Issuu on Google+


Yeni Evrede

Başyazı

POLÝTÝK HEDEF VE ETKÝN TOPLUMSAL MÜCADELE Mücadele Birliði

D

evrimci mücadelenin zafere ulaþmasý, proletaryanýn ve halk kitlelerinin etkin savaþýmýna baðlý. Bu sonuç kendiliðinden, sýnýf iliþkilerinin kendi seyrine býrakýlarak alýnmaz. Burada devrimi gerçekleþtirme iþçi sýnýfýnýn ve diðer emekçi kitlelerin önüne aktif bir görev olarak konmalýdýr. Bugüne dek büyük kitlesel güce ulaþan sosyalist hareketler oldu, fakat onlar reformist ve oportünist çizgileri nedeniyle kendi güçlerinin önüne devrimi gerçekleþtirme hedefini koymadýlar. Yýðýnlarýn etkin desteðine karþýn, önlerine devrimi aktif olarak gerçekleþtirme görevi koymadýlar. Ýzledikleri oyalamacý, dolambaçlý ve uzlaþmacý politikalarý nedeniyle emekçilere gelecek açýsýndan güven vermiyorlar. Bu durumda devrime inanlarýn onlardan uzaklaþmasý kaçýnýlmazdýr. Ýþçi sýnýfýnýn, halk kitlelerinin önündeki görevin ne olduðunu açýk olarak koymuþsan yani güncel görevin devrimi etkin olarak zafere götürmek olduðunu belirlemiþsen, mücadelenin ikincil sorunlarýyla oyalanýyorsan, geliþen devrimci mücadelenin gerisinde kalýrsýn zorunlu olarak. Ancak etkin olarak devrim için mücadele eden bir güç olaylarýn gerisinde kalmaz, tersine olaylara yön verir, etkiler, öne çýkar. Bugün devrimi somut bir görev olarak önüne koymayanlar, gerçekte proletaryanýn devrimdeki ve tarihteki rolüne güven duymuyorlar. Lafta proletaryanýn devrimin öznesi olduðunu kabul ediyorlar ancak öznenin mücadeledeki konumunu kavramýþ deðiller. Proleter sýnýfýn devrimin öznesi olmasý, bu sýnýfýn devrimin dayandýðý bir güç olmasý, kitleleri harekete geçirici, ateþleyici ve gerçekleþtirici güç olmasý toplumu dönüþtürecek olan etkin güç olmasýdýr. Ýþçi sýnýfý sadece genel niteliði nedeniyle deðil, taþýdýðý pratik birikimler ve canlý deneyimleri nedeniyle de halk kitlelerinin desteðini alarak bu devrimi baþarabilir. Oportünist sosyalizm devrimci halk kitlelerinin varolan durumu deðiþtirme gücüne, kapasitesine, yeteneðine ve savaþýmýna hiçbir þekilde deðer vermiyor. Bu yüzden sloganlarý devrimi gerçekleþtirmeye yönelik deðil, dolayýsýyla bu sloganlarýn kitlelerin üzerinde dönüþtürücü bir etkisi olmuyor, onlarý devrime yöneltmiyor. Bu nedenle kitlesel güçleri hangi düzeye çýkarsa çýksýn, devrim üzerine ne denli devrimci lafazanlýk yaparlarsa yapsýnlar,

bunlar proleter harekete, emekçi hareketine gerçek anlamda öncülük edemezler. Halk ayaklanmasý ve devrim zorunluluðunu en geniþ kitlelere götürmek için bir anlayýþ ve çaba içinde olmayanlar devrimci yýðýn hareketine önderlik yapamazlar. Kitleleri devrim yönünde, emekçilerin iktidarý almasý yönünde teþvik edeceklerine onlarý günlük istemlerin sýnýrlarý içinde tutmaya çalýþýyorlar. Oysa emekçi halk kitlelerine en büyük politik ve pratik desteðin yapýlmasý gereken bir süreçten geçiyoruz. Kitlelere eksiksiz bir zafer için destek verilmelidir. Kesin ve sonuca baðlanmýþ bir zafer için kitlelerin devrimci hareketi bugünkü ileri noktaya gelmek için zorlu süreçlerden, sert ve þiddetli kavgalardan geçti, büyük özverilerde bulundu ve baþarý için daha fazlasýný göze alýyor. Türkiye ve Kürdistan emekçi halklarýndaki deðiþim iyi anlaþýlmalý. Uzun çatýþmalardan geçen, pratiðin her biçimine baþvuran ve yýllar boyunca devrimci eðitimi edinen kitlelerde büyük bir deðiþim olmuþtur. Bir süreden beri devrimci yýðýn eylemlerinden söz ediyoruz. Bu devrimci bir deðiþimdir, nitel bir deðiþimdir. Devrim, bir grup insanýn iradesi deðil, geniþ kitlelerin iradesi olmuþtur. Devrimci teori yýðýnlarca kavranmýþ ve maddi bir güç haline gelmiþtir. Emekçi halk kitleleri iþte bu ileri nitelikleriyle karþýlýyorlar yeni çatýþmalarý. Ýþçilerin, emekçi halk kitlelerinin devrimci harekete katýlýmý mücadelenin ilk yýllarýnda sýnýrlý olmuþtur. Daha çok destek verme, yardým etme ve olanaklarýný sunma biçimindeydi. Bu çeþitli yol ve biçimlerde olmuþtur. Yýðýnlarýn devrimci biçimleniþi bu katýlým sýrasýnda gerçekleþmiþtir. Bir halk devrim savaþçýlarýný barýndýrýyor, destekliyor ve daha ileriye giderek aktif olarak mücadele içinde yer alýyorsa, o halk dönüþüme uðramýþtýr ve hareket saðlam bir kitle desteðine sahip olmuþ demektir. Faþizme ve sermayeye karþý mücadele sadece bununla sýnýrlý olmamýþtýr. Edebiyat, sanat ve kültür alanýnda da sömürü ve baský toplumuna karþý büyük bir kavga verildi. Bu alanda verilen kavga devrimci amacýn geniþ kitlelerce benimsenmesini ve kitlelerin harekete katýlmasýný saðladý. Bütün bu yapýlanlar devrim kavgasýnýn ne denli zengin bir birikime dayandýðýný, kendini çok çeþitli görünümler içinde gösterdiðini, halkýn içinde ne kadar derin kök saldýðýný ve büyük bir gücü dönüþtürdüðünü 224. Sayý / 28 Kasım - 12 Aralık 2012

gösteriyor. Mücadelenin düzeyi her dönem ayný olmadý. Fakat mücadele farklý düzeylerde de olsa süreklilik göstermiþtir. Verilen mücadelenin temel bir özelliði militan olmasýdýr. Savaþýma katýlan kitleler savaþým sýrasýnda daima atýlgan, enerjik ve canlý bir tutum sergilemiþlerdir. Bunun böyle olmasý boþuna deðildir. Ezilen ve sömürülen kitleler sürekli baský gördü, sürüldü, katledildi. Böyle bir yerde mücadele devrimci biçimde devam edebilir ve tepede týrnaða devrimci savaþý bir nitelikte verilebilir. Bu koþullarda uyuþukluk, ýlýmlýlýk, edilgenlik emekçi ve sömürülenlere hiçbir sonuç getirmez. Yýðýnlar politik deneyimlerinden biliyorlar ki, gerçek militan, devrimci çizgide yürütülen bir mücadele kendilerini zafere götürebilir. Halk yýðýnlarý büyük bir istek, kararlýlýk ve coþkuyla mücadeleyi günden güne yükseltirken geleceðe kesin bir güven duyuyorlar. Geleceðe olan güven boþ bir avuntu deðildir. Her koþulda verilen devrimci savaþtan ileri geliyor. Bugünkü güce devrimci savaþýmla geldi, yarýnlara devrimci savaþý kendi üst biçimlerine çýkartarak varacaktýr. Emekçiler geleceðe boyun eðdirilemez mücadele temelinde büyük güven içindeyken ve bu yönde hareket ederken emekçi yýðýnlarýn öncüleri olduklarýný ileri süren oportünist ve reformist çevreler ise geleceðe ayný güveni duymuyorlar. Dolayýsýyla bu çevrelerin taktikleri kesin bir zafer hedefine yönelmiþ deðildir. Taktiðin sýnýflar iliþkisini, sýnýf çatýþmalarýný ve bu çatýþmalarý tüm doðruluðu, tüm gerçekliði ve tüm canlýlýðý içinde vermesi için verili koþullarýn etkisiz çok yönlü ve bilimsel, nesnel tam bir analizinin yapýlmasý gerekiyor. Somut koþullar kendi gerçekliði içinde yani kendi somutluðu içinde çözümlenmelidir. Somut koþullar sürekli bir akýþ ve deðiþim içindedir. Ýçinde bulunduðumuz dönem kendi gerçekliði içinde ele alýrken, çalýþan sýnýf için, bu sýnýfýn amacý için en önemli, en temel ve en belirleyici olaný almalýyýz. Bu gün öne çýkan hedef emekçilerin iktidarý ele geçirmesidir. Bu kitlelerin en yaþamsal, en temel siyasal sorunudur. Yýðýnlarýn bu en yaþamsal siyasi sorunun çözümü için devrimci genel halk ayaklanmasýnýn zorunluluðu tüm keskinliði ve tüm çarpýcýlýðýyla ortaya konmalýdýr. C.DAÐLI

3


Yeni Evrede

Devrimci Mücadele

DEVRÝMCÝ KÝTLE MÜCADELESÝ VE PROLETER HEGEMONYA

T

arih sýnýflar mücadelesidir. Ama bu tarihi insanlar yapar. Tarih, tek tek bireylerin istemlerinden, bu istemler uðruna geçekleþtirdikleri eylemlerin toplamýndan ibarettir. Bütün bu eylemler tarihsel olarak verili koþullar içinde gerçekleþir. Çünkü insanlarýn maddi ve düþünsel yaþamýný belirleyen, insanlarýn içinde yaþadýðý koþullardýr. Koþullarýn deðiþimi insanlarýn yaþamýný da deðiþtirir. Ve insanlar, eylemleriyle hem içinde yaþadýklarý koþullarý hem de kendilerini deðiþtirirler. Bütün bunlarýn toplamý sýnýflar mücadelesini oluþturur. Bugünkü kapitalist sistem koþullarýnda insanlar, bu toplumdaki iki temel sýnýftan birinin -proletarya ve burjuvazisaflarýnda yer alýrlar. Diðer sýnýf ve katmanlar toplumsal olarak bir gelecek projesine sahip olmadýklarýndan bu iki sýnýftan birine baðlanýrlar. Burada asýl sorun mevcut koþullarýn köklü deðiþimi, yani daha ileri bir topluma geçiþtir. Bu geçiþ nasýl olacak? Bunun tek yolu sýnýflar mücadelesidir; proletarya ve ezilen, sömürülen yýðýnlarýn sýnýf mücadelesini sonuna kadar götürmesi, burjuvazinin ekonomik ve politik egemenliðine son verip, kendi iktidarýný kurmasýdýr. Ancak sýnýflar mücadelesi burada da bitmez, sýnýflarýn ortadan kaldýrýlmasýna kadar devam eder. Gerçek bir kitle hareketi bu tarihsel süreçte, kapitalizmden komünizme geçiþ sürecinde ortaya çýkar. Devrimci demokratik hareket de bu sürecin bir parçasýdýr. Bu süreçte kitle hareketi, proletaryanýn iktidara geliþ biçimi ister sosyalist devrim biçiminde, ister halk demokrasili devrimler ve oradan sosyalist devrim biçimiyle olsun fark etmez, asýl olarak proletarya diktatörlüðünden sonra hem geniþlemesine hem de derinlemesine büyüyecek, gerçek anlamýyla kitlelerin bilinçli hareketi olacaktýr. Zira kapitalizmin aþýlýp yadsýnmasý sürecinde komünist hareket dýþýnda hiçbir güç kitlelerin sýnýfsýz topluma yürüyüþünü örgütleyemez. Geniþ emekçi yýðýnlar ilk defa bu tarihsel süreçte, kapitalizmden komünizme geçiþ sürecinde giderek artan biçimde kendi gerçek kurtu-

4

Mücadele Birliði

luþlarý için harekete geçeceklerdir. Devrimin yükseliþ içinde olduðu, devrimci kitle hareketinin atýlým yaptýðý dönemlerde, harekete geçen kitlelerden belirli bir kesimi örgütlü mücadeleye katýlýr. Burada hareket hýz kazandýðý için, pratik olarak öne geçtiði için bu kesimlerin teorik geliþimi yeterince saðlanamaz. Bu süreçte sosyalizmin, marksizm-leninizmin kitleler içinde etkisi geniþler, ancak teorik kavrayýþýn ve derinliðine kavrayýþýn hýzý daha yavaþ olduðundan, burada bir zayýflama ortaya çýkar. Bu nedenle hareketin geniþlemeye baþladýðý, yeni yeni insanlarýn harekete katýldýðý böylesi dönemlerde Leninist partinin konumu daha da çok önem kazanýr. Çünkü devrimci hedefler ve devrim mücadelesinin gerektirdiði görevler doðru olarak ortaya konduðunda, bu görevleri yerine getirmek bu devrimci hedeflere ulaþmak için, bu görüþlerin enerjik kitlelerle buluþmasý hayati öneme sahiptir. Devrim, ancak bu buluþma gerçekleþtiðinde yoluna devam edecek, zafere ulaþacaktýr. Burada, özellikle leninist kadrolarýn hep akýllarýnda bulundurmalarý gereken bir þey var: “Devrimci deneyim ve örgütsel ustalýk edinilebilen þeylerdir. Yeter ki, insanda gerekli özellikleri edinme isteði olsun.” (Lenin, Seçme Eserler Cilt 2, Sf.63) Proletaryanýn, ezilen ulus ve ulusal topluluklardan, ezilen sömürülen emekçi sýnýflardan geniþ kesimler her geçen gün daha da artarak eyleme geçiyor, harekete katýlýyorlar. Burada aðýrlýklý olan yan, kendiliðinden yandýr. Ama kendiliðinden kitle hareketi ne kadar yaygýn ve güçlüyse devrimci mücadele de o kadar geniþ alanlara yayýlarak geliþiyor demektir. Bu koþullarda leninistlerin teorik, pratik ve örgütsel çalýþmalarý çok daha önem kazanýyor, leninist kadrolardan yüksek bir bilinç istiyor. Kitle hareketinde açýkça görülen bir yaygýnlýk ve geliþme var. Kürt ulusal hareketi ve Kürt halkýnýn durumu bunun dýþýnda tutulsa dahi bu durumda açýkça görülüyor. Kürt ulusal hareketinin hedefinde uluslarýn kendi kaderini tayin hakký, 224. Sayý / 28 Kasım - 12 Aralık 2012

yani ayrýlýp ayrý devlet kurma hakký olmasa da, bu mücadele burjuva sýnýfýn etkilerine açýk olsa da nesnel olarak devrimci bir konumda bulunuyor. Burada bunu belirterek Kürt ulusal hareketini deðerlendirmemizin dýþýnda tutuyoruz. Bizim asýl olarak dikkat çekmek istediðimiz yan, Türkiye proletaryasýnýn bu konuda kendi görevlerini yeterince yerine getirmemesidir. Burada ýsrarla, kalýn çizgilerle altýný çizerek bir kez daha belirtelim; hangi sýnýf ya da katmaný hedef alýrsa alsýn, sermayenin ve faþist devletin her türlü baskýsýna, terörüne tepki göstermiyorsa, devrimci bir sýnýf olan proletaryanýn kendi görevini yeterince yerine getirdiði söylenemez. Proletaryanýn her koþulda yapmasý gereken, toplumda yaþanan olaylarý, sermayenin ve devletin baskýlarýný, terörünü, saldýrýlarýný kendi devrimci sýnýf bakýþýyla ele alýp deðerlendirmek ve bu durumu kendi sýnýf çýkarlarý açýsýndan yorumlayarak teþhir etmek, karþý çýkmaktýr. Proletarya, toplumun en devrimci sýnýfý olarak diðer emekçi sýnýflarý, ezilen ulus ve ulusal topluluklarý, sermayenin ve devletinin baskýsý altýndaki bütün katmanlarý kendi hegemonyasý altýnda toplayýp, onlara önderlik edemezse, bir sýnýf olarak kendi kurtuluþunu da gerçekleþtiremez. Proletarya bu tarihsel görevini yerine getirebilmek için toplumsal alanda yaþanan bütün güncel olaylarý, politik geliþmeleri kendi devrimci sýnýf bakýþýyla ele almak, diðer emekçi sýnýflarý ve ezilen, sömürülen kesimleri kendi devrimci hedefleri etrafýnda örgütleyip harekete geçirmek zorunda olduðunu bilince çýkarýp, buna uygun davranmalýdýr. Kentsel dönüþüm adý altýnda kent merkezleri tekellerin yaðmasýna açýlýp, emekçi sýnýflardan yüz binlerce insanýn gecekondularý, evleri yýkýlýp sokaða atýlýrken; HES yapýlacak diye doða tahrip edilip yaðmalanarak kýrsal alanda yaþamlarýný sürdüren emekçi köylülerin yaþam alanlarý ellerinden alýnýrken; Alevi emekçilere, kitlelere olmaz hakaretler edilip horlanarak Sünni Ýslam’ýn asimilasyonu dayatýlýrken; ezilen ulus ve ulusal toplu-


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

luklarýn bütün ulusal demokratik haklarý çiðnenip, ulusal varlýklarý inkar edilerek asimilasyon politikalarý uygulanýrken ve daha pek çok toplumsal politik sorun yaþanýrken, iþçi sýnýf neden bu sorunlara, geniþ emekçi yýðýnlarýn yaþamsal sorunlarýna dair yeterince tepki göstermiyor? Neden bu kadar güncel politik sorun varken daha az devrimci faaliyet yürütülüyor ve sendikal halklar, iþten atmalar, taþeronlaþtýrma, ücret vb. kendi dar meslek sorunlarýnýn, fabrika duvarlarýnýn içinde sýkýþýp kalýyor? Bu sorunlara açýk ve net bir cevap vermek gerekirse þunu söyleyebiliriz: Leninistler kitlelerin atýlýmýna ayak uydurmakta zorlandýklarý için, henüz kitle hareketinin önüne geçip, yýðýnlarý yönetmeyi yeterince baþaramadýklarý için hatta yer yer kitle hareketinin peþinden koþturduklarý, yetiþemedikleri için. Geniþ kesimlerin, toplumun çeþitli sýnýf ve katmalarýnýn içinde sürüklendiði felaketlerin, yokluðun, yoksunluðun, sefaletin ve her gün yaþanan rezaletlerin teþhirini yeterince geniþ ve yeterince çarpýcý biçimde yapmayý henüz öðrenemedikleri için. Leninistler bütün bunlarý baþardýðýnda -ki bunu baþaracaklarýný daha þimdiden yapmaya baþladýklarýyla gösteriyorlaren sýradan iþçi bile Kürt ulusuna, ezilen horlanan ulusal topluluklara, yok edilmeye çalýþýlan diðer din ve mezheplerden emekçilere, öðrencilere, kýrlarda ve kentlerde yaþayan emekçi yýðýnlara ve bütün toplumsal katmanlara yönelen baský, sömürü ve zulme karþý sessiz kalmayacak, tepki gösterecek, devrimci mücadeleye omuz verecektir. Daha önce insanlarýn yaþamýný tarihsel olarak verili olan nesnel koþullarýn belirlediðini söyledik. Bu tarihsel koþullar içinde bir toplumsal sistem altýnda yaþamak ya da bu sitemi deðiþtirmek amacýyla harekete geçmek de bir tercih meselesi deðildir. Bunu belirleyen de nesnel koþullar ve zorunluluklardýr. Eski toplumsal sistem olan kapitalizme karþý mücadeleye atýlmak ne kadar zor olursa olsun, bu tarihsel bir zorunluluktur; bu sömürücü sýnýftan ve bu sömürünün yarattýðý toplumsal felaketlerden kurtulmanýn en kýsa ve en geçerli yolu bu mücadele yoludur. Nasýl ki, eski topluma karþý mücadele bir zorunluluksa, eski toplumu yýkýp yerine daha ileri bir toplum olan sosyalist toplumu kurmak ve oradan da sýnýflarýn ortadan kaldýrýlmasý sosyal hedefine yürümek uzun ve özverili bir mücadele sürecini gerektirir. Politik iktidarýn ele geçirilmesinden önce baþlayan bu süreç büyük bir sorumluluk gerektirdiði gibi, uzun ve zorlu mücadelelerle dolu bir süreçtir. Ve bu süreç, politik iktidarýn ele geçirilmesinden sonra da baþka biçimler ve araçlarla devam eder. Devrimci olmak bütün bu zorunluluklarý, uzun ve özveri dolu mücadele sürecini göze almayý gerektirir.

Devrimci Mücadele

ZÝNDAN SAVAÞÇILARINA BÝN SELAM!

Merhaba Genç Yoldaþlar, Bu son süreçte yaþanan olaylar bize gösteriyor ki iç savaþ yoðun bir þekilde geliþme göstermekte ve artýk belki de tarihin hiç tanýk olmadýðý eylemlere sahne oluyor sokaklar. Bizler Ýzmir Devrimci Öðrenci Birliði ve Genç Emekçiler Birliði olarak 16 Kasým günü bu yaþanan gerçeði gençliðe ulaþtýrmak için Ýzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Eðitim Fakültesi ve Ýzmir Meslek Yüksekokulunda bildirilerimizi ve afiþlerimizi götürerek ajitasyon propaganda çalýþmasý yaptýk. Sabahýn erken saatlerinde bu çalýþma için yola çýktýk ve fakültenin bahçesi ve dersliklerin giriþlerinde bulunan her panoya, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük- Mücadele Birliði”, “Nehir Olup Denizlere Akmak Ýçin DÖB Saflarýna-DÖB”, “Denizlerin Yolunda DÖB Saflarýna-DÖB” ve “Denizlerin Yoldaþlarýndan Zindan Savaþçýlarýna Bin Selam!-DÖB” yazýlý afiþlerimizi astýk. Fakülte içlerine bulunan bütün dersliklere girerek her masaya (öðretmen masasý da dâhil) “Gençler; Denizlerin Açtýðý Yoldan Devrime, Sosyalizme Yürüyelim” baþlýklý bildirilerimizi býraktýk. Son süreçte artýk daha fazla devrimin propagandasýna ihtiyacýmýz var yoldaþlar. Her gittiðimiz yere çalýþmalarýmýzý da götürmeliyiz. Devrimin Kürt halký ve iþçi sýnýfý ile ete kemiðe bürünen durumu bizlere her an devrim olabileceðini gösteriyor. Ýzmir DÖB ve GEB olarak böylesi çalýþmalarýmýzý buradan arttýracaðýmýzý söylüyoruz. Denizlerin yoldaþlarýndan iþçi sýnýfýnýn iktidar kavgasýna ve zindan savaþçýlarýna bin selam…

224. Sayý / 28 Kasım - 12 Aralık 2012

Ýzmir Devrimci Öðrenci Birliði (DÖB) Ýzmir Genç Emekçiler Birliði (GEB)

5


DÜNYA DEVRÝMÝNÝN CEPHANELÝÐÝ-2

Yeni Evrede

Güncel

Ve Üçüncü Büyük Dalga Yirmi yýllýk karþý parantezde, ciddi devrimci yükseliþ anlarý da yaþandý ve bunlar aslýnda, dünya tarihinin yeni evresinin tüm maddi koþullarýnýn olgunluðuna iþaret eden önemli hareketlerdi. 90’lý yýllarýn ikinci yarýsýnda Avrupa’da yüzyýlýn grevleri gerçekleþti; fakat sendikalaþma ve parlamentarizme boðazýna kadar batmýþ Avrupa proletaryasýnýn bu yükten kurtulabilmesi için 2008 krizi ve sonrasýndaki büyük Arap devrimlerini beklemek gerekecektir. 1999’da ABD’nin Seattle kentinde patlak veren isyan, kýsa sürede tüm dünya çapýnda anti-küresel hareketler zinciri yarattý. Fakat proletaryanýn henüz devrimci güçlerini toparlayamadýðý bu erken dönemde, hareketin politik yönlendiriciliðini küçük burjuva reformizmi ele geçirdi. Taban vergisi, istihdam dostu yatýrým gibi reformist laklakçýlýðýn bu en zavallý biçimleri, tarihin en geniþ çaplý küresel eþgüdüme sahip eylemler zincirinin siyasi bir sonuç yaratmasýný engelledi. Küçük burjuva sosyalizminin iyiden iyiye reformist bataklýkta kaybolup gittiðini, 1950-80 dönemindeki devrimci öncülük konumuna bir daha asla ulaþamayacaðýný dünya çapýnda kanýtlayan bir hareketlilikti bu. Ve hiç de þaþýrtýcý deðildi. Küçük burjuva devrimciliðinin yýkýmýný, sadece sosyalist sistemin daðýlmasý deðil, ama daha temelde, sermayenin ekonomik tam ilhakýnýn yerleþmesi hazýrlamýþtý. 90’lardan sonraki yirmi yýla, emperyalist merkezler arasý tekelci birlik ve amansýz rekabet ile, baðýmlý ülkelerin tam ekonomik ilhakýnýn tamamlanmasý damgasýný vurdu. Borsalarýn ve bankalarýn mali-yönetsel entegrasyonu, baðýmlý ülkeleri de içine aldý. Kapitalist iþ bölümü, sektörel farklýlýk düzeyinden, ayný sektörün ayrý ayrý aþamalarýnýn ülkeler arasýnda daðýlmasý düzeyine ulaþtý ve “küresel tedarik zinciri” ortaya çýktý. Bu da, hem emperyalist merkezlerde hem de baðýmlý ülkelerdeki proletaryayý, birbirine yaklaþan sosyal sefalet konumlarýna sürükledi. Motor bloku Milano’da, pistonlar Bursa’da, kaporta sacý Ukrayna’da ve kilitler Pakistan’da üretiyordu. Bu denli ileri endüstriyel entegrasyon, ortaya çýkacak herhangi bir krizi, kýsa sürede küresel bir kriz haline getirmeye yeterdi. Öyle de oldu.

6

Mücadele Birliði

2008’de Lehman Brother’ýn iflasýyla ilk zirvesine ulaþan dünya krizi, hemen beþ kýtaya yayýlmakta gecikmedi. Sanayideki ve bankalardaki bu çöküþe, ne zamandýr tekelerin egemenliðine geçmiþ bulunan tarýmsal üretimin krizi de eklenince, eskisinden çok daha güçlü bir devrimci dalganýn doðmasý için gerekli iklim oluþtu. Dalganýn büyüklüðü, küçük burjuva reformizminin boyunu kýsa sürede aþýp geçti. Baðýmlý ülkeler üzerinde emperyalizmin ekonomik tam ilhaký, kentlerdeki ve kýrlardaki küçük mülk sahiplerinin baðýmsýz küçük üretimlerini adeta buldozer gibi ezmiþti. Eskinin küçük üretici ve ticaret erbabýnýn yerini þimdi kentlerin market zincirleri, taþeron atölyeleri ve büro çalýþanlarýndan oluþan önemli bir kuþak aldý. Kýrda da, endüstriyel ekim için tohumu bile tekellerden satýn almak zorunda kalan küçük toprak sahipleri vardý artýk. Dünya çapýnda yüz milyonlarý bulan bu kitle, tekellere karþý varlýk-yokluk savaþý veren baðýmsýz küçük üreticiler olmaktan çýkýp, tekelci üretim-daðýtým aðý bünyesinde ve ancak bu yapý içinde kendi çýkarlarýný korumaya çalýþan küçük-burjuva katmanlar halini aldýlar. Ýþte bu ekonomik temel yüzünden, bu küçükburjuva orta kesimler, 2008’de patlak veren kapitalizmin küresel krizi karþýsýnda, hiç bir tarihsel inisiyatif geliþtirecek durumda deðildi. Kendi öz çýkarlarý için, tekelci üretimdaðýtým aðýnýn dýþýnda yeniden baðýmsýz küçük üretime dönüþümü isteyebilirlerdi? Ama bu, tarihsel açýdan gericilik olurdu. Oysa çözüm, tekellerin bir adým ötesinde, yani sosyalizmdeydi. Ve bu çözümü savunabilmek için, küçük burjuvazinin açýktan bir sýnýf intiharý gerçekleþtirmesi gerekliydi. Dünya çapýnda küçük burjuvazinin bu siyasal ataleti, Arap devrimleri kuþaðýnda proleter ve yoksul emekçilerin devrimin zaferini burjuvazinin muhalif kesimlerine kaptýrmasýnýn arka planýný hazýrlamýþtýr. Küresel Devrimin Mayýn Haritasý Ýçinde bulunduðumuz küresel devrimci durumun özgünlüðünü, küçük burjuva öncülüðün siyasi-pratik iflasýnda ve buna karþýlýk, proleter hareketin dünya çapýnda bir eþgüdüme ilerleyen dev atýlýmlarýnda aramak gerekir. Þimdiki krizin en yýkýcý etkilerinin, bizzat emperyalist merkezlerde 224. Sayý / 28 Kasım - 12 Aralık 2012

yaþanýyor olmasý, bu özgünlüðü yaratan ekonomik olgudur. Krizin þimdiki merkezi Avrupa’dýr. Euro para birliðinin daðýlmasý için artýk herkes gün sayar hale geldi. Bu, sonuçlarý açýsýndan, sadece Avrupa’yý deðil ama tüm kapitalist dünyayý derinden sarsacak bir daðýlmadýr. Her þeyden önce Euro, dünya mali piyasalarýna kredi akýtarak ekonomilerin çöküþünü yavaþlatan en büyük para pompasýdýr. Dolarý da ayakta tutan, Euro’nun yarattýðý bu destektir. Birliðin daðýlmasýyla, sadece Almanya’da buharlaþacak servet miktarýnýn 3-4 trilyon dolar arasý olduðu hesaplanýyor. Öte yandan, AB rüyasý, son dönem sermaye sýnýfýnýn emekçi halklara satabildiði tek hikâyeydi. Bu hikâyenin boþluða düþmesiyle birlikte artýk burjuvazi haklýlýðýný ve meþruiyetini kabul ettirebilecek hiçbir ideolojik söyleme sahip deðil. Keza, bir baþka hikâye, ama herkesin yalan olduðunu baþtan bildiði bir hikâye, büyük “Amerikan Rüyasý”, þimdi bizzat pazarlamacýlarý tarafýndan çöp sepetine atýlmakta... Avrupa’nýn derin krizinde, proletaryanýn tarihsel inisiyatifi dünya çapýnda ele geçirebilmesi için tüm olanaklar mevcuttur. Halen daha Avrupa, dünyanýn geri kalanýnýn gözünü dikip baktýðý ve izlemeye gönüllü olduðu bir merkezdir. Bu kýtanýn proleter devrimleri, hem ekonomik entegrasyonun getirdiði sýký baðlara, hem de tarihsel-sosyal-kültürel baðýntýlarla, beþ kýtayý birden etkisi altýna alýp peþinden sürükleyebilir. Daha þimdiden Yunanistan, Ýspanya ve Portekiz, proleter ayaklanmalara defalarca sahne oldu. Bu ülke baþkentlerinde milyonlar, pek çok kez parlamentolarý kuþatmaya aldýlar. Kuþatma güçleri ile parlamento binasý arasýnda kalan 10 metrelik o mesafede, proleter kitlelerin bütün tarihsel önyargýlarý, geleneksel fikir kalýplarý ve demokratizm yanýlgýlarý bulunuyordu. Yine de, geliþmiþ kapitalist ülkelerde proleter devrimin önündeki bu yüzelli yýllýk kültürel-ideolojik barikatlar yýðýntýsý, sadece þu 10 metrelik alana sýkýþýp kalmýþtý iþte. Roma sokaklarýný ses bombalarý ve dinamitlerle iþgal eden Ýtalyan madencileri gibi, güney Avrupa’nýn ateþli mizaca sahip proletaryasý, yalnýzca son iki yýlda, pek çok önyargýyý parçalayan devrimci deneyimler biriktirdi. Ýþin en iyi yaný, bu öfkeli proleter yýðýnýn karþýsýna çýkýp kim-


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

senin, taban vergisi ya da istihdam dostu kredi vb safsatalarý öneri diye sunamamasý oldu. Küçük-burjuva sosyalizmin bu çöküþü, proletaryanýn üstüne bulaþmýþ demokratizm hastalýðýndan ve önyargýlarýndan çok daha hýzlý kurtulmasýný saðlýyor. Kýtanýn güneyini ateþli kalabalýklarla hareketlendiren devrimci dalga, kýtanýn kuzeyinde epeyce daha temkinli ama kuþkusuz daha sistematik adýmlarla yol alýyor. Ýngiltere ekonomisinin neredeyse yarýsýný oluþturan bankacýlýk sektöründe odaklanan yýkým, nüfusun ezici çoðunluðunun sosyal konumlarýný at üst ediyor. Sefaletin dibinde yaþayan göçmen azýnlýklarýn mahallelerinde bu alt üst oluþ, Londra’yý ateþe boðan isyanlarla kendini gösteriyor; emekçilerin daha üst tabakasýnda ise, haftalar boyu sabýrla hazýrlýklarý sürdürülen oldukça etkili genel grevlerle kendini gösteriyor. Tüm tarihi, burjuva önyargýlara beþiklik etmek olan Ýskoçya’da binlerce kiþi “baðýmsýz sosyalist Ýskoçya” pankartlarýyla yürüyor. Ýrlanda’da iþçiler, 20. yüzyýlýn baþýnda katledilen komünist ve iþçi önderlerin posterlerini taþýyor. Avrupa’nýn ilerleyen devrimi, en ciddi sonuçlarýný Doðu Avrupa’da alacaktýr. Çünkü burada iþçiler, burjuva demokrasisi önyargýlarýyla daha yüzeysel temas kurdular. Doðu Avrupa’da küçük-burjuvazi, bir sýnýf olarak deðil ama daha çok bir zihniyet olarak varlýðýný sürdürür. Ve bu zihniyet, AB refahý rüyasýný iþçilere bulaþtýrarak sosyal etkinlik kazanmýþtý. Þimdi tarihe karýþan bu rüya, milliyetçi hezeyanlarla yama tutmaya çalýþýyor. Ancak, ekonomik kriz bu yamalarý da parçalayýp atýyor ve nüfusun ezici çoðunluðunu oluþturan iþçi sýnýfý, bir kez harekete geçtiðinde, parlamentolarýn önündeki o son 10 metrede duracak deðiller. Dünya kapitalizminin en ileri emperyalist merkezi ABD, geçen yýl Wall Street iþgalcileri ile adeta sosyal bir deprem yaþadý. Borsa ve bankalarý iþgal hedefiyle ortaya çýkan hareket, tüm dünyada görülmemiþ bir etki yarattý. Kýsa sürede onlarca farklý ülkede bu hareketi taklit eden iþgal eylemleri baþladý. Ne var ki, ABD’de hareketi baþlatanlar, “herkesin fikrini hesaba katmak” adýna, devrimci öncülüðü býrakýp, ilkel demokrasi oyunculuðuna soyununca, baþtaki radikal hedeflerin yerini, baþkanlýk seçimleri üzerinde etkili olmak gibi klasik Amerikan reformist önyargýlarýna terk edince, hareket daðýldý. Bu yýlýn eylül ayýnda yeniden baþlayan eylem, bu kez eyaletleri saran büyük grevlerle omuz omuza yürüyor.

ABD’de mücadelenin en özgün yaný, en geniþ kitlelerin daha ilk adýmlarýnda sosyalizmi tartýþmaya baþlamýþ olmalarýyla ayýrt edilebilir. Amerikan halklarýna özgü pratikçilik, hareketi bir kez baþladýmý mantýki-pratik son noktasýna kadar taþýma içgüdüsüyle alevlendiriyor. Emperyalist bir baþka merkez Japonya, krizle iç içe yaþadýðý deprem ve tsunami felaketleri ardýndan, yüz binlerin sokak gösterilerine sahne olmaya baþladý. Ekonomik yýkým ticari açýklarý dev boyutlara taþýdýkça, Japon mali oligarþisi çareyi Çin karþýtý þovenizmi yükseltmekte bulabiliyor, fakat etkili olamýyor. Bu þoven gösterilere birkaç yüz kiþi itibar ederken, ülkedeki ABD üslerine karþý yüz bini aþkýn kiþi toplanabiliyor. Sermayenin, emek üzerinde kurulu olan en nefes aldýrmaz egemenliðine sahip bulunduðu Japonya’da, toplum bir kez ciðerlerine taze devrim havasý çekmeye görsün, iþte o zaman Japon proletaryasýnýn kimilerine mucize görünen dev adýmlarýna tanýklýk edeceðimizden kimse kuþku duymasýn. Sistemsel çöküþ sadece ABD ile sýnýrlý kalmayýnca, baðýmlý ülkelerin proletaryasý ve ezilen halk kitleleri, daha büyük bir özgüvenle mücadeleye giriþmeye baþladý. Bu sayede emek hareketi, daha önce görülmemiþ seviyelere yükseldi. Hindistan’da Eylül ortasýnda yapýlan genel greve tam 50 milyon emekçinin katýldýðý hesap ediliyor. Bu rakam þimdiye dek bir ülkede eyleme çýkan en muazzam kalabalýðý ifade ediyor. Hindistan’da mücadele uzunca süredir, ülkenin iktisadi açýdan en geri bölgeleri ile sýnýrlý kalmýþtý. Geri kýrsal bölgelerde, maocu gerilla gruplarý yoksul köylülüðü örgütleyerek, uzun iç savaþ yürütme gücüne ulaþtýlar. Ýktisadi ve sosyal yaþamýn merkezlerindeki mücadele ise, ancak son birkaç yýlda gerçek canlýlýðýna kavuþtu, pek çok yerde yýðýnsal ayaklanmalar seviyesine ulaþtý. Bu dev ülkede, proletaryanýn hemen yaný baþýnda, baðýmsýzlýk savaþýnýn henüz taze olan anýlarýndan güç alan muazzam bir küçükburjuva nüfusu var. Nitekim 50 milyonu greve çeken esas talep, hükümetin Amerikan tekelerine vaat ettiði ayrýcalýklarý geri çekmesi talebiydi. Ancak dev proleter kitle bir kez gücünü sýnadý, muazzam gövdesini hareket ettirince nasýl bir sarsýntý yarattýðýný gördü; yoksul köylülüðün yüz milyonlarca gücünü arkasýna almayý baþardýðýnda, tüm uzak Asya’yý yerinden oynatacak bir devrim baþarýlabilir. Küçük kardeþ Pakistan’da sel felaketinin yarattýðý büyük açlýk tehlikesine karþý hareketlenen sokaklarý, ancak 224. Sayý / 28 Kasım - 12 Aralık 2012

Güncel

Hindistan devriminin geliþimine paralel bir geliþme seyri izleyebilir. Ýþte ancak o zaman ki dev Çin-Hindistan arasýna sýkýþýp kalmýþ küçücük Nepal’ýn uzlaþma ve ihanetlerle yaralanan devrimi de karanlýk labirentlerde kaybolmaktan kurtulacaktýr. ABD emperyalizminin on küsür yýl önce belirginleþen çöküþüyle, sýnýflar savaþýnda yepyeni imkânlara daha erken dönemde kavuþan Latin Amerika kýtasý, ardý ardýna sol ve sosyalist hükümetler deneyimlerinden geçiyor. Brezilya, Nikaragua ve Uruguay, bir zamanlar idamla yargýlanan gerilla komutanlarýnýn doldurduðu baþkanlýk saraylarýna sahip. Arjantin, Bolivya ve Brezilya, milyonlarý içine alan isyanlarda þekillenen ve bu isyanlarýn mirasýný sahiplenme iddiasýnda hükümetlere sahip. Ancak bu hükümetler, sermayenin hayati çýkarlarýna dokunmaya korktular. Brezilya, troçkizmin iktidarýnda nasýl burjuva uþaðý haline geldiðine kötü bir örnek oluþturdu. Arjantin’de ise, devrimci isyanýn miras býraktýðý kostümlerle dolaþan Kirchner, küresel ekonomik çöküþ karþýsýnda harekete geçmek zorunda kalýyor; petrol ve maden tekellerini kamulaþtýrýyor. Bolivya’nýn dinamitlerle silahlanmýþ devrimci proletaryasýný 2003 yýlýnda tam baþkanlýk sarayý kapýsýnda durdurmayý baþaran Morales, þimdi baþkente ayný dinamitleri kuþanýp gelen ve kopardýklarý dev kayalarla caddelere barikatlar kuran madencilerin bunaltan baskýsý altýnda, kamulaþtýrmaya hýz vermek zorunda kalýyor. Þili’de ise öðrencilerin ateþlediði ve emekçi sýnýflara yayýlan kent savaþlarý, iki yýlý aþan ve hýzýndan bir þey kaybetmeyen direþkenliði ile hükümetleri uçurumun kýyýsýnda gezdiriyor. Latin Amerika’da karþý-devrimin askeri üs merkezi olan Kolombiya’da, bir zamanlar paramiliter katil sürülerinin baþý olan þimdiki baþkan, FARC ile üstelik Küba’nýn yönlendiriciliðinde, müzakere yürütmek zorunda kalýyor. Muazzam ormanlarla bezeli kýrsal alanlarý denetiminde tutan FARC, ELN gibi devrimci gerilla gruplarý, etkinliklerini büyük kentlere yayamadýklarý için, zafere ulaþamýyorlar. Bu müzakereler, korkunç çeliþkilerle boðuþan Kolombiya’da elbette barýþý saðlamayacak, ama kent merkezlerinde milyonlarýn üzerinde buldozer gibi duran baskýyý biraz azaltýp, isyanlarýn bu milyonlara da sýçramasýnýn önünü açacaktýr. Kuþkusuz, kýtada en özgün devrimci süreç Venezuela’da yaþanýyor. Siyasal arenada burjuvaziyi alteden, taban örgütlerinde 3 milyondan fazla emekçi yoksul kitleyi

7


Yeni Evrede

Güncel

örgütlemeyi baþaran Chavez, þimdiye dek burjuvazinin ekonomik erkine pek az dokundu. Ülke ekonomisindeki yeri %50’yi aþan petrol endüstrisini kamulaþtýrarak, bu hayati adým sayesinde iktidarý ayakta tutmayý baþardý. Fakat, her yeni seçim, tüm bu kazanýmlarýn boþa gidebileceði ciddi bir kumar halini alýyor. Bu yüzden yoksul kitleler, kendilerini güvencede hissedemiyorlar. Bu seçim, Chavez için son seçim. Eðer bu dönemde burjuvazinin ekonomik erkini ele geçirip, parlamentarist laklakhaneye çevrilmiþ devlet aygýtýný hurdaya çýkarmazsa, bunu Chavez’in yerine, güvensizlik hisleriyle boðuþan kitleleri arkasýna takmayý baþarabildiði oranda komünist parti yapacaktýr. Tunus ve Mýsýr devrimleriyle tarihsel bir ataða geçen Afrika kýtasý, sömürgecilikten kurtuluþ mücadelesinin taze mirasýyla egemen olabilen burjuva sýnýfa karþý, bu kez tüm kýtayý sarmalayan grev dalgalarýna sahne oluyor. Geçen yýlýn kýrsal alan aðýrlýklý açlýk isyanlarý, bu yýlýn büyük grevleriyle tamamlanýyor. Sýnýflar savaþý her adýmda yeni yoksul kesimleri içine alacak þekilde büyüyerek sürüyor. Öyle ki, sadece iki yýl içinde bu isyanlar karþýsýnda pek çok hükümet ve bakan istifa etmek zorunda kaldý. Ve nihayet, kýtanýn en geliþkin kapitalist ülkesi Güney Afrika Cumhuriyeti, oldukça kanlý bir madenci isyanýyla sarsýldý. Bu sarsýntý, yaþanan vahþetin gerçekliði aynasýnda, anti-ýrkçý demokratik yöntemlerin bile nihayetinde bir burjuva diktatörlüðü olduðunu açýða vurdu. Ulusal ya da ýrksal kurtuluþun toplumsal bir kurtuluþ anlamýna gelmediði, proletarya ve yoksullarýn kan bedeli ödemeyi sürdürdüðü bu gerçeklik, ancak proleter öncülük takip edilirse köklü dönüþümlerin yaþanacaðýna iþaret etti. Kýtanýn en kuzeyinde, Tunus ve Mýsýr’da baþlayan ama küçük-burjuva önyargýlar nedeniyle çalýnan devrim, kýtanýn bu kez en ucunda, küçük-burjuva önyargýlarý buldozer gibi ezip geçen bir kývýlcýma dönüþtü. Bu kývýlcým, ulusal kurtuluþ (ya da kuru bir anti-emperyalizm) meþalesiyle milyonlarýn bakýþýný bulandýran küçükburjuva önyargýlarý politik arenadan silecek bir yargýnýn ilk adýmýdýr. Küresel devrimci durum, güç odaklarý arasýndaki rekabeti kýzýþtýrdýkça, ekonomik-siyasal hegemonyanýn çöküþü hýzlanýyor. Ve bu rekabet ile çöküþün en sert biçimdeki yansýmalarýný, elbette Ortadoðu bölgesi yaþýyor. Dünyadaki halklarýn en yoðun silahlanmýþ kesimlerini barýndýran Ortadoðu, bu nedenle, büyük güçlerin mücadelesinin ve çöküþünün, bunun yarattýðý fýrsatlardan yararlanan halklarýn hareketinin tüm sonuçlarýný, oluk oluk akan kanla yaþýyor. Ve bu kan denizinin ufkunda kýzýl bir güneþ doðumunu müjdeliyor. Suriye’nin ilhak ettiði Kürdistan topraklarýnda ortaya çýkan demokratik devrim, ilerledikçe toplumsal devrimle iç içe geçiyor; toplumsal devrime doðru büyürken en köklü demokratik sorunlarý çözüme ulaþtýrýyor ve tüm ilhak edilmiþ Kürdistan parçalarýnda özgürlük eylemlerine, büyük bir kararlýlýk, sonuna kadar gitme eðilimi taþýyor. Küresel devrimci durum, Türkiye ve Kürdistan topraklarýndaki uzun iç savaþý, tanklarýn, bombardýman filolarýnýn, kolordu büyüklüðünde güçlerin týpký bir meydan muharebesi gibi ayný küçük alanlara yýðýlmasý sonucuna ulaþtýrýyor. Küresel devrim, bu topraklardaki geliþmeleri baþ döndürücü hýza ulaþtýrmakla kalmýyor, sonucu belirleyecek nihai önemdeki savaþýmlara kapý aralýyor. Ve dünyanýn her köþesinde olduðu gibi, bu topraklarda da küçük-burjuva reformizmi, atalet, sosyal-þovenizm, sýnýf iþbirliði gibi farklý bataklýklar içinde boðulup etkisizleþiyor. Ve yine tüm dünyada olduðu gibi, bu topraklarýn proleter devrimci güçleri, cesaretle ileri atýldýklarý her yerde, büyük kitlelerin eylemlerini yönetecek kapasiteye ulaþabiliyor.

8

Mücadele Birliði

GELECEÐÝMÝZ ÝÇÝN!

14 Kasým Çarþamba günü DÝSK’in “taþeronlaþmaya karþý yürüyüþ” çaðrýsýyla binlerce iþçi, emekçi ve öðrenci Basmane Meydaný’nda saat 14.00’da toplandý. Aileleri ve çocuklarýyla gelen Ýzelman iþçileri de 3317 Nolu ulaþým iþçilerini kapsayan taþeron ortaklýðýný protesto etmek için ellerindeki düdükleri çalarak yürüdüler. Kit le sel olan yürüyüþte iþçiler, emekçiler ve aileler “Yaþasýn Örgütlü Mücadelemiz”, “Birleþe Birleþe Kazanacaðýz”, “Hak Verilmez Alýnýr, Zafer Sokakta Kazanýlýr”, “Yaþ a s ý n Ýþçilerin Mücadele Birliði”, “Ýzmir Faþizme Mezar Olacak”, “Faþizme Karþý Omuz Omuza” sloganlarý atýldý. Sendikalarýn eylemi dýþarýdan sürekli alkýþlarla destek gördü. Yürüyüþ güzergâhý üzerinde olan AKP il ve ilçe binalarý önünde iþçiler, iþçiler öfkelerini yuhalamalar ile dile getirdiler. Yürüyüþ boyunca DÝSK ve Genel-Ýþ Sendika yöneticileri konuþmalar yaptý ve Ýzelman iþçileri “Ýþimiz, Ekmeðimiz, Geleceðimiz Ýçin Yürüyoruz” pankartýyla yürürken, DÝSK de “Ýzin Vermeyeceðiz” pankartý açmýþtý. Ýþçilerin öncülük ettiði eylemde kadýnlar eþlerinin talepleri için sokaktaydýlar, çocuklar babalarýnýn omuzuna oturarak zafer iþareti yaparak yürüdüler. Eski Sümerbank’ýn önüne gelindiðinde polisin geniþ güvenlik önlemleri aldýðý görüldü. Konak, iþçilerin zafer sloganlarýyla inledi. Basýn açýklamasýnda taþeronlaþmanýn gerçekleþmesinden sonra iþçiler emekçileri tehdit eden olaylardan bahsedildi, “Taþeronlaþma ile beraber bir sürü iþçi emekçi iþinden olacak” denildi. Taþeron þirket tarafýndan iþçilere dayatýlan bu sözleþmenin keyfi, kuralsýz ve güvencesiz çalýþma düzeninin, kölelik düzeni olduðu söylendi. Ýþçilere seslenen basýn açýklamasýnda, bedelsiz hiçbir hakkýn kazanýlmayacaðýnýn altý çizildi. Basýn açýklamasý sonrasýnda atýlan sloganlarla eylem son buldu.

224. Sayý / 28 Kasım - 12 Aralık 2012

Mücadele Birliði/ Ýzmir


ÝDAM TARTIŞMALARI

Yeni Evrede

Güncel

Mücadele Birliði

R

.T. Erdoðan, idam cezasýnýn geri getirilmesi meselesini ortaya attýðýnda, haklý olarak, çoðu kiþi ciddiye almadý. Bunu, önceleri burjuva politikacýlarýn klasik oyunlarýndan biri olan “gündem deðiþtirme” çabasýna saydý. Ancak konuya iliþkin tartýþmalar hala devam ediyor ve giderek “ciddiyet” kazanýyor. Öyle ise bir soru ile baþlamak durumundayýz: Ýdam cezasýnýn geri getirilme tartýþmasýnýn pratik bir deðeri var mý? Ya da gerçekten ciddiye alýnmasý gerekiyor mu? Hiç þüphe yok bu tartýþmanýn ne pratik deðeri var ne de “ceza” anlamýnda ciddiye alýnmasý gerekir. Çünkü bir, egemen sýnýf bu cezayý geri getirebilecek durum ve güçte deðil. Ýki, böyle bir ceza maddesini Meclisten geçirse de uygulayabilecek hali yok. Üç, böyle bir cezanýn “caydýrýcý” etkisinin olmadýðýný geçmiþ tarihinden biliyor. Dört, “caydýrýcý” etki bir yana, bu ceza türünün düzene karþý mücadele halindeki kitleleri daha da ateþleyeceðini ve daha geniþ kitleleri mücadelenin içine çekeceðini yine ayný tarihten biliyor olmalý. Kürt halkýný ve mücadele halindeki güçleri korkutma ahmaklýðý ile malul biçimde baþlatýlan bu tartýþmadan yine de emekçi sýnýflarýn ve Kürt halkýnýn öðreneceði, öðrenmesi gereken önemli noktalar var. Bu tartýþmanýn “hayýrlý” diyebileceðimiz tarafý da bu olmalý. Nedir bunlar? Bu tartýþma bir kez daha göstermiþtir ki, egemen sýnýf ve devlet zindanlarda tuttuklarý devrimci tutsaklara “rehine” gözüyle bakýyorlar. Sýnýf savaþýnda, iç savaþta ne zaman zor duruma düþtülerse ve buna karþýlýk emekçi sýnýflara gözdaðý vermek, korku salmak ihtiyacý duyduklarýnda daima zindanlardaki “rehineleri” öldürme tehdidi savurmuþlardýr. Bu ilk deðil. 80’li yýllarda, “asmayýp da besleyelim mi?” sözüyle devletin bu politikasýný ortaya koyan Evren faþisti direniþle, karþý koymayla karþýlaþtýðý her durumda zindanlardaki tutsaklarý idam etme tehdidini savurmuþtur. Özellikle PKK’nin

Tarih boyunca sömürücü sýnýflar devrim için ayaða kalkmýþ halklarý tekrar denetim altýna almak için daima ellerinde tuttuklarý rehineleri öldürme tehdidinde bulunmuþlardýr. Ama ezilenlerin, emekçi sýnýflarýn buna yanýtý da, her zaman, ilk iþ olarak zindanlarý yýkmak ve tutsaklarý özgürleþtirmek biçiminde olmuþtur. “Bastille” zindanýnýn akýbeti tarihsel kanýttýr. Burjuvazinin “rehineleri” öldürme tehdidine ezilenler, sömürülenler, çok zaman, zindanlarý yýkarak devrimci bir yanýt verdiler. 84’ atýlýmýndan sonra bu politika son derece aleni þekilde dile getirilmeye baþlandý. 90’lý yýllarda zindanlara yönelik kapsamlý katliamlarla ayný politika devam ettirildi. Bir farkla: Artýk emekçi sýnýflarýn, ezilenlerin isyan duygularýný, öfkesini kabartan idam yerine çatýþmalarda katletme yöntemi uygulanýr oldu. Emekçi sýnýflarýn isyan duygularýný kabartan idam sehpasý kurmak yerine “rehineler”in bu þekilde öldürülmesi faþist devlet için tercih edilir bir yöntem olmuþtu. Sermaye sýnýfý, aleyhine deðiþen güç iliþkileri nedeniyle uygulayamaz hale geldiði idam cezasýný reform ve demokratikleþme demagojisiyle, emekçi sýnýflara sunulmuþ bir lütuf gibi kaldýrdý. Oysa bu tamamen güç iliþkileri ve sýnýf savaþýnýn seyriyle ilgili bir durumdu. Þimdi bir kez daha görüyoruz ki, güç iliþkileri ve sýnýf savaþýnýn seyri gerektirdiði zaman sermaye sýnýfý ve faþist devlet “idam” cezasýný geri getirmeye çalýþmaktan çekinmiyor. 224. Sayý / 28 Kasım - 12 Aralık 2012

Demek ki, reformlar denen deðiþikliklerin sermaye sýnýfý egemenliði sýnýrlarý dâhilinde hiçbir güvencesi yoktur. Onlarýn kalýcýlýðýnýn güvencesi sermaye sýnýfý egemenliðinin bir devrimle yýkýlmasý; yerine devrimci bir iktidarýn kurulmasýdýr. “Ýdam” tartýþmasýnýn kendisi bile, “hak ve özgürlükler”i baþa koyan bir mücadele anlayýþýnýn ne kadar yanlýþ olduðunu göstermeye yetiyor. Doðru olan, devrim ve devrimci iktidar için mücadelenin baþa konmasý, “hak ve özgürlükler” denen reformlarýn ancak bu mücadelenin yan ürünleri olarak ortaya çýkacaklarýnýn anlaþýlmasýdýr. R.T. Erdoðan’ýn baþlattýðý bu tartýþma baþka neyi gösterdi? Zindanlarýn sýnýf savaþý ve devrim mücadelesindeki yer ve önemini. Burjuva egemenliðin ve bu egemenliðin askeri-politik kurumlarýnýn emekçi sýnýflarýn, Kürt halkýnýn ve devrimci güçlerin çok yönlü saldýrýsý altýna girdiði; devrim korkusunun egemen sýnýfý baþtan aþaðý sardýðý koþullarda R.T. Erdoðan’ýn devrimci tutsaklarý iþaret etmesi ve “idam”ý gündeme getirmesi boþuna deðildir. Kürt halkýný ve emekçi sýnýflarý, onlarýn en yiðit evlatlarýný öldürme tehdidiyle mücadeleden vazgeçirme çabasýdýr bu. Ama bu R.T. Erdoðan’ýn “keþfi” deðildir. Tarih boyunca sömürücü sýnýflar devrim için ayaða kalkmýþ halklarý tekrar denetim altýna almak için daima ellerinde tuttuklarý rehineleri öldürme tehdidinde bulunmuþlardýr. Ama ezilenlerin, emekçi sýnýflarýn buna yanýtý da, her zaman, ilk iþ olarak zindanlarý yýkmak ve tutsaklarý özgürleþtirmek biçiminde olmuþtur. “Bastille” zindanýnýn akýbeti tarihsel kanýttýr. Burjuvazinin “rehineleri” öldürme tehdidine ezilenler, sömürülenler, çok zaman, zindanlarý yýkarak devrimci bir yanýt verdiler. Bu tarihsel miras, bugünkü tartýþmada sermaye sýnýfýna nasýl yanýt verilmesi gerektiðini de anlatýyor: “Hukuksal” lafazanlýklarla deðil, meydan okuyarak ve “Bastille” örneðinin izinden giderek...

9


AÇLIK GREVLERÝ

Yeni Evrede

Güncel

P

KK ve PAJK’lý tutsaklarýn 68 gün boyunca sürdürdükleri açlýk grevi/ölüm orucu eylemi, A.Öcalan’dan gelen “Eylem amacýna ulaþmýþtýr; eylemi býrakýn” mesajý üzerine bitirildi. Eylem, arkasýnda derslerle dolu bir süreç ve güçlü bir etki býrakarak bitti. Þüphesiz, eylemin bu þekilde bitmesinden “memnun” kalanlarýn baþýnda hükümet geliyor. Baþbakan Yardýmcýsý B.Arýnç bu sevincini dile getirdiði açýklamasýný “bütün Türkiye’ye geçmiþ olsun” cümlesiyle bitirdi. Eylemin bu biçimde bitmesinden hükümetin nasýl bir derin nefes aldýðý anlaþýlýyor. B.Arýnç’ýn “geçmiþ olsun” dileði gerçekte Türkiye’ye deðil, iktidara yöneltilmiþ bir dilektir. Eylem boyunca diken üstünde olan Türkiye deðil, sermaye sýnýfý ve onun politik iktidarý idi. Nedeni açýk: 96 yýlýnda ve “19 Aralýk Zindan Savaþlarý”nýn devamý olarak yapýlan Ölüm Oruçlarý toplumu derinden sarsmýþ, devrimci kitle hareketinin ciddi biçimde kabarmasýna yol açmýþ; sonuçta her iki eylem birer burjuva hükümetini tarihin çöplüðüne gönderilmesinde önemli bir rol oynamýþlardý. “68 Gün Eylemi” þimdilik ayný ya da benzer sonuca yol açmadý. Bu anlamda, ancak yüzeyde görüneni görebilme yetisine sahip burjuva darkafalýlýðýn “sevindirik” olmasýnda anlaþýlmayacak bir nokta yok. Ancak gerçek durum çok daha farklýdýr ve biz bu eylemin, týpký önceki büyük eylemlerin olduðu gibi, nasýl büyük bir etki yarattýðýný derindeki süreçler yüzeye doðru yaklaþýnca görmüþ olacaðýz. Bu eylemin yarattýðý etkilerin baþýnda, Kürt halkýnýn bilincinde yol açtýðý deðiþim geliyor. Her eylem gibi bu eylem de içinde yer alanlarýn bilincinde deðiþime ve ilerlemeye yol açtý. Kürt halký ve Kürt halkýyla mücadele birliði içinde olan Türkiye emekçi sýnýflarý, devrimci güçleri tutsaklarýn eylemi etrafýnda kenetlenerek devlete ve hükümete karþý günler süren bir savaþ yürüttüler. Bu savaþ esnasýnda halklarýn mücadele birliðinin hem önemi hem de ne denli mümkün olduðu görüldü. BDP

10

Mücadele Birliði

Bu eylemin yarattýðý etkilerin baþýnda, Kürt halkýnýn bilincinde yol açtýðý deðiþim geliyor. Her eylem gibi bu eylem de içinde yer alanlarýn bilincinde deðiþime ve ilerlemeye yol açtý. Kürt halký ve Kürt halkýyla mücadele birliði içinde olan Türkiye emekçi sýnýflarý, devrimci güçleri tutsaklarýn eylemi etrafýnda kenetlenerek devlete ve hükümete karþý günler süren bir savaþ yürüttüler. Bu savaþ esnasýnda halklarýn mücadele birliðinin hem önemi hem de ne denli mümkün olduðu görüldü. BDP milletvekillerinden biri bu durumu “bundan sonra Türkiye devrimci hareketiyle mücadele birliði halinde bu mücadeleyi sürdüreceðiz” sözleriyle dile getirdi. milletvekillerinden biri bu durumu “bundan sonra Türkiye devrimci hareketiyle mücadele birliði halinde bu mücadeleyi sürdüreceðiz” sözleriyle dile getirdi. Ýkinci önemli etki, Kürt halkýnýn sayýlarý yüz binlerle anýlan bir kitlesellikle tutsaklarýn etrafýnda kenetlenmesi, tutsaklarýn özgürlüðü, zindanlarýn yýkýlmasý için mücadeleye atýlmasýdýr. Devlet ve hükümet, halkýn tutsaklarý bu sahiplenmesi karþýsýnda çaresiz kalmýþ, ne yapacaðýný bilemez bir duruma düþmüþtür. Eylemin bitmesinin ardýndan B.Arýnç’ýn derin “oh” çekmesi de bunun sonucu zaten. Bu eylem sýrasýnda kitleler gerçek devrimci güçlerini görür ve bunun bilincine varýrken devlet ve hükümet de bir ayak224. Sayý / 28 Kasım - 12 Aralık 2012

lanmadan, bir serhýldandan gerçek bir korkuya kapýlmýþtýr. Eylemin 65. gününde Diyarbakýr’ý “sýkýyönetim” altýna almasý, kentin tüm ana caddelerini tanklarla kapatmasý, her sokak baþýný tanklarla tutmasý iþte bu korkunun hem eseri hem de kanýtýdýr. Devlet bir devrimden, bir “Tahrir”den korkuyor. 68 gün süren eylem bu korkuyu net biçimde açýða çýkarmýþ bulunuyor. BDP’li bir baþka milletvekili, “Ancak bir iþgal hukuku ancak iþgalci bir kuvvet bir kentin ana caddelerine tanklarý, her sokak çýkýþýnýn baþýna dizmek suretiyle önlem alabilir. Bir devlet kendi halkýna karþý böyle önlem alamaz” sözleriyle devletin durumunu ortaya koymaya çalýþmýþ ama yanlýþ bir cümleyle bitirmiþ. Doðrusu, “bu önlemleri ancak bir devrimden, bir ayaklanmadan korkan, çöküþ halindeki bir devlet alýr” þeklinde olmalýydý. Eylemler, devrimci tutsaklarýn zindanlarda sürdürdükleri savaþýn devrim mücadelesinin önemli bir ayaðý olmaya devam ettiðini ve edeceðini gösterdi. Sermaye sýnýfý ve faþist devlet, arkalarýna emperyalist devletlerin desteðini alarak açtýklarý F-Tipi zindanlarla ve 19 Aralýk katliamýyla tutsaklarý devrim mücadelesi denkleminin dýþýna çýkardýklarý hayaline kaptýrmýþlardý. 68 gün eylemi, devlete 19 Aralýkta elde ettiklerinin “Pirus Zaferi”nden baþka bir þey olmadýðýný kendisine gösterdi. Bu eylem sýrasýnda kitleler, kendi özgürlükleri ve kurtuluþlarý ile tutsaklarýn özgürleþtirilmesi arasýnda sýký bir bað olduðunu bir kez daha bilince çýkardýlar. Devletin ve hükümetin korkularýnýn baþýnda bu “özgürleþtirmenin” devrimci tarzda gerçekleþmesi için kitlelerin, Kürt halkýnýn giriþimlere baþlamasýydý. Bu sermaye sýnýfýna ve onun politik iktidarýna “cehennemin kapýlarýný” ardýna kadar açacak bir geliþme olurdu. Korktuklarý “þimdilik” baþlarýna gelmedi. Yine de hükümetin zindanlar etrafýnda aldýðý önlemler kitlelere bir dahaki seferde nereye saldýrmalarý gerektiði konusunda açýk bir fikir vermiþtir; kimse bundan kuþku duymasýn.


Yeni Evrede

Sokaklar

Mücadele Birliði

BU DA SİZE DERT OLSUN Seyit Rýza, idam ediliþinin 75. yýlýnda Ýstanbul Sarýgazi’den düzenlenen bir basýn açýklamasý ve yürüyüþle anýldý. “Dersimli Gençler olarak katliamlara, barajlara, orman yakmalara, insansýzlaþtýrmaya, savaþlara karþý her zaman sokakta olacak örgütlenerek güçleneceðiz. Pir Seyit Rýza, Deniz Gezmiþler gibi idam sehpalarýnda, Mahirler gibi silah baþýnda, Kaypakkaya gibi iþkencelerde ölümü göze alarak mücadeleyi yükseltmeye devam edeceðiz” denildi. Seyit Rýza Elazýð’da idam ediliþinin 75. yýlýnda Ýstanbul Sarýgazi’de 18 Kasým akþamý Dersimli Gençler tarafýndan düzenlenen bir basýn açýklamasý ve yürüyüþle anýldý. Saat 18.00’de Vatan Ýlköðretim Okulu önünde toplanan kitle “Ben Sizin Hilelerinizle Baþ Edemedim Bu Bana Dert Oldu, Ama Ben de Sizin Önünüzde Diz Çökmedim Bu da Size Dert Olsun - Ferman Sizinse Dersim Bizimdir - Dersimli Gençler”, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük - Dersimli Gençler” yazýlý pankartlar açarak Demokrasi Caddesi’nden Ankara Yolu’na kadar yürüdü. Yürüyüþ boyunca sýk sýk “Dersim’i Unutma Unutturma”, “Seyit Rýza Ölümsüzdür”, “Dersim, Sivas, Koçgiri Unutulmaz Hiçbiri”, “Faþist Devlet Hesap Verecek”, “Yaþasýn Halklarýn Mücadele Birliði”, “Ferman Sizinse Dersim Bizimdir”, “Zindanlar

Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük” sloganlarý atýldý ve Demokrasi Caddesi sonunda basýn açýklamasý yapýldý. Eyleme Mücadele Birliði Platformu da katýlarak destek verdi. 75 yýl önce 15 Kasým 1937’de Elazýð Buðday Meydaný’nda 78 yaþýndaki Seyit Rýza’nýn yaþýnýn küçültülerek, ve oðlu Resik Hüseyin’in ise yaþý büyütülerek idam edildi. Yapýlan katliamlara, barajlara, orman yakmalara, insansýzlaþtýrmaya, savaþanlara karþý her zaman sokakta olacaklarýný, örgütlenerek güçleneceklerini, Dersimli Gençler olarak mücadeleyi Pir Seyit Rýza, Deniz Gezmiþler gibi idam sehpalarýnda, Mahirler gibi silah baþýnda, Kaypakkaya gibi iþkencelerde ölümü göze alarak mücadeleyi yükselteceklerini belirten gençler, basýn açýklamasýný Seyit Rýza’nýn “Biz sizin yalan ve hilelerinizle baþ edemedik bu bize dert oldu, biz de sizin önünüzde diz çökmüyoruz bu da size dert olsun” sözleriyle sloganlar atarak bitirdiler. Basýn açýklamasýnýn ardýndan Grup Emeðe Ezgi bu yaz çýkan “Adým Deniz” adlý albümündeki parçalarý seslendirdi. Emeðe Ezgi’nin albümündeki Seyit Rýza parçasýna eþlik eden kitle, hep birlikte söylenen marþlar ve sloganlarla eylemi sonlandýrdý.

ÝÇERÝDE DIÞARIDA KADINLAR YAN YANA

Kadýnlar, siyasi kadýn tutsaklarý da unutmadýlar; 25 Kasým Kadýna Yönelik Þiddete Karþý Uluslararasý Dayanýþma günü nedeniyle Bakýrköy Cezaevi önünde bir araya geldiler, “Ýçeride Dýþarýda Yan Yana” olduklarýný ifade ettiler. Bakýrköy Cezaevine giden cadde baþýnda bir araya gelen 25 Kadýn Platformu “Ýçeride Dýþarýda Devlet Þiddetine Karþý Yaþasýn Kadýn Dayanýþmasý” yazýlý pankart açarak cezaevi önüne geldiler. Yürüyüþ sýrasýnda “Jin Jiyan Azadi”, “Ýçeride Dýþarýda Hücreleri Parçala”, “Ýçeride Dýþarýda Yan Yana”, “Yaþasýn Kadýn Dayanýþmasý” sloganlarý attýlar, “Siyaset Yapma Hakkýmýz Engellenemez”, “Özgürlük Ýçim Direniþe Devam”, “Kadýn Kýrýmýna Hayýr” dövizleri taþýdýlar. Cezaevine gelindiðinde ellerindeki karanfilleri duvar ve tellerden aþýrarak cezaevinin içine atan kadýnlar, tutsaklara karanfilleri olmasa da kokusunu ulaþtýrdýlar. Açýklamadan sonra zýlgýt ve sloganlarla ellerindeki balonlarý gökyüzüne býrakarak içerideki tutsaklarýn görmelerini istediler. 224. Sayý / 28 Kasım - 12 Aralık 2012

11


Gündem

ORTADOÐU

R.T Erdoðan’ýn Mýsýr gezisi sýrasýnda ve sonrasýnda, Ýsrail’in Gazze’ye saldýrýsý vesilesiyle emperyalist devletler için sarf ettiði sözleri duyunca insanýn aklýna ister istemez Hitler iktidarýnýn ilk yýllarý geliyor. Malum, Hitler, iktidara geliþi sýrasýnda ve kýsmen sonrasýnda, az sayýlmayacak bir süre, anti-kapitalist bir propaganda tutturmuþ, kendini sosyalistin nasyonal olaný, yani nasyonal sosyalist ilan etmiþti. Hitler, Alman halkýnýn kapitalizme tepkisini, öfkesini doðru tespit etmiþti ve en aþaðýlýk burjuva uþaklýðýný yapmak üzere iktidara gelmek için Alman halkýný kendisinin de anti-kapitalist olduðu yalanýyla aldatmakta bir beis görmüyordu. Beis görmek de ne; Hitler, Alman halkýný aldatabilmek için bu propagandayý kampanyasýnýn temeline oturtarak daha ileri gitti ve “sosyalist” olduðunu ilan etti. Bir farkla ki, “nasyonal” yani milliyetçi ya da bu günkü yaygýn kavramla “ulusalcý” sosyalist idi! Hitler bunu yaparken bir gerçeði de teslim etmek zorunda kalýyordu: Alman halkýnda tekelci kapitalizme karþý büyük bir öfke; buna karþýlýk sosyalizme yönelik güçlü bir eðilim var. Nasýl olmasýn! Alman halký ki o dönem “Weimar” cumhuriyetini kurarak, tekelci burjuva sýnýfa cehennemin kapýlarýný aralamýþtý. 1919’da demokratik cumhuriyeti kuran Alman halký, Sovyet Devrimi’nin de etkisiyle sosyalizmin bir adým öncesine gelip dayanmýþtý. Böyle bir halký ancak çok iyi organize edilmiþ bir “anti-kapitalist” kampanya aldatabilirdi. Dönemin Avrupa’sýyla günümüzün Ortadoðu’su, hatta dünyasý arasýnda sayýsýz ortak özellik var. Þimdi dünyaya ve haliyle Ortadoðu’ya hâkim olan “devrimci kargaþa”, yani devrimci durum bu ortak özelliklerin baþýnda gelir. Buna baðlý ve bunun devamý olarak emperyalist devletlere ve onlarýn Ortadoðu’daki uzantýsý olan Ýsrail’e duyulan kin, öfke, nefret gibi þiddetli duygular Ortadoðu halklarýnýn bir baþka

12

Yeni Evrede

Mücadele Birliði

ortak noktasý durumunda. Altýný çizdiðimiz söz konusu koþullarda ezilen halklarýn güven ve desteðini almak isteyen biri, doðal olarak kendini, emperyalist devletlere ve onlarýn Ortadoðu’daki uzantýlarý olan Ýsrail’e en sert sözlerle saldýrmak zorunda hisseder. R.T Erdoðan’ýn yaptýðý da bundan baþka bir þey deðil. R.T Erdoðan, Ýsrail’in Gazze saldýrýsýna iliþkin açýklama yaparken Ýsrail için “terörist devlet” kavramýndan tutalým da Arap/Filistin halkýnýn gönlünü okþayacak, özlemlerini dile getirecek ne varsa hepsini söyledi. Ayný adam benzer “sert” açýklamalarý, Ýsrail’i desteklediðini açýkça ilan eden ABD, Ýngiltere, Almanya gibi emperyalist devletler için de kullandý. Fakat bu adam bu açýklamalarý yaparken, perde arkasýndan, devlet adýna hükümet ne yapýyordu? Bunu da bu açýklamalardan yaklaþýk bir hafta sonra öðreniyoruz. Öðreniyoruz ki, R.T Erdoðan, Arap dünyasýnýn duygularýna hitap eden bu açýklamalarý yaparken onun görevlendirdiði adamlar Ýsviçre’de, Cenevre’de Ýsrail ile temas kuruyor, iliþkilerin nasýl düzeltilebileceði üzerinde istiþarelerde bulunuyorlardý. Bununla bitmiyor iþ. Ayný adam televizyonlarda emperyalist devletlere karþý “esip, gürlerken” ayný hükümetin Dýþiþleri Bakanlýðý Ortadoðu ve Arap halklarýna karþý kullanýlacak “Patriot” füzelerin kendi topraklarýna yerleþtirilmesi için talepte bulunmanýn hazýrlýðýný yapýyordu. Kýsacasý, emperyalistlere karþý “sert” ifadeler kullandýðý bir sýrada ayný emperyalistlere en aþaðýlýk uþaklýk için atmasý gereken adýmlarý büyük bir “kararlýlýk”la atýyordu. Elbette, devlet ve hükümetin emperyalistlerle iþbirliðinin, emperyalistlere kölece baðýlýlýðýnýn ilk ve tek örnekleri bunlar deðildi. Sokaktaki adam bile Malatya/Kürecik’teki radar istasyonunun kuruluþ amacýnýn Ýsrail’i korumak olduðunu; emperyalistlere karþý yüzeyde söylemler sertleþtiði oranda el altýndan yürütülen iþ224. Sayý / 28 Kasım - 12 Aralık 2012

birliði de derinleþiyor. Bu o kadar açýk ki, ne zaman söylemde bir sertleþme olursa o zaman yeni bir iþbirliði hamlesinin kapýda olduðu rahatlýkla anlaþýlabiliyor. Ama Hitler’den bu yana köprünün altýndan çok sular aktý; koþullar deðiþti, ne halklar o dönemin halklarý gibi ne de emperyalistler on yýllar öncesinin durumunda. R.T Erdoðan’ýn devletin en üst katlarýna yerleþtirdiði kahvehane jargonu ile söyleyecek olursak artýk “yemezler”. Halklar, özellikle de Arap/Filistin, Ortadoðu halklarý geçmiþle kýyaslanmayacak bir politik bilince, deneyime, gerçek ile yalaný; söylem ile fiiliyatý ayýrabilecek kapasiteye sahipler.

Amaç Halk Devrimlerini Önlemek Filistin olsun, Suriye olsun, ya da baþka bir Ortadoðu ülkesiyle ilgili olsun, emperyalist devletlerin planlarýyla baðlantýlý ve o planlarýn uzantýsý olarak Türkiye’nin izlediði politikalarýn gerçek ve öncelikli amacý Ortadoðu’da geliþmekte olan devrim sürecini kesintiye uðratmak; süreci tersine çevirmektir. Bu politika öyle çok karmaþýk, bilinmez bir politika da deðil. Tersine gayet açýk, aleni, herkesin rahatlýkla görüp anlayabileceði bir politikadýr. Özü, devrim tehlikesi olan bütün Arap ülkelerinde dinci gerici/faþistlerin iktidara taþýnmasý hedefine dayanýyor. Halk devrimlerine ve bu devrimlerin sosyalizme doðru akmasýna karþý alýnabilecek en etkili önlem buydu. “Arap Baharý” denilen devrimci rüzgârdan emperyalistlerin ve bölge gericiliðinin çýkardýðý ilk ders budur. Bunun için öncelikle Arap halkýnýn sempati ve sevgisinin dinci güçlerin kanalýna akýtýlmasý gerekiyordu. Türkiye “Van Münit” çýkýþýyla bunu baþlattý. Çünkü Ýsrail ve ABD karþýtý görünmeden Arap halkýnýn desteðini almak düþünülemezdi. Ýsrail, ABD ve diðer emperyalistler R.T Erdoðan’ýn çýkýþýný halklarý aldatmaya dönük “serzeniþler” dýþýnda anlayýþla karþýladýlar. Zira asýl olanýn, yani pratikteki iþbirliðinin artarak


U DEVRÝMÝ Yeni Evrede

Mücadele Birliði

sürdüðünü en iyi onlar biliyorlardý. Çok geçmeden önce Tunus, arkasýndan Mýsýr Halk Devrimleri patlak verince dinci/faþistlerin emperyalistlerin çýkarlarýnýn korunmasý açýsýndan ne kadar önemli olduðunun farkýna varýldý. Tunus’ta, Ýngiltere’den aceleyle getirilen bir adama El Nahda partisini kurdurarak, paranýn ve baþka þeylerin gücüyle dinci/faþistlerin iktidarý almasýný saðladýlar. Mýsýr’da ayný politikayý çok daha açýk þekilde uygulayarak, “Müslüman Kardeþler” adý verilen sürüyü iktidara taþýdýlar. Filistin’de ayný dinci gericiler sayesinde Filistin devrimini zaten yoldan çýkarmayý baþarmýþlardý. Bu iþte taþeron Hamas idi. Hamas, gerçek tarihsel rolünü Filistin devrimini proleter yoldan çýkarýp burjuva kanallara akýtarak zaten oynamýþtý. Onun asýl iþlevi ve kuruluþ amacý bu idi. Türkiye dâhil, bütün gerici/faþist devletlerin Hamas’ýn arkasýnda durmalarýnýn gerçek nedeni budur. Filistin Devrimi mi; o devrim bu gün için zayýflamýþ da olsa, Filistinli devrimci örgütlerin, Filistinli komünistlerin mücadelesiyle sürdürülüyor. Hamas’ýn direniþi temsil ettiði masalý Filistin halkýný aldatmak için tüm gericilerin elbirliði ile ortaya atýlmýþ koca bir yalandýr. Hamas’ýn Ýsrail’e attýðý füzeler mi? “Direniþçi” görünmek için ara sýra füze fýrlatmaktan baþka yolu var mý? Oysa Filistin halký en büyük acýlarý bu dinci gericiler Filistin devrimini, Ýntifadayý böldüklerinde, devrimi sekteye uðrattýklarýnda çekmeye baþladý. Öyle ise þu saptamayý rahatlýkla yapabiliriz: Filistin halkýnýn Ýsrail zulmünden, iþgalinden, büyük acýlardan kurtulmasýnýn birinci koþulu bu dinci gericilerden kurtulmasýdýr. Koþullar ve yaþamýn kendisi, bu konuda Filistin halkýnýn en büyük yardýmcýsýdýr. Bunun ilk iþaretlerini görüyoruz. Türkiye’nin, “Müslüman Kardeþler”in, Katar’ýn; dolayýsýyla ABD ve Ýsrail’in kucaðýna oturan Hamas “direniþçi” yalanýný

daha ne kadar sürdürebilir? Hamas’ýn, iniþ çizgisine geçiþi onun “Suriye Meselesi”nde Katar, Türkiye, Suudi Arabistan dolayýsýyla ABD, Ýsrail ve diðer emperyalistlerin saflarýna katýlmasýyla baþladý. Yaþamýn kendisi Hamas denen dinci örgütün iki ipte daha fazla oynamasýna izin vermiyor, vermeyecek; onu gericiliðin yanýndaki gerçek yerine oturtacaktýr. Filistin devrimini büyük mücadeleler ve bedeller pahasýna bu güne taþýyan Filistin devrimci örgütleri bu gerçeði bilerek hazýrlýklarýný yapmalýlar.

Devrim Sürüyor Emperyalist devletler ve bölge gerici devletleri büyük paralar, güçlü kampanyalar, akýl almaz hile ve yalanlarla; Tunus’ta, Mýsýr’da “Müslüman Kardeþler” denen dinci gerici/faþistleri iktidara getirerek Halk devrimlerinin önünü kesmeye çalýþtýlar. Baþardýlar mý? Ýþte Mýsýr! Son bir haftadýr Mýsýr halký, emekçileri devrimi ellerinden çalan “Müslüman Kardeþler” denen çeteye karþý ayaklanma halinde. Orda, “devrimin iþini bitirdik” diye sevinenlerin hevesinin kursaðýnda kaldýðýný görüyoruz. Tunus, devrimin sürdüðü bir baþka ülke. Tunus’tan gelen haberlere baktýðýmýzda bu ülkede de yeni bir isyanýn, yeni bir ayaklanmanýn hazýrlanmakta olduðunu anlýyoruz. Emperyalistlerin yardýmýyla, paranýn gücüyle, kendilerine “demokrat, demokrasi yanlýsý” görünümü vererek Tunus halkýný aldatan dinci gerici/faþistler çok geçmeden gerçek yüzleriyle Tunus halkýnýn karþýsýna çýkmak zorunda kalýnca Tunus emekçileri de sokaklara döküldü. Emperyalistler Mýsýr ve Tunus’ta olduðu gibi, kanlý bir savaþla iþgal ettikleri Libya’da da istedikleri sonucu alamadýlar. Kaddafi’yi devirip iktidarý kendi çetelerine teslim etmeleri kendileri için kesin zafer anlamýna gelmediðini þimdi onlarla birlikte ütün dünya görüyor. Libya halký, emperyalist haydutlarýn kanlý bir savaþla 224. Sayý / 28 Kasım - 12 Aralık 2012

Gündem

iktidara taþýdýklarý iþbirlikçilere karþý direnmeye, savaþmaya devam ediyorlar. Ýsyan ve ayaklanma ateþi bu ülkelerden sonra Ürdün’ü; cüce kralýn yönettiði bu ülkeyi de sarmaya baþladý. Ürdün emekçileri ve yoksul halký, akaryakýta yapýlan zamlardan sonra sokaklara döküldü. Öfke, kýzgýnlýk, isyan ve ayaklanma duygusu bütün Ürdün emekçilerini sarmýþ durumda. Emperyalistler, Mýsýr ve Tunus’ta sahneye koyduklarý oyunu bu ülkede de oynamak için þimdiden “Müslüman Kardeþler” denen sürüyü parlatmaya baþladýlar. Giderek olgunlaþan ayaklanmada bu sürünün “önderliði” ele geçirebilmesi için çabalarýný yoðunlaþtýrdýlar. Ama ne yaparlarsa yapsýnlar Mýsýr ve Tunus’ta elde ettikleri “baþarý”dan daha fazlasýný elde edemezler. Üstelik Ürdün emekçilerinin önünde ders alacaklarý, kendilerini yanýlgýdan koruyacak Mýsýr, Tunus ve Libya örnekleri var. Ve en önemlisi, Güney Batý Kürdistan halkýnýn özgürlük savaþýnda katettiði mesafe ve elde ettiði baþarýdýr. Bu topraklardaki Kürt halký, “Suriye Krizi” ile ortaya çýkan bunalýmý kendi özgürlüðünü elde etmek için þimdiye kadar baþarýyla kullandý. Türkiye’nin bu özgürlük hareketini bastýrmak için katil çeteleri harekete geçirmesi, büyük acýlara yol açsa da Kürt halkýna gerçek özgürlüðün emperyalistlere ve iþbirlikçilerine karþý savaþtan geçtiðini pratik içinde öðretiyor. Barzani’nin bu topraklarda süren özgürlük savaþý karþýsýn izlediði sinsi politika, týpký Arap halkýnda olduðu gibi, Kürt halkýnýn da gerçek özgürlüðü ancak kendi burjuvalarýný baþýndan defettiði zaman elde edebileceðini öðretiyor. Bütün bu sýnýfsal kurtuluþ ve özgürlük savaþlarýnda gel-gitlerin; iniþ-çýkýþlarýn olmasý kaçýnýlmaz. Devrim dediðimiz þey bir hamlelik bir hareket deðil, az-çok uzun bir süreyi kapsayan bir süreçtir. Bu süreç baþlamýþtýr ve mutlaka zafere ulaþacaktýr.

13


Yeni Evrede

Zindanlar

68 GÜNLÜK YÜRÜYÜÞ SONA ERDÝRÝLDÝ 11 Kasým: Antep’te, 11 Kasým Pazar günü saat 14.00’te dönüþümlü açlýk grevinde 5. ekip yerini 6. ekibe býrakýrken, Mücadele Birliði Platformu BDP ilçe binasýndaydý. Mücadele Birliði Platformu adýna konuþan Yýlmaz Ekþi “Bizim beynimizin, yüreðimizin, yarýsý Kürt… Bu zamana kadar Kürt halkýnýn kendi kaderini tayin hakký mücadelesinde attýðý her adýmýn yanýnda olduk ve olmaya da devam edeceðiz. Bizler bu coðrafyada ezilen tüm halklarýn gerçek kurtuluþunun ancak birleþik ve sosyalist bir devrimle olacaðýný düþünüyoruz” dedikten sonra açlýk grevi eylemini selamlayarak konuþmasýný sonlandýrdý. Ardýndan Ayýþýðý Sanat Merkezi temsilcisi “Biz Ayýþýðý Sanat Merkezini bu kentte tanýyan birçok insan bilir ki bizler her zaman iþçilerin, emekçilerin, ezilen halklarýn sanatýný ürettik. Onlarýn kavgalarýný yürüttükleri meydanlarda bizlerde kavganýn sanatýyla orada olduk. Bizler bu mücadelenin sanat cephesiyiz” sözlerinin ardýndan Ayýþýðý Sanat Merkezi bünyesinde çalýþmalarýna yeni baþlayan müzik grubu kýsa bir dinleti sundu. Müzik dinletisinin ardýndan sohbet sýrasýnda Ayýþýðý tiyatro Ýþçileri Atölyesi’nden ilk ziyaret sýrasýnda sergilediði “Zindanýn türküsü” adlý tiyatro oyununu tekrar oynamalarýný istediler. Ýzleyenler yer yer oyun içerisinde alkýþlarý ile oyunun etkisini herkese hissettiriyorlardý. Oyun bitiminde “Býjý Berxwedana Zýndana” ve “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük” sloganlarý atýldý. 12 Kasým: Kasým’da Adana’da Ölüm Deðil Çözüm Platformu’nun çaðrýsý ile 5 Ocak Meydaný’ndan Ýnönü Parký’na bir yürüyüþ düzenlenmek istendi. Saat 12.30’da toplanýlmaya baþlandýðýnda Adana’da ilan edilmemiþ bir sýkýyönetim kurallarýný

14

Mücadele Birliði

uygulamakta kararlý olan devlet, yine önümüze barikatlarýný kurdu. Her zamanki yürüyüþ güzergahýnda beþinci kez polis barikatlarý ile karþý karþýya geldik. Ve yine inisiyatife uyarak eylemi sadece basýn açýklamasý olarak gerçekleþtirdik. Devlet bu geri atýlan adýmlarý gördükçe her defasýnda daha güçlü barikatlar çekti önümüze. Uzun bekleyiþ ve pazarlýk sürecinden sonra Ýnönü Parkýna sessiz ve pankartsýz bildiri daðýtarak gidilme kararý alýndý. Ýnönü Parký’nda tekrar toplanýldýðýnda “Ölüm Deðil Çözüm, Açlýk Grevindekilerin Talepleri Kabul Edilsin” pankartý açýldý. Adana polisinin faþist uygulamalarýný protesto etmek için 5dakikalýk bir oturma eylemi yapýldý ve basýn açýklamasýna geçildi. Bizler de eyleme Mücadele Birliði olarak destek verdik. Ýstanbul’da, Ýnsan Haklarý Cezaevi Ýzleme Komisyonu’nu da sessiz bir yürüyüþ gerçekleþtirdi. Açlýk grevine dikkat çekmek için yapýlan yürüyüþ, Galatasaray Lisesi’nden saat 18.30’da baþladý. Ýnsan Haklarý Derneði önüne kadar sesiz bir þekilde yüründü. Kortej ÝHD önünde yarým saat boyunca sessizce bekledi. ÝHD baþkaný Ümit Efe, eylemin 62. gününe giren açlýk grevindeki tutsaklarýn taleplerin karþýlanmasý için yapýldýðýný vurguladý. Efe, eylemin her gün saat 18.30’da gerçekleþtirileceðini belirti. Eyleme Mücadele Birliði okurlarý da destek verdi.

14 Kasým: 14 Kasým günü Çaðlayan Adliyesi önünde bir araya gelen kitle “Tecride Son” yazýlý pankart açarak F tipi cezaevlerinde tecrit ve izolasyon politikalarýna karþý devrimci ve yurtsever tutsaklarýn mücadelesinin sürdürdüðü belirtildi. Tecride Karþý Mücadele Platformu (TMKP) ve Ýstanbul Çaðdaþ Hukukçular Derneði adýna konuþmalar yapýldý. Açýklamalardan sonra Kutup Yýldýzý müzik grubu, türkülerini tutsaklar için söyledi. Mersin Üniversitesi’nde 14 Kasým 2012 tarihinde saat 12.30’da Üniversite Çarþýsýnda 64. gününe giren tutsaklarýn süresiz-dönüþümsüz açlýk grevlerine dikkat çekmek amacýyla Ayýþýðý Sanat Merkezi Ergül Çiçekler’in Dört Ateþten Gün, Dört Ölümden Gece þiirini sergiledi. 224. Sayý / 28 Kasım - 12 Aralık 2012

Etkinlik, devrim savaþçýlarý için yapýlan saygý duruþuyla baþladý. “Ölüm Orucu Destaný”nýn dramatizasyonu sýrasýnda duygusal anlar yaþandý. Ýzleyiciler arasýnda gözyaþýný tutamayanlar oldu. Etkinlik alkýþlarla sona erdi.

15 Kasým: Sanatçý ve aydýnlar 65 gündür süren açlýk grevlerine dikkat çekmek için Bakýrköy Cezaevi önünde bir araya geldiler. Günlerin daraldýðýný belirten sanatçýlar, “hapishanelerde ölümün sesi çýnlýyor, ölüm kapý eþiðinde, ha içeri girdi, ha girecek” dediler. 15 Kasým’da bir araya gelen sanatçýlardan Pýnar Aydýnlar, Yeþim Ustaoðlu, Kazým Öz, Kardeþ Türküler elemanlarý, sinema sanatçýsý Yusuf Çetin, Ömer Leventoðlu, müzisyen Erdoðan Emir, Çiya, Miz-

gin, Taylan Özgür Ölmez, belgeselci Özgür Fýndýklý, tiyatrocu Erdal Ayna, Erdal Ünal ve birçok sanatçý, cezaevi önünde on dakikalýk oturma eylemi yaptý. Sanatçýlar adýna yapýlan açýklamadan sonra eylem alkýþlarla sona erdi. Ýnsan Haklarý Derneði (ÝHD) Ýstanbul Þubesi Cezaevi Komisyonu, açlýk grevlerinin 65. gününe dikkat çekmek için bugünde Galatasaray’dan ellerinde fenerlerle dernek binasýna sessizce yürüdü. Bina önüne yürüyerek burada oturma eylemi yaptý. ÝHD Þube baþkaný Ümit Efe açlýk


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

grevindeki tutsaklarýn eyleminin 65. gününe girdiðini ve artýk eskisi gibi saðlýklý yaþama þansý kalmadýðýný yaþasa bile çok ciddi kalýcý saðlýk sorunlarýnýn olacaðýný belirtti. 15 Kasým Perþembe günü saat 14.00’da Ýzmir BDP il örgütü Konak Eski Sümerbank önünde toplandý. Yürümek isteyen Kürt halkýna Ýzmir Emniyeti izin vermedi. Bunun üzerine Kürt analarý oturma eylemi yaptý. Analar “Oðullarýmýzýn ölmelerini istemiyoruz. Ölümleri durdurun. Kendinizi bizim yerimize koyun… Oðullarýmýzdan birinin ölüm haberi gelirse, dar ederiz bu dünyayý Erdoðan’a” dediler… Marþlarla devam eden eylemde MKM tiyatro topluluðunun 10 dakikalýk zindanlar ile ilgili Kürtçe oyunu sergilendi. Bir saat süren oturma eylemi, atýlan sloganlarla son buldu. Eyleme Mücadele Birliði Platformu da destek verdi.

16 Kasým: Cezaevi Ýzleme Komisyonu 16 Kasým Cuma günü yine Bakýrköy Kadýn Kapalý Cezaevi önünde idiler. Her hafta siyasi kadýn tutsaklarý yalnýz býrakmayan aileler 66. gününe giren açýk grevlerine dikkat çektiler. Sýk sýk sloganlarýn atýldýðý açýklamadan sonra eylem bitirildi. Antep’te açlýk grevlerinin 66. gününde “Gaziantep Emek ve Demokrasi Güçleri” tarafýndan “Ölüm Deðil Yaþam Kazansýn” çaðrýsýyla bir meþaleli yürüyüþ ve basýn açýklamasý gerçekleþtirildi. Kýrkayak Parký’nda toplanan kalabalýk kitle Yeþilsu Parký’na doðru yürüyüþe geçti. Yeþilsu Parký’na gelen kitle adýna açýklamayý KESK dönem sözcüsü Ömer Faruk Koç okudu. Açýklamada baþbakan nezdinde devletin “açlýk grevinde olan kimse yok” þeklindeki açýklamalarýyla insanlýk onurunun ayaklar altýna aldýðý vurgulandý. Açýklama “Bu kez ölümün yaþam karþýsýnda galip gelmesine izin verilmemelidir” denilerek bitirildi

17 Kasým: BDP’nin “Ýçerideki on bine dýþarýdaki yüz binlerden destek” sloganý ile birçok merkezde 17-18 Kasým tarihlerinde yapacaðýný duyurduðu açlýk grevlerine Ýstanbul’un 3 bölgesi olarak belirlenen Sancaktepe, Sultangazi ve Esenyurt’taki eylemlerde polisin sert saldýrýsý sonucu çatýþmalar çýktý. Sultangazi Ýlçesi’ne baðlý Gazi Mahallesi’nde yapýlmak istenen açlýk grevine de polis saldýrdý. Eyleme Mücadele Birliði Platformu da destek verdi. Bu eylem sürecinde ismi Kemal Pir Parký olarak deðiþtirilen Okul Parkýnda aralarýnda çocuk ve analarýn olduðu yüzlerce kiþi açlýk grevi

eylemi yapmak için toplandýlar. Polis TOMA’dan sýktýðý tazyikli suyla, parkta toplananlarý daðýtmak istedi, gençler ise saldýrýya molotof kokteyli, taþ ve þiþelerle cevap verdi. Yoðun þekilde gaz bombasý kullanýlan saldýrý sonucu aralarýnda çocuk ve kadýnlarýn da bulunduðu çok sayýda kiþi yaralandý. BDP Gaziosmanpaþa Ýlçe Baþkaný Seyfettin Peker’in baþýndan gaz fiþeðinden yaralandý ve aralarýnda bir çok kiþi Gazi Hastanesi’ne kaldýrýldý, birçok kiþinin ise gözaltýna alýnmaktan çekindiði için hastaneye gelemediði öðrenildi. Saldýrýdan sonra gençler ara sokaklara daðýlarak polisle çatýþtý. Sabah 11.00’de baþlayan çatýþmalar saat 15.00’e kadar sürdü, polis mahalleden geri çekildi. Kürt halký yine Kemal Pir Parkýna gelerek açlýk grevi eylemlerini sürdürmeye baþladý.

Ýnsan Haklarý Derneði üyeleri, her gün gerçekleþtirdikleri “Yaþam Nöbeti” eylemini, F oturmasý eylemiyle birleþtirdi. 224. Sayý / 28 Kasım - 12 Aralık 2012

Zindanlar

17 Kasým günü Taksim Tramvay duraðýnda bir araya gelen ÝHD’liler, 82, 84, 96 ve 2000 yýllarýnda ölüm orucu eylemlerinde ölümsüzleþen devrimcilerin fotoðraflarý yere serildi. Mumlarla aydýnlatýlan fotoðraflarýn önüne “Hapishanelerde Bu Kez Ölüm Ýstemiyoruz, Artýk Yeter” pankartý açýldý. ÝHD üyesi Gönül Erdem, “Hükümete sesleniyoruz. Bu sesi duyun. Ölümlerin olmamasý için her ne olursa olsun yaþam nöbeti tutmaya devam edeceðiz. Çözüm için adýmlarýn atýlmadýðý sürece eylemlerimizden vazgeçmeyeceðiz” dedi. Açlýk grevlerinin taleplerini yineleyen Erdem, “Demokratik, meþru taleplere yanýt verilsin. Hapishanelerde ölüm istemiyoruz. Artýk yeter. Çözüm noktasýnda ýsrarcýyýz. Ölümlere karþý barikat olmaya devam edeceðiz” dedi. Eylem ÝHD’ye sessiz bir yürüyüþle sona erdi.

17 Kasým’da Kürt siyasi tutsaklarýn açlýk grevi eylemlerinin 67. gününde, yüzlerce kiþi “ses çýkar” sloganýyla Taksim Meydaný’ndan Mis Sokaðý’na kadar yürüyüþ gerçekleþtirdi. Kadýn örgütlerinin çaðrýsýyla gerçekleþtirilen eylemde, tencere, tava, düdük ve diðer vurmalý müzik aletleriyle ses çýkarýldý. Diyarbakýr’daki “ses çýkar” eylemi ile eþ zamanlý olarak yapýlan eylemin her gün ayný saatte gerçekleþtireceði duyuruldu. Eylem, Mis Sokak’ta sona erdi.

18 Kasým: Ýstanbul’un üç ilçesinde yapýlan açlýk grevi eylemi, Kürt Halk önderi Abdullah Öcalan’ýn “Eylemi sona erdirin” çaðrýsýyla sona erdi.

15


Yeni Evrede

Zindanlar

Sabah saatlerinde cezaevlerinden gelen haber ile birlikte açlýk grevindeki eylemciler, “Be Serok Jiyan Nabe”, “An Azadi, An Azadi”, “Býji BerxweZindana” dana sloganlarý ile güne baþladýlar. Sultanbeyli’deki kitlenin katýlýmýyla sayýlarý 1000’i bulan kitle, Demokrasi Caddesi’ne yürüdü, yapýlan basýn açýklamasý sonrasýnda da daðýldý. Ce za ev le rin de sürdürülen süresiz dönüþümsüz açlýk grevi eylemlerinin her bakýmdan kritik bir aþamaya geldiðini vurgulayan Asiye Kolçak, eylemlerin her bakýmýndan amacýna ulaþtýðýný ve dile getirilen taleplerin haklýlýðýnýn, güçlü bir toplumsal destekle karþýlandýðýný belirtti. Basýn açýklamasýna BDP Sancaktepe ve Sultanbeyli ilçe yönetimlerinin yaný sýra Mücadele Birliði, ESP, Aka-Der ve ÖDAH katýldý.

Açlýk Grevi, 18 Kasýmgünü Gazi Mahallesi’nde de sona erdirildi. BDP tarafýndan Gazi Mahallesi’nde yapýlan bir basýn açýklamasýyla 68. gününde olan açlýk grevlerinin can kaybý yaþanmadan sona erdirilmiþ olmasýnýn sevindirici olduðu ifade edilirken cezaevlerinde geliþtirilen ve büyük bir vicdan hareketine dönüþen haklý direniþin selamlandýðý belirtilerek, dile getirilen taleplerin bütünüyle karþýlanmasý için her zamankinden daha fazla kararlýlýkla mücadele edileceði belirtilerek açlýk grevi sona erdirildi. Yapýlan açlýk grevinin Kürt sorununda yaþanan ret ve inkar politikasýný her bakýmdan geçersiz kýlarken, anadilde eðitimin temel bir hak olarak bir an önce tanýnmasýnýn aciliyetini de gündeme getirdiði ifade edilen açýklamada ortaya çýkan toplumsal duyarlýlýk ve tutsaklarýn talepleri etrafýnda yaþanan kenetlenmenin Öcalan üzerinde uygulanan aðýr tecridin keyfiliði ve hukuksuzluðunu da ortaya koyduðu, toplum vicdanýnda mahkum edilmiþ olduðu belirtildi. Basýn açýklamasýnda Kürt sorununun barýþçýl ve demokratik çözümü ve taleplerin tümüyle karþýlanmasý için herkesin her zamankinden daha fazla duyarlý olmasý gerektiði belirtilerek ve ortak mücadele çaðrýsý yapýldý. Yapýlan basýn açýklamasýna Mücadele Birliði Platformu da katýlarak destek verdi.

16

Mücadele Birliði

ÖZGÜR FÝLÝSTÝN KURULUNCAYA KADAR SÝZÝNLEYÝZ!

DÝSK’e baðlý sendikalardan iþçiler, Filistin Halkýyla Dayanýþma Günü’nde Ýsrail Konsolosluðu önünde Ýsrail’in Filistin’e saldýrýsýný protesto ederek Filistin halkýna “iþçiler ve emekçiler olarak özgür ve demokratik Filistin kuruluncaya kadar sizinleyiz” dedi. DÝSK’e baðlý sendikalar Filistin Halkýyla Dayanýþma Günü’nde bir çok ilde Ýsrail Konsolosluklarý ve Temsilcilikleri önünde Ýsrail’in Filistin’e saldýrýsýný ayný anda protesto etti. DÝSK’e baðlý sendikalardan iþçiler, 20 Kasým günü saat 12.30’da 4. Levent Metro Duraðý’nda “Filistin’e Özgürlük”, “Filistin Halký Yalnýz Deðildir” pankartý, dövizler ve Filistin bayraklarý taþýyarak sloganlar eþliðinde Ýsrail Konsolosluðu önüne yürüdüler. Konsolosluk önünde yapýlan basýn açýklamasýný DÝSK Genel Sekreteri Adnan Serdaroðlu okudu. ABD desteðiyle yýllardýr süren Ýsrail iþgali nedeniyle Filistin’de acýnýn hiç bitmediðini söyleyen Serdaroðlu, Afganistan ve Irak’ýn ABD iþgali altýnda olduðunu, Golan Tepeleri’nin ise yýllardan beri Ýsrail siyonizminin iþgali altýnda olduðunu hatýrlatarak sýrada Suriye ve Ýran’ýn bulunduðunu ifade etti. Bölgedeki emperyalist saldýrganlýða ‘dur’ demek için onurlu Filistin halkýnýn ve Ortadoðu halklarýnýn yanýnda olduklarýný beliren Serdaroðlu, Filistin devletinin haritalardaki yerine deðinerek Filistin’in bir toprak parçasýndan çok bir anlayýþ ve duygu olduðuna vurgu yaptý. Türkiye’deki emek ve demokrasi güçleriyle Filistin halkýnýn mücadele örgütleri arasýnda uzun yýllara dayanan bir dostluk bulunduðunu söyleyen Serdaroðlu, DÝSK’in Filistin Sendikalar Konfederasyonu baþta olmak üzere bölgedeki demokrasi güçleriyle dayanýþma içinde olduðunu ve bugünün “Filistin Halkýyla Dayanýþma Günü” olmasý nedeniyle DISK üyelerinin çalýþtýðý bütün iþ yerlerinde Filistin’le dayanýþma bildirileri daðýtýldýðýný ve DÝSK’e baðlý sendikalarýn Filistin bayraklarýyla donatýldýðýný belirtti. Serdaroðlu hükümete de seslenerek Ýsrail ve ABD ile yapýlan tüm askeri anlaþmalarýn feshedilmesini, füze kalkanýnýn kaldýrýlarak emperyalizmin çýkarlarýnýn deðil, Ortadoðu halklarýnýn yanýnda yer almasý gerektiðini belirtti, Türkiyeli þirketlere de iþgale ortak olmamalarý çaðrýsýnda bulundu. Serdaroðlu sözlerini “Filistin Halký yalnýz deðildir. Türkiye’de iþçiler, emek ve demokrasi güçleri özgür ve demokratik bir Filistin kurulana kadar sizinle birlikte olacaktýr” diyerek tamamladý. Eylem “Filistin Halký Yalnýz Deðildir”, “Katil Ýsrail Gazze’den Defol”, “Yaþasýn Halklarýn Kardeþliði” sloganlarýyla sona erdi.

224. Sayý / 28 Kasım - 12 Aralık 2012


HEY TEKSTÝL ÝÞÇÝLERÝ TOBB ÖNÜNDE

Yeni Evrede

Sokaklar

Mücadele Birliði

15 Kasým: Hey Tekstil patronu Aynur Bektaþ tarafýndan 9 Þubat günü kapý önüne konularak 3-4 aylýk maaþlarý ve tazminatlarý verilmeden kovulduklarý için fabrika önünde 280 gündür eylemde olan Hey Tekstil iþçileri, 15 Kasým günü saat 13.30’da çadýrlarýný Aynur Bektaþ’ýn üyesi olduðu Ticaret Odalar ve Borsalar Birliði önüne taþýmak üzere pankart ve sloganlarla bina önüne yürüdüler. Ýþçilerin gelmesine yakýn tüm çevre çevik kuvvet ve sivil polis ablukasýna alýndý. Hey Tekstil iþçileri bina önüne geldiklerinde bir basýn açýklamasýný yaptýlar. Kendilerinin 280 gündür açlýða mahkum edildiðini, patronlarý Aynur Bektaþ’ýn ise TOBB’da görevine devam ettiðini belirten iþçiler, TOBB önünde direniþ çadýrlarýný kuracaklarýný ve 420 iþçiyi açlýða mahkum edenlere karþý açlýk grevine baþlayarak açlýklarýyla direneceklerini söylediler. Ýþçiler basýn açýklamasýnýn ardýndan TOBB binasýnýn karþýsýndaki kaldýrýmda çevik kuvvet ve sivil polis ablukasý altýnda sloganlarla çadýrlarýný kurdular. Polisin çadýrýn kaldýrýlmasýný aksi takdirde müdahale edeceklerini söylemeleri üzerine Av.Taylan Tanay ve Av.Gülvin Aydýn, bir süre müdahaleyi önlemeye çalýþýnca sivil polisler tarafýndan uzaklaþtýrýlmaya çalýþýlýrken, çevik kuvvet polisleri de çadýrýn kenarýndaki iþçilere saldýrarak yerlerde sürükledi. Çadýrý daðýtarak yýrtmaya çalýþan çevik kuvvete direnen iþçilere sivil polis de saldýrdý. Ýþçiler pankartlarýný ve parçalanan çadýrlarýný vermeyerek sloganlar attýlar. Yerlere oturan iþçiler polisler tarafýndan darp edildi. Avukatlar bu durum karþýsýnda polislerle tartýþmaya baþlayýnca polislerce tartaklandýlar. Bir polis otobüsü getirilerek iþçiler zorla gözaltýna alýnmaya çalýþýldý. Ýþçiler birbirine kenetlenerek ve arkadaþlarýný polisin elinden kurtararak gözaltýna alýnmalarýný engellediler. Ýþçileri gözaltýna alamayan çevik kuvvet onlarý ite-kaka TOBB önünden uzaklaþtýrmaya çalýþtý. Yarým saatten fazla süren arbedenin ardýndan iþçiler, TOBB binasýnýn 50 metre ilerisinde pankartlarýný tekrar açarak sloganlar ve marþlarla ey-

lemlerini yarým saat daha sürdürdüler. Roseteks iþçileri, Kiðýlý iþçisi Didem Sorhun, ÇHD Ýstanbul Þubesi Avukatlarý, Mücadele Birliði Platformu, Baðýmsýz Devrimci Sýnýf Platformu, Devrimci Ýþçi Komiteleri, Emekli-Sen üyeleri de eyleme katýlarak Hey Tekstil iþçilerine destek verdi.

16 Kasým: Ýþçiler 16 Kasým günü yine TOBB önüne çadýr kurmak için Vakýf Bank Genel Müdürlüðü önünde bir araya geldiler. TOBB binasý etrafý çevik kuvvet ablukasýndaydý yine. Basýn açýklamasýnda “uyarýyoruz 281 gündür direniyoruz. Kaybedecek hiçbir þeyimiz yok. Çünkü elimizde ne varsa patronlar tarafýndan çalýndý. Susup oturmamýzý bekleyenlere, bunun için kalkanlarýný kaldýranlara, küfredenlere, tekme atanlara, gaz sýkma tehdidinde bulunanlara, bizi bir pislik gibi görüp süpürmekten bahsedenlere cevabýmýz net. Susmayacaðýz. Haklarýmýzý alýncaya kadar vazgeçmeyeceðiz. Aynur Bektaþ için deðil polis TSK da seferber olsa tek bir hakkýmýzý yedirtmeyeceðiz, haklarýmýz için mücadele etmeye devam edeceðiz” dedi iþçiler. Açýklamadan sonra iþçiler yolun karþýsýna geçerek çadýrlarýný kurdular. Ýþçiler224. Sayý / 28 Kasım - 12 Aralık 2012

den Ýrfan Erdemirci ve Erdinç Özün iki günlük dönüþümlü açlýk grevine baþladýlar.

17 Kasým: Her Cumartesi günü Taksim’de yürüyüþ yapan Hey Tekstil, BEDAÞ, Darkmen iþçileri bu hafta da Taksim Meydaný’nda bir araya geldi. Taksim’den baþlayan yürüyüþte iþçiler Ýstiklal Caddesi üzerinde bulunan Mango Maðazasý önünde durarak maðazaya girdiler. Maðazanýn içinde ellerindeki döviz ve pankartý açan iþçiler, maðazanýn ikinci katýndan “Gaspedilen Haklarýmýzý Ýstiyoruz -Direnen Hey Tekstil Ýþçileri” yazýlý pankartý açtýlar ve “Yaþasýn Hey Tekstil Direniþimiz” sloganý attýlar. Ellerindeki “Mango Suç Ortaðýdýr Haklarýmýzý Alacaðýz” dövizlerle maðaza içinde dolaþan iþçiler bir süre sonra eylemlerini sona erdirdi. Ýþçiler, Galatasaray Meydaný’na doðru yürüyüþlerine devam etti. 19 Kasým: 19 Kasým günü Kanyon Alýþveriþ Merkezi önünde bir araya gelen iþçiler sloganlarla TOBB önüne yürüdü. Ancak Vakýf Bank’ýn önünde barikat kuran polis, TOBB önüne geçmelerine izin vermeye-

17


Yeni Evrede

Sokaklar

ceðini söyledi. Ýþçiler kaldýrýmda oturma eylemi gerçekleþtirerek polisin tavrýný protesto etti. 20 dakika boyunca süren oturma eyleminde þarký ve türküler söyleyen iþçilere daha sonra polis biber gazý ile saldýrdý. TOMA aracýyla sýkýlan tazyikli suyun da ardýndan ileri yaþta olan iþçilerden fenalaþanlar oldu. Kýsa süre yaþanan arbededen sonra 11 iþçi gözaltýna alýndý.

Mücadele Birliði

ÝÞ HAKKIMIZI DA GERÝ ALACAÐIZ

20 Kasým: Hey Tekstil iþçilerinin 20 Kasým günü TOBB önünde yapmak istedikleri eyleme polis yine izin vermedi. Ýþçiler bir önceki gün yaþanan polis saldýrýsýný protesto ettiler, sloganlar attýlar. Saldýrýyý kýnayan iþçiler adýna açýklamayý Hey Tekstil iþçisi Zeynep Gültekin yaptý. 284. gününde bir kez daha polisin saldýrýsýyla karþý karþýya kaldýklarýný hatýrlatan Gültekin, polisin baský ve gözaltýlarýnýn kendilerini mücadelelerinden yýldýrmayacaðýný belirterek konuþmasýný bitirdi. Açýklamadan sonra kortej halinde TOBB binasý önüne gitmek için yürümeye baþladýlar. Vakýf Bank’ýn önünde barikat kuran polis yine izin vermedi. Ýþçiler barikata yüklenince kýsa bir süre arbede yaþandý. Ýþçiler daha sonra barikat önünde yarým saat kadar oturma eylemi gerçekleþtirdi. Eylem Kanyon AVM’nin önüne kadar yapýlan kýsa bir yürüyüþten sonra ertesi gün de ayný saate eylem yapacaklarýnýn duyurusuyla sona erdi.

21 Kasým: Hey Tekstil iþçileri eylemlerinin 285. gününde yine Kanyon AVM önünde pankart açarak yürüyüþe geçtiler. Vakýf Bank önünde barikat kuran polis, iþçilerin TOBB binasý önüne gitmelerine izin vermedi. Polis barikatý önünde duran iþçiler bir saate yakýn oturma eylemi yaptýlar. Eyleme Mücadele Birliði, Devrimci Ýþçi Komiteleri ve Çaðdaþ Hukukçular Derneði destek verdi. Basýn açýklamasýný okuyan Hey Tekstil iþçisi Celal Sevim polisin baský ve gözaltýlarýnýn mücadelelerinden yýldýrmayacaðýný belirtti. Çevik kuvvet barikatý önünde bir saate yakýn oturma eylemi yapan iþçiler sýk sýk slogan attýlar ve marþlar söylediler. Oturma eyleminden sonra kortej halinde Kanyon AVM’nin önüne kadar yapýlan kýsa bir yürüyüþten sonra iþçiler artýk her gün 12.30’da eylem yapacaklarýný duyurarak eylemi sonlandýrdýlar.

18

305 Hava Ýþ üyesi iþçi, bu hafta Bakýrköy Özgürlük Meydaný’nda bir araya geldiler. Meydanda bir araya gelen iþçiler “THY AO. Ve Teknik AÞ.de Ýþten Atýlan Ýþçiler, Ýþlerine Geri Alýnsýn, Grev Haktýr Yasaklanamaz” pankartý açtýlar ve “Ýþçi Kýyýmýna Son”, “Ýþten Atýlan Ýþçiler Geri Alýnsýn” dövizleri taþýdýlar. Bir saat boyunca eylemlerini sürdüren iþçiler sýk sýk “Susma Sustukça Sýra Sana Gelecek”, “Ýþ Ekmek Yoksa Barýþta Yok”, “Zafer Direnen Emekçinin Olacak” sloganlarý attýlar. Eyleme Mücadele Birliði, Emek ve Özgürlük Cephesi ve TKP 1920 destek verdi. Hava-Ýþ Genel Baþkaný Atilay Ayçin, iþçilerin neden iþten atýldýðýný hatýrlatarak her türlü baský ve tehdide raðmen grev hakkýný söke söke aldýklarýný söyledi. Ayçin, “Grev hakkýmýzý söke söke aldýk. Sýra iþten atýlan 305 iþçinin iþe geri alýnmasýnda. Direnerek iþ hakkýmýzý da geri alacaðýz” diye konuþtu. Basýn açýklamasýnýn ardýndan iþçiler türküler eþliðinde halay çekerek ve sloganlar atarak eylemlerini sonlandýrdý. Ýþçiler geçen hafta da Kadýköy’de eylemdeydi.

224. Sayý / 28 Kasım - 12 Aralık 2012


BÜRO EMEKÇİLERİ EYLEMDE

Yeni Evrede

Sokaklar

Mücadele Birliði

HAKLARIMIZIN GASP EDÝLMESÝNE ÝZÝN VERMEYECEÐÝZ

Büro Emekçileri Sendikasý (BES) üyeleri, 2012-2015 Dönemi Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarýsý’ný protesto eden eylemlerini sürdürüyor. Tasarýyý protesto etmek ve ücretsiz servis-yemek haklarýnýn gasp edilmesini kabul etmediklerini söylemek için eylemlerine 22 Kasým günü bir yenisi eklediler. Çeþitli kamu kurumlarýnda çalýþan Büro Emekçileri Sendikasý (BES) üyeleri, öðle saatlerinde gruplar halinde Cevizli Tren Ýstasyonu’nda sloganlar, alkýþlar ve davul-zurna eþliðinde toplanarak Kartal-Cevizli Adliyesi’nin bahçesine geldiler. Bir süre Kartal Adliye binasý önünde slogan atan emekçiler yaðan saðanak yaðmura raðmen adliyede çalýþan emekçileri ve iþ takibi için gelen vatandaþlarý da eyleme destek vermeye çaðýrdýlar. Sloganlarla yürüyüþ yapan emekçiler Kartal Adliye binasý önünde toplandýlar. Burada “Servis Hakkýmýz Gasp Edilemez Yeter Artýk! Ücretsiz Servis Ücretsiz Yemek Ýstiyoruz - BES Ýstanbul 3 Nolu Þube” yazýlý pankart açarak emekçilerin her geçen gün daha fazla yoksulluða itildiðini belirten konuþmalar yapýldý. Basýn açýklamasýnda, ulaþým hakkýndan vazgeçmeyeceklerini ve yargýda adalet istediklerini, ücretsiz servis ve ücretsiz yemek haklarýnýn gaspedilmesini kabul etmediklerini, kazanýlmýþ haklarý için alanlarda olmaya ve mücadeleyi sürdürmeye devam edeceklerini söyledi emekçiler.

Büro Emekçileri Sendikasý üyeleri yaðan saðanak yaðmura raðmen bir süre daha alkýþ ve sloganlarla Bütçe Kanun Tasarýsý’ný protesto etti. Eylemlerinin önümüzdeki hafta da devam edeceðinin duyurusu yapýlarak eylem halay çekilerek slogan ve alkýþlarla bitirildi.

EMEKÇÝLER HAKLARINI VERMEYECEK

224. Sayý / 28 Kasım - 12 Aralık 2012

Büro Emekçileri Sendikasý Türkiye Ýstatistik Kurumu (TÜÝK) önünde Bütçe Kanun Tasarýsýný protesto etti. 30 Ekim’de TBMM’nde görüþülmeye baþlanan 2013-2015 Dönemi Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarýsýnýn kamuda taþeronlaþtýrma ve güvencesiz çalýþmanýn kural haline geldiði bir ortamda hazýrlandýðýna dikkat çeken emekçiler, kamuda esnek, kuralsýz ve performans esaslý çalýþma biçiminin emekçiler açýsýndan acý meyvelerini verdiðinin altýný çizdiler. 22 Kasým günü TÜÝK çalýþanlarý bina önünde bir araya geldiler ve “Asgari Bir Ücretle Asgari Bir Yaþama Hayýr! Ücretsiz Yol Ücretsiz Yemek Ýstiyoruz” pankartý açarak “Savaþa, Ranta Deðil Emekçiye Bütçe”, “Güvenceli Ýþ, Güvenceli Gelecek Ýstiyoruz”, “Sözleþmeli Köle Olmayacaðýz” sloganlarý attýlar. Büro Emekçileri Sendikalarý 1. 2. ve 3. þubeleri adýna basýna açýklama yapan BES 2 nolu þube yöneticisi Murtaza Tekgezer gelir daðýlýmýndaki adaletsizliðin her geçen gün daha da derinleþtiðini belirterek, kamu emekçilerinin kazanýlmýþ haklarýnýn ellerinden bir bir alýndýðýný söyledi. Eylem açýklamadan sonra sloganlarla sona erdi.

19


400 HAFTADIR SUSMUYORLAR

Yeni Evrede

Sokaklar

400 haftadýr Galatasaray Meydaný’nda kaybettikleri eþleri, kardeþleri, analarý, babalarý için oturan Cumartesi Ýnsanlarý bugün bir kez daha “Asla vazgeçmeyeceðiz, asla affetmeyeceðiz” dedi. Cumartesi Annelerine Sýrrý Süreyya Önder, Sýrrý Sakýk, Pervin Buldan, Levent Tüzel, Sezgin Tanrýkulu Ahmet Þýk, Banu Güven, Ali Topuz, Pýnar Aydýnlar gibi birçok siyasetçi, gazeteci, sanatçý destek verdi. Eylem kayýp yakýnlarýnýn konuþmalarýyla baþladý. 80 faþist darbesinde gözaltýna alýnan Cemil Kýrbayýr’ýn abisi Mikail Kýrbayý ilk sözü alarak, 12 Eylül faþizminin, kendilerine giydirilen deli gömleðiyle bu alanlarda seslerini duyurmaya çalýþtýklarýný, yýllardýr bu meydanlarda adaleti, vicdaný ve ahlaký aradýklarýný söyleyerek, yýllarca kendilerine yalan söylenildiðini, “firar etti” denilen Kýrbayýr’ýn iþkenceye uðrayýp cesedinin kaybedildiðinin ortaya çýktýðýný belirtti. Ferhat Tepe’nin eþi Zübeyde Tepe, “Biz buradayýz katiller nerede? Neden yargý önüne çýkarmýyorsunuz?” diyerek 400 haftadýr direndiklerini ve direnmeye devam edeceklerini söyledi. Kasým Aksoy’un eþi Leyla Aksoy, “Feryat ediyorum sesimi duymuyor. Kocamýn tespit edilmiþ bir suçu yoktu. kayýplarýmýzýn katilleri bulunana kadar bu meydanlardayýz” diyerek, kemikleri dahi olsa kendilerine verilmesini istedi. Fehmi Tosun’un eþi Haným Tosun, “Yýllardýr bu meydanlarda acýlarýmýzý dile getiriyoruz. Onlarýn kirli yüzü temizlenene kadar, kayýplarýmýzýn katilleri bulunana kadar ellerimiz onlarýn yakasýnda olacak” dedi.

20

Mücadele Birliði

Kenan Bilgin’in kardeþi Ýrfan Bilgin, Mehmet Aðar’ýn “Üstüme gelmeyin bir tuðla çekilirse herkes altýnda kalýr” söylemine iþaret ederek, “O yüzden tuðlayý çekmeye korkuyorlar. Gün gelecek bu halk o tuðlayý çekecek ve onlar altýnda kalacaktýr” dedi.

224. Sayý / 28 Kasım - 12 Aralık 2012

Muzaffer Yedigöl’ün kardeþi Nurettin Yedigöl, 12 Eylül davasýnýn sözde bir yargýlama olduðunu söyleyerek, “Size nasýl iþkence yaptýðýný sormuyorum. Abimi nereye gömdünüz?” diyerek tepkisini dile getirdi. Rýdvan Karakoç’un kardeþi Hasan Karakoç, Dünyanýn dört bir yanýnda seslerinin duyulduðunu vurgulayarak, “bizim ülkemiz bizi duymadý. Ýnsanlara yas tutma hakkýný çok gördüler. Nice Berivanlar, Zilanlar, Berfinler anasýz babasýz býrakýldý. Bunun hesabýný sormak boynumuzun borcu. Buna sessiz kalan herkes suçlu” dedi. Seyhan Doðan’ýn kardeþi Hazni Doðan, Vecdin Avcýl’ýn abisi Behçet Avcýl, Hasan Ocak’ýn annesi Emine Ocak, Hayrettin Eren’in kardeþi Faruk Eren,’in konuþmalarýnýn ardýndan BDP Iðdýr Milletvekili Pervin Buldan; “Ülkenin gerçeðinin faili meçhuller ülkesi olduðu gerçeðidir. Çocuðunu bulmayan analar, babalar var. Bu ülkeden o çocuklarýn hesabýný sormaya devam edeceðiz” dedi. Basýn açýklamasýný okuyan Maside Ocak, 400.buluþmada 32 yýldýr süren Hayrettin Eren’nin hikayesini anlattý. “400 haftadýr bu meydandan devleti yönetenlere sesleniyoruz; kayýplarýmýzýn akýbetlerini açýklayýn, faillerini yargýlayýn. ... Topluma sesleniyoruz; susmayýn susarak kaybedenleri cesaretlendirmeyin. Ancak siz taleplerimizi sahiplenirseniz kaybedenlerin yargýlanacaðý iklimi yaratabiliriz. 400. haftamýzý bir milat kabul ederek, sesimize ses verin” dedi. Eylem 401. haftada yine buluþma çaðrýsý yapýlarak sona erdirildi.


Yeni Evrede

GÜLTEPE’NÝN EMEKÇÝ KADINLARI TARTIÞIYOR Emekçi Kadınlar

Mücadele Birliði

Bizler Ýzmir Emekçi Kadýnlar (EKA) olarak 25 Kasým Uluslararasý Kadýna Yönelik Þiddete Karþý Hayýr Günü dolayýsýyla 23 Kasým günü Gültepe Ege Kars Demokrat Dernekler Federasyonu’nda bir panelsöyleþi düzenledik. Saat 14.00’da baþlayan söyleþi için Hukuk Fakültesi öðrencileri 1 hafta önce bölgede kadýnlarýn yaþadýðý sorunlarla ilgili anket çalýþmasý yapmýþlardý. Panelist arkadaþlarýmýzdan biri bu anket sonuçlarýný da sundu, kadýnlarýn çoðu “þiddet yok” demiþti, sözleri bunu söylese de bakýþlarý aksini anlatýyordu aslýnda. Panelimiz ilk olarak birçok insana sorulan “Namus Nedir” sorusuna verilen cevaplarýn olduðu video kaydýný izlemekle baþladý. Hukuk öðrencisi olan kadýn arkadaþýmýz medyanýn kadýný cinsel obje olarak kullandýðýný söyleyerek kadýn ölümlerinin rakamlarýný aktardý ve 25 Kasým’ýn tarihçesine deðindi.

Sonrasýnda kadýnýn uðradýðý yargýsal þiddeti bizlere anlatmak üzere Av.Sevinç Sarýkaya söz aldý. Bizlere herhangi bir þiddet durumunda hukuksal olarak sahip olduðumuz haklarý anlattý. Yaþanan davalar üzerinden aslýnda hukukun yazýlý olarak var olduðunu ve pratikte çoðu zaman uygulanmadýðýný söyledi. Son sözü EKA’dan bir kadýn arkadaþ aldý ve bizlere kadýnlarýn cinsel, ulusal ve sýnýfsal sömürüsünü tarihsel olarak anlattý, çözümlerini sundu.

Panelist arkadaþýmýz “kadýnýn gerçek özgürlüðünü ele almasý mümkündür” dedi ve ekledi: “kadýna, onun özgürlüðüne gerçek önemi veren sistem vardýr bu sistemin adý sosyalizm”. Bu anlatýmlar sýrasýnda kadýnlar ara ara söz alýp konuþtular. Yapýlan panelde kadýnýn yalnýzca cinsel olarak sömürüldüðü deðil ayný zamanda sýnýfsal ve ulusal olarak da sömürüldüðü vurgulandý. “Dolayýsýyla kadýn özgürlüðü ancak kendisini her anlamda sömüren sisteme yani kapitalizme son vererek ulaþabilir. Burjuva kadýnlar ile emekçi kadýnlarýn yaþadýðý sorunlar ayný deðildir bizim özgürlüðümüz ait olduðumuz sýnýfýn özgürlüðüne baðlýðýdýr” dendi ve panelimiz panelist arkadaþýmýz “kadýn tek baþýna bir hiçtir, ama örgütlü olmasý durumunda kadýn her þeydir” sözü ile son buldu. Yaþasýn Emekçi Kadýnlarýn Mücedele Birliði Ýzmir EKA

JÝN JÝYAN AZADÝ

25 Kasým Kadýna Yönelik Þiddete Karþý Uluslararasý Dayanýþma ve Mücadele Günü olan 25 Kasým Pazar günü saat 13.00’da Demokratik Özgür Kadýn Hareketi BDP il binasý önünde toplanarak konaða doðru yürüyüþe geçti. Emekçi kadýnlar (EKA)’nýn destek verdiði eylemde polis kadýnlarýn yürümesine izin vermek istemedi. Geri adým atmayan kadýnlar “yürüyeceðiz” diye ýsrar edince polis yolu açmak zorunda kaldý. Yürüyüþ esnasýnda sýk sýk “Jin Jiyan Azadi”, “Kadýnýz Haklýyýz Kazanacaðýz”, “Be Jýn Jiyan Nabe”, “Baskýlar Bizi Yýldýra-

maz’’ sloganlarý atýldý. Yürüyüþ ara ara polisin engellemeleri ile karþýlaþtý. Çevreden de destek gören eylem yaklaþýk 1 saat sürdü. Basýn açýklamasýnýn yapýlacaðý yerde de polisin önlem aldýðý görüldü. Yapýlan açýklamada “kadýn olarak bizler her zaman ezildik, sömürüldük, hor göründük artýk bizimde bir mücadelemiz var. Erkek egemen zihniyete sahip bir sistemde yaþýyoruz. Mücadelemiz haklýdýr. Bizlere bu mirasý býrakan, 1960’da Trujillo diktatörlüðü tarafýndan tecavüz edilip öldürülen Mirabel kardeþleri buradan anýyoruz” dendi. Kadýnlarýn eylemi, halaylar çekilerek son buldu. Ýzmir Emekçi Kadýnlar (EKA)

224. Sayý / 28 Kasım - 12 Aralık 2012

21


Yeni Evrede

EMEKÇÝ KADINLAR TAKSÝM’DEYDÝ!

Emekçi Kadınlar

Mücadele Birliði

25 Kasým Kadýna Yönelik Þiddete Karþý Uluslararasý Dayanýþma ve Mücadele Günü’nde Emekçi Kadýnlar Taksim’deydi. Saat 13.00’de sloganlarla Galatasaray Meydaný’nda toplanan Emekçi Kadýnlar, “Þiddetin Kaynaðý Kapitalizmi Yýkalým” pankartý açtýlar. Kadýnlarýn maruz kaldýðý þiddetin temel kaynaðýnýn kapitalist sistem olduðunu, sistemin kendi devamýný saðlamak için bunu beslediði anlatýldý yapýlan konuþmalarda. Emekçi Kadýnlarýn eylemi ilk olarak bir kadýn öðrencinin Bertolt Brecht’in “Ninni” þiiriyle baþladý, ardýndan Devinim Tiyatro Atölyesi, Bayrampaþa Zindaný’nda yazýlmýþ olan “Oðul Verdik” þiirini okudu. Emeðe Ezgi de Keçe Kurdan ve Nataþa parçalarý ile eyleme destek verdi. Devinim Tiyatro Atölyesi, Emeðe Ezgi’nin söylediði “Kamber Ateþ” parçasý eþliðinde zindandaki oðlunu bildiði tek Türkçe kelime ile ziyaret eden ve yüreðindeki her þeyi o kelimeye sýðdýran Kürt ananýn dramýný sergilediler bize. Kimsenin gözyaþýný tutamadýðý kýsa gösterimin ardýndan sloganlarla yürüyüþ için kortej oluþturuldu. Sloganlar atarak yürüyen Emekçi Kadýnlar, yol boyunca ajitasyon konuþmalarý yapmaya devam ettiler. Taksim Tramvay duraðýna sloganlar, alkýþlar ve zýlgýtlarla ulaþan kadýnlar, burada basýn açýklamasý yaptýlar. “Biz kadýnlar bütün tarihsel süreçler boyunca bize dayatýlan ikincil konumumuza karþý hep mücadele ettik, bugün de etmeye devam ediyoruz. Egemenler ne zaman kendilerini tehlikede görseler, ilk biz kadýnlara yöneltirler saldýrýlarýný... Cadý diye yakýldýk, vurun kahpeye diye taþlandýk, daraðaçlarýnda can verdik yine de vazgeçmedik mücadeleden. Vazgeçmeyeceðiz! Zindan savaþýmlarý tarihi bunun en somut örneðidir. Daha birkaç gün önce bütün sokaklarý” diyen Emekçi Kadýnlar, zindanlarýn bunun en somut örneklerinden olduðunu söylediler. “Biliyorlar ki kitlelerin her sokaða çýkýþýnda; iþçi eylemlerinde, öðrenci eylemlerinde, Kürt halkýnýn eylemlerinde en öndekiler yine kadýnlar. Mahallesinde evleri, köyünde ormanlarý baþlarýna yýkýlýnca, çocuklarý tehlikeye düþünce panzerin önüne ilk dikilen yine kadýnlar. Bundandýr kadýnlarý yeniden eve sokmak için çabalarý, bütün öfkeleri, kinleri” denilen açýklama, “Egemen sýnýflar; Kelebekler diye anýlan Mirabel Kardeþlerden çok önce baþladý kendisine karþý gelen kadýnlara þiddet uygulamaya, iþkence yapmaya, tecavüz etmeye, katletmeye... Bugün de devam ediyorlar, bu saldýrýlarýn son bulmasý bizlerin elinde…” denilerek sona erdi. Eylemden sonra yapýlacak olan söyleþi için herkes Taksim Ayýþýðý Sanat Merkezi’ne davet edildi. Burada yapýlacak söyleþide önce aile içinde ve sokakta yaþanan þiddete, fabrikalarda, iþyerlerinde, savaþta ve zindanlarda kadýnýn yaþadýðý þiddet üzerine konuþuldu. Aile içinde ve sokakta yaþanan þiddeti anlatan Av. Sevinç Sarýkaya önce aile içi þiddete, haksýz tahrik indirimlerine, namus cinayetine, mahkemelere, AÝHM kararlarýna örnekler verdi; Nahide Opuz davasýna, sýðýnma evlerine deðindi ve kadýnlarýn “sýðýntý” olmadýðýný vur-

22

guladý. Ýzmir’de 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi öðrencilerinin Gültepe Mahallesi’nde yaptýklarý anketten örnekler verdi. Genç kadýnlar “namus”u evden dýþarý çýkmamak vs. olarak algýlarken, orta yaþýn üzerindeki kadýnlarýn “namus diye bir þey yok, bu bize uygulanan baskýdýr” dediði, ideal kadýn nasýl olmalý sorusuna genç kadýnlarýn “kocasýnýn sözünden çýkmayan” vb. olarak tanýmlamalarýna raðmen yaþý kadýnlarýn “kendi ayaklarý üzerinde durabilen kadýn” demeleri dikkat çekiciydi. Her yaþtan kadýn ve erkek yaþadýklarý, tanýk olduðu þiddet tecrübelerini paylaþtý. Genç bir kadýnýn, sesi titreyerek “polisin ‘þiddete uðruyorsanýz bize gelin’ sözleri tamamen yalan” demesi, herkesi düþündüren bir konu oldu. Þiddetin sadece fiziksel olmadýðý, ekonomik, psikolojik olduðuna da deðinilen söyleþide þiddeti uygulayan erkeðin psikolojik olarak sorunlu olduðu söylenmesine cevap veren psikiyatri hemþiresinin “benim hastalarýmýn hiçbiri böyle þeyler yapmýyor” demesi ortamý neþelendirirken buradan çýkan sonuç, þiddetin sebebinin bireysel deðil toplumsal olduðu oldu. Çalýþan kadýnlarýn iþyerlerinde, fabrikada yaþadýðý þiddete deðinen Nursel Çelik de kadýn iþçilerin uzun çalýþma saatlerine ve çalýþma koþullarýnýn kadýnlarda yarattýðý olumsuz etkilere deðindi. THY iþçisi kadýnlarýn yaþadýklarýna örnekler veren Çelik, merdivenaltý atölyelerde hiçbir sigortasý, sosyal hakký olmadan çalýþan çok genç yaþtaki kadýnlara örnekler verdi, niþanlý ya da hamile kalma ihtimali olan kadýnlarýn iþe alýnmamasýnýn bile þiddet olduðunu söyledi; okumasý yazmasý olmayan mevsimlik tarým iþçilerin durumuna deðinildi. Ýzleyiciler de sürekli ayakta, aðýr iþte, masa baþýnda çalýþmanýn yarattýðý olumsuzluklara örnekler verdi. Savaþ konusuna gelindiðinde, sosyalistlerin hangi savaþý destekleyip hangi savaþa karþý olmasý gerektiðiyle konuya giren Özlem Oral, coðrafyamýzda bir savaþa girmek üzere olduðumuzu, bu savaþta biz kadýnlarýn önce savaþýn çýkmasýna engel olmaya çalýþmasý, “çocuklarýmýzý askere göndermeme” çaðrýsý yapmak gerektiðini, çünkü savaþlarda en fazla ve direk olarak kadýnlarýn etkileneceðini anlattý. Fatma Yýldýrým ise zindanlarda kadýnlarýn yaþadýðý þiddete deðindi. “þiddet sadece aile içinde vs. yaþanan bir þey deðil. Bir de politik þiddet var. Bunlar sizin devrimci iradenizi, kimliðinizi kýrmak için” diyen Yýldýrým, 10 yýl kaldýðý cezaevinde 19 Aralýk katliamýný Bayrampaþa Zindanýnda yaþadýðýný ve burada diri diri yakýlan kadýnlardan biri olduðunu anlattý. Burada insanlýk dýþý saldýrýlar yaþadýklarýný anlatan Yýldýrým, “seni ayakta tutan irade ve bilincin. Devletin tanký, topu ve tüfeðiyle senin üzerine gelmesi, bir tutsaðý ayakta görmekten nasýl korktuðunu gösteriyor” dedi. Zindanlarda yaþanan gözaltý, küfür ve iþkence ile baþlayan, çýplak arama vb ile devam eden þiddet sürecini anlattý. Söyleþi, konu üzerine bireysel sohbetlerle sürdü.

224. Sayý / 28 Kasım - 12 Aralık 2012



s224