Issuu on Google+


Yeni Evrede

DEVRÝMÝN GERÇEK KOÞULLARI

Mücadele Birliði

Devrimin koþullarý henüz oluþmamýþtýr diyenler, biçimsel koþullarý esas alýyorlar; oysa esas alýnmasý gereken devrimin gerçek koþullarýdýr. Devrimcilere karþý ileri sürülen en bilinen itiraz, kitlelerin “çoðunluðunun” bizimle birlikte olmadýðýdýr. Çoðunluk ile anlatýlmak istenen “biçimsel çoðunluk”tur, yani seçimler yoluyla, oy yoluyla belirlenmiþ bir çoðunluk. Sendikalarda, kitle örgütlerinde ya da coðrafik esaslara göre belirlenmiþ seçimlerde devrimcilerden yana kullanýlan oy sayýsýna göre ölçülen bir çoðunluk. Biraz daha radikal olanlar, sokakta ne kadar kitlenin bizimle birlikte yürümüþ olduðuna bakýyor. Tüm reformist ve oportünist çevrelerin buradan hareketle çýkardýðý sonuç; öncelikle eðitim kültür çalýþmasý, parlamentarist politik faaliyet yoluyla kitlelerin çoðunluðunu yanýmýza çekelim, iktidar sorunu bunun ardýndan gelir, biçimindedir. Bu temel düþünce biçimi, oportünizm ve reformizm için evrenseldir. Dünyanýn bir çok yerinde bu savlarý kendilerine dayanak yapýyorlar. 19. ve 20. yüzyýlýn bu tür devrim deneyimleri onlarý doðrulamasa da, onlar yine de bu görüþlerinde ýsrarlýlar. Devrim deneyimleri baþka bir þey söylüyor. Hiç bir devrim, biçimsel çoðunluðun ortaya çýkmasýný bekleyemez ve beklememiþtir. Biçimsel çoðunluðun oluþmasýný bekleyen hiçbir devrimci sýnýf, devrimi gerçekleþtirecek bir duruma gelemez. Bu hem burjuva diktatörlük altýnda olanaksýzdýr hem de devrimci sýnýf için en uygun durum oluþsun diye dýþýmýzdaki geliþmeler donup kalmaz. Proletaryayla kapitalistler arasýnda sürekli savaþým var. Sürekli, ekonomik, politik ve toplumsal altüst oluþlar yaþanýyor. Burjuvazi de oturup kendisini devirecek güçlerin, bu güce ulaþmasýna seyirci kalmaz. Devrimci güçlere karþý sürekli önlemler alýr, saldýrýda bulunur, müdahale eder. Bu durumda devrimin biçimsel koþullarýnýn oluþmasýný beklemek, kitleleri aldatmak olur. Marksistler, þiddetli bir sýnýf savaþýnýn, iç savaþýn olduðu bir yerde oturup biçimsel koþullarýn oluþmasýný beklemezler. Gerçek koþullarýn çözümlemesine göre hareket ederler. Maddi koþullarýn gerçek deðerlendirmesini esas alýrlar. Maddi yaþamdaki uzlaþmaz sýnýf çeliþkilerinden yola çýkarlar. Çünkü sýnýflar savaþý, emek sermaye çeliþkisi temelinde ortaya çýkar ve þiddetlenir. Devrimin gerçek koþullarý tarihin geliþimiyle, kapitalizmin evrimiyle, sýnýflar savaþýmýnýn ilerlemesiyle oluþur. Devrime öncülük

yapan devrimci sýnýf, devrimin gerçek koþullarýndan hareket ederek, yönelimini belirler, taktik oluþturur, eyleme geçer. Devrim için biçimsel çoðunluk þartý ileri sürenler, devrimlerin geliþtiði politik koþullarý göz ardý ediyorlar. Bu konuda birkaç örnek, sýnýf mücadelesinin verildiði þartlarý anlamamýzý saðlamaya yeter. Örnek Portekiz’de 74 Devrimi’nden önce biçimsel(resmi) çoðunluk nasýl açýða çýkacaktý ve nasýl ölçülecekti? Faþizm altýnda olan bir ülkede kim halk kitlelerinin çoðunluðunun, kendini açýk yollarla ve araçlarla ifade edeceðini ileri sürebilir? Orada devrim aniden patlak verdi. Ama daha öncesinde büyük bir güç birikimi oluþmuþtu. Devrimin koþullarý daha önceden oluþmuþtu. Devrimin koþullarý devrimden önce oluþur. Devrim bu koþullarda patlak verir. Küba’da devrim mücadelesi baþlatýldýðýnda, halkýn çoðunluðu kendini ifade edecek resmi araçlara sahip deðildi. Devrim mücadelesi þiddetlendikçe, halkýn çoðunluðu pratik olarak, fiili olarak devrimin yanýnda yer almaya baþladý. Latin Amerika’da ayaklanmalar kendini açýktan ortaya koyamayan büyük halk öfkesini, büyük birikmiþ potansiyeli açýða çýkardý. Ayaklanmalardan önce halkýn çoðunluðunun devrimden yana olduðunu gösteren sayýsýz eylem, çalýþma ve olgu ortaya çýkmýþtý. Yapýlmasý gereken sayýsýz çalýþmayý, olguyu, eylemi bir devrim hazýrlýðý içinde birleþtirmek, onu bütün yönleriyle açýða çýkartmaktý. Devrimcilerin burada yaptýðý ve yapmasý gereken, harekete hýz vermek ve devrimi en kýsa süre içinde gerçekleþtirmekti. Türkiye ve Kürdistan baþtan baþa bir savaþ alaný. Sýnýf savaþýmý her yerde þiddetleniyor. Sýnýf savaþýmýnýn þiddetlenmesi, iç savaþý yarattý. Ýç savaþ düzeyine çýkan, iç savaþýn nedeni, toplumun maddi koþullarýnda oluþmuþtur. Bunun nesnel temelleri maddi koþullarda belirmese, sýnýf savaþý böylesine þiddetlenmezdi. Ýç savaþýn geliþim göstermesi devrimin olgunlaþmasýdýr. Sýnýf mücadelesi devrimci bir nitelik almýþtýr. Sýnýf mücadelesinin devrimci bir nitelik kazanmasý, savaþýmýn þiddetlenmesi, devrimin hýzla geliþmesi demektir. Yoðun sýnýf çatýþmalarýna yol açan çeliþki, emek-sermaye uzlaþmaz çeliþkisidir. Emek-sermaye çeliþkisi eksenindeki, sistemin çeliþkileri iç içe geçmiþ ve üst üste binmiþtir. Bu tarihsel durum, iþçi sýnýfý, yoksul köylülük, geniþ halk kitleleri ve ezilen halklarýn tekelci sermaye egemenliðine karþý harekete geçmesine yol açýyor. Devrimin gerçek koþullarýný, nesnel geliþmeler

132. Sayý / 28 Ocak - 12 Şubat 2009

Başyazı ve sýnýf savaþýmý oluþturuyor. Devrim yalnýzca nesnel koþullarýn geliþmesiyle gerçekleþmez. Verilen sýnýf mücadelesinin, devrimci mücadelenin devrimci koþullarýn oluþmasýnda ve bu koþullarýn bir devrime çevrilmesinde kesin bir yeri vardýr. 20. yüzyýl devrimleri bilinçli bir mücadeleyle, devrimci bir önderlikle zafere ulaþtý. Ayaklanmalar açýk bir bilinçle ortaya çýkan geniþ kitlelerce gerçekleþtirildi. Devrimci kitle mücadelesinin uzun dönem sürmesinin ve devrimlerle yaratýlan iktidarlarýn ayakta kalmasýnda açýk bir bilinçle hareket eden kitlelerin belirleyici yeri var. Halk kitlelerini eylemden eyleme götüren devrime yönelik açýk bilinci ve hedef berraklýðýdýr. Devrimin öncü sýnýfý olan proletaryanýn açýk bir bilinçle, devrimci bir bilinçle hareket etmesi yani proleterleri ve proleter olmayan emekçileri yanýna çekmesi, devrimin öznel koþullarýnýn, sýnýfsal koþullarýnýn hazýrlanmasýdýr. Devrimin gerçek koþullarý denince, nesnel ve öznel koþullarý anlamak gerekir. Bu koþullarýn biçimsel ifade ediliþini deðil. Kýrk yýldýr süren devrimci mücadele yalnýzca örgütlü güçlerle sýnýrlý deðildir. Devrimci mücadele geniþ halk kitlelerinin bir kitle hareketine dönüþmüþtür. Eðer devrimci hareket bir kitle hareketine dönüþmeseydi, emekçi kitlelerin kesintisiz bir desteði ve katýlýmý olmasaydý, devrimci mücadele, devrimci hareket onyýllarca nasýl sürebilirdi. Devrimci hareket faþizmin en þiddetli saldýrýsý altýndayken de kitle desteðini hep yanýnda görmüþtür. Kitlelerin sisteme karþý öfkesini ortaya koyuþ biçimi ve devrimci harekete katýlýmý her zaman kendini biçimsel yollarla ifade etmiyor diye, kitlelerin devrimci mücadelesine ve gücüne karþý bir küçümseme oluþmuþtur. Böylelerinin yapmasý gereken, kitlelerin biçimsel hareketine deðil, gerçek hareketine, kitlelerin devrimci hareketine bakmaktýr. Çünkü tarihe yön veren gerçek devrimci kitlelerdir. Devrimin koþullarýnýn oluþmasý ile devrimin kendisi farklý þeylerdir. Devrim ise lafla yapýlmaz. Oluþmuþ olan koþullarýn bir devrime dönüþmesi için kitlelerin örgütlü devrimci mücadelesi gerekir, burjuva toplumu alt üst eden pratik gerekir. Kitleler bugün devrim yolunda ilerlerken, lafla deðil, devrimci sosyal pratikle hazýrlanýyorlar. Sermayenin ve faþizmin saldýrýlarýna karþý hemen eylemlerle yanýt veriyorlar. Kitlelerin devrimci eylemlerinde ise genel bir yükseliþ var. Devrimin gerçek koþullarýný bir devrime dönüþtürecek olan devrimci kitle eylemleri gün be gün yoðunlaþýyor ve hýzlanýyor. Kýrk yýldýr süren devrimci mücadele kitlelerin devrimde ýsrarýný gösteriyor. Bu, ayný zamanda devrimci kitlelerin sýnýf mücadelesini sonuna deðin götürmek kararlýlýðýný ve kesin bir sonuca baðlama isteðini de ortaya koyuyor. Burada esas sorun kitlelerin hareketine öncülük etmektir. C.DAÐLI

3


ÝÞSÝZLÝÐE KESÝN ÇÖZÜM Yeni Evrede

Ekonomik Kriz

Mücadele Birliði

Bir yanýyla þanslý sayýlýrýz. Emekçilerin gözlerinin içine baka baka “kriz bize teðet geçer” diye, lakayt bir yönetici elit var. Bu elitin ekonomik yýkýmý böylesine küçümsemesi, hem bu krizi aðýr tokadýný yiyen milyonlar arasýnda ek bir öfke kaynaðý oluyor, hem de, bugün olduðu gibi yakýn gelecekte de bu yýkýmýn engellenmesi için sermaye sýnýfýnýn hiçbir þey yapamayacaðýný ifade ediyor. Kriz için sermaye sýnýfý bir þey yapamayacak çünkü TOBB baþkaný Rýfat Hisarcýklýoðlu’nun sözleriyle, “Daha önce haritasý çýkartýlmýþ topraklardan geçiyoruz. Bu krizin çözüm yolunu bilen yok.” Kýsacasý, yönetici elit, elinden gelen tek þeyi yapýyor: Tevekküle sýðýnmak. Bunun anlamý açýktýr. Sermaye sýnýfý, boynunu satýrýn altýna uzatmýþ, bekliyor. Peki, bu durumda proletarya güçleri ne yapmalý? Hem ekonomik yýkýmdan, hem de yönetici elitin bu sinik-kayýtsýz tavýrlarýndan dolayý öfkeyle dolan emekçi milyonlarýn, þimdi her zamankinden çok, “ Bütün Ýktidar Emeðin Olacak” þiarý etrafýnda bir araya gelmesi olasýdýr. Uzun yýllardan bu yana ilk kez, dünyada burjuva sýnýfý hem ekonomik, hem siyasi, hem de ideolojik bir tükenmiþlik içinde bulunuyor. Bu muazzam boþluk týpký bir vakum gibi, proleter devrimciliði tarihin en ön safýna doðru çekiyor.

Asýl Darbe Henüz Yolda Gerçek þu ki; üretimi, ihracatý ve tüketim düzeyini %30–40 düþüren ekonomik yýkým, daha henüz bütün etkisini göstermiþ deðil. Çünkü þu an yaþanan, Türkiye’nin yapýsal ekonomik sorunlarýndan kaynaklanan ve bir küresel buhran olmasa da yaþanmasý beklenen yýkýmdýr. Son birkaç yýldýr, tekstil ve otomotiv gibi sanayinin temelini oluþturan pek çok alanda, aþýrý borçluluk, ithal girdilerin yükseliþi, deðerli YTL, kar oranlarýnýn düþmesi gibi þikâyetler yüksek sesle dillendiriliyordu. Küresel buhran, bu yapýsal sorunlara ivme kattý, derinleþtirdi ve bugünkü yýkým resmi ortaya çýktý. Öte yandan, küresel buhranýn asýl büyük tsunamisi, henüz Türkiye kýyýlarýna vurmaya baþlamadý. Þimdilik, büyük ölçüde, kendi yapýsal sorunlarýndan kaynaklanan krizi yaþýyor. Önümüzdeki aylarda (muhtemelen mart ve nisan aylarýnda itibaren) küresel kriz, muazzam borç yükü altýna girmiþ olan tekellerin, bir deve gibi çöküþüyle kendini hissettirmeye baþlayacaktýr. Henüz alýnan krediler tükenmiþ deðil, henüz borçlarýn vadesi gelmiþ deðil. Düne kadar borçlarýný yine sýcak borçlarla ödeyen, ya da düþük kurlu döviz alýp yüksek faizli YTL’ye çevirenler, büyük ihtimalle 2009’un sonunu göremeyecek. Pek çok gözlemci bu filizkýran fýrtýnasýnýn ardýndan pek az þirketin ayakta kalabileceðini, ya da el deðiþtirmiþ olabileceðini ifade etmekte.

4

Çözümün Ýlk Adýmý: Devrim Yaklaþan tsunaminin geniþ çaplý ve çok farklý cephelerde yýkýmlarý olacaktýr. Ýþsizlik, açlýk tehlikesi, milyonlarca kredi kartý sahibinin kiþisel iflaslarý, daðýlan aileler, önüne geçilmez suç patlamalarý, ilk akla gelenler. Ve tüm bunlarý önlemek için sermaye sýnýfýnýn yapabileceði hiçbir þey yok. Böylesi derin krizler ve uzun süren acýlar tarafýndan umutsuzluðun en dip noktasýna itilen milyonlar, Lenin’in deyimiyle, ancak böylesi kitleler, çýlgýnca bir savaþým adýmý olan ayaklanma yolunu seçerler. Fakat bu adým, ne kadar çýlgýnca bir umutsuzluðun sonucu olursa olsun, iþsizlik cehennemi içindeki kitleler, yine de kendilerine öncülük edenlerden bu sorunun nasýl çözümleneceðine dair, ikna edici sözler duymak isterler. Ve bu çözümler ne kadar ikna edici olursa, çýlgýnca adýmlar atmaya da o kadar istekli olacaklardýr. Ýþsizlik, açlýk gibi en yaþamsal sorunlarýn çözümü için sermayenin egemenliðine son vermek gerektiðine dair temel gerçek, bu derin kriz ortamýnda emekçi yýðýnlarýn az çok ayýrdýna vardýklarý bir gerçektir. Bu yüzden, çözümün devrimde olduðunu söylemek yetmez. Sermayenin politik aygýtýnýn zorla daðýtýlmasý üzerine, demokratik halk iktidarý kurulmasý için en acil tedbirleri alacak olan Geçici Devrim Hükümetinin ilaný üzerine daha çok, daha yaygýn, daha açýk konuþmak gerekecek. Ancak bu tarihi, çýlgýnca adýmdan sonradýr ki, iþsizliðin, açlýðýn ortadan kaldýrýlmasý mümkün olabilecektir. Emekçiler, devrimci iktidar koþullarýnda iþsizliðin son bulmasý için yýllarca beklemek zorunda kalmayacaklarýný kavrayacak;.devrimci hükümetin ilan edeceði bir dizi acil önlemin, etkisini hemen hissettirerek, bugünün yýkým resmini çok kýsa sürede tersine çevirebileceðini göreceklerdir. Sorun, içinden geçmekte olduðumuz koþullarda, emekçi sýnýflarý, devrimci hükümetin alacaðý tedbirlere inandýrmaktadýr. Çözümün Kaynaðý Hazýrdýr Resmi rakamlara göre çalýþanlarýn sayýsý 27 milyon; bunlarýn yaklaþýk 13 milyonu ücretli çalýþan iþçi, 6 milyonu da iþsiz, toplam 19 milyon proleter. Çalýþanlarýn %70i proletaryadan oluþuyor. Ve bu yoðun proleter nüfusun giderek daha büyük bir oraný iþsizlik çukuruna sürükleniyor. Yalnýzca tekstilde, önümüzdeki aylarda 1 milyondan fazla çalýþanýn iþsiz kalacaðý tahmin ediliyor. Bu durumda, nereden bakýlsa, sayýlarý çalýþanlarýn en az yarýsý kadar ulaþan iþsizler nüfusu ve bu sorunun çözümü ile uðraþmak zorunda kalacaktýr geleceðin devrimci iktidarý. Ama görevin aðýrlýðý gözümüzü korkutmasýn. Alýnacak bir dizi devrimci önlem ile milyonlarca iþçiyi çok kýsa sürede istihdam etmek mümkündür. Ýlk önlem, aþýrý, uzun ve yoðun çalýþmanýn yasaklanmasýdýr. DÝSK araþtýrmasýna göre bugün sanayide haftalýk çalýþma 56 sa-

132. Sayý / 28 Ocak - 12 Şubat 2009


Yeni Evrede

Ekonomik Kriz

Mücadele Birliði

ati aþmýþ bulunuyor. Üstelik çok daha yoðun bir tempoyla geçen bu 56 saat, çalýþan herkes için adeta bir iþkenceye dönmüþ durumda. Geçici Devrim hükümeti ilk olarak haftalýk çalýþmayý 35 saate ve aþýrý tempoyu insan onuruna yakýþacak düzeye indirerek iþe baþlayacaktýr. Bu durumda üretimi þimdiki ölçekte sürdürmeye devam etmek için, bütün iþçilerin istihdam edilmeleri bile yetmeyebilir. Devrimci iktidarýn tam istihdamý saðlayacak ekonomik kaynaklarý, hali hazýrda mevcuttur. Bunun için basit bir hesaplama yeter. TÜÝK’in 2005 yýlý milli gelir hesaplarýna göre o yýl üretilen 408 milyar YTL þu biçimde daðýlmýþtýr: Ýþgücü: 130 milyar YTL, Ýþletme artýðý (kar faiz) 238 milyar YTL, tarým 40 milyar YTL. Kuþkusuz, iþgücü rakamlarý içinde üretken olmayan, pek çok emek türleri de vardýr. Polis, asker, gardiyan vb. Gerçekte tekelci sermaye, ancak oldukça karmaþýk ve oldukça dolaylý yollardan çoðunluk üzerinde egemenlik kurabilmekte; bunun için oldukça pahalý bir politik baský ve zor aygýtý beslemektedir. Oysa çoðunluðun azýnlýk üzerindeki egemenliði anlamýna gelen demokratik halk iktidarý, dünyanýn en az masraflý iktidar aygýtýdýr. Çünkü asker, polis vb silahlý ve sivil bürokrasiye ödenen tüm o yüksek maaþ çekleri artýk olmayacaktýr. Devrimle birlikte tasfiye edilecek bu gibi harcamalar çýkarýldýðýnda, iþ gücüne ödenen paranýn yaklaþýk (2005 yýlý itibari ile) 100 milyar YTL olacaðý tahmin edilebilir. Þu anki ücretler oldukça düþüktür, en azýndan %50 zam yapýlmalýdýr, bu harcamayý 150 milyar YTL’ye çýkartýr. Ýþsizliði tümüyle ortadan kaldýran tedbirler alýndýðýnda, þu an çalýþanlarýn en az yarýsý kadar bir rakamýn daha, istihdam edileceði hesaba katýlmalý. Bu durumda, iþ gücüne ödenecek yeni rakam 225 milyar YTL’ye çýkacaktýr. Aradaki 95 milyar YTL (225–130) nereden mi bulunacak? Tabii ki 238 milyarlýk iþletme artýðý (kar+faiz) kýsmýndan. Bugün sermaye sýnýfýnýn çalýþan iþçiler üzerinden elde ettiði yýllýk gelirin üçte birinden biraz fazlasýna el koymak bile, iþsizlik cehenneminin ortadan kalkmasýna yetecektir.

Üretimi Yönetmek Fakat tekrar etmekte fayda var. Ýþsizliði tümüyle ortadan kaldýracak acil önlemlerin hayata geçmesi, ilk adýmda, sermaye egemenliðinin alaþaðý edilmesine baðlýdýr. Bu da yetmez, iþçi sýnýfýnýn tüm tekelci fabrika ve iþletmelere el koymasý, ulaþým ve büyük tarým arazilerinin kamulaþtýrýlmasý gerekir. Ýþçi denetim organlarý sayesinde tüm iþletme ve fabrikalarda geçici devrim hükümetinin ilan ettiði acil önlemler hayata geçirilecektir. GDH’nin ilan ettiði tedbirler dýþýnda, iþçiler kendi iþletmelerinde çalýþma koþullarýnýn düzenlenmesi için tüm gerçek inisiyatife sahip olacaklardýr. Ýþsizlik sorununu az çok halletmiþ, bir ekonomide sayýsý birkaç milyonu geçen üretim birimlerinin uyumlu çalýþabilmesi, hammadde akýþý ve ürünlerinin dolaþýmýnýn saðlanmasý için olmazsa olmaz koþul haline gelen kredi sisteminin de, yani bankalarýn da kamulaþtýrýlmýþ olmasý gerekir. Bugünkü kapitalist sistem içinde, bankalarla çalýþmayan tek bir fabrika, hatta tek bir bakkal, yok gibidir. Bu yüzden bankacýlýk sistemi, bir ekonomide üretim ve dolaþýmýn akýþýný kontrol altýna alabilmek için, olmazsa olmaz bir aygýttýr. Bugün itibariyle Türkiye’de, þube sayýlarý 8500’ü geçen 34

banka faaliyet yürütmekte. Küçük kent ve kasabalara varýncaya deðin yaygýnlaþmýþ bu muazzam aygýt, ekonominin bütün önemli sinir uçlarýný kontrol etmek üzere, emekçi sýnýflarýn hizmetinde olacaktýr. Tüm bu bankalarý kamulaþtýrýp, tek elde merkezileþtirmek, her biri aðýr çalýþma koþullarý altýnda ezilen yüz binlerce banka çalýþaný emekçi sayesinde, bir çýrpýda halledilecektir. Tüm bankalarýn kamulaþtýrýlýp merkezileþtirilmesi, bir devrimin baþarýsý için en önemli güvencelerinden biridir. Varsýn bu bankalarda hiç para olmasýn, varsýn burjuvazi bütün servetini, biz daha onlarý ele geçirmeden baþka ülkelere kaçýrmýþ olsun. Önemli olan bankacýlýk aygýtýdýr, içindeki paranýn miktarýnýn önemi yok. Binlerce þubesiyle, her biri diðerine oldukça geliþmiþ bir elektronik að ile sýký sýkýya baðlý bu aygýt, baþlangýçta minimum ölçüde bir nakit ile çalýþacaktýr. Bankacýlýk sistemi ne denli yaygýn ve geliþmiþ ise, tüm sistemi çekip çeviren nakit para miktarý da o denli az olur. Elektronik að sayesinde þimdi Edirne’de bankaya yatan bir para anýnda Artvin’de kredi olarak tekrar kullanýma sokulabilmektedir. Bu þekilde, on binlerce nakit alýþveriþi, ayný anda ve birbirini telafi edip kapatan hesap iþlemleri yoluyla yapabilen bankacýlýk aygýtý, Lenin’in sözleri ile “sosyalizmin iskeletidir.” Bankacýlýk kamulaþtýrýlýp merkezileþtirildiðinde, tekelci birliklere el konulduðunda, istisnasýz tüm ekonomik birimlerde iþçi denetimi kurulduðunda, iþsizliði bir çýrpýda tarihin çöplüðüne göndermek artýk çocuk oyuncaðý olacaktýr. Pek çok reformist kesimin, iþsizliðe dair bu basit çözümleri imkansýz olarak deðerlendireceðine þüphe yok. Çünkü onlar, kutsal özel mülkiyet önünde yerlere kadar eðiliyorlar ve týpký bir kapitalist gibi düþünüp ‘ piyasa þartlarýnýn her daim ekonomiyi yöneteceði’ safsatasýný paylaþýrlar. Devrim, kapitalist sistemle birlikte, onun kuluçkasý olan ‘piyasa’yý da antika müzesine gönderecektir. Kolay Çözümlerin Zorlu Bedelleri Elbette, kâðýt üzerinde oldukça kolay görünen iþsizlik sorununun çözümü için, en baþta proletarya, çok büyük acýlara ve zorluklara katlanmak zorunda kalacaktýr. Devrimci iktidarýn fethi, en baþta mutsuz bir bedel istiyor; Uzun iç savaþýn kazanýlmasýný gerektiriyor. Devrimimizin, daha ilk günden emperyalist-kapitalist dünyanýn ekonomik ve siyasi ambargosuna uðrayacaðý da, bir baþka acý gerçek. Ýmalat sektöründe ithal girdi ve hammaddelerin bazý alanlarda %60 larý aþtýðý düþünülürse, böylesi ambargolarýn ekonomiyi oldukça zorlayacaðý açýktýr. Bu yüzden, kâðýt üzerinde kolay görünen, ekonomik düzlemde pek çok olanak ve aygýta þimdiden sahip bulunan iþsizlik sorununun çözümü, politik düzlemde çok büyük kavgalarý, ciddi mücadeleleri gerektiriyor. Leninistler hiçbir zaman emekçilere her þeyin yolunda gideceði, her þeyin mükemmel iþleyeceði gibi hayaller aþýlamazlar. Tersine onlarý, bütün sorunlarýn çözümü için çetin mücadelelere, en sert çarpýþmalara hazýrlarlar. Ancak bir kez sermaye boyunduruðundan kurtulduðumuz ve emekçi halkýn iktidarýný güvenceye aldýðýmýz andan itibaren, ancak ve ancak bu yeni koþullar altýnda tüm yaþamsal sorunlarýn çözümü için gerçek adýmlar atabiliriz. Sermaye egemenliði ise sonsuz bir cehennemdir, her zaman da öyle kalacaktýr. 

132. Sayý / 28 Ocak - 12 Şubat 2009

5


Yeni Evrede

EYYAMCININ AÐLAMA DUVARI

Oportünizm ve Devrim

Mücadele Birliði

Kafa bir kere örümcek baðlamýþ, burjuvazinin saldýðý korkudan sapsarý olmuþ; nereye baksa ayný sarý ýþýk altýnda görüyor her þeyi. Eyyamcý (oportünist, reformist sözü yerine kullandýðým bu Osmanlýca terim için, okur bizi baðýþlasýn), hayatýn bütün renklerinin – ama illaki kýzýl olanlarýn- birleþip tek bir renge, sarýya indirgendiði bir prizma gibidir. Eyyamcýnýn prizmasýndan, Yunanistan’da halen etkisini sürdüren ayaklanma da kaçamazdý elbette. Ýlk baþlarda “Birkaç anarþistin sýnýf dýþý þiddeti”ni büyük bir mutlulukla tespit eder ve artýk içine nasýl dert olduysa “1 Mayýs’ta lale dövenler” diyerek aþaðýlamaya çalýþtýðý bu topraklarýn devrimcilerini de ayný kaba sýðdýrmaya çalýþýr. Fakat bu burjuva aðýz kendini iyot gibi belli edince, bu kez, Yunanistan’da yaþanan olaylarýn bir ihtilal olmadýðýna dair yeminler eder; “olsa olsa bir þenlik bu” diyerek, yüzüne bir sirk palyaçosunun maskesini geçirir. Ancak, bu maske de eyyamcýyý kurtarmýyor, çünkü Yunanistan isyaný sermayeyi açýktan hedeflemekte ve bu iktidarý devirmeyi ilan etmiþti bile. Bu durumda eyyamcý, kendini o en son sýðýnaða atar: Bir aðlama duvarýdýr orasý... “Yunanistan da bir kiþi öldü toplum ayaklandý, burada hergün ölüyor, milletimiz uyuyor!” lapasýný, hani þu insaný can sýkýntýsýndan öldürecek kadar yavan, bayat lapayý çiðnemeye baþlar. Hemen yanýbaþýmýzdaki bir halkýn sermaye iktidarýna karþý yönelen devrimci cüretini gizleyemeyen eyyamcý, devrimci etkinin hiç olmazsa bu topraklara sýçramasýný önlemeye çlýþýr.

Güvensizlik:Bir Burjuva Hastalýðý Eyyamcý, aslýnda bir küçük burjuva aydýnýdýr ve Türk burjuva sýnýfý aydýnlarýnýn tüm mirasýný taþýmaktadýr. Türk burjuva sýnýfý, her zaman halk sýnýfýndan korkmuþtur, çünkü o, dünyanýn proleter devrimlerle sarsýldýðý bir dönemde (1910-1920) egemenlik katýna yükselmiþtir. Kendi aydýn tabakasýna da, halký aþaðýlama görevi vermiþtir. Üst sýnýflarýndan gördüklerini hüsnü kabul ile Halide Edip, Yakup Kadri gibi aydýnlar, eserlerinde hep yoksul halklarýn ilerleme karþýsýndaki tutuculuklarýný öne çýkartmýþlardýr. Vurun Kahpeye, Yaban böyle eserlerdir. “Bu millet adam olmaz!” söylemi, geleneksel burjuva aydýnýnýn genlerine iþlemiþtir. Günümüzün küçük burjuva aydýný (ki çoðu reformist cephede saf tutar) bu genetik mirasý aynen devraldý, kendi diline çevirdi. Mesela, bir dönem aðýzlarda çiðnen sakýz, “12 Eylül halkýn üzerinden silindir gibi geçti” ifadesiydi. Bu ifadenin öz itibarýyla diðerinden farký yok. Tam da böyle bir zaman da eyyamcý, genetik mirasý yaþatmak için bu sakýzý çiðnemiyor, onun hesabý farklýdýr, burnu iyi koku alýr. Korkunç bir ekonomik yýkýmýn iç-savaþý genel bir ayaklanmaya doðru taþýdýðý tam da böyle bir ortam da eyyamcý, “bu millet adam olmaz” laflarýyla hem burjuva sýnýfa güven veriyor, hem de emekçi sýnýflarýn kendilerine olan güvenlerini sarsmayý hedefliyor. Eyyamcý, her adýmýný burjuvaziye hoþ görünmek, yoksul sýnýflarý hor görmek için atar. Onun derdi, zengin sýnýfýn hüsnü kabulüne þayan olmaktýr; nasýrsýz ve pýrlanta yüzüklü ellerin alkýþýný almaktýr.

Uzun Ýç-Savaþ Kimin Eseri ? “Yunanistan’da bir genç öldü, halk ayaklandý, bizimkiler uyuyor”söylemi, bu topraklarýn emekçilerine yapýlan çok büyük bir haksýzlýktýr. Kýrk yýldan bu yana en sert sýnýf mücadelelerinde ve uzun iç savaþta, 50 binden fazla insaný bedel olarak vermiþ halklardan bahsediyoruz. Yunanistan’daki bu etkin isyaný deðerinden düþürmek için söylemiyoruz ama oradaki isyan güçleri, henüz kanlý bir iç savaþýn en acýmasýz deneyimlerinden geçmediler. Oysa, bu topraklarýn emekçi halklarý, o korkunç deneyimlerden, kan banyosundan defalarca geçtiler, asit kuyularýna atýldýlar, binlerce mezarsýz ölüyle beslendi bu uzun iç savaþ, bu devrim. Ve emekçi halklar, en sevdiði evlatlarýný devrime feda etmeye devam ediyorsa, bütün bu kanlý deneyimler onlara unutmayý, alttan almayý ya da affetmeyi yasaklayan son derece saðlam bir karakter kazandýrdýðý içindir. Uzun iç-savaþýn þimdilik 50 bin kiþiye mal olan muazzam deneyimi, bu

6

topraklarda baþlayacak genel bir ayaklanmanýn nasýl inanýlmaz bir kan banyosuna dönüþeceðinin kanýtýdýr. Ýþte bu yüzden halklar, ancak sonucunda bir þeyler kazanma olasýlýðý varsa bir genel isyanýn aktif katýlaný olmaya hazýrdýr, daha azýna deðil. Bu, ne korkaklýktýr ne de kayýtsýzlýk. Bu, uzun iç-savaþýn tüm acýlarýný yüklenen sýnýflarýn- halklarýn zafere olan susamýþlýklarýndandýr. Hele ki “her ölüme bir isyan” arzulayan ciddiyetsizliðe,hiç ama hiç pirim vermeyecek kadar deneyim sahibidir halklar. O yüzden -eyyamcýlar bunu anlamazlar- bu topraklarda emekçi halklarýn “isyan eþiði” yani bir kez geçildiðinde geri dönüþü olmayan o nokta, oldukça yüksektir. Daha henüz on milyonlarýn önünde durulmaz öfkesi ve kararlýlýðý tarafýndan aktif olarak desteklenmeyen ya da en azýndan çoðunluðun pasif tutumuna yaslanmayan bir ayaklanma ile oynanmamasý gerektiðini bu insanlar acý deneyimlerle öðrenmiþlerdir. Kapitalist geliþimin ve faþist baskýlarýn en anlatýlmaz acýlarýný yüklenenler, devrim gibi tarihsel bir eylem karþýsýnda, küçük burjuvalar gibi ciddiyetsiz ve de aceleci deðildirler.

Toplanma Borusu Çaldýðýnda Her yangýn bir kývýlcýmdan çýkar ama her kývýlcým bir yangýna neden olmaz. Bunun için tutuþturucu malzemelerin yeterince toplanmýþ olmasý da gerekir. Koca bir toplumsal yangýn olarak bir devrim, bazen öncüsüz-hedefsiz bir isyan ile baþlar ve bir süreç sonunda planlý-örgütlü bir zor eylemi ile iktidar hedefine ulaþýr; bazen de örgütlü küçük isyanlar adým adým yayýlarak genelleþir. Devrimin birinci yolu mu, yoksa ikinci yolu mu izleyeceði, yalnýzca sýnýflar mücadelesinin nesnel dengelerine, sonuçlarýna ve devrimci partinin bu dengeleri etkileme gücüne baðlýdýr. Ancak kesin olan bir þey var ki; her iki yoldan da devrim, bir “genel ayaklanma” momentinden geçecektir ve bu durum çoðu kez, “genel bir bahane”nin varlýðýný gerektirir. Açlýk, iþsizlik, geleceksizlik, politik baskýlar üst üste binerek birikir ve bir noktadan sonra bütün emekçi sýnýf ve katmanlarý yönetenlere karþý durdurulmasý zor bir öfkeyle donatýr. Fakat kapitalizm, tüm emekçi sýnýf ve katmanlarýn, ayný anda düz bir çizgide toplanýp, sisteme karþý eyleme geçebilecekleri toplumsal mekanizmalar içermez. Tersine, çýkarlarý farklýlaþtýrýr, emekçileri çeþitli katmanlara böler, coðrafi olarak ayýrýr, sonuçta emekçi sýnýflarýn bilinç düzeyi, örgütlenme deneyim ve alýþkanlýklarý oldukça büyük farklýlýklar gösterir. Ýþte bu yüzden, bütün bu farklýlýklarý bir an için silip, ayaklanmanýn farklý düzey ve çýkarlara sahip güçlerini ayný düþmana karþý ayný safta toplanmaya çaðýran bir “toplanma borusu”, yani bir genel bahane, hiçbir þeyi kiþisel iradesi dýþýnda ayný olarak toplayan derecede sarsýcý bir geliþme yaþanmadan, çoðu zaman bir genel ayaklanma gerçekleþmez. Bir eyyamcý bütün bunlarý anlar mý? Anlamaz. Üstelik, “bu millet uyuyor” diyen eyyamcý, emekçilerin kendi öz çýkarlarýnýn bilincine bir dizi devrim olmadan varabileceklerini sanacak kadar da budaladýr. Bir devrim, veya genel bir ayaklanma ya da en azýndan iç-savaþýn büyük bir dizi sarsýcý atýlýmlarý olmadan emekçiler kendi gerçek çýkarlarýný ve bu çýkarlarý gerçekten savunan partileri, diðerlerinden ayýrt edecek olgunluða tam anlamýyla eriþemezler. Eðer, iþlenen her siyasi cinayete Yunanistan’daki gibi çaplý bir isyanla karþýlýk veren bir emekçiler topluluðuna sahip olsaydýk, o topluluk ne bizi beklerdi bir devrime kalkýþmak için -çünkü onlarý hemen her gün bir isyana teþvik edecek bir baský düzeni bulunmakta-, ne de düzen bugünkü varlýðýný sürdürüyor olurdu. Ama durun bir dakika! Eyyamcý, her siyasi cinayete isyanla karþýlýk veren bir halk hayali kurarken, derdi bu toplumsal güçle bir devrim yapmak deðildir zaten. Þimdi Yunanistan’da böyle bir toplumsal güç var ve eyyamcý, onlara ne öneriyor dersiniz: Hesap sormak ve erken seçim! Ýster içeride ister dýþarýda þimdi her olay eyyamcýyý rezil-rüsva ediyor, onun gerçek yüzünü açýða çýkartýyor, kendi bundan hiç utanmýyor olsa da, emekçilerin kendisini bu gerçek yüzüyle tanýmasýný saðlýyor.

132. Sayý / 28 Ocak - 12 Şubat 2009


DÜÞÜN ARTIK PROLETARYANIN YAKASINDAN!

Yeni Evrede

Reformizm ve Kriz

Mücadele Birliði

Son yüzyýlýn en derin bunalýmý yayýldýkça, yýkýcý etkileri ortaya çýktýkça dünyanýn sokaklarýndan ateþ yükseliyor, emek hareketi her düzeyde müthiþ bir sýçrama yaþýyor. Sendikalar, iþsizler hareketi, örgütsüz emekçilerin kendiliðinden eylem ve isyanlarý bir yandan, komünist hareket diðer yandan öyle bir umut iklimi yaratýyorlar ki, derlenip dürülmüþ bayraklarýný naftalin kokulu dolaplarýndan çýkaranlar, iktidar-devrim-saldýrý gibi laflarý yeniden hatýrlayanlar, hep beraber o bildik çýðlýðý atýyorlar: Ýyi kazmýþsýn koca köstebek! Emekçiler, topluca yürüdükleri her kavþakta, baþka eylemci gruplara rastlýyorlar, her eylem hiç umulmayan kalabalýklara ulaþýyor. Böyle sýcak iklimlerde, iþçi sýnýfýnýn baðrýnda yer eden her türlü virüs, kendilerine büyümek için uygun koþullarý da buluyor. Bir anda büyüyen her toplumsal hareketin kaçýramayacaðý bir gerçekliktir bu. Yine de, yüzyýlýn en büyük devrim fýrsatý yakalanmýþken, þimdi bu virüslere daha yüksek sesle haykýrmak gerekiyor: Düþün artýk proletaryanýn yakasýndan!

Cehalet mi Safsatacýlýk mý? Günümüzde proleter hareketin baðrýndaki en ölümcül virüs, sendikalizmdir. Onlarý her yerde tanýyabilirsiniz: “Krizin faturasý patronlara” yazan pankartlarý izleyin, onlarý bulursunuz. Bu slogan, su katýlmamýþ bir sendikalist slogandýr. Faturayý patronlara ödetme anlayýþý, þu yanýlsamalý bakýþa dayanýr: Ýþçi sýnýfý (emek) ve kapitalistler (sermaye) üretimden kendi üzerlerine düþen paylarý alýrlar; yani sömürü üretim sürecinde deðil, gelirin daðýlýmýnda ortaya çýkar. Marksizmin çoktan tarihin çöplüðüne gönderdikleri bu fikri, en keskin “sýnýf sendikacý”larýnda bile görmek mümkün ne yazýk ki. Örneðin Birleþik Metal-Ýþ Sendikasýnýn “Metal Ýþçilerinin Gerçeði” raporunda, son on yýlda iþçilerin üretilen deðerden aldýklarý payýn %50 dolayýnda azaldý��ý vurgusu yanýnda, “refahý paylaþmayan iþveren(?!!), faturayý emekçiye çýkarma çabasý içindedirler” benzeri ifadeler, sözünü ettiðimiz yanýlsamayý temel almaktadýr. Sanki, üretilen tüm deðer, emeðin bizzat kendi ürünü deðilmiþ gibi, patronlarla daha büyük bir pasta dilimi için kavga etmek, yüzyýlýn en devrimci döneminde, liraya birkaç kuruþ daha eklemekten ibaret bir sendikalizm deðilse nedir?! Sýnýf adýna konuþuyor olsalar da, sendikalarýn, sendikalizme saplanmasýný þaþýrtýcý bulmayanlar olacaktýr. Ama bu virüs o kadar yaygýn ki, nereye baksanýz, emek adýna konuþanlarýn ayný hastalýðýn pençesinde olduklarý rahatça görülür. Bu hastalýðýn iþçi sýnýfýna taþýnmasýnýn þampiyonluðunu yapan Evrensel (ve bu konuda eski yol arkadaþlarýyla adeta rekabet eden Kýzýlbayrak), safsatanýn binbir örneðini sergiliyor. Þöyle diyor Evrensel yazarý: “Sömürüden elde ettikleri karlarýn bir bölümünü kullanarak iþletmelerdeki üretimi sürdürmesi gereken patronlar, kýsa çalýþma vb. Esnek çalýþma biçimleriyle iþçilerin birikimi olan iþsizlik fonunun da kendileri için kullanýlmasýný saðlýyorlar.” Safsata mý, cehalet mi? Sermaye sahibi eðer gerçekleþtirdiði kârýn bir bölümünü yine üretim için kullanýyorsa, bu, geniþletilmiþ yeniden üretimdir, yani daha geniþ ölçekli, daha fazla meta üretimidir. Bir bunalým anýnda bir kapitalistin bunu istese de yapamayacaðý açýk deðil mi? Çünkü bunalýmýn kendisi aþýrý sermaye üretiminden doðmakta, kârlý satýþ olanaklarýný yitirmiþ metalarla dolu pazarlar. Reformizm þampiyonu bir çevrenin, kapitalist sistemin temel iþleyiþini, tam zamanýnda unutuvermesini garip karþýlamayanlar olacaktýr. Ama durun. Emek hareketi kendi bünyesinde, çeþitli siyasal-sosyal katmanlar arasýna yayýlmýþ bu hastalýðý, bu virüsü, sendikalizmi, kaçýnýlmaz olarak en “okumuþ-yazmýþ”lara da sýçratýyor. Gazi Üniversite-

si’nden Prof.Dr.Aziz Konukman, sendikalarýn düzenlediði bir oturumda þunlarý söyleyebiliyor: “Baþta tekstil ve otomotiv olmak üzere pek çok sektörde iþçi ya çýkarýlýyor ya da ücretsiz izne ayrýlmaya zorlanýyor ya da iþsizlik tehdidiyle düþük ücretlerle çalýþmaya razý ediliyor. Krize karþý alýnabilecek çok sayýda önlem olmasýna raðmen, nedense akla ilk gelen önlemler bunlar oluyor.” Marx aþkýna! Kriz kapitalist sistemin krizi. Ýflaslarý ve kendi çöküþlerini engellemek için herþeyi yapacaklardýr. “Her nedense” ilk akla gelen olduðu için deðil, tek yol olduðu için, kitlesel iþten çýkarmalar yaþanacaktýr. Bu, krizi kapitalist yoldan atlatmanýn yoludur. Her bunalýmda emek-sermaye çeliþkisi, açýk çatýþmaya, birbirini yoketme savaþýna dönüþür. Ve bu savaþta galip gelen, elbette kýlýcýnýn kanýný, maðlubun gömlekleriyle siler. Krizden çýkmanýn iki temel yolu vardýr. Birincisi kapitalist yoldur, iþsizlikten, sefaletin dayanýlmaz derecede yayýlmasýndan ve açlýktan geçer. Ýkincisi, krizden çýkýþýn proleter yoludur; toplumsal devrimdir. Bu en temel iki yol arasýnda üçüncü bir yol yok. Olduðunu sananlar, týpký “krizin faturasýný ödemeyeceðiz” korosunda olduðu gibi, ne devrim olsun istiyorlar, ne azgýn sömürü; ne þiþ yansýn ne kebap!!

Kriz Neye Bahane? Yine bu sendikalistlere göre kriz, patronlarýn iþçi atma bahanelerinden ibaret, gerçek deðil. Yapýlan tüm kriz ve iþçi haberlerine bakýn, bu bakýþ açýsýnýn hakim olduðu rahatça görülebilir. Sendikalistler neden bunalým gerçeðinin üstünü örtmek isterler? Çünkü bunalýmlar, kapitalist sistemin ölümcül hastalýðýdýr, kendi iç-çeliþkilerinin açýða çýkmasýdýr. Ýþçiler anti-kapitalist bilince, böylesi bunalým dönemlerinde çok daha hýzlý ve kolay eriþebilirler. Ancak sendikalistler, kendilerini kapitalist üretim iliþkisi içinde tanýmlamýþlar ve konumlanmýþlardýr. Onlar, içinde konumlandýklarý sistemin tüm çeliþkilerini, hele ki ölümcül hastalýklarýný elbette iþçi sýnýfýnýn gözünden kaçýrmaya çabalayacaklardýr. Anti-kapitalist bilinç, bütün safsatalar gibi, sendikalizmin de sonudur. Ýþçiler, kapitalistlerin üretimi ve üretici güçleri denetleyebildiklerini gördükleri müddetçe, bu üretimin temeli olan iþçiler içinde sisteme temelden karþý çýkma eðilimi yeterince güçlenmez. Türün geliþimi için birey kendini feda eder. Ama bir kez, üretimin artýk kapitalist denetimden kaçtýðý, sermaye egemenliðinin bu üretimi ancak bozduðu, daðýttýðý ve yýkýma uðrattýðý açýða çýkarsa, (ki, ekonomik bunalýmlar tam da bu iþe yarar), iþte o zaman iþçi sýnýfý üretici güçler adýna konuþma, kapitalist üretim iliþkilerini bertaraf etme eðilimi içerisine girer. Türün tehlikede olduðunu gören birey harekete geçer. Sendikalistin kara kabusu!! Sendikalizmin bayraðýný taþýyan reformistler, hiç olmazsa bir zamanlar, “Genel Grev” gibi bir slogana sahip çýkarlardý. Sahi, bugünlerde neden hiç duyulmuyor bu slogan? Reformist kokuyu almýþtýr. Bu sert mücadele koþullarý altýnda herhangi bir “genel eylem”in genel bir ayaklanmaya dönüþmesini kim engelleyebilir? Bu yüzden, Kýzýlbayrak’tan Evrensel’e dek sendikalizmin militanlarý, emekçi barikatýný Toplu Ýþ Sözleþmeleri’ne (TÝS) kadar geri çekmiþlerdir. Burjuvazi, bizzat kendisi tarihin en derin bunalýmýndan bahsediyor, yüreksiz reformisti korku sarýyor. Genel grevi bile öksüz bir çocuk gibi cami avlusuna sessiz sedasýz býrakýyor, TÝS için çaðrý yapýyor. Burjuvazi, proletaryanýn böyle “öncüler”ini gördükçe, herhalde daha çok iþçi atmak için daha da cesaretleniyordur. O yüzden diyoruz ki bu safsatacýlara: Proletaryanýn yakasýndan düþün artýk!

132. Sayý / 28 Ocak - 12 Şubat 2009

7


Yeni Evrede

Zirvedeki Çatlaklar

Mücadele Birliði

SUSURLUK SOSLU ERGENEKON ZOKASI

Ergenekon soruþturmasý emekçiler arasýnda istenen etkiyi yaratamayýnca, iþin içine þöyle bolca “Susurluk sosu” dökmek þart olmuþtu, nihayet onu da yaptýlar. Yine de burjuvalar (reformist tayfayla adeta yarýþ halinde) dizlerini dövüp durmaktalar, çünkü Susurluk dönemindeki “bir dakika karanlýk” türü bir yaygýn “yanýlgý” yaratabilmiþ deðiller. Emekçiler, dün olduðu gibi bugün de, Ergenekon soruþturmalarýný uzaktan, ilgisiz ve lehte hiçbir umut beslemeden izlemeyi tercih ediyor. Býrakalým reformistler ve onlarla kolkola oportinizm, bu ilgisizliðe hayýflanýp dursunlar; biz, daha önce de dile getirdiðimiz gibi, emekçi sýnýflarýn bu ilgisizliðini, uzun iç savaþta kazandýklarý bilincin ve saðlam karakterin bir ifadesi sayýyoruz. Ancak burjuvazi vazgeçmiyor. Bu ýsrarýn derin ekonomik ve siyasal köklerine birazdan iþaret edeceðiz. Kesin olan bir þey var ki, Ergenekon’un her operasyonu, bir öncekini aþacak bir etki yaratacak þekilde tasarlanýyor ve yarattýðý sarsýcý dalgalar en çok da Ankara’nýn karanlýk bürokrasi koridorlarýný karýþtýrýyor. Son operasyonla eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kýlýnç ve pek çok asker göz altýna alýnýnca, Genelkurmay binasý baþta olmak üzere pek çok binanýn ýþýklarý o gece hiç sönmedi Ankara’da. Neler oluyordu? Ne olacak! Yenenler yenilenlerin gömleklerinde kýlýçlarýný siliyorlar.

DEÐÝÞEN EKONOMÝK YAPI Bugünü anlamak için belki en iyi yol, on yýl öncesine gitmektir. 1999 yýlýnda, dönemin Ecevit hükümeti, ortada belirgin bir sebep yokken IMF ile stand-by anlaþmasý imzaladý. Pek çok kiþi, ortada herhengi bir kriz veya borç ödeyememe benzeri durum olmadýðý halde, yapýlan bu anlaþmayý þaþkýnlýkla karþýlamýþtý. Olayýn aslý þuydu; Bir süre öncesine dek emperyalist güçler, Dünya Ticareti Örgütü’nde tüm baðýmlý ülkelere, kýsaca MAI adý verilen bir tam ilhak antlaþmasý imzalatmaya çalýþýyordu. Bu giriþim DTÖ’de baþarýsýz olunca, iþ IMF’ye devredildi ve bu kurum tek tek baðýmlý ülkelere MAI’nin antlaþma maddelerini dikte ettirmeye baþladý. Ýlk teslim bayraðýný, evet, Ecevit hükümeti çekmiþti. Ancak, IMF programýnýn iþletilmesinde pek çok ekonomik yapýsal pürüz ortaya çýkýyordu. Bu pürüzlerin baþýnda da, iç pazar aðýrlýklý yapýlandýrýlmýþ olan bankacýlýk ve sanayi geliyordu. Oysa, MAI tüm baðýmlý ülkeleri emperyalist ülke sermayeleri için hem açýk bir pazar hem de finansal kazanç kaynaðý haline getirmeyi hedefliyordu. Bunun için, pek çok kalenin fethedilmesi, pek çok tacýn kaldýrýmlarda

8

yuvarlanmasý gerekiyordu. Ýlk yuvarlanan taç Demirbank’ýn oldu. Devlet iç borçlanma senetlerinin (DÝBS) neredeyse yarýsýný elinde tutan Demirbank’a el konuldu ve süreç hýzlanmaya baþladý. Ancak, bu sürecin elkoymalar ve zorla iflas ettirmelerle yürütüleceðini anlayan sermaye çevreleri, ekonominin iç finansal kaynaklarýný kurutup, tüm yapýyý uluslararasý finans havuzuna baðlayan bu deðiþime direnç göstermeye baþladýlar. IMF, devletin sürekli borç senedi basarak iç piyasayý yüksek faizle besleyen mali iþleyiþin tasfiyesini emretmiþti. Eðer borç alýnacaksa, uluslararasý bankalardan alýnmalýydý ve birileri faiz kazancýný cebe indirecekse, bu emperyalist sermaye olmalýydý. Çünkü emperyalizmin tam da böylesi bir finansal geniþlemeye, þiþirilen finansal balonlarýn baðýmlý ülkelere taþýnmasýna ihtiyacý vardý. 2001 KRÝZÝNÝN PERDE ARKASI Varolan yapýnýn tasfiyesine ayak sürüyenler, bir sabah uyandýklarýnda, Hazinenin kasalarýný bomboþ gördüler; Ziraat ve Halk Bankasý da, uluslararasý borç servislerinin kendilerine bir anda kapýlarý kapadýklarýndan þikayet ediyordu. Doðrusu TC, bu türden borç ödeme sýkýntýlarýna pek çok kez düþmüþtü fakat, uluslararasý borç piyasalarýndan çekilen nakit paralar ile iþini her zaman yürütebilmiþti. Ama, ekonomi bürokratlarý, 2001 yýlýnýn o soðuk Þubat sabahýnda, bir anda tüm borç kapýlarýnýn garip bir biçimde yüzlerine kapandýðýný gördüler. Tezgah önceden hazýrlanmýþtý, yerli bankalar da tezgahýn içindeydi ve onlar da Hazine’ye ihtiyaç duyulan borcu vermeyi reddettiler. Faziler yýldýrým hýzýyla yükselmeye baþladý. Bu kez koroya tekelci basýn dahil oldu. Þu ünlü “anayasa kitapçýðýný fýrlatma krizi” ni yaratýverdiler. 2001 yýlýnda, aslýnda bunu hazýrlayanlarýn bile hesap edemedikleri þiddette bir ekonomik yýkým yaratýldý. Onlarca bankaya el kondu, IMF ile acil anlaþmalar yapýldý ve Newyork bankerlerinin sevgilisi Kemal Derviþ komutasýnda, MAI’nin öngördüðü hemen bütün yapýsal deðiþimler tek tek hayata geçti. Bu yapýsal deðiþim, emperyalist tam ilhakýn ekonomik düzeyde kurumsallaþmasý anlamýna geliyordu. Pek çok tekelci, aðýrlýklý olarak iç pazara üretim yapan binlerce orta sermaye grubuyla birlikte, iflasýn eþiðine itildi. Uzanlar, Toprak, Nergis, Çolakoðlu, Çukurova gibi bir zamanlarýn krallarý, ya teslim bayraðý çektiler ya da ölümcül yaralar alarak tepelerden aþaðý yuvarlandýlar. Ve nihayet, ekonomik gücüyle deðil ama adýyla bir simge olan “son kale” Oyakbank da teslim bayraðýný çekenler arasýna katýldý.

132. Sayý / 28 Ocak - 12 Şubat 2009

Gelinen noktada, tam ilhak ekonomik düzeyde neredeyse tamamlanmýþ oldu: Merkez Bankasý, Hazine, Devlet Bütçesi, en küçük kalemlerine dek NewYork ve Londra’nýn finans baronlarýnýn uluslararasý finans havuzuna faiz kazançlarý taþýyan aygýtlar haline getirildiler. Ýç pazar ithal malý tüketim ürünleriyle doldu; aramalýna olan baðýmlýlýk pek çok sanayi sektöründe %70 seviyelerine çýktý; þirketlerin dýþ borçlarý 200 milyar dolarý geçti ve bankacýlýk sistemiyle borsa, emperyalist sermayenin çekip çevirdiði alanlar haline geldi. Bir yanlýþ anlaþýlmayý önlemek için hemen ekleyelim ki, eski egemen konumlarýndan aþaðýya yuvarlanan tekeller, þimdi en tepede oturanlar kadar emperyalizmin iþbirlikçileriydiler. Tam ilhak için, tasfiye edilmeleri gerekiyordu, hepsi bu! ÖLÜLER ÖLÜLERÝ GÖMÜYOR Tasfiyenin siyasal alandaki yansýmalarýnýn çok daha zorlu kapýþmalarý doðurduðu ortada. Hatta, 2007’nin ilk yarýsýnda dengeler neredeyse altüst oluyordu. Tam ilhakýn doðurduðu yýkýcý sonuçlar, kentli küçük mülk sahiplerinde ve orta kesimlerde belirgin bir hareketlilik ve öfke yaratmýþtý. Biz bu hareketin çapýný, Nisan-Haziran 2007’de gerçekleþtirilen “Cumhuriyet mitingleri”nde gördük. Fakat, bu kesimlerin hareketi ne denli yaygýnsa, politik açýdan o denli sýð ve köksüzdü. Hareketin baþýna geçmeye çalýþan gruplarýný bile þaþkýnlýða çevirecek kadar kýsa sürede, bu geniþ toplumsal eylem dalgasý son buldu, daðýldý. Yine de, bu somut hareket esnasýnda, tam ilhakýn yeni egemen bloku, kimleri tasfiye etmesi gerektiðinin fotoðrafýný net olarak çekmiþ oldu. Tasfiye süreci çok sancýlý ilerliyor. Ergenekon soruþturmasý, baþlý baþýna bu tasfiyenin en vurucu silahý haline geldi. Ekonomik ve siyasi etkinliklerini yitirdikleri halde, askeri-sivil bürokrasi içindeki uzantýlarýyla halen daha “süpriz” çýkýþlar yapabilen (AKP’nin kapatýlma davasý gibi), bu tayfanýn sadece yerlerinden edilmekle kalmayýp, toplumun en dibine, suçlulularýn-sabýkalýlarýn saflarýna sürülmesi için, yargý ve polis aygýtý tüm gücüyle çalýþýyor. Yaþanan tüm hikayenin özeti budur. Ölüler ölüleri gömüyor. Ama, gözlerini “Susurluk” bürümüþ olan ortalama sol, bütün o geçmiþten bir gram ders almadýklarýný, burjuvazinin uzattýðý her zokayý yutmak budalalýðýnda ne kadar ýsrarcý olduklarýný kanýtlamakla meþgul. Her Ergenekon operasyonu, onlarý gizlemekte zorlandýklarý bir sevince boðuyor. Aslýnda böyleleri ne kadar rezil olursa, devrim için o kadar iyidir.


Yeni Evrede

ÞAÝBELER BOYKOT TAVRINI GÜÇLENDÝRÝYOR

Seçimleri Boykot

Mücadele Birliði

Türkiye ölçülerini bile aþacak kadar þaibeli bir seçime doðru ilerlemekteyiz. Tartýþmalarýn odaðýnda, seçmen listelerinde birden bire ortaya çýkýveren 6 milyon kiþinin yarattýðý yoðun kuþku bulunuyor. Kürt halký ise, bölgede uygulanmasý kararlaþtýrýlan “yüz metre yasaðý”nýn yol açacaðý akýl almaz hileleri þimdiden görüyor. Öte yandan, hükümet partisi adýna devlet bürokrasisisnin gerçekleþtirdiði kömür daðýtýmý da, ahlaki ve hukuki bir baþka tartýþmanýn patlamasýna neden oldu. Kýsacasý, oy kullanmaya hazýrlanan her namuslu emekçinin hatta kitleleri sandýða çaðýranlarýn da, bütün bu þaibelerle dolu seçime olan güven, daha þimdiden kayboldu. Tarihin gördüðü en þaibeli ama ayný zamanda en geniþ katýlýmlý boykot tavrýnýn gerçekleþeceði bir seçime doðru hýzla gitmekteyiz.

KAZAN DOÐURUR MU? Hoca’nýn ünlü fýkrasýný bilenler, bu ara baþlýðýn anlamýný kavramýþtýr. Fýkrayý hatýrlamayanlara hatýrlatalým: Nasrettin Hoca komþusundan ödünç bir kazan alýr, bir süre sonra bir deðil iki kazan geri verir. “Komþu, senin kazan doðurdu” der. Komþu hiçbir þey sormaz, koþa koþa evine götürür iki kazaný da. Hoca yine bir kazan ödünç alýr fakat bu kez geri vermez ve “senin kazan öldü komþu” der. “Yapma Hoca, hiç kazan ölür müymüþ?” diyen komþusuna da çýkýþýr: “Bre edepsiz, kazanýn doðurduðuna inanýyorsun da öldüðüne niye inanmýyorsun!”. Þimdi, seçmen kütüklerinde toplam 48 milyon seçmen var diyen Yüksek Seçim Kurulu’na itiraz edenler, çok deðil bir buçuk yýl önce yapýlan seçimlerde 5 milyon seçmenin listelerde hiç yer almadýðýný hatýrlamak istemiyorlar. 22 Temmuz seçimlerinde 5 milyon “ölmüþtü” þimdi bir anda 6 milyon “doðdu”. Elbette düzenin muhalefeti, Hoca’nýn komþusu kadar hesapçý, üçkaðýtçýdýr ama o kadar da saf deðildir. 22 Temmuz seçimleri öncesi, listelerden bir anda “buharlaþtýrýlan” 5 milyon seçmen, þu ya da bu partiyi deðil, doðrudan ‘boykot partisi’ ni hedef alan bir hilenin kurbaný olmuþtu çünkü. 22 Temmuz seçimleri öncesi, tekelci sermayenin asýl derdi, her seferinde sayýlarý çoðalan boykot tavrýný bir þekilde güçten düþmüþ gösterebilmekti. Baþardýlar da. Buharlaþan 5 milyon seçmen, istikrarlý ve ýsrarlý boykot oylarýndan oluþuyordu. Nasýl olsa hiç sandýk baþýna git-

meyecekler, listelerde neden bulunmadýklarýna dair itirazlar içine girmeyeceklerdi. Öyle de oldu. Bu hile sayesinde, gerçek boykot oylarý 13 milyondan, 7 küsür milyona gerilemiþ göründü. Ve tekelci sermaye 22 Temmuz’u “en yüksek katýlýmlý seçim” olarak ilan etti. Bu sevinç, seçim sonuçlarýnýn bile önüne geçti. Böyle bir propagandaya þiddetle ihtiyaçlarý vardý. Geniþ emekçi kitlelelerin halen daha sermayenin gündemine baðlý olduklarý belgelenmiþ oluyordu. Ýç kavgalar ve devrimin baskýsýyla iyice yýpranan sermaye egemenliðine çok önemli bir moral ve ilk yardým öpücüðü konduruluyordu. Kimi gazeteciler, buharlaþan 5 milyon oyu gündeme getirmek istediler, sýrf AKP hükümetini þaibe altýnda býrakmak için, fakat mesele bu partiyi deðil, tüm tekelci sistemi ilgilendiriyordu. Bu nedenle zaman zaman alevlenen tartýþmalarýn üzerine hemen toprak atýldý, tartýþma yaygýnlaþtýrýlmadý.

RESMÝ RAKAMLARA ÝNANMAK Bu kez hile, düzen adýna deðil, hükümet partisi adýna yapýlýyordu ve bu yüzden “kazanýn öldüðüne” inanan düzen muhalafeti, bu kez “kazan nasýl doðurur muhterem?” diyerek kazan kaldýrýyorlar. Tartýþma alevlendikçe geniþ kitleleler de hileyi daha açýk görebiliyorlar. Bu tartýþmalarýn bir yönü de, herkesi bu hileli seçimde kendi oyuna sahip çýkmaya çaðýrarak, boykot tavrýný bir baþka yönden kýrmaktýr. Ancak, kimsenin kuþkusu olmasýn, artan þaibeler emekçi sýnýflarý sandýktan daha fazla uzaklaþtýrýyor ve tarihin en geniþ katýlýmlý boykot tavrýnýn ortya çýkacaðý bir seçime gidiyoruz, fakat bunlarýn resmi rakamlara yansýmamasý için, daha þimdiden tüm önlemler alýnmýþtýr. Proletarya partisi, burjuvaziye tam güvensizlik temelinde politika yürütür. Ancak, bu topraklarýn oportünist devrimcileri, burjuva sýnýfa karþý güven duygularýyla doludur. Onlarýn açýkladýðý her “resmi” rakamý hiç sorgulamadan kabul ediþlerine alýþmalýsýnýz. Ya da 22 Temmuz sonrasý, bir þekilde buharlaþtýrýldýðý anlaþýlan 5 milyon oyla ilgili tek bir satýr yazmamalarýný da hiç þaþýrmadan izlemelisiniz. Ve göreceksiniz, 2009 yerel seçimlerinin sonuçlarýna dair resmi rakamlara tam bir güven duygusuyla yaklaþacaklar ve proleter devrimcileri “komploculuk” ile suç132. Sayý / 28 Ocak - 12 Şubat 2009

layacaklar. Çünkü, boykot oylarýnýn resmi açýklamalarla düþürülmesi, oportünist solun üzerine gelmektir, bu yüzden, týpký 22 Temmuz sonrasý nasýl sus-pus oldularsa, yine ayný þekilde kuma yatacaklar.

EMEKÇÝLER SANDIKTAN UZAKLAÞIYOR Ortalama solun üzerine geldiði için önünde eðildiði, sessiz kaldýðý bu hileyi, emekçi sýnýflar yutmuyor, bu oyuna gelmiyorlar. Yapýlan anketlerde, daha önce rastlanmayan bir eðilime dikkat çekilmekte. Seçimler yaklaþtýkça, kararsýz ve sandýða gitmeyeceklerin oraný yükselmekte. Oysa, seçimler yaklaþtýkça partilerin faaliyeti artar, bol keseden vaatler sunarlar ve böylece kararsýz seçmenlerin sayýsý azaltýlýrdý. Bu kez, tam tersi oluyor. Neden? En baþta gelen neden, kuþkusuz, ekonomik buhranýn kara bir bulut gibi emekçilerin üzerine çökmesidir. Þimdi onlarýn gözleri sandýkta deðil, sokaklarda, eylem alanlarýnda. Seçimler yaklaþtýkça, emekçi eylemleri daha sýk, daha kalabalýk, daha öfke dolu hale geliyor. Kitle eylemi her yönden dik bir çizgi halinde yükselirken onlara aktif bir boykot çaðrýsý yapmayanlar, gerçek birer devrim kaçkýný haline gelecektir. Ekonomik yýkýma ek olarak, bir baþka etmen daha, emekçileri tekelci partilerden uzaklaþtýrýyor. O da, burjuva kamplar arasý kavganýn eski etkisini yitirmiþ olmasýdýr. Burjuva kamplar arasý kavga, onlarýn etkisindeki kitleleri de bir parça “militan” laþtýrmýþtý. Þimdi, tüm o kavgalara malzeme olan “ideolojik sakýzlarý” birbirlerinin aðzýndan alýp çiðniyor tekelci partiler. AKP, asker ünüformasýna bürünürken, CHP çarþafa giriyor. Bu partilerin en kemik tabanlarý, yaþanan bu “açýlýmlar” karþýsýnda þaþkýn. “Biz bu haltý niye yedik o zaman?” diyorlar. Bu ruh hali, tekelci partilere olan baðlýlýðý azaltýyor. Seçime bulaþan þaibeler de, baþlýbaþýna, boykot partisini güçlendiren en önemli etmenlerden biri. Pek çok insan, bu seçimlere akýl almaz hilelerin karýþtýrýlacaðýný, kendi oylarýnýn hiçbir iþe yaramayacaðýný, sonucun þimdiden belli olduðunu düþünüyor. Bu fikir, özellikle Kürt halkýnda çok güçlüdür. Emekçi sýnýflar ve Kürt halký içinde hakim olan ruh hali ve eðilimler, boykot tavrýna büyük bir güç katacaktýr. Her zaman olduðu gibi, yaþam bizden, devrimden yana.

9


AMERÝKAN ÝÇ-SAVAÞINA DOÐRU

Yeni Evrede

Amerika’da İç Savaş

Pamuk prenses masalýna ne kadar inanýyorsanýz, Obama’nýn Bush’la özdeþleþen faþist politikalarýnýn deðiþim getireceðine o kadar inanabilirsiniz. Ruhlarýný satýlýða çýkarmýþ kalem efendileri, sistemin çöküþü gibi aðýr bir gerçek karþýsýnda, ancak masal dünyasýna kaçarak nefes alabiliyorlar. Ne de hoþtur onlarýn masal dünyasý: tüm insanlýða umut veren Amerikan rüyasý ve sihri, kötü cadý Bush tarafýndan zehirlenmiþti. Obama beyaz atýnýn üzerinden çýkageldi, ölüyü öptü ve diriltti!! Masallara, býrakýn sadece çocuklar inansýn. Obama’nýn, ABD’nin faþist politikalarýnda bir deðiþim adýna hiçbir þey yapmayacaðý o kadar açýk ki, buna dair okuyucuyu bir ikna çabasýna girmek bile, bu konuda kesin kanýya gölge düþürür. Obama’nýn gizlisi-saklýsý yok oysa. Demokratlarýn baþkan adayý olacaðý kesinleþince, Siyonist lobinin önünde yemin etmeye koþmuþtu: “Ýsrail’i koruyacaðým, Ýran’ý yok edeceðim” diyordu, týpký Bush gibi. Obama’ya düzülen bunca methiyeden sonra insan, acaba Bush’un suçu neydi diye düþünmeden edemiyor. Bush ki, ne kendi içinden gelen bir kötü karakterden, ne de çevresindeki neo-muhafazakâr denen ekibin kan içici ihtiraslarýndan muzdaripti. Bush dönemiyle birlikte ABD politikalarýna boydan boya damgasýný vuran asýl olgu, kaybedilen dünya hegemonyasýný eldeki tek avantajlý araçla, silah gücüyle geri kazanma çabasýndan ibaretti. Ve bu çabanýn özeti, bu gün için, Ýsrail’i korumak, Ýran’ý yok etmek isteðinde dile geliyor. ABD’nin emperyal politikalarý üzerinde kiþilerin etkisi son derece sýnýrlýdýr, bu kiþi ABD baþkaný olsa da durum deðiþmez. Emperyal politikalar Beyaz Saray Ofislerinde deðil, Wall Streetin mermer bloklu dev binalarýnda, Dýþ Ýliþkiler Komisyonu (CFR) gibi sayýsýz yarý resmi kuruluþlarda, Pentagon’da cirit atan müteahhit firmalarýn yönetim kurulu odalarýnda vb. belirlenir. Halkýn karþýsýna baþkan adayý olarak çýkarýlacak kiþiyi de bu sayýsýz kurumun konsensüsü belirler. Obama’nýn da F–16 ve M–1 Abrahms tanklarýyla ünlü General Dynamics þirketinin son sürüm ürünü olduðunu belirtmek gerek. Dünyanýn pek az ülkesinde devlet ile mali-sermaye tekellerinin bütünleþmesi, ABD’deki kadar ileri düzeye varmýþtýr. Bu bütünleþme, mali oligarþinin egemenliðini, yüz milyonlarýn genel oyu ile dahi sarsýlmayacak güvencelerle daraltmýþtýr. Fransýz Li-

10

Mücadele Birliði

beration gazetesi, Obama’nýn seçilmesinden sonra; “Devrim deðil, insani, tutarlý, etkili reklam bekliyoruz” diyordu. Oysa ABD, genel oy sistemi ile býrakýn bir devrimi, mali oligarþi aleyhine en küçük reformlarýn bile elde edilemeyeceði bir politik yapýnýn esiridir. Ýþte tam da bu yüzden, orada mücadele, diðer emperyalist ülkelerden çok daha hýzlý biçimde bir iç-savaþ aþamasýna ulaþacaktýr.

ABD’de Sýnýfsal Uyanýþ Bütün bunlara raðmen son ABD seçimlerinin, iç politik dengelere ve sýnýflar mücadelesine, sýnýflararasý iliþkilere dair, çok ciddi deðiþimleri ortaya çýkarttýðýný vurgulamak gerek. New York Times editörü T.Fridman “1861’de patlak veren iç-savaþ ancak þimdi sona erdi” diye yazýyordu. Ne budalalýk! Amerika’da iç savaþ asýl bundan sonra baþlýyor. Çünkü bu seçimlerde çok uzun süreden bu yana ilk kez, sýnýf siyaseti, sýnýf ideolojisi sürece damgasýný vurmuþtur. Amerikan halký, neredeyse yalnýzca medya þovlarýndan ibaret olan baþkanlýk yarýþýnda, adaylarýn kürtaja, AÝDS’e, kök hücre araþtýrmalarýna karþý tavýrlarýna göre ya da hangi kiliseye gittiðine, nasýl bir aile görüntüsü oluþturduðuna göre bir seçim yapmaya zorlanýyordu. Tümüyle ikiyüzlü bir ahlaki apolitiklik içinde, ortalama Amerikan bilincinin (ya da bilisizliði) oldukça sulandýrýlmýþ bir çorbasýndan ibaret olan seçim tartýþmalarý, bu yýl radikal biçimde yön deðiþtirdi. Propaganda dönemi boyunca bu deðiþim giderek yükselen bir çizgide kendini hissettirdi. Obama-Hillary arasýndaki yarýþta, iþçi sýnýfýna en çok hangisinin yakýn olduðu tartýþmalarý damgasýný vurdu. Cumhuriyetçiler Obama’yý Marksist olmakla itham ettiler. Kaliforniya Valisi eski “Terminatör” Schwarzenegger, kaslý omuzlarý arasýna sýkýþýp kalmýþ beyninin bir araya getirebildiði birkaç cümleyle, kendisinin Avrupa’dan sosyalizm yüzünden kaçtýðýný, þimdi Obama’nýn “ o eski serveti daðýtma politikasý izleyeceðini” dile getirerek, rakibine bel altýndan müthiþ bir yumruk savurduðunu sanýyordu. Her zamanki budalaca önyargýlarýyla Cumhuriyetçiler, rakipleri Obama’yý “Marksistlik, sosyalistlik” ile suçlarken aslýnda onun zaferine yardýmcý olduklarýný anlamadýlar. Bütün bu “suçlamalara” karþý Obama’nýn yanýtý netti: “önceliðimiz, kapitalist sistemi tamir etmek.” 132. Sayý / 28 Ocak - 12 Şubat 2009

Kýsacasý, þimdi tartýþma masasýnda, kürtaj, kök hücre deðil, doðrudan kapitalist sistem vardý. Bir süredir kapitalizmin sonu tartýþmalarý, ABD toplumunun daha geniþ hücrelerine doðru yayýlmaya baþlamýþtý. Akademi kürsülerinden gazete köþelerine sýçrayan tartýþma, ardý ardýna gelen banka iflaslarýyla birlikte, sendikalara da sýçramýþtý. Baþkan adaylarý, kendilerini ne kadar uzak tutmaya çalýþsalar da, bu genel tartýþmadan tümüyle kaçamadýlar. Nitekim sandýk baþýna gelenlerin %65’nin ekonomik kaygýlarý ön planda tutarak seçimlerini yaptýklarý ortaya çýkýnca, herhalde bu tartýþmalardan uzak durmaya çalýþmanýn piþmanlýðýný duymuþ olmalýlar. Tartýþmalar elbette duru gökte çakan þimþek deðildi, bir boþluða doðmamýþtý. Pek çok gözlemci açýsýndan, ABD’yi yoksulluk uçurumuna sürükleyen geliþmeler siyasi yaþamýn alýþýlageldik dengelerini sarsacak güce eriþmiþti. ABD genelinde, günde üç öðün yemek yardýmý yapýlan aç kalabalýklarýn sayýsý, son bir yýl içinde 15 milyondan 20 milyona fýrlamýþtý. Emlak krizi sonrasý 5 milyon Amerikalý evinden olmuþ, 2 milyona yakýn kiþi, borsalarda batan fonlar nedeniyle emeklilik haklarýný kaybetmiþti. Þirketler, on binler halinde iþçiyi kapý dýþarý ederken, hükümetin bu þirketleri kurtarmak için harcayacaðý para 2 trilyon dolarý aþmýþtý. Bir anda, milyonlarca Amerikalýnýn gözünde, içinde debelendikleri sistemin bütün çeliþkileri, çirkefliði ete kemiðe bürünmüþtü. Sokaða çýkanlarýn hedef tahtasýnda artýk doðrudan kapitalist sistem vardý. Bu uyanýþ, ABD baþkanlýk seçimlerine de damgasýný vurdu. Nüfusun en alt tabakalarýndan, bugüne dek hiç oy kullanmamýþ 7–8 milyon yoksulun, sandýk baþýna gideceði hesap ediliyordu. Çok uzun süren bir uyuþukluktan kurtulan her ezilen sýnýf gibi, umut olarak görünen ilk figüre sarýlan bu büyük kitle, Obama’nýn seçilmesinde belirleyici oldu. Ýþte ABD için asýl kâbus, bu en alt tabakalardan yükselen emekçi uyanýþýdýr. Obama þimdilik, Bush’a duyulan nefretten, banka ve þirketlere karþý yükselen öfkeden ustaca yararlanmasýný bildi. Ancak bu muazzam kalabalýklarý hayal kýrýklýðýna uðratarak, onlarý hýzla sistemin çeperlerine doðru itecektir. Önümüzdeki dört yýlda Obama, eðer kendi halkýna iç savaþ ilan eden baþkan sýfatýný henüz almamýþsa bile, bu iç savaþýn patlamasýna en önemli katkýyý yapan Beyaz Saray Þefi olarak tarihe geçecektir.


Yeni Evrede

Hrant Dink Anması

Mücadele Birliði

HRANT DÝNK KATLEDÝLÝÞÝNÝN 2. YILINDA ANILDI

2 sene önce faþist bir katliama kurban giden gazeteci aydýn Hrant Dink’in bu seneki anma töreni yine Þiþli’de bulunan AGOS gazetesinin önünde yapýldý. 19 Ocak günü saat 13.00’den itibaren gazete önüne toplanan insanlar faþistlerden hesap sorulmasý talebiyle sloganlarýný atmaya baþladýlar. Toplanan kitle genel olarak Türkçe Kürtçe Ýngilizce ve Ermenice “Hrant Ýçin Adalet için” yazan dövizler taþýdýlar. Kitle beklerken ve etkinlik boyunca sýk sýk “Katil Devlet Hesap Verecek”, “Hrant Ýçin Adalet Ýçin”, “Faþizme Karþý Omuz Omuza”, “Faþizmi Döktüðü Kanda Boðacaðýz” sloganlarýný haykýrdý. Gazete binasý önünde anma etkinliði baþladýðýnda saatler 15.00’ý gösteriyordu. Burada kýsa bir konuþmanýn ardýndan Hrant Dink’in kendi sesinden dinletilen bir konuþmasý eþliðinde saygý duruþu yapýldý. Sonrasýnda sanatçý Halil Ergün bir konuþma yaptý. Geçen senelere oranla katýlýmýn düþük olduðu anmanýn bitildiði duyurulduktan sonra en önde Devrimci Öðrenci Birliði’nin(DÖB) açtýðý “Uður, Hrant, Alexis, Tetiði Çeken Ayný El, Hesabýný Soracaðýz” pankartýnýn arkasýndan Taksim yönüne doðru yürüyüþe geçildi. DÖB’lüler pankartý açar açmaz çevik kuvvet polislerinin DÖB’lüleri kaldýrýma itmesiyle ortam gerilmeye baþladý. Kaldýrýma çýkmayarak yolu kapatarak Taksim’e yürümekte ýsrarlý olan DÖB’lüler biraz geri çekilerek yeniden yolu kapatarak yürüyüþe geçti. Burada polisin yolu kapatarak insanlarý yürütmemek için saldýrý hazýrlýðý yapmasý üzerine DÖB’lüler polisin üzerine yürüyerek kararlý olduklarýný gösterdiler. Bunun üzerine polisin saldýrýsý da gecikmedi. Polis beklemediði þekilde

132. Sayý / 28 Ocak - 12 Şubat 2009

DÖB’lüler tarafýndan yanýtlanýnca çatýþma baþladý. Polis kitleye gaz bombalarý ve tazyikli suyla saldýrýyor, Leninistler de gördükleri, önlerine gelen her polis aracýnýn camlarýný daðýtarak ve polisi taþlayarak cevap veriyordu. Diðer devrimcilerin de DÖB’lülere destek vermesiyle çatýþma yolun iki tarafýna da yayýlmýþ oldu. Bir ara kitlenin arasýnda yalnýz kalan bir polis panikle ne yapacaðýný bilemez halde silahýna davranarak havaya ateþ etmeye baþladý. Bunun üzerine öfkesi daha da artan eylemciler o polisin üzerine de saldýrdýlar ve aracýna binerek kaçmasýný saðladýlar. Bu arada polisin kullandýðý aracýn camlarý atýlan taþlardan ve sopalardan nasibini aldý. Uzun süre burada çatýþarak Taksim’e yönelen kitle önüne gelen her polis barikatýný aþýyor, biraz yürüdükten sonra yeni bir barikatla karþýlaþýyordu. Bu barikat da devrimciler tarafýndan taþlanarak yanýtlanýyor ve önlerini açýyorlardý. Bir süre sonra polis daha yoðun þekilde saldýrarak destek kuvvetle yolu kapattýðýnda eylemcilerin bir kýsmý ara sokaklara girerek Taksim’e yönelirken, bir kýsmý da yine polis barikatýný aþamayý deniyor ve yoluna devam ediyordu. Polis daha günün erken saatlerinden zaten Taksim Meydaný’na yýðýnak yapmýþtý. Ama buna raðmen kitle yine de Taksim’e yönelmiþ, gelebildiði her yönden Ýstiklal Caddesi’ne çýkmýþtý. Burada da DÖB’lüler bayraklarýný açarak çevredeki insanlara konuþmalar yaparak sloganlarýný atmaya baþladýlar. Ýstiklal Caddesi’nde “Faþizme Karþý Silah Baþýna”, “Yaþasýn Halklarýn Mücadele Birliði” sloganlarý yankýlanmaya baþladý. Ýstiklal Caddesi’nde bir süre devam eden eylem, sloganlarla sonlandýrýldý. Daha sonra 3 kiþinin gözaltýna alýndýðý öðrenildi.

11


FÝLÝSTÝN DEVRÝMÝNÝN ZAFER Yeni Evrede

Gündem

Siyonist Ýsrail’in büyük bir vahþet, benzeri görülmedik bir gözü dönmüþlükle, baþlatýp ayný þekilde sürdürdüðü savaþ þimdilik bitti. Bir cinayet þebekesinden hiçbir farký olmayan Ýsrail ordusu, arkasýnda çoðu çocuk, kadýn, yaþlý binden fazla ölü, binlerce yaralý býrakarak, þimdilik Gazze’den çekildi. Bu, savaþ yeniden baþlayana kadar, güçlerin yeniden toparlanmasý, düzenlenmesi, yeni takviyelerin yapýlmasý, gereken derslerin çýkarýlmasý için verilmiþ bir moladýr. Türkiye ve K.Kürdistan devrimci proletaryasý ve örgütlü devrimci güçler bu moladan yararlanarak savaþýn soðukkanlý bir deðerlendirmesini yapabilir ve yapmalýdýr da. Böyle bir çalýþma gerekiyor. Çünkü savaþ esnasýnda Türkiye burjuvazisi, bilinçleri bulandýrmak için öylesine yoðun bir bilgi çarpýtma faaliyeti yürüttü ki, at izinin it izine karýþtýðýný, devrimci sol hareketin bundan ciddi biçimde etkilendiðini söylemek abartý olmaz. Bunun temel kanýtý, Türkiye sol devrimci hareketinin neredeyse tümünün, Filistin halkýnýn kahramanca direniþini Hamas denen dinci-gerici örgüte mal etmesi ve yine neredeyse tümünün bu politikanýn devamý olarak Hamas’çý kesilmesidir. O kadar ki, kendini “marxsit komünist” olarak tanýmlayan bir örgütün Galatasaray Lisesi önündeki bir gösteride dinci faþistlerle birlikte “tekbir” getirdiði bile söylendi. Doðruluk derecesi önemli deðil. Çünkü böyle þeylerin “þüyuu vukuundan beterdir.” Türkçesi, söylentisi, gerçekleþmesinden daha fenadýr. Öyleyse þimdi, savaþý doðru deðerlendirmek ve burjuvazinin, hükümetin son derece bilinçli þekilde çarpýttýðý gerçekleri düzeltmek için ilk sorumuzu sorabiliriz. Ýlk sorumuz þudur: savaþýn gerçek nedeni nedir? Söylendiði gibi, Ýsrail’in kendisine Kassam füzeleri fýrlatan Hamas’ý yok etme isteði midir? Türkiye ve dünya burjuvazisi sorunu böyle koyuyor. Önüne konulaný sorgulamadan kabul etmeyi alýþkanlýk haline getiren sol devrimci hareket ise, sorunun bu þekilde konuluþunun doðruluðundan þüphe bile etmiyor. Madem savaþ Hamas’ý yok etmek için baþlatýlmýþ, Siyonist Ýsrail’e karþý

12

Mücadele Birliði

Hamas’ýn yanýnda yer almak, “Hepimiz Hamas’ýz” diye sokaklarda slogan atmak da sol devrimci hareketin boynunun borcu oluyor. Siyonist Ýsrail’e karþý direniþte etkin yer alan ne Filistin Halk Kurtuluþ Cephesi’nin ne de diðer direniþ örgütlerinin adýný aðzýna alan oldu. Gerçek ise bambaþkadýr. Her þeyden önce, savaþýn bir tarafý Ýsrail’den ibaret deðildi. Eðer Ýsrail’i, zorunlu olarak mayýn tarlasýna sürülmüþ bir eþek olarak kabul edersek –çünkü bu iþi ondan baþka yapacak baþka güç yok- bu eþeðin arkasýnda bütün emperyalistler, Türkiye; Mýsýr, Ürdün gibi gerici Arap devletleri ve Mahmud Abbas gibi gözü dönmüþ iþbirlikçiler vardý. Savaþý seyri içinde bu gerçek, çeþitli biçimlerde ortaya çýktý. Bir bulamaç halinde birleþmiþ olan karþý devrim cephesinin her üyesi, iþbölümü gereði, farklý roller, farklý görevler üstlenmiþti. Ýsrail’in görevi mayýn tarlasýna girmek ise, Mýsýr’ýn görevi de sýnýrlarý kapatmak, Avrupalý emperyalistlerin görevi dünya halklarýný sakinleþtirmek, ABD’ nin görevi Ýsrail’e diplomatik ve askeri destek saðlamak vb. Türkiye’ye gelince.. ABD ve Ýsrail’in bölgedeki bu en önemli müttefiki Ýsrail’li pilotlarý eðiterek görevinin bir kýsmýný zaten yerine getirmiþti. Doðacak tepkileri, bu tepkilerin devrimci kanallara akmasýný önlemek üzere, dinci kanallara akýtmak, zor duruma düþmesi halinde “barýþ imamý” rolüyle Ýsrail’in imdadýna yetiþmek gibi görevleri gönüllü þekilde üstlenmiþti. Mahmud Abbas ise, Filistin devriminin cenaze imamý olarak, zaferden, yani Filistin devriminin katlinden emin þekilde, ABD’de defin iþlemlerini yürütmekle görevliydi. Bu kadar geniþ bir karþý devrim cephesinin hedefinin, dünyaya yutturmak istediklerinin aksine, Filistin devrimi olduðu açýk deðil mi? Bilmek ve anlamak isteyenler için son derece açýk. ABD emperyalizmi, Ortadoðu’da –ve aslýnda bütün dünyadayýkýlmakta olan egemenliðini yeniden tesis etmek, bu çerçevede “Büyük Ortadoðu Projesi” adýný verdiði stratejisini hayata geçirebilmek için öncelikle Filistin devrimini ortadan kaldýrmak zorundadýr. Irak savaþýný 132. Sayý / 28 Ocak - 12 Şubat 2009

kazanmak için, Afganistan savaþýný kazanmak için, Ortadoðu ve Afrika halklarýnýn devrimci ayaklanmalarýný ezmek için ve en sonu, diðer emperyalist rakiplerine karþý üstünlük saðlamak için iþe Filistin devrimini ezerek baþlamak zorundadýr. Çünkü Filistin devrimi, Ortadoðu’nun devrim ocaðýdýr ve bu ocaðý söndürmeden amaçlarýna doðru bir milim dahi ilerleyemez. Filistin devrimi, ayný zamanda, Türkiye ve gerici Arap devletlerinin varlýðý için bir tehdittir. Gerici-faþist egemenliklerin rahat uyku uyuyabilmesi bu tehdidin ortadan kaldýrýlmasýna baðlýdýr. Filistin devriminin varlýðý Ýsrail için zaten bir varlýk-yokluk sorunudur ve Ýsrail, bu devrim ezilmeden varlýðýnýn, geleceðinin güvencede olamayacaðýný herkesten iyi biliyor. Ýþte ancak böyle büyük(!) ve ortak bir amaç gerici, faþist, emperyalist, iþbirlikçi ne varsa, bütün kan içicileri bir araya getirebilir ve pis bir bulamaç halinde birleþtirebilirdi. Demek ki, savaþýn bir tarafýnda, tanýmladýðýmýz bu pis bulamaç varsa öteki tarafýnda da Filistin devrimi vardýr. Bunu, karþý devrim cephesinin sözcülerinin açýklamalarýnda net biçimde görmek mümkün. Onlarýn itirazý iþbirlikçiler tarafýndan, örneðin Mahmud Abbas ya da Mahmud Abbas artý Hamas tarafýndan yönetilen bir Filistin devletine deðil, devrimci bir Filistin’edir. Peki, Hamas bu tablonun neresinde? Þimdi bu sorunun yanýtýný arayabiliriz artýk. ARTIK MAHMUD ABBAS VAR Sorunun yanýtý için Hamas’ýn kuruluþ amacýna ve kurulduðu dönemin koþullarýna kýsaca da olsa bir göz atmak gerekecek. Bilindiði gibi, Filistin halkýnýn özgürlük savaþý daha ilk ortaya çýkýþ yýllarýndan itibaren, doðasý gereði ve baþta Sovyetler Birliði olmak üzere, sosyalist sistemin güçlü desteði sonucu, “ulusal kurtuluþçu” karakterinin yaný sýra daima sosyalist bir çizgi de taþýmýþtýr. Sosyalizm düþüncesi, Filistin halký ve Filistin örgütleri arasýnda o kadar doðal biçimde benimsenmiþti ki, bir cephe örgütü biçimindeki FKÖ içinde en geri grup olan El Fetih bile sosyalizme yakýn durduðunu i-


R YÜRÜYÜÞÜ DEVAM EDÝYOR Yeni Evrede

Gündem

Mücadele Birliði

fade etme gereðini hissediyordu. Elbette, sosyalizmin Filistin örgütleri tarafýndan ne derece bilimsel þekilde kavrandýðý tartýþýlabilir ama bu ayrý bir konudur. Buradaki amacýmýz sosyalizmin Filistin örgütleri ve dolayýsýyla Filistin devrimi üzerinde ne denli etkili olduðuna iþaret etmektir. Ve bu etki o kadar açýktý ki üzerinde söz söylemeye dahi gerek yok. Emperyalistler ve gerici Arap devletleri açýsýndan bu durum baþlý baþýna bir sorundu. Günden güne güçlenen Filistin devrimi, devrimci ve enternasyonalist karakteriyle Ýsrail, emperyalist-kapitalist sistem ve gerici Arap devletleri için gerçek bir tehlikeydi. Bu arada, Filistin Devriminin temel þiarýnýn “ emperyalizme, siyonizme ve gericiliðe karþý mücadele” sloganý olduðunu belirtirsek devrimin çizgileri daha net anlaþýlabilir. Emperyalistler, Ýsrail ve gerici Arap devletleri Filistin devriminin bu çizgisini tümden ortadan kaldýrmalýydýlar. Peki, ama bunu kimle yapacaklardý. Hepsi de Sovyetler Birliði ile iyi iliþkiler içinde olan, hepsi de sosyalizmden etkilenmiþ hâlihazýrdaki Filistinli örgütler bu amaç için uygun deðillerdi. Sosyalizm düþüncesine en uzak mesafede duran El Fetih ve lideri Arafat bile, tüm uzlaþmacý eðilimlerine raðmen, politikalarýný oluþtururken Filistin halkýnýn devrimci eðilimlerini her adýmda hesaba katmak ve buna uygun davranmak zorunda kalýyorlardý. Öyleyse El Fetih ve Arafat da bu amaç için uygun araçlar deðillerdi. Ama ihtiyaç orta yerde duruyordu. Hamas, Ýsrail’in, gerici Arap devletlerinin ve emperyalistlerin bu ihtiyacýnýn bir çocuðu olarak dünyaya geldi. Amaç, geliþimi bir türlü engellenemeyen Filistin devriminin devrimci kanallara akmasýný önleyecek bir alternatifin yaratýlmasýydý. Her türlü devrimci geliþmeye karþý bir dalgakýran olarak ABD’nin elinde tuttuðu “Müslüman Kardeþler Örgütü” nün Mýsýr’daki kolu devreye sokuldu. Hamas, iþte bu karþý devrimci, anti-komünist örgütün Filistin þubesi olarak kuruldu. Dünyaya getirilen çocuðun yaþatýlýp büyütülmesi için iþ bölümü yapýldý. Politika ve taktikler “Müslüman Kardeþ-

ler”den, paralar Suudi Arabistan ve diðer Arap devletlerinden, Avrupa ve Amerika’da faaliyet için gereken kolaylýklar emperyalistlerden gelecekti. Ya Ýsrail’in rolü? Taþlarý baðlayýp Hamas’ý sokaða salmak görevini bir tek o yapabilirdi. Ýsrail’in üstüne düþen görevi nasýl yerine getirdiðini L’Humanité’ten okuyalým: “Ýsrail istihbarat servisi Mossad (Ýsrail Ýstihbarat ve Özel Görevler Enstitüsü) sayesinde, Ýslamcýlarýn iþgal altýndaki bölgelerde varlýklarýný güçlendirmelerine izin verildi. Bu esnada, El Fetih (Harekât elTahrir el-Vatani el-Filistini, Filistin Ulusal Kurtuluþ Hareketi) ve Filistin Solu en acýmasýz biçimde bastýrýldý” Artýk fazla söze gerek yok. Dileyen, söz konusu döneme iliþkin Filistin tarihini okuyabilir. Hamas, onu dünyaya getirenlere ait gerçekleri Filistin halkýndan gizlemek için El Fetih’ten daha radikal görünmek zorundaydý; öyle de yaptý. Arafat’ýn her uzlaþma giriþimine karþý durdu ve radikal bir politik çizgide göründü. Propaganda ve ajitasyonunu bu temel üzerine oturtunca dayandýðý kitle temeli de buna uygun þekillendi. Ve iþte bu olgu, Hamas’ýn “aþil topuðu” oldu. O, Filistin devrimini emperyalist kanallara akýtmak, gericilik sýnýrlarý içinde tutmak üzere kurulmuþtu ama tutunup güçlenmek için izlemek zorunda kaldýðý politikalar þimdi amacýnýn önünde aþýlmaz bir engel gibi dikilmiþti. Bu arada Hamas’ý emperyalistlerin, Ýsrail’in ve gerici Arap devletlerinin çýkarlarý açýsýndan gereksiz hale getiren bir baþka önemli geliþme oldu. Bu geliþme, Arafat’ýn –belki de bizzat Mahmud Abbas eliyle- zehirlenip öldürülmesinden sonra yerine iþbirlikçilikte sýnýr tanýmayan Mahmud Abbas’ýn geçmesi idi. Mahmud Abbas, emperyalistler, Ýsrail ve gerici Arap devletleri için gerçek bir þanstý. Çünkü o uzun yýllardýr alttan alta palazlanan Filistin burjuvazisinin gerçek bir temsilcisiydi ve politikalarýný oluþtururken, Arafat’ýn aksine, her adýmda Filistin halkýnýn devrimci eðilimlerini, duygularýný hesaba katmak zorunda deðildi. Filistin Devri132. Sayý / 28 Ocak - 12 Şubat 2009

minin önündeki gerçek, ciddi ve doðal engel ortaya çýkmýþtý. Filistin’i emperyalistkapitalist sistem sýnýrlarý içinde, sýnýf çýkarlarý ve sýnýf karakteri gereði tutacak birileri artýk vardý. Bundan sonra Hamas, onu dünyaya getirenler için ihtiyaç fazlasýydý, sýrttaki gereksiz yüktü. Bu yükten kurtulmak için El Fetih’le “ulusal” bir hükümet içinde birleþmesini istediler. Hamas bunu yapamazdý çünkü bu onun sonu olurdu. Ýsrail’in varlýðýný tanýmasýný istediler; bu isteði yerine getiremezdi çünkü bu onun “aþil topuðu” idi. Bunlarý yerine getirmedikten sonra Hamas, Ýsrail, ABD, gerici Arap devletleri açýsýndan ne anlam ifade ederdi? Hiçbir þey! Üstelik Ortadoðu’da yýkýlmakta olan egemenliklerini ayakta tutabilmek için Mahmud Abbas’ýndan ABD’sine; Ýsrail’inden gerci Arap devletlerine ve Türkiye’ye kadar bölge devletlerinin zaman kaybýna tahammül edecek halleri kalmamýþtý. Filistin devrimini tez elden ezmek üzere, Mýsýr, Ürdün, Suudi Arabistan, Türkiye, Ýsrail, Mahmud Abbas tayfasý, ABD emperyalizmi, Avrupalý emperyalistler, harekete geçmeye karar verdiler. Hamas’ýn boþ tarlalara düþen iþe yaramaz Kassam füzeleri, savaþý baþlatmak için ihtiyaç duyduklarý bahaneyi ellerine veriyordu. Ýsrail, Hamas’ý deðil, Filistin’i, Filistinli çocuklarý, yaþlýlarý, kadýnlarý, sivilleri vurdu. Ýsrail’e karþý Hamas’tan çok Filistin halký, Filistin Halk Kurtuluþ Cephesi, diðer direniþ örgütleri direndiler. Ama uluslar arasý tekelci medya, bütün bunlardan tek sözcükle olsun söz etmeyerek direniþi Hamas’a mal etmeye çalýþtý. Fakat ne olursa olsun, eninde sonunda tarih kendi doðal mecrasýnda akacaktýr. Hamas, Filistin devrimi tarihinde açýlmýþ bir parantezdir ve bu parantez er geç kapanacaktýr. Þimdiden bunun belirtilerini görüyoruz. Filistin halký özgürlük için Filistin burjuvazisi ile çarpýþtýkça yanýlsamalarýndan da kurtulacaktýr. Ýþte o zaman Filistin halký, kendi tarihinde açýlmýþ bu parantezi kapatarak gerçek özgürlük yolunda, ulusal ve sýnýfsal kurtuluþ yolunda yürümeye devam edecektir.

13


Filistin’e Destek

TEKİRDAĞ F TİPİ’NDE TUTSAKLARDAN AÇIKLAMA

Halkýmýza! Siyonist Ýsrail devleti tüm dünyanýn gözü önünde günlerdir Gazze’de katliam yapýyor. Gazze’nin giriþ-çýkýþlarýný kapatarak yaptýðý katliamý gözlerden saklamaya çalýþan Ýsrail siyonist devleti hem bomba yaðdýrýyor hem de tanklarý ve silahlarýyla yaþlý, genç, çocuk demeden Filistin halkýný katlediyor. Katil Ýsrail devleti fosfor bombalarýyla Filistin halkýný kavuruyor. Gazze saldýrýsýnda þu ana kadar birçoðu çocuk ve kadýn olmak üzere yüzlerce insan öldürüldü, binlercesi yaralandý. Siyonist Ýsrail devleti hala kana doymadý. Dünya üzerindeki halklarýn büyük moral kaynaðý olan Filistin ulusa özgürlük mücadelesini ezmek için baþta ABD olmak üzere emperyalist devletlerden aldýklarý destekle Filistinlileri katlediyor, evlerini yýkýyor, insanlarý susuz, aç ve ilaçsýz býrakýyor, elektriklerini kesiyorlar. Gazze’de bugün insanlýk boðazlanýyor. Filistin halký kelimenin tam anlamýyla bir Nazi barbarlýðý ile karþý karþýya. Emperyalist ve iþbirlikçi devletlerin sahte diplomasi turlarýnýn ardýnda yatan gerçek budur. Hepsi Filistin ulusal özgürlük mücadelesinin geliþmesini engellemek için kollarý sývamýþ durumdadýr. Baþbakan Tayyip Erdoðan’ýn Filistin halkýna sahip çýkýyor görüntüsü vermeye çalýþmasýnýn nedeni de budur. Bir yandan Ýsrail’le en ileri düzeyde stratejik anlaþmalar yapýlýrken, Ýsrail’in Konya’da hava tatbikatý yapmasý saðlanýp diðer yandan Gazze operasyonuna karþýymýþ gibi bir görünüm çizmek tam bir ikiyüzlülüktür. Filistin halkýnýn gerçek dostlarý tüm dünya üzerinde devrim mücadelesini yükseltenlerdir. Bizler Tekirdað 1 Nolu F Tipi Hapishanesi’ndeki devrimci tutsaklar olarak Ýsrail siyonizminin katliamlarý karþýsýnda Filistin halkýnýn yanýnda olduðumuzu bir kez daha tüm dünyaya duyuruyor, devrim ve sosyalizm mücadelesini yükseltmeye çaðýrýyoruz. FÝLÝSTÝN HALKI YALNIZ DEÐÝLDÝR! KAHROLSUN SÝYONÝST ÝSRAÝL! KAHROLSUN EMPERYALÝZM, YAÞASIN PROLETARYA ENTERNASYONALÝZMÝ!

DHKPC, Direniþ Hareketi, MKP, MLKP, TÝKB, TKEP/L, TKP/ML tutsaklarý adýna Fikret Akar, Murat Karayel, Ayhan Güngör, Hasan Polat, Ertan Altun, Nurettin Temel ve Ulvi Yalçýn

Yeni Evrede

Mücadele Birliði

BEYAZIT MEYDANI’NDA FÝLÝSTÝN HALKINA DESTEK EYLEMÝ

Siyonist ��srail’in 27 Aralýk’ta Gazze’ye dönük baþlattýðý saldýrýya bir tepki de öðrencilerden geldi. Eyleme katýlan devrimci, demokrat, yurtsever öðrenciler Filistin’e yapýlan bu saldýrýyý ve Türkiye’de Kürt halkýna dönük saldýrýlarý protesto etmek için Beyazýt Meydaný’nda basýn açýklamasý gerçekleþtirdi. DÖB olarak katýldýðýmýz basýn açýklamasý saat 13.30’da Beyazýt Meydaný’nda yapýldý. Öðrenciler alana “Gazze’de Ýntifada Amed’de Serhýldan Kazanacak” ve “Emperyalizm, Siyonizm Yenilecek, Direnen Halklar Kazanacak, Devrimci Demokrat Yurtsever Öðrenciler” imzalý pankartlarýyla çýktý. Ýstanbul Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde yapýlan konuþmalarda Filistin halkýnýn yalnýz olmadýðý söylendi, tüm öðrenciler basýn açýklamasýna çaðrýldý. Sonrasýnda Beyazýt’taki otobüs duraklarýna yürünerek diðer üniversitelerden gelen öðrencilerle buluþuldu. Buradan sloganlarla Beyazýt Meydaný’na yüründü ve Merkez Kampüs’ten öðrencilerin de gelmesiyle basýn açýklamasý baþladý. “Emperyalizm Yenilecek, Direnen Halklar Kazanacak”, “Filistin’de Düþene Dövüþene Bin Selam”, “Katil Ýsrail Ýþbirlikçi AKP/MGK”, “Katil Ýsrail Filistin’den Defol”, “Katil ABD Ortadoðu’dan Defol”, “Yaþasýn Devrim Ve Sosyalizm”, “Kürdistan Faþizme Mezar Olacak”, “Yaþasýn Halklarýn Kardeþliði”, “Bîjî Biratîya Gelan”, “Kürt Halkýna Ýmha Dayatýlamaz” , “Filistin’de Ýntifa’da Amed’de Serhýldan Kazanacak!”, “Dîsa dîsa Berxwedan Li Herderî Serhýldan!”, “Dîsa Dîsa Berxwedan Dîsa Dîsa Serhýldan!” sloganlarý alanda sýkça atýldý. Basýn metni okunduktan sonra hep birlikte Merkez Kampüs araç kapýsýna yürünerek burada sonuna kadar direnen halklarýn mücadelesine destek vereceðimiz söylendi ve açýklama sonlandýrýldý. Yaklaþýk 200 kiþinin katýldýðý açýklamada “Katil Ýsrail Filistin’den Defol”, “Her Yer Filistin Hepimiz Filistinliyiz”, “NATO’dan Çýkýlsýn Üsler Kapatýlsýn”, “Devlet Terörüne Son”, “Kürdistan Faþizme Mezar Olacak”, “Katil Ýsrail Filistin’den Defol”, “Katil ABD Ortadoðu’dan Defol”, “Dîsa Dîsa Berxwedan Li Herderî Serhýldan” dövizleri taþýndý. FÝLÝSTÝN HALKI YALNIZ DEÐÝLDÝR! FÝLÝSTÝNDE TEK ÇÖZÜM YA DEVRÝM YA ÖLÜM!

NOT: Elimize posta yoluyla gelen bu mesajý, haber deðerinden dolayý yayýnlýyoruz

14

132. Sayý / 28 Ocak - 12 Şubat 2009

DÖB (Devrimci Öðrenci Birliði )


Yeni Evrede

Mücadele Birliði

Yüzyılın Komünü

ÇUKUROVA KÝTAP FUARINDA KÜBA ETKÝNLÝÐÝ

AYIÞIÐI’NDA KÜBA ETKÝNLÝÐÝ

týnda bir etkinlik gerçekleþtirdik. Etkinliðimiz 3 Nolu Konferans Salonunda çok sayýda insanýn katýlýmýyla saat 18.00’de kýsa bir konuþmanýn ardýndan baþladý. Konuþmanýn ardýndan müzik grubumuz Grup Umut’un ezgileriyle þiir atölyemiz sahneyi aldý. Þiir Atölyemiz þiirlerini seslendirirken etkinliðimize katýlanlara duygulu anlar yaþattý. Þiirlerimizi okuduktan sonra bir alkýþ tufaný koptu salonda ve katýlýmcýlarýn coþkusu görülmeye deðerdi. Etkinliðimizde sahneyi Antep Ayýþýðý Sanat Merkezi müzik grubu Denize Ezgi aldý. Denize Ezgi söylemiþ olduðu türküleri ve marþlarýyla, kýsa bir dinleti sundu. Dinleti sýrasýnda etkinliðe katýlanlar da alkýþlarla ve halaylarla eþlik ettiler. Etkinliðimiz dinletinin ardýndan sona erdi. Küba… Sosyalist Küba 50 yaþýnda. Tifodan, tifüsten ölünmeyen onurlu, özgür Küba 50 yaþýnda. Küba sen bir özgürlük pýnarýsýn. Çünkü biliriz Özgürlük, kendinden vazgeçenleri esarete mahkûm eden bir sevdadýr. Ve biz nasýl vazgeçebiliriz senden… VÝVA KÜBA VÝVA SOSYALÝZM YAÞASIN PROLETARYA ENTERNASYONALÝZMÝ Adana Ayýþýðý Ekin Sanat Merkezi

Küba’nýn 50. yýlý bir çok etkinlikle kutlanýyor. Bu kutlamalardan birisi de Taksim Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde gerçekleþti. 4 Ocak günü yapýlan etkinlik Küba Devrimi’nden görüntüler ve Küba’da sosyalizmin kazanýmlarýný anlatan kýsa bir slayt gösterisi ile baþladý. Slayt gösterisinin ardýndan serbest kürsü açýldý ve herkes Küba ile ilgili düþüncelerini sunmak üzere kürsüye davet edildi. Tiyatro oyuncusu Mehmet Esatoðlu’nun Küba yolculuðu ve izlenimlerini anlatýmý gerçekten Küba insaný ve Küba Sosyalizmi hakkýnda öðretici bilgilerle doluydu. Katýlýmcýlarýn Küba ile ilgili görüþlerini sunmasýnýn ardýndan Tiyatro Simurg’un oynadýðý tiyatro oyununa geçildi. Devrim sürecine kadar Küba’nýn yerli halkýnýn yaþadýðý katliam ve zulümlerinde iþlendiði tiyatro oyunu katýlýmcýlar tarafýndan büyük beðeni topladý. Daha sonra sohbetlere devam etmek üzere salona geçilerek etkinlik sonlandýrýldý.

Ku rul du ðu muz günden bu yana sosyalist bir dünya ve yeni insaný yaratma mücadelesi veriyoruz. Sosyalist dünyayý, yeni bir geleceði yaratmak zordur. Sarp kayalar, dolambaçlý yollar bizleri beklemektedir. Biliriz… Ama bir o kadar da yürünmesi zorunlu umutlu bir yoldur bu… Küba, ayaklanmalar yüzyýlýnýn komünü… Küba, insanlýðýn umudu… Küba, geceleri aç yatýlmayan gündüzleri sömürünün olmadýðý CHE’nin, FÝDEL’in ülkesi… Çukurova 2. Kitap Fuarý’nda Adana Ayýþýðý Ekin Sanat Merkezi olarak “50. Yýlýnda Sosyalist Küba’yý Selamlýyoruz” adý al-

132. Sayý / 28 Ocak - 12 Şubat 2009

15


Yeni Evrede

Eylemler

Mücadele Birliði

SARIGAZÝ’DE FÝLÝSTÝN HALKIYLA DAYANIÞMA EYLEMÝ

ADANA’DA MÝTÝNG

Sendikalarýn Filistin’le dayanýþma için baþlattýðý her akþam 18.00’deki “Sessiz Kalmama” eylemlerinlerinden biri de Sarýgazi’de 11 Ocak’ta gerçekleþtirildi. Filistin halkýnýn yalnýz olmadýðý, bu kez de Sarýgazi iþçileri, emekçileri ve gençliði tarafýndan gösterildi. Eylem, açýklamanýn yapýlacaðý Sarýgazi Meydaný’nýna kadar sloganlarla yapýlan yürüyüþle baþladý. Sarýgazi Meydaný’nda okunan açýklamayla Ýsrail saldýrýlarý protesto edildi. Eylem esnasýnda “Katil Ýsrail Filistin’den Defol”, “Filistin Halký Yalnýz Deðildir”, “Filistin’de Düþene Dövüþene Bin Selam” ve “Kahrolsun ABD Emperyalizmi” sloganlarý atýldý. Yürüyüþe Sarýgazi gençliðinin katýlýmý yoðundu. Açýklama bitiminde Demokrasi Caddesi boyunca yürüyüþ sürerken, bizler de dövizlerimizle katýldýðýmýz açýklamanýn ardýndan yürüyüþ sýrasýnda Mücadele Birliði olarak “Yaþasýn Halklarýn Mücadele Birliði”, “Filistin Halký Devrimle Özgürleþecek”, “Savra Savra Hatta Nasr-Savaþ Savaþ Zafere Kadar” sloganlarýmýzý attýk.

DÝSK, KESK, TMMOB, TÜRK-ÝÞ, Adana Tabip Odasý ve Adana Eczacý Odasý’ nýn birlikte organize ettiði “Krize, iþten atýlmalara, iþsizliðe, yoksulluða, özelleþtirmelere, Filistin’de yaþanan katliamlara ve savaþlara karþý barýþýn ve emeðin birleþik mücadelesini yükseltelim” þiarýyla düzenlediði miting, 24 Ocak Cumartesi günü saat 13.00’da Mimar Sinan Açýk Hava Tiyatrosu’nun önünde kitlenin toplanmasýyla baþladý. Bizler de Mücadele Birliði Platformu olarak “Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Her Þey Emeðin Olacak / Mücadele Birliði Platformu” pankartýmýzla, Deniz bayraklarýmýz ve Filistin bayraðýmýzla yürüyüþteki yerimizi aldýk. Yürüyüþ boyunca disiplin ve coþkumuzla sýk sýk “Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Her Þey Emeðin Olacak”, “Ýktidar Dýþýnda Her Þey Hiçbir Þeydir”, “Yaþasýn Ýþçilerin Mücadele Birliði”, “Zafer Savaþan Ýþçilerle Gelecek”, “Savaþa Savaþa Kazanacaðýz”, “Filistin Halký Devrimle Özgürleþecek” sloganlarýný gür bir þekilde haykýrdýk. Miting alanýnda Mücadele Birliði dergimizin yoðun bir þekilde daðýtýmýný yaptýk. Yaklaþýk 25 gündür iþyeri önünde direniþte olan ve sendikalaþtýklarý için iþten atýlan AKAN-SEL Mersin Liman iþçileri çoþkularý ve öfkeleriyle mitingde dikkat çektiler. Miting yapýlan konuþmalarýn ardýndan sona erdi. ZAFER SAVAÞAN ÝÞÇÝLERLE GELECEK YAÞASIN ÝÞÇÝLERÝN MÜCADELE BÝRLÝÐÝ ADANA Mücadele Birliði Platformu

Merhaba yoldaþlar. Grup Denize Ezgi olarak sanatsal faaliyetlerimizin yaný sýra, politik mücadelemizi de yürütmeye devam ediyoruz ve bunlarý bütün yoldaþlarla paylaþmak istedik. Ýçerisinde bulunduðumuz toplumsal sistem içinde biz ve bizim gibi müzik yapan tüm grup ve kiþilere yapýlan baský ve yýldýrma çalýþmalarýna aldýrmadan, politik mücadelemizi yürütme kararlýlýðýyla hýzla ilerliyoruz. Tabi ki kapitalist toplumda yaþadýðýmýz için, ezilen insanlarýn sorunlarýna yönelen müziðimizi, zafere giden yolda bir araç olarak görüyor ve kapitalizmin üzerine müziðimizle, enstrümanlarýmýzla yürüyoruz. Proleter sýnýfýn sesi, çekici, oraðý olmak için mücadelemizi sürdürüyoruz. Ezilen halklarýn sesi olmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyeceðimizi söyleyerek, sizlere son dönemdeki çalýþmalarýmýzdan bahsetmek istiyoruz. 16 Ocak Cuma günü Adana TÜYAP’ta sahnemizi aldýk. Dinletimize, devrimler diyarý Küba’yý anýmsatan parçamýz “Haydi Gel” ile baþlayarak, ezgilerimizi insanlarla paylaþtýk. Etkinliðimiz halaylarla, türküler-

le son bulurken hemen akabinde Antep’e dönerek, 18 Ocak Pazar günkü etkinliðimizin hazýrlýklarýna baþladýk. Pazar günkü etkinlik, yazar dostlarýmýz Ülkü ÞEYDA ve Kazým DEMÝR’in yeni kitaplarýnýn imza günü için organize edilmiþti. Bu etkinlikte de Antep emekçileriyle beraber olmanýn mutluluðuyla ezgilerimizi caný gönülden seslendirdik. Haftanýn baþýnda, 21 Ocak Çarþamba günü yapýlacak olan Adýyaman-Besni konserinin provalarýna baþladýk. Ve Besni’ye yine türkülerimizle, halaylarýmýzla giderek, Besni Eðitim-Sen emekçilerinin düzenlemiþ olduðu etkinlikte Besni emekçileri ile birlikte olduk. Besni sonrasýnda, 25 Ocak’ta Maraþ’ýn Narlý beldesindeki “Ovama ve Onuruma Dokuma Platformu”nun organize etmiþ olduðu etkinlikte yine türkülerimiz, halaylarýmýz ve ölümsüz yoldaþlarýmýzýn üzerine yazdýðýmýz ezgilerimizle Narlý emekçilerini selamlayarak Antep’e döndük. Grup Denize Ezgi bundan sonra da yine iþçi ve emekçilerin kültür ve sanatýný onlara taþýmak üzere çalýþmalarýna devam edecektir. Grup Denize Ezgi

ADANA, BESNÝ VE NARLI’DA DENÝZE EZGÝ KONSERLERÝ

16

132. Sayý / 28 Ocak - 12 Şubat 2009


Yeni Evrede

Eylemler

Mücadele Birliði

YUNANÝSTAN’DA SIRA ÇÝFTÇÝLERÝN! YUNANLI ÇÝFTÇÝLER AYAKLANDI

Bugün 24 Ocak ve Yunanlý çiftçilerin eylemlerinin altýncý günü. Kuzey Yunanistan’dan yani Bulgaristan snýrýndan Girit’e kadar ülkenin önemli otabanlarýna inip yollarý kapatan çiftçiler, günlerdir ülkeyi adeta ikiye böldüler. Atina–Selanik Karayolu’nun Tembi kavþaðýný eylemlerinin ilk gününden itibaren belirli saatlerde trafiðe kapatan çiftçiler ulaþýmý durdurdular. Yunanistan’ý baþkent Atina ile taþra arasýnda baðlayan çevreyolu ve otoban üzerinde binlerce traktörle barikat kuran çiftçiler, ayný zamanda Bulgaristan–Yunanistan sýnýrýnda giriþ çýkýþlarýn engellenmesine ve onlarca kilometre araç ve týr kuyruðu oluþmasýna neden oldular. Ayrýca çiftçiler Grit’teki Hraklis Havaalaný’ný da iþgal ettiler. Eylem birkaç gün daha sürerse Atina’da yiyecek sýkýntýsý yaþanmaya baþlayacaðýný söyleyen yetkililer çiftçileri yollarý açmalarý konusunda bir türlü ikna edemiyorlar. Çiftçiler Karamanlis hükümetinin tarým politikasýnýna karþý ayaklandýlar ve öncelikli talepleri þunlar: Çiftçilere pamuk, hububat, mýsýr ve diðer zirai ürünlerde uygulanan ve geçen yýla göre yüzde 50’ye varan düþük alým fiyatlarýnýn arttýrýlmasý, 3’er bin Euro’luk maddi destek saðlanmasý, çiftçi kooperatiflerinin desteklenmesi ve ürünlerinin korunmasý, bütün tarým ürünleri fiyatlarýnýn garanti altýna alýnmasý, zeytinyaðýndaki en düþük fiyatýn 2,80 Euro olmasý, tarýmda kullanýlan yakýta vergi indirimi yapýlmasý, ödeyemedikleri kredilerin 3 yýl süreyle dondurulmasý. 22 Ocak günü, hükümet eylemlerden korktu. Baþbakanýn sorunun acil çözülmesi talimatýyla, 500 milyon euroluk destek paketi açýklandý. Hükümet açýkladý ama çiftçiler kabul etmedi. Miktarý az bulan ve bakanýn söylemlerini muðlak bulan çiftçiler, eylemlerini daha da arttýrarak devam edeceklerini söylediler ve öyle de yapýyorlar.

YAHUDÝ KADINLARDAN FÝLÝSTÝN HALKI ÝÇÝN KONSOLOSLUK ÝÞGALÝ

7 Ocak 2009 Çarþamba günü Toronto’daki Ýsrail Konsolosluðu, Kanadalý ve Ýsrailli Yahudi kadýnlar tarafýndan iþgal edildi Eylemcilerin sözcüsü Miriam Garfinkle (Doktor): “Ýsrail’in Gazze’deki iþgaline ve Gazze’de sürmekte olan ablukaya karþý öfkemizi ifade etmek istiyoruz. Kanada Hükümeti’nden bu eylemlerini durdurana kadar Ýsrail’e karþý yaptýrýmlar uygulamasýný istiyoruz. Ayrýca burada Yahudilerin katliamlara karþý seslerini duyurmak ve Yahudiler olarak bizim adýmýna yapýlan eylemleri protesto etmek için bulunuyoruz” dedi. Kadýnlar, yedinci kattaki Ýsrail Konsolosluðu’nu iþgal ettiler. Ýsrail gazze’deki ablukayý ve masum sivilleri katletmeyi sona erdirene kadar içerden çýkmayacaklarýný duyurdular. Eylemcilerden Judy Rebick (Profesör): “Kanada’da, ABD’de, Avrupa’da, Ýsrail’de Filistin’de iþlenen bu katliamlardan utanç duyan ve bütün bunlarýn bizim adýmýza yapýlmasýndan rahatsýzlýk duyan binlerce Yahudi yaþýyor. Bütün Yahudileri bu katliama karþý seslerini yükseltmeye çaðýrýyoruz. Ýsrail bombardýmaný durdurmalý, Gazze’den çekilmeli” dedi. 8 Ocak’ta Montreal ve Boston’daki Ýsrail Konsolosluklarý’nda da eylemler gerçekleþtirildi. Yahudiler Kanada`da elçiliklerini iþgal etti! Toronto`daki Ýsrail Büyükelçiliði’ni basan Kanadalý Yahudi kadýnlar “Ýþgale karþý Yahudi sesini duyurmak” adýna, binada eylem yaptý. Kuþatma ve saldýrý altýndaki 1.5 milyon Filistinli`ye destek verdiklerini söyleyen Kanadalý Yahudiler, Ýsrail`den, Gazze`ye yaptýðý saldýrýlara ve ambargoya son vermesini istedi. Kanadalý Yahudi kadýnlar, Ýsrail kimliklerini kullanarak girdikleri elçilikte, Ýsrail saldýrýlarýna ve Kanada Hükümeti’nin bu katliama tepkisiz kalmasýna karþý duyduklarý öfkeyi dile getirdiler. Kanada`nýn Montreal þehrindeki Ýsrail Konsolosluðu da ayný þekilde Yahudi asýllý Kanadalý’larýn iþgaline uðradý. Gazze saldýrýlarýný protesto eden bir grup, konsolosluðun lobi bölümünü iþgal ederek, içeri giriþleri engelledi. Ýsrail temsilcisi görevlilerin Kanada`dan sýnýrdýþý edilmesini isteyen grup, polis tarafýndan saatler sonra konsolosluk binasýndan çýkarýldý. 

BASKILAR BÝZÝ YILDIRAMAZ

23 Ocak 2009 tarihinde Mücadele Birliði okuru Saime Kavak sabah saat 07.00’de TMÞ’den üç araçlýk sivil ekip tarafýndan Mart 2007’de 13 Mart Savaþçýlarý’nýn (Ýbrahim Ethem Coþkun, Necati Vardar, Seyit Konuk) mezar anmasýna katýlmaktan dolayý evinden gözaltýna alýndý. Gözaltýna alýnma gerekçesi olarak 13 Mart 2007 mezar anmasýna katýlmasý “Suçu ve suçluyu alenen övme, slogan atma ve yasadýþý örgüt üyeliði” öne sürüldü. Saime Kavak, Bozyaka Hastanesi’nde muayene edildikten sonra Bozyaka TMÞ’ye götürülmüþtür. Sürekli imza atmasý yönünde baský yapýlan arkadaþýmýz imza atmayý reddetmesi üzerine, orada gerekli iþlemler yapýldýktan sonra adliyeye götürüldü. Savcýlýk tarafýndan ifadesi alýnmadan saat 12.00 sularýnda serbest býrakýldý. Ayný gün içerisinde saat 09.30 civarýnda üç sivil polis kurumumuza gelerek 13 Mart 2007’de, 13 Mart Savaþçýlarý’nýn mezar anmasýna katýldýklarý gerekçesiyle bazý kiþilerin haklarýnda arama olduðu ve ifadeleri gerektiðini söylediler. Öylesine derin bir kriz yaþadýklarý artýk devrimcilerin mezarlarýna gidilmesinden, anýlmalarýndan bile ölesiye korkmalarýndan belli oluyor. 13 Mart Savaþçýlarýmýza sahip çýkmamýzdan, onlar gibi baþeðmez ve komünist önderler olmamýzdan korkmanýzý anlýyabiliyoruz ve diyoruz ki; BASKILAR, GÖZALTILAR BÝZÝ YILDIRAMAZ! ÝZMÝR MÜCADELE BÝRLÝÐÝ

Hatay’dan Yazýlamalar

23 Ekim Perþembe sabahý Mücadele Birliði Dergisi, Ayýþýðý Sanat Merkezleri ve ev baskýnlarýný protesto etmek için Hatay’ýn Harbiye Beldesi’nde Leninistler olarak. Ýstanbul!daki Kurumlarýmýza ve yoldaþlarýmýza karþý yapýlan baský ve tutuklamalara karþý, “Baskýlar Bizleri Yýldýramaz”, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük, Mücadele Birliði” imzalý yazýlamalar yapýldý. Pazar yakýnlarýna ve Harbiye Belediyesi tarafýna yapýlan yazýlamalar insanlarýn dikkatini çekti. 19 Aralýk 2000 tarihinde, 20 zindanda eþ zamanlý düzenlenen operasyonlarda 28 devrimci tutsak katletmiþti. Aralarýnda M. Murat Ördekçi yoldaþýmýzýnda olduðu, bu katliamý protesto etmek için Hatay’ýn Harbiye Belediyesi’nin çeþitli mahallerinde “19 Aralýk Katliamýný Unutmadýk,Unuturmayacaðýz”, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük, Mücadele Birliði” imzalý yazýlamalar yapýldý. Faþizmi Döktüðü Kanda Boðacaðýz! Baskýlar Tutuklamalar Bizi Yýldýramaz! Hatay’dan Leninistler

132. Sayý / 28 Ocak - 12 Şubat 2009

17


Yeni Evrede

Eylemler

DÝRENÝÞTEKÝ TÜMTÝS ÝÞÇÝLERÝNDEN BASIN AÇIKLAMASI

Türkiye Motorlu Taþýt Ýþçileri Sendikasý (TÜMTÝS) iþçilerinin 1516 aydýr verdikleri mücadeleleri gösteriyor ki kapitalist sistemde tüm anayasal olanaklarý kullanmalarýna raðmen, mahkemeleri kazanmalarýna raðmen, burjuvazi kendi yasalarýný bile hiçe sayarak iþçileri açlýða ve sefalete mahkûm edebiliyor. 20 Ocak 2009 tarihinde Antep’te Büyükþehir Belediyesi önünde TÜMTÝS iþçileri bir basýn açýklamasý düzenlediler. Bizler de Mücadele Birliði Platformu olarak “TÜMTÝS Ýþçileri Yalnýz Deðildir / Mücadele Birliði Platformu” yazýlý pankartýmýzla ve “Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Herþey Emeðin Olacak”, “Yaþasýn Ýþçilerin Mücadele Birliði” dövizleriyle ve “Yaþasýn Ýþçilerin Mücadele Birliði”, “TÜMTÝS Ýþçisi Yalnýz Deðildir” sloganlarýyla belediye önüne kadar yürüdük. Ýþçiler bizi alkýþlarla ve sloganlarýmza eþlik ederek karþýladý. Ardýndan köprüden, yürüyüþ ve sloganlarla Emek Platformu’nun gelmesiyle basýn açýklamasý baþladý. Açýklamayý okuyan TÜMTÝS Genel Merkez yönetim kurulu üyesi Muharrem Yýldýrým þöyle konuþtu: “Mersin’de 65 kuruþ olan Adana’da 75 kuruþ olan yolcu ücreti neden burada 50 kuruþken sonra 60, daha sonrada 1,25 liraya çýkarýldý? Hani otobüsler klimalý olacaktý, et üzerinde et taþýnmayacaktý, hostesler olacaktý papyonlu... Antep halkýndan bir tanesi tanýk oldu mu? Þahit oldu mu? Hangi otobüsün klimasý çalýþtý? Bazý hatlarda akþam yoðun olduðunda otobüsler çalýþýyorken, neden gündüzleri çalýþmýyor, merak edip bunu soruyor musun? Acaba yoksul insanlarýn öðle vakti yolcu az diye ulaþým yapmaya hakký yok mu? Yine akþam 21:00’den itibaren birçok bölgede otobüs bulunamýyor. Mahkeme kararlarýna raðmen, bunca söz vermenize raðmen neden þoförleri iþe baþlatmadýnýz? Sizin asýl niyetiniz sizden olmayanlarla çalýþmamak. AKP’li olmayanlarý iþe baþlatmamak. Bu onurlu bir mücadeledir. 15-16 aydýr açlýða yoksulluða ve her türlü zorluða raðmen ekmek mücadelesi sürdüren insanlarý, bir baþka partinin militaný diye itham ediyorsunuz. Oysa sizin iþe aldýðýnýz iþçiler de var bunlarýn içinde. Yine yalan söylüyorsunuz; yine demagoji yapýyorsunuz. Oysa 22 Temmuz seçimlerinden sonra baþbakan kürsüye çýkýp biz sadece bize oy verenlerin baþbakaný deðil, tüm Türkiye’nin baþbakaný olacaðýz demiþti. Antep halký baþkanýn açýklamalarýna tanýktýr. Antep halký bunun hesabýný sormak zorundadýr... Biz mücadelemizi bundan sonra da sürdüreceðiz. Hiç kimseden talimat almýyoruz. Ve hatta kimsenin buna da gücü yetmez. Ama bizim mücadelemize destek olanlarla her zaman yan yana olacaðýz… Mücadelemiz, arkadaþlarýmýz iþ baþý yapana dek devam edecek.” Ýþçiler “Ýþçi düþmaný Asým istifa”, “Gün gelecek, devran dönecek, baþkan halka hesap verecek” sloganlarýný attý. Biz de “Yaþasýn iþçilerin Mücadele Birliði”, “Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Herþey Emeðin Olacak”, “TÜMTÝS Ýþçisi Yalnýz Deðildir” sloganlarýyla iþçilere destek olduk.

18

MÜCADELE BÝRLÝÐÝ / ANTEP

Mücadele Birliði

ANTEP EÐÝTÝM-SEN’DEN BASIN AÇIKLAMASI

Antep Eðitim-Sen 23 Ocak 2009 Cuma günü bir basýn açýklamasý düzenledi. Birçok kurum, dergi çevresi ve kiþilerin katýlým saðladýðý basýn açýklamasý Eðitim-Sen’de sendikanýn içerisinde saat:13.30’da þu sözlerle baþladý: “Birleþmiþ Milletler’in 20 Kasým 1959’da Çocuk Haklarý Sözleþmesini kabul ettiðinden bu yana, geçen 49 yýla karþýn dünyada ve ülkemizde çocuklarýn ‘hak’lar bakýmýndan en fazla maðdur edilen kesim olduklarýný bilmenin burukluðunu duyuyoruz.” Çocuklarýn sýrf taþ attýklarý için, dergi ve gazete sattýklarý için veya sosyal, kültürel ortamlardaki tercihlerinden dolayý terör suçlusu sayýlýp senelerce hapis cezasý istemiyle yargýlandýklarýna deðinilen basýn açýklamasý þöyle devam etti: “Üniversitelerde, liselerde gençlerimiz isteklerinden, taleplerinden ve siyasal tercihlerinden dolayý suçlu sayýlýp teþhir edilmektedirler. Hatta ilimizde de çocuklarýmýz, gençlerimiz okullarýnda idare ve polisle birlikte sorgulanabiliyor, tehdit edilebiliyorlar. Çocuklarýmýz sosyal, yaþamasal tercihlerinden dolayý okulda ve evde teþhir edilmiþlerdir. Hatta yurtlardan kovulmuþlardýr. Bu uygulamalar, aydýnlanmadan, eþitlikten, özgürlükten yana olanlara karþý 12 Eylül baskýcý, gerici zihniyetinin devamýdýr. Baskýlamanýn, korkutmanýn ve tehdidin eðitim ve bilim yuvalarýndan yapýlmasý daha da ürkütücü ve vahimdir. Biz Eðitim-Sen olarak, çocuklarýmýzýn haklarýndan tümüyle yararlanabilecekleri ve korunabileceði bir geleceði yaratmak için mücadele edeceðimizi herkesin bilmesini istiyoruz.” MÜCADELE BÝRLÝÐÝ / ANTEP

MARMARA ÜNÝVERSÝTESÝNDE FAÞÝZME KARÞI EYLEM

Geçtiðimiz haftalarda Marmara Üniversite Niþantaþý Kampüsü’nde faþistlerle devrimci demokrat öðrenciler arasýnda çatýþmalar yaþanmýþtý. En son, 21 Ocak günü faþistler yine devrimci öðrencilere saldýrmýþ, bir öðrencinin kafasýndan yaralanmasýna

sebep olmuþlardý. Olaydan hemen önce Fakülte dekanýnýn devrimci öðrencileri çaðýrarak “Siz olay çýkarmayýn, biz gerekeni yapacaðýz” dediði, fakat bundan birkaç dakika sonra faþistlerin devrimci bir öðrencinin baþýndan yaralanmasýna sebep olduðunu söyleyen öðrenciler, hem faþist saldýrýlara karþý, hem de fakülte yönetiminin tavrýna karþý bir eylem gerçekleþtirdiler. 23 Ocak Cuma günü saat 16.00’da Niþantaþý kampüsünde toplanan öðrenciler, okul çýkýþýna kadar yürüyerek burada “Marmara Faþizme Mezar Olacak, M.Ü Niþantaþý Öðrencileri” yazan bir pankart açtýlar. Pankartýn açýlma7sýnýn ardýndan “Marmara Faþizme Mezar Olacak”, “Dekan Ýstifa” sloganlarý atan öðrenciler daha sonra basýn açýklamasýný okudular. Açýklama “Yaþam ve eðitim hakkýmýza kastetmiþ bu faþist saldýrganlýða karþý okulumuzu terk etmeyeceðiz. Bu saldýrganlarýn okulumuzdan derhal atýlmalarýný istiyoruz. Marmara öðrencilerinin saldýrýlar karþýsýnda kendisini koruma hakký ve gücü vardýr. Bir insanlýk suçu olan faþizmi okulumuzdan sökene kadar mücadelemizi sürdüreceðiz” sözleriyle bitirildi.

132. Sayý / 28 Ocak - 12 Şubat 2009


Yeni Evrede

Eylemler

Mücadele Birliði

TUTUKLU ÖÐRETMENLER ÝÇÝN EYLEM

23 Ekim tarihinde “TKEP/L’ye Operasyon” adý ev ve iþyerlerine düzenlenen baskýnlarda gözaltýna alýnarak altýnda tutuklanan Eðitim-Sen üyesi iþ yeri temsilcisi Erdal GÜZEL’in ve Tekirdað’da gözaltýna alýnarak tutuklanan EðitimSen üyesi Emriye DEMÝRKIR’ýn tutukluluðunu protesto etmek ve dayanýþma amacýyla KESK Ýstanbul Þubeler Platformu üyesi emekçiler Bakýrköy Postanesi önünde bir basýn açýklamasý yaparak Tekirdað F tipinde ve Bakýrköy Kadýn Tutukevi’nde bulunan eðitim emekçilerine kart gönderdiler. Açýklamada “Adresleri ve kimlik bilgileri açýk olduðu ve kamuda çalýþtýklarý halde tutukluluk hallerinin devam etmesine anlam veremiyoruz. Bu tutukluluðu sendikal haklar ve özgürlüklere müdahale olarak deðerlendiriyor ve serbest býrakýlmalarýný istiyor, arkadaþlarýmýzla dayanýþmak için kart gönderiyoruz” denildi. Açýklamada Mücadele Birliði Platformu “Tutuklamalar Bizi Yýldýramaz”, KESK içinde “Baský ve Saldýrýlara Karþý Örgütlenme Komisyonu” adý altýnda harekete geçen emekçi memurlar, Erdal Güzel’in resimlerinin olduðu dövizler açtý. Postaneden kartlarýn gönderilmesinin ardýndan emekçiler farklý eylemler yapacaklarýný da bildirerek eyleme son verdiler.

EMEKÇÝLER FÝLÝSTÝN’E BAKIRKÖY’DEN SESLENDÝ

Siyonist Ýsrail’in Filistin halkýna yönelik saldýrýsý sürerken Türkiyeli emekçilerden Filistin halkýna destek eylemleri sürüyor. 15 Ocak günü saat 18.00’da Bakýrköy’de toplanan KESK Þubeler Platformu üyeleri Özgürlük Meydaný’na kadar bir yürüyüþ gerçekleþtirdi. “Filistin Halký Yalnýz Deðildir”, “Katil Ýsrail Filistin’den Defol” sloganlarý ile yürüyen emekçiler, çevrede toplanan insanlara da çaðrýda bulunarak Filistin halkýna destek istedi. Bakýrköy halkýnýn yoðun ilgi gösterdiði ve desteklerini gösterdiði eylem, Özgürlük Meydaný’na gelindiðinde yeniden sloganlar ve konuþmalarla devam etti. Ýsrail saldýrýsý durdurulana kadar eylemlerine devam edeceklerini duyuran emekçiler Ýsrail bayraðýný yakarak ve “Filistin Halký Yalnýz deðildir” sloganlarýyla eylemlerini bitirdi.

Baskýlar Gözaltýlar Soruþturmalar Tutuklamalar Bizi Yýldýramaz

8-9 Ocak tarihlerinde 32 yurtsever genç gözaltýna alýnmýþtý. Gözaltýna alýnanlarýn 12’si üniversite öðrencisidir. Kürt ulusunun ulusal mücadelesinin yükselmesiyle öðrencilerin özellikle final sýnavlarý zamanlarýnda gözaltýna alýnmasý, yýldýrma ve baský politikasýdýr. Bu baskýnýn bizi

mücadeleden yýldýramayacaðýný ve Kürt halkýnýn yanýnda olduðumuzu vurgulamak için 12 Ocak Pazartesi günü DÖB, DSG, DPG, DGH, SGD, TÜMÝGD, YDGli devrimci, ilerici gençlik olarak Mersin Üniversitesi Yeniþehir Kampüsü’nde bir basýn açýklamasý gerçekleþtirildi. “Baskýlar Gözaltýlar Soruþturmalar Tutuklamalar Bizi Yýldýramaz” pankartý açýlan basýn açýklamasýnda “Kürt Halký Yalnýz Deðildir”, “Yurtsever Gençlik Yalnýz Deðildir”, “Yaþasýn Halklarýn Kardeþliði”, “Faþizme Karþý Omuz Omuza” sloganlarý atýldý. Basýn açýklamasýnda üniversitelerin faþist ideoloji doðrultusunda þekilleniþini vurgularken, Kürt ulusuna yönelik “Ya Sev Ya Terket” sözleriyle þovenizmin nasýl da yayýlmaya çalýþýldýðýna deðinildi. Basýn açýklamasý “Yurtsever Demokratik Gençlik Meclisi’nin ve Kürt ulusunun yanýnda olduðumuzu ilan ediyoruz. Tüm öðretim görevlilerini ve öðrencileri bu yasa dýþý tutum karþýsýnda mücadeleye çaðýrýyoruz” denilerek bitirildi. ÝHD’nin destek verdiði basýn açýklamasýndan sonra gözaltýlarýn adliyeye götürüldüðü ve destek amacýyla oraya gidileceði duyurusu yapýldý. Adliye’nin önüne geldiðimizde pankartýmýzý açýp slogan attýk. Çocuklarýndan haber bekleyen aileler ve yurtsever gençlik bizi ayakta alkýþlayarak karþýladý. Þu saatlerde gözaltýlar mahkemeye çýkarýlmadý ve savcý ek gözaltý süresi istemiþ. Adliye önünde aileler, yurtseverler ve devrimci öðrencilerin bekleyiþleri sürüyor. Kürt Halký Yalnýz Deðildir! Yaþasýn Devrimci Dayanýþma! Yaþasýn Kürt Arap Türk Halklarýnýn Mücadele Birliði! Mersin DÖB

MERSÝN LÝMAN ÝÞÇÝLERÝ

“SONUNA KADAR MÜCADELE EDECEÐÝZ” DÝYOR

Mersin Limaný’nda MIP-Akfen’e baðlý taþeron Akan-ser iþçileri, TümTis Sendikasýnda örgütlendiklerinden dolayý iþten çýkarýlmaya devam ediyorlar. Ýþten çýkarýlýp iþyeri önünde direniþte olan iþçilerle, içerde çalýþan iþçiler mücadelelerinde kararlýlar; patron ve polis baskýsýna raðmen geri adým atmayacaklarýný eylemleriyle gösteriyorlar. Eylem iþyeri önünde direniþle baþladý. Ýþçiler eylemin böyle devam etmeyeceðini, çalýþanlarýn iþ býrakarak mücadeleye devam edeceklerini belirttiler. Firmanýn amacý sendikalý iþçileri iþten çýkarýp yerine yenilerini almak; ama iþçiler, yeni iþçilerin iþe giriþine engel oluyorlar. Bugün çok sayýda sivil polis ve çevik kuvvetin gelmesi ve eylemin sonlandýrýlmasý veya daha erken saatte daðýlmasý için baský uygulanmasý iþçilerin tepkisine yol açtý. Ýþçiler bu baskýya “Patron Þaþýrdýn Sabrýmýzý Taþýrdýn”, “Baskýlar Bizi Yýldýramaz” sloganlarýný atarak cevap verdiler. Liman iþçileri ile öðrenciler arasýndaki dayanýþma “Öðrenciler Ýþçiler Mücadeleye” sloganýyla vurgulanýyor. Ýþçiler öðrencilerin desteðinden memnunken yerel ve ulusal tvgazetelerin desteklerini görmemekten, eylemlerini adeta geçiþtirmelerinden son derece rahatsýzlar. YAÞASIN ÝÞÇÝLERÝN BÝRLÝKTE MÜCADELESÝ ZAFER SAVAÞAN ÝÞÇÝLERLE GELECEK Mersin’den Mücadele Birliði Okurlarý

132. Sayý / 28 Ocak - 12 Şubat 2009

19


Yeni Evrede

Eylem

Mücadele Birliði

İZMİR BELEDİYESİ PARK BAHÇE İŞÇİLERİ EYLEMLERİ SÜRÜYOR

TAÞERON ÝÞÇÝLERÝ AÇLIK GREVÝNÝN BEÞÝNCÝ GÜNÜNDE

Bugün 11 Ocak, Ýzmir Büyükþehir Belediyesi’nde taþeron olarak çalýþan ve 31 Aralýk itibariyle iþsiz kalan park-bahçe iþçilerinin açlýk grevinin 5. günü. Ýþçilerde gözlemlediðimiz þey kararlýlýk ve moral yüksekliðidir. Bugünle ilgili iþçilerle kýsa konuþmalar yaptýk. Yaptýðýmýz

konuþmalarda iþçilerin görüþleri þöyleydi: “Bugün açlýk grevinin beþinci günü, arkadaþlarýn heyecan ve kararlýlýðý sürüyor. Bu iþi direnmekten çok savaþmakla kazanacaðýmýzý biliyoruz. Akþamki sohbetler bizi motive ediyor, açlýðý her þeyi unutturuyor. Biz bu yola baþ koyduk vazgeçmeyeceðiz. Taþeronu istemiyoruz, kazanana kadar devam edeceðiz. Ýzmir halkýna sesleniyoruz, bu direniþte bizi yalnýz býrakmasýnlar. Bu eylem Türkiye’de bir ilk, basýnýn bunu yazmasýný, Ýzmir’in bu eylemi duymasýný istiyoruz. Bu eylemin Ýzmir’den dýþarý çýkmasý lazým. Bu da diðer taþeron þirketlerinde çalýþanlara örnek olsun, sömürülmesinler artýk.” “Bin insanla yola çýktýk, ama maalesef bugün kýrk kiþi kaldýk. Bu kalan arkadaþlar gerçekten kendi bedenlerini ortaya koymuþtur. Ýzmir’de baþlangýç yaptýk, bunu baþarýrsak Türkiye’nin her tarafýna yayýlýr. Öyle olursa iþçiler daha rahat yaþar. Bu konuda kararlýyýz, çözülene kadar açlýk grevi sürecek, gerekirse ölüm orucuna kadar gidecek.” “Beþinci günde de ilk gün gibi kararlýyýz, hiçbir þey etkilemiyor bizi. Bu kavgayý kazanacaðýz, buna inanýyoruz. Ýzmir’de taþeronu kaldýrdýktan sonra bu eylemin belgeseli yapýlacak. Belgesel sayesinde taþeronda çalýþan iþçilere örnek olacak direniþimiz. Hep beraber kazanacaðýz.” “Bu onurlu savaþýmýzda çok þeyler kazanacaðýz ve bu kazanacaðýmýz onurlu savaþýmýzý bütün duyarlý Ýzmir halkýmýzýn ve devrimci örgütlerin vermiþ olduðu destekle baþarýya kýsa sürede ulaþtýracaðýmýza inanýyoruz. Bizim iþimiz umut etmek deðil, hep beraber kazanmaktýr. Bu yoldaki kararlýlýðýmýz her þeyin þahididir.” “Bu mücadeleye baþlarken ‘hak verilmez alýnýr’ felsefesiyle yola çýktýk. Derneklerden, DKÖ’lerden, devrimci örgütlerden ve üniversite gençliðinden destek bekliyoruz. Destek gelirse mücadelemiz daha çabuk baþarýya ulaþacak. Buradaki duruþumuz belediye görevlilerini rahatsýz ediyor. Biz arkadaþlarla birlikte ‘gemileri yaktýk artýk geri dönüþ yok’ inancýyla hareket ediyoruz.” “Bugünden sonra beþ kiþi süresiz açlýk grevine giriyor. Savaþa savaþa kazanacaðýz bunun baþka yolu yok. Somut bir adým atýlana kadar buradan ayrýlmayacaðýz.” “Çözülmezse seçimlere kadar burada oturacaðýz. Bize destek veren herkese teþekkür ediyoruz.” “Biz hep aç olduðumuz için açlýk grevi bizi çok etkilemedi. Zaten 21. yüzyýlda insanlar hala açlýk grevi yapýyorlarsa bu insanlýðýn ayýbýdýr. Bolluðun içinde açlýðý yaþýyoruz. Bu eylemden bir sonuç çýkacaktýr, ya bizi iþe alacak ya da sandýða gömülecekler baþka yolu yok.” “Bundan sonraki hedefimiz sadece Ýzmir’de deðil tüm Türkiye’ye örnek olmak, kazandýðýmýz takdirde zaferimizi taçlandýrmaktýr. Burada bütün arkadaþlarýmýzýn kararlý duruþu bizi umutlandýrýyor. ‘Zafer dýþýnda her þey hiçbir þeydir’ þiarýmýzý devam ettireceðiz.”

20

PARK-BAHÇE ÝÞÇÝLERÝNÝN EÞLERÝNDEN DESTEK AMAÇLI BASIN AÇIKLAMASI

13 Ocak 2008 tarihinde eylemlilikleri süren ve açlýk grevinin yedinci gününde olan park-bahçe iþçilerinin eþleri, Konak Sümerbank önünden Ýzmir Büyükþehir Belediyesi’nin önüne kadar bir yürüyüþle basýn açýklamasý gerçekleþtirdi. Sadece iþçi eþlerinin, analarýnýn ve destek vermek isteyen kadýnlarýn düzenlediði yürüyüþte “Eþimize Ýþ Evimize Aþ Ýstiyoruz”, “Yaþasýn Onurlu Mücadelemiz”, “Ýþ Ekmek Yoksa Barýþ da Yok”, “Yaþasýn Ýþçilerin Birliði” sloganlarý atýldý. Büyükþehir Belediyesinin önüne geldiklerinde eþlerinin alkýþlarýyla karþýlanan kadýnlar basýn açýklamasýný okudu. Okunan basýn açýklamasý: “Biz kadýnlar belediye baþkaný Aziz Kocaoðlu’na sesleniyoruz. Bu sorunun çözümünün tek muhatabýsýnýz; duyarlý davranýp bir an önce bu sorunu çözüp maðduriyetimizi gidermelisiniz. Eþlerimizin haklý talepleri yerine getirilmediði takdirde bundan sonra bizlerde her alanda eþlerimizle beraber omuz omuza mücadele etmeye hazýrýz. Kazanmakta kararlýyýz” denilerek bitirildi. Basýn açýklamasýndan sonra kadýnlar grevlerini büyük bir kararlýlýkla sürdüren eþlerinin yanýnda kýsa bir oturma eylemi yaptý. Açlýk grevinin yedinci gününde olan iþçilerin kararlýlýðý ve kazanacaklarýna olan inançlarý zaferlerini yakýnlaþtýrmaktadýr. 

PARK-BAHÇE ÝÞÇÝLERÝNDE MÜTHÝÞ ÖFKE, GÜVEN VE ÝNANÇ

Bugün 14 Ocak Park-Bahçe iþçilerinin direniþinin sekizinci günü. Süresiz açlýk grevinin de dördüncü gününe girmiþ bulunmaktalar. Bugün yanlarýna gittiðimizde süresiz açlýk grevinde bulunan iþçilerin saðlýk durumlarýnýn bozulduðunu, Mithat Kavak isimli iþçinin fenalaþarak ambulansla hastaneye kaldýrýldýðýný gördük. Kötü hava koþullarý iþçiler üzerinde nesnel anlamda olumsuzluk yaratýrken iþçilerdeki kararlýlýk her zamanki gibi olumlu. Kazanacaklarýna olan inanç onlarýn açlýktan, kötü hava koþullarýndan daha az etkilenmelerini beraberinde getiriyor. Toplumun ne derece alýklaþtýrýlmýþ olduðu bu gibi olaylarda kendini gösteriyor ve bu kadar bolluðun olduðu bir dünyada iþçilerin açlýk grevinde olmasý insanlarýn yüzlerine adeta bir tokat gibi iniyor. Her gün yüzlerce kiþinin geçtiði bir caddede açlýk grevine devam eden iþçiler insanlar tüm duyarsýzlýðýna raðmen müthiþ bir direngenlik sergiliyor. Park-bahçe iþçilerinin yüreði , gözlerindeki parýltý, inancý ve kararlýlýðý kurulacak olan yeni dünyanýn ne kadar yakýnda olduðunun habercisidir.

132. Sayý / 28 Ocak - 12 Şubat 2009


Yeni Evrede

Eylem

Mücadele Birliði

16 Ocak 2009 Cuma

B u gün 16 Oc a k . . . Park-Bahçe iþçileri açlýk grevi eylemini sürdürüyor. Akþama doðru emniyetten biri gelip iþçi temsilcilerini emniyete çaðýrdý ve “17 Ocak’ta Tayyip Erdoðan’ýn Konak Meydaný’na geleceði, onun için bu akþamlýk yerlerini deðiþtirmelerini” istedi. Ýþçi temsilcileri ve iþçiler bu konuyu tartýþýp bugünlük yer deðiþtirme önerisini kabul ettiler. Ve eylem yerini terk edip 500 metre kadar ileri taþýndýlar yarýna özel. Akþam saatlerinde iþçi yakýnlarý iþçileri ziyarete geldi. Geç saatlere kadar kalan iþçi yakýnlarý, süresiz açlýk grevinde olan çocuklarýyla özlem giderdi. Birkaç sayý önce Mücadele Birliði’nde çýkan baþyazýda olduðu gibi “Ýþçi Sýnýfý Eylemlerde Öðreniyor”.

17 Ocak 2009 Cumartesi

Bugün 17 Ocak… Park-Bah çe iþçilerinin açlýk grevi devam ediyor. Bugün açlýk grevlerinin 11. günü. Bugün akþama doðru BDSP, ESP, DHF, Partizan ve Mücadele Birliði Platformu’nun destek amacýyla düzenlediði bir basýn açýklamasý gerçekleþtirildi. Basýn açýklamasý Konak Pierr’in yanýndaki köprünün bitiminden iþçilerin yanýna kadar yürüyüþle baþladý. “Vira-Kürþat Taþeron Ýþçileri Yalnýz Deðildir” pankartýnýn açýldýðý yürüyüþte “Park-Bahçe Ýþçisi Yalnýz Deðildir”, “Yaþasýn Onurlu Mücadelemiz”, “Kurtuluþ Yok Tek Baþýna Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz”, “Yaþasýn Devrimci Dayanýþma”, “Yaþasýn Sýnýf Dayanýþmasý” sloganlarý atýldý. Basýn açýklamasýnda son günlerde yaþanan ekonomik krizden kaynaklý iþten atmalara deðinilirken devrimci-sosyalist kurumlar olarak bugün buradan direniþteki iþçileri selamlayýp, haklý direniþlerinde yalnýz olmadýklarýný dile getirdiler. Basýn açýklamasýnýn okunmasýndan sonra basýn açýklamasý sona erdirildi.

18 Ocak 2009 Pazar

Greve devam eden iþçilerin kararlýlýðý sürmektedir. Bir daha isterse cumhurbaþkaný gelsin kim gelirse gelsin yerlerini deðiþtirmeyeceklerini dile getiren iþçiler, bugün eski yerlerine döndüler. Moral motivasyonlarý yerlerinde olan iþçilerin mücadelesi kararlý, net ve tavizsiz devam ettiði sürece baþarý kaçýnýlmazdýr. Biz Mücadele Birliði olarak devrimci-demokrat olduðuna inanan herkesi iþçilere destek vermeye çaðýrýyoruz. Ýþçiler geceli gündüzlü 12 gündür açlýk grevini belediyenin önünde sürdürmektedir. Ve kazanýncaya kadar açlýk grevini sürdürmekte kararlýlar.

19 Ocak 2009 Pazartesi

Bugün açlýk grevinin 13.günü, süresiz açlýk grevinin de 11. günü. Bugün süresiz açlýk grevinin dördüncü gününde olan Adnan Eren isimli iþçi saat 11.00’de fenalaþarak ambulansla Alsancak Devlet hastanesine kaldýrýlmýþtýr. Adnan Eren isimli iþçinin yüksek tansiyondan fenalaþtýðý, ancak tedaviyi daha önce fenalaþan Mithat Kavak ve Muharrem Kelek gibi kabul etmediði öðrenildi. Gece saat 00.00’da da fenalaþan Adnan Eren’e gelen ambulanstaki doktor tarafýndan tedavi amaçlý kullanmasý için dilaltý hap verildi. Ama Adnan arkadaþ bu ilacý kabul etmedi. Akþam saatlerinde yaklaþýk 18.30 civarýnda tekrar fenalaþan Adnan Eren ambulansla hastaneye kaldýrýldý.

20 Ocak 2009 Salý

Bugün belediyeden kimi yetkililer park-bahçe iþçilerinin açlýk greviyle ve eylemlilikleriyle ilgili görüþmek amacýyla iþçi temsilcilerini yanlarýna çaðýrdýlar. Ýþçilere taþeronda çalýþmayý dayatan belediye yetkililerine iþçilerin cevabý çok netti. Taþeronda çalýþmak istemediklerini ve kadrolu oluncaya kadar mücadelelerini sürdüreceklerini dile getiren iþçilerin kararlýlýðý, moral-motivasyon yüksekliði sürmektedir.

21 Ocak 2009 Çarþamba

Bugün iþçilerin mücadeleleri büyük bir kararlýlýkla sürmektedir. Günden güne kazanacaklarýna olan inanç artmaktadýr. Þu an için saðlýk durumlarý yerinde olan iþçilerin morali de yerinde. Sendikalara ve tüm DKÖ’lere raðmen büyük bir kararlýlýk, özveri, inanç ve örgütlülükle eylemlerine devam eden iþçiler, iþçi sýnýfýnýn kendi öz örgütlenmeleri olan komite türü örgütlenmeler açýsýndan önemli bir örnek teþkil etmektedirler.

132. Sayý / 28 Ocak - 12 Şubat 2009

21


Yeni Evrede

Eylem

PARK-BAHÇE ÝÞÇÝLERÝNÝN EÞLERÝNÝN BASIN AÇIKLAMASI

Mücadele Birliði

22 Ocak günü saat 14.00’te açlýk grevinin 16. günü ve süresiz açlýk grevinin 13. gününde bulunan park-bahçe iþçilerinin eþleri, çocuklarý ve direniþte olan arkadaþlarý bir basýn açýklamasý gerçekleþtirdi. Süresiz açlýk grevinin ikinci ekibi bugün direniþteki yerini alýrken iþçilerdeki öfke ve kararlýlýk daha bir artmýþtý. Konak Sümerbank önünden “Taþeron Sistemi Ýstemiyoruz”, “Ýþ Ekmek Yoksa Barýþ da Yok”, “Belediye Þaþýrma Sabrýmýzý Taþýrma”, “Yaþasýn Onurlu Mücadelemiz” sloganlarýyla baþlayan yürüyüþ Büyükþehir Belediyesi önünde basýn açýklamasýnýn okunmasýyla sürdü. Basýn açýklamasýnda “Bizler Büyükþehir Belediyesi’nin park ve bahçeler daire baþkanlýðýnýn yeþil alanlarýnda çalýþan ve 31 Aralýk 2008 itibarý ile iþsiz býrakýlan iþçilerin eþleriyiz, anneleriyiz… Buradan Büyükþehir Belediye baþkaný ve bürokratlarýna sesleniyoruz: 16 gündür burada bulunan bu insanlarý neden görmezden geliyorsunuz? Onlar bu kýþ gününün zor ve ayaz gecelerinde dýþarýda sabahlarken, sizler rahat yataklarýnýzda uyuyabiliyor musunuz?” denildi. Daha sonra eþler Belediye Baþkaný’nýn bulunduðu binaya yöneldi. Geniþ güvenlik önlemlerinin alýndýðý binaya üç temsilci seçilmesi durumunda “baþkanla görüþülebilir” izni verilebileceði söylendi. Eþler üç temsilci dýþýnda basýnla beraber yukarýya çýkmak istediklerini dile getirdiler. Kabul edilmeyince. Dört eþ ve iþçi yakýný yukarýya çýkma kararý aldý. Çýkar çýkmaz Belediye Baþkaný’nýn “Siz benim muhatabým deðilsiniz” sözleriyle karþýlaþan eþler baþkana tepki gösterdi. Ýþçi temsilcisi bir arkadaþ yukarýya çaðrýldýðý zaman baþkanýn hala onlara taþeronu dayattýðýný þu sözlerle dile getirdi: “Biz ölmeyi seçmiþiz hala bize taþeron dayatýlýyor”. Görüþmeyi bitirip aþaðýya inen eþlerin, iþçi yakýnlarýnýn ve iþçi temsilcisi arkadaþýn orada yaþadýklarý kendi anlatýmlarýyla þöyleydi: Ýþçi temsilcisi: “Bize diyor ki bizi þimdi kadroya alamaz, varsa çalýþacak arkadaþlar buyursun taþeronda çalýþsýnlar. Biz de taþeronda çalýþmayacaðýmýzý söyledik ve aþaðýya indik. Hepinize teþekkürler ederiz, eylemimiz devam ediyor.” Eþ: “Sayýn basýn ve sayýn Ýzmir halký bizi yukarýya Aziz baþkan hikaye anlatmaya çaðýrdý. Bizde bugünden sonra çocuklarýmýzý bile oturtturuyoruz oraya. Bizi sekizinci katta bir odaya aldýlar. Gayri resmi bir makamdý. Odaya aldýlar daha sonra ‘siz benim muhatabým deðilsiniz’ dedi, anneleri hiçe saydý. Aþaðýdaki iþçilerden biri gelsin konuþayým, size mi sorup da ben iþe alacaðým, sizi dinlemiyorum elinizden geleni ardýnýza koymayýn buyurun grevinizi ya-

22

pýn, dedi. Tabi ki kadrolaþmayý ilk önce bu insanlara vereceksiniz dedik torpili olup da dayýsý olanlara vermeyeceksiniz dedik. Emniyet amirini bizim yanýmýza çaðýrdý. O da oturdu bizimle birlikte. Emniyet þefi odaya girdikten sonra Aziz baþkanýn kendine güveni geldi. Yapacaðýmýz hiçbir þey yok. Ha delikanlýysanýz biri çýksýn beni vursun o zaman dedi. Biz de dedik ki biz katil deðiliz. Kan deðil ama 29 Mart’lar var. Bir þekilde 29 Mart’ta vururuz biz seni dedik. Biz yýllarca atalarla dedelerle sizler için çalýþtýk, sizi buraya koyduk. Senin oðlun arabaya binerken benim oðlum kemik erimesi geçiriyor. Sen evinde rahat uyurken benim iki-üç aylýk kiram ödenmedi daha. Aziz baþkan bizimle dalga geçiyor. Halkýyla, oylarýyla dalga geçiyor, kalkýn gidelim mücadelemize devam edelim dedik.” Ýþçi yakýný: “Park-bahçe iþçilerinin aileleri size sesleniyorum, bizde bundan sonra ailelerimize her türlü desteði sunacaðýz. Çünkü Aziz baþkan diyor ki ölseniz de umurumda deðil ne yaparsanýz yapýn. Bir hafta içerisinde beþ defa gelen ambulanslarý umursamamýþ bile. Biz de bundan sonra onlarla omuz omuza olacaðýz.” Ýþçi yakýný: “Aziz baþkan eðer þimdi beni duyuyorsan benim bugün okula aç giden kardeþimin sorumlusu sensin. Benim bugün boðazýmdan lokma geçmiyorsa, benim bugün kardeþim okula aç gidiyorsa, açlýktan hasta oluyorsa bunun sorumlusu sensin. Ben babamýn kýzý olarak, bu onurlu mücadelesinde onun her zaman arkasýndayým. Bunu da duymaný istiyorum.” Ýþçi: “Evet arkadaþlar mücadelede duygusallýða yer yoktur. Eðer biz olmayan maaþýmýzý kaybedeceksek onlara koltuklarýný kaybettiririz. Bunu onlar böyle bilsinler.” Eþ: “Bu baþkan verdiði sözlerin hiçbirinin arkasýnda deðil. Ýçeridekilere rüþvet verirsen, dayýn varsa girersin. Bulamýyoruz yemeye nereden onlara rüþvet verelim. Onlar yediði kadar da yemiþler. Ama utanmýyorsa, kiþiliðine yediriyorsa, o þerefsizliði kendine layýk görüyorsa bu da onun kiþiliðidir.” Daha sonra eþler ve iþçi yakýnlarý iþçilerin yanýna giderek oturma eylemi yaptý. Baþkanýn tavrý karþýsýnda iþçilerdeki kararlýlýk ve öfke daha bir artmýþtýr. Burjuva siyasetin hangi parti olursa olsun çýkarlarý karþýsýnda, kim olursa olsun gözünün yaþýna bakmayacaðýný bu eylem somutlamýþtýr. Ýþçi sýnýfý kendi öz gücüne dayandýðý sürece güçlüdür ve kazanacaktýr. Her zaman dediðimiz gibi “Ýþçi Sýnýfý Eylemlerde Öðrenir”. YAÞASIN ÝÞÇÝLERÝN MÜCADELE BÝRLÝÐÝ! ZAFER SAVAÞAN ÝÞÇÝLERLE GELECEK! ÝZMÝR MÜCADELE BÝRLÝÐÝ

132. Sayý / 28 Ocak - 12 Şubat 2009



s132