Issuu on Google+

Yeni Dünya İçin ÇAĞRI • Özel Sayı • Ocak 2014 • Fiyatı: 1,00 TL

YOLSUZLUĞA, RÜŞVETE SON VERMENİN YOLU DEVRİMDİR!

KUMPORT İŞÇİLERİNİN MÜCADELESİ SÜRÜYOR

CEMAAT MİLLİ GÖRÜŞ SAVAŞI BÜYÜYOR!

Tunus Dersleri

Güvercin Anıldı

PUNTO DERİ İŞÇİLERİYLE DAYANIŞMA...

ADANA’DA YOLSUZLUK PROTESTOSU Emekçiler Torba'ya Girmeyecek!


“BU PİSLİĞİ HALK TEMİZLEYECEK!”

Ocak 2014 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

DİSK, KESK, TMMOB, TTB; 11 Ocak Cumartesi günü Ankara’da “Özgürlük, barış, demokrasi, adalet ve emek mitingi” düzenledi. “Bozuk düzende sağlam çark olmaz! Bu pisliği halk temizleyecek!” şiarı ile yapılan mitinge binlerce kişi katıldı. Sabah saatlerinde Ankara dışından birçok ilden gelen emekçiler Hipodrom ve Gar’da buluştu. Kortejlerin oluşmasının ardından Sıhhiye Meydanı’na yürüyüş başladı. Sol kolda DİSK, sağ kolda KESK yürüdü. Sendikalar, siyasi partiler, meslek odaları, Alevi dernekleri, devrimci ve demokratik kurumlar yürüyüşte yerlerini aldı. Kuzey Kürdistan’dan gelen KESK’e bağlı sendika kortejlerinde Roboski katliamı, Rojava, Paris katliamı ve Öcalan’a yönelik sloganlar atıldı. Pankartlar taşındı. Roboski'de katledilen 34 Kürt, kefen giyen bir grup tarafından anıldı. Katliama dikkat çekildi. Kortejlerin alana girmesinden sonra miting programı başlatıldı. Roboski’de, Gezi’de katledilenler anısına saygı duruşu yapıldı. Sırasıyla mitingi düzenleyen konfederasyonların genel başkanları birer konuşma yaptı. KESK adına Lami Özgen, DİSK adı na Kani Beko, TMMOB adına, Mehmet Soğancı TTB adına Özdemir Aktan konuştu. Konuşmalarda ortak vurgu, “yolsuzluk ve rüşvet operasyonu”na tavır takınılması idi. Yapılan konuşmaların ardından çekilen halaylarla miting sona

2

erdi. Mitingden notlar: *DİSK üyesi işçiler kendi yaptıkları, tekerlekli iki büyük pankart ile yürüdü. DİSK kortejinde Genel İş Sendikası en fazla katılım gösteren sendika idi. Birleşik Metal İş, Nakliyat İş de yürüyüşe kitlesel katıldı. DİSK’e bağlı diğer sendikaların katılımı zayıf kaldı. AKP Hükümetinin “Alt işverenlik” adı altında taşeron çalıştırma düzenlemesine tepki gösteren DİSK üyeleri “Taşeron cumhuriyetine hayır”, “Hırsız var” yazılı döviz ve pankartlar taşıdılar. Karayollarında çalışan taşeron işçiler, çıplak ayakla yürüyerek güvencesiz çalışmaya tepki

gösterdiler. *KESK kortejlerinde ayakkabı kutuları ve süpürgeler taşındı. *Genel olarak ele alındığında mitinge katılım daha önceki mitinglerle karşılaştırıldığında zayıf kaldı. Cumartesi gününün miting için seçilmiş olması bunda etkili oldu. *Alanda CHP’liler “AKP’ye diren, cemaat ve CHP’ye yol verme!” pankartı taşıyan KÖZ kortejine saldırdı. Saldırı KÖZ taraftarları ile birlikte SDH kortejinin ve diğer devrimci grupların taraftarları tarafından geri püskürtüldü. CHP’liler bununla yetinmedi. Meydan’da bulunan heykele, Kaldıraç tarafından asılan pankartı da indirmek istedi-

ler. Pankartta “AKP, CHP, MHP yağma ve talan düzenine hayır!” sözü CHP’lileri rahatsız etti. Pankart haklı olarak indirilmedi. Düzen ve sermaye partisi olan CHP, iktidar olduğu dönemlerde faşizmi uygulamış bir partidir. Yarın iktidar olursa yine aynı şeyi yapacaktır. Mitingde gösterdiği tahammülsüzlük ve saldırgan tavır, CHP’nin özüne uygun bir tavırdır!! *YDİ ÇAĞRI okurları da yürüyüş ve mitinge katıldı. Yaygın bir şekilde YDİ Çağrı sayı 167 ve Yeni İşçi Dünyası Aralık sayısının satışı yapıldı. 11.01.2014

PUNTO İŞÇİLERİNDEN ÇOŞKULU YÜRÜYÜŞ! Türk-İş'e bağlı DER İTEKS Sendikasına üye oldukları için Punto Deri Fabrikası'ndan çıkarılan işçi sayısı 79’a yükseldi. İşten atılan Punto Deri işçileri, sendikal haklarının tanınması, işten atılan işçilerin geri alınması için 11 Ocak Cumartesi günü Zeytinburnu’nda coşkulu bir yürüyüş gerçekleştirdi. Zeytinburnu 58. Bulvar girişinde toplanan işçiler, sendikalar, devrimci, demokrat kurumlar burada kortej oluşturdular. En önde “Babamızı ezemezsiniz, arkasında biz varız!” işçi çocuklarının taşıdığı ozalit ile “Artık yeter!

Deri işçisi köle değildir!” pankartı taşındı. Yürüyüş boyunca “Punto işçisi yalnız değildir!, Puntoya sendika girecek başka yolu yok!, Sendika haktır işten atmak suçtur!, Yaşasın sınıf dayanışması!, Atılan işçiler geri alınsın!, Zafer direnen emekçinin olacak!” vb. sloganları atıldı. Yürüyüşe işçilerin aileleri, çocukları ile birlikte, TÜMTİS, DERİTEKS, Cam Seramik-İş, BDSP, DHF, DDSB, UİD-DER, ESP, SDP, EMEP, BDP, HDP, CHP ve biz katıldık. Yürüyüş 58. Bulvar sonunda, Zeytinburnu Çarşı içine kadar


sürdü. Burada direnişçi işçilerden Ramazan Aygün bir konuşma yaptı. Sendikalaşma mücadelesi sürecini anlatan Aygün, her çeşit deriden ürün yaptıklarını, dünyanın çeşitli ülkelerinde burjuvaların aldığı pahalı ürün ürettiklerini, kendilerinin çalışma ve yaşama koşullarının kötü olduğunu anlattı. A s g a r i Ü c r e t Te s p i t Komisyonu'nda yer alan Akansel Koç'un Punto patronuna danışman olduğunu, bunun devletin ve hükümetin patrona açık desteğinin bir göstergesi olduğunu belirten Aygün, mücadelelerini

sürdüreceklerini vurgulayarak, yürüttükleri imza kampanyasına destek çağrısı ile konuşmasını sonlandırdı. DERİTEKS Sendikası Genel Başkanı Musa Servi de bir konuşma yaptı. Aynı gün Ankara’da yapılan mitingi selamlayan Servi, Punto patronunun sendikayı tanımayan ve baskıcı tutumunu eleştirdi. Türk-İş yönetiminin sessiz kalmasını eleştiren Servi, onlar gelmezse biz onların kapısına gideceğiz dedi. Yapılan konuşmaların ardından, halaylar çekilerek eylem sonlandırıldı. 12.01.2014

İstanbul Avcılar-Ambarlı limanında kurulu olan Kumport Limanı FİBA Holdinge bağlı ve sahibi ise Hüsnü Özyeğin. İşçilerin verdiği bilgiye göre bu limanda taşımacılık, gemi inşaat işleri yapılıyor. Çoğunluğu genç işçilerden oluşan 550-600 civarında işçi çalışıyor. Ağır ve tehlikeli bir iş olan liman işçiliğinin, tüm sendikasız işyerlerinde olduğu gibi, burada da can ve iş güvenliği yok. İşçiler bir yıl önce Liman – İş Sendikası İstanbul Şubesi’ne üye olmaya başlayarak sendikalaşmaya çalıştılar. Bunu duyan patron 3’er 5’er işçileri işten atmış, kimisini taşerona devrederek, kimisini de göstermelik bazı haklar vererek, kandırarak sendikalaşmadan vazgeçirmeye çalışmıştır. Bunun üzerine işçiler sendikaları öncülüğünde, bundan bir hafta önce İstanbul Levent’teki FİBA Holding’in binası önünde patronun saldırısını protesto eden bir basın açıklaması yaptılar. İşçiler tekrar aynı amaçlı, 5 Ocak 2014 Pazar günü saat 15.00’te Ambarlı Limanı girişinde toplanarak, Kumport Limanının önüne kadar bir protesto yürüyüşü ve basın açıklaması ile saldırıları protesto ettiler. Biz YDİ Çağrı olarak işçilerin bu eylemini desteklemek için katıldık. Bizim dışımızda, pankart, flama ve dövizleriyle EMEP, UİD-DER, BDSP ve Özyeğin Üniversitesi öğrencileri de vardı. Ayrıca İstanbul milletvekili Levent Tüzel (HDP

Milletvekili) Süleyman Çelebi (CHP Milletvekili) ve DİSK’E bağlı GIDA-İş temsilcisi, işçileri desteklemek için, kısa bir süre önce Elit-Çikolata fabrikasından işten atılan iki arkadaşta oradaydı. Yürüyüşün önünde Liman- İş Sendikası İstanbul Şubesi imzalı “Kumport’a Sendika girecek, başka yolu yok!” sloganının yazılı olduğu bir pankart, arkasından sendika yöneticileri ve milletvekilleri, onun arkasında sendika önlüklü Kumport işçileri ve onlarında arkasında ise pankart ve dövizleriyle devrimci-demokrat gruplar yürüdü. Yürüyüş boyunca “Kumport’a sendika girecek, başka yolu yok!, Sendika hakkımız, söke söke alırız!, Zafer direnen işçilerin olacak!” vb. sloganlar atıldı. Kumport Limanı’nın önüne va-

rıldığında hem Ambarlı Liman güvenliğinde görevli özel güvenlikçilerin, hem de Kumport Limanının güvenlikçileri telaşlı bir şekilde oradan oraya koşturmaları adeta sendika ve sendikada örgütlü işçilerden korkan patronlarının korkularını sanki yansıtıyor gibiydi. Kumport Limanı önünde yapılan yürüyüş sonunda yazılı bir açıklama yapıldı. Aynı zamanda Şube başkanının ve işçilerin yaptığı sözlü açıklamalarda; patronların haksız ve hukuksuzlukları karşısında işçilerin sendikalaştığı, bu mücadeleyi sendika olarak her türlü engeli aşarak kazanacakları, patronun korkutmak ve kandırmak için yaptıkları tümünü boşa çıkaracakları, bir dondurma ve bir içecek kartı ile işçileri kandıramayacağı, bu baskı ve saldırıların hesabını er

ya da geç sorulacağı belirtildi. Sendikanın verdiği bilgiye göre 114 işçinin işten atıldığı, bu işçilerden 70’i için sendikanın işe iade davası açtığı bilgisi verildi. Hiçbir saldırıya boyun eğmeden, limanların tümünü örgütleyeceklerini ve mücadelenin kazanan tarafının işçi sınıfı olacağı belirtildi. Milletvekilleri de kısa konuşmalar yaparak işçilere birlik olmaları çağrısında bulundular ve sorunu meclise taşıyacaklarını vurguladılar. Basın açıklaması sona erdikten sonra işten atılan Elit-Çikolata işçileri, patronlarının eşinin CHP Milletvekili olması sebebi ile işyerindeki haksızlıkları Süleyman Çelebiye anlatarak destek talep ettiler. Çelebi ise sorunu milletvekilli arkadaşı ile görüşüp, kendilerine yardımcı olmaya çalışacağını söyledi. Süleyman Çelebi konuşurken, düzen partilerini dinlemek istemediklerini, Çelebi’yi sloganlarla protesto eden BDSP’den arkadaşlara sendika yöneticileri ve Süleyman Çelebinin kendisi “buraya tartışmaya değil, işçileri desteklemeye geldiklerini belirterek”, BDSP’li arkadaşları susturmaya çalıştılar. Bizler de yanımızda götürdüğümüz Yeni İşçi Dünyası Gazetesinin Aralık sayısından Kumport işçilerine verdik ve temsilci arkadaşların telefon numaralarını aldıktan sonra ayrıldık. 07.01.2014

Ocak 2014 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

KUMPORT İŞÇİLERİNİN SENDİKALAŞMA MÜCADELESİ SÜRÜYOR

3


YENİ SEFALET ÜCRETİ, ASGARİ ÜCRET BELİRLENDİ

Ocak 2014 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Asgari Ücret Tespit Komisyonu (AÜTK), milyonlarca işçiyi ilgilendiren 2014 yılı asgari ücret miktarını açıkladı. 16 yaş altı ve 16 yaş üstü sınır uygulamasına son verildiği yeni asgari ücret şöyle:

4

Yeni asgari ücretin net artış oranı % 5! Yapılan 43 lira artışla asgari ücretli artık günde yalnızca 1 simit alabilecek!! Türk-İş'in yaptığı araştırmaya göre "Sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmek için tüketilmesi gereken temel gıda” maddelerinden hareketle hesaplanan ve dört kişilik bir ailenin gıda için yapması gereken harcama tutarı, açlık sınırı Aralık 2013 itibariyle 1.081.59 liradır. Gıdanın yanı sıra kira, ulaşım, yakacak, elektrik, su, haberleşme, giyim, eğitim, sağlık, iletişim, kültür gibi temel ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama da dikkate alındığında bu tutar yoksulluk sınırı ise 3.523,09 liradır. Aileleri ile birlikte hesaplandığında her gün 10 milyonu aşkın asgari ücretli işçi karnını doyurmak için gerekli olan gıdayı bile alamamaktadır. Aç işçi ve ailesinin bu durumu bilindiği şartlarda, milyonlarca işçinin açlığı

üzerinde pazarlıklar yapılabilmektedir. Asgari ücret pazarlığı milyonlarca işçi ve ailesinin açlık içinde yaşamasının ortadan kaldırılması üzerine değil, ne kadar aç kalacağı üzerinde yürümektedir. Var olan asgari ücret ve yeni asgari ücret, bırakalım 4 kişilik

vam et!” AÜTK, her biri beşer üye i le tem si l e d i len Tü rk-İ ş , Türkiye İşverenler Sendikası Konfederasyonu (TİSK) ve hükümet yetkililerinden oluşmaktadır. AÜTK’nın yapısı ve aldığı kararların niteliği yasa tarafından belirlenmiştir. Yasaya göre, AÜTK’yı oluşturan temsilci sayısında başından itibaren sermaye kesimine kesin bir çoğunluk verilmiştir. Gerçekte sermaye kesiminin temsilcileri yalnızca en büyük sermaye örgütü olan TİSK temsilcilerinden değil, aynı zamanda, lafta kendilerini ne kadar

bir ailenin bugünkü şartlarda insanca yaşayabilmesi için gerekli olan ve yoksulluk sınırı üzerinde bir gelire sahip olmasını, çıplak varlığını devam ettirebilmesi için gerekli olan gıda maddelerini bile karşılayacak bir seviyede değil. Hükümetin ve sermayenin oyunlarının gerisindeki gerçekler tüm çıplaklığı ile ortada. Yeni asgari ücret ile işçiye verilen mesaj açık: "Açlıktan debelenmeye de-

“tarafsız” ya da “bağımsız” adlandırırlarsa adlandırsınlar, sermaye kesiminin siyasi sözcüleri olan hükümet temsilcilerinden de oluşmaktadırlar. Bu durumda sermaye kesimi AÜTK’da kesin bir çoğunluğa sahip ve istediği yönde ve düzeyde asgari ücreti belirleme imkânına sahip. Bu nedenle asgari ücret –yer yer hükümet temsilcilerinin “bağımsızlık” şovları yapıp, sermaye kesiminin talep ettiğinin

biraz üstünde asgari ücrete imza atsalar da– sürekli sermaye kesiminin talepleri düzeyinde hep düşük tespit edilmektedir. Bu nedenle asgari ücretli milyonlarca işçi, bırakalım yoksulluk sınırının altını, açlık sınırının altında inim inim inletilmektedir. A s g a r i Ü c r e t Te s p i t Komisyonunda, “işçileri temsil etmek üzere” bulunan Türk İş’li 5 sendika ağası belirlenen rakama muhalefet etti. “İşçi temsilcilerinin” 5 üye ile komisyonda temsil edilmesi göstermelik olmaktan öteye gitmiyor. Türk İş konfederasyonunun işçi sınıfını ne kadar temsil ettiği de ayrı bir sorun. Komisyon çoğunlukla karar alıyor. Hükümet ve patronlar komisyonda çoğunluğu oluşturuyor. Bu nedenle de bu oyununa bir son vermek gerekiyor. Asgari ücret üzerine belirli aralıklarla düzenlenen bu oyun yıllardır sürdürülüyor. Bu oyuna mutlaka son vermek ve oyunun yerine gerçekleri dayatmak gereklidir. Bunun için de gerekli olan sorunun doğrudan muhatabı olan biz işçilerin mücadele ile kendi çıkarımıza uygun ve yaşaması için gerçekten gerekli olan bir asgari ücreti dayatmasıdır. Açlığa, yoksulluğa, yokluğa mahkum değiliz. Kapitalistlerin sürekli büyüyen zenginliklerinin yaratıcıları bizleriz. Yaratan ve üreten biziz. Gücümüzün farkına varmalı, örgütlenmeliyiz. Sefalet ücretine hayır! Asgari ücreti işçiler belirlesin! İnsanca yaşanılabilir bir ücret için mücadeleye! 03.01.2014

CEMAAT MİLLİ GÖRÜŞ SAVAŞI BÜYÜYOR! AL BİRİNİ VUR ÖTEKİNE! 17 Ara lı k g ünü başlayan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen “Rüşvet ve yolsuzluk operasyonu” kapsamında çok önemli gelişmeler yaşandı. Bu gelişmeler gösteriyor ki, Gülen cemaati ile AKP hükümeti,

en başta da RTE arasındaki koalisyon bozulmuştur, kılıçlar çekilmiş ve devlet içinde iktidar kavgasında bunlar kanlı bıçaklı bir mücadeleye girmiştir. Gülen cemaati RTE yi, RTE Gülen cemaatini –şimdilik- gözden çıkarmışa benzemektedir. Bu it dalaşı önümüzdeki

günler ve aylarda da sürecek gibi görünüyor.

Savaşın perde arkasında ne var?

İkisi de İslamcı olan Gülen cemaati ile Milli Görüş arasında bir süredir yaşanan kavga, iktidar savaşı; savaşa yeni boyutlar eklene-

rek sürüyor. Cemaat ile Milli Görüş arasında var olan çelişmeler, önce “one minute” ve Mavi Marmara olayında açıkça ortaya çıktı. Her iki olayda da hükümet üyelerinin sürekli olarak saygı duyduklarını ifade ettikleri “Hoca efendi”, ABD


farkıdır. Bu farklılığın iktidarı bütünüyle kaybetme tehlikesi baş gösterdiğinde uzlaşmaya dönüşeceği açıktır.

Cemaat Milli Görüş’e, Milli Görüş cemaate tercih edilemez!

rumda. Bu savaş hükümet içindeki Gülen/Milli Görüş koalisyonunun kendi içindeki iktidar savaşıdır. Yürüyen savaşta her şey mubah olarak görülüyor. Rüşvetten, şantajdan seks kasetlerine varana kadar her silah kullanılıyor. Gülen cemaati ile Milli Görüş çalma, çırpma, rüşvet konusunda, birbirlerinden bir farkları yoktur. Gülen cemaati “yolsuzluk operasyonu” ile iktidar mücadelesi yürüttüğü RTE hükümetini yıpratmak/devirmek istiyor. Gerçekte yolsuzluğa karşı mücadele amaç değil. Yolsuzluk hükümeti yıkmak, yıpratmak için araç olarak kullanılıyor. Bu ülkede çalma¬dan, rüşvet almadan, dolandırmadan vb. siyaset yapmak zaten mümkün olarak görülmüyor. Çalmak, rüşvet almak, dolandırmak; ücretli kölelik sistemine dayalı sömürü sisteminin kaçınılmaz yol arkadaşıdır. “Gemisini yürüten kaptandır!”, “Bal tutan parma¬ğını yalar!”, “Su akarken testini dolduracaksın!” gibi özlü sözler egemenlerin kültürlerinde çok önemli bir yere sahiptir. Şa ntaj da bu kü ltür ü n önemli unsurlarından birisidir. Birbirlerine şantaj yoluyla geri adım attırmak konusunda bayağı iyi çalışıyorlar. Son günlerde birbirlerini seks kasetleriyle vurmaya çalışan¬lar tam da kültürlerine

uygun davranıyorlar! Entrika da bunların kültürünün önemli parçalarından biridir. Ecdatlarından devralınmıştır. Bu konuda da ecdatlarına layık işler yapmışlardır, yapmaya devam ediyorlar. Yalan, dolan, dolandırıcılık da bunların kültürünün parçasıdır. Bu konuda da yoktur birbirlerinden farkları. Bunların kültüründe beddua da var!! Gülen karşılıklı gelen açıklamaların birinde ağır beddua etti!!

Savaşın sonucu ne olacak?

Görünen bir süre daha iktidar savaşının sertleşerek süreceğidir. Savaş sertleşecek, fakat sonunda iki tarafta uzlaşmak zorunda kalacaktır. Birbiri ile savaşarak iktidarı kaybetmektense, uzlaşarak iktidarı paylaşmayı tercih edeceklerdir. Bu mümkün mü? Zor ama mümkün! Birbirleri hakkında demediğini bırakmayan burjuva siyasetçiler, yeri geldiği zaman çıkarları gereği uzlaşmak zorunda kalır. Geçmiş geçmişte bırakılır. Birbirleri hakkında söylenilenler unutulur. Bunların ilkesi Demirel’in bir zamanlar sarf ettiği şu ünlü sözdür: “Dün dündür, bugün bugündür!” Cemaat ile Milli Görüş arasında “ılımlı Müslüman” olma konusunda, bu konuda izlenilen siyaset açısından bir fark yoktur. Fark iktidara kim sahip olacak, iktidar kimin çıkarını koruyacak

Reformizmin, oportünizmin kötü ünlü ehven-i şer tercihi, kötünün içinde biraz daha az kötü olanı tercih etme tavrı; bu iktidar savaşında da görüldü. AKP hükümetini ne olursa olsun yıkmak isteyenler, siyaseti bu olanlar; şimdi umutlarını cemaat/hükümet savaşına bağlamış durumda. Belki cemaatin yaptığı “yolsuzluk operasyonu”nda hükümet yıpranır ve yıkılır. Şimdi burjuva muhalefet buna umut bağlamış durumda. Bunun için cemaat şimdi gerçekten de yolsuzluğa ve rüşvete karşı savaş yürütüyormuş gibi görülüp gösteriliyor. Biz cemaat ile Milli Görüş arasındaki iktidar dalaşında ve bu dalaşı kendi iktidar mücadelelerinin aracı olarak kullanmaya çalışan CHP-MHP gibi partilerin iktidar dalaşında taraf değiliz. Bizim tarafımız bellidir: Devrim ve sosyalizm mücadelesi! Şimdi ellerini ovuşturarak Gülen/Milli görüş iktidar dalaşını izleyen ve güya yolsuzluk ve rüşvete karşı olan MHP ve CHP’nin kendileri boğazlarına kadar bu sistemin olmazsa olmazı olan rüşvet ve yolsuzluk batağının içindedirler. Yoktur AKP den, Gülen cemaatinden farkları. Gülen cemaati ile Milli Görüş arasında, birini diğerine tercih etmeyi gerektirecek, CHP ve MHP’yi bunlara tercih etmeyi gerektirecek hiçbir farklılık yoktur. İktidar savaşı yürütenleri, iktidara kim sahip olacak kavgası yapanları, işçiler, emekçiler tercih etmemelidir. Bizim tercihimiz işçilerin, emekçilerin kendi iktidarını kurma tercihidir. Bu iktidarı kurmak için mücadele etmek, örgütlenmektir. Görev egemenler arasındaki iktidar mücadelesinden bağımsız sınıf mücadelesini örgütlemek, yükseltmektir. 26.12.2013

KESK “EMEKTEN YANA BÜTÇE” İÇİN ALANLARA ÇIKTI 19 Aralık Perşembe gününü grev günü ilan eden KESK, “Satış sözleşmesini kabul etmiyoruz! Bütçeden hakkımızı istiyoruz!”” şiarıyla alanlara çıktı. KESK: “Maaşımızdaki kayıpların telafisi için 300 TL artış yapılmasını,

Herkese iş ve ücret güvencesi sağlanmasını, Ek ödemelerin emekli keseneğine dahil edilmesini, Maaşımızın vergi dilimi artışından etkilenmemesini, Kadın emekçilere pozitif ayrımcılık uygulanmasını,

Baskı, tutuklama ve sürgüne son verilmesini” talep etti. İstanbul’da kamu emekçileri Çapa ve Eminönü’nde toplanarak Beyazıt Meydanı’na yürüdü. KESK bileşenleri Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi önünde kortejler oluşturdu. Eğitim Sen kitle-

sel katılım sağladı. DİSK, TTB’nin katılımı temsili düzeyde kaldı. Türk İş’e bağlı sendikalardan sadece Tümtis yürüyüşe katıldı. Çapa kolunda bir dizi devrimci kurum da kendi pankartları ve flamalarıyla yürüdü. Yürüyüş sırasında yapılan ko-

Ocak 2014 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

ve İsrail ile ilişkileri bozabilecek bu gibi eylemleri “hayırlı” olmadığı eleştirilerini getirdi. Yargı ve emniyette Gülencilerin egemen olduğu kesimin MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı PKK ile Oslo'da yapılan görüşmeler nedeniyle sorgulamak istemesi sürecinde bu çelişmeler iyice sertleşti. Bu aslında cemaatin RTE’ye karşı yönelttiği açık bir saldırı, bir “uyarı” idi. RTE ve hükümet buna bir kararname ile cevap verdi. MİT‘ten kişilerin sorgulanmasını başbakan iznine bağladı. AKP bu noktadan itibaren Gülen cemaatinin iktidar ortaklığı ile yetinmediğini, iktidarı istediğini görerek tedbirler geliştirmeye, emniyet ve yargı içinde cemaatin gücünü kırmaya yöneldi. Yandaş medyada “paralel devlet” ten, “jüristokrasi”den, (Yargı aristokrasisi ya da yargı vesayeti) yargının hukuksuz işler yapmaya başladığından vs. söz edilmeye başlandı. Son dönemde Hükümetin cemaatin önemli gelir kaynaklarından biri ve Türkiye’deki kadro devşirme okulları konumunda olan dershaneleri kapatma projesiyle kavga daha da büyüdü. Dershanelerin kapatılma girişimine karşı Gülen RTE’ yi ve AKP’yi bir medya kampanyası ile açıkça teşhire yöneldi. Ağustos 2004 tarihli MGK kararında RTE ve Gül’ün “ıslak imzaları” belgesi piyasaya sürülerek, RTE ve AKP’nin “dik durma” iddialarının boş olduğu gösterilmeye çalışıldı. Gülen medyası ile AKP yandaş medyasında tam bir savaş başladı. Karşılıklı kasetler sürüldü piyasaya. Kirli çamaşırlar ortaya dökülmeye başlandı. 17 Aralık operasyonu ile Gülen cemaati bu kez AKP hükümetini en zayıf ve halk desteğini en fazla sarsacak noktadan vurmaya yöneldi: Rüşvet ve Yolsuzluk! Önce Erdoğan’ın en yakınındaki dört bakana yöneldi darbe. Arkadan gerisinin geleceğinin de işaretleri verildi. Bu artık iktidar dalaşında geri dönüşü neredeyse imkansız olan bir noktaya gelindiğinin, karşılıklı savaş ilanının işareti idi, işaretidir. İki tarafta kılıçları çekmiş du-

5


nuşmalarda, atılan sloganlarda, kamu emekçilerine bütçeden ayrılan payın arttırılması istendi. Bakanlar ve çocuklarının karıştığı yolsuzluk ve rüşvet olayına tepki gösterildi. Ayakkabı kutuları ile eyleme katılan kamu emekçileri yolsuzluğa karşı tepkilerini ifade etti. Miting programı Maraş katliamı, 19 Aralık katliamı ve KESK'e yönelik operasyon kınanarak başlandı. KESK adına basın açıklamasını KESK Genel Sekreteri İsmail Hakkı Tombul okudu. Tombul devletin gerçekleştirmiş olduğu 19 Aralık, Maraş, Roboski katliamlarını hatırlattı. Bütçenin, yolsuzluk, rant, savaş bütçesi olduğunu belirten Tombul, sağlığa, eğitime, halka bütçe istediklerini ifade etti.

Yolsuzluk operasyonuna değinen Tombul, kokuşmuş düzenin pisliğinin ortaya serildiğini ve bütçenin sermayeye peşkeş çekildiğini söyledi. DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu yaptığı konuşmada, bütçenin işçiler ve emekçilerden kesilerek oluşturulduğunu, ser-

mayeye peşkeş çekildiğini ifade etti. Operasyonla ortaya çıkan yolsuzluğun, dalaşın emek karşıtı, halk düşmanı iki kutup arasında yaşandığını söyledi. Çerkezoğlu “Ne bu dalaşın seyircisi olacağız ne de dahil olacağız” dedi. Miti ngde ay rıca Türk Tabipleri Birliği adına Hüseyin

Demirdizen, TMMOB İKK Temsilcisi Süleyman Solmaz konuştu. Konuşmaların ardından çekilen halaylarla miting sona erdi. Yürüyüş ve mitingde YDİ Çağrı ve Yeni İşçi Dünyası’nın satışı yapıldı. 19.12.2013

Ocak 2014 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

HAVA İŞ SENDİKASI GENEL KURULU ARDINDAN

6

Hava İş Sendikası 27. Genel Kurulunda 24 yıldır sendikanın genel başkanlığını yapan Atilay Ayçin seçimi kaybetti. THY yönetiminin desteklediği Reform Hareketi seçimi kazandı. Atilay Ayçin başkanlığındaki sendika yönetimi ile THY yönetimi arasında çeşitli sorunlar yaşandığı biliniyor. Hava iş kolunda getirilen (grev yasağı daha sonra kaldırıldı) grev yasağı, yasağa karşı yapılan eylemde, eyleme katılan 305 kişinin işten çıkarılması, 305 kişinin işe alınması için verilen mücadele, 24. Dönem TİS görüşmelerinin uyuşmazlıkla sonuçlanması, grev süreci vb. bu sorunlardan bazılarıdır. 27. Genel Kurul öncesinde THY yönetimi doğrudan sürece dahil oldu. Atilay Ayçin yönetimini devirmek için Reform Hareketi açıkça desteklendi. Delege seçimleri sırasında işçilere ve seçilen delegelere baskı yapıldı. Atilay Ayçin 24 yıldır genel başkan olmasına rağmen tekrar aday oldu. Ayçin’in aday olması sendika içinde muhalefet olan Gökkuşağı Harketi tarafından hoş karşılanmadı. Atilay Ayçin yönetimi ile Gökkuşağı Hareketinin uzlaşmaması Reform Hareketine yaradı. Hava İş’te yönetimin değişmesine, THY yönetiminin istediği yönetimin oluşmasına neden oldu. Genel Kurul öncesinde delege seçimleri şöyle oluştu: Atilay Ayçin Teknik AŞ ve Anadolu Şube seçimlerini kazandı.

Gökkuşağı Hareketi uçuş işletme delegelerinden 95’ ini kazandı. 10 0’ ün üzerinde delegey i Reform Hareketi kazandı. Genel Kurulda oy kullanması gereken 300 delege vardı. 211 delege seçime katıldı. 206 oy geçerli sayıldı. Seçilen 89 delege seçimlere katılmadı. Atilay Ayçin listesi 73 oy aldı. Reform Hareketi Ali Kemal Tatlıbal başkanlığındaki liste 133 oy aldı. At i lay Ayçi n, G ök k u şa ğ ı Hareketi ve İşçi Komitesi’nin 167 oyu olmasına, delegelerin çoğunluğuna sahip olmalarına rağmen, uzlaşmayarak seçimi kaybetmiş olmaları, sendika yönetimini THY yönetiminin desteklediği Reform Hareketine kaptırmış olmalarını anlamak mümkün değildir. Hava İş sendikasında yönetimin kaybedilmiş olunması, yeni dönemin başlaması, THY yönetiminin istediği bir yönetimin oluşması sorgulanmak zorundadır. “Sol” adına, “sınıf sendikacılığı”

adına yapılan hatalar tespit edilmek, ders çıkarılmak zorundadır. Biz bu süreci şöyle değerlendiriyoruz: *Atilay Ayçin 24 yıldır genel başkanlık yapmış olmasına rağmen, bir dönem daha genel başkanlığa aday olmasını ve bunda ısrar etmesini yanlış buluyoruz. Profesyonel sendikacılık en fazla iki dönem ile sınırlandırılmalıdır. Sınıf sendikacılığı bunu gerektirir. Sınıf sendikacılığı adına ömür boyu başkanlık olacak iş değildir. *Gökkuşağı Hareketi genel kurulu boykot kararı almış ve uygulamıştır. Bu yanlış da THY yönetiminin istediği yönetimin oluşmasına hizmet eden bir yanlıştır. Ders çıkarılmalıdır. *Hava İş sendikasında “sol, sınıf sendikacılığı” yaptığını iddia edenler göz göre göre yönetimi THY’nın istediği yönetimine kaptırmışlardır. Bu olacak iş değildir. Yapılması gereken yönetimi işverenin istediği kesime kaptırmamak için mücadele etmek ve uzlaşmaktı. Hava İş Sendikasında yöne-

timin kaybedilmiş olunması şu gerçeği de gösteriyor: Sendikal çalışma, sınıf sendikacılığında gözetilecek ilke şu veya bu grubun çıkarı değil, sendika üyesi olan işçilerin, işkolunda çalışan işçilerin, genel olarak işçilerin çıkarı olmak zorundadır. TİS imzalandı, grev bitirildi. Hava İş sendikasında yeni yönetimin oluşmasına bağlı olarak kısa süre içinde 24. Dönem TİS imzalandı. 15 Mayıs’tan bu yana süren grev bitirildi. Grev çadırı söküldü. Sendikanın TİS hakkında verdiği bilgi şöyle: “24. Dönem Toplu iş sözleşmesi 01.01.2013 – 31.12.2015 tarihlerini kapsayacak şekilde imzalandı. Hava iş sendikası Genel Başkanı Ali Kemal TATLIBAL ve yönetim kurulu üyeleri ile THY A.O. yönetimi arasında yapılan görüşmelerde mutabakata varıldı. Anlaşmadan sonra grev çadırına giderek grev pankartını bizzat kaldıran Genel Başkan Ali Kemal Tatlıbal şu açıklamayı yaptı:


“Göreve talip olduğumuzda çatışan değil çalışan bir sendika sloganıyla yola çıktık. 305 arkadaşımızın tekrar işine dönmesi ve grevdeki mağduriyetin giderilip tüm üyelerimizi kucaklamak üzere müzakereleri yürüttük ve mutlu sona ulaştık.” Yapılan anlaşmaya göre ücretlere 1 yıl %5 + %3 takip eden yıllar içinse her altı ayda bir %3 oranında ücret artışı yapılacaktır.

Enflasyonun %3 den yüksek olması halinde fark 6 aylık dilimler halinde ücretlere yansıtılacaktır. Tüm üyelere bir defaya mahsus olmak üzere 2013 yılında çalıştıkları gün sayısına orantılı olarak 5.500 TL brüt ödeme yapılacaktır. Sosyal yardım ödemesinde ve diğer sosyal haklarda da önemli kazanımlar elde edilmiştir. Kabin memurlarının yeni işe girişlerinde uygulanan part-time

çalışma kaldırılmıştır. Rev 3 Uçuş Prosedürünün kaldırılması hususunda da mutabakat sağlanmıştır.” (www.havaıs. org) Sendikanın yeni genel başkanı Ali Kemal Tatlıbal’ın işten çıkarılan 305 kişi ile ilgili söylediği: “305 arkadaşımızın tekrar işine dönmesi ve grevdeki mağduriyetin giderilip tüm üyelerimizi kucaklamak üzere müzakereleri

yürüttük ve mutlu sona ulaştık.” Sözü kamuoyu tarafından 305 işçinin THY’na geri alınacağı, bu konuda anlaşma sağlandığı şeklinde yorumlandı. 305 kişinin THY tarafından işe geri alındığı/ alınacağı ile ilgili yapılan bir anlaşma yok. Bu konuda Hava İş sendikası internet sitesinde THY yönetimi ile görüşmelerin sürdüğü bilgisi yer alıyor. 24.12.2013

PUNTO DERİ İŞÇİLERİYLE DAYANIŞMA KONSERİ Punto Deri Fabrikasında yaklaşık 5 aydır direnişte olan işçilere destek ve dayanışma amacıyla 20 Aralık Cuma günü 17:00-19:00 saatleri arasında Ferhat Tunç, Ayla Yılmaz, Pınar Aydınlar, Grup Abdal (Haluk), Grup İsyan Ateşi’nin katılımı ile bir konser düzenlendi. Direnişte bulunan işçilerle yaptığımız sohbette, Punto Deri’de sendikalaşma mücadelesi ve patronun işçilere baskısı konusunda bir işçi şunları söyledi: ’’Maaş bordroları bizim için bir çok sorundan biriydi. Bu direnişle birlikte maaş bordrolarımızı almaya başladık. Maaşlarımızdaki mesai

ücretlerimizin brüt 1800 liradan yattığı bordrolarda yazmakta.

Yıllık izinlerimizi kullanmaya başladık. Çalışma saatleri sabit-

lendi. Bu ve bunun gibi bir çok hakkımız örgütlü mücadele ile alınmıştır. Biz Punto işçilerine demokratik kitle örgütleri ellerinden geldiğince destek vermektedirler.” Etkinliğe katılan sanatçılar direnişteki işçilerle beraber türkülerini ve şarkılarını seslendirdiler. Konser sırasında ve sonrasında sık sık ‘’Direne direne kazanacağız!, Susma haykır sendika haktır!, Bu daha başlangıç mücadeleye devam!’’ vb. sloganları hep bir ağızdan atıldı. Konser sonrasında Yeni İşçi Dünyası’nın Aralık sayısı işçilere dağıtıldı. 20.12.2013

Sendikalar işçilerin ekonomik siyasi çıkarlarını savunan sınıf örgütleridir. Türkiye Kuzey Kürdistan’daki sendikaların işçi sınıfının çıkarlarını ne kadar savunduğu tartışmalı bir konudur. Sendikalara duyulan güvenin giderek azalmasının temelinde, sendikalarda sık sık yaşanılan yolsuzluklar da önemli rol oynamaktadır. İşte birkaç örnek:

Yol İş Sendikası

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Türk-İş Yönetim Kurulu üyesi ve Yol-İş Sendikası Genel Başkanı Ramazan Ağar başta olmak üzere 9 sendika yöneticisi hakkında iddianame hazırladı. Sendika yöneticilerinin “trilyonlarca liralık işçi parasını kendi özel harcamaları için kullandıkları ve sendikayı zarara uğrattığı gerekçesiyle” dava açıldı. Sendika yöneticileri için 56 yıl hapis cezası istendi. Savcılığın iddianamesine göre

sendika yöneticileri, “satın aldıkları evlerin aylık taksitlerini işçinin parasıyla ödedikleri, bazı yöneticilerin her ay başında eşine, kızına, oğluna, sendika kasasın-

dan maaş ödediği, ailelerine ait kredi kartlarını da sendika parasından karşıladığı, çocuklarının düğünlerini bile sendika kasasından gerçekleştirdikleri suçla-

maları yöneltildi. Okul ve misafirhane inşaatlarında sendikanın trilyonlarca lira zarara uğratılmış olduğuna yer verilen iddianamede, sendika yöneticilerinin, bu inşaatları ihalesiz verdikleri inşaat şirketleri adına, tapudaki ödemeleri de yaptığı, üstüne de bu firmalar adına KDV ödediği de iddia edildi. Bazı yöneticilerin “altın günü”, “para günü” gibi ödemeleri bile sendika kasasından yaptıkları da öne sürüldü.” Yol-İş Sendikası’nda yaşanan usulsüzlükler, hırsızlıklar ve yolsuzluklar her dönem devam etti. Sendika Denetim Kurulu’nun 17 Temmuz 2008 tarihli raporunda, ayda net 9 bin TL maaş alan Genel Başkan Fikret Barın ile ayda net 8 bin TL maaş alan yedi yönetim kurulu üyesinin, yılın 365 günü Ankara dışında görevdeymiş gibi ‘harcırah’ aldığı ortaya çıktı. Fikret Barın’ın, 17 yıldır bu şekilde harcırah alarak bu süre zarfında sırf harcırahlardan 408 bin TL

Ocak 2014 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

SENDİKALARDA YOLSUZLUK

7


para aldığı belirlendi. (http://t24. com.tr/haber/yol-is-sendikasindayolsuzluk-bombalari/199751)

Haber İş Sendikası

Birgün gazetesinde 4 Ağustos günü "Sendika değil başkanın çiftliği" başlığıyla yayımlanan ve Haber-İş Genel Başkanı Alican Akcan'ın yolsuzluklarına yer veren haberden sonra, İstanbul 1 Nolu şube'ye bağlı Gayrettepe ve Avcılar temsilcileri bu haberin kamuoyuna duyurulmasında yer aldıkları gerekçesiyle görevden alındılar. Gazetenin haberinde 20 bin üyesi olan sendikanın 3 milyon kişiye gidecek kadar cep faturası ödediği, 250 bin TL'lik elektrik malzemesinin sendikanın ne işine yaradığı, 7 bin TL'lik kırtasiye malzemesinin 2 yıl içinde tüketilmiş gibi gösterildiği anlatılarak, bu ödemelerin genel kurul kararı olmadan Akcan ve muhasebede yer alan oğlu İslam Akcan ile sendikanın genel mali sekreterinin imzasıyla alındığı belirtilmişti. Türkiye Haber-İş Sendikası'nda 2006-2010 yılları arasında denetim kurulu röportörlüğü görevi yapan Kenan Göksu'nun araştırmalarına dayandırılan haberde, Göksu sendikada 2008 yılı sonrasında arkadaşlarıyla birlikte yaptığı denetimler sonrasında bir takım yolsuzluklara rastladığını, faturaların Fon Çerçeve, Mavi Vizyon, Liderler isimli şirketlere kesildiğini belirtiliyor. (http://www.bianet.org/bianet/ emek/124432-sendika-baskani-

yla-ilgili-yolsuzluk-iddialari-uzeri ne-temsilciler-gorevden-alindi)

TES-İş Sendikası

Genel Başkanı Mustafa Kumlu ve sendika yönetimi hakkında 150 milyon lira civarında usulsüzlük yaptıklarına ilişkin şikayette bulunulduğu ortaya çıktı. Savcılıkça yaptırılan bilirkişi incelemesinde Kumlu’nun mal varlığındaki artışla iddia edilen yolsuzluklar arasında bağ kurulamayınca takipsizlik kararı verildi. Ancak şikayetçiler takipsizlik kararına bir üst mahkemede itiraz etti. Sincan Ağır Ceza Mahkemesi’nin soruşturma ile ilgili incelemesinin devam ettiği belirtildi. TES-İş Trabzon Şube Başkanı Cengizhan Gündoğdu ve Kütahya Şube Başkanı Eşref Erden tarafından 2008 yılında Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na verilen şikayet dilekçesinde Kumlu ve diğer yöneticilerin yönetime gelmeleri ile birlikte Sendikalar Kanunu ve Yönetmeliği’ne aykırı olarak ve hatta hiç dikkate almayarak kendi özel şirketleri gibi hareket ettikleri iddia edildi. (http://w w w.tekgida.org.tr/ O k u /3 8 9 4 /15 0 - M i l y o n l u kYolsuzluk-Yargida)

Hizmet İş sendikası

Hak İş konfederasyonuna bağlı Hizmet İş Sendikasında yeni bir yolsuzluk ortaya çıktı. Yolsuzluk önce 3.4 milyon lira olarak kamuoyuna duyuruldu. Ancak daha sonra bu rakamın 15 milyon lira olduğu iddia edildi.

Sendikanın görevlendirdiği Eksen Mali Müşavirlik tarafından hazırlanan 12 Temmuz ve 12 Eylül 2013 tarihli asıl raporlarda yolsuzluğun boyutları ortaya konuyor. İddialara göre; sendikanın toplamda 15 milyon TL’nin üzerindeki parası çeşitli yöntemlerle sendika hesaplarından çalındı. Yolsuzluk olayının basına yansımasının ardından Hizmet-İş Sendikası, mali müşavirlik bürosu tarafından hazırlanan ön inceleme raporunda yer alan bilgiler kamuoyuna açıklandı. Bu raporda yolsuzluğun tutarı 3.4 milyon lira olarak belirtiliyordu. Ancak müşavirlik firmasının ikinci ve nihai raporunda yolsuzluğun tutarı 15 milyon lira olarak tespit ediliyor. Tespitlere göre inceleme döneminde “belgesiz gider kaydı” yapmak suretiyle kasadan yapılan yersiz çıkış tutarı 9 milyon 222 bin 272 Türk lirası, banka ekstrelerinin tetkikinde muhasebe yetkilileri N.Y. hesabına 1 milyon 640 bin 332 TL ve R.Y. adına 1 milyon 596 bin 395 TL olmak üzere toplam 3 milyon 236 bin 727 TL yersiz para çıkışı gerçekleşti. Hizmet İş Sendikası ile ilgisi tespit edilemeyen şahıslara toplam 2 milyon 378 bin 700 TL daha yersiz para aktarıldı. 53 bin üyesi bulunan Hizmet-İş'teki yolsuzluk, Türkiye'deki sendikalar tarihinde bugüne kadar ortaya çıkan en büyük yolsuzluklardan biri. (http://www.evrensel.net/haber/74911/memur-sen-hak-is-bunasil-is.html#.Uskf8bS9Iaw)

Ne yapmalı?

Sendikalarda yolsuzluğa yukarıda verdiğimiz birkaç örnek sendikal bürokrasinin çürümüşlüğünün, sendika ağalarının saltanatının boyutlarını gösteriyor. Sendikal bürokrasi, sendika ağaları işçilerin aidatları üzerinden saltanat sürüyor. Yetmiyor, üçkağıtla, sahtekarlıkla işçilerin aidatları cebe aktarılıyor. Peki, bu kader mi? Önlenemez mi? Biz işçiler sendikal bürokrasiye mahkûmuyuz, alternatifimiz yok mu? Alternatifimi z var. Alternatif gerçek anlamda sınıf sendikacılığıdır. Nedir sınıf sendikacılığının ilkeleri? Şube başkanlığı, sendika yöneticiliği, profesyonel sendikacılık en fazla iki dönemle sınırlandırılacaktır. Sendika yöneticilerinin maaşları kalifiye işçi ücreti düzeyinde olacak, imtiyazlar ortadan kaldırılacaktır. Bunun için sendikalarda gizli devrimci fraksiyon çalışması yürütmek, adım adım sınıf sendikaları inşa etmek, olan sendikalar içinde çalışarak dönüştürmeye çalışmak, devrimci işçilerin sendikaların yönetimine gelmesi için mücadele etmek vb. görevlerimiz vardır. Bu görevlerin yerine getirilmesi için işletmelerde çalışmayı esas almak mutlak gerekliliktir. Sendikal bürokrasinin egemen olduğu sendikalarda yaşanan yolsuzluğun panzehiri sınıf sendikacılığıdır. Sınıf sendikacılığı yolunda ileri! 05.01.2013

Ocak 2014 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

SERMAYENİN DOYMAK BİLMEYEN BİR ÖRNEĞİ: ELİT ÇİKOLATA FABRİKASI Esenyurt’ta kurulu bulunan Elit çikolata fabrikasında çalışan işçiler yeni yılı patronun iki işçiyi işten atma saldırısı ile karşıladı. İki işçi iki aydır ödenmeyen ücretlerini istediği için işten çıkarıldı. Türk-İş’e bağlı Tek Gıda- İş Sendikasının örgütlü olduğu fabrikada, işçiler patronun yanı sıra sendikanın işbirlikçi şube başkanına karşı da mücadele yürütüyor. Elit işçileri fabrikada yaşadıkları sorunlar üzerine bir bildiri kaleme alıp dağıttılar. Bildiri şöyle:

“BİZ İŞÇİLERİ APTAL YERİNE KOYAMAZSINIZ!

8

ELİT’te sorunlarımız bir türlü bitmiyor. İşveren toplantı düzenliyor:

“Arkadaşlar bu ay da maaşlarınız gecikecek” diyor. “Şirketimizin, birtakım sıkıntılar yaşadığını şirket çıkarlarını, siz çalışanların çıkarları üstünde tutmak zorundayız” diyor. Ve bu sıkıntıları aşmak için maaşların, 20 Aralık'tan önce yatırılmayacağını ve birkaç ay böyle gideceğini haykırıyor. Sebebi ise şirketimizin mali sıkıntıları! Bankalara olan borçları, alınan ham maddenin pahalılığı vs. vs. gibi savsatalar. Soruyoruz: neden şirket çıkarları biz işçilerin çıkarları üstünde tutuluyor? Neden bizim çıkarlarımız hiçe sayılıyor ve önemsenmiyor? Ç a l ı ş a n ve ü reten bi zi z . Çalışmamızın karşılığını alamayan, emeğine el konulan, Elit’i

zenginleştiren de biziz! Biz biliyoruz ki toplantıda bize yalan söylediler. Bizi kandırmaya çalıştıklar ve biz biliyoruz ki ELİT bütün yatırımla r ı n ı, GAY R İ M ENK ULE , OTELLERE, MAĞAZALARA vs. yapıyor. Elit’in kendi haber sayfalarında bile bunları bulabilirsiniz. Düpedüz yalan söylüyorlar. Bununla ancak kendilerini kandırırlar, bizi değil. Peki, SENDİKA buna ne diyor? Hani bizim çıkarlarımızı işveren çıkarları üstünde tutuyordu? Gecikmeli bir şekilde maaşımız banka hesabımıza yatırıldığında, işyerinde boy gösteren, aldığımız maaşı bir lütufmuş gibi, birde zorla fotoğraf çektiren ŞUBE

BAŞKANIMIZ neden gelip bize bir açıklama yapma gereği duymuyor? Anlaşılan o da bizim çıkarlarımızı hiçe sayıp, işveren çıkarlarını önemsiyor ve ondan besleniyor. Ama SÖZLEŞME kararına uymak zorunda ve işvereni de uyarmak zorunda. Sendikanın TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİnde aynen şu yazar: işçinin maaşı ayın 1 ile 5’i arasında ödenmek zorunda. Şimdi soruyoruz: Sayın ŞUBE (BOŞ)KANINA neden AYIN YİRMİSİ? Anlaşılan sen bu yükü kaldıramayacaksın, bizde sendika GENEL MERKEZİ’ne gider, bu mağduriyetimizi dile getiririz. Bu ne biçim bir sendika anlayışı? Biz işçileri önemsemiyen, emeğimize sahip çıkmayan bir sendika iste-


miyoruz. Ya kendilerine çeki düzen verirler ya da biz çalışanların emeğine saygı gösteren bir sendikayla yolumuza devam ederiz. Biz işçilerin sırtından nemalanan sendika istemiyoruz. ELİT İŞÇİLERİ” Fabrikada çoğunlukla kadın işçiler çalışıyor. Her gün 12 saat çalışan, 2 aydır maaş alamayan, birikmiş 4 ikramiye alacakları olan işçiler sadece haklarını istediler ve kapı önüne konuldular. E l it ’te 170 iş çi ç a l ı şıyor. Fabrikada 2 taşeron firma var. Elit’te çalışma saatlerinin uzun olması, düşük ücret nedeniyle sürekli bir sirkülasyon yaşanıyor. İşten çıkarılan iki işçi fabrikada yaşanılan sorunlar, sendika ile yaşanılan sorunlar ve neden işten atıldıkları konusunda şunları anlattılar: “Elit çikolata fabrikasında yaşanan dramı görmezden gelen TÜRK İŞ’e bağlı Tek Gıda İş Sendikası, işverenin ve onun temsilciliğini yapan idari amirlerin, işçiye karşı olan yaptırımlarını

onaylıyor ve bizzat içinde yer alarak insanlık suçu işliyor. Elit’te işçiler 12 saat çalıştırılarak ve haftanın 7 günü işyerinde geçirmek zorunda bırakılıyor. Hafta sonu tatillerini kullanamıyorlar. İki vardiya şeklinde çalışan işçilere gecede uzun mesai saatlerinden ve çalışmanın yoğun temposundan kaynaklı sürekli hemen her gece bayılanlar oluyor. Çoğunluğunu kadın işçilerin oluşturduğu iş yerinde bayılıp kafasını makineye çarpanlar veya yerdeki betona çarpanlar oluyor. Fabrikada doktor yok. Bayılan işçiler ayıltılarak tekrar çalıştırılıyor. İşverenin kendi temsilciliğini yapması için seçtiği ve sendikanın da onayladığı "işçi temsilcileri", işçiler üzerinde ciddi bir baskı uygulamakta. Sayıca çok iş bölümünden oluşan işyerinde ve hemen herkesin çalıştığı işlerde, işveren temsilciliğine soyunmuş sendikacılar, kendilerine ve işverene taraf olmadıkları işçileri, en ağır bölümlere vererek, keyfi uygulamalarına kurban ediyor. İş bölümleri yüksek gürültülü, ağır ve yoğun tempo

gerektirdiğinden, herkesin her bölümde sadece bir saat çalışılması kararı alınmış ancak bu fiili olarak uygulanmamakta. Oysa 6331 sayılı kanun 8.Madde 1.2.3.(a) (b ) (c) (ç) (d) ve (e) bendine baksınlar ve işçilerin sağlığıyla oynamasınlar. Sendikanın görevi işçiyi yoksullaştırmak, işverenin yaptırımlarına karşı sahipsiz bırakmak olmamalı. İşyerinde çalışanlar bir yılını doldurmadan sendikaya üye edilmiyor. Maaşlar sendika Toplu İş Sözleşmesinde belirtildiği gibi ayın 1 ile 5'i arasında ödenmiyor. İşverenin keyfine bırakılmış. Ayın 20-25'ine kadar ödeme yapmayarak işçileri mağdur ettikleri yetmiyormuş gibi, bir de iki aylık maaşlarını ödemeyerek adeta perişan etmişlerdir. Evlerinde yiyecek bir ekmek bulamayan işçiler, kredi borçları, taksitler, ev kiraları derken, ciddi sıkıntılar içine girmişlerdir. Bu sıkıntılara patronun yanı sıra, sendikanın da göz yumduğu gerçeği gözlerden kaçmıyor. İşveren rutin toplantılar düzenleyerek ve bu toplantılarda verilen sözler tutulmadığından,

her toplantıda değişik temsilcilerle işçilerin karşısına çıkmaktalar. Sendika bu konuda işçilere herhangi bir açıklama yapmadığı gibi, işçilerin sorularını da yanıtsız bırakıyor. TÜRK İŞ’e bağlı Tek Gıda İş Sendikası Avrupa Yakası Şube Başkanı Turgay Koç mağduriyetliğini dile getiren bizi işten attırmıştır. Şube başkanı kendisi ile görüşmemizde bizi azarlayarak, “siz kimin taşeronluğunu yapıyorsunuz, kime çalışıyorsunuz?” dedi. Biz de “işyerinde teşeronlaşma var. İki aydır maaşlarımız ödenmeyerek mağdur edildiğimizi ve sendikanın buna sessiz kaldığını, asıl taşeronluğu siz yapıyorsunuz” dediğimiz için işten attırıldık.” Biz biliyoruz ki Elit işçilerinin yaşadıkları sorunlar sadece Elit’e özgü değil. Düşük ücretler, uzun çalışma saatleri, sağlıksız çalışma koşulları, ödenmeyen maaşlar, işten çıkarmalar, işsizlik vb. ücretli köleliğe dayalı kapitalist sistemin sorunlarıdır. Çözüm belli: Kapitalist sistemi layık olduğu yere göndermek. Mezara! 05.01.2013

E seny u r t ’t a bu lu na n E l it Çikolata Fabrikası işçileri iki aylık maaşlarını istedikleri için iki işçi işten atıldı. İşçiler işlerine geri dönmek ve iki aylık alacakları için fabrika önünde basın açıklaması düzenledi. 2 Ocak Perşembe günü ana cadde üzerinde toplanan kitle fabrika önüne kadar yürüyüş gerçekleştirdi. En Önde taşınan ozalitte “2 aydır ödenmeyen maaşlarımızı istediğimiz için işten atıldık. İşimizi geri istiyoruz” yazılıydı. Yürüyüş boyunca işçiler “Elit işçisi yalnız değildir!, Tanıl Küçük, işçiler büyük!, Zafer direnen emekçinin olacak! Satılık sendika istemiyoruz!, Atılan işçiler geri alınsın!” vb. sloganları atıldı. Fabrika önüne varıldığında işçiler içerde çalışmakta olan diğer işçileri basın açıklamasına çağırd��.

Elit patronu Tanıl Küçük hak arayan işçilerden korktuğu için fabrikanın giriş çıkışlarını kapattı. İşten atılan işçiler ve basın açıklamasına destek veren kitle dışarıda işçilerin paydos saatini bekledi. Bekleyiş sırasında sürekli olarak

sloganlar atıldı, halaylar çekildi. Fabrikanın paydosu saat 20.00 olmasına rağmen patron işçileri fabrika içinde esir aldı. Yarım saat boyunca işçiler fabrikada esir tutuldu. İşçilerin baskısı sonucu işçilerin evlerine gitmeleri için ka-

pıları açmak zorunda kaldılar. İşten atılan işçiler patron Tanıl Küçük’ten hesap sorarken, aynı zamanda patron ile işbirliği yapan Tek Gıda İş Sendikası Avrupa yakası şube başkanı Turgay Koç’tan da hesap sorarak istifa etmesini talep ettiler. İşten atılan işçilerin talepleri: 2 aylık maaşları, ikramiyelerinin ödenmesi, çalışma saatlerinin kısaltılması ve işe geri alınmaları. Basın açıklaması işçilerin “Bu daha başlangıç mücadeleye devam!” sloganıyla sona erdi. Basın açık lamasına Emep, Sodap, Bdsp, Köz ve Yeni İşçi Dünyası destek verdi. İşten atılan işçiler geri alınsın! Elit işçisi yalnız değildir! Zafer direnen emekçinin olacak! 02.01.2014

TAKSİM DAYANIŞMASI EYLEMİNE POLİS SALDIRISI VE YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜMÜZE GÖZALTI 27 Aralık Cuma günü Taksim Dayanışmasının çağrısıyla bir araya gelen kitleye polis her zamanki gibi tüm şiddetiyle saldırdı! Gü len Cemaati ile Milli

Görüş arasındaki iktidar savaşından kaynaklı olarak “yolsuzluk ve rüşvet” operasyonu ve karşı operasyon gündeme gelmiş, ortaya kirli çamaşırlar

dökülmüştü. Bunun üzerine Taksim Dayanışması “Yağmaya, Soyguna, Talana, Şiddete Karşı Dayanışmaya Devam…” başlığı ile Taksim’e çağrı yaptı.

Yapılan çağrıda şunlar belirtildi: “Yağmaya, Soyguna, Talana, Şiddete Karşı Dayanışmaya Devam… Bugün başta İstanbul olmak

Ocak 2014 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

İKİ AYLIK MAAŞLARINI İSTEDİKLERİ İÇİN ELİT ÇİKOLATA İŞÇİLERİ İŞTEN ATILDI

9


üzere bütün kentlerimizde; mahallelerini, kentlerini, meydanlarını, kıyılarını, ağaçlarını, ormanlarını, geleceklerini, değerlerini, kültürlerini kimliklerini, insanca yaşam onurunu, meslek ve bilim ilkelerini, kısacası yaşam ve yaşam alanlarını savunurken akıl almaz, vicdana sığmaz polis şiddeti ile canlarını yitiren tüm arkadaşlarımızın, yaralanan, kalıcı sakatlık yaşayan tüm yurttaşlarımızın vebalini taşıyanlar; bu rezil soygun, rüşvet ve yağma düzeninin devamından medet umanlardır. Bu vebali taşıyanların tümü ve onlara arka çıkanlar hesap verene kadar dayanışmamızdan ve haklı mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Bu kararlığımızı bir kez daha göstermek, dayanışmamızın asıl hedefi olan yağma, talan, şiddet ve soyguna son demek ve basın açıklamamızı yapmak için 27 Aralık Cuma günü saat 19.00 da Taksim’ deyiz!” Hesap sormak için binlerce kişi Taksim’e akın etti. Kitlenin toplanmasına dahi fırsat vermeyen

polis Tomalardan tazyikli su sıktı. Yakın mesafeden plastik mermiler kitleye sıkıldı. Saldırılar sonucu çok kişi yaralandı. Gece yarısına kadar ara sokaklarda çatışmalar devam etti. Polisin saldırısına kitle havai fişekler ve taşla karşılık vererek direndi. YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜMÜZ G ÖZ ALTINA ALINDI Polis gözaltı furyasına gündüz saatlerinde başladı. İlk gözaltılar saat 16.00’da yapıldı. Polis yoldan geçenleri istediği gibi hiçbir şey söylemeden gözaltına aldı. İstiklal Caddesinde “hırsız var!”

diye bağırdığı için gözaltına alınanlar, fotoğraf çekimi yaptıkları için gözaltına alınanlar oldu. Üç avukat yerde sürüklenerek ve zor kullanılarak gözaltına alındı. Gözaltına alınan avukatlardan Alper Atmaca gözaltı aracında zor kullanılarak elleri plastik kelepçe ile kelepçelendi. İstanbul Barosunun girişimleri ile gece yarısı doktor kontrolünden sonra avukatlar serbest bırakıldı. Dergimizin eski ve yeni yazı işleri müdürü Aziz Özer ve Metin Yoksu İstiklal Caddesi girişinde haber yaparken hiçbir gerekçe gösterilmeden gözaltına alındı-

lar. Arkadaşlarımız gazeteci oldukları belirtmelerine rağmen gözaltına alındılar. Gözaltına aracına Aziz Özer bindirildiği sırada polis tarafından darp edildi. Bir gün boyunca 34 kişi gözaltında tutuldu. Hemen hemen herkese “polise görevi yaptırmamak” suçlaması yapıldı. 28 Aralık Cumartesi saat 18.00’de tüm gözaltılar hastane kontrolü sonrası serbest bırakıldı. Yaşananlar bir kez daha göstermiştir ki en sıradan bir basın açıklamasına polis saldırıyor, keyfi gözaltılar yapıyor. Yolsuzluğun, rüşvetin, yiyiciliğin hesabını sormak için alanlara çıkan halka polis gazla, copla, plastik mermi ile saldırıyor. Polis terörü, hukuksuzluk, yolsuzluk, rüşvet, yiyicilik … almış başını gidiyor. G erç ek demok r a si bu si stem içinde mümkün değildir. Kapitalizm var olduğu sürece yolsuzluk ve rüşvet de var olacaktır. Yolsuzluğa, rüşvete, yiyiciliğe son vermenin yolu işçi sınıfı önderliğinde devrimdedir! 29.12.2013

Ocak 2014 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

ADANA’DA YOLSUZLUK PROTESTOSU

10

5 Ocak günü Adana’da, iyice ayyuka çıkan yolsuzluk ve rüşvet olaylarını protesto etmek amacı ile bir eylem düzenlendi. AKP il binası önünde yapılmak istenen eyleme polis müdahale etti. 17 Aralık’ta başlatılan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun ardından yaşanan gelişmeler ve her gün ortaya çıkan farklı bilgi ve belgeler sonucunda hükümet ve hakim sınıfın kimi temsilcileri arasında rüşvet ve yolsuzluklarla yaşanan yasadışı para transferleri gün yüzüne çıktı. Bunun üzerine çeşitli merkezlerde protesto eylemleri organize edildi, edilmeye devam ediyor. Bu eylemlerden bir tanesi de 5 Ocak günü Adana’da gerçekleştirildi. 5 Ocak günü AKP İl Binası önünde toplanıp burada bir basın açıklaması yapmak isteyen

eylemciler polis tarafından engellendiler. AKP İl Binası önünde yapılmak istenen eylemler bundan önce de hep engellenmiştir.

Gerekçe olarak da binanın altında bir market olduğu ve bu nedenle vatandaşların mağdur edilebileceği öne sürülüyor. Nitekim 5

Ocak günlü eylemde de aynı gerekçe öne sürüldü. Bina önünde açıklama yapmak konusunda ısrarcı olan eylemcileri polis ite kaka karşı kaldırıma sürükledi ve açıklamayı burada yapabileceklerini söyledi. Bu arada çıkan arbedede bir kişi gözaltına alındı. Eylemciler basın açıklamasını AKP İl Binasına yaklaşık 100 metre mesafede yapmak zorunda kaldılar ve polisin bu saldırgan tutumunu protesto ettiler. Açıklamanın ardından oturma eylemi gerçekleştiren eylemciler, gözaltına alınan kişi serbest bırakılıncaya kadar oturma eylemine devam ettiler. Gözaltına alının kişinin serbest bırakıldığına dair haber alınınca eylem sonlandırıldı. 06.01.2014

KADIKÖY’DE KENT MİTİNGİ 22 A ra l ı k Pa z a r g ü nü Kadıköy’de “Yağmaya karşı haydi İstanbul’u savunmaya!” şiarıyla on binlerce kişinin katıldığı bir miting düzenlendi. Miting Kent Hareketleri, Kuzey Ormanları Savunması ve Forumlar Arası

Diyalog, Kentsel Dönüşümle Mücadele Çalışma Gurubu tarafından düzenlendi. Yürüyüş için iki kolda toplanıldı. Haydarpaşa Numune Hastanesi önü ve Söğütlüçeşme. İk i kolda n Kad ı köy İskele

Meydanı’nda k i miting a lanına yüründü. Mitinge kısa bir süre önce yapılan “yolsuzluk operasyonu”na karşı tepkiler damgasını vurdu. Mitinge onlarca forumun yanı sıra, İstanbul Hepimizin,

Karadeniz İsyandadır Platformu, LGBT örgütleri, feminist gruplar, DİSK, KESK, TMMOB, İstanbul Tabip Odası, HDP, HDK, ÖDP, Halkevleri, Kaldıraç, Alınteri, Partizan, Skyp, TKP, taraftar grupları, engelli örgütleri vs. katı-


lım gösterdi. Ayrıca HDP Eşbaşkanı Ertuğrul Kürkçü ve milletvekili Levent Tüzel, DİSK Genel Başkanı Kani Beko, CHP Milletvekili Mahmut Tanal, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan’ın yanı sıra sanatçı Ferhat Tunç, şair Ataol Behramoğlu da katıldı. Kor tejler gayet renk liydi. Ayakkabı kutuları mitinge damgasını vurdu. Örneğin gençlerin ayakkabı kutularına şeker koyarak “rüşvet” dağıtmaları ya da Halkbank’ın önüne ayakkabı kutularının bırakılması gibi. Yürüyüş boyunca atılan bazı sloganlar ise şöyleydi: "Hırsız vaaaarrr", "Direne direne kazanacağız", "Çal çal nereye kadar bitti buraya kadar", "Gün gelecek devran dönecek hırsızlar halka hesap verecek", "Her yer Taksim her yer direniş", "Her yer rüşvet her yer yolsuzluk” "Yaşasın halkların kardeşliği", "Yağmacılar halka hesap verecek", "Barınma hakkımız engellenemez", "Diren Berkin İstanbul seninle", "Hükümet istifa", sloganlarının atıldığı yürüyüşte "Kutularınızı polis aldı diye yenisini getirdik" yazılı ayakkabı

kutuları da dikkat çekiyordu. İki koldan miting alanına girişler yapılırken, Haydarpaşa yönünden gelen yürüyüşçülere, arama noktasında, üst araması yaptırtmak istemeyen grupla polis arasında arbede yaşandı. Polis bunun üzerine, ses bombası, tazyikli su ve gaz bombalarıyla saldırdı. Saldırıda 5 kişi yaralanırken 64 yaşındaki bir kadının kalbi durdu. Elif Çermik adındaki kadın hastanedeki müdahaleler sonucu yaşama döndürüldü. Saldırının ardından sokak

aralarında kısa süreli çatışmalar yaşandı, polisin geri çekilmesiyle birlikte, programa kalındığı yerden devam edildi. Ortak açıklamayı okuyan Cihan Baysal, "Biz İstanbul halkı, eşitlik, özgürlük ve adalet kavgamızın en güzel şehrini İstanbul'u yağmacıların, talancıların, kibirli zorbaların saltanatına karşı savunmak için buradayız, birlikteyiz, ayaktayız" dedi. Baysal, farklı dillerde "yalana, talana, yağmaya, yıkıma artık yeter" diye konuştu. Konuşmasının devamında :

"Görülmemiş bir polis şiddetiyle el birliğiyle katlettiğiniz çocuklarımız Ethem'in, Abdullah’ın, Ali İsmal'in, Medeni’nin, Mehmet'in, Ahmet'in, Ferit'in, çocukluğunu çaldığınız Berkin'in ve kahırdan öldürdüğünüz Fadime ananın hesabını soruyoruz." diye konuştu. Sık sık hükümete istifa çağrıları yapıldı. Cihan Baysal’ın konuşmasından sonra, LGBT bireyler adına konuşan Şevval Kılıç, "Kentsel projelerin birincil mağdurları olarak kentlerin dışına itiliyoruz. Bu kent fahişelerin de kentidir. Alışın buradayız. Gitmiyoruz. Bu kent hepimizin kentidir. Bizim de kentimizdir" diye konuştu. Miting Tahribat-ı İsyan ve Yolcular müzik grubu, Hemşince şarkılar seslendiren Melesus adlı grubun dinletileriyle sona erdi. Yeni Dünya için ÇAĞRI okurları olarak eyleme biz de katıldık. İki koldan yürüyüş boyunca ve miting alanında dergimizin 166. sayısını, Yeni işçi Dünyası’nın A r a l ı k s ay ı sı n ı ve Gü ne y Dergisinin 66. sayısının satışını yaptık. 23.12.2013

MADEN İŞÇİLERİ TTK ÖNÜNDE EYLEM YAPTILAR

Z ong u lda k ’t a Tü rk iye Taşkömürü Kurumu’na bağlı çalışan madenciler ikramiyeleri ödenmediği için 31 Aralık günü TTK Genel Müdürlüğü önüne yürüyerek eylem yaptılar. TTK’ya bağlı Kozlu, Karadon ve Üzülmez kurumlarında çalışan işçiler 1,5 maaş tutarındaki ikramiyeleri ödenmediği için eylem kararı aldılar. 31 Aralık günü TTK Genel Müdürlüğü önünde toplanan işçiler genel müdür ile görüşme talep ettiler. Özel güvenlik ve polisler işçilerin müdürlüğe daha fazla yaklaşmamaları için müdürlük bahçesine bariyerler kurmuş ve böylece

işçileri durdurmaya çalışmışlardır. Bunun üzerine işçiler ve güvenlik güçleri arasında bir arbede yaşandı. Daha sonra Genel Maden İşçileri Sendikası yöneticileri müdürlerle görüşüp ikramiyelerin ödenmesi için bir tarih aldılar. Verilen tarihte ödeme yapılmadığı takdirde ocaklarda eylem yapacaklarını ifade ettiler. Açıklamadan sonra işçiler eylemi sonlandırdılar. BALCALI’DA TAŞERON SAĞLIK İŞÇİLERİ İŞ BIRAKTILAR Disk’e bağlı Devrimci Sağlık İş Sendikası üyesi işçiler 30

Aralık günü, Adana Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi’nde iş bırak ma eylemi yaptılar. Taşeron sistemine karşı düzenlenen eylemde acil servis çalışanları dışındaki tüm işçiler eyleme katıldılar. Eylemde öne çıkan talepler, taşeron şirketlere verilen ihalelerin durdurulması, ücretlerin açlık sınırının üzerine çekilmesi, sosyal hakların iyileştirilmesi ve yıllık izinlerin ikişer gün arttırılması idi. EDAŞ İŞÇİLERİ DİRENİŞTE Disk’e bağlı Enerji-Sen üyesi Gediz Edaş işçileri taleplerini kabul etmeyen işletme patronlarına karşı direnişe geçtiler. 18 Aralık günü Gediz Elektrik binası önüne direniş çadırı kuran işçiler, öz e l le ş t i r me s onrası Gediz Edaş’ın sahibi olan Bereket Hold i ng’ i n önü ne yürüyerek bir eylem gerçekleştirdiler. İşçiler, yol ve yemek

masraflarının karşılanmadığını, çalışırken kullandıkları bir takım aletleri dahi kendilerinin aldığını, sendikalı oldukları için patronların baskısına maruz kaldıklarını ifade ettiler. Bu baskıların sona ermesini, iş sağlığı ve güvenliği kurallarının uygulanmasını, yol ve yemek paralarının ödenmesini talep ettiler. İşçiler, talepleri karşılanıncaya kadar eylemlerine devam edeceklerini söylediler. MADEN İŞÇİLERİ ALACAKLARI İÇİN EYLEMDEYDİ Manisa’ya bağlı Soma’da bulunan Uyar Madencilik adlı işletmede çalışırken işten atılan 750 civarında işçi Türkiye Kömür İşletmeleri genel Müdürlüğü’ne

Ocak 2014 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Kısa... Kısa...

11


bağlı Ege Linyitleri İşletme Müdürlüğü önünde işten atmaları ve iş cinayetlerini protesto etmek maksadı ile bir basın açıklaması yaptılar. Yapılan açıklamada, işten çıkartıldıktan sonra içeride kalmış iki aylık ücretlerini ve tazminatlarını alamadıklarını, patronun üç yıla

varan vadeli senetlerle bu paraları ödemeyi önererek bir sözleşme imzalatmak istediğini, işletmeyi kapattığına dair İşkur’a bildirimde bulunmadığı için işsizlik sigortasından yararlanamadıklarını ifade ettiler. İşçiler, yapılan bu öneriyi geri çevirdiklerini, baskılara boyun

eğmeden haklarını alıncaya kadar mücadele edeceklerini ifade ettiler. PUNTO DERİ'DEN İŞTEN ÇIKARMA SÜRÜYOR Türk-İş'e bağlı DER İTEKS Sendikası üyesi oldukları gerekçesiyle Punto Deri Fabrikası'ndan

çıkarılan 40 işçinin direnişi sürerken, 39 işçi daha işten çıkarıldı. 39 işçi "Şirketin küçülmesi" gerekçisiyle işten atıldı. Punto Deri fabrikasından atılan işçilerin sayısı 79'a çıktı. 1 Ocak itibari ile işten çıkarılan 39 işçi de, diğer işçilerle beraber direnişe katıldı. 05.01.2014

MARAŞ KATLİAMI BİR KEZ DAHA LANETLENDİ

Ocak 2014 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

29 Aralık Pazar günü Maraş katliamının 35. Yıldönümü dolayısıyla, Güney Kültür Merkezinde bir etkinlik düzenlendi. Etkinlik Maraş katliamında hayatlarını yitirenlerin anısını bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Sunumu yapan arkadaş, 19 Aralık’ta başlayan ve 29 Aralığa kadar süren, Alevi Kürtlere karşı yapılan katliamın nasıl gerçekleştiğini, kimler tarafından tezgahlandığını anlatan kısa bir konuşma yaptı. Sunumda; verilen resmi bilgilere göre 150 Alevi öldürülmüş, Alevilere ait 200’ün üzerinde ev yakılmış, 100’e yakın işyeri ise tahrip edilmiştir. Fakat bu bilgilerin gerçeği çok yansıtmadığını, ölü sayısının çok daha fazla olduğu belirtildi. Sunumdan sonra Maraş katliamını ayrıntılarıyla anlatan, o dönemde yaşayan, ailesinin büyük bir kısmını kaybeden tanıklarla yapılan bir belgesel izlendi. Belgesel gösteriminden sonra 10 dakikalık bir aradan sonra tartışma bölümüne geçildi. Tartışmada öne çıkan bazı nokta-

12

lar şunlardı: Türk devletinin tarihinin katliamlarla dolu bir tarih olduğu, her dönemde mezhepsel çatışmalar yaratarak, halklar birbirine düşman edilerek, birbirine kırdırıldığı, bu katliamın sorumlularının sadece gösterilmeye çalışıldığı gibi MHP olmadığı, esas olarak Kont-gerilla ve MİT’inde işin içinde olduğu, aynı zamanda dönemin hükümetinin de bilgisi

dâhilinde bilinçli ve örgütlü bir katliam gerçekleştirildiği ve bu katliam ile birlikte esasında 1980 askeri faşist darbesinin de yolunun açıldığı belirtildi. Katliam ve imha etme politikalarına karşı, var olan sisteme karşı örgütlü bir mücadeleyle gerçekleşebileceği vurgulandı. Gelen Önemli bir soru ise şöyleydi: “Verilen örneklere ve konuşmalara bakılırsa o dönemki

devrimci hareket çok daha güçlüydü, neden böyle bir katliamı engelleyemedi?” O dönemdeki devrimci hareketin bugüne göre daha güçlü olduğu, fakat bu gücün nicel bir güç olduğu, nitel anlamda güçlü olmadığı, örgütsüz ve dağınık olduğu, buna rağmen devrimcilerin güçlü olduğu yerlerde provokasyonların engellendiği vurgulandı. Bir diğer soru ise; Alevilerin bugün hangi konumda olduğu, birçok Alevi örgütlenmelerin Türk şovenisti bir konumda durduğu, bunun nasıl açıklanabileceği soruldu. Bu soruya cevaben, belgeselde de görüleceği gibi Türk –İslam sentezi bir ideolojiyle yöneten bir hükümet olduğu, CHP bu katliamda hiç payı yokmuş gibi aklanmaya çalışıldığı, hatta koruyucu rolü üstlendiği, Kürt ulusal hareketin yükselmesiyle birlikte, en iyi Türk, en iyi din yarışına girildiği bir dönemden geçildiği belirtildi. Etkinlik tartışmalı ve verimli geçti. 30.12.2013

İKTİDAR BLOKUNDA İÇ SAVAŞ VE EKONOMİDE DIŞ STRES 2014, YIKICI BİR KRİZE DOĞRU Türkiye ekonomisi çok vektörlü bir kırılganlık yaşıyor. 2013 yılı ekonominin bu karakterini daha da alenileştirdi. Kırılganlık en belirleyici şekilde yüksek cari açıkta kendini gösteriyor. 2013’te cari açık 60 milyar Dolar’a yükseldi. Bu miktarla, cari açığın GSMH’ya oranı %8’e ulaştı. Türkiye’nin dahil olduğu “yükselen piyasalar” olarak tanımlanan ülkeler içinde bile bu oran dikkat çekiyor.

Böylesine bir cari açığı döndürmek, başlı başına bir sorun. Cari açık dış kaynağa bağımlılığı şiddetle artırıyor. Bu bağımlılık hem yapısal bir karakter taşıyor, hem de “narkotik” bir içerikte gelişiyor. Yapısallık ve “narkotik” bağımlılık birbirini besliyor ve birbirini derinleştiriyor. Ekonomik büyümenin, iç pazara yönelik olması ve döviz girdisine dayanması cari açığı artırıyor. Bir anlamda büyümede

hızlanma, cari açığı yükseltici bir etki yaratıyor. 2013 yılında beklenen büyüme (%4 hesaplanırken), %3,5 olacağı tahmin ediliyor. Türkiye’nin 2014 yılı büyüme şekli, geçmiş yıllardaki gibi, yine iç pazara dayalı gerçekleşmesi yüksek bir olasılıktır. Yani yeni yılda döviz girdisi son derece kritik bir rol oynayacak. Döviz sirkülasyonunu etkileyecek her hangi bir gelişme (yaşanan ve olası yeni kur şokları) büyümeyi bloke ede-

cek içerik taşıyor. En azından sert düşüşlerin önü açılıyor. Bu durum ekonomide bir dizi negatif gelişmenin tetiklenmesi demektir. DIŞ KAYNAK İHTİYACI YAPISALDIR 2013 yılında yapılan altın ithalatı 14,1 milyar Dolar’a ulaştı. Altın ithalatı, cari işlemler açığını artıracak bir negatif etkiye sahiptir. Bunun yanı sıra ihracatta yaşanan problemler de, cari açığı yükseltici bir rol oynuyor.


RİSK ARTIYOR Kısaca cari açığın kontrol edilemez yükselişi, ekonominin dönmesi için gerekli olan sıcak para ihtiyacı, özel sektörün ödenemez noktaya ulaşan dış borçları ve hane halkı borçlarının muazzam büyüklüğü 2014 yılını son derece riskli bir hale getiriyor. Ekonomide çok vektörlü bir kırılganlığın önünü açıyor. Küresel düzeyde yaşanacak olası finansal türbülanslar karşısında ekonominin zaafiyetlerini ortaya koyuyor. Bu durum iç streslere karşı da aşırı dayanıksızlığı beraberinde getiriyor. FED’in parasal genişleme politikasında yapacağı her hangi bir kısıtlama, küresel piyasaları sarstığı gibi Türkiye’yi de şiddetle sarsacaktır. Kontrolsüz ve birbirini tetikleyen gelişmelerin yaşanması olasıdır. Yapılan kısmi daralmanın sonuçları ortadadır. 2014 yılında FED’in parasal genişlemede (FED yılsonunda tahvil alamında 10 milyar dolarlık kısıtlamaya gitti. FED ayrıca 2014 Mart ayında parasal genişlemeye son vereceğini açıklamıştı) yapacağı bir yavaşlama, Türkiye dahil (riskli 5’ler diye anılan) Brezilya, Endonezya, Hindistan ve Güney Afrika’da ciddi sorunlar yaratacaktır. Türkiye’nin böylesi finansal fırtınadan en çok etkilenen ülke olması kaçınılmazdır. Önümüzde yaşanması artık kesinleşmiş diyebileceğimiz bu süreç, ilk başta şiddetli döviz krizi, dönmeyen bir ekonomi, özel sektörde büyük iflaslar anlamına

gelecektir. İKTİDAR BLOKUNDA İÇ SAVAŞ FED kararları yanısıra iktidar blokunda yaşanan iç savaş, son derece istikrarsız bir konjonktürün önünü açtı. Yaşanan politik belirsizlik ve şiddetli gerilim, T.C.’nin Ortadoğu’da jeo- politik ekarte oluşuyla birleşti. Bu hızlı ve sarsıcı gelişmeler ülke ekonomisini hızla alt üst edecek bir sürecin içine sokuyor. Özellikle borsada yaşanan hızlı türbülans dolara tarihi rekorlar kırdırdı. Şiddetli bir kur şoku yaşandı. İçine girilen konjonktür ekonomide hem dış, hem iç stresi yükseltti. Özellikle FED’in yeni aldığı kararla ve 2014 Mart ayında alması yüksek bir ihtimal olan radikal kararlarla, spekülatif sermayenin hızlı çıkışlar yapması kaçınılmazdır. Spekülatif sermayenin güvenli cografyalara akım yapacağı ortadadır. Aynı şekilde “anayurtlarına” dönme eğilimi görülebilir. T.C.’nin bir cazibe oluşturmak için zaten yüksek tuttuğu faiz oranlarını, yeniden yükseltmesi soruna çözüm getirmeyecektir. Türkiye’nin aktüel olarak bir döviz krizi içine girme olasılığı yükseliyor. Problemin yakıcılığı bügünden (yaşanan kur şokuyla) başladı. Öte yandan bu krizin bir dizi problemi tetiklemesi, son derece sarsıcı sonuçlar doğurması yüksek bir ihtimaldir. Bu sürecin 2014 yılında bir başka yansıması, dış kaynak sorununda yaşanacak tıkanmalar olacaktır. T.C.’nin giderek manevra kabiliyeti daralıyor. Bügünü kadar kriz sikluslarını farklı yöntemlerle, ağırlıkta bölgedeki destabilize ortamında sağladığı olanakları kullanarak (bazen Irak’tan, bazen Libya’dan gelen Dolarlarla, bazen Suriye operasyonu vasıtasıyla Arap petro- Dolarlarıyla ve son yıllarda İran ambargosunun yarattığı zeminden kaynaklı altın ticareti ve kara para aklama operasyonlarıyla vb.) aşmayı “başa-

ran” T.C., bundan sonra uluslararası basınç ve tahkikatlar sonucu ciddi oranda zorlanacaktır. İktidar blokunda yaşanan savaş söylediklerimizi bütün çıplaklığıyla ortaya serdi. Bir devlet bankası olan Halk Bankası’nın bir off-shore banka olarak bu operasyonlarda belirleyici rol oynadığı anlaşılıyor. Ne var ki içine ğirdiğimiz dönemde T.C.’nin ihtiyaçlarını karşılamak giderek zorlaşıyor. Türkiye off-shore bir ülkeye, kara para aklama cennetine dönüşüyor. Bu durum T.C.’nin de üyesi olduğu FAFT adı verilen, uluslararası düzeyde kara para aklamayı engelleme grubu tarafından yakından takip ediliyor. Türkiye, FAFT tarafından stratejik açık veren ülke olarak değerlendiriliyor. Ayrıca OECD düzeyinde T.C. gri listeye alınmış durumda. Son gelişmelerle kara listeye alınması işten bile değil. Bu adım Türk bankalarının uluslararası blokajı anlamına gelir. T.C., sıkışılan anda imdada yetişen “nereden geldiği” belli olmayan olanaklarını hızla kaybediyor. Ve çıplak ve yakıcı ekonomik sorunlarla karşı karşıya. Önü müzdek i g ü nlerde Türkiye’nin sert bir döviz krizi yaşaması yüksek bir olasılıktır. Türkiye’nin çok vektörlü ekonomik kırılğanlık içinde olması sadece tetikleyici gelişmelerin yaşanmasıyla, olağanüstü yıkıcı sonuçların önünü açabilir. Ekonomide bir senkron etkisi yaşanabilir. Döviz krizi bir tetikleyici faktör olarak değerlendirilmelidir. Arkasından en başta yıkıcı bir emlak krizinin yaşanması kaçınılmazdır. Bu senkronun kaçınılmaz ayağı bankacılık krizidir. Merkez Bankası’ndaki döviz rezervi bu anafor karşısında tutunamaz. Mayıs 2013 ve yeni dalgada Merkez Bankası’nın ne kadar zorlandığı aşikardır. Ayrıca FED kararlarıyla artık ciddi likidite sıkıntısı yaşanacağı ortadadır. Bu koşullarda Mart

ayında FED’in parasal genişmeyi durdurma kararı alması, yıkım anlamına gelecektir. Böylesi bir ekonomik depremin Türkiye açısından anlamı ülke iflasına doğru hızla sürüklenmektir. T.C.’nin transformasyon sürecinin bir yansıması ve içinden geçilen yüksek konjonktürün dışvurumu olarak iç politikanın parametreleriyle, dış politikanın parametrelerinin içiçe geçtiği ve birbirini şiddetle etkilediği koşullarda, 2014 yılı olağanüstü gelişmelere gebedir. Özellikle ABD ve AB’nin Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da siyasal İslamın kapitalist entegrasyon ve stabilizasyonda yarattığı yıkıcı problemlerden dolayı uygulamaya başladığı yeni politikalarla, siyasal İslamın iktidar ataklarının kırıldığı, yeni iktidar bloklarının önünün açıldığı koşullarda, AKP’nin geleceği artık tartışmalı bir konudur. Uluslararası basın, Taksim Ayaklanması’yla başlayan, son olarak iktidar bloku içindeki iç savaşla daha da artan bir ilgiyle AKP ve Türkiye’deki siyasal İslam üzerinde durmaya ve sert eleştiriler ve risk tanımları yapmaya başladı. AKP, T.C. tarihindeki finans kapitalin en militan siyasal aktörü olarak hareket etti. AKP, bu yönleriyle aktif onay gördü. Ne var ki varoluşsal dinamiklerinin bir yansıması olarak, çok boyutlu içeriğe sahip “yeni rejim” inşası, doğası gereği çok boyutlu problemleri de beraberinde getirdi. Bu sürecin kapitalist entegrasyonu ve rasyonalizasyonu bozucu yönleri ve özellikle Ortadoğu’nun yeni jeo-politiğini etkileyecek hamleleri içermesi, AKP’nin ıskartaya çıkarılmasının önünü açtı. 2014 yılındaki gelişmeler (iktidar blokundaki iç savaşın seyri, yerel seçimlerin sonuçları, olası büyük toplumsal alt üst oluşlar vb.) sürecin salınımını belirleyecektir. Birçok vektörü içinde taşıyan bu süreçte, burjuva kampta AKP’nin yerini dolduracak bir alternatif bügüne kadar oluşmadı. Büyük çalkantılara rağmen AKP inisiyatifini koruyor ve ofansif politikalar izliyor. AKP’nin ısrarlı bir şekilde iktidarda kalma arzusu ve bunu olası yüksek bir oy oranıyla pekiştirmesi, ekonomide dış stress faktörlerini arttığı koşullarda, iç stres faktörlerini de çoğaltacaktır. Özellikle bu manada 30 Mart erken seçimleri ve o güne kadar iktidar blokunda yaşanan içsavaşın seyri önemli olacaktır. Türkiye ekonomisi bügün açısından tam anlamıyla belirsizlik, aşırı ısınma ve ciddi yavaşlamayla

Ocak 2014 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Türkiye ekonomisinin ithal girdiye bağımlı olmasıdan ve ihracatla ithalat arasındaki açığın fazlalığından doğan döviz açığı, ekonomiyi sarsan temel etkenlerden biridir. Büyüme arttıkça artan döviz açığı, ithal girdiden kaynaklı döviz açığıyla daha da kritik noktaya ulaşıyor. Bu faktörlerin yanı sıra dış borç ciddi bir orana yükseldi. Özel sektörün borçları, dış borcun büyük bir kısmını kapsıyor. Özel sektörün borçlarının vadelerinin kısalığı ve oranının yüksekliği ciddi riskler yaratıyor (2014 yılında özel sektörün 200 milyar Dolarlık dış borç ödemesi yapması gerekiyor). Özel sektörün borçları son 10 yıllık kesitte, 5 kat arttı. 252 milyar Dolar’a yükseldi. Ayrıca hane halkı borçları olağanüstü bir boyuta ulaştı. Tüketici kredisi ve kredi kartları üzerinden 321 milyar TL’yi buldu. Bu rakam, harcanabilir gelirin tam 10 katını ifade ediyor.

13


karşı karşıyadır. Döviz krizi kapıdadır. Kontrolsüz gelişmeler, zaafiyetin şiddetle artması ve ekonominin kolanlarında yaşanacak her hangi bir kırılma Türkiye’yi hızla (döviz krizi, emlak krizi ve bankacılık krizi gibi birbirini etkileyen ve tetikleyen) senkronize bir kriz içine sokabilir. Bu süreç kaçınıl-

maz bir şekilde Türkiye’nin ekonomik iflası anlamına gelecektir. İşçi sınıfı için bunun anlamı işyeri kapatmaları, toplu tensikat, işten atılmalar ve işsizliktir. İşçi sınıfına ve emekçi halklara açılmış sosyal bir savaştır. 2014 yılı, 2013’te başlayan tarihsel bir kırılmanın devamı olmalıdır. 2013’e

Hukuk Köşesi Bu bölümde iş yasalarına göre açıklamalarda bulunmaktayız. Burjuva devletlerde yasalar patronlar ve sermaye yararına yapılır. İşçi sınıfı haklarını almak ve bu haklarını genişletmek için tüm yol ve araçlarla mücadele yürütmelidir. Bunlardan birisi de hiç kuşkusuz Hukuk mücadelesidir. Bu nedenle mücadele yürüten işçi sınıfı yasaları bilmek zorundadır.

6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu – IX

Güvenceler

Sendikalar Kanunu’nun üst kuruluşlara üyelik ile ilgili hükümlerini içeren 20, 21 ve 22. Maddelerini çok daha az kişiyi ilgilendirdiğinden geçiyor ve yasanın 4. bölümünde yer alan Güvenceler ile devam ediyoruz.

Yöneticilik güvenceleri:

Ocak 2014 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Bir işçi sendikasında yönetici olduğu için çalıştığı işyerinden ayrılan işçinin iş sözleşmesi yönetici olduğu sürece askıda kalır. İş sözleşmesi askıya alınan yöneticinin yöneticilik durumu sona ererse sona erme tarihinden itibaren bir ay içinde ayrıldığı işyerinde işe başlamak üzere işverene başvurabilir. İşveren, talep tarihinden itibaren bir ay içinde işçiyi o andaki şartlarla ve eski işine başlatmak zorundadır. Eski iş pozisyonu uygun değilse bir diğer işe başlatmak zorundadır. İşveren bu hükme uymazsa işçinin iş sözleşmeleri işveren tarafından feshedilmiş sayılır. Bu durumda ilgili hükümler uygulanır. Yönetici eğer isterse işten ayrıldığı tarihte iş sözleşmesini bildirim (ihbar) süresine uymadan veya sözleşme süresinin bitmesini beklemeden feshedebilir. Bu durumda kıdem tazminatına hak kazanır. Eğer yöneticilik süresi içerisinde iş sözleşmesini

14

Taksim Ayaklanması damgasını vurmuştu. Şimdi bu ayaklanmanın izinden yürüyerek ve ruhundan beslenerek, daha ileri çıkma ve daha ileri atılma zamanıdır... Bu pespaye, çürümüş ve her tarafı kokuşmuş sisteme tek yanıtımız vardır: İlla sokak ve illa kavga... Sokak ve kavga özğürlüğün ate-

şiyle kendini yeniden yaratmak, geleceği fethe çıkmak ve geleceğe doğru soluksuzca koşmaktır. 2014 yılı bezirganlara, kırkharamilere ve paranın imparatorluğuna karşı öfke, kavga ve sokağın yılı olmalıdır. Aralık 2013 VOLKAN YARAŞIR

feshederse kıdem tazminatı iş sözleşmesinin feshedildiği tarihindeki emsal ücret üzerinden hesaplanır. Sendikanın kapanması, yöneticilik görevinden istifa etmesi, yeniden aday olmaması veya seçilememesi halleri dışında yöneticinin yöneticilik görevi sona ererse işveren yöneticinin başvurusu ile kıdem tazminatı ödemek zorundadır. Ödenecek tazminatın hesabında, işyerinde fiilen çalışılmış süreler göz önünde bulundurulur ve fesih anında emsalleri için geçerli olan ücret ve diğer haklar esas alınır. (Madde 23) Temsilcilik güvenceleri: Yasaya göre işveren işyeri sendika temsilcilerini haklı bir neden olmadıkça ve nedenini de yazılı olarak açık ve kesin bir şekilde belirtmedikçe işten çıkaramaz. İşçi temsilcisine yazılı tebliğ yapıldığı tarihten itibaren bir ay içinde, işçi temsilcisi veya sendika dava açabilir. Bu dava sonucunda işçi temsilcisinin işe iadesine karar verilirse fesih geçersiz sayılarak işçinin temsilci olduğu süreyi aşmamak şartıyla, işten çıkarılma ile işe iadenin kesinleşme tarihi arasındaki ücret ve diğer haklar işçiye ödenir. Kararın kesinleşmesinden itibaren altı iş günü içinde de işçi temsilcisinin işe başvurması şartıyla, altı iş günü içinde işe başlatılmaması hâlinde, iş ilişkisinin devam ettiği kabul edilerek ücreti ve diğer hakları temsilcilik süresince ödenmeye devam edilir. Bu hüküm yeniden temsilciliğe atanma hâlinde de uygulanır. Bu maddede görüldüğü üzere hükümler işçinin sadece temsilcilik görevi süresince uygulanabiliyor. Temsilci iken işten çıkarılan bir işçinin, işe iade tarihinde temsilcilik görevi sona ermişse ücreti ve diğer haklarının ödenmesi sadece temsilcilik süresi sonuna kadar yapılabiliyor. İşveren, işçi temsilcisinin yazılı rızası olmadıkça temsilcisinin işyerini değiştiremez veya yaptığı işte esaslı bir değişiklik yapamaz. Bu hükmün aksine yapılan değişiklik geçersiz sayılır, işçi bu değişikliklere uymak zorunda değildir. Bu hükümler temsilcilerin yanı sıra işyerinde çalışmaya devam eden sendika yöneticileri içinde geçerlidir. (Madde 24) iscikosesi@gmail.com adresine sorularınızı gönderebilirsiniz.

PARİS’TE KATLEDİLEN ÜÇ KADIN ANILDI 4 Ocak Cumartesi günü, BDP Esenyurt Kadın meclisi adına, Fransa‘nın Paris kentinde, geçtiğimiz yıl, 9 Ocak’ta katledilen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez anıldı. Anma kısa bir açılış konuşmasının ardından, bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Etkinlikte Demokratik Özgür Kadın Hareketi( DÖKH) adına

konuşan Ayşegül Söylemez konuşmasında; Onların mücadelesinin önünde saygıyla eğildiğini, onların yasını tutmak değil, mücadele ederek onların kavgasına sahip çıkılması gerektiğini, bu saldırının sadece Sakine Cansız ve yoldaşlarına değil, onların şahsında tüm Kürt ve Alevi kadınlarına karşı yapılan bir saldırı olarak de-

ğerlendirdi. Ayrıca Söylemez konuşmasında, bu katliamı yapanların, PKK içerisinde bir iç çatışma yaratmaya çalıştıklarını, hedef şaşırtmaya çabaladıklarını, buna karşı uyanık olmak gerektiğini söyledi. Konuşmasının devamında, katledilen üç kadının hayatına kısaca değinerek, Sakine Cansız’ın Kürt özgürlük müca-

delesine katılan ve ilk PKK kadın kurucularından olduğunu vurguladı ve Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez‘inde partinin en üst organlarında yer aldıklarını ve hayatlarını bu mücadeleye adadıklarını söyledi. Söylemez son olarak konuşmasında; Kürtlerin sadece bir tek gündemi olduğunu, yolsuzluğa ve rüşvete karşı kararlı bir mü-


cadele, tüm ezilen halkların kurtuluşu için bir mücadele olduğunu vurguladı. Konuşmadan sonra, Sakine Cansız, Leyla Şaylemez ve Fidan Doğan anısına hazırlanan sinevizyon seyredildi. Biz “Yeni Kadın Dünyası” adına anma etkinliğine katıldık. Mesaj gönderdik fakat zaman darlığı gerekçesi ile mesajımız okunmadı. “Dört Duvar” dergisinin son sayısının satışını yaptık. Anma, müzik dinletisi ve halaylarla sona erdi. 06.01.2014

DÜNYADAN İŞÇİ HABERLERİ

Dünyanın en meşhur mark a l a r ı n ı n ü re t i m y apt ı ğ ı Kamboçya da 350 bin tekstil işçisi ücretlerinin 160 Dolara yükseltilmesini istiyor. Hükümet işçilerin talebini geri çevirerek, ancak 100 dolar ödeme yapabileceğini açıklamıştı. Tekstil işçileri hükümetin bu açıklaması üzerine iş bırakarak greve çıktı. Kamboçya'da ücret artışı talebini yerine getirmeyen hükümete karşı işçiler bir süredir grevlerini sürdürüyor. Greve karşı askeri polis sert tutumunu devam ettirerek ilk açıklamalara göre 4 işçiyi katletti. Onlarca işçi yaralandı. Kamboçya son 15 yılın en büyük protesto gösterisine sahne oluyor. Gelirinin büyük bir kısmını tekstil ihracatından kazanan Kamboçya da tekstil sektöründe 500 bin işçi çalışıyor. Kamboçya ve Bangladeş‘teki yoksul tekstil işçilerinin protesto gösterileri 2013’ün Aralık

burun buruna çalışan işçilerin tek isteği insanca yaşayabilmek. Dünya, tekstil işçilerinin sesini ilk olarak geçen Nisan ayında Bangladeş‘in başkenti Dakka’da çökerek, bin 133 kişiye mezar olan bina ile duydu. Bu facianın ardından birçok ünlü markanın zenginliklerini nasıl kazandıkları bir kez daha gün yüzüne çıkmıştı. Bu kazanın ardından sorunlar bitmedi. Halen daha Bangladeş ve Kamboçya’da “her an çökebilir“ denilen onlarca binada yüzlerce tekstil işçisi çalışıyor. Uluslararası medyada çok yer almasa da, küçük çaplı kazalar sık sık meydana geliyor. Kamboçya ve Bangladeş‘te tekstil, büyük bir istihdam kaynağı. 10 kişiden dördü tekstil işinde çalışıyor.

sorumlu. Fakat yaşanan facialara rağmen fakir halkın hayatta kalması için çalışmaktan başka çaresi yok. Yaptıkları tek şey, ücretlerinin arttırılması istemiyle sokağa çıkmak. Kimi Budist rahiplerin de eşlik ettiği protestolarda eylemciler sokaklarda çöp tenekelerini yakıp barikatlar kurarken, polise taşla karşılık veriyor.

FRANSA’DA GOODYEAR İŞ Çİ LE R İ PAT R O N L AR I REHİN ALDI Fransa’nın Amiens kentindeki Goodyear lastik fabrikasının işçileri, patronlarını rehin aldı. Fabrikadaki işten çıkarılmalara karşı eyleme geçen işçilerin, üretim müdürü Michel Dheilly ve insan kaynakları müdürü Bernard Glesser’i rehin aldıkları belirtildi. İşçilerin, iki müdürün ofislerinin kapısına traktör lastiği yerleştirip dışarı çıkmalarını engelledikleri kaydedildi. Fransa’nın en büyük sendikası CGT de rehin alma olayını doğruladı. CGT yetkilisi Michael Warmen, işçilerin neden iki pat-

Ocak 2014 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

KAMBOÇYA'DA TEKSTİL ayından itibaren devam ediyor. İŞÇİLERİ AYAKTA Sağlıksız koşullarda ölüm ile

Çalışanların yüzde 90’ı kadın. Geri kalanlarının içinde yasak olmasına rağmen çocuk işçiler de bulunuyor. Ortalama bir yetişkinin aylık ücret yaklaşık 50 Euro’ya eşdeğer. Aynı Tekstil işçileri Çin’de ise ortalama 111 Euro’ya kazanıyorlar. Daha önceleri Çin’de iş yapan tekstil firmaları şimdilerde iş gücü maliyetini daha ucuza getirmek amacıyla Çin’in dışına çıktı. Bazı yerlerde işçiler günde 15 saat çalıştırılıyor. Fakat çalışma saatleri ve günleri artarken işçilerin ise cebine giren para değişmiyor. Mesela 29 Euro’ya aldığınız bir giysinin karşılığında Kamboçya ve Bangladeş‘te çalışan işçilerin cebine sadece 18 Cent koyuyorsunuz. Dakka’da Nisan ayında meydana gelen felaketin ardından 29 ünlü marka, bu ülkelerde bulunan firmalarındaki çalışma koşullarını yeniden gözden geçirmeye mecbur kaldı. Hatta dev üreticiler yaptıkları protokolle, güvenlik önlemlerini artırma sözü verdi. Tabi suçlular bir tek markalar değil, kapitalist sistem

15


ronu rehin aldıkları sorusuna “Hiçbir söz hakkı tanımadan herkesi işten atıyorlar” yanıtını verdi. Amiens’teki Goodyear fabrikası geçen yılın Şubat ayında Fransız Sanayi ve Üretimi Geliştirme Bakanı Arnaud Montebourg ile Amerikalı

Titan International’ın CEO’su Maurice Taylor’ın söz düellosu ile gündeme gelmişti. Fabrikayı sendikanın ücret direnişi nedeniyle bir türlü satın alamayan Taylor’un, Bakan Montebourg’a yazdığı mektupta ‘tembel işçiler’ ifadelerini kullanması tartışma yaratmıştı.

Taylor, “Fabrikayı birkaç kez ziyaret ettim. Fransız işçiler yüksek maaş alıyor ama günde sadece 3 saat çalışıyor. İşçileriniz bir saati mola ve öğle yemeğine harcıyor, 3 saat sohbet ediyor ve sadece 3 saat iş yapıyor. Hem tembeller hem de yüksek ücret istiyorlar. Bunu Fransız sendikaların yü-

züne karşı söyledim. Bana ‘Bu Fransız tarzı’ dediler” diye yazmıştı. Montebourg da, bunun üzerine kaleme aldığı mektupta “Bu ifadeler cahillikten kaynaklanıyor” derken, buna kızan Taylor da “Aptal bakan” nitelemesi yapmıştı. 06-01-2014

“İŞÇİ SINIFININ ULUSLARARASI ÖRGÜTLENMESİ” KİTABI DÖNÜŞÜM YAYINLARINDAN İşçi sınıfının burjuvaziye karşı mücadelesinde en önemli silahı örgütüdür. Örgütlü işçi sınıfı ve emekçi halklar yenilmezdir. Ör¬gütsüz ise onlar yalnızca burjuvazinin kolay sömürü aracıdır. Enternasyonal mücadele bütün ülkelerin işçi sınıfının ve emek¬çilerinin, yalnızca kendi ülkelerinde bolşevik örgütlenmelerini de¬ğil, aynı zamanda enternasyonal olarak da örgütlenmelerini ge¬rektirir. Bunun nasılı, her somut durumda somut şartlar tarafın¬dan belirlenir. Tarihte uluslar arası işçi sınıfının bir dizi enternasyonal örgü¬tü olmuştur. Bu tarihten, bugünün enternasyonal örgütlenmeleri için de öğ¬renmemiz görevdir. Dünya işçi sınıfının mücadelesinde, uluslararası örgütlenmeler bağlamında tarihi olarak en önemli girişimler olan I., II. ve III.

Enternasyonal’in tarihini kısaca inceleyen bu kitapla bu göreve bi¬raz olsun katkıda bulunmak istiyorum. Bu kitap öncelikle I., II., III. Enternasyonal kongre hazırlık ve kongre +- belgelerinin incelenmesi, bunların kolektif tartışılması temelinde kaleme alınan ve değişik biçimlerde yayınlanan eğitim notlarının yeniden gözden geçirilmesi sonucu olarak yayınlanıyor.

I T K I Ç

İşçi sınıfının uluslararası örgütlenmesi 348 sayfa, Satış fiyatı 18 TL. 1.basım Eylül 2013 DÖNÜŞÜM YAYINLARI Fatih Mah. Bahçeyolu Cad. Ülbeği İş Mer. No: 9/4 Esenyurt/ İstanbul Tel: 0212/ 620 67 57 Web: http://interyayinlari. com/donusum-yayinlari.html Mail:donusumyayinlari@ gmail.com

Yeni Dünya İçin ÇAĞRI Sahibi ve Sorumlu Yazıişleri Müdürü: Metin Yoksu • Yönetim Yeri ve Adresi: Fatih Mah. Bahçeyolu Cad. Ülbeği İş Merkezi No: 9 Kat: 4 Esenyurt - İstanbul • Tel/Fax: (0212) 620 67 57 • e-mail: info@ydicagri.net • web: www.ydicagri.net YDİ ÇAĞRI Sayı 167 nin İşçi Özel Sayısı • Ocak 2014 • Fiyatı: Türkiye: 1,00 TL · Türkiye Dışı: 1,00 Avro Baskı: Berdan Matbaacılık Davutpaşa Cad. Güven San. Sit. C Blok No: 215-216-239 Topkapı/İstanbul Tel: (0212) 613 11 12 • Yayın Türü: Yerel Süreli


Yid ocak2014