozyata¤›’ndan Harem’e oradan da Üsküdar’a geçece¤iz. Bu arada ilk kez görece¤im ikinci köprüyü de. ‹çerenköy.... ‹bo’muz orada oturuyordu. Hep anlat›rd› bana oralar›. Kimbilir belki onun geçti¤i sokaklardan geçece¤iz... Lanet olsun K›z Kulesi’ni göremeyece¤iz. Ne flans var ya. Kaçar m› bee? Acaba normalden farkl› istikamet kullan›rlar da görebilir miyiz? Bakaca¤›z art›k... Bahar zaman› tam da, halk›m›z pikniklerde, k›rlardad›r. Ya çocuklar... Çocuklar› görsek yolda; birinin elinde uçurtmas› u¤rafl›p duruyor olsa uçurmak için. Biri annesinin elinden tutmufl elindeki flekeri


kavga edercesine yiyor olsa... ne de flirin olurlar. Ah be, çocuklara bile hasret kald›k ya. Kald›r›mlar oraya buraya koflturan insanlarla doludur. Acaba tan›d›k birilerini görür müyüz ki? Nerdee! Hem onlar nas›l görecek ki ufac›k camdan bizi. Bahar›n her taraf› sar›p sarmalad›¤›n›, yol kenarlar›nda yaban otlar›n›n aras›ndan patlayan k›rm›z› gelincikleri, çiçeklerden sar›ya kesmifl i¤de a¤açlar›n›, bir de tembel tembel dalgalar›yla k›y›lar› öpen denizi görece¤iz. Ama illaki uçurtma... Geçenlerde pencereden bakarken uzaklardan bir uçurtma göründü. Öyle de f›rt›na vard› ama, ipi kopar diye beklerken saatlerce durdu gökyüzünde. Donup kald›m ve ha koptu ha kopacak diye bekledim. O gökyüzünde kald›¤› sürece pencereden ayr›lmadan onu izledim. Uçurtmayd› bu, uçmaktan baflka ne yapabilirdi ki. Ama ben acaba ne olacak diye flaflk›nl›kla izledim onu. ‹stanbul’u izleyece¤iz. Çiçek kokular›n› hissedece¤iz belki gül, menekfle... Alabildi¤ine gökyüzünü... Dald›k gittik, art›k yatsam iyi olacak... Uyan›p saate bak›yorum hemen; 6:30. ‹yi ama ortal›k hala koyu karanl›k. Tüh, 5:30’mufl. Tekrar uyumaya çal›fl›yorum. Evet, bu kez gerçekten saat 6:30, ortal›k ayd›nlanm›fl. fiafl›lacak bir durum. Normalde geç saatlerde uyudu¤um zaman 7:30’da zor uyand›rabiliyorlar beni. Deniz’i de uyand›r›yorum, akflamdan haz›rlad›¤›m›z k›yafetlerimizi giyiniyoruz. Bir sigara yak›p, dar alanda k›sa voltalar eflli¤inde tellendire tellendire içiyoruz. Yar›lanmadan ayak sesleri geliyor koridordan. Tak-tuk, tak-tuk... fl›rrraaak! Mazgal aç›l›yor “Haz›r m›s›n›z?” haberi yok ki biz dün akflamdan beridir haz›r›z! Kap› aç›l›yor gürültüyle. Ve hücreden ‹stanbul’a uzanan yolculu¤umuzun ilk ad›mlar›n› at›yoruz. B›raksalar koflaca¤›z. Koluma s›k›ca yap›flm›fl gardiyan› peflimden sürüklüyorum adeta... Deniz’le birlikte tecrit odalar›ndan birine at›l›yoruz. Biraz sonra kap› aç›l›yor, saç sakal birbirine kar›flm›fl Robinson Cruzo giriyor içeri! Halil ‹bo bu... Birbirimize sar›l›yoruz. Yok yok birbirimizi h›rpal›yoruz adeta. Böyle bir özlemin tarifi yap›labilir mi? Bu özlem anlat›labilir mi bilmiyorum. En az›ndan ben beceremeyece¤imi biliyorum. E hadi di¤erleri Umut, R›za, ‹brahim’de gelsin art›k! Bi...bi...bi dakika biri daha geliyor! Evet-evet...bu Umut!... kelinden tan›d›m.

19 Aral›k’ta C 8-9 koridorunda gözlerimizde hüzün, ac› umutsuzca bekliyorduk. Umut vuruldu dediler... Birden bir ses “Arkadafllar Umut yafl›yor, iflte orda kafas› parl›yor” diye müjdeliyor. Askerin tuttu¤u projektör kel kafas›ndan yans›y›nca anl›yoruz... Sapasa¤lam sürünerek aram›za dönünce koridor sevinç 盤l›klar› ve alk›fllarla inlemiflti. fiimdi ona benzer bir sevinç yafl›yoruz. Ee, kolay de¤il, 1,5 y›ldan beridir ilk defa görüyoruz. Ya R›za’yla ‹brahim nerde, oldu mu ama flimdi? fiu aksili¤e bak, sevincimizi kursa¤›m›zda koyacaklar ya!.. Belki de ringe koymufllard›r onlar›, yada bizden sonra getirirler. Ama burada sar›lamad›k ki. Ellerimiz kelepçeli d›flar›ya ç›kar›l›yoruz. Büyük bir ringi kap›ya dayam›fllar, büyük marifet!.. Aman iki ad›m fazla yürümeyelim! Befl ad›mdan fazla yürümeye hakk›m›z yok ya. Ama olsun, en sevdiklerimizle kucaklaflaca¤›z ya. Hep birlikte dalaca¤›z ‹stanbul’un maviliklerine. Kaç zamand›r beton duvardan baflka bir fley görmeyen gözlerimiz bayram edecek. Aç bir çocuk gibi doyacak gözlerimiz ‹stanbul’a. Hey gidi hey... Ringe bindirilirken “Aç›l›fl›n› ilk siz yap›yorsunuz, hay›rl› olsun!” diyor gardiyan. Nas›l yani? Bu ne demek oluyor flimdi? Yeni bir ring çeflidi mi türettiler? Ellerimiz kelepçeli içeri giriyoruz. Kahretsin bu da ne böyle! Bu ne biçim ring? Ringin içi mini hücrelerle dolu. Bravo! Yemeyip içmeyip bunu düflünmüfller: Mobil Hücre!... R›za... Umut flu ringin içindeki hücrelerden birinde... Yine duvarlar girdi aram›za; bu sefer demirden duvarlar. Oldu mu ya flimdi? Ringin içi hücre dolu ve d›flar›y› göremiyoruz.

10

Hoflçakal ‹stanbul... Bu seferde buluflamad› gözlerimiz. Sevdal›s›na bakan bir gencin utangaçl›¤›yla bakacakt›k sana. Alaca¤›n olsun zulüm!... Yoldafl›m›z›n yüzüne hasret koydu¤un yetmedi, ‹stanbul’un yüzüne de hasret koydun ya bizi, bu kahpelik bir sana yak›fl›r! Ama and olsun ki senin duvarlar›n›, o betondan, o demirden duvarlar›n› bir bir y›kaca¤›z, can pahas›na da olsa un ufak edece¤iz haberin olsun!... Yolday›z...Yürüyen, tekerlekli hücrelerimizle dal›yoruz ‹stanbul’un kalbine do¤ru. Bir yerlerden geçiyoruz ama nerelerden kimbilir! O kadar dar ki bu hücre aya¤›m› bile uzatam›yorum. Bir konserve kutusunun içinde gibisin, hareket ettikçe çarp›yorsun teneke kutuya... Hücrelerimizin tekerlekleri var bu kez. Biz ise ayn›y›z... Keskin b›çak ucu yüreklerimiz, bilendikçe bileniyor. Tekeri dönüyor hücrelerimizin. Dal›yoruz ‹stanbul’un içine. Mart›lar bize merhaba diyor; yoksul mahalleler, halk›m›z bizi yüreklerinin bir yerlerinde tafl›yor biliyoruz. Açl›k var buralarda, yoksulluk, iflsizlik, hastal›k... biliyoruz. Görmesek de biliyoruz. Eflitlik ve adalet yok, bunu da biliyoruz. Alaca¤›n olsun zulüm, bir kez daha alaca¤›n olsun. Bunu da bir kenara yaz›yoruz... Merhaba ‹stanbul... Bafl›m›z bir kez olsun e¤ilmedi, bak dimdik ayaktay›z hala, ölürken bile, yüzünü bir kez daha olsun göremesek bile bil ki... Ba¤›ms›z özgür bir ülke özlemiyle, çocuklar›m›z doysun diye, halk›m›z özgür olsun diye... D‹RENEREK ÖLÜYORUZ!... 


açl›k grevi tav›r

Açlığın koynunda Yarınlara duyulan sevda libeyköy Cemevi’nin kap›s›ndan içeri girdi¤imizde s›cak gülen dost yüzler karfl›l›yor bizi. Kucak-laflmalar, sar›lmalar. “Bir yerlerde” gör-müfl oldu¤umuz yüzler. Çok yak›ndan tan›m›fl olduklar›m›z, evlerine var›p sofras›na ba¤dafl kurdu¤umuz, kahve-sinde, dükkan›nda demli bir çay›n› yu-dumlad›¤›m›z günü gelipte birlikte copland›¤›m›z, gözalt›nda geceler ge-çirdi¤imiz ac›m›z› sevincimizi, hüznü-müzü ve gülüflümüzü paylaflt›¤›m›z dostlar›m›z, halk›m›z... "Nerelerdesin, ne yap›yorsun"lu ko-nuflmalar özlemin ifadesi dokunufllar, sar›lmalar... 24 A¤ustos Cuma günü Alibeyköy Cemevi'ndeyiz... Analar, kardefller, çocuklar Alibey-köy Cemevi'ne Niyazi A¤›rman'›n dave-ti üzerine toplanm›fllar. Niyazi A¤›rman bir süre önce Kand›-ra F Tipinin tecrit hücrelerinde ölen o¤-lunun k›rk yeme¤ini veriyor. ‹ncecik be-deni koyu yan›k bir esmerlikte yüzüyle salonun ortas›na dikiliyor ve yemek sa-lonundaki insanlar›n üzerine gezdiriyor gözlerini. Ondört gündür açl›¤a yat›rd›-¤› gövdesiyle dimdik duruyor. "Dostlar›m..." diyor. "Hepiniz hofl-geldiniz." Sesi titriyor Niyazi A¤›rman’›n, F Ti-pi Hapishanelerde iki y›lda flehit olan 94 kifliden bahsederken.. Sonra o¤lun-dan bahsediyor. O¤lundan bahseder-ken gözlerine çöken ac› daha bir ço¤a-l›yor. O¤lu Volkan A¤›rman 15 Tem-muz' da hücresinde "ölü bulunarak" teslim edilmiflti Niyazi A¤›rman'a. Vol-kan A¤›rman geçirdi¤i bunal›m sonucu can›na k›ym›flt›. Niyazi A¤›rman ise yü-re¤ini kor gibi yakan ac›s›yla adalet ar›--

A

yordu. Adaleti aramaya devam edecek-ti. Bedenini açl›¤a yat›rarak tecrit hüc-relerinin kapat›lmas›n› istiyor, ac›n›n ço¤almamas› için direniyordu. Melek Akgün ve Kemal A¤dafl da Niyazi A¤›rman gibi açl›¤›n Ondördün-cü günündeydiler Alibeyköy'deki eve vard›¤›m›zda. Ev ziyaretçilerle dolup tafl›yordu. Melek Akgün'ün efli flehit bir o¤lu ise tutsakt›. Zulüm ne demek diye sorsa-n›z hepsini bir solukta anlat›rd› yüzün-deki çizgiler. Genç bir kad›nd› Melek Akgün, üç çocuk anas›. Kocaman gözle-rine alabildi¤i kadar sevgiyi s›¤d›r›p bol keseden da¤›t›rd› dostlar›n›n yüzüne. Onun gözlerine bakt›¤›n›zda sevgiyi ve vefay› görürdünüz. Bizi gördü¤ünde de gözlerine al bir gülümseme geldi otur-du. Sar›ld› m› s›k› sar›l›r, "Anadolu ifli". Yani öyle içten. Yine öyle sar›ld›. Elin-den hiç düflürmedi¤i sigaras›ndan de-rin dumanlar çekerek o iri gözleriyle

11

herkese gülücükler da¤›t›yor, kimi za-man yüzüne bir hasret bir öfke gelip çöküyordu. O¤lu Hasan Tahsin Tekir-da¤'da hücrelerde, Melek Akgün ise Alibeyköy'de direniyordu. "Hücre Du-varlar›n› Y›kal›m, Ölümleri durdural›m" diyerek. Kemal A¤dafl o iri gövdesi ve her za-manki sessizli¤iyle yer minderine otur-du¤unda gözlerimiz birbirine de¤di, gülümsedik. Esmer tenli bir inflaat iflçi-si Kemal A¤dafl. Elleri kürek sallar çi-mento karar harç yapar duvar örer tu¤-lalardan. Kars'l›. Kars’›n bir köyünden göçüp gelmifl ‹stanbul'a. Evine ekmek götürme derdindeyken Kardefli ‹rfan Kurtulufl Dergisini da¤›t›rken Alibeyköy Saya Yokuflu’nda, katledilir. ‹rfan'›n katline duyduklar› öfke hiç dinmez. Çünkü Adalet yoktur bu dün-yada onlar aramaktad›rlar adaleti. Ke-mal A¤dafl'›n efli fiükran A¤dafl boynu-na bir muska gibi ast›¤› ve o¤lu kadar


sevdi¤i ‹rfan’›n›n kan›n›n hesab›n› so-rar, bedenini aylarca açl›¤a yat›rarak, coplanarak meydanlarda ve devlet ka-p›lar›nda...Kap› kap› adalet arar fiükran A¤dafl. fiimdi ‹rfan tecrit hücrelerindedir. Her tecrit hücresinde bir ‹rfan yatmak-tad›r. Her tutsak bir ‹rfan’d›r. Ondört gündür açt›r Kemal A¤dafl›n bedeni. Öfkesi açl›¤›ndan büyüktür. Bu üç insan süresiz açl›k grevinde-dirler. Evin duvar›ndaki çerçeveli bir re-simde Zehralar, Cananlar ve tutsaklar selamlar onlar›. "Yar›n›ma Sahip ç›kmak için diyordu Kemal A¤dafl, "Kendine insan diyen herkese” sesleniyordu açl›¤›n›n gür se-siyle Melek Akgün, Ve Adalet istiyordu Niyazi A¤›rman. Tekrar sar›l›p, kucaklafl›p yine gel-mek üzere oradan ayr›l›yoruz. Kulaklar›m›zda ç›nl›yor Niyazi A¤›r-man'›n Cemevinin duvarlar›na çarpan sesi " Ölüm ac› d›r, çok ac› d›r ar ka dafl lar. Yir mi ya fl›n da ki bir genç k› za bir de li kan l› ya hiç ya k›fl m› yor ölüm. Be nim o¤ lum hüc re de tek ba fl› na tu tul ma say d› der di ni bi ri ne dö ke bil sey di bel ki flim di ya fl› yor ola cak t›. Hik met Sa mi Türk'ün ço cuk la r› flim di de niz ler de plaj lar da d›r. Be nim ço cu ¤um flim di ner de aca ba? Ev la d› na o so ¤uk mer me rin üze rin de sa r›l mak ne de mek bi li yor mu aca b a H i k m e t S a m i T ü r k ? " Evlad› topra¤›n alt›ndad›r Niyazi A¤›rman’›n. Ac›s› büyüktür, duydu¤u ac› evlad›na duydu¤u ac› de¤ildir sade--

ce. Ac›s› tecrit hücrelerine karfl› insan-l›k onuru için direnen ve flehit düflen 94 devrimci içindir de ayn› zamanda. 94 kifli yirmili yafllar›nda genç k›z ve delikanl›lar topra¤›n alt›ndad›r. 19 Aral›k'ta gözünden hiç yafl ak-mayan bir anan›n gözlerindeki öfkeyi anlatmaya bu derginin sayfalar› yet-mez. O öfke anlat›lmaz ancak görülür. Gözünden hiç yafl akmaz diflleri kenet-lidir. "Nas›l dayanaca¤›z bunca ac›ya nas›l dayan›r›z allah›m" diye a¤›t yakan baflka bir anaya verilen en güzel cevab› verir diflleri s›k›l›: "Dayan›r›››z... daha fazlas›na da , dayanaca¤›z, dayan›r›z biz. Onlar dayanamaz ama biz dayan›--

12

r›z". Dayan›yordur Niyazi A¤›rman, Me-lek Akgün, Kemal A¤dafl. Dayand›¤› için dimdik ayakta ve direniflin tam orta-s›ndad›r. Onlara bu dayanma gücünü veren fley evlatlar›na duyduklar› sevgiyi aflm›flt›r çoktan. Yüreklerine kocaman bir ülkenin, halk›n sevgisini s›¤d›rm›fl-lard›r. Açt›rlar, ama beslenecekleri çok fley vard›r ç›k›nlar›nda. Vefa gibi, onur gibi, bir sevdan›n coflkusunu yar›nlar›n umudunu paylaflabilmenin hakl› guru-ru ve hazz› gibi... Bir ömür boyu yetecektir onlara aç-l›¤›n koynunda yar›nlara duyulan sev-da... 


öykü seval alp

Düştüler Birer Birer Dillerinde Yeminler

yku gözlerin kap›s›n› çarp›p gitmiflti çoktan... Öfke gözlerde büyüyor, büyüyor, hepsinin gözbebekleri alev alev yan›yordu. Kenetlendi difller, yumruklar s›k›ld›. Ve ses telleri y›rt›l›rcas›na hayk›r›ld› inanc›n sesi. Ses ilkin hapishanenin nemli duvarlar›na çarpt›. Ses özgürlüktü, ses yan›k bir sevdayd›, ses kurtulufltu, ses özgürdü... Duvarlar›n so¤uk yüzüne çarpa çarpa, döne dolafla ç›rparak kanatlar›n› süzüldü gökyüzüne. Ses özgürdü. Namlular do¤rultuldu sese... Sese kurflun s›k›l›r m›? S›kt›lar... Tam aln›n›n ortas›ndan vurdular... Ölür müydü ses kurflunla? Ses titredi. Kan bofland› aln›ndan. Ölmedi... Öldüremediler özgürlü¤ün sesini... Kurflunlar boflal›yordu üstüne... Ses dimdik tutarak bafl›n›, kanat ç›rp›yordu gö¤ün en yüksek yerine... Bir dili olsayd› duvarlar›n, anlatacakt› bir bir gördüklerini. Yan›k türküleri anlatacakt›, c›v›l c›v›l çocukça sevinçleri, 69 gün boyunca açl›¤›n yüzüne çarpan nefesini anlatacakt› sonra. “Kazanaca¤›z” diyen türküleri söyleyecekti duvarlar, bir dili olsayd›... Neler görmüfltü bu duvarlar. Ve daha neler görecekti bu yafll› duvarlar, tarihin sessiz tan›kl›¤›yla... Eylül... Ac›n›n ad›d›r bu ülkede. Eylül ihanet, Eylül ac›, Eylül kahramanl›klarla geçer hep bu ülkede tarihe. 26 Eylül devrilip gecenin koynuna usulca girdi¤inde Eylül’ün 27. günü

U

do¤mak üzere sessizce bafl›n› uzat›yordu Ulucanlar üzerine. Ulucanlar›n atan kalbi, yüksek duvarl›, tel örgülerle çevrili hapishanesi s›k›flt›r›lm›fl bir TNT kal›b› gibi dokunsan patlayacakt›. Duvarlar›n aras›nda, gö¤üs kafeslerinde hesaps›z yürekler tafl›yanlar öfkeli gözlerini has›mlar›na çevirdiler... “Kazanacaklard›...” Ne zaman gözleri birbirleriyle buluflsa ayn› fleyi okuyorlard› gözlerinden; “Kazanaca¤›z...” Kazanacaklard›. Yenilgi nedir hiç bilmezlerdi ki... Bir kere olsun bafl› gö¤üslerine do¤ru e¤ilmemiflti, bir kere olsun, diz çökmemifllerdi, bir kere olsun “aman” dilememifllerdi... Yenilgi nedir bilmezlerdi ki... “Kazanaca¤›z” diyorlard›. Dünyan›n en de¤erli, paha biçilmez miras›n›n; “devrimci onurun” sahipleriydiler. Bu miras a¤›rd›... Bu miras de¤erliydi. Yüklenip de miras› yüreklerine dolu dizgin kofluyorlard› her mevzide, ölümün üzerine... Güçlüydüler... Delikanl›yd› yürekleri... Korkakt› has›mlar›. Yaln›z ve korkakt›. Gecenin karanl›¤› bile korkular›n› ve o kan çana¤› gözlerini gizlemeye yetmezdi. Karfl›lar›nda iyiden, güzelden, do¤rudan, halktan yana güzel olan ne varsa kuflanm›fl güçlü bir “or-

13

du”ya karfl›, ellerinde tuttuklar› “modern teknolojik” otomatik ölüm kusan makinal›lar›yla sinsice konmufllard› flimdi çat›ya. Kan istiyorlard›, dökeceklerdi. Kan çana¤› gözler önce geze, sonra arpac›¤a de¤di. Hedefi buldu, niflan ald›... Bildik bir ses gecenin sessizli¤ini yard›; “TESL ‹M OLUN” Ne zaman bu sözü söyleseler ald›klar› cevap hep ayn› olurdu... “ÖLÜRÜZ DE TESL‹M OLMAYIZ. “ Sonras› m›? Kurulan mekanizmalar, sis, bomba ve duman... Bir kez daha yenilirlerdi. Tetik düfltü. Abuzer vuruldu. Tetik defalarca kez düfltü Halil vuruldu... “Onuru” kurflunluyorlard› her gördükleri yerde. Kurflun geçmiyordu. Onura kurflun ifllemiyordu. Dimdikti. kurflun kar etmiyordu... Bombalar ya¤›yordu flimdi parmakl›ktan içeriye. Bin bir... Bin iki... Bin üç... “YAfiASIN ULUCANLAR D‹REN‹fi‹-


M‹Z.. “ Korkunun ölüsü çoktan serilmiflti yere... Özgür sesler ço¤al›yordu... Sorular soruluyordu bu kez; “Teslim olacak m›s›n›z? Ölecek misiniz?” ÖLECEKLERD‹ Tereddütsüz öleceklerdi. “Otomatik silahl›” adam sürekli bas›yordu teti¤e. “Teslim olacak m›s›n›z” sorusu “Teslim olun” yalvar›fllar›na dönüflüyordu yavafl yavafl. Bir duyabilseler, bir kiflinin a¤z›ndan duyabilseler bu sözü. Tarifsiz bir sevinç içinde bo¤ulacaklard›. Ama 7 saat boyunca bir tek kiflinin a¤z›ndan duyamayacaklard› bu sözü... Teslim alacaklard›. Bir avluya s›k›flt›r›lm›fl elleri kollar› ba¤l› insanlara “Teslim olun” diyecek kadar düflüktüler. “Teslim mi olacaks›n›z? Yoksa ölecek misiniz?” “Teslim olmak” demek, insanl›¤› bir kenara b›rakmak demekti. Teslim olmak demek insan› insan yapan onur ve namusu kendi ellerinle sunmak demekti. Teslim olmak demek u¤runa can›n› vermeyi düflündü¤ün bir halk› boynu bükük koymak demekti. Teslim olmak demek insanl›ktan ç›kmak demekti. Teslim olmayacaklard›. “Öleceksiniz” dediler. “Ölece¤iz” dediler Öleceklerdi. ‹tfaiye arac› a¤›r a¤›r ilerledi. Cankurtaran; itfaiye arac› bu kez can almak için görevlendirilmiflti. Çat›y› delmifllerdi. “Teslim olun” yalvar›fllar› bitmiflti art›k. fiimdi bir namlunun alevi parl›yordu gecenin karanl›¤›nda. Silah sesleri çarp›yordu flimdi duvarlar›n yüzüne. Çok fley görmüfl geçirmiflti bu duvarlar. Ama bu... Böylesine ilk defa tan›k oluyordu. ‹tfaiye arac› su s›kmaya bafllad›. Yang›n yoktu... Patlama yoktu. ‹tfaiye arac› köpük s›kmaya bafllad›. Köpük ve su ayak bileklerini örtüyordu tutsaklar›n. Kurflun ve saçmalar bedenlerinde yuvalan›yordu.

“YAfiASIN ULUCANLAR D‹REN‹fi‹M‹Z” Bu ses has›mlar›n› deli ediyordu. Kurflun ya¤d›r›yorlard› durmadan. Bir “of” sesi duymamam›n verdi¤i öfkeyle as›l›yordu kan çana¤› gözlerin sahibi teti¤e... Köpük diz kapaklar›na ulaflm›flt›. Daha ne kadar s›kacaklard› belli de¤ildi. Yang›n söndürmezdi bu köpük. Bu köpük atefli oksijensiz koyup sönmesini sa¤lamak için de¤ildi. ‹nsan› oksijensiz koyup ölmesi içindi. Köpük bellerine kadar ulaflm›flt›. “YAfiASIN ULUCANLAR D‹REN‹fi‹M‹Z” Ardarda at›lan gaz bombalar› genizleri yak›yordu. Bo¤ulurcas›na öksürürken duyulan bu ses zaferin habercisiydi. Ölüm gelmifl, bir solukluk oturmufl yavafl yavafl can toplamaya devam ediyordu. Köpük bo¤azlar›na kadar gelmiflti. “Kolkola girin yoldafllar, kolkola...” “YAfiASIN D‹REN‹fi‹M‹Z” S›ms›k› kenetlendiler. Öleceklerdi. ÖLÜYORLARDI... Birer birer ölüyorlard›, onar-befler öleceklerdi. Kolkola giriyorlard› ölümün koynuna. Dünyan›n her yerinde böyle bilinirdi ki “devrimciler ölmez”di.... Devrimciler Teslim Olmazd›... Yüzy›llard›r teslim olmaz, düflenler üzerine yeminler verilir ve son sözü hep direnenler söylerdi... Avluya ç›kt›lar. Kenetli kollar› çözülmemiflti. Yaral› bedenlerine ardarda coplar ve dipçikler iniyor, o soru hala soruluyordu: “Teslim mi olacaks›n›z, ölecek misiniz?” “Ölece¤iz!.. Yaflas›n Direniflimiz.” Dipçik ve coplar etlerini çürütmeye devam ediyordu. “Kafas›na vur kafas›na”, “Beynini parçala teslim olmazsa”, “Öldür, öldür... Hepsini öldür.” Küfürler hiç bitmiyordu. Ç›lg›na dönmüfllerdi...

14

Ne zaman teslim alabilmifllerdi ki onlar›? Ne zaman kuflat›lsalar, meydan okurlard› has›mlar›na. Ölüm diz çökerdi önlerinde. Yar› bayg›n, yaral› ve ac› içinde bedenleri sürükleye sürükleye hamam denilen yere götürüyorlard›. Kafalar yerlere çarp›l›yor, kan görmek onlar› rahatlat›yordu. Üzerlerini soydular ç›r›lç›plak. Ç›plak bedenlere iflkence bafllad›. Derileri yüzüldü. Etleri kesildi. Soru hala soruluyordu; “Teslim olacak m›s›n›z? Ölecek misiniz?” “Ölece¤iz! Yaflas›n Direniflimiz...” Ve ölüyorlard› birer birer... “Bafllar›n›” dedi birisi. “Bafllar›n› bulun...” “Bu mu?”, “Bu de¤il”, “Peki bu mu?”, “Bu mu?”, “Bu mu?” ‹smet, Nevzat, Cemal 30 santimden uzun namlulu tüfeklerle vuruldu... ‹dealleri ve onurlar› dimdik ayakta duruyordu. Gaz bombas› genizleri yak›yor, kan kokusu yay›l›yordu. Yar› bayg›n bedenleri öylece b›rak›p gittiler. Kemikler k›r›lm›fl, kurflunlanm›fl ve ölmeleri bekleniyordu flimdi de. Ö¤lene kadar kurflun sesleri kesilmedi. Koyu bir sis yükseliyordu gö¤e. Ko¤ufllarda talan bafllad›. Kan çana¤› gözler, mahrem olan ne varsa ona de¤iyor, kanl› eller de¤erlere dokunuyordu hoyratça. Bulduklar› her fley ürkütüyordu onlar›. Maket silahlar, bombalar, fliirler, yaz›lar, resimlerde öfkeli bakan gözler, ideallerin simgesi bayraklar... Bayraklar... Yaral›lar›n ölmesi, ölülerin so¤umas› beklendi. Bileklerine kelepçe vuruldu f›rlat›ld›lar sedyeye. Üzerlerine bir bez parças› at›ld›. Beze kan bulaflm›flt›. Gözüken ayaklardan kan s›z›yordu. Kameralar uzaklaflt›r›ld›. Son bir görüntü tak›ld› kameraya... Kesik kesik olmufl, morarm›fl iki parmak usulca kalk›p “zafer...” diyordu. “Öldük... ama teslim olmad›k YAfiASIN ULUCANLAR D‹REN‹fi‹M‹Z” 


adnan yücel tav›r

kavgan›n gelincik rengi

radan ne kadar geçti? Böyle zamanlarda zaman›n h›z›na öfke duyulmaz m›? Bir dostun telefonda verdi¤i haberdi : ADNAN YÜCEL’‹ KAYBETT‹K!.. Bir yumruk dü¤ümlendi bo¤az›m›za. Sohbetlerimiz, difle difl sözünü sak›nmayan tart›flmalar›m›z, ortaklaflt›rd›¤›m›z özlemlerimiz, an›lar, an›lar... Film fleridi olup h›zla diziliverdi önümüze. Bir yandan yo¤un çal›flmalar›m›z sürerken, seninle bir ac› daha gelip oturdu yüre¤imize... Seni duyurmal›yd›k dosta düflmana. Bir bas›n aç›klamas› haz›rlad›k. Cenazende son yolculu¤unda yan›nda olmak, ailene teselli vermek istedik. Biz yetiflemesek de baflucunda bir demet çiçek olal›m istedik. Olduk da... Gördün de¤il mi bizi orada!.. Grup Yorum bir demet çiçek olarak yan›bafl›ndayd› sen ebedi yolculu¤una ç›kt›¤›nda. Çelengimizde karanfil vard› hocam. Kavgam›z›n renginde k›z›l karanfiller. Eminiz ki severdin onlar› da ama bir fleyi eksik b›rakt›k ba¤›flla; karanfillerin aras›nda senin o çok sevdi¤in gelinciklerden olmal›yd›. Adana’ da baraj›n k›y›s›nda otururken konuflmufltuk. Gelincikler taze kan rengindeydi. Ve öyle narin, el de¤se dökülüverir yapraklar›. Rüzgar az›c›k sertelse k›r›l›r. Ne de inatç›d›r, her bahar aç›verir yeniden yeniden. Ve sonbahara dek narinli¤ine karfl›n solmadan k›pk›z›l süsler bozk›r›. Kaç fliirinin rengidir gelincik, ve sen hayat› gelincik tarlas› gibi düfllerdin. ‘86’ da kitaplaflm›flt› “Yeryüzü Aflk›n

A

Yüzü Oluncaya Dek” Direnç çiçekleriydi onlar. Zindan karanl›¤› sarm›flken ülkeyi, zindanda karanl›¤a inatla ölümüne direnenleri anlatmak istemifltin. Yaflayanlar›n k›l› k›rk yararak yazd›klar› sayfalar dolusu elefltiriyi okudu¤unda, durup durup bir daha okudu¤unda söylediklerini unutmad›k: “Onur duydum. Bu direnifli yaratanlar taraf›ndan böyle elefltiriye lay›k görülmek, büyük bir onur benim için” Elefltiriye aç›kl›¤›n, sözünü esirgemeden söyleyenlerle k›yas›ya tart›flman›n hazz›, s›ms›cak gerçek dostlu¤un mayas›yd› iflte. Senin fliirindeki duyarl›l›k hep yan›bafl›m›zda bir güzellik oldu. Bask›dan kaçmak için, edebiyat flürekas›na yaranmak için e¤ip bükmedin kalemini. Kat›lmad›¤›m›z çok fley vard› belki, k›zd›¤›m›z da... K›zg›nl›¤›m›z fliirinin damar damar ak›p gelen güzelli¤ini bir yerlerde zay›flat›yor kayg›s›ndand›. Al›p ahizeyi “Merhaba”n›n ard›na diziverdik dizelerini. Destursuz, törensiz, öyle dostça... Dönüp bak›yoruz Tav›r sayfalar›na. Çukurova Çeflitlemeleri... Sonra Ahmed Arif de¤erlendirmesi.. Ne çok tart›fl›lm›flt›! Kat›lmad›k yine, ama iflte sanatç›ya de¤er vermek demek onu anlamak, düflünmek, elefltirmekti.... Sevgiyle sahiplenmek bu de¤il mi? Öyle yap›yordun ve öylece koyduk ne dediysen... Ço¤u bilmezdi senin hocal›¤›n›. Sanat Felsefesi anlatt›¤›n, anlat›rken, bir ço¤unun yan›na yanaflmad›¤› bilimsel çözümlemelerini... “Çocuklar” bilir. Ö¤renciler akademik- demokratik etkinliklerinde seni bulurlard› yan›bafllar›nda... Kavga ile sevda hep içiçe, birdi senin dünyanda. ‘79’ da ilk fliir kitab›n›n bafll›¤›

15

da öyleydi: “Kavgalara Söylenen Sevda”, Sonra “Soframda Kaval Sesi” yle gelip kondun sofram›za. “Bir Özlem, Bir Türkü” dedi¤inde, henüz geleneksel türküler d›fl›nda pek bir gelenek yoktu. Y›l 1983’ tü. 12 Eylül’ ün ac›ya bo¤up teslim alma politikas›na karfl›n direnenlerin sesi geldi senin dilinden “Ac›ya Kurflun ‹fllemez” di ve bu kavga “Yeryüzü Aflk›n Yüzü Oluncaya Dek Sürecek” ti. “Do¤a’y› ve hayat› sevdin, Rüzgara söyledin kimi zaman, kimi zamanda “Rüzgarla Bir” olan› anlatt›n. Ya o “Ateflin ve Güneflin Çocuklar›” na döktü¤ün dizeler? Destan›yd›, destan yaratanlar›n. Çukurova’ da yaflarken mümkün mü oray›, oran›n insan›n›, Toroslar›n davetini, Çukurun s›ca¤›n› türkü gibi anlatmaman. “Çukurova Çeflitlemesi” dedin ad›na. Ve yine zindanlar, ve yine zindanda ölümüne direnenler. “Sular Tan›kt›r Aflk›m›za” deyip söyledin. Biliyorduk, daha söylenecek, anlat›lacak, duygu duygu, destan destan dizilecek çok fley vard›. Yüre¤indeydi hepsi. “Yüre¤i ile bilinci aras›nda ba¤ olmal›yd› flairin. Bu olmazsa coflkular›n güzelli¤ine gölge düfler” di. Bedenin hastayd›, sa¤l›¤›n kalemin devinimine el vermiyordu. Ama yüre¤in ve bilincinde amans›z coflkular devinip durdu. Yata¤›ndan tereddütsüz koydurdun ad›n›. “HÜCRELER YIKILSIN, ÖLÜMLER DURDURULSUN” dedin. Ard›ndan yazmak zor. Sana “güle güle” demekte zor... Art›k ahizeyi kald›r›p destursuz dalamayaca¤›z sohbete. Görevimizi biliyoruz. Dostlu¤un hep yan›bafl›m›zda olacak; o özledi¤imiz güne birlikte, yanyana yürüyece¤iz “Yeryüzü aflk›n yüzü oluncaya dek”. 


pablo neruda

O¤ullar› Analara Onlar ölmediler yok, Ateş fitiller gibi: Dimdik ayakta, Barut ortasındalar! Karıştı, bakır tenli Çayır çimene, Karıştı, O canım hayalleri: Zırhlı bir rüzgar, Perdesi gibi; Bir set gibi: Kızgın çehreli, Göğüs gibi: Göğün görünmez göğsü gibi! Analar, onlar ayakta Buğday içindeler, onlar, Yücelerden yüce dururlar: Dünyayı doruktan seyreden, Bir öğle güneşi gibi. Bir çan darbeleri gibi, Onlar. Ölmüş gövdeler arasında, Zaferi çekiçleyen bir ses gibi Onlar, Kara bir ses gibi. Ey canevinden vurulmuş, Toz duman olmuş bacılar! İnanın oğullarınıza.

Kök oldu onlar, Sade kök: Kan suratlı, Taşlar altında. Karışmadı toprağa, Dağılmış kemikçikleri. Ağızları ısırır hala, Kuru barutu; Ve demir bir okyanus gibi, Titreşirler hala. Ben ölmedim der, Yumrukları; Yukarı kalkık yumrukları, Daha. Bunca yere düşmüşlerden, Yenilmez bir hayat doğar: Bir tek beden olur, Analar, bayraklar, çocuklar, Hayat gibi canlı tek bir beden; Bir yüz bekler karanlıkları, Ölü gözleriyle, Kılıcı dopdolu, Dünya ümitlerinden. Dursun, Dursun yas esvaplarınız. Yığın derleyin, Gözyaşlarınızı; Bir metal oluncaya kadar: 16


Ölen Türkü Bununla vuracağız, Gündüz gece; Bununla çiğneyeceğiz, Gündüz gece; Bununla tüküreceğiz Gündüz gece Kin kapılarını, Kırıncaya kadar. Oğullarınızı bilirdim, Unutmadım acılarınızı. Ölümleriyle nasıl kıvandıysam, Hayatlarıyla da öyleyimdir. Onların gülüşleridir: Karanlık atölyeleri ışıtan. Her gün metroda, yanıbaşımda: Onların ayak sesleridir, Çın çın. Akdeniz portakallarında, Güney ağları içinde; Yapılarda, Basımevi mürekkeplerinde; Kalplerini tutuşur gördüm onların, Güçle, yangınla. Ben de sizler gibiyim, analar . Benim kalbim de yas dolu, ölüm dolu. Gülüşlerinizi öldüren kanla, Serpilip gelişmiş;

Bir orman gibidir kalbim. Günlerin kahredici yalnızlı��ı, Uyanışın sisli öfkeleri Girmiştir içine. Susamış sırtlanları, Bitip tükenmez ürmeleriyle Afrikadan gürleyen hayvan sesini; Öfkeyi, iniltileri, hoşgörmeleri, Bırakın, bir yana bırakın. Ölümün ve tasanın Çemberinden geçmiş analar, Doğan ulu günün ortasına bakın: Bu topraktan güler ölüleriniz. Kalkık yumrukları titrer, Buğdayın üstünde, Bilesiniz.

17


y›ldönümü tav›r

iki devrimci sanatç› iki devrimci yürek

Ruhi Su - Y›lmaz Güney ylül deyince ço¤umuzun akl›na ilk olarak 12 Eylül geliverir. Ülkemiz topraklar›n›n postallarla çi¤nendi¤i bu tarihten sonra bask›lar, yasaklar, iflkenceler, sürgünler, idamlar, katliamlar süreci ony›llar› bulacakt›r. Kitaplar gömülecektir topraklara, asker sirenleri, tank sesleri, gece devriyeleri, ask›, falaka, elektrik, kurflun, cop, gözyafl›, kan.. Pencerenin perdesini aralay›p bakan korku dolu bir çift göz, sis ve duman... Bu tarih soruldu¤unda akla ilk gelen bunlar olacakt›r. Y›l 1980’di ve ülkemize cunta gelmiflti. “Silahl› kuvvetlerin yönetime el koydu”¤unun aç›kland›¤› andan itibaren ortal›k bir anda derin bir sessizli¤e gömülmüfltü. Bir tek direnenlerin sesi duyuluyor, bu ses bo¤ulmak isteniyordu. Aylarca süren operasyonlarda binlerce devrimci, yurtsever, ilerici-demokrat, ayd›n gözalt›na al›n›yor, aylarca süren iflkenceli sorgular›n ard›ndan hapishanelere dolduruluyordu. Direnenlerin sesi susmuyordu. Bir direnifl türküsü dalga dalga yay›l›yordu Metris’ten... Eylül hüzün, Eylül kasvet , Eylül yorgunluk demekti kimilerine göre. Eylül ac› demekti. Y›lg›nl›¤›n, teslimiyetin ve korkunun teorileri yap›ld› y›llarca. Kimileri a¤lad› o ‘kaybolan’ y›llar›na. Eylül’ü yazd›lar, Eylül’ü çizdiler, Eylül’ü söylediler Eylül’le beslendiler y›llar boyunca. Adlar›na “Eylül Sanatç›lar›” denildi. Onlar›n anas›yd› 12 Eylül. Kimileri 12 Eylül kanunlar›na teslim olurken kimileri ise onurunu teslim etmiyor, 12 Eylül’e direniyor, misyonunu yerine getiriyordu. Y›llar sonra tarihe bakan yeni kuflak,

E

ülkesi ve halk› için ölümü seve seve göze alm›fl yi¤it devrimcilerin hayatlar›n› ö¤renecek, düflüncelerinden ve sanat›ndan taviz vermeden hayat›n›n sonuna kadar onurlu yaflam›fl devrimci sanatç›lar› ve onlar›n eserlerini görecek, onlarla bilinçlenecek, onlar›n gelene¤ini bugünlere tafl›yacakt›. Eylül çürütürken kimilerini, kimileri ise topra¤a düflen bir tohum olacakt›. Bunlardan biri de 22 Eylül 1985’ te o hiç e¤ilmeyen bafl›yla dimdik ölen Ruhi Su’ ydu... 22 Eylül 1985’te fiiflli Meydan›’ndan omuzlar üzerinde u¤urlan›rken huzurluydu usta. Çünkü halk›na olan vefa borcunu ödemiflti. Hayat› boyunca halk›n› utand›racak hiç bir fley yapmam›fl olman›n verdi¤i huzurdu bu. Cenazesi dostlar› ve sevenleri taraf›ndan binlerle u¤urlan›yordu. Sevenleri onun ölmeyece¤ini hayk›r›rken, 12 Eylül kanunlar› hemen devreye sokuluyor yüzlerce kifli dövülerek gözalt›na al›n›yordu. Ruhi Su ise omuzlar üzerinde son yolculu¤unu yaparken hayk›r›yordu hala o tok, o gür sesiyle:

hayat›n›n sadece bir kesitinde gördü¤ü bask›lar›n bafllang›ç tarihiydi. ‹lerlemifl hastal›¤›na ra¤men yurtd›fl›na ç›kmas›na izin verilmiyor ve ölümü bekleniyor, isteniyordu.Ve 12 Eylül kanunlar› öldürüyordu Ruhi Su’ yu. Nas›l bir hayatt› onunki? Nas›l bir hayatt› ki binlerle u¤urlan›yor, eserleri dilden dile söyleniyor, yüzlerce insan onun ö¤rencisi olmaktan onur duyuyor ve an›s›n› yaflat›yordu. Yoksul, çileli, dertli, ac›l› ama vefal› bir hayatt›... Ne hayat utand›rd› onu ne de o hayat›... Ülkemizde ayd›n olman›n devrimci bir sanatç› olman›n bedeli vard›. Ruhi Su’ da bu bedelleri s›ras› geldi¤inde bir bir ödedi. ‹natla ve inançla dokundu ba¤lamas›n›n tellerine... O gür sesi dostlar›n›n yüre¤ini, düflman›n›n dizlerini titretecek kadar güçlüydü... Ve o ses ömrünün sonuna kadar hiç susmad›. Ruhi Su türkülere olan sevdas›n› flöyle aktar›yordu:

“Gün ›fl›y›p gelir sabret bu bizim Yatt›¤›m›z yerde güller bitecek...”

“Türkü söylemek benim için bir aflk halidir. En güzel aflklar›m› türkü söylerken yaflad›m. Ne onlar beni aldatt›, ne de ben onlar›.. Türkü söyledikçe yefleriyor, çiçekleniyorum.”

Ebedi uykuya yatt›¤›nda o upuzun ve onurlu ömrünü de¤erli bir miras olarak b›rak›yordu gönülden ba¤l› oldu¤u halk›na... Ruhi Su halk›n› gönülden seven, halk›n›n yaratt›¤› de¤erlerden biri olan türküleri iflkenceler pahas›na söylemekten çekinmeyen bir ozan, devrimci bir sanatç›yd›. Hayat›nda gördü¤ü bask›lar 12 Eylül’le s›n›rl› de¤ildi. 12 Eylül onun

*** 1952 y›l›nda TKP üyesi oldu¤u gerekçesiyle gözalt›na al›n›r ve o ünlü Sansaryan Han’da iflkenceli sorgulardan geçirilerek tutuklan›r. Befl y›l hapis, yirmi ay gözetim cezas›na çarpt›r›l›r. Türküleri mapus duvarlar›na çarparak yank›lan›r, yapt›¤› türkülerden dolay› iflkence görür. Çünkü türküleri Nesimi’nin derisini yüzenleri, Pir Sultan Abdal’› asanlar›

18


korkuttu¤u kadar korkutur dönemin egemenlerini. Aln›n›n ak›yla tamamlad›¤› mapuslu¤undan sonra da halk›n›n sesi olmaya devam eden, örgütlülü¤ü savunan bir sanatç› olur. Gördü¤ü konservatuar e¤itimi ile elit ve gözde bir sanatç› olabilecekken, o zor ama do¤ru olan› seçer, halk›n›n yan›nda yer al›r, onun kültürel miras›n› bulup ç›kar›r, ifller ve sunar. Konya’n›n Çumra ilçesinde yaflad›¤› sürgün hayat›nda yoksulluk, iflsizlik bir türlü peflini b›rakmamas›na ra¤men zorla buldu¤u iflten de “Bitmeyen Yol” filmi için yapt›¤› “K›sa Çöp Uzundan Hakk›n› Alacak Elbet” türküsünü seslendirdi¤i için at›l›r. Söylemeye, türkülere hayat vermeye devam eder Ruhi Su. Köro¤lu, Pir Sultan, Karacao¤lan, Yunus Emre onunla türküleflecek, dile gelip bir kez daha dolafl›r. Anadolu’yu. Semahlar, zeybekler, onun ba¤lamas›n›n tellerinden dökülür bir kez daha... Halk kendinden olan› sahiplenecek ve Ruhi

Su gönüllerde yerini bulacakt›... 22 Eylül 1985’ te tedavisine olanak tan›mayarak ölmesine sebep olanlara Ruhi Su’nun dilinden söylenecek bir çift söz vard›r art›k:

“Sabah›n bir sahibi var Sorarlar bir gün sorarlar” *** Ülkemizde devrimci bir sanatç› olman›n getirdi¤i sorumluluk a¤›rd›r. Eylül ay›nda kaybetti¤imiz Y›lmaz Güney’ de 12 Eylül’ünde bask›lar›ndan nasibini alm›fl devrimci bir sanatç›yd›. Y›lmaz Güney devrimci bir sanatç›yd›. O’nun sanat›n› belirleyen fley ise hayata bak›fl›yd›. Onca bask›ya ve yasaklamaya karfl›n yolundan dönmeden üretmeye devam edecek kadar gerçek bir sanatç›, THKP-C önderleri Mahir Çayanlar’› evinde saklamay› göze alabilecek kadar da devrimciydi. Bunun bedelini y›llarca ödeyecek

19

ama yapt›¤›ndan piflmanl›k de¤il, onur duyacakt›. Hapishane y›llar›nda da üretmekten geri durmayacak, halk›n›n yaflad›¤› ac›lar›, yoksulluklar›, çeliflkileri, hasretini, özlemini sinema perdesine aktaracakt›. Halk›n sanatç›s›yd›, kayna¤›n› halktan al›yordu. Çocuklu¤undan itibaren ›rgatl›k, çobanl›k, sat›c›l›k gibi ifllerde çal›flmas› halk› daha yak›ndan tan›mas›n›, yoklu¤u yoksullu¤u kavramas›n› sa¤lar. Bunlar› ilerde sanat›na yans›tacakt›r. 1957’de bafllar sinema serüveni... ‹lk filmini çekti¤i 1958 y›l›nda çok önceden “Onüç” isimli edebiyat dergisinde yazd›¤› “Üç Bilinmeyenli Eflitsizlik Denklemi“ isimli yaz› nedeniyle “komünizm propagandas› yapmak” suçundan hapse mahkum edilir. Tutuklan›p hapishaneye konulur. Hapishanede de üretmeye devam eder ve daha sonradan Orhan Kemal Roman Ödülü’nü kazanacak olan “Boynu Bükük Öldüler” isimli roman›n› yazar. Hapishane ve sürgün y›llar›n›n ard›ndan yine ardarda filmler çekecektir. Bu dönemde çekti¤i filmler vurdulu k›rd›l› diye adland›r›lan kabaday›, mert, delikanl›, haks›zl›klara karfl› ç›kan, adaleti savunan tiplemelerinin oldu¤u filmlerdir. Daha sonralar› “K›z›l›rmak Karakoyun” ve “Hudutlar›n Kanunu” gibi filmler çekecek, ödüller alacakt›r. ‘70’ li y›llar ülkemizin toplumsal çalkant›lardan geçti¤i, bilinçlendi¤i toplumsal bir baflkald›r›n›n temellerinin at›ld›¤› y›lllard›r. Y›lmaz Güney’de bu dönemden etkilenir ve bu de¤iflimi sanat›na yans›t›r. Ve Türk sinemas›na baflyap›t niteli¤inde eserler de arma¤an eder. “Umut”, “A¤›t”, “Ac›”, “Baba”, ”Umutsuzlar” bu dönemde çekti¤i filmlerdir. “Umut” Türkiye’de yasakland›¤› gibi, yurtd›fl›na ç›kmas› da yasaklan›r. Fakat daha sonra Y›lmaz Güney “Umut”u yurtd›fl›na ç›kartmay› baflaracak ve “Umut” Fransa Gronoble Film fienli¤inde Jüri Özel Ödülünü kazanacakt›. Ülkede 12 Mart Cuntas› hüküm sürmektedir. 12 Mart›n bask›c› yasakç› faflizan kanunlar›... 1972 y›l›nda Mahir Çayan, Hüseyin Cevahir ve Oktay Etiman’a yard›m yatakl›k etmek suçundan tutuklan›r.


Mahkemede yapt›¤›n› gururla anlat›r ve “‹nsanl›k d›fl› düzene karfl› olan, yürekleri halk› için çarpan herkese yard›m etmeye devam edece¤ini” söyler. Sosyalisttir, düflüncelerini, ideolojisini her zaman savunur. Kendisini flöyle tan›mlar

“Gö¤sümü gere gere ben sosyalistim demiyorum. Küçük ve acemi bir ç›ra¤›m flimdilik.” “Saf›m aç›k ve bellidir. Emekçi ve yoksul halk›m›n saf›nda, bilimsel sosyalizme inanan, sosyalizmin acemi sanatç›s›y›m. Bütün olanaklar›mla kurtulufl mücadelesinin içinde olmaya çal›flaca¤›m. Bu yüzden bafl›ma gelebilecek belalar› flimdiden gö¤üslemeye haz›r›m. Halk yolunda halk için ölüm, flerefli bir ölümdür” Bu kez “Endifle” filminin çekimi s›ras›nda Yumurtal›k Hakimi Sefa Mutlu’yu öldürmekten san›k olarak tutuklan›r. Kendi kendini elefltirebilen, eksik yanlar›n› aflma çabas› içinde olan ve aflan bir kifliliktir. Kendinde zaaf olarak gördü¤ü herfleyle mücadele etmifl ve aflmas›n› baflarm›flt›r. Bu mücadelesini flöyle aç›klar: “D›fla karfl› mücadelenin temel koflullar›ndan biri iç birlik ve sa¤laml›kt›r, içten çürük, tutars›z olan hiç bir fley d›fla karfl› baflar›l› olamaz.” Y›lmaz Güney de¤iflime inanan ve dünyay› de¤ifltirme iddias›na sahip bir düflüncenin ve kavgan›n neferiydi. Çünkü ona göre “Devrimci sanatç›, devrimci tabiat› gere¤i militand›r, yenilefltirici ve de¤ifltiricidir. Toplumsal kurtulufl mücadelesinden ayr› düflünülemez. Devrimci mücadele ile organik bir ba¤› olmal›d›r. Bu nedenle, devrimci bir sanatç›, o ülkenin devrimci mücadelesinin hedefleri ve görevleri do¤rultusunda görevlerle yüklüdür. O herfleyden önce bir devrimcidir, militand›r, sanat› devrimin bir arac›d›r, bir silah›d›r.” Devrimci sanatç›n›n ne demek oldu¤unu bu tan›m›yla ortaya koyan Y›lmaz Güney burada ifade etti¤i gibi yaflar, yaflamaya çal›fl›r... 1980 Cuntas› geldi¤inde bütün kitaplar› ve filmleri yasaklanacak, 130 filminden 104’ü yak›lacakt›. Filmleri ve eserleri cuntay› korkutmay› baflar›r. Ondan böylesine korkanlar bir efsaneyi yo-

ketmeyi amaçlarlar. Hakk›nda pek çok dava aç›lacak ve Y›lmaz Güney hapishaneden kaç›p, yoluna devam etmek üzere yurtd›fl›na ç›kacakt›. Bu durumunu flöyle özetleyecekti: “Böyle bir dönemde Türkiye’de yapabilece¤im hiç bir fley kalmad›. Türkiye için bir fleyler yapabilmek, ezilen halk ve uluslar›n mücadelesine aktif olarak kat›labilmek, faflizme karfl› mücadele edebilmek için Türkiye’den geçici olarak ayr›l›yorum.” Yurtd›fl›nda da halklar›n kurtulufl mücadelesinden geri durmaz Y›lmaz Güney. Yurtd›fl›nda bulundu¤u süre içinde “Duvar’ filmini çekecek ülkemiz hapishanelerinin gerçekli¤ini gözler önüne serecekti. Yurtd›fl›na ç›kmadan önce yapt›¤› bir film olan “Yol” ise Cannes Film Festivali’nde Alt›n Palmiye ödülünü kazanacakt›. 47 y›ll›k ömrünün 13 y›l›n› cezaevinde 3 y›l›n› ise yurtd›fl›nda geçirecek öm-

20

rünün son an›na kadar halklar›n kurtulufl düflünü yüre¤inde yaflatacakt›. “ Hayat›n her alan›nda iyi savaflç›lar, baflar›l› savaflç›lar olmak ve yetifltirmek zorunday›z. Biz saz›m›z› çok iyi, çok iyi çalmal›y›z. Biz, iyi, çok iyi türküler söylemeliyiz. Da¤lar›m›z, ovalar›m›z, ormanlar›m›z bizi bekliyor... Biz yi¤itlikleriyle destanlar yazm›fl bir halk›z ve önümüzde duran bütün güçlükleri yenecek azme ve güce sahibiz... Dost ve düflman herkes bilsin ki, kazanaca¤›z.. Mutlaka kazanaca¤›z...”

*** Yüre¤i halktan yana olan bu iki sanatç›y› sayg›yla an›yoruz. Devrimci yürekleriyle zoru baflaranlar, Eylül’ün kasvetine son verenler, Eylül’ü ayd›nlatanlardan olan Ruhi Su ve Y›lmaz Güney’in an›lar›n›, ba¤›ms›zl›k sevdalar›n›, özgür bir ülke düfllerini yaflataca¤›m›za söz veriyoruz... 


mahzuni flerif tav›r

YUNUS G‹B‹... P‹R SULTAN G‹B‹... MAHZUN‹ G‹B‹... d› Yunus Emre’dir, fiah Hatayi’dir... Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Nesimi, Köro¤lu, Dadalo¤lu’dur... Onlar halk›n nabz›d›r. Tarihin yasas› gere¤i, zulüm ne denli pervas›z olursa olsun, halk›n ac›lar›n›, umutlar›n›, adalet ve özgürlük düfllerini hayk›ranlard›r. Halk ne yafl›yor, ne düflünüyor, ne düfllüyorsa onlar›n saz›nda, sözünde ifadesini bulur. Onlara halk ozan› denir. Nice ozanl›¤a soyunan gelip geçmifltir bu bereketli topraklardan. Bozk›rda kurumufl bir çal›d›r ço¤undan geriye kalan. Kim ki halk›yla birlikte yaflayand›r, onunla nefes aland›r, kökü derinlerde ç›nar fidanlar› gibi yeflerecektir orman orman. Ozanl›k güzel dizeler dökebilmek de¤ildir. Yüzde görüneni söylemek yetmez. Ac›y›, sevinci türkülefltirmek yetmez. Nedenini sormal›, tan›y›p anlamal›, anlad›¤›n› dosdo¤ru söylemelidir. Yunus gibi, Pir Sultan gibi... Ve ozan gelene¤ini onlardan devral›p bugüne tafl›yan Mahzuni gibi... Osmanl›’n›n yüzlerce y›l süren zulmüne direne direne, Kuyucu Murat Pafla’lar›n elinde can vere vere oradan oraya sürüklenen Türkmen afliretlerinden Ceritli ve A¤uçan Türkmenleri sonunda Afflin’in 15 km. kuzeydo¤usunda bir tepede dururlar. Ad›na Berçenek dedikleri köyü kurarlar. Sonradan zulümden kaçan sünni türkmenlerin de gelip yerlefltikleri bu köyde çocuklar soylar›n›n tarihini, nereden geldiklerini, geleneklerini en ince ayr›nt›lar›yla ö¤renerek büyürler. Ayr›nt›larla anlat›lan tarih, kitap sayfalar›nda de¤il, a¤›tlarda, deyifllerde, koçaklamalarda, saz›n telinde, yürek dilinde yaz›l›d›r. Bu köyde 1938’ de dünyaya gelir Mahzuni. Küçücük yüre¤inde kocaman

A

ufuklar açan türküleri ö¤renerek büyümektedir. Okul yoktur henüz. Yine de birfleyler ö¤renebilece¤i medreseye gider. Okul geldi¤inde hemen geri dönüp okula bafllar. Baflar›l›d›r, Mersin astsubay okuluna gönderilir. Oradan Ankara Ordu Donat›m Teknik Okulu’na. 12 yafl›nda amcas›n›n yan›nda alm›flt›r saz› eline. Ömrünün sonuna dek yüre¤inin dili olacak büyük dostu saz›ndan okul y›llar›nda da ayr› de¤ildir. Deyifller söyler buldu¤u boflluklarda. Alevi Bektaflili¤in eflitlikçi, paylafl›mc›, erdemli insan ve toplum anlay›fl›n›n dile getirildi¤i türküleri söyleyen bu çocuk a¤z›yla kufl tutsa subay olamayacakt›r. Daha o yafllarda rahats›z etmifltir efendileri. 1960’ta ordudan at›l›r. 1961’de elinde saz›, yüre¤inde biriken öfkesi, bilincinde eflitlikçi, adaletli toplum düflüncesiyle yürür ozanl›¤›n zorlu yollar›na do¤ru. Anadolu’da yoksul köylünün kente göçü ile yaflad›¤› ac›lar, çeliflkiler a¤›r basar ilk eserlerinde. Hor görülen, afla¤›lanan, ekmek peflinde ç›rp›n›p duranlar›n içindedir. Bir tarafta bir damla al›nteri dökmeden safahat sürenler günlerini gün etmektedirler. Kahredip , herfleyi kadere, zal›m fele¤e ba¤lay›p hayata küsmeyi seçmez. Yüre¤i ayd›nl›kt›r. Haks›zl›¤›n kayna¤›n› kavramas›yla saz›n›n, sözünün içeri¤i geliflir, derinleflir.

“Kimi h›zl› gider, uzun yol al›r Kimi altun satar kimi pul yutar Kimi so¤an bulmaz kimi bal yutar Kimi parma¤›n› yalam›fl gider...” 1960’lar›n sonlar›nda dünyada ve ülkemizde geliflen eflitlikçi, ba¤›ms›zl›kç›, anti-emperyalist mücadelede Mahzuni de bir neferdir. Ö¤rendi¤i, kavrad›¤› ger-

21

çekleri halk›n dilinde sade ve yal›n haliyle dosdo¤ru söyler. Araflt›ran, ö¤renendir. Sömürü ve zulüm düzeninde ezilen halk›n yan›nda aç›kça saf tutmay› sorumluluk bilir. Her türden geliflmeyi dikkatle izler. Bir yandan sokakta, kahvede halk›n içindedir, bir yandan da halka sunulan politikalar›n, dünyada geliflen emperyalist sald›rganl›¤›n yak›ndan izleyicisidir. Düflünce ve duygu dünyas›n›n s›n›rlar›n› genifllettikçe saz›n›n tellerinden ç›kan ezgiler de zenginleflir. Yöresinden ald›¤› ezgilerin yan›s›ra Anadolu’nun seslerini, zengin ezgilerini yüre¤inde harmanlar. Geleneksel deyifl söyleme tarz›ndan apayr› olarak fliirlerinde dile getirdi¤i yeni, aç›k, do¤rudan seslenifli ezgilerinde de gerçeklefltirmeye koyulur. Onu dinlerken hem Marafl’›n ac›ya sab›rl› a¤›tlar›n›, hem Orta Anadolu’nun bozlaklar›n›n dik bafll› hayk›r›fl›n›, hem Do¤u Anadolu’nun halaylar›n›n coflturan ritmik yap›s›n› bir arada hissedersiniz. Mahzuni’nin gelenekten devrald›¤› Alevi-Bektafli düflüncesinin insan kavray›fl›n›n s›n›rlar› giderek geliflir. Dinsel inançlar›n s›n›rlar›n› bilimin ›fl›¤›nda açarak tarihi, insan› ve günün koflullar›n› daha do¤ru kavrad›kça muhalif söylemi giderek devrimci içerik kazan›r. Art›k elefltirmekle, olan› ortaya sermekle yetinen de¤il, adaletli, özgür bir düzenin gereklili¤ini, bunun gerçekleflece¤i umudunu hep diri tutar. “Soyulmad›k bir derimiz kalm›flt› Soyun babo soyun meydan sizindir Hiçbir canl› k›ymaz kardefline K›y›n babo k›y›n meydan sizindir fiimdi sizin ama yar›n bizimdir

Topra¤a kar›flm›fl fakirin teri A¤lamak bilir mi beylerin biri


Size beyefendi bize serseri Deyin babo deyin meydan sizindir Bugün sizin ama yar›n bizimdir...” Dünü bilmek, bugünü anlamak, yar›na ›fl›k tutmak... Halk›n ozan› olabilenlerin ay›rdedici ortak özellikleri üstü örtülen, çarp›t›lan gerçekleri aç›klamak, halka yol göstermektir. Mahzuni ozanl›k gelene¤ini Pir Sultan, Nesimi, Dadalo¤lu,.. gibi kavram›fl onlar›n ayd›n kifliliklerini rehber edinerek içinde yaflad›¤› toplumun ve ça¤›n siyasal gerçeklerini yans›tmaya çal›flm›flt›r. Yapt›¤› iflin, ozan sorumlulu¤unun bilincinde oldu¤u onun flu sözleriyle somutlan›r: “Ben alevi bir aileden gelme oldu¤um için kök kültürümde alevi-bektaflilik yatar. Siyasi rengime gelince, ben demokrat solcu bir ozan›m...” Sorumlulu¤unun bilincinde bir ozan›n emperyalizm gerçe¤ini bilip söylememesi mümkün mü? Sömürünün, zulmün, haks›z savafllar›n, ak›t›lan kan›n sorumlular›n› ilan ederken onun türküleri antiemperyalist mücadelede halk›n duygular›n› ifade eder, onlara yön gösterir. “Bütün insanl›k ad›na Amerika katil katil Hukuk yapar kendi y›kar Amerika katil katil... Bir baflka fliirinde ‘74’te uygulanan ambargo karfl›s›nda flunlar› söyler: “Ambargo mambargo dinleme gardafl Gelin Amerika kovulsun gitsin Üsleri müsleri ç›ks›n buradan Kendi topra¤›na savrulsun gitsin...” Yüre¤i ayd›nl›k, gelecekten umutlu ozan, ‘71’de geleneksel uzlaflmac› mücadele anlay›fl›n› y›k›p devrimci mücadelenin yolunu çizen halk›n yi¤itlerini, Deniz’leri, Mahir’leri, ‹bo’lar› çoflkuyla karfl›lam›flt›r. Onlar halk›n umudu, halk›n yi¤itleridir. “Do¤udan bat›ya bir ses yükselir Yi¤itler yi¤itler bizim yi¤itler Gavur da¤lar›ndan Dadallar gelir Yi¤itler yi¤itler bizim yi¤itler...” Elbette böyle bir düzende böyle ozanlar zulmün h›flm›na u¤rayacak, sesi kesilmeye çal›fl›lacakt›r. Ozanl›k gelene¤i söyledi¤inin ard›nda durmay›, bedeli ne olursa olsun gerçe¤i savunmay› gerektirir. Mahzuni de yasaklarla, bask›larla, iflkenceyle, zindan ile karfl›laflm›flt›r. Zindanda da gördü¤ü herfleyi, mahkumun özlemlerini, gardiyan zulmünü, suçu ve suçluyu sorgulayan türkülerini söylemeye devam etmifltir.

Son y›llarda revaçta olan politika, bask› ve zulüm ile susturulamayanlar›n gerçek kimli¤inden uzaklaflt›rarak yan›na almak, saf de¤ifltirmeye zorlamak, sahiplenmeye çal›flarak sisteme yamamakt›r. Mahzuni, 64 y›ll›k ömründe düflünce ve inançlar›ndan vazgeçmemifltir. “Ben ne söylediysem, O’yum” diyerek ozanl›¤›n›n, yapt›klar›n›n, yapamad›klar›n›n muhasebesini üstlenmifl, hiçbirini reddetmemifltir. Elbette onun da iç hesaplaflmalar›, çeliflkileri, aray›fllar› vard›r. Sevdalar›, özlemleri direnci, isyan›, erdemlili¤i, yeterlili¤i, yetmezlikleriyle ve nihayetinde insanl›¤›yla halkt›r, halk›n ozan›d›r. Bu dünyay› terketti¤inde, ömrü boyunca karfl›s›nda yer ald›¤› düzenin temsilcileri Mahzuni’yi sahiplenmeye çal›flt›. Mahzuni bunu biliyordu, çok önceden dile getirmiflti: “Ben gidince söven diller yorulur Boz bulan›k akan seller durulur

22

Umar›m ki yeni düzen kurulur Felek bizi kara güne salmas›n...” Onu gerçek kimli¤inden uzaklaflt›r›p sisteme yamama çabalar› sürecektir. Çünkü onun fliirleri, türküleri halk›n yüre¤ini isyana, bilincini kavgaya yöneltmeye devam etmektedir. Resmi makamlarca onun ad›na toplant›lar, geceler, flenlikler düzenlenecektir. Tumturakl› cümlelerle nas›l “büyük bir ozan oldu¤u” dile getirilecektir. Belki an›tlar dikilecektir ad›na. Ama ne yap›l›rsa yap›ls›n onu halktan, halk›n mücadelesini sürdürenlerden koparamayacaklar. Halk, kendi içinden yetiflen bir ozan› neden ve nas›l sahiplenir, halk›n ozan› olmak ne demektir; bunlar› anlamak, ö¤renmek için Mahzuni usta önemli bir miras b›rakm›flt›r. Bizlere düflen görev ise bu miras› sahiplenmek ve gelecek kuflaklara tafl›makt›r... 


an› tav›r

Harbiyede Bir Gece n üç y›l.. dile kolay tamon üç y›l sonra yine bu sahnedeyiz. Oniki y›l aradan sonra ilk kez geçen y›l ç›kt›¤›m›z bu sahnede, kaybetti¤imiz yoldafllar›m›z› anm›fl, böyle bir konserin onlar›n da hayali oldu¤unu anlatm›flt›k dinleyenlerimize. Mesela ‹dil... Böyle bir konseri birlikte hayal edip, “Bir gün gelecek Harbiye’ye ç›kaca¤›z” derdik. O “bir gün” gelip çatt›¤›nda orada bizimle birlikteydiler. Birlikte söyledik türkülerimizi... Sanki dinleyicilerin aras›nda bir yerlerdeydiler, sanki el ç›rp›yor halaya duruyorlard›. Sanki o salondayd›lar, bir yerlerden bizi izliyorlard›.... Aradan bir y›l geçmiflti. Böyle bir konser teklifi geldi¤inde heyecanland›k. Geçen y›l bir deneyim yaflamam›za ra¤men yine dinleyenlerimize sevenlerimize en iyisini vermenin kayg›s›n› duymamak mümkün de¤ildi. Bu sefer ‹hsan da aram›zdayd›... Geçen y›l biz bu sahnedeyken tutsakt› ‹hsan. Ölüm orucundayd›, tutsakl›k koflullar›nda ve biz buradan bu sahneden ona da bir selam uçurmufltuk, belki de son bir vedayd›... Kim derdi ki bir gün gelecek ölümün efli¤indeyken tahliye olacak ve bu sahnede sesimize ses katacak, türkülerimizi bizimle birlikte söyleyecek, böyle bir fleyin hayalini bile kurmam›z mümkün de¤ildi... Ama hayalini bile kuramad›¤›m›z bir fley gerçek oluyor, bir y›l sonra ayn› sahnede yer al›yorduk.. O üç saate çok fleyi s›¤d›racakt›k. Mesela sevgiyi, mesela inançlar› ve idealleri u¤runa kavgada düflenlerimizin duygular›n›, mesajlar›n›, anlatmak istediklerini , ac›lar›m›z› ve a¤›z dolusu gülüfllerimizi, yoksullu¤umuzu, sevdalar›m›z›, ac›s›yla sevinciyle bir yürek olmay› baflarabilen

O

halk›m›z›... Ve daha neleri neleri... Sevenlerimizle, ayn› duygular› paylaflt›¤›m›z dinleyicilerimizle aram›zda notalardan oluflan bir köprü kuracakt›k yine. Yüreklerimiz ayn› sevda için çarpacak, ayn› sele akacakt›k... Ezgilerimiz Harbiye Aç›k Hava Tiyatrosu’nun yüksek tafl duvarlar›n› aflarak Tekirda¤’a varacakt›. Edirne’ye, Kütahya’ya , Manisa’ya, Sincan’a Kand›ra’ya... Duvarlar›n ard›na, insanl›k onurunun her an s›nand›¤› hücrelere varacakt›. “Bir mevsim aç olaca¤›z, her mevsim onurlu olmak için.” diyen ölüm orucu direniflçilerinin dudaklar›nda bir damla su, bir anan›n gözünden dökülen bir damla yafl, direnene s›k›l› bir yumruk, ezilene bilinç, boynu bükük durana umut ve inanç olacakt› türkülerimiz... Biliyorduk, mutlaka o duvarlar› aflacak ve çok uzaklara ulaflacakt› sesimiz... Konser haz›rl›klar› günler öncesinden bafllad›. Unkapan›’ndaki Reflat Nuri Sahne-

23

si’nde çal›flaca¤›z bu kez. Geçen y›l koflullar›m›z böyle bir yerde çal›flmam›za olanak vermemiflti. Bu y›l bu aç›dan flansl›yd›k. Ama ifllerimizin yo¤unlu¤u nedeniyle yine çal›flmaya çok fazla zaman kalmam›flt›. Buna ra¤men büyük bir h›zla çal›fl›p bütün enerjimizi harcayacakt›k. H›zla çal›flmaya bafllad›k. Konser günü giyilecek k›yafetlerden, nota sehpalar›n›n mandal›na kadar her fleyi düflünmek ve haz›rlamak zorundayd›k. Dinleyicilerimizden konser biletlerinin pahal› oldu¤una iliflkin tepkiler almaya bafllad›k. Organizasyonu biz yapmamam›za ra¤men bu durum bize de yans›m›flt›. “Biz Sezen Aksu ya da Teoman konserine gitmiyoruz ki neden biletler bu kadar pahal›? Yorum’u dinleyen kesim belli yani... Öyle çok param›z yok ki..” Evet kimsenin öyle çok paras› yoktu. Hatta organizasyonu yapan kurum da öyle çok büyük karlar elde etmek amac›yla yapm›yordu konseri. Bilet fiyatlar›


böyle büyük bir organizasyonun giderlerine karfl›n düflük bile tutulmufltu. Salon kiras›, reklam giderleri, ses düzeni, güvenlik vb vb... Bunlar› anlatt›¤›m›zda hak veriyorlard› bize. Gönül isterdi ki herkes “bilet paras› bulmak” gibi bir sorun yaflamadan konserlerimize gelebilsin, binlerle, yüzbinlerle ayn› konserde ayn› havay› soluyabilelim... Bunu istemez miydik hiç? Yorum dinleyenleri flunu da bilirlerdi ki, Yorum sadece senede bir defa Harbiye gibi büyük konser salonlar›nda konser veren bir müzik grubu de¤ildi. Yorum her zaman türkülerini mahallede, okullarda, alanlarda yani halkla birlikte, halk›n oldu¤u her yerde söylemiflti y›llard›r. Ve bundan sonra da söylemeye devam edecekti. Böyle büyük konser organizasyonunda yaflanan maddi zorunluluklar Yorum’un belirledi¤i bir fley de¤ildi. Konser günü son provam›z› Harbiye’de alacakt›k. Son haz›rl›klar›m›z› da yap›p enstrümanlar›m›z›, eflyalar›m›z›, sahne k›yafetlerimizi hatta ütü ile ütü masas›n› dahi minibüse yükleyip yola ç›k›yoruz. Ö¤le saatlerinde Harbiye’deyiz. Geçen seneden al›flk›n oldu¤umuz bir mekan olmas›na ra¤men, sahne düzeni geçen senekinden farkl› olaca¤› için sahneye bir göz at›yoruz. Kemanlar›n, koronun, ba¤lamalar›n, gitarlar›n, davulun duraca¤› yeri sahne üzerinde belirliyoruz. Birazdan provaya bafllayaca¤›z. Bizim d›fl›m›zda di¤er enstrümanlar› çalacak olan arkadafllar›n gelmelerini bekliyoruz. Yavafl yavafl geliyorlar. Geçen sene yine ayn› sahneyi paylaflt›¤›m›z Kempa Yayl› Sazlar Toplulu¤u, baterist Bülent Ay, ba¤lamac› Engin Arslan, perküs-

yoncu Murat Güzel ve Murat fiahin, mey, zurna ve dudukta Ertan Tekin, halkoyuncu Celal Karacan ile bu y›lki konserimizde bize efllik eden obuac› Celal Akatlar, çellocu Özer Arkun, klarinetçi Serkan Çalg›, halkoyuncu Egemen ve roman oyunlar›ndan örnekler sunacak Tunç..... S›ca¤a ra¤men akflam›n heyecan›yla coflku içinde bafll›yor provalar. Konser repertuvar›n› k›saca geçiyoruz. Bugüne kadar hiç seslendirmedi¤imiz türküleri de seslendirece¤iz. Telgrafç› Akif, Serenler Zeybe¤i, Afl›k Mahzuni’den Sarhofl... Konser s›ras›nda herkesin bir görevi var. Sahne arkas›ndakilere de çok ifl düflüyor. Kulis görevlileri oldukça yorulacaklar. 22 kiflilik bir kadronun ihtiyaçlar›n› gözetip, yerine getirmek durumundalar. Görev bölüflümü bu ifli kolaylaflt›racak. K›yafetler ütüleniyor, yiyecek ve içeceklerin da¤›t›m› organize ediliyor, herhangi bir fley eksik olmas›n diye kofluflturuluyor. Konser bafllamak üzere.. Eyvah! daha prova bitmeden dinleyicileri içeri almaya bafllad›lar... D›flardaki izdiham› önlemek için yapm›fl olmal›lar. Son provam›z› da tamamlad›ktan sonra haz›r›z art›k... **** Tam konser bafllam›fl ilk parçan›n ortalar›nda yukar›daki girifl kap›s›n›n oradan gürültüler geliyor. Bir anda “Yorum hakk›m›z engellenemez” diye d›flar›da kalan biletsiz kitle slogan atmaya bafll›yor. Ne oldu¤unu anlamadan kapal› kap› önce ileri geri sars›lmaya bafll›yor. Ve kap›n›n kilidi k›r›larak yüz küsür insan içeriye hücum ediyor. Konser bafllad›. Bir fliir dinletisinin ard›ndan Anadolu’nun Sesi Radyosu Genel Yay›n Yönetmeni Seyfullah Karakurt sahneye ç›k›yor. Heyecanl›. Seyfi, çok önce-

24

den beri tan›d›¤›m›z dostumuz, arkadafl›m›z. Bu duygular›n› da orada dile getiriyor zaten. “Çocuklu¤undan beri Yorum dinleyicisi oldu¤unu” söylüyor. Biraz da flu anda Genel Yay›n Yönetmeni oldu¤u Anadolunun Sesi Radyosu’nun yay›n politikas›n› ve bu konserden beklentilerinin ne oldu¤unu anlat›yor dinleyiciye. Konuflmas› biraz uzun sürüyor ama Seyfi heyecandan olsa gerek bunun fark›nda de¤il! Konuflmas› bitti¤inde Anadolunun Sesi Radyosu’nun Grup Yorum için haz›rlad›¤› plaket veriliyor. ‹lk bölümün ortalar›na do¤ru, “Feda” albümünde seslendirdi¤i “Bu Memleket Bizim” isimli flark›y› söylemek için dostumuz Suavi sahneye ça¤r›l›yor. Geçen sene de bizimle birlikte olmak istemifl ama yurtd›fl›nda oldu¤u için kat›lamam›flt›. ‹kinci bölümde bu sefer çok farkl› bir sima ç›k›yor sahneye. Befliktafl Çarfl› Grubu’ndan Y›lmaz... Befliktafl formas›n› Yorumculara hediye ediyor. Bu da dinleyicileri flafl›rtan baflka bir fley oluyor. Yorum’u seven sahiplenen insanlar›n bu kadar de¤iflik kesimlerden olmas› bizi sevindiriyor. ‹lk bölümün sonlar› Yorum türkülerinin d›fl›nda, halk türkülerinin söylendi¤i bölüm. Serenler Zeybe¤i bafll›yor ve iki zeybek sahnede yerini al›yor. Ard›ndan “Bizim Mahalle” ve flok an›! Kimi sahnede oynayan dansç›ya odaklanm›fl, kimi yan›ndakiyle birbirine bak›p gülüyor, kimi “oynasam m› oynamasam m›” tereddütünde. Kimileri de bu floku üzerinden at›nca tam parçan›n sonunda oynamaya kalk›yor ve parçan›n bitmesiyle bir


“tühh!” çekiyor. Ve peflinden “Kara Üzüm Habbesi” söyleniyor. Kara Üzüm Habbesi söylenmeden önce acilen bir mendil laz›m oluyor. Neden? Çünkü Yorumcular halay çekecek. Çekecek de nereden bulaca¤›z mendili? Unutmufluz iflte bu ayr›nt›y›. Seyirciler aras›ndan bir bayan hiç tereddüt etmeden hemen bafl›ndaki ba¤› ç›kar›p veriyor... Yorumcular›n halay› dinleyicilerin çok hofluna gidiyor. “Bizim Mahalle” de oynamaya f›rsat bulamayanlar, “Kara Üzüm Habbesi”nde halay çekenlerin yan›nda roman havas› oynuyor... Sonras›nda konuflulan fley de en çok bu oluyor; Bizim Mahalle ve sahnede roman havas›n› modernize biçimde sunan bir dansç›. Bu konu çok ilgi çekecek konser sonras› Yorumla yap›lan röportajlarda da Yorum’a yöneltilen ilk sorulardan biri olacakt›. Neden Roman Havas›? Bu varolan tarz› de¤ifltirmek miydi? Yoksa kendini aflmak m›yd› Elbette ne kendini aflmak ne de tarz›n› de¤ifltirmekti. “Çingeneler bizim topraklar›m›zda da yaflayan insanlar. Kendilerine ait bir kültürleri var, bizim insanlar›m›z. Yoksulluktan sömürüden onlar da paylar›n› al›yorlar, ayn› co¤rafyada yafl›yoruz. Bu nedenle onlara da hitap edebilmeliyiz” fleklinde cevaplayacaklard› Yorumcular bu tip sorular›. Sahnenin yan›na indim sonradan. Oturup konserin tad›n› ç›karay›m dedim. Ve bir süre sonra iki elimi birlefltirip, dizime yaslanm›fl, gülümser halde oldu¤umun fark›na vard›m. Kültür Merkezi içindeki yaflam›m›z akl›ma geldi. Hergün kültür merkezimizin ihtiyaçlar› için bir-

likte koflturdu¤umuz, beraber bulafl›k y›kad›¤›m›z, Tav›r için yazd›¤›m›z bir yaz›y›, bir flark›n›n sözünü birlikte tart›flt›¤›m›z, Grup Yorum flimdi sahnedeydi ve binlerce insan› ortak duygularla tek yürek olarak birlefltiren bir konserdeydi. Arkadafllar belli etmemeye çal›flsalar da heyecanl›lar... Kuliste bir kargafla vard› ki sormay›n gitsin. Gömleklerin kollar›n› k›v›r›yoruz, hepsi su gibi terlemifl... Arada k›yafetlerini bu nedenle de¤ifltirecekler. Birde her an›m›z görüntüleniyor. Su içerken, enstrümanlar› akort ederken, yaz›lmas› eksik kalm›fl bir flark›n›n sözlerini hat›rlama çabas›ndayken... Herkes halay çekiyor. Halay çekenlerin yan›na gidebilmek imkans›z. Halayda olanlar da olduklar› yerde ancak çekebiliyorlar zaten. Biz de sahnenin yan›nda, oldu¤umuz yerde çekiyoruz halay›. Meryemte‘de ise, oynamaya bafllad›k birbirimize gülerek. Bir fley oldu¤unda kofla kofla kulise gidiyoruz, “aman parçay› kaç›racam” pani¤iyle ayn› h›zla geri dönüp kald›¤›m›z yerden oynamaya devam ediyoruz. Her yerden birileri bir parça ismi ba¤›r›yor. “Cemoooo!” diye ba¤›ran daha fazla. Yorum konseri olur da söylenmez mi, ama ba¤›r›yorlar yine de. “Cemooo... Reflooo... U¤urlamaaa...“ ba¤›ran ba¤›rana yani. Birde seyircilerin aras›nda dikkat çeken biri vard›. Cemo yaz›l› tiflörtüyle sürekli zafer iflareti yap›yordu. Bu da bas›n›n ve bizim dikkatimizden kaçmad›. Her parçan›n girifl müzi¤i duyuldu¤unda, alk›fllar, ›sl›klar eksik olmuyor. “U¤urlama”n›n müzi¤i duyuldu¤unda önce aç›k havan›n ›fl›klar› kapan›yor ve bir u¤ultu. Öbek öbek yak›lan çakmaklar, gökyüzündeki y›ld›z kümelerine benziyor. Dinleyicilerin parçaya efllik etmesi neredeyse Yorumcular›n sesini bast›r›yor. Arada bir Yorumcular›n “siz söylüyorsunuz” ça¤r›s›ndan sonra zaten

25

söyleyen kitle daha bir gür sesle söylemeye bafll›yor. Herkesin sesinin son s›n›r›n› zorlayarak daha fazla ses ç›karmaya çal›flt›¤› belli. Ve bu istisnas›z her parçada oluyor. Ama Cemo söylendi¤indeki coflkuyu o havay› anlatmak imkans›z. “Bu ses bo¤az›n karfl› taraf›ndan duyuluyor mudur acaba?”Yedi bine yak›n insan söylüyorlar. Bu flark›n›n gelene¤inde vard›r, yumruk havada söylenir ve bu bölümde yumruk yukar› afla¤› gider gelir; “Aln›nda y›ld›zl› bere/ Elinde mavzeriyle/ Ç›k›p Dersim Da¤lar›’nda/ Türkü söylemek var ya... Oyyy Cemooo... Cemo Caaan!”. Yorgun bir gecenin sonunda mutlu ve huzurluyuz... Harbiye’de bir gece güzel an›lar›yla kal›yor akl›m›zda... Evlerimize dönerken dilimizde yine Türküler Cemoo caaaan... Cemo can... ve “Bizim Mahalle... fiarapç› mahalle... Sizin mahalle...” arkas›ndan kahkahalar... Yorgunlu¤umuz tatl›, yorgunlu¤umuz gelecek güzel günlerin özlemiyle hafifliyor. Bir gün bizim olacaks›n Harbiye!.. Bir gün ülkemizin her köflesi özgür, ve bizim olacak. Bütün ülkemizi türkülerimizle ç›nlataca¤›z... Bir gün... Birgün... 


öykü murat flahin

Yorgun igaras›ndan derin bir nefes ald›. Gözleri sokakta gezinmekte olan insanlara kayd›. Sonra bir nefes daha çekti. Üzerinde bir yorgunluk vard›. Yorgun hissediyordu kendini. Uzun zamand›r bir fley de üretemiyordu üstelik. Eskiden yaz›lar› edebiyat çevrelerinde konuflulurdu. fiimdi pek kimsenin akl›na gelmiyordu. Son ç›kan roman› k›sa bir haber olarak yay›nlanm›flt›. Asl›nda marjinal olmal›yd›. Keflke “AB ‘ye karfl›y›m” deseydi. Belki o zaman daha çok ilgi çekerdi. Ama bu da riskli olabilir baz› çevreler taraf›ndan d›fllanabilirdi. Pek çok kap› kapan›rd› yüzüne. Yok yok... AB’ yi desteklemeliydi. Ayd›n olmak bunu gerektirirdi. Bu ülkenin demokrasiye ihtiyac› vard›. Gelecek demokrasi ancak Avrupa’dan gelebilirdi... Ça¤dafl Avrupa’dan. Yönetti¤i oyun pek ilgi görmemiflti. Son gösteriminde salon bombofltu yine. Can› s›kk›nd›. Bu flehri k›sa süreli¤ine terketmeliydi. Program›na bakt›. Bombofltu... Tatile gitmeliydi. Mesela Bodrum’a. Bodrum’a gidip fliir yazmal›yd›... Eve geldi¤inde kendini kanepenin üzerine b›rakt›. Yorgundu. ‹çinden hiç bir fley yapmak gelmiyordu. Bir duble rak›n›n içine dört tane buz koydu. Bardakla oynuyor, buzlar›n ç›kard›¤› sesi dinliyordu. Gelen postaya bakt›. Kredi kart› ekstreleri, telefon faturalar›, ayl›k edebiyat ve sanat dergileri, birtak›m politik yay›nlar... Haftal›k olarak adresine gönderilen bir dergiyi eline ald›. Derginin kapa¤›nda gülümseyen bir genç k›z›n foto¤raf› vard›. Foto¤raf iyi taranamam›flt› ama genç k›z›n gülüflü yine de öylesine belirgin, bak›fllar› öylesine anlam yüklüydü ki... ‹lk olarak dikkatini bu derginin çekmesinin nedeni biraz da buydu. “Güzel bir insan yüzü” diye düflündü. Hemen yan›nda iri

S

puntolarla yaz›lm›fl olan yaz›y› bir solukta okudu : “Semra Baflyi¤it 655 Günlük Büyük Direniflin 92. fiehidi Olarak fiehit Düfltü”. Foto¤rafa dald› gözleri. Saçlar› oldukça k›sa kesilmifl üzerinde yakas› aç›k, mavi bir tiflört olan bu genç k›z ölüm orucunda ölmüfltü. Ölen genç k›z 24 yafl›ndayd›. ‹çini bir ürperti kaplad›. Dudaklar›ndan bir kelime döküldü. “Yaz›k...” Derginin arka kapa¤›n› çevirdi. ‹ri

26

puntolarla yaz›lm›fl yaz›lar› okudu “Sel, Yang›n, Açl›k, Deprem, ‹flten at›lma, ‹ntihar...” Her yerde açl›k ve ölüm!... Düzen partileri KOLTUK derdinde... Hep ayn› fleyler... diye geçirdi içinden. Hep ayn› sloganlar. Hep ayn›. Neden de¤iflen dünyay› görmüyordu onlar›n gözleri. Herfleye ak ve kara diye bakmamak gerekti... Bodrum’a gitmeliydi. Geç bile kalm›fl-


t›. Asl›nda bir Do¤u turu da iyi gelirdi. Do¤u’ya gidilmeliydi. AB’ye uyum yasalar› meclisten geçmiflti en sonunda... Semra Baflyi¤it ölmüfltü. ölüm orucunda. fiiflecam fabrikas› kapat›l›yor yüzlerce iflçi iflsizli¤e ad›m at›yordu. Bir baba üniversite s›nav›nda yüksek puan alan k›z›n› okutamayaca¤›n› düflünerek intihar etmiflti. Ama AB’ye uyum yasalar› meclisten geçmiflti... Sabah erken kalkt›. Gece do¤ru düzgün uyuyamam›flt›. Kendine sert bir kahve yapt›. Kap›c› günlük gazeteleri getirmiflti. Bodrumda tatil için uygun bir yer bakmaya bafllad›. Telefon çald› aniden. Bu durum sinirini bozdu. Kimdi bu sabah sabah... -Merhaba... dedi telefonun ucundaki ses. -Merhaba, tan›yamad›m. Ha pardon! Nas›ls›n? Alamad›m sesini. Ne var ne yok, yeni bir geliflme? -Bir kifli daha flehit düfltü... -Biliyorum haberim var. -Hastanedekilerin durumlar› a¤›r. Bugün görüflebilir miyiz? Telefonda ayr›nt›l› anlatam›yorum. Yeni bir program›m›z var dernek olarak, sizlere de farkl› bir önerimiz var. -Ne gibi? -Telefonda anlatam›yorum. Daha çerçeveli konuflsak... -Bugün... beni saat 17’de ara. Baflka birfley var m›yd›? 17’de ara buluflal›m. -Arar›m. -Görüflürüz. -Görüflürüz. *** Saat 17’ de telefonu çald›¤›nda yine her zaman u¤rad›¤› Cafe Bardayd›. Can› o anda konuflmak istemiyordu. Telefonun ucundakine flu anda bir görüflmede oldu¤unu ve kendisini 15 dakika sonra aramas›n› söyledi. 15 dakika sonra telefonu çald›¤›nda yine oturdu¤u masada yaln›zd›. - Merhaba - Merhaba, bana hemen k›saca anlat›r m›s›n? Telefonun di¤er ucundaki onun görüflmekten kaçt›¤›n› anlam›flt›. - Müsait misiniz? - Dinliyorum. - Ölen kifli 92. kifliydi. - Biliyorum. - Bir bas›n aç›klamas› yapabilir misiniz kendi cephenizden... - Yani bak... anlatam›yorum bunlar› daha öncede konuflmufltuk bas›n aç›kla-

mas› ile hiç bir fley çözülmüyor. - Sizce çözüm? -..... *** Yeni bir oyun senaryosu beliriyordu kafas›nda. Naz›m’› bir de o yorumlamal›yd›. Mesela “Yaflamaya Dair... “ Mesela “Hoflgeldin Bebek.. Yaflamak s›ras› sende.. “ Yaflamak... Yaflamak... Yaflamak... Hep yaflamak olmal›yd›, bu vurgu öne ç›kmal›yd›. Bunca ölümün, gözyafl›n›n içinde, ölüm kelimesinin bu kadar s›k telaffuz edildi¤i bir dönemde o, “YAfiAMAK” demeliydi inad›na. “Yaflamak.... bir a¤aç gibi tek ve hür, ve bir orman gibi kardeflçesine... “ Masadan apar topar kalkt›¤›nda kendisine ka¤›t mendil uzatan çocu¤un gözleriyle bulufltu gözleri. “Çocuklar istismar ediliyor” diye düflündü. AB’ ye girince bunlar›n hiçbiri olmayacakt›. Anne ve babalar› çocuklar›na ka¤›t mendil satt›ramayacakt›. Bir an önce Bodrum’ a gidip Naz›m’› oyunlaflt›rmal›yd›. Bir tatil kendisine iyi gelecekti... Bilgisayar›n bafl›na geçti. E maillerine bakarken yeni bir ölüm haberi daha gördü “FATMA B‹LG‹N ÖLÜM ORUCUNDA YAfiAMINI Y‹T‹ REN 93. K‹fi‹ OLDU...” Daha kaç kifli ölecekti... Ölmemeliydi... Ölüm hiçbir fleyin çözümü de¤ildi. Ama Birsen Hoflver ölüm orucunun 330. gününde hayata veda ediyordu. Ölüyordu insanlar... “Birsen Hoflver “diyordu Tayad’l› aileler; “Hakl› taleplerini tüm dünyaya duyurmak istedi. Duyarl›, demokrat olan ve kendine insan›m diyen herkesin sesine kulak vermesini istedi. Bu konuya kör, sa¤›r, dilsiz olanlar Birsen Hoflver’in ölümünden sorumludur.” Sesini dünyaya duyurmak için ölmek... Oysa “Yaflamak flakaya gelmez”... diyordu Naz›m.

Yaflamak flakaya gelmez... büyük bir ciddiyetle yaflayacaks›n bir sincap gibi mesela, yani, yaflaman›n d›fl›nda ve ötesinde hiç bir fley beklemeden, yani, bütün iflin gücün yaflamak olacak.

27

Ne kadar da güzel ifade etmiflti. Bütün iflin gücün yaflamak olmal›. Bir insan›n yapaca¤› her fley yaflama hizmet etmeliydi. Yaflamak öyle “fiakaya gelecek” birfley de¤ildi. ‹nsan ölerek de¤il, yaflayarak mücadele etmeliydi.

Yaflamay› ciddiye alacaks›n, hem de o derecede, öylesine ki mesela kollar›n ba¤l› arkadan, s›rt›n duvarda, yahut kocaman gözlüklerin , beyaz gömle¤inle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin, Hem de yüzünü bile görmedi¤in insanlar için, hem de hiç kimse seni buna zorlamam›flken, hem de en güzel en gerçek fleyin yaflamak oldu¤unu bildi¤in halde. Bu oyunu yaz›p yazmama konusunda birden tereddüte düfltü. Bu fliiri ilk defa okumuyordu. Ama flimdi okudu¤unda daha bir garip hissetmiflti kendini. ‹nsanlar için ölmek... Hem de yüzünü bile görmedi¤in insanlar için ölmek... Hem de kimse seni buna zorlamam›flken... Hem de en güzel en gerçek fleyin yaflamak oldu¤unu bildi¤in halde ölmek... T›pk› o derginin kapa¤›nda gülümseyen k›z gibi... Yok ! Yok ! ölümle hiç bir fley çözülmez. Çö- zül mez! “Peki ya çözüm?” diyordu ya telefonunu ucundaki ses. Çözüm ölmek de¤il baflka bir fley olmal›...

Yani, öylesine ciddiye alacaks›n ki yaflamay›, Yetmiflinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, Hem de öyle çocuklara falan kal›r diye de¤il, ölmekten korktu¤un halde, ölüme inanmad›¤›n için... Yaflamak... yani a¤›r bast›¤›ndan. Oyunu yazmaktan vazgeçti. Yaflam ve Ölüm kavramlar› hep ayn› yere götürecekti kendini. Hak vermek gerekiyordu yaflam›n hakk›n› verenlere. Yaflama ba¤l› olmak yaflama ölecek kadar de¤er vermekle mümkündü. Bunlar› biliyordu ama hiç bir zaman ifade etmeyecekti... Telefonu eline ald› numaray› çevirdi ve Bodrum’a gidecek ilk otobüse iki bilet ay›rtt›... 


julius fuçik alev

demir

DOSTLARIM, HEPİNİZİ SEVDİM. NÖBETİ TESLİM EDİYORUM... ekoslavakyal› bir devrimcidir Fuçik. Çekoslavakya Yeralt› Hareketi’nin liderlerinden biri olarak 1942 Nisan›nda tutuklan›r ve onsekiz ay sonra 8 Eylül 1943 günü Naziler taraf›ndan katledilir. "Dara¤ac›ndan Notlar" Fuçik'in Prag'daki Pankrast Hapishanesi’nde yaz›p, bir Çek gardiyan vas›tas›yla d›flar›ya ç›karabildi¤i notlar›ndan olufluyor. Fuçik kald›¤› hapishanede gördü¤ü yo¤un iflkencelere ra¤men Nazilere boyun e¤mez zülmün karfl›s›nda dimdiktir. ‹nançlar›n› ve ideallerini son nefesine dek korur. Kendisine, yoldafllar›na ve halk›na inan›r Fuçik. Bu O'na en büyük direnme gücü verir kald›¤› gestapo hapishanesinde. Fuçik bir yazar, tarihçi ve elefltirmendir. Ö¤rencilik y›llar›dan itibaren faflizme karfl› kalemini bir silah olarak kullanacak, ülkesi Naziler taraf›ndan iflgal edildi¤inde ise kalem tutan elleri hiç tereddüt etmeden silah› kavrayacakt›r. Onurlu bir ayd›nd›r Fuçik, ülkesinin ve halk›n›n kurtuluflu için mücadele eden ve ödenecek en a¤›r bedeli ölümü bile dimdik karfl›layacak kadar da devrimcidir. Bir gün bütün insanlar›n eflit ve özgür yaflad›¤› bir dünya kurulacakt›r. "Mahpusluk ile yaln›zl›k, ço¤u zaman insanlar›n kafas›nda birbirleriyle kar›flt›r›lan iki kavramd›r, ama asl›nda büyük bir yan›lg›d›r bu. Bir mahpus yaln›z de¤ildir. Hapishane küçük bir toplumdur ve en s›k› bir biçimde tecrit edilme bile kifliyi toplululuktan koparmaz. Kendi kendine kopmad›¤› takdirde. Zincire vurulanlar›n kardeflli¤i, karfl›laflt›klar› bask›yla güçlenir, yo¤unlafl›r ve bu bask› onlar›

Ç

daha duyarl› k›lar. Duvarlar› aflar geçer kardefllik, duvarlar yaflar, konuflur ve sinyal verir. Birbirlerine ortak görevlerle, ortak dertlerle ba¤l›, temiz havada, hep birlikte sabah jimnasti¤i yapan, ayn› gardiyanlar›n gözleri alt›nda soluyan, bütün koridorlardaki bütün hücrelerin insanlar›n› kucaklar kardefllik. (....) Bu bir kaç sözcü¤ün ve büyük bir görevin, davan›n kurdu¤u güçlü bir kardeflliktir çünkü bir elin s›ms›k› kavran›fl› ya da bir sigaran›n arma¤an edilmesi içersine yerlefltirilmifl kafesi k›rar ve sizi y›kmak için tasarlanm›fl olan yaln›zl›ktan çekip kurtar›r. Hücrelerin elleri vard›r; zor bir sorgudan sonra iflkence edilmifl olarak döndü¤ünüzde düflmemeniz için sizi nas›l tuttuklar›n› hissedersiniz. Baflkalar› sizi aç b›rakarak ölüme sürüklerken onlar sizi beslerler. Hücrelerin, siz idam edilmek üzere giderken sizi seyreden gözleri vard›r; kardeflleriniz için, yalpalayan bir ad›mla onlar› güçsüzlefltirmeniz gerekti¤i için dimdik yürümek zorunda oldu¤unuzu bilirsiniz. Kanayan bir çok yaralar› vard›r bu kardeflli¤in, ama yenilmez bir kardeflliktir bu. Onun deste¤i olmaks›z›n, al›nyaz›m›z olan bu yükün onda birini çekemezsiniz. Ne siz ne de bir baflkas›." (Dara¤ac›ndan Notlar syf: 54) Kitab›n›n son sat›rlar›n› flöyle noktalar Fuçik:" Hepimiz ölümü göze alm›flt›k. Gestapo'nun eline düflmenin, sonumuzun geldi¤i demek oldu¤unu biliyorduk.

28

Yakaland›ktan sonra bile. Baflkalar›na ve kendimize karfl›, bu bilincimizin gerektirdi¤i biçimde davran›yorduk. Benim oyunumda sona yaklafl›yor. O sonu yazamayaca¤›m. Çünkü nas›l olaca¤›n› bilmiyorum henüz. Bu, art›k oyun de¤il. Hayat›n kendisi bu. Gerçek hayatta seyirci yoktur. Herkes kat›l›r hayata. Son sahnenin perdesi aç›ld›. Dostlar›m, hepinizi sevdim. Nöbeti Teslim ediyorum." Fuçik kendi deyimiyle "Nöbeti" s›radakine devreder. Bir bayrak yar›fl›d›r... 8 Eylül 1943' te Naziler taraf›ndan idam edildi¤inde geride her an› onurla bezenmifl bir hayat› b›rakarak tarihte direnerek ölümsüzleflenlere onurlu bir sayfa daha ekler. 


pablo

neruda özlem inan

fliir bofluna yaz›lmad›... “fiiir, tarlalar› sulayacak ve açlara ekmek verecektir. O, olgun baflaklar boyunca dolanacakt›r. Seyyahlar susuzluklar›n› onda gidereceklerdir. Ve o insanlar ne zaman çal›flsalar ve ne zaman dinlenseler flark›s›n› söyleyecektir. Onlar› birlefltirecek, halklar aras›nda akacakt›r. O, yaflam›n üremesini köklere tafl›yarak vadiler açacakt›r. fiiir, flark› ve berekettir. (...) Verilen mücadeleye, söylenen flark›lara de¤er, yaflam›fl olmaya de¤er, çünkü onu sevdim.”(1) fiiiri böyle anlat›yor Pablo Neruda. Ömrünün 50. bahar›n› yaflarken yazd›¤› dizelerin, bütün söylediklerinin gerçekleflmesini diliyor. Asl›nda sözlerinden emin. Çünkü nas›l ki kavga, onun yaflad›¤› y›llara kadar hiç bitmemiflse, hiç bitirilememiflse fliirin de bunda pay› vard›r. Kavgan›n fliirini yazanlar vard›r. Jan Neruda örne¤in. Pablo Neruda’n›n ölümünden sonra soyad›n› alarak yaflamaya karar verdi¤i Çekoslovak ozan... 1904 y›l›nda fiili’nin küçük bir kenti olan Parral’da dünyaya gelir Pablo Neruda. Memur bir baba ile ö¤retmen bir annenin çocu¤udur. Daha iki ayl›kken annesini kaybeder. Babas› Pablo’nun daha sonra öz annesi kadar sevip ba¤lanaca¤› Trinidad Candia Merverde ile evlenir. 1920’de soyad›n› da de¤ifltirip Neruda yapt›ktan sonra Santiago’ya gider. Üniversiteye yaz›l›r. Frans›z Dili ve Edebiyat› okurken fliir yaz›yordur. Hem de hiç durmadan... Bir fliirini Ö¤renci Birli¤i’nin açt›¤› yar›flmaya gönderir. Birinci olur. Y›l 1921’dir ve Pablo Neruda’n›n eserleri birbirini kovalar. 1925’e gelindi¤inde o art›k ünlü bir ozan ve yazard›r. Daha sonra devleti ad›na yurtd›fl›nda

çeflitli görevler yapar. 1927-’45 y›llar› aras›nda Birmanya, Colombo, Batavia, Buenos Aires, Barcelona ve Madrid’de baflkonsolosluk yapar. 1936’da ‹spanya ‹ç Savafl› s›ras›nda Cumhuriyetçiler’in taraf›ndad›r. Dünya görüflü faflizme karfl› oldu¤u için saflar›n› hep ezilen halklar›n yan›nda belirlemifltir. Latin Amerika’n›n “kaderi”dir ki, ülkesinde yönetim darbelerle, cuntalarla Amerikan iflbirlikçisi iktidarlarla de¤iflir. ‹ktidara gelen iflbirlikçiler Neruda’n›n konsolosluk görevine son verirler. Paris’e yerleflir. Orada Gabrial Garcia Marquez ve Perulu flair Cesar Vallejo ile tan›fl›r. Çok iyi bir dostluklar› olur. Vallejo ile birlikte “‹spanya’ya Yard›m ‹çin ‹spanya-Amerika Grubu”nu kurarlar. ‹spanya ‹ç Savafl› Neruda’n›n fliir anlay›fl›n› büyük oranda etkilemifltir. fiiiri elit bir kesimin u¤rafl› olarak görmekten s›yr›lm›fl, ezilen halklar aras›nda yard›mlaflma ve dayan›flma arac› olarak görmeye bafllam›flt›r. Neruda 1937’de fiili’ye geri döner. “‹spanya Gönüllerde” adl› kitab›n› yay›nlar. fiili Halk Cephesi aday›n›n ayn› y›l cumhurbaflkan› seçilmesiyle birlikte iktidar Neruda’y› ‹spanyol Cumhuriyetçiler’inin fiili’ye s›¤›nmalar›n› düzenleme göreviyle Paris’e gönderir. 1940-’43 y›llar› aras›nda ise Meksika’n›n Meksico kentinde baflkonsolos olarak çal›fl›r. 1943’te görevi sona erdikten sonra fiili’ye dönerek politikaya aktif olarak kat›l›r. 1945 seçimlerinde senatör olarak parlamentoya seçilir. fiili Komünist Partisi’ne girer. fiili Komünist Partisi 1948’de yasaklan›nca Neruda’n›n senatörlü¤ü de düfler. Yurtd›fl›na ç›kar. Önce

29

Meksika, ard›ndan ‹talya, Fransa, SSCB ve Çin Halk Cumhuriyeti... Vatan hasretiyle dolu y›llar... Sürgün duraklar›ndan biri olan Varflova’da Pablo Picasso ve Paul Robeson ile birlikte Dünya Bar›fl Ödülü’nü al›r. 1953’te daha demokratik bir hükümetin iktidara gelmesiyle yeniden fiili’ye döner ve ayn› y›l kendisi için çok önemli oldu¤unu söyledi¤i Stalin Ödülü’nü al›r. 1969’da fiili Komünist Partisi’nce Cumhurbaflkan› aday› olarak gösterilir, ancak Unidad Popular’›n aday› olan yak›n dostu ve arkadafl› Salvador Allende’nin lehine seçimlerden çekilir. Unidad Popular’›n seçimi kazanmas›yla birlikte Allende, Neruda’y› fiili’nin Paris Büyükelçili¤i görevine getirir. Ayn› y›l yani 1971’de Pablo Neruda Nobel Edebiyat Ödülü’nü al›r. Allende iktidar› uzun ömürlü olamam›flt›r. ABD emperyalizminin Pinochet arac›l›¤›yla tezgahlad›¤› askeri faflist cunta ile Allende katledilir. Cunta taraf›ndan halka yo¤un bir sald›r› dalgas› estirilir. Neruda da kendine düflen pay› al›r. Evi bas›l›r, kitaplar› ya¤malan›r. Ve bir süre sonra bu yürekli, büyük ozan›n öldü¤ü duyurulur. “... Yaln›zca ateflli bir sab›rla tüm insanlara ›fl›k, adalet ve onur saçacak mükemmel flehri kazanaca¤›z. Böylece fliir bofluna yaz›lm›fl olmayacak.”(2) demiflti Nobel bar›fl Ödülü’nü al›rken. Evet yürekli flair, fliir bofluna yaz›lmad›. Yaz›lmayacak...

1 - Pablo Neruda, fiiirBofluna Yaz›lm›fl Olma yacak, Sf:6 2 - Age. Sf:138


tavır

haber-yorum Hacı Bektaş-ı Veli Anma Etkinlikleri Buruk Geçti!

Grup Yorum’dan AİHM’e Başvuru! Grup Yorum’un son dönemde artarak süren konser yasaklamalarına yenileri ekleniyor. Son süreçte “Feda” albümünün gerekçe gösterilmeden yasaklanmasından sonra konser yasaklarının da ardı arkası kesilmiyor. Yasaklanan son konserler arasında Adana, Niğde, Antakya, Samandağ konserleri bulunuyor. En son Malatya konseri öncesi 18 ilin Emniyet Müdürlükleri Grup Yorum hakkında bir dosya hazırlamış ve avukatlarına vermişti. Hazırlanan bu dosyada Grup Yorum’un 1985 yılındaki kuruluşundan itibaren çalışan elemanları hakkında bilgiler bulunuyordu. Grup Yorum’un avukatlarına verdikleri bu 90-100 sayfalık dosyada da Grup Yorum’un, sistem için neden tehlike arz ettiği açıklanıyordu.✔

Bu sene 16-18 Ağustos tarihleri arasında Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’ nin 39.su gerçekleşti. Anadolu’ nun dört bir tarafından ozan, semah ekibi, şair, yazar, tiyatrocu, konuşmacılar ve müzisyenlerin katıldığı Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri, aynı zamanda 13 yıldır uluslararası olarak düzenleniyor. Grup Yorum, Edip Akbayram, Arif Sağ, Mazlum Çimen, Yasemin Çimen, Erdal Erzincan, Tolga Sağ, Grup Kızılırmak, Grup Çığ, Sadık Gürbüz gibi birçok sanatçının katıldığı etkinliklere üç gün boyunca yaklaşık 200.000 kişi katıldı. Etkinlikler üçüncü günün gecesinde, Tarsus’ta meydana gelen trafik kazasından dolayı iptal edildi. Hacıbektaş’tan Mersin ve Tarsus’a giden yolcu otobüsü kaza yapmış ve 37 kişi hayatını kaybetmişti. Etkinlikler 1999 yılında da Marmara Bölgesi’nde meydana gelen depremden dolayı iptal edilmişti.✔

Dergimize Dava Açıldı! Grup Yorum’un Harbiye Beşinci sayımızda yayınlaKonseri VCD Olarak nan “Bizim Mahalleyi Teröristler Bastı” isimli yazımıza dava Piyasaya Çıkıyor! açıldı. TCK’ nın 159/ 1 Maddesi gereği “Emniyet Kuvvetlerini Tahkir ve Tezyif Ettiği” gerekçesiyle Yazı İşleri Müdürümüz Ahu Zeynep Görgün hakkında açılan davanın ilk duruşması 17 Eylül 2002 tarihinde Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.✔

“Canan ve Zehra” beraat etti!

“Boran” Filmine Soruşturma Açıldı !... Yaklaşık bir yıldır piyasaya çıkmış olan ve yönetmenliğini Hüseyin Karabey’in yaptığı Boran filmine Hatay Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma açıldı. İdil Yapım’ ın sahibi Muharrem Cengiz Beyoğlu Savcılığı’na ifade verdi. Soruşturmanın içeriği hakkında bilgi alınamadı.✔

İstanbul 4 No’lu DGM’ de görülen duruşmaya Canan ve Zehra’nın babası, aynı zamanda kitabın yazarı olan Ahmet Kulaksız ve aynı suçlamayla yargılanan Tavır Yayınları Sahibi Muharrem Cengiz ile avukatları Fikret İlkiz, Gülçin Çaylıgil ve Behiç Aşçı katıldılar. Duruşmayı sanatçı Bilgesu Erenus, Orhan Alkaya da izledi. Mahkeme heyeti iddia edilen suçun unsurlarını oluşmadığı gerekçesiyle Ahmet Kulaksız ve Muharrem Cengiz’in beraatlarına karar vererek kitapla ilgili toplama kararını kaldırdı.✔

30

19 Temmuz 2002 tarihinde İstanbul Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda gerçekleşen Grup Yorum konser VCD’si önümüzdeki aylarda İdil Yapım tarafından piyasaya çıkarılacak. 20 kişilik orkestrayla sahneye çıkan ve birçok yöreden halk türkülerini de seslendiren Grup Yorum’un Harbiye konserinin yer aldığı VCD çalışmasının şu anda görüntüleri kurgulanıyor✔


“PARDON” Filmi Denetime Takıldı! Yapımcılığını İdil Yapım’ın üstlendiği, Yönetmenliğini Vedat Özdemir’in yaptığı “Pardon” isimli kısa metrajlı film, Kültür Bakanlığı Denetleme Üst Kurulu tarafından yasaklandı. CINE 5 Kısa Film Yarışması’ndan ve İstanbul Kısa Filmciler Derneği Ulusal Kısa Film Yarışması’ndan En İyi Kurmaca Film Ödülü’nü alan, Altın Portakal Film Festivali’nden de Jüri Özel Ödülü ile dönen “Pardon”, Kültür Bakanlığı Denetleme Üst Kurulu tarafından yasaklanırken, son dönemde, yasaklar furyasına eklenen yeni bir film oldu. İsim benzerliği nedeniyle gözaltına alınan bir gencin yaşadıklarını mizahi bir dille anlatan “Pardon”, yönetmenin ilk filmiydi. Geçtiğimiz aylarda defalarca CINE 5’te gösterilen film, yasakçı kurulun gözünden kaçmadı ve ticari gösterim hakkını alamadı. Film eğer denetimden geçseydi, önümüzdeki günlerde VCD ve VHS olarak satışa sunulacaktı.✔

Geleneksel 5.İdil Futbol Turnuvası Başladı! 10 Ağustos 2002 Cumartesi günü Güzeltepe Futbol Sahası’nda İdil Kültür Merkezi ile Reyna Spor arasında yapılan maçla başlayan turnuva, 15 Eylül 2002 Pazar günü yapılacak final maçı ve ertesindeki kupa töreninin ardından sona erecek. 10 Ağustos itibarıyla yapılan maçların sonuçları ise şöyle: 10 Ağustos (1.HAFTA) İdil KM-Reyna Spor: 9-4 Kızılyıldız-Nurtepe HG: 6-4 Hürriyet Yıldızı-Adalet Spor: 3-0(H) 11 Ağustos Karanfiller KM-Gençlik Spor: 3-4 Anadolu Gücü-K.Armutlu G.: 8-2 Bahçelievler HG- Gazi HM: 2-21 17 Ağustos (2.HAFTA) K. Armutlu G.-Gazi HM: 2-10 Adalet Spor-Karanfiller KM: 0-3(H) Reyna Spor-Nurtepe HG: 8-14 18 Ağustos Anadolu G-Bahçelievler HG:16-1 İdil KM-Kızılyıldız: 5-3 Hürriyet Yıldızları-Gençlik Spor:16-6 24 Ağustos (3.HAFTA) Reyna Spor-Kızılyıldız: 2-4 Anadolu Gücü-Gazi HM:14-10 İdil K.M - Nurtepe HG: 2-8 25 Ağustos Hürriyet Yıldızları-Karanfiller KM: 5-5 Adalet Spor-Gençlik Spor: 0-3 K.Armutlu HG-Bahçelievler HG: 3-0

Grup Yorum Korosu yeni dönem kayıtları başlıyor.. Kayıt tarihleri: 1 - 30 Eylül 2002 Kurs başlangıç tarihi: 6 Ekim 2002 Müracaat: İdil Kültür Merkezi Tel: (0 212) 245 00 70 (0 212) 244 31 60 KARANFİLLER KÜLTÜR MERKEZİ EYLÜL AYI ETKİNLİK PROGRAMI 08.09.2002 FİLM GÖSTERİMİ: NİSAN DEVRİMİ saat: 15.00 29.09.2002 KONSER: ÖZGÜRLÜK TÜRKÜSÜ SAAT: 15.00 ADRES: KARANFİLLER KÜLTÜR MERKEZİ NAMIK KEMAL CAD. İLKE SOKAK NO:5 YENİMAHALLE / BAĞCILAR İSTANBUL TEL: (0 212) 657 81 34 Not: Bağlama ve halkoyunları kurs kayıtları devam etmektedir.

31

nokta haber Grup Yorum 11 Nisan 2002; ‹stanbul-Levent’teki ‹srail Konsoloslu¤u önünde, bir bas›n aç›klamas› yaparak Filistin halk›yla dayan›flma amac›yla türkülerini seslendirdi.

18 Nisan 2002; ‹stanbul Üniversitesi ö¤rencilerinin Filistin katliam›n›, F tiplerini ve YÖK’ü protesto etmek için Beyaz›t Meydan›’nda gerçeklefltirdi¤i mitinge kat›ld›.

21 Nisan 2002; Malatya’da Meleko¤ullar› Dü¤ün Salonu’nda gerçekleflen konserde yaklafl›k 1500 kifliye seslendi.

27 Nisan 2002; Hollanda’da gerçeklefltirilen gecede yaklafl›k 2500 kifliye seslendi.

28 Nisan 2002; Haklar ve Özgürlükler Platformu’nun düzenledi¤i 1 May›s pikni¤inde yaklafl›k 1300 kifliye seslendi.

7 May›s 2002; ‹stanbul Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Salonu’nda düzenlenen konserde yaklafl›k 2000 kifliye seslendi.

9 May›s 2002; 16. Geleneksel ‹TÜ fienli¤i’nin kapan›fl›nda yaklafl›k 3000 kifliye seslendi.

11 May›s 2002; Armutlu’da Filistin’deki katliam› protesto etmek amac›yla TAYAD ve di¤er DKÖ’lerin de kat›l›m›yla gerçeklefltirilen fidan dikiminde Filistin halk› için türküler söyledi.

16 May›s 2002; Y›ld›z Teknik Üni. Davutpafla Kampüsü’nde düzenlenen kapan›fl flenli¤inde yaklafl›k 700 kifliye seslendi.


nokta haber Grup Yorum 9 Haziran 2002; Divri¤i Kültür Derne¤i’nin Belgrad Ormanlar›’nda düzenledi¤i Geleneksel Pilav fienli¤i’nde yaklafl›k 2500 kifliye seslendi.

22 Haziran 2002; Gaziantep’te Aç›khava Tiyatrosu’nda düzenlenen konserde yaklafl›k 1000 kifliye seslendi.

23 Haziran 2002; Kemerburgaz’da Haklar ve Özgürlükler Platformu’nun düzenledi¤i piknikte yaklafl›k 2500 kifliye seslendi.

30 Haziran 2002; ‹ngiltere’nin Londra flehrinde düzenlenen gecede yaklafl›k 700 kifliye seslendi.

2 Temmuz 2002; Kocaeli’de düzenlenen konserde yaklafl›k 700 kifliye seslendi.

14 Temmuz 2002; Gazi Halk Meclisi’nin Arnavutköy ‹mrahor Köyü piknik alan›nda düzenledi¤i sünnet flenli¤inde yaklafl›k 5000 kifliye seslendi.

19 Temmuz 2002; Anadolu’nun Sesi Radyosu’nun Harbiye Aç›khava Tiyatrosu’nda düzenledi¤i konserde yaklafl›k 6500 kifliye seslendi.

16-18 Ağustos 2002; Hac›bektafl fienlikleri’ne kat›ld›.

24 Ağustos 2002; Esenyurt-Esenkent R›fat Ilgaz Kültür Merkezi Aç›k Hava Tiyatrosu'nda yaklafl›k 6000 kifliye seslendi.

Grup Özgürlük Türküsü 2 Mayıs 2002; ‹TÜ fienlikleri'nde yaklafl›k 1000 kifliye seslendi.

17 Mayıs 2002; ‹zzet Baysal Üni. Düzce Kampüsü'nde yaklafl›k 300 kifliye seslendi.

28 Temmuz 2002; Gümüflhane - Kelkit Derne¤i'nin Yalova'da düzenledi¤i piknikte yaklafl›k 200 kifliye seslendi.

NİLÜFER AKBAL -RAY’E / ROAD / YOLNilüfer Akbal’da ADA Müzik’ten çıkan yeni çalışmasıyla dinleyenlerin karşısında. Nilüfer Akbal’ın aranjörü Ayhan Evci ile şekillendirdiği bu çalışmasında yeni ve farklı bir tarzı benimsemiş. Albümde kullanılan enstrümanlar çok geniş bir yelpezeden seçilmiş. Aynı zamanda bu enstrümanları da usta müzisyenler kullanmış. Albümde kürtçe, türkçe ve ingilizce çalışmalara yer verilmiş. Albüm; enstrümanlar, şarkıların biçimleri ve içeriği itibariyle dünya müziğinden değişik örnekleri biraraya getiren bir niteliğe sahip 12 çalışmadan oluşuyor. ✔

ABDURRAHMAN KIZILAY - KERKÜK TÜRKÜLERİ VE HOYRATLARIKalan Müzik yine arşivlik yeni bir çalışmasıyla dinleyenlerini buluşturuyor. Kendisi doğma büyüme Kerkük’lü olan, Kerkük’lü usta sanatçılarla yetişen ve Kerkük Türkmen ağzının en iyi yorumcularından olan Abdurrahman Kızılay’ın türkü ve hoyrat yorumlamalarının yeraldığı bir çalışma bu. 1958 yılında Ankara ve İstanbul Radyolarında da çalışmaları olan Abdurrahman Kızılay 1967’de Türkiye’ye yerleşti. Abdurrahman Kızılay Kerkük Türkmen hoyratlarını yurtiçinde ve yurtdışında geniş kitlelere tanıtmak için büyük çaba sarfetmiştir. Kerkük türkü ve hoyratlarını 13 çalışmayla günümüze taşıyan bu eseri bu tür çalışmalara ilgi duyanlar için ayrı bir önem taşıyor.✔

YEKBUN - NİRWANA Yeni bir kürtçe albüm çalışması da KOM Müzik Yapım'dan yayımlandı. Yekbun Civak adlı bayan sanatçının ilk çalışması olan albüm tamamen kürtçe eserlerden oluşuyor. Anonim ve yöresel eserlerin yanısıra albümde kendi bestelerini de seslendiren Yekbun alışılagelmişin dışına çıkan denemeleriyle dikkat çekiyor. Mey, balaban geçişleriyle caz-blues melodilerini ustaca harmanlayan ; geleneksel ezgilerle çağdaş ezgileri harmanlayan Yekbun kürtçe eserleri değişik bir kesime de sevdirmeyi başaracak. 14 parçadan oluşan albümü deneyimli müzisyenlerle çalışarak güçlendiren Yekbun farklı ve dinlenilebilir bir eser ortaya çıkarmayı başarmış.✔

SALKIM SÖĞÜT 4 Beyoğlu Metropol Müzik tarafından yayımlanan Salkım Söğüt serisi dördüncü albümle yoluna devam ediyor. Bu sefer albümün A yüzünde Grup Kızılırmak’ın solisti İlkay Akkaya, B yüzünde ise Grup Çığ’ın solistlerinden Oğuz Aksaç yer alıyor. İlkay Akkaya albüme değişik sanatçıların eserlerinden derlediği altı parçayla katılıyor. Parçaların düzenlemesi Kemal Sahir Gürel’e ait. Oğuz Aksaç ise anonim türküleri kendine özgü yorumlayışıyla seslendirmiş. Oğuz Aksaç’ın düzenlemeleri Kaan Durmuş’a ait. Oğuz Aksaç’ın denemeleri, gırtlak çıkışları türkülere yeni bir hava katmanın ötesinde türküyü deforme eden anlamsız arayışlar olarak göze çarpıyor.✔

32



2002 07 eylul