Issuu on Google+

Yeni Dünya İçin ÇAĞRI • Özel Sayı • Ekim 2010 • Fiyatı: 0,50 TL

Referandumun Ardından...

Referandumda kaybeden statükocu kanat, kazanan değişim isteyen kanat olmuştur. Egemenler arasında yürüyen iktidar mücadelesinde, referandumun değişim isteyen kanat tarafından gündeme getirildiği bilindiğinde, oy veren seçmenlerin çoğunluğu değişim isteğini ifade etmiş, bu amaca hizmet eden referandumda evet oyu kullanmıştır.

 Nükleer Enerjiye Hayır!

 Altınyıldız’da TİS ve Kölelik

Tekel İşçilerinden Oturma Eylemi!

Hey Tekstil'de Yaşanılanlar...


Referandumun ardından 26

maddeden oluşa n Anayasa Değişiklik Paketi üzerine halkoylaması 12 Eylül’de yapıldı. Yüksek Seçim Kurulu’nun geçici verilerine göre sonuçlar şöyle:

Ekim 2010 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Kayıtlı seçmen sayısı: 52.051.828 Oy kullanan seçmen sayısı: 38.369.023 Geçerli oy sayısı: 37.643.565 Geçersiz oy sayısı: 725.458 Evet oranı: 57.88 Hayır oranı: 42.12 Katılım oranı: %73.71 (www.ysk.gov.tr) Anayasa değişikliğine 62 il evet derken, 19 il hayır dedi. Referandumda % 81 ile hayır diyen Tunceli’yi, Kırklareli % 74, Edirne % 73, Muğla % 68, Tekirdağ % 65, Aydın % 64 ve İzmir % 63 ile izledi. Evet oranı Ağrı’da % 95.75, Bingöl ’de % 95.26, Siirt’te % 95.17, Batman’da % 94.69, Va n’ d a % 94 .45, Ur fa’ d a %     94.15, Bitlis’de % 93.07, Muş’da %     92.21, Mardin’de %   93.45 oldu. Referandumda evet oyu veren 21.788.440 kişidir. 15.855.125 kişi ise hayır oyu kullandı. Evet oyu verenler ile hayır oyu verenler arasında 5.933.315 kişi fark var. Sandık başına gitmeyen, oy kullanmayanların sayısı 13.682.805 kişidir. Referandum sonuçları bağlamında şu tespitleri yapabiliriz:

2

* Referandum öncesinde hayır cephesi yürüttüğü kampanyada, Anayasa değişikliklerinin değişiklik yapılan her noktada 1982 Anayasasına göre, gerici burjuva demokratik bir Anayasa yönünde bir ilerleme, bir reform anlamına geldiği gerçeğini yok saydı. Onlar Anayasa değişikliklerini değil, bu değişiklikleri yapan AKP’nin niyetini tartıştılar. Onlara göre bu Anayasa değişiklikleri AKP tarafından “demokratik, laik,  sosyal hukuk devleti”ni ele geçirip yık-

mak, yerine “Tek parti, tek kişinin faşist diktatörlüğünü” geçirmek için yapılıyordu. “Yargı tarafsızlığını yitirecek, AKP’ye bağımlı hale gelecekti” vb. Bu cephenin referandumda kullandığı taktik, referandumu Anayasa değişikliği referandumu olmaktan çıkarıp, AKP hakkında bir güven oylamasına dönüştürmek üzerine kurulu idi. Hayır cephesi referandumu AKP’ye evet mi, hayır mı oylamasına dönüştürdü. Halk oylamasından çıkan yüzde 58’lik evet oranı, oy kullanan seçmenlerin çoğunluğunun bu oyuna gelmediğini gösteriyor. Seçmen AKP’ye evet mi, hayır mı? Seçeneğine göre değil, referandumun konusu olan Anayasa değişiklik paketine göre oy kullanmıştır. * Referandum öncesinde evet cephesi yürüttüğü kampanyada, referandumun AKP’ye evet ya da hayır referandumu olmadığını açıklayarak, evet oylarının  AKP’ye evet oyları olarak yorumlanmayacağını söyleyerek, AKP’ye tepkinin sandığa hayır olarak yansımasını engellenmeye çalıştı. Evet cephesi bir yandan referandum AKP referandumu değildir diyerek, hayır cephesinin taktiğini boşa çıkarmaya çalışırken, diğer yandan da referandumu darbelere/12 Eylül’e evet mi/hayır mı  referandumuna dönüştürmeye çalışarak evet oylarını arttırmaya, CHP ve MHP  BDP tabanından da oy almaya çalıştı. Çıkan sonuç bu açıdan bakıldığında evet cephesi taktiğinin başarıya ulaştığını gösteriyor. CHP, MHP, BDP tabanından bir kesim referandumda evet oyu kullanmıştır. * Referandumun genel parlamento seçimi veya genel yerel seçim olmadığını, bu anlamda birebir karşılaştırmanın mümkün olmadığını bilinçte tutarak, referandumu 2009 yılında yapılan yerel seçimlerle kar-

şılaştırdığımızda durum şöyledir: Evet cephesinin (AKP, BBP, SP) 2009 yılında yapılan yerel seçimlerde İl Genel Meclisi için aldıkları oy oranları % 46,2’dir. Evet cephesi % 46.2’yı baz aldığımızda, gerilememiş ilerleme kaydetmiştir. Her partinin gerçek gücü gelecek yıl yapılacak genel seçimlerde belli olacaktır. Yüzde 58’lik evet oranı, evet cephesini oluşturan partilerin yelkenine rüzgar katan, moral yükselten bir rol oynayacaktır. Referandum öncesi tersi açıklamalar yapılsa da, evet oylarını AKP hanesine zafer oyları olarak sayacaktır. * Referandumda  hayır cephesi ni n (CHP, M HP, DP, DSP) son yerel seçimlerde İl Genel Meclisi bazında aldıkları oy oranları % 45,7’dir. Referandumda % 42’lik hayır sonucu aslında hayır cephesi için ilerleme değil gerilemedir. Sonuç hayır cephesi açısından başarısızlıktır. Bu sonuç CHP, MHP içinde karışıklıklara yol açacaktır. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun referandumda hayır kampanyası yürütürken, diğer yandan oy kullanamamış olması da işin cabasıdır. * Yapılan bir operasyon ile CHP’nin başına getirilen, medyanın bir bölümü tarafından parlatılan, umut olarak gösterilen, halkçı söylemler kullanan Kemal Kılıçdaroğlu faktörü, referandumda anlamlı bir oy artışı sağlayamamıştır. Çıkan sonuç CHP’de başta Baykal olmak üzere pusuda bekleyen muhalifleri harekete geçirecek bir sonuçtur. * A K P’ni n y ıprat ı l ması, AKP’ye tepki oylarının sandığa hayır olarak yansıması, hayır cephesinin referandumdan güçlenerek çıkması, gelecek yıl yapılacak genel seçimlerde CHP-MHP koalisyonun

sandıktan çıkarılması planı şimdilik başarısızlığa uğradı. Statükocu, Kemalist bürokratik kanadın AKP’nin gidişine dur demek için geliştirdiği bu plan, gelecek genel seçimlerde yeniden denenecektir. * Referandumda % 28’lik boykot oranı söz konusudur. Genel olarak seçimlerde % 25’lerde olan normal boykot oyları, % 3 artmıştır. Genel olarak değerlendirildiğinde % 28’lik boykot oranı başarı olarak adlandırılamaz. Boykot oranı % 35 ve üzeri olabilseydi, bu başarılı olarak değerlendirilebilinirdi. BDP’nin boykot tavrı Kürt illerinde önemli oranda etkili oldu. Ağrı’da referanduma katılım oranı %56.42, Adıyaman’da %81.61, Bingöl ’ de %76.99, Bitlis’de %  70.01, Diyarbakır’da %34.8, Hakkari’de %    9.05, Ma rdin’ de %43.0, Muş’ da % 5 4 . 0 9, S i i r t ’t e % 5 0 . 8 8 , Tunceli’de %    67.22, Urfa’da %68.43, Van’da %    43.61, Batman’da %40.62, Şırnak’da %22.5, Iğdır’da %51.09 oldu. * Referandumda kaybeden statükocu kanat, kazanan değişim isteyen kanat olmuştur. Egemenler arasında yürüyen iktidar mücadelesinde, referandumun değişim isteyen kanat tarafından gündeme getirildiği bilindiğinde, oy veren seçmenlerin çoğunluğu değişim isteğini ifade etmiş, bu amaca hizmet eden referandumda evet oyu kullanmıştır. * Sol legalist, reformist partiler (EMEP, ÖDP, TKP) referandum öncesinde hayır kampanyası yürüttü. Reformistler referandumda verilecek hayır oyunun, 12 Eylül Anayasası değişmesin anlamına geldiğini gözlerden gizleyerek, egemenler arasındaki iktidar mücadelesinin bir ürünü olan referandumda statükocu kanadın yedeğinde hareket ettiler. 14 Eylül 2010 

Rimaks Tekstil / Bartın - Tuzla Sendikalı oldukları için işten çıkarılan Rimaks Tekstil işçilerinin direnişi sürüyor. Rimaks’ta çalışan 133 işçi TEKSİF’e üye oldukları için işten çıkarılmışlardı. Dünyaca ünlü tekstil markalarına üretim yapan Rimaks işçilerin sırtından karına kar katarken, işçilerin insanca çalışma ve yaşama haklarını gasp ediyor. Rimaks işçilerinin direnişlerini duyurmak ve destek amacıyla yağmur altında düzenledikleri yürüyüşe de polis saldırarak, işçileri gözaltına altı. Çalışma Bakanı Ömer Dinçer ile görüşmek isteyen işçilerin kent merkezine izin vermeyen polis 35 işçiyi gözaltına aldı.


N

ükleer enerji, atomun çekirdeğinden elde edilen bir enerji türüdür. Nükleer enerji, üç nükleer reaksiyondan biri ile oluşur: • Füzyon: Atomik parçacıkların birleşme reaksiyonu. • Fisyon: Atom çekirdeğinin zorlanmış olarak parçalanması. • Yarılanma: Çekirdeğin parçalanarak daha kararlı hale geçmesi. Doğal (yavaş) fisyon (çekirdek parçalanması) olarak da tanımlanabilir. Ağır radyoaktif maddelerin, dışarıdan nötron bombardımanına tabi tutularak daha küçük atomlara parçalanması olayına fisyon, hafif radyoaktif atomların birleşerek daha ağır atomları meydana getirdiği nükleer tepkimelere ise füzyon tepkimesi denir. Füzyon tepkimeleriyle fisyon tepkimelerinden daha fazla enerji elde edilir. Bir nükleer santral kurmak için zenginleştirilmiş uranyuma ihtiyaç vardır. Bu uranyum türleri U-235 başta olmak üzere, U-233, U-238 ve plütonyum P-239 ve P-241'dir. Uranyumun fizyon tepkimesine girerek bölünmesi sonucunda açığa çok yüksek miktarda enerji çıkar. Bu bölünme için, nötronlar yüksek bir hızla uranyum elementinin çekirdeğine çarpar. Bu çarpışma çekirdeğin kararsız hale geçmesine ve sonrasında büyük bir enerji açığa çıkartan fisyon tepkimesine neden olur. Gerçekleşen tetikleyici ilk fisyon tepkimesi sonucunda ortama nötronlar yayılır. Bu nötronlar diğer uranyum çekirdeklerine çarparak fisyonu elementin her atom çekirdeğinde gerçekleştirene kadar devam eder. Nükleer santralin iç yapısına bakıldığında, uranyumun fisyon tepkimesine girmesiyle oluşan enerji su buharının çok yüksek sıcaklıklara kadar ısıtılmasını sağlar. Yüksek sıcaklıktaki bu buhar, elektrik jeneratörüne bağlı olan türbinlere

verilir. Türbin kanatçıklarına çarpan yüksek enerjili buhar, bilinen şekilde türbin şaftını çevirir ve jeneratörün elektrik enerjisi üretmesi sağlanır. Jeneratörde oluşan elektrik ise iletim hatları denilen iletken teller ile kullanılacağı yere gönderilir. Dünyada şu an aktif olarak çalışan 441 adet nükleer santral var. Nükleer santraller uranyumu işlerken bunu çekirdek parçalaması yoluyla yüksek radyoaktivite taşıyan nükleer atıklar haline dönüştürüyor. Bir nükleer santral yılda ortalama 25-30 ton radyoaktif atık yakıt üretir. Basit bir hesapla aktif olan nükleer santrallar her yıl ortalama 10,000 metrik ton atık yakıt üretmektedir. Bugünki teknik ile nükleer atıkları yok etmek, doğaya ve insanlığa verdiği zararları ortadan kaldırmak mümkün değil. Nükleer atıkları güya zararsız hale getirmek için onbinlerce yıl çok korunaklı ortamlarda saklanması gerekiyormuş! Atıkların saklanması ise hem çok tehlikeli hem de çok pahalı yöntemlerle mümkün. Bu yöntemler, kendi ülkelerinde toprağa veya okyanusların dibine gömmekten, başka ülkelere ithal etmeye ve uzaya göndermeye kadar değişiyor. Nü k leer at ı k lar, yayd ı kları yüksek dozdaki radyoaktif ışınlar nedeniyle tüm canlılar ve doğa için hayati tehlike taşıyor. Nükleer santraller, yaklaşık 50 yıldır faaliyet gösteriyor. Nükleer santrallerin ürettiği yüksek radyoaktivite taşıyan atıkların güvenilir bir şekilde bertaraf edilmesi için dünya çapında bulunmuş tek bir yöntem bile yok. Nükleer santrallar 30-40 yıl içinde ömürlerini tamamlarlar ve birer nükleer atık haline gelirler. Sökülmeleri, parçaların radyoaktivite düzeylerine göre sınıflandırılmaları ve bertaraf edilmeleri çok uzun, masraflı, tehlikeli ve güç bir süreçtir. Bugünki teknikle

bu atıkları yok etmek mümkün değil. Almanya’da uzun yıllardan beri nükleer enerjiye karşı mücadele eden bir çevre hareketi var. Almanya’da ilk nükleer araştırma santrali 1957 yılında Münih yakınlarında bulunan Garching kasabasında kuruldu. 1957-2004 y ılları arasında Almanya’da 110 adet atom santrali kuruldu. İlk elektrik üreten santral 1962 yılında faaliyete geçti. Almanya’da kurulan santraller ikiye ayrılıyor. Elektrik üreten ve nükleer araştırma yapan santraller. Son araştırma reaktörü ise 2004 yılında Dresden şehrinde açıldı. Oca k 1960 y ı lı nda Almanya’da atom yasası çıkarıldı. Bu yasa daha sonra bir çok kez değiştirildi. 14 Haziran 2000 tarihinde Alman hükümeti ile elektrik üreten işverenler arasında bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmaya göre, atom santrallerinin sayısı sınırlandırılacak ve yeni atom santrallerinin yapımına izin verilmeyecekti. 22 Nisan 2002 tarihinde Alman hükümeti Atom santralleri ile ilgili kararını açıkladı. 2002 yılında Almanya genelinde 19 adet atom santrali elektrik üretimi yapıyordu. Alınan karara göre 2021 yılına kadar atom santralleri kapatılacaktı. İki adet atom santrali (Stade ve Obrigheim) kapatıldı. Geriye 17 adet atom santrali kalmıştı. Bu santrallerde güya 2021 yılına kadar kapatılacaktı. 2009 yılında Alman hükümeti, Atom santrallerinin kapatılmasının uzatılması için plan yapmaya başladı. 2010 yılının Eylül ayında Alman Hükümeti atom santrallerinin kapatılmasının süresini 8 ile 14 yıl daha uzattığını açıkladı. Alman hükümetinin bu kararına karşı tepk iler y ükselmeye başladı. 18 Eylül’de Berlin’de nükleer enerji karşıtları ve çevreci örgütlerin organize ettiği bir yürüyüş yapıldı. Eyleme Yeşiller Partisi,

KESK / Ankara KESK Ankara Şubeler Platformu tutuklu bulunan 9 KESK üyesinin serbest bırakılması talebiyle Sakarya Caddesi'nde oturma eylemi yaptı.Yapılan eylemde KESK Ankara dönem sözcüsü Fikret Aslan açıklama yaptı: "AKP'nin demokrasi anlayışı, toplumsal muhalefete ve eleştirilere kesinlikle karşıdır, kapalıdı.” Yapılan açıklamada Kürt sorunu ve emek mücadelesi ekseninde KESK’in mücadelesinin durdurulmak istendiği, bu yüzden KESK’lilerin tutuklandığı, ancak KESK’in bu saldırılar karşısında yılmadan mücadeleye devam edeceği belirtildi.

Sosyal Demokratlar (SPD) ve Sol Parti (Die Linke) de destek sundu. Yürüyüşe 100 bin kişi katıldı. Angela Merkel hükümetinin nükleer santrallerin ömrünü uzatmayı öngören planına karşı onbinlerce kişi başkent Berlin sokaklarına çıktı. Yürüyüş merkez tren istasyonunun önünde başladı. Alman başbakanlığı ve Alman parlamentosu, merkez tren istasyonunun hemen karşısında bulunuyordu. Yürüyüş rotası başbakanlığın önü idi. Yürüyüşe yaşlısından gencine, kadınlardan çocuklu ailelere kadar her yaş grubundan insanlar katılmıştı. Yürüyüş kolları adeta Alman parlamento binası, başbakanlık ve diğer Alman devlet dairelerini çembere almıştı. Yapılan konuşmalarda ve taşınan pankartlarda, nükleer enerjinin zararları anlatıldı. Angela Merkel’in nükleer santralleri kapatma planının uzatılması kararı protesto edildi. Nükleer karşıtları ve çevreci gruplar eylemlerinin devam edeceği bilgisini verdiler. Yürüyüş boyunca Herşeye Rağmen taraftarları dergi satışı ve bildiri dağıtımı yaptılar. Nükleer enerjiye karşı çıkmak ve yaşanabilir bir dünya için mücadele etmek doğrudur. Andaki durumda nükleer enerji karşıtları ve çevre örgütlerine damgasını vuran reformizmdir. Reformizm, burjuva ideolojisinin bir türüdür. Büyük insanlığın burjuva siyasetinin reforme edilmesinde bir çıkarı yoktur. Çevre örgütleri içinde çalışmak ve sosyalist bilinci taşımak komunistlerin görevidir. Kapitalizmin barbarlığı ancak sosyalist bir dünyanın yaratılması ile ortadan kaldırılabilinir. Doğa ile uyumun temel alındığı yeni bir dünya yaratmak hedefimizdir. Bunun içinde mücadele etmek görevimizdir. Berlin’den YDİ Çağrı Okuru 19 Eylül 2010 

Ekim 2010 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Nükleer Enerjiye Hayır

3


Altınyıldız’da TİS ve kölelik

Ekim 2010 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

A

4

lt ıny ı ld ız f irması İstanbul/Yenibosna’da tek st i l ü re t i m i y apan bir firmadır. Tekstil giyimde firmayı herkes tanıyor. Bu firmada üretimde çalışan biri olarak bu tanınmış markanın ürünleri nasıl fahiş fiyatlarla sattığına da tanığım. Fabrikanın önünde bulunan satış mağazasına bazen uğradığımda görmekteyim. Ürün alabileceğimizden değil, servislerin kalkmasından önce oluşan boşlukta uğrayıp bakıyorum. Bu firmanın sahibi Cem ve Ümit Boyner, hani Başbakanın anayasa referandumunda “bitaraf olanlar, bertaraf olur”, dediği TÜSİAD patronlar kulübünün başkanı. Firmanın sahiplerini tanıdınız. Firmada örgütlü bir sendika da var ama yalnızca adı sendika. Yani patronlara rağmen sendika değil, sarı sendika. Tek tesellimiz en azından örgütlüyüz ve sendika var diyebiliyoruz. Biz çalışanlar da öyle suya sabuna dokunan çalışanlar değiliz, çok uysal bekleriz toplu sözleşmeyi. İşte yine öyle kuzu kuzu bekledik. Toplu sözleşmemiz de onaylanıp sendikaya asıldı çok şükür. Hatta bin şükür. Ya hiç vermeseydiler ne olacaktı? Buna karşı direnecek bir gücümüz de yok.

Bir de en büyük sendikamız Teksif’e helal olsun. Boyner’ler çok sağ olsunlar bu kriz (!?) koşullarında adamlar canı gönülden üç-beş ekmek parası zam verdiler. Sendikamız da canı gönülden bu ekmek için çabaladı ve aldı. Bu işsizlik zamanında bir üç yılı daha başarıyla kotardılar. Kotardılar dedik hani öyle az-buz değil, bütün olumsuzluklara göğüs gererek alınlarının hakkıyla bir sözleşme yenilediler. Eskiye razıyken ve bu altı aylık süre ve ondan öncesinde de bir kez olsun toplu sözleşmemiz ne oldu? Diye sormamışken bizim sözleşmemizi paşa paşa yenilediler. Sendikamız babayiğit çıktı, çatır-çatır söktü ve aldı. Şükür bu günü gösterenlere öldürmeden açlığa gömenlere, bu kölelik koşullarına ve açlığa şükür eden biz çalışanlar çok yaşayalım… Bu kadar olumsuz koşula rağmen yine de birkaç ekmek daha eve götürmemize, eskiden yaptıkları toplu-sözleşme maddelerini de koruyarak imzaladılar anlaşmayı. İki tarafta başımızdan eksik olmasın. Biz de bu patron ve sendikacılara daha fazla güvenerek çalışmak istiyoruz. Halimiz çok kötü. Alıştık alıştırıldık kul’a kul’luk etmeye.

Yapılan toplu sözleşme maddelerinden en önemlilerini aktarayım. Ondan sonra siz karar verin. Patron ve sendikanın bizi nasıl düşündüklerine, ölmeden çalışmaya razı ettiklerine siz de tanık olun... “Madde 4) XXI. Dönem Grup Toplu İş Sözleşmesindeki sosyal yardımlar, ücret zammı oranlarında ve uygulama tarihlerinde arttırılır.” Sosyal yardımı her ay yiyecek maddeleri olarak alıyoruz. En son ayın yiyecek yardımı net 90 lira. Normal piyasa koşullarında yaptığım hesaba göre verilen yiyecekler 40-45 lira tutuyor. Toptan aldıkları için daha ucuza aldıkları kesin fakat kalan ve aslında bizim hakkımız olan parayı ne yaptıkları belirsiz. Ne biz ne de sendika bir şey sormuyor. “Madde 6) XXI. Dönem Grup Toplu İş Sözleşmesinin Fazla çalışma başlıklı 24. Maddesi ve tatiller ve ücretleri başlıklı 26. Maddeleri aynen uygulanacaktır.” “Ancak 1.10. 2010 – 1.4.2013 tarihleri ararsında 24. ve 26. Maddelere göre yapılacak çalışmalara 4857 sayılı İş Kanunundaki esaslara ve oranlara göre ödeme yapılacaktır. (Yıllık fazla mesai 4857 sayılı iş kanunu’na göre azami fazla mesai süresi olan yıllık 270 saati geçemez aşan kısım % 100 zamlı uygulanır.)” Aldığım ücret 550 lira, saat ücretim 3.50 lira. Mesaiye kaldığımda % 50 zamlı 4.75 lira ediyor. Mesainin içinde yemek süresini de düşüyorlar. Yıllardır kalifiye bir işçi olarak, yoksulluk sınırının altında çalışıyorum. İlginç olan, bu yoksulluk sınırlarını araştırıp açıklayanlar da, bizim açlık sınırının altında çalışmamıza göz yumanlar ve kılını kıpırdatmayanlar da yine bu sendikalar. En büyük suç ise bizim örgütlü bir güce sahip olmayışımız ve

Sendikanın da karşısında durabilecek örgütlü bir gücü harekete geçirememiş olmamızdır. Onlar da koltuklarını tehlikede görmedikleri ve örgütlülüğümüzün zayıflığını bildikleri için bilerek patronla bu kadar rahat dirsek teması içerisindeler. Bu sefalet ücretleri yüzünden bir dizi işçi gönüllü olarak mesailere kalmaktadır. İki ayda 270 saat mesaiyi dolduranlar var, daha iyi bir ücret verilmiş olsa kim mesaiye kalmak ister ki? Fazla zamanını daha farklı kullanır, uykuya hasret işe gitmez. “Madde 7) X XII: Dönem Grup Toplu İş Sözleşmesi’nin “Ücret Zammı” başlıklı 35. Maddesindeki oranlar aşağıdaki gibi olacaktır. Sözleşmenin imzalanması tarihinde işyerinde hizmet akdi devam eden taraf sendika üyesi işçilerin 31.03.2010 tarihinde almakta oldukları brüt ücretlerine 01.04.2010 tarihinden geçerli olmak üzere % 4 oranında zam yapılacaktır. 30.09.2010 tarihinde işyerinde hizmet akdi devam eden üyelerin brüt ücretlerine 01.10.2010 tarihinde geçerli olmak üzere % 3 oranında zam yapılacaktır. 31.03.2011 tarihinde işyerinde hizmet akdi devam eden üyelerin brüt ücretlerine 01.04.2011 tarihinden geçerli olmak üzere % 4 oranında zam yapılacaktır. 30.09.2011 tarihinde işyerinde hizmet akdi devam eden üyelerin brüt ücretlerine 01.10.2011 tarihinde geçerli olmak üzere % 3 oranında zam yapılacaktır. 31.03.2012 tarihinde işyerinde hizmet akdi devam eden üyelerin brüt ücretlerine 01.04.2012 tarihinden geçerli olmak üzere % 4 oranında zam yapılacaktır. 30.09.2012 tarihinde işyerinde hizmet akdi devam eden üyelerin brüt ücretlerine 01.10.2012 tarihinde geçerli olmak üzere % 3 oranında zam yapılacaktır.”

Anakonda / Kırklareli Lüleburgaz'da bulunan İtalyan sermayeli Anakonda Isıtıcı ve Pişirici Cihazlar işyerinde, sendikalı oldukları için işten atılan işçiler direnişe başladı. Birleşik Metal-İş Sendikası'nın çoğunluğu sağlayarak yetki başvurusunda bulunduğu Anakonda işyerinde patron 6 işçiyi işten çıkardı. Birleşik Metal-İş Sendikası yaptığı açıklama şöyle dedi: “Anayasal hakları olan sendikallaşma haklarını kullandıkları için haksız yere işten atılarak yıldırılmaya çalışılan üyelerimiz, bu tarihten itibaren bu haksızlığa boyun eğmeyerek fabrikanın önünde mücadeleyi sürdürüyorlar."


çiyi aynı fabrikada çalıştıran kaç yüz tane fabrika var? İşte Altınyıldız iki bine yakın işçi çalıştırıyor. Bu fabrika gerçekten Boyner ikilisinin altın yumurtlayan tavuğudur. Bu tavuğu altın yumurtlar hale biz getiriyoruz, Fakat patron bir dizi çanak yalayıcıları ile birlikte kazancı sağlayan bizlere kölece yaşama yetecek kadar ücrete mahkum ediyorlar. Ama biz toplu sözleşme dönemlerinde uyuyoruz. Birileri bize rağmen bizim ekmeğimizi ve aşımızı kısıyor, sesimiz çıkmıyor. Bu kader değildir. Birlik olamamaktır, güç olamamaktır. Fabrikanın çalışma koşulları ayrı bir yazı konusu. Esnek çalışma, performans, kuralsız çalışmalar alabildiğine uygulanıyor. Normal çalışma saatlerini zor geçirirken yukarıda belirttiğim gibi bir de mesai uygulamaları var. Bakmayın sendikalı olduğumuza. İsmi var kendisi yok. Bu kadar kötü olmasına rağmen yine de sendikasızlıktan iyidir bizim durumumuz. Yıllardır çalışıyorum. Sendikaya gidip Toplu İş Sözleşmemiz nasıl gidiyor demek istiyorum. Her şeyi kabullenen biri olmak istemiyorum. Kaldırınca sopasını gocuklu celep (nazım’ın kulakları çınlasın) kapı önüne koymaya hazır bekliyor. Üretimden gelen güç diyen sesler duyuyorum, bu güç örgütlü değilse bir hiçtir. Demek ki işçi sınıfının harekete geçmesi lazım. Fakat henüz o durumda olmadığı görülüyor. Arada benim gibi biraz ucundan tutayım diyenlerin az olduğu yerde patron ve güya bizi temsil eden ve ücretlerini de ödediğimiz sendika temsilcilerimiz güçsüzlüğümüzden dolayı bizi önemsemiyor. İstediğini yapabiliyor. Biliyorum devran dönecektir. Bir kaç kişi değil hep birlikte istendiğimizde daha iyisini ve güzelini kendimiz için yapacağız. Hep birlikte başaracağımız günler gelecektir. Altınyıldız patronu o zaman bu kadar rahat olamayacaktır. Bir YİD okuru kadın işçi 22 Eylül 2010 

Tekel işçilerinin Tek Gıda İş önünde oturma eylemi devam ediyor

H

atay, İzmir, Tokat, İstanbul, Batman’dan gelen  30 civarında Tekel işçisi, 4 Ekim günü İstanbul Levent’te bulunan Tek Gıda İş Sendikası Genel Merkezi önünde oturma eylemine başladı. Sendikaya girişleri polis barikatı ile engellenen işçiler, 4 Ekim’den bu yana gece gündüz demeden oturma eylemine devam ediyorlar. 11 Ekim Pazartesi günü işçileri ziyaret ederek, Tekel işçileri ile konuştuk. Hüseyin Bozkurt: “19 yıllık Tekel işçisiyim. 1 Ekim itibariyle iş kaybı tazminatı ödemesi son buldu. 4 Ekim günü buraya geldik. Üye olduğumuz sendika yönetimi ile konuşmak istedik. Polis barikatı ile karşılaştık. Bizi içeriye bırakmadılar. Genel başkan arka kapıdan kaçtı. Sendikaya karşı değiliz. 4 C’li olarak çalışmak istemiyoruz. Özlük haklarımızı istiyoruz. Sendika Tekel işçilerine verdiği sözleri yerine getirsin. Geleceğimiz için, çocuklarımız için buradayız.” Türkiye Haskar: 21 yıllık Tekel işçisiyim. Haklarımız için aylarca direndik. Sendika attığı imzaların arkasında durmadı. Sendika 1 Nisan’dan bu yana işçilere verdiği mücadele sözünü yerine getirmedi. Biz şimdiye kadar sendikayı karşımıza almadık. İstiyoruz ki sendika önümüze geçsin, bizimle birlikte mücadele etsin. Öfkeliyiz, kızgınız. Sadece ekmek derdindeyiz. Sendika bu mücadelede bizi yalnız bıraktı. Kamuda güvencesiz çalıştırılan 4 C’li, 4 B’li binlerce işçi var. Bu işçilerin sayısı artacak. Gün gelecek bu işçiler birleşerek sendikadan hesap soracaklar. Kamuda Güvencesiz Çalışanların İşçi Birliğini (GÜCDER) kurduk. Sendika ya üyemiz değilsiniz desin, ya

Kot taşlama işçileri / İstanbul İstanbul’da 7 yıl boyunca kot taşlama işinde çalışan ve silikozis hastalığına yakalanan Yılmaz Dımbır (32), patron ve Sosyal Güvenlik Kurumu aleyhine açtığı davayı kazandı. 5,5 yıl süren mahkeme Yılmaz Dımbır’ın sigortasız çalıştığı günlerinin sigortalı sayılmasına karar verdi. Çalışma gücünün %59’unu kaybettiğine karar veren mahkeme kararı uyarınca SGK Yılmaz Dımbır’a aylık 565 TL iş göremezlik maaşı bağladı.

da hakkımızı arasın.” İşçiler burjuva medyanın eylemlerine yer vermemesinden, eylemlerinin basında yer bulmamasından rahatsızlar. Şimdilik yeterli olmasa da eylemlerine yapılan destekten memnunlar. İşçiler, eylemleri üzerine yaptıkları basın açıklamasında şunları söylüyorlar: “Tek Gıda İş yönetimi ise, 1 Nisan’dan bu yana işçilere ve kamuoyuna verdiği mücadele sözlerini, şerefi üzerine yaptığı yeminlerin hiçbirini tutmadı. Mücadele etmekten geri kaçıyor. Bu koşullarda ya kaderimize boyun eğip, Hükümet ne verirse ona razı olacağız, ya da sendikamızın temelini Tekel işçilerinin attığı sendikamız Tek Gıda İş’in mücadeleyi başlatması için kapısını aşındırmaya devam edeceğiz. Sendika yönetiminden Tekel işçileri için verdiği sözleri tutmasını istemek için buradayız. 78 günlük mücadelenin boşa çıkmaması için geldik. 4 C uygulamasının ve taşeronlaşmanın genel bir çalışma biçimi haline gelmesini önlemek için mücadele etmekten başka yolumuz kalmadı.” Tekel işçileri yürüttükleri mücadele ile 4 C’de iyileştirme yapılmasını sağladılar. Bu mücadele 4 C’yi ortadan kaldırmaya yetmedi. 4 C’ye karşı mücadele sadece Tekel işçilerinin değil, işçi sınıfının ortak mücadelesi olmadığı sürece de bunu başarmak mümkün değildir. Sadece 4 C, 4 B’yi değil, bir bütün olarak kapitalist sistemi ortadan kaldırmak için işçi sınıfının örgütlenmesi, mücadele etmesi dışında seçenek yok. Haydi Tekel işçileri ile dayanşmaya! 11 Ekim 2010 

Ekim 2010 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Altınyıdız’da eski yeni fark etmiyor, herkes asgari ücret alıyor. Altı aylık dilimler halinde bu sözleşme döneminde alacağımız ücretler, birinci altı ay için 570 lira, ikinci altı ay 587 lira olacak. 2011 yılında 611 lira, ikinci yarı 630 lira, 2012 yılı için 655 lira, ikinci yarıyı ise 675 lira olarak hesaplamak mümkün. “8) XXI. Dönem Grup Toplu İş Sözleşmesinin “ikramiye” başlıklı 40. Maddesi aynen uygulanacaktır.” Üç yıldan daha eski olan çalışanların 4 tam maaş ikramiye hakkı var, daha az çalışma süresi olanların 2.5 maaş ikramiye hakkı var. “9) Sözleşmenin yürürlülük tarihi ile imza tarihi arasındaki ücret zammını ve sosyal ödemelerden doğan birikmiş farklar, en geç 01.02.2011 tarihine kadar ödenecektir.” Toplu sözleşme dönem farklarımızı bile 6 aylık zaman dilimine yaymaktalar. “11) İşbu XXII. Dönem Toplu İş Sözleşmesi anlaşma tutanağı taraflarca 31 Ağustos 2010 günü imza edilmiştir.” 36 ayın 6 ayı gitti, biz işçiler biraz öfkelendik. (Öfkelendik dediysem bir şeyleri işverene yansıtan veya sendikamızın da bu öfkeden nasibini aldığı bir öfkelenme değil. Bizim öfkemiz kendimize. Arkadaşımıza bile yansıtamadığımız bir öfke, onlar da bize yansıtamadı. Neme lazım bu işsizlikte işsiz kalmak.) 15-20 lira arasında zam yaptılar güle güle kullanın dediler. Şimdi neme lazım patrondur, her şeyi hesaplamıştır, bu sıkıntılı dönemde onun da işleri yoksa alışmışta kazanmaya kem gözlerden yüzbin kere saklayarak. Biz ise alışkınızdır, az kazanıp az yemeye(!?). Şaka bir yana, evinde benim kazandığım kadarını bulamayan işsiz yüzbinler var sokakta. Tok değilsem de yarı-aç yatıyorum, işsiz yarı açta yatamıyor. Bütün bunları bize reva gören patron ve onun devletine karşı her alanda örgütlenmeli ve karşı duruş sergilemeliyiz. Taşeronun bu kadar yaygın olduğu bu ülkede binlerce iş-

5


AVUSTURYA’da Emekçilerle ilgili yeni bir yasa: AVUSTURYA’da Emekçilerle ilgili yeni bir yasa: Güvence altına alınmış asgari gelir üzerine federal devlet ile eyaletler arasındaki anlaşma Yoksullukla mücadelede ileri bir adım mı acaba? Av u st u r y a Federal Pa rla mentosu g üvenc e a lt ı n a a l ı n m ı ş a s g a r i ge l i r (Mindestsicherung) üzerine federal merkezi devlet ile eyalet hükümetleri arasındaki anlaşmayı geçen Temmuz ayında karara bağladı. Bu yasa 01 Eylül 2010 tarihinden itibaren yürürlüğe girdi. Avusturya federal sosyal işler bakanlığına göre bu yasa, şimdiye kadar eyaletten eyalete farklı olan sosyal yardımın yerini alacak. Ama bunu alabilmek bazı koşulların yerine getirilmesine bağlı.

Bunu almaya kimlerin hakkı var?

Ekim 2010 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Güvence altına alınmış asgari gelirini alma hakkından (Almanya’daki Hartz IV e benzer) ancak kendisinin ve aile fert-

6

lerinin ihtiyaçlarını karşılamaya yeterli gelire sahip olmayanlar ve (Örneğin sosyal sigortasal haklar gibi) üçüncü şahıslardan aldıkları ile gereksinimlerini karşılayamıyan insanlar yararlanabilecekler. Avusturya vatandaşlarının yanı sıra 5 yıllık AB-sürekli yerleşim hakkı veya süresiz oturma iznine sahip göçmenler ve onların aile bireyleri, iltica başvuruları kabul edilmiş olanlar, AB-vatandaşları vb. de bu hakka sahip. Amma velâkin çalışabilir durumdaki kişiler çalışma güçlerini aktif bir şekilde iş piyasasına sunmalıdırlar. Resmi makamlara göre kendisinin yapabileceği uygun bir işe gitmeyi kabul etmeme halinde bu, yarısına kadar kesilebilir.

Güvence altına alınmış asgari gelir ne kadar? Güya ihtiyaca yönelik güvence altına alınmış asgari gelirin çıkış noktası emeklilik sigortasının net asgari gelir denkleştirme tabanıdır. Bu miktar 2010 yılı için tek başına yaşayanlarda

ayda 744.- avro net, (evli) çiftlerde ayda net 1.116 avro’dur. Güvence altına alınmış asgari gelirde ayda 558.- avro tek başına yaşayanlara; (evli) çiftlere ise 837.- avro yılda 12 kez ödenecektir. Bu yasa çıkmadan önce yapılan pazarlıklarda sözde güvence altına alınmış asgari gelirin emeklilik maaşlarında olduğu gibi yılda 14 kez (yani bir maaş izin parası, bir maaş yılbaşı parası şeklinde) ödenmesi gerektiği tartışıldı. Lafta her zaman emekçilerden yana olduklarını iddia eden, hükümetin büyük ortağı Avusturya Sosyaldemokrat Partisi (SPÖ) ve onun önderliğindeki 1,3 milyon üyeli ÖGB (Avusturya Sendikalar Birliği) sosyal ortaklık adına bu talepten vazgeçtiler. Aynı hanede yaşayan çocuk başına en az 134.- avro artması öngörülmüştür. Yalnız bu miktar dördüncü çocuktan itibaren 112.- avro’ya düşmektedir. Bu paranın içinde % 25 lik ev masrafı payı yer almaktadır. Eğer güvence altına alınmış asgari gelirden yararlanan kişi, kendi evinde veya akrabalarının yanında kira ödemeden kalıyorsa, bu miktar kesilmektedir. Yeni doğan çocuklarına bakmak zor u nda k i a nne veya baba çocuk üç yaşına gelene kadar çalışma zorunluluğundan muaftır. Ne büyük bir ilerleme değil mi? Bu miktarlar asgari standartlardır. İsterlerse eyalet hükümetleri bu sınırların üzerlerine çıkabilirler.

Bu yeni yasal uygulama Avusturya’da yoksulluğu gerçekten azaltıyor mu? Bilindiği üzere Av u s t u r y a z en-

ginlikte dünyanın 10., Avrupa Birliği içinde 4. en zengin ülkesi. Buna karşın 9 milyona yakın nüfusu olan bu ülkede yaklaşık 300.000 den fazla kişi ayda 600.avro’dan fazla bir gelire sahip değil. Ve de bir milyona yakın kişi yoksulluk sınırının (951.- avro) altında bir gelirle yaşamak zorundadır. Bu çıplak rakamlar açık bir dil konuşmaktadır. Bu yeni yasal uygulama bir ilerleme olmadığı gibi yoksulluğu engellememekte ve sosyal koruyucu ağı daha sağlam hale getirmemektedir. Bunun köklü bir şekilde değiştirilmesi bu sistemde mümkün değildir. Fazla lafa gerek yok. Şimdi eski uygulama ile yeni uygulamayı somut, gerçek örneklerle rakamsal olarak karşı karşıya koyarak bu yeni yasanın ne menem bir ‘reform’ olduğuna bakalım: İki kızına tek başına bakan bir anne olarak 541,91 avro kira ödediği bir dairede oturmaktadır. 257,77 avro tutarında oturma yardımı almakta, yani onun kira payı 285,14 avro tutmaktadır. Çocuklar için çocukların babasından ayda toplam 233.- avro almaktadır. Sözü edilen bu bayan yarım gün temizlikçi olarak çalışmakta ve bu işten ayda 492,75 avro kazanmaktadır. Aşağıdaki tutarlarda sosyal yardım alınmaktadır: Tablo -1 Bu konuda başka bir dizi somut örnek daha verilebilir. Ama gerek yok. Avusturya’daki sınıf bilinçli emekçilerin bu sahtekârlıkların hesabını sormalıdırlar, soracaklardır. Ekim 2010 Avusturya’dan sendikalı bir okur  Not: Yararlandığımız Kaynaklar: - ÖGB’nin üye dergisi Solidarität = Dayanışma, sayı: 926, Eylül 2010, sf.: 5 Alm. - Migrare Yayın Organı Direkt, No.: 3/2010 Alm./Türkçe - Komak-ml yayın organı, Proletarische Rundschau, Nr.:34, Eylül 2010, Sf.: 24-25, Alm.

UPS / İstanbul Sendikalaştıkları için işten atılan ve 151 gündür direnişte olan UPS işçilerine bir destek te taraftar gruplarından geldi. TÜMTİS’in “Giy formanı, al topunu” çağrısı ile UPS'nin İstanbul Mahmutbey'de bulunan Aktarma Merkezi önüne davet ettiği dayanışma eylemine futbol takımlarının taraftar grupları katıldı. Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe, Trabzonspor ve Sakaryaspor'un muhalif taraftar grupları eyleme katılarak UPS işçilerinin direnişine destek verdiler.


Hey tekstilde yaşanılanlar

lamalarda bulundu: Bugün tekstil yok sayılırsa kadın çalışan kalmaz. Bu sektöre iyi baksınlar. Bu sektör istihdam için önemli bir sektör. Sektörü eleştirmektense, hassas sektör ilan edip kayıt dışılığa karşı proje geliştirilsin. 4-5 bin kişiyle çalışan hangi işyerine ödül verdiniz? Çalışanların yüzde 70’i kadın olan hangi firmayı tebrik ettiler? Kayıt içi ve merdiven altı arasında ne fark göz ettiler? Önce Sayın Başbakan bunu açıklasın. Kayıt dışılıkta haklı ama bunu yaratan ben miyim? Sistem yarattı. Anayasa’yı değiştirme gücüne sahip olan hükümetin kayıt dışılığı engellemesi çok mu zor? Suç sistemde. Sayın patronum bu çıkışıyla işçi dostu kılığına büründü. Birçok işçi tarafından da helal olsun denip takdir edildi. Bu çıkışı yapan patronum sanki sömürüye karşı bir portre çizdi sormak lazım 600 liraya çalıştırdığın insanları sömürmüyor musun? Sormak lazım iş sözleşmelerinde olmasına rağmen, çalışan işçilerinizin ikramiyelerini iki yıldır neden ödemiyorsunuz? Tatil günleri yaptırdığınız mesailerin ücretlerini neden düşürdünüz? Öte yandan Anadolu da yatırım yapmak için devletten yardım isteyen patronum, 10 bin işçi çalıştıracak kapasitem var. Atölyelere iş veriyorum. Hey Tekstil Türkiye’de örme tekstilin en büyüğü. 4 bin çalışanımız var ve gittikçe de büyüyoruz. Dokumaya da başlıyoruz. Benim daha çok işçi kapasitem var diyor. Anadolu ya yatırım yapmasının tek sebebi işçi ücretlerinin düşük olması ve devletten aldığı teşviklerdir... Ha bir de işçilerle daha iyi diyalog kurmak için Kürtçe öğreniyormuş. Sormak lazım, karşınıza hangi işçiyi alıp sohbet ettiniz? İşçiler sizi gördüğü zaman titremeye başlıyor. Sanırım şirin görünmeye çalışıyor patronum. Yeni İşi Dünyası okuru 6 Ekim 2010 

Avrupa’da 1’inci, Dünya’da 3’üncüyüz!

B

irçok alanda birincilikleri, ikincilikleri ve üçüncülükleri ile övünen Türkiye’nin oysa reklamı yapılandan daha fazla birinciliği var. Çalışma Bakanlığı’nın 2008 yılı verilerine göre Türkiye’de 72 bin 963 iş kazası yaşandı ve bu kazalardan 69 bin 369 erkek, 3 bin 594 kadın etkilendi. 865 kişi ise iş cinayetlerine kurban gitti. Türkiye sadece kayıtlı olan ve buzdağının görünen yüzünü oluşturan bu rakamlarla Avrupa’da birinci, Dünya’da ise üçüncü sırada yer alıyor. Bakanlığın verilerine en fazla iş kazası İzmir'de yaşanıyor. 10 bin 95 işçinin kaza geçirdiği İzmir'de kayıt dışı çalışmanın görece daha az olmasından kaynaklanıyor bu birincilik. İzmir'i 8 bin 489 işçiyle İstanbul, 7 bin 150 işçiyle Bursa, 6 bin 145 işçiyle Manisa, 3 bin 681 işçiyle Zonguldak, 3 bin 601 işçiyle Kocaeli, 3 bin 472 işçiyle Ankara, 2 bin 779 işçiyle Kayseri, 2 bin 389 işçiyle Denizli, 2 bin 322 işçiyle Eskişehir izliyor. İş kazası yaşanmayan tek yer Ardahan? En basit önlemleri dahi almayan patronlar işçilerin canlarını sadece basit maliyet unsuru olarak hesaplıyorlar. İşçilerin ölümleri patronları sadece alacakları ceza söz konusu olduğunda ilgilendiriyor. 4 Eylül: İstanbul/Silivri Belediyesi işçisi Necdin Ayvazoğlu (48) asfalt yama robotunun kapağına sıkışarak can verdi. 7 Eylül: Kocaeli/Dilovası’nda bulunan Çolakoğlu Metalurji Fabrikası’nda üzerine forklift düşen Hamza Zengin (44) hayatını kaybetti. 13 Eylül: İstanbul/Galatasaray’ın yeni standının kanalizasyon çalışması sırasında göçük meydana geldi. Göçük altında kalan Gökhan Yavuz (30) ve Raşit Ek (20) yaşamını yitirdi. 15 Eylül: Burdur’un Gündoğdu beldesinde doğalgaz boru döşeme işinde çalışan işçilere paletli iş makinası çarptı. Kazada Şehmuz Koyuncu (30) yaşamını yitirdi, Lütfi Yıldız (26) ağır yaralandı. 15 Eylül: A.Karahisar OSB’nde bir yem fabrikasında çalışan işçiler küspeyi şişlemek için içi Ayçiçek küspesi dolu siloya çıktılar. Bu küspe aniden kayınca silonun içine düşen Hasan Yel nefessiz kalarak can verdi. 19 Eylül: Balıkesir/Bandırma Bor ve Asit Fabrikalarında çalışan Yalçın Şenyiğit (40) ayağının kayması sonucu bor madeni çözelti oluklarına düşerek can verdi. 21 Eylül: Kocaeli/Gebze’de bulunan Enplast Fabrikasında çalışan Galip Kaya makinede temizlik yaptığı sırada helezonun çalışması sonucu sağ kolunu kaptırdı. Kaya’nın kolu tekrar dikildi. 22 Eylül: Ordu/Korgan ilçesinde elektrik tellerinin yeraltına alınması işinde çalışan işçi Mehmet Narin (32) akıma kapılarak can verdi. Seyfullah Tolga (30) ağır yaralandı. 24 Eylül: Kütahya/Tomruk yüklü traktör yokuş aşağı inerken makas yapması sonucu devrildi. Şöfor Necmi Askılıkaya (33) hayatını kaybetti. 30 Eylül: Afşin-Elbistan Linyitleri (AEL) İşletme Müdürlüğü'nde arızalı iş makinesinin bakımını yaparken kepçe ağzı üzerine düşen işçi Cuma Yılmaz (32) hayatını kaybetti.

Mutaş / Kocaeli Gebze’de bulunan Mutaş Demir Çelik'te işçilerin işten atılması karşısında, işçiler fabrikayı işgal ettiler. DİSK'e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası'nda örgütlendikleri işten atılan işçiler fabrika önünde direnişe geçmişlerdi. Daha sonra patronun 11 işçiyi daha işten atması karşısında işçilerin cevabı fabrika işgali ile geldi. 50'den fazla işçinin çalıştığı fabrikada sendikalı işçilerin tamamının işten atılmasıyla işçiler, fabrikayı işgal ettiler.

Ekim 2010 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

M

erhaba emek dostları, Ben beş yıldır aynı iş yerinde çalışan bir tekstil işçisiyim. Çalıştığım firma tekstil sektöründe hatırı sayılır bir firma… İkitelli’de, Bat ma n’ d a , Ç erkez’ de, Hacıbektaş’da, Kastamonu da toplamda 8 fabrikası olan koca bir şirket. Ben bu şirketin Sefaköy şubesin de çalışıyorum. Sizlere patronumdan bahsetmek istiyorum. Çünkü son zamanlarda gazetelerde çok fazla çıkmaya başladı. Önce çalıştığım iş yeri hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum İşe ilk girdiğim dönemde ücretlerimizi düzenli alıyor, mesailerimizde herhangi bir sorun yaşamıyorduk. Hatta her ayın 15’inde aksatılmadan istisnasız herkese avans veriliyordu. (5 sene önce) Ancak süreç içerisinde her şey tersine işledi. Önce avanslar kaldırıldı, süreç içerisinde mesai saat ücretleri düşürüldü, yakın zamanda maaşlarımız düzensiz ödenmeye, hatta 2 ayda bir ödenme aşamasına geldi. İlk girdiğim dönemde, 600 kişilik olan iş yerinde krizle birlikte büyük çapta işten çıkarmalar oldu ve çalışan sayısı 150 kişiye düştü. Kriz dönemi dediysem kriz patronumu gerçekten de teğet geçti. Çünkü krizin başlamasıyla işlerimiz de arttı. Tüm üretimini fasona kaydırarak krizden etkilenmiş rolü oynadılar ve işten çıkarmalara hız verdiler. Yaklaşık 6 ay önce yeni bantlar kurarak 600 liraya işçi almaya başladılar. Bu arada işçi çıkarmaların yaşandığı dönemde patronumuz medyada sürekli biz işçi çıkarmıyoruz diye nutuklar atıyordu. Patronum kim mi? TOBB Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı ve Hey Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Aynur Bektaş. Yaklaşık bir sene önce başbakan tekstildeki sömürüye atıfta bulunarak tekstilcileri uyarmıştı buna karşı sayın patronum gazetelere, açık-

. . . İş cinayetleri . . .

7


Hukuk Köşesi

sunda tehlikeli bir hususun tespit edilmesi durumunda, bu eksiklikler giderilinceye kadar, iki müfettiş, birer işçi ve işveren temsilcisi ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bölge Müdüründen oluşan komisyon kararıyla işyerinin faaliyeti tamamen veya kısmen durdurulur, işyeri kapatılır.  Bu şekilde kapatılan veya faaliyeti durdurulan işyerlerinde çalışmakta olan işçilere, işveren ücretlerini ödemeye devam etmek veya ücretlerinde bir düşüklük olmamak üzere başka bir iş vermek zorundadır. 80. maddeye göre de sanayi alanında faaliyet gösteren, devamlı olarak en az elli işçi çalıştıran ve altı aydan fazla sürekli işlerin yapıldığı işyerlerinde her işveren bir iş sağlığı ve güvenliği kurulu kurmak zorundadır. İşverenler bu kurulların aldıkları kararları uygulamakla yükümlüdürler. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından 07.04.2004 tarih ve 25426 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan bir yönetmelik bu kurul hakkında açıklamalarda bulunulmuştur. Bu yönetmeliğe göre İş Sağlığı ve Güvenliği Kurulu işveren veya vekilinden, iş güvenliği ile görevli bir mühendis veya teknik elemandan, işyeri hekiminden, işyeri yönetiminden bir kişiden, varsa bir sivil savunma uzmanından, işyerinden bir usta veya ustabaşından, işyeri sendika temsilcisinden (sendika yoksa işçilerin seçecekleri bir kişiden) ve sağlık ve güvenlik işçi temsilcisinden oluşur. Ancak yasa bu kurulun başkanı olarak işvereni, sekreteri olarak ta iş güvenliği ile görevli mühendis veya teknik elemanı göstermektedir. Gelecek sayıda iş sağlığı ve güvenliği konusuna devam edeceğiz.

Bu bölümde iş yasalarına göre açıklamalarda bulunmaktayız. Bu konuda ise bilinmesi gereken şey yasaların patronları, sermayeyi koruduğudur. Buna rağmen işçi sınıfının haklarını araması ve bu hakları genişletmesi için tüm yol ve araçlarla mücadele yürütmesi gerekmektedir. Hukuk mücadelesi de bu araçlardan birisidir.

İş Sağlığı ve Güvenliği? “Kapatılan veya faaliyeti durdurulan işyerlerinde çalışmakta olan işçilere, işveren ücretlerini ödemeye devam etmek veya ücretlerinde bir düşüklük olmamak üzere başka bir iş vermek zorundadır.”

Ekim 2010 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

4857

8

sayılı İş Kanunu’nu incelemeye İş Sağlığı ve Güvenliğini içeren 5. bölümü ile devam ediyoruz. 4857 sayılı yasada yer alan bu bölüm adından da anlaşılacağı gibi işçilerin sağlığını veya güvenliğini değil, işin sağlığını ve güvenliğini ön planda tutmaktadır. Kapitalistler için işin güvenliği, işçinin güvenliğinden önce gelmektedir. Zaten hemen her gün yaşanan iş cinayetleri, sakat kalmalar bunun en önemli kanıtı durumundadır. Bu bölümde yer alan 77. maddede, işverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri sağlamakla sorumlu tutulmuş, işçilerin ise alınan bu önlemlere uyması zorunlu tutulmuştur. Ayrıca işverenlerin bu önlemlere uyulup uyulmadığını denetlemesi, işçileri riskler konusunda bilgilendirmesi, iş güvenliği konusunda eğitim vermesi zorunluluğu da yasaya belirtilmektedir. Oysa bilindiği gibi birçok işyerinde ne gerekli önlemler alınmakta ne de işçiler bilgilendirilmektedir. İşçilerin alınmayan önlemler konusunda işvereni uyarması, gerektiğinde çalışmaktan kaçınarak Bakanlığa başvurması, bu konuda bilinçli davranması gerekmektedir. İş Sağlığı ve Güvenliği ile ilgili olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından 09.12.2003 tarih ve 25311 sayılı Resmi Gazete’de bir yönetmelik yayınlanmıştır. Bu yönetmeliğe göre işveren gerekli tedbirleri aldıktan sonra, işe yeni aldığı işçilere gerekli eğitimi vermek zorundadır. Bunun dışında çalışma yeri veya iş değişikliğinde, yeni teknoloji kullanımında da bu eğitimleri vermek zorundadır. Bu yönetmeliğe göre işyerinde çalışan işçiler arasından bir veya daha fazla işçi Sağlık ve Güvenlik İşçi Temsilcisi olarak yine o işyerindeki işçiler tarafından seçilir. İşveren işyerinde alacağı önlemler konusunda işçileri bilgilendirmek ve işçilerinde görüş ve önerilerini almakla yükümlüdür. İşyerinin Bakanlık yetkilileri tarafından denetlendiği durumlarda işçilerin yetkililere görüşlerini bildirme hakları da vardır. Madde 79’a göre bir işyerinde kanunda belirtilen önlemlerin alınmadığının veya eksik alındığının, işçilerin yaşamı konu-

İşçi kahvaltısı yaptık

Ç

eşitli işyerlerinde çalışan arkadaşlarımızın ve onların birlikte getireceği işçilerle birlikte kahvaltı yapmanın iyi olacağını düşünerek, işçi kahvaltısı organize ettik.

Birkaç arkadaş ile birlikte sofrayı hazırladık. Belirlenen saatte davet ettiğimiz işçi arkadaşlar gelmeye başladı Hep birlikte sofraya oturuldu. Kahvaltı yapıldıktan sonra sohbet ettik. Bir arkadaş kahvaltıyı neden yaptığımızı, amacımızın ne olduğunu anlattı. Çeşitli işyerlerinde çalışan işçi arkadaşlarımızın sorunlarının ortak olduğunu, birlikte mücadele ederek, örgütlenerek sorunların üstesinden gelebileceğimizi anlattı. İşçi arkadaşlara yönelik olarak gelecekte çeşitli etkinlikler planladığımızı, işçi arkadaşların hangi konuda etkinlik yapılmasını istediklerini sordu. Konuşan işçi arkadaşlar yaşadıkları sorunlardan örnekler vererek, yapılan kahvaltının çok olumlu olduğunu, gelecekte bu tarz etkinliklerin devam etmesi gerektiğini söylediler. Etkinlikler için şu öneriler getirildi: İş hukuku üzerine, sendikal çalışma üzerine, insan hakları üzerine, taşeronlaştırma üzerine, kiralık işçi sorunu üzerine etkinlik yapılması önerileri getirildi. İşçi sorunlarını işleyen, toplumsal temalı film gösterimleri yapılması önerildi. Sohbetten sonra, kısa bir tiyatro oyunu birlikte izlendi. 40 civarında kişinin katıldığı, kahvaltı ile başladığımız işçi arkadaşlara yönelik etkinliklere devam edeceğiz. Yeni İşçi Dünyası Okuru 1 Ekim 2010 

Spor Emekçileri Sendikası / İstanbul Bir süre önce kuruluşunu ilan eden Spor Emekçileri Sendikası (Spor-Sen) 25-26 Eylül tarihlerinde 1. Olağan Genel Kurulu'nu gerçekleştirdi. Yeni yönetimin seçildiği Genel Kurul’da ayrıca DİSK’e katılma kararı alındı. Sendikadan yapılan açıklamada "Genel Kurul, işçi sınıfı sendikal hareketinin birliğine verdiği önemi yaşama geçirerek spor emekçilerinin Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK)'na katılmasını karara bağlamıştır" denildi. Spor-Sen ayrıca “Tüm emekten yana güçleri, Spor-Sen'in çalışmalarını ve spor emekçilerinin örgütlenmesini yükseltme” çağrısında bulundu.


Tez Koop İş Sendikası’nda neler oluyor?

5 Ekim 2010 “Tez Koop-İş 2 Nolu Şube Üzerindeki İşgali Kaldırıyor, Yönet i m i İş çi lere İade Ediyoruz Basına ve kamuoyuna Tez Koop-İş 2 Nolu Şube üzerinde sendika genel merkezinin ve sahte 5 Nolu şube yönetiminin yasa, hukuk tanımaz işgaline son vermek üzere buradayız. Şubemiz uzun zamandır çeşitli oyunlarla işçilerin elinden alınmıştır. Genel Merkez kendisine boyun eğen bir şube yönetimi istemektedir. İşçilerin hakkını arayan, sendika içi demokrasiyi uygulayan üye, temsilci ve yöneticileri ise, sahte

Artı Değer

belgelerle suçlayıp ihraç kararları almakta, mahkemelerin iade kararlarına rağmen görevlerine iade etmemektedir. Bir işveren bile haksız yere işten attığı işçiyi yasa gereği işe iade ettiğinde işbaşı verilir. Bir devlet memuru haksız yere görevinden alınır ve mahkeme görevine iade ederse işinin başına geçer. Tez Koop-İş 2 Nolu Şubede Şube Başkanı Hulusi Uğurcan sahte bir belgeye dayandırılarak genel merkezin talebiyle ihraç edilmiş, mahkeme belgenin sahte olduğunu ortaya koyarak görevine iade edilmiştir. Bu göreve iade kararının mahkemeden çıkacağını iyi bilen Tez Koop-İş Genel Merkezi yasal olmayan bir biçimde Tez Koop-İş 5 Nolu Şubeyi açarak üyeleri bur şubeye aktarmış ve 2 Nolu Şubenin içini boşaltmıştır. Tam bir vurgunculukla, yasa tanımazlıkla karşı karşıyayız. Sahteciliğin, sendika ağalığının, hukuk, yasa tanımazlığın, ben yaptım oldu mantığının en açık örneğini Tez Koop-İş Sendikası 2 Nolu Şube’de yaşadıklarımızda görmekteyiz. Bizler, yani Tez Koop-İş 2 Nolu Şubenin temsilci, üye ve gerçek yöneticileri olarak, göreve iade kararını uygulamayan, uygulamadığı için kabahatler kanunundan ceza bile alan merkez ve sahte şube yöneticilerinin diktatörlüğüne son veriyor, şube yönetimini bugün itibariyle sahiplerine iade ediyoruz. En yakın zamanda delege seçimi yaparak demokratik bir şube kongresi yapmak üzere, yönetimi devralıyoruz. Tezkoop-İş Sendikası 2 Nolu Şube Yönetim Kurulu”

A

rtı değer, Marksist politik ekonominin en temel kategorilerinden biridir.

Artı değer, üretim süreci içinde işgücü kullanarak metayı üreten, ona bu şekilde değer katan işçilerin, kattıkları değerin patronlar tarafından ödenmeyen, el konulan kısmıdır. Artı değer, ücretli işçinin işgücünün değerinin ötesinde yarattığı ve kapitalistin karşılıksız olarak elkoyduğu değerdir. Yani artı değer, işçinin ödenmeyen emeğinin sonucudur. Kapitalist işletmede işgünü, gerekli emek zamanı ve artı emek zamanı olmak üzere ikiye ayrılır; ücretli işçinin emeği de gerekli emek ve artı emek olmak üzere ikiye bölünür. Gerekli emek zamanı sürecinde işçi işgücünün değerini yeniden üretir; artı emek sürecinde artı değer yaratır. Artı değer, kapitalist toplumda mülk sahibi sınıfların tüm gelirlerinin kaynağıdır. Artı değer oranı sömürünün gerçek boyutlarını ortaya koyar. İşçilerin emeğinin ödenmeyen, patronlar tarafından içedilen kesimi ne kadar yüksekse, artı değer oranı, yani gerçek sömürü oranı da o kadar yüksektir. Artı emek zamanını artırmak, patronların çıkarınadır. Artı emek zamanını, dolayısıyla artı değer oranını artırmanın iki yöntemi ve artı değerin bu iki yönteme uygun iki biçimi vardır. a)Mutlak artı değer: Artı emek zamanı bir bütün olarak işgücünün mutlak uzatılmasıyla arttırılabilir. Bütün şartlar aynı kalmak şartıyla, işçinin daha uzun süre çalışması, artı emek zamanının mutlak olarak artması anlamına gelir. İşgücünün uzatılmasıyla yaratılan artı değere mutlak artı değer denir. b)Görece artı değer: Sömürü derecesini yükseltmenin ikinci yöntemi, işgününün toplam süresi değişmeden, gerekli emek zamanını kısaltma yoluyla kapitalistin elkoyduğu artı değeri büyütmektir. Gerekli emek zamanının kısaltılması ve buna uygun olarak artı emek zamanının arttırılması yoluyla oluşan artı değere görece artı değer denir. Bir de Ekstra artı değer: Tek tek kapitalistlerin işletmelerinde, aynı üretim dalındaki işletmelerin çoğunluğunda kullanılmaya başlanmadan önce, daha mükemmelleşmiş makineler ve üretim yöntemleri kullandıklarında oluşur. Tek tek kapitalistler, bu şekilde kendi işletmelerinde söz konusu üretim dalının üzerinde bir emek üretkenliği elde ederler. Bunun sonucu olarak söz konusu kapitalistin işletmesinde üretilen metanın değeri, aynı metanın toplumsal ortalama değerinden daha düşüktür. Fakat metanın pazardaki değerinin para cinsinden ifadesi olan fiyatı toplumsal emek üretkenliğine göre belirlendiğinden, kapitalist mallarını andaki toplumsal ortalama fiyata sattığında, anda normal olan oranın üzerinde bir artı değer oranı elde eder. Buna ekstra artı değer denir.

Çelik-İş Sendikası / Kardemir Kardemir'de Türk Metal ve Çelik-İş Sendikası arasında süre yetki kavgasını Çelik-İş kazandı, tüm işçiler kaybetti. Yetkiyi Çelik-İş’in almasından hemen sonra işyerinden 27 işçi işten çıkarıldı. Yetki kavgasında Türk Metal Sendikası'nın itirazını reddeden Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, yetkili sendikanın Çelik-İş Sendikası olduğunu açıkladı. Daha önce de 29 işçinin işten atıldığı Kardemir’de, son dönemde işten çıkarılan işçilerin sayısı 56’ya ulaştı. Sendikalar arasında yetki kavgası sürerken Kardemir'e yeni işçi alımı yapılmış ve bu işçiler Çelik-İş Sendikası'na üye kaydedilmişti.

5 Ekim 2010 

Ekim 2010 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

T

ez Koop İş Sendikası Genel Merkezi 2 No’lu Şube’de, 2005 yılından bu yana yaşanılan sorunlar sonucu 5 No’lu şubeyi açtı ve 2 No’lu Şube üyelerini 5 No’lu Şube’ye bağladı. 2 No’lu Şube yönetimine de müteşebbis heyet atadı. Tez koop-İş 2 No’lu Şube Başkanı Hulusi Uğurcan, Genel Merkez tarafından sendikadan ihraç edilmesine karşı açtığı hukuk mücadelesini kazanarak gereğinin yapılmasını Genel Merkez’den talep etti. Mahkeme kararına dayanarak Hulusi Uğurcan ve 2 No’lu şube üyeleri, 24 Eylül günü 2 No’lu Şubeye –yeni 5 No’lu Şube- giderek, şubeyi terk etmeme eylemine başladılar. Hulusi Uğurcan ve üyeler genel merkezden mahkeme kararlarının uygulanmasını talep ettiler. 29 Eylül günü yapılan polis operasyonu ile şubeyi terk etmeme eylemine son verildi. Aşağıda Tez Koop İş Sendikası 2 No’lu Şube Yönetiminin basın açıklamasını yayınlıyoruz.

Eğitim Köşesi

9


Tez Koop İş Sendikası’ndan

Ekim 2010 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

C

10

arrefour’da grev kararı alındı Ca r refou r Saba ncı Ticaret Merkezi A.Ş. ve bağlı işyerlerinde örgütlü Tez Koop İş Sendikası ile işveren arasında 10 Mart 2010 tarihinde başlanılan toplu iş sözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlanamadı. Resmi arabulucunun da görev süresi içerisinde uyuşmalığı giderememesi üzerine Tez Koop İş Sendikası Carrefour Sabancı Ticaret Merkezi A.Ş. ve bağlı işyerlerinde 21 Eylül 2010 tarihi itibariyle grev kararı aldı. Carrefour’da grev kararı alınmasına rağmen, sendikanın grev hazırlığı yok. Greve başlama süresinin bitmesine az bir süre kala, hatta son anda sendikanın toplu iş sözleşmesini imzalaması yaşanılmayan bir şey değil. Daha önce örneğin Migros sözleşmesinde yaşanılan bir olgu. Real’de de sendika grev kararı almış, grev kararını uygulamamış, son anda toplu sözleşmeyi imzalamıştır. Carrefour’da da böyle olacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok! Göstermelik grev kararı alınmakta, son anda toplu sözleşmeye imza atılmaktadır. Tesco Kipa’da Ma hkeme

Bu örnekler sendikal bürokrasinin işçi haklarını ekonomik anlamda bile doğru dürüst savunmadığını gösteriyor. Sınıf sendikacılığı, sınıf bilinçli işçilerin sendika yönetimlerine gelmesi, sendikaların gerçek anlamda fethedilmesi işçi örgütlerine dönüşmesi, sendikal bürokrasinin egemenliğini kırmak için elzem olarak görünüyor. Süreci Başladı Tez Koop İş sendikası, 8 bin işçinin çalıştığı Tesco Kipa’da 2003 yılından beri sürdürdüğü örgütlenme çalışmasını başarıyla tamamlayarak gerekli çoğunluğu sağladı. 6 Mayıs 2010 tarihinde Çalışma Bakanlığı’na yapılan yetki tespiti başvurusu sendika lehine sonuçlandı. Tesco Kipa işvereni yetki tespitine itiraz ederek konuyu mahkemeye taşıdı. 22 Eylül’de davanın ilk duruşması İzmir’de yapıldı. Duruşmaya çok sayıda Tesco Kipa işçisi de katıldı. Gelecek duruşma tarihi 1 Kasım 2010 tarihine ertelendi. Tesco Kipa işçileri işve-

reninin yaptığı itirazı protesto etmek için mağazalarda yemek boykotu yaptı.

IBM’de grev uygulanmadı IBM (International Business M a c h i ne s) Tü r k L i m it e t Şirketinde 2008 yılında, Tez Koop İş Sendikası’nın başlattığı örgütlenme mücadelesi patron tarafından engellenmeye çalışılmış; açılan davaların sendika lehine sonuçlanması üzerine, Çalışma Bakanlığı’nın 3 Mart 2010 tarihli yetki belgesi ile Tez Koop İş Sendikası’nın IBM Türk Limitet Şirketinde toplu iş

sözleşmesi yapmaya yetkili olduğu kesinleşmiştir. 13 Nisan 2010 tarihinde başlanılan, toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine uyuşmazlıkla sonuçlanmış; atanan resmi arabulucu da görev süresi içerisinde uyuşmazlığı giderememiştir. Tez Koop İş sendikası Genel Merkezi 21 Temmuz 2010 tarihinde IBM Türk Limitet Şirketi ve bağlı işyerlerinde grev kararı almış, grev kararının 27 Eylül 2010 tarihinde ve saat 10.00’da uygulamaya konulmasına karar vermiştir. IBM’de 27 Eylül’de başlanılacağı ilan edilen greve başlanılmamıştır. İlan edilen günde grev başlamadığı için grev kararı düşmüştür. Bu örnekler sendikal bürokrasinin işçi haklarını ekonomik anlamda bile doğru dürüst savunmadığını gösteriyor. Sınıf sendikacılığı, sınıf bilinçli işçilerin sendika yönetimlerine gelmesi, sendikaların gerçek anlamda fethedilmesi işçi örgütlerine dönüşmesi, sendikal bürokrasinin egemenliğini kırmak için elzem olarak görünüyor. 5 Ekim 2010 

Praktiker / Koop-İş Sendikası Koop-İş Sendikası iki yıldır süren yetki mücadelesini kazanarak Türkiye genelinde bulunan Praktiker Yapı Marketlerinde yetkiyi aldı. Koop-İş’in 15 Aralık 2008'de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına, Praktiker Yapı Marketleri’nde TİS düzenlemek için çoğunluk tespiti başvurusunda bulunmuştu. Bakanlık, 8 Ocak 2009'da Koop-İş Sendikası'nın Praktiker’e ait 6 ildeki 10 mağazada çoğunluğu sağladığını bildirmişti. Ancak Praktiker İşvereni buna itiraz etmişti. Mahkeme iptal talebinin reddine karar vererek Koop-İş Sendikasını yetkili sendika olarak belirledi.


Dünyadan İşçi Haberleri

B

i r öncek i say ı m ı z da Avrupa’da işçiler hükümetlerin kemer sıkma politikalarına karşı greve hazırlandığını duyurmuştuk. 29 Eylül’de Avrupa Sendikalar Konfederasyonu’nun (ETUC) organize ettiği en büyük eylem, Avrupa’nın başkenti olarak sayılan Belçika’nın başkenti Brüksel’de gerçekleşti. 30 ayrı ülkeden katılımcılarla gerçekleştirilen Brüksel yürüyüşünde yüz binin üzerinde bir katılım oldu. Oldukça renkli geçen yürüyüşte “Kesintilere hayır, önce iş ve büyüme” yazılı pankartlar taşındı. ETUC mitingde yaptığı açıklamada “Bu krize biz yol açmadık. Faturayı patronlar ödesin” dedi.

İşten Atmaları Kolaylaştırmak Ve Maliyetleri Ucuzlatmak İçin Hazırlanmış Bir Reform

A

vrupa ülkelerinde milyonlarca işsize yeni iş alanları yaratmak yerine hükümetler, patronlara işten çıkarmalar için yeni süreçler hazırlıyor. Adını “Emek reformu” olarak koydukları bu yeni saldırı planları ile günümüzde çalışılan yılbaşına 45 günlük kıdem tazminatı ödenirken yeni yasayla bu 33 gün olarak düzenleniyor. Objektif nedenlerle işten çıkarmaları kolaylaştıran bu reform ile ge-

lirlerinde kalıcı bir azalma ya da kabaca gelir kaybına uğrayacağını tahmin eden şirketler en fazla 12 ay olmak üzere yılda 20 gün kıdem tazminatı ile işçi çıkarabilecek. Emek reformu fabrikalarda yeni işten atmaları sağlamak için tasarlandı. Sadece fabrikalar değil kamuda çalışan işçilerde objektif nedenlerden dolayı işten atmalarla yüzleşecek. Ayrıca kamu harcamalarını azaltma kampanyaları ile bu reformun propagandası yapılmakta üstelik Patronların, işten çıkarmalar için karşılaması gereken her türlü masrafı için kamu fonları devreye sokuluyor.

İspanya’nın yüzde 70’i grevdeydi

İ

spanya’da Sosyalist Parti iktidarı dönemindeki ilk büyük grev 10 milyon işçinin iş bırakmasıyla gerçekleşti. İşçiler gece yarısından itibaren 24 saatlik iş bırakma eylemi için hazırlıklar yapıyordu. Başkent Madrid’deki mitingde farklı bir eylem tarzı geliştiren protestocular, dükkân ve bankaları doldurup izdiham yaratarak işyerlerini kapanmaya zorladı. Barcelona’daki eylemlerde ise çatışmalar çıktı. Eylemler, mali krizde en ağır darbelerden birini alan İspanya'da işçilerin

genel grevi ile başladı. İşçiler 24 saatlik iş bırakma eylemi için dün gece yarısından itibaren grev gözcülükleri oluşturarak toplandılar. Başkent Madrid'de bir de miting düzenlediler. Genel grev patronların işe alıp işten çıkarma işlemlerini kolaylaştırmak üzere çalışma yasalarında planlanan değişiklikleri ve kamu harcamalarındaki kesintileri hedef alıyor. Öte yandan ülkenin önde gelen sendikalarından UGT'ten yapılan ilk açıklamada, genel greve katılımın yüzde 70'in üzerinde olduğu iddia edildi. Polonya, Portek iz, İtalya, Letonya, İrlanda ve Sırbistan'da da ulusal çapta eylemler yapıldı.

Yunanistan

Y

unanistan'da çalışma koşullarını protesto eden doktorlar, liman, telekomünikasyon, toplu taşıma araçları çalışanları grev ve iş bırakma eylemlerine gitti. Devlet hastanelerinde görevli doktorların bu sabah başlayan 24 saatlik grevi nedeniyle hastanelerde yalnızca acil servis ve güvenlik birimlerinin görev yapacağı bildirildi. Y u n a n i s t a n Telekomünikasyon Şirketi

Çapa Tıp Fakültesi / İstanbul İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi yemekhanesinden işten atılan taşeron işçiler üç haftadır sürdürdükleri oturma eylemini sonlandırdılar. Ücretlerini tam ve düzenli almak istedikleri için işten atılan yemekhane işçileri hastane önünde direnişe geçmişlerdi. Oturma eylemini sonlandıran 14 işçi yaptıkları açıklamada “Anayasa değişikliği ile demokrasi getireceğini iddia eden Hükümete sesleniyoruz! Kamu kaynaklarının hortumlanmasının, özelleştirmenin, işçilerin hukuksuz ve kölece çalıştırılmasının aracı olan taşeron çalışma, derhal yasaklanmalıdır." taleplerini dile getirdiler.

(OTE) çalışanlarının da 24 saat iş bırakma kararı aldığı, liman çalışanlarının da saat 07.00-10.00 arasında iş bırakma eylemi yaptığı kaydedildi. Öte yandan, troleybüs ile otobüs şoförlerinin saat 11.0016.00, tramvay ve metro çalışanlarının 12.00-16.00, banliyö trenleri çalışanlarının 12.00-17.00 arasında sefere çıkmayacağı açıklandı. Yunanistan İşçi Sendikaları Federasyonu'nun (GSEE) başkent Atina'da saat 18.00'de protesto gösterisi yapılması çağrısında bulunduğu belirtildi.

Şili

G

eçen say ımızda 700 metre yerin altında kalan madencilerden haber vermiştik. CNN’in verdiği habere göre mahsur kalan madencilere ışık göründü. 5 Ağustos’tan bu yana 700 metre yerin altında mahsur kalan madenciler için açılan ilk kurtarma kuyusu madencilerin bulunduğu yere ulaştı. Madenci yakınlarının sevinmesine neden olan bu gelişme konusunda yetkililer, sevinmenin daha erken olduğunu belirtiyorlar. Her hangi bir komplikasyon olmaması halinde 24 ile 36 saatte madencilerin sağ salim dışarı çıkarılabileceklerini söylüyorlar.

10 Ekim 2010 

Ekim 2010 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Avrupa’da Grev Dalgası

11


Şili'li Madenciler Kurtarıldı!

Maden kazası kader değildir! Yeni Dünya İçin ÇAĞRI Sahibi ve Sorumlu Yazıişleri Müdürü: Aziz Özer • Yönetim Yeri ve Adresi: Fatih Mah. Bahçeyolu Cad. Ülbeği İş Merkezi No: 9 Kat: 4 Esenyurt - İstanbul • Tel/Fax: (0212) 620 67 57 • e-mail: mail@yid.ydicagri.org • web: www.yid.ydicagri.org YDİ ÇAĞRI Sayı 147’nin İşçi Özel Sayısı -2- • Ekim2010 • Fiyatı: Türkiye: 0,50 TL · Türkiye Dışı: 1,00 Avro Baskı: Uğur Matbaacılık (0212-501 81 09) Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi 6. Kat A Blok 4 NA 8-10-11-23 · Topkapı - İstanbul • Yayın Türü: Yerel Süreli


yid_ekim_2010