Issuu on Google+


DEVRÝMÝN ENGELLENEMEZ GELÝÞÝMÝ B

Yeni Evrede

Başyazı

Mücadele Birliði

urjuvazi, iþçi hareketinin geliþimini, emekçi hareketinin devrimci yükseliþini engelleme gücüne sahip deðildir. Ýþçi sýnýfý ve emekçi halk hareketinin ilerlemesini engellemek için, bugüne deðin saldýrýnýn her biçimine, her baskýya ve yasaða baþvuruldu. Fakat yine de emekçilerin devrimci hareketinin ilerlemesi durdurulamadý. Bunun bir nedeni, devrimci hareketin güçlü nesnel temellerinin olmasýdýr. Burjuvazi, devrimi yaratan nesnel koþullarý ortadan kaldýramadýðý sürece, bu koþullar bir devrimi sürekli gündeme getirecektir. Emeðin sömürüsünün yoðunlaþmasý, kapitalist kölelik, emekçilerin yaþam koþullarýnýn sürekli bozulmasý, uzlaþmaz sýnýf karþýtlýklarýný, karþýtlýklar da þiddetli sýnýf çatýþmalarýný geniþleyen biçimde gündeme getirir ve her gün getiriyor. Diðer bir nedeni ise, bilinçli ve örgütlü devrimci mücadelenin varlýðýdýr. Mücadele hep çatýþmalý olmuþtur. Hareket savaþým içinde, savaþýmla ilerlemiþtir. Gerçek devrimci güçler, proleter devrimci komünistler, bu savaþýmda daima etkin bir rol oynadýlar. Bu, harekete, en zorlu þartlara karþý dayanýklý olma ve tüm saldýrýlara karþýn, hedefleri doðrultusunda yürüme kararlýlýðý kazandýrdý. Bundan sonra nasýl bir baský ve engelle karþýlaþýlýrsa karþýlaþýlsýn, zafer yolunda büyük bir kararlýlýkla yürüyüþünü sürdürecektir. Ekonomik ve politik gücün tekeline sahip olan büyük mülk sahipleri, iþçi ve emekçi hareketinin geliþimini durduracak güce sahip deðiller, fakat ezilen ve sömürülen kitleler, sömürücü azýnlýðýn gücüne ve iktidarýna son verecek bir mücadele yeteneðine sahiptirler. Yeter ki kitlelerin mücadele yeteneði ve kapasitesi, emekçilerin gerçek hedeflerine yöneltilsin. Tekelci sermaye ve devlet iktidarý, bugünkü durumu tersine çevirecek güce sahip deðildir. Ýþçi hareketini, devrimci hareketi daðýtacak, ezecek ve yenecek durumda deðildir. Kitlesel tutuklamalar, katliamlar ve tüm baský yöntemlerine raðmen emekçilerin ve Kürt halkýnýn devrimci mücadelesinin büyümesi devam ediyor. Devrim büyüdükçe, egemenlerin gücü iyice zayýflýyor. Sermaye güçlerinin halk kitlelerine yönelik saldýrýlarýna yenilerinin eklenmesi sonucu deðiþtirmiyor. Her ne yaparlarsa yapsýn, emekçilerin, halklarýn mücadele dalgasýný kýramýyor. Her iþçi ve emekçi eylemi kýsa sürede baþka yerlere yayýlýyor ve geniþ kitlelerde des-

tek buluyor. Geliþkin bir sýnýf bilinci, sýnýf dayanýþmasý, mücadele birliði anlayýþý kitlelerin içine yerleþmiþtir. Önceki döneme göre farklý mücadele koþullarýnda olduðumuz açýk. Bir fýrtýna gibi esen kitlelerin devrimci hareketi, þimdiye kadar mücadelenin en iyi örneklerini yarattý. Ortaya çýkan ileri örnekler, çok geniþ toplum kesimlerinin devrimci harekete geçmesini saðladý. Ýþçi ve halk hareketi, bundan sonra daha ileri gidecek ve mücadelenin daha etkileyici yeni örneklerini yaratacaktýr. Bugüne deðin verilen mücadeleyle devrimi zafere götürmenin zeminleri oluþturuldu. Þimdi bu saðlam zeminlere dayanýlarak belirlenen hedef yönünde baþarýyla yürünecektir. Ýþçi ve emekçi hareketinin deneyimleri, canlýlýðý, enerjik yapýsý, kararlýlýðý ve çok yönlü geliþimi, mücadelede ileri sonuçlar almasýný saðlayabilir. Hareketin elde ettiði geliþme iyi deðerlendirilerek, devrim mücadelesi yeni ve ileri aþamalara çýkarýlabilir. Sömürücülerin iktidarýnýn iþçi sýnýfý hareketinin karþýsýna þu ya da bu zorluðu çýkarmasý, þu ya da bu saldýrý biçimini devreye sokmasý, baskýlarýný artýrmasý proleter hareketi geri düþürmez; çünkü proletaryanýn devrimci hareketi, en büyük güçlüklerle savaþmýþ ve çelikleþmiþtir. Emekçi sýnýfýn ileri hareketini bu noktada yenmek ve ezmek için, eskisinden çok daha büyük bir þiddet ve vahþet uygulamak zorunda kalacaktýr. Daha aðýr bir baský ise, kapitalist sýnýf egemenliðine ve kapitalist sýnýf düzenine karþý çok daha sert patlamalarýn ve ayaklanmalarýn geliþmesi demektir. Ýþçi sýnýfý hareketi, hýzlý ve büyük bir geliþme gösterdi. Son yýllardaki geliþmeler gözle görülür düzeyde. Emekçi sýnýfýn gösterdiði geliþmeyi, yapýlan eylemlerden ve mücadele içerisindeki boyun eðmez tavýrlardan anlamak olanaklý. Eylemler ister ekonomik temelde geliþsin, ister politik bir karaktere sahip olsun, hepsinde baþarmak için azimli bir çaba olduðu görülür. Hareketin geriye düþmesi bir yana, daha güçlü bir yükseliþ içine girdiði görülüyor. Ýþçi sýnýfýnýn, sýnýf savaþýmýný doðrudan sonucuna götürmek için bir dizi çarpýþmadan geçmesi gerekiyor. Bugüne deðin bir çok çarpýþmadan geçti ve bundan sonra da pek çok çarpýþmadan geçecektir. Sert ve yoðun-devrimci bir süreçten geçmeden zafere ulaþýlamayacaðý açýk. Devrimci iþçi sýnýfý, bunun bilinciyle hareket ediyor. Kapitalizmin baskýsý altýnda olan toplumun geniþ kesimleri, bu toplumsal sistemle çatýþma içinde. Ulusal-sýnýfsal kurtuluþ müca211. Sayý / 23 Mayıs - 6 Haziran 2012

delesi veren Kürt halký da yine ayný þekilde tekelci kapitalist düzenle çatýþma halinde. Böylece Türkiye ve Kürdistan iþçi sýnýfý, sömürücülerin egemenliðini devirme mücadelesinde, ezilen ve sömürülen kitlelerin büyük bölümünü yanýnda bulmuþ oluyor. Proletaryayla diðer emekçi ve sömürülen kitlelerin gerçek iliþkisi ve ittifaký, çeþitli biçim ve yollarla saðlanýyor. Ortak bir programa, ortak bir anlaþmaya dayanmayan bu birliktelik pratikte, eylemde, mücadele içerisinde gerçekleþiyor. Sermayenin büyümesi ve tekellerde merkezileþmesi ve toplumun büyük çoðunluðu üzerinde artan faþist devlet terörü, iþçi sýnýfýnýn ve ezilen kitlelerin birlikte davranmasýnýn zeminlerini oluþturuyor. Emperyalizmin artan sömürüsü ve egemenliði, emekçi ve ezilenlerin birlikteliðini daha da güçlendiriyor. Devrimci yükseliþ geniþ halk yýðýnlarýna dayanýyor ve bu, yýðýnlarýn gerçek hareketidir. Proleter kitleler, emekçiler, ezilen Kürt halký her geçen gün geliþip güçleniyor, eylem içinde bilinçleniyor ve yetkinleþiyor. Devrimin maddi temelleri ne denli olgun olursa olsun, devrimin toplumsal gücü ne kadar hazýr olursa olsun, uzlaþmacý sosyalistler, devrim için ciddi bir yönelim içine girmeyeceklerdir. Onlar iþçi sýnýfýnýn halk kitlelerini kendi etrafýnda birleþtirecek, onlara ve devrime önderlik edecek kadar geliþkin olduðunu, bunun için yeterli bir mücadele kapasitesine ve potansiyeline sahip olduðunu düþünmüyorlar. Bu oportünist ve reformist unsurlarýn bazýlarýnýn politik mücadelede “tecrübeli” olmasý, üstlendikleri uzlaþmacý çizgiyi deðiþtirmiyor. Onlar bütün tecrübelerini ve tüm yeteneklerini kitleleri oyalamak için kullanýyorlar. Bu, þu anlama gelir ki, halk yýðýnlarý bu tecrübeli uzlaþmacý sosyalistlerden baðýný koparmadan, onlarýn dýþýnda geliþen gerçek devrimci hareket içinde yer almadan baþarýya ulaþamazlar. Yýllarca süren devrimci sýnýf mücadelesinin en ileri, en iyi yönlerini ve devrimci geleneklerini sürdürenler, gerçek proleter devrimci güçlerdir ve her gün sokakta savaþan, proletaryanýn kurtuluþu davasýna tüm içtenliðiyle güvenen iþçiler, emekçiler, kadýnlar ve gençlerdir, devrimci kitlelerdir. Eski toplumda devrimci bir fýrtýna gibi esenler bu cesur insanlardýr. C.DAÐLI

3


DEVRÝM, DÝKTATÖRLÜK, DEMOKRASÝ

Yeni Evrede

Demokrasi-Diktatörlük

Kapitalizm, emperyalizmin yeni evresinde, tarihinin en derin krizini yaþýyor. Emekçi yýðýnlarýn kapitalizmi yýkýp daha ileri bir toplum kurmasýnýn en elveriþli olduðu bugünkü tarihi koþullarda tekelci sermaye dünyanýn her yerinde emekçi yýðýnlarý aldatmak, kendi çöküþ sürecini durdurmak, hiç olmazsa yavaþlatýp egemenliðini devam ettirebilmek için her yola baþvururken, demokrasi yalanlarýný hiç eksik etmiyor. Yeni evrenin ilk devrimleri, doðru bir önderliðe, proletaryanýn devrimci sýnýf partisinin önderliðine sahip olamadýðý için daha yolun baþýnda sermayenin politik çevirmesi altýnda demokrasi yalanlarýyla sakatlanýp rotasýndan çýkarýldý. Tunus ve Mýsýr baþta olmak üzere Arap coðrafyasýnda derinden gelen sert darbeler altýnda iyice sarsýlan sermayenin kendi konumunu saðlama alýp egemenliðini yeniden kurma çabalarýnda olsun; istenmeyen adam ilan edilen Beþar Esad’ýn devrilip burjuva egemenliðin tam ilhak temelinde yeniden dizayn edilmesi için emperyalistlerin çabalarýný yoðunlaþtýrdýðý Suriye’de olsun, “uluslararasý kamuoyu” denen emperyalist ülkeler hep bir aðýzdan “demokrasi” diyor, “demokratik seçimler” diyor, hatta bir kýsmý daha ileri gidip açýktan “parlamenter cumhuriyet” diyor. Hem emperyalistler, hem de bu ülkelerdeki iþbirlikçi güçler hep bir aðýzdan bunlarý söylerken aslýnda ne istiyorlar? Emperyalizm, tam ilhaký sonuna kadar vardýrmak istiyor. Bir avuç sermaye sahibi sömürücü sýnýf mensubu, emperyalist kaptanlarýn yönlendirmesiyle burjuva devlet aygýtýnýn bütün denetimini ve gücünü ellerinde tutmak, bu aygýta dayanarak emekçi yýðýnlarý sömürmeye devam etmek istiyorlar. Sermaye “demokrasi” diyor, “parlamento” diyor, “serbest seçimler” diyor. Çünkü o biliyor ki, devlet aygýtý kendi elinde kaldýðý sürece adýna ister “özgür”, ister “serbest”, ister “eþit” densin hiç fark etmez, yapýlacak olan seçimler sermeyenin egemenliðini kamufle etmeye, kitleleri aldatmaya yarar. Üretim araçlarýnýn kapitalist özel mülkiyetinin devam ettiði, politik iktidarýn sermayenin elinde bulunduðu bu koþullar, sömürenler için burjuva sýnýf için ne kadar demokrasiyse, sömürülen emekçi yýðýnlar için, yani nüfusun büyük çoðunluðu için de o kadar demokrasiden, özgürlükten yoksunluk

4

Mücadele Birliði

demektir, baský demektir. Dünyanýn her yerinde burjuvazi bu yalaný sürdürüyor; sermayenin emekçi sýnýflar üzerindeki diktatörlüðünü ve özellikle mali sermayenin egemenliðinin bu gün aldýðý biçimleri, burjuva devletin kendisini genel olarak halkýn iktidarýymýþ gibi, demokrasiymiþ gibi, yani halkýn çoðunluðunun yönetimiymiþ gibi göstermeye devam ediyor. Sermaye bunu yaparken ne yazýk ki, uzlaþma çizgisindeki “sosyalistler” de burjuvazinin bu ikiyüzlü yalanýna destek veriyor. Komünistler dünyanýn her yerinde olduðu gibi bizde de iþçi sýnýfýna, ezilen ulus ve ulusal topluluklardan emekçi yýðýnlara bütün açýklýðýyla gerçeði göstermeye, anlatmaya devam ediyorlar: “Demokratik cumhuriyet”, “parlamenter sistem”, “serbest seçimler” vs. adýna ne denirse densin, hepsi de burjuvazinin diktatörlüðüdür, bu diktatörlüðün biçimleri, devamýný saðlayan, saðlamaya yarayan görüngüleridir. Emeðin kurtuluþunun ilk koþulu hangi biçimi alýrsa alsýn burjuvazinin diktatörlüðünden kurtulmaktýr. Ýþçi sýnýfý, ezilen ulus ve ulusal topluluklarýn özgürlüðü ancak bu burjuva diktatörlükten kurtulmak, bu burjuva devlet aygýtýný yýkýp yerine emeðin iktidarýný kurmakla baþlayacaktýr. Emeðin kurtuluþ için bu bir baþlangýçtýr, ama yetmez, kendi sonucuna vardýrýlmalýdýr. Sadece ve sadece proletarya diktatörlüðü bütün insanlýðý sermayenin boyunduruðundan ve her türlü sömürüden kurtarabilir, yalnýzca proletarya diktatörlüðü geniþ emekçi yýðýnlarý, ezilen ulus ve ulusal topluluklarý burjuvazinin “demokrasi” adýný verdiði kendi sýnýf egemenliðinin bir aygýtý olan burjuva devletten; sadece bir avuç azýnlýk için “demokrasi” olan bu burjuva diktatörlükten kurtarabilir; ve yine yalnýzca proletarya diktatörlüðüne dayanarak kapitalist özel mülkiyete, üretim araçlarýnýn özel mülkiyetine son verip emeðin her türlü sömürüsünü ortadan kaldýrabilir. Bu gerçekleþtiðinde, iþte o zaman ilk defa yoksullar için, ezilen, hor görülen emekçi yýðýnlar için, nüfusun ezici çoðunluðunu oluþturan milyonlar için demokrasi gerçekleþmiþ olur. Üretim araçlarýna sahip olan sýnýf için, sermaye sahipleri için, sömürenler için, nüfusun çok küçük bir azýnlýðý için, demokrasi, sömürme “özgürlüðünü” güvence altýna alan bir demokrasi. Ýþte kapitalizmin demok211. Sayý / 23 Mayıs - 6 Haziran 2012

rasi anlayýþýnýn özü, özeti budur. Ki, hemen ekleyelim, tekelcilik buna bile tahammül edemedi, sermaye sahiplerinde müthiþ bir daralmayý; en iri, en büyük tekellerin sekin egemenliðini getirdi. Devam edelim. Burjuva sýnýfýn demokratik devletinin -ister bizdeki gibi parlamenter cumhuriyet, ister Ýngiltere’deki gibi meþruti krallýk, ister ABD’deki gibi baþkanlýk sistemi ya da baþka biçimleri olsun hiç fark etmez- iþleyiþini incelediðimizde ilk göze çarpan, alt sýnýflara, ezilen emekçi sýnýf ve katmalara dair kýsýtlamalardýr. Burjuva diktatörlüðü hangi biçimi alýrsa alsýn bu böyledir. ABD’de 1999 Seattle eyleminden bugünkü Wall Street iþgalcilerine kadar hep böyle, Þili’de eðitim reformu isteyen öðrenciler için de, Yunanistan’da AB’nin dayatmalarýyla yapýlan “ekonomik reformlara” karþý çýkanlar için de, Fransa’da ýrkçýlýðý protesto edenler için de böyle. Bizdeki örnekleri zaten bitmez. Newroz’dan Kürt halkýnýn en küçük demokratik talebine, iþçilerin, kamu emekçilerinin sendikal özgürlükleri için eylemlerine, öðrenciler, gecekondu sakinleri vb. vb. sürüp gider. Mýsýr, Ýtalya ya da Ýngiltere, Almanya hiç fark etmez, emperyalizmin merkezlerinde de, baðýmlý ülkelerde de bu hep böyle. Burjuvazinin “özgür ve demokratik” seçimlerinin ne anlama geldiðine bakmak için öyle uzaða gitmeye gerek yok, zindanlardaki milletvekillerine bakýn. 90’lý yýllarýn ilk yarýsýnda meclisten alýnýp zindana atýyorlardý Kürt milletvekillerini, þimdi de seçilmiþ olduðu halde keyfi biçimde zindanda tutmayý sürdürüyorlar. Kampanyalar sürecinde yaþananlara bakýn, Hopa’da Metin Lokumcu’yu gazlarla boðup öldürdüler; Akýn Birdal’ý miting sýrasýnda yumrukladýlar, Ahmet Türk’ün burnunu kýrdýlar, her yeri yine gaza boðup yüzlerce insaný tutukladýlar. Yerel yönetimler için de farklý deðildir durum. Kürt halkýnýn yüzlerce seçilmiþ yerel yöneticisi zindanlarda vb. Listeyi uzatmak mümkün, ama yeterli. Uzun lafýn kýsasý, “serbest”, “demokratik” vb. seçimlerin de pratikteki anlamý gaz bombasý, zindan, polis copu, devlet terörü demektir. Birkaç örnek, iþçi emekçilerin, ezilen ulus ve ulusal topluluklarýn politik yaþamdan nasýl dýþlandýðýný, bu “demokrasi” oyununa oy verme ve böylece birkaç yýlda bir kendilerini tekelci sermayenin hangi temsilcisinin


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

ezeceðini seçme dýþýnda katýlýmlarýnýn nasýl engellendiðini, nüfusun çok büyük bir bölümünün bu “demokrasi”den nasýl dýþlandýðýný göstermeye yeter. Kapitalizmin demokrasisinin en geliþkin olduðu koþullarda, en ileri kapitalist demokrasilerde bile bu demokrasi kapitalist özel mülkiyetin ve kapitalist sömürü sisteminin dar kabuðu içine sýkýþtýrýlmýþtýr. Bu yüzden daima, nüfusun çok az bir kýsmý için, sermaye sahipleri için demokrasi olmaktan öteye geçmemiþtir, geçemez. Nüfusun ezici çoðunluðunu oluþturan ezilen emekçi kitleleri öylesine derin bir sefalete yokluk ve yoksunluk içinde bir yaþama itmiþlerdir ki, onlarýn demokrasiden ve politikadan çok daha öncelikli “büyük dertleri” vardýr. Bu nedenle kapitalist demokrasi, nüfusun çok büyük bir kýsmýný hep politikadan uzak tutar, kamusal yaþamýn dýþýna doðru iter. Gerçek iþçi ve emekçi yýðýnlar olsun, gerek ezilen Kürt ulusundan ya da diðer ulusal topluluklardan olsun bütün ezilenler ve sömürülenler, mülk sahibi olmadýklarý için zaten demokrasinin nimetlerinden fiilen yararlanma þansýna sahip deðillerdir. Toplantý ve gösteri özgürlüðü; düþünce özgürlüðü; örgütlenme özgürlüðü, eþit yurttaþlýk hakký; ulusal demokratik haklar gibi haklar söz konusu olduðunda öncelikle polisiye tedbirler, sonra devletin bürokratik aygýtlarý tarafýndan kullanýmý neredeyse imkansýz hale getirilir. Basýn özgürlüðüne gelince -ki düþünce özgürlüðüyle doðrudan baðlantýlýdýrburada da ezilen, sömürülen, emekçi yýðýnlar açýsýndan kullanýmý kaðýt ve basýn tekelleri tarafýndan fiilen engellenir ya da en alt düzeyde kýsýtlanýr. Bu alan televizyonlarý, gazeteleri, ilanlarý, reklamlarýyla tekeller tarafýndan ideolojik olarak da denetim altýna alýnmýþ, bloke edilmiþtir. Bugün açýsýndan basýn özgürlüðünün anlamý tekellerin elindeki olanaklar nedeniyle geniþ yýðýnlarýn haber alma özgürlüðünün engellenmesi; ayný zamanda önyargýlarla donanmýþ kalýplaþmýþ düþünce drajeleriyle, yalanlarla geniþ kitlelerin düþünmelerini engellemek, beyinlerini dumura uðratýp, kafalarýný bulandýrmaktýr. Buna karþý çýkma cüretini gösterenler olursa, ekonomik açýdan çökertmenin, boðmanýn yaný sýra yargýçlarý, yasalarý, zindanlarýyla devlet hazýr beklemektedir. Unutulmamalýdýr ki, kapitalist bir toplumda yalnýzca iki sýnýfýn, burjuva ve proletaryanýn gelecekle ilgili projeleri vardýr. Diðer sýnýf ve katmanlar ya birine ya da diðerine baðlanmak durumundadýr. Olsa olsa bazýlarý sýnýflarüstü bir demokrasi hayaline

kapýlabilir. Bu hayali de ancak kendi kendilerini ve emekçi yýðýnlarýn bir bölümünü aldatmalarýna; böylelikle burjuvazinin egemenliðinin bir süre daha devam etmesine varacaktýr. Aslýnda onlar bu hayale kapýlýp kendi kendilerini aldatýrken bile, kendi iradelerine karþýn burjuva sýnýfa baðlanmaktan baþka bir þey yapamazlar. Kapitalizmden, burjuvazinin egemenliðinden ancak ezilen, sömürülen temel sýnýf olan proletaryanýn kendisini egemen sýnýf olarak örgütlemesiyle yani proletarya diktatörlüðü yoluyla çýkýlabilir; baþka bir yol yoktur. Çünkü sadece proletarya, bizzat kapitalist üretimin kendisinin eðitip birleþtirdiði bu sýnýf, ara sýnýflarýn bir bölümünü de kendi hegemonyasý altýnda toplayarak burjuva sýnýfýn egemenliðine ve kapitalist özel mülkiyete son verebilir. Çünkü ancak proletarya kendi kendisini egemen sýnýf olarak örgütlediði zaman mülkiyeti elinden alýnmýþ olan sömürücü sýnýf burjuvazinin uzun sürece olan direniþini bastýrabilir ve yaþamýn yeniden örgütlenmesini saðlayabilir. Ýktidarýný ve mülkiyetini kaybeden, ekonomik ve politik ayrýcalýklarý elinden alýnan burjuvazinin nasýl sert ve uzun bir direniþ sürdürdüðünü dünyanýn çeþitli ülkelerinde daha önce yaþanan sosyalizm deneyimlerinden biliyoruz. Bizde henüz proletarya ve emekçi sýnýfýn iktidarý gerçekleþmediðinden burjuvazinin bu direniþi yaþanmadý. Ancak 40 yýldan beri devam eden bu uzun iç savaþta, iþçi sýnýfý, ezilen ulus ve ulusal topluluklarýn istemleri karþýsýnda gösterdiði direniþ, gelecekte göstereceði direniþ hakkýnda bir fikir veriyor. Burada, bu uzun iç savaþta burjuvazinin gösterdiði direniþe ve dünyanýn diðer ülkelerinde yaþanmýþ deneyimleri raðmen “toplumsal barýþ”, “toplumsal uzlaþma” ve evrimci yoldan sosyalizme ilerleme düþü gören “uzlaþmacý sosyalistler” sadece kendi kendilerini aldatmakla kalmýyor burjuvazinin diktatörlüðünün devam etmesine yardýmcý oluyorlar; bu burjuva diktatörlük karþýsýnda proletaryanýn tarihsel görevinin üzerini de örtüyorlar. Niyetleri ne olursa olsun, bunu yapmakla proletaryanýn çýkarlarýna ihanet ediyor, burjuvazinin yanýnda saf tutuyorlar. “Uzlaþmacý sosyalistler”in ve özellikle sosyal reformistlerin söylediklerinin tam tersine, kaçýnýlmaz olarak alt sýnýflarý, emekçi yýðýnlarý dýþlayan, tekelci sermayenin açýk diktatörlüðünden baþka bir þey olmayan bu demokrasiye dayanarak nüfusun büyük çoðunluðunu oluþturan emekçi sýnýf iktidar olamaz, kendi egemenliðini kuramaz, 211. Sayý / 23 Mayıs - 6 Haziran 2012

Demokrasi-Diktatörlük

kendisini egemen sýnýf konumuna getiremez. Emekçi sýnýfýn iktidara gelmesinin tek yolu burjuvaziyi alaþaðý edip, burjuva devleti yýkacak bir devrimle iktidarý ele geçirmek, mülksüzleþtirenleri mülksüzleþtirmektir. Emekçilerin kuracaðý bu yeni devlet proletarya diktatörlüðüne büyümek zorundadýr. Çünkü proletaryadan baþka hiçbir sýnýf ekonomik ve politik ayrýcalýklarý elinden alýnýp mülksüzleþtirilen ve bu yüzden eskisinden çok daha büyük bir inatla direnecek olan burjuvazinin direniþini kýrýp varlýðýna son veremez. Burjuva diktatörlüðün yýkýlmasýyla birlikte kurulacak olan yeni devlet, yani proletarya diktatörlüðü, nüfusun çok büyük bir kýsmýný oluþturan ezilen emekçi sýnýflar açýsýndan bir demokrasi olacak; ancak eski toplum kapitalizmin egemen sýnýfý burjuvazi ve bütün sömürücü sýnýflar içinse bir diktatörlük olacaktýr. Bu anlamýyla da burjuvazi ve sömürücülerin demokrasiden dýþlanmasý, özgürlüklerinin kýsýtlanmasý olacaktýr. Çünkü proletarya bir sýnýf olarak burjuvaziyi yok edip ücretli köleliðe son vermeden; bir sýnýf olarak kendi kendisini de ortadan kaldýrmadan tam demokrasiye yani komünizme gidemez. Demokrasi esas olarak eþitlik demektir. Ancak burjuvazinin eþitlik anlayýþýyla proletaryanýn eþitlik anlayýþý birbirinden farklýdýr. Kapitalist toplumda bu eþitlik biçimseldir, yasalar önünde bir eþitliktir ve soyuttur. Oysa eþitlik gerçek anlamýný proletaryada bulur; sýnýflarýn ortadan kaldýrýlmasý. Sorun böyle konduðunda, ancak o zaman proletaryanýn eþitlik uðruna mücadelesinin ne kadar derine gittiði kavranacaktýr. Üretim araçlarýnýn kapitalist mülkiyetine son verilip özel mülkiyet yýkýlarak tüm toplumun ortaklaþa mülkiyetine geçildiðinde, üretim araçlarý üzerinde eþit mülkiyet hakký saðlandýðýnda, anca o zaman emek ve ücret eþitliði de gerçekleþecektir; “Eþit iþe eþit ücret” prensibi böylece hayata geçtikten sonra, anca o zaman biçimsel eþitlikten gerçek eþitliðe giden yol açýlabilir. Ve iþte o zaman toplumun önüne “Herkesten yeteneðine göre, herkese ihtiyacýna göre” prensibinin nasýl hayata geçirileceði sorunu çýkar Bu gerçekleþmeye baþladýðýnda, iþte o zaman tüm insanlar için kýsýtlamalar ve sýnýrlamalar ortadan kalkacak, herkesin özgürlük içinde yaþadýðý tam demokrasi gerçekleþecektir. Ve böylece ayný anlama gelmek üzere demokrasiye de ihtiyaç kalmayacak, devlet sönüp gidecektir.

5


DENÝZLEÞEN HALK VE GÖREVLERÝMÝZ

Yeni Evrede

Doğru Yolda

Denizlerin göðe akýn ediþlerinin 40. yýlýný anma eylemleri, emekçi sýnýflarýn ve Kürt halkýnýn bilincinde meydana gelen çok önemli bir geliþmeyi ortaya çýkardý. Ýki ülkenin halklarý, bilinç olarak ve eylem olarak devrimcileþiyorlar, Denizlerin yolundan gitme kararlýðýný, isteðini, iradesini gösteriyorlar; Denizleþiyorlar. Denizlerin geniþ bir kitlenin yüreðinde sökülüp atýlamaz bir yer edindiði zaten biliniyordu. Bugünün dünden farký bu olgunun çok geniþ kitlelere yayýlmýþ olmasýdýr. Artýk yediden yetmiþe, bütün emekçi sýnýflar kapitalizme, düzene karþý mücadele isteklerini, burjuvaziye olan kinlerini devrimin bu simgelerine olan baðlýlýklarýyla ifade ediyorlar. Artýk “Denizlere akýn var!” Ýki ülkenin emekçi halklarýnýn Denizlere olan bu ilgisi, sevgisi ve baðlýlýðý toplumun tüm kesimleri gibi, politik akýmlarýný da etkisi altýna almýþ durumda. Sosyal reformist partilerle oportünist akýmlar, Denizlere olan bu ilgiden yarar saðlamak için ne yapacaklarýný þaþýrdýlar. Dün Denizlere olmadýk sözlerle saldýranlar, bu gün onlarý anmak için sokaklara inmek zorunda kaldýlar. Leninistlerin, 6 Mayýs’tan çýkarmalarý gereken önemli dersler var. Birincisi, emekçi sýnýflarýn ve Kürt halkýnýn Denizlere yönelik çýð gibi büyüyen sevgisinin, ilgisinin devrimin bu toplumsal güçlerinin büyük bir hýzla bilinç ve eylem olarak devrimcileþtikleridir.

6

Mücadele Birliði

Ýkinci önemli ders, Leninistlerin Denizlerle özdeþleþtikleri, emekçi sýnýflarýn ve Kürt halkýnýn ileri kesimlerinin bu özdeþleþmeyi benimsedikleridir. Eylemlerin bir bölümü, sosyal reformist partilerle oportünist hareketlerin ortaklaþa düzenledikleri eylemler oldu. Bu eylemlere katýlan toplumsal kesim, genel olarak aydýn kesimler ve orta sýnýflardan insanlardý. Eylemlerin bir baþka bölümü Leninistler tarafýndan düzenlendi; bu eylemlere katýlan toplumsal kesimler ise, iþçi, emekçi, yoksul halk kesimleriydi. Bu ayrýmý görmek için örneðin, bütün sosyal reformist partilerle oportünist hareketlerin büyük çoðunluðunun birlikte örgütledikleri “Dolmabahçe” eylemiyle Leninistlerin örgütledikleri “Kadýköy Mitingi”ne katýlan kesimlerin sýnýf profiline þöyle bir bakmak yeterlidir. Ayný ayrýmý Ankara Karþýyaka Mezarlýðýnda da görmek mümkündü. Sosyal reformistler ve oportünistler kendi meþreplerine uygun þekilde sigara býrakarak, denize karanfil atarak Deniz’leri “anarlarken”, Leninistler Deniz’lerin ölüm yýldönümlerini burjuvaziye karþý gerçek mücadele gününe çeviriyorlardý. Çýkarýlmasý gereken üçüncü önemli ders, Leninistlerin eylemlerine emekçi sýnýflarýn gösterdikleri yoðun ilgidir. Leninistler, ilk defa dört büyük ilde 6 Mayýs eylemleri düzenlemelerine karþýn bütün eylemler son derece baþarýlý geçmiþtir. Leninistlerin eylemlerine yoðun ilginin en bariz

211. Sayý / 23 Mayıs - 6 Haziran 2012

biçimi Kadýköy mitingine alana sýðmayacak denli gerçekleþen katýlým oldu. Bu, Leninist politikanýn, Leninist çalýþmanýn gerçek baþarýsýdýr. Leninist gençlik bu baþarýnýn bilincinde olarak yüksek bir moralle iþe sarýlmak durumundadýr. Bu baþarý asla küçümsenmemeli, doðru yoldayýz. Ama þunu da bilmek durumundayýz: Üç aðaçtan bir orman olmaz. Devrimi örgütlemek, emekçi sýnýflara ve Kürt halkýna devrimde önderlik etmek gibi büyük bir iddiaya sahip olanlar böyle baþarýlarýn baþlarýný döndürmelerine izin vermezler. Yakalanan çalýþma temposu ve ortaya çýkarýlan biçimler, bir saniye bile duraksamadan devam ettirilmelidir. Elde edilen baþarýnýn bir temel ayaðý devrimin toplumsal güçlerinin hýzla devrimcileþmesi, devrimin simgesi olarak Deniz’lere yönelmesi, devrimci platforma kaymalarý ise diðer ayaðý da yakalanan çalýþma temposu ve ortaya çýkarýlan biçimlerdir. Þimdi hiç ara vermeden yakalanan tempoyu artýrarak, daha yaratýcý biçimler bularak ajitasyon aðýrlýklý çalýþma yapmak durumundayýz. Emekçi sýnýflarýn bilinç ve eylem olarak devrimcileþmesi iþimizi kolaylaþtýrýyor ama sorumluluklarýmýzý da artýrýyor. Denizleþmek, Deniz gibi yirmi dört saatini devrime adamaktýr. Bunu akýldan çýkarmamalýyýz. Þunu bir kez daha gördük: Deniz gibi devrimi her anýmýzla yaþadýðýmýzda emekçi sýnýflar ve Kürt halký bu çabamýzý karþýlýksýz býrakmayacaklar.


YUNAN HALKI RESTÝ GÖRDÜ

Yeni Evrede

Yunanistan

Mücadele Birliði

Hiç kimsenin istemediði seçimlere mecburen gidildi. Sonuç, ayýkla pirincin taþýný… Parlamento aritmetiði ile hayatýn gerçekleri o kadar alakasýz olabiliyor ki! Öyle ya, þu teknokrat Papadimos hükümeti hem PASOK’un hem Yeni Demokrasi’nin hem de faþist Karacaferis’in desteðine sahipti. Yani 300’lük meclisin 250’si. Ama dýþarýda kýyamet kopuyor, iki haftada bir genel grev yapýlýyordu. Malum, burjuva demokrasilerde halký sakinleþtirip sistem aþýsý yapmanýn en iyi yolu seçime gitmektir. Aðlaya zýrlaya seçime gittiler. Sonuçlar normal, sürpriz yok. Gözlerden kaçýrýlan bir nokta, seçimlere katýlým oraný: %65. Bu oylarýn da %2’si geçersiz oy. Kalýyor geriye %63. Seçimden birinci parti olarak çýkan Yeni Demokrasi’nin oyu %19. Seçmenlerin %63’unun %19’u. Bu arada, 15 milyonluk memleketin 3 milyonunun yabancý olduðunu ve oy kullanamadýðýný da hatýrlatalým. Yani Yeni Demokrasi partisi aldýðý 1.150 bin oyla 15 milyonluk memleketin birinci partisi oluyor ve 300’lük mecliste 108 koltuk alýyor. Þahane bir sistem ! Birinci parti bir milyon küsür, boykot 3,5 milyon ! Bir baþka dikkat çekici sonuca gelelim. % 5-10 arasýnda oyu olan Komünist Parti’yi kenarda tutarsak, Yunan burjuva parlamentarizminde iki parti vardi; PASOK ve Yeni Demokrasi. Burjuva söylemle “merkez sol” ve “merkez sað”. 1974’de askeri faþist cuntanýn alaþaðý edilmesinden bugüne kadar yaklaþýk 40 yýldýr tüm seçimlerde bu iki partinin oy toplamý %75-85 arasýnda oynamýþtý. Bu seçimlerde aldýklarý toplam oy ise %32 oldu. 40 yýldýr kayýkçý dövüþü ile demokrasiyi idare eden, sýrayla hükümet olup çatlayýncaya kadar yiyen bu iki parti, en nihayet Avrupalý ve IMF’li efendilerin kulaklarýndan tutup çekiþtirmesiyle, baþbakanlýk koltuðunda bir teknokratýn (Derviþ’in Yunan versiyonu) oturduðu hükümeti desteklemek üzere birleþmiþlerdi. Ancak bu tarihi kardeþleþme bile onlarý kurtaramadý. Yunanistan’da bir dönem kapandý. “Merkez” partilerin döküldüðü yerde sahneye “radikal”lerin çýkmasý normal. Radikal Solun Ýttifaký isimli parti böylece %17 ile ikinci parti oldu. Ýsimdeki “radikal”e takýlmayýn, ayýptýr söylemesi, bizim ÖDP çiz-

gisinde bir parti. Geçen yýl bunlarda bir de bölünme oldu; bizim 80 öncesi Ecevit’i andýran bir tip “Demokratik Sol” adýyla (ne tesadüf) ayrý bir parti kurdu. % 6 oy da onlar aldý. Yani bu ayrýlma olmasaydý, Radikal Solun Ýttifaký birinci parti olacaktý. 2,5 yýl önceki seçimlerde %5 oy alan bu gruplar nasýl oldu da toplamda %23’e çýktýlar? Açýk ki, Kýzgýnlar Hareketi diye süregelen sokaktaki öfkenin bir kýsmý, oy olup bunlara aktý. Daha küçük bir kýsmý daha radikal, “anti-kapitalist”, “marksist-leninist” parti ve gruplara oy olarak gitti (anarþistlerden baþka seçimleri boykot eden yok). Ama çoðunluðu, kendiliðinden de olsa seçimleri boykot etti. Yine de Radikal Sol Ýttifaký, þimdiden, geniþ bir kesim kýzgýn Yunanlýyý etkilemiþ görünüyor. Ama bu etkinin uzun süreli olmasý zor. Çünkü Radikal Solun Ýttifaký, Avrupa Birliði karþýsýnda pek de radikal sayýlmaz. Mevcut borç anlaþmasýný biraz daha yenilir yutulur yeni bir borç anlaþmasýyla deðiþtirmekten öte bir istemleri yok. Ama bu masum istek bile Avrupalý ve IMF’li efendileri çileden çýkartmaya yetti. Vakit geçirmeden kükrediler: “Ya mevcut anlaþmayý onaylar ve týkýr týkýr borcunuzu ödemeye devam edersiniz ya da eurodan dýþarý!” Emperyalist-kapitalist sistemin bu kadar sýkýþýp radikalleþtiði bir zamanda Avrupalý yumuþak radikallerin iþi zor. Avrupa Birliðinde cisimleþen emperyalist-kapitalist sistemi isteyip, bunun sonucu olan borç (tam teslimiyet okuyun) anlaþmasýný istememek çeliþkili bir durum tabii. Öte yandan, bu konuda çeliþkili olmayan Yunanistan Komünist Partisi (KKE) var. Avrupa Birliðine de Avrupa parasýna da karþý, bu konuda baþtan beri ýsrarlý ve tutar211. Sayý / 23 Mayıs - 6 Haziran 2012

lý bir parti. Ama onun sýkýntýsý da baþka yerde. Son 2,5 yýlda Yunanistan’da deðiþmeden ayný yerde duran tek þey KKE. Parlamentarizm ve sendikalizmin her þey, isyan ve ayaklanmanýn ise provokasyon olarak deðerlendirildiði bir parti için secim sonuçlarý hiç parlak deðil; oylarý ayný (% 8) kaldý. Bu arada “seçim sürprizi” diye sunulan neo nazilerin % 7 ile meclise girmesi olayýna da deðinelim… Pek sürpriz deðil. Krizin faturasýnýn yabancýlara çýkarýlmasý Tv’lerden yapýlan sürekli kampanyalar; Atina merkezin gettolaþmasý, yabancýlarýn suça bulaþtýðý olaylarýn ballandýra ballandýra sürekli yinelenmesi vb uzun süredir piþiriliyordu. Öte yandan Papadimos hükümetinde kaptýðý birkaç bakanlýk karþýlýðýnda faþist ruhunu satmakta tereddüt etmeyen Karacaferis’in partisi %5.5’luk oyunun yarýsýný kaybedip meclis dýþý kaldý (baraj % 3); biraz oradan gelen oylar, biraz Yeni Demokrasi’nin parçalanan oylarý yapýlan yabancý düþmaný kampanyalarla birleþti ve bu yeni tosuncuklar meclise girdi. Dikkat çeken unsur, tamamen anti-kapitalist söylem ve burjuva sisteme karþý öfkeyi kullanýyor olmalarý. Düne kadar gizli güç idiler, þimdi açýða çýktýlar. Bundan sonra bunlarý sokaklarda, eylemcilerin karþýsýnda, polisle omuz omuza daha net göreceðimiz kesin. Seçimlerden sonra sýra geldi hükümeti kurmaya…Bizans oyunlarý dönüyor ama iþin aslý, kimse hükümet olmak istemiyor. Kim bir saatli bombanýn üstüne oturmak ister…Yeniden seçimlerin gündeme gelmesi muhtemel. Ama Avrupalý ve IMF’li efendilerin baþka numaralar da bulmalarý lazým; zira seçimler istenilen sonucu vermedi; “Ya borç anlaþmasýný destekleyin ya da mahvolun!” tehdidine pabuç býrakýlmadý. Borç anlaþmasýný sürdürmekten baþka yolun olmadýðýný söyleyenler darmadaðýn oldu. Yunan halký resti gördü. Tsipras bu eðilime uygun davranýrsa, kabaran devrimci dalganýn üzerinde yükselmeye devam eder ya da Avrupa solunun ruhuna uygun davranýp uzlaþmaya kalkar ve kýzgýn halk dalgasý kendine daha “radikal sol ittifak”lar yaratýr. Yunanistan’dan Leninistler 9 Mayýs 2012

7


Yeni Evrede

1 Mayıs

Mücadele Birliði

“ESKÝ SOLCU” MECZUPLARIN SAYIKLAMALARI Vicdanlarýný cüzdanlarýnda taþýyanlar sürüsüne mensup “eski solcularýn” son zamanlarda tüm faþist devlet saldýrýlarýný sosyalist harekete maletme çabalarý var. Her türlü akýl ve izandan ve mümkündür ki düþünme ehliyetinden yoksun bu para kafalýlar, 1 Mayýs 1977 katliamýný da sosyalist harekete yýkma fütursuzluðunu sergiliyorlar. Burjuvazinin aðzý salyalý paçavrasý Taraf’ýn bayraktarlýðýný yaptýðý bu saldýrýya karþý, Devrimci Ýþçi Sendikalarý Konfederasyonu (DÝSK), 9 Mayýs günü düzenledikleri bir toplantýda dönemin tanýklarýndan bazýlarýnýn ifadeleriyle cevap verdi. Taksim Hill Otel’de düzenlenen basýn toplantýsýnda Halil Berktay ve Oral Çalýþlar gibilerinin ifadeleri mahkum edildi. Dönemin savcýsý Çetin Yetkin, 77 1 Mayýs Tertip Komitesi Baþkaný Mehmet Karaca, dönemin DÝSK Hukuk Dairesi Müdürü Müþik Kaya Canpolat, DÝSK Hukuk Dairesi Ercüment Tahiroðlu ve olayýn tanýklarý Gazeteci Þükran Soner, Araþtýrmacý-Yazar Rýdvan Akar, Fotoðrafçý Coþkun Aral, DÝSK/Sosyal-Ýþ Mehmet Atay, DÝSK/BankSen Uzmaný Fahri Aral, DÝSK/Tekstil’den Süleyman Çelebi, Yasin Nuri Aydýnlý toplantýya katýlan isimler arasýndaydý. 77 Katliamýna ait görüntülerin izlenmesinin ardýndan DÝSK Genel Sekreteri Adnan Serdaroðlu ilk konuþmayý yaptý. Ardýndan açýklamayý okuyan DÝSK Genel Baþkaný Erol Ekici, “1 Mayýs 1977 Katliamý’nýn 35 yýl boyunca açýða çýkartýlmasýný engelleyen ‘güçler’, 1 Mayýs 2012 kutlamalarýnda milyonlarýn alanlara çýkmasýnýn ardýndan yeniden ‘karartma’ operasyonlarýna baþladýlar. Geçmiþte ‘Kontrgerilla’ olarak adlandýrýlan bu gizli güçlerin günümüzdeki sözcülüðüne soyunanlar, 77 Katliamý’nýn arkasýndaki komplolar ve siyasi tezgâhlarý, solu karalama kampanyalarý eþliðinde ‘çarpýtarak’ yeniden gündeme taþýmýþ durumdalar” dedi ve Halil Berktay gibi kiþilerin sol hakkýnda söylediklerinin bir deðeri olmadýðýný, yanýt verme ihtiyacý hissetme sebeplerinin topluma ve tarihe karþý olan sorumluluklarý olduðunu söyledi. 1 Mayýs 77’de olaylarýn geliþimini anlatan Erol Ekici, DÝSK olarak cevaplanmasýný istedikleri “1 Mayýs’tan önceki günlerde

8

‘1 Mayýs’ta kanlý olaylar çýkacaðýnýn’ sað basýnda sürekli ele alýnmasýnýn rastlantý olup olmadýðý; ilk silah sesleri duyulduktan kýsa bir süre sonra Tarlabaþý kavþaðýndaki AP binasýndan kitlelerin ve DÝSK görevlilerinin üzerine ses çýkartan patlayýcý maddeleri atanlar kimlerdir? Bunlar niçin yakalanamamýþtýr?; Taksim Alaný polis tarafýndan kordona alýnmýþtý. Giriþ ve çýkýþlarda da arama yapýlmýþtý. Buna raðmen Renault marka bir araç içinde 4 kiþi ellerinde silahlarla alana girmiþ ve kitle üzerine ateþ açmýþtý. Daha sonra ise bu araç Gümüþsuyu tarafýndan kayboldu. Bu kiþilerin görevi nedir? Kimlerdir ki, sýradan polis memurlarý bile bunlara müdahale edememiþtir? Sonradan emniyet aracý olduðu iddia edilen bu araçta, Samsun’da görevli Alaattin adlý bir binbaþý bulunuyor muydu? Bulunuyorsa görevi neydi?; Taksim Sular Ýdaresi duvarý üzerinden, elleri baþýnýn üzerinde indirilenler kimlerdi? Ve neden salýverilmiþlerdi?; Panzerlere ýsrarla kim emir vermiþti?; Ateþ açýlan noktalar herkesçe görülmesine raðmen, polis, neden bu binalarý kuþatýp katilleri etkisiz hale getirme teþebbüsünde bile bulunmadý?; Adli Týp’a büyütülmek üzere gönderilen fotoðraflar nasýl ve neden kayboldu?; Günün polis telsizlerinin bant kayýtlarý nasýl kaybolmuþtu ve neden yýllar sonra ‘yandaþ’ basýnda yer aldý?; Bu kanýtlara raðmen, maðdurlardan oluþan 98 kiþi dýþýnda neden kimse yargýlanmadý? Dönemin emniyet müdürleri, içiþleri bakaný ve baþbakaný bu katliamýn üstünün örtmek için neden ellerinden geleni yapmýþlardýr?” gibi çok sayýda o güne ve sonrasýna ait sorularý sýraladý. Erol Ekici’nin konuþmasýnýn ardýndan Mehmet Karaca söz aldý ve önce 1976 1 Mayýsý’ný salonda çýkýp sokakta, Taksim’de kutlamaya karar vermelerini ve ardýndan 1 211. Sayý / 23 Mayıs - 6 Haziran 2012

Mayýs 1977 gününü anlatmaya baþladý. O da “Tarihin çarpýtýlarak deðiþtirilmesine izin vermeyeceðiz” diye baþladý konuþmasýna. “Biz taþý atan delilere akil adamlarla cevap vereceðiz” dedi. DÝSK olarak örgütlemeye baþladýklarý 77 1 Mayýsý’nda DÝSK’e baðlý sendikalar, TÜRKÝÞ’e baðlý bazý sendika þubeleri ve çeþitli siyasi gruplar, kitle örgütleri ile görüþtüklerini, ortak taleplerle 1 Mayýs’a hazýrlandýklarýný anlatan eski DÝSK baþkaný, birkaç siyasi grubun DÝSK’e uymayacaklarýný, programý kabul etmeyeceklerini, oraya kendi programlarýyla geleceklerini, kürsüyü iþgal edeceklerini yayýn organlarýnda yazmaya baþladýklarýný, ama kendilerinin onlarla giderek konuþtuklarýný anlattý. “Bize ‘sosyal emperyalist’ diyen Halkýn Sesi, Kemal Türkler’in fotoðrafýný kapaktan yayýnlayýp ‘parçalayacaðýz bu zinciri’ vb. sözler yazdýlar. Yeniden görüþtüðümüzde bize, ‘kendi taleplerimizle geleceðiz, makinelerimizle geleceðiz’ dediler. Onlarý bu þekilde Taksim’e almamýz mümkün deðildi. Alsaydýk daha kötü olaylar olurdu. Yaþanan o provokasyonu biz kendi ellerimizle yaratmýþ olurduk” dedi ve kutlamalarýn baþlamasýný, Kemal Türklerin konuþmasýný ve ilk silah seslerinin duyulmaya baþlamasýný anlattý. Olaylarýn tanýðý gazeteci Þükran Soner aldý sözü. Ýlk silah sesinin otel tarafýndan geldiðini ve kendisinin oraya yöneldiðini anlattý, “Tarlabaþý’ndan gelecek grubun otel önüne gelmeye fýrsatý yoktu. Ben Edirnekapý’dan yürüyerek gelmiþtim Saraçhane’ye, oradan da Taksim’e. O yasaklý grubun gençleriyle karþýlaþtým. Beni tanýyorlardý, aralarýndan ‘Meraklanmayýn, zorlamayacaðýz, çatýþmayacaðýz’ diye seslendiler” dedi. Gazeteci olduðu için otele girmek isteyen Soner, kurþunlar yaðmaya devam ettiði için gidemediðini, bir elektrik direðine sarýlarak olduðu yere çöktüðünü anlattý ve “Otelin önündeki polisler, alandan kaçan kitlelerin ayaklarýnýn dibine doðru ateþ ediyorlardý. Bazý kurþunlar da arkadan geliyor ve kaldýrýma saplanýyordu. Bu da, atýþýn yukarýdan bir yerden yapýldýðý anlamýna geliyor. Otele girebildiðimde üst kata çýktým ve camlardan birinde ateþ etmeye çalýþan bir sivil gördüm. Kalabalýðý yararak bir kültür merkezine bir meydana giden


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

panzerlerden birinin kýrmýzý elbiseli bir kadýný ezdiðini de gördüm. Otelden silah atýþý en az yarým saat devam etti” dedi. Foto muhabiri Coþkun Aral ise “ne pahasýna olursa olsun gireceðiz” diyen “yasaklý” gruptan ellerinde dergiler taþýyan birinin silah çýkararak havaya ateþ ettiðini, ve bir anda dört bir yandan ateþ açýlmaya baþlandýðýný anlattý, ardýndan silah seslerinin her yerden gelmeye baþladýðýný, hatta panzerin kapaðýnýn bile açýlýp ateþ edildiðini söyleyerek “Normalde böyle toplumsal olaylarda gazeteciler dahil herkes aramadan geçirilirken, o gün alana girenlerin aranmayýþlarý, silahlý kiþilerin silahlarýyla gelmeleri zaten böyle bir provokasyon olmasýna imkan veriyordu” dedi ve o karelerin Savaþ Ay tarafýndan çekildiðini söyledi. Yýllar sonra yurtdýþýndan çeþitli telefonlar aldýðýný söyleyen Coþkun Aral, o gruptan kiþilerin kendisinden fotoðraflar istediðini, ama kendisi bunu arkadaþlarýna danýþtýðýnda “sakýn yollama onlar polis” dendiðini anlattý. Yeniden söz alan Þükran Soner, anlatýlanlarýn birbirine zýt göründüðünü ama Coþkun Aral’la kendisinin farklý alanlarda bulunduðunu, bakýlýnca birbirini tamamlayan olaylar olduðunu belirtme gereði hissetti. Adnan Serdaroðlu da tekrar söz alarak, Halil Berktay’a bu konunun yeniden gündeme gelmesini saðladýðý için teþekkür ettiðini söyledi. Buraya aslýnda bu katliama tanýklýk edebilecek yüzlerce insan çaðýrabileceklerini, ancak þu an bunu yeterli gördüklerini belirtti. Dönemin savcýsý Çetin Yetkin, yaþanan olayýn hiçbir þekilde soruþturmasýnýn yapýlmadýðýný söyledi ve “1 Mayýs 1977 olaylarýndan 28 gün sonra iddianamesi hazýrlandý. Yaklaþýk 10 klasördü. Ateþli silahla öldürülmüþ, yaralanmýþ kiþiler var, elde silahla yakalanmýþ kiþiler var ve ortada boþ kovanlar var. Mesleðe baþlayan biri bile eldeki silahlarla cesetlerden çýkan mermileri ve boþ kovanlarý karþýlaþtýrýr. Ama bu bile yok. Tanýklar var, çok kesin þeyler söylüyorlar, buna raðmen olayýn üzerine gidilmiyor. O dönem Milli Cephe Hükümeti iktidardaydý. Eðer böyle bir solcu grup hesaplaþmasý olsaydý bu, iddianameye olduðu gibi konurdu. Bundan iyi fýrsat olmazdý. Fakat bu yapýlmamýþtýr ve iddianamede, ‘asýl failleri bulamadýk, tarihe havale ediyoruz’ deniyor. Ben böyle iddianame hayatým boyunca görmedim” dedi. O dönem DÝSK’e baðlý Tekstil Ýþ Yönetim Kurulu üyesi olan Süleyman Çelebi de, alana herkesin kendi üretim araçlarýyla geldiðini, kendilerinin de kýrmýzý bir kamyonla geldiklerini, ateþ açýldýðý sýrada bu kamyonun altýna sýðýndýklarýný; daha sonra yaralýlardan 7 kiþiyi Kasýmpaþa Askeri Hastanesi’ne götürdüðünü, bir kiþinin yolda öldüðünü dile getirdi. Çelebi, “O günün tanýðý sadece bizler deðiliz, 500 bin tanýðý var. Daha sonra aramýzdan çok psikolojik tedavi görenler oldu. Devlet içinde 12 Eylül darbesine giden sürecin dosyasý aralandýðýnda darbeye giden sürecin baþlangýcý 77 1 Mayýs’ýdýr” dedi.

211. Sayý / 23 Mayıs - 6 Haziran 2012

1 Mayıs

1 MAYIS ANTAKYA’DA KUTLANDI

1 Mayýs Antakya’da DÝSK, KESK ve demokratik kitle örgütlerinin içinde bulunduðu pek çok kurum ve devrimci yapýlarla birlikte kutlandý. Saat 12.30’da Doðuþ Okullarý önünde toplanan kitle, kortejleri oluþturmaya baþladý. Biz de Mücadele Birliði Platformu olarak “Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Her Þey Emeðin Olacak” pankartý açarken, Devrimci Öðrenci Birliði de “Bilimsel Parasýz Anadilde Eðitim Sosyalizmde Gelecek” pankartý açtý. Kortejde sýk sýk “Yaþasýn Ýþçilerin Mücadele Birliði”, “Gençlik Gelecek Gelecek Sosyalizm”, “Yaþasýn 1 Mayýs Biji Yek Gulan”, “Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Her Þey Emeðin Olacak”, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük” sloganlarý atýldý. 13.30’da Doðuþ Okullarý önünden Uður Mumcu Alaný’na doðru kortejler yürümeye baþladý. Denizlerin bayraðýna, dövizlerine ve posterlerine ilgi çoktu. Miting alanýna girdiðimizde halkýn alkýþlarý ve coþkusuyla karþýlandýk. Miting alanýna geldiðimizde DÝSK ve Eðitim Sen’in yaptýðý konuþmalarýn ardýndan demokratik kitle örgütleri adýna Arapça konuþma yapýldý. En son Pýnar Aydýnlar (Sað) yerini aldý. Konserle coþan miting, halaylarla türkülerle son buldu. Miting alanýnda ayrýca 6 Mayýs Denizleri Anma Mitingine çaðrýlar yapýp bildirilerimizi de daðýttýk. Antakya Mücadele Birliði Platformu

9


ZÝNDANDA MAYIS COÞKUSU

Yeni Evrede

Zindanlar

Mücadele Birliði

1 Mayýs coþkusu zindanlarda da sürüyor. Mardin cezaevinden gelen mektupta, tutsaklar, sokaklarýn coþkusunun zindan duvarlarýný aþtýðýný, ayný coþku ateþinin zindanlarda da yandýðýný anlatýyorlar. Tutsaklar “Merhaba Deðerli Basýn Emekçileri” diye baþladýklarý mektupta düzenledikleri etkinlikleri anlatýyorlar. “1 Mayýs iþçi ve emekçilerin kapitalizme karþý savaþ günü dünyanýn her yerinde coþkuyla kutlandý. Türkiye ve Kürdistan proletaryasý da Newroz’dan sonra 1 Mayýs’ta devrimi ve sosyalizmi haykýrdýlar. Bu coþkunun duvarlarý aþmamasý düþünülemezdi. Ve 1 Mayýs zindanlarda da coþkuyla kutlandý. Taksim Kýzýl Meydaný diþle týrnakla savaþla kazanmanýn coþkusuydu bu. Türkiye ve Kürdistan’ýn devrimci halk önderleri Deniz Gezmiþ, Yusuf Aslan, Hüseyin Ýnan yoldaþlarý da andý halklarýmýz. Bizler de Mardin’de bulunan TKEP/L davasý tutsaðý ve PKK’li tutsaklarý olarak 1 Mayýs ve 6 Mayýs’a iliþkin etkinlikler düzenledik. ...Dünyada coþkuya karþýlanan 1 Mayýs Ýþçi ve emekçilerin kapitalizme karþý savaþ günü Türkiye ve Kürdistan proletaryasý tarafýndan da coþkuyla kutlandý. Newroz’u ayaklanmalarla geçiren halklar 1 Mayýs’ta da meydanlarda devrim bayraðýný dalgalandýrdýlar. Bizler TKEP/L davasý tutsaðý ve PKK davasý tutsaklarý olarak 1 Mayýs ve devrimci önderler Deniz, Yusuf, Hüseyin yoldaþlarýn 6 Mayýs ölümsüzlük gününde çeþitli etkinlikler gerçekleþtirdik” denen mektupta þu görüþlere yer verildi: “Dünya Halklarý Devrime Yürüyor! Genelde dünya halklarý, özelde Türkiye ve Kürdistan halklarý sokaklarý iþgal etmiþ durumdalar. Dünyanýn bütün meydanlarý

halklarýn özgürlük çýðlýðý ile yankýlanýyor. (...) Halklarýmýz þehitlerinin yolundan devrime yürüyor. (...) Yoldaþlar, Halkýmýzýn tarih yazdýðý ulusal sýnýfsal özgürlüðüne olan özlemini haykýrdýðý alanlarda faþist devlet güçlerine aðýr darbeler vurduðu Newroz sürecinden sonra, halklarýmýz, 1 Mayýs iþçi ve emekçilerin kapitalizme karþý savaþ gününü karþýlýyor. Tükiye ve Kürdistan proletaryasý Newroz’un zafer coþkusuyla 1 Mayýs’ta da ülkelerimiz devrimini büyüterek, gerçek kurtuluþu olan sosyalizme yürüyecek. Halklarýmýz proletarya enternasyonalizmi anlayýþýyla mücadele birliðini örecek ve 1 Mayýs alanlarýný kapitalistlere dar edecektir. (...) Deðerli Dostlar, Halklarýmýz uzun yýllarý alan iç savaþ sürecinde en yiðitlerin verdi topraða. Tarihi katliamlarla dolu olan faþist devlet en yiðitlerimizi aldý bizden. Devrimimiz þehitlerimizin cesareti ve fedakarlýðý üzerinde yükseliyor. Onlarýn yarattýðý deðerlerle yürüyoruz zafere... 2 Mayýs’ta þehit düþen PKK kadrolarýndan Mehmet Karasungur hevalleri ve 6 Mayýs’ta ölümsüzleþen Türkiye ve Kürdistan devriminin halk önderleri Deniz Gezmiþ, Yusuf Aslan ve Hüseyin Ýnan yoldaþlarý saygýyla anýyoruz. Tüm bu düþüncelerle 1 Mayýs iþçi ve emekçilerin savaþ günün kutluyoruz. Þehitlere olan baðlýlýðýmýzý yineliyoruz. Onlarýn býraktýklarý bayraðý zafere kadar onurla taþýyacaðýmýzý belirtiyoruz. Anýlarý mücadelemize ýþýk tutuyor.”

DENÝZLERÝN DEVRÝM ANLAYIÞI 13 Mayýs Pazar günü, Devrimci Öðrenci Birliði (DÖB) olarak Antep Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde “Denizlerin Devrim Anlayýþý” konulu bir söyleþi gerçekleþtirdik. Ýlk olarak sözü alan arkadaþýmýz, Denizlerin yanlýþ anlatýlmasý yüzünden bu konuda bir söyleþi yapma gereði duyulduðunu ve Denizlerin devrimci özlerinden yalýtýlmasýnýn burjuvazinin iþine geldiðini belirterek söze baþladý. Bugün olduðu gibi, 60’larda da, halkýn devrimci enerjisini “parlamenter yoldan devrim” gibi bir ütopyayla harcayan reformist-oportünistlerin olduðunu ve Denizlerin THKO’yu kurarak, illegal temelde, zora dayalý ve uzlaþmaz biçimde mücadele yürütmeleriyle reformist-oportünistlere en güzel cevabý verdiklerini söyledi. Denizlerin Marksizm-Leninizmi devrimci kavrayýþlarý sayesinde süreci devrimci yöntemlerle karþýlayabildiklerini belirtti ve bu yöntemlerin bugün de geçerliliðini koruduðunun altýný çizdi.

10

Arkadaþýmýzýn konuþmasýný bitirmesinin ardýndan komite-konseylerin önemini ve gerekliliðini konuþmak üzere sözü diðer arkadaþýmýz aldý. Denizlerin örgütlenmelerinden yola çýkarak komite-konseylerin önemini vurguladý. Komite-konseylerin kapitalizmde ayaklanma, sosyalizmde ise iktidar organlarý olduðunu söyledi. Örgütlülüðün ve komiteleþmenin önemini belirttikten sonra soru-cevap bölümüne geçildi. Komitelerin oluþturulmasý ile ilgili gelen sorular üzerine komitelerin

211. Sayý / 23 Mayıs - 6 Haziran 2012

oluþturulmasý konusunda daha detaylý bilgi verildi. Herkesin komitede bulunabileceði, komite içerisinde bilinci geliþtirmenin çok daha rahat olduðu söylendikten sonra komitelerin özdisiplini saðlayabilme ve düþüncelerini rahat ifade edebilme gibi artýlarýnýn olduðu da belirtildi. Söyleþimizin ardýndan oluþturulan serbest kürsüde, Denizler gibi mücadele etmenin ve komiteleþmenin önemi bir kez daha vurgulandý. Bu tür söyleþilerin devam etmesi üzerine gelen taleplere, “Denizleri anmak, onlar gibi savaþmaktýr. Onlar gibi savaþabilmek için onlarý iyi tanýmamýz gerekiyor. Biz, DÖB olarak üzerimize düþeni yapacak, onlarý en doðru þekilde anlatmak için etkinliklerimize devam edeceðiz” diyerek cevap verdik. “DENÝZLERÝN YOLUNDA DÖB SAFLARINA!” þiarýyla bir sonraki etkinliðimizde buluþmak üzere ayrýldýk. Antep / Devrimci Öðrenci Birliði


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

ÝÞÇÝ ÖLÜMLERÝ NEO-LÝBERAL POLÝTÝKALARIN SONUCUDUR

Barýþ ve Demokrasi Partisi Ýstanbul Ýl Örgütü, 4-10 Mayýs Ýþçi Saðlýðý ve Ýþ Güvenliði Haftasý nedeniyle düzenlenen etkinlikler kapsamýnda Tuzla Tersaneler bölgesinde yaptýðý bir basýn açýklamasý ile iþçi ölümlerini ve devletin insan hayatýný hiçe sayan yasal düzenlemelerini ve uygulamalarýný protesto etti. 11 Mayýs Cuma günü Tuzla Tersaneler Bölgesi’nde Ada Tersanesi önünde saat 17.30’da bir araya gelen BDP’liler “Ýþ Kazalarýna Son. Ýþçi Saðlýðý Ve Ýþ Güvenliði Ýstiyoruz” yazýlý pankart açtýlar. BDP Ýstanbul Ýl Örgütü adýna basýn açýklamasýný Macide Þimþek yaptý. Bir Ýþçi Saðlýðý ve Ýþ Güvenliði Haftasý’ný daha geride býrakýrken, Türkiye’nin iþ kazalarýnýn genel ortalamasýnda dünyanýn 3. ülkesi olduðunu oysa ki, ölümlü iþ kazalarýnýn iþ gücüne oranýnda bir çok sektörde Çin’i bile sollayarak birinci sýraya oturduðunu hatýrlatan Þimþek; Türkiye’de hepsi önlenebilir olan, barakalarda yanan, barajlarda boðulan, inþaatlardan düþen ya da madenlerde göçük altýnda kalarak gerçekleþen trajik iþçi ölümlerinin haberlere konu olmadýðý gün yaþanmadýðýna dikkat çekti. Tersanelerde, yollarda, imalathanelerde, mevsimlik tarýmda ve diðer sektörlerdeki iþ kazalarýnda her gün 4 iþçinin hayatýný kaybettiðine deðinen Þimþek, 2011 yýlý Çalýþma Bakanlýðý’nýn verilerine göre bir yýlda 1543 iþçinin hayatýný kaybettiðini bu rakamýn en az iki katý sayýda iþçinin de iþ göremeyecek þekilde yaralandýðýný belirtti. Hüseyin Güngör ise hükümetin neo-liberal politikalarýnýn yaþamýn ve çalýþma yaþamýnýn her yerine iþlediðini denetimsizlik, taþeron çalýþtýrma, Tuzla tersanelerinde olduðu gibi vardiyalý çalýþma, tekstil sektöründe olduðu gibi merdiven altý çalýþma, inþaatlarda güvenlik önlemlerinin alýnmamasý gibi nedenlerle bir çok iþçinin yaþamýný yitirdiðini ifade ederek, iþ kazalarýnda yaþamýný yitirenlerin % 70’inin Kürtler olduðunu belirtti. Çorlu’da bir iþçinin “Çorlu’nun merkezindeki bütün bu binalarý ben yaptým ama ben þu pis barakada yaþýyorum” diyerek çalýþma yaþamýndaki iþçilerin durumunu özetlediðini dile getirdi. 30 yýldýr bir savaþ yürütülmekte olduðunu belirten Güngör, savaþa 1 trilyon harcandýðýný, bu harcamanýn savaþa aktarýlmasa kiþi baþýna düþen geliri bir o kadar arttýracaðýný dile getirdi. 211. Sayý / 23 Mayıs - 6 Haziran 2012

Sokaklar

ZÝ M A NE KU RD Ý L Ý G ELE ME PÝRO Z B E 15 Mayýs Kürt dili bayramýnda Kürdi-Der bir basýn açýklamasý gerçekleþtirdi. Saat 13.00’te Konak Pier önünde toplanýlarak eski Sümerbank önüne yüründü. Kitle “Roja Ziman Piroz Be, Kürdi-Der/Ýzmir Þubesi” pankartlarý arkasýnda kortej oluþturarak yürüyüþe geçti. “Be Ziman Jiyan Nabe”, “Zimane Me Rumete Meye” sloganlarý atýlýrken “Zimane Dayike Wek Þire Dayike Helal e”, “Ziman Rumet Azadi”, “Zimane Kürdi Etsene, Rumete Ma Yo” vb. Ýngilizce, Arapça, Rusça, Süryanice, Emenice dillerinde dövizler taþýndý. Eski Sümerbank önüne gelindiðinde Kürdi-Der adýna Mamoste Mustafa Borak basýn metnini okudu. Basýn metni sadece Kürtçe okundu. Okunan metinde þunlara deðinildi; “Gele Kurd ji peyama hemu dilsozi, dilþewati u evindariya zimen a tekoþer u zimanzane Kurd, Celadet Eli Bedirxan weki þireta bav u bapiran pejirandiye u loma ji 15’e Gulane roja çapkirin u weþindina Kovara Haware weki cejna zimane Kurdi ilan kiriye. Bi salan e ve cejne bi þahiyan cur be cur piroz dike… Bila hemu cihan bizanibe ku ev listikan bi tevahi hewldanen ewigandin u xapandina gele Kurd in. Bi van hest u ramanan em dibejin; 15’e Gulane roja cejna zimane Kurdi li gele me piroz be”. Okunan basýn metnin ardýndan eylem sloganlarla bitti. Mücadele Birliði/Ýzmir

11


DEVLETÝN SON UMUDU Yeni Evrede

Gündem

Son haftalarýn en kayda deðer geliþmesi, R.T.Erdoðan’ýn “tek din” üzerine yaptýðý vurgu olmalý. Tarihin çok hýzlý aktýðý Türkiye’de her gün bir önceki günü unutturan geliþmelere sahne oluyor. O yüzden güncel politikada gündemi izlemek ve her geliþmeye karþý bir politika geliþtirmek hem mümkün deðil hem de gerekli deðil. Önemli olan bütün bunlarýn arasýndan asýl belirleyici olaný; kendisinden sonraki tüm geliþmelerin yönünü tayin etme güç ve yetisine sahip olaný tespit edip öne çýkarmaktýr. 5 Mayýs’ta R.T.Erdoðan’ýn, partisinin bir il kongresinde aðzýndan kaçýrdýðý þu “tek din istiyoruz” yollu düþüncesi iþte bu özelliðe sahip.

Karþý Devrim-Faþizm Amaçlarýný Gizliyor Önce, neden “aðzýndan kaçýrdý” ifadesine kýsa bir açýklama. Biliniyor, R.T.Erdoðan “tek din istiyoruz” deyince, hükümetin tekelci basýndaki “hýk” deyicileri bile kendilerini tepki göstermek zorunda hissetmiþlerdi. Çünkü pek çok din ve inanca mensup insanlarýn yaþadýðý Türkiye ve Kürdistan’da “tek din” istemenin tek anlamý vardý: Din ve mezhep çatýþmasýyla “baskýn” olan din-mezhep”i egemen ve tek kýlmaktýr. Tersinden söylersek, “Tek din-mezhep”i istemenin, egemen kýlmanýn tek yolu din-mezhep savaþý çýkarmak ve bu yolla diðer din-mezhep mensuplarýný hiç olmazsa, yok edilmeseler bile, minimize etmektir. Emekçi sýnýflarý, ezilen halklarý birbirine kýrdýrtmak, bir devrim tehlikesi karþýsýnda egemen sýnýflarýn her zaman baþvurduklarý bir yöntemdir. “Tek din” istemi iþte kapsamlý, kanlý içeriðe sahip bir karþý-devrim politikasýdýr. Kitle katliamlarýný da öngören

12

Mücadele Birliði

böylesi kanlý içeriðe sahip bir “istem” açýklanýnca, karþý devrimin bu politikaya hazýr olmayan kesimleri tepki, eleþtiri ve þaþkýnlýkla karþýladýlar. Eleþtiriler yoðunlaþýnca R.T.Erdoðan, açýklamasýnýn zamansýz/erken olduðunu gördü ve “dilim sürçtü” diyerek sözlerini geri aldý. Tekelci basýnýn paralý yazarlarý bu “geri adým”ýn üstüne atladý. Çünkü onlar da böyle bir istemin þimdiden açýklanmasýnýn düzen açýsýndan erken ve tehlikeli olduðunun farkýndaydýlar. Oysa yapýlan açýklamanýn bir “dil sürçmesi” olmadýðý gün gibi ortadaydý. Bu, kanýtlanmasý gerekmeyecek kadar ortada olan bir gerçekti. Her þeyden önce R.T.Erdoðan, konuþmasý sýrasýnda üstüne vurgu yapa yapa, “tek dil deðil, tek din, din diyoruz” sözleriyle her türlü yanlýþ anlamýnýn önüne geçmek istercesine konuþmuþtu. Üstelik ayný “tek din” vurgusunu daha önceki bir konuþmasýnda da dile getirmiþti. Kiþi olarak Erdoðan’ýn ötesinde hükümet partisi olarak AKP’nin, Hükümetin ve devletin böyle bir isteði, arzusu, planý olduðunu gösteren pek çok somut olgu var. Erdoðan’ýn ve hükümetin baþka üyelerinin Alevi inancýna ve bu inanca mensup kitleye olan kin ve nefretini ortaya koymasý, bu halký her fýrsatta hedef göstermesi, aþaðýlamaya çalýþmasý bu konudaki somut olgularýn baþýnda geliyor. Þimdilik hedefte Alevi inancýna mensup toplumsal kesim var. Hitler Almanya’sýnýn Yahudilerine biçilen akýbet ve muamele bizde Alevi emekçilere biçiliyor. Maraþ, Sivas katliamlarýný anýmsatmaya gerek yok. Adýyaman’da baþlayýp Antep ve diðer þehirlere yayýlan ev iþaretlemeleri devletin ve dinci faþist kesimin nasýl bir hazýrlýk içinde olduklarýný göstermeye yeter. 211. Sayý / 23 Mayıs - 6 Haziran 2012

Aslýnda Erdoðan, devlet ve hükümetin bu yöndeki hazýrlýk ve amaçlarýný daha önce “dindar nesil yetiþtireceðiz” sözleriyle vermiþti. Bunun öylesine söylenmiþ bir söz olmadýðýný sonraki hazýrlýk ve adýmlar gösterdi. Hükümetin baþýnýn bu sözlerinden sonra, eðitim sistemi yeni baþtan bu hedef ve amaca uygun düzenlendi, Kuran’ýn okutulmasý beþ-altý yaþýndaki çocuklara indirgendi, eðitim baþtan sona dincileþtirildi. Hükümet ve devletin baþka inançlarý tasfiye etme amaçlarýný gösteren son bir örnek, Suriye konusunda izledikleri politikadýr. R.T.Erdoðan’ýn aðzýndan ifade edilen hükümet ve devlet politikasýnda açýk alevi düþmanlýðý, sadece Türkiye’de deðil ama Suriye ve hatta Irak’ta mezhep çatýþmasýný körükleyen bir içerikte kendini gösteriyor. Bu iki devletle çatýþmasýnýn temelinde dinci gerici/faþistlerin iktidarda olduklarý devletlerden oluþan bir kuþak oluþturma isteði var. Ancak, mezhep çatýþmasý ve mezheplere dayalý iktidarlar oluþturmak için gösterilen bunca faaliyete karþýn ne Erdoðan ne de baþý olduðu hükümet-devlet bu amaçlarýný açýkça ortaya koymuþ deðiller, koyamazlar. Çünkü bu gerici amaçlarýn emekçi sýnýflar tarafýndan bilinmesi/öðrenilmesi, demokrasi özlemi içindeki bu toplumsal kesimlerin sempatisine deðil ama öfke ve tepkisine yol açar. Tam da bu nedenle, burjuvazi adýna hareket eden bütün burjuva güçler emekçi sýnýflarýn aydýnlanmasýný istemezler. Burjuvazi adýna hareket eden bütün güçler halkýn geri yanýna seslenirler, en geri duygularýný harekete geçirmeye çalýþýrlar, halkýn bilinç olarak geriliðine güvenirler, bu gerilikten medet umarlar. Burjuva iç savaþýn en temel özelliklerin-


U: MEZHEP ÇATIÞMASI Yeni Evrede

Gündem

Mücadele Birliði

den biri budur. Ve ancak burjuva iç savaþýn bu özelliði bilinip hesaba katýlýrsa, burjuva sýnýf adýna “dindar nesil yetiþtirme”, “tek din” isteme, mezheplere dayalý iktidarlar oluþturma amaçlarý anlaþýlabilir. Burjuva iç savaþýn, burjuva güçlerin karþý devrimci faaliyet ve amaçlarý emekçi sýnýflarda ve ezilen halklarda bir bilinç yaratmadýðý için amaçlarýný gizlerler dedik. Mevcut burjuva iktidar döneminde bunun sayýsýz örneðine tanýk olduk. Son örnek, aðýzdan kaçýrýlan “tek din istiyoruz” ifadesinin geri alýnmasýdýr. R.T.Erdoðan, bunun bir dil sürçmesi olduðunu söyledi. Ama bunun bir dil sürçmesi olmadýðý, asýl amacýn bir erken açýklanmasý olduðu o denli açýk ki üzerinde söz söylemeye dahi gerek yok.

Dinci Gericilikten Karþý-Devrim Barajý Yaratmak R.T.Erdoðan’ýn “dindar nesil yetiþtirme” ve “tek din” oluþturma hedefi, Suriye’de ve Irak’ta Sünni mezhebe dayalý dinci-gerici politik güçlerden iktidarlar oluþturma hedefiyle birlikte düþünüldüðünde bu politikanýn mimarýnýn R.T Erdoðan olmadýðýný, kendisinin burada ancak bir uygulayýcý olabileceðini düþünmek gerekiyor. Çünkü böylesi kapsamlý bir politika sadece R.T.Erdoðan’ýn deðil Türkiye’nin de boyunu aþar. R.T.Erdoðan’ýn ve devletin boylarýný aþan bir meselede böyle bir ýsrar ve kararlýlýk göstermeleri, bu politikanýn kaynaðýnýn emperyalist devletler olduðu sonucuna çýkarýyor bizi. Çünkü arkasýnda emperyalist bir güç olmadan baþka ülkeleri de kapsayacak ve kanlý mezhep çatýþmalarýna yol açacak þekilde bu politika savunulamazdý. Savunulmasýna da izin verilmezdi.

Emperyalist devletler, Tunus’tan Bahreyn’e kadar uzanan çok geniþ bir coðrafyada ortaya çýkan ayaklanmalara ve devrimlere bir anlamda hazýrlýksýz yakalandýlar. Tunus ve Mýsýr devrimlerinden sonra çabuk toparlanarak halk devrimlerini, ayaklanmalarý önlemek, içeriklerini bozmak, sistem içi kanallarda tutabilmek için politik arayýþlara girdiler. Bu arayýþlardan çýkardýklarý ilk sonuç, emperyalistlerle iþbirliðinde sýnýr tanýmayan politik dinci-gerici akýmlarý mümkün olan çok sayýda ülkede iktidara taþýmak oldu. Çünkü halk devrimlerine baraj için en uygun olanlar, bu güne kadar her daim emperyalist çýkarlarýn dayanaðý olan iþte bu akýmlardý. Bunun ilk denemesini Tunus’ta yaptýlar. Tunus devriminde hiçbir rolü olmayan, halk üzerinde en ufak bir etkisi de olmayan dinci birini, paranýn ve propagandanýn gücüyle hileli-hurdalý seçimlerle Tunus’un baþýna getirdiler. Ýkinci denmeyi Libya’da yaptýlar ve tam ilhaka tamamen razý, þeriatçý bir iktidarý kurmaya çalýþtýlar; halen çalýþýyorlar. Mýsýr, bu konudaki üçüncü deneme olacak. Emperyalistler, Sünni mezhebine dayalý politik dinci gericileri Tunus’tan Suriye ve Irak’a kadar uzanan bir coðrafyada iktidara getirerek halk devrimlerine karþý bir baraj oluþturmaya çalýþmaktalar. Türk hükümetinin hem Irak ve Suriye’ye iliþkin politikalarýnda hem de Türkiye ve Kürdistan’da “dindar nesil” yetiþtirme, “tek din”li toplum oluþturma politika ve hedefi bu çerçevede deðerlendirildiðinde gerçek anlamýný bulmaktadýr. Ne var ki, evdeki hesap her zaman çarþýya uymayabiliyor. Emperyalistlerin dinci iktidarlardan bir karþý devrim kuþaðý yaratma, bunun için mezhep çatýþ211. Sayý / 23 Mayıs - 6 Haziran 2012

malarýný da kapsayacak þekilde varolan kimi iktidarlarý devirme giriþimleri önce Suriye’de engele takýldý arkasýndan Irak’ta. Rusya, Çin, Ýran gibi devletlerin kendi çýkarlarý gereði mevcut iktidarlarýn yýkýlmasýna; yerlerine emperyalistlerle tam uyum içinde olacak Sünni mezhebine dayalý dinci-gerici politik iktidarlarýn kurulmasýna karþý çýkmalarý emperyalistlerin planlarýný en azýndan þimdilik bozmuþ durumda. Ya Türkiye! R.T.Erdoðan’ýn aðzýndan ifade edilen, devlet ve hükümetin “dindar nesil” yetiþtirme, “tek din”li toplum oluþturma politikalarý tutacak ve devrimi önleyebilecek mi? Önce þunun altýný çizelim: Devlet ve hükümet, çizmeye çalýþtýklarý “güçlülük” imajýnýn aksine son derece zayýflar ve güç durumdalar. Mezhep çatýþmasýný kendi elleriyle körükleyecek bir politikaya sarýlmalarý da zaten bu söylediklerimizin baþlý baþýna bir kanýtý. Devleti, hükümeti ve dolayýsýyla düzeni gittikçe güçten düþüren etkenlerden biri, yukarda iþaret ettiðimiz “dýþ” geliþmelerdir. Türkiye, þimdi “düþman” komþularla kuþatýlmýþ durumda. Bir baþka ve asýl belirleyici etken içerde Kürt halkýnýn ve emekçi sýnýflarýn özgürlük ve toplumsal kurtuluþ özlemleridir. Devlet ve hükümetin bu özlemleri bastýrmak için attýðý her adým, geliþtirdiði her politika iki ülke emekçi halklarýnda, öfkeye, kine ve daha büyük mücadele isteðine yol açmaktadýr. Onun için geliþtirilen ve mezhep çatýþmalarýný da körükleyen “tek din”, “dindar nesil” politikalarýyla rüzgâr eken devlet çok geçmeden fýrtýna biçmeye baþlayacaktýr. Bunun bütün iþaretlerini görüyoruz.

13


Sokaklar

ZAM DEÐÝL TOPLU SÖZLEÞME

Büro Emekçileri Sendikasý (BES) Ýstanbul Þubesi üyeleri, Maliye Bakanlýðý ve Gelir Ýdaresi Baþkanlýðý bünyesinde yaþanan sorunlarýna dikkat çekerek, keyfi- zorunlu rotasyonu, eski-yeni ayrýmýný, hükümetin yaptýðý 3+3’lük zammý ve ayrýmcýlýk içeren uygulamalarý 16 Mayýs günü protesto etti. Ýstanbul, Caðaloðlu’nda Defterdarlýk Binasý önünde “Maliye Emekçileri Arasýnda Keyfi, Zorunlu Rotasyona – Eski Yeni Ayrýmýna Hayýr! Emeðe Emekçiye Saygý Ýstiyoruz” pankartý açan BES üyeleri, buradan Vergi Dairesi ve Defterdarlýk birimlerinin bulunduðu binanýn bahçesine sloganlarla ve alkýþlarla yürüdüler. Yürüyüþ ve açýklama boyunca “Emekçiye Saygý Ýstiyoruz”, “Mezarda Emekli Olmak Ýstemiyoruz”, “Ücretli Köle Olmayacaðýz”, “Yüzdelik Zam Deðil, Toplu Sözleþme”, Her Yer Direniþ Her Yer Grev Alaný” sloganlarý atýldý. Büro Emekçileri Sendikasý Ýstanbul Þubeleri adýna basýn açýklamasýnda IMF’nin dayatmasý ve hükümetin tercihi doðrultusunda Maliye Bakanlýðý’nýn yapýsýnda köklü deðiþiklikler yapýldýðýný ve en belirgin deðiþikliðin ise Gelir Ýdaresi ile Gider Bölümleri’nin birbirlerinden ayrýlmasý olduðunu söylediler. Bu ayrýmla birlikte etkinlik, verimlilik ve uzmanlaþma iddialarý ile gelir idaresinin kýsmi özerk denebilecek bir yapýya kavuþturulduðunu, diðer birimlerde ise yenileme ve uzmanlaþma iddialarý ile yapýlan tüm düzenlemelerde mevcut yapý ve çalýþanlarýn adeta yok sayýldýðýna dikkat çekilerek, yasanýn çýkmasýyla birlikte çalýþanlarýn eski-yeni diyerek bölündüðü belirtildi. Açýklamada sýralanan talepler þunlardý: “-Uygulamaya konulan rýza dýþý rotasyon durdurulmalý, çalýþanlarý ayrýþtýran uygulamalardan vazgeçilmeli, çalýþma süresi gözetilmeden çalýþanlarýn talepleri doðrultusunda tayin olmalarýnýn önü açýlmalý. -Ek ödemeler maaþa dahil edilmeli ve emeklilik yaþý dolanlarýn gelecek kaygýsý taþýmadan emekli olmalarýna olanak saðlanmalý. -Ýstanbul’daki çalýþma koþullarý dikkate alýnarak fazla mesai ücreti en üst tavandan bütün çalýþanlara eþit olarak verilmeli. -Eþit iþe eþit ücret talebimiz dikkate alýnmalý. -Yardýmcý hizmetler sýnýfýndaki çalýþanlar için görevde yükselme sýnavlarý açýlmalý. -Eski-yeni uzman olan-olmayan, yeterlilikten gelen-özel sýnavla atanan ayrýmý yapýlmadan bütün çalýþanlarý kapsayan anlayýþýn yerleþmesi için ivedi adýmlar atýlmalý.” Yaþanan sorunlarýn çözümü için olumlu adýmlar atýlmamasý halinde fiili ve meþru mücadele alanýnda ve hukuksal alanda gerekeni yapacaklarýný belirten BES üyeleri, 23 Mayýs’ta yapýlacak grevde tüm kamu çalýþanlarýyla birlikte taleplerini haykýracaklarýný belirtti. 23 Mayýs’taki grevin ilk adýmýný burada attýklarýný belirten emekçiler, hep birlikte halay çektiler.

14

211. Sayý / 23 Mayıs - 6 Haziran 2012

Yeni Evrede

Mücadele Birliði

KAMU EMEKÇÝLERÝ ZAMLARA KARÞI ÖFKELÝ

Hükümetin açýklamýþ olduðu 2012 yýlý için 3+3 ve 2013 yýlý için 2+3 maaþ zammýna öfkelenen emekçiler alanlarda. Antep’te Kamu Emekçileri Sendikasý (KESK) Yeþilsu Parký’nda 17 Mayýs günü saat 18.30’da bir basýn açýklamasý gerçekleþtirdi. Eylem “Hükümet Yasaný Al Baþýna Çal”, “Yandaþ Sendika Olmayacaðýz”, “Sefalete Teslim Olmayacaðýz”, “Toplu Sözleþme Hakkýmýz Grev Silahýmýz”, “Hak Verilmez Alýnýr Zafer Sokakta Kazanýlýr”, “Susma Sustukça Sýra Sana Gelecek” sloganlarý ile baþladý. Basýn açýklamasýnda hayatýn her alanýnda bütün temel ihtiyaçlarýmýza hemen her gün zamlar yapýldýðýna dikkat çekildi. Bu hayat pahalýlýðý içerisinde yaþamaya terk edilmiþ emekçilere sunulan maaþ zamlarý ile taleplerinin hiçe sayýlarak kendileri ile dalga geçildiði vurgulandý. Emekçiler, bu teklifi asla kabul etmeyeceklerini, toplu sözleþme sürecine iliþkin baþlattýklarý kamu emekçilerinin asgari talepleri içeren imza kampanyasýnda topladýklarý imzalarý Ankara’ya göndereceklerini duyurdular. Çalýþma yaþamýný ilgilendiren bütün konularýn görüþüleceði, her sendikanýn kendi üyeleri adýna toplu sözleþme imzalayacaðý, anayasal haklarý olan grevi teminat altýna alan bir düzenleme istediklerini vurgulayan emekçiler; kamuda sözleþmeli, taþeron vb. isimler altýnda, farklý statülerdeki güvencesiz çalýþmaya son verilmesi ve tüm çalýþmalarýn güvenceli iþe kavuþturulmasý, eþit iþe eþit ücret ödenmesi, kadýn kamu emekçilerine -baþta görevde yükselme ve unvan deðiþiklikleri olmak üzere- çalýþma yaþamýnda uygulanan negatif ayrýmcýlýðýn kaldýrýlmasý, baský ve þiddete son verilmesi taleplerini dile getirdiler. Diðer sendikalara seslenilerek ortak bir tutum sergilemeye davet edilirken, sendika üyesi olsun ya da olmasýn, bütün kamu emekçilerini toplu sözleþme taleplerine sahip çýkmaya ve kendileri ile dalga geçen hükümete en güçlü yanýtý vermek için, 23 Mayýs 2012 tarihinde grev haklarýný kullanmaya davet ettiler. Mücadele Birliði / Antep


Yeni Evrede

Sokaklar

Mücadele Birliði

SAÐLIK EMEKÇÝLERÝ ERSÝN ASLAN’I UNUTTURMAYACAK

Türk Tabipler Birliði, Dr. Ersin Arslan’ýn çalýþtýðý hastanede öldürülmesine karþý her Salý günü bütün hastane önlerinde yapmayý planladýklarý “Dr. Ersan Arslan’ý Unutmayacaðýz, Unutturmayacaðýz, Taleplerimizin Takipçisi Olacaðýz” eylemlerinden birini Ýstanbul Çapa Týp Fakültesinde gerçekleþtirdi. 8 Mayýs Salý günü 12.45’te doktor, hemþire ve taþeron iþçiler tarafýndan yapýlan eylem, Dr. Ersan Arslan için saygý duruþuyla baþladý. Saðlýk emekçileri, amaçlarýnýn saðlýk çalýþanlarýna yönelik þiddetin son bulmasý için hükümetin getirdi saðlýk sisteminde performansa dayalý uygulamalardan vazgeçilmesi olduðunu söylediler. Performansa dayalý sistem nedeniyle vatandaþa nitelikli saðlýk hizmeti verilemediðini, saðlýk emekçilerinin halkla karþý karþýya getirildiðini söylediler. Saðlýk emekçileri, talepleri gerçekleþene kadar Salý eylemlerine devam edeceklerini belirttiler. Saðlýk emekçileri 15 Mayýs günü de saat 13.00’te Cerrahpaþa Týp Fakültesi Hastanesi bahçesinde toplandýlar ve Dr. Ersin Arslan’ýn öldürülmesini oturma eylemiyle protesto ettiler. Ýstanbul Tabip Odasý Baþkaný Prof. Dr. Taner Gören burada yaptýðý açýklamada, “Bu toplumsal sorunun, saðlýk ortamýnda þiddet olgusunun ortadan kaldýrýlabilmesi için sorunun

baþlangýcýna, kaynaðýna gitmek zorunludur. Radikal kararlar alýnmasý, kararlý bir tutum takýnýlmasý ve hekimlerle saðlýk çalýþanlarýnýn sahipsiz olmadýðýnýn gösterilmesi öncelikli adým olmak zorundadýr. Saðlýk Bakanlýðý’ný bu konuda bir kez daha acilen göreve davet ediyoruz. Hekimlerin ve saðlýk çalýþanlarýnýn sahipsiz olmadýðýnýn bilinmesini istiyoruz. Tabip odalarý ve saðlýk sendikalarý baþta olmak üzere, bu ülkede nitelikli bir saðlýk hizmetini önceleyen herkesin bu mücadeleye katký sunmakta olduðu bilinmelidir’’ dedi. SES Ýzmir Þubesi üyeleri de 15 Mayýs günü Bozyaka Eðitim ve Araþtýrma Hastanesi’nde oturma eylemi yaparak Dr.Ersin Arslan’ý andý. SES Þube Baþkaný Veli Atanur burada yaptýðý açýklamada, “Kimse saðlýk emekçisine þiddete son diye hamasi nutuklar atmasýn. Saðlýk emekçiklerine yönelen þiddetin sorumlularý bellidir. Bu sorumlular; baþta hükümet, hükümetin saðlýk bakaný, IMF ve Dünya Bankasýnýn dayattýðý saðlýk politikalarý ve saðlýkta dönüþümü halka þirin gösterenlerdir” dedi. Açýklamaya katýlan KESK Genel Sekreteri Ýsmail Hakký Tombul da hükümet ile yapýlan görüþmeler hakkýnda bilgi verdi. Tombul, 21 Mayýs’a kadar sürecek görüþmelerden sonuç çýkmazsa 23 Mayýs’ta greve çýkacaklarýný duyurdu.

“TAÞERONA KARÞI MÜCADELE YARGILAMAZ”

Çukurova Üniversitesi Týp Fakültesi Balcalý Hastanesi’nde çalýþan Dev Saðlýk-Ýþ Sendikasý’na üye saðlýk iþçileri, çalýþma þartlarýnýn iyileþtirmesi ve taþeron çalýþma sisteminin kaldýrýlmasý talebiyle eyleme geçmiþlerdi. Çukurova Üniversitesi Týp Fakültesi Balcalý Hastanesi’nde yasadýþý bir þekilde ihale yapmak isteyen üniversite yönetimini protesto eden iþçilere polis saldýrmýþ ve bu iþçilere “ihaleye fesat karýþtýrmak” gerekçesiyle dava açýlmýþtý. 27 taþeron saðlýk iþçisinin her biri için 27’þer yýl hapis cezasý istenmiþti. Ýlk duruþmasý 16 Aralýk 2011’de görülen davanýn üçüncü duruþmasý 18 Mayýs günü Adana Adliyesi’nde görüldü. Saðlýk iþçilerinin duruþmasý için Dev Saðlýk-Ýþ Sendikasý üyeleri duruþma öncesi bir yürüyüþ yaptý. Eyleme TEDAÞ iþçileri de destek verdi. “Taþerona Karþý Mücadele Engellenemez” yazýlý pankart açan Dev Saðlýk-Ýþ Sendikasý üyeleri ve iþten çýkarýlan taþeron iþçiler sloganlarla Atatürk Caddesi üzerinden Adana Adliyesi’ne yürüdüler. Adliye önüne gelindiðinde Dev Saðlýk-Ýþ Sendikasý Genel Baþkaný Arzu Çerkezoðlu haklarýný arayanlarýn, adalet arayanlarýn yargýlandýðýný belirterek “Ýþlerine, emeklerine sahip çýktýklarý için 27 taþeron iþçisinin 27’þer yýlla yargýlanýyor olmasý, haklarý elinden alýnan herkesin sanýk sandalyesine oturtulacaðýnýn en somut örneði olarak Adana’da karþýmýzda duruyor” dedi. Enerji-Sen Genel Baþkaný Kamil Kartal da devletin kendi hukukunu, kendi yasalarýný uygulamadýðýný ve taþerona karþý mücadelenin yargýlanamayacaðýný belirterek “Bu topraklardan taþeron gidip, güvenceli iþ gelene kadar mücadele etmeye devam edeceðiz” dedi. Duruþma 28 Eylül 2012 tarihine ertelendi. 211. Sayý / 23 Mayıs - 6 Haziran 2012

15


Yeni Evrede

Sokaklar

ÝÞLERÝNE GERÝ DÖNMEK ÝÇÝN YÜRÜDÜLER

Toroslar Elektrik Daðýtým AÞ. (TEDAÞ) bünyesinde taþeron bir firmaya baðlý olarak çalýþýrken, maaþlarýný alamadýklarý için baðlý olduklarý kurumu Adana Valiliði’ne þikayet ettikleri gerekçesiyle iþten çýkartýlan iþçilerin baþlatmýþ olduðu eylemde 69. gün geride kaldý. Demirköprü civarýnda bulunan TEDAÞ Müessese Müdürlüðü Hizmet Binasý önünde eylem çadýrý kuran ve burada aileleriyle birlikte bekleyiþlerini sürdüren taþeron iþçileri, yaptýklarý farklý eylemlerle de seslerini duyurmaya çalýþýyor. 11 Mayýs Cuma günü saat 19.00’da Atatürk Parký’nda bir araya gelen grup, “TEDAÞ’ta Direniþ Kazanacak” yazýlý pankart açýp, sloganlar eþliðinde yürüyüþe geçti. Eylemdeki iþçilere aile ve çocuklarý da destek verdi. Sloganlar atarak Atatürk Caddesi boyunca yürüyen iþçilere, cadde üzerinde otobüs bekleyenler de alkýþlarýyla destek verdi, caddede seyir halinde olan araç sürücüleri de kornalarýyla eyleme ortak oldu. Yürüyüþ nedeniyle bir süre yol trafiðe kapandý. Demirköprü civarýnda yer alan TEDAÞ Müessese Müdürlüðü önüne ulaþan iþçiler, burada aileleri tarafýndan alkýþlarla karþýlandý. Eylemciler adýna konuþan Tayfun Karayaka, 69 günden bu yana eylemde olduklarýný, sorunun çözümü noktasýnda herhangi bir somut adým atýlmadýðýný, bugüne kadar kendilerine hiçbir ödeme yapýlmadýðý gibi kurum yöneticilerinin yaptýðý açýklamalarla da kamuoyunu yanýltmaya çalýþtýðýný belirtti. Karakaya, “Yasalar çok açýk olmasýna raðmen hala iþçiler iþbaþý yaptýrýlmadý. Hukuksuzluk ve kanunsuzluk devam ediyor. Onlar, çalýþan iþçilere güvencesizliði ve kuralsýzlýðý dayatmaya çalýþýyor, biz de onlara karþý çocuklarýmýzýn ekmek kavgasýný veriyoruz” dedi. Konuþmalarýn ardýndan iþçilerin 69. gününe ulaþan eylemlerini anlatan bir belgesel gösterimi yapýldý ve ardýndan yerel sanatçýlarýn hazýrladýklarý müzik dinletisine baþlandý. Ýþçiler coþkuyla parçalara eþlik ederek kimi zaman halay çektiler. Mücadele Birliði/Adana

“KENDÝMÝZE VE ÝÞÇÝ SINIFINA GÜVENÝYORUZ”

Adana TEDAÞ iþçileri eylemlerinin 77. gününde yürüyüþ yaparak taleplerini bir kez daha haykýrdýlar. Kalabalýk bir kitle tarafýndan desteklenen eylemde “TEDAÞ’ta Direniþ Kazancak”, “Biz Haklýyýz Biz Kazanacaðýz”, “TEDAÞ Ýþçisi Köle Deðildir” “Yaþasýn Sýnýf Dayanýþmasý”, “Yaþasýn Ýþçilerin Mücadele Birliði” sloganlarý atýldý. 18 Mayýs Cuma akþamý Atatürk Parký’nda “TEDAÞ’ta Direniþ Kazanacak” pankartýyla toplanan iþçiler, aileleri, Enerji-Sen üyeleri, üniversite öðrencileri, Mücadele Birliði, Kýzýlbayrak, TKP, ÖDP ve ESP temsilcileri sloganlarla TEDAÞ önüne yürüdü.

16

Mücadele Birliði

TEDAÞ önüne gelindiðinde Enerji Sen Genel Baþkaný Kamil Kartal, 76 gündür kendileri ve çocuklarýnýn geleceðini savunmak için burada olduklarýný ve sorunun çözümü için Adana Valisi ile de görüþtüklerini fakat “Bu memlekette yasalar var, gidin hakkýnýzý arayýn” cevabýný aldýklarýný hatýrlatarak, sendikasýz iþyerine sendika girince örnek teþkil edeceðinden örgütlenmenin önünü kesmek istediklerini belirtti. Yasal ve fiili sonuçlarý ne olursa olun mücadeleye devam edeceklerini ifade eden Kartal, bu memleketi yönetenlerin, iþçilerin yýlacaðýný sandýklarýný fakat iþçilerin sonuna kadar direneceðini belirterek “Biz yaþamýmýzda iki þeye güvendik; kendi gücümüze ve iþçi sýnýfýna. Mahmut Nimet Dalkýr artýk inat etmemelidir. Mamut Nimet Dalkýr ‘ya ben giderim ya iþçiler gidecek’ demiþtir. Bu iþ yerinin sahibi iþçilerdir. Gidecek biri varsa o da Mahmut Nimet Dalkýr’dýr” diyerek sözlerini tamamladý. Dev Saðlýk-Ýþ Sendikasý Genel Baþkaný Arzu Çerkezoðlu ise iþçilere emekçilere insanlýk dýþý çalýþma ve açlýk sýnýrýnda yaþamýn reva görüldüðünü; insanlýk düþmaný bir sistem olan taþeron çalýþma tamamen ortadan kalkýncaya kadar mücadele edeceklerini belirterek ortak bir mücadele yürütülmesi gerektiðini vurguladý. Birlikte mücadele edildiðinde nasýl Adana’da Balcalý ve Numune iþçileri kazanmýþsa burada da TEDAÞ iþçilerinin kazanacaðýný belirtti. Çerkezoðlu “Direniþ ekmeðimizdir, direniþ özgürlüðümüzdür. Direniþinizi selamlýyorum” diyerek sözlerini tamamladý. Eylemin ardýndan iþçiler iþyeri önündeki çadýrdan ayrýlmayarak birlikte geceyi çadýrda sohbet ederek geçirdiler. Mücadele Birliði/Adana

HEY TEKSTÝL ÝÞÇÝLERÝ AKP ÖNÜNDE

Þubat ayýndan beri iþten atýldýklarý için eylemde olan Hey Tekstil iþçileri, 18 Mayýs günü AKP önünde oturma eylemi gerçekleþtirdi. Birikmiþ ücretleri ve tazminatlarý için aylardýr Hey Tekstil ve Li Fung fabrikalarý önünde eylemde olan iþçiler, haklarýný almak için her yolu deneyeceklerini söylüyor. Öðle saatlerinde AKP Ýl Binasý önünde oturma eylemi gerçekleþtiren Hey Tekstil iþçileri, siyah bantlar ve dövizler taþýdýlar. Mayýs ayýnýn ilk günlerinde “hayali ihracat yaptýklarý” için patronlarýndan Süreyya Bektaþ’ýn tutuklanmasýnýn ardýndan, Aynur Bektaþ da yurt dýþýna çýkmýþtý. Þu anda haklarýný alabilmek için muhatap alabilecekleri patronlarý olmadýðýný söyleyen Hey Tekstil iþçileri, konunun muhatabýnýn iktidar partisi AKP olduðunu söylüyorlar. Ýþçiler AKP’lilerin Aynur Bektaþ’la sýký baðlar içinde olduklarýný ve bir cevap almadan buradan ayrýlmayacaklarýný söylüyorlar. Saatler sonra AKP il baþkan yardýmcýsý Ömer Seyfi Aktülün iþçilerin yanýna gelip iþçilerle görüþmek istedi. Bir grup iþçi temsilcisiyle görüþen Aktülün, haftaya kadar bu sorunu haledeceklerini, Aynur Bektaþ’ý arayýp tazminat ve diðer haklarýnýn verileceði sözü verildi. Bazý iþçiler duruma tepki göstererek “geçen hafta da aynýsýný demiþlerdi” dediler. Oturma eylemini sonlandýran iþçiler mücadelelerinin bitmeyeceðini söylediler.

211. Sayý / 23 Mayıs - 6 Haziran 2012


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

EÐÝTÝMCÝLER TUTSAK MESLEKTAÞLARI ÝÇÝN YÜRÜDÜ

Eðitim-Sen’li emekçiler, bu hafta da tutsak edilen meslektaþlarý için yürüdüler. 15 Mayýs akþamý saat 18.30’da Þiþli’deki Eðitim-Sen 3 No’lu Þube önünde toplanan öðretmenler, “Mehmet Ali Öðretmen ve KESK’li Tutsaklar Serbest Býrakýlsýn” diyerek AKP önüne yürüdüler. “Örgütlü Olmak Suç Deðildir, Mehmet Ali Öðretmen ve KESK’li Tutsaklar Serbest Býrakýlsýn. KESK Ýstanbul Þubeler Platformu” pankartý ile toplanan emekçiler, sloganlarla Þiþli AKP önüne yürümeye baþladýlar. AKP önüne geldiklerinde yaptýklarý basýn açýklamasýnda Eðitim Sen 7.Dönem Tunceli Þube Baþkanlýðýný yapmýþ, halen Eðitim Sen 3 No’lu Þube üyesi, Maçka Akif Tuncel Anadolu Teknik Meslek Lisesi öðretmeni olan Mehmet Ali Aslan’ýn 19 Ekim’den beri Adýyaman E Tipi Cezaevi’nde tutsak olduðunu söyleyen emekçiler, onun 1 Mayýs 2011 kutlamalarýna katýlmak, KESK’li tutsaklarýn serbest býrakýlmasýný talep etmek, “Her türden asimilasyona hayýr, zorunlu din dersi kaldýrýlsýn” konulu açýkhava toplantýsýna katýlmakla suçlandýðýný söyledi. “AKP iktidarýnýn emekçi düþmanlýðý Mehmet Ali Aslan’ýn tutukluluðuyla sýnýrlý deðildir. 1 Mayýs 2012’nin hemen öncesinde Çorum’da Eðitim Sen’li Halil Top gözaltýna alýnarak tutuklanmýþtýr. KESK Genel Baþkanýmýzýn dahil olduðu 25 üye ve yöneticimiz hakkýnda 6’þar yýl ceza verilmektedir. Çeþitli cezaevlerinde KESK’e baðlý sendikacýlarýn üye ve yöneticilerinden 39 arkadaþýmýz tutuklu bulunmaktadýr” denilen basýn açýklamasýnda bugüne kadar kazandýklarý tüm haklarý bedel ödeyerek, mücadele ederek kazandýklarýný söyleyen emekçiler, haklarýnýn ellerinden alýnmasýna, basit gerekçelerle tutuklamalarýn kendilerini yýldýramayacaðýný söylediler. Emekçiler eylemlerini: “Bugün kamu emekçisine sefalet ücretini layýk gören anlayýþ, doktoru býçaklanarak öldürülen, öðretmeni dövülüp küçük düþürülmek istenen, memuru yoðun iþ yükü altýnda kalp krizi geçirip ölürken tüm bunlara seyirci kalabilmekte, hatta neredeyse bütün bunlardan ötürü onlarý sorumlu tutabilmektedir. Ülkemiz adeta bir yangýn yerine dönmüþken, insanlarýmýzýn en temel hakký olan yaþam hakký ellerinden alýnmýþken, eðitim, saðlýk piyasalaþtýrýlýrken bizler, bütün bunlara karþý sözümüzü söyleyeceðiz, mücadelemize devam edeceðiz” diyerek sonlandýrdýlar ve Mehmet Ali Aslan öðretmenin derhal serbest býrakýlmasýný isteyerek 17 Mayýs’ta görülecek olan duruþmasýna katýlým çaðrýsý yaptýlar.

ÝÞ KAZASI DEÐÝL CÝNAYET

20 Mayýs Pazar günü iþ cinayetlerinde yaþamlarýný yitiren iþçilerin aileleri, Taksim tramvay duraðýnda bir saat nöbet tutma eylemi yaptý. Aileler, iþ cinayetlerinin son bulmasý ve seslerinin duyulmasý için her pazar vicdan nöbeti tutacaklarýný açýkladýlar. Ýþ cinayetlerinde yakýnlarýný kaybedenlerin yakýnlarýnýn yaptýðý eylemde Davutpaþa, OSTÝM, BEDAÞ, Sultanbeyli, Van-Bayram O-

Sokaklar

tel, Marmaray, Esenyurt’ta yakýnlarýný kaybedenler adýna açýklamayý Sinem Emir okudu. Sinem Emir, her gün 5 ila 8 iþçinin yaþamýný yitirdiðine dikkat çekerek, “Geride kalanlara ‘kan parasý’ adý altýnda para verilir, mevzu biter. Hayýr bitmeyecek. Ýzin vermeyeceðiz. Bütün sorumlularýn yargýlanmasý için ellerimiz yakanýzda olacak” diye konuþtu. Aileler Taksim Tramvay Duraðý’nda bir araya gelerek “Biz bu ihmali de, iþ cinayetlerini de gördük. Tarih iþçiler için acý tarafýyla devam ediyor”, “Ýþ kazasý deðil bu bir cinayet” pankart ve dövizleri taþýyarak “Sorumlular belli, hesap sorulsun” sloganý attýlar. Aileler adýna basýn açýklamasýný Van Depreminde Bayram Otel enkazýnda ölen DHA muhabiri Cem Emir’in kýz kardeþi Sinem Emir okudu ve patronlar yeterli önlem almadýðý için her gün 5 ila 8 kiþinin iþ cinayetinde yaþamýný yitirdiði söyledi. “Sorumlularýn cezalandýrýlmasý konusunda devlet yetkililerini, resmi görevlileri anlamamýz mümkün deðil. Bilirkiþi raporlarý ve yasal mevzuatlar ortada iken karþýmýza üst makamlarýn yargýlamaya izin vermemesini kabul edemiyoruz. Biz de artýk söz bitti diyoruz. Vicdan sahibi herkes bu gerçeði görmeli. Ýþ cinayetlerine ‘Dur’ diyebilmek için bu haftadan itibaren vicdan nöbetlerine baþlýyoruz” dedi. Davuþpaþa patlamasýnda yakýnýný kaybeden Hakký Güleþ, patlamanýn sorumlularýnýn yargýlanmasý için 5 yýldýr mücadele ettiklerini anýmsatarak,“ Sesimizi kimse duymuyor. Ýþ cinayetlerinin sona ermesi için çýðlýklarýmýzý yükseltmeye devam edeceðiz. Biz insanlar ölmesin dedikçe AKP insanlar ‘ölsün’ diyor” diye konuþtu. Ailelerin gönüllü hukuk danýþmanlýðýný yapan Avukat Erbay Yücak da “Bu tip davalarda yargýlanmasý gerekenler, hükümet, çalýþma bakanlýðý ve iþverendir. Ancak hiçbiri yargýlanmýyor. Adalet nöbetine duyarlý kurum ve kiþiler destek vermelidir” dedi.

ZAFER BÝLLUR TUZ ÝÞÇÝLERÝNÝN OLACAK

Mücadele Birliði Platformu olarak eylemlerinin 131. gününde olan Billur Tuz iþçilerini ziyaret ettik. 11 Mayýs Cuma günü saat 10.30’da Organize Sanayi giriþinden “Billur Tuz Ýþçisi Yalnýz Deðildir”, “Zafer Savaþan Ýþçilerin Olacak”, “Sendika Hakkýmýz Engellenmez”, “Atýlan Ýþçiler Geri Alýnsýn”, “Yaþasýn Ýþçilerin Mücadele Birliði”, “Bütün Ýktidar Emeðin Olacak” sloganlarýyla fabrika önüne geldik, iþçiler de bizleri sloganlara eþlik ederek karþýladý. Ziyaretimizde gelinen son süreç üzerine sohbet ettik, geçen 1 Mayýs ile ilgili fikirlerini aldýk. Bir iþçi, Ýzmir’de 1 Mayýs kortejlerinin bir kolunun en önünde yürüdüklerini ve alana girdiklerinde herkes tarafýndan alkýþlarla ýslýklarla sloganlarla karþýlandýklarýný söyledi. 1 Mayýs coþkusu ile eylemlerine daha da sýký sarýldýklarýný söyleyen iþçiler, fabrika karþýsýna astýklarý pankartlara “Zafer Ýnanan Billur Tuz Ýþçilerinin Olacak/Yaþasýn Billur Tuz Direniþimiz/Tek Gýda-Ýþ Sendikasý” pankartýný da eklediler. Mücadele Birliði/Ýzmir

211. Sayý / 23 Mayıs - 6 Haziran 2012

17


Yeni Evrede

ALÝBEYKÖY’DE BÝR ANNELER GÜNÜ

Ekin Sanat

Mücadele Birliði

Pir Sultan Abdal Derneði Eyüp Þubesi Alibeyköy Cemevi, 13 Mayýs günü, “Anneler Günü” dolayýsýyla bir etkinlik düzenledi. Kadýn Komisyonu ve Kültür Komisyonu’nun düzenlediði saat 17.00’de baþlayan etkinliðe, her yaþtan Alevi kadýnlar, çocuklar, gençler ve yaþlýlar katýldý. Açýlýþ konuþmasýný yapan Cemevi baþkaný Hüseyin Adýgüzel, “Bizi biz yapan, gücümüze güç katan bütün annelerin anneler gününü kutluyor, sevgi ve saygýyla selamlýyorum” dedi ve Alevi Bektaþi kültüründe kadýna verilen önem ve deðeri, kadýnýn yerini anlattý. “Ana doðurandýr, esirgeyendir, baðýþlayandýr. Ananýn yeri tanrý ile eþdeðerdir” dedi, kadýnlarla ilgili deyiþler, þiirler, okudu ve günümüzde kadýna yönelik þiddeti kýnadý. Konuþmasýna Cumartesi Anneleri ve tüm anneleri kutlayarak son verdi. Kadýn komisyonunun, okuduklarý þiirlerin ardýndan Ayfer Vardar sahneye geldi. Ayfer Vardar elinde baðlamasý, türkü ve deyiþleriyle tüm salonu bir anda etkisi altýna aldý. Hep birlikte söylenen türkülerin ardýndan Hasan Ocak’ýn annesi ve kýzkardeþi kürsüye davet edildi. Kýzkardeþi Maside Ocak, “herkesi Cumartesi Anneleri’nin onurlu duruþuyla selamlýyoruz” diyerek baþladý konuþmasýna ve kardeþinin 21 Mart 1995’te gözaltýna alýndýðýný ve 25 Mayýs 1998 günü bedeni bulunduðunda cenaze töreni yapýldýðýný anlattý ve “Biz Hasan’ýn bu ülkede kaybedilen son insan olmasýný istedik” dedi. Cumartesi Annelerinin

eylemlerine de deðinen Maside Ocak, 210 haftadýr Galatasaray Lisesi önünde olduklarýný ve yaþadýklarý saldýrýlarý vs. anlattý; “Biz gençliðimizi, dinçliðimizi orada býraktýk. Ama bu ülkede gözaltýnda kayýplarý durdurduk” dedi. 17-31 Mayýs’ýn Gözaltýnda Kayýplar Haftasý olduðunu hatýrlatan Ocak, “sizin desteðinizi de yanýmýzda görmek istiyoruz, soluðunuzu yanýmýzda duymak istiyoruz. Sizler de orada durursanýz, sorumlular yargýlanabilecektir” dedi ve 17 Mayýs günü “Bin operasyon yapmak”la övünen ve tatil gibi bir cezayla ödüllendirilen tüm katliamlarýn, kayýplarýn sorumlusu Mehmet Aðar’ýn cezaevinin önüne giderek protesto eylemi yapacaklarýný duyurdu. Anne Emine Ocak ise oðlunu ararken yaþadýklarýndan, oðlunun resminin yýrtýlýp çöpe atýlýþýndan vb. bahsederken gözyaþlarýný tutamadý. Cemevi baþkaný Hüseyin Adýgüzel anamýzý “yýlýn annesi” plaketiyle ödüllendirdi. Duygusal anlarýn ardýndan yine Kadýn Komisyonu adýna Berna Kýzýl bir “ana” þiiri okuyarak sahneyi Devinim Tiyatro Atölyesi’ne býraktý. Daha evvel 21 Nisan’da sergiledikleri kadýn oyunu “Itza’nýn Doðuþu”nu bir kez de anneler günü için sergileyen Devinim oyuncularý, kýsa sürede izleyicilerle bütünleþti. Eylemde bir iþçi olan Leyla ile binlerce yýldýr kadýnlarýn gözyaþlarý ile beslenen tanrýçalarýn temsilcisi Itza’nýn tanýþmalarý ve bu sýrada binlerce yýldýr acý çeken, yargýlanan, katledilen kadýnlarýn öyküleri izlendi. 

PU ÞÝ KÝM LÝK TÝR ÖZ GÜR LÜK TÜR

Galatasaray Üniversitesi öðrencisi Cihan Kýrmýzýgül’ün 11 yýl 3 ay hapis cezasý almasý üzerine binler, Taksim Meydaný’nda toplanýp kararý protesto etti. 11 Mayýs akþamý kararý protesto eden bini aþkýn kiþi, Taksim Tramvay Duraðý’nda buluþarak “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük”, “Kavga Bitmedi, Daha Yeni Baþlýyor”, “Cihan’a Özgürlük” sloganlarý attý. Tutuklu Öðrencilerle Dayanýþma Ýnisiyatifi ve Milyonlar Adalet Ýstiyor Ýnisiyatifi’nin çaðrýsýyla saat 19.00’da Taksim Tramvay Duraðýnda baþlayan yürüyüþ, Galatasaray Meydaný’nda son buldu. Galatasaray Üniversitesi Araþtýrma Görevlisi Mehmet Karlý yaptýðý basýn açýklamasýnda, mahkemenin Hrant Dink davasýna da baktýðýný o davada örgüt bulamayan mahkeme heyetinin tek baþýna yargýlanan Cihan’ý örgütle iliþkilendirdiðini ve Cihan’a toplam 11 yýl 3 ay hapis cezasý verdiðini vurguladý. Karlý, “Korkmayacaðýz, durmayacaðýz, hakikat için, adalet için ve özgürlük için mücadeleye devam edeceðiz. Baský politikasýnýn hedefi olmuþ herkesle dayanýþma içinde yürüyüþümüze devam edeceðiz. Bu yürüyüþ özgürlük yürüyüþü. Bu yürüyüþ adalet yürüyüþü. Onlar ‘puþi suç delili’ diyor. Biz ‘puþi kimliktir, puþi özgürlüktür’ diyoruz. Onlar, ‘11 sene 3 ay mahkumiyet’ diyor. Biz, ‘Yýkýlsýn Hücreler Tutsaklara Özgürlük’ diyoruz” dedi.

18

211. Sayý / 23 Mayıs - 6 Haziran 2012


Yeni Evrede

Sokaklar

KAYIPLAR HAFTASI

Mücadele Birliði

diye sormak için 27 Mayýs 2012 tarihinde Aðar’ýn kaldýðý Aydýn Yenipazar Cezaevi önünde olacaklarýný açýklayarak eylemi sonlandýrdýlar. Gözaltýnda Kayýplara Karþý Uluslararasý Komite Türkiye Seksiyonu’da 17 Mayýs günü Galatasaray Meydaný’nda gözaltýnda kaybedilenlerin fotoðraflarýyla bir basýn açýklamasý

17-31 Mayýs Uluslararasý Gözaltýnda Kayýplar Haftasý’nýn ilk gününde ÝHD ve kayýp yakýnlarý, Çaðlayan’daki Ýstanbul Adalet Sarayý önünde eylem yaptýlar. “Devlet adýna bin gizli operasyon yaptým” diyen Mehmet Aðar’a 2 yýl hapis cezasý verilmesine iliþkin olarak bu haftanýn baþlýðýný “1000=2 Adaletiniz Bu mu?” olarak belirlediler. Temsili olarak bir terazi dikilen eylemde dönemin Adalet Bakaný Mehmet Aðar’a 2 yýl hapis cezasý verilmesini protesto ettiler. “Bizler 17-31 Mayýs Uluslararasý Gözaltýnda Kayýplar Haftasý’nda devletin Avrupa’nýn en büyük adalet sarayý olarak övündüðü burada, bir dönem gözaltýna alýnan, iþkencelerden geçirilen ve katledilen kayýplarýmýzdan sorumlu olan Mehmet Aðar’a 2 yýl ceza verilmesini protesto ediyoruz” denildi. Eylemde kayýp yakýnlarý Hasan Ocak’ýn aðabeyi Ali Ocak, Cemil Kýrbayýr’ýn aðabeyi Mikail Kýrbayýr, Rýdvan Karakoç’un kardeþi Hasan Karakoç, Kenan Bilgin’in aðabeyi Ýrfan Bilgin, Yusuf Eriþti’nin kardeþi Zehra Eriþti Ahmet Kaya’nýn akrabasý Emine Kaya , Kasým Alpsoy’un eþi Erdoðan Alpsoy söz alarak yakýnlarýný bulabilmek ve sorumlularýn cezalandýrýlmasý için verdikleri mücadeleyi aktardýlar. ÝHD Gözaltýnda Kayýplara Karþý Komisyon adýna da Hasan Ocak’ýn kýzkardeþi Maside Ocak konuþtu. 17 yýldýr kayýp yakýnlarýnýn Mehmet Aðar’ýn yargýlanmasý için mücadele verdiðini belirten Ocak “Ýnsanlarý öldüren mekanizmanýn kurucusu, emir vericisi olduðu mahkemece tespit edilen Aðar’ýn 2 yýl, bir F tipi cezaevinde deðil kendi seçtiði bir cezaevinde kalacaðýna” dikkat çekti. Kayýp yakýnlarý evletin adaletinin olmadýðýný bir kez daha gördüklerini belirterek devletin “gizli tanýk”lar bularak bu olaylarýn üstünü örtme çabasýný da protesto ettiklerini ve kayýp olan yakýnlarý bulununcaya kadar bu mücadeleyi sürdürmeye devam edeceklerini ifade ettiler. Ýnsan haklarý savunucularý ve kayýp yakýnlarý “Hukuksuzluktaki ýsrarýnýz bizi yýldýramayacak Aðar Kayýplarýmýz Nerede?”

gerçekleþtirerek Mehmet Aðar’a verilen 2 yýllýk ceza protesto edildi. 21 Mart 1995’te gözaltýna alýnan, ailesi ve arkadaþlarý tarafýndan sorulduðunda polisin “Bizde yok” dediði Hasan Ocak’ýn 58 gün sonra, parmak izi alýnmak için ellerinin boyalý olduðu, ayakkabý baðlarýnýn, kemerinin ve kolundaki saatinin olmadýðý ve derin iþkence izlerinin olduðu cansýz bedeninin bulunduðu hatýrlatýlan açýklamada, devletin gözaltýnda kayýplara karþý cezasýzlýk politikasýný sürdürdüðü ve “Bin operasyon yaptým” diyen 3 bin köyü yakýp boþaltan, binlerce faili meçhul, yüzlerce insanýn gözaltýnda kaybedilmesinden sorumla olan Mehmet Aðar’a 5 yýl ceza verilip otel konforundaki bir cezaevinde 2 yýl kalacaðýna dikkat çekildi. Eylemde Hasan Ocak’ýn aðabeyi Ali Ocak, devletin 17 yýldýr taleplerini görmezden geldiðini, Ergenekon davasýyla gizli tanýk ifadelerinin gündeme getirildiðini hatýrlatarak, yalan beyanlarla kayýplarýn üzerinin örtülmeye çalýþýldýðýný, hilelerle insanlarýn vicdanlarýnýn karartýlmaya, toplumun kandýrýlmaya çalýþýldýðýný ve buna karþý dikkatli olunmasý gerektiðini belirtti. Hüseyin Toraman’ýn annesi Hatice Toraman ise 20 yýldýr oðlunu aradýðýný, bir mezarýnýn bile olmadýðýný hatýrlatarak, Hüseyin Toraman’ýn gözaltýna alýndýðýna þahitlik yapmak isteyenlerin tehdit edildiklerini açýkladý ve “Oðlumu nereye attýlar? 20 senedir arýyorum. Bu katil devlet kulaklarýný kapatmýþ, duymak istemiyor. Benim oðlum Demirel zamanýnda kayboldu, Mehmet Aðar da görevdeydi, Mehmet Aðar suçludur, baþ katildir” 211. Sayý / 23 Mayıs - 6 Haziran 2012

dedi. Mehmet Aðar’a verilen cezaya tepki gösteren Toraman “Ama adama o kadar güzel göstermelik ceza verdiler ki... O benim oðlum gibi nicelerinin canýna kýydý. Þimdi onu besleyecekler. Ýnsan öldüren insan 2 sene mi cezasýný çekiyor. Bu adaletsiz devlete senelerce kin kusuyorum, nefret ediyorum” dedi. Devlet yetkilileri ve Baþbakan’ýn adaletten bahsetmelerine de tepkisini dile getiren Toraman “Bu devlet katilleri niye bulmuyor. Katil devlet” diyerek sözlerini tamamladý. 19 Mayýs günü Galatasaray Lisesi önünde 373. oturma eylemlerini gerçekleþtiren Cumartesi Anneleri, Rýdvan Karakoç ve Hasan Ocak’ýn failerini sordular. Basýn açýklamasýný okuyan Iþýl Kurt, 373. buluþmalarýnda Rýdvan Karakoç davasýna dik-

kat çektiklerini, Rýdvan Karakoç polis tarafýndan arandýðý için eve gelemediðini, ailesi ile telefonla haberleþebildiðini söyledi. Gazi Mahallesinde ailesinin evinde kalan Rýdvan Karakoç’un evinin polisler tarafýndan defalarca basýldýðýný, “Rýdvan’ý bize getirin, yoksa gördüðümüz yerde öldürürüz” diye tehdit edildiklerini altýný çizen Kurt sözlerini þöyle sürdürdü: “Rýdvan Karakoç, ailesini en son 20 Þubat 1995’te aradý. O tarihten sonra bir daha kendisinden haber alýnamadý. Ardýndan polislerin ev basmasý ve tehtidleri kesildi. Ailesi Savcýlýk ve Adli Týp Kurumu baþta olmak üzere tüm mercilere baþvurdu. Her yerde Rýdvan’ýn gözaltýna alýndýðý inkar edildi. Ailesi onu ararken Rýdvan’ýn telle boðularak öldürülmüþ bedeni Beykoz’da ormanlýk bir alana atýlmýþtý. Bulunduðunda ayakkabý baðcýklarý, kemeri yoktu, parmak izi alýndýðý için parmak uçlarý mürekkepliydi. Elektrik iþkencesinden týrnaklarý morarmýþ, filistin askýsýndan koltukaltlarý yýrtýlmýþtý. Vücudu sigara yanýklarý ile doluydu. Tüm bulgulara raðmen Rýdvan’ýn iþkenceyle öldürüldüðünü kanýtlamasýna raðmen ‘teröristlerin kendi aralarýnda çýkan çatýþmada öldü’ diye lanse edildi” dedi.

19


Yeni Evrede

Sokaklar

KAYPAKKAYA VE MAYIS SAVAÞÇILARI ANILDI

Ýstanbul: Ýbrahim Kaypakkaya, ve Diyarbakýr Dörtler’i Ferhat Kutay, Eþref Anyýk, Mahmut Zengin, Necmi Öner ile Armenak Bakýrcýyan (Orhan Bakýr) ve Haki Karer, ölümlerinin yýldönümünde 78’liler Giriþim tarafýndan Ýbrahim Kaypakkaya’nýn okuduðu okul önünde anýldý. 18 Mayýs günü saat 12.30’da Çapa Anadolu Öðretmen Lisesi (Eski Çapa Yüksek Öðretmen Okulu) önünde 78’liler Giriþimi adýna basýn açýklamasýný Yunus Bircan okudu. 18 Mayýs 1973 yýlýnda gördüðü iþkence sonucunda ölümsüzleþen Kaypakkaya’nýn ölümünden 9 yýl sonra 1982 yýlýnda Diyarbakýr Cezaevi’nde Kürt halkýnýn özverili devrimcileri Ferhat Kutay, Eþref Anyýk, Mahmut Zengin ve Necmi Öner’in bedenlerini ateþe verdiklerini hatýrlattý. Yine 18 Mayýs 1978 günü Kürt özgürlük hareketinin emekçi kiþilerinden olan ve aslýnda Türk olan enternasyonal devrimci Haki Karer’in Antep’te pusuya düþürüldüðünü ve Ýbrahim Kaypakkaya ile ayný günde ölümsüzleþtiðini belirtti. Bircan, Armenak Bakýrcýyan’ýn anýlmasý gereken bir baþka enternasyonalist devrimci olduðunu, 1978’de Elazýð Karakoçan’da 13 Mayýs günü henüz yirmili yaþlarýnda iken bir eylem sýrasýnda ölümsüzleþtiðini belirtti. Bircan “Ýbrahim Kaypakkaya’yý unutmayalým, saygýyla, sevgiyle hatýrlayalým. Ferhatlar’ýn bugünleri de ýsýtan ateþini karalým, su dökmeyelim ve onlarý sevgiyle ve saygýyla analým. 18 Mayýs 1977’de bir provokatör tarafýndan katledilen enternasyonalist savaþçý Haki Karer’i sevgi ve saygýyla analým, ihaneti ise unutmayalým. Orhan Bakýr/Armenak Bakýrcýyan’ý bu enternasyonalist devrimciyi ve Ermeni kardeþliðini hep hatýrlayalým. Tümümün aziz hatýralarý önünde saygýyla ve sevgiyle eðilelim” diyerek sözlerini tamamladý. 19 Mayýs akþamý ise Taksim’de anma vardý. Taksim Tünel’de bir araya gelen yüzlerce kiþi, ellerinde Kaypakkaya’nýn Denizlerin, Sinanlarýn,

20

Mücadele Birliði

Mahirler’in Haki Karer ve Hasan Ocak’ýn resimlerini taþýdý. Toplanma anýndan itibaren sloganlar atýldý. Eylem Kaypakkaya’nýn ölümsüzleþmesinin 39. yýldönümü nedeniyle Partizan, HDK Ýstanbul Kongresi, Alýnteri, Yeni Dünya Ýçin Çaðrý, Devrimci Hareket, Munzur Çevre Derneði, Munzur Kültür Derneði, Alibeyköy Dersimliler Derneði, Dersim Gazetesi, Devrimci Demokratik Sendikal Birlik, Partizan Þehit ve Tutsak Aileleri, YDK, YDG, Kýzýlbaþ Dergisi, Nor Zartong, 2 Eylül Kültür ve Dayanýþma Derneði, Gülsuyu-Gülensu Dayanýþma Derneði, Yeni Dünya Gençliði, Avrupa Türkiyeli Ýþçiler Konfederasyonu tarafýndan Mayýs ayýnda 211. Sayý / 23 Mayıs - 6 Haziran 2012

ölümsüzleþen devrim savaþçýlarýný anma çaðrýsýyla düzenlenirken Mücadele Birliði Platformu ve birçok kurum da destek verdi. Taksim Meydaný’na ulaþýldýðýnda yürüyüþ çaðrýsýný yapan kurumlar adýna basýn açýklamasýný Havali Mengi yaptý. Mengi, devletin bugün de baskýya, þiddete, imhaya ve savaþa dayanan politikalarýný ve uygulamalarýný sürdürürken bir yandan da “yeni anayasa”, “demokratikleþme” söylemleriyle halklarý beklentiye sokmaya çalýþtýðýný söyledi. Roboski’de 34 gencin katledilmesinin sorumlularýnýn açýða çýkarýlmadýðýný, bir yandan her gün yeni ölüm haberlerinin alýndýðýný, en ufak bir hak ve özgürlük, barýþ talebine tahammül edilemeyerek öðrencilerin, yazarlarýn, avukatlarýn, siyasetçilerin, aydýnlarýn tutuklandýðýný, tecrit ve iþkenceye tabi tutulduðunu hatýrlatan Mengi, “Devletin hiçbir saldýrýsý ve tehdidi bizlerin katliamlara maruz býrakýlan halkýmýzý, devrimcileri ve gençlik önderlerini anmamýzý engelleyemez. Bu anlayýþla bir kez daha Kýzýldere’de katlediliþlerinin 40. yýlýnda Mahir Çayan’la birlikte katledilen ON’larý, idam edilerek katlediliþlerinin 40. yýldönümünde Deniz’leri, katlediliþinin 39. yýlýnda Ýbrahim Kaypakkaya’yý, Sinan Cemgil ve arkadaþlarýný, Dörtler’i, Haki Karer ve Hasan Ocak’ý saygýyla anýyoruz. ... Devrimcileri anmak ve sahiplenmek onurdur! Yaþasýn devrimci dayanýþma” diyerek sözlerini tamamladý. Açýklamanýn Kürtçe olarak okunmasýnýn ardýndan HDK adýna Mukaddes Erdoðdu Çelik “71 devrimci mirasý hepimizin ortak mirasýdýr, ortak devrimci damarlarýmýzdýr. ... Onlar baþ eðmediler, geri dönmediler. Tüm dünya halklarýnýn çýkarlarýndan baþka da çýkarlarý yoktu” dedi. Partizan adýna söz alan Semal Gül ise “Devletin hiçbir saldýrýsý ve tehdidi bizlerin katliamlara maruz býrakýlan halkýmýzý, önderlerimizi, sahiplenip ve anmamýzý engelleyemez. Devrim ve


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

komünizm mücadelesinde ölümsüzleþen þehitlerimizi bir kez daha anýyoruz” dedi. Konuþmalarýn ardýndan atýlan sloganlarla eylem sona erdi. 20 Mayýs günü Taksim Tünel Meydaný’nda “Ýbrahim Kaypakkaya’yý Savunmak Onurdur” diyerek Demokratik Haklar Federasyonu tarafýndan bir anma eylemi daha yapýldý. Sloganlar eþliðinde yapýlan yürüyüþün ardýndan Taksim Meydaný’nda basýn açýklamasý yapýldý. Açýklamada “Ýbrahim Kaypakkaya’yý savunmak suç deðildir. Kaypakkaya’yý savunmak Suriye’de, Ýran’da ve dünyanýn her tarafýnda emperyalist iþgale ve ilhaklara karþý mücadele etmektir. Kürtlerin, Alevilerin ve diðer ezilen kesimlerin hak mücadelelerini ilerletmek demektir” denildi. Eyleme Mücadele Birliði, ADHK, EHP, BDSP, Devrimci Hareket destek verdi. Basýn açýklamasýndan sonra destekleyen kurumlar adýna da kýsa konuþmalar yapýldý. Sloganlarýn ardýndan eylem sona erdi. Ýzmir: 18 Mayýs Cuma günü Yakýnlarýný Kaybeden Ailelerle Yardýmlaþma, Dayanýþma ve Kültür Derneði (YAKDER) ve Partizan tarafýndan bir anma yürüyüþü gerçekleþtirildi. Anma 18 Mayýs 1973 yýlýnda iþkencede katledilen Ýbrahim Kaypakkaya ve Kürt halkýnýn özgürlük savaþýnda ölümsüzleþenler için yapýldý.

Saat 18.00’de Basmane Meydaný’nda toplanýlan anmada “Ýbrahim Kaypakkaya’yý Unutmadýk” pankartýnýn yaný sýra “Agýre Bedane We Buye Ronahýya Gele Kurd”, “Hun Bun Kulilken Meha Gulane”, “Hun Bun Sterken Þeven Tari” yazýlý, ölümsüzleþen savaþçýlarýn fotoðrafý bulunan pankartlar taþýndý. Kitle Basmane’den Eski Sümerbank önüne yolun tek þeridini trafiðe kapatarak yürüdü. Eski Sümerbank önüne gelindiðinde tüm özgürlük ve devrim savaþçýlarý için saygý duruþunda bulunuldu ve Partizan adýna basýn açýklamasý yapýldý. Açýklamada “Kýzýldere’de katlediliþlerinin 40 yýlýnda Mahir Çayan’la birlikte katledilen ON’larý; Ýdam edilerek katlediliþlerinin 40 yýlýnda Denizleri; Katlediliþinin 39 yýlýnda Ýbrahim Kaypakkaya’yý; Dörtler, Haki Karer ve Hasan Ocak’ý anýyoruz. ... Onlarý anmanýn iþçi ve emekçilere yönelik emek düþmaný politikalara onlarýn militan ruhuyla karþý çýkmak anlamýna geldiðini bilerek anýyoruz. Onlarý anmanýn, Kürt halkýna yönelik imha, inkâr ve katliamcý politikalara karþý mücadele etmek olduðunu bilerek anýyoruz” denildi. YAK-DER tarafýndan yapýlan açýklamada “6 Mayýs’ýn 40 yýl dönümünde Deniz, Hüseyin ve Yusuf Aslan’ýn þahsýnda tüm Mayýs þehitlerini minnetle anýyoruz. Mayýs ayý Kürt mücadelesi açýsýndan da þehitler ayýdýr. Biz Mayýs’ý þehitler ayý olarak anýyoruz ” denildi. Basýn açýklamasýnýn okunmasýnýn ardýndan Ýbrahim Kaypakkaya’nýn katledi-

Sokaklar

liþi ile ilgili kýsa bir tiyatro gösterimi yapýldý ve anma sloganlarla sona erdi. Anmaya Mücadele Birliði Platformu da destek verdi. Ayný gün saat 19.30’da Karþýyaka Ýzban duraðýnda bir araya gelen kitle “Ýbrahim Kaypakkaya’yý Savunmak Onurdur!” pankartý açarak Ýskele’ye doðru yürüyüþe geçti. Yürüyüþ boyunca ajitasyon konuþmalarý yapýlýrken ayrýca kitle sýk sýk “Ýbrahim Kaypakkaya Ölümsüzdür”, “Ýbrahim Kaypakkaya’yý Savunmak Onurdur” sloganlarý atýldý. Bugün ezilen milyonlarca emekçiye, iþçiye, köylüye, kadýna, gençliðe, ezilen Kürt ulusuna ve azýnlýklara, azýnlýk inançlara yönelik saldýrýlarýn azgýnca sürdürüldüðü ifade edilen açýklamada; sermaye sýnýfýnýn bir taraftan “demokrasi” ve “özgürlük” havarisi kesildiði, diðer taraftan en küçük demokratik hakký dahi “terör suçu” saydýðý; son iki yýl içerisinde 6500 Kürt siyasetçinin, aydýnýn, yazarýn, sanatçýnýn Kürtlerin demokratik hak ve taleplerini savunduklarý için ‘KCK üyesi olmak’ gerekçesiyle terörist ilan edildiðinin ve tutuklandýðýnýn altý çizildi. BDSP, Devrimci Hareket, Emek ve Özgürlük Cephesi, Mücadele Birliði, Barikat, ÝHD, Aktepe Dersimliler Derneði, Menemen Dersimliler Derneði, Menemen Nazým Hikmet Kültür Merkezi, Çiðli Pir Sultan Abdal eyleme destek verirken eylem sloganlarla bitirildi.

TUTSAK GAZETECÝLER SIRALAMASINDA ÝLK BEÞ

Ýnsan Haklarý Derneði Cezaevi Komisyonu tarafýndan her hafta düzenlenen oturma eylemlerinden biri yine Taksim Tramvay Duraðýnda tutuklu gazeteciler için gerçekleþtirildi. 12 Mayýs günü saat 18.00’da Taksim duraðýnda toplanan ÝHD cezaevi komisyonu “Tecrit Öldürüyor, F tipi Hapishaneler Kapatýlsýn” pankartý açtýlar ve “Hücreler Öldürür Hücreleri Kapatýn”, “Tutuklu Gazeteciler Serbest Býrakýlsýn” sloganlarýný atýlar. ÝHD Cezaevi Komisyonu adýna basýn açýklamasýný okuyan Kemal Toraman; Sýnýr Tanýmayan Gazeteciler Örgütü’nün 2012 yýlý raporuna göre Türkiye, Ýran, Eritre, Çin ve Suriye ile birlikte en fazla gazetecinin hapiste olduðu ülkeler sýralamasýnda ilk 5’te yer aldýðýný söyledi. Toraman bugün ise 107 gazetecinin hapishane duvarlarý arkasýnda olduðunu hatýrlatarak, tutuklanan gazetecilerin, halkýn doðru haber alma hakkýna, basýn özgürlüðüne sahip çýktýlarý için cezaevinde olduklarýnýn altýný çizdi. Toraman; “Onlarca gazetecinin iþlerine muhalif düþüncelerinden ötürü son verilmiþ durumda. Gazeteciler, sansür baskýsý, davalar ve para cezalarý, tutuklanma ve iþsiz kalma tehdidi altýnda mesleklerini sürdürmeye çalýþýyorlar” dedi. 211. Sayý / 23 Mayıs - 6 Haziran 2012

21


Sokaklar

“ T ü m B a s k ý l a r a Ra ð m e n An takya’ da Ç alý þ mal arým ý z Sür üyor Sürecek”

Ýþçi sýnýfý, 2012 1 Mayýs’ýný tüm dünyada geliþen ve büyüyen devrimci dalgayla karþýlýyor; Türkiye ve Kürdistan’da da faþizme, sömürüye ve kapitalizme karþý isyan ve ayaklanma eðilimi içindeler. Böyle bir süreçte sermaye, yaklaþan 1 Mayýs ve 6 Mayýs çalýþmalarýný sekteye uðratmak için ellerinden geleni yapmaya çalýþýyor. Antakya’da hýzla çalýþmalarýný yapan Leninistler’i engellemek için 27 Nisan günü polisler, Hatay Samandað ilçesinde çalýþma yapan iki genç yoldaþýmýzý gözaltýna aldýlar. Saatlerce gözaltýnda tutarak kimseyle görüþtürülmeyen gençler, gece geç saatlere kadar tutulup savcý karþýsýna çýkarýldý ve yoldaþlarýmýz hakkýnda soruþturma baþlatýldý. Ayný gün içerisinde Antakya merkezde çalýþma yapan bir arkadaþýmýzý da saatlerce gözaltýnda tutarak 3 bin lira para cezasý kesip serbest býraktýlar. 5 Mayýs günü de Ayýþýðý Sanat Merkezi çalýþanlarý Halkýn Denizi Denizleþen Halkla mitinginin çalýþmasýný yaparken Samandað’da gözaltýna alýndý; saatlerce gözaltýnda tutulup para cezasý kesildi. Devletin Antakya Ayýþýðý Sanat Merkezi’ne dönük saldýrýlarýný hepimiz hatýrlýyoruz. Bugün Hatay halkýnýn biriktirdiði öfke, kin ve tedirginlik gün be gün artmakta. Çünkü yaný baþlarýnda “Suriye savaþý baþlarsa ne yaparýz”ýn tedirginliði var, insanlarýn bir çoðu önlem almaktan bahsediyorlar, halktan bir çoðu ile sohbet ettiðimizde, silahlanmak gerektiðini söylüyorlar… Bugün Antakya halkýnýn gün gün artan öfkesi, tedirginliði gözle görülebiliyor, ama kendini içten bir yiyiþ de var. Savaþ baþlarsa ne yaparýz düþüncesi, en apolitik insaný bile politikleþtirmiþ durumda. Panellere, söyleþilere, basýn açýklamalarýna, sokak eylemlerine katýlým artmakta. Bugüne kadar bir çok reformist oportünist hareket, çok rahat çalýþmalarýný yaparken, politikalarýný Hatay halkýna götürürken, neden faþizm Leninistler’i engellemeye çalýþýyor? Çünkü Leninistler; “savaþa ‘HAYIR’ demek yeterli deðildir” diyor, “Irak savaþý öncesini hatýrlayalým” diyor. Milyonlarýn sokaklara inip savaþ istemiyoruz dediðini, ama emperyalistlerin yapacaðý savaþý engellemediðini gördüler. Leninistler “halk komitelerini oluþturalým” diyor; eðer ki bir savaþ çýkacaksa bu savaþ haklýlarýn çýkarýna olacak bir savaþ deðildir, bu savaþ burjuvazinin, kapitalizm, emperyalizmin çýkarýna olacak bir savaþ, emekçi halklara can, gözyaþý ve açýk kýyýmdan baþka bir þey getirmeyecek... Öyle bir savaþ karþýsýnda yapmamýz gereken halk komitelerini oluþturmak ve bizleri savaþa gönderenlere karþý burjuva iktidara, sermayeye karþý savaþýp emekçilerin iktidarýný kurmak olacak. Ýþte burjuvazi, bu gerçek politikanýn kendisinin sonunu getireceðini bildiði için Leninistler’e saldýrýyor, bu politikanýn emekçilerde hayat bulacaðýný bildiði için engellemeye çalýþýyor. Ama bizleri yýldýrmadýlar, yýldýramazlar. Leninistler gün gün gösterdikleri yolda kararlý yürüyorlar. Yaþam Bizden Yana... Polisin Yönlendirmeleri Devam Ediyor Antakya Terörle Mücadele Þubesi, artýk Antakya Ayýþýðý Sanat Merkezi’ne baský kurabilmek için yeni uygulamasý, dernek defterimizi ve derneðin yasal iþlemlerini incelemek oldu. Antakya Ýl Dernekler Müdürlüðü 1 Mayýs Cuma günü Ayýþýðý Sanat Merkezi’ni arayarak, Karar Defteri’mizi incelemek istediklerini söylediler. Sabah Dernekler Masasý’na görüþmeye gittiðimizde ne olduðunu anlamaya çalýþtýk. Memurlar bize “yer bildirimi deðiþikliði” yapmadýðýmýzý, eðer “bildirim kararý” alýnmamýþsa ceza keseceklerini söylediler. Biz de “yer deðiþikliði bildirimi kararý” aldýðýmýzý ve iþlemler için daha zamanýmýzýn olduðunu söyledik. Onlar da deftere bakýp zamanýmýzýn olduðunu gördüler. Ama “neden inceleme gereði duydunuz” dediðimizde, Terörle Mücadele Þubesinin tuttuðu tutanaðý göstermeleri üzerine, bunun onlarýn yönlendirmesi olduðunu gördük. UMUDUMUZ KAVGADA KAVGAMIZ SANATIMIZLA! BASKILAR BÝZÝ YILDIRAMAZ! Antakya Ayýþýðý Sanat Merkezi

22

211. Sayý / 23 Mayıs - 6 Haziran 2012

Yeni Evrede

Mücadele Birliði

TÜRKÜLERÝ YAPANLAR, YASALARI YAPANLARDAN GÜÇLÜDÜR

Dersim’de 10. Munzur Kültür ve Doða Festivali’nin Hozat ilçesinde yapýlan festivalde Pýnar Aydýnlar ile Grup Munzur üyelerinden Özlem Gerçek ve Ercan Duman’a, söyledikleri “Ýbrahime Aðýt”, “Kýrmýzýgül”, “Ali Haydarým”, “Kýzýldere” türküleri nedeniyle 3. Aðýr Ceza Mahkemesi tarafýndan dava açýldý. 16 Mayýs günü TMMOB binasýnda yapýlan basýn açýklamasýna Erdoðan Emir, Mercan Erzincan, Erdal Erzincan, Tolga Sað, Aydýn Öztürk, Mehmet Ekici, Yasemin Göksu, Grup Munzur, Þenol Akdað, Doðan Çelik, Kutsal Evcimen, Tolga Sað ve Dersim’den belediye baþkanlarý katýldý. Pýnar Aydýnlar (Sað)’ýn avukatý Meral Hanbayat yaptýðý konuþmada, iddianamede en dikkat çekici noktanýn, “Dersim’de bütün ‘terör’ örgütlerinin faaliyetlerinin yoðun olmasý ve dinleyici kitle arasýnda genç yaþtakilerin çok olmasý, örgüte katýlma iradesini güçlendireceði göz önüne alýndýðýnda sanýklarýn eyleminin Avrupa Ýnsan Haklarý Sözleþmesi’nin koruduðu fikir özgürlüðü kapsamýnda deðerlendirilmesi söz konusu deðildir...” ifadesinin yer aldýðý kýsým olduðunu belirtti. Hanbayat, “Bundan dolayý Pýnar Aydýnlar (Sað) ile Grup Munzur üyelerinden Özlem Gerçek ve Ercan Duman da gençleri suç iþlemeye azmettiren kiþiler olarak görülüyor” dedi. Ve açýlan bu davanýn, 39 önce Kaypakkaya’ya yapýlan aðýr iþkencelerin, Kýzýldere’de katledilenlere ve Ali Haydar Yýldýz’a yönelik yargýsýz infazlarýn bugün de devam ettiðinin göstergesi olduðunu söyledi. Pýnar Aydýnlar (Sað) da yaptýðý konuþmada; “öylesine çeliþkilerle, yalanlarla dolu bir süreçten geçiyoruz. Bugün burada olma sebebimiz yalnýzca okuduðumuz türküler deðil, bu türkülerdeki tarihsel gerçekçiliktir” dedi. Aydýnlar; konuþmasýnýn devamýnda, “Unutulmamalýdýr ki, bir ülkenin türkülerini yapanlar, yasalarýný yapanlardan daha güçlüdür” dedi. Ardýndan sanatçý ve belediye baþkanlarýnýn kýsa konuþmalar yaptýðý açýklamayý, aralarýnda Mücadele Birliði’nin de bulunduðu bir çok devrimci örgüt, dernek, alevi kurumu, siyasi parti destekledi.



s211