Issuu on Google+

KATİLLERİNİ TANIYORUZ! Haziran ayaklanmasında Eskişehir’de polis ve sivil faşistler tarafından dövülerek katledilen üniversiteli genç Ali İsmail Korkmaz'ın ilk duruşması Eskişehir'den kaçırıldı ve “güvenlik” gerekçesiyle Kayseri’de yapıldı. Dava günlerce gündemde kaldı. Devlet mahkemeyi Kayseri’ye kaçırmakla kalmadı, 2000 polis, TOMA ve helikopterlerle kendi güvenliğini de aldı. Adliyenin etrafı çembere alındı. Kayserinin tüm giriş çıkışlarında arama noktaları kuruldu. Şehir dışından gelen tüm araçlar arandı, GBT yapıldı. Mehmet Ayvalıtaş'ın 2. duruşması, Kartal

FABRİKALAR TARLALAR SİYASİ İKTİDAR HER ŞEY EMEĞİN OLACAK

Adliyesi'nde görüldü. Taksim Dayanışması'nın çağrısıyla toplanan binlerce kişi Kartal Adliyesi önünde bir araya geldi. Günler öncesinden mahkemeye çağrılar yapılmasının ardından, saat 12.00'den itibaren Mehmet Ayvalıtaş'ın ailesi, arkadaşları ve dostları adliye önünde toplanarak mahkemeyi izledi. Mehmet Ayvalıtaş'ın babası Ali Ayvalıtaş yakın zamanda hayatını kaybeden annesi Fadime ananın annesi Neslihan Karagöz ve bir çok yakını mahkemeye katıldı. 6

12 - 26 Şubat 2014 / S 252 / 1 TL

Son yıllarda sermaye, ayaklanmalarla sarsıldı, sarsılmaya devam ediyor. Sistemi yıkmak için vurulan tüm bu darbelerin en önde gelen aracı internet ve sosyal medya oldu. Halklar seslerini duyurmayan medyayı sosyal medya üzerinden aştı; eylem haberlerini, amaçlarını, hedeflerini duyurdu, çağrılarını yaptı. Kısacası 21. yüzyılın daha ilk yıllarında yaşanan tüm ayaklanmalar ve devrimler internet üzerinden etkin bir şekilde seslerini dünyaya duyurdu. Bunun için hükümetler interneti yasakladı, sosyal ağlara girişi engelledi, cezalar yağdırdı; yasalar-yasaklarla halkın sesini kısmaya kalktı. Ama binler yasağa karşı sokağa çıktı. Taksim’de İnternet Sansürüne karşı topla-

nan binlerce kişi geceyi aydınlattı. Ortalık sakin... Saatler ilerliyor... Sanki etrafta kimse yok. Ama saatler ilerledikçe görünmez bir ordunun askerleri gibi eylemciler bir anda ortaya çıkıyor. Sanki herkes eylemci gibi... Meydanın etrafı kafelerin önünde duranlar, ara sokaklarda toplananlar bir işaret fişeği bekliyor. Bir slogan atmak ya da alkış tutmak yeterli harekete geçmek ve toplanmak için.

OĞULLARI ÖLDÜRÜLEN ANALAR

“BİZİ YOK SAYAMAZSINIZ!”

Taþeron iþçilerin sendikal örgütlenme hakkýnýn fiilen yok edilmesini ve bu çerçevede 10 binin üzerinde üyesinin yok sayýlmasýný protesto etmek için Ankara’da bir eylem yapan Dev Saðlýk Ýþ Sendikasý tüm Türkiye’den temsilcilerin katýldýðý eylemle fiili toplu sözleþme sürecini baþlattýðýný duyurdu. 8 Küresel Ayaklanma, İçSavaş Ve Dünya Devrimi C.Dağlı

2

Ayaklanmaya Hazırlanmak Taylan Işık

Sayfalar Ortak Platformu'nun “Uygulanan Sansür Duvarını Parçalayacağız” pankartı devrimci örgütlerin pankart ve flamaları çatışma boyunca dikkat çekiyor. “Her Yer Taksim Her Yer Direniş”, “Hükümet İstifa” sloganları sık sık atılıyor. Alman Hastanesi önünde polis sıkışıyor. Gençlerin kurduğu dev bir barikatla önü kesiliyor. Hiç aralıksız atılan hava fişekler polisi durduruyor. Gaz bombaları atılıyor peşpeşe.

4

Cenevre Konferansı Sürerken Ali Varol Günal

5

İmkansız Değil

Sena Kızılırmak

Editör

ÇÖKÜÞ Bir geminin batmakta olduðunu nereden anlarsýnýz? Yanýt herkesin malumu, biz yine de yazalým: Farelerin gemiyi terk etmesinden. Peki, kaptanýn geminin batmakta olduðunu fark ettiði nasýl anlaþýlýr? Bu sorunun yanýtý da malum: Safralarý atmaya baþlamasýndan. Mevcut dinci/faþist iktidarýn yýkýlmakta olduðunun sayýsýz iþareti var. Hakkýný verelim. “Aydýn-liberal” geçinen tayfanýn kaptaný sayabileceðimiz örneðin Hasan Cemal, Altan kardeþler gibileri uzun sayýlabilecek bir süre önce gemiyi terk edeli hayli zaman oldu. Burunlarý korkunun kokusuna karþý keskindir. 3

5

Biz de Antakya Ayýþýðý Sanat Merkezi Ayýþýðý Tiyatro Atölyesi olarak Gezi Ayaklanmasýnda ölümsüzleþenlerimiz için 8 Þubat Cumartesi akþamý 19.00’da Antakya Meclis Kültür Merkezi’nde bir tiyatro oyunu sergiledik. “Oðullarý Öldürülen Analar” isimli tiyatro oyunumuza yoðun katýlýmýn yaný sýra Ali Ýsmail Korkmaz ve Ahmet Atakan’ýn aileleri de davetimize icabet ederek salondaki yerlerini aldý. 11

8

Yeni Bir Ayaklanma Mayalanıyor Özgür Güven

9

Keskin Dönemeç 2 Umut Çakır

10


2

MÜCADELE BİRLİĞİ

KÜRESEL AYAKLANMA KÜRESEL ÝÇ SAVAÞ VE DÜNYA DEVRÝMÝ

12 - 26 Şubat 2014

BA ŞYA ZI

C. Dağlı

Ezilen ve sömürülen sýnýfýn kapitalist sisteme karþý süren eylemleri ayaklanma boyutuna varýyor. Sermayenin artan saldýrýlarý ve baskýlarý, emekçilerin, halk kitlelerinin ayaklanma düzeyine varmasýnda tetikleyici bir rol oynadý. Yoðunlaþan kapitalist saldýrýlar ve þiddetin yarattýðý ortamda iþçi sýnýfýnýn yaþam koþullarý biraz daha kötüleþti, sefaleti biraz daha derinleþti. Bunun kaçýnýlmaz sonucu, emek sermaye uzlaþmaz çeliþkisinin ve karþýtlýðýnýn kesinleþmesidir. Emekçilerin küresel baþkaldýrýsý yalnýzca kapitalizmin artan saldýrýlarýnýn bir sonucu deðildir. Artan saldýrýlarýn, emeðin sermayeye karþý yükselen eylemlerinde kesin bir etkide bulunduðu açýk. Ancak, sýnýf savaþýmýmýzýn geliþmesi ve þiddetlenmesi kapitalizmin kendisinden, onun sýnýf farklýlýðýna dayanan doðasýndan, bu farklýlýktan ileri gelen toplumsal ve politik eþitsizlikten, sistemin ve iç çeliþkilerinin geliþiminden kaynaklanýyor. Bu çeliþkilerinin geliþimidir ki, kapitalizmi sýçramalý çöküþ sürecine sokmuþtur. Dolayýsýyla ezilen ve sömürülen sýnýflarýn küresel ayaklanýþý yalnýzca burjuva üretim biçiminin sonuçlarýna þu ya da bu tek tek uygulamalarýna karþý geliþmiyor, toplumsal bütünün devrilmesine yöneliyor. Ayaklanmanýn, devrimin ekonomik krizlerle sýký baðý var. Kapitalizme karþý baþkaldýrýlar devrimle sonuçlanmadýysa da, devrim bu baþkaldýrýlarda geliþir. Kapitalizmin son büyük ekonomik krizinde, sýnýflar arasýndaki antagonizmanýn nasýl derinleþtiðini, bu sürecin sýnýf savaþýmýný nasýl þiddetlendirdiðini gördük. Ekonomik krizin patlak verdiði 2008’den beri kapitalizmin tüm iç çeliþkileri, gerilimleri su üstüne vurdu. Sermayenin emeðe karþý saldýrýsý, küresel bir saldýrýdýr. Ýþçi sýnýfýnýn örgütlülüðünü zayýflatarak, sýnýf mevzilerini daðýtarak ve fabrikalardan atarak sermayeye boyun eðdirme amaçlanýyor. Fabrikada kapitalistin iþçiler üzerindeki despotik baskýsý, dýþarýda burjuva sýnýfýn toplum üzerindeki genel saldýrýsý ve baskýsý, el ele yürüyor. Fabrikalarda artan aþýrý çalýþma, yoðunlaþan sömürü, iþçileri nasýl bir patlama noktasýna getirdiyse burjuva sýnýfsal baský tüm ezilen ve sömürülen kitleleri de ayný þekilde genel bir patlama durumuna getirdi Bu sürecin vardýðý yer, hem iþçilerin hem geniþ halk yýðýnlarýnýn genel ayaklanmasý oldu. Bu, yýðýnlarýn, halklarýn dünya çapýnda sosyal patlamasýdýr, baþkaldýrýsýdýr. Ýþçi ve halk ayaklanmasýnýn ve toplumsal devrimin genel koþullarý anlaþýlmadan yýðýnlarýn güncel küresel hareketi anlaþýlamaz. Yukarýda deðindiðimiz koþullar, kapitalizmin ekonomik krizi ve küresel saldýrýsý altýnda iyice aðýrlaþtýðý için, doðan yeni durum daha büyük sosyal patlamalarý ve çatýþmalarý ateþleyecek bir momente gelmiþtir. Proletaryayý ve halk kitlelerini baþkaldýrýya götüren maddi durum ve nesnel koþullar her ülkede belirli farklýlýklar gösterse de, kapitalizmin içsel çeliþkileri ve ekonomik, politik, toplumsal kriz sistemin bütünlüðünde oluþmuþtur. Bu, bir süreden beri varlýðýný sürdüren küresel iç savaþýn, küresel ayaklanmanýn zeminidir. Her ülkedeki ayaklanma küresel baþkaldýrýnýn bir parçasý olarak geliþiyor. Ve her ülkedeki ayaklanmanýn etrafýnda etkin bir uluslararasý dayanýþma hareketi oluþuyor. Dünya devrimi tüm bu isyan, ayaklanma ve dayanýþma eylemlerinde geliþiyor, güçleniyor ve ilerliyor. Geçen yüzyýlýn sýnýf mücadeleleri, toplumsal devrim ve sosyalizm tarihi, proletaryanýn, kitlelerin dünyayý deðiþtirmek için nasýl bir olgunluk düzeyini temsil ettiklerini göstermiþtir. Yeni yüzyýla girerken sermayenin ayaklanma ve devrimler tablosu, tüm dünyadaki tüm halklarýn bu olgunluk düzeyine çýktýðýný yeterince ortaya koyuyor. Bizde de gerçekleþen genel halk ayaklanmasý, bu topraklardaki kitlelerin bir devrimi gerçekleþtirmede ne denli ilerlediðini tüm açýklýðýyla gözler önüne sermiþtir. Haziran’da genel halk ayaklanmasýný gerçekleþtiren yýðýnlarýn, giriþtikleri tarihsel hareket özünde, maddi koþullarýn, toplumsal iliþkilerin, insanca, yeniden düzenlenmesi isteðine dayanýyor. Bu ilk defa ortaya konmuþ deðil, yýllardýr, iþçi sýnýfý tarafýndan, emekçi kitleler tarafýndan savunuluyor. Þurasý çok açýktýr ki, bu istek, eski toplumsal düzenin yýkýlmasý ve toplumun yeni baþtan örgütlenmesi anlamýna gelir. Komünist partinin devrimci programý bu hedefi ortaya koyar. Sýnýfsýz topluma ve sosyalizme, sýnýf savaþý yoluyla varýlýr. Genel halk ayaklanmasý bu yönde atýlmýþ ileri bir adýmdýr. Yeni bir toplumun kurulmasýna varacak olan bu süreç, devrimci bir süreçtir. Sürecin sonuca varmasý için proletaryanýn, emekçilerin devrimci iktidarý bir zorunluluktur. Üretim araçlarýnýn ortak mülkiyetine dayanan toplum, devrimci süreçten doðar. Haziran halk ayaklanmasý devrimin zaferine kadar gidemediyse de bu yönde kitleleri harekete geçirmiþ, birleþtirmiþ, kaynaþtýrmýþ, yýðýnlar arasýnda yeni iliþkiler yaratmýþ ve hareket genel olarak daha ileri gitmiþtir, özetle ayaklanma, devrimin zaferi yolunda bir dönüm noktasý olmuþtur. Hareket yeni bir uðraða vardýðýna göre geliþme bundan sonra çok daha çabuk olacaktýr. 31 Mayýs’ta patlak veren halk ayaklanmasýnýn devrimci önemi ve tarihsel rolü, kesinlikle küçük burjuva sosyalist gruplarýn dar bakýþ açýsýyla kavranamaz. Bu büyük halk giriþimi, tarihi hýzlandýrýcý etkisi, uluslararasý devrimci iþçi hareketi ve halk hareketleriyle karþýlýklý iliþkisi ve etkileþimi içinde deðerlendirilmelidir. Taksim’de baþlayýp tüm kentlere sýçrayan ayaklanma, diðer ülkelerdeki kitle hareketine yeni bir ivme verdi; kendisi de dünyada kapitalizme, gerici diktatörlüklere karþý geliþen isyan ve ayaklanmalardan güç aldý. Ýçeride yaratýlan etkinin de büyük bir tarihsel önemi ve devrimci deðeri var. Ayaklanma toplumun gündemini ve bakýþ açýsýný deðiþtirdi. Büyük eylemsel giriþimden sonra ezilen ve sömürülen kitlerin durumu, istekleri, ne için savaþtýklarý açýk olarak tüm toplumun önünde tartýþýldý, konuþuldu ve öne çýkarýlan isteklerin gerçekleþmesi için hangi görevlerin üstlenilmesi gerektiði ortaya kondu. Bu büyük tarihsel giriþimi gerçekleþtirenler, geçirdikleri dönüþümün sonucunda artýk olaylara, çevreye, toplumsal iliþkilere ve dünyaya sýradan bir anlayýþla bakmýyorlar. Halk yýðýnlarý, her bakýmdan büyük bir ilerleme ve dönüþüm gösterdi. Halk ayaklanmasýnýn ne kadar geniþ bir kitleyi harekete geçirip etkilediði ve dönüþtürdüðünü anlamak için eylemlere katýlanlarýn kapsamýný doðru olarak belirlemek gerekiyor. Bunun için de sadece sokaða çýkanlarý deðil, evlerinde pencerelerinde, balkonlarýnda tencere-tava eylemi yapanlar ayaklananlarýn gücüne dahil edilmelidir. O zaman baþkaldýrýnýn gerçek kapsamý açýða çýkmýþ olur. Yalnýzca sokaklar, parklar ve meydanlar deðil, evler de birer eylem merkezi haline geldi. Eylemin devrimci etkisi daima harekete geçenlerden daha fazla kitle üzerinde kendini gösterir. Önemle belirttiðimiz bu örnek, devrimin geniþ halk kitlelerinin içinde ne denli kök saldýðýný bize gösteriyor. Oldukça yüksek sayýda bir kitle -ki sayýlarý milyonlarcadýr- gerçek özgürlükten ve devrimci dönüþümden yanadýr ve bunun için dövüþüyor. Burjuva toplumsal sistem çözülme içinde. Enternasyonal devrimci proletarya hareketi, eski toplumun yerine daha iyi, daha ileri ve daha yüksek bir toplumu koymak için, koþullarý bugünden devrimcileþtiriyor.

EV-Cİ-LİK OYUNU

Siirt-Pervari’de 11 yaþýnda evlendirilen, 12’sinde anne olan ve 14’ünde intihar ettiði söylenen Kader’le birlikte, gerçekler bir kez daha ortalýða döküldü. Yaþananlar yeni deðil. Hatta Kader’in adý gibi “kader” zannedilebilecek kadar eski bir gelenek. Baþlýk parasý, mal, mülk vb. karþýlýðý küçük kýzlarýn evlendirilmek üzere satýldýðý bir gelenek. Birçok kadýnýn, kocasýný ilk kez evlenirken gördüðü ise bir sýr deðil. Ýþte rakamlar... Türkiye Ýstatistik Kurumu verilerine göre; Türkiye’deki tüm evlenmelerin % 28-35 oraný 18 yaþ altýndadýr. Yani 181 bin 36... Tabi bunlar resmi kayýtlara yansýyabilenler. Uluslararasý Stratejik Araþtýrmalar Kurumu verilerine göre; dünyada 18 yaþ altý evlilik oranýnýn en yüksek olduðu yerler Batý, Doðu, Orta Afrika ve Güney Asya (Nijerya %75, Çad %72, Bangladeþ %66). Avrupa’da ise % 17 ile Gürcistan birinci, % 12 ile Türkiye ikinci, % 10 ile Ukrayna üçüncü sýrada. Ýþte çarpýcý sonuçlardan bazýlarý: En doðal insan hakký olan eðitim alamamak, kendini koruyamayacak yaþta olmak dolayýsýyla þiddete, istismara açýk olmak, bozulan üreme saðlýðý, anne, çocuk ölümleri, bozulan ruh saðlýðý ve intihar oranýndaki artýþ... “Kader”le birlikte bir tokat gibi suratýmýza çarpan bu utanca, yaygýn olarak “çocuk gelin” kavramý kullanýlsa da; eylemi

masumlaþtýrmasý nedeniyle kimi çevreler buna “pedofili” denilmesi gerektiðini söylüyorlar. Peki nedir pedofili? Pedofili, yetiþkin birinin ergenlik öncesi çocuklarý ve ergenliðe yeni girmiþleri cinsel açýdan çekici bulmasý, psikoseksüel bir rahatsýzlýk. Pedofili ya da Arapçasý sübyancýlýk; Yunancada paid (çocuk), philia (anormal sevgi) kelimelerinden geliyor. Kadýnlarýn küçük yaþlarda evlendirilmesini pedofiliyle açýklamak tek suçluyu evlenen kiþinin psikososyal rahatsýzlýðýna baðlamaktýr ki bu durum; kapitalist sistemi, ataerkilliði, gerici gelenek görenekleri, dinin etkisini, eðitimsizliði, sosyoekonomik olarak geliþmemiþliði ve daha onlarca örümcek aðýyla örülmüþ kadýnýn metalaþmasýný indirgemek, güdükleþtirmektir. Pedofili diye týbben bir hastalýk vardýr. Ancak bu çocuk yaþtaki evlilikleri toplumsal tüm baðlarý içinde karþýlayabilecek derinlikte bir taným deðildir. Kaldý ki ister pedofili densin, ister çocuk gelin, ister sapkýnlýk; tüm bu yaþananlar kadýnýn metalaþtýrýlmasýnýn sadece bir biçimidir. Amerika’yý yeniden keþfetmeye gerek yok. Açýnýz bakýnýz ENGELS... Ailenin Devletin Özel Mülkiyetin Kökeni... Devlet, aile, baba, abi, koca vb. sizi malý olarak görüyorsa etek boyunuza da karýþýr, ne zaman evleneceðinize de, kaç çocuk doðuracaðýnýza da... Özel mülkiyet denen bu zehirli sarmaþýðýn kökleri topraðýn en derinlerinden gelir ve karþýmýza ataerkillik olarak dikilir. Babanýn malý sayýlan kýz çocuðu, ticari bir alýþveriþle kocaya satýlýr ve artýk koca dövse de, öldürse de kimse sesini çýkarmaz çünkü kadýný onun malý olarak görür. Ýþte bu durum kadýnýn metalaþmasýnýn en eski biçimidir. Belki de bu yüzden toplumsal yaþamýn ‘doðal’ bir gerçeði gibi görünür hatta öylesine ki neredeyse artýk “KADER” olarak kabulleniriz.

Ve Aysel Gürel’in 40 yýl önce bir Kürt kýzý için yazdýðý Ünzile’nin sözleri sanki bugün yazýlmýþ gibi durur... Yýlmaz Güney’in “Duvar” filmi’nde, filmin her aný içimde depremler yaratsa da; o son sahnede tutsak çocuklarýn, ring aracý içinde hayal edebildikleri en büyük ve en güzel þeyin daha iyi bir zindan olmasý, çizgi film izleyebilecekleri bir zindan hayal etmeleri insanýn hem yüreðini daðlýyor hem derin düþüncelere salýyor. Ýþte kýz çocuklarýnýn evcilik oynar gibi çocuk yaþlarda evlendirilmeleri ve hayal edebildikleri en büyük ve en güzel þeyin ‘bir de içmeyen kocasý’ olmasý da ayný derecede yüreðimizi daðlýyor ve düþünüyoruz. Nasýl bir yerde insanlar, lütuf deðil haklarý olan sýradan þeyleri dahi hayal edemez. Ben söyleyeyim cevabý: Türkiye’de, “Çocuk gelin vakalarýnýn MASUMANE bir gelenek” olduðunu söyleyen bir Aile ve Sosyal Politikalar Bakaný’na sahipseniz. Bu ülkede 18’inden önce oy kullanamazsýnýz. Bu ülkede 18’inden önce araba da kullanamazsýnýz. +18’lik filmlere de gidemezsiniz. Bir bira ya da bir paket sigara da alamazsýnýz. Ama bu ülkede 12 yaþýnda evlenir, 13’ünde bir çocuk sahibi olur, 14’ünde ikinci çocuðunu düþürür, ve sonra 14’ünde intihar edebilirsiniz! Bu bizim “KADER’imizdir” Ve bu durum oldukça “MASUMANEDÝR” Hayýr kadýn olmanýn kaderi bu deðil diyorsanýz ne yasalara, ne bakanlara, ne de sýðýnaklara bakmayýn. Bu tüm insani deðerleri çürüten, doðayý yok eden kokuþmuþ kapitalist sisteme karþý Gezi’deki “Toprak” analarýn cüreti, kadýnlarýn gözükaralýðýyla harekete geçelim ve sesimiz, çýðlýðýmýz dünyanýn dört bir yanýndaki kadýnlara ulaþana kadar isyanýmýzý büyütelim! Not: Çocuk Haklarý Sözleþmesi der ki: 18 yaþýna kadar her insan çocuktur, korumak ve desteklemek gerekir.

Düzeltme Ve Özür: Geçen sayýmýzda çýkan Enerji, Sanayi, Maden Kamu Emekçileri Sendikasý Ankara 1 Nolu Þube 5.Olaðan Genel Kurulu ile ilgili haberin baþlýðýnda sendikanýn kýsaltmasý MÝGEM olarak yazýlmýþtýr.Doðrusu ESM’dir. Düzeltir, kamuoyundan özür dileriz.


12 - 26 Şubat 2014

TÜRK HAVA YOLLARI’NDA ÖLÜM FERMANI Son iki aydır “Atılan tüm işçiler geri alındı, alınacak, işte imzalar eksik, kurulan komisyonda ince eleyip sık dokuyoruz, hak kaybı olmasın” masalları dinliyordu işten atılan işçiler. Aralık başı eylem çadırı kaldırılmış, sendika ve Türk Havayolları Yönetimiyle TİS imzalanmış, greve katılan işçiler işine geri dönmüş ama işten atılan 305 işçi ne hikmetse iki aydır işlerine dönememişti. Bu süre içinde sendika çalışanları ve uzman kadro işten çıkartılmış, böylece sendika huzur ve sükûnetini sağlamış oluyordu. Bir tek geriye, işten atılan 305 işçiyi nasıl aldıracağız! Sendikadan haber bekliyordu işçiler “Ha bugün ha yarın haber gelecek” derken Aralık ayı geçti, Ocak ayı da bitti, sendika “Görüşmeleri sürdürüyoruz hiçbirinizin hak kaybı olmasın diye uğraşıyoruz” derken Şubat ayı gelmiş, işçiler ise iyice gerilmişti. Beklenen açıklama 4 Şubat Salı akşamı saat 23:00 de yapıldı. “305 kişiden 256 kişinin geri dönüşü sağlandı 24 işçi disiplin suçu işlediğinden işe alınmayacak, geri kalan 35 kişi için Teknik AŞ ile görüşülecek. Geri dönen 256 kişiye formlar imzalatılacak”. Ve bu imzalanacak formlar tam bir ölüm fermanı. On yıllık, on beş yıllık işçilerin kıdemleri sıfırlanacak, işe başladığı tarihten itibaren sıfır kıdemle işe başlanacak, mahkemesi devam eden işçiler mahkemesini çekecek, mahkemesi biten

işçilerin ise isterlerse paraları verilip işle ilgisi bitirilecek. Son iki gündür işten atılan işçilerle görüşüyoruz, arkadaşların sorduğu ve cevap alamadıkları sorular var ve bunlara sendika cevap veremiyor çünkü sorular net ve doğru. Bir işçi “Ben 17 yıllık işçiyim na-

sıl kıdemimden vazgeçip sıfırdan başlıyım, işe başladıktan sonra nereden bileyim beni tekrar işten çıkarmayacağını” diyor. Bir başka işçi “Açtığımız davaları geri çekmenizi istiyoruz, diyorlar. Ben kime güvenip çekeyim mahkememi” diyor. “İşe aynı po-

zisyondan başlatmıyorlar kabin amiriyken memur olarak başlatmak istiyorlar. Bu nasıl kazanım, anlamıyoruz” diyo bir başka THY işçisi. Bir de işe dönemeyen 24 kişi var. Bu arkadaşların niye dönmediğini sorduğumuzda “disiplin cezası” aldıklarını öğreniyoruz. Disiplin cezasının gerekçesi ise “Sayın Hamdi Topçu hakkında ve THY Yönetimini hedef alan veya hakaret içeren Twit örnekleri”. İşe dönmeyi bekleyen THY işçileri “Ya hepimiz ya hiçbirimiz diyorduk yine de aynı şeyi söylüyoruz, işe dönüş şu şartlarda kazanım değil bir cezalandırmadır” diyorlar. İşte bütün yazılı ve görsel medyada kazanım olarak gösterilen 305 işçinin işe dönüşünün esas özeti bu. Bir kazanım mı yoksa birer cezalandırma mı okura bırakıyoruz. Ama işçilere sorduğumuzda “Bu bizi ve işçi sınıfını cezalandırmadır” diyorlar. Evet, tam bir intikam ve cezalandırmadır bu THY işçileri için. Bu süreçten sora THY 'de taşeronlaştırma, uzun çalıştırma, esnek ve güvencesiz çalışma koşullarını hayata geçirmeye çalışacaklar. Bu çalışma düzeninde sendikanız yanınızda olmayacak, çünkü THY yönetiminin getirdiği ve dışarıdan yönetilen bir sendika var. Ama ne olursa olsun en son sözü her zaman olduğu gibi mücadele eden işçiler söyleyecek.

BİBER GAZI KANSERE NEDEN OLUYOR

M

ersin’de Gezi Ayaklanmasý sürecinde eylemlere katýlan Mehmet Ýstif dilinin dörtte birini kaybetmiþ ve konuþamaz hale gelmiþti. Mersin’de yapýlan biyopside mantar teþhisi konulan Ýstif’e Çukurova Balcalý Týp Fakültesi’nde yapýlan biyopsi sonucunda “Skuamöz hücreli korsinom” denilen dil kanseri teþhisi konuldu. 29 Mayýs’ta baþlayan Gezi Ayak-lanmasý sürecinde polisin yoðun olarak kullandýðý biber gazlarýnýn kanserojen etkisi tartýþýla dursun, Mersin’de yaþayan ve

Gezi Ayaklanmasý sürecinde Baþbakan Erdoðan’ý protesto eylemine katýlan Mehmet Ýstif aðzýna sýkýlan biber gazý nedeniyle dilini kaybetme tehlikesiyle karþý karþýya kaldý. 5 aydýr hastanede olan ve dilinin dörtte birini kaybedip bir daha konuþamama tehlikesiyle yüz yüze olan Mehmet Ýstif’e Mersin’de yapýlan ilk biyopside mantar teþhisi konulmuþtu. Ancak zamanla yara hýzla ilerledi. Tedaviden sonuç alamayan Ýstif’e Çukurova Üniversitesi Balcalý Týp Fakültesi’nde yapýlan ikinci biyopside bir dil kanseri türü olan “Skuamöz hücreli korsinom” teþhisi” konuldu. 36 yaþýndaki Mehmet Ýstif, Mersin Ýnisiyatifi’nin yaptýðý çaðrý üzerine 20 Haziran günü Mersin Forum AVM önüne gitti, bir polisin 40 cm mesafeden yüzüne gaz tüpünü tazyikle sýkmasýyla yaralandý. Bir çok insanýn yaptýðý gibi ilk gün gözaltýna alýnma korkusuyla hastaneye baþvurmayan Ýstif, aðrýlarý dayanýlmaz hale gelince hastaneye gitti. Verilen ilaçlarla tedavi olmaya çalýþan Ýstif 5 aydýr hastaneden çýkamadý. Ýstif olayý “Ertesi gün ve ondan sonraki günlerde acýlarým artýp dayanýlmaz hale gelince doktora gittim. Sol dil kökünde iltihaplanma ve yara baþladýðýný söy-

ledi. Reçete yazdý, ilaçlarý 15 gün kullandým, ancak yara düzeleceðine daha çok büyüdü ve aðrýlar arttý. Yemek yiyememeye baþladým. Bu sürecin sonunda gece acile gitmek zorunda kaldým. Acilde tekrar yeni ilaçlar yazýlarak yollandým, ancak 1 hafta sonrasýnda yemek yiyemez, aðrýdan duramaz hale gelince adli týbba baþvurdum. Mersin Üniversitesi Týp Fakültesi Adli Týbbý beni K.B.B bölümüne sevk etti. Muayene olurken aðzýmda ve dilimde kanama baþladý. Bu kanama durdurulamayýnca ameliyata alýndým. Hastaneye yatýþ sürecim baþladý. O gün girdiðim hastaneden 5 ay geçmesine raðmen, hala çýkamadým.” diyerek anlatýyor. Mehmet Ýstif’in durumuna iliþkin hukuki süreç devam ediyor. Balcalý Fakültesi’nde kendisine “biber gazý kanser yapmaz” denilen Ýstif iki defa biyopsi yapýldýðýný, 2 ay arayla yapýlan biyopsilerin birinin mantar, diðerinin kanser olduðunu anlatýyor ve “Þubat ayýnda her iki biyopsi parçasýný da Çapa’ya göndereceðiz, tekrardan pataloji raporu talep +edeceðiz. Dilim biber gazýnýn etkisiyle hýzla çürüdü ve kansere neden oldu. Bunun üstünü kimse örtemez. Hukuki süreç sonucunda bunun ortaya çýkacaðýna inanýyorum.” diyor.

NARLIDERELİLER BELEDİYE ÖNÜNDE

İzmir Narlýdere Belediye Baþkanlýðý bir süre önce, kentsel dönüþüm kapsamýnda yerinde dönüþüm projesiyle yeni bina

yapacaklarý vaadiyle mahallenin tapularýný toplamýþtý. Mahalle halký, tapularýnýn belediye tarafýndan Ankara merkezli bir firmayla anlaþýp devredildiðini öðrendiler. Daha önce mahallelinin ev yapmak için oluþturduklarý dört mahalleyi kapsayan 6 kooperatif yöneticileri öncülüðünde toplanan mahalleliler, 31 Ocak günü Belediye baþkanlýðýna taleplerini iletmek üzere yürüyüþe geçtiler. Mahalleliler Belediye baþkanýndan anlaþmayý feshetmesi ve halkla birlikte ne yapýlacaðýna karar verilmesini istiyorlar. Belediyenin içine giren halk, belediye baþkaný danýþmanýnýn belediye baþkanýnýn yerine görüþmek istemesini kabul etmedi. Kooperatif baþkanlarý belediye baþkanýyla görüþmek üzere odasýna çýkmalarýna raðmen, görüþme yapýlamadý. Bunun üze-

rine belediye önünde taleplerini ileten bir açýklama yaptýlar. Taleplerinde öncelikle halkla birlikte her þeye karar verilmesi þartýný dile getirdiler. Mahalleye girecek hiçbir inþaat ekipmanýný mahalleye sokmayacaklarýný ve çalýþtýrmayacaklarýný, projeyi iptal ettireceklerini söylediler. Mahalleli konunun takipçisi olduklarını ileten sloganlar atarak dağıldı. MÜCADELE BİRLİĞİ-İZMİR

R Ö T EDİ

MÜCADELE BİRLİĞİ

3

ÇÖKÜŞ

Bir geminin batmakta olduðunu nereden anlarsýnýz? Yanýt herkesin malumu, biz yine de yazalým: Farelerin gemiyi terk etmesinden. Peki, kaptanýn geminin batmakta olduðunu fark ettiði nasýl anlaþýlýr? Bu sorunun yanýtý da malum: Safralarý atmaya baþlamasýndan. Mevcut dinci/faþist iktidarýn yýkýlmakta olduðunun sayýsýz iþareti var. Hakkýný verelim. “Aydýn-liberal” geçinen tayfanýn kaptaný sayabileceðimiz örneðin Hasan Cemal, Altan kardeþler gibileri uzun sayýlabilecek bir süre önce gemiyi terk edeli hayli zaman oldu. Burunlarý korkunun kokusuna karþý keskindir. Bunlarý C. Çandar, N.Ilýcak gibileri, biraz arayla izlediler. Özellikle sonuncusunun açýk tavýr almaya baþlamasý geminin batmakta olduðunun kesin iþaretiydi. Haziran Halk Ayaklanmasý, süreci hýzlandýrmakla kalmadý, bir dönüm noktasý da oluþturdu. Emperyalistler ve tekelci sermaye sýnýfýnýn bir kýsmý, büyük burjuvazinin bir kýsmý bu gemiyle iþlerin artýk yürümeyeceðine kanaat getirdiler. Kaptan da gemi de deðiþtirilmeliydi yoksa ufukta bir tufan beliriyordu: Yeni bir Haziran. Bu geliþmeler bir sarkaç gibi birbirini tetikledi. Tekelci sermaye sýnýfýnýn bir kýsmý ile emperyalist devletlerin at deðiþtirmeye karar verdiklerini görenler bu sefer gemiyi terk etmekle kalmadýlar ama eleþtiri oklarýný düne kadar cengâverce savunduklarý hükümete ve kaptanýna yöneltmeye baþladýlar. Ýþte bir örnek: A. Aydýntaþbaþ kaptýðý “köþe”den, düne kadar can siperane savunduðu RTE için þöyle yazýyor. “O konuþtukça, ne yalan söyleyeyim, benim de elim ayaðým birbirine dolanmaya baþladý. Özünde barýþçýl, insanlarla iyi geçinmeye çalýþan biriyim. Bu kadar öfke, bu kadar nefret, bu ses tonu bana yabancý. Zaten bünyem de kaldýrmýyor. Erdoðan baðýrdýkça bana panik atak hissi geliyor. “Haftalar önce yazdýðým analizde Baþbakan’ýn çok da ayrým yapmadan elindeki kýlýcý herkese ve her yöne sallayarak filmin sonunda bir kan gölünün ortasýnda ayakta kalan tek insan olacaðýný söylemiþtim; buna hâlâ inanýyorum” Bir baþka örnek, RTE’den “fýrça” yiyince soluðu Amerikalarda alan ve oradan “annem de türbanlýydý” mesajlarý gönderen C.Özdemir nam kiþi, hava devrimden yana açýktan esmeye baþlayýnca kendisi ve eklemlenmeye çalýþtýðý sýnýf adýna endiþeleniyor. Þöyle yazýyor: “Düne kadar Suriye savaþýný finanse eden Ýran algýsý yerini Suriye’deki cihatçýlarý destekleyen TIR’larýn cirit attýðý Türkiye portresine terk ediyor. “Düne kadar askerin en büyük müttefiki CHP’ydi. Bugün bakýyorsunuz Ak Parti üst düzey askerlerin korunmasý için özel yasa çýkartýyor. “Ergenekon, Balyoz, malyoz bildiðiniz bütün davalarda nerede ise siyasi olarak kendini savcý ilan edenler, þimdi avukatlarýn yanýnda saf tutuyor. “Bu sürecin sonrasýnda olaðanüstü hal de gelebilir, ikinci bir Gezi de.. “Hiç olmadýðý kadar endiþeliyim” Endiþeli olan sadece bu mu? Ve endiþenin kaynaðý sadece RTE’nin iktidarýyla birlikte gidici olmasý mý? Deðil elbette. Sorun bundan ibaret olsaydý kýllarýný kýmýldatmazlardý. Endiþenin kaynaðý ikinci Haziran korkusudur. Çünkü birinci Haziran, devrim sürecinin önsözü olduysa Haziran’ýn ikinci baskýsýnýn devrimin son sözü olma ihtimali çok yüksek. Ama tersine dünya iþte. Düzen tayfasý Haziran Halk Ayaklanmasý’nýn ikinci baskýsýný ciddi bir ihtimal olarak görüp gözüne uyku girmezken kendilerini devrim safýnda görenler, hükümetin ve düzenin kalýcýlýðýna kalýplarýný basýyor, düzene, düzenin bekçilerine uzun ömürler biçiyorlar. Ýkinci Gezi ihtimali, burjuvalarýn, emperyalistlerin uykularýný kaçýrýrken sözümona sosyalistler “ne devrimi” diyerek bir belediye baþkanlýðý, olmadý bir muhtarlýk, bu da olmazsa CHP belediyelerinden ihale-mihale kaparýz umuduyla yerel seçim odalarýnýn kapýsýnda kendilerini nöbete yazdýrmýþlar bile. Onlar bu yolda ilerleye dursunlar, devrim, ortalýðý kasýp kavuracak gücü toplamaya devam ediyor. Hiçbir þey bilmiyorlarsa burjuva sýnýf adýna endiþelenen C.Özdemir’in þu sözlerine kulak versinler: “Duyulan bu çatýrtý sesleri bizlere büyük bir sarsýntýnýn geldiðini söylüyor. “Hepimizin (yani burjuva sýnýfýn b.n) altýnda kalabileceði büyük bir sarsýntýnýn!” Çatýrtý sesleri RTE ve iktidarýyla birlikte düzenin de çöküþünü haber veriyor. Anlayana ve o büyük günler için atýn dört ayaðýný þimdiden nallayana!

CAK. BOYKOT KAZANA 6 Þubat 2014 tarihinde Ýzmir Çiðli’de AKP’nin yaptýðý seçim çalýþmasý okurumuz tarafýndan engellendi. Öðle saatlerinde Çiðli’de içlerinde Mücadele Birliði okurlarýndan birinin de bulunduðu bir grup içinde AKP Belediye Baþkan Adayý, oy için insanlarýn elini sýkarak dolaþýyordu. Bu sýrada Mücadele Birliði okurumuz AKP’liye dönü “Utanmýyor musunuz da insanlarý seçime çaðýrýyor kendinize oy topluyorsunuz. Daha fazla insanlarý soymak için mi? Halk yaptýklarýnýzýn hesabýný çok kötü soracak yakýndýr..” dedi. Olay esnasýnda kalabalýk yaþananlarý izliyordu. Ayný anda bir kamera çekim yapýyordu. AKP adayý kendi savunmasýný “5 parmaðýn beþi bir deðil. Allah, halka bunlarý yapanlara belasý

ný versin. Beni tanýmýyorsunuz. Bana hala özeleþtiri verme hakkýnýz var” diyerek yaptý. Okurumuz bu sözlere karþýlýk “Evet 5 parmaðýn beþi bir deðil ama kol ayný. Sizi deðil ama AKP’yi, pis burjuvalarý tanýyoruz. Siz halka özeleþtiri vereceksiniz ama bu asla kabul edilmeyecek.” diye cevap verdi. Sonra arkadaþýmýz kitleye dönerek “Korkmayýn bunlar gençlerimizi katlederken korkmadýlar. Çocuklarýmýzý zindanlara atarken korkmadýlar. Bizler neden korkuyoruz” diyerek ajitasyon yaptý. Sonra AKP’liler uzaklaþtýlar. Otobüse binildiðinde ise arkadaþýmýzýn bu tavrýndan dolayý ücretsiz binmiþ, halk tek tek arkadaþýmýzý cesaretinden dolayý tebrik etmiþtir. Mücadele Birliði/ Ýzmir


4

MÜCADELE BİRLİĞİ

AYAKLANMAYA HAZIRLANMAK

12 - 26 Şubat 2014

Ta y

la

n

Işı k

Hükümet, baskı ve terörle toplumu sindirecek önlemleri hızla alıyor. İnternet'e sansür getiren yasa bu politikanın son ürünü. Hükümet ve devletin bir şeylerden korktukları ve bu yüzden acele ettikleri çok açık. İşin buraya kadarı bütün toplumun, toplumun tüm sınıflarının gözleri önünde cereyan ettiği için bu durumu tespit etmek fazla bir anlam taşımıyor. Önemli olan hükümet ve devletin acelelerinin nedenini doğru saptayabilmek. Emekçi sınıflardan Kürt halkına kadar toplumun tüm kesimlerindeki genel kanı, bunun nedeninin hırsızlıkları, yolsuzlukları, rüşveti, talanı gizleme telaşı olduğudur. Hükümetin ve devletin hükümet tarafından kontrol edilebilen kesimi arasında böyle bir telaşın olduğu doğru. Ne var ki bu, gerçeğin ancak bir kısmını, hem de asıl değil, ikincil kısmını ifade ediyor. Devlet ve hükümetin toplumu, özellikle de emekçi sınıfları, gençliği, Kürt halkını, Alevileri daha koyu bir baskı ve terör cenderesine almaya çalışmalarının çok daha köklü; hükümet ve devlet açısından yaşamsal diyebileceğimiz nedenleri var. Bu nedeni tek cümleyle ifade edecek olursak bu yeni bir ayaklanma, yeni bir “Haziran” yaşama korkusudur. Geçtiğimiz Eylül ayında bir “ayaklanma” beklentisi içinde olduğunu belli ederek hükümet bu korkusunu zaten ortaya koymuştu. Bu korku, dünden bugüne azalmak şöyle dursun, her geçen gün daha da büyüdü. Hükümetin, “duruma hakimiz” görüntüsü vermeye çalışması gerçeği değiştirmiyor. Tekelci sermaye sınıfı ve emperyalistler şu gerçeğin farkına varmış görünüyorlar: Haziran'da milyonlarca emekçiyi, Aleviyi, Kürdü, genci, kadını sokağa iten nedenler ortadan kalkmadığı gibi şimdi bunlara yenileri de eklenmiş durumda. Emekçi sınıfların, yoksulların kısaca “hırsızlık” dedikleri rüşvet, talan ve yolsuzlukların ortaya çıkmaları, ekonomik krizin yeni bir yıkıcı dalgasının etkisini göstermeye başlamış olması devrimin toplumsal güçlerinde hükümet ve devlete olan öfkeyi düne göre, on kat, yüz kat artırmıştır. Hükümet ve devlet bu öfkenin bir ayaklanmaya yol açmasını önlemenin yolunu emekçi sınıflar üzerinde baskı ve terörü artırmakta buluyor. Yolu yok, toplumsal koşullar, karakterlerine uygun sonuçları da yaratacaklar. Yasaklar, baskı, terör, özgürlüklerin engellenmesi gibi önlemler ayaklanmayı geciktirse bile, onun bir süre sonra daha yıkıcı biçimde ortaya çıkmasından başka bir sonuca yol açmazlar. Fizik yasasıdır: Sıkıştırırsan patlar ve ne kadar çok sıkıştırırsan o kadar güçlü patlar. Bu durumda yeni bir Halk Ayaklanması er ya da geç devletin, hükümetin, burjuva sınıfın kapısını çalacak demek kehanet değil, sadece toplaşmakta olan ayaklanma bulutlarına işaret etmektir. Bırakalım sosyal reformist partilerle onların kuyruğundan ayrılmayan ortalama sol hareketler seçim sandıkları önünde kuyruğa girsinler. Bırakalım onlar bir muhtarlık, belediyelerden bir ihale kapma, işe yerleştirme vaadi uğruna devrimi bilinmez bir geleceğin son çarşambasına ertelesinler. Bu durumda bir devrimci komünist parti tüm dikkatlerini, tüm enerjisini, tüm gücünü bu ayaklanmaya önderlik etmeye, devrimin toplumsal güçlerini ayaklanmaya katılmaya çağırmaya, ayaklanmanın zaferle taçlanması çabasına yöneltir. Ayaklanmaya hazırlanmak neyi içerir? Her şeyden önce bilinç olarak hazırlanmayı. Öyleyse Ayaklanma üzerine konuşmak, çeşitli yönleri üzerinde durmak, kitlelere öncülük etmenin biçimleri, yöntemleri ve araçları hakkında bilgi edinmek; bunun için Haziran Halk Ayaklanması üzerinde etraflıca durup gereken dersleri çıkarmak hazırlığın ilk ve en önemli adımıdır. Elbette son adımı değil. Düşmanı alt etmenin teknikleri ve yöntemleri hakkında bilgi sahibi olmak, ayaklanma esnasında bu konuda nasıl yaratıcı olunabileceğine dair Haziran Ayaklanmasından sonuçlar çıkarmak da hazırlığın diğer adımlarıdır. Bu konuda yakalanacak temel halka, emekçi sınıflarla, Alevilerle, Kürt halkıyla, gençlikle, kadınlarla; kısacası, devrimin tüm toplumsal güçleriyle sıkı, güçlü ve yaygın ilişkilere sahip olmaktır. Leninistler, seçim ortamını bu halkayı sıkıca yakalamak için kullanmalılar. Varsın birileri milyonların istifasını istedikleri hükümeti dolaylı ya da doğrudan desteklesinler. Varsın birileri ateşe benzin dökmekten kaçınsın. Haziran'ı hazırlayan koşullara hırsızlık, rüşvet, soygun ve talana duyulan öfkenin, ekonomik krizin yıkıcı sonuçlarının eklendiği günümüzde Leninistlerin Ayaklanma ve Devrim çağrıları karşılıksız kalmayacaktır.

EMEĞE YÖNELİK SALDIRILAR VE İŞÇİ SINIFI MÜCADELESİ

D

evrimci Ýþçi Komiteleri olarak son dönemde yaþanan geliþmeleri deðerlendirmek ve “Emeðe Yönelik Saldýrýlar ve Ýþçi Sýnýfý Mücadelesi”ni deðerlendirmek üzere bir panel organize ettik. Panelimizi Tümtis Ýzmir Þubesi’nde gerçekleþtirdik. Ýþçi ve emekçi dostlarýmýzla sendikanýn kafeteryasýnda panelimiz baþlamadan önce sýcak sohbetler yaptýk. Daha sonra birlikte konferans salonuna geçerek panelimizi baþlattýk. Panelimizin moderatörlüðünü saðlýk emekçisi bir yoldaþýmýz yaptý. Yoldaþýmýz son dönemde saðlýk alanýnda yapýlan yeni düzenlemeleri ve saldýrýnýn boyutlarýný aktardý. Ardýndan sözü stajyer avukat Yemen Cankan’a býraktý. Dostumuz konuþmasýna Ýzmir ÇHD yönetim kuruluna yeni seçildiðini ve henüz yolun baþýnda bir hukukçu olduðunu belirterek baþladý. Konuþmasý sýrasýnda esnek çalýþmanýn hukukta düzenlenmiþ olduðunu, ancak egemenlerin haklar söz konusu olduðunda da, kendi hukuklarýný rafa kaldýrdýklarýný belirtti. Parça üretimde ise sömürünün sýnýrý olmadýðýný ve parça ve süreli çalýþmanýn esnek çalýþmanýn bir parçasý olduðunu belirtti. Özel istihdam bürolarý aracýlýðýyla da, iþçilerin baþka þirketlere kiralandýðýný ve bu uygulamanýn modern kölelik olduðunu söyledi. Bölgesel askeri ücret uygulamasý ile birlikte asgari ücretin daha da düþürülmesinin yasallaþtýrýldýðýný belirtti. “Kýdem tazminatlarýnýn kaldýrýlmasý” anlamýna gelen “fona devredilme” i-

le ilgili de, 10 yýl boyunca ödeme yapýlmadan faydalanýlamadýðýný ve bu fonda biriken paralarýn da, sermaye sýnýfýna kredi olarak kullandýrýlýp, iþçilerin kullanýmýna sunulmadýðýný söyledi. Çýkarýlan yasalarýn burjuvazinin sömürüsünü arttýrmasýnýn önündeki bir takým engelleri kaldýrdýðýný söyledi. Panelistlerin konuþmalarý sýk sýk katýlanlar tarafýndan kesilerek soru ve görüþlerini aktarmalarýyla, canlý tartýþmalarýn oluþmasýna neden oldu. Kimi yaþadýðý sömürüden bahsetti, kimi ise kendi görüþlerini özgür biçimde aktardý. Panelimize renk katan bir diðer þey de iki iþçi dostumuzun okuduðu þiirler oldu. Bir dostumuz bize Enver Gökçe’nin ‘Dost’ ve Nazým Hikmet’in ‘Kerem Gibi’ þiirini, diðer dostumuz ise Hasan Hüseyin Korkmazgil’den ‘Açýlýr Dükkanýmýz’ þiirini okudu. Daha sonra sözü Devrimci Ýþçi Komiteleri adýna Yýlmaz Ekþi aldý. Ekþi konuþmasýna yaþamýný insanlýðý maymunlaþmaktan insanlaþmaya ve insanlaþmaktan Yeni Ýnsan olma mücadelesine adamýþ bir iþçi olduðunu söyleyerek baþladý. Ýþçi sýnýfýnýn 19 Aralýk katliamýný ve devrimci tutsaklarý unutmamalarý gerektiðini belirtti. Sermayenin iþçi ve emekçilere saldýrýlarýnýn temelinde toplumsal sistemin, yani ücretli emek sömürüsüne dayanan sistem olduðunu belirtti. Meselenin özü ekonomik olduðunu, ve sýnýf savaþýmýnýn üstü son dönemde din savaþlarý biçimine büründürülmeye çalýþýldýðýný söyledi. Nasýl bir dönemde yaþadýðýmýzýn doðru

Cerrahpaþa’da Ýþçiler Kazandý

Ý.Ü. Cerrahpaþa Araþtýrma ve Eðitim Hastanesi’nde sendikalý olduklarý için 18 gün önce taþeron iþçiler iþten çýkarýlmýþtý. Ýþçiler 13 Ocak günü çadýr kurarak direniþe geçmiþti. Ýþten atýlan iþçilere desek için, her Perþembe günü çalýþan iþçiler, yemekhane boykotu yaptýlar ve Kardeþlik Sofrasý kuruldu. Ýþten atýlan Cerrahpaþa iþçileri, 22 günün sonunda zaferi kazandý. 30 Ocak günü yapýldýðý yemek boykotuna, Mücadele Birliði Platformu, KESK Ýstanbul Þubeleri Platformu temsilcileri, SES, BDSP, EHP ve birçok emek örgütü destek verdi. Dev Saðlýk Ýþ üyesi taþeron iþçileri hastane bahçesinde kurduklarý çadýr önünde bir araya geldi. Ýlk konuþmayý Dev Saðlýk Ýþ Sendikasý Örgütlenme Uzmaný Özge Yurttaþ, iþten atýlan 11 iþçinin bir an önce iþ baþý yapmalarý için mücadeleye devam edeceklerini belirtti. Ardýndan KESK Ýstanbul Þubeleri Platformu Sözcüsü Mustafa Turgut, taþeron þirketler iþçileri eskisi gibi rahat atamayacaklarýný belirterek, “Çünkü iþçiler her yerde taþerona karþý mücadele veriyorlar” dedi. Konuþmalarýn ardýndan yemekler daðýtýldý. Eylemde sýk sýk “Atýlan Ýþçiler Geri Alýnsýn”, “Taþerona Teslim Olmayacaðýz”, “Cerrahpaþa Ýþçisi Yalnýz Deðildir” sloganlarý atýldý. Örgütlü Olmanýn Zaferi Kutlandý 4 Þubat günü anlaþma saðlanmasý üzerine iþçiler, 22 gündür hastane bahçesinde kurulu olan direniþ çadýrýný emek dostlarýnýn da katýlýmýyla kaldýrdý. Dev Saðlýk Ýþ üyesi Cerrahpaþa iþçileri eyleme baþlama nedenlerini ve bir aylýk mücadeleyi kazanýmla tamamladýklarýný, çadýrlarýný kaldýrýrken de bu süreçte kendilerine destek olmuþ dostlarýyla bu sevinci paylaþmak istediklerini belirttiler. Cerrahpaþa iþçisi Hülya Bektaþ, 22 günlük mücadelenin sonunda kazandýklarýný ve bunda örgütlü olmalarýnýn çok önemli payý bulunduðunu ifade etti. Ýþten atýlmalarýnýn ardýndan bir çok sendika, meslek örgütünden, hastanede çalýþanlardan ve öðrencilerden destek aldýklarýný belirterek teþekkür etti. Ýþçilerden Sevim Bal direniþte hiç yalnýz kalmadýklarýný, bu mücadele sonucunda sendikalý olmanýn ne kadar önemli olduðunun bir kez daha anlaþýldýðýný belirtti. Bir direniþi kazanýmla bitirmenin heyecanýný yaþadýðýný belirten Bal, destek verenlerle bu coþkuyu paylaþmak istediklerini söyledi. Aynur Celiloðlu bir aylýk kararlý bir mücadeleyle kazandýklarýný, güçlü olabilmelerinin ise sendikalarýyla mümkün olduðunu ifade etti. Celiloðlu taþeron firmalarýn çalýþma sistemleri ve ayak oyunlarýna da deðinerek, sendikayla birlikte kararlýlýkla mücadele etmeleri sonucunda kazandýklarýný belirterek tüm iþçilerin mutlaka sendikalý olmasý gerektiðini söyledi. Cerrahpaþa iþçileri çadýrýn kendilerine 35 günlük direniþi kazanýmla bitiren Enerji-Sen üyesi BEDAÞ iþçileri tarafýndan kazanmalarý dileðiyle verildiðini hatýrlatarak “Nerede bir direniþ mücadele varsa biz bu çadýrý oraya götüreceðiz oradaki iþçi kardeþlerimizin kazanmasý için yanlarýnda olacaðýz”

tahlilini yapamazsak nasýl mücadele edileceðini doðru çözümleyemeyeceðimizi aktardý. Bilimsel tekniðin geliþim aþamasýyla üretimin devasa boyutlara ulaþtýðýný emperyalist-kapitalist sistemin krizini burada aramak gerektiðini ve Yeni Evre diye adlandýrdýðýmýz kapitalist sistemin yükseliþ deðil çöküþ aþamasýnda olduðunu söyledi. Ýnsanlýðýn kurtuluþunun sosyalizm olduðunu ve buna ulaþmak amacýyla da, demokratik halk devrimi yoluyla kesintisiz olarak proletarya diktatörlüðünün gerektiðini söyledi. Haziran ayaklanmasýnýn iþçi sýnýfý ve emekçi halklar açýsýndan önemine deðinen Yýlmaz Ekþi, önümüzdeki dönemde se-

PANEL çimlerin olduðunu ve iþçilerin bu aldatmacaya kulak asmamasý gerektiðini belirterek, “her kim ki sizi sandýkta oy kullanmaya çaðýrýyorsa burjuva parlamenter sistemin sürmesini istiyordur, kapitalist sömürünün sürmesini istiyordur, Haziran’da ayaklanarak burjuvazinin parlamentosunu reddeden yýðýnlarýn sorunlarýnýn çözümünün sandýkta deðil isyanda, ayaklanmada ve devrimde olduðunu göstermiþlerdir” diyerek anlattý. Konuþmasýný, seçimleri boykot etmenin önemine deðinerek sonlandýrdý. Bütün Ýktidar Emeðin Olacak! Hükümet Ýstifa Ýktidar Halka! Devrimci Ýþçi Komiteleri / Ýzmir

Yerel Yönetimler Forumu

İzmir’de 1 Şubat 2014 günü Tepekule Kongre Merkezinde İzmir forumlarının “YEREL YÖNETİMLER FORUMU” gerçekleşti. Açılışı Gezi’de ölümsüzleşenler için saygı duruşuyla başladı. 1.Oturumda; sağlık, ulaşım, çevre, barınma, ekoloji, kadın, eğitim başlıkları konuşuldu. 2.Oturum ise “Nasıl Bir Yerel Yönetim istiyoruz” başlığıyla başladı. Mücadele Birliği okurları olarak Konak Meydan Forumu adına oradaydık. Forumların birer devrim ve ayaklanma aracı olduğunu dile getirdik. Forumların yerel seçimler de boykot ve sokaktan yana tavrını koyması gerektiğini vurguladık. Gezinin bu sistemden bir kopuş olduğunu dile getirdik ve aşağıdaki metni kürsüden sunduk. “...31 Mayıs Gezi Ayaklanması yeni bir yüzyılın, ayaklanmalar yüzyılının kapısını araladı. Tarih üzerindeki ölü toprağını silkeleyip attı. Taksim'den, devrimin meydanından tüm ülkeye yayılan bu fırtına eski olan, köhnemiş her şeyi yıktı, dönüştürdü, devrimcileştirdi. Üzerimize polisi, toması, eli sopalı uşakları, gaz fişeğiyle gelen devlet ve AKP baltayı taşa vurduğunu artık biliyor. Ne diyordu o cesur duvar yazısında. SİL GÖZ YAŞLARINI, ARTIK HİÇBİRŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK. (...) Tencere-tavasıyla, bareti, talcidi, sprey boyasıyla yani isyanın olmazsa olmazlarıyla sokağa kendini atan milyonlar, artık kendi hayatlarını bu sömürü düzeninin insafına bırakmayacağını daha gür söylemiş oldu. İnanmayanlar, bir filarmoni bestesini andıran AKM üzerindeki pankartlara, gri merdivenlerin gökkuşağına bürünüşüne, paylaşmanın dilimizdeki o nazım tadı bırakan Taksim Komünü'ne, ellerini-gözlerini devrimin güzelliğine katan o yiğit kadınlara ve erkeklere baksınlar. (...)Bizler ayaklanmanın içinde doğduk forumlar olarak. Kararlar aldık uyguladık, dövüştük, meydanları yönettik, taş söktük, barikat kurduk, marşlar ve türküler söyledik. Ne için? Yarın için!! Bizler halkın orantısız zekasının ürünüyüz –emeğiyiz. Birer özyönetim, doğrudan demokrasi ve ayaklanma manivelasıyız. İşimiz sokağı, yönetmek,örgütlemektir. Gezi bir reddediştir. Tüm burjuva aygıtlar reddedildi. Devletin kutsal olan her şeyi parçalandı. Şimdi nasıl bir yerel yönetim istiyoruz sorusuna verecek cevabımız daha net ; Artık öğrendik özgürlük sokakta. Söktüğümüz taşlar, barikatlar henüz taze. Ethem’in ve ötekilerin kanı yerde, düşleri beklemekte. Biz cevabımızı ve nasıl yönetmek istediğimizi Taksim’de, Kızılay’da, Armutlu’da söyledik. Kaderimizi seçim sandığına hapsetmeyelim. Forumlar ve halk meclisleri birer alternatiftir. Gücümüzü, enerjimizi bunu büyütmeye verelim. Şimdi bu dakika, bu gücü ve inancı bize veren barikat barikat dövüşen emekçi halkımızdır. 'Kahramanlık çağını görmek isteyenler 31 Mayıs ve Haziran'a baksınlar. Barikatları güçlü kılan malzemeler değildi, başkaldıranların cesaretiydi.' Gerçek, yani devrim orada, bize gülümsüyor-yeter ki gerçeğin gözlerinin ta içine bakalım. Ancak o zaman 'ALİ İSMAİL’e SÖZÜMÜZ DEVRİM OLACAK' şiarı hayatın içinde somutlanır…. TEŞEKKÜRLER” İzmir'den Mücadele Birliği Okurları


12 - 26 Şubat 2014

MÜCADELE BİRLİĞİ

İnter net Sansürüne Karşı Taksim'de Taksim’de İnternet Sansürüne karşı toplanan binlerce kişi geceyi aydınlattı. Polisin tavrı aynıydı... Taksim ve İstiklal Caddesinde toplanan kişiler şüpheli şahıslar gibi dağıtılırken eylem yapmak büyük bir başarı her zamanki gibi. Diğer Taksim eylemlerinde polisin tavrı neyse bu eylemde de aynısı oldu. Taksim'in ilk konukları Gezi eylemlerine katılan genç sanatçılardan oluşan bir gruptu. Kaybolan tarihi mimari yapılar ve bazı önemli yapıların önünde dans ederek kısa bir klip çekmek için biraraya gelmişlerdi. Sabah parkta buluştuğumuzda 7-10 kişiydik, ama etrafımıza baktığımızda bizden daha fazla sivil polis, 2 devriye polisi vardı. Hemen çekim yapacağımız yere geldiler. Neyse sadece dans izlemekle yetindiler. Taksim akşama hazırlanıyordu. emek örgütleri, devrimci örgütler, sosyal ağ bileşenleri internet sansürü için Taksim’de toplanacaktı. Akşam saatleri yaklaştığında Onlarca TOMA meydanın farklı yerlerini işgal etti. Binlerce polis her ara sokağa Taksim'e çıkacak her sokağa yerleştirildi. Taksim Meydanı'nda başlayacak bir savaşa hazırlık yapılıyordu. Bir ordunun savaşa hazır edilmesi gibi, polis şefleri tartışıyor, sen oraya, o ekip nereye gitti, çevik buraya sesleri duyuluyor. İstanbullular için klasik şeyler bunlar. Ortalık sakin... Saatler ilerliyor... Sanki etrafta kimse yok. Ama saatler ilerledikçe görünmez bir ordunun askerleri gibi eylemciler bir anda ortaya çıkıyor. Sanki herkes eylemci gibi... Meydanın etrafı kafelerin önünde duranlar, ara sokaklarda toplananlar bir işaret fişeği bekliyor. Bir slogan atmak ya da alkış tutmak yeterli harekete geçmek ve toplanmak için. İstiklal Caddesi çıkışında Meydan tara-

fından birkaç kişi slogan atıyor. Polis hemen bilinen ve beklenen refleksi gösteriyor. Düşman göründü sar etrafını ve saldır. slogan duyulur duyulmaz arkandan binlerce kişi slogana katılıyor. Herkes o tarafa doğru koşuyor. Polis kitleyi İstiklal Caddesine doğru itekliyor ama başarılı olamıyor. Hemen TOMA'lar devreye giriyor. Ama eylemciler hazırlıklı. TOMA'lara karşı koyabilmek için gerekli olan maytap, hava fişekler hazır. Yarım saat boyunca polis yerinden hareket edemiyor. Bir TOMA’nın etrafı sarılıyor. Herkes eline ne geçirirse onunla vuruyor. Bir TOMA daha geliyor. Uzun süre kitleye tazyikli su sıkarak dağıtmaya çalışıyor. Ama nafile... Kitle dağılmıyor. Sıra gaz bombalarında. Sayfalar Ortak Platformu'nun “Uygulanan Sansür Duvarını Parçalayacağız” pankartı devrimci örgütlerin pankart ve flamaları çatışma boyunca dikkat çekiyor. “Her Yer Taksim Her Yer Direniş”, “Hükümet İstifa” sloganları sık sık atılıyor. Alman Hastanesi ö-

Ýnter net Yasaðý Nedir? Son yýllarda sermaye, ayaklanmalarla sarsýldý, sarsýlmaya devam ediyor. Sistemi yýkmak için vurulan tüm bu darbelerin en önde gelen aracý internet ve sosyal medya oldu. Halklar seslerini duyurmayan medyayý sosyal medya üzerinden aþtý; eylem haberlerini, amaçlarýný, hedeflerini duyurdu, çaðrýlarýný yaptý. Kýsacasý 21. yüzyýlýn daha ilk yýllarýnda yaþanan tüm ayaklanmalar ve devrimler internet üzerinden etkin bir çekilde seslerini dünyaya duyurdu. Bunun için hükümetler interneti yasakladý, sosyal aðlara giriþi engelledi, cezalar yaðdýrdý; yasalar-yasaklarla halkýn sesini kýsmaya kalktý. Ülkemizde de 2007 yýlýnda kabul edilen “5651 sayýlý Ýnternet Ortamýnda Yapýlan Yayýnlarýn Düzenlenmesi ve Bu Yayýnlar Yoluyla Ýþlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkýnda Kanunu”nda deðiþiklikler yapýlmak istendi.

Onlarca site hakkýnda davalar açan ve kapatan, videolarý yayýndan kaldýrtan hükümet, yeni deðiþikliklerle yasayý daha da sertleþtirdi. Eylemlerle dört bir yandan protesto edilen yasaklamalar þöyle:

• TÝB Baþkaný veya ilgili Bakan’ýn talimatýyla eriþim engellemenin müm-

Eylemcilere Yapýlan Saldýrý Protesto Edildi Sayfalarýn Ortak Platformu 8 Þubat günü Taksim’de yaþanan polis saldýrýsýný Galatasaray Lisesi önünde yaptýðý basýn açýklamasýyla protesto etti. Eyleme Mücadele Birliði, Halk Cephesi, SDP, Kaldýraç destek verdi. Eylemde sýk sýk “Her Yer Sansür Her Yer Direniþ”, “Bu Daha Baþlangýç Mücadeleye Devam”, “Her Yer Taksim Her Yer Direniþ” sloganlarý atýldý. Okunan basýn metninde 5651 sayýlý internet ceza kanunu 5 Þubat 2014 tarihinde Meclis Genel Kurulunda onaylandýðýný hatýrlattý. “Bu ceza kanunu gündeme geldiðinden bu yana birçok siteye eriþim engellenmiþ, bazý siteler ise bir açýlýp bir kapatýlarak sansüre alýþmamýz saðlanmaya çalýþýlmaktadýr” denildi. Meydanlar ve parklardan sonra internete örmeye çalýþtýðýnýz Sansür Duvarýný parçalayacaðýz, denilen açýklamanýn devamýnda “yaþam alanlarýmýza, özgürlüklerimize tepemize atanmýþ gardiyanlar tarafýndan yön verilmesine müsaade etmeyeceðiz!” denildi.

nünde polis sıkışıyor. Gençlerin kurduğu dev bir barikatla önü kesiliyor. Hiç aralıksız atılan hava fişekler polisi durduruyor. Gaz bombaları atılıyor peşpeşe. Burada Hüseyin isimli bir gazetecinin ayağına gaz bombası isabet ediyor. TOMA’lar barikatı dağıtmak için tüm hızıyla harekete geçiyor. Gaz bombalarından ara sokaklara dağılan eylemciler polisle çatışmayı gecenin geç saatlerine kadar sürdürdü. İstiklal Caddesi, Galatasaray, Tünel taraflarında ara sokaklarda çatışmalar gecenin ilerleyen saatlerine kadar sürdü. Gazetecileri de hedef alan polis çok sayıda gazetecinin yaralanmasına ve teçhizatların kırılmasına neden oldu. Eylemcilerden çok sayıda kişi yaralandı. Yaralılar eylemecilerin kurduğu acil sağlık ekipleri tarafından ilk tedavileri yapıldı. Bazıları hastaneye kaldırıldı. Eylemde gözaltına alınanların olduğu söylense de net bir rakama ulaşılamadı.

kün hale getirilmesi, • Eriþimin engellenmesi kararlarýnýn uygulanmasýný saðlamak üzere kurulan Eriþim Saðlayýcýlar Birliði’ne tüm servis saðlayýcýlarýn katýlmasý zorunlu tutularak, yapýlan engellemeleri sunucudan keserek herhangi bir þekilde eriþim saðlanamamasý, • DNS tabanlý engellemenin yaný sýra, URL ve IP tabanlý engelleme ile engelleme yöntemleri geniþletilmesi, • Ýnternet trafik bilgisinin zorunlu olarak tutulmasýnýn 6 aydan 1 yýla çýkarýlmasýyla verinin iþlenmesi ve fiþleme endiþeleri, • URL engelleme iþleminde anahtar kelime bazlý engelleme, • Hakimlerin 24 saat içerisinde karara baðlama zorunluluðu, • Engelleme kararý alabilecek Telekomünikasyon Ýletiþim Baþkanlýðý’nda bir MÝT görevlisinin yer almasý.

l na ü l G CENEVRE KONFERANSI o r SÜRERKEN Va i l A

5

Bugünlerde (10 Þubat’ta) ikinci turu baþlayacak olan Cenevre Konferansý, 22 Ocak’ta Ýsviçre’nin Montrö kentinde baþladý. Yapýlmamasý için baþta Türkiye olmak üzere bölge gerici, savaþ kýþkýrtýcýsý devletlerinin büyük çaba sarfettiði konferans, Rusya’nýn aðýrlýk koymasýyla yapýldý. BM’nin, Suriye devletini (dolayýsýyla Esad yönetimini) muhatap almak zorunda kalmasý, aslýnda konferans daha baþlamadan galiplerin ve maðluplarýn kimler olduðunu ortaya seriyordu. Konferans baþlamadan önce, Suriye yönetimince yapýldýðý iddia edilen, iþkence ve katliamlarýn resimleri ortalýðý kaplamýþtý. Uluslararasý basýn yayýn kuruluþlarýna servis edilen bu resimlere bakýlýnca ortada bir insanlýk suçu olduðu açýktý; ama artýk adet olmasý gerektiði üzere, bu suçu kimin iþlediðinin de sorulmasý gerekiyordu; ama emperyalist kapitalist devletler, dezenformasyona o kadar alýþmýþ durumdalar ki, kimse kalkýp bu sayýsý 10 binleri bulan fotoðrafý kimlerin nerede çektiðini dahi sorma gereði duymadý. “Muhalifler” denilen köpek sürülerinin kýtýr kýtýr insan doðradýklarý, canlý canlý insanlarýn kalplerini çýkarýp yedikleri, sarin gazý kullanarak insanlarý kavurduklarý ortadayken, kimse, bu fotoðraflarýn esas olarak bu dinci çetelerin icraatlarý olabileceðine dair bir þey söylemedi. Ve iþte “Suriye’de iç savaþa çözüm bulmayý amaçlayan” konferans bu koþullarda baþladý. Konferansa ne Suriye devletinin ne de “muhaliflerin” tarafýnda katýlmayý kabul eden PYD, üçüncü ve baðýmsýz bir taraf olarak konferansa katýlmak istemesine raðmen davet edilmedi. Tek baþýna bu konu bile, yani Rojava’nýn siyasi statüsünün gelecekte nasýl olacaðý konusunun gündeme alýnmamasý bile, konferansýn bir çözüm konferansý olmadýðýný göstermeye yeterdi. Türkiye’nin konferansta bulunmasýnýn yegane nedeni ise, birçoklarý tarafýndan da dillendirildiði gibi, konferansýn baþarýsýz olmasýný saðlamaktý. Çünkü, Türkiye, bu konferansýn yapýlmasýna en baþýndan beri karþý çýkmýþ ve sorunun tek çözümü olarak Esad yönetiminin yýkýlarak yerine kendisinin el altýndan (her ne kadar durdurulan TIR’larla artýk her þey ayyuka çýkmýþ olsa da!) desteklediði “muhalifler”den oluþan yeni bir iktidarýn kurulmasýný göstermiþti. Konferansýn toplanmasýný engellemeyi baþaramadýlar; ama “taraflarýn BM nezdinde tanýnmasý”yla, bir de PYD’nin baðýmsýz bir taraf olarak katýlýmýnýn engellenmesiyle teselli buldular. Suriye devleti, konferansa “eli güçlü” olarak katýlan taraftý; çünkü içeride çetelere karþý savaþýnda önemli mesafeler katetmiþ, onlarýn kendi aralarýndaki çeliþkilerinden de yararlanarak, konumunu güçlendirmiþti. BM’nin “geçici hükümet” önerisini geri çevirdiler ve Suriye’de kimin gidip, kimin kalacaðýna sadece Suriye halkýnýn karar vereceðini söylediler. Suriye Dýþiþleri Bakaný, Türkiye’yi içerideki karþýt gruplarý desteklemekle eleþtirdi. Zaten görünen köy kýlavuz istemiyordu; ancak Suriye’nin istendiðinde bu konuda ileri sürebileceði sayýsýz delil olduðu ortadaydý. Sadece “Esad’ýn Suriye’yi yönetmek için ahlaki olarak meþruiyeti, fiilen de kudreti kalmamýþtýr” diyen Davutoðlu’na, “Bunu siz mi söylüyorsunuz? Kendi ülkesinde ‘yönetememe krizi’ ile karþý karþýya olan bir iktidarýn dýþiþleri bakaný...?” demeleri bile yeterli olacaktý. “Kurulacak geçici hükümette Beþar Esad’ýn yer almasýnýn söz konusu olmayacaðýný” söyleyen ABD Dýþiþleri Bakaný John Kerry de, günü kurtarmaya çalýþmanýn dýþýnda bir þey yapmýþ olmuyordu. Destekledikleri “muhalifler”in yenildiðini görmeyen Türkiye kadar kör deðillerdi kuþkusuz; ama Rusya’nýn politik ataklarýný savuþturmanýn ve ileride, þahýn önündeki piyonu düþürmenin baþka bir yolu olmadýðýný biliyorlardý. Ortadoðu satrancýnda denklemlerin Ýran üzerinden kurulduðunu herkes bilir. Ýran’ýn konferansa çaðrýlmamasý, dahasý katýlýmýnýn engellenmesi, bunun en bariz göstergesidir. Emperyalist-kapitalist devletlerin dikkatlerinin esas olarak Ýran üzerinde olduðu açýk. RTE’nin ani Ýran ziyaretinin nedeni de budur. Türkiye, uluslararasý alanda kaybolmuþ prestijini, Ýran ziyaretiyle yeniden kazanmaya çalýþýyor. Bazýlarý RTE’nin ziyaretini, Türkiye’nin Suriye politikasýnýn deðiþmesine yorsalar da durum hiç de öyle görünmemekte. Birincisi, konferansýn engellenme ve baþarýsýzlýkla sonuçlanmasý çabalarýnda görüldüðü gibi, Türkiye’nin Suriye politikasý hiç de deðiþmiþ deðildir. Ýkincisi, Türkiye son yapýlan operasyonlarda ortaya çýktýðý gibi Ýran’la yürüttüðü kimi iþleri eline yüzüne bulaþtýrmýþtýr ve þimdi bunun üzerini örtme telaþýndadýr. Ama artýk mýzrak çuvala sýðmamaktadýr. Rusya Dýþiþleri Bakaný Sergey Lavrov, “müzakerelerin basit ve çabuk olmayacaðýný” söylüyor ve Cenevre konferansýna katýlanlarýn “tarihi bir sorumlulukla” karþý karþýya olduklarýný vurguluyor. Oysa Türkiye, tam da zaman konusunda sýkýþmýþ bir devlet olarak, týpký satranç oyununda olduðu gibi, hata üstüne hata yapýyor. Ýçeride devrimin gün geçtikçe artan baskýsý, siyasi iktidarý lime lime daðýtýrken, dýþarýda “siyasi prestij” arayýþlarý sonuç vermiyor. Meþruiyet konusunda Esad’a yüklenenlere tüm dünyayla birlikte kargalar bile gülüyor.

Sarıgazi halkı da 8 Şubat akşamı Taksim’de eyleme yapılan saldırıyı duyduklarında, sokağa çıktılar ve bir eylemle polis saldırısını ve internete sansürü protesto ettiler.


6

12 - 26 Şubat 2014

MÜCADELE BİRLİĞİ

Sansüre maruz kalmadan önce sayfamızı paylaşalım, duyuralım ve düşüncelerimizi yazalım dostlar. Sonra facebook olmaz başka bir yerden devam ederiz #oyumsokağa

Bizim de seçim şarkımız var ! "...yerel ve genel seçimseçin bakalım seçinki dön baba dönelimaynı yere gelelim..." #oyumsokağa

Sanıkların avukatlarına seslenen anne Korkmaz, "Bu katillerin avukatlığını yapmayın. Elinizi vicdanınıza koyun" dedi. Anne Korkmaz, önce oğlunun resmine baktı ardından salondaki avukatlara ve izleyicilere dönerek, "Sizinle gurur duyuyorum. Hepiniz benim çocuklarımsınız"

Katillerini Tanıyoruz! Haziran ayaklanmasýnda Eskiþehir’de polis sloganlar atýlýyor, halaylar çekiliyor, þarkýlar ve ve sivil faþistler tarafýndan dövülerek katledilen marþlar söyleniyor. üniversiteli genç Ali Ýsmail Korkmaz’ýn ilk Kayseri’den de ciddi bir katýlým vardý. Özelduruþmasý Eskiþehir’den kaçýrýldý ve “güvenlik” likle gençlerin katýlýmý çok iyiydi. Daha sonra görgerekçesiyle Kayseri’de yapýldý. dük ki eylem sonrasý Kayserili gençler internette Dava günlerce gündemde kaldý. Devlet mahki paylaþýmlarýnda “bugün çok güzel bir gün gekemeyi Kayseri’ye kaçýrmakla kalmadý, 2000 çirdik, tüm dostlara çok teþekkür ederiz...” polis, TOMA ve helikopterlerle kendi güvenliðini tarzýnda mesajlar atmýþlar. Demek ki Ali nerede de aldý. Adliyenin etrafý çembere alýndý. Kayolursak olalým bizleri ayný duygularla birleþtiriyor. seri’nin tüm giriþ çýkýþlarýnda arama noktalarý kuAdliyeye 150 metre uzaklýkta kurulan bariruldu. Þehir dýþýndan gelen tüm araçlar arandý, yerler etrafýnda toplanan kitleye bir ses aracýndan GBT yapýldý. hitap ediliyor. Bizler Devrimci Öðrenci Birliði olaSabah. eksinin altýnda bir hava ve yollarda rak da düþüncelerimizi þu þekilde ifade ettik; “Bizler Gezi’den çok þey öðrendik. Bunlardan en donmuþ küçük su birikintileri vardý. Þehre sabah önemlisi de þuydu, eðer polis bir yeri koruyorsa saatlerinde vardýk. Ýstanbul’dan yola çýkan araçlar orasý bize ait deðildi. Bugün de polisler meclisi sürekli durduruldu. Kurulan arama noktalarý, eskoruyor, adliyeleri koruyor. Ýþte sadece bu yüzkortlar, her yüz metanıklar dinlenmeye baş- den bile bu düzenin mahkemelerine ve meclirede yol boyunca ladı. Sanıklar, Ali İsmail'i sine güvenmiyoruz. Katillerden hesabý bizler, trafik polisleri... Adlitanımıyormuş(!) Sanıkgençler soracaðýz. Bu sokaklarda hesap ye’ye biraz uzak bir lardan biri Şaban Gökpınar soracaðýz. Bizim Ali’ye sözümüz bu devrimi noktada otobüsler du"Ben Ali İsmail diye tabir ediruyor. Ýnsanlar birden len şahsı görmedim, zaten gö- yapmak olacak.” Bu arada TGB’li faþistler de kendilerini yola rüntülerde de yokum" şeklinde mahkemeye geldiler, konuþma yaptýlar. Ama atýyor, koþa koþa ve ifade verdi. Sanıklardan Şaban konuþmalarý ‘Yaþasýn Halklarýn Kardeþliði’ ve sloganlar atarak adli- Gökpınar ve Hüseyin Kadir'in ‘Faþizme Karþý Omuz Omuza’ sloganlarýyla ve yenin önüne gidiyo- sorgusu sona erdi. Her ikisinin ýslýklarla protesto edildi. ÝP-TGB faþistlerinin ruz. Gençler arama de ifadeleri aynı, Ali İsmail yaptýklarýnýn unutulmadýðýný gösteren güzle bir noktasýndan hýzla ge- Korkmaz'ı tanımadıklarını ve örnek bu. Bu faþistler alanda da çiyorlar. Kendilerini suçlamaları kabul etmediklerini yalnýzlaþtýrýldýlar. aratmýyorlar. Gençler söylediler. Ýçeride Adliye’de ise baþka bir mücadele Yalçın Akbulut'un savun- sürüyor. Sabah bizim tanýk olmadýðýmýz adliöfkeli! Ethem Sarýsülük davasýnda ması alınıyor. Cevaplar yine yeye giriþ sýrasýnda yaþanan arbededen sonra gayaþanan skandallar aynı.. Hatırlamıyorum... Bilmi- zeteciler, Ali’nin ailesi, avukatlar ve Ethem’in geliyor aklýna insanýn. yorum... Kaçamak cevaplar... ve ailesi duruþmaya alýndý. Ardýndan katiller getiGençler slogan atýyor, suçlamalar kabul edilmiyor. rildi. Ali’nin ailesi ilk defa oðullarýnýn katilleSanık Mevlüt Saldoğan riyle karþý karþýya geldi. Adliye bahçesinde de kitle alkýþlýyor ve arama noktasýndan ifade vermeye başladı. Avukatı, binlerce kiþi pankart ve sloganlarla, adliyede ise polisler hýzlýca çekili- Ebubekir Harlar'ın "Öldürücü 150 avukat, ailesi, dostlarý, yoldaþlarý savunuyor darbeyi Mevlüt vurdu" sözle- Ali’yi. yor. riyle ilgili soruya yanıt verilmeDuruþma devam Duruþma salonuna ses sistemi sini engelliyor ve çelişkili ederken, birçok ilden kurulmadýðýndan mahkeme heyetinin ifadeleri sonrası susması yögelen 2–3 bin konuþmalarý salonda duyulmuyor. Mahkeme nünde talimat veriyor. civarýnda ki kitle mikrofonun bulunmasý için ara veriyor. Mikro(çoðu gençlerden fon aradan sonra yani öðle saatlerinde bulunuoluþan) soðuktan sürekli hareket halinde, sýk sýk yor. Ýddianameler okunup kabul edildikten sonra,

S

“Hepimiz Mehmet’iz, Öldürmekle Bitmeyiz” ý, Kar’ýn 2. duruþmas anýþaþ ýt al yv A et m Meh m Day e görüldü. Taksi tal Adliyesi’nd sýyla toplanan binlerce kiþi masý’nýn çaðrý önünde bir araya geldi. Kartal Adliyesi

Günler öncesinden mahkemeye çaðrýlar yapýldý. Saat 12.00’den itibaren Mehmet Ayvalýtaþ’ýn ailesi, arkadaþlarý ve dostlarý adliye önünde toplandý. Mehmet Ayvalýtaþ’ýn babasý Ali Ayvalýtaþ, anneannesi Neslihan Karagöz ve bir çok yakýný mahkemeye katýldý. Adliye önünde toplanan devrimci örgütler siyasi partiler eyleme destek verdi. Ayvalýtaþ ailesini yalnýz býrakmayan Ethem Sarýsülük’ün ailesi de Adliye önündeydi. Sayfi Ana Mehmet ve Fadime Ayvalýtaþ için gözyaþlarý içinde konuþma yapýtý. “Ben Emel’in yerine geldim, sadece Ethem deðil, hepsi benim çocuðum” dedi. Bu kez forum alaný mahkeme önüydü. Mahkemeyi izlemek için orada bulunan herkes forumda düþüncelerini ifade etti. Kitlenin öfkesi bekledikçe, konuþmalar sürdükçe artýyordu. Mahkeme sürerken birçok kez polisler ile eylemciler karþý karþýya geldiler. Daha doðrusu eylemciler polisleri adliyenin giriþ kapýsýna iyice sýkýþtýrdýlar. Ve olumsuz gelen haberlerin ya da polislerin tavýrlarýndan dolayý sürekli olarak taþ, çatapatlar, su þiþeleri ile saldýrdýlar. Adliye’nin giriþ kýsmýnda ki birçok cam kýrýldý. Mahkeme boyunca gerginlik devam etti. Saat 15:00 sularýnda hakimler avukatlarý dinlemeden davayý bitirmeye çalýþtý. Salonda büyük bir arbede çýktý. Ýnsanlar hep bir aðýzdan slogan attý. “Analarýn

ifade veren Haymana Ekmek Fýrýný’nýn sahibi tutuklu sanýk Ýsmail Koyuncu, Ali Ýsmail’in kaçtýðý sýrada arkasýndan polislerin koþtuðunu söylüyor, sanýk polisler Mevlüt Saldoðan ve Yalçýn Akbulut’un eylemcileri dövdüðünü belirtiyor. Koyuncu, mahkeme heyeti önünde sanýk polisleri parmaðýyla göstererek tespit ediyor. Koyuncu, Akbulut’un saçlarýnýn o dönem uzun olduðunu ve sakallý olduðunu da sözlerine ekliyor. Anne Emel Korkmaz oðlunun fotoðrafý elinde önünde duran askerlere “çekilin” diyor, “Kaldýrýn bu et duvarýný. Yüzüme baksýnlar.” Askerlerde yere kalkýyor. Zanlýlar bu kez sererek havalara bakmaya uzanmaya baþlayýnca anne: “Havalara çalýþýyor, bakma, yüzüme bak.”, bazýlarý ise bir duvara “Ben bu surette gönderdim sýrtýný yaslýyor. Ali’yi Eskiþehir’e” diyor. Adliye’de ise sanýklarýn Duruþma önardýndan Korkmaz ailesinin talepleri cesi oðlunun katilleri ayseri'de bir kafeyi eylemciler çok soruldu. Baba Þahap Korkmaz, ile karþýlaþtýðýnda sayoğun kullanıyorlardı. Hemen “Oðluma kasýtlý olarak davranýlmýþ, londa anne Emel hemen yiyecek ve içeceklerini ora- pusu kurularak öldürülmüþ” dedi. Korkmaz’ýn sesi dan karşılıyorlardı ve sürekli olarak bu kaOðlunun öldürülmesini vahþet olayankýlanýyor: “Ne feye gidilip dinleniliyordu, ihtiyaçlarımızı rak tanýmlayan Korkmaz, “Ali yaptýnýz bu çocuða? buradan gideriyorduk. Ayrılmadan önce Ýsmail’i hastanede gördüðümüzde Nasýl kýydýnýz? kafenin sahibi olan arkadaş biz eylemciler her tarafý morluklar içerisindeydi. Çocuklarýnýzýn yü- için şöyle bir ifade de bulunuyor; “televizDiþleri kýrýlmýþtý, kafasýnda kýrýklar züne nasýl bakabili- yondan sizlerin yaptıklarınızı görüyoruz. vardý, gözlerini açamýyordu. Bunu Ama televizyondan sizleri uyumsuz, hoşyorsunuz?” yapan insan olmaz. Ali Ýsmail, ben Dýþarýda adli- görüsüz insanlarmış gibi lanse ediyorlar, şu bir yýlaný öldürdüðümde karþýma yenin önünde bekle- an ne kadar yanıldığımı görüyorum. Sonra durup ne yapýyorsun diyerek bana yen 2 bin civarýnda ki mahkemede tekrar görüşüceğiz, o zaman kýzdý. Oðlumun yüreði insanlýk, iyikiþi soðuða raðmen sizlere daha fazla yardımcı olacağımdan lik doluydu. Onu öldürenleri en aðýr halaylar çekiyor, slo- emin olabilirsiniz. Sizin davanızda ne kadar haklı olduğunuzu şimdi daha iyi an- cezayla cezalandýrýlsýn” dedi. ganlar atýyorlar, ladım.” Anne Emel Korkmaz, elinde Kayseri’de oturan oðlunun resmi, sanýklarýn yüzene bainsanlarýn getirdikkarak þunlarý söyledi: “Benim oðlum 19 yaþýnda leri kömür ve odunlarla ateþler yakýlýyor, Kayseri katledildi. O güne kadar bir tokat vurmadým. Bir üzerinde kocaman bir duman kütlesi oluþuyor. anne olarak buna dayanýlmaz ama ben dayandým, Bekleyenler soðuða raðmen dýþarýda beklemeye katillerinden hesap sormak için. Ali Ýsmail, en ufak devam ediyor, bazý gençler beton üstüne kartonlarý bir lanet dahi okumazdý. Ben 8 aydýr kan aðlýyordum ama bugün burada yüzüm güldü. Bunlarýn söylediklerine kim inanýr. Sabahtan beri öfkesi katilleri boðacak” “Mehmet Ayvalýtaþ Ölümelimdeki fotoðraflara bakamadýlar. Benim oðlum süzdür” 3.duruþmanýn tarihini öðrenen aile üyeleri öðretmen olup geleceðe güzel evlatlar ve kitle sloganlarla adliye dýþýna çýkýp basýn açýklamasý yaptý. Hakim savcýnýn mütalaasýný bile dinyetiþtirecekti.” lemeden duruþgmayý 21 Mayýs’a erteledi. Mahkeme, tutuklu sanýklarýn tutukluluk haliÖfke öyle yoðundu ki insanlar akþam Kadýköy nin devamýna karar verdi. Korkmaz ailesinin, olay Altýyol’da bir araya geldi. Altýyol’da toplanan kitle anýna iliþkin anlatýmlardan yola çýkarak Yalçýn Aksýk sýk “Bu Daha Baþlangýç Mücadeleye Devam”, bulut’un da tutuklanmasý talebi reddedilirken, Ali “Hepimiz Mehmetiz Öldürmekle Bitmeyiz”, “Her Ýsmail Korkmaz’ýn olay günü yaptýðý telefon Yer Taksim Her Yer Direniþ” “Mehmet Ayvalýtaþ görüþmelerinin kaydýnýn istenmesine karar verildi. Ölümsüzdür” sloganlarý attý. Kitlenin önünde Mahkeme heyeti, sanýklarýn farklý avukatlar “Hepimiz Mehmet’iz, Öldürmekle Bitmeyiz”, “Bu tarafýndan savunulmasý talebi konusunda ise kararý Dava Bizim”, “Rahat Uyu Ana, Evlatlarýn Nöbette” yazýlý pankartlar taþýndý. sanýklara býraktý. Kadýköy çarþý içine yürüyen kitle, yol üzerinde Duruþma 12 Mayýs’a ertelendi. oturma eylemi yaptý. Muharrem Ayvalýtaþ ve Zafer Dava sonrasý dýþarýya çýkan ve kitleye hitap Cömert, üzerinde kardeþlerinin fotoðraflarýnýn eden, Ali Ýsmail’in ailesi duruþmanýn olumlu olduðu dövizlerle eyleme katýldý. Yürüyüþ Kadýköy geçtiðini belirterek mutlaka katillerin Moda’ya kadar sürdü. Burada Mehmet Ayvalýtaþ’ýn cezalandýrýlmasý için mücadele edeceklerini belirti. kuzeni Volkan Ayvalýtaþ duruþma salonunda adaletAbi Gürkan ise; “bizleri sahiplendiðiniz için size ten baþka her þeyin olduðunu söyledi. teþekkür ediyorum” dedi. Abdullah Cömert’in aðabeyi Zafer Cömert, Anne; “benim bir oðlumu öldürdüler, ama “kardeþimi öldürenlerin ceza alacaklar mý diye bana soruyorlar umutlu musun, Ben sadece umutlu benim için hepiniz Ali’siniz, çok teþekkür ederim deðilim, kararlýyým. Katillerin cellâdý olmak için “dedi. Baba; Mahkemeyi Kayseri’ye, kararlýyým” þeklinde konuþtu. kaçýrdýklarýný belirterek insanlarýn davaya destek Kitle açýklamalarýn ardýndan yeniden Boða’ya olmalarýný engellemeye çalýþtýklarýný belirti, ama yürüdü. Yürüyüþü engellemek için polis insanlara bizi yalnýz býrakmadýnýz teþekkür ederiz dedi. gaz bombalarýyla saldýrdý. Çatýþma gece yarýsýna Þehir dýþýndan gelen otobüsler geç saatlerde kadar sürdü. yola çýktý.

K


12 - 26 Şubat 2014

Haddini bil Tuğrul Türkeş! Gezi Ayaklanması’nda AKM’ye eşkiyanın değil!... DENİZ GEZMİŞ’in resmi asılmıştı! selah özakın @selaozakin

Ýzmir Öðrencileri Sansürü Protesto Etti

AKP hükümetinin kabul ettiði internet sansür yasasýna karþý tüm yurtta yapýlan isyan çaðrýlarýna Ýzmir de sessiz kalmadý. DÖB’ün çaðrýsýyla Alsancak Sevinç Pastanesi önünde 8 Þubat’ta saat 19.00’da toplanan kitle ajitasyonlarýn ardýndan yürüyüþe geçti. Alsancak’ta yapýlan yürüyüþün ardýndan kitle sloganlarla Lozan Kapýsý’na doðru yürümeye devam etti. Yürüyüþ esnasýnda “Hükümet Ýstifa Ýktidar Halka”, “DNS’i Deðil Ýktidarý Deðiþtir”, “Halkýn Ýsyaný Sandýklarýndan Büyük”, “Halkýz Haklýyýz Kazanacaðýz” sloganlarý atýldý; “Oyum Sokaða” dövizleri taþýndý. Lozan Kapýsýnda kýsa süre yol kapatýldýktan sonra yine yol kapatýlarak Sevinç Pastanesi önüne geri dönüldü. Ajitasyon konuþmalarýnýn ardýndan eylem sona erdi. Eyleme Halk Cephesi, %99 Hareketi, Kaldýraç, EHP destek verdi. Devrimci Öðrenci Birliði-Ýzmir

Uyan Berkin Yaþanacak Çok Þey Var!

Liseler Bizimdir Ýnisiyatifi, Ankara’da Berkin için bir eylem düzenledi. Okullarý baþlayacak olan liseliler “Uyan Berkin Okullar Açýlýyor” pankartýyla Yüksel Caddesi’nde toplanarak Güvenpark’a yürüdü. “Gençlik Gelecek Gelecek Sosyalizm”, “Liseler Bizimdir Bizimle Özgürleþecek”, “Uyan Berkin Yaþanacak Çok Þey Var” sloganlarýyla Güvenpark’a geldiler. Yürüyüþ boyunca etraftan alkýþlarla liselilere destek vardý. Güvenpark’a gelindiðinde basýn açýklamasýna geçildi. Liseler Bizimdir Ýnisiyatifi adýna okunan açýklamada; “Berkin 238 gündür uyuyor! Bugüne kadar dört ameliyat geçirdi ve þu an yoðun bakýmda, solunum cihazlarýna baðlý olarak yaþýyor. Yarýn hepimiz yeni bir döneme baþlayacaðýz, sabah okullarýmýza gideceðiz. Berkin ise bugün bizle olacakken, bizimle okula gelecekken, onunla koca bir geleceði örecekken o hala komada, o hala uyumakta. Oysaki bu sabah onunla birlikte uyanacaktýk. Onunla þarkýlar söyleyecek, oyunlar oynayacaktýk... “Berkin Elvan 238 gündür komada! Onu vuran polis bugün elini kolunu sallayarak gezmekte. Onu vuran yalnýzca o polis deðildir bu devlettir, bu sistemdir. Onu vuran bu satýlmýþ medyasýyla, Ethem’i baþýndan silahla vuran kolluk güçleriyle, tecavüzcüleri katilleri aklayan hukuk sistemiyle, bizi gece gündüz izleyen mobeseleriyle, 56 aylýktan itibaren beynimizi yýkayan bu eðitim sistemiyle, halktan çaldýklarý paralarý ayakkabý kutularýna saklayan hýrsýzlarýyla bütün olan bu devlettir, bu sistemdir.... “Berkin Elvan 238 gündür komada! Bugün bizler Berkin’i vuranlarý tanýyoruz ve Berkin’in hesabýný soracaðýz. Biliyoruz ki onu vuranlar, bugün bizleri okullarda sistemin bir çarký gibi yetiþtirmeye çalýþanlardýr. Biliyoruz ki onlar hayatý insanýn insana kulluðu üzerine kuranlardýr. Ve bizler bunu reddediyoruz... “Liseler Bizimdir Ýnisiyatifi olarak Berkin için sokaklardayýz, hesap soruyoruz. Çünkü gerçek özgürlüklerimizi ancak sokakta, mücadele alanlarýnda kazanabileceðimizi biliyoruz. Ancak örgütlü gücümüzle zafere ulaþabileceðimizi biliyoruz. Tüm liselilere çaðrýmýzdýr. Liseliler Ayaða, Hesap Sormaya! Berkin Elvan, Mücadeleye Devam!” denildi. Daha sonra Eðitim-Sen’den bir lise öðretmeni söz alarak, desteðini ve her zaman yanlarýnda olacaklarýný söyledi. Eylem Berkin için okunan þiirlerle ve halaylarla sona erdi. Ankara / Devrimci Öðrenci Birliði

Gezi Tutsaðýna Saldýranlara Dava

Gezi Ayaklanmasý sürecinde tutuklanarak gönderildiði Metris Cezaevi’nde adli mahkumlarýn saldýrýsýna uðrayan Özgür Yýldýrým’ýn açtýðý dava kabul edildi ve saldýrgan 3 mahkum hakkýnda dava açýldý. 8 Temmuz 2013 günü Ýstiklal Caddesi’nde yaþanan polis saldýrýsýnda tutuklanan Özgür Yýldýrým, birkaç gün sonra da adli tutuklularla dolu koðuþta saldýrýya uðradý. Ýlk günlerde sürekli tehdit edilen, geceleri uyutulmayan Yýldýrým, 13 Temmuz günü de tekmeli-yumruklu saldýrýyla karþý karþýya kaldý. Ýdareye olaylarý anlatmamasý için tehdit edilen Yýldýrým’a Cezaevi Müdürü tarafýndan da “bir þey olmadý, þikayetçi deðilim” þeklinde belge imzalatýlmak istendi. Avukatýnýn ziyareti ile yaþadýðý saldýrý ortaya çýkan Yýldýrým, 15 Temmuz günü hastaneye götürülmüþ, ayný gün de tahliye edildiði haberini almýþtý. Müvekkilinin canýna kastedildiði gerekçesi ile cezaevi idaresi ve mahkumlar hakkýnda suç duyurusunda bulunan Avukat Sevinç Sarýkaya, Þubat ayýnýn ilk günlerinde, saldýrganlar hakkýnda dava açýldýðý haberini verdi. Kýsa bir açýklama yapan Sarýkaya, böyle bir saldýrýnýn görmezden gelinmeyip dava açýlmasýnýn olumlu bir geliþme olduðunu, ancak davanýn 3 adli mahkuma açýldýðýný, bu saldýrýlara sebebiyet veren ve örtbas etmeye çalýþan cezaevi yönetiminin yine cezalandýrýlmadýðýný söyledi.

Topa Vur mak Yerine Slogan Attılar!

İspanya Kral Kupası çeyrek finali rövanş maçında Racing Santander - Real Sociedad takımları karşı karşıya geldi ama oyuncular bu kez futbol oynamak yerine eylem yaptılar! Ev sahibi takımın oyuncuları üç aydır paraları ödenmediği için saha içinde grev yaptılar. Santander - Real Sociedad maçı öncesinde oyuncular, paraları ödenmediği için maça çıkmayacaklarını kulüp başkanına söylemelerine rağmen, kulüp başkanı ve yönetim kurulu bu uyarıyı ciddiye almayınca, Santander oyuncuları maçın başlamasıyla birlikte orta sahada kol kola girerek kulüp başkanını ve yönetim kurulunu protesto etti. Santander oyuncularının grev yapması nedeniyle maç iptal oldu. Racing Santander oyuncularının başlama düdüğünün ardından top peşinde koşmak yerine orta sahada toplanıp eylemlerine başlamaları İspanya'da hem futbolculardan hem de taraftarlarından büyük destek aldı. Ünlü futbolcular twitter hesaplarından “yanınızdayız” mesajları attı. Hakemlerin maçı iptal etme kararının ardından Santander’in hükmen mağlup sayılacağı, Barcelona'nın yarı finaldeki rakibinin ise Real Sociedad olacağı öğrenildi.

eş n Gü t u m U

MÜCADELE BİRLİĞİ

7

Sokaða Sansür Ýþlemez!

Ýnternette sansür yasasý meclisten geçti! Çaldýklarýný ayakkabý kutusunda saklayanlar, daha da fazlasý ortaya çýkmasýn diye; herkesin “kiþisel haklarýný” bilgisayar kasalarýnda güvence altýna alýyor. Baþbakan da Ýstanbul’da “Çok çok affedersiniz, kusura bakmayýn, edepsiz görüntülere dokunma diyerek, edepsizce sokaða çýkýyor,” diyerek bu yasanýn neden çýkarýldýðýný çok güzel özetliyor! Demek ki yaptýklarýnýn edepsizlik olduðunu kabul ediyor. Ve burjuva sýnýfýn tüm edepsizlikleri ifþa olmasýn diye her þeyi yapmaya hazýrlar. Herkes artýk çok rahatlamýþ olmalý, ne de olsa herkesi dinleyen burjuvazi artýk sanal alemde haklarýmýzý koruyacak! Artýk her birey güvende. Yaþasýn kiþisel haklar ve özel yaþamýn gizliliði ilkesi, kahrolsun toplumun özgürlüðü! Yaþasýn burjuva sýnýfýn ‘bir’icik iktidarý, kahrolsun burjuva iktidara karþý olanlar! RTE’nin bilinç altýnda yatanlar bir kenara, TV ekranlarýnda, yazýlý basýnda dile getirdikleri “kiþisel haklarý” koruma altýna alýyoruz, interneti güvenli hale getiriyoruz sözleri koca bir yalan. Bu eski bir tartýþma ama burjuva iktidarlarýn en güvenilir silahlarýndan biri olan “bireyin özgürlüðü”, “bireyin haklarý” vs türünden lakýrdýlar bilinen liberal görüþlerdir. Burjuva özgürlük kavramý, halklarýn ve emekçilerin özgürlüðü dýþýnda her þeyi içeriyor. Burjuva iktidarý güvence altýna alacak her türlü ahlak, her türlü birey hakkýný içeriyor. Çünkü burjuvazi kendi iktidarý ve iktidarýnýn devamlýlýðý için bu haklarý tanýyor! Ama bir sýnýf olarak karþý koyuþun amansýz düþmanýdýr burjuvazi! Zira orada kendi yok oluþunu görür ama “birey”de kendi varlýðýný!... Burjuvazi “ben”cidir. “Bencil”dir. Toplum adýna konuþtuðu her an, bahsettiði kendi sýnýf çýkarlarýdýr esasýnda. Birincisi; “kiþisel haklar” dedikleri þey burjuva özel mülkiyeti ve bu mülk edinmenin yasalarýný içermektedir. Yani bildiðimiz çalma, sömürme ve gerekirse öldürme! Ýkincisi; güvenli internet diye bahsettikleri burjuva iktidarýn güvence altýna alýnmasýdýr. Her türlü eleþtirinin yok edildiði bir ortamý yaratmaktýr. Bugün AKP þahsýnda Türkiye tekelci kapitalizmi, emekçilerin yumruðu altýnda ezilmiþ burjuva sýnýflarýn yaþadýðý bunalýmý ve çöküþü yaþýyor. Normal þartlar altýnda burjuvazinin kabul edebileceði pek çok þey bugün tahammül edilemez boyutta. Ýnternette ki sansür bunu ifade ediyor! Ama insanlýk nelere þahit oldu! Burjuvazi kendi sýnýf çýkarlarýný korumak için neler yapmadý ki? Kremetoryumlar, dünya savaþlarý ve bu savaþta yaþananlar akla ilk gelenler. Ve bu kanlý tarihin sahibi burjuva sýnýflar hep “bireyin” özgürlüklerinden bahsedip, koruyucusu olacaklarýný ilan ettiler. Ne zaman ki tüm toplumun özgürlüðü gündeme gelir, o zaman polis joplarý, asker dipçikleri ve anayasal zincirler “birey”i korumak adýna iþler! Ne zaman ki toplum farkýna varýr kendisinden çalýnanlarýn, o zaman “birey” kazançlarý, kayýplarý gündeme gelir! Ne zaman ki toplum kendisinden saklanan gerçekleri öðreniverir ve harekete geçer, o zaman “birey” in haklarýna olan saldýrýlarý durdurmak için sansür devreye girer. Ve bunun hep böyle gideceðini zannederler!... Neyse ki sokaklar var! Evet, karanlýðýn sizi boðduðunu düþündüðünüz anda sokaklardan yükselen sesler sizi uyandýrýr. Ve o sokaklarda gerçeklerin gücüne inanan ve haklý olduðunu bilerek mücadele eden binlerce genç var. Emekçiler var! Ve burjuvazi yasalarla gerçeklerin yok edilemeyeceðini bu sokaklarda öðrenecek! Ama daha da önemlisi þu; toplumun ezici çoðunluðu, bu yasalarýn toplumu susturmak için çýkarýldýðýnýn farkýnda! Hükümetin tüm kadrolarý her ne kadar bunun aksini kanýtlamak için TV’lerde kendi gerici ve liberal görüþlerini zýrvalasalar da, inandýrýcýlýklarýný çoktan yitirdiler. Kullandýklarý argümanlar toplumun en geri duygularýný harekete geçirmek için hazýrlanmýþ ve sipariþ edilmiþtir. Bu da yalnýzca kendi tabanlarýnýn en gerici unsurlarýný harekete geçirir. Burjuvazi ne yaparsa yapsýn aslýnda hayata geçirdiði tek bir þey var: Devrimin toplumsal güçlerini sokaklarda birleþtirmek! 31 Mayýs ayaklanmasý da böyle bir patlama deðil miydi? Ýnsanlarýn hareket alaný daraldýkça daralýyor ve geriye tek bir þey kalýyor: Sokaða Çýkmak! Sokak iþçi ve emekçilerin, gençliðin siyaset alaný oldukça ürkecek bir þey yok! Zira sokaktaki siyaset devrimci ve halkýn iktidarýna yürüyen bir rotaya sahip.

“Yemekleri Köpeklere Verin” Ben Dokuz Eylül Üniversite Hastanesinde çalýþan bir temizlik görevlisiyim. Biz çalýþtýðýmýz hastanede birçok sorunla yüz yüze kalýyoruz. Ben genç bir iþçiyim ve size biraz bunlardan bahsetmek istiyorum. Bundan bir hafta kadar önce hastanede çalýþýrken, saat 10:00’da bir iþ kazasý geçirdim. Bileðimdeki lifler yýrtýldý ve ben bileðimin acýsýndan duramadýðým için polikliniðe gittim; fakat orada bana söylenenler beni çok þaþýrttý. Sigortalý olarak çalýþmama raðmen bana SSK’lý görünmediðimi söylediler, ayrýca”ücretli haktýr, þirket sözleþmeyi iki ay daha uzattý” oldu. (Taþeron sistemde çalýþýrken üç ayda bir iþe giriþ çýkýþ yapýlýyor, bu yüzden sözleþme süresi uzatýlýnca sigortalar aksýyor)Bu þekilde beni geçiþtirdiler. Ben de saatlerce bekledikten sonra bileðime ücretli baktýrmak zorunda kaldým. Bununla birlikte ayný haftalar içinde çalýþanlarla performans toplantýsý yapýldý. “Arkadaþlar performansýnýz nelerden kaynaklý düþebilir?” diye bir soru soruldu ve cevaplamak isteyenlere cevap hakký verildi. Ýþçi arkadaþlardan biri söz aldý ve ayaða kalktý. Maaþlarýn çok düþük olmasýndan dert yandý. Ve birden fazla iþ yapmak zorunda kaldýklarýný dile getirdi. Aldýklarý ücret yaptýklarý iþlerin kat kat altýndaydý. Arkadaþlarýmýn seslerini çýkartamamasýnýn asýl nedeni ise iþten çýkartýlma korkusuyla yüz yüze kalýyor olmalarýydý. Çünkü çoðunun bakmakla yükümlü olduklarý insanlar var. Bunlar dile getirilirken sunumu yapan sorumlu bizim ücretlere yapabilecek bir þeyimiz yok diye cevap verdi ve nedense bu kimseyi þaþýrtmamýþtý. Yine baþka biri söz aldý; “hastanede birçok kiþi ücretsiz yemek yerken biz neden ücrete tabi tutuluyoruz” diye sordu ve hastane yönetiminin bundan bir kaç gün önce yemekleri köpeklere verin diyerek biz çalýþanlarý aþaðýladýðýný söyledi. Bu sözler üzerine herhangi bir cevap veremediler. Bizler diþimizi týrnaðýmýza takýp emeðimizle çalýþan, emeðimizi satan emekçileriz. Bizler her gün bu sorunlarýn yüzlercesiyle karþý karþýyayýz. Genç Bir Temizlik Ýþçisi


8

Emeğin Dünyası

MÜCADELE BİRLİĞİ

12 - 26 Şubat 2014

“Bizi Yok Sayamazsýnýz!” Dev Saðlýk Ýþ Sendikasý binlerce üyesinin iþkolu istatistiklerinde yok sayýlmasýnýn ardýndan Ankara’da düzenlediði eylemle Çalýþma Bakanlýðý’ný uyardý ve fiili toplu sözleþme sürecini baþlattýðýný duyurdu. Taþeron iþçilerin sendikal örgütlenme hakkýnýn fiilen yok edilmesini ve bu çerçevede 10 binin üzerinde üyesinin yok sayýlmasýný protesto etmek için Ankara’da bir eylem yapan Dev Saðlýk Ýþ Sendikasý tüm Türkiye’den temsilcilerin katýldýðý eylemle fiili toplu sözleþme sürecini baþlattýðýný duyurdu. Çalýþma ve Sosyal Güvenlik Bakanlýðý önünde 31 Ocak Cuma günü Ýstanbul, Ýzmit, Bursa, Adana, Diyarbakýr’ýn da aralarýnda olduðu 59 ilden Ankara’ya gelen Dev Saðlýk Ýþ Sendikasý temsilcileri burada bir basýn açýklamasý gerçekleþtirdi. “Emeðimizi çalýyorlar. Taþeron köleliðe karþý #direniþçi” yazýlý pankart ile “Saðlýk iþçisiyiz sendika hakkýmýzý istiyoruz”, “Ýnsanca yaþayacak ücret ve yýlda iki kez ikramiye istiyoruz”, “Yönetimde söz hakký istiyoruz” yazýlý dövizler taþýnan eylemde Dev Saðlýk Ýþ Genel Baþkaný ve DÝSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoðlu, “Bütünüyle keyfi bir uygulamayla sendikamýz üyesi binlerce taþeron saðlýk iþçisinin talebini, üyelik formlarýný, noter beyanlarýný istatistiklerde yok sayýyorlar” dedi. Çerkezoðlu, Çalýþma ve Sosyal Güvenlik Bakanlýðý’nýn sendikalarýn yetki sürecini belirleyen Ocak 2014 istatistiklerinin iki gün önce yayýnladýðýný belir-

terek, “Resmi Gazete’de yayýmlanarak yürürlüðe giren istatistiklere göre sendikamýz Devrimci Saðlýk-Ýþ’in üye sayýsý bin 178. Bu rakam taþeron sorununu çözmek için müjdeler veren Çalýþma ve Sosyal Güvenlik Bakanlýðý’nýn taþeron iþçiyi yok saydýðýnýn ilanýdýr” dedi. Bu rakamlara tepki gösteren Çerkezoðlu, sadece noter üzerinden üyelikleri yapýlmýþ 10 bine yakýn üyelerinin olduðunu hatýrlattý. E-devlet sistemiyle de saðlýk iþçilerinin sendikalarýna üye olamadýðýný ifade eden Çerkezoðlu, bunun nedeninin taþeron þirketlerin saðlýk iþçilerini baþka iþ kollarýndan göstermesi olduðunu vurguladý. “Sendikasýzlaþtýrma Bakanlýðý” “Neredeyse tamamý asgari ücretle taþeron iþçilerin çalýþtýrýlan sendikalaþmamasý için patronlarýn, þirket müdürlerinin baský ve her türlü þiddeti yetmezmiþ gibi bunlara göðüs gerip sendika üyesi olanlarýn üyeliði dahi bakanlýk tarafýndan yok sayýlabiliyor. Çalýþma Bakanlýðý taþeron iþçiler için fiilen ‘Sendikasýzlaþtýrma Bakanlýðý’ haline dönüþmüþ durumda” diyen Çerkezoðlu yine üyelerinin yok sayýldýðý 2013 istatistiklerinin Ankara 12. Ýþ Mahkemesi tarafýndan iptal edildiðini hatýrlattý. “Bu tavýr basit bir mevzuat ya da uygulama sorunu deðildir. Bu tavýr basit bir bürokrasi sorunu hiç deðildir. Bu politik bir durumdur” dedi. Çerkezoðlu, söyle açýkladý: “-Taþeron saðlýk iþçileri hastanelerin asli ve sürekli iþçileridir, iþ güvencesi

Punto Deri Ýþçilerine Kadýnlardan Destek

Sendikalý olduklarý için iþten atýlan ve iþlerine geri dönme mücadelesi veren Punto Deri iþçilerini 30 Ocak günü Kadýn Emeði Platformu üyeleri ziyaret etti. Punto Deri iþçileri çalýþma koþullarýnýn iyileþtirilmesini istedikleri ve Deriteks Sendikasý’na üye olduklarý için iþten atýldý. Ýki iþçinin iþten atýlmasýyla baþladý süreç, bugün itibariyle 79 iþçinin iþsiz kalmasýyla devam ediyor. Eylemlerinin 184. gününde Punto Deri iþçilerine sendikalardan ve meslek odalarýndan kadýnlarýn oluþturduklarý Kadýn Emeði Platformu destek ziyaretinde bulundu. Kadýn Emeði Platformu adýna konuþan Nebile Irmak Çetin “Platform olarak kadýnlarýn örgütlü mücadelede daha fazla yer almasý amacýyla, genelde kadýnlarýn aðýrlýklý olduðu iþyerleri ve eylemlere destek verdiklerini belirtti. Kadýnlarýn örgütlü mücadelede yer almasýnýn isçi sýnýfýnýn mücadelesinde baþarýya ulaþmasýnýn öne-

Sena Kýzýlýrmak

UÇURUM

istiyoruz. -Ücretlerimiz açlýk sýnýrýnýn bile altýnda asgari ücrettir. Bütün iþçilerin hakký olan yýlda iki ikramiye hakký istiyoruz. -Aylýk toplu taþýma abonman ücreti kadar yol parasý ve Ýþ Kanunu’nda öngörülen yýllýk izinlerimizi istiyoruz. -SGK kayýtlarýmýzýn gerçek biçimde saðlýk iþ kolundan yapýlmasýný ve bu yolla gasp edilen sendika hakkýmýzý istiyoruz. -Baþta iþçi salýðý ve iþ güvenliði kurullarý olmak üzere yönetimde söz hakký istiyoruz.” “Üç-beþ Kiþi Deðil Yüzbinlerceyiz” Dev Saðlýk-Ýþ’in mevcut mevzuata göre yetkili sendika olduðunu ifade eden Çerkezoðlu, “Bugünden itibaren örgütlü bulunduðumuz 58 hastane ve 20?nin üzerinde kentte fiili toplu sözleþme sürecini baþlatýyoruz. Bizlerin emeðini ve kimliðini yok saymak, sendikal örgütlenme hakkýmýzý ayak oyunlarý ile gasp

mine deðinen Çetin, Platform olarak bundan sonra Punto Deri iþçileriyle daha fazla dayanýþma içinde olacaklarýný ifade etti. Kadýn emeðinin ucuz emek gücü olarak görüldüðünü, emeðin iktidarýna ulaþabilmek için kadýnlarýn daha fazla örgütlü mücadelede yer almalarý gerektiðini belirten Çetin erkek iþçilerinde kadýnýn emek sürecinde ve örgütlü mücadele sürecinde daha fazla yer almalarý konusunda destekleyici olmalarýnýn önemine deðindi. Bir çok sektörde olduðu gibi kayýt dýþý ve güvencesiz çalýþtýrmanýn yaygýnlaþtýðýný 11 milyon kayýtlý çalýþan iþçiden sadece 1 milyonunun sendikalý olduðunu da hatýrlatan Çetin, sendikalarda örgütlenmenin çok zayýf kaldýðýný ve sendikal mücadeleyi yükseltmek gerektiðini belirtti. Deriteks Genel Teþkilatlandýrma Sekreteri Hasan Ulaþan ise Punto Deri’de diðer iþyerlerine oranla kadýn iþçilerin sayýsýnýn az olduðunu fakat iþten atýlan ilk kadýn iþçinin de mücadeleyi sürdürmekte olduðunu belirtti. Ulaþan, kadýn ve erkek iþçilerin bir arada mücadele ederek mücadeleyi kazanabileceklerini, bunun çabasý içinde olduklarýný belirterek Kadýn Emeði Platformu’nun desteðine ve mücadeleye güç veren kadýnlar olmalarý nedeniyle teþekkür etti. Sendikalý olduðu için Punto Deri’de ilk iþten atýlan iþçi olan Ramazan Aygün ise 184 gündür mücadeleyi sürdürdüklerini ve bugün itibariyle 79. iþçinin iþsiz kaldýðýný belirtti. Patronlarýn ve kar hýrsýnýn acýmasýzlýðýný dile getiren Aygün bugün itibariyle patronun kuzeninin de iþten atýldýðýný belirtti. Deriteks sendikasýyla birlikte yürüttükleri bu mücadeleyi sendikalý olarak iþe kabul edilinceye kadar da sürdürme kararlýlýðýnda olduklarýný belirtti. Konuþmalarýn ardýndan Kadýn Emeði Platformu üyeleri iþçilerle, ihtiyaçlarý ve destek bekledikleri konular hakkýnda konuþtu, çaylar içilerek sohbet edildi. Kadýn Emeði Platformu üyeleri yine sloganlarla uðurlandý.

“İMKANSIZ DEĞİL” Duydunuz mu, hükümet borçlarý sýfýrlamýþ. Ama borçlar yine de yüzde 163 oranýnda artýþ göstermiþ. Yani on yýl öncekinden tam yüzde 163 kadar daha borçluymuþuz! Anladýnýz mý? Peki ama kimin bu borçlar, gerçekten de bizim mi? Ekonomiye biz mi karar veriyoruz? Özelleþtirmeleri biz mi istiyoruz, ya da yapýyoruz? Her yýl milyonlarca dolar ödeniyormuþ açýk kapatýlmak için. Peki ama nerden ödeniyor? Anlaþýldý mý, neden sürekli maaþlarýmýz eriyor? Neden dünyanýn en pahalý benzini bizde? Neden dünyanýn en fazla vergi ödeyen halký biziz? Çünkü devlet bütün borçlarý bizim üzerimizden ödeme yapýyor. Ama bu kadar borç alýyorken nereye kullanýyor bu paralarý? Ne satýn alýyoruz böyle? Kimin yaþamý zengin, çeþitli tü-

“Taþeronda Çalışmak Ölüm Demektir!”

ketim mallarýyla dolu? Kimin evi konforlu? Kimin yaþam kalitesi, standartlarý yüksek? Durun þu týrlar da ne vardý? 2013 Haziran’dan bu yana 47 ton silah ve mühimmat mý bulunmuþtu? Ya yakalanamayan –yakalanmasý istenmeyentýrlar! Suriye için 2 milyar dolar harcandýðýný bizzat RTE söylemiþti. Örtülü ödenekten ise son iki yýlda 2 milyar lira harcanmýþ. Acaba ne içindi? Her yýl silahlanmaya ne kadar harcýyoruz? Savunmaya yapýlan harcamalarda dünya 11.siyiz! Sadece Gezi ayaklanmasýnda atýlan gaz bombalarýný anýmsayalým! Öyle ya, herhangi bir devletle savaþýlmadýðýna göre bu kadar askeri harcama bizim yüzümüzden demek ki!!! Saðlýða 2 milyar ama Diyanet’e 5 milyar bütçe ayýran bir devletin hükümranlýðýndayýz. Halkýna karþý kendini savunan bir devlet var. Haliyle savunmaya (sadece silahlanma olarak de-

etmek isteyenlere ve her konuþtuðumuzda bize ‘haklýsýnýz’ diyenlere sesleniyoruz: Bizler taþeron iþçisi deðil, saðlýk iþçisiyiz. Öyle üç beþ kiþi deðil yüz binlerceyiz. Ve bu kavga üç beþ kuruþun kavgasý deðil, güvenceli iþ insanca yaþam kavgasýdýr” dedi. Ýstanbul Gaziosmanpaþa Taksim Ýlkyardým Hastanesi iþyeri temsilcisi Güllü Hanoðlu da yaptýðý konuþmada, hastane yönetimi ile yaptýklarý görüþmede taleplerinin karþýlanacaðý sözü verildiðini, ancak sözlerin yerine getirilmediðini belirterek, baskýlara boyun eðmeyeceklerini dile getirdi. Hanoðlu, “Bakan çocuklarý milyonlarca dolar götürüyor, bizler alýnterimizle çalýþýyoruz. Mücadelemize devam edeceðiz” dedi. SES Genel Baþkaný Çetin Erdolu ile Sosyal-Ýþ Genel Baþkaný Metin Ebetürk de yaptýklarý konuþmalarda, Dev SaðlýkÝþ üyelerinin yanýnda olduklarýný belirtti.

Okmeydaný Araþtýrma ve Eðitim Hastanesinde çalýþan taþeron iþçiler talepleri kabul edilmesi için eylem gerçekleþtirdiler. 28 Ocak günü Okmeydaný Eðitim ve Araþtýrma Hastanesi ana giriþ kapýsý önünde bir araya gelen hastanede taþeron olarak çalýþan Devrimci Saðlýk Ýþçileri Sendikasý üyesi taþeron iþçiler “Artýk Yeter Çalýþma Koþullarýmýz Düzeltilsin, Taleplerimiz Kabul Edilsin” yazýlý pankart açtýlar. Eylemde sýk sýk “Hak Verilmez Alýnýr Zafer Sokakta Kazanýlýr”, “Asgari Yaþamak Ýstemiyoruz”, “Taþeron Çalýþmak Ölüm Demektir” sloganlarý atýldý. Basýna açýklama yapan hastane çalýþanlarýndan Fatma Deringöl; taþeron saðlýk emekçilerinin hastanede yaþadýklarý sýkýntýlarý duyurmak için eylem yatýklarýný söyledi. Deringöl; az iþçi ile çok iþ yaptýrarak hastaneyi kara geçirmek isteyen bir anlayýþýn çalýþan emekçilerin koþullarýný aðýrlaþtýrdýðýný hemde hasta ve hasta yakýnlarýna saðlýk hizmetinin niteliksizleþtirildiðini belirti. Deringöl; hastane yönetiminin iþçilerin taleplerine sesiz kaldýðýný ancak Beyoðlu Kamu Hastaneleri Birliði Genel Sekreterliði ile görüþdüklerini, hastaneler birliðinin talepleri konusunda bir adým atmadýðýnýn altýný çizdi. Deringöl; iþçilerin taleplerini þöyle sýraladý: Ýnsanca çalýþabilecek bir ücret, çalýþma koþullarýnýn düzeltilmesini, iþçilerin yol ücretlerinin mavi kart bedeli olacak þekilde standart hale getirilmesi ve maaþa yansýtýlmasý, hastanede çalýþan personel sayýsýnýn 3 katýna çýkarýlmasý, saðlýk çalýþanlarýna yönelik þiddetin önlenebilmesi için gerekli tedbirlerin alýnmasý, çalýþanlara mobbing uygulamasýndan vazgeçilmesi, hastane çalýþanlarýnýn Sosyal Güvenlik Kurumu’na doðru bildirilmesi ve saðlýk çalýþaný olarak bildirilmesini istediler.

Sa ð lý k E m ek çi le rin den U y a rý Y ü rü y ü þ ü

Ýstanbul Anadolu Yakasý ve Avrupa Yakasý’ndaki hastanelerde çalýþan Dev Saðlýk Ýþ Sendikasý’na üye taþeron saðlýk emekçileri yol paralarý ve ücretlerinden kesinti yapýlmasýný protesto ederek Saðlýk Bakanlýðý ve Kamu Hastaneleri Birliði’ni uyarmak için yürüyüþ gerçekleþtirdi. Çalýþma koþullarýnýn iyileþtirilmemesi halinde eylemlerinin süreceðini belirten saðlýk emekçileri gerekirse iþ býrakmaya gideceklerini ve hastanelerin hizmet veremez duruma geleceðini belirtti. Kamu iþletmelerinde taþeron çalýþma sistemi giderek yaygýnlaþýrken, milyonlarca emekçiyi kölece çalýþma koþullarýyla gittikçe daha fazla sefalete mahkum ediyor. Hastanelerde çalýþan taþeron saðlýk emekçileri çalýþma koþullarýnýn dayanýlmaz boyuta gelmiþ olmasý nedeniyle isyanda. Dev Saðlýk Ýþ Sendikasý’na üye saðlýk emekçileri Saðlýk Bakanlýðý ve Kamu Hastaneleri Birliði’nin taþeron þirketler aracýlýðýyla saðlýk emekçilerine dayattýðý çalýþma koþullarýna isyan etti. Sürekli ihalelerle, farklý taþeron þirketlerde kölece çalýþma koþullarýna mahkûm edilen saðlýk emekçileri 5 Þubat günü Ýstanbul’da Anadolu ve Avrupa Yakasý’ndaki hastanelerden mesai çýkýþýnda toplanarak her iki yakada da Kamu Hastaneleri Birliði Genel Sekreterlikleri önüne yürüyüþ yaptý. Anadolu Yakasý’nda yapýlan eylem için Süreyyapaþa Hastanesi, Koþuyolu Hastanesi, Lütfi Kýrdar Hastanesi, Yakacýk Hastanesi ve çevredeki diðer hastanelerden mesailerini tamamlayan Dev Saðlýk Ýþ üyesi taþeron saðlýk emekçileri saat 17.00’de Zümrütevler Çamlýk Duraðý’nda top-

lanarak Süreyyapaþa Hastanesi yerleþkesinde bulunan Anadolu Güney Kamu Hastaneleri Birliði Genel Sekreterliði’ne yürüdü. “CEO Þaþýrma Sabýrýmýzý Taþýrma”, “Taþeron Ýþçiyiz Örgütlüyüz Güçlüyüz”, “Hýrsýz Var”, “Saðlýkta Taþeron Ölüm Demektir”, “Bu Daha Baþlangýç Mücadeleye Devam”, “Hýrsýzlara Deðil Emekçiye Bütçe” sloganlarý atan emekçiler aðýr çalýþma koþullarýna raðmen ücretlerinden ve yol paralarýndan sürekli kesinti yapýlmasýna tepki gösterdi. Saðlýk emekçileri hastanelerde saðlýk hizmetinin gerektiði þekilde verilebilmesi için öncelikle hizmet veren saðlýk emekçilerinin insanca koþullara kavuþturulmasý gerektiðini ifade etti. Kamu Hastaneler Birliði’nin açtýðý ihaleleri alan taþeron þirketlerin milyarlarca lira kazanmasýna raðmen taþeron iþçilerin yol ücretleri ve maaþlarýndan da sürekli kesinti yapýlarak her geçen gün daha fazla sefalete mahkûm edildikleri belirtildi. Havanýn çok soðuk olmasýna raðmen Kamu Hastaneler Birliði Sekreterliði önünde yarým saatten fazla eylemi sürdüren emekçiler 5-6 dakika da oturma eylemi yaptý. Yol ücretlerinde ve maaþlarýnda kesinti yapýlmamasýný, sendikal haklarýna saygý gösterilmesini ve görev yerleri ve çalýþma koþullarýnýn sürekli deðiþtirilmesine son verilmesini isteyen Dev Saðlýk Ýþ Sendikasý üyeleri bunun bir uyarý eylemi olduðunu söyledi. Eðer çalýþma þartlarý düzeltilmezse eylemlerini sürdüreceklerini, gerekirse iþ býrakma yoluna gideceklerini ve hastanelerin hizmet veremez hale geleceði uyarýsýnda bulundu.

ðil, hatýrlayýn dindar bir nesil istiyorlardý. Bu da savunmanýn bir çeþididir. Sürekli tevvekkül eden, bütün iþi tanrýya býrakan bir halk yaratmak iyi bir bütçe iþi olsa gerek) ayrýlan bütçe sürekli artýyor. Kendimize atýlan gazýn, kurþunun, tomanýn parasýný, bize þiddet uygulayan polisin, ordunun tüm masraflarýný, yetmiyor baþka ülkelerin iç iþlerini bozmak için halklarýnýn boðazýný kesmek için tutulan çetelerin her türlü ihtiyacýný, bilimsel olmayan bütün yayýnlarýn, kuruluþlarýn ve kiþilerin harcamalarýný, devlet erkanýn (politikacýsýndan – kendisi de dahil bütün ailesine-, bürokratýna, hakim, savcý, gardiyanýna) bir ömür ücretlerini vergiler karþýlýyor. Devlet çok eþitlikçi! Bütün emekçileri, çalýþanlarý asgari ücrette eþitliyor. Böylece kimse birbirini kýskanamayacak! Çünkü yoksulluk kýskanýlacak bir þey deðil. Gelin birlikte çözüm yolu bulalým. Bu borçlarýn tek bir tanesi bile hayatýmýzda daha iyi þartlar yaratmýyor. Bu borçlar emperyalist

devletlere, tekellere olan borçlar, onlar ise azami kar elde etmeyeceði tek bir anlaþma bile yapmazlar. O halde borç diye söylenen þey emperyalistlere ve tekellere ödenen haraçtan baþka nedir ki!!! Bu sistem baþýmýzda kaldýðý sürece bitmeyen ama sürekli ve yüksek oranlarda artan bir borç ödenecek. Bu durumda bize kalan tek seçenek þu: kendi hayatlarýmýza ve devlete hükmedersek, her þeyi kökten çözmüþ olacaðýz. Ýlk icraat olarak da emperyalistlere ve tekellere yapýlan bu borçlarý iptal etmiþ olacaðýz. Bugüne kadar ödenenler fazlasýyla onlarý ihya etmiþtir. Yýllýk bütçe ayarlamalarýný da yaþam standartlarýmýzýn artmasý için kullanabiliriz. Bu hayal deðil, gerçek. Dünya da bunun örnekleri var ve onlar da bu yolla gerçekleþtirdiler. Tekellerin egemenliklerine son verdiler. Zenginlerin hükümetlerini alaþaðý ettiler. Hem de imkansýz denilen devrimlerle…


Emeğin Dünyası

12 - 26 Şubat 2014

Feniş Kazanıncaya Kadar Mücadeleye Devam Şişli Merkez Mahallesi Forumu, Tatavla Dayanışması, Maçka Forumu, Maden Mühendisleri Odası, İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, Kazova İşçileri, Mücadele Birliği Platformu ve Umut-Sen Gebze’de bulunan Feniş Alüminyum işçilerini 154. günlerinde destek ziyaretinde bulundu. Feniş işçilerinin yaşadıkları süreç hakkında bilgi alan emek dostları, bundan sonraki Feniş işçilerinin mücadelesini gündemde tutma, güç kazanmalarını sağlamak ve Feniş işçileri kazanıncaya kadar mücadeleyi birlikte sürdürme sözü verdi. Gebze’de kurulu Feniş Alüminyum patronu Sedat Aloğlu kriz olduğu ve hammadde alımı yapamadığı gerekçesiyle üretimi durdu. İşçilerin birikmiş maaşları ve tazminatlarını ise ödemedi. Hatta “param yok hukuki yollara başvurun” dedi. Yıllardır fabrika krizden çıktı çıkacak diye gece gündüz çalışan, maaşlarını beklerken harçlıklarla idare eden yüzlerce işçi artık işsiz ve parasızdı. Birikmiş ücretlerini alabilmek için fabrikada, Gebze’de Taksim başta olmak üzere İstanbul’un merkezi yerlerinde eylemler, yürüyüşler, yaptılar, Ankara’ya gittiler, patronun evinin önünde beklediler. Feniş işçileri tam 154 gündür ülkemiz kalkınsın, patron biraz rahatlayıp krizi atlatsın diye çalıştıkları fabrikada emeklerinin karşılığını alabilmenin mücadelesini veriyor, seslerini duyurmaya çalışıyor. 9 Şubat Pazar günü saat 10.00’da Şişli Cami önünden hareket eden destekçiler, “Feniş İşçisi Yalnız Değildir”, “Her Yer Feniş Her Yer Direniş” sloganlarıyla işçilerle buluştu. Feniş işçileri ise emek dostlarını alkışlarla ve “Yaşasın Sınıf Dayanışması”, “Direne Direne Kazanacağız” sloganlarıyla karşıladı. Fabrika bahçesinde kısa bir karşılama ve tanışma faslından sonra Feniş işçileri “Direniş ziyareti çaysız olmaz” diyerek emek dostlarını fabrikanın içinde çay içmeye ve sohbete davet etti.

Forumlar, meslek odaları ve siyasetler adına Feniş işçilerinin uzun süren mücadelesinin kazanımla sonuçlanması için emek dostları olarak ihtiyaçlarını öğrenmek ve daha güçlü bir mücadele için nasıl bir katkı sunabileceklerini konuşmak için gelindiği ifade edildi. Feniş işçileri adına işçi temsilcilerinden Mehmet Doğan Feniş Alüminyum’un üretim geçmişini, Feniş işçilerinin mücadele sürecini aktardı. Feniş işçileri şu anda işsizlik maaşlarıyla dayanmaya çalışıyor. Fakat o da Nisan ayı itibariyle sona erecek dolayısıyla mücadele daha da zorlu bir hale gelecek işçiler için. Feniş patronu Sedat Aloğlu’nun milyonlarca liralık borcu var. Fabrika binası ve arazisi dışında üzerine kayıtlı hiçbir mal varlığı görünmüyor. Daha doğrusu kriz süreci diye işçiler oyalanırken birçoğu ya satılmış ya devredilmiş. Fabrika ve arazisi ise defalarca ipotek ettirilmiş, hacze konu olmuş. Feniş işçileri şimdi bu alacaklarını nasıl tahsil edebilecekleri konusunda bir çözüm arıyor. Emek dostları Doğan’a Feniş işçilerinin şu andaki ihtiyaçları, sendika ve bundan sonra izlenecek yöntem ve mücadele süreci konusunda sorular yönelttiler. Forumlar, meslek odaları ve siyasetler olarak işçi sınıfının mücadelesinde onlarla omuz omuza yürümek ve mücadeleyi güçlendirmek amacında olduklarını belirttiler. Feniş işçilerinin de bu mücadeleden zaferle çıkması için

Sendikalý Ýki Kadýnýn Ýþten Atýlma Hikayesi Çorlu’da bulunan Aka Tekstil’den atýlan iki kadýn iþçi Gönül Soyer ve Sýdýka Þen... Aðýr çalýþma koþullarý nedeniyle saðlýðýný yitiren, sendikal örgütlenme çalýþmasýna baþlayan iki kadýn iþçi iþten atýlmýþlar ve mahkeme kararý ile iþlerine dönmüþlerdi. Soyer ve Þen geçen bir yýlýn ardýndan tekrar kapý önüne konuldu. Gönül Soyer, hamile olmasýna raðmen sürekli psikolojik baský altýna alýndýðýný, ürettiði ürünlere sürekli bozuk damgasý vurulduðunu ve rahatsýzlandýðýnda ise doktora gitmesine dahi izin verilmediðini belirtiyor. Fabrikadaki çalýþma koþullarýndan dolayý bir kulaðý iþitme yetisini tümüyle yitiren Soyer, meslek hastalýklarý hastanesinden rapor aldýðýný, fakat raporun iþyerine ulaþmasýna 2-3 gün kala iþten tekrar atýldýðýný söylüyor. Sabah iþe geldiðinde güvenlik tarafýndan içeri alýnmayan Soyer’e merkezden gelen kararla iþine son verildiði bildirilmiþ. Ýþten atýldýðýný öðrenmesi üzerine Öz Ýplik-Ýþ Sendikasý’ný arar. Ama ilgilenen olmaz. Olayý geçiþtirirler. Ýki sendikalý kadýn sendikasý tarafýndan yalnýz býrakýlýr. Soyer’in ardýndan onunla birlikte sendikal çalýþmada yer alan Sýdýka Þen de iþten atýlýr. “Gönül çýkarýldýktan sonra ben de bekliyordum zaten” diyen Þen, iþe döndükten 7 gün sonra iþten atýldýðýný aktarýyor, mücadele etmekten baþka seçenekleri olmadýðýný söylüyor. “Bizden neden bu kadar korktuklarýný anlayamadým oysa biz ekmeðimizin derdindeyiz onu da bize vermek istemediler. Benim bir kolum sakat, belim yine bu iþyerinde çalýþýrken sakatlandý. Bu þekilde baþka nerede çalýþabilirim ki?” diyen Þen, haklarýna yönelik saldýrýlara karþý mücadele ettiklerini patronun hedefi haline geldiklerini söylüyor. Son süreçte Sendikalarý Öz Ýplik-Ýþ’in ise patronun yanýnda yer aldýðýný ifade eden Þen, sendikayý da artýk patrondan farklý görmediðini ifade ediyor. Aka Tekstil’deki aðýr çalýþma koþullarýnda pek çok baský ve sorunla mücadele etmek zorunda kalan iki kadýn iþçi de mücadele etmekten baþka bir çareleri olmadýðýný belirtiyorlar. Gönül Soyer ve Sýdýka Þen Çalýþma ve Sosyal Güvenlik Bakanlýðý Ýl Müdürlüðü’nü aradýklarýnda yaþadýklarý þaþkýnlýðý atlatmaya çalýþýyorlar þimdi. Çünkü ÇSGB Ýl Müdürlüðü’ne göre Gönül Soyer “Ýþçiyi ahlaksýz davranýþlara kýþkýrtmak”, Sýdýka Þen ise “Ahlaksýzlýk” nedeniyle iþten atýlmýþ.(!)

İHALEYİ ALAMADI İŞÇİLERİ ATTI!

Ağrı’da TEDAŞ bünyesinde faaliyet gösteren taşeron firma ihaleyi kaybedince yeni gelen taşeron firma, Ağrı merkezde çalışan 28 işçiden 12’sini, Diyadin’de 16 işçiden 7’sini, Patnos’ta 29 işçiden 5’ini ve Doğubeyazıt’ta 37 işçiden 16’sını işten atacağını duyurdu. Bununla da yetinmeyen taşeron firma arıza-bakım-onarım işlerinde çalışan işçilere, İş Kanunu’na aykırı olan, hak gasplarına dayalı bir sözleşme imzalatmak istedi. Bu sözleşmeyi imzalamayı kabul etmeyen işçiler, 4 Şubat’ta Ağrı merkez, Patnos, Diyadin ve Doğubeyazıt’ta iş bırakma eylemi başlattı. TEDAŞ işçileri Ağrı Halkından Destek İstedi. İşten atılma tehdidiyle karşılaşan enerji işçileri 31 Ocak 2013 günü basın açıklaması ve yürüyüş yaparak işten atmaları protesto etti. "Modern Köleliğe Son", "Taşerona Son" diyen enerji işçileri Ağrı halkından destek beklediğini ifade etti. Eyleme DİSK Enerji Sen Ağrı Yöneticisi Umut Eskin, Ağrı Muhtarlar Derneği üyeleri de destek verdi. Enerji-Sen Ağrı Yöneticisi Umut Eskin bir konuşma yaparak yıllardır TEDAŞ arıza servisinde çalışan işçilerin fazladan çalıştırıldığını belirtti. Eskin, "Arkadaşlarımız İş Kanununun 2. maddesine göre aykırı çalıştırılmaktadır. İş gücü Ağrı'da artmaktayken çalışan sayısı ise azaltılmaktadır. İş güvenliği ve iş kuralları hiçe sayılmaktadır. Biz sendika olarak bu işin peşini bırakmıyoruz. Bu basın açıklaması da bir uyarıdır" dedi. İşten atılan işçiler adına konuşan Rojhat Öztürk, taşeron sisteminin, enerji gibi ağır ve tehlikeli bir iş kolunda güvencesizliği, yoksulluğu ve ölümü dayattığını belirtti. Her yapılan yeni ihalede işçilerin işten çıkartılmakla tehdit edildiklerini, her defasında hukuksuz sözleşmelere imza atıldığını ve her defasında senetler ve ibranameler imzalatıldığını söyleyen Öztürk, “Köle gibi çalışdığımız işimizde tehdit edilerek yıllardır zamsız, fazla mesai ücretleri verilmeden, bayram mesaisi ücreti verilmeden, yol yemek parası verilmeden çalıştırılıyoruz. Ağrı ve Iğdır arıza onarım bakım işçileri olarak 4857 sayılı iş kanunu bize uygulanmıyor. Mevsimlik işçilerle benzer koşullarda çalışıyoruz. Bugüne kadar herkes konuştu, biz sustuk. Bugün sesimizi yükseltiyoruz ve taleplerimizin yerine gelmesini istiyoruz” dedi.

destek sunacaklarını, ihtiyaçları olan her konuda güç verebilmek için bu ziyaretin bir ilk adım olduğu söylendi. Sohbet sırasında sendikal mücadele, Feniş işçilerinin örgütlü oldukları Çelik-İş Sendikası’na ilişkin sorular da yöneltildi. Türkiye’de sendikal mücadelenin yetersiz kaldığına Feniş işçilerinin mücadelesinin nasıl güçlendirilebileceği, nasıl bir mücadele süreci izlenebileceği konusunda görüşler konuşulmaya başlandı. Sendikanın tutumunun pasif olduğu görüşleri ağrılık kazandı. İşçilerin fabrikanın satılması, ya da işletilebilmesi yönündeki yolların denenmesi yönünde görüşler belirtildi. Sohbet sırasında Çelik-İş Sendikası Gebze Şube Başkanı Şerafettin Koç gelerek, “Arkadaşlar ben size buranın durumunu izah edeyim” diyerek birden konuya girdi. Çelik-İş Sendikası olarak hukuki süreci izlediklerini fakat fabrikanın üzerindeki hacizler ve ipotekler nedeniyle Feniş işçilerinin alacaklarının ödenmesi durumunun güç olduğunu ve bekleme sürecinde olduklarını belirtti. Destek ziyaretinde bulunanların ağırlıklı olarak görüşlerinin hukuki sürecin izlenmesinin yeterli olmadığını, işçilerin eylemleriyle zorlayıcı olmaları gerektiğini, sendikanın tutumunun pasif kaldığı yönünde olması nedeniyle Koç; eleştirilerin yersiz olduğunu, sendika olarak tüm imkânlarını kullandıklarını belirtti. Bundan sonraki süreçte Feniş işçilerinin mücadelesinin daha fazla gündeme taşımasının sağlanması, daha sık ziyaretlerde bulunulması, Feniş işçilerinin eylemlerine forumlar, meslek odaları ve siyasetler olarak daha güçlü katılım sağlanması gerektiğini belirttiler. Emek dostları da bundan sonra “Her Yer Feniş Her Yer Direniş” diyerek onlara destek vereceklerini, forumların, mahallerde, semtlerde, etkinliklerde onların sesini duyurma çabasında olacaklarını, Feniş işçileri bir eylem çağrısında bulunduğunda daha güçlü katılımlar olması için çalışacaklarını belirttiler. 154. günün de Feniş işçilerinin yanından “Her Yer Feniş Her Yer Direniş”, “Zafer Direnen İşçilerin Olacak”, “Bu Daha Başlangıç Mücadeleye Devam” sloganlarıyla hoşça kal denildi.

“İşsiz Kalacak 22 Kişiyi Siz Seçin” Ağrı, Doğubeyazıt’ta TEDAŞ ihalesini alamayan taşeron firma Aras EDAŞ, 37 işçiyi işten çıkardı. İşçiler 4 Şubat günü kendilerini kurumun arıza, bakım, onarım binasına içeriden kilitleyerek binaya girişi engelledi. Elektriği de kesen işçiler mum ışığında çözüm beklerken açlık grevine başladı. İşlerine geri dönebilmek için kurum yetkilileriyle görüştüklerini ama sonuç alamadıklarını belirten işçiler işgal ve açlık grevine gitmekten başka seçenekleri kalmadığını, eğer sorunları çözülmezse ailelerini de açlık grevine dâhil etmeyi düşündüklerini belirtti. Belediye ve sivil toplum kuruluşlarının yetkilileriyle bazı vatandaşlar da işçilere destek vererek, yaşanan duruma tepki gösterdi. Aras EDAŞ yetkilileri ise sorunun kendileriyle bir ilgisinin olmadığını, ihaleyi kazanan firmanın kendi elemanlarını çalıştırmak istediğini, diğer kaybeden firmanın da mevcut işçilerin işine son vermiş olabileceğini belirtti. Enerji Sen Genel Başkanı Ali Duman, yeni taşeron işvereninin işçilere tamamıyla hak gasbına dayalı bir sözleşme imzalatmak istediğini belirtti. Sözleşmede fazla mesai ücretlerinin maaşa dahil edildiğini bunun ise İş Kanunu’na aykırı olduğuna dikkat çeken Duman, işçilerin rızaları olmadan Türkiye’nin dört bir yanında çalıştırılmak, gönderilmek istendiğini belirtti. Duman işçilere işten çıkarılırken ‘Tüm haklarımı aldım’ ibaresinin yer aldığı taahhütname imzalatılmaya çalışıldığını da söyledi. Yeni taşeron şirketin kadronun daraltılacağını açıkladığını, fakat Ağrı’da kadro daraltacak bir durumun söz konusu olmadığını, mevcut kadronun bile yetersiz kaldığını, az kişiyle çok iş yapıldığını belirten Duman, Enerji-Sen olarak bu hak gaspı girişimlerine karşı 4 gün önce de Ağrı genelinde direnişe geçtiklerini ve iş bıraktıklarını hatırlattı. Taşeron sistem devam ettikçe işçilerin işten çıkartılmakla tehdit edilmeye devam edeceğini söyleyen Duman enerji sektöründe taşeron işçilerle örgütlenerek mücadeleyi sürdüreceklerini ifade etti. İşçilerden Abdullah Ekelik, “Arıza servisinde bakım-onarım elemanı olarak çalışıyordum. İşe dönüşümüz sağlanıncaya kadar da bu eylemimiz devam edecek” dedi. İşçilerden İbrahim Gerez, birilerinin bu olaya bir an önce el atması gerektiğini belirterek, “Açlık grevimizin 4. günü. Yarından itibaren ailelerimizle birlikte açlık grevine devam edeceğiz" dedi.

MÜCADELE BİRLİĞİ

en v YENÝ BÝR Gü r AYAKLANMA gü z Ö MAYALANIYOR

9

Bütün sýnýflý toplumlarda olduðu gibi kapitalizmde de iki temel sýnýf vardýr. Burjuva toplum dediðimiz bugünkü toplum, burjuvazi ile proletarya arasýndaki temel çeliþki ve bunun kendisini çeþitli biçimlerde yansýttýðý ikincil çeliþkiler üzerinde hareket eder. Bu iki sýnýf arasýnda varolan uzlaþmaz çeliþkinin yol verdiði çatýþmalar, sýnýflar mücadelesinin belirli bir aþamasýnda kaçýnýlmaz olarak burjuva toplumu kritik bir noktaya getirir. Tarihsel geliþmenin bir sonucu olarak ortaya çýkan bu kritik aþamada devrimci bir sýnýf olan proletarya derhal harekete geçmeli, bütün gücünü ve bütün olanaklarý kullanarak iktidarý ele geçirmeye yönelmelidir. Proletaryanýn hedefinde sosyalizm vardýr. Bu amaçla harekete geçen proletarya, burjuvazinin her alandaki egemenliðine son vererek, kendi kendisini egemen bir sýnýf olarak örgütlemelidir. Toplumdaki diðer sýnýf ve katmanlarýn ekonomik, politik istemlerini de demokrasi istemlerini de kendi hedefine baðlayarak gündemine almalý; burjuva toplumla sorunu olan bütün sýnýf ve katmanlara da öncülük etmelidir. Ancak bunu yaparsa proletarya devrimci bir sýnýf olarak davranmýþ olur. Bizde uzun yýllardan beri devam eden devrimci mücadele, proletarya ve diðer emekçi yýðýnlarý ideolojik, politik ve pratik olarak devrimin eðitimine tabii tuttu. Bu uzun mücadele sürecinde proletarya, burjuva sýnýfla sert, göðüs göðüse bir çarpýþmaya girmeden, ileri doðru bir sýçrama gerçekleþtiremedi. Proletaryayý kurtuluþa götürecek biricik yol, devrimci mücadele yoludur. Proletarya ya devrimcidir ya da hiç bir þey. Bu yüzden proletaryanýn mücadelesi devrimci bir niteliðe sahip olmalýdýr. Sýnýfsýz toplum her ne kadar tarihsel bir zorunluluk olsa da, proletaryanýn devrimci mücadelesi bu süreci hýzlandýracak, bir sýnýf olarak kendi kendisini kurtardýðý gibi, bütün insanlýðý da kurtuluþa götürecektir. Eski topluma devrim yoluyla son vermek ve yeni bir dünya kurmak amacýyla harekete geçenler, eski dünyanýn efendileri tarafýndan her türlü engellemeyle karþýlaþýr, baský ve saldýrýlara maruz kalýrlar. Ancak her defasýnda daha büyük bir cesaret ve güçle yeniden ataða kalkar, mücadeleyi sürdürürler. Egemenler devrimi ve devrimin geliþimini engellemek amacýyla çeþitli yollara baþvururlar. Bunlardan biri de, mevcut hükümet yýprandýðýnda, onun yerini almasý için her zaman yedekte baþka birilerini bulundurmak, günü geldiðinde de deðiþtirmektir. Proletarya ve devrimci kitlelerin burada yapmasý gereken, egemenlerin bunu yapmalarýna fýrsat vermemek; devrimci kitle mücadelesini yükselterek devrimi daha ileri hale götürmektir. Milyonlarca emekçi Haziran’da ayaklandý. Ayaklanma büyük bir tarihsel olay oldu. Bu ayaklanmayý gerçekleþtiren kitleler, Haziran’dan beri öncülük iddiasýnda olan parti ve örgütleri izliyor; sýnava tabi tutuyor, deðerlendiriyor. Onlarýn da kendileri gibi ciddi olmalarýný bekliyor, sonuna kadar gidip gitmeyeceklerini anlamak istiyor. Bugün yaþananlar, öncekilerden daha büyük yeni bir ayaklanmanýn mayalandýðýný; yeni bir devrimci fýrtýnanýn kopacaðýný iþaret ediyor. Oportünist reformist hareket ne derse desin, tarih baþka türlü iþliyor. Bütün bir tarihin hazýrladýðý büyük günler yaþýyoruz. Sanki bir devrimin öngünündeyiz. Her þey buna iþaret ediyor. Oportünist, reformist küçük burjuva hareket Haziran Ayaklanmasýnda da daha sonraki ayaklanma dalgalarýnda da hep kendi görmek istediklerini gördü: toplumsal uzlaþma, barýþ, çözüm. Olaylarýn içindeki asýl olaný görmek istemedikleri için görmediler, görmüyorlar: Devrimin yükseliþi. Yeni Ayaklanmaya Hazýrlýk Haziran Ayaklanmasý ve sonrasýnda yaþanan muazzam geliþmeyi, olgularýn temelinde yatan zorunlulukla birlikte ele almayý, nesnel durumu bütünlüklü olarak deðerlendirmeyi baþaramayanlar, bütün bu yaþananlarý birbirinden kopuk ve rastlantýsal olaylar gibi görüyor; olaylarýn hýzý karþýsýnda þaþkýnlýk içinde kalýyorlar. Oysa yaþanan büyük devrimci atýlýmla birlikte -ki bundan sonra sonuç ne olursa olsun- kitleler büyük bir deðiþim yaþadý. Halen ayaklanmadan önceki kimi söylemleri kullanýyor olsalar bile, bunlarýn içeriðinde bir deðiþim oldu. Devrim ilerledikçe, eski biçimler ve söylemler yeni bir içerikle doluyor. Hareket þimdi bu yeni içeriðe dayanmaya baþlýyor. “Hükümet istifa” sloganý, artýk bir devrim çaðrýsýdýr. “Ýktidar halka” ise, yeni iktidarýn nasýl olacaðýný; sýnýfsal içeriðini iþaret ediyor, halk demokrasisini iþaret ediyor. Henüz bunun içi tam dolmamýþ olsa da, kitleler burada kendi özledikleri, kendi istedikleri yaþamýn kuruluþunu görüyorlar. Þimdi kitlelerin önünde iki yol var. Ya bu ayaklanmayla baþlayan atýlýmý devrime, devrimin zaferine kadar götürür ve kendi geleceklerini bilinçli olarak kendileri kurmaya giriþirler ya da burjuva egemenliðe son vermeden kimi güdük haklara, reformlara razý olur, daha uzun süre sömürüye uðrar, özgürlükten yoksun ve geleceksiz kalýrlar. Hep söyledik, halk kitleleri, emekçi yýðýnlar kendi yaþamlarýndan, kendi deneyimlerinden öðrenerek ilerlerler. Ýþte burada devrimci öncü, olaylarýn akýþýna ayak uyduran, süreç tarafýndan sürüklenen bir konumda olamaz. Proletaryanýn devrimci öncüsü, sürece müdahale eden, süreci sürükleyen bir güç olmalýdýr. Bunu baþarabilmek için gereken ideolojik politik donanýma sahip olan tek parti Leninist Parti olduðu gibi, Denizlerden bu yana 45 yýldan beri kesintisiz sürdürdüðü mücadelesiyle, edindiði deneyim ve birikimiyle de bunu baþarabileceðini göstermiþtir. Þimdi görev, kitleleri “adalet” gibi, “barýþ” gibi ya da “çözüm” diye öne sürülen kimi demokratik kýrýntýlar gibi þeyler konusunda da aydýnlatmak, uyarma faaliyetini yoðunlaþtýrmak; devrimin yükseliþini, kitlelerin devrimci mücadelesini çok yönlü geliþtirmeleri için olabildiðince çok teþvik etmek; yeni durumun yarattýðý bütün olanaklardan bu amaçla yararlanmaktýr. Biliyoruz ki, devrim sadece Leninistlere baðlý deðildir. Ancak Leninistler ellerinden gelen her þeyi yapacaktýr, yapmalýdýr. Bu yoðun ve cüretkar faaliyet, ezilen ulus ve ulusal topluluklarýn özgürlük tutkusunu, emekçi kitlelerin yüreðindeki devrim ateþini harlayarak, devrim ve zafer yürüyüþünü daha ileriye taþýyacaktýr.


10

MÜCADELE BİRLİĞİ

YAZI DİZİSİ -2Umut Çakır RTE, TÜSÝAD Baþkanýna bile “vatan haini” dedi ya, insanýn aklýna ecel zamaný cami duvarý iliþkisi geliyor. Her adým hükümeti kaçýnýlmaz sona yaklaþtýrýyor ve sokaklar bu fýrtýnaya “Ýktidar Halka!” þiarýyla giriyor. Kapýþma büyük olacak. “Ayný gemideyiz, hep beraber batarýz” laflarý artýk etkili olmuyor, tepedeki kavganýn önüne geçilemiyor. Yaklaþan tehdidin büyüklüðünü ve hükümetle birlikte tüm burjuva sýnýfýn ne denli zayýf düþtüðünü bildikleri halde, hiçbiri ne özel çýkarlarýndan vazgeçebiliyor ne de devrimin önüne kurban gibi atýlmak istiyor. Aksine deli gibi birbirlerinin kuyusunu kazmayý sürdürüyorlar. Tasfiyeler tam gaz, hükümeti iþaret eden kepazelik

Görülmemiþ tasfiye fýrtýnasýyla ortaya, eskisinden çok daha dayanaksýz bir iktidar aygýtý çýktý. Eskiden ittifaklar sistemi vardý, ama þimdi monoblok bir yapý var. Böylece, en tepedeki sallandýkça darmadaðýn olmaya aday bir iktidar odaklaþmasý yaþanýyor. Hükümeti sallayan her geliþme, bundan böyle tekelci faþist devletin bütün organlarýnda hissedilecektir. dolu dosyalarýn patlamasý da. Daha önce hükümetin uysal araçlarý gibi görünen HSYK ve TSK da bir anda bu kavganýn taraflarý halinde buldular kendilerini. Üstelik TSK, perde arkasýndan, hükümeti sýkýþtýran konumunda. Ordunun tek parça tutum aldýðý söylenemez. Alt kademeler, kuvvet komutanlarýnýn, yüzlerce generali içeri týkan teslimiyetçiliðinden rahatsýzdý. Bu durumda iktidar, çok gereksinim duyduðu halde orduyu ayaklanmacýlarýn karþýsýna çýkartmakta tereddüt edecek, güven duyamayacaktýr. Bunu düzeltebilmek için ortaya atýlan “orduya kumpas ve yeniden yargýlama” laflarý, muhataplarýnca hükümetin bir zayýflýðý olarak algýlanýyor. Öyleyse, tepedeki kavganýn bir uzlaþmayla sonuçlanmasýný beklememek gerek. Geliþmeler siyasal krizi devletin tüm kadro ve aygýtlarý arasýna yayýyor. Görülmemiþ tasfiye fýrtýnasýyla ortaya, eskisinden çok daha dayanaksýz bir iktidar aygýtý çýktý. Eskiden ittifaklar sistemi vardý, ama þimdi monoblok bir yapý var. Böylece, en tepedeki sallandýkça darmadaðýn olmaya aday bir iktidar odaklaþmasý yaþanýyor. Hükümeti sallayan her geliþme, bundan böyle tekelci faþist devletin bütün organlarýnda hissedilecektir. Bu sayede hükümet deðiþimlerine baðlý olmayan burjuva devletin özerk gücü, toplumun tüm gözeneklerini kapatan bu ahtapot, yapýsal temellerinden koptu. Þimdi çok daha güçsüz, ideolojik birliði çatlamýþ, geniþ siyasi cephaneliðini sadece þu anki hükümeti savunmaya indirgemiþ, varlýðýný olduðu kadar, direnç potansiyelini de hükümete baðlamýþ bir yapý. Bu faþist devlet tiplerinin en savunmasýz, en zayýf biçimidir. Ýran’da Þah, Nikaragua’da Somoza ve Portekiz’de Salazar gibi kiþilere baðlanmýþ faþist rejimlerin sonunu hazýrlayan,

Keskin Dönemeç tam da böyle devlet tipleridir. Bu tarz bir yönetim ve devlet iþleyiþi her adýmda daha büyük kavgalar çýkartýr. Üstelik bu kavgalarýn artýk ne anayasal bir çözümü bulunabiliyor, ne de seçimlere bel baðlanýyor. Devamlý kavgalar üreten bu yapý, bir noktadan sonra karþýlýklý tehditten, tasfiyelerden suikastlere doðru yol alýr. Büyük güç ve büyük nüfuz kavgalarýnýn geleneksel ve kurumsal yollarý týkanmýþsa, geriye þiddet kalýr. Þimdiden sonra burjuvazi iki alanda savaþacak. Bir devrimle, bir kendi içinde. Ordu, burjuva iç savaþýnda tarafsýz kalamaz. Devrime karþý iç savaþta yeterince yýpranan ordu, yeni patlak veren burjuva sýnýf arasý iç savaþta parçalanma riskiyle karþý karþýyadýr. Sonuçta devrim, son derece güçsüz bir orduyu karþýsýnda bulabilir. Burjuva devletin hükümetlerden baðýmsýz, geleneksel özerk yapýsýnýn törpülenmesi, halk kitlelerinin gözünde ciddi bir algý deðiþiminin önünü acýyor. Kürt halký için deðil ama Türkiye halklarýnýn en geri kesimlerinin kafasýnda kökleþmiþ olan devlet imajý, adeta kutsal, dokunulmaz ama Tanrýsal yetkeye sahip, kendi baþýna bir organizmadýr. Son olaylar bu köklü geleneksel “Devlet-i Ali” fikrini yerle bir etmeye yetecek kadar sarsýcýdýr. Bu zihniyet deðiþiminin ciddi sonuçlarý olacaðýndan kimsenin kuþkusu olmasýn. O Büyük Rejisör Devrimler az çok uzun döneme yayýlan bir dizi isyanlar, ayaklanmalar sürecidir. Ve bir aþamadan sonra tüm geliþmelere el koyan, yönlendiren, olaðanüstü hýzlandýrýp yoðunlaþtýran sarsýcý olaylarý art arda ve üst üste sýralayan bir “rejisör” devreye girer. Þu ya da bu partiden baðýmsýz bu “tarihi rejisör”, korkutucu dalgalarýný sahillerde göstermeye baþladý: Ekonomik çöküþ eðiliminden bahsediyoruz. Tekelci sermaye egemenliðine nihai darbeyi vururken, kitleler, ekonomide baþ gösteren çöküþün sonuçlarýndan yararlanacaktýr. Daha þimdiden pek çok Burjuva devletin hükümetlerden baðýmsýz, geleneksel özerk yapýsýnýn törpülenmesi, halk kitlelerinin gözünde ciddi bir algý deðiþiminin önünü acýyor. Kürt halký için deðil ama Türkiye halklarýnýn en geri kesimlerinin kafasýnda kökleþmiþ olan devlet imajý, adeta kutsal, dokunulmaz ama Tanrýsal yetkeye sahip, kendi baþýna bir organizmadýr. Son olaylar bu köklü geleneksel “Devlet-i Ali” fikrini yerle bir etmeye yetecek kadar sarsýcýdýr. Bu zihniyet deðiþiminin ciddi sonuçlarý olacaðýndan kimsenin kuþkusu olmasýn. gazetenin manþetini “finansal kaos” benzeri sözler kaplýyor. Hesaplara göre, bu topraklarda kullanýlan 98 milyon kredi kartýnýn (50 milyonu aþan banka kartlarýna ek olarak) %53’ünü ücretli emekçiler kullanýyor. % 64’ün aylýk geliri ise yoksulluk sýnýrýnýn altýnda bulunuyor. Yani, ciddi dalgalarýn kýyýlarý vurduðu finansal kaos, bir anda toplam nüfusun üçte ikisini yýkýma uðratacak kuvvette. Ve böylece iþçileri, memurlarý, yoksul ve küçük köylüleri, esnafý ve daha pek çok sýnýf ve katmaný ayný koþullar, ayný zaman ve mekanda bir araya getiren tarihin en büyük rejisörü harekete geçmiþ bulunuyor. Bankalar kredi vermeyi kestiler bile.

Geçmiþte ezilen bütün sýnýf ve katmanlarý ayný derecede etkileyen ülke çapýnda bir fýrtýna, ancak büyük bir savaþta kendini gösterebiliyordu. Ama, yüzmilyona yakýn kredi kartý sayesinde on milyonlar, ayný bombayý, ayný dakikaya ayarlý pimiyle birlikte ceplerinde taþýyorlar. Hemen her ile, her ilçeye, hatta kasaba ve köylere dek uzanan tüm emekçi sýnýflarýn sinir uçlarýný bir elektrik þebekesi misali ayný anda uyaran bu büyük rejisör sayesinde, bir anda sokaklarý doldurmasý muhtemel onmilyonlarla uðraþacaðýz. Yeni evrenin devrimleri tarih sahnesinde iþte böyle muazzam bir gürültüyle çýkýveriyor, önce yolunu kaybeder gibi oluyor, kulaklarýna fýsýldanan cennet vaatleriyle ayartýlýyor ama ezici çoðunluðun emekçi içgüdüleri ve baðýmsýz iradeleri, devrimi kendi yoluna sokuyor. Ýlk bölümünü izlemekte olduðumuz ekonomik çöküþü 2001 krizine benzeten ve o zaman esnaflarýn yaptýðý gibi sokaklarý gerici sloganlarýn dolduracaðýný iddia edenler var. Böyle yanýlgýlara ancak bir devrim korkusu neden olabilir. Haziran-Güz ayaklanmalarý hiç yaþanmamýþ olsaydý, belki de sokaklar 2001’in gerici sloganlarýyla çýnlayabilirdi. Ama ayaklanmadan sonra, sýradan emekçilerin devrimci eylemleri, hatta en gerici sendiYeni evrenin devrimleri tarih sahnesinde iþte böyle muazzam bir gürültüyle çýkýveriyor, önce yolunu kaybeder gibi oluyor, kulaklarýna fýsýldanan cennet vaatleriyle ayartýlýyor ama ezici çoðunluðun emekçi içgüdüleri ve baðýmsýz iradeleri, devrimi kendi yoluna sokuyor. kalarýn baþýný çektiði eylemler bile söylem ve karakter olarak bir biçim ve -öyle denebilirse- bir ruh kazanmýþtýr. Bu saatten sonra sokaða çýkanlarýn dilinde, mutlaka Haziran’ýn sloganlarý olacaktýr. Dahasý, “Ýktidar halka” þiarý, en hýzlý biçimde harekete en son katýlacak kitle bölüklerinin içinde yaygýnlaþacaktýr. Devrim fýrtýnalarý hep, en arkadan geleni en öne fýrlatmasýyla meþhurdur. Öte yandan en ileri konumda bulunan Kürt halkýnýn tutumu artýk netleþmeli. UKH’nin bir kez daha en kritik anda hükümete utangaç ve koþullu destek sunuyor olmasýný, Kürt halký kabul edecek mi, asýl soru budur. Çünkü “Ýktidar halka!” þiarýnýn vadettiði gerçek özgürlüklere, hedefin çekiciliðine Küt halkýnýn kapýlmamasý düþünülemez. Baþka hiçbir hedef, iki halkýn birleþik mücadelesini bu denli sýký biçimde öremez. Kürt halkýnýn anlaþýlýr tarihi nedenle duyduðu ezen ulus emekçilerine güvensizliðini yýkacak olan, yine ayný slogandýr. Aracý Ýnþa Süreci Bu süreçte girilen seçimler, geçmiþte olduðu gibi, sokaklarý pasifize etmeye yetmiyor. Seçimlere iliþkin yapýlan anketler bu tespiti doðrulamakta. Gazeteler, boykot oranlarýný özenle saklasalar bile, satýr arasýnda oy vermeyi düþünmeyenlerin çokluðuna vurgu yapmaktan geri duramýyorlar. Geniþ emekçi kitlelerde yükselen boykot eðiliminin ardýnda sadece burjuva partilere duyulan güvensizlik yatmýyor. Bu ayný zamanda “Ýktidar Halka!” þiarýna dek uzanan bilinçli kavrayýþýn bir yansýmasý. Emekçiler Aralýk sonlarýnda iktidarý hedefleyen bir amaç belirlediler. Ve þimdi bu amaca uygun araçlarý yol ve yöntemleri inþa ediyorlar. Seçimleri boy-

kot, bu inþa sürecinin bir aþamasýdýr, parlamenter yolun reddediliþidir. Reformistler, uzlaþmacýlar, þimdi istedikleri kadar çabalasýnlar. Emekçilerin Geniþ emekçi kitlelerde yükselen boykot eðiliminin ardýnda sadece burjuva partilere duyulan güvensizlik yatmýyor. Bu ayný zamanda “Ýktidar Halka!” þiarýna dek uzanan bilinçli kavrayýþýn bir yansýmasý. Emekçiler Aralýk sonlarýnda iktidarý hedefleyen bir amaç belirlediler. Ve þimdi bu amaca uygun araçlarý yol ve yöntemleri inþa ediyorlar. Seçimleri boykot, bu inþa sürecinin bir aþamasýdýr, parlamenter yolun reddediliþidir. pratik yaþamdan zorlu bir kavgadan dersler çýkararak özümsedikleri bu ileri bilinci köreltmezler. Parlamentarizm yolcularý bundan böyle sadece kendi hâlihazýrdaki kitleleriyle sýnýrlý kalacaklar ve seçimlerden hüsranla ayrýlacaklar. Ama sanýlmasýn ki, bu hüsran onlarý doðru yola getirecek. Hayýr aksine bozgunculuk, kitlelere güvensizlik ve moral bozan söylemlere boðulacaklar. Ve o saatten sonra kendilerini boðabilirler ancak. Haziran-Aralýk dönemi boyunca emekçilerin önüne hangi zavallý istemleri, kýrýntý talepleri koymadýlar ki! Sadece iktidarýn lafýný etmediler. Ve emekçiler devrimin ileri bilinçli kitleleri þaþmaz bir içgüdüyle “Bu uzlaþmacýlarýn hiç sözünü etmediði þey, tek doðru þeydir” diyerek, iktidar halka þiarýný benimsediler. Uzlaþmacýlarýn hiç sözünü etmedikleri bir baþka hedef, Taksim’di. Ve bu konuda devrimci kitleler, uzlaþmacýlardan nasýl koptuklarýný gösterdiler. 19 Ocak günü yüzbinler Agos’un önünde toplandý. Önce sevgili Hrant’a verdikleri sözü yerine getirdiler, O’nu unutmadýklarýný, katillerinden hesap soracaklarýný haykýrdýlar. Ve sonra, sanki oradaki herkes buna çok önceden hazýrlanmýþ gibi, tereddütsüz Taksim’e yöneldiler. Önceki yýllarda reformist partilerin etkisinde kalan kitleyi Taksim’e yöneltmek için nice çabalar sarf etmiþ olanlar, bu yýl hiç zorlanmadýlar. Kitleyi baþtan sona kontrol eden kendi baðýmsýz devrimci iradesi, herhangi bir ajitasyon çabasýna yer býrakmayacak denli olgundu. Ve yüzbinler Taksim’e girdi. Polis, kurduðu barikatlarýn bu dev gövdenin önünde tutunamayacaðýný anladý ve açtý. Ve ayaklanmacýlar bir sözlerini daha yerine getirmiþ oldular. Bu daha baþlangýç demiþlerdi. Taksim’i adeta namusu ilan eden, yýlbaþýnda bile kapatmaya yeltenen tekelci sermayeye þu mesajý verdiler: “Biz buradayýz hiçbir yere gitmedik, evlerimize dönmedik. Ýstediðimiz an Taksim’i yeniden ele geçirebiliriz. Sadece en kritik zamaný bekliyoruz.” Devrimci kalabalýklarýn son derece anlamlý tutumunu iyi okuyan tekelci basýn, Taksim’e giren kitleye dair tek bir kare fotoðraf bile yayýnlamadý. Sermayenin korkusu anlaþýlýr. Peki ya reformistler? Kitlelerin gözünde her adýmda biraz daha rezil olan bu çevreler, Taksim’i unutturmak için yayýnlarýnda ayný suskunluk fesadýna ortak oldular. Çünkü Haziran’dan bu yana Taksim’i yeniden ele geçirmek için uygun fýrsat kollayan ayaklanmacýlarýn iþaret fiþeðinin atýldýðý yerdir, kitlelerin gözlerini diktiði devrimin karargah üssüdür, moral üstünlüðün kazanýldýðý sahadýr. Agos’un önünde toplanan yüzbinler bunu anlamýþtýr. Çünkü onlara amaç yol gösteriyor. Amaca en

12 - 26 Şubat 2014

uygun araçlardan biridir Taksim’in fethi. Öncünün Tarihi Sýnavý Amaca uygun araçlarý adým adým inþa etmeye soyunan ayaklanmacýlar, bu çabalarýna “kemik kýran parti”yi arayýp bulmayý da eklemiþ görünüyorlar. 19 Aralýk akþamý Taksim eylemine gösterilen büyük ilgi, ayaklanmacý kitleler içindeki en ileri kesimlerin artýk Leninistleri radar ekranýna kondurduklarýnýn ilk iþaretidir. Leninist Parti, Haziran’dan bu yana politik bir sýnavdan geçti. Uzlaþmacý sol þimdi hiç dile getirmese bile, “Ýktidar Halka!” þiarýný ayaklanmacýlara taþýyan tek partinin Leninist Parti olduðunu partisiz devrimci kitleler biliyor. Ama kalkýþtýklarý iþi son derece ciddiye alan emekçiler, sadece politik doðrularý dile getirmenin zafere giden yolda yetmeyeceðini, geçmiþ deneyimlerinden biliyorlar. Bundan sonra Leninistler sýnavý pratik alanda verecekler. Anýnda harekete geçme kapasitesi, kitlelerle diyalog kurma ve onlarýn baðýmsýz devrimci iradelerini tanýma çabalarý sonuna kadar gitme kararlýlýðý, ayaklanmayý bir sanat olarak ele alýp yönetebilme yeteneði, özgüven ve cüret, þimdi sýnav masasýnda bunlar var. Leninistler bu sýnavý geçecek kadro birikimine, gelenek ve sýký örgüt alýþkanlýklarýna sahiptir. Yine de býçak sýrtýndayýz denilebilir. Örneðin Leninist Parti’nin yaydýðý sloganýn bir anda halk Uzlaþmacýlarýn hiç sözünü etmedikleri bir baþka hedef, Taksim’di. Ve bu konuda devrimci kitleler, uzlaþmacýlardan nasýl koptuklarýný gösterdiler. (...) Bu daha baþlangýç demiþlerdi. Taksim’i adeta namusu ilan eden, yýlbaþýnda bile kapatmaya yeltenen tekelci sermayeye þu mesajý verdiler: “Biz buradayýz hiçbir yere gitmedik, evlerimize dönmedik. Ýstediðimiz an Taksim’i yeniden ele geçirebiliriz. Sadece en kritik zamaný bekliyoruz.” eylemlerinde pankartlara yazýlmasý, özgüveni þahlandýrýr; ama bu özgüvene, kitlelerin baðýmsýz iradesini hiçe sayan bir kibir asla eklenmemeli. Çünkü halklar, feda ve kahramanlýk sözlerinin ardýnda yeþeren “sol kibiri” iyi tanýr ve anýnda uzak durma tutumunu benimser. Ayaklanmacýlar, Mart-Haziran devrim günlerine iþte böylesine ileri bilinç ve donanýmla giriyorlar. Kemerlerinizi baðlayýn.

Leninist Parti, Haziran’dan bu yana politik bir sýnavdan geçti. Uzlaþmacý sol þimdi hiç dile getirmese bile, “Ýktidar Halka!” þiarýný ayaklanmacýlara taþýyan tek partinin Leninist Parti olduðunu partisiz devrimci kitleler biliyor. Ama kalkýþtýklarý iþi son derece ciddiye alan emekçiler, sadece politik doðrularý dile getirmenin zafere giden yolda yetmeyeceðini, geçmiþ deneyimlerinden biliyorlar. Bundan sonra Leninistler sýnavý pratik alanda verecekler. Anýnda harekete geçme kapasitesi, kitlelerle diyalog kurma ve onlarýn baðýmsýz devrimci iradelerini tanýma çabalarý sonuna kadar gitme kararlýlýðý, ayaklanmayý bir sanat olarak ele alýp yönetebilme yeteneði, özgüven ve cüret, þimdi sýnav masasýnda bunlar var.


12 - 26 Şubat 2014

Oğulları Öldürülen Analar

Geçtiðimiz yýlýn Haziran ayýnda Gezi Parký’yla baþlayan ve tüm Türkiye’ye yayýlan eylemler tarihe Haziran Ayaklanmasý olarak geçti. Kitlelere politik ve pratik birçok þey kattýðý gibi egemen sýnýf halklarýn evlatlarýný katlederek bizden 7 yoldaþýmýzý aldý. Katledilen yoldaþlarýmýz da Haziran Ayaklanmasýnda ‘’ölen’’ deðil ‘’ölümsüzleþenler’’ olarak tarihe geçti. Haziran’dan bu yana 9 ay geçti. Ayaklanma sýrasýnda kitleleri dakika dakika takip ettik. Yaratýcýlýk cesaret ve kararlýlýklarýndan dolayý hepsiyle gurur duyduk. Eylemler ikinci bir ayaklanma için güç toplama adýna biraz durulduðunda Gezi’ye dair bir þeyler söylemek isteyenler çýktý tarih sahnesine... Politik olarak birçok þey söylendiði, yazýlýp çizildiði gibi, sanatsal anlamda da bir o kadar yazý, makale yazýldý, karikatürler çizildi, belgeseller çekildi... Biz de Antakya Ayýþýðý Sanat Merkezi Ayýþýðý Tiyatro Atölyesi olarak Gezi Ayaklanmasýnda ölümsüzleþenlerimiz için 8 Þubat Cumartesi akþamý 19.00’da Antakya Meclis Kültür Merkezi’nde bir tiyatro oyunu sergiledik. “Oðullarý Öldürülen Analar” isimli tiyatro oyunumuza yoðun katýlýmýn yaný sýra Ali Ýsmail Korkmaz ve Ahmet Atakan’ýn aileleri de davetimize icabet ederek salondaki yerlerini aldý. Abdullah Cömert’in annesi yakýn bir zamanda ameliyat olduðundan aramýzda olamadý. Oyunumuzu sergilemeden önce ricamýz üzerine söz alan anne Emsal Atakan son süreçte yaþananlara kýsaca deðindi, Rojava’dan, Roboski’den, Reyhanlý katliamýndan bahsederek acýlarýn ortak olduðunu dile getirdi. Katillerden bir gün mutlaka hesap sorulacaðýnýn inancýný taþýdýðýný söyledi. Hemen ardýndan söz alan anne Emel Korkmaz 3 Þubat’ta Kayseri’de görülen Ali Ýsmail’in ilk duruþmasýndan bahsetti. Duruþmaya Ali Ýsmail ile birlikte gittiðini ve katillerin karþýsýnda dimdik durarak hesap sorduðunu anlatan anne “Aliþimin fotoðrafýna bile bakmaya korktular, yüzümüze bakacak cesaretleri yoktu” dedi. Anneler kendilerini yalnýz býrakmadýklarý için salondaki kitleye teþekkürlerini sunarken Ayýþýðý Sanat Merkezine de emeklerinden dolayý teþekkür ederek konuþmalarýný sonlandýrdý. Gözyaþlarýnýn aktýðý konuþmanýn sonunda anneler oyunu izlemek için yerlerini alýrken salon “Aðlama Anne Evlatlarýn Burada”, “Bu Daha Baþlangýç Mücadeleye Devam” sloganlarýyla ve alkýþlarla inledi. Analarýn yaþadýðý acýlarý anlatan ve ölümsüzleþenlerimizin sözlerinden oluþan yaklaþýk 1 saatlik tiyatro oyunu, alkýþ ve sloganlarla sýk sýk bölündü. Analarýn nasýl acýlar yaþadýðýnýn hissedildiði oyunun sonunda gözyaþlarýný tutamayan insanlar, birbirlerine annelere ve tiyatro emekçilerine sarýlarak acýlarýný paylaþtý. Acýnýn yanýsýra öfkenin de tazelendiði oyunun sonunda sloganlar salonu inletti.

Ekin Sanat

Umutlu Þeyler Yaz Can hevalim, demiþler ya “umuttan bahset mahpusa” bunu kim demiþse bizi tanýmamýþ diyorum... Söyler misin “umuda ihtiyacýmýz olsaydý, bizi kim alýkoyardý “yok” olmaktan. Gerek özel gerekse genel sevdamýz nasýl büyümeye devam ederdi? Elbette sevinçli haberler almak, geliþmelerden haberdar olmak mutlandýrýr bizi, bizleri. Geliþi görmek, onun bir yerinden tutmaya çalýþmak, katký sunabilmek isteðimiz, arzu ettiðimiz þeylerdir. Ama eksiklikleri hatalarý da görmemiz gerekli, elimizden ne gelirse, bu koþullarda ne katký sunabilirsek o kadar çözüme ortak olabilmenin huzurunu da taþýmak isteriz. Elbette mektuplarýmýz birbirimizi geliþtirmeli, öðretici olmalý. Bu demek deðil ki teorinin griliði ile dolu olacak satýrlar. Unutulmamalýdýr ki, yaþamda öðreticidir, en iyi öðretmendir. Bazen birimiz elini tutarýz, bazen diðerimiz. Tarihin akýþýný biliyoruz, umudumuzun kaynaðý tarihin akýþýdýr. Biliyoruz ki yaþam bizden yana, biz de yaþamdan. “Umutlu þeyler yaz.” Ismarlama mektup olur muymuþ? Ben diyorum ki, içinden geldiði gibi yaz, kalemin tutukluk yapmadan ve tek kaygýn üçüncü gözler olarak. Kafaný kurcalayan, çözümüne ulaþmak istediðin sorularýný paylaþ, hüznünü, mutluluðunu... ne bileyim: aklýna ne geliyorsa, neyi paylaþmak istiyorsan onlarý yaz. Umutlu þeyler yaz.” Bana kendini yaz, orda umut da vardýr hiç endiþen olmasýn. Sen umuttan ayrý düþmezsin ki bende. Bazen hava kararýr, bulutlanýr. Bu durum havayý kötü yapmaz ki... Hafiften yaðan yaðmurun arkasýndan gökkuþaðý gelir, tutarýz o zaman renklerin uçlarýndan... “Umutlu þeyler yaz.” Sen yaðmurla gel, doluyla gel, karla, fýrtýnayla, boranla gel... Yeter ki doðal olsun geliþin, ben umutlanýrým hemen. “Umutlu þeyler yaz.” Yok be hevalim, umut lafý vara-yoða kullanýlýyor diye anlamýný yitirmez. Umut bizim için bugündür, yarýndýr. Umut yaþamýn kendisidir, düþlerimizdir. Bazen kalýplarla düþünmek yaþamýmýzý kolaylaþtýrsa da. Yaþamýn kalýplara sýðmadýðýný bilmeliyiz... Yaþama zincir vurulmaz, duvar örülmez. Yaþam içerde de dýþarda da birlikte geleceðe yol alýr.

Çıkıyor Önsöz Kış sayısı Komünist şair Nazım Hikmet'e ölümünün 50. yılında armağan olarak hazırlandı. 3 Haziran için düşünülen bu sayı, Gezi Ayaklanmasının yarattığı ortamda çıkarılamadı. Önsöz yayın kurulu ise yaptığı çalışmayı Kış sayısında siz okurlarına sunuyor. Dosya Nazım Hikmet'in şiirlerinden, Nazım'ın yazılarından, Nazım için yazılardan oluşuyor. Tüm yönleriyle bir Nazım değerlendirmesi bulacağınız bu sayıda siz okurlarına ressam Rasin'in Nazım çizimi hediye olarak sunuyor. Önsöz bu sayı ile birlikte sayfalarını Anlatılan Senin Hikayen adlı çizgi romana açıyor. 31 Mayıs Ayaklanmasını bir kez de genç bir ressamın çizgileriyle ele alıyor. Hikayelerin, şiirlerin, tiyatro ve sinema değerlendirmelerinin yer aldığı Önsöz dolu dolu siz okurlarıyla buluşacağı günü bekliyor.

MÜCADELE BİRLİĞİ

11

luþu: u t r u K rýn a l n ý d a K

AYAKLANIN Günün geçici sorunlarý karþýsýnda, büyük temel düþünceleri bir kenara itme; baþka anlatýmla, emekçi sýnýfýn temel hedefini, günlük, sýnýrlý ve kýsmi istemlerin arkasýna itme, oportünizmin tipik çizgisidir. Ayný yaklaþýmý kadýn sorununda da görüyoruz. Kadýn sorununun günlük olarak karþýmýza çýkan yansýmalarý için öyle bir gürültü koparýlýyor, öyle abartýlýyor ve öne çýkarýlýyor ki, sanýrsýnýz kadýn sorunu, bu sýnýrlý yansýmalardan ibaret. Bu sorunlar giderilince, asýl sorun da ortadan kalkmýþ olacak. Feminizm, oportünizm ve reformizm, asýl sorunu, sorunun en özsel, en temel yönünü öne çýkaracaðýna, sorunun günlük yaþamdaki yansýmalarýný öne çýkarýyorlar. Detaylara öyle dalmýþlar ki burada asýl sorunu, o büyük düþünceyi, o temel hedefi görmeleri olanaklý deðil. Günlük olarak karþýmýza sýk sýk çýkan sorunlar, gerçekte temeldeki özsel bir sorundan kaynaklanýr. Temeldeki özsel sorun giderilmedikçe, bunun günlük sonuçlarý ve yansýmalarý hep olacaktýr. Temeldeki sorun, kadýnýn bu toplumdaki konumudur. Kadýnýn toplumdaki baðýmlý, ezilen, baský altýna alýnan, aþaðýlanan ve tek kelimeyle, köleliði ortadan kaldýrýlmadýkça, bu sorun kendini binlerce görünüm içinde günlük olarak gösterecektir. Demek ki asýl mesele, kadýnýn bu durumdan çýkmasý, yani kadýnýn kurtuluþu sorunudur. Kadýnlarýn eþitliði denilince, bundan anlaþýlan ve öne çýkarýlan, kadýnýn erkekle biçimsel eþitliðidir, ya da karþýsýndaki eþitliðidir. Böylece, biçimsel eþitlik adýna, kadýnýn erkekle yaþamda gerçek eþitliði bir tarafa býrakýlmýþtýr. Bugüne deðin verilen mücadelenin bir sonucu olarak, kadýnýn biçimsel eþitliði yönünde belli bir ilerleme gösterildi. Kadýnlar yasal olarak birçok hak elde etti. Bakýþ açýlarý feminizmle daraltýlmamýþ biri görecektir ki, haklar yönünde tüm bu ilerlemeye karþýn, kadýn sorunu halen orta yerde duruyor. Ve biz, biçimsel eþitlik alanýnda yapýlmýþ onca geliþmeye raðmen kadýn sorununu konuþuyoruz. Sermayenin toplum üzerindeki egemenliði devam ettikçe, biz bu sorunu konuþmayý sürdüreceðiz. Sömürü ve baský toplumunda, köleliðin olduðu böyle bir toplumda, biçimsel eþitlik de hiç bir zaman tam olmaz, eksiktir ve geliþkin deðildir. Elde edilen haklar sýnýrlýdýr, yetersizdir ve güvensizdir. Toplumun kendi içinde uyumlu olduðu dolayýsýyla doða ile de uyum gösterdiði, yani üretim araçlarýnýn toplumun ortak denetiminde olduðu bir toplumda kadýn gerçekte özgür olur. Erkekle yaþamýn her alanýnda, tüm sosyal iliþkilerde eþit olur. Toplumun günlük yönetimine de özgür olarak katýlýr. Bu toplumda bireyler özgür koþullara kavuþurlar. O zaman her bireyi özgür yapan koþullar, tüm bireylerin özgürlüðünün koþulu olur. En demokratik burjuva toplumlarda bile kadýnlar sýnýrlý hareket serbestliðine sahiptir. Belediyelerin sosyalistlerin elinde olduðu ülkelerde kadýnlar biraz daha hak elde eder, biraz daha rahat hareket eder, fakat hareket alanýnýn ve katýlýmýnýn biraz daha geniþlemesi, kadýn sorunun çözüldüðü anlamýna gelmez. Hareket alanlarýnýn, haklarýn geniþlemesini, kadýn sorununun çözümü diye göstermek ciddi bir çarpýtmadýr. Bireylerin toplumsal iþ bölümüne kölece baðýmlý olduðu koþullarda, bireylerin özgürlüðünden sözedilemez. Özgür bireylerin, özgürce bir araya gelerek oluþturduðu bu topluma devrimle varýlacaðýna göre, yapýlmasý gereken, kadýnlarýn devrim mücadelesine aktif olarak katýlýmýný teþvik etmek ve desteklemektir. Kadýnlarýn devrim kavgasýna etkin, kitlesel ve örgütlü katýlýmý, sýnýf savaþýmýný, toplumsal devrimi ve kadýnlarýn kurtuluþunu hýzlandýracaktýr. Biz de bu devrim Haziran halk ayaklanmasýndan sonra büyük bir ivme kazandý; daha doðrusu büyük bir sýçrama gösterdi. Devrimci sýçramada kadýnlar, militan, etkin ve önde bir rol oynadý. Bir devrimin geliþimini, kadýnlarýn bu mücadeledeki konumuna bakarak anlayabiliriz. Kadýnlarýn gerçek kurtuluþ mücadelesini saptýrmak için yoðun bir çaba içinde olanlarýn tüm giriþimlerine raðmen hergün yeni yeni güçleriyle devrimci mücadeleye katýlýyor aðýrlýklarýný artýrýyor ve devrimin önemli bir gücü olduklarýný ortaya koyuyorlar. Bugüne kadar mücadelenin çelikleþtirici süreçlerinden geçen gerçek kadýn hareketi, özgürlük yolunda savaþým potansiyelini artýrmýþtýr. Artýk daha deneyimlidir, birikimlidir, bilgili ve bilinçlidir. Kýsacasý, kendi kurtuluþunun gerçekleþtirecek bir düzeye ulaþmýþtýr. Kadýn hareketini sýnýrlý istemler çerçevesinde tutmak ya da bu yöne yönlendirmek, kadýnlarýn henüz kendi kurtuluþlarýný saðlayacak bir düzeye gelmediklerini kabul etmek demektir. Böylesi bir yaklaþým ise, kadýn hareketinin ulaþtýðý ileri düzeyin gerisine düþmek demektir. Kadýn hareketi, kendini ezen, köleleþtiren, baský altýnda tutan topluma karþý ayaklanarak, isyan ederek, meydan okuyarak geliþme göstermeþtir. Ve ancak köhnemiþ düzene karþý savaþarak kurtuluþunu kazanabilir. Kadýnlarýn Kurtuluþu Ýçin, Hareketi Geçin, Ýsyan Edin, Ayaklanýn!


MÜCADELE BİRLİĞİ Yaðma Yýkým ve Rant Projesi

Kuzey Ormanlarý Savunmasý 3. Köprü, Kanal Ýstanbul gibi Mega yapýlarýn sözcülüðünü üstlenen ATV-Sabah grubunu protesto etti. 8 Þubat’a Yeniköy Kuzey Ormanlarýnda yaþayan köylüler ve Kuzey Ormanlarý Savunmasý grubu Beþiktaþ Abasaða Parký’nda bir araya geldi. Saat 15.00’da baþlayan yürüyüþ mahallenin içinden geçerek Barbaros Bulvarýna çýktý. Burada ters akan trafiðin 2 þeridini trafiðe kapatarak, ATV-Sabah binasý önüne kadar yürüdüler. Kitlenin içinde çocuk ve yaþlýlarýn olmasý dikkat çekti. Ýnsanlarýn elinde “Rant Varsa Yaþam Teferruattýr”, “Rant Var Dediler Geldik”, “Susma Sustukça Her Yer Beton Olacak, Ýstanbul Nefes Alamayacak”, “Kuzey Orman Köylerini Yedirmeyiz” dövizleri dikkat çekti. Yürüyüþ boyunca, “Sermaye Mahallemizden Defol”, “3. Köprüye Hayýr”, “Sermaye Defol Suyuma Doða’ma Dokunma” sloganlarý attýlar. ATV-Sabah binasý önüne gelen kitle burada polisin binayý çembere aldýðýný gördü. Çevik Kuvvet ve TOMA hazýr bekletildi. Binaya çok fazla yaklaþtýrýlmayan kitle yol üzerinde Kuzey Ormanlarý Savunmasý adýna basýn açýklamasý yaptý. “Buradan Ýstanbul halký olarak; insanca yaþama ve doða hakkýmýzý rant politikalarýna kurban edenlere; insaný, bilimi ve hukuku hiçe sayarak doðayý yaðmalayacak öz malý sananlara sesleniyoruz: Karþýnýzda biz varýz Ýstanbul halký var! Yaðma, Yýkým ve Rant Projesi’nin parçalarý olan 3. Köprü, 3. Havalimaný ve Kanal Ýstanbul projelerini derhal durdurun!” denildi. Açýklamadan sonra eylem sloganlarla sona erdi.

Londra Metrosu’nda GREV

www.mucadelebirligi.com / mucadelebirligi@hotmail.com / info@mucadelebirligi.com / mucadelebirligi@gmail.com /www.facebook.com/mbirligi / www.twitter.com/mbirligi

Karþýyaka Nergiz Parký Mücadelesinin Birinci Aþamasý Kazanýmla Sonuçlandý! Doðal Ve Kültürel Yaþam Giriþimi Sözcüsü Ahmet Tuncay Karaçorlu’nun Karþýyaka Nergiz Parký ile ilgili haberidir: Karþýyaka Nergiz Parký’nýn korunmasý, yapýlaþmaya açýlmamasý ve alanýn yeþil alan olarak ilan edilmesi yani mücadelemizin birinci aþamasý kazanýmla sonuçlandý. Nergiz halkýnýn yoðun olarak kullandýðý bir yeþil alanýn, Karþýyaka Belediyesi Kent Yönetimi tarafýndan “belediye hizmet alaný” adý altýnda yapýlaþmaya açýlmasý giriþimlerine karþý, Nergiz halkýnýn sürdürdüðü etkinlikliklerin birisi de, alandaki ‘belediye hizmet alaný’ kararýnýn, ‘yeþil alan’ olarak deðiþtirilmesi konusunda olmuþtu. 2 Þubat Pazar günü yapýlan etkinlikte parka yeni fidanlar ve çiçekler dikilirken, Nergiz halký adýna mahalle gençlerinden Cansu Ceyhan, “Aylardýr, parkýmýza dokunmayýn buranýn imar planlarýnda belediye hizmet alaný olmaktan çýkartýlýp park olarak deðiþtirilmesi taleplerimizi, çaðrýlarýmýzý duyurmaya çalýþýyoruz” açýklamasýný Nergiz halký adýna yaparken, Karþýyaka Halk Forumundan Ahmet Tuncay Karaçorlu da konu hakkýnda bilgilendirme yaparak, Karþýyaka Belediye Meclisini ‘alanýn yeþil alan ve park alaný olarak hemen deðiþtirilmesi’ için göreve çaðýrmýþ ve Karþýyaka Belediyesi’ne ilk meclis oturumunda görüþülmek üzere bir dilekçe vereceklerini anlatmýþtý. Ardýndan, 3 Þubat Pazartesi günü belediye önünde yapýlan uyarý ve meclis toplantýsýna kitlesel katýlým eylemini önce engellenmek istemiþ, ancak Nergiz Parký gönüllülerinin toplantýya katýlma konusundaki karar-

“Afet Deðil, Soygun Yasasý”

Cevahir Otel ve Kongre Merkezi önünde Kuzey Ormanlarý Savunmasý ve Kent Forumlarý temsilcileri, içerde yapýlan kentsel dönüþüm kongresini protesto ettiler. Otelin önünde forum gerçekleþtirdiler. 6 Þubat günü Cevahir Otel ve Kongre Merkezi önünde bir araya gelen Ýstanbul forum temsilcileri, Kuzey Ormanlarý Savunmasý gibi birçok doða derneði “Evimiz Deðil Yýkýlsýn Ýnþat Kapitalizmi”, “Talan Kongresine Hayýr”, “Sokaðýma, Mahalleme, Kentime Dokunma”, “Afet Deðil Soygun Yasasý, Mahallemizi Yedirtmeyeceðiz” gibi birçok pankart açýldý.

Rio De Janeiro’da Serbest Ulaþým Protestosu Sokak direniþlerinin ardýndan Rio halký serbest ulaþým için imkan buldu. 6 Þubat Perþembe akþamý birkaç saatliðine ana de-

lý direniþleri sonucunda, sorumlu meclis üyelerini gelerek uygulamanýn iptal edildiðini, ihalelerin durdurulduðu ilan etmiþlerdi. Ancak Nergiz halkýnýn bu önemli ‘kent hakký’ mücadelesini destekleyen duyarlý çevreler, bu durumun birinci aþamadaki bir kazaným olduðunu ve ‘alanýn belediye meclisi kararýyla, imar planýnda yeþil alan ilan edilene kadar mücadelelerini sürdüreceklerini ve bu aþamadaki kazanýmlarýný mutlaka tamamlayacaklarýný’ ilan etiler.

Forumlar ve Kuzey Ormanlarýný Savunmasý adýna Cihan Baysal Uzunçarþýlý basýna açýklama yaptý. Dini beton, imaný asfalt bir yönetim karþýsýnda Ýstanbul’un, her gün biraz daha Ýstanbul olmaktan çýkarýldýðýný vurguladý. Uzunçayýr, sözlerini þöyle sürdürdü; “Bugün burada ve kentsel dönüþümün her yönüyle ele alýnacaðý söylenen kongrede halk yok, mahalle dernekleri yok, konuyla ilgili meslek odalarý yok, emek örgütleri yok. Kamu ve özel sektör temsilcileri var. Kendileri çalýp kendileri söylemek niyetindeler. Gezi isyanýndan doðan birliklerimiz ile örgütlü gücümüz ile sözümüz ile mücadelemiz ile buradayýz. ‘Birinci’ diye adlandýrdýklarý bu kongreyi sonuncu talan kongresi olarak tarihe gömmeye kararlýyýz” diye konuþtu.

mir yollarý ve otobüs turnikelerini yýkarak zamlarý protesto eden eylemciler, birkaç saatliðine halka ücretsiz ulaþým saðladý. Yüzlerce protestocu otobüs ve demir yollarýna gelen yüksek zamma karþý turnikeleri yýktý. Samba gösterileri ve alkýþlarla baþlayan protesto; polis saldýrýsýyla sonuçlandý. Eylemde onlarca kiþi yaralandý ve yirmiden fazla gözaltý yaþandý.

Küba Beþlisi’nden Biri Daha Özgür Londra metrosu iþçileri, 4 Þubat akþamýndan itibaren 48 saatlik greve çýktý. Günde ortalama 3 milyon kiþinin kullandýðý metro grevi nedeniyle, Ýngiliz baþkentinde trafik altüst oldu. Grev çaðrýsýný Rail, Maritime and Transport Union (RMT) ile Transport Salaried Staffs Association (TSSA) sendikalarý yaptý. Sendikalar, modernleþme planý çerçevesinde giþelerin kapatýlmasý ve yüzlerce iþ biriminin ortadan kaldýrýlmasýný protesto ediyor. Londra Belediyesi tarafýndan baþlatýlan modernleþme planý tüm satýþ giþelerinin otomatikleþtirilmesini içeriyor. TSSA sendikasý lideri Manuel Cortes, metro hizmetinin yüzde 70’ten fazlasýnýn durduðunu belirterek, grevin baþarýsýndan duyduðu memnuniyeti ifade etti. Londra’nýn muhafazakar Belediye Baþkaný’na göre giþelerin kapatýlmasý yýlda 50 milyon sterlin tasarruf saðlayacak. Önümüzdeki hafta 11 ve 14 Þubat arasýna 48 saatlik bir grev daha öngörülüyor.

Yeni Evrede Mücadele Birliği Dergisi / Sayı: 252 / 12 - 26 Şubat2014 / Yaygın Süreli Dağıtım / Sahibi: Yeni Dönem Yayıncılık Basın Dağıtım Eğitim Hizmetleri Tanıtım Org.Tic.Ltd. Şti. Adına: Sami TUNCA / Adres: Sofular Mah. / Sofular Cad. No: 8/3 Fatih - İSTANBUL / Tel-Fax: 0 (212) 533 32 57 / Sor. Yazı İşl.Müdürü: Sami TUNCA / Baskı Yeri: Yön Basım Yayın, Davutpaşa Cad. Güven Sanayi Sitesi B Blok 1.kat N:366 Topkapı - Zeytinburnu - İSTANBUL

1990’larýn baþýnda birçok vahþi saldýrýdan sorumlu olan Küba karþýtý terörist organizasyonlarý ortaya çýkarmak üzere 5 Kübalý Miami’ye gönderilmiþti. Amaçlarý, saldýrý planlarýný eyleme geçmeden öðrenmekti. Saldýrýlar 3.400’den fazla ölüm ve 2.000’den fazla yaralanmayla sonuçlanmýþtý. 1976’da ise Küba uçaðýna yerleþtirilen bomba, Küba resmi eskrim takýmý da dahil olmak üzere 73 yolcuyu öldürmüþtü. Saldýrý CIA tarafýndan yetiþtirilen Orlando Bosh ve Luis posada Carriles tarafýndan yönetilmiþti. Bosh ölene kadar Miami’de özgürce yaþamýþtý. Hala hayatta ve 86 yaþýnda olan Carriles de. Beþ Kübalý bu durumu önlemek için çalýþmalar yapmýþ, Küba verilerini FBI ile paylaþmýþtý. Ancak ölümlere sebep olan teröristler yerine Kübalý beþ kahraman tutuklanmýþtý. 2011’de Rene Gonzales’in serbest býrakýlmasýnýn ardýndan, 15 yýl süren tutukluluðun ardýndan Fernando Gonzales de 27 Þubat günü serbest býrakýlacak. Fernando Gonzales tahliye haberinin ardýndan “Yýllarca bana destek olan herkese teþekkür etmek istiyorum. Ayrýca tüm dostlarýmýzýn; hala tutuklu olan Gerardo Hernandez. Ramon Labaino ve Tony Antonio Guerrero serbest býrakýlýncaya kadar direnmelerine devam etmelerini istiyorum” dedi.

Eylemde sýk sýk “Afet Deðil, Soygun Yasasý”, “Bu Daha Baþlangýç Mücadeleye Devam”, “Barýnma Hakkýmýz Gasp Edilemez”, “Her Yer Rüþvet Her Yer Direniþ” sloganlarý atýldý.

Ýspanya’da Coca Cola Ýþçileri Greve Gidiyor.

Ýspanya’da, Coca Cola Ýberian Partners’ýn 1250 iþçiyi etkileyecek olan iþten çýkarma kararý üzerine iþçiler greve gitti. Coca Cola iþçileri kapatýlmasý düþünülen 4 fabrika önünde eylemlerini sürdüren iþçiler, 15 Þubat’ta ise Madrid’de daha büyük bir eylem gerçekleþtireceklerini belirterek halktan Coca Cola tüketmeyerek kendilerine destek verilmesini istedi. Ýþsizlik oranýnýn yüzde 26’larda olduðu Ýspanya’da, yeniden yapýlanma planý çerçevesinde toplam çalýþanýnýn yüzde 30’una denk gelen 1250 iþçisini çýkarma ve 13 fabrikasýndan 4’ünü kapatma kararý alan Coca Cola Ýberian Partners þirketine iþçiler ve ülkenin iki büyük sendikasý CCOO ve UGT tepki gösterdi. Coca Cola Ýberian Partners’ýn bu ERE planýný uygulamaya kalkýþmasýnýn sendikalar ve Coca Cola çalýþanlarý tarafýndan yapýlan açýklamayla “yasadýþý ve adaletsiz” olduðu belirtildi. Ýki sendika Ýspanya’daki tüm Coca Cola fabrikalarý ve daðýtýmcýlarýnýn 4 Þubat 2014 tarihinden itibaren greve gideceðini açýklamýþtý. Coca Cola Ýberian Partners’ýn yeniden yapýlanma planlarýný açýklamasýnýn ardýndan kapatýlacak olan fabrikalardan biri olan Madrid’in Fuenlabrada ilçesindeki Coca Cola fabrikasý önünde 1 Þubat günü bir eylem gerçekleþtirildi. “Kapatmaya Hayýr”‘, “Coca Cola 1250 Aileyi Parçalýyor”, “Sýfýr Ýþten Çýkarma” yazýlý pankartlarýn taþýndýðý eylemde 200 kiþi, sýnýrsýz grev kararýna destek verdi. 4 Þubat gününden itibaren kapatýlmasý düþünülen fabrikalar önünde eylemlerini sürdüren Coca Cola iþçileri 7 Þubat günü fabrikanýn Madrid’deki þirketin merkez binasý önünde toplandý. “Fabrika Kapatmaya Ve Ýþçi Çýkarmaya Hayýr” yazýlý pankart taþýyan iþçiler attýklarý sloganlarla þirketin kararlarýný eleþtirip, halktan Coca Cola ürünleri tüketmeyerek kendilerine destek vermelerini istedi. Grevdeki iþçilerden biri, “Alicante, Mayorka, Asturias ve Madrid’deki fabriklarý kapatmak iþçileri sokaða atmak istiyorlar. Grevdeyiz. 2013’te 900 milyon avro kar açýklayan bir firma neden iþçi çýkarýyor? Hiçbir aile iþsiz kalmamalý” dedi. Ayrýca þubat ayý içerisinde çok sayýda gösteri organize edeceklerini duyuran sendikalar, iþçi çýkarýlma kararýnda geri adým atýlmasýna kadar protestolarýnda ýsrarcý olacaklarýný açýkladý. Bu arada Coca Cola Ýberian Partners, sendikalarla yürüttüðü müzakerelerde iþ akdi feshi tazminatýný artýran ve 4 fabrikanýn kapatýlmasýyla iþini kaybedecek 1250 iþçiden 500’ünün tekrardan baþka fabrikalarda iþe alýnmasýnda bazý kolaylýklar saðlayan yeni maddeler sundu. Ancak bu teklif de sendikalar tarafýndan reddedildi.


S252