Issuu on Google+

MAYIS 2011

SAYI:9

www.barikatgazetesi.com

FÝYAT: 2 TL

EMEKÇÝLER ALANLARDA HAYKIRDI:

"YAÞASIN KIZIL 1 MAYIS"


GÜNDEM

MAYIS 2011

Yaþasýn Kýzýl 1 Mayýs...! 1 Mayýs Ýþçi Bayramý ülkemizde her zamanki gibi coþkulu bir þekilde kutlandý. Yüzlerce iþçinin, emekçinin ve halktan çeþitli kitlelerin katýlým gösterdiði mitingde kitleler saat 18.30'da Kuðulu Park'ta toplandý. Barikat korteji KTÖS park yerinde toplanýp pankartlarý ve bayraklarý ile Sedat Simavi Endüstri Meslek Lisesi önüne kadar gelerek kitleleri karþýladý ve alana yoldaþ örgütlerle beraberce girdi. “T.C. Valilik Binasý” önünden tur atarak tekrardan Sarayönü'ne yürüyüþe geçerken “Ýþgalci Elçilik Kýbrýs'tan Defol..!” sloganlarý Barikat kortejinden yükseldi. Daha sonra alana girerken tüm örgütlerle “yaþasýn devrimci dayanýþmamýz”, “ne AB, ne ABD, ne Garantörler, yaþasýn Baðýmsýz Birleþik Kýbrýs” , “iþçilerin birliði sermayeyi yenecek”, “Ankara elini yakamýzdan çek”, “Yaþasýn Devrim ve Sosyalizm” , “1 Mayýs Kýzýldýr, Kýzýl Kalacak”, “Biji Yek Gulan” sloganlarý atýldý. Eylemde birçok sivil polis bütün yol boyunca devrimci kesimleri kamera ve fotoðraf makinesi ile taciz edip provake ederken; devrimciler sloganlarýný atarak tacizlere geçit vermediler.

katký koydu. Özellikle Anadolu'dan gelen öðrencilerin kitlesel olarak yoðun bir katýlým göstermeleri eyleme renk kattý. CHP'li bir grup katýlýmcýnýn “Baðýmsýz Türkiye” sloganlarý attýðýný gördük…! Enteresandýr; baðýmsýzlýktan bahseden CHP; Türkiye'de ABD kontrollü NATO destekli TSK'yý en çok savunan parti deðil midir? Türkiye'de emperyalizme göbekten baðlý statükoyu en çok savunan parti yine CHP deðil midir? KTHY'nýn eski çalýþanlarýnýn da mitinge “KTHY'nin maðdur emekçilerinin yanýndayýz” yazýlý pankartý taþýyarak miting alanýndaydýlar.. Kitleler alana yerleþtikten sonra konuþmalara geçildi.

Ýlk konuþmayý Devrimci Ýþçi Sendikalarý Federasyonu (DevÝþ) Genel Baþkaný Mehmet Seyis yaptý. Dünyada emek-sermaye kavgasýnýn devam ettiðini, neoliberal politikalarýn da sürdüðünü belirten Seyis, dünyadaki ekonomik krizin “kapitalizmin doymak bilmez kar tutkusundan” kaynaklandýðýný söyledi. Mehmet Seyis, kapitalist krizlerin Eylem alanýnda biz Barikat faturasýný emekçilerin Gazetesi olarak daha önce ödememesi gerektiðini katýldýðýmýz eylemlerde 2 kez vurgulayarak, Kuzey Kýbrýs'ta da saldýrýya uðrayan “Ýþgalci T.C. çalýþanlara saldýrýldýðýný, Devleti, Kýbrýs'tan DEFOL..!” pankartýmýzý daha da büyüðünü Türkiye'deki AKP Hükümeti'nin ekonomik ve siyasal dayatmalar açacaðýmýzý yaptýðýmýz basýn açýklamalarýnda dile getirmiþtik; yaptýðýný; UBP'nin ise iþbirlikçilik nitekim de aynen dediðimizi yine yaparak dayatma paketi yaptýk. Hatta bu defa esas karþý uyguladýðýný savundu. Patronlarýn, sendikalý emekçilerin olduðumuz “tüm emperyalist haklarýnýn budanmasýný talep güçlerin DEVLETLERÝNÝ” sembolize etmesi için bayraklarý ettiðini söyleyen Seyis, sosyal güvenlik haklarýný daraltan ile üç metrelik (dikey) dev yasalar yapýldýðýný belirtti. pankartýmýzý meydanda açarak Sonrasýnda konuþan Kýbrýs Türk “Ýþgalci Sömürgeci T.C.,Yunanistan,Ýngiltere,AB,ABD Ýþçi Sendikalarý Federasyonu (Türk-Sen) Genel Baþkaný Arslan ,BM- Emperyalist Devletleri, Býçaklý, “emekçinin bayramýný Kýbrýs'tan DEFOL…!” yazýlý hangi yüzle kutluyorsunuz?” pankartýmýzý açtýk..! Bundan sonra da açmaya geçen defa da diyerek, hükümetin mesajlarýný eleþtirdi. KTHY ve elektrik söylediðimiz gibi devam kurumunda yaptýrýlan edeceðiz…! özelleþtirmeleri eleþtiren Býçaklý Eylem, esnasýnda öðrenci “Anlayana sivri sinek saz, gruplarý ve güneyden gelen örgütlerin temsilcileri de eyleme anlamayana davul zurna az” diye

sözlerine devam etti… Sonra PEO'nun Genel Sekreteri Pambis Kiritsis “1 Mayýs'ta dünyanýn dört bir yanýndaki çalýþanlarýn kapitalist sistemin krizinin olumsuz sonuçlarýyla karþý karþýya bulunduðunu belirterek, krizin yükünün çalýþanlarýn deðil, bu krizi yaratanlarýn sýrtýna yüklenmesi için mücadele verildiðini” söyledi.

Daha sonra SEK'in Genel Sekreteri Nicos Moyseos ise, konuþmasýnda, “Türk-Sen'le birlikte birçok alanda mücadele verdiklerini belirterek, tüm engellere ve zorluklara raðmen, çalýþanlarýn sendikalaþmasý ve örgütlü bir yapý içinde sosyal yapýnýn ve yaþam seviyesinin korunmasý için önemli konularda mücadele ettiklerini” belirtti. Daha sonra müziklerle coþan kitleler yavaþ yavaþ daðýlmaya baþladý. Eylemin sonuna kadar kalan Barikat Gazetesi ekibi, gelen tüm tehditlere raðmen pankartlarýný indirmeyerek; devrimci duruþunu sergilemeye devam etti. Eylem saat 21.00 sularýnda olaysýz bir þekilde sona erdi.

SAYFA 2

hava döndü iþçiden iþçiden esiyor yel dumaný daðýtacak yýldýzpoyraz baþladý bahar yakýn demek ki mevsim böyle kýþladý bu fýrtýna yarýnki sütlimanlara bedel hava döndü iþçiden,iþçiden esiyor yel tekliyor iþte çaðýn çarkýna okuyan çark ve durdu muydu birgün bu kör,avara kasnak bir zincir yitirenler bir dünya kazanacak sen de o dünyadansýn sýnýfýn bil safa gel hava döndü iþçiden,iþçiden esiyor yel köylükler uykusunda döndü dönüyor sola güne bakýyor bebek büyüyen yumruðuyla baþaklar göverdi bak baþkoydular bu yola þaltere uzanýyor allaha açýlmýþ el hava döndü iþçiden,iþçiden esiyor yel senlik-benlik bitip de kuruldu muydu bizlik asgari ücret deðil,hür ve günlük güneþlik bir türkiye olacak aldýðýn son gündelik halk kalacak geride bitince bu zalim sel hava döndü,iþçiden,iþçiden esiyor yel tarihle yürüyenler,tarihle adým adým saflarý sýklaþtýrýn tarihle hýzlanalým lakin hýzlandýk derken,kolu daðýtma sakýn baþlarý bozuklar var þimdi bize tek engel hava döndü,iþçiden,iþçiden esiyor yel sen ki ferhatsýn iþçi günün senin gelecek indir külüngün indir,del,þu karanlýðý del del ki daðlar ardýndan önümüzde bir çiçek gibi açsýn aydýnlýk tekmil olunca tünel hava döndü iþçiden,iþçiden esiyor yel Can Yücel


MAYIS 2011

GÜNDEM

SAYFA 3

KTÖS'de Zafer Onurlu Sendikacýlýðýn Oldu... KTÖS geçtiðimiz ay zorlu bir genel kurul aþamasýndan geçti. Ama gene de zafer yine direniþ göstermeyi baþaran hatalarýna raðmen mücadeleyi hep ön planda tutan “sendikam onurumdur” grubunun oldu. Gazetemiz olarak bizler her zaman destek olduk. Hatalarýný eleþtirerek destek olmaya da devam edeceðiz. Mücadele KTÖS'deki yoldaþlarýmýza baþarýlar diliyoruz. Genel Kurul Sonucunu ktos.org'da yayýnlanan hali ile aynen veriyoruz:

38. Olaðan Genel Kurulu sonrasýnda oluþan yeni Yönetim Kurulumuz, Haysiyet Divaný üyelerimiz ve 13 Nisan 2011 tarihinde yaptýðýmýz ilk Yönetim Kurulu toplantýsýnda oluþturduðumuz yeni Yürütme Kurulumuz aþaðýdaki gibidir. Sendikamýzýn 38. Olaðan Genel Kurulu 9 Nisan 2011 Cumartesi günü rekor bir katýlým ile

Pankartlardan Korkuyorlar…!

gerçekleþtirilmiþtir. 1080 üyemiz Genel Kurula katýlmýþ, 1066 üyemiz oy kullanmýþtýr. KTÖS'ün vefakar üyeleri sendikamýza yapýlan her türlü saldýrýya aldýrmadan Genel Kurulumuza sahip çýkmýþlar ve bu çevreleri yaptýklarý karalamalar, çirkinlikler ve tehditlerle baþbaþa býrakmýþlardýr. Baþta vefakar KTÖS üyeleri olmak üzere Toplumsal Varoluþ Mücadelemizde birlikte olduðumuz tüm siyasi parti, sendika ve sivil toplum örgütlerimize teþekkür ederiz. KTÖS üyelerimizden aldýðý güçle Toplumsal Varoluþ Mücadelesindeki lokomotif görevini sürdürmeye devam edecektir.

XXXVIII. Olaðan Genel Kurulu sonrasýnda oluþan yeni Yönetim Kurulumuz, Haysiyet Divaný üyelerimiz ve 13 Nisan 2011 tarihinde yaptýðýmýz ilk Yönetim Kurulu toplantýsýnda

oluþturduðumuz yeni Yürütme Kurulumuz aþaðýdaki gibidir.

HAYSÝYET DÝVANI

1. Halil Kara 2. Ulus Burçaklý 3. Sadýk Azimli XXXVIII. DÖNEM YÖNETÝM KURULU ve HAYSÝYET DÝVANI 4. Ali Nizam 5. Savaþ Aksunlar 1. Güven Varoðlu 2. Þener Elcil 3. Burak Maviþ 4. Ýlkþen Varoðlu Atik 5. Akgün Kaçmaz XXXVIII. DÖNEM YÜRÜTME 6. Cenk Gürçað KURULU 7. Uður Erilen Genel Baþkan 8. Ramadan Büyükel Güven Varoðlu 9. Mustafa Özhür 10. Hikmet Olgaçer Genel Yazman 11. Hasan Belen Þener Elcil 12. Þöhret Yiðiter 13. Besim Baysal Eðitim Yazmaný 14. Fügen Yazgýn Mustafa Özhür 15. Hasan Öztaþ 16. Sevim Döþemeci Eðitim Yazmaný 17. Ersen Öndeþ Yrd. Besim Baysal 18. Saffet Aþaroðlu 19. Semen Saygun Örgütlenme Yazmaný 20. Tanju Üngör Burak Maviþ 21. Hare Yakula 22. Mustafa Baybora Örgütlenme Yazmaný 23. Ayþe Saðer Yrd. Uður Erilen 24. Berhun Gümüþmaden 25. Ulaþ Can Genel Sayman 26. Mehmet Gürçimen Mustafa Baybora 27.Haluk Ramon Serhun 28.Salih Güren Genel Sayman 29.Irmak Emin Yrd. Cenk Gürcað 30. Münür Teralý

Deðerli Basýn Mensuplarý; Bugün “ÝÞGALCÝ TC DEVLETÝ KIBRIS'TAN DEFOL..!” yazýlý pankartýmýza yine “2 Mart Toplumsal Varoluþ” eylemindeki gibi el konulmuþ; pankartý taþýyan arkadaþlarýmýz da kimliði belirsiz “karanlýk güçlerce” darp edilmiþtir. Ne 2 Mart saldýrýsý ne bugün yapýlan saldýrý basit bir “sivil operasyon” deðildir. Siyasi hedefi bu ülkedeki emekçiler olan; kavgasý emeðin kavgasý olan herkese bu saldýrý gerçekleþmiþtir. Barikat Gazetesi olarak 2 Mart sonrasý söylediðimiz gibi bundan sonraki tüm eylemlerde de yine ayni pankartý ýsrarla açacaðýmýza ve hiçbir faþist saldýrýya boyun eðmeyeceðimizi açýk bir þekilde beyan ediyor; bu ülkenin sahipsiz kalmadýðýný; bu vatan topraklarýný emperyalizme peþkeþ çektirmeyeceðimizi tekrar tekrar belirtiriz….

Geçtiðimiz ay meclis yanýnda sendikalar tarafýndan düzenlenen mitinge yaklaþýk 1000 kiþi katýldý. Mitingde öne çýkan olaylarýn en baþýnda, biz Barikat Gazetesine ait “Ýþgalci T.C. Devleti; Kýbrýs'tan DEFOL..!” yazýlý pankartýmýza yapýlan müdahale geldi. Karanlýk güçlerce düzenlenen bu faþist saldýrý sonucu bir yoldaþýmýzýn dudaðý iki yerinden yaralanýrken, pankarta da polislerce el konuldu… CTP'den Ömer Kalyoncu ve TDP'den Mehmet Çakýcý gelip oradaki iþçilerin, emekçilerin haklý mücadelesi üzerinden oy talep etmek için “boy gösterisi” yapmaya kalktýlar. Hemen sonra oradaki iþçilerin ve emekçi kesimlerin sert tepkisi ile karþýlaþarak meydandan dýþarýya atýldýlar… Miting alanýnda emekçiler ''Faþizme karþý omuz omuza'', ''Ankara elini yakamýzdan çek'', ''Polis devleti olmayacaðýz'', ''Paketi getireni paket yaparýz'' sloganlarýný attýlar… KAMUSEN gibi bazý sarý sendikalarýn destek vermediði bu miting eylem çadýrýna doðru yürüyüþle son buldu. Barikat Gazetesi olarak eylemden sonra bir basýn açýklamasý yaptýk. Bunu aynen Barikat Gazetesi (a) yayýnlýyoruz: Görkem Eylem

AB-NATO Elele Sorununu Çözecekmiþ...!!!!! Kýbrýs’ýn Güneyinde yayýnlanan gazetelerin haberine göre AP’nin Ortak Güvenlik ve Dýþ Ýliþkiler Politikasý’na iliþkin NATO ile AB arasýndaki iþbirliðindeki mevcut sorunlarýn çözülmesi için AB’nin nüfuzunu kullanmasý çaðrýsýnda bulunulan Avrupa Parlamentosu (AP) raporun yayýnlandýðý bildirildi. Rapora göre Kýbrýs sorununda mevcut olan sözde “çözüm” sürecinin baþarýyla tamamlanmasý ve Kýbrýs sorununa özlü bir çözüm bulunmasý amacýyla AB’nin “nüfusunu kullanmasý” çaðrýsýnýn yapýldýðýný belirtti.Mevcut rapora göre Güney Kýbrýs’taki burjuva devlet yapýsýnýn; NATO’ya girebilmesi için Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin elinde tuttuðu veto hakkýna karþý; “Türkiye’nin Avrupa Güvenlik Örgütü’ne gözlemci statüsünde katýlmasý yönünde yapýlan düzenlemenin kabul ettirilmemesi” kozunun olduðu vurgulandý... Kýsacasý rapor içeriði “AB-NATO’nun Kýbrýs Sorunu konusundaki çözümcülüðünün deðil yýllardýr biz devrimcilerin söylediði gibi Burjuva devletlerin çýkartlarýný koruyan ve olasý bir burjuva çözümün temel niteliðinin esas anlamda Kýbrýs Halklarýna dayatma niteliðinde geleceðini vurguluyor. Biraz daha açýklayýcý olmak gerekirse; büyük emperyalistler dayatma taktik ve uluslararasý neoliberal politikalarla Türkiye, Güney ve Kuzey Kýbrýs Burjuva Devletleri, Yunanistan, AB , NATO gibi devletler adeta Kýbrýs’taki emekçi halklarýn kaderi ile çocuk oyunu oynar gibi oynuyor. Biribirlerine uygulamak istedikleri siyasetleri; Kýbrýsýmýzý biribirlerine bir silah gibi kullanarak bizlerin kaderleri ile oynuyor...! Emekçiler, sendikalar, ezilen halklar bunlarý iyi görmelidir... Yaþadýðýmýz tüm sýkýntýlar bütün bu emperyalist dayatmalarýn bizlere birer empoze edilmiþ þeklidir... Ya iþçi sýnýfý öncülüðünde tüm ezilenlerle birleþip, bütün ülkelerin emekçileriyle birleþik cephede savaþ vereceðiz; yada emperyalistlerin bizlerin kaderini belirlemelerine ve yok oluþumuza izin vereceðiz...! Mantýklý seçim ortadadýr..! Geliþmeleri izlemeye ve emekten yana müdahil olmaya devam edeceðiz...


GÜNDEM

MAYIS 2011

Geçtiðimiz ay ülkemizdeki örgütler T.C. Valiliði önünde Anadolu’dan gelen devrimci kesimlerle el ele ortak bir dayanýþma eylemi gerçekleþtirdiler. Türkiye’de seçimler öncesi YSK’nýn verdiði haksýz ve baskýcý kararý protesto eden örgütler bir basýn açýklamasý yaptý: Bugün(25 Nisan 2011) burada toplanmamýzýn sebebi Türkiye’de mücadele veren devrimci demokrat kesimlere karþý Türkiye egemen çevrelerinin çok uzun bir süreden beridir uyguladýklarý baský ve þiddeti Kýbrýs’ta bulunan devrimci, demokratlar olarak protesto etmek ve kýnamaktýr. Bu baský ve þiddet bugünlerde yeni bir boyuta geçti. 18 Nisan da YSK’nin açýkladýðý kararýnda Emek, Barýþ ve Demokrasi Bloðu’nun desteklediði 7 aday, ÖDP parti olarak ve ESP’nin desteklediði bir adayýn tamamen hukuk dýþý bir kararla Türkiye’de Haziran’da düzenlenecek seçimlerden saf dýþý edilmiþti. Hukuksuzluk o boyuttaydý ki,

Türkiye’deki hemen her kesim bu olaylara tepki gösterdi. YSK’nýn hukuksuzluðuna bazý gazeteler ‘YSK fýkrasý’ diyerek tepki gösterdi. Emek, Barýþ ve Demokrasi Bloðu’nun desteklediði adaylardan yasal deðiþiklik sonrasý artýk hiçbir makam tarafýndan verilmeyen belgeler istendi, ÖDP’den aday olan kadýn adaylarýn askerlik belgesi sunmamasý gerekçe gösterildi…

SAYFA 4

olmazsa olmazlarýndan olduðu bir kez daha hatýrlandý… YSK’nýn aldýðý son veto kararýna karþý baþlatýlan halkýn meþru protestolarýna yapýlan saldýrýlar sonucu Diyarbakýr’ýn Bismil ilçesinde lise öðrenci olan 18 yaþýndaki Ýbrahim Oruç katledilmiþ, birçok kiþi ciddi þekilde yaralanmýþtýr. Türkiye’nin birçok yerinde gösterilere polis vahþice saldýrmýþ ve Türkiye’deki birçok devrimci, demokrat meþru eylem haklarýný kullandýklarý için sokak ortasýnda kýyasýya dövülmüþ, sokaklar adeta birer gaz odasýna dönüþtürülmüþtür. Zaten Türkiye’de demokratik yollarla mücadeleyi yürütmeye Bu süreçte eksik evraký olan çalýþan devrimci, demokrat bazý adaylarýn bunu yapýlara karþý her fýrsatta tamamlamasýna olanak çeþitli operasyonlar tanýndý, bazýsýna süre geçti düzenlenmekte ve binlerce dendi. insan hapishanelere tutsak YSK’nýn 12 Eylül anayasasýnýn edilmektedir. bir kurumu olduðu, 12 Bu tutsaklýklar süren anayasasý ve onun kurumlarý mahkemelerden dolayý yýllardýr olan YÖK, YSK ve cezaevinde benzerlerinin ortadan bekletilmektedirler… kaldýrýlmasýnýn Türkiye’nin Son YSK’nýn aldýðý kararýn demokratikleþmesi için yanlýþlýðýnýn bir kýsmýndan

KTÖS Ve KTOEÖS’ten Ortak Eylem…! Kýbrýs Türk Öðretmenler Sendikasý (KTÖS) ve Kýbrýs Türk Orta Eðitim Öðretmenler Sendikasý (KTOEÖS) , hazýrlýk ödeneði, kira tahsisatý, birleþtirilmiþ s��nýf tahisisatý ve sorumlu öðretmen ödeneði gibi ek ödeneklerin 2 yýldýr ödenmediði nedeniyle Milli Eðitim Gençlik ve Spor Bakanlýðý önünde oturma eylemi gerçekleþtirdi. Yoðun yaðmura raðmen gerçekleþen eylemde “Öðretmen boyun eðmez” ifadesinin yer aldýðý bir de pankart açýldý. Eylem sýrasýnda bakanlýðýn her iki binasýnýn giriþinde de polis sýký güvenlik tedbiri aldý. Eylemde KTÖS Baþkaný Güven Varoðlu ile KTOEÖS Baþkaný Tahir Gökçebel birer konuþma yaptý. Sendikal Platform adýna konuþan Güç - Sen Baþkaný Memduh Çeto da eyleme destek belirtti. KTÖS Baþkaný Güven Varoðlu konuþmasýnda, öðretmenlerin verilmeyen haklarý bulunduðunu, ancak herkesin “kýþ uykusuna yatmýþçasýna sesini çýkarmadýðýný” söyledi. Varoðlu, “Memleketin dingili kopmuþtur. Bu ülkede yasa tanýmayanlar, yasa koyuculardýr, hükümetlerdir, bakanlardýr. Her türlü þiddeti uyguluyorlar çalýþanlar üzerinde. Her türlü yasal tanýmazlýðý yerine getiriyorlar. Öðretmenlerin kazanýlmýþ haklarýný ortadan kaldýrýyorlar. Bir türlü buna riayet etmek istemiyorlar. Her þey yolundaymýþ gibi Suudi Arabistan çöllerinde anlaþma yapýyorlar. Hacý olup, gelmelerini bekliyoruz” dedi. Varoðlu, TC Lefkoþa Büyükelçisi Akça’nýn açýklamalarýna da deðinerek, protesto etti. Varoðlu, “Ýbretle görüyoruz. Bu ülkeye elçi diye atanan birisi, vali gibi davranarak bize nasýl davranacaðýmýzý söylüyor. Merak ediyorum, Türkiye elçileri gittikleri bütün ülkelerde böyle mi

davranýyor?” dedi. KTOEÖS Baþkaný Tahir Gökçebel ise konuþmasýnda, ders yýlý hazýrlýk ödenekleri, kira tahsisatý, öðretmenin ek hizmetleri ve tüm diðer sorunlarla ilgili eylemsel sürecin 19 Nisan’da yine bakanlýk önünde düzenlenen eylemle baþlatýldýðýný söyledi. Bakan ve hükümet adýna bugüne kadar resmi hiçbir açýklama almadýklarýna iþaret eden Gökçebel, “Yasalar ortada. 7 aylýk bir süreç sözkonusu. Öðretmen hazýrlýk ödeneði yasada olmasýna raðmen gýkýný çýkaran yok. 2 yýlýn üzerinde bir süreden beri geçici öðretmenler ödenmiyor” dedi. Gökçebel, “her gün yeni bir tecavüz, adam öldürme ve benzeri kriminal olayýn yaþandýðý” ülkede öðretmenin kendi binasýna girmesinin dahi polis tarafýndan engellendiðini savundu. Gökçebel, þöyle devam etti: “Polis eylem alanýndaki pankarta müdahale edecek, ülke de suç cenneti olmaya devam edecek… Topluma biçilen gömleði öðretmen reddediyor. Bu anlayýþ deðiþmelidir. Polis yasalara uyanlara deðil, yasalarý çiðneyenlere karþý vardýr, hukuku savunmalýdýr. Yasayý tanýmayan bakandýr”. Türkiye’nin Lefkoþa Büyükelçisi Halil Ýbrahim Akça’nýn KKTC ekonomisine iliþkin son açýklamalarýna da deðinen Gökçebel, “Tam trajikomik bir noktaya geldik” dedi. Gökçebel “Öðretmen aydýn kesimin temsilcisidir. Öðretmen yasalara baðlýdýr, yasal haklarýný koruyabilme gücü kendisinde vardýr. 7 aydýr hazýrlýk ödeneði ödenmemiþtir. Ceberrut bir yapý içerisinde oluþturulan yasasýzlýk hüküm sürmektedir. Bugün buradayýz. Buradan kaçacak deðiliz. Daha gür, daha dirayetli, daha kalabalýk yine geleceðiz” þeklinde sözlerini sonlandýrdý…

dönülmesine raðmen haksýzlýklar hala diz boyu devam etmektedir. ÖDP seçime katýlamamaktadýr, baðýmsýz adaylarý destekleyenler baþta olmak üzere tüm devrimci demokratlarýn etrafýndaki baský ve þiddet çemberi devam etmektedir. Bizler bu olumsuzluklarýn önünde dünyanýn neresinde olursa tüm emekçilerin, sosyalistlerin ve kendine demokratým diyen tüm insanlarýn birlikte durarak mücadele birliðiyle aþýlacaðýna inanmaktayýz. Bu vesile ile Türkiye’de mücadele eden devrimci, demokrat kesimlere dayanýþmamýzý iletiyor, son olaylarda katledilen Ýbrahim Oruç arkadaþýmýzý anýyor, ailesine baþsaðlýðý dileklerimizi iletiyoruz. Yeni Kýbrýs Partisi (YKP), Kýbrýs Sosyalist Partisi (KSP), Birleþik Kýbrýs Partisi (BKP), Baraka Kültür Merkezi, Barikat Gazetesi

CTP ve TDP'ye Miting Meydanýnda Halktan “Tokat..!” CTP ve TDP geçtiðimiz ay Ýnönü Meydanýnda bir miting düzenledi. Mecliste toplam 18 milletvekili ile meclis genelinin %36'sýný oluþturan bu partiler kendilerini “ülke solunun sahibi” olarak görürken; aslýnda toplumdan da emekçilerden de en güzel cevabý bu mitingde almýþ oldular…! Ülkedeki toplumsal varoluþ hareketini örgütleyen sendikalarýn kesinlikle katýlým göstermediði bu mitingde emekçi kesimlerden gelen neredeyse kimsenin olmadýðý açýk bir þekilde ortadaydý. Aslýnda; güya “2004 referandumu yýldönümü” kutlamasý yapan bu 2 parti; olasý bir erken seçim öncesi “ellerinde tuttuklarý kitlenin kaç kiþi olduðu” konusunu merak ettikleri için bu mitingi düzenlemiþlerdi. Türkiye'de malum seçimlere çok az bir süre kaldý. Herhangi bir hükümet deðiþikliði ile ülkemizde de bir erken seçim gerçekleþme olasýlýðý var malum…! Ne kadar da “partilerde para az…!” dense de AB gibi T.C. Devleti gibi güçler zaten yýllardýr düzen partilerini ve sözde “sosyalist” olan “sol” geçinen partileri beslemektedirler… CTP ve TDP'nin de dayanaðý bunlardýr… AB de T.C. Devleti de elbette ki kendilerini destekleyen partilerine maddi manevi desteðini vermek zorundadýr…! Baþka bir detay..! O mitingde açýlan bir pankart daha vardý… “Gerçek milliyetçiler burada, sahteleri nerede…!!!?” Bilmeyiz yoruma gerek var mýdýr…!!!???? Bizler bu ülkenin yurtseverleri; devrimcileri olarak hem etnik, hem ulusal tabanda milliyetçiliðe hep karþý çýktýk çýkmaya devam edeceðiz…! Peki CTP ve TDP'liler de karþý deðil miydi milliyetçiliðe ? Yurtsever olmak demek; milliyetçiliðe karþý savaþ verebilmek, yurdunu iþgal edenlere karþý mücadele etmek; ülkeni emperyalizme peþkeþ çektirmemek demektir… CTP ve TDP'nin açtýðý bu pankarta hiç þaþýrmadýk…! Bundan dolayý daha fazla yorum yapmaya ihtiyaç duymuyoruz..!!! Kýsacasý CTP ve TDP'nin yaptýðý bu mitingde gerekli cevap halk tarafýndan onlara verildi…. Bundan sonra CTP ve TDP'nin “þov” amaçlý kendilerini daha nasýl rezil edeceklerini izlemeye devam edeceðiz…. Bizler bu iki partinin tabanýndaki insanlarýmýza þu soruyu sormaktayýz? Halen daha bunlarýn ayak oyunlarýna inanýyor musunuz? Halen daha bunlarýn iþbirlikçiliklerini göremiyor musunuz? Halen daha takým tutar gibi bunlarý desteklemenin ülkenize fayda getireceðine inanýyor musunuz? Sorgulanmasý gereken baþlýca sorular bunlardýr… Bizler olaylarý her daim analiz edip, fikir üretmeye devam edeceðiz…!


GÜNLÜK

MAYIS 2011

SAYFA 5

"Tarihi kahramanlar deðil; kahramanlarý tarih yapar." Joseph STALIN TARÝHTE MAYIS AYI TARÝHTE MAYIS AYI

antlaþmaya imza attý. Ancak Ýsrail devleti Filistin iþgalini

1 Mayýs : Ýlk kez 1856'da Avustralya'nýn Melbourne kentinde

sürdürmeye devam etti. Yüksek teknolojinin ürünü

Ephraim Elrom’u kaçýrdý. Elrom’un hayatýna karþýlýk

taþ ve inþaat iþçileri, günde sekiz saatlik iþ günü için

silahlarýyla Filistin halkýna kan kusturdu.

cezaevindeki bütün devrimcilerin serbest býrakýlmasýný istedi

17 Mayýs 1971: THKP-C Ýsrail’in Ýstanbul Baþkonsolosu

Melbourne Üniversitesi'nden Parlamento Evi'ne kadar bir

5 Mayýs 1968 : Fransa'da, Vietnam’da devam eden

ve hükümete 20 Mayýs’a kadar süre tanýdý. Hükümet pazarlýk

yürüyüþ düzenlediler.

emperyalist savaþýn sona ermesi için yapýlan gösterilerde altý

yapmayacaðýný açýkladý.

1 Mayýs 1886'da Amerika Ýþçi Sendikalarý Konfederasyonu

öðrencinin tutuklanmasý üzerine Daniel Cohn-Bendit

18 Mayýs 1871: Paris Komünü eþit iþe eþit ücret verilmesini

önderliðinde iþçiler günde 12 saat, olan çalýþma takvimine

liderliðinde 30 bin öðrenci Paris'te ayaklandý;Sorbonne

kabul etti.

karþý, günlük 8 saatlik çalýþma talebiyle iþ býrakma eylemi

Üniversitesi kapatýldý…

18 Mayýs 1995: Gazi Mahallesi olaylarýný protesto gösterisi

gerçekleþtirdiler. Chicago(Þikago)'da yapýlan gösterilere

5 Mayýs: 1818 : Önderimiz Karl Marx doðdu.

sýrasýnda gözaltýna alýnan ve bir daha haber alýnamayan

yaklaþýk yarým milyon iþçi katýldý. Luizvil'de (Kentaki) 6

6 Mayýs 1972 : Türkiye devrimci gençlik hareketinin

Hasan Ocak'ýn Altýnþehir Mezarlýðý kimsesizler bölümüne

binden fazla siyah ve beyaz iþçi, birlikte yürüdü. O dönemde

önderlerinden Deniz Gezmiþ, Yusuf Aslan ve Hüseyin Ýnan

gömüldüðü ortaya çýktý

Luizvil'deki parklar, siyahlara kapalýydý. Ýþçiler, sokaklarda

Ankara Merkez Kapalý Cezaevi'nde sabaha karþý idam

19 Mayýs 1948: KTBÝK “Emekçi” gazetesinin ilk sayýsýný

yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park'a girdi. Her eyalet

edildi…

yayýnladý.

ve kentte, siyah ve beyaz iþçilerin birlikte yaptýðý gösteriler,

7 Mayýs 1945 : Nazi Almanyasý'nýn kayýtsýz þartsýz teslimiyle

20 Mayýs 1974 : THKP-C davasýndan yargýlanan ve iki yýldýr

birleþik iþçilerin neler yapabileceðini gösteriyordu.

II. Dünya savaþý sona erdi. Alman general Alfred Jodl

tutuklu olan devrimci sanatçý Yýlmaz Güney genel aftan

Bu gösteriler 1 Mayýs'ý izleyen günlerde devam etti ve 4

antlaþmayý Reims’de imzaladý

yararlanarak tahliye oldu

Mayýs'ta kanlý Haymarket Olayý'na yol açtý.

8 Mayýs 1945: Alman General Von Keitel, Kýzýl Ordu’nun

22 Mayýs 1958: PEO’nun Türk Þubesi baþkaný Ahmet Þadi ve

Uygulanan baskýlarla bu gösterinin tekrarlanmasý engellendi.

kumandaný General Jukov'a teslim oldu.

eþi faþist TMT tarafýndan öldürülmek istenir.

1889`da toplanan Ýkinci Enternasyonal'de bir iþçi

9 Mayýs 1936 : Benito Mussolini, Ýtalya Faþist

22 Mayýs 1958: Inkýlapçý gazetesi yazý iþleri müdürü Fazýl

temsilcisinin önerisiyle 1 Mayýs gününün tüm dünyada

Ýmparatorluðu'nu resmen ilan etti.

Önder faþist TMT tarafýndan öldürülür.

"Birlik, mücadele ve dayanýþma günü " olarak kutlanmasýna

10 Mayýs 1920: New York'ta iþ adamý Nelson Rockefeller,

26 Mayýs 1982: Yýlmaz Güney'in senaryosunu yazdýðý Þerif

karar verildi. Böylece ikinci gösteri 1890 yýlýnda yapýlabildi.

sahibi olduðu binanýn ön cephesine ressam Diego Rivera'nýn

Gören'in yönettiði 'Yol' filmi Cannes Film Festivali'nde büyük

1 Mayýs 1948: Kýbrýs’ta maden iþçilerinin ilk ortak 1 Mayýs

yaptýðý duvar panosunda Lenin resmi olduðu için ressamý

ödülü Costa Gavras'ýn 'Kayýp' filmiyle paylaþtý

kutlamasý

kovdu, panoyu parçaladý.

27 Mayýs 1960 : 27 Mayýs Darbesi: Ordu yönetime el koydu.

1 Mayýs 1958: Kýbrýs’ta iþçilerin, emekçilerin son ortak 1

11 Mayýs 1967: Sosyalist siyasetçi Andreas Papandreu, Yunan Ordu adýna ülke yönetimini Milli Birlik Komitesi üstlendi.

Mayýs kutlamasý

askeri cuntasý tarafýndan Atina'da hapsedildi

Orgeneral Cemal Gürsel Milli Birlik Komitesi'nin baþýna

1 Mayýs 1977: Ýþçi Bayramý`ný kutlamak üzere çeþitli illerden

12 Mayýs 1871: Paris Komünü ayrýlmýþ kadýnlara nafaka

getirildi. Milli Birlik Komitesi ilk iþ olarak TBMM’yi ve

Ýstanbul`a gelen yaklaþýk 500 bin kiþi DÝSK`in önderliðinde

hakký tanýdý

hükümeti feshetti ve her türlü siyasi faaliyeti yasakladý

Taksim Meydaný`ný doldurdu. Katýlýmýn yüksek olmasý

12 Mayýs 1965: Sovyet uzay aracý Luna 5 Ay yüzeyine çarptý

27 Mayýs 1995: Bir grup kadýn, cumartesi günü saat 12.00'de

sebebiyle kortejlerin alana girmesi uzun sürmüþ, miting de

15 Mayýs 1957: SSCB sputnik 3 uydusunu fýrlattý.

gözaltýnda kaybolanlarýn bulunmasý ve sorumlularýn ortaya

uzamýþtýr. Saat 19.00 sularýnda dönemin DÝSK baþkaný Kemal

15 Mayýs 1960: SSCB Sputnik 4 uydusunu fýrlattý

çýkarýlarak yargýlanmasý talebiyle Ýstanbul Galatasaray Lisesi

Türkler konuþmasýný bitirirken etraftan silah sesleri duyuldu. 15 Mayýs 1969: Sovyet uzay aracý Venera 5, Venüs gezegenine

önünde oturma eylemi yaptý. Cumartesi Anneleri olarak anýlan insan haklarý savunucularý dört yýl boyunca her

Sular Ýdaresi binasýnýn üstünden ve meydandaki otelin çeþitli

indi

katlarýndan faþist güçler tarafýndan açýlan bu ateþ sonucu

15 Mayýs 1984: 1.256 aydýn, "Türkiye'deki demokratik düzene cumartesi saat 12.00'de ayný yerde buluþtular

insanlar panik halde kaçmaya baþladý, kýsa bir süre içinde

iliþkin gözlem ve istekler" baþlýklý dilekçeyi faþist

29 Mayýs 1942: Adolf Hitler, Nazi propaganda bakaný Joseph

Etap Marmara Oteli`nin (Bugün The Marmara Oteli) de üst

Cumhurbaþkaný Kenan Evren'e verdi. Aydýnlar Dilekçesi

Goebbels'in tavsiyesiyle iþgal altýndaki Paris'te yaþayan tüm

katlarýndan da ateþ açýldý.28 kiþi ezilme ya da boðulma

olarak bilinen bu giriþime karþý dava açýldý.

Yahudilerin sol göðüslerine sarý bir yýldýz takmalarýný emretti

nedeniyle, 5 kiþi vurulma nedeniyle, 1 kiþi de panzer altýnda

16 Mayýs 1984: Sol Yayýnlarý ve Onur Yayýnlarýnýn sorumlusu

31 Mayýs 1971: THKO gerillalarý Sinan Cemgil, Kadir

kalarak yaþamýný yitirdi, 130 kiþi de yaralandý.

Ýlhan Erdost’un Mamak Cezaevi'nde dövülerek

Manga, Alparslan Özdoðan Nurhak Daðlarý'nda faþist

4 Mayýs 1994 : Filistin Kurtuluþ Örgütü ile Ýsrail, Batý Þeria ve öldürülmesinden hükümlü astsubay Þükrü Bað 10 yýl 8 ay Gazze'de yaþayan Filistinlilere özerklik verilmesini öngören

müebbet hapis cezasýna çarptýrýldý.

AYIN KARÝKATÜRÜ

güvenlik güçleri ile girdikleri çatýþmada öldürüldüler.


MAYIS 2011

TEORÝ-PRATÝK toplumun temellerini, ve dolayýsýyla mevcut toplumun kendisini koruyacak tantanalý reform sistemleri önerirler. Komünistler bu burjuva sosyalistlerine karþý da durmadan savaþmak durumunda olacaklardýr, çünkü bunlar komünistlerin düþmanlarý için çalýþýyorlar ve komünistlerin yýkmak amacýnda olduklarý toplumu savunuyorlar.

Bugünkü toplumunun hastalýklarýndan, bu grup, feodal ve ataerkil toplumun yeniden kurulmasý gerektiði, çünkü onun bu hastalýklardan uzak olduðu sonucunu çýkartýyor. Bu grubun bütün önerileri, doðrudan ya da dolambaçlý olarak, bu hedefe yöneliktir. Proletaryanýn sefaleti karþýsýndaki bütün yakýnlýk gösterilerine ve yakýnmalara karþýn, komünistler, bu gerici sosyalistler grubuna þiddetle karþý koyacaklardýr, çünkü 1. bu grup tamamen olanaksýz bir þey için uðraþýyor; 2. bu grup, mutlakiyetçi ya da feodal hükümdarlardan, bürokratlardan, askerlerden ve rahiplerden oluþan maiyetleriyle birlikte aristokrasinin, lonca ustalarýnýn ve manüfaktürcülerin egemenliðini; bugünkü toplumun kusurlarýndan gerçekten de uzak olan, ama peþinden en azýndan bir o kadar baþka kötülük getiren ve ezilen sýnýflarýn bir komünist örgütlerime yoluyla kurtuluþlarý için umut dahi vermeyen bir toplumu kurmaya çalýþýyor; 3. proletarya ne zaman devrimci ve komünist olsa, bu grup, proleterlere karþý burjuvaziyle derhal baðlaþýklýk kurarak gerçek niyetlerini her zaman açýða vuruyor. Ýkinci grup, bugünkü toplumun ayrýlmaz kötülüklerinin onlarý kendi varlýklarý konusunda telaþa düþürdüðü mevcut toplum yandaþlarýndan oluþur. Bunlar, bu yüzden, mevcut toplumu korumaya, ama ona baðlý olan kötülükleri kaldýrmaya çabalarlar. Bu amacý gözönüne alarak, bunlardan bazýlarý salt hayýrsever önlemler; ötekiler ise, toplumu yeniden örgütleme bahanesi altýnda, mevcut

daha yakýndýrlar. Demokratik bir anayasanýn getirilmiþ olduðu Amerika'da, komünistler, bu anayasayý burjuvaziye karþý çevirecek ve onu proletaryanýn çýkarlarý doðrultusunda kullanacak olan parti ile, yani ulusal tarým reformcularý ile dava ortaklýðý yapmalýdýrlar.

Ýsviçre'de, hâlâ çok karýþýk bir Nihayet, üçüncü grup, Soru ... parti olmalarýna karþýn, radikaller, gene de komünistlerin 'da sýralanan önlemlerden bir AZI birlikteYherhangi bir þey kýsmýný komünistlerle ayný þekilde, ama komünizme geçiþin yapabilecekleri tek kimselerdir, bir aracý olarak deðil de, mevcut ve ayrýca, bu radikaller arasýnda Vaud ve Cenevre kantonlarýnda toplumun sefaletini kaldýrmaya ve kötülüklerini yoketmeye bulunanlar en ileri olanlardýr. yeterli önlemler olarak arzulayan demokratik sosyalistlerden Nihayet, Almanya'da burjuvazi oluþur. Bu demokratik ile mutlak monarþi arasýndaki sosyalistler, ya kendi sýnýflarýnýn kesin savaþým uzak deðildir. Ne kurtuluþ koþullarý konusunda var ki komünistler, kendileri ile henüz yeterince aydýnlanmamýþ burjuvazi arasýndaki kesin proleterlerdir, ya da demokrasi savaþýmý burjuvazi egemen kazanýlana ve bunu izleyen oluncaya dek hesaba sosyalist önlemler gerçekleþene katamayacaklarýna göre, dek proletarya ile birçok kendisini bir an önce devirmek bakýmlardan ayný çýkarlara sahip için burjuvazinin bir an önce olan bir sýnýfýn, küçükiktidara gelmesinde ona burjuvazinin üyeleridirler. Eylem yardýmcý olmak kömünistlerin anlarýnda komünistler, bu çýkarýnadýr. Dolayýsýyla nedenle, bu demokratik komünistler, her zaman, sosyalistlerle bir anlaþmaya hükümetler karþýsýnda liberal varmak ve, bu demokratik burjuvazinin yanýnda yer almalý, sosyalistler egemen burjuvazinin ama burjuvazinin kuruntularýný hizmetine girmedikleri ve paylaþmaya, ya da burjuvazinin komünistlere saldýrmadýklarý zaferinin proletaryaya getireceði sürece, bunlarla genel olarak yararlar konusunda bunlarýn þimdilik olabildiðince ortak bir verdikleri sahte güvencelere politika izlemek inanmaya karþý her zaman durumundadýrlar. Açýktýr ki, bu tetikte olmalýdýrlar. Burjuvazinin ortak eylem, onlarla olan zaferinin komünistlere ayrýlýklarýn tartýþýlmasýný saðlayacaðý tek yarar þunlar dýþtalamaz. olacaktýr: 1. komünistler için kendi ilkelerini savunmayý, Soru 25: Komünistlerin tartýþmayý ve yaymayý ve günümüzün öteki siyasal partileri böylece proletaryayý sýkýca örülmüþ, militan ve örgütlü bir karþýsýndaki tutumu nedir? sýnýf halinde birleþtirmeyi Yanýt: Bu tutum ülkeden kolaylaþtýran çeþitli ödünler, ve ülkeye deðiþir. — Burjuvazinin egemen olduðu Ýngiltere, Fransa 2. mutlakiyetçi hükümetlerin düþtüðü gün, sýranýn, burjuvalar ve Belçika'da, komünistler, ile proleterler arasýndaki savaþa çeþitli demokratik partilerle, geleceðinin kesin oluþu. halen her yerde savunduklarý Komünistlerin parti politikasý, o sosyalist önlemlerde günden sonra, burjuvazinin demokratlar komünistlere ne kadar yaklaþacak olurlarsa, yani halen egemen olduðu ülkelerdeki ile ayný olacaktýr. bunlar proletaryanýn çýkarlarýný ne kadar açýk ve kesin bir Ekim 1847 sonunda biçimde savunacak ve proletaryaya ne kadar çok yazýlmýþtýr. dayanacak olurlarsa o kadar büyük olan ortak bir çýkara Ayrý olarak, ilk kez, þimdilik hâlâ sahiptirler. Örneðin 1914'de yayýnlanmýþtýr. Ýngiltere'de, hepsi de iþçi olan çartistler komünistlere, http://kutuphane.halkcephesi.net demokratik küçük-burjuvaziden /Marks_Engels/secme%20eserl ya da radikal denenlerden çok er%201/ilkeler.html

SAYFA 6 ÖZELEÞTÝRÝ ÞÝARININ BAYAÐILAÞTIRILMASINA KARÞI J. STALIN Ama özeleþtiriyi geliþtirebilmek için, herþeyden önce, Partinin önünde duran bir dizi engelin üstesinden gelmek gerekir. Kitlelerin kültürel geriliði, proleter öncünün kültür güçlerinin yetersizliði, hantallýðýmýz, “komünistçe böbürlenmemiz” vs. bunlara dahildir. Ama eðer en ciddisi deðilse, en ciddi engellerden biri, aygýtlarýmýzýn bürokratizmidir. Burada sorun, Parti, devlet, sendika, kooperatif ve tüm diðer örgütlerimiz içinde bürokratik unsurlarýn varlýðýdýr. Sorun, varlýklarýný bizim zaaf ve hatalarýmýza borçlu olan, kitlelerin eleþtirisinden, kitlelerin denetiminden ateþten korkar gibi korkan ve bizim özeleþtiriyi geliþtirmemizi engelleyen, zaaflarýmýzdan, hatalarýmýzdan kurtulmamýzý engelleyen bürokratik unsurlarýn varlýðýdýr. Örgütlerimizdeki bürokratizm yalnýzca kýrtasiye ve yazýþma bürokratizmi deðildir. Bürokratizm, burjuva etkisinin örgütlerimize bir yansýmasýdýr. Lenin þöyle derken haklýydý: “Bürokratizme karþý mücadelenin mutlak zorunlu bir mücadele olduðunu ve onun, küçük-burjuva unsura karþý mücadele gibi zor olduðunu kavramamýz –zorunludur. Bürokratizm, devlet düzenimizde, Parti programýmýzda dahi kendinden sözettirecek kadar önemli bir çýban ha1ine gelmiþtir. Çünkü bürokratizm, bu küçük-burjuva unsurla ve onun parçalanmasýyla baðýntýlýdýr.”* (4. baský. cilt XXXI, s. 167, Rusça.) * Altýný ben çizdim. J.St. Özeleþtiriyi gerçekten geliþtirmek ve inþamýzdaki kusurlardan kendimizi arýndýrmak istiyorsak, örgütlerimizin bürokratizmine karþý mücadeleyi daha da büyük bir kararlýlýkla yürütmeliyiz. Milyonlarca iþçi ve köylü kitlesini, bürokratizme karþý en önemli panzehir olan tabandan eleþtiri, tabandan denetim için daha da büyük bir kararlýlýkla harekete geçirmeliyiz. Lenin þöyle derken haklýydý: “Bürokratizme karþý mücadele vermek istiyorsak, o zaman geniþ kitleleri [iþin içine ÇN] çekmek zorundayýz”... Çünkü “'bürokratizm, iþçileri ve köylüleri çekme dýþýnda baþka herhangi bir tarzda ortadan kaldýriabilir mi?”* (4. baský, cilt XXXI, s. 398, Rusça.) * Altýný ben çizdim. Ama milyonlarca kitleyi “çekmek” için, iþçi sýnýfýnýn bütün kitle örgütlerinde ve herþeyden önce de bizzat Parti içinde proleter demokrasiyi geliþtirmek gerekir. Bu koþul olmaksýzýn özeleþtiri bir sýfýrdýr, bir hiçtir, boþ bir laftýr. Bizim herhangi bir özeleþtiriye ihtiyacýmýz yok. Bizim, iþçi sýnýfýnýn kültür düzeyini yükselten, mücadele ruhunu geliþtiren, zafere inancýný pekiþtiren, gücünü artýran ve onun ülkenin gerçek efendisi olmasýna yardým eden bir özeleþtiriye ihtiyacýmýz var.Bazýlarý, özeleþtiri olunca, iþ disiplinine gerek olmadýðýný, iþlerin ortada býrakýlabileceðini ve her türlü þey üzerine gevezelik1e iþtigal edilebileceðini sanýyorlar. Bu bir özeleþtiri deðil, tam tersine iþçi sýnýfýyla alay etmek olurdu. Özeleþtiri, iþ disiplinini yok etmek için deðil, tam tersine saðlamlaþtýrmak için, iþ disiplinini, küçükburjuva baþtan savmacýlýða göðüs germe yeteneðine sahip bilinçli bir disiplin yapmak için gereklidir. Baþka bazýlarý, özeleþtiri olunca, artýk önderliðe gerek olmadýðýný, o zaman dümenin baþý boþ ve herþeyin “kendi doðal akýþýna” býrakýlabileceðini sanýyorlar. Bu bir özeleþtiri deðil, tam tersine bir rezalet olurdu. Özeleþtiri, önderliði zayýflatmak için deðil, tam tersine güçlendirmek için, kaðýt üzerinde kalan ve pek otorite sahibi olmayan ; bir önderliði yaþama baðlý ve gerçekten otorite sahibi bir önderlik yapmak için gereklidir. Ama baþka türden bir “özeleþtiri”, Parti ruhunun yýkýlmasýna, Sovyet iktidarýnýn gözden düþürülmesine, inþamýzýn zayýflatýlmasýna, ekonomi kadrolarýmýzýn harap edilmesine, iþçi sýnýfýnýn silahsýzlandýrýlmasýna, yozlaþma üzerine lafazanlýða götüren bir “özeleþtiri” de vardýr. Troçkist muhalefet dün bizden tam da böyle bir “özeleþtiri” talep etti. Söylemeye gerek yok ki, Partinin böyle bir “özeleþtiri” ile hiçbir ortak yaný yoktur. Söylemeye gerek yok ki, Parti böyle bir “özeleþtiri”ye karþý bütün gücüyle, bütün araçlarla mücadele edecektir. Bize yabancý, yýkýcý, anti-Bolþevik bu “özeleþtiri” ile, Parti ruhunu geliþtirme, Sovyet iktidarýný saðlamlaþtýrma inþamýzý iyileþtirme, ekonomi kadrolarýmýzý güçlendirme, iþçi sýnýfýný silahlandýrma hedefini güden bizim, Bolþevik “özeleþtiri”miz arasýnda kesinlikle ayrým yapýlmalýdýr.


MAYIS 2O11

ÖZELEÞTÝRÝ

SAYFA 7

En büyük silahýmýz ÖZELEÞTÝRÝMÝZ... “Özeleþtiri ateþten bir gömlektir ve onu ancak komünistler giyer” J. STALIN YAZI


MAYIS 2011

KTOEÖS Baþkaný Tahir Gökçebel ile Röportaj: Barikat: KTOEÖS, hükümetin eðitimdeki politikalarýný nasýl deðerlendiriyor? Örneðin, çalýþma izni olmayan ailelerin çocuklarýnýn, eðitim haklarýnýn elinden alýnmasý konusunda ne düþünüyor? Tahir Gökçebel: Þimdi, bununla ilgili biz açýklama yaptýk. Yani bize göre nüfus bir problemse bu ülkede, bize göre bu yapýda, rejimde, devlet modelinde bir hata varsa, bunu iþçilere, o en alttaki kesime yükleyerek, zaten büyük zorluklar içerisinde çalýþmakta olan bir kesimi, alýp da ülkedeki sermayenin mezesi durumuna getiren bir yapý dururken, bir de o sorunu ortadan kaldýracak mekanizmalar geliþtirileceðine, onlarýn eðitim yaþý gelmiþ olan çocuklarýn henüz daha okullara kaydedilmemesiyle ilgili tavýr tamamen yanlýþtýr. Bu tavýr, geleceðini, dünyanýn geleceðini tehlikeye atan bir tavýrdýr. Çünkü dünyanýn neresinde olursa olsun, çocuklarýmýzýn dünyasýnýn, yeni hayat þartlarýna, geliþmesinin saðlanmasý için, eðitime mutlaka ihtiyaç vardýr. Bu ister iþçi çocuðu olsun, ister çalýþan olsun, ister okumuþ biri olsun, o çocuklarýn geliþimi, dünya için bir artý deðerdir. Dolayýsý ile biz öyle bakýyoruz ve bu konuda çocuklarý, devletlerin veya yanlýþ icraatlarýn da malzemesi yapmayýz. Barikat: Geçmiþ hükümetler döneminde de ayný uygulamalar yapýlmýþtý. Çalýþma izni olmayan ailelerin, sýnýr dýþý edilmesi. Hiçbir þey söylenmeden apar topar sýnýr dýþý edilmeleri gibi olaylar oldu. Oysa o insanlarýn da yaþama ve barýnma haklarý var. Tahir Gökçebel: Tabi ki orada da maalesef ciddi bir þey vardýr. Anlayýþ olarak, reddedici bir anlayýþ, dýþlayýcý bir anlayýþ vardýr. Ama esasý bazý ailelerin dýþlanýrken bazýlarý görüþ olarak, üniversiteye gidenler de vardýr bunlarýn içerisinde biliyorsunuz, milliyet temelinde ayrýþtýrarak veya ötekilileþtirilerek dýþlanýrken, bazýlarý da korunmaktadýr. Biliyorsunuz bu ülkeden, Abdullah Çatlýlar da geçti, ya da gizli bir sürü iliþkilerin içerisinde olan insanlar da geçti. Bunlar sýnýr dýþý edilmediler. Yani bunlarý polis bir türlü yakalayamýyor, bir türlü sýnýr dýþý edemiyor. Yani bazýlarýna göz yumulurken, bazýlarý da insafsýzca bu muameleye maruz kalýyor. Bu siyaseten ortaya konan bir tavýrdýr. Tamamen düþmanca, ötekileþtiren bir tavýrdýr ve devlet gücünü, kiþiler üzerinde kuran bir anlayýþtýr. Dolayýsý ile bu da doðru deðildir. Bir ülkede yabancýlarla, ilgili, o ülkenin kaldýrabileceði, eðitebileceði, hastanesi ile, her þeyi ile birlikte bir projesi, planý, programý olmalýdýr ve buna uyulmalýdýr. Hele hele, bizim gibi ada ülkesi olan ve ekonomik yapýsý belirli olan, iþte altyapýsý belli olan bir ülkenin, bunu çok daha dikkatli yapmasý gerekir. Kaldý ki bütün Avrupa Birliði'nin geniþleme sürecine bakarsanýz, adalar için özellikle, özel delegasyonlar geliyor. Çünkü adanýn kültürünü, yapýsýný, iþte kaldýrabileceði sosyal kültürel yapýyý deðiþtirmeyecek olan nüfus taþýnmasýný, mülk edinmesini, bunlarý bir þekilde özellikle o adalara avantaj verilerek, engelliyorlar. Neden? O adanýn kültürü, yapýsý, deðiþmesin diye. Bizim þu anda içinde bulunduðumuz durum ve sayýn baþbakanýmýzýn da dediði gibi, oldukça kalabalýk olan nüfusumuzun, nasýl bu ülke þartlarýnda, ülkeyi daha ileri götürebilecek bir planlama, bir yapýlanma, öngörülüyor ki buna hiç kimse müdahale edilmiyor. Bunu anlamak mümkün. Barikat: Hatta geçmiþte, Denktaþ, gelen Türk,

ÝÞÇÝ-SENDÝKA giden Türk diyordu, hatýrlarsanýz… Tahir Gökçebel: O baþka. O tamamen faþizan bir yaklaþýmdý. Çünkü, gelen Türk, giden Türk, ýrkçý temelinde bir yaklaþýmla, olaya bakmamak lazým. Kýbrýslý Türk kimliði oluþma süreci, Kýbrýs'ta bir yaþam biçimi, Kýbrýs coðrafyasýnda oluþturulan kültür, kendisine özgü bir kültürdür ve bunun binlerce yýl geçirilen bir evrimle oluþtuðu da yadsýnmamaktadýr. Dolayýsý ile bugün, gelen Türk, giden Türk, hiç fark etmez gibi anlayýþlarla, yaklaþmak, tamamen ýrkçýdýr. Ben kiþi olarak ne Kýbrýslý Türk milliyetçisiyim, ne Kürt milliyetçisiyim, ne Türk milliyetçisiyim. Ama insana deðer veren bir kiþiliðim olduðu için, insaný ön plana çýkaran bir kiþiliðim olduðu için, bu yaklaþýmýn, o þekilde ele alýnmasýný, çok YAZI Giden yadýrgýyorum. Çünkü her insan, deðerlidir. gelenin yerine, birbirini koyacak bir yaklaþým, eþyacý, metacý bir yaklaþýmdýr. Bu da insana verilmeyen bir deðerdir ki faþizmde bu vardýr. Barikat: Yani demek istediðimiz, sýnýfsal ayrýmlar, her zaman egemen çevreler tarafýndan yapýlýyor. Sosyal alanda olsun, her alanda olsun. Tahir Gökçebel: Evet. Egemen çevrelerin, hukukunun geçerli olduðu bir dünya düzeni, bence sonuna gelmiþtir. Çünkü gerçekten, bizim þu anda hukuk, yasa ve benzeri þeyleri bile tanýmayan, bir anlayýþ ve rejim biçimi yaþanýyor. Hukuk devleti olamadýk. Kaldý ki dünyada daha çok adalet ve haklar devleti olma modeli ön plana çýkarýldý. Yani bu ortamda bile, dünyamýzda bile, sosyalist devlet modelleri, tabi vardýr. Bir üst aþamasý vardýr. Ama dünyamýzda genellikle de hukuk devletleri, günümüzde yaygýnlaþan modelden, daha çok adalet ve hak devleti olma yönünde bir yenileþme, doðrudan demokrasiyi kullanma yönünde bir adýmlar atýlmaya çalýþýlýrken, bizdeki yapýya baktýðýnýzda, hukukun bile geçerli olmadýðý bir zemin var. Daha çok kiþilerin hukukunun iþlediði, devletin, baskýcý hukukunun çalýþtýðý, iþine yaradýðý zaman hukuka baþvurduðu, iþine gelmediði zaman, hukuku dýþladýðý bir ucube rejimle karþý karþýyayýz. Bu da doðru bir hadise deðildir. Gerek basýnda, gerekse günlük iliþkilerimizde bunu sýkça görüyoruz.

Barikat: Özel okullar ile kamu okullarý arasýndaki farklar nelerdir? Bildiðiniz gibi özel okullarýn sayýsý arttý. Hatta devlet, özel okullarýn açýlmasýný teþvik ediyor. Özel okullarýn açýlmasý, devletin, eðitimi ticarileþtirdiði anlamýna gelmiyor mu? Tahir Gökçebel: Biliyorsunuz eðitim ve saðlýk, daha doðrusu kapitalizmin amacý, her þeyi metalaþtýrarak, sermayenin, sermayedarlarýn daha rahat edeceði mutlu bir azýnlýk yaratýrken, çok geniþ kitleleri de emeðini satmak zorunda kalan, emeðinin yanýnda her þeyini ucuza býrakmak zorunda kalan, herhangi bir hakký olmayan, geniþ kitleler durumuna dönüþtürmektir. Bu anlayýþla baktýðýnýz zaman olaya, özellikle sosyal devleti yaratan mekanizma ki sosyal devleti ortaya çýkaran mekanizmalar da biliyorsunuz, 1848'li yýllardan itibaren, halk hareketlerinin oluþturduðu o büyük halk kitlelerinin kabullenmemesi, sendikalarýn sosyalizmin dayattýðý bir noktadan

SAYFA 8

sonra sosyal devlet ortaya çýktý. Ama 1990'lý yýllarda özellikle Doðu Blok'u dediðimiz Sovyetler Birliði'nin rejiminin deðiþmesi ile birlikte, kendisine karþý bir rakip bulamayan ve soðuk savaþ dönemini kapatan küreselleþme ile birlikte de yeni sermaye birikimi ve yapýsýný oluþturan dünyadaki bu geçiþ alanlarýnda görüldü ki, iyi para yapan ama sosyal devlet gereði, devletin üstlendiði eðitim ve saðlýk var. Dolayýsý ile eðitim ve saðlýk, aslýnda bir yönde aç gözlü sermayedarlarýn metalaþtýrmaya çalýþtýðý, satýlacak bir mal bir hizmet durumuna getirmeye çalýþtýðý bir yapýdýr. Bu özellikle, kapitalist ülkelerdeki yönetimi ele geçiren egemenlerin de iþine gelmektedir. Çünkü o egemenlerin oluþturduðu meclis yapýlarý, o egemenlerin desteklediði siyasilerle birlikte bu adýmlar atýlmakta ve bir bakýyorsunuz devlet okullarýna ayrýlan pay, bütçelerden ayrýlan pay, kýsýlýyor, özel sektöre hibe edilen, bir sürü kalkýnma bankalarýnda paralar dururken, ayný zamanda bütçeden büyük miktarlar, yardýmlar yapýlýyor ve devlet okullarý sahipsiz, veli katkýlarý ile ayakta durmaya çalýþýrken, özel sektörler hem paralý, hem de ekstra olarak devletin daha fazla yardým ettiði okullar durumuna dönüþtürülüyor. Bunu kafadan atmýyorum. 2004 bütçesini inceledim. Bu bütçede ilginç rakamlar vardýr. Yani eðitime ayrýlan payýn, %93.5'i özel okullara, özel üniversitelere harcanmýþ. Geriye kalan %6.5'in içerisinde öðretmen maaþlarý da dahildir. Þimdi böyle bir rakamsal verilerler baktýðýnýz zaman, bir yandan da genel bütçe içerisinde devlet okullarýnda eðitime ayrýlan paraya baktýðýnýzda da çok ilginç. Ýyi sosyal devleti korumuþ ve daha çok halkçý modeller geliþtirmiþ devletlere baktýðýmýz zaman ki daha mutlu, daha refah içerisinde yaþayan devletlerdir bunlar, özellikle doðu Avrupa devletlerine baktýðýnýz zaman, eðitime ayýrdýklarý pay, bütçeden, %20'nin üzerindedir. Bizde %13 14 civarý olan bütçe, bakýyorsunuz ali-cengiz oyunlarý da yapýlýyor ve mesela eðitim ve spor bakanlýðý birleþtirilerek %14.5'e çýkarýlýyor. Yani iki bakanlýðýn da baktýðýnýzda alanýný oldukça geliþmiþ ki mesela Küba'da eðitime ve saðlýða %60'a yakýn bütçe ayrýlýrken, yani baktýðýnýzda bu oranlar korkunç olmasý gerekir. Çünkü eðitime yapýlan yatýrým, aslýnda gerçekte, insana yapýlan, geleceðe yapýlan yatýrýmdýr. Bir dönüþümdür aslýnda. Ekonomik anlamda bir dönüþümdür, kültürel anlamda bir dönüþümdür, sosyolojik anlamda bir dönüþümdür. Ama bu öyle görülmüyor. Metalaþtýrýlan eðitim kalitesi düþüyor. Parasýz olan eðitim, para verenlerin, satýn alabileceði bir mebla durumuna düþürülüyor ve bugün devlet okullarý aslýnda, yavaþ yavaþ özel okullarýn peþkeþi durumuna getirilmek isteniyor. Yapýlmaya çalýþýlan budur. Bu anlamda da kalite veya baþka þeyler, sýnav modelleri de geliþtirilerek buna katký yapýlýyor. Tabi onlar da bu amaca hizmet eder modele dönüþtürülüyor aslýnda ve birini diðerinin önüne koymaya çalýþýyorlar ama eðitimden ne bekliyor, eðitim politikasý nasýl olmalýdýr? Bunlarý tartýþan yok. Evet, eðitim meta oldu, mal oldu, durumunda söylenecek çok söz vardýr ama genel özet olarak bugün eðitimin de saðlýðýn da kamusal alandan çýkarýlýp, satýlacak bir mal ve hizmet durumuna dönüþtürülmesi, hamleleridir yapýlan. Bizim sendikamýz bu konuda, eðitimin parasýz, bilimsel, demokratik olmasý ve herkese eþit eðitim hakkýnýn tanýnmasý üzerinde ciddi anlamda kavga vermektedir. Her okul için eðitim payýnýn, her öðrenci için ayrýlan süreden tutun, ayrýlan miktara kadar, artýrýlmasý için de ciddi ciddi politikalar geliþtirip, mücadele ediyor.


MAYIS 2011

Barikat: Eðitim emekçilerinin pratik çalýþma yaþamýnda temel sorunlarý nelerdir? Tahir Gökçebel: Sendikamýz biliyorsunuz, toplumsal duyarlýlýðý olan, ayný zamanda zümresinin özlük haklarý ve genel haklarý ile de ilgili ciddi kavgalar verebilen, mücadele edebilen bir sendikadýr. Bu bakýmdan öðretmenimiz de bu iþin içerisinde toplumun belki de en aydýn kesimlerinden birisi olarak, ciddi katkýlar yapan bir kitledir. Zaman zaman sendikamýzý siyasal anlamda teslim almaya çalýþan partiler de olmuþtur ama bu badireleri de atlatýp bir noktada baðýmsýz sendikacýlýðý güden, onunla ilgili mücadele eden ve bizim yönetim kurulumuzda bu mücadeleyi kazanýrken, ana temasý, esas yapýlardan biri de baðýmsýz sendikacýlýktý. Bununla ilgili mücadele eden bir sendikadýr. Þimdi söylediðiniz gibi, yani haklarý ve diðer özlük haklarýný veya genel, toplumsa haklarý savunmada, hiç tereddüt etmedik ve bunu defalarca da gerek toplumsal haklarla ilgili, Bu Memleket Bizim Platformu olsun, son dönemde Sendikal Platform olsun veya bireysel olsun, Dikmen çöplüðünden tutun da bir çok konuda olsun, mücadele etmiþ, maddi katkýlar koymuþ, kitlesini oralara taþýmýþ, yollara dökülmüþ, her kademesinde öðretmen vardý, var olmaya da devam edecek. Ayný zamanda kendi haklarýyla ilgili mücadele eden bir sendikadýr. Þimdi baktýðýnýzda, genel küreselleþme ile birlikte, haklara oluþturulan, özellikle sosyal devlet anlayýþýnýn ve yasal çerçevede oluþturulan uluslar arasý yasal çerçevelerle birlikte oluþturulan ÝLO sözleþmelerinin tasfiye edilme süreci içerisinde bulunduðumuz bir küresel dünya var. Bu anlamda en temek haklardan tutun, birçok konuda, az önce bahsettik, eðitimdi, saðlýktý, birçok konuda, bu konularý, devletin kamusal alan yetkilerinden çýkarýp, metalaþtýrmaya, sermayeye peþkeþ çektirmeye çalýþýlan, bir sistemin içerisinde yer alýyoruz. Ve genel sorunlar bu kadar baský yarattýðý bir noktada, öðretmen sorunlarý bunlarla tabi iki katýna çýkarak devam ediyor. Çünkü genel dayatmanýn içerisinde bu ÝLO sözleþmelerinin ve sosyal devletin tasfiye edilmesi modeli içerisinde, aslýnda yapýlmaya çalýþýlan ucuz emek piyasasý yaratýlmasý, ucuz emeði yaratýrken, iþsizleri çoðaltacak çünkü iþsizleri çoðaltýrsa emeði ucuzlatacak, bunun yanýnda, esnek çalýþma þartlarýný dayatacak, yani iþe giriþ-çýkýþ, maaþ ve haklarla ilgili en aza kanaat getirip çalýþabileni teblið edecek ki kazanç maksimum olsun. Biliyorsunuz ki kapitalist sistemin ana temasý kazançtýr. Bu yapýnýn içerisinde, öðretmenlik mesleðine de bakan, o saygýnlýðýný hatýrlayan, ne isterse olsun, öðretmen, mücadele ettiði, öðretmen, grev yaptýðý, öðretmen, haklarýna sahip çýktýðý için yýpratýlmadý. Esasý budur. Bu kavganýn içerisinde, sermayenin biliyorsunuz birçok silahý ve parasý vardýr. Ýþte gazetesinden tutun, televizyonuna kadar her türlü argümanýný kullanarak, sendikalara olan güveni, öðretmene olan güveni, özellikle de öðretmene olan, çünkü, öðretmenin kanaat oluþturucu bir yapýsý vardýr toplumda. Özellikle bizim toplumumuzda öðretmen, taraf olan, kanaat oluþturan, toplumda çeþitli siyasal açýlýmlar koyabilen, mücadele edebilen yapýsý ile tanýndýðý için, özelde öðretmen profilini, genelde sendikasýný ortadan kaldýrabilecek, argümanlarla zayýflatarak, üyelerin sendikayla olan baðlarýný zayýflatmak, toplumda sendikanýn prestijini, öðretmenin prestijini aþaðýya çekerek, zayýflatmak gibi birçok saldýrýya da maruz kalarak, genel bu küreselleþmenin yarattýðý sorunlarýn yanýnda, tabiî ki özel sorunlarý da gittikçe mesleði çekilmez bir duruma getirmektedir. Örneðin nüfus. Örneðin dünyanýn herhangi bir yerinde öðretmenlik yapýyorsanýz ve o sýnýfa yabancý öðrenci geldiyse, dikkat edilen en önemli husus, %5'i geçmesin. %5'i geçiyorsa özel programlar, özel yardýmlar, özel yapýlar oluþturulur. Ama bugün bizim toplumumuza baktýðýnýzda, tabi ki küçümsemek için söylemiyorum ama o çarkýn iþleyiþ biçimi, iþçilerin geliþ biçimi falan da bir sömürü düzenidir. Bu noktada yani, söylemek istediðim, özellikle genelde, genel sorunlarýn açtýðý sorunlar ile öðretmenin, içerisinde bulunduðu özel sorunlar da var. Mesela, nüfus bunlardan biridir dediðim gibi. Neden? Çünkü okullara bir baktýðýnýz zaman, yabancý oraný, yabancý derken küçümsemek için söylemiyorum ama

ÝÞÇÝ-SENDÝKA farklý bir kültürün gelip karþýlaþabileceði %50-60'lara çýktýðý zaman, bunlara yapýlabilecek eðitim, yaklaþým, farklýlaþýyor. Öðretmen temelde sýnýfa girdiði zaman, çok daha farklý bir mekanizma ile eðitim vermek zorunda kalýyor. Bu çok zor bir durumdur. Ayný zamanda, mali konularda ayrýlmayan bütçelere bakarak, öðretmenin motivasyonunu, okullarda eðitimin yapýlma biçimini de irdelemek lazým. Mesela bakarsýnýz, teknolojik geliþme yoktur okullarda. Örneðin bugün biliyorsunuz eðitimde, duyu organlarýnýn ne kadar fazla kullanýlmasý ile eðitimin o kadar fazla olabileceði genel bir doðrudur. Ancak görsel, iþitsel diðer laboratuar, deney yapýlabilecek yerlerle birlikte, eðitim yuvalarýný geliþtirme yönünde bakýldýðýnda, bizim hala daha kara tahta ile sandalyenin ötesine geçemediðimizi görürüz. Diðer yandan da müfredatlar ile ilgili genel bir yerellik, baðlantýsýzlýk, sýnav sistemleri, tamamen bir YAZuydurma I yapý ve öðrencinin ilgisini, dikkatini çekmeyen bir anlayýþ ile yapýlmakta olduðu için orada da ciddi bir sýkýntý var. Çünkü ilgisiz bir öðrenci ile ilgilendiðiniz zaman yaþayabileceðiniz sýkýntýlarý bir düþünün. Yavaþ yavaþ oluþturulan paketlerle, ekonomik sýkýntýlarýn dayatýlmasý ile hem çocuklar açýsýndan, hem de öðretmenler açýsýndan ciddi baþka sýkýntýlar oluyor. Çünkü bir eðitimci, sadece eðitimi ile ilgilenmeli. Ne özel derse koþmalý ne iþte ekstra bir maaþ kazanma derdine düþmeli. Bunlarla ilgilenmelidir sadece. Eðitim ile ilgilenmelidir. Tabi diðer sosyokültürel yapýlarýna da baktýðýmýzda, ülkenin geldiði noktada, bu eðitime etki ediyor ve eðitimi genelin dýþýnda bir þey olarak da düþünmek mümkün deðildir. Ayný zamanda sizin transfer ederek, eðitiminize enjekte ettiðiniz birçok þey de sizin için çözüm deðildir. Yani çözüm olarak getirmeye çalýþtýðýnýz þeyler, günün sonunda sorun oluyor. Eðitimin genel amaçlarý, tanýmlarý, yapýsý ile birlikte ele alýnmalýdýr. Nasýl bir eðitim, nasýl bir insan yetiþtireceði modelleri sorgulanmalýdýr. Kaldý ki tanýmlanan biçimini de yapamýyoruz. Dolayýsý ile ciddi anlamda eðitimde, ekonomik, siyasal, politik, kültürel, birçok sorunun birleþmesi, bütünleþmesi ile birlikte çok ciddi sorunlar olduðunu tespit etmek mümkündür. Bunu tespit ediyoruz. Öneriler de yapýyoruz. Zaman zaman politikalar da geliþtiriyoruz. Ancak, sonuçta eðitimi belirleyen tek etken bizim ülkemizde, siyasettir. Ansýzýn bakýyoruz bir gecede kolej açýlýyor, bir gecede kapanýyor. Bir gecede karar veriliyor, örneðin, öðretmen yetiþtirme ile ilgili þu kurum açýlacak, bir gecede kapanýyor. Böyle bir eðitim politikasý. Hem öðretmen yetiþtirme, hem eðitimi þekillendirme, hem müfredat hem diðer konularla ilgili böyle bir politikasýzlýk veya bu da baþka bir yönüyle de bakarsanýz, eðitimi sýradanlaþtýran ve gerçekten eðitimi üretimden koparan, verimsiz bir eðitim haline dönüþtüren ciddi bir politika da diyebilirsiniz buna. Bize herhangi bir fayda saðlamýyor. Sadece zarar veriyor. Barikat: Peki geçici öðretmenler ve özel okullardaki öðretmenlerin sorunlarý nelerdir? Tahir Gökçebel: Þimdi onlarýn çok baþka sorunlarý varýdýr. Bir kere bu ülkede, kamuda örgütlülük, %15 civarýnda olabilir. Fakat genele baktýðýnýzda, toplumun tümünde örgütlülük oraný %3-5 civarý gibi bir noktalara geliyor ve ciddi bir örgütsüzlük vardýr toplumda. Dolayýsý ile özel sektördeki örgütsüzlük, özel sektördeki insanlarý, sermayedarlarýn, özel sektör sahiplerinin, iki dudaðý arasýnda çalýþtýrýlan, emeðine hiç deðer verilmeyen, ne baremi, ne tatili ne yapýsý olan, ciddi anlamda sömürülen insanlar haline getiriyor. Bu ülkede paketler gelirken, sosyal güvenlik yasalarý gelirken, bir hep söylemiþtik. Bu özel sektörde, mesela, götürdüðümüz konularda da, protokol masalarýna hep götürdük. Kimse sendikasýz çalýþtýrýlmasýn. Ýþte, þu maaþ fiyatýndan biz vazgeçmeye hazýrýz, asgari ücretin çoðaltýlmasý yapýlsýn, gibi çok politika götürdük masa baþlarýna. Ama amaç, özel sektöre bir þey saðlamak deðildi ki. Amaç, özel sektörde çalýþanlar ile kamuda çalýþanlarý karþý karþýya getirerek, sanki kamudakilerin fazla kazanmasý, özel sektördekilerin önünü týkýyor meselesini ortaya atarak, kamu maaþlarýný aþaðýya

SAYFA 9

çekmek, ki maaþ barem yasasý ile bunu yaptýlar ve özel sektörün de maaþ talep etme baskýsýný ortadan kaldýrdýlar. Bunu yaptýlar. Ayný zamanda maaþý býrakýn, sendikal geliþme, örgütlenme ve diðer haklarla ilgili hiçbir geliþme olmadý. Düþünebilir misiniz? 25 yýl özel sektörde çalýþmýþ bir kiþiye, örneðin, yasal, siz þu bareme geçtiniz diyemiyorsunuz. Yok öyle bir þey. Hiçbir güvencesi yok. Böyle bir mekanizma, tam sömürü sistemidir. Bunun üzerine kurulmuþtur. Onlarýn sorunlarý bambaþkadýr. Ama biz biliyorsunuz, LAU gibi bazý yerlerde de örgütlenmeye çalýþtýk. Bunu yaptýðýmýzda hepsini iþten attýlar. Bu noktada gelecek günlerde, bu kesimleri çok ciddi örgütlenmesi gerekir. Bu örgütlenmeyi bütün toplumla yaymak, yaygýnlaþtýrmak lazým. Tabi bu, Kýbrýs Sorunu, adanýn bölünmüþ olmasý, yapýnýn da doðurduðu bir gerçeklikte vardýr. Bunlarla birlikte, tümünün ele alýnacaðý bir sentez oluþturulmasý lazým. Çünkü ciddi anlamda bunlar dururken, mücadele etmek mümkün deðildir. Ayrýca þunun da bilmesi laýzm bütün insanlarýmýzýn, siz ne kadar büyük duvar yaparsanýz yapýn, eðer dýþarýdakiler aç ise ihtiyacý varsa, o duvarý aþar ve sizin evinize girer dolayýsý ile bizim burada tek baþýna bir kurtuluþ modeli deðil, toplumun tümünü üretime döndürebilecek, toplumun tümünü, örgütlü bir yapýya dönüþtürebilecek, toplumun tümünün daha mutlu, daha refah, iki dudak arasýnda kalmayacaðý, maaþ, iþ garantisinin olabileceði, yapýlarý oluþturarak, çevresinde sahip olabileceði bir toplum durumuna dönüþtürerek ancak bir ülkeyi belli bir refah seviyesine çýkarabiliriz. Ve en önemlisi bir bakýn, hangi toplumda ki halkýmýzý da kandýrýyorlar bu yönde. Mesela, sendikalar çok hak istiyor deniliyor. Bakýn, en örgütlü, en demokratik, en çok çalýþan toplumlar, ekonomisi en çok geliþen toplumlardýr. Bir bakýn. Yani, birbirinin tersi deðildir. Demokrasiyi, en çok ortadan kaldýranlar, iþte, bir ara doðu toplumlarý vardý, bir ara Orta Asya'da yaþananlar vardý veya ön Asya'da veya Afrika'nýn kuzeyinde yaþananlar. Bunlarý gün be gün gördük. Üç beþ tane þey çýkýyor, tiran çýkýyor, üç beþ tane totaliter, baskýcý, kiþilik çýkýyor ortaya. Onlarýn milyonlarca dolarý, altýnlarý, zenginlikleri olurken, halk ta yoksulluklar, sefalet içinde yüzüyor. Aslýnda ülkenin zenginliði var. Petrolü var, her þeyi var ama halk sefalet içinde. Küçük bir azýnlýk yönetiyor ve son özellikle Mýsýr'da, Libya'da, Tunus'ta ve diðer Ortadoðu bölgesinde yaþananlar, bununla ilgilidir. Yani totaliter rejimlerde, bir takým paravanlar, ekonomiyi bir takým kiþilerin, lehine kanalize edebiliyor. Dolayýsý ile bizi bununla da karþý karþýya býrakýyorlar. Ýþte, zaman zaman sendikalarý ve belli yapýlarý da suçluyorlar. Ýþte çok istiyor, mücadele ediyor, takmýyor falan gibi. Aslýnda tüm toplumun örgütlenerek mücadele eder pozisyona gelmesi, demokrasiyi savunmasý, hakkýný koruyabilmesi ancak bütünsel topluluðu geliþtirir. Ekonomik olarak ta bu böyledir. Bir biri ile çeliþkili þeyler deðildir yani. Demokrasisi geliþen toplumlarýn, ekonomisi de geliþir. Barikat: Peki bu sefer de o insanlarda sendikaya karþý bir güvensizlik oluþmuyor mu? Tahir Gökçebel: hayýr olmuyor. Söylüyoruz yani, net olarak. Biz sizleri üye yapabiliriz. Ama sizin ikili aktin veya akitsizliðin bir kiþinin dudaðý arasýndadýr. O seni alan þahýs, yarýn gelme dese, hiçbir þey yapamayýz. Ne yasal ne de kavga alanýnda. Çünkü bildiðiniz gibi, diyelim ki 2500 üyeli bir sendikasýnýz. Belli mali imkanlarýnýz var. Basýný veya diðer kesimleri etkileyebileceðiniz bir yapýnýz var. Tamam ama bu sýnýrlýdýr. Karþýnýzda bir devlet var. Karþýnýzda bir sermaye grubu var. Büyük bir çýkar kavgasý var. Ve bunu hiç taviz vermeyecek þekilde hemen önünüze koyabiliyorlar. Acýmasýzca da bu diþliyi, çarký çalýþtýrabiliyorlar. Dolayýsý ile bunu bize üye olacak olan öðretmen arkadaþa veya geçiciye veya özel okul öðretmenine bizim söylememiz, kendisini kandýrmamamýz gerekir ve bunu biz telkin ediyoruz. Zaten onlar da biliyor bu olaylarý. Ama yine de buna raðmen üye olmak isteyip de üye olan yok mu? Var. Ama bu dediðim gibi, çok olmuyor. Çünkü temel sýkýntý aslýnda burada ne yasanýn, ne ülke koþullarýnýn ne rejimin buna elveriþli olmamasýdýr.


MAYIS 2011 Barikat: Geçtiðimiz gün KTÖS'le birlikte Eðitim bakanlýðý önünde bir basýn açýklamasý yaparak, öðretmenlerin yasalarýn dýþýnda angarya çalýþmaya zorlanmasýný protesto ettiniz ve hükümetin bu tutumunu devam ettirmesi halinde eylem uyarýsýnda bulundunuz? Bu uygulamadan detaylý bahseder misiniz? Bu uygulamanýn devam etmesi halinde ne tür eylemler yapmayý düþünüyorsunuz? Tahir Gökçebel: Aslýnda biz yönetime gelmeden üzüldüðümüz bir de nokta vardý. KTÖS-KTOEÖS arasýnda, akademi ile ilgili veya baþka sorunlarla iligili yaþanan sýkýntýlar bizi üzüyordu. Çünkü iki sendika, hatta tüm sendikalar, sendikal platform da, öyle bir ülke koþullarý içerisinden geçiyoruz ki emek-sermaye çeliþkisi artmýþtýr. Küreselleþme, emeði ucuzlatmak istiyor, emeði tamamen güvencesiz çalýþtýrmak istiyor. Dolayýsý ile emekçilerin birleþmeden, birlikte mücadele etmekten baþka þanslarý yoktur. Özellikle de özlük haklarý itibarý ile bir biri ile tamamen ayný kapsamda olan iki örgütün, birbirleri ile cebelleþme þanslarý yoktur. Birlikte mücadele etmelidirler ve biz yönetime geldikten sonra iki yürütme, biliyorsunuz kýsa süre önce KTÖS'ün de seçimi olmuþtu, KTÖS seçimlerini tamamladýktan sonra, yürütmeler, yönetimler bazýnda iliþkilerimizi de gözden geçirerek, yeniden oturduk ve federasyon konusunu konuþtuk. Daha örgütlü mücadeleyi konuþtuk. Çünkü buna ihtiyacý vardýr toplumun. Bütün sendikalarýn, bütün emek çevrelerinin, hatta ben bunu yaygýnlaþtýrýyorum, sendikal platformun tabanýný geniþletmesi gerektiðine inanýyorum. Mücadelem de odur sendikal platform içerisinde. Ýþsizlerin, öðrencilerin, bir takým sýkýntýlar yaþayan ve buralarda örgütlenme þansý bulamayan özel sektördeki insanlarýn, hatta küçük meblaðlarla geçim sýkýntýsý çeken küçük çaptaki iþletme sahiplerinin, bunlar biliyorsunuz, sabah dükkanýný açarak sabah üç-beþ tane kahve satandan tutun da, küçük esnaf dediðimiz yapýlarýn, hepsinin birleþerek bu gelen tsunamiye cevap vermesi gerektiðine inanýyoruz. Dolayýsý ile biz özelde öðretmen sendikalarý, genelde bütün emek çevrelerinin birleþebileceði hatta geniþ tabanlý bir mücadelenin yaratýlarak, iþsizlerin, çünkü çok ciddi sýkýntýlarý var bu ülkenin. Düþünün, bir ülkede 1516 bin iþsiz dururken, 40 bin çok ucuza çalýþtýrýlan kaçak iþçinin olduðu ve Sosyal Güvenlik Bakanlýðý'nýn 300 kiþi tespit edebildiðini söylediði, maskaralýklarla uðraþtýðý bir ülkede yaþýyoruz. Dolayýsý ile bu noktadan hareketle, KTÖS ile de ciddi anlamda görüþmeler yapýldý. Özellikle çok ciddi bir nokta vardýr. Biliyorsunuz, devleti ele geçirmiþ ve kendisi de bir takým þeyleri kabul ederek sözüm ona iktidar olmuþ partilerin, þu anda iktidar gücünü halktan almadýðý için, halký meydanlara döküldüðü zaman buna cevap vermiyor. Ve hiçbir þey yokmuþ gibi aslýnda halkla da alay ediliyor. Ne yapýlýyor mesela? Bakanlar deðiþiyor. Açýlýþlar devam ediyor. Birçok sýkýntý halkýn gözüne baka baka, halkýn gündemi dýþýnda birçok þeyle beraber gidiliyor. Dolayýsý ile yani bu birleþme, bu mücadeleyi saðlayýp, bu yaþanan modeli, hükümetin kendi gücünü halktan almamasý ve ulaþtýðý noktaya bakarak biz bir þeyi daha deðerlendirerek özellikle bu kadar kalabalýðýn sesine kulak vermeyen, ayný zamanda hukuksuzluðu, hukuk kurallarýný, yasalarý da çiðnemeyi alýþkanlýk haline getiren, sadece hukukun kendi lehine olan kýsmýný kullanan; örneðin grev yapýyorsunuz, üç gün sonra grev kesintileri kapýya geliyor. Ama sizin örneðin, öðretmen hazýrlýk ödeneði yasal bir haktýr ancak yedi ay ödenmemiþtir. Yine bakýyorsunuz, insanlara, iþte dýþtan bitirme sýnavlarýna giriyor, adam onu ahalktan alýyor parasýný, ancak öðretmene düþen kýsmýný, o sýnavda görev yapanlara düþen kýsmýný ödemiyor. Çaðýrýyor mesela ek mesaiye, bir þey yaptýrýyor, örneðin tören hazýrlattýrýyor, bir kýsým öðretmene, örneðin iki iki buçuk yýl geçiyor, hiçbir þey ödemiyor. Kira tahsisatý vardýr mesela, Karpaz'a giden öðretmenlerle ilgili. Üzerinde durulmuyor, aylarca sallýyor. Birleþtirilmiþ sýnýflar vardýr, ilkokullarda, bunlarýn üzerine düþülmüyor. Dolayýsý ile ciddi sýkýntýlar var. Özellikle de bizim tahlilimiz, iki sendika olarak, týnmayan, yasalara uymayan, yasasýzlýðý gelenek haline getiren bu yapýnýn deþifre edilerek, kabullenilmemesi noktasýdýr. Yoksa alýnacak olan para, çok yüksek bir para deðildir. Yani, semboliktir. Ama iki öðretmen sendikasýnýn, öðretmenle oynanan, oynanmak istenen oyun, sendikalarý, pasifize etmenin yöntemlerini deneyen rejime bir cevap vermek gerekiyor diye düþünüyoruz. Çünkü gerçekten bu psikolojik bir duvar gibi görünüyor. Dolayýsý ile bu noktada da kimse endiþe etmesin. Öðretmen sendikalarý, öðretmenler, sonuna kadar mücadelesini sürdürüp, hakkýný sokakta býrakmayan birer örgüt olma politikasýný koruyacaktýr. Bu açýdan bakýyoruz

ÝÞÇÝ-SENDÝKA biz olaya. Yoksa üç kuruþ ya da beþ kuruþ olayý deðil. Gerçekten alýnanlarla, paketlerle oluþturulan yapýdaki kayýplara baktýðýnýzda, bunlarýn kat kat üzerindedir. Ama bir yandan siz þu yasayý yaptým, þunu alýyorum diyeceksiniz, diðer yandan da yasa sizin aleyhinize olduðunda uygulamayacaksýnýz. Ýþinize geldiði gibi davranacaksýnýz ve bunun hesabýný da kimse size sormayacak. Ýþte öðretmen buna boyun eðemez. Eðerse toplum yok olur. O yüzden öðretmen buna çok büyük bir duyarlýlýk göstererek bu mücadeleyi vermek zorundadýr ve verecektir de. Yani baþlattýk, bunun arkasý da gelecek. Barikat: Sendikanýzýn Tarihçesini anlatýr mýsýnýz? KTOEÖS ne zaman kuruldu? Eðitime ve toplumsal mücadeleye ne gibi katkýlarý oldu? Tahir Gökçebel: Sendikamýz 1968 yýlýnda kuruldu. Ýlk birlik olarak kuruldu. Zaten sendika isminin kumlasýnýn yasaklandýðý dönemlerdi. Birlik olarak kuruldu. Daha sonra birlik-sendikaya dönüþtürüldü. Sendikamýz YAZ toplumsal duyarlýlýðý olan bir sendika olarak,I öðretmen duyarlýlýðý ile beraber þekillendi. Ancak ilk baþta öðretmenleri biliyorsunuz, toplumsal ayrýþmalar oluþtuðu dönemlerde öðretmenlerin de bu toplumsal ayrýþmada rol almasýný isteyen rejim kullanmaya çalýþtý. Ama zamanla sendikanýn içerisindeki demokratik nüveler, daha hareketli, daha dinamik, sendikayý rayýna oturttu. Mesela sendikamýz ilk 1975'te oluþan kurucu meclise, sendikayý temsilen Özker Özgür'ü vermiþtir. Yani, o dönemde, oldukça dinamik bir yapýsý vardý ama yönetimleri pek mücadele içerisinde yer almazdý. Daha sonra toplumsal duyarlýlýðýný daha da artýrdý. Özellikle 1993'te yapýlan seçimlerde, bizim de içerisinde yer aldýðýmýz yeni bir yönetim anlayýþý ile sendika seçimlerinin kazanýlmasý ile birlikte, sendikamýz, toplumsal konularla, eðitim konularý ile çok daha aktif mücadele etmeye baþladý. Ancak ilk baþtan itibaren kazanýlan haklarda, saatlerde, iþ güvencesinde, yasal çerçevede, sendikamýzýn oldukça katýlýmý, önemi, mücadelesi vardýr. Bu açýdan da biz önemli bir miras üzerinden devraldýk diye biliyorum sendikamýzý. Barikat: Peki KTÖS ile birlikte hem eðitimdeki sorunlar için hem de toplumsal sorunlar için mücadele ediyorsunuz. Ama zaman zaman KTÖS ile ters düþtüðünüz konular da oluyor. KTÖS ile aranýzda ne gibi sorunlar var? Tahir Gökçebel: KTÖS ile tabi geçmiþten gelen bazý husumetler þöyle özetlenebilir. Biliyorsunuz bizde sendikalar biraz meslek örgütleri durumuna dönüþtürülmüþtü ve zaman içerisinde bunu keþfeden siyasiler, meslekler arasý rekabetleri yasalara dokunarak, yasalarda oynamalar yaparak, bir takým þeyleri kaþýyarak, bu rekabeti oluþturdular. Zaman zaman o örgütlerin baþýndaki yöneticilerin de katkýsý ile bu rekabet daha çok mücadeleye de dönüþebilecek noktalara yakalandý. Siyasilerin kýþkýrtmalarý veya kaþýmalarý ile birlikte. KTÖS ile ayný iþ kolunda örgütlendiðimiz için, belli noktalarda belli sýnýrlamalarý birlikte demokratik, oturup, yönetim kurullarý arasýnda çözmediði zaman, sýkýntýlar yaþandý. Örneðin, dünyada en çok kavga eden kesimlere bakýldýðý zaman, çok önemsiz gibi görünse de bu ayrýntýlarla yaþanan mücadeleler oldu. Örneðin bir branþ öðretmenliði konusu var. Biliyorsunuz, orta eðitimde yani bizim üyelerimizde branþ, bir bölümün branþ bölümünden mezun olmaktýr. Þimdi yasaya baktýðýnýz zaman branþ öðretmeninin yetiþmesinin þartlarý da bellidir. Ya ilgili üniversiteden olacak ya da akademide böyle bir branþlaþma meydana gelecek. Ancak zaman içerisinde akademide bir tek sýnýf öðretmeni ve okul öncesi öðretmeni yetiþiyor ve ayný zamanda beden eðitimi, Ýngilizce branþlarý falan da oluyor. Bu geçmiþte bir sýkýntý, mücadele alaný olarak hep var oldu. Yine baremlerle ilgili, yanýlmýyorsam 1976'larda baremlere dokundular. Dünyada biliyorsunuz ilköðretimde çalýþan, lisede çalýþan veya memuriyetle falan bir yapýlanma var ve genellikle baremler ayný deðildir. Tabi bu mücadeleler içerisinde bir siyasi parti gelip bunu eþitleyebiliyor. Diðeri bunu bir husumete dönüþtürme noktalarýnda sýkýntýlar yaþandý. Zaman zaman bunlar dile getirildi. Zaman zaman yetki sorunu, baþka sýkýntýlar veya tartýþýlýrken ayný sýkýntýlar ayný yasanýn içerisinde, bakýþ açýsý anlamýnda farklýlýklar yaþandý. Bunlar tabi ki bizim savunduðumuz, bugünkü yönetimin savunduðu fikirlerin çarpýþmasý olacak. Ancak fikirlerin dýþýnda, bunlarý mücadele alaný seçip de temelde sendikalarýn mücadele etmesi gereken perspektifi kaybetme noktasýna gelmesi, bizim için sýkýntýydý. Dolayýsý ile bizim yönetim,talep olurken öðretmen hareketi olarak, en baþta koyduðumuz

SAYFA 10 argümanlardan biri, emek-sermaye çeliþkisi içerisinde, emeðin tarafýnda olacaðýmýzý ve emekçi örgütlerle, emek örgütleriyle en geniþ birlikleri, federasyonlarý zorlayacaðýmýzý, dolayýsý ile bu kavga zemini gibi görünen, tartýþma zemini gibi görünen þeyleri aslýnda fikirsel tartýþmalarla, çözebileceðimiz inancýndayýz ve birçok konuda da oldukça önemli iþbirlikleri ile götürüyoruz. Sanýrým da öyle gidecek. Çünkü bizim için esas kavga, emek-sermaye kavgasýdýr. Emek hareketinin, emek cephesinin yanýnda yer alabilecek iki sendikanýn birbirini rakip görecek mücadele içerisinde tutabilecek bir anlayýþla götürmesi doðru deðildir. Barikat: Biliyorsunuz 28 Ocak, 2 Mart ve 7 Nisan tarihlerinde sendikal platformun öncülüðünde toplumsal varoluþ mitingleri yapýldý. 25 Nisan tarihinde CTP-TDP baþka bir miting yaptýlar. Toplumsal varoluþ mitingleri ile CTP-TDP ortak mitingini nasýl deðerlendiriyorsunuz? Tahir Gökçebel: Aslýnda ben bu konuda da bir cepheleþmenin, zamanla olacaðýný düþünüyorum. Bu cepheleþme içerisinde ilerici partilerin de yer almasýný düþlüyorum. Çünkü gerçekten, toplumsal varoluþla ilgili mutabakat olan 13 madde vardýr. Bunun içerisinde Kýbrýs Sorunu vardýr, ekonomik Pakerler vardýr, kendi kendini yönetme, kurumlarýna sahip olma, nüfus vardýr, bunlar aslýnda bu ülkenin ayaklarý üzerinde duran, bir yapýya sahip olabilmesi için en temel gereksinimlerdir. Bu geniþ tabanda birleþildi ve bu mücadele yapýldý. Ancak vurdumduymaz da bir anlayýþ ve bir hükümet ve dýþarýdan da kendisine hem mali kaynak bulan hem de dýþarýdan aldýðý desteklerle devam eden bir hükümet anlayýþý var ülkemizde. Maalesef bu da yýllardýr deðiþmedi. Bu anlayýþla birlikte, vurdumduymaz bir anlayýþa dönüþmüþtür, iktidar olduðunu sananlar. Aslýnda týrnak içerisinde iktidar diyorum. Böyle bir anlayýþý geriletemedikten sonra, düþünün bir toplumda onda biri, altý biri meydana inecek nüfusun ve ses çýkmayacak, hükümet yerinde duracak hatta maskaralýk yapacak. Bunlar yaþanan bir süreci incelediðimizde, bu süreç içerisindeki hem partiler hem örgütler daha ciddi yapýlanma, daha ciddi düþünsel ve mücadele yöntemleri geliþtirme noktasýna geldiklerini düþünüyorum. Bu noktada, partilerin de o sentezi yapmak zorunda olduðunu, örgütlerin de bu sentezleri yapmak zorunda olduðu bir nokta vardýr. Bu göz ardý edilmemelidir. 28 Ocak, arkasýndan yapýlan 2 Mart, geniþ katýlýmlý eylemlerin ardýndan, 7 Nisan'da bu dönüþümün yapýlarak, eylemsel bir boyuta taþýnýlmasý gerekirdi. Bu kanýmca, sendikalarýn çok aðýrlýklý yükü, suçu, olmadýðýný düþünmeme raðmen, yine de bir miktar eksiklikleri olduðunu düþünerek, partilerin de bu eksikliklerini ilave ederek böyle bir momenti yakalayamadý örgütler. Çünkü birbirine rakip gibi algýlanan bir noktaya getirildi. Hal bu ki, bu deðildi. Çünkü ne örgütlerin siyasal anlamda bir partileþme süreci vardý sendikalarýn, ne de partilerin örgütlerin tabanlarýný tüm siyasal farklýlýklarýna raðmen kucaklama gibi bir misyonlarý vardý. Böyle bir yapý, ortak bir tabanda götürülebilirdi. Ancak ne oldu ise 7 Nisan'da ki bu bizim yönetimimizden önce alýnan bir karardý ve biz kadronun içerisindeki yapýmýz gereði en geniþ birlikteliðe vurgu yaparak girdik bu iþe, böyle bir kopuþ oldu. Sanýrým bu kopuþtan hem sendikal platform, çünkü sendikal platform içerisinde de çok deðiþik görüþleri olan sendikalar vardýr hem de siyasi partiler önemli bir ders aldýlar. Bunu özellikle de söylüyorum, sendikal platformun içerisinde, çeliþkili gibi durmayan ve mecliste olmayan siyasi partiler de mecliste olup, gereði gibi sendikal platformda katký yapmayan siyasal partiler de çok iyi deðerlendirmek zorundadýr bu süreci. Kanýmca, toplumsal varoluþla ilintili bir mücadele yapýlacaksa da ortak tabanýn birlikte gidebileceði bir zemini zorlamak lazým. Ama bir noktada da iyi bakmak lazým. Gerek barýþ gerekse ekonomik paketler, yeni sistemin, rejimin yaratýlmasýnda sermaye-emek aðýrlýðýnýn, devlet kurgulanmasýnýn iyi tahlil edilmesi lazým. Bir adým sonrasý da önemlidir aslýnda. Buradan da þu noktaya gelmek isterim, özellikle siyasal anlamda iktidarý talep eden siyasi partilerin, bunu iyice ne istediklerini, gelecekte eðer iktidar olacaklarsa nereye ulaþma hedefinde olduklarýný, iyice tahlil edip, ortaya koymak zorunda olduklarý bir dönemdir. Bunu yapmazlarsa, ciddi anlamda sendika tabanlarýndan bir destek görmeyeceklerdir. Dolayýsý ile yeni dönemde kanýmca, hem bunu tahlil ederek, hem en geniþ tabana ulaþarak gitmek zorundayýz gibime geliyor.


MAYIS 2011 Barikat: Toplumsal varoluþ mitinglerinde ve sonrasýnda ilerici, yurtsever ve demokrat güçlere yönelik, sivil polisler ve genç mücahitlerin saldýrýsýna uðradý. Barikat, Baraka ve Yasemin Hareketi'nin açtýðý pankartlar, polisin saldýrýsýna uðradý. Hatta genç mücahitler isimli örgüt, Baraka Kültür Merkezi önünde bir pankart açtý. Sendikanýzýn bu saldýrýlar hakkýndaki fikirleri nelerdir? Tahir Gökçebel: Öncelikle bu saldýrýlarý biz o dönemde de þiddetle kýnadýk. Hiçbir zaman da tasvip etmiyoruz. Hele hele bunlarýn üzerinden politika üretilmesini hiç doðru bulmuyoruz. Düþünün, bir meydana 54-55 bin kiþi, polis rakamlarý ile iniyorsunuz. Böyle bir rakamla meydana iniyorsunuz, bir pankartýn üzerinden bütün meydan tartýþýlýyor pozisyonuna dönüþtürülüyor bu, bilinçli medya tarafýndan. Bu yönü ile hem meydana inan arkadaþlarýn çok dikkat etmesi lazým. Çünkü hassas noktalarý rejim çok iyi biliyor. Hem diðer yönü ile özgürleþmesi gereken toplumda, özgürlükleri kýsýtlayabilecek mekanizmalarý çalýþtýrabilecek olan rejimin nereye götürmek istediðine, engel olacak olan vurgularý yapabilmek lazým. Dolayýsý ile biz bu noktalarda, ilk günden itibaren koyduðumuz tavýr þu idi, en geniþ birlikteliðin saðlanarak, olaðanca özgürlüklerin de yaþanarak birlikte olabilmenin metotlarýný bulmaya çalýþmaktý. Sendikal platformla temel argümanlarýmýzdan biriydi bu. Ýkincisi meydanlarýn özellikle bizim inandýðýmýz ve sonradan da bizi doðrulayan birçok þey vardýr, meydanlarýn, provake edildiðidir. Bu provakasyonlarýn önlenmesi adýna bizim koyduðumuz, basýnda da izleyeceksiniz, sendika olarak da benim açýklamamdan sonra barolarda benzer açýklamalar yaptýlar, meydanlarda sivil polisin veya polisin, o meydana izin alýnarak gösteri yapýlacak olan yerlere müdahale hakkýnýn olmadýðýdýr. Bunlar tabi kameralarla, provake edilen kýsmýyla, açýlan birçok þey de göz önüne getirildi ve kaþýnmaya çalýþýldý. Çünkü sendikalarýn en zengin tarafý, geniþ bir tabana sahip olmalarýdýr. En zayýf taraflarý da geniþ taban içerisinde, farklý siyasal eðilimleri, anlayýþlarýn olmasýdýr. Bunlarý kaþýyarak, tabaný piramidin ucuna yerleþtirme gibi bir anlayýþýn hakim kýlýnmaya çalýþýldýðýný görüyoruz. Provakeler ciddidir ve bu prokasyonlarýn üzerimden politika yapýldýðýný da görüyoruz. Dolayýsý ile her iki açýdan da iyi irdelemek lazým. Ama bir þeyi kabul edemeyiz. Bu ülkede demokrasiyi ortadan kaldýrabilecek herhangi bir saldýrýyý, meydanlarý, sahiplenebilecek baský altýna bir faþizan hareketleri, tasvip etmiyoruz, karþýsýndayýz, þiddetle de kýnýyoruz. Özellikle Þener Elcil'e yönelik kiþisel anlamda açýk bir þekilde ne olduðu belli olan saldýrýlar yapýldý. Medyanýn veya bir kýsým Baraka'ya olsun, Barikat'a olsun saldýrýlarý oldu. Hatta yeni bir de isim buldular, marjinaller diyorlar, bilinmesi gerekir ki, dünyayý deðiþtiren fikirler, marjinal olarak baþlar. Dolayýsý ile, böyle bir de, toplumun özgürleþmesinin önüne engel konulabilecek ve faþizmin gerçek anlamda sokaklarý zapt edebileceði anlayýþa da meydan vermemek lazým. Hele hele baskýlarý görmezden gelerek baþýmýzý kuma sokmamak lazým. Çünkü Almanya, Hitler dönemine de böyle baþladý. Sonra da en uç noktalara kadar, ýrkçýlýða, faþizme, Yahudi düþmanlýðýna varabilecek bir noktaya kadar da geldi. Dolayýsý ile toplum dinamikleri, aydýnlar da bu konuda uyanýk olmalýdýr ve buna prim verilmemelidir. Barikat: Bu eylemler, rejimi korkutmayý baþardý… Tahir Gökçebel: Evet. Rejim, tabi ki bunlarýn üzerinden beslenebilecek noktalarýn peþindedir. Buna da dikkat etmek gerekir. Hepimizin buna dikkat etmesi gerekir. Çünkü geniþ halk kesimlerinin, bilgi alýrken kullanýlan mekanizmalar þu anda büyük bir dezenformasyon yaratýyor. Ýnsanlara, vermek istediðini vermeye çalýþýyor. Dolayýsý ile yapýlan yorumlar, geniþ halk kitlelerine ulaþan yapýlar, aslýnda gerçekler deðildir. Dolayýsý ile bizim bu mekanizmalarýn, kurgulanmasýný engelleyecek konumda da ciddi politikalar geliþtirmemiz lazým. Barikat: Peki sendikal platformun duruþunu nasýl buluyorsunuz? Sizce izlediði yol doðru mu? Bu platformun içerisine Denktaþlar'ýn partisi olarak bilinen Demokrat Parti'nin ve UBP'ye yakýnlýðý ile bilinen KAMU-SEN isimli bir sendika var. Bu yapýlarla birlikte hareket edilmesi gerekli midir? Bu yapýlar sendikal platformun mücadelesine zarar verir mi? Tahir Gökçebel: Þimdi sendikal platformun, öncelikle ne olduðuna bakmak lazým. Farklý kesimlerin bir araya geldiði, bazý ilkeler çerçevesinde bir araya geldiði bir platformdur. Bu platforma eðer haddinden fazla bir yük yüklerseniz çatlar. Platformda örneðin bir kýsým örgüt, þu ilkeleri benimserim, þunlarý benimsemem derse eðer, bu platform yürümez. Dolayýsý ile bu platformu oluþturan bu geniþ birlikteliðin aslýnda, talep ettiklerini doðru bir þekilde ortaya koyarsak, platform gidebilir. Ve platforma da ihtiyacýmýz vardýr. Platform dýþýnda örgütlenmelere, açýk mýdýr? Açýktýr. Federasyonlara açýk mýdýr? Açýktýr. Her örgütün, baðýmsýz hareket etme kabiliyeti var mýdýr? Vardýr. Dolayýsý ile platformu rayýnda götürüp, zorlayabileceði noktalarý, geniþ tabaný yakalayarak götürmekte yarar vardýr. Ama temel ilkelerden taviz vererek de platformu yaþatmak da doðru deðildir. Dolayýsý ile bu ilke arasýndaki ölçü, önemlidir. Bize

ÝÞÇÝ-SENDÝKA göre bu platforma ihtiyaç varýdýr. Ama platformun yapabileceklerinin de sýnýrlý olduðunu bilmemiz lazým. Platformun dýþýnda, baþka dinamiklere de ihtiyaç vardýr. Bunu da bilmemiz lazým. Dolayýsý ile bu ölçü ile gidersek, hem platform, ülkeye fayda verir, hem de birinin alternatifi diðeridir, yanýlsamalarýndan da kurtulmuþ olur. O yüzden, biri diðerinin yerine geçemez. Bunu iyi bilirsek, koyduðumuz temel argümanlardan, ilkelerden de taviz vermezsek ve oluþabilecek handikaplarý da iyi masaya yatýrýrsak ben þunu görüyorum: Platform, en temel hak ve özgürlüklerin tabanýnda birleþen bir yapý oluþturdu. Ve bugün baktýðýnýzda, saðcýsý ile, solcusu ile halkýn en geniþ kesimlerinin içerisinde bulunduðu sýkýntýlar aynýdýr. Baktýðýnýzda insanlarý Türkiyeli-Kýbrýslý ayrýmýyla, iþçi-emekçi özelde çalýþan-baþka yerde çalýþan ayrýmlarýyla, ayýrmaya çalýþýyorlar. Platformu bu anlamda parçalamaya çalýþýyorlar. Zaman zaman bunu da basýnda hissediyorsunuz. Ýþte, bir Türkiyelilik-Kýbrýslýlýk tartýþmasý yaratýlýyor, iþte, bayraða sahip çýkanlar-çýkmayanlar. Yada özel sektörde çalýþanlar-kamudaki beslemeler gibi, bunu çoðaltabilirsiniz, böyle ayrýlýk noktalarý ile parçalamaya çalýþýyorlar. Biz bu geniþ tabaný geliþtirerek, devam etmek zorundayýz. Yani platforma, þu noktada da sahip çýkýlmasý lazým: Ýþsizler, öðrenciler, örgütsüz insanlar, özel sektörde çalýþanlar. Belki de platform Cumartesi ve Pazar günleri eylemleri de düzenlemelidir. Çünkü özel sektörde çalýþan insanlar, katýlamýyorlar bu eylemlere. En geniþ tabaný, en geniþ halký da kucaklayan bir yapýya dönüþtürebilmemiz lazým. Bunun yanýnda örneðin platformun uluslar arasý boyutta da mücadele etmesi lazým. Dolayýsý ile bu yapýyla, platformu koruyarak, ama platformun yapamayacaðý iþleri de üstlenebilen yapýlar da oluþturularak, birlikte yürünebilir diye düþünüyorum.

YAZI

Barikat: Sendikanýz Kýbrýs Sorunu hakkýnda ne düþünüyor? Yýllardýr dýþ güçlerin gözetiminde görüþülerek sözde sorunu çözmeye çalýþýyorlar. Oysa sorunu çözmek gibi bir niyetleri yok. Halkýn çözümle barýþ umutlarý tükeniyor. Sendikanýzýn Kýbrýs sorunu için kalýcý çözüm önerisi nedir? Tahir Gökçebel: Bizim genel kurul kararýmýz bellidir. Yýllardýr da bu karar, en geniþ kesimler tarafýndan, en kabul edilebilir, tek çözüm ve anlaþma parametresi olan, birleþik federal Kýbrýs, iki toplumlu, iki bölgeli, eþitliðe dayalý, birleþik federal Kýbrýs, BM kararlarý zeminindeki Kýbrýs tanýmlamasý, bizim de savunduðumuz, genel kurul kararýna dönüþtürdüðümüz bir karardýr. Dolayýsý ile bu zaten bugüne kadar yapýlan tüm geliþmelerin ulaþtýðý son noktadýr diye düþünüyoruz. Bunun dýþýnda baþka þeyler aramanýn da ne Rumlar için ne de kuzeydeki yapý için doðru olmadýðý kanaatindeyiz. Bunun dýþýndaki arayýþlarýn da çözümsüzlüðü zorladýðý anlamýna geldiðini düþünüyoruz. Çünkü yýllardýr devam eden þeylerin bir birikimidir, bu ulaþýlan nokta. Bundan yola çýkarsak, Kýbrýs sorunu aslýnda, bu zeminde çözülebilir. Ama çözülmesini isteyen esas kýsýmlar, esas sorunun etkilediði unsurlar, sorunu çözecek taraflar deðildir. Yani iradeleri ellerinden alýnmýþtýr. Esas nokta buradadýr. Ve zaman zaman iþine geldiði gibi bu sorunu uzatarak veya görüþme masasýna taþýyarak veya iþte BM süreçlerine atarak, uzatan da bir mekanizma var. Kaldý ki bu dýþ güçlerin hakim olduðu bir mekanizmadýr. Örneðin, baktýðýnýzda BM eksinli bir mekanizma var, baktýðýnýzda AB eksenli bir mekanizma var, baktýðýnýzda ABD eksenli bir mekanizma var, baktýðýnýzda her ne kadar da sorunun bir tarafý gibi görünmüyor olsa bile Türkiye ve Yunanistan eksenli mekanizmalar var bölgede ve yine iç dinamiklerin etkilediði yapýlarýn oluþturduðu mekanizmalar var. Bana göre iç dinamiklerin, hareketlenme biçimi ile, dýþ dinamikler zaman zaman þekilleniyor. Ya görüþmelere vurgu yapýlýyor, ya sürece atýyor, ya çözermiþ gibi yapýyor, ortaya bir plan çýkarýyor ve daha da bir çözümsüzlük yaratýyor. Böyle de bir mekanizma. Yani mesela Hristofyas iktidara geldiði zaman “çözeceðim” dedi. Kýbrýslý bir çözüm bulacaðým dedi. Ancak maalesef bugün her þey ortada. Çözümsüzlüðün nedenleri de gün gibi ortada açýktýr. Ben sanmýyorum. Görüþmelerle bir çözüme ulaþýlabileceðini düþünmüyorum, beklemiyorum. Görüþmelerin tamamlandýðýný düþünüyorum. Görüþmelerle ilgili birçok kesimin, çözümün momentinin de belirlendiðini düþünüyorum. Bu zaten çýkan bir çok dequella planlarýndan tutun, Annan Planýn'a kadar birçok metinde aþaðý yukarý bu moment vurgulanmýþtýr. Üç aþaðý beþ yukarý bu anlaþmanýn zemini budur. Yani, toprak, yönetim paylaþýmý, bunlara verilebilecek tavizler, oransal olarak deðiþebilir ama mekanizma budur. Dolayýsý ile bence çözüm momenti, görüþmeler yolu ile bulunmuþtur, bitmiþtir. Geriye ne kalýr? Ýrade. Bu irade, hem iç dinamiklerin hem de dýþ dinamiklerin kesiþtiði noktada bulunacakmýþ gibi görünmektedir, sýkýntý da buradadýr. Zaman zaman biz kendimizi He-Man sanýyoruz. Ýç dinamikler, bunu belirleyebilecek sanýyoruz. Ama görüyoruz ki tam en yakýn olduðumuzu düþünmekte olduðumuz noktada iken en uzaða düþtüðümüz nokta oluþturuluyor. O yüzden de bana göre bu moment, yakalandýðý zaman çözüm olacaktýr. Buna müsaade edilecektir. Bu duruþ edilgen midir? Evet edilgendir. Daha etken olmayý baþarabilirsek, iki toplum da, ki o da neye gelir? Örneðin Bir Mayýs'ý ortak kutlayabilirsek,

SAYFA 11 geniþ kitlelerle, ortak kitlelerle Kýbrýslýlar, burada yaþayan insanlar, ciddi anlamda bir bu iþe dur diyebilecek bir irade geliþtirebilirsek, o zaman dýþ dinamiklerin çözüme takoz koyma pozisyonu ortadan kaldýrýlabilir. Ama þimdi neyi konuþuyoruz? En ilerici partilerimiz bile artýk geçmiþe vurgu yapýyorlar. Bazý nostaljik tarihleri dile getirmeye çalýþýyorlar. Veya neyi vurguluyor? Federal yapý çökerse, görüþmeler biterse, taksime gideceðiz diyor. Sonuç olarak kendi moralleri de bitmiþ pozisyona gelmiþtirler þu anda, sistemin içerisinde. Gerçekten doðru anlamda dinamik oluþturacak olan yapýlar da zayýflamýþtýr. Milliyetçilik, Annan Planý sürecinden sonra daha da güçlendirilmiþtir. Dolayýsý ile çözüm uzak gibi görünüyor. Ama yakýn olabilmesi için de iradenin, hem Kýbrýslý Rumlar, hem Kýbrýslý Türkler için, ortak bir iradenin geliþebilmesi gerekir. O zaman belki çok yakýn olur. Barikat: UBP'nin yerinde CTP veya baþka bir siyasi parti olsaydý, özelleþtirmeler devam eder miydi? Sorun hükümet deðiþikliði ile aþýlabilir mi? Tahir Gökçebel: Bu iradeyi ortaya koymadýklarý için farklýlaþamadýlar. Bu iradeyi ortaya koymalarý gerekirdi. Ama hükümetten gitmeyi, yeðlediler ama bu farký ortaya koyamadýlar. Bugün ciddi anlamda sosyal devleti savunan, özelleþtirmelerin karþýsýnda olan, sosyal yapýyý yeniden tesis etme konusunda ciddi bir politika üreten, Kýbrýs sorunu ile ilgili ciddi bir duruþa sahip olan, tavýr geliþtirebilecek bir politikasý olan, nüfusla ilgili veya bunlarla ilgili Kýbrýslýlarýn, kendi kurumlarýný kendi kendilerine yönetmeleri ile ilgili ciddi bir tavýr geliþtirebilecek olan bir anlayýþýn iktidar olabilmesi gerekir. Ya partiler bu tahlilleri yapýp bu duruþa gelecekler, yada yeni bir siyasal mekanizmaya ihtiyaç duyulacaktýr eðer partiler birbirine benzeþirse. Ben bir sosyologtan etkilenerek, þunu söylemek isterim: 30-40 senede çözülemeyen yapýsal sorunlarý, en çok eleþtirenler ve bu yapýsal sorunlarý ortaya koyanlar, iktidarý ele geçirince, o sorunlarýn bir parçasý durumuna dönüþüyorlar, maalesef. Bu böyle devam edecekse, yani, ayný yöntemler, iþe almadan tutun, yapýlanmaya kadar, ayný yapý, ki halkýmýz bu farký göremediði için, sosyal politikalarda, kamusal alanda, özelleþtirmelerde, bu farký göremediði için zaten UBP büyük bir güçle geri geldi. Dolayýsý ile bu farký yarabilecek politikalar hayata geçebilirse inanýyorum ki halkýmýz bu yaþadýðý bunalýmlardan sonra gerçek anlamda, bu mevcut partilerin, bu sorunlara bakýþýndan ayrý, farklý bir bakýþ geliþtireceklerdir. Barikat: Son olarak gazetemiz üzerinden emekçilere ve barýþ güçlerine bir çaðrý yapmak ister misiniz? Tahir Gökçebel: emekçiler, barýþ güçleri, en geniþ birlikteliði saðlamak zorundadýrlar. Çünkü bizim ülkemizin birkaç sorunu varýdýr. Neo-Liberalizmin dayattýðý politikalarýn dayattýðý konulara cevap, ancak çok geniþ bir birliktelik ile verilebilir, ayakta durulabilir. Ama bunun yanýnda bizim ülkemizde, Kýbrýs sorunu ve baþka handikaplar da var. Nüfus ve diðer konular da var. Dolayýsý ile buna çok daha fazla ihtiyaç var. Hatta kendi birleþmeleri dýþýnda, uluslar arasý dayanýþmalar yaratmanýn da yöntemleri, yollarý bulunmalýdýr. Çünkü çok ciddi bir noktadayýz ve býrakýn bir politikanýn ileri gitmesi, toplumun yok olmasý noktasýdýr. Barikat: Bu röportaj için ve bize zaman ayýrdýðýnýz teþekkür ederiz. Barikat'ýn Yorumu: Bugünkü süreçte, KTOEÖS'nýn duruþu ve özellikle toplumsal varoluþ mücadelesi çerçevesinde ortaya koyduðu somut politikalarý, bu mücadeleye önemli katkýlar saðlamaktadýr. KTOEÖS, özelleþtirmelere ve bu özelleþtirmelerin kaynaðý olan iþgal rejimine ve iþbirlikçilerine karþý tutumu, mücadeleye emekçilerin örgütlülüðünün saðlanmasý konusunda her ne kadar eksiklikleri olsa da, devrimci-ilerici kesimler arasýnda, günümüz koþullarýnda doðru tavýrlar sergileyen bir sendikadýr. Ancak, Kýbrýs sorununa bakýþ açýsý, bugünkü duruþu ile çeliþen, BM, AB eksenli ve diðer iþgalci güçlerin gölgesi altýnda “federal” bir çözümü benimsemiþ olmasý, kalýcý bir barýþa ulaþmamýz konusunda emek eksenli bir bakýþ açýsý deðildir. Geçmiþte bunun acý örnekleri yaþanmýþtýr. Emperyalist güçlerin boyunduruðu altýnda getirilecek olan bir “sözde” barýþ, yine emperyalist güçlerin çýkarlarý doðrultusunda þekillenecek ve çýkarlar doðrultusunda istenildiði zaman bozulabilecek potansiyele her zaman sahip olacaktýr. Gerçek çözüm, emekçilerin sýnýfsal temelde gerçekleþtirecekleri barýþtýr ki, bunun için devrimci-ilerici tüm kesimlerin, ayný þemsiye altýnda birleþmeleri ve bu mücadele omuz vermeleri gerekmektedir. Bunun dýþýnda KTOEÖS yeni yönetimi ile kamudaki eðitim emekçilerinin mücadelesi konusunda umut vermektedir. Umarýz Kýbrýs sorunundaki bakýþ açýsýndaki politikalarýný tekrar gözden geçirir, özel okullardaki eðitim emekçileri konusundaki bakýþ açýlarýnda da daha yapýcý ve devrimci pratikler ortaya koyarlar. Mücadelelerinde KTOEÖS yeni yönetimine baþarýlar diler, emek mücadelesinde kendileri ile iþbirliðinde olacaðýmýzý þimdiden belirtiriz….


MAYIS 2011

KÜLTÜR-SANAT

SAYFA 12

“Show Ticareti” Kültür Endüstrisi ve Tekelci Hegemonya “Show ticareti” hem emperyalizmin (metropol-merkez sömürgeci ülkelerin) kültür ve sanat alanýndaki pazarýnýn üretimini hem de bu yöndeki ideolojik-ticarî alanýný oluþturur. Bu Pazar'da üretilen kültürel-sanatsal ürünler, dünya kapitalist sistemine entegre olan merkez ve çevre ülkelerin kültürel-sanatsal pazarýna sunulur. Her alanda olduðu gibi kültür ve sanat alanlarýnda da emperyalistkapitalizm dünyayý tek bir kapitalist pazara dönüþtürmüþtür. Ve bu pazara entegrasyon süreci farklý etkileþimler içinde hýzla devam etmekte, üst sistem ve alt sistemler olarak bir bütünlük oluþturmaktadýr. Pazarýn üst sistemine entegrasyonu bölgesel alt sistemlerce (alt-emperyalist ülkeler) gerçekleþtirilmektedir. Türkiye tekelci sermayesi/devletinin iktisadî, siyasî, askerî, diplomatik, kültürel, sanatsal alanlardaki bölgesel faaliyetleri analiz edildiðinde bölgesel alt-sistem iliþkileri üzerinden entegrasyon sürecinin nasýl iþletildiðini rahatlýkla görebiliriz. Son 30 yýla (bu 30 yýl 12 Eylül faþizmiyle iþçi sýnýfý hareketi ve sosyalist hareketin yenilgisini de temsil eder) “diziler ve filmler” üzerinden baktýðýmýzda “Show ticareti”, kültür endüstrisi alanýndan coðrafyamýzda; “Amerikan dizileri ve filmleri”, “Brezilya dizileri ve filmleri”, pembe diziler, beyaz diziler… furyasýnýn insanlarýmýzý nasýl etkilediklerini hatýrlayalým. Ýthal Dallaslardan, Yalan Rüzgarlarýndan yerli Yalan Rüzgarlarýna gelen toplumun zihinsel evrimini ve buna tekabül eden ekonomik deðiþimleri. Ve sonra yerli Yalan Rüzgarlarýnýn ihracat sürecini. Hatta dizi ihraç edilen ülkelerden dizilerin çekildiði mekânlara turistik turlarý. “Türk(iye) dizileri ve filmleri” Ortadoðu'yu, Yakýndoðu'yu, Mezopotamya'yý, Balkanlarý, Doðu Avrupa'yý, Kafkasya'yý, Türkî cumhuriyetleri, Arap-Fars coðrafyalarýný, Kuzey Afrika'yý kasýp kavurmakta, kültürel-sanatsal alanda da Türkiye tekelci sermayesi pazar alanýný buralarda geniþletmektedir. Bu alaný geniþletme süreci emperyalistkapitalizmin hegemonya çatýþmasýnýn ve bölgesel alt-sistemlerin bölgesel düzeyde çatýþmalarýnýn üzerinden þekillenmektedir. “Show ticareti”, kapitalist kültür endüstrisine doðrudan baðlý olan bir alandýr ve 'Starlar', 'Ýdoller' yaratýlarak kültür endüstrisinin metaüretimini saðlar. Starlar ve idoller aracýlýðýyla “Show ticareti” ürünleri, seri bir biçimde “kitle kültürü” olarak iþçi ve emekçilere pazarlanýr. Psikoloji, sosyoloji, psikiyatri, sosyal psikoloji gibi disiplinlerin verileri üzerinden pazarlama teknikleri geliþtirilir. “Show ticareti” alaný, basýn-yayýn, edebiyat, sinema, Tv, radyo, internet, tiyatro, müzik… alanlarýný aðýrlýklý olarak kapsar ve kültürel-sanatsal alanda burjuva ideolojisinin yeniden üretilmesini saðlar; burjuva ideolojisinin hegemonyasýnýn sürekli hale gelmesini amaç edinir. “Show ticareti”, öncelikle gençliði etkilemek üzere, toplumun tüm sýnýflarýna ve tabakalarýna hitap eder, kitleleri etkileme, oyalama, deþarj etme, doyuma ulaþtýrma, eðlendirme, starlarýn-idollerin yaþantýsýna özendirme, kitleleri günlük yaþantýlarýn streslerinden uzaklaþtýrma vb. gibi yollarla burjuva ideolojisini yayarak iþlevsel olmaktadýr.

“Show ticareti” sayesinde her yaþ ve her meslek grubuna yönelik olarak starlar-idoller üretilir. Bu starlar-idoller sayesinde de kitlelerin yönlendirilmesi saðlanýr. “Show ticareti”nde hazza dayalý eðlenceye biraz daha fazla aðýrlýk verilir. Burjuvazi, kitlelerin eðlenceyi bir ihtiyaç olarak görmesini manipüle eder, sömürür. Bilindiði üzere sanatýn eðitme olduðu gibi “eðlendirme” yönü de vardýr. Sanatýn eðlendirme yönü estetiksel duyuþun geliþtirilmesine, estetiksel kültürün arttýrýlmasýna hizmet ediyorsa, sanatsal kültürün geliþmesine katkýda bulunuyorsa anlamlýdýr. Sanatýn eðlendirme yönü, “Show ticareti”nde þaklabanlýða, zevzekliðe, temel içgüdülerin sömürüsüne, kaba eðlenceye, düzeysiz “Show”lara dönüþtürülerek, kültür endüstrisinin kâr alanýný geniþletmeye, kâr oranýný artýrmaya katkýda bulunuyorsa 'anlamsýzdýr'. Çünkü bu zevzeklikten “Show ticareti”ne yatýrým yapan kapitalistler ve star-idoller kârlý çýkmakta, kitleler zarar görmekte; alýklaþtýrýlmaktadýrlar. Kültür Endüstrisi “Show ticareti” ve kültür endüstrisi iç içe geçmiþ olgulardýr. Bu, kapitalist toplumun emperyalist evreye geçiþ döneminin bir olgusudur; ve bu kavram merkez-metropol-emperyalist ülkelerde ilk kez kullanýlmaya baþlanmýþ, Frankfurt Okulu tarafýndan farklý açýlardan analiz edilmiþtir. Frankfurt Okulu, “kültür endüstrisi” eleþtirisi üzerinden kapitalizmi kýyasýya eleþtiriye tabi tutmuþtur. ancak kapitalizmin kýyasýya eleþtirisi kapitalizmin alternatifineaþýlmasýna dönüþtürül(e)memiþtir. Kültür endüstrisinin insaný/özneyi yok edici yaný vurgulanmýþ, insanýn/öznenin kapitalizmi nasýl, hangi yöntemle, hangi toplumsal dinamiklerle yok edeceði es geçilmiþtir. Frankfurt Okulu'nun “Marksizmin sorunlarýna” çözüm yöntemi niyetiyle geliþtirdikleri 'Eleþtirel Teori' süreç içerisinde sinsice Marksizmin eleþtirisine dönüþtürülmüþ; Sovyet deneyimine iliþkin tespitleri ise daha çok anti-komünizme

malzeme olmuþtur. “Kültür endüstrisi, tekelci kapitalist kâr kaygýsýna yönelik emperyalist kültürel üretimin oluþmasýna yakýndan baðlý olarak geliþmiþ; kültür ürünlerinin seri üretimi ve daðýtýmýnýn maddî ön koþullarýný hazýrlayan bilimsel-teknik baþarýlarýn üzerinde emperyalizme geçiþ döneminde yürürlüðe girmiþtir.” (Ansiklopedik Kültür Sözlüðü, Çeviren ve düzenleyen: Aziz Çalýþlar, Altýn Kitaplar Yayýnevi, 1983, s. 282) Kültür endüstrisi, sadece emperyalist metropol devletlerde deðil, bölgesel alt-emperyalist devletlerde de oluþmuþtur. T.C.de de kültür endüstrisinin oluþtuðunu rahatlýkla söylenebilir ve tekelci sermayenin kültür endüstrisi alanýna önemli yatýrýmlarý bulunmaktadýr. Kültür endüstrisi alanýnýn büyüklüðünü görmek açýsýndan starlarýn-idollerin vergi listesindeki sýralamalarýna ve verdikleri vergi miktarlarýna bakmak yeterlidir. Eðer bu yeterli görülmüyorsa, idollerin-starlarýn yurtiçi-yurtdýþý yatýrýmlarý daha nesnel bir veri sunar. Örneðin, Ýbrahim Tatlýses'in yurtdýþýna, Irak Kürdistaný Federe Bölgesi'ne sadece inþaat alanýnda yaptýðý yatýrým, yaklaþýk olarak 1 milyar Amerikan Dolarýný bulmaktadýr. T.C.'de de kültür endüstrisinin oluþumuyla birlikte, tekelci sermaye kültür endüstrisi alanýnda kapýlarýný bir dönem “devrimci, gerçekçi, toplumcu gerçekçi ve sosyalist sanat” anlayýþýyla ifade eden ve bu iddialarýndan vazgeçen ya da resmî ideoloji karþýsýnda belkemiksizleþen “sanatçýlara” da açmýþtýr.

YAZI

Burjuva ve küçükburjuva ideolojisinin sýnýrlarýný aþamayan bu türden “sanatçýlar”, burjuvazinin hegemonyasýna ve kültür endüstrisi alanýna girmekte bir sakýnca görmemiþ, “sol” literatürle gerici burjuva sanatýný kitlelere taþýmýþlardýr. Çünkü kültür endüstrisi alanýnda böylelerine sunulan imkânlar, olanaklar, bulanaklar, teþvikler, ödüller, telif ücretleri vb. oldukça yüksektir. Bu türden sanatçýlar geçmiþte hangi sanatsal akýmdan/gelenekten gelirlerse gelsinler kültür endüstrisi için estetiksel üretimde bulunduklarý andan itibaren emperyalist-kapitalizmin yoz, gerici, çürütücü, yozlaþtýrýcý kültürünün üretimine ve yeniden üretimine gönüllü/bilinçli olarak katkýda bulunmakta, kültür endüstrisi içerisinde homojenize olmakta, sýradanlaþmakta ve bayaðýlaþmaktadýr. Böyleleri sisteme yaptýklarý gönüllü/bilinçli katkýlarýn karþýlýðýný fazlasýyla almakta, emperyalist-kapitalizmin kültür endüstrisi pazarýndan aldýklarý yüksek orandaki rantlarla konformist yaþam olanaklarý elde etmektedir. Hatta çok 'beceriklileri', emperyalist-kapitalizmin kültür endüstrisinin yatýrýmcýsý (kapitalist) olma fýrsatýný bile yakalayabilmektedir. Yeter ki emperyalist-kapitalizmin kültür endüstrisi yatýrýmcýsý tekelci kapitalistler, bazý seçilmiþlere 'yürü ya kulum' desin; gerisi pazar iliþkileri içinde þekillenecektir. Tekelci kapitalistler, “Show ticareti” alanýna ne kadar farklý gelenekten/görenekten/sanat akýmlarýndan sanatçý çekebilirse o kadar çok star-idol yaratma olanaðý bulmaktadýr. Alana çekilen zengin sanatçý farklýlýðý pazarýn alanýný geniþletmek için kullanýlmakta; “ne kadar çok çeþitlilik varsa, o kadar müþteri oluþturma potansiyeli vardýr” 'ilkesi' üzerinden hareket etmektedirler. Sözünü ettiðimiz kâr 'ilke'sinden dolayý tekelci kapitalistler sanatçýnýn geçmiþini sorun etmemekte, sanatçýnýn geçmiþteki izleyicilerini kültür endüstrisi alanýnýn yeni müþterilerine dönüþtürmektedir. Sistemin 'devþirdiði' sanatçýlardan isteklerinin baþýnda þunlar gelmektedir: Sanatçýnýn ürettiði ürünler/eserler pazara sunulduðunda, dolaþým sürecinde hýzlý dolaþan, çabuk tüketilen, tüketimi kolay ve sürekli olan, moda tüketimi ve alýþkanlýðý yaratan, etik-estetik kaygýya girmeden tüketim deðeri yüksek olan, ruhî tembelliðe çeken, düþündürmeyen ancak insanlarý þartlandýrarak etkileyip yönlendiren ve sürekli pazara baðýmlý hale getiren sanatsal ürünler/eserler olmalýdýr. Bu alana gönüllü/iradi/bilinçli giren sanatçýlar artýk nesnel gerçekliðe gerçekçilik yöntemlerinden birisiyle bakmak ve deðerlendirmek yerine, kültür endüstrisinin ihtiyaç duyduðu “kâr” gerçekliði üzerinden hareket etmektedir; tekelci kapitalistlere baðýmlý hale gelmektedir. Artýk bu türden sanatçýlarýn ürünlerinin/eserlerinin içeriðini belirleyen kültür endüstrisi pazarýnýn ihtiyaçlarý ve tekelci kapitalistlerin yatýrým-kâr stratejileridir.

karþýsýnda bireyi/insaný zayýf ve biçarelik içinde estetize ederek gösterme; gangsterlik, western, action, polisiye, militarizm, þiddet, erotizm, sex, pornografi, bilim-kurguyu yaþamýn bütünselliðinden kopararak merkeze koyma; özneyi ve nesnel gerçekliði yaþamýn dýþýna iteleme; nesnel gerçekliði tartýþmak, yansýtmak, deðerlendirmek durumunda olan, nesnel gerçekliði estetize eden anlatýmlara yer vermeme, bu anlatýlarý imkânsýz hale getirme; nesnel gerçekliði yansýtmanýn, deðerlendirmenin, bir üst boyutta yeniden üretmenin/yaratmanýn yerini, tasvirle, gereksiz boðucusýkýcý ayrýntýlarla, kurgusal-fantastik oyunlarla doldurma; sanatýn merkezinde bulunan özne-birey-insaný merkezin dýþýna atýnca, özneden boþalan yeri ilgisiz her þeyle, 'ývýr zývýrla' doldurma; abartýlý süsleme ve semboller kullanýlarak, ilgili ilgisiz absürd kolajlamalarla nesnel gerçeklikle baðlarý kesme, nesnel gerçeklik üzerine düþündürmeme; nesnel gerçekliði içerisinde gerçeklikten eser, kýrýntý bile kalmayan kendi gerçekliðine/simülasyona dönüþtürme; mitoslarý, simülasyonlarý popüler kitle kültürü ile iliþkilendirip egemen burjuva ideolojisinin yeniden üretilmesine katkýda bulunma; zamaný mekândan, mekâný zamandan kopararak, zamaný geliþimsel olmayan dairesel rutin bir harekete dönüþtürme, zamanýn tarihsel akýþ sürecini bozma, tarihsel geliþim düþüncesini yok etme, özneyi/insaný tarihsizleþtirme; insanýn/öznenin kendi yaþamýný ve geleceðini ilgilendiren ekonomik, siyasal ve toplumsal sorunlardan uzaklaþmasýný saðlama; öznenin/insanýn kendi geleceðini belirlemesi için zorunlu olan öznenin iradi müdahalesini engelleme; özneyi-bireyi-insaný/toplumu geleceksizleþtirme; geleceðe iliþkin bilim-kurgusal eserlerde tarihsel geliþimin mantýðýna uygun olmayan “negatif ütopya” oluþturma… Yukarýda belirtmeye çalýþtýðýmýz konularla ilgili olarak sinema, çizgi roman, roman-senaryo alanýnda yazýlan Postmodern 'Kurtarýcýlar, (Derleyen: Veysel Atayman, Donkiþot, Güncel Yayýnlar, Ýstanbul, 2006 ) inceleme kitabýnda oldukça bol malzeme bulunmaktadýr. Günümüzde Yapýsalcýlýðýn, Varoluþçuluðun, Rus Biçimciliðinin, Viyana Okulu'nun, Prag Okulu'nun, Kopenhag Okulu'nun, Frankfurt Okulu'nun… coðrafyamýzdaki ideolojik-felsefî-kültürel-estetikselsanatsal üretimlerde/yaratýmlarda yoðun etkileri olduðunu söyleyebiliriz. Son kertede burjuva ideolojisinin rasyonalizasyonunu ve yeniden üretimini saðlayan bu okullarýn etkileri anlaþýlabilir. Ancak bir bütün olarak Sol'u, sosyalist sanatçýlarý ve ilerici aydýnlarý “negatif etkilemeleri” bizi düþündürmelidir. Bu durum bir soruna mý iþaret etmektedir? Eðer bir soruna iþaret ediyorsa, bu sorunun kaynaðý ve çerçevesi nedir? Sorunun kaynaðýný ve çerçevesini araþtýrmak gerekmez mi? Kaynaðý ve çerçevesi belirlenen sorunun aþýlmasý konusunda ne gibi çözüm üretilmelidir? Çözümün yöntemi ve iradi müdahale pratiði hangi araçla/araçlarla yapýlmalýdýr?

12 Eylül 1980 faþizmi karþýsýnda sosyalist sanat hareketinin aldýðý yenilginin yol açtýðý tahribat çok aðýr olmuþtur. Bu aðýr tahribatýn üzerine Sovyet deneyiminin ve dünya sosyalist sisteminin geçici yenilgisinin yol açtýðý tahribat da eklenince, Türkiye tekelci sermayesi bütün alanlarý kendi sýnýf çýkarý doðrultusunda stabilize etmiþtir. Bu stabil ortama, emperyalist batýnýn burjuva felsefî, sanat, kültür, bilim, ideolojik akýmlarýnýn taþýnmasý da hýzlandýrýlýnca tahribatýn boyutlarý artmýþtýr. Dönemin Marksist estetik politikalarýnýn zayýflýðý ve donatýmsýzlýðý, ithal edilen burjuva akýmlarýn geliþtirmiþ olduklarý tekniklerin Marksist yöntemle deðerlendirilmesinin önünü de kesmiþtir. Tekelci kapitalistlerin bu çok boyutlu bütünsel saldýrýlarý karþýsýnda, çok boyutlu ve bütünsel bir karþý koyuþtan/direniþten söz etmemiz mümkün deðildir. 12 Eylül 1980'den günümüze kadar 30 yýl geçti. Gelinen noktanýn özel ve öznel bir yorumu olamaz. “Sol cenahýmýz” bu durumu gerekli ayrýþma ve bütünleþmeleri saðlayarak mutlaka aþacak ileri ve anlamlý bir adým atmak zorundadýr. Çünkü emperyalist batýdan ithal edilen burjuva ideolojik-felsefî-kültürel-estetiksel-sanatsal okullarýn/akýmlarýn bakýþ açýlarý ve yöntemleri, devrimci ve sosyalist hareketin kültürel, sanatsal, estetik, ideolojik üretimlerinde gittikçe içselleþtirilmiþ bir hal almaktadýr. Bu olumsuz durumu devrimci yol ve yöntemlerle dönüþtürecek, yaþamýn bütün alanlarýna belirli önceliklerden hareketle müdahale edecek kolektif bir iradenin/öznenin varlýðýndan söz edemiyoruz. Bir gerçeklik olarak var olan tekil/parçalý/grupsal duruþlarý ve örgütlülükleri kolektif sýnýf öznesinin yerine ikâme etmemiz doðru deðildir. Sosyalist Gerçekçi sanat akýmýnýn iþlevselliði, iþçi sýnýfý hareketiKültür Endüstrisi Ürünlerinde Temalar devrimci hareket-sosyalist hareketin iþlevselliði ile doðru orantýlýdýr. Emperyalist kapitalizmin kültür endüstrisi ürünlerinde temalar, en Sosyalist gerçekçi sanat hareketi, sosyalist sanatý iþçi sýnýfý hareketi baþtan beri hep belirli/ayný konular etrafýnda þekillenmekte ve ve emekçi halk hareketi ile buluþturup kaynaþtýrdýðýnda görevini kapalý bir daire içerisinde dönüp durmaktadýr. Bu konularý yerine getirir ve iþlevsel olabilir. Üzerinde yaþadýðýmýz coðrafyada geçmiþten günümüze kadar kýsaca þöyle sýralayabiliriz: Nesnel iþçi sýnýfý hareketi ile devrimci ve sosyalist hareket ayrý ayrý gerçeklikle iliþkiye girmemeye özen gösterme, girilme zorunda kanallarda akmaktadýr. Bu ayrý kanallarýn gerekli ayrýþmalardan kalýndýðýnda da kýyýsýndan köþesinden geçme; çaðýn, dönemin temel sonra tek bir kanalda birleþtirilmesi, bütünleþtirilmesi ve çeliþkilerine girmeme; geçmiþe özlem duyma (nostalji); gerçek dönüþtürülmesi gerekmektedir. dünyanýn yerine kurgusal dünyayý koyma; mitolojiye ve dinlere yönelme; mitoloji ve dinlerden hareketle yeni mitoslar yaratma; Kaynak: Sanat Cephesi nesnel gerçekliði “karanlýk ve ürkütücü” gösterme; nesnel gerçeklik


MAYIS 2011

DÜNYA

SAYFA 13


MAYIS 2011

DÜNYA

SAYFA 14

Ýþçi Sýnýfý Tüm Dünya'da 1 Mayýs'ý Coþku Ýle Kutladý... Dünya'nýn bütün ülkelerinde iþçi sýnýfý, emekçiler, ezilenler ve devrimciler dayanýþma içerisinde kolkola 1 Mayýs kutlamasý yaptý... TÜRKÝYE Ýþçilerin Birlik, Mücadele ve Dayanýþma günü 1 Mayýs, Ýstanbul Taksim Meydaný'nda coþkuyla kutlandý. Yüzbinlerce iþçi ve emekçinin katýldýðý 2011 1 Mayýs'ýnda “Ýþçilerin birliði halklarýn kardeþliði” vurgusu taþýnan farklý dillerde dövizler ön plana çýktý. Ýlk defa 1 Mayýs kürsüsünden ortak metin Kürtçeye çevrildi. 2011 yýlý 1 Mayýs'ý için Ýstanbul'da sendika konfederasyonlarý, siyasi partiler ve kitle örgütleri dört koldan Taksim Meydanýna girdi. Türk-Ýþ Dolmabahçe'den, DÝSK Þiþli'den, KESK Þiþhane'den, Hak-Ýþ ise Mete Caddesinden Taksim Meydanýna yürüdü. Konfederasyonlar kortejlerinin en önüne “Emek, Barýþ, Demokrasi ve Özgürlük için yaþasýn 1Mayýs” pankartý açtý. Hak-Ýþ'in meydana erken girmesi nedeniyle Türk-Ýþ'e baðlý bazý sendikalar da kortejin yarýsýný Dolmabahçe'de býrakýp kürsünün önünde yer kapmak için meydana girdi. Ýþçilerin bir kýsmý alana girmiþken üyelerinin tamamý gelemeyen sendikalar yürümeyerek bu durumu protesto etti. Onbinlerce kiþinin katýldýðý yürüyüþ kolunun önünde sendika, siyasi parti ve kitle örgütleri temsilcileri yer aldý. Kortejin önünde açýlan DÝSK'in “Emek, barýþ, özgürlük ve demokrasi için 1 Mayýs” ve pankartýnýn arkasýnda konfederasyona baðlý sendikalar yer aldý. Genel-Ýþ, Birleþik Metal-Ýþ, Lastik-Ýþ, Dev-Saðlýk-Ýþ sendikalarýnýn kitlesel katýlýmlarý dikkat çekti. Ýþten atýlan Mas-Daf, Casper iþçilerin kendi pankartlarý arkasýnda yürüdü. DÝSK'in bölge düzeyinde çaðrý yaptýðý eyleme birçok iþyeri de kendi talepleri ile katýldý. TMMOB ve birliðe baðlý mimar ve mühendis odalarý eyleme çoþku kattý. Odalarýn açtýðý “Korku imparatorluðunu yýkacaðýz” pankartý dikkat çekti. “Ýþçiye selam oyuna devam” sloganýyla yürüyen Oyuncular Sendikasý, OZAN-DER, Belgesel Sinemacýlar Birliði, SineSen Beyoðlu Sinemasý, pankartlarýnýn arkasýnda yürüyen sanatçýlarýn katýlýmlarý ve çoþkularý 1 Mayýs'a renklendirdi.

Ayazma maðdurlarý ise “TOKÝ ve Küçükçekmece Belediyesi sözünü tut” pankartý arkasýnda yürüdü. ÖDP, Pir Sultan Abdal Kültür Derneði, Partizan, ESP, Halk Cephesi, SODAP, Karadeniz Gençliði, Biliþim Emekçileri, Beþiktaþ Çarþý grubu gibi çok sayýda kesim de kortej de yer aldý. Sendikalarýn alana girmesinin ardýndan Ruhi Su Dostlar Korusu 1 Mayýs marþýný söyledi. Konfederasyonlar adýna ortak açýklamayý direniþteki iþçiler yaptý. Barýþ, özgürlük, demokrasi için, savaþsýz sömürüsüz ve sosyal adaletin olduðu bir dünya için 1 Mayýs'ta alanlara çýkýldýðýnýn belirtildiði konuþmada, eþitlikçi, özgürlükçü ve sivil bir anasaya talep ettikleri söylendi. Esnek kuralsýz

tercih ettiler. Sol Parti’nin 8 bine yakýn kiþinin katýldýðý Stockholm’deki 1 Mayýs gösterisinde özelleþtirmelere, sosyal haklarýn ortadan kaldýrýlmasýna, emperyalist savaþ ve iþgale karþý mücadele öne çýktý. “6 Saatlik Ýþgünü”, “Yaþasýn Ýþçi Sýnýfýnýn Uluslararasý Dayanýþmasý”, “Kahrolsun Irkçýlýk”, “Özelleþtirmelere Hayýr” gibi sloganlarýn aðýrlýkta olduðu gözlendi. Otonom gruplarýn denetimindeki SAC Federasyonu 12 yerleþim biriminde farklý talep ve parolalarla gösteriler düzenledi. Stockholm’de “Ýþyeri Mücadelesi Her Zaman Doðrudur” parolasý ile gösteri yapýlýrken Norrköping ilinde “Yas Tutma; Kýsýtlamalar, Özelleþtirmeler ve Ücretlerin Düþürülmesine Karþý Örgütlen” parolasý ile etkinlikler gerçekleþtirildi. Komünist Partisi “Kýzýl Cephe” adý altýnda 29 yerleþim biriminde gösteriler yaptý. “Özelleþtirmelere Hayýr”, “Ýnsan Onuruna Yaraþýr Bir Yaþam; Hastalar, Ýþsizler, Gençler ve Emekliler Ýçin Adalet”, “Ýþçi Politikasý ve Sosyalizm” ana parolalarýyla yapýlan gösterilerilerde nükleer tehditlere ÝSVEÇ Ýþçi sýnýfýnýn birlik, dayanýþma ve mücadele de dikkat çekildi. KP Stockholm Il Baþkaný Anita Salven nükleer santral ve silahlarýn günü 1 Mayýs Ýsveç’in neredeyse tüm yasaklanmasýný, su, güneþ ve rüzgar yerleþim birimlerinde yapýlan gösteri, enerjisine yatýrým yapýlmasýný talep etti. yürüyüþ, panel, toplantý ve gecelerle kutlandý. Her yýl olduðu gibi bu yýl da partiler arasýndaki ideolojik farklýlýklar 1 Mayýs’a yansýdý. Ayný yerleþim biriminde emekçilerin katýldýklarý birleþik güçlü tek bir gösteri yerine, birbirinden baðýmsýz gösteriler örgütlendi. Sosyal Demokrat Ýþçi Partisi “Eþitlik ve Geliþme” parolasýyla 42 yerleþim biriminde gösteri ve yürüyüþler örgütledi. Ýsveç Ýþçi Sendikalarý Konfederasyonu, LO üyesi olan federasyon ve sendikalara sosyal demokratlar tarafýndan yapýlan gösterilere katýlma çaðrýsýnda bulundu.Sendikalarýn YUNANÝSTAN çoðunluðu bu çaðrýya uyarlarken bazý 1 Mayýs Ýþçi Bayramý Yunanistan'da sendikalar Sol Parti’nin 66 yerleþim baþkent Atina'nýn yaný sýra Selanik gibi biriminde “Herkese Refah Hakký” parolasý þehirlerde de kutlandý. Atina'nýn iki farklý ile gerçekleþtirdiði gösteriye katýlmayý meydanýnda 10 bin kiþinin katýldýðý

ALMANYA Ýþçi sýnýfýnýn birlik, mücadele ve dayanýþma günü olan 1 Mayýs’a Almanya’da 420 binden fazla emekçi katýldý. Alman Sendikalar Birliði DGB tarafýndan bu yýl “Asgari taleplerimiz: Adil ücret, iyi iþ ve sosyal güvenlik” sloganýyla gerçekleþtirilen 1 Mayýs kutlamalarýna düþük ve kiralýk iþlere karþý mücadele talepleri damgasýný vurdu. Gösterilerde saat baþý 8.50 avroluk yasal asgari ücret ve kiralýk iþlerin yasaklanmasý talep edildi.

YAZI

çalýþmanýn son bulmasýnýn istendiði konuþmada, taþeron ve kayýt dýþýna da son verilmesi istendi. Kürt sorunun demokratik olarak çözülmesinin istendiði konuþmada, din ve ifade özgürlüðünün tüm topluma yayýlmasý istedi. Ortak metinde doða tahribatlarýna son verilmesi talep edildi. Ortak konuþma metni ilk defa Kürtçeye çevrilerek 1 Mayýs kürsüsünden aynen okundu. Konfederasyon baþkanlarýnýn geçen yýllardan farklý olarak 1 Mayýs'ta konuþmamalarý dikkat çekti. Aralarýnda Barýþ ve Demokrasi Partisi (BDP) ve Emek Partisi'nin de olduðu (EMEP), 19 siyasi parti ve örgütün oluþturduðu Emek, Barýþ ve Demokrasi Bloku kitleselliði ile 1 Mayýs'a damgasýný vurdu. Blok bileþenleri, “Bijî yek gulan/Yaþasýn 1 Mayýs” pankartý arkasýnda toplanýrken yürüyüþün en kalabalýk kortejlerinden birini oluþturan BDP'liler “Yüzde 10 barajý indirilsin, siyasi tutsaklar serbest býrakýlsýn, anadilde eðitim hakký saðlansýn, askeri ve siyasi operasyonlar son bulsun” yazýlý dev pankart taþýdý. Mitinge katýlan Blokun Ýstanbul Baðýmsýz Milletvekili Adaylarý Abdullah Levent Tüzel, Sýrrý Süreyya Önder, Mustafa Avcý ve Sebahat Tuncel de halkýn yoðun ilgisiyle karþýlaþtý. Ýstanbul'un çeþitli ilçelerinden gelen örgütsüz iþçiler de insanca yaþama ve çalýþma kollarý için pankartlarýyla 1 Mayýs'a katýldýlar. Ýþçi kurultaylarýyla örgütlenen Esenyurtlu iþçiler, “Ýþten atýlmalar yasaklansýn, Herkese sendika hakký” yazýlý Ýþçi Dayanýþma Merkezi imzalý pankartlarýyla alana girerken, Emek Partisi Korteji'nde mitinge katýlan Çaðlayan Tekstil iþçileri “Ýnsanca yaþayacaðýmýz ücret, sigorta ve 8 saat iþgünü istiyoruz” pankartý taþýdý. Taþeron Ýþçileri Dayanýþma ve Yardýmlaþma Derneði “Güvenli iþ güvenli gelecek” talepleriyle, Deri Kundura ve Tekstil Ýþçileri Derneði de “Ýnsanca yaþam koþullarý için mücadeleye” çaðrýlarýyla 1 Mayýs'taydý. Anadolu Yakasý Ýþçi Kurultayý da Türk-Ýþ kolundan 1 Mayýs'a katýldý.

gösteriler düzenlendi. Avrupa Birliði ve IMF kararlarý sonrasý dayatýlan politikalarla ekonomik tedbirler ve reformlara eleþtirilerin yönetildiði gösterilerde hükümet aleyhine sloganlar atýldý. Yunanistan Komünist Partisi ve PAME üyeleriyse, Sintagma Meydaný'nda toplandý. 5 bin kiþinin katýldýðý gösteride konuþan Komünist Partisi Genel Sekreteri Aleka Papariga, hükümete yüklendi ve kemer sýkma politikalarýyla Avrupa Birliði ve IMF'yi eleþtirdi.

UKRAYNA Ukrayna’nýn baþkenti Kiev’de Ukrayna Komünist Partisi taraftarlarý çeþitli etkinliklerle 1 Mayýs Ýþçi Bayramýný kutladý. Sabahýn erken saatlerinden itibaren Avrupa Meydaný’nda toplanan ve 1 Mayýs iþçi bayramý geçiþi yapan binlerce partili daha sonra çeþitli gösteriler düzenledi. Kapitalizmin sömürgeciliðini, Ukrayna haritasýndan çýkan hortumlarý kendine baðlamýþ Sam Amca ile resmeden Ukraynalýlar, Lenin resimleri taþýdýlar.

ASYA 1 Mayýs Ýþçi Bayramý Asya'da da gösterilerle kutlandý. Tayvan, Hong Kong RUSYA ve Filipinler'de düzenlenen gösterilere Rusya’da 1 Mayýs kutlamalarýna, baþkent Moskova baþta olmak üzere ülke genelinde binlerce iþçi katýldý. Filipinler'in baþkenti Manila'da yaklaþýk 3 bin kiþinin katýldýðý yüz binlerce kiþi katýldý. Ýþçi sendikalarý, gösteride ücret artýþý talep edildi. Tayvan'ýn iktidar ve muhalefet partileri mitingler düzenledi. Coþkulu kutlamalara sahne olan baþkenti Taipei'deki gösteriye de yaklaþýk 2 bin emekçi katýldý. Moskova’da, Rusya Federasyonu Asya'daki en büyük yürüyüþlerden biri Komünist Partisi, kýzýl bayraklarla Güney Kore'nin baþkenti Seul'de meydanlarý doldurdu. Sendikalar, ülke düzenlendi. genelinde yapýlan gösterilere yaklaþýk 2 Yaklaþýk 50 bin kiþinin katýldýðý yürüyüþte, milyon kiþinin katýldýðýný belirtti. milyonlarca kiþinin yoksullaþmasýna yol açan ve petrol fiyatlarýnýn yükselmesinden kaynaklanan yüksek enflasyonla mücadele edilmesi çaðrýsý yapýldý. Japonya'da, 11 Mart günü meydana gelen deprem ve tsunami felaketinin ardýndan Fukuþima santralinde oluþan sýzýntýnýn yol açtýðý paniði yaþayan Japon halký, baþkent Tokyo'da nükleer santrallere karþý iki ayrý gösteri düzenlendi.


DÜNYA

MAYIS 2011

SAYFA 15

ABD; Usame Bin Laden'i Vurduðunu Açýkladý...! Amerika Birleþik Devletleri'nde 11 Eylül 2001'de düzenlenen saldýrýlarýn arkasýndaki isim olduðu iddia edilen Usame bin Ladin öldürüldü. 11 Eylül saldýrýlarýnýn ardýndan, önce Afganistan sonra da Irak, Ladin'i ve lideri olduðu El Kaide örgütünü barýndýrdýðý gerekçesiyle iþgal edilmiþti. Bu gerekçelerle baþlayan iþgaller nedeniyle binlerce insan hayatýný kaybetti. 10 yýl sonra, Afganistan'da düzenlenen bir operasyonla Usame bin Ladin ölü olarak ele geçirildi. Amerika Birleþik Devletleri'nin, Pakistan'da düzenlenen askeri operasyonla öldürülen bin Ladin'e DNA testi uyguladýðý ve kimliðinin belirlenmesine destek için yüz tanýma tekniðini kullandýðý bildirildi. Pakistan'ýn baþkenti Ýslamabad'ýn 100-150 kilometre kuzeyindeki Abbotabad kentinin Bilal bölgesinde bulunduðu büyük bir eve düzenlenen operasyonda, bin Ladin'in direndiði ve baþýndan vurulduðu kaydedildi. Helikopterler desteðinde düzenlendiði belirtilen operasyonda kara birliklerinin baskýnýnýn 40 dakikadan az sürdüðü ve operasyonun Amerikan Merkezi Haberalma Teþkilatý (CIA) Baþkaný Leon Panetta'nýn diðer istihbarat yetkilileriyle birlikte Virjinya Langley'de CIA'nýn merkezindeki konferans

Yemen'de Son Durum: Ýsyan zincirinin son halkalarýndan biri olan Yemen'de rejim karþýtlarýnýn eylemleri sürüyor. Hatýrlanacaðý gibi 32 yýldan beridir, ülkeyi yönetmekte olan Devlet Baþkaný Ali Abdullah Salih'in istifasý istemi ile Üniversiteli gençlerin baþlattýðý isyan daha sonra halkýn katýlmasýyla devam etmiþti. Týpký diðer Arap ülkelerindeki isyanlarda da görüldüðü gibi, mevcut rejim, iktidarýn devamýný saðlayabilmek adýna geniþ güvenlik önlemleri almýþ, halka faþizan uygulamalarla karþýlýk vererek, birçok kiþinin ölmesine ve yaralanmasýna sebep olmuþtu. Geliþen süreçte alýnan önlemler arasýnda, mevcut rejim belli baþlý konularda reformlara gideceðini beyan ederek, halkýn bu isyanýný hafifletmeye çalýþsa da, hareket hýzýný kaybetmemiþ ve eylemler ara verilmeksizin devam etmiþti. Nisan ayý boyunca, Yemen'den gelen haberler arasýnda yer alan önemli geliþmelerden biri, 4 Nisan tarihinde yaþandý. Devlet Baþkaný Ali Abdullah Salih'e karþý yapýlan eylemlerin bir süre sonra yeniden alevlenmesi sonucu, iki gün ardarda devam edecek olan eylemler baþladý. Bu eylemlerde halka ateþ açýlmasý sonucunda “resmi kaynaklara göre” 14 kiþi hayatýný kaybederken, “yine resmi kaynaklara göre” 1650 kiþinin yaralandýðý belirtildi. Ýstifa Edeceðini Açýklamýþtý! Olaylarýn patlak vermesinden yaklaþýk bir hafta önce görevi býrakacaðýný söyleyen Abdullah Salih, buna karþýn somut bir adým atmayarak, halkýn tepkisini

odasýnda naklen izlediði kaydedildi. ABD yönetiminden üst düzey bir yetkili, Usame Bin Ladin'in Pakistan'da düzenlenen baskýnla öldürülmesi sýrasýnda yanýndaki 3 kiþinin daha hayatýný kaybettiðinin düþünüldüðünü bildirdi. Saldýrýda öldürülenlerden birinin bin Ladin'in oðlu olduðu sanýlýyor.

ABD'NÝN ESKÝ DOSTUYDU! 1980'li yýllarda Sovyetler Birliði'ne karþý savaþta mücahitlerin önemli liderlerinden olan Usame bin Ladin, bu dönemde Amerika Birleþik Devletleri

toplamýþtý. Söylediðinin arkasýnda durmayarak halkýn yeniden sokaklara dökülmesine sebep olduktan sonra geniþ güvenlik önlemleri aldýrarak isyan hareketine karþý direniþ göstermeye çalýþmýþtý. Salih'in görevine devam etme konusunda diretmesi, Hubeyde kentinde de baþka bir eylemin yapýlmasýna sebep olmuþ ve sabaha karþý yapýlan bu eylemde ise “resmi kaynaklara göre” 2 kiþi hayatýný kaybetmiþ, yaklaþýk 1600 kiþi de yaralanmýþtý. Benzer eylemlerin yapýldýðý Taiz kentinde ise sokaða dökülen binlerce insana yine ateþ açýlmýþ, saldýrý þiddetinin artýrýlmasý ile 12 kiþi hayatýný kaybederken, 40'a yakýn kiþi ise yaralanmýþtý. Hubeyde kentinde yapýlan yürüyüþlerde ise polis gaz bombalarýyla müdahale etmiþti. 50´den fazla kiþinin yaralandýðý eylemlerde göstericiler, Salih görevini býrakana kadar mücadelelerini sürdüreceklerini ilan etmiþlerdi

tarafýndan desteklenmiþti. Ancak savaþýn ardýndan 1990'larýn baþýnda Ladin önce Amerika Birleþik Devletleri'ne, 1998 yýlýnda ise tüm Amerikalýlara karþý savaþ ilan etti. Afrika'da Amerikan büyükelçiliðinin bombalanmasýyla terör listesinde en çok arananlar arasýnda ilk sýraya çýkan Ladin, özellikle 11 Eylül saldýrýlarýnýn arkasýndaki isim olarak biliniyordu. ABD'DE SEVÝNÇ GÖSTERÝLERÝ YAPILDI El Kaide lideri Usame Bin Ladin'in Pakistan'da öldürülmesi Amerika Birleþik Devletleri'nin baþkenti Washington'ýn yaný sýra New York'ta da binlerce kiþi tarafýndan kutlandý. Yerel saatle gece bir buçuk olmasýna raðmen New York'un Times Meydaný'yla 11 Eylül 2001'deki saldýrýlarda Ýkiz Kuleler'in yerle bir olduðu alanda toplanan binlerce kiþi sevinç gösterileri yaptý ve saldýrýlarda ölenleri andý. CESEDÝ DENÝZ TABANINA GÖMÜLDÜ Usame bin Ladin'in cesedinin deniz tabanýna gömüldüðü öne sürüldü. Ýslami geleneklere göre 24 saat içerisinde gömülmesi gerektiði ve cenazeyi kabul edecek ülke bulunmayacaðý düþünülerek, bin Ladin'in cesedinin deniz tabanýna gömüldüðü kaydedildi. Kaynak: Evrensel.Net

devredecek. Ayrýca plana göre iki ay içerisinde devlet baþkanlýðý seçimlerini hazýrlamakla yükümlü olacak ve geçici hükümetin baþýna bir muhalefet liderini görevlendirecek. Hepsi bununla da kalmayarak, Salih ailesi ve yardýmcýlarýna, yargý dokunulmazlýðý uygulanacak. Bütün bu plan çerçevesinde, Salih'in görevi býrakmasýnýn, yönetim üzerindeki etkisini yok etmediði açýk bir þekilde görünürken,

Salih'in görevi býrakabileceði yönünde açýklamalar yapmasý, halkýn sokaklarý býrakarak eylemlere son vermesi yönünde etkili olmuþ deðil. Rejim, isyandan alabileceði en küçük sýyrýklarla kendisi korumaya ve sisteminin devamýný getirmeye yönelik, aksaklýklara yamalar yapma gayreti içerisindedir. Bugün Yemen'de Salih'in görevi býrakmasý, ülke siyasetini deðiþtirmeyecek, yalnýzca Nisan ayý boyunca devam eden baþka bir maske ile uygulamalarýna, eylemler henüz bir sonuç yaptýrýmlarýna devam etmesine vermezken, Abdullah Salih, 24 sebep olacaktýr. Nisan tarihinde yeni bir açýklama Bu noktada, isyan hareketinin, daha yaparak, bir kez daha görevi ülkedeki devrimci-ilerici kesimler býrakabileceðini açýkladý. Ancak, görevi býrakabilmesinin, daha önce tarafýndan þekillendirilmesi ve 5 Arap ülkesinin yaptýðý plana göre, yönetici deðiþikliðinin bir faydasýnýn olmayacaðý bilincine muhalefet bir ay içerisinde sahip olunmasý gerekmektedir. Bu aralarýnda yapýlacak olan bir anlaþma ile geri çekilerek görevini yalnýzca Yemen için geçerli deðil, yardýmcýsý Abulrabu Manur Hadi'ye isyan hareketlerinin baþ gösterdiði

bütün Arap ülkeleri için geçerli olan bir gerçektir. Elbette bu coðrafyadaki uygulamalarýn baþýnda bulunan güçler, kendi sistemlerinin, kendi iktidarlarýnýn alabileceði zararý en aza indirgeyebilmek, halký sindirmek adýna önlemler alacaktýr. Bu noktada halkýn reformist yaklaþýmlara karþý bir tutum sergilemesi ve mücadeleye, mevcut iktidarlarý deðiþtirmek için deðil, sistemi hedef alan þekilde devam etmeleri gerekmektedir. Bu da ancak ve ancak iþçi sýnýfý öncülüðünde tüm ezilenlerin sýnýfsal temelde ortak savaþýmý ile gelecektir.

Emperyalist güçler tarafýndan yýllarca, doðrudan desteklenen bu liderlerin, ayný geniþ coðrafya üzerinde iktidar sahibi olmalarý, emperyalizmin bu geniþ coðrafya üzerindeki emelleri olduðunun kanýtýdýr. Bu nedenle mücadeleye, emperyalizm karþýtý olan bir boyutta devam edilmelidir. Yapýlan uygulamalar, birbirleri ile doðrudan baðlantýlý olmakla birlikte sonunda emperyalizmle birleþen tek bir adrese çýkmaktadýr. Bu noktada, sýnýfsal temelde bir mücadele verilmesi ve emperyalizmin, sistemin temeline karþý bir ayaklanma geliþtirilmelidir. Halk elbette bu isyandan gerekli dersleri çýkaracak ve sýnýfsal temelde, emperyalizme ve iþbirlikçilerine karþý mücadele yürütecek gücü oluþturacaktýr.



TUM SAYI 9