Issuu on Google+

GELECEÐE YÖNELMEK

Yeni Evrede

Başyazı

Mücadele Birliði

Güncel savaþ tüm þiddetiyle sürüyor, devrimci güçlerin görevi savaþý sonuna kadar götürüp baþarýya ulaþtýrmaktýr. Baþarýya ulaþmanýn bir yolu da proletaryanýn tüm bu uzun savaþ boyunca verdiði mücadelenin ve geçtiði yolun kullandýðý yöntemlerin bir irdelemesini yapmak, zayýf ve hatalý yönlerini tespit etmektir. Devrimci marksistler devrimci mücadelenin geçmiþ geliþim sürecini ele alýrken buradan proletaryanýn tayin edici savaþlarý için deðerlendirmeler çýkarýrlar.

Marx-Engels 19. yüzyýlýn toplumsal devrimlerinden dersler, sonuçlar çýkarýrken, Lenin daha önceki toplumsal devrimlerden ve 1905 Rus Devrimi’nden sonuçlar çýkarýrken hep gelecek için, proletaryanýn gelecekteki savaþý için, emekçi sýnýfý, yaklaþmakta olan devrime hazýrlamak düþüncesiyle hareket ettiler. Marksist-Leninistler 20.yüzyýlýn toplumsal devrimlerinin deneyimlerinden ayný anlayýþla yararlandýlar: Proletaryayý tarihi devrimci misyonunu yerine getirmesi için hazýrlamak. Oportünistler ve küçük-burjuva reformistler proletaryanýn enternasyonal ve evrensel sýnýf savaþýmý deneyimlerinden kendi geri görüþlerini sözümona destekleyecek sonuçlar çýkarýrlar. Marksistler ise devrimci sýnýf mücadelesinden proletaryayý eðitmek, onu belirleyici savaþa hazýrlamak için devrimci bir anlayýþ ve devrimci sonuçlar çýkarýrlar. Her iki düþüncenin sýnýf mücadelesine yaklaþýmý birbirinden tamamen farklýdýr. Proletarya ile burjuvazi arasýndaki sýnýf savaþýmýnýn o sýradaki sonucu ne olursa olsun, bu savaþým proletaryanýn zaferiyle sonuçlanacaktýr. Egemenler ezilen sýnýfý kaç kez yense de sonunda proletarya yenecektir. Marksistler yapýlan savaþýmlardan proletaryanýn sonraki savaþýmlarý için teorik malzemeler çýkarýrlar. Devrimci mücadelenin dýþýna düþmüþ olanlar, Türkiye ve Kürdistan’da kýrk yýldýr süren o yoðun ve altüst edici sýnýf savaþýmýndan, keskin devrim mücadelesinden sadece gevezelik yapýlacak anýlar olarak sözederler. Onlarýn devrimci mücadeleye bakýþýnda, devrimci zihniyetin en ufak bir belirtisi dahi yoktur. Çýkardýklarý sonuç, küçük-burjuvaziye özgü muðlaklýk, ürkeklik ve devrimci mücadelenin dýþýnda kalma yönündedir. Bu bakýþ açýsýnda Marksizmin sýnýf savaþýmýný irdelerken ortaya koyduðu bilimselliðin, 145. Sayý / 19 Ağustos - 2 Eylül 2009

nesnelliðin, devrimci diyalektiðin en küçük bir izi bile yoktur. Devrimci marksistler ise, sýnýf savaþýmýnýn geliþimine, bütün olgularýna, bütün cephelerine ve her aþamasýna devrimci biçimde yani diyalektik biçimde ve bilimsel olarak yaklaþýrlar. Bizde sýnýf savaþýmý, sürekli þiddetli bir geliþim çizgisi izleyerek iç savaþ biçimini almýþtýr. Savaþým, uzun bir döneme yayýlmasý nedeniyle birkaç kuþaðý kapsamýþtýr. Bu süreç içerisinde sayýsýz çatýþma, devrimci giriþim ve büyük olaylar yaþanmýþtýr. Tüm bu gerçekler ve kanýtlar devrimin bir-iki hamlelik eylemden ibaret olmadýðýný, bunun için çok daha büyük alt-üst oluþlar yaþanmasý gerektiðini ortaya koymuþtur. Yapýlan her devrimci giriþim devrimin baþarýya ulaþmasý yolunda döþenmiþ birer temel taþý görevini görmüþtür. Devrim süreci zor, sancýlý ve þiddetli geçen çatýþmalar süreci deðildir yalnýzca, ayný zamanda devrimci sýnýfýn bir devrim eðitiminden ve çelikleþtirici sosyal pratikten geçme sürecidir. Bir marksist sýnýf mücadelesi sürecini ve devrimci mücadeleyi devrimci anlamýyla deðerlendirir. Devrimci mücadele yýllarca burjuva sýnýfýn barbarca saldýrýlarý ve sýnýrsýz dehþeti altýnda sürmek zorunda kalmýþtýr, ama sürmüþtür. Tümü savaþ alanýnda geçen emekçilerin devrimci mücadelesi egemen güçler tarafýndan her seferinde en aðýr saldýrýlara uğradı ve baský altýna alýndý. Devrimci halk hareketi defalarca bastýrýldý ancak ortadan kaldýrýlamadý. Devrimci mücadele her koþul altýnda varlýðýný sürdürmüþtür. Verilen mücadeleye proletaryanýn kurtuluþu açsýndan bakýlmalýdýr. Proletaryanýn kurtuluþu açýsýndan bakýldýðýnda, yapýlan her devrimci giriþim, meydana gelen her devrimci olay, yaþanan devrimci altüst oluþlarýn emekçi kitleleri hedefine biraz daha yakýnlaþtýrdýðýný görürüz. Güncel savaþým emekçileri

3


Yeni Evrede

Başyazı

Proletarya ile burjuvazi arasýndaki sýnýf savaþýmýnýn o sýradaki sonucu ne olursa olsun, bu savaþým proletaryanýn zaferiyle sonuçlanacaktýr. Egemenler ezilen sýnýfý kaç kez yense de sonunda proletarya yenecektir. Marksistler yapýlan savaþýmlardan proletaryanýn sonraki savaþýmlarý için teorik malzemeler çýkarýrlar.

4

Mücadele Birliði

hedefine götürecek olan devrimi hýzlandýrmýþtýr. Güncel savaþ tüm þiddetiyle sürüyor, devrimci güçlerin görevi savaþý sonuna kadar götürüp baþarýya ulaþtýrmaktýr. Baþarýya ulaþmanýn bir yolu da proletaryanýn tüm bu uzun savaþ boyunca verdiði mücadelenin ve geçtiði yolun kullandýðý yöntemlerin bir irdelemesini yapmak, zayýf ve hatalý yönlerini tespit etmektir. Devrimci marksistler devrimci mücadelenin geçmiþ geliþim sürecini ele alýrken buradan proletaryanýn tayin edici savaþlarý için deðerlendirmeler çýkarýrlar. Güncel savaþýn gün gün yoðunlaþtýðý, geliþtiði ve yaygýnlaþtýðý bir süreçte önemli olan bu savaþý kazanmak için proletaryanýn nasýl bir politik strateji izleyeceðini belirlemektir. Ýktidarý hedefleyen devrimci bir strateji mi izlenecek, yoksa burjuva diktatörlüðün sýnýrlarýný aþmayan bir “muhalefet” stratejisi mi izlenecek? Güncel savaþ, güncel devrim bu soruya kesin yanýt verilmesini gerektiriyor. Bütün devrimci içeriðini yitiren küçük-burjuva sol hareketler, devrimci olmayan dönemlerde izlenen muhalefet çizgisini kendilerine bir politik dayanak haline getirdiler. Tüm günlük politikalarý ve günlük pratikleri muhalefet stratejisine uygun sürüyor. Parlamenter çalýþma, belediyecilik, burjuva demokrasisi günlük propaganda ve ajitasyonda kullandýklarý argümanlardan bazýlarýdýr. Burada halk kitlelerini iktidara hazýrlamanýn, onlarý devrimci bir eðitimden geçirmenin en ufak bir belirtisi bile yoktur. Bir muhalefet çizgisi izlenecekse, bu durumda, tüm o devrimci istemlerin ve devrimci hedeflerin ne anlamý kalýr; iktidar stratejisi ne iþe yarar? Kitleler günlük mücadele içine hapsedilecekse, devrimin birincil deðil ikincil sorunlarýyla uðraþýlacaksa doðmuþ olan devrimci durumdan yararlanýp burjuvazinin egemenliðini devirmek yerine kýsmi taleplerin yerine getirilmesi öne çýkarýlacaksa bir devrim stratejisi saptamýþ olmak ne iþe yarar? Devrim tekelci sermayenin ekonomik ve politik egemenliðini deviren, kapitalist düzeni altüst eden -devrimci hedeflerin doðasý gereði- iktidarý hedefleyen bir mücadele çizgisinin izlenmesini gerektirir. Devrimci bunalým koþullarýnda muhalefet politikasýnýn izlenmesi kitleleri devrim hedefinden uzaklaþtýrýr. 145. Sayý / 19 Ağustos - 2 Eylül 2009

Sýnýf mücadelesi tarihsel bir gerçektir ve bu gerçek Türkiye ve Kürdistan’da kendini bütün belirtileri, bütün yönleri ve bütün araçlarýyla ortaya koymuþtur. Önemli olan artýk yalnýzca sýnýf mücadelesi gerçeðini kabul etmek deðildir; çünkü burjuvazi de bunu görüyor, kabul ediyor ve bundan bir çýkýþ yolu arýyor. Burjuvazi düzen sýnýrlarý içinde kalacak olan, yani muhalefet anlayýþýna dayanan bir mücadeleyi artýk kabul edilir görüyor. Burada proletarya açýsýndan asýl önemli olan düzenin kabuklarýný kýrmak, burjuva egemenliðini devirmek, devrimi zafere ulaþtýrmaktýr. Bazý sosyal reformist ve oportünist gruplarýn muðlak bir biçimde ifade ettikleri iktidar hedefini ortaya koymak da mücadelenin bugünkü ileri aþamasýnda tek baþýna bir þey ifade etmiyor. Ýktidar sorunu, gerçekten devrimci bir anlayýþla hazýrlanarak, devrimci sýnýf mücadelesi anlayýþýna uygun bir mücadele çizgisi izlenerek ve zora dayalý devrim anlayýþýyla çözülür. Olaylarýn devrimci niteliðinin belirgin olarak öne çýkmasý, sýnýf mücadelesinin devrimci yönde ilerlemesi ve devrimci kitle eylemlerinde açýk bir yükseliþin ortaya çýkmasý karþýsýnda bir iktidar hedefinden söz edenlerin, aslýnda ve gerçekte bunu devrimci bir tarzda yapmadýklarý da apaçýktýr. Ýktidar hedefini devrimci olmayan bir biçimde, ya da reformist bir içimde ortaya koyanlar iktidara çeþitli düzlemlerde reformlar yaparak gelmeyi hedefliyorlar. Devrim deðil reform yolunun izlenmesi kitlelerin aldatýlmasýndan baþka bir þey deðildir. Bir grubun iktidar sorununa nasýl baktýðýn, sýnýf mücadelesinden nasýl sonuç almak istediðini daha iyi anlamak için o grubun devrimci bir zihniyete sahip olup olmadýðýna bakmalýyýz. Devrimci mücadele gerçekten devrimci bir zihniyetle mi sürdürülüyor, yoksa geçici bir etkilenmeyle mi sürdürülüyor? Küçük burjuva sosyalist hareketlerin devrim üzerine ettiði onca laflara karþýn, gerçekte onlarýn devrimci bir zihniyete sahip olmadýklarýný onlarýn bütünsel geliþmelerine dayanarak kesin olarak söyleyebiliriz. Devrim, devrimci bir zihniyetle burjuvaziye karþý mücadele eden proletarya ve onun devrimci zihniyete sahip öncüsü tarafýndan gerçekleþtirilir. C.DAĞLI


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

145. Sayý / 19 Ağustos - 2 Eylül 2009

5


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

6

145. Sayý / 19 Ağustos - 2 Eylül 2009


ÝNTERNET ÇAÐI DEVRÝMLERÝ

Yeni Evrede

Ağ Örgütlenmeleri

Mücadele Birliði

Seattle–1999, Cenova–2001, Paris–2005, Atina–2008 ve Tahran–2009. Her biri farklý coðrafyaya, farklý kültürel yapýya ve apayrý sýnýf mücadeleleri koþullarýna; bilinç-örgütlülük-hareket düzeyine sahip bu isyanlarýn, kýrmýzý bir çizgi gibi boydan boya kesen çok önemli bir ortak noktalarý var: Son on yýlýn bu en büyük kitlesel isyanlarýn hepsi de internet üzerinden örgütlendi. Öyleyse bu son derece önemli olgunun üzerine düþünüp kapsamlý bir deðerlendirme yapmakta biraz geç kalmadýk mý? Kesinlikle geç kaldýk. Geç kaldýk. Çünkü burjuvazi bu yeni olguyu, internetin iþlerliðini deðerlendirip ondan yararlanmak konusunda, bizlerden çok çok ileride… Sermaye dünyasý, büyük ölçüde Seattle ve Cenova’nýn örgütlenme derslerinden yararlanarak, Ukrayna ve Lübnan gibi yerlerdeki gerici kitle hareketlerini yaratabildi. Proletaryanýn politik öncüleri ise, internetin sýnýflar mücadelesine ve genel olarak toplumsal yaþama getirdiði yenilikleri kavrayýp özümsemekte oldukça hantal kaldýlar. Neyse ki genel emekçi kitlesi, tarihte pek çok defa olduðu gibi, kendine müthiþ olanaklar saðlayan bu aygýtýn, internetin önemini, politik öncülerinden önce kavradý. Savaþ meydanlarýnda, komutanlarýn amirlerini dinlemeyip kendi sezgileriyle en doðru ve yeni savaþ taktiklerini üreten savaþ birlikleri gibi, emekçi kitleler de bu yeni aygýta müthiþ bir eðilimle yöneldi. Eðer kitlelerin bu sezgisi olmasaydý, ne Seattle olurdu, ne de Tahran. Bütün bu isyanlar boyunca örgütsüz kitleler, sýký örgütlü proletarya partilerinden çok daha etkin, hýzlý, yaygýn bir iletiþim kurabildiler.

Zamanýn Ruhunu Yakalamak Çaðýmýzda devasa toplumsal deðiþimler, 20–30 yýla yayýlmýyor artýk; neredeyse beþer yýllýk periyotlarla ve dev sýçramalarla ortaya çýkýyor. Kredi kartlý yaþama alýþmak, bu topraklarda yaþayan 70 milyon için, kaç yýla sýðdý? Dört, bilemedin beþ yýla… Tek baþýna kredi kartý, koskoca bir toplumsal deprem yarattý, nice kültürel ve soysal dokunun çözülmesini hýzlandýrdý… Peki ya internet hayatýmýza gireli ne kadar oldu? Belki sadece 7–8 yýl. Ama daha þimdiden, 20 milyondan fazla internet abonesi bulunuyor. Üstelik bu sayýya, alabildiðine yaygýn internet cafelerde günübirlik kullaným gerçekleþtirenler de katýlýrsa nüfusun en aktif 30 milyonunun bu son derece hýzlý, son derece

ucuz ve etkin aygýtý kullandýðý sonucuna rahatlýkla varabiliriz. Toplumsal yaþamda deðiþimler bu denli hýzlý gerçekleþince, proletarya partilerini onlarca yýla dayanan deneyim ve tecrübeleri, yeniye uyum saðlamanýn önünde bir ayakbaðý haline gelebiliyor. Deneyim ve tecrübe, çaða uyuma ayak direyen bir tutuculuðun temeli haline gelebiliyor. Bu nedenle proletarya saflarýný hep en genç kadrolarla pekiþtirmeli, donatmalý. Zamanýn ruhunu, tüm deðiþimleri veyenilenmiş söylemi, partiye ancak en genç kadrolar taþýyabilirler. Oysa pek çok sol yapý gibi biz de, halen daha 70’li yýllarýn o adeta rüya gibi hatýralarýyla hareket ediyoruz. Geçmiþin büyük baþarýsý, gözümüze perde çekiyor. Mademki 70’li yýllarda muazzam bir devrimci güç birikmiþti, demek ki o yýllarda kullanýlan araçlar en uygun araçlardý. Ýþte bu mantýk bizi, günümüzün deðiþimlerini anlamakta engelliyor. Adeta çaðdýþýlaþtýrýyor. Nasýl ki burjuva kentlerin geniþ bulvarlarý, bir önceki dönemin en önemli savaþým taktiði olan barikatlarý etkisizleþtirdiyse, çaðýmýzýn elektronik iletiþim aðlarý da, 70’li yýllarda gayet baþarýlý olan pek çok propaganda-ajitasyon tekniklerinin eski etkisini yýkýp geçmiþtir. Ýmge Bombardýmaný Ýnternet çaðý bize ne sunuyor, genel emekçi kitleler üzerinde nasýl bir deðiþim yaratýyor ve 70’li yýllarýn ajitasyon-propaganda aygýtlarý neden o eski etkinliklerini yitirdiler? Sondan baþlayalým: Günümüzde insanlýk tam bir görsel-iþitsel imge bombardýmaný altýnda bulunuyor. Yüzlerce tv kanalý, radyo, telefon ve nihayet internet yoluyla, her gün saatler boyunca reklam-haber-film vb propaganda ve beðeniye hitap eden iletiþim öðeleri hayatýmýzý dolduruyor. Bir araþtýrmaya göre, 20. yüzyýlýn baþýnda bir insan, tüm hayatý boyunca en fazla 10.000 farklý görsel-iþitsel deneyim yaþama olanaðýna sahipti. Gazeteler, reklâm ve propaganda afiþleri, sinema filmleri, tiyatro vb. bu deneyimin araçlarýydý. 70’li yýllarda yaþayan bir insan için 20.000 görsel-iþitsel deneyim söz konusuydu. Ne de olsa radyo-televizyon gibi aygýtlar türemiþti; bunlara video ve kasetçalarlar eklenmekteydi. Günümüzün insaný ise, daha 30 yaþýna gelmeden, bir önceki kuþaðýn neredeyse iki katýna, 35.000görsel-iþitsel deneyime maruz kalýyor. Kýsacasý, toplumun her bir bireyi, muazzam bir imge bombardýmaný altýnda. Belki bu yüzden, duvarda gördüðü bir afiþ, eline tutuþturu-

145. Sayý / 19 Ağustos - 2 Eylül 2009

7


Yeni Evrede

Ağ Örgütlenmeleri

Mücadele Birliði

lan bir bildiri, onun ilgisini neredeyse bir anlýk çekebiliyor. Algýdan bilince giden o uzun yolu kat edecek yeterlilikte bir süre boyunca dikkat yoðunlaþmasýný gerçekleþtirebilmek, þimdi çok daha zor. 20. yüzyýlýn baþýnda, bir duvara asýlmýþ büyükçe bir afiþin önünde toplanýp ilgiyle inceleyen yüzlerce insaný görmek pekâlâ mümkündü. Çünkü hayatlarýnda ne tv, ne de diðer görsel-iþitsel deneyim aracý bulunmayan bu insanlar için, rengârenk ve ilgi çekici sloganlarla süslü bu afiþi incelemek, öyle kolay elde edilemeyen bir görsel deneyimdi. Ýlgi uyandýrabiliyordu, çünkü algýnýn kapýsý önünde yýðýþýp duran ve insan beynini zorlayan imge bombardýmaný henüz baþlamamýþtý. Ama þimdi muson yaðmuru gibi… Emekçiler, ancak eylem alanýnda, yani tek bir konu, tek bir algý temasý ile kendilerini sýnýrlandýrdýklarý koþullarda, kendilerine uzatýlan bildiri ve afiþlere ilgi gösterme fýrsatý bulabiliyorlar. Polislerce kuþatýlmýþ eylem alaný, emekçi sýnýflar için, burjuva imge bombardýmanýndan kurtulabildikleri tek mekândýr. Eylem alaný, biliþsel özgürlük alanýdýr. Fakat bunun dýþýnda, günlük yaþam ve koþuþturmaca içinde en ilgi çekici renkler ve sloganlarla dolu bir afiþ, pankart vs. geçmiþte yarattýðý etkiyi yaratamaz. Buna bir de, propagandanýn yoðunlaþtýðý sanayi kentlerinin tam bir megapol büyüklüðüne eriþmesini de eklemek gerekecek. Emekçiler günlerini, her zamankinden daha sabýrsýz bir telaþ ve hýz içinde geçiriyorlar. Büyük günlerde günlük yaþam, baþdöndürücü bir hýz ve hareketlilik içinde sürüp gidiyor. Emekçiler her an, her dakika, bir yerden bir yere yetiþmeye çalýþýyor. Otobüsler, metrobüsler, koca bir aktif nüfusa, hiç durmayan bir hareketlilik kazandýrýyor. Bu denli hýzlý, yerinde durmayan ve her an telaþlý bir yaþam içinde, hareketsiz propaganda araçlarý yeterli etkiyi gösteremez. Hareket halindeki aygýtlar, radyo yayýnlarý ya da sms ler, þimdi ancak böylesi yol ve yöntemlerle, ajitatif-propagandif mesajlar yerini buluyor. Otobüs penceresinden bir an gördüðü bir afiþ, emekçiyi ne kadar etkileyebilir? Pek az.

Pasif Deðil Aktif Ýletiþim Aracýn kendisi, iletiþimin biçimini belirler. 20. yüzyýlýn baþýnda iletiþimin temel aracý olan gazete ve diðer basýlý yayýnlar, kiþiye yazýlanlarý yorumlama, özümsetme, red ya da kabul etme imkâný veriyordu. 20. yüzyýlýn sonlarýna doðru, uydular vasýtasýyla dünyayý að gibi saran tv yayýncýlýðý, elbette insanýn önüne dünyanýn bilgisini yýðdý, fakat kiþinin iletiþim sürecine katýlýmýný neredeyse tamamen dýþtaladý. Ýnsanlar, kendilerine fast-food tarzýnda sunulan reklam bombardýmanýyla delik deþik edilen bilgiyi yorumlama, özümseme, red ya da kabul etme etkinliklerini büyük ölçüde yitirdiler. Fakat insanlýk, bilgiyi adeta göze-kulaða týkýþtýran bu tür iletiþimin yarattýðý yoksunluktan kurtulmak için, adeta sezgileriyle, internete yöneldi. Günümüzde yapýlan pek çok araþtýrma, özellikle gençlerin haber tekelleri elindeki gazete ve tv kanallarýna deðil, ama internet üzerinden gerçekleþen baðýmsýz yayýnlara inanmaya güçlü bir eðilim gösterdiklerini açýða çýkarmýþtýr. Bu eðilimin tek nedeni, tekelci sermaye yalanlarýnýn iðrençlik boyutuna varmýþ olmasý deðil. Bir baþka neden daha var ki, çok önemli. O da þu: Ýnternet, iletiþimi interaktif, yani karþýlýklý –tek

8

yanlý deðil- bir etkinlik haline getirmiþtir. Ýnsanlarýn ellerinde artýk, pasif konumda seyredecekleri bir tv ekranýndan daha fazlasý var. Ellerinin hemen altýnda bir klavye bulunuyor ve iletiþimin tek taraflý alýcýsý deðiller; þimdi o bilgiyi anýnda yorumlamak, katký sunmak, yeniden üretmek ve bizzat bilginin yaygýnlaþtýrýlmasýný saðlamak mümkün. Ýþte bu, iletiþim tarihinde kitleleri bilgi üretiminin dýþýna çýkartan uzun tarihsel geliþmenin geride kaldýðýný, yepyeni bir dönemin açýldýðýný kanýtlar. Kuþkusuz, pek çok devrimci yapý, ajitasyon-propaganda için interneti kullanma gayreti içerisinde. Fakat bu, yeni araçlarla geçmiþ yöntemleri sürdürmek gibi arabesk bir durum yaratýyor. Ýletiþime giren kiþilerin etkinliðini önleyen, yorumu dýþtalayan, onu pasif bir dýþsal öðe haline getiren propaganda-ajitasyon yöntemleri, bilinmelidir ki, yeni kuþaklar üzerinde istenen etkiyi yaratmaz. Burada, aracýn kendisi, yönteme açýklýk getiriyor. Ýnternet gibi interaktif bir araç üzerinden, izleyicisini pasif konuma iten her yöntem nefessiz kalýr. Öyleyse yoruma ve katkýya açýk, bireylere bilginin-etkinliðin geliþtirilip yaygýnlaþtýrýlmasý yönünde sorumluluk yükleyen bir internet yayýncýlýðý, ancak bu yöntem, yeni çaðýn tüm iletiþim olanaklarýný önümüze serecektir. Konunun önemini daha yakýndan gözlemlemek için, 1999Seattle’da yaþananlara ve internetin bu ayaklanmada nasýl kullanýldýðýna bakmakta büyük yarar var.

Yoksullarýn Silahý Seattle-1999, elbette duru gökte çakan þimþek deðildi, ancak bu denli büyük bir ayaklanmayý hiç beklemeyen sermaye için tam bir þok oldu, korku ve endiþeyle Seattle’ý hazýrlayan süreçleri araþtýrmaya koyuldular. Ýþte bu çabalar için, uluslar arasý finans kapitalin saygýn ve etkin dergisi The Economist, konuya dair oldukça çarpýcý bir makale yayýnladý. Orada þu görüþlere yer veriliyordu. “Gruplarýn yalnýzca telefon, faks ya da mektup yoluyla iletiþim kurabildikleri zamanlarda, farklý örgütlenmeler arasýnda bilginin paylaþýlmasý ya da baðlantý kurulmasý, engelleyici olacak þekilde pahalýydý. Bugün bilgi hýzla ve büyük ölçüde hatlar üzerinden daðýlabiliyor. Bir hükümet dýþý kuruluþ tarafýndan internete gönderilen bir metnin bir taslaðý, yüzlerce düþman gözetimcinin MAI’ye (tam ilhaký dayatan uluslar arasý bir ticari anlaþma-bn.) karþý seferber olmasýna yol açtýðýnda, MAI’nin baþý çoktan derde girmiþti bile. Benzer þekilde, Seattle ticaret zirvesi de (görünüþe göre Seattle polisi dýþýnda) herkesi planlanan protestolar için alarma geçiren onlarca web sitesi tarafýndan engellendi” (akt; Brecher, Costello ve Smith; Aþaðýdan Küreselleþme, sf 117). Ýnternet adeta yoksul emekçi sýnýflarýn soluk alýp verdiði bir yer haline geliyor. Ýnterneti yalnýzca kent küçük mülk sahiplerinin iletiþim aracý sanmak yanlýþ olur. Ýþte Paris-2005. Kentin en yoksul tabakasýný oluþturan göçmen topluluklar, bu ayaklanmayý internet üzerinden örgütlediler. Seattle’dan sonra bu araç daha etkin, daha yaygýn ve giderek daha yoksul bir tabana inerek müthiþ bir güç haline geldi. Çünkü çok ucuz, canlý ve her bireyi etkin bir unsur haline getirebiliyor. Fena halde demokratik ve korkutucu ölçüde kontrolsüz. Tek bir metin, çaðrý, binlerce adrese neredeyse bedavaya postalanýyor. Böyle bir aracý kullan-

145. Sayý / 19 Ağustos - 2 Eylül 2009


Yeni Evrede

Ağ Örgütlenmeleri

Mücadele Birliði

madan geleneksel araçlarla yola çýkmak, ýþýk hýzý çaðýnda kaplumbaðaya binmek demektir. Ýþte Seattle, bu muazzam hýzlý, etkin ve yaygýn aracýn bir ayaklanmada nasýl kullanýlabileceðinin ilk deneyimini sunmuþtu. Eylem öncesi dayanýþma gruplarý oluþturuluyor. Bunlar, hedeflenen sorun çerçevesinde en genel etkinlik taslaðýný kabul eden 5 ya da 6 kiþilik gruplardýr. Ayný mahalle, iþyeri ya da okulda oluþturulan arkadaþ gruplarýdýr. Güven iliþkileri tam ve etkinlik boyunca birlikte hareket ediyorlar. Að biçimli örgütlenmenin tabanýndaki hücre örgütü bu gruplardan oluþuyor. Að iletiþimi sayesinde, en tabandakiler bile, an be an tüm geliþmelerden haberdar olabiliyorlar, eylemin örgütlenmesine her aþamada aktif olarak katýlabiliyorlar. Demokratik merkeziyetçiliðin hayata tam olarak geçebilmesini saðlayan müthiþ bir araçtýr internet. Þimdi, bu að örgütlenmelerinin Seattle’ý nasýl savaþ alanýna çevirdiðine dair uzun bir anlatýya yer verelim: “Eylemin katýlýmcýlarý Dayanýþma Gruplarý denen küçük gruplarda örgütlenmiþlerdi. Toplantý merkezinin etrafýndaki alan 13 parçaya bölünmüþtü; dayanýþma gruplarý ve kümeler belirli bölgeleri tutacaklardý. Bunun yaný sýra bazý gruplar da, en fazla nerede ihtiyaç duyuluyorsa oraya gitmekte serbest olan ‘uçan gruplar’dý. Bunlarýn hepsi Dayanýþma Gruplarý’nýn her birinin grup adýna konuþma yetkisi olan bir temsilci gönderdiði Sözcüler Konseyi’nde koordine ediliyordu… Gruplar ve bireyler, gözyaþartýcý gaz, bibergazý, plastik kurþunlar ve atlarla karþýlaþtýklarýnda, gaddarlýða karþý direnme sýnýrlarýný kendileri belirleyebiliyordu. Sonuç olarak, abluka hatlarý, inanýlmaz polis þiddeti karþýsýnda tutundu… Hiçbir merkezi lider kaosun ortasýnda olup bitenleri koordine edemezdi ve böyle birine ihtiyaç da yoktu –sahip olduðumuz organik, otonom örgütlenmenin çok daha güçlü ve etkin olduðu ortaya çýktý.” (age, sf.120) Eylemin örgütleyicilerinden biri Seattle-1999’u böyle anlatýyor. Ýnsanýn aklýna hemen Moskova Önlerinde romaný geliyor. Esas komuta, görevin tam idrakýdýr. Seattle’da gruplar otonomdu, çünkü kent savaþlarýnda, kitlesel ayaklanmalarda, böyle yarý-özerk yapýlar çok gereklidir. Ama, yine de, genel planlamayý yapan, hedefi belirleyen Sözcüler Konseyi bulunmaktadýr, yani bu að örgütlenmeleri, dikey bir yapýya da sahiptir. Karar alma sürecinde demokratik, uygulamada merkezi ve savaþ anýnda yarý özerk. Ýþte günümüz kent savaþlarýnýn zorunlu kýldýðý model budur. Ýnternet, bu modele iþlerlik kazandýran temel araçtýr. Sýnýfýn Yapýsý, Aracýn Etkinliðini Belirler Kuþkusuz yalnýzca bir makine kolunu indirip kaldýran iþçinin yerini alan, esnek çalýþma denilen cehennemi emek kontrol yöntemleriyle kafa emeðini de iþin içine katan bir iþçi sýnýfý, internet gibi bireysel katkýya daha çok olanak veren iletiþim araç-

larýna daha güçlü yönelmekte. Sýnýfýn yapýsýndaki deðiþim, örgütlenme araçlarýna da damgasýný vuruyor. Diðer bir yapýsal deðiþim ise, iþçi sýnýfýnýn mekânsal birliðinin parçalanmasýdýr. Sýnýf ideolojisinin, örgütlenmesinin ve de organik iliþkilerinin geliþiminde, mekânsal birliðin ne derece önemli olduðunu devrimler tarihi pek çok kez kanýtlamýþtýr. Hepsi Putilov fabrikasýnda uzun yýllar çalýþan ve yine hepsi Viborg’da yaþayan iþçiler, Bolþevik Parti’nin çelikten çekirdeðini oluþturacak sýký ve de süreklilik arz eden iliþkilere sahip alabildiler. Zaman içinde kapitalizm dev fabrikalarý parçalara böldü, farklý coðrafyalara daðýttý. Ýþçilerin önemli bir bölümü, uzun yýllar süren tek bir iþte deðil, geçici iþlerde istihdam edildiler. Ve yine, yalnýzca ayný fabrikada çalýþan iþçilerin oturduðu mahallelerin yerini, darmadaðýn ve diðer emekçi sýnýflarla iç içe yaþanan semtler aldý. Özellikle Türkiye’de, genç iþçi kuþaðý, belli bir fabrikada üç-dört yýldan daha uzun çalýþamýyor. Bütün bunlar, emeði belli bir mekânda sabit tutan koþullarý ortadan kaldýrýyor. Ek olarak, sýnýfýn ortak çýkarlarý, ortak dili ve bu ortaklýðý kiþiliðinde yansýtýp güven kazanan sýnýf öncülerinin yetiþmesini gerektiren zamaný ve imkâný, sýnýfa vermiyor. Ýþçi sýnýfýnýn yapýsýnda, iki karþýt eðilim çarpýþýyor. Bir yanda, bireysel yetenek, bilgi ve ilgiyi geliþtiren emek süzgeçleri, öte yanda ortak çýkarlarý ve dili oluþturan mekânsal birliðin bozulmasý. Son on yýlýn en ciddi emekçi isyanlarýnda, internetin ve buna uygun að örgütlenmelerinin bu denli önem kazanmasý hiç de bir rastlantý deðildir. Ýki karþýt eðilimden birincisi emekçilerin bireysel yeteneklerini ve bireysel yaratýcýlýklarýný gerçekleþtirirken, ikinci eðilim ise mekana-zamana baðlý olmayan, bireysel sorumluluðun öne çýktýðý bir çýkar-söylem ortaklýðý yaratýyor. Yani, internet üzerinden örgütlenen að tipi örgütlenme biçimleri, bu yeni sýnýf yapýsý eðilimlerinin bir sonucu olarak doðuyor. Leninist Parti’nin sýký merkezi politik etkinliði, kuþkusuz, mekansal birliðin varlýðýna dayanmýyordu. Bu merkezilik, mücadele araçlarýnýn çeþitliliðine, hedefin belirginleþtirdiði sapmaz ilkelere, burjuva sýnýfýn bozucu-daðýtýcý etkisine karþý ele geçirilmez bir ideolojik kale gibi zorluklara dayanýyordu. Bu nedenle, proletaryanýn partisi, merkeziyetçi ve politik sorumlu üyeler yapýsýný sürdürmek zorundadýr. Ama ayný zamanda bu parti, bir að örgütlenmesinin merkez odaðýnda bulunabilir. Að örgütlenmeleri, proletarya partisinin kitle baðýný oluþturabilir, oluþturmalýdýr. Kitlesel etkinlik ve akýþkanlýk ise, katýlýmcýlýðý temel alýr. Ýnternet ve að örgütlenmeleri, bir Leninist Parti ve kitleleri birbirine yakýnlaþtýrmanýn vazgeçilmez aracý olarak önümüzde duruyor.

145. Sayý / 19 Ağustos - 2 Eylül 2009

9


Yeni Evrede

Emek

EMEKÇÝLERÝN ANKARA YÜRÜYÜÞÜNE ANTEP’TEN KARÞILAMA

Kamu Emekçilerinin Toplu Ýþ Sözleþmesi talebiyle gerçekleþtirdiði Ankara yürüyüþü Diyarbakýr ve Ýstanbul olmak üzere iki koldan 13 Aðustos 2009 tarihinde baþladý. Yürüyüþün Diyarbakýr kolu Antep üzerinden geçerek Ankara yoluna devam etti. Antep’e gelen emekçileri karþýlamak üzere Antep kamu emekçileri hazýr bulundu. 13 Ağustos günü saat 18.30’dan itibaren Kýrkayak Parký’nda yürüyüþ kolu beklenmeye baþlandý. Diyarbakýr yürüyüþ kolunun gelmesiyle birlikte saat 19.00 civarýnda eski adliye önüne doðru yürüyüþe geçildi Bir süre yüründükten sonra, emekçilerin yoldan yürümek istemesi nedeniyle polisle kýsa bir süreliðine gerginlik yaþandý. “Baskýlar Bizi Yýldýramaz” sloganlarý ve kararlý tutumla birlikte yola devam edildi. Yürüyüþ boyunca sýk sýk “Baskýlar Bizi Yýldýramaz”, “Emekçiye Deðil Çetelere Barikat”, “Kurtuluþ Yok Tek Baþýna Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz”, “Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Her þey Emeðin Olacak”, “Zafer Savaþan Emekçinin Olacak”, “Barikatý Yýkarýz Ankara’ya Çýkarýz” sloganlarý atýldý. Eski adliyenin önüne gelinmesiyle birlikte basýn açýklamasý okundu. Basýn açýklamasýný okuyan KESK Genel Sekreteri Emirali ÞÝMÞEK açýklamasýnda “Bugün Türkiye’de Diyarbakýr ve Ýstanbul olmak üzere iki koldan Ankara’da buluþmak üzere bir yürüyüþ baþlattýk. Þimdi de G.Antep’den Adana’ya geçiyoruz. Yollara düþmemizin bir nedeni var, gasp edilen haklarýmýzý almak için, iþsizliðe, sefalete ve sömürüye dur demek için yollara düþüyoruz… TÝS taleplerimizi duyurmak, emekçilerin sözünü ortaya koymak ve TÝS YOKSA GREV VAR! diye bir kez daha haykýrmak için yollardayýz” dedi. ÞÝMÞEK ayrýca KESK üzerinde yoðunlaþan baskýlarý da dile getirdi. Ve Ýstanbul’dan Gebze’ye geçen yürüyüþ koluna polisin müdahale ettiðini vurguladý. Basýn açýklamasýnýn ardýndan eylem sona erdi. Antep Mücadele Birliði Platformu

10

Mücadele Birliði

KESK’TEN ANKARA’YA YÜRÜYÜÞ ve GÜLER ZERE’YE ÖZGÜRLÜK EYLEMÝ

14 Aðustos Cuma günü, TÝS görüþmelerinin kabulü için Diyarbakýr’dan Ankara’ya yürüyüþ gerçekleþtiren KESK üyeleri Adana’da karþýlandý. Adana’da Sabancý Kültür Merkezi önünde kendilerini bekleyen KESK üyeleriyle “TÝS ve GREV Hakkýmýzý Kullanmak Ýçin Yürüyoruz” yazýlý pankartýn açýlmasýyla yürüyüþe geçen kitle Ýnönü Parký önünde çevik kuvvet tarafýndan durdurularak yolu kapattýklarý gerekçesiyle yürümelerine izin verilmedi. Polisle sendikacýlar arasýnda uzun bir tartýþma yaþandý. Bu tartýþma esnasýnda çevik kuvvet polislerinin kasklarýný takmalarý dikkat çekiciydi. Kitle burada sýk sýk “Direne Direne Kazanacaðýz”, “Baskýlar Bizi Yýldýramaz”, “Faþizme Karþý Omuz Omuza” sloganlarýný attý. Daha sonra kaldýrýmdan yürümelerine müsaade edilen kitle parkýn içinde bir basýn açýklamasý gerçekleþtirdi. KESK adýna açýklamayý Emirali ÞÝMÞEK okudu. Basýn açýklamasý sonrasý eylem sona erdi. Ýnönü Parký’nda KESK’lilerin eyleminden hemen sonra Adana’daki devrimci ve demokratik kitle örgütlerinin örgütlediði ve Diyarbakýr’dan gelen KESK üyelerinin de destek verdiði eylemde, “Kanser Hastasý Güler Zere’ye Özgürlük! Hasta Tutsaklar Serbest Býrakýlsýn” pankartý açýldý. Adli Týp’a doðru yürüyüþe geçen kitlenin önü polis tarafýndan kesildi. Yapýlan ilk tartýþmadan sonra kaldýrýmdan yürümelerine izin verilen kitle Dörtyol aðzýnda Çevik Kuvvet polisleri tarafýndan ablukaya alýndý. Yaklaþýk yarým saat bekletilen, yapýlan uzun tartýþmalar sonucunda polisin pankartsýz, slogansýz bir þekilde yürünecek dayatmalarýna þiddetle karþý çýkan eylemciler ne olursa olsun Adli Týp önüne kadar yürüyeceklerini buna kimsenin engel olamayacaðýný söyledi. Bu kararlý duruþ sonrasýnda polis yolu açarak geri adým atmýþ oldu. “Güler Zere’ye Özgürlük”, “Hasta Tutsaklar Serbest Býrakýlsýn”, “Baskýlar Bizi Yýldýramaz” sloganlarýyla Adli Týp önüne gelen kitle burada bir basýn açýklamasý gerçekleþtirdi. Okunan basýn metninden sonra KESK MYK üyesi Emirali ÞÝMÞEK bir konuþma gerçekleþtirdi. Yapýlan konuþmalarýn ardýndan eylem slogan ve alkýþlarla sona erdi. Mücadele Birliði/Adana

145. Sayý / 19 Ağustos - 2 Eylül 2009


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

BURJUVA DÜNYANIN ÇÜRÜMÜÞLÜÐÜ VE DEVRÝMÝN KAÇINILMAZLIÐI

Kapitalizmin kendisiyle birlikte toplumu da çürüttüðünü biliyoruz. Tüketim kültürünün kýskaçlarý arasýna alýnmýþ olan toplum, her þeyi alabildiðince hýzlý tüketip atmaya ve yenisine yönelmeye þartlandýrýlýyor. Ýnsan ihtiyaçlarýnýn sonsuzluðundan ve çeþitliliðinden yola çýkan kapitalizm insanýn kendi kendisini de tükettiði bir tüketim nesnesi haline geliþini adeta kaçýnýlmazlaþtýrýyor. Günlük olaylarýn akýþý içinde bir an durun ve kapitalizmin medyasý aracýlýðýyla pompalanan haberlere bir bakýn. Her gün her saat televizyonlar, gazeteler ve internet üzerinden yapýlan yayýnlarda yeralan haberler insanýn midesini bulandýran cinsten gerçekten de. Devlet baþkanlarýnýn yatak odalarýndan tutun da iþ adamlarýnýn gönül iliþkilerine kadar adeta insana “balýk baþtan kokar” dedirten cinsten haberler. Aylardýr bütün dünyaya Ýtalya baþbakaný Berlusconi’nin ifþaatlarý arzediliyor. Paparazziler Berlusconi’nin yeni bir gönül macerasýný ortaya çýkarabilmek için birbiriyle yarýþadursun, o da piþmiþ kelle gibi sýrýtarak adeta popülaritesinin yükselmesinden duyduðu kývançla gazetecilere poz vermeye devam ediyor. Bundan gizli bir sevinç duyduðu her halinden belli oluyor. Öyle ya bir gün sonra çýkacak gazeteler onun “yaramazlýk”larýndan, “çapkýnlýklarý”ndan bahsedecek sadece. Yani bir nevi onu taltif edecekler; yaptýðý her þey gayet normalmiþ gibi servis edilecek ve hatta kýnayanlar, bundan rahatsýzlýk duyanlar, onu kýskanmakla onun yaptýklarýný yapamýyor oluþlarý nedeniyle hýrçýnlaþmakla eleþtirilecekler. Berlusconi’nin skandallarý para etmiyor mu, iþ yapamýyor mu, bu kez Sarkozy devreye sokulacak, onun “first lady” ile olan iliþkisinin gizleri servis edilecek, olmadý Sarkozy ile Berlusconi arasýndaki diyaloglar sürülecek piyasaya! “Berlusconi Sarkozy’e gizlice ne dedi?” denilerek insanlarda merak uyandýrýlacak, kýþkýrtýcý birkaç resimle insanlarýn beyinleri sulandýrýlmaya çalýþýlacak, çürüme tepeden týrnaða tüm topluma yayýlmaya çalýþýlacak. Ayný þey Türkiye’de Halis Toprak ekseninde yaþanýyor. Yýllarýn “Halis Aða”sýnýn genç bir kadýnla desti izdivacý þimdilerin öne çýkan konusu. Hüseyin Üzmez vakasýndan sonra medya kendine nihayet yeni bir konu daha buldu. Bir müddet de bununla toplumu oyalamaya, dikkatini asýl olandan kaçýrmaya çalýþacak. Toplum adeta medyanýn belirlediði gündem peþinden bir o yana bir bu yana beþik gibi sallanarak uyutulmaya çalýþýlýyor. Ve en önemlisi çürümüþlüðün yansýtýlýþ biçimi. Her þeyin alýnýp satýlýr olduðu bir dünyada insanlar en saf, en naif duygularýndan yakalanýyor ve koruma duvarlarý yýkýlarak her türlü virüse açýk hale getiriliyorlar. Ýnsanlar “en tepedekiler” örnek gösterilerek fuhuþa, ahlaksýzlýða, soygunculuða özendiriliyorlar. Örneðin G-8 zirvesine katýlan liderlere yer gösteren 19 ya-

þýndaki genç kýza Obama, Sarkozy ve Berlusconi’nin nasýl baktýklarý günlerce manþetlerden düþmedi. Tekelci medya böyle yapmak suretiyle en ciddi toplantýlarda bile aslýnda insanlarýn aklýnýn baþka yerde olduðunu göstermek istedi. Böylece insanlara asýl önemli olanýn dünyanýn ekonomik-politik durumu olmadýðý, kriz vb.den önce baþka þeylerin geldiðini empoze etmeye çalýþtý. Böylece insaný insanlýðýndan çýkaran, insaný salt hayvani güdülerine indirgeyen kapitalist sistemin ayakta kalmasý için her þeyi kullanabileceðini bir kez daha göstermiþ oldu. Bütün bunlar tesadüf mü? Bütün bu çürüme ve yozlaþmanýn kapitalizmin sýçramalý çöküþ dönemine denk gelmesi, emperyalist-kapitalist sistem büyük bir buhran içindeyken bu tür haberlerin ayyuka çýkmýþ olmasý tesadüf deðildir. Tüm tersine kapitalizmin çöküþ dönemleri dekadansýn, yani çürüme ve bozulmanýn da en fazla olduðu dönemlerdir. Bunun örneði geçmiþ devrim dönemlerinde de yaþanmýþtýr. Halk yoksulluk ve sefalet içindeyken kendileri zevkusefa içinde olan egemenler ayný zamanda bir çöp daðý gibi çürümüþ ve kokmuþlardýr. Ýþte þimdi ta bizim burnumuza kadar gelen bu kesif kokular çürüyen, eskiyen sistemden ortaya yayýlan kokulardýr. Kapitalist sistem bu çürümüþ haliyle tarihin önünü týkamaya devam ettiði sürece bu kokular tüm dünyaya yayýlmaya devam edecektir. Ýnsanlýk ya bütün kurum ve kuruluþlarýyla, kültürü ve ahlak anlayýþýyla kapitalist sistemi havaya uçuracak ve böylelikle ciðerlerini yeniden temiz bir havayla dolduracaktýr. Ya da kapitalist sistem týpký doðayý mahvettiði gibi insanlýðý da mahvedecek, insaný insan olmaktan çýkartýp güdülerinin esiri olmuþ birer hayvana dönüþtürecektir. Ýnsaný insana yabancýlaþtýran, insaný insan yapan tüm deðerleri ayaklar altýna alýp çiðneyen, her þeyi paraya endeksleyen kapitalist sistem artýk kendisini de tüketecek bir noktaya gelmiþ bulunuyor. Duyduðumuz her þey bu tükeniþin habercisidir. Karanlýðýn en koyu anýnýn aydýnlýða en yakýn an olduðunu görmek için günümüz kapitalist toplumuna, onu tepeden týrnaða sarmýþ olan iðrenç kokulu mukozaya bir daha bakmamýz gerekiyor. O yýrtýldýðýnda, yerine doðacak olan yeni toplum ve yeni insanlýðýn güzelliði herkesi kendine hayran býrakacaktýr. Kapitalizmin yýkýlýþý ve yeni toplumun, yeni insanýn doðumu artýk kaçýnýlmaz bir hal almýþtýr. Ýnsanlýk, yeniden sosyalizmin kendisine saðlayacaðý temiz havanýn özlemini çekmektedir. Kapitalizmle birlikte onun tüm çerçöpünün de dünya üzerinden sökülüp atýlacaðý, insanýn yeniden insan olarak ayaða kalkacaðý günler uzakta deðildir. Ýnsanlýk bu mücadeleyi kazanmak zorundadýr. Çünkü artýk ya bir komünist devrimle geleceðe yönelinecektir ya da tarihin karanlýklarýnda yokolup gidilinecektir. Ýnsanlýk her zaman kendisine yakýþaný tercih etmiþtir. Gelecek mutlaka sosyalizmin olacaktýr.

145. Sayý / 19 Ağustos - 2 Eylül 2009

11


ULUSAL SORUNDA P Yeni Evrede

Gündem

Tekelci sermaye sýnýfý, baþta hükümet ve basýn olmak üzere elindeki bütün egemenlik araçlarýný kullanarak ulusal sorunda bir “çözüm”e yaklaþýldýðý havasýný yaymaktadýr. Oluþan psikolojik hava o denli güçlü ki, burjuvaziden çok sosyal reformist partiler, küçük burjuva aydýnlar “sevindirik” olmuþ haldeler. Hükümete “çabuk somut adým atýn” diye çaðrý yapýyorlar. Belli ki, aceleleri var. Tekelci sermaye sýnýfýný, hükümeti, faþist devleti anlýyoruz; onlar düzeni tehdit eden bir olgudan olabilecek en düþük maliyetle kurtulmak istiyorlar. Peki, ya “her düðünde damat, her cenazede ölü” olmaya pek hevesli þu sosyal reformistlerle küçük burjuva aydýnlara ne oluyor! Hemen söyleyelim: düzenle çok sýký baðlara sahip bu adamlar da düzenle birlikte kendi toplumsal konumlarýný tehdit eden bu sorundan bir an evvel kurtulmak istiyorlar. Bu istek o kadar açýk, o kadar þiddetli bir özlem haline gelmiþ ki, ufak bir yol kazasýnýn her þeyi alt üst etmesinden büyük bir korku ve endiþe duyuyorlar. Onun için hükümete, “oyalanmaktan vazgeçin, demokratik çözüm için bir an önce adým atýn” diye sesleniyorlar. Sonra, daha dün denilebilecek bir zaman öncesinde Kürt halkýna “ya sev ya terk et” diyen Baþbakaný, “AKP hükümeti ve Baþbakan Erdoðan hala sorunun adýný koyarak ve baþbakan olarak sürece müdahale etme cesareti göstermemektedir” þeklinde eleþtirerek, amiyane tabirle söyleyelim, “gaza getirme”ye çalýþmaktadýr. Bu telaþ, bu panik ruh hali, Kürt halkýnýn özgürlük savaþýnýn bir an önce bitirilmesine duyulan bu istek bütün sosyal reformist partilerin, küçük burjuva aydýnlarýn ve hatta oportünist hareketlerin ortak paydasýdýr. Burjuva sýnýfa aðýzlarýna kadar güven duygusuyla dolu, kerametleri kendilerinden menkul bu adamlara þunu hatýrlatmak gerekiyor: tekelci sermaye sýnýfýnýn ve onun egemenlik aygýtlarý olarak devletin, hükümetin, partilerin vb. vb. sizin aklýnýza, yol göstericiliðinize, hele de “gaz”ýnýza hiç

12

Mücadele Birliði

ihtiyaçlarý yok. Onlar, kendi düzenlerinin ayakta kalmasý için ne yapmalarý gerektiðini, þimdi de ne yapmakta olduklarýný sizden iyi biliyorlar. Tekelci sermaye sýnýfýnýn sizin anlayamayacaðýnýz korkularý, tereddütleri ve hesaplarý var. Bu güne kadar sizin “demokratikleþme” dediðiniz, Kürt halkýnýn özgürlük savaþýnýn olabilecek en düþük maliyetle bitirilmesi yolunda adým atmadýysa iþte bu korku, endiþe ve tereddütler yüzündendir. Bu korku, tereddüt ve endiþelerin ne olduðunu size, sizin bile anlayacaðýnýz dille anlatacaðýz ama ondan önce size tekelci sermaye sýnýfý ve faþist devletin “açýlým” noktasýna neden ve nasýl geldiðini anlatmamýz gerek. Bunun için, biri halen devletin tepe noktasýnda, diðeri AKP’de etkili görev yapmýþ iki kiþinin tanýklýðýna baþvuracaðýz. Çünkü siz böylelerinin sözlerine fazlasýyla itibar edersiniz. Birincisi Cumhurbaþkaný Abdullah Gül, ikincisi Dengir Mir Mehmet Fýrat’týr. Önce “güzel þeyler olacak”, sonra “tarihi fýrsat” sözleriyle bir anlamda bu sürecin start iþaretini veren A.Gül, devletin “açýlým” nedenini bakýn nasýl açýklýyor: “Açýlýmlar terör için deðil, Türkiye’nin standartlarýný yükseltmek için yapýlýyor. Terör için yapýldýðýný sanmak büyük yanýlgýdýr. Terör demokratik geliþmelerin sebebi deðil, engelidir!” Þimdi, bu sözlerdeki “terör” kavramý yerine “devrim” kavramýný koyalým –çünkü burjuvazi devrim kavramýný kendi diline “terör” olarak çevirir- arkasýndan bu sözleri proletaryanýn diline çevirip okuyalým. O zaman karþýmýza þu çýplak manzara çýkar: “Açýlýmlar” devrim için, devrimin geliþmesi sonucu yapýlýyor, Türkiye’nin standartlarýný yükseltmek için deðil. Türkiye’nin standartlarýný yükseltmek için yapýldýðýný sanmak büyük bir yanýlgýdýr. (Çünkü bütün bir tarihsel geliþme ve bilimsel analizler, tekelci sermaye sýnýfý ve emperyalizmin sürekli siyasi gericiliðe meylettiðini, demokrasiyi ortadan kaldýrmaya çalýþtýðýný kesin bir þekilde kanýtlamýþtýr.) Devrim, demokratik geliþmelerin 145. Sayý / 19 Ağustos - 2 Eylül 2009

engeli deðil, sebebidir. (Eðer bunu Lenin’in sözleriyle ifade etmeye kalkarsak þöyle dememiz lazým: Reformlar, devrimin yan ürünü olarak gündeme gelmiþlerdir. Ki doðru, bilimsel ve gerçek olan da budur.) Dengir Mir Mehmet Fýrat, hem bu sözleri tamamlýyor hem de yöntemimizi doðruluyor. Ýþte Mir’in sözleri: “ Artýk öyle bir noktaya geldi ki, Türkiye duvara dayandý. Artýk herkes þapkasýný önüne koyup düþünmek mecburiyetinde. Bu mesele yüzünden yýllardýr çok varlýðýmýzý kaybettik ama artýk sýnýrdayýz. Bundan sonra kaybedeceðimiz þeyler, bir ülkenin asla kaybetmemesi gereken þeylerdir. Bu ülkenin birliðidir, bütünlüðüdür, kardeþliðidir, özgürlüðüdür. Bunlarý kaybetmememiz lazým ama o noktaya doðru gidiyoruz. Dolayýsýyla çok çok önemli bir kavþaðýn baþýnda duruyoruz ve artýk bu problemi çözmek zorundayýz.” “Türkiye”, yani tekelci kapitalist sýnýf egemenliði “duvara dayandý”, “sýnýra” geldi ve artýk elindeki her þeyi kaybedebileceði “noktaya doðru gidiyor”. Bu doðru sözlerde eksik olan þey, tekelci kapitalist egemenliði duvara dayayanýn, onu sýnýra getirenin, o noktaya doðru sürükleyenin kim ve ne olduðudur. Bunu da biz söyleyelim: Türkiye ve Kürdistan’ýn birleþik devrimi; bu devrimin en önemli bileþeni olan Kürt halkýnýn özgürlük savaþýdýr. Tekelci sermaye sýnýfý þimdi iþte genel olarak birleþik devrimi, özel olarak Kürt halkýnýn özgürlük savaþýný “açýlým” dediði güdük, iðdiþ edilmiþ, þurasýndan burasýndan kýrpýlmýþ reformlarla geriletmek, silahsýzlandýrmak, UKH’ni tasfiye etmek ve böylece kolunukanadýný kýrmak arayýþýnda. Neden daha önce olmadý da þimdi oluyor diye sorulabilir. Bu soruya yanýt olarak pek çok neden sýralanabilir ama biz baþlýca iki nedeni sýralayalým. Bunlardan birincisi Türk burjuva sýnýfýnýn tarihsel korkusudur. Ulusal kurtuluþ hareketleri sonucu Viyana-Yemen sýnýrlarýndan gerileye gerileye Edirne-Hatay sýnýrlarýna dayanmýþ


PROLETER ÇÖZÜM Yeni Evrede

Gündem

Mücadele Birliði

Osmanlýnýn mirasçýsý Türk burjuvazisi doðal olarak “geri adým atarsam bu iþin sonu nereye varacak” sorusuyla kývranýp duruyor. Ýkincisi, atýlacak bir geri adýmýn devrimin geliþiminde önlenemez bir yükseliþe yol açmasýndan duyulan korku. Çünkü, devrimin reformlarla durdurulmaya çalýþýlmasý burjuva sýnýf için bilinmezlerle dolu bir yoldur; dolayýsýyla tekelci sermaye sýnýfý bu yoldaki her adýmý ancak bin kez düþündükten sonra atmaya karar verebiliyor. Nitekim aylardýr lafýný etmelerine raðmen hükümetin býrakalým somut adýmý, somut önerilere bile sahip olmamasý bunun sonucudur. Tekelci sermaye sýnýfý ve faþist devlet bendin arkasýnda çok sular biriktiðinin farkýndalar ve bentte açýlacak bir deliðin bendin yýkýlmasýyla sonuçlanýp sonuçlanmayacaðýný kestiremiyorlar.

ÝKÝ SINIF ÝKÝ ÇÖZÜM Artýk þurasý kesin: Tekelci sermaye sýnýfý ve faþist devlet, Türkiye ve Kürdistan birleþik devrimini ve bu devrimin en önemli bileþeni olan Kürt halkýnýn özgürlük savaþýný salt askeri yöntemlerle yenemeyeceklerini anlamýþ durumdalar. Emperyalist güçler de Türkiye’nin “devrim belasý”ndan salt askeri yöntemlerle kurtulamayacaðýný gördüler. Devrimi, Kürt halkýnýn özgürlük savaþýný baský ve terörle bastýrma giriþimleri bu güne kadar hep istenenin aksi sonuçlara yol açmýþ, her þiddet giriþimi Kürt halkýnýn artan direniþiyle karþýlaþmýþtýr. Üstelik süreç giderek derinleþmiþ, tekelci kapitalist düzen, Dengir Mir Mehmet Fýrat’ýn sözleriyle söylersek, duvara dayanmýþ, sýnýra gelmiþ ve eldeki her þeyi kaybedeceði o noktaya doðru ilerlemektedir. Ýþte bu koþullarda tekelci sermaye sýnýfý, hükümet eliyle “açýlým” dediði politik çevirme harekâtýný kendi çözümü olarak devreye sokmuþtur. Bu çözüm yolunun esasý, Türk ulusunun ezen, Kürt ulusunun ezilen ulus olarak varlýklarýný sürdürmelerine ve Kürdistan’ýn ilhakýnýn devamýna dayanmaktadýr. Baþka bir ifadeyle, Kürt ulu-

sunun köleliðinin devamý burjuva çözümün esasýný oluþturmaktadýr. Deniz Baykal, bunu “egemenliðin paylaþýmý söz konusu bile edilemez” sözleriyle izah etmiþtir. Bu düþünce tüm tekelci burjuva sýnýfýn ortak düþüncesi ve sýnýr çizgisidir. Bunun anlamý þudur: Burjuva çözümde ulusal sorunu ortaya çýkaran koþullar olduðu gibi korunacaðý hatta daha da pekiþtirileceði için yapýlacak “açýlým”larýn içeriði ve kapsamý ne olursa olsun ulusal sorun var olmaya devam edecektir. Öyleyse burjuva çözüm, gerçekleþse dahi, yeni bir özgürlük savaþýnýn tohumlarýný içinde taþýmaya devam edecek. Buna karþýlýk proletarya soruna bambaþka þekilde yaklaþýr. Proletaryanýn bakýþ açýsýna göre, ulusal sorun her þeyden önce uluslarýn kendi kaderlerini tayin hakký sorunudur. Ayrýlýp kendi devletini kurma hakký da dâhil, bir ulusun kendi kaderini kendisinin özgürce belirlemesi, gerçek, kalýcý ve demokratik tek çözümdür. Ezen ulusun proletaryasý, ezilen ulusa hiçbir pratik çözüm önerisinde bulunmadan, sadece ezilen ulusun kendi kaderini özgürce belirlemesinin koþullarýný saðlamakla ilgilenir. Ýþte bu demokratik çözümdür ki, halklarýn özgürce bir arada yaþamalarýnýn koþullarýný saðlar. Bu çözümün, kapitalist temel üzerinde ve tekelci burjuva egemenlik altýnda gerçekleþmesinin pratik olarak mümkün olmadýðý açýk. Proletaryanýn ulusal soruna iliþkin bu çözümünün koþulu, proletaryanýn hegemonyasýndaki bir halk iktidarýdýr. Çünkü sadece proletarya bu sorunda sonuna kadar gitme kararlýlýðýný gösterebilir. Çünkü sadece proletarya bir ulusun köleliðinde kendi köleliðinin koþullarýný görür ve bir ulusun özgürlüðünde kendi kurtuluþunun koþullarýný bulur. Ýþte bu edenle Kürt ulusunun ve diðer ulusal topluluklarýn kendi kaderlerini kendilerinin belirlemeleri yani özgürleþmeleri proletaryanýn ve diðer emekçi sýnýflarýn kölelikten kurtuluþunun ilk koþuludur. 145. Sayý / 19 Ağustos - 2 Eylül 2009

Kapitalist toplumun iki temel ve uzlaþmaz sýnýfýnýn ulusal soruna iliþkin çözümleri iþte böylesine zýt, böylesine birbiriyle uyuþmazdýr. Peki ya bu iki temel sýnýf arasýnda kalan küçük burjuvazinin görüþlerini yansýtan sosyal reformist, oportünist ve aydýn kesiminin soruna iliþkin görüþleri? Onlar bu konuda tamamen tekelci sermaye sýnýfýnýn, hükümetin görüþ açýsýna kaymýþ bulunuyorlar. Özellikle hükümetin “açýlým” politikasýný dile getirmesinden sonra uluslarýn kaderlerini tayin hakký ilkesini tamamen terk ettiklerini, kapitalist temel üzerinde, burjuva çözüme razý olduklarýný ortaya koydular. Onlarýn hükümetin “açýlým”ýna itirazlarý öze deðil kapsama iliþkindir. Üstelik Kürt ulusunun köleliðini pekiþtirecek burjuva çözümü “demokratik”, “kalýcý”, “barýþçýl” diye ilan ederek halklarý aldatma görevini burjuvazi hesabýna gönüllüce üstlenmiþlerdir. Tipik olduklarý için, dileyen EMEP ve ESP’nin þu sýralar ilan ettikleri taleplere bakabilir. Burjuva çözüme karþý Leninist Parti Kürt ulusunun ve diðer ulusal topluluklarýn önüne proletaryanýn devrimci programýný koyuyor. Bu programýn bir dizi devrimi gerektirdiði açýk. Ama zaten güncel olan þey devrimin kendisi deðil mi? A.Gül, yani devletin en tepe noktasýndaki kiþi, “açýlým” politikasýnýn devrimin geliþimi sonucu ve devrimin önünü kesmek için gündeme geldiðini burjuva diliyle itiraf etmiþ bulunmuyor mu? Ayný devrimin geliþimi sonucu, tekelci burjuva egemenliðin “duvara dayandý”ðý, “sýnýra geldi”ði, eldeki her þey kaybedeceði “o noktaya doðru” sürüklendiði açýða çýkmýþ bulunmuyor mu? Öyleyse Kürt halký ve emekçi sýnýflar, “açýlým” politikasýna kanarak geriye doðru deðil; gerçek kurtuluþu saðlayacak devrimci programa sarýlarak, ileriye doðru, devrime doðru yürümeye devam etmeliler. Devrimci komünist partinin Kürt halkýna, Türkiye emekçi sýnýflarýna, diðer ulusal topluluklara çaðrýsý budur.

13


Yeni Evrede

Eleştiri

14

Mücadele Birliði

145. Sayý / 19 Ağustos - 2 Eylül 2009


Yeni Evrede

Röportaj

Mücadele Birliði

145. Sayý / 19 Ağustos - 2 Eylül 2009

15


Yoldaş Fidel’in Düşünceleri

Yeni Evrede

Mücadele Birliði

YANKÝ ÜSLERÝ VE LATÝN AMERÝKA EGEMENLÝÐÝ

Ulus kavramý, tarih, dil, kültür, gelenekler, kanunlar, kuruluþlar gibi ortak unsurlardan ve insan topluluklarýnýn maddi ve manevi yaþamýyla ilgili diðer þeylerin toplamýndan doðar. Bolivar’ýn, özgürlüðü için onu halklarýn kurtarýcýsý yapan büyük güçlükleri göze aldýðý Amerika halklarý, onun tarafýndan yeniyi yaratmak için çaðrýldý ve onun dediði gibi bir ulusu dünyanýn en büyük ulusu yapan þey yaygýnlýðý ve refah düzeyinden çok onun özgürlüðü ve zaferidir. Ayacucho’da bu kýtanýn büyük bir bölümünü 300 yýldan fazla bir zaman Ýspanya krallýðýnýn tacý altýna sokan imparatorluða karþý Antonio Jose De Sucre son bir savaþ verdi. Onyýllar sonra Marti’nin “Bizim Amerika” dediði ve yeni filizlenen yanki imparatorluðu tarafýndan çoktan suistimal edilmiþ olan onlarca yýl sonrasýnýn Amerika’sýdýr. Bir kez daha vurgulamak anlamlý olacaktýr ki, Ýspanya kolonisinin Amerika’daki son kalesi olan Küba’nýn baðýmsýzlýðý için savaþta ölmeden saatler önce, 19 Mayýs 1895’te, Jose Marti kahince sözlerle, yaptýðý her þeyin Küba’nýn özgürleþmesiyle birlikte Birleþik Devletler’in Antiller’e doðru geniþlemesini ve ek güçlerle bizim topraklarýmýza giriþini zamanýnda engelleme amacýna dönük olduðunu yazýyordu. Son zamanlarda özgürleþmiþ olan Ýngiliz Kolonilerinin zaman kaybetmeksizin yerli nüfusu sürerek toprak ve altýn arayarak Pasifik Körfezi’ne ulaþýncaya kadar Batýya doðru düzensiz bir þekilde geniþledikleri Birleþik Devletlerde, toprak köleliðine dayalý Güney devletleri, kendi ekonomik çýkarlarýný savunmak için baþka devletler yaratmak suretiyle, ücretli emek sömürüsüne dayanan Kuzey’in endüstrileþmiþ devletleriyle rekabet ediyordu. 1848’de, onlarýn baþkenti almasý ve küçültücü barýþ koþullarýný dayatmasýyla sonuçlanan bu askeri olarak zayýf ülkeye karþý verilen fetih savaþlarýnda, onlar Meksika bölgesinin %50’den fazlasýný ele geçirdiler. Bu koparýlmýþ bölge, sonradan Birleþik Devletler’in ihtiyacýný bir yüzyýl boyunca karþýlayacak olan büyük petrol ve gaz rezervlerine sahipti. Ülkesi tarafýndan ilan edilen “aþikar yazgý” manifestosu tarafýndan cesaretlendirilen aç gözlü yanki William Walker, 1855 yýlýnda Nikaragua’ya yerleþti ve 1856 yýlýnda Nikaragualýlar ve diðer Orta Amerikalý yurtseverler tarafýndan kovulana kadar kendini devlet baþkaný ilan etti. Ulusal kahramanýmýz, yeni yeni filizlenen Birleþik Devletler imparatorluðu tarafýndan Latin Amerika ülkelerinin yazgýsýnýn nasýl yýkýma uðratýldýðýný fark etti.

16

Küba’ya askeri müdahale Marti’nin savaþta ölümünden sonra Ýspanya ordusu yenilmiþken geldi. Güçlü bir ülkeye adaya müdahale etme hakký veren Platt Düzenlemesi, Küba’da uygulandý. 111 yýldýr devam eden ve bugün özgür birleþik bir devlet olarak adlandýrýlan, oysa ne bir devlet, ne de özgür olan Porto Riko’nun iþgali bu müdahalenin bir baþka sonucudur. Marti’nin parlak önsezilerini doðrularcasýna Latin Amerika için kötü günler baþladý. Büyüyen imparatorluk iki okyanus arasýnda baðlantýyý saðlayan bir kanalýn Nikaragua’dan deðil Panama’dan geçmesine karar verdi. Bolivar tarafýndan kendinden doðacak olan dünyanýn en büyük cumhuriyetinin baþkenti olarak düþünülen Panama kýstaðý Corint, yanki mülkiyeti olacaktý. Böylece 20. yüzyýl boyunca sürecek olan en kötü sonuçlar birbiri ardýna ortaya çýkýyordu. Ulusal oligarþilerin de desteðiyle Birleþik Devletler sýrasýyla Latin Amerika ülkelerinin kaynaklarýný ve ekonomilerini ele geçirdi. Müdahaleler katlandý. Ordu ve polis tamamen onun denetimine girdi. Uluslararasý yanki þirketleri temel mal ve servisleri ele geçirdi; bankalarý, sigorta þirketlerini, yabancý ticareti, tren yollarýný, taþýmacýlýðý depolarý, elektriði ve telefon servisleri ve diðerleri az ya da çok oranda onlarýn eline geçti. Þu bir gerçektir ki, derinleþen sosyal eþitsizlik, 20. yüzyýlýn ikinci on yýlýnda Meksika Devrimi’nin patlamasýna yol açtý ve bu, diðer ülkelere ilham kaynaðý oldu. Devrim bir çok alanda Meksika’nýn geliþimini hýzlandýrdý. Fakat ayný imparatorluk, ki dün onun büyük bir kýsmýný yutuyordu, bugün en önemli doðal kaynaklarýný, ucuz iþgücünü yutuyor ve hatta kanýný dökmeye devam ediyor. NAFTA, geliþmekte olan ülkelere zorla kabul ettirilen en vahþi ekonomik anlaþmadýr. Hýzlýlýk adýna ABD devleti, “Meksika’nýn çifte bir akýmdan sadece kötüye giden ekonomisinden deðil, ayný zamanda bir H1N1 virüsü tarafýndan da zarar gördüðü bu günlerde, biz belki de ekonomiyi yeni ticaret organizasyonlarý üzerine tartýþmalar yapmadan önce stabilize edebiliriz” diye doðruladý. Elbette, uyuþturucu trafiði sonucu ortaya çýkan savaþýn nasýl sonuçlar doðurduðu hakkýnda tek bir kelime bile edilmiyor. Bu savaþa Meksika’nýn 36.000 asker gönderdiðini ve 2009’da 4.000 Meksikalý’nýn bu savaþta öldüðünden de bahsedilmiyor. Bu olgu az ya da çok Latin Amerika’nýn her yerinde tekrarlandý. Uyuþturucu sadece ciddi saðlýk problemleri üretmekle kalmýyor, ayný zamanda aç gözlü ABD pazarlarýnýn bir sonucu olarak Meksika ve Latin Amerika’dan yayýlan þiddeti de üretiyor. Aç gözlü ABD pazarlarý, eroin ve kokain üretimini teþvik eden tükenmez nakit kaynaklarýna sahipler ve bu caniyane, halka malolmamýþ savaþta kullanýlan silahlarýn geldiði ülkedir ayný zamanda.

145. Sayý / 19 Ağustos - 2 Eylül 2009


Yeni Evrede

Yoldaş Fidel’in Düşünceleri

Mücadele Birliði

Rio Grande’den Güney Amerika’nýn sýnýrlarýna kadar ölen bu insanlarýn hepsi Latin Amerikalýdýr. Bu yolla, yaygýnlaþan þiddet, ölüm kayýtlarýný yükseltiyor. Ve uyuþturucu ve yoksulluktan Latin Amerika’da her yýl 100 binden fazla insan kurban oluyor. Ýmparatorluk kendi sýnýrlarý içinde uyuþturucu ile savaþmýyor, o daha çok Latin Amerika bölgelerinde savaþýyor. Ne kokain, ne de haþhaþ bizim ülkemizde üretiliyor. Biz, uyuþturucuyu bizim ülkemize sokma ya da Küba’yý bir geçiþ noktasý olarak kullanmaya kalkanlara karþý etkili bir biçimde mücadele ediyoruz. Ve þiddetten ölen insanlarýn sayýsý her yýl azalýyor. Bunun için yanki askerlerine ihtiyacýmýz yok. Uyuþturucuyla mücadele yerkürenin üzerine yeni üsler inþa etmenin bir bahanesi. Örneðin ne zaman 4.Filo ya da modern savaþ uçaklarý uyuþturucuyla savaþmaya hizmet etti? Gerçek amaç, ekonomik kaynaklarýn kontrol altýna alýnmasý, pazarlarýn ele geçirilmesi ve sosyal deðiþimlere karþý savaþmaktýr. Ne SSCB, ne de Soðuk Savaþ artýk olmadýðýna göre, 60 yýldan uzun bir zaman önce 2.Dünya Savaþý’nýn bitiminde hareketsiz hale gelen bu filoyu yeniden kurmanýn ne gereði var? Kolombiya’da 7 tane hava üssü kurma doðrultusunda ileri sürülen argümanlar insan zekasýna hakaret anlamý taþýyor. Tarih kendi halklarýna karþý bu tür sadakatsiz davranýþlarda bulunanlarý affetmeyecektir. Yanki askerlerinin varlýðýný açýklamak için bahane olarak egemenliðini kullananlarýn da… Hangi egemenlikten bahsediyorlar? Bolizar, Sucre, San Martin, O’Higgins, Morelos, Juarez, Tridantes ve Marti’nin kazandýðý egemenlikten mi? Onlardan hiçbiri böyle Birleþik Devletlerin askeri üslerin teslimini onaylayan geçersiz bir tartýþmayý kabul etmezlerdi. ABD, çok egemen, çok güçlü ve Iber bölgesinde çok yaygýn bir güce sahip olsa da… Eðer bu tartýþmalarýn sonuçlarý Birleþik Devletler tarafýndan illegal ve anayasaya aykýrý bir tarzda gündeme getirilmiþ olsaydý, bu ülkenin herhangi bir iktidarý bu üsleri kullanýrdý, týpký Reagan’ýn kirli savaþýnda olduðu gibi ve bu iki kardeþ halk arasýnda askeri çeliþkileri provoke ederdi ve büyük bir trajediye neden olurdu. Venezuella ve Kolombiya, Simon Bolivar’ýn liderliði altýnda Ýsoyaca ve Carababo savaþlarýndan sonra Amerikan tarihine birlikte doðdular. Yankiler Nikaragua’da yaptýklarý gibi, kendileri tarafýndan eðitilen baþka ülkelerin insanlarýný kullanmak da dahil bir kirli savaþ geliþtirebilirler. Ve hatta bir ülkeyi diðerine saldýrtabilirler fakat savaþçý, cesaretli ve yurtsever Kolombiya halký, kardeþ Venezuella halkýna karþý bir savaþa sokulmasýna kolayca izin vermeyecektir. Eðer emperyalistler Latin Amerika’nýn diðer halklarýný küçümsüyorlarsa hata yapýyorlar. Onlarýn hiçbiri yankilerin askeri üslerini kabul etmeyecek, hiçbiri emperyalizm tarafýndan saldýrýya uðrayan Latin Amerikan ulusu ile dayanýþmaktan vazgeçmeyecektir. Marti, Bolivar’a istisnai bir hayranlýk duyardý ve þunu söylerken yanlýþ yapmýyordu: “Ve böylece, Amerika’nýn göðünde Bolivar duruyor. Uyanýk ve alnýný kýrýþtýrýyor. Hala botlarý ayaklarýnda. Çünkü onun tamamlamadýklarý hala tamamlanmamýþ olarak duruyor. Çünkü Bolivar’ýn Amerika’da yapacaðý çok iþ var.” 11 Ağustos 2009 Fidel CASTRO

TERCÝH BÝZÝM: DEVRÝMÝN ZAFERÝ MÝ KAPÝTALÝST BATAKLIK MI?

Burjuvazinin ciddi bir ekonomik ve siyasi çöküþ içinde olduðu, emekçi kitlelerin devrimci eylem alanlarýnda öfkelerini bilediði ve bunlarýn küresel çapta yaþandýðý bir süreçten geçiyoruz. Koþullar devrime hazýr, milyonlarca insan son kanlý kavgaya hazýrlanýyor. Önce Fransa sonra Yunanistan ve en son olarak Ýran emekçi sýnýflarý… Sýnýf savaþýmlarýný birer halk ayaklanmalarýna çeviren emekçi halklardýr. Ve zaten Küba, KDHC, Venezuella insanlýða örnekti ve örnek olma yolunda daha da emin adýmlarla ilerliyorlar. Ve böylesi koþullarda biz devrimcilere yani dünyanýn ileriye doðru deðiþiminden sorumluluk duyanlara büyük bir görev düþüyor. Ya devrimi örgütleyeceðiz ya da dünya halklarý tarifi olmayan acýlar yaþayacak. Devrimin ne zaman olacaðýný þüphesiz ki kimse kestiremez. Bunun güncel olduðu, hazýrlanmak gerektiðini söyleyebiliriz ama kesin tarih mümkün deðil. Devrimi gerçekleþtirmenin yolunu komünist partisinin ve onun savaþçýlarýnýn çalýþmalarýnýn yoðunluðu ve hýzý belirleyecektir. Sorun bizim açýmýzdan devrimi teorik açýdan deðil pratik politika açýsýndan ele alýp ona uygun hazýrlýklarý yapmaktýr. Bunun yolu da tüm zamanýmýzý devrim için harcamak deðil sadece bu zamaný verimli kullanmaktýr da ayný zamanda. Peki, biz bunu ne kadar yapabiliyoruz ve bunu nasýl yapmalý? Zamaný verimli kullanmak, yaþamýn her anýnda devrimle yaþamaktýr. Tüm herþeyimizi devrime göre planlamak ve yapmaktýr. Bir devrimci ancak bu þekilde yani devrime yoðunlaþarak zamanýný verimli kullanabilir. Bu da elbette ideolojinin özümsenmesi ve mücadelede amaçlý kararlýlýkla olur. Tüm Leninistlerin þunu hep hatýrlamasý gereklidir: Biz, tarihsel bir görevle karþý karþýyayýz. Ýnsanlýðýn umuduyuz ve örgütleyeceðimiz devrim tüm dünyayý sarsacak ve tüm insanlýðýn ufkunu açacaktýr. Týpký 1917 devrimi gibi. Teorik tespitlerimiz, devrimci pratiðimiz bize ‘Devrim Biziz Biz Devrimiz’ gerçeðini göstermiþtir. Özverili ve fedakar çalýþma, zamanýn verimli kullanýlmasýnda bizim ilke edinmemiz gereken anlayýþlardan olmalýdýr. Özverili ve fedakar çalýþma büyük bir emek ve sevgi gerektirir. Bu þekilde çalýþma yürüten bir devrimcinin zamanýný heba etmesi veya bunu düþünmesi zor olacaktýr. Diðer bir anlayýþ da þudur: Devrimcilerin bu toplumun yeni insanlarý olduklarýný ve diðer insanlarca örnek alýndýklarýný unutmamalarý gerekir. Burjuvazinin her alanda yarattýðý yoz, bencil kültürün ancak devrimci mücadele yoluyla yok edilebileceði göz önünde tutulursa zamanýmýzý asla burjuvaziye harcamayacaðýmýz ortaya çýkar. Ne diyor büyük devrimci August Blanqui ‘Bizim bozulmaya hakkýmýz yoktur, bir devrimci mezarda bile ateþ saçmalýdýr’. Diðer önemli bir þey de planlý, programlý hareket etmektir. Ne yapacaðýný bilirsen, iç savaþýn düzensizliði seni þaþýrtmaz. Devrimi örgütleme sorunu artýk emekçi sýnýflar açýsýndan bir ölüm kalým savaþý haline dönmüþtür, ya devrim yoluyla insanlýðýn ýþýklý geleceðine adým atacaðýz ya da tüm iðrençlikler, çürümüþlükler içerisinde yok olup gideceðiz. “Ya Devrim Ya Ölüm’ þiarý bize bunu gösteriyor; Artýk kaybedecek zamanýmýzýn olmadýðýný bilmemiz buna uygun hareket etmemiz gerekiyor. Devrimci komünistlerin bu bilinçle mücadele yürütmesi gerekmektedir. Ýzmir’den Bir Leninist

145. Sayý / 19 Ağustos - 2 Eylül 2009

17


Yeni Evrede

Ekin - Sanat

18

Mücadele Birliði

145. Sayý / 19 Ağustos - 2 Eylül 2009


Yeni Evrede

Eylemler

Mücadele Birliði

145. Sayý / 19 Ağustos - 2 Eylül 2009

19


Yeni Evrede

Eylemler

20

Mücadele Birliði

145. Sayý / 19 Ağustos - 2 Eylül 2009


Yeni Evrede

Yoldaş Fidel’in Düşünceleri

Mücadele Birliði

145. Sayý / 19 Ağustos - 2 Eylül 2009

21


Yeni Evrede

Yoldaş Fidel’in Düşünceleri

22

Mücadele Birliði

145. Sayý / 19 Ağustos - 2 Eylül 2009


s145