Issuu on Google+


Merhaba, Bu sayýmýzý da aðýrlýklý olarak Türkiye’de yapýlan NATO Zirvesi gündemiyle çýkarýyoruz. Zirve süresince yaþanan sýcak geliþmeler, internet üzerinden baþka basýn yayýn kuruluþlarýna gönderildi. Ancak, þimdi ortalýðýn tozu dumaný biraz olsun çekilmiþken, daha geniþ deðerlendirmeler yapmak gerekir. Bu nedenle bu sayýmýzý her zamankinden farklý bir biçimde çýkarmaya karar verdik. Ýç sayfalarýmýzda sadece NATO Zirvesi’ne ve bu süreçteki eylemliliklere yer veren 8 sayfalýk bir ÇEK-AL bölümüne rastlayacaksýnýz. Bu bölüm eðer istenirse dergiden koparýlýp alýnabilir. Bu sayýmýzýn baþyazýsýnda küçük burjuvaziye özgü bilimsel olmayan sosyalizm anlayýþý eleþtiriliyor. Ve bu anlayýþýn nereye evrileceði anlatýlýyor. Belirsiz bir geleceðe ertelenmiþ bir sosyalizm anlayýþýnýn soyut olduðu, Küçük burjuva çevrelerin devrim sorununa salt propaganda açýsýndan yaklaþtýðý, devrimi pratik bir sorun olarak görmediði vurgulanýyor. Küçük burjuva sosyalistleri için somut olanýn devrim deðil ekonomik haklar olduðunun altý çiziliyor. Devrime pratik politika açýsýndan yaklaþmanýn önemi üzerinde duruluyor. Gündemimizde ise baþta da belirttiðimiz gibi, NATO Zirvesi’nin sonuçlarý var. NATO Zirvesi’nin en önemli sonucu, NATO’nun bundan böyle kendisini tamamýyla dünya üzerindeki devrimleri ezmeye dönük konumlandýracaðý, ayaklanma ve iç savaþlara doðrudan müdahale edeceðidir. Ve bu saldýrýlarýn ana üslerinden biri de Türkiye olacaktýr. Emperyalist-kapitalist sistem, politik çevirme hareketiyle devrimleri boðmak isteyecektir. Politik çevirme hem zor yöntemlerini, hem de “diplomatik yöntemler”i kullanarak halklarý teslim alma politikasýdýr. Ýnsanlara sýtmayý gösterip vereme razý etmektir. Ulusal Kurtuluþ Hareketi’nin ateþkes ilan etmesi de gündemde önemli bir yer tutuyor. Ayrýca Kerkük eksenli yapýlan federasyon tartýþmalarý da dergimiz sayfalarýnda deðerlendiriliyor. Aysun Bozdoðan’ýn ölümsüzleþmesinin 3. yýldönümünde Ölüm Orucu hala sürüyor. Onun büyük bir onurla taþýyýp en yükseklerde dalgalandýrdýðý bayrak, þimdi Remzi Aydýn’ýn elinde yükseliyor. Remzi Aydýn, bugün Ölüm Orucu eyleminin 378. gününde. Günler büyük haberlerle yüklü. Devrimin fýrtýnalarýnýn tüm dünyayý sardýðý bir evrede hepimizin birer Deniz, Aysun olmasý gerekiyor… Yeni sayýmýzda buluþmak üzere…

NATO DAÐITILACAK BASKILAR BÝZÝ YILDIRAMAZ

Yeni Evrede MÜCADELE BÝRLÝÐÝ Dergisi / Onbeþ Günlük Sosyalist Dergi / Yýl: 1 Sayý: 19 / 7-21 Temmuz 2004 / Sahibi : Yeni Dönem Yayýncýlýk Basýn Daðýtým Eðitim Hizmetleri Tanýtým Org. Tic. Ltd. Þti. Adýna : Özgen Ýþ / Adres : Sofular Mah. Sofular Cad. No: 52/3 Fatih-ÝSTANBUL / Tel-Fax: 0 (212) 531 44 83 / Sor. Yazý Ýþl. Müdürü: Özgen Ýþ / Genel Daðýtým: DOÐAN PAZ. / Baský Yeri: Özdemir Matbaacýlýk / ÝZMÝR Temsilciliði: 853. Sokak No: 27 Bilen Ýþhaný Kat 6/606 Konak 0 232 445 79 52 / ESKÝÞEHÝR Temsilciliði: Cumhuriyet Mahallesi Baþkan Sokak Ziya Ýþ Merkezi No:21 / HATAY Temsilciliði: Hürriyet Cad. Ziverpaþa Ýþhaný Kat 2 Daire 10 Antakya 0 326 214 63 91 / Avrupa Temsilciliði: Selahattin KARATAÞ / Post Lager 3000 Bern 1 Ann ÝSVÝÇRE / Tel: 0041 319 917 795 / Almanya Temsilciliði: Ahmet AKYÜZ/ Robert Mayer Str. 3 72760 Reutlingen ALMANYA / E-mail Adresi: mucadelebirligi@hotmail.com / Web Adresi: mbirligi.com / Hesap No: AKBANK Fatih Þubesi 0040028-3


Bugünden Ýþçi Sýnýfýnýn Kurtuluþu D

evrime iliþkin en temel konularda, sosyal reformistlerle oportünistler ayný bakýþ açýsýna sahip. Yani proletaryanýn kurtuluþu söz konusu olunca, onu çarpýtmada aralarýnda hiçbir ayýrým çizgisi kalmýyor. Artýk neredeyse en temel sorunlarda tam bir görüþ birliði içindeler. Sosyalizmden söz ettikleri her yerde ise, onu bilimsel temelleriyle, yani bilimsel sosyalizm olarak deðil, kendi uyduruk küçük-burjuva anlayýþlarýyla ele aldýlar. Bilimsel sosyalizm onlarýn aðzýnda özel bir bilime dönüþtü. Yalnýzca kendilerinin anlayacaðý bir bilim. Marksizm-Leninizm aðýzlarýndan hiç düþmez, fakat özel “Marksizm-Leninizm” olarak. Bu anlayýþla ürettikleri teori, sosyalizmin bilimsel ilkeleriyle hiçbir ilgisi olmayan, kendi küçük burjuva dar kafalýlýklarýnýn ürünüdür sadece. Kendilerini sosyalist olarak gördükleri için, sosyalizm hedefini göstermekten geri durmadýlar. Ne de olsa sosyalizm çaðýmýzýn gerçeðidir. Gerçekliðin etkisi yadsýnamaz, ama sulandýrýlabilir, ütopik hale getirilebilir. En önemlisi; belirsiz bir geleceðe ertelenebilir. Küçük burjuva hareketin dilinde sosyalizm, yalnýzca bir propaganda sorunudur. Böylece bir taþla iki kuþ vurulmuþ olur: Hem sosyalist bir hava içinde olmak, hem de sosyalizmi belirsiz bir geleceðe ertelemek. Sosyalizmi, sosyalist dönüþüm olarak hiç anlamadýlar. Dönüþüm olarak tanýdýklarý tek þey reformlardýr. Reformlar söz konusu olunca: “Hemen þimdi” sosyalist dönüþüm söz konusu olunca: “Hiçbir zaman”. Oysa ki hiçbir zaman’ý, hemen þimdi’ye çevirecek olan devrimci dönüþümdür, sosyalist dönüþümdür. Hiçbir zaman’ý, hemen þimdi’ye çevirmenin reformcu deðil, devrimci anlamý var. Fakat oportünizmin ve reformizmin dilinde devrimci olan her þey reformculuða; kýzýl sarýya dönüþür. Sosyalizm öylesi bir geleceðe itiliyor ki, böylece o, hiçbir zaman gerçekleþmeyecek. Çünkü oportünizm ve reformizmin dilinde o bir gelecek sorunudur; tarihin çözeceði bir iþtir; biz eski düzenin yamalarýyla uðraþalým; ona yeni güç katalým; iþçi sýnýfýnýn kurtuluþ hedeflerini günlük ývýr-zývýra feda edelim. Ýsterse, sosyalist devrimi dolaysýz savunan oportünistler olsun, durum deðiþmiyor- hatta devrimci ve sosyalist dönüþümü erteleyen daha çok bu anlayýþ sahipleridir. Çünkü çalýþmalarýnýn tüm ruhu reformculuða dayanýyor. Aslýnda biraz tarihsel bakýldýðýnda, görülecektir ki, küçük-burjuva anlayýþ, çok önceleri de aynýdýr. Bu çakýþmayý anlamak için, Marks’tan uzun bir alýntý yapmak gerekecek: “Program yadsýnmýþ olmayacak, yalnýzca ertelenecek- belirsiz bir dönem için. Ýnsan bir programý kendisi için, kendi yaþam süresi için deðil, ama ölümünden sonrasý için kabul eder, çocuklarýna ve torunlarýna kalýt olarak býrakmak için. Bu arada insan ‘bütün gücünü ve enerjisini’ ufak-tefek iþlere ve toplumun kapitalist düzenin yýrtýðýný-söküðünü dikip onarmaya ayýrmalýdýr; böylece burjuvaziyi ürkütmeksizin, en azýndan, bir þeyler yapýlýyor görüntüsü yaratýr…” Böylece bizim küçük burjuvalarýmýz reformdan reforma koþacak, kerte kerte yol alacak ve koþullar da uygunsa sosyalizme geçiþ

yapmýþ olacak. Böylece radikal reformcu olarak her yerde görünecek; kapitalist egemenlik ve kapitalist toplum böylece içten fethedilecek ve böylece bizim küçük-burjuvalarýmýz en önde, ardýndan toplum sanal amaca doðru ilerleyecek. Çok rahatlýkla þöyle diyecekler: “Bizler, yalnýzca günlük mücadele etmiyoruz, ayný zamanda sosyalizm ve devrim propagandasý da yapýyoruz.” Evet ama yalnýzca bir propaganda olarak. Yoksa günlük mücadelede öne çýkartýlan, bugünden ele alýnan devrimci bir görev olarak deðil. Günlük propaganda ve ajitasyon çalýþmalarýna egemen olan ekonomizmdir, sendikalizmdir, ufaktefek þeyler uðruna mücadeledir. Onlara gör devrim, tüm bu günlük ývýr-zývýrýn ardýndan gelecektir. Koþullarý ne denli uygun olursa olsun, onlar, devrime pratik politika açýsýndan yaklaþmayacaklar. Ondan önce, bu düzende yapacak daha çok iþleri var. Oysa giderilmesi gereken haksýzlýklar, düzeltilmesi gereken bozukluklar ve daha baþka þeyler deðiþmek için militanlarýmýzý bekliyor. Devrim koþullarýnýn her bakýmdan olgunlaþtýðý dönemlerde, devrim bir propaganda sorunu deðil, pratik politikanýn konusudur. Yani devrime çok yönlü hazýrlanma, dönemin devrimci görevidir. Bu hazýrlýklarýn baþýnda pratik hazýrlýk gelir. Devrimin öncüsü olarak iþçi sýnýfý, devrimi geliþtirmeyi baþa almalýdýr ve tüm diðer çalýþmalar, bu ana hedefe baðlanmalýdýr. Küçük-burjuva sosyalizmi devrimi, ikincil hedeflerin arkasýna itiyor. Lafa gelince, onlar da diðer çalýþmalarý devrime baðlýyorlar; fakat pratikte hep baþka türlü oluyor; önde tutulan, sistemin aksaklýklarýný düzeltmek. Böylelikle devrim, diðer sorunlarýn arkasýna itiliyor. Devrimi sözde kabul edip, pratikte arkaya itmek de bir çeþit oportünizmdir. Oysa aslolan yeni bir toplum kurmaktýr. Yeni bir toplum, komünist bir toplum kurmak, bütün ülkelerin iþçi sýnýflarýnýn ortak hedefidir. Eðer ortak olan bu hedef temel alýnmazsa, tüm günlük çalýþma buna göre düzenlenmezse, sýnýf savaþýmý kapitalist düzen sýnýrlarýný aþamaz. Hareket, sisteme hapsedilmiþ olur. Proletaryanýn devrimci sýnýf partisinin devrimci programýnda temel hedef, sýnýfsýz komünist toplumdur. Dünya proletaryasý için ayný ve ortak olan ana amaç, Türkiye ve Kürdistan proletaryasý için de aynýdýr. Devrimci programda öncelikle, uluslararasý proletarya için ayný ve ortak olan belirtildikten sonra, bizi buraya götürecek devrimin izleyeceði özgül yol belirtilmiþtir. Böylece, hem uluslararasý proletaryayla ortak amaçta saðlam baðlar kurulmuþ; hem de, bizi oraya götürecek devrim yolu doðru bir temelde ortaya konmuþtur. Bu, Leninist Parti açýsýndan hiçbir zaman kaðýt üzerinde yazýlmýþ bir hedef olmamýþtýr. Tüm günlük çalýþmasý, tüm mücadelesi bu anlayýþ temelinde yürütülmüþtür. Yarýna bugünden hazýrlanmak anlayýþýyla hareket edilmiþtir. Bu nedenle ortalama sol hareketten farklý bir yer edinmiþtir. Komünist topluma ulaþmak için devrimi baþa almýþ, yani devrim ve komünizm mücadelesi veren bir parti, hedefine devrimci bir yol izleyerek varabilir. Reformlarý esas alan ve öne çýkartan bir örgüt, parlamentarist-barýþçýl bir yol izler. Yasal sosyal-reformist partilerin durumuna bakýldýðýnda bu somut olarak görülür. Reformlarý gerçekleþtire gerçekleþtire yol almayý esas çizgi haline getirdikleri için, ani devrimci sýçramalardan, çatýþmalardan, devrimci baþkaldýrýlardan hoþnut olmazlar. Ýç çatýþmayý, devrimci ayaklanmayý, devrimci yöntemleri engellemek için her þeyi yaparlar. Proletaryanýn devrimci yöntemlere baþvurmasýný önlemek için olabildikleri en aktif durumda olurlar. Fakat ne yaparlarsa yapsýnlar, tarihin harekete geçirici, dönüþtürücü gücü sýnýf savaþýmýdýr ve sýnýf savaþýmý kendi doðasýna uygun yürüyor. Proletarya ile burjuvazi arasýndaki sýnýf savaþýmý, toplumsal devrimi kaçýnýlmaz olarak gündeme getirmiþtir. Yani devrim, sýnýf savaþýmý sonucu baþa alýnmýþtýr. Artýk burada her þey, bu devrimi baþarmayý göze almýþ devrimci sýnýf proletaryanýn, pratik hazýrlýklarýna ve devrimci giriþkenliðine baðlýdýr. C.DAÐLI

3


Devrimi Gösterip Reformlara Razý Etmek Küçük-burjuva sosyalizminin sloganlara yaklaþýmý, teoriye ve politikaya bakýþýndan farklý deðil. Ayný sýðlýk burada da görülür. Derinlemesine bir araþtýrma ve irdelemeden yoksun yüzeysel, çoðu kez uyduruk olan þeyler. Bu, yeni bir þey de deðil, öteden beri böyle. Ýçeriksiz, devrimci anlamý olmayan, dolayýsýyla proletaryaya hiçbir bilinç taþýmayan sloganlar, her gün yeniden ve yeniden üretiliyor. Kulaða hoþ gelen ve ortalama kitle duygusuna hitap eden sloganlar hep tercih edildi. Bilimsel ve devrimci deðeri olmadýðý için kitleler üzerinde suya yazýlmýþ yazý gibi hiç bir iz býrakmýyor. Hiçbir politik deðeri olmayan sloganlarýn üretilmesi ve atýlmasý, proletaryanýn ulaþtýðý entelektüel düzeyin küçümsenmesidir. Proletarya her zaman daha ciddi þeylere layýktýr; ciddi bir araþtýrma ürünü olan teori, taktikler ve sloganlara önem verir; bunlarý hemen kavrar ve benimser. Bunun dýþýndakiler proletarya içinde bir hareket yaratmaz. Proletaryanýn elinin tersiyle ittiði bu içi boþ, ama kulaða hoþ gelen sloganlar, onlarý ileri sürenlerin bir dogmasý olarak kalýr. Onlarý yaþama geçirmede militanlýk, bu gerçeði deðiþtirmez. Küçük-burjuva sosyalizmi, her ne yaparsa yapsýn, kendi dogmalarýný geniþ halk kitlelerine kabul ettiremez. Onlardan farklý olarak, proletaryanýn devrimci sýnýf partisi, öteden beri, sloganlarý materyalist araþtýrma yöntemiyle ele almýþtýr. “Proletarya daima ciddi þeylere layýktýr” anlayýþýndan hareket eder. Buna uygun olarak belirlediði sloganlarýn bilimsel ve devrimci deðeri vardýr ve proletaryaya bilinç taþýr. Küçük-burjuva sosyalizmin nasýl sýðlýk ve çapsýzlýk içinde olduðunu birkaç örnekle gösterelim.

4

Geçmiþe ait olmakla birlikte, reformizm yolundaki bazý çevrelerce yeniden ileri sürüldüðü için “Tek Yol Devrim” sloganýný alalým. Bu slogan ilk defa ortaya atýldýðý zaman baþlýca þu nedenlerle karþý çýktýk: Nasýl bir devrim? Nasýl bir devrim sorusuna yanýt verilmeden, Tek Yol Devrim demek, muðlak bir þey söylemektir, belirsizliktir. O sýrada üç devrim kuramý vardý: Milli Demokratik Devrim, Sosyalist Devrim ve sosyalizme kesintisiz varacak olan Demokratik Halk Devrimi. “Tek Yol Devrim” sloganý nasýl bir devrim sorununa cevap veremiyordu. Öncelikle nasýl bir devrim önerildiðine açýklýk getirmek gerekiyordu. Buna yanýt veremediði için politik bir deðeri olmamýþtýr. Bir yöntem olarak ele alýndýðýnda, devrimci yol ve devrimci olmayan yol tartýþmalarýna yanýt deðildir. Sosyalizme barýþçýl yolla mý geçilecek, yoksa devrim yoluyla mý geçilecek sorusuna yanýt: devrim yoluyladýr. Bu þekilde konursa, hem sosyalizme devrim yoluyla geçileceðini belirtmiþ oluruz; hem de devrimin yan ürünleri olarak reformlarý yok saymamýþ oluruz. Küçük-burjuva sosyalizmi tarafýndan bunun yerine, kulaða hoþ gelen þeyler tercih edilmiþtir. Pratikte ise, küçük-burjuva reformculuk çizgisi aþýlamamýþtýr. Slogan devrimi baþa almýyordu, yalnýzca bu yönde bir ajitasyonu içeriyordu. Pratikte baþa alýnan, baskýn gelen reformlar mücadelesi oldu. Yani devrimi gösterip, kitleleri reformlara razý etmeye çalýþýyorlardý. Bunun gibi geniþ bir çevrede etkin olmasa da- yalnýzca sloganý ileri süren dar çevreyle sýnýrlýdýr- sýrf bir anlayýþý açýða çýkarmak için baþka bir örneðe bakalým: “Kýrýntý Deðil, Dünyayý Ýstiyoruz”. Slogan en baþta, zafer yolundaki bir devrimin yan ürünü olarak ortaya çýka-

cak tüm reformlarý reddediyor. -Pratikte de öyle mi yapýlýyor, birazdan göreceðiz.- “Kýrýntý” ile kastedilen budur. “Dünyayý Ýstiyoruz” derken sanki tüm ekonomik ve politik gücün ele geçirilmesi hedefleniyor yanýlsamasý yaratýlýyor fakat yalnýzca bir yanýlsama-. Ortaya konan þey þatafatlý ama boþ bir sözdür sadece. Aydýnlanma Çaðý Fransýz aydýnlarýnýn mahkeme önünde yaptýðý kuru-boþ savunmalara benziyor. “Dünyayý Ýstiyoruz” türünde þatafatlý bir söz yerine, uluslararasý proletaryanýn egemenliði ele geçirilmesi dile getirilseydi, daha doðru yapýlmýþ olurdu. Özne gizlenmiþ; gizli özne olarak da, kendileri dar bir grup olarak konmuþ. Devrimin devrimci öznesi olan proletaryayý gizlemek, tüm küçükburjuva hareketlerin ortak özelliðidir. Her konuda olduðu gibi, sloganlarda da muðlaklýk, oportünizmin en belirgin özelliðidir. Bunu söyleyen grup gerçekten reformlarý yadsýyor mu, yoksa küçük-burjuva reformizminin bataðýna mý batmýþ durumda. “Dünyayý” isteyen -öyle olmadýðý halde, biz bir an öyle sayalým- ekonomik ve politik iktidarý istiyordur ve bu durumda, devrimi baþa almasý gerekirdi. Ama öyle deðil. Gerçekte ise, proletaryanýn egemenliði ele geçirmesini belirsiz bir geleceðin sorunu olarak görüyorlar. Pratikte ise reformlarý temel amaç olarak ele alýyorlar. Pratik tüm mücadeleleri, kapitalizmin yýrtýðýný-söküðünü dikmekten ibaret. Ekonomizmin önünde yerlere kadar eðiliyorlar. Proletarya gündemine devrimin temel istemlerini alacak ve bu yönde “aþýrýlýklara” kayacak diye ödleri kopuyor. Sonuç olarak devrimi gösterip reformlara razý etmek anlayýþý burada da geçerli. Þimdi bir baþka örneði, sosyalizm adýna yapýlan saçmalýðý ele alalým: “Ezilenlerin Sosyalist” temsilcisi olmak. Önce, kapitalist toplumda “ezilen” kapsamýna kimlerin girdiðini görelim. Öncelikle proletarya girer bu kapsama. Proletarya dýþýnda yoksul köylülük, küçük ve orta köylülük ve kent küçük-burjuvazisi; ezilen bir cins olarak kadýnlar ve ezilen ulus. Görüldüðü gibi “ezilenler” epey geniþ ve farklý toplumsal kategorileri içeriyor. O halde kendilerini “ezilenlerin sosyalist” temsilcisi olarak görenler, tüm bu farklý toplumsal güçleri temsil ettiklerini söylemiþ oluyorlar. Buna bir þey diyeceðimiz olmaz. Ancak bunu,


sosyalizm adýna söyleyemezler. Bu olsa olsa, küçük-burjuva sosyalizmi olabilir. Çünkü küçük-burjuvazinin savunulmasýný aþamýyor. Þöyle söylenecek “iyi ama siz de ‘ezilenler’ kapsamýna proletaryanýn da girdiðini söylemiyor musunuz. Bizim sosyalizm kavramýmýz proletaryadan geliyor.” Hayýr! Buradaki “sosyalizm” proletaryadan gelmiyor, yani proleter sosyalist deðildir. Proletaryayý diðerleriyle birlikte “ezilenler” kapsamýna sokmak, proletaryanýn diðerleriyle temel farkýný el çabukluðuyla ortadan kaldýrmaktýr. Proletaryayý küçük-burjuvazinin konumuna indirgemektir -zaten proletaryanýn sýnýfsal konumunu muðlaklaþtýr-

mak oportünizmin karakteridir-. Kapitalist ile proletarya arasýndaki iliþkiyi yalnýzca ezen-ezilen iliþkisi olarak göstermek, proletaryanýn sýnýfsal durumunu gizlemektir. Oysa ki Marks, bu iliþkiyi ortaya çýkarmak için yýllarca uðraþtý. Burjuvazi ile proletarya arasýndaki iliþki esas olarak sömüren-sömürülen iliþkisidir. Sömüren-sömürülen iliþkisini gizledinizmi geriye küçük-mülk sahipleri düzeyinde ele alýnan bir sýnýf kalýr. Kapitalist sýnýf ile proletarya arasýndaki iliþki ezen-ezilen; sömüren-sömürülen iliþkisidir. Marks bu iliþkiyi ortaya çýkarmak, sömürünün kaynaðýný göstermek için uðraþtý, bizim oportünistler de,

Marks’ýn açýða çýkardýðý þeyi gizlemek için uðraþýyorlar. Bir balon gibi þiþirilen slogan ve isimlendirmelerin nasýl, materyalist-eleþtirel sosyalizme çarpýp patladýðýný görmüþ olduk. Marks, yýllarýný alan Kapital’i bitirdikten sonra, proletaryaya layýk olmak için daha çok þey yapmak gerektiðini söyler; oportünistler ise, hiçbir ciddi inceleme yapmadan ileri sürdükleri uydurmalarýyla ortalarda ciddi sosyalist pozlarda dolaþýyorlar. Ama artýk uydurmalarla ciddi bir sosyalist konum elde etmek mümkün deðildir.ˆ

ÝZMÝR’DE NATO KARÞITI MÝTÝNG 28-29 Haziran’da Ýstanbul’da yapýlacak olan NATO Zirvesi öncesi düzenlenen mitinglerden bir tanesi de, 19 Haziran’da Alsancak Gündoðdu Meydaný’nda gerçekleþtirildi. Bush ve NATO Karþýtý Birlik’in çaðrýsýyla gerçekleþtirilen mitinge Birlik bileþenleri, Mücadele Birliði Platformu ve çeþitli gruplar katýldý. Ýki ayrý noktadan miting alanýna yürüyen eylemciler, 16.30’da alana girmeye baþladýlar. Deniz Gezmiþ’in resimleri olan afiþleri, canlýlýðý ve disipliniyle dikkati çeken Mücadele Birliði Platformu, yürüyüþ boyunca ve miting alanýnda sýk sýk; “Denizler Gibi Ýleri Atýlalým, Halklarýn Katili NATO’yu Daðýtalým”, “Ýstanbul NATO’ya Mezar Olacak”, “Yaþasýn Halklarýn Mücadele Birliði”, “Fabrikalar Tarlalar, Siyasi Ýktidar Her Þey Emeðin Olacak”, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük”, “Denizlerin Yolunda Leninist Saflara”, “Ortadoðu Halklarý Yalnýz Deðildir”, “Ortadoðu’da Tek Çözüm Ya Devrim Ya Ölüm” sloganlarýnýn

yaný sýra zindanlarda sürmekte olan Ölüm Orucu eylemi ile ilgili “Ölüm Orucu Sürüyor Sürecek Zafere Kadar”, “Yaþasýn Ölüm Orucu Eylemimiz”, “Aysun Bozdoðan Ölümsüzdür”, “Remzi Aydýn Yalnýz Deðildir” sloganlarý da atýldý. Mitinge katýlan kortejlerin alana girmesiyle mitinge katýlanlarýn sayýsý bine ulaþtý. Miting alanýnda esen reformist havayý daðýtan bir grup Leninist NATO bayraðýný yakarak kitle içerisinde dolaþtýrdý. Bu esnada miting alanýnda “Faþizme Karþý Silah Baþýna”, “Faþist Devleti Yýkacaðýz Halk Ýktidarýný Kuracaðýz”, “Yaþasýn Partimiz TKEP/Leninist”, “Yaþasýn Leninist Gerilla Birlikleri”, “Ve Yaþasýn 13 Mart Genç Komünistler Birliði” sloganlarý gür bir þekilde yükseldi. Miting Yaþar Kurt’un sahne almasýndan sonra son buldu. Y.E.Mücadele Birliði/ÝZMÝR

5


KERKÜK’TE VAROLMA MÜCADELESÝ Birinci Dünya Savaþýnýn sonunda, paylaþýmý en zor bölge Kürdistan oldu. Savaþýn sonunda bir anda merkezi bir öneme yükselen bu sorun, 80 yýl aradan sonra, bu kez 3. Dünya Savaþý’nýn baþlangýcýnda, bir kez daha ayný konumda. 1924’te Lozan Antlaþmasý, bu ülkeyi ve halkýný yok oluþa mahkum etmiþti. Seksen yýl sonra bu kez, Birleþmiþ Milletler (BM) kararýyla Güney Kürdistan halkýnýn geleceðini tayin hakký çiðneniyor. Emperyalizm bütün olgularýyla yeni ortaya çýktýðý o yýllardan, seksen yýl sonra, artýk çöküþ aþamasýndayken dahi, ezilen uluslar karþýsýnda ayný gerici karakteri taþýmaya devam ediyor. Ve iki dönem arasýnda, bir baþka ortak özellik daha, ateþin ortasýnda ayný þehir duruyor: Kerkük. En baþta Türkiye olmak üzere, bölgenin tüm gerici ülkelerinin, ABD’nin ve Kürt burjuvalarýnýn ellerini, ateþteki kestaneler gibi yakan bu kentin tek önemi, petrol bölgesi olmasýndan mý ileri geliyor? Ýlk bakýþta böyle, ama derinde daha önemli nedenler var. Türkiye’de Kýrmýzý Çizgilerin Gerçek Rengi Geçen yýl bu zamanlar, Kürdistan sözünü her duyduðunda, hop oturup hop kalkan Türkiye’ye ne oldu? Burjuvalarýn emekçileri kandýrmaya çalýþtýklarý gibi, ulusal sorunda “köklü bir deðiþim” mi söz konusuydu yoksa?! Söz konusu Güney Kürdistan olunca, Türkiye’nin yaþadýðý yalpalamalarýn tarihine kýsaca göz atmakta yarar var. Türkiye’nin “Kürt” sözcüðüne alýþmasý, 1991 yýlýnda, Irak’ýn kuzeyinde hayata geçen “de facto” (fiili) devletle, yani TalabaniBarzani ile resmi iliþkiler geliþtirme giriþimiyle baþlamýþtý. Ama bu ‘de facto’ devlet kurumlaþmalarý, uluslararasý bir meþruiyete sahip olmadýkça, ekonomik ve siyasi olarak Türkiye’nin vesayeti altýnda kaldýkça, fazla bir rahatsýzlýk yaratmamýþtý. ABD’nin Irak’ý iþgaliyle birlikte, Güney Kürdistan’ýn önünde uluslararasý meþruiyet kapýsý birazcýk aralanýnca, Türkiye, kýrmýzý görmüþ boða gibi böðürmeye baþlamýþtý. Güney Kürdistan halký, bu kýzgýn böðürmeleri savaþ naralarýyla cevaplayýnca, boðanýn süngüsü düþtü.

6

Türkiye, ne bu denli bir kapsamlý savaþa giriþebilirdi, ne de ABD’nin planlarýný bozabilirdi. Bu Haziran’da, BM’de, Irak’taki iktidarýn yapýsý ve geleceðine iliþkin oybirliðiyle kararlar alýndý. Bu karar, Kürtlerin ulusalpolitik varlýklarýný ve bugüne kadar ‘de facto’ yaþattýklarý özerkliklerini bile tehdit ediyor. Kürt halkýnýn geleceðini kendi baþýna deðil, toplam nüfus içinde azýnlýða düþtükleri tüm Irak halký tarafýndan belirlenmesini öngördü BM. Bile bile lades anlamýna gelen bu duruma, Güney Kürdistan’dan tepkiler yükseldi. Talabani ve Barzani, ilk kez beraber imzaladýklarý bir mektupla, Baðdat’la tüm iliþkileri kesecekleri tehdidini savurdular. Ama bu ayný zamanda, ABD’den kopuþ demekti. Ýþte, böyle bir kopuþ tehlikesi, Türkiye’nin tam da kendi iþine gelen bir BM kararýnýn kabul edildiði günlerde, Güney’de bir “federasyon”u kabul edebileceðini bildirmesinin sýrrýný açýklýyor. Ýkiyüzlü bir sýrýtýþla, deniyor ki; “Federasyon, neden olmasýn; yeter ki tüm Irak bunu onaylasýn.” Sistani gibi iþbirlikçi gericilere, eski Baasçýlara ve ABD’yle açýk ittifak yaptýðý için Kürtlere kýzgýn bir Arap çoðunluða kaldýysa, Güney Kürdistan için özerklik bile hayal. Ama, hem bu basit gerçeðin, hem de ABD, BM ve Türkiye’nin ikiyüzlülüðünün pekala farkýnda olan Güney Kürdistan halký, kendi özgürlük özlemlerinin gösterdiði yoldan ilerleyecekse, bunun Kerkük’ten geçtiðini biliyor. Kerkük, Güney Kürdistan halkýnýn ulus olarak varlýðýnýn teminatý, ulusal onurunun kalbinin attýðý yerdir. Bu kentten sürgün edilen on binlerce Kürt, geri dönüþlerinde kentin hemen dýþýnda durduruldu. Ýþgal yönetimi, onlarýn kente giriþini engelledi. KYB-KDP yöneticileri, bu konuda iþgalcilere yardýmcý oldular. Ama, Kerkük’ten sürgün edilip geri dönmeyi bekleyenlerin ABD’ye ve Kürt burjuva partilerine uyguladýðý baský son bulmadý. Bu, gide-

rek öfkeye dönüþüyor. Türkiye, Güney


Kürdistan halkýnýn Kerkük’e adýmýný atmasýný, onun baðýmsýzlýk yolundaki kararlýlýðýnýn göstergesi olarak kabul ediyor. Bu nedenle, açýkça tehditler savurmaktan çekinmiyor. Güney Kürdistan halkýnýn geleceðini kendisinin belirlemesi hakkýný BM kararýyla ortadan kaldýran ABD, Kerkük konusunda Türkiye ile ayný noktadadýr. Güney’in Kadersiz Burjuvalarý Kendileri burjuva olan Barzani-Talabani ikilisi, burjuva dünyada, istedikleri, hayal ettikleri saygýnlýða bir türlü ulaþamadýlar. Güney Kürdistan halkýnýn ulusal özlem ve taleplerine burjuva içerikte sözcülük etmek, toplumsal güçlerini bu gerçeðe dayandýrmak zorunda olmalarý, içinde yaþadýklarý bir dizi talihsizliðin, belki de en büyüðü. Böyle bir fýrtýnanýn içinde Kerkük, onlar için de bir can simidi olabilir. Barzani-Talabani burjuva ikilisinin bir diðer talihsizliði, çöküþü yaþayan bir emperyalist evrede, ezilen ulusa önderlik etmenin dayanýlmaz aðýrlýðýdýr. Böyle bir evrede, artýk, uluslara kýsmen siyasi egemenlik alaný býrakan bir iþbirliði olanaðý yoktur. Çöküþ aþamasýndaki emperyalizm, bütün iþbirlikçilerinden ayný þeyi istiyor: Tam ilhak, tam baðýmlýlýk, yani egemenlik hakkýnýn tümüyle devri. Türk burjuvalarýnýn bile kaçýnamadýðý bu kader, Talabani ve Barzani için ne anlama geliyor? Ulusal olan ne varsa, ondan vazgeçmek. Ekonomik varlýklarý ve birikimleriyle deðil, ulusal bir davaya öncülük ettikleri ve bu davayý pazarlýk konusu yapabildikleri için güçlerini var edebilen bu burjuvalar için, ne büyük talihsizlik!!! 90’lý yýllarda, kýsa bir süreliðine elde ettikleri görece saygýnlýðý ise, ABD’nin düþman ilan ettiði bir iktidarýn Baðdat’ta hüküm sürmesine borçluydular. Ama, öküz öldü, ortaklýk bitti. Þimdi, Baðdat’ta iþbirlikçi bir hükümet var. Eðer bu hükümetin dýþýna düþerlerse, hedef haline gelebileceklerini biliyorlar. Ýþbirlikçilikte kendilerini bile geride býrakan, Allavi gibi kurtlara karþý, “Ama ben, ABD’nin en sadýk müttefikiyim” söylemiyle daha ne kadar güç savaþý verebilirler?! Varlýklarýný tehdit eden bir diðer tehlike, Kürdistan’ýn dört parçasýný ilhak eden bölge gericiliðinin, toplumsal devrimlerle karþý karþýya olmasýdýr. Devrimin bu büyük basýncý altýndaki bölge gerici ülkeleri, Güney halkýnýn özgürlük yolunda attýðý her adýmla büyük sarsýntýlar geçiriyorlar. Suriye, bu gerçeði, Quamýþlo ayaklanmalarýyla yaþadý. Ýþte bu nedenle Talabani ve Barzani, gözden düþecekleri günü azgýn bir iþtahla bekleyen düþmanlarla çevrilmiþ durumda. Irak’ta iþgale karþý bir halk savaþýna büyüyen direniþin Kürt halkýnda yarattýðý sempati, Barzani-Talabani’nin bir diðer talihsizliði. Ýþgalin yarattýðý büyük öfke, yoksul Kürt kitlelerini de sarýyor. KDPKYB, Kürt halký üzerindeki tüm denetimlerini kaybetme sorunuyla karþý karþýya. Ýþte, tüm bu talihsizlikleri aþmanýn

yolu, Talabani ve Barzani’nin Kerkük’ü ulusal bir sorun haline getirmesidir. Bu sayede, ekonomik güçlerini arttýracaklar; bir yandan Baðdat’taki kurtlara karþý pazarlýk kozu elde edecekler, diðer yandan, bu güçle iþbirlikçilik yarýþýndan, ABD için gözden çýkarýlamayacak hale gelecekler. Dahasý, ABD desteðini aldýklarý oranda, bölge gericiliðinin azgýnca iþtahýndan kendilerini kurtarmýþ olacaklar. Ve en sonu, direniþin yarattýðý sempatiye kapýlan yoksul kitlelerine, “iþte refah ve kurtuluþ Kerkük’te” diyebilecekler. Bir ulusun özlem ve talepleri, burjuva hesaplarý içinde, böylesine rezilce kullanýlacaktýr. Kerkük, Kürt halkýnýn hakkýdýr. Ama Talabani-Barzani’nin elinde bu kent, emekçiler arasýnda yýllara yayýlacak bir boðazlaþmanýn yaþanacaðý mayýn tarlasý halini alýyor. Daha þimdiden, Kerkük’te örtülü bir iç savaþ yaþanýyor. Taraflar, sürekli olarak suikastlerle yöneticilerini kaybediyorlar. Ýþin içinde Türkiye, Ýran, gerici Arap gruplarý ve elbette ABD-Ýsrail var. Ulusal Bakýþla Sýnýrlý Kavganýn Sonuçlarý Bir kez daha görülüyor ki, salt ulusal bakýþ açýsý, burjuva dünyanýn rezilce hesaplarýna alet olmaktan kurtulamaz. Güney Kürdistan’ýn iþaret ettiði gerçeklik, ulusal sorunu sýnýfsal bir temelde derinleþtirmeden çözümün mümkün olmadýðýdýr. Güney Kürdistan halkýnýn gerçek müttefikleri, kendi burjuvalarý ve emperyalist iþgalciler deðildir. Böyle bir ittifak onlarý, bugüne kadar kanla kazandýklarýnýn, yine kanla kaybedilmesine doðru sürüklüyor. Oysa bugüne kadar, bölgenin toplumsal devrim dinamiklerinin yardýmýyla biraz olsun nefes alabildiler. Ýþgale karþý ayaklanan Irak halkýnýn yarattýðý büyük baský olmasaydý, Güney Kürdistan halký bugün, onu silahsýzlandýrmaya kalkýþanlarla savaþýyor olacaktý. Yine, bölgenin gerici hükümetleri, toplumsal devrim ve ayaklanma korkusuyla güçten düþmüþ, yýpranmýþ olmasalardý, Güney halkýnýn on yýldan fazla süredir ayakta tuttuklarý özerklik, kanla boðulma tehlikesini yaþýyor olurdu. Güney Kürdistan halký, Irak’ta iþgale karþý geliþen direniþte yerini almadýkça; bölge ülkelerinin toplumsal devrim güçleriyle omuz omuza bir dayanýþma içine girmedikçe ve bütün bunlarý yapabilmek için Talabani ve Barzani de somutlaþan burjuva partilerle kopuþ yaþamadýkça, kendi “makus talihi”ni yenemez. Ayný þekilde, bölge ülkelerinin proletaryasý, Güney Kürdistan halkýnýn ulusal özlemlerini çeþitli yollardan boðmaya çalýþan kendi burjuvalarýna karþý tutarlý bir savaþým vermedikçe, “Federasyonu tanýrýz” sözlerinin arkasýndaki kanlý hesaplarý ve ikiyüzlülüðü teþhir etmedikçe, Güney Kürdistan halkýnýn güven ve desteðini hak etmiþ sayýlmaz. Unutmayalým, Güney halký karþýsýnda sergilenen tutarlý duruþ, Kuzey Kürdistan halkýnýn da güvenini kazanmaktýr.ˆ

7


yen bütün faktörlerin durumunu, konumunu açýklamaya yarayan olgulardýr. DEP’lilerin býrakýldýðý gün, AB Ýlerleme Raporu hazýrlayýcýlarýnýn Ankara’da bulunuþu, ilk anda bu tahliyelerin, AB’yi etkileme jesti olduðu izlenimi yarattý. Fakat, böyle bir jest, çoðunlukla yapýldýðý gibi, sessizlik içinde, fazla gürültü çýkarmadan yapýlýrdý. Oysa, daha haber duyulur duyulmaz, bir çok medya kanalýna, bunun Kürt sorunu açýsýndan bir “devrim” olduðunu döne döne açýklayan burjuva yazarlar doluþtu. Dahasý, içeriden çýkanlarýn her sözü, her hareketi birinci haber oldu. R.T.Erdoðan’ýn, tahliyelere iliþkin ilk sözü: “Barýþý bozacak giriþimler umarým olmaz” biçimindeydi. Çok açýk, herkesin görebildiði gerçek, bu ilk tepkilerde somutlaþtý. Mesaj, AB’ye deðil, Kürt halkýnaydý. Tahliyeleri gündeme getiren AB Ýlerleme Raporu deðil, Kürt halkýnýn ayaklanmasýndan korkan tekelci burjuvalarýn yeni taktik giriþimleriydi. Bu yeni taktiklerin ne olduðuna geçmeden önce, tekelci burjuvaziye ardý ardýna bu adýmlarý attýran esas geliþmeyi, 1 Haziran ateþkesin sona erdirilmesi çaðrýsýný ele almak gerekiyor.

SOÐUTMA TURLARI Haziran ayý sýcaklarý “mevsim normallerinin üstünde” seyrediyor. Politik arena da öyle. Ýþçi hareketinin Mayýs çýkýþý, NATO Zirvesi hareketliliði, derken, Haziran ayýnýn ilk yarýsýna damgayý, ulusal hareketteki geliþmeler vurdu. 1 Haziran’la birlikte Ulusal Kurtuluþ Hareketi (UKH)’nin ateþkes kararý kalktý, operasyon ve çatýþma haberleri ardý ardýna geldi. Derken, bir sabah erken, devlet televizyonu TRT’den, Kürtçe sözlü Türk haberleri dinledik. Gün akþama ulaþtýðýnda bu kez, on yýlý aþkýn süredir kilit altýnda tutulan eski DEP’li vekillerin cezaevinden çýkýþýný, bir çok kanalda ayný anda canlý yayýnda izledik. Ýçeriden çýkanlardan ilk görüntü ve sözlü demeci almak için yarýþan burjuva tekelci basýnýn telaþý kadar, Kürt halkýnýn kendi vekillerini cezaevi önünde sahiplenip yüceltmesi de görülmeye deðerdi. Kuþkusuz, içeriden çýkan o dört insan, onca sevgi ve ilgiyi fazlasýyla hak etmiþlerdi. Sistemin ve devletin bu konularda, her zamanki politik tavrý bilindiði için, pek az kimse “hak-hukuk-adalet yerini buldu” diye sevindi. Kürtçe yayýn, neredeyse 2 yýldýr kaðýt üzerinde yasalaþmýþtý ama, tekelciliðin esas egemenlik aygýtý olan bürokrasi, kendi karanlýk koridorlarýnda bu yasayý boðmuþtu. Kürtçe yayýn dolayýsýyla, bir kez daha anlaþýldý ki, meclis ve parti hiçbir þeydir, TRT binasýnýn alt katlarýndaki herhangi bir büro ise, her þey. Ayný görüntüleri, DEP’lilerin tüm yargýlama süreci boyunca defalarca gördük. 94 yýlýnda yaka paça gözaltýna alýndýklarýnda, parlamentonun aslýnda hiçbir þey olmadýðý kanýtlanýyordu. AÝHM, Zanalarýn lehine olan kararýný 2002 yýlýnda vermiþti. Dönemin “hukuku”, bu karara uymayý gerektiriyordu. Ama, tekelci burjuvazinin asýl egemenlik aracý “hukuk” deðil, devlet bürokrasisidir. Hukuk, sert sýnýf mücadelelerinin sonuçlarýna göre biçim alýr. Kürtçe yayýn ve DEP’lilerin serbest býrakýlmasý, hukuki yönden deðil, sýnýflar mücadelesine özgü, bu mücadeleyi etkile-

8

Zor Rolünü Nasýl Oynuyor? Devleti ve tekelci burjuvaziyi ardý ardýna, alelacele adýmlar atmaya yönelten sürecin 1 Haziran’la baþladýðý söylenebilir. Fakat bütün sürecin tek belirleyeni, ateþkesin bozulmasý kararý deðil. Bu karar, öylesine özgün bir politik ortamda ortaya çýktý ki, karar sahiplerinin deklare ettikleri sýnýrlý taleplerin çok daha ötesinde bir gücü harekete geçirebilirdi. Bu gücü oluþturan, politik ortamý böylesine patlayýcý konuma getiren, iç ve dýþ geliþmeler nelerdi? Ýç etkenlerin baþýnda, iþçi ve emekçi hareketinde görülen hýzlý yükseliþ var. Ýþsizlik ve aðýr sömürü koþullarý, en tuzu kuru iþçilerde bile hoþnutsuzluðu had safhaya getirmiþ, grev, direniþ, vb. eylemler, sistem için büyük tehlikeler barýndýran bir hal almaya baþlamýþtý. Tekellerin sözcüleri, her fýrsatta, iþçi grevlerinin bütün bir rejim için ne kadar tehlikeli olduðunu dile getiriyor ve devletten bu konuda en sert tedbirleri talep ediyorlardý. Ama sistemin tedbirleri bir iþe yaramadý. 1 Mayýs’ta Taksim tartýþmalarý, NATO Zirvesi’ne karþý, baþta iþçi sýnýfý olmak ü-


zere tüm emekçi kesimlerde görülen yaygýn hareketlilikler, kitleleri politik eylem alanlarýna taþýyordu. Bu haliyle emekçi hareketi, politik bir yükseliþe iþaret ediyordu. Ateþkesi bozma kararý, bu politik yükseliþin üzerine geldi. Bir diðer iç etken, son birkaç yýlda Kürt halký içinde belirginleþen iki farklý eðilimin varlýðýdýr. Birinci eðilim, uzlaþma, düzenle barýþ ve parlamenter yola sunulan destektir. Ýkinci eðilim ise, bu yolun dýþýna çýkmaktýr. Ýkincisinin gücünü ve varlýðýný anlamak için, son iki seçimde Kürdistan’da ortaya çýkan boykot oranlarýna bakmak yeterlidir. Barýþ ve düzenle uzlaþma rolünü reddeden halk kitleleri, son iki seçimde hiçbir partiye ve DEHAP’a da destek vermeyerek, bu tavýrlarýnda kararlý ve bilinçli olduklarýný ortaya koydular. Ateþkes’in sona ermesi, Kürt halkýnýn, uzlaþma yolunu reddeden en yoksul kesimlerinin, ulusal hareket içinde yeniden etkin-egemen duruma geçmesinin önünü açacaktýr. Ýç etkenler kadar önemli olan dýþ etkenlerin baþýnda, Güney Kürdistan’daki geliþmeler var. Güney Kürt halký, Baðdat’la, dahasý ABD’yle iliþkileri koparma noktasýna geldi. BM’de kabul edilen son Irak kararý, Kürtlerin özerkliklerini ortadan kaldýrmakla kalmýyor, bölgenin gerici ülkelerini, bu topraklara askeri müdahale konusunda serbest býrakýyor. Güney Kürdistan halkýyla ABD arasýnda güvensizlik duvarý örüldü. Bu durum, Güney Kürdistan halkýnýn baðýmsýzlýðý uðruna, Baðdat’taki kukla hükümetle ve iþgal güçleriyle çatýþma olasýlýðýný artýrýyor. Bugüne kadar, güney Kürt halkýný kaybetmemek için Türkiye’nin bölgeye asker göndermesini engelleyen ABD, çatýþma durumunda Türkiye’yi devreye sokmaktan kaçýnmayacaktýr. Þimdi bu olasýlýk, her zamankinden daha güçlü. Türkiye, kendi sýnýrlarý içinde olan Kuzey bölgesini güvence altýna almadan, güneyde bir askeri müdahaleye giremez. Güney halkýnýn fiilen yaþama geçirdiði Kürdistan düþü, Suriye’deki Qamýþlo ayaklanmasýnda olduðu gibi, Kürt halkýnýn yüzlerce yýllýk özlemlerini harekete geçirmeye yetiyordu. Tam da bu kavþakta, Kuzey’deki ateþkesin bozulmasý, Türkiye’nin bölgeye iliþkin tüm plan ve hedeflerini de bozdu.

1 Haziran kararýný hazýrlayan etkenlerden biri de UKH içindeki geliþmelerdir. AB’nin “terör örgütü listesi”ne alýnmak, Türkiye’nin AB’ye giriþ sürecine baðlanan umutlarda büyük kýrýlmalara yol açtý. Buna ek olarak, yukarýda deðindiðimiz, Kürt halký içinde þekillenen iki farklý eðilim, UKH içinde tasfiyelere kadar varan tartýþmalara neden oldu. Ateþkesin sona ermesi, örgütsel alana yansýyan bu farklý eðilim ve tartýþmalarý dengelemek gibi bir göreve de sahip. Bütün bunlar, 1 Haziran ateþkesin sona erdirilmesi kararýný, kendi dar hedeflerinin ötesine taþýyan etmenlerdir. Kararla birlikte Kürt halkýnýn yeni serhýldanlarý için uygun iklim oluþur, Türkiye iþçi sýnýfýnýn yükselen pratik hareketi ile birleþirse, olaylar yalnýzca ABD ve Türkiye’nin bölgeye iliþkin tüm plan ve hedeflerini zorlaþtýrmakla kalmaz, iþbirlikçi tekelciliði temelinden sarsardý.

DEHAP’a Biçilen Misyon Tekelci burjuvalarýn Kürt halkýnýn ayaklanma tehlikesi karþýsýnda uygulamaya koyduðu yeni taktikler, esasýnda eski ve bilinen taktiklerdir. En önemli sorunlarý hasýraltý edip, önemsiz kýrýntýlar üzerinde katý ve tavizsiz görünerek dünya kadar yaygara kopardýktan sona bu önemsiz kýrýntýlarý sanki çok önemli deðiþimlermiþ gibi kitlelere sunmak. Ayný taktik yýllar önce Özal-Demirel-Ýnönü üçlüsü ile denenmeye giriþilmiþ ancak baþarý saðlanamamýþtý. Tekelci partiler ayný rolü bir kez daha oynamaz, inandýrýcý olamazlardý. Bir süredir burjuvazi tarafýndan hazýrlanan A.Melik Fýrat gibi aktörler de Kürt halkýna güven vermiyordu. 1 Haziran sonrasý, Kürt halkýnýn devrimci araç ve zor yöntemlerine yeniden yönelmesini engelleyebilmek, politika arayýþlarý sürerken iki dikkat çekici açýklama oldu. Birincisi, Diyarbakýr Büyükþehir Belediye Baþkaný O.Baydemir’e ait. Ateþkesin bozulmasýndan 5 gün sonra Baydemir, yüzbinleri geçen bir kalabalýða, Diyarbakýr Kültür Festivali’nde; “Artýk bu þehirde isyan devri bitti” diye sesleniyordu. Ýkincisi, Milliyet gazetesi Washington muhabiri, Yasemin Çongar’a ait. Adeta Pentagon’un sözcüsü gibi çalýþtýðý için, en büyük emperyalist efendinin politik mesajlarýný kendi köþesinde aktaran bu yazar, 7 Haziran günü, ABD’li yöneticilerin konuya iliþkin düþüncelerini dile getirdi. Söz konusu yazýda, hiçbir zaman adý belirtilmeyen yetkili ABD’linin, hala hapiste tutulan DEP’lileri kastederek, bu dönemde silah içermeyen eylemlerin ne denli yararlý olduðunu söylediði aktarýlýyor. ABD, çok sýkýþýk durumda olan iþbirlikçisine yol gösteriyor, Kürt halkýný serhýldanlardan uzak tutmak için, DEHAP’ý eleþtirin diyor. Bu manevrada tamamlanmasý gereken eksik bir yön vardý. Mevcut parti yönetimi, Kürt halkýnýn denetimini, kontrolünü baþarabilecek otorite ve sempatiden yoksundur. DEP’lilerin tahliyesi, bu arayýþ içinde geldi. Halkýn gözünde kahraman olmuþ bu insanlar, serhýldanlarý gündeme getiren ortamý yumuþatýrlar umudu ve beklentisiyle serbest býrakýldýlar. Tekelci burjuvazi, ihtiyaç duyduðu demagojiyi sürdürebilmek için, DEHAP’ýn önünü açýyor. Fakat devlet, bu partiye hiç-

9


bir zaman güven duymaz. Bu nedenle, kapatma davalarý, soruþturmalar ve tutuklamalar ve DEHAP üzerindeki tehdidini sürdürmeyi ihmal etmiyor. DEHAP, UKH’ne ateþkesi sürdürme çaðrýsý yaptý, ancak UKH bu çaðrýya olumsuz yanýt verdi. Þimdilik rejim, beklediði sonucu alamadý, fakat tahliye olan DEP’lilerin bölge turunda dile getirdikleri “barýþ” mesajlarýndan memnun görünüyorlar. Ne de olsa halk, kahramanca karþýladýklarý vekillerini görebilmek için meydanlarýný doldururken, UKH ise, bu meydanlarda dile gelen “ateþkes” mesajlarýna kulak týkýyor izlenimi doðuyordu.

Ýnceldiði Yerden Kopacak mý? Bütün bu geliþmeler, UKH saflarýnda nasýl yanký buldu? Gündem gazetesinde yer alan bir yazýnýn, sýcaðý sýcaðýna konuyu nasýl deðerlendirdiðine bakalým. 11 Haziran tarihli yazýda, gerçek amacýn kitle örgütlerine bir rüþvet olduðu, bu yolla; “Kürt demokrasi hareketinin altýný boþaltma, gereksizleþtirme, söylem ve argümanlarýný tekele alarak kitlelerin nefret ve tepkisini kazanmýþ bir yapý haline getirme gibi bir arayýþý var… Gerekli tedbirleri almak çok önemli.” Amaca iliþkin deðerlendirmeyi paylaþmamak mümkün deðil. Fakat asýl önemlisi, gerekli tedbirlerin nasýl alýnacaðý konusunda netliktir. Emperyalizmin desteði ve yol göstericiliðinde devlet, kitle örgütlerini, Kürt halkýný devrimci araç ve zor yöntemlerinden uzak tutabilmek için, kullanmak yoluna girdi. Fakat, kitle örgütlerine yüklenen bu misyon, serhýldansýz savunma taktiðinden güç alýyor. Bu taktik tavra göre, geniþ halk kesimleri, silahlý savaþýn

tarafý deðil, adeta arabulucusu konumuna düþürülüyor. Bu haliyle zor, uzlaþmaya varmanýn bir aracý haline getirilirken, emekçi kitleler ile devrimci zor yöntemleri arasýndaki iplik inceliyor. Kitlelerin ayaklanmasýna doðru yönelmeyen her zor yöntemi, belki bir aþamadan sonra tecrit olma riskiyle her zaman karþý karþýyadýr. Öyleyse, alýnacak ilk tedbir, zor yöntemlerini uzlaþmanýn bir aracý olmaktan çýkarmak, bu yöntemi serhýldanlarla bütünleþtirmektir. “Demokratik söylem ve argümanlarýn devletin tekeline girmesi” nasýl önlenebilir? Bu demokratik talepler, tek tek ve esas çözümden uzak kýrýntýlar düzeyinde ele alýndýðý sürece, bu geliþmeyi önlemek mümkün olmaz. Çünkü, dünyada hiçbir reform talebi yoktur ki, iktidarýný kaybetme tehlikesi karþýsýnda burjuvazi tarafýndan kabul görmesin. Ve kitleleri uyutmak, uyuþturmak için kullanýlmasýn. Reformlar, tek tek deðil, bütün içinde ele alýnýp devrimci iktidar hedefine baðlandýðýnda, ancak bu yolla burjuvazinin tekeline geçmek tehlikesi bertaraf edilebilir. UKH, þimdilik ateþkes çaðrýlarýna olumsuz yanýt vererek, yoluna devam etmekte. Kaldý ki, bu aþamada ateþkes mümkün deðil. Hatýrlanacaktýr, 1998’de ilan edilen ateþkes, ancak 1 yýl sonra bütün silahlý güçler sýnýrýn ötesine, Güneye çekilerek iþlerlik kazanabilmiþti. Silahlý gruplar, Kuzeyde kaldýðý sürece, ateþkesi uygulamak mümkün deðil. Oysa þu an Güneye yeniden geri çekilmek, kapana yeniden girmektir. Son BM kararýyla Güney topraklarý UKH için, ABD, Türkiye ve KDP-KYP tarafýndan çevrilen tehlikeli bir kapan halini aldý. UKH, güçlerini korumak için Kuzeyde kaldýðý sürece, ateþkes sadece sözde kalacaktýr.ˆ

“Ayaklanma Ýçin Can Atýyoruz” Bu baþlýðý okuyan her okurun aklýna gelebilecek ilk þey, böyle bir söylemin bir devrimcinin ya da politik bir insanýn söylemi olabileceðidir. Biz de, NATO’yla ilgili Mücadele Birliði’nin çýkardýðý bildirilerinin daðýtýmýna gitmeseydik, ayný þekilde düþünürdük. Evet, bu söylemi, bildiri daðýttýðýmýz Kadifekale semtinde 50-60 yaþlarýnda bir insan söyledi, sadece onun da deðil bu söylem. Bildirileri daðýttýðýmýz 2 saat boyunca, kimisi yanaþýp neler yapmasý gerektiðini soruyordu; kimisi de, kendiliðinden bir bilinçle, ama ortalama solun dahi ifade edemediði ayaklanma ve isyan çýðlýklarý atýyordu. Çýðlýk diyorum, çünkü bu sözler had safhaya ulaþmýþ bir öfkenin sonuçlarý olarak aðýzlarýndan çýkýyordu. Bir teyze, yalvarýrcasýna yanýndakilere isyan etmeleri gerektiðini, baþka hiçbir biçimde iþ bulamayacaklarýný söylüyor. Yaþlý olan 50-60 yaþlarýndaki amca, hastalanan çocuðuna, her yere baþvurmasýna raðmen ilaç alamamasýndan sonra bir çok þeyin farkýna vardýðýný söyleyip, “ayaklanmak için can atýyoruz” diyordu. Hayatlarý boyunca çektikleri acýlardan yýlmayan yaþlý insanlar bile ayaklanma ve isyan etme düþüncesine sahipse, gelecek için hiçbir güvencesi olmayan gençler kimbilir ne haldedir? Hemen gözlemlerimizi söyleyelim; en küçük bir ayaklanma giriþimine, þayet gördüðümüz öfkeyle girerlerse -ki kapitalizm onlarýn sorunlarýna bundan sonra çözüm bulacak güçte olmadýðýna göre bu öfke daha da artacaktýr- bu öfke kapitalizmden eser býrakmayacaktýr. Gördüðümüz gençleri, Ýzmir’de yapýlacak olan NATO karþýtý mitinge çaðýrýyoruz. Bir çoðu bize “geliriz; oradan da ayaklanma baþlatýrýz” diyordu. Tüm yoldaþlara çaðrýmýzdýr, emekçilerin arasýna bir an önce gidin. Hem de hiç vakit kaybetmeden, emekçi semtlerinden öfkeyi örgütleyin. Ýnanýn, hemen hepsinin beklediði tek þey, küçük bir kývýlcýmýn çakmasýdýr. Bizler, o bekledikleri kývýlcým olabiliriz. Aksi takdirde, her türlü reformist-oportünist yapýlar daha önce olduðu gibi, yine bu öfkeyi boþaltacak perspektifleri onlara sunup, kafalarýný bulandýrabilirler. Mücadele Birliði Okuru Kadifekale/Ýzmir

10


“ANTEP’TEN LENÝNÝSTLER”E “Antep’ten Leninistler”in, derginizin 18. sayýsýnda yayýnlanan mektubunu büyük bir heyecanla okudum. Çünkü leninistlerin sloganlarýnýn Adýyaman sokaklarýnda aradan geçen uzun yýllardan sonra tekrar yankýlanmasý çok önemli bir geliþmedir. Antepli Leninistlerin Adýyaman’a gidip orada Leninist sloganlar atmalarý, Leninist Parti’nin varlýðýný Adýyaman iþçilerine ve yoksul köylülerine hissettirmeleri, bir kitle eylemine katýlmanýn çok ötesinde bir anlam taþýyor. Antepli Leninistlerin Adýyaman mitingine katýlýrken bunun öneminin bilincinde olduklarýndan þüphemiz yok. Yine de, attýklarý adýmýn öneminin kendilerinin düþündüðünün çok ötesinde olduðunu biliyorum, heyecanýmýn nedeni bu. Atýlan bu adýmýn önemi nereden geliyor? Kýsaca söylersek Adýyaman iþçilerinin ve yoksul köylülerinin Leninist Parti

tarihindeki yerlerinden diyebiliriz. Baþka bir ifadeyle, Leninist Parti ile Adýyaman iþçi ve yoksul köylülerinin geçmiþteki çok sýký iliþkilerinden ileri geliyor. Antep gibi, Adýyaman iþçilerinin ve yoksul köylülerinin Leninist Parti tarihinde özel bir yerleri vardýr. THKO’nun önderlerinden Sinan Cemgil ve yoldaþlarýnýn gerilla hareketini baþlatmak için Adýyaman yöresini, Nurhak Daðlarýný seçmeleri boþuna olmadýðý gibi, rastlantý da deðildi. Bu, THKO’nun mücadelenin baþýndan beri Adýyaman yöresinin iþçilerine ve yoksul köylülerine dayanmasýnýn bir sonucuydu. Deniz Gezmiþ, Sinan Cemgil ve yoldaþlarý THKO’nun ilanýna giden süreçte Malatya ve Adýyaman yöresinin iþçileri ve yoksul köylüleri arasýnda sýký bir örgütlenme faaliyeti yürütmüþlerdi. Adýyaman iþçileri ve yoksul köylüleri kendilerine verileni fazlasýyla geri verdiler. THKO’yu bütün güçleriyle destek-

lediler. Ama kendilerini bütün varlýklarýyla ortaya koymalarý THKO-MB ve TKEP döneminde oldu. 70’li yýllarýn ortalarýndan itibaren Adýyaman iþçi ve yoksul köylüleri, yediden yetmiþe bütün varlýklarýyla Partinin ve devrimin hizmetine girdiler. Parti için hiçbir özveriden kaçýnmadýlar. Her þeylerini Parti ve devrime adadýlar. Bu dönemde Parti Adýyaman ve yöresinde büyük bir devrimci güce dönüþtü. Adýyaman iþçileri ve yoksul köylüleri bununla da kalmadýlar. Aralarýndan politik bakýmdan en geliþmiþ olanlarý Ýstanbul gibi sanayi kentlerine göndererek oralarda Parti’nin geliþmesini saðladýlar. Ne var ki, 80’li yýllarýn sonlarýnda Parti merkezinin reformist çizgiye kayarak devrimci mücadeleden vazgeçmesi üzerine Parti’den uzaklaþtýlar. Reformist “Merkez”in engellemesi nedeniyle uzun yýllar boyunca ya Leninist Parti’nin varlýðýndan haberdar olmadýlar ya da reformist “Merkez”in kendilerine aktardýðý yalan yanlýþ bilgilerle hareket etmek durumunda kaldýlar. Antepli Leninistlerin giriþimi yeni bir sürecin baþladýðýný gösterdi. Adýyaman iþçileri ve yoksul köylüleri, uðruna her þeylerini feda ettikleri Parti’nin þimdi Leninist çizgide olduðunu görme olanaðýna kavuþtular. Duymayý özledikleri “Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Her Þey Emeðin Olacak” sloganý, artýk Adýyaman sokaklarýnda yankýlanýyor. Geçmiþte Adýyaman iþçileri ve yoksul köylüleri sanayi iþçilerini örgütlemek için büyük þehirlere gidiyorlardý. Þimdi, sanayi þehirlerinin komünistleri onlara ellerini uzatýyorlar. Adýyaman’ýn iþçileri ve yoksul köylüleri uzatýlan bu komünist elleri tutmayý bileceklerdir. Y.E.MÜCADELE BÝRLÝÐÝ OKURU

11


NATO Toplantýsý Yapýldý: HALKLARA YENÝ SALDIRILAR GÜNDEMDE

DEVRÝMLERÝ YÜKSELTELÝM Emperyalist haydutlarýn Ýstanbul “NATO Toplantýsý”, arkasýnda komünist ve devrimci güçler tarafýndan ele alýnmasý gereken birçok soru ve sonuç býrakarak bitti. Bütün soru ve sonuçlarý doðru bir þekilde yanýtlayýp tahlil edebilmek için, her þeyden önce NATO’nun varlýk nedeni ve amacý doðru bir þekilde tespit edilmelidir. Çoðu sosyal reformist cevre ve ortalama sol hareketler, Varþova Paktý’nýn daðýtýlmasýyla, NATO’nun varlýk nedeninin de ortadan kalktýðý düþüncesine kapýldýlar ve dindarca dileklerle, NATO’nun kendini daðýtmasýný beklediler. Bu çevreler, bugün de ayný gerekçeyle NATO’nun varlýk nedeninin kalmadýðýný yazýp duruyorlar. Bu yüzeysel yaklaþým NATO’nun ortaya çýkýsýný ve bugünkü varlýðýnýn gerçek nedenlerini anlamaktan ve açýklamaktan çok uzaktýr. Varþova Paktý’nýn varlýðý, NATO’nun kuruluþunun gerçek nedeni deðildir. NATO’nun ortaya çýkýsýnýn gerçek nedeni komünizme karþý savaþtýr. Bu neden, NATO’nun Varþova Paktý’nýn daðýlmasýndan sonra varlýðýný sürdürmesini de açýklýyor. Komünizme karþý savaþmak üzere kurulmuþ olmasý, NATO’nun bütün karakterine ve amacýna damgasýný vurmuþtur. W. Bush, bu gerçeði su sözlerle ifade etti: “Bu yüzyýlda ise NATO, gizliden gizliye oluþan ve huzurlu semtlerimize aniden þiddet yaðdýran yeni tür tehditleri önlemek amacýndadýr. Atlantik’in her iki yakasýndan bazýlarý NATO’nun artýk bir misyonu kalýp kalmadýðýný sorguladýlar. Bu büyük misyonu görebilmek için sadece

12

gözlerini açmalarý yeterli.” Gerçekten de öyle. Ýnsan gözlerini açýp etrafa söyle bir baktýðýnda, bütün dünyada geliþen devrim hareketinin burjuva semtlerin huzurunu kaçýrdýðýný görecektir. Avrupa ve ABD dahil dünyanýn hiç bir yerinde burjuvazi artýk kendini “huzur ve güvende“ hissetmiyor. Ýkibinli yýllarý “Ayaklanmalar Yüzyýlý” olarak tespit eden emperyalistler, bir savaþ örgütü olarak NATO’ya bu ayaklanmalarý bastýrma misyonunu yüklemiþlerdir. Burjuva dünyasý için bundan daha önemli bir þey olamaz ve tam da bu yüzden, Bush “Bu büyük misyon…”dan söz ediyor. NATO’nun misyonu, dünya komünist devrimini önlemek, emperyalist-kapitalist sistemi proletaryanýn ve ezilen halklarýn devrim tehdidine karþý savunmaktýr. Bu misyon, kuruluþundan bu yana deðiþmemiþtir. Ne var ki, misyonu deðiþmemekle birlikte, deðiþen dünya koþullarý, NATO’yu da yeniden yapýlanmaya, yeniden organize olmaya zorlamýþtýr. Emperyalist devletler ve dolayýsýyla NATO açýsýndan iki büyük deðiþim meydana gelmiþtir. Birincisi, geçmiþte Sovyetler Birliði’nin varlýðý nedeniyle her yere istediði gibi müdahale edemeyen NATO, Sovyetler’in ve Varþova Paktý’nýn daðýlmasýndan sonra bu konuda kendini daha serbest görmeye baþlamýþtýr. Ýkincisi, hiç beklemediði þekilde dünya komünist devriminin özellikle 90’lý yýllarýn ortalarýndan itibaren geliþmeye baþlamasý, dýþ savaþlara göre þekillenmiþ örgütsel yapýsýný iç savaþlara uygun hale getirmek zorunda býrakmýþtýr kendisini.

Emperyalistlerin bu amaç ve yönelimini “NATO Toplantýsý Sonuç Bildirisi“nde görmek mümkün. Bildiride “NATO’nun deðiþen stratejik ortama ayak uydurabilmek için askeri yeteneklerini dönüþüme tabi tuttuðu, NATO kuvvetlerinin daha hýzlý konuþlanabilir ve kullanýlabilir hale getirilmesi için dönüþümün sürdürülmesi ve operasyonel yetenekleriyle usullerin daha da güçlendirilmesi hedefine baðlýlýðýn devam ettiði” kaydedilmiþ. Bu sözlerin anlamý son derece açýk. NATO, artýk devrim hareketinin geliþtiði her yere daha hýzlý müdahale etmek ve konuþlanmak için operasyonel yeteneklerini ve savaþ yöntemlerini deðiþtirip güçlendiriyor. Þu gerçeðin de altýný çizelim: bu, NATO için yeni bir durum deðildir. Aksine, 90’lý yýllarýn ortalarýndan beri NATO, askeri yapýsýný ve örgütlenmesini bu yönde yeniden þekillendirmeye çalýþýyordu. Zaten, sonuç bildirisinden bu yönelimin yeni olmadýðý rahatlýkla anlaþýlýyor. Neden Türkiye? Emperyalistlerin ve onlarýn savaþ örgütü olarak NATO’nun ortaya koyduðumuz yönelimi, hem amaçlarýný, hem de attýklarý ve atacaklarý her adýmý açýklýyor. Sosyal reformistler ve sýð düþünce sahipleri, Sovyetler’in ve Varþova Paktý’nýn daðýlmasýyla NATO’nun varlýk nedeninin ortadan kalktýðýný sanadursunlar, emperyalistler ve NATO, kendilerine yönelik tehdidin çok daha büyüdüðünü tespit ediyorlar. Sonuç bildirisinde yer alan “Tehditler geçmiþte olduðundan çok daha geniþ bir coðrafyadan kaynaklanýyor” sözle-


ri bunu kanýtlýyor. Bu tespit, emperyalistler ve NATO açýsýndan son derece doðrudur. Nedir bunun anlamý? Kýsaca þudur: Dünya proletaryasýnýn ve ezilen halklarýn emperyalizme ve kapitalizme karþý savaþlarý, geçmiþte olduðundan çok daha geniþ bir coðrafyaya -hatta tüm yeryüzüne- yayýlmýþtýr. Bu yüzden, varlýk nedeni ve kuruluþ amacý komünizme karþý savaþ olan NATO, emperyalistlere geçmiþte olduðundan çok daha fazla gerekli hale gelmiþtir. Ama bu ayný gerekçe, dünya komünist devriminin geliþmekte olduðunu da ifade ediyor. Toplantý yerinin Türkiye olarak seçilmesi rastlantý olmadýðý gibi, ancak bu amaç ve yönelimle izah edilebilir. Emperyalist devletlerin çok önem verdikleri NATO toplantýsýný devrim yangýnýnýn her tarafý kapladýðý Ortadoðu’da bir ülkede yapmalarýndan daha doðal ve akla uygun bir þey olamaz. Türkiye, bu iþ için Ortadoðu’da en uygun devletti. Çünkü bir yandan iþbirlikçi burjuvazi ve faþist devlet emperyalistlerin bir dediðini iki etmeyen bir yapýda ve her emre amade bir haldedir, diðer yandan Türkiye tekelci kapitalizmi, proletaryanýn ve ezilen halklarýn güçlü bir devrim hareketiyle karþý karþýyadýr. Bu nedenlerle, NATO’nun Ortadoðu’daki aðýrlýk merkezinin Türkiye’ye kaydýrýlmasý son derece doðaldý. Toplantýnýn Türkiye’de yapýlmasýna emperyalistlerin Türkiye’yi savaþa çekme isteðiyle açýklamak son derece sýð bir yaklaþým olur. Türkiye’nin Irak’ta ya da baþka herhangi bir yerde savaþa çekilmesi için toplantý yeri olarak seçilmesine gerek yoktur. Türkiye, Bosna’dan Afganistan’a kadar istenilen her yerde zaten savaþa girmiþtir. Ancak emperyalistlerin, Türk tekelci burjuvazisinin arkasýnda olduklarýný göstermeye; devrim güçlerine ve Ortadoðu’da ilhak etmek istedikleri devletlere gözdaðý vermeye ihtiyaçlarý vardý. Emperyalist haydutlarýn Türkiye’de, üstelik devrimin en çok geliþtiði Ýstanbul’da yaptýklarý toplantý ayný zamanda Türkiye ve Ortadoðu halklarýna karþý bir gövde gösterisiydi. ABD’nin zeka yoksunu baþkaný, Suriye ve Ýran’ý açýktan tehdit ederek bu gerçeði kanýtladý. Ýran ve Suriye ile birlikte diðer Ortadoðu devletlerini tehdit etmek için yer olarak Türkiye’nin seçilmiþ olmasý son derece anlamlýdýr. Türkiye, hem kalabalýk ordusu, hem bu ülkelere sýnýr ya da yakýn oluþu, hem de emperyalistlerin önemli bir askeri varlýðýný topraklarýnda bulundurmasý nedeniyle gözdaðý için en

uygun ülkeydi. Emperyalist gözdaðýnýn muhataplarý Ýran ve Suriye ile sýnýrlý deðil. Emperyalistler, özellikle de ABD emperyalizmi, Büyük Ortadoðu Projesi adý altýnda Ortadoðu’daki devletlere farklý biçimlerde müdahale etmenin hazýrlýðýný bir süredir yapýyorlar. Ortadoðu’da geliþmekte olan devrim hareketine ve anti-emperyalist dalgaya engel olmak için bulduklarý çözüm yolu, ipliði pazara çýkmýþ, yýpranmýþ, emekçi sýnýflarýn düþmanlýðýný kazanmýþ, varlýklarý artýk devrimin ve anti-emperyalist mücadelenin geliþmesine neden olan iþbirlikçi iktidarlarý devirip yerlerine yeni, yýpranmamýþ iþbirlikçiler getirmektir. Kuzey Batý Afrika’dan, yani Fas’dan Afganistan’a kadar uzanan coðrafyada bu planlarýný hayata geçirmeye çalýþýyorlar. Bu, Ortadoðu’da devrimin politik çevirme harekatýyla boðulmasý planýdýr. Zekasý mizah dergilerine konu olan ABD baþkaný, “Kuveyt’te, Katar’da, Bahreyn’de, Yemen’de, Ürdün’de, Fas’da reformlar yapýldýðýný görüyoruz. Irak demokrasisinin doðuþu Tahran’a ve Þam’a farklý mesajlar verecektir” derken iþte bu planý açýklamýþ oluyordu. Bu haydut,bu konuya iliþkin ne yaptýklarýný da,“Ýstanbul’da, geniþ Ortadoðu’da reformlarýn ilerletilmesi kararýný aldýk.” sözleriyle ortaya koydu. “Ortadoðu’da reformlarýn ilerletilmesi” yani politik çevirme harekatýyla devrimlerin boðulmasý, þimdilik, bütün emperyalistlerin üzerinde anlaþtýklarý konudur. Henüz anlaþamadýklarý ve üzerinde uzlaþmaya varýp varmayacaklarý belli olmayan nokta,hangi haydudun hangi ganimeti cebine indireceðidir. NATO toplantýsý, emperyalist haydutlarýn aralarýndaki çýkar çatýþmasýný çözüme baðlamadýklarýný; aksine, diplomatik üslubu aþan ifadelerle birbirlerine saldýracak duruma geldiklerini gösterdi. Fakat, sosyal reformistlerin ve sýð düþünce sahiplerinin çok önem verdikleri bu nokta, olsa olsa toplantýnýn ikinci derecede önemli konusuydu. Emperyalist haydutlar, zor yöntemlerini de içeren politik çevirme harekatýnda NATO’ya ve Türkiye’ye önemli bir rol verme arayýþýndalar. Ancak bu konuda henüz bir plan ve politika açýklýðýna sahip olmadýklarý anlaþýlýyor. Fakat þurasý kesin görünüyor ki, emperyalistler zor yöntemlerini de içerecek þekilde hem politik çevirme harekatýyla devrimleri boðmak hem de baðýmlý ülkelerin ilhakýný sonuna kadar vardýrmak için NATO’yu aktif þekilde devreye sokacaklar. Toplantý emperyalist-

lerin bundan sonraki yönelimlerinin bu þekilde olacaðýný kesinleþtirmiþ durumdadýr. Türk tekelci burjuvazisi ise bir yandan kendisine verilecek görevleri yerine nasýl getireceðini hesaplarken diðer yandan bu iliþkilerin kendi topraklarýndaki devrim üzerinde kaçýnýlmaz etkilerini hesaplamaya çalýþýyor. Çünkü emperyalistlerle geliþtirilen iliþkilerin proletaryanýn ve diðer emekçi sýnýflarýn devrimci eylemine yol açtýðýný tecrübelerinden biliyorlar. Sürecin Eylem Dersleri NATO’nun Ýstanbul toplantýsý, emperyalistlerle iliþkilerin devrimci harekete nasýl bir ivme kazandýrdýðýný gözler önüne serdi. Devrimi bastýrmak üzere iç savaþ, sokak savaþlarý ve ayaklanmalara göre yeniden örgütlenmesi NATO’nun her þeye muktedir olduðu anlamýna gelmiyor. Aksine, emperyalist-kapitalist sistemin bütün kurumlarý sistemin kendisiyle birlikte büyük bir cürüme ve çöküþ içerisindedir. Emperyalist-kapitalist sistemin sýçramalý çöküþ sürecine girmiþ olmasý bu durumun kaynaðý ve nedenidir. Son süreç, Türkiye devrimci hareketinin sosyal reformist çevrelerden ayrýlarak eylem birliði yapmasý halinde ne kadar etkili olacaðýný gösterdi. Okmeydaný direniþi bunun baþlý baþýna bir kanýtýdýr. Devrimci güçler geliþtirdikleri devrimci eylemlerle sürece damgasýný vurmuþ, sosyal reformist çevreler ise devrimci güçlerin arkasýndan sürüklenmek zorunda kalmýþlardýr. Burada, devrimci güçlerin eylem birliðinin saðlanmasýnda Mücadele Birliði Platformu’nun çabalarýný ayrýca vurgulamak gerekir. Mücadele Birliði Platformu, devrimci güçlerin güç birliði konusunda günler öncesinden baþlattýðý görüþmelerle bu birliðin oluþumunda etkili olmuþtur. Devrimci güçler bu süreçte, ÖDP’yle, EMEP’le ve diðer sosyal reformist çevrelerle devrimci bir eylemin geliþtirilemeyeceðini olsa olsa semah dönüp zýplanabileceðini gördüler. Ayný süreç, sosyal reformistleri daha ileri noktalara çekmenin de onlardan ayrý devrimci eylemler geliþtirmekle mümkün olacaðýný gösterdi. Devrimci güçler ileri atýldýkça sosyal reformistler ya ÖDP gibi “Tek yol devrim” diye slogan atmak zorunda kalýrlar ya da TKP/SÝP gibi süreçten dýþtalanýrlar. Her iki durum da devrimin geliþimi açýsýndan son derece yararlýdýr. 1 Mayýs’ta Leninistlerin Taksim çaðrýsýna kulaklarýný týkayýp sosyal reformistlerin peþine takýlan devrimci güçler, 1 Mayýs deðerlendirmesini bir de bu yönden; özellikle de Okmeydaný direniþini göz önüne alarak bir kez daha yapmalýlar.ˆ

13


Zindanlarý Yýkacak, ZAFERÝ BÝZ KAZANACAÐIZ!

Remzi Aydýn Ölüm Orucu Eyleminin 378. Gününde Ölüm Orucu Eyleminin 1 Yýlýný Geride Býrakan Remzi Aydýn’ýn Yoldaþýna Yazdýðý Mektubu... Az önce, gök gürültülü bol sulu yaðmur yaðdý. Kapýnýn önüne geçip havalandýrmaya yaðan yaðmuru izledim. Altýnda volta atmayý düþünmedim bile. Bunca günden sonra deli miyim? Sýcak hava yaðmur keyfine diyecek yoktu doðrusu. Hele de gök gürlüyor ya, müthiþ bir fon oluyor. Kimileri korkarmýþ bu gök gürlemelerinde, benimse hoþuma gider aksine. Yine de insan bu yaðmuru izlerken, yoksul semtlerini, gecekondularý düþünmeden edemiyor. Kimbilir kaç evi su basmýþtýr. Kaç ailenin eþyalarý mahvolmuþtur. Bu düzen devam ettiði sürece, bu acýlar, rezillikler devam edecek. Yoksa þu güzelim yaðmurun tadýna varmak için bile bu düzenin yýkýlmasý þart. Düþünüyorum da, insanlarýn büyük çoðunluðunun bu yaðmurdan zevk aldýðý, sevgililerin aldýrmadan el ele yaðmurun altýnda yürüdüðü yaðmurun, karýn felaket deðil bereket olabilmesi, bu sistemde olmayacak. Bunu ancak sosyalizmde insanlarýn gelecek kaygýsýndan kurtulup yarýnlarýna daha güvenle baktýklarý günlerde mümkün olacak. Fazla uzun sürmez sanýrým o günlerin yaþanmasý... Annem ziyarete geldiðinde tanýyamadým neredeyse. Yüzünden

ÖLÜM ORUCU SÜRÜYOR! 2000 yýlýndan bu yana devam eden Ölüm Orucu eyleminde iki savaþçý bedenlerini tutuþturarak ölümsüzleþtiler. Sincan Zindaný’nda eylemlerini sürdüren Hüseyin Çukurluöz ve Bekir Baturu, eylemlerinin 249. gününde zorla müdahale iþkencesine, 22 Haziran’da bedenlerini tutuþturarak cevap verdiler. Hüseyin Çukurluöz ve Bekir Baturu’nun ölümsüzleþmesi üzerine 25 Haziran’da Konak Eski Sümerbank önünde TAYAD’lý aileler tarafýndan bir basýn açýklamasý gerçekleþtirildi. Mücadele Birliði Platformu’nun da destek verdiði basýn açýklamasýnda; “Hüseyin Çukurluöz ve Bekir Batur’u Ölüm Orucundayken zorla müdahale ile kaldýrýldýðý hastanede, zorla müdahaleye ve tecride dur demek için bedenlerini tutuþturdular. Daha kaç insanýn ölmesini bekliyorsunuz. Daha ne kadar sansür uygulayýp ölümleri gizleyeceksiniz… Buradan tekrar soruyoruz. Hapishanelerde 114 insan öldü duydunuz mu?” ifadeleri yer aldý. Basýn açýklamasý “Yaþasýn Ölüm Orucu Direniþimiz”, “Bekir Baturu Ölümsüzdür”, “Hüseyin Çukurluöz Ölümsüzdür”, “Yaþasýn Devrimci Dayanýþma” sloganlarýnýn atýlmasýyla son buldu. Y.E Mücadele Birliði/ ÝZMÝR

14

umut, coþku fýþkýrýyordu. Genç yoldaþlarýmýzýn coþkusu, kararlýlýðý, inancý ona da bulaþmýþtý. Bu pikniðe gelmesini çok istiyordum. Bir hafta ertelenmesi bu yüzden iyi oldu. Gençleri görmek, onlarýn ilgisine, sevgisine hedef olmak… Pikniðin coþkusu, güzelliði annemi asýl etkileyendi. Ziyarette bana hep pikniði anlattý ve ziyaretin nasýl bittiðini anlayamadým bir türlü. Benim söyleyeceklerim vardý, hiç birini söyleyemedim bile. Fotoðraflarý, ayrýntýlarý sizden bekliyorum. Annemin tavýrlarýný da siz anlatýrsýnýz. Kabuðunu kýrdý annem… (…) Caným yoldaþým, çalýþmalar devam ediyor. Size de bir yýl için sürpriz bir çalýþma hazýrlýyorum. En kýsa sürede bitirmek istiyorum. Saðlýk durumum da iyi. Sývý alýmýmý merak etme, ihtiyaç duyduðum kadar alýyorum. Bu kez kýsa geliyorum, kendinize iyi bakýn, ben sizleri çok seviyorum. Sevgi özlem ve baðlýlýkla sýmsýký kucaklýyorum. DAÝMA! Tüm canlarýmýza sevgi ve selamlar Remzi

Ölüm Orucu Eylemlerinde Ölümler Peþpeþe F tipi zindanlara karþý isyan ateþi bu kez Sincan zindanýnda parladý. Hüseyin Çukurluöz eyleminin 249. gününde Bekir Baturu ise eyleminin 250. gününde zorla müdahale iþkencesini protesto etmek için bedenlerini ateþe vererek ölümsüzleþtiler. Sincan F tipi zindanýnda Ölüm Orucu eyleminin 10. Ekibi (Gültekin Koç Ölüm Orucu Ekibi)’nde yer alan Hüseyin Çukurluöz ve Bekir Baturu, 22 Haziran günü feda eylemi gerçekleþtirdiler. Kurtuluþa giden yolda bu büyük eyleme katýlmanýn onuru ve gururuyla, kýzýl bandý tereddütsüzce alýnlarýna baðlayan iki yiðit kahraman, faþist devletin sakat býrakmak amaçlý zorla müdahalelerine bedenlerini tutuþturarak cevap verdiler. Hiçbir güç devrimcilerin, insanlýðýn kurtuluþu yolundaki kararlý mücadelesi önünde engel olamayacaktýr. Bu öyle bir kararlýlýktýr ki, 300 gün, 400 gün Ölüm Oruçlarýný sürdürebiliyor. Bu öyle bir bilinçtir ki, öleceklerini, sakat kalacaklarýný bile bile feda eyleminde bulunabiliyor. F tipi zindanlara karþý eþi benzeri görülmeyen bu büyük savaþa, devrimci tutsaklarýn dýþarýdaki sesi olmalý; zindanlarý faþist devletin baþýna yýkmak için tüm gücümüzle seferber olmalýyýz. Ýki savaþçýmýzý daha güneþe uðurladýk… Ölümsüzleþenlerin sayýsý 114’e ulaþtý. Ölüm Orucu eylemi yýllarý geride býraktý ve her þeye raðmen büyük bir kararlýlýkla sürdürülüyor. HÜSEYÝN ÇUKURLUÖZ ÖLÜMSÜZDÜR! BEKÝR BATURU ÖLÜMSÜZDÜR! YAÞASIN ÖLÜM ORUCU EYLEMÝMÝZ!


Ýzmir’de DETAK’ýn Ýzmir Ayýþýðý’nda Sesi Yükseliyor AYSUN BOZDOÐAN Sürecin, Haziran ayý ile iyiden iyiye sýcaklaþtýðý þu günlerde, bulunduðumuz her alanda propaganda ve ajitasyonun önemi daha da öne çýkýyor. Biz de bu nedenle, Ýzmir Fuarý’nda gerçekleþtirilen Grup Munzur, Koma Çiya ve baþka gruplarýn da sahneye çýktýðý konserde, devrimci tutsaklarla dayanýþma çaðrýsýyla, DETAK kartlarýmýzla katýldýk. Kartlarý daðýtmaya baþladýðýmýzda yoðun ilgiyle karþýlaþtýk. DETAK’ýn iþlevi ve yaptýklarýný anlattýðýmýzda bu ilginin daha da arttýðýný gördük. Özellikle konuþtuðumuz gençler, bizimle yakýndan ilgilendi. Grup Munzur sahneye çýkýnca, sloganlar birbiri ardýna atýlmaya baþlandý. Biz de; “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük”, “Devrim Savaþçýlarý Ölümsüzdür”, “Ýstanbul NATO’ya Mezar Olacak” sloganlarýný attýk. Attýðýmýz sloganlara yoðun katýlým vardý. Grup Munzur’un ardýndan Koma Çiya’nýn sahneyi almasýyla, biz de “Disa Disa Serhýldan Biji Azadiya Kürdistan”, “Kürdistan Faþizme Mezar Olacak”, “Vur Gerilla Vur, Kürdistan’ý Kur” sloganlarýmýzý gür bir þekilde haykýrdýk. Sloganlarýmýz bittikten sonra, bir Kürt ananýn bizlere sarý-kýrmýzý-yeþil bir fular hediye etmesinin ardýndan eylemimizi sonlandýrdýk. Ve bir kez daha gördük ki, doðru sloganlar ve doðru politikalar her yerde karþýlýðýný buluyor. ZÝNDANLAR YIKILSIN TUTSAKLARA ÖZGÜRLÜK! ÖLÜM ORUCU SÜRÜYOR SÜRECEK ZAFERE KADAR! REMZÝ AYDIN YALNIZ DEÐÝLDÝR! Y.E.Mücadele Birliði Dergisi Okuru Ýzmir

GAZÝ’DE PANKART EYLEMÝ

ANMASI Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde, 20 Haziran günü ölümsüzleþmesinin 3. yýldönümü olan Aysun Bozdoðan’ýn anma etkinliði yapýldý. 26 Haziran 2001 tarihinde Ölüm Orucu eyleminin 183. gününde ölümsüzlüðe uðurlanan Aysun Bozdoðan, Genç Ekin Sanat Merkezi yöneticisiydi. Ayýþýðý Sanat Merkezi de ismini ondan almýþtý. Aysun Bozdoðan’ýn anmasý, saat 18.00 civarýnda, katýlýmcýlarýn platforma çýkmasýyla baþladý. Bu esnada, Aysun’un bir þiirinden bestelenen parça çalýndý. Bu parçanýn ardýndan Aysun Bozdoðan’ýn þahsýnda tüm devrim savaþçýlarý için saygý duruþu yapýldý. Anma etkinliðine Aysun için yazýlan þiirler ve metnin okunmasýyla, bestelenen parçalarýn söylenmesiyle devam edildi. Etkinliðe katýlan herkese Aysun’un anlatýlmasýnýn ardýndan; “biz burada size Aysunumuzu anlatýyoruz, çünkü sanatýmýz insanlaþma sürecinin bir parçasý” denildi. Konuþmalarýn ardýndan hep bir aðýzdan söylenen Komsomol Marþý’yla anma sona erdirildi. Ayný gün içerisinde Ayýþýðý Sanat Merkezi, zindan sorununu konu alan “Sessiz Ölüm” filminin gösterimini de yaptý. Y.E.Mücadele Birliði/ÝZMÝR

Mücadele Birliði Platformu olarak NATO Zirvesi öncesi, NATO’ya karþý hazýrlanmak için “Halklarýn Katili NATO’yu Daðýtalým” ve 2 6 Haziran 2001’de Ölüm Orucu eyleminde ölümsüzleþen Aysun Bozdoðan için “Aysun Bozdoðan Ölümsüzdür” yazýlý pankart hazýrladýk. Pankartýmýzý 26 Haziran sabahý sabah 07:00 civarýnda iþçilerin-emekçilerin iþe gideceði saatte (onlarýn görmesi için) Ýsmetpaþa Caddesi’ne karþýlýklý olarak astýk. Akþam saatlerine doðru ise pankartýmýzýn altýnda akrepler, sivil polis arabalarý, polisleri çoðalmýþ gördük. Pankartýn altýndaki taþlarý farklý bir þey zannettiklerinden pankartlara uzaktan baktýlar. Daha sonra iplerini keserek indirdiler. Panik içinde ve korkulu tavýrlarla uzaklaþtýlar.

Mücadele Birliði Platformu Gazi

15


DENÝZLERÝN RUHUYLA NATO’YU DAÐITMAYA Katiller sürüsü, dünya halklarýnýn kanlarýnýn pazarlýðýný yapmak için yine iþbaþýnda. NATO’nun gerçekleþtireceði bu zirve, yeni savaþlarýn planlanacaðý, pazarlýklarýn yapýlacaðý bir zirve olacaktý. Ama öncelikli olarak iþbirlikçi Türk devletinden istenen, bu zirvenin güvenli bir þekilde gerçekleþtirilmesiydi. Ýþbirlikçiliðinde kusur göstermeyen TC, zirve öncesinde, medyasýyla bütün emekçi kitleler üzerinde korku yaratarak, insanlarý sindirmek istedi. Aldýklarý önlemlerin asla geçilemez olduðunun propagandasýný yaptý. Bunu yaparken, ayný zamanda devrimci güçleri de ezmeye çalýþtý. Bir çok devrimci gözaltýna alýndý, tutuklandý, tehdit edildi. Ama yine de “güvenlik”lerini riske sokan çatýþmalarý engelleyemedi. Bizler, Sarýgazi’den Leninistler olarak, Sarýgazi’de gerçekleþtirdiðimiz çalýþmalarla, NATO Zirvesi’ne, emperyalizme ve kapitalizme olan öfkeyi örgütlü güce dönüþtürmeye çalýþtýk. Öncelikle Sarýgazi’de bir birliktelik deneyimi yaþandý. Sarýgazi NATO ve Ýþ-

gal Karþýtý Birlik önce bir bildiri çýkartarak kendini deklare etti. Bu birliktelik, esas olarak emekçi kitleleri içine katacak bir birliktelik olarak düþünülmüþtü; ama bu, pratikte böyle olmadý. Ve kýsa süre sonra da faaliyetsizleþti. Biz Leninistler, bu aþamadan itibaren kendi çalýþmalarýmýza iyice yoðunlaþarak Sarýgazi’den NATO’ya karþý bir ses yükseltmeye çalýþtýk. Y.E:Mücadele Birliði’nin çýkartmýþ olduðu bildiriler, broþürler, kuþlamalar ve afiþler bizim kitle iletiþim araçlarýmýz oldu. Bildirilerimizi ve broþürlerimizi Sarýgazi’nin bütün mahallelerinde ev ev, kapý kapý dolaþarak Sarýgazi halkýna ulaþtýrdýk. Gittiðimiz her yerde oldukça olumlu karþýlandýk, sohbetler geliþtirdik, insanlarý NATO hakkýnda bilgilendirmeye ve NATO’ya karþý Mücadele Birliði saflarýnda eylemlere çaðýrdýk. 20 Haziran Pazar günü bir panel gerçekleþtirerek insanlarý NATO hakkýnda bilgilendirmeye ve NATO’ya karþý harekete geçirmeye çalýþtýk. Yaklaþýk

30-35 kiþinin katýldýðý panel, müzik dinletisiyle devam etti ve halaylarla son buldu. Haziran’ýn 21’inden itibaren çalýþmalarýmýz hýz kazandý. Pazartesi gününden itibaren 4 gün boyunca 10-15 kiþilik grupla Sarýgazi’nin en iþlek caddesi olan Demokrasi Caddesi’nde, caddenin baþýndan sonuna kadar kuþlamalar, bildiri daðýtýmlarý ve sesli ajitasyonlar gerçekleþtirdik. Her biri bir eyleme dönüþen bu ajitasyon çalýþmalarýmýz, her defasýnda attýðýmýz “Halklarýn Katili NATO’yu Daðýtalým”, “Kahrolsun NATO, Kahrolsun Emperyalizm”, “Denizlerin Ruhuyla NATO’yu Daðýtmaya”, “Denizlerin Yolunda Leninist Saflara” sloganlarý eþliðinde gerçekleþti. 22 Haziran Salý günü ise yine Demokrasi Caddesi’nin en iþlek yerine “NATO’ya Karþý Savaþalým, Leninistler” yazýlý pankart astýk. 6 gün asýlý kalan pankart oldukça ilgi çekti. Çalýþmalarýmýz boyunca bildiri daðýtýmlarý esnasýnda üç, Yenidoðan’daki afiþ çalýþmasý sýrasýnda da 2 arkadaþýmýz gözaltýna alýndý. Ama gerçekleþen bu gözaltýlar, hiçbir þekilde çalýþmalarýmýzý aksatmadý. Gerçekleþtirdiðimiz çalýþmalarýn ardýndan, Pazar günü gerçekleþen Kadýköy mitingine bir otobüs kaldýrarak mitingde ve oradan da Okmeydaný’nda barikatlarda yerlerimizi aldýk. NATO’YA KARÞI SÝLAH BAÞINA! Sarýgazi’den Leninistler

NATO’YA HAZIRLIKLARLA ESKÝÞEHÝR 28-29 Haziran’da Ýstanbul’da yapýlacak olan NATO Zirvesi’ne hazýrlýklar çerçevesinde, Eskiþehir NATO Karþýtý Birlik, faaliyetlerine önceki dönemlere göre yoðun bir þekilde hazýrlandý. Haziran’ýn 19’unda yapýlan mitinge, her kurum ve örgüt, kendi pankartlarýyla yer alýrken, Mücadele Birliði Platformu da “NATO’yu Daðýtalým” pankartý ve dövizleriyle yer aldý. Diðer bir bilinçlendirme etkinliði olan bildiri daðýtýmýnda, her grup üzerine düþen sorumluluðu yerine getirmeye çalýþtý.Ayýn 24’ünde AKP önüne yapýlan yürüyüþ sýrasýnda ise yaklaþýk 700 kiþi vardý. Genellikle “Halklarýn Katili

16

NATO’yu Daðýtalým”, “Emperyalistler, Ýþbirlikçiler 6. Filo’yu Unutmayýn”, “Ýstanbul’u NATO’ya Dar Edeceðiz” sloganlarý atýldý. Burada sonlandýrýlan etkinliklerle Ýstanbul’daki eyleme genel çaðrý yapýldý. Y.E.Mücadele Birliði okurlarý olarak afiþlerimizi þehrin merkezi yerlerine yapýþtýrdýk. Hazýrladýðýmýz A4 boyutundaki “Halklarýn Katili NATO’yu Daðýtalým” bildirilerini bir çok yere yapýþtýrdýk. Eskiþehir Mücadele Birliði Platformu


DÜNYA EMEÐÝN OLACAK Kapitalizmin sýçramalý çöküþü þeklinde özetlenebilecek yeni bir evreye girmesiyle birlikte, proletaryanýn kapitalizme karþý iki yüzyýldýr süren savaþý da yeni bir evreye girdi. Tarih bizi nitel bir sýçramalar döneminin eþiðine getirip býraktý. “Eðer tarih kuyusunu kazmasa ve temellerini sarsmasa, hiçbir güç kapitalizmi yýkamazdý”; ama o, artýk yalnýzca kendisi çürüyen bir sistem olmaktan öte, insanlýðý çürüten, doðayý ve üretim araçlarýný tahrip eden, yýkýma uðratan bir sistem halini almýþtýr. Kapitalizmin doðasýnda varolan plansýz, anarþik üretim onu bu duruma getirdi. Bir yanda vitrinleri dolduran devasa bir meta yýðýný, bir yanda maðazalarýn önünde üstüne giyecek bir þey bulamadýðý için tir tir titreyen insanlar.. Bir yanda fast food lokantalarý bir yanda onlarýn önünde açlýktan yutkunan insanlar… Bir yanda devasa gökdelenler, konutlar bir yanda sokaklarda yatmak zorunda kalan evsiz barksýz insanlar… Bir yanda tam donanýmlý fabrikalar, bir yanda her geçen gün sayýlarý artan iþsiz milyonlar. Bu koþullar altýnda “yeryüzünün lanetlileri” denilen ezilen milyonlarca insanýn kendilerini mülksüzleþtirenleri mülksüzleþtirmek için saldýrýya geçmesinden daha doðal ne olabilir? Bu tarihsel hak, onlarýn en gerçek haklarýdýr. Emekle sermaye arasýndaki çeliþkiler keskinleþtikçe iþçi sýnýfý ve emekçiler, kapitalist sisteme karþý daha büyük bir öfke ve kin duyacaklar ve bu tarihsel hakký kullanmayý daha çok isteyeceklerdir. “Proletarya ile burjuvazi arasýndaki uzlaþmaz karþýtlýk” diyor Marx, “Bir sýnýfýn öteki sýnýfa karþý savaþýmýdýr. Öyle bir savaþým ki, en yüksek ifadesine götürüldüðünde toptan bir devrim olur. Gerçekten de, sýnýf karþýtlýklarý üzerine kurulmuþ bir toplumun nihai akýbet olarak vahþi çeliþki ile, bede-

nin bedenle çarpýþmasý ile son bulmasýnda þaþýlacak bir þey var mý?” (Felsefenin Sefaleti, s.158) Bugün dünya üzerinde bulunan milyonlarca aç insana kim ne derse desin, onlarýn açlýðýný bastýrmaya yetmeyecektir. Dünyanýn dört bir tarafýnda açlýk ordusu büyüyor. Ve bu ordu ayný zamanda umudun ordusunu da büyütüyor. Bugün onlarýn açlýðý ne kadar kaçýnýlmazsa, yarýn buna neden olan kapitalizmin onlarýn aç soluklarý altýnda yýkýlýþý da o kadar kaçýnýlmazdýr.

Ýnsanlýk Bir Tercihle Karþý Karþýya

Burjuvazi, bu gidiþatý engellemek, hiç deðilse geciktirmek için tüm dünyada emeðe bir saldýrý içinde. Emperyalist-kapitalist sistemin içinde bulunduðu genel bunalým artýk gözlerden saklanamayacak bir duruma geldi. ABD ekonomisi baþta olmak üzere, kapitalist büyük ekonomilerin yaþamakta olduðu durgunluðu artýk saðýr sultan bile duydu. Resesyon (durgunluk), kar oranlarýnýn ve ayný zamanda kapasite kullaným oranlarýnýn düþüþü artýk kapitalist sistemin olaðan iþleyiþi haline geldi. Bunun sonucu olarak kapitalist iþletmeler hýzla, sanki bu bunalýma bir çözümmüþ gibi, özelleþtirmeye baþvurdular. Ýþçi çýkarmalarý olaðanüstü derecede yoðunlaþtý. Her an her saat sokaða atýlarak yaþamdan kovulan insanlarýn sayýsý devasa rakamlara ulaþtý. Üstelik bunlar daha ucuz iþgücü elde etmek için sonradan istihdam edilmek üzere bir kenarda tutulan yedek sanayi ordusu da deðiller artýk; düpedüz açlýða ve sefalete, kelimenin gerçek anlamýyla ölüme itilmiþ insanlar. Ve bu insanlarýn yaþamda kalabilmeleri hiç deðilse asgari ihtiyaçlarýný karþýlayabilmek için bir yaðma hareketine giriþmekten baþka sadece bir alternatifleri var, o da sorunu daha köklü bir þekilde çözecek olan toplumsal bir ayaklanmaya giriþmektir. Bugün teknolojinin ulaþtýðý düzey sayesinde kapitalist dünyada yaþanan tüm geliþmeleri gözlemlemek mümkündür. 11 Eylül olayýndan kýsa bir süre önce þirket iflaslarýnýn nasýl birinin diðerini kovaladýðý hatýrlanacaktýr. Ayyuka çýkan spekülasyonlar tekelci kapitalist sistemin ne kadar pisliði varsa hepsini su yüzüne çýkarmýþ ve kýyýya vurmuþtu. Kapitalist sistemdeki sarsýntýnýn barometresi olan borsalarda yaþanan alt-üst oluþ, geliþimin yönünü göstermeye yetiyordu. ABD tam da böylesi bir dönemde 11 Eylül provokasyonu ile gerekçe yaratarak baþlattýðý savaþla, kendi cephesinden bu çöküþ sürecini durdurmak istedi. Ancak ABD’nin baþlattýðý 3.Dünya Savaþý’nýn tüm dünyada yarattýðý koþullar, emperyalistkapitalist sistemin krizini azaltmak þöyle dursun, daha da derinleþtirdi. ABD’nin bu yönelimi, her geçen gün dünyadaki nesnel koþullarý devrimcileþtiriyor; bir devrim için gerekli koþullarý iyice olgunlaþtýrýyor. Tam da Lenin’in dediði gibi “Sava-

17


þýn her yerde yol açtýðý açlýk ve yýkým, devrimci durum demektir” Þimdi bu devrimci durum, dünya üzerindeki tek tek ülkelerde sýnýflar savaþýmýnýn en yoðun biçimi olan iç savaþa yol açmakla kalmamýþ, ayný zamanda iç savaþlarýn küreselleþip bir Dünya Ýç Savaþý halini almasýný saðlamýþtýr. Þimdi insanlýk, ABD’nin dünya halklarýna açtýðý savaþla birlikte, barbarlýkla sosyalizm arasýnda bir tercih yapmak zorundadýr. Ya ABD’nin baþlattýðý yýkým savaþý devam edecek ve insanlýðý tarih öncesine götürecektir ya da ezilen yýðýnlar proletarya önderliðinde ayaklanarak sosyalizmi kuracak ve insanlýðýn gerçek tarihini baþlatacaklardýr.

Devrimler Tarihin Lokomotifleridir Tarih bundan sonra ilerlemek için devrimlere ihtiyaç duyuyor. Ýnsanlýðýn önüne yýðýlmýþ olan devasa sorunlarý nihai çözümüne ulaþtýrmak için gelip geçici düzenlemeler ya da iyileþtirmelerin bir yararýnýn olmayacaðý, bunlarýn yeri geldiðinde emperyalist-kapitalist sistem tarafýndan nasýl bir çýrpýda bir kenara itildiði, özellikle 11 Eylül sonrasý yaþanan geliþmelerle en iyi þekilde görüldü. Tekellerin devletinin hýzla faþist yöntemlere nasýl baþ vurduðunu, siyasi gericilikle faþizm arasýnda kalýn çizgiler olmadýðýný herkes gördü. Bu nedenle emperyalist kapitalist sistemin varlýðýný sürdürebilmek için iþçi sýnýfý ve emekçi halklara saldýrýsý karþýsýnda naif dileklerle mücadele verilemeyeceði ortadadýr. Proletarya kendisiyle beraber tüm emekçi sýnýflarý kurtarmak için kapitalizme karþý savaþmak zorundadýr. Bir süredir dünya üzerinde bu savaþ veriliyor. Tüm dünya üzerinde emper-

Sivas’ta Katledilen 35 Can Ýkitelli’de Anýldý 2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Þenlikleri’ne katýlmak amacýyla gittikleri Sivas’ta kaldýklarý Madýmak Oteli’nin devlet eliyle harekete geçirilen gerici-dinci faþistler tarafýndan yakýlmasý sonucu, aralarýnda yazar ve sanatçýlarýnda olduðu 35 kiþi katledildi. 10’u aþkýn insanýn da yaralandýðý Sivas Katliamý’nýn ardýndan 11 yýl geçti. Sivas Katliamýnda yaþamýný yitiren 35 caný anmak için, Ýkitelli’de bir yürüyüþ gerçekleþtirildi. Mücadele Birliði, Ekmek Davasý, ESP, Pir Sultan Abdal Derneði ve Ýþçi Gazetesi tarafýndan gerçekleþen yürüyüþte, “Sivas’ýn Iþýðý Sönmeyecek”, “Sivas’ý Unutma, Unutmak Ýhanettir”, “Dün Maraþ’ta, Bugün Sivas’ta, Çözüm Faþizme Karþý Savaþta” sloganlarý atýldý. Cemevi önüne gelindiðinde bir basýn açýklamasý okundu. Karanfillerin yere býrakýlmasýyla, yaklaþýk 15 dakika süren eylem burada sonlandýrýldý.ˆ

18

yalist-kapitalist sisteme karþý yýkým güçleri harekete geçmiþ durumdadýr. Emperyalist-kapitalist sistem tüm tarihi boyunca hiçbir dönem bugün olduðu kadar geniþ yýðýnlarý karþýsýna almamýþtý. Þimdi söz konusu olan Lenin’in iþaret ettiði “…ezilen sýnýf kitlelerinin baðrýnda her zaman saklý bulunan devrimci içgüdü ve çabalar”ýn iyice açýða çýkmasýdýr. Bu süreç kaçýnýlmaz olarak zora dayalý biçimde yürüyecektir. Madem ki, “Tekel artýk kapitalizmin ölümüdür” ve “sosyalizme geçiþin baþlangýcýdýr”, o zaman yapýlmasý gereken, onu zor yoluyla layýk olduðu yere göndermektir. “Marksistler”, diyor Lenin, “zorun kapitalizmin tam kapsamýyla çöküþüne ve sosyalist toplumun oluþumuna eþlik edeceðini hiçbir zaman unutmadýlar. Ve bu zor dünya tarihinin bir dönemini, çok çeþitli savaþlar dönemini kapsayacaktýr, emperyalist savaþlar, iç savaþlar, bu ikisinin iç içe geçmesi, ulusal savaþlar…Bu çað çok büyük çöküþler, zor yoluyla alýnan askeri sonuçlar, kitle karakteri taþýyan krizler çaðýdýr. Bu çað baþlamýþtýr”. Ve olaylarýn tüm geliþimi, bu çaðýn tüm dünyada birbiri ardýna sýçramalý geliþimi ile devam edeceðini, tarihsel inisiyatifini kaybetmiþ olan kapitalist sistemin tarihin sahnesinden bir daha geri dönmemek üzere çekip gideceðini ve tüm dünyanýn emeðe ait olacaðýný gösteriyor. Her büyük devrimin baþlamak için ihtiyaç duyduðu küçük bir kývýlcým ise tüm dünyada geliþen olaylar tarafýndan hazýrlanýyor. Bir sýçrama ile bu an da gelecek ve tüm dünya devrimlerin o muazzam etkisinin altýna girecektir.ˆ

Ýzmir Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde Sergi: GÖÇ[e(r)tme] 10-25 Haziran tarihleri arasýnda Ýzmir Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde GÖÇ konulu fotoðraf sergisi düzenlendi. Kürt ve Ermeni halklarýna dayatýlan göç olgusunun ekonomik ve politik temellerine vurgu yapýlan sergiye ilgi büyük oldu. Faþist TC ordusunun Kuzey Kürdistan topraklarýnda köy boþaltmalar ve köy yakmalar ile uyguladýðý baský sonucu ortaya çýkan manzaranýn gözler önüne serildiði sergide ayrýca, Kürt halkýnýn göç ettirildiði bölgelerdeki yaþam koþullarýndan kesitlere de yer verildi. Ýzmir Ayýþýðý Sanat Merkezi, yaptýðý açýklamada; göç ettirilen halklarýn, ekonomik ve kültürel göçertmeyi de beraberinde yaþadýklarýný belirtti. Fotoðraf sergisi, 25 Haziran tarihinde son buldu. Y.E. Mücadele Birliði/ÝZMÝR


Ýzmir Ayýþýðý’nda NATO Konulu Bir Panel Düzenlendi Ýzmir Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde, 13 Haziran Pazar günü “Tarihsel, Siyasal Ve Hukuksal Konumuyla NATO” baþlýðý altýnda bir panel düzenlendi. Panele, Mücadele Birliði Platformu’ndan Haluk Tüzün ve Temel Haklar Derneði’nden Volkan Algül konuþmacý olarak katýldý. Çaðdaþ Hukukçular Derneði, katýlýmcý olmasýna raðmen, mazeret göstererek panele gelmedi. Mücadele Birliði Platformu adýna söz alan Haluk Tüzün, NATO’nun uluslararasý sermayenin askeri örgütü olduðuna, temel iþlevi olan isyan ve ayaklanmalarý bastýrmak için þimdi Türkiye’de bir zirveye hazýrlandýðýný söyledikten sonra þöyle dedi; “Bu zirveye karþý, nasýl bir tutum sergileneceði konusunda çeþitli reformist-oportünist partilerin, Denizlerin adlarýný kullanarak, ama asla devrimci kiþiliklerini, .6iFlo’yu nasýl Ýstanbul’a sokmadýklarýný tartýþmadan ve Denizler gibi bir mücadele perspektifine sahip olmadan A NTO’yu nasýl daðýtacaklarýný ifade etmekteler. Bu reformist-oportünist tayfayý buradan bir kez daha uyarýyoruz:Denizlerin ruhu, A NTO’ya karþý notalarla gitara, baðlamaya vurmak, bisikletlerle tur atmak, semah dönmek deðildir. Denizlerin ruhu, zor araçlarý kullanýp emperyalizme-kapitalizme darbeler indirmektir. Bugün bu ruha sahip tek bir kolektif var, o da Denizlerin mirasçýsý, yoldaþlarý olan bizleriz” dedi. Temel Haklar adýna katýlan Volkan Algül de NATO’nun tarihsel iþlevi üzerine konuþtuktan sonra izleyicilerin sorduklarý sorulara geçildi. Yaklaþýk iki saat süren panele 40’ýn üzerinde insan katýldý. Soru-cevap kýsmýnýn ardýndan, panel sona erdi. Y.E.Mücadele Birliði/ÝZMÝR

ÝZMÝR AYIÞIÐI’NDA 15-16 HAZÝRAN ETKÝNLÝÐÝ Ýþçi sýnýfýnýn kültürünü, sanatýný geliþtirmek ve yaygýnlaþtýrmak amacýyla faaliyetlerini aralýksýz sürdüren Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde, 19 Haziran günü saat 18.00’da, 15-16 Haziran Büyük Ýþçi Eylemiyle ilgili bir etkinlik yaptýk. Etkinlik, iþçi sýnýfý mücadelesinde ölümsüzleþmiþ tüm savaþçýlar için yapýlan saygý duruþuyla baþladý. Daha sonra, 15-16 Haziran büyük iþçi eylemini anlatan bir sunum yapýldý. Sunumun hemen ardýndan, 15-16 Haziran eylemlerinden çekilen görüntülerle sinevizyon gösterimi yapýldý. Etkinlik, daha sonra karþýlýklý tartýþmalarla sona erdirildi. Y.E.Mücadele Birliði/ÝZMÝR

Gençlik Umudu Büyütüyor…

Ýkitelli Liseli DÖB tarafýndan organize edilen Gençlik Þöleni coþkulu geçti. Doðanay Düðün Salonu’nda yapýlmak istenen etkinlik devletin engellemesiyle karþýlaþtý. Bunun üzerine etkinliðin devrimci bir kurum olan Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde yapýlmasý kararlaþtýrýldý. 5 Haziran Cumartesi günü saat 17.00’da baþlayan etkinliðin ne derece coþkulu geçeceði önceden sezilebiliyordu. Gençlik yoðun ve bir o kadar da yorucu geçen bir yýlýn yorgunluðunu bir nebze olsun atabilmek için adeta yerlerinde duramýyorlardý. Etkinlik sunucu arkadaþýn “Ýnsanýn insana, insanýn topluma yabancýlaþtýrýldýðý, duygularýn, sanatýn ve kültürün yozlaþtýrýldýðý bir dünyada yaþýyoruz. Ancak B ‘ aþka Bir Dünya Mümkün!’ Bizler bu mümkün olan, baþka dünyanýn kültürünü ve sanatýný üretmeliyiz. Çünkü kültürümüz ve sanatýmýz insanlaþmanýn bir parçasýdýr” sözleriyle baþladý. Ardýndan Koma Rebêr çýktý sahneye. Yiðit Kürt halkýnýn gençleri, “durulur mu böyle bir günde” der gibi baþladýlar halaya. Söylediði parçalarla gençleri coþturan Koma Rebêr’in ardýndan, öðrenci gençliðin sorunlarýnýn iþçilerin sorunlarýndan baðýmsýz olmadýðýný her yerde vurgulayan Devrimci Ýþçi Komiteleri tarafýndan gönderilen metin okundu. Ayýþýðý Þiir ve Tiyatro Topluluðu’nun gösterimi gençleri adeta büyüledi. Gençler okunan þiirleri pür dikkat dinledi. Son olarak sahneye çýkan Grup Gecenin Rengi, hünerli parmaklarýyla gençleri hem duygulandýrdý, hem eðlendirdi. Yaklaþýk 5 saat süren etkinlik gençlerin hep birlikte halay çekmeleriyle sona erdi. ˆ

19


ZÝNDANLARDAN MEKTUP VAR Ýki gündür gözlerimiz ekranýn karþýsýna çakýlý kalsa da, yüreklerimiz sokaklarýn coþkun kalabalýðýnýn arasýna karýþýp heyecanla aktý durdu… Hele de bugün öfkeli haykýrýþlarla birlikte tek bir yürek, tek bir yumruk gibi büyüttük umudumuzu ve inancýmýzý… Son olarak, yerde yarý baygýn yatan can parçamýzý ve hepinizi merak ediyoruz… Hepimiz biliyoruz ki; kendi sýnýf kinlerini kusmada son demlerini yaþayan burjuvazi, büyük bir vahþet sergilemekten kaçýnmayacak, ama kazanan, baygýn haldeyken bile, yukarýya kalkan yumruk, bir tokat gibi patlayan haykýrýþlar olacak… Kazanan, milyonlarýn sesinden yükselen devrim olacak, biz olacaðýz… Sizi seviyoruz, hepinizi sýmsýký kucaklýyor, yüreklerinizden öpüyoruz… Daima birlikte!… Sonsuzca!... Bugün Tanya’yý anýmsamamak mümkün mü? Yahut geçmiþte ve bugün, dünyanýn dört bir yanýnda can can sokaklarý kucaklayan ama adlarýný bilmediðimiz o büyük yürekleri ve Aysunumuzu, Sibelimizi, Muratýmýzý… Bugün o baygýn bedende ama sýkýlý yumrukta hep birlikteydik… Daima! Ellerinize saðlýk, sizinle birlikte coþtuk, sizinle öfkemizi haykýrdýk, sesimizi, soluðumuzu sizlerle taþýdýk sokaklara, iþgallere!... Ve þu an hala seyrediyoruz haberleri. Bayýldýðý zaman bile zafer iþareti yapan canýmýzý kucak dolu sevgilerle öpüyoruz. Hepinizi Seviyoruz… Daima! Örs olmak istemeyen balyoz olmalýdýr. O örsü döven balyoz olmak, bizim tarihsel misyonumuzdur. Bu misyonu sýkýlý yumruklarýyla sokaklara taþýyan siz can hevallerimizle birlikte bir kez daha gururla haykýrdýk. Zafere Kadar Daima! Sýmsýký kucaklýyoruz… Gebze Cezaevi’nden Leninist Tutsaklar

20

Kýrmýzýlý canýmýza… Az önce izledik haberi… Onur duyduk… Öfkelendik… Zor zaptettik kendimizi… Ama seninleydik, “sen” olmuþtuk yine de… Kitaplardan, romanlardan okurduk da düþlemeye çalýþýrdýk dalgalanýþýný al kýzýl gelincik rengindeki umudun en sevdalý, en tutkulu haykýrýþýný, ortasýnda bir baþýna da olsa asalaklýk ve çürümüþlük mangalarýnýn… Ama, yine de her defasýnda hep bir þeyler eksik kalýrdý düþümüzde, düþleyerek tamamlamaya çalýþtýðýmýz umudun o dalgalanýþýnýn haykýrýþýný… Ve onca kavga serüveninin de nice haykýrýþlarýna tanýk olsak da, içinde de yer almýþ olsak bu haykýrýþýn, bir yanýný tamamlamýþ olsak da düþümüzün, bir þeyler eksik kalýrdý yinede… Taa ki, kýrmýzýlý canýmýzý, seni görene deðin… Bir parçasý daha tamamlandý o düþümüzün… Al kýzýl rengindeki umudumuzun dalgalanýþýnýn en sevdalý, en tutkulu haykýrýþýydý, haykýran… Üzerine yürüyüþünle o faþistin, üzerine yürüyordun asalaklýk ve çürümüþlük saltanatýnýn… Ve haykýrýþýn bir davetiydi, çaðrýsýydý, eskiyi, asalaklýk ve çürümüþlük dünyasýný yýkýp, yeni bir dünyayý kurmanýn… Biliyoruz ki, eðer umut en sevdalý, en tutkulu haykýrýþýyla, zindanlarda ve sokaklarda, kýrlarda ve kentlerde karþý durulmaz bir akýnla dalgalanýyorsa, yakýndýr demek umudun bir sevda gibi yaþanacaðý zaman; ve eþiðindeyiz o büyük kurtuluþun… Kýrmýzýlý canýmýz olarak sen, en güçlü kanýtý ve göstergesiydin… Çabuk iyileþ olur mu? Bunun için olanca sevgimizi gönderiyoruz sana… Seni çok seviyoruz… Daima…! Kandýra F Tipi Cezaevi’nden Ýbrahim, Ergül, Hasan


BU DAVET BiZiM

B

oðaziçi Ekin Sanat Derneði ile baþlayan geleneksel pikniðimizin, bu yýl Ayýþýðý Sanat Merkezi olarak onüçüncüsünü 13 Haziran’da düzenledik. Yýllardan sonra yeniden tekne ile Büyükada’ya yaptýðýmýz piknik bir çoðumuzun geçmiþe ait anýlarýný canlandýrýrken, ilk kez adaya gelenler ortamdan memnundu. Sabahýn erken saatinde baþlayan tekne yolculuðumuz, daðýttýðýmýz kahvaltý ve içeceklerin ardýndan davul-zurna eþliðinde halaylarla devam etti. Adaya ulaþtýðýmýzda herkesin getirdiði yiyecekleri bir araya toplayan yemek komitesi görevine baþladý. Onlarýn görevi, ortak sofranýn en iyi þekilde hazýrlanmasýydý. Bu arada kimileri öbek öbek aðaçlarýn altýnda sohbet ederken, kimileri de top oynuyor, halay çekiyordu. Ortak sofranýn kurulmasýyla birlikte herkes bir araya toplandý. Yemekler yenildi, sohbetler edildi ve ardýndan hazýrladýðýmýz program için herkesi çardaðýn yanýna davet ettik. Haziran sýcaðý yoðun gündemleri önümüze koymuþtu. En önemlisi de halklarýn katili NATO’nun toplantýsýný ülkemizde yapacak olmasýydý. Nazým ve Ahmet Arif’i Haziran sýcaðýnda uðurlamýþtýk sonsuzluða, týpký Aysun canýmýzý, Ayýþýðýmýzý uðurladýðýmýz gibi… 15-16 Haziran iþçi sýnýfýnýn büyük eylemini selamlýyorduk diðer yandan… 15-16 Haziran ve NATO’yla ilgili olarak yapýlan konuþmanýn sonunda, pikniðe katýlan insanlar, Ýstanbul’u emperyalist katillere dar etmek için sokaða davet edildi. Adýndan Ayýþýðý Sanat Merkezi Ýkitelli Þubesi çalýþanlarýnýn hazýrladýðý tiyatro gösterisi büyük bir beðeniyle izlenildi. Pikniðimize katýlan bazý dostlarýmýz baðlamalarýyla seslendirdikleri türkülerini bizlerle paylaþtý. Ardýndan Nazým’ýn ölüm yýldönümü nedeniyle Ayýþýðý Þiir Grubu’nun hazýrladýðý gösteriye geçildi. Büyük bir beðeni toplayan çalýþma, kýsa zamanda hazýrlanmýþ olmasýna raðmen, gerçekten baþarýlýydý… Halaylarýn ardýndan, toplanma vakti gelip çatmýþtý. Tekne kýyýya yaklaþtýðýnda, bizler de eþyalarýmýzý toplayýp yürümeye baþlamýþtýk. Teknede devam eden halaylarýmýzla 13. geleneksel pikniðimiz son bulmuþ oldu. Ayýþýðý Sanat Merkezi “Bahara Merhaba” etkinliðiyle baþlattýðý yeni dönem çalýþmalarýný, her seferinde biraz daha geliþtirerek devam ettiriyor. Atölye çalýþmalarý hýzla yol alýrken, yeni yeni atölyeler kurmak için uðraþýyoruz. Tüm dostlarýmýzý atölye çalýþmalarýnda görmek istiyoruz. “Umudumuz Kavgada Kavgamýz Sanatýmýzla” diyerek, bu kavgada birlikte olmaya davet ediyoruz. Bu davet bizim… Ayýþýðý Sanat Merkezi

21


Yeni bir “Biz” Olarak YÜZÜMÜZ HEP ÝLERÝYE DÖNÜK “Sayýlar neyi gösterir”der, Nazým dizelerinde… “Sayýlar neyi gösterir?” Dünyamýzýn üzerine karabasan gibi çöken vahþetin ve barbarlýðýn sýnýrsýzlýðýnda, kan deryalarýnda boðulup giden seslerin yankýsýný mý? Yoksa açlýðýn, yoksulluðun, ölümün sessiz çýðlýðýný mý? Büyür, durur sayýlar… Birbirinin üzerine yýðýla yýðýla, yan yana dizile dizile, katlana katlana büyüyen dehþetin adý olur. Kapitalizm altýnda yaþamak zorunda býrakýlan insanlýðýn yüzyüze kaldýðý akýl almaz vahþetin sýnýrsýzlýðýný; bir avuç sermaye sýnýfýnýn yaþamasý pahasýna yok oluþa sürüklenen tüm insanlýðýn çýrýlçýplak ortaya çýkan görüntüsünün dayanýlmaz boyutunu gösterir sayýlar. Bir de, “Ya ölü yýldýzlara hayatý götüreceðiz ya da dünyamýza inecek ölüm” diyerek yola çýkýp, dillerinde “zafer türküsü” çoðala çoðala yürüyenlerin adýný gösterir sayýlar. Tarihler boyu insanlýk; kendini ezen, sömüren, baský altýnda tutan egemen güçlere karþý ne savaþmaktan geri durdu, ne de insan kalabilme, insan soyunu devam ettirebilme mücadelesinde nice büyük kahramanlýklar yaratmaktan, nice fedakarlýk örnekleri ortaya koymaktan geri durdu. Ýnsan kalabilme çaðýnýn eþiðinde olduðumuz bugün; sýnýflar savaþýmý tarihimizin bize öðrettiklerinden çýkarttýðýmýz en önemli ders; büyük bir cüret, fedakarlýk ve kararlýlýk ortaya koymadan ne kavgayý büyütebileceðimiz, ne de yüzümüzü “zafer”e çevirebileceðimizdir. Kapitalizmi yerle bir etme savaþýmýmýzda en büyük gücümüz yine, tarih bilincimizin yol göstericiliði oluyor. Dünyanýn her köþesinde kapitalizme karþý ayaklanan ezilen-sömürülen halklar “Yeni bir dünya” yaratmak için yine bu güçle yol alýyor; devrim yapma cüretini, yazýlan “kahramanlýk destanlarý”yla büyütüyorlar. Devrim mücadelesinin yükseliþe geçtiði her dönem; devrim cephesinin en önemli mevzilerinden biri olan zindanlardan yükseltilen mücadele; savaþýmýn yönünü belirlemede önemli bir role sahip olmuþtur. Sermaye sýnýfýnýn; tüm toplumu baský altýnda tutma ve sindirme politikalarýnýn hayata geçirilmesinde bu önemli mevziiyi teslim alma giriþimi; en büyük katliamlar ve her türlü vahþetle insanlýk dýþý uygulamalarla gerçekleþmiþtir. Devrimci tutsaklarýn büyük kahramanlýk örnekleri yaratarak geri püskürttüðü bu saldýrýlar, zindanlarý; bir yandan devrim cephesinin geçit vermez kaleleri haline getirirken, diðer yandan da savaþýn diðer tüm cephelerinde büyük bir moral ve umut kaynaðý haline getirmiþtir. Bunu en açýk biçimde; devrim tarihine en büyük cezaevi katliamý

22

olarak adýný yazdýran “4 gün savaþlarýna” ve dört yýlýný tamamlamak üzere olan Ölüm Orucu eylemimize bakarak görebiliriz. Ezilen-sömürülen halklarýn özgürleþme savaþýmlarýnda onlarýn mücadelelerinin yönünü belirlemede etkili olan þey kuþkusuz; büyük bir feda ruhuyla, tüm yaþamlarýný devrim davasýna adayan, ezilen halklarýn kurtuluþu uðruna devrim bayraðýný inançla, kararlýlýkla ellerinde taþýyarak, düþmanýn her türlü saldýrýsýný çelikten bir iradeyle karþýlayan kahramanlýk abideleri olmalarýdýr. Dünya devrim tarihine; yenilmezliðin, baþeðmezliðin görkemli bir örneði olarak geçen Ölüm Orucu eylemimiz ve her biri ayrý bir kahramanlýk, ayrý bir direniþ destaný yazan öncü savaþçýlarýmýz; “Ayaklanmalar Yüzyýlý”nýn yönünü belirlemeye devam ediyor. Devam ediyor savaþ!... Yaþam ve ölüm, karanlýk ve aydýnlýk, yeni ve eski tutuþmuþken kýyasýya bir savaþa, zaman bir kayýt düþüyordu tarih sayfalarýna; 26 Haziran 2001… Yeryüzünde yaþayan milyarlarca “ölümlü” kalabalýðýn içinden bir kadýn, henüz 26 yaþýndaki gencecik bir kadýn; soðuk bir hastane odasýnda; “ölümsüzlüðün” resmini çizdi… “Ýlk” olmadýðýný bilmenin mütevazýlýðý, “son olmayacaðýna olan bütün inancý ve güveniyle; þaha kaldýrdýðý atýnýn üzerinden yükselip tutundu “Ay”ýn çengeline ve yüreðinde/bilincinde topladýðý en ileri, en güzel olan ne varsa insana dair, avuç avuç “sun”du, tüm insanlýða… “Haydi” diye haykýrdý: “Ýleri! Daha ileri!... Kavgaya!... Devrime!... Zafere!...” Aysunumuz… Devrim yapma iddiasýyla yola çýkanlarýn; bir çok çetin kavgalardan, çatýþmalardan geçmesi gerektiðini, devrim yangýnýnýn ancak o, küçük kývýlcýmlarý tutuþtura tutuþtura büyütebileceðini en iyi kavramýþ Leninist bir partizandý… Genç yaþýna raðmen; kavganýn her alanýnda en önde olmak, kavgayý daha da büyütmek ve zaferden zafere koþmak için tereddütsüz ileri atýlýyordu. Aldýðý her görevi büyük bir sorumluluk bilinci içinde yerine getirmesi, mücadelenin sýkýntý ve zorluklarý karþýsýnda hiçbir yýlgýnlýk belirtisi göstermemesi ondaki “her þey devrim için” anlayýþýnýn ne kadar geliþkin olduðunun göstergesiydi. Çalýþkanlýðý, disiplini, titizliði ve yaratýcý kiþiliðiyle bulunduðu her alanda; kýsa sürede mücadeleyi örme becerisini baþarýyla yerine getiriyordu: Yüreðinde taþýdýðý insan sevgisini; mütevazýlýðý, fedakarlýðý ve özverisiyle bütünleþtiren Aysunumuz, yoldaþlarýnýn ve onu tanýyan büyük-küçük herkesin sevgi ve saygýsýný kazanýrken; düþma-


nýnda þimþeklerini üzerine çekiyordu… Defalarca gözaltýna alýnmasý, iþkencelerden geçirilmesi, tutuklanmasý onu yýldýramamýþ, düþmanýn her saldýrýsýndan sonra kavgaya daha fazla baðlanarak; kadife sesiyle “devrim” türküsünü söylemeye devam etmiþti. Karþý-devrim bütün saldýrýlarýný yoðunlaþtýrdýðý; devrimimizi boðmak için her yönden kuþatma altýna almaya çalýþtýðý bir süreçte yeniden tutsak düþen Aysunumuz; devrim cephesinin yýkýlmayan mevzisi zindanlarýn, büyük kavgalara gebe olduðunu biliyor ve kendini “yenilmez savaþçý”lýða hazýrlýyordu. Devrimci tutsaklarý tümden teslim almaya yönelik baþlatýlan “19 Aralýk Zindan Savaþlarý”ndan, zaferin o büyük moral gücüyle çýkan tutsaklar, atýldýklarý hücrelerde direniþi büyütürken; kazanýlacak daha bir çok zaferi kucaðýnda taþýyordu günler… Devrime bir adým daha yaklaþmanýn, kavganýn daha da büyütülmesinden geçtiðini ve öncünün kitlelere nasýl savaþýlmasý gerektiðini göstermek zorunda olduðunu bilen Leninistler; büyük bir coþku ve heyecanla sarýldýlar kavga bayraðýna... Bu kez; üzerinde Ölüm Orucu eylemi yazýlý kavga bayraðýydý taþýnacak olan… “Son savaþtan bir çok þey öðrenerek, yeni bir ‘BÝZ’ olarak çýktýk” diyen Aysunumuz, hiç tereddütsüz atýlýp ileri, kavradý kavga bayraðýný… Yepyeni “BÝZ”leri yaratacak öncü savaþçýlardan olmanýn gururu ve onuruyla parlýyordu gözleri... “Alnýmýzda 30 onurlu yýlýn teri, kýlýçlarýmýz bilenmiþ…” diyerek yola çýktýðýnda; bu yolun ne kadar uzun ve zor olduðunu biliyordu. Fakat; “Bir týrtýlýn kozadan kelebek kanatlarýyla çýkýþýnca destansý, bir yangýn gibi kavurucu…” bu yol yürünmeliydi. Yürüdü Aysunumuz… Ve tarihi bir dönemeçte, tarihsel bir eylem için-

de yer aldýðýný kavramanýn bilinciyle haykýrdý “Çýktýk yola nice kararsýzý, týrýsa geçen atlarýmýzýn toynaklarýnýn tozunda býrakarak… Ardýmýza bakmadýk hiç Yüzümüz hep ileriye dönük…”

Yürüdü Aysunumuz… “Can pazarý bir savaþ meydanýnda” zaferin o büyük muþtularýný doldurup yüreðine; kinini bileye bileye,öfkeyi büyüte büyüte yürüdü… Hücre hücre erirken bedenler, her bedenden ayrý bir namlu uzanmalýydý hedefe… Hiç tereddütsüz basýlmalý tetiðe ve saplanmalýydý kurþun yapýlan yürekler, karanlýðýn baðrýna… Ki; boydan boya yýrtýlsýn karanlýk… Yýrtýlsýn ki; kucaðýnda taþýdýðý “ölü yýldýzlar” yaþam bulup, ýþýldasýn sonsuza kadar… “Alev alev” yanan gözleriyle “yaþam” dedi Aysunumuz… Çocuk gülüþleri kadar aydýnlýk, yoldaþ yürekleri kadar sýcak, insan güzelliðinde bir “yaþam”… Ne azgýn dalgalarýn hýþmý titretebildi gözlerindeki o alevi, ne de yoldaþ elinin sýcaklýðýnýn, avuçlarýnda kayýp gidiþinin acýsý… Bir Ölüm Orucu savaþçýsý olarak çýktýðý büyük yürüyüþün her anýnda kendine, yoldaþlarýna, partiye ve devrimin zaferine duyduðu o büyük güvenle yol aldý ve alnýný “zafere” yasladý Aysunumuz… Aysunumuz… Ayýþýðýmýz… sen hücre hücre eriyen bedeninde devrimi büyütüp, 21. yüzyýlýn “ilk özgürlük savaþçýlarý”ndan olma onurunu elde ederken, dünyanýn bütün ezilenleri bir bir toplaþýyordu savaþ meydanlarýna. Ve zaman; dünyaya inecek “ölümle-yaþamýn” son kavgasýna doðru ilerliyordu… Ardýmýzda býraktýðýmýz üç yýlýn her günü bir yüzünde; sermaye sýnýfýnýn en kanlý, en vahþi, en katliamcý saldýrýlarýný taþýrken, diðer yüzünde; ezilen halklarýn en büyük direniþlerini, çatýþmalarýný ve “kapitalizme karþý savaþ” haykýrýþlarýyla ayaða kalkýþlarýný taþýdý… Ve þimdi, yeryüzünün her karýþ topraðýnda ezilen söMerhaba, mürülen halklar kendi kahramanlýk destanlarýný yazmaAyýþýðýmýzý sonsuzluða yolcu ediþimiya, “açlýk ordularýyla” kapitalizmin kalelerini parçalamaya koþuyor… Sürüyor savaþ!... zin bir yýlýný daha geride býraktýk. Aysunumuz… Ayýþýðýmýz… sen, yenilmezliðin ve Aysunumuzun kararlýlýðý, baðlýlýðý baþeðmezliðinle devrim savaþçýlarýnýn nasýl olmasý gerektiðini gösterirken, ardýn sýra yürüyen nice kahraman mücadele edenlere her zaman örnek olyürekler “göðü fethe” çýktý… Ve þimdi; dünya devrim maya devam edecektir. tarihinin görkemli sayfalarýnda yerini alan Ölüm Orucu Onun gülüþleri, sevgisi, her zaman in- eyleminde bayraðýný ayný kararlýlýk, ayný inanç ve çelikten iradeyle Remzi canýmýz dalgalandýrýyor… Sürüsanlaþma çabasýnda olanlara örnek olayor Ölüm Orucu eylemi… Bugün, her kavgada; devrimci tutsaklarýn sahiplecaktýr. niliþi ve ölümsüzleþen kahraman yüreklerin, kavga O, yeni bir dünya kurmak isteyenler bayraklarý olarak taþýnmasý; kitlelerin öncüleriyle buluþmasý, mücadelelerini kendilerine örnek almasýný getiiçin, her zaman yol gösterici olacak. riyor!... Büyüyor Devrim! Aysunumuzdan öðrendik ve öðrenmeVe sürecek devrim yürüyüþümüz… “Omuz baþýmýzdaki, önümüzdeki yiðitler hiç gözünü kýrpmadan düye devam edeceðiz. þüyor ve biz onlarýn inançlý kanlarýyla boyadýklarý doSevgi, özlem ve baðlýlýkla… görüþmek ðurgan topraða daha sert, daha yek vücut olarak basarak” ilerliyor, devrim yangýnýný büyütüyoruz… üzere… Hücre hücre eriyen her bedenden yükselen “zafer naralarý” dalga dalga yayýlan “savaþ naralarý”na dönüKandýra F Tipi Zindanýndan þüyor… Savaþ Sürüyor Sürecek Zafere Kadar!... Þan Bir Yoldaþý olsun, bedenleriyle devrim ateþini kucaklayanlara…ˆ

AYSUNUMUZDAN ÖÐRENÝYORUZ

23


HALKLARIN KATÝLÝ NATO’YU DAÐITALIM SLOGANIYLA ÖNE ÇIKAN MÜCADELE BÝRLÝÐÝ PLATFORMU OLDU. NATO VE BUSH KARÞITI BÝRLÝK ÝÇÝNDE OLMAMAMIZA RAÐMEN, TÜM SÜRECÝN ÖRGÜTLEYÝCÝ VE YÖNLENDÝRÝCÝLERÝNDEN BÝRÝYDÝK. GEZÝ PARKINDA NATO’YA KARÞI SEMAH DÖNMEDÝK. RESÝM YAPANLARI SEYRETMEDÝK. AMA DEVRÝMCÝ EYLEMÝN OLDUÐU HER YERDE BÝZ VARDIK. PROLETARYANIN BAÐIMSIZ SINIF ÇÝZGÝSÝNDE KENDÝ EYLEMLERÝMÝZÝ DE DÜZENLEDÝK. VE SÜRECÝ BÝR BÜTÜN HALÝNDE EYLEMLÝLÝK ÝÇÝNDE GEÇÝRDÝK. EYLEMLERÝN ÝLK FÝTÝLÝ GAZÝ’DEN TUTUÞTURULDU. HER ZAMAN A-

Polise karþý sapanýyla savaþan Leninist bir savaþçý

YAKLANMALARIN KALBÝ OLMUÞ, ÝSTANBUL’UN EMEKÇÝ SEMTÝ GAZÝ’DEN… baþladý. Meþaleler yakýldý,düzenli bir kortej oluþturuldu. “Ýþgale, Ýþkenceye, NATO ‘ya Karþý Mücadeleyi Yükseltelim” pankartýnýn açýlmasýyla yürüyüþ sloganlarla baþladý. Yürüyüþ boyunca sýk sýk “Halklarý Katili NATO’yu Daðýtalým”, “Irakta Namlular Ýþgalcilere”, “Filistin Halký Yalnýz Deðildir”, “Yaþasýn Proletarya Enternasyonalizmi” sloganlarý hep bir aðýzdan atýldý. Eski karakola geldiðimizde önümüz polis þefleri tarafýndan kesildi. Bu engellemeye karþý polislere: Dörtyol’a kadar yürümekte kararlý olduðumuzu söyledik ve yürümeye devam ettik. Ayný polis þefleri Dörtyol’a geldiðimizde yine önümüzü kestiler. Önümüzden çekilmelerini söyledik. Onlarsa üzerimize yürüyüp bir eylemciye saldýrdýlar. Kitle hemen harekete geçti ve polis þefleri tekme tokat dövüldü. Komiserleri ise kaçýp akreplere binip uzaklaþmayý denemiþlerdi ki eylemciler bu kez de akrepleri taþlamaya baþladý. Hemen ara sokaklara ve Dörtyol Caddesi’ne barikatlar kuruldu. Barikatlarda sýk sýk devrimci dayanýþma ve siper yoldaþlýðý sloganlarý atýldý. Uzunca bir süre ne akrepler ne panzerler ne de polisler yanýmýza yaklaþabildi. Yaklaþamazlardý. Çünkü yaklaþtýklarý anda geri püskür-

GAZÝ MAHALLESÝ’NDEN NATO’YA KARÞI YAPILAN EYLEM GÜNCESÝ 28-29 Haziran’da Ýstanbul’da toplanacak olan NATO zirvesine karþý Gazi Mahallesinde Mücadele Birliði Platformu, ESP, HÖC, Demokratik Halklar Platformu, Partizan çevresinin bir araya gelerek Gazi NATO Karþýtý Birlik oluþturuldu. Oluþturulan birlik hemen bir eylem takvimi çýkardý: 14 Haziran Heykel Parkýndan Dörtyol’a meþaleli yürüyüþ. 16 Haziran Gazi Mezarlýðýndan Cemevi’ne yürüyüþ. 18 Haziran Cemevinden Köþe Duraðýna kadar yürüyüþ. 20 Haziran Barajüstü’nden Ýsmet Paþa Caddesi’ne yürüyüþ. 22 Haziran Karayollarýndan Cemevi’ne kadar yürüyüþ. 24 Haziran Dörtyol’da meþaleli yürüyüþ. 14 Haziran… Saat 20:30’da ilk eylem heykel parkýnda kitlenin toplanmasýyla

1


tülüyorlardý. Hepimizin morali coþkusu doruklardaydý. Gazi sokaklarý sanki 95 Gazi ayaklanmasýndaki görüntüler gibi olmuþtu. Bir anda ortalýk Filistin sokaklarýna dönüþtü. Sokak çatýþmamýz gece saat 00:30’a kadar devam etti. Panzerler, gelen takviye güçleriyle birlikte üzerimize yürüyorlardý. Panzerlerden su sýkýlýyor, gaz bombalarý atýlýyor ayný zamanda hiç çekinmeden rahatça gerçek mermiler yaðdýrýyorlardý üzerimize. Bütün bunlara karþýlýk hiç kimse kaçmýyor aksine hiç umulmadýk kiþiler katýlýyordu eyleme. Çocuklar kucaklarýna taþ toplayýp; “taþ isteyen, taþ alýn” diye bizlere taþ yetiþtiriyorlardý. En sonunda ne yapacaðýný þaþýran düþman takviye çevik kuvvet ekipleriyle üzerimize çok yoðun bir þekilde kurþun sýkmaya baþladý. Eylemcilerin ara sokaða daðýlmasýyla o gün eylemimizi bitirdik. Polisler köpekleriyle eylemcileri aramaya, evleri basmaya baþlamýþtý. O gün yaþananlar düþmaný çok þaþýrtýp aptallaþtýrdý, ne yapacaðýný bilemez hale getirdi. 16 Haziran… Eylem takviminin ikincisi ise 16 Haziran’daydý. Saat 20:30’da Gazi mezarlýðýndan Cemevi’ne yürünmesi için bir araya gelindi. Yine meþalelerimizi yaktýk, kortejimizi oluþturduk. Bu kez sayýmýz daha fazlaydý. Yaklaþýk 150 kiþiydik. Pankartýmýzý açtýk ve belirlenen sloganlarýmýzý gür bir sesle haykýrarak Cemevine kadar yürüdük. Bu kez faþistler 14 Haziran eyleminden ders almýþ olacaklar ki yanýmýza bile yaklaþamadýlar. Caddenin en aþaðýsýnda toplu halde eylemi bitirmemizi beklediler. Bizlerde eylemimizi sloganlarla insanlara ajitasyon çekerek ve devrimci marþýmýzý okuyarak bitirdik. Ýnsanlarýn yoðun ilgisi vardý. Eyleme yeniden 95 Gazi Ayaklanmasý baþlýyor diye seviniyorlardý. 18 Haziran... Saat 20:30 ve biz yine ayný disiplinle bir araya geldik. Pankartýmýzý açýp yürümeye baþladýk ki, polislerin saldýrýsýna uðradýk. Yoðun bir þekilde gaz bombasý atýldý, tazyikli su sýkýldý. Ve tabii ardýndan üzerimize kurþunlar yaðdýrdýlar. Kitleyi daðýttýðýný sanan düþman dört yoldaki barikatlarýn kurulduðunu hemen fark edemedi. Barikatlarda uzun süre çatýþýldý. Polisler otobüslerin yolunu kestiler ve otobüsteki yolculara sataþtýlar. Yoldaki insanlarý gözaltýna aldýlar. Her gün biraz daha afallýyorlardý. O günkü eylemimizi yine yaptýk ve yine biz kazandýk. 20 Haziran…

Eylemciler eylem kararlarýndan vazgeçmeyerek düþmana inat yine bir araya geldi. Gazi son durakta açýlan pankartla yürüyüþ öncekilerle ayný tarzda devam etti. Sloganlar, marþlar, bölge halkýna sesleniþle Ýsmetpaþa Caddesi’ne gelindi. Faþistler hemen karþýmýza çýktý ve yine eylemin yapýlmasýna engel olmanýn hýncýyla bizlere saldýrmaya baþladýlar ve gereken cevabý eylemcilerden aldýlar. 22 Haziran… Eylemimiz Karayollarýndaydý. Polisler ilk eylemin baþlangýcýndan beri mahallenin giriþini ve çýkýþýný tutmuþlardý. Mahallenin içinde panzer ve akrepleriyle konvoy oluþturup sokaklarda dolaþýyorlardý. O gün ise sadece giriþi çýkýþý deðil, mahallenin her yerini çevrelemiþlerdi. Sokakta dolaþanlardan bile kimlik istiyorlardý. Mahalleye giren otobüsleri durdurup içindeki yolcularý pervasýzca gözaltýna alýp kendi otobüslerine bindiriyorlardý. Bizler ise tüm bunlara raðmen Karayollarýna geçtik. Ve meþalelerimizi yakýp, pankartýmýzý açýp sloganlarla yürüdük. Fa-

þistler arkamýzda kalmýþlardý. Eylemin baþladýðýný ve bitmeye yakýn olduðunu öðrenince deliye döndüler. Bütün güçleriyle toplanýp eylemin olduðu yere geldiler ve yine cevaplarýný aldýlar. 24 Haziran… Artýk son eylemimiz… Yine saat 20:30’da pankartýmýzý düþmana inat gererek Dörtyol’a Gazi’nin merkezine çýktýk. Mahalleyi inleten sloganlarýmýzla yürüdük. Eski karakolun önüne geldiðimizde eylemimizi bitirdik. Polisler baþ edemeyeceklerini anladýklarýndan ortalýkta bile gözükmüyorlardý. Yapýlan eylemler insanlarda devrimci bir ruh ve moral-cesaret yarattý. Faþizmin gerçek yüzü bir kez daha göründü. Biz Mücadele Birliði Platformu olarak, olaný olduðu gibi ve belirtilen ilkelere göre yazdýk. Bu yönümüzü, doðru ve dürüst oluþumuzu, devrimci ahlakýmýzý vurguluyoruz. Çünkü birlikte ortak eylem kararý aldýðýmýz, neyin nasýl olacaðýný birlikte karar verdiðimiz platformlardan ESP buna uymadý. Mücadele Birliði Platformu, HÖC, Partizan, DHP, ESP bir araya

2

gelip, NATO’ya karþý devrimciler olarak mahallemizde ne yapabiliriz diye toplandýðýmýzda, Mücadele Birliði Platformu olarak öncelikle “NATO ve Bush Karþýtý Birlik’in içerisinde merkezi olarak olmadýðýmýzý ve yerelde de olmayacaðýmýzý söyledik. Yaklaþýk yarým saat bunun üzerine tartýþtýk. Çünkü diðer çevreler o birliðin içerisindeydiler. Sonunda “NATO ve Bush Karþýtý Birlik”in yereldeki ayaklarý olarak eylemler yapýlmayacaðýna ortak bir þekilde karar verildi. Biz Mücadele Birliði Platformu olarak yine de þunun üzerine basa basa söyledik. Yapýlan hiçbir eylemin “NATO ve Bush Karþýtý Birlik”e maledilemeyeceðini yoksa biz kendi baþýmýza eylemlikler yapacaðýmýzý söyledik. Onlar da baþta ESP olmak üzere bizi onayladýlar; ancak bunu en baþta söyleyenlerden biri olan ESP, ikinci eylem olacaðý gün Atýlým gazetesine; “Gazi, NATO ve Bush Karþýtý Birlik’in 50 kiþilik meþaleli yürüyüþüne saldýran polise Gazi’li emekçiler barikat kurup çatýþarak yanýt verdi. 16 Haziran’da ise 300 kiþilik bir yürüyüþ ile ýsýndý Gazi’nin sokaklarý…” diye uzunca bir yazý yazýlmýþtý. Biz Mücadele Birliði Platformu olarak gidip ESP’li arkadaþlarla konuþtuk. Bu yaptýklarýnýn devrimci ahlaka-kültüre uymadýðýný söyledik. Yapýlan toplantýlarda da daha önce özellikle belirttiðimiz þeye dikkat edilmeden tekrar böyle bir haber çýkmasýný eleþtirdik. Eleþtirimiz karþýsýnda bize inanýlmayacak bir cevap verdiler; “pankarttaki yazýyý okuyamadýk”larýný söylediler! -Sanki pankartta ne yazýldýðýný bilmezcesine…- Bir sonraki sayýlarýnda bu yanlýþlýðý düzelteceklerini söylediler ve “yeter ki eylemden çekilmeyin” dediler. Fakat bunun üzerine bir de internet haberi yaptýlar. Bu sefer insan sayýsýnýn daha da abartýlý verildiði, olaylarýn tam anlamýyla aktarýlmadýðý yine eylemleri “NATO ve Bush Karþýtý Birlik”e maleden bir haber. Yani özrü kabahatinden büyük bir tavýr. Þimdi sormak gerekiyor; Nasýl oluyor da siz bunca insanýn eylemini kendinize mal edebiliyorsunuz. Nalýncý keseri gibi her þeyi kendinize doðru yontmada gösterdiðiniz el çabukluðunun devrimci ahlakla yakýndan uzaktan bir ilgisi var mý? Bu köylü kurnazlýðýnýn size bir þey kazandýrmadýðýný kazandýrmayacaðýný, sýnýflar mücadelesinin en nihayetinde devrimci olanla olmayaný ayýrt edeceðini, sýcak devrimci pratiðin iyi bir turnusol olduðunu bugüne kadar ki deneyimlerden öðrenmediniz mi?


Eylem, Daima Eylem Ben Gazi Mahallesi’nden yazýyorum. Size NATO Zirvesi’ne karþý mahallemizde yapýlan eylemlerden birini anlatmak istiyorum. 20 Haziran günü saat 22:00 da Cemevi önünden yürüyüþe baþladýk. Bir süre yürüdükten sonra alt taraftan panzerler saldýrmaya baþladý. Ben ve iki arkadaþ, arkada duran panzerlere saldýrmaya baþladýk. Kitle caddenin yan tarafýna çekildi. Biz üç kiþi ise caddenin karþý tarafýndaki ara sokaða çekildik. Bir alt sokaktan yine caddeye çýktýk. Orda duran panzerlere saldýrdýk. Elimizdeki materyallerle çatýþmaya girdik. Arka taraftaki askeri panzeri fark edemedim, caddenin ortasýndaydým. Arkadan bana çarptý. Ben yere düþüp sürüklendim. Ayaða kalktýðýmda ön taraftaki panzerle arka taraftaki panzer beni ezmeye çalýþtý. Benim de nefesim kesilmiþ, ayaðýma kramp girmiþti ve koþamýyordum. Yoðun bir þekilde gaz bombalarý atýlýyordu. Bir gaz bombasý da iki ayaðýmýn ortasýnda patladý. Nefes almakta zorlanmaya baþladým. Bir an bayýlacaðýmý düþündüm. Bayýlmamak için kendimi zor tutuyordum. Ara sokaða girdiðimde bayýldým. Yaklaþýk 15 dakika yerde kalmýþým. Çevredeki esnaf, halk bana su, soðan vb. þeyler getirerek yardýmcý oldular. Kendime geldiðimde kalkýp Köþe Duraðý’na doðru koþmaya baþladým. Koþarken de ajitasyon yapýyordum. Beni gören halk “Ne oldu sana? Þerefsiz polisler neden vuruyorsunuz bu gençlere” diye polise tepkilerini gösterdiler. Köþe Duraðý’na geldiðimde barikatlar kuruluyordu. Hemen barikatlara yardým ettim. Cadde boyunca barikatlar kuruluyor, gelen panzerleri engellemek için taþ ve molotof atýlýyordu. Bu da Gazi gençlerinin söylenildiði gibi yoz kültüre kaymadýklarýný gösteriyordu.

Dört yola geldiðimizde baþým aðrýmaya baþladý. Bayýlmýþým. Beni iki arkadaþ ara sokaða çekmiþ. Ayýldýðýmda beni boþ bir arsada aðaçlarýn altýna býraktýklarýný gördüm. Eski polis karakoluna doðru koþmaya baþladým. Koþarken silah sesleri duydum ve daha hýzlý koþmaya baþladým. Barikatlarýn olduðu yere ulaþtým sonunda. Ve barikatýn arkasýndaki yerimi aldým tekrar. Eylem 15 dakika daha sürdü ve daha sonra bitirildi. Gazi Mahallesi’nden Bir Leninist

MÜCADELE BÝRLÝÐÝ PLATFORMU’NDAN BOÐAZ KÖPRÜSÜNE PANKART 28-29 Haziran’da Ýstanbul’da yapýlan NATO Zirvesi öncesi, her yerde eylemler yapýldý. Bunlarýn en etkili olanlarýndan biri, Mücadele Birliði Platformu tarafýndan Boðaziçi Köprüsü’nde 25 Haziran’da gerçekleþen pankart asma eylemi oldu. Platform üyesi biri bayan iki kiþi Köprünün Avrupa yakasýndaki ayaðýna týrmanarak üzerinde “Halklarýn Katili NATO’yu Daðýtalým / Mücadele Birliði” yazýlý dev bir pankart astý. Saat 14:00 sýralarýnda yapýlan eylemde sýk sýk “Halklarýn Katili NATO’yu Daðýtalým”, “ Ýstanbul NATO’ya Mezar Olacak”, “Yaþasýn Ölüm Orucu Eylemimiz”. “Bütün Ýktidar Emeðin Olacak” sloganlarý atýldý. Kýsa sürede köprünün üzeri polis doldu. Köprü üzerinde trafiðin engellenmesi polisi çileden çýkardý. Polisin muhabirimizi zorla taksiye bindirerek Anadolu yakasýna göndermesine raðmen,

muhabirimiz inatçý ve kararlý bir tutum sergileyerek olay yerine geri dönmüþtür. Eylemcilerin basýn gelmediði sürece aþaðýya inmeyeceði söyleniyordu. Basýnýn gelmesiyle eylemciler köprüden aþaðýya indiler ve eylemlerinin amacýný basýna anlattýlar. Gözaltýna alýnmaya

çalýþýlan eylemciler, buna karþý slogan attýlar. Zorla polis araçlarýna bindirildiler. Bu esnada polis eylemcilerle birlikte muhabirimizi de darp ederek gözaltýna aldý. Muhabirimiz gözaltýna alýndýðý gün, eylemciler ise ertesi gün serbest býrakýldýlar.

3

LENÝNÝST SAFLARDA NATO’YU DAÐITMAYA Halklarýn katili NATO, 28-29 Haziran’da Ýstanbul’da yapmayý düþündüðü toplantýda, ABD’nin Büyük Ortadoðu Projesi’ni, emekçi halklara yapýlacak yeni saldýrý planlarýný görüþecekti. Dünyayý bir kan gölüne çeviren emperyalist-kapitalist sistemin askeri-polis örgütü NATO’nun yapacaðý yeni katliamlarýn ön hazýrlýklarý bu zirvede yapýlacaktý. Ve Türkiye’nin bütün bu planlarda yerinin neresi olacaðý bu zirvede karara baðlanacaktý. Bizler de tüm bunlara karþý Mücadele Birliði Platformu olarak 20 Haziran Pazar günü saat 15.00’da Galatasaray Lisesi önünde bir basýn açýklamasý yaptýk. 19 Haziran günü yapmayý planladýðýmýz basýn açýklamasýný, hava muhalefetinden dolayý bir gün sonra gerçekleþtirebildik. Basýn açýklamasý, kitlenin sloganlar eþliðinde Aznavur Pasajý’ndan Galatasaray Lisesi önüne gelmesiyle saat 15.00’de baþladý. Açýklama sýrasýnda sýk sýk “Halklarýn Katili Nato’yu Daðýtalým”, “Denizlerin Yolunda Leninist Saflara”, “Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Her Þey Emeðin Olacak” sloganlarý atýldý. Eylem sýrasýnda polisin aldýðý yoðun güvenlik önlemi gözden kaçmýyordu. Deniz Gezmiþ pankartý, kitlenin coþkusu, atýlan sloganlar ve kuþlamalar, yoldan geçen insanlara eylemin amacýný gösteriyordu. Yaklaþýk 30 dakika süren eylem, atýlan sloganlarla sona erdi. Mücadele Birliði Platformu/ Ýstanbul


DÖVÜÞENLER ANLATIYOR… bombasýndan yaralanan ayaðýmýn daha kötüleþmesi üzerine bunu fark eden bir aile beni içeri aldý. Elimi yüzümü yýkayýp kendime gelmemi saðladýlar. Sonra onlarla sohbet ettim ve daha da sonra bölgeyi terk ettim. Okurdan… 2 Fatma Girik Parký’ndan düzenli kortejler þeklinde çýktýk. Kortejin en önünde Mücadele Birliði’nden yoldaþlarýn da olduðu karma bir grup vardý. Perpa önüne yaklaþtýðýmýzda polislerin o alanda çok yoðun olduklarýný gördük. Çatýþmanýn çýkacaðýný hepimiz çok ama çok iyi biliyorduk. Tertip komitesinden bir grup, polislerle konuþmaya gitti. Konuþma çok kýsa sürdü. Konuþmalar biter bitmez polisler gaz bombalarýný bizlerin arkasýna doðru attýlar. Herkes ilk etapta panikledi ve geri çekildi. Geri çekilirken orada varolan benzin istasyonunun içine girildi. Ama benzinliðin üç tarafý kapalýydý. Ýnsanlar, yoðun gaz bombasýna tutuldular. Benzin istasyonun içinde hepimiz polislerle çatýþtýk. Çatýþma sonucu polisleri istasyondan püskürttük. Geriye çekilen polislerin birini yere devirdik ve sopalarla saldýrdýk. Benzinliðin arkasýna parmaklýklardan atlayarak geçtim. Hemen orada barikat kurmak için çöp konteynýrlarýný ve arabalarý kullandýk. O alanda 1.5 saat sýký bir þekilde çatýþtýk. Çatýþanlar Mücadele Birliði ve ESP’lilerdi. O alandan aþaðýya çekildik ve baþka bir alanda kurulmuþ olan barikata yöneldik. Barikat ateþe verildi ama o alanda fazla çatýþamadýk. ESP’liler karar aldýklarýný ve daðýlacaklarýný söylediler. Bizim yoldaþlar da daðýlmanýn doðru olmadýðýný gücümüzün polislerle çatýþmak için iyi mevzilendiðini söylediler. Ama ESP’liler “komite karar aldý biz de uymak zorundayýz” dediler ve bizi yalnýz býraktýlar. Bunun üzerine, bizim yoldaþlar da bu koþullarda tek baþýmýza orada tutunamayacaðýmýzý, ara sokaklara daðýlmamýz gerektiðini söylediler. Biz de, mahalle aralarýna daðýldýk.

Leninistlerin kurduðu barikat Okurdan… 1 Okmeydaný’ndan Taksim’e Kadýköy’de yapýlan miting sonrasýnda akþama doðru Okmeydaný’na doðru yol aldýk. Okmeydaný’na vardýktan sonra kortejimizi oluþturarak Fatma Girik Parký’na doðru sloganlarla yürüdük. Çevredeki insanlar Mücadele Birliði kortejini görünce alkýþ ve zýlgýtlarla bizlere moral verdiler. Kortejimizin önünde Deniz Gezmiþ’in büyük bir resmi vardý… 6. Filo’yu daðýtýrken en önde olan yoldaþýmýz Deniz, Fatma Girik Parký’na adeta heyecaný ve Leninistlerin kararlý bakýþ açýsýný taþýyordu. Ýlk yardým çadýrýmýz ilgi çekiyordu. Kumanya daðýtýlmasý, komitelerin oluþturulmasý, bizim ne kadar kararlý olduðumuzu gösteriyordu. Siper yoldaþlýðý yaptýðýmýz insanlara sapan eðitimi verdik. Bu esnada bir siper yoldaþýmýz bize “bu tam sizlerin yani Leninistlerin kavgasý” dedi. Attýðýmýz iki sapan atýþý hedefi daðýtýnca göz doldurmuþtu. Sabah saat 6.00 civarlarýnda uyanýp kumanyalarýmýzý aldýktan sonra mýntýka temizliði yaptýk; çevredeki insanlarýn verdiði battaniye ve halýlarý geri iade ettikten sonra saat 8.30 sýralarýnda Perpa’ya doðru yol aldýk. Bunun sonrasýnda oportünistlerin oluþturduðu “diyalog komitesi” “biz polisle görüþeceðiz o zamana kadar kimse bandana ve buna benzer þeyler takmasýn” diye uyarýyordu. Tabi biz önceden hazýrladýðýmýz sirke ve limon suyunu bandanaya sürmeye baþlayýp hazýrlýðýmýza devam ettik. “Diyalog komitesi”nin geri dönmesiyle birlikte Faþist TC kolluklarý gaz bombalarýný yaðdýrmaya baþladý. Elimdeki Deniz’in resmini hewale teslim ederken sapaným hedefine ulaþsýn diye hazýrlýða giriþtim. Yanýma gelen siper yoldaþlarýndan birinin “hewal kendine iyi bak” dediði anda polisle aramýzda 10-15 metre kadar vardý. Bacaðýmýn alt kýsmýna aldýðým gaz bombasýnýn darbesiyle 10 dakika sonra sekerek mevzinin arkasýna geçtim. Yaralandýðýmý gören yoldaþ “geri çekil” diyordu sürekli olarak. Fakat Leninist bakýþ açýsýna sahip birinin ancak ölümle geri çekileceðini bildiðim için sadece ayaðýmda hasar olduðunu dile getirdim. Yoldaþ, “gereksiz yere kayýp vereceðiz” diyordu. Yoldaþ ön mevzilere geçince ben tekrar barikatýn arkasýna geçtim. Az ileride, barikatlarýn arkasýnda bulduðumuz çöp kamyonunu barikata dahil edebilmek için kontak anahtarý bulmaya çalýþtýk. Fakat bulamayýnca arabanýn yerinin iyi olduðunu düþündük ve “bizim için bir siper olur” dedik devam ettik. Bu arada, halkýn bizlere verdiði desteði görünce, bir kez daha ne kadar haklý olduðumuzu düþündük. Aþaðýdaki mevzilere geldiðimizde kamyonu olan vatandaþlardan biri kendi arabasýný siper yaptý. Cemevi’ne gelmeden önce iki mevzi, daha sonra da dört mevzi oluþturduk. Oluþturduðumuz her mevziyi, polis helikopterleri yukarýdan görebildiði için bildiriyorlardý ve barikatlarýmýza tekrardan gaz bombalarý yaðýyordu. Gaz

Okurdan… 3 Askeri hazýrlýklarýmýzý yapýp, zulaladýk. Daha sonra Fatma Girik Parký’na getirdik. Bütün hazýrlýklarýmýzý tamamladýk. Diðer siyasi hareketlerle toplandýðýmýzda herkes ahkam kesip “sabaha kadar çatýþacak malzemelerimiz var” diyordu; hepsi kof çýktý. Sabah 8.30’da yürüyüþ baþladý. Askeri komite en öndeydi. Perpa’nýn önüne gelindiðinde duraða Parti’nin imzasý yazýldý. Herkes hazýrlýklýydý. Haber geldiðinde panzerlere ilk molotof kokteyli sallayan bizim komitedeydi. Sonra gazýn yoðun bir þekilde atýlmasý ve göz gözü görmemesi nedeniyle daðýnýklýk yaþandý. Oto yýkamacýsýnýn arkasýna geçtik. Ve ortak bir þekilde barikatý kurduk. Barikata panzerin müdahalesi oldu. Panzere Leninistler tarafýndan molotof kokteyli atýldý. Yani panzerleri biz püskürttük. Elimizdeki malzemeleri en iyi þekilde kul-

4


Kadýköy Mitingi’nden...

landýk. Bir saat boyunca barikatlar korundu ve sürekli Parti sloganlarý atýldý. Polis alt otobaný sarýp barikat kuruyordu. Bir grup oraya gönderildi. Orada polis barikatýna molotof kokteyli atýldý. Bir sivil otonun içinde polisler eylemi, eylemcileri kameraya alýyorlardý. Bunu gören leninistler arabaya molotof kokteyli attýlar. Araba yanmaya baþladý. Otoban trafiðe kapandý. Bir sivil polis, telefonla konuþuyordu. Kafasýna taþlar yaðýnca kaçmak zorunda kaldý. Otobaný ilk kesen grup biz leninistlerdik. Ve yarým saat sonra, Okmeydaný içine barikata çekildik. Orada ufak tefek çatýþmalar yaþandý. Amacýmýz Cemevi önündeki büyük gruba ulaþmaktý. Uzunca süre gezdikten sonra barikatlar kurup çatýþtýk. Polisin bölgeyi yoðun bir þekilde ablukaya aldýðýný gördük. Geri çekildik; ulaþmamýz gereken yere ulaþýp bekledik.

birlikte geçirdik. Yaklaþýk 350 kiþi geceyi orda geçirdi. Parkýn giriþine kamp kurduk. “Halklarýn Katili NATO’yu Daðýtalým” pankartýmýzý parkýn giriþine herkesin görebileceði þekilde astýk. Yanýndaki direklerin üzerine Deniz Gezmiþ yoldaþýn resminin olduðu kýzýl bayraklarýmýzý astýk. Yabancý basýnla röportaj yaptýk. Sabah saat 06:00’da herkes ayaktaydý. Saat 08:00’da kortejimizi oluþturduk ve diðer yapýlarla beraber Mecidiyeköy’e doðru ilerledik. Ancak Perpa’da çevik kuvvet engeliyle karþýlaþtýk. Çevik kuvvet geçmemize izin vermedi. Ancak kitle geçmekte kararlýydý. Sayýsý yaklaþýk 5000’i bulan polise karþý bizimde içinde bulunduðumuz 300 kiþilik kitle çatýþtýk. Çatýþma saat 08:30’dan 12:30’a kadar devam etti. Çatýþmadan sonra yaralanan, sakatlanan yoldaþlarýmýz vardý. Ancak buna raðmen saat 16:30 sýralarýnda Taksim’de eylem yapýldý. Yaklaþýk 45 kiþilik bir gruptu. “Mücadele Birliði” pankartý açýldý. Basýn açýklamasý yapýlýrken çevik kuvvet müdahale etti. 9 kiþi gözaltýna alýndý. 29 Haziran’da saat 17:00 sýralarýnda 22 kiþilik bir grup Flash TV’de basýn açýklamasý yapmaya gitti. Basýn açýklamasý okundu ve “Mücadele Birliði” pankartý açýldý. Basýn açýklamasýndan sonra polis geldi ve müdahale etmeye baþladý. Ancak polis geç kaldý! Çünkü yoldaþlarýmýz çoktan eylemi bitirip daðýlmaya baþlamýþlardý. En son dýþarý çýkan yoldaþlardan biri, polisin cop darbeleri sonucunda aðýr bir þekilde yaralandý. Yaralýya müdahale sýrasýnda da iþkence devam etti. Ambulans beklenilmedi ve apar topar polis otosuyla Taksim Ýlkyardým Hastanesi’ne götürüldü. Basýnýn ilgisi çok yoðundu. Eylem amacýna ulaþtý. Okurdan… 6 Sapan attýðým için en ön saftaydým. Gaz bombalarý atýlýnca kitle aþaðýya doðru kaçtý ve biz de petrol ofisine girdik. Arka tarafta çatýþýrken yoldaþlardan biri yaralandý. Onu üst geçitten karþýya geçirdim ve daha sonra oradan ana yolu kapatan barikatlara geçtim. Molotof kokteyliyle panzeri yaktým. Daha sonra baþka bir barikatta yaklaþýk 1.5 saat orada kaldým ve orada çatýþtým. Okurdan… 7 Okmeydaný; daha evvelde eleþtiriler vardý diðer siyasetlerde, “sekter davranýyorsunuz sanki yarýn devrim olacak” diyorlar. Ama bir kez daha görüldü ki kendi eylemini örgütlemek… kendi koþullarýna göre þekillenmek önemli. Diðer çevreler bize; “gerekirse sabaha kadar çatýþýrýz” diyorlardý; ve bunun gibi bir çok þey. Mücadele Birliði’nin orada olmasý diðer çevreler için itici bir güç oldu. Gerek barikatlarda, gerekse de inisiyatif açýsýndan onlardan daha ileriydik. Eylem alanýnda diðer siyasetlerin kendi içlerinde yaþadýklarý; belirsizlik, kendi içlerinde inisiyatifsizlik, itaatsizlik çok dikkatimi çekti. (Yazý kutu içine alýnacak) 27’si akþamý Fatma Girik Parký’nda bulunan siyasi yapý temsilcileriyle ortak bir toplantý yapýldý. Mücadele Birliði Platformu temsilcisi bu toplantýda “dananýn kuyruðunun Okmeydaný’nda kopacaðýný, hazýrlýklarýn buna göre yapýlmasý gerektiðini” söyledi. Diðer siyasi yapýlar, her ne kadar hazýrlýklý gelmiþlerse de çatýþmayý en son aþama olarak düþünmüyorlardý. Ortalama Sol’un gösteriþ hastalýðý burada da kendini hissettiriyordu. Bir yanda sapanlar, sopalar, baretler vb. bir tarafta barýþçýl bir mitinge gidiyormuþ gibi bir ruh hali. Bir yanda iddialý sloganlar bir yanda devletin NATO vadisine doðru yapýlacak bir yürüyüþe izin vere-

Okurdan… 4 Herkes tarafýndan bilinen emperyalistlerin silahlý örgütü NATO’nun zirvesinn yapýlacaðý tarihler vardý (28-29 Haziran). NATO’yu protesto etmek için 27 Haziran’da Okmeydaný Fatma Girik Parký’na gittim. Geceyi orada geçirdik. Sabah uyanýr uyanmaz 13 Mart Marþý’ný hep bir aðýzdan söyledik. Hemen yoldaþlar arasýnda askeri komiteler oluþturduk hazýrlýklarýmýz yaptýk. Düzenli hazýr bir þekilde Mecidiyeköy Meydaný’na doðru, zirvenin olacaðý yeri zorlamak için yürüdük. Çok kýsa bir mesafe yürümüþtük ki karþýmýza polis yýðýný çýktý. Daha sonra panzerlerle, silahlarý ve gaz bombalarýyla üzerimize doðru yürüdüler. Gaz bombasý önüme düþtü. Ýlk defa karþýlaþtýðým için alýp atabilirim düþüncesiyle üzerine doðru gittim. O arada fenalaþtým kitleyle aþaðýya koþtum. Koþarken polislerin saldýrýsýna uðradým. Yere düþtüm. Yerden kalktým uygun bir yere çekildim. Yoldaþlarýmý gördüm. Polislere karþý barikat kurmak için üç araba devirdik. Barikatýn baþýnda 45 dakika kadar çatýþtýk. Daha sonra diðer siyasi yapýlarýn da çekilmesiyle biz Leninistler ön saflarda yalnýz kaldýk. Sadece beþ Leninist olmamýza raðmen atýlan molotof kokteylleriyle polis barikatý püskürtüldü. Ve panzer tutuþturuldu. Ayrýca çatýþma sýrasýnda bazý siyasi yapýlar bizden cesaret alarak Leninist saflara çatýþmaya geçme kararý aldýlar. Fakat biz çoðunlukta olmamýza raðmen daðýnýk gruplarla birleþmek için barikat kura kura geri çekildik ve tek bir cephede birleþtik. Otoyolda kurulan barikatta toplam 9 Leninist bir saat boyunca polisle çatýþtýk. Ancak gaz bombalarýyla bizi geri püskürtemeyen polis bize plastik mermi sýkmaya baþladý. Çoðumuz yaralandýk. Buna raðmen çatýþma sürdü ve yaklaþýk 30 metre geri çekilerek daha saðlam bir barikat kurduk. Bu barikatta yaklaþýk 1 saat gaz bombalarýna karþýlýk sadece bayraklarýmýz, taþlarýmýz ve yüreklerimiz vardý. Ancak herkesin daðýlmasýyla slogan atarak ve devrime olan inancýmýzý umutlarla örerek eylemimizi kýsa süre ara verdik. Okurdan… 5 28 Haziran, saat 10:00’da Kadýköy’de NATO’ya hayýr mitingi düzenlendi. Biz Leninistler de yaklaþýk 90 kiþi bu mitinge katýldýk. Haydar Paþa Numune Hastanesi önünden Kadýköy Meydaný’na kadar yürüdük. “Denizler Gibi Ýleri Atýlalým Halklarýn Katili NATO’yu Daðýtalým”, “Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Her Þey Ekmeðin Olacak”, “Dýsa Dýsa Serhýldan Biji Azadiya Kürdistan” sloganlarýmýzý haykýrdýk. Kadýköy Meydaný’na geldiðimizde otobüs duraðýnýn üzerine çýktýk. Deniz pankartý ve Küba bayraðýný açtýk. Olaysýz geçen mitingin ardýndan Okmeydaný’na yöneldik. Ve geceyi Fatma Girik Parký’nda diðer yapýlarla

5


ceðini sanan bir aymazlýk örneði. Bir yanda sapanlarla talim yapýlýrken bir yanda oluþturulan kolluk güçleriyle “diyalog komiteleri”… 27’si akþamý Mecidiyeköy’e Perpa yönünden deðil, ara sokaklardan gidilmesi gerektiðini önermemize raðmen kabul edilmedi. “Yasak savma” mantýðýndaki ortalama sol, ne olacaksa biran önce olup bitmesini, NATO’ya tepkimizi gösterip daðýlmayý düþünüyordu. Kýzýl Bayrak’tan arkadaþýn “burada askeri bir mantýk olduðunu düþünüyoruz” sözü diðerlerinin ruh halini de ele veriyordu aslýnda. Kýzýl Bayrak’çýlar, askeri hazýrlýktan dahi rahatsýzlýk duyuyorlardý. Açýk ki, orada askeri olmayan mantýk çatýþmamaktý ve hepsinin hayalini süsleyen aslýnda buydu. Çatýþma baþlayýncaya kadar da bu kötü iyimserliði korudular; ama ne zaman ki çatýþma baþladý, o ana kadar askeri bir mantýk taþýmakla eleþtirdikleri Leninistlerin ne kadar haklý olduðunu anladýlar. Leninistlerin Perpa üzerinden deðil (çünkü Perpa yolu otoban gibidir ve polisle çatýþmak için hiç ama hiç uygun deðildir. 1 Mayýs’ý Abide-i Hürriyet’te kutlayan ortalama sol bunu iyi bilir), ama baþka bir yerden (bu yer toplantýda somut olarak önerilmiþtir) Mecidiyeköy’e hatta NATO vadisinin giriþi olan Osmanbey’e girme önerileri “orasý da tutulur” düþüncesiyle reddedildi. Halbuki Leninistler olarak bir gün önce akþamdan bölgede yaptýðýmýz keþif sonucu, uygun ara sokaklar bulmuþtuk ve kitleyi buralardan geçirip NATO vadisine sokabilirdik. Olmazsa kitleyi burada küçük gruplara ayýrýp o þekilde sýzma yapabilirdik. 28’i sabahý çýkardýðýmýz öncü keþif birliði, keþif yapýp döndükten sonra, Perpa önünün asker ve polis (robocop) tarafýndan kesildiðini bildirdi. Asker ve polis hazýrlýklý gelmiþlerdi. Bu haber üzerine Mücadele Birliði Platformu temsilcisi yeni bir toplantý önerdi ve yapýlan toplantýda yürüyüþ güzergahýnýn mutlaka deðiþtirilmesi gerektiðini vurguladý. Aksi taktirde bunun “bile bile lades” olacaðýný belirtti. Buna raðmen diðer siyasi yapýlar Perpa güzergahýný kendi kitlelerine duyurduklarýný vb. söyleyerek güzergah deðiþikliði önerisini reddettiler. Eðer 28’i sabahý askeri bir taktikle güzergah yönü deðiþtirilseydi Okmeydaný savaþlarý bir gün deðil, günlerce sürerdi. Düþmaný moral vb. açýdan daðýtabilir, NATO Zirvesi’ni engelleyebilirdik. Taksim eyleminde polis bizleri gözaltýna almaktan çok daðýtmak için uðraþtý. Bizim eylemimiz ardýndan diðer siyasetlerin Taksim’de yaptýk-

larý eylemin de önünü açtýðý-

mýzý söylemek abartý olmaz. Ýkitelli; nitelik açýsýndan kusursuzdu. Bazý ufak tefek sorunlar olsa da Okmeydaný-Fatma Girik Parký propaganda açýsýndan çok iyiydi. Halk bizlere çok destek oldu. Okurdan… 8 09:00’da polis gaz bombalarýyla saldýrmaya baþladý. Biz Mücadele Birliði okurlarý çatýþmanýn en önünde polisle çatýþmaya baþladýk. Ben de ilk olarak sapanla saldýrdým polise. Daha sonra molotof kokteyli ile saldýrmaya baþladým. Ýlk molotofu benzinliðin sað tarafýna attýðýmda polis panik olup korkuyla gaz bombalarýna aðýrlýk verdi. Sol tarafta polisler ara sokaða giriyordu. Molotofu sol tarafa attým. Gözlük gözümü korumadýðýndan gözüm gazdan etkilendi. Ben de petrolün oradan çýkýp, elimde molotof, polisin ilk saldýrdýðý yere doðru koþmaya baþladým. Elimdeki molotofu orda duran polis amirlerinin üstüne doðru attým. Geri döndüðümde yolda iki yaralý vardý. Onlarý kurtarmaya baþladým. Birini karþý tarafa götürdüm. Diðerini de karþýya taþýdým. Ýki arkadaþ daha yanýma geldi. Yoldan geçen bir arabayý durdurup yaralý arkadaþlarý bindirdik. Ben karþýya geçtim, polis amiri beni gösterip “yakalayýn þunu” dedi. Polisin biri copla yüzüme vurdu. Yerde duran bir sopayý alýp polisi orada dövmeye baþladým. Diðer polislerde bana saldýrmaya baþladýlar. Oradan geri çekilip geri döndüðümde iki polis bir bayana saldýrýyorlardý. Ben de polislere müdahale ederek bayan arkadaþýn polislerin ellerinden kurtulmasýna yardým ettim. Bunun üzerine polisler beni kovalamaya baþladýlar. Ben de otobanýn üstüne çýktým. Yoldan geçen bir bayan beni arabasýna alýp oradan uzaklaþtýrdý. Beni evine götürüp banyo yapýp yemek yememi saðladý. Oradan ayrýlmak istediðimde beni arabasýyla duraða götürüp belediye otobüsüne bindirdi. Ben de Okmeydaný’na gittim. Gittiðimde eylem bitmiþti.

PERPA’ya Yürüyen Leninistler

Okurdan… 9 Kadýköy Meydaný’nda gerçekleþen ilk eylem sonrasýnda biz Mücadele Birliði ve devrimci çevreler olarak Fatma Girik parkýnda sabahladýk ve sabah saat 08:30’da Okmeydaný’na doðru yürümeye baþladýk. Yürüyüþ kolunun en önünde biz vardýk. Polis benzin istasyonunun yanýnda yolumuzu kesti. Üzerimize gaz bombasý atýp bizleri daðýtmaya çalýþtý. Biz de benzin istasyonunun arkasýnda barikat kurup çatýþmaya baþladýk. Ve bulunduðumuz bölgenin tam olarak güvenliðini saðlamak için biz Mücadele Birliði okurlarý olarak alt yolu kapattýk. Ve beþ dakika sonra polis alt yoldan gelmeye baþladý. Bir arkadaþýmýz çatýþan kitleye sürekli olarak karþý bölgeye geçilmesi gerektiðini ve burada saðlam bir þekilde çatýþýlamayacaðýný söyledi. Attýðýmýz taþlarla polisler kaçýþmaya baþladýlar. Benzin istasyonunun arkasýndaki çatýþma yaklaþýk 1 saat sürdü ve barikatýn yýkýlmasýyla buradan uzaklaþýp alt yola geçtik. Ve buradan karþý yolun üzerindeki bölgeye barikat kurarak çýktýk. Bu tarafta daha büyük bir çatýþma vardý ve buradaki çatýþma 50 dakikadan fazla sürdü. Ve polisin takviye kuvvetleri gelene kadar burada kaldýk. Barikatýmýz daðýlýnca ilk çýktýðýmýz parka doðru ilerledik ve burada Mücadele Birliði okurlarý olarak barikatlarýmýzý kurduk ve gelmiþ olduðumuz alt yoldan daðýldýk. Yaklaþýk 3-4 saat sonra 25-30 kiþi Mücadele Birliði okurlarý olarak Taksim’e çýktýk ve basýn açýklamamýz okunacaðý sýrada polisin müdahalesiyle karþýlaþtýk; üzerimize biber gazý sý-

6


rak kullandýðý yangýn söndürme cihazýný andýran tüplerle sýkýlan gaz ve atýlan gaz bombalarý altýnda hemen ardýmýzda býraktýðýmýz benzin istasyonunda ara sokaklara molotof ve taþ atarak girdik. Burada ilk barikatýmýzý kurarak düþmaný durdurduk. Yoðun gaz bombalarýna raðmen barikatý terk etmedik. Hemen, bir sonraki çekileceðimiz sokaðýn baþýna bir grupla araçlarý yola çekerek hazýrlýklara devam edildi. Anahtarý üzerinde olan bir kamyonu fazla enerji tüketmeden istediðimiz gibi yerleþtirdik. Bu esnada hemen altta olan Piyalepaþa Bulvarý’nda düþmanýn kuþatma giriþimini püskürtmeye çalýþan yoldaþ ve siper yoldaþlara desteðe gittik. Burada it sürülerini engellemeyi ve geçici de olsa püskürtmeyi baþardýk. Ve hep birlikte çatýþarak tekrar kurulan barikatlara çýktýk. Bir saat, belki de daha fazla bir süre sonra düþman güçlerinin yoðunlaþmasý ve çembere almalarýna karþý hep birlikte Piyalepaþa Bulvarý’nýn karþýsýna geçip, çatýþma ve kovalamaca sonrasýnda Feriköy Mezarlýðý’nýn tam karþýsýnda barikat kurmaya baþladýk. Bir grup siper yoldaþýyla birlikte düþmanýn hýzýný kesmek için sapan ve Filistin sapanlarýný yoðun olarak taþ, misket ve misket büyüklüðündeki kesik demirleri tepelerine yaðdýrdýk. Biz Leninistler olarak, son barikat olan dördüncü barikatý kurduk. Devrimciler olarak orada bulunan malzemelere el koyarak kullandýk. Bu barikatta dikkatimi çeken durumu sizlerle paylaþmak istiyorum. Biz Leninistler olarak barikatýn en önünde, taþ ve sapanlarla tüm enerjimizle, polisle çatýþýrken, diðer siyasetlerden bazýlarý çatýþmalara destek olmak ve barikatý daha uzun sürse korumak yerine, kendilerini öne çýkararak sloganlar atýp, barikatta sadece kendileri varmýþ gibi izlenim uyandýrmaya çalýþýyorlardý. Kanýmca bu devrimci ahlaka uygun olmasa gerek. Barikat, stratejik bir noktada bulunmasýndan dolayý düþmaný en çok zorlayan yerdi. Halktan insanlarýn limon, su vb. yardýmda bulunmasý bizlerin coþkusuna coþku, gücümüze güç katýyordu. Bulunduðumuz bu barikatta bulunan ve baþka bir yapýdan olan arkadaþlar, karar aldýklarý için barikatý býrakmalarý gerektiðini söylediler ve gittiler. Biz Leninistler tek baþýmýza barikatta kalmayý olabildiðince zorladýk. Ve bölgeden en son biz Leninistler ayrýldýk. Hem çatýþýyor hem de sloganlarýmýzý gür bir þekilde haykýrýyorduk. Biz Leninistler, Okmeydaný’ndaki tavrýmýzla Denizlerin yolunda olduðumuzu bir kez daha gösterdik. Denizler böyle olunur.

Leninistler Ýkitelli Barikatlarýnda

kýp, bizleri daðýtmak istediler orada 9 yoldaþýmýz gözaltýna alýndý. Ertesi gün Ýkitelli’de tam anlamýyla bir savaþ yaþandý. Ýkitelli halkýný sokaklara çaðýran ajitasyonlarýmýz ve polisle taþlý sopalý çatýþmalarýmýzlabarikatlarýmýzla polisleri püskürttük ve üzerimize ateþ açtýlar. Bir arkadaþýmýzýn gömleðini mermi delip geçti. Ama bizim sert tavrýmýzý görünce polis daðýldý ve eylemimizi bitirdiðimiz noktada bir arkadaþýmýz barikatýn üzerine çýkýp halklarýn katili NATO’yu daðýtmanýn bu þekilde savaþarak gerçekleþeceðini söyledi ve konuþmasýný halkýmýza sokaklara çýkmasý çaðrýsýnda bulunarak bitirdi. Polisin üzerimize ateþ açmasýna raðmen bizler polisleri püskürttük ve eylemimize son verdik. Eylemimiz yaklaþýk 1 saat sürdü. Okurdan… 10 Ýlk saldýrýnýn baþlamasýndan itibaren yani gaz bombalarýnýn atýlmasýndan sonra yoðun olarak gaz yedim ve benzinliðe doðru çekildim gazýn etkisinin geçmesinden sonra kendimi toparlayarak duvardan atladým ve polisle çatýþan kitleye karýþtým ve barikat kurarak polisle çatýþmaya devam ettik. Bu barikat ilk barikattý Karayollarý Müdürlüðü’nün önündeydi. Diðer barikat ise bizim karþýmýzdaydý. Polis iki barikatýn arasýnda kaldý ve burada panzere, gaz bombalarýna raðmen ESP’lilerle beraber 2.5 saat kadar çatýþýldý. Polis hareket edilemez duruma getirildi. Daha sonra arka taraftan sarýldýðýmýzý anlayýnca buradaki barikattan geri çekilerek aþaðý inen bir yolda tekrar barikat kuruldu. Buraya gaz bombalarýný atan polisin gaz bombalarýndan etkilenmesi sonucu polis geri çekildi ve burada karar alýnarak çatýþarak ve barikatlar kurularak Okmeydaný’na çekilme kararý alýndý. Daha sonra aþaðý ana caddeden geçilerek Okmeydaný giriþine büyük bir barikat kuruldu ve burada polis taþlandý. Burada baþka bir grupla buluþuldu ve 30 dakika daha bulunduðumuz yerde kalarak, barikatlarý ateþe vererek Okmeydaný’nýn iç taraflarýna çekildik. Burada bulunan siyasetlerin eylemi bitirme kararý almasý üzerine bizler de kendimiz karar alarak eylemi bitirdik ve ara sokaklara daðýldýk.

Okurdan… 12 Taksim: Akþama doðru saat 16-17 sularýnda Okmeydaný’nda ara verdiðimiz eylemimizin devamýný burada devam ettirdik. Mücadele Birliði Platformu adý altýnda yaklaþýk 60-70 kiþi Taksim’i geniþ güvenlik önlemlerine raðmen yine biz Leninistler zaptettik. Ancak polisin yoðun gaz bombalarý demir coplarýna yumruk ve sloganlarýmýzla karþýlýk verdik. Eylemi sonlandýrmak isteyen polis, çoðu arkadaþýmýzý gözaltýna aldý. Ancak buradan daðýlan Leninistler yine bir araya geldi. Ve ertesi gün, yani 29 Haziran’da yeni bir eylem kararý alýndý. Bu eylem, demokratik hak talebimizi de ön plana çýkartarak Flaþ TV’de bir basýn açýklamasý yapmak oldu. Basýn açýklamamýzý sloganlar eþliðinde, Flaþ TV binasýnýn ikinci katýna asýlan “Mücadele Birliði” pankartýmýzla devam ettirdik. Bu sýrada basýn ve polisin gelmesiyle amacýmýza ulaþtýðýmýz eylemi, binayý terk ederek sonlandýrmayý bekliyorduk. Ama arkada kalan bir

Okurdan… 11 Nasýl Deniz Olunur? NATO’nun Ýstanbul’da zirve yapacaðý ve bu zirvenin nasýl bir yol izleyeceði, en önemlisi de BOP planý çerçevesinde TC’ye biçilen rolün belirlenmesi konusunda belirleyici konumda olan iki sýnýf; burjuvazi ve proletarya, kendi çýkarlarýna uygun olarak aylar öncesinden hummalý bir þekilde çatýþmaya baþladý. Dünya proletaryasýnýn bir sýra neferi olarak Türkiye’den Leninistlerin saflarýnda bilincim ve cesaretimle yer aldým. Aylar öncesinden yapýlan bölge çalýþmalarýnýn ardýndan deyim yerindeyse yaptýðýmýz politik propagandaya uygun olarak bizlerde Mücadele Birliði Platformu olarak diðer dergi çevreleriyle birlikte Fatma Girik Parký’nda geçirdiðimiz gecenin þafaðýnda saat 08:30’da tüm hazýrlýðýmýzý yapmýþ olarak disiplinli bir kortejle, oluþturulan genel kortejin önünde yerlerimizi aldýk. En önde onar kiþilik oluþturulan öncü birliðin hemen arkasýnda “Lütfü Kýrdar’ý Basýp Daðýtmaya” þiarýyla belirlenen güzergahta yola koyulduk. Perpa’ya varmadan Darülacize’de sermayenin uþaklarýyla, polis barikatýyla karþýlandýk. Bu beklediðimiz bir durumdu. Okmeydaný’na çatýþmayý göze alýp gelmiþtik. Tam bu noktada Filistin’i, Kürdistan’ý andýran sokak çatýþmasý baþlamýþ oldu. Düþman sýnýfýn yoðun ola-

Ýkitelli Barikatlarýndan...

7


yoldaþýmýzla polis arasýnda bir arbede yaþanmýþtýr. Polis, elindeki demir copla yoldaþýn kafasýna defalarca kez vurmuþ ve yere düþürmüþtür. Kafasýna aldýðý ciddi darbeler sonucu bayýlan yoldaþ, bu durumuna raðmen “Faþizme Karþý Silah Baþýna” sloganýný atarak zafer iþareti yapmýþtýr. Paniðe kapýlan sivil polisler, yaralanan yoldaþý zor kullanarak Taksim Ýlkyardým Hastanesine býrakýp kaçtýlar. Ýkitelli: Flaþ TV’deki eylemimizi akþam saat 21:30 sýralarýnda Ýkitelli’de devam ettirmeye baþladýk. Ýkitelli’de parkta toplanmaya hazýrlanýrken polisin yoðun takipleri üzerine biz önceden karar verdiðimiz Ýkitelli Parký’nda toplandýk. Orada biz Mücadele Birliði pankartý adý altýnda hazýrlýðýmýzý yaparken polisin ani baskýnýna uðradýk. Yapmak istediðimiz eylemi biraz daha erkene almak zorunda kaldýk. Ve hazýrlýðýmýzý tamamlayamadan polisin saldýrmasýyla birlikte biz de hemen barikatýmýzý kurduk. Ellerimizde taþ ve sapanlarla polisin gerçek mermi, akrep ve panzerlerine karþý 15-20 dakika dayandýk. Bu sýrada üzerimize gelen birkaç faþist polisin kafasýný kýrdýk. Ve artýk silahlar konuþuyordu tek taraflý. Bir arkadaþýmýzýn gömleðini delip geçti kurþunlar. Ancak kendi kurþunlarýndan korkuya kapýlýp can derdine düþen polis daha yoðun ateþ ederek geri çekildi. Bu arada akrebin yaklaþmasýyla bizi sýkýþtýrmaysa çalýþan polisler kendi tuzaklarýna kendileri düþtüler. Üç araba arasýnda sýkýþan akrebin camlarýný kýrdýk. Ve polis yine ateþ etmeye baþladý. Ancak bizim taþlarýmýzdan korkan eli kanlý

cellatlar yaralýlarýný da sürükleyip geri çekildiler. Bu arada biz barikatta ateþ yakýp “Ýkitelli Faþizme Mezar Olacak”, “Ýkitelli Halký Barikatlara” slogan ve ajitasyonlarýmýzla, Ýkitelli halkýna Sibel Yoldaþýn ölümsüzlüðünü ve Ýkitelli’nin Irak ya da Filistin’e dönmemesi için savaþmalarý gerektiðini anlatarak eylemimizi sonlandýrdýk. Devrime giden yolda umudumuzu ve onurumuzu barikatlarda taþ ve sloganlarýmýzla koruduk, güçlendirdik.

YARALILARIN ÝHD’DE BASIN AÇIKLAMASI

Kaldýrýldýðý hastanede baþýna 15 dikiþ atýlan Barmanbek, acile getirildiðinde doktorlarýn hayatýndan endiþe ettiðini, bu sebepten polislerin kendisini hastaneye býrakýp kaçtýklarýný söyledi. Basýn açýklamasýný dinleyen bir kiþi, Boðaziçi Köprüsü’nde NATO’ya karþý pankartlý eylem yapan Gülnaz Yýldýrým’a, eylem sýrasýnda neler hissettiðini sordu. Yýldýrým; yoðun duygular yaþadýðýný, NATO’nun halklarýn katili olduðunu, gittiði yerlere gözyaþý, sömürü ve zulüm götürdüðünü söyleyip, demokratik haklarýndan birini kullanarak eylem yaptýklarýný belirtti. Yapýlan basýn açýklamasý, bazý gazetecilerin yaralananlarla yaptýðý röportajlarla sona erdi.

Okurdan… 13 Okmeydaný barikatlarýndaki çatýþmalar sonrasý Leninistler olarak yeni bir saldýrý noktasý belirleyerek Taksim Meydanýna çýktýk. Mücadele Birliði pankartýný açtýktan sonra bir yandan bir yoldaþýn konuþmasý bir yandan da sloganlarýmýzla Taksim Meydaný’ný çýnlattýk. Þaþkýnlýklarýný üzerlerinden atan polisler, coplarý, göz yaþartýcý spreyleri ve biber gazlarýyla saldýrýya geçti. Saldýrýya yumruklarýmýz ve tekmelerimizle karþýlýk verdik. Eylem sonrasýnda 9 yoldaþ gözaltýna alýndýk. Gözaltýnda da kararlý ve baþ eðmez tutumumuzu devam ettirdik. Hastanede de muayene sonrasý çýkýþta yaralý olan bir yoldaþýmýzý bizden sonra güvenlik þubeye götüreceklerini söyleyen polis tavrýmýz karþýsýnda geri adým atmak zorunda kaldý. Yoldaþýmýzý yanýmýza getirmezlerse, gözaltý aracýný parçalayacaðýmýzý, camlarýný kýracaðýmýzý söyledik. Yoldaþýmýzý yanýmýza getirmek zorunda kaldýlar. Bir gün sonra savcýlýða çýkarýldýk ve oradan serbest býrakýldýk. ˆ

NATO Zirvesi boyunca tüm baský ve saldýrýlara raðmen Gazi Mahallesi, Kadýköy, Okmeydaný, Taksim ve Ýkitelli’de eylemler düzenleyen Mücadele Birliði Platformu, 2 Temmuz Perþembe günü saat 12.00’da Ýnsan Haklarý Derneði’nde basýn açýklamasý düzenledi. Ýnsan Haklarý Derneði’ne giren muhabirimizin dýþarýda polisler tarafýndan keyfi bir þekilde resmi çekilmek istendi. Ancak biz Leninistlerin bu konuda gösterdiði militanca tavrýmýzdan dolayý karþý devrimci güçlerin yapmaya çalýþtýðý þey sonuçsuz kaldý. ÝHD Ýstanbul Þubesi’nde düzenlenen basýn açýklamasýnda, NATO Zirvesi boyunca polisin biber gazlý ve coplu saldýrýlarý protesto edildi. Açýklamada, eylemlerde çok sayýda kiþinin biber gazý, cop ve plastik mermilerle yaralandýðý belirtildi. Basýn açýklamasýna katýlan Berna Barmanbek ise 29 Haziran Salý günü Flash TV binasý önünde baþýna aldýðý cop darbeleri nedeniyle ciddi þekilde yaralandýðýný, olayýn görüntülerinin TV’lerde de yayýnlandýðýný söyledi. Aldýðý darbeler sonucu yaþamýný yitirdiði sanýlan Barmanbek olayý þöyle anlattý; “29 Haziran’da Flash TV binasýna girerek burada basýn açýklamasý yaptýk. Açýklama öncesinde TV yetkililerinden izin aldýk ve hiçbir þeye zarar vermeyeceðimizi belirttik. Açýklamayý tamamladýktan sonra bina çýkýþýnda polis bizi durdurdu. Bu arada bir çevik kuvvet amiri beni kolumdan tuttu ve çelik copla kafama vurmaya baþladý. Bina giriþindeki merdivenlere yýðýldým. Polis amirini Flash TV çalýþanlarý durdurdu. Diðer basýn mensuplarý ambulans çaðýrmýþlar, ancak polisler beni apar topar bir ekip arabasýna bindirdiler. Arabada beni tehdit ettiler” diye konuþtu.

“Çizmiþiz rotamýzý Dostlarýn alkýþlarýyla deðil Gýcýrtýsýyla düþmanýn diþlerinin” Nazým HÝKMET BÝLDÝRÝ, BROÞÜR, KUÞLAMA, AFÝÞ VB. ÝLE HAZIRLANDIÐIMIZ, BÝR ÇOK SEMTTE PANKARTLAR ASTIÐIMIZ TÜM SÜREÇ BOYUNCA, LENÝNÝSTLER OLARAK TIPKI DENÝZLER GÝBÝ BÜYÜK BÝR COÞKUYA, KARARLILIÐA, CESARETE VE ÝNÝSÝYATÝFE SAHÝPTÝK. DOSTLARIMIZ NEZDÝNDE SAYGINLIÐIMIZ ARTTI. DÜÞMANLARIMIZ NEZDÝNDE KARÞISINDA SAVAÞTIKLARI SINIFIN KORKUSUZ TEMSÝLCÝLERÝ OLDUÐUMUZ BÝR KEZ DAHA GÖRÜLDÜ. HERKES, LENÝNÝSTLERÝN, DENÝZLERÝN YENÝLMEZ YOLDAÞLARI OLDUÐUNU BU SÜREÇTE YAKINDAN GÖRDÜ. BÝZLERSE ÖRGÜTLÜ BÝR GÜÇ OLARAK NELER YAPABÝLECEÐÝMÝZÝ GÖRDÜK. ÞÝMDÝ SIRA BÝR GÜÇ ÖRGÜTÜ OLMADA. HER LENÝNÝST SIÇRAMANIN EÞÝÐÝNDE OLDUÐUMUZU BÝLMELÝDÝR.

8


s019