Page 1

SayÝ: 2007/24

Üplerini emperyalist-siyonist gŸlere teslim edenler

22 Haziran 2007

50 YKr

DŸzen gŸlerinin dalaßõnda deÛißen bir ßey yokÉ

Yeni hamleler, ortaya saõlan kirli planlar ve pislikler!

halklara kirli tuzaklar hazÝrlÝyor... Sermaye seimlerde at deÛißtirmek istemiyor!

22 Temmuz seimleri Ÿzerine BDSP temsilcisi Üstanbul 1. Bšlge BaÛõmsõz Sosyalist Milletvekili adayõ N. Þafak …zdoÛan ile konußtuk...

ÒSeimlerden devrimci amalar iin faydalanmayõ hedefliyoruz!Ó Fikret Baßkaya ile konußtuk...

ÒBšlgeden emperyalizm ve kapitalizm defedilmelidir!Ó

Halklar arasÝ ilißkileri dinamitleme oyununu bozalÝm!

www.kizilbayrak.net


2  Kızıl Bayrak

İÇİNDEKİLER Halkları düşmanlaştırma oyununu bozalım! . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 3 Düzen güçlerinin dalaşında değişen bir şey yok… Yeni hamleler, ortaya saçılan kirli planlar ve pislikler!. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 4 Darbe ve savaş senaryoları. . . . . . . . . . . 5 Kontrgerilla elemanları işbaşında! . . . . . 6 Kontrgerilla pisliğini devrim temizleyecek! . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 7 Sermaye seçimlerde at değiştirmek istemiyor. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 8 CHP’nin vaadleri ya da yalandan kim ölmüş!. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 9 Gülsuyu ve Esenyurt’ta aday tanıtım toplantıları . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 10 BDSP’nin seçim çalışmalarından. . 11-15 22 Temmuz seçimleri üzerine BDSP temsilcisi İstanbul 1. Bölge Bağımsız Sosyalist Milletvekili adayı N. Şafak Özdüğün ile konuştuk... “Seçimlerden devrimci amaçlar için faydalanmayı hedefliyoruz!”.. (Orta sayfa) . . . . . 16-17 15-16 Haziran etkinliklerinden... . . . . . 18 Ya istikrar ya ölüm (mü?)! . . . . . . . . . . 19 Polisin yetkilerini artıran yasa değişikliği onaylandı... Polis devleti uygulamaları yaygınlaştırılıyor! Özgürlükler için devrimci mücadele! . . . . . . . . . . . . . . . 20 Genelkurmay’ın şovenizmi kışkırtan açıklamasına tepkiler.... . . . . . . . . . . . . 21 BMİS 1 No’lu Şube Genel Kurulu gerçekleşti... . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 22 İşçi-emekçi hareketinden.... . . . . . . . . . 23 23 Temmuz Tüsiap-c’nin zaferinin tescili veya devrimi/sosyalizmi yeniden düşünmek . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 24 Mercan’da katledilenler anıldı... . . . . . 25 Binali Soydan derhal serbest bırakılsın! . . . . . . . . . . . . . . . . 26 Direnen Filistin halkı er geç kazanacak! . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 27 İsrail’in 16 yıllık planı ve 80 dakikalık kararı . . . . . . . . . . . . . . . . 28 Komünist kadın önder Clara Zetkin!.. . 29 Fikret Başkaya ile konuştuk... “Bölgeden emperyalizm ve kapitalizm defedilmelidir!” . . . . . . . . . . . . . . . . . . 30 Mücadele Postası . . . . . . . . . . . . . . . . . 31

Sosyalizm İçin

Kızıl Bayrak Haftalık Sosyalist Siyasal Gazete

Sayı: 2007/24  22 Haziran 2007 Fiyatı: 50 Ykr

Sahibi ve Y. İşl. Md.: Gülcan CEYRAN EKİNCİ

EKSEN Basım Yayın Ltd. Şti. Yayın türü: Süreli Yaygın

Kızıl Bayrak’tan...

Kızıl Bayrak’tan

Seçim çalışmalarımız giderek yoğunlaşıyor. Bu hafta sonu yapılacak açılışlarla birlikte, seçim büroları sorunu da büyük oranda çözülmüş olacak. Böylece, seçim bürosu için ayrılan zaman ve emeğin de, artık alanlardaki çalışmalara yoğunlaştırılması mümkün olacak. Özellikle alan çalışmalarına ilişkin bilgi ve haber akışının, gazetemizi ve sitemizi günlük olarak besleyecek biçimde planlanabilmesi gerekiyor. Fakat bölgelerde çalışmalara katılan yoldaşların sadece kendi çalışmalarıyla değil, çevre ile de daha dikkatli biçimde ilgilenmesi, bulundukları alandaki her türlü çalışmadan haberdar olması, birimlerine iletmesi ve bu gelişmeler buralarda değerlendirildikten sonra, gerekiyorsa haber konusu edilmesi lazım. Biz, seçim sürecini kendi çalışmalarından ibaret gören bir bakışa sahip olmadığımıza göre, böyle gösteren bir tutum içinde de olamayız. Fakat tablodan göründüğü kadarıyla, muhatabımız, büyük oranda yine burjuvazidir, burjuva partilerdir. Bu partilerin yerellerdeki etkinliklerinden de yararlanılarak yapılacak somut teşhirler içinse, bu etkinliklerine ilişkin kısa haberlerin zamanında ve düzenli olarak akması son derece önemlidir. Her zaman olduğu gibi seçimlerde de sınıfa karşı devrimci görevlerle yükümlü olduğumuzu, yani oy kaygısı taşımadığımızı söylüyoruz. Bu elbette doğrudur. Ancak bu doğru bizim oylarla ilgilenmediğimiz anlamına gelmiyor. Öyle olsaydı eğer seçimlerle de ilgilenmememiz gerekirdi. Sınıfın oylarıyla çok yakından ilgilendiğimiz içindir ki, işçi oylarının düzen partilerine değil, kendi sınıf partilerine döndürülmesi için uğraşıyoruz ve döndürünceye kadar uğraşmaya da devam edeceğiz. Onlara, “düzen partilerini desteklemeyin, devrim ve sosyalizmi destekleyin” diyoruz. Bunun kendini tezahür ettiği biçimlerden biri de işçi ve emekçilerin devrimci sosyalist adaylara yani devrime ve sosyalizme verilecek oydur. Biz emekçilere “kendi parti ve programınıza oy verin” diyeceğiz. Sonuçta, yani seçimlerin sonunda, ne kadar işçiyi ikna ettiğimizi biraz da topladığımız oylar gösterecek. Dolayısıyla, oylar bizim için de önemlidir. Ama bu çerçevede ve bu düzeyde. Alanlarda bu çalışmalara heyecanla katılan genç yoldaşlarımızın pek çoğu, belki de seçimler üzerine ilk

Genel Dağıtım: YAYSAT

kez bir çalışma yürütüyor. Bu çalışma sayesinde önemli bir deneyim ve birikim edinecekler. Karşılarına çıkabilecek pek çok konuda ilk olmanın verdiği tereddütleri aşabilmek için, önceki seçim çalışmalarımıza ilişkin değerlendirmeleri dikkatle incelemelerinde yarar var. Özellikle kitle ilişkilerinde onları fazlasıyla rahatlatacak bu metinlerin el altında bulundurulması gerekiyor. Açılışlarını başarıyla gerçekleştiren bölgelerdeki yoldaşları kutluyor, başarılarının devamını diliyoruz. Açılışa hazırlanan bölgelerdeki yoldaşları da başarı dileklerimizle şimdiden kutluyoruz.

. . . e d r e l ii y a b e v Kitapçı

Yönetim Adresi: Eksen Yayıncılık Mollaşeref Mh. Turgut Özal Cd. (Millet Cd.) No: 50/10 İstanbul Tel: 0 (212) 621 74 52 Fax: 0 (212) 534 95 90 e-mail: kb1@tnn.net Web: http://www.kizilbayrak.de http://www.kizilbayrak.net http://www.kizilbayrak.com

Baskı: Gün Matbaacılık İSTANBUL Tel: 0 (212) 426 63 30

Sayı:2007/24  22 Haziran 2007

CMYK


Sayı:2007/24  22 Haziran 2007

Kapak

İplerini emperyalist-siyonist güçlere teslim eden egemenlerin kirli planları...

Kızıl Bayrak  3

Halkları düşmanlaştırma oyununu bozalım! Darbe tehdidi altında ağır aksak ilerleyen erken seçim süreci, piyasaya sürülen Washington kaynaklı bir “senaryo” ile daha da gölgelendi. Bush liderliğindeki neofaşist şebeke ile siyonist İsrail’e hizmet sunan bir “düşünce kuruluşu”nda (Hudson Enstitüsü) yapılan toplantıda tartışılan “senaryo”ya göre; geçenlerde emekli olan Anayasa Mahkemesi Başkanı suikasta kurban gidiyor, Beyoğlu’nda 50 kişinin ölümüne yol açan bombalı saldırıyı PKK üstleniyor. Bu olayları fırsat bilen Türk ordusu 50 bin askerle “Kuzey Irak”a saldırıyor. “Savaş hali” olacağı için seçimlerin ertelenmesi gündeme gelebilecek. Bu senaryoda cevabı aranan soru ise; “böylesi bir durumda Amerikan rejimi ne yapar?” “Gizli” toplantının BBC Türkçe servisinde yer alan haberini hazırlayan, Washington’ın derin katlarından bilgi devşirme yeteneği ile tanınan Yasemin Çongar, toplantıya iki tuğgeneralin de katıldığını bildirdi. Katıldığı kesinlik kazanan iki generalden birinin Genelkurmay Stratejik Araştırma ve Etüt Merkezi’nin (SAREM) Başkanı Tuğg. Süha Tanyeri, diğerinin ise Savunma Ataşesi Tuğg. Bertan Nogaylaroğlu olduğu belirtildi. Bu arada katılımcılar arasında Celal Talabani’nin oğlunun bulunması da dikkate değer bulundu. Ara sıra Washington’da arz-ı endam eyleyen bazı sermaye kalemşörleri, bu tür toplantıların bir çeşit “nabız tutuma/test etme” işlevi gördüğünü deneyimlerine dayanarak söylüyorlar. Bundan dolayı toplantıya katılan bazı Amerikalıların, Yasemin Çongar’a, “Türk askerleri bizi test etti” şeklinde yorum yapmaları, “senaryo”nun Türk generalleri tarafından hazırlanmış olabileceği izlenimini yarattı. Toplantıdan aktarılan bir diğer bilgi ise, Türk generallerinin PKK liderlerinin Türkiye’ye teslim edilmesine, “AKP’nin işine yarar” diye karşı çıkmalarıdır. Amerikancı generallerin bu tutumu ilk bakışta şaşırtıcı gibi gelebilir. Ancak öyle değil! “Teröre karşı savaşıyoruz” bahanesiyle bütçeden ek ödenekler alan, ardı ardına silah ihaleleri bağlayan, asker cenazelerini ırkçı-şoven gösterilere dönüştürerek Tayyip ve müritlerini sıkıştıran generallerin, en azından belli bir süre daha PKK eylemlerine veya PKK’ye mal edilebilecek türden eylemlere ihtiyaç duyduklarını söylemek mümkündür. Çatışma ortamı, asker cenazeleri Güney Kürdistan’a olası bir saldırı için toplumun belli bir kesiminin desteğini arkaya almak için de işlevsel görünüyor. “Emekli” generaller komutasındaki kontrgerillanın cephaneliğinde açığa çıkarılan türden bombaların, eğer militarist güçlerine işine yarayacaksa İstiklal Caddesi’nde de patlatılması uzak bir ihtimal sayılmaz. Zaten Genelkurmay başkanı da bir süre önce büyük kentlerde Ankara’dakine benzer patlamaların olabileceğini “müjdelemiş”ti. Çankaya tepesinin eteklerine dayanan egemenler arası iktidar ve rant savaşında tarafların medyadaki uzantıları, kimi zaman birbirlerini ABD’ci diye suçluyorlar. Taraflardan biri hakkında Washington kaynaklı en ufak bir olumsuz söylem bile, diğerinin peşinde koşan kalemşör takımı tarafından kaleme alınan makalelerde, rakip tarafın ABD ile sıkı

ilişkiler içinde olduğunun gerekçesi olarak gösteriliyor. Güya böylece taraflar Amerikancı olmadıklarını kanıtlıyorlar. Bu konuda her iki taraf da tam bir riyakârlık içindedir. Zira emperyalist Amerikan rejiminin şefleri de kendi içlerinde farklı kliklere ayrılmıştır. Bu durumun Türkiye’deki işbirlikçi takımıyla ilişkilere yansıması da kaçınılmaz. Nitekim Washington kaynaklı haberler de kimi zaman hükümeti, kimi zaman ise generalleri destekleyen açıklamalara rastlamak mümkündür. Buna göre tarafların Washington’da hem övücüleri, hem yericileri mevcuttur. Yani her iki tarafın da ipleri Washington’a uzanıyor. Nitekim Güney Kürdistan’a dönük olası bir saldırıya yol açacak “akla uygun” bir “senaryo”nun masaya yatırıldığı toplantının medyaya sızdırılması da, ABD rejimindeki farklı eğilimleri olan kliklerin işi kabul ediliyor. Bu ve daha pek çok verinin de gösterdiği üzere, hem generallerin, hem Tayyip Erdoğan ve müritlerinin ipleri sıkı sıkıya Washington’a bağladır. Ancak ipleri tutanlar arasında bazı farklar da vardır. Bu da çelişkili gibi görünen Washington kaynaklı tutum ve açıklamaların ardından yatan nedenleri açıklıyor. Hal böyleyken, AKP’nin kullanılacak geçici bir “fenomen” olması, Washington’daki ibrenin neden genelde generallerden yana olduğunu anlaşılır kılıyor. Giderek soysuzlaşan egemenlerin iplerini Washington’daki haydutların ellerine teslim etmeleri, dahası birbiriyle çatışırken de aynı haydutlardan destek arayışı yarışına girmeleri, Türk egemenlerini efendileri karşısında daha da iradesizleştirmektedir. Büyük Ortadoğu/Büyük İsrail projesinin Irak bataklığına saplanması, sıranın İran veya Suriye’ye gelmesini şimdiye kadar engellemiş olsa da, emperyalist-siyonist haydutların bu iki ülke ile bir

şekilde hesaplaşmak istediği bir sır değil. Egemenlerin iplerini Washington’a teslim etmiş olmaları, ABD-İsrail ikilisi tarafından komşu halklara karşı girişilecek olası saldırıların aktif suç ortaklığına girişmeleri olasılığını arttırmaktadır. Türk burjuvazisi ve onun gerici devletinin Kürt halkına karşı ırkçı-inkarcı politikada ısrar etmesi ve iflas etmiş bu politikanın yarattığı sorunları halklar arası düşmanlığı körüklemenin olanağına çevirme manevraları sonuç itibarıyla emperyalist/siyonist güçlerin işine yarayacaktır. Irak’ta, Lübnan’da, Filistin’de halkları birbirine kırdırarak güçten düşürme taktiği izleyen ABD-İsrail ikilisinin izinden giden Ankara’daki Amerikancılar da, ırkçı-şoven histeriyi körükleyerek, Türkiye halkları arasında düşmanlık tohumları ekmeye çalışıyorlar. Süreci bu yönde ilerleten Türk egemenlerinin kirli emellerine ulaşıp ulaşmayacakları belli değil. Ancak bu gidişatın çarkına çomak sokulmazsa eğer, Türkiye halkları başta olmak üzere tüm bölge halklarının ağır bir faturayla karşı karşıya kalması mümkündür. Halkları köleleştirme seferini sürdüren emperyalist-siyonist güçlerin Ortadoğu’yu Balkanlaştırma planlarının kısmen hedefine ulaştığını söylemek mümkün. Özellikle Irak, Lübnan, Filistin üçgeninde derinleştirilen sorunların yer yer çatışmaya dönüşmesi giderek vahim bir hal almaktadır. Anti-emperyalist, anti-siyonist direnişi zayıflatan bu temel faktör, halklar arası dayanışmanın örülmesini de zorlaştırıyor. Oysa emperyalizme, siyonizme ve soysuz işbirlikçilerine karşı birleşik direnişin önemi günden güne artmaktadır. Verili tüm güçlüklere karşın, devrimci ve ilerici güçler, halklar arası dayanışma ve birleşik direnişi örmek için etkin bir çaba sarfetme göreviyle karşı karşıyadırlar.


4  Kızıl Bayrak

Düzen cephesi...

Düzen güçlerinin dalaşında değişen bir şey yok…

Sayı:2007/24  22 Haziran 2007

Yeni hamleler, ortaya saçılan kirli planlar ve pislikler! Son dönemde sistemli adımlarla ısıtılan sınır ötesi operasyon konusu, Kürt sorununda devletin inkar ve imha politikasının bir ürünü olmakla birlikte, esasen ordu-AKP eksenli çatışmanın damgasını taşıyor. Öyle ki, sınır ötesi operasyon yönünde toplum düzeyinde psikolojik bir savaş halinde yürütülen kampanya, tarafların birbirlerine yönelik hamleleriyle at başı gidiyor. Kürt sorununu kullanarak rakibini kıstırmak ve güçten düşürmek bugüne kadar düzen güçlerinin iç mücadelelerinin etkili bir yöntemi oldu. Mevcut iç mücadelenin bir çatışma boyutuna ulaştığı düşünülürse, gerek ordunun ve gerekse AKP’nin bu yöntemi kullanmak konusundaki gayretkeşlikleri daha rahat anlaşılabilir. Bugün PKK’nin Güney Kürdistan’daki askeri varlığı bahane edilerek yürütülen bu karşılıklı mücadelede her gün yeni hamlelerle karşılaşmak mümkün. Bu mücadelede bazen ordu inisiyatifi alıp öne geçiyor gibi görünüyor, fakat kısa zaman sonra AKP cephesi yeni hamlelerle durumu dengeleyerek konumunu sürdürüyor. Bu karşılıklı mücadele sertliği ölçüsünde düzenin hukukunun kabaca çiğnenmesiyle, her türlü savaş yönteminin kullanıldığı bir mücadele olarak seyrediyor. Genelkurmay muhtıraları, Anayasa Mahkemesi aracılığıyla yasaların kabaca çiğnenmesiyle konulan engeller, sivil uzantıların sokağa salınması, halkın hedef alındığı bombalamalar, kontr-gerilla çetelerinin aktifleştirilmesi ve bu çetelerin büyük cephaneliklerle yakalanması vb. vb. Tüm bunlar son dönemde bu çerçevede yaşananların sadece bir kısmı. Bu kapsamda geçtiğimiz haftanın da muhasebesini yapabiliriz. Haftaya hükümetin mücadelede inisiyatifi eline almasıyla girilmişti. Sınır ötesi operasyon kampanyasıyla hedefe çakılan ve artık istisnasız her asker cenazesinde protesto edilen AKP, ipin ucunun kaçtığını gördüğü ölçüde bu gidişata artık dur deme gereği duydu. Bu amaçla generallerle bir zirve yapıldı ve sınır ötesi operasyona bu aşamada karşı oldukları ortaya konuldu. AKP bu çıkışını ABD’nin de ordunun çıkışları karşısındaki artan rahatsızlığına borçluydu. Sonuçta AKP’nin yaptığı bu konudaki ABD çizgisini hararetle savunmak oldu. Bunu yaparak AKP, iç çatışmada aleyhine bir hayli bozulmuş olan dengeleri de yeniden kurmak imkanına sahip oldu. Elbette iç çatışma sürdüğü ölçüde, bu dengenin uzun süre bu biçimde korunma imkanı yoktur. Bundan dolayı AKP sağladığı dengeyi korumanın dahi yeni hamleleri gerektirdiğini iyi bildiği için, inisiyatif kendisinde iken yeni hamlelerle rakibinin üzerine gitmeye devam etti. Bunun sonucunda bu hafta içerisinde bir dizi çarpıcı gelişmeye tanık olduk. Ordunun ipliğini pazara döken ve böyle olduğu ölçüde düzenin pisliklerine ışık tutan bu gelişmelerden ilki, ordunun kontr-gerilla şebekesine vurulan darbe oldu. Ümraniye’de yapılan bir polis operasyonuyla “Cumhuriyet Mitingleri”nin örgütleyicilerinden olan ve ordunun sivil uzantısı olarak çalışan “Kuvvai Milliye Derneği”nin başkanı emekli subay bir cephanelikle birlikte yakalandı. Bu emekli askerin, Danıştay saldırısında adı geçen yüzbaşı ve her pisliğin altından çıkan general Veli Küçük ile içli dışlı olduğu

ortaya konuldu. Bu cephaneliğin ne amaçla ve ne şekilde kullanıldığı malum. Danıştay saldırısından Hrant Dink suikastına ve Ulus’taki patlamaya kadar bir dizi olayın ardında ordu yönetimindeki bu çete bulunuyor. Elbette yakalananlar sadece bu çetenin zaten açığa çıkmış olan unsurlarıdır. AKP, neredeyse ordu cephesine karşı yaptığı her karşı saldırıda benzer bir operasyona imza atıyor; Atabeyler, Küre vb... Ümraniye’de ele geçirilen bu cephanelik de bu kapsamda gerçekleştirilmiş bir operasyondur. Bundan dolayı, düzenin temellerine yöneldiği ve ordu durumu dengeleyecek bir takım hamleler yaptığı ölçüde, kısa süre sonra bu pisliğin de öncekilerin başına geldiği gibi üzeri örtülecektir. AKP cephesinden bu hafta yapılan ikinci hamle oldukça etkili bir darbe oldu. Hafta içerisinde medyaya sızdırılan bir habere göre, Amerika’da Hudson Enstitüsü adlı ABD yönetimine yakın bir “Think-thank” kuruluşunca düzenlenen bir toplantıda Türkiye’de bundan sonra olacaklar üzerine bir senaryo üzerine konuşulmuştu. Son dönemde yaşanan birçok kanlı ve kirli olaya dair ipucu veren bu senaryoya göre, Anayasa Mahkemesi’nin emekli olan başkanı Tülay Tuğcu’ya düzenlenecek bir suikastın ardından Beyoğlu’nda PKK adına 50 kişinin öldüğü bir bombalama gerçekleştirilecek, bunun hemen ardından da ordu sınır ötesi operasyona girişecek. Bu senaryo ile birlikte toplantıya dair en çarpıcı bilgilerden bir diğeri ise, toplantının katılımcıları arasında Genelkurmay’a bağlı “Stratejik Araştırmalar MerkeziSAREM”in Başkanı ile Türkiye’nin ABD askeri ateşesinin katılmış olmasıydı. Ayrıntılar arasında bu askerlerden birinin şu aşamada sınır ötesi operasyonun AKP’ye yarayacağı için tercih edilmemesi gerektiği biçiminde sözler sarf ettiği de bulunmaktaydı.

İşte düzen cephesinden ve özelde de Genelkurmay cephesinden işlerin nasıl yürütüldüğünü apaçık biçimde gösteren bu olayın deşifre edilmesi o denli etkili bir hamle oldu ki, ordu cephesinden durumu kurtarmaya yönelik bir açıklama yapılmış olsa da, tatmin edici olmaktan uzak kaldı. Fakat ordunun dengeyi yeniden kurmak ve inisiyatifi eline almak üzere yeni hamlelerini hazırlamakta olduğunu kesin olarak söyleyebiliriz. Bu hamlelerin neler olabileceği ise ana başlıklar halinde sıralanabilir. Birincisi, PKK karşısında ordunun kahramanlığı propagandasına malzeme oluşturmak üzere kapsamlı askeri operasyonlar ve çatışmalar; ikincisi, Büyükkanıt’ın Ulus’taki patlama yerinde duyurduğu büyük şehirlerde patlayacak yeni bombalar, üçüncüsü sivil uzantılarının “refleks” mitingleri ve benzen nitelikteki eylemleri, bu çerçevede ilk akla gelenler olacaktır. Elbette Şemdinli’de olduğu gibi Genelkurmay pisliğini sahiplenip sopasını gösterme yoluna da gidebilir. Bu olasılık da zayıf değildir. Düzen güçlerinin iç dalaşmasının aldığı boyutlara bağlı olarak ortaya çıkan tüm bu pislikler karşısında eksik olan, düzeni bir bütün olarak karşısına alacak bağımsız bir toplumsal mücadele cephesidir. Bu mücadele cephesi olmadığı için, düzen bu pisliklerin üzerini kısa vadede örtebilmekte ve tüm bunlara karşın ülkeyi yönetebilmektedir. Bu durum, düzene karşı mücadelenin büyütülmesi görevlerinin ne denli acil ve gerekli olduğunu göstermektedir. Düzenin ortaya saçılan pisliklerinin teşhiriyle birlikte, bu düzenin esasta işçi ve emekçilerin ve Kürt halkının köleliği üzerine bina edildiğini ve egemenler arasındaki çatışmanın gerici bir çıkar çatışması olduğunu ortaya sermek, bu çerçevede oluşturulacak devrimci mücadele cephesinin yapması gereken ilk işlerdendir.


Sayı:2007/24  22 Haziran 2007

Kızıl Bayrak  5

Düzen cephesi...

Darbe ve savaş senaryoları Amerika’da Pentagon’un uzantılarından biri olarak tanınan bir düşünce üretim kuruluşunda geçtiğimiz günlerde, Türk ordusunu temsilen generallerin de katıldığı bir toplantıda tartışılan Türkiye ile ilgili bir senaryo epeyce gürültü kopardı. Türkiye üzerine böyle “karanlık felaket senaryoları” üretilmesi hem siyasette hem de medyada ciddi bir tepkiyle karşılandı. Tayyip Erdoğan senaryoyu “deli saçması” olarak nitelerken, TBMM Başkanı Bülent Arınç, Genelkurmay’dan açıklama beklediklerini söyledi. Kitlelerden “refleks” bekleyen Genelkurmay ise, kendisi her nedense konuyla ilgili açıklama yapmada bir “refleks” göstermedi (!) Daha sonra gecikerek de olsa haberi yalanlamakla yetindi. ABD yönetimiyle çok yönlü ilişkileri olan Milliyet’in Washington muhabiri Yasemin Çongar üzerinden medyaya sızdırılan senaryonun ana hatları şöyle: * Bir intihar saldırganı, patlayıcı yüklü kamyonetiyle Beyoğlu’nda karakol binasına çarpar... Saldırıda en az 50 kişi hayatını kaybeder, 200 kişi ağır yaralanır. Hiçbir örgüt sorumluluk üstlenmese de eylemi PKK’nin yaptığı söylentisi birkaç saat içinde yayılır. * İçişleri Bakanlığı yetkilileri, saldırganın Güney Kürdistan’daki PKK kampında eğitim gördüğünü açıklar. Genelkurmay bu tespite katılarak Irak sınırı iyi korunmadıkça ve örgütün emir-komuta yapısı dağıtılmadıkça, PKK’nin büyük şehirlerdeki eylemlerini sürdüreceğini açıklayarak derhal sınır ötesi harekât yapılmasını ister. ABD Dışişleri, Türkiye’ye itidal çağrısı yapar. * Ankara’da, Anayasa Mahkemesi önündeki intihar saldırısında, (eski) Mahkeme Başkanı Tülay Tuğcu ağır yaralanır ve kaldırıldığı hastanede ölür. Kullanılan patlayıcıların Beyoğlu eylemindekiyle aynı olduğu anlaşılır. * Eylemleri PKK’nin yaptığı, İçişleri ve Genelkurmay tarafından açıklanır. Milyonlarca kişi, Ankara, İstanbul, İzmir ve Samsun’da, orduyu PKK’ye öldürücü darbe vurmaya çağıran mitingler düzenler. * Hükümet, TBMM’den sınır ötesi operasyon için yetki kararı çıkarttırır. * 50 bin Türk askeri Irak sınırını geçer. ABD Dışişleri ve Irak, harekâtı kınar. Daha sonra Beyaz Saray, Türkiye’nin kendisini savunma hakkından söz eden bir açıklama yapar. * Mesud Barzani, Türk işgalini kınar ve peşmergenin Kürdistan’ı savunacağını bildirir. Tartışmalara konu olan senaryo bu. Peki senaryo çok mu hayali? Kuşkusuz ki, Hudson’da yapılan, hayali bir senaryo üzerine fikir jimnastiği değildir. Bugünün Türkiyesi’nde yaşıyor olup da Anayasa Mahkemesi Başkanı’na suikast düzenlenseydi kim şaşırırdı? Danıştay baskını ile bu suikast arasında bir fark var mı? Ya da Ankara’nın göbeğinde patlayan bombaya şaşırdık mı ki, Beyoğlu’nun göbeğinde bir bomba patlasaydı şaşıralım? Evinden, üçü daha önce Cumhuriyet gazetesi saldırısında kullanılmış, bir koli bomba çıkan emekli astsubayın ya da ortaya çıkan her çetenin bir şekilde irtibatlı olduğu emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin veya Veli Küçük’un kim olduğunu bilmeyen mi var? Ümraniye’deki kontrgerilla çetelerinde ele geçen silah ve bombalar, gerçekten çöpten mi toplanmış? Bunların numarası yok mu? Menşei belli değil mi? Burada MGK gizli görüşme tutanaklarının bulunması rastlantı sayılabilir mi? Bu tutanakları da “çöpten” mi buldular yoksa? Bu gelişme, kontrgerilla çetelerinin sermaye devletine

derinden bağlı olduğunu kanıtlamıyor mu? O senaryonun aktörleri bu çete bozuntuları değil mi? Genelkurmay açıklamasında hiç de inandırıcı değil. Senaryonun ötesinde, yaşanan gerçekler ortada. Kuşkusuz ki, senaryoda patlatılan bombalar ve yapılan açıklamalar, Anafartalar Çarşısı’ndaki bombalamadan sonra geliştirilen süreçle benzerlik taşıyor. Senaryoda, ABD’nin önce Türkiye’yi kınaması, sonra Türkiye’nin kendini savunma hakkından söz eden bir açıklama yapması da dikkat çekici. Senaryo bu bakımdan, her koşulda ABD’nin Türkiye’yi kendi bölge planlarına yedeklemek için elinde hazır kartlar bulundurduğunu gösteriyor. Bu senaryodan önce, gerek Güney’deki Kürt hükümetine karşı tutum ve gerekse PKK’ye karşı operasyon konusunda ABD ile görüş ayrılığı bulunan Genelkurmay’ın ‘Think Tank’i olan SAREM’in, toplantıya başkan düzeyinde katılması da gösteriyor ki, hükümeti Güney’e operasyon konusunda sıkıştırmasına ve tüm efelenmelerine rağmen ABD’nin politikalarını gözeten bir tutum içindedir. Senaryoyu duyuran Yasemin Çongar, askerlerin toplantıya katılanları önceden bildiklerini ve senaryodan haberdar olduklarını söylüyor ve “Askeri yetkililerin, 13 Haziran’da, Hudson’a kiminle, neyi konuşacaklarını bilerek gittiklerini tahmin ediyorum” diyor. Açıktır ki, Hudson Institute’de “Türkiye’de yapılması muhtemel bir askeri darbeyi ABD hangi koşullarda destekler“ konusu tartışılmaktadır. Taraflar, aralarında dolaylı ya da dolaysız aylardır tartıştıkları bir konuyu bir kere daha tartışmaktadır. Hepsi bu. “Turkey Workshop” (Türkiye Çalıştayı) adı verilen basına kapalı sözkonusu toplantı,13 Haziran’da düzenlenmiş. Toplantının çağrıcısı, daha önce Newsweek dergisinde “Türkiye’de 2007’de darbe olması ihtimali yüzde 50-50” başlıklı makalesi ile 27 Nisan Muhtırası’nı aylar öncesinden haber vermesiyle bilinen Zeyno Baran. Kuşkusuz ki, bu toplantıyı ilginç yapan, ABD’li bazı yetkili ve analizciler değil, orada, bazı Türk generallerin ve “aşiretlerle görüşmeyiz” denmesine rağmen Kürdistan Bölgesel Hükümeti Washington Temsilcisi ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin oğlu Kubad Talabani’nin yan yana olmasıdır. Generaller takımı, iç dalaşmalarının bir sonucu olarak, bir yandan “terör”e destek verdikleri gerekçesiyle Barzani ve Talabani’yle görüşmeyi hükümete yasaklayan bir tavır takınırken, diğer

yandan Talabani’nin oğlu ile iki general aynı masada oturup üstelik inanılmaz “terör” senaryoları tartışabilmektedir. Kuşkusuz bu ordunun dolaylı olarak Talabani’yle görüştüğü anlamına da gelmektedir. Bu konuda tam bir ikiyüzlülük içinde oldukları bir kez daha açığa çıkmıştır. Yine sözkonusu “felaket senaryosu”nun en son bölümünde, ABD’nin Güney Kürdistan’da bulunan PKK liderlerini Türkiye’ye teslim etmesi olasılığı üzerinde duruluyor. Bunun üzerine, adı geçen generaller, seçime bu kadar az bir zaman kalmışken ABD tarafından böyle bir “jest” yapılmasını, siyasi dengeyi AKP’den yana çevireceği endişesini dile getirerek, reddediyorlar. Bu da, “terör” konusunda kopartılan onca gürültünün manüplasyondan ibaret olduğunu bir kez daha gösteriyor. Bu toplantıya iki generalin katılması da tesadüf değildir. Toplantıya katılan Tuğgeneral Süha Tanyeri ile askeri ataşe Tuğgeneral Bertan Nogaylaroğlu sıradan generaller değildir. Tanyeri’nin Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde yer alan Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi’nin (SAREM) başkanı olarak görev yaptığı biliniyor. Hatırlanacağı üzere, SAREM, 8 Ocak 2002’de, Yaşar Büyükanıt’ın Genelkurmay İkinci Başkanı olduğu dönemde ön ayak olması sonucu, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun da hazır bulunduğu bir tanıtım toplantısında resmen açılmıştı. Tuğgeneral Bertan Nogaylaroğlu ise, Türkiye’nin Washington’daki askeri ataşesidir. Onu da Milliyet gazetesinin “Öyle görünüyor ki, Türk ve ABD askeri makamları arasından bugünlerde su bile sızmıyor” yorumu eşliğinde verdiği haber üzerinden, geçtiğimiz yıl Nisan ayında Türk-Amerikan Konseyi’nin savunma grubunun veda yemeğindeyken kadeh elde “to the United States” (ABD için!) haykırışıyla hatırlıyoruz. Yaşananlardan hareketle söylersek, son derece gerçekçi bir senaryo ile karşı karşıyayız. Üstelik son üç-beş ayın gelişmeleri dikkate alındığında, benzer bir senaryonun zaten yürürlükte olduğu da görülmektedir. Bu senaryo, Türkiye’nin uyguladığı iç ve dış siyasetin nerelerde hazırlandığını, kimler eliyle manüple edildiğini, şekillendirildiğini apaçık ortaya koymaktadır. Şu gerçeğin altı çizilmelidir ki, eğer emperyalist kölelik zinciri toplumsal bir devrimle parçalanmazsa, sadece daha çok “felaket senaryosu” izlemez, yaşamak zorunda da kalırız.


6  Kızıl Bayrak

Açık-gizli tüm faşist örgütlenmeler dağıtılsın!

Sayı:2007/24  22 Haziran 2007

Kontrgerilla elemanları işbaşında! Ümraniye’de bir gecekonduda düzenlenen baskında ele geçirilen gizli cephaneliğin Kuvayi Milliye Derneği’nin kurucularından emekli astsubay Oktay Yıldırım’a ait olduğu ortaya çıktı. Bomba yapımında kullanılan malzemelerin yanısıra birçok silahın bulunduğu evin emekli Astsubay Oktay Yıldırım tarafından tutulduğu da sermaye basınına yansıdı. Danıştay saldırısında adı geçen emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin’in de arkadaşı olan Oktay Yıldırım Orhan Pamuk’un 27 Temmuz’da Şişli 3. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmasında saldırgan tavırlarıyla öne çıkan isimdi. Perihan Mağden’in “Halkı askerlikten soğuttuğu” iddiasıyla yargılandığı duruşmada da “Ben gaziyim” diye bağırarak, provokasyon yapanları yönlendirenlerden biriydi. Kontra faaliyetleri konusunda uzman olan Yaşar Büyükanıt, Ankara’da patlatılan bombadan sonra olay yerine gitmiş, olayın failinin PKK olduğunu ilan etmiş, başka illerde de bu tür eylemlerin olabileceğini açıkça ifade etmişti. Oktay Yıldırım’a ait evde ortaya çıkarılan bomba yapımında kullanılan askeri malzemeler ve bomba yapımında kullanılan düzenekler, kontrgerilla örgütlenmesinden sorumlu şefin açıklamalarını doğrular niteliktedir. Ümraniye operasyonu kontrgerilla devleti gerçeğine ışık tutan yeni ve güncel bir örnek olması bakımından önemlidir. Zira son dönemde sivil halka yönelik bombalama eylemleri artarak devam ediyor. Ümraniye’deki kaza nedeniyle kontra faaliyetinin kesintiye uğrayacağını düşünmek, ölüden gözyaşı beklemekle eş değerdir. Kontrgerilla devletinin şebekeleri, klikler arası çatışmada Genelkurmay’ın elini güçlendirme, AKP’yi zayıflatma stratejisi çerçevesinde yoğun bir faaliyet yürütüyorlar. Kontra faaliyetlerinin üzerine şal çekmek için çaba gösteriyorlar. Bu eylemlerin faili olarak PKK’ya ve devrimci güçlere işaret ederek işçi ve emekçilerin bilincini bulandırmak, şovenizm zehirinin toplumsal etkisini artırmak için çabalıyorlar.

Kontrgerilla nedir, ne iş yapar?

ABD emperyalizmi, dünya genelinde çıkarlarına yönelen devrimci kitle hareketlerine müdahale etmek için 1950’li yılların sonundan itibaren dünya genelinde kontrgerilla örgütlenmesine hız verdi. Bu çerçevede dünyanın dört bir yanında CIA denetiminde ölüm mangaları oluşturuldu. Bir yandan baskıcı faşist rejimler desteklenirken, diğer yandan devrimci işçi ve emekçi eylemleri kanla bastırıldı. Kontrgerilla burjuva demokrasilerinin en yerleşik olduğu Avrupa’da bile örgütlendi. Fransız kontraları Ruanda’da iç savaşın çıkmasında ve katliamlarda görev aldı. Her ülkede kontrgerilla aynı işi yaptı. Bulundukları ülkelerde ortaya çıkan toplumsal mücadeleleri bastırmak varlık nedeniydi. Kontrgerilla örgütleri, burjuva devletler tarafında bir giyotin gibi çalıştırıldı. Emperyalist-kapitalist dünya sistemi, yasaları ve organları aracılığıyla yapamadığı işleri kontrgerilla örgütlenmesine havale ederek çözme çizgisinde ortaklaştı. Sermaye devletinin kontrgerilla örgütlenmesi devrimci sola ve işçi hareketine karşı yürüttüğü mücadelede sayısız cinayetin ve katliamın altına imza attı.12 Eylül öncesi 5000 devrimcinin, aydının, öğrencinin ve işçi önderinin ölümlerinin, Çorum, Maraş, Balgat, katliamlarının, Bahçelievler’de 7 TİP’linin öldürülmesinin, 1977 1 Mayıs katliamının

altındaki imza kontrgerilla devletine aitti. Olağanüstü Hal Bölgesi’nde Hizbullah adı altında yapılan yüzlerce yargısız infazın, JİTEM adı altında gerçekleştirilen eylemlerin failleri olan kontrgerilla elamanları “Ne yaptıysak devlet için yaptık” diyerek sırtlarını kontrgerilla örgütlenmesinin kaynağı olan devlete dayadılar 7 TİP’liyi nasıl öldürdüklerini anlatan ve Mehmet Ağar’ın nikâh şahitliğini yaptığı Haluk Kırcı, aynı zamanda Çatlı’nın suç ortağıydı. Balgat katliamı sanığı Mustafa Pehlivanlı, “bütün olayların arkasında Çatlı vardır” diyordu. Ve bu Çatlı’nın silah ruhsatı, pasaportu, herşeyi devlet tarafından sağlanmış, dünyanın her yerinde iş ve eylem yapması emperyalist güçlerce onaylanmıştı. Yine bu ekipten Korkut Eken, “Emirsiz ve devletten habersiz hiçbir şey yapmadım” diyerek bu suç örgütünün devletle ilişkisini itiraf ediyordu. Faşist hareketle ve kontrgerillayla ilişkisi Susurluk davası nedeniyle ortaya çıkan isimlerin hemen hepsi MHP, BBP orijinli. Çatlılar, Şahinler, Ekenler hep MHP kökenli kadrolar. BBP lideri, “Çatlı dava arkadaşımdır” diyordu, zira BBP Başkanı bir dönem ülkücü gençliğin birinci, Çatlı ise ikinci adamıydı. Cezaevlerinden salınan özel timcileri sloganlar atıp kurbanlar keserek karşılayanlar MHP’lilerdi. Bu olaylar bir kez daha gösterdi ki MHP ve BBP kontrgerilla için kadro kaynağıdır. Kontrgerilla dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de tetikçilerini faşist hareketten devşiriyor. Faşizm kanla beslendiği için ölüm timleri de faşist hareketin kadrolaşmasını pekiştiriyor. Bu durum faşist partilerin devlet içinde örgütlenip kök salması işlevi de görmektedir. Susurluk’ta adı geçen JİTEM’ci asker ve generaller, MİT ve emniyet müdürleri, ırkçı polisler saymakla bitmez. “Bugüne kadar ne öğrendiysem Başbuğumdan öğrendim” diyen valiler, devrimcilerin ölüm emrini veren ve devlet töreniyle gömülen Türkeş bunlardan sadece birkaç tanesidir. Kontrgerilla çeteleri on yıllardan beridir Kürt halkına yönelik kirli savaştan besleniyor. Kirli savaş, kontrgerilla devletinin her alanda tahkimata yöneltiyor. İstihbarat örgütlerini, kafatasçıları

harekete geçiren bir yandan savaştan elde edilen rantsa diğer yandan da azgın milliyetçilik ve ırkçılıktır. Kürt halkına yönelik kirli savaşta yargısız infazlar, faili meçhul cinayetler ayyuka çıktı. Bütçenin yüzde 10’a yakını savaşa harcanıyor. Bu katrilyonlarla ifade edilebilecek kadar büyük para uluslararası savaş ve silah tacirlerinin ilgisini çekiyor. Eroin trafiğinin bu ölüm timlerinin, faşist çetelerin elinde tekelleşmesiyle bir o kadar daha para ortaya çıkıyor. Söz konusu olan paranın bu kadar büyük olması zaman zaman cinayet şebekelerinin birbirine girmesine, çetelerin birbirlerinin ayağına dolanmasına yol açabiliyor. Emniyetçilerle JİTEM ve MİT’in birbirlerini suçlayan açıklamalar yapması bunun ifadesidir. Onyıllardır toplumda kullanılan değerlerin çökmesi, devlete ve kurumlarına karşı artan güvensizlik ve çözülemeyen Kürt sorununun yanına bir de İslami hareketin yükselişinin eklenmesi egemen sınıfı iyice zora sokuyor. Bu ekonomik ve siyasal krizi darbe tehditleriyle hafifletmiş olması krizden çıkmaya yetmiyor. Çetelerin cirit attığı, polis terörünün yoğunlaştığı, Şemdinli’de Umut Kitapevi’nin bombalanması eyleminin failleriyle ilgili verilen cezanın Yargıtay tarafından bozulduğu, katliam sanıkları olan kontrgerilla elamanlarının tek tek serbest bırakıldığı bir süreçten geçiyoruz. Düzen içi it dalaşında üstünlük elde etmek için çabalayan Genelkurmay bir yandan “Cumhuriyet elden gidiyor” yaygarasıyla kitleleri gerici sokak eylemlerine çekerken, öte yandan Kürt halkına yönelik imha ve inkar politikasının zeminini güçlendirmek için kontra eylemlerini tırmandırıyor. İstanbul’da ortaya çıkarılan Emekli astsubay Oktay Yıldırım’a ait ev ve evde bulunan bomba ve silahlar kontra eylemlerin süreceğinin açık göstergesidir. Kontrgerilla devletini ve çetelerini teşhir etmek, düzen içi it dalaşının gerçek yüzünü ortaya sermek, Kürt halkına yönelik savaş politikasına karşı işçilerin birliği halkların kardeşliği şiarını yükseltmek, devrimci politik çalışmanın önemli bir görevidir. Bu görev öncelikle sınıf devrimcilerinin omuzlarındadır.


Sayı:2007/24  22 Haziran 2007

Açık-gizli tüm faşist örgütlenmeler dağıtılsın!

Kontrgerilla pisliğini devrim temizleyecek! Her kanlı-karanlık olayın altından kontrgerillanın kirli kişi ve ilişkileri çıkıyor. Son olarak Ümraniye’de bombalarla yakalananların da kontrgerilla elemanı olduğu anlaşıldı. 27 taarruz ve savunma tipi el bombasının ele geçirildiği evin sahibi Mehmet Demirtaş’ın, emekli tuğgeneral Veli Küçük, emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin, emekli astsubay Oktay Yıldırım ve Kuvayi Milliye Derneği kurucularından Bekir Öztürk’ün sık sık görüştüğünü bildirmesine rağmen, Tekin, Yıldırım, Demirtaş ve ve Demirtaş’ın yeğeni Ali Yiğit ‘terör örgütü üyesi olmak, tehlikeli ve patlayıcı madde bulundurmak’ iddiasıyla tutuklanırken, Veli Küçük hakkında yine herhangi bir işlem yapılmadı. Daha önce de Susurluk ve Danıştay saldırısında adı geçmesine rağmen, emekli tuğgeneral hakkında herhangi bir kovuşturmaya gerek görülmedi. Gerçi bu güne dek ‘kazara’ açığa çıkıp gözaltına alınan, tutuklanan kontrgerillacılara birşey olmuş değil. Ne kadar ‘alt’larda olursa olsunlar, bir biçimde aklanıp, temizlenip görevleri başına geri yollanıyorlar. Buna rağmen Veli Küçük’e asla dokunulmaması, bu tuğu kanlı generalin kontrgerilla içindeki mevkiini de işaret ediyor. Görevleri halk düşmanlığıdır. Bombalı evde gözaltına alınan Ali Yiğit’in polise verdiği ifadeye göre, şimdi de, seçim öncesinde önemli bir siyasi kişiye bombalı saldırı yapmaya hazırlandıklarını öğrenmiş olduk. Belki de Amerika’da yazılan sansasyonel senaryodaki görev bunlara verilmiştir. Belki de o senaryoda sözü geçen bombalı saldırı, Cumhuriyet gazetesinin bombalanmasında olduğu gibi kurugürültü bombalaması olacaktır. Ne de olsa Ümraniye’de bulunan el bombalarıyla Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan el bombalarının aynı seri numaralara sahip olduğu anlaşılmıştır. Cumhuriyet gazetesi bombalandığında kontrgerilla parmağına ilk işaret eden biz komünistler olmuştuk. Elbette o gün ortaya böyle deliller saçılmadı. Ancak olayın toplam atmosfer içindeki yerine bakıldığında bir dezenformasyon faaliyetiyle karşı karşıya olunduğu açık biçimde görülüyordu. Şimdi bombaların seri numaralarıyla birlikte sahipleri de ortaya çıktığına göre, acaba Cumhuriyet yazarları ‘dinci saldırı’ yorumlarını nasıl açıklayacaklar? Hükümete yönelik komplo saldırılarında, söz konusu dezenformasyon faaliyetine dahil olduklarını mı itiraf edecekler yoksa?!. Ümraniye’de bombalarıyla derdest edilen bu kontrgerilla timinin, Türk Mukavemet Teşkilatı’ndan Ergenekon’a kadar, ‘eski’ kontrgerilla isimleriyle bağlantılı çalışmalar yaptıkları, incelenen bilgisayarlarındaki kayıtlarda görülmüş. Bu kayıtlarda ayrıca, MGK’nin ‘çok gizli’ toplantı tutanakları da kayıtlıymış. Eh o kadar olacak artık. Devletin gizliliği halka karşıdır, derin devlete karşı değil. Ayrıca, bugün MGK’ya başkanlık eden şahsın, kontrgerillaya da başkanlık etmediği ne malum. Sonuçta bir Veli Küçük de, Büyükanıt’tır. Şemdinli’de kontra subayları açıktan savunabilmesi boşa olmasa gerek. Ek olarak, Türkiye’de de kontrgerilla’nın, NATO’nun (ve onun üzerinden CIA’nın) çabalarıyla örgütlendiği ve NATO’nun TSK üzerinden ülkeye müdahale edebildiği unutulmazsa, kontrgerillanın ordu merkezli bir örgütlenme olduğu inkarı kolay olmayacaktır. Gerçi Özel Harp Dairesi, Jitem gibi ‘yasalar çerçevesi’nde yapılanmalarla bu artık, bizzat ordu tarafından da kabul edilmiş durumdadır. Şimdilerde ordu, sadece böyle kirli olaylarda açığa çıkan timlerle bağlantısını reddediyor. Kontrgerilla örgütlenmesini ise, üstü kapalı bile olsa, daha cepheden savunulmaya başlanmış bulunuyor. Gidişata bakılırsa, yakında, ‘teröre karşı mücadelenin ihtiyaçları’ çerçevesinde reklamını yapmaya, hatta internet ortamında ‘eleman aranıyor’ ilanları yayınlamaya da başlarlar. Çünkü her yaptıkları yanlarına kar kalıyor. ‘77 1 Mayısı’nı kana buladılar hesabı sorulmadı. Maraş’ı, Çorum’u, Sivas’ı kana buladılar, hesap sorulmadı. ‘Mezarlardan çıktılar’ Şerif Aygün’ü vurdular, hesap sorulmadı. Tellerle boğulan TİP’li öğrencilerin, meydanlarda vurulan, kaçırılan, kaybedilen, katledilen binlerce devrimci, suikastlere kurban giden onlarca aydının hesabı sorulmadı. Kontrgerilla Kürt halkına karşı yürütülen kirli savaşın da karanlık eli olarak kullanıldı, hesap sorulmadı... Ama günü gelecek, hepsinin hesabını bir bir verecekler. Kontrgerilla pisliği devrimle temizlenecek!

Kızıl Bayrak  7

Liberal solun bağımsız adayları seçim kampanyalarını başlattı…

İktidar ufkunu tümüyle kaybetmiş en gevşek bir muhalefet platformu!

Bağımsız adaylarla seçimlere katılan liberal-reformist sol, seçim kampanyasını düzenlediği etkinliklerle başlattı. İstanbul’da aday olarak gösterilen Ufuk Uras’ın “Meclise Ufuk gerek” sloganıyla yürütülecek seçim kampanyası, Haydarpaşa Garı’nda yapılan basın açıklamasıyla start aldı. İstanbul 2. Bölge’den aday olan Baskın Oran’ın kampanyası ise birçok ünlü aydın ve sanatçının katıldığı bir salon etkinliğiyle başlatıldı. Baskın Oran’ın kampanyasının ana sloganı ise “Sesimiz Baskın olsun” biçiminde. Her iki etkinlik de burjuva medyada geniş yer buldu ve sempatiyle karşılandı. Bu kampanyaların düzen cephesinden sempatiyle karşılanması boşuna değil elbette. Zira, kampanya sloganlarında da görüldüğü üzere, liberal solun seçim platformu, düzeni rahatsız etmeyecek düzeyde sulandırılmış, son derece gevşek bir muhalefet platformundan ibarettir. Sınıf ilişkilerinin son derece keskin olduğu bir ülkede, “radikal sol” adı altında böylesine gevşek ve “ufuksuz” bir muhalefet platformunun düzen tarafından memnuniyetle karşılanmasından doğal bir şey olamaz. Öyle ki, emekçiler ve ezilenlerin sıkıntılarını ve taleplerini sahipleniyor görünen bu liberal bağımsız aday platformu, çıkış yolu olarak meclisi ve mecliste muhalefet etmek dışında bir çözüm öneremiyor. Emekçileri işlevsizliği tescil edilmiş burjuva düzen kurumlarının ve partilerinin ellerine terkediyor. Tek tek bakıldığında, gerek Baskın Oran’ın gerekse Ufuk Uras’ın seçim bildirgelerinde yer alan ifadeler ve talepler, emekçilerin, Kürt halkının ve marjinal de olsa diğer ezilen kesimlerin sorunlarından hareket ediyor. Örneğin misyonunu “ezber bozmak” olarak koyan Baskın Oran’ın bildirgesinde, kültürel çeşitliliğe dayalı bir birlikteliğe vurgu yapılıyor, Kürt sorununda insani bir yaklaşımın gösterilmesi isteniyor, 12 Eylül anayasası kaldırılarak “sivil bir anayasa” yapılması gerektiği belirtiliyor, özelleştirmeye karşı çıkılıyor, adil bir ekonomi isteniyor vb. Ancak bununla birlikte bu sorunların çözümüne dair bir çözüm yolu ortaya konulmuyor, konulamıyor. Dahası, bu sorunlara kaynaklık eden kapitalist düzene ve onun iktidar dümeninde oturanlara dair tek bir söz edilmiyor. Sadece kulağa hoş gelen bu sözleri sıralamakla yetiniyorlar ve bu sözleri bir de meclis kürsüsünden yüksek sesle haykırma vaadinde bulunuyorlar. İşte sol adına işçi ve emekçilere pazarlanan bundan ibaret! Siyasi olarak naif bir liberal aydının bakışına tekabül eden bu platform Baskın Oran’ın siyasi kişiliği ve duruşunu özlü biçimde ifade ediyor. Baskın


8  Kızıl Bayrak Oran, kurulu düzenin aşırılıklarından rahatsız olan ve bu aşırılıkların törpülenmesi için tavır almaktan kaçınmayan bir aydın olarak son zamanlarda öne çıkmaktaydı. Özellikle faşist terörün ve şovenizmin yoğunlaştığı bir dönemde onun bu tutumunun, ne denli liberal olursa olsun belli bir anlamı ve değeri vardı. Fakat seçimler gibi, toplumsal siyaset arenasında yer alan ana renklerin boy gösterdiği bir durumda, Baskın Oran’ın siyasi platformu bu arenada aldığı pozisyona bağlı olarak değerlendirilmek durumundadır. Ufuk Uras ve ÖDP’sinin vardığı nokta ise, umutsuzluk ve tükenmişliğin bir sonucudur. Bu parti Dev-Yol gibi bir devrimci örgütten devrime duyulan umutların tüketilmesinin sonucu olarak doğmuştu. ‘95 yılında kurulurken kurucuları ÖDP’nin yüksek bir oy oranı tutturarak meclise gireceği ve hükümet olacağı biçiminde hayaller kuruyorlardı. Fakat bu hayallerin yıkıma uğraması için birkaç seçim yetti. ‘99 seçimlerindeki büyük hüsran sonrasında bu parti parçalandı ve bir daha da kendisini toparlayamadı. 3 Kasım seçimleriyle birlikte de artık adı sanı duyulmaz oldu. Ta ki, bağımsız adaylık projelerine kadar. Bu projelerin piyasaya sürülmesiyle birlikte, 3 Kasım seçimlerinden sonra genel başkanlığı bırakan Ufuk Uras önce çatışmalı geçen bir seçimin ardından ÖDP’nin genel başkanlığını yeniden aldı, hemen ardından da bağımsız adaylığa talip oldu. Bu süreç üzerinden Uras ve ÖDP’nin evrimine bakıldığında görülen manzara, devrime olan umutların tüketilmesinin ardından girilen parlamenterist siyasi hedef ve umutların da çökmesiyle birlikte tüm siyasi iddianın tüketildiği bir iflas tablosudur. Bu platform en fazla, en gevşek bir liberal muhalefet platformu olarak tanımlamayı haketmektedir. Sol adına hareket edip, “sosyalizm”den sözederken sadece “eşcinselin sosyalisti, sosyalistin Çerkes’i savunmasını söylemeye gidiyorum” (Baskın Oran’ın konuşmasından) diyenlerin platformundan emekçilerin yararına bir şey çıkamayacağı yeterince açıktır. Bu haliyle bu platform yalnızca, sosyalizm ve toplumsal mücadeleye yönelik umutlarını çoktan tüketmiş umutsuz küçük-burjuva aydınların platformudur. İşçi ve emekçilerin bu tükenmiş anlayışa ve sözlerine ihtiyacı yoktur. Bugün sınıf mücadelesinin gerekleri, düzen karşısına net ve kararlı bir devrimci iktidar perspektifiyle çıkmayı gerektiriyor. Düzen siyasetinin son derece gerildiği ve çatışmalı bir boyut kazandığı bugünkü siyasi koşullarda devrim ve sosyalizm gibi net bir alternatifle çıkmaksızın, işçi ve emekçileri düzen içi çatışmanın tozu dumanı arasından çıkarıp bağımsız çıkarları uğruna savaşıma sokmanın imkanı yoktur. Bu koşullarda liberal-reformist seçim platformu, umutlarını tüketmiş liberal aydınların meclis düşleri olmaktan öteye bir anlam taşımamaktadır ve toplumsal mücadelenin dinamik kesimlerinin zihnini bulandırdığı ölçüde gerici konumda dır. Bu nedenle devrimci sınıf platformunun hedefinde bulunmaktadır.

Sayı:2007/24  22 Haziran 2007

Sermaye seçimlerde at değiştirmek istemiyor AKP hükümeti, iş başına geldiğinden bu yana hem emperyalist efendilerine, hem de sermaye sınıfına başarılı bir şekilde hizmet etti. Emperyalizmin Ortadoğu’ya ilişkin uğursuz planlarına her türlü desteği veren hükümet, bu arada ülkeyi sermaye için dikensiz gül bahçesine çevirmek, bir sömürü cenneti yaratmak için büyük çabalar sarf etti. Dönüp de son 4-5 yılın başlıca gelişmelerine dikkatlice bakanlar bu “iyi uşak” tablosunu görmekte herhangi bir zorluk çekmeyeceklerdir. Kaldı ki gerek emperyalistler ve sermaye sınıfı, gerekse AKP hükümetinin kendisi bu kirli kanlı sicilden her fırsatta övgüyle söz ediyorlar. AKP, Cumhurbaşkanlığı’nı ele geçirmeye niyetlendiğinde bir yandan kitleleri kandırma konusundaki becerisine diğer yandan ise emperyalistlerin ve sermayenin verdikleri desteğe güvenmekteydi. Nitekim başını generallerin çektiği “laik cephe”, bu sürecin ilerleyen bir aşamasında, Cumhurbaşkanı seçmesini engellemek için AKP’ye karşı seslerini yükselttiklerinde ve ordunun 27 Nisan muhtırasıyla ipler iyice gerildiğinde, hükümetin imdadına efendileri yetişti. Emperyalistler ve sermaye, değişik gerekçeler üzerinden AKP hükümetine sahip çıktılar, “iyi uşak”larını darbecilere ezdirmediler. Elbette bunu AKP’lilerin kara kaşı kara gözü için yapmıyorlardı. Onları asıl ilgilendiren, sömürü ve yağma düzenlerinin “istikrar” içinde olması idi. Bu “istikrar”ı en iyi koruyan ve sürdüren de şu an için AKP hükümeti olduğuna göre sermayenin bu iyi hizmetkarına arka çıkması, onu gerici çatışmalarda rakiplerine karşı kollaması son derece doğaldı. Bilindiği gibi, seçimlerin artık gündeme tamamen oturduğu şu son bir iki haftada, düzen cephesinde yeni meclisin bileşimi ve hükümeti kimin kuracağına dair tartışmalar yoğunluk kazanmış durumda. Bu konuda söylenenler, yazılıp çizilenler, sermaye sınıfının AKP’yi seçimden sonra da hükümet partisi olarak görmek istediğini gösteriyor. Fakat, AKP’nin çok güçlenmesinin yaratacağı sorunların da bilincinde olan sermaye, bu partinin şimdikinden daha az bir oy desteğine ve milletvekili sayısına sahip olmasını da tercih ediyor. Seçim sonrası dönemde yaşanması kuvvetle muhtemel gerici dalaşmaların “tehlikeli” boyutlar almasının önüne bu sayede geçilebileceğini düşünüyor. Sermayenin bu konudaki tercih ve beklentileri son haftalarda burjuva medyaya değişik şekillerde yansımaktaydı. Fakat “Ekonomist Dergisi” tarafından yapılan kapsamlı bir anket çalışması bu senaryonun somut bir karşılığı olduğunu, pek çok patronun seçimden sonra AKP tarafından kurulacak bir hükümeti tercih ettiklerini ortaya koyuyor. Ekonomist Dergisi’ne göre, ankete yanıt veren patronların ağırlıklı bir kesimi, seçimler sonrasında meclise dört parti ve 10-20 arası bağımsız

milletvekilinin gireceğini tahmin ediyor. Buna göre “AKP birinci, CHP ikinci, MHP üçüncü ve DP de dördüncü parti olarak Mecis’teki yerlerini alacak.” Aynı ankete göre patronlar, AKP’nin yüzde 32.6, CHP’nin yüzde 23.3, MHP’nin yüzde 12.4 ve DP’nin yüzde 10.4 oranında oy alacaklarını tahmin ediyorlarmış. Gelelim anketin asıl önemli kısmına. Anketi düzenleyenlerin yönelttiği “Türkiye’de beklediğiniz istikrarlı bir ortamı, size aşağıdaki iktidar formüllerinden hangisi gerçekleştirebilir?” ya da daha doğrudan ifade edecek olursak, “seçimden sonra sömürü ve soygun düzeninizin sürmesini kim sağlar” sorusunu, patronların yüzde 25.4’ü “AKP’nin tek başına iktidarı” diye yanıtlamışlar. AKP-DP koalisyon hükümeti formülü ise patronlardan yüzde 15.5 oy almış. Sömürü ve yağma düzeninin istikrarı için CHPDP-MHP koalisyonunu güvence olarak görenlerin oranı yüzde yüzde 12’de kalırken, CHP’nin tek başına iktidar olduğu bir formülü istikrar için en iyi çözüm olarak görenlerin oranı ise yüzde 11 olmuş. Kısaca şu; patronlar, seçimlerin bir hükümet değişikliğine yol açmasını istemiyorlar. Kendi çıkarları için en uygun olanın AKP’nin tek başına kuracağı bir hükümet olacağını düşünüyorlar. Peki sermaye diğer düzen partilerinin “istikrarlı ortam” için bir tehdit oluşturduğunu düşündüğü için mi AKP’yi destekliyor? Elbette hayır. Sermaye diğer partilerin programlarının da esas olarak AKP’den farklı olmadığını, işbaşına geldikleri takdirde hepsinin de kendisine hizmet için canla başla uğraşacağını tabii ki biliyor. Fakat esaslı bir alternatifin ortada olmadığı koşullarda tercihini “deneyimli uşak”tan yana yapıyor. AKP Genel Başkanı ve Başbakan Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir konuşmada CHP’yi “seçkinlerin partisi” olmakla suçlamaktaydı. “Onlar seçkinlerin dilinden anlar, biz halkın dilinden anlarız” diyordu. Ekonomist Dergisi’nin yayınladığı bu anket, aslında AKP’nin de en az CHP kadar “seçkinlerin partisi” olduğunu göstermektedir. İşçi ve emekçiler, hepsi de birbirinin aynısı olan, sermayeye daha fazla hizmet konusunda birbirleriyle yarışan bu düzen partilerinin seçim döneminde daha yüksek sesle söyleyecekleri yalanlara itibar etmemeli, güçlerini işçi sınıfının devrimci mücadelesinde birleştirmelidir.


Sayı:2007/24  22 Haziran 2007

Düzen partilerinden yalanlar...

Kızıl Bayrak  9

CHP’nin vaadleri ya da yalandan kim ölmüş! Düzen siyasetinde eskiden göstermelik de olsa “sağ partiler” vardı. Bunların karşısında gene göstermelik olarak “sol partiler” vardı. Faşist partiler ile dinci partiler tabloyu tamamlarlardı. Bugün olduğu gibi gene hepsi sermayeye hizmet ederlerdi ama seçim zamanlarında kullandıkları söylemler, ortaya attıkları vaatler birbirinden farklı olurdu. Birinin vaat olarak ortaya attığını diğeri asla sahiplenmez, buna kendince başka bir vaatle yanıt vermeye çalışırdı. Ancak özellikle son 10-15 yıldır düzen partileri arasında bir fark kalmadığı, artık herkes tarafından kabul gören bir durum. Kapitalist düzenin yapısal sorunları daha fazlasına müsaade etmediği için, hükümete gelen bütün düzen partileri neredeyse standart hale gelmiş İMF-TÜSİAD programlarını uygulamak zorunda kalıyorlar. Yani hükümetlerin programları uzunca bir zamandır İMF-TÜSİAD ikilisinde ifadesini bulan emperyalistler ve sermaye tarafından oluşturuluyor. Başka zamanlarda bu durumdan pek şikayetçi olmayan düzen partileri, asıl sıkıntıyı seçim zamanlarında farklı vaatler formüle etme konusunda yaşıyorlar. 2003 yılında yapılan seçimlerde Cem Uzan’ın genel başkanlığını yaptığı Genç Parti, iktidara gelme olasılığı bulunmadığı, yani sırtında yumurta küfesi olmadığı için, uçuk kaçık olsa da kulağa hoş gelen vaatler formüle ederek dikkat çekmişti. Aldığı hatırı sayılır oyun gerisinde bu vaatlerin de bir payı bulunmaktaydı. O zaman Genç Parti ile dalga geçen diğer düzen partileri, şimdi kendilerinin diğerlerinden farklı olduğunu ispatlayabilmek için Cem Uzan’ın taktiğine

başvurarak benzer talepler formüle etmeye soyunmuş bulunuyorlar. Yeniden hükümeti kuracağına kesin gözüyle bakılan AKP dışında diğer düzen partilerinin vaatlerinde neredeyse yok yok. Kısacası AKP dışındaki tüm düzen partileri, işçi ve emekçilerin sorunlarının istismarına dayalı, hiçbir temel politika değişikliğini öngörmeyen, bu çerçevede de gerçekte hiçbir kalıcı çözüm içermeyen vaatlerle seçime girmeye hazırlanıyorlar. Aylardır yaşanan düzen içi gerici çatışmada generallerin sözcülüğünü üstlenen postal yalayıcısı CHP, sosyal demokrat maskesini bir kenara fırlatalı çok oldu. Fakat darbe şakşakçılığı ile Kürt halkına düşmanlık bayrağını sallamanın seçimlerde işçi ve emekçilerden oy toplamak için yeterli olmayacağını bildiği için, yaşanan ekonomik ve sosyal sorunların istismarına dönük bir dizi talep de formüle etmiş bulunuyor. Henüz resmen açıklanmamış seçim

Düzen partilerinin yalan yarışı

CHP 10 yıllık zorunlu temel eğitim ÖSS kaldırılacak. Yargıda siyasallaşma önlenecek. Muhtaç sanatçıların, muhtarların ve yoksulların primlerini devlet ödeyecek. Ulusal sağlık sigortası kurulacak. Çiftçi ve besiciye verilecek tarımsal destekler 2 katına çıkarılacak. Kadınlara uygulanan her türlü şiddetle mücadele edilecek. Dokunulmazlıklar kaldırılacak milletvekili de hesap verecek. GENÇ PARTİ Mazot 1 YTL olacak. Her işsize 350 YTL maaş verilecek. Emekliye 14 maaş verilecek. Fındık 8 YTL olacak. Türkiye AB üyeliğinden çekilecek. Üniversite sınavı kalkacak. Şehitlerin hesabı sorulacak. DP Çiftçinin kullandığı “yeşil mazot” 1 YTL’nin

altında olacak. Vatandaş namerde muhtaç edilmeyecek. MHP Her eve ve herkese internet. Milli çizgi film endüstrisi geliştirilecek Enflasyon kalıcı olarak yüzde 3’e düşürülecek. İşsiz ve muhtaç aile reislerine 200 YTL işsizlik yardımı ödenecek. Güvenlik mensuplarına aylık 230 YTL güvenlik tazminatı verilecek. Gece güvenlik görevlileri istihdam edilecek. Güvenlik kamera sistemi yaygınlaştırılacak. Vatandaş hastane ve hekim seçme hakkına sahip olacak. Türkçe’nin bütün lehçeleriyle kullanılabilir olması sağlanacak. BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ (BTP) Mazot 80 Ykrş olacak. 500 YTL vatandaşlık parası ödenecek. 2000 YTL asgari ücret verilecek. 15 bin YTL doğum ikramiyesi verilecek.Ev hanımlarına 500 YTL maaş verilecek. 250 YTL çocuk maaşı verilecek.

bildirgesine göre CHP, 10 yıllık zorunlu temel eğitime geçileceği, ÖSS’nin kaldırılacağı, yargıda siyasallaşmanın önleneceği, sanatçıların, muhtarların ve yoksulların sigorta primlerinin devletçe ödeneceği, yoksul ailelere nakit para yardımı yapılacağı, ulusal sağlık sigortası kurulacağı, tarımsal desteklerin iki katına çıkartılacağı, kadınlara yönelik şiddetle mücadele edileceği, dokunulmazlıkların kaldırılacağı türünden vaatlerle işçi ve emekçilerden oy isteyecek. CHP’nin seçimlerdeki sloganının ise “sıfır açlık” olduğu bildiriliyor. Sıralanan vaatlere bakıp da “sıfır açlık”ın nasıl sağlanacağını anlamak ise mümkün değil. CHP’nin belgelerinde bunun devlet bütçesindeki “faiz dışı fazla”nın açlık ve yoksullukla ilgili projelere harcanacağı belirtilmiş olsa da, bu iddianın karşılık bulması neredeyse imkansız. Çünkü dış borçların dört yılda ikiye katlandığı düşünülecek olursa, İMF’nin asıl olarak bu borçların geri ödenmesini güvenceye almak için uygulanmasında ısrar ettiği temel ekonomik politikalarla çelişiyor. Faiz dışı fazla oranıyla oynamak İMF’nin kabul edebileceği bir şey değil. “Faiz dışı fazlayı istediğim gibi ayarlayacağım” diyen bir hükümetin öncelikle İMF politikalarını reddetmesi gerekiyor ki CHP’nin de böyle bir niyeti olmadığı biliniyor. Yani “sıfır açlık” söylemi bir demagojiden ibaret. Kaldı ki açlık ve yoksulluğu, bütçeden para aktararak, yoksullara sadaka gibi para dağıtarak çözmek de mümkün değil. Açlık ve yoksulluğun ortadan kaldırılması için işsizliği hızla aşağı çekmeye dönük adımlar atılması, genel ücretler düzeyinin yükseltilmesi, ücretliler üzerindeki vergi yükünün ciddi ölçüde azaltılması, eğitim ve sağlık gibi harcamaların devlet tarafından karşılanır hale gelmesi gibi bir dizi ekonomik ve sosyal politikanın uygulamaya sokulması gerekiyor. Bütün bunları gerçek anlamı ve kapsamıyla hayata geçirmek ise mevcut yağma ve talan düzeninin yıkılmasına, bir avuç kan emicinin çıkarlarına dayalı sistemin yerle bir edilmesine bağlı. Dolayısıyla tıpkı “sıfır açlık” sloganı gibi CHP’nin diğer vaatleri de içi boş yalanlar olmanın ötesine geçmiyor. Bugüne kadar kölelik yasasına, sosyal yıkım yasalarına, özelleştirmelere karşı çıkmayan, İMF ve TÜSİAD’ın dayattığı politikalara göre kendini şekillendiren CHP’nin işçi ve emekçilere verebileceği hiçbir şey yoktur. Şayet kazara iktidara gelirse, CHP hükümetinin yapacakları, şimdi aynı çöplükte eşindikleri DSP’lilerin kendi hükümetleri döneminde yaptıklarından hiç de farklı olmayacaktır, olamayacaktır. Bu nedenle işçi ve emekçiler bu postal yalayıcıların seçimler arifesinde yükselteceği yalanlara asla itibar etmemelidir. Patronlar kendi çıkarları konusunda son derece gerçekçi davranıyorlar. Nasıl ki “vatan kurtaran aslan” pozlarında caka satan postal yalayıcılarına itibar etmeyip AKP’yi yeniden iktidara getirmek için çaba sarf ediyorlar. O halde işçi ve emekçiler de kendi sınıf çıkarları doğrultusunda davranmalıdırlar. Hepsi de sermayenin hizmetinde olan düzen partilerinin yalanlarına kanmamalı, kendilerini kandırmaya çalışanlardan da devrimci mücadeleyi yükselterek hesap sormalıdırlar.


10  Kızıl Bayrak

Seçim bürosu açılışlarından...

Sayı:2007/24  22 Haziran 2007

Gülsuyu’nda coşkulu aday tanıtımı...

“Çözüm ne seçimde, ne mecliste; çözüm devrimde, kurtuluş sosyalizmde!”

Gülsuyu’nda birkaç gün önce açmış olduğumuz İstanbul 1. Bölge Bağımsız Sosyalist Milletvekili adayımız N. Şafak Özdoğan’ın seçim bürosunun resmi açılış şenliğinin ön hazırlık sürecine el ilanı, afiş vb. materyallerin kullanımıyla başladık. Hazırlık sürecimizin sonraki günlerinde açılışa çağrı yapan davetiyelerimizi ve seçim bildirilerimizi çokça kullandığımız faaliyetlerimize başladık. Kapı kapı dolaşarak ilişki ve okur çevremize davetiyelerimizi ve bildirilerimizi verdik. Gülsuyu Heykel Meydanı’nda işçilerin işten dönüş saatinde standımızı açarak ajitasyon konuşmaları eşliğinde davetiyelerimizi dağıttık. Yine aynı şekilde semt pazarının kurulduğu gün standımızı açtık. Sabah işçilerin işe gidiş saatinde Heykel’de davetiyelerimizi dağıttık. Ses aracımızla Gülsuyu’ndaki bütün sokakları dolaştık. Seçimlerin “kitleleri kandırmak için egemenlerin kullandığı bir oyun” olduğunu, hükümet olan partinin adı ne olursa olsun iktidar koltuğuna temsil ettikleri, sermaye sınıfının çıkarlarını korumak için talip olduklarını ve bunu yapabilmenin koşulunun da işçi ve emekçi düşmanı saldırıları hayata geçirmekten geçtiğini vurgulayan, gerçek çözümün devrim ve sosyalizmde olduğunu anlatan ajitasyon konuşmaları yaptık. Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu’nun desteklediği bağımsız sosyalist adaylarımızın tanıtım toplantısının yapılacağı seçim büromuzun açılış etkinliğine çağrıda bulunduk, ses aracıyla dolaşarak kahvelere ve yöre derneklerine açılış davetiyelerimizi ulaştırdık. Açılış öncesinde seçim büromuzu pankart, afiş ve flamalarla donattık. “Çözüm ne seçimde, ne mecliste; çözüm devrimde, kurtuluş sosyalizmde!”, “Sınıfa karşı sınıf, düzene karşı devrim, kapitalizme kaşı sosyalizm!” şiarlı pankartlarımızı ve yine aynı temalı afişlerimizi büromuzun duvarlarına astık. Seçim büromuzun girişine “Kahrolsun sermaye diktatörlüğü! Yaşasın sosyalist işçi-emekçi iktidarı!” şiarlı pankartımızı ve büromuzun bulunduğu sokağa ‘Gülsuyu BDSP’ yazılı flamalarımızı astık. Gün boyu devrimci marşlar ve türküler söyleyerek, seçim bildirgemizi işçi ve emekçilere duyurduk. Büromuzun görsel materyallerle iyi donanmış olması yoldan geçen insanların ilgi odağı haline gelmesini sağladı. 17 Haziran günü açılışı yapacağımız saatte insanların toplanmaya başlamasıyla birlikte davul-zurna eşliğinde halaylar çekilmeye başlandı. Yarım saat boyunca çekilen halayların ardından seçim büromuza geçerek toplantıya başladık. İlk sözü BDSP temsilcisinin aldığı açılış konuşmasında; erken seçim sürecine, savaş ve darbe tehtidi altında ciddi bir siyasal kriz koşullarında girildiği belirtildi. Laik-antilaik çatışmasıyla sahte kutuplaşmalar yaratılmaya çalışıldığını söyleyerek, son süreçte de egemenler arasındaki çatışmanın “teröre karşı refleks” söylemine kaydırıldığını vurguladı. Kitlelerin düzen politikalarına yedeklenmek istendiğini sözlerine ekledi. Egemen sınıfların farklı kamplarının bir bütün halinde Kürt halkına karşı ırkçı-saldırgan uygulamalara hız kazandırdığına dikkat çekerek şovenizm zehirinin dozu arttırılarak geleneksel imha ve inkar politikalarının güçlü bir biçimde devam ettirildiğinin altını çizdi. İlgiyle izlenen toplantıda, işçi sınıfı ve emekçilerin kendi safını egemenlerin yarattığı yapay gündemlerden

hareketle değil, bağımsız devrimci sınıf çizgisi temelinde belirlemesi gerektiği vurgulandı. Konuşma seçimlere ilişkin yaklaşımımıza değinirek sona erdi. BDSP temsilcisinin konuşmasının ardından adaylar sırayla söz aldılar. Adaylar yaptıkları konuşmalarda; işçi sınıfının siyasal temsilcileri olarak komünistlerin seçim sürecinin yarattığı imkanlardan ve kitlelerin siyasi ilgisinin yoğunlaştığı koşullardan devrimci ilke ve amaçlar doğrultusunda yararlanmayı hedeflediklerini belirttiler. Bu süreçte, kitlelerin kurtuluşunun, Kürt sorunu ve kadın sorunu vb. temel sorunların gerçek ve kalıcı çözümünün devrim ve sosyalizmde olduğunu daha güçlü ve yaygın bir şekilde söyleyebilmenin, işçi sınıfı ve emekçileri “sınıfa karşı sınıf!” perspektifiyle bağımsız devrimci sınıf çizgisinde mücadeleye çağırabilmenin bir aracı olarak değerlendireceklerini vurguladılar. Adayların konuşmalarının ardından ikinci kez söz alan BDSP temsilcisi toplantının kapanış konuşmasını

gerçekleştirdi. Burjuva sınıfının gerçek iktidar odaklarının meclis değil; İMF, TÜSİAD, MGK gibi kurumlar olduğunu işaret ederek bunların belirlenmesinde emekçi kitlelerin söz sahibi olmadığını, gerçek kurtuluşun tüm kurumlarıyla beraber sermaye egemenliğini alaşağı etmekten geçtiğini vurguladı. “Ne bu düzen partileri, ne de onların meclisi sorunlara çözüm olabilir. Çözüm, işçi ve emekçi kitlelerin talepleri uğruna verecekleri birleşik, örgütlü ve militan mücadeleden geçiyor!” sözleriyle konuşmasını noktaladı. Etkinlik Grup Fırtına’nın söylediği coşkulu marşlar ve türkülerle devam etti. Grup Fırtına’nın seçimlere ilişkin marşı kitle tarafından “Yaşasın devrim ve sosyalizm!”, “Çözüm devrimde kurtuluş sosyalizmde!” sloganlarıyla karşılandı. Etkinlik, Fırtına’nın seslendirdiği türküler eşliğinde halaylar çekilerek son buldu. Etkinliğe yaklaşık 100 kişi katıldı. Gülsuyu BDSP

BDSP’den Esenyurt’ta aday tanıtım toplantısı Düzen cephesinden seçim tartışmalarının hızlandığı, iç çatışmalarının arttığı erken seçimin ön günlerinde bizler de işçi sınıfına, emekçilere ve ezilen halklara, düzen partilerinden hesap sorma ve mücadeleyi yükseltme çağrısı yapmaya devam ediyoruz. 17 Haziran günü Esenyurt merkez seçim bürosunun açılış etkinliğini gerçekleştirdik. İşçi ve emekçilere sınıfın bağımsız sosyalist devrimci adaylarını tanıttık. Etkinlik programı saat 15:00’te Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu temsilcisinin yaptığı konuşma ile başladı. BDSP temsilcisi, seçim sürecini değerlendirdikten sonra, seçim sürecinde işçi ve emekçilerin nasıl tutum alması gerektiğini ve BDSP olarak neden bağımsız aday çıkardığımızı anlattı. İstanbul adaylarından ilk olarak konuşan 1. Bölge adayı N. Şafak Özdoğan, sınıfın temsilcileri olarak meclisi çözüm olarak göstermediklerini söyleyerek, “Bizler devrimciler olarak bu kürsüden sizleri bu süreçte örgütlenmeye, devrim ve sosyalizm davasını yükseltmeye çağırıyoruz. Parlamentarist umutlarla değil sosyalist iktidarı hedefleyen bir mücadele ile geleceğimizi kazanabiliriz” diyerek bağımsız adaylar olarak sınıfı örgütlü mücadeleye çağırdıklarını vurguladı. 2. Bölge Adayı Fatma Ünsal, “Kapitalist toplumda sınıflar nettir, proletarya ve burjuvazi yani düzen ve devrim. Laik ve anti-laik cephe diye karşımıza çıkan aslında aynı düzenin yansımalarıdır. Seçim sürecinde sınıf tutumumuzu alarak devrim cephesini güçlendirebilmek gerekmektedir” diyerek sınıfa karşı sınıf bilincini kuşanmamız gerektiğini vurguladı.

Son olarak konuşan, aynı zamanda bölgemizin bağımsız adayı olan 3. Bölge adayı Hüseyin Temiz şunları söyledi: “Bizler bağımsız adaylar olarak seçimlere katılacağız ama meclise girmek bizler için bir amaca dönüşmemektedir. Aslolan sınıfın kendi öz mücadelesidir. Meclise de gireceğiz belki, hiçbir zaman hangi sınıfın temsilcisi olarak orada bulunduğumuzu unutmayacağız, o kürsüden sınıfın sesini yükselteceğiz. İşçi ve emekçilerin haklarını gaspeden, her geçen gün daha da yoksullaştıran, baskı koşullarını arttıran yasalarını parçalayıp suratlarına fırlatacağız. Bizler oradayken de devrimci mücadelemize devam edeceğiz, oradan eylemlere, grevlere gideceğiz. Seçimler sürecinde ilerici, öncü işçilere sınıfın devrimci programını ulaştırmalıyız. Bu süreci işyerlerimizde sendikalaşma faaliyetleri örerek, işyeri komiteleri kurarak hak arama mücadelesini yükselttiğimiz, örgütlülüğü büyüttüğümüz bir kazanıma dönüştürmeliyiz” Hüseyin Temiz, çözümün ne seçimde ne mecliste olduğunu, kurtuluşun birlikte kuracağımız yeni bir dünyada olduğunu, çözümün devrimde ve sosyalizmde olduğunu anlattı ve bu mücadeleyi hep birlikte örgütleme çağrısı yaptı. Konuşmaların ardından soru-cevap kısmına geçildi. Konuşmaları dikkatle dinleyen katılımcıların sordukları soruları sınıfın bağımsız devrimci adayları yanıtlandı. Tanıtım toplantısı, Gölgedekiler müzik grubunun türkü ve marşlarıyla devam etti. Etkinliğe 60 kişi katıldı. Esenyurt BDSP


Sayı:2007/24  22 Haziran 2007

Kızıl Bayrak  11

BDSP’nin seçim çalışmalarından...

BDSP’nin seçim faaliyetinden...

“Düzen partilerine verecek oyumuz yok! Sorulacak hesabımız var!” Kartal seçim bürosu

İstanbul’da seçim çalışmalarından... Anadolu Yakası:

Maltepe BDSP olarak seçimlerin yaklaşması ile birlikte çalışmalarımızı hızlandırmış bulunmaktayız. Seçim kampanyamız İstanbul 1. Bölge Bağımsız Sosyalist Milletvekili Adayı N. Şafak Özdoğan’ın Gülsuyu-Gülensu Mahallesi seçim bürosunun açılış etkinliği ile yeni bir ivme kazandı. Açılış öncesi mahallemizde oluşturduğumuz komisyonlar ile çok yönlü bir açılış etkinliği örgütleme çabasındayız. Heykel durağı ve son durakta sabahları dağıtım yaparak işçi ve emekçileri açılışa çağırdık. Mahalle pazarında açtığımız stand ile, kapı kapı dolaşarak ajitasyon konuşmaları eşliğinde yüzlerce el ilanı dağıttık. Açılışa çağrı afişlerini ve ozalitleri dükkanlara ve minibüslere asarak tüm mahallede açılış etkinliğinin duyurusunu yaptık. Açılış etkinliğinin ardından her hafta belli gündemler üzerinden etkinlikler ve toplantılar düzenleyerek seçim büromuzu bir mevziye dönüştürmeyi hedefliyoruz. Maltepe BDSP

Gülsuyu seçim bürosu faaliyette

16 Haziran günü sabah Heykel durağında toplu dağıtım yaparak Gülsuyu işçi ve emekçilerini açılış etkinliğine davet ettik. Seçim büromuzda gün boyunca BDSP’nin hazırlamış olduğu propaganda kasetiyle müzik yayını yaptık. Ayrıca tek tek okurlarımıza ve ilişkilerimize giderek davetiyelerimizi ulaştırdık. Akşam saatlerinde Heykel Meydanı’nda stand açarak megafonla ajitasyon konuşmaları eşliğinde davetiyelerimizi dağıtarak açılışa çağrı yaptık. Ardından dağıtım ekiplerimiz mahallede kapı kapı gazete satışı gerçekleştirdiler ve davetiye dağıtımı yaptılar. Gün boyu süren pratik faaliyetin ardından

Gazi seçim bürosu

seçim komisyonu olarak biraraya geldik ve açılış gününe kadar tamamlanması gereken eksiklikleri tartıştık. Günün değerlendirmesini yaparak ertesi günü planladık. Gün boyu süren yoğun faaliyetimiz işçi ve emekçiler tarafından ilgiyle karşılandı. Seçim gündemi üzerinden hemen hemen her gittiğimiz yerde sohbet etme imkanı bulduk. Gülsuyu BDSP

Kartal seçim bürosu açılıyor!

Seçim çalışmamız açılış etkinliğimizin yaklaşmasıyla yoğunlaşarak devam ediyor. Kartal seçim büromuzun düzenlenmesiyle birlikte düzenli olarak açmaya başladık. Büromuz, açtığımız günden bu yana mahalle emekçilerinin ilgisini çekiyor. Kısa sürede birçok emekçiyle tanışma imkanı bulduk. Sohbetlerimizden çok alışık olmadıkları bir tablo olduğunu gördük. Klasik düzen partilerinin söylemlerinden farklı söylemler ve şiarlar oldukça ilgilerini çekiyor. Toplam seçim çalışmamız süresince bu ilgiden, emekçilere sosyalizmden başka alternatif olmadığını anlatmak için en verimli şekilde yararlanacağız. Açılış etkinliğine sayılı günler kala Kartal seçim komisyonu olarak açılış etkinliğini en geniş alana yaymak hedefiyle yoğun bir planlama yaptık. Planlamalarımızdan biri etkin bir propaganda yapmak, diğeri ise kapı kapı dolaşarak emekçileri açılışa davet etmek, ayrıca okurlarımızla ve ilişkilerimizle açılıştan önce ev toplantıları yapmaktı. Hafta başından

itibaren materyallerimizi hazırladık. El ilanı, ozalitler ve kurumlara dönük iç mekan afişleriyle Kartallı işçi ve emekçileri açılışımıza davet ediyoruz. Seçim bildirgelerimizin elimize ulaşmasıyla birlikte el ilanlarını birlikte kullanıyoruz. Öncelikle bölgemizde bulunan fabrikalara bildirgemizi ve davetiyelerimizi ulaştırdık. Kartal Belediyesi, Adel, Mimaysan ve Modital’de yaptığımız dağıtımlar esnasında işçilere “Düzenin seçim oyununu bozalım sosyalist adayları destekleyelim!” diyerek açılışımıza davet ettik. Fabrika dağıtımlarından sonra seçin büromuzun yakınındaki sokaklara ve evlere bildirgelerimizi ve davetiyelerimizi ulaştırdık. Dağıtım esnasında ajitasyon konuşmaları yaparak emekçileri açılışımıza davet ettik. Emekçilerin genel olarak düzen partilerinden umutlarının olmadığını gözlemledik. Çalışma alanımız yoğun olarak CHP’nin tabanını oluşturuyor. CHP’ye dair birçok şey ifade etseler de kötünün iyisi diye CHP’yi desteklemek gerektiğini ifade ediyorlar. Ayrıca dağıtım sırasında evine davet eden bir emekçiyle seçimler üzerinden sohbet ettik ve açılışa davet ettik. Bunların dışında ev toplantısı yapmak için okurlarımızı ziyaret ettik. Bir apartmandan iki aileyle ev toplantısı yapmak için söz aldık. Önümüzdeki günlerde açılışa çağrıyı materyallerimizi en etkin ve yaygın bir biçimde kullanarak, kahve konuşmaları ve ev toplantılarıyla daha da güçlendireceğiz.


12  Kızıl Bayrak

BDSP’nin seçim çalışmalarından...

Bağımsız Devrimci Sosyalist Milletvekili Adayı N. Şafak Özdoğan’ın Kartal seçim bürosu açılış etkinliğinde buluşalım! Tarih: 24 Haziran Pazar Saat : 18:00 Yer : Karlıktepe Mah. Fahri Korutürk Cad. 58/1(Java Minibüs yolu üzeri, Vestel bayii karşısı) Açılış programı * BDSP temsilcisinin konuşması * İstanbul 1. Bölge bağımsız sosyalist milletvekili adayı N. Şafak Özdağan’ın konuşması * Müzik dinletisi Kartal/BDSP

Ümraniye’de seçim büroları açılışları

Seçim çalışmalarımız bütün coşkusu ile devam ediyor. Eğitim seminerlerinin sonuncusu olan “Ulusal sorun” başlıklı sunumun ilk bölümünü gerçekleştirdik. Konunun öneminden dolayı seminerin ikincisini ilerleyen günlerde gerçekleştireceğiz. Bölgemizde iki seçim büromuzun açılışını 23 ve 24 Haziran tarihlerinde gerçekleştireceğiz. Seçim çalışmasını bölgemizin devrimci odağı haline getirebilmek ve kokuşmuş düzene karşı, devrim propagandasını en iyi şekilde yapabilmek hedefiyle yürütüyoruz.. Faaliyetimizin sistemli ve planlı bir şekilde yürütülmesi için çalışma yürüteceğimiz alanlarda komisyonlar kurduk. Çevre-çeper ilişkilerimizi de sürece katmak için toplantılar düzenledik. Seçim bürolarının açılışını davetiye ve afişlerle işçi-emekçilere duyuruyoruz. Etkinliklerin başarılı geçmesi için şiir ve müzik grupları oluşturduk, teknik ekip kurduk. * İstanbul 1. Bölge Bağımsız Devrimci Sosyalist Milletvekili Adayı Necmiye Şafak Özdoğan’ın Samandıra seçim bürosunun açılışında buluşalım! Program: * BDSP konuşması * Bağımsız sosyalist milletvekili adayının konuşması * Müzik Adres: Akpınar Mah. Piri Reis Cad. No: 37 1/2 Zemin kat Tarih: 23 Haziran ’07 (Cumartesi) Saat: 17:00 * İstanbul 1. Bölge Bağımsız Devrimci Sosyalist Milletvekili Adayı Necmiye Şafak Özdoğan’ın Sultanbeyli seçim bürosunun açılışında buluşalım! Program: * BDSP konuşması * Bağımsız sosyalist milletvekili adayının

konuşması * Şiir * Serbest kürsü * Müzik Adres: M. Akip Ersoy Mh. Hayat Cad. No: 112/A (Merkez Kaymakamlık karşısı) Tarih: 24 Haziran ’07 (Pazar) Saat: 14:00 Ümraniye BDSP

Avrupa Yakası: Gazi’de seçim toplantısı

Gazi bölgesinde seçim çalışmalarımız büronun tutulması ve düzenlenmesi ile başlamış oldu. Gazi seçim bürosunda 17 Haziran günü Mercan şehitlerini anma etkinliğinden önce yaklaşık 2 saat süren bir toplantı yapıldı. Toplantıda seçimin anlamı, siyasal gelişmeler, komünistlerin seçimlere yaklaşımı, düzen partileri ve reformizm üzerine bir tartışma gerçekleştirildi. Toplantıda burjuva siyaseti, parlamento ve parlamentarizm tarihsel ve güncel örnekleri ile tartışıldı. Burjuvazinin düzen siyaseti ile reformizmin parlamentarist hayalleri karşısında komünistlerin temsil ettiği bağımsız devrimci sınıf çizgisi anlatıldı. Ekim Devrimi ve Bolşevik partisinin seçimlere devrim sürecindeki yaklaşımı ve çizgisi tarihsel eksende ele alındı, güncel planda düzen siyaseti ve kokuşmuş, tek bir burjuva programa sahip olan düzen partilerinin politik eleştirisi yapıldı. Ardından sınıf hareketi açısından daha önemli bir düşman olarak reformizmin parlamenter hayaller yayan seçim platformu değerlendirilerek, tüm bunların karşısında bugün tek gerçek devrimci siyasal platform olan komünistlerin seçim platformu ortaya kondu. Tartışmaların ardından seçim sürecinde yürütülecek çalışmanın ana hatları, yöntemi ve hedefleri tartışıldı. Kitle çalışmasında kendi doğruluğuna güvenmenin, buradan aldığı güçle emekçilerin karşısına meşru ve güçlü bir şekilde çıkmanın önemi vurgulandı. Ardından seçim bürolarının açılış etkinlikleri, anket, seçim bildirgesinin dağıtımı, yerel afiş ve bildirilerin hazırlanması, park vb. açık hava etkinlikleri üzerine genel bir tartışma yapıldı. Seçim sürecini örgütleyecek 20 aktivistin katıldığı toplantı politik tartışmalar yürütmek, pratik faaliyeti örgütlemek hedefiyle günlük olarak tekrarlanacak. Zira seçim dönemleri devrimci sınıf çalışması ve mücadelesi açısından en hareketli ve yoğun geçen dönemi ifade eder. Bu dönemin ihtiaçlarına yanıt oluşturmak ise ancak çelik bir disiplin ve iyi planlama ile mümkün olacaktır. Gaziosmanpaşa/BDSP

Gazi Mahallesi’nde seçim çalışmaları

Gazi Mahallesi’nde gerçekleştireceğimiz açılış etkinliğini işçi ve emekçilere duyurmak için çalışmalarımızı başlatmış bulunuyoruz. Bu çerçevede

Bursa’da seçim toplantısı

17 Haziran günü Bursa’da seçimler gündemli bir işçi toplantısı düzenledik.Toplantıda Bursa bağımsız sosyalist milletvekili adayı Rıdvan Türker, seçimlerin düzen için ne anlama geldiğini, işçi sınıfına neler getireceğini ve kendisinin neden aday olduğunu anlatan bir konuşma yaptı. Daha sonra işçiler fabrikalarında ve toplumsal yaşamda karşılaştıkları zorlukları anlattılar. Rahat bir atmosferde gerçekleşen konuşmalar giderek derinleşti ve konut

sorunundan ulaşım sorununa, çevre sorunundan kültürel sorunlara kadar birçok başlık canlı tartışmalara konu edildi. Son olarak çözümün ne seçimde ne mecliste olduğu vurgulandı. Çözümün devrimde, sosyalizmde olduğu ifade edildi. Toplantı bağımsız devrimci sınıf mücadelesini yükseltme çağrısı ile sona erdi. Seçim çalışmamız ve işçi toplantılarımız ilerleyen günlerde devam edecek. Bursa BDSP

Sayı:2007/24  22 Haziran 2007 ilk olarak yaygın bir propaganda faaliyeti gerçekleştirdik. Gazi Mahallesi ana caddelerine yüzlerce “Gazi emekçileri seçimleri tartışıyor” başlıklı afişlerden yaptık. Öte yandan çıkarttığımız açılış etkinliği davetiyelerinden yüzlercesini kapı kapı dolaşarak işçi ve emekçilere ulaştırdık. Açılış etkinliği çalışmaları çerçevesinde davetiye dağıtımı ile beraber yaygın bir gazete satışı da gerçekleştirdik. Gazi emekçilerinin gazetemize ilgisi anlamlı oldu. Yaklaşık bir saat içinde 50’ye yakın gazeteyi emekçilere ulaştırdık. “Gazi emekçileri seçimleri tartışıyor” başlıklı açılış etkinliğimizi 24 Haziran Pazar günü gerçekleştireceğiz. İstanbul 2. Bölge bağımsız sosyalist milletvekili Adayı Fatma Ünsal’ın da konuşmacı olarak katılacağı açılış etkinliği, işçi ve emekçilere düzen partilerinin ve meclisin çözüm olmadığını anlatmayı hedefleyen seçim çalışmamızın bir ilk adımı olacaktır. Etkinlik Gazi Mahallesi Millet Cad. (Pazar Cad.) No: 22 GOP adresinde saat 18:00’de başlayacak. Programda BDSP temsilcisi ile bağımsız sosyalist milletvekili adayı Fatma Ünsal konuşma yapacak. GOP BDSP

Gaziosmanpaşa bölgesi seçim faaliyetlerinden

Gaziosmanpaşa merkez büromuz resmi açılış öncesinde faaliyete başlamış bulunuyor. Büromuzun görsel düzenlemesini gerçekleştirerek açılışa çağrı afişlerini GOP merkezde çeşitli noktalara yaygınca yaptık. Gazi bölgesinde yüzlerce noktaya açılışa çağrı afişleri yapıldı. Gazi Mahallesi gençleri seçim büromuza ilgi gösteriyorlar. Gazi Mahallesi’nde etkinlik davetiyelerinin ve seçim bildirgesinin dağıtımı yapıldı. Yüzlerce davetiye ve bildirge işçi ve emekçilere ulaştırıldı. GOP çalışmamızın haftalık olarak gerçekleştirmeyi planladığı eğitim seminerlerinin ilki 15 kişilik bir katılımla Gazi seçim bürosunda gerçekleştirildi. Yaklaşık 2.5 saat süren eğitim semineri “Ekim Devrimi ve Bolşevik parti” başlığını taşımaktaydı. Ekim Devrimi’nin gelişimi ve devrimin başarı ile gerçekleşmesini doğuran koşulların ana hatları ile anlatıldığı seminerde Ekim Devrimi’nin mirasının bugünkü anlamı tanımlanmaya çalışıldı. Etkinlik öncesinde katılımcılara öncesinde hazırlanan metinler dağıtıldı. Bundan sonra 4 hafta boyunca tekrarlayacağımız bu eğitim seminerleri ile ideolojik eğitim sorununa bir ilk adım olarak çözüm oluşturmayı hedefleyeceğiz. Karadeniz Mahallesi’nde yozlaşmaya ve uyuşturucuya karşı propaganda çalışması yürütüyoruz. Mahallenin gençlerinin ve emekçilerinin uyuşturucu çetelerine dönük tepkisinin artması üzerine yaptığımız afiş çalışması bir ilk adım olacak. Sonrasında bu çalışmayı eylemli bir biçimde sürdürmeye çalışacağız. Gaziosmanpaşa/BDSP

Küçükçekmece’de seçim faaliyeti

Küçükçekmece seçim çalışmamız çeşitli araçlarla sürüyor. Planlı ve sistematik olarak yürüyen seçim çalışmamız önümüzdeki hafta sonu seçim büromuzun açılışı ile hız kazanacak. Merkezi materyallerin yanısıra yerel araçlarla da müdahale edeceğimiz bu süreci sınıf çalışmamızın derinleşmesinin bir imkanı olarak değerlendirmeyi hedefliyoruz.

Seçim komisyonları

Seçim faaliyetimizin ön sürecinde Yenibosna, Sefaköy, Şahintepe ve Firuzköy olmak üzere seçim


Sayı:2007/24  22 Haziran 2007 politikalarımızı tartışan, tartıştıran ve kitle çalışmasının çeşitli araçlarını üreten seçim komisyonları oluşturduk. Bu komisyonlar bu sürecin örgütlü ve planlı bir tarzda karşılanmasının temel imkanlarını yarattı. Şahintepe ve Yenibosna seçim komisyonları şimdiye kadar iki toplantı gerçekleştirdi. Yenibosna’da evlerde ve bir işletmede yapılan toplantıların yanısıra işçi yoldaşlarımız kendi işyerlerine seçim programımızı taşımaya ve tartıştırmaya başladılar. İşçilerin olumlu-olumsuz tepkilerini aldılar. Canlı tartışmaların yapıldığı ev toplantılarıyla çevre ilişkilerimizle bağlarımız güçlendirildi.

Kitle çalışması

Bu süre zarfında kullanabileceğimiz birçok propaganda aracı önümüzde duruyor. Bu araçların etkin kullanımı, yerel ve özgün araçların üretilmesi, birebir ilişkilerin geliştirilerek siyasal bağların güçlendirilmesi, sınıf örgütlülüklerinin yaratılması için planlamalar yaptık. Çeşitli araç ve yöntemleri birarada kullanarak sınıfla bağlarımızı derinleştirmek niyetindeyiz. Seçim faaliyetimizin önemli ayaklarından birini kitle çalışması oluşturuyor. Devrimci sınıfın programını aktaran bildirgelerin yaygın ve etkin kullanımına bu hafta başlıyoruz. Bildirgelerimizi büyük ve orta ölçekli fabrikalara taşımanın yanısıra, emekçi semtlerinde de kullanarak yaygın bir propaganda aracına çevireceğiz. Yenibosna, Sefaköy, Güneşli, İnönü, Söğütlüçeşme, Şahintepe, Bayramtepe, İkitelli olmak üzere çeşitli semtlerde, Pazar yerlerinde önlüklü dağıtımlar gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Böylelikle işçi ve emekçilerin bulunduğu yaygın bir alana bildirgelerimizi ulaştırmış olacağız. Sefaköy, İnönü, Yenibosna ve Şahintepe üzerinden dernek, kahve, demokratik kitle örgütlerine giderek tanıtım toplantıları ve konuşmaları gerçekleştirmeyi planlamış bulunuyoruz. Diğer yandan Emekçinin Gündemi’nin 5. sayısı işçi ve emekçilerle buluşuyor. Seçimler üzerinden sınıfın devrimci tutumunu ortaya koyan, 3. Bölge bağımsız sosyalist adayının röportajının yeraldığı ve çeşitli sektörlerden işçilerin seçimler üzerine röportajlarının bulunduğu bu sayımız temel araçlarımızdan birisi olacak. Yine son üç haftadır bölgemizde yaygın olarak işçi ve emekçi ailelerine ulaştırdığımız bir temel aracımız da politik yayın organımız Kızıl Bayrak’ın etkin kullanımıdır. Kızıl Bayrak devrimci sınıf politikasının doğrudan kitlelerle, işçi ve emekçilerle buluşmasının bir aracıdır. Yaygınlaşan okur çevresiyle ilerici güçlere ulaşabilmenin de imkanını sağlayan gazetemizi işçi ve emekçilere ulaştırıyoruz. Kitle çalışmamızın işçi toplantılarına dayanabilmesi sınıfla bağlarımız açısından çok önemli bir yerde duruyor. Şu ana kadar belli fabrikalardan işçilerle görüşerek sınıfın programını anlatmış bulunuyoruz. Seçimler üzerinden gerçekleşen 3 seminere de değişik sektörlerden işçiler katılmıştı. Şimdi ise bu toplantıların ve programın fabrikalara taşınması hedefimiz var. Bunu da işçi toplantıları ile kimi işletmelerde, öğle paydoslarında bağımsız sosyalist adayımızın yapacağı konuşmalarla gerçekleştirmeyi planlıyoruz. 23 Haziran Cumartesi günü Küçükçekmece seçim büromuzun açılış programının hazırlıkları sürüyor. Hazırladığımız davetiyeleri işçi ve emekçilere, çeşitli kurumlara ulaştırmış bulunuyoruz. Ayrıca çağrı afişlerini seçim büromuzun çevresine ve yol üzerine yapmaya devam ediyoruz. Küçükçekmece/BDSP İstanbul 3. Bölge Bağımsız Devrimci Sosyalist Milletvekili Adayı Hüseyin Temiz’in Küçükçekmece seçim bürosu açılışında buluşalım! Program: * BDSP konuşması * Bağımsız Sosyalist Milletvekili Adayı konuşması * Şiir * Müzik Tarih: 23 Haziran Cumartesi Saat : 19.00 Adres: İnönü Mah. Dere Sok. No: 2 (Yüzüncüyıl İlköğretim Okulu altı)

Kızıl Bayrak  13

İzmir’de seçim faaliyetlerinden... İzmir 2. bölge bağımsız devrimci sosyalist milletvekili adayımız Ahmet Subaşı’nın seçim çalışmalarını Çiğli’nin ve Karşıyaka’nın emekçi semtlerinde tüm hızıyla sürdürüyoruz. Düzen partilerinin seçim oyununu boşa düşürmek, işçi ve emekçilerin devrimden ve sosyalizmden yana taraf tutmalarını sağlamak için tüm gücümüzle çalışıyoruz. Bu amaçla afişlerimizi, bildirilerimizi Çiğli’de, Harmandalı’da, Güzeltepe’de, Yamanlar’da, Onur Mahallesi’nde, Gümüşpala’da etkin bir şekilde kullanıyoruz. Yamanlar’da seçim büromuzu tutarak işçi ve emekçilerin desteği ile hazırladık. 23 Haziran’da açılışı yapılacak olan seçim büromuzun açılış etkinliği hazırlıklarına da başladık. El ilanları ve afişlerle büromuzun tanıtımı yapılacak. Düzenin seçim oyununu bozmak ve sosyalizm bayrağını yükseltmek için başlattığımız devrimci seçim faaliyetiyle sesimizi, mücadelemizi en geniş işçi ve emekçi kitlesine ulaştıracağız. Açılış konuşmasıyla başlayacak olan etkinliğimiz bağımsız devrimci sosyalist milletvekili adayının konuşması ile sürecek. Şiir ve müzikle etkinliği güçlendireceğiz. Etkinliğimiz Büyük Yamanlar Eski Tansaş durağı (BEKO mağazası karşısı) adresindeki seçim büromuzda saat 19:00’da gerçekleşecek. Yamanlar BDSP

Buca’da seçim faaliyetimiz sürüyor!

Buca’da seçim faaliyetimize yönelik engelleme girişimlerine rağmen tüm enerjimizle çalışmalarımızı yürütüyoruz. Seçimlere ilişkin kullandığımız materyallerin dışında gazetemizi sistemli ve yaygın bir şekilde emekçilere ulaştırıyoruz. Kuruçeşme Mahallesi’ndeki seçim büromuzu düzenli bir şekilde açıyoruz. 24 Haziran Pazar günü yapacağımız etkinlik ile birlikte mahalledeki seçim faaliyetimizi bir adım daha ileri taşımayı hedefliyoruz. Açılış etkinliğine el ilanlarıyla, afişle, ajitasyon konuşmalarıyla içiçe geçmiş bir faaliyetle hazırlanıyoruz. Buca BDSP

İzmir’de seçim büroları açılışı etkinlikleri

Yaklaşık üç haftadır Yamanlar’da devrimci seçim çalışmamızı sürdürüyoruz. Bildirilerle, afişlerle, gazete dağıtımlarıyla işçi ve emekçileri burjuva gericiliğine ve parlamenter hayallere karşı mücadeleye çağırıyoruz. Yamanlar’daki seçim büromuzun açılışını 23 Haziran günü bir etkinlikle gerçekleştireceğiz. Yamanlar pazarında ve sabah servis güzergahında, büro önünde dağıtımını gerçekleştirdiğimiz etkinliğe çağrı ilanları ve afişlerimizle emekçileri açılışa davet ediyoruz. Açılış etkinliğinde İzmir 2. bölge bağımsız sosyalist milletvekili adayı Ahmet Subaşı kendisini tanıtacak. Düzenin seçim oyununa karşı devrimci

sınıf alternatifini sunacağımız açılış etkinliğimize tüm Yamanlar emekçilerini katılmaya çağırıyoruz! Bağımsız Devrimci Sosyalist Milletvekili Adayı Ahmet Şubaşı’nın Yamanlar seçim bürosu açılışında buluşalım! Etkinlik programı: * Açılış konuşması * Bağımsız Sosyalist Milletvekili Adayı Ahmet Subaşı’nın konuşması * Şiir * Kavel Müzik Grubu Yer: Büyük Yamanlar Eski Tansaş Durağı (Beko mağazası karşısı) Tarih: 23 Haziran 2007 (Cumartesi) Saat: 19.00 Yamanlar BDSP *** Amerikancı sermaye partilerine ve emekçilere parlamentoyu çözüm olarak göstermeye çalışan reformistlere karşı sınıfın bağımsız devrimci programını emekçilere taşıyan seçim faaliyetimiz sürüyor. Menemen‘de seçim çalışmalarımız seçim büromuzun açılışıyla birlikte yeni bir evreye girecek. Açılıştan sonra büromuzu etkin bir şekilde kullanmaya devam edeceğiz. Menemen‘de yaşayan tüm işçi ve emekçileri, dostlarımızı açılış etkinliğimize bekliyoruz. Bağımsız Devrimci Sosyalist Milletvekili Adayı Ahmet Şubaşı’nın Menemen seçim bürosu açılışında buluşalım! Etkinlik Programı: * Açılış konuşması * Bağımsız Sosyalist Milletvekili adayı Ahmet Subaşı’nın konuşması * Kavel Müzik Grubu * Şiir Dinletisi Tarih: 24 Haziran 2007 Saat: 18:00 Yer: Kasımpaşa Mah. Cengiz Topel Cad. Metin İşhanı No: 3 (Eski Hastane arkası) Menemen BDSP


14  Kızıl Bayrak

BDSP’nin seçim çalışmalarından...

Sayı:2007/24  22 Haziran 2007

Adana’da seçim çalışmalarından...

Seçim çalışmamız güçlenerek sürüyor. İşçi ve emekçilere devrimci alternatifi sunmak amacıyla başlattığımız seçim çalışmasında ilk olarak, çalışmaya katabileceğimiz tüm ilişkilerimizle bir toplantı yaptık. Ardından Adana bağımsız sosyalist milletvekili adayımız Serpil Yıldız’ın başvurusunu yapmasıyla beraber, seçim komisyonlarımızı oluşturduk, çalışmalarımıza başladık. Her komisyon kendi çalışma alanı üzerinden somut tartışmalar yürüterek bir program çıkardı ve hayata geçirmeye başladı. Komisyonlar bir yandan düzeni ve düzen partilerini teşhir ederken, diğer yandan emekçileri parlamenter yanılsamalarla zehirleyen reformistleri teşhir ve tecrit ediyorlar. Tüm bunlara karşı işçi sınıfına devrimci program altında birleşme çağrısı yapıyorlar. Komisyonlar hem kendi güçlerimizi hem de çevremizdeki güçleri bu çalışma vesilesiyle daha ileriden kazanma hedefiyle hareket ediyorlar. Komisyonlarımız aracılığıyla giderek güçlenen bir seçim faaliyeti örgütlemenin yanısıra şehir merkezinde çalışmamızı güçlendirmek ve bir dizi gücü daha etkin olarak çalışmaya katabilmek için uzun zamandır eksikliğini hissettiğimiz büro çalışmamızı yeniden şekillendirdik. Bu doğrultuda uzun zamandır atıl duran büromuzu yeniden düzenleyerek çalışmanın ihtiyaçlarına göre biçimlendirdik. Büromuzu düzenli olarak açıyoruz. Böylece merkezde işçi ve emekçilerin bizlere ulaşabilmesini sağlayacak bir kanal açmış olduk. Bundan sonrasında da burayı daha da etkinleştirecek ve gerçek bir mevziye dönüştüreceğiz. BDSP/Adana

Meydan Mahallesi Seçim Komisyonu çalışmalarından

Çalışmamızın merkezine seçim faaliyetini alarak gazete satışlarımızı bu çerçevede yeniden planladık ve düzenli olarak emekçilere ulaştırmaya başladık. Emekçilerle politikalarımızı tartışıyor ve varolan ilişkilerimizi daha da güçlendirmeye çalışıyoruz. Seçimler süreci üzerinden gerçekleştirdiğimiz tartışma toplantılarının ardından kendi yerelimizde çalışmalarımızı yürüteceğimiz güçlerle beraber

toplantı yaparak seçim bürosunun tutulmasından gazete satışlarını sistemli hale getirmeye, afiş ve bildiri dağıtımına kadar çalışmayı planladık. Meydan Mahallesi’nde Gülpınar ve Dumlupınar Mahallesi, Obalar Caddesi’ne afişlerimizi yaygın bir şekilde yaptık. Seçim büromuzu tuttuk ve hazır hale getirdik. 24 Haziran günü seçim büromuzu etkinlikle beraber açacak ve adayımızı mahalle emekçilerine tanıtacağız. Mahallede şu ana kadar 2 bine yakın bildiri kullanmış bulunuyoruz. Afişlerimizi Meydan Dumlupınar, Gülpınar, Yeşilyuva, Mirzaçelebi mahalleleri, Meydan Caddesi, Kıbrıs Caddesi, Emek Mahallesi, TEKEL çevresine yaygın bir şekilde yaptık. Gazete satışlarımızı haftada iki güne çıkarttık ve bölgemizin farklı yerlerine gazetemizi ulaştırmaya çalışacağız. Seçim kampanyamızın bir parçası olarak plandığımız pikniğimizin çalışmalarını bölgemize de taşıdık ve mahalle emekçilerinin pikniğimize asgari düzeyde katılımını sağladık. Seçim sürecini bir dizi yerel ve genel materyalle, eylem ve etkinliklerle, ev toplantılarıyla ve çeşitli araçlarla örmeye devam edeceğiz. Güçlü bir ajitasyon-propaganda faaliyeti örecek, devrim ve sosyalizm bayrağını daha da yükseklerde dalgalandıracağız. Meydan Mahallesi Seçim Komisyonu

Şakirpaşa Mahallesi Seçim Komisyonu çalışmalarından

Bağımsız sosyalist milletvekili adayımızın başvurusunu yapmasının ardından çevre-çeper ilişkilerimizle ilk toplantımızı yaptık. Seçim komisyonumuzu oluşturduk. Bu toplantıda seçim politikamızı anlattık. Daha sonra önümüze bir dizi somut görev koyduk. Bu doğrultuda ilk olarak seçim büromuzun tutulması için gerekli çalışmanın yapılması, mali ihtiyaçların karşılanması için bir bütçenin oluşturulması, çalışmayı yürütecek güçlerimizin eğitimi için bir eğitim programının oluşturulması ve düzenli olarak ihtiyaç duyulan konularda sunumların yapılması, merkezi ve yerel araçların kullanılarak ajitasyon-propaganda

faaliyetinin arttırılması ve gazetemizin daha fazla işçi ve emekçiye ulaştırılması üzerinden bir dizi planlama yapıldı. Aldığımız ilk kararların ardından seçim büromuzun tutulması için harekete geçtik ve ihtiyacımızı karşılayacak bir seçim bürosu tuttuk. Önümüzdeki hafta içinde gerekli hazırlıkların yapılmasının ardından seçim büromuzu açmış ve etkin bir biçimde kullanmaya başlamış olacağız. Çalışmamızı yürütecek yoldaşlarımızın ve bu çalışmaya katılacak olan bir dizi yeni insanın çalışmanın ihtiyaçları doğrultusunda eğitebilmesi için bir eğitim programı oluşturduk. Seçimler sürecinde oluşturduğumuz komisyonumuzun planladığı eğitim seminerlerinden ilkini 15 Haziran günü gerçekleştirdik. “Seçimler ve sol hareket” başlığı altında gerçekleşen seminerde reformist cenahın ideolojik politik platformu anlatıldı. Parlamentoyu çözüm olarak sunan reformist liberal çevrelerin işçi ve emekçilerde yarattığı boş hayallere karşı mücadele edilmesi gerektiği ifade edildi. Devrimci, demokrat akımların atalet ve politikasızlığına karşı sınıfın bağımsız devrimci tutumunun ne olması gerektiği dile getirildi. Canlı tartışmaların yaşandığı seminer başarılı geçti. Merkezi ajitasyon-propaganda materyallerimizi de bu süreç içinde etkin olarak kullanmaya başladık. Bu doğrultuda Şakirpaşa, Uçak, Onur mahalleleri ve semt pazarında bildiri dağıtımı gerçekleştirdik. Düzen partilerinden hesap sormaya çağıran afişlerimizi de Şakirpaşa’da çarşı merkezine, Metal Sanayi Sitesi’nde çalışan işçilerin geçiş güzergâhlarına ve sanayi çevresine yoğun olarak yaptık. Çarşı merkezinde yaptığımız afiş çalışmamız sırasında bir grup serserinin faaliyetimize engel olmak istemesini ve engellemeye dönük girişimlerini anladıkları dilden yanıtladık. Bu sırada kavgaya müdahale eden polis yoldaşlarımızdan ikisini gözaltına aldı. Serseriler saldırıya uğradıkları, dayak yedikleri ve yaralandıklarını iddia ederek yoldaşlarımızdan davacı olduklarını söylediler. Yoldaşlarımızın bu saldırı karşısında verdikleri tok yanıtla devrimci faaliyetimize hiç kimsenin engel olamayacağını gösterdiler.


Sayı:2007/24  22 Haziran 2007 Gazetemizi ulaştırdığımız işçi ve emekçi sayısını da seçim çalışması vesilesiyle artırmayı hedefliyoruz. Bundan sonrasında mahallemizde daha etkin bir gazete satışı planlaması yaparak, gazete sayısını en az iki katına çıkaracağız. İlk elden bir dizi kararı hayata geçirebilmiş olmanın rahatlığıyla şunu söyleyebiliriz ki, bundan sonra çalışmamız giderek yükselen bir tempoda sürdürecek ve daha önceki politik faaliyet kapasitemizi katbekat aşan bir çalışmayla düzenin seçim oyununu bozacağız. Şakirpaşa Mahallesi Seçim Komisyonu

Şakirpaşa ve Meydan mahallesi seçim büroları açılıyor!

Seçim faaliyetimizin önemli bir aracı olarak kullanacağımız seçim bürolarının açılışlarına başladık. Adana Meydan Mahallesi seçim büromuzun açılış çalışmaları devam ediyor. Seçim büromuz planladığımız gibi bu hafta başından itibaren düzenli açılmaya başlandı. Büromuza gelen işçi ve emekçilerle seçimler ve sınıfın seçimler konusundaki devrimci politikasını tartışıyoruz. Açılış şenliği için hazırladığımız çağrı bildirilerini, afişleri ve pankartları mahallenin birçok yerine asacağız. Yüzlerce çağrıyı tek tek kapıları çalarak emekçilere ulaştıracak, açılışımıza davet edeceğiz. Gazete satışlarımızı planladığımız gibi düzenli devam ediyor. Seçim büromuzun açılmasıyla çalışmalarımız yoğunlaşarak devam edecek. Bağımsız Devrimci Sosyalist Milletvekili Adayı Serpil Yıldız’ın Meydan Mahallesi seçim bürosunun açılışında buluşalım! Etkinlik Programı: * Aday tanıtımı * Seçimler üzerine söyleşi * Müzik dinletisi Yer: Meydan Caddesi üzeri (Kıbrıs Caddesi’ne varmadan 50 metre önce) 24 Haziran Pazar Saat 18.00 Meydan Mahallesi Seçim Komisyonu *** 23 Haziran günü, Şakirpaşa’da gerçekleştireceğimiz seçim büromuzun açılış etkinliğini için hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Açılış etkinliğinin duyurusunu yapmak ve semtteki işçi ve emekçileri açılış etkinliğine katılmalarını sağlamak amacıyla binlerce el ilanı, farklı ebat ve biçimlerde hazırlanmış afişler kullanıyoruz. Ayrıca Kızıl Bayrak gazetesini de daha etkin kullanmaya başladık. Seçim büromuzun açılışın ardından burayı bir mevziye dönüştürecek şekilde çalışmamızı güçlendirerek sürdüreceğiz. Bağımsız Devrimci Sosyalist Milletvekili Adayı Serpil Yıldız’ın Şakirpaşa Mahallesi seçim bürosunun açılışında buluşalım! Etkinlik Programı: * Aday tanıtımı * Seçimler üzerine söyleşi * Müzik dinletisi Yer: Beşevler Caddesi Kevser Cami yolu No: 36 23 Haziran Pazar Saat 18.00 Şakirpaşa Mahallesi Seçim Komisyonu

BDSP’nin seçim çalışmalarından...

Kızıl Bayrak  15

Ankara seçim çalışmalarından...

BDSP seçimlere hazırlanıyor!

Ankara’da sınıf devrimcileri olarak seçim gündemine ilişkin politik tutumuzu açıkladık, bir ay önce seçim kampanyasına başladık. İlk olarak seçimler ve devrimci sınıf tutumu gündemi üzerinden gerçekleştirdiğimiz toplantı ile kampanyamızın startını vermiş olduk. Öncelikle işçi sınıfı ve emekçileri bağımsız devrimci sınıf çizgisinin etrafında taraflaştıracağımız faaliyetimizi yürütecek komisyonları oluşturduk. Komisyonlarda seçim bürolarının en etkin kullanımı, seçim gündemiyle birlikte ele alacağımız politik gündemler, kitle araçlarının ve etkinliklerin gerçekleştirilmesi, ajitasyon ve propaganda faaliyetinin planlanması, seçim gündemine dair sınıf devrimcilerinin deneyimlerini ele alan temel metinlerin tartışılması, politik yayın organının yaygın kullanımı, devrimci müdahalenin etki alanını genişletecek yaygın bir faaliyet planının yapılması vb. başlıklar üzerinden tartışmalar yürüttük. Bağımsız devrimci sınıf programını kitlelerle buluşturabilmek amacıyla tüm olanaklarımızı ve gücümüzü seferber edecek bir plan yaptık. Somutta bir aylık zaman dilimi içerisinde Ankara toplamında Çankaya, Mamak, Sincan seçim komisyonları tanımlı oldukları bölgelerdeki işçi ve emekçilerin duyarlılık alanlarına, bölgenin koşullarına ve yapısına uygun bir çalışma programı çıkartmış oldu. Çalışma yürüttüğümüz alanlarda binlerce bildiriyi işçi ve emekçilerle birebir sohbetler geliştirerek dağıttık. Fabrikalarında, işyerlerinde, mahallelerinde işçi ve emekçilere ulaşarak sermaye iktidarının seçim oyununu bozmayı hedefliyoruz. Bunun için yoğun bir faaliyet yürütüyoruz. Çankaya bölgesinde Balgat tekstil fabrikalarına bildirilerimizle seslendik. Dikmen’de işçi ve emekçilere bildirimizle ve gazetemizle ulaştık. Mamak’ta Tuzluçayır, Tek Mezar, Şirintepe, Şahintepe, Çöplük, Fahri Korutürk, Tepe Mahallesi, Cengizhan, Ege Son Durak, Çoban Çeşme, Dostlar olmak üzere toplam 11 mahallede bildirilerimizi emekçilerle birebir sohbet ederek dağıttık. Gazetemizi çalışmada etkin bir biçimde kullandık. Sincan, Bentderesi, Mitaş’ta da bildirilerimizi işçilere ulaştırdık. Yenimahalle’de ise Ostim’de emekçilere bildirilerimizi dağıttık. Batıkent’te yine gazetemizle ve bildirilerimizle yaygın bir faaliyet ördük. “Çözüm ne seçimde ne mecliste! Çözüm devrimde kurtuluş sosyalizmde!/BDSP” imzalı afişimiz ile emperyalist saldırganlık ve “Kahrolsun ücretli kölelik düzeni!” şiarlı afişlerimizi Ankara’nın genelinde yaygın bir biçimde kullandık. Çankaya bölgesinde Kurtuluş, Sıhhiye, Balgat, İlker, Sinan caddesi, Sokullu’da, Mamak’ta Tuzluçayır, Tek Mezar, Şirintepe, Şahintepe, Çöplük, Fahri Korutürk, Tepe Mahallesi, Cengizhan, Ege Son Durak, Çoban Çeşme, Dostlar, Tepecik, Akşemsettin’de, Sincan’da, Bentderesinde, Batıkent’te afişlerimizi yaygın bir şekilde kullandık, işçi ve emekçilere seslendik. Mamak İşçi Kültür Evleri’nin düzenlediği 6. Geleneksel Birlik ve Dayanışma pikniğini seçim kampanyamızın bir parçası olarak ele aldık, etkin bir çalışmaya konu ettik. Dikmen’de Sinan Caddesi’nde, Mamak’ta Nato Yolu’nda, Kızılay’da seçim bürolarımızı fiilen açtık. Açılış etkinliklerini ise güçlü bir ön çalışmayla birlikte aday tanıtım toplantıları şeklinde yapmayı

planlıyoruz. 22-23-24 Haziran’da seçim bürolarımızın açılış etkinliklerini ve şehir merkezinde BDSP 1. Bölge bağımsız sosyalist milletvekili adayı Evrim Erdoğdu’nun tanıtım toplantısı yapmak için hazırlıklara başladık. 15-16 Haziran Direnişi ve 2 Temmuz Sivas katliamı gündemine müdahalemizi seçim kampanyamızla birleştirmeyi düşünüyoruz. Ankara’dan sınıf devrimcileri olarak önümüzdeki günlerde sistemli, planlı ve tempolu bir kampanya ile işçi ve emekçileri sınıfın devrimci programı etrafında birleştirmeyi, “Düzen partilerine verilecek oyumuz yok, sorulacak hesabımız var!” sözünü ete-kemiğe büründürmeyi hedefliyoruz. Her türlü gerici burjuva ideolojisine karşı kitleleri sosyalizmin kızıl bayrağı altında mücadeleye çağırmayı sürdüreceğiz. Ankara BDSP

MİTAŞ’ta faaliyetimize faşist saldırı

Sınıf devrimcileri olarak seçimlere yönelik politik faaliyetimizi yoğun bir şekilde sürdürüyoruz. Özellikle sanayi bölgelerinde ve fabrikalarda bire bir işçi ve emekçiler ile buluşuyoruz. Düşmanın yoğun bir tempoda süren politik faaliyetimize yönelik saldırıları da devam ediyor. Yakın zamanda Balgat’ta tekstil işçilerine bildirilerimizi ulaştırırken devletin kolluk güçlerinin saldırısına uğramıştık. Bu saldırıda 5 yoldaşımız keyfi bir şekilde gözaltına alınmış, düşmanın fiziki ve psikolojik işkencesine maruz kalmıştı. Düzenin faaliyetimize yönelik saldırıları bununla sınırlı kalmadı. Son olarak MİTAŞ Fabrikası’nda ipleri sermaye devletinin elinde olan ağzı salyalı faşist çetelerin saldırısına uğradık. Bir süredir MİTAŞ Fabrikası’na yaptığımız dağıtımlarda faşist Türk-Metal çetesinin tacizleri ile karşılaşıyorduk. Geçtiğimiz ay bülten dağıtımını engellemeye çalışan faşist çete tacizlerini saldırıya dönüştürdü. Seçim gündemli bildirilerimizi işçilere ulaştırırken toplanan faşist çete önce dağıtımı engellemeye çalıştı ve saldırdı. Saldırı işçilerin araya girmesi ile son buldu. Saldırıların arkasında devrimci politikanın sınıfla bütünleşmesine tahammül edemeyen sermaye devleti ve onun hizmetindeki faşist Türk-Metal çetesi vardır. Fakat çabaları ve saldırıları beyhudedir. Saldırıları, sınıfı devrime kazanma yönelimimizi ve bu yönlü ısrarımızı engelleyemeyecektir. İşçi sınıfının devrimci programından gücünü alan sesimizin işçi ve emekçilere ulaşmasını bir an bile kesintiye uğratamayacaklardır. Ankara’dan sınıf devrimcileri


s

16  Kızıl Bayrak  Sayı:2007/24  22 Haziran 2007

22 Temmuz seçimleri üzerine BDSP temsilcisi İstanbul 1. Bölge Bağ “Seçimlerden devrimci amaçlar

“Seçimlerden devr faydalanmayı h - Nasıl bir siyasal atmosferde seçimlere gidiliyor? Bildiğiniz gibi seçimler uzun süredir devam eden düzen içi klikler savaşının cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerinden bir krize dönmesinin sonucu olarak erkene alındı. AKP’nin cumhurbaşkanlığı kalesini ele geçirme çabası karşısında ordu merkezli militarist bloğun teyakkuza geçmesi üzerine cumhurbaşkanlığı seçimleri engellendi. Düzenin yapısal krizine bir de yönetememe krizi eklendi. Bunu takip eden süreç herkes tarafından bütün açıklığa ile görülebilecek şekilde yaşandı. Özellikle DP fiyaskosunun ardından AKP’nin istenilen düzeyde geriletilemeyeceği anlaşılınca, ordu bir kez daha güçlü bir psikolojik harekat başlattı. Ne oldu? Ankara’da bomba patlatıldı, Genelkurmay yaptığı açıklama ile “duyarlı vatandaşları” “kitlesel refleksler” göstermeye çağırdı. Şovenizm tırmandırılmaya, sınır ötesi operasyon meşrulaştırılmaya çalışıldı. Tüm bu gelişmelerin ardından bir ara ciddi ciddi seçimlerin yapılmaması dahi tartışıldı. 10 yıl arayla gerçekleştirilen faşist darbelerin yerini aylık yayınlanan muhtıralar aldı. Ordu yaptığı bu çıkışlarla “esas güç benim” dedi. Büyük efendilerin devreye girmesi ile durumu dengelemeye çalışan AKP ise sıkışmış durumda. Sınıf ve kitle hareketinin geri, toplumsal muhalefetin dağınık ve etkisiz olduğu koşullarda emekçileri manipüle eden saflaştırmaların, verilen muhtıraların, Kuzey Irak’a operasyon söylemlerinin zehirlediği bir atmosferde seçimler gerçekleşecek. Düzenin krizine seçimlerin ne kadar deva olabileceği biraz sonuçları ile bağlantılı olacak. Eğer AKP önemli oranda geriletebilinirse, krizi bir ölçüde hafifletmeleri mümkün olabilecek. Ancak hangi düzen partisi ya da partileri hükümet

olursa olsun, işçi ve emekçiler için değişen bir şey olmayacak. Belki düzen güçleri arasında süren it dalaşı yatışacak. Belki bazı kesimler biraz daha hizaya çekilecek. Taraflar ABD ile kölelik ilişkilerini daha da derinleştirmeye, buradan güç almaya çalışacaklar. - Bu tablodan yola çıkarak devrimci güçlere düşen görevler nelerdir? Bu it dalaşına rağmen, söz konusu düzen odaklarının sosyal yıkım saldırılarında, Kürt halkını imha ve inkarda, emperyalizme uşaklıkta, işçi ve emekçilere düşmanlıkta tam bir uyum içerisinde davrandıklarını yaşanan güncel olaylar üzerinden görüyoruz. Emekçi kitleleri peşlerinden sürekleme çabalarına rağmen bu konularda sosyal demagojiden dahi titizlikle uzak durdukları malum. Sınıf hareketinin örgütsüz, toplumsal muhalefetin dağınık olduğu, sosyal reformizmin düzen soluna meylettiği, devrimci hareketin devlet terörü ve tasfiyeci erozyon kıskacına alınmaya çalışıldığı böylesi bir süreçte, risk alanlarına rağmen, önemli imkanların ortaya çıktığını da söyleyebiliriz. Bağımsız devrimci bir tutumla ortaya çıkmak, böylece düzen içi çatışma ortamının yarattığı saflaşma karşısında dik duramayacak toplumsal muhalefet öğelerini basınç altına almak, hepsinden önemlisi de karşı karşıya kaldığı ekonomik ve sosyal saldırılar karşısında bunalan ve çözüm arayan, ancak düzen içi çatışmada taraflaştırılmaya çalışılan geniş emekçi kesimlerin düzene yedeklenmesini engelleyerek kendi bağımsız sınıf çıkarları etrafında toplanmasını sağlayabilmek, hayati bir önem taşıyor. - Devrimci güçlerin ve toplumsal muhalefet odaklarının mevcut tablodan çıkarılacak devrimci görevler konusunda bir açıklığa sahip olduğu

- Solda ortak bağımsız adaylar bir dönem çok tartışıldı. Bu girişimi nasıl değerlendirmek gerekiyor? Ortak aday girişimi baştan siyasal ciddiyeti olmayan bir çaba idi. Şimdi bu girişime gereğinden fazla yer ayırmaya hiç gerek yok. Bu yiğit sosyalistlerin adayı Baskın Oran, bunun kendisi bile çok şeyi anlatıyor. Program diye ortaya konulan maddeler hiçbir anlam ifade etmiyor. Zira kendisine “demokratım” diyen birinin söylemek zorunda olduğu asgari bir düzlemi seçim plaftormu olarak ortaya koymak tam bir ciddiyetsizliktir. Ortak aday için yapılan toplantıları izledik. Bu toplantılarda kimin ne dediği belli değildi. Bu girişimin ilgi odağı haline gelmesini sağlayan, DTP’nin seçimlere bağımsız adaylarla gireceğini duyurması oldu. Bazı metropollerde “Türk sosyalistlerine ve aydınlara” yer açacağını söyleyince, Kürt oyları üzerinden hesap yapmaya başlandı. Ancak DTP’nin kuyruğuna takılmayı varlık

zemini haline getiren reformist partilerin bile umduğunu bulamadığı bir yerde, bu girişimin DTP’nin adaylarını belirlemesinde etkili olabilmesi mümkün olmadı. DTP adaylarının 3 reformist parti ile yapılacak görüşmeler sonucunda belirleneceği açığa çıktıktan sonra yapılan konuşmalar ibret verici idi. ‘Zaten 3 parti başkanı da ortak aday inisiyatifinin ilkelerini kabul etmiyor muydu? O zaman adaylar üzerinden konuşmaya gerek yoktu. O zaman onlar belirlesinler, biz nasıl bir çalışma yürüteceğimizi tartışalım’ minvalinde konuşmalar yapıldı. Nitekim oraya kendi adaylarını belki bu kanal üzerinden DTP’ye kabul ettirebiliriz diye gelenler, yürütmesinde oldukları inisiyatifi sessizce terkedip, kendi “bağımsız” tutumlarını ve adaylarını açıkladılar. Birilerinin ve bir takım şekilsiz çevrelerin ortaya çıkıp kendini “sosyalistlerin birliği” olarak lanse etmeleri kuşkusuz devrimci hareketin seçimlerde aldığı tutumla bağlantılıdır.

CMYK

söylenebilir mi? Söylenenlere ve yazılanlara bakılırsa, düzen içi çatışmanın mahiyeti, işçi ve emekçiler üzerindeki etkileri konusunda asgari bir açıklık mevcut. Ama önemli olan buradan çıkarılan görevler ve bu görevlerin nasıl bir hareket planı içerisinde yerine getirileceğidir. Görevler alanında söylenenler ve yapılmaya çalışılanlar kimin neyi, nasıl anladığının da göstergesi. “Düzen içi güç odakları çatışıyor ve bunun üzerinden emekçi kesimler kutuplaştırılıyor. O zaman biz de başka bir alternatif yaratmalıyız” söyleminin kendisinde bir sorun yok. Ancak sorun nasıl ve ne için sorularına verilen yanıtlarda ortaya çıkıyor. Reformizmin ve onun etkisindeki toplumsal muhalefet odaklarının merkezinde durduğu bir eylem ve hareket planıyla bu sürecin zorlu devrimci görevlerinin yerine getirilmesi mümkün değildir. Sertleşen çatışma ortamında bir ayağı düzen bataklığında olan güçlerin bağımsız devrimci bir hattı örgütleyeceğini düşünmek, çatışmanın gerçek muhtevasını ve olası sonuçlarını görememek demektir. Geniş emekçi kesimlerin düzenin kendi iç dalaşına dolgu malzemesi yapılmasına ve yükseltilen ırkçışoven kudurganlığa veya emperyalist-işbirlikçi politikalara karşı en geniş kesimlerin biraraya getirilmesi ihtiyacı tabii ki vardır. Mesele bunun nasıl sağlanacağı, nereye ve hangi hedeflere bağlanacağıdır. Devrimci temellere dayanan bir odağın merkezinde durmadığı, onun birleşik iradesinin, eylem


Sayı:2007/24  22 Haziran 2007  Kızıl Bayrak  17

ğımsız Sosyalist Milletvekili adayı N. Şafak Özdoğan ile konuştuk... için faydalanmayı hedefliyoruz!

rimci amaçlar için hedefliyoruz!”

kapasitesinin yön vermediği her türden girişimin zorlu görevlerin yerine getirilmesinde başarısız kalacak olması bir yana, aynı zamanda bizzat bu krizin kendisinin yarattığı devrimci olanakların da heba edilmesine neden olur. Retorik olarak ne kadar doğru olduğundan bağımsız olarak söylüyorum; süregiden “üçüncü cephe”, “demokratik cephe”, “emek cephesi” tartışmalarının temel handikapı budur. Demokratik güçleri belli politikalar ekseninde birleşik hareket ettirme hedefi de dahil olmak üzere, işçi ve emekçileri bağımsız devrimci bir tutum etrafında birleştirmeyi önüne koyacak devrimci bir merkez ihtiyaçtır. Mevcut hali ile devrimci hareketin ideolojik-politik ve pratik yetersizlikleri bu gerçeği değiştirmez. - Peki BDSP seçim sürecinde ne hedefliyor? Seçimler önemli siyasal süreçlerdir. Kitlelerin seçimler vesilesiyle politize olduğu, genel siyasal gelişmelere daha ilgili olduğu, taraflaşmaya açık olduğu bilinen bir gerçektir. Seçimlerden devrimci amaçlar için faydalanmayı hedefliyoruz. Bu nedenle de seçimlere yaklaşımımızın ana hattını mevcut konjonktürel gelişmeler değil sınıf mücadelesinin temel gerçekleri belirlemektedir. Bütün temel siyasal olaylarda olduğu gibi seçimler sürecinde de sınıfın bağımsız tutumunu örgütlemeye çalışmak bizim için ilkeseldir. Son siyasal gelişmeler ve ülkenin, hatta bölgenin içinde bulunduğu atmosfer sınıfın bağımsız devrimci tutumunun örgütlenmesini daha da önemli hale getirmektedir. Seçimlerin ve son

gelişmelerin kitlelerde yarattığı politikleşmeden devrimci ilke ve amaçlar çerçevesinde en etkin bir tarzda yararlanmak, kapitalist sistemin çözümsüzlüğünü göstermek, sömürücü düzeni teşhir etmek, tek ve gerçek kurtuluşun sosyalizmde olduğunu en geniş kitlelere anlatmak hedefiyle hareket ediyoruz. Tüm bunları yaparken de işçi ve emekçileri ekonomik, sosyal, demokratik taleplerinden temel siyasal sorunlara varıncaya kadar geniş bir zeminde eylemli bir hatta çekebilmek, örgütlemek genel hedefimizi oluşturuyor. - Seçim faaliyeti hangi temel gündemler etrafında ve nasıl bir yönelimle örgütleniyor? Bu seçimlerde iki temel taraf var. Birisi, en sağından en soluna parlamentoyu ve parlamenter sistemi çözüm yolu olarak gören burjuva partilerle temsil edilen sermaye düzeni, diğer yanda ise düzene karşı devrim çizgisi ile seçimlere katılan bağımsız devrimci sınıf tutumu. Bu yaklaşımın da bir ürünü olarak, günlük pratiğimizin bir parçası olsa bile, temel hedef olarak sadece düzen partilerini ya da bir şekilde parlamenter sistemi soldan kutsayan reformistlerin teşhirini politik faaliyetimizin eksenine oturtmuyoruz. Bizim seçim çalışmamızın hedefinde parlementosu, medyası, ordusu, partileri, kolluk güçleri vb. ile bütün kurumları ile çürümüş düzenin kendisi var. “Kahrolsun sermaye iktidarı, yaşasın sosyalist işçiemekçi cumhuriyeti!” temel şiarı bunun bir ifadesi. Tabii ki tek başına “kapitalizme karşı sosyalizm” alternatifini propaganda etmeye dayanan bir çalışma örgütlemiyoruz. Aynı zamanda sosyal yıkım saldırıları, emperyalist savaş ve saldırganlık, Kürt halkına yönelik imha ve inkar politikaları, yükseltilen ırkçı-şoven kudurganlık, artan devlet terörü, kadının çifte sömürüsü ve gençliğin geleceksizliği seçim - DTP’nin bağımsız adaylarına nasıl yaklaşılıyor? Bir burjuva parlamenter düzen için dahi utanç verici olan seçim barajına karşı DTP’nin aldığı bağımsız girme kararı bir mecburiyetin ürünü. Ancak ne Kürt sorunu bu düzen içerisine sığabilecek bir sorun, ne de parlamento bu sorunun çözümüne katkı yapabilecek bir yer. DTP gelinen yerde bütün politikasını parlamentoda yer almak üzerinden kurmuş durumda. Ve bunun doğal sonucu olarak Kürt halkının bilincini bu hayallerle bulandırıyor. Tıpkı diğer reformist partilere karşı olduğu DTP’ye karşı da aktif bir teşhir çalışması yürüteceğiz. Ama biliyorsunuz, devlet DTP’nin önünü kesmek için binbir türlü oyun oynadı. 22 Temmuz’a kadar da bu oyunlar, baskılar devam edecek. Devletin bu pervasız saldırıları karşısında tutum almayı da bir görev bileceğiz.

CMYK

çalışmamızın ana gündemlerini oluşturuyor. Bunlar dışında hak alma mücadelesinin her türlü başlığı doğal olarak gündemimizdir. Bunlara yerelliklere göre öne çıkan yıkım, yozlaşma, sendikalaşma hakkı vb. özgün gündemleri de ekleyebiliriz. Temel siyasal taleplerle acil demokratik istemlerin bağlantılı bir tarzda ele alınacağı aydınlatma faaliyeti ile emekçi kitleleri eyleme çekme ve örgütleme süreçlerinin içiçe geçtiği bir kampanya hedefliyoruz. - 5 ilde 8 aday gösterildi. Aday gösterilen iller ve adaylarda hangi ölçüt gözetildi? İlleri ve adaylarımızı belirlerken kendi olanaklarımızı en iyi şekilde kullanmayı ve en verimli sonuçları almayı gözettik. Kuşkusuz aday çıkarılan il sayısını çoğaltmak mümkündü. Ancak 5 büyük sanayi kentinin bütün seçim bölgelerinde aday göstermek ve buralarda yoğunlaşmak tercih edildi. Adaylarımız doğrudan bağımsız devrimci sınıf çizgisini temsil ediyorlar. Siyasal geçmişleri, mücadele içinde durdukları yer ile böyle. 8 adayımızın yarısı kadın, 6’sı işçi. - Çalışmanın iç hedefleri nelerdir? Kendi iç hedeflerimiz kampanyamızın tali yönüdür. Sınıf mücadelesinin ve hareketinin ihtiyaçlarına tabidir. Büyüyüp güçlenen ve yayılan bir çalışmamız var. Kesintisiz bir siyasal faaliyet içeresinde oluşmuş birikim ve deneyimlerimiz mevcut. Bu bağımsız adaylarla katıldığımız 4. seçim dönemi. İyi bir ön hazırlık dönemi geçirdik. Yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya bir işleyiş içerisinde kampanyamızın bütün temel hatlarını yer yer ayrıntılara varacak şekilde planladık, pratiğe geçirmeye başladık. Tabii ki tüm toplum nezdinde pratik bir taraf olarak ortaya çıkma gücünden şimdilik mahrumuz. Özellikle aday gösterilen alanlarda seçim sürecinden sonra siyasal faaliyet gücümüzün ve eylem kapasitemizin önemli bir gelişme göstereceğini ve böylelikle hassas bir dönem içerisinden geçerken sınıf mücadelesinin toplam görevlerini yerine getirmede daha etkin bir yerde duracağımızı düşünüyoruz. Örneğin sadece İstanbul’da 20’ye yakın yerde seçim irtibat bürosu açmayı veya var olan kurumlardan bu doğrultuda yaralanmayı hedefliyoruz. Bu alanlar faaliyetimizin esas olarak yoğunlaşacağı yerler olacak. Aday gösterilen bütün illerde ilin toplamına seslenebilmeyi başaran bir propaganda faaliyetini örgütlemeyi hedef olarak önümüze koyduk. - Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı? Son olarak, bütün işçileri ve emekçileri, kadınları, gençliği ve Kürt halkını sermaye düzenine karşı devrim ve sosyalizm bayrağını yükselten bağımsız devrimci sınıf çizgisi etrafında birleşmeye, mücadele etmeye, seçim kampanyasına katılmaya ve destek olmaya çağırıyoruz. - Teşekkür ederiz... Biz de gazetemize teşekkür ediyoruz...


18  Kızıl Bayrak

15-16 Haziran etkinliklerinden...

15-16 Haziran etkinlikleri...

Sayı:2007/24  22 Haziran 2007

“15-16 Haziran ruhuyla mücadeleye!” Adana ŞİKE

TİB: 15-16 Haziran ruhuyla mücadeleye!

Tersane İşçileri Birliği olarak 15-16 Haziran 1970 şanlı işçi direnişinin 37. yıldönümü ile 16 Haziran Tersane Direnişi’nin 2. yıldönümünde Tuzla Gemi Tersanesi önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdik. 15 Haziran günü önce Tuzla Gemi’nin önündeki bulvarda biraraya geldik. Burada üzerinde 15-16 Haziran 1970 ile 16 Haziran 2005 tersane eylemlerinin fotoğraflarının bulunduğu ve “GİSBİR’den haklarımızı almak için 15-16 Haziran ruhuyla mücadeleye!” şiarının yazılı olduğu bir pankart açtık. Yolu tek şerit trafiğe kapatarak yürüyüşe geçtik. Uzun süre trafiği kilitledik. Tuzla Gemi Tersanesi önüne geldiğimizde burada işçileri basın açıklamasına katılmaya çağırdık. Basın açıklamasını Tersane İşçileri Birliği Derneği Başkanı Zeynel Nihadioğlu okudu. 15-16 Haziran direnişinin anlamına değindi, saldırılara karşı 15-16 Haziran ruhuyla mücadeleye çağırdı. Eylem boyunca sık sık “Katil GİSBİR hesap verecek!”, “Direne direne kazanacağız!”, “Ücretsigorta haktır, gaspedilemez!”, “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!”, “Yaşasın 15-16 Haziran direnişimiz!” sloganları atıldı. Servislerle ve yoldan yaya olarak geçen işçiler tarafından eylem ilgiyle izlendi. Açıklamadan sonra TİB-DER yöneticileri ve Kızıl Bayrak gazetesi muhabiri polis tarafından durduruldu. Burada GBT’lerine bakılan arkadaşlarla polis arasında gerginlik ve arbede yaşandı. Kolluk güçleri 15-16 Haziran direnişini hatırlatmamızdan rahatsız oldu. Etrafta bulunan işçileri bizden uzaklaştırmaya çalıştı. GİSBİR’e hizmet eden polisin bu tutumu bizleri yolumuzdan alıkoyamayacaktır. Tersane İşçileri Birliği

Çam-Der’de 15-16 Haziran etkinliği

17 Haziran günü Çamlıkule Kültür Sanat ve Dayanışma Derneği’nde sınıf mücadelesinde bir kilometre taşı olan 15-16 Haziran Direnişi “15-16 Haziranlar yol gösteriyor!” etkinliği ile selamlandı. İşçi sınıfının bağımsız tutumunu sergilediği, militan bir direnişe sahne olan 15-16 Haziran’ın yol göstericiliği seçimlerin yaklaştığı bu günlerde ayrı bir anlam ifade ediyor. Çamlıkule Kültür Sanat ve Dayanışma Derneği olarak 15-16 Haziran Direnişi’nin yıldönümünde yapacağımız etkinliği seçimlerde sınıfın alması gereken bağımsız tutumu emekçilere anlatabilmenin zeminine çevirdik. Etkinlik öncesinde Çamlıkule Mahallesi’nde etkinlik afişlerimizi yaptık ve kapı kapı dolaşarak etkinliğe çağrı yapan el ilanlarını ulaştırdık. Etkinlik “Geçmişi aşarak geleceği kazanacağız!” sinevizyonunun gösterimi ile başladı. Ardından konuk olarak etkinliğe katılan BDSP’nin 1. Bölge’den sosyalist milletvekili adayı Sinan Yürekli “İşçi hareketi ve seçimler” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Sunumun ardından seçimlerle ilgili canlı sohbetler yapıldı. Etkinlik Kuruçeşme Mahallesi’nde 24 Haziran’da açılacak seçim bürosunun açılışına çağrı ile son buldu. Çam-Der çalışanları

Direnişteki işçiler 15- 16 Haziran’ı andı

5 Nisan’dan bu yana direnen Esen Plastik işçileri ve 5 Haziran’dan bu yana direnişte olan Aklan Deri işçileri 15 Haziran günü, 15- 16 Haziran büyük işçi direnişinin 37. yılında biraraya gelerek sınıf dayanışmasının anlamlı bir örneğini sergilediler. Direnişlerinin 70. gününü geride bırakan Çiğli Organize’den Esen Plastik işçileri, sendikalaştıkları için işten çıkarılan Menemen Serbest Bölgesi’nde bulunan Aklan Deri işçilerini sınıf devrimcilerinin çağrısıyla ziyaret ettiler. Öğle saatlerinde gerçekleştirilen ziyarette, Menemen Serbest Bölgesi’nde örgütlü olan Deri 2000 işçileri de serbest bölgeden sloganlarla yürüyerek desteğe geldiler. Deri-İş Sendikası’nda örgütlenen Aklan Deri işçileri adına Şube Başkanı bir konuşma yaparak deri işçilerinin yaşadıkları sorunlara karşı mücadelede kararlı olduklarını vurguladı. Ardından BDSP temsilcisi bir konuşma yaparak, 15-16 Haziran direnişinin işçi sınıfımızın tarihindeki anlamına değindi. Bugün de Esen plastik işçilerini ve Aklan deri işçilerini birleştiren mücadele yolunun önemine vurgu yaptı. Sınıf dayanışmasının önemine ve örgütlü mücadeleye dikkat çeken BDSP temsilcisinin konuşmasının ardından “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!” sloganı atıldı. Eylemde sık sık “Direne direne kazanacağız!”, “Yaşasın onurlu mücadelemiz!”, “Köle gibi değil sendikalı çalış!”, “Yılgınlık yok, direniş var!” sloganlar atıldı. Direnişteki işçileri selamlayan İşçi Gazetesi ve Çiğli İşçi Kültür Sanat Evi adına yapılan konuşmalardan sonra Kavel Müzik Grubu kısa bir müzik dinletisi verdi. Kavel’in seslendirdiği türkü ve marşlarla halay çekildi. Ziyaret Esen Plastik ve Aklan Deri işçilerinin karşılıklı sohbetleriyle sona erdi.

Öğlen saatlerinde gerçekleşen Menemen Aklan Deri işçilerinin ziyaretini akşam saatlerinde BDSP’nin Esen Plastik işçilerini ziyareti izledi. BDSP, Esen Plastik işçilerini 15-16 Haziran vesilesiyle toplu olarak ziyaret etti. Fabrika önünde atılanla sloganlarla içerde çalışan işçilere direnişteki işçilerin haklı davası bir kez daha duyuruldu. “Kahrolsun işçi düşmanları!”, “Yaşasın işçilerin birliği!”, “Gün gelecek devran dönecek sendika buraya mutlak girecek!”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!”, “Patronlar işçiye hesap verecek!” sloganları coşkulu bir şekilde atıldı. Ziyaret “Her gün burada direnişteyiz” sözleriyle son buldu. Kızıl Bayrak/İzmir

Menemen’de 15-16 Haziran etkinliği

15-16 Haziran büyük işçi direnişini, BDSP’li işçiler olarak, 17 Haziran’da Menemen seçim bürosunda yaptığımız etkinlikle andık. Etkinlik açılış konuşmasıyla başladı. 15-16 Haziran direnişinin tarihçesini anlatan bir sunum yapıldı. Direnişin işçi sınıfı ve emekçilere hala yol gösterdiği vurgulandı. 15-16 Haziran direnişinin deneyimlerinden öğrenilecek birçok ders olduğu ifade edildi. O direniş ruhuyla mücadeleye daha sıkı sarılmak gerektiği dile getirildi. Etkinlik sırasında düzen partilerini teşhir eden konuşmalar yapıldı. İşçi ve emekçilerin çözümünün devrimde, kurtuşulunun sosyalizmde olduğu söylendi. Ardından BDSP’nin hazırlamış olduğu “Geçmişi aşarak geleceği kazanacağız!” adlı belgesel gösterildi. Daha sonra BDSP’nin 2. bölge milletvekili adayı Ahmet Subaşı konuşma yaparak 15-16 Haziran direnişinin önemini anlattı, komünistlerin seçimlere nasıl yaklaştığını ifade etti. Emekçiler 24 Haziran’da Menemen seçim


Sayı:2007/24  22 Haziran 2007 bürosunun açılışına davet edildi. Program müzik dinletisiyle sona erdi. BDSP/Menemen

ŞİKE’de 15-16 Haziran etkinliği

Türkiye işçi sınıfı tarihinin önemli bir dönüm noktasını oluşturan şanlı 15-16 Haziran Direnişi, Adana BDSP tarafından, Şakirpaşa İşçi Kültür Evi’nde gerçekleştirilen bir etkinlikle anıldı. Etkinlik, 17 Haziran günü saat 17.00’de, Nazım Hikmet’in “Türkiye işçi sınıfına selam” şiirinin okunmasıyla başladı. Yapılan saygı duruşunun ardından 15-16 Haziran Direnişi üzerinden BDSP’nin işçi ve emekçilere yaptığı çağrı okundu. Türkiye işçi sınıfının mücadele deneyimlerini ve 15-16 Haziran direnişini konu alan bir sinevizyon gösterimi gerçekleştirildi. İlgiyle izlenen sinevizyonun ardından bir şiir okundu. BDSP adına bir sanayi işçisi etkinlik konuşmasını gerçekleştirdi. Konuşmada; Türkiye’de kapitalizmin gelişmesiyle birlikte işçi sınıfının daha güçlü bir temelde mücadele sahnesine çıktığı, sermaye devletiyle dişe diş mücadele yürüttüğü; işgaller, grevler ve kitlesel gösterilerle örülen bir sürecin ardından 15-16 Haziran Direnişi’ni gerçekleştirdiği vurgulandı. Bugün de 15-16 Haziran Direnişi’nin işçi sınıfına yol gösteren en büyük eylemlilik olduğu ifade edildi. Seçimler vesilesiyle işçi sınıfının kendi bağımsız devrimci programı ve kendi sınıf çıkarlarının gereklerine uygun bir tutumla hareket etmesi ve mücadele bayrağını bugün daha güçlü dalgalandırması çağrısı yapıldı. Etkinlik konuşmasının ardından işçi ve emekçiler, 15-16 Haziran Direnişi ve bugün yaşanılan sorunlar üzerine konuştular ve neler yapılması gerektiğini tartıştılar. Ardından etkinliğin serbest kürsü bölümüne geçildi. İlk sözü Adana Bağımsız Sosyalist Milletvekili Adayı Serpil Yıldız aldı. Neden aday olduğunu anlatan Yıldız, işçiemekçilerin devrim ve sosyalizm bayrağını yükseltmekten başka bir seçeneğinin olmadığını dile getirdi. Kimseye bir vaatte bulunmayacağını, sorunlarımızın çözümünün ne seçimde ne de mecliste olduğunu, çözümün mücadeleden, kurtuluşun devrimden geçtiğini vurguladı. İşçi sınıfının bağımsız sosyalist adaylarının desteklenmesi gerektiğini belirtti. Ardından eski bir Çukobirlik işçisi söz aldı ve kendi deneyimlerini anlatarak, 15-16 Haziran’ın anlam ve önemine değindi. Son olarak bir kamu emekçisi söz alarak eğitim sisteminin iflas ettiğini, öğretmenlik mesleğinin ayaklar altına alındığını, eğitimin bir avuç asalağın yararlanabileceği bir ayrıcalık haline getirilerek rant kapısına dönüştürüldüğünü ve toplumun bütün kesimlerinin ortak mücadelesinin artık bir tercihten çok zorunluluk ve onur meselesi haline geldiğini söyledi. İşçi sınıfının bağımsız devrimci tutumunu desteklediğini belirterek konuşmasını bitirdi. Etkinlik Şakirpaşa İşçi Kültür Evi Müzik Topluluğu’nun söylediği devrimci marş ve türkülerini ardından mücadele çağrısıyla sona erdi. Adana BDSP

Düzen cephesi...

Kızıl Bayrak  19

Ya istikrar ya ölüm (mü?)

Yüksel Akkaya

Türkiye burjuvazisi sınıf çıkarlarının gereğini öğrendiğinden beri tek bir şey istemektedir: İstikrar!.. Hangi istikrar? Kuşkusuz, kar oranlarını arttıran, kar alanlarının kapsamını genişleten, sömürüyü yükselten bir istikrar… 36 yıllık birikimi sonucunda Türkiye’nin en güçlü partisi haline gelmiş olan bu örgüt “istikrar”ı bozan her şeye karşıdır. Öyle olduğu için bazen herkesi şaşırtacak demokratik taleplerde bulunur. Bazen, bu demokratik talepleri unutup “şahin” kesilir. Her seferinde tek kaygısı vardır: Bir avuç oligarşinin ayrıcalıklarını ilkin korumak, sonra geliştirmek. Böyle olduğu için de makyavelist politikayı en iyi bilip, uygulayan bir örgüt olur: Sermayenin önündeki tüm engellerin kaldırılması için bazen hükümet olan partiye, bazen ona sert çıkan devlete yanaşıp durur. Bu yanaşmalık da gösterir ki, Türkiye burjuvazisi hala ayakları üstünde duracak bir güce erişmemiştir. Kuşkusuz, bunun temel nedenlerinden biri hala kredi adı altında emekçilerden alınan vergilerin bunlara yatırım kaynağı olarak tahsis edilmesidir. Öz finans kaynakları zayıf olan, başka bir ifade ile hala devletten kredi alma adı altında halkın vergilerinin kendilerine verilmesi ile beslenen bu cenah rüştünü tam olarak ispatlamış değil. Böyle olduğu için de gerçek anlamda bir burjuva kimliğine sahip değillerdir, hem kişi olarak hem sınıf olarak. Bu nedenle, önce iktidara gelen herkesi eteklerler, ellerinden öperler. Özal, Çiller, Demirel, Erdoğan kim gelirse gelsin onlar için fark etmez. Lakin, DYP-RP “hükümetinde” olduğu gibi AKP hükümetinde de “yüksek” bürokratlar kaygılarını dile getirdikçe, en iyi istikrarın nerde olduğunu bilen TÜSİAD hemen “hizaya” gelir, hazır ol konumuna geçer. Onca “demokrasi” söylemine rağmen, yüksek bürokrasinin ilk uyarısı ile TÜSİAD istikrar adına hemen yerini alması gereken yere yönelmiştir. TÜSİAD başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ’ın “Sınır ötesi operasyon bir güvenlik sorunudur. Böyle bir durumda ekonomiyi düşünmek anlamsız olur” demeci de bu tutumu gösteren bir söylemden başka bir şey değildir. Arzuhan kızımız, bilindiği gibi, medyada tekelleşmenin temellerini atan, sendikaya düşman olan Aydın Doğan’ın kızıdır. Lakin kızın babası kimdir? TÜSİAD gibi bir örgütü ele geçiren Aydın Doğan gücünü sadece sahip olduğu medyadan mı almaktadır? Koca Koç ve de Sabancı grubu neden Aydın Doğan’ın medyasına “teslim” olmuştur? Bilim kuşku ve soru ile başlar. Öyleyse istikrar müridi TÜSİAD ile işe başlayabiliriz. TÜSİAD bir 15-16 Haziran “çocuğudur”. 15 -16 Haziran’daki büyük meydan okuyuş, sermayenin de bir büyük meydan okuyuşu olarak bir yıl sonra TÜSİAD’ın kuruluşu ile sınıf mücadelesinin bir aşaması olarak tarihteki yerini almıştır. Ne var ki, 15-16 Haziran anma “günlerinde” bu büyük eylemin çocuğu olan TÜSİAD’ın kuruluşunu, işçi sınıfının verdiği büyük korkunun ürünü olan bu karşı cephenin kuruluşunu hiç hatırlamayacak!.. Oysa sınıfsal bakış bu yanı da görmeyi gerektiriyor. Ne yazık ki, yarattığımız ve büyüttüğümüz efsane sınıfsal bakışımızı köreltirken biz bunun farkında olmuyoruz. Sermaye cephesi ise çok farkında olduğunu her seferinde bize gösteriyor. “Medya” camiasında bilinen ama dillendirilmeyen “şayialardan” biri Aydın Doğan’ın Vehbi Koç’un oğlu olduğudur. Ancak, bu oğul bir “resmi” evlilikten” değil bir “kaçamaktandır”. Koç grubu bunun haberleştirilmesine izin vermemiştir. Bu durumda,

1970’li yılların sonu ve 1980’li yıllarda Sirkeci’de “kaçak” dayanıklı tüketim malları satan A. Doğan’ın birden bire büyük bir medya patronu olması da açıklanmaya muhtaçtır. Rekabetin arttığı, medyaya da egemen olunması ve kontrol altına alınması gerektiğinin anlaşıldığı bir dönemde Koç grubu A. Doğan üzerinden bunu başarmıştır. Ancak, bir süre sonra önemli bir güç haline geldiğini düşünen Doğan medya grubu, iş alanlarını genişletmeye başlamıştır, POAŞ örneğinde olduğu gibi. Bunun için de hükümetlerle iyi geçinme politikasına uymak gerekiyordu, baba V. Koç’un mirası olarak. Başta TÜSİAD ve diğer medya grupları olmak üzere sermaye cephesi hep hükümetlerin cömert kredi sunumlarına muhtaçtırlar. Bu nedenle, Türk-İş gibi hep “partiler üstü” davranırlar. Ancak, zaman zaman en üst partinin “hazır ol” komutunu duyduklarında, Osmanlı geleneğindeki mala mülke el koyma olan “müsadereyi” anımsayarak, “ne olur ne olmaz” diye “kısa” süreliğine hizaya gelirler. Zira, mal, mülk, para kadar can da önemlidir. Bir de bu ülkede tek bir yasa maddesi ile tek bir sıkı maliyeci denetimi ile tarihe karışmış olan nice büyük holdingin yattığı mezarlık hep akıl verici olur! Erken Cumhuriyet döneminde “sotaya” yatan İslami sermaye, Demokrat Parti iktidarında ayağa kalkmış, 1970’lerde yerini tahkim etmiş, Eylülist rejim ile birlikte piyasaya açıkça çıkmıştır. DYP-RP hükümeti döneminde güç kazanmış, AKP hükümeti döneminde de atağa geçmiştir. Başlangıçta büyük pastadan pay kapmak isteyen bu İslami sermayeye mırıldanarak razı olan TÜSİAD, pastadan daha büyük pay alma isteğine direnmek istemişse de “istikrar”ın verdiği olanaklar nedeni ile sesini yükseltmekten imtina etmiştir. Zira, “kurbağayı” ürkütmeye değmeyecek bir meseledir İslami sermayenin almaya başladığı pay, en azından şimdilik! Bir daha en yoksul kesimleri din ile terbiye edip, zenginleşmenin yolunu açacak böylesi bir iktidarı bulmak mümkün değildir. Değildir, çünkü TÜSİAD da görmüştür kendileri için en uygun hükümet budur. Tıpkı, bir dönem devrimci hareketin yükseldiği zaman diliminde “solcuları” kontrol etmek için CHP’yi “iyi” çocuk görmek gibi… Elbette, kar oranlarının düştüğü, reel ücret artışlarının verimliliği aştığı bir dönemde yükselen solculuğu da daha büyük bir tehlike görüp, Ecevit Hükümetine bir muhtıra vereceklerdi, sınıf çıkarları bunu gerektiriyordu. Aslında TÜSİAD’a yakışan en uygun ad “parti cephe” geleneğinin adlandırması ile TÜSİAP-C’dir. Zira, TÜSİAD hem bir parti hem de bir cephe olarak kendi sınıfı adına çok iyi çalışmaktadır. Teori ve pratiği, taktik ve stratejiyi çok iyi uygulamaktadır. Bu nedenle, hükümete, iktidara kim gelirse gelsin her seferinde TÜSİAP-C karlı çıkmaktadır! Türkiye (Türk değil!) Sanayici İş Adamları PartisiCephesi sınıf çıkarları doğrultusunda çok ciddi teorikpratik, taktik ve stratejik işler yaparken, işçi sınıfını temsil eden DİSK aynı başarıyı neden gösterememektedir sorusunun yanıtı da buradadır. TÜSİAP-C’den dersler çıkarmak bizi bir adım daha ileriye taşıyacaktır. İşçi sınıfı görkemli 15-16 Haziran’dan sonra mücadelede irtifa kaybederken, bu görkemli hareketin bir korkusu olarak doğmuş olan TÜSİAP-C mesafe kaydetmektedir. Öyleyse işçi sınıfı ve ona öncülük iddiası taşıyanların bir karşı alan olarak TÜSİAP-C’den öğreneceği çok şey vardır, hem teori ve pratik olarak, hem de taktik ve strateji olarak...


20  Kızıl Bayrak

Devlet terörüne geçit vermeyelim!

Sayı:2007/24  22 Haziran 2007

Polisin yetkilerini artıran yasa değişikliği onaylandı... Polis devleti uygulamaları yaygınlaştırılıyor!

Özgürlükler için devrimci mücadele! Son zamanlarda hükümetin gönderdiği hemen her yasayı yeniden görüşülmek üzere meclise iade eden Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, işin içine sermayenin güvenlik kaygısı girince bu alışkanlığını bir kenara bıraktı. Ahmet Necdet Sezer, hükümetin gönderdiği polisin yetkilerini artırmayı öngören yasal düzenlemeyi en küçük bir itirazda dahi bulunmadan onayladı. Böylece Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu’nda yapılan değişiklikler resmen yasalaşmış oldu. Bilindiği gibi Cumhurbaşkanı’nın onayladığı yeni yasal düzenleme polise geniş yetkiler tanıyor. Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın yasa henüz meclisteyken yaptığı bir açıklamada bu yetkiler şu şekilde sıralanıyordu; Suçun önlenmesi amacıyla kişileri, araçları durdurma, kimlik sorma ve bu sırada soru sorma, sorgulama. Parmak izi alma yetkilerinin yanında fotoğraf yoluyla kişisel kayıtların tutulması ve saklanması. Kişilerin üstlerini, araçlarını, özel eşyalarını ve belgelerini arama. Her türlü cop, kelepçe, basınçlı su, göz yaşartıcı gaz veya toz, fiziksel engel gibi araçlarla zor yöntemine başvurma. Silah kullanma ve meşru savunma hakkı kapsamında duraksamadan ateş etme. Adli görevleri sırasında teşhis yaptırma. TİHV, aynı açıklamasında bu yetkilerin yasalaşması halinde “suçun önlenmesi adı altında herkesin potansiyel suçlu olarak görüldüğü bir ortam yaratılacağını, her sokağın kişilerin özgürlüklerinden alıkonulduğu bir gözaltı yeri haline dönüştürüleceğini” vurgulamıştı. İşte şimdi yasanın Cumhurbaşkanı onayından geçmesinin ardından olan tam da budur. Sermaye devleti açık bir polis devleti olmaya doğru yeni bir adım daha atmış bulunmaktadır. Bundan böyle bütün işçi ve emekçiler, Kürtler, gençler, kadınlar kısacası burjuva sınıfından olanların dışında kalan herkes devletin gözünde potansiyel birer suçlu sayılacaklardır. Polis bu potansiyel suçluların üstlerini dilediği zaman arayabilecek, herhangi bir anda ve yerde durdurup kimlik sorabilecektir. İstediği kişiyi parmak izlerini alarak, fotoğraflarını çekerek fişleyebilecektir. Cop, kelepçe, basınçlı su, göz yaşartıcı gaz veya toz gibi malzemeleri kullanması için herhangi bir izine ya da şarta bağlı olması gerekmeyecektir. En önemlisi de polis artık “meşru savunma hakkı” bahanesiyle silahını dilediği kişiye doğrultabilecek ve ateşleyebilecektir. Hatırlanacağı gibi, 1 Mayıs 2007’de İstanbul’da kolluk güçleri gün boyunca bütün kenti gözaltına almışlar, milyonlarca insana her türlü eziyeti çektirmişlerdi. Eylemci olsun ya da olmasın, Taksim’e yakın bölgelerde polis copundan, biber gazından nasibini almayan hemen hiç kimse kalmamıştı. Bu yaşananlar polisin aslında yetkisizlik gibi bir sorununun olmadığını, istediği her şeyi yapmakta sonuna kadar özgür olduğunu göstermişti. Şimdi yetkilerin genişletilmesiyle 1 Mayıs’ta İstanbul’da yaşanan büyük gözaltı ve saldırı tüm ülkeye yaygınlaştırılmak ve süreklileştirilmek istenmektedir. Kuşkusuz ki bu yasal değişikliklerin bugünkü güncel hedefi Kürt halkıdır. Sermaye devleti Kürt halkına karşı saldırganlık politikasını

tırmandırmaktadır. Kürdistan dağları “terörle mücadele” adı altında her gün bombalanırken, yüzbinlerce askerle operasyonlar düzenlenirken sermaye devletinin Kürt kentlerini göz ardı etmesi beklenemezdi. Dağları askerle, uçakla, tankla denetim altına almak isteyen devlet, Kürt kentlerini de dişinden tırnağına kadar silahlandırılmış, her türlü yetkiyle donatılmış kolluk güçleriyle kontrol altında tutmak istemektedir. Cumhurbaşkanı’nın söz konusu yasayı onayladığı günlerde batıdaki kentlerden yüzlerce özel harekat polisinin Kürt kentlerine kaydırıldığının açıklanması bir tesadüf değildir. Kaldı ki emniyetin yaptığı açıklamalar, birer suç makinesi olarak yetiştirilen özel harekat polislerinin sayısının önümüzdeki dönemde daha da arttırılacağı yönündedir. Bütün bunların sonucu, yakın bir gelecekte Kürt kentlerinde gözaltında kayıpların, faili meçhul cinayetlerin, işkencenin katlanarak artması olacaktır. Fakat tek hedefin Kürt halkı olacağını düşünmek büyük bir yanılgı olacaktır. Yasanın Cumhurbaşkanı onayından geçmesiyle birlikte, kolluk güçlerinin büyük kentlerin emekçi semtleri üzerinde abluka kurmak için harekete geçtikleri, kimi yerlerde arama noktaları oluşturdukları görülmektedir. Hiç kuşku

duyulmamalıdır, bunu devrimci, ilerici kurum ve kişiler üzerindeki baskıların artırılması vb. adımlar izleyecektir. Bugün büyük kentlerde polise yetki yasasının sonuçlarının şimdilik daha az hissedilmesi, toplumsal muhalefetin dönemsel zayıflığıyla ilgilidir. İşçi ve emekçilerin, devrimcilerin ve ilericilerin örgütlülüklerinin güçlendiği, hak ve özgürlükler mücadelesinin nispeten güçlenip kendini hissettirdiği koşullarda düzenin kolluk güçleri de yeni kuşandıkları yetkilerini sonuna kadar kullanmakta tereddüt etmeyeceklerdir. Bugün Kürt halkının karşı karşıya olduğu işkence, yargısız infaz, faili meşhul cinayetler türünden uygulamalar, evlerin ve kurumların sudan bahanelerle basılıp talan edilmesi gibi saldırılar, mücadelenin sermayeye rahatsızlık verdiği durumlarda büyük kentlerde de hızla yaygınlaştırılacaktır. Polis devleti uygulamalarını, baskı ve terörü boşa çıkarmanın yolu sinmek, bir kenara çekilmek, sermaye devletinin suyuna gitmeye çalışmak olamaz. Demokratik hak ve özgürlükler için devrimci mücadeleyi yükseltmeden, sermaye devletinin terör politikaları karşısında hak ve özgürlükleri kararlılıkla savunmadan bu saldırıyı püskürtebilmenin olanağı yoktur.

Meslek örgütlerinden kardeşlik çağrısı...

KESK, TTB, TDB, TMMOB ve Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği 20 Haziran günü saat 19.00’da Taksim Gezi Parkı’nda “Tek çare; eşit, özgür ve demokratik bir Türkiye’de kardeşçe birarada yaşamdır!” şiarıyla biraraya geldiler. Kurum temsilcilerinin genel başkanlarının katıldığı açıklamayı KESK Genel Başkanı İ. Hakkı Tombul yaptı. Yaşanan farklı gelişmelerle beraber siyasette, ekonomide, toplumsal yaşamın her alanında, korku gerilim ve krizin giderek arttığını söyledi. 12 Eylül hukukunun yarattığı baskı ortamında e-muhtıra ve e-bildirilerle siyasetin savaş mantığına indirgendiğinin altını

çizdi. Gerilimin derinleştirildiğini, sorunların şiddete dayalı politikalarla çözülemeyeceğini, tek çözümün demokrasi ve özgürlüklerin sınırının genişletilmesi olduğunu söyledi. Irak halkına karşı kullanılan İncirlik Üssü’nün kullanım süresinin bir yıllık kararname ile karar altına alındığını belirten Tombul, 90 nükleer başlık bulunan üssün kapatılmasını talep etti. Yaklaşık 200 kişinin katıldığı eylemde “Yaşasın halkların kardeşliği!”, “Silahlar sussun barış konuşsun!”, “Yaşasın bağımsız demokratik Türkiye!” sloganları atıldı. Kızıl Bayrak/İstanbul


Sayı:2007/24  22 Haziran 2007

Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği!

Genelkurmay’ın şovenizmi kışkırtan açıklamasına tepkiler...

Kızıl Bayrak  21

“Irkçılığa, provokasyonlara, kışkırtmalara karşı yaşasın halkların kardeşliği!”

Baskılar bizi yıldıramaz!

BDSP, Devrimci Hareket, EHP, ESP, HKM, HÖC, Mücadele Birliği, ÖMP, SDP, TÖP, Ürün tarafından baskılara, devlet terörüne, linçlere, provokasyonlara, askeri operasyonlara karşı 16 Haziran günü İstanbul Taksim Tramvay Durağı’nda yapılmak istenen basın açıklamasına devletin kolluk güçleri azgınca saldırdı. 100’ü aşkın kitleyi çembere alan kolluk güçleri, “Kışkırtmalara, operasyonlara, linçlere, katliamlara son! Kürt halkına özgürlük!” yazılı pankartı ve “Kahrolsun MGK!”, “Biji bıratiya gelan!”, “Yaşasın halkların kardeşliği!”, “Yaşasın halkların mücadele birliği!” dövizlerini açan kitleye “sizler teröristleri mi savunuyorsunuz? Bu eylemi yapamazsınız” diyerek, kitlenin dağılmasını istedi. Kitlenin dağılmaması üzerine vahşice saldıran polis cop ve tekmelerle 35 kişiyi yerlerde sürükleyerek gözaltına aldı. Saldırı çevik kuvvet otobüsünde de devam etti. Saldırıya tepki gösteren çevrede bulunan birçok kişi de gözaltına alındı. Gözaltı terörüne maruz kalan kitle “Baskılar bizi yıldıramaz!” ve “Yaşasın halkların kardeşliği!” sloganlarını haykırdı. Devlet terörünü teşhir etmek amacıyla aynı gün İHD İstanbul Şubesi’nde açıklama yapıldı. Saldırı nedeniyle okunamayan basın metni okundu, açtırılmayan pankart asıldı. Ortak açıklamada, Genelkurmay’ın yaptığı son açıklama ile Kürt halkına karşı topyekûn savaşın tırmandırılmak istendiği söylendi. 24 Haziran’da Çağlayan’da yapılmak istenen “sessiz miting”in de Kürt halkına karşı Türk halkını kışkırtma amacı taşıdığı ifade edildi. Açıklamanın ardından kurum temsilcileri söz aldı. Kürt ve Türk halklarının karşı karşıya getirilmek istendiği ve yeni çıkarılan polis yasasıyla da devlet terörünün artacağı vurgulandı. Kızıl Bayrak/İstanbul

Bursa’da Genelkurmay protestosu

Genelkurmay’ın yayınladığı, ‘kitlesel refleks’ adı altında halkları birbirine karşı kışkırtan, linç ve ırkçılığı körükleyen “e-muhtıraya” karşı, demokratikdevrimci kurumlar tarafından 18 Haziran günü bir basın açıklaması yapıldı. Eylem saat 19.00’da Setbaşı/Mahfel önünden başladı, Heykel/AVP önüne gelinerek basın metni okundu. Metinde şovenizme ve faşizme karşı mücadele çağrısı yapıldı. “Irkçılığa, provokasyona, kışkırtmalara karşı yaşasın halkların kardeşliği” pankartının açıldığı eylemde, “Faşizme

taşıdığı söylendi. Faşist linç girişimlerinin ve provokasyonların her gün biraz daha çoğaltıldığı dile getirildi. Partizan, BDSP, Alınteri, EMEP, ESP, HÖC, DTP ve KESK’in örgütlediği basın açıklamasında sık sık “Faşizme geçit vermeyeceğiz!”, “Yaşasın halkların kardeşliği!”, “Yaşasın devrimci dayanışma!” sloganları atıldı. Kızıl Bayrak/Antakya

DurDe Girişimi’nden açıklama...

karşı omuz omuza”, “Linç değil kardeşlik kazanacak!”, “Yaşasın halkların kardeşliği!” sloganları atıldı. Eyleme yaklaşık 100 kişi katıldı. Eylemi İHD, ÇHD, EMEP, SDP, DTP, ÖDP, SODAP, BATİS, Tuncelililer Derneği, Partizan, ESP, DHP ve Gemlik Tuncelililer Derneği örgütledi. Kızıl Bayrak/Bursa

Adana’da Genelkurmay’ın açıklamasına tepki

Geçtiğimiz günlerde Genelkurmay’ın “terör olaylarına” karşı “kitlesel refleks” gösterilmesi yönünde yaptığı açıklamasına karşı 18 Haziran günü Adana’da Alınteri, BDSP, ÇHKM, Devrimci Yaşam, DHP, ESP, HÖC, İşçi Mücadelesi, Partizan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından İnönü Parkı’nda bir basın açıklaması gerçekleştirildi. “Irkçılığa ve faşizme karşı yaşasın halkların kardeşliği!” pankartının açıldığı açıklamada “Bu çağrı ile bütün Kürt halkı, devrimci ve demokratlar hedef haline getirilmek istenmektedir” denildi. Eylemde “Yaşasın hakların kardeşliği!”, “Faşizme karşı omuz omuza!”, “Eşitlik kardeşlik Kürt ulusuna özgürlük!”, “Kahrolsun MGK, MİT, CİA, kontrgerilla!” sloganları atıldı. Halkevleri’nin de destek verdiği eyleme yaklaşık 40 kişi katıldı. Kızıl Bayrak/Adana

Antakya: “Şovenist kışkırtmaya son!”

Antakya’da 20 Haziran günü Ulus Meydanı’nda Genelkurmay’ın açıklamasını protesto eden bir eylem yapıldı. Eylemde “Şovenizmi kışkırtan, katliamları meşrulaştıran, provokasyonlara zemin hazırlayan politikalara son!” yazılı pankart açıldı. Yapılan açıklamada egemenlerin işlerine geldiği için 12 Eylül faşist politikalardan vazgeçmedikleri ifade edildi. Oy çoğaltma uğruna kullanılan argümanların ve Genelkurmay Başkanı’nın “kitlesel refleks” çağrısının şoven-milliyetçi dalgayı sokaklara

Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe Girişimi 14 Haziran günü akşam saat 19.00’da Galatasaray Lisesi önünde Genelkurmay’ın yayınladığı “Teröre karşı kitlesel reflex” açıklamasına karşı bir basın açıklaması gerçekleştirdi. “Herkes farklı herkes eşit!”, “Nefret değil kardeşlik!”, “Şiddet değil barış istiyoruz!”, “Kardeşlik için “kitlesel reflex” dövizlerini açan girişim üyeleri açıklamanın ardından birbirlerine sarılarak kardeşlik mesajları verdiler. Açıklama; “Şiddete, ırkçılığa, ayrımcılığa karşı duyarlı olan bizler “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin beklentisi doğrultusunda terör olaylarına karşı yüce Türk milletinin kitlesel karşı koyma refleksini” gösteriyoruz. Verilecek en güzel kitlesel tepkiyi veriyor ve ırkçılığa, ayrımcılığa karşı koymak için, hep birlikte sarılıp öpüşüyoruz” sözleriyle son buldu. Kızıl Bayrak/İstanbul

ESP’den kışkırtmalara karşı eylem

Ezilenlerin Sosyalist Platformu 14 Haziran günü Genelkurmay’ın “teröre karşı kitlesel refleks” başlığıyla yayınladığı bildirgeyi ve ESP İstanbul 1. Bölge Sosyalist Bağımsız Adayı Kamber Saygılı’nın Danışmanı Birsen Kaya’nın tutuklanmasını protesto etti. “İç savaş kışkırtıcılığına ve linç girişimlerine karşı halkların kardeşliğini büyütelim!” pankartının açıldığı eylemde basın metni okunarak, halkların kardeşliği adı altında örgütlenmek istenen gerici ırkçı mitinglere katılmama çağrısı yapıldı. Açıklamaya 25 kişi katıldı. Kızıl Bayrak/İstanbul

DTP’den ‘kitlesel refleks’ tepkisi

Demokratik Toplum Partisi, Genelkurmay’ın “terör eylemleri”ne karşı yaptığı ‘kitlesel refleks’ çağrısını eleştirdi. DTP, çağrıyı ‘’halkları birbirine düşman etmeye ve linç kültürünü meşrulaştırma dönük bir tutum’’ olarak değerlendirdi. DTP Parti Meclisi Sonuç Bildirgesi’ni açıkladı. Bildirgede, sınır ötesi operasyon tartışmalarıyla ilgili olarak, “sorunun çözümü sınır ötesinde ya da başka güçlerle değil, sınırlarımız içinde ve kendi toplumsal dinamiklerimizle gerçekleştirilmeli” denildi. DTP, hükümeti de, “Kürt sorunu bizim sorunumuzdur sözüne sahip çıkmamış, demokratikleşme sürecini tamamıyla askıya almıştır’ sözleriyle eleştirdi.


22  Kızıl Bayrak

İşbirlikçi-ihanetçi sendikacılar defolsun!

BMİS 1 No’lu Şube Genel Kurulu gerçekleşti...

Sayı:2007/24  22 Haziran 2007

İşbirlikçi-uzlaşmacı anlayış yönetimden sökülüp atılamadı Birleşik Metal- İş Sendikası 1 No’lu Şube Genel Kurulu 17 Haziran günü gerçekleştirildi. Saygı duruşu ile başlayan Genel Kurul, Şube Başkanı Ali Rıza İkisivri’nin açış konuşması ve divan seçimi ile devam etti. İkisivri konuşma yaparken, bir süre önce işten atılan ve işten atılmalarına şube başkanının neden olduğunu söyleyen Yasan işçileri “İhanetçiişbirlikçi başkan istemiyoruz!” yazılı bir pankart açarak kürsüye kadar yürüdüler. Ardından kürsüye gelen Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu, ülkenin 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Anadolu’yu işgal eden kuvvetler gibi uluslararası tekeller ve kuruluşlar tarafından işgal edildiğini vurguladı. O gün işgalcilere karşı mücadele eden insanlar gibi bugün

de mücadele etmenin önemini vurgulayan Serdaroğlu, son dönemdeki siyasal gelişmelere de değinerek sınır ötesi operasyon söylemi altında ülkenin Irak bataklığına çekilmeye çalışıldığına dikkat çekti. Son olarak seçimlere de değinerek, işçilerden “oy verecekleri partiler üzerinden iyi düşünmelerini, programlarında işçiler için ne var ne verecekler diye bakmalarını” istedi. Ardından dönem raporlarının görüşülmesine geçildi. Hiçbir delegenin faaliyet raporu üzerinden söz almaması dikkat çekiciydi. Bu nedenle, ikinci bölümde seçimler gündemine geçilmek üzere ara verildi. Seçim gündemi üzerinden 5’i Alkom Fabrikası’ndan olmak üzere 8 delege söz aldı.

BMİS temsilcilerine sınıfın devrimci programıyla seslendik!

İstanbul 3. Bölge bağımsız sosyalist milletvekili adayı Hüseyin Temiz, Birleşik Metal-İş Sendikası (BMİS) 2 No’lu Şube temsilciler toplantısında işyeri temsilcilerine seslendi. Seçimler vesilesiyle yürüttüğümüz çalışmanın bir ayağı da bölgemizde örgütlü sendikaların temsilci toplantılarında söz alarak, sınıfın bağımsız devrimci programını işyeri temsilcilerine taşımaktı. Bu hedefimiz doğrultusunda 15 Haziran günü BMİS 2 No’lu Şube işyeri temsilcilerine seslendik. Konuşmanın ana eksenini düzenin ve seçimlerin etkin teşhiri ile ilerici işçilere, burjuvazinin seçim aldatmacasına kanmayarak, sınıfın kendi programı altında birleşme ve örgütlenme çağrısı yapmak oluşturdu. Konuşmada erken genel seçimin emekçilerin sorunlarını çözemeyeceği ifade edildi. 60 yıllık parlamenter sistem altında İMF-TÜSİAD politikalarının ve sosyal yıkım saldırılarının uygulandığı, işçi sınıfının bu saldırılara anlamlı bir karşılık veremediği ifade edildi. Kazanılmış hakların bir bir tırpanlandığı vurgulandı. Hakları kazanmanın yolunun, burjuva partiler arasında seçim yapmak yerine tabandan yükseltilecek birleşik devrimci sınıf mücadelesinde olduğu söylendi. Bugün burjuva partilerin sağcısıyla “sol”cusuyla programlarının tekleştiği ve temel amacının sosyal yıkım saldırılarını kaldığı yerden sürdürmek olduğu ifade edildi. Grev yasakları, sendikal örgütlülüğün önündeki engeller, işten atmalar, düşük ücret politikası, halklar arası kışkırtılan düşmanlık ve yükseltilen şovenizm vb. üzerinden düzen partilerinin uygulamaları teşhir edildi. Sermaye sınıfının saldırılarına karşı çözümün ne mecliste ne seçimde, çözümün devrim ve sosyalizmde olduğu, bunun yolunun da güncel talepleri uğruna mücadele yükseltmekten geçtiği söylendi.

Konuşmamızın tamamlanmasının ardından RABAK işyeri temsilcileri söz alarak “Bağımsız adaylara karşıyım”, “İşçi hakları CHP döneminde verildi”, “Politik olarak nerdesiniz?”, “Örgütlediğiniz yerler var mı?”, “ÖDP, EMEP gibi diğer sosyalist adaylardan farkınız ne?”, “Hedef siyasi olarak parlamento olmalıdır” şeklinde düşüncelerini ifade etti. Bu sorulara yanıt olarak bugünkü sınıf tablosunun bir özeti sunuldu. Sınıfın haklarını CHP’nin vermediğini, aksine bu hakların Kavel direnişi ile başlayan mücadelelerle kazanıldığını anlattık. “Bugün niye haklarımız yok? Deyim yerindeyse sefalet ücreti dışında sınıfın tek bir kazanımı yok. Sendikal örgütlülükler dağıtıldı. Sendikalar daraltıldı. AKP, CHP gibi partiler tüm hakları ortadan kaldıran, emekçi düşmanı politikalarının uygulayıcısıdır. (…) Yine 60 yıldır bu ülkede parlamenter demokrasi var diyorlar. Gerçekte bu ülkeyi yönetenler asker ve sivil bürokrasi, İMF-TÜSİAD, ABD, AB vb. kurumlardır. Parlamento bu ülkede halkı aldatmak, anti demokratik yasaları çıkartmak dışında hiçbir işlev taşımaz” sözleri ile seçimleri ve meclisin işlevini teşhir ettik. Temsilcilere yönelik konuşmamız şu sözlerle son buldu: “Bugün işçi ve emekçilerin önünde iki program var: burjuvazi ile işçi sınıfının programı. Bizim programımız siz işçilerin devrimci programıdır. Bizim farkımız budur. Kurtuluş bu program altında örgütlenmek ve savaşmaktan geçer. Toplumdaki kapitalist sömürüden kaynaklanan tüm sorunlar ancak böyle bir programın hayata geçirilmesi ile aşılacaktır. Bu da işçi sınıfının, sizlerin siyaset sahnesine çıkarak, mücadele etmesinden geçer.” 20’ye yakın temsilcinin katıldığı toplantı temsilci arkadaşların adayımıza başarılar dilemesiyle sona erdi. Küçükçekmece BDSP

Delegelerin konuşmasının ardından yönetime aday olanlara söz verildi. İlk olarak muhalif listeden Hüsnü Atasoy söz aldı. Atasoy geçmiş dönemin başarısız geçtiğini, bunda şubede “dediğim dedik diyen ve kararları tek başına alan Ali Rıza İkisivri’nin tarzının ve anlayışının temel rol oynadığını” söyledi. Atasoy’dan sonra geçmiş dönem Şube Sekreteri Adnan Deniz söz aldı. Oldukça derli- toplu olan konuşmasında Deniz, dünyada emperyalizme karşı yürütülen mücadelelere değindikten sonra, ülkedeki siyasal gelişmelerle ilgili düşüncelerini ifade etti. Şube seçimleri konusunda Deniz, mücadeleci sendikalara ihtiyaç duyulan bir dönemde şubenin üyelerini patronların saldırılarına karşı yalnız bırakan, kazanmayı işverenlerle kurulacak iyi ilişkilere endeksleyen bürokratik ve uzlaşmacı bir pratik sergilendiğini, kendilerinin ise buna karşı yeterince mücadele edemediğini söyledi. Bir şekilde geçmiş dönemin değerlendirilmesinde kendi özeleştirisini veren Deniz, “üyesine sahip çıkan, işçi sınıfının haklarını sonuna kadar savunan, yasaların yetmediği yerde meşru mücadeleden kaçmayan, tabanın söz ve karar sahibi olduğu bir anlayışı hakim kılmak için muhalif listenin oluştuğunu” söyledi. Muhalif liste adına son konuşmayı başkan adayı olan Hamdi Eyüboğlu yaptı. Konuşmasında, “bugün genel kurul vesilesi ile bürokratik-uzlaşmacı sendikal anlayıştan ayrılıyoruz” diyen Eyüboğlu, “tabanın istek ve ihtiyaçlarının temel alındığı, demokratik sınıf sendikacılığını rehber edinen, mücadeleci bir yönetim oluşturmak için aday olduklarını” belirtti. Muhaliflerin arkasından mevcut Şube Başkanı Ali Rıza İkisivri kürsüye çıktı. İkisivri’nin konuşması 30 yıllık sendikacılık deneyiminin kendisini demagoji yapmak, herkes tarafından bilinen gerçekleri tersyüz etmek ve yeri geldiğinde dedikoduların kurbanı bir mağduru oynamak noktasında ne kadar ustalaştığının yeni bir örneği oldu. “Adnan da ne kadar devrimci olmuş. Hamdi’den başkan mı olurmuş” gibi seviyesiz sözler kullanmaktan sakınmayan İkisivri, konuşması boyunca Yasan işçilerinin laf atmaları ile karşılaştı. “Bu sendikanın iç dinamiği vardır, bu sendikayı bunu anlamayan dış dinamiklere ihtiyacı yoktur” diyen İkisivri, “muhalif liste değişik hesaplar üzerinden bir araya gelmeyiz diyenlerin birleşmesi ile oluşturulmuştur” demekten de kendini alamadı. İkisivrinin konuşmasının ardından yapılan seçimlerde Hamdi Eyüboğlu başkanlığındaki liste 91 oy alırken, seçimleri 22 oy farkla Ali Rıza İkisivri’nin listesi kazandı. Genel kurulda, muhalif listenin programı olan “İnsanca bir yaşam-onurlu bir gelecek için demokratik sınıf sendikacılığı” başlıklı broşürün yanı sıra, AYİEP ve OSİM-DER ortak imzalı bir bildiri dağıtıldı. Birleşik Metal-İş Sendikası 1 No’lu Şube Genel Kurulu’nda işbirlikçi-uzlaşmacı anlayış yönetimden sökülüp atılamadı. Sınıf devrimcisi işçilerin ve diğer muhalif unsurların bu yönlü çabası ise, 30 yıllık bürokratik bir kastın ve bildik sendikal oyunların karşısında yetersiz kaldı. Kızıl Bayrak/Kartal


İşçi-emekçi hareketinden...

Sayı:2007/24  22 Haziran 2007

Sanovel İlaç işçileri

Sanovel İlaç’ta işçi kıyımı

Silivri/Çantaköy’de kurulu olan Sanovel İlaç Sanayi’nde yaklaşık bir yıl önce başlayan sendikal örgütlenme faaliyeti sonucunda Petrol-İş’e üye olan işçilerden 5’i 4 Nisan ‘07’de, 190’ı ise geçtiğimiz hafta işten çıkarıldı. Patronun işten atma saldırısına karşı işçiler fabrika önünde eylem yapmaya başladılar. İlaç sektöründe ilk 10 firma arasında yeralan Sanovel İlaç’ta bir yıl içinde üretim bölümünde çalışan işçilerin çoğu sendikaya üye oldu. Örgütlülüğü dağıtmak isteyen patron toplam 195 işçinin iş aktini feshetti. Bunun üzerine sendika işe iade davası açtı. Fabrikada diğer üyelerin sendikal faaliyete devam etmesi üzerine Petrol-İş ile görüşme talebinde bulunan patron, daha sonra işten atma saldırısını hayata geçirmeye başladı. Sanovel’de işçilerin ortalama ücreti 500 Ytl civarında. Ağır çalışma koşulları altında düşük ücrete çalışan işçilerin sigorta, yemek ve servis dışında hiçbir sosyal hakkı bulunmuyor. İşten atma saldırısı üzerine açıklama yapan Petrolİş yönetimi şunları söyledi: “Sendikaya üye olan ve bu nedenle işten çıkarılan işçiler suç işlememiş, yasal haklarını kullanmışlardır. Asıl suçlu, işçiler değil, onları işten çıkararak örgütlenmelerini engelleyen işverendir. Sendikamız bu işin peşini bırakmayacak, üyelerin haklarını sonuna kadar aramayı sürdürecektir.”

Antgıda’da sendika hakkına saldırı

Tek Gıda-İş Sendikası 2003 Mayıs ayından bu yana Balıkesir karayolu üzerindeki Havran’da kurulu olan Antgıda’da örgütlenme mücadelesi yürütüyor. Sendikalaşma sürecini baskı ve tehditle engellemek isteyen Antgıda patronu işçilerin örgütlülüğünü dağıtmak için elinden geleni yapıyor. Sendikanın açmış olduğu yetki davası 15 Haziran’da sendika lehine sonuçlandı. Ancak Antgıda patronu aynı gün saat 17.50’de 13’ü sendikaya üye, toplam 14 kişinin sözleşmesine hiçbir yasal gerekçesi olmadan son verdi. Bunun üzerine işçiler haklarını savunmak için fabrika önünde eylem başlattılar. İşçiler sonuç alıncaya kadar eylemlerini sürdürmekte kararlılar. Sendika adına yapılan açıklamada, patronun artık toplu iş sözleşmesi yapmayı engelleme şansı

İşçi-emekçi eylemlerinden...

Kızıl Bayrak  23

Genel-İş eylemi

kalmadığı ifade edildi. Antgıda patronuna işten çıkartılan işçileri geri alma çağrısı yapıldı.

Belediye işçileri sendikasına sahip çıktı

DİSK’e bağlı Genel-İş Sendikası’nda örgütlü olan Bağcılar Belediyesi işçileri 20 Haziran günü Belediye binası önünde Genel-İş’ten baskı ve zorla istifa ettirilerek Hizmet-İş Sendikası’na geçirilmek istenmelerine karşı eylem yaptılar. Saat 12.30’da Belediye binasına sloganlarla yürüyen belediye işçilerinin eylemine DİSK Genel Merkez yöneticileri ve DİSK’e bağlı sendika şubelerinin yöneticileri destek verdiler. Eylemde Süleyman Çelebi konuştu. Baskı ve zorla Genel-İş Sendikası üyelerini istifa ettirmek isteyen Belediye Başkanı ve onun temsilcilerini uyardı “Kimse bam telimize basmasın. Bıçak kemiğe dayandı. Bizi bulunduğumuz noktadan daha ileri bir noktaya taşımasınlar. Belediye Başkanı huzurumuzu bozmasın! Bozarsa yeniden sokaklarda olacağız!” dedi. Çelebi’nin konuşması sık sık “İnadına sendika, inadına DİSK!”, “Yaşasın Genel-İş, yaşasın DİSK!”, “Söz, yetki, karar çalışanlara!” sloganlarıyla kesildi. Genel-İş Sendikası’nda örgütlü Bağcılar Belediyesi işçileri geçtiğimiz aylarda göreve getirilen Belediye Başkanı tarafından baskı ve zorla Hak-İş’e bağlı Hizmet-İş Sendikası’na geçirilmek istendi. Masa başı işlerden farklı ve zor işlere verilmekle tehdit edilen Genel-İş üyesi 257 işçiden 100’ü bu yolla istifa ettirildi. Sendika yöneticileri ise mücadeleye devam edeceklerini, üyelikten ayrılan işçileri geri döndürme çabalarının olduğunu söylüyorlar. Eyleme; DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, DİSK Genel Sekreteri Musa Çam, Genel-İş Sendikası Genel Başkanı Mahmut Seren, Birleşik Metal-İş Genel Örgütlenme Sekreteri Özkan Atar, Genel-İş Sendikası 2 No’lu Bölge Başkanı Mehmet Karagöz, Genel-İş 3 No’lu Bölge Başkanı Veysel Demir, Dev Sağlık-İş, Basın-İş, Tümka-İş, Emekli-Sen, Nakliyat-İş, Gıda-İş yöneticileri de destek verdiler. Kızıl Bayrak/İstanbul

Genel-İş Anadolu Yakası Genel Kurulu yapıldı Genel-İş Sendikası Anadolu Yakası 1 No’lu Şube

5. Olağan Genel Kurulu 17 Haziran günü saat 10.00’da Aktaş Düğün Salonu’nda gerçekleştirdi. “Her yerde sınıf kardeşliği!”, “İşçiyiz, haklıyız, kazanacağız!”, “Emek en yüce değerdir!” ve “İşçinin iradesine saygı istiyoruz!” pankartlarının asıldığı salonda işçilerin gelmesiyle genel kurul başladı. Önce yoklama yapıldı ve ardından divan oluşturuldu. Ardından Mustafa Kemal ve arkadaşları ile sendikal mücadelede şehit düşenler için saygı duruşu yapıldı. Saygı duruşundan sonra Genel-İş Genel Sekreteri Kani Beko bir konuşma yaptı. Daha sonra konukların tanıtımına ve konuşmalara geçildi. İlk olarak Belediye-İş 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Gülüm konuşma yaptı. Ardından DİSK Örgütlenme Sekreteri Erol Ekici konuştu. Çalışma Raporu ve Denetim Kurulu Raporu okunmadan oybirliğine sunuldu ve kabul edildi. Ardından iki listenin adayları tanıtıldı. Aday listeleri okunduktan sonra seçime blok listeyle girilmesi kararlaştırıldı ve aday konuşmalarına geçildi. Daha sonra sandıkların kurulmasıyla seçimlere geçildi. Seçimleri 75’e 82 oyla Şahan İlseven kazandı. Kızıl Bayrak/İstanbul

TTB sağlık uygulamalarını eleştirdi

Türk Tabipler Birliği 15 Haziran günü İstanbul Tabip Odası’nda gerçekleştirdiği basın toplantısı ile AKP iktidarının sağlık alanındaki icraatlarını değerlendirdi. Basın toplantısında konuşan TTB Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy AKP hükümetinin genel sağlık politikasının sağlık hizmetlerini piyasaya açmak ve ticarileştirmek olduğunu belirtti. Son 4 yıl içerisinde sağlık harcamalarının yarıya yakınının özel sağlık kurumlarına devredildiğini belirten Gürsoy, sağlık hizmetlerinin taşerona devredilmesinin hizmet kalitesini düşürdüğünü söyledi. Gürsoy ayrıca “İktidarın 4 yıldır uygulamaya çalıştığı Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın temel bileşenleri olan Aile Hekimliği ve Genel Sağlık Sigortası uygulamalarının elle tutulur tek yanı sevk zincirinin kurulacağını belirtmesidir. Oysa bu tebliğlerle birlikte hükümet sağlık programının iflasını ilan etmiştir” sözleriyle AKP’nin sağlık programının başarısızlığını ifade etti. Kızıl Bayrak/İstanbul


24  Kızıl Bayrak

Seçimler üzerine...

Sayı:2007/24  22 Haziran 2007

23 Temmuz Tüsiap-c’nin zaferinin tescili veya devrimi/sosyalizmi yeniden düşünmek Baştan söyleyelim, “Kürt hareketi” bugün çok hakir görülen bir TİP kadar sorumlu davranamamıştır. Dolayısı ile “Kürt hareketi” devrimci/sosyalist hareketin çok güçlü olmasa da sesini duyurabileceği bir alanın/kanalın önünü tıkamıştır. Bu nedenle tarih önünde TİP/DTP karşılaştırmasında bu toprakların devrimcileri ve sosyalistleri adına kötü bir sınav vermiş, Tüsiap-c’nin bu seçimi sermayenin bir zaferi olarak taçlandırmasına dolaylı katkıda bulunmuştur. O zaman bu süreci daha soğuk kanlı değerlendirmek lazım. Benim Kapital’in ilk cüzü ve de eski Ankara’nın göbeğinde emekçilerin, yoksulların, sıradan insanların hayatlarını sürdürdükleri yerde patlayan/patlatılan bombaya dair “duygusal” düşüncelerim vardı!.. Bunu, tartışmaya açılmış bir metin olarak “kapalı” ortama sunmuş, değerlendirmeleri beklemiştim. “Netameli” bir alan olduğu için “herşeyin” konuşulduğu/tartışıldığı bu “sanal ortamda” ne yazık ki, birkaç değerlendirmenin dışında bir “sesin” çıkmamış olmasına ilkin çok üzülmüştüm, nedense!.. Ancak, daha sonra ortak aday projeleri ile “Kürt hareketi”nin bu projeleri dışlayan tavrını görünce kaygının da, huzursuzluğun da anlamsız olduğunu gördüm. Ancak, bu “kapalı” ortama iletilmiş olan düşüncelerimin de ne kadar yerinde olduğunu bir

kez daha “teyit” etmiş oldum. Bugün pek çoğumuzun reformist vs. gördüğümüz TİP Kürt sorununu dile getirdiği için kapatıldı. En “itibarlı” olduğu dönemlerde üstelik! Bu durumda, Türkiye partisi olmaya kalkan Kürt hareketinden 1980 öncesinin TİP duyarlılığını beklemek gerekirdi. Ne var ki, siyasal tutum olarak sağa kayan Kürt hareketi, Türkiye sosyalist ve devrimci hareketini önemsemediğini bu seçim sürecinde bir kez daha ve çok açık bir şekilde ortaya koydu. Peki Türkiye devrimci ve sosyalist hareketi bunu hakediyor muydu? Sınıf mücadelesinin yükseltilmeye çalışıldığı en temel örgütler olan sendikalar da “Kürt hareketi” devrimci, sosyalist hareketi beslemek, desteklemek yerine tam da Tüsiap-c’nin işine gelecek işler yaptı. İşçi sınıfının, emekçilerin örgütlü olarak mücadelesini yükselteceği alanları “mayınladı”, “bombaladı”, işlevsiz ve etkisiz kıldı. Türkiye solu ve devrimci hareketi, bu “mayınlama”, “bombalama” hareketlerine büyük bir sabır, olgunlukla karşılamaya çalışırken iktidar perspektifini kaybetti, ideolojik olarak da geriye kaydı. Türkiye solu “Kürt hareketini” savunup, ona sahip çıkmaya çalışırken 1968’in aşılması gereken “teorik” tartışmasına farkında olmadan kapıldı. Adeta yeni bir

ÖSS karşıtı eylemlerden... “ÖSS’nin 5 seçeneğine karşı tek seçenek mücadele!” Adana’da ÖSS karşıtı eylem

19 Haziran günü saat 16.00’da 5 Ocak Meydanı’nda “ÖSS’nin 5 seçeneğine karşı tek seçenek mücadele!” şiarlı ortak pankart arkasında kortejlerin oluşturulmasıyla eylem başladı. Alkış ve sloganlarla yürüyüşe geçen kitle Çakmak Caddesi’ni trafiğe kapatarak sloganlarını gür bir şekilde haykırdı. Polisin provokasyon girişimleri ve yolu trafiğe açmaya çalışması kitle tarafından militan bir duruşla geri püskürtüldü. Yaşanan kısa süreli arbede, “Faşizme karşı omuz omuza!”, “Baskılar bizi yıldıramaz!” sloganlarıyla yanıtlandı. Sergilenen kararlı tutumun ardından yürüyüşe devam edildi. Yol boyunca “Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm!”, “Eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim istiyoruz!”, “Müşteri değil öğrenciyiz!”, “Liseler bizimdir bizimle özgürleşecek!”, “Eğitim haktır satılamaz!”, “ÖSS, AOBP kaldırılsın!”, “Savaşa değil eğitime bütçe!”, “Polis-idare işbirliğine hayır!”, “Faşizme karşı Deniz olunmalı!” sloganları haykırıldı. İnönü Parkı’na gelindiğinde basın metni okundu. Eğitim-Sen Şube Başkanı Güven Boğa bir konuşma yaptı. Konuşmaların ardından etkinlik programına geçildi. Geleceksizliğe karşı mücadele çağrısı yapan kısa bir skeç oynandı. Müzik grubunun seslendirdiği marşlar hepbir ağızdan söylendi. Bir liseli sorunlar karşısında ortak mücadele çağrısı yaptı. Yaklaşık bir saat süren yürüyüş ve etkinliğin ardından eylem sloganlarla ve halaylarla sona erdi. Ekim Gençliği, Dev-Lis, DGH, Emek Gençliği, Enternasyonalist Gençlik, Liseli Genç Umut, SGD’li liseliler, Yurtsever Cephe Adana Lise’nin örgütlediği eyleme Eğitim-Sen ve ESP destek verdi. Eyleme 150 kişi katıldı. Kızıl Bayrak/Adana

Eskişehir: “ÖSS’ye hayır!”

Eskişehir Gençlik Derneği, 14 Haziran günü saat 13:30’da Adalar Migros önünde ÖSS karşıtı bir basın

açıklaması gerçekleştirdi. “Halk için bilim, halk için eğitim!”, “F Tipi üniversite istemiyoruz!”, “Eğitim hakkımız engellenemez!”, “Öğrenciyiz, haklıyız, kazanacağız!”, “ÖSS’ye hayır!” sloganlarının atıldığı açıklamaya Ekim Gençliği destek verdi. Ekim Gençliği/Eskişehir

“ÖSS’yi reddet!”

Liseli Genç Umut 14 Haziran günü Galatasaray Lisesi önünde yaptığı eylemle ÖSS’yi reddetme çağrısı yaptı. “ÖSS’yi reddet!” pankartı açan liseliler, “ÖSS kalksın yaşama zaman kalsın!”, “Yarış atı değil öğrenciyiz!”, “Reddet özgürleş!” dövizleri taşıdılar. Eylemde liseliler adına basın açıklaması yapıldı. Ardından eyleme destek veren Eğitim-Sen 8 No’lu Şube Başkanı Haldun Özkan bir konuşma yaparak ÖSS’nin bir ölçü olmadığını ve ÖSS karşıtı mücadele yürüten liselileri desteklemeye devam edeceklerini söyledi. Eylemden sonra Tünel’e doğru yürümek isteyen liselilere polis engel çıkarttı. Öğrencilerin pankartsız ve dövizsiz yürümesine izin verdi. Kızıl Bayrak/İstanbul

“Soruyu değil ÖSS’yi çöz!”

Liseli Gençlik, 14 Haziran günü saat 14.00’te Galatasaray Lisesi önünde ÖSS karşıtı bir basın açıklaması gerçekleştirdi. “Elenmeden, seçilmeden üniversite hakkımı istiyorum! ÖSS’ye hayır!” pankartının açıldığı eylemde liseliler, “ÖSS’ye hayır!” yazılı tişörtler giyerek ÖSS’nin geleceksizlik dayattığını söylediler. Eylemde; “ÖSS’ye hayır!”, “Elemeden, seçilmeden üniversite hakkımı istiyorum!”, “Öğrenciyiz haklıyız kazanacağız!”, “Soruyu değil ÖSS’yi çöz!” sloganları atıldı. Eyleme ESP de destek verdi.

Kızıl Bayrak/İstanbul

Yüksel Akkaya

Milli Demokratik Devrim (MDD)/Sosyalist Devrim (SD) tezi tartışılmaya başlandı. Kürt hareketi üzerindeki tartışma basını bir şekilde yeni-MDD’cilik olarak ortaya çıkmıştır ve Türkiye devrimci, sosyalist hareketini daha geri noktalara çekmeye başlamıştır. Önce Marksist-Leninist gelenekten koptuğunu açıklayan Kürt hareketi önderliği, daha sonra devrimci ve sosyalist hareket ile de birlikte olamayacağı yönünde ciddi işaretler vermeye başlamıştır. Kapitalizmi ve kapitalist sistemi tahlilde Marks’ın devasa çalışmalarına başvurmak yerine türevin türevi olan Wallerstein’den beslenmeye çalışan Kürt hareketinin devrim ve sosyalizm ile bir ilişkisinin olmayacağı ve uzun vadede de kalmayacağı düşünülebilir. En azından devrimci ve sosyalist hareketler bunu bir kenara not edebilir. Bu durumda ezilen, sömürülen her insan için mücadele eden devrimci ve sosyalistlere düşen görev bu “uzaklaşmaya” direniş, müdahale ve devrim kavgası olmalıdır. Emek ile sermaye arasında bir çıkar çatışması olmadığını, dolayısı ile Tüsiap-c ile de işbirliği yapılacağını savunan bir siyasal yapılanmanın artık ne ezilenler ne devrimcilik ne de sosyalistlik adına dayanışma ve benzeri bir talep hakkı kalmamaktadır. Bu durumda, bizim Kürt hareketine devrimciler ve sosyalistler “adına” önereceğimiz birkaç şey kalmaktadır geriye: Bir, kapitalizmin ne olduğunu ve bugün en çok da Kürt emekçiler üzerinde kendisini nasıl gösterdiğini öğrenmek. İki, bunun için yeniden emekdeğer teorisine, sömürü oranlarına bakmak. Üç, aynı işyerinde Kürd’ün ve Türk’ün makus talihinin aynı olduğunu görmek. Peki bu sorunu çözmek için ne gerekir? Ankara’nın eski merkezinde, El Kaide’nin bile hedef olarak İngiliz Konsolosluğunu seçtiği “etik” bir mekan yerine, El Kaide kadar duyarlı olunmayan, devrimci ve sosyalist hareketlerin halk ile bütünleşmek için ilmek ilmek ördüğü pek çok şeyi alt üst eden, onları yeniden “dışlatan” ve El Kaide kadar “etik” olmayan Ulus’ta bomba patlatmak mı? Türkiye’yi Iraklılaştırmak mı? Yaklaşık çeyrek yüz yıldır Kürt hareketini “halkların kardeşliği” adına sırtında taşıyan Türkiye devrimci ve sosyalist hareketi hem teorik hem de pratik olarak bu kadar geri “düşürülmeyi” haketmemiştir. “Kürt hareketi”nin savrulan, omurgasız siyaseti, bugün bakıldığında 1980 öncesi TİP’ini çok daha masum göstermektedir. TİP’ten beslenen bu kaynağın onu aşması beklenirken, Kürt hareketinin kendi içinde siyaseten Kürt AKP’sini, Kürt CHP’sini diri tutarken Türkiye solunu “itibarsız” kılmasını anlamak kolay olmasa gerek! Şimdi geldiğimiz noktada AKP ve CHP’nin Tüsiapc’nin madalyonun iki yüzünü oluşturduğu bir yerde, yıllardır devrim ve sosyalizm adına Kürt hareketine farklı boyutlarda destek olanlar Kürt hareketinin de Tüsiap-c’nin bir başka minik madalyonu olmaya çalışmasını onaylamak zorunda mıdır? Sorunu yanıtı Kapital’in 1. cildi ve Alman İdeolojisi’nde gizlidir. Önerimiz, Wallerstein yerine bir daha bu kitaplara bakmak ve Türkiye soluna görülen/biçilen rolü iyi anlamaktır. Devrimci ve sosyalist ruhun yeniden bir hayalet olarak hem Türkiye devrimci ve sosyalistleri hem de Kürt hareketi üzerinde dolaştığını ummak dileği ile bir kez daha Komünist Manifesto: Nerede mi, seçim olan her kent, kasaba, köy ve mezrada.


Sayı:2007/24  22 Haziran 2007

Mercan’da katledilenler anıldı...

Kızıl Bayrak  25

17’ler anıldı...

“Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez!”

17’ler Gazi’de anıldı...

17’ler için 17 Haziran günü Gazi Mahallesi’nde kitlesel bir eylem ve etkinlik gerçekleştirildi. Kitle saat 18.00’de Gazi Mahallesi eski karakol binası önünde toplanmaya başladı. Diğer bölgelerden gelenlerle birlikte yaklaşık 600 kişi kortejler oluşturarak caddeyi trafiğe kapadı. Sloganlar eşliğinde Gazi Cemevi’nin arkasındaki alana doğru yürüyüş başladı. En önde İbrahim Kaypakkaya pankartı, arkasından sırayla “Vartinik’ten Mercan’a feda olsun canımız halk savaşına!/Demokratik Haklar Platformu” imzalı pankart, Mercan şehitlerinin fotoğraflarının yeraldığı pankart ve İbrahim Kaypakkaya, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve Mazlum Doğan’ın fotoğraflarının yeraldığı pankart taşındı. Yürüyüş boyunca “Mercan şehitleri ölümsüzdür!”, “Feda olsun canımız halk savaşına!”, “Katil devlet hesap verecek!”, “Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez!”, “Vartinik’ten Mercan’a feda olsun canımız halk savaşına!”, “Faşizme karşı omuz omuza!” sloganları coşkulu bir biçimde atıldı. Caddede bulunan Gazili emekçiler alkışlarla eyleme destek verdi. Yürüyüş başladıktan sonra çevredeki emekçilerin de korteje katılması ile sayı 700’ü aştı. Oldukça coşkulu geçen eylem Gazi Cemevi’nin arkasındaki alanda son buldu. Etkinlik DHP adına yapılan açılış konuşması ile başladı. Mercan katliamı ve devletin kanlı yüzü teşhir edildi. Daha sonra etkinlik programına geçildi. İlk önce Pınar Sağ sahne aldı. Etkinliği selamlayan ve örgütlü mücadelenin önemine vurgu yapan Sağ, türkü ve marşlarını seslendirdi. Ardından Yeni Demokrasi Tutsak Aileleri Birliği’nden bir ana şiir okudu. Etkinliğe destek olan kurumların konuşmalarının ardından sinevizyon gösterimi yapıldı, tiyatro oyunu sahnelendi. Reşo ve Grup Munzur’un marşları ile etkinlik devam etti. Etkinlik başladıktan sonra Gazi emekçilerinin katılımı devam etti. HÖC, Partizan, Alınteri, KÖZ, SDP ve Atılım’ın destek olduğu etkinliğe komünistler “Faşizme karşı omuz omuza/BDSP” imzalı pankart ile katıldılar. Gaziosmanpaşa/BDSP

Ankara: “Devrim şehitleri ölümsüzdür!”

Mercan şehitleri 17 Haziran günü Demokratik Haklar Platformu Ankara Temsilciliği tarafından gerçekleştirilen basın açıklamasıyla anıldı. Eylem saat 12.30’da Yüksel Caddesi’nde alkış ıslık ve sloganlarla başladı. Eylemde okunan basın metninde “17 kızıl karanfil şahsında katledilmek istenen dünyada ve ülkemizde ezilen milyonların geleceği ve kurtuluş mücadeleleridir. 17’lerin katliamının arka planında yatan da esasen ilerici devrimci demokrat, yurtsever ve komünistleri halkın siperi olmaktan çıkarıp, iç savaş programlarını adım adım hayata geçirmektir” denildi. 17’leri mücadele ile sahiplenme çağrısı yapıldı. Eylemde “Devrim şehitleri ölümsüzdür!”, “Halk savaşçıları ölümsüzdür!” sloganları atıldı. Kızıl Bayrak/Ankara

Gazi

İzmir: “Mercan şehitleri ölümsüzdür!”

Mercan Vadisi’nde katledilen 17 MKP militanı saldırıda şehit düşen Binali Güler’in Buca Kaynaklar’daki mezarı başında anıldı. Anma Binali Güler’in Buca Kuruçeşme’deki evinin önünden araçlarla Kaynaklar Mezarlığı’na hareket edilmesiyle başladı. Mezarlığın girişinde “Vartinik’den Mercan’a, bu tarih bizim!” yazılı ve saldırıda şehit düşen 17 devrimcinin resmi bulunan pankartın açılması ile kortejler oluşturuldu, Binali Güler’in mezarına doğru yürüyüşe geçildi. Yürüyüş boyunca “17’ler yaşıyor halk savaşı sürüyor!”, “Vartinik’ten Mercan’a bu tarih bizim!”, “Mercan şehitleri ölümsüzdür!” sloganları atıldı. Mezar başına gelindiğinde, “yoldaşlığı, mücadeleye bağlılığı ve ölümsüzlüğü” içeren bir metin okundu. Ardından şiirler ve marşlar okundu. Anma mücadele çağrısıyla sona erdi. Kızıl Bayrak/İzmir

Sarıgazi’de 17’ler anması...

17 MKP’li devrimci Sarıgazi’de Yeni Demokrasi Şehit ve Tusak Aileleri Birliği tarafından düzenlenen etkinlikle anıldı. “İdealleri ideallerimizdir!/Yeni Demokrasi Şehit ve Tutsak Aileleri” imzalı pankartın açıldığı etkinlik katledilen 17 devrim savaşçısı şahsında devrim şehitleri adına gerçekleştirilen saygı duruşu ile başladı. Ardından Demokratik Haklar Platformu (DHP) adına yapılan açıklamada; 17’lerin devrimi kazanma bilinci ve cüretini kuşanarak şehit düştükleri, 17’leri anmanın ancak onların mücadelesini omuzlayarak ve yükselttikleri bayrağı daha da yukarılara taşıyarak sağlanacağı belirtildi. Anmada “Vartinik’ten Mercan’a feda olsun canımız halk savaşına!”, “Mercan şehitleri ölümsüzdür!”, “Halk savaşçıları ölümsüzdür!”, “İbrahim’den Cafer’e, halk savaşı ile zafere!”

sloganları atıldı.

Kızıl Bayrak/İstanbul

17’ler Ankara’da anıldı...

17 Haziran 2005’te sermaye devletinin kolluk güçleri tarafından katledilen 17 MKP üyesi devrimci Ekin Sanat Merkezi’nde düzenlenen bir etkinlikle anıldı. Anma programı devrim ve komünizm mücadelesinde yitirilenler anısına saygı duruşu ile başladı. Saygı duruşunun ardından Demokratik Haklar Platformu adına yapılan konuşmada Mercan katliamının arka planı anlatıldı, devlet terörü teşhir edildi. Konuşmadan sonra 17’lerin hayatlarından kesitler anlatan sinevizyon gösterimi yapıldı. Sinevizyon gösterimi bitince “Gerillalar ölmez, yaşasın halk savaşı!” sloganı atıldı. Konuşmacı olarak kürsüye davet edilen Temel Demirer Mercan katliamının sınırsız, sömürüsüz bir dünyanın hayal olmadığını anlattığını söyledi. “Spartaküs’ten bu yana uğrunda dövüşülen şey hayal değildir. 17’ler, bugün devrimlerin hayal olduğunu söyleyenlere vardık, varız, varolacağız demişlerdir” dedi. Ardından ÇHD adına Selçuk Kozağaçlı bir konuşma yaptı. Ökkeş Karaoğlu’nun yazdığı şiirin okunmasından sonra Yaser Günday, devletin katliamcı kimliğinden sözeden bir konuşma yaptı. Cafer Cangöz, Okan Ünsal ve Aydın Hanbayat’ın devrimci kişiliklerinden bahsetti. Veli Saçılık da Ulucanlar ve Burdur katliamlarında Cemal Çakmak şahsında sergilenen direnişçi kimlik ile ilgili bir konuşma yaptı. Alaattin Ataş’ın yazdığı bir şiir okundu. Kısa bir aranın ardından müzik dinletisi gerçekleşti. Müzik dinletisinin ardından etkinlik sona erdi. Etkinlik sırasında HÖC, DGH, BDSP, Alınteri, EKD ve Partizan tarafından gönderilen mesajlar okundu. Kızıl Bayrak /Ankara


Binali Soydan derhal serbest bırakılsın!

26  Kızıl Bayrak

Sayı:2007/24  22 Haziran 2007

Devlet terörüne son!

Basına ve kamuoyuna! Binali Soydan adlı devrimci, 19 Haziran 2007 tarihinde, biten oturum süresini uzatmak için gittiği Yabancılar Dairesi’nde tutuklanarak, Köln-Ossendorf Cezaevi’ne konulmuştur. Davasına bakan avukatının verdiği bilgiye göre, Binali Soydan, Türk devletinin, Türkiye’de terör suçu işlediği gerekçesine dayandırarak hazırlanan bir iade istemi ve Alman Yüksek Mahkemesi’nin bu iade istemini gözeterek aldığı karar üzerine tutuklanmış bulunmaktadır. Türk devleti dünyanın en terörist devletlerinden biridir. O, yalnızca bulunduğu bölgede değil, dünyada, demokrasi ve insan hakları ihlallerinde başı çeken ülkelerin en ön sıralarında yer almaktadır. O kadar ki, tam da bu sicili yüzünden, Avrupa İnsan Hakları Mahkemeleri’nde, hakkında dava açılan devletlerin başında yer almaktadır. Pek çok davadan mahkum olduğu da bir gerçektir. Faşist Türk devleti, başta ilerici ve devrimciler olmak üzere, her rejim muhalifini terörist olarak görmekte, en küçük bir hak arama girişimini dahi terörizm olarak suçlamakta, tümüyle asılsız gerekçelere dayanarak insanları gözaltına almakta, ağır işkencelerden geçirmekte ve adına Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) denilen mahkemelerin, yargısız infaz niteliğindeki kararlarıyla ağır biçimde cezalandırmaktadır. Türkiye cezaevlerinde, bu mahkemelerin haksız kararlarına dayanılarak ağır koşullarda yaşmaya mahkum edilen binlerce rejim muhalifi ilerici ve devrimci vardır. Binali Soydan arkadaşımız da, Türkiye’de iken rejim muhalifi devrimci kimliğinden dolayı gözaltına alınmış, ağır işkencelerden geçirilmiş, uzun

denilebilecek bir süre cezaevinde yatmıştır. İade istemi adı altında yurtdışındaki göçmen ilerici ve devrimcilere dönük saldırılar son dönemlerde iyice yoğunlaşmıştır. Gerçek şu ki, düşünce özgürlüğü başta gelmek üzere, demokratik hak ve özgürlüklerin azılı bir düşmanı olan faşist Türk rejimi, neredeyse, yurtdışında yaşamakta olan tüm rejim muhaliflerinin iadesini istemektedir. Binali Soydan arkadaşımıza dünük iade istemi de yalnızca buna yeni bir örnektir ve hiç şaşırtıcı da değildir. Binali Soydan bir devrimcidir ve bir rejim

muhalifidir. Fakat onun hakkında ileri sürülen terörist suçlaması, tüm rejim muhalifleri için kullandığı türden, tümüyle düzmece yalanlardan ibarettir. Tümüyle keyfi ve asılsız nedenlere dayalı ve tam anlamı ile faşizan bir uygulama olan bu iade istemlerinin ciddiye alınıp, yurtdışında yaşayan rejim muhaliflerinin tutuklanması, onunla tam bir suç ortaklığı yapmaktır. Alman devleti de açıkça bunu yapmaktadır. Alman devleti ve Yüksek Mahkemesi’nin, Binali Soydan’a yönelik karar ve uygulama da bu suç ortaklığının yeni bir kanıtıdır ve onun, demokrasi ve insan hakları, düşünce özgürlüğü üzerine ettiği tüm sözlerin tam bir iki yüzlülük olduğunu göstermektedir. Öte yandan, Binali Soydan, hala, Kızıl Bayrak adlı haftalık politik bir yayına yazdığı yazılardan dolayı hakkında açılan davalardan yargılanmaktadır. Bu nedenle, iade edilmesi durumunda, bir kez daha, gözaltına alınacağı, işkencelerden geçirileceği ve tutuklanıp-cezaevine konacağı kesindir. Dolayısıyla Binali Soydan’ın iadesi durumunda karşılacağı her türlü baskı ve işkenceden Türk devleti kadar Alman devleti de sorumlu olacaktır. Binali Soydan’a dönük tümüyle haksız ve faşizan iade istemi uygulamasını şiddetle protesto ediyoruz. Avrupa’nın yerli ve göçmen tüm ilerici kişi, kurum ve kuruluşlarını, bu tümüyle keyfi ve haksız uygulamayı protesto etmeye, Binali Soydan’ın derhal serbest bırakılması için ortaya koyacağımız tüm çabalarda bizimle omuz omuza olmaya ve aynı amaçla gerçekleştireceğimiz eylemleri aktif biçimde desteklemeye ve bizimle tam dayanışmaya çağırıyoruz. Kahrolsun faşist Türk devleti! Binali Soydan derhal serbest bırakılsın! Yaşasın enternasyonal dayanışma! 20 Haziran 2007

BİR-KAR ( İşçilerin Birliği Halkların Kardeşliği Platformu)

Köln’de anti-faşist gösteri

Almanya’da Naziler 16 Haziran günü Köln’de yapılacak minareli camiyi bahane ederek bir gösteri yapmak istediler. Türk devletinin yurtdışındaki örgütlü gerici odaklarından biri olan Diyanet İşleri Türk İslam Birliği uzun süredir Köln’de var olan eski merkezi camileri yıkarak yerine çifte minareli büyük cami yapmak için izin istiyordu. Bekledikleri izni yakın zamanda kopardılar ve Köln Belediyesi caminin inşasına izin verdi. Köln’ün anti-faşist geleneği güçlü semtlerinden biri olan Eherenfeld semtinde Naziler’in bir gösteri yapacağını haber alan çeşitli demokratik kurumlar ile anti-faşist otonom gruplar da karşı bir gösteri için harekete geçtiler. 17 Haziran Cumartesi günü Köln’de iki ayrı karşı gösteri yapıldı. Biri, Alman Sendikalar Birliği, SPD, Yeşiller, DİTİB vb. sosyal demokrat ve dinci kurumların yer aldığı “Dinlerin eşitliği ve din özgürlüğü!” isimli gösteri, diğeri ise anti-faşist grupların düzenlediği “Irkçılığa karşı kırmızı kart!” başlıklı eylemdi. Eylem, sıkı polis ablukası altında saat 11.00’de kitlenin iki ayrı noktada toplanması ile başladı. Sosyal demokratlar ve dinciler yürüyüş yapmadan sadece basın açıklaması ve kısa bir etkinlik

yapmakla yetindiler. Bizim de içerisinde yer aldığımız anti-faşist gruplar ise Ehrenfeld’in ana caddesi boyunca yürüyüş yaparak diğer grupların toplandıkları alana yakın bir yerde toplandılar. Yol boyunca Nazileri teşhir eden çeşitli konuşmalar yapıldı. “Faşizme her yerde ölüm!”, “Yaşasın uluslararası dayanışma!”, “Naziler dışarı!” sloganları coşkuyla atıldı. Daha sonra Naziler’in yürüyüş yapacakları yeri tespit etmek için cadde boyunca sürekli hareket eden kitle ile polis arasında kimi zaman arbedeye varan gerilimler yaşandı. Naziler’in toplandığı caddeye yakın bir yerde polis barikatını aşmaya çalışan kitleye polis azgınca saldırdı, özellikle kitleyi yönlendiren kişileri gözaltına aldı. Köln’ün Ehrenfeld semti, Türkiyeli islamcı kesimin yoğun oturduğu bir yer olmasına rağmen islami kesim eyleme 300 kişilik sınırlı bir kitle katıldı. Bizim de içinde yeraldığımız anti-faşist eyleme ise 1000 kişi katıldı. Naziler’in yürüyüş sebebinin cami olması toplamda eyleme katılımı zayıflatan bir etken oldu.

Polis desteğini arkasına alan 200 kadar Nazi, karşı göstericilerin tüm engelleme çabalarına rağmen yürüyüşlerini gerçekleştirdi. Böylece Alman devletinin Nazileri destekleyip kolladığı bir kez daha kanıtlandı. Bir-Kar olarak eyleme “Faşizme karşı omuz omuza!/Bir-Kar” imzalı Almanca yazılı pankart ile katıldık. Bir-Kar/Köln


Sayı:2007/24  22 Haziran 2007

Direnen Filistin halkı kazanacak!

Hamas-El Fetih çatışmaları Filistin’i fiilen bölüyor…

Kızıl Bayrak  27

Direnen Filistin halkı er geç kazanacak! Siyonist İsrail devletinin emperyalistler tarafından kurdurulmasıyla ilk felaketini yaşayan Filistin halkı, yine emperyalistlerin çok yönlü desteğiyle 1967 Haziran savaşından galip çıkan İsrail’in Doğu Kudüs dahil Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ni işgal etmesiyle ikinci felaketini yaşamıştı. İkinci felaketin 40. yılını geride bıraktığı şu günlerde üçüncü felaketin kapısını aralayanlar, yazık ki bu defa iktidar savaşına tutuşan Hamas ile El Fetih oldu. Filistin hareketine büyük ölçüde hakim olan bu iki akım, emperyalist/siyonist güçlere, Filistinlilerin birbirini kırmasını keyifle izleme olanağı sağladıkları için, direnişçi Filistin halkı tarafından muhakkak ki, mahkum edileceklerdir. Sayısız çatışma ve bunları izleyen sayısız ateşkese rağmen sorunun iç savaş boyutuna varmasını engelleme yeteneği gösteremeyen El Fetih’le Hamas, gelinen yerde Filistin’i fiilen iki parçaya ayırmış durumdalar. İsrail’in istediği zaman yeniden işgal etme pervasızlığını saklı tutarak Gazze Şeridi’nden çekilmesinden sonra, işgal karşıtı direnişi bir yana bırakan bu iki parti, işgali hedef alması gereken enerjilerini Gazze şeridini çatışma bölgesine çevirmek için harcadılar. Çatışmaların doruğa çıktığı son günlerde camilerden duyurular yapan Hamas, iki saat içinde terk edilmemeleri halinde, Gazze’de Filistin Yönetimi Lideri Mahmud Abbas’ınki de dahil tüm El Fetih

karargahlarına saldıracağı tehditlerini savurmaya başladı. Tehditlerin ardından yüzlerce silahlı Hamas militanı, Gazze’nin kuzeyinde bulunan El Fetih’e yakın güvenlik güçlerini kuşattı. Yüzü aşkı kişinin ölümüne yol açan çatışmalar sonucunda Gazze “iç savaşı”nı kazanan Hamas, bu bölgede El Fetih’e bağlı tüm kurumları silah zoruyla işgal ederek, “zaferi”ni ilan etti. Hastanelerin saldırıya uğradığı, evlerin yakıldığı, “Yeter artık, Filistin için savaşın, birbirinizle değil” sloganlarıyla çatışmaları protesto eden kadın ve çocuklara ateş açıldığı, adam kaçırmaların, infazların meydana geldiği çatışmalara, İsrail saldırılarının da eşlik etmesi, olayın akıl almaz boyutlara varan vahametini gösteriyor. Filistin direnişini baltalayan bu utanç verici çatışmalar devam ederken, Filistin Ulusal Yönetimi’nin ana

İsviçre’de İlticacılar Günü’nde yürüyüş Geleneksel hale gelen İlticacılar Günü İsviçre’de her yıl değişik eylem ve etkinliklerle kutlanıyor. Bu etkinliklerin en önemlisi Bern kentinde 16 Haziran günü gerçekleştirilen yürüyüş oldu. Çeşitli sol grupların ve demokratik örgütlerin düzenlediği yürüyüşe bu yıl da anlamlı bir katılım oldu. Yürüyüşe daha çok İsviçreliler ilgi gösterdi. Türkiyeliler’in ve Türkiyeli sol grupların sınırlı bir katılımı gerçekleşti. Katılımcılar arasında, yardım kuruluşları, bazı sendikalar, Devrimci İnşa, Sosyalist Parti, Devrim, Hiçbir İnsan İllegal Değil Grubu, Dayanışma, İran Sosyalist Partisi, İtalyan Komünist Partisi bulunuyordu. Yürüyüş yaklaşık 1500 kişinin katılımıyla gerçekleşti. Bir-Kar olarak bizler de her yıl olduğu gibi yürüyüşe katıldık. Yabancı düşmanlığına ve ırkçılığa karşı yürüttüğümüz kampanyamızın afiş ve bildirileriyle alandaki yerimizi aldık. Afişlerimizi birleştirerek yaptığımız pankart gerek görselliğiyle, gerekse de içeriğiyle ilgi çekti. Bildiri dağıtımı sırasında Bir-Kar’ın ismini söyleyen ve yumruklarıyla selam veren İsviçreli devrimciler bizleri sevindirdi.

Yürüyüş boyunca taşınan pankartlarda “Biz anti kapitalistiz!”, “İnsanlık onurunun kağıda ihtiyacı yok!”, “Modern köleliğe karşı ırkçılığa hayır!”, “Bütün insanlar özgür, onurlu ve aynı haklara sahip olarak doğarlar!” şiarları öne çıktı. Atılan sloganlar arasında “Politik tutsaklara özgürlük!” ve “Biz antikapitalistiz!” şiarı dikkat çekti. Yürüyüş yaklaşık 5 kilometrelik bir güzergah sonrasında konser ve diğer etkinliklerle devam etti. Bir-Kar/İsviçre

sembollerinden biri olarak bilinen özel tim karargahının Hamas güçlerince işgal edilmesi, Hamas’a bağlı TV ve radyolarda, “İslam devletinin kuruluşunun ilk adımı” olarak nitelendirildi. Hamas Sözcüsü Sami Ebu Zühri ise, özel timlerin karargahının Hamaslıların eline geçmesinin, “Mekke’nin, Hz. Muhammed’in eline geçmesiyle eşdeğer olduğunu” iddia edecek kadar zıvanadan çıkmış durumdaydı. Tüm enerjisini Filistin’i siyonist işgalcilerden kurtarmak için harcamak yerine, İsrail’in her an işgal edebileceği Gazze’de “İslam devleti” kurma hayalleriyle sersemlemiş bu zihniyetin temsilcilerinin, bu aşamadan sonra Filistin halkının özgürleşmesine katkı sunması pek olası görünmüyor. Çatışmaların bu vahim noktaya taşınmasının bir diğer sorumlusu El Fetih ise, Gazze’yi Hamas’a kaptırınca, Batı Şeria’daki kontrolünü attırmaya, buradaki Hamas güçlerini etkisizleştirmeye başladı. Nitekim çatışmaların şimdiye değin sakin olan Batı Şeria’ya da sıçramaya başlaması El Fetih’in Gazze’deki kayıplarının ardından Hamas’a karşı misilleme saldırıları düzenlemeye başladığına işaret ediyor. Bu arada Batı Şeria’daki Hamaslıların kitlesel şekilde tutuklandığına dair iddialar da ortalıkta dolaşmaya başladı. Filistin’in en yüksek karar organı olan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ise, Mahmud Abbas’tan, “hükümeti feshetmesini ve olağanüstü hal ilan ederek bir an önce seçime gitmesini” istedi. Hükümeti feshettiğini ilan Mahmut Abbas ise, 2001 yılına kadar da Uluslararası Para Fonu IMF’nin Filistin temsilciliğini yapan maliye bakanı Selam Fayyad’ı başbakanlığa atadı. “Bağımsız” olan Fayyad’ın başbakanlığını tanımayacağını ilan eden Hamas, “ulusal birlik hükümeti”nin başbakanı olan İsmail Haniye’nin hala görevinin başında olduğunu öne sürdü. Ocak 2006’da gerçekleşen seçimleri kazanan Hamas’ın tek başına hükümet kurmasıyla harekete geçen emperyalist/siyonist güçlerle gerici Arap rejimleri, Filistin halkını açlıkla terbiye etmek için vahşi bir ambargo başlattılar. “Uluslararası toplum”un iğrençliğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren bu ambargonun hedeflerinden biri, Hamas-El Fetih çatışmasını körüklemek, başka bir ifadeyle direnişçi Filistin halkını birbirine kırdırtmaktı. Gelinen yerde, siyonistlerin de tarihsel düşü olan bu kirli amaca ulaşmada mesafe kaydedilmiş görünüyor. Buna karşın çatışmayı salt emperyalist/siyonist güçlerin müdahale ve kışkırtmalarıyla açıklamak yanıltıcı olur. Burada asıl sorun bu kışkırtmaların karşılık bulmasına zemin hazırlayan Hamas-El Fetih ikilisinin gerici bir çatışmaya tutuşmuş olmasıdır. Yoksa saldırı ve kışkırtmaları direnişin birliğini perçinleyerek yanıtlamak da mümkündür. Dahası işgale karşı direnen bir halk için yegâne doğru yol da, her tür kuşatma, kışkırtma ve saldırıyı birleşik direnişle yanıtlamaktır. Ancak Filistin’deki direnişçi devrimci akımların verili durumdaki güçsüzlüğü, yazık ki, Filistin halkının bir kez daha felakete sürüklenmesi önündeki engelleri etkisizleştirmiştir. Filistin’deki vahim tablo, bu direnişçi halkla dayanışmanın önemini her zamankinden bir kat daha arttırmaktadır. Filistin direnişiyle dayanışma, HamasEl Fetih arasındaki gerici çatışmaları da mutlaka mahkum etmelidir. Zira bu çatışmalar sona erdirilmeden Filistin direnişinin eski görkemine kavuşması mümkün değildir.


28  Kızıl Bayrak

Siyonist İsrail yenilecek!

Sayı:2007/24  22 Haziran 2007

İsrail’in 16 yıllık planı ve 80 dakikalık kararı

Abu Şehmuz Demir

Ortadoğu coğrafyasında siyasal iklim günlük olarak değişebiliyor ve saat be saat çeşitli zeminlerde kaygan bir atmosferde ilerliyor. Bu kaygan atmosferin merkezinde bulunan Irak’ı bir yana bırakırsak, İsrail’in Filistin topraklarında estirdiği zulüm, uluslararası emperyalist güçlerin Lübnan üzerindeki karanlık senaryoları ve Türkiye’nin Güney Kürdistan’ına yönelik estirdiği saldırgan, histerik ve ırkçı politikalar, bunların tümü, bu yıl Ortadoğu coğrafyasının çalkantılı bir süreçte ilerleyeceğini gösteriyor. Bu çalkantılı süreci körükleyen gelişmelere bir göz attığımızda; uluslararası emperyalist merkezlerin sadece Lübnan üzerinde evirip çevirdikleri karanlık senaryoları, Türkiye’de generallerin, sağcıların ve Kemalist “sol” milliyetçi güçlerin örgütlediği “cumhuriyet mitingleri”ni, İsrail’de İşçi Partili Siyonist “solcu” Yossi Beilin ve Arapları sürgüne gönderelim diyen aşırı sağcı Effi Eitan’ın çağırısı üzerine Rabin Meydanında hükümete “evinize gidin mitingleri” ile sürdürülen gösterilerin ardından Filistin halkına yönelik yeni bir dizginsiz saldırının başlatılmasını görüyoruz. İsrail devleti gibi yayılmacı ve saldırgan olan Türk devletinin generalleri de milli histeri yaratarak içte Kürt halkına, ilerici ve sosyalist güçlere karşı devlet terörü estirdiği gibi, Türkiye’yi de karanlık dehlizlere çekerek, özlemini çektiği misak-ı milli hayalleriyle Güney Kürdistan’a yönelik saldırı hazırlıklarını hızlandırıyor. Her iki devlet de Ortadoğu’nun mazlum halkları olan Filistin ve Kürtlere yönelik acımasız katliamcı tutumlarında ısrar ediyorlar. Uluslararası emperyalist merkezlerin ve bölge gerici devletlerinin, bölge halklarına dayattıkları ve çok yönlü sürdürülen ucu açık siyasetin ucunda görünen siyasi süreç şu anda iki başlı sürdürülmeye çalışılıyor. Bunun birincisi; bölgede iç huzursuzluğa yönelik mezhepsel ve etnik süreci kışkırtmak ve iç savaşı körüklemektir. İkincisi; direk saldırılar düzenleyerek, halklarımızı psikolojik olarak korkutma, tedirginlik yaratma ve yok etme taktiğidir. Mayıs ayından bu yana İsrail’in Filistinlilere yönelik sürdürdüğü vahşi saldırıların yanı sıra, İsrail, Filistinlileri içten çökertme stratejisini dayatarak ElFetih ile Hamas arasında hergün yeni bir şekil alan iç çatışma ortamını körüklemektedir. Son haftalarda Filistinliler’in birbirlerine karşı sürdürdükleri karşılıklı saldırılar, üstüne üstlük İsrail’in 60 yıldır Filistin halkına yönelik havadan ve karadan sürdürdüğü vahşi saldırı, Filistin halkını derinden etkilemektedir. Filistin’de Hamas ile El-Fetih arasında devam eden iç çatışmalar herhalükarda ABD ve uluslararası emperyalist güçlerin emellerine yaradığı gibi, İsrail’in de bölgede elini güçlendirip, onun daha çok söz sahibi olmasına neden oluyor. Siyonist takımından, “biz her defasında söylüyoruz, Filistinlilerden bir devlet olmaz, onlar olsa olsa Yahudilere hizmet edebilirler” gibi argümanları duymak mümkündür. Filistinliler’in içine girdiği bu sığ, yersiz ve anlamsız çatışmalar, bölgeyi mezhepsel ve etnik temelde parçalamak isteyen ABD, Siyonizm ve müttefiklerinin ekmeğine yağ sürdüğü gibi, onların

bölgede içine düştükleri zorluklar konusunda nefes almalarına yarıyor. Çünkü bölge (Ortadoğu) üzerinde hedefledikleri mezhepsel ve etnik iç çatışmalar ile bölparçala-yönet politikasıyla bölgenin parçalanması hedefleniyor. Bu anlamda tali plana itilmiş olan FKÖ’nün yeniden toparlanması ve Filistin’deki sorunların aşılması için devreye girmesi gerekiyor. Filistin’de devam eden iç çatışmaların tarafları olan El-Fetih ile Hamas’ı birbirine karşı getiren bu sürece bir göz attığımızda; bu çatışmanın kökleri eskilere dayandığı gibi, her iki güç arasındaki ideolojik ayrılık ve birçok sebeplerin yanı sıra birbirlerine karşı üstünlük sağlama, artı İsrail’in ve Batılı emperyalist güçlerin Filistinlilere dayattığı vahşi ambargo gibi olguları söyleyebiliriz. 2006’nın ilk aylarında yapılan Filistin seçimlerinde halkın demokratik iradesiyle iktidara gelen Hamas’ı gerekçe gösteren başta İsrail ve Batı merkezleri, sözüm ona “demokrasi” adına Filistinlileri bu demokratik kararlarından dolayı cezalandırdılar. Bu süreçten sonra inişli çıkışlı ve diken üzerinde ilerleyen Filistin süreci birçok handikapları aşarak ilerledi ama, bu kez Siyonistlerin, emperyalistlerin ve bölgenin gerici rejimlerinin senaryolarının bariyerlerini aşamadı. Bu handikapların aşılması doğrultusunda ne Mekke, ne Şam ne de Kahire görüşmeleri bir çözüm sağlayabildi. Bu görüşmelerin sonunda taraflar her defasında bir milli mutabakat (ulusal uyum) oluşturduklarını ve aralarındaki anlaşmazlıklara çözüm bulduklarını deklare etmiş olsalar da, bunlar hep ucu açık görüşmeler olarak kaldı. Özellikle Mekke anlaşması olarak bilinen El-Fetih ile Hamas görüşmesi sonrasında, Hamas’ın bu toplantıda, El-Fetih’in İsrail ile yapmış olduğu tüm anlaşmaları kabul ettiğini ve prensipte İsrail’in varlığını tanıdığını dillendirmeye başladığı bir dönemde, iç çatışmalar hızlandırıldı. Daha önce de söylemiştik; İsrail kendisinin Araplar tarafından bir devlet olarak tanınmasından yana değil. Çünkü bölgede, bölge devletleri tarafından resmi anlamda tanınacak bir İsrail ne ABD emperyalizminin yayılmacı stratejisine, ne de İsrail’in “büyük İsrail” olma hayal ve arzularına uygun. Ayrıca gıdasını salt dini gericilikten alan bölgenin gerici rejimlerine de uygun değil. Hal böyle olunca, Filistin’de, Lübnan’da ve diğer yerlerde kaos ve çatışmacı ortamdan çıkarları olan güçler iç çatışmaları tahrik ederek, mazlum

halkları birbirine kırdırma siyasetini sürdürüyorlar. Bölgedeki ve Filistin’deki bu iç çatışma ve sürtüşmeden çıkarı olan ABD, AB, İsrail ve bölge gerici devletleri huzurlu bir Ortadoğu’dan rahatsız oldukları için süreci körüklüyorlar. El-Fetih ve Hamas arasında devam eden bu husumet Filistin halkının Siyonizm’e karşı verdiği haklı mücadeleye zarar verdiği gibi, birlik ve bütünlükleri açısından da kötü sonuçlara yolaçacaktır. Öte yandan, Lübnan’da ne idüğü belirsiz olan, ElFetih ül İslam adı altında birkaç haftadır Lübnan’ı karıştırmak isteyen ve Filistin adına hareket ettiğini söyleyen örgüt, bir piyon örgütüdür. Zaten birkaç yıldır ikide bir El Kaide’nin üst düzey yöneticilerinden Eymen El Zavahiri başta olmak üzere, “sıranın Filistin’e geldiği ve taraftarlarına Filistin’de farz-ı ayn’e (Cihad’a) hazırlanmaları” çağrısı yapılıp duruyordu. Değişik ülkelerden bir araya gelerek Lübnan’daki Filistinliler’in mülteci kamplarından biri olan Nahr El-Bared’te ortaya çıkan/çıkarılan yeni bir örgüt “İsrail’e ve batıya karşı savaş açtığını” söylüyordu. Oysa bu devşirme piyon örgütün misyonu, İsrail’in ABD’nin ve Fuad Sinyore hükümetinin Lübnan’da hayata geçirmeye çalıştıkları stratejilere yardımcı olmak. Bu örgüt kanalıyla Lübnan’da iç çatışmayı hızlandırmak, Lübnan Hizbullah’ı ve direniş cephesiyle karşı karşıya getirerek bu cephenin silahsızlandırılmasını sağlamak hedefiyle Lübnan üzerindeki karanlık senaryoların ateşini fitillemeye çalışıyorlar. İsrail geçen yılki 34 günlük Lübnan savaşından sonra, uluslararası diplomasi sayesinde BM’nin ordularının Lübnan’a yerleşmesini sağladı. Bu NATO ordularının Güney Lübnan’dan Kuzey Lübnan’a kadar olan alanda güvenlik sorumluluğunu eline almasıyla birlikte, İsrail’in bir diğer korkusu olan Lübnan’daki Filistinli mültecilerin durumu sorgulanmaya başlandı. Filistinli mültecilerin mümkünse Lübnan dışına bir yerlere taşınması/sürülmesi tartışması gündeme taşındı. Ayrıca Hariri suikastı ile ilgili BM Güvenlik Konseyi’nin kurulmasını kararlaştırdığı uluslararası mahkemenin bir an önce yürürlüğe konulması hedefleniyor. Yani Lübnan’ı iç kargaşa çekmek isteyen güçler her türlü entrikaya başvurarak bu ülkeyi deve dikeni üzerinde yürütüyorlar. Suriye karşıtı muhalif Parlamenter Velid Eidon’un öldürülmesi de Lübnan’ı karanlık bir sürece çekmek isteyen güçlerin işi olsa gerek.

İsrail’in işgali Arap topraklarında 40 yıldır devam ediyor

Kürt Salladdin Eyübü’nün Haçlılardan kurtardığı Kenanlar diyarında İsrail 60 yıldır zulüm uyguluyor. Yanı sıra, işgal ettiği Filistin topraklarıyla yetinmeyen bu yapay devlet, dönem dönem komşu Arap devletlerinin topraklarına da saldırarak, işgal ettiği bu toprakları bugün hala egemenliği altında tutmayı sürdürüyor. İsrail tamı tamına 40 yıl önce komşu Arap topraklarına saldırarak, Mısır’dan Süveyş kanalına kadar olan alanı işgal etti. Bununla yetinmeyen İsrail,


Sayı:2007/24  22 Haziran 2007 Ürdün ve Suriye’ye yönelerek, Ürdün’den Doğu Kudüs ve Batı Şeria, Suriye’den de Golan tepelerini işgal etti. Bu savaşın askeri mimarlarından olan Moşe Dayan, 22 Kasım 1976 ve 1 Ocak 1977’de Yediot Aharonot gazetesine verdiği ve 1997’de kamuoyuna açıklanan röportajında, Golan Tepelerinin işgal hikayesini söyle anlatıyor: “8 Haziran’da Kibbuz’dan Kudüs’e gelen delegasyon Golan Tepelerinin işgal edilmesi için hükümeti ikna etmeye çalışıyordu. Kibbuz delegasyonu, Başbakan Levi Esckol’a, Golan’ın işgal edilmesi halinde İsrail’in geniş topraklara sahip olacağı söylüyordu. Ben Kibbuz delegasyonuna dönerek, eğer Golan Tepelerini işgal edersek, sizler o toprakları işgal eder misiniz ve orda oluşacak yeni yerleşim birimlerini terketmeyeceksiniz” diyor ve ekliyordu; “Bu büyük özgürlük savaşı her ne olursa olsun bir barışla da sonuçlanmamalı”. Moşe Dayan ertesi gün, yani 9 Haziran 1967’de “Golan Ovasına bir traktör gönderdik. Ve şoföre Suriyeliler ateş açana kadar arazide traktörü sürerek ilerlemesini söyledik. Suriyelilerin ateş açacaklarını biliyorduk. İlerleyen traktöre Suriyeliler ateş etmeye başladılar. Ve ondan sonra topçu güçler ile saldırıya başladık”1 diyordu. Moşe Dayan, aynı gazeteye yaptığı bir diğer açıklamada ise şunları söylüyordu: “Devlet olma tecrübesi bizde yoktu. Mütareke bölgesi olan Golan’ın durumunu er geç değiştirecektik. Çünkü bir parça ülke toprakları elde etmenin sancısını yaşıyorduk. Ta ki düşman gidin alın sizin olsun diyene kadar savaşı sürdürecektik”. İsrail başta ABD emperyalizmi olmak üzere, diğer emperyalist merkezlerden de aldığı askeri ve ekonomik destek ile işgalci ve yayılmacı politikada ısrar ederek, bölgenin huzursuzluğuna yönelik altmış yıldır bölgenin diken üzerinde yürümesine sebep olmuştur. 1967 Arap-İsrail savaşı, Arap coğrafyasını olduğu gibi Ortadoğu’nun çehresini de altüst eden bir savaştı. Bu savaşta Arap ordularının 6 gün 134 saat gibi bir süre içerisinde bozguna uğramalarının bugünkü Ortadoğu’nun çetrefilli şekilenmesinde derinlemesine bir etkisi vardır. 5 Haziran 1967 savaşına giden stratejik işleyişi, dönemin İsrail Hava Kuvvetleri generali Mordechai Hod, İsrailli tarihçi Tom Segev’e şunları anlatıyor: “16 yıl planlanan karar 80 dakika içerisinde alındı. Biz planlarla yaşıyoruz. Planlarımızı gözden geçirmek için üzerine uyuyoruz ve planlarımızı temizliyoruz. Yaptığımız planları sürekli mükemmelleştiriyoruz. Yaptığımız en son planda, 1966 sonlarında iç istihbarat ve Mossad ile Batı Şeria’nın geleceğine yönelik senaryoları üzerinde son çalışma yapıldı”. Neden 1967 Haziran başlarında İsrail’in savaşı başlattığına yönelik soruya ise M.Hod, “İsrail’in geleceğinin belirsizliği ve Kudüs’ün kurtarılması ve İsrail (Thazal) ordusunun bir savaş durumuna hazır olup olmadığı ”3 cevabını veriyordu. İsrail’in Arap coğrafyasında elde ettiği bu üstünlüğün yarattığı deprem etkisinin üzerinden 40 yıl geçmesine rağmen, bu etki hala devam ediyor. İsrail’in bu hızlı ve seri saldırılar karşısında afallayan bölge insanının belleğinde, geçen yılın yaz aylarında İsrail’in Lübnan saldırısında aldığı yara kadar derin etkiler vardı. Sonuç olarak, İsrail’in saldırgan ve yayılmacı siyaseti, ABD’nin bölgeye yönelik işgali ve hegemonya savaşı, Türkiye’nin “milli yarar” eksenli misak-ı milli histerisi, bölgenin dinsel gerici devletlerinin bölge üzerinde oynadığı domino oyunu, bölgeyi karanlık bir serüvene hazırlamaktadır. 15 Haziran ‘07

Kızıl Bayrak  29

Clara Zetkin’i saygıyla anıyoruz...

Ölümünün 76. yıldönümünde saygıyla anıyoruz...

Komünist kadın önder Clara Zetkin!

Clara Zetkin 5 Temmuz 1857’de Saksonya’lı bir köy öğretmeninin kızı olarak dünyaya geldi. Onyedi yaşından yirmibir yaşına kadar Leipzig’de bir özel okulda öğretmenlik eğitimi aldı. Daha gençlik yıllarında sosyalist görüşlerle tanıştı. İşçi hareketi saflarına fırtınalı bir dönemde girdi. Alman işçi sınıfının en zorlu mücadele döneminde işçi hareketi saflarına katıldı.

Sosyalist kadın hareketinin önderi

Sosyalizmin ustaları Karl Marx ve Friedrich Engels’in eseri olan I. Enternasyonal, Paris Komünü’nün yıkılmasından sonra işçi sınıfının geçici uykuya dalmasının ardından tarih sahnesinden çekilmişti. 1880’den 1890’a kadar bütün ülkelerde işçi hareketinin hızla büyümesi ve işçilerin sosyalist kitle partilerinin ortaya çıkması, sosyalist hareketin daha yüksek bir düzeyde uluslararası birliğinin önkoşullarını yaratmıştı. Bu birlik 1889’da II. Enternasyonal’in kurulmasıyla gerçekleşti. Bu kongrenin hazırlanmasında Clara Zetkin’in büyük payı oldu. Kongre’ye, Alman Partisi’nin yayın organı “SosyalDemokrat”ın çalışanı, sosyalist kadınların temsilcisi olarak katıldı. Uluslararası proleter kadın hareketinin örgütlenmesinin başlangıcını oluşturan bir konuşmayla öne çıktı. Bu konuşmasının bir yerinde “İnsanlığın bağımsızlığı için dövüşen proleterler, kadının ekonomik bağımlılığını ve insan soyunun yarısını esirliğe mahkum edemezler” diyor, kadınlara yaşamın tüm alanlarında eşit haklar talep ediyordu. Clara Zetkin, kadın hareketini daima işçi sınıfı hareketinin önemli bir parçası olarak kavradı ve işçi hareketi içindeki çeşitli burjuva önyargılara karşı mücadele etti. Marksizmin ve Ekim Devrimi’nin hararetli bir savunucu oldu. Sosyalist devrimin ve Sovyet iktidarının kuruluşunu derhal selamladı. Sosyalist devrimin ve onun önderlerinin yanında saf tutan az sayıdaki Alman işçi hareketi önderlerinden biri oldu. Emperyalizme ve faşizme karşı ateşli bir savaşçıydı. Hitler faşizmine ve onun yeni bir dünya savaşı hazırlığına karşı Alman proleterlerine büyük bir mücadele örneği oldu. Clara Zetkin 20 Haziran 1933’te aramızdan ayrıldı. Mücadele yaşamının son yıllarını bir senatoryumda geçirdi. Yaşlılığına ve tüm hastalıklarına rağmen işçi sınıfının davası için çalıştı. Ölümünden önceki gün dahi bir makale dikte ettiriyor, bu makalede faşizme ve savaşa karşı birleşik cephenin kurulması gerektiğini savunuyordu. Hastalığına rağmen önüne büyük görevler koymuştu. Bir mücadele broşürü hazırladı: “Emekçilere karşı emperyalist savaşlar-Emperyalist savaşlara karşı emekçiler”. Uluslararası Kızıl Yardım yönetiminin başkanı olarak yayınladığı bir çağrıda, dünyanın bütün ilerici insanlarına içtenlikle şöyle sesleniyordu:

“Can çekişen kapitalizmin kurtuluşunu faşizmde aradığı Almanya’ya bakınız! Faşizm, bir fiziksel ve zihinsel yok etme rejimi kurdu. Vahşilikte bizzat ortaçağın korkunçluğunu bile çok geride bırakan bir barbarlık rejimi kurdu. Bütün dünya, faşist terörün zalimlikleri üzerine infal içindedir.” “Emekçi kadınlar, zorlu mücadelelerle elde ettiğiniz hakları, faşizmin elinizden alması, sizin bağımsızlık ve çalışma hakkınızı reddetmesi üzerine kafa yorunuz. ‘Üçüncü Reich’in sizi, erkeğin hizmetçisi ve doğurma makinesi derekesine indirgemek istemesine kafa yorunuz. Faşizmin işkenceyle öldürdüğü ya da zindanlarında tutsak ettiği cesur kadınları, kadın savaşçıları unutmayınız.” “Bilim adamları, sanatçılar, öğretmenler, yazarlar, serbest meslek temsilcileri, sizlerce yaratılan ve titizlikle korunan, yok edilmeleri insanlıktan, insanlığın gelişmesinin kaynaklarından birinden yoksun bırakan kültür belgelerinin faşizm tarafından üzerine yakıldığı odun yığınlarını unutmayınız.” “Başka ırklara mensup kişilere karşı yürütülen alçakça faşist kışkırtmaları unutmayınız! Yahudilere karşı girişilen alçakça soykırımı özellikle unutmayınız!” “Faşizmin tüm ülkelerdeki karşıtları! Kanlı zulümle, terörle, açlık ve savaşla birleşmiş faşizm paramparça edilip yere serilmeden, aramızdan hiç kimse dinlenme ve mola verme hakkına sahip değildir!” Clara Zetkin ve eserleri, kapitalist ülkelerdeki ve sömürgelerdeki milyonlarca insanın yoksulluktan ve kölelikten kurtulma, halklar arasında barışı koruma mücadelesinde yaşayacaktır. Onun yaşamı bizlere örnek olacak, tüm ülkelerin ezilenlerine ve sömürülenlerine sosyalizm hedefi doğrultusunda sonuna dek yürüme cesareti verecektir.


30  Kızıl Bayrak

Fikret Başkaya ile röportaj...

Fikret Başkaya ile konuştuk...

Sayı:2007/24  22 Haziran 2007

“Bölgeden emperyalizm ve kapitalizm defedilmelidir!” - Bir seçim sürecinin içine girmiş bulunuyoruz. Siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Demokratik ülkeler olarak adlandırılan emperyalist ülkelerde bir demokrasi oyunu oynanmaktadır. Bu oyunun resmi adına temsili demokrasi deniyor. Kitleler üzerinde seçim ve temsil yanılsaması yaratan bu mekanizmaya aslında ancak sirk oyunu demek mümkün. Çünkü demokrasinin önünü kesmek için oynanmakta bu oyun, demokrasi iddiası ve görüntüsü taşıyarak... Türkiye’de bu oyun daha vahim bir hal alıyor. Türkiye’de bu oyunun bir kuralı da yok. Bu kuralsızlığın sebebi 1908’den beri ülkenin yönetimini elinde tutan asıl devlet partisinin yönetimidir. Son Cumhurbaşkanlığı seçimi de bu kanunsuzluğun bir ifadesi olmuştur. Yani bugün burada kuralları bile olmayan bir oyun oynanıyor ve bunun adına temsili demokrasi diyorlar. Geniş emekçi kesimler için bu seçim, bu parlamento, bir çözümü, kurtuluşu ifade etmemektedir ve tam da bu gerçekliğin üstü örtülmeye çalışılmaktadır. Bu oyun, bu oyun içindeki çıkışsızlık, parlamentonun çözüm olmayışı durumu güçlü bir şekilde teşhir edilmelidir. Şunu teşhir etmek lazım, emekçilerin kaderi nerede belirleniyor? İddia edildiği gibi bu mecliste mi? Yoksa MGK’da, TÜSİAD’da, IMF oturumlarında, emperyalist kuruluşların odalarında mı? İşte seçim söz konusu olunca bu gerçeği güçlü bir şekilde teşhir etmek lazım. - Düzen partileri yine alanlara çıktı. Fakat her seçimde olduğu gibi aynı yalan ve emekçileri düzen ekseninde seferber etme hedefi ile. Sizce bu süreçten nasıl tablo oluşuyor, ya da oluşturulmaya çalışılıyor? Partilere gelince, bu partiler zaten birer şirket. Bunlar yalnızca mevcut düzen politikalarının taşeronluğunu yapıyorlar. Bu sebeple hepsi de birbirinin aynı çizgiyi ifade ediyor, bu sebeple hiçbiri mevcut resmi çizgiden ayrı bir siyasi hat oluşturamıyor. Kürt sorunu, Kıbrıs konularında herhangi bir partinin bir siyasi hattı var mı, bir projesi var mı? Ermeni soykırımının değerlendirilmesi konusunda kendi hattı olan bir parti var mı? İşte bu sebeple düzen partileri, bir parti değil şirket gibidirler, devlet partisinin bir taşeronu gibidirler. Bu taşeronluk görevini yerine getirenlerin tek derdi bu süreçte kendi çıkarlarını gözetmek, kendi paylarına düşeni kapabilmektir. Düzenin taşeronluğunu yapan şirket partilerin misyon olarak bir farkları yok. Görüntü ve şekil olarak da bir farkları kalmadı ve Türkiye siyasetinde daha önce hiç olmadığı kadar aynılaşıyorlar. Bu durum düzenin politik yönelimleri ile de ilgili. AKP Türkiye siyasetinin en özelleştirmeci partilerinden birisi oldu, fakat CHP’nin yönelttiği eleştiriye bakıyorsunuz “biz özelleştirmeyi daha planlı yapacağız” diyorlar. Bu emekçiler gözünde görüntü ve söylem düzeyinde de olsa düzen partilerinin aynılaşması anlamına gelmektedir. Bu bir anlamı ile bu çerçevede düzenin teşhir olması şeklinde de yorumlanabilir. İçinde bulunduğumuz süreçte düzen emekçi kitleler içinde siyaseti yeniden canlandırmak, onları taraflaştırmak açısından belli mekanizmaları harekete geçirdi. Örneğin, Cumhuriyet mitingleri ile geniş bir kamplaşma yaratılmaya çalışıldı. Ben bu kamplaşmanın seçime de yansıyacağını düşünüyorum, bu seçimlere farklı eksenlerde de olsa katılım yüksek olacaktır. Laik cephe-irtica cephesi gibi bir ayrım yaratıldı. Bu ülkede irtica tehlikesi diye özel bir tehlike, gündem yok. Siyasal İslamın bu ülkede alternatif bir politik hattı, yaşam kurgusu da yok. Rejimin dozunu ayarlayacağı dinsel gericiliğe sürekli ihtiyacı var. Burada rejimin bu gericiliği beslediğini vurgulamak gerekiyor. İkinci olarak bunu kontrol altında tuttuğunu... Bugün siyaset iki ana kutupta merkezileştirilmeye çalışılıyor. Bir kutbu, Milli Selamet Partisi geleneğinden gelen, RP, FP sürecini izleyen ve giderek ehlileşen, merkeze kayan bir çizgi izleyen AKP oluşturuyor. Diğerini de sol adına var olduğunu iddia eden CHP. Tabi CHP’nin ne solla, ne adındaki halk ve cumhuriyet kavramları ile ve hatta ne de parti olma vasfı ile bir alakası yok. O doğrudan bir devlet kurumu gibi çalışıyor. Bu seçimlerde biraz böyle bir tablo yaratılmaya çalışıldığını düşünüyorum. Bu Demokratlar ve Cumhuriyetçiler

ekseninde kutuplaşan fakat hiçbir farklılığı ifade etmeyen Amerikan sistemi ile de benzeşmekte. Tabii bu seçimlerde, merkezde bir politik düzlemde Kürtlerin de mecliste temsil edilmesi gibi bir durum var. Bu konuda sistem ilk başlarda belli engeller oluşturmakla birlikte bu durumu şimdilik kabullenmiş görünüyor. - AKP ile ordu arasındaki gerilimler yer yer statükonun ısrarı ve onun karşısında belli liberal açılımların zorlaması olarak değerlendiriliyor. Bu konuda ne diyebilirsiniz? Bütün partiler gibi AKP taşeron bir parti. Bu taşeron yeterince ehlileşmediği için bu çelişkiler ortaya çıkıyor. Bunlar burada yeni olduğu için uyum sorunu yaşıyorlar fakat bu uyum sorunu da hızla çözülüyor. Şu çok önemli: Güdümlü bir hareket başlatabilirsiniz fakat bu hareket kitlelerin çelişkileri ile bütünleşirse kontrol edemeyeceğiniz sonuçlar ortaya çıkabilir. Çağırdığınız ruhları geri yollayamamak gibi bir durum. Örneğin serbest fırka deneyimi. Aslında rejimin güdümündeki bir hareket halkla buluşunca çok farklı yankılanmaya başlayabildi ve hareketi güden rejim hızla önünü kesmesini de bildi. - Peki sol bu tablonun neresinde duruyor? Bu tablo içerisinde sola değinecek olursak, şu gerçeği ifade etmek gerekiyor ki, Türkiye’de resmi ideolojinin etki alanında bir sol hareket var. Bu çok önemli bir sorun, bunu vurgulamak lazım. Resmi ideoloji ile içiçe geçmiş bir sol hareketten bahsediyoruz burada. Geçmişini bağımsız bir hatta değerlendiremeyenin geleceğe dair bir iddia ve perspektifle bakması mümkün olabilir mi? Elbette ben genel adına konuşuyorum, bu çizginin dışında kalan unsurlar vardır yoktur, bunu tartışmıyorum, fakat genelinde böylesi bir etkileşim söz konusu. Yakın tarihin resmi ideoloji dışı bir kavrayışını oluşturmalıyız. Bizim bu tablo içerisinde şunu ifade etmemiz gerekiyor. Bu partiler IMF-TÜSİAD programında mutabıklar, bu partiler özelleştirmecilik konusunda mutabıklar, düzenin taşeronluğunu yapan bu partilerin emekçilere sunabilecekleri hiçbir şey yok. Türkiye’de tamamıyla kompradorlaşmış olan sistem karşısında emekçilerin kurtuluşu için anti-emperyalist bir hat oluşturulmalı ve bu da ancak anti-kapitalist bir çizgi ile mümkündür. Bu konuda ulusalcı söylemin yapabileceği ve diyebileceği hiçbir şey yok. Çünkü onun anti-emperyalist söylemi hiçbir gerçekliğe oturmuyor. Ulusalcılık, milliyetçilik dememek için kullanılan bir söz, tabii bunda milliyetçilik kavramının 70’lerde yaşadığı teşhir olmuşluğun da etkisi var. Bu sözün bir ötesi yurtseverlik oluyor ki, bence dünyayı değiştirme iradesi taşıyanların kendilerini tanımlamak için böylesi sözcüklerle işi olmamalı. Bunlar mevcut gerçekliği karartan ifadeler. Şu açıktır: Türkiye’de tamamen kompradorlaşmış bir rejim var. Bu rejim emperyalizm ile tam bir uyum içerisinde. - Güncel olarak, Kuzey Irak müdahalesi gündemi ile estirilen Türkiye ABD’den ayrı davranıyor havası var. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz? Kamuoyuna yansıtılan Amerika, Türkiye’nin hava sahasını birkaç dakika ihlal etti, Türkiye nota gönderdi yanılsamaları hiçbir şey ifade etmiyor. Türkiye’de sayısı, işlevi belirsiz Amerikan üsleri var. Türkiye’nin bunlar üzerinde bir denetimimi var mı ki, birkaç dakika kendi hava sahasına giren uçak için ABD’ye nota versin... Bu durum, Ortadoğu politikası açısından da böyle. Emperyalizmin bölgeye yönelen tüm müdahalelerine eklemlenmiş bir Türkiye gerçekliği var. Keza Siyonizm ile, onun bölgedeki kanlı tarihi ile kesintisiz bir ortaklık söz konusu. Büyük Ortadoğu Projesinde gönüllü olarak yer alan bir Türkiye gerçekliği var. Türkiye’nin bu bölgede, Afganistan’da, Irak’ta, Filistin’de vb. emperyalizmden ayrı bir siyaseti yok. - Emperyalizm derken, örneğin Kıbrıs sorununda ya da Irak işgali öncesinde kamuoyuna yansıdığı gibi AB ve ABD farklı emperyalist odaklar belli açılar oluşturuyor diyebilir miyiz? Türkiye burjuvazisi bu açı aralığında hamle yapmak isteyebilir mi? Şunu birbirinden ayırmak gerekiyor. Sermayedarlar arasında ticari rekabet olur. Bölüşüm konusunda kendi

aralarında çekişirler. Fakat bir bütün olarak emekçi sınıfların karşısında tek bir sınıfsal tutumda ortaklaşırlar. Bugün dünya üzerindeki üç temel emperyalist odağın (ABD, AB ve Japonya) birbirleri ile ilişkileri de bunu yansıtmaktadır. Irak’ın işgali öncesi Fransa’nın belli ölçülerde muhalefet etmesi gibi bir durum söz konusu, fakat gerek AB’nin gerek Japonya’nın ABD’den ayrı bir politikası söz konusu değildir. Bu tek başına bugünün değil, 1945’ten bugüne gelen tarihin gerçekliği. Bir De Gaulle süreci farklı bir eğilimi ifade etti ki o ayrı bir konudur ve bir sonucu da olmamıştır. Özellikle bugün Fransa’da Sarkozy’nin iktidara gelmesi bu birlikteliği daha da önplana çıkartacaktır. Türkiye’nin kendine özgü bir Ortadoğu politikası mümkün değil. Ancak ABD siyasetinde uydulaşma söz konusu ki, bu uydulaşma bugün hat safhasına varmış durumda. Diğer yanıyla kompradorlaşan rejim, politik merkezine daha sıkı bağlanırken kendi yerel ayaklarından kopmaktadır. Türkiye’de komprador sistem, kendi halkına ve gerçekliğine karşı bir alternatif oluşturamaz. Bu tek kelime ile emekçiler açısından yıkım demektir. Bu yıkım rakamlarla perdelenmeye çalışılıyor. İşte ihracat şöyle arttı, ekonomi böyle düzeldi. Tabi bugün ihracatı artanların yarın ihraç edecek hiçbir şey bulamamaları ihtimali de var. Bugün satabildiğiniz kadar ormanları satarsınız, madenleri satarsınız, ihracat arttı dersiniz, ekonomik mucize olursunuz ve yarın çöl olmuş, kaynakları tükenmiş bir ülkede yaşarsınız. Düzenin bu manipülasyonları da düşünüldüğünde, bizim ideolojik mücadeleyi yükseltmemiz gerekiyor. Bilimsel bir yaklaşımla çözüm üretebilmeliyiz. Fakat kompradorlaşan rejimin içerisinde düşünsel süreçlerin kendi de, bilimsel yaklaşımın kendisi de benzer sıkıntıları yaşamakta. Bugün sosyal bilim olarak geçen fakat bilim olarak değerlendirilemeyecek bir gerçeklikle karşı karşıyayız. - Ortadoğu gündemi içerisinde bir süredir öne çıkan bir İran gerilimi var. Burada süreç sizce nasıl ilerleyecek? Bugün Amerika’nın politikalarına karşı durabilen İran vardır bölgede. Burada yaklaşımı doğru koymak gerek, İran anti-emperyalist değildir, anti-kapitalist değildir, buna belki yabancı düşmanlığı diyebiliriz. Fakat içinde bulunduğumuz süreçle birlikte sistem içerisinde değerlendirilirse, İran da bugün hızla uyumlulaşmaktadır. İran’da içeride hızlanan özelleştirme süreçlerine bakılırsa, Amerika ile süren pazarlıklara bakıldığında, Amerika ile ilişkilerinin hızla komprodoraşmakta olduğu gözlenebilir. Şunu belirtmek gerek ki, siyasal İslam asla antiemperyalist değildir, çünkü kendisi emperyalizmin “doğal” müttefikidir... - Filistin’deki güncel gelişmeleri nasıl değerlendirmek gerekiyor? İsrail bir bölge devleti değil, Arap halkına yönelik bir saldırı üssü olarak bölgeye yerleştirilmiş olan, emperyalizmin bölgedeki varlığıdır. İsrail’in varlık sebebi Arap halkının ayakları üzerinde durmasını engellemektir. Bu tarihsel gerçek çerçevesinde değerlendirmek gerek güncel gelişmeleri. Bugün Filistin’de yaşanan trajedi bu çerçevede sürdürülen emperyalist-kapitalist komplonun bir devamıdır. Bölge halkının demokratik sosyalist bir mücadele hattı örmekten başka imkanı yok. Filistin’de direnmesini bilen bir halk var. Bu kadar mücadele deneyimi olan bir halk için durum ümitsizdir demek mümkün değil. - Ortadoğu’daki gelişmeler içerisinde Kürtler açısından son güncel gelişmeleri ve açıklamaları nasıl değerlendirmek gerekiyor? Kırılma noktası İmralı’da başladı, geri tarafı teferruattır. Kuzey Irak’taki liderlerin tutumlarını tasvip etmek mümkün değil. Kuzey Irak bugün Irak’ın bütünü içerisinde Amerika için güvenli bir bölge. Kurtuluşunu, özgürlüğünü arayan halkların tutması gereken hat bölgeden emperyalizmin ve kapitalizmin defedilmesi olmalıdır. - Bize ayırdığınız zaman için teşekkür ederiz... Ben teşekkür ederim. Kolay gelsin. Kızıl Bayrak/Ankara


Ankara BDSP’den 2 Temmuz konusunda zorunlu açıklama!

Mücadele Postası

Çözüm devrimde!

Seçimden seçime biz işçi ve emekçileri hatırlayan düzen partileri utanmadan yine bizden oy istiyorlar. Son çıkardıkları yasayla bizi fabrikada köleleştiren, evlerimizi yıkıp evsiz barksız bırakan, sağlığı paralı hale getiren onlar değilmiş gibi. Onlara verdiğimiz her oy bizi sömürmelerine karşı çıkmadığımız gibi suça ortak olmak demektir. Düzen partilerine oy verdiğimiz zaman 22 Temmuz’dan sonra ne değişecek. Düzen partileri sorunlarımıza çözüm bulabilir mi? Tabii ki hayır! 23 Temmuz sabahı yine fabrikaya gideceğiz, yine köle gibi çalışacağız. Ücretlerimiz verilmeyecek, sigortamız yatırılmayacak, usta ve patronların hakaretleri devam edecektir. Düzen partilerinin tek derdi koltuğa oturmaktır. Biz işçi ve emekçileri bir an için bile düşünmezler. Sağcısı olsun solcusu olsun İMF’nin programını uygularlar. Parlementodan çözüm beklemek hayaldir. Tek çözüm fabrikada, okulda, semtlerde örgütlenip İMF’ci düzen partilerinden hesap sormaktır. Menemen’den bir Kızıl Bayrak okuru

HÖC’den seçimlere ilişkin açıklama

Haklar ve Özgürlükler Cephesi, Temel Haklar ve Özgürlükler Dernekleri Federasyonu, TAYAD, Gençlik Dernekleri Federasyonu, Halkın Hukuk Bürosu, İdil Kültür Merkezi, Grup Yorum, Yürüyüş Dergisi, Tavır Dergisi, Devrimci İşçi Hareketi, Devrimci Memur Hareketi ve Devrimci Mücadelede Mimar Mühendisler bileşenleri 22 Temmuz seçimlerine ilişkin ortak bir basın toplantısı gerçekleştirdiler Toplantıda “Seçim çare değil! Bağımsızlık, demokrasi mücadelesine katıl!” başlığıyla sunulan basın metnini İstanbul HÖC temsilcisi Eyüp Baş okudu. Açıklamada 22 Temmuz seçimlerinin halkın değil oligarşinin sorunlarını çözmek için yapıldığı, faşizm koşullarında yapılan seçimlerin üstlendiği rolün aynısının bu seçimde de tekrarlandığı söylendi. Türkiye’nin emperyalizme göbekten bağımlı olduğunun hatırlatıldığı açıklamada Kürt halkına ve ilerici çevrelere dönük devlet terörünün ortadan kalkmasının düzen partilerinden beklenemeyeceği, bu partilerin “demokrasicilik oyununun” figüranları olduğu belirtildi. Açıklamanın sonuda ise “Sandık başına gitmeyin. Düzen partilerine oy vermeyin” çağrısı yapıldı, çözümün sosyalizmde olduğu vurgulandı. Basın metninde solda bağımsız aday konusuna da değinildi. Bağımsız aday anlayışının kendi içerisinde birçok politik yanlışlık barındırması ve parlamenter hayaller yayması nedeniyle bağımsız adaylara destek verilmeyeceği söylendi. Basın metninin okunmasının ardından açıklamaya imza atan kurum temsilcileri söz alarak seçim süresince çalışma yürüttükleri alanlarda “Düzen partilerine oy verme!” çağrısı yapacaklarını, tek çarenin devrim ve sosyalizm olduğunu söyleyeceklerini belirttiler. Toplantıda ayrıca propaganda amaçlı da olsa seçimlere bağımsız adaylarla katılmanın doğru olmadığı ifade edildi. Seçime katılan solda bağımsız adaylar ve bağımsız devrimci sosyalist adaylara karşı propaganda yürütülmeyeceği dile getirildi. Basın toplantısında HÖC’ün seçim kampanyasının başladığı da ilan edildi. Kızıl Bayrak/İstanbul

Tarihin sayfalarına “planlı bir devlet katliamı” olarak geçen ve 33 insanımızın diri diri yakılarak katledildiği Sivas Katliamı’nın 14. yıldönümü yaklaşmaktadır. Bu vahşi devlet katliamını lanetlemek, katliamın hesabını sormak ve yaşamını yitirenleri anmak için birçok ilde, bir dizi eylem ve etkinlik hazırlıkları yapılmaktadır. Ankara’da da çeşitli kurum ve örgütlülüklerin bu çerçevede hazırlıkları sürmektedir. Özellikle son yıllarda miting eksenli şekillenen bu hazırlık süreci belli sorun ve sıkıntıları açığa çıkarmış, çeşitli tartışmalara konu olmuştu. Bu tartışmaların büyük bir kısmı devrimci kamuoyu tarafından biliniyor. 2007 2 Temmuz süreci de benzeri sorun ve sıkıntılarla başlamış bulunuyor. Sözünü ettiğimiz sorun ve sıkıntılar bu yıl kendisini “birlikte iş yapmanın” önüne geçecek tarzda ortaya koyan tutarsızlık ve ilkesizliklere kadar varmış durumda. Bu nedenle, Ankara’da faaliyet yürüten sınıf devrimcileri olarak, aşağıda belirtilen nedenlerden ötürü PSAKD Genel Merkezi’nin çağrısı ile örgütlenecek 2007 2 TEMMUZ MİTİNGİNE KATILMAYACAĞIZ;

1- 14 yıl öncesinde planlı bir devlet katliamı sonucu yaşamını yitirenleri anmak ve katliamın hesabını sormak için çalışmalarını erken bir tarihte başlatan devrimci-ilerici güçler, Ankara’da ve diğer illerde yaşanan platform süreçlerinde bir kez daha bürokratik-reformist çizginin gerici tutumları ile karşı karşıya kalmış bulunuyor. 2- Ankara’da PSAKD’nin çağrısı ile başlayan toplantıların daha henüz başında katliam ortağı sermaye partisi CHP’nin platforma çağırılması, mevcut platformun politik zeminini ve yönelimini açıkça ortaya sermiştir. Bu konuda bir “gelenek” oluşturmuş olan reformistler, devrimcilerin uyarı ve ikazlarına rağmen, tescilli bir sermaye partisi olan, işçi sınıfının, emekçilerin ve Kürt halkının düşmanı CHP ile birlikte olmayı, devrimcilerin yanında olmaya yeğlemişlerdir. Bu açıdan 2 Temmuz süreci bir kez daha reformistlerin gerçek konum ve misyonlarını açıkça gözler önüne sermiştir. “Demokrasi” mücadelesi yürütme iddiasındaki bu güçler “katliamcı bir parti” ile aynı zeminde kalabilmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Katliamcı bir düzen partisi ile hangi zeminde ORTAKLAŞILMAKTADIR? Öncelikle bu sorunun yanıtı kamuoyuna açıklanmalıdır. 3- Bir başka temel sorun ise platformun politik zemininde ortaya çıkmıştır. Özellikle son dönemde düzen tarafından kitleleri kendisine

Necatibey Cd. Gözlükçü İşhanı No: 26/24 Kızılay/ANKARA Tel: 0 (312) 229 06 44

Sönmez İş Sarayı Kat: 3 No: 220 Heykel/BURSA Tel: 0 (224) 220 84 92 Silifke Cd. Çavdaroğlu Çarşısı 2/93 MERSİN

Bizler sınıf devrimcileri olarak tüm bu nedenlerden dolayı Ankara’da gerçekleştirilecek olan 2007 2 TEMMUZ MİTİNGİNE KATILMAYACAK, işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin mücadelesini zayıflatan, dahası düzen içi bir kanallara akıtarak önünü kesen her türlü reformist eğilime karşı ilkesel olarak tutum almaya devam edeceğiz. Ankara Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu

İHD’den basın açıklaması

Ümraniye’de bir gecekonduda ele geçirilen cephaneliğin arkasında Kuvvai Milliye Derneği isimli kontrgerilla örgütünün kurucularından eski Astsubay Oktay Yıldırım’ın çıkmasıyla kontrgerilla çetesine karşı devrimci demokratik kamuoyu cephesinden sesler yükseldi. İHD İstanbul Şubesi, bir kez daha gün yüzüne çıkan kontrgerilla gerçeğine ilişkin 18 Haziran günü dernek binasında bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Basın metnini İHD İstanbul Şube Başkanı Rıza Dalkılıç okudu. Dalkılıç, geçtiğimiz aylarda ‘silah üzerinde edilen yemin’le gündeme gelen Kuvvai Milliye Derneği hakkında İHD İstanbul Şubesi olarak, İçişleri Bakanlığı’na yazdıkları yazıya verilen cevapta dernek hakkında TCK ve Medeni Kanun çerçevesinde soruşturma yapıldığının ifade edildiğini ancak soruşturma sürecinde söz konusu yapının eylem ve örgütlenmesinin devam ettiğini söyledi. “Kuvvai Milliye” ve benzeri derneklerinin “kontrgerillanın” “legalleşen” yapıları olduğunu vurguladı. Kızıl Bayrak/İstanbul

EKSEN Yayıncılık Büroları

Üsküdar (İstasyon) Cad. Pınar İşhanı No: 5 Kat: 4 Daire: 52 Kartal/İstanbul (0 216 353 35 82)

yedeklemeye yönelik olarak “laiklik-şeriat” gerici ikilemi üzerinden şekillenen ve bizzat devlet tarafından tertiplenen “laik cumhuriyeti” sahiplenme kampanyasına zemin oluşturacak bir politik eksen platforma dayatmıştır. Devrimci ve ilerici güçlerin tüm ısrar ve itirazlarına rağmen platformun zemini “laiklik” eksenine oturtulmak istenilmiş, süreç içerisinde bu zemini oluşturmak için burjuva politikacılarını aratmayacak manevralar yapılmıştır. Bu tutum, dizginlerinden boşalmış olan burjuva gericiliğine çanak tutmak ve kan taşımak anlamına gelmektedir. Buradan bir kez daha hatırlatmakla yetineceğiz: Başta Sivas olmak üzere yaşanan tüm katliamların altında “laik burjuva cumhuriyetin” imzası vardır. Bu platforma “laiklik” eksenini dayatmak olsa olsa bu gerçeğin üzerini örtmek, katliamcı devlet gerçeğini silikleştirmek ve son süreçte düzenin istediği bir zemine çekmek anlamına gelmektedir. Kitlelerin düzene karşı biriken öfkesini ve mücadele azmini düzene kanalize etmek, hesap sorma bilincini törpülemek anlamına gelmektedir. Düzenin yarattığı siyasal atmosferin parçası olmak, kendisine “emek ve demokrasi mücadelesi veriyorum” diyen tüm kurumlar için utanç verici bir durumdur. 4- Platform sürecinde karşımıza çıkan bir başka temel sorun ise tekelci ve bürokratik anlayıştır. Biz bu tutumu 8 Martlar’dan, 1 Mayıslar’dan tanıyoruz. Aynı çizginin ürünü olan bu anlayış kendisini 2 Temmuz gündeminde de ortaya koymuştur. 2 Temmuz’un örgütlenmesini kendi irade ve inisiyatifinde gören, ancak gündelik siyasal mücadelede bir yer tutmayan bir dizi kurum, belli gündemleri kendisine mal ederek, devrimcilerin karşısında dayatmalarla çıkmaktadır. Bugüne kadar büyük mücadelelerle ve kanla yazılan bu tarihin asla böylelerinin tekelinde olmadığı bilinmelidir. Bu tarih, sınıf mücadeleleri tarihidir ve bu mücadele devrimci ve ilerici güçler tarafından sürdürülmektedir. Kimse bu gerçeğin üzerini kabaca örtmeye kalkışmamalıdır.

853. Sok. Bilen İşhanı No: 27/710 Konak/İZMİR Tel-Fax: 0 (232) 489 31 23

Cemal Gürsel Cd. Shell Karşısı Vakıf İşhanı Kat: 3 No: 306 ADANA Tel: 0 (322) 363 19 94

Cumhuriyet Mah. Tennur Sok. Cumhuriyet İşhanı Kat: 3/45 KAYSERİ Tel-fax: 0 (352) 2326671

Saadetdere Mah. Fırın Sok. No: 37/25 (Depo durağı) Esenyurt/İSTANBUL

CMYK

Gazetene sahip çık! Abone ol! Abone bul!

Adı : ....................................................................... Soyadı :........................................................................ Adresi : ....................................................................... ........................................................................ Tel : ....................................................................... 6 Aylık 1 Yıllık

Yurt içi Yurt içi

30.000 000 TL 60.000 000 TL

Yurt dışı 100 Euro Yurt dışı 200 Euro

Gülcan Ceyran adına, * TL için : Yapı Kredi Bankası İstanbul/Aksaray Şb. * Euro için : İş Bankası İstanbul/Aksaray Şb. No’lu hesaba yatırdım. Makbuzun fotokopisi ektedir.

0097680-3 10021127094


AmerikancÝ-IMFÕci dŸzen partilerine oy yok!

SÝnÝfÝn baÛÝmsÝz devrimci adaylarÝnÝ destekleyelim! BaÛÝmsÝz Devrimci SÝnÝf Platformu

BDSP

sikb 07-24  

Yeni hamleler, ortaya saõlan kirli planlar ve pislikler! Sermaye seimlerde at deÛißtirmek istemiyor! ÒBlgeden emperyalizm ve kapitalizm defe...