Page 1


DEVRÝMCÝ STRATEJÝ VE TAKTÝK

Yeni Evrede

Başyazı

Mücadele Birliði

Bu yazýda soyut olarak strateji ve taktiðin ne olduðu açýklanmayacak. Sýnýf mücadelesinin verili durumunda, yani olaylarýn canlý geliþiminin seyri içinde devrimci strateji ve taktiðimizin nasýl ele alýndýðý açýklanacak. Ýþçi sýnýfýnýn devrimci mücadele görevlerini saptarken olaylara ve gerçek olgulara dayanmalýyýz. Somut durum ve gerçek olgulardan hareket etmeliyiz, fakat küçük burjuva sosyalist çevrelerin yaptýðý gibi gerçek olgularý, öznelci bir yaklaþýmla sisler içinde göstererek deðil, tüm gerçekliði içinde, tüm keskinliði ve çizgileri içinde ortaya koymalýyýz. Proleter devrimci strateji ele alýnýrken, sýnýflarýn gerçek iliþkisi, güçler dengesi, devrimci iþçi ve emekçinin gerçek güç durumu, dünya devrimci hareketinin ve dünya devriminin geliþme derecesi tüm gerçekliði içinde ortaya dökülmelidir. Devrimci bir halk ayaklanmasý ve devrimin gerçekleþmesi yalnýzca belli bir ülkenin devrimci sýnýflarýna ve güçlerine dayanmaz, ayný zamanda dünya proletaryasýna ve dünya devrimci hareketine dayanýr. Devrimci strateji ve taktiðin belirlenmesinde dünya proleter hareketinin ve devrimci proleter güçlerin durumu ve geliþmesi bütün çýplaklýðýyla gözler önüne serilmelidir. Leninist Parti, devrimci strateji ve taktiði çizerken ve emekçi kitlelerin mücadele görevlerini belirlerken, hem bulunduðumuz alanýn sýnýflar mücadelesinin somut durumundan, hem dünya genelindeki sýnýflar mücadelesinin somut durumundan hareket eder. Bugüne deðin yapýlan tüm teorik ve politik çözümlemelerinde bu bütünlük esas alýnmýþtýr. Devrimci güçler bütünlüklü olarak dünya proletaryasýnýn devrimci güçlerini de kapsýyor. Ýþçi sýnýfýnýn yerine getireceði devrimci görevlerin ne olduðunun doðru olarak kavranabilmesi için, devrimci strateji ve taktikte bir bilinç açýklýðý gerekiyor. Ýþçi sýnýfý ve tüm devrimci kitleler, belirgin olarak ileri atýlýyor. Eylemler gün gün yükseliyor, devrimci mücadelenin geliþmesi genel bir durum kazandý. Her eylem büyük bir devrimci coþkuyla yapýlýyor, devrim hýzla büyüyerek yeni kitleleri kendine çekiyor. Emekçi halk kitlelerini sömürü düzenine karþý eylemlere, sokak gösterilerine, çatýþmalara götüren gerçek olgular var. Kapitalist sömürünün artmasý, devasa boyutlardaki iþsizlik, artan hayat pahalýlýðý, ekonomik ve politik kriz, kötüleþen yaþam koþullarý, burjuva sýnýfýn artan baskýlarý yýðýnlarý sisteme karþý baþkaldýrýlara götüren toplumsal gerçeklerdir. Sömürülenlerin sömürücülere karþý mücadelesi bu nesnel temellerde doðuyor, geliþiyor ve þiddetleniyor. Devrimin nesnel koþullarý ekonomik ve politik durumu kapsamasýnýn yanýnda, sýnýf mücadelesini de kapsar. Ýþçilerin ve bütün devrimci emekçilerin yýllardýr verdiði devrimci

mücadele ve sýnýf bilinci devrimin nesnel koþullarýna dahildir. Sýnýf mücadelesinin nesnel koþullarý, dünya çapýndaki sýnýflar kavgasýnýn olgunlaþmasý ve geliþmesini de içerir. Sýnýflar mücadelesinin dünya çapýnda ortaya çýkan objektif koþullarý devrimi besliyor, olgunlaþtýrýyor. Gerek nesnel geliþmelerin etkisiyle olsun, gerek yýllardýr süren devrimci mücadelenin etkisiyle olsun, durmadan harekete geçen kitlelerin, aktif, baðýmsýz devrimci eylemlerinde akçýk bir artýþ ortaya çýktý. Emekçi ve sömürülen kitlelerin baðýmsýz devrimci eylemlerinde artýþ olmasý ve ezilen Kürt halkýnýn ulusal-sýnýfsal kurtuluþ doðrultusundaki mücadelesinin yoðunlaþmasý devrimin gelmekte olduðunun çok güçlü kanýtýdýr. Bu topraklarda devrim kendisini oluþturan koþullar tarafýndan olgunlaþtýrýlýrken, devrimci güçlerin görevi devrimin keskinleþen koþullarýný devrime çevirmektir, devrimi örgütlemektir. Ekonomik ve tarihsel þartlarýn önümüze koyduðu devrimci görevlerden kaçmak, devrime sýrt çevirmektir. Devrim güncelleþmiþken, devrimi gerçekleþtirme görevini önüne koymayanlar devrimci adýný kullanamazlar. Bir kimse kendisi öyle dediði için deðil, yaptýklarýyla, pratiðiyle, eylemleriyle devrimci olur. Devrimi bugünkü koþullarda bir “hayal” olarak görenler, lafta devrimci gerçekte ise kitleleri oyalayan düzelmez birer oportünisttirler. Neyse ki, kendini devrimci olarak gösterenlerle gerçek devrimciler arasýndaki ayrým devrimci yýðýnlarýn gözünde netleþiyor. Burjuva toplum, bütün iliþkileriyle bir daðýlma ve çözülme içinde. Katliamcýlýðý, ulusal baský, yasaklar ve tüm çürümüþlüðüyle açýða çýkmýþtýr. Emekçi kitlelerde tüm bunlara karþý büyük bir öfke birikti. Biriken öfke kendini çeþitli eylemlerle açýða vuruyor. Halk yýðýnlarý köhnemiþ kapitalist düzene karþý her önemli eyleme giriþtiðinde, düzenin ezdiði ve sömürdüðü yeni insan gruplarýný kendine çekiyor. Devrimci eylemler yeni katýlýmlarla büyüyor ve etki alanýný durmadan geniþletiyor. Yýðýnlar büyük bir kararlýlýkla mücadeleye atýlýyorlar. Yýllarca süren devrimci mücadele gelenekleri bütün canlýlýðýný koruyor ve devrimci mücadele deneyimleri yýðýnlar üzerinde devrimcileþtirici bir etki yaratýyor. Emekçiler yýllarca süren devrimci mücadeleyle koþullarý dönüþtürme savaþýmý verirken kendilerini de dönüþtürdüler. Mücadelenin her alanýnda mücadeleye yeni atýlan emekçilere öncülük eden devrimci bir kitle var. Devrimci yýðýnlarýn olduðu ve mücadele ettiði her yerde devrimci kriz süreklilik kazanýr ve devamlý olarak derinleþir. Tarihin öznesi olan toplumsal sýnýflarýn ve öncünün durumu, bunlarýn geldiði nokta ve güncel sýnýflar mücadelesi gerçekliði bütün yönleriyle görülmeli. Uzun iç savaþtan geçmiþ, 159. Sayý / 17 - 31 Mart 2010

yüksek bir savaþ kapasitesine sahip bir özne ortaya çýkmýþtýr ve bu devrimci özne tarih yapabileceðini sýnýflar mücadelesinin bugüne kadarki sürecinde kanýtlamýþtýr. Bugüne deðin burjuva toplumuna karþý giriþilen mücadeleler, çatýþmalar, ayaklanmalar boþa gitmemiþtir. Kazanýlmýþ olan yüksek devrimci mücadele yeteneði ve deneyimler, iktidar mücadelesinde kitleler için büyük bir dayanaktýr. Sýnýflar mücadelesinin yoðunluðunun bir sonucu olarak politik ortam hýzla deðiþip, devrimci bir döneme girildiði halde statükocu küçük burjuva sosyalist çevrelerin strateji ve taktiði deðiþmeden kalmýþtýr. Oysa ki, devrimci dönemler, devrimci mücadele biçimlerini kendi içinde taþýr. Devrimci dönemde burjuva topluma ve burjuvazinin egemenliðine karþý açýk politik mücadele baskýn mücadele haline gelir. Açýk politik kapýþmanýn baþladýðý bir yerde iktidar hedefi somut ve yakýn bir hedef olarak kitlenin önüne konur. Devrimci stratejinin ve taktiðin konusu artýk iktidarýn ele geçirilmesidir. Devrimci mücadelenin yükseliþiyle birlikte sýnýflar mücadelesinin yakýn geçmiþi yoðun olarak irdeleniyor. Her sýnýf bilinçli iþçi, yakýn devrimci geçmiþten gelecekteki büyük eylemler için dersler, sonuçlar çýkarýyor. Reformist ve oportünist basýn ise gelecek için hiç bir þey söylemiyor. Örnek vermek gerekirse, 15-16 Haziran iþçi ayaklanmasýnýn hangi koþullarýn ve durumlarýn ürünü olduðu üzerinde bolca duruluyor (dönemin tam bir çözümlemesi yapýlmasa da) fakat o koþullardan çok daha yýkýcý ve keskin olan bugünkü nesnel koþullarýn bir devrimi nasýl kaçýnýlmaz ve zorunlu duruma getirdiði gerçeði üzerinde hiç durulmuyor. Küçük burjuva hareketler materyalizmi geçmiþe uyguluyor, ancak onu geleceðe uygulamýyorlar. Onlar materyalizmin geleceðe de uygulanabileceðini düþünmüyorlar bile. Uzlaþmacý sosyalistler, yayýnlarýnda kitlelerden ve kitlelerin mücadelesinden sýk sýk söz ederler ama yýðýnlar üzerinde derin iz býrakan sýnýf mücadelesini ileri götüren devrimci kitle eylemlerinin tarihi anlamý üzerinde ise durmazlar ve durmak istemezler. 15-16 Haziran, serhýldan, TEKEL iþçilerinin eylemi böylesi eylemlerdir. Bu eylemlerin asýl tarihi önemi, gerçek devrimci önemi sermaye egemenliðine karþý birer saldýrý olmalarýdýr. Büyük kitle eylemleri hakkýnda bol laf edenler, bunun yerine kitlelerin eylemler sýrasýnda ortaya koyduklarý cesarete ve saldýrýcý anlayýþa biraz sahip olsalar mücadelenin geliþmesine katkýlarý olur. Devrimci strateji ve taktiðin baþarýsý, kitlelerin devrimci enerjisinin harekete geçirilmesine, iktidar hedefiyle yönlendirilmesine, cesaretlendirilmesine ve gerçek devrimci hareketin, devrimci komünistlerin öncülük yeteneklerine sýký sýkýya baðlýdýr. C.DAÐLI

3


KRÝTÝK DENGELER

Yeni Evrede

Güncel

Ýddia edilecektir ki, hýzla deðiþen askeri dengeler kalýcý ve güvenilir deðildir, her an deðiþebilir. Doðrudur. Savaþýn kendi özgün, oldukça hassas kurallarý vardýr ve bu kurallara titizlikle uymayanlar acý sonuçlara mahkum olurlar. Kýrsal alanlarda hakimiyet kuranlar, siyasi mücadelenin asýl merkezi kentleri hesaba katmazlarsa, sonuç hüsran olur. Öte yandan UKH’nin sermaye ile bir uzlaþma zemini bulmaya çalýþtýðýný ve her an ateþkes gibi süreçlerle þimdi elde edilen askeri üstünlüðü bir kenara býrakabileceðini unutmamak gerek. Ancak her þey askeri dengelerden ibaret deðildir.

4

Mücadele Birliði

Günümüzde artýk “devrimci eylemler yükseliyor” tespiti yapmak yeterli deðil. Daha düne kadar ölü taklidi yapanlar bile ayný þeyi söylüyorsa, bu sözün anlamý kalmamýþ demektir. Her yapýlan eylemin en tepedekiler arasýnda yarattýðý sarsýntý inanýlmaz oluyor. Neden? Çünkü sýnýflar mücadelesinde denge, emekçi sýnýflardan ve Kürt halkýndan yanadýr. Hem siyasi, hem moral hem de askeri açýdan durum budur. Bu yüzden sermaye egemenliði adeta býçak sýrtýnda yürüyor ve yapýlan her eylem onun dengesini allak bullak ediyor, kaçýnýlmaz sonunu görüyor, panikliyor. Panikten sözetmiþken, son bir ayda bütün sermaye sözcülerinde ayný ruh halini görmek þaþýrtýcý olmuyor. Devrimci iç savaþýn her atýlýmýnda, hepsi aðýz birliði etmiþcesine “aman iç savaþa sürüklenmeyelim, aklýselim davranalým” haykýrýþlarýna baþlarlar. Çok deðil birkaç ay önce Baykal’ýn aðzýndan “içerde parça kalmasýn, operasyon tam olsun” diye hançere yýrtan CHP, þimdi Kýlýçdaroðlu’na “aman, kan kanla yýkanmasýn” dedirtiyor. Ve nihayet, memleketin asýl sahipleri bir araya gelip TÜSÝAD’ýn taze baþkaný Ümit Boyner’in “þimdi susmasý gereken tek þey silahlardýr” sözlerini çýlgýnca alkýþlýyorlar. Kapalý kapýlar ardýnda “ver kurtul” sözleri dolaþýyor. Ama durun bir efendiler, nasýrsýz pembe avuçlarýnýzla elmas taþlý yüzüklerinizin þýngýrtýsýna eþlik eden alkýþlarýnýzý bir kenara býrakýn; kalemlerine mürekkep yerine kan dolduran gazetelerin köþe aðalarý, bir dinleyin hele! Bu topraklarda binlerce köy yakýlýrken, 60 binden fazla insan açýk gizli infazlarla katledilirken, çocuklarýn üzerine panzerlerle saldýrýlýrken bir “iç savaþ” yok muydu? Ne yazýk ki, bu sorularýn tek muhatabý sermaye çevreleri deðil, ayný koroya katýlan her boydan oportünist ve reformist çevre de bu can alýcý sorunun cevabýný vermelidir. 167. Sayý / 14 - 28 T emmuz 2010

Cevabý açýk, çünkü o zaman ilan edilmemiþ burjuva iç savaþ icra edilmekteydi. Emekçiler burjuva iç savaþ karþýsýnda diz çökmedi; devrimci örgüt ve araçlarýný korudu, bilincini keskinleþtirdi; geriye doðru deðil, ileriye doðru yürüdü. Ve þimdi dengeler kökünden deðiþti. Mecali kalmayan, savunmaya geçen ve artýk kazanmaktan umudunu kesip morali bozulan burjuva iç savaþtýr. Tersine savunma konumundan çýkýp saldýrýya geçen, düzeni adeta kuþatmaya alan, moral üstünlüðü elinde tutan ve bütün bunlarý belki de gücünün gerçek potansiyelinin onda biriyle baþaran, devrimci iç savaþtýr, emekçilerin ve Kürt halkýnýn yükselttiði iç savaþtýr. Dengeler böylesine dramatik ve kritik bir biçimde altüst olduðu için, her boydan sermaye sözcüleri “aman silahlar sussun” diyorlar. Onlarýn korkusu akacak kan deðil, düzenlerini / cennetlerini sonsuza dek kaybetmektir. Oportünist ve reformistler ise, sermaye düzeninin yýkýlabileceðine dair en küçük inançlarý kalmadýðý için, iç savaþ onlarýn konumlarýný kökünden tehdit ettiði için, sermayenin “kan dursun” korosunda hançere yýrtýyorlar. Kýsacasý, devrim artýk, ancak ve ancak iktidarýn fethedilmesiyle sonuçlanabilecek bir mücadele düzlemine girmiþtir. Ve bir kez bu düzleme girildiðinde, devrimin en kararsýz unsurlarýnýn dahi öne atýlmalarý, ölülerin dirilmesi, karþý-devrimi besleyen kalabalýklarýn giderek felç durumuna girmeleri kaçýnýlmaz olur. Oluyor da... Beklenmedik Sonuçlar Devrimi belirsiz bir geleceðe ya da 21. yüzyýlýn herhangi bir on yýlýna erteleyenlerin, güç dengelerindeki dramatik dönüþümü algýlamalarý beklenemez. Ancak, sekiz yaþýnda bir çocuk bile, sadece bir ay içinde Kürdistan’da ortaya çýkan durumun nasýl þaþýrtýcý bir atýlýma iþaret ettiðini görebilir.


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

Bilindiði gibi Ulusal Kurtuluþ Hareketi (UKH) 31 Mayýs itibariyle savunma alanlarýndan çýkýp, kendi tabirleriyle “aktif savunmaya” geçtiklerini duyurdu. Ve daha henüz bir ay dahi bitmeden, bölgedeki askeri durumu pek çok haber muhabiri televizyonlardan benzer sözlerle ifade ettiler. Sermayenin kolluk güçleri, silahlý birimlerinin neredeyse üçte ikisini bölgede bulundurduðu halde artýk operasyon yapamaz hale gelmiþti ve sadece kendi üs bölgelerini, karargah ve karakollarý korumaya çalýþýyordu. Devrimin güçleri ise gündüz vakti þehir iriþlerinde kendini gösteriyor, en korunaklý üslerin çevresinde adeta cirit atýyordu. Devlet Bahçeli durumu özetliyordu: “Alan hakimiyeti kaybedilmiþtir.” Çok deðil, bir ay önce sýnýrötesi operasyonlara hazýrlýk yapan muazzam donanýmlý bir ordunun yalnýzca bir ay içinde tümüyle savunma konumunda çakýlý hale gelmesi bir tesadüf müdür, bir mucize midir, yoksa generallerin hatalarýnýn bir sonucu mudur? Hiçbiri deðil. Eðer bir yerde devrim tüm olgunluðuyla kendini gösteriyorsa, kitleler alanlarý milyonlar halinde dolduruyor ve her fýrsatta sonuna kadar gitme kararlýlýðýný dile getiriyorsa; çeliþkiler artýk daha fazla ertelenemez duruma gelmiþse, bütün bunlar mevcutsa, böylesine olgun koþullarda ileri doðru atýlan her devrimci adým ve her eylem, kendi özgül gücünün çok ötesinde toplumsal sonuçlar çýkartýr. Kürdistan’da sadece bir ay gibi kýsa bir süre içinde, askeri dengelerin þaþýrtýcý biçimde deðiþmesinin altýnda yatan nedenler, iþte bunlardýr. Ýddia edilecektir ki, hýzla deðiþen askeri dengeler kalýcý ve güvenilir deðildir, her an deðiþebilir. Doðrudur. Savaþýn kendi özgün, oldukça hassas kurallarý vardýr ve bu kurallara titizlikle uymayanlar acý sonuçlara mahkum olurlar. Kýrsal alanlarda hakimiyet kuranlar, siyasi mücadelenin asýl merkezi kentleri hesaba katmazlarsa, sonuç hüsran olur. Öte yandan UKH’nin sermaye ile bir uzlaþma zemini bulmaya çalýþtýðýný ve her an ateþkes gibi süreçlerle þimdi elde edilen askeri üstünlüðü bir kenara býrakabileceðini unutmamak gerek. Ancak her þey askeri dengelerden ibaret deðildir.

Kitlelerin Tutumundaki Deðiþim Güç dengelerindeki sözkonusu dramatik deðiþimi, belki bu topraklarýn yeminli oportünistleri kavramýyor ama emekçi kitleler, yýllar boyu süren iç savaþýn kazandýrdýðý içgüdüyle þaþmaz biçimde bu deðiþimi algýlýyor ve ona göre hareket ediyor. En geniþ kitlelerin tutumdaki deðiþimler bizlere çok daha güvenilir ve kalýcý kanýtlar sunar. Son aylarýn sarsýcý kitle eylemlerini bir kenara koysak dahi, en geniþ kitlelerin tutum deðiþikliðine dair en berrak iþaretleri, sadece iki olayda bile görebiliriz. Birincisi, karþý-devrimin etkisi altýndaki geniþ kitlelere dair tutumdur. 2007 yýlýnýn son aylarýnda, Daðlýca saldýrýsýndan hemen sonra dalga dalga yayýlan, Samsun’dan Ýzmir’e, Bursa’dan Kayseri’ye kadar pek çok kenti etkisine alan bir karþý-devrimci kitle fýrtýnasý yaþanmýþtý. O zaman yaþanan, bir panik haliydi. Karþý-devrimin etkisi altýndaki sýnýf katmanlarý o dönem “eyvah, durum kritik” duygusuyla alanlarý doldurmuþtu. Ama bir de þu son ayýn tepkilerine bakýn. O zamanýn fýrtýnasý þimdi imbata dönmüþtür. Karþý-devrimin etkisi altýndaki geniþ kitleler panik-atak duygusundan katatonik þizofreni duygusuna savruldular. Hiç þaþýrtýcý deðil. Ýç savaþ koþullarý altýnda karþý-devrimin toplumsal tabanýnýn bu genel karakteri tarihin her dönemindeki büyük devrimleri tarafýndan kanýtlanmýþtýr, bu topraklara özgü bir þey deðildir. Burjuva iç savaþ, ancak üstün silah gücüyle donatýlmýþ, tam disipline alýnmýþ özel kuvvetler tarafýndan sürdürülebilir. Profesyonel ordu tartýþmalarýnýn altýnda bu gerçek yatýyor. Burjuva iç savaþýn geniþ kitleleri, özel donanýmlý bir ordudan çok daha hýzlý çözülürler. Þimdi bu kitle “artýk ne olacaksa olsun” ruh haliyle, devrim üzerinde tam bir zafer kazanma umudunu kaybetmiþ, en kritik anda burjuva iç savaþa aktif destek olmaktan büyük ölçüde geri durmuþlardýr. Sözünü ettiðimiz ikinci olay, geçen aylarda Muðla’da yaþandý. Faþist güruhlarýn saldýrýsýyla Þerzan Kurt öldürüldüðünde, Kürt gençliði ve onlarla birlikte hareket eden bir avuç devrimci, Muðla sokaklarýnda öfke fýrtýnasý estirdi. Karþýdevrimin en güçlü kitle tabanýna sahip olduðu yerlerde bile devrim cüret ve cesaretle ileri atýlmaya baþlamýþtýr. Bir diðer 167. Sayý / 14 - 28 T emmuz 2010

Güncel

önemli nokta, bu geri bölgelerdeki devrimci ögeler artýk “maðdur” rolünü oynamýyorlar. Bu, kendi gücünün farkýna varmaktýr, moral üstünlüðü ele geçirmektir. Küçük ama çok önemli bir göstergedir Muðla’da yaþananlar. Bu ilde devrimin kitle tabaný halihazýrda oldukça sýnýrlý bulunduðu halde, yarattýklarý etki büyük oldu. Polis, “tahrik oluyor” gerekçesiyle balkonlarýna, vitrinlerine bayrak asanlarý uyardý. Bir gecede tüm bayraklar yastýk altýna girdi. Hiçbir þey bu manzaradan daha iyi anlatamazdý devrimin moral üstünlüðünü.

Ya Cüret, Ya Tasfiye Ýþte bu koþullarda, Ankara’da üst üste “güvenlik zirveleri” toplandý. Fakat ne bu zirvelerden ne de genel durumdan hoþnut burjuva sýnýfýn temsilcileri, alelacele toplanan ilk zirveye kayýtsýz kalmayý tercih ettiler. Genel Kurmay Baþkaný Baþbuð Çanakkale’deki bir toplantýyý bahane edip toplantýya gelmedi. Kýlýçdaroðlu da bir baþka mitingi gerekçe göstererek Çankaya’ya alelacele çýkmayý reddetti. Ve sonunda, “tarihin en önemli MGK toplantýsý”nda, alýndýðý söylenen kararlar hemen herkesin aklýna Nasrettin Hoca’nýn “ölme eþeðim ölme” fýkrasýný getirdi. En tepeden en tabana, karþý-devrim çözülüyor, devrimin ezileceðine dair umutlarýný tüketiyor. Bu demek deðil ki, devrimin zaferi kendiliðinden gelecek. Koþullar böylesine uygunken, vites büyütmeyen, iktidar hedefini netleþtirmeyen ve “mükemmel çözümlemelerle” yetinmeyip cüretli adýmlar atmakta tereddüt eden, her kim olursa olsun; yalnýzca devrimin öncülüðünü kaybetmekle kalmaz fakat bizzat devrimin kitlesi tarafýndan tasfiye edilir. Her tasfiye karþý-devrimden gelmez, devrim de bizzat kendi kararsýz güçlerini kendi tasfiye eder. Her þey bu denli uygunken kitleler zafere taþýyacak ciddiyette bir güç görmek isterler, kararlýlýk ve cüret görmek isterler. Eðer bunu mevcut politik yapýlar arasýnda becerebilen çýkmazsa, daha önce pek görünmeyen yeni ve farklý bir odak ortaya çýkar, cüret eksikliðini ve ataletin altýnda ezilen tüm mevcut yapýlarý siler süpürür. Venezuela’da Chavez’i, Bolivya’da Morales’i, Brezilya’da Lula’yý ve diðerlerini ortaya çýkartan süreçler, tam da böylesi süreçlerdir.

5


DEVRÝM VE SAVAÞ

Yeni Evrede

Güncel

Biz içerdeki baþdöndürücü geliþmeleri izlemeye çalýþýrken dýþarýda dünyadaki tüm dengeleri deðiþtirecek, her þeyi alt üst edecek bir savaþ hem diplomasi hem de askeri yönden hazýrlanýyor. Öyleyse böyle bir savaþýn nedenleri, sonuçlarý ve toplumsal devrimimiz üzerindeki olasý etkileri üzerinde durmak þimdi, öncesinde hiç olmadýðý kadar, gerekli hale gelmiþtir. Ortadoðu’da korkunç yýkýcý sonuçlara yol açacak bir savaþýn hazýrlýðýnýn tüm taraflarca yapýldýðý artýk bir sýr olmaktan çýkmýþtýr. BM Genel Sekreteri dahi Ýsrail-Lübnan arasýnda bir savaþýn her zamankinden daha yakýn olduðunu bütün devletlere bildirdi. Öte yandan Fidel Castro, Ortadoðu’da gezegenimizi felakete sürükleyecek bir nükleer savaþ tehlikesinin giderek büyüdüðünü ve yakýnlaþtýðýný, bu düþüncesinde yanýlmayý çok isteyerek, açýklamak zorunda kalmýþtýr. Fidel, somut geliþmelere ve hazýrlýklara bakarak ABD ve Ýsrail’in Ýran’a nükleer bir saldýrý hazýrlýðý içinde olduklarýný inandýrýcý bir þekilde ortaya koymuþtur. ABD’nin giriþimleriyle Suudi Arabistan’ýn hava sahasýný Ýsrail’e açmayý kabul etmesi ve bunun Ýsrail-Suudi Arabistan arasýnda yapýlan bir anlaþmayla garantiye alýnmasý; nükleer baþlýklý füzeleri fýrlatabilen denizaltý ve savaþ gemilerinin Kýzýldeniz’den Büyük Okyanusa açýlmalarý, Ýran üzerindeki ambargonun iyice aðýrlaþtýrýlmasý bu hazýrlýðýn baþlýca belirtileridir. Savaþa hazýrlýðýn son adýmlarý olarak ABD, þimdi Ýran’ý yalnýzlaþtýracak yoðun bir diplomatik çaba içinde. Hazýrlanmakta olan savaþýn nedenleri üzerinde durmak bu yazýnýn kapsamýný aþar. Bu nedenle burada þu soruyu sormak ve ona yanýt aramakla yetineceðiz: Olasý bir savaþ Türkiye’yi ve birleþik devrimi nasýl etkiler; bu muhtemel savaþ karþýsýnda Leninist politika ne olmalýdýr? Öncelikle þunun altýný çizmemiz gerekiyor: Hazýrlanmakta olan ve patlak vermesi neredeyse kaçýnýlmaz olan bu savaþ sadece bölgemizde deðil, tüm dünyada insanlýk üzerinde son derece yýkýcý sonuçlara yol açacaktýr. Bu nedenle komünistlerin bir savaþtan, hele hele nükleer silahlarýn kullanýlmasý olasýlýðý olan bir savaþtan yana olmalarý asla düþünülemez. Ne var ki, savaþ emperyalist-kapitalist sistemin varlýk koþullarý tarafýndan hazýrlanýyorsa ve bu anlamda kaçýnýlmaz ise komünistler savaþýn naif, iþe yaramaz dindarca

6

Mücadele Birliði

Sermaye sýnýfý iktidarda kaldýðý sürece Türkiye’nin bu kanlý savaþa bir þekilde katýlmasý kaçýnýlmazdýr. Türkiye, sermaye sýnýfýnýn egemenliðinde kaldýðý sürece, ya emperyalistler tarafýndan savaþa sürüklenecektir ya da “yenilmiþ” bir Ýran’ýn paylaþýlmasýndan pay kapmak için savaþa kendi isteði ve iþtahla katýlacaktýr.

dileklerde bulunmakla önlenemeyeceðini dünya halklarýna açýklamak, onlarý savaþýn nedenleri ve sonuçlarý hakkýnda aydýnlatmak; savaþýn ortaya çýkaracaðý koþullardan savaþýn nedenlerini ortadan kaldýrmanýn yollarýný göstermekle yükümlüdürler. Bu, onlarýn tarihsel görevi ve varlýk nedenidir. Devrimci komünistlerin sosyal reformistlerden ve oportünistlerden farký budur. Sosyal reformist ve oportünistler bir savaþta sadece kan ve gözyaþý görürler, naif dileklerle, “barýþ” istemleriyle emperyalistleri durdurabileceklerini halklara anlatýrlar. Oysa bu politika halklarý emperyalistler hakkýnda aldatmaktan baþka bir iþe yaramaz. Hepsi de bilgiç geçinen bu darkafalýlar olaylardan öðrenmeyi dahi beceremiyorlar. Þunu kendi kendilerine sormayý akýl edemiyorlar: Dünyada milyonlarca insanýn ayaða kalkmasý ABD-Ýngiltere ve diðer emperyalistlerin Irak’ý iþgalini önleyebildi mi? Milyonlarca insanýn protesto gösterileri Ýsrail’in Filistin halkýna ölüm kusmasýný önleyebiliyor mu? “Barýþ” istemi, savaþýn kendilerini kan, gözyaþý ve acýlar içinde boðacaðýný bilen halklarýn kulaðýna elbette hoþ gelir. Ama “barýþçýl” gösterilerle gerçekleþmeyecek bir istemi sýrf halklarýn kulaðýna hoþ geliyor diye ileri sürmek emekçi halklarý aldatmaktan baþka ne iþe yarar? “Barýþ” istemiyle sokaða çýkan sosyal reformist partilerin ve oportünistlerin yaptýðý þey tam da budur: emekçi halklarý emperyalist-kapitalist sistemin karakteri konusunda aldatmak. Savaþ, önlenmesi mümkün olmayan,”mukadder” bir þey mi? Elbette deðil. Savaþ önlenebilir ve insanlýk büyük bir yýkýmdan kurtarýlabilir. Ama bunun yolu iþe yaramaz dindarca dileklerde bulunmak ya da emperyalistleri savaþýn yýkýcýlýðý konusunda “ikna” etmek deðil; emekçi halklarý savaþýn kaynaðý üzerine saldýrýya geçirmek, savaþýn kaynaðýný ortadan kaldýracak bir program, a167. Sayý / 14 - 28 T emmuz 2010

maç ve hedefe sahip olmaktýr. Savaþýn kaynaðý, emperyalist-kapitalist sistemdir, kapitalist özel mülkiyettir. Bu nedenle savaþý önlemenin tek yolu onun kaynaðý olan emperyalist-kapitalist sistemi, kapitalist özel mülkiyeti ortadan kaldýrmaktýr. Emperyalist-kapitalist sistemin, kapitalist özel mülkiyetin ortadan kaldýrýlmasý ise bir toplumsal devrim konusudur. Günümüze kadarki bütün savaþ ve iþgaller emperyalistlerin, kapitalistlerin baþka türlü durdurulma olanaðý olmadýðýnýn kanýtlarýdýr. Büyük bir gayretle hazýrlanmakta olan savaþ, patlak vermesi durumunda Türkiye’yi de derinden etkileyecek, güçler dengesini altüst edecek, yeni koþullar ortaya çýkaracaktýr. Bu durumda Leninist Parti, savaþ öncesinde olduðu gibi, savaþ sýrasýnda ve sonrasýnda ortaya çýkacak koþullardan sermaye sýnýfý egemenliðini yýkmak, iktidarýn devrimci iþçi sýnýfýnýn eline geçmesini saðlamak için tüm güçlerini seferber edecektir. Bu politika, savaþý önlemenin; savaþ patlak vermiþ ise onu en kýsa zamanda sona erdirmenin yoludur. Böyle bir durumda emekçi sýnýflarý ve devrimci proletaryayý bekleyen en büyük tehlike, sosyal reformistlerin ve oportünistlerin sözüne uyarak “anti-emperyalizm” adýna “kendi” sermaye sýnýfýnýn yanýnda yer almalarýdýr. Hangi nedenle olursa olsun emekçi sýnýflarýn sermaye sýnýfýnýn yanýnda yer almasý sermaye sýnýfýnýn savaþa girme iþtahýný kabartmaktan baþka bir iþe yaramaz. Sermaye sýnýfý iktidarda kaldýðý sürece Türkiye’nin bu kanlý savaþa bir þekilde katýlmasý kaçýnýlmazdýr. Türkiye, sermaye sýnýfýnýn egemenliðinde kaldýðý sürece, ya emperyalistler tarafýndan savaþa sürüklenecektir ya da “yenilmiþ” bir Ýran’ýn paylaþýlmasýndan pay kapmak için savaþa kendi isteði ve iþtahla katýlacaktýr. Fakat biçim ne olursa olsun savaþa katýlmaktan emekçi sýnýflarýn payýna kan, acý ve gözyaþýndan baþka bir þey düþmeyecektir. Bu önlenebilir ve önlenmesi gereken bir durumdur. Ancak bunu önlemenin yolu “barýþ” istemli barýþçýl gösteriler deðil. Çünkü bu tür istem ve gösterilerin büyük karlar peþindeki sermaye sýnýfýný yolundan alýkoyamadýðý artýk iyice anlaþýlmýþ durumda. Bunu önlemenin yolu bir devrimle sermaye sýnýfýnýn iktidarýný yýkarak emeðin iktidarýný kurmaktýr. Savaþý sadece devrim önler.


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

MADENDE ÝÞÇÝLER ÖL(DÜRÜL)MEYE DEVAM EDÝYOR

Daha bir kaç gün önce Keþan’dan geldi madencilerin ölüm haberleri. Dün ise Gelik beldesinden geldi bir madencinin daha öl(dürül)me haberi. Kapitalist sistem her gün onlarca iþçinin önlenebilir iþ kazalarýndan dolayý ölümüne sebep oluyor. Ölümler sermaye sýnýfýnýn kar hýrsýndan kaynaklanýyor. Ýþ yerlerinde güvenlik tedbirlerinin alýnmamasý, iþçilerin çalýþma koþullarýnýn zorluðu ve emek gücünün düþük olmasý, dolayýsý ile iþçilerin öl(dürül)mesi kaçýnýlmazdýr. Ýþçi ölümlerini engellemek yerine sermaye sýnýfý ve onun sözcüleri dini kendilerine alet ederek ölümleri kadere, ölenleri þehitlik mertebesine baðlayarak insanlarýn gözlerine perde çekiyorlar. Ama ne ölümler kader, nede ölenler þehit. Onlar kapitalizmin kar hýrsý yüzünden hayata gözlerini yumuyorlar. Sermaye sýnýfý iþ güvenliði tedbirleri alacaðý yerine, iþçilerin ölümlerini kadere baðlýyor. Kapitalist sistemin iþçi sýnýfýna ve emekçi halklara reva gördüðü ölümden öte bir þey deðildir. Ýnsan emeðini hiçe sayan kapitalist toplum, her gün onlarca insanýn ölümüyle sonuçlanan iþçi ölümlerini durdurmak için hiçbir çaba sarf etmeyecektir. Aksine iþçilerin ve emekçi halklarýn yaþama alanýný daha da sýnýrlayacaktýr.

Ýþçiler emekçi halkýmýz, Kapitalist toplumun bize gördüðü ölümden baþka bir þey deðildir. Oysa bizler üretilebilir tüm güzelliklerin üreticisi asýl sahibiyiz. Sermaye sýnýfý ise asalakça yaþayan ve hiçbir üretim içinde bulunmayan, ama bizim ürettiðimiz her þeyin üzerine üþüþen asalaklar ordusudur. Bizler insanca yaþamak için, üretim araçlarýnýn asýl sahipleri olarak, kapitalist sisteme ve onun asalaklar ordusuna son vermek için savaþmak zorundayýz. Ancak ve ancak üretim araçlarýnýn mülkiyetini toplumsallaþtýrdýðýmýz zaman insanca bir yaþam mümkün olacaktýr. Artýk öl(dürül)memek, yaþamdan kovulmamak için, yeryüzünde ürettiðimiz zenginliklerin asýl sahipleri bizler, bizi aþaðýlayan hiçe sayan, sermaye sýnýfýna karþý savaþmalýyýz. Biz açýkla boðuþurken, bir avuç asalaklar sýnýfýnýn sefahat içinde yaþamasýna göz yummamalýyýz. Bizler ancak iþçi sýnýfýnýn iktidarýný, sosyalizmi kurarak kurtuluþa ulaþabiliriz. Emeðin toplumsal sistemini kurarak özgürleþe biliriz. O zaman insanca yaþama hakkýna kavuþabiliriz. Antep/DÝK

SUDAN UCUZ YAÞAMLAR

Emek

Günlerdir televizyonlar, basýlý yayýn ölüm haberleri veriyor, insanlar ya katlediliyor ya da yaþamdan kovuluyor. Öyle ki ne zaman elime bir gazete alsam ya da bir haber kanalýna dek gelsem, gördüðüm manzara bundan baþka bir þey deðil. Mutlak kar=ölüm olduðu bu sistem, kazancýný daha da arttýrmak için tercihini ölümlerden yana ve daha fazla kardan yana yapýyor. Çok deðil 2 ay bile olmadý daha Zonguldak Karadon’da iþçilerin katledilmesine. Tüm yetkililer, bakanlar, devlet erkaný timsah gözyaþlarýný akýtmýþ, baþbakan “kader” demiþti. Bir takým çevreler ne zaman böyle bir konu gelse kurmalý saat gibi ayný cümleyi sarfeder, “özelleþtirildi böyle oldu”. Öyle midir gerçekten? Sanki devlet tüm imkanlarýný vatandaþlarýný korumak için ayýrýyor ve insanlarýn gerektiði gibi eðitim aldýklarý alanda iþ veriyor ya da çalýþma imkaný buluyor. Cevabýmýz kocaman bir hayýr. Devlet tüm olanaklarýný özel sektöre ayýrýr insan yaþamýna deðil, neden derseniz, KPSS bunun içindir, hem devlet için ekstra kaynak hem de gerekli olan bir ayýklama. Geriye kalanlarsa yaþamdan kovuluyor. Maden ocaklarýnýn özelleþtirilmesi sonucu deneyimli yetiþmiþ elemanlar da özel sektörde çeþitli bahanelerle iþten kovulur, çýkarýlýr vs. Bir örnek vermek gerekirse, bir iþçi televizyon kanallarýnda þunu söylüyordu; “Ben susuz çalýþmam dedim, beni iþten attýlar”. “Susuz”dan kasýt þudur: O galerinin açýlmasýnda kullanýlan delici makineler taþý delerken toz çýkarýr. Tozun çýkmamasý için su verilir. Su havada toz oluþumunu önlediðinden tozun iþçilerin ciðerlerine gitmesi de böylece engellenmiþ olur. Ancak su kullanýldýðýnda ilerleme zayýflar. Ýlerleme zayýflayýnca da taþeron firmanýn geliri düþmüþ olur. Bunun için iþçiye taþeron firmaca “susuz çalýþmasý” dayatýlmýþ. Ýþçi bunun kendisi için bir ölüm olduðunu bildiðinden “susuz çalýþmam” demiþ ve iþten atýlmýþ. Nasýlsa dýþarýda milyonlarca ucuz “ayaktakýmý” vardýr. Hem de en alasýndan, master yapmýþýndan tutun da eðitimsizine kadar. Bugün, 10 Temmuz, televizyondan kayýp iþçilerin ölüm haberi geldi. Edirne’nin Keþan ilçesine baðlý Küçükdoðanca Köyü’ndeki kömür ocaðýnda çýkan yangýn ve sonrasýnda oluþan göçükte mahsur kalan 3 iþçinin cesetleri çýkarýldý. Katledilen iþçiler; Yunus Aktaþ, Halil Açýkgöz ve Volkan Hamarat’ýn cesetlerine dün akþam saatlerinde ulaþýldý. Torbalara konulan cesetler, daha sonra vinç yardýmýyla, vagonlarýn içinde yer üstüne çýkartýldý. Sonuçta ne olacak, devlet gelecek, “þunlar bunlar eksik” diyecek ve göstermelik olarak 1-2 günlüðüne kapatýlacak ve tekrar açýlacak ve yeni iþçi alýmlarý baþlayacak son umutlarýný KPSS’de kaybeden vatandaþ madenci olacak. Bir Mücadele Birliði Okuru

AYIŞIĞI SANAT MERKEZLERİ 7. KONFERANSI

Ayışığı Sanat Merkezleri 7. Konferansı, 22-25 Temmuz 2010 tarihlerinde İstanbul Taksim Ayışığı Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilecektir.

Konferansın konu başlığı “Sınıf mücadelesi ve Sanat” olarak belirlenmiştir. 0 212 249 44 43 onsozdergisi@gmail.com 167. Sayý / 14 - 28 T emmuz 2010

Taksim Ayışığı Sanat Merkezi

7


Yeni Evrede

Çemen

Ç

Mücadele Birliði

ÇEMEN TESKTÝL ÝÞÇÝLERÝ; “ÖFKEMÝZ SENDÝKAYA, DÝSK’E DEÐÝL”

emen tekstil iþçileri, DÝSK TekstilSen’in yetkiyi kaybetmesi üzerine sendikayý üst üste iþgal ederek tepkilerini dile getirmiþti. Yetkiyi Öz-Ýplik Ýþ Sendikasý’nýn almasýnda sendikanýn göz göre göre ihmalkar davrandýðýný ve bunun anlamýnýn iþçileri sattýðýnýn ispatý olduðunu iþçiler sendika iþgalinde dile getirmiþlerdi. Tekstil Sendikasýný üst üste iþgal edilip, yetkililerin istifasýný isteyen iþçiler, 9 Temmuz günü de saat 17.00’da Sendika önünde “Satmadýðýnýz Kaç Ýþ Yeri kaldý. Elyaf, Remteks, Okan, Ritaþ, Sýra Ak Teks mi var? Çemen Son Olsun”, “Disk/Tekstil’de Subaþý Krallýðýna Son”, “Bu Sendika Ýþçilerin”, “Ýþçi Sýnýfýna Ýhanet Eden Sendikacýlar Ýhraç Edilsin”, “Ýþçi Tüccarý Subaþý ve Ayakçýsý Ý.Karaca Sendikamýzdan Defolun”, “Rýdvan Budak, Muzaffer Subaþý 3 Aylýk Sözleþme Ýle Bizi Nasýl Satýnýz” dövizleri açarak 25 iþçinin sendikadan “provokatör” olduklarý gerekçe gösterilerek ihraç edilmesini protesto ettiler. Ýþçiler asýl ihraç edilmesi gereken birileri varsa o da “Ýþçiye Ýhanet Eden Sendikacýlardýr” dedi. Basýn açýklamasý öncesi konuþma yapan Mehmet Çelik “Bizler sadece Muzaffer Subaþý tüccarýnýn maðduruyuz. Biz de hesap soracaðýz kendilerine. Artýk kimse bu Subaþý’nýn saltanatlýðýna evet demeyecek. 40 seneden beri bu saltanatý sürdürüyor. 40 seneden beri iþçilerin ekmeðiyle oynuyor. 40 seneden beri iþçi sýnýfýna ihanet ediyor. Artýk son, bitti. Ben diyor iþçiye sahip çýkýyorum, iþçi sendikaya gelmiyor diyor, al sana iþçi, bir buçuk seneden beri mücadele veriyor. 75 gündür karý-kýþý dýþarýda idi. Adam olaydýn sahip çýkaydýn, niye çýkmadýn. Sadece bu mücadele 3 aylýk sözleþme miydi. “Utanmadan televizyonlar, gazetelere çýkýp kendini savunuyorsun. 25 iþçi sana 3 aylýk sözleþme niye yaptýn diye hesap soruyor, sendikadan ihraç ediyorsun. 12 kiþiyi iþten attýrýyorsun. Asýl ihraç edilmesi gereken sensin, sizlersiniz iþçi sýnýfýna ihanet eden sizlersiniz. “Ýþçiler 3 aylýk grevde kaldý 3 aylýk sözleþme yaptýn. Bunlar provokatördür diye bizi iþten attýran sen deðil misin? Defalarca tazminatlarýnýzý alýn gidin, yetti bu kadar diyen siz deðil miydiniz? Peki þimdi neden biz gerekeni yaptýk diyorsunuz. “Bu sendikaya sahip çýkmayanlar bu sendika baþýnda bugüne kadar saltanat sürenler, iþçi sýnýfýnýn sýrtýndan geçinenler, iþçi sýnýfýna ihanet edenler artýk burada kalmayacak. Gidecekler, onlar ihraç edilsin “Çýkýp televizyonlara diyor ki, patron bu iþçilerin ceplerine para sýkýþtýrmýþ da sendikaya karþý kýþkýrtýyor. Bu iþçi bir buçuk sene-

8

den beri bu sendikaya sahip çýkýyor. Patron para da teklif etti, ikramiye de verdi. Zam da verdi, iþ garantisi de verdi. Ama bu iþçi senin gibi o parayý cebine koymadý. Ýlla ki sendika dedi” diye konuþtu iþçiler, ara ara “Subaþý Ýstifa, Ýþçi Düþmaný Subaþý Defol” þeklinde slogan atarak yuhaladýlar. Daha sonra basýn açýklamasýný okuyan Feyzettin Altun “ Bizler Çemen Tekstil iþçileri sendikamýz DÝSK Tekstil-Sen’de örgütlenmek için tam bir buçuk yýl mücadele verdik. 74 gün grev yaparak karda kýþta eksinin altýnda soðuklarda ayrýlmayarak direndik. Patron defalarca ‘size ikramiyelerinizi vereyim, ne kadar zam istiyorsanýz vereyim ama sendikadan istifa edin’ dedi, ama biz sendikamýzdan vazgeçmedik. Þimdi de Rýdvan Budak televizyonlara çýkýp ‘bu iþçilerin cebine para konulmuþ’ diyor. ..asýl siz 3 aylýk sözleþmeyle bizi satarken cebinize ne kadar para konuldu onu açýklayýn. “Sendika yöneticilerimiz bile grev boyunca bizi mücadeleden vazgeçirmeye çalýþtý. Fabrikanýn önünde beklemeyin dediler, yürüyüþ yapmak yasak dediler, çadýr kurmak yasak dediler defalarca tazminatýnýzý alýn gidin dediler. Çadýrý zorla kurdurduðumuzu, Baþpýnar’da yürüyüþ yapmak için bile sendikayla günlerce kavga etmek zorunda kaldýðýmýzý herkes biliyor. Muzaffer Subaþý bunlarý bunlarý yaptýk diye övünüyor ama onlarýn hepsi iþçinin baskýsýyla oldu. “Biz iþçiler büyük direniþ göstererek, kimsenin biteceðine inanmadýðý bir grevi zaferle bitirdik. Ama 40 yýldýr iþçiyi satan, konuþurken, nutuk atarken mangalda kül býrakmayan Muzaffer Subaþý, Genel Baþkanýmýz Rýdvan Budak ve bölge temsilcisi Nihat Bencan’la birlikte bu sefer de sözleþme masasýnda bizi sattýlar. Ýþverene ‘30 Haziran’dan sonra burada yokuz, bir daha yetki de almayacaðýz’ diye söz vererek, 3 aylýk sözleþmeyle bizi sattýlar. Ýþve167. Sayý / 14 - 28 T emmuz 2010

ren ve iþyeri müdürüyle konuþurken duyduk. Daha bir kez bile çýkýp inkar edebildi mi? Edemez, çünkü bütün iþçiler, sendikadaki herkes biliyor bunu. “Subaþý yalan üstüne yalan söylüyor. 249 üyemiz var, bakanlýk bize haksýzlýk yaptý diyor. 220 üye ile baþvuru yaptý. Bunlarýn 40 tanesi de çift sendikalýydý. (Ýþçiler grev sonrasý ÖzÝplik Ýþ sendikasýna üye olan iþçileri örgütleyerek Tekstil Sendikasýna üye yapmýþlardý. Ama sendika 40 iþçinin Öz-Ýplik Ýþ Sendikasýndan istifalarýný noterden yaptýrmadýðý için 40 iþçi yetki sýrasýnda Öz-Ýplik Ýþ’te gözükmektedir. b.n) defalarca söyledik yalvardýk ‘baþkan bunlarýn noterden istifasýný yapalým, patron bunlarý biliyor, itiraz ederlerse yetkimiz düþer’ diye. Hep bir þey olmaz dedi. Ama þimdi bu yüzden yetkimiz düþtü iþte. Artýk yeter, Subaþý’nýn iþçiye kan aðlatan bu saltanatý artýk son bulsun. Bizi DÝSK düþmaný, Sendika düþmaný olarak göstermeye çalýþýyorlar. Niye, iþçiyi satmasýna tepki gösterdiðimiz için. 25 arkadaþýmýzý bu yüzden sendikadan ihraç etmek için disipline veriyor. 25 iþçinin isim listesini basýnýn gözü önünde polise vererek, polis zoruyla bizi sendikamýzdan dýþarýya çýkarttýrýyorlar. Þimdi biz de, 25 deðil bütün Çemen iþçileri olarak tüm DÝSK yöneticilerine hesap soruyoruz. “Bazý iþçi arkadaþlarýmýz öfkelerine hakim olamadýklarý için, orayý Muzaffer Subaþý’nýn krallýðý gibi gördüðü için bilinçsizce sendikanýn malzemelerine zarar verecek hareketlerde bulundular. Bunun için herkesten özür diliyoruz.” dediler. DÝSK Tekstil üyesi 170 iþçi, bütün Çemen iþçileri adýna açýklamayý hazýrlayanlarýn isimleri okunduktan sonra slogan atarak eylem destek veren kurumlara teþekkür ederek sonlandýrýldý.


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

UPS ÝÞÇÝSÝ SALDIRILARA RAÐMEN EYLEME DEVAM EDÝYOR

Direniþlerinin 73. gününde UPS iþçileri direniþlerine devam ediyor. UPS iþçileri eylemin ilk haftasýndan beri her Çarþamba günü yaptýklarý gibi, UPS binasýnýn giriþ kapýsýna yürüyüp yolu kapattý. Yürüyüþ ve basýn açýklamasýný 7 Temmuz tarihinde de tekrarladýlar. Saat 08.30’da toplanan iþçiler yolu kestiler. Sloganlarla yürümeye baþladýlar. “UPS’ye Sendika Halaylarla Girecek”, “Sendika Hakkýmýz Engellenemez”, “UPS iþçisi Yalnýz Deðildir” sloganlarý sýkça atýldý. Yürüyüþ baþladýktan sonra arkadan gelen bir otobüsün korna çalmasý üzerine polis, arabayý süren þoföre müdahale etti. Þoför ve polis tartýþýrken iþçiler olaya müdahale etmek ve durumu anlamak için tartýþmanýn yaþandýðý yere gitti. Sendika yöneticileriyle polisin tartýþmasý gerginliði daha da arttýrdý. Sendika yöneticileri ve iþçilerin kararlý duruþu polisin geri adým atmasýný saðladý. Eylemlerine devam eden iþçiler UPS binasý önünde basýn açýklamalarýný yaptýlar. UPS firmasýnýn hala sendika düþmanlýðýna devam ettiðini ifade eden sendika baþkaný Þükrü Günseli, geçen hafta iþçilere silah gösteren ve kurþun sýkan UPS yöneticilerine ve firmaya yönelik þunlarý söyledi: “Biz diyoruz ki, siz iþçi düþmanlarý, siz alçak korkaklar bu tür saldýrýlarla UPS iþçisinin kölelikten kurtulma ve sendikal mücadelesini engelleyebileceðini mi sanýyorsunuz. Ve biz diyoruz ki siz iþçi düþmanlarý, siz iþçiye kurþun sýkmaya cesaret edecek kadar alçalanlar saldýrýlarla TÜMTÝS sendikasýnýn mücadelesini kýrabileceðinizi mi sanýyorsunuz. Yanýlýyorsunuz, hiçbir saldýrýnýz TÜMTÝS sendikasýnýn bu onurlu, bu haklý mücadelesini kýrmaya yetmedi, yetmeyecek.” Basýn açýklamasý olurken iþçilerle polis arasýnda tartýþma çýktý ve arbede yaþandý. Gerginliðin ardýndan eylemlerini yaptýklarý yere doðru yürüyüþ ardýndan iþçiler direniþ yerinde beklemeye koyuldular. Eylem sýrasýnda “Kavga bitmedi, daha yeni baþlýyor”, “Ya sendika girecek, ya kepenk inecek”, “Yaþasýn onurlu mücadelemiz”, “Hak verilmez alýnýr zafer sokakta kazanýlýr” sloganlarý attýlar. UPS Ýþçilerine bu tür uygulamalar ne ilk ne de son olacak. Bu saldýrýlar dün Kent AÞ. iþçilerine, TEKEL iþçilerine ve birçok yerde direniþte olan iþçilere yapýldý, yapýlýyor. Saldýrýlar yoðunlaþmýþ durumda. Geçen hafta silahla tehdit edildiler bugün seslerini duyurmak için yürürken engellerle karþýlaþtýlar. Zafer, zorlu ve diþe diþ mücadeleyle kazanýlacak. “Zafer Savaþan Ýþçilerle Gelecek!” (DÝK) DEVRÝMCÝ ÝÞÇÝ KOMÝTELERÝ ÝZMÝR

UPS İşçileri

UPS ÝÞÇÝLERÝNE ÇEVÝK KUVVET SALDIRDI

TÜMTÝS sendikasýnda örgütlendikleri için iþten çýkarýlan UPS iþçileri, 74 gündür kararlý bir þekilde haklý mücadelelerini sürdürüyorlar. Direniþe baþladýklarýndan bu yana sürekli patronun ve polisin baskýsýna ve saldýrýlarýna maruz kalan UPS iþçilerine, 8 Temmuz günü yine çevik kuvvet polisi saldýrdý. UPS patronu, polisin de iþbirliði ile uzun süredir iþyerine iþçi sokmak istiyor ama, UPS iþçilerinin kararlý duruþu sayesinde baþarýlý olamýyor. Her defasýnda gelen iþçileri ikna ederek gönderen iþçilere polisin baskýsý ve saldýrýsý da sertleþiyor. Gelen iþçilerin patronun ve polisin baskýsý altýnda geldiklerini ve çalýþmak istemediklerini ama zorla getirildiklerini UPS iþçilerinin yazdýklarý haberlerden de biliyoruz. 8 Temmuz günü patron yine Mahmutbey Aktarma Merkezi’ne iþçi sokmak istedi. Direniþteki iþçiler servislerin giriþine müdahale ederek, tavýrlarýnýn net olduðunu gösterdi.

Ýþçilerin servisleri Aktarma Merkezi’ne almamasý üzerine çevik kuvvet polisleri iþçilere coplarla saldýrmaya baþladý. Saldýrýya maruz kalan iþçilerden bir kýsmý yaralandý. UPS iþçileri saldýrý sýrasýnda “Ekmeðimize sahip çýkacaðýz”, “Sendika hakkýmýz engellenemez”, “UPS’ye sendika girecek baþka yolu yok”, “Baskýlar bizi yýldýramaz” sloganlarýný attýlar. UPS iþçileri mücadelelerini sonuna kadar sürdüreceklerini belirttiler. Saldýrý sonrasý TÜMTÝS Genel Sekreteri Gürel Yýlmaz bir açýklama yaptý. Yýlmaz açýklamasýnda “Yasalarýmýza göre suç olmasýna raðmen, iþten çýkarýlan üyelerimizin yerine dýþardan farklý taþeronlara iþçi alarak aksayan iþlerini yürütmeye çalýþýyorlar. Biz baþýndan beri iþverene çaðrýda bulunuyoruz, iþten çýkarmak da suçtur, çýkarýlan iþçilerin yerine iþçi almak da suçtur” dedi ve mücadelelerini sonuna kadar sürdüreceklerini belirtti. 

DÖB’LÜ ÖÐRENCÝLER UPS ÝÞÇÝSÝNÝN YANINDA

UPS iþçisi direniþinin 75. gününde, Devrimci Öðrenci Birliði olarak direniþçi iþçilere destek ziyaretine gittik. DÖB flamalarýmýz, “Ýþçiler Özgürleþmeden Öðrenciler Özgürleþemez”, “UPS Ýþçisi Yalnýz Deðildir” pankartlarýmýz ve “ Ýþçi Öðrenci El Ele Örgütlü Mücadeleye”, “ Emekçiler Birleþin Devrim Ýçin Savaþýn” , “UPS Ýþçisi Direniþin Simgesi” sloganlarýmýzla 2.Sanayideki UPS iþçilerini karþýladýk, iþçiler de sloganlarýmýza

katýldý. Daha sonra iþçilerle sohbete geçildi. DÖB’lü arkadaþýmýz “artýk iþçi sýnýfý hareketinde buzun kýrýlýp yolun açýldýðýný, her iþçi eyleminin geniþ bir etki alaný yarattýðýný, UPS direniþinin de bu noktada olumlu bir etki yarattýðýný ve Devrimci Öðrenci Birliði’nin mücadelenin her alanýnda iþçilerle beraber iktidar hedefini gerçekliðe dönüþtürmek için mücadele ettiðini” belirterek UPS direniþini selamladý. Daha sonra sözü TÜMTÝS örgütlenme sorumlusu Cafer baþkan aldý. Söze bizlere teþekkürle ve “sizleri burada görmek azmimizi arttýrýyor” diyerek baþladý. Genel anlamda eylemin gidiþini, etki alanýnýn geniþlediðini, 75. günkü iþçilerle eylemin ilk baþladýðý günkü iþçilerin arasýnda fark olduðunu artýk olaylarý daha iyi deðerlendirdiklerini ve artýk bir sýçramanýn kaçýnýlmaz olduðunu söyledi. Ýçerde çalýþan iþçilerin de artýk eyleme uzak kalamadýðýný belirterek sloganlara katýldýklarýný belirtti. Mücadelenin oraya da yayýldýðýný anlattý. Diðer iþçilerle de sohbet ettikten sonra, sloganlar atýlarak ziyarete son verildi. Ýzmir / DÖB

167. Sayý / 14 - 28 T emmuz 2010

9


Yeni Evrede

TEKEL

EYLEMÝMÝZ HALA SÜRÜYOR!

Mücadele Birliði

02.07.2010 – Ankara Tekel iþçileri tekrar Ankara’da eylemdeler. Sabah saatlerinde çeþitli illerden Ankara’ya gelen yaklaþýk 30 Tekel iþçisi Türk-Ýþ Binasýný iþgal etmek istedi. Ýþçiler, 26 Mayýs’taki grevin zayýf geçmesi için çaba gösteren konfederasyonlarýn tutumuna, Tekel sorununu görmezden gelen Türk-Ýþ’e tepkilerini göstermek ve Kumlu ile yüz yüze görüþmek amacýyla bu eyleme giriþtiklerini söylediler. Ýþçiler Tekel eylemlerinin ardýndan sýký bir þekilde korunmaya baþlanan Türk-Ýþ binasýna girdikten sonra bina içerisinde sürekli bekletilen çok sayýda sivil polis, iþçilere oldukça sert bir þekilde saldýrdý. Olanlar hakkýnda Tekel iþçisi Metin Arslan þunlarý söyledi: “Ýçerisi polis yýðýnaðýydý. Sanki bir sendikaya deðil de Emniyet binasýna gelmiþtik. Ýçeriye girdiðimizde tüm odalarda polisler vardý. Hemen müdahaleye baþladýlar. 5-6 iþçi yaralandý, bayýlanlar oldu. Demir bariyerleri bize fýrlattýlar, büyük demir kültablalarýyla darp uyguladýlar.” Müdahalenin ardýndan bir kýsmý dýþarýya çýkartýlan iþçilerin diðer kýsmý da bina içerisinde kaldý. Ýçeride kalanlarý polis darp etmeye devam ediyordu. Sonrasýnda Türk-Ýþ binasý önündeki iþçilere tekrar saldýran polis, 8-10 kadar iþçiyi gözaltýna almak istedi. Ýþçilerin yoðun tepkisinin ardýndan alýnan iþçiler býrakýldýlar. Ýþçilerden bazýlarýnýn gördüðü darptan dolayý vücudunda morluklar, ezilmeler ve þiþmeler oluþtu. Sendika binasý önüne çok sayýda özel tim ve çevik kuvvet sevkedildi. Polisler, binanýn giriþinin bulunduðu Bayýndýr Sokak tarafýnda kurduklarý barikattan kimseyi geçirmiyor. Birçok çevik kuvvet ve özel tim otobüsleri de Mithatpaþa Caddesi’nde bekletiliyor. Barikatýn birkaç metre ötesinde oturan iþçiler, Türk-Ýþ Genel Baþkaný Mustafa Kumlu ile görüþmeden hiçbir yere gitmeyeceklerini söylüyorlar. Bulunduklarý yerde sabahlayacaklarýný belirten iþçiler tüm emek örgütlerinden destek bekliyorlar. Çeþitli þehirlerden Tekel iþçileri yola çýkarak Ankara’ya geliyorlar. Tekel iþçileri sabahki sert müdahalenin ardýndan Türk-Ýþ binasý karþýsýnda eylemlerine devam ediyor. Süregelen oturma eylemine, iþçilerin kararlýlýðý yansýyor. Özellikle bugün gerçekleþtirilen iþgal eylemini TekGýda Ýþ’in sahiplenmemesi ve TEKEL iþçilerini satmasý, bunun ardýndan Türk-Ýþ yönetiminin bu açýklamaya dayanarak iþçileri suçlu ilan edip tüm sorumluluðu Metin Aslan’a yýkmalarý iþçilerin kararlýlýðýný perçinledi. Ýþçiler bugün Ankara’da gerçekleþtirilen 2 Temmuz mitingine temsili derecede katýlým gösterdi. Miting alanýna yürüyen katýlýmcýlarý pankartlarýyla selamlayan Tekel iþçileri katýlýmcýlardan büyük destek aldý. Ýþçiler miting alanýna KESK pankartý önünde girdiler. Alanda miting sürerken eylem alanýnda iþçileri Atýk Kaðýt Ýþçileri ziyaret etti. 2 Temmuz Mitingi sürerken TEKEL iþçilerine Sakarya’daki destek büyümeye devam ediyordu. Miting alanýndaysa TEKEL iþçileri adýna Tokatlý bir TEKEL iþçisi kitleye seslendi ve eylemlerinin Ankara’da süreceðini, geri dönmeyeceklerini söyledi ve eylemlerine destek istedi. Mitingin ardýndan alana

10

dönen TEKEL iþçilerine Ankara’daki bazý demokratik kitle örgütleri destek ziyaretinde bulundu. Ýþçilerden yarýn diðer illerdeki TEKEL iþçilerinin de geleceði öðrenildi. Sakarya’da sabahlayacak olan iþçilerin kararlý bekleyiþi sürüyor.

TEKEL EYLEMDE KARARLI

2 Temmuz’daki saldýrýdan sonra Türk-Ýþ binasýnýn hemen yanýnda oturma eylemine baþlayan iþçiler polisin çeþitli baskýlarýna raðmen eylemlerine devam ediyor. Ýþçiler tüm gece bulunduklarý yerden ayrýlmadýlar. Çeþitli illerden yola çýkan iþçiler de Ankara’ya gelmeye baþlýyorlar. Dün gün boyunca polisler bazý iþçilerle konuþarak onlarý daðýlmalarý yönünde ikna etmeye çalýþmýþtý. Akþam saatlerinde de Tekel sürecinde iþçilere destek olan civardaki büfe ve bar sahipleri buralarýn gece boyunca kapalý tutulmasý için polisler tarafýndan tehdit edildi. Bugün iþçiler bir basýn açýklamasý gerçekleþtirecekler. Çeþitli emek örgütlerinden destekler bekleniyor. Kýþ boyunca soðukta yatan iþçiler artýk aþýrý sýcaklarla mücadele etmek durumundalar. Önümüzdeki günlerde güneþten korunmak için çadýr kurmayý düþünen Tekel iþçileri polis baskýsýndan dolayý þu an bunu gerçekleþtiremiyorlar. Ýþçiler bulunduklarý yerden polisin kendilerini çýkartamamalarý ve mücadelenin yükseltilmesi için kitleselliðin saðlanmasýný en önemli koþul olarak görüyorlar. Mücadele Birliði/Ankara

TEKEL ÝÞÇÝLERÝNE POLÝS SALDIRISI

3 Temmuz 2010 Cumartesi Günü 16.00 sularýnda polis TEKEL iþçilerinin eylemlerinin “yasal olmadýðý” iddiasýyla iþçilere saldýrdý. Polis iþçilere, eylemlerinin yasal olmadýðýný ve 10 dakika içerisinde Mithatpaþa Caddesi yönünde daðýlmazlarsa müdahale edileceðini söyledi. Bu sýrada yüzlerce polis eylem alanýna açýlan tüm sokaklarý tuttu. Polis amirleri, polis kameramanlarýna eylem alanýnda bulunan herkesin ayrýntýlý þekilde çekiminin yapýlmasýný emretti. Eylem alanýndaki herkesin etrafýný sivil polisler ve kameralar sardý. Bu olaylarýn ardýndan TEKEL iþçileri Tek-Gýda Ýþ binasýna gitmek üzere Türk-iþ yönünde daðýldý. Tuna Caddesi boyunca slogan atarak Saðlýk Sokak’taki Tek-Gýda Ýþ binasýna yürüdüler. Tek-Gýda Ýþ binasýna gelindiðinde binanýn kapalý olduðunu gören iþçilerin gerginliði yüzlerinden okunuyordu. Ancak TekGýda Ýþ yönetiminin TEKEL iþçilerinin geldiðini öðrenir öðrenmez binayý terk ettiklerini ise, içerde açýk unutulan televizyonlar ve güvenlik görevlilerinin içeri giremeyiþi kanýtlýyordu. Tek-Gýda Ýþ binasýnýn önünde bir süre bekleyen iþçiler, toplantý yapmak üzere bina önünü terk ettiler. Mücadele Birliði/Ankara

167. Sayý / 14 - 28 T emmuz 2010


KADIKÖY’DEN SÝVAS’A UÐURLAMA Yeni Evrede

Güncel

Mücadele Birliði

17 yýl önce Sivas’ta yakýlarak katledilen 33 kiþiyi anmak için 1 Temmuz Perþembe günü Kadýköy’de bir miting gerçekleþtirildi. Bir çok kurumun ve siyasi çevrenin katýldýðý mitingde, kitle saat 15:00’da Tepe Nautilus’un önünde toplandý ve saat 16:00’da Kadýköy Ýskele Meydaný’na doðru yürüyüþe geçti. Yürüyüþ boyunca sýk sýk Sivas’taki katliamýn sorumlusunun devlet olduðu ve faþizme karþý mücadele edilmesine yönelik sloganlar atýldý, ajitasyon yapýldý. Bunun yaný sýra ise Madýmak Oteli’nin müze olmasý, din derslerinin kaldýrýlmasý gibi talepler de dile getirildi. Çevredeki insanlarýn ýslýklarla ve alkýþlarla destek verildiði miting, 2 Temmuz günü Sivas’ta olacak olan katýlýmcýlarý uðurlamak için gerçekleþtirildi. Sivas’a gidecek olan kitle, Sivas’ta Madýmak otelinin önünde olacak. Bu eyleme binlerce kiþinin katýlmasý bekleniyor. Binlerce kiþi faþizme karþý kini ve öfkesi ile orada olacak ve katliamlarý unutmadýðýný unutturmadýðýný haykýracak. Bugünkü mitinge Mücadele Birliði Platformu da katýldý. Yürüyüþ boyunca sýk sýk “Sivas’ýn Katili Faþist Devlettir”, “Dün Maraþ’ta Bugün Sivas’ta Çözüm Faþizme Karþý Savaþta”, “Kahrolsun Faþizm Yaþasýn Mücadelemiz”, “Faþizmi Döktüðü Kanda Boðacaðýz” sloganlarýný attý.

Miting alanýna girildikten sonra, mitingi organize eden kurumlar adýna yapýlan açýklamada ise þöyle denildi: “Onlarý 77 1 Mayýsý’nda bizi kurþunlamalarýndan tanýyoruz, onlarý 1980 darbesinde bizleri asýp, binlerce insaný iþkence tezgahlarýndan geçirmelerinden biliyoruz, cezaevlerinde yoldaþlarýmýzý katletmelerinden, yakmalarýndan hatýrlýyoruz, onlarý faili ‘meçhul’ cinayetleri iþlemelerinden, Kürt halkýna yönelik her gün yeni bir saldýrý ve katliamlarýndan biliyoruz, Hrant’ý sýrtýndan alçakça vururken görüyoruz. Ayný onlar gibi bizim de kinimiz tarihten geliyor. Korkuyorlar ve korkularýný gerçeðe çevireceðiz... ... Önümüzde tek bir yol vardýr. Bizim yolumuz, tüm saldýrý ve baskýlara boyun eðmeden, kar-kýþ demeden onuru ve geleceði için direnen TEKEL iþçilerinin yolu olmalýdýr. Bizim yolumuz, ýsrarla, inatla, her türlü baský ve teröre boyun eðmeden Taksim’in yolunu açanlarýn yolu olmalýdýr. Bizim yolumuz, Þeyh Bedrettinlerin, Baba Ýshaklarýn, Pir Sultanlarýn yolu olmalýdýr. Bizim yolumuz, Denizlerin, Mahirlerin, Ýbolarýn, Mazlum doðanlarýn yolu olmalýdýr...” denildi. Miting daha sonra semah gösterisi ve söylenen türkülerin ardýndan sona erdi.

SÝVAS’TA ONBÝNLER FAÞÝZME ÖFKE KUSTU

A

levi örgütlerinin çaðrýsýyla 2 Temmuz 2010 günü Sivas’ta bir araya gelen onbinler, 1993’te Sivas’ta katledilen 33 aydýný andý. Sivas giriþinde otobüsler polis tarafýndan durdurularak içindekilere kimlik kontrolü yapýldý, bagajlar arandý. Sivas’ýn merkezine yakýn olan ve alevilerin yaþadýðý Ali Baba Mahallesi’nde toplanan kitle, kortejlerini oluþturarak, Madýmak Oteli’ne doðru yürüyüþe geçti. Eylemde Alevi örgütleri, siyasi partiler ve devrimci örgütler yer aldýlar. Mücadele Birliði Platformu’nun da olduðu yürüyüþte, “Bugün Sivas’ta Dün Maraþ’ta Çözüm Faþizme Karþý Savaþta” pankartý açýldý ve sýk sýk “ Bugün Sivas’ta Dün Maraþ’ta Çözüm Faþizme Karþý Savaþta”, “Faþizmi Döktüðü Kanda Boðacaðýz”, “Sivas’ý Unutma Unutturma”, “Aleviler Birleþin Devrim Ýçin Savaþýn” sloganlarý atýldý. Yürüyüþ korteji boyunca, Madýmak Oteli’nde katledilenlerin fotoðraflarý taþýndý. Madý-

mak Oteline varýldýðýnda ise çiçekler býrakýldý. Ölenler için ilk önce saygý duruþunda bulunuldu. Ses aracýnýn üzerinden konuþmalar yapýldý. Sivas Demokrasi Platformu adýna SES Sivas Þube Baþkaný Mustafa Çoban; Madýmak’ýn müze haline getirilmesi gerektiðini söylerken, gerçek sorumlularýn yargýlanmasý talebini dile getirdi. Ardýndan Hüseyin Gülsüm, yaþamýný yitiren aileleri adýna konuþtu. “Katliamýn Alevileri sindirmek amacýyla yapýldýðýný ancak baþarýlý olamadýðýný” ifade etti. Gülsüm “Anmalar 70 kiþiyle baþlamýþtý, þimdi yüz binler burada” dedi. Konuþmalara Alevi örgütlerinin yöneticilerinin konuþmalarýyla sürdü. Eylem boyunca kitlenin canlýlýðý göze çarpýyordu. “Eðer taleplerimiz gerçekleþmese, gelecek yýla 1 milyon insanla burada olacaðýz”, diyen konuþmacý, kitleye “gelecek yýl burada 1 milyon kiþi gelecek miyiz” diye sorduðunda coþkuyla karþýlandý. Eylem konuþmalarýnýn ardýndan, kitle yavaþ yavaþ otobüslere doðru daðýlmaya baþladý. 167. Sayý / 14 - 28 T emmuz 2010

11


TARÝHSEL GÝR Yeni Evrede

Gündem

Devlet ve hükümet, bugüne kadar Kürt halkýnýn özgürlük savaþýný yenilgiye uðratmak için elinden gelen her þeyi yapmýþtýr. Sayýsýz katliamlar, göç ettirmeler, köy yakmalar, büyük askeri operasyonlar, on binlerce kiþinin tutuklanmasý, acýmasýz devlet terörü gibi akla gelebilecek tüm baský, þiddet, zor yöntemlerine baþvurmuþtur. Ama tüm bunlarýn yol açtýðý tek sonuç, Kürt halkýnýn hem kitle katýlýmý hem de sayý bakýmýndan artan devrimci kitle eylemleri; Kürt halkýnýn bilinç ve özgüvenindeki müthiþ sýçrama, gerillanýn nitelik ve nicelik bakýmýndan askeri kapasitesinin artmasý oldu.

12

Mücadele Birliði

Geçtiðimiz hafta, son derece önemli, sarsýcý siyasi ve askeri sonuçlara yol açabilecek bir geliþme sermaye sýnýfý cephesinde sessiz sedasýz tartýþmaya baþlandý. Sermaye sýnýfý ve devlet adýna Tayyip Erdoðan’ýn NATO’yu UKH’ne karþý savaþmak üzere Türkiye’ye çaðýrmasýndan söz ediyoruz. Üzerinden es geçilecek bir geliþme deðil. NATO, bu davete uysun ya da uymasýn, bunun Türk hükümeti, Türk devleti adýna yapýlmýþ olmasý bile, bize, devrimin olgunluk derecesi hakkýnda ve bu olgunluk karþýsýnda sermaye sýnýfýnýn neleri göze alacaðý konusunda son derece öðretici, açýklayýcý bilgiler veriyor. Benzer tarihsel olaylardan marksist öðretinin çýkardýðý teorik sonuçlar þimdi Türkiye ve Kürdistan devriminin, iki ülke proletaryasýnýn karþýsýna pratik mesele olarak çýkýyor. Bir ülkenin burjuvazisi, her þeyini yitireceði bir toplumsal devrime razý olmaktansa ülkesinin bir baþka burjuva ordu tarafýndan iþgalini yüz kez daha tercih edilir bir durum olarak kabul eder. Paris’in kahraman Komüncülerine karþý Fransýz burjuvazisinin Paris’i kuþatan Prusya ordusuyla iþbirliði yapmasý durumuna benzer – týpa týp ayný olmasa da- bir durumla karþý karþýya bulunuyoruz. ABD ve NATO’nun –aslýnda ikisi ayný anlama gelir- henüz bu çaðrýya pratik olarak uyup askerlerini göndermemiþ olmasý, devlet ve hükümetin “kendi” topraklarýnýn iþgali için yabancý güçleri çaðýrdýklarý, toplumsal devrime karþý, iþgal güçleriyle iþbirliðine hazýr olduklarý gerçeðini deðiþtirmiyor.

Çaresizlikte Çare Arayýþý Öncelikle þunun altýný çizelim: Hiçbir ülkenin sermaye sýnýfý, çok yaþamsal gerekçeler olmadan baþka bir devletin ya da gücün askerlerini kendi topraklarýný iþgal etmek üzere davet etmez. Sermaye sýnýfý, böyle bir çaðrýyý ancak kendini gerçek bir tehlike, her þeyi yitirme tehlikesiyle karþý karþýya hissettiði ve bu tehlikeyi kendi olanaklarýyla bertaraf etme olanaðýnýn olmadýðýna kesin kanaat getirdiði durumlarda yapar. Sermaye sýnýfý adýna hükümet ve devletin 167. Sayý / 14 - 28 T emmuz 2010

artýk bu noktada olduklarý anlaþýlýyor. Devlet ve hükümet, NATO’yu “kendi” topraklarýna çaðýrarak hem toplumsal devrimin ciddi bir tehlike noktasýna geldiðini, hem de devrimi kendi olanaklarýyla yenemeyeceklerini itiraf etmiþ oldular. Sermaye sýnýfýnýn politik temsilcilerini bu adýmý atmaya iten birçok neden var. Kürt halkýnýn bir türlü durdurulamayan, çoðu yerde ayaklanma düzeyine gelen devrimci kitle eylemleri, son iki ayda gerillanýn büyük hýz kazanan askeri faaliyetleri ve devlete aðýr kayýplar verdiren eylemleri, en son Türkiye’de iþçi sýnýfýnýn ve diðer emekçi kitlelerin hýz kazanan devrimci kitle eylemleri bu nedenlerin baþýnda geliyor. Burada tüm bu geliþmeler kadar önemli bir baþka noktaya, Kürt halkýndaki bilinç ve özgüven sýçramasýna dikkat çekmek gerekir. Evet, Kürt halký hem bilinç hem de özgüven açýsýndan “eski” Kürt halký olmadýðýný, geçmiþ kölelik koþullarýna bir daha asla dönmeyeceðini, özgürlük hakkýný elde etmeden ayaklanma durumuna son vermeyeceðini, kolay kolay da aldatýlamayacaðýný her vesileyle ortaya koyuyor. Gerillanýn aðýr kayýplar verdiren eylemleri yaný sýra, Kürt halkýnýn “Demokratik Özerklik” ilanýna hazýrlandýðý haberleri sermaye sýnýfýnýn uykularýný kaçýran en önemli geliþmedir. Çünkü “demokratik özerklik”in doðruluðu yanlýþlýðý bir yana, sermaye sýnýfý bunda “ayrýlma”nýn kendisini ve Kürt halkýnýn meydan okumasýný görüyor. Kürt halký ise bunda kurtuluþ yolunda güçlü bir adým, kölelik zincirinde ciddi bir kýrýlma görüyor. Peki, sermaye sýnýfý adýna devlet, hükümet, ordu bu meydan okumaya karþý ne yapabiliyor? Hiçbir þey yapamýyor. Yapabildiði tek þey, gerillanýn bastýðý karakollara politikacýlarýný gönderip cesaret gösterisi yapmak; askeri tabirle söylersek “bayrak göstermek.” Ama nerde? Zaten ilhak etmiþ olduðu, dolayýsýyla “kendinin” saydýðý topraklarda. Devlet ve hükümet, bugüne kadar Kürt halkýnýn özgürlük savaþýný yenilgiye uðratmak için elinden gelen her þeyi yapmýþtýr. Sayýsýz katliamlar, göç ettirmeler, köy yakmalar, büyük askeri operasyonlar, on binlerce kiþinin tutuklanmasý, acýmasýz devlet terörü gibi akla


RÝÞÝM ZAMANI! Yeni Evrede

Gündem

Mücadele Birliði

gelebilecek tüm baský, þiddet, zor yöntemlerine baþvurmuþtur. Ama tüm bunlarýn yol açtýðý tek sonuç, Kürt halkýnýn hem kitle katýlýmý hem de sayý bakýmýndan artan devrimci kitle eylemleri; Kürt halkýnýn bilinç ve özgüvenindeki müthiþ sýçrama, gerillanýn nitelik ve nicelik bakýmýndan askeri kapasitesinin artmasý oldu. Son MGK bildirisi, devlet ve hükümetin bu geliþmeler karþýsýnda artýk çaresiz kaldýðýnýn itiraf belgesi oldu. Artýk “kendi” olanaklarýyla daha ileri gidemeyeceðini kabul etmiþtir. NATO’nun iþgal için bizzat hükümet tarafýndan çaðrýlmasý iþte bu süreç ve koþullar üstüne gelmiþtir.

Devrim ve Sosyal Þovenizm Ancak sermaye sýnýfýnýn önündeki tablonun tamamý yukarda ortaya koyduklarýmýzdan ibaret deðil. Yukarýdaki somut olgular esas olarak Kürdistan tarafýna ait. Bunun bir de Türkiye tarafý ortaya konmalý. Peki, Türkiye tarafýna baktýðýmýzda ne görüyoruz? En baþta göze çarpan olgu, iþçi sýnýfý eylemlerindeki büyük artýþtýr. Tekel iþçilerinin sarsýcý eylemi ve onu takip eden sayýsýz, irili ufaklý iþçi eylemi, diðer emekçi sýnýflarýn devrimci kitle eylemlerindeki artýþ, Newroz ve 1 Mayýs kutlamalarýnda ortaya çýkan öfke patlamasý tablonun diðer yanýný oluþturuyor. Bütün bunlar bize neyi gösteriyor? Devrimin ileri derecede olgunlaþtýðýný ve sermaye sýnýfý için gerçek, somut, elle tutulur bir tehlikeye dönüþtüðünü. Altý çizilmesi gereken birinci nokta budur. Ýkincisi, sermaye sýnýfýnýn bu toplumsal devrim tehlikesini kendi baþýna ve kendi olanaklarýyla savuþturamayacaðýný anladýðýný gösteriyor. NATO’nun hükümet tarafýndan, güya PKK’ye karþý, ama gerçekte tüm devrim güçlerine karþý askeri mücadeleye çaðrýlmasýnýn baþka hiçbir anlamý olamaz. Üçüncüsü, Leninist Partinin uzun zamandýr iþaret ettiði olguyu, devrimin güncel, pratik bir sorun haline geldiðini gösteriyor. Sermaye sýnýfýnýn egemenliðine dayalý

Hükümetin NATO’yu, iþgal pahasýna çaðýrmasý sermaye sýnýfýnýn ne denli zor durumda olduðunu, devrime karþý nasýl bir iþbirliðine hazýr olduðunu göstermekle kalmadý ama emekçi sýnýflarý ve Kürt halkýný yalnýzca “anti-emperyalist” bir mücadeleye karþý mücadeleye çaðýrmanýn ne kadar yanlýþ olduðunu da gösterdi.

bir toplumda devrim güncel ve pratik politika sorunu haline gelmiþse bir siyasal hareketin devrim ve iktidar hedefini ikinci plana itmesi; bunun yerine hak ve özgürlüklerden oluþan ikincil sorunlarý emekçi sýnýflarýn önüne koymasý onun “kendi” burjuvazisinin yanýnda yer aldýðý anlamýna gelir. Sömürücü egemen sýnýfa en zor anýnda yardým elini uzatmak, alnýna hayat öpücüðü kondurmak baþka ne anlama gelir ki? Sosyal reformist partiler, oportünistler, küçük burjuva aydýnlar Kürdistan’da yükselen savaþýn içinde bir devrimi deðil de, sadece dökülen kan ve gözyaþýný görerek; gerilladan silahlarýný býrakmasýný, ateþkes ilan etmesini, Kürt halkýndan ayaklanma durumuna son vermesini isteyerek iþte bu alçakça rolü oynuyorlar. Tam da bu sýrada Kürdistan burjuvalarý, UKH’den tek taraflý da olsa “ateþkes” ilan etmesini isteyerek sosyal reformistlerin, oportünistlerin, küçük burjuva aydýnlarýn aslýnda kimlerin dilinden konuþtuklarýný farkýnda olmadan ortaya koymuþlardýr. TÜSÝAD’ýn “silahlar susmalý” açýklamasý da EMEP’inden ÖDP’sine kadar bütün sosyal reformistlerin kimlerle ayný safta bulunduklarýný çarpýcý þekilde ortaya koydu. Elbette savaþ, acý demektir, kan ve gözyaþý demektir ve komünistler hiçbir zaman durduk yere savaþtan yana olmazlar. Ama hangi sosyal reformist ya da oportünist, zaten büyük acýlar içinde yaþayan Kürt halkýnýn 167. Sayý / 14 - 28 T emmuz 2010

sermaye egemenliðine karþý sert bir savaþa giriþmeden, böyle bir savaþý göze almadan kurtuluþ yüzü görebileceðini öne sürebilir! Kürt halkýndan ve gerilladan savaþa son vermesini istemek, kölelik koþullarýnýn devamýný istemekle eþ anlamlýdýr. Bugün bunu istemek sermaye sýnýfýna ve faþist devlete çok muhtaç olduklarý yardým elini uzatmak demektir. Hükümetin NATO’yu, iþgal pahasýna çaðýrmasý sermaye sýnýfýnýn ne denli zor durumda olduðunu, devrime karþý nasýl bir iþbirliðine hazýr olduðunu göstermekle kalmadý ama emekçi sýnýflarý ve Kürt halkýný yalnýzca “anti-emperyalist” bir mücadeleye karþý mücadeleye çaðýrmanýn ne kadar yanlýþ olduðunu da gösterdi. Bu çaðrýyla salt “anti-emperyalist” mücadele anlayýþý bir kez daha çökmüþtür. Bu çaðrýyla pratikte görüldü ki, esas olarak sermaye egemenliðini, tekelci kapitalist sistemi hedef almak gerekiyor. Leninist Parti, Kürt halkýný ve emekçi sýnýflarý ortaya çýkan koþullardan sermaye sýnýfýnýn egemenliðini devirmek için yararlanmaya çaðýrýyor. Hükümet NATO’yu çaðýrarak Kürt halkýna ve emekçi sýnýflara karþý devletin ve sermaye sýnýfýnýn ne büyük suçlar iþlemeye hazýr olduðunu göstermiþtir. Ama ayný çaðrý, devletin ve sermaye sýnýfýnýn halklarýn devrim mücadelesi karþýsýnda ne kadar çaresiz, güçsüz, güçlükle ayakta durduðunu da gösterdi. Bu koþullarda Kürt halký ve emekçi sýnýflar ya ileri atýlarak iktidarýn fethi için cesurca tarihsel giriþimlerde bulunacaklar ya da “barýþ”, “siyasal çözüm” gibi safsatalarla oyalanarak zaferin avuçlarýnýn içinden yitip gitmesine göz yumacaklar. Þunu biliyoruz: Kürt halký ve emekçi sýnýflarýn harekete geçmeleri, eylemlerini ayaklanma düzeyine vardýrmalarý sosyal reformist partilerin, küçük burjuva aydýnlarýn, Kürdistan burjuvalarýnýn çaðrýsýyla olmadý; onlarýn çaðrýlarýyla da ne eylemlerinden ne de hedeflerinden vazgeçecekler.

13


SÝVAS’IN KATÝLÝ FAÞÝST DEVLETTÝR

Yeni Evrede

Güncel

2 Temmuz Sivas katliamýnýn yýl dönümü için Sarýgazi’de öncelikle hazýrlýklara baþladýk. Bir çok yere, caddelere sokaklara afiþlerimizi yaparak çýktýk yola. 27 Haziran günü Sarýgazi Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde düzenlenen tiyatro etkinliði ile birlikte sokak sokak, mahalle mahalle kahve kahve 2 Temmuz yürüyüþüne tüm halkýmýzý davet eden ajitasyon çalýþmalarý yaptýk. Dolaþtýðýmýz sokaklarda bildiriler daðýttýk. Yürüyüþün çýkýþlarýný alarak esnaflara ve iþ hanlarýna yaptýk. Dergi daðýtýmlarýmýz sýrasýnda evlerdeki insanlara tek tek 2 Temmuz Cuma günü akþam saat 20:00’da yapýlacak yürüþe davet ettik. 2 Temmuz günü geldiðinde ise bir gün önce Kadiköy’de yapýlan uðurlama mitinginin verdiði coþkuyla sabahýn erken saatlerinde çalýþmalarýmýza daha da yoðunlaþtýrdýk. Çevremizdeki herkesi yürüyüþe katýlmasý ve çevresindekileri de katmasý konusunda ikna ettik. Bu yürüyüþün Sarýgazi için neden önemli olduðunu dosta da düþmana da Sarýgazi’nin ne olduðunu göstermek gerektiðini anlattýk. 2 Temmuz günü yürüyüþten önce Sarýgazi merkezine “Faþizmi Döktüðü Kanda Boðacaðýz \ Mücadele Birliði Platformu” imzalý pankartýmýzý asarak yürüyüþ saatini bildiren Mücadele Birliði imzalý bildirilerimizi ajitasyonlarla daðýttýk. Sokak aralarýnda ajitasyonlar yapýldý birçok insan alkýþlarla ajitasyonlara destek verdi. Sarýgazi’de Mücadele Birliði okurlarý olarak gün içinde sokaklarda ve caddelerde ajitasyonlar yapýp bildiri daðýtarak akþam yapýlacak olan yürüyüþe çaðrý yaptýk: “Ýþçiler, emekçiler, Türkiye tarihi katliamlarla doludur. Dersim, Çorum, Maraþ, Sivas, 19 Aralýk katliamlarýnda sayýsýz insanýmýz öldürüldü. Bugün saat 20.00’de Vatan Ýlköðretim Okulu önünde toplanarak yapacaðýmýz yürüyüþe, hepinizi, Mücadele Birliði saflarýna, yani Denizlerin yoldaþlarýnýn saflarýna bekliyoruz”. Çaðrý etki buluyordu. Camlardan bakanlar ya da yoldan geri dönen insanlar soruyordu, “neredeydi?”, “saat kaçtaydý?”, “geleceðiz tabi”. Ve çaðrýlar sürüyordu.

ANKARA’DA SÝVAS ANMASI

1 Temmuz Perþembe akþamý çeþitli siyasi örgütler Sivas Katliamý ile ilgili bir yürüyüþ ve etkinlik düzenledi. 18:00 sularýnda Tekmezar Parký’da toplanan kitle yolu trafiðe kapatarak buradan Tuzluçayýr Meydaný’na yürüdü. Mücadele Birliði Platformu’nun da destek verdiði eylemde “Faþizmi Döktüðü Kanda Boðacaðýz”, “Yaþasýn Devrimci Dayanýþma”, “Faþizme Karþý Silah Baþýna” sloganlarý atýldý. Yürüyüþ esnasýnda birçok kiþi evlerinin balkonlarýndan sloganlarla kitleyi selamladý.

14

Mücadele Birliði

Artýk akþam yürüyüþ saati yaklaþýyordu. Biz de akþam saatlerinde yürüyüþün yapýlacaðý Demokrasi Caddesi’nin sonundaki Vatan Ýlköðretim Okulu önündeki yerimizi aldýk. Öncelikle Grup Emeðe Ezgi yürüþe katýlan kitleye 2 Temmuz Sivas katliamý ile ilgili türküler söylediler. Sarýgazi halkýnýn yoðun ilgisini çeken dinletinin ardýndan yürüyüþ saati gelmiþti ve sloganlarýmýzý en gür sesimizle haykýrýyorduk. “Faþizmi Döktüðü Kanda Boðacaðýz”, “Sivas’ýn Katili Faþist Devlettir”, “Dün Maraþ’ta Bugün Sivas’ta Çözüm Faþizme Karþý Savaþta”, “Türküler Yanmaz Pir Sultanlar Ölmez”, “Bedel Ödedik Bedel Ödeteceðiz”, “Dersim – Unutmadýk, Maraþ – Unutmadýk, Çorum – Unutmadýk, Sivas – Unutmadýk Çözüm Faþizme Karþý Savaþ”, “Yaþasýn Halklarýn Mücadele Birliði” sloganlarýyla ve yapýlan ajitasyonlarla yürüþ baþlamýþtý. Daha yürüyüþ baþladýðý anda Mücadele Birliði’nin kortejinin kalabalýklýðý dikkat çekiyordu. Ancak yürüyüþ baþladýktan 5-10 dakika sonra 300’ü bulan kortejimize hala katýlýmlar sürüyor ve bayrak önlük isteniyordu. Ancak elimizde artýk Deniz önlüðü ve bayraðý kalmamýþtý. Kortejimize kucaðýndaki bebeðiyle, çocuklarýyla, akrabalarýyla katýlanlar çoktu. Haftalardýr yaptýðýmýz çalýþmalar sonuçlarýný veriyor ve cadde üzerinde bizim korteje katýlmak için insanlar bizim geçmemizi bekliyorlardý. Yoðun bir ilgi ve destek bulduk. Tabii bunda sürecin devrimci ruh halini de görme-

Tuzluçayýr Meydaný’na gelindiðinde saygý duruþundan sonra basýn metni okundu. Sivas Katliamý’nýn planlý bir devlet katliamý olduðunun ifade edildiði metinde, bu topraklarda katliamlarýn güncel bir nitelik taþýdýðýna, Dersim, Maraþ, Çorum, Malatya, Sivas, Gazi ve Buca, Diyarbakýr, Ulucanlar ve 19 Aralýk’ta cezaevlerindeki devrimci tutsaklara yönelik saldýrý ve katliamlarýn da bunu açýkça gözler önüne serdiðine, hiçbir düzen partisinin Alevilerin yanýnda olamayacaðýna ve faþist düzen devam ettiði sürece bu tür katliamlarýn da devam edeceðine özellikle vurgu yapýldý. Semah gösterisinin ardýndan eylem sona erdi. Mücadele Birliði/Ankara 167. Sayý / 14 - 28 T emmuz 2010

mek imkansýzdý. Kortejimizin en önünde genç yoldaþlarýmýzdan biri Sivas’ta katledilenlerin adlarýndan oluþan alev alev bir elbise yanýndaki ise elinde baðlamayla baþý çekiyor ve izleyenlerin ilgisini çekiyorlardý. Tüm Sarýgazi halký alkýþlarla yürüyen gruplarý destekliyor, insanlar birbirlerini yürüyüþe katmak için yarýþýyordu. Ýnanýlmaz canlý ve adeta yaþananlarý yüreðinde hisseden bir kitle vardý. Demokrasi Caddesi üzerindeki kaymakamlýk binasý önünde dizili polislere dönen yoldaþýmýz þu ajitasyonu yaptý: “Sivas’ta aydýnlarýmýz sanatçýlarýmýz, insanlarýmýz saatlerce yakýlýrken Madýmak Oteli’nin önünde sadece bir avuç asker vardý. Ama bakýn bugün buraya yüzlercesini yýðmýþlar” dedi. Bizim kortejimiz ve çevredeki öfkeli halk orada bekleyen polisleri yuhalamaya, ýslýklamaya ve “Faþizmi Döktüðü Kanda Boðacaðýz” sloganýný tüm gücüyle atmaya baþlayarak bu katliamýn sorumlularýný bildiðini gösterdi. Yürüyüþ Demokrasi Caddesi’nin bitiminden, Meydan’dan Festival alanýna yani yürüyüþün son bulacaðý Nazým Hikmet Parký’na girdi. Bizler Mücadele Birliði olarak festival alanýna sloganlarýmýzla girerek eylemimizi bitirdik. Yürüyüþün bitiminde gençlerin yardýmýyla yüzlerce bayrak ve önlük düzenli disiplinli bir þekilde toplandý. Çocuklarýyla birlikte eyleme gelenler toplanmamýzda bize yardým eden çocuklarýna “aferin iþte böyle yardým et, bu senin ilk devrimci görevin” þeklinde telkinlerde bulundu. Yürüyüþe katýlanlarý Sarýgazi Ayýþýðý Sanat Merkezi önünde düzenleyeceðimiz anma etkinliðine davet ettik. Sanat merkezimizin önüne gelerek sloganlarla Emeðe Ezgi’nin türküleriyle sokaðýmýzý canlandýrdýk. Sokakta oturanlar bize soðuk su vb. yollarken herkes balkonlara dökülmüþtü parçalara oradan eþlik edenler alkýþlayanlar en az sokakta oturanlar kadar çoktu. Etkinliðimiz Çav Bella ve Söz Veriyoruz Marþlarýyla son buldu.


Yeni Evrede

SÝVAS’I UNUTMADIK UNUTTURMAYACAÐIZ

Güncel

Mücadele Birliði

“Geldiler iðrenç yüzleri ile / Ellerinde karanlýðýn ateþi vardý… / Tanýdýktý yüzleri, tanýyorduk onlarý / Dersim’den, Malatya’dan, Maraþ’tan, Çorum’dan, / Ve bugün Sivas’tan. / Tanýyorduk aðýzlarýndan çýkan kan kokulu sözleri. / Geldiler ve yaktýlar 33 caný / Yaktýlar umudun 33 neferini / Topraða düþse de canlarýmýz / Binlerle filiz olup gelecekler / Zulmün ateþini söndürüp / Ýsyan ateþini yakmak için gelecekler.” Ayýþýðý Tiyatro Ýþçileri Atölyesi Sivas’ta Madýmak Oteli’nde 1993 yýlýnda asker ve polislerin gözü önünde dinci-gerici faþistler tarafýndan ilerici-demokrat 33 insan yakýlarak katledilmiþti. Her sene 2 Temmuz’da Sivas katliamýný protesto için merkezi alanlarda ve mahallelerde yapýlan eylemler ve etkinlikler, bu sene de yapýldý. Alevi-Yol Derneði tarafýndan örgütlenen eylem ve etkinlikler, 2 Temmuz akþamý Güzeltepe’de, 3 Temmuz Egekent 2 Emek-bir sitesinde ve 4 Temmuz’da Menemen-Asarlýk bölgesinde gerçekleþtirildi. Güzeltepe Güzeltepe’de Sivas Katliamýný protesto etmek amacýyla gerçekleþtirilen eyleme Müca-

dele Birliði Platformu olarak katýldýk. Eyleme Saat 20.00’de Uður Mumcu Parký’nda toplanýlarak baþlandý. Saat 21.00’e doðru meþalelerle ve Sivas Katliamýnda ölümsüzleþenlerin fotoðraflarýyla yürüyüþe geçildi. Yürüyüþ sýrasýnda “Unutmadýk Unutturmayacaðýz” yazýlý ve ölümsüzleþenlerin fotoðraflarýnýn yer aldýðý bir pankart taþýndý. “Dün Maraþ’ta Bugün Sivas’ta Tek Yol Faþizme Karþý Savaþta”, “Sivas’ý Unutma Unutturma”, “Katil Devlet Hesap Verecek” sloganlarý atýldý ve konuþmalar yapýldý. Bir sokaðýn önüne gelindiðinde bir süre beklenip Sivas Katliamý’yla ilgili konuþmalar yapýldý ve o sokak 2 Temmuz Sokaðý olarak ilan edildi. Yürüyüþ mahalle halkýnýn alkýþlarý ve yürüyüþe katýlýmlarýyla Alevi Yol Derneði’nin önüne kadar sürdü. Derneðin önüne gelindiðinde semah gösterisi, müzik dinletisi ve konuþmalar yapýldý. Ardýndan eylem sona erdi. Menemen ve Egekent2 3 Temmuz saat 17.00’de Menemen merkezde yapýlan basýn açýklamasýnda yürüyüþ sýrasýnda polisler tarafýndan slogan atýlmasýna izin verilmedi. Alkýþlar ve ýslýklarla yürüyen kitle yine de “Sivas’ýn Iþýðý Sönmeyecek” slo-

TÜRKÜLER YANMAZ

ganýný attý. Mücadele birliði olarak “Dün Maraþ’ta, Bugün Sivas’ta, Çözüm Faþizme Karþý Savaþta”, “Sivas’ý Unutmadýk Unutturmayacaðýz” dövizleriyle katýldýk. Basýn açýklamasýnýn yapýlacaðý yere gelindiðinde kýsa bir konuþma ardýndan basýn metni okunmaya baþlandý. Metin sonunda Ayýþýðý Tiyatro Ýþçileri Atölyesi’nden bir arkadaþ kýsa bir tiyatro gösterisi sergiledi. Basýn açýklamasý bittikten sonra akþam saat 20.30’da yapýlacak olan etkinlik alanýna Egekent2’ye doðru yola çýktýk. Etkinliðe Ayýþýðý Tiyatro Ýþçileri Atölyesi de “Bir Uyanýþtýr Sivas” oyunuyla destek sundu. Etkinlik açýlýþ konuþmasý ve saygý duruþuyla baþladý. Saygý duruþu sonrasý Alevi-Yol Derneði’nin baðlama kursiyerleri müzik dinletisi sundu. Ýzmir AleviYol Genel Baþkan yardýmcýsý 2 Temmuz Sivas Katliamý ile ilgili bir konuþma yaptý ve sonrasýnda Alevi deyiþlerine geçildi. Alevi deyiþlerinin ardýndan Ayýþýðý Tiyatro Ýþçileri Atölyesi hazýrladýðý oyununu kitleye sergiledi. “Bir Uyanýþtýr Sivas” oyunu sýrasýnda birçok kiþi gözyaþlarýna hâkim olamadý, bitiminde de oyun herkes tarafýndan ayakta alkýþlandý. Daha sonra dernek baþkaný Malik Yüksekol, günün anlamýna uygun türküleri ile çýktý sahneye ve etkinlik Semah grubu ile son buldu. Menemen-Asarlýk 4 Temmuz Menemen-Asarlýk Alevi-Yol Derneði’nin etkinliði de saat 20.00’de türkülerle baþladý. Kitlenin gelmesi ile birlikte ölümsüzleþenler adýna saygý duruþuna geçildi ve açýlýþ konuþmasý yapýldý. Açýlýþ konuþmasý sonrasýnda Semah grubu yer aldý. Sonrasýnda yine türkülerle devam eden etkinlikte “Günlerden Sivas” tiyatro oyunu sergilendi. Anma etkinliði yine türkülerle sona erdi. Mücadele Birliði/Ýzmir

4 Temmuz Pazar günü Pir Sultan Abdal Kültür Derneði, Sivas Katliamý’nda ölenler için Kýrkayak Parký’nda anma etkinliði düzenledi. Bizler de Mücadele Birliði Platformu olarak Anma Etkinliðine destek verdik. 33 Aydýn ve Sanatçýnýn resimlerinden oluþan pankart ve bayraklarýmýzla Öðretmenevi’nin önünden “Dün Maraþ’ta Bugün Sivas’ta Çözüm Faþizme Karþý Savaþta”, “Türküler Yanmaz Pir Sultanlar Ölmez”, “Faþizmi Döktüðü Kanda Boðacaðýz”, “Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Her Þey Emeðin Olacak”, “Yaþasýn Halklarýn Mücadele Birliði”, “Aleviler Birleþin Devrim Ýçin Savaþýn” sloganlarýyla Kýrkayak Parký’na kadar yürüyüþ yaptýk. Kýrkayak Parký’nda saat 17.30’da baþlayan etkinlik, dernek baþkaný Yusuf Turunç’un yaptýðý bir konuþma ile baþladý. Konuþmanýn Ardýndan Pir Sultan Abdal Kültür Derneði’nin müzik grubu sahne alarak deyiþlerini seslendirdi. Müzik dinletisinin ardýndan etkinlik katýlýmcýlara teþekkür edilerek sonra erdi.

Mücadele Birliði/Antep

167. Sayý / 14 - 28 T emmuz 2010

15


Yeni Evrede

“EMEK ÝNSANI ONURLU VE DÜRÜST KILIYOR”

Röportaj

Mücadele Birliði

Sarýgazi semtinde, UPS iþçilerinin direniþlerine destek vermek amacýyla yaptýðýmýz çalýþmalar sýrasýnda, bazý iþçi ve emekçilerle onlarýn yaþamlarýna, sorunlarýna iliþkin sohbetler de yaptýk. Sohbet ettiðimiz tekstil iþçilerinden Özgür ve Savaþ’la yaptýðýmýz söyleþiyi aktarýyoruz. Savaþ: 28 yaþýnda tekstil iþçiyim. 11 yaþýmda tekstilde çalýþmaya baþladým. Ýlkokul mezunuyum. Bingöllüyüm. Kürt olduðum için Ýstanbul’a geldiðimde Türkçe bilmiyordum. Hem çalýþmak zorundaydým. Ýstanbul’a geldiðimde 6 yaþýndaydým ama Türkçe bilmediðim için okula devam edemedim. Ýlk iþe girdiðimde çok çekimserdim. Boyum paskara (ütü masasý) yetiþmiyordu. Aðýr da bir alet. Uykulu çalýþtýðým zamanlar çok oldu. Camdan, çocuklarýn ayaklarýný görüyorduk, onlarý görüp dýþarýda oynayamamak, bodrum katýnda toz içinde zor nefes alarak çalýþmak çok zordu. Özgür: 23 yaþýndayým ve tekstil iþçisiyim. 14 yaþýmda çalýþmaya baþladým. Kuryede, inþaatta çalýþtým, garsonluk yaptým, ne iþ bulabildimse çalýþtým. Tokatlýyým. Ortaokulu bitirdikten sonra maddi imkanlarým olmadýðý için okuyamadým. Biz yedi kardeþiz. Köydeyken 12 yaþýmda çalýþýrdým, orak biçmeye giderdim. Ýstanbul’da 14 yaþýmda tekstilde iþaret kýsmýnda (gömleklerde ilik düðme yerleri için) çalýþmaya baþladým. Köyden geldiðim için içimde hep garip bir his olurdu. Çekingendim, insanlarýn farklý yaklaþýmlarý oluyor. Ütüde çalýþan büyüklere özenirdim. Sonra ben de ütüye geçtim. Patron bir arkadaþa “Buna ütüyü hýzlý yapmayý öðret sana 100 TL vereyim” dedi. Bende de hýrs vardý çabuk öðrendim. Ama patronla anlaþmýþtýk 200 TL alacaktým. Ýþi öðrendikten sonra 120 TL verince ben de iþten ayrýldým. Savaþ: 17 yýllýk çalýþma yaþamýmda 4 veya 5 ay dýþýnda sigortam yok. Hasta olduðumuzda doktora gönderiyorlar, çoðu zaman maaþýmýzdan kesinti yapýlýyor. Patron insaflýysa ödüyor. Ama genel olarak saðlýk güvencemiz yok. Tekstilde çalýþtýðýmýz için emekli olma, tazminat alma gibi bir hayalim de yok. 40 yaþýmdan sonra zaten beni iþe de almazlar… Sabah 08.30, akþam 21.30 arasýnda 10 saatten fazla çalýþýyoruz. Mesailerle birlikte elimize ancak 900 TL geçiyor. Geleceðe dönük hiç bir umudum yok. Makine baþýnda hayal kuruyoruz bazen, hepsi bu kadar. Kaderci de deðilim. Çok çalýþtýrýyorlar, kitap okumak için halim kalmýyor. Zihnim bitmiþ oluyor. Evde TV tek sosyal hayatýmýz olmuþ. TV dizileri zenginlerin o yoz kültürü dýþýnda bir þey vermiyor. Kar-

16

deþlerim de dahil ailece tekstil iþçisiyiz. Tek eðlencemiz TV izlemek, iþten döndüðümüzde fikir üretecek, baþka þeylerle ilgilenebilecek hal kalmýyor ki bizde… Bazen bana soruyorlar “Neden iþyerinde böyle böyle yapmýyorsun?” Ben ortamda bir sürü kaderci arabesk dinleyen arkadaþlar görüyorum. Kimisi kendini doðruyor, makinenin bir parçasý gibi çalýþtýrýlan, aptallaþtýrýlan bireyler yaratýlýyor. Biz boþ deðiliz ama bizi de çürütüyorlar, boþaltýyorlar. Örgütlü arkadaþlardan isteðim, iþ yaþamýmýzýn koþullarýnýn iyileþtirilmesi deðil, benim derdim iþçilerin geliþtirilmesi. Çünkü onlar geliþirlerse koþullarý onlar deðiþtirirler. Ýþten atýlma korkusu daha çok evli iþçilerde var. Aile babasý, sorumluluklarý vardýr ve kendince haklýdýr da. Bizim iþyerinde 15 dakika çay molasý var. Zaten 5 dakikasý çay almak için sýrada beklemekle geçiyor. 5 dakikada da bir sigarayý ancak içiyoruz. 15 dakikamýz hiç dinlenemeden bitiveriyor. Özgür: 9 yýldýr çalýþýyorum, toplasam 2 ay bile sigortam yoktur. Hasta olduðumuzda kendimiz karþýlýyoruz masraflarýmýzý. Sabah iþe giderken 08.30’da baþlayacaðýz ama kaçta çýkacaðýz, mesai olur mu, sabahlar mýyýz diye düþünerek gidiyoruz. Çünkü hayýr deme þansýmýz yok. Sabah 08.30’da baþlýyoruz, akþam da genelde 22.00-23.00 oluyor çýkýþýmýz. Sosyal hiçbir faaliyetimiz yok. Gece bir yere gitmek zaten mümkün deðil. Bir keresinde hastalandým. Suyun içine limon sýkýp içiyordum. Ütünün baþýnda ölüyorum, ayakta duramaz hale gelince patrondan izin istemeye gittim. Sekreter “Bekle, patron depoya gitti” dedi 15 dakikalýk çay molam patronun kapýsýnda bekleyerek geçti. Bir cevap alamadým, iþimin baþýna döndüm Ertesi gün tekrar yemek molasýnda gittim, yine yanýt gelmedi. Tekrar gittim patronun odasýna. Sekreter “Yine izin için mi geldin?” diye sorunca “Yok, çýkýþýmý vermeye geldim” dedim. Patron ancak çýkýþýmý isteyince görüþtü. “Neden çýkýyorsun?” dedi. “Bu þartlarda çalýþamýyorum” dedim. Ama çýkýþýný vermekle olmuyor ki, 15 gün sonra ancak çýkabiliyorsun. Mecburen 15 gün daha çalýþtým, paramý alabilmek için. Bana resmen köpek muamelesi yaptýlar. 3 kere izin istemeye gittim görüþmediler, cevap bile vermediler. Çýkýþýmý istedikten sonra eski tempomda çalýþmadým, yavaþlattým iþi. Ustabaþý üçüncü gün geldi benimle konuþtu niye yavaþ çalýþýyorum diye. Ben de “artýk böyle gerekiyor” dedim. Ertesi gün çýkardýlar beni iþten. Aylýk olarak ortalama 700-730 lira alýyorum. 500 TL’sini bakkala borca veriyorum. 250 TL ev kirasý veriyorum. Hiçbir sosyal yaþa-

167. Sayý / 14 - 28 T emmuz 2010


Yeni Evrede

Röportaj

Mücadele Birliði

mým yok. Zaten bekar evi-iþçi evi. Birini seversem arabesk parçalar dinleyip avunacaðým. Çünkü gezip dolaþacaðým kadar param yok. Ben halk müziði dinliyorum. Üniversiteye, konservatuvara gitme düþüncelerim vardý. Ama bu çalýþmayla imkansýz. 5 dakika lavaboya gidiþimi hesaplayan adamlardan nasýl izin alýp da bir saat baðlama kursuna gidebilirim ki? Geleceðe dair tek düþüncem var þimdilik. Günlükçü olarak çalýþmak istemiyorum. Bu þartlarda çalýþýrsam hiçbir þeyle ilgilenemem. Ama ben þiirle uðraþmak, baðlama çalmayý öðrenmek istiyorum. Bir çay paydosunda bile millet koþarak gidiyor. Herkes maçý, kupayý vs. konuþuyor, yine ütünün baþýna geçiyor. Bazen ben bazý þeylere çaðýrýyorum. Mesela 1 Mayýs’a gelin diyorum. “Git Allah aþkýna kafaný gözünü mü kýrdýracaksýn” diyorlar ancak 1-2 kiþi bana katýlýyor. Genelde tekstilde kýz erkek bir arada olduðumuzdan aþýk olanlar çoktur. Radyodaki istek programlarýndan birbirleri için parça isterler. Olur da aralarý bozulursa, iliþkileri iyi gitmezse erkeklerden makasla kolunu kesenler oluyor. Savaþ: Çalýþmak insanýn doðasýnda var. Emek insaný onurlu ve dürüst kýlýyor. Ama hiç çalýþmayan insanlar lüks içinde yaþýyor. Beni süründürüp kendileri çocuklarýný yurt dýþýnda okutuyorlar. Varoþlarda tek bir þey var, uyuþturucu… Ýnsanlar düþünmesin, sorgulamasýn. Ben 7-8 sene kullandým, çok uðraþtým ama sonunda kurtuldum. Sarýgazi’de oturuyorum. Örgütlü yaþamak gerektiðini biliyorum. Yaþadýðým çevrede devimciler var. Onlarýn mücadeleyi ne için verdiðini anlamaya baþladým. Bu devrimci insanlar benim ne için yaþadýðýmý sorgulamama sebep oldular. Ben onlarla tanýþmadan önce uyuþturucu kullanýyordum, kulüplere gidiyordum. Ama þimdi bilincimi kullanýyorum. Ben de sýnýf bilinci uyandý, duvar yazýlamalarý beni çok etkiledi. Çürümenin her türlüsü var. Ýnsanlar hiç böyle yoz yaþamak isterler mi? Ama bu tempoyla çalýþmak insaný baþka þeylere kötü alýþkanlýklara sürüklüyor. Sistem böyle yönlere kaymamýzý istiyor. Gençler böylece sýnýf bilincinden uzak tutuluyor. Toplum bilinçlenirse, iþçiler bilinçlenirse ortak kararlar alýp, örgütlenirse eyleme geçer diye bizim düþünmemizi engellemek istiyor. Ýnsanlar yaþamak istedikleri hayata kavuþamayýnca umutsuzluða, düþüyor, uyuþturucuya, alkole alýþýyor. Ama bizim umutsuzluða düþmememiz gerekir. Ama çalýþtýðýmýz yerlerde, koþullar çok zor. Birisi senden bir þey isteyecek olsa “lan” diye sesleniyor. Biz bambaþka bir iþ ortamý hayal ediyoruz. Örneðin sabah 08.30’da iþe baþlamýþsak akþam 17.00’de bitmeli. Sosyal güvencesi olmalý, saðlýk güvencesi olmalý, normal ihtiyaçlarýný karþýlayabilmeliyiz. Tiyatroya, sinemaya gidebilmeli, ortak sosyal faaliyetlere katýlabilmeliyiz. Kitap okuyabilmeli, onlar üzerine konuþup tartýþabilmeliyiz. Bunu bir tek kendim için istemiyorum. Herkes için böyle olmalý. Özgür: Benim bedenim burada, ama gazetelere baktýðýmda, TV izlediðimde ruhum onlarla. Baþka insanlarla, iþçilerle güzellikleri paylaþabilmek istiyorum. Ýþçilerin bazýlar þöyle düþünebiliyor. “Bilmem ne kadar maaþ alýyorlarmýþ yetmez mi? Daha ne ister bunlar” diyebiliyorlar. Ama böyle düþünmemek gerekir. Ben UPS iþçilerinin durumunu biliyorum. Onlara destek olmak, durumlarýný baþkalarýna anlatmak istiyorum. Ama bunun için bir gün iþten izin almam gerekir. Gidip baþka yerlerdeki iþçilere, emekçilere UPS iþçilerinin direniþlerini çalýþma koþullarýný nasýl olduðunu, anlatmam gerekir ki, gerçek anlamda onlara destek sunmuþ olayým. Ýþçiler ancak birlik ve dayanýþma içinde olurlarsa ileriye dönük bir kazaným saðlayabilirler, baþka türlü hiç bir beklentilerini gerçekleþtiremezler. Savaþ: Çalýþtýðýmýz yerin nasýl olmasýný hayal ederdim biliyor musunuz? Ýþçi odalarý olabilir mesela. Sigarayý gizlice tuvalette içmeyip, o iþçi odalarýnda gazetelerimizi okuyarak, Tekel’i Çemen’i, UPS’yi orada konuþup tartýþabiliriz. Çalýþtýðýmýz yer, yaþamýmýzýn büyük bir bölümünü geçirdiðimiz bir yer. Orada kendimizi yetiþtirebilmeliyiz. Mesela, bu dergi… Mücadele Birliði dergisinin kapaðýndaki iþçilerin resimleri.. Buradaki iþçi kadýnlar ne kadar da bilinçli görünüyorlar. Þu anda direniþte olan UPS iþçilerini iþyerlerimizde anlatýp onlara nasýl destek olmamýz gerektiðini konusunu konuþuyor olmalýyýz. Onlara destek olmak yönünde bir þeyler yapmalýyýz. Baþka türlü yaþamýmýzý deðiþtirmemizin koþulu yok. Saflarýmýzý netleþtirmeliyiz.

ÝZMÝR’DE OTOBÜS EYLEMÝ

Ýzmir’de iþçi emekçilere yine yeniden bir keyfi uygulama… Ýzmir’in emekçi semti olan Gültepe Mahallesi’ne giden araçlar her seferinde geç kalýyor. Ýþ çýkýþ saati herkesin otobüs duraðýnda beklediði bu saatte, insanlarla alay eder gibi 30 dakikada, hatta 1 saatte bir gelen araçlar, insanlarý her yönden maðdur ediyor. 26 Haziran günü yine böyle yoðun bir akþam vakti o durakta bekliyorduk. Bitmek tükenmek bilmeyen bekleyiþler… Ýþin ilginç kýsmý Maviþehir, Güzelbahçe gibi zengin semtlere otobüsler her 5-10 dakikada bir geçerken yeryüzünün lanetlileri olan bizlerin yaþadýðý yerlere araçlar çýkmýyor. Bu durumun üstüne belediyenin yaptýðý yol çalýþmalarýndan kaynaklý trafik yoðunluðu ve iþçilerin iþ yorgunluðu eklenince bitmek bilmiyor bekleyiþler. Elbette biz yine iþ baþýndaydýk. Durumu iyileþtirmek ya da þikâyet etmek deðil burada çözüm olan. Ýnsanlara en açýk biçimiyle devrimin çaðrýsýný yapmak ve çözümün ne olacaðýný onlara vurgulayabilmek. Yani nefret tohumlarýný insanlar arasýnda ekmek gerekiyor. Baþladý ajitasyon ve propagandamýz… “bizi soktuklarý þu hale bakýn, bu kadar beklediðimiz yetmiyormuþ gibi þimdi de balýk istifi gideceðiz. Yazýyorlar internetlerde her 5 dakikada bir otobüslerin her semte kalktýðýný… Neredeler bunlar? Þimdi adam yerine koymazlar seçimler yaklaþtýðýnda oy toplamak için neredeyse kaldýrýmlarýmýzý yalarlar. Ýzmir Büyükþehir Belediye Baþkaný Aziz Kocaoðlu sýkýyorsa bunu zengin semtlerine yapsýn, kolay mý bunu orada yapabilmek. Ýpini çekerler. Bizler biliyoruz aynada kendini aslan sanan kedi bozuntularýnýn kendi patronlarý önünde nasýl miyavladýðýný.” Kitlede kýsýk sesli çýkan homurdanmalar yerini baðýrýþlara býraktý. Her gelen otobüse soruldu “nerede bu otobüsler, niye gelmiyorlar?” Þoförün birinin de sanki baþkanýn yardýmcýsýymýþ gibi, “deminden beri araçlar geçiyor görmüyor musunuz?” demesi, kitlede bir patlama noktasý oldu. Bizler gene iþ baþýndayýz “hem halkýn otobüsü diyorlar hem de kentkart bastýrýp bizimle alay ediyorlar.” Diðer otobüsleri bekleyenler de katýldý bu çaðrýya, otobüse binenlerden hiç kimse kentkart basmadý. “bizlere ayný tavuk muamelesi yapýyorlar, önümüze arpayý koyuyorlar, kafamýza vurup yumurtayý alýyorlar altýmýzdan.” Bu söylemlerimiz epey ilgi çekti. Uzun bekleyiþlerin ardýndan otobüs nihayet geldi. Durakta bekleyen 40-50 kiþi, bir o kadar da patlamaya hazýr pimi çekilmiþ bir bombaydý sanki. Protestomuz otobüsün önüne geçip alkýþ tutmamýzla baþladý, otobüse binerken hiç kimse kart basmadý. Otobüsün içindekilere de baþladýk ajitasyon çekmeye. Sýkça deðindiðimiz ‘seçim’ konusunda genel çaðrýmýz boykot, devrim ve halk iktidarýnýn kurulmasýnýn zorunluluðu oldu. Bu bizim için güzel bir deneyimdi. Bu deneyim ‘bu halktan bir þey olmaz’ diyenlere de ufak ama özlü bir cevaptý. Asýl nokta kitlenin genel ruh halini kavrayabilme ve ‘o an’ý yakalayabilmektir. Ýzmir’den Mücadele Birliði Okurlarý

167. Sayý / 14 - 28 T emmuz 2010

17


Ekin Sanat

Yeni Evrede

Mücadele Birliði

KAZIM KOYUNCU ÇEVRE VE MÜZÝK FESTÝVALÝ’NDEYDÝK

Bu sene Karabaðlar Belediyesi’nde birincisi düzenlenen Kazým Koyuncu Çevre Ve Müzik Festivali’nde Ayýþýðý Sanat Merkezi olarak bizler de standýmýzla yer aldýk. 3 Temmuz günü sabah saat 10.00’dan gece saat 24.00’e kadar süren festivalde standýmýza ilgi yoðundu. Festivale katýlanlarýn durak noktasý bizim standýmýz oluyordu. Gelenlerin; “Burada duruþunuzla, kitaplarýnýzla farký hemen ortaya koyuyorsunuz” demesi bizleri ayrýca mutlu ediyordu.

BAHARIN ÝSYANI AYSUNUMUZU ANDIK

Gün içerisinde festivali izlemeye gelenlerin yanýnda standýmýzý Efkan Þeþen, Kazým Koyuncu’nun abisi Hüseyin Koyuncu ve Kazým Koyuncu’nun çocukluk arkadaþý Mehmet Ali Barýþ Beþli de ziyaret etti. Onlarla yaptýðýmýz röportajlardan sonra “Önsöz” dergimizi onlara hediye ettik. Festivalde stant açan katýlýmcýlarýn teker teker söz alýp duygu ve düþüncelerini dile getirdikleri Serbest Kürsü’de bizler de söz aldýk. Ayýþýðý Sanat Merkezi adýna söz alan arkadaþýmýz bir þiirle baþladý. Daha sonra Kazým Koyuncu’nun 25 Haziran 2005’te 33 yaþýnda Çernobil faciasý sonucunda kansere yakalanarak yaþamýný yitirdiðini söyledi. Kazým Koyuncu bizlere önemli olanýn dil, din, ýrk ayrýmýnýn deðil, insanlýk olduðunu gösterdi. Kazým Koyuncu müziðiyle, yaþamdaki duruþuyla dünyada yaþanan haksýzlýklara karþý bir duruþ sergileyen, ezilen tüm halklarýn yüreðinde sadece bir Laz olarak deðil, bir insan olarak anlamlý bir yer edinmiþtir. Bizler de Ayýþýðý Sanat Merkezi olarak Kazým Koyuncu’nun yarattýðý tüm devrimci deðerleri sahipleniyoruz. Kazým Koyuncu’nun dediði gibi “Biz de öldük, ama her þeye raðmen þarkýlar söyledik ” sözünden hareketle þarkýlar söylemeye devam edeceðiz. Halklarýn birlikte mücadelesi þiarýný buradan haykýrýyoruz: “UMUDUMUZ KAVGADA, KAVGAMIZ SANATIMIZLA.” Program Hemþin ve Laz müziði yapan gruplarýn ardýndan Efkan Þeþen’in sahne almasýyla sona erdi. Saat 24.00’e doðru tatlý bir yorgunlukla standýmýzý kapatarak oradan ayrýldýk. Ýzmir Ayýþýðý Sanat Merkezi

KAHROLSUN FAÞÝZM YAÞASIN MÜCADELEMÝZ

Mücadele Birliði Platformu, 28 Haziran günü saat 11.00’de Ýnsan Haklarý Derneðinde Abbas Doðan’ýn zorla kaçýrýlmasýyla ilgili bir basýn açýklamasý yaptý. Abbas Doðan’ýn gözaltýna alýndýðýný, polisin fiziksel baský, tehdidine maruz kaldýðýnýn belirtildiði basýn açýklamasýnda: “Siyasi polisin insan kaçýrma, tehdit, iþbirliði teklif etme, tecavüz gibi yöntemleri sýklýkla kullanarak insanlarý mücadeleden koparmaya, devrimci deðerlere ihanet ettirmeye çalýþtýðý gözleniyor. Devrimin geliþimini engelleyemediðini gördükçe bu türden saldýrýlar da artýyor. Bunun en yakýn örneklerinden biri Gazi Mahallesi’nde yaþandý. 22 Haziran 2010 tarihinde, Abbas Doðan arkadaþýmýz, çalýþtýðý iþten evine dönerken Gazi Mahallesi giriþinde yanýna yaklaþan sivil bir otoAysun yoldaþýmýzý ölümsüzlüðe uðurlayýþýmýzýn 9. yýlýnda Adana dan inen kiþilece zorla arabaya bindirilmiþ, yolda ve daha sonra götüAyýþýðý Sanat Merkezi’nde bir etkinlikle andýk. rüldüðü Gazi Polis Karakolu’nda baský, tehditlere maruz kalmýþ; 27 Haziran Pazar günü saat 15.00’da “Baharýn Ýsyaný Aysun” adýy- kendisinden Mücadele Birliði hakkýnda, Mücadele Birliði okurlarý hakla düzenlenen etkinliðimiz ilk olarak Aysun Bozdoðan nezdinde devrim kýnda bilgi sýzdýrmasý istenmiþtir. savaþçýlarý için yapýlan saygý duruþuyla baþladý. Öfkemizi bilediðimiz Abbas arkadaþýmýz bundan yaklaþýk 2 ay önce gözaltýna alýndýsaygý duruþu sonrasýnda Aysun yoldaþýmýzýn mücadelesini anlatan slayt ðýnda da yine Gazi Karakolu polislerince ayný muamelelere maruz kalgösterimi yapýldý. mýþtýr. O zaman da polisin tavrýna karþý tepkisi sert olmuþ, böyle bir Mücadele Birliði adýna bir arkadaþýmýz 19 Aralýk Zindan Savaþlarý- onursuzluðu asla kabul etmeyeceðini söylemiþtir. Buna raðmen Gazi ný ve ardýndan baþlayan Ölüm Orucu destanýný ve Aysunumuzun bu des- Polis Karakolu’nda görevli sivil polisler Abbas arkadaþýmýzýn peþini tanda en önde yürüdüðünü belirtti. Ayýþýðý Sanat Merkezi’nden iki býrakmamýþlardýr. arkadaþýmýz “Daima” kitabýndan derleyerek hazýrladýklarý þiir ve mekAbbas Doðan, bir iþçidir; iþçilerin emekçilerin sesi olan Mücadetuplarý bizlerle paylaþtýlar. Aysun Bozdoðan’ýn kendisine ait þiirlerden ve le Birliði okurudur ayný zamanda. Kendi kurtuluþunun devrimde, soszindanda Ölüm Orucunda iken yoldaþlarýna yazdýðý mektuplardan oluþan yalizmde olduðuna inanmýþtýr. Polis, Abbas arkadaþýmýza gözaltý bu bölüm izleyenleri 9 yýl öncesine götürdü. Þiir dinletisinden sonra et- sýrasýnda bazý cd’ler izletmek suretiyle, katýldýðý yasal miting ve eylemkinliðimize kýsa bir ara verdik ve aranýn ardýndan Ayýþýðý Sanat Merke- leri, onun üzerinde baský oluþturmak amacýyla kullanmaya çalýþmaktazi müzik grubu bizlere hazýrladýklarý müzik dinletisini sundular. Hep dýr. Tutuklama vb. ile tehdit ederek onu iþ birliðine zorlamaktadýr. birlikte söylediðimiz “Aygülüm” parçasýyla etkinliðimiz sona erdi. Burjuvazi ne yaparsa yapsýn bizleri devrime iktidar mücadelesinden aAYSUN BOZDOÐAN ÖLÜMSÜZDÜR lýkoyamayacaktýr. Bu pespaye yöntemleri biz iþçi sýnýfý ve emekçilere, Adana Mücadele Birliði devrimci ve komünistlere sökmeyecektir” denildi. 167. Sayý / 14 - 28 T emmuz 2010

18


Yeni Evrede

GÜNEÞÝN SOFRASINDA Mücadele Birliði

Dalgalarý karþýlayan gemiler gibi Gövdelerimizle karanlýklarý yara yara Çýktýk, rüzgârlarý en serin uçurumlarý en derin Havalarý en ýþýklý sýra daðlara Arkamýzda bir düþman gözü gibi Karanlýðýn yolu Önümüzde bakýr taþlar güneþ oldu Dostlarýn arasýndayýz Güneþin sofrasýndayýz.

4 Temmuz Pazar günü düzenlediðimiz yaz pikniðinde, dostlarýmýzla bir araya geldik. Sabahýn erken saatlerinde Sanat Merkezinde buluþtuk. Dostlarýmýz, yoldaþlarýmýz ve yeni tanýþtýðýmýz güler yüzlü insanlarla bir arada olmak mutluluk vericiydi. Gelen tüm dostlarýmýz piknik için aldýklarý sorumluluklarý yerine getirmiþti. Yiyecekler, içecekler, sebzeler her þey hazýrdý ve yola çýktýk. Türkülerimizle, marþlarýmýzla… Piknik alanýna vardýðýmýzda ilk olarak kolektif bir iþ bölümü gerçekleþtirdik. Bir tarafta masalar hazýrlandý, diðer tarafta yemekler yapýlmaya baþlandý, ses sisteminden, alanýn süslenmesine kadar her þey beraber yapýldý. Sofralar kuruldu. Güzel sohbetler eþliðinde yemekler yendi. Sofralar toplandýktan sonra sanat merkezi adýna bir arkadaþýmýz konuþmasýný yaparak programý baþlattý. Genç arkadaþlarýmýzýn olduðu güzel þiir dinletisinin ardýnda “Düþ Sanat Tiyatro Topluluðu” bizim için hazýrladýðý skeçleri sundu. Daha sonra serbest kürsü oluþturuldu. DÖB, DÝK ve ASM adýna arkadaþlarýmýz konuþma yaptý. Bizi uzun süredir tanýyan, bizim yanýmýzda yer alan dostlarýmýz, bizimle ilgili düþüncelerini dile getirdiler. Bu, etkinliðimize daha samimi bir hava kattý. Olumlu düþünceleri duymanýn özgüveniyle müzik grubu sahneye çýktý. Türküler söylendi, halaylar çekildi, co-

Ekin-Sanat

þkuyla marþlar okundu… Programýn sona ermesiyle çaylarýmýz eþliðinde sýcak, samimi sohbetler edildi. DÖB’lü arkadaþlarýmýz öðrencilerle, DÝK’li arkadaþlarýmýz iþçilerle sohbet etti. Sorunlar dinlendi. Beraber çözüm yollarý üretildi. Etkinliði sonlandýrdýktan sonra da piknik alanýný yine kolektif bir iþ bölümü ile toparladýk. Güzel bir gün geçirmenin verdiði mutlulukla dostlarýmýz evlerine döndü. Bizler de yaptýðýmýz çalýþmayý deðerlendirmek için Ayýþýðý Sanat Merkezi’ne gittik. Geniþ bir deðerlendirme toplantýsýyla çaylarýmýzý yudumlayarak günü sonlandýrdýk. Antakya Ayýþýðý Sanat Merkezi

AVRUPA SOSYAL FORUMU SONA ERDÝ!

1-4 Temmuz 2010 tarihlerinde Ýstanbul’da toplanan Avrupa Sosyal Forumu (ASF), birçok yabancý ülkelerden gelen katýlýmcý sendika, siyasi parti, oda ve çevre dernekleri ile baþladý. Forum, 3 Temmuz’da Ýstanbul’da bir kitlesel yürüyüþle sona erdi. Akþam saat 18.00’da Osmanbey metro duraðýndan baþlayan yürüyüþte “enternasyonal dayanýþma” vurgusunu öne

çýktý. “Baþka bir Dünya Mümkün” diyerek pek çok dilde sosyalizm sloganlarý atýldý. Mücadele Birliði Platformu da “Dünya da Barýþ Kapitalizme Savaþ” pankartýný açtýðý yürüyüþte, “Yaþasýn Halklarýn Mücadele Birliði”, “Yaþasýn Enternasyonal Dayanýþma”, “Savra Savra Hatta Nasr”, “Viva Küba Viva Sosyalizm”, “Denizlerin Yolunda Leninist Saflara” sloganlarý attýlar. Yürüyüþ esnasýnda her tarafa da kuþlama yapýldý. Yürüyüþte DÝSK, KESK, TMMOB, ABVV, SOLÝDARÝTES, CSC, ATTAC, OPYM, Gençlik Muhalefeti, Mücadele Birliði, Çaðrý, ESP, Halk Cephesi, KÖZ, BDSP, TUDEF, BDP pankartlarýyla katýldý. UPS’den sendikalý olduklarý için iþten atýlan TÜMTÝS iþçileri, “UPS’de iþçi kýyýmýna sendika düþmanlýðýna son /TÜMTÝS” pankartýyla eylemde yerlerini almýþlardý. UPS iþçilerinin coþku ve disiplini yürüyüþe de yansýdý. Taleplerini sloganlarla dile getiren iþçiler “UPS’ye Sendika Girecek Baþka Yolu Yok”, “Kavga Bitmedi Daha Yeni Baþlýyor” dediler. Taksim Gazi Parký’na gelindiðinde platformdan ilk konuþmayý yapan DÝSK Genel Baþkaný Süleyman Çelebi; “Bugün bütün iþçi sýnýfýný, dünya emekçilerini ve yoksul halk kit167. Sayý / 14 - 28 T emmuz 2010

lelerini ortaklaþtýran sorunlarýn baþýnda global ekonomik kriz gelmektedir. Sermayenin küreselleþmesinin insanlýða verdiði eziyet ve cezalarýn; hem ekonomik, hem sosyal ve hem de psikolojik olarak yaratýðý büyük tahribatlarýn geldiði nokta: açlýk, yoksulluk, sefalet, güvencesiz ve kuralsýz bir çalýþma yaþamýyla birlikte dünya genelinde 180 milyon olan iþsiz sayýsýnýn 30 milyon daha artarak 210 milyona çýkmasý olmuþtur. Kardeþlerim, kapitalizmin savaþ ve sömürü makinesi doymak bilmiyor. Ýþte Irak.! Ýþte Afganistan.! Ýþte Filistin!” dedi. Daha sonra KESK adýna Emir Ali Þimþek; sömürüsüz savaþsýz bir dünya istemlerini belirterek küresel sermayeyi uyararak “projeniz iflas etmiþtir. Neo liberal politikalar iflas etmiþ, insanlýða acýdan baþka bir þey vermemektedir. Kar hýrsý her türden gerici, þoven, faþizan ideolojilerinin cirit atýðý bir cehenneme çevirmektedir. Ancak bu ülkenin emekçileri, Avrupa’nýn emekçileri bu cehennemi kabul etmiyor. Barýþ, demokrasi ve insanca bir yaþam talebi dünyayý sarsýyor” dedi, TMMOB Genel Baþkaný Mehmet Soðancý da kitleyi selamlayarak kýsa bir konuþma yaptý. Eylem Koma Xerzan Kürtçe parçalarýyla ve Grup Badista’nýn parçalarýyla son buldu.

19


EMEK ORDUSU ÝÇÝNDE KÖK SALMAK

Yeni Evrede

Kadro

Mücadele Birliði

Çok yoðun bir bahar dönemi geçirdik. Patlayan tomurcuklarýn yavaþ yavaþ meyve verdiðini gördük. Newroz ve 1 Mayýs, birleþik devrim sürecinde yeni bir aþamaya iþaret etti, bizler için de öyle oldu. Devrimin nesnel gücü her zaman politikalarýmýzý belirleyen temel veri oldu, ancak bu gücü öznel kanallarda biriktirmenin sýkýntýsýný yaþadýk. Buna raðmen özellikle 1 Mayýs, öznel gücümüzün adým adým deðil, adeta sýçramalar biçiminde ilerleyeceðinin iþareti oldu. Bir sonuç: Yüzümüzü kitlelere döndük, ama henüz gerçek kitle çalýþmasýna baþlamýþ deðiliz. Uzun yýllar boyunca, devrimin tek doðru hattýnýn kulvarýnda hemen hemen tek baþýmýza koþumuzu sürdürdük. Yasal reformizmin ve onlarýn yol arkadaþý oportünist hareketlerin, devrimci kulvarýn hatlarýný bozma ve silikleþtirme giriþimlerine karþý mücadele verdik. Denilebilir ki, enerjimizin önemli bir kýsmýný bu çabaya harcadýk. Devrimin tek doðru hattýný tek baþýmýza sürdürme çabasý, kabul edelim ki, bizlerde, giderek kalýplaþmýþ bir propaganda dili ve esneklik tanýmayan bir dizi alýþkanlýklar oluþturdu. Kimsenin kuþkusu olmasýn; bizi bir takým kalýplara sýkýþtýrmýþ olsa da, bütün bunlar mutlaka yapýlmasý gereken þeylerdi. Bir partinin devrimci politik hattýný koruyup saðlamlaþtýrmasý, bir devrimin en baþta gelen güvencesidir. Bunu baþardýk. Ve baþarýmýzýn gözlerimizi kör etmesine izin vermeden, yeni dönemi eski alýþkanlýklarýmýzla karþýlamanýn mümkün olmadýðýný bilerek, yolumuza devam etmeliyiz.

ALIÞKANLIKTAN KURTULMA VAKTÝDÝR Peki, nedir bu söz konusu alýþkanlýklar? En baþta geleni, devrimin genel hedef ve sloganlarýna savunmacý konumdan baðlýlýktýr. Ýktidar Dýþýnda Her Þey, Hiç Bir Þeydir sözünde olduðu gibi, genel hedeflerimizden taviz vermedik. Öne çýkartýlmasý gerekli olan devrimci iktidarýn fethi hedefini gözden ýrak tutmaya çalýþan oportünist harekete göre konumlandýk ve hep bir savunma pozisyonunda olduk. Bu da, hemen hemen bütün insanlarýmýzda, politik savaþçýlýk diye adlandýrabileceðimiz genel bir tipoloji oluþturdu. Nedir politik savaþçýlýk? Avantaj ve dezavantajlarý nelerdir? Politik Savaþçýlar, ideolojik saflýðýn, devrimci siyasal hattýn koruyucusudurlar. Bu nedenle, son tahlilde berraklaþan hakikatin sözcüleridir. Geliþen her toplumsal olaya karþý duyarlýlýk, uyanýklýk, en karmaþýk dönemde dahi doðru çizgiyi bulmak, politik savaþçý kimliðin öne çýkan avantajlarýdýr. Bir de dezavantajlarý var. Politik savaþçý sabýrsýzdýr, ataktýr, kestirmecidir. Bunun varacaðý son noktanýn sekterlik olmasý iþten bile deðil. Karþýsýndaki kiþinin sosyal konumuna ve nesnel gerçekliðine deðil, fakat onun dile getirdiði fikirlere odaklanýr ve bu fikirleri kestirmeden yargýlar, çöpe atar. Devrimin tek doðru hattýný temsil etmenin verdiði gururla, tek baþýna kalmayý giderek bir erdem haline getirir. Politik savaþçý için nesnel güç, potansiyel güç her þeydir, dýþýmýzda akýp giden kalabalýklarýn eninde sonunda, geliþen olaylar sonucunda kendi politik hattýyla buluþacaðýndan kuþku duymaz. Ve bu nedenle kitlelere ulaþmanýn engellerini ýsrarla arayýp bulmaktan, bu engelleri ortadan kaldýran yaratýcý çabayý göstermekten kendini uzak tutar. Bir ara sonuç; ama belki de üzerinde en çok durulmasý gerekli olaný: Politik savaþçýlýk kimliðini, sabýrlý, ýsrarcý ve yaratýcý bir kitle örgütçüsü kimliði ile donatmadan, yeni dönemi karþýlayamayýz. Kurtulmamýz gereken baþka alýþkanlýklar? Olmaz mý? Ýdeolojik saflýðýn, politik berraklýðýn sýnýrlarý içinde kendine ait bir yaþam kurmak olarak açýklayabileceðimiz bir cam fanus sendromu var ki, düþman baþýna! Bu bizi, modern parti iliþkilerinin ötesinde, birbirine kiþisel baðlarý son derece güçlü bir aileye dönüþtür-

20

dü. Bu cam fanus içinde kiþi, yalnýzca devrimin en temel sorunlarýna çözümler deðil, ama yaþamýn tümüne dair doyurucu cevaplar, iliþkiler buldu. Bu iliþkilerin yakýnlýðý ve derinliði, özellikle genç insanlarda kiþisel bir doygunluk yarattý. Kiþisel doygunluk hissini sulandýrma –ya da bu sihiri bozma- ihtimali olan çevresel iliþkilerden yavaþ yavaþ kopma yaþandý. Buradan, “Biz kendi kendimize yeteriz” anlayýþýnýn doðmasý kaçýnýlmazdýr. Dýþýmýzda akýp giden sosyal yaþamýn karmaþasýna dalmaktansa, cam fanustan dünyaya bakmak, elbette rahat ve huzur vericiydi. Böylece giderek, kendi ölçülerimize hitap eden, bunun dýþýna taþmayan bir faaliyet alýþkanlýðý geliþtirdik. Yayýnlarýmýzdaki eylem haberlerine bile yansýdý bu cam fanus sendromu. Bu tür haberlerin büyük çoðunluðu yapýlan kitlesel eylemin genel havasýndan çok, bizim kortejin havasýný yansýttý. Yapýlan etkinlikler giderek, sadece kendi insanlarýmýzýn bulunduðu iç etkinliklere dönüþtü. Bu kýsýr döngüyü kýracak yaratýcý fikirler yerine, denenmiþ ve de onaylanmýþ olanda ýsrar ettik. Daha önceki standartlarýmýza uyuyorsa, gerisini sorun etmedik. KÝTLELERE ÞÖYLE BÝR DOKUNUP GEÇMEK Diyeceksiniz ki; be insaf! Hiç mi kitle çalýþmasý olmadý? Peki ya dergi daðýtýmlarý, bildiriler, eylem alanlarýnda boy gösteren pankartlar, eylem ziyaretleri vb…?! Haksýzlýk etmeyelim. Kitlelere ulaþmak için hiçbir çaba göstermediðimizi iddia edebilecek kimse yok. Ama yine de, kitlelere ulaþmanýn en kestirmeci, en steril yollarýdýr bunlar; kitlelere þöyle bir dokunup geçmektir, aralarýnda kök salmak deðil. Örneðin yayýnlar: Politik savaþçý kimliðimizin sözü edilen dezavantajlarý ile doluysa, o yayýnlar ancak ruh hali bize en yakýn olanlara hitap edecektir. Geniþ kitleler ile eylem alanlarýnda, eylem çadýrlarýnda buluþmaya gelince… Özellikle son aylarda bu konularda oldukça yoðun bir faaliyet içindeyiz ve hatta daha da yoðunlaþtýrmalýyýz. Bu sayede kendimizi tanýtýyoruz, eylemci kitleler sloganlarýmýzý öðreniyor, sembollerimizi görmeye alýþýyorlar. Ancak, iþine dönmek için mahkeme kapýlarýnda bekleyen iþçilere ayaklanmaya hazýrlýk çaðrýsý yapýyoruz; sendikasýna öfkeli emekçilere “Bütün Ýktidar Emeðin Olmalý” çaðrýsý yapýyoruz. Eylem alanlarýna akan kitlelerin o andaki dertleriyle, bizim gösterdiðimiz yol arasýndaki o uzun mesafe tek bir günde tek bir eylemde aþýlamayacaðý için, yine umduðumuz etkilerin pek azýyla yetinmek zorunda kalýyoruz. Bu söylediklerimizden, eylem alanlarýnda haykýrdýðýmýz sloganlarýn yanlýþ olduðu fikrini çýkarmak, ayaðýmýzýn altýndaki devrimci zemini kaydýrýr. Hayýr, ne o sloganlar yanlýþtýr, ne de eylem alanlarýnda taþýnmasý. Eylemci kitlelerin o sloganlarý görmesi, üzerinde düþünmesi ve günü geldiðinde kendine mal etmesi gerekir. Bu çabadan vazgeçemeyiz, politik þiarlarýmýzdan taviz veremeyiz. Fakat eylem alanlarýnda devrimin en temel þiarlarýný kitlelere taþýmak, gerçek bir kitle çalýþmasý yapýyoruz anlamýna gelmez. Neden mi? Çünkü emekçi kitleler, yalnýzca sloganlarýn doðruluðu ile yetinmezler. O sloganlarý taþýyanlara da derin bir güven, somut ve bireysel iliþkilerle güçlenmiþ baðlýlýk duymak isterler. Eylem alanlarýnda bizi görenler, yaþam alanlarýnda göremezlerse, kitleler ile yüzeysel bir temas kuruyoruz demektir. Eyleme geçmiþ iþçilerle, Kent A.Þ., Çemen, Tekel vb. eylemlerde kurulan iliþkiler, yukarýda belirttiðimiz dar kabuklarý aþmaya baþladýðýmýzýn örnekleridir. Yine de, unutmayalým; bunlar hali hazýrda eyleme geçmiþ iþçi kitleleriydi. Ýlk adýmý kendi baþýna atmýþ olmanýn verdiði özgüvenle, dýþarýdan yapýlan telkinlere karþý daha kapalý/dirençli olmalarý söz konusudur. Yani onlarla beraber yürüyen, çadýrlarda sabahlayanlara, sadece bir “destekçi” gözüyle bakma eðilimine sahipler ve bu bakýþýn kýrýlmasý –bizzat o deneyimi yaþayanlar daha iyi bilirler- olduk-

167. Sayý / 14 - 28 T emmuz 2010


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

ça emek isteyen bir uðraþ. Eylem sona erdiðinde, çoðu iþçinin kurulan iliþkileri sürdürmemesi, bu iliþkileri yürütenlerin kiþisel yetersizliklerinden deðil ama eylem alanlarýyla sýnýrlý bir çalýþmanýn yetersizliði ile açýklanabilir. Eylem alaný ile yaþam alanýnýn sürekliliði saðlanmadýðý sürece, bu yetersizlik kendisini hissettirecektir. dir?

“KENDÝLÝÐÝNDENLÝK” AÞILMALIDIR! Yeni dönemi karþýlayabilecek çalýþma yöntemlerinin esaslarý ne-

Geçmiþ dönemde olduðu gibi, yeni dönemde de bizlere Leninist ilkeler yol gösterecektir. Öncelikle, propaganda yönteminin sorunlarýný halletmemiz gerekir. Devrimin kitle gücünün nesnel gerçekliði ile bu kitlelerin kendilerine ait fikirler, yani kendi öznellikleri arasýnda her zaman bir mesafe vardýr. Hatta bu mesafe, devrimin zaferinden sonra bile etkisini gösterecektir. Yeni dönemde propagandanýn ve ajitasyonumuzun esas hedefi, kitlelerin nesnel gerçekliði ile öznel fikirleri arasýndaki mesafeye odaklanýp bu mesafeyi dolduracak yöntemler geliþtirmektir. Tarih 1917 Nisan ayý. Rusya’da olaðanüstü altüst oluþlar yaþanmakta. Þubat Devrimi ile iþçi kitleleri ayakta, silahlanmýþ ve Sovyetler gibi iktidar organlarý yaratacak denli ileri gitmiþ. Buna raðmen Lenin, nesnel gerçeklik ile kitlelerin öznel fikirleri/tutumlarý arasýndaki farka dikkat çekiyor. Devam eden emperyalist savaþ karþýsýnda, pek çok emekçinin sosyal-þoven “anavatan savunmasý” çizgisinde takýlýp kalmalarý, tam da böyle bir fark ve bakýn Lenin konuya nereden yaklaþýyor: “Hiç kuþku yok ki, sýnýf olarak proleterler ile yarý proleterlerin savaþta herhangi bir çýkarý yoktur. Bunlar doðrudan doðruya, gelenekler ile kandýrmacalarýn etkisi altýndadýr; politik deneyimleri eksiktir. Þu halde bizim görevimiz, býkýp usanmadan gerçek durumu açýklamaktýr. Prensip sorununda, zerre kadar ödün vermeyiz ama bunlara yaklaþýmýmýz, sosyal-þovenistlere yaklaþýmýmýz gibi olamaz. Halkýn bu kesimi hiç bir zaman sosyalist olmamýþtýr, sosyalizme bir eðilimleri de yoktur ve politik hayata daha yeni uyanmaktadýrlar. Nedir ki, bunlarýn sýnýf bilinci olaðanüstü bir hýzla geliþmekte ve büyümektedir. Açýklamalarýmýzý onlara göre yapmayý öðrenmek zorundayýz. Bu çok güç bir iþtir. Ve özellikle daha düne kadar yeraltýnda çalýþmak zorunda bulunan bir parti için.” (1917 Sovyet Devrimi, Evrensel Yay., Sf. 157) Ýþte bu, gerçeðin gözünün içine korkmadan bakmaktýr. 1917 Nisan’ýnda onbinlerce iþçiyi sokaklara dökebilen ve çok deðil sadece altý ay sonra tarihin gördüðü en muazzam devrimi gerçekleþtirecek bir parti, kitlelere ulaþmayý öðrenmekten bahsediyor, onlara uygun bir dil tutturmanýn önemine vurgu yapýyor. Çünkü bir parti, çeperini ne kadar çok geniþletirse, kendi politik konumu ile hedeflediði kitle arasýndaki öznel fark o denli fazlalaþýr. Ýþin doðasý böyledir: Önce sana en yakýn duranlarý örgütlersin ve bu çember büyüdükçe, sana düþünsel olarak en uzak olanlara sýra gelir. Konuya dair, altýn deðerinde bir ders de Stalin’den: “Politik bir ordu, askeri bir orduya benzemez. Askeri bir komuta, savaþa, elde hazýr bir orduyla baþladýðý halde, parti, ordusunu mücadele içerisinde kurmak, sýnýflar arasýndaki çatýþma sýrasýnda yaratmak zorundadýr; kitleler kendi deneyimleriyle, partinin öne sürdüðü sloganlarýn, partinin güttüðü politikanýn doðru olduðuna inanmalýdýr.” (a.g.e., Sf.172) Kolaycýlýða kaçan bir tutumdan bahsetmiyor Stalin; parti sloganlarýný öne sürsün, kitleler nasýlsa olaylarýn gücüyle bu sloganlarýn doðruluðunu anlayacaktýr. Hayýr, bu kendiliðindenliðe teslim olmaktýr. Kuþkusuz, çizilen bu hat, kitlelerin devrime kazanýlmasýnýn temel doðrultusunu yansýtýyor; ancak bir parti sloganlar ortaya koymakla yetinemez. Çünkü karþýsýnda, tek bir cephede askeri düzene girmiþ bir emek ordusu yok. Her biri mücadelenin farklý mevzilerinde ve farklý aþamalarýnda, farklý öznel tutumlar, fikirler ve tecrübelerle hareket eden, yaþamýn canlýlýðý içinde mücadele eden bir yýðýn var. Devrimin en temel

Kadro

sorunlarýna iþaret eden temel sloganlar, bu yýðýný taþýyacaðýmýz son duraðýn üzerinde yazýyor. Aradaki duraklarý, sýnýf katmanlarýnýn, sýnýf bölüklerinin kendi deneyimleriyle baðlantýlý öznel konumlarýný hesaba katmayan bir propaganda yöntemi topal bir at gibidir, her çukurda tökezler. Lenin’in de belirttiði gibi, politik konumumuzdan ve ilkelerimizden taviz vermeyiz, ama propagandamýzý mücadele içindeki kitlelerin her bir bölüðünün farklýlýðýný hesaba katarak ayarlayabiliriz. Kitlelerin geriliðini bahane edip, devrimin temel sorunlarýný ve devrimci iktidar hedefini karartan oportünizm, bizden uzak olsun. Aradaki boþluk nasýl dolacak? Yalnýzca olaylarýn geliþiminin kitlelere vereceði derslere mi bel baðlayacaðýz? Hayýr. Bu, hem kendiliðindencilik olurdu, hem de politik yaþama yeni uyanan kitleleri, her türden reformist/uzlaþmacý politikanýn insafýna terk etmek olurdu. Asla þöyle düþünmeyelim: Politikaya uyanan kitleler, bir zaman sonra bu reformist ve uzlaþmacý çizginin gerçek rengini görecektir. Biz göstermek için özel çaba sarf etmezsek göremezler. Çünkü reformizm, kitlelerin uyanan bilincini köreltir, enerjilerini boþ ve geçici hedefler doðrultusunda harcar ve tüketir; kýsaca kitlelerin posasýný çýkarýr. ÜÇ AYAKLI BÝR KÖPRÜ Devrimin ön gününde dahi kitlelerin çoðunluðu, devrimin tarihsel eylemlerine tam bir bilinç açýklýðýyla katýlmayacaktýr. Çoðunluk için bu devrimin tarihi adýmý, onlar için daha basit anlamlar taþýyacaktýr, önlerinde duran somut ve yakýcý sorunun çözümü için harekete geçmiþ olacaklar. Bazýlarý, evleri yýkýlmasýn diye, bazýlarý iþsizlikten bunaldýðý için, kimisi ilaç parasý bulamadýðýndan, ya da kendi anadilinde konuþamadýðý, öðretim göremediði için veya topraðý sürecek araçlara haciz geldiði, banka borçlarýný ödeyemediði, trafik çilesine dayanamadýðý veya buna benzer onlarca farklý neden, insanlarý o tarihsel adýmýna taþýyor olacak. Toplumu alttan alta kanatan onlarca farklý sorununu, bir çýrpýda devrimci iktidar sorununa taþýyacak sihirli bir formül yok. Fakat devrime doðru akan milyonlar içinde, genel devrimci þiarlarýmýzla özgün sorunlar arasýnda kuracaðýmýz köprüler yoluyla, proletarya partisini en etkin konuma taþýyabiliriz. Bu köprünün belli baþlý üç ayaðý tespit edilebilir: Yerellik, somutluk ve iktidara odaklanma. Yerellik, merkezi ve genel devrimci çizginin, özgün ve yerel sorunlarý yok saymasý deðil, ama bu sorunlara uyarlanmasýdýr. Açalým: Günümüzde, bazýlarý örgüt dahi olmayan, dernekten öte bir þey olmayan kimi çevrelerin bunca kalabalýk insaný etrafýnda toplamalarýnýn hikmeti nedir? Onlar, bulunduklarý her alanda, yalnýzca özgün/yerel sorunlar üzerinden örgütlenme yapýyorlar. Kitlelerin politikaya uyanýþlarýnýn farký farklý sebepleri var ve bu dernekçi/reformist çevreler, kitleleri o ilk uyandýklarý noktada kapýyorlar. Tamamen yerel/özgün çalýþmalar yapýyorlar. Öte yandan, bunlarýn devrimin temel sorunlarýna dair söyleyecek tek sözleri yok, zaten böyle bir dertleri ve niyetleri de yok. Bugüne kadar, devrimci durum koþullarýnda, devrimci iktidarýn fethi sorununun her þeyin önüne geçtiðine vurgu yaptýk. Peki, þimdi, yerel ve özgün sorunlara iþaret etmekle daha önce söylediklerimizi inkâr mý ediyoruz? Hayýr. Bakýn Lenin, devrimin fiilen baþladýðý, her þeyin göz alýcý bir altüst oluþla her an deðiþtiði koþullarda, 1917 yýlý ortasýnda partiyi nasýl uyarýyor: “… Rus halkýnýn çoðunluðu, sosyalizmi anlamasý ve kavramasý olanaksýz köylüler ile küçük burjuvalardan oluþmaktadýr. Ama bunlarýn, diyelim her köyde hayvancýlýðýn ýslahý için baþvurabilecekleri bir banka bulunmasýna ne itirazlarý olabilir? Buna hiç bir itirazlarý olamaz. Bu pratik önlemleri köylülere anlatmalý ve bunlarýn vazgeçilmez þeyler olduðu konusunda onlarda kesin bir kaný yaratmalýyýz.” (a.g.e., Sf. 159) Bu topraklarda da, büyük bir politik uyanýþa raðmen, devrimci bir

167. Sayý / 14 - 28 T emmuz 2010

21


Kadro

Yeni Evrede

iktidarýn fethi gereðini henüz kavramaktan uzak kocaman bir kitle var. Týpký Lenin’in üzerinde durduðu gibi, onlarý, özgün sorunlarýnýn kesin ve köklü çözümünün nasýl olacaðý konusunda ikna edebiliriz. Milyonlarca iþsize, sadece ayaklanma çaðrýsý yapmak yetmez; onlara bu sorunun nasýl çözülebileceði konusunda somut ve ikna edici þeyler de söyleyebilmeliyiz. Bir örnek olsun: Her ay ulaþýma yapýlan yeni zamlar, büyük kentlerde milyonlarca yoksul emekçinin öfkesini kabartýyor. Bu öfkeyi görmezden gelemeyiz, bundan yararlanmasýný bilmeliyiz. Bu noktada, köprümüzün ikinci ayaðý devreye giriyor, somutluk. Yukarýdaki paragrafta Lenin de ayný yolu öneriyor: Özgün soruna somut ve kökten çözüm. Ulaþýma yapýlan zamlarý propagandamýza gerekçe yapmak doðru, fakat bunun için önerilen çözüm “zamlar geri alýnsýn” olamaz. Bu, kitlelerin öfkesini boþa harcamaktýr. Çünkü belki büyük çabalar sonucunda geri alýnacak zamlar, bir süre sonra yeniden gündeme gelecektir. Biz emekçi kitlelerin özgün ve yerel sorunlarýna parmak basarken, ortaya koyacaðýmýz somut çözüm kesin, köklü, kitleleri egemen sýnýfýn karþýsýna çýkartan ve onlarý keskin sýnýf çeliþkileri konusunda uyandýran, mücadelelerini keskinleþtiren türden bir çözüm olmalýdýr. Ulaþýma yapýlan zamlar için, kitlelere, ulaþým hizmetlerinin bedava olmasý gerektiðini, çünkü emekçilerin cebinden yaðma edilen vergilerle zaten bu hizmetlerin masraflarýnýn karþýlandýðýný; eðer ödenen vergilerin çoðunluðu bir avuç tekelin kasasýna “borç ödemesi” adý altýnda peþkeþ çekilmezse, sadece ulaþýmýn deðil, tüm saðlýk, temizlik hizmetlerinin de ücretsiz olabileceði anlatýlmalýdýr. Bugün, özellikle Ýstanbul’da pek çok emekçi mahallesi yýkým tehdidiyle karþý karþýya. Bu özgün sorunun insanlarý nasýl öfkelendirdiðini, onlarý barikatlarýn arkasýna nasýl taþýdýðýný gördük. Ama o insanlar, ellerinde taþlarla barikatlarýn ardýna dizilmiþ olsalar da, tek baþýna ayaklanma ve iktidarý fethetme çaðrýlarý fazla iþe yaramaz. Bu insanlara, o arazilerin bankalara nasýl peþkeþ çekildiðini, belediyelerin ve TOKÝ’nin sermayenin bu yýkým programýný uygulayan araçlardan ibaret olduðunu; barýnma sorununun kökten çözümünün büyük arazi spekülatörleri haline gelen bankalara ve büyük inþaat þirketlerine el koymaktan geçtiðini anlatabiliriz, anlatmalýyýz. Lenin’in de dediði gibi bu konularda “onlarda kesin bir kaný yaratmalýyýz.” Geniþ emekçi kitleler, yerel ve özgün sorunlarýnýn köklü çözümüne dair kesin bir kanýya sahip olduklarýnda, onlarý köprünün üçüncü ayaðýna, iktidarýn fethine odaklanmaya taþýmamýz çok daha kolay olacaktýr. Kitlelerin, sorunlarýnýn köklü çözümünün devrimci bir iktidarýn kurulmasýndan geçtiðini anlamalarý, yaptýðýmýz ayaklanma çaðrýlarýna çok geniþ bir taban saðlayacaktýr. Bir ayaklanmanýn nesnel koþullarýyla, o ayaklanmayý gerçekleþtirecek yýðýnlarý hazýrlamak arasýndaki boþluk, ancak ýsrarlý, sabýrlý ve ustalýklý bir propaganda faaliyetiyle kapanabilir. Burada bir ayaklanmanýn olgunlaþmasý için, en uygun propaganda yöntemini tartýþmaya açtýk. Kuþku yok ki, bir ayaklanma yalnýzca propaganda ile olgunlaþmaz. Askeri-teknik hazýrlýklar, stratejik konumlarda güç biriktirmek gibi daha pek çok farklý görev ve sorumluluk, Leninistleri bekliyor.

22

Mücadele Birliði

GELECEÐÝMÝZE SAHÝP ÇIKIYORUZ

ANTEP Demokratik Yurtsever Gençlik’in Þehitkâmil’de düzenlediði “Ajanlaþtýrmaya, Fuhuþa, Uyuþturucuya, Asimilasyona, Yozlaþmaya Dur De” yürüyüþü, yüzlerce insanýn ve Urfa Millet Vekili Ýbrahim Bilici’nin katýlýmýyla gerçekleþti. Yürüyüþ Þehitkâmil Ýlçe Teþkilatý önünden “Edi Bese”, “Geleceðimiz Olan Gençliðe Sahip Çýkalým Demokratik Yurtsever Gençlik” pankartlarýyla “Baþbuð Þaþýrma Bizi Daða Çýkarma”, “Biji Aþiti”, “Biji Serok Apo”, “Biji Enternasyonalizm” sloganlarla ana caddeden mahalle aralarýna kadar yürünerek halkýn da alkýþlarýyla karþýlandý. Mahalle aralarýnda ve caddelerde halkýn yoðun ilgisini çeken yürüyüþe katýlýmlar da oldu. Yürüyüþ sýrasýnda ayrýca yüzleri kapalý gençler tarafýndan “Baþbuð Þaþýrma, Bizi Daða Taþýrma/ÝNTÝKAM” yazýlý pankart da açýldý. Yaklaþýk 35-40 dakika süren yürüyüþ BDP ilçe Teþkilatý önünde yapýlan basýn açýklamasý ile sora erdi. Demokratik Yurtsever Gençlik adýna okunan basýn açýklamasýnda “Son 30 yýllýk süreçte halk tamamen sökülüp atýlmaya çalýþýlmýþtýr. Demokrasi harekâtýnýn geliþtirdiði mücadele, ruhun ve bireyselliðin bu politikalarýn uygulanmasýna engel olmaktadýr. Bu nedenledir ki, gün geçmiyor ki sistem yeni bir saldýrý taktiði geliþtirmesin. Son dönemlerde ve dünyada eþi benzeri olmayan yöntemlerle, deneyerek kendini kabul ettirme çabasý içine girmiþtir. “Bugün TC ve AKP fikir babalarýndan aldýðý yöntemleri, Kürt halký üzerinde uygulayarak sonuca varmak istemektedir. Kürdistan’da uyuþturucunun ilkokullarýn önlerinde satýlmasý, fuhuþ evlerinin çoðalmasý, yurtsever gençlerinin ajanlaþtýrýlmak istenmesi, cemaat kültürlerinin devlet destekli yaygýnlaþtýrýlmasý bu alçakça politikalarýn ne kadar sinsice yürütüldüðünün acý bir göstergesidir. “Özellikle Kürdistan’da uygulanan bu politikalarý teþhir etmek için, gençlik öncülüðünde gerçekleþecek yeni bir hamle ile kültürel soykýrýma, yozlaþma ve yozlaþtýrmaya, fuhþa, uyuþturucuya, ajanlaþmaya, dur diyoruz” denildi. DYG’nin ardýndan konuþma yapan Urfa Milletvekili Ýbrahim Bilici ise “Deðerli arkadaþlar çok saygý deðer anneler, saygýdeðer bacýlarým, genç yoldaþlarým iki gündür Antep’teyim. Evlerinize misafir olduk, kýraathanelerinize misafir olduk. Derneklerinizde misafir olduk. Sivil Toplum örgütlerini ziyaret ettik. Geçekten bölgeden geliyorum. Bölgede çýðlýk sesleriyle Þehitlere sahip çýkmanýn þahidiydim. Parçalanmýþ cesetlerin görüntüsü hafýzamdan silinmemiþtir. Bu ülkede otuz yýldýr bir kardeþ kavgasý devam ediyor. Özelikle son aylarda savaþ partileri, bunu daha da derinleþtirdiler. Tabii ki baþta AKP iktidarý ve onun baþbakaný Tayip Erdoðan özellikle, bu savaþýn týrmanmasý noktasýnda gerekli rolü ve misyonu oynamaya devam ediyor. Biz þunu söylüyoruz. Barýþ çýðlýklarýmýzý, duymayabilirsiniz. Ýmha politikalarýnýz, imha siyasetinizi devam ettirebilirsiniz. Ama geriye dönük otuz yýl sürecinde, bunun çözüm olmadýðýný bilmiyor musunuz? Dolayýsýyla dikkat ederseniz coðrafyamýzda hatta hatta Türkiye’nin farklý þehirlerine cenazeler gidiyor. Biz diyoruz ki bu ülkede ölen asker ölen gerilla ölen koruyucu hepsi bu coðrafyanýn çocuðudur. O acýyý biz beynimizde ve yüreðimizde taþýyoruz. Sayýn baþbakan siz bu acýyý taþýyor musunuz?” diyerek halký geliþen süreç karþýsýnda tek vücut olmaya çaðýrdý. Bilici’nin konuþmasýnýn ardýndan, eylem halkýn daðýlmasýyla sona erdi. Yürüyüþe Mücadele Birliði Platformu da destek verdi. Mücadele Birliði/Antep

167. Sayý / 14 - 28 T emmuz 2010


s167  

Mücadele Birliği 167

Read more
Read more
Similar to
Popular now
Just for you