Page 1

Yeni Dünya İçin ÇAĞRI • Özel Sayı • Mart 2010 • Fiyatı: 0,50 TL

GENEL GREV CİDDİ, ÇETİN BİR MÜCADELE BİÇİMİDİR…

T

ekel işçilerinin Ankara’da Türk-İş önünde sürdürdükleri haklı mücadele Danıştay kararı ile sonlandırılmış olunsa da, mücadele sürüyor. Bu süreçte üzerine en çok konuşulan konu “genel grev” oldu. Sendikalar genel grev yapmalı diyenler, işçi sınıfı adına konuşan solun çok büyük bölümü idi. Değişik örgütlenmelerde işten atılan ve canı yanan işçilerin de içeriğini fazla bilmeden, sahiplendikleri bir slogan oldu genel grev. İşçi sınıfı örgütleri, sosyalizm adına konuşan örgütler, partiler iktidarı ele geçirmenin temel bir aracı olarak genel grevi savunmalıdırlar ve ona göre hazırlıklarını yapmalıdırlar. Bu anlamda genel grev ciddi bir iştir! Genel grevin ciddi bir iş ol-

duğu, burjuvazinin siyasi iktidarını alaşağı etmenin en temel araçlarından birisi olması (Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yer yer uygulanan ekonomik içerikli genel grev üzerine başka bir yazımızda duracağız) nedeniyle ciddi bir hazırlığı gerektiren bir iş olduğu açıktır. Bu yanıyla bakıldığında bugün özellikle yaklaşık son 30 yıldır genel grev çığırtkanlığı yapan siyasi örgütlerin bu işe ciddi olarak yaklaşmadıklarını baştan tespit edebiliriz. Bu örgütler genel grevin içeriğini de boşaltmaktadırlar. Öyle ya genel grev şu ya da bu hükümetten bir hak almak için kullanılması gereken bir araç mı, yoksa burjuvazinin iktidarını devirmeyi hedefleyen, onun yerine işçi sınıfının iktidarının kurulması için kullanılan bir

araç olarak mı kullanılmalıdır sorusu önemli bir sorudur. İşçi sınıfı adına konuşan bir dizi reformist, devrimci sol örgüt ve yapı daha da ileri giderek, genel grevin örgütlenip yürütülmesini sendika yöneticilerinden beklemektedirler. Genel olarak bu yapılar, yayın organlarında sendika yöneticilerinin geneli için ve genelde doğru olarak “ağa”,”bürokrat”, “hain”, “işçi aristokratı” vb. olarak bahsetmektedirler. Peki, işçi sınıfının mücadelesini, çıkarını patronlara peşkeş çeken, işçileri mücadelede geri çektiren bu yöneticilerden nasıl olur da genel grev kararı alması talep edilir? Bu tutarsızlığın en üst seviyesidir aslında. Ya bu yöneticiler sınıf içerisindeki burjuva ajanları değildirler, öyle iseler o zaman onlardan ge-

Ankara Tekel işçileri ziyaret izlenimleri!

Disk-Tekstil olağanüstü kongresi yapıldı!

13 insan = 130 bin TL.

Esenyurt Belediyesi sendikalı işçi istemiyor!

devamı sayfa 3’de...

devamı sayfa 4’de...

devamı sayfa 7’de...

devamı sayfa 9’de...

nel grev yapmalarını beklemenin adı nedir? Zaten dikkat edilirse sendika yöneticileri bu zorlamalar karşısında “genel grev zorlu bir iştir, bunu yapacak gücümüz yoktur” şeklinde Mustafa Türkel’in de, Tekel işçilerine açıkladığı gibi açıklamalar yapmak zorunda kalmaktadırlar. Türk-İş I. Bölge, DİSK İstanbul Şu b e l e r i , K E S K İ s t a n b u l Şubeleri, KAMU-SEN İstanbul İl Temsilciliği, İstanbul Tabipler Odası, TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, İstanbul Eczacılar Odası, İstanbul Diş Hekimleri Odası’nın birlikte imzaladığı bildiride de, 3 Şubat eylemine çağrıda bulunulurken “Haydi 3 Şubat’ta Greve, Genel Eyleme” denilmektedir. Genel (Devamı sayfa 2’de) →


grevin bu yapılarla, bu örgütlenme ile yapılamayacağını görmüş olacaklar ki, genel grev çağrısı yapmamışlardır. İşçi sınıfının mücadele tarihi gerçek sosyalistlerin, bu silahı gereksiz yere kullanmaya çalışan, onun içeriğini boşaltan, onu giderek anlamsız hale getiren bir yaklaşımı reddetmişlerdir. Onlar genel grevin hayatın akışını değiştiren, sınıfı işçi sınıfının kendi partisi önderliğinde iktidara taşıyan bir mücadele biçimi olarak kavramış ve öyle mücadele etmişlerdir. İşçi sınıfının mücadele tarihi, üretimden gelen gücün, yani işçi sınıfının fabrikalarda sosyalist temelde örgütlenmesi, fabrikalarda işçi sınıfı partisinin örgütlü olduğu, işçilerin kendi partilerinin siyasetini belirlediği, o temelde de siyasi iktidara yürüdüğü koşullarda ancak genel grevin bir silah olarak kullanılabileceğini göstermektedir. Genel grev silahı bir oyuncak değildir. O silahla rastgele oynanamaz! Genel grev bir reformist değişim aracı da değildir. Bunu böyle kullanmaya çalışmak işçi sınıfının bilincini çarpıtmaktır. İşçi sınıfı tarihi, işçilerin kendi sınıf partileri öncülü-

ğünde örgütlenerek, bu parti önderliğinde şehir yoksullarını, kır yoksullarını da yanına alarak örgütlenen bir genel grevle iktidarın ele geçirebileceğini göstermektedir. Onun için de bugün işçi sınıfı adına konuşan bilumum oportünist revizyonist kesimin genel grevi sendika ağalarından, sendika bürokrasisinden beklemesi, hedefi de liberal burjuvazinin sözcüsü olan AKP’yi hükümetten devirmek olarak koyması siyasi miyopluğun ifadesidir. Evet, biz genel grevi istiyoruz! Ama bunun için başta ana sanayi dallarını sınıfın öncü partisi önderliğinde örgütlenmesi gerekir. Bu yapılmadan genel grev çağrıları hoş görünen ama içi boş olan çağrılardır. Maalesef yıllardır yapılan bu ve benzeri çağrıların sınıfı iktidara taşımaya değil, daha da Reformist batağa batırdığına şahit olduk. Buna karşı mücadele etmek, sınıfı fabrika temelinde örgütleyerek siyasi iktidara yürümek ve bu mücadelede genel grev silahını gerekli olan doğru zamanda kullanmak sınıfın Bolşevik öncüsünün görevidir. Şubat 2010 ✓

Esenyurt Belediyesi’nde işten çıkarmalar sürüyor

E

senyurt’ta Belediye-İş 2 No’lu Şube üyesi oldukları için işten atılan işçilerin mücadelesi sürüyor. İşten atılan 16 işçiden 7’si mahkemenin işe iade kararı vermesi üzerine 8 Şubat’ta işbaşı yaptılar. Geri kalan 9 işçi, 23 Mart’ta ve 19 Nisan’da görülecek mahkemenin sonucunu bekliyor. İşçiler Esenyurt Kültür Merkezi önünde direnişlerini sürdürüyorlar. Bir yandan direniş sürerken, mahkemeyi kazanan işçiler iş başı yaparken, öbür yandan Esenyurt Belediyesi 18 işçiyi daha işten attı. İşten çıkarmanın gerekçesi, İş Kanunu’nun iş sözleşmelerinde süreli feshi düzenleyen 17. maddesine dayanı-

larak, “sözleşme süresinin dolması” gösterildi. AKP’li Esenyurt Belediyesi’nin sendikalı işçi düşmanlığı sürüyor. İşten atılan 18 işçi ile birlikte direnişteki işçilerin sayısı 27’e çıktı. İşçiler direnişe devam etme kararı aldılar. İşçiler sendikalı olarak işe geri dönene kadar mücadele ve direnişlerini sürdürmekte kararlı. Sendika hakkını kullanan ve bu nedenle işten atılan belediye işçilerinin haklı mücadelesini destekleyelim. İşçileri mücadelelerinde yalnız bırakmayalım. İşçilerle dayanışmayı büyütelim. Yaşasın sınıf dayanışması! 1 Mart 2010 ✓

Mart 2010 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Tesco/Kipa’da sendikalaşan işçiler üzerinde baskılar artıyor

2

A

nayasal hak olan sendika üyesi olan işçilerin başına gelen, şimdi Tesco/Kipa mağazalarında sendika üyesi olan işçilerin başına geliyor. Önce sendika üyesi olan işçiler üzerinde baskı kuruluyor. Sendikadan istifa etmeleri isteniyor. İstifa etmeyen işçiler asılsız bir neden bulunarak işten çıkarılıyor. Bu döngü hemen hemen sendikalaşan her işyerinde yaşanıyor. Tesco/Kipa Silivri mağazasında çalışan, Tez-Koop-İş

Sendikası üyesi Abdullah Çiçek yürüttüğü sendikal çalışma nedeniyle 11 Şubat günü işten çıkarıldı. Tez-Koop-İş sendikası Tesco/ Kipa işyerlerinde çalışan 8 bin işçinin yarısını üye yapmış, yetki için gerekli olan çoğunluğu üye yapmaya yaklaşmıştır. Tesco/Kipa’nın yerel düzeydeki yöneticileri son dönemde işyerlerinde sendika üyesi olan işçiler üzerinde baskıları artırmıştır. Sendika üyesi olan işçiler sorgulanmakta, sendika-

dan istifa etmeleri istenmektedir. Baskılara boyun eğmeyen öncü işçilerden Abdullah Çiçek asılsız suçlamalarla işten çıkarıldı. Abdullah Çiçek başka bir gerekçe bulunamamış olsa gerek, “müdüre hakaret ve iş arkadaşının ağlamasına sebep olmak” komik gerekçesi ile işten çıkarıldı. Tez-Koop-İş Sendikası tarafından 19 Şubat günü Tesco/ Kipa Silivri mağazası önünde düzenlenen basın açıklaması ile Tesco/Kipa yöneticilerinin sendika üyesi olan işçiler üzerindeki baskıları ve Abdullah Çiçek’in işten çıkarılması protesto edildi. Basın açıklaması sırasında, “İnadına sendika, inadına TezKoop!, Yaşasın sınıf dayanışması!, Kipa işçisi yalnız değildir!, Baskılar bizi yıldıramaz!, Zafer direnen emekçinin ola-

cak!, İş, ekmek yoksa, barışta yok!, sendika hakkımız engellenemez!, Her yer tekel, her yer direniş!, tekel işçisi yalnız değildir!” sloganları atıldı. Basın açıklamasını okuyan Genel Mali Sekreter Ayhan Kurtuluş Demirer, Tesco/Kipa yerel yöneticilerini uyardı: “Yapılan bu uygulamalara son verin. Bizim üretimden gelen gücümüz olduğu gibi tüketimden gelen gücümüz de bulunmaktadır. Yüreği bizlerle atan, kalbi gönlü bizimle olana, bu adaletsizliklere dur diyecek milyonlarca duyarlı yurttaşlarımız var. Bu nedenle Tesco/Kipa yöneticilerine bu gerçeğin farkında olarak hareket etmelerini öneriyoruz.” İşçilerin birliği sermayeyi yenecek! 19 Şubat 2010 ✓


Ankara Tekel işçileri ziyareti izlenimleri

T

İzmir çadırında bir işçi, Yeni İşçi Dünyası’ndan ne kastettiğimizi sordu. Yeni dünya yaratma mücadelesinin işçi sınıfı önderliğinde olacağını, yeni dünyanın, geleceğin işçi sınıfına ait olduğunu, yeni dünyayı vurgulama anlamında yeni dediğimizi anlattım. fark ettiğini görünce, selam vererek içeri girdim. Sohbet ettim. Söyledik lerini duyduğumu, sözlerinin beni çok sevindirdiğini söyledim. Neden? Diye sorunca, YİD bildirisinde aynı tavrın olduğunu söyleyerek bildiriyi kendisine uzattım. İşçi bildiriyi aldı ve okudu. Daha sonra gülerek evet doğru dedi. Sıcak bir sohbetten sonra, YİD’nın arka say fasındak i Kürtçe Cîhana Karkerê Nû yazısının ilgi çektiğini ve sevindirici bulduğunu söyledi. Bu tavır belki onun Kürt olmasından kaynaklı idi. Adıyaman çadırında, bir işçi “bizi ziyarete gelen kim olursa olsun, sadece AKP hariç, özelleştirme karşı olan herkes gelebilir” dedi. Bize de “özelleştirme karşıtı olup olmadığımızı” sordu. Ben de tabii ki, özelleştirmeye karşı olduğumuzu, bunu yazılarımızda sürekli vurguladığımızı anlattım. Amed çadırı kalabalık ve coşkulu idi. Kürt olduğum ve Kürtçe bildiğim için işçilerle Kürtçe konuştum. Kürtçe olarak bildiriyi ve YİD’nı anlattım. Kendi dillerinden kendile-

rine hitap edilmesine sevindiler. YİD’nın arka kapağında yer alan Kürtçesi hoşlarına gitti. İzmir çadırında bir işçi, Yeni İşçi Dünyası’ndan ne kastettiğimizi sordu. Yeni dünya yaratma mücadelesinin işçi sınıfı önderliğinde olacağını, yeni dünyanın, geleceğin işçi sınıfına ait olduğunu, yeni dünyayı vurgulama anlamında yeni dediğimizi anlattım. Batman çadırında, bir işçi YİD’nın Kürtçe logosu ilgisini çektiği için, TKP ile yaşadığı bir sorundan bahsetti. TKPlilerle yaptıkları bir tartışmada, TKP’nin ulusal sorunda Türk milliyetçisi olduğunu, misaki milli sınırlarını kabul ettiğini, bu tavırlarından ötürü TKP’ye güven duymadıklarını, TKP’nin içlerinde yer almasını istemediğini anlattı. İşçilerle yaptığım sohbetlerde şu izlenimleri edindim: İşçiler mücadeleden, direnişten çok şey öğrendiklerini, tek bir işçinin hiç olduğunu, ama toplu mücadele ile bir şeylerin değiştirilebileceğini, değişik kökenlerden işçilerin yan yana aynı amaç uğrunda mücadele

ettiklerini, aralarında herhangi bir sorunun olmadığını, kardeş gibi davrandıkları vb. anlattılar. İşçiler 4/C’ye geçmek için imza atsalar bile, herhangi bir gerekçe ile işlerine son verileceğini düşünüyorlar. Gelecek açısında işsiz kalma kaygıları var. Sohbet ettiğim işçilerin bir bölümü sendikaya güven duymuyor. Sendikanın onları yalnız bırakacağını, mücadelelerini sonlandıracağını düşünüyor. AKP’ye karşı propaganda aracı haline getirildiklerini düşünüyorlar. İşçiler bekleyiş içerisinde. 2 Mart’ta ne olacağını merakla bekliyorlar. Ne olacağının tedirginliğini yaşıyorlar. Tekel işçileri 75 gündür süren direnişten çok şey öğrendiler. Tekel direnişi işçi sınıfı direnişlerinin, işçiler açısından birer okul olduğu, işçilerin direniş okullarında çok şey öğrendikleri gerçeğini bir kez daha ispatladı. Yaşasın işçilerin birliği ve mücadelesi! YDG okuru genç bir işçi 28 Şubat 2010 ✓

Mart 2010 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

ekel işçilerinin 75 gündür sürdürdükleri direnişi basından takip ediyordum. Bir işçi olarak direnişin bitirilmesi için hükümetin verdiği süre dolmadan önce, direnişi ziyaret etmeyi istedim. 27 Şubat gecesi İstanbul’dan Ankara’ya doğru yola çıktım. Sabah saat 06’da Ankara’ya vardım. Doğrudan Sakarya caddesine gittim. Cadde girişinde yüzlerce polis otobüsler içerisinde ve dışında bekliyorlardı. Onları geçtikten sonra çadırlara doğru gittim. Sabah olduğu için birçok işçi uyuyordu. Biraz bekledikten sonra, işçiler uyanmaya başladı. İlk olarak Bitlis çadırına girdim. Çadırda uyuyan da vardı, sobanın etrafında sohbet eden işçiler de vardı. Direniş süreci üzerine, oturan işçilerle sohbet ettim. İşçilerin yorgun, fakat kararlı olduklarını gördüm. İşçiler banyo, tuvalet sorunlarından bahsettiler. Bir işçi 10 gündür banyo yapamadığı için ziyarete gelenleri öpmeye çekindiğini söyledi. Destek için gelenlerin bunun bilincinde olduklarını ifade ettim. Ama yine de kendisinin kötü hissettiğini söyledi. Yeni İşçi Dünyası Şubat sayısını ve YİD’nın Tekel direnişi üzerine çıkardığı bildiriyi işçilere verdim. Kendi direnişleri üzerine bildiri çıkarılmasına sevindiler. Bildirinin kendi direnişleri dışında dağıtılıp dağıtılmadığını sordular. Dağıtıldığını söyledim. Sadece Tekel işçilerinin değil, diğer direnişte olan itfaiye, belediye, Sinter Metal, Sabiha Gökçen vb. işçi direnişlerinin de sesi olmaya çalıştığımızı ifade ettim. Bitlis çadırından sonra sırayla, Tokat, Amed, Batman, İ z m i r, Mu ş , A d ı y a m a n , M a l at y a , Ad a na , Ta r su s , İstanbul, Trabzon, Samsun, Siirt, Bursa, Amasya çadırlarını tek tek ziyaret ettim. Her çadırda işçilerle sohbet ettim. Gazete ve bildiri verdim. En sevindirici ve en ilginç sohbeti Muş çadırında yaptım. Çadıra girdiğimde bir işçi konuşuyordu. İşçi, bugüne kadar hiçbir hükümetin, işçilere faydası olmadığını, bütün partilerin işçileri aldattığını, al biri vur ötekine dediğini duydum. Bu tavır beni sevindirdi. Beni

3


Disk-Tekstil Olağanüstü Kongresi Yapıldı! Olağanüstü bir şey yok! Eski Başkan Rıdvan Budak, Yeni Başkan Rıdvan Budak Ne değişti, ne değişecek?

Mart 2010 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

D

4

İSK ’e ba ğ l ı Tek st i l İşçileri Sendikası’nın Olağanüstü Kongresi, 27-28 Şubat 2010 tarihinde Merter Green Park Otel’de yapıldı. Kongreye 201 delege katıldı. İkinci gün yapılan seçimlerde (ilk belirlemelere göre) başkan adayı Recep Türkyılmaz’a karşı 14 oy farkla eski başkan Rıdvan Budak kendi listesiyle tekrar başkan seçildi. DİSK Tekstil’in son 11. Olağan Kongresi 8-9 Eylül 2007’de yapılmıştı. (Bkz. DİSK Tekstil sendikasında Rıdvan Budak yeni başkan seçildi, YDİ Çağrı, Sayı 115) O kongrede Süleyman Çelebi’ye karşı yalvar yakar Rıdvan Budak’ı başkanlığa getirenler bu kongrede Rıdvan Budak’ı ne pahasına olursa olsun götürmeye çalışanların ta kendisiydi. O dönemde Süleyman Çelebi’yi konuşturtmayanlar, bu kongrede teker teker kürsüye çıkıp önce Konfederasyon Genel Başkanlarından çoook özür dilediler, ne kadar pişman olduklarını söylediler. Parasal durumunun hiç iyi olmadığı söylenen bir sendikayı çok masraflı bir “Olağanüstü Kongre”ye iten nedenler nedir diye sorulacak olursa, buna hemen kısaca şu

yanıtı verebiliriz: Kesinlikle tekstil işçisinin çıkarlarını kimin daha iyi temsil edeceği meselesi değil tam tersine kesinlikle ve kesinlikle sadece yöneticilerin yönetme hırsı ve aralarındaki kişisel sürtüşmeler olmuştur. Şimdi Rıdvan Budak’ın sendikal anlayışını eleştirenler o dönemde bunu bilmiyorlar mıydı? Pişkinlik o denli oturmuş ki “biz o zaman çok ayıp ettik” derken bile biraz yüzleri k ızarmadı. Olağan ve Olağanüstü Kongrelerde seçimi belirleyen, ne yazık ki işçilerin patronlara ve onların siyasal düzenine karşı örgütlenmesinde ve hak alma mücadelesinde hangi mücadele anlayışının daha iyisi olduğu kıstası olmuyor, bilakis kimi götürürsek veya kimi getirirsek kendi çıkarımız için daha avantajlı olur kıstası oluyor. Nitekim bu kongre de bunu çok açık göstermiştir. Anda 40 günün üzerinde yürüyen Çemsa Direnişi var, birkaç delege ve temsilci ha k l ı ola ra k, Ola ğa nü st ü Kongre yapılacağına bu direnişe maddi destek verilmiş olsaydı daha doğru bir şey yapılmış olurdu görüşünü dile getirdiler. İşçilerin sınıfsal sorunlarının tartışılacağı yerde, sen

bana şu küfürü yaptın, arkamdan şunları söyledin gibi konuların tartışılması üzücü bir tablodur. Yine geçen kongrede kendisinin koltukta gözü olmadığını, ısrarla getirildiğini, aslında gençlerin ve kadınların önünü açmak gerektiğini savunduğunu söyleyen Rıdvan Budak’ın bu kongrede kıskançlıkla başkanlık konumunu savunması ve geçen kongrede şunu yapacam bunu yapacam diye kendini seçtirip hiçbirisini yapmadığı halde bu kongrede hiçbir şeyin hesabını vermemesine ne demeli? İkiyüzlülük, yalan-dolan, küfür, dedikodu, birbirini çekememe, ayakoyunlarının binbir türü, burjuva politikacılığı vs. vs. vs. Dertlerinin işçi sınıfının kurtuluşu olduğunu söyleyen yöneticilerin sergiledikleri acı tablo budur. İşin ilginç tarafı birbirini yukarıda saydıklarımızla suçlayanlar, örneğin bir temsilci çıkıp ta somut örnek vererek yöneticilerin işçileri nasıl sattığını, pazarladığını anlattığında, ağızbirliği etmişçesine “asla bir DİSK’li para yemez, asla bir DİSK’li işçileri satmaz” diyerek birbirini savunmaya geçerek konuşanı susturmaya çalışmalarıdır. Bu kongrede bunun yine sayısız

örnekleri sergilendi. Kongre, divan başkanlığını üstlenen Birl. Met. İş Gn. Bşk. ve DİSK Gn. Sek. Adnan Serdaroğlu tarafından yapılan konuşma ile başladı. Serdaroğlu sermayenin saldırılarından bahsettiği konuşmasında çözümün kapitalizme karşı mücadele yürütmekten geçtiğine vurgu yaptı. Daha sonra eski Yön. Krl. Bşk. sıfatıyla söz alan R ıdvan Budak birçok delegenin delegelik lerinin reddedilmesinin DİSK’in anlayışı ile bağdaşmadığı yönünde duygulara hitabeden bir konuşma yaptı. Budak konuşmasında, iktidar kavgasının olmadığını, kimsenin öbür dünyaya bir şeyler götürüp de onlardan orada faydalanması durumu sözkonusu olmadığını, dolayısı ile önemli olanın bu dünyada geride doğru bir şeyler bırakmak olduğunu, bir sendika için en önemli dört şeyin “ bilgi-güven-emekdemokrasi” olduğunu, güvenin esas olduğunu, paranın padişahlığını yenecek tek gücün bilgi olduğunu, emeğin en kutsal değer olduğunu, emek ve demokrasinin iki sevdalı gibi olduğunu belirtti. Budak’ın konuşması, özellikle salonun orta kısmında bir arada oturan taraftarları tarafından yoğun alkış ve “İşte Örgüt, İşte Başkan!” ve “İnadına Sendika, İnadına DİSK!”sloganlarıyla kesildi. Budak’tan sonra kürsüye çıkan DİSK Gn. Bşk. Süleyman Çelebi dünyadaki ve ülkedeki durumu değerlendirdi, bu ülkede her gün 12 milyon insanın yoksulluk sınırı, 1 milyon 400 bin kişinin ise açlık sınırı altında yaşadığını, asıl gündemin bu olması gerekirken suni gündemlerle gündemin saptırıldığını, gerçek gündemde bir tarafta güçlenen bir hükümetin olduğunu diğer tarafta yoksullaşan emekçilerin olduğunu belirttikten sonra TEKEL direnişini de geniş değerlendirdi. Tekel işçilerinin mücadeleleriyle uyuyan devi uyandırdıklarını, daha şimdiden yetersiz de olsa bir sürü hak kazandıklarını söyledi. Çelebi’nin konuşması sırasında da sloganlar


değil ama bir işçi sendikasının en üst kurulunda yönetimin düzeyini göstermek açısından önemli olduğunu düşünüyoruz.) Konuşma sırasında birçok delege salonu terk etti, salonu terketmeye yeltenen Rıdvan Budak ısrarlarla geri getirildi, konuşma sonunda tavır takına n Ad na n Serda roğ lu “Burada yaşananlar DİSK’e de Tekstil’e de yakışmaz.” uyarısında bulundu. Daha sonra kü rsüye çı ka n ve R ıdva n B u d a k ’a k a r ş ı R e c e p Türkyılmaz’ı savunan Kazım Doğan uzun yıllar süren mücadelesinden örnekler verdi ve görece sakin ve uzlaşmacı bir konuşma yaptı. Diğer konuşmacıların konuşmaları ve Tüzük onaylaması bittikten sonra sıra başkan adaylarının konuşmalarına geldi. İlk konuşmayı anda sendikanın Genel Sekreteri olan ve yeni başkan adayı olan Recep Türk y ı lmaz yapt ı. Recep Türkyılmaz konuşmasında özetle şunları söyledi: “Olağanüstü Kongreye siyasi ve yargı krizi ortamında gidiyoruz. Kriz emperyalizmin/ IMF’in /Türkiye burjuvazinsin krizidir. Buna örgütlenme ağımızı genişleterek karşı çıkmalıyız. 11. Genel Kurul’da neler söylemiştik? –Borçları bitireceğiz. –Demokrasiyi geliştireceğiz. –Örgütlenmeyi büyüteceğiz. vs. Ama bunların hepsi hüsra na uğ rad ı. Sendikalar siyasi arenaya sıçrama ta htası değ i ldirler. Çemen Tekstil’deki mücadeleye gece gündüz katıldım, genel başkan hiç ziyarete gitmedi. İşbirlikçi, düzenle bütünleşen, darbe şakşakçılığı yapan sendikacı istemiyoruz. 12 Eylül’e karşı çıkanlar 28 Şubat’ı alkışladılar. 28 Şubat kimler tarafından desteklendi: Türk-İş başkanı Bayram Meral, DİSK başkanı Rıdvan Budak vb. tarafından. Ağızları iyi laf yapan, sözümona “sosyalist”, “devrimci” geçinen sözde “solcu” sendikacılar istemiyoruz. Geçimi, giyimikuşamı ile işçilerden uzaklaşmış olanlar işçi dostu olabilirler mi? Onlar olsa olsa işçi düşmanı düzenden yana olabilirler. Ancak işçilerle bütünleşmiş, kaynaşmış, onların güvenini kazanmış olan sendikacılar işçilere doğru önderlik yapabilirler. 2001 yılında BOSSA, TEKSA 120 milyara peşkeş çekildi. Bizi ırkçılıkla suçlayanlar önce kendine baksınlar. Beni DİSK’in “D”sini

(devrimciliğini) tartışmaya açmakla suçluyorlar, emekçinin sağcısı-solcusu, inançlısıinançsızı olmaz, emekten yanamısın, değil misin buna bakmak lazım. (Büyük alkış.) Zamanında R. Budak’ı başkan yaptınız şimdi niye karşısınız deniyor: insan olarak hata y apm a p ay ı m v a rd ı r. Sendikacılığı konforlu gelecek kurmak için kullananlara izin verilemezdi, buna dur denmeliydi. Sendikayı değil, kendi geleceğini düşünenler, sendikayı işlemez hale getirmişlerdi, böyle bir tıkanmayla önümüzde duran toplusözleşmelere gidilemezdi.” Recep Türkyılmaz’dan sonra son konuşmacı olarak Rıdvan Budak kürsüye çıktı ve özetle şunları söyledi: “Benim küfürlü konuşmama ilişkin söylenenlerin çoğu yalandır: Benim yıllık küfür üretimim Muammer hanımın bir günlüğüne eşittir. Her zaman gençlerin ve kadınların yönetime gelmesini savunmuşumdur, ancak bu sendika herkese bırakılmaz, Muammer Özer’lere, Recep Türkyılmaz’lara bırakılmaz. (Sürekli bağırarak araya giren Muammer Özer’i göstererek “Normal bir sendikacı böyle olmaz!”) Kimseden beş kuruş para almadım, bunu bütün yöneticiler bilir, ben hep vermişimdir. Bir kadın başkanı çok istemişimdir, Muammer’den çok umutluy-

dum umudumu boşa çıkardı. K imse R ıdvan Buda k i le Tekstil işçisi arasına giremez. Bizi satın alacak para birimi daha icat edilmedi. Bir DİSK’li satın alınamaz. Kimse bana işçiye danışmadan iş yaptın diyemez. (Araya atılan laflara ilişkin: Cahil ile etme sohbet, Kamil ile taş taşı.” Getirilen bütün suçlamalara tek tek cevap veren ve hep haklı olduğ unu kanıt la maya ça lışan Rıdvan Budak muhalefet hakkında da bir çanta dolusu suçlayıcı belge getirmişti. Bunları birer birer okuyarak divana teslim etti. Mesela bir işyerinde toplusözleşme imzalanırken işçiye 40 TL, temsilciye 140 TL zama imza atıldığını, geleneklerinde böylesi eşitsizliklere yer olmadığını vb. savundu. Aday olduğunu ilan eden Rıdvan Budak’ın konuşması bir yandan muhalefet tarafından araya atılan laf larla bir yandan da sık sık atılan sloganlarla ve alkışlarla kesildi. İkinci gün yapılan seçimlerde 14 oy farkıyla Rıdvan Budak’ın listesi kazandı. Kazanan yine oydu… Ama kaybeden sadece ondan daha iyi olmayanlar değildi… Hayır asıl kaybeden işçiler idi. Çünkü onların gerçek sınıf çıkarları kongrede yoktu. Bu tür oyunlara bir son vermek için: Haydi işçiler, örgütlenin, bilinçlenin ve kendi davanızı kendi elinize alın! 01.03.2010 ✓

Mart 2010 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

atıldı ve konuşma salonun çoğunluğu tarafından ayakta alkışlandı. Divan Bşk. Adnan Serdaroğlu arada yaptığı konuşmada bütün kötülüklerin nedeninin kapitalizm olduğuna vurgu yaptı ve ekledi: Sorun şudur: “Kapitalizme karşı mısın, değil misin? Bu konuda net olmak lazım, yoksa “iyi kapitalizmi” beklersen bir çözüm olmaz.” (Serdaroğlu bu konuşmasıyla sanki kendinden önceki konuşmacılara tavır takınıyordu.) Daha sonra kürsüden yapılan konuşmalar sırasında atışmalar ve müdahaleler ve buna karşı divanın uyarıları sürekli devam etti. Sakin başlayan ama giderek elektriklenmenin ve gerilimin arttığı kongrede fitili tutuşturan hiç kuşkusuz, “Bursa seninle gurur duyuyor!” sloganlarıyla kürsüye çıkan, bol küfürlü ve belden aşağı ifadeleriyle tepki toplayan, Olağanüstü Kongre’nin asıl inisiyatifçilerinden biri olan Mua mmer Özer oldu . Muammer Özer konuşmasında, geçen kongrede “Önce Allah Sonra Rıdvan Budak” dediğini, ne oldu da şimdi karşısında olduğu sorusuna verdiği cevapta, Rıdvan Budak’ı kendilerinin geçen kongrede hangi oyunlarla nasıl getirdiklerini ayrıntılarıyla anlattı, bu konuda yanılmış olduğunu, kendisinin Coats Türkiye’de örgütlü işçilerin “Muammer ablası” olarak bugüne kadar hiçbir yalanının/ yanlışının olmadığını, siyasetle işinin olmadığını, sendika diye bir derdinin olduğunu vb. anlattı. 15 dakikalık konuşma süresini bütün uyarılara rağmen 45 dakikadan fazla uzatan ve aşırı gergin olduğu tüm hallerinden belli olan konuşmacı, araya laf atanlara k a r ş ı a ş ı r ı y ü k s e k s e s le “Şerefsizlik Yapma!” vb. hakaret ler sav u ra ra k ba ğ ı rd ı . Konuşma arasında sarfedilen en hafif hakaretlerden bazıları: “Manyak mısın?”, “Terbiyesizlik Yapma!”, “Allah belasını versin!” vb. Muammer Özer konuşmasında, Budak’ın bir yönetim kurulu toplantısı ertesinde “Bunların arkasından gidenleri bellerim!” dediğini, bir başka toplantıda Olağanüstü’ye gideriz dendiği yerde Recep başkana “Kafana sıkarım” dediğini, 4 erkeğin yanında bir tek kendisinin kadın olarak yer aldığı yönetimde Budak’ın “…. koyarım” gibi küfürler ettiğini vb. anlattı. (Bunlar belki yazılacak şeyler

5


+kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa

Direniş ve Mücadelelerden Kısa Kısa...

B

u bölümde işçi sınıfı haberlerine, eylem ve direnişlere yer vereceğiz. Sizlerde fabrikanızda, işyerinizde yaşanan sorunları, eylem ve direnişleri iscikosesi@gmail.com adresine iletebilirsiniz.

İzmir/Eko Endüstri 1 Şubat: İzmir Kemalpaşa’da bulunan Eko Endüstri’de DİSK Birleşik Metal-İş’e üye oldukları için işten çıkarılan 14 işçinin direnişi sürüyor. BMİS yaptığı açıklama ile işçiler sendikalı olarak işe dönene kadar mücadeleyi sürdüreceğini açıkladı.

Çorlu/Daiyang Metal 5 Şubat: Örgütlenme çalışmaları süren Çorlu’da bulunan Daiyang Metal Sanayi Fabrikası’nda Birleşik Metal-İş’e üye 6 işçi işten çıkarıldı. 160 işçinin çalıştığı fabrikada 126 işçi BMİS’na üye oldu. Bunu öğrenen Koreli patron 6 işçiyi işten çıkardı ve diğer işçileri sendikadan istifa etmeleri için tehdit etmeye başladı.

Dizi/”Bu Kalp Seni Unutur mu?” İşçileri 10 Şubat: “Bu Kalp Seni Unutur mu?” dizisinin oyuncuları ile set çalışanları 10 hafta ücret alamayınca dizinin çekimlerini durdurdular. Yapımcı şirket TV kanalından para alamadığını öne sürerek ücretleri ödemeyince oyuncular ve set çalışanları çalışmak istemedi. Bunun üzerine dizinin çekimlerine bir hafta ara verildi. Ancak daha sonra dizi yayından kaldırıldı.

Gaziantep/Çemen Tekstil 12 Şubat: Gaziantep’te bulunan Çemen Tekstil’de 350 işçi maaşlarının geri çekilmesi ve DİSK Tekstil İşçileri Sendikasına üye olmaları üzerine patronun sendikayı tanımaması nedeniyle 12 Ocak’ta greve çıkmıştı. İşçiler grevi duyurmak ve destek almak için eylemlerini sürdürüyorlar.

İstanbul/Entes Elektronik 17 Şubat: 9 aydır direnişini sürdüren Entes Elektronik işçisi Gülistan Kobatan işe iade davasını kazandı. Gülistan Kobatan tek başına sürdürdüğü direnişini “direnişi amaçlaştırmak” istemediği için sonlandırdı.

Mart 2010 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

İstanbul/Numarine Denizcilik

6

18 Şubat: Nisan 2008’de Limter-İş’e üye oldukları için işten çıkarılan Numarine Denizcilik işçileri sendikal tazminat ve işe iade davasını kazandılar. Numarine Tersanesine başvuran 4 işçi sendikalı olarak işe başladı.

Urfa/İşsiz ve Güvencesiz Eğitimciler Platformu 20 Şubat: Urfa’da, İşsiz ve Güvencesiz Eğitimciler Platformu işsiz öğretmenlerin intihar olaylarına dikkat çekmek darağaçlı protesto eylemi gerçekleştirdi. Darağacına astıkları kalemleri ateşe veren platform üyeleri “200 bin öğretmen geçici çalıştırılıyor”, “300 bin öğretmen iş bekliyor” yazılı pankart açtı.

İstanbul/İstanbul Büyükşehir Belediyesi 27 Şubat: İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde çalışmakta olan 55 psikolog, sağlık işlerinin taşeronlaştırılması ile birlikte işten çıkarıldılar. Psikologların işten çıkarılması “Psikologların çıkarları işçi sınıfının çıkarlarıyla ortaktır” diyen Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği Girişimi (TODAP-DER) ve destekleyen diğer örgütler tarafından protesto edildi.

İzmir/TARİŞ İplik 1 Mart: İzmir’deki TARİŞ iplik fabrikasının kapatılması ve işçilerin çıkarılması kararı alınınca TEKSİF’e üye işçiler fabrika önünde süresiz direniş kararı aldı. Daha önce üretime ara veren ve yaklaşık bir yıldır kısa çalışma ödeneğinden yararlanan fabrikanın 1 Mart’ta yeniden açılması bekleniyordu. Ancak işbaşı yapmaya giden 1200 işçi işten çıkarıldıklarını ve fabrikanın kapatılacağını öğrendiler.

İstanbul/Esenyurt Belediye İşçileri 2 Mart: İstanbul Esenyurt Belediyesi’nden işten atılan 16 işçiden 7’si mahkeme kararı ile geçen ay işe geri dönmüştü. Ancak Belediye yönetimi 25 Şubat’ta 9 işçiyi, 2 Mart’ta ise işe dönen 7 işçiyle beraber 2 işçiyi daha işten attı. Şu anda işten atılan 27 işçinin direnişi sürüyor.

İstanbul/IBM İşçileri 3 Mart: 2007 yılında IBM işçilerinin Tez Koop-İş Sendikasında örgütlenmesi ve IBM’in itirazı ile başlayan yasal süreç Danıştay’ın Tez Koop-İş Sendikasının yetkili sendika olduğuna karar vermesi ile sonuçlandı. IBM ile Tez Koop-İş Sendikası ile TİS görüşmeleri başlayacak.

İstanbul/Atv-Sabah Grevi 4 Mart: 13 Şubat 2009’da başlayan Atv-Sabah grevi mahkeme kararıyla durdurulmuştu. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından 1 Mart’ta kararın bozulması ile birlikte grev yeniden başladı.

İstanbul/Deniz Polat İnşaat 6 Mart: Deniz Polat İnşaat firmasında Marmaray Projesi çalışırken işten çıkarılan işçiler şantiyenin bir bölümünü işgal ettiler. 49 gündür direnen işçilerin talepleri işgal sonrası kabul edildi. Patron işçileri geri alma, sigorta primlerini tam olarak yatırma ve yevmiyelerin 32 TL’ye çıkarılmasını protokol imzalayarak kabul etti.

İstanbul/Sinter Metal 6 Mart: Kriz gerekçesiyle işten çıkarılan Sinter Metal işçileri, işe iade davalarını 14 aydır sonuçlandırmayan mahkeme önünde başlattıkları 4 günlük açlık grevini tamamladılar. Bir sonraki duruşma Ağustos ayında görülecek.

Zonguldak/Maden İşçileri 6 Mart: Türkiye Taşkömürü Kurumu’na bağlı Kozlu ve Üzülmez maden sahalarında galeri açma ihalesini alan Star Madencilikte çalışan 450 maden işçisi Genel Maden İşçileri Sendikası’na (GMİS) üye oldu.


B

alıkesir’in Dursunbey İlçesine bağlı Odaköy’de bulunan bir maden ocağında grizu patlaması yaşandı ve 13 işçi yanarak öldüler. Aynı maden ocağında bundan dört yıl öncede bir patlama olmuş ve 17 işçi aynı biçimde hayatlarını kaybetmişler. Bütün haber kaynaklarında aşağı yukarı bu başlıkla verildi haber. Ardından da işçilerin dokunaklı hikâyelerinden dem vurup “yazık oldu” deyip kapattılar konuyu. Öyle ya darbe planlarının havalarda uçuştuğu, savcıların, emekli paşaların sorgulandığı, Ergenekon davaları ve soruşturmalarının ayyuka çıktığı bir dönemde birkaç işçinin yaşama savaşında heba edilmesinin ne önemi olabilirdi ki! Ama hükümetin lütfünü de unutmamak gerekir tabii ki… Yapılan açıklamaya göre ölen her bir işçinin ailesine 10.000 TL’lik bir yardımda bulunulacakmış. 10.000 lira… Biz işçilerin yaşamına verilen değer işte bu kadar. Yapılan açıklamalara göre madenlerde düzenli periyotlarla gaz ölçümleri yapılması gerekiyor ve sonuçlara göre özel tedbirler alınması zorunlu. Bu ölçüm ve alınması gereken önlemler belli bir maliyeti gerektiriyor. Fakat kar hırsıyla başı dönmüş maden patronu için işçilerin güvenliği konusunda zorunlu olan bu maliyetleri göze almak hiç de akıllıca bir yatırım gibi görünmemiş olmalı ki dört yıl öncesinde yaşanmış aynı nitelikli olaydan sonra bile bu tedbirlere başvurmayı gerekli bulmamış. Peki ya devletin denetim kurumları ne işe yarıyor? Ölüm kuyularına dönen bu madenler neden denetlenmiyor? Eğer

denetleniyorsa neden gerekli önlemlerin alınması konusunda zorlayıcı olunmuyor? Biz söyleyelim: Çünkü kapitalist sistemde devlet, egemen kapitalistlerin kuklası gibi hareket eder. Onun niteliği kapitalizmin dişlilerinin rahatça dönebilmesini sağlayan bir yağ gibidir. İşlevi, biz işçilerin emekçilerin canları pahasına, varlığını borçlu olduğu kapitalist sistemi ayakta tutmaktır. Bu yüzden sözde bizlerin adına, halk adına tepemizde oturanların yine sözde biz işçi ve emekçilerin korunması için kurdukları hiçbir kurum doğru düzgün çalışmaz. Bu devlet bizler için açlık sınırının bile altında asgari ücret belirler, hakkımız olanı almak için direndiğimizde hemen abasının altından sopasını gösterir ve kapitalist sistemin yarattığı işsizler ordusu içerisine itelemekle tehdit eder. Yoksulluğumuzu, yoksunluğumuzu kullanarak bizi en kötü, en ağır koşullarda canımız pahasına çalışmak zorunda bırakır. 13 işçi ölmüş… Devlet için, kapitalist efendileri için ne gam? Dışarıda yüz binlerce işsiz insan aynı koşullarda çalışmaya hazır bekliyor. Onların yapması gereken tek şey “işçi aranıyor” diye ilan vermek. Önlemmiş tedbirmiş hak getire. Bir dört yıl sonra aynı olay tekrarlandığında aynı senaryo tekrar sahnelenecek. Ölülerin ardından akıttıkları yine aynı timsah gözyaşlarını izleyeceğiz; göstermelik davalar açılacak; ölenlerin ailelerine sus payı diye belli miktarlarda paralar verilecek. Bizi yoksulluğumuzla öldürecekler yine, kendi zincirlerimizle boğacaklar. Kapitalist sistem var olduğu sürece bu ve benzer görüntüleri izleyeceğiz. Yapılması gereken kapitalist sistemin alaşağı edilip yerine gerçekten biz işçiler ve emekçiler için en iyi iş koşullarının, en ileri yaşam standardının yaratılacağı, gelecek kaygısının olmadığı sosyalist sistemin yolunu açacak olan demokratik halk devrimidir. Bu konuda özellikle de biz genç işçi ve emekçilere çok büyük görevler düşüyor. Yeni Dünya Gençliği/ Adana 1 Mart 2010 ✓

. . . İş cinayetleri . . . 8 Şubat: Siirt/Alkumru Barajı’nda çalışan Ertan Yıldız (20) ve İmdat Çelik (46) yaklaşık 10 metre yükseklikten dengelerini kaybedip düştüler. İki işçi yaralandı. 8 Şubat: Sinop Limanı’nda demirli bulunan ve Karadeniz’de petrol ve doğalgaz arayacak olan dünyanın en büyük ikinci petrol platformu Leiv Eiriksson’da test çalışmaları sırasında ayağını demire çarpan Norveçli işçi John Monart Rokones (40), yaralandı. Norveçli işçi helikopterle Samsun Medical Park Hastanesi’ne kaldırıldı. 10 Şubat: Sakarya/Gündoğdu Mahallesi’nde bulunan Tahsin Ö. (51) döküm yaptığı esnada oksijen kaynağının şalama tabir edilen parçasının patlaması sonucu karnından yaralandı. Organize Sanayi Bölgesi´nde bulunan bir başka fabrikada ise Ender S. (33) temizlik yaptığı bandın çalışmasıyla sol kolunu röleye sıkıştırdı. Yaralanan işçi Devlet Hastanesine kaldırıldı. 11 Şubat: Karaman Organize Sanayi Bölgesi’ndeki bir bisküvi fabrikasının ek bina inşaatında çalışan Hüseyin Karataş (49) ve Feyzullah Gök (26) adlı işçiler iskele halatının yerinden çıkması sonucu yaklaşık 8 metre yükseklikten düşerek yaralandılar. 12 Şubat: Muğla/Bodrum ilçesinde iki katlı bir ev inşaatında kolonun altında kalan Seyfullah Aydeniz (58) öldü, Abdurrahim Özveren ve Salih Algüllü adlı işçiler yaralandı. 13 Şubat: Sakarya/Söğütlü 3. Organize Sanayi Bölgesi’ndeki Süt Ürünleri Fabrikası’nda çalışan işçi Abdurnahman Ece (38) içerisinde kaynar su olan tenekenin içine düştü. Ağır yaralanan işçi ambulans ile Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı. 16 Şubat: Bursa/İnegöl Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan bir tekstil fabrikasının kostik kazanında meydana gelen arızayı tamir etmeyen çalışan Elektrik ustası Halil Akdeniz, kazanın patlaması sonucu üzerine dökülen kostik nedeniyle ağır yaralandı. 17 Şubat: Aydın/Merkez Efeler Mahallesi’nde yeni doğumevi inşaatında çalışan inşaat ustası Ahmet Arslan (34) inşaatın ikinci katından düştü. Hastaneye kaldırılan işçinin hayati tehlikesi bulunmuyor. 18 Şubat: Bursa/İnegöl Organize Sanayi Bölgesi’nde sunta ve MDF üretilen bir fabrikada vakum makinesinin bakımını yapan işçilerin üzerine demir düştü. Elektrik ustası Ergün Özbey (36) hayatını kaybederken, bakım ustası Fatih Taşçı (25) ağır yaralandı. 23 Şubat: Balıkesir/Dursunbey İlçesindeki Kömür Ocağında meydana gelen grizu patlamasında 13 işçi yaşamını yitirdi, 6’sı ağır 20 işçi yaralandı. Daha sonra ağır yaralanan işçilerden biri de hastanede yaşamını yitirdi. 25 Şubat: Manisa/Soma ilçesindeki Ege Linyit İşletmesi’nde manevra yapan kamyonun altında kalan işçi Ali Rıza Aydın (28) yaşamını yitirdi. Kamyon şoförü Yunus Taş (42) gözaltına alındı. 25 Şubat: Eskişehir/Organize Sanayi Bölgesi Mümtaz Zeytinoğlu Caddesi’ndeki bir fabrikada Mustafa Ç. (33) isimli işçi çalışır durumdaki merdaneleri temizlerken sağ kolunu makineye kaptırdı. Yaralanan işçi Eskişehir Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.

Mart 2010 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

13 İnsan = 130.000 TL

7


Hukuk Köşesi Bu bölümde iş yasalarına göre açıklamalarda bulunmaktayız. Bu konuda ise bilinmesi gereken şey yasaların patronları, sermayeyi koruduğudur. Buna rağmen işçi sınıfının haklarını araması ve bu hakları genişletmesi için tüm yol ve araçlarla mücadele yürütmesi gerekmektedir. Hukuk mücadelesi de bu araçlardan birisidir.

İş sözleşmesinin feshinde geçerli – geçersiz nedenler

Mart 2010 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

B

8

u sayıda yapacağımız açıklamalar Aralık/2009 tarihli sayıda yaptığımız işverenin haklı nedenle iş sözleşmesini derhal feshi ile karıştırılmamalıdır. Haklı nedenlerin gerçekleşmesi ile birlikte fesih için ayrıca geçerli bir neden aranmaz. Feshin geçerli nedene dayandırılması 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18, 19, 20, 21 ve 22. maddelerinde belirlenmiştir. İş güvenliği ile ilgili bu maddeler ile amaçlanan şey TC’nin de imzaladığı uluslararası sözleşmelerle uyumu sağlamaktır. Ancak 18. maddede belirlenen kriterler ile iş güvenliğinin kapsamı daraltılmıştır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca iş sözleşmesinin feshinde geçerli bir neden aranabilmesi için; a) İşyerinde otuz veya daha fazla işçinin çalışması, b) Bu işyerinde çalışan işçinin en az altı aylık kıdemi olması ve c) İşçinin İş Sözleşmesinin belirsiz süreli olması şartı aranmaktadır. Bu durumda iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir neden göstermek zorundadır. Ayrıca “işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları ile işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleri hakkında” 18, 19 ve 21. madde hükümleri uygulanmaz. Ancak yasada bu geçerli nedenlerin ne olduğu sayılmayarak, geçerli nedenlerin ucu açık bırakılmıştır. Yasa sadece iş sözleşmesinin feshinde geçerli sayılmayacak nedenleri sıralamıştır. Bunlar; a) Sendika üyeliği veya çalışma saatleri dışında veya işverenin rızası ile çalışma saatleri içinde sendikal faaliyetlere katılmak. b) İşyeri sendika temsilciliği yapmak. c) Mevzuattan veya sözleşmeden doğan haklarını takip için işveren aleyhine idari veya adli makamlara başvurmak veya bu hususta başlatılmış sürece katılmak. d) Irk, renk, cinsiyet, medeni hal, aile yükümlülükleri, hamilelik, doğum, din, siyasi görüş ve benzeri nedenler. e) 74’üncü maddede öngörülen ve kadın işçilerin çalıştırılmasının yasak olduğu sürelerde işe gelmemek. (Madde 74 - Kadın işçilerin doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam onaltı haftalık süre için çalıştırılmamaları esastır. Çoğul gebelik halinde doğumdan önce çalıştırılmayacak sekiz haftalık süreye iki hafta süre eklenir.) f) Hastalık veya kaza nedeniyle 25 inci maddenin (I) numaralı bendinin (b) alt bendinde öngörülen bekleme süresinde işe geçici devamsızlık. (Madde 25 (I) (b) - İşçinin tutulduğu hastalığın tedavi edilemeyecek nitelikte olduğu ve işyerinde çalışmasında sakınca bulunduğunun Sağlık Kurulunca saptanması durumunda) İş sözleşmesini sona erdirebilmek için geçerli sayılan nedenleri ise şu şekilde sıralamak mümkün; - İşçinin yetersizliği - İşçinin davranışlarındaki kusur ve özensizlik - İşyerinde yeni çalışma ve üretim yöntemlerine gidilecek olması - İş yerinin bazı bölümlerinin kapatılması - İşle ilgili teknolojik değişikliklere gidilmesi

İş sözleşmesinin feshinin geçersiz bir nedene dayanması halinde işverene İş Kanunu’nun 21. maddesine göre tazminat cezaları verilir ve işveren işçiyi tekrar işe almak zorundadır. İşe alınmayan işçinin yeniden tazminat hakkı doğar. - Sektörel olumsuzluklar nedeni ile alınan önlemler - İşyerinin mali açıdan sıkıntıya düşmesi - Genel ekonomik sıkıntılar (Kriz vb.) İşveren fesih bildirimini yazılı olarak ve gerekçelerini açıklayarak yapmak zorundadır. Fesih bildiriminde feshin nedeni açık ve kesin bir şekilde belirtilmelidir. Ayrıca işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi yazılı olarak savunması alınmadan, davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle feshedilmez. (Madde 19) Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. (Madde 20) İş sözleşmesinin feshinin geçersiz bir nedene dayanması halinde işverene İş Kanunu’nun 21. maddesine göre tazminat cezaları verilir ve işveren işçiyi tekrar işe almak zorundadır. İşe alınmayan işçinin yeniden tazminat hakkı doğar. Ayrıca işe iade kararı verilen işçi 10 gün içerisinde işverene başvurarak işe dönme talebini bildirmelidir. İşçi bu süreyi geçirdiği takdirde işverenin iş sözleşmesini feshi geçerli bir fesih sayılır. (Madde 21) Gelecek sayıda Ücret konusunu ele alacağız. Sorularınızı iscikosesi@gmail.com adresine gönderebilirsiniz.

Tekel işçileri için Taksim’de oturma eylemi yapıldı!

T

ekel direnişinin 75. gününde Türk-İş, KESK, DİSK’ i n çağ r ısıyla Taksim Meydanı’nda oturma eylemi yapıldı. Yaklaşık bin kişinin katıldığı eylemde, “Genel grev, genel direniş!, Her yer tekel, her yer direniş!, Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz!, Ölmek var, dönmek yok!, İş ekmek yoksa, barış da yok!” sloganları atıldı. Türk-İş Bölge Temsilciliği önü nde topla na n, Yol-İş , TÜMTİS, Türk Meta l, Belediye-İş, Tek Gıda-İş üyeleri buradan Taksim Meydanı’na yürüdü. Türk-İş’e bağlı sendikaların eyleme katılımı çok cılız kaldı. Keza DİSK’de az katılım gösterdi. Diğer sendikalara göre nispeten KESK daha fazla katılım sağladı. TMMOB, ÖDP, SDP, SP, TKP, EMEP, HKP, SODAP, EHP, DDSB, BDSP, Alınteri, Devrimci Proletarya, SDH, Halkevleri vb. eyleme katılan diğer gruplardı. Oturma eyleminde, Hava-İş Genel Başkanı Atilay Ayçin,

DİSK Genel Başkan Yardımcısı Ali Cancı, KESK adına Nebat Bukret birer konuşma yaptılar. Eyleme katılım çok azdı. 75 gündür süren Tekel direnişi ile dayanışma için çok sayıda eylem yapıldı. Eylemlerde, bildirilerde, gazetelerde bol bol dayanışmadan bahsedildi. Genel grev çığırtanlığı ayyuka çıktı. Oysa pratik kağıt üzerinde yansıtıldığı gibi, yazılıp-çizildiği gibi değil. Gerçek durum şu: işçi sınıfı sendikal anlamda bile örgütsüz. Lokal savunma direnişleri bırakalım işçi sınıfını, sendikalar tarafından bile yeterli derecede desteklenmiyor. Ekonomik anlamda sendikaların genel grevi yapacak ne durumu, ne gücü var. Bunlar olgular. İsteğe göre, kulağa hoş gelen sözlere, ajitasyona göre değil, olgulara bakarak siyaset yapılmalıdır. Eylemde ve meydanda Yeni İşçi Dünyası’nın Tekel işçileri ile dayanışmak için çıkardığı özel sayı bol sayıda dağıtıldı. 27 Şubat 2010 ✓


Eğitim Köşesi

S

Belediye İş Sendikasının öncülüğünde, 206 gündür zor koşullar altında mücadelelerini sürdüren sendika üyesi işçilerden 7’si, 8 Şubat 2010 tarihinde mahkeme kararıyla tekrar işe başladılar. Bu mücadele sonucu elden edilen bir başarıydı.

E

seny u r t Beled iyesi ne bağlı çalışan ve Belediye İş Sendikası’na üye olduktan sonra, Belediye tarafından istifa ettirilmeye çalışılan, Belediye işçileri istifa etmedikleri için geçen yıl 17 Ağustos 2009’da işten atılmışlardı. 15 Eylül 2009’a kadar bu nedenle işten atılan işçi sayısı 16’ya yükselmişti. Belediye İş Sendikasının öncülüğünde, 206 gündür zor koşullar altında mücadelelerini sürdüren sendika üyesi işçilerden 7’si, 8 Şubat 2010 tar i h i n d e m a h k e m e k a r arıyla tekrar işe başladılar. Bu mücadele sonucu elden edilen bir başarıydı. Ancak patron konumundaki Belediye işçilerin sendikalaşmak için yürüttükleri mücadeleyi hazmetmemiş olacak ki, sendikaya yeni üye olan işçileri tekrar işten atmaya başlamıştır. Belediye İş Sendikası’nı bunun üzerine 10 Mart’ta Esenyurt’ta düzenlediği yürüyüşün ardından, basın açıklaması yapan 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Gülüm şu bilgileri verdi: “ 2 Şubat 2 010 t a r i h i nden sonra sendikasız işçiler ile Kıraç’tan gelen Genel-İş Sendikasının üyeleri, sendikamıza üye olmaya başladılar. Üye olan işçilerin evrakları kanun gereği noterden işverene gidince, işveren sendikamıza üye olduğunu düşünerek işçileri tek tek sorgu odalarına çağırarak neden istifa ettiklerini ve kime üye olduklarını araştırmaya başladı. Sendikamıza üye olanlara, istifa etmeleri için ikna odalarında baskılar ku-

ruldu. Belediye başkanlık binasına günde 3 sefer işçiler çağrılarak psikolojik işkence yapıldı. Baskılarla istifa ettirilen işçiler bizzat İnsan Kaynakları Müdürü tarafından özel araçlara bindirerek noterlere gönderiliyor. İstifa etmeyenleri ise işten atmaya başladı.” Gülüm konuşmasında Mart 2010’a kadar toplam 37 işçinin işten atıldığını, ancak son gün işten atılan 3 işçiyle bu rakamın 40’a çıktığını söyledi. Belediye işçilerine destek için eyleme katılan Türk İş Bölge Başkanı Faruk Büyükkucak’da yaptığı konuşmada Belediye’nin yaptığının hukuksuzluk olduğuna vurgu yaptı. Eseny u r t Cu m hu r iyet Meydanı’ndan Belediye binasına y ürüyen işçiler şu sloga n la r ı at t ı la r : “Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz!”, “Sendika Hakkımız Direnerek Alırız!”, “AKP Yıkılsın Necmi Altında Kalsın!”, “Vur, Vur İnlesin, Kadıoğlu Dinlesin!”, “Esenyurt Necmi’nin Çiftliği Değil!”, “Sendika Hakkımız Engellenemez!”, “Eseny ur t İşçisi Yalnız Değildir!”, “Atılan İşçiler Geri Alınsın!”, “Baskılar Bizi Yıldıramaz!”, “Esenyurt İşçisi Direnişin Simgesi!”, “Esenyurt’a Sendika Girecek, Başka Yolu Yok!”, “Zam Zulüm İşkence, İşte AKP!”, “İşçi Memur Elele Genel Greve!” vb. Basın Açık lamasının sonunda İstanbul Marmaray’da direnişte olan işçilerle day a n ı ş m a ç a ğ r ı s ı y apı ld ı . 10 Mart 2010 ✓

Sosyalizm

osyalizm komünist toplumun ilk evresidir. Sosyalizm bir geçiş toplumudur. Kapitalizmden komünizme geçiş toplumu. Sosyalizmin ilk önşartı burjuvazinin iktidarının proleter devrimle yıkılması, onun yerine egemen sınıf olarak örgütlenmiş proletaryanın devletinin, proletarya diktatörlüğünün kurulmasıdır. Proletarya diktatörlüğü, kapitalizmden komünizme geçiş için atılacak ilk adım, olmazsa olmaz önşarttır. Proletarya diktatörlüğü, burjuvaziye karşı proletaryanın elinde, amacı sonunda kendisine gerek bırakmamak olan bir savaş aracıdır. Proletarya devleti süreç içinde sönüp gidecektir. İktidara gelen proletarya, sınıf mücadelesi yoluyla, mümkün olan en kısa zamanda üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti kaldırır, tüm üretim araçları toplumsal mülkiyet haline dönüştürülür. Sosyalizm, toplumun bütün üyelerinin çalışarak geçindiği, yeteneği ölçüsünde topluma katkıda bulunduğu ve toplumsal tüketim fonundan da, topluma yaptığı katkı ölçüsünde pay aldığı, bayrağında “Herkes yeteneğine göre, herkese katkısına göre” yazan toplumdur. Üretim araçları üzerinde kişisel mülkiyet kaldırılmış olduğu için, ekonomik temelleri açısından sosyalizm “komünal” bir toplumdur, komünizmin ilk evresi denmesinin en temel nedeni budur. Yine de komünizmin üst evresi ile arasında çok büyük, evet nitel farklılık olarak da nitelendirilebilecek farklılıklar vardır. Sosyalizmde ürünler, verilen emeğe göre ve “çalışmayan yemez” ilkesi göz önünde tutularak paylaştırılır. Üretim süreci içinde insanlar arasındaki ilişkiler, sömürüden kurtulmuş çalışanların kardeşçe birliği ve sosyalist yardımlaşma ilişkileridir. Üretim ilişkileri, üretici güçlerin durumuna tamamen uygundur. Üretim sürecinin toplumsal niteliği, o üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti ile desteklenmektedir. Sosyalizm kendi temelleri üzerinde gelişmiş bir toplum değil, tersine bağrından çıktığı kapitalist toplumun ekonomik, ahlaki, düşünsel izlerini üzerinde taşıyan bir toplumdur. Sosyalizmde üretimin amacı kar değil, toplumun refahı olduğu için, sosyalist sanayileşmeye bağlı olarak işsizlik ortadan kalkacaktır. Sos­ya­lizm­de ka­dın­lar kit­le­ler ha­lin­de top­lum­sal üre­ti­ci ça­ lış­ma­ya çekilir. Ka­dın­la­rın üre­ti­ci ça­lış­ma­ya çe­k il­me­si, iş­çi ço­ cuk­la­rı­nın ba­k ı­mı ve eği­ti­mi­nin top­lum­sal ola­rak çö­zül­me­si te­me­lin­de olur. Kreş ve ço­cuk yu­va­la­rı, ta­til okul­la­rı; top­lum­ sal bes­len­me­yi sağ­la­yan kol­ek­tif mut­fak­lar açılarak ev işleri ve çocuk bakımının toplumsallaştırılması sağlanmaya çalışılır. Sosyalizmin temel ekonomik yasası, giderek artacak olan emekçilerin maddi ve kültürel ihtiyaçlarını gidermek için üretimdir. Sosyalist üretim ilişkileri temelinde, ekonomi planlı temelde gelişir. Sosyalizmin zaferi ve toplumun büyüyen ihtiyaçlarının giderilmesi gerekli olduğu şekilde, ekonominin planlı yönetimini ve ekonomi dalları arasında planlı bir şekilde orantıların oluşturulmasını gerektirir. İn­sa­nın in­san üze­rin­de­k i sö­mü­rü­sü­nü or­ta­dan kal­dır­ma­y ı ve in­san­ca ya­şa­ma­y ı he­def­le­yen sos­ya­lizm iş­çi ve emek­çi kit­ le­le­r in ça­l ış­ma ko­şul­la­r ı­n ın sü­rek­l i iyi­leş­t i­r il­me­si­n i bay­ra­ ğı­na ya­zan, “Eşit işe eşit üc­ret” ta­le­bini gerçekleştiren bir toplumdur. Sınıfsız, sömürüsüz, “özgür insanların özgür birliği” olan komünist topluma geçiş için, komünizmin alt evresi olan sosyalizmin yaşanması mutlak zorunluluktur. Sosyalizm konusunda kısaca yazdıklarımız ol­ma­ya­cak şey­ ler de­ğ il­d ir; hayal değil­d ir… Ger­çek­leşebilir olan, ger­ç ek­ leşecek olan şey­ler­dir… Ve üc­ret­li köleliğin or­tadan kal­dırıl­ ması için, in­san­ca bir yaşam için mut­laka ger­çek­leş­tirilecek­tir! İş­çiler için gelecek sos­yalizm­dedir!

Mart 2010 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Esenyurt Belediyesi Sendikalı İşçi İstemiyor

9


Gençliğin geleceği “işsizlik”… Zenginlerin ise daha da zenginlik…

Mart 2010 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

T

10

ürkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) hane halkı işgücü araştırması sonuçları (Ekim, Kasım, A ra l ı k 20 09) yay ı n la nd ı . Türkiye genelinde işsiz sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 233 bin kişi artarak 3 milyon 270 bin kişiye yükseldi ve işsizlik oranı ise 0,5 puanlık artış ile % 13,1 seviyesinde gerçekleşti. Kentsel yerlerde işsizlik oranı 1 puanlık artışla % 15,3, kırsal yerlerde ise 0,4 puanlık azalışla % 8,7 oldu. Türkiye’de tarım dışı işsizlik oranı geçen yılın aynı dönemine göre 0,7 puanlık artışla % 16,2 seviyesinde gerçekleşirken bu oran erkeklerde geçen yılın aynı dönemine göre 0,7 puanlık artışla % 14,9, kadınlarda ise 0,5 puanlık artışla % 20,8 olmuştur. Kasım’da iş aramayıp çalış-

maya hazır olanların sayısı, 18 bin kişi artarak 1 milyon 951 bin kişi oldu. Bunun 838 binini erkekler, 1 milyon 114 binini ise kadınlar oluşturdu. Bu dönemde iş bulma ümidi olmayanların sayısı ise 9 bin azalışla 693 bin kişi oldu. Kasım döneminde genç nüfusta işsizlik oranı, geçen yılın aynı dönemine göre 0,4 puanlık bir artışla yüzde 24,4’e yükseldi. Genç işsizlik oranı, kentte yüzde 25,4’ten 26,3’e çıkarken, kırda yüzde 20,9’dan 20,2’ye geriledi. AKP hükümeti sık sık ekonomik büyümeden, krizin teğet geçtiği safsatasından vb. bahsetse de veriler hükümetin dediğini doğrular nitelikte değil. Enflasyon ve işsizlik oranında ki artış söylenenlerin göz boyamaktan öteye gitme-

Sinter Metal İşçilerinin Mahkemesi Vardı

455

g ü ndü r d irenişte olan Sinter Metal işçileri 1 Mart’ta Üsküdar İş Ma h kemesi ’ndeyd i. Si nter Meta l işçi ler i n i n ma h kemesi bir seneden fazladır sürüyor. Esasında kanunlara göre mahkemenin dört ay içinde karar vermesi gerekiyor. Ama nerede…. Kanunlar

ezilenlere gelince işlemiyor. Hep sermayenin ya nı nda. Aylardır aç susuz direnişlerine devam eden işçiler, bir umut mahkemenin önünde toplanmışlardı. Karar çıkarsa belki bu akşam evlerine sevinçli döneceklerdi. DİSK başkanı Süleyman Çelebi ve diğer DİSK görevlileri de mahkemeye gelmişlerdi. Daha duruşmanın ba-

diğini göstermektedir. Aynı zamanda veriler gençliğin geleceksiz ve umutsuz bırakıldığını da göstermektedir. Milyonlarca işsiz ordusu dışarıda iş aramakta, hayatını devam ettirmeye çalışmaktadır. Yüz binlerce gencin iş ümidi kalmamaktadır. Günümüzde büyük umutlarla girilen üniversite kapılarından mezun olmakta artık yetmiyor. Her yıl üniversitelerin çeşitli bölümlerinden mezun olan binlerce genç işsizlikle karşı karşıya kalmakta ve yine binlercesi asgari ücretle veya biraz üzerinde bir ücretle çalışmak zorunda kalmaktadır. Gençliğin gelecekten beklediği yalnızca “iş”!… Geçtiğimiz günlerde Forbes dergisi Türkiye’nin, ‘’En Zengin 100 Türk’’ listesini açıkladı. Listede Hüsnü Özyeğin, 3 milyar dolarlık servetiyle ‘’en zengin Türk’’ unvanını korurken, listede ikinci sırada Mehmet Emin Karamehmet 2,9 milyar dolarlık, üçüncü sırada Şarık Tara 2,6 milyar dolarlık servetiyle yer aldı. ‘’En Zengin 100 Türk’’ün toplam serveti bu yıl 87 milyar dolar oldu. Bu rakam, geçen bir yılda servetlere 31 milyar dolar eklendiğini ve toplam servetin önceki yıla göre yüzde 55 arttığını gösteriyor. Bu ne yaman çelişkidir! Bir tarafta zenginliklerine zenginlik katan iş adamı, sermayedar ve holdingler dururken diğer yandan her geçen yıl daha da yoksullaşan ve işsiz bırakılan bir çoğunluk durmaktadır.

Kapitalist sistemin adaleti bu olsa gerek!… Yoksuldan al, zengine ver! Veya yoksulu ez, zengini yücelt!... Sermayelerini her geçen yıl bizlerin sırtından arttıran bu asalaklar sınıfı olan burjuvaziye karşı, ne yazık ki sessiz kalmaktayız. Onlar her yıl bu vb. listelere girebilmek için yazılı ve görsel basını, yasaları, hükümetleri kısacası işçi sınıfını uyutacak, yıldıracak ve baskı altına alacağı her türlü mekanizmayı kullanmaktadır. Onlar/ burjuvazi bu kadar sistemli bir biçimde bizlere saldırırken bizler/işçi sınıfı, ezilen halklar ne yapıyoruz? Bizler en ufak bir hak arama mücadelesinde bile geri durmakta, sessiz kalmaktayız. İşçi haklarını tırpanlayan bir dizi yasaya karşı ses çıkarmamakla birlikte var olan -güçsüzde olsa- bir karşı duruştan, protesto yürüyüşünden vb. eylemliklerden uzak durmaktayız. En temel demokratik haklarımızı bilmiyoruz, öğrenmiyoruz ve talep etmiyoruz. Bu gidişe bir “dur” demeliyiz… Bize reva görülen yoksulluğumuz ile boğuşarak geçmekte bir ömür! Bu yaşadıklarımız kader değildir! Mücadele eden yenilebilir belki, fakat mücadele etmeyen zaten yenilmiştir. Kurtuluşumuzu başka yerlerde aramamalıyız. Çare; şartele uzanan kendi ellerimizdedir…

şında işveren avukatı provokasyon yapınca, DİSK görevlisi yüksek sesle avukata cevap verdi. Bunu fırsat bilen Hakime Hanım görevlinin dışarı çıkmasını istedi. Çıkmayınca da polis çağırıp, polis zoruyla dışarı attırıp, mahkeme boyunca polisin duruşma salonunda kalmasını istedi. Böylece mahkeme gergin başladı. Yine işverenin gösterdiği birçok şahit gelmemişti. Dinlenen şahitlerden sonra hakime hanım yapacağını yaptı; mahkemeyi 4 Ağustos’a erteledi. Yani 5 ay sonraya sendikanın avukatının bütün itirazla-

rına kulaklarını kapattı. Bunun üzerine Süleyman Çelebi ve diğer DİSK görevlileri salonu terk etti. Dışarıda bekleyen işçiler mahkeme tarihini duyunca isyan etti. Mahkeme binasına girmek istedi.  Polisle işçiler arasında arbede yaşandı. Bir kere daha devletin bütün organlarıyla kimin yanında olduğu belli oldu. Uzun süre işçiler mahkeme önünde olayı protesto ettiler. Ya ş a s ı n S i n t e r M e t a l İşçilerinin Onurlu Direnişi! YDİ Çağrı Okuru 01.03.2009 ✓

Yeni Dünya Gençliği/ İstanbul 03/03/2010 ✓


Dünyadan İşçi Haberleri

K

apitalistler daha fazla kar için işçilere saldırılarına devam ediyor. Fransa’nın Dreux kentinde dünyanın en büyük tekellerin de biri olan Philips fabrikasında işlerine son verilen işçiler, birkaç ay önce çalıştıkları fabrikayı işgal ederek işlerine geri dönmek istemişlerdi. Philips işçileri uzun süren mücadelelerinin ardından mahkemenin 19 Şubat Cuma günü işlerine geri dönme haklarını iade etmesinin ardından 25 Şubat’ta işbaşı yaptı. İşlerine sloganlar atarak ve şarkılar söyleyerek başlayan Philps işçilerinin bu coşkulu eylemlerine sendika yöneticileri ve Sorbonne Üniversitesi öğrencileri de destek verdi. Birkaç yıl önce Dreux’de bulunan fabrika, Avrupa’da bulunan Philips fabrikalarının büyükleri arasında gösteriliyor. Geçen yıllarda çok sayıda işçi çıkaran bu fabrikada, 2005 yılında 350, 2009 da ise 279 işçinin işine son verilmişti. Dreux kentinde bulunan Philips fabrikasında 250 kadar işçi işlerine son verilmesi ve tesisin kapatılması kararına tepki göstererek fabrikayı işgal etmişti. Eylemlerin ardından şirket işçilere mektup göndererek işlerine son verildiğini ve işlerine gelmemelerini duyurmuştu. Ancak direnen iiçiler 19 Ocak günü mahkeme kararıyla büyük bir zafer elde etmişti. Görüldüğü gibi işgüvencesi ve garantili bir gelecek en gelişmiş kapitalist ülkelerde dahi yok. Kapitalistler için bir şey var; daha fazla kar, daha fazla kar. Bunun için mümkün olduğu kadar daha az işçi ile daha fazla üretim yapmak gerek. İşçiler bütün dünyada kapitalizmin bu barbarlığına dur

demedikleri sürece de böyle devam edecektir. Bu barbarlığa son vermenin yolu işçilerin kendi iktidarı olan sosyalizmle mümkündür. Sosyalizm ise kapitalizmin işçi sınıfı önderliğinde şiddete dayalı bir devrimle yıkılması ile mümkündür.

Yunanistan

23

Ş u b a t ’t a k o m ş u muz Yunanistan’da da işçiler, hükümetin kısıtlamalarını protesto etmek için ülke çapında greve gitti. Grev nedeniyle tüm uçuşlar iptal edilirken, kamu binalarının tümü kapalı kaldı. Sendikaların çağrısı üzerine ülke genelinde yapılan 24 saatlik grev nedeniyle, uçak seferlerinin tümü iptal edildi. Tren ve vapur seferleri ise aşırı gecikme ile yapıldı. Başkent Atina’da ise kamu ulaşımının tamamen durduğu bildirildi. Ulaşımın yanı sıra, okullar, vergi daireleri ile belediyelerdeki işçiler de işbaşı yapmadı. Hastanelerde ise sadece acil servis hizmetleri verildiği bildirildi. Greve katılanlar arasında basın çalışanları da bulunuyor. Yunanistan’daki grev, çalışanların özlük haklarının kriz bahanesi ile hükümet tarafından kısıtlamaya gidilmek istenmesi üzerine başlıyor. Ülkenin en büyük iki işçi sendikası, hükümet tarafından ilan edilen kısıtlamalar karşı çıkıyor. Hükümet kısıtlamalarla yüzde 12,7 olan bütçe açığını bu yıl içinde yüzde 8,7’e düşürmeyi hedefliyor.

Yunanistan’daki mali kriz Euro para birimini de etkilemesi nedeniyle Avrupa Birliği (AB) daha fazla kısıtlamaya gidilmesini istiyor. AB Atinadan KDV’yi yükselmesini, memurların ikramiyelerini kısıtlamasını istiyor. Kapitalistler kendi yarattıkları krizin faturasını çalışanlara çıkarmaya çalışıyorlar. Yunanistan’daki çalışanlar krizin faturasını ödemeyeceklerini haykırarak üretimde gelen güçlerini kullanarak sermaye ye gereken cevabı veriyorlar. Yunanistanlı işçi ve emekçiler için krizden kurtulmasının tek yolu sosyalizmdir. Kaynak: ANF ✓

Bangladeş

Ş

ubat ayının sonlarında, Ba ng ladeş’ in başkent i Dakka yakınlarında çoğunluğunu kadın işçilerin oluşturduğu bir konfeksiyon atölyesinde gece geç saatlerde çıkan yangında 13’ü kadın olmak üzere, yaşamını yitiren işçi sayısı 21’e yükseldi, 50’ yi aşkın işçi ise yaralandı. 21 işçinin öldüğü yangında ölümlerin artmasından korkuluyor. 50’yi aşkın yaralının olduğu açıklanırken, yaralıların çoğunun kadın olduğu sanılıyor. Bir itfaiye yetkilisi, alevler içinde kalan 6 katlı binadan çıkarılan çok sayıda ölü ve yaralının çeşitli hastanelere nakledildiğini söylüyor. Kesin ölü ve yaralı ne kadar olduğu basına yansımış değil. Ülkede 2 milyonu bulan tekstil

işçilerinin çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor. Dakka’nın yaklaşık 50 kilometre kuzeyindeki Gazipur’daki atölyede çıkan ve iki saati aşkın süren yangının çıkış nedeni henüz bilinmiyor. Bangladeş’te yaklaşık 4 bin tekstil atölyesi ve fabrikası bulunduğu belirtilirken, işçi hakları örgütleri bu işyerlerinin çoğunun yeterli çalışma güvenliğinin olmadığını kaydediyor. Tekstil endüstrisi, yıllık 10 milyar dolarlık ihracat geliriyle Bangladeş’in toplam ihracatının üçte ikisinden fazlasını oluşturuyor. Uluslarası emperyalizmin, daha ucuza ürün üretebilmek için yoğunlaştığı Bangladeş ve Bangladeş gibi ülkelerde ucuz işgücü sermayenin karının esas kaynağı. .Bu ülkelerdeki aşırı sömürü sonucu kölelik koşullarında ve yeterli çalışma güvenliğinde yoksun çalıştırılan bu işçilerin sesini duyan da olmuyor. Burjuva basın ya hiç vermiyor ya da kısa haberlerle geçiştiriyor. Kapitalistlerin çıkarları sözkonusu olduğu sürece 50, 100 işçinin ölmesi bu uşak basın için o kadar da önemli değil! 2005 de Bursa da yanarak ölen kadın tekstil işçilerini unutmadık. 5 kadın işçinin patronuna verilen 10 yıl hapis cezası, 182 bin TL’lik paraya çevrilerek patron mahkeme tarafından salıverilmişti. Maden işçilerinin yanarak ölmesine timsah gözyaşları dökülerek, işçilere 10 bin, 15 bin TL değer biçiliyor. Göstermelik tutuklananlar, olay unutulduğunda tekrar salıveriliyor. Kapitalizmin işçiye emekçiye biçtiği değer böyle.

Mart 2010 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ

Fransa

Gün gelecek devran dönecek sermaye işçi ve emekçiye hesap verecek! 04.03.2010 ✓

11


B

erlin Tekel İşçileri ile Dayanışma Komitesi tara f ı nda n düzen lenen 3. miting, 17 Şubat 2010 tarihinde Kottbusser Tor’da yapıldı. Dayanışma sloganlarının atıldığı mitinge 120 kişi katıldı. Ayrıca Kottbusser Tor’da bir dayanışma çadırı kuruldu. Yapılan konuşmalarda Tekel işçilerinin haklı ve onurlu mücadelesi anlatıldı. Sol Parti milletvekili Ulla Jelpke bir konuşma yaptı. Jelpke yaptığı konuşmada Tekel İşçilerinin haklı mücadelesini ve dayanışmanın önemine vurgu yaptı. Tekel İşçilerinin direnişini anlatan bir film gösterimi yapıldı. Mitingde Her şeye Rağmen tarafından çıkarılan „Türkiye’de ki Tekel İşçileri ile Dayanışma“ başlıklı bildiri dağıtıldı ve yayın satışı yapıldı. Dayanışma Komitesi içerisinde ağırlıklı olarak devrimci örgütler yer almaktadır. Berlin’de Dayanışma Komitesi ’nin kurulması ve Tekel işçilerinin yürüttüğü mücadelenin anlatılması gayet olumludur. Olumlu olmanın yanı sıra, yanlış tavırlarda ortaya çıkmaktadır. Bu yanlışların eleştirilmesi de bir görevdir. Çünkü kamuoyuna yanlış bilinç verilmektedir. Tekel işçilerinin „kapitalizme karşı mücadelede emekçilere, ezilenlere umut verdiği” söylenmektedir.

doğru değildir. Çünkü memur sendikalarına üye olmanın önünde bir engel yoktur. Tekel İşçilerinin yürüttüğü mücadele haklı ve onurlu bir mücadeledir. Bu mücadele desteklenmelidir. Desteğin yanında sarı sendikaların tutumu ve sahte işçi dostlarının gerçek yüzleri de anlatılmalıdır. Sap ile samanı birbirine karıştırmak devrimcilerin görevi olmamalıdır. AKP karşıtı olan kesimlerin bu direnişi kendi iktidar dalaşlarının bir aracı olarak kullanmaları teşhir edilmelidir. Bu direniş sahte işçi dostlarından arındığında başarıya ulaşacaktır. Görev bunun için çalışmaktır.

Tekel İşçilerinin yürüttüğü mücadele haklı ve onurlu bir mücadeledir. Bu mücadele desteklenmelidir. Desteğin yanında sarı sendikaların tutumu ve sahte işçi dostlarının gerçek yüzleri de anlatılmalıdır. Tekel işçileri kendi özlük hakları için mücadele ediyor. Bu direniş kapitalizme karşı yönelen bir direniş değildir. Bildiride, işçilerin 4C sözleşmesini kabul ettiği koşullarda 10 ay çalıştırılacağı söylenmektedir. Bu da doğru değildir. Çünkü AKP

Berlin’den YDİ Çağrı Okuru 19.02.2010 ✓

hükümeti yeni bir kararname çıkarttı ve 4C kapsamında çalışma süresini 11 aya çıkarttı. Yine bildiride işçilerin 4C sözleşmesini kabul etmesi koşullarında sendikaya üye olma haklarının ortadan kalkacağı söylenmektedir. Bu söylemde

YENİ SİTEMİZİ ZİYARET ETTİNİZ Mİ? www.yid.ydicagri.org

Yeni Dünya İçin ÇAĞRI Sahibi ve Sorumlu Yazıişleri Müdürü: Aziz Özer • Yönetim Yeri ve Adresi: Fatih Mah. Bahçeyolu Cad. Ülbeği İş Merkezi No: 9 Kat: 4 Esenyurt - İstanbul • Tel/Fax: (0212) 620 67 57 • e-mail: mail@yid.ydicagri.org • web: www.yid.ydicagri.org YDİ ÇAĞRI Sayı 142’nin İşçi Özel Sayısı • Mart 2010 • Fiyatı: Türkiye: 0,50 TL · Türkiye Dışı: 1,00 Avro Baskı: Uğur Matbaacılık (0212-501 81 09) Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi 6. Kat A Blok 4 NA 8-10-11-23 · Topkapı - İstanbul • Yayın Türü: Yerel Süreli


Yeni İşçi Dünyası 06_web  

devamı sayfa 9’de... devamı sayfa 7’de... devamı sayfa 4’de... devamı sayfa 3’de... Yeni Dünya İçin ÇAĞRI • Özel Sayı • Mart 2010 • Fiyatı:...

Advertisement
Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you