Issuu on Google+

MART 2012

-

SAYI 19

-

www.barikatgazetesi.com

-

FÝYAT 2.5 TL

BÝZ EMEKÇÝLERÝ VE EZÝLENLERÝ YOK ETMEK ÝSTÝYORLAR!..

ÝZÝN VERMÝYORUZ!

VERMEYECEÐÝZ! n Devlet Saðlýk kuruluþlarýnda artýk parasý olmayana saðlýk hizmeti vermiyorlar… n Gerici sistemleri ile bizlere yobaz bir eðitim dayatýyorlar… n Hayatý pahalýlaþtýrýp "asgari ücrete" dokunmuyor, sosyal haklarýmýzý elimizden alýyor, her þeye zam getiriyorlar.. n Özelleþtirme zincirlerine yenilerini eklemeye çalýþýyorlar…

n Sendikalarýmýzý susturmaya çalýþýyorlar… n Verdikleri hiçbir "olumlu" sözü asla yerine getirmiyorlar… n Zengini daha da zengin edip, ezilenleri daha da batýrýyorlar… n Bu FAÞÝZAN sisteme ve bekçilerine karþý tek kurtuluþ ÖRGÜTLÜ MÜCADELE..!


2

GÜNDEM

Mart 2012

Belediye Emekçileri Grevinde "Uzlaþý" Onbeþ gün süren grevin sonunda uzlaþýya varýldý. Çalýþanlar þimdi verilen sözlerin yerine getirilmesini bekliyor. Geçtiðimiz ay belediye emekçileri haklý bir greve gitti. Günlerce maaþ alamayan, sosyal sigorta ve ihtiyat sandýðý primleri ödenmeyen, kadrosuz ve güvencesiz çalýþtýrýlmaya zorlanan iþçiler tam 15 gün süren bir greve gitti. Trilyonlarca borcu olan LTB'nin yelkenleri suya indirmesi gayet doðaldýr. Cemal Bulutoðullarý Belediyeyi adeta çiftliði gibi kullanmaktadýr. Belediye emekçileri ise bu olayda sadece "toplu sözleþmede var olan haklarýna" sahip çýkmýþlar ve haklarýnýn gasp edilmemesi için mücadele vermiþlerdir. Günün sonunda da iki bakanlýk, belediye baþkanlýðý ve sendika arasýnda bir anlaþma noktasýna gelinmiþtir. Bu anlaþmanýn sonunda Cemal Bulutoðullarý sözünde ne derece durur bilinmez ama biz geçmiþte yaptýklarýndan dolayý pek umutlu olduðumuzu söyleyemeyiz…

BARÝKAT Oradaydý… BARÝKAT greve tam destek verdi. Emekçilerin arasýnda hem onlarýn fikirlerini alarak sesini duyurmaya çalýþtý hemde bildiri daðýttý. Emekçilerin bildirileri sahiplenip dikkatle okuduklarý gözlerden kaçmadý… **

Savaþ Bozat'dan Teþekkür BES Baþkaný Savaþ Bozat hem emekçilerin yanýnda olan BARÝKAT'a destek olduðu için teþekkür etti hem fikirlerini bizlerle paylaþtý. (Röportaj sayfamýzda okuyabilirsiniz) Ayrýca 15 günlük grev sonunda yapýlan anlaþmada ise fikirlerini dile getiren Savaþ Bozat her belediyede yaþanan sýkýntýlar olduðunu ve kendilerinin sorunlarýn çözülmesi noktasýnda diðer belediyelere de örnek teþkil edeceðini belirterek, kendilerine destek olan herkese teþekkür etti.

"Parasý Olana Saðlýk Devri" Artýk Devlet Kurumlarýnda..! Devlet saðlýk kurumlarý; artýk sadece "parasý olanlarýn saðlýk hizmeti alabileceði" bir hale getirildi. Geçtiðimiz aydan itibaren uygulamaya giren "saðlýk fonu yasasý" emekçilere, maddi geliri iyi olmayanlara ve ezilen halklarýmýza adeta bir darbe gibi indirildi. Asgari ücret krizi, zamlar ve özelleþtirmeler yetmezmiþ gibi birde devlet saðlýk kurumlarý da paralý bir hale getirilince yasa ve hükümet tüm ülkede tepki gördü. Geçtiðimiz ay yaþadýðýmýz UBP, "saðlýk fonu yasasýný" meclisten geçirerek, temel insani ihtiyaçlardan biri olan "saðlýklý yaþam hakkýmýzý" da elimizden aldý. Olay üzerine KTAMS poliklinik önünde eylem yaparken, KTOEÖS de UBP'ye karþý baþlattýðý direniþ çaðrýsýnda hükümetin bu konuda attýðý adýmý eleþtirdi. KTOEÖS Örgütlenme Sekreteri Aziz Selengin konuyla ilgili olarak yaptýðý yazýlý açýklamada, "hükümetin, hriz bahanesi ile alýnan tedbirlerin yeni bir devlet þeklinin yaratýlmasý anlamýna geldiðini" savundu ve, hastane hizmetlerinin paralý hale getirilmesinin, "3 - 5 yeþil sermayedara hizmet oduðunu", "parasý olmayanlar saðlýk hizmetlerini ödemeyecek" açýklamalarýnýn ise "tam bir aymazlýk" olduðunun altýný çizdi. KTÖS ise konu ile ilgili yaptýðý basýn açýklamasýnda konuyu þu þekilde dile getirdi: Adamýzýn kuzeyine sistematik olarak nüfus aktarýlmasýna engel olamayan iþbirlikçi hükümetler çareyi Kýbrýslý Türk toplumunu soyarak, bütceyi denkleþtirmekte buldular. Bir yandan "özelleþtirme" adý altýnda kamusal alanlar, AKP'ye yakýn çevrelere peþkeþ çekilirken yabancý nufüsun bütceye getirdiði yük de Kýbrýslý Türkler'den çýkarýlmak istenmektedir. Adamýzýn kuzeyine Türkiye'den transfer edilen nüfusun bütceye getirdiði "saðlýk yükü" de bu çerçevede devlet hastahanelerinde verilen hizmetlerin iþbirlikçi UBP hükümeti

tarafýndan paralý hale getirilmesi ile önlenmeye çalýþýlmaktadýr. Bilindiði üzere sosyal devlette eðitim, saðlýk parasýz ve herkese eþit olarak saðlanmaktadýr. Temel bir insan hakký olan parasýz eðitim ve saðlýk eðer vatandaþa verilemeyecekse devlete de ihtiyaç yoktur. Vatandaþ vergisini devletten bu hizmetleri almak için vermektedir. Vergi toplayan hükümetin yabancý nüfusun bütçeye getirdiði yükü bir kez daha vergi mükelleflerinea yüklemesi kabul edilemez. Üstelik saðlýkla ilgili bütçe harcamalarýnýn büyük bölümünün sistematik olarak bazý özel saðlýk kuruluþlarý ve özel hastahanelere aktarýldýðý görünen bir gerçekliktir. Ülkeyi yönettiðini iddia eden baþta Sn. Eroðlu, Sn. Küçük'ün ve birçok milletvekili ile üst düzey bürokratýn devletin saðlýk bütcesini kullanarak yurtdýþý ve Kýbrýs'taki özel hastahanelerden yararlandýklarýný bilmeyen yoktur. Kendi þahsi çýkarlarý uðruna devletin saðlýk bütçesini hoyratça kullanan, adamýza taþýnan nüfus nedeni ile saðlýk bütçesi yetersiz kaldýðý için devlet hastahaneleri paralý hale getirenler anlayýþ "halk düþmaný" bir anlayýþtýr. Vatandaþtan saðlýk hizmetini esirgeyen "parasý olan yaþasýn, parasý olamayan ölsün" anlayýþýna dayalý halk düþmaný UBP hükümetini þiddetle protesto eder

"GÖNÜLLÜ ÖDEME" mazaretinin arkasýna saklanýp yaptýðý yanlýþý düzeltmek istemeyen iþbirlikçi, halk düþmaný UBP hükümetini derhal bu uygulamayý geriye almaya çaðýrýrýz. Saygýlarýmýzla. Þener ELCÝL KTÖS Genel Sekreteri Sözde saðlýk merkezleri için gerekli finansmana yardýmcý olmak, teçhizat ihtiyacýný temin etmek, hastane ve saðlýk merkezlerinde, hizmetlerin yürütülmesi için ödenecek ücretleri belirlemek ve giderlerine yardýmcý olmak adý altýnda bu yasayý geçirten UBP hükümeti aslýnda bu yasa ile "kendi kurduðu KKTC Devletini" nasýl bir "sömürü düzeni" haline getirmek istediðini açýk bir þekilde göstermektedir. Bir devlet eðer gerçekten "insani koþullarý halkýna yaþatmak" için varsa; insanca yaþamýn ekonomik ve siyasal varoluþu gereði eðitim, saðlýk, kültür gibi alanlarda herkese eþit yaþam hakkýný ve parasýz bu haklardan faydalanma hakkýný insanlara vermek zorundadýr. UBP Hükümet bu geçirttiði yasa ile þuan tüm devlet'e baðlý saðlýk kurumlarýný "parasý olanlarýn kurumlarý" haline getirmiþtir. Sabah 05.00'da hastaneye gidip sýra numarasý alma

eziyeti ile yýllardýr iþkence çeken halkýmýz, bu da yetmezmiþ gibi birde üzerine para vermek zorunda býrakýlmýþtýr. Bu bir halka yapýlacak en büyük zulümlerden biridir. Bu yasayý hem yaratan, hem meclisten geçirten UBP insanlýk ve halk düþmanýdýr..! Devlet hastanelerini özelleþtirmeye cesareti yetmeyen UBP, kamu saðlýðýnda "özelleþtirmeden farksýz olan bu uygulamayý" meþru kýlarcasýna, açýk bir "özelleþtirme" yapmadan ve özelleþtirme yasa kapsamýna sokmadan, bu saðlýk kurumlarýný adeta özel saðlýk kuruluþlarý haline getirmiþtir… Ýþte kendi kurduklarý devlet olan KKTC'nin anayasasýna þöyle bir bakalým: ** Kamu Görevlileri Yasasý: Madde 23: Fýkra 1 Kamu görevlileri, muayene, tedavi, ilaç ve benzeri saðlýk hizmetlerinden ücretsiz olarak yararlanmak hakkýna sahiptirler ** Sosyal Sigortalý ve sigorta emekliler ise zaten bu giderlerin primlerini doðrudan yýllardýr yatýrmaktadýrlar. Yani aslýnda UBP hükümetinin halka dayattýðý "saðlýk fonu" yasasý sadece UBP hükümetinin "saðlýk ürünleri getiren" firma patronlarýna daha rahat jestler çekmesi için ve "özel hastanelere talebin daha çok olmasý ve devlet hastanelerinin özel hastanelere daha fazla benzemesi için" geçirttiði bir yasadýr. Bu yasa parasý olana saðlýk hakký, parasý olmayana da "insanlýk dýþý yaþamý" dayatmaktadýr... Yaþadýðýmýz devlet ve bekçisi UBP bu rezaletin birebir sorumlusudur… Bu iþbirlikçi hükümet de; içerisinde yaþadýðýmýz bu devlet de halklarýnýn devleti ve hükümetleri deðildir. Bu bilinçle emeðin kurtuluþu mücadelesine omuz verelim..! Bizi kurtaracak olan sadece kendi ellerimizdir.


Mart 2012

GÜNDEM

3

KTOEÖS "Karne Verme" Kararý Verdi… Geçtiðimiz ay KTOEÖS tarafýndan baþlatýlan haklý eylem, sendikanýn hedefine ulaþmasýndan sonra sona erdi. KTOEÖS Genel Baþkaný Tahir Gökçebel konuyu yazýlý bir açýklama ile þu þekilde dile getirdi: "Eðitim Bakanlýðý çocuklarýmýza Þubat tatiline çýkarken karnelerini verecek iradeyi gösterememiþtir. Notlarý ve karneleri vermeme eylemimiz amacýna ulaþmýþtýr. Biz bu eylemimizi çocuklarýmýza karþý yapmadýk. Baþtan itibaren onlarý maðdur etmekten, motivasyonlarýný bozmaktan, eðitim haklarýný kýsýtlamaktan kaçýndýk. Hedeflediðimiz gibi eylemimizde baþarýlý olduk. Tüm toplumumuza yapýlan ve toplumumuzu bölecek içerik taþýyan, Meslek Liselerini ve toplumu dönüþtürmeye yönelik baský ve politikalarý eylemimiz sayesinde her evin tartýþma konusu yaptýk. Bu haliyle karne eylemimiz % 100 baþarý ile tamamlanmýþtýr. Bugünden itibaren her okulumuz, kendi belirleyeceði en kýsa tarihte çocuklarýmýza karnelerini verecektir. Öðretmenlerimize göstermiþ olduklarý kararlý duruþ ve mücadelelerinden dolayý bir kez daha teþekkür ederiz. Aydýn olmanýn duyarlýlýðý ve toplumsal sorumluluðun gereði ile, Haspolat Meslek Lisesi'nde baþlatmýþ olduðumuz mücadelemizin, haklýlýðý ve bu oluþumun masumane olmadýðý ortaya çýkmýþtýr. Ülkemize dayatýlan ve buralardaki iþbirlikçi hükümetler eliyle hayata sokulan Ekonomik, sosyal, siyasal politikalarýn devamý olan kültürel, dini dayatmalar toplumu yeni bir dönüþtürme hamlesinin tamamlayýcýsý olduðu anlaþýlmýþtýr. Külliye kararýnýn ortaya çýkmasý, okullarýmýzýn külliyeye taþýnacaðýnýn belirtilmesi ülkemiz kaynaklarýnýn nasýl yaðma talan edildiðini, düþünülen dönüþtürme hamlelerinin büyüklüðünü ortaya sermiþtir. Toplumumuza yönelik dayatma ekonomik, sosyal, siyasal politikalarý reddeden; toplumsal dokumuzu, sosyal yapýmýzý bozucu nüfus, kültür, dini baskýlarý kabullenmeyen bir duruþumuz ve bu duruþumuza baðlý mücadelemiz sürmektedir. Anayasamýz ve yasalarýmýzda da varolan felsefeye, çaðdaþ, laik, demokratik, bilimsel, Atatürkçü, herkese eþit ve 18 yaþýna kadar parasýz, kamusal eðitime baðlýlýðýmýz sürecektir. Toplumumuzun zenginlikleri peþkeþ çekilirken, çevremiz yaðmalanýrken, kamusal hizmetler bitirilirken, kurumlarýmýz yok edilirken, sosyal devlet tasfiye edilirken, öðretmenlerimiz fakirleþtirilirken seyirci kalmayacaðýz. Toplumsal ve özlük hak ve menfaatlerimize yönelik tehdit ve dayatmalara karþý mücadelemiz ayný kararlýlýkla sürecektir. Öðretmen olarak bilimsel, çaðdaþ, demokratik, laik, eþit ve parasýz eðitime baðlýlýðýmýz devam edecektir. Toplumumuzu ortak mücadeleye ve direniþe çaðýrýyoruz." Açýklama üzerine sendikaya belli baþlý eleþtiriler yöneltildi. Kimi çevrelerce sendikanýn taviz verdiðini açýklamasýndan sonra Sendika Baþkaný Tahir Gökçebel "KTOEÖS taviz vermiþ gibi gösterilmeye çalýþýlýyor. Karneleri verme kararýmýzla birlikte, Ýmam Hatip liselerine de onay verdiðimiz yayýlmaya çalýþýlmaktadýr. Bu kesinlikle doðru deðildir" dedi. Eylemlerinin yüzde yüz baþarýlý olduðunu, sendikanýn politika ve duruþunda taviz vermediðini kaydeden Gökçebel, "Kararlý ve olaðanüstü mücadeleyle kamuoyunu bilinçlendirerek, bir mevzi daha kazandýklarýný" belirtti. Ekonomik, sosyal, siyasal, nüfus, kültür ve dini baskýlara karþý baþlattýklarý mücadelenin devam ettiðini kaydeden Gökçebel, "Eðitim felsefemizi deðiþtirecek hiçbir okula ve düþünceye nerede açýlýrsa açýlsýn taviz verilmeyecektir" dedi.

Asgari Ücret Yine 1300! Geçtiðimiz ay itiraz üzerine toplanan Asgari Ücret Saptama Komisyonu, asgari ücretin 1300 TL kalmasýna oyçokluðuyla karar verdi. Geçtiðimiz sayýda asgari ücret komisyonunun aldýðý karar konusunda fikirlerimizi yazmýþtýk. Bu ay KAMU-ÝÞ'in itirazý üzerine tekrardan toplanan "Asgari Ücret Saptama Komisyonu" konuyu tekrar gündeme getirmesine raðmen olumlu bir karar vermedi. Asgari ücret 1300 TL olarak kaldý. Aslýnda bu geliþmeyi þaþýrtýcý bir geliþme olarak görmüyoruz. "Hakem" pozisyonundaki Ýhtiyat Sandýðý Dairesi Müdürü Mehmet Metçaoðlu UBP hükümetinin belirlediði bir adamdýr. Ýþveren kanadý zaten UBP'den yani sermayeden yana.. HÜR-ÝÞ ve KAMUÝÞ'in zaten "iþçiyi" ne derece savunabildiði, emeðin kurtuluþ mücadelesinde zaten ne derece kavga verip vermnediði malum... UBP'ye daha yakýn sendikalarýn "itirazý" üzerinden UBP'li iþverenlerle, "hakem" pozisyonundaki UBP'nin militanlarýndan oluþacak komisyon bundan daha öte zaten nasýl bir karar çýkartabilirdi ki ? Bugün adamýzýn kuzeyinde tam 40.000 kiþi, açlýk sýnýrýnýn altýnda yaþamaktadýr.(Kaynak: Bir sosyal hizmet derneði verileri) Resmi nüfusun 300.000 reel nüfusun 1.000.000 olduðu bir "sözde" devlet modelinde bu rakam çok ciddi bir rakamdýr. Ekmeðe, süte, ete, yakýta ve gaza her gün zam gelirken; emeklilik yaþý uzatýlýp, yaþam standartlarý düþürülürken; saðlýk hizmetleri bile haraç keser gibi ücretli hale getirilip, sermayedarlar zengin edilirken, çalýþanýn aldýðý "asgari ücretin" artmamasýnýn sebebini farklý yerde aramak ne mümkün ? Sorunun temelinde yine sistem sorunu mevcuttur. Kapitalizm "vahþettir" derken sadece kastettiðimiz "serbest piyasa ekonomisinden" kaynaklanan fakiri daha da fakirleþtirip, zengini daha da zengin kýlan sistem modeli deðildir. Sistemi ayakta tutmaya çalýþanlar zaten bu gibi yöntemlerle bu bozuk düzeni yaþatmaya çalýþmaktadýrlar. KAMU-ÝÞ tarafýndan yapýlan itiraz ise sadece sendikanýn tabanýndaki emekçilere sendikanýn kendini "hakkaten onlarý sözde savunduðunu göstermek için" yaptýðý göstermelik bir itirazdýr ve ayrýca diðer sendikalara da sözde "bakýn ben sizin için de buradayým sermayeden yana deðilim, yapýlan bu haksýzlýða gerçekten itiraz ediyorum" demek için yapýlan bir itirazdýr. Sarý sendikalar bu gibi iþleri meþrulaþtýrma konusunda da uzmandýrlar. Peki bu görüþmeleri devrimci bir sendika yapsaydý sonuç ne olurdu ?

Sizce bu asgari ücret bu þekilde kalýr mýydý? Biz bu asgari ücret komisyonunun "yalandan bir komisyon" olduðunu iddia ediyoruz. Geçmiþte de bu gibi þeyleri yaþadýk. Yaþamaya da devam ediyoruz. Geliþmelerin ne getireceði de malumdur… Bu düzen var oldukça ve figüranlar da bunlar oldukça; zamlar devam

sürdürebilmesi imkansýz hale gelmiþ durumdadýr. Özel sektör emekçisi, bu uygulamalar karþýsýnda iþ baskýlarýna maruz kalmakta ve iþten atýlma endiþesinden dolayý bu yaptýrýmlara sesini çýkartamaz hale getirilmiþtir. Durum öyle bir noktaya gelmiþtir ki, sendikalarýmýz örgütlenme çalýþmalarýný özel sektör içerisinde emekçiye daha fazla zarar vermemek adýna istediði oranda

edecek… Sömürü devam edecek… Patronlarýn borusu ötmeye devam edecek…! Ta ki emekçiler masaya vurana kadar. Ta ki onlar kendi düzenlerini kurana kadar.

yürütememektedir. UBP Hükümeti, T.C Devleti tarafýndan dayatýlan kemer sýkma politikalarýný hayata geçirmeye devam etmektedir. Bu anlayýþa sahip olan bir hükümetin yarattýðý koþullarla birlikte ortadan kaldýrýlmasý en acil taleplerden birisidir. Ancak, unutulmamalýdýr ki emek sömürüsü, düzen partilerinin iktidarda yapacaklarý deðiþikliklerle ortadan kalkmayacaktýr. Özel mülkiyet kavramý varlýðýný sürdürdükçe, baþa geçen parti hangisi olursa olsun, patron-iþçi iliþkisi ayný þekilde devam edecektir. Bu anlamda mücadele yalnýzca T.C Devleti'nin iþbirlikçiliðini yapmakta olan UBP hükümetine karþý deðil, sýnýfsal temelde sisteme karþý olmalýdýr. Özel sektör içerisinde örgütlenmekte zorluk çekmekte olan emekçiler, su süreçler devam ederken kaybedecek bir þeylerinin kalmadýðýnýn farkýna elbet bir gün varacaklardýr. Yaptýrýmlar, uygulamalar bu þekilde devam ettikçe, burjuvazi kendi sonunu hazýrlamaktadýr. Bu noktada, emek örgütleri boþ durmamalý, bir yandan örgütlenme çalýþmalarýný devam ettirirken bir yandan da birlikte hareket edebilmenin yollarýný aramalýdýr. Günden güne daha da kötüleþen koþullar içerisinde kaybedecek bir þeyi kalmayan iþçilerin birliði ve gücünün önüne geçebilecek hiçbir baþka güç yoktur.

BASIN-SEN: Asgari Ücret Gözden Geçirilmeli 8 Þubat günü basýna yansýyan haberler arasýnda, BASIN-SEN'in de bu konuya yönelik yazýlý bir açýklamasý olmuþ ve hükümet asgari ücreti yeniden gözden geçirmeye davet etmiþtir. Sendika yaptýðý açýklamada, asgari ücretin sabit tutulduðu yýllar içerisinde temel ihtiyaçlara yüzlerce kez zam getirilirken asgari ücretin sabit kaldýðýný, bitmek bilmeyen zamlar karþýsýnda iþçilerin çaresiz kaldýðýný vurguladý. Ýþçilerin yaþam kavgasýnda yok olma noktasýna geldiklerini ifade eden sendika, emekçilerin iþveren ve hükümet kanadýnýn acýmasýz tavýrlarý karþýsýnda ne yapacaklarýný þaþýrdýklarýný ifadelerine ekledi. Sendika bu anlamda tüm kesimleri saðduyuya davet etti. Özellikle özel sektörde, zamanlý zamansýz, insani olmayan koþullar çerçevesinde acýmasýzca çalýþtýrýlan emekçiler, geçimlerini saðlamakta çok büyük güçlükler çekmektedir. Bugünkü koþullar içerisinde bir ailenin sözü edilen bu miktarla geçimini


4

GÜNDEM

Mart 2012

Yerli-Yabancý Ne Fark Eder? DEV-ÝÞ geçtiðimiz ay Üreticiler Platformu'nun taleplerine yönelik izlediði tutuma, haklý bir eleþtirel tutum sergileyerek çeþitli açýklamalarda bulundu. DEV-ÝÞ Baþkaný Mehmet Seyis, Zeyko Yað Fabrikasý konusuna deðinerek, fabrikanýn halkýn malý olduðunu ve bu þekilde kalmasý gerektiðine deðinerek, özelleþtirmelere karþý çýkýlmasý gerektiðini dile getirdi. Kurumun geleceði konusunda personelin ve kamu harcamalarýnýn azaltýlmasýnýn yanlýþ bir tutum olduðunu ifade eden Seyis, bu þekilde ortaya konulan yaklaþýmla çalýþanlarýn hedef gösterilmemesi gerektiðine dikkat çekti. Seyis yaptýðý açýklamanýn devamýnda, çalýþanlarýn Ýhtiyat Sandýðýnýn ve Sigortalarýnýn yatýrýlmasý gerektiðini, dýþarýdan iþçi getirme cezasýnýn kalkmasýndan ayrý, daha ciddi önlemler alýnmasý gerektiðini, yaptýrýmlarýn uygulanmasý gerektiðini ifade etti. Yabancý iþçi konusunda bir iþgücü tespitinin yapýlmasýnýn gerekliliðini de vurgulayan Seyis, son olarak "yabancýya deðil bize verin veya bizi de yabancý sermayeye ortak edin ve toplumun baþka kesimlerinden alýn, bize verin" þeklindeki yaklaþýma karþý olduklarýný bildirdi. Toplumsal varoluþ gibi hayati önem taþýyan bir mesele söz konusu olduðu zaman zümresel taleplerin ikinci planda kalmasý gerektiðini düþündüklerini ifade eden Seyis, toplumun tüm kesimleri ve deðerlerinin korunmasý gerektiðini de ifadelerine ekledi. Daha önce K-PET'in özelleþtirilmesi gündeme gelmiþ ve benzer söylemler çeþitli kesimler tarafýndan kamuoyuna yansýmýþtý. Bu kesimler özelleþtirilen kurumun yerli yatýrýmcýlarýn eline geçmiþ olmasýný bir þans olarak nitelendirmiþlerdir. Ancak, yerli yatýrýmcýlarýn eline geçen kurumda çalýþan emekçiler adýna hiçbir deðiþiklik olmamýþ yalnýzca emeklerini sömürmekte olan patronlarý deðiþmiþtir. Bu anlamda, yerli veya yabancý, patronun kim olduðunun bir önemi yoktur. Söz konusu olan hangi koþulda olursa olsun emek sömürüsüdür. Bu gibi kesimlerin yerli üretici taleplerinde, bir nevi milliyetçi yaklaþýmlarýnýn yanýnda esas önemli olan, sermayeden faydalanmak, kendilerine pay çýkartmak niyeti söz

konusudur. Ýçinde bulunduðumuz süreçte bu gibi taleplerle karþýmýza çýkan kiþiler veya yapýlanmalar, devlete baðlý kurum ve kuruluþlar günbegün satýlan, peþkeþ çekilen kurumlarda çalýþan emekçilerin durumunu görmezden gelmeksizin gündem yaratmak niyetindedirler. Ayný zamanda yerli-yabancý söylemini ön planda tutarak, özellikle T.C Devleti ve ülkemizde iþbirlikçiliðini yapmakta olan UBP Hükümetinin birlikte yürüttükleri politikalara dolaylý yoldan hizmet etmektedirler. Mücadelemizde dil, din ýrk ayrýmý yapmaksýzýn, tüm emek kesimlerinin birlikte, omuz omuza kavga vermesi gerekmektedir. Bu kavga hiçbir etnik kökenin kavgasý deðil, emeðin, emekçinin, ezilenlerin kavgasýdýr. Bu anlamda emek örgütlerinin birlikte, dayanýþma içerisinde ortak çalýþmalar yürütebilecekleri bir zemin oluþturmanýn yollarýný aramalarý gerekmektedir. Emek güçlerine bu denli ayrýmlarýn ve saldýrýlarýn söz konusu olduðu bu süreçte emekçilerin birbirleri ile ayýrtýlmasý, söz konusu farklýlaþmayý yaratmakta olan güçlere hizmet edecektir. Gün birlik ve mücadele günüdür. Bu bilinç ile hareket etmeliyiz.

Dolum Tesisi Adýnda Çevre Katliamý Geçtiðimiz ay Yedikonuk sahilinde petrol dolum tesisi kurulmasý konusunda gündeme gelen haberlere çeþitli kesimlerden yorumlar geldi. Konu üzerindeki tartýþmalar, bazý kesimler tarafýndan yararlý bir yatýrým olarak nitelendirilirken, Petrol Dolum Tesisine Hayýr Platformu tarafýndan yapýlan açýklamalar, bu projeden vazgeçilmesi yönündeydi. Platform, kirli, tehlikeli ve çevre dostu olmayan bu gibi tesislerin ülkemize projelendirilmesini gerek kamusal gerekse yurttaþlarýn özel çýkarlarýna aykýrý bulduklarýný ifade ederken, bunun her þeyden önemlisi ortak akla da aykýrý olduðunu dile getirdi. Bu projeden derhal vazgeçilmesi gerektiðini belirten platform, dünyada bunun çeþitli örneklerinin de bulunduðu ve akaryakýt dolum tesisinin kurulacaðý yer her neresi olursa olsun, getireceði zararlarýn yararlarýndan daha çok olacaðýný vurguladý. Konuyu istatistiki bir þekilde örneklendiren platform, yaptýðý açýklamada yýlda ortalama petrol dolum kazasýnýn gerçekleþtiðini ve bu gibi kazalarýn en geliþmiþ ülkelerde bile felaketlere yol açtýðý düþünülecek olursa, ülkemize vereceði zararý düþünmenin zor olmayacaðýný ifade etti. Bir yandan ekolojik faktörler üzerinden projenin zararlarýna deðinilirken bir diðer yandan da projenin tamamen ekonomik yanlarý, Dolum Tesisi Koordinatörü Hüseyin Paþa tarafýndan yapýldý. Paþa Rixoh Ýnvestments adýndaki bir þirketin bu dolum tesisini yapacaðýný ve firma sahiplerinin Ýsviçre vatandaþý Halis Bektaþ ile KKTC vatandaþý Mehmet Karalým olduðunu ifade etti. Paþa, yaptýðý açýklamada ekolojik faktörler göz önünde bulundurularak yapýlan açýklamalar hakkýnda ham petrol depolayan kapalý devre sisteminin kurulmasýný planladýklarýný söyleyerek, söz konusu tesisinin tehlikeli olduðuna yönelik açýklamalarý yalanladý. 230 milyon dolara mal olacak olan tesisin üç aþamada yapýlacaðýný ve yapým aþamasýndan itibaren bölgeye canlýlýk getireceðini ileri süren Paþa, gereken malzemenin iç piyasadan alýnacaðýný ve iç piyasada olmayanlarýn dýþarýdan getirileceðini ifade etti. Projenin gerçekleþtirilmesinin ardýndan 295 kiþinin istihdam edileceðini ve istihdamlar konusunda "devletle yatýrýmcý firmanýn" birlikte karar vereceðini dile getiren Paþa,

yapým aþamasýnda da yüzlerce kiþinin iþ olanaðý bulacaðýný belirtti. Özel sermayeler, kendi ekonomik çýkarlarý doðrultusunda çevresel faktörleri de göz ardý etmektedirler. Bu anlayýþ, özel sektörü baþýndan beri desteklemekte olan UBP hükümeti tarafýndan desteklenmeye devam etmektedir. Sermaye, açacaðý iþ imkanýný ileri sürerek, halkýn böyle bir projenin desteklenmesi halinde ortaya çýkacak felaketleri görmezden gelmesine yönelik çalýþmaktadýr. Ancak,

unutulmamasý gereken, açýlacak olan kurumun özel bir kurum olacaðý ve bu noktada, her özel þirket gibi kar elde etme amacý ile emek sömürüsü ortaya koyacaðýdýr. Patronlarýn cebine daha fazla para girebilmesi için doðayý katletmek, ancak böyle bir sistemin ürünü olabilir. Özel bir þirket niteliðinde yapýlacak olan bu yatýrýmdan söz edilirken, yatýrýmcýlarýn yerli olduklarýný özellikle belirtmek, bir þey anlam ifade etmemelidir. Çünkü sermayenin yerlisi veya yabancýsý yoktur.

BASIN-SEN'den Barýþ Baþel'in Ýþinden Alýnmasýna Tepki Darbaz konuyla ilgili yaptýðý yazýlý açýklamada, sendika olarak gerek basýna yönelik gerekse kurum içerisinde çalýþan uzmanlara yönelik açýklamalarý ibretle takip ettiklerini ifade ederek, daha önce birçok konuda basýnla iþbirliði halinde çalýþan Sosyal Hizmetler Kurumu'nun "nedense iki genç kýzýn kaçýþý ve daha sonrasýnda kurumda yaþanan sorunlarýn ortaya çýkýþý esnasýndan basýný bu olaydan uzak tutmaya çalýþtýðýný" savundu. "Halkýn bilgi alma hakkýný yerine getiren gazetecilere, yaþananlarla ilgili olarak doðru bilgiyi vermenin ne zamandan beri insanlarýn iþine son verilmesine neden olduðunu" soran Darbaz, þunlarý kaydetti: "Böyle bir yaklaþým, ortaçað zihniyetidir, kabul edilmez." "Halktan ve halk adýna gerçeðin peþinde koþan gazetecilerden gerçeði saklamak; saklamayanlarý da bugün, iktidarý kullandýðý için cezalandýrmak halka karþý suç iþlemektir. Yaptýðý icraatlarýn hiçbiri sosyal devlet anlayýþý ile baðdaþmayan Çalýþma ve Sosyal Hizmetler Bakanlýðýný bu konuda yeniden düþünmeye davet eder, Barýþ Baþel gibi deðerli ve az bulunan bir uzmanýn iþine iadesini istiyoruz."


Mart 2012

KTOEÖS'ýndan Çalýþtay'a Eleþtiri 10 Þubat günü gerçekleþtirilen Gençlik Çalýþtay'ý tamamlandýktan bir gün sonra, KTOEÖS yazýlý bir açýklama yapmak gereði duydu ve faaliyet göstermekte olan baþta öðretmen sendikalarý olmak üzere birçok demokratik kurumun çaðýrýlmamasýna yönelik eleþtirisini ortaya koydu. Yaptýðý yazýlý açýklamada UBP hükümetinin Türkiye'nin AKP hükümetinin söylediklerini uyguladýðýna da deðinen sendika, ekonomik, sosyal , siyasal ve kültürel anlamda istila edilmiþ durumda olan ülkemizin yaðmalandýðý süreçte, gençliðe deðer veriliyormuþ görüntüsünün çizildiðini ve bu görüntü verilerek KKTC-TC ortak gençlik çalýþtayýnýn düzenlendiðini belirtti. Sendika, son yapýlan gençlik çalýþtayýna Yüksek Öðrenimden sorumlu olan YÖDAK'ýn içeriði net olarak açýklanmayan protokollerin imzalanmasý konusuna hiç karýþtýrýlmadýðýný ifade etti. Son dönemlerde devlete ait kurumlarýn nasýl özelleþtirildiðine de deðinen sendika, yaðmanýn, peþkeþin, dönüþtürme politikalarýnýn, ballandýra, ballandýra anlatýldýðýný ve protokoller imzalanarak düzmece çalýþtaylarýn yapýldýðýný, böylelikle Kýbrýs Türk Toplumunun yokoluþa sürüklendiðini ifade etti. Sendikadan gelen açýklamada þu açýklama yer aldý: "Eðitimde hiç bir sorunu çözme baþarýsý gösteremeyen, okul yapma yerine, okul arazilerini daðýtan, müfredat programlarýný deðiþtiren, kuran kurslarý, külliye, cami yapýmlarý ile okullarý yavaþ yavaþ tarikat yuvalarý haline getirmeye baþlayan sn. Milli Eðitim, Gençlik ve Spor Bakaný göstermelik, hedefi belli çalýþtaylar yapmaktadýr. Aldýðý talimatlarý en iyi uygulayan bakan görüntüsü vermeye çalýþarak, koltuðunu korumayý hedeflemektedir. Her ay ülkemize bir AKP'li bakan davet ederek ve Eðitim bütçesinden de masraflarýný karþýlayarak koluða baðýmlýlýðýný vurgulamaktadýr. Türkiyede artýk gizlisi saklýsý kalmayan þekilde ilkokul öðrencileri Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý vasýtasýyle umre ziyaretlerine götürülmekte, müfredatlar deðiþtirilmekte, imam hatipler orta ve ilkokula indirilsin diye sekiz yýllýk kesintisiz eðitim

5

GÜNDEM

bitirilmeye çalýþýlmakta, üniversiteye giriþ katsayýlarý imam hatiplilere yarasýn diye ortadan kaldýrýlmakta, ilkokulda turban takan çocuklar tarikatlerce ödüllendirilmektedir. Hýzlý bir þekilde çaðdaþ, akla ve bilime uygun eðitim bitirilmek için yoðun bir kampanya baþlatýlmýþtýr. Bu arada devletin üst kurumlarý bu durumu gizlemek için yeniden þekillendirilmektedir. Halkýn parasýný Din Ýstismarlýðý yaparak toplayan, kamusal alanlarý yaðmalayan ve devlet eliyle kredilendiren Yeþil Sermaye de Yurt, Külliye, Cami, Ýþ Merkezleri yaparak tam da halký kendine baðlayacak ekonomik alt yapýyý oluþturmaktadýr. Fakirleþtirilen, mülksüzleþtiren, iþsizleþtirilen, çaresizleþtirilen geniþ kesimler sömürü düzeni ile elde edilen paralarla etki altýna alýnmaktadýr. Özeleþtirme, Yaðmalama politikalarý sayesinde beslenen tarikatçý yeþil sermaye çaresiz, acz içindeki fakir topoluma cemmat dayanýþmasýn sunarak, ölmeyecek kadar besleyerek, bu dünyada deðil ama ahirette mutluluk arayan itatkar toplum yaratmak için uðraþmaktadýr." Sendika, adamýzýn kuzeyinde, özellikle genç kesim ve bütün toplumun en büyük problemlerinden bir tanesi olan, tüm yerleþim yerlerine bilinçli olarak sokulmuþ kumar ve fuhuþ yuvalarýna da deðindi. Bir yandan Gençlik Çalýþtayý gibi T.C. Devleti'ne iyi görünmek için göz boyama çalýþmalarý hükümet tarafýndan sürdürülürken, bet ofisleri, gece kulüplerini, gazinolarý, kumarý getiren hükümetinin, bununla da kalmayarak, çevreyi, kamusal alanlarý yaðmalayan, polis devleti yaratarak her fýrsatta halkýna þiddet uyguladýðýný dile getirdi. Son olarak, adamýzýn bölünmüþlüðüne hizmet etmekte olan hükümet ile T.C Devleti'nin iþbirliðine bu anlamda bir kez daha deðinen sendika, çözüm ve barýþ umutlarýný tüketen AKP-UBP ikilisinin maskelerinin düþtüðünden bahsetti ve geniþ kesimleri sömürmekte olan bu politikalar karþýsýnda birlikte mücadele çaðrýsýnda bulundu.

Ýþ'e Alýnmadýlar..! KTHY'nin peþkeþ çekilmesinin ardýndan aylarca direniþ gösteren iþçiler kurumun özelleþtirilmesine engel olamamýþ ve UBP hükümeti onlarca emekçinin iþsiz kalmasýna seyirci kalarak süreci devam ettirmiþti. Peþkeþ çekilen kurumda çalýþan emekçiler bir sonra hükümet tarafýndan çeþitli vaatlerle sindirilmeye çalýþýlmýþ ve son olarak hükümet tarafýndan eski çalýþanlara istihdam yapýlacaðý yönünde sözler verilmiþti. Üzerinden günler geçmiþ olmasýna raðmen, baþta Ýrsen Küçük ve UBP hükümeti verdiði bu sözleri beklenildiði üzere yerine getirmedi ve iþçilere yönelik istihdam yapmadý. Eski çalýþanlar verilen sözlerin tutulmadýðý gerekçesi ile 13 Þubat günü toplu halde meclise gittiler. Meclis oturumuna seyirci pozisyonunda katýlan iþçiler, oturumun açýlmamasý üzerine bir sonraki oturuma katýlmak üzere meclisi terk ettiler. Meclisi terk eden iþçiler, durumlarý yönünde hiçbir adým atýlmadýðýný dile getirdiler. Peþkeþ çekilen kurumun çalýþanlarýnýn bu duruma gelecekleri ve iþsizliðe devam ettirilecekleri UBP hükümeti tarafýndan önceden hesaplanmýþ olan bir konuydu. Bunun bilincinde olan bir hükümetin, emekçileri iþsiz býraktýktan sonra onlara farklý alanlarda iþ imkaný yaratacaðý veya onlara yeniden iþ vereceðini söylemesi,

samimi bir yaklaþým deðildir. Hükümetin, kurumu özelleþtirdikten sonra iþsiz kalan emekçilere bu gibi yalandan vaatler vermesi, onlarca insanýn iþsiz býrakýlmasý karþýsýnda ortaya konulacak olan tepkiyi hafifletmekten baþka bir amaca sahip deðildi. Bizlerin gerek ülkemizdeki bozuk sistemin bekçiliðini yapmakta olan UBP hükümetine gerekse sistemin kendisine karþý olan mücadelemiz sürmelidir ve sürecektir. Bu noktada, UBP hükümetinin yerine gelebilecek herhangi bir düzen partisinin iktidarý söz konu olduðunda da deðiþen bir þeyin olmayacaðýnýn bilinmesi gerekmektedir. Geçmiþte bunun tecrübesi yaþanmýþ ve farklý iktidarlar döneminde sermayeye nasýl hizmet edildiði açýkça görülmüþtür. Bu anlamda mücadelede sýnýfsal bir yaklaþým benimsenmelidir. Söz konusu olan günlük çýkarlar olmamalýdýr. Sistem karþýnda anlýk çýkarlar doðrultusunda hareket edilerek, sýnýfsal bir duruþun sergilenmemesi, mevcut hükümetin ülkemiz halklarýný yok eden ve emekçileri ezip geçen icraatlarýnýn devam etmesine hizmet edecektir. Direnmeliyiz. Beraberce hareket etmeyi öðrenmeliyiz. Örgütlü bir halký ve iþçi sýnýfýný kimsenin deviremeyeceðini bilmeliyiz.

Ýþçi Kazalarý Tedbirsizlik Yüzünden Devam Ediyor… Ýskele kaymakamlýk ve savcýlýk binasýnýn inþasýnda çalýþan Abidin Özdemir asansörün 4. katýndan boþluða düþerek aðýr bir þekilde yaralandý. Taþeron olarak kalýpçýlýk yaptýðý öðrenilen 36 yaþýndaki Abidin Özdemir, tahta çaktýðý sýrada dengesini kaybederek asansör boþluðuna düþtü. Özdemir'in saðlýk durumunun aðýr olduðu Lefkoþa Dr Burhan Nalbant Hastanesinde tedavisinin devam ettiði bildirildi. Özdemir'in iþ arkadaþlarýndan edinilen bilgiye göre, düþme sýrasýnda baþýný ve vücudunun çeþitli yerlerinin yara aldýðý kaydedildi.

Rasmussen'den "Esintiler!" 10 Þubat günü basýna yansýyan haberler arasýnda NATO Genel Sekreteri Rasmussen'in gazetecilerin sorularýna verdiði yanýtlar yer aldý. Brüksel'de yaptýðý açýklamalarda Rasmussen, Kýbrýs sorununun NATO ile AB arasýndaki en büyük sorunlardan birinin Kýbrýs olduðunu ve bu sorunlarýn aþýlabilmesi için çözümün gerekli olduðunu dile getirdi. Ülkemizde yýllardýr devam eden ve çeþitli emperyalist güçlerin boyunduruðu altýnda kararlarýn alýnmaya çalýþýldýðý müzakerelerin bu kadar zamandýr sonuca baðlanmamýþ olmasý, tesadüf deðildir. Ýki toplumlu, AB çatýsý altýnda Federal ve emperyalist güçlerin garantörlükleri söz konusuyken imzalanacak olan bir anlaþma ancak ve ancak bu güçlerin istekleri burjuva emelleri doðrultusunda yapýlacak bir anlaþmadýr. Yapýlan açýklamalar, bunun en bariz örneðidir ki NATO Genel Sekreteri bunu açýkça dile getirmekten çekinmemektedir. Sorunun bu þekilde çözümü sadece Kýbrýs Halklarýný rahatsýz etmekle de kalmayacaktýr. Bugün ülkemizde bu güçlerin istedikleri þekilde gerçekleþecek olan bir çözüm, bu güçlerin özellikle Ortadoðu üzerindeki stratejilerinin

kendi menfaatleri doðrultusunda gerçekleþmesine sebep olacaktýr. Bu anlamda söz konusu görüþmeler, halklarýn iradesini temsil etmemektedir. Bunun yanýnda açýklamalarýnýn devamýnda Türkiye'ye yapacaðý ziyaretten de söz eden Rasmussen, temaslarý süresince Kýbrýs Sorununa bakmaksýzýn bazý çözümler bulunabileceðini düþündüðünü ifade etti. Müttefiklerinin 21'inin AB üyesi olmasýna raðmen Kýbrýs ile ilgili olan sorunun büyük olduðunu ifade eden Rasmussen, AB ile Türkiye'nin arasýnda bir güvenlik anlaþmasýnýn imzalanmasýnýn da seçenekler arasýnda bulunduðunu ifade etti. Günün sonunda dünya halklarýnýn ve ezilenlerinin terörist örgütü NATO, Kýbrýs sorununda klasik uyguladýðý stratejik söylemleri kullanmýþtýr. Kan'dan beslenenler, bizlere barýþ getiremezler… Biz Kýbrýs'ta "üniter, baðýmsýz ve karma bir toplum modeli" olmalýyýz ve kavgamýz da emperyalizme karþý faþizme karþý ve her türlü gericiliðe karþý olmalýdýr. Baðýmsýz ve üniter bir yapýlanma için mücadelenin sýnýfsal temelde olmasý gerekmektedir. Bunun için de ilk adým birleþik cephe

hükümetidir. Bu noktada emek örgütlerinin mücadelenin öncülüðünü yapmalarý ve önce kendi aralarýnda kolektif bir çalýþma ortamý yakalamalarý gerekmektedir. Farklý emek örgütlerinin ayný hedef karþýsýnda farklý yöntemleri olabilir, ancak tarih hangi yolun ve yöntemin doðru olduðunu gösterecektir. Bu gibi farklýlýklar mücadelemizin zenginli niteliðindedir. Emek örgütlerinin bu anlamdaki ilk hedefinin devrimci dayanýþma içerisinde nasýl bir çalýþma yürüteceklerinin yollarýný aramak olmalýdýr. Bu kadar saldýrýnýn ve bölünmüþlüðün söz konusu olduðu bir süreçte, emek örgütlerinin kendi arasýndaki bölünmüþlüðü, düzene hizmet etmekten öteye geçmeyecektir. Bunun için de ilk adým devrimci bir "blok" oluþturmaktýr. Bizler "blok" giriþiminin, geçmiþte yaratýlamayan, yaratýlmaya çalýþýlýrken sonuçlanamayan sebeplerin ortaya koyularak ve önlemleri alýnarak bir "çerçeve" oluþturulabileceðine ve toplumsal olaylarda, emek mücadelesinde ortak noktalarda beraberce hareket edilebileceðini düþünmekteyiz. Bunu da oluþturma kavgasýný samimiyetle sürdürmeye devam edeceðiz.


6

GÜNDEM

Mart 2012

Külliye mi, Eðitim mi, Yoksa Sermaye mi? Haspolat bölgesine yapýlmasý söz konusu olan külliyeye yönelik eylemler geçtiðimiz ay da sürdü. Gerek öðretmen sendikalarýmýzýn gerekse bazý sivil toplum örgütlerinin katýlým gösterdiði ve gündemden hiç düþmeyen eylemlerin biri de 8 Þubat günü gerçekleþti. Eylemde Uluslararasý Kýbrýs Üniversitesi yanýnda Kýbrýs Türk Mimar Mühendis Odalarý Birliði (KTMMOB) ve KTMMOB'ye baðlý bazý odalar, Kanser Araþtýrma Vakfý, Lefke Çevre ve Tanýtma Derneði, Kýbrýs Türk Tabipleri Birliði, POST Araþtýrma Enstütüsü, Kýbrýs Havalarý Derneði, Friends of Nature Cyprus, Feminist Atölye, Güzelyurt Ýlçesi Geliþtirme ve Kalkýndýrma Derneði ve The Managment Centre'in imza koyduðu bir bildiri yayýnlandý. Yayýnlanan bildiride hükümetin, araziyi nasýl külliye yapýmý için yangýndan mal kaçýrýrcasýna ve gizli bir þekilde kiraladýðýna deðinildi. Arazinin kiralanýþ biçiminin açýk bir þekilde dayatma olduðunu dile getiren örgütler bu dayatmayý protesto ettiler. Hükümete hesap vermesi gerektiði mesajý bir kez daha verildi ve bunun yanýnda hükümetin Vakýflar Ýdaresi'ndeki icraatlardan bihaber olan, hukuka aykýrý davranan, verilen sözlerin arkasýnda durmayan ve yüksek öðretime deðer vermeyen bir hükümetin iktidarda bulunduðu vurgulandý. Eylemde "eðitim mi külliye mi karar ver", "karara imza atanlarýn vicdaný rahat mý", "tek tarikat uygarlýktýr", "100 TL'ye ülke satýlmaz" ve "dönümünü 50 kuruþa sattýnýz" pankartlarý açýlýrken, kitle Baþbakanlýk önüne doðru yürüyüþ gerçekleþtirdi. Burada UKÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Ali Yükselen bir açýklama gerçekleþtirdi. Yaptýðý açýklamada daha önce üniversite yanýnda bulunan arazinin kendilerine verilmesini talep ettiklerini fakat bunun gerçekleþmediðini anlattý. Konuþmasýna iki ay kadar önce kendilerine verilmeyen söz konusu arazinin baþka bir kuruma verildiðini ifade eden Yükselen, hükümetin yüksek öðrenime önem verdiðini savunduðunu fakat bunun gerçekleri yansýtmadýðýný ifade etti. Halkýn taleplerinden uzak, tamamen asimilasyon propagandalarý ile birinci dereceden iliþkili olan bu uygulamalar karþýsýnda gösterilen haklý tepkiler ortadadýr. Ancak, karþý olunan bu icraat gündem olduðunda pratik anlamda ortaya konulan eylemler, gösterilen tepkinin hangi çizgide olduðunun en önemli göstergesi deðil mi? Bu noktada, pratikte ortaya konulan eyleme katýlma amaçlarý söz konusu edildiði zaman, Sivil Toplum Örgütleri ile UKÜ arasýnda ciddi bir farklýlýk olduðu ortada. Eðitim mi? Külliye mi? Bu gibi bir soruya eyleme katýlým gösteren veya göstermeyen hiçbir ilerici örgütün külliye cevabýný vermesi elbette ki beklenemez. Ancak, iki farklý sermaye arasýndaki rekabet sonucunda elde etmek istediðini alamayan ve toplumsal olaylar karþýsýnda bugüne dek hiçbir þekilde duruþ sergilemeyen UKÜ'nün söz konusu eyleme katýlým gösterme sebebi gerçekten duyarlý bir yapýlanma oluþu mudur? Elbette ki hedef ortak olduðu zaman farklý amaçlar peþinde koþmakta olsalar bile birlikte hareket etmek, eylemselliði daha ses getirici bir boyuta taþýyan bir faktördür. Sonuç olarak hedef aynýdýr ve önemli olan o hedefin üstesinden gelebilmektir. Ancak, eylemselliðin sonuca varacaðý süreçte, farklý olan amaçlar arasýnda doðru olan tercihlerin iyi belirlenmesi gerekir. UKÜ, uzun yýllardýr varlýðýný sürdürmekte olan "özel" bir okuldur. Eðitim vermekte olan bir kurumun külliye ile kýyaslanmasý durumunda eðitimin tercih edilmesi ilerici örgütler tarafýndan daha cazip bir seçenek olarak nitelendirilse de bu kurumun eðitimi para karþýlýðýnda veriyor olmasý ve bir eðitim ticarethanesi konumunda olmasý gözden kaçýrýlmamalýdýr. Bu arazi, külliye için kiralanmamýþ olsaydý ve UKÜ'ye eðitim ticareti yapmasý için verilseydi, yani UKÜ'nün sermayedarlarýnýn hizmetine sunulmuþ olsaydý tepki gösterilmemeli miydi? Burada eðitim sözcüðü halkýn duyarlýlýk gösterdiði bir konu üzerinde halkýn desteðini almaya yönelik kullanýlan stratejik bir kelime niteliðindedir. Aslýnda UKÜ, dayatmalarla, yangýndan mal kaçýrýrcasýna ve göz göre göre arazinin UBP Hükümeti'nin icraatlarýna hizmet eder konuma getirilmesine deðil, mevcut sermayesini daha geniþ topraklara yayamamýþ olmasýna karþý bir duruþ sergiledi. Zaten daha ötesi de bu koþullarda "özel sermayeye baðlý" bir okul için beklenemezdi. Þirket gibi hareket etti ve buna da güzel bir kýlýf uydurdu ve "eðitimi" savunur görünerek halktan olumlu puan kopartmaya çalýþtý ve sanýrýz bunu da bir nebze yaptý… Biz her þeye raðmen tekrar tekrar vurgulayalým. YAÞASIN BÝLÝMSEL DEMOKRATÝK PARASIZ EÐÝTÝM YAÞASIN REKABETÇÝ OLMAYAN "ÝNSANLIK ADINA" EÐÝTÝM

KIB-TEK'de Son Durum… Elektrik Kurumu emekçilerine geçtiðimiz ay kurumun "özerkleþtirileceðine" dair bir söz verilmiþti. Þuan gelinen aþamada ise ortada yasal anlamda hiçbir geliþme yok. Geçtiðimiz ay son dakika varýlan uzlaþý gereði "KIB-TEK Özerkleþtirildiðine" dair bir baþlýk kullanmýþtýk. Fakat UBP hükümeti verdiði sözü geçen aydan bu güne kadar tutmadý. Konu üzerine; Kýbrýs Türk Elektrik Kurumu Çalýþanlarý Sendikasý (EL-SEN) Baþkaný Tuluy Kalyoncu, KIB-TEK'in özerkleþtirilmesi konusunda Ýrsen Küçük'ün samimiyetsiz davrandýðýný belirtti. Maliye Bakanlýðýnýn, Belediyelerin, Din Ýþleri Dairesi ve BRT'nin halen ödemediði birçok borç olduðuna deyinen Kalyoncu KIB-TEK'in "iletim" dýþýnda hükümet tarafýndan halen daha tamamen "özelleþtirilmesi" gerektiðini savundu. Ýrsen Küçük'e belli bir süre tanýndýðýný belirten Kalyoncu süre dolana kadar uygun þartlarýn yaratýlmasý gerektiðinin altýný çizdi. Kalyoncu AKSA'nýn Sözleþmesinin Ýptalini Ýstedi.. Gazetemiz baskýya girmeden son dakika yapýlan bu açýklamada Sayýn Kalyoncu þunlarý dile getirdi: "Kýbrýs Türk Halký'nýn elinde kalan ciddi varlýklarýn baþýnda gelen Kýbrýs Türk Elektrik Kurumu'nun tamamen veya kýsmen özelleþtirilmesine karþý duruþumuzu sergilemek ve AKSA isimli

özel þirketin var olan anlaþmasýnýn ek sözleþme ile uzatýlmasýna direnmek için baþlattýðýmýz direniþ sonunda Bakanlar Kurulu, KIB-TEK'in idari ve mali yönden özerklik temelinde yeniden yapýlandýrýlmasý için yasal çalýþma baþlatýlmasýna karar vermiþti. Bu karar sonrasý kurumun özerkleþmesine dönük yasa önerimizi ilgililere iletmiþtik. Bu konuda oluþturulacak komitenin süratle oluþturulmasý ve çalýþmalarýna baþlamasýný beklemekteyiz. 29 Þubat 2011 tarihli Bakanlar Kurulu'nun, AKSA ile mevcut sözleþmeye ek protokol yapýlmasý ve mevcut garantili alým miktarýnýn artýrýmýna iliþkin öneriyi kabul etmemesini, KIBTEK'in sorunlarýnýn anlaþýlmaya baþlandýðý þeklinde deðerlendirmek istemekteyiz. Avrupa Birliði'nde Polonya ve Macaristan'da garantili alým sözleþmelerinin AB Komisyonu

tarafýndan iptal ettirilmesi konusunda Bakanlar Kurulu'nun da ayný noktaya gelmekte olmasýný görmek bizleri sadece sevindirir. Umarýz ki Malta ve Güney Kýbrýs'a verilen deregasyonlar da dikkate alýnarak var olan sözleþmenin de iptal edilmesinin yollarý aranýr. KIB-TEK'in üretim kapasitesinin artýrýlmasý bizce en doðru tavýr olacaktýr. Bu konu, 2 Þubat 2012 tarihli Sayýþtay Raporunda da açýkça belirtilmiþtir. Öte yandan ek protokol konusuyla ilgili olarak Bakanlar Kurulu'na giden raporun Kurum Müdürü tarafýndan 22 Þubat 2012 tarihinde yazýlan kapak yazýsýnýn rapor üzerinden alýnarak yerine ayni konuyla ilgili 6 Þubat 2012 tarihli görüþlerini içeren bir baþka yazýnýn konmasý ve Kurum Müdürünün görüþlerinin Bakanlar Kurulu'na yansýmasýnýn bilerek ve isteyerek engellenmesi affedilebilecek bir davranýþ deðildir. Bu konunun basýna yansýmasý karþýsýnda Bakanlar Kurulu'nun ne tavýr alacaðýný EL-SEN olarak bizler de beklemekteyiz. Sayýþtay Raporuna da yansýdýðý þekliyle ek protokolün imzalanmasý sonucunda oluþacak zararýn boyutu düþünüldüðünde, evrak deðiþikliði yapýlmak suretiyle Bakanlar Kurulu'nun yanýltýlmaya çalýþýlmasý hiç de küçümsenebilecek veya görmezden gelinebilecek bir tavýr deðildir. Tuluy KALYONCU EL-SEN Yönetim Kurulu (a) Baþkan

Dürüst Sendikalara Düþman! Geçtiðimiz ay Haspolat Meslek Lisesi'nde açýlmasý gündemden düþmeyen ilahiyat bölümüne yönelik eylemlerini sürdüren öðretmen sendikalarýna yönelik, Bakan Kemal Dürüst'ten ortaya konan iradeyi hiçe sayan açýklamalar geldi. Yapýlan açýklamalarda sendikanýn yaptýðý eylemleri bir kez daha görmezden göreceklerine yönelik konuþtu ve "burasý sendikalar cumhuriyeti deðildir" ifadelerini kullandý. Hatýrlanacaðý gibi karne günü yapýlan sendika eyleminde, öðrencilere karne verilmemesine yönelik, çocuklarýn psikolojik olarak bu eylemden etkilendiðini ileri süren Dürüst, geri adým atmayacaklarýný defalarca söylediklerini ve daha önce dile getirdikleri gibi geri adým atmayacaklarýný yineledi. T.C Devleti'nin açýk dayatmalarý ile alýnan bu kararý çarpýtarak bunun bakanlýðýn bir ürünü olduðunu ileri süren Dürüst, hükümetin sendikalarýn her dediðini yapma gibi bir durumunun olmadýðýný ifade etti. Hükümet, bir yandan dayatmalarý hayata geçirmeye devam ederken, bir yandan da halkýn iradesini görmezden gelmeye devam ediyor. Halký temsil etmeyen, T.C Devleti'nin maþalýðý görevini üstlenmiþ olan UBP Hükümeti, Eðitim Bakaný'nýn öðretmen sendikalarýný kendisine muhatap almayacak noktadýr. Peki,

eðitimden sorumlu bir kurumun muhatabý öðretmen deðilse kimdir? Hükümetin genel anlamda her bakanlýkta ve kendisine baðlý her kurumunda nereden ve nasýl talimat aldýðý açýk ve ortadadýr. Ýlahiyat bölümünün açýlmasý, yýllardýr süregelen asimilasyon politikalarýnýn bir parçasýdýr. Yýllardýr devam eden Türkleþtirme-Ýslamlaþtýrma politikalarý çeþitli yollardan bizlere T.C Devleti tarafýndan dayatýlmakta ve mevcut hükümet tarafýndan hayata geçirilmektedir. Bunun karþýsýnda sessiz ve pasif kalmak, mevcut düzene hizmet etmekten baþka bir þey deðildir. Çünkü içinde bulunulan süreçte hayatýn her alanýnda karþýmýza çýkan bu asimilasyon politikalarý karþýsýnda kaybedecek bir þey kalmamýþtýr. Býçaðýn kemiðe dayandýðý bu süreçte, öðrencilere karne verilmemesine yönelik yapýlan eyleme gösterilen tepkiler, hükümetin tam da istediði yönde gerçekleþen geliþmelerdir. Bu anlamda, küçük yaþta çocuklarýnýn beyninin yýkanmasýna yönelik bir altyapý hazýrlanmakta olan ailelerin tam aksine bu mücadeleye destek vererek, çocuklarýna doðruyu göstermeleri gerekmektedir. Zaman, birlik ve beraberliðin zamanýdýr. Gemisini kurtaran kaptan misali yapýlan eylemlerin karþýsýnda durmak, ihtiyacý en çok bu süreçte hissedilen birlik ve beraberliðe vurulacak en büyük darbedir.


Mart 2012

GÜNEYDEN

7

Ortak Çýkarlar Hangi Yönde?

Anastasiadis Aday Muhalefette bulunan DÝSÝ'nin Baþkanlýðý görevini yürüten Nikos Anastasiadis 2013 yýlýnda yapýlacak olan Yönetim Baþkanlýðý seçimlerine aday olacaðýný 12 Þubat günü yaptýðý bir açýklamada dile getirdi. Parti kurultayýnda yaptýðý açýklamada içinde bulunulan bu kritik dönemde var olduðunu deklere ettiðini söyleyen Baþkan Anastasiadis, makamý talep etmeye hazýr olduðunu hissettiðini ifade etti. Konuþmasýnýn devamýnda, "iþgal askerlerinden kurtulmuþ bir Kýbrýs" ifadesine yer veren Anastasiadis, yasal sakinlerine barýþ içinde kaliteli bir yaþamý garanti edecek, birleþik bir vatan için, büyük gidiþi yönetmeye hazýr olduðunu hissettiðini ifade etti. Adaylýðýn kendisi tarafýndan açýklanmasýnýn ardýndan DÝSÝ ve Anastasiadis'e yönelik çeþitli tepkiler ortaya konulurken, Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu, bu durumun ülkeyi çok uzun süreli bir seçim kampanyasý içerisine dahil etme kararlarýný kesinleþtirdiðini söyleyerek, birlik, beraberliðe ihtiyaç duyulan bir süreçte olduklarýný kaydetti. Ýþgal ordularýndan arýnmýþ, birleþik bir Kýbrýs söylemi ile yola çýkan Anastasiadis'in, özellikle son dönemlerde Hristofyas'a yönelik yaptýðý aðýr eleþtiriler olmuþtu. 2. Greentree zirvesine iliþkin yaptýðý açýklamalarda Hristofyas'ýn icraatlarýnýn ve bütünlük eksikliðinin ikilemlere yol açtýðýný ifade etmiþti. Ayrýca yaptýðý eleþtiriler kapsamýnda Hristofyas'ýn ilerleme olarak kaydettiði görüþmelerin herhangi bir iyimserliði gösterecek bir ilerleme olmadýðýný belirtmiþ, taraflarý için tehlikeler içeren bir yol izlendiðini iler sürmüþtü. Ýki toplumlu federal bir yapýlanmayý halklara dayatmakta olan müzakere sürecinin, yürütülme þekline eleþtiri yapmýþ olan DÝSÝ Baþkaný, sürecin düzelebileceði yönünde bir tutum sergiledi. Ancak, Hristofyas'ýn yürütmekte olduðu ve emperyalist güçlerin gölgesi altýnda yürütülmekte olan bu görüþmelerin herhangi farklý bir temsilci ile farklý þekillenmeyeceði ortadadýr. Çünkü görüþmelerin devam ettiði süreçte, bu güçlerin gölgesi altýnda alýnan kararlar, halklarýn iradesini deðil, bu güçlerin ortak çýkarlarýný dikkate almaktadýr. Bu anlamda düzene yama olmuþ bir partinin temsilcisinin görüþmeci görevini üstlenmesi, müzakerelerin konumunda bir deðiþikliðe yol açmayacaktýr. Týpký daha önce görüþmeci olan Talat dönemi ile Eroðlu dönemi arasýnda, görüþmeler kapsamýnda bir deðiþiklik olmadýðý gibi, Hristofyas ile Anastasiadis'in deðiþmesi halinde de bir geliþme olmasý beklenmemelidir. Federal bir yapýlanma, iki toplumlu ve etnik kökenlerin ön plana çýkartýldýðý iki farklý yapýlanmayý ön görmektedir. Bu da, týpký emperyalist güçlerin istedikleri ve dayattýklarý gibi bir "çözümden" ibarettir. Gerçek anlamda bir barýþýn söz konusu olabilmesi için farklý iki devlet kavramýnýn söz konusu olmamasý gerekmektedir.

Geçtiðimiz adamýzýn güneyinde gündemi en çok meþgul eden geliþmelerden biri, Ýsrail Baþbakaný Benjamin Netanyahu'nun yaptýðý günübirlik ziyaret oldu. 16 Þubat günü gerçekleþtirdiði ziyaret esnasýnda bir yayýn organýna özel söyleþi kapsamýnda verdiði demeçte, iki tarafýn ortak çýkarlarýnýn su yüzüne çýktýðýný ifade eden Netanyahu, su yüzüne çýkan bu ortak çýkarlarýn artýk sudan alýnarak ihraç edilmesi gerektiðini dile getirdi. Ýki tarafýn bulacaðý orta yol ve yönteme baðlý olarak, hem Avrupa'ya hem de Asya'ya doðal gazýn saðlanabileceðinden de bahseden Ýsrail Baþbakaný, önce yatýrýmcý ve alýcý ülkelerin bulunmasýnýn kendileri için önemli olduðundan bahsetti, sonra da Yunanistan ile iliþkilerinin iyi olduðunu, dostluk tazelediklerini ifade etti. Karþýlýklý çýkar iliþkilerine deðinerek, Yunanistan'ýn da bundan sonraki süreçte bu meseleye dahil olacaðýnýn sinyalini veren Netahyahu, turistik anlamda iliþkilerin tazelenmediðini, güçlendiðini anlattý ve son dönemlerde Yunanistan'a giden turist sayýsýnýn arttýðýný söyledi. Kendisine Türkiye ile ilgili yönlendirilen sorulara, "daha iyi durumda olduðumuz dönemlerde vardý" ifadesini kullanarak cevap veren Ýsrail Baþbakaný, Türkiye'nin bu bölgenin aðabeyi olmak için çaba sarf ettiðini ama bu aðabeylik fikrinin o kadar iyi bir fikir olmadýðýný dile getirdi. Netanyahu son olarak bölgede barýþ, huzur ve refah içerisinde yaþamanýn yollarýnýn bulunabileceðini söyledi. Temaslarýn ardýndan basýna yansýyan haberler, yapýlan temaslarýn yalnýzca enerji ile sýnýrlý kalmadýðý yönündeydi. Her ne kadar yapýlan ortak basýn toplantýsýnda enerji haricinde bir konu gündeme gelmemiþ olsa bile, Ýsrail'in iki yönetim arasýnda daha derin bir iþbirliði yapma niyeti olduðu iddia edilirken, bunun askeri bir derinlik olduðunun da altý çizildi. Özellikle Türkiye ile diplomatik iliþkileri iyi olmayan Ýsrail'in doðalgaz kapsamýnda bölgede sürdüreceði çalýþmalarýnda kendisini korumaya yönelik önlemler alacaðý basýnda ileri sürüldü. Ayný haberler yapýlan ziyaretten yaklaþýk bir hafta önce yerel bir gazeteye de çýkmýþ, petrol aramalarýnýn güvenliðini saðlamak adýna

savaþ uçaklarý için üs talep edileceði basýna yansýmýþtý. Söz konu üssün þu anda Yunanistan'nýn kullanýmýnda olan Andreas Papandreu Üssü'nün de olabileceðinin yanýnda üssün kullanýmýnýn geçici mi yoksa sürekli mi olacaðý konusunda soru iþaretlerinin olduðu basýna yansýyan haberler arasýndaydý. Bir diðer yandan ABD Dýþiþleri Bakaný Hillary Clinton'ýn da konuyla ilgili bazý açýklamalarda bulunduðu ve Ýsrail'in icraatlarýna yeþil ýþýk yaktýðý basýna yansýyan haberler arasýndaydý. Bir yandan Ýsrail'e destek verirken bir yandan da Türkiye ile iliþkilerini bozmak istemeyen ABD yönetiminin, destek vermelerinin yanýnda Türkiye ile askeri ihtilafýn artýrýlmamasý yönünde çekincelerinin olduðu yine basýna yansýyan haberlerdendi. Bu anlamda, Baf bölgesindeki Andreas Papandreu Hava Üssü'nün Ýsrail'e tahsis edilmesinin Türkiye'yi tahrik edeceði ifade edildi. "Ortak çýkarlar" adý altýnda Ýsrail Baþbakaný'nýn yaptýðý açýklamalar, adamýz üzerinde tamamen emperyalist çýkarlarý doðrultusunda etkili olan güçlerin asýl niyetlerini tam anlamýyla ortaya koymaktadýr. Son dönemlerde gündeme gelen doðalgaz konusunda hiç ikiletmeksizin konuya dahil olan Ýsrail, söz konusu hammaddeden yararlanabilmek adýna politikalar geliþtirmekte özellikle Yunanistan ile iliþkileri iyi bir düzeyde tutmaktadýr. Böylelikle Kýbrýs yönetimine yaranmaya çalýþmakta T.C Devleti ile diplomatik iliþkilerinin zayýflýðýný "ortak"

bir nokta olarak öne çýkarmakta ve bu þekilde iþ birliði saðlamak istemektedir. AKEL yönetimi, herkesin görmekte olduðu bu net tabloyu görmekte fakat düzene yama olmuþ bir parti haline gelmiþ olduðu için görmezden gelmektedir. Ýsrail'in söz konusu ekonomik çýkarlarýndan kendisine de pay çýkartmak niyetinde olan yönetim, bu çýkarlar doðrultusunda askeri düzeyde anlaþmalarýn var olabileceði iddialarýný da reddetmemiþtir. Görünen o dur ki, gelinen noktada sistemin bir parçasý olabilmek adýna, emperyalist bir ülke ile iþbirliði yapmaktan çekinmeyen AKEL, ilerleyen süreçlerde Ýsrail temaslarýnda bununla sýnýrlý kalmayacaktýr. ABD yönetimi ise bu konuda farklý bir tavýr sergileyerek, NATO üyesi olan Türkiye ile arasýnýn bozulmamasý ve Ortadoðu üzerindeki politikalarýnda yandaþ kaybetmemek adýna her iki tarafý da hedef almayacak þekilde konuya yaklaþým gösterdi. T.C Devleti, Yunanistan, Ýsrail, ABD gibi emperyalist güçlerin, adamýzýn bulunduðu coðrafya üzerindeki çýkarlarý doðrultusunda yapmakta olduðu politikalar, halklarýn iradesinin haricinde gerçekleþmektedir. Bu noktadan yola çýkarak, Kýbrýs sorunu üzerine etkin role sahip olan güçlerin, bölünmüþlüðü ortadan kaldýrma konusundaki samimiyetlerinin ne olduðu da bellidir. Ülkemizdeki mevcut en büyük sorun olan bölünmüþlük, bu gibi güçlerin gölgesi altýnda gerçek anlamda aþýlabilecek bir sorun deðildir. Yýllardýr devam etmekte olan ve bilinçli bir þekilde çözülmediði açýk olan sorun, bu güçlerin çýkarlarýnýn ortak olduðu noktalarda ilerleme kaydetmektedir. Bugün müzakere adý altýnda yapýlan görüþmelerde, halklara dayatýlan iki toplumlu, federal çözüm anlayýþý, bunu açýkça ortaya koymaktadýr. Adadaki bölünmüþlük, Türkiye ve Yunanistan'ýn konumunu da etkilemekte ve bütünüyle emperyalist devletlere hizmet etmektedir. Bunun karþýsýnda ortaya koyulacak olan mücadele, AB'nin, ABD'nin, T.C Devleti'nin, Yunanistan'ýn ve diðer bütün emperyalist güçlerin karþýsýnda bir duruþ sergilemek zorundadýr. Bu noktada mücadele, sýnýfsal bir çizgide olmalý ve bununla birlikte baðýmsýz, birleþik bir Kýbrýs için verilmelidir.

Far klý Yüzler , Ayný Senar yo: arklý Yüzler, Geçtiðimiz ay müzakereler doðrultusunda adamýzýn güneyinde gündeme gelen haberler, DÝSÝ Baþkaný Nikos Anastasiadis'in müzakerelere gönderilecek olan görüþmecinin deðiþmesini talep ettiði yönündeydi. Siyasi partiler arasýnda AKEL dýþýnda bütün partilerin bu fikri benimsediðine yönelik basýna yansýyan haberler, bir süre sonra basýna Kiprianu ile Anastasiadis arasýnda görüþ birliðinin olmadýðýný, Kiprianu'nun bu konuda yoðun itirazlarýný dile getirdiði þeklinde yansýdý. Bu önerisini 2 Þubat tarihli Ulusal Konsey toplantýsýnda da gündeme getireceðini belirten Anastasiadis ise yaptýðý açýklamada görüþmecinin, ortak kabul edilebilir bir kiþi olmasý gerektiðine deðindi. Anastasiadis ayrýca, bugüne kadarki deneyimleri ve veriler göz önünde bulundurulduðunda, "Baþkan'ýn" görüþmeci olmamasý ve bu göreve saygýn bir kiþiyi atmasý gerektiðini belirtti. Anastasiadis'in önerisini yorumlayan Kiprianu, bu taktiðin geçmiþte baþarýsýzlýða uðradýðýna iþaret ederek, bazý partilerin Hristofyas'ýn bir kenara atýlmasý yönünde isteklerinin olduðu ileri sürdü. Daha önceki süreçlerde de yaþananlar göz önünde bulundurulduðu zaman, müzakerelerin henüz sonuç

vermiþ olamamasý, görüþmecilerin kim olduklarý ile doðrudan iliþkilendirilmesi gereken bir konu deðildir. Yýllardýr, zaman zaman farklý yüzlerin katýldýðý müzakerelerin, istenilen noktaya varamamasý deðil, bilinçli bir þekilde vardýrýlmamasý söz konusudur. BM-AB çatýsý altýnda, emperyalist güçlerin gölgesinde yapýlacak olan hiçbir anlaþma gerçek anlamda barýþý getirecek bir anlaþma deðildir ve olmayacaktýr. Bu sebeple görüþmecilerin düzene yama olmuþ hangi partiden veya kimler olduðunun hiçbir önemi yoktur. En basit örneði ile hatýrlamak gerekirse; "çözümden sürekli bahseden" Hristofyas - Talat görüþmeleri, sürecinde dahi çözümden, barýþtan yana olumlu bir sonuç elde edilememiþtir. Bu da, T.C Devleti, Yunanistan, Ýngiltere ve bütün emperyalist güçlerin kuþatmasý altýnda sürdürülen görüþmelerin, bu emperyalist güçlere hizmet eder noktaya gelmedikten sonra bir yere varamayacaðýnýn en büyük kanýtýný ortaya koymaktadýr. Yýllardýr sürdürülen görüþmeler, halklarýn gerçek anlamda kardeþliðinden uzak, iki toplumlu, AB çatýsý altýnda federal bir yapýlanmayý dayatmaktadýr ki böyle bir yapýlanmanýn halklarý birbirlerine ne derece

yakýnlaþtýracaðý en büyük soru iþaretidir. Halklarýn, etnik kökeninin bu kadar ön plana çýkartýlmaya çalýþýldýðý, çeþitli ayrýmlar çerçevesinde yapýlacak olan bir anlaþma, emperyalist güçlerin adamýzdaki varlýklarýný sürdürmeye devam edecekleri koþullarda atýlacak olan bir adým gerçek anlamda barýþý getirme gayesinde deðildir. Bugün müzakere süreçlerinde en çok basýna yansýyan ve sorunlarýn en büyüðü niteliðinde olan mülkiyet sorunu konusunda hiçbir ilerleme kaydedilmemiþ olmasý, emperyalizm koþullarýnýn bir getirisidir. Sistem varlýðýný sürdürdüðü sürece, bu gibi bir sorunun ortadan kalkmasý da mümkün deðildir. Bu anlamda mücadele çerçevesinde sistem karþýsýnda emek temelinde bir duruþ sergilenmesi gerekmektedir. Halklar, yýllardýr emperyalist devletlerin gölgesinde devam ettirilen "sözde" müzakere süreçleri ile oyalanmaya çalýþýlmakta ve yaratýlan yeni gündemlerle uyutulmaya çalýþýlmaktadýr. Günün sonunda gelinen nokta aynýdýr. Yýllardýr deðiþen yüzler, deðiþen mekanlar ve içerik olarak deðiþmeyen söylemler, senaryolar devam etmektedir. Yüzlerin deðiþmesi, mevcut senaryolarý deðiþtirmemiþtir ve deðiþtirmeyecektir.


8

RÖPORTAJ

Mart 2012

Greve Katýlan Belediye Çalýþanlarýyla Röportajlar: Barikat: Bugün grevin ikinci günü. Grevin genel gidiþatý hakkýnda fikrinizi öðrenebilir miyiz? Greve katýlan bir çalýþan: Gidiþat çok güzel. Ekonomik sýkýntýlarýmýz olduðu ve ödenemediðimiz için grevdeyiz. Katýlým güzel. Gittiði yere kadar devam edeceðiz. Bütün sorunlarýmýz çözülene kadar ödenmesek de olur. Bildiðiniz gibi ihtiyat sandýðýmýz, sosyal sigortamýz yatmaz. Biz bugüne kadar çok düþündük, çok þans verdik. Sað olsun baþkanýmýz "Beni halk seçti" diyerek istediði her þeyi yapýyor. Bundan sonra neler yapacaðýmýzý herkes görecek. Olay budur.

gönderilmedi ve para gönderilmediði için ayýn birinden itibaren Ziraat Bankasý benden faiz istiyor. Biz 6 yýldýr bankalara faiz ödemekteyiz. Cemal bey'in belediye baþkaný olduðu günden bu yana, maaþýmýzý, ayýn birinde 3 veya 4 kez düzenli aldýk. Barikat: Belediye'den tazminat talep ettiniz mi? Greve katýlan baþka bir çalýþan: Hiçbir þey talep etmedik. Biz yalnýzca sosyal haklarýmýzý, geçici arkadaþlarýmýzýn kadrolanmasýný, bize yazýlý verilen, altýnda imzasý olan belgede yer alan sözleri tutmasýný, maaþlarýmýzýn gününde ödenmesini istiyoruz. Baþka bir þey istemiyoruz. Biz memlekette ne olup, bittiðini, neler döndüðünü biliyoruz. Biz ona karþýyýz.

Barikat: Halkýn desteði nasýl? Sendikalar, sivil toplum örgütleri de destek verdi. Onlardan gayrý halkýn desteðini nasýl görüyorsunuz? Greve katýlan bir çalýþan: Halkýn destek verdiðini düþünüyorum. Buradan geçen insanlarýn çoðu destek veriyor. Bunu görüyoruz. Ama halkýmýz çöpler biriktiði için kusura bakmasýn. Bu sorun çözülsün çöpleri hemen toplayacaðýz. Biz zaten temizlik þubesi elemanlarýyýz. Sabýrlý olsunlar.

Barikat: Kesinlikle haklýsýnýz. Bugün biliyorsunuz ki hükümet… Greve katýlan baþka bir çalýþan: Hangi hükümet? Eðer bu ülkede hükümet olsaydý, belediye'ye çoktan el koyardý. Barikat : Ýþin içinde farklý þeyler var gibi görünüyor. Sizin personel sayýsý içeriðiyle ilgili daha farklý bilgileriniz varmý basýna yansýtýlmayan ? Greve katýlan baþka bir çalýþan: Aþaðý yukarý 460 tane personelimiz vardý. Þimdi sendikacýlar da dahil personel sayýsýný bilmiyoruz. Bilen varsa söylesin. Büyük bir ihtimalle Cemal bey'de personel sayýsýný bilmiyordur.

Barikat: Bu hareketliliði KIB-TEK eyleminde de gördük. Elektrik kesintilerinden dolayý halk emekçilerden þikayetçi olmadý. Þikayet edenler, göreceksiniz ki sistemin, statükonun sürmesinden yana olanlardýr. Ýþte bu yüzden halkýn ayný duyarlýlýðý size

göstereceðine inanýyoruz. Greve katýlan bir çalýþan: Katýlýyorum. Fakat dediðim gibi, düzensiz iþ yapýldýðý için bu duruma düþtük. Ýhalelerin hala daha durdurulmamasý sadece bir örnektir. Bunu insanlarýn bilmesi lazým. "Para yok ihale çok" Ýhalelerin olduðu bölgeler, herhalde ahbaplarýn, arkadaþlarýn olduðu bölgelerdir. Kaldýrým, asfalt iþlerinin nasýl döndüðünü biliyorsunuz. Geçmiþ belediyelerde de böyle þeyler oldu, ama bu kadar külfetli deðil. Külfetli olduðu için sýkýntý yaþýyoruz. Belediyedeki sýkýntýlar doðal olarak halka yansýyacak. Halkýn artýk gerçekleri görmesi gerekir.

neye baðlýyorsunuz? Greve katýlan bir çalýþan : Baþkan kývýrýyor. Para olmadýðý için kývýrýyor. Geçenlerde bizim arkadaþlar bir açýklama yaptýlar. Belediyede 200 trilyon açýk var. KTHY 80 trilyon civarýnda bir açýkla battý. Biz 200 trilyonlardayýz. Halimiz ne olacak onu merak ediyoruz. Ama onun gibi olmayacaðý kesindir.

Barikat :Belediye Baþkaný geçici statüde çalýþanlara kadrolama sözü verdi. Ama baþkan verdiði sözü tutmadý. Bunu

Barikat Gazetesi: Barikat gazetesi olarak grevinizde baþarýlar diliyoruz. Teþekkür ederiz saðolun… Greve katýlan bir çalýþan: Biz teþekkür ederiz. Biz de burada Barikat'ý kurduk. Mücadeleye devam.

Barikat: Bu parayý sizin ensenizden çýkarmaya çalýþýyor Greve katýlan bir çalýþan: Bizim ensemizden çýkarmaya çalýþýyor. Ama neler olacaðýný hep beraber göreceðiz.

Barikat: Bugün grevin ikinci günü. Grevin genel gidiþatý hakkýnda fikrinizi öðrenebilir miyiz? Greve katýlan baþka bir çalýþan: Þu anda grev devam ediyor. Bütün sosyal haklarýmýzý alana kadar, Cemal bey bizim taleplerimizi kabul edene kadar bu grev devam edecek. Barikat: Siz Ýþçilere Toplu Sözleþmede, geçicilerin kadrolanmasý, maaþlarýn artýrýlmasý gibi sözler verildi. Fakat bu sözler tutulmadý. Ne düþünüyorsunuz? Greve katýlan baþka bir çalýþan: Az önce galiba televizyona çýktý. Televizyonda maaþlarýmýzý ödediðini söylüyor. Ben bankaya borçluyum. Benim gibi belediye iþçilerinin %80'i bankalara borçludur. Bunu Cemal bey'in kendisi çok iyi biliyor. Ayýn birinden itibaren belediye iþçileri her ay gecikmeli olarak, bankalara faiz ödüyor. Ben þahýs olarak Ziraat Bankasýna para veriyorum. Ziraat Bankasýna halen para

Barikat : Önüne geleni aldý mý diyorsunuz? Greve katýlan baþka bir çalýþan: Evet. Bu ülkede iþçiye verilen belli. Ülkedeki pahalýlýk belli. 1.600 TL ile insan çalýþtýrýlamaz. Ben meclisteki bütün milletvekillerine sesleniyorum. 1.600 TL ile geçinebiliyorlarsa, geçici arkadaþlarýmla beraber, kadrolu olmama raðmen, ben de onlara dahil olup maaþýmý sýfýrlayacaðým. Kira vereceksin, dünyanýn en pahalý elektriðini kullanacaksýn, domatesi 6 milyona, eti 35 milyona yiyeceksin. Bu iþçilerin hangisi et yiyor? Vatandaþýn sýrtýndan çýkardýklarý elektrik parasýný belediyelerden baðýþlayacaksýn ve ondan sonra elektrik dairesi iflas etti diyeceksin. Barikat: Dün Asgari Ücret Komisyonu toplandý. Yine artýþ getirmediler. Hayat pahalýlýðý devam ediyor. Çalýþanlarýn maaþlarý ayný kalýyor. Bu gidiþatýn sonu ne olacak? Greve katýlan baþka bir çalýþan: Onu topluma sormak lazým, toplumun þimdiye kadar seçtiði, CTP de dahil olmak üzere, diðer siyasi partilere sormak lazým. Bu iþlerin sorumlusu toplum olarak bizleriz. Çünkü bu insanlarý biz seçiyoruz. Bu insanlarý yönetmeleri için meclise biz gönderiyoruz. Bu meclistekilerin hatasý deðil. Halk olarak hata bizdedir. Barikat: Onlar sistemi böyle kurdular. Günün sonunda bu yapýlanma insanlarý maalesef dediðiniz noktaya getiriyor. Greve katýlan baþka bir çalýþan: Bakýn, sistemi halk yaratýr. Eðer halk bilinçliyse sistemi kendisi yaratmak zorundadýr. Yaratýlan sistem, kimse yanlýþ anlamasýn, "bana dokunmayan yýlan bin yaþasýn" mantýðýna dayanmaktadýr. Tembel dediler, miskin dediler, besleme dediler ve bu toplum yýllardýr, bunca hakarete dayanýyor. "Bir devlet dairesine gireyim, hiçbir þeye karýþmayým, susup oturayým" diyoruz. Biz bu zihniyetten vazgeçmediðimiz sürece, her geçen gün biraz daha geriye gideceðiz. Barikat: Çok teþekkür ederiz. Greve katýlan baþka bir çalýþan: Ben teþekkür ederim Barikat: Grevin genel gidiþatý hakkýnda fikrinizi öðrenebilirmiyiz? Greve katýlan baþka bir çalýþan: Bugün ayýn on altýsýdýr. Biz hala daha maaþýmýzý alamadýk. Çocuðumuzun okul parasýný


Mart 2012 ödeyemedik, ev kiramýzý ödeyemedik. Banka taksitlerimizi ödeyemedik. Daha ne olsun? Barikat: Cemal Bulutoðullarý'nýn altýnda imzasý olan Toplu Ýþ Sözleþmesinde verilen sözler yerine getirilmedi ve geçici çalýþanlar kadrolanmadý. Sizce Cemal Bulutoðullarý'nýn amacý nedir? Greve katýlan baþka bir çalýþan: Bilmiyoruz. Herhangi bir açýklama yapmadý. Bizim de sizin kadar bilgimiz var. Barikat: Bir dayanaðý olmayan yaptýrýmlarý uygulamaya devam ediyor. Greve katýlan baþka bir çalýþan: "Özel Sözleþme" adý altýnda insan almaya devam ediyor. Bu insanlar 3.5 - 4 milyar maaþ alýyor. Ben altý senelik kadrolu memurum. 2.100 TL maaþ alýyorum. Amacýnýn ne olduðunu bilmiyoruz. Ýþe gelmeden maaþ alan insanlar var. Zaten o alýnanlar çok fazla iþ yapmýyorlar Çünkü ihtiyaç yok. Daha önceki personel görevlerini yapýyorlar. Ýhalelerimiz zaten belli. Barikat: 200 trilyonluk bir borçtan söz ediliyor. Cemal Bulutoðullarý bu borcu çalýþanlarýn ensesinden çýkarmaya çalýþýyor. Greve katýlan baþka bir çalýþan: Ýstese de çýkaramaz. Zaten o para çýkacak gibi deðil. Hepimiz maaþlarýmýzý baðýþlasak o para gene çýkmaz. Araya giren bir çalýþan: Hiçbir belediye bir kulübe bu kadar baðýþ yapmaz. Greve katýlan baþka bir çalýþan: Bütün futbolcular bizde çalýþýr. Özellikle Çetinkaya. Belediyede çalýþan futbolcularý sayýn bakalým kaç tane futbolcu çýkacak. Araya giren bir çalýþan: ve grevde kaç tane futbolcu var. Gelin, bakýn Greve katýlan baþka bir çalýþan: Hiçbiri yoktur. Diðer arabalarla iþe gelinir. Dediðim gibi, 3.5 - 4 milyar maaþ alýnýr. Barikat: Greve katýlmayan bir elin parmak sayýsý kadar çalýþanlar da var.. Greve katýlan bir çalýþan: Mesela veznede sadece bir kiþinin makbuz kesmeye yetkisi var. Ondan baþka kimsenin makbuz kesme yetkisi yoktur. Þu anda veznede belediye adýna makbuz kesiyorlar. Araya giren baþka bir çalýþan: Bu da yasak, yasal deðil. Tahsilat yapma yetkileri yok. Onlarýn baþka görevleri vardýr. Temizlikçiyi santrale koydu, orada çalýþtýrýyor.

RÖPORTAJ

9

Savaþ Bozat Ýle Röportaj...

"Direne direne kazanacaðýz…" Barikat Gazetesi: Savaþ Bey, bugün grevin ikinci günü. Biz Barikat gazetesi adýna buradayýz. Grevin ikinci gününde, grevin gidiþatý hakkýnda bize bilgi verebilir misiniz? Savaþ Bozat :Düne nazaran daha iyi. Yarýn daha da iyi olacak ve direne direne kazanacaðýz. Bir kere ok yaydan çýktý. Bugün benim çalýþaným hala ödenmediyse suçlu kimdir? Ýhtiyat sandýðý sigorta primleri, aylardýr yýllardýr yatýrýlmýyorsa, suçlu çalýþan mýdýr? Çalýþan cezalandýrýlmalý mýdýr? Bu cezalandýrmayý vurdumduymaz belediye baþkaný ve hükümet yetkililerinden artýk beklemiyoruz. Biz bu sorunlarý sokakta çözeceðiz dedik. Yola çýktýk. Gücümüze güç katarak devam ediyoruz. Bundan sonrasýný memleketi ve belediyeyi idare edenler düþünsün. Barikat Gazetesi: Biz desteðin arttýðýný görüyoruz. Yoldan geçen arabalar korna çalarak destek veriyorlar, bazý vatandaþlar buraya gelerek destek belirtiyor. Bu destek size, emekçilere nasýl yansýyor? Ne düþünüyorsunuz? Savaþ Bozat: Halk son derece duyarlý davrandý. Zaten bu sorunu, grev baþlamadan önce, sabah daðýttýðýmýz bildirilerle Lefkoþa halkýna iletmiþtik. Bundan sonra olacak þeylerden biz sorumlu deðiliz. Olacak þeylerden belediye baþkanýný sorumlu tutsunlar. Birtakým medya gruplarýnýn gazetelerine baktýðýmda, iþte "çöpler ortada" gibi yayýnlarla bizi, çalýþanlarý suçlamaktadýrlar. Halbuki esas suçlu o çöpleri kaldýran, sokakta ezilen iþçilere maaþlarýný ödemeyen belediye baþkanýdýr. Halkýmýz lütfen bunu bilsin, daha duyarlý olsun. Halkta %90 civarýnda olumlu bir tepki gelirken,

maalesef küçük bir azýnlýk direnen çalýþanlarýn moralini bozmak istemektedir. Bunlara hoþgörü ile bakýyoruz. Çünkü ilk defa baþýmýza gelen bir olay deðil. Her zaman birlikteliði karýþtýrmak isteyenler mutlaka bulunur. Barikat Gazetesi: Sendikal Platformun etkin bir desteði oldu. Muhalefet partilerinin ve sivil toplum örgütlerinin de etkin bir desteði oldu. Son olarak gazetemiz Barikat aracýlýðýyla emekçilere, halkýmýza söylemek istediðiniz bir þey var mý?

Savaþ Bozat: Haklarýna sahip çýksýnlar, sendikalarýna sahip çýksýnlar ve bu iþçi sýnýfýnýn maðduriyetini ortadan kaldýrmak isterlerse, el ele, kol kola, dayanýþma içerisinde, onlarýn sýkýntýlarýný da biz belediye emekçileri çözmeye hazýrýz. Yeter ki bu ölü topraðýný artýk üstlerinden atsýnlar ve direnmeye karar versinler. Direne direne kazanacaðýz, baþka çare yoktur. Barikat Gazetesi: Çok teþekkür ederiz, saðolun Savaþ Bozat:Ben teþekkür ederim

n AYIN FOTOÐRAFI

Barikat Gazetesi: Bu grevin sonunda kazanýmlar elde edilecek.Greve destek vermeyen Cemal Bulutoðullarý nýn yandaþý olan çalýþanlar da bundan faydalanacak. Greve katýlan baþka bir çalýþan: Hayýr kesinlikle faydalanmayacaklar. Araya giren bir çalýþan: Sendikadan ihraç edilecekler. Kazanýlan herhangi bir haktan kesinlikle faydalanmayacaklar. Bu biz iþçilerin en büyük talebidir. Greve katýlan bir çalýþan: Bizimle ayný haklarý almasýný istemiyoruz. Biz soðuk dinlemeden grev yaparken onlardan biri içeride makbuz kesiyor. Araya giren bir çalýþan: Ýhaleleri verdiðimiz müteahhidin çocuklarý bizde çalýþýr. O da 3.5 milyar maaþ alýr. BMW marka arabasýyla eve gelir. Yýlbaþýnda balon partisi verir. Ýnsanlar çocuðuna yedirmek için ekmek bulamaz. Bu hak adalet deðil. Ýhtiyacý olmayan evine gitsin veya babasýnýn þirketinde çalýþsýn. Býraksýn da ihtiyacý olan maaþýný alabilsin. Barikat: Çok teþekkür ederiz. Greve katýlan bir çalýþan: Biz teþekkür ederiz.

Yazýiþleri Müdürü ve Sahibi: Görkem Eylem Adres: Akkavuk Celaliye Sokak No.67 Lefkoþa KIBRIS Ýletiþim +90 548 878 4001 Matbaa: Comment Grafik ve Yayýncýlýk Ltd. Daðýtým: YAYSAT Web: http://www.barikatgazetesi.com E-mail: info@barikatgazetesi.com


10

KADIN

Mart 2012

8 MART DÜNYA EMEKÇÝ KADINLAR GÜNÜ Bu yýl ülkemizde 8 Mart Kapsamýnda Gerçekleþtirilecek Etkinlikler Programý Þöyledir; " 3 Mart 2012 Made in Dageham - Film gösterimi, Baraka Kültür Merkezi, YER: Baraka Lokali, saat: 19:00. " 5 Mart 2012 "Ýtaat, Þiddet ve Tek Tiplik Kýskacýnda Erkek Olmak" Panel, Feminist Atölye(FEMA), yer: Naci Talat Vakfý Barýþ ve Dostluk Evi, saat: 19:00. " 6 Mart 2012 "Dýþ Ses" Tiyatro gösterisi, CTP-BG Kadýn Örgütü, YER: Yakýn Doðu Üniversitesi Kütüphanesi, saat: 20:00. " 7 Mart 2012 "Deðiþen Dünya'da Kadýnýn Rolü" - Panel, TDP Kadýn Örgütü, YER: Yakýn Doðu Üniversitesi, saat: 19:00. " 7 Mart 2012 KTOS KTOEÖS'ün 8 Mart haftasý kapsamýnda, birlikte organize edeceði panel. " 8 Mart 2012 "Sesini de Al Gel" sloganý ile gerçekleþtirilecek yürüyüþ, saat: 16:00, baþlangýç noktasý: Dereboyu/Lefkoþa. Yürüyüþ sonrasýnda Selimiye Meydaný'nda düzenlenecek olan festival, Organizasyon Komitesi, saat: 18:00. " 9 Mart 2012 "Bilgi Üretiminde Kadýnýn Rolü" - Panel, KTAMS - DAÜ KAEM, YER: KTAMS 50. Yýl Lokali, saat: 10:00 - 14:00. " 10 Mart 2012 Emekçi Kadýnlar Panayýrý, CTP-BG Kadýn Örgütü, yer: Girne Barýþ Parký( sulu çember karþýsý), saat: 10:00- 18:00. " 10 Mart 2012 Kýsa Film Gösterimi, YKP-fem, yer: Occupy Aktivite Merkezi( OBZ Activity Center, Lokmacý Ara Bölge), saat: 18:30. " 10 Mart 2012 Demir Çeneli Melekler - Film Gösterimi, Barikat Gazetesi, YER: Barikat Çalýþma Binasý, saat: 19 :30 " 12 Mart 2012 8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlar Günü- Forum, Baraka - Barikat - KSP, yer: KTOEÖS Lokali, saat: 19:00. 12 Mart 2012 'de 8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlar Günü kutlamalarý çerçevesinde gazetemizin de organizatörler arasýnda yer aldýðý etkinlik KTOEÖS Lokalinde saat 19 :00'da "Forum" þeklinde düzenlenecektir. Baþta emekçi kadýnlarýmýz olmak üzere tüm halkýmýzý düzenlenecek etkinliðe davet ediyoruz. Ortak hazýrlanan bildiri ise aþaðýdaki gibidir. "Sanayi devriminden sonra kadýnlar, patronlarýn bol ve ucuz emek ihtiyacýný karþýlar duruma gelince 1800'lü yýllarýn ortalarýndan itibaren "daha iyi çalýþma koþullarý" için mücadele etmeye baþladýlar. 8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York eyaletinde 40.000 dokuma iþçisi hak ettikleri ücreti almak ve günde 16 saate varan çalýþma saatlerini kýsaltmak için greve girdiler. Grev devam ederken, patronlar iþçilerin dýþarýdaki grevcilerle dayanýþmasýný engellemek için fabrikanýn kapýlarýný kilitlemiþ ve "sebebi belli olmayan" bir yangýn sonucunda 129 kadýn iþçi hayatýný kaybetmiþtir. 8 Mart 1908'de ise yine ABD'deki kadýn iþçiler; 8 saatlik iþ günü, eþit iþe eþit ücret, oy

hakký ve çocuk emeði ile ilgili yasalarýn çýkarýlmasý gibi taleplerle yürüyüþe geçtiler. Bu direniþte de yüzün üzerinde kadýn hayatýný kaybetti, yüzlercesi tutuklandý. 1910 yýlýnda, II. Enternasyonal Kadýnlar Konferansý'nda ClaraZetkin'in önerisiyle, 8 Mart "Kadýnlarýn Uluslararasý Dayanýþma ve Mücadele Günü" olarak kabul edildi. O tarihten bu yana, 8 Mart dünyanýn her yerinde kadýnlar tarafýndan birlik, mücadele ve dayanýþma günü olarak kutlanmaktadýr. Günümüzde kadýnýn maruz kaldýðý fiziksel/psikolojik þiddet, taciz ve tecavüz gibi olaylar, eril sistemin

yarattýðý ve erkekliði en üst basamaða yerleþtirdiði hiyerarþik iliþkilerin yansýmasý niteliðini taþýmaktadýr. Hem dünyada hem coðrafyamýzda esen yýkýcý neo-liberal rüzgarlar kadýný yoksullaþtýrmakta ve sistemin sýrtýna yüklediði "rollerin" yanýnda omzuna bir yük daha bindirmektedir. Gün geçtikçe etkilerini adamýzda daha çok hissettiðimiz T.C. Devleti'nin gerici/muhafazakar politikalarý kadýný hayattan/üretimden uzaklaþtýracak ve dört duvar arasýna hapsedecek durumlar yaratmaya gebedir. Gece kulüpleri adý altýndaki "insan pazarýnda" kadýn eti satýlmaktadýr. Kadýn emekçiler her

alanda sömürülmektedir! Kadýnlar tüm bunlara karþý emek beden ve kimliklerine sahip çýkmak için günlük mücadelelerini sürdürecek ve ýsrarla kýsýlmaya çalýþýlan seslerini her 8 Mart'ta yükselteceklerdir. Bu þiarla hareket eden biz, Baraka Kültür Merkezi, Barikat Gazetesi ve KSP olarak; 12 Mart saat 19.00'da KTOEÖS lokalinde düzenleyeceðimiz "8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlar Günü" konulu forumumuza; baþta emekçi kadýnlar olmak üzere tüm halkýmýzý davet ederiz." Baraka Kültür Merkezi, Barikat Gazetesi, KSP


KADIN

Mart 2012

11

Bir Kadýn Emekçiyle Röportaj

"Ýtiraz edersek, birlik olursak, kazanacaðýmýza inanýyorum" Barikat: 8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlar Günü hakkýndaki düþüncelerinizi öðrenebilir miyiz? Örneðin 8 Mart denince aklýnýza ne geliyor? Aslýnda kadýnlar geliyor. Erkekler de çalýþýyor, onlar da emekçi ama ilk baþta kadýnlar geliyor. Barikat: Çalýþma yaþamýnýzdaki sorunlarýnýzdan söz eder misiniz ? Gerek çalýþanlarla, gerek insanlarla olan iliþkilerinizde ve yöneticilerle ne gibi sorunlar yaþýyorsunuz? Sadece iþ sektöründeki sorunlarýnýza odaklanmanýz þart deðil, genel sorunlarýnýz üzerine de odaklanabilirsiniz. 18 yaþýnda çalýþmaya baþladým. 1984 yýlýnda köylere gittim. Hatta Saðlýk Evi gibi küçük bir yerde baþladým. Köyde þartlar oldukça zordu. Ýçme suyu yoktu, elektrik yoktu. Meslek hayatýma bu þartlarda baþladým. Uzun yýllar devlet sektöründe çalýþtým. Sonra emekli oldum. Þimdi Kýbrýs'ta özel bir hastanede çalýþmaktayým. Barikat: Saðlýk alanýnda çalýþýyorsunuz, daha önceki çalýþma alanýnýzla, buradaki çalýþma alanýnda saðlýk çalýþanlarýnýn sorunlarý ayný mý? Ne gibi farklýlýklar veya benzerlikler var? Çok farklýlýklar var. Özel sektörde çalýþtýðým için iþten atýlma kaygýsý var. Uymak zorunda olduðunuz belli kurallar var. Ýþe zamanýnda gitmek zorundayýz. Kýsýtlamalar da var. Günde 8 saat çalýþacaðýz ama bazen 8 saat yerine 12 saat çalýþabiliyoruz. Çalýþma saatlerinin düzenlenmesi kiþinin isteðine baðlý deðil. Öðlen arasýnda kýsa bir yemek molasý var. Dinlenme molamýz yok. Barikat: Sendikanýz var mý? Sendikamýz yok. Barikat: Sendikanýz olmadýðý için bu sorunlarý yaþýyorsunuz? Sizce sendikanýz olsaydý ne olurdu? Ýþten atarlar mýydý diye düþünüyorum. Kýbrýs'ta sendikal mücadeleye nasýl baktýklarýný bilmiyorum. Açýkçasý bu konuda bilgim yok. Çevremde de sendikalý çalýþan yok. Daha önceki çalýþma yaþamýmda sendikalýydým. Onlarla çok karýþmadým. Toplantýlarýna çok sýk gitmedim ama bu toplu yürümeye benzer. Çalýþanlarýn sesini duyurur. Bazý haklar elde edilebilir. Þu anda sendikasýz olduðumuz için haklarýmýz verilmez. Karþý koyamayacaðýz. Çünkü 1 kiþiden çýkan sesle hiçbir zaman sorun çözülmez. Barikat: Daha önce çalýþtýðýnýz yerde sendikalaþmaya çalýþan veya sendikalaþmayý teþvik edenler oldu mu? Olduysa nelerle karþýlaþtý? Çevremde olan çoðu insan sendikalýydý. A sendikasý, B sendikasý fark etmiyordu. Ama bir eylem yapýlacaðýnda insanlar korktuklarý için, o eyleme katýlmýyorlardý. Saðlýk emekçileri öðretmenler kadar güçlü deðildi. Saðlýk emekçileri de korkuyordu. Ben saðlýk ocaðýnda çalýþtým. Saðlýk Ocaðý küçük bir yer. Orada az kiþi çalýþýyor. Saðlýk Ocaðý çalýþanlarý sindirilmiþ olduðu için devlet hastanesi çalýþanlarý gibi rahat eylem yapamazlardý. Sendikalý olmama raðmen kendimi öne atýp bir eyleme gidemezdim. Ýþ býrakma eylemine bile katýlmazdým. Barikat: Kýbrýs'ta özel sektörde örgütlü sendika yok denecek kadar az. Bunu neye baðlýyorsunuz? Sorunuza cevap vermeden önce, Türkiye'deki mücadele tarihinden kýsa bir örnek vermek istiyorum. Türkiye'de saðlýk alanýndaki özel sektör çalýþanlarý, yani memura denk gelen anlamýnda emekçiler örgütlü deðildir. Kamu sektöründeki saðlýk emekçileri örgütlüdür. Bunlarýn en mücadeleci örgütü SES yani "Saðlýk

Emekçileri Sendikasý" dýr. Bunun dýþýnda saðlýk sektöründe birçok sendika var. Fakat oradaki özel sektör de sendikal anlamda örgütsüzdür. Örgütsüzlüðün sebeplerinden biri de 12 Eylül darbesinin günümüzde devam eden etkisidir. 12 Eylül Anayasasý olarak bilinen anayasayla sendikalar, dernekler kapatýlmýþtýr. 1989 bahar eylemlerinden sonra, iþçi sýnýfýndan cesaret alan memurlar harekete geçtiler. Kamu çalýþanlarý bu alanda örgütlendiler. EÐÝTÝMSEN bu örgütlenmenin baþýný çekse de, en önemli, mücadeleci sendika SES'dir. Ama onlarýn mücadelesi, kamuyla sýnýrlý kaldý. Özel sektörde örgütlenmediler. Kýbrýs'la bir benzerlik kuracaksak, saðlýk emekçileri kamuda örgütlü, özel sektörde örgütlü deðil. Burada çalýþtýðý iþ yerinde, sendikalý emekçi yok, böyle bir çalýþmayla da yüz yüze gelmiþ deðil. Türkiye'de saðlýk emekçileri sendikasý sadece ekonomik talepler üzerine mücadele etmediler. Örneðin saðlýðýn paralý hale getirilmesinin en büyük mücadelesini SES verdi. Bunu yaparken Türk Tabipler Birliði gibi örgütlerle ortak hareket ettiler. Türkiye'de hayata geçirilen þeyler Kýbrýs'ta da hayata geçiriliyor. Saðlýk paralý hale getiriliyor. Türkiye'de artýk kanýksanmýþtýr. Genel anlamda halkýn alýþtýrýldýðý, katký payýna itiraz etse de rahatça ödediði bir konuma getirildi. Ayný þeyin bir benzeri burada da uygulanýyor. Bildiðimiz kadarý ile katký payý henüz zorunlu deðil. Baðýþ adý altýnda para toplansa da, bu parayý ödemeyen saðlýk hakkýndan yararlanamýyor. Paran kadar saðlýk uygulamasý hayata geçiriliyor. Türkiye de SES saðlýðýn paralý hale getirilmesine karþý verdiði mücadelede hastayý, hasta yakýnlarýna yanlarýna almayý baþardýlar. O zaman birçok yerde, büyük illerde, þehirlerde yapýlan eylemlere sadece saðlýk emekçileri katýlmadý. Çoðu zaman hastalarý ve hasta yakýnlarýný yanlarýna çektiler. Ancak buna raðmen geniþ bir tepki oluþmadý. Ýtiraz edilse de sessizce hayata geçirildi. Örneðin birinci kademeyle hastanelerde belli bir ücret, özel hastanelerde farklý bir ücret, üniversite hastanelerinde daha yüksek bir ücret alýnarak katký payý hayata geçirilmiþ durumda. Kýbrýs'ta da buna sadece saðlýk emekçileri deðil, halk tepki göstermezse paralý saðlýk hizmeti hayata geçirilecek. Onun ötesinde Kýbrýs'ta çalýþan iþçilerin emekçilerin çoðu, çalýþma izniyle çalýþýyor ve böyle olunca iþten atýlma kaygýsý ön planda, ayný iþi yapan hemþirenin, saðlýk personelinin farklý ücretler aldýðýný biliyoruz. Bunun birleþtirilmesi, "eþit iþe, eþit ücret" in alýnmasý konusunda da toplu bir çaba yok. Herkes iþinden olurum kaygýsýyla hareket ediyor. Birçok çalýþan maaþýný arkadaþýyla paylaþmýyor. Ne kadar maaþ aldýðýný söylemiyor. Söyleyenlerin tepkisi bireysel kalýyor. Örgütlü bir hale dönüþmemesinin sebebi de sendikanýn, örgütlenmenin

olmayýþýdýr. Yabancýlar için böyle iken, Kýbrýslý emekçilerde örgütlenme kaygýsý içinde deðiller. Dýþarýdan da böyle bir örgütlenme çalýþmasý baþlatýldýðýný duymadým. Duysaydýk, biz de bu çalýþmanýn içerisinde olurduk. Oysa sendikalaþma anayasal bir haktýr. Böyle bir çalýþma olmadýðý için iþ kaygýsý, iþ güvencesi nedeniyle uzak durduk. Barikat: Kadýna þiddet hakkýnda ne düþünüyorsunuz? Dünyanýn birçok yerinde, kadýn haklarý kýsýtlandýðý için, kadýna þiddet uygulanýyor. Birkaç gün önce Türkiye Pendik'te iþten atýlan bir iþçi eve geldiðinde, eþini sosyal medyada sayfa açtýðý için öldürüyor. Emekçiler hýrsýný nereden alacaðýný bilmiyor. Burjuvalar açýsýndan, emekçiler kadar þiddetle karþýlaþmayýz. Kadýnýn ekonomik özgürlüðünün olmayýþý þiddet gerekçesinin sebeplerinden biridir. Ekonomik özgürlüðü olmayýnca, kocaya, eve baðýmlý hale geliyor. Okur yazar, üniversite mezunu kadýnlar da þiddete maruz kalýyor. Toplumda, fabrikada, atölyede, iþ yerinde, amiriyle, müdürüyle, patronundan azar iþiten, onun baskýsý altýnda kalan bir emekçi eve geldiði zaman, gördüðü baskýnýn etkisi altýnda kalarak eþine karþý þiddet uyguluyor. Kadýna uygulanan þiddet belki de bin yýllýk bir geçmiþi vardýr. Kadýn her zaman ikinci sýnýf insan muamelesi görmüþ, dini otoritenin aðýr baskýsý altýnda kalmýþ, sosyal yaþamdan tecrit edilmiþtir. Kadýnýn özgürleþmesi son yüzyýlýn sorunudur. Kadýnýn ekonomik özgürlüðüne kavuþmasý, kadýnýn önünü açacaktýr. "Kadýn dayak yer", "Kocasý sever de döver de" mantýðý var. "Kýzýný dövmeyen dizini döver", "Dayak cennetten çýkmadýr"

gibi sözlerle kadýna uygulanan þiddet meþrulaþtýrýlýyor. Geliþmiþ kapitalist ülkelerde bile eðitim görmüþ, okumuþ kadýnlarýn erkekler tarafýndan dayak yediði bilinen bir gerçek. Kadýna uygulanan þiddet biyolojik nedenlerle açýklanamaz. Elbette bunun da bir nedeni vardýr. Kadýnlar hak aradýkça, hak aldýkça daha ileri gidecektir. Ancak kadýnýn yeni haklar elde etmesi onun özgürleþtiði anlamýna gelmez. Kadýn örgütlerinde, sendikalarda, derneklerde mutlaka örgütlenmek gerekiyor. Bu örgütlenme kadýnýn özgürleþmesinin önünü açacaktýr. Kadýn ile erkek emekçilerin birlikte mücadelesi hem kadýný özgürleþtirecek, hem de toplum özgürleþtirecektir. Yaþadýðýmýz sistemde kadýnýn özgürleþmesinden söz edemeyiz. Kýbrýs özgülünde konuþacak olursak belki diðer ülkelerdeki gibi, kadýna þiddet uygulanmýyor, ama bu kadýna þiddet uygulanmadýðý anlamýna gelmez.Kadýn iþ hayatýnda daha yoðun, daha aktif. Ekonomik özgürlüðe sahip. Ama zaman zaman bazý þiddet olaylarýna tanýk oluyoruz. Örneðin geçtiðimiz günlerde hamile bir kadýnýn eþi tarafýndan dövüldüðüne tanýk oldum. Yine Türkiye'den örnek verecek olursam, AKP iktidarý eðitim sisteminde deðiþiklik yapýyor.8 yýllýk zorunlu eðitimi 4 yýla indiriyor. Bu sistem 4+4+4=4 þeklinde formüle ediliyor. Bu sistem hayata geçerse, kýz çocuklarý 4. Sýnýfý bitirdikten sonra okulla iliþkisi kesilecek. Erkek çocuklarý 4 yýldan sonra atölyede çýrak olarak çalýþmaya baþlayacak. Yani 11 yaþýnda sömürü sisteminin bir parçasý olacak. Bakýþ açýsýna göre hedef "Dindar bir gençlik yetiþtirmektir." Yani kýz çocuklarýnýn baþýnýn örtülmesi, okuldan uzak tutulmasý gibi uygulamalarý içeriyor. Dediðim gibi kadýn özgürlüðünü kazanmak için hayatýn her alanýnda örgütlenmeli, mücadele etmelidir. Dernekler, sendikalar, sivil toplum örgütleri, komiteler, birlik vs tüm örgütlenmelerde yer almalý, ayrýmcýlýða, sömürüye, baskýya, þiddete karþý mücadele etmelidir. Kadýnýn özgürleþmesi, toplumu da özgürleþtirecektir. Barikat:Kadýn olmaktan dolayý, iþyerinizde ayný iþi yapanlarla yaþadýðýnýz bir sýkýntý var mý? Örneðin çalýþtýðým iþ yerinde bir doktor gelip, çay var mý, kahve var mý? Diye soruyor. Onlara çay, kahve servisi yapmak benim görevim deðil. Ben hemþireyim. Çalýþma alanlarýmýz farklý. Üst katta hemþireler, kahve, çay servisi yapýyorlar. Bu iþi onlara genellikle bazý erkek doktorlar yaptýrýyor. Onlara "Niye yapýyorsunuz? Bu sizin göreviniz mi? Dediðimde yapmak zorunda olduklarýný söylüyorlar. Üstelik doktorlar itiraz eden hemþireleri iþten atmakla tehdit ediyor, korkutuyor. Yemek yerken bile yanýnýza gelip sizi kontrol ediyor. Üç beþ tane hemþireye yemek bile vermiyorlar. Diðer temizlikçi personel, "kahve saatim geldi" deyip, aþaðý inebiliyor. Yemek saati de gidiyor. Benim ne kahve, ne de çay, ne de yemek saatim var. Bana yemek vermiyor. Ýster aç kal, nasýl kalýrsan kal, yeter ki çalýþ diyorlar. En azýndan Türkiye'de çalýþtýðým yerlerde 1 saat ara vardý. Barikat:Son olarak gazetemiz üzerinden emekçilere, özellikle kadýn emekçilere nasýl bir mesaj vermek istersiniz? Ýtiraz etmeyi, hayýr demeyi bilmek gerekiyor. Bir de birlik olmayý bilmek gerekiyor. Ýtiraz edersek, birlik olursak, kazanacaðýmýza inanýyorum. Teþekkür ederim. Barikat: Biz teþekkür ederiz. Saðolun.


12

KÜLTÜR-SANAT

''NAZIM HÝKMET'TEN PÝRAYE 'YE AÞK MEKTUPLARI'' KÝTABI RAFLARDA… ''Nazým Hikmet'ten Piraye 'ye Aþk Mektuplarý'' adlý kitap, okurlarla buluþtu. Mehmet Fuat'ýn hazýrladýðý ve özel bir baskýyla kitap, Nazým Hikmet'in eþi Piraye Haným'a gönderdiði 581 mektuptan oluþuyor. Bu kitabýn yanýnda ayrýca hepsi týpkýbasým olan 26 mektubun bulunduðu bir kutuda yer alýyor. Sadece 1000 adet basýlan ve her ikisi de ortak olarak numaralandýrýlan kitap ve kutu içinde yer alan mektuplarýn tasarýmý özel olarak hazýrlanmýþtýr. Kutu içerisinde yer alan mektuplarýn 26'sý da Nazým Hikmet'in 11 Kasým 1933 - 11 Kasým 1949 tarihleri arasýnda eþine gönderdiði mektuplar arasýndan seçilerek hazýrlandý. Týpkýbasým mektuplarýn arasýnda Nazým Hikmet'in Bursa Cezaevi'nden yazdýðý '' Karýma Mektup '' þiiri de bulunuyor. Sevgili Nazým Hikmet'in eþi Piraye Haným'a yazdýðý '' Karýma Mektup '' þiirini siz okuyucularýmýzla paylaþmak istiyoruz. Bu çok deðerli yapýtýn raflarýnýzda yer almasý gerekliliði üzerinde durarak, bu güzel eserle bol bol vakit geçirmeniz temennisiyle…

KARANLIK ÝÞLER OYUNU 2 MART'A KADAR SAHNELECEK… 2011-2012 tiyatro sezonunu 2. turunu yapan Kýbrýs Türk Devlet Tiyatrolarý, geçtiðimiz ay sahnelemeye baþlattýðý, iki perdelik oyun büyük ilgi gördü. Robert Hawdon'un yapýp Hakan Yozcu'nun yönettiði iki perdelik komedi oyununun konusu þöyledir; Mafya babasýnýn sevgilisi olan dansçý kýz Mandy, sabah uyandýðýnda geceyi birlikte geçirdiði Garry'yi hala koynunda bulunca paniðe kapýlýr. Çünkü mafya babasý haftanýn hasýlatlarýný almak için eve gelmek üzeredir ve kýzýn bir baþkasýyla iliþkisi olduðunu öðrenirse bu ikisi için de pek hayýrlý olmayacaktýr. Bu sýrada eve gelen komþusu Tania, çalýþtýðý restorantýn hasýlatýnýn bir kýsmýný kumarda kaybettikten sonra kalanýný getiren Terry ve üstüne gelen mafya babasý Koca Marck ile korumasý Dozer olaylarýn içinden çýkýlmayacak kadar karýþmasýna neden olur. Konusunu da paylaþtýðýmýz,iki perdelik komedi oyunu 2 Mart tarihine Cuma AKM 'de saat 20:00 'de son kez sahnelenecektir. Rezervasyon için 228 71 91 numaralý hattan yer ayýrtabilirsizniz. Ýyi Seyirler.

MEMLEKETÝMDEN ÝNSAN MANZARALARI'NDAN 11 TABLO GÝRNE'DE SAHNELENDÝ... Ankara Devlet Tiyatrosu Nazým Hikmet'in ''Memleketimden Ýnsan Manzaralarý'' 11 Tablo'su Belediyesi Kültür Merkezi'nde gösterildi. Nazým Hikmet'in yazdýðý , ''Memleketimden Ýnsan Manzaralarý'' 11 Tablo yapýtýný yaratýrken güttüðü amaç; Türkiye'nin belli bir dönemdeki toplumsal durumunu, Türkiye'deki belli sýnýflara mensup insanlarýn aracýlýðý ile anlatarak, toplumunun içinde yaþadýðý o dönemin dünyasýndaki durumu ve koþullarý da anlatmaktýr. Ayrýca Türk toplumu geçmiþte neler yaþamýþ, o dönemde neler yaþamakta, gelecekte neler yaþayabilecek, sorularýna yaný aranmasýný, hiç deðilse bu sorular üstünde düþünülmesini saðlamaktý. Nazým Hikmet amacýna ulaþýyor ve büyük þairliðine, üstün yeteneðine yakýþan bir ustalýkla hem yüreðimizi, hem zihnimizi derinden etkileyen bir baþyapýt yaratýyor. Yapýtýnda takdire þayan dünya görüþünü de açýkça ortaya koyuyor. Altmýþ iki yýllýk yaþamýnda çok uzun yýllar o cezaevinden bu cezaevine savrulmuþ Nazým Hikmet. Tutukluluk yýllarýnda dýþarýdaki sevdiklerine hasret kalýrken, içerdekilere derin bir þevkat ve anlayýþla yakýnlaþmýþ ve onlarý ustalýkla resmetmiþtir. Hem sadece þiiriyle deðil, fýrçasýyla da… Memleket insanýný her haliyle tasvir etmiþ, hasretini özlemini dile getirmiþtir. Bilindiði gibi Nazým Hikmet kendi dünya görüþü doðrultusunda insaný ilgilendiren her durumu, insanýn bulunduðu her yeri tüm gerçekliði içinde ele alýp iþlemiþtir. ''Memleketimden Ýnsan Manzaralarý'' da tiyatral açýdan çok güçlü bir eserdir. Þiiri 1941 yýlýnda Nazým Hikmet, Bursa Cezaevi'nde yazmaya baþlamýþtýr. Bu eserinden hareketle kurgu yapýlýp sahneye çýkarýlan OnbirTablo'da, memleket insanýna ''Nazým gözüyle'' bir bakýþ getiriyor. Nazým Hikmet'in yazdýðý Nihat Asyalý'nýn düzenlediði oyunu yöneten ve yorumlayan Rüþtü Asyalý. Dekor - giysi tasarýmý Hakan Dündar'a, ýþýk tasarýmý Ersen Tunççekiç'e, müzik - bestesi Cem Ýdiz'e ait olan gösteride; Rüþtü Asyalý rol alýrken piyanoda Cem Ýdiz eþlik ediyor. Yönetmen yardýmcýsý ise Berin Ötenel 'dir .

Bir 14 Þubat "Sözde" Sevgililer Günü Daha Geçti… Neredeyse tüm dünyada kendisine yer etmiþ olan 14 Þubat, Katolik Kilisesine göre Valentine adýndaki bir din adamýnýn adýna ilan edilen bir bayram günü olarak ortaya çýktý. Rivayete göre bu ismi taþýyan aziz, sevdiði uðruna hayatýna son verdiði için böyle bir günün kutlanmasý kararýnýn alýndýðý birçok kaynakta yer almakta. Günümüzde bilindiði kadarý ile hala Müslüman devletlerin kutlamalarýný engellemek için uðraþ verdikleri bugün, 1800'lü yýllarda ticari bir boyut kazandýrýlmasýnýn baþlangýç noktasý gibi görünen Amerikalý EstherHowland'ýn ilk sevgililer günü kartýný yollamasýnýn ardýndan, toplumsal olaya toplumsal bir boyut kazandýrýlarak, tüketim çýlgýnlýðýna kapý açýlmýþtýr. Her ne kadar rivayetlere dayandýrýldýðý zaman kutsal bir anlamý olduðu sanýlýyor olsa da günümüzde kilise için bu anlamýný yitirmiþ olan sevgililer günü, kapitalizm için kutsal bir nitelik taþýmakta. Adý sevgililer günü olan bu gün, sevgi adýna hiçbir anlam ifade etmeksizin toplumsal boyutta ilk olarak hediye, alýþveriþ ve tüketimi çaðrýþtýrmaktadýr. Mevcut düzen içerisinde, kontrolsüz üretim, ihtiyaçlarýn çok daha fazlasýnýn piyasaya sürülmesine sebep olmakta ve ihtiyacýn fazlasý olan ürünler paraya dönüþtürülemediði süreçlerde bunun adýna ekonomik kriz denilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken, sevgililer günü odaklý bir yaklaþýmdan ziyade, ekonomik sistemin, üretim-tüketim dengelerini nasýl oluþturduðuna yönelik ve bunun insanlar üzerinde býraktýðý olumsuz etkileridir. Burjuvazi, yalnýzca bugün deðil, üretimtüketim dengesini kuramadýðý her dönemde kendisine yeni stratejiler belirlemekte ve insanlarýn yaþam koþullarýný saðlýk, sosyal, kültürel ve daha birçok anlamda olumsuz yönde etkilemektedir. Bir örnek ile konuyu ele alacak olursak, birçok devrimcinin emperyalizm diye adlandýrdýðý mesele ile direk iliþkisi olan bu konu,dünya üzerindeki savaþlarý þekillendirebilecek niteliktedir. Büyük sermayeler, yüksek miktarlarda ürünü üretebilmek adýna, gerekirse doðayý bile hiçe sayarak, aslýnda herkesin malý olan kaynaklarý çýlgýnca kullanmaktadýr. Fakat,bu üretim sonunda tüketilmediði zaman, söz konusu ürünleri, paraya çevirebilme arayýþý içerisine girmektedir.

Bunun dünya üzerindeki savaþlarý tetikleyen en büyük özelliði, yeni pazarlarýn bulunmasýdýr. Yeni pazar arayýþý içerisine giren emperyalist devletler, ayný zamanda bu durumu ekonomik kriz olarak adlandýrarak, insanlarýn bu meseleyi görememeleri için çaba sarf etmektedir. Dünya üzerinde bunun örnekleri sayýlamayacak kadar çok olsa da, saðlýk sektöründeki ekonomik durumun burjuvazi tarafýndan istenilen noktaya gelebilmesi için ortaya atýlan hastalýklar yakýn tarihte yaþadýðýmýz bir baþka örnektir. Örneðin, yakýn tarihlerde, domuz gribi, kuþ gribi gibi, daha önce hiç gündeme gelmeyen hastalýklar gündeme gelmiþ ve saðlýk sektöründe, burjuvalarýn çýkarlarý saðlandýktan bir süre sonra bir kez daha gündeme gelmeksizin geride kalmýþtýr. Basit bir benzerlikle, duygudan, sevgiden veya aþktan önce, hediyeyi çaðrýþtýrmakta olan bu günün, düþünüldüðü kadar masumane bir anlamý yoktur. Dünya üzerinde tek bir günde tüketilen ürünlerin miktarý düþünüldüðü zaman ortaya çýkan korkunç tablonun yaný sýra kapitalist düzenin insani duygularý, gerçek hisleri ne kadar yapaylaþtýrdýðý göz ardý edilemez gerçekler arasýnda yer almaktadýr. Söz konusu toplumsal cinsiyet eþitliði olduðu zaman, özellikle sevgililer günlerinde daha çok kadýn üzerinden yapýlmakta olan reklamcýlýk anlayýþý, toplum önünde cinsiyet eþitliðine nasýl bir saldýrýnýn da yine burjuvazi tarafýndan saldýrý olduðunu gözlemleyebilmek de mümkündür. Ýnsanlarýn kapitalizm için kutsal sayýlan bu günde daha çok tüketime sürüklenebilmesi için yapýlan reklamlar, daha çok kadýna hediye alýnmasýna yönelik çaðrýþýmlar yapmakta ve toplum önünde kadýný ikinci plana sürüklemeye çalýþmaktadýr. Böylelikle hediye alma erkine sahip olan erkek gibi gösterilmekte ve toplum yapýsýna, bir baþka strateji ile müdahale edilmek istenmektedir. 14 Þubat'ýn gösteriþli kutlamalarýnýn altýnda yatan gerçekler, istenildiði zaman görülebilecek niteliktedir. Özel gün adý altýnda kapitalist düzene hizmet edilmesinin önüne geçilebilmesi için, gerçek sebeplerinin vurgulanmasý büyük önem taþýmaktadýr.

''Ýki Dirhem Bir Çekirdek '' Kabaresi SeyircisiyleBuþluþtu Ýlke Susuzlu'nun yazýp yönettiði '' Ýki Dirhem Bir Çekirdek '' kabaresi 21 Þubat Salý gecesi Gazimaðusa Belediye Binasý'nda saat 20:00 'de sahnelendi. Maðusa Sanat Tiyatrosu yaptýðý açýklamada; '' Ýki Dirhem Bir Çekirdek '' adlý iki perdelik komedi oyunu dans, müzik ve komik skeçlerden oluþturulup, kabarede televizyon dünyasýnda yayýnlanan yarýþma programlarýný eleþtiri süzgecinden geçirerek komedize ettiklerini ifade etmiþlerdir. Oyunda Tutku Kahveci, Ferhan Altunç, Hayriye Külafa, Pýnar Hançeroðlu, Dize Tozaký, Tuðdem Kahveci, Fedaiye Mirillo, Þenay Aktuð,

Nazým Muhtaroðlu, Þükran Poyrazlý, Enver Barsakçýoðlu, Meryem Keskinel, Zeynep Tosun, NidaiTancer rol alýrken teknik yönetmenliði Tülin Susuzlu yapýyor. ''Ýki Dirhem Bir Çekirdek'' isimli kabare oyunu geriye gösteri programý þöyle; " 25 Mart Cumartesi " 2 Mart Cuma " 3 Mart Cumartesi " 6 Mart Salý " 9 Mart Cuma " 10 Mart Cumartesi 0533 866 27 04 numaralý telefon hattýndan yer ayýrtýlabilir. Ýyi seyirler…

Mart 2012

Karýma Mektup Bir tanem! Son mektubunda: 'Baþým sýzlýyor yüreðim sersem! ' diyorsun. 'Seni asarlarsa seni kaybedersem; diyorsun; 'yaþýyamam! ' Yaþarsýn karýcýðým, kara bir duman gibi daðýlýr hatýram rüzgarda; yaþarsýn kalbimin kýzýl saçlý bacýsý en fazla bir yýl sürer yirminci asýrlýlarda ölüm acýsý. Ölüm bir ipte sallanan bir ölü. Bu ölüme bir türlü razý olmuyor gönlüm. Fakat emin ol ki sevgilim; zavallý bir çingenenin kýllý, siyah bir örümceðe benzeyen eli geçirecekse eðer ipi boðazýma, mavi gözlerimde korkuyu görmek için boþuna bakacaklar Nazýma! Ben, alaca karanlýðýnda son sabahýmýn dostlarýmý ve seni göreceðim, ve yalnýz yarý kalmýþ bir þarkýnýn acýsýný topraða götüreceðim... Karým benim! Ýyi yürekli altýn renkli, gözleri baldan tatlý arým benim: ne diye yazdým sana istendiðini idamýmýn, daha dava ilk adýmýnda ve bir þalgam gibi koparmýyorlar kellesini adamýn. Haydi bunlara boþ ver. Bunlar uzak bir ihtimal. Paran varsa eðer bana fanila bir don al, tuttu bacaðýmýn siyatik aðrýsý, Ve unutma ki daima iyi þeyler düþünmeli bir mahpusun karýsý. 11-11-1933 Bursa Hapishanesi

Nazým Hikmet


Mart 2012

DÜNYA

13

Suriye'de referandum sonuçlarý açýklandý: % 89,4 evet

Yunan halký Almanya'ya öfke kusuyor Yunanistan'da yapýlan bir anket Yunan halkýnýn Almanya'ya karþý oldukça negatif duygular beslediðini gösterdi. Almanya'nýn AB politikalarýnda dizginleri eline alarak Avrupa'yý kontrolü altýna alýp IV. Ýmparatorluk kuracaðýný düþünen Yunanlýlar oldukça fazla. AB ekonomik krizi ile dizginleri daha fazla eline alan Almanya'ya karþý iflas eden Yunanistan halkýnýn öfkesi büyüyor. Yunan Epikaira dergisinin yaptýðý ankete göre Yunan halkýnýn Almanya'ya karþý duygularýný özellikle son iki senede yaþanan ekonomik krizle birlikte oldukça olumsuzlaþtý. Almanya ve Alman politikacýlarýnýn Yunan halký gözünde çok kötü bir imajý var. Yunan halkýnýn yüzde 79'u bugün Almanya'nýn Avrupa'daki rolünün olumsuz olduðu görüþünde. Yüzde 41'i Almanya'ya karþý nefret, yüzde 10.1'i hüsran, yüzde 6.4'ü ise Almanya'ya karþý endiþe duygusuna sahip. Yunan halkýnýn yüzde 32.4'ü Almanya'nýn Nazi Almanyasý (III. Reich) döneminin en karanlýk günlerini yeniden yaþadýðýný düþünüyor, ve Almanya denince aklýna Hitler,

Nazizm ve III. Reich geliyor. Hatýrlanacaðý üzere, Yunanistan halký II. Dünya Savaþý'nda Nazilere karþý gerilla savaþý vererek ülkelerini Alman iþgalinden kurtarmýþtý. Ankete göre halkýn yüzde 81'i Almanya'nýn amacýnýn Avrupa'yý ekonomik olarak kontrol etmek olduðunu düþünürken, yüzde 77'si de Almanya'nýn politikalarýnýn güçlü ve otoriter bir IV. Reich amacýyla olduðunu düþünüyor. Anketlerde yüzde 76 oranýyla Almanya Yunanistan'a karþý "en düþman" ülke olduðunu ifade edilirken, yüzde 81 Angela Merkel'in Yunanistan'daki popüleritesinin de negatif olduðunu ifade etti. Ankete katýlanlarýn yüzde 87'si 1941-1944 arasý Alman iþgal güçleri tarafýndan Yunanistan'a verilen zarara karþý Almanya'dan iþgal tazminatý istediðini ifade etti. Avro bölgesinin Yunanistan'a 130 milyar avroluk ikinci kurtarma paketi ile borç takasý anlaþmasýný onaylanmasýndan önce 800'den fazla Yunanlý ile telefon üzerinden yapýlan anketin yüzde 3,5 oranýnda hata payýna sahip olduðu belirtildi.

Bu günlere nasýl gelindi? AB'ye 1981'de giren Yunanistan'da AB'nin merkezinden belirlenen politikalar sonucunda Yunanistan'da turizm dýþýndaki üretim alanlarý köreltilmiþ, ülke Avrupa'nýn garsonu durumuna getirilmiþti. Sözgelimi tarihsel olarak denizcilikte ileri olan Yunanistan'da AB üyeliði öncesi beþ büyük tersane ve bunlarda 27 bin iþçi çalýþýrken, AB kararý ile tersaneler kapandý. AB'nin üretimden çýkýlmasý kararlarýna ülkeye AB'den akan fonlar, krediler eþlik etti. Özelleþtirmeler de bu liberal sürecin olmazsa olmazý idi. Havayollarý özelleþtirildi, okullar özelleþtiriliyor; yollarýn da özelleþtirilmesi gündemde. Yunan sermayesi bu süreçte alýnan borçlar, krediler ile semirirken Yunanistan'da çalýþanlarýn maaþý Almanya'da çalýþanlarýn maaþýnýn yüzde 30'una Fransa'dakilerin ise yüzde 35'i ancak olabildi. Halbuki Avro'ya geçiþle satýn alýnan mallarýn fiyatý Almanya'daki ya da Fransa'daki gibi olmuþtu. Tarýmsal üretim de ayný þekilde AB kararlarý ile yüzde 30'dan yüzde 8'e indi.

Suriye'de dün yapýlan anayasa referandumunun sonuçlarý açýklandý. Oy kullananlarýn yüzde 89,4'ü deðiþikliklere Evet oyu verdi. Suriye Ýçiþleri Bakanlýðý, dün düzenlenen anayasa referandumunun sonuçlarýný açýkladý. Sandýktan yüzde 89,4 ile evet oyu çýktý. Katýlým oraný ise yüzde 57,4 olarak açýklandý. Konu ile ilgili açýklama yapan Suriye Ýçiþleri Bakaný Muhammed Ýbrahim el Þaar, oy kullanma hakkýna sahip 14.589.954 yurttaþtan 8.376.444'sinin sandýk baþýna gittiðini ve bunlarýn da 7.490.319'unun deðiþikliklere evet oyu verdiðini açýkladý. Sandýk baþýna giden 753.208 kiþinin ise hayýr oyu verdiði açýklandý. 132 bin 820 oyun ise geçersiz kabul edildiði ifade edildi. Bakan Þaar, silahlý terörist gruplarýn tehditlere raðmen yüzde 57,4'lük katýlým oranýnýn iyi olduðunu belirtti. Batý medyasý referandum oylamasýnýn bir oyun olduðunu ve katýlým oranýnýn da az olacaðýný ileri sürmüþtü. Ancak 'devrim' olarak nitelenen ve þeriatçýlarýn yüzde 70'lik oyla ilk iki sýrayý aldýðý Mýsýr seçimlerinde katýlým oraný yüzde 54'te kalmýþtý. Yine batý yanlýsý islamcýlarýn iþbaþýna geldiði Tunus'ta da seçimlere katýlým oraný yüzde 50'nin altýnda kalmýþtý.

Erdoðan'ý protesto eden öðrencilere 120 yýl hapis istemi! 4 Aralýk 2010'da Baþbakan Erdoðan'ýn Dolmabahçe'de üniversite rektörleriyle yapacaðý görüþmeyi protesto etmek isteyen Öðrenci Kolektifleri üyeleri hakkýnda toplam 120 yýl hapis cezasý istendi. Öðrencilere isnat edilen "suç" ise "polise birden fazla kiþiyle direnmek"! Vatan'ýn haberine göre 4 Aralýk 2010'da Baþbakan Erdoðan'ýn Dolmabahçe'de üniversite rektörleriyle görüþmesini protesto etmek ve Büyük Öðrenci Forumu'na katýlmak isteyen Öðrenci Kolektifleri üyeleri hakkýndaki iddianame tamamlandý ve Tuzla 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nde dava açýldý. Davanýn ilk duruþmasýnýn 21 Mayýs'ta görüleceði aktarýlýrken, öðrencilere müdahale eden 36 polisle 10 öðrencinin hakim karþýsýna çýkacaðý belirtildi. Ýddianamede, olaylar sýrasýnda yaralandýðý söylenen 3 polisin þikayeti üzerine 10 öðrenci hakkýnda "görevli memura birden fazla kiþiyle birlikte direnmek" "suçu"ndan, her bir polis memuru için 8 aydan 4 yýla kadar hapis cezasý istendiði ve cezalarýn 1/3 oranýnda

Engin Çeber için istenen tazminatý fazla buldular artýrýlmasýnýn talep edildiði belirtildi. Polislerle ilgili yargýlama ise "yaralama ve basit yaralama" fiili üzerinden yapýlacak. Öðrenci Kolektifi üyelerinin avukatý Erdem iddianameyi, "Öðrenciler 8 aydan 4 yýla kadar hapisle yargýlanýyor. Savcýlýk polisleri kimin yaraladýðýný araþtýrmak yerine 10 kiþiye 3 polis

için 120 yýla kadar hapis cezasý istiyor" diye deðerlendirdi. Erdoðan'ýn rektörlerle yapacaðý toplantýyý protesto etmek isteyen öðrencilere karþý tam anlamýyla bir polis terörü uygulanmýþ, baþka illerden eyleme katýlmak için Ýstanbul'a gelen yaklaþýk 150 öðrenci kente sokulmamýþtý.

Romanya'da eylemler hükümeti istifaya sürükledi 2007 yýlýnda Avrupa Birliði'ne üye olan Romanya, IMF'den aldýðý kredileri "ödemek" için uyguladýðý kemer sýkma politikalarý nedeniyle haftalardýr büyük protestolara sahne oluyordu. Protestolarýn ardýndan "tansiyonu düþürmek" için hükümet istifa etti. Ocak ayýndan bu yana sokaklarda kemer sýkma politikalarýný, yaygýn yolsuzluk iddialarýný, vergilerin artýþýný, kamu harcamalarýndaki kýsýtlamalarý protesto eden Romanya halkýna sonunda hükümetten cevap geldi. Baþbakan Emil Boc ve kabinesi, haftalarca süren protestolarýn ardýndan, tansiyonu düþürmek adýna istifa etti. Boc'un yerine Predoiu Kasým ayýnda gerçekleþtirilecek olan seçimlere kadar Emil Boc'un yerine geçici

olarak devlet baþkaný Trayan Baþesku tarafýndan, hiçbir siyasi parti üyesi olmayan, adalet bakaný Catalin Predoiu atandý. Muhalefet ise kasým ayýndaki seçimleri beklemek yerine erken seçimlerinin yapýlmasýný istiyor. AB'nin en fakir ikinci ülkesi 2009 yýlýnda IMF'den 27,5 milyar dolar kredi alan hükümet, IMF ile yapýlan anlaþma uyarýnca kemer sýkma politikalarý uygulamaya baþlamýþtý. Kamu harcamalarýnýn azaltýlmasý, vergilerin arttýrýlmasý ve buna baðlý olarak yaþam standartlarýnýn iyice düþmesi nedeniyle Romanya halký haftalar önce hoþnutsuzluðunu dile getirmeye baþlamýþtý. Avrupa Birliði üyeleri arasýnda Bulgaristan'dan sonra en fakir ülke olan Romanya'da, Baþbakan Boc'un istifasýndan

hemen önce meydanlarda olan halk, dondurucu soðuklara raðmen protestolara devam etti. Ortalama aylýk gelirin resmi verilere göre 350 avronun altýnda olduðu ülkede, bazý köylerde ve hatta Bükreþ'in bazý bölgelerinde su ve elektrik kullanýmý mümkün deðil. "Demokrasinin sýfýr kilometresi" 1989 yýlýnda, anti-komünizmin sesini iyice yükselttiði dönemde, Bükreþ Üniversitesi Meydaný "Demokrasinin Sýfýr Kilometresi" olarak adlandýrýlýrdý. 2012 yýlýnýn ilk ayýnda ise Rumenler tarafýndan Bükreþ Üniversitesi Meydaný vergilerin arttýrýlmasý, kamu harcamalarýnýn azaltýlmasý ve yaþam standartlarýnýn iyice düþmesi talepleriyle protesto alaný yapýldý. (soL - Dýþ Haberler)

Dergi sattýðý gerekçesiyle tutuklanýp Metris Cezaevi'nde gördüðü iþkence nedeniyle hayatýný kaybeden Engin Çeber'in 'deðerini' bilirkiþi belirledi. Gözaltýna alýndýktan sonra götürüldüðü Metris Cezaevi'nde gördüðü iþkence nedeniyle 10 Ekim 2008'de yaþamýný yitiren Engin Çeber'in babasý Ali Tekin, annesi Kamile Tekin ve kýz kardeþi Þerife Çeber, Ýstanbul 6. Ýdare Mahkemesi'nde Ýçiþleri ile Adalet bakanlýklarý aleyhine "destekten yoksun kalma tazminatý" davasý açtý. Bilirkiþi tazminat talebini fazla buldu Aile, toplam 750 bin TL maddi ve manevi tazminat talep etti. Habertürk gazetesinin haberine göre, mahkemenin görevlendirdiði bilirkiþi, tazminat talebiyle ilgili raporunu tamamladý. Adalet Bakanlýðý'nýn, "Çeber'in desteðinden yoksun kalmalarý söz konusu deðil, tazminat talebi zenginleþme sebebi olmamalý", Ýçiþleri Bakanlýðý'nýn da "Dava reddedilmelidir" yönündeki görüþünün yer aldýðý raporda, iki bakanlýðýn "tam kusurlu" kabul edilmesi halinde anne Kamile Tekin için 19 bin 359 TL, baba Ali Tekin için ise 16 bin 911 TL olmak üzere, toplam 36 bin 270 TL maddi tazminat ödenmesi gerektiði kaydedildi. Son kararý ise mahkeme verecek


14

ÝNCELEME

Mart 2012

MARKSÝZM-LENÝNÝZM VE FEMÝNÝZM Yazýmýzýn bu bölümünde, Marksizmin otoritesini sorgulayan feminist hareketin eleþtirilerini konu alacak, bu alandaki temel pozisyonlarý ortaya koymaya çalýþacaðýz. Genelde, bir bütün olarak feminist hareketin kendisi, kadýnlarýn ezilmiþliði sorununu teorik bir çerçeve içine oturtma çabasý içindedir. Feminist yazýnda feminizmi bir bütün olarak görmek olasý deðildir: "Feminizm" kavramýnýn temel anlamý konusunda bile feministler kendi aralarýnda anlaþmazlýk içindedirler. Ayrýlýk noktalarýný ortaya koymak için anarko feminizm, siyah feminizm, kültürel feminizm, lesbian feminizm, radikal feminizm, devrimci feminizm, Marksist feminizm, sosyalist-feminizm, liberal feminizmi, gibi isimler almaktadýrlar. Bunlarý tek tek ele alýp incelemek yazýmýzýn konusu deðil. Ama feministlerin kendi arasýnda aþaðýdaki þu soruya olumlu ya da olumsuz yanýtlar verme doðrultusunda var olan þu saflaþmadan yola çýkabiliriz. Soru: kadýnlarý kurtarmak için kapitalist sistemi ortadan kaldýrmak gerekli midir? Bu soruya hayýr cevabý verenler, yan eþitlik için ileri sürdükleri taleplerin, toplumun yapýsýný deðiþtirmeden karþýlanabileceðine inananlar, feminist literatürde liberal feminizm, burjuva feminizm vs. diye biliniyor. Bu belirli akýmýn düþündüðü kadýn hareketi, kadýnlara belirli gerçekleri gösterecektir, ondan sonra her þey sihirli deðnek deðmiþ gibi deðiþecektir, yeter ki kadýnlar bilinçlensin vs. Bizim özel ilgi alanýmýz yukarýdaki soruya olumlu yanýt veren; dolayýsýyla sistemi yýkmanýn, toplumu deðiþtirmenin gerektiðinin propagandasýný yapan kesimdir. Bu kesimin, toplumu deðiþtirmekten ne anladýðýdýr. Genel olarak bu akýmýn Marksizm'e yaklaþýmýnda, bu akým içerisinde Marksizm ve feminizm arasýnda bir köprü kurmanýn gerekliliðini savunanlar olduðu gibi, uzun (!) teorik (!) araþtýrmalar sonucu, Marksizm'in de bir dizi diðer ideoloji gibi erkek hakimiyetçisi bir ideoloji olduðuna karar kýlýp, onu sembolik olarak erkek þövenisti bir koca derekesine indirgeyip dolayýsýyla Marksizm'den boþanmanýn gerekliliðini savunanlar da vardýr. Biz, Marksizm'den boþanmak istemeyenlere ve görüþümüze göre böylelikle Marksizm'in revize edilmesini, oportünizmi, revizyonizmi kadýnlarýn kurtuluþu sorununa taþýma görevini üstlenenlere sayfalarýmýzý ayýrdýk. Aþaðýda onlarýn Marksizm ile ilgili, Marksizm-Leninizm'e karþý temel düþüncelerini ve bu düþüncelerin MarksizmLeninizm ile olan "akrabalýðýný"(!) sergilemeye çalýþtýk. "MARX'IN KENDÝSÝ KADIN SORUNUNA ÇOK AZ ÖNEM VERMÝÞTÝR" ÝDDÝASI ÜZERÝNE Marx'ýn eserlerinde kadýnlarýn kurtuluþ

mücadelesinin unsurlarý olan bir dizi günlük, siyasi sorunla ilgili yazýlmýþ yazýlarýn kapsamýnýn hayli sýnýrlý olduðu bir gerçektir. Marx, özellikle de feministlerin görmek istediði gibi bu konuda her derde deva ilaç, cinsiyetçiliðe karþý ilaç vb. reçeteler yazmamýþtýr. Bir sorunu çözmeye soyunanlar, önce kendilerine þunu sormak zorundadýrlar? Bu sorunun kaynaðý nedir? Konumuzla baðýntýlý olarak, kadýnlarýn ikinci sýnýf cins muamelesi görmesinin tarihi kökleri nerede yatmaktadýr? Olaylarýn, sosyal iliþkilerin tarihi köklerine inmeden, bunlar arasýndaki baðlarý tarihi olarak ortaya koyan bilimsel bir cevap

vermeden, sorunu çözmede hangi yollara baþvurulacaðý bilinemeyeceði gibi, sorunun köklü bir çözümü olanaksýz olacaktýr. iþte Marx'ýn otoritesi öncelikle bu çerçevede ele alýnmalýdýr. Burada Clara Zetki'in" Kadýnlar Marx'a Ne Borçludur?" adlý makalesinden tam da yerinde söylenmiþ þu sözleri. Aktarmak sanýrýz yerinde olacaktýr: "Açýktýr ki, Marx. "perse' veya "öylesine kapsamlý bir þekilde" kadýn sorunuyla hiç uðraþmamýþtýr. Yine de o kadýnlarýn tüm haklarýný kazanmak için en önemli ve yeri alýnamaz silahlarý yarattý. Onun materyalist tarih kavrayýþý bize kadýn sorununa ait bazý formüller saðlamadý, ama o bizim için çok daha önemli bir þey yaptý: O bize, bu sorunu incelemek ve kavramak için doðru, yanýlmaz bir metod verdi. Bizim kadýn sorununu evrensel tarih geliþmesinin akýþý ve evrensel geçerliliðe sahip sosyal iliþkiler ve onlarýn tarihi gerekliliði ve haklýlýðý ýþýðý içinde anlamamýzý mümkün kýlan sadece materyalist tarih kavrayýþý olmuþtur. Sadece bu þekildedir ki, tüm bunlarýn itici güçleri ve amaçlarýný

ayrýca tüm bu sorunlarýn çözümü için elzem olan þartlarý anlayabildik." (Clara Zetkin, Seçme Yazýlar, s. 93. Ýng., bizim tercümemiz) Marx'ýn bizim elimize böyle güçlü bir silah vermesinin yanýsýra; Marx ve Engels'in ortak çalýþmasýnýn ürünü olan sýnýf mücadelesi teorisi, kapitalist toplumun geliþmesi, proletaryanýn geliþmesini ortaya koyan Komünist Manifesto'daki ailenin ortadan kalkmasý ve bunun nedenleri hakkýndaki deðerli bölümü; Marx'ýn modern kapitalist toplumun tabiatýný ve geliþmesini en ince noktalarýna kadar incelediði, artý-deðer teorisinin açýklanmasýndan sonra; sermaye

ve emek arasýndaki iliþkinin ortaya konduðu þaheseri KAPÝTAL'inde, kadýn ve çocuk emeðinin tartýþýldýðý bölümleri ayrýca hatýrlatmadan geçmek istemiyoruz. Feministlerin, Marx'ýn kadýn sorunuyla fazla ilgilenmediði þeklindeki iddialarý sorunlara bilimsel yaklaþýmdan uzak, tutmayacak bir iddiadýr. Fakat aslýnda feministlerin gerçek sorunu, Marx'ýn çalýþmalarýnda kadýnlarla ilgili yazýlarýn az yer tutmuþ olmasý falan deðildir. Onlarýn asýl sorunu, Marx'ýn, Marksizmin, kadýn sorununu tarihi materyalist bir anlayýþla yorumlanmasýyla ilgilidir. Esas sorunlarý budur; þimdi onu sergileyelim. "MARKSÝZM, SINIF BASKISINI TEMELALMAKTA, CÝNSELBASKIYA ÖNEM VERMEMEKTEDÝR" ÝDDÝASI ÜZERÝNE Sosyalist-feminist literatürde sýk sýk rastladýðýmýz þu tespitlere bir göz atalým: "Her ne kadar Marksizm, kadýnlarýn kurtuluþuna teorik olarak kendini adamýþ ise de, Marksizm ve feminizm arasýnda uzun ve

sürekli bir anlaþmazlýk vardýr. Bu, genellikle sýnýf baskýsý mý, yoksa cinsel baský mý önceliklidir noktasýnda kendini göstermektedir. Geleneksel olarak Marksizm sýnýf mücadelesini temel olarak ele alýrken, feminizm (özellikle radikal feminizm) erkeðin kadýn üzerindeki hakimiyetinin esas olduðuna inanmaktadýr." (Feminizm Ansiklopedisi. Lisa Tuttle, s. 197, MarksistFeminizm, Ýng., bizim tercümemiz ) Feministler sýnýfsal baskýdan bahsettikleri yerde özellikle ve ayrýca bir cinsel baský sisteminden sözetmeyi siyasetlerine temel edinmiþlerdir. Þöyle bir alýntýyla devam edelim: "Feminizmin nesnesi cinsler arasý iliþkiler. Bu iliþkilerin doðasý ne belli bir üretim tarzýna dayalý olarak açýklanabiliyor, ne de cinsler arasý iliþkiler üretim süreçlerine dayalý bir biçimde tanýmlandýðýnda kadýnlarýn ezilmiþliði sorununun kuramsal çerçevesi yerine oturtulmuþ oluyor." (Zemin. Mart 1987, Kadýn Sorunu Deðil Feminizm, s. 26) Feminist literatürün esas olarak ele aldýðý cinsel iliþkilerin doðasýdýr, bunun açýklanmasýdýr, kadýn ve erkeðin ayrý cinsler olarak toplumda belirgin rolleri-cinsel rolleri vardýr (erkeðin saldýrgan rolde, kadýnýn pasif rolde olmasý, vb. gibi). Feministler'e göre asýl önemli olan bu belirgin cinsel-roller sisteminin, cinsler arasý iþbölümünün nasýl ortaya çýktýðý, nasýl geliþtiði, vs.nin araþtýrýlmasýdýr.* Onlara göre "kadýnlarýn kurtuluþu ile sosyalizm mücadelesi arasýndaki iliþkiyi sorgularken þu yanlýþlardan sakýnýlmalýdýr: " * Kadýnlarýn bir cins olarak cinsiyetlerinden ötürü ezildiklerini önemsememek ve bu ezilmeyi sadece iþçi sýnýfýnýn sömürülmesinin bir yönü olarak görmek. * Ana ilgi alaný iþçi hareketi olup toplumda var olan diðer özgürlük hareketlerini (kadýnlar, etnik guruplar vb.) ancak iþçi hareketi ile iliþkileri içinde ve ona baðýmlý olarak deðerlendirmek. * Toplumda var olan eþitsizliklerden sadece birini-sýnýfsal eþitsizliði görüp onun yanýsýra var olan toplumsal eþitsizliði önemsememek. * Kadýnlarýn kadýn olmalarýndan ötürü yaþadýklarý özgül konumu, cinsiyetçilik temelinde kadýnlarýn ikinci plana atýlmasýný toplumun kadýnlara ve erkeklere yüklediði "kadýnlýk" ve "erkeklik" rollerinin sorgulanmasýný bir kenara býrakarak kadýnlarý ve erkekleri kapsayan "soyut insan" teorileri ileri sürmek." ("Zemin, Aylýk Sosyalist Dergi", Mart 1987, "Kadýnlarýn kurtuluþu ve Sosyalizm Üzerine Notlar") Kýsacasý, kadýnýn (aile içinde) bir cins olarak ezilmesi, kadýnýn (iþ yerinde) kapitalist sýnýf baskýsý altýnda olmasý ayrý bir gerçeklik, ayrý sistemler olarak ele alýnmalýdýr. Sosyalist feminizmin düþünce sistemindeki temel düalizm (iki taraflýlýk) iþte budur. Bu temel düalizmden yola çýkarak kadýnýn üzerindeki baskýnýn özel teorik karakterini arama çabasýnda olan feministler, gerçekte Marksist bilimin temel taþlarýndan olan tarihin materyalist kavrayýþýyla hemfikir deðildirler. Deðil yalnýzca cinsel iliþkiler, insanlar arasýndaki iliþkilerin, sosyal iliþkilerin hiçbirine kayýtsýz kalmayan Marksizm daha 19. yüzyýlýn ortasýnda, bu iliþkilerin yerini, kaynaðýný ve mücadelenin esas yönünü þöyle ortaya koyuyordu: "Manifesto, ikimizin ortak ürünü olduðundan onun özünü oluþturan temel önermenin Marx'a ait olduðunu belirtmek zorunda olduðumu düþünüyorum. Bu önerme þudur: her tarihsel dönemde, egemen olan iktisadi üretim ve deðiþim biçimi ve bunun zorunlu sonucu olan toplumsal örgütlenme, o dönemin siyaset ve düþünce tarihinin üzerine kurulu olduðu ve ancak onunla açýklanabilen temeli oluþturur; bunun sonucu olarak, insanlýðýn tüm tarihi (topraðý, ortak mülkiyet halinde tutan ilkel aþiret toplumunun daðýlmasýndan beri) sýnýf savaþýmlarýn, sömüren ile sömürülen, egemen ile ezilen sýnýflarýn çeliþmelerinin tarihi olmuþtur, bu sýnýf savaþýmlarýnýn tarihi,


Mart 2012

ÝNCELEME

bugünlerde sömürülen ve ezilen sýnýfýnproletaryanýn-o ayný zamanda, toplumu da, her türlü sömürüden, ezilmeden, sýnýf ayýrýmlarýndan ve sýnýf savaþýmlarýndan bir defada ve tamamýyla büyük ölçüde kurtarmaksýzýn. kendisini sömüren ve egemen olan sýnýfýn-burjuvazininyönetiminden kurtaramayacaðý bir aþamaya eriþmiþ bulunduðu bir evrimler dizisi oluþturur." (Komünist Manifesto, F. Engels'in Ýngilizce baskýya Önsöz'ü, 30 Ocak 1888) Bir kez daha vurgulayalým: "Toplumun ekonomik yapýsý, üzerinde hukuki ve siyasi üst yapýnýn yükseltildiði ve kendisine belirli sosyal düþünce þekillerinin uygun düþtüðü gerçek temeldir, kýsacasý üretim tarzý genel olarak sosyal, siyasi ve entellektüel hayatýn karakterini belirler."(K. Marks, Önsöz, Ekonomi Politiðin Eleþtirisine Katký.) Ýþte Feministlerin üretim ve yeniden üretim arasýndaki iliþkide teorik olarak revize ettikleri esas nokta budur. Ýnsanlar arasýndaki iliþkilerde belirleyici olan iktisadi üretim ve deðiþim iliþkileri olduðu gereðini bir kenara itme, onun yerine cinsler arasý iliþkilerde erkeðin kadýnýn cinselliði ve doðurganlýðý (Yeniden Üretim) üzerindeki hakimiyeti þeklinde kendini gösteren erkek egemenliðinin sosyal sistemini geçirme. Þöyle ki: "Yeniden üretim, bütün toplumlarda kadýnlarýn ezilmesinin ortak temeli ama bu ortak temel, üretim iliþkileri ile bir arada ele alýndýðýnda farklý ezilme biçimlerine yol açýyor." ("11. Tez, Sosyalist-Feminizm Olanaklý Mý?) Bir de Engels'in bu konuda tarihi materyalist anlayýþýna bakalým: "Materyalist anlayýþa göre tarihteki egemen etken, son tahlilde, maddi yaþamýn üretimi ve yeniden-üretimidir. Ama bu üretim ikili bir özelliðe sahiptir. Bir yandan, yaþama araçlarýnýn, beslenmeye, giyinmeye, barýnmaya yarayan þeylerle, bunlarýn gerektirdiði aletlerin üretimi: öbür yandan bizzat insanlarýn üretimi, türün üremesi. Belli bir tarihsel dönem ve belli bir ülkedeki insanlarýn içinde yaþadýklarý toplumsal kurumlar, bu iki türlü üretim tarafýndan, bir yandan çalýþmanýn, öbür yandan da ailenin eriþmiþ bulunduðu geliþme aþamasý tarafýndan belirlenir. Çalýþmanýn eriþmiþ bulunduðu geliþme aþamasý ne kadar düþük, toplum çalýþma ürünü ve bunun sonucu, toplumun sahip bulunduðu servet ne kadar az ise, kan iliþkilerinin üstün etkisi, toplum düzeni üzerinde o kadar çok belirleyici görünür. Ama, kan iliþkileri üzerine dayanan bu toplumsal yapý çerçevesinde, çalýþma üretkenliði gitgide artar ve onunla birlikte, özel mülkiyet ve deðiþim, servetler arasýndaki eþitsizlik, baþkasýnýn emek gücünden yararlanabilme olanaðý, sonuç olarak, sýnýflar

arasýndaki karþýtlýklarýn temeli de geliþir; bütün bu yeni toplumsal öðeler, kuþaklar boyunca, eski toplumsal kuruluþu yeni koþullara uydurmak için, bunlarýn arasýndaki baðdaþmazlýk tam bir devrim sonucu verene kadar, var güçleriyle etkide bulunurlar. Kan iliþkileri üzerine kurulmuþ eski toplum, yeni yeni geliþmiþ toplumsal sýnýflarýn çatýþmasý sonucu deðiþir: yerini artýk dayanaklarýný kan iliþkileri üzerine kurulmuþ topluluklarýn deðil, belirli bir ülkede yaþayan topluluklarýn oluþturduðu devlet içinde örgütlenen aile rejiminin tamamen mülkiyet rejimi tarafýndan belirlendiði günümüze kadar gelen yazýlý tarihin bütün özünü biçimlendiren sýnýflar çatýþmasý ve sýnýflar savaþýmýnýn bundan böyle içinde özgürce geliþtiði yeni bir topluma býrakýr." (F. Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, 1. Baskýsýna Önsözü) Engels'in üretim ve yeniden üretim arasýndaki iliþkiye getirdiði açýklýk budur. Evet. Ýnsanlýk tarihinde, yazýlý tarihten çok önceleri; toplumsal düzenin, iktisadi üretim dýþýnda, kan iliþkileri (cinsel baðlar, doðurganlýk, yeniden üretim, vs.) tarafýndan belirleyiciliðinin göründüðü bir dönem yaþanmýþtýr. Bu dönem Engels'in anlattýðý gibi; maddi yaþamýn üretimi açýsýndan insanlýðýn en ilkel dönemleridir. Kan iliþkilerinin toplum düzeni üzerinde önemli oranda belirleyiciliðinin göründüðü bu dönemde ise-feministlerin özellikle dikkatini

çekmek isteriz ki-kadýnlar toplumda en saygýdeðer rollerde idiler. Doðal bir iþbölümünün sonucu, insan guruplarýnýn yaþayabilmesi için en temel besin maddelerini elde etmede, en güvenceli bir yol alan bitki toplayýcýlýk gibi iþlerle kadýnlarýn uðraþmasý onlara bu saygýnlýðý kazandýrýyordu. Fakat bu durum, çalýþma üretkenliðinin artmasý ve nihayet özel mülkiyetin ortaya çýkmasýyla son buluyor, ve artýk "aile rejiminin tamamen mülkiyet rejimi tarafýndan belirlendiði günümüze kadar gelen yazýlý tarih" baþlýyordu. Açýktýr ki Feministler, Marksist klasik eserler arasýnda olan ve kadýn sorununa teorik açýklýk getiren Engels'in "Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni"ne bir dizi eleþtiri yöneltmektedirler. Bu eleþtirileri ayrý bir yazýda ele alacaðýz. Bu bölümle ilgili söyleyeceklerimiz þimdilik bu kadar. " 'KADININ KURTULUÞU SOSYALÝZMDEDÝR' DÝYEN MARKSÝZM, KADINLARIN KURTULUÞ MÜCADELESÝNÝ SOSYALÝZME ERTELÝYOR" ÝDDÝASI ÜZERÝNE Alman komünisti Clara Zetkin'in yaþamýndan birkaç örnekle baþlayalým: 8 Mart Uluslararasý Kadýnlar Günü'nün, Marksizm anlayýþýna baðlý olarak her yýl kutlanmasý için, II. Enternasyonal Kadýnlar Konferansý'na öneri götüren ve bu önerisi kabul edilen Clara Zetkin'in hayatý, kadýnlarýn kurtuluþu için yürüttüðü mücadelelerle doludur. 1890'larda Avrupa'da kitlesel olarak iþçi sýnýfýndan kadýnlarýn kurtuluþu hareketini örgütleyenlerden biridir Clara Zetkin. 18921917 yýllarý arasýnda çýkan, 1914'de tirajý 125,000'i bulan EÞÝTLÝK (EQUALITY) adlý sosyalist kadýn gazetesinin editörü idi. Clara Zetkin, Marksist-Leninist politikayý kadýnlarýn kurtuluþ mücadelesinde, gerek deðerli yazýlarýyla, gerek pratiði ile uygulayan, proleter bir kadýn hareketi yaratmada önde gelen bir Marksisttir. Marksist-Leninist politika ne demektir? Marksist-Leninist politika; günlük talepler (ekonomik, demokratik talepler), reform talepleri için verilen mücadeleye tamamýyla kendini kaptýrmamak demektir. Marksist-Leninist politika, iþçi sýnýfýnýn siyasi eðitiminde aktif bir þekilde yer almak ve onun siyasi bilincini yükseltmek demektir. Marksist-Leninist politika, toplumda var olan her türlü baskýya, haksýzlýða karþý çýkarken, bunlarýn arasýndaki baðý kurmak; ve çeþitli özgürlük hareketlerini, iktidara yönelik siyasi bir güç olarak örgütlemektir. Hayýr; Marksist-Leninistler emekçi kadýnlarýn, eþit iþe eþit ücret; çocuk aldýrmanýn parasýz ve yasal olmasý: çocuk bakým merkezlerinin iyileþtirilmesi; eðitimde eþit haklar ve fýrsatlardan yararlanma; dayaða karþý olma ve daha bir dizi sayabileceðimiz talepler için verilen mücadeleyi sosyalizme ertelemezler. Onlar, bütün bu haklarýn gerçekte

15 sosyalizm þartlarýnda tam anlamýyla kazanýlacaðýný söylerler, hali hazýrda var olan haklarý, kýsýtlamakla, sýnýrlamakla meþgul burjuvazinin, ve onun sistemi kapitalizmin yukarýdaki demokratik haklarý sorununa kadar hiç bir zaman vermeyeceðini ortaya koyarlar. Marksist-Leninistler iþe bunun bilincinde demokratik, ekonomik talepler uðruna verilen mücadelede, reform mücadelesinde, bu mücadeleyi burjuva iktidarý devirmeye; devrim için yýðýnlarý hazýrlamaya yönelik mücadeleye dönüþtürmek için yer alýrlar, tarih boyunca da böyle yer almýþlardýr. Feminizmin "erteleyici"lik noktasýnda Marksizm'le anlaþamadýðý esas nokta da budur. Onlar, kadýnlarýn kurtuluþu mücadelelerini, iþçi sýnýfý mücadelesinden kopararak; reformlar için mücadeleyi herþey görerek; dolayýsýyla, bütün bu baskýlarýnýn kaynaðýnýn sýnýflý toplum olduðu; sýnýfsýz toplumda, komünizmde toplumsal baskýlarýn maddi temelinin ortadan kalkmasýyla yepyeni bir toplumun ortaya çýkacaðý, ve bu yeni yaþamda "bir kadýný asla parayla ya da baþka bir toplumsal güç aracýlýðýyla satýn almamýþ olacak yeni bir erkekler kuþaðý; kendini, gerçek aþktan baþka hiç bir nedenle bir erkeðe vermeyecek, ya da bunun iktisadi sonuçlarýndan korkarak kendini sevdi§i kimseye vermekten vazgeçmeyecek olan yeni bir kadýnlar kuþaðý" (Engels) olacaðý gerçeðini iþçi ve emekçi kadýnlara anlatmamakta, emekçi kadýnlara yanlýþ yön göstermektedirler. Emekçi kadýnlarýn kurtuluþunu ertelemektedir. Toparlayalým; Feminist akým arasýnda kadýnlarýn kurtuluþu için kapitalist sistemin ortadan kalkmasýný, toplumun yapýsýnda bir deðiþiklik olmasýný savunanlar; var olan görüþleriyle, faaliyetleriyle toplumun yapýsýný deðiþtiremezler. Ýnsanlýk tarihinin tarihi materyalist kavrayýþýna karþý, Marksist-Leninist reformdevrim anlayýþýna karþý olan bu akým, orijinal bir akým deðildir. Kendilerine hangi isimi takarlarsa taksýnlar feminizm, Marksizm, sosyalizm adýna konuþtuðu oranda, reformizdir, ekonomizmdir, oportünizmdir, revizyonizmdir. Teorisi, tarihi materyalizmin revizyonuna dayanan revizyonist bir teori, bu temelde önerdiði siyasetler ise kaçýnýlmaz olarak oportünist bir siyasettir. YAÞASIN MARKSÝZM-LENÝNÝZM! EMEKÇÝ KADINLAR KATILMADAN DEVRÝM OLAMAZ! DEVRÝM OLMADAN EMEKÇÝ KADINLAR KURTULAMAZ! "Proleter kadýnlar, þu sözler sizler için proleter erkeklerden daha fazla geçerlidir: ZÝNCÝRLERÝNÝZDEN BAÞKA KAYBEDECEK BÝRÞEYÝNÝZYOK, FAKAT KAZANACAÐINIZ KOCA BÝR DÜNYA VAR." (Clara Zetkin) "KOMÜNÝZM, ÇEÞÝTLÝ SINIFLARDAN KADINLARIN ORTAK ÇABALARININ SONUCU DEÐÝL, ANCAK TÜM SÖMÜRÜLENLERÝN ORTAK MÜCADELESÝ SONUCU OLASIDIR." (Komintern) YAÞASIN ENTERNASYONAL PROLETER KADINLAR GÜNÜ! *Feministlerin kullandýðý deyimler, kavramlar çeþitlilik gösteriyor. Kimi feministler bu cinsel-rol-gender sistemi yerine, bununla baðýntýlý olarak ataerkillik sistemi-Patriarþi-den bahsediyorlar. Patriarþi-Ataerkil, erkek egemenliðinin sosyal sistemi olarak öne sürülüyor, erkeðin kadýnýn cinselliði ve doðurganlýðý (fertility) üzerindeki egemenliði olarak tanýmlanýyor. Böylelikle sýnýf baskýsýndan sözettikleri yerde, bunun yeterli olmadýðýný, cinsel-roller sistemine-gender sistemine karþý mücadelenin önde geldiðini getiriyorlar, ya da ayný þekilde kapitalist sistemin yýkýlmasýnýn yeterli olmadýðýný, hangi toplumsal sistem olursa olsun-sosyalist sistem dahil-ataerkil düzenin yýkýlmasýnýn öncelikle ele alýnmasýnýn gerekliliðini söylüyorlar. Yazýnýn kaynaðý ve devamý: http:// kutuphane.halkcephesi.net/ komintern/ marksizm%20leninizm%20kadin%20sorunu.htm



s19