Issuu on Google+


SINIF MÜCADELESÝ KAÇINILMAZ SONUCUNA DOÐRU ÝLERLÝYOR Sýnýf mücadelesinin sert bir karakter kazandýðý devrim dönemlerinde, her sýnýf ve sýnýf partisi, devrimin dolaysýz etkisi altýnda kalýr. Her sýnýfýn ve sýnýf partisinin birbiri karþýsýndaki tavrý gerçek anlamda, bu dönemde ortaya çýkar. Daha önce yan yana bulunan partiler, bu dönemde kýyasýya bir çatýþmaya girerler. Her sýnýf ve sýnýf partisi, yeni dönemi kendi lehine çevirmek için mevzilenir. Daha önceleri, gerçek konumlarýnýn üstünü örtenler, “durumu idare edenler”, devrim dönemlerinde, ne düþünüyorlarsa, her þeyi açýk-seçik ortaya koymak zorunda kalýrlar. Sýnýflý toplumlarda, tarihin harekete geçirici gücü, sýnýf savaþýmýdýr. Devrim ise, sýnýf savaþýmýnýn en yoðun olduðu, en keskin ve þiddetli olduðu bir geliþme aþamasýdýr. Devrim, devrimci sýnýfýn kendi iradesini diðer sýnýfa zorla kabul ettirdiði bir aþamadaki sýnýf eylemidir. Savaþ iki dünya arasýndadýr. Kapitalist toplumun devamýndan yana mý olunacak, yoksa komünist topluma geçiþten yana mý olunacak; her þey bu denli saflaþmýþtýr; her þey bu denli açýktýr. Bu duruma aykýrý olarak, savaþan sýnýflarý uzlaþtýrmaya kalkan, küçük-burjuvazinin bu yöndeki tüm çabalarý boþa gider ve küçük-burjuvazinin kendisi de o tarihi çözüme doðru sürüklenir. Sýnýflar savaþýmý kaçýnýlmaz olarak proletaryayý egemen sýnýf olmaya götürecektir. Proletarya bu egemenliðe (proletarya diktatörlüðüne) dayanarak sýnýflarý ortadan kaldýracaktýr. Sýnýflar mücadelesinin kabulünün, kaçýnýlmaz sonuçlarýna dek vardýrýlmasý gerekiyor. Marksist olmak bunu gerektiriyor. Marksist olmak dünyayý yorumlamak (sýnýflarýn

varlýðýný kabul etmek) deðil; dünyayý deðiþtirmektir (sýnýflarýn kaldýrýlmasýný kabul etmektir). Marksist olmak, sýnýflarýn kaldýrýlmasýnýn, bir politik biçim olarak proletaryanýn devrimci diktatörlüðüyle olacaðýný benimsemek demektir. Marksist parti, sýnýflar savaþýmýna dayanarak, proletaryanýn egemenliðinin politik biçimlenmesi için mücadele eden bir güçtür. “Ýþçi sýnýfýnýn kurtuluþu, iþçi sýnýfýnýn eseri olacaktýr” sözü, kapitalizme karþý savaþ çýðlýðý olarak ileri atýldý. O güne kadar, iþçi sýnýfý burjuvazinin peþinden gidiyordu. Bu anlamda, ortaya atýlan bu görüþ, sýnýf mücadelesinde yeni bir dönemi baþlatmayý amaçlamýþtýr. Bu anlayýþýn yaþama geçmesiyle, iþçi sýnýfý her yönden, kapitalist sýnýfýn karþýsýna dikildi. I. Enternasyonal’den itibaren her ülkede iþçi partileri ortaya çýktý. II. Enternasyonal, bu partilerle kuruldu. III. Enternasyonal ise komünist bir programa ve komünist partilere dayanarak kuruldu. Böylece Marx’ýn sözleri, her yerde iþçi sýnýfýnýn burjuvaziden ayrý ve ona karþý örgütlenmesinin ve ayrý hareket etmesinin temel ilkesi oldu. Ýþçi sýnýfýnýn burjuvaziden ayrý örgütlenmesi, bu sýnýfýn baðýmsýz bir çizgi izlemesi için yeterli olabilir mi? Bu sorunun yanýtý pratik alanda verilebilir. Marx’ýn sözünün üstünden uzun zaman geçti ve bu süre içinde iþçi sýnýfý ayrý örgütlenmeyi sürdürdü. Ama gördük ki, ayrý örgütlenme, tek baþýna burjuvaziden baðýmsýz bir çizgi izlemenin güvencesi olamaz. Ayrý örgütlenmiþ sayýsýz “iþçi partisi”nin, politik olarak sýnýf iþbirliði çizgisi izlediðini ve izlemekte olduðunu sýnýf savaþýmýnýn zengin tarihinden ve 39. Sayý / 13-27 Nisan 2005

güncel olarak biliyoruz. Bir “iþçi partisi” örgütsel olarak, burjuvaziden ayrý olabiliyor; ama politik olarak onun ardýndan gidebiliyor. O halde Marx’ýn söylediði bütünlüklü ve iç-tutarlýlýðý olan bir ilke olarak anlaþýlmalý; iþçi sýnýfý örgütsel olarak da, ideolojik-politik olarak da, burjuvaziden ayrý ve ona karþý hareket etmelidir. Ýþçi sýnýfý ancak bu temelde hareket ederse kurtulabilir. Çünkü “iþçi sýnýfýnýn kurtuluþu, iþçi sýnýfýnýn kendi eseri olacaktýr” ilkesi; bir taraftan kapitalist toplumun (sýnýflý toplumun) yýkýlmasýný, diðer taraftan komünist toplumun (sýnýfsýz toplumun) kurulmasýný hedefliyor. Böylesi bir hedefe ulaþmak için, iþçi sýnýfýnýn devrimci bir sýnýf olarak hareket etmesi, devrimci sýnýf partisi biçiminde örgütlenmiþ olmasý gerekiyor. Kapitalist toplumda, sýnýf mücadelesi, kapitalist üretimin geliþimine baðlý olarak deðiþim gösterir. Kapitalist üretimin henüz sýnýrlý olduðu, genelleþmediði, tüm üretim dallarýna egemen olmadýðý, koþullarda, sýnýf çeliþkileri de pek geliþmemiþtir ve açýða çýkmamýþtýr. Kapitalist üretimin egemenliði ve yoðunluðuna baðlý olarak uzlaþmaz sýnýf çeliþkileri de olgunlaþýr; bu temel üzerinde meydana gelen sýnýf savaþýmý da keskinlik ve yoðunluk kazanýr. Kapitalist üretim tüm dünyaya doðru yayýlýp, derinleþtikçe; sýnýf çeliþkileri de tüm yeryüzünde olgunlaþtý. Bu maddi temele baðlý olarak, sýnýf savaþýmýnýn alaný tüm yerküre oldu. Ýþçi sýnýfý, kapitalizme karþý tüm dünyada savaþacak bir olgunluk düzeyine kavuþtu. Ýþçi sýnýfý her zaman, kapitalizmi yýkacak kadar geliþkin olmamýþtýr, üretici güçler, kapitalist üretimi aþacak kadar her zaman olgun olmamýþtýr. Ýþçi sýnýfýnýn militan bir sýnýf durumuna gelmesi, kapitalist üretimin geliþmesine eþlik eder. Proletaryayý militan bir sýnýf yapan maddi koþullardýr. Kapitalist üretimin sýnýrlý olduðu koþullarda, proletaryanýn militanlýðý sözkonusu deðildir. Kapitalist üretimin geliþimine baðlý olarak maddi þartlar, proletaryanýn militanlaþmasý için olgunlaþýr. Maddi koþullarýn olgunlaþmasýndan anlaþýlmasý gereken; üretici güçlerin devasa geliþmesi, kapitalist üretimin genellik kazanmasý ve egemen olmasý; emeksermaye çeliþkisinin olgunlaþmasý ve keskinleþmesidir. Tüm bu olgular kapitalizmin üst aþamasý olan tekelci kapita-

3


lizm (emperyalizm) aþamasýnda, her bakýmdan geliþti ve olgunlaþtý. Üretici güçler öylesine büyüdü ki, kapitalizmin çitlerine sýðamaz hale geldi. Maddi koþullar öylesine olgunlaþtý ki, daha bir üst toplum biçimine geçiþ kaçýnýlmaz oldu. Ýþçi sýnýfýný militanlaþtýran, temel olarak maddi koþullar olmakla birlikte; teori ve politikada, proletarya hareketinin geliþiminde olumlu bir rol oynamýþtýr. Bilimsel komünizmin ortaya çýkýþýyla proletarya, güçlü bir silaha, saðlam bir dünya görüþüne kavuþtu. Sýnýf savaþýmýna bu silahlarla katýldý. Sýnýf savaþýmýnýn çetin tarihi boyunca, savaþým kapasitesi yetkinleþti, burjuvaziyi yenecek bir konuma geldi. Sosyalizme geçilen ülkelerde toplumun yönetici ve yönlendirici gücü oldu. Proletarya, ideolojik-politik yeteneði, savaþým kapasitesi ve sýnýfsal-tarihsel konumuyla, insanlýðý kurtaracak biricik sýnýftýr. Küçük-burjuva sosyal-reformizmin, oportünizmin politik çizgisi, iþçi sýnýfýnýn tarihi misyonuna aykýrýdýr. Reformizmin ve oportünizmin politikasý sýnýf mücadelesini deðil, sýnýf iþbirliðini esas alýyor. Proletarya ile burjuvazi arasýnda uzlaþmacýlýk ise, küçük-burjuvazinin hayalidir. Böylece her iki sýnýfý, toplumu yýkýma sürükleyecek “aþýrýlýklar”dan uzak tutmuþ olacak. Küçük-burjuvazinin bu konudaki düþünceleri, kapitalist toplumun doðasýna terstir. Sýnýf mücadelesinin olduðu sýnýflý bir toplumda, sýnýf mücadelesi bütün katýlýðýyla kaçýnýlmaz sonuçlarýna doðru ilerler. Küçük-burjuvazi, hiçbir yerde baþaramamakla birlikte, yine de, sýnýf mücadelesinin kaçýnýlmaz ilerleyiþini önlemek için çaba harcamaktan geri durmadý. Sýnýf mücadelesinin hýzlanmasý ve yoðunlaþmasý, küçük-burjuva sol hareketin yýkýmýný da hýzlandýrýyor. Kapitalist ülkelerin ekonomik geliþimleri birbirinden farklý olmakla birlikte, emek-sermaye iliþkisi, evrensel bir iliþki olarak hepsinde aynýdýr. Dolayýsýyla bu iliþkinin çözüm anlayýþý da ayný olacaktýr. Türkiye durumundaki emperyalizme baðýmlý ülkelerin ekonomik baðýmlýlýðý, emek-sermaye çeliþkisinin çözüm ilkelerini farklý yapmaz. Baðýmlý ülkelerde devrimler farklý yollar izlese de, sýnýf mücadelesi, emperyalist-ülkelerde olduðu gibi, kaçýnýlmaz sonucuna doðru ilerler. Proletaryanýn politik hareketi, tarihin akýþýna uygun davranýr: sýnýf

4

iþbirliðine deðil, sýnýf mücadelesine dayanýr; proletaryanýn egemenliðini hedefler; demokrasi ve sosyalizm mücadelesini bu mücadele temelinde yürüterek zafere ulaþtýrýr. Bu topraklarda sýnýf mücadelesi hep sert geçmiþtir. Sýnýf mücadelesinin serpilip-geliþtiði yakýn tarihte, mücadele en þiddetli dönemini yaþadý. Son 35 yýllýk tarih ya iç savaþ biçiminde, ya da iç savaþa yakýn bir çizgide geçti. Süreç, yoðun-devrimci tarih olarak biçimlendi. Böylesine sert, kýyasýya bir çatýþma sürecinde bile, sürecin karakterine aykýrý davranan, tarihin akýþýna ters hareket eden sol hareketler oldu. Oportünizm ve reformizm bu koþullarda bile yeþerebildi. Reformizm ve oportünizm, tarih olarak devrimci marksist-leninist hareketten daha eskidir. Sýnýf mücadelesine dayanmak yerine, sýnýf iþbirliðinde ýsrarlý ve inatçý olmuþtur. Hiç þüphesiz, bu, küçükburjuva bir anlayýþ ve davranýþtýr. Fakat küçük-burjuva gibi düþünmek için, illa küçük-burjuva olmak gerekmiyor; küçük-burjuva sýnýrlýlýða ikircikliðe, tutarsýzlýða sahip olmak da yeterlidir. Oportünistler ve reformistler sosyalizm adýna davranmakla birlikte, iþçi sýnýfý hareketinde küçük-burjuva görüþlerin temsilcisi olmuþlardýr. Sýnýf savaþýmý, bir savaþým olarak þiddetlendikçe, kaçýnýlmaz sonucuna doðru ilerledikçe, küçük-burjuva tutarsýzlýklarý daha bir açýða çýkar. Sosyal-reformizmin ve oportünizmin tüm “toplumsal-barýþ” çaðrýlarýna raðmen, sýnýf savaþýmý en yoðun devrimci dönemine girdi. Yaþamýn kendisi halk kitlelerine, en temel gereksinmeleri ancak devrimci mücadeleyle, proleter iç savaþla karþýlanabileceðini öðretiyor. Halk kitleleri, teorinin etkisiyle deðil, yaþamýn öðrettikleriyle hareket eder. Yaþamdan çýkarýlan en büyük ders; en yaþamsal gereksinmelerin ancak devrimci yöntemlerle saðlanabileceðidir. Bu anlamda ortalama sol, yaþama da, kitlelerin devrimci yönelimine de aykýrý davranýyor. Emekçi kitlelere güven vermeyen durumu, her geçen gün biraz daha açýða çýkýyor. Buna karþýn devrimci marksizm gün be gün daha bir güçleniyor. Proletarya, sýnýf savaþýmýna dayanan ve bu savaþýmý kaçýnýlmaz sonucuna dek götürmeye kararlý olan proletaryanýn devrimci sýnýf partisi öncülüðünde zafere ulaþacaktýr. C.DAÐLI 39. Sayý / 13-27 Nisan 2005

Sýnýflar savaþýmý kaçýnýlmaz olarak proletaryayý egemen sýnýf olmaya götürecektir. Proletarya bu egemenliðe (proletarya diktatörlüðüne) dayanarak sýnýflarý ortadan kaldýracaktýr. Sýnýflar mücadelesinin kabulünün, kaçýnýlmaz sonuçlarýna dek vardýrýlmasý gerekiyor. Marksist olmak bunu gerektiriyor. Marksist olmak dünyayý yorumlamak (sýnýflarýn varlýðýný kabul etmek) deðil; dünyayý deðiþtirmektir (sýnýflarýn kaldýrýlmasýný kabul etmektir). Marksist olmak, sýnýflarýn kaldýrýlmasýnýn, bir politik biçim olarak proletaryanýn devrimci diktatörlüðüyle olacaðýný benimsemek demektir. Marksist parti, sýnýflar savaþýmýna dayanarak, proletaryanýn egemenliðinin politik biçimlenmesi için mücadele eden bir güçtür.


Yukarýda belirttiðimiz çerçevede, dünyada “Anti-Amerikan” cephe yoktur ve olamaz. Böyle bir cephenin olduðunu ileri sürmek, bir Amerikan propagandasýdýr. Amaç, en yakýn müttefiklerini bile baský altýnda tutmak. Egemen olan burjuvazinin, kendisine muhalefet eden burjuva kesimleri baský altýnda tutmak için, onlarý komünist olmakla ya da komünistlerle iþbirliði yapmakla suçlamak, çok eski bir taktiktir. Hele ABD gibi çökmekte olan bir dünya devi, bu taktiðe çok daha gözü kara baþvuruyor. Çok açýktýr, ABD, dünyaya yeni bir tahditte daha bulundu: “Anti-Ame- ABD, “Anti-Amerikancýlýk”ý, kendi çöküþünü durdurmak, dünrikancýlýk” terk edilsin. Her zaman olduðu gibi, bu defa da tutu- ya egemenliðini korumak için bir baský ve saldýrý aracý olarak mu, son derece saldýrgan. Kullandýðý dil, büyük devletin, dünkullanýyor. Yoksa böyle bir cephe olduðundan deðil. yanýn egemen ve emperyalist bir devletin o hükmedici karakteÞu “Anti-Amerikancýlýk”ýn gerçek çerçevesini çözümlerini taþýyor. Ancak bu kez, yükselen deðil, çökmekte olan dev mek gerekiyor. Burjuvazinin AB’nin tavrýný ele alalým. Avrupa bir ekonomik ve politik gücün genel durumunu yansýtýyor. ile Amerika arasýnda dünya pazarlarý, dünya egemenliði üzeri“Anti-Amerikancýlýk”, Amerika’nýn yeni-sömürgecilik ve ne, aralarýnda bir çeliþki, rekabet ve çatýþmanýn olduðu bilinen dünyaya egemen olma dönemine kadar gider. Giderek, emperbir gerçek. Bu iki merkez güç arasýndaki rekabet, çeliþki ve çayalist yayýlmacýlýða baðlý olarak týrmanýþ gösterir. En üst nokta- týþma, ABD’nin 3. Dünya Savaþý’yla birlikte þiddetlendi. ABD, ya, 11 Eylül’den sonra, bütün dünyaya karþý 3. Dünya Savaþý dünya pazarýndaki egemen konumunu korumaya çalýþýrken, baþlatmasýndan sonra çýkmýþtýr. “Anti-Amerikancýlýk”, 11 EyAvrupa’da, dünya pazarlarýnda daha güçlü konum saðlamak ilül’ün, bu devletin kendisi taraçin, ABD egemenliðine karþý bir fýndan yapýldýðý iyice ortaya çýpolitika geliþtirdi. Bu geliþme karkýnca; Irak iþgali, Afganistan iþþýsýnda bir çatýþma kaçýnýlmazdý. Proletaryanýn, komünistlerin gali gerçekleþince; Küba, Kore Avrupa, Amerika’nýn Irak iþgalini mücadelesi, Amerikan Demokratik Halk Cumhuriyebahane ederek, baþka bir politika iti’ne karþý abluka ve saldýrganlý- emperyalizmine karþý yürütülmesiyle le Ortadoðu’da etkinliðini artýrmaðýný artýrýnca, Rusya ve Çin’i sýnýrlý deðildir; emperyalist–kapitalist yý hedefliyor. Ama, aralarýndaki yeniden tehdit etmeye baþlayýnOrtadoðu ile sýnýrlý deðil, sistemin kendisini hedeflemektedir. kapýþma, ca; Avrupa’ya baskýlar artýnca; tüm yeryüzünü kapsýyor. Hele Ahepsinde daha önde ve önemli ABD’nin bu hareketi; “Antimerika’nýn böyle tepetaklak olduðu olarak da, dünya iþçi hareketlebir süreçte, Avrupa burjuvazisi, Amerikancýlýk” olarak göstermesinin rine, ilerici ve komünist harekenedeni, kapitalist dünya nezdinde tavrýný iyice sertleþtirir. ABD nasýl, te yönelik baský ve saldýrganlýðý bir zamanlar Avrupa kendisini saboyutlanýnca, bir çýð gibi büyüinisiyatifi elinde tutma isteðinden vaþlarla yeyip bitirirken, onun padü. ABD, þimdi; “Anti-Amerizarlarýný elinden aldýysa, Avrupa da ileri geliyor. Yoksa emekçilerin, kancýlýk”ý bahane ederek dünyabugün, Amerika güç kaybederken ya karþý baþlattýðý savaþý haklý komünistlerin ve ilerici güçlerin ayný þeyi yapmak istiyor. Aralarýnbir zemine; bir savunma temelimücadelesi, Amerikan daki çeliþkilerin kýzýþmasý, “Ýttine oturtmaya çalýþýyor. “Uluslafak”ý daðýlma noktasýna getirdi. emperyalizmine olduðu kadar, rarasý terörizme karþý savaþ” adý Bush’un Avrupa’ya gidiþi hem altýnda baþlattýðý 3. Dünya SaAvrupa emperyalizmine ve Japon baský,hem ikna amaçlý. Dünya savaþý’ný, þimdi “özgürlük savaþý” emperyalizmine karþý da vaþý ile Avrupa’yý baský altýnda tutadý altýnda geniþletiyor. Bu defa, mak istedi; ama sonuç alamadý; bu sürdürülüyor. Bu nedenle, antiÇin, Rusya, daha açýk olarak bu hedefe dahil edildi. Bu sefer, an- emperyalist hareket; tüm emperyalist defa baskýyý, ikna ile birleþtirmek istedi yine sonuç yok. Amerika ile ti-”Amerikancýlýk”ý kendi ellegüçlerin ittifak halindeki baský ve Avrupa arasýndaki çeliþki, sürtüþriyle en geniþ alanlara yaymýþ ome, kapýþma NATO’yu da daðýlma saldýrýsýna uðruyor. luyor.

Çöküþü Derinleþtikçe ABD’nin Tehditleri de Saldýrganlýðý da Artýyor

39. Sayý / 13-27 Nisan 2005

5


noktasýna getirmiþtir. Zaten bu denli çeliþki ve sürtüþme içinde ortak bir askeri örgüt ayakta kalmaz. NATO’nun daðýlma süreci çoktan baþlamýþtý; iç kavganýn þiddetlenmesiyle hýzlanýyor. Baðýmlý ülke burjuvalarýnýn Amerika ile çeliþkileri var ve zaman zaman þiddetleniyor. Bu çeliþkiye raðmen, baðýmlý ülkelerin iþbirlikçi burjuvalarý, her zaman, emperyalist burjuvazi ile uzlaþmaya hazýrlar. Buralardaki “Anti-Amerikancýlýk” doðasý gereði, anti-emperyalizme varamýyor. ABD, baðýmlý ülke halklarý arasýnda yaygýn olan “Anti-Amerikancýlýk”ý gerekçe gösterip, burjuvaziyi daha fala baský ve denetim altýna almak istiyor. Bu durumu kullanýp, saldýrýlarýný ve ekonomik ilhakýný sonuna kadar geliþtirmeyi amaçlýyor. Uluslararasý proletarya ve komünist güçlerin “Anti-Amerikancýlýk”ý, anti-emperyalist ve anti kapitalisttir. Amerika’ya karþý mücadele verdikleri nokta, onun anti-emperyalist oluþundadýr. ABD, kapitalist sistemin en güçlü ve en saðlam kalesidir. Bu niteliðe, uluslararasý karþý-devrimin de en önemli mevzisidir. Bu nedenle kitlelerin, emperyalist-kapitalist dünyanýn egemen ve lider gücüne karþý mücadeleyi öne çýkarmasý doðaldýr. Yine amerikan emperyalizmine karþý, proletaryanýn, komünist ve ilerici hareketlerin kavga vermesi de iþin doðasý gereðidir. ABD, “Anti-Amerikancýlýk”ý gerekçe göstererek, baskýlarýný ve saldýrganlýðýný týrmandýrmasýnýn asýl hedefi de, bu güçlerdir. Bugüne dek, Amerikan emperyalizmini teþhir eden ve ona karþý savaþ yürüten gerçek güçler, bu güçler olmuþtur. ABD’nin baþlattýðý 3. Dünya Savaþý’na karþý mücadele eden anti-emperyalist hareketin eylemlerinde açýk bir yükseliþ ortaya çýktý. Bu hareket, tüm dünyada milyonlarý kendine çekti. Amerika ve Avrupa, tarihinde pek sýk görülmeyen büyük kitle eylemleriyle sarsýldý. Hareketin tüm dünyayý sarmasý ve emperyalist-kapitalist sistem için gerçek tehlike oluþturmasý, emperyalist güçlerin daha bir tehditkar, küstah ve saldýrganlaþmasýný getirdi. Proletaryanýn, komünistlerin mücadelesi, Amerikan emperyalizmine karþý yürütülmesiyle sýnýrlý deðildir; emperyalist –kapitalist sistemin kendisini hedeflemektedir. ABD’nin bu hare-

keti; “Anti-Amerikancýlýk” olarak göstermesinin nedeni, kapitalist dünya nezdinde inisiyatifi elinde tutma isteðinden ileri geliyor. Yoksa emekçilerin, komünistlerin ve ilerici güçlerin mücadelesi, Amerikan emperyalizmine olduðu kadar, Avrupa emperyalizmine ve Japon emperyalizmine karþý da sürdürülüyor. Bu nedenle, anti-emperyalist hareket; tüm emperyalist güçlerin ittifak halindeki baský ve saldýrýsýna uðruyor. Dünyadaki anti-emperyalist, anti-kapitalist mücadele, Amerika’da da karþýlýðýný buluyor. Birbirini karþýlýklý etkileyerek büyüyen ve güçlenen enternasyonalist bir hareketin Amerika ayaðý, militan ve kararlý bir tutum içinde. Þimdilik toplumun en ileri kesimlerini kapsasa da, hareketin kýsa sürede toplumun geride duranlarýný da kapsayacaðý da açýk. ABD’nin dünyadaki konumunu kaybetmeye baþlamasý ve ekonomik çöküþ içinde olmasý, ekonomik durumlarýný sarsacaðý için, geniþ bir emekçi ve orta-sýnýf kitlesinin harekete geçmesini kesinlikle getirecektir. Þimdiye kadar belli bir yaþam seviyesini tutturmuþ olan geniþ yýðýnlar, bunun altýna düþmeyi kabul etmeyeceðinden, kendi istekleriyle mücadeleye atýlacaktýr. Fakat, bugünden harekete geçen iþçi sýnýfýdýr. Durumu sürekli kötüleþen ve daha da kötüleþecek olan da iþçi sýnýfýdýr. Bütün hareketin baþýný çekecek olan ve belirleyici savaþý verecek olan da iþçi sýnýfýdýr. Amerikan egemen güçleri, iþçi sýnýfý hareketini kýrmak, parçalamak, etkisizleþtirip, denetim altýna almak için, dünyadaki “Anti-Amerikancýlýk” kampanyasýný ileriye sürüyorlar. Bir kere daha emekçilerin dikkatini dýþarý çekerek, onlarý þovenizm silahýyla sersemletmeye çalýþýyorlar. Ama bunu artýk baþaramazlar. Ýþçi sýnýfý bu noktaya gitmeyecek kadar ileride bulunuyor. Bunun en büyük kanýtý, 11 Eylül’den hemen sonra, New York baþta olmak üzere, tüm Amerika’da büyük kitlelerin Amerikan egemenliklerine karþý eyleme geçmesiydi. Vietnam savaþý sýrasýndaki enternasyonalist anlayýþ tüm canlýlýðýyla ayaktadýr. Amerika iþçi sýnýfý, enternasyonalizmle zafere ulaþacaktýr. C.DAÐLI

TÜM BEL-SEN 2. KONGRESÝ GERÇEKLEÞTÝ Üç yýlda bir yapýlan 2.Olaðan Tüm Bel-Sen Genel Kurulu Çaðlayan’da 25-26-27 Mart tarihlerinde gerçekleþti. Ýl dýþýndaki delegelerin de katýldýðý kongreye, beþ yüz kadar kiþi katýldý. Ýlk gün çalýþma raporlarý deðerlendirildi. Bu bölümde yapýlan, karþýlýklý eleþtiriler güne hakimdi. Ýlk gün konuþanlardan Diyarbakýr Þube Baþkaný Edip Yaþar, son süreçteki devlet infazlarýna deðinirken, bu devletin demokrasi anlayýþýnýn bu olduðunu söyledi. Newroz’dan sonraki provokasyonlara da deðinen Yaþar, ýrkçý, milliyetçi, faþist saldýrýlara karþý halkýn tuzaða düþmemesi gerektiðini vurguladý. Kongrede 40 ayrý maddede deðiþikliðe gidildi. Ayrýca merkezin Ankara’ya taþýnma kararý çýktý. Kongrede ÖDP’li Vicdan Baykara ile daha çok yurtseverlerin desteklediði Hüseyin Ayyýldýz baþkanlýk için yarýþtý. Taraflar son süreçte sermayenin saldýrýlarýnýn arttýðýný, SEKA ve SSK’da amacýna ulaþtýðýný, bu nedenle 1 Mayýs’a kitlesel katýlýp burjuvaziye göz daðý vermeleri gerektiðini söylediler. 3. gün oylarýn kullanýldýðý kongrede Vicdan BAYKARA yeniden baþkan seçildi. Biz Mücadele Birliði okurlarý olarak kongre salonunda standýmýzý açtýk, dergimizi daðýttýk. Devrimci Ýþçi Komiteleri(DÝK)’in emekçilere sesleniþ bildirileri daðýttýðý kongrede, bire bir sohbetlerde delegelere, burjuvaziye boþ bir göz daðý vermek yerine, kavga günü 1 Mayýs’ta kavgayý yükseltmek için TAKSÝM’de olmalarý doðrultusunda çaðrýda bulunduktan sonra ayrýldýk.

6

39. Sayý / 13-27 Nisan 2005


SAHÝPSÝZ GÖLGELERÝN ÝSYANI Marx, kapitalizme iliþkin þu ifadeyi kullanýyor: “Mevcut maddi zenginliðin emekçinin gereksinmelerini karþýlayacak yerde, tam tersine, emekçinin, yalnýzca mevcut deðerlerin kendisini geniþletmesi gereksinimini karþýlamak üzere varolduðu bir üretim tarzý…” (Kapital, I. Cilt) Ýþçinin emeði burada, kendisi için deðil, sermaye için vardýr. Sermaye birikimini tehlikeye düþürdüðünde, emek feda edilir. Böylece, hammadde ve makinelerden kopan, dýþtalanan iþçi, artýk kendi emeðine bile sahip deðildir. Ýnsaný toplumsallaþtýran emek olmuþtur. Sermaye birikimi ilerledikçe, insan ile emek arasýndaki baðý kopartýyor ve insanlýðýn önüne artýk þu iki seçeneði koyuyor: “Ya vahþi hayvanlar gibi yaþamak, ya da sosyalizm.” Türkiye’de tekelci kapitalist devlet, þimdi mal ve hizmet üreten bütün kuruluþlarýný, fabrikalarýný ardý ardýna satýþa çýkartýyor ya da kapatýyor. Bunlar, sermaye birikiminin önünde bir engel teþkil ediyorlar. Emperyalist sermayenin ve iþbirlikçi tekellerin elinde, üretim dýþý kalan muazzam bir sermaye fazlasý var. Olasý bir krizde, bu sermaye fazlalarý büyük oranda deðer yitirecek. Bu yüzden devlet, belli bir pazar payý bulunan tüm mal ve hizmet üretiminden çekilip, sermaye birikiminin önünü açmak istiyor. Çoðu fabrikayý kapatýyor, bir kýsmýný da oldukça ucuza, tekelcilere devrediyor. Sermayenin ve onun devletinin acelesi var. Tam bu dönemde SEKA iþçileri, fabrikanýn kapanmasýna neden olacak bir anlaþmaya imza attýlar. Onlar, kendi mülkleri olmayan makinelerden koparýlmayý, zorla da olsa kabul ettiler. Tek amaçlarý, kendi malý saydýklarý emeklerine sahip çýkabilmekti. Ama makineler olmadan, bunu baþaramazlar. Kendi emeklerinin gerçekleþmesini saðlayan makinelerden ayrýlan iþçileri bekleyen tek þey, vasýfsýzlýk ve iþsizliktir. Oysa yýllar boyunca o makinelerle üretim yapmak için eðitildiler, SEKA okulunda kaðýtçýlýðýn inceliklerini öðrendiler. Ama, ne bu bilgi, ne de el hünerleri, o makineler olmadan hiçbir iþe yaramýyor. Belediyedeki yeni iþlerinde, ücretlerini korumalarý imkansýz. Yani, sonuç deðiþmiyor. Üretimin araçlarýndan kopartýlan iþçi, emeðine de sahip çýkamýyor. SEKA iþçilerinin fabrikanýn kapanmamasýný istemeleri, sermaye birikiminin bugünkü koþullarýnda telafisi mümkün olmayan bir istemdi. Ýþçiler bu istemlerine ancak iki yoldan varabilirdi. Birincisi, makinelere, emek araçlarýna ve ürünlerine sahip çýkacaklardý, ki bu sahip çýkýþ, siyasi iktidar kavgasýndan ayrý düþünülemezdi. Ýkincisi, devlet, bu iþletmeyi -kendi içinde karlý bir duruma getirse bile- sermaye birikiminin zararýna çalýþtýrýrdý. Ve bu da, elbette, sýrada bekleyen daha büyük iþletmeler için “kötü” bir örnek olurdu. SEKA üzerindeki çatýþmanýn bu denli keskin oluþu, iþte bu nedenlerledir. Ýþçi Kendi Emeðine Sahip Deðildir Uzun süre ayný iþ kolunda, ayný fabrikada çalýþan iþçilerin, o fabrikayý kendi evi gibi görmesi, o makineyi kendisinin bir parçasý saymasý, anormal bir durum deðil. Ýþçinin sahip olduðu tek þey emek-gücüdür, bir makine ya da diðer üretim araçlarý olmadan, hiçbir

zaman bir emeðe dönüþemeyecek olan emek-gücü. Ýþçinin makinelere ve fabrikaya olan bu zorunlu baðý, aslýnda derin bir çeliþkiden, onun bu makinelere ve kendi ürünlerine sahip olamamasýndan kaynaklanýyor. Ýþçi, emeðinin üzerinde hiçbir hakka sahip deðildir. Bu hak, ücret karþýlýðýnda tümüyle kapitaliste devredilmiþtir. Ücret, bu emekgücünü her gün yeniden üretebilsin ve yine her gün kapitaliste emeðini devredebilsin diye iþçiye verilir. Ücret, iþçinin kendi emeði üzerinde bir hak elde etmesini deðil, tersine, o hakký kapitaliste devretmesini ifade eder. Her þey görünüþte gönüllü bir alýþveriþ gibi görünse de, iþçi, emeðini gerçekleþtirecek üretim araçlarýndan yoksun olduðu için, onun kapitalistle iliþkisi, bir zorunluluk üzerine kurulmuþtur. “Ücretli-kölelik”, bu iliþkiyi ifade eden bir kavramdýr. Sermaye birikimi ilerledikçe, her tür zenginliði, üretim araçlarýný, topraðý ve diðer yaþam kaynaklarýný, bir sermaye niteliðine büründürür. Bunun anlamý, üretimin bütün alanlarýnda emekçi ile üretim araçlarý arasýnda, kapitalistin denetimi dýþýnda bir iliþkinin kalmamasýdýr. Tekelci sermayeden baðýmsýz bir üretici ve üretim alaný kalmaz. Emekçi artýk burada, kelimenin tam anlamýyla bir köledir. Birikimin artmasýyla atbaþý giden iþsizlik, belli bir evreden sonra geri dönülmez bir hal alýr; iþsizlik geçici olmaktan çýkar, kalýcýlaþýr. Eðer toplumda bütün üretim alanlarý ve araçlarý sermaye niteliðine sahipse, bu durumda bir emekçi kendi emeðini ne ile gerçekleþtirebilir? Burada artýk sermaye dolaþýmýnýn dýþýna çýkmak, yaþamýn dýþýna çýkmak, yaþamdan kovulmak demektir. Emekçi, emek faaliyetini kaybetmiþ, sahipsiz bir gölge gibidir. Kapitalizmin daha az geliþmiþ olduðu aþamalarda, bu iþsizlik geçici bir nitelik taþýyordu. Yeni üretim alanlarý, yeni iþ bölümünün ortaya çýkardýðý yeni sanayi dallarý, bu yedek orduyu az ya da çok oranda, iþe koþmak için hazýr bekletiyordu. Ayrýca yedek sanayi ordusu, çalýþan iþçiyi minimum ihtiyaçlarýný karþýlayacak düzeyde bir ücrete razý etmeye yarayacak bir orandan yukarý pek çýkmazdý. Birikimin bu geri dönemlerinde, baðýmsýzlýðýný henüz yitirmemiþ bir tarým ve küçük üreticilikle küçük ticaret, iþsiz kalan emekçiye geçici bir süre destek sunabiliyordu. Köyüne dönebilir, oradan gelen yiyeceklerle idare edebilir ya da hiç olmadý, pazarda limon satabilirdi. Günümüzde, bir iþsiz için, bu yollar artýk eskisi gibi destek vaat etmiyor. Geriye kalan tek yol, servete karþý isyandýr. Çürüten Ýsyan ve Devrimci Ýsyan Þu an emeðine ve esasýnda hiçbir þeye sahip olmayan emekçiler, bu isyaný iki türlü örgütlüyorlar. Birinci yol, sýnýf mücadelesinin yoludur. Ýkincisi, bireysel kurtuluþ yolu; adli suçlar, hýrsýzlýk, gasp ve dolandýrýcýlýk biçimine bürünen, servete karþý saldýrýdýr. Sýnýf savaþýmý, kaçýnýlmaz olarak devrime ve sosyalizme yürüyor. Diðeri ise bireysel kurtuluþu, yine bireysel þiddetle topluma dayatan yoldur; suç örgütleri, çeteleþme, küçük zorbalýk dükalýklarýyla, emeðin gücünü tüketen bir þiddete doðru sürüklenir. Þu an, yaþadýðýmýz topraklarda, servete karþý isyanýn her iki yolu da kendine güç buluyor. Kendini

39. Sayý / 13-27 Nisan 2005

7


bekleyen bu yozlaþmýþ, çürütücü ve vahþi sonu gören her dürüst emekçi, iþte bu nedenle daha büyük bir öfkeyle sýnýf savaþýmýnda yerini alýyor ve almaya devam edecek. Ýþsizlik, dile gelmez boyutlarda bir felakettir; toplumun tüm gelecek umutlarýný karartýr, onu güvensizlik ve gerginlik içinde tutar. Çalýþanlar da bu büyük güvensizlik ortamýnda bulur kendilerini. Dahasý, toplumun en aþaðý tabakalarýndan yükselen o dehþet verici servet düþmanlýðý, özellikle mülk sahibi kesimlerde dehþet yaratýr. 2001 krizinde bu dehþet duygusunu somut olarak yaþayan mülk sahibi sýnýflar, yoksullardan gelen baskýyý biraz olsun hafifletir düþüncesiyle AKP’yi sandýkta desteklediler. Benzer sýnýf dinamikleri, Brezilya’da Ýþçi Partili Lula’yý baþkanlýk koltuðuna taþýdý. Ama burjuva toplum bir kez, yoksulluðun denetimini ekonomik temelden çýkartýp, siyasi temele oturtursa, o temelin her siyasi çalkantýda çökmesinin önünü açmýþ olur. Burjuva toplum, emekçileri kendisine baðlayan ekonomik zemine dayalý iç baðlantýlarýný hýzla yitiriyor. Gençliðin çok önemli bir bölümü, son araþtýrmalara göre lise mezunlarýnýn %90’ý, üniversitelilerin yarýsýndan fazlasýnýn bir iþ bulma olanaðý kalmadý. Burada her þey þansa ve vahþi emek rekabetine baðlý. Gençliðin çoðunluðu herhangi bir iþte çalýþma þansý bulamadan, sefaletin ortasýna itiliyorlar. Geleceðe dair bir özlemi olmayan, bu özlemleri çalýnanlar, kapitalist toplumun onlara sunduðu tek seçeneðe doðru yöneliyorlar: Adli suçlar, çeteleþme ve bununla paralel giden çürüme, yozlaþma. Kimi çevreler bu yozlaþmanýn devlet tarafýndan özel bir yönlendirmeyle yaratýldýðýný düþünüyorlar ve yozlaþmaya karþý mücadelede hedef þaþýrýyorlar. Oysa, yozlaþmanýn temelinde umutsuz bir sefalet vardýr. Yozlaþmaya karþý mücadele, yoksullarla karþý mücadeleye dönüþmemelidir. Emekçilere ve dürüst bir yaþam özlemini yitirmemiþ olanlara, eðer kapitalizmi yýkmak için hemen harekete geçmezlerse, kendilerini ve çocuklarýný bekleyen geleceðin, tam da bu çürüme olduðu söylenmelidir. Adli suçlarýn ve yozlaþmanýn emekçiler arasýnda yarattýðý öfke, ancak bu þekilde devrimci bir bilince kavuþur. Burjuva Toplumu Parçalayan Girdap Adli suçlardaki artýþ, yalnýzca iþsizlerden kaynaklanmýyor, aþýrý düþük ücretler de bu yönelimi güçlendiriyor. Açlýk sýnýrý 500 YTL üzerindeyken, 200 YTL ücretle ve üstelik günde 15 saat insaný canýndan bezdiren bir acýmasýzlýkta çalýþan milyonlar var. Bu milyonlarýn

ÜÇ KOMÜNÝST ÝÞÇÝ KAVGAMIZDA YAÞIYOR Seyit Konuk, Ýbrahim Ethem Coþkun, Necati Vardar. Üç iþçi, üç komünist… devrime yürüyen insanlarýn en önünde yerlerini alan, onlara yön veren önder yoldaþlar… Bu üç yoldaþýn ölümsüzleþtiði anlarda kapitalizm yerle bir olabilirdi. Burjuvazi biletlerini hazýrlamýþtý kaçmak için. Burjuvalar son çýrpýnýþlarýný yaþarken milyonlarca iþçi ve emekçi yoksul halka iþkence yapmaktan, onlarý katletmekten geri durmuyordu. Katliamlarla, iþkence tezgahlarý hazýrlayarak ve uygulayarak iktidarýný bir müddet daha uzatmaktý düþünceleri. Bu üç iþçi önderini idam sehpalarýna götürürlerken amaçlarý, yýðýnlarý harekete geçirenlerin öncülerini asarak onlara korku ve sindirme yaþatmak, bastýrmaktý. Ama gördüler ki katletmek yetmiyormuþ. Gidenlerin bayraðýný yüzler, binler sahipleniyor ve onlarýn adlarýna yaraþýr bir

8

içinde, elbette bu bezdirici ve insanlýktan çýkarýcý çalýþmaya razý olmayanlar çýkýyor. Genç, tecrübesiz ve örgütsüz olanlarýn, kendilerine ne bir gelecek, ne de bir ekmek vadeden çalýþmaya boyun eðmektense, daha garantili gördükleri adli suçlara yönelmelerinde þaþýlacak hiçbir þey yok. Serveti kuþatmaya alan bu girdap, sermayenin doymak bilmez bir kâr arayýþý tarafýndan hazýrlanýyor. Toplumun en alt kesimlerindeki iþsizlerden, örgütlü ve birikimli iþçi kesimlerine kadar geniþ bir kitle, emekçinin kendi emeðine hiçbir þekilde sahip olamadýðýný, onun üzerinde hiçbir hakkýnýn bulunmadýðýný daha iyi anlýyor. Son zamanlarda, daha iyi bir ücret için deðil, ama iþsiz kalmamak hedefine odaklayan sýnýf mücadelesi, iþçiler içinde böylesi bir bilincin tohumlarýný attý. Artýk emeðin dünyasýnda hiçbir kesimin, deðil yarýný, bugünü bile güvencede deðil. En vasýflý ve en örgütlü kesimler bile, bu düzen içinde en iyi ihtimalle, sermaye birikimi karþýsýnda ezilmeye ve bir köle gibi oradan oraya savrulmaya mahkum olduklarýný görüyorlar. Düzenin üzerinde yükseldiði sömürü, vahþet ve yozlaþmanýn üzerindeki bütün perdeleri yýrtan, emek ile sermayeyi vahþi bir boðazlaþmaya doðru götüren bir dönemdeyiz artýk. Burjuva toplum, emekçileri düzen içinde tutan tüm geleneksel baðlarýnýn, özel mülkiyetin kutsallýðýna gelip dayanan tüm o ikiyüzlü ahlaki baðlarýn hýzla çözüldüðüne tanýk oluyor. Bir ülkede camiler bile güvenlik kameralarýyla donatýlýyorsa, artýk o ülkede yoksullukla servetin bir arada yaþayacaðý hiçbir burjuva deðeri ve ikiyüzlü ahlaki ölçütler kalmamýþ demektir. Emek ile sermaye arasýnda, bu tür ideolojik yanýlsamalarýn yanýnda, “haklar” temelinde kurulan tüm iliþkiler birbiri ardýna kopuyor ve “hak”lardan geriye, çýplak bir kölelik profili kalýyor. Bütün bu çözüþme ve yoksulluðun doðurduðu þiddet karþýsýnda burjuvazi, tek bir çözüm öngörüyor: Sefalete karþý silah. Devletle birlikte, servet de silahlanýyor. Özel koruma ordularý, güvenlik donanýmlarý, mala karþý iþlenen suçlarda meþru-müdafaayý vahþi bir ava dönüþtürme hazýrlýklarý, varolan iç savaþa yeni bir boyut ekliyor: Çok daha derine inen bir boyut. Nasýl ki sermaye, devlet ile birlikte sefalete karþý savaþýyorsa, ayný þekilde emekçiler açýsýndan, sermaye niteliðindeki servet de dolaysýz savaþýmýn açýk hedefi haline geliyor. Burjuvazi nihayet devrime, onun en öz ve temel hedefinin ne olmasý gerektiðini, bizzat kendisi belletiyor; bu hedefi ideolojik kalkanlarýndan arýndýrýyor ve emekle sermayeyi çýplak bir iç savaþýn ortasýna býrakýyor.

þekilde taþýyorlar. Onlar üç komünist iþçiydiler. Mücadeleye önderlik ettiler. Þimdi sayýlarý binleri aþtý. Ve onlar bize þunu gösterdiler “Ya Kanlý Kavgalý Savaþ, Ya Yok Oluþ”. Onlar kanlý kavgalý savaþ içinde ölümsüzleþirken sloganlarýný haykýrdýlar. Bizler o þiarlarý bayraklaþtýrýp devrime götürecek olanlarýz. Ve mücadele de zafer tarihte her zaman adýmlarýný saðlam temellerde atanlarýn olmuþtur. Çünkü kapitalizm miadýný doldurmuþtur. Yeni toplum saðlam adým atarak ilerler sosyalizme. Bizler bu büyük mücadelenin içindeki kiþiler olarak birer Seyit, birer Necati, birer Ýbrahim olmalýyýz. “Adlarý Onur Adlarý Adýmýz…” Yoldaþlarýmýz Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde Geb-Der tarafýndan anýldýlar anlatýldýlar. Artýk onlar ve niceleri dilden dile dolaþmalý eylemleri devam ettirilmeli. Devrim için savaþýlmalý. Ýnsanlýðý yok etmeye çalýþan bu yoz, çürümüþ sistemi yok etmeli. Yoksul emekçi halklar üzerine düþen

39. Sayý / 13-27 Nisan 2005

görevi artýk gerçekleþtirmeli. Tarihsel süreci iyi deðerlendirerek faþizmin vahþetini tanýyarak, ölümsüzleþenlerin devrettikleri bayraklarý devrime, zafere taþýmalý. Bunun için onlarýn adlarý her yerde her yeni eylemde sloganlaþtýrýlmalý. Ýþçi sýnýfý ve emekçiler, her yeni eylemle kapitalizm ve onun bütün saldýrganlýklarýný yok ederek ilerlemelidir devrime.

YA DEVRÝM YA ÖLÜM! Mücadele Birliði Okuru Bir Ýþçi/ Ýzmir


2005 1 MAYIS TARTIÞMALARI “Hem Aðlarým Hem Giderim” Konfederasyonlarýn bu yýl 1 Mayýs’ý Kadýköy’de kutlayacaklarýný açýklamasýndan sonra, kendisine “Devrimci 1 Mayýs Platformu” adýný veren 10 siyasi yapýnýn bir araya gelmesiyle oluþturulmuþ bir platform, kendi dýþýndaki kurumlara da açýk, bir toplantý düzenledi. “Devrimci 1 Mayýs Platformu”, Mart ayý içerisinde DÝSK Genel-Ýþ’in çaðrýsýný yaptýðý toplantýlar sonucu oluþturulmuþ bir platform. Mücadele Birliði, bu toplantýlardan ilkine katýldý ve daha öncesinden yaptýðý, bu yýl 1 Mayýs’ý 1 Mayýs Alaný’nda, Taksim’de birlikte kutlama çaðrýsýný burada da yineledi. Bu ilk toplantýda söz alan siyasi yapýlarýn hemen hemen tümü, Taksim’in 1 Mayýs Alaný olduðu konusunda hemfikir olduklarýný dile getirdiler ve hatta denilebilir ki, bu konuda mangalda kül býrakmadýlar; gelin görün ki, oportünizme özgü genel doðrularý dile getirdikten sonra ve asýl düþüncelerini dile getirmeden önce kullandýklarý o uðursuz “…ama” sözcüðünü sarf etmekten geri durmadýlar. “Taksim 1 Mayýs Alaný’dýr; ama güç dengeleri buna izin vermiyor”, “Taksim’e çýkýlmalýdýr; ama Kadýköy alternatifi de düþünülmelidir”, “Taksim olgunlaþmýþtýr; Taksim’e çýkýlmalýdýr; ama olmazsa olmaz da deðildir”, “Taksim zorlanmalýdýr; ama sendikalarýn tavrýný da göz önünde bulundurmak gerekir. Kitlelerden kopuk, sadece devrimcilerin kutlayacaklarý, bir Taksim’de 1 Mayýs da olmamalýdýr…” Ve daha bunun gibi bir sürü laf kalabalýðý. Mücadele Birliði, geçen sene de ayný þeyleri tecrübe ettiði için bu ilk toplantýnýn sonuna kadar beklemeyi, zaman ve enerji kaybý olarak gördü ve oradan eðer Taksim yönünde bir görüþ çýkarsa yeniden görüþebileceklerini söyleyerek, toplantýdan ayrýldý. O toplantýda bir çok siyasi yapýnýn 2004 1 Mayýs’ý için samimi bir þekilde “biz geçen yýl sendikacýlarýn peþine takýldýk”, “bu sene Taksim’in önü Kadýköy’le kesilmek isteniyor. Buna izin vermemeliyiz”, “Kadýköy yeni bir Abide-i Hürriyet’tir” demelerini dikkate alan Mücadele Birliði, “Dev-

rimci 1 Mayýs Platformu”nun, konfederasyonlarýn bu 1 Mayýs’ý Kadýköy’de kutlayacaklarýna dair açýklamasýndan sonra, ne dediðini öðrenmek için 8 Nisan tarihinde DÝSK Nakliyat-Ýþ’te yapýlan toplantýya katýldý. Bu toplantýya bazý sendika temsilcileri de katýlmýþtý. Gelin görün ki,“Devrimci 1 Mayýs Platformu”nun söylediði yeni bir þey yoktu. Konfederasyonlarýn Kadýköy kararýný aceleyle alýnmýþ ve kendilerine dayatma olarak getirilen bir karar olduðunu ileri sürüyorlardý. Kadýköy için, “Alan, valiliðin alaný; kroki, valiliðin krokisi” diyorlar ve konfederasyonlarýn zýmnen valilikle anlaþtýðýný ima ediyorlardý; ama bir soru hala orta yerde duruyordu: Bu dayatmaya karþý platform ne yapacaktý? Daha önce söyledikleri gibi 1 Mayýs Alaný olduðu konusunda hemfikir olduklarý “Taksim’i zorlama”ya devam mý edeceklerdi, yoksa yine “sýnýftan (siz bunu sendikacýlardan diye okuyun-bn) ayrý düþmemek” adýna bu kez de Kadýköy’e mi gideceklerdi. Gönüllerinde yatanýn ikincisi olduðu kýsa sürede anlaþýldý. “Devrimci 1 Mayýs Platformu”, reformistlerin 1 Mayýs’ý devrimcilerden ayrý kutlamak oyununa gelmeyecektir. Nasýl mý? Elbette Kadýköy’e giderek ve konfederasyonlardan kürsüde konuþma hakký isteyerek. Deðim yerindeyse “hem aðlarým hem giderim” Taksim’e çýkma konusu, artýk onlar için oluþturduklarý 10 maddelik bir etkinlik programýnýn sadece bir parçasýydý. Taksim, propaganda düzeyinde ele alýnacak ve yine “reformistlerin oyununa gelmemek” adýna sendikalarýn peþinden sürüklenilecektir. Devrimi bir propaganda konusu olarak düþünmenin ötesinde somut olarak düþünemeyen ortalama solun, devrimi temsil eden Taksim konusunda propaganda dýþýnda somut bir þey söyleyeceðini beklemenin, doðru olmadýðýný bir kez daha gördük. Onlar, sendikalarýn dayatmasýna karþý bu dayatmayý kabul edip sendikalarýn peþine takýlmayý zaten kafalarýnda netleþtirmiþler. Eðer çok olaðanüstü bir þey olmazsa, örneðin reformizmden ayrýþmanýn devrimcileri güçlendireceðini mucize kabilinden keþfetmek gibi, bu sene Kadýköy’de olacaklar. Mücadele Birliði ise, bu kadar çok sesli türküde yüreðin sesini temsil etmeye devam edecek. Ýþçi sýnýfý ve emekçilere önderlik etmenin gereði olarak, onlara Taksim hedefini gösterme ýsrarýndan vazgeçmeyecek ve proletaryanýn kýzýl bayraðýný onurla o alanda dalgalandýracak.

1 MAYIS’TA 1 MAYIS ALANI’NA TAKSÝM’E!

“1 MAYIS’TA TAKSÝM’E” TOPLANTILARI BAÞLADI Mücadele Birliði ve Devrimci Ýþçi Komiteleri(DÝK) ‘nin 1 Mayýsla ilgili toplantýlarýnýn ilki Taksim Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde yapýldý.. Devrimci Ýþçi Komiteleri adýna konuþan Yýlmaz Ekþi; sendikalara da çaðrý yaptýklarýný ancak onlarýn kafasýnda “Taksim’e çýkmak” þeklinde bir düþünce olmadýðýný, toplantýya gelseler bile söyleyecek bir þeyleri olmayacaðýndan gelmemeyi yeðlediklerini söyledi. Yýlmaz Ekþi konuþmasýna 1Mayýs’ýn tarihçesini anlatarak baþladý. “Taksim, onurdur, özgürlüktür, devrimdir. O meydanda iþçilerin kaný akmýþtýr. Bu yüzden orasý kýzýl meydan’dýr. Ýstanbul’un merkezi olduðu için stratejik önemi de farklýdýr. 77 1 Mayýsý’ný MÝT ve CIA kana bulamýþtýr. 2004 1Mayýs’ýndan birkaç gün önce, vali ve emniyet müdürü televizyonlarda 1 Mayýs’ý Taksim Meydaný’nda kutlamayý düþünenleri tehdit etiler. Bunun üzerine 2004 1 Mayýsý’ný Taksim’de kutlamak için karar almýþ olan KESK ve DÝSK Taksim’e çýkmaktan vazgeçti; ama bizi korkutamayacaklarýný o alana çýkmamýzý engelleyemeyeceklerini biliyor olmalýydýlar ” dedi. Mücadele Birliði adýna konuþan Vefa Serdar ise küçük burjuva sol hareketin 90 1 Mayýs’ýndan bu yana girdiði yönelimi anlattý. Özellikle 92 1 Mayýs’ýnýn ayrýþtýrýcý olduðunu vurgulayan Vefa Serdar, bu tarihte Leninistler dýþýnda herkesin ajan-provokatör Perinçek’in Sosyalist Parti’sinin peþinden Gaziosmanpaþa’ya gittiðini

ve Taksim’e sýrtlarýný döndüklerini söyledi. “O gün bu gündür proletaryanýn kýzýl bayraðýný o kýzýl meydanda dalgalandýrmak onuru yalnýz bize ait oldu” diyen Vefa Serdar, “bu sene 1 Mayýs toplantýlarý baþladý. Toplantýlarda görünen geçen seneki filmin aynýsý. Engels’in dediði gibi ‘göðüslerini yumrukluyor, üstlerini baþlarýný yýrtýyor’ lar; Taksim’in 1 Mayýs alaný olduðuna yemin billah ediyorlar. Taksime çýkmak gerektiði konusunda mangalda kül býrakmýyorlar ama somut olarak ‘Taksim’deyiz’ demiyorlar” sözleriyle konuþmasýný bitirdi. Devrimci Ýþçi Komiteleri (DÝK) ve Mücadele Birliði toplantý sonunda toplantýya katýlanlara, bu 1 Mayýs’ta Taksim’de kitlesel olarak bulunmak için daha çok çalýþma çaðrýsýnda bulundular. 1 Mayýs’la ilgili ikinci toplantý ise, 2 Nisan 2005 tarihinde Elektrik Mühendisleri Odasý’nda yapýldý. Çaðrýlý olduklarý halde, toplantýya Enerji Yapý Yol Sen’den Fikret Çolakoðullarý ve Ýsmail Kaya dýþýnda sendikacýlardan katýlan olmadý. Taksim konusunda söyleyecek bir þeyi olmayanlar yine gelmemiþlerdi. Toplantýyý yöneten Þafak Gümüþsoy, bir açýlýþ konuþmasý yaptý. Þafak Gümüþsoy konuþmasýnda bu 1 Mayýs’ýn çok önemli bir konjonktüre denk geldiðini söyledi. Bütün dünya üzerinde emperyalist-kapitalist sistemin saldýrýlarýnýn arttýðýna, buna karþýlýk iþçi ve emekçilerin mücadelesinin de geliþtiðine dikkat çeken

39 Sayý / 13-27 Nisan 2005

Þafak Gümüþsoy, tüm dünyada 1 Mayýs’ýn kapitalizme karþý savaþ günü olarak kutlanacaðýný üzerinde yaþadýðýmýz topraklarda da 1 Mayýs’ýn anlamýna uygun þekilde 1 Mayýs Alaný’nda, Taksim’de kutlanýlmasý gerektiðini vurguladý. Ve sözü daha sonra katýlýmcýlara býraktý. DÖB adýna konuþan Feyzullah Eraslan 1 Mayýs’ýn iþçiler ve emekçiler için taþýdýðý anlamýn altýný birkez daha çizerken, öðrenciler için de 1 Mayýs’ýn ne kadar önemli olduðunu vurguladý ve devrimci öðrencilerin, iþçi sýnýfý önderliðinde bu 1 Mayýs’ta da 1 Mayýs Alaný’nda yani Taksimde olacaðýný vurguladý. Daha sonra söz alan Mücadele Birliði Muhabiri Nevzat Demir geçen sene DÝSK ve KESK’in Taksime çýkma konusunda çaðrý yapmýþ olmalarýnýn Mücadele Birliði’nin politikalarýný doðruladýðýný söyledi. Mücadele Birliði adýna konuþan Vefa Serdar ise 1 Mayýs politikasýnýn devrimcilikle reformizm arasýnda bir turnusol iþlevi gördüðünü, herkesin rengini ortaya çýkardýðýný bu nedenle çok önemli olduðunu söyledi. Bugün Taksim Alaný’na çýkmaktan bahseden bazý sol çevrelerin ne söylediklerinden çok ne yaptýklarýna bakacaklarýný, onlarý Taksim Meydaný’nda görmedikçe inanmayacaklarýný söyledi. Daha sonra söz alan Enerji Yapý Yol Sen’den Fikret Çolakoðullarý, geçmiþ 1 Mayýs’lara deðindi. Taksim’in önemini dile getirdi ve “baþarýlar” diledi. Devrimci Ýþçi Komiteleri adýna konuþan Yýlmaz Ekþi ise, hem 1 Mayýs’ýn tarihçesini hem Taksim Meydaný’nýn nasýl 1 Mayýs Alaný olduðunu hem de 1 Mayýs’ta Taksimde olmanýn neden bir onur sorunu olduðunu anlattý.

9


Öncü militan iþçiler, En küçük ekonomik, demokratik istemimiz, Kürt ulusuna özgürlük talebimiz, “bir çakýltaþý bile vermeyiz”le, “topyekün savaþ” sloganýyla karþýlanýyor. “Barýþ”ýn, “bayram”ýn kazanýlmasý, sýnýfsýz, sömürüsüz bir toplum için savaþmaktan geçiyor. Ýþte bu nedenle, öncü militan iþçiler, bu 1 Mayýs’ta komitelerde, konseylerde örgütlenerek, 1 Mayýs Aslaný’na, TAKSÝM’e hazýrlanýyor. Çünkü Taksim, devrimdir, özgürlüktür. Genç militan öncü iþçiler, yüzünü devrime ve özgürlüðe, kýzýl meydana çevirmelidir.

Öncü militan iþçiler,* 1 Mayýs yaklaþýyor. Uluslararasý proletaryanýn birlik, dayanýþma, mücadele ve kapitalizme karþý savaþ günü 1 Mayýs’ta, 1 Mayýs Alaný’nda Leninist Parti’nin öncülüðünde savaþa hazýrlanalým. Öncü militan iþçiler, Burjuvazi azami kar için iþçi sýnýfýmýzý, emekçileri açlýða, iþsizliðe ve sosyal yýkýma uðratýyor. Bizleri kitleler halinde yaþamdan kovuyor. Türkiye ve Kürdistan’da analar çocuklarýna süt alamadýklarý için çocuklarý açlýktan ölüyor. Oysa burjuva sýnýfa mensup olanlar, 300 litre sütle güzellik banyosu yapýyor, aksýrana, týksýrana kadar yiyorlar… Öncü militan iþçiler, Emekle sermayenin uzlaþmaz çeliþkisi öyle bir düzeye yükseldi ki, artýk tüm dünyada küresel iç savaþ yaþanýyor. Açlýðýn, iþsizliðin ve yaþamdan kovulanlarýn sayýsý milyarlarla ölçülürken, bazýlarý “bayram”dan, “barýþ”tan söz edebiliyor. Onlar ya sýnýf savaþýnýn doðasýný bilmiyorlar ya da bizi ahmak sanýyorlar…

GAZÝ’DEN 1 MAYIS ALANI’NA ÇAÐRI Merhaba Mücadele Birliði Okurlarý, Devrimci Ýþçi Komiteleri’nin Gazi Mahallesi’nde hazýrladýðý “Emekçiler, Genç Ýþçiler, Ýþçiler, Ýþsizler Sorunlarýný Tartýþýyor, Çözüm Arýyorlar, Sesimizi Yükseltelim” adý altýnda 2 Nisan’da yaptýðýmýz etkinliði, 3 Nisan 2005 Pazar günü, Gazi halkýyla birlikte deðerlendirdik. Duyurularýný 28 Mart’ta baþlayarak, emekçi halka ulaþtýrabilmek için, kýraathanelere, ÝETT duraklarýna vb yerlere astýðýmýz etkinlik, 65 kiþinin katýlýmýyla Gazi Ayýþýðý Ekin Sanat Merkezi’nde yapýlmýþtý. Konuþmacý Yýlmaz EKÞÝ’nin iþçi sýnýfýnýn üye olduklarý sendikalarda yaþadýklarý sorunlarý dile getirdiði etkinlikte, iþçi sýnýfýnýn sendikalarda kendilerinin oluþturduðu iþçi komitelerinde mücadeleyi büyüterek sonuç alabileceklerini vurgulandý. Konuþmaya katýlan iþçilerin bir çoðu, sendikalý deðillerdi ama bilgileri olduðu için konuþmaya büyük katýlým saðlandý. Ko-

10

Öncü militan iþçiler, Sizleri burjuva sendikacýlarýn arkasýna takarak, burjuva sýnýrlar içinde güçten takatten düþürmek isteyenler, sosyal reformistler, oportünistlerdir; burjuva iþbirlikçilerdir. Onlarýn önünüze korku duvarlarý örmelerine izin vermeyin. Burjuva yasallýða, burjuva köleliðe boyun bükmeyin; çünkü korku köleliðin dostu, özgürlüðün en büyük düþmanýdýr. Siz, cesaret, cesaret ve daha fazla cesaret þiarýyla en öne, en ileri atýlýn. Çünkü, devrim ve özgürlük, barýþ ve bayram, savaþan iþçilerin eseri olacaktýr. Bir devrimi, sadece iþçi sýnýfý sonuna kadar tutarlý bir biçimde sürdürebilir; sadece iþçi sýnýfý kendisiyle birlikte tüm toplumu kurtuluþa götürebilir. Kurtuluþun yolu devrimden, devrimin yolu Leninist Parti’den geçiyor. Ve Leninist Parti, tüm iþçi ve emekçi gençliði 1 Mayýs’ta 1 Mayýs Alaný’na, Taksime, devrime, özgürleþmeye çaðýrýyor… YAÞASIN 1 MAYIS! 1 MAYIS’TA 1 MAYIS ALANI’NA TAKSÝM’E! YAÞASIN ÝÞÇÝ SINIFININ MÜCADELE BÝRLÝÐÝ! YAÞASIN PROLETARYA ENTERNASYONALÝZMÝ! *Y.E. Mücadele Birliði Dergisi’nin 1 Mayýs’a iliþkin çýkartmýþ olduðu özel sayýdýr.

nuþmadan önce, Gazi Ayýþýðý Ekin Sanat Merkezi bir þiir dinletisi sundu. Bu dinleti, büyük bir ilgiyle dinlendi. Konuþmanýn ikinci bölümünde 1 Mayýs’la ilgili konuþma yer aldý. Konuþmacý Yýlmaz EKÞÝ’nin ilk katýldýðý 1 Mayýs’ý anlatmasý hoþ bir ortam yarattý. Bir iþçinin asgari bir bilinç aldýðýnda, kendi haklarý ve kendi sýnýfý için mücadeleye atýlabilmesinin mümkün olabileceði açýkça ortaya çýkýyordu. 1977 1 Mayýs’ý anlatýlýrken, emekçi halkýmýzýn biriken öfkesini fark ettik. Ve konuþmaya katýlan Gazi iþçileri, Taksim’e çýkmanýn onur, iþçi sýnýfýnýn tarihsel zorunluluðu olduðunu dile getirdiler. Konuþmalarda 1 Mayýs’ýn Ýþçi Bayramý deðil, mücadele ve savaþ günü olduðu vurgulandý. Ve bizler de tekrar, Taksim’e çýkmanýn onur olduðunu söylüyoruz, iþçi sýnýfýnýn mücadele birliðini saðlamak için, bütün iþçileri Taksim Meydaný’na çaðýrýyoruz. Taksim Meydaný’nda katledilen 34 iþçinin kanýyla kýzýllaþmýþ bayraklarýmýzý Taksim’de dalgalandýracaðýz. YAÞASIN 1 MAYIS! 1 MAYIS’TA 1 MAYIS ALANI’NA TAKSÝM’E! Gazi DÝK

39. Sayý / 13-27 Nisan 2005


KIRGIZÝSTAN: BÝR DÖNEMÝN SONU MU? lk adým Yugoslavya’da atýldý. Kosova savaþýnýn peþinden, ciddi bir hazýrlýk ve emperyalist askeri-maliteknik yardým eþliðinde Miloseviç devrildi. Yugoslavya’daki dramatik geliþmeleri Sovyet coðrafyasýndaki parodiler izledi. Burjuva basýnda bile alay konusu olan, inandýrýcýlýktan uzak, bir dizi ucube darbeler gerçekleþmeye baþladý. Gürcistan, Acarya, Abhazya, Ukrayna, Moldova… Bu parodinin son duraðý, Akayev’in dört milyonluk Kýrgýzistan’ý oldu. On-onbeþ bin kiþinin yürüyüþü, çeþitli kuruluþlarý iþgali, Akayev iktidarýný devirmek için yeterli oldu. Darbeyi yapanlar, “seçimlere hile karýþtýðý” bilinen söylemiyle yola çýkmýþlardý. Ama kendi elleriyle bu “hileli seçim”de kazanan vekilleri parlamentoya kendileri taþýdýlar. Hiçbiri ne olduðunu, neden darbe yaptýklarýný anlayamaz hale gelmiþti. Sadece Akayev istifa etmiþ, ama her þey yerli yerinde kalmýþtý. Tabii bu arada çok ciddi boyutlarda yaðmalama olaylarý oldu. Olaylarýn ilk günlerinde burjuva basýn, biraz da sýnýf içgüdüsüyle “muhalefet” denen çapulcularý ayakta alkýþlýyor, iþin arkasýnda Washington’ýn siluetini gördükleri için sevinç naralarýný tutamýyordu. Öte yandan, bir avuç çapulcunun, parayla kiralanmýþ sözde “muhalefetin” böylesine kolay iktidar devirmesinin sýrrý neydi? Bu karþý-devrimler, Yugoslavya hariç, her biri azýlý karþý-devrimci iktidarlarýn bulunduðu ülkelerde gerçekleþti. Devrilenler, SSCB’nin yasadýþý bir þekilde daðýtýlmasýnýn suç ortaklarý olan, anti-komünist yöneticiler deðil miydi? Tüm bu darbelerin tek merkezli bir planlama ile gerçekleþtiði biliniyor. Darbeler adeta birbirlerinin fotokopisi. ABD patentli darbeler bunlar. Rusya’nýn kuþatýlmasý stratejisine, bir de Çin’in kuþatýlmasý, Þanghay Ýþbirliði Örgütü’nün altýnýn oyulmasý…eklenmiþ durumda. Peki ABD bu ülkelerde nasýl böylesine kolay sonuç alabiliyor? Bu sorunun yanýtý gerçekleþen darbelerin ortak özelliklerinde gizli. Birinci adým, “muhalefet” denen, çoðunluðu emperyalistler tarafýnda bizzat satýn alýnan kesimleri birleþtirmek. Bu, emperyalistlerin Yugoslavya deneyiminden çýkardýklarý bir sonuç. Zira Yugoslavya’da “muhalefet” girdiði tüm seçimleri kaybetmiþ, Miloseviç tarafýndan yenilgiye uðratýlmýþtý. O dönemin ABD’li yöneticileri bu gerçeði açýktan teslim etmiþler ve en önemli

Ý

adýmýn “muhalefeti birleþtirmek” olduðunu belirtmiþlerdi. Ýkinci adým, seçimlerden önce “seçimlerde hile olacak” kampanyasý. Bu yolla geniþ bir kamuoyu yaratýlmaya çalýþýlýyor. Bu arada, tek merkezde toplanan çapulcular, bizzat emperyalistlerin direktifleriyle “kitle çalýþmalarýna” baþlýyorlar. Tabii bu arada milyonlarca dolarla besleniyorlar. Bu mali destek, teknolojik destekle güçlendiriliyor. Radyo yayýnlarý, televizyon desteði, basýn desteði… Seçimlerden hemen sonra, daha sonuçlar beklenmeksizin “hile yapýldý” söylemiyle, “kiralýk kitle”nin harekete geçirilmesi, protesto gösterileri… Bu aþamada gösteriler barýþçýldýr. Þiddetten özenle kaçýnýlýr. Bu yolla iktidarýn zor kullanmasýnýn önü alýnmak istenir. Çünkü gösteriler emperyalist merkezler tarafýndan açýktan desteklenmekte, iktidarlar üzerinde baský kurulmakta. Üçüncü adým, gösterilerin belli bir yaygýnlýk ve doygunluða ulaþmasýndan sonra baþkente akýn. Ýktidardakilerin istifasý temelinde baþkentte gösteriler düzenleme. Ýktidar kurumlarýný kuþatma, baskýn ve talan. Bu süre zarfýnda kýsa süreli çatýþmalar görülüyor. Dördüncü adým, emperyalistlerin yoðun zor kullanýlmamasý baskýlarý. Ýktidarlar, göstericilere karþý zor kullanmýyorlar. Ýki temel sebep var bunda. Birincisi konjonktürel durum. Emperyalist baskýlara raðmen böyle bir uygulamayý göze alamýyorlar. Ýkincisi, söz konusu ülkelerde askeri kuvvetler, sosyalist dönemin yetiþtirilme özelliklerini hala barýndýrýyorlar ve halka karþý zor kullanmamak gibi bir “zaaflarý” var. (Kuþkusuz bu gösteriler sosyalizm için olsa, bir devrimci çýkýþ olsa, emperyalistlerin desteðiyle iktidarlar, iç savaþ ateþini yükseltmekten çekinmeyecekler. Ama ellerindeki genel askeri birliklerle bu iþi yapabilmeleri çok zor. Daha ziyade Rus Omon birliklerine benzeyen özel birlikleri kullanacaklardýr.) Söz konusu ülkelerin bir baþka temel özelliði daha var. Yugoslavya hariç tümü, köksüz, kitlelerden kopuk, belli bir kitle gücüne ve desteðine sahip olmayan iktidarlar tarafýndan yönetiliyor. Aslýnda bu durum, Rusya dahil hemen tüm Sovyet ülkeleri için geçerli. Anti-komünist, karþý-devrimci iktidarlar iþbaþýnda. (Burada belki Tacikistan’ýn 39. Sayý / 13-27 Nisan 2005

Rahmanov’unu ve Beyaz Rusya’nýn Lukaþenko’sunu ayrý tutmak daha doðru olur.) Sovyet döneminin birbirine baðýmlý iktisadi þekilleniþi, ülkelerin birbirinden ayrý bir ekonomi oluþturmalarýný engelliyor. Haliyle pek çok iþletme, bu ülkelerde atýl durumda. Çalýþtýrýlamýyor. Üretim sürekli düþüyor. Ýþsizlik ve sefalet büyüyor. Kýrgýzistan’da nüfusun %50’si yoksulluk sýnýrýnýn altýnda yaþýyordu. Ýktidarý destekleyen neredeyse kimse yok. Böylece bir avuç çapulcunun emperyalist destekli hareketi kolayca baþarýya ulaþtý. Aksar Akayev’e gelince… O, 1998’de özel mülkiyete izin vermekle, Sovyet coðrafyasýnda bu “cesur” adýmý atan ilk liderdi. Bu yönüyle emperyalistlerin en çok deðer verdikleri liderlerden biriydi. Ama ülke içindeki köksüz konumu, emperyalist yönelimle baðdaþmayan tutumu (özellikle Þanghay Ýþbirliði Örgütü üyesi oluþu ve Rusya ve Çin ile olan yakýn iliþkisi) ve Sovyet coðrafyasýnýn bir türlü dünya kapitalizmine entegre olamayýþý, ipinin çekilmesi için yetti. Öte yandan, diðer Sovyet ülkelerinde olduðu gibi sonradan türeyen yeni-zenginlerin, anlaþýlan o ki, çýkarlarý batý emperyalistleri ile sýký bir iþbirliðinde yatýyor. Yani, bu ülkelerde deðiþimin iç dinamiði gittikçe güçleniyor. 89-91 karþý-devrimleriyle girilen süreç, sermaye cephesi açýsýndan doðal sonucuna evriliyor. Sosyalizmin kazanýmlarýnýn hýzla tahrip edilmesi yýðýnlardaki hoþnutsuzluðu artýrýrken, yeni-zenginlerin iktisadi çýkarlarý da emperyalist dünyayla birleþmeyi zorunlu kýlýyor. Yýkýmýn boyutlarý artýyor. Sovyet coðrafyasýnda köklü bir hesaplaþma için alan temizleniyor. Miadýný dolduran karþý-devrimci iktidarlar þimdi alaþaðý ediliyorlar. Tarihin ironisine bakýn ki, bugün devrilenler, dün emperyalizmle birlikte proleter iktidarýný yýkarak tarihe karþý suç iþlemiþ olanlardýr. Proletaryanýn, yýkýlýp giden bu iktidarlar için dökecek tek damla gözyaþý yoktur. Yeni gelenleri alaþaðý etmekse proletaryanýn görevi olacaktýr.

11


GENEL SÝLAHLANMA ÝHTÝYACI Bayrak kampanyasýnda olduðu gibi, bu tür þovenist histerilerin, kendileri için ne anlama geldiðini, ezilen halklar ve emekçiler çok iyi bilirler. Geçmiþteki Maraþ, Çorum ve de Sivas katliamlarý, tüm bu ezilen kesimlerde yalnýzca dehþet duygusu yaratmadý, ayný zamanda kendilerini korumak için silahlanmanýn, devrimci grup ve partilerin arkasýnda saf tutmanýn da önünü açtý. Son yaþanan olaylar ve karþý-devrimcilerin bu gözü dönmüþ halleri, ezilenlere tarihlerinden aldýklarý bu deðerli dersleri yeniden hatýrlatacaktýr. Gözü dönmüþ bir karþý-devrim karþýsýnda, deðil barýþ ve uzlaþma çaðrýlarý yapmak, aman dilemenin bile kar etmeyeceðini, katliamý yaþamýþ olanlar iyi bilirler. Bu yüzden, kendilerine býrakýlan tek seçeneðe, genel silahlanma ve diðer koruyucu tedbirleri alma yoluna gireceklerdir. “Genel Silahlanma” çaðrýsý, günümüzün acil ihtiyacýdýr. 12

Tekelci burjuvaziyi ne denli aciz, saðlýklý düþünemeyecek kadar hasta ve panik içinde olduðunu, Mersin’deki Newroz kutlamalarý sonrasý estirdiði þoven fýrtýnayla, bir kez daha gösterdi. Genelkurmay, son yýllarýn en sert, kanlý ve en tehditkar bildirisini, elindeki bayraðý yere atan 12 ve 14 yaþýnda iki çocuða karþý çýkardý. Vatan gazetesi, durumun vehametini þu baþlýkla özetliyordu aslýnda: “Ýki velet-Bir millet”. Fakat, durumun akýl dýþýlýðýna tezat, dengesiz bir kafa yapýsýnýn ürünü olduðu apaçýk bu bildiri, karþý-devrimin bütün çapulcu tayfasýný ve onlarýn peþine takýlýp þovenizmle zehirlenmiþ bir kesimi kýþkýrtmaya yetti. Karþý-devrimin bu sefil tayfasý, uzunca bir süredir devrimin sokaklarda güç kazanmasýný hýnçla izliyor, emekçi sýnýflar arasýndaki devrimci kaynaþmanýn sýcaklýðýyla bunalýyorlardý. Bir yandan devrimin yükselen baskýsý, diðer yandan AB sürecine kilitlenen burjuvalarýn onlarý öksüz bir çocuk gibi sahipsiz býrakmasý, bu sefil tayfayý aþaðýlýk bir öfke, tatmin edilmemiþ bir saldýrganlýk duygusuyla dolduruyordu. Devletin en üst organýndan, iktidarýn en önemli organýndan, Genelkurmay’dan gelen açýklama, karþý-devrimin hücum borusu oldu. Bayrak mitinglerine katýlým saðlamak için valiliklerde tüm burjuva partiler özel toplantýlar yaptýlar, bir çok ilde resmi daireler tatil edildi ve bir çok memur, asker, öðrenci, veliler, adeta silah zoruyla alanlara sürüldü. Týpký McCarthy dönemi ABD’si gibi, Türkiye’nin dört bir yanýnda adeta bir “cadý avý” baþlatýldý; otomobiline bayrak asmayanlara trafik cezalarý kesildi; bir komþusunu, üzerinde bayrak resmi bulunan gazeteyi çöpe atarken gördüðü için þikayet edip tutuklatanlar oldu. Böylece þovenizmin, ne denli akla ziyan bir hastalýk olduðu, daha açýk görülmüþ oldu. Bu manzaraya bakýp, burjuvazinin, toplumun geniþ kesimlerini istediði gibi kullanýp yönlendirebilecek gücü hala koru39. Sayý / 13-27 Nisan 2005

duðunu düþünenler çýkacaktýr. Böyle bir düþüncenin temel yanýlgýsý, toplumda uzun yýllardýr süren iç savaþýn, iki zýt kutupta insanlarý toplamýþ olduðunu hesaba katmamasýdýr. Devrim ve karþý-devrim kutuplaþmalarý dýþýnda, halen daha safýný belirlememiþ milyonlar da var. Ama burjuvazi, yalnýzca karþý-devrim kutbunda toplanmýþ olanlar üzerinde bir yönlendiriciliðe sahip. Kimileri için iç savaþ, her köþeden silahlarýn patladýðý bir dönemdir. Oysa, en kapsamlý silahlý çatýþmalarýn yaþandýðý 92-93 yýllarýnda bile görülmeyen, çok keskin bir toplumsal çatýþma çýktý ortaya. Ýç savaþýn temelini, silahlarýn patýrtýsýnda, kýlýçlarýn þakýrtýsýnda deðil, ekonomik-siyasi sorunlarýn derinliðinde ve sürekliliðinde aramak gerek. 6 Mart Beyazýt eyleminin burjuva cenahta yarattýðý siyasi krizin artçý sancýlarý henüz dinmemiþken, bu kez Newroz’un görkemli kalabalýklarý burjuvaziyi korkuttu; bu büyük gücün kendileri için ne yakýcý bir tehdit olduðunu iliklerine kadar hissettiler. Son bir yýldýr, özlemlerini yine serhýldanlarla dile getiren ve sokaklarý ýsýtan Kürt halký, milyonlar halinde kutladý Newroz’u. Þimdi yaþanan bayrak histerisi, 6 Mart ve Newroz’a karþý, düzenin ölümcül refleksidir. Öyleyse þunu rahatlýkla söyleyebiliriz: karþý-devrimi kýþkýrtan, devletin þu ya da bu düzeydeki tehditkar açýklamalarý deðil, devrimin bizzat kendisidir. Devrim, kendisiyle birlikte bir karþý-devrimi örgütleyerek ilerleyebilir. Devrim sokaklara indikçe, burjuvazi de her sorunun çözümünü sokaklarýn þiddetine terk ediyor. Çünkü artýk, sokaklarýn þiddeti dýþýnda tüm siyasi yollar týkanmýþtýr. Hem uluslararasý düzeyde, hem de bu topraklardaki devrimci geliþmeler, önce parlamenter kurumlarý felç etti, sonra hükümetle devletin diðer organlarý arasýnda derin çatlaklar oluþturdu. Bu çatýþmanýn doðurduðu iktidar boþluðunu ise, sokaklarýn inisiyatifini kim elinde tutuyorsa, o dolduracaktýr. Bayrak, kapanýn


elinde kalacaktýr. Tam da böylesi bir dönemde hazýrlýklarý devam eden proletaryanýn kapitalizme karþý savaþ günü 1 Mayýs büyük önem taþýyor. Proletarya 1 Mayýs’ý Taksim’de kutlayarak bu saldýrýlara karþýlýk vermelidir. Sosyal reformistlerin “toplumsal barýþ” çýðýrtkanlýðýna karþý özellikle sýnýf bilinçli devrimci öncü iþçilere büyük görev düþüyor. Ýç savaþýn proletarya tarafýndan kazanýlmasýnýn önündeki en büyük engellerden biri de burjuva sendikacýlar ve burjuva sendikalardýr. Sýnýf bilinçli devrimci iþçiler Taksim’e çýkarak burjuvazinin oyunlarýný boþa çýkarmalýdýr; þimdi þovenizmin kýþkýrtýlmaya, proletaryanýn örgütsüzleþtirilerek burjuva sendikacýlarýn ve reformistlerin peþine takýlmaya çalýþýldýðý bu dönemde proletaryanýn devrimci öncüleriyle birlikte Taksim’e çýkmasý, burjuvazinin devrime karþý tüm hazýrlýklarýný boþa çýkaracak bir geliþme olacaktýr. Bayrak histerisiyle yaratýlmak istenen þovenist rüzgar, Taksim’de dalgalanacak proletaryanýn kýzýl bayraklarýyla tersine çevrilmelidir. Devrimin önüne dikilmek ve yarýn bir gün giriþilebilecek olasý bir dýþ savaþta kullanýlmak üzere kýþkýrtýlan “ulusal gurur”, sýnýf mücadelesinin yükseltilmesiyle yerini devrimci iç savaþýn kazanýlmasý için mücadeleye býrakmalýdýr.

Harap Olmuþ Kalede Bayrak Nöbeti Karþý-devrim için “bayrak”, savunmanýn son mevzisidir. Savunduklarý kale, devrimin binlerce top mermisiyle delik deþik haldeyken, onlar “biz hala direniyoruz” diyebilmenin sembolüne sarýlýyorlar. En acýmasýz ve kanlý meydan savaþlarýnda da böyle deðil midir? Bir ordu, ona savaþý çoktan kaybettiren kayýplarýna raðmen, ancak teslim anýnda bayraðýný indirir. O ana dek, bayrak nöbeti tutulur. Onyýllar boyunca emperyalizmin ve iþbirlikçi tekelcilerin katiller sürüsü hizmetini gören faþist partiler, þimdilerde Amerikan karþýtý gösterilerle kendilerine toplumsal bir dayanak yaratmaya çalýþýyorlardý. Onlar için hem dramatik, hem de riskli bir durum. Çünkü, kendilerine en büyük mali ve siyasi desteði sunan emperyalist efendilerini kýzdýrmak, onlarý bir anda Genç Parti’nin periþan durumu gibi bir sona mahkum edebilirdi. Bu sýkýþmýþlýðýn farkýna varan Devlet Bahçeli, bir süredir partisine “ölü taklidi” yaptýrýyor, mitingleri ardý ardýna iptal ediyordu. Karþý-devrimin katiller sürüsü partileri, iþte böyle içten içe bir bunalým yaþarken, yaratýlan bayrak krizi, onlarýn imdadýna yetiþti. Kalenin gediklerini unutup, bayrak nöbetine koþtular. Oysa, karþý-devrimin kalesindeki büyük gedikler, bayraklarla kapanmaz. Bu-

gün bayrak histerisinde bir araya gelenler, yarýn farklý siyasi konularda, kavgalarýna kaldýklarý yerden devam edecekler. Burjuvazinin, adeta bir iktidar boþluðu yaratan bu keskin kavgasý, Mersin’deki bayrak olayýndan neden ancak 48 saat sonra ilk tepkiyi verebildiðini de açýklar. Bayrak kampanyalarýna raðmen burjuva cepheyi bir iktidar boþluðuna iten kavganýn keskinliðini göstermek için, dikkat çekici bir olayý aktarmak yeterli olur: TÜSÝAD’ýn sözcülüðünü yaptýðý su götürmez olan Ertuðrul Özkök, 22 Mart tarihinde yayýmlanan köþe yazýsýnda Genelkurmayý adeta yerden yere vuruyor; Genel Kurmay Baþkaný Hilmi Özkök’e “Samimiyeti hakkýnda þüphemiz doðacak” demekle kalmýyor, “karakter terkibinde zerresi yoktur” sözleriyle Yaþar Büyükanýt’a saldýrýyor. Hýzýný alamýyor ve onlara, “susun” çaðrýsý yapýyor. TSK, en büyük tekellerin bu arsýz sözcüsünün “susun” öðüdüne uymak yerine, výcýk výcýk bir þovenizmle zehirlenmiþ karþý devrim cephesinin esas hamisinin kendisi olduðunu hatýrlatýrcasýna, o tehdit dolu bildiriyi yayýnlýyor. Ertesi gün, Ertuðrul Özkök, yýlýþýk üslubunun tüm ustalýðýyla þunu yazmak zorunda kalýyor: “Ýyi ki bir ordumuz var” Bayrak nöbetinin borazan sesleri biraz dindiðinde, burjuvazinin birbirine salladýðý kýlýçlarýn þakýrtýlarý daha iyi duyulacaktýr.

Ok Yaydan Çýkmýþtýr Burjuvazi bir süredir, AB beklentileriyle devrim cephesini desteksiz býrakýp uyutma, karþý-devrim cephesinin ise ipini sýký tutma taktiði izliyordu. Oysa, olaylarýn gücü, burjuvazinin bu taktiðini boþa çýkardý. Gerçekte, ne devrim cephesi uyudu, ne de karþý-devrim cephesi. Her iki zýt kutup, yaþanan her olaydan, kendine ait birikimi aldý. Þimdi bu birikim, kendi iç kavgasýyla güçten düþmüþ burjuvazinin kontrolde zorlanacaðý bir harekete dönüþüyor. Uzun süredir sahipsiz bir köpek gibi bir kenarda bekletilen sivil ve resmi faþist güçler, bayrak histerisinden aldýklarý gazla, þimdi daha ileri gidiyorlar. Bildiri daðýtan, eylem yapan devrimcilere saldýrmalarý bunu gösteriyor. Ok yaydan çýkmýþtýr. En son Gazi Mahallesi’nde bir devrimci sivil faþistlerin býçaklý saldýrýsý sonucu yaþamýný kaybetti. Sivil faþistler bu olayý protesto eden insanlarýn üzerine ateþ açtýlar ve iki kiþi yaralandý. Faþizm, devrime ve devrimcilere karþý kitle tabanýný harekete geçirdi. Bu tabanýn o kadar geniþ olmadýðý biliniyor. Örgütlü ve kitlesel þiddetle hemen sindirilmesi mümkündür. Gazi Mahallesinde yaþanan geliþmeler iç savaþýn giderek sertleþeceðinin açýk iþaretidir. Bayrak histerisiyle palazlanýp baþý dö39. Sayý / 13-27 Nisan 2005

nen karþý-devrimin bu ileri adýmlarý, içinde çok ciddiye alýnmasý gereken tehditleri barýndýrýyor. Olaylarýn nerelere varacaðýný anlamak için, artýk çocuklarýn da hedef tahtasýna oturtulduðunu kavramak gerekiyor. 12 yaþýnda bir çocuk, Uður Kaymaz katledildiðinde, toplumun bütün kesimlerinden tepkiler yükselmiþti. Þimdi, yine ayný yaþlarda çocuklar, Mersin’de bayrak olayýnýn failleri olarak gösterilmek suretiyle, çocuklarýn katline fetva çýkartýlýyor. Mersin’de binlerce faþist, bir liseyi basmaya kalkýyor; ayný günlerde Ýzmir’de gözaltýna alýnan çocuklar, arsýz iþkencelere uðruyor. Bunun anlamý þudur; karþý-devrim, Maraþ türü bir katliama hazýrlanýyor. Gözü dönmüþ ayný faþist güçler, Maraþ’ta kundaktaki çocuklarýn kafalarýný duvarlara çarpa çarpa katliam yapmýþlardý. Bir toplu katliam, ancak, çocuklar önünde bile insafa gelmeyen bir gözü dönmüþlükle gerçekleþtirilebilir. Aylar önce, Abdullah Öcalan, iç savaþýn bu kaçýnýlmaz gidiþine dair: “þimdi kentler boþaltýlacak” diyordu. Ve bu gidiþi önlemek için uzlaþma, barýþ ve silah býrakmayý öneriyordu. Gerçekten de, Mersin, Ýzmir, Manisa gibi Kürt halkýnýn getto tipi kendi mahallelerinde oturduðu büyük kentlerde, bu halký sürgün etmek ve devrimi sindirmek için, çocuklarý da hedef alan gözü dönmüþ bir katliam için, uygun zeminler aranýyor ve bayrak histerisi þimdi bu zemini yaratmýþtýr. Bu ciddi tehdidi, barýþ ve uzlaþma, silahsýzlanma önerileriyle boþa çýkarmak mümkün mü? Ne yazýk ki mümkün deðil. Bu nedenle, tüm emekçilerin ve devrim cephesinin, toplu katliamlara varacak büyük çatýþmalar için tüm hazýrlýklarýný þimdiden yapmalarý gerekiyor. Bayrak kampanyasýnda olduðu gibi, bu tür þovenist histerilerin, kendileri için ne anlama geldiðini, ezilen halklar ve emekçiler çok iyi bilirler. Geçmiþteki Maraþ, Çorum ve de Sivas katliamlarý, tüm bu ezilen kesimlerde yalnýzca dehþet duygusu yaratmadý, ayný zamanda kendilerini korumak için silahlanmanýn, devrimci grup ve partilerin arkasýnda saf tutmanýn da önünü açtý. Son yaþanan olaylar ve karþý-devrimcilerin bu gözü dönmüþ halleri, ezilenlere tarihlerinden aldýklarý bu deðerli dersleri yeniden hatýrlatacaktýr. Gözü dönmüþ bir karþý-devrim karþýsýnda, deðil barýþ ve uzlaþma çaðrýlarý yapmak, aman dilemenin bile kar etmeyeceðini, katliamý yaþamýþ olanlar iyi bilirler. Bu yüzden, kendilerine býrakýlan tek seçeneðe, genel silahlanma ve diðer koruyucu tedbirleri alma yoluna gireceklerdir. “Genel Silahlanma” çaðrýsý, günümüzün acil ihtiyacýdýr.

13


cinde herkese karþý çok mütevaziydi, kimseyi üzmez, kýrmaz, çok dikkatli olurdu. Küçük burjuva kültüre karþý, proleter kültürü gerçekten benimsemiþ, onu içselleþtirmiþti, proleter kültürle kuþanmýþtý. 96 Ölüm Orucu sürecinde dýþarýda çok az kiþi kalmýþtýk. Operasyon üzerine operasyon yiyorduk. Ölüm Orucu’ndakilere destek amaçlý dýþarýda bir þeyler yapmamýz gerekiyordu. Sibel yoldaþ bu noktada hepimizden ataktý, pratik düþünüyordu. Günlerce uyumuyor, yemiyor, içmiyor pratik faaliyet içerisine gidiyordu. Yoldaþa soruyorduk ‘yoldaþ acýkmadýn mý?’ diye bize cevaben “yoldaþlar içerde Ölüm Orucundayken sanki ben de Ölüm Orucundaymýþým gibi hissediyorum, yoldaþlar içerde açken ben de açlýðýmý unutuyorum” demiþti. O, MarksistLeninist ideolojiyle bütünleþmiþti, et ve týrnak gibiydi. Sibel yoldaþýn bir özelliði de sýcak esprileriydi: Ortaokula giderken “ya Sibel neden bu baþbakanlarýn kafalarý hep kel oluyor” diye bir soru sormuþtum, bana cevap olarak “emperyalist ülkelerde moda da ondan” demiþti. Çok kitap okurdu, doymazdý kitaba. Son olarak diyeceðim yoldaþý örnek almalýyýz, O’nun gibi olmalýyýz. Sibel Sürücü’nün annesi, ayný zamanda yoldaþý olan Sakine Sürücü anamý ise: Sibel deyince aklýma o kadar çok þey geliyor ki. Onu anlatmak gerçekten çok zor. Sibel’in amacý güzel bir gelecek, güzel, mutlu bir yaþamdý. Onun amacý tamamýyla insanlar içindi, insanlarýn çýkarýnaydý. Sürekli hareket halindeydi. Ýkitelli’de bulunan Müzikhol gibi geri yerleri kapatmak için mücadele ediyordu. Halkla arasý çok iyiydi. Beni sürekli insanlarla tanýþtýrýyordu, analarla tanýþtýrýyordu. Beni örgütlemeye çalýþýyordu. Bir gün para verdim elektrik faturasýný yatýrsýn diye o dönemlerde de cezaevlerinde tutsaklar açlýk grevine giriyorlardý, Ankara’da da anneler açlýk grevine giriyorlardý. Sibel’e verdiðim parayý Ankara’ya analara gönderdiðini öðrendim. Sordum neden gönderdin diye. Bana dedi ki “anne cezaevlerinde insanlar kötü þartlarda yaþarken, öldürürken, anneler açlýk grevine giderken elektrik faturasý yatýrmanýn zamaný mý?” . O zaman bana “anne benim için hiçbir þey alma” dedi. Kendisi için ailesi için hiçbir þey istemiyordu. Ne yapýyorsa halký için, devrim için yapýyordu. “Devrimden sonra da köy köy dolaþýp öðretmenlik yapacaðým” diyordu. Ben onunla gurur duyuyorum. Ýkitelli’de bir esnaf: Saygý duyulmasý, unutulmamasý, yaþatýlmasý gereken bir insan. Onunla sohbetimiz pek olmadý, bire bir görüþmemiz olmadý. Ama etkileyici bir insandý. Verdiði mücadeleye saygý duyuyorum. Sibel’in bulunduðu ortamda pek bulunmadým ama dediðim gibi unutulmamasý ve yaþatýlmasý gereken bir insan.

“Unutulmamasý ve Yaþatýlmasý Gereken Bir Ýnsan” 19 Aralýk zindan katliamlarýndan önce Süresiz Açlýk Grevine giren ve katliamdan sonra eylemin 30. gününde Ölüm Orucuna çeviren Sibel Sürücü, eyleminin 124. gününde yani 22 Nisan 2001 tarihinde ölümsüzleþmiþti. Türkiye Komünist Emek Partisi/Leninist-13 Mart Genç Komünistler Birliði Merkez Komite üyesi olan Sibel Sürücü yoldaþlarý tarafýndan her yýl Ýkitelli sokaklarýnda Ýkitelli halkýyla birlikte anýlýyor. Bizler Y.E.Mücadele Birliði dergisi olarak Sibel Sürücü’nün ailesi arkadaþlarý, yoldaþlarý ve onu tanýyan esnaflarla röportaj gerçekleþtirdik. Bizlere Sibel’i anlattýlar. Sibel Sürücü ile ilk kez bulunduðu zindanda görüþen bir yoldaþý: Sibel Sürücü’yü ben Ümraniye cezaevine gidip gelirken tanýdým. Zuhal, Serbülent, annesi Sakine ve babasý Sakin Sürücü’yü daha sonra tanýdým. Ýsmini çok duyuyordum. Çok farklý bir özelliði vardý; beþ kiþilik bir ailenin en büyük çocuðuydu. Deyim yerindeyse, O bütün yaþamýyla aileyi peþinden devrim mücadelesine, sosyalizm mücadelesine sürükledi. Ben Sibel Sürücü’yü en sýcacýk “yoldaþ” deyiþi, ile hatýrlýyorum; herkesten çok farklý, narin bir “yoldaþ” deyiþi vardý. Deyim yerindeyse küçücük bir kara balýktý O. Ve büyük hedefler için büyük denizlere açýldý ve bu büyük denizlerde kaybettik O’nu. Ama o devrim dünyasýnda ve özgürlük dünyasýnda sonsuza kadar yaþayacak olan bir partizan. Ben O yoldaþtan bahsederken çok fazla etkileniyorum, duygulanýyorum. Çünkü yoldaþý ben kendi ellerimle topraðým derinliklerine koydum. O sakin, temiz, yalýn, duru akan bir ýrmak gibiydi. Öyle de akýp gitti zaten. Küçük bedenine, kýsa yaþamýna koca bir devrimi sýðdýrdý. O hepimizin önüne geçti. O bizim deniz fenerimiz oldu. Bilimle ve teknikle de yakýndan ilgilenen biriydi. Cezaevinde o koþullarda bir radyo vericisi yapmaya çalýþtýðýný sonradan öðrendim. Ve bunu yapamadan ölümsüzleþmek O’nu da çok üzmüþtür diye düþünüyorum. Diyeceðim son söz; o küçük beden büyük bir devrim yarattý ve bizim onun gösterdiði yoldan ilerliyoruz. Sibel Sürücü’nün okul arkadaþý ve ayný zamanda kavga yoldaþý: Sibel yoldaþ, sadece yoldaþlarýna karþý deðil, düþman hari-

ÖLÜM ORUCU SÜRÜYOR Sevgi Erdoðan Ölüm Orucu ekibinden Fehim Horasan ve M. Ýnan Iþýk eylemlerini sürdürüyorlar. M. Ýnan Iþýk Kýrýklar zindanýndan yaklaþýk 2 ay önce hastaneye kaldýrýldý. Her iki savaþçýda bu büyük yürüyüþü kararlý adýmlarla zafere taþýmak için 263 gündür açlýða ve tüm baskýlara göðüs geriyorlar. ZÝNDANLARI YIKACAK ZAFERÝ BÝZ KAZANACAÐIZ

14

39 Sayý /13-27 Nisan 2005


KARÞI-DEVRÝMÝN YOÐUNLAÞAN SALDIRILARI Son dönemde burjuvazi devrime karþý saldýrýlarýný yoðunlaþtýrýyor. Sýnýflar mücadelesi açýsýndan çok sert gerçeði daha þimdiden belli olan önümüzdeki sürece hazýrlanýyor ve iç savaþýn büyük çatýþmalarýnýn provasýný yapýyor. Newroz sonrasý yaratýlan bayrak histerisi, çöküþü gittikçe yaklaþan burjuvazinin nelerden medet umduðunu göstermesi açýsýndan öðreticidir. Burjuvazi, ezilen ve sömürülen, tekelci kapitalizm tarafýndan her gün yýkýma uðratýlan ve bu nedenle sisteme karþý içinde büyük bir öfkeyi her gün her an büyüten yýðýnlarý, “ulusal gurur” demagojisiyle avutmaya, dikkatlerini baþka yöne kanalize ederek öfkelerini boþaltmaya çalýþýyor. Faþizm, iþçi sýnýfý ve emekçi halka ve onun devrimci öncülerine karþý kitle tabanýný harekete geçirmiþ durumda. Genelkurmay ve polis tarafýndan desteklenen faþist güruhlarýn devrim güçlerine saldýrýsý devam edecek, baþka yerlerde baþka þekillerde ortaya çýkacaktýr. Faþist devlet, tekelci sermayeye soluk borusu açabilmek için sýnýrlý olan kitle tabanýný kullanarak yeni bir þovenist dalga yaratabilmenin peþindedir. Bu þovenist dalgayý olasý bir dýþ savaþ durumunda kullanmayý he-

sap ettiklerini de unutmamak gerekiyor. Mersin’de “bayrak yakma” provokasyonuyla baþlatýlan daha sonra Trabzon’da bildiri daðýtanlara, Ýstiklal Caddesi’nde basýn açýklamasý yapmak isteyenlere saldýrýyla devam eden ve en son her ne kadar ilk bakýþta bu olayla ilgisi yok gibi görünse de Gazi Mahallesi’nde bir gencin býçaklanarak öldürülmesiyle bir üst boyuta sýçratýlan olaylar, bir süredir tekelci sermaye tarafýndan kýzakta bekletilen sivil faþistlerin devrime ve devrimcilere karþý harekete geçirildiðini gösteriyor. Bizler biliyoruz ki, her devrim karþýsýnda bir karþý-devrim cephesi örgütleyerek geliþir. Devrimin geliþimi, iþçi ve emekçi eylemlerinde yaþanan yükseliþ burjuvaziyi böyle panik halde davranmaya itiyor. Ancak bu çabalarý da fayda vermeyecek. Faþizm, anladýðý tek dille örgütlü ve kitlesel þiddetle daðýtýlacaktýr. Devrim ve iktidar için mücadele edenleri hiçbir güç yolundan alýkoyamayacaktýr. Mücadele Birliði Platformu

BASINA VE KAMUOYUNA

ÝÞÇÝLER, EMEKÇÝLER Devrimci Kamuoyu; Burjuvazi “ulusal gurur” duygularýný kaþýyarak Irak’ta ABD askerleri tarafýndan yok olan ulusal duygularý canlandýrmak, ulusal onur demagojisi ile sýnýfsal çýkarlarýný korumak ve egemenliðini sürdürmek istiyor. Sermaye sýnýfý Türk-Ýslam sentezine dayanarak emekçi kitleleri en geri ve kapitalizm tarafýndan en çok bunaltýlan ve yaþamdan bezdirilen kesimlerini ýrkçý-þoven ve faþist propagandalarla harekete geçirilerek karþý-devrim cephesini güçlendiriyor. 21 Mart’ta Newroz’da Kürt ulusal demokratik güçlerine karþý tezgahlanan oyun bugün TAYAD’a yarýn baþka toplumsal güçlere karþý kullanýlacaktýr. Ýþçiler, emekçiler, uyanýk davranmalý tezgahlanan oyuna gelmeden “ulusal gurur” demagojilerine kapýlmadan sýnýfsal kurtuluþlarý için mücadeleyi yükseltmelidir. Ulusal sorunu da çözecek olan sýnýfsal kurtuluþ mücadelesidir. Ýþçiler komite ve konseylerde örgütlenerek birleþik devrim için birleþik iþçi cephesini örgütlemelidir.

Trabzon’da TAYAD’lýlara zindanlarla ilgili bildiri daðýtýmý yaptýklarý sýrada saldýran sivil faþistler, devrimcilere karþý saldýrýlarýný sürdürüyorlar. Tekelci sermaye, devrime karþý faþizmin kitle tabanýný harekete geçirmiþ durumda. Dün akþam Gazi Mahallesi’nde sivil faþistler, Temel Haklar Ve Özgürlükler Derneði üyesi Esat Atmaca’yý katlettiler. Saldýrýyý kýnamak için yürüyüþ yapan kitlenin de üzerine ateþ açan sivil faþistler, iki kiþiyi yaraladýlar. Faþizm, halka düþmandýr. Burjuvazi, devrimi engelleyebilmek için halka saldýrýyor. Zindanlarda çocuklarýmýzý katledenlerle, dýþarýda devrimcilere saldýranlar ayný mayadandýr Faþizmin anladýðý tek dil, örgütlü ve kitlesel þiddettir. Saldýrýlara karþý, tüm iþçileri ve emekçileri devrimin safýnda birleþmeye çaðýrýyoruz. DEVRÝM SAVAÞÇILARI ÖLÜMSÜZDÜR!

YAÞASIN ÝÞÇÝLERÝN MÜCADELE BÝRLÝÐÝ DÝK (Devrimci Ýþçi Komiteleri) 39 Sayý / 13-27 Nisan 2005

DETAK (Devrimci Tutsak Aileleri Komiteleri)

15


ÝLERÝ DERÝ ÝÞÇÝLERÝ YALNIZ DEÐÝLDÝR! Patronlarýn acýmasý yok! Ezenin de, ezilenin de ýrký, rengi, milliyeti, memleketi yok! Üzerinde yaþadýðýmýz topraklarda; yaþamdan dýþlanan ilk iþçiler deðildi onlar. Üreten onlar, yaþama hayat veren, yön veren, alýnterlerini akýtan… Karþýlýðýnda ise; ezilen ve sömürülen, hakir görülen yine onlar! Kimisi Amasya’dan, kimisi Dersim’den, kimisi ise Tokat’tan Ýstanbul’a ekmek için, gelecekleri için geldiler deri iþçileri. Yaþam mücadelesi onlarý, Çorlu’da buluþturdu. 2-3 senedir Ýleri Deri Ýþ AÞ’de, o zehrin içinde, hammadde olarak derinin kullanýldýðý iþte, asgari ücretle çalýþýyorlardý. Sendika’ya üye olduklarýný öðrenen patron Alibeyköy’deki fabrikasýnda çalýþan iþçilere yaptýðý gibi; onlarý da iþsiz býraktý. 42 gündür 34 iþçi; kimi çocuðuyla, kimi eþiyle soðuktan korunmak için yaptýklarý derme çatma çadýrýn içersinde direniþteler. Biz, Mücadele Birliði Platformu olarak; direnen iþçileri Çorlu’da ziyaret ettik. Yemekte olan çoðu iþçi, bizim geldiðimiz haberini alýnca hemen çadýra geldiler. Ve o nasýrlý elleriyle bize sýcak bir çay hazýrladýlar. Çayýmýzý içerken, direniþte olan iþçilerden Ýbrahim abi ile, sýcak ve koyu bir sohbete baþladýk. YE Mücadele Birliði: Neden buradasýnýz? Bize son süreçte yaþadýklarýnýzý anlatýr mýsýnýz? Ýbrahim: Sendikalý olduðumuzu öðrenen patron, sendikadan vazgeçmediðimiz için; bizleri iþten çýkarttý. 42 gündür buradayýz. Ýçeride; 2 makinist, bir de içimizden çürük çýkan patronun uþaklýðýný yapan, þu anda fabrikada bekçilik yapan bir kiþi ile birlikte, toplam 3 kiþi var. Þu anda fabrikada üretim durmuþ durumda. Bizim yerimize; 550 milyon maaþ verip, yeni iþçiler alacaðýný öðrendik. Fabrikaya gelen insanlara durumu anlatarak onlarý yaklaþtýrmýyoruz. Yýl baþýnda, %30 zam yapacaðýz dediler, %10 zam verdiler. Hem de yýllýk. Burada çalýþma þartlarýmýz çok kötü. Organize Deri Sanayi’de tüm fabrikalarda çay paydosu varken, burada yoktur. Cumartesi günleri normal mecburi çalýþmadýr. Belediye Baþkaný aracý olmaya çalýþtý, patron kabul etmedi. Sendi-

16

ka yöneticilerimiz görüþme talebinde bulundu, bunu da kabul etmedi. Alibeyköy’deki makineleri buraya getirterek, oraya göstermelik kiralýk tabelasý astý. Orada 18 bayan arkadaþýmýz, burada 34 kiþi direniþteyiz. Buradaki diðer patronlarýn da yoðun baskýsý var. Çünkü; biz bu mücadeleyi kazanýrsak, onlarýn fabrikalarýnda çalýþan iþçilerin de sendikal hak talebinde bulunacaðýný biliyorlar. YE Mücadele Birliði: Bundan sonra ne yapmayý düþünüyorsunuz? Ýbrahim: Biz, eski iþimize yeniden dönmek istiyoruz. Daha fazla üretmek, insanlýða daha çok fayda saðlamak istiyoruz. Bu organizede, 5-6 bin iþçi çalýþýyor, sadece bin kadar iþçi sendikalý. Sendika haklarýmýzý da istiyoruz, sendikal mücadelemizden vazgeçmeyeceðiz. Daha önceden kýdem tazminatý davasý açmýþtýk. Bazý arkadaþlarýmýza mahkeme tarihleri geldi, bize de gelmesini bekliyoruz. Mahkemeyi de kazanacaðýmýzý umut ediyoruz. Sohbetimizi sonlandýrýrken sendikalarýn, iþçilerin; demokratik ve ekonomik haklarýný kazanmasý ve koruma mücadelesinin yanýnda, bir okul olmasý gerektiðinin altýný çizdik. Bu süreçte, sendikalarýn halinin belli olduðunu, sürekli bir kan kaybý yaþadýklarýný kendi aðýzlarýndan duyuyor ve somut olarak görüyoruz. Sendikalý olmanýn dýþýnda, kendi öz komite ve konseylerini kurmalarý gerektiðini, ileride de böyle baskýlarla yine karþýlaþacaklarýný bunu için; mücadelelerinin iktidarý almayý hedeflamesi gerektiðini söyledik. Tekelci-kapitalist düzenin, dünyada olduðu gibi, Türkiye ve Kürdistan’da da insanlýðýn bir parça ekmeðinde gözünün olduðunu, tüm iþçi ve emekçileri, ezilen halklarý ikinci sýnýf insan yerine koyarak yaþamdan kovmaya çalýþtýðýný anlattýk. Faþist devletin saldýrýlarýnýn çok yönlü pervasýzlaþtýðýný, bunu da en iyi özelleþtirmeler (SEKA, SSK gibi…) ve yargýsýz infazlarla gösterdiðini anlattýk. Bayram günü olarak gösterilmeye çalýþýlan, oysa iþçi sýnýfýnýn kavga günü olan 1 Mayýs’ta, sýnýf kardeþlerimizin kanýnýn aktýðý Taksim’de olmanýn ne kadar önemli olduðunu vurguladýk. Onlarý, 1 Mayýs’ta Taksim’e ve 6 Mayýs’ta Deniz Gezmiþleri anma konserimizde Harbiye Açýk Hava Tiyatrosu’na davet ettik. Direniþ çadýrýna gelen Deri Ýþ Genel Sekreteri Musa SELVÝ ile de sohbet ettik. SELVÝ

39. Sayý / 13-27 Nisan 2005

bize, toplu sözleþmede uyuþmazlýk olduðunu, 2003’te de ayný taktiði izlediklerini, Deri Ýþverenler Derneði-Jandarma-Kaymakam üçgeninin sürekli direniþleri boðmaya çalýþtýðýný söyledi. “Patronlarýn yoðun baskýsý var. Bu fabrikada en kaliteli deri olan, ayakkabý derisi üretiliyor. Jandarma, patronlarýn güvenliði yok diye gerek Tuzla’da, gerekse Çorlu’da baský yapýyor. Mücadelemiz devam edecek, 2001’deki direniþlerimizde 6-7 iþyerinde giriþ çýkýþlarý kontrol altýna almýþtýk. Kitle örgütlerinin de destek verdiði kitlesel bir basýn açýklamasý düzenledik; jandarma bu basýn açýklamasýna saldýrdý. Çok sayýda yaralýnýn yaný sýra 2 üyemiz ve 2 yöneticimiz tutuklandý” dedi. Musa SELVÝ konuþmasýnda Türk-Ýþ’in genel merkezini eleþtirirken, SEKA’nýn direniþini kýranlarýn da bu merkez olduðunu, “bu direniþ de nerden çýktý” diyerek bir an önce altýný boþaltmak için telaþa kapýldýklarýný söyledi. Devrimci iþçi Komiteleri (DÝK)’nin, “Çorlu Deri Ýþçileri Yalnýz Deðildir” pankartý ve kýzýl bayraklarý ile; katýldýðý ziyarette, marþlar ve þarkýlar söylendi. Ýþçilere, Mücadele Birliði dergisi, takvimi ve Ayýþýðý Sanat Merkezi’nin Deniz Gezmiþ posterlerinden hediye ettik. Sloganlarla baþlayan ziyaretimiz; sýcak ve samimi bir sohbetten sonra, tekrar sloganlarla sona erdi. Maddi-manevi imkanlarýmýzýn el verdiðince onlarý sürekli ziyaret edeceðimizi ve onlarýn sesine ses olacaðýmýzý ve her yerde duyurmaya çalýþacaðýmýzý, iþçilerin sendikalarýn dýþýnda kendi öz örgütlülüðü olan komite ve konseylerde, Devrimci Ýþçi Komiteleri’nde örgütlenmeleri gerektiðini söyledikten sonra oradan ayrýldýk.

Ýleri Deri Ýþ Ýþçileri Yalnýz Deðildir! Yaþasýn Ýþçilerin Mücadele Birliði!


DEVRÝM SAVAÞÇILARI ÖLÜMSÜZDÜR Mardin’in Derik ilçesinde 25 Mart 2005 tarihinde HPG gerillalarý ile TSK arasýnda çýkan çatýþmada ölümsüzleþen 2 HPG’liden biri olan Abdullah DENÝZ’in cenazesi Antep’e getirildi. Antep Göllüce Mahallesi’nde oturan ailesine teslim edilen gerillanýn cenazesi, yaklaþýk 3 bin kiþinin katýlýmýyla Asri Mezarlýða kadar sloganlarla ve alkýþlarla getirildi. Mücadele Birliði olarak destek verdiðimiz cena-

ze töreninde, “Kürdistan Faþizme Mezar Olacak”, “Þehit Namýrýn” ve “Devrim Savaþçýlarý Ölümsüzdür” vb. sloganlar atýldý. Gerillalarýn cansýz bedenlerinden dahi korkan polisler mezarlýðýn etrafýný sararak panzerlerle zýhlý araçlarla beklediler. Saat 20.00 sularýna kadar süren cenaze töreni sloganlarla son buldu. Antep Mücadele Birliði

ÝÞÇÝLER BÝRLÝKTE HAREKET EDELÝM Merhaba Mücadele Birliði okurlarý, Ben Antep’te çalýþan bir iþçiyim. Çalýþtýðým yerde yapýlan baskýlarý ve dönen oyunlarý sizlerle paylaþmak istedim. Ayrýca bize bu fýrsatý saðlayan ve iþçilerin birbiriyle haberleþmesini, bilgi alýþveriþinde bulunmasýný saðlayan Mücadele Birliði emekçilerine çok teþekkür ederim. Büyük iþyerlerinin patronlarý, sadece iþçileri sömürerek fazla mesai yaptýrmakla kalmýyorlar, 5 kiþinin yapacaðý iþi 3 kiþiye yükleyerek kazandýklarý sermayenin yanýnda, bir de erhaba Mücadele Birliði o-

M

devletin yaptýðý, kredi yardýmý gibi maddi yardýmlarla sermayelerine sermaye katýyorlar. Ýþçilerin ikramiyelerini kestiler, mesai ücretini indirdiler, iþçileri daha fazla mesai yapmalarýný þartlandýrdýlar. Buna karþý gelen iþçileri de iþten çýkardýlar. Þimdi bunu niye anlattýðýmý, neden paylaþma gereði duyduðumu soranlar vardýr belki. Paylaþmamýn nedeni, kapitalist toplumda ezilen iþçilerin onlarýn sýrtýndan geçinip hiç bir emek sarf etmeden, kazandýklarý paranýn keyfini süren patronlara, müdürlere karþý örgütsüz olduklarý için,

bir birliktelik, bir beraberlik olmadýðý için kolayca daðýlýp parçalanmalarýna parmak basmak isteyiþimdir. Kaç yýldýr çalýþýp emek verdikleri, sýrtýný dayadýklarý patron ve müdürler, onlarý biraz daha sermaye için gözlerinin yaþýna bakmadan bir çýrpýda kapý dýþarý edip aç býrakacaklardýr. Bu tür olaylardan ders alýp, sermaye sahiplerine deðil, bizimle birlikte ezilen, sömürülen iþçi kardeþlerimize güvenmeli birlikte hareket etmeliyiz. Böylece haklarýmýzý kolayca elimizden alamaz, bizi kolayca bölüp parçalayamazlar. FABRÝKALAR TARLALAR SÝYASÝ ÝKTÝDAR HERÞEY EMEÐÝN OLACAK Antep’ten Bir Ýþçi

den saldýrmaya çabalayan faþistler, .halkýn hassas duygularýný suiistimal ediyorlar. “Faþizmin anladýðý tek dil devrimci þiddettir” þiarýyla hareket etme noktasýnda hemfikiriz. Ki bu köpek ulumalarýný susturmanýn tek yolu da budur. Burada, konuyla ilgili bir basýn açýklamasý düzenlendi. Basýn açýklamasýna katýlan kitle, haykýrýlan sloganlar ve içimizdeki devrimci duygular onlara, bunu ispat etmeye yeter...

FAÞÝZME KARÞI SÝLAH BAÞINA!...

kurlarý, Yaþanan son olaylardan bu yana bayraða saygý(!) adý altýnda yapýlan provokasyonlar, faþizmi körüklemekten baþka hiçbir iþe yaramýyor. Zaten faþist partilerin istediði de bu deðil miydi? Kendisini var etmek için en küçük olaylarý dahi deðerlendireceðini önceden kestirebiliyorduk. Olaylarý bize dayatýlan þekilde deðil de, gerçek boyutlarda ele aldýðýmýzda ortaya çok farklý sonuçlar çýkacaktýr. Bu faþist provokasyonlarýn yaþandýðý yerlerden birisi de Kafkas Üniversitesi’dir. Yurtseverlere ve devrimci sosyalistlere karþý üniversite idaresi ve polisiyle beraber hemen her yön-

FAÞÝZME KARÞI SÝLAH BAÞINA!... YAÞASIN HALKLARIN MÜCADELE BÝRLÝÐÝ!... Mücadele Birliði Okuru/ Kars

39. Sayý / 13-27 Nisan 2005

17


S

ýnýfsal çeliþkiler sertleþtikçe bütün ezilen yýðýnlar mücadelenin yükseltilmesine, yeni mücadele araçlarýna ve mücadele birliðinin güçlendirilmesine daha çok ihtiyaç duyar hale geldiler. Bugüne dek örgütlenmenin gerekliliðini gündemine almamýþ olan kesimler bunun aciliyetini dile getirirken, uzun yýllar mücadele içinde bulunan yýðýnlarda ise mücadelenin daha ileri biçimde yürütülmesi gerektiði bilinci sürece damgasýný vurmaktadýr. Yaþam koþullarýnýn daha da aðýrlaþacaðýný en iyi yoksul emekçi sýnýflar biliyor. Bu nedenle de, gerek örgütlü, gerek örgütsüz bulunan yýðýnlar önlerindeki dönemin her açýdan sert geçeceðinin farkýndalar. Çünkü sorun, ya bu biçimde yaþamayý sürdürerek sömürü ve ölüme boyun eðme ya da daha iyi bir yaþamý kurmak için mücadeleyi yükseltme biçimindedir. Bugün tarým emekçilerinin süreci anladýðý, yorumladýðý biçim de bundan farklý deðildir. Bu anlayýþ onlarý doðru safta, yani proletaryanýn yanýnda mücadeleye götürmektedir. Baðýmlý ülkelerdeki yoksul tarýmsal nüfusun yaþam koþullarý insanlýðýn ulaþtýðý teknik ve kültürel geliþimin hep katbe kat altýnda olmuþtur. Buna karþýlýk sermaye sýnýfý sancýsýz bir þekilde muazzam servetler elde etmeyi sürdürmüþtür. Dünyadaki mutlak yoksullarýn büyük çoðunluðu insan ihtiyacýnýn büyük bir kýsmýnýn karþýlandýðý tarým alanýnda bulunmaktadýr. Türkiye ve K.Kürdistan yoksullarýnýn büyük bir kýsmý kýrsal kesimde yaþamaktadýr. Kýrdaki yoksulluk ve sefaletin yüksek oranda olduðunu burjuvazi de biliyor ama bugüne dek bir biçimde çevresinde tutabildiði bu yýðýnlara son on yýlda verdiði ve gelecek on yýlda da verebileceði tek þey yoksulluk ve baskýdýr. Sermaye sýnýfý emekçilere yönelik saldýrýsýný yoðunlaþtýrmayý sürdürürken onlarý eski biçimde yine yanýnda tutmayý baþaramayacaðý, baþaramadýðý ortadadýr. Burjuvazi kýrsal kesimde uzun yýllar uðraþarak kendi lehine ördüðü taþlarýn yerinden oynamamasý için her türlü yöntemi, gericiliði kullandý ama en sonunda bu taþlar da yerinden oynadý... Kapitalist sistemin ekonomik ve siyasal bunalýmýnýn derinleþtiði, tarýmda tekelleþmeden ve ekonomik ilhakýn sürdürülmesinden hiçbir þekilde geri adým atamayacaðý bu koþullarda bunun aksi mümkün olamazdý zaten. Kýr emekçi ve yoksullarýný kuþatan süreç, onlarýn devrim mücadelesinde yer almasýný kaçýnýlmaz kýlmýþtýr. Devrimimiz açýsýndan önemli, kaçýrýlmamasý gereken olanaklar doðmuþtur. Sýnýflar mücadelesi tarým emekçilerini içine alarak ilerlemektedir. Sermaye cephesinin örgütlülüðü ve artan saldýrýlarý karþýsýnda daha fazla örgütsüz kalmak istemeyen sadece tarým emekçileri deðil, küçük ve yoksul köylülüktür de… Tarýmdaki üretim anarþisi ve rekabet yüzünden ürettiðini elden çýkaramaz yahut da üretemez duruma gelen küçük üreticiler, kapitalist üretimin bu niteliðinden o denli yýkýma uðramýþlardýr ki, kendi durumundan yola çýksa bile baþka bir sistemin gerekliliðine ulaþmaktadýrlar… Tarým emekçilerinin olsun, küçük köylülüðün olsun son yýllarda gerçekleþtirdikleri irili-ufaklý mitingler, gösteriler, sendika kurma çalýþmalarý, iþçi sýnýfýnýn düzenlediði eylemlerde daha fazla yer almalarý bu hareketin geliþebileceðini göstermektedir. Kýr emekçi ve yoksullarý bütün bu aðýr yýkýmlar arasýnda, nasýl bir üretim biçimi olmasý gerektiðini kendi acý deneyimlerinden çýkarýyorlar. Olmasý gerekenlerin bu sistem altýnda olamayacaðýnýn görülmesi kapitalizmden kopuþu, pro-

letarya safýnda sýçramalý bir geliþimi getiriyor. Kýr emekçi ve yoksullarýnýn ulaþtýklarý bilinci de, örgütlenme çabalarýný da görmemek, devrimci temelde örgütlememek devrimimiz için zaman ve emek kaybý olacaktýr. Türkiye ve K.Kürdistan’da yaþayan kýr emekçileri ve yoksullarýnýn korkunç bir sefaletin içinde olduðunu, bir kesiminin barýnacak evinin dahi bulunmadýðýný, hepsinin aðýr, uzun ve tamamen güvencesiz bir biçimde çalýþtýrýldýðýný, aldýklarý ücretin asgari ücret bile olmadýðýný, býrakalým uygarlýk düzeyini, yaþamsal ihtiyaçlarýnýn dahi neredeyse karþýlanamadýðýný, 6-14 yaþ arasý çocuklarýn bu azgýn sömürü cenderesinde ezildiðini söylemek ama sadece söylemek boþ bir tekrar olacaktýr. Bu, baðýmlý ülkelerde deðiþmeyecek bir gerçektir; deðiþmesinin tek yolu ise kapitalizmi ortadan kaldýrmaktýr. Sorunu tekrar etmekle kalan, ama kesin çözümü koymaktan uzak reformistlerin son dönemlerde yaptýklarý kurultaylar da bir nevi bu gerçekle yaþamanýn terapi toplantýlarýna benzemektedir. Oysa ki, hangi sorunu ele alýrsak alalým gelip dayandýðý nokta kapitalizmin ortadan kaldýrýlmasýdýr. Yani ortada anlaþýlmasý zor olmayan bir problem vardýr. Mesele problemin köklü biçimde çözümünü yaþama geçirmektedir. Býrakalým onlar soruna terapi biçiminde yaklaþsýn. Ama biz, sorunu devrimci temelde ele almalý ve kýrýn örgütlenmesine pratik açýdan yaklaþmalýyýz. “Ne yapmalý?” sorusunu pratik olarak cevaplarsak “terapi kurultaylarý”nýn emekçileri oyalamasýna da izin vermemiþ oluruz. K.Kürdistan’daki kýrsal kesim devrimci taleplere de, mücadeleye de hiç uzak deðildir. Þimdi sýnýf savaþýmýnýn daha öne çýkýþý, çeliþkilerin yoðun ve acýmasýzca yaþanýþý mücadeleyi sýnýfsal temelde sürdürmelerini zorunlu kýlmýþtýr. Ancak bunun karþýlýðý reformizmin önerdiði kýrda sendikalaþmaya gitme biçiminde hiç ama hiç deðildir. Bunun karþýlýðý, ayaklanma organlarý haline gelecek olan komite ve konseylerin örgütleniþidir. Sendikalaþma zaten kitlelerin kendiliðinden ulaþtýðý bir bilinçtir. Bunun için illa insanlara yüksek bir bilinç vermek gerekmez. Kaldý ki, seçimleri kaybeden burjuva sað-sol partiler kýrda kaybettikleri tabaný yeniden kazanmak için kýra sendika hakký vermeye bile gönüllüler; çiftçilerin kimi yerel eylemlerini destekliyor görünüyorlar. Trakya, Karadeniz, Ege, Akdeniz bölgelerinde bulunan kýr emekçi ve yoksul köylülerinin mücadeledeki bilinç düzeyleri de öyle sanýldýðý gibi geri deðildir. Geçen aylarda Ege’de yapýlan “köylü-çiftçi” mitinginde burjuvaziye ne denli öfke duyduklarýný, bu sistem altýnda yaþamaya tahammüllerinin kalmadýðýný, bütün hükümetlerin birbiriyle ayný olduðunu taþýdýklarý pankartla, dövizlerle, attýklarý sloganlarla vurguladýlar. Bunun gelip geçici bir olgu olmadýðý kýr emekçi ve yoksullarý içinde sürdürülecek çalýþmalarla daha iyi görülecektir. Kent emekçileri arasýnda örnekleri yaratýlan DEK’ler kýr emekçileri arasýnda da oluþturulmalýdýr. Kýr emekçi ve yoksullarýný örgütlemek proletaryanýn ve Leninist Partinin görevidir. Proletarya eylemlerini, en büyük ittifaký olan bu kesimi katmak ve sorunlarýný sahiplenmek zorundadýr. Devrim mücadelesi içinde oluþacak bu birlik ayný zamanda devrimden sonra insanlýðýn yaratacaðý geliþmiþ toplumun ilk birlikte örgütleniþi de olacaktýr.

TARIM ÝÞÇÝLER Ý “MÜCADELEDE BÝZ DE VARIZ” DÝYORL AR!

18

39. Sayý / 13-27 Nisan 2005


VENEZUELLA: BÝR ADIM DAHA ÝLERÝ

S

on dönemde Venezüella devlet baþkaný Hugo Chavez, gerek ABD karþýtý açýklamalarýyla, gerekse de her geçen gün sosyalizme daha da yakýnlaþtýðýný gösteren tutumuyla dikkat çekiyor. Dünya Sosyal Forumu’na üzerinde Che armasý olan kýzýl bir gömlekle katýlan Chavez’deki bu deðiþimin kendiliðinden olmadýðýný anlamak güç deðil. Onu Bolivarcý bir yurtseverlikten, sosyalist enternasyonalistliðe yönelten þeylerin baþýnda, Küba devlet baþkaný Fidel Castro’nun yoðun çabasýnýn geldiðini görmek gerekiyor. Hugo Chavez’in son katýldýðý Dünya Sosyal Forumu’nda söylediði sözler, onun bundan sonraki yöneliminin ip uçlarýný da veriyor aslýnda. Þimdiden kendisine atfedilen “Latin Amerika’nýn en önemli sol lideri” ya da “direnen sýnýflarýn ikonu” gibi övücü sözlere pek de prim vermeyen Chavez, bildiði yoldan yürümeye devam ediyor. “Emperyalist güçler, Latin Amerika ve tüm dünyaya büyük bir darbe indirmeye hazýrlanýyorlar” diyor Chavez, “sefalet ve yoksulluða sosyalizm dýþýnda bir çözüm olamaz”. Kendisi de köylü bir aileden gelen Chavez, adeta bu sözlerine uygun düþercesine Venezüella’da büyük toprak sahiplerine ait topraklara el konulmasýný ve bunlarýn Topraksýz Köylü Hareketi’ne verilmesini saðlýyor. Chavez, bu uygulamanýn devam edeceðinin de mesajlarýný veriyor. Ve emperyalist dünyaya meydan okuyarak “sosyalizm ölmedi” diyor. Bu sadece Chavez’in kendi düþüncesi olsaydý dahi, ABD’nin kanýný dondurmaya yeterdi. Çünkü ABD, dünya üzerinde uzunca bir süredir sosyalizme bu düzeyde sahip çýkýlan pek fazla bir yer olmadýðýný biliyordu. Diplomasi düzeyinde bunu Küba dýþýnda pek fazla dile getiren olmuyordu. Þimdi, Chavez’in bu çýkýþý, ABD’yi önemli ölçüde rahatsýz etmiþ görünüyor. Condelezza Rice, Chavez’i “Latin Amerika’nýn negatif gücü” olarak nitelendiriyor. Chavez’in baþta ABD emperyalizmi olmak üzere emperyalist güçlere karþý pozitif bir elektrik yaymadýðýný görmek için müneccim olmaya gerek yok. “Emin olun bu kapitalist düzende sefalet ve yoksulluk için çözüm yok; çünkü bunlara birincil sebep, kapitalizm. O, dünyadaki eþitsizliðin, sömürünün ve sefaletin temelini oluþturuyor” diyen birisine karþý, emperyalist efendilerin iyi duygulara sahip olmasý mümkün mü? Onlar, daha biriyle baþ edemezken, örneklerin giderek çoðalmasýndan korkuyorlar. 2002 yýlýnda ABD destekli

darbe giriþiminin Venezüella halký tarafýndan baþarýsýzlýða uðratýlmasýndan sonra, ABD’nin Chavez’e karþý saldýrýlarý giderek yoðunlaþtý. ABD, Venezüella’da prestij kaybýna uðradý. Ve þimdi ABD’nin kaybettiði prestij, sosyalizmin bir kazanýmýna dönüþüyor. Venezüella halkýnýn antiemperyalist duygularý giderek daha da olgunlaþýyor ve emperyalizme karþý olmanýn yolunun, kapitalizme karþý olmaktan geçtiðini her geçen gün daha iyi anlýyorlar. Tam böylesi bir süreçte, Chavez’in iþyerlerinde iþçi denetimini baþlatmasý ve topraksýz köylülere yardýmý artýracaðýný, toprak sahiplerinin topraklarýna el konulmaya devam edileceðini açýklamasý, iþçi ve emekçi insanlarýn istemleriyle örtüþüyor. Bundan sonra da Chavez’in atacaðý her adým, iþçi ve emekçilerin desteðini kazanacaktýr. Chavez, üretim araçlarýnýn toplumsal mülkiyetine daha fazla yöneldikçe, uluslararasý tekellerin, emperyalist güçlerin vb. “negatif” tepkilerini üzerine çekmeye devam edecektir. Venezüella devlet baþkanýnýn sosyalizme sadece söz düzeyinde sahip çýkmamasý, pratik uygulamalarla da bu yönde adýmlar atmaya baþlamasý, bir anda ABD emperyalizminin boy hedefi olmasýna yetti. Fidel Castro, yenilerde yaptýðý bir açýklama ile, “Chavez’e suikast yapýlabileceði” uyarýsýnda bulundu. Castro, “Chavez’e suikast düzenlenmesi halinde, bunun sorumluluðunun doðrudan ABD baþkaný George W.Bush’a ait olacaðýný” söyledi. Chavez de, suikast planýný doðruladý ve “Washington’da beni öldürme planlarýnýn yapýldýðýna eminim” dedi. ABD’nin Venezüella’ya atfettiði önem ortada. Latin Amerika’da ikinci bir Küba örneði, ABD için kabus demek. Bunu engellemek için ellerindeki tüm olanaklarý kullanacaklarýna þüphe yok. Daha önce Castro’ya karþý defalarca suikast giriþiminde bulunan ABD, Küba halkýnýn örgütlülüðü sayesinde bunu baþaramamýþtý. Þimdi Chavez’e karþý böyle bir suikaste, hele hele de bu denli deþifre edildikten sonra giriþirler mi bilinmez ama, Venezüella devlet baþkanýnýn sosyalizmin prestijini yükselten açýklamalarýný durdurma çalýþmalarýndan vazgeçmeyeceklerdir. Chavez,Venezüella’nýn Rusya’dan silah alýmý konusunda rahatsýzlýðýný dile getiren ABD’ye karþý sert açýklamalarda bulundu. ABD, Venezüella’nýn aldýðý bu silahlarýn Kolombiya’da savaþan gerillalara (onlar 39. Sayý / 13-27 Nisan 2005

“terörist” diyorlar) gideceðinden endiþe duyduðunu dile getirdi. Buna karþýlýk Chavez, “En büyük terörist devlet ABD’dir” þeklinde bir karþýlýk verdi ve istedikleri devletten silah alabileceklerini söyledi. Bu meydan okuma, kendine ve halkýna duyduðu güveni ifade ediyor. Chavez, ABD eðer bu tavrýný sürdürecek olursa, Venezüella petrolünden mahrum kalacaðýný açýklayarak, ABD’nin tehditlerine pabuç býrakmayacaðýný gösterdi. Chavez son dönemdeki açýklamalarýyla, ABD’nin gözüne her gün biraz daha batan bir diken olduðunu gösterdi. ABD’nin tüm dünyaya karþý baþlattýðý savaþ ile ilgili olarak, “dünya çok ciddi bir belayla karþý karþýya” diyor. ABD’nin ABD’nin Felluce’de hardal gazý kullandýðýný, insanlarý canlý canlý yaktýðýný söylüyor. Chavez’in bu tür açýklamalarý, bundan sonra da sürdüreceði, ABD’ye meydan okuyacaðý anlaþýlýyor. 29 Mart 2005’te Chavez’in çaðrýsýyla Civdad Guyana’da bir Latin Zirvesi yapýldý. Bu zirvede Chavez, “Latin Amerika ve Avrupa ülkeleriyle dünyanýn diðer bölgelerinin barýþ, kalkýnma ve yoksullukla mücadelede bir araya geldiði ittifaklar, artýk yeni bir jeopolitik harita oluþturuyor.” Diyerek yeni bir “Latin ittifaký”ný gündeme getirdi. Bunun yaný sýra Chavez, “Washington’un kýllý eli bölgemizin birleþme çabalarýný engellemeyi sürdürecektir” uyarýsýnda bulunmayý da ihmal etmedi. Arkasýna halk desteðini almýþ bir devlet baþkanýnýn ABD’ye bu düzeyde kafa tutmasý ve sosyalizmin insanlýðýn geleceði olduðunu söylemesi, elbette ezilen milyonlarca insanýn kafasýnda yer edecektir. Chavez, bu noktadan daha ileri gitmek zorundadýr. Geliþmeler, artýk onun durduðu noktada daha uzun süre duramayacaðýný, sýçramalý geliþime uygun bir yönelime girmesi gerektiðini gösteriyor.

19


ÝSYAN DEVAM EDÝYOR

A

teþini yüreðimizin ve geleceðimizin hücrelerine kadar yayan bir isyan ayýný daha geride býraktýk; biten bir Mart ayýnýn sonunda yeniden merhaba! Coþkumuzun dinmek bilmeyen ateþiyle her ayý bir isyan, bir Mart ayýna çevireceðiz! Yüreðimizde iþbirlikçi burjuvaziye ve faþist TC’ye karþý birikmiþ ve bedenimizin bütün hücrelerine iþlemiþ bu nefret, isyan ayýna sýðmadý. Ellerimizde kýzýl bayraklar, yüreðimizde taþýdýðýmýz devrimci coþkuyla alanlarý inlettik günlerce Ancak sonu devrimle bitecek bir isyan, bizim insanca bir yaþam için verdiðimiz bu mücadelede sisteme olan nefretimizi anlatmaya yeter.. Ýsyan bayraðýný ilk “5 Mart Gençlik Buluþuyor” etkinliðinde yükselttik… Kavgamýzýn sönmeyen ateþine, yüzlerce genç yürekle atýlan sloganlarla biz de yüreðimizi kattýk. Ertesi gün 6 Mart’ta soluðu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlar Günü için düzenlenmiþ mitingde aldýk. Polisin vahþi saldýrýsý ile karþýlaþtýk ama yýlmadýk; kitle kararlýlýðýný Beyazýt Meydaný’ndan yaptýðý basýn açýklamasýyla ispatladý. Ýkinci defa kitleye saldýran polis, yine moral gücümüz karþýsýnda yenilgiye uðradý. 7 Mart’ta gözler önünde yapýlan iþkence, bir basýn açýklamasýyla kýnandý. 8 Mart sabahý Kadýköy Meydaný’nda yapýlan basýn açýklamasýyla 8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlar Günü’ne yapýlan saldýrýlar kýnandý ve SEKA iþçileri sahiplenildi. Eylem sonrasý, toplu olarak SEKA iþçilerinin yanýna gidildi. 8 Mart’tan 12 Mart’a kadar geçen sürede, üzerinde 13 Mart Savaþçýlarý Seyit Konuk, Ý.Ethem Coþkun ve Necati Vardar yoldaþlarýn resimleri olan “Adlarý Adýmýz, Adlarý Onurumuz” yazýlý afiþlerle bütün duvarlarý

20

39. Sayý / 13-27 Nisan 2005

donatýp, 13 Mart Savaþçýlarý’nýn sesi soluðu olduk. 12 Mart’ta “Yaþasýn Gazi Ayaklanmasý” diyerek inlettik Gazi sokaklarýný. Çoluk çocuk bütün Gazi halký yine sokaklardaydý. Ve Pazar sabahý, 13 Mart Savaþçýlarý’nýn bize býraktýðý kýzýl kavga bayraðýný burjuvazinin iþçi ve emekçilere yasak ettiði alanda, Taksim’de dalgalandýrdýk. Katlediliþlerinin 23.yýldönümünde komünist iþçilerin genç yoldaþlarý tarafýndan Taksim’in göbeðinde anýlmasý, düþmaný þaþkýnlýða uðrattý. Yapýlan basýn açýklamasýndan sonra Taksim Meydaný’ndan Ýstiklal Caddesi’ne Komsomol Marþý’yla yürüdük… 16 Mart’ta Beyazýt’ta, Halepçe Katliamý ve katledilen 7 üniversiteli öðrencinin anmasýnda “Faþizme Karþý Silah Baþýna” sloganýmýzý atýyorduk. 19 Mart’ta yine alanlardaydýk. Küresel Eylem Gününde Irak ve Filistin direniþini selamladýk. 20 Mart’ýn sabahý milyonlar; Türkiye ve Kürdistan’ýn pek çok ilinde meydanlara çýkarak Newroz ateþlerini yaktý. Açýlan sarý-kýrmýzý-yeþil bayraklar, çekilen halaylar, atýlan zýlgýtlar, savaþa hazýr kavga ruhu isyan ateþine inanç ve güç kattý. Ve biz, onbinlerin aðzýndan “Yaþasýn Newroz, Yaþasýn Serhýldan” dedik. Þimdi yeni kavgalara hazýrlanmalýyýz. Öncelikle, iþçi ve emekçilerin gözlerinin 1 Mayýs’ta çevrildiði yere, Taksim Meydaný’na çýkacaðýz. Kavganýn kýzýl bayraðýný yine Taksim’de dalgalandýracaðýz. Haziran’da yürürlüðe gireceði söylenen yeni ceza infaz yasasýna karþý, zindanlarda verilen mücadelenin dýþarýda sesi, soluðu olmalýyýz. Yüzümüzü güneþe, yüzümüzü devrime çevirdik… Sarýgazi’den Bir Leninist


5 Nisan 2005

BÜRO EMEKÇÝLERÝNÝN EYLEMLERÝ SÜRÜYOR

7 Nisan 2005

içine sosyalist basýnýn alýnmasýný engelleyen yönetim tepki topladý. Bina içinden sloganlarla AKP Fatih ilçe binasýna yürüyüþe geçen me22-25 Þubat’ta Ankara’ya yürümurlarýn önü polis tarafýndan kesildi. yen, 4-9-10 Mart’ta da iþ býrakarak a- BES üyelerinin kararlýlýðýna karþý lanlara çýkan Büro emekçileri, yine ey- Türk Büro-Sen’in, hemen polisle anlalemlerdeydi. Sosyal güvenlik reformu þýp kaldýrýmdan yürümesi orada buluadý altýnda bakanlar kurulana sunulan nan insanlarý þaþýrtmadý. Mücadele Gelir Ýdaresi Yasasý’na karþý 5 NiBirliði okurlarýnýn emekçilere destek san’da yurdun çeþitli yerlerinde gün için gittiði eylemde “Emekçiler Saldýboyu iþ býrakma ve basýn açýklamalarý rýlara Karþý Ýktidar Ýçin Savaþalým” vardý. Vatan Caddesi’nde Defterdarlýk yazýlý pankartlarýnýn açmalarýný yönetiEk Hizmet binasý önünde sabah saatle- ciler engelledi. 1 Mayýs’la ilgili bildiri rinde iþ býrakma ile baþlayan eylem, daðýtan Mücadele Birliði okurlarýna saat 13:00’de basýn açýklamasý ile de- Türk Büro Sen üyesi faþistlerin müdavam etti. Basýn açýklamasýna BES, hale etmeye çalýþmasý, Baþkanlarý SerTürk Büro-Sen ve Bask katýldý. Bina dal ÖZBAY’ýn “burada provokatörler

ÝÞTEN ATMALAR DEVAM EDÝYOR Kurtköy’de faaliyet gösteren toplam 700 kiþinin çalýþtýðý Tibet Þirketler Grubu’nda sendikalý olmalarý nedeni ile 38 iþçinin iþine son verildi. Ýþçilerin büyük bedellerle aldýðý bazý haklarý patron açýkça çiðniyor. Tibet grubu gýda, temizlik, ev gereçleri, kozmetik gibi ürünler üretiyor.Otuza yakýn ülkeye ihracat yapan þirket Procter Gamble, Migros, Carrefour gibi büyük tekellere de fason çalýþýyor. Patron sürekli sendikacýlarý oyalýyor. Petrol-Ýþ, Koop-Ýþ ve Gýda-Ýþ’e üye iþçiler 04 Nisan’da þirket önünde bir basýn açýklamasý yaptý. Jandarmanýn yoðun güvenlik önlemi aldýðý eylem, sendika önünden tek þerit kesilerek yürüyüþ ile baþladý. Basýn açýklamasýna yaklaþýk 350 kiþi katýldý. Þirket yöneticileri basýn açýklamasýný öðrenince çalýþan iþçileri “trafo yandý” yalaný ile erken gönderdi. Basýn açýklamasýna katýlan iþçileri þirket binasýnýn balkonu ve çatýsýndan 4-5 kameraya alan yöneticilerin bir kýsmý ise açýklamayý korku dolu gözler-

var onlara müdahale edin” diyerek memurlarý kýþkýrtmaya çalýþmasý ve buna karþýlýk devrimci düþ��ncelere sahip olduðunu düþündüðümüz BES üyelerinin sessiz kalmasý tepki topladý. 300 kiþinin katýldýðý basýn açýklamasýndan sonra Mücadele Birliði okurlarý ayrýldýlar. Mücadele Birliði okurlarý, bir süre takip edildikten sonra sivil polislerce durdurularak tehdit edildiler; ama Mücadele Birliði okurlarý bu tehditlere papuç býrakmadýlar. Sonuç ortada. 7 Nisan’da ise Ýstanbul Ýl Deftardarlýðýn önünde 1.000 memurun katýldýðý eylemde yapýlan basýn açýklamalarýnýn ardýndan kitle “Onurlu Memur Hesap Soruyor” þeklinde slogan attý.

le uzaktan izlediler. “Zafer Direnen Ýþçilerle Gelecek”, “Sendika Hakkýmýz Engellenemez”, “Gerekirse Grev Bu Ýþ Burada Biter” sloganlarý ile eylem son buldu. ÝÞÇÝLER SALDIRILARA KARÞI ÝKTÝDAR ÝÇÝN SAVAÞALIM!

39 Sayý / 13-27 Nisan 2005

21


Nisan Güneþi Ýçimizi Isýttý Aðaç Meyveye Durdu

U

zunca bir süre çalýþtýk… çoðumuz acemilik çekiyorduk… ama bu iþin mutlaka yapýlmasý gerekiyordu. Evet bizler Devinim Tiyatro Atölyesi olarak uzunca bir süre çalýþtýktan sonra bir oyun çýkardýk. Oyunumuzu çýkarma konusunda olmadýk sorunlarla karþýlaþtýk. Oyunun gerçek anlamda zor olmasýnda ve bizim de içimizde belki de ilk defa tiyatro oynayacak olan kiþilerin çok olmasýndan olacak aksilikler peþimizi hiç býrakmadý. Bir inatlaþma çatýþmasýna girilmiþti artýk. Her ne olursa olsun bu oyun ya çýkacak, ya da çýkacaktý. Rejisörümüzün de kararlý ve inatçý tutumuyla bize, kurumumuza yakýþýr bir oyun çýkardýk. Oyunumuzun ismi “Nisan Güneþi”’ydi. Ölüm Orucunda ölümsüzleþen tüm devrimciler adýna Aysun Bozdoðan ve Nergiz Gülmez’e ithafen yazýlmýþtý. 27 Mart günü Taksim’de bulunan Drama Stüdyo’da gerçekleþen oyunumuza

Dünya Tiyatrolar Günü’nde Ýstiklal Caddesi’nde Yürüyüþ

tutsak aileleri derneði, Nergiz Gülmez’in ve Sibel Sürücü’nün annesi, Ölüm Orucu gazisi olan Mehmet Güvel amca gelerek bizi onurlandýrdýlar. Oyunumuzun ana konusu Ölüm Orucu savaþýydý; bir mum gibi eriyerek karanlýklarý deviren bir ölüm orucu savaþçýsý ve ona psikolojik anlamda baský uygulayan ve ona baþaramayacaðýný söylemeye çalýþan imgesel bir oyuncunun arasýndaki savaþ. Tarihten bugüne süzülüp gelen egemenlerle, baský gören, ezilen ama onuru ölümden daha güçlü olan insanlar arasýndaki kýyasýya savaþ. Ve bu savaþta egemenlerin yanýnda yer alanlarla, ezilenlerin yanýnda yer alanlar… Oyun sonrasýnda sahneyi devrettiðimiz tutsak analarý birer konuþma yaptýlar. Ölüm Orucu gazisi olan Mehmet Güvel kýsa bir konuþmayla, Nergiz Gülmez’in annesi kendi bestelediði ve Nergiz için yazdýðý bir aðýtla, Sibel Sürücü’nün annesi de kýsa bir konuþmayla duygularýný ifade ettiler. Oyunumuzu bundan sonra da sahnelemeye devam edeceðiz. Onlarýn sesini tüm insanlýða duyurana dek…

AYDIN VE SANATÇILAR: Ahmet TELLÝ, Ahmet SONER, Ahmet Can AKYOL, Ataol BEHRAMOÐLU, Bilgesu ERENUS, Cezmi ERSÖZ, Denge SODIRI, Edip AKBAYRAM, Erkan OÐUR, Eþber YAÐMURDERELÝ, Fadýl ÖZTÜRK, Fikret BAÞKAYA, Grup PATÝKA, Grup EMEÐE EZGÝ, Grup DENÝZ’'e TÜRKÜ, Gültekin TETÝK, Haluk GERGER, Hilmi YARAYICI, Hüseyin ÝLBEYCÝ, Ýsmail BEÞÝKÇÝ, Ýsmail DEMÝRCÝOÐLU, Koma AGIRE JÝYAN, Koma ÇÝYA, Koma GÜLAN XERZAN, Mihri BELLÝ, Nihat BEHRAM, Nurettin GÜLEÇ, Orhan ÝYÝLER, Ragýp ZARAKOLU, Sevim BELLÝ, SUAVÝ, Þebnem KORUR FÝNCANCI AVUKATLAR: Ali Rýza DÝZDAR, Birsen AVCI, Cemal YÜCEL, Eylem ERKASLAN, Güçlü SEVÝMLÝ, Gülizar TUNCER, Hakan KARADAÐ, Hacer ÇEKÝÇ, Hülya DEVECÝ, Ýlker BURGACI, Mihriban KIRDÖK, Murat AK, Özgür YILMAZER SENDÝKALAR VE KURUMLAR: Antep Ayýþýðý Sanat Merkezi, BES Genel Bþk. Bülent KAYA, BES 1 No'lu Bþk. (KESK Dönem Sözcüsü) Ahmet TURAN, Belediye Ýþ Ýzmir 2 No’lu Þb. Bþk. Süleyman Karakaya, ÇHD Ýzmir Þb. Bþk. Bahattin Özdemir, Devrimci Tutsak Aileleri Komiteleri (DETAK), Devrimci Öðrenci Birliði (DÖB), Devrimci Ýþçi Komiteleri (DÝK), DÝSK Ankara Bölge Temsilcisi Tayfun GÖRGÜN, DÝSK Genel-Ýþ Ege Bölg. Bþk. Muharrem KURT, DÝSK Genel-Ýþ Ege Bölg. Þb. Sym. Ýsmail BERK, DÝSK Genel-Ýþ Ýzmir 4 No’lu Þb. Sekr. Mustafa KAYA, Duvara Karþý Tiyatro Gen. San. Yönetmeni Melda Anýl, Emekçi Kadýnlar (EKA), Reutlingen Emek Kültür MerkeziGazi Ayýþýðý Ekin Sanat Merkezi, Geb-Der Ýzmir Merkez Þube, Ýkitelli Ekin Sanat Merkezi, Ýzmir Ayýþýðý Sanat Merkezi, Mücadele Birliði Platformu, Sarýgazi Ekin Sanat Merkezi, Tunceliler Dernekleri Federasyonu (TUDEF) Bþk. Gn. Sekr. Ali Rýza BÝLÝR, Enerji Yapý-YolSen Genel Bþk. Bedri TEKÝN, EnerjiYapý-Yol-Sen'den Fikret ÇOLAKOÐULLARI ADRES: Ýstiklal Cad. Rumeli Han No:88/11 Kat:6 BEYOÐLU/ÝST Tel:(0212)292 13 48

22

Devinim Tiyatro Atölyesi

DÜZELTME VE ÖZÜR -38. sayýmýzýn 14. sayfasýnda yayýmlanan “8 Mart Politik Olarak Kazanýlmýþtýr!” baþlýklý, 8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlar Günü’ne iliþkin deklarasyon, elimize ulaþtýðýnda dergimiz yayýna hazýrlanýyordu. Metnin son hali olarak düþünüldüðü için dergimizde yayýmlanmýþtýr. Daha sonra tartýþmalarýn henüz bitmediði ve bu nedenle deklarasyonun geçerliliði olmadýðý belirtilmiþtir. Ayrýca metinde imzasý bulunan ÇHD ve Partizan metinden imzalarýný çektiklerini bildirmiþlerdir. -38. sayýmýzýn 17. sayfasýnda yayýmlanan “Türk-Ýþ’in Sefaleti” baþlýklý yazýmýzda “…çünkü iþçilerine direniþ yapmayýn diyen” ibaresinden Türk-Ýþ’e baðlý Deri-Ýþ’in eleþtirildiði anlaþýlmaktadýr, oysa burada esas olarak eleþtirilmek istenen Türk-Ýþ yönetimidir. -38. sayýmýzýn 19. sayfasýnda yayýmlanan “Kýzýldere’de Cisimleþen Siper Yoldaþlýðý” baþlýklý yazýmýzda yer alan , “Denizlerin idamýný engellemek için Ýsrail baþkonsolosu Elrom’u rehin almýþlardý. Elrom’u serbest býrakmalarýnýn tek koþulu olarak Denizlerin idamýnýn durdurulmasýný ileri sürüyorlardý.” bölümü “Denizlerin idamýný engellemek için Ünye radar üssünde görevli üç Ýngiliz teknisyen kaçýrýlmýþtý. Teknisyenleri serbest býrakmanýn tek koþulu olarak Denizlerin idamýnýn durdurulmasýný ileri sürüyorlardý.” þeklinde olacaktýr Düzeltir okurlarýmýzdan özür dileriz.

39. Sayý / 13-27 Nisan 2005



s039