Issuu on Google+

Yeni Dünya İçin ÇAĞRI • Özel Sayı • Ocak 2011 • Fiyatı: 0,50 TL

MESS patronlarına geri attırılacak en ufak bir adım bile sınıf mücadelesi açısından gayet olumlu bir gelişme olacaktır. Böylesi bir adım Metal İşçilerinin kendisine güvenini arttırır ve bu güven gelecek dönemde daha aktif mücadelenin yol feneri olacaktır. Bu fener diğer sektörlerdeki işçilere de ışık saçacaktır. Bunun için mücadele etmekten, kavgaya atılmaktan başka bir yol metal işçisine kalmamaktadır.

 Asgari ücret mi? Sefalet ücreti mi?

 Akdeniz Çivi İşçileri: “Mücadeleye Devam”

Metal İşçisi: Mücadeleyi Eline Al!

Bir saldırı yasası daha… Torba Yasa da neler var?


METAL İŞÇİSİ ZORU BAŞARMALIDIR

Ocak 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

S

2

ön döne md e ga z e t e mizde, Grup Toplu İş Sözleşmelerinin (GTİS) konusunda belli sorunlara değindik. Bu say ı m ı zda da Meta l Sektöründe esasen *) DİSK’e bağlı Birleşik Metal İşçileri Sendikası (BMİS) ile Metal patronlarının örgütü olan MESS arasında yürüyen görüşmeler ve yapılması gerekenler hakkında tavır takınmaya devam edeceğiz. Biz çıkardığımız bir bildiri de “Metal işçisi: Mücadeleyi eline al!” diye çağrı yapmıştık. Bu çağrının sonucu olarak, Metal işçilerinin bugün bu mücadeleye hazırlanması gerektiği üzerinde duracağız. Eylül ayında çıkan yazımızda başka şeylerin yanı sıra şu tespitleri yapmıştık: “Patron örg üt lerinin tepesinde olan Sabancıların, Koçların ilk altı aylık net karlarının yarım milyar dolarları geçtiği yönündeki haberlerin boyalı basında yankılandığı bir dönemde geçmiş dönemin kayıplarını telafi edecek yüksek ücret zamları, işçilerin sınıfsal eğitimi için ek ücretli izinler, çalışma saatlerinin GTİS ile düşürülmesi,yıllık ücretli izinlerin arttırılması, ek izin ücreti, işyeri içerisinde iş saatleri içerisinde sendikal çalışma için daha fazla süreler gibi talepleri bu sözleşmelerle elde etmek için mücadele etmek gerekir.” BMİS’nın kendi sözleşme taslağını patronlara kabul ettirmesi ve yukarıda bizim de önerdiğimiz ek önerileri bu mücadele sürecinde MESS patronlarına kabul ettirebilmesi için, “mücadelenin ikinci saf hası” olarak da tabir ettikleri bu dönemde kavgaya hazırlanmaları gerekmektedir. Sendikanın kendi “İşyeri Sözleşme Kurulları”nı gerçekte aktif çalışabilir durumda tutmaları gerekir. Bunun için hızlandırılmış şekilde işyerlerinde ya da şubeler bazında örgütlenmeyi daha da sağlamlaştırma amacıyla toplantılar yapılmalıdır. Bu toplantılarda MESS patronlarına karşı verilen mücadelenin siyasi boyutları ele alınmalı ve bu somut olarak her işyerinde yapılması gereken hazırlıkları kapsamalıdır.

“Bilinmelidir ki, ücretli emek sömürüsüne karşı verilecek bu mücadele, işçi sınıfının bilinçlenmesi ve sömürüsüz bir dünya için kavgaya atılmasına hizmet edecektir. Bu mücadele sadece MESS’e karşı verilen bir mücadele değildir. Bu mücadele taşeron sendika Türk Metal’e, metal patronlarına karşı ama öncelikle de sermayenin parlamentodaki temsilcilerine, onların hükümetine ve evet sonuçta devleti hedeflediğinin altı çizilmelidir. 12 Eylül askeri faşist darbesiyle birlikte sermayenin devleti bilinçli bir şekilde Türk sanayisinin can damarı niteliğinde olan metal sektöründe BMİS gibi daha mücadeleci sendikaları tasfiye etmiş, sermayenin ve onların elindeki devletin taşeronluğunu yapan Türk Metal’i işyerlerine yerleştirmiştir. Çıkardıkları yasalarla da bu sendikanın ve benzeri sendikaların bu işyerlerinde kalıcılaştırılmasını sağlamak istemiştir. İşte bugün Türk Metal’e ve MESS’e karşı yürütülen mücadele bu hegemonyayı, bu işbirliğini bitirmeyi, parçalamayı hedef leyen bir mücadele olmak zorundadır. Hedef böyle olunca, o zaman kavganın daha çetin geçeceği şimdiden bilinçlere kazınmalı ve mücadele uzun soluklu yürütülmek zorunda olunacağı hesaplanmalıdır. Bu sebeple de işyerlerinde bugün ki koşullardan dolayı işçilerin kendi aralarında gizli şekilde belirleyecekleri Grev ve Mücadele Komiteleri bu mücadeleyi aktif bir şekilde eline alarak sürdürmesi gerekmektedir. Bu komiteler gizli belirlenmeli ve toplantılarını da gizli yapıp aldıkları kararları uygulamaya koymalıdır. Aslında olması gereken bu komitelerin tüm işçilerin katıldığı toplantılarda seçilmesi ve her an görevden alınabilir olmaları gerekir. Ama bugünkü koşullar gizli çalışmayı, grev sırasında ya da sonrasında işyerlerinde kadroların harcanmasını engellemek amacıyla bu şekilde önermede bulunuyoruz. Şimdiden işyerlerinde aktif işçilere gözdağı mahiyetinde

ihtarlar vb. gündeme getirilmektedir. Bu tür saldırılar bugünden işçilerin top yekûn gücüyle geri püskürtülmelidir. Fabrikalarda işçilerin tümü tarafından belirlenecek bu komiteler mücadelede yasal olanakları kullanmalı, bunlardan faydalanmalı ve fakat kendisini yasallığın zincirleri ile kelepçelememelidirler. Meşru mücadele hakkı kullanılmalı, işçilerin üretimden gelen gücü temel alınmalıdır. İhtar gören, ya da işten atılan her işçi arkadaşa sahip çıkılmalı ve mutlaka işe geri alınacak şekilde patronlara karşı baskı yapılmalıdır. İşte burada yine “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz” şiarı yaşama geçirilmelidir. Unutulmamalı ilk saldırılar püskürtülmezse onun devamı gelir. İşyerlerinde yapılan çalışmanın hedefi, tüm işçileri mücadeleye gönüllü temelde çekmek olmalıdır. Her işçi arkadaş saflara çekilmelidir. Gerekirse bu arkadaşlarımızın evlerine kadar giderek konuşulmalı ikna edilmelidir. Tabii ki, mücadele sertleştiği bir dönemde herkesin işçilerin çoğunluğunun aldığı karara uygun olarak davranması bir görevdir. Bu iradeye saygı gösterilmemesi hoş karşılanamaz ve gereken tüm önlemler alınır, alınmalıdır. Eleştiriler işçilerin yapacağı toplantılarda uygun şekilde getirilmeli ve amaç mücadeleyi büyütme olmalıdır. Mücadeleye zarar verecek her tavırdan kaçınılmalıdır. Grev ve Mücadele komiteleri taşeron sendika Türk Metal’in tabanına doğru bir çalışmayı muhakkak örgütlemelidir. Yine bu komiteler grev fonunu oluşturmalıdırlar. Tüm çalışan arkadaşlardan, mahallelerden, işçi dostu kurum ve kuruluşlardan bugünden yar-

dım toplanmalıdır. Önümüzde yaklaşık üç aylık bir süreç vardır. Arabulucu süreci ve grev kararı alındıktan sonra uygulamaya kadar olan bu süre iyi kullanıldığında güçlü bir şekilde grev kararını uygulamak olanaklı hale gelecektir. MESS patronlarına geri attırılacak en ufak bir adım bile sınıf mücadelesi açısından gayet olumlu bir gelişme olacaktır. Böylesi bir adım, Meta l İşçilerinin kendisine güvenini arttırır ve bu güven gelecek dönemde daha aktif mücadelenin yol feneri olacaktır. Bu fener diğer sektörlerdeki işçilere de ışık saçacaktır. Bunun için mücadele etmekten, kavgaya atılmaktan başka bir yol metal işçisine kalmamaktadır. Bu tarihi görev yerine getirilmelidir. Eylül ayındaki sayımızda yazımızı şöyle bitirmiştik: “Bilinmelidir ki, ücretli emek sömürüsüne karşı verilecek bu mücadele, işçi sınıfının bilinçlenmesi ve sömürüsüz bir dünya için kavgaya atılmasına hizmet edecektir. Bolşevik öncüler, bu mücadelede bu perspektifi göz ardı etmeden ajitasyon, propaganda ve örgütlenme çalışmasına hız vermelidir. İŞÇİ SINIFININ BİRLİĞİ SERMAYEYİ YENECEKTİR! K AHROLSU N ÜCR ETLİ KÖLELİK DÜZENİ!” Buna eklenecek yeni bir şey yoktur. Haydi, hep birlikte mücadelenin engin denizine atılmaya! 3 Ocak 2011  *)Özür: Aralık ayında konu ile yayınladığımız bildiride MESS ile Türk Metal ve Çelik İş sendikaları arasında sözleşmenin imzalandığını açıklamıştık. Öğrendiğimiz kadarıyla bu bilgide eksiklik vardır. Çelik İş sendikası MESS patronları ile sözleşmesini daha imzalamamış durumdadır. Fakat MESS’e bağlı fazla bir işyerinde örgütlü olmadığı için fazla bir önem arz etmemektedir. Eksik bilgi verdiğimizden dolayı okurlarımızdan özür dileriz.


Evet, mücadeleyi kazanmak için maddi olarak hazırlık yapmanın daha da ötesinde tüm işyerlerinde Grev ve Mücadele Komitelerinin(GMK) örgütlenmesi, bu komiteler üzerinde üyelerin greve hazırlanması gereklidir, zorunludur.

B

irleşik Meta l İşçileri Sendikası (BMİS) yayınladığı yeni yıl mesajı ile “Grup toplu iş sözleşmesinde uyuşmazlık devam ediyor ve grev kararlarına doğru yol alınıyor” şeklinde açıklama yaptı. İnternet sayfasında yayınlanan bu mesajda MESS patronlarına karşı verilecek mücadeleye “tüm üyelerin” dayanışma ağını örmesi çağrısı yapılıyor. Bu tabii ki iyi bir şey fakat yetmez! Tüm üyelerin dayanışmada bulunması için bugüne kadar bu üyelere eğitim verilerek dayanışmanın neden, niçin yapılması gerektiği anlatılmalıydı ve bu kavratılmalıydı. Son iki genel kurulunda “grev fonu” kararı olan bu sendika yönetiminin neden bu fonu oluşturmadığı, neden bu konuda üyelerine ve temsilcilerine verilen eğitimlerden sonra bu yönde adımlar atılmadığı sorgulanmalıdır. En önemlisi de bu genel kurullarda genel merkez genel kurul delegesi olan üyelerin neden bu kararları çalıştıkları işyerlerinde uygulamadığı, uygulatmadığının hesabı verilmelidir. Yoksa genel kurullarda alınan kararlar kâğıt üzerinde kalan boş laflar mı olacak? İşte kendi üyelerine çağrı yapan bir sendikanın yapması gereken ama yapmadığı, yaptırmadığı bu çalışmanın hesabını da uygun bir şekilde vermesi gerekir. Her şey bitmiş değil… Tabii ki bu çağrı özeleştirisiz yapıldığı için eleştirilmeli ve fakat bugünden başlamak üzere tüm üyeler grev fonunu oluşturmak için çalışmalıdırlar. Bu fona dışarıdan demokrat, devrimci, komünistlerden de destek alınmaya çalışılmalıdır.

Bu çalışma sonucu olarak ciddi anlamda “greve doğru yol alınıyor” tespitinin “greve gidiyoruz ve MESS patronları ile kozlarımızı paylaşacağız”a dönüştürülmelidir. Bu mesajın bir eksik yönü de, Bu çağrı, sadece üyelere yapılması yetmez, yetmemelidir. Bu çağrı tüm metal işçilerine, tüm işçilere ve emekçilere yapılmalıdır. “Sınıfın sınıfa karşı savaşımı” ancak bu şekilde mümkün olur. Evet, mücadeleyi kazanmak için maddi olarak hazırlık yapmanın daha da ötesinde tüm işyerlerinde Grev ve Mücadele Komitelerinin(GMK) örgütlenmesi, bu komiteler üzerinde üyelerin greve hazırlanması gereklidir, zorunludur. Bildiğimiz kadarıyla BMİS bu konuda da üzerine düşeni yeteri kadar yapmamıştır. Mücadele “mücadele edeceğiz” laflarıyla kazanılamaz. Buna ciddi olarak hazırlanmak gerekir. GM K t ü m i ş ye rle r i nd e MESS’e karşı yürütülecek bir grevin sermayeye karşı SAVAŞ anlamına geldiğini, bu mücadelenin emek-sermaye çatışmasının bir ürünü olduğunu, bu sebeple kazanmak için tüm yasal ve meşru mücadele olanaklarının kullanılması gerektiği yönünde eğitmelidir. Bu eğitim işçi sınıfının kendi iktidarını ele geçirmesi için mücadele ile birleştirilmesi gerektiğini de içermelidir. Reformizm zehiriyle işçiler kandırılmamalıdır. İşçi sınıfı ücretli kölelik sistemini yıkmadan özgürleşemez ve MESS patronları gibi tüm sermaye sınıfının zulmünden de kurtulamaz. K AHROLSU N ÜCR ETLİ KÖLELİK SİSTEMİ! YDİ okuru 3 Ocak 2011 

Asgari ücret mi? Sefalet ücreti mi? Kasım ayında 4 kişilik bir aile için açlık sınırı 934 TL, yoksulluk sınırı ise 2 bin 952 TL olarak gerçekleşti. Asgari ücretlinin geçen yıla oranla yüzde 5 daha yoksullaştı.

Sermayenin sürekli büyümesinin temelinde işçilerin emeği, alın teri, göz nuru var. Yaratan ve üreten işçilerdir. Üretenler üretim araçları sahibi olmalı. Üretenler yönetebilmeli. Bunun olması için örgütlenme ve mücadeleden başka seçenek yok!

A

s g a r i Üc re t Te s pit K o m i s y o nu’nu n 27 Aralık’ta yaptığı toplantının ardından, 2011 yılı için geçerli olacak asgari ücret rakamları açıklandı. A s g a r i ü c r e t Te s p i t Komisyonu’nun oy çokluğu ile belirlediği, 2011 yılı için geçerli olacak asgari ücret miktarları şöyle: 2011 ilk altı ay: 16 yaşından büyük işçiler için; brüt: 796,50 TL, net: 629,96 TL 2011 ikinci altı ay: 16 yaşından büyük işçiler için; brüt: 837 TL, net: 655,57 TL 2011 ilk altı ay: 16 yaşından küçük işçiler için; brüt: 679,50 TL, net: 546,20 TL 2011 ikinci altı ay: 16 yaşından küçük işçiler için; brüt 715,50 TL, net: 571,97 TL AKP hükümeti ve patronlar milyonlarca işçiye, açlık sınırının altında ücret verilmesini reva görüyorlar. Açlık sınırı, Aralık ayı itibariyle bu devletin bir kurumu olan Türkiye İstatistik Kurumu’na göre, 4 kişilik bir aile için 900 TL’dir.

Yeni asgari ücret açlık sınırının 270 TL altındadır. Bu ülkede ekonomik gelişmeden/büyümeden, onların deyimiyle zenginleşmeden işçiler, emekçiler zenginliğin yaratıcıları olmalarına rağmen, yeterince pay alamıyorlar. Aslan payını üretim araçları sahibi olanlar, sermaye sahipleri, burjuvazi alıyor. Üretenlerin payına düşen ise, “yaşamaya az, ölmeye çok!” yetersiz bir ücrettir. Oysa bu kader değil! Açlığa, sefalete, yoksulluğa mahkum değiliz. Sermayenin sürekli büyümesinin temelinde işçilerin emeği, alın teri, göz nuru var. Yaratan ve üreten işçilerdir. Üretenler üretim araçları sahibi olmalı. Üretenler yönetebilmeli. Bunun olması için örgütlenme ve mücadeleden başka seçenek yok! “A l d a n ı r s a k y o k u z . Aldanmazsak varız!” Sefalet ücretine hayır! Asgari ücreti işçiler belirlesin! 30.12.2010 

Ocak 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

MÜCADELEYİ KAZANMAK!

3


İşçi ve emekçilerden torba yasa protestosu

Ocak 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

A

4

danalı işçi ve emekçiler Meclis gündeminde olan torba yasayı protesto ettiler. DİSK, KESK, TM MOB ve Ada na Tabip Odası’nın birlikte düzenlediği eyleme sendika şubelerinin ve odaların yönetici ve üyeleri, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, işten çıkarılan Adana Numune Hastanesi işçileri, Tekel işçileri ve Akdeniz Çivi işçileri katıldı. Ayrıca demokratik kitle örgütleri ve emekten yana siyasi partilerde eyleme katılarak destek verdiler. “Torba yasaya ve güvencesiz - kölece çalışmaya hayır!” pankartı arkasında, 8 Ocak Cumartesi günü saat 13.00’te Beş Ocak meydanında toplanan işçi ve emekçiler Çakmak Caddesi üzerinden sloganlar ve alkışlarla İnönü Parkı önüne kadar yürüdüler. Yürüyüş sırasında bazı binalardan alkış ve ıslıklarla eyleme destek olanlar oldu. Eylemde sık sık “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber, ya hiç birimiz”, “İşsize iş, yoksula aş, güvenli gelecek istiyoruz”, “Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek”, “İşçi-memur el ele, genel greve” sloganları atıldı. İnönü Park ı önünde Süleyman Çelebi bir konuşma yaptı. Çelebi konuşmasında torba yasa adı altında çıkarılacak olan yasaların işçi ve emekçilerin kazanılmış haklarına saldırı olduğunu, on yıldır budanan hakların bu yasa ile daha da budandığını belirtti. Torba yasada genç işçilerin sömürüsünün arttırıldığını, 16 yaşından küçükler için uygulanan asgari ücretin 18 yaşına indirildiğini, stajyerlerin daha küçük işletmelerde de staj yapabilmesinin önünün açılarak meslek lisesi ve yüksekokul öğrencilerinin sömürüsünün arttırıldığını, ayrıca stajyerlere ödenen ücretin düşürüldüğünü, belediyelerde çalışan kadrolu işçilerin Milli Eğitim Bakanlığı ile Emniyet Teşkilatlarına aktarılacağını ve 657 sayılı yasaya göre çalışan memurların başka kamu kurumlarına geçici görev adı altında sürülebileceğini ve esnek çalıştırılabileceklerini anlattı. Çelebi konuşmasında “

“Bu yaptığımız mütevazı bir eylemdir, daha büyük eylemlere hazırlanacağız. (…) Şu anda bilgilendirme toplantıları yapıyoruz. Ankara’da 100 bin kişiyle meydanları doldurmaya ant içiyoruz. Siz de var mısınız? (…) Sokaklarda, meydanlarda, alanlarda olmak boynumuzun borcudur. (…) Türk-İş, DİSK demeden herkesin bu yasaya karşı çıkması gerekir. Çünkü bu sadece bizi değil, bütün emekçileri, işçileri ilgilendiriyor. Herkesin çocuklarına onurlu bir gelecek bırakmak için bu yasaya karşı çıkması gerekir. (…) Bu yasa seçimden önceki yasadır. Seçimden sonra kıdem tazminatlarının kaldırılması, bölgesel asgari ücret, sağlık ve eğitimin daha da piyasaya açılması gündeme gelecektir.” dedi. Süleyman Çelebi’nin konuşması bittiğinde bir Tekel işçisi kadın “Tekel’i unuttunuz, Tekel’i unutmayın! Bizi 4/C’ye mahkum ettiler. Şimdi çok daha kötü şartlarda çalışıyoruz. 10 katlı binayı tek başıma temizliyorum.” diye haykırarak tepki gösterdi. Bazı yöneticiler bu tepkiye rağmen hiç bir şey olmamış gibi eylemi bitirme çabasındaydılar. Tekel işçinin tepkisinin sürmesi üzerine Süleyman Çelebi kadın işçinin yanına gitti. Çelebi

“Tepkinizi doğru yere gösterin. Biz sizin sendikanız olsaydık, başka türlü yapardık. Sizin bütün eylemlerinize destek olmadık mı?” diye sordu. Tekel işçisi kadının “Destek oldunuz, teşekkür ederiz.” demesi üzerine Süleyman Çelebi “O zaman niye böyle konuşuyorsun.” diye karşılık verdi. Daha sonra bir başka Tekel işçisi de araya girerek Tekel işçilerinin son 30 yılın en büyük direnişini gösterdiklerini ve bunun kazanımla sonuçlanmadan unutulmaması gerektiğini söyledi. Daha sonra Çelebi “Ben konuşmamda bütün işçilerden bahsettim, sadece Tekel işçilerinden bahsetmedim. Bu bir eksiklikti, ama sizi yalnız bıraktığımız anlamına gelmiyor. Biz her zaman sizin yanınızda olacağız.” dedi. Daha sonra Tekel işçisi “demek ki bizim 1 Mayıs’taki tepkimiz haklıydı. Ama birileri bizi kınayan metne imza attılar” diyerek üstü kapalı bir şekilde DİSK’i ve Süleyman Çelebi’yi eleştirdi. Çelebi “bu başka bir konu” dedi ve “Şimdi burada basın toplantısı mı yapacağız.” diyerek konuşmayı bitirdi. Yaklaşık 500 kişinin katıldığı eylem kitlenin dağılması ile son buldu. Eyleme damgasını vuran ise AKP karşıtlığı oldu. Atılan sloganlar ve Çelebi’nin konuşması

sadece hükümeti hedef gösteren bir içerikteydi. Örneğin Çelebi işçi ve emekçilerin haklarının 10 yıldır budandığını söylemekle sadece AKP hükümeti dönemini kastetmekteydi. Oysa işçi ve emekçilerin hakları gelmiş geçmiş tüm hükümetler döneminde budandı. İşçi sınıfı mücadelesinin arttığı dönemlerde kazanılan bir dizi hak özellikle 12 Eylül Faşist darbesinden sonra iyice tırpanlandı ve kazanılan hakların sürekli gaspı bugünlere kadar devam etti. Uluslararası sermaye ile bütünleşme hedefi içerisinde AKP döneminde işçi ve emekçilerin haklarının daha fazla gasp edilmiş olması, diğer dönemlerdeki hükümetlerin bu hakları gasp etmediğini göstermez. Sorun AKP hükümetinin gitmesi ile çözülebilecek bir sorun değildir. Hangi burjuva siyaset hükümet olursa olsun işçi ve emekçilerin hakları gasp edilecek, sömürü azgınca sürdürülecektir. Gerçek çözüm işçi sınıfının birleşik, örgütlü ve militan mücadelesi sonucu iktidarın ele geçirilmesidir. Sorunu AKP karşıtlığına indirgemek işçi ve emekçilerin bilinçlerini karartmaktan başka bir şey değildir. Yeni İşçi Dünyası / Adana 08.01.2011 


Akdeniz Çivi İşçileri “Mücadeleye Devam” Diyor

S

endikalı oldukları için işten atılan Akdeniz Çivi işçileri tekrar işlerine sendikalı olarak dönene kadar mücadelede kararlı. 16 Aralık’tan itibaren işçiler fabrika önünde bekleyişlerini şehir merkezine taşıdılar. İşçiler sendikaları ile almış oldukları karar gereği, şehrin 5 ayrı noktasında imza kampanyası yürütmek için valiliğe yazılı olarak başvurmuşlardı. Valilik gecikmeli olarak verdiği cevapta, “böyle bir ey-

lemin yapılmamasını rica ediyordu.” Bunun üzerine işçiler ile görüşen sendika yöneticileri, 5 nokta yerine yalnızca sendikanın önünde imza kampanyasını başlatma kararı alarak kampanyayı başlattı. Kampanya başlamadan önce sendikada bir basın açıklaması yapıldı. Açıklamayı Birleşik Metal İş Sendikası Anadolu Şube Ba şk a nı Sey fet t i n Gülengül yaptı. Gülengül, “Emniyet ve Valiliğin kendile-

rine karşı göstermiş oldukları tavırları kınadıklarını, bu tavırların hak gasplarının önünü açtığını ifade etti.” Gülengül, taleplerimiz için bugünden itibaren Mersin’de bildiri dağıtma eylemimize başlayacağız ve imza standı kuracağız” açıklamasını yaptı. Bu açıklama ile birlikte işçiler sendika binasının önünde bildiri dağıtmaya başladı. Açılan imza standına ilgi oldukça büyüktü. Toplanan imzalar CHP Genel

Başkanlığı’na ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu’na gönderilecek. 30 Aralık 2010 tarihinde sona eren imza kampanyası sırasında 9901 imza toplandı. İmza kampanyasının bitiminden sonra Birleşik Metal İş, CHP Genel Merkezi’nden randevu talep etti. Birleşik Metal İş Anadolu Şube Sekreteri Rasim Gündal’ın verdiği bilgiye göre, sendikanın bu talebine olumlu yanıt veren CHP ile 7 Ocak Cuma günü CHP Genel Merkezi’nde bir görüşme gerçekleşti. Görüşmeye CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile Sendikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı İzzet Çetin, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, Birleşik Meta l İş S end i k a sı G enel Ba ş k a n ı Adnan Serdaroğlu, Özkan Atar, Seyfettin Gülengül, Rasim Gündal, Akdeniz Çivi işçilerinden Serhat Koçak ve Mesut Ateş katıldı. 45 dakika süren görüşme sonucunda, Kemal Kılıçdaroğlu ve İzzet Çetin’in İşçilerin taleplerini değerlendirecekleri açıklandı. Akdeniz Çivi işçileri CHP’den gelecek tavrı merakla bekliyor! Yeni İşçi Dünyası Mersin 08.01.2011 

Yönetim Kurulu üyesi Özkan Atar selamladıktan ve mücadelenin kısa öyküsünü aktardıktan sonra, Sendika Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu ve eyleme katılan DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi birer konuşma yaptılar. Yapılan konuşmalarda; hukukun genelde işçilerden yanında olmadığı ve bu kararın da gösterdiği gibi işçilerin ancak mücadele ettiklerinde kazanabilecekleri vur-

gulandı. A. Serdaroğlu işçilere, patronun tüm satın alma çabalarına rağmen onurlu mücadelelerinden vazgeçmedikleri için teşekkür ederken, mücadelede yalnız bırakmayan tüm çevrelere de teşekkür ettiğini belirtti. İşçilerin tüm sendikal hakları ile birlikte işe iade edilmelerini talep etti. Eylem işçilerin halayları ile son buldu. 16 Aralık 2010 

S

inter Metal işçilerini, daha önceki yazılarımızdan tanıyorsunuz.  İMES’ de, Dudullu Organize Sanayi’nde bulunan Sinter Metal fabrikasında çalışan işçiler, patronun keyfiyetçi yaklaşımlarına dur demek için Birleşik Metal İş Sendikası’na üye oldular. Bunu hazmedemeyen Sinter Metal patronu işçileri toplu olarak işten çıkardı. Patronun tüm baskılarına ve direnişi kırma çabalarına rağmen, Sinter işçileri aylarca direnerek sendikal hakları için mücadele yürüttüler. Mücadelelerini bugüne kadar sürdüren işçilerin bu mücadelesi boşuna değildi. Sendikaya üye oldukları ve haksız yere işten çıkarıldıkları için işe iade talebiyle açılan davayı işçiler kazandı. Mahkeme 220 Sinter Metal işçisinin sendikal nedenlerle işten atıldıklarını tespit ederek işe iade kararı verdi. Adalet gecikmiş de olsa yerini bulmuş oldu. Fakat tabii bu-

nun henüz Yargıtay aşaması var. Sendikadan öcü gibi korkan Sinter patronu büyük ihtimalle kararı temyize götürecektir. Mahkemeden böyle bir kararın çıkması, sınıftan yana kesimlerin yerel ve uluslararası desteği ile ve elbette ki işçilerin kararlı mücadelesi ile oldu.  Sinter Metal işçileri şimdi, bu kararın pratiğe geçirilmesi için mücadele ediyorlar. 15 Aralık’da İMES, Dudullu Organize Sanayi önünde toplanan işçiler fabrikanın önüne kadar yürüdüler. Yürüyüş boyunca attıkları sloganlarla; işçilere derhal işbaşı yaptırılması, işyerinde sendikal haklarının tanınması ve Birleşik Metal İş Sendikası ile Toplu İş Sözleşmesi masasına oturulmasını talep ederlerken, işçilerin sermayeye karşı birliğine ve sınıf mücadelesinin önemine vurgu yaptılar. Fabrika önünde toplanan işçileri, Birleşik Metal İş Sendikası

Ocak 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Sinter işçileri mücadele ile kazandı

5


Ocak 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

B

6

Metal işçileri saldırılara karşı yürüdü

MİS (Birleşik Metal – İş Sendikası) binlerce üyesi ve destekçisi ile sermayenin saldırılarını protesto etti. BMİS, MESS’le yürüttüğü Grup TİS görüşmelerinin anlaşmazlıkla sonuçlanması nedeniyle aldığı eylem kararları kapsamında, 28 Kasım 2010 günü Gebze’de bir yürüyüş ve miting düzenledi. Eskişehir, Düzce, İstanbul, Kocaeli, Bursa, Çorlu, Tekirdağ ve başka şehirlerden eyleme katılmak için gelen binlerce metal işçisi ve sendikaların şube yöneticileri saat 12.00’de Gebze’nin Trafo Meydanı’nda toplanarak Cumhuriyet Meydanı’na yürüdü. Yürüyüşün en önünde “Güvencesiz ve kuralsız çalışma yasalarına hayır!” yazılı ve BMİS imzalı pankartın arkasında Uluslararası Metal İşçileri Federasyonu”ndan gelen heyet ve sendika yöneticileri yürüdü. Onun arkasında da “Metal işçileri insanca yaşam için ortak mücadeleye!” pankartı arkasında, her fabrikanın işçilerinin ayrıca kendi pankartları ile yer alarak oluşturdukları kortejlerde yürüdüler. İşçilerin eyleme katılan az sayıdaki aileleri de bu kortejlerin en önünde çocuklarıyla yürüdüler. Çocukların ellerindeki “Babam için değil; geleceğim için yürüyorum!” dövizi oldukça ilgi çekti. Esnek çalışma, taşeronlaştırma ve düşük ücreti protesto eden dövizlerin taşındığı yürüyüş boyunca atılan sloganlar: “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!”, “MESS MESS şaşırma sabrımızı taşırma!”, “Sermaye zammını al başına çal!”, “Vur vur inlesin, hükümet dinlesin!”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz!”, “Kölelik yasası istemiyoruz!”, “Kahrolsun ücretli kölelik düzeni!”, “İşgal grev direniş yaşasın Birleşik Metal- İş!”, “Di rene d i rene k a z a nac ağız!”, “İnadına sendika inadına DİSK!”, “İş ekmek yoksa barış da yok!”, “Yaşasın sınıf dayanışması!”, “Gün gelecek devran dönecek sermaye işçiye hesap verecek!” vb. Eyleme TEKEL İşçileri dışında Emekli- Sen, Genel- İş, Nakliyat- İş ve Dev Sağlık İş Sendikalarının Gebze şubeleriyle, Gebze’de örgütlü olan diğer sendikaların yer aldığı Gebze Sendikalar Birliği kendi

pankartları ile katıldılar. UİD- DER, SODAP, Metal İşçileri Birliği, BDSP, Kaldıraç, Alınteri gibi çevrelerle birlikte EMEP, ÖDP, TKP, ESP, SDP ve HKP de pankart açarak eylemde yer aldılar. Cumhuriyet Meydanı’nda miting başlamadan önce Bandista Müzik Grubu kısa bir dinleti sundu. Dinletinin ardandan IMF (Uluslararası Metal İşçileri Federasyonu) Hak İhlalleri Sorumlusu Hyewon Chöng, BMİS Başkanı A. Serdaroğlu ve DİSK Genel Başkanı S. Çelebi birer konuşma yaptılar. H. Chöng, sermayenin saldırılarının dünyanın her yerinde aynı olduğunu, bu saldırılara karşı işçilerin uluslararası dayanışma göstererek birlikte mücadele etmesi gerektiğini vurguladı. Ve mücadeleci metal işçilerinin yanında olduklarını belirtti. A. Serdaroğlu hak ve özgürlüklere büyük saldırılar olduğunu fakat bu saldırılara karşı meydanlara çıkan mücadele eden onurlu insanların da olduğunu belirtti. 2008 yılında yaşanan kriz nedeniyle kuralsızlığın ve güvensizliğin yaygın hale getirildiğini, AKP hükümetinin krizden dolayı artan işsizlik oranlarını indirmek için “Ulusal İstihdam Stratejisi” adı altında bir plan hazırladığını bu planın üç sermaye örgütünün (TİSK, TOBB ve TÜSİAD) “Güvenceli Esneklik” projesinin aynısı olduğunu açıkladı. Tüm bu projelerin amacının işçiliği ucuzlatmak olduğunu belirten A. Serdaroğlu hükümetin sermaye örgütlerini de arkasına alarak kuralsız ve güvencesiz çalıştırmayı sağlamak ve işçiler için önemli bir güvence

olan Kıdem Tazminatını fona devretmeye veya 15 güne düşürmeye çalıştığını belirtti. A. Serdaroğlu, bütün dünyada bu ve buna benzer saldırıların gündemde olduğu şu günlerde MESS ile 2010- 2012 Metal işkolu Grup TİS sürecinde Türk Metal Sendikası’nın patron işbirlikçisi taşeron bir sendika olduğunu bir kez daha ispatladığını söyledi. BMİS’in yetkili olduğu tüm işyerlerinde imzaladığı sözleşmelerde esnek çalışmayı engelleyen maddeler konduğunu, fakat Tük Metal’in yetkili olduğu hiçbir işyerinde şimdiye kadar gerek MESS’le gerekse tek tek işyerlerinde yaptığı sözleşmelerde esnek çalışmayı engelleyen hiçbir madde bulunmadığını bu yıl MESS’le yaptığı sözleşmede esnek çalışmayla ilgili yine hiçbir madde olmadığı gibi işçilere açıklamaya cesaret edemediği düşük ücret zamları ile işçileri sattığını belirterek tüm metal işçilerini birlikte mücadele etmeye ve BMİS’te örgütlenmeye çağırdı. BMİS olarak IMF ve EMF’nin kampanya kararları çerçevesinde kuralsız ve güvencesiz çalıştırmayı isteyen MESS dayatmalarına karşı mücadeleyi her alanda yürütmeye kararlı olduklarını belirten A. Serdaroğlu bu mücadelenin teminatının meydanlara çıkan metal işçileri olduğunu söyledi ve diğer tüm işçileri, sendikaları birlikte mücadele etmeye çağırdı. Serdaroğlu’ndan sonra DİSK Genel Başkanı S. Çelebi konuştu. Çelebi konuşmasında sermayenin saldırılarının tüm ülkelerde benzer olduğuna vurgu yaparak bu saldırılar karşısında sınıf mücadelesinin yükseltilmesi gerektiğini söyledi. Metal işçileri ve emekçilerin Gebze’de yaptığı eylemin benzerinin her

yerde yapılması gerektiğini belirten Çelebi uluslararası sermayenin ve buradaki işbirlikçileri, onların hükümetinin kuralsız ve esnek çalıştırmaya kıdem tazminatını ortadan kaldırma saldırılarına ve bu amaçla çıkaracağı yasalara karşı tek çıkar yolun metal işçileri ve tüm işçiler olarak mücadeleyi her alanda yükseltmek olduğunu belirterek tüm işçi ve emekçileri birleşik bir mücadele hattında saldırılara karşı mücadele çağrısında bulundu. Tüm konuşmaları dikkatle dinleyen metal işçileri konuşmalar boyunca sık sık attıkları sloganlarla mücadele kararlılıklarını belirttiler. Bandista Müzik Grubunun tekrar sahne alıp bir iki parça söylemesinin ardından yoğun polis ve demir bariyerlerle abluka altına alınan beş bine yakın kişinin katılmış olduğu metal işçilerinin eylemi olaysız sona erdi. Biz YDİ ÇAĞRI Gazetesi olarak metal işçilerinin bu coşkulu, militan ve disiplinli geçen eylemine destek olmak amacıyla bir grup arkadaş katıldık. Metal işçilerinin MESS ile Grup Toplu Sözleşmesi sürecini, Türk Metal’in ihanetlerini ve buna karşı nasıl bir mücadele yürütmeleri gerektiğini anlatan “Gün, teslimiyet günü değil, Mücadele günüdür!” başlıklı çıkardığımız bildiriden metal işçilerin çoğuna toplanma alanında ulaştırdık. Önemli bir bölümü bildirimizi hemen okudu. Okuyan çoğu işçiden olumlu tepkiler aldık. Ayrıca miting alanında YDİ ÇAĞRI Gazetesi ve Yeni İşçi Dünyası yayınlarımızın satışını yaptık. 03 Aralık 2010 


METAL İŞÇİSİ: MÜCADELEYİ ELİNE AL! Gün Mücadele günü, gün kavga günüdür! Metal işçisi arkadaş!

1

Eylül 2010 ile 31 Ağustos 2012 tarihleri arasında geçerli olacak, 120 bin Metal işçisini kapsayan Grup Toplu İş Sözleşmesini, Türk Metal Sendikası ve Çelik İş Sendikası bir kez daha Metal işçilerine ihanet ederek 13 Kasım’da imzaladılar. DİSK’e bağlı Birleşik Metal İşçileri Sendikası’nın(BMİS) bu süreçte TİS’ni imzalamamış olması olumludur. Fakat BMİS Metal sektöründeki patron örgütü MESS’e karşı başarılı bir mücadele yürütmek için gerekli hazırlıkları yeterince yapmamıştır. BMİS’nın kimi hata ve eksikliklerine rağmen bu sözleşmeye imza atmamış olması ve sınırlı gücü ile 28 Kasım’da Gebze’de miting düzenlemesi, MESS’e karşı çeşitli eylemler gerçekleştirmesini olumlu bulup destekledik. Şimdi de BMİS’nın 11 Aralık günü yaptığı Merkez TİS Komisyonu toplantısında GREV KARARI anlamına da gelen bir karar alınmış bulunmaktadır. Bu karar, BMİS Genel Başkanı tarafından şu şekilde ifade edildi: “Metal işçileri MESS’in teklifini kabul etmiyorlar ve mücadeleye devam edecekler.” Yapılan toplantıda temsilcilerin ve şube yöneticilerinin söz alarak tavır takınmış olmaları, bu tavırlar sonucu GREV anlamına gelen bu kararın alınmış olması gayet olumludur. Şimdi sırada bu kararın gereğini yerine getirmek vardır. BMİS yönetimi bu kararın gereği olarak tutarlı tavır takınıp mücadeleye, gerekli önderliği yaptığı ölçüde sınıf bilinçli işçiler olarak elimizden gelen olanaklarla bu ortak mücadeleye destek vereceğiz. Bugün en başta yapılması gerekenler şunlardır: *Grev ve dayanışma fonunun acilen hayata geçirilmesi, *İşyeri komitelerinin –BMİS buna “işyeri toplu sözleşme kurulları” demektedir- ayrı ayrı toplanarak grevin ne anlama

geldiğini ve grevi başarılı kılmak için işyerlerinde nasıl bir çalışma yapılması gerektiği hakkında eğitilmesi, *Türk Metal ve Çelik İş’in tabanına doğru onları mücadeleye katacak bir çalışmanın örgütlendirilmesi, *Kamuoyunun bilgilendirilerek mücadeleye destek vermelerinin sağlanması. Sınıf bilinçli işçiler, bu mücadelenin sadece MESS patronlarına karşı verilen bir mücadele olmadığını, bu mücadelenin patronların ve onların devletine karşı bir mücadele olduğunun bilincindedirler. BMİS bu mücadeleyi hafife almamalıdır. BMİS bu kararı aldıktan sonra, Taşeron sendikaların imzaladığı sözleşmeden farklı, evet daha iyi bir sözleşme imzalamadan aynı sözleşmeye imza atmamalıdır. Böylesi bir tavır sınıfın güvenini kıran, sınıfı pasifize eden bir tavır olacaktır. Sınıf bilinçli işçiler böylesi bir tavrın karşısında olacaklardır. BMİS’nda örgütlü olan ve fakat çalıştıkları işyerleri MESS’e bağlı olan işyerlerindeki işçiler bu mücadelenin kendi mücadeleleri olduğunu kavramalı ve bu anlayışla kavgaya hazırlanmalıdırlar. Bu kavga da en ufak bir disiplinsizlik, bölünme patronların değirmenine su taşıyacaktır. Sınıf bilinçli işçiler sendika yönetiminin olası yanlışlarına

karşı da mücadele etmeli ve fakat kendi saflarında da mücadelenin birliğini zedeleyecek her türlü tavrın karşısında olmalıdır. Sınıf bilinçli işçiler her türlü olumsuzluğu aşmanın, kendi gücüne güvenmekten ve mücadeleyi kendi eline almaktan geçtiğini bilmektedirler. Mücadeleyi sadece sendika yönetimlerine bırakan, alınacak kararları sadece sendika kurullarına bağlayan bir anlayış mücadelenin yenilgi ile bitmesine neden olabilecektir. Tabandan gerekli müdahaleler yapılarak doğru kararların alınması için en aktif mücadele yürütülmelidir. BMİS üyeleri bu dönemde yürütülecek bir mücadelede, en zor koşullarla karşı karşıya kalacağının bilincinde bu kavgaya atılmalı ve sonuna kadar mücadeleyi sürdürmelidirler. Bilinmelidir ki bedel ödemeden hiçbir başarı mümkün değildir. Metal işçileri kazanmak için üretimden gelen gücünü kullandığında patronların ne kadar zayıf olduklarını göreceklerdir. Otomotiv yan sanayinden birkaç fabrikanın greve girmesi bile birçok otomotiv ana sanayindeki fabrikalarda üretimin durmasını beraberinde getirecektir. Hiçbir zaman “ana fabrikalar bizde değil, onun için grevlerde başarılı olama-

yız” düşüncesinde olunmamalıdır. Patronların ve onların örgütleri her şeye kadir değillerdir. Yeter ki metal işçisi gücünün bilincinde olsun ve ona uygun davransın. O zaman görecektir ki hiçbir kale fethedilemez değildir. En başta diğer fabrikalardaki metal işçileri olmak üzere, tüm işçileri alınan bu mücadele kararını sahiplenmelerini ve MESS’e bağlı işyerlerindeki işçi kardeşleriyle en üst düzeyde dayanışmada bulunmaya çağırıyoruz. Bilinmelidir ki bu mücadelenin kazanılması, tüm sınıfın kazanması demektir. Her kayıp sınıfın hak kaybı olacaktır. Metal işçileri, sözümüz size! Haydi, hep birlikte kapitalistlerin en güçlü örgütünün burnunu sürtmeye! Haydi, her işyerinde grev ve mücadele komiteler i ni kurmaya! Haydi, hep birlikte sermaye gücümüzü göstermeye! Bu kavga, patronların köleci sistemine karşı başkaldırıdır! Bu kavga, ücretli kölelik sistemine karşı başkaldırıdır! Bu kavga, sermayenin düzeni kapitalizme karşı, sömürüsüz bir dünya yaratma mücadelesinin parçasıdır! Bu kavga, hepimizin kavgasıdır! 15 Aralık 2010 

Ocak 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Metal işçileri kazanmak için üretimden gelen gücünü kullandığında patronların ne kadar zayıf olduklarını göreceklerdir. Otomotiv yan sanayinden birkaç fabrikanın greve girmesi bile birçok otomotiv ana sanayindeki fabrikalarda üretimin durmasını beraberinde getirecektir.

7


Bir saldırı yasası daha… Torba Yasa da neler var?

Torba Yasa işçi ve emekçilere yeni bir saldırı yasasıdır. Özellikle genç işçiler, belediye işçileri ve memurlar bu saldırı kapsamındadır. Ancak bu kesimlerin örgütlü olanları, sendikalar dahi yeterli bir direnç göstermemektedir.

Ocak 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

B

8

orçların yeniden yapılandırılmasına ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı şu anda Meclis komisyonlarında görüşülüyor. Yasa halka medya üzerinden borçların yeniden yapılandırılması olarak tanıtıldı ve Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı affı olarak belirtildi. Oysa torba yasa sadece borçların yeniden yapılandırılmasından oluşmuyor. Halkın, işçi ve emekçilerin yararına olacak bazı yasalar allanıp pullanarak tanıtılıyor. Ancak aynı yasa içerisine işçi ve emekçilerin zararına olacak maddeler eklenerek bunlar gözlerden gizlenmek isteniliyor. Böylece gelebilecek olan tepkiler en aza indirilmeye çalışılıyor. Torba Yasa’sı ile işçi ve emekçilerin, öncelikle de gençlerin başına yeni bir çuval daha geçirilmek isteniyor. Torba yasa tasarısında bulunan yeni düzenlemeler şöyle: • 3308 sayılı Kanun kapsamında staj gören meslek lisesi

öğrencilerinin yanı sıra, meslek yüksekokulu öğrencilerinin de sağlık hizmetlerinden yararlanması sağlanıyor. Bunun yanında staj yapılabilecek iş yerlerinde aranan 20’den fazla işçi çalıştırma zorunluluğu, 5 işçiye düşürülerek staj yapılabilecek işyerlerinin kapsamı genişletiliyor. Şu anda stajyerlere brüt asgari ücretin %30 olan 228,15 TL ödeme yapılıyor. Yeni yasa bu net ücretin %30 olarak değiştiriliyor ve böylece stajyerlerin alacağı ücret 180,00 TL’ye indiriliyor. • Asgari ücret 16 yaşından küçükler için 648,00 TL, 16 yaşında büyükler için ise 760,50 TL olarak uygulanıyordu. Yeni düzenleme ile yaş sınırı 16’dan 18’e çekiliyor. Böylece 18 yaşından küçük genç işçilere bundan sonra brüt 648,00 TL üzerinden ücret ödenecek. • Yapılan bu değişikliklerle sermaye için önemli bir sömürü alanı olan stajyer öğrenciler ve genç işçilerin sermayeye olan düşük maliyeti, iyice düşürül-

müş oluyor. Meslek yüksekokulu öğrencileri de devlet tarafından sigorta kapsamına alınarak, bu alan da sermayenin maliyetsiz bir şekilde sömürüsüne açılmış oluyor. • İl Özel İdarelerinde ve Belediyelerde çalışan kadrolu işçilerin tasfiyesi de bu yasa ile gündeme giriyor. Yeni yasada bu işçilerin hizmetli kadrosu açığı bulunan Milli Eğitim Bakanlığı ile Emniyet Müdürlüğü’nün taşra teşkilatlarına aktarılması öngörülüyor. Böylece Belediyelerin kadrolu işçileri tasfiye edilerek, yerlerine sözleşmeli ve taşeron işçilerin alınmasının önü açılıyor. • Torba Yasa’da Memurları da ilgilendiren çok sayıda madde var. Memurların esnek çalıştırılmalarının ve kurumlar arası görevlendirilmelerinin yolu açılıyor. Yasaya göre bir memurun başka bir kurumda belirli bir süre için görevlendirilmesi için memurun onayı olması gerekiyor. Yeni yasada ücretli ve ücretsiz izin süreleri yeniden

belirleniyor. Memurlara birinci derece yakınlarının bakıma muhtaç olacak şekilde hastalanmaları durumunda 3 aya kadar ücretli refakat izni veriliyor. • Ayrıca memurlar için amirleri tarafından gizli olarak hazırlanan sicil raporunun bugüne kadar bir işe yaramadığı vurgulanarak, bunun yerine üstün başarılı personelin ödüllendirilmesine yönelik düzenlemeler yapılıyor. Bazı kurumlarda uygulanan kariyer uzmanlık sistemi de tüm bakanlıkları kapsayacak şekilde genişletiliyor. Yapılan bu düzenlemeler ile birlikte memurlar verimlilik ve performans açısından daha fazla baskı altına alınacaklar. • Torba Yasa’da sermayeyi mutlu edecek çok sayıda yeni düzenleme de var. Kriz döneminde uygulamaya konulan mali yardımların ve kısa süreli çalışma ödeneğinin kapsamı genişletilerek, süresi uzatılıyor. Bölgesel ve sektörel krizler içinde bu destekler ve-


rilebilir duruma getiriliyor. Bu konudaki yetki ise Bakanlar Kurulu’na veriliyor. Böylece Bakanlar Kurulu kararı ile sermayeye yeni teşvik, yardım ve indirimler sağlanabilecek. Yani halktan toplanan vergiler, işçilerin ödedikleri İşsizlik Sigortası primleri sermayeye her an peşkeş çekilebilecek. • İşverenler, sigorta prim ödemelerinde sağlanan %5’lik indirim ile birlikte diğer indirimlerden yararlanılamazken, tüm indirimlerde aynı anda yararlanabilme hakkı sağlanıyor. Bu paralarda işçilerin ödedikleri İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanmaya devam ediliyor. • Deneme süresi iki ay olarak sınırlandırılırken, bu süre 25 yaşın altındaki gençler için dört ay olarak uygulanacak. Patronlar 25 yaş altındaki işçileri dört aylık kıdem süresi dolmadan hiçbir gerekçe göstermeden işten atabilecek. • Pratikte uygulanan ancak yasalarda bugüne kadar olmayan evden ve uzaktan çalışma yasa kapsamına alınıyor. Böylece işçi evden veya işyerinden uzakta çalışabilecek. Böylece işçilerin patronlara maliyeti daha da düşürülerek, örneğin çağrı merkezi çalışanlarının sömürüsü artacak. • İşsizlik Sigortası Fonu’nda biriken paralar sermayenin ihtiyaçlarının belirlenmesi için yine gasp edilecek. İşsizlik Sigortası Fonu’nun 2009 yılı gelirleri işgücü piyasasını düzenlemek, araştırma ve planlama yapmak üzere kullanılacak. • Engellilerin çalıştırılması

zorunluluğu kapsamında birden fazla ilde işyeri olan işverenlerin, bu işyerlerinde çalıştırdıkları işçi sayısının toplamı hesaplanacak ve çalıştırılması zorunlu engelli işçi sayısı buna göre belirlenecek. Ayrıca işyerinde engelli çalıştırma zorunluluğu, başka bir işyerinde veya korumalı işyerlerinde çalıştırılan engellilerin ücretini ödeme biçiminde de olabilecek. • Turizm işletme belgesine sahip işletmelerde denkleştirme çalışmanın süresi dört aya kadar arttırılıyor. Böylece turizm bölgelerinde çalışan işçilerin denkleştirme adı altında fazla mesai ücretleri neredeyse tamamen gasp edilmiş oluyor. Çünkü bu sektörlerde en yoğun çalışma dönemi zaten dört ayı kapsıyor. • Torba Yasa’da yapılan birçok değişiklik ile sigorta primi 30 günden az yatan işçilerin (ücretsiz izinliler, kısmi süreli çalışanlar vb.) sağlık ve işsizlik sigortası primlerini kendile-

rinin ödeyebilmesinin yolu açılıyor. Bu şekilde birçok işçinin en fazla önem verdiği sigorta konusu aslında patronların sırtından inmiş oluyor. Çünkü pratikte birçok işçi patronların birkaç günlük sigorta primi ödemesine razı olacak, eksik primlerini kendisi ödemeye çalışacaktır. İşçi ve patronlar arasında önemli bir mücadele alanı olan sigorta primleri sorununu işçi tek başına çözebileceğinden, belki bir miktar ücret artışı ile bu duruma ses çıkarmayacaktır. • Ayrıca yasada 4857 sayılı İş Kanunu’nda yapılacak değişikliklerle işyerlerinin etkin bir denetimi ve işçi şikayetlerinin hızlı ve doğru bir şekilde sonuçlandırılması için yeni düzenlemeler öngörülüyor. Bu değişikliklere rağmen bugüne kadar bu alanda işlemeyen sistem, bundan sonra da işlemeyecektir. Çünkü sorun düzenleme yapmakla çözülebilecek bir sorun değildir.

23.12.2010 

Ocak 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Çıkarılacak olan bu yasalara karşı örgütlenmek, direnmek ve mücadele etmek işçi ve emekçilerin, sendikaların, devrimcilerin asli görevidir.

• Yasada işçi ve emekçiler lehine yapılan önemli bir değişiklik ise İşsizlik Ödeneği alma şartlarının iyileştirilmesi oluyor. 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’na göre işsiz kalan bir işçinin İşsizlik Ödeneği alabilmesi için son üç yıl içinde en az 600 gün prim ödemiş ve işsiz kaldığı günden önceki 120 gün sürekli çalışmış olması şartı aranıyordu. Yeni yasada bu şart kaldırılarak İşsizlik Ödeneği alabilmek için prim ödenmiş olması yeterli olacak. Böylece hiç İşsizlik Ödeneği alamayacak durumda olan kısmi süreli çalışan işçiler de işsiz kaldıklarında İşsizlik Ödeneği alabilecekler. Torba Yasa’da işçi ve emekçileri en çok ilgilendiren önemli değişiklikler bunlar. Görüldüğü gibi Torba Yasa işçiye bir, sermayeye on paylaşımı yapılmış. Borçların yeniden yapılandırılması durumu da sermayenin lehine bir düzenlemedir. Çünkü tüm ödemelerini düzenli bir şekilde yapan esnafların, vergisi ücreti ödenmeden gasp edilen işçilerin kamuya olan borçları devede kulaktır. Asıl borç sermayenin borcudur. İşçiye, memura, esnafa şahin kesilen devlet, sermayenin devlete olan borçları söz konusu olduğunda, bir bir takla atarak yasalarla bu borçları temizleme yoluna gitmektedir. Torba Yasa işçi ve emekçilere yeni bir saldırı yasasıdır. Özellikle genç işçiler, belediye işçileri ve memurlar bu saldırı kapsamındadır. Ancak bu kesimlerin örgütlü olanları, sendikalar dahi yeterli bir direnç göstermemektedir. Çıkarılacak olan bu yasalara karşı örgütlenmek, direnmek ve mücadele etmek işçi ve emekçilerin, sendikaların, devrimcilerin asli görevidir.

9


BUNLAR SERMAYEYE HİZMETTE KUSUR ETMİYORLAR… B

urjuvaziye hizmet için var olan parlamento, çıkarmak istedikleri yeni yasalarıyla pat ron la r ı n k a rla r ı n ı n daha da artmasına ve çalışanların daha da köleleştirilmesini sağlayacaklar. Adına “torba yasa” da denilen yasada işçilerin, ça-

laştırılması hedef lenmektedir. Esneklikte yarı zamanlı ve geçici çalışmayla güvencesiz çalışmayı yaygınlaştırmak istiyorlar. Gençlerin ve kadınların istihdama kat��lımlarının arttırılması iddiasıyla stajyer sömürünün arttı-

sağlanmak istenmektedir. Yine gençlere düşman olan sermayenin AKP’li hükümeti 4857 sayılı İş Kanunun 15. Maddesinde yapacak ları değişik lik le azami iki ay olan deneme süresini 25 yaşın altındaki işçiler için dört aya çıkarmak istemektedirler.

Düşmanı yenecek işçi sınıfımıza selâm! Paranın padişahlığını, karanlığını yobazın ve yabancının roketini yenecek işçi sınıfına selâm!..

Ocak 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Nazım Hikmet

10

lışanların yararına hiçbir şey yoktur. Toplam 113 maddeden oluşan bu yasa ile * 5 510 s a y ı l ı S o s y a l Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 29 maddesi, *4857 sayılı İş Kanununun 7 maddesi, *4 474 s ay ı l ı İ ş s i z l i k Sigortası Kanunun 6 maddesi değiştirilmek istenmektedir. Bu yasalarda yapılmak istenen değişikliklerle asgari ücretin düşürülmesi, esnekliğin daha da yaygın-

rılması, deneme sürelerinin arttırılmasını da yasalaştırarak sermaye kesiminin karlarını daha da arttırmak istemektedirler. Gençlerin stajyerlik yaptığı koşullarda zaten çok yetersiz olan 229 TL’den 178 TL’ye indirerek aslında gençleri açlığa mahkûm etmek istiyorlar. Stajyer çalıştıran iş yerleri için çalıştırılması gereken işçi sayısını 20’den 5’e çekerek daha fazla gencin açlık anlamına gelen ücretlerle çalıştırılması ve patronların daha fazla kar yapmaları

İşçilerin örgütü olduğunu söyleyen sendi ka la r ve konfederasyonlar ise “görev savma” anlamına gelen bazı eylemler yapılmaktadır. Bu özellikle KESK ve DİSK tarafından gerçekleştirilmektedir. HAK İŞ ve TÜRK İŞ’in böyle bir derdi de yok. Onlar “görüşme”ler yoluyla sorun “çözme”ye çalışıyorlar. Bu iki konfederasyonun sermaye ve devlet işbirliği eskiden beri bilinmektedir. İşçi sınıfı bu gibi işbirlikçi sendikalardan kurtulmalı tabandan gelen güçlerini kullanmalı ve gerçek işçi örgütlerini yeniden yaratmalıdırlar. 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ve 2822 sayılı Grev Lokavt ve toplu sözleşme kanunları 12 Eylül faşizminin sermaye için çıkarıp dayattığı yasaları hiçbir hükümet değiştirmedi. Hep değiştirir gibi yapıp taslaklar çekmecelerde saklandı. Gerçi bu taslaklar temelinde bu yasalar çıkarılsa bile yine ücretli emek sömürüsünde temelli bir değişim olmayacaktır. Yine de görece daha iyi yasaların çıkarılması, örgütlenmenin önünün biraz daha açılması için yeni yasaların çıkarılması mücadelesini vermeliyiz. Ama hiçbir zaman sorunun yapılacak bu yasa değişiklikleri ile ortadan kaldırılacağı düşünülmemelidir. Ücretli emek sömürüsünün söz konusu olduğu kapitalizm ortadan kaldırılmadığı sürece sermayenin meclisleri işçilerin lehine, işçilerin çıkarını temel alan yasalar çıkarmayacaklardır.

Yine 16-18 yaş arasındaki gençlerimiz için ödenen asgari ücretin yaklaşık 100 TL normal asgari ücretin altında tutulması hedeflenmektedir. Şi md i mecliste onaylanması için bekleyen bu “torba yasa”nın yasalaşması daha birçok başka noktada da çalışanların haklarını iyileştiren değil, daha da kötüleştiren bir İşçi sınıfı kendi yasalayasa taslağı olduğu açıktır. rını kendi iktidarı koşulPatronlar bu yasaların larında yapacaktır! daha da kötüleştirilmesi için hükümetleri üzerinde YDİ okuru baskı yapmaktadırlar. 2 Ocak 2011 


Ücretler arasındaki farklılık nasıl kapanır?

işe başlayan ile eski işçi arasında ücret farklılığı bulunuyor. Türkiye’de kimi işletmelerde, örneğin metal işkolunda çalışan genç işçiler, aynı işi yapmalarına rağmen eski işçilere göre çok daha düşük ücret, bir çok halde asgari ücret düzeyinde ücret alıyor. İşletmelerde aynı işi yapan işçiler eşit ücret almıyor. Aynı işi yapanlara değişik ücret ödeniyor. Ücretler arasında farklılıklar bulunuyor. Durum bu olunca sözleşmelerde herkese aynı oranda zam yapılmasından öncelikle genç işçiler, daha az ücret alanlar rahatsızlık duyuyor. Bu durumdan kaynaklı olarak, ücretler arasındaki açık farklılıkların da azaltılması amacıyla kimi sendikalar, -örneğin Birleşik Metal İş Sendikası- farklı oranda zam talebini savunmaktadır. Ücreti/ maaşı az olanlara daha fazla zam, maaşı daha yüksek olanlara daha az zam. Toplu İş Sözleşmelerinde doğru olan, ücretlere oranlı zam yerine, herkese eşit bir miktarda zam talep edilmesi,

bu talebin de en yüksek ücret alan işçiye gerçek ücret artışı oranının paraya çevrilmesi yoluyla bulunmasıdır. Böylece bir yandan her işçi için – en yüksek ücret alan için de- gerçek ücret artışı sağlanmış olur, diğer yandan ücretler arasındaki farklılık makası giderek kapanır. Bu durumu bir örnek ile açıklayalım: Gerçek ücret artışının sağlanabilmesi, talep edilecek zam oranının belirlenebilinmesi için şu noktaların dikkate alınması gereklidir. 1.Üre t i m ve r i m l i l i ğ i . Kapitalizmde giderek daha az emek harcanarak, daha fazla üretim yapılması sağlanmaktadır. İşçinin emek verimliliği artmaktadır. İşletmenin verimliliği zam oranı hesaplanırken dikkate alınmak zorundadır. 2.Enf lasyon oranı. Aylık ve yıllık olarak hesaplanan enflasyon oranları, talep edilecek zam oranı tespit edilirken dikkate alınmak/hesaplanmak zorundadır. 3.Kapitalist işletmenin kar

oranı, -6 aylık/yıllık olarak açıklanıyor- ücrete zam oranı tespit edilirken hesaplanmak zorundadır. Ücretlere talep edilecek zam oranı hesaplanırken, 3 madde olarak açıkladığımız, noktalar dikkate alınarak zam oranı hesabı yapılır. Diyelim ki, talep edilecek zam oranı % 10 olarak tespit edildi. Belirlenen % 10 zam, en fazla ücret alan işçi ücreti üzerinden paraya çevrilir. Diyelim ki, en yüksek işçi ücreti 2000 TL olsun. % 10, 2000 TL üzerinden 200 TL yapar. 200 TL, her işçi için zam olarak talep edilir. En düşük işçi ücretinin 1000 TL olması durumunda. 200 TL artış ile en düşük ücret 1200 TL olur. Bu durumda en fazla ücret alan işçinin ücretine % 10, en düşük ücret alan işçinin ücretine % 20 zam gelmiş olur. Bu şekilde, süreç içinde aynı işi yapan işçilere ödenen ücretler arasındaki farklılık makası, giderek açılma yerine kapanmış olur. 3 Ocak 2011 

Ocak 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Ü

cret, işçilerin patronlara sattıkları işgüçleri karşılığında kendilerine çeşitli biçimlerde patronlar tarafından ödenen paradır. Ücret, işçinin harcadığı, değer yarattığı tüm emeğinin karşılığı değil, yalnızca işgücünün fiyatıdır. Kapitalizmde patronlar işçiye mümkün olduğu kadar az ücret vermeye çalışırlar. Bunun yanında işçiler arasında rekabeti körüklemek için aynı işi yapan işçilere değişik ücret verirler. Aynı işi yapan işçilere verilen ücretler arasındaki farklılık, kapitalizmde giderek büyür. Yapılan bir işin karşılığı olarak ücret ödendiği sürece, ücretler arasında farklılıklar da olacaktır. Değer yasası etkisini sürdürdüğü, bir ürünün fiyatı o ürün için harcanan ortalama toplumsal emek zamanı olarak ölçüldüğü sürece; ücret farklılıkları, yapılan işler farklı olduğu için var olacaktır. Bu bağlamda kapitalizm ile sosyalizm arasındaki temel farklılık şudur: kapitalizmde ücret grupları arasındaki makas giderek açılırken, sosyalizmde ücret grupları arasındaki makas açılma yerine kapanma eğilimi gösterir. Sosyalizmde, ücret grupları arasında uçurum olmayacaktır. Elbette yapılan iş değişik olduğu, yapılan işe ücret ödendiği sürece, değişik işlere verilen ücret de farklı olacaktır. Ama kapitalizmde olduğu gibi ücret grupları arasında 1’e 16 değil, 1’e 2 ya da 1’e 3 şeklinde farklılık olacaktır. Ücret grupları arasındaki farklılık, ancak topluma sunulan katkıya göre değil, ihtiyaca göre toplumsal zenginlikten pay alınacağı komünizmde ortadan kalkacaktır. Ücret bağlamında, bizim temel talebimiz aynı işi yapanlar için eşit işe eşit ücrettir. Kapitalist sistemde aynı işi yapan işçilere aynı ücret ödenmez. Bir işletmede, aynı işi yapanlara farklı ücret ödenmektedir. Kadın işçi ile erkek işçi arasında, genç işçi ile uzun süredir çalışan işçi arasında, yeni

11


Çağdaş’ın Katili Kim?

27

Ocak 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Ekim 2008 tarihinde Antalya’da Çağdaş Gemi k, Yunus timinde görevli polis memuru Mehmet Ergin tarafından ensesinden vurularak öldürülmüştü. Çağdaş Gemik, 2 yıldan bu yana 90’nın üzerinde insanın polis ve asker tarafından yerinde infaz ettiklerinde sadece biri. Daha 18 yaşında, hayatının baharındaydı Çağdaş. Ç a ğd a ş’ı k at leden Pol is Me h me t E r g i n h a kkında, Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Yargılama sonucunda mahkeme Ergin’e “Olası kastla adam öldürmekten” 20 yıl hapis cezası verdi. İyi hal nedeniyle ceza 16 yıl 8 aya indirildi. Nihayet “Adalet ye-

12

İ

pis cezası ile cezalandırılmasını talep etti. Savcılık tebliğ namesinde “Sanığın kasten adam öldürmek suçundan cezalandırması gerekir” denildi.  Yargıtay 1. Ceza Dairesi kararında; Gemik’in bir suç şüphesi altında bulunmadığı, hakk ında yakalama, gözaltına alma, zorla getirme gibi bir karar bulunmadığı hatırlatıldı. Gemik’in suç teşkil etmeyen ‘soyut kaçma eylemi’ dışında herhangi bir direnmesinin bulunmadığının altı çizildi. Tanık Halil Keşifçi’nin yakalandığı, bu sayede polislerin Gemik’in ‘açık kimliği ve adres bilgilerini buldu” denilecekti ki, rine her an ulaşabilmesi olanaYargıtay 1. Ceza Dairesi’nin ğına’ sahip olduğu vurgulandı.  tartışmalı kararı açıklandı. Bu ülkede söz konusu polis ve Ya rg ıtay 1. Ceza Da iresi, asker olduğunda, ‘adalet’in’ naGemik ’ i ensesinden v ura- sıl işlediği, mahkeme kararında rak öldüren polis memuru- Çağdaş’ı öldüren polisin kurnun, ‘olası kastla adam öl- tarılmaya çalışılması ile kendürme’ suçundan değil, ‘kas- dini bir kez daha gösteriyor. ten yaralama suçundan’ ce- Mahkemenin kararında; poliszalandırılması kararını vere- lerin ‘silah kullanmasını gerekrek yerel mahkemenin kararını tiren herhangi bir durum bubozdu. Gemik ailesinin avukatı lunmadığının’ altı çizilen kaMünip Ermiş karara isyan etti.  rarın sonucu ise çok farklıydı: Savcı: Müebbet verilmeli  “Olayda, hayati bölgeler hedef Taraf lar kararı temyiz etti. alınarak ateş edildiğini gösteYargıtay Başsavcılığı 22 Nisan ren kesin ve yeterli kanıt bu2010 tarihinde hazırladığı teb- lunmadığı anlaşıldı. Kasten yaliğ namede mahkemenin ce- ralama sonucu ölüme neden olzada indirim yapmasına karşı mak suçundan hüküm kurulçıktı ve sanık polis memu- ması gerekirken, suç niteliğinde runun ‘olası kastla adam öl- yanılgıya düşürülerek, unsurdürme’ suçundan müebbet ha- ları oluşmayan olası kastla in-

san öldürme suçundan hüküm kurulması yasaya aykırıdır.” Denilerek Polislerin bundan sonra da bu tür suçları işlemelerinin bir anlamda önü açılmaya devam ediliyor. Yerel mahkemenin ilk kararında direnmesi durumunda, dava dosyası Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun gündemine gelecek. Son sözü kurul söyleyecek.  A v u k a t i s y a n e t t i  Gemik ailesinin avukatı Münip Ermiş karara isyan etti. Ermiş Yargıtay’ın kararını ‘bir hukuk cinayeti’ olarak nitelendirerek şöyle konuştu: “Sanığın mağduru ensesinden vurduğunu ve bu atış sonucu öldüğünü kabul etmektedir. Ancak kararın devamında ’Hayati bölgeler hedef alındığını gösterir kesin ve yeterli delil’ yoktur deniyor. Burası artık hukukun da, sözün bittiği noktadır. Yunanistan’da polis kurşunu ile bir kişi öldü, ülke yangın yerine döndü. O polis ömür boyu hapis cezası aldı. Bu ülkede polis kurşunuyla onlarca ölüme karşılık doğru dürüst bir tutuklama yok.” Çağdaş ve daha nice devrimci, demokratın katili bu faşist devlettir. Bu tür katliamlara nihai olarak dur demenin yolu, bu faşist devletin demokratik halk devrimi ile yıkılması ile mümkündür. 26.12.2010 

İstanbul’u ve yaşamı savunma eylemi yapıldı

çinde birçok mahalle, yöre ve doğayı koruma derneği başta olmak üzere; parti, platform, sendika, kooperatif ve meslek örgütünün İstanbul şubelerinin oluşturduğu toplam 90’a yakın bileşenin çağrısı üzerine bir miting yapıldı. İl veya ilçelerinde doğa ve yaşamın yok edilmesine yol açacak santrallere karşı çıkan dernek ve inisiyatiflerin de katıldığı eylem İstanbul Kadıköy’de 26 Aralık 2010 Pazar günü yapıldı. Taşınan döviz pankart ve yapılan konuşmalar eylemin içeri-

ğini ortaya koyuyordu. Bu içeriği özetlemek gerekirse şu sloganlar eksiksiz anlatıyordu: “Üçüncü köprüye ve Tabiatı Talan Yasasına Hayır!, Üçüncü köprü yıkımdır, katliamdır! Mahalleme, evime emeğime dokunma!, Ormanıma, suyuma toprağıma dokunma!, Yeni köprü değil nitelikli ücretsiz toplu taşıma!, Su hayattır satılamaz!, Hidroelektrik, termik ve nükleer santrallere hayır!” Türkiye’nin birçok ilinden gelerek Tepe Nautilus’ta toplanan kitle özellikle Karadeniz

İsyandadır Platformu’nun ve bazı partilerin kortejinde horon tepildi, halaylar çekildi. Bir kaç platform adına kürsüden konuşmaların ardından İlkay Akkaya ve Bandista Müzik Grubu sahne aldı. Sanatçıların coşkulu parçalar seslendirmesinin ardından miting sona erdi. Kapitalist sistem içinde yaşam, insanca olabilirmiş gibi gösterilmesine, yani reformist içeriğinin ağır bastığı bu eyleme biz YDİ ÇAĞRI olarak devrimci propaganda ve ajitasyon için bir grup arkadaşla ka-

tıldık. Taşıdığımız büyük bir dövizde bir yüzünde “Ücretli kölelik kapitalizm barbarlıktır!,Ya barbarlık ya sosyalizm!”, diğer yüzünde de “Kapitalizm i nsa n l ı k ve doğa dü şmanıdır!, Kurtuluş devrimde Sosyalizmde!” yazılıydı. Sözlü propaganda eşliğinde Yeni İşçi Dünyası ve YDİ ÇAĞRI Gazetesi’nden sattık. Aralık 2010 


Hukuk Köşesi

Gazetemize e-mail ile soru soran C.Ç. isimli bir işçinin sorusu şöyle: “Merhaba. Cumartesi amcamın oğlunun düğünü vardı. Birkaç gün önceden sağdıç olarak düğüne katılmam gerektiğini söyleyerek patronumdan izin istedim. Fakat bana “eğer cumartesi gelmezsen bir daha gelme” dedi ve pazartesi günü işime son verildi. 5 yıldır bu işyerinde çalışıyordum. Herhangi bir tazminat hakkım var mıdır? Hak talebinde bulunabilir miyim? Şimdiden teşekkür ederim.” İşyeriniz hakkında ayrıntılı bilgi vermiş olsaydınız daha yararlı oldurdu. Örneğin kaç işçi çalışıyor, sendika var mı? vb. bilgiler. Yasal olarak, belirttiğiniz gerekçeden dolayı izin hakkınız yoktur. Yasa sadece “Evlenmelerde, ana veya babanın, eşin, kardeş veya çocukların ölümünde üç güne kadar” izin süresi belirtmektedir. Bu yüzden istediğiniz izni patronun verip vermemesi iyi niyete dayanmaktadır. Buna rağmen işten çıkarılmış olmanız yasaya aykırıdır. 30’dan fazla işçinin çalıştığı işyerlerinde işverenin sizi işten çıkardığını yazılı olarak bildirmesi ve işten çıkarma nedenini açık ve kesin bir biçimde belirtmesi gerekirdi. Ayrıca yasa “hakkındaki iddialara karşı savunmasını almadan bir işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, o işçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle feshedilemez” demektedir. İşvereniniz verdiğiniz bilgilere göre bu kurallara uymamıştır. İşvereninizin izin vermemesine rağmen işe gitmemiş olmanız işten çıkarılmanız için haklı bir neden değildir. Çünkü İş Kanunu’nun 25. maddesinde “haklı nedenle derhal fesih” hakları belirtilmiştir. 25. maddenin g bendi şöyledir: “İşçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki işgünü yahut bir ayda üç işgünü işine devam etmemesi”. Sizin sadece bir gün işe gitmemiş olmanız işverenin sizi işten çıkarması için haklı bir neden sayılamaz. Bu yüzden işe iade davası açmanız gerekmektedir. Davayı kazandığınız takdirde işvereninizin sizi bir ay içerisinde işe başlatması ve çalıştırılmadığınız günler için en çok 4 aylık ücret ödemesi gerekir. Aksi halde 4-8 aylık ücretiniz kadar tazminat hakkınız doğar. İşe alınmamanız halinde ayrıca ihbar ve kıdem tazminatı hakkınız da vardır. Eğer işyerinde 30’da az işçi çalışıyorsa bu durumda da dava açıp ihbar ve kıdem tazminatlarınızı talep etmelisiniz. İşverenin yasa da belirtilen bildirim kurallarına uymadığı için 8 haftalık ihbar ve 5 yıllık kıdem tazminatı ödemesi gerekmektedir.

Sermaye Birikimi, Basit ve Genişletilmiş Kapitalist Yeniden Üretim II

G

enişletilmiş kapitalist yeniden üretim, sermaye birikimi: Genişletilmiş kapitalist yeniden üretimde, kapitalist artı değerin bir bölümünü üretimin düzeyini yükseltmek, çapını genişletmek için, üretim araçlarını yenilemek ve yeni işçi istihdam etmek için kullanır. Artı değerin bir bölümü, eski sermayeye eklenir, sermaye artar, birikir. Sermaye birikimi, artı değerin bir bölümünün sermayeye eklenmesinin, ya da artı değerin bir bölümünün sermayeye dönüştürülmesinin adıdır. Sermaye birikiminin kaynağı artı değerdir. Sermaye işçi sınıfının sömürülmesi yoluyla büyür. Genişletilmiş kapitalist üretim sürecinde, kapitalist üretim ilişkileri genişletilmiş biçimde hep yeniden üretilir. Sermaye birikimini zorlayan iki temel dürtü vardır. Bunlardan biri kapitalistlerin sermayelerini artırma, büyüme hırsıdır. Kapitalizmde zenginleşme hırsı sınır tanımaz. Birikimin kaynağı artı değer olduğundan, artı değerin sürekli büyütülmesi hırsı kapitalizmin temel yasa ve dürtülerinden biridir. Üretimi genişleterek ve üretimde verimi arttırarak daha fazla işçiyi, daha fazla sömürme kapitalist genişletilmiş yeniden üretimin yasasıdır. İkinci dürtü her biri aynı pazarda ancak diğerlerinin aleyhine büyüyebilir durumda olan kapitalistler arasındaki amansız rekabet mücadelesinin dayatmasıdır. Pazarda tek egemen olmak isteği, kapitalistleri üretimi sürekli genişletmeye, tekniği giderek mükemmelleştirmeye zorlayıcı bir rol oynar. Marks kapitalist üretim tarzının bu özelliklerinden dolayı Komünist Manifesto’da şöyle der: “Burjuvazi üretim araçlarını ve böylelikle üretim ilişkilerini ve onlarla birlikte toplumsal ilişkilerin tümünü sürekli devrimcileştirmeksizin var olamaz. Buna karşı daha önceki bütün sanayici sınıf ların ilk varlık koşulu, eski üretim tarzının değişmeksizin korunmasıydı. Üretimin sürekli altüst oluşu, bütün toplumsal durumların kesintisiz sarsılışı, sonu gelmez belirsizlik ve hareketlilik burjuva çağını bütün daha öncekilerden ayırdeder.” (Komünist Parti Manifestosu, Dönüşüm Yayınları, Sayfa 108) Burada söylenenler bağlamında, kapitalizmin tekelci, en yüksek evresi olan emperyalizmde, tekeller arasındaki anlaşmalar vb. ile “tekniği giderek mükemmelleştirme” hızının, mümkün olandan çok daha aşağılarda bulunduğu bilinmelidir.

Ocak 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

B

u bölümde iş yasalarına göre açıklamalarda bulunmaktayız. Bu konuda ise bilinmesi gereken şey yasaların patronları, sermayeyi koruduğudur. Buna rağmen işçi sınıfının haklarını araması ve bu hakları genişletmesi için tüm yol ve araçlarla mücadele yürütmesi gerekmektedir. Hukuk mücadelesi de bu araçlardan birisidir.

Eğitim Köşesi

29 Aralık 2010 

iscikosesi@gmail.com adresine sorularınızı bekliyoruz. 13


Kardemir’de neler oluyor?

Ocak 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

K

14

asım, Aralık 2010 ayı içerisinde Karabük’te, Kardemir’den atılan işçilerin direnişi yaşandı. İşçiler Ankara yoluna düştü. Açlık grevi yaptı. Kardemir, Çelik İş ve Türk Metal Sendikası arasındaki mücadele ile yeniden gündeme geldi. Kardemir’de neler oluyor? Bu yazıda Kardemir’de yaşanılan gelişmelere yakından bakacağız. Ka rabü k Demir Çeli k Fabrikası, 3 Nisan 1937 tarihinde temelleri atılan, iki yıl sonra üretime başlayan Türkiye’nin ilk entegre demir çelik fabrikasıdır.  Bir KİT olan Karabük Demir Çelik Fabrikası, (KDÇF) 1994 yılında dönemin koalisyon hükümeti tarafından “zarar ediyor” gerekçesiyle hakkında kapatma kararı verildi. Karabük DÇF’nda çalışan işçilerin ve Karabüklülerin kararlı mücadelesi sonucu kapatma kararı iptal edildi. 8 Kasım 1994 tarihinde, Karabük halkı kentte bir günlüğüne hayatı durdurdu. Çocuklar okula gitmedi. Esnaf kepenk indirdi. Şoför kontak kapattı. 100 bin nüfuslu Karabük’de mitingler düzenledi. Hükümet bu kararlılık karşısında ‘bir kara delik’ olarak tanımladığı Karabük Demir Çelik Fabrikaları hisselerini 1 lira gibi sembolik bir rakamla işçilere ve yöre halkına vererek özelleştirdi. İşçilere ve yöre halkına ‘satılarak’ özelleştirilen Kardemir, Kardemir A.Ş. adında kurulan bir şirket ile yönetilmeye başlandı. Özelleştirme sürecinde fabrikanın ‘birilerinin eline geçmemesi’ için Özelleştirme Yüksek Kurulu ile Kardemir

A.Ş. arasında yapılan devir sözleşmesine bir madde eklenmişti. Bu maddeye göre “Devredilecek Kardemir AŞ’nin hisselerine hiç bir kurum, kuruluş ya da şahıs %1’den fazlasına sahip olamaz” idi. Hisselerin Karabük DÇF’nda çalışan işçilere satılması ile Kardemir’in işçilerin malı, fabrikası olduğu propagandası yapıldı. Oysa kapitalizmde böyle bir şey mümkün değildir. Üretim araçları üzerinde özel mülkiyete, ücretli emek sömürüsüne dayalı kapitalizmde, işçilerin bir fabrikanın sahibi olması, üretim araçları üzerinde toplumsal mülkiyetin olması mümkün değildir. Üretim araçlarının, fabrikaların işçilerin malı olması için kapitalist devlet aygıtının işçi sınıfı önderliğinde bir devrimle yıkılması, siyasi iktidarın işçi sınıfının eline geçmesi mutlak gerekliliktir. Bu olmadan işçilerin fabrikaların sahibi olması mümkün değildir. Karabük DÇF’nın kapatılması sürecinde, kapatmaya karşı yapılan direnişi kırmak için farklı bir yol izlendi. İşçiler kandırıldı. Nitekim 1994 yılı sonrasında Kardemir’de yaşanılan gelişmeler, Karabük DÇF’nın sahibinin işçiler olmadığını, kapitalizmde bunun mümkün olmadığını gösterdi. Bugün Kardemir hisselerin yaklaşık % 55’inin ve yönetim kurulunun Yolbulan, Yücel ve Güleç ailelerinin elinde olması bu tespitimizi doğrulamaktadır. Hak-İş’e bağlı Öz Çelik-İş Sendikası, (sonra Çelik İş) özelleştirme döneminde yaptığı “Karabük artık işçinin” propa-

gandası ile bugünkü durumun yolunu açtı. Bugün de Çelik İş Sendikası Kardemir’de sendika değil, patron rolü oynuyor. 1994 yılından 2001 yılına kadar Öz Çelik-İş Sendikası Kardemir’i işletti. 2001 yılında Kardemir’in yönetiminden ayrılan şu anki yönetim kurulu üyeleri Mutullah Yolbulan ve Kamil Güleç, sendika yönetiminde yapılan değişiklikten sonra 2002 yılındaki genel kurulda tekrar yönetime geldiler. Böylelikle Kardemir yönetimini Yolbulan, Güleç ve Yücel ailesi oluşturmaya başladı. Yeni yönetim kurulunun ilk işi toplu sözleşme ile kazanılan işçilerin % 42 ücret zammını geri almak oldu. Bir yıllığına diye geri alınan çalışanların maaşlarının neredeyse yarısı aradan 9 yıl geçmesine rağmen ödenmedi. Bu yönetimin bir başka icraatı ise bin 300 işçiyi dönüşümlü olarak dört ay ücretsiz izine çıkarmak oldu. ‘Zarar ediyor’ gerekçesi ile kapatılmak istenen Kardemir, 2008 yılında 256 trilyon kar etmesine rağmen üretim rekorları kıran işçilerden alınan hakları geri verilmedi. Kar payı da dağıtılmadı. Kardemir’de yaşanılan olumsuz gelişmelere tepki gösteren işçilere baskı uygulanmaya başlandı. Baskılar karşısında sesini çıkarmaya çalışan işçilere gözdağı vermek amacıyla 9 işçi, ekonomik kriz bahane edilerek 2009 yılında işten çıkarıldı. Baskılara, iş yerlerinde sürgün edilmelerine ve işten çıkarılma tehditlerine karşı boyun eğmeyen Kardemir işçileri, Çelik İş Sendikası’nın patron rolü oy-

namasına tepki duyarak, kurtuluşu Türk Metal Sendikası’na üye olmakta buldular. Haziran 2010 ayı içerisinde 2641 Kardemir işçisinden, 2155 işçi Türk Metal Sendikası’na üye oldu. İşçilerin Türk Metal’e üye olması ile birlikte, Kardemir’de işten atmalar başladı. 17 Haziran tarihinde 29 işçi işten çıkarıldı. 185 işçi ücretli ve ücretsiz izine çıkarıldı. Süreç içinde işten atılan işçi sayısı 300’ü geçti. Kardemir’de yetki tespiti için iki sendika arasında mücadele başladı. Yetkinin Çelikİş’te kalması için Kardemir yönetimi bin 200 yeni işçi alarak Çelik-İş’e üye yaptı. Ardından Kardemir’in özelleşmesinden bu yana sendikaya üye yapılmayan, ‘kapsam dışı’ olarak adlandırılan, 350’ye yakın mühendis, şef, güvenlik görevlileri ve büro çalışanları yine Çelik-İş’e üye yapılmaya zorlandı. Bunların 250’ye yakını işsiz kalma korkusu ile mevcut yetkili sendikaya üye oldular. 3 Eylül tarihinde yetki mücadelesi Çelik İş Sendikası lehine sonuçlandı. Bundan sonra da Türk Metal Sendikası’na üye olan işçiler beşer, onar işten atılmaya devam edildi. Aralık ayı ortalarında çalışan işçilerin işten çıkarılmayacağı sözü üzerine, Kardemir’de sular durulmuş gözükse de, iki sendika arasında mücadele sürüyor, sürecek. AKP hükümeti yanlısı Çelik İş Sendikası ile faşist, ırkçı, patron işbirlikçisi Türk Metal Sendikası arasında hiç bir farklılık yoktur. Kardemir işçilerinin Türk Metal Sendikası’na yönelmeleri de işçilerin derdine merhem olmayacaktır. Bu düşüncede olmamıza, iki sendika arasında fark görmememize rağmen, kararı işçilerin vermesi gerektiğini savunuyoruz. İşçiler hangi sendikaya üye olacaklarına, baskı altında olmadan özgür iradeleri kendileri karar vermelidir. Kardemir işçisi de aslında kararını vermiştir. Büyük çoğunluk Türk Metal Sendikası’na üye olmuştur. Kardemir yönetimi işçilerin bu kararına saygı göstermelidir. Kardemir işçileri, birbirinden farkı olmayan iki sendika arasında tercih yapma yerine, mücadeleyi kendi eline almalı, tüm işçiler tarafından seçilen grev ve mücadele komitesi kurmalı, mücadelesini bu komite önderliği altında sürdürmelidir. 29 Aralık 2010 


Dünyadan İşçi Haberleri

İsrail’de liman işçileri, 3 Ocak 2011 tarihinden itibaren hükümet ile toplu sözleşmede anlaşmazlığa düşünce greve çıktı. Liman işçileri talepleri karşılanıncaya kadar süresiz greve devam edeceklerini açıkladılar. Bunun üzerine İsrail Ticaret Odası Federasyonu, grev 48 saat içinde noktalanmazsa Yüksek Adalet Mahkemesi’ne başvuracağını açıkladı. 10 aydır süren müzakereye sesiz kalan patronlar işçiler greve gider gitmez tehdit savurmaya başladılar. Patronların grev yasağı tehdidi tutmazken, hükümet üçüncü günün sonunda geri adım attı ve grevin en önemli anlaşmazlık maddesi olan ücret artışlarında sendikayla anlaştı Haifa, Ashdod ve Eilat liman işçileri grevin üçüncü günü kazandı. Histadrut Emek Federasyonu’ndan yapılan açıklamaya göre, eski işçilerin ücretlerine yüzde 6, 2005’ten sonra işe başlayan işçilerin ücretlerine ise yüzde 5 artış yapıldı. Ücret artışı pazarlığını yüzde 15 ile başlatan, ama gerçekte yüzde 9 talep eden Histadrut, anlaşmayı “iki taraf için de adil” olarak değerlendirdi.

polis saldırdı. En büyük liman kenti Çittagongda polisin saldırısı sonucu 3 işçinin öldüğü, 150 işçinin de yaralandığı bilgisi verildi. Polisin başkent Dakka ve Narayangaj kentlerindeki gösterilere müdahalesindeyse 100 kişinin daha yaralandığı kaydedildi. Bangladeş polisi, daha önce Çittagongda 4 bin kadar işçinin polise saldırdığını ve 20 kadar araca zarar verdiğini açıklamıştı. Ç at ı ş m a n ı n, Ç it t a gong İhracat Bölgesi’ndeki çoğu tekstil imalathanesi, 300 kadar sanayi kuruluşunun kapatılmasına yol açtığı bildirilmişti. Fabrika sahipleri ve polis, fabrikaların mümkün olan en kısa sürede yeniden açılacağını ifade etti.

defa genel grev ilan edilirken, 15 Aralık Çarşamba günü toplu taşıma tamamen durduruldu ve okullarda ders velacağına dair alacakları ka- rilmedi. rara karşı idi. Sendikalar bu görüşmelerde alınacak kararlarda işçilerin gelirlerine dokunulmaması gerektiğini yaptıkları yürüyüşte vurguladılar. Uzun süredir devam eden postacıların grevinin ardından Hollanda’nın en bilindik marketler zinciri Albert Heijn’in dağıtım merkezinde çalışan işçiler de grev15 A r a l ı k Ç a r ş a m b a deydi. İlk olarak 8 Aralıkta günü Fransa’da da grev toplu sözleşme görüşmeleri vardı. Paris’te Eyfel Kulesi sırasında greve giden Albert Çarşamba günü ziyaretçi- Heijn’in dağıtım merkezinde lere kapalıydı. Çalışanlardan çalışan işçiler, 15 Aralık birinin işten çıkartılmasını Çarşamba günü 3 noktada protesto eden işçilerin grevi- eylem yaptılar. Zaandam, nin ne zaman biteceği henüz Tilburg ve Zwolle’da gerçekbelli değil. Kulede, vardiyalı leşen protesto eylemlerinde olarak yaklaşık 500 kişi ça- yer alan işçiler toplu sözleşlışıyor. mede sendika ve şirket anlaşamadığı sürece grevlerin devam edeceğini belirttiler.

Hollanda’da grevler sürüyor

Eyfel Kulesi çalışanları grevde

Avrupa’da grev var Yunanistan’da Sermayenin emeğe sal- genel grev

dırı larının yoğ unlaşt ığ ı Avrupa’da Aralık ayı ortalarında birçok ülkede grev vardı. Yunanistan, Fransa, Hollanda ve Belçika’nın birçok kentinde işçiler sokaklardaydı.

Avrupa Birliği ve IMF’nin ülkede yaşanan krize müdahale etmek istemesinden dolayı çıkartılan yasalar Yunanistan halkı tarafından tepkiyle karşılandı. Yunanistan’da bu yıl yedinci

TNT posta şirketinde çalışan işçiler ise Salı gece 11’de başlattıkları grevi Çarşamba gece saat 11’e kadar devam ettirdiler. Geçtiğimiz haftalarda da greve giden postacılar anlaşma sağlanamadığı sürece grevlerin süreceğini belirttiler. 08.01.2011 

Bangladeş'te işçi Belçika’da eylemi: 3 İşçi öldü! AB karşıtları Bangladeş’te işçiler ağır ça- sokaklarda

lışma koşullarına isyan ediyor. İşçiler üretimde gelen güçlerini kullanarak fabrikalarda Aralık ayının ortalarında üretimi durdurdular. Asgari ücret artırılmasına rağmen, ücretlerinin artışa göre ödenmemesi üzerine üretimi durduran işçilere

Brüksel’de sendika üyeleri 15 Aralık Çarşamba günü Avrupa Birliği karşıtı bir yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüş, Perşembe günü Avrupa Birliği liderlerinin toplanarak Belçika’nın borç krizinden nasıl kurtu-

Yunanistan

Ocak 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

İsrail

15


AVUSTURYA’DA TASARRUF PAKETİNE KARŞI YÜRÜTÜLEN MÜCADELE SAYESİNDE 400 MİLYON AVRO’DAN FAZLA TAVİZ KOPARILDI

Y

eni İşçi Dünyası gazetemizin geçen sayısı, sayfa 4 de yayımlanan haberimizde “22 Aralık’a kadar gelişmesi sürecek tasarruf paketine karşı mücadeleler hakkında haber ve bilgi vermeye devam edeceğiz.” demiştik. Şimdi bu konudaki gelişmeleri anlatalım. Sözü geçen tasarruf paketine karşı m��cadele Avusturya çapında sürdü. Koalisyon hükümeti protesto hareketinin bazı taleplerini kabul ederek 22. Aralık 2010 da federal parlamentoya sunduğu taslakta bunlara yer verdi. 400 milyon Avro’dan fazla tutan mücadele sonucu alınan bu değişikliklere yakından bakalım: *Aile yardımı: Aile yardımında 24 yaş sınırlaması, planlananın aksine 1.1.2011 tarihi yerine 1.7.2011 de yürürlüğe girmesi kararlaştırıldı. Uzun öğretim yılı gerektiren bazı meslek eğitim dallarında (tıp, mühendislik gibi diğer öğrenimlere oranla daha uzun süren) 26 yaşa kadar aile yardımı alma hakkı geri alındı. Ayrıca eylemler askerlik görevini yerine getiren gençlere aile yardımı ödenmesinin devam etmesini ve aile yardımı alan gençlerin ek gelirlerindeki sınırın 10.000 Avro’ya çıkartılmasını etkilemiştir. Hükümeti önemli bir geri adım attırma ise 3 çocuktan itibaren çok çocuklu ailelerin ek aile yardımının tamamen kesilmesi yerine bu ödenek 36,40 Avro’dan ayda 20,-- Avro’ya düşürülmesidir. Aile yardımındaki geri adımların hükümete / devlete şimdiden maliyeti 294 milyon Avro’dur. *Emeklilik: Emeklilerden yapılacak kesintilerde de küçük kazanım-

lar elde edinildi. Kendilerine bağlanan emek li maaşları Avusturya’daki geçim standartları için yetmeyen, bundan dolayı denkleştirme yardımı alan emeklilerden tek gelire sahip olanlara ödenen vergi muafiyetinden (yılda 364.- Euro) yararlanmaya devam edebilecek; fakat çocuk/öğrenci bakımıyla yükümlü olmayan diğer düşük ve yetersiz maaş alan emekliler bundan yararlanamayacaklar. Ayrıca tasarruf paketinden dolayı emeklilerde düşünülen kesinti miktarı % 2,4 yerine % 0,8 e düşürüldü. Ağır işte çalışanlarına özel emeklilik anlaşması 2014 yılına kadar ciddi şekilde daraltılacak ve 2030 yılına kadar tamamen kanundan çıkartılması hedeflenmekte. Emeklilikteki bu geri adımların hükümete / devlete daha şimdiden maliyeti 26 milyon Avro’dur. *Kamu yeterli toplu taşıma aracı hizmeti sunmadığından işe yetişmek için kendi özel arabası ile gidip gelenler: Devlet, otomobil kulüplerine ve işçi odalarına karşı da geri adım attı. Araç yakıt fiyatlarında zam yapılacak; fakat kamu yeterli toplu taşıma aracı hizmeti sunmadığından her gün araba ile işe gidip gelen-

lere ödenen vergi muafiyetinde ön görülen zammı iki misline çıkarttı. Bu geri adımın hükümete / devlete daha şimdiden maliyeti 60 milyon Avro’dur. Hükümet tekel vergilerinde, araç yakıt fiyatlarında, hava taşımacılığında ve banka vergilerinde yapacağı zamlar konusunda tasarruf paketi kapsamında geri adım atmadı. Yürütülen mücadelelere karşın hükümet ile pazarlıklara rağmen taleplerini kabul ettiremeyen yüksek okul öğrencileri, Emekliler Birliği ve özellikle dar gelirli ailelere haksızlık yapıldığını düşünen Vorarlberg Eyalet Hükümeti bu tasarruf paketine karşı Anayasa Mahkemesi nezdinde dava açacaklarını açıkladılar. Özellikle alt gelir grubuna mensup çok çocuklu emekçi ailelerin kayıpları ile ilgili olarak anayasanın eşitlik ilkesinin çiğnendiği konusunda uzman hukukçular açılacak bir davanın Anayasa Mahkemesinde davayı kazanmak için iyi bir şansı olduğu hakkında hemfikirler. Hükümetin bu tasarruf paketinden devlet ve eyalet hükümetlerinden aldıkları yardımlara bağımlı olarak uzman personel çalıştıran sosyal danış-

manlık dernek ve birlikleri de nasibini aldı. Örneğin Yukarı Avusturya’da bütçe kısıtlamalarından dolayı böylesi derneklerin 2011 yılında 120 den fazla personelinin işyerini kaybedeceğini öğrenen çalışanlar bağlı bulundukları sendikadan mücadele eylemleri için destek istediler. Ve sendikanın üye kaybetme korkusuyla verdiği destekle birlikte iki günlük greve gittiler ve çok soğuk hava koşullarında kısa bir süre içinde örgütlenen, 1200 kişinin katıldığı bir protesto yürüyüşü düzenlediler. Bu mücadele de etkisini yitirse de sürüyor. Sözü geçen bu eylemlerde olumlu bir gelişme de, yürüyüşte özellikle gençler tarafından, önceden hazırlanan pusulalar ve eylem sırasında sözlü şu sloganların atılmasıydı: “Siz budamaktan, biz devirmekten bahsediyoruz!”, “Grev! Grev! Grev! dir şiar! Krizinizin faturasını ödemeyeceğiz! “, “Okulda Grev, Fabrikada Grev! Bizim cevabımız budur!”, “Bize kim ihanet etti? Sosyal demokratlar!”, “Bu işe kim ortak idi? Halk Partisi!” (Sosyal demokratların koalisyon hükümetindeki ortağı parti – BN), “Ülkenin tümünde sosyal ve eğitim alanında hakların tırpanlanması: Yanıtımız: Siyasetinize karşı direniş!”. Tasarruf paketine karşı mücadeleler, doğru bir önderliğe sahip olmadan kendiliğinden yürütülen bu mücadeleler ile kopartılan tavizler, doğru bir sınıfsal sendikal mücadeleyle çok daha fazlasının söke söke alınabileceği deneyimini bir kez daha gösterdi. Avusturya’dan bir YİD-Okuru 03 Ocak 2011 

Yeni Dünya İçin ÇAĞRI Sahibi ve Sorumlu Yazıişleri Müdürü: Aziz Özer • Yönetim Yeri ve Adresi: Fatih Mah. Bahçeyolu Cad. Ülbeği İş Merkezi No: 9 Kat: 4 Esenyurt - İstanbul • Tel/Fax: (0212) 620 67 57 • e-mail: mail@yid.ydicagri.org • web: www.yid.ydicagri.org YDİ ÇAĞRI Sayı 149’un İşçi Özel Sayısı • Ocak 2011 • Fiyatı: Türkiye: 0,50 TL · Türkiye Dışı: 1,00 Avro Baskı: Uğur Matbaacılık (0212-501 81 09) Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi 6. Kat A Blok 4 NA 8-10-11-23 · Topkapı - İstanbul • Yayın Türü: Yerel Süreli


yid_ocak_2011