Issuu on Google+


Yeni Evrede

DEVRÝMCÝ MÜCADELENÝN SÜREKLÝLÝK KAZANMASI

Başyazı

Mücadele Birliði

T

ekelci kapitalist sýnýf ve onlarýn devlet iktidarýyla, ezilen ve sömürülen kitlelerin arasýndaki çatýþma büyüyor ve derinleþiyor. Oluþan bu durum, gelip geçici deðil, kalýcýlýk kazanmýþtýr. Burjuva egemenliðini devirmeyi hedefleyen kitlelerin, yoðun devrimci toplumsal hareketi ve savaþýmý bugün ileri bir noktaya sýçrayarak, yeni bir boyut kazanmýþtýr. Devrimci mücadelenin, þiddetli sýnýf çatýþmalarýnýn nasýl bir kalýcýlýk ve kararlýlýk kazandýðýnýn açýk bir kanýtý, baharda ortaya çýkan, daha doðrusu örgütlenen büyük kitle eylemleridir. Eylemler, ayaklanma düzeyine vardý. Ve artan sermaye saldýrýlarýna, devlet baskýsýna bir yanýt oldu. Ýktidar gücünü elinde bulunduranlar, bu güce dayanarak emekçi kitleleri, devrimci gençliði, mücadeleci kadýnlarý ve Kürt halkýný sindirip susturacaklarýný sandýlar, ama öyle olmadý. Burjuva þiddet kitlelerde tam bir öfke yarattý ve öfke ayaklanmaya dönüþtü. Kitle mücadelesinde geliþme çok belirgin. 8 Mart eylemlerine, Alevilerin protesto gösterilerine ve Newroz’a varana dek Mart eylemlerine büyük insan topluluklarý katýldýðý gibi, eylemlerdeki yaygýnlýk da göze çarpar düzeydeydi. Eylemlerdeki ve eylemlere katýlanlarýn sayýsýndaki yoðun artýþ, devrimci kriz dönemlerine özgü bir geliþmedir. Niceliðin yanýnda, nitel olarak da açýk bir ilerleme görüldü. Gerek atýlan sloganlarda, gerek ileri sürülen istemlerde ve yapýlan açýklamalarda hareketin nitelikçe bir geliþme içinde olduðu kendini belli ediyordu, zaten hareketin niteliði geliþtirilmeden, sýnýf mücadelesinin gitgide daha da karmaþýklaþan ve boyutlanan sorunlarýna yanýt verilemez. Proleter ve halk hareketinde, Kürt halkýnýn eylemlerinde görülen yükseliþ görünüþte deðil, gerçek ve saðlam temelleri olan bir yükseliþtir. Bu yüzden hýzlý ve büyük bir ilerleme gösteriyor. Devrimci ilerlemenin temelinde yüksek devrimci politik bilinç var, yoðun-yüklü devrimci savaþým ve örgütlü davranýþ var. Kýsacasý kitlelerin toplumsal hareketi sonuç alýcý tüm devrimci ögeleri içinde taþýyor. Taktiðimiz, eylem programýmýz, sloganlarýmýz, sýnýf savaþýmýnýn geliþimine ve gereklerine yanýt vermeli ve sonuç lamaya hizmet etmelidir. Sonuca sýnýf mücadelesiyle, politik mücadeleyle varýlýr. Devrimci görev, bu mücadeleyi yaymak, güçlendirmek ve hýzlandýrmaktýr. Günlük mücadelemizin konusu, hedefi ve yönelimi, tam da bu görevin yerine getirilmesidir.

Emekçi ve sömürülen kitlelerin hareketleri, seyrek deðil, yoðun toplumsal hareketlerdir. Toplumsal hareket kesintisiz bir özellik kazanmýþ ve devrimci biçim almýþtýr; toplumun devrimci dönüþümüne yönelmiþtir. Bu yönüyle, Leninist Parti’nin, devrimci programý, taktikleri ve sloganlarýyla, kitleler arasýnda canlý bir bað oluþtu. Partinin uzun süredir, ýsrarla öne çýkardýðý politik istem ve hedefleri emekçi yýðýnlarca gittikçe benimseniyor. Devrimci eylemler, geniþ kitlelerin üzerinde büyük bir etki yaratýyor. Yýðýnsal ve devrimci sokak gösterilerinin geride kalanlarý kendine çekmede, onlarý harekete geçirmede oynaðý rol, devrimci eylemlerin önemini daha iyi görmemizi saðlar. Devrimci kitlesel gösteriler ne denli sýklaþýr ve yaygýnlaþýrsa, harekete katacaðý insan sayýsý da o oranda artacaktýr. Ve bu tip gösteriler gün gün geniþliyor. Halk kitlelerinin örgütlenme ve mücadele düzeyini anlamak için, devrimci gösterilerin ayný anda çok kette yapýldýðýna bakmak yeterli. Eylemin yaygýnlýðý, öncelikle, devrimci yýðýn potansiyelinin ne kadar geniþ alanda varolduðunu kanýtlar. Devrimci hareketin, devrimci potansiyelin yaygýnlýðý bir gerçektir, bir olgudur. Bu durum, devrimin patlak vermesi halinde, birçok yerde kitlelerin devrim için harekete geçmesi ve kýsa sürede sonuç alacak koþullarýn ortaya çýkmasý demektir. Devrimci kitleler, bu denli yaygýn bir hareketi, savaþýmý ve ayaklanmayý anýnda örgütleyecek bir yeteneðe sahip olduklarýný göstermiþtir. Gelecek yeni ve daha etkin olaylara gebe. Yokluk ve yoksunluk içinde bulunan halk kitleleriyle, tekelci kapitalist düzen arasýndaki çatýþma yeni alanlara doðru hýzla geniþlerken, yoðunlaþan çatýþmalarýn etkisiyle yeni yeni insan gruplarý devrim saflarýna katýlýyor. Faþist devlet terörü, yýðýnlarýn devrimci mücadeleye atýlmasýný engelleyememiþ, tersine bu baský ve saldýrýlara karþý yürütülen mücadele, yýðýnlarýn harekete katýlmasýnda bir patlama yaratmýþtýr. Mart eylemleri halklardaki devrimci gücü açýða çýkarmýþtýr. Mart eylemleri ve bir bütün olarak da bahar eylemelerinden sonra devrimci hareket ileriye gitmiþtir. Devrim, yoðun ve kitlesel savaþýmdan sonra þimdi daha güçlüdür. Halk yýðýnlarý, önlerine çýkarýlacak her engeli aþacak bir savaþçýlýk düzeyi ortaya koymuþtur. Bu, devrimci olgunluk düzeyidir. Bugüne deðin, mücadele içinde, toplumsal hareketin ileriye gitmesinde önemli bir rol oynayan kitlelerdeki büyük coþkunluk ve tutkulu devrimcilik, 8 Mart ve Newroz’da kendini çok daha ileri düzeyde gösterdi. Mücadele 209. Sayý / 25 Nisan - 9 Mayıs 2012

kadýnlarýn kattýðý büyük heyecanla doruða ulaþtý. Kadýnlar katýlmadan, o ileri götürücü heyecanlarý olmadan bu büyük eylemler gerçekleþemezdi. Eylemlerde, mücadelede kadýnlar bundan sonra çok daha etkin bir misyon üstlenecektir. Kitlelerin toplumsal hareketinin Mart günlerindeki geliþimi sýçramalý olmuþtur. Kitle hareketinde sýçramalý geliþme, ezilen ve sömürülen yýðýnlarýn toplumun efendileriyle hesaplaþma noktasýna daha kýsa sürede gelmesi demektir. Dolayýsýyla iktidar sorunu, güncel savaþýmýn konusu olarak çok daha ön plana çýkmýþtýr. Bütün fýrtýna da bunun etrafýnda kopuyor. Sorunun tayin ediciliði karþýsýnda, herkes, tüm gücüyle buraya yüklenecektir. Devrimci iþçi sýnýfýnýn emekçi halk kitlelerini, tekelci kapitalist egemenliði devirme savaþýmýnda birleþtirmesi ve harekete geçirmesi, sonucu tayin edici olacaktýr. Proletarya önderliðindeki devrimin zaferi, geniþ halk güçlerinin sömürücü azýnlýða karþý eyleme geçmesine baðlýdýr. Devrimci iþçiler halk kitlelerinin karþýsýna, kesintisiz olarak sosyalizme varacak olan Demokratik Halk Devrimi, Demokratik Halk Ýktidarý, devrimci programýyla çýkýyor. Leninist Parti’nin devrim programý, proletaryayý kurtuluþa götürecektir. Devrimci iktidar için mücadele pratik politikanýn konusu olarak günceldir. Devrimci teori, devrimci program, kurulu sosyal düzeni alt üst eden proleter ve emekçi kitlelerin eylemlerinin baþarýya ulaþmasýný saðlar. Devrimci teori olmadan, devrimci program olmadan kitleler hedeflerine berrak biçimde ilerleyemezler. Ýþçi sýnýfý ve halk kitleleri, devrimin bu kilit sorununu, devrimci politik eylemlerle çözecektir. Bunlar kitlelerin kendisi tarafýndan pratikte geliþtirilen ve ayaklanma düzeyine varan eylemlerdir. Siyasal eylemler genel ayaklanma düzeyine ulaþtýðýnda, iktidar sorunu ve demokrasi sorunu çözüme kavuþmuþ olacaktýr. Ýçinde bulunduðumuz devrimci süreçte, tüm toplumsal olaylara, kitlelerin tüm günlük eylemlerine, devrimci güçlerin verdiði mücadeleye, devrimin zaferi bakýþ açýsýyla bakmalýyýz. Devrimci durum doðmuþsa, kitleler kapitalistlerin sýnýf egemenliðine ve sýnýf düzenine karþý ayaklanma içindeyse, her alanda çatýþýyorsa, olaylar devrimci yönde ilerliyorsa, burada sýnýf çatýþmasý, iktidarý ele geçirme baðý içinde, devrimin baþarýya ulaþmasý bakýþ açýsýnda ele alýnmalýdýr. C.DAÐLI

3


ANAYASAL HAYALLER VE DEVRÝM

Yeni Evrede

Anayasal Hayaller

1

2 Haziran seçimlerinden hemen sonra bugün halen iþbaþýnda bulunan bir hükümet kurulduðunda, Leninist Parti bu hükümetin bir “savaþ hükümeti” olduðu tespitini yapmýþtý. O günden bu yana yaþanan süreç, bu belirlemenin ne kadar doðru ve yerinde olduðunu gösterdi. Hükümet kurulur kurulmaz, o güne kadar Kürt sorununun “çözümü” için yapýlan tüm görüþmeler derhal kesildi, bu görülmelerde ortaya çýkan sonuçlar da reddedildi, adeta tüm yönleriyle bir savaþ dayatýldý. Bu savaþ bir yandan kitlesel tutuklamalarla, bir yandan daðlardaki gerillalarla bir yandan da kentlerdeki kitle hareketiyle sert bir savaþ halinde sürerken, hükümet son günlerde ortaya yarým aðýzla bir “müzakere” lafý atýnca, hem UKH cephesinden hem de Türkiye’deki “uzlaþmacý sosyalistler” tarafýndan yine ayný hayaller öne sürülmeye baþladý. Oysa ki bütün dünyada olduðu gibi bizde de sýnýflar mücadelesinin tekrar tekrar gösterdiði bir gerçek var: Toplumsal yaþamýn temel sorunlarý, sýnýf mücadelesinin en keskin, en þiddetli biçimiyle yani iç savaþla sonuca baðlanýr. Bu topraklarda da sýnýflar mücadelesi 40 yýldan beri bu sertlikte sürüyor. Bu uzun iç savaþ sürecinde zaman zaman tekelci burjuvazi ve onun faþist devleti soluklanma, güçlerini toparlama için mola verse de, asýl belirleyici olan bu süreçte hep savaþ, iç savaþ oldu. “Uzlaþmacý sosyalistlerin” olsun UKH’nin olsun gözden kaçýrdýðý tam da budur. Burjuvazi, politik gündemin baþýna silahlarý koyup iç savaþý dayattýðýnda, iþçi sýnýfýna, ezilen ulus ve ulusal topluluklara kendi istedikleri bir yaþamý kurabilmeleri için ayaklanmadan, burjuvazinin iktidarýný yýkýp kendi iktidarýný kurmak amacýyla mücadeleyi yükseltmekten baþka çare býrakmamýþ demektir. Burada artýk parlamenter yollardan bahsetmek, anayasa deðiþikliklerinden bahsetmek, yeni anayasalarla, anayasal hayallerle ezilen ulus ve ulusal topluluklarý, iþçi sýnýfý ve emekçi kitleleri oyalamaktýr. Bu nedenle, burada Leninistlere düþen görev, burjuvazinin politik sahtekârlýklarýna, anayasal hayalleri körükleyen anayasa ve demokrasi masallarýna karþý ezilen ulus

4

Mücadele Birliði

ve ulusal topluluklarý, iþçi sýnýfý ve emekçi yýðýnlarý uyarmak; onlara sermayenin yalanlarýna inanmamayý, tam tersine kendi örgütlülüklerine ve kendi güçlerine inanmalarý gerektiðini kavratmaktýr. Artýk burjuvazinin ekonomik-politiktoplumsal krize neden olan çeliþkilerin hiçbirini çözebilecek gücü ve yeteneði kalmadýðý gibi, bütün üretici güçleri de elinden kaçýrmýþ, hükmedebilmek uðruna savaþtan baþka seçeneði kalmamýþtýr. Burjuva sýnýf ve burjuva devlet Kürt sorununu da ulusal topluluklarýn sorunlarýný da çözemez. Cumhuriyetin kuruluþundan beri bu sorun ne zaman gündeme gelse, sermayenin ve devletin tavrý hep ayný oldu: devlet terörü, baský, katliam, kan, vahþet. Dün olduðu gibi bugün de politik gündemin baþýna silahlarý koydu, ayný þeyi söylüyor: ya boyun eðecek, teslim olacaksýn, ya da öleceksin. Burjuva sýnýf ve burjuva devlet konut sorununu çözemez. Kentsel dönüþüm dedikleri, emekçi yýðýnlarýn derme çatma gecekondularýný da baþlarýna yýkma projesidir. Emekçi yýðýnlarý, ezilen ulus ve ulusal topluluklardan yoksullarý, dýþlanan, ötekileþtirilen alt sýnýflarý kent dýþýna sürme, hem kendilerini hem de sorunlarýný görmezden gelme, yok sayma projesidir. Bu kesimlerin ellerinden aldýklarý arazileri emperyalist tekellere sunma projesidir. Türk tekelci sermayesi ve devleti Alevilerin sorunlarýný çözemez. Alevi açýlým diye gündeme getirdikleri proje, Alevileri sünnileþtirse, en azýndan düzen safýna çekme projesidir. Bu devlet, laiklik üzerine kopardýðý onca fýrtýnaya karþýn laik deðildir, din devletidir. Din iþlerini merkezileþtirip diyanet eliyle yöneten bu devlet ne Alevilerin ne de devlet dini dýþýnda kalan diðer dinsel topluluklarýn sorunlarýný çözemez. Burjuva sýnýf ve burjuva devlet iþsizlik sorununu çözemez. Kapitalizm kendi iþleyiþ yasalarý gereði sürekli artý nüfus, sürekli iþsizlik üretir. Bir yandan küçük mülk sahiplerini mülksüzleþtirip, iþsizler arasýna iterken, bir yandan da iþten çýkarýr. Yeni evrede giderek derinleþen sistemin yapýsal bunalýmý nedeniyle iþini kaybeden kesimlerle birlikte bu nüfus eskisi gibi sa209. Sayý / 25 Nisan - 9 Mayıs 2012

nayinin yedek ordusu olmaktan çoktan çýkmýþ, kapitalizm açýsýndan yýkýcý bir güç halini almýþtýr. Burjuva sýnýf ve burjuva devlet saðlýk sorununu çözemez. Emperyalist tam ilhak politikalarýný uygulayarak saðlýkta özelleþtirmeyi gündeme getirenler, saðlýk hizmetlerini bir meta olarak pazarlayanlar, hastalarý müþteri olarak ele alýp kar etmeyi amaçlayanlar saðlýk sorununu çözemez, daha da içinden çýkýlmaz hale getirirler. Burjuva sýnýf ve burjuva devlet eðitim sorununu çözemez. Eðitimi tam ilhak politikalarýnýn sonucu olarak paralý hale getirenler, çocuklarý daha ilkokuldayken sýnýfsal kökenlerine göre ayrýþtýranlar; emekçi çocuklarýný daha en baþýndan parasýz eðitim olanaklarýndan yoksun býrakanlar, üniversite kapýlarýný emekçi çocuklarýna kapatanlar; “dindar gençlik” yetiþtirmeyi önlerine hedef olarak koyanlar eðitim sorununu çözemezler. Tekelci sermayenin ucuz kalifiye iþçi ihtiyacýna göre düzenlenen hiçbir eðitim politikasý bu sorunu çözmez, çözemez. Burjuva sýnýf ve burjuva devlet açlýk sorununu çözemez. Kapitalizm bugünkü yeni evresinde her gün yeni yeni insanlarý sefalete sürüklerken; zaten yapýsýnda varolan servet sefalet uçurumunu daha da derinleþtirip milyonlarýn açlýðý pahasýna her gün yeni dolar milyonerleri üretirken bu sistem, bu sýnýf açlýk sorununu çözmez, çözemez. Burjuva sýnýf ve burjuva devlet çevre sorununu çözemez. Doðayý yaðmalayan, bir avuç altýn için binlerce dönüm tarým arazisini siyanürle zehirleyen; enerji elde etmek uðruna nükleer reaktörlerle kentleri kuþatan, elektrik enerjisi uðruna derelerin ve akarsularýn vadilerindeki doðal yaþamý hiçe sayan bu sýnýf ve bu sistem çevre sorununu çözemez. Sermaye ve hükümetlerinin çeþitli konularda zaman zaman “açýlým” diye kabul etmek zorunda kaldýðý olgular, yýllardýr üstüste binen çeliþki ve çatýþmalarýn, toplumsal sorunlarýn kaçýnýlmaz hale gelip kendisini dayatan deðiþimin zorunluluðu karþýsýnda yaptýðý manevralardan, yalanlardan baþka bir þey deðildir. “Açýlým”larýn a-


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

macý, sistemden kopma eðilimi taþýyan topluluklarýn yeniden sisteme baðlanmasýdýr. Bu topraklarda 40 yýldan beri süren iç savaþýn kökleri, toplumsal yaþamýn ilk anda akla gelen bu sorunlarýndan beslenmektedir. Bu sorunlarýn çözümü için harekete geçen kitlelerin hareketi uzun yýllardan beri bir sýnýra, bir sýçrama noktasýna kadar geliyor ve her seferinde uzlaþmacý politikalarla geriye çekiliyor. Hem Türkiye’de hem de Kürdistan’da, sýçrama yapýp bir üst düzleme geçerek daha ileri bir konum elde edecekken “uzlaþmacý sosyalistler” devreye giriyor; sanki toplumsal yaþamýn yukarda saydýðýmýz ya da saymadýðýmýz temel sorunlarý bu sistem içinde kalarak çözülebilirmiþ gibi göstererek hareketin geliþimini engelliyor. Bu büyük bir hatadýr. Bu nedenle “uzlaþmacý sosyalistlerin” ýsrarla ve acýmasýzca teþhir edilmesi bir gerekliliktir. Bu “uzlaþmacý sosyalistlerin” yaptýðý anayasal hayaller teþhir edilmeden güncel devrimin, devrimci mücadelenin temel görevleri ve hedefleri de kitleler nezdinde açýða çýkarýlýp somutlaþtýrýlamaz. Kitleler devrime yönlendirilemez. Onlarca yýldan beri bu uzlaþmacý politikalarýn temeline yerleþtirilen hayallerden biri “yeni bir anayasa” yapýlacaðý oldu. Her seçim öngününde yeni seçilecek parlamentonun yeni bir anayasa yapacaðý, “kurucu meclis” gibi çalýþacaðý, bütün sorunlarýn gündeme alýnýp tartýþýlacaðý ve her þeyin orada netleþeceði öne sürüldü. En sert biçimde süren iç savaþa gözlerini kapatýp görmezden gelerek savaþ hükümetlerinden bu sorunlarýn çözümünü beklediler. Sistemden uzaklaþan kitleler devrimci mücadeleye çaðrýlýp sistemden tam kopuþlarý saðlanacaðýna, anayasal hayallerle, toplumsal uzlaþma hayalleriyle yeniden sisteme katýlmaya, anayasal hayallerle, toplumsal uzlaþma hayalleriyle yeniden sisteme katýlmaya, düzene baðlanmaya çaðrýldý. Bu konuda iki yaklaþým ortaya çýktý. Birincisi UKH’nin yaklaþýmýdýr. Bir yandan nesnel sürecin sert doðasýna uygun olarak savaþý sürdürdüler, bir yandan da anayasal hayallere kapýldýlar. Sorunlarýn burjuva devletle, burjuva sýnýfla uzlaþarak çözüleceðini öne sürdüler. Hatta faþist devlet orta yerde dururken, tekelci sermayenin bütün egemenlik aygýtý orta yerde dururken, onlar, kendi arzuladýklarý yaþamý, dev-

rimsiz, iktidarsýz kurabileceklerini öne sürdüler. Diðer yaklaþým sosyal reformist küçük burjuva hareketten geldi. Sýnýflar mücadelesinin kaçýnýlmaz son sözü olan iç savaþý reddettiler. Devrimci durumu yok sayarak sistem içinde kalan, devrim yerine toplumsal uzlaþma yolunu amaçlayarak burjuvaziye güven temelinde uzlaþmacý politikalar üretip savundular. Her iki yaklaþýmýn kesiþim noktasýnda burjuva sýnýfýn anayasa yalanlarý yer aldý: “Anayasal deðiþim vaad edildi. Anayasa deðiþecek. O kadar!..” Ancak onlar duymak istemeseler de gerçek hayatta iþler hiç de böyle yürümüyor. Gerçek hayatta belirleyici olan vaadler, boþ laflar deðil, daime sýnýflar mücadelesidir; bu mücadelede sýnýflarýn karþýlýklý konumlarýna baðlý olarak deðiþen güç iliþkileridir. Burjuvazi yüzyýllardýr yönetici sýnýf olmanýn, egemen sýnýf olmanýn verdiði deneyimle, her durumda kendi ekonomik politik ayrýcalýklarýný muhafaza etmeyi temel alýr. Özellikle ekonomik güç kendisinde olduðu sürece, diðer her þeyi kaybetse bile zamanla geri alacaðýný bilir. Bu nedenle burjuvazinin soruna yaklaþýmý “uzlaþmacý sosyalistlerden” çok daha nettir. Sosyal reformistlerin olsun UKH’nin olsun anlamadýðý þeyi burjuva sýnýf biliyor. Yani bir dizi devrim gerçekleþmeden burjuva sýnýfýn elinden ekonomik ve politik ayrýcalýklarýný alýp kapitalist özel mülkiyete son vermeden; kapitalizm, burjuva devlet de dâhil bütün kurumlarý ve iliþki biçimleriyle orta yerde dururken, emekçi yýðýnlarýn, ezilen ulus ve ulusal topluluklarýn kendi istedikleri yaþamý kurmalarý mümkün deðildir. Býrakalým özgürce kuracaklarý özlemini çektikleri yaþamý, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkýnýn hayata geçmesi için bile bir dizi devrim bir zorunluluktur; en baþta þovenist, ýrkçý, ezen ulus milliyetçiliði ortadan kaldýrýlmalýdýr. “Uzlaþmacý sosyalistlerin” görmek istemediði bir diðer þeyse, tekelci sermayenin anayasa konusunu neden gündeme getirdiðidir, yani neden anayasa deðiþikliði istediðidir. Öncelikle anayasalarýn hangi koþullarda yapýldýðýný hatýrlatmakta yarar var. Daha önceleri dünyanýn pek çok ülkesinde anayasalar, iç savaþlarýn sonunda, güçler dengesinin görece bir statüye kavuþtuðu koþullarda yapýlýrdý. Daha sonra burjuvazinin ekonomik ve politik 209. Sayý / 25 Nisan - 9 Mayıs 2012

Anayasal Hayaller

ayrýcalýklarýný en güvencede hissettiði, egemenliðini saðladýðý burjuva cumhuriyetler bir istisna olmaktan çýkýp da genel bir durum aldýðýnda; bu kez anayasalar burjuva sýnýfýn ihtiyaçlarýna göre düzenlenir oldu. Þimdi bizde bu sorunun gündeme gelmesinde iç savaþýn bir dereceye kadar etkisi olsa da asýl olan ikincisi olmuþtur. Tekelci sermaye, uzun iç savaþýn geldiði bugünkü düzeyde artýk devrimi yenemeyeceðini öyle ya da böyle kabullenmiþ durumda. Ama buna raðmen reform vaadleriyle, anayasa deðiþiklikleriyle iþçi sýnýfýný, ezilen ulus ve ulusal topluluklardan emekçi yýðýnlarý bir beklentiye sokma, devrimci mücadeleden uzak tutma ve böylelikle onlarý yeniden düzen saflarýna kazanma amacýný güdüyor. Asýl neden ise, emperyalizmin yeni evresinde emperyalist tekellerin ihtiyaçlarýný karþýlayabilecek uluslararasý yeni iþbölümüne uygun, tam ilhak politikalarý önünde hiçbir engel çýkarmayacak bir anayasa ihtiyacýdýr. Ancak bunu yapabilmek için bile ortamýn görece sakin olmasý gerekiyor. Bu nedenledir ki sýnýflar mücadelesinin bu kadar sert geçtiði bu süreçte anayasa ve deðiþim vaadleri boþ laftan öteye gidemiyor. Burada Kürt halkýna ve iþçi sýnýfýna düþen bu oyundan uzak durmaktýr. Önceden olduðu gibi þimdi de devrim mücadelesini baþa alarak devrime pratik politika açýsýndan yaklaþým sürmelidir. Yapýlmasý gereken ýsrarla proletaryaya, ezilen ulus ve ulusal topluluklardan emekçi yýðýnlara gitmek; asýl olanýn devrim ve iktidarýn ele geçirilmesi olduðunu, reformlarýn devrim mücadelesinin bir yan ürünü olarak zaten geleceðini anlatmaktýr. Bunu yaparken “uzlaþmacý sosyalistlerin” gerçek yüzü, devrim kaçkýnlýðý da mutlaka teþhir edilmelidir. Yaþamýn nesnel geliþimi Leninistlerin politikalarýný doðrulamaya devam ediyor. Kapitalizmin kendi iþleyiþi, krizin boyutlarý, küçük burjuva hareketin yalpalamalarýný ortaya çýkarýp, emekçi yýðýnlarý Leninistlere doðru itmeye devam ediyor. Önümüzdeki dönem bu daha da ivme kazanacak, Leninistler için daha uygun koþullar yaratacaktýr. Güçler dengesindeki bu deðiþimi göz önüne alarak þunu söyleyebiliriz: Leninistlerin günleri geliyor!..

5


ÝÇ SAVAÞTA GÜÇLÜ BÝR CEPHE: KENTSEL YIKIM SAVAÞLARI

Yeni Evrede

Kentsel Yıkım

Büyük kentlerin emekçi mahallelerini yerle bir etmek için muazzam bir makine iþlemeye baþladý: Yasalar Hazýrlandý; yerel belediyeler ve mahkeme kararlarý çýkartýldý, konuya dair yürütme gücü merkezi hükümete geçti. Baþbakan: “Kimse bizi durduramaz, mutlaka yýkacaðýz” diyor. Yýkmak zorundalar, yoksa kendileri yýkýlýp gidecek.

Kanserli Ekonominin Habis Uru Ekranlarda, gazete sayfalarýnda, büyük inþaat projelerinin reklamlarýndan geçilmiyor. Her proje bir öncekinden daha iddialý, daha lüks. Peki kimler sipariþ ediyor bunlarý? Aslýnda hiç kimse; çünkü bu projeler, var olan talebe göre deðil, tamamen spekülasyon üzerine yükseliyor. Spekülatif inþaatçýlýk, yani var olan talebe ve müteahhidin sahip olduðu sermaye ölçülerinde deðil ama, arsa rantýna ve bunun için harekete geçecek kredi fonlarýna baðlý inþaat faaliyetleri, kapitalizmde, kanserli bir ekonominin sürekli yayýlan kötü huylu urudur; sýnai üretimin pazarlarý aþýrý derecede doldurduðu zaman, sermayenin çevrimini saðlayan baþlýca unsurlardan biri haline gelir. Bu anlamýyla, ciddi bir bunalýma açýlan kapýdýr. Dünya kapitalizminin son otuz yýlýnda yaþanan pek çok kriz, bu emlak balonlarýnýn patlamasýyla tetiklendi. Spekülatif inþaat sayesinde bunalýmýn eþiðindeki sermaye, uzatmalarý oynayabiliyor. Yaratýlan arsa rantý, sýnai üretimin ortaya çýkardýðý, fakat belli bir noktadan sonra yeni yatýrýmlara yönelemeyen sermayelere yeni sömürü olanaklarý yarattý. Elbette kazançlar çoðaldý, çoðaldýkça yine ancak inþaat iþlerine yatýrýldý, spekülatif emlak balonu þiþtikçe þiþti ve bir noktadan sonra patlama kaçýnýlmaz oldu. Emperyalist ülkeler bu deneyimi defalarca ve her seferinde daha yýkýcý sonuçlar doðurarak yaþadýlar. 2008’deki son deneyim, onlarý içinden çýkýlmaz bir bunalýma sokmaya yetti. Ve son on yýldýr, Türkiye ekonomisi de ayný yoldan ilerliyor. Londra’dan Fikirtepe’ye Bir Halka Spekülatif inþaat, evlerin fiilen satýþýndan elde edilen paralarla deðil, ama yaratýlan arsa rantý üzerinden yükselerek yoluna devam edebiliyor. Tüm o projeler satýlmasa bile, inþaat sayesinde çevre araziler deðerleniyor; ve bu da, içinde kimseler oturmayan binlerce dairenin kaðýt üzerinde bir “ipotek deðeri” ka-

6

Mücadele Birliði

zanmasýný saðlýyor. Bankalar, inþaat þirketlerine akýttýklarý fonlar karþýlýðýnda bu ipotek kaðýtlarýný ellerinde tutuyor, dolaþtýrýyor, pazarlýyor, borsalarda deðerlendiriyorlar. Ve elbette, bu ipotekleri teminat göstererek, yurtdýþýndaki dev bankalardan yeni krediler çekebiliyorlar. Böylece ortaya ucu taa Londra, New York brokerlarýna dek uzanan bir zincir çýkýyor. Türkiye ekonomisi, þimdi o hale geldi ki, Londra’dan baþlayýp, sonu Fikirtepe-Derbent yýkýmlarýna kadar uzanan bir dizi kredi zincirinin devamýna yaþamsal ölçüde baðýmlýdýr. Bu zincir, Türkiye’nin krediyle ancak ayakta tutulabilen (Londra gazetelerinin ifadesiyle “yabancýnýn on sentine muhtaç”) ekonomisini besleyen önemli damarlardan biri haline geldi. Yerli bankalar dýþarýdan kredi-para çekiyor, sonra bunlarý içeride inþaat þirketlerine satýyor; bu þirketler de her seferinde daha büyük projelerle daha geniþ ölçüde arsa ve emlak rantlarý yaratýp, bankalara ipotek kaðýtlarý saðlýyor ve bu ipotekler de yeni dýþ kredilere teminat oluþturuyor. Yaratýlan her yeni ipotek, kýsa dönemde ancak baþka bir ipotekle karþýlanabiliyor ve sürekli kendini çoðaltan bu döngü, durmaksýzýn iþleyen bir yýkýmla birlikte varolabiliyor. Türkiye ekonomisi ve þimdi onu sýrtýnda taþýyan spekülatif inþaatçýlýk, devrilmemek için sürekli hareket etmek zorunda kalan bir bisiklete benziyor.

Krediyle Beslenen Bir Canavar Çok deðil, onbeþ yýl öncesine kadar, büyük kentlerin arazi rantlarý oldukça düþüktü, þimdilerde harýl harýl çalýþan kredi mekanizmalarýna baðýmlýlýk bu ölçüde deðildi. Emekçiler, çoðunlukla kendi aralarýnda birleþip oluþturduklarý kooperatifler yoluyla inþaat faaliyetlerini besliyordu. Bu yüzden kooperatif inþaatçýlýðý, bazen onyýllarý bulan sürelere yayýlýyordu. Þimdinin AKP’sini oluþturan Milli Görüþ sermayesi, bu tatsýz duruma pratik bir çözüm buldu. 80’li yýllar ve 90’larýn henüz baþýnda, bankalar kimseye kolayýna kredi vermiyordu ama, “Alamancý” kardeþlerimiz; dev Alman bankalarýndan tek seferde büyük krediler çekebiliyordu. Milli Görüþçü sermayenin arazi rantýný hýzlandýrmasý öyle bir hal aldý ki, o zamanlar memleketin en büyük inþaat þirketleri bile bir köprüyü 8-10 yýlda tamamlayabilirken, bu “din kardeþleri” ayný sürede Sultanbeyli, Sincan gibi koca kentleri yoktan varedebiliyordu. 209. Sayý / 25 Nisan - 9 Mayıs 2012

2000’li yýllarda tam ilhakçý politikalarýn bütün yönleriyle devreye girmesi ve dýþ krediye tümüyle baðlanan ekonomi, bu yüzden en çok, “mücahitlikten müteahhitliðe” geçenlere yaradý. Ýnþaatlar hýz kazandýkça, bu sektörün peþinden sürüklediði demir, çimento, mobilya gibi sektörlerde pek çok yeni sermaye odaðý ortaya çýktý. Hurda demir iþleyen yüzlerce haddehane, maðazalarýný büyüten mobilya sanayicileri, büyük hýzla yerden bitiveren bu yerleþim bölgelerine hemen eklemlenen hipermarket zincirleri ve AVM’ler, AKP’yi ayakta tutan sermayenin mutlu-mesut ittifaklarýna dahil oldular. Her seferinde daha büyük paketler halinde sýcak para biçiminde akan dýþ krediler, inþaatlarýn bitiþ (satýþ deðil) sürelerini olaðanüstü kýsalttý, kanserli urun yayýlmasý giderek hýzlandý.

Apaçýk Bir Sýnýf Muharebesi Bu hýza, spekülatif inþaatçýlýktaki bu yoðunlaþmaya, Ýstanbul gibi dev bir þehir bile dayanamaz. Önceleri, þehrin dýþýna doðru yayýlan arazi rantlarý, þimdilerde þehrin merkezlerine doðru uzanmak zorunda. Çünkü rant, bu merkezi yerlerde çok daha fazla ve bankacýlarla inþaatçýlar, boðazlarýna dek battýklarý borç çukurundan, ancak böylesine büyük rantlarla kurtulabilirler. Ve yine ancak bu sayede, ekonomiyi besleyen en önemli kredi çarklarýndan birini çalýþýr durumda tutabilirler. Sonuç olarak, bu koþullar, kentsel dönüþüm adý verilen semt yýkýmlarýnýn bütün manzarasýný deðiþtiriyor. Karþýmýza da artýk, kendi küçük rantlarýný çevirmeye çalýþan belediyeler ve onlarýn omuzdaþý küçük müteahhitler yok. Emekçiler muharebeyi, küresel kredi mekanizmalarýnýn bir uzantýsý bankalarla, dev inþaat þirketleriyle ve bunlarýn çevirdiði kredi çarklarýna baðýmlý tüm bu sermaye gücüne karþý verecek. Bu yüzden, gecekondu savaþlarý, yerel bir çarpýþma olmaktan çýktý, sýnýflarýn karþýlýklý konumlarýný baþýndan sonuna kadar etkileyen bir iç savaþ cephesi halini aldý. Mülksüzler ile mülksüzleþtirenleri, bütün unsurlarýyla apaçýk karþý karþýya getiren bu çatýþma, gerçek bir ayaklanma eþiðinde duran bir kanayan toplum için, ihtiyaç duyulan o “genel bahane”nin bütün özelliklerini yeterince baðrýnda taþýyor. Sermaye için de, emekçiler için de, yaþamsal önemde bir çarpýþmanýn fitili ateþlenmek üzeredir. 


Yeni Evrede

12 EYLÜL’Ü YARGILAMA KOMEDÝSÝ

12 Eylül

Mücadele Birliði

T

ekelci basýn, yazarýyla çizeriyle 12 Eylül faþizminin baþ aktörlerinin, iki faþist generalin yargýlanmasýný büyük bir gayretkeþlikle manþetlere taþýmaya, böylece toplumun, 12 Eylül faþizminde büyük acýlara katlanan emekçi sýnýflarýn, Kürt halkýnýn dikkatini bu yargýlamaya çekmeye çalýþýyor. Sonda söylenmesi gerekeni baþtan söyleyelim: Ortaya konan oyun düzeni aklama, hükümeti “demokratik” gösterme tiyatrosudur. Bu tiyatro oyununun yazarý bellidir; sermaye sýnýfý adýna hükümettir. Peki, bu oyunun figüranlarý kim? Hazin ama somut gerçektir; öyleyse söylemek durumundayýz: Kendilerini hala “sol”da gören eski devrimciler ile bu karmaþadan nasýl nemalanýrým telaþýndaki CHP’liler vb. Sahnelenen oyun, 12 Eylül faþizmi sürecinde çekilen bunca acýya karþýn, drama bile deðil, ama komedidir. Yargýlamayý yapanlar yaptýklarýnýn bir gösteriden ibaret olduðunu biliyorlar ama bulunduklarý yerde mahkeme duvarýný andýran yüz ifadeleriyle, büyük bir ciddiyetle durmak zorundalar. Kim bilir, belki de onlarýn payýna düþen rol en aðýr olanýdýr. Komediye ciddiyet katmak kolay olmasa gerek. 12 Eylül’den, 12 Eylül’cülerden hesap sorulmasý gerekmiyor mu? Elbette gerekiyor, ama bunu yapacak olanlar, 12 Eylül ürünü olanlar deðil; 12 Eylül’ü tüm kurumlarýyla, düþüncesiyle, ruhuyla yaþa-

tanlar hiç deðil. Bunu soracak olanlar, dün olduðu gibi bu gün de 12 Eylül’ün tüm kurumlarýna, ona ait ne varsa ona karþý yaþamlarý pahasýna, aðýr bedeller ödeme pahasýna mücadele edenlerdir. Ýki faþist generali yargýlamak 12 Eylül’den hesap sormak anlamýna hiç gelmez. 12 Eylül’den hesap sormak, her þeyden önce 12 Eylül faþizmi ürünü olan tüm kurumlarý daðýtmayý gerektirir. Oysa biliyoruz, görüyoruz, 12 Eylül’ün tüm kurumlarý ayakta ve faaliyette. 12 Eylül’ün tüm yasalarý, buna Anayasa dâhil, halen devletin, tekelci egemenliðin hukuk temelini oluþturuyor. Halen 12 Eylül yasalarýyla yargýlanýp zindanlarda tutulan devrimciler, komünistler var. Zindanlarda tutulan devrimcileri, komünistleri yine 12 Eylül yasalarýna göre “yargýlayan” “Özel Yetkili Mahkemeler” ya da “Aðýr Ceza Mahkemeleri” 12 Eylül sürecinde kurulan Sýkýyönetim mahkemelerinin bir davamý olan DGM’lerin yeni biçimidir. Yani 12 Eylül’ün iki faþist generalini yargýlayan mahkemeler de bizzat 12 Eylül mamulüdür. Ne komedi ama! 12 Eylül ürünü mahkemeler, yine 12 Eylül ürünü yasalara dayanarak 12 Eylülden hesap sorduklarýný iddia ediyorlar ve buna emekçi sýnýflarýn inanmasýný bekliyorlar. Düþünme yetilerini kaybetmiþ, enerjileri de tükenmiþler buna inanmak isteyebilirler ama emekçi sýnýflar ve Kürt halký oynanan bu komediye dönüp bakma-

yacaklar bile. Ezilen, sömürülen kitleler karaktersiz deðiller. Elbette 12 Eylül’ün hesabý sorulacak, sorulmalýdýr. Ama bu hesap iþi bitmiþ iki faþist generalin yargýlanmasýyla olmaz. 12 Eylül’ün hesabýnýn sorulmasý demek, 12 Eylül’ün getirdiði tüm kurumlarýn, tüm yasalarýn, buna Anayasa dâhil tarihin çöplüðüne gönderilmesi demektir. Yani faþizmin, faþist devlet aygýtýnýn, onun dayandýðý tüm sýnýf temellerinin yýkýlmasý demektir. Söylemeye gerek yok, böyle bir hesap ancak toplumsal devrimle görülebilir, ancak iþçi sýnýfý öncülüðündeki devrimci bir iktidar bu hesabý sorabilir. Bu, ayný zamanda, bir demokrasi sorunudur. Demek oluyor ki, Türkiye’de demokrasi de demokratikleþme de bir devrim sorunudur. Bu durumda toplumu gericileþtirmek, gençliði din afyonuyla uyuþturmak için pervasýzca hareket eden, emekçi sýnýflar ve Kürt halký üzerinde sýnýrsýz bir baský ve terör uygulayan, tutuklamalarda, hapis cezalarýnda sýnýr tanýmayan, tüm bunlarý yaparken en büyük dayanaðý 12 Eylül yasalarý olan bir iktidarýn “demokratikleþme” ile ilgili olabileceðine, 12 Eylül faþistlerinden hesap sorabileceðine kim inanýr? Elbette ahmaklarý sorumuzun kapsamý dýþýnda tutuyoruz. Þimdi onlardan Özel Yetkili Mahkemelerin kapýlarýnda bolca var.

SEN GÖKYÜZÜNÜN SONSUZLUÐUNDASIN...

19 Aralýk 2000 yýlýnda devletin 20 cezaevinde yaptýðý katliam sonrasý baþlanan Ölüm Orucu Eylemi’nde yer alan ve 22 Nisan 2001 günü eyleminin 124. gününde ölümsüzleþen Sibel Sürücü mezarý baþýnda anýldý. Mezar baþýna gelen yoldaþlarý, mezarý getirdikleri papatyalar, gelinciklerle süslediler. Anma Sibel Sürücü þahsýnda parti, devrim ve komünizm savaþçýlarý adýna yapýlan saygý duruþuyla baþladý. “Sibel Yoldaþ Ölümsüzdür”, “Sibel Yoldaþ Yaþýyor Savaþýyor” sloganlarý atýldý. Anmaya katýlan EKA’lý kadýn yoldaþý, kýsaca Sibel Sürücü’nün ailesini ve yaþamýný aktararak. Sibel’in mücadeleye baþlamasýnýn ardýndan ailesini de mücadeleye kattýðýný belirtti. Sibel Sürücü’nün parti ve devrim mücadelesine bakýþýna deðinildi; onun mücadeleye katýldýðý ilk yýllar ve Ölüm Orucu sürecinden kesitler aktarýlarak onunla ilgili anýlar anlatýlar aktarýldý. Daha sonra EKA’lý bir yoldaþý Sibel Sürücü’nün bir þiirini okudu. Ardýndan onu tanýmýþ olan yoldaþlarý onunla ilgili anýlarýný paylaþtýlar. Sibel Sürücü’nün yaþamý ve düþüncelerinin bir çok insaný etkilediðini belirten yoldaþlarý, onun sevdiði þarkýlarý da söyleyerek onun dalgalandýrdýðý mücadele bayraðýný daha da yükseklere çýkarma sözü verdi, sloganlarla anmayý tamamladýlar. 209. Sayý / 25 Nisan - 9 Mayıs 2012

7


KORKUN BERFO ANALARDAN...

Yeni Evrede

12 Eylül

12 Eylül 1980’i annemin karnýnda karþýladým. Annem bana 6 aylýk hamileyken, evimiz onlarca asker tarafýndan sarýlmýþ. “Burasý hocanýn evi mi” diyen askerler tomsonlarýný (silahlarýný) bana, yani annemin karnýna dayamýþlar... Ýþte bu koþullarda baþlayan 12 Eylül, evimizin mütemadiyen gece 3’ü çeyrek geçe basýlmasýydý bizim için. Annem “tam babanýn ayaklarýna zeytinyaðý sürüp iyileþtirirdik ki yine alýrlardý babaný” diye anlatýr... Çocukken tek hatýrladýðým; akþamlarý ýþýðýmýzý yakamadýðýmýz, annemin mum ýþýðýnda bir þeyler okuyup aðladýðý, babamýn ablamla bana yatmadan önce Adiloþ Bebe veya ‘Karlý Kayýn Ormaný’ný söylemesiydi... Bir süre sonra babamý Yozgat Þefaatli’ye sürdüler... Daha sonra annemi de sürdüler, bize teyzemler bakmaya baþladý. Tek hatýrladýðým saçlarýmýzýn kýsacýk kesildiði. Ýnsanlar kitaplardan 12 Eylül’de deli gibi korkmaya baþladý. Kitap ve gazete tehlike demekti. Çünkü okumak, düþünmek devrimci olmak, devrimci olmakta iþkence demekti. O yüzden 12 Eylül’ü yaþayan anne-babalar yýllarca çocuklarýnýn dergilerini, kitaplarýný yakar oldu... Ýnsanlar 12 Eylül’le birlikte yan yana gezmekten, konuþmaktan, örgütlenmekten, hatta örgüt kelimesinden korkar oldu... 12 Eylül iþkence, 12 Eylül gözaltýnda kayýp, 12 Eylül ölüm demekti... Vehasýl insanlar 12 Eylül’de duyarsýz kalmayý, tepki vermemeyi, sesini çýkartmamayý “zorla” öðrendi. Faþizm bir nesli böyle falakayla, iþkenceyle, idamla, ölümle “terbiye” etti. Bu yüzden o dönemi yaþayan her bir insanda baþka bir dram çýkar karþýmýza. Ýþte onlardan biri Cemil Kýrbayýr... Fakir bir ailenin çocuðu olan Cemil Kýrbayýr, Kars Eðitim Enstitüsü öðrencilerinden biri. Babasý fýrýncýlýk yapan Cemil Kýrbayýr þehir ekmeðine özlem duyan arkadaþlarý için ekmek getirip paylaþan, bölgedeki öncü devrimcilerden biri. 13 Eylül 1980’de Kars Göle’de ki evinden gözaltýna alýnýyor. 8 Ekim’de Kars Sýkýyönetim Gözetimevi’ne götürülüyor. Cemil Kýrbayýr’ýn kardeþi Mikail Kýrbayýr abisine para ve giysi göndererek ulaþtýðýný, ancak 9 Ekim’de tekrar gittiðinde ‘Burada öyle biri yok’, ‘Firar etti’ cevabýyla karþýlaþtýklarýný söylüyor. Cemil Kýrbayýr’ý ayný iþkencehanede son gören kiþi olan Fevzi Çelik ise hocam dediði Cemil Kýrbayýr’ýn Kars Emniyet Müdürlüðü’nün 3. katýndan aþaðý atýlarak öldürüldüðü-

8

Mücadele Birliði

nü açýklýyor. Erzurum Karskapý Askeri Cezaevi’nde baþlayan açlýk grevini kýrmak için Cemil Kýrbayýr’a yoðun iþkence yapýldýðýný ve “Ben yemek yiyorum, siz de yiyin” demesi istendiðini ancak Cemil Kýrbayýr’ýn “Bana böyle alçakça bir þey yaptýramazsýnýz. Ben yemek yemiyorum, isteyen yiyebilir. Ben kimsenin yemesine karýþamam” dediðini anlatýyor. O dönemden bir yol arkadaþý da diyor ki: “Biz Cemil abimizden onurlu yaþamayý öðrendik.” Ýþte böyle baþlýyor Berfo Ana’nýn bir asrý aþan yaþamda kalma inadý. “Ben anayým, ben yanýyorum, kavruluyorum. Hani benim oðlum nerede? Ben hasta yataðýmdan kalkýp geliyorum. Kenan Evren de gelecek... Hiç titreme, korkma gel. Kravat takýyor, bir gün o kravatý çekerler. Hiç mi allahtan korkmadýn? Hiç mi utanmadýn Kenan Evren? Nalet olsun sana. Ölesin Kenan Evren. Yere giresin Kenan Evren. Hani mezarý? Hani topraðý? Oðlumun cenazesini istirim... Onla beraber baþýmý koyacaðým. Çocuðumu geri ver. Yavrum, beni tek mi býraktýn yavrum... Kapýlarý açýk býraktým Cemil’im gelsin diye...” Berfo Ana’nýn bu sözleri hangimizin yüreðini daðlamadý ki? Hangimizin tüylerini diken diken olmadý ki? Peki 12 Eylül nasýl yargýlanýr? Veya bugün sahnelenen 12 Eylül Mahkemesi nasýl bir oyunun tezgahý. 12 Eylül tüm sonuçlarýyla (ekonomik, siyasal, toplumsal...vb) devam ederken, 12 Eylül nasýl yargýlanabilir? Ýki tane faþistten bir iki ifade almayla bu dava kapanabilir mi? 30 yýldýr Berfo Ana’ya kulaklarýný týkayanlar, ne oldu da bugün onu ana haber yaptýlar. 30 yýldýr ‘Cumartesi Anneleri’ni yerlerde sürükleyenler, ne oldu da onlarý dinlemeye karar verdiler. 30 yýldýr sistematik iþkence yapanlar, katliamlarý organize edenler ne oldu da bugün bir kýsým faþisti gözden çýkarýp; kollarýný kesip diyetlerini ödemeye karar verdiler. Acaba buna halklarýn giderek büyüyen öfkesi sebep olmuþ olabilir mi? Sistemin kendini (12 Eylül’ü göstermelik de olsa) yargýlamak zorunda kalmasý; halklarýn gözünü boyamaya ne kadar ihtiyaç duyduðunu göstermez mi? Anayasayý deðiþtirmekte ayný mantýða hizmet etmiyor muydu? Büyüyen ve her an çemberin dýþýna taþabilecek tepkileri böylesi oyunlarla sistem içi kanallara akýtma çabalarý takdire þayan deðil mi? Mahkeme önündekiler ise ister bilerek, ister bilmeyerek olsun bu oyuna en büyük katkýyý sunuyorlar. Çünkü sistemin gücü büyüyen tepkileri bastýrmaya yetmiyor. Faþist devlet tüm gücünü seferber etmiþ durumda. 1 209. Sayý / 25 Nisan - 9 Mayıs 2012

yýlda 10 binin üzerinde gözaltý, 8 binin üzerinde tutuklama var. Ancak bu kadar bastýrabiliyor sokaklara akan kitleleri. Bu saldýrýlar toplumu bastýrmaya yetmeyince de, ‘politik çevirme’ devreye giriyor. Ýþte böyle 12 Eylül’ün yargýlanmasý gibi mizansenler de buradan çýkýyor. Kitlelerin bilincini bulandýrmayý, onlarý bir süre için bile olsa beklenti içine sokmayý hedefliyor. Çýð gibi büyüyen sistem karþýtlýðýnýn en azýndan bir kýsmý bu oyunlarla düzen içinde tutmaya, zaman kazanmaya ihtiyacý var. Hrant’ý ayan beyan tehdit edip sýrtýndan kalleþçe öldürenler, yanlýþlýk oldu deyip 34 Kürdü katledenler, Sivas’ta Alevileri yakanlar mý 12 Eylül’ü yargýlayacak... Böyle bir “çýlgýnlýðý” da yapsa yapsa “Þu Çýlgýna Dönmüþ Burjuvazi” yapar. Yapar da buna kim inanýr! Kimseyi mahkemeye bile getirmekten korktuðunuz iki tane faþistle kandýramazsýnýz. Çünkü 12 Eylül kapitalist sistemin, devletin, AKP’nin ta kendisidir. Kapitalist sistem yýkýlmadan, 12 Eylül yargýlanamaz. Ýt itin kuyruðunu ýsýrmaz. Ancak kapitalist sistem bir devrimle yýkýldýktan sonra devlet sýrlarý, gizli belgeler ve özel dosyalar açýldýktan sonra; günümüzde hala devam eden 12 Eylül tüm yönleriyle yargýlanabilir. Tek sorun bireylerin tarihteki karþý devrimci hizmetleri deðildir. Bunlar mutlaka yargýlanacaktýr. Ancak asýl hesaplaþmaya, insanlýða karþý iþlenmiþ bu suçlarý üreten, kapitalist sistemi ortadan kaldýrdýðýmýzda baþlayabiliriz. 12 Eylül’ü yaþayanlardan biri uzatýlan TV mikrofonuna “Gençliðimi bitirdiler, yaþama isteði býrakmadýlar, akýl saðlýðýmý kaybettim, erkekliðimi aldýlar, ailem daðýldý” diyor ve gözyaþlarýný tutamýyor. Ama tüm bunlarý söylerken dahi nasýl öfkeli olduðu belli. Ve bizler üzerinde tüm bu yaþanmýþlýklarý nasýl bir öfke yarattýðý tarif edilemez. Yani öyle kolay deðil 12 Eylül’ü yargýlamak. Siz daha yargýlama görmediniz bu toplum sizi yargýlamayý da bilir, halen daha sürmekte olan 12 Eylül yasalarýnýzý, kurumlarýnýzý yýkmayý da, zindanlarýnýzý, iþkencehanelerinizi daðýtmayý da bilir. Korkun Berfo Analardan! Velhasýl kelam; siz bizim anamýzý aðlattýnýz, ama biz daha 12 Eylül’le hesaplaþmadýk. Çerniþevski’nin dediði gibi: “Qui vivra verra et ça ira et ça ira!” (Yaþayanlar görecek ve iþler yürüyecek ve iþler yürüyecek!) EMEKÇÝ KADINLAR (EKA)


ÝSTANBUL’DA NEWROZ GÖZALTILARI TERÖRÜ

Yeni Evrede

Sokaklar

Mücadele Birliði

1

0 Nisan günü yine Ýstanbul’un pek çok yerinde baskýnlar oldu ve aralarýnda Sarýgazi Ayýþýðý Sanat Merkezi yöneticisi Sami Tunca’nýn da olduðu 19 kiþi gözaltýna alýndý. Devrimci ve yurtsever basýn emekçileri, “Newroz gözaltýlarý”ný Ýstanbul Emniyet Müdürlüðü önünde protesto ettiler. Atýlým, Etkin Haber Ajansý (ETHA), Halkýn Günlüðü, Kýzýl Bayrak, Mücadele Birliði, Özgür Gelecek, Emek ve Özgürlük Cephesi’nin katýldýðý açýklamada “Çaðdaþ Küçükbattal Serbest Býrakýlsýn” pankartý ve “Özgür Basýn Susturulamaz” dövizleri açýldý. Açýklamada sýk sýk “Özgür Basýn Susturulamaz”, “Çaðdaþ Çýkacak Yine Yazacak”, “Gözaltýlar, Tutuklamalar, Baskýlar Bizi Yýldýramaz” sloganlarý atýldý. Basýn emekçileri adýna ETHA editörü Arzu Demir yaptýðý açýklamada, keyfi olarak yasaklanan Newroz kutlamalarý ve sonrasýndaki gözaltý ve tutuklamalara deðinerek Newroz kutlamalarýný haber yapmak için izleyen ETHA muhabirlerinden Çaðdaþ Küçükbattal’ýn da Newroz gerekçesiyle yapýlan operasyonda bu sabah evinden gözaltýna alýndýðýný aktardý. Atýlým, Kýzýlbayrak, ve Halkýn Günlüðü adýna yapýlan konuþmalarla da gözaltýlar protesto edildi. Sarýgazi Ekin Sanat Derneði baþkaný Sami Tunca, ESP Genel Baþkan Yardýmcýsý Çiçek Otlu, ESP Ýstanbul Ýl Yöneticisi ve HDK Ýstanbul Ýl Koordinasyonu üyesi Erdal Demirhan, Hasan Tunç, Sosyalist Parti PM üyesi ve Ýstanbul Ýl Yöneticisi Yiðit Yirmibeþ, Öðrenci Kolektiflerinden Ýhsan Oðuz Yüzgeç ve Kadir Ev, Pir Sultan Yeþilkent Cemevi Yöneticisi Sezgin Kartal, Ýstanbul Üniversitesi öðrencileri Mehmet Akif Bilgin ve Eren Yurt, AKADER Sarýgazi Þube Baþkaný Selçuk Kalaycýoðlu, Ekim Gençliði okuru Bekir Sürücü ve BDSP çalýþaný Deniz Aydýn, DHF’den Kenan Ulaþ ve Muharrem Demir ve Pýnar Kalaycý gözaltýna alýnmýþtý. Sarýgazi Mahallesinde Mücadele Birliði adýna yapýlan eylemde “Sami Tunca Yalnýz Deðildir, Baskýlar Gözaltýlar Bizi Yýldýramaz” pankartý açýlarak Sarýgazi Ekin Sanat Derneði’nden Demokrasi Caddesi’nin sonuna doðru yürüyüþ yapýldý ve yürüyüþ boyunca “Kahrolsun Faþizm Yaþasýn Mücadelemiz”, “Sam Tunca Yalnýz Deðildir”, “Gözaltýlar Serbest Býrakýlsýn”, “Baskýlar Gözaltýlar Bizi Yýldýramaz” sloganlarý atýldý. Demokrasi Caddesi bitiminde Meydan’da Platform adýna basýn açýklamasýný Rojda Þendur okudu. Yapýlan basýn açýklamasýnda Newroz bahane edilerek gerçekleþtirilen operasyonlarda gözaltýna alýnan-

larýn derhal serbest býrakýlmasý istendi. Sosyalistlere yapýlan bu saldýrýnýn tesadüf olmadýðýný, devletin yaklaþan 1 Mayýs çalýþmalarýný engellemeyi amaçladýðýnýn da altý çizildi. Basýn açýklamasýndan sonra eylem, atýlan sloganlarla sona erdi. Gözaltýna alýnanlarýn ilk grubu, 12 Nisan günü savcýlýða çýkarýldý. Beþiktaþ’taki Ýstanbul Adliyesi’ne çýkarýlan 9 kiþinin dosyasýnda 18 Mart 2011 günü dýþýnda Aralýk 2011 ve Ocak 2012 tarihlerindeki telefon kayýtlarýna yer verilmesi dikkat çekti. Sorguda gözaltýna alýnanlara “Kimin talimatý ile katýldýn?” sorusu yöneldi. Newroz öncesi tarihlere ait telefon kayýtlarýnýn dosyaya alýnmasý ise “Gözaltý listesi önceden mi hazýrlandý?” sorusunun sorulmasýna neden oldu. Saat 12.30’de Beþiktaþ ACM önünde toplanan devrimci kurumlar, gözaltýlarý protesto etmek için bir basýn açýklamasý düzenledi. Mücadele Birliði, BDSP, DHF, Ekim Gençliði, EÖC ve Partizan’ýn yaptýðý basýn açýklamasýnda “Gözaltýlar Baskýlar Tutuklamalar Bizleri Yýldýramaz” pankartý açýldý. Açýklamada, 2012 Newroz kutlamalarýnýn Kürdistan’da ve her yerde büyük bir baský ve teröre, saldýrýlara raðmen kutlandýðýný söylenerek “Ne gözaltý terörü, ne zindanlar bizleri yýldýramayacak. Faþist baskýlar, Kürt halkýnýn özgürlük mücadelesini ve bu topraklardaki devrim mücadelesini boðamayacak” denildi. Açýklama boyunca “Gözaltýlar Derhal Serbest Býrakýlsýn”, “Gözaltýlar Baskýlar Tutuklamalar Bizleri Yýldýramaz” sloganlarý atýldý. Açýklamanýn ardýndan ÇHD’den Av. Sevinç Sarýkaya da bir açýklama yaparak, bunun içinde bulunduðumuz süreçteki gözaltýlarýn sadece bir tanesi olduðunu söyleyerek, gözaltýndakilerin adli týpta DNA örneði alýnýrken maruz kaldýklarý iþkence ve darbý anlattý. Adliye önünde bekleyiþ saat 17.00’ye kadar sürdü. Savcýlýk sorgusu tamamlanan 8 kiþi serbest býrakýlýrken, Partizan okuru Pýnar Kalaycý, tutuklanma talebiyle mahkemeye sevkedildi, ve serbest býrakýldý. 13 Nisan günü ikinci grup olarak savcýlýða çýkarýlanlardan 7’si tutuklandý. Gözaltýndaki 10 kiþi savcýlýkta ifade verirken, siyasi kurumlar ve Milyonlar Adalet Ýstiyor Ýnsiyatifi adliye önünde art arda basýn açýklamalarý yaptýlar. Eylem boyunca sýk sýk, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük” Ve “ Baskýlar Bizi Yýldýramaz” sloganlarý atýldý. Akþam geç saatlerde biten ifade iþlemlerinin ardýndan aralarýnda ETHA muhabiri Çaðdaþ Küçükbattal ve Emek Gençliði Merkez Yöneticisi Eren Yurt’un da olduðu 7 kiþi tutuklandý

209. Sayý / 25 Nisan - 9 Mayıs 2012

9


Yeni Evrede

Sokaklar

1 MAYIS’A BASKI VE TERÖRLE GÝRÝLÝYOR

Mücadele Birliði

Mücadele Birliði Platformu’nun 1 Mayýs ile ilgili çýkarmýþ olduðu “Denizlerin Bayraðý Ýle 1 Mayýs’a” baþlýklý bildiri, “terör örgütünün propagandasý yapýldýðý” gerekçesi ile Gaziantep 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 2012/19712 nolu kararý ile 13 Nisan günü toplatýldý. Tamamen 1 Mayýs’a yönelik çalýþmalarýn engellenmesi amacý taþýyan bu kararýn ilk sonucu 18 Nisan gün�� Adana’dan geldi. Öðle saatlerinde Adana Ayýþýðý Sanat Derneði’ni basan polisler, toplatma kararý olan bildiriye el koymak istediler. Ancak sanat merkezine girdikten sonra arama da yapmak isteyen emniyet müdürlüðü, dernekte bulunan 1 Mayýs ve 6 Mayýs’a yönelik, hakkýnda hiçbir dava açýlmamýþ ve toplatma kararý bulunmayan tüm materyallere el koymaya baþladý. 6 Mayýs’ta Antep’te yapýlacak olan mitinge ait afiþ ve bildirilere de el koymak için polis, savcýlýkla telefonla görüþerek “her þeyi alýn” talimatý aldýlar. Savcýlýktan sadece telefonla alýnan “el koyun” emri ile 1 Mayýs ve 6 Mayýs’a dair her þeye el koyan polis ayrýca hakkýnda hiçbir yasal soruþturma olmayan Y.E. Mücadele Birliði dergisinin 207 ve 208. sayýlarýný da aldýlar. Dernekte ayrýca kütüphanede bulunan kitaplarýn da toplatmasý olup olmadýðý araþtýrýldý. Birkaç saat süren arama ve el koymanýn dýþýnda dernekte bulunan ve aramaya eþlik eden Mücadele Birliði

TALAT TÜRKOÐLU NEREDE!

dergisi Adana temsilcisi Ulaþ YILDIZ da “yayýnlar adýna geldiði için” gözaltýna alýndý. Ayýþýðý Sanat Merkezi’nin basýlmasý, yayýnlara el konulmasý ve Ulaþ Yýldýz’ýn gözaltýna alýnmasý, 19 Nisan günü 17.00’de Ýnönü Parký’nda yapýlan basýn açýklamasý ile protesto edildi. “Mücadele Birliði Susturulamaz , Ulaþ Yýldýz Yalnýz Deðildir” pankartý açýlan eylem boyunca “Ulaþ Yýldýz Yalnýz deðildir”, “Soruþturmalar, Gözaltýlar, Baskýlar Bizi Yýldýramaz”, “1 Mayýs’ta Taksim’e Ýsyan’a Devrim’e”, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük”, “Yaþasýn Devrimci Dayanýþma” sloganlarý atýldý. Açýklamada, “Devrimci mücadeleye ve devrimcilere yönelik yapýlan bu saldýrýlar bizleri yýldýrmadý, yýldýrmayacak. Bizler yine; ‘Kürt Ulusuna Kendi Kaderini Tayin Hakký, Bütün Ýktidar Emeðin Olacak, Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük’ þiarlarýyla Denizlerin Bayraðýný 1 Mayýs’ta Taksim’de, 6 Mayýs’ta Antep’te dalgalandýrýyor olacaðýz. Ve yine Ayaklanma ve Geçici Devrim Hükümeti hedefini iþçi ve emekçilerle buluþturacaðýz. Usulsüzce ve hakkýnda hiçbir karar olmadan savcýnýn sözlü emri ile el konan dergilerimiz, afiþ ve bildirilerimiz iade edilsin! Temsilcimiz Ulaþ Yýldýz derhal serbest býrakýlsýn!” denildi. Sloganlarla sona eren eyleme BDP, BDSP, DHF, Eðitim-Sen, ÝHD ve Halk Cephesi destek verdi. 20 Nisan günü sabah 09.00 civarýnda savcýlýða çýkarýlan Ulaþ Yýldýz, saat 15.30’da mahkemeye çýkarýlarak serbest býrakýldý. Görüþtüðümüz Ulaþ Yýldýz, “Polis bana örgüte üye olmak, yardým etmek, üye kazandýrmak ve propaganda yapmak suçlamalarý yöneltti, ben susma hakkýmý kullandým. Savcýlýða çýkarýldýðýmda ise savcý bana direk ‘TKEP/L ile bir üyeliðin var mý?’ diye sordu. Sonra Ayýþýðý Sanat Merkezindeki görevimi ve Mücadele Birliði dergileri ile baðlantýmý sordu, ben de temsilcisi ve muhabiri olduðumu söyledim. Ardýndan hakkýnda toplatma kararý çýkan 1 Mayýs bildirisinin son paragrafýný baþtan sona bana okudu, burada ne demek istiyor dedi. Y.E.Mücadele Birliði dergisinin toplatýlmýþ olan 196. sayýsýnýn Kürt halký ile ilgili kapaðýný gösterdi. Savcý zaten odaya ilk girdiðimde, ‘sen daha önce geldin deðil mi?’ diye sormuþtu. Benden önce de TMÞ komiseri yanýna girmiþ ve uzun uzun bilgi vermiþti.” dedi.

Cumartesi Anneleri 367. haftada, 7 Nisan günü “12 Eylül zihniyeti 32 yýldýr sürüyor; Talat Türkoðlu nerede?” diye sordular. Talat Türkoðlu’nun gözaltýnda kaybediliþinin 16. yýlý. Sosyalist kimliði ile bilinen ve defalarca gözaltýna alýnan, tutuklanan Türkoðlu, annesini ziyaret etmek için gitmek üzere otobüsle Ýstanbul’dan Edirne’ye gittiði sýrada, annesine ve eþine telefonla yol boyunca polisler tarafýndan takip edildiðini söylemiþti. Annesini ziyaretinden sonra Edirne’den Ýstanbul’a dönüþünde bir daha kendisinden haber alýnamadý. Ýçiþleri Bakanlýðýna, Baþbakanlýða, çeþitli kurumlara yapýlan baþvurularda “Talat Türkoðlu isimli þahýs herhangi bir nedenle gözaltýna alýnmamýþtýr” cevabýyla karþýlaþýldý. 10 Eylül 1997 tarihinde ise JÝTEM mensubu itirafçý Kasým Açýk, Gebze Cezaevi’nde el yazýsýyla yazdýðý itirafta Talat’ýn kendisi gibi JÝTEM’de çalýþan Murat Demir ve Murat Ýpek tarafýndan öldürüldüðünü ve verilen görev gereði onu Meriç Nehri’ne attýklarýný krokileriyle açýklamýþ olmasýna raðmen soruþturma dahi açýlmadý. 12 Eylül darbesinin yargýlamasýný eleþtirilen Cumartesi Anneleri “böyle mi 12 Eylül’le hesaplaþýyorsunuz?” diyerek tepkilerini dile getirdiler.

10

209. Sayý / 25 Nisan - 9 Mayıs 2012


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

1 MA YIS’TA TAK SÝM’DE O LA CA ÐIZ!

DÝSK, KESK, TMMOB ve TTB Ýþçi Sýnýfýnýn Uluslararasý Birlik Mücadele ve Dayanýþma Günü 1 Mayýs’ta Taksim’de olacaklarýný açýkladý. 19 Nisan günü Taksim Gezi Parký’nda saat 12.00’de bir araya gelen kurum temsilcileri adýna basýn açýklamasýný, DÝSK Genel Baþkaný Erol Ekici yaptý. 1 Mayýs’ýn emeðin kazanýlmýþ haklarýna yönelik yeni saldýrýlarýn gündeme geldiði bir dönemde gerçekleþmesinin önemli olduðuna deðinen Ekici, “DÝSK, KESK, TMMOB ve TTB olarak emek ve meslek örgütleri olarak tüm bu uygulamalara karþý 1 Mayýs 2012 Birlik Mücadele ve Dayanýþma Günü’nü en geniþ birlikteliði yaratarak kutlamak için baþta Taksim 1 Mayýs alaný olmak üzere ülkenin dört bir yanýnda tüm maðdurlarla, yoksullarla, dýþlananlarla, iþsizlerle, iþçilerle, kamu emekçileriyle, mimar ve mühendislerle, aydýnlarla, sanatçýlarla, kadýnlarla, gençlerle, emeklilerle, basýn emekçileriyle 1 Mayýs Alanlarýnda olacaðýz” dedi. Güvencesiz, örgütsüz ve güvenliksiz býrakýlan iþyerlerindeki iþ cinayetlerine de iþaret eden Ekici 4688 sayýlý Kamu Görevlileri Sendikalarýnda Deðiþiklik Yapýlmasýna Dair Kanun ile 4+4+4 olarak bilinen Eðitim Kanunu’na iliþkin olarak ise dayatmacý, baskýcý, gerici yasal düzenlemeler planlandýðýný belirtti. Her türlü hak alma çabasýnýn ve mücadelesinin baský ve þiddetle durdurulmak istendiðini, hapishanelerdeki tecrit uygulamasýnýn devam ettiðini, kentsel dönüþüm adý altýnda kentlerin yaðmalandýðýný, kar uðruna çevrenin talan edildiði, saðlýk ve eðitim alanýnýn ticarileþtirildiði, kadýn cinayetlerinin arttýðý, gazetecilerin, sendikacýlarýn, tutuklandýðý zorun ve baskýnýn hakim olduðu, Kürt halkýnýn demokratik talepleri nedeniyle baský ve tutuklamalarla yok sayýldýðý, özel yetkili mahkemeler ve terörle mücadele yasasý adý altýnda her türlü hak alma talebinin suç görüldüðü bir ortamýn hüküm sürdüðüne deðinerek, Ortadoðu ve Suriye’de ise emperyalizmin iþgal politikalarýnýn taþeronluðuna soyunmanýn ülkeyi içinden çýkýlmaz bir cendereye sürüklediðini ifade etti. Ekici, Ýstanbul Valisi’nin bir soru üzerine “Henüz bize 1 Mayýs’a iliþkin baþvuru yapýlmadý” þeklinde yanýt verdiðini aktardý ve “bizler baþvurumuzu yapmýþ bulunuyoruz. Fakat sayýn Vali’nin bundan bilgisi yoksa iþte burada açýklýyoruz. Bizler dört kurum olarak 1 Mayýs’ta Taksim’de olacaðýmýzý belirtiyoruz. Kendisinden saat bildirimi yapmasýný bekliyoruz. Hep birlikte 1 Mayýs’ý özüne, anlamýna uygun, taleplerimizle, bayraklarýmýzla, türkülerimiz, halaylarýmýzla Taksim’de olacaðýz” diyerek sözlerini tamamladý.

1 Mayıs

AN TEP’TE 1 MA YIS ÇA LIÞ MA LA RI HIZ KA ZAN DI

Antep’te Mücadele Birliði Platformu’nun “1 Mayýs’ta Taksim’e” þiarýyla baþlattýðý çalýþmalarý hýzla devam ediyor. Mahallelerde gerçekleþtirilen bildiri daðýtýmlarýnda emekçi halkýn yoðun ilgi gösterdiði görüldü, 1 Mayýs’ta Taksim’e gelmek isteyenlerle de baðlar kuruldu. Mücadele Birliði Platformu 11 Nisan günü Þehitkamil ilçesi 8 Þubat Mahallesi, Kayaönü Mahallesi, Pir Sultan Abdal Mahallesi ve Cinderesi’nde bildiri daðýtýmlarý yaptý; daðýtým yapanlar, polisler tarafýndan durdurularak GBT kontrolünden geçirildi. Yaklaþýk 1 saat tutulan devrimcilere “afiþ yaptýklarý için” Kabahatler Kanunu’ndan ceza kesti. Buzu kýrýp Taksim’in yolunu açanlarýn karþýsýnda polislerin bu acizliklerine hiç yabancý deðiliz. Hiçbir güç kitlesel bir þekilde Taksim’de olmamýzý engelleyemeyecek. 12 Nisan günü de merkez Þahinbey ilçesi Düztepe, Dumlupýnar, Kýbrýs Mahalleleri, Titizler Caddesi gibi iþçi emekçilerin semt ve mahallelerinde bildiri daðýtýmlarýna devam edildi. Halk tarafýndan yoðun ilgiyle karþýlanan bildirilerin daðýtýmý sýrasýnda polis yine kimlik kontrolü yaptý. “Denizlerin Yoldaþlarý”na halk destek verirken; sermayenin silahlý koruyucularý, devrimcileri 10 dakika beklettikten sonra kimliklerini teslim edip býrakmak zorunda kaldý. Þehitkamil ve Þahinbey merkez ilçelerinde yaptýðýmýz 1 Mayýs’la ilgili bildiri daðýtýmlarýnda 3 günlük çalýþmada 5 defa sivil polisler tarafýndan hem bildiri hem de kimlik sorgusu yapýldý. En son olarak Antep Üniversitesi önünde yürütülen çalýþmada, sivil polislerin oyalamak için yaptýklarý uzun uzun kimlik sorgularýna aldýrmadan bildiri daðýtýmlarýna devam edildi. Sivil polis aracýndan görüntü alan sivil polislere tepki gösterilmesi üzerine polisler araçlarýndan inerek kimlik sorgusu yapmak istedi. Kimliklerin daha önce sorulduðunun söylenilmesi üzerine polisten “Ýstediðimiz zaman sorarýz” cevabý geldi. Devrimcilerin kimlik göstermeyeceklerini söylemeleri üzerine polis, daðýtým yapanlardan birini gözaltýna alacaðýný söyledi. Bununla birlikte yaþanan arbedenin ardýndan polisler daðýtýmcýlarýn kimliklerini göremeden ve gözaltý yapamadan araçlarýna binip uzaklaþtý. Mücadele Birliði/Antep

ALEVİLER DE 1 MA YIS’TA TAK SÝM’DE

Ýzmir Alevi Yol Kültür Dernekleri 1 Mayýs’ta 1 Mayýs Alaný Taksim’de olacaklarýný yaptýklarý basýn açýklamasý ile duyurdular. 9 Nisan Pazartesi günü saat 18.00’de eski Sümerbank önünde “Dersim’i Unutursan Maraþ Olur, Maraþ’ý Unutursan Çorum Olur, Çorum’u Unutursan Sivas Olur, Sivas’ý Unutursan Gazi Olur, Gazi’yi Unutursan Sonun Olur, Unutma-Unutturma” pankartý açýlýrken, “Devletin Alevi’si Olmayacaðýz”, “Adalet Halklarýn Elleriyle Gelecek”, “1 Mayýs’ta 1 Mayýs Alanýndayýz”, “Yaþasýn 1 Mayýs” sloganlarý atýldý. Okunan basýn metninde 13 Mart günü Sivas Davasýnýn zaman aþýmýna uðramasýnda ve tarihteki bütün katliamlarda devletin tutumunun ayný olduðuna dile getirildi. “Sadece Sivas katliamýný deðil, kardeþimiz Hrant Dink’i planlayarak öldüren, katillerini koruyup kollayanlarý, Roboski’de hedef gözeterek Kürt halkýnýn üstüne bomba yaðdýranlarý sanýyorlar ki unutacaðýz, görmeyeceðiz, çýkarýlan anayasalarla iþçi ve emekçiler için, halklar için bu topraklarý cehenneme çevirenler sanýyoruz ki susacaðýz. ..... Bütün bunlara karþý sözümüzü sokakta söyleme zamanýdýr. Biz Aleviler eðer sokaða çýkmazsak, eðer örgütlü gücümüzle bütün bu saldýrýlara cevap vermezsek bizleri yeni katliamlar beklediði bilmeliyiz... 1 Mayýs’ta Taksim’de olacaðýz. Bu ülkenin onurlu insanlarýyla, iþçi ve emekçileriyle omuz omuza gerçekleri bir kez daha Taksim’de haykýracaðýz. Bu ülkenin 1 Mayýs alaný Taksim Meydaný’dýr. Söyleyecek sözü olaný, daha iyi bir yarýn isteyen herkesi 1 Mayýs Taksim’de olmaya çaðýrýyoruz” denilerek açýklama bitirildi. Mücadele Birliði/Ýzmir 209. Sayý / 25 Nisan - 9 Mayıs 2012

11


Gündem

ÞÝMDÝ DEVR Yeni Evrede

Mücadele Birliði

T

Ýsyancý ve ayaklanmacý ruh hali Kürt halkýna ve emekçi sýnýflara egemen olandýr. Bu enerjinin yýkýcý bir güç haline gelebilmesi için hedefinin somut, net biçimde belirlenmiþ olmasý gerekir. Bu hedef devrim ve iktidardýr. Tekelci sermaye sýnýfý ve devletin Türkiye’yi kanlý bir dýþ savaþa sürüklüyor olmasý bu hedefleri daha acil, daha yaþamsal kýlmakla kalmýyor, bunun için gerekli olanaklarý da sunuyor. Ýþçi sýnýfý ve Kürt halký, tekelci sermaye sýnýfýnýn hükümet eliyle hazýrlamakta olduðu kanlý dýþ savaþý politik iktidarý ele geçirmeyi eylemlerinin temel hedefi haline getirirlerse önleyebilirler. 12

ürkiye, Ortadoðu’da bir savaþa mý sürükleniyor? Hükümetin, Baþbakan ve Dýþiþleri Bakanýnýn diplomatik temaslarýna ve açýklamalarýna bakýlýrsa bundan hiçbir kuþku duyulmamalý. Türkiye bir savaþa sürüklenmek isteniyor. Bu bir saptamadýr, gerçekleþip gerçekleþmeyeceði, bu iþin baþýný çekenlerin amaçlarýna varýp varmayacaðý ayrý bir konudur. Hükümetteki, devletteki bu heves artýk tüm dünya tarafýndan biliniyor. Suriye’ye saldýrý amaçlanýyor. Bu o kadar öyle ki, Suriye’deki geliþmeleri kontrol altýna amacýyla hazýrlanan “Annan Planý” için giriþimler daha baþlamadan Türkiye söz konusu “Planý” “Kadük” yani ölü doðmuþ ilan etti. Þu gerçek artýk tüm taraflarýn zihninde açýk: Türkiye Suriye’deki olaylarýn durulmasýný istemiyor; bunun da ötesinde Suriye’nin mevcut iktidarýnýn duruma egemen olmasýndan büyük bir korkuya kapýlmýþ durumda. Onun için “barýþ” ortamýný bozacak her türlü giriþimi ya bizzat örgütlüyor ya da doðrudan teþvik ediyor. Bir bütün olarak tekelci sermaye sýnýfý, özel olarak hükümet büyük bir korkuya kapýlmýþ durumda çünkü herhangi bir biçimde Suriye’de mevcut iktidarýn duruma egemen olmasý halinde Türk dýþ politikasýnýn iflasý ilan edilmiþ olacak. Bu nedenle ne yapýp yapýp bölgede savaþ çýkartmaya çalýþýyor. Sýnýrda provokasyonlar yapýp NATO’nun 5. maddesini iþeterek NATO’yu Suriye’ye saldýrtma da dâhil savaþ çýkartmak için her yola baþvuruyor. Türkiye’nin bir savaþa ihtiyacý var; bu çok açýk. Hükümetin Türkiye’yi savaþa sürükleme arzusu bununla sýnýrlý deðil. Baþbakan son dönemde gözle görülür biçimde Irak’ýn iç iþlerine müdahale etmeye, bu konuda saldýrgan açýklamalar yapmaya baþladý. Irak Baþbakaný Maliki, Türkiye’nin giriþimlerini ve açýklamalarýný, 209. Sayý / 25 Nisan - 9 Mayıs 2012

“Türkiye bölgede düþman ülke haline gelmeye baþlýyor” sözleriyle açýkladý. Irak baþbakanýný böyle “aðýr” bir deðerlendirmeye götüren sebep sadece Hükümetin açýklamalarý deðil ama ayný zamanda pratik icatlarý da böyle bir deðerlendirmenin temel nedeni oldu. Nedir bu pratik icraatlar? Türkiye artýk saklamaya gerek duymadýðý bir þekilde Maliki hükümetini devirmeye çalýþýyor, bunun için Irak’ta aranan bir kiþi olan Irak Cumhurbaþkaný Yardýmcýsý Haþimi ile görüþmeler yapýyor; Haþimi’yi Barzani ile buluþturuyor ve Irak hükümetinin nasýl düþürüleceði üzerinde basýna yansýyacak açýklýkta konuþuyor. Bu, baþka bir ülkenin iç iþlerine alenen karýþmaktýr. Demek ki, Türk hükümeti sadece Suriye deðil fakat Irak’taki iktidarý da düþürmek için kollarýný sývamýþ durumda. Altýný çizmekte yarar var: bu sözlerimiz hükümetin ve devletin bu süreçten baþarýyla çýkacaðýný, planladýklarýný baþarýyla gerçekleþtirebileceðini düþündüðümüz þeklinde anlaþýlmamalý. Ama önce durumun doðru tespiti gerekiyor, yaptýðýmýz da budur.

Hükümet Barzani’yi Neden Öptü? Suriye’den sonra Irak-Türkiye arasýndaki gerilimin son perdesi Barzani-Haþimi-Erdoðan üçlüsünün buluþmalarý oldu. Türkiye’nin ev sahipliði yaptýðý bu buluþmada yakýn geçmiþe kadar Türkiye tarafýndan hakir sözlerle anýlan Barzani þimdi “devlet baþkaný” protokolüyle karþýlanýyor, kendi ülkesinde aranan bir adam en yetkili makamlarla görüþüyor. Neden? Türkiye ve Kürdistan sol çevrelerinden eskiden þöyle kolaycý bir yaklaþým var: Ne zaman Ortadoðu’da emperyalistlerin ya da emperyalistlerle iliþkili devletlerin bir müdahalesi, savaþ kýþkýrtmasý benzeri bir þey olsa hemen “petrol ve enerji kaynaklarýna egemen olma isteði” ile açýklanýrdý. Suriye olayý bu açýklama biçiminin kofluðunu, iþe yara-


RÝM ZAMANI Yeni Evrede

Mücadele Birliði

mazlýðýný ortaya çýkardý. Çünkü Suriye’de ne zengin petrol yataklarý ne de baþka enerji kaynaklarý vardý. Buna raðmen emperyalistler ve iþbirlikçileri, bunlarýn baþýnda Türkiye geliyor, Suriye’ye müdahale için görülmedik bir istek ve çaba içindeler. Elbette petrole sahip olma isteði bir faktör olabilir ama bu sýralamada ancak ikinci, üçüncü dereceden bir etken olabilir. Temel neden ise emperyalistlerin Ortadoðu’ya tam egemen hale gelerek yaklaþmakta olan devrimlerin önünü kesmektir. “Ayaklanmalar Yüzyýlý”nda emperyalistlerin ve iþbirlikçilerinin birinci önceliði budur. Emperyalistler bu amaçlarýna Ortadoðu devletlerine kendi denetimlerinde rahatça tutabilecekleri islamcý iktidarlarý getirerek varmaya çalýþýyorlar. Bu iktidarlar, “Müslüman Kardeþler” türünden iktidarlardýr. Libya’da, Tunus’ta, Mýsýr’da, Yemen’de denemeye çalýþtýklarý budur. Þimdi bunu Suriye’de gerçekleþtirmeye çalýþýyorlar. Irak’ta ise ayný amaca bir baþka biçimde varmaya çalýþýyorlar. Türkiye’nin saldýrgan politika ve üslubu bu çerçevede deðerlendirilirse doðru anlaþýlabilir ve kavranabilir. Þimdi sorumuzun yanýtýna yaklaþmýþ bulunuyoruz. Barzani’nin yanaðýna kondurulan bu öpücüðün kerameti nedir? Kýsaca söylersek, hükümet, devlet, tekelci sermaye sýnýfý, bir bütün halinde kendi topraklarýnda gittikçe büyüyen bir devrimden korkuyorlar. Bu birleþik devrimin en önemli kaldýracý olan Kürt halkýnýn özgürlük savaþýndan korkuyorlar. Barzani’ye bu devrim yangýnýnýn bir bölümünü söndürecek, söndürmeye yardým edecek itfaiye eri gözüyle bakýyorlar, temel mesele budur. Hakkýný vermek gerekirse, Barzani, üzerine düþeni yerine getirmek için fazlasýyla hevesli. Daha Türkiye’den ayrýlmadan Kürt halkýnýn savaþý býrakmasý gerektiðini, silahlarýn zamanýnýn geçtiðini ilan ediverdi. UKH silah býrakmaz ise

kendi gücünü kullanacaðýný da açýkladý. Türkiye için bundan iyisi bulunabilir mi? Ýþte “Ulusal Birlik”i inþa etmesi beklenen adamýn kendi halkýnýn özgürlük savaþýna yaklaþýmý!Burjuvazinin sýnýf çýkarlarý ulusal çýkarlarýn çok üstündedir.Biliyoruz ki hiçbir hizmet burjuva dünyada maddi karþýlýðý olmadan gerçekleþmez. Bu durumda Barzani’nin hizmetinin maddi karþýlýðý olduðundan þüphe olmamalý; yoktur. Ancak bunu þimdilik konu dýþý býrakýyoruz.

Ýhtiyaçtan Savaþ Türkiye’nin bir savaþ arayýþý içinde olduðu, açýklamayý gerektirmeyecek kadar açýk. Ýhtiyacýn kaynaðý devrim korkusudur. Her gün geliþip yayýlmakta olan devrimi bir dýþ savaþla önleyebileceðini düþünüyor. Devrimi ya da iç savaþý bir dýþ savaþla önleme düþüncesi Türk burjuvazisine özgü bir keþif deðil. Deðiþik ülkelerin burjuva sýnýflarý yüzyýldan fazla bir zamandýr bu politikayý izliyorlar. Savaþa ihtiyacý olan, dolayýsýyla kýþkýrtan, savaþ çýkartmak için her yola baþvuran Türkiye olduðuna göre burada emperyalistlerin rolü nedir? Gerçekte, sanýldýðý gibi emperyalistler mi Türkiye’yi Suriye’ye karþý savaþa sürüklüyorlar yoksa Türkiye mi emperyalistleri bir savaþa zorluyor? Açýklamalar, diplomasi trafiði, pratik çabalar dikkatle incelendiðinde aslýnda Türkiye’nin emperyalistleri, özellikle de ABD’yi bir savaþa zorladýðýný, NATO’yu iþin içine katmak için provokasyonlar düzenlediði; ABD’nin en azýndan þimdilik Türkiye’yi frenlemeye çalýþtýðý görülecektir. Bu durum, tekelci sermaye sýnýfýnýn ve hükümetin bir devrimden duyduðu korkunun, dolayýsýyla da bir savaþa duyduðu ihtiyacýn büyüklüðünü ifade ediyor. Peki, bir dýþ savaþ, hükümetin ve tekelci sermaye sýnýfýnýn korkusuna çare olacak mý, devrimi önleyebilecek mi? Suriye ya da Irak’la –çünkü artýk Irak’ta Türkiye’yi “düþman ülke” saymaya baþ209. Sayý / 25 Nisan - 9 Mayıs 2012

Gündem

ladý- giriþilecek bir dýþ savaþýn devrimi önleyemeyeceðini, aksine, sürecin baþýnda þoven bir hava egemen olsa da, kýsa sürede devrimi derinleþtireceðini rahatça söyleyebiliriz. Dýþ savaþ devrimi önleyemeyecek ama burjuva iktidarý yýkacak bir devrim dýþ savaþý, Türkiye’nin komþularýyla giriþebileceði bir savaþý önleyebilir. Demek ki, emekçi sýnýflarýn ve Kürt halkýnýn yýllar boyu acý çekmelerine, kan ve gözyaþý dökmelerine yol açacak bir dýþ savaþ kaçýnýlmaz bir durum deðil. Bu savaþ önlenebilir ve önlenmelidir. Ama bunu gerçekleþtirmenin tek yolu tekelci sermaye sýnýfýna, onun düzenine karþý ayaklanmalarý örgütlemek, yaymak, derinleþtirmektir. Savaþýn kaynaðý tekelci sermaye düzeni ve onun politik iktidarlarýdýr. Bu kaynaklar ortadan kaldýrýldýðýnda savaþ tehlikesinin kendisi de ortadan kalkacaktýr. Ve bu, her zaman olduðundan daha fazla mümkün hale gelmiþtir. Çünkü emekçi sýnýflar ve Kürt halký, uzun süredir sermaye sýnýfý düzenine ve devlete karþý ayaklanmacý bir ruh haliyle savaþýyor, yaþamsal sorunlarýnýn kalýcý çözümü için ne bedel gerekiyorsa ödemeye hazýr olduklarýný eylemleriyle ifade ediyorlar. Ýsyancý ve ayaklanmacý ruh hali Kürt halkýna ve emekçi sýnýflara egemen olandýr. Bu enerjinin yýkýcý bir güç haline gelebilmesi için hedefinin somut, net biçimde belirlenmiþ olmasý gerekir. Bu hedef devrim ve iktidardýr. Tekelci sermaye sýnýfý ve devletin Türkiye’yi kanlý bir dýþ savaþa sürüklüyor olmasý bu hedefleri daha acil, daha yaþamsal kýlmakla kalmýyor, bunun için gerekli olanaklarý da sunuyor. Ýþçi sýnýfý ve Kürt halký, tekelci sermaye sýnýfýnýn hükümet eliyle hazýrlamakta olduðu kanlý dýþ savaþý politik iktidarý ele geçirmeyi eylemlerinin temel hedefi haline getirirlerse önleyebilirler. Onun için tek cümleyle: Þimdi devrim zamaný.

13


1 Mayıs

1 MAYIS SÖYLEÞÝLERÝ

Ýþçi sýnýfýnýn kapitalizme karþý mücadele ve dayanýþma günü olan 1 Mayýs yaklaþýyor. Mücadele Birliði Platformu, Devrimci Ýþçi Komiteleri 1 Mayýs’ýn ve 1 Mayýs’ta Ýstanbul’da Taksim Meydaný’nda olmanýn önemi üzerine iþçi ve emekçilerle bir söyleþi düzenledi. Sarýgazi Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde 22 Nisan günü saat 14.00’de “Ýþçiler 1 Mayýs’ý Tartýþýyor” adýyla yapýlan söyleþiye Sarýgazi ve diðer semtlerden birçok iþçi ve emekçiler katýldý. Söyleþiye gelenlerin genel isteði üzerine iþçi sýnýfý için 1 Mayýs’ýn önemine ve tarihçesine deðinildi. Türkiye baþta olmak üzere farklý ülkelerdeki 1 Mayýs’ýn nasýl kutlanýldýðý üzerinden örnekler verildi. Söyleþi Ýstanbul’da 1 Mayýs’ýn kutlanmasý üzerinde yoðunlaþtý. Ýstanbul özelinde 1 Mayýs’ýn tarihçesi aktarýldý. Ýstanbul’da 1 Mayýs Alaný’nýn Taksim Meydaný olduðuna ve bunun büyük bedeller ödenerek kazanýldýðýna deðinildi. 70’li, 80’li 90’lý ve 2000’li yýllarda Ýstanbul’da 1 Mayýs’ýn Taksim Meydaný’nda kutlanmasýna iliþkin tarihçesi üzerinde duruldu. Söyleþi tarih boyunca Ýstanbul’da 1 Mayýs’ýn Taksim Meydaný’nda kutlanmasý konusunda sendikalarýn, devrimci siyasetlerin söylemleri ve 1 Mayýs’larda hangi alanlarda olduklarý üzerinde ilerledi. Ýstanbul’da 1 Mayýs’ta Taksim Meydaný’nda olmak için 1990’lardan sonra sendikalarýn ve devrimci siyasetlerin, 1 Mayýs hazýrlýklarý yapýlýrken tartýþmalarda “1 Mayýs’ta Taksim’de olunmalýdýr” söyleminde bulunduklarý ama 1 Mayýs’ta devletin gösterdiði izinli alanlarda 1 Mayýs’ý kutladýklarýna, 1992’den itibaren Mücadele Birliði Platformu’nun her 1 Mayýs’ta Taksim Meydaný’nda olduðuna deðinildi. Ýstanbul’da iþçi sýnýfýnýn bedeller ödeyerek kazandýðý Taksim Meydaný’nýn 1 Mayýs alaný olarak tarihe geçtiði ve bundan taviz verilemeyeceði üzerinde durulan söyleþide, iþçi sýnýfýnýn öncüsü olduðunu iddia eden devrimcilerin 1 Mayýs’ý Taksim Meydaný’nda kutlamasý ve bunun iþçi ve emekçilere aktarmasý gerektiði belirtilerek Taksim’e arkasýný dönenlerin devrimci olmak iddiasýnda bulunamayacaðý görüþü öne çýktý. Ýþçiler ve emekçiler olarak bu 1 Mayýs’ta oluþturulacak komitelerle kitleleri Denizlerin Bayraðýyla 1 Mayýs Alanýna sloganýyla 1 Mayýs’ta Taksim’de olma çaðrýsý yapýlmasýnýn önemi üzerinde duruldu.

14

Yeni Evrede

Mücadele Birliði

ÝÞÇÝLER 1 MAYIS’I TARTIÞIYOR

21 Nisan Cumartesi günü saat 17.00’da Ýzmir Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde “Ýþçiler 1 Mayýs’ý Tartýþýyor” baþlýklý bir söyleþi gerçekleþtirildi. Söyleþiden önce Sibel Sürücü’yle ilgili kýsa bir anma etkinliði yapýldý. Etkinlik, Sibel Sürücü nezdinde bütün devrim ve sosyalizm savaþçýlarý adýna saygý duruþu ile baþladý. 22 Nisan 2001’de Ölüm Orucu eyleminin 124. gününde ölümsüzleþen Sibel Sürücü’nün hayatýna, mücadelesine þiirlerle ve kýsa bir konuþma ile deðinildi. Anmanýn ardýndan 1 Mayýs’ýn 1977’den bugüne kadar ki süreciyle ilgili slayt gösterimi yapýldý. Slayt gösteriminin sonrasýnda Vefa Serdar sözü aldý, konuþmasýna iþçilerin birlik, mücadele ve dayanýþma günü olan 1 Mayýs’ýn dünyada ilk ortaya çýkýþ tarihini anlatarak konuþmasýna baþladý. Serdar; bu süreç içerisinde özellikle “kanlý 1 Mayýs” olarak tarihe adýný yazdýran 1977 1 Mayýs’ýnýn iþçi sýnýfý ve iþçi sýnýfý mücadelesi açýsýndan taþýdýðý öneme deðinerek 1 Mayýs alanýnýn Taksim alaný olduðunu belirtti. Serdar; “Aðýr bedeller verilerek kazanýlan Taksim Meydaný’na sýrt çevirmek, kendini sýnýf önderi olarak gösteren, kendine o misyonu biçen devrimcilerin iþlediði bir suçtur” dedi. 90’lý yýllardan itibaren iþçilerin kanýnýn döküldüðü “Kýzýl Meydan”a sýrtýný dönenlere gönderme yaparak “tarih bunlarý unutmayacak, siz de unutmayýn” dedi. Son olarak 2012 1 Mayýs’ýna güçlü bir katýlýmýn saðlanmasýnýn önemine ve örgütlenmenin zorunluluðuna deðinerek Portekiz Komünist Parti üyesi olan Manuel Tiago’nun kitabýndan bir alýntý yaparak söyleþiyi sonlandýrdý.

209. Sayý / 25 Nisan - 9 Mayıs 2012

Ýzmir Devrimci Ýþçi Komiteleri


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

SÝN CAN’DA YE NÝ SAL DI RI DAL GA SI!

Zindanlar

Zindanlarda devrimci tutsaklara yönelik keyfi baský ve uygulamalara her geçen gün yenileri ekleniyor. Sincan zindanýna Aralýk ayýnda gelen müdür Cemalettin Konca, yasalar ve genelgelerde tutsaklarýn aleyhine olabilecek tüm maddeleri uygulamaya koyuyor ardý ardýna. Ancak bu elbette kiþinin görüþ ve inisiyatifiyle sýnýrlý bir konu deðil. Basýndan da görünen, Osmaniye’den Þakran’a kadar pek çok cezaevinde yaþananlarý göz önüne aldýðýmýzda bunlarýn hiçbirisinin münferit olaylar olmadýðýný, devletin sistematik uygulamalarý, devrimci tutsaklarý teslim alma politikasý olduðunu; bütün saldýrýlarýn bir parçasý olduðunu görebiliyoruz. Müdür Konca, cezaevinde tutsaklarýn okuyacaðý yayýnlar için genelgede geçen “bedelini ödeyerek yararlanabilirler” cümlesinden yararlanarak, yayýnlarýn, özellikle de dergilerin cezaevine alýnmasýný durdurdu. Ailelerin, ziyaretçilerin getirdiði ya da posta ile gelen dergiler de bu genelgeyle tutsaklara verilmemeye baþlandý. Tutsaklara “týpký günlük gazeteler gibi parasýyla bayiden alýrsanýz olur, yoksa olmaz” deniyor. Sincan F Tipi Zindanýndaki tüm devrimci tutsaklar, bu durumun düzeltilmesi için infaz hakimliðine baþvurdular. Bunun yaný sýra, 30 Mart Cuma günü, 3 kiþilik bazý hücrelere de baskýn yapýlarak zorla yer deðiþikliði yapýldý. “Ayný dosyada yargýlananlarýn birlikte kalamayacaðý”na dair maddeye dayanarak yapýlan bu deðiþiklik sýrasýnda zor kullanýldý ve yumruk ve tekmelerle tutsaklara saldýrýldý. Zindanlara yönelik saldýrýlar, topluma yönelik saldýrýlarýn bir parçasýndan baþka bir þey deðil. Bu, devrimle zindanlar arasýnda doðru bir bað kurulduðunda görülebilir.

SARI KÖPEK SÖZLEÞMESÝ HORTLADI

Marmara Üniversitesi Eðitim ve Araþtýrma Hastanesi’nde taþeron iþçilere dayatýlan iþ sözleþmelerinde, suç olmasýna karþýn sendikaya üye olmanýn yasaklandýðý ortaya çýktý. Marmara Üniversitesi Eðitim ve Araþtýrma Hastanesi’nin taþeron þirketi M.N.A. LTD. ÞTÝ. Simge LTD.ÞTÝ. ARC LTD. ÞTÝ. Adi Ýþ Ortaklýðý, emekçilerin örgütlenme özgürlüðüne yüz yýl önce rastlanan bir sözleþme biçimiyle saldýrdý. Taþeron þirket hastanede çalýþan 1000’e yakýn emekçiye dayattýðý ‘Belirli Ýþ Sözleþmesi’nde yer alan 2 maddede açýkça sendika üye olmayý yasakladý. Yasaklama üzerine saðlýk iþ kolundaki sendikalar emekçiler tepkilerini dile getiriyorlar. Dev Saðlýk Ýþ Sendikasý 18 Nisan günü buna tepki olarak Unkapaný’nda bulunan Sosyal Güvenlik Kurumu önünde bir basýn açýklamasý gerçekleþtirdi. “Ýþte AKP’nin Özgürlük ve Demokrasi Anlayýþý ‘Sarý Köpek Sözleþmeleri’ Yüzyýl Sonra Hortladý” yazýlý pankart açan Dev Saðlýk-Ýþ Sendikasý yöneticileri adýna basýn açýklamasýný Arzu Çerkezoðlu yaptý. Marmara Üniversitesi Eðitim ve Araþtýrma Hastanesi’nde taþeron iþçilere dayatýlan sözleþmeyi hatýrlatarak sözlerine baþlayan Çerkezoðlu, iþçi sýnýfýnýn mücadeleler sonucu kazandýðý örgütlenme hakkýna, Anayasa ve yasalarca güvence altýna alýnmasýna karþý bir bilim yuvasý olan üniversitede böylesine açýk biçimde saldýrýlmasýna tepki gösterdi.

Sözleþmeye sendikal örgütlenme yasaðý konduðunu, bunun bir sözleþme hükmü olarak 2 ayrý maddede düzenlenmiþ olduðunu ve bunu anayasal bir suç olduðunu belirten Çerkezoðlu, bu tür bir sözleþmenin hastane yetkililerinin bilgisi olmaksýzýn imzalatýlmasýnýn mümkün olamayacaðýna dikkat çekti. Ýhale sözleþmesi ile çalýþan þirketin tüm iþlem ve evraklarýnýn hastane tarafýndan denetlendiðini hatýrlatan Çerkezoðlu bu nedenle hastane yöneticilerinin hem görevlerini kötüye kullandýklarýný hem de iþçilerin ve sendikanýn sendikal haklarýný kullanmasýnýn engellendiðini ifade etti. Taþeronlaþtýrmanýn temel hedefinin iþçileri örgütsüzleþtirmek, sendikasýzlaþtýrmak olduðunu, buna karþýlýk taþeron saðlýk iþçileri olarak yýllardýr “insan ihaleyle çalýþtýrýlmaz, saðlýkta taþeron olmaz” diyerek Türkiye’nin dört bir yanýnda mücadele yürüttüklerini aktaran Çerkezoðlu, Devrimci Saðlýk-Ýþ Sendikasý olarak taþeron çalýþtýrmayý bu topraklardan silinceye kadar fiili, meþru ve hukuksal zeminde her gün yeni kazanýmlarla mücadeleyi büyüttüklerini ifade etti. Saðlýk sistemindeki sorunlara ve yasa deðiþikliklerine de deðinen Çerkezoðlu, ertesi gün de Gaziantep’te hasta yakýnýnýn saldýrýsý sonucu yaþamýný yitiren Dr. Ersin Arslan için bir günlük iþ býrakma eylemi gerçekleþtireceklerini, 22 Nisan’da ise tüm illerden saðlýk çalýþanlarý olarak Ankara’da olacaklarýný belirterek basýn açýklamasýný tamamladý.

209. Sayý / 25 Nisan - 9 Mayıs 2012

15


Yeni Evrede

Sağlık Emekçileri

Mücadele Birliði

HAYAT KURTARANLAR CAN GÜVENLÝÐÝ ÝSTÝYOR tekrar Devlet Hastanesine doðru yürüyüþlerine devam ettiler. Hastane içerisinde de sloganlarla yürüyen emekçiler Acil Servisin önüne gelerek eylemlerine devam ettiler. Burada toplanan emekçilere hasta ve hasta yakýnlarý da destek verdi. Eylem alkýþ ve sloganlarla sona erdi.

Antep’te Avukat Cengiz Gök��ek Devlet Hastanesinde çalýþan Göðüs Cerrahisi Uzmaný 30 yaþýndaki Dr. Ersin Arslan, 17 Nisan günü saat 13.00 civarýnda, 10 gün önce yaþamýný yitiren bir hastasýnýn 17 yaþýndaki torunu tarafýndan çalýþtýðý hastanede býçaklý saldýrýya uðradý. Saldýrýda aðýr yaralanan Arslan, yanýna koþan meslektaþlarý tarafýndan hemen ameliyata alýndý, fakat kurtarýlamadý. Saldýran genç de olay yerinde yakalandý. Saðlýk emekçileri, arkadaþlarýnýn saldýrýya uðramasýný protesto etmek için bir eylem yaptýlar. Tabip Odasý tarafýndan gerçekleþtirilen yürüyüþe yüzlerce saðlýk emekçisi katýldý. Þehir merkezinde devlet hastanesinden Demokrasi Meydaný’na doðru caddeyi trafiðe kapatarak yürüyen emekçiler sýk sýk “Saðlýkçýya Uzanan Eller Kýrýlsýn”, “Bakan Ýstifa”, “Susma Sustukça Sýra Sana Gelecek” sloganlarý attýlar. Saðlýk emekçileri Demokrasi Meydaný’nda yapýlan basýn açýklamasýnýn ardýndan 15 dakikalýk bir oturma eylemi yaptý ve

16

Yastayýz Çalýþmýyoruz Doktor Ersin Arslan’ýn Antep’teki cenazesi, bir protesto eylemine dönüþtü. Saðlýk emekçileri ve Antep halký, 18 Nisan Çarþamba günü iþ býrakarak erken saatlerde hastane bahçesinde bir araya geldiler. Binlerce kiþi sloganlarla cenazenin geliþini bekledi. Cenazenin gelmesinin ardýndan Tabipler Odasý’nýn pankartý arkasýnda kortejler oluþturuldu ve Ýstasyon Meydaný’na doðru yürüyüþe geçildi. Yürüyüþ boyunca “Bakan Ýstifa”, “Antep Uyuma Doktoruna Sahip Çýk”, “Yastayýz Çalýþmýyoruz”, “Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz”, “Saðlýkçýya Uzanan Eller Kýrýlsýn” sloganlarýyla yürüyen yaklaþýk 4 bin kiþi, ana caddeyi trafiðe kapattý. Yürüyüþün ardýndan Ýstasyon Meydaný’nda konuþmalar yapýldý ve bekleyen otobüslere binilerek mezarlýða doðru yola çýkýldý. Dr.Ersin Arslan Asri Mezarlýk’ta yapýlan törenle topraða verildi.

Saðlýkta Þiddeti Durdurun! Ýstanbul Tabip Odasý ve SES Aksaray Þubesi’ne üye saðlýk emekçileri 18 Nisan günü Cerrahpaþa Hastanesi’nde bir araya geldiler ve “Saðlýkta Þiddeti Durdurun. Artýk Yeter! Hedef Tahtasý Olmak Ýstemiyoruz” pankartý açarak önce yitirdikleri arkadaþlarý Dr. Ersin Aslan için saygý duruþunda bulundular. Ýstanbul Tabip Odasý Baþkaný Tayfun Gören, Dr. Ersin Aslan’ýn ölümüne deðinerek bunun 2002 yýlýndan beri süren saðlýk sistemindeki deðiþimin bir sonucu olduðunu ifade etti. Saðlýk sistemindeki yükün tamamen doktorlara yüklendiðini ve doktorla hastanýn karþý karþýya býrakýldýðýný vurgulayan Gören, saðlýk sisteminde yapýlan deðiþikliklerle özel hastanelerin arttýrýldýðýný, vatandaþýn hekime ulaþmasýnýn kolaylaþtýrýldýðýný fakat diðer yandan sistemin bozuk209. Sayý / 25 Nisan - 9 Mayıs 2012

luðunun yükünün doktorlarýn omuzlarýna yüklendiðini belirterek, “Hasta doktora daha kolay ulaþabiliyor ama keþke hasta doktorun yanýn elinde çiçekle gidebilseydi, bugünkü sistemle doktoruna satýrla giden vatandaþ yaratýldý” dedi. 19 Nisan Perþembe günü acil saðlýk hizmetleri dýþýnda hizmet sunmayacaklarýný belirten saðlýk emekçileri, “Bütün hekimleri ve saðlýk çalýþanlarýný canlarýna, onurlarýna ve mesleklerine sahip çýkmaya çaðýrýyoruz” diyerek eylemi sona erdirdi. Antep: Dr. Ersin Arslan’ýn öldürülmesini ve saðlýkta dönüþüm yasalarýný protesto eden saðlýk emekçileri 19 Nisan günü yine eylemdeydi. Devlet Hastanesi bahçesinde bir araya gelen emekçiler saat 11.00’e doðru kortejlerini oluþturup yürüyüþe geçti. Halktan da yoðun desteðin görüldüðü grevin 2. günündeki eylemde sel olup akan binlerce kiþi Saðlýk Bakanýna, Saðlýkta Dönüþüm Yasalarýna ve baþhekime öfkelerini haykýrdý. Demokrasi Meydaný’na yürüyen kitle, burada eylemlerine devam etti. Eyleme eczacýlar, avukatlar, mimarlar, mühendisler ve çeþitli sivil toplum örgütleri de katýldý. Yaklaþýk iki saat süren eylem sloganlarla sona erdi.

Ýstanbul: 19 Nisan’da yapýlan grevde, Ýstanbul’un çeþitli semtlerinde bulunan hastanelerde hizmeti durduran doktorlarýn yaný sýra hemþireler, laboratuvar çalýþanlarý, taþeron saðlýk iþçileri de katýldý. Hastanelerde acil servisler dýþýndaki servislerde hizmet verilmedi. Saðlýk emekçileri görevli bulunduklarý hastanelerin bahçelerinde sabahýn erken


Yeni Evrede

Sağlık Emekçileri

Mücadele Birliði

saatlerinde basýn açýklamalarýyla güne eyleme baþladýlar. Anadolu Yakasý’nda bulunan hastanelerden Göztepe Eðitim ve Araþtýrma Hastanesi’nin Merdivenköy’de bulunan Polikliniklerinde % 100’e yakýn bir katýlým saðlandý. Saðlýk emekçileri basýn açýklamasý öncesi hastalara ve çevreye bildiri daðýtýmý yaparak saðlýk sistemine iliþkin sorunlar hakkýnda bilgi verdiler. Grevden habersiz olan ve muayene ve tedavi için gelen hastalara grevde olduklarýný belirten saðlýk emekçileri tepki göstermezken bir kýsmý da basýn açýklamasýný izledi. “Üzgünüz... Kýzgýnýz...Öfkeliyiz...Tepkiliyiz... Ýsyan Ediyoruz” pankartý açýlan Göztepe Eðitim ve Araþtýrma Hastanesi’nde Türk Tabibleri Birliði ve SES üyeleri adýna basýn açýklamasýný SES Ýþyeri Temsilcisi Özkan Gülmez yaptý. Açýklamada “Dr.Ersin Aslan’ýn ölümünün sorumlusu aslýnda 17 yaþýndaki bir genç deðil, hükümetin saðlýk politikalarýdýr” denildi. Saðlýk emekçileri basýn açýklamasýnýn ardýndan saat 11.00’de Beyazýt’ta bir araya gelmek üzere yola çýktýlar. Ýstanbul’da bütün hastanelerden Çapa Týp Fakültesine gelen saðlýk emekçileri, hastane bahçesinde toplandýlar. Beþ bini aþkýn kiþinin katýldýðý yürüyüþte Cerrahpaþa ve Samatya Hastanelerinde çalýþan saðlýk emekçilerinde Fýndýkzade’de Çapa’dan gelen kolla birleþti. Millet Caddesi’nden Ordu Caddesi’ne geçen kitle, Beyazýt Meydaný’nda Anadolu yakasýndan gelen kitleyle buluþarak Ýl Saðlýk Müdürlüðü önüne kadar yürüdü. Saðlýk emekçilerinin yürüyüþüne DÝSK Genel Baþkaný Erol Ekici, KESK Genel Baþkaný Lami Özgen’in de aralarýnda bulunduðu sendika ve meslek örgütleri temsilcileri destek verdi. Ýl Saðlýk Müdürlüðü önünde basýn açýklamasýný okuyan TTB Yönetim Kurulu Üyesi Ali Çerkezoðlu, “Kýrgýnýz, öfkeliyiz, yastayýz. Bizler bu cinayeti gördük. Herkes gördü. Ýstanbul’da, Ankara’da, Ýzmir’de, Denizli’de, Batman’da, Bursa’da gördük. Ülkemizin hemen her ilinde, her saðlýk kuruluþunda hemen her gün gördük. Müþteri memnuniyeti, SABÝM þikayet hattý, hastanelerin cirosu dýþýnda gözü Bir þey görmeyenlerin, bu uðurda hekimleri yok sayanlarý, þimdi akýtacaðý ‘Timsah gözyaþlarýný’ kabullenmiyoruz” dedi ve saðlýk emekçilerinin taleplerini þöyle sýraladý:

“Öncelikle, daha önce önerdiðimiz, saðlýkta þiddet sorunu Meclis’te ivedilikle ele alýnsýn. Hakime ve saðlýk emekçisine karþý iþlenen þiddet suçlarýna cezai yaptýrým gerektiren yasal düzenleme yapýlsýn. Hastalarý doktorlara karþý kýþkýrtan söylemlerden vazgeçilsin. Hastalarla doktorlarý karþý karþýya getiren SABÝM þikayet hakký hemen þimdi kaldýrýlsýn. Saðlýk birimlerinde çalýþanlara yönelik risk haritalarý, iþçi saðlýðý birimleri ivedilikle oluþturulsun.” Dünya Tabip Odalarý Baþkaný Dr. Jose Luiz Gomez do Amaral, Ýstanbul Tabip Odasý Baþkaný Prof. Dr. Taner Gören, DÝSK Genel Baþkaný Erol Ekici ve KESK Genel Baþkaný Lami Özgen de, yaptýklarý konuþmalarda, þiddete uðrayan saðlýk emekçilerinin yanýnda olacaklarýný saðlýkta dönüþüm projesinin adý altýnda deðiþtirilen uygulamalarýn yansýmalarý olduðunu Saðlýk Bakanýn derhal istifa etmesi gerektiðini ifade etti.

Ýzmir: Sabah saatlerinde saðlýk emekçileri, hastane içinde Dr. Ersin Arslan için yürüyüþler yaptýlar, saat 12.00’de ise Basmane Meydaný’nda toplandýlar. Tepecik Devlet Hastanesi, Doktor Behçet Uz çocuk Hastanesi çalýþanlarý Basmane Meydaný’na yürüyerek geldi. Dr. Ersin Arslan’ýn fotoðrafýnýn bulunduðu “Hasta Yakýnlarý Býçaklayarak Öldürdü.. Yastayýz.. Bugün Çalýþmýyoruz…Ýzmir Tabip Odasý” imzalý dövizler taþýnýrken “Saðlýk Bakaný 209. Sayý / 25 Nisan - 9 Mayıs 2012

Saðlýk Düþmaný”, “Saðlýkta Dönüþüm Öldürüyor”, “Saðlýkçýlar El Ele Süresiz Greve”, “Bakan Ýstifa”, “Kurtuluþ Yok Tek Baþýna Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz” sloganlarý atýldý. Basmane Meydaný’ndan yolu kapatarak yürüyen saðlýk emekçileri, yürüyüþü Ýzmir Ýl Saðlýk Müdürlüðü önünde bitirdi. Yürüyüþ boyunca iþ yerlerinden alkýþlarla destek verilirken eyleme dýþarýdan katýlýmlarda oldu. Saðlýk Müdürlüðü önünde Türk Tabipler Birliði ve Ýzmir Tabip Odasý adýna kýsa konuþmalar yapýldý. Ardýndan SES Ýzmir Þube baþkaný Veli Atanur “Yastayýz… Bugün basýn açýklamasý yapmayacaðýz basýn açýklamasý yerine isyan edeceðiz. Bugün basýn açýklamasý yapmayacaðýz asla aðýt yakmayacaðýz isyan edeceðiz…” diyerek konuþmasýna baþladý. Veli Atanur saðlýkta dönüþüm yasasýna deðindikten sonra iþ býrakma eylemlerini sürdüreceklerini söyledi. Atanur’un konuþmasýndan sonra Saðlýk Müdürlüðünün kapýsýna siyah çelenk býrakýlmak istendi. Kapý giriþini tutan polisler çelenk býrakacak kiþilerle girmek isteyen basýný engellemek istedi ama karþýsýnda yüzlerce saðlýk çalýþanýný buldu. Saðlýk çalýþanlarý kapýyý açarak Ýl Saðlýk müdürlüðü giriþ kapýsýna kadar gitti. Sendika yöneticilerinin araya girmesi ile Ýl Saðlýk Müdürlüðü giriþ kapýsý önünden çýkýldý. Bir anlýk gerginliðin ardýndan Dr.Ersin Arslan’ýn ölümünden sonra meslektaþlarýnýn yazdýðý “Altý býçak darbesi/ Her yýla bir tane/Kanayan/ Et deðil, týrnak deðil./ Kaburgamýn orta yeri/ Þah damarým/Kaçamak uykularým/ korkularým/ Umutlarým /Alýn Ödedim Ýþte/ Kýþkýrtýlmýþ öfkeye/ Verilen son kurbaným/ Biz orta yer malýyýz/ Peþkeþ çekin herkese/ Bir çocuðun öfkesi öldürür mü insaný/ Ölüm suskunluðumuzda saklý/ Ölüm çaresizliðimizde” þiiri okundu. Ardýndan saðlýk emekçileri hastanelere giderek eylemlerine devam etti. Saðlýk emekçileri 20 Nisan günü de Ýstanbul’daki pek çok hastane gibi Taksim Araþtýrma ve Ýlk Yardým hastanesi önünde de saat 12.00’dan 13.00’a kadar oturma eylemleri düzenlediler. Beyaz önlüklerine siyah kurdeleler takarak, saðlýkta þiddete karþý tepkilerini bugünde böyle sürdürdüler. Dr. Ersin Arslan fotoðraflarýnýn asýldýðý, ellerde “Saðlýk Bakaný Ýstifa” pankartý açýldý.

17


Yeni Evrede

Sokaklar

Mücadele Birliði

BÝLLUR TUZ ÝÞÇÝLERÝ MÜCADELEYE DEVAM EDÝYOR

Sendikalý olduklarý için iþten atýlan ve 95 gündür fabrika önünde eylemde olan Billur Tuz iþçileri 5 Nisan Perþembe günü, Atatürk Organize Sanayi Müdürlüðü’nün önüne yürüdü. Yürüyüþe yine 257 gündür direniþte bulunan Savranoðlu Deri iþçileri ile Tez Koop-Ýþ, Petkim ve TÜPRAÞ iþçileri de katýldý. Sendikal Güç Birliði Platformu üyesi Hava-Ýþ, TÜMTÝS, Tez Koop-Ýþ, Tek GýdaÝþ ve Deri-Ýþ Sendikalarýnýn þube baþkan ve yöneticilerinin de yer aldýðý eylem için, Billur Tuz Fabrikasý’nýn önünde toplanýldý. Tek Gýda-Ýþ Genel Baþkan Danýþmaný Gürsel Köse, sendikalaþmayý tüm örgütsüz iþyerlerine yaymakta kararlý olduklarýný söyledi. Petrol-Ýþ Aliaða Þubesi Baþkaný Ýsmail Doðan kýsa bir konuþma yaptý. Doðan, Sendikal Güç Birliði Platformu olarak baþarýya ulaþýncaya kadar mücadeleyi sürdüreceklerini vurguladý. Deri-Ýþ Þube Baþkaný Makum Alagöz de, haklarýný kullanmaya çalýþan iþçilerin baþýna gelmeyen kalmadýðýný belirterek, “Hakkýmýzda 50’ye yakýn soruþturma açýldý. Cezaevine de koysanýz ülkenin anayasasýný bu patronlara öðretinceye kadar kapýnýn önünden ayrýlmayacaðýz” dedi. Daha sonra Organize Sanayi Müdürlüðü’ne doðru yürüyüþe geçen iþçiler, yürüyüþ boyunca sendika talebi ve dayanýþma çaðrýsý içeren sloganlar attý. Sendikacýlar da yürüyüþ sýrasýnda, Organize’de öðle paydosuna çýkmýþ iþçilere seslendi. Ýþçilere sendikalý olma çaðrýsý yaparak 1 Mayýs’a katýlmaya davet ettiler. Öðle paydosuna çýkan iþçiler de yürüyüþe alkýþ ve sloganlarla destek verdi. Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan ve yeni sendikalý olan Roteks Tekstil iþçileri de öðlen saati paydosundan yararlanarak yürüyüþe katýldý. Yürüyüþ Çiðli Organize Sanayi Müdürlüðü önünde son buldu. Burada konuþan Tek Gýda Ýþ 7 No’lu Þube Baþkaný Kemal Köse, Billur Tuz patronunu ve Atatürk Organize Sanayi Bölgesi Yönetimini iþçilerin yasal haklarýný tanýmaya, daha önce de sendikalý olan Billur Tuz’daki sorunu çözmeye çaðýrdý.

Ýnsanca Yaþamak Ýçin Örgütlü Ol Güçlü Ol Billur Tuz iþçileri, 20 Nisan günü eylemlerinin 110. gününde, Çiðli Organize Sanayi Bölgesi’nde bir yürüyüþ ve basýn açýklamasý yaptý. Yürüyüþ saat 15.00’te Billur Tuz iþçilerinin eylem yerinde toplanýlmasýyla baþladý. “Billur Tuz Ýþvereni Anayasayý Tanýmýyor, Sendika Hakkýmýz Engellenemez” pankartý açýlarak baþlanan yürüyüþe Savranoðlu Deri iþçileri, TÜMTÝS, Tez Koop Ýþ 1 ve 2 Nolu Þubeler, Petrol Ýþ Aliaða Þubesi, Hava Ýþ, Birleþik Metal Ýþ, Eðitim Sen 2 Nolu Þube, Basýn Ýþ, Teksif, BES, BDSP ve Mücadele Birliði destek verdi. Yürüyüþ sýrasýnda diðer fabrikalarda çalýþan iþçilere sesli ajitasyonlar yapýlarak sendikalý olmanýn önemi anlatýlýrken, 1 Mayýs’a katýlým çaðrýsý da yapýldý. Petrol Ýþ Aliaða Þube Baþkaný “Ýster doðulu ol ister batýlý ol, solcu ol saðcý ol, Müslüman ol gayrimüslim ol, ama ne olursan ol sendikalý ol. Örgütlü olmak iþyerinde tacizi engeller, örgütlü olmak ekmeði büyütür, örgütlü olmak patron karþýsýnda sömürüyü götürür. Kardeþlerim baþka seçeneðiniz yok, baskýyý sömürüyü reddetmek için, insanca yaþamak için örgütlü ol güçlü ol” diye konuþma yaptý. Çiðli Organize Sanayi Müdürlüðü’ne kadar yapýlan yürüyüþte “Ölmek Var Dönmek Yok”, “Yaþasýn 1 Mayýs Yaþasýn Ýþçilerin Birliði”, “Birleþen Ýþçiler Asla Yenilmez”, “Yaþasýn Sýnýf Dayanýþmasý”, “Susma Haykýr Sendika Haktýr”, “Ýþ Ekmek Yoksa Barýþ da Yok” sloganlarý atýldý. Müdürlüðün önünde Tek Gýda Ýþ Genel Baþkan danýþmaný Gürsel Köse, DÝSK Ege Bölge Baþkaný ve Birleþik Metal Ýþ Þube baþkaný Ali Çeltek, KESK Dönem Sözcüsü ve BES þube baþkaný Ramis Saðlam ve Ýzmir Sendikal Güç Birliði Platformu adýna TÜMTÝS Þube baþkaný Þükrü Günseli konuþmalar yaptý. Eylem halaylar çekilerek sona erdi. Mücadele Birliði/Ýzmir

18

209. Sayý / 25 Nisan - 9 Mayıs 2012

ANTEP’TE ZAMLARA KARÞI EYLEM 14 Nisan Cumartesi günü Türk Ýþ, DÝSK, KESK, TMMOB, siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin katýlýmýyla hükümetin elektriðe, saðlýða, doðalgaza uyguladýðý zamlara karþý bir basýn açýklamasý gerçekleþtirildi. Bir hafta öncesinden örgütlenme çalýþmasýna baþlanýlan zamlara karþý protesto eylemi, 14 Nisan Cumartesi günü saat 12.30’da Kýrkayak Parký’nda toplanýp Demokrasi Meydaný’na doðru yürüyüþe geçilerek baþlandý. Bizler de Mücadele Birliði olarak dövizlerimizle ve sloganlarýmýzla eyleme katýldýk. “Zam+Zam+Zam=AKP” pankartýnýn açýldýðý eylemde “Zam+Savaþ+Ölüm=Kapitalizm”, “Kapitalizm Öldürür Kapitalizmi Öldürün”, “Zamlara Karþý Sokaktayýz Devrim Ýçin Ayaktayýz”, “Zam Zulüm Ýþkence Ýþte AKP”, “Zamlara Karþý sokaða Ýsyana”, “AKP Elini Cebimizden Çek” dövizleri açýldý ve “Emekçiler Birleþin Devrim Ýçin Savaþýn”, “Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Her Þey Emeðin Olacak”, “Zafer Savaþan Ýþçilerle Gelecek”, “Yaþasýn Halklarýn Mücadele Birliði”, “Ýktidar Dýþýnda Her Þey Hiçbir Þeydir”, “Susma Sustukça Yeni Zamlar Gelecek”, “Gün Gelecek Devran Dönecek AKP Halka Hesap Verecek”, “Kurtuluþ Yok Tek Baþýna Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz” sloganlarý atýldý; zamlar üzerine broþürler daðýtýldý. Demokrasi Meydaný’na varýldýðýnda basýn açýklamasý okundu. Açýklamadan sonra, Ayýþýðý Sanat Merkezi’nin Tiyatro Ýþçileri Atölyesi’nden bir arkadaþ, Nazým Hikmet’in þiirlerinde oluþan kýsa bir tiyatro gösterimi sergiledi. Tiyatro gösteriminin ardýndan basýn açýklamasý sonlandýrýldý. Mücadele Birliði Platformu/ Antep


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

KÝPA ÝÞÇÝLERÝ, TEZ KOOP-ÝÞ GENEL KURULUNA DAMGASINI VURDU

14 Nisan 2012 Cumartesi günü Tez KoopÝþ Sendikasý Ýzmir 2 No’lu Þube, 2. Olaðan Genel Kurulu’nu gerçekleþtirdi. Genel kurula KÝPA iþçileri damgasýný vurdu. 9 yýldýr Tez KoopÝþ’te örgütlenme mücadelesi veren Kipa iþçilerinin aðýrlýðýný oluþturduðu ve Caner Fýrat’ýn aday gösterildiði listeyle sendika genel merkezinin desteklediði Bahri Kendi genel kurulda yarýþtý. Yapýlan konuþmalarda geliþen son sürece deðinen sendikacýlar ayrýca, devam etmekte olan Billur Tuz ve Savranoðlu Deri Ýþçilerinin eylemlerine destek çaðrýsýnda bulundular. Genel kurulda Suriye ve savaþ baþlýklarý da gündeme geldi ve bu konuda emekçilerin uyanýk olmasý gerektiðine dikkat çekildi. Tez Koop-Ýþ 2 No’lu þube baþkanlýðýna aday olan Caner Fýrat ve Bahri Kendi de birer konuþma yaptý. Özellikle Kipa Ýþçilerinin adayý olan ve Kipa örgütlenmesinde büyük emeði geçen Caner Fýrat’ýn konuþmasýný iþçiler büyük bir ilgi ve coþkuyla dinlediler. Caner Fýrat konuþmasýnda; “2001 Yýlýnda Kipa’ya girdim. 2009 yýlýnda Kipa örgütlenmesi nedeniyle iþten atýldým. Sendikamýzda örgütlenme uzmaný olarak iþe baþlatýldým. Ben sadece sermayenin çalýþanlarý iþten attýklarýný düþünürken, 2011 yýlýnda da kendi sendikamdan da iþten atýldým. Bizler hepimiz bu yola çýktýðýmýzda karþýmýzda sadece iþveren ve onun uzantýlarýný bulacaðýmýzý ve de bu mücadeleyi onlara karþý vereceðimizi düþünmüþtük. Oysa iþveren kadar aþmamýz gereken, alt etmemiz gereken bir de sendikal bürokrasi olduðunu gördük. Bu uðurda ciddi bedeller ödedik. Kardeþimizi kaybettik. (1 Mayýs 2006’da yaþamýný yitiren Ömer Kaya). Gecemizi gündüzümüze katýp yýlmadan, býkmadan, usanmadan, yorulmadan kavgamýzý verdik. 9 yýl süren bu mücadeleden alnýmýzýn akýyla çýktýk. Ama bu mücadelenin bu kadar uzun sürmesinin sebebi Kipa iþçileri deðildir. Tez Koop-Ýþ sendikasýnýn genel merkezinin Kipa örgütlenmesini iç kavgalar nedeniyle heba etmesidir. Kipa iþçileri çözümünde kendisinin dýþýnda olmadýðýný görmüþtür ve buna göre de kavgasýný verecektir. Erzurum’daki, Edirne’deki, Ýstanbul’daki, Adana’daki, Trabzon’daki ülkemizin her yerinde emekçi kardeþlerimizle el ele olacaðýz. Tekel, UPS iþçilerinde olduðu gibi bugünvde Savranoðlu ve Billur Tuz iþçilerinin de yanýnda olacaðýz. Bizim için iki taraf vardýr. Emek ve sermayedir. Yolumuz emeði sömürenlere karþý mücadele yoludur. Dostlarýmýzýn kölesi, düþmanlarýmýzýn kabusu olacaðýz” dedi. Ara ara gergin bir havada geçen genel kurulda 111 delegeden 107’si oy kullandý. 107 oyun 96’sýný alan Caner Fýrat ve listesi Tez Koop-Ýþ Ýzmir 2 No’lu þubesinin yeni seçilen yönetimi oldu. Ýþçiler genel kurul boyunca sýk sýk “Örgütlü Ýþçiyi Hiçbir Kuvvet Yenemez” sloganýný attý. Tez Koop-Ýþ Ýzmir 2 No’lu Þube’nin 2. Olaðan Genel Kurulu’na TürkÝþ Bölge Temsilciliði, Tez Koop-Ýþ’in Ýzmir’den ve baþka þehirlerden gelen þube baþkanlarý-þube yöneticileri, Tek Gýda-Ýþ Genel Baþkan Danýþmaný Gürsel Köse, Tümtis Genel Örgütlenme Sekreteri Cafer Kömürcü, Tümtis, Hava-Ýþ, Petrol-Ýþ Aliaða, Tes-Ýþ, Teksif, Tek Gýda-Ýþ 7 No’lu Þube, Haber-Ýþ Sendikalarý ve Mücadele Birliði Platformu katýldý. Mücadele Birliði/Ýzmir

Emek Hareketi

BOSCH ÝÞÇÝSÝ GELECEÐÝNE SAHÝP ÇIKMAYA DEVAM EDECEK

Bosch iþçileri, geçtiðimiz aylarda topluca Türk-Ýþ’e baðlý Türk-Metal Ýþ Sendikasý’ndan DÝSK’e baðlý Birleþik Metal-Ýþ Sendikasý’na geçmiþlerdi. Bu yüzden sýk sýk baskýlara uðrayan Bosch iþçileri en son 16 Nisan günü saldýrýya uðradý. 16 Nisan günü vardiya giriþ ve çýkýþýnda basýn açýklamasý yapmak üzere fabrika giriþinde bulunan sendika yöneticileri ve Bosch iþçilerine Türk Metal çetesi tarafýndan taþ, sopa ve demir çubuklarla saldýrý düzenlenmiþti. Birleþik Metal Ýþ bir açýklama yaparak saldýrýnýn bizzat T. Metal Genel Sekreteri Muharrem Aslýyüce’nin baþýnda bulunduðu grup tarafýndan yönlendirildiðini söyledi, Bosch iþçilerinin ve sendikacýlarýn saldýrýya raðmen kararlý bir þekilde basýn açýklamasýný tamamladýklarýný belirtti. DÝSK, 17 Nisan günü, bu saldýrýyý ve Birleþik Metal Ýþ Sendikasý’ndan istifa etmeleri için iþçilere yapýlan dayatmalarý protesto etmek için, Maslak’ta, Bosch Genel Müdürlüðü önünde bir eylem yaptý. Maslak ÝTÜ metro çýkýþý önünde toplanan sendika üyeleri “Bursa Bosch’ta Sendika Seçme Özgürlüðüne Yapýlan Saldýrýyý Protesto Ediyoruz” pankartý ile “Zafer Direnen Emekçinin Olacak” ve “Biz Biz Biz Bosch Ýþçisiyiz, Sarý Sendikayý Göndereceðiz” sloganlarý atarak Bosch Genel Merkezi önüne kadar yürüdü. Genel Merkez önünde yapýlan basýn açýklamasýnda Bosch patronunun Türk Metal Genel Baþkaný’nýn üretimi durdurarak propaganda yapmasýna izin verdiði ve eline Bosch fabrikasýnýn mikrofonu verdiðini iddia eden DÝSK Genel Baþkaný Erol Ekici, “Bütün bu çabalar sonuç vermedi. Bosch iþçileri gerek Türk Metal’in gerekse iþverenin bu giriþimleri karþýsýnda büyük bir sükûnetle geliþmeleri izlemeyi tercih etti. Ancak en son tüm vardiyalarda grup baþlarý ve iþçilerle yapýlan toplantýlar sonrasýnda iþyeri üst yönteminin niyetinin ne olduðu açýkça görüldü. Ýþçi arkadaþlarýmýz, 16 Nisan günü sendika seçme özgürlüðüne yapýlan müdahaleleri kýnamak, Birleþik Metal-Ýþ üyesi olma iradesini bir kez daha ortaya koymak ve iþvereni protesto etmek için basýn açýklamasý yapma kararý aldý. ..... Bosch iþçisine sendika deðiþtirdiði için saldýrdýlar. Bosch iþçisine kendisine yapýlan baskýlarý açýklamasýna engel olmak için saldýrdýlar. Ama ne iþçilerin iradesini kýrabildiler, ne de açýklama yapmasýna engel olabildiler. Bosch iþçisi fabrika önünü terk etmedi” dedi. Ekici en son, Bosch iþçisinin geleceðine sahip çýkmaya devam edeceðini vurgulayarak, patronu sendika seçme hakkýna saygý duymaya çaðýrdý, aksi takdirde Bosch yönetiminin sendika düþmaný tavrýný teþhir edeceklerini söyledi.

209. Sayý / 25 Nisan - 9 Mayıs 2012

19


Sokaklar

SONUNA KADAR BURADA OLACAÐIZ

Savranoðlu Deri iþçileri eylemlerinin 265. gününde Gümrük Telekom önünden Ýzmir Büyükþehir Belediyesi önüne yürüyerek bir eylem yaptý. Mücadele Birliði Platformu da “Zafer Savaþan Ýþçilerin Olacak”, “Yaþasýn 1 Mayýs Yaþasýn Ýþçilerin Mücadele Birliði”, “Savranoðlu Ýþçisi Yalnýz Deðildir” sloganlarýyla Telekom önüne geldi. 21 Nisan günü saat 14.45’te “Savranoðlu-Rodeo Deri Zehir Saçýyor Yetkililer Görmüyor”, “Bu Fabrika Döktüðü Kimyasal Maddelerle Ýnsan ve Çevre Saðlýðýna Zararlýdýr” pankartlarý açýlarak sloganlarla yürüyüþe baþlandý. Savranoðlu Deri iþçilerinin çocuklarý pankartlarýn en önünde “Savranoðlu Ýþçileri 265 gündür Aziz Kocaoðlu’ndan Adalet Ýstiyor”, “Adalet Sadece CHP’ye Mi?” dövizlerini taþýdýlar. Büyükþehir Belediyesi önüne gelindiðinde Deri-Ýþ Þube baþkaný Makum Alagöz 265 günlük eylem sürecini kýsaca anlattý. Alagöz’ün ardýndan sözü DÝSK Ege Bölge Temsilcisi Ali Çeltek’e aldý. Ali Çeltek’in ardýndan Tek Gýda-Ýþ Genel Baþkan Danýþmaný Görsel Köse, KESK Ýzmir Þubeler Platformu dönem sözcüsü Ramis Saðlam, Ýzmir Sendikal Güç Birliði adýna TÜMTÝS þube baþkaný Þükrü Günseli kýsaca düþüncelerini ifade ettiler. Son olarak “Ýzmir Basma Giraud Ailesi Maðduru Ýþçileri” adýna Ýþçi Haklarý Derneði baþkaný Cavit Uður bir konuþma yaptý. Basma iþçilerinin 7 yýldýr kýdem tazminatlarýný alamadýklarý, 7 yýldýr mücadele edildiði vurgulandý. Ve son olarak “Savranoðlu Deri iþçileri kazanacak ki iþçi sýnýfý kazanacak, Billur Tuz iþçileri kazanacak ki emekçiler kazanacak, Basma iþçileri kazanacak ki mücadele yükselsin” diyerek konuþmasýný bitirdi. Eylem Savranoðlu, Billur Tuz ve Basma Fabrikasý iþçilerinin birleþerek çektiði halayla sona erdi. Eyleme 111. günlerinde olan Billur Tuz Ýþçileri, Tek Gýda-Ýþ, TÜMTÝS, Petrol-Ýþ, Tez Koop-Ýþ Ýzmir Þube ve 1 Nolu Þube, Hava-Ýþ, Belediye-Ýþ, Birleþik MetalÝþ, Genel-iþ, Lastik-Ýþ, Maden-Ýþ, KESK Ýzmir Þubeler Platformu, Mücadele Birliði Platformu, BDSP, Kaldýraç, ÝMECE-Der, Basma Fabrikasý iþçileri, Alevi Yol Kültür Derneði ve ÝHD destek verdi. Mücadele Birliði/Ýzmir

20

Yeni Evrede

Mücadele Birliði

TUTUKLU ÖÐRENCÝLERE DERSLER: SUYUN TUTUKLULUÐU

Soruþturmalarla okuldan uzaklaþtýrma cezasýna uðrayan öðrencilere üniversite önlerinde, yani sokakta dersler veren akademisyenler, ayný þekilde zindanlarda tutuklu bulunan öðrencileri için de cezaevi kapýlarý önünde dersler vermekteler. 15 Nisan 2012 tarihinde, “Öðrencime Dokunma” etkinlikleri kapsamýnda Tekirdað F Tipi Cezaevi önünde akademisyen, öðrenciler ve eðitimcilerin bulunduðu bir grup, tutuklu öðrenciler için cezaevi önünde, öðrenci kürsüleriyle, yazý tahtalarýyla temsili ders yaptý. DERS: Ekoloji KONU: Suyun Tutukluluðu KATILIMCILAR: Tutuklu Öðrenciler Ayný gün Baþbakan’ýn da Tekirdað’a gelmesi nedeniyle, Ýstanbul’dan gelenler kapatýlan yollar yüzünden biraz gecikmeli geldiler. Bazý akademisyenlerin cezaevindeki tutuklu öðrencilerle görüþme talebi ise nöbetçi savcý tarafýndan reddedildi. Ýstanbul’dan gelenler ile beraber Tekirdað Eðitimsen üyelerinin katýldýðý eylem, jandarma barikatýnýn önünde, “Öðrencime Dokunma” pankartlarý ve dövizlerinin asýlmasýyla birlikte yoklama alýndý. Tutuklu ve hükümlü bulunan öðrencilerin adýnýn okunarak yapýldýðý yoklama, eyleme katýlanlarýn “burada” demesiyle derse baþlanýldý. Suyun tutukluluðu konulu ekoloji dersine Yýldýz Teknik Üniversitesi akademisyenlerinden Prof. Dr. Beyza ÜSTÜN baþladý. Tekirdað’da Ergene vadisindeki suyun, fabrikalar tarafýndan kirletilmesi nedeniyle gündeme sýk sýk gelen ve daha önceden birçok eylemin yapýlmasý nedeniyle de bölgedeki sorunlarý çok iyi bilen Beyza hoca, ‘suyun tutuklanmasý’ kavramýyla söze baþladý. Uludað’daki sularýn þiþelenerek sözüm ona saðlýklý su diyerek cebimizden paralarýn ödenerek alýnmasýyla beraber, HES (Hidroelektrik Santral) olarak bilinen ve kilometrelerce uzunlukta borularla taþýnan suyun, toprakla olan temasýnýn kesilmesiyle beraber birçok canlý türünün ve hayatýn katledildiðine vurgu yaptý. Ancak bütün bunlarý Ýstanbul’daki su sýkýntýsý döneminde Istranca’dan su getirilmesi yöntemiyle meþrulaþtýrdýðýný söyledi. Öte yandan Ankara’daki su sýkýntýsý için Yeþilýrmak’tan su taþýnmasý için yapýlan yatýrýmlar olmasýna raðmen, kilometrelerce borular döþenmesine raðmen buradan su taþýma iþlemi yapýlmadý. Bunun nedeni; ihtiyaç olduðu için kabul edilmesini saðlamak ve sonrasýnda günümüze suyun þiþelere, demir ve beton borulara girerek tutuklanmasýna ses çýkarýlmasýnýn engellenmesi olduðunu söyledi. Suyun tutuklanmasýyla beraber hayatýn yok olmaya baþladýðýný en iyi anlayan köylülerin HES’lere karþý eylemler yaptýðýný söyleyen Beyza ÜSTÜN, suyu metalaþtýrarak kar elde etmeye çalýþan sermayedarlarýn aslýnda kendilerinin de sonunu hazýrladýðýný söyledi. Tutuklu ve hükümlü öðrencilerinini yerinin Ünüversiteler olduðunu belirtti ve sözü Doçent Dr.Ali Kerem SAYSEL’e býraktý. Doç. Dr. Ali Kerem SAYSEL, suyun tutukluluðun nedeninin bireysel mülkiyet olduðuna, toplum tarafýndan kullanýldýðý ve toplumsal olduðu zaman bu sorunlarýn önüne geçilebileceðine, ayrýca, Anayasal ekolojinin, Anayasaya eklenmesiyle sorunun aþýlabileceðine vurgu yaptý. Daha sonra Tekirdað Eðitimsen Mali Sekreteri Aytekin ÇELEBÝ bir konuþma yaptý. ÇELEBÝ, Doç. Dr. Ali Kerem SAYSEL’in toplumsal mülkiyet çözüm önerisine katýldýðýný, aslýnda Ali hocanýn dili varmasa da sosyalizme iþaret ettiðini belirtti. Anayasal ekolojinin ise bu problemi bu sistem içerisinde çözemeyeceðini, çünkü; var olan Anayasada bile bir çok haklarýn, Anayasaya raðmen pratikte gasp edildiðini, kapitalizmin ekolojik sorunu çözemeyeceðini söyledi ve çözümün ancak ve ancak emeðin iktidarý ile yani sosyalizm ile çözülebileceðini söyledi. Eylem tutuklu ve hükümlü bulunan öðrenciler, eyleme katýlanlar tarafýndan kartlar doldurularak gönderilmesi ile sonlandýrýldý.

209. Sayý / 25 Nisan - 9 Mayıs 2012


Yeni Evrede

Devrimci Gençlik

Mücadele Birliði

GENÇLER SOKAKTA SAVAÞA KARÞI SAVAÞTA Devrimci Öðrenci Birliði ve Genç Emekçiler Birliði “Emperyalist Savaþlara ve Faþizme Karþý Örgütlenelim, Sosyalizm Mücadelesini Yükseltelim” çaðrýsýyla Taksim’de bir yürüyüþ düzenledi. DÖB’lü öðrenciler, düzenledikleri bu yürüyüþ için haftalar öncesinden çalýþmalara baþladýlar. Çeþitli merkezlerde, meydanlarda, otobüs ve metrobüs duraklarýnda bildiriler daðýttýlar, eyleme çaðrý yaptýlar. Gazi Mahallesi’nde Þair Abay Lisesi’nde Liseli Devrimci Öðrenci Birliði öðrencileri okul içerisinde sýnýflara girerek olasý bir emperyalist savaþa ve faþizme karþý mücadele için çaðrý ve bildiri daðýtýmý yaptýlar, “Sömürücüler Ýçin Deðil Sömürücülere Karþý Savaþ. Þ.A.K. Lisesi” pankartý astýlar. Yürüyüþ, 14 Nisan günü, saat 15.00’da Tünel Meydaný’nda baþladý. “Biz, Ýþçi Sýnýfýnýn Askerleriyiz, Burjuvazinin Deðil” pankartý açarak saðanak yaðmura raðmen Taksim Meydaný’na yürüyen kitle, Ýstiklal Caddesi boyunca sýk sýk “Emperyalist Savaþlara Karþý Savaþ”, “Savaþa Karþý Savaþ”, “Savra Savra Hatta Nasýr”, “Deniz Yusuf Ýnan Savaþa Devam”, “Yaþasýn Devrim Yaþasýn Sosyalizm” sloganlarý attýlar. Yürüyüþte “Emperyalist Savaþlara Karþý Örgütlenelim Mücadele Edelim”, “Faþizmi Döktüðü Kanda Boðacaðýz” dövizleri taþýndý. Eyleme katýlan Emekçi Kadýnlar da (EKA) “Kapitalizm Öldürür Kapitalizmi Öldürün” ve “Faþizme Karþý Örgütlü Mücadeleye” dövizleriyle ey-

leme destek verdi. Taksim Meydaný’na ulaþan kitle adýna Liseli Devrimci Öðrenci Birliðin’den bir açýklama yapýldý. Açýklamada, “Emperyalist yaðma savaþlarý kapitalist temellerden çýkýyor ve bu temeller üzerinden yükseliyor. Dolayýsýyla savaþ, onu ortaya çýkaran temeller yýkýlmadan önlenemez. Günümüzde beliren savaþ tehlikesine karþý, iþçi sýnýfý ve devrimin diðer toplumsal güçlerinin amacý, bir devrimle kapitalizme son vererek iktidarýn emekçi sýnýflarýn eline geçmesini saðlamak olmalýdýr... Bu savaþ kapitalistlerin savaþýdýr. Biz ezilen halklar ve gençler bu savaþta burjuvalarýn tarafýný tutamayýz. biz ezilen halklar ve gençler buradan ilan ediyoruz ki, onlarýn adýna kanýmýzý dökmeyeceðiz, onlarýn daha fazla kar elde etmesi için Suriyeli sýnýf kardeþlerimizi, Suriyeli halk çocuklarýný öldürmeyeceðiz” denildi. Eylem yine saðanak yaðmur altýnda coþkulu sloganlarla sona erdi. 209. Sayý / 25 Nisan - 9 Mayıs 2012

DAHA FAZLA MÜCADELE EDECEÐÝZ

Geçtiðimiz Kasým ayýnda Çukurova Üniversitesi’nde gerçekleþtirdiðimiz YÖK protestosundan sonra 35 öðrenciye soruþturma baþlatýlmýþtý. Çok kýsa bir süre sonra savcýlýk tarafýndan çaðrýlýp ifadelerimiz alýnmýþtý. Ve yine çok kýsa bir süre içerisinde, Þubat ayýndan itibaren bir çok öðrenciye dava açýldý. Süreci hýzlandýrabilmek için ayný eylemden yargýlanmamýza raðmen hepimize farklý dosyalar açýldý ve davalarýmýz tek tek görüldü. Suç unsuru olarak deðerlendirdikleri tek þey sloganlarýmýzdý. Deniz GEZMÝÞ, Mazlum DOÐAN, Aydýn ERDEM gibi devrimci önderlerin isminin okunmasý ve ardýndan kitlenin yaþýyor diye slogan atmasý ile bu isimlerin adlarýna þarkýlar yapýldýðý filmler çekildiði bir ülkede terör örgütü propagandasý yapmakla yargýlanabiliyor ve ceza alabiliyoruz. 27 Þubat’ta ilk duruþmasý görülen Genç Yoldaþ dergisi okuru Nesime KARATEKE savunmasýnda, ismi anýlan devrimcileri sahiplendiðini ve bunlarý anmanýn suç unsuru taþýmadýðýný belirtmiþti. Okurumuz bu savunmanýn hiçbir þekilde dikkate alýnmadýðýný, savunmanýn hemen ardýndan neredeyse ilk duruþmada karara baðlanmak üzere olduðunu anlattý. Avukatýn ek süre talebi üzerine ikinci duruþma tarihi 12 Nisana verildi. Avukatýn talebi üzerine hakimin “sonucu deðiþtirmeyecek ama madem süre istiyorsunuz verelim” söylemi ilginçti. Hakim tutarlý davranýp okurumuza 2. duruþmasýnda 2 yýl 6 ay ceza verdi. Ýlk sonuçlanan davanýn ardýndan diðer öðrencilere de ceza çýkmasý bekleniyor. Özellikle bu yýl içerisinde Çukurova Üniversitesi’nde gerçekleþtirilen hemen bütün eylemlerin ardýndan soruþturmalar ve davalar açýldý. Üniversite dýþýnda Adana yerelinde tüm devrimci ve demokrat kurumlara dönük yapýlan operasyonlar ve baskýnlar son bir yýl içerisinde daha da arttý. Ýki gün önce 1 Mayýs çalýþmalarýmýzý baltalamak için Ayýþýðý Sanat Merkezi’ne yapýlan baskýn bunlardan bir tanesi. Devlet ayaklanma potansiyelinin güçlü olduðu Adana’da baský ve terör uyguladýkça biz devrimci öðrenciler daha fazla mücadele edeceðiz. Baskýlar tutuklamalar bizleri yýldýramaz. Adana DÖB

21


Ekin Sanat

ITZA’NIN DOÐUÞU

Beþ bin yýl... Beþ bin yýl önce yaþamý üreten ve bereketin sembolü Itza lanetlendi, esir edildi... Ve iþte, iþçi Leyla, eylem çadýrýnda... Ýþten atýlmýþ ve hakkýný almak için eylemde... Ve Itza geliyor yanýna, beþ bin yýl boyunca o aðacýn içinde yaþayan, binlerce yýl öncesinden bereketin, adaletin sembolü kadýn figürü, günümüz modern dünyasýnýn proleter kadýnýnýn yanýna... Ve ona binlerce yýldýr biriktirdiði kadýn gözyaþlarýný getiriyor. Birden karþýmýzda çaðlar öncesinden, kabilelerin bilge kadýný geliyor. Erkeði ile birlikte dünyayý keþfeden, tanýyan, insanlýðý ileri taþýyan “büyücü” kadýn... Ardýndan kadýn bilim insaný, gökbilimci ve matematikçi Hypatia geliyor. Yaþamýný bilime adayan kadýnýn din kisvesi altýnda taþlanarak tarih sahnesinden silinmek isteniþini görüyoruz. Ardý ardýna geliyor kadýnlar Leyla’nýn önüne. Ve her çaðda, her toplumun kadýnýnýn kendine göre çileleri ve baþkaldýrýlarý olduðunu, kendisinin de bu büyük yürüyüþte sadece bir parça olduðunu görüyor Leyla. Almanya’ya gidiyoruz, Otto Braun’u mahkemeden kaçýran ve “yüreðime ve partime karþý görevimi yerine getirdim” diyen 16 yaþýndaki Olga Benario’yu görüyoruz karþýmýzda. Yunanistan’daki albaylar cuntasýnda piþmanlýk belgesini imzalamadýðý için Trikeri Adasý’nda tutulan beþ bin kadýnýn arasýna gidiyoruz ve

Yeni Evrede

Mücadele Birliði

týðý için kucaðýnda bebeðiyle katledilen... Ve kayýp kadýnlardan birini görüyoruz, çocuk yaþta evlendirilen, horlanan, okuma yazmasý dahi olmadan hep ikincil bir yaþam süren... Ve zindanlara geliyoruz. Birden Sibelimizi buluyoruz karþýmýzda, kýrmýzýlarýný giymiþ, tarih kadar aðýr, tüy kadar hafif, doðruluyor yataðýndan ve “bir rüya gördüm” diyor. Yanýbaþýndaki yoldaþýna yazdýrýyor rüyasýný, “Býrak yüzün þiirle örtülsün, sen yýldýzlara bak / býrak dünyanýn yükünü ve zaferin türküsünü yaþayanlara, yoldaþlarýna” diyor ve hepimiz birlikte sayýyoruz son nefeslerini... Sahne donmuþ, seyirciler donmuþ... Ve yanýbaþýndaki yoldaþý bize Sibel’i anlatýyor, bir gün sonra ölümsüzleþmesinin 11. yýldönümü olan Sibel Sürücü’nün kýsa ve dolu yaþamýný anlatýyor. Devinim Tiyatro Atölyesi’nin hazýrladýðý ve Su Gösteri Sanatlarý Merkezi’nde gösterilen kadýn oyunu “Ýtza’nýn Doðuþu”, bu duygu yüklü sahne ile sona eriyor. Alkýþlar gözyaþlarý eþliðinde yükseliyor. Emekçi Kadýnlar adýna sahneye çýkan kadýn emekçi de gözyaþlarýný saklayamýyor ve Sibel’in cenazesine tanýklýk ediþini, orada Sibel’imizin anasý Sakine Sürücü’nün ceonlarýn yazgýsýna, umutlarýna, Luisa’nýn i- saretini anlatýyor. Sibelimiz, kendisine itdamýna, Aliki’nin sevdasýna ve baþkaldýrý- haf edilen “Ýtza’nýn Doðuþu” ile 11. ölüm larýna tanýk oluyoruz Leyla ile birlikte. yýldönümünde anýlýyor. Sonra Güldünya oluyoruz, sevdiðine kaçEmekçi Kadýnlar (EKA)

EMEK ÝLE SERMAYE UZLAÞMAYACAK!

Emek Sinemasýnýn yýkýlmamasý için 15 Nisan günü yapýlan eyleme yüzlerce kiþi katýldý. Sanat kurumlarýnýn birlikte organize ettiði eylemde yüzlerce kiþi “Emek Ýle Sermaye Uzlaþmayacak” pankartýyla Emek Sinemasýna doðru yürüdü. Taksim Tramvay duraðýndan baþlayan yürüyüþte, Starbucks ve Demirören Alýþveriþ Merkezi yuhalandý. Kitle sýk sýk “Ýstanbul Bizim Emek Bizim”, “Emek ile Sermaye Uzlaþmayacak”, “Ýstanbul’u Sata Sata Bir þey Kalmadý” sloganlarý attýlar. Emek Sinemasý’nýn önünde basýn açýklamasýný okuyan Ýlhami Ýrsam; “Yýl 2012. Beyoðlu tam bir sinema mezarlýðýna dönüþmüþtür. Kapýsý sokaða açýlan, toplumsal hafýzayý taþýyan büyük salonlarýn yerini alýþveriþ merkezlerinin içindeki çok salonlu, ticari sinemalar almýþtýr. Siyasi iktidar ile sermaye, güçlerini birleþtirerek Beyoðlu’nu baþtan aþaðýya bir þantiyeye dönüþtürmek için kollarý çoktan sývamýþtýr. Amaçlarý sýnýfsal temizlik yapmak ve kentteki kültür hayatýný yok ederek muhalif sesleri susturmaktýr” dedi. Ýrsam; dayatýlmaya çalýþan senaryo olduðunu bunu kabul etmeyeceklerini, sermayeyle pazarlýk yapamayacaklarýný Taksim Meydaný’ný “yayalaþtýrma projesine”, Beyoðlu’nun satýþa çýkmasýna, Tarlabaþý’nýn “yenilenmesine” izin vermeyeceklerini söyledi. Açýklardan sonra eylem sona erdi.

22

209. Sayý / 25 Nisan - 9 Mayıs 2012



s209