Issuu on Google+


Merhaba, Mart ayýnýn coþkusuyla tüm okuyucularýmýzý selamlýyoruz. Mart ayý, adý ayaklanmalarla, büyük kavgalarla, tarihsel olaylarla anýlan bir aydýr. Ve daha þimdiden, ard arda gelen ölümsüzleþme haberleriyle Mart ayý kendisini hissettirmeye baþlamýþtýr. Muharrem KARADEMÝR adlý Ölüm Orucu savaþçýsýnýn feda eylemi yaparak ölümsüzleþmesinin hemen ardýndan, Günay ÖÐRENER adlý Ölüm Orucu savaþçýsý da feda eylemi yaparak ölümsüzleþmiþtir. F tipi zindanlara karþý verilen savaþýmda 19 Aralýk 2000 tarihinden bugüne, bu ölümsüzleþen 109. savaþçý. Ölüm Orucu eylemi, sadece bu topraklar üzerinde deðil, tüm dünyada tarihin tanýk olduðu en büyük eylemlerden biri. Her aný fedakarlýk ve kahramanlýkla örülü olan Ölüm Orucu eylemi sürüyor. Zaferi kazanýncaya kadar da sürecek. Bugün insanlýk yeni bir geliþme basamaðýnda bulunuyor. Kapitalizm altýnda insanlýk geliþebileceði son aþamaya kadar geliþti. Bundan sonra kapitalizmin insanlýða verebileceði bir þey kalmadý. Onun insanlýða sunduðu savaþ ve yýkýmdan baþka bir þey deðildir artýk. Ýnsanlýk bundan sonraki geliþmesini ancak yeni bir toplumsal sistemde sürdürebilir. Ýnsanlýðýn çok yönlü geliþimi ancak komünizmle mümkün olabilecektir. Bugüne kadar tarih, insanlýða büyük bir miras kazandýrdý. Þimdi bu mirasýn tüm insanlýðýn özgür ve eþit yaþamasý için kullanýlacaðý yeni bir evreye, tarihsel sýçramanýn eþiðine gelmiþ bulunuyoruz. Bu sayýmýzdaki baþyazýmýzý yine bu konuya ayýrdýk. TC devleti, emperyalist-kapitalist sistemin tüm dünya çapýnda yaþadýðý büyük bunalýmýn sonuçlarýndan kendini kurtaramýyor. Çatýþmalarýn dünya çapýnda olmasý TC devletini içte ve dýþta çözümsüzlüðe sürüklüyor. Bunun ilk sonucu, devrimcilerin güpegündüz herkesin gözü önünde katledilmesidir. Devrimci Hareket dergisi çalýþaný Önder Babat’ýn susturuculu tabancayla sokak ortasýnda katledilmesi, devletin yönelimini gösteriyor. Yoðunlaþan saldýrýlar, devrimcileri yýldýrmaya yöneliktir. Buradan bir kez daha haykýrýyoruz: YILMAYACAÐIZ. Hiçbir güç bizi halklarýmýzýn toplumsal kurtuluþunu saðlayacak olan devrim mücadelesinden alýkoyamayacaktýr. Belki bütün çiçekleri kopartabilirsiniz ama baharýn geliþini engelleyemezsiniz. Halklarýmýzýn baharý birgün mutlaka gelecek. Devrim tüm görkemiyle tarih sahnesindeki yerini aldýðýnda, þimdiki zorbalar kendilerine kaçak yer arayacaklardýr. Yeni sayýmýzda buluþmak dileðiyle…

GENÇ YOLDAÞ’IN 3. SAYISI ÇIKTI

Zulme isyandýr Newroz! Özgürlüðe, yeni bir güne, yeni bir dünyaya çaðrýdýr. Modern Kawa’larýn günümüz Dehak’larýna karþý ayaklanýþýdýr. Ýþçiler, Emekçiler, Kürt Halký! Newroz ateþini, özgürlük ateþini büyütmek için 21 Mart’ta hep birlikte alanlara!

Yeni Evrede MÜCADELE BÝRLÝÐÝ Dergisi / Onbeþ Günlük Sosyalist Dergi / Yýl: 1 Sayý: 11 / 10-24 Mart 2004 / Sahibi : Yeni Dönem Yayýncýlýk Basýn Daðýtým Eðitim Hizmetleri Tanýtým Org. Tic. Ltd. Þti. Adýna : Özgen Ýþ / Adres : Sofular Mah. Sofular Cad. No: 52/3 Fatih-ÝSTANBUL / Tel-Fax: 0 (212) 531 44 83 / Sor. Yazý Ýþl. Müdürü: Özgen Ýþ / Genel Daðýtým: DOÐAN PAZ. / Baský Yeri: Özdemir Matbaacýlýk / ÝZMÝR Temsilciliði: 853. Sokak No: 27 Bilen Ýþhaný Kat 6/606 Konak 0 232 445 79 52 / ESKÝÞEHÝR Temsilciliði: Ýstiklal Mahallesi Dilekli Sokak No:4/17 Kat:2 / Avrupa Temsilciliði: Selahattin KARATAÞ / Post Lager 3000 Bern 1 Ann ÝSVÝÇRE / Tel: 0041 319 917 795 / Almanya Temsilciliði: Ahmet AKYÜZ/ Robert Mayer Str. 3 72760 Reutlingen ALMANYA / E-mail Adresi: mucadelebirligi@hotmail.com / Web Adresi: mbirligi.com


YENÝ DURUMDA BULUNUYORUZ D

oktrinerler, komünist düzeni öylesi bir geleceðe erteliyorlar ki, onlara göre bu toplumsal düzenin üzerinde kurulacaðý maddi þartlar, henüz o olgunluða ulaþmýþ deðil. Bugün, hala böyle bir düþünce ileri sürmek, yaþamýn canlý renginden deðil, gri teoriden hareket etmektir. Üretici güçler, kapitalizm altýnda büyük bir ilerleme saðladý. Kapitalizm, ancak üretici güçleri sonuna dek geliþtirerek varlýðýný sürdürebilir. Bu geliþimi saðlamak onun tarihsel görevidir. Bugün maddi üretim alanýnda varýlan geliþme düzeyi, geçen yüzyýlýn baþlarýyla kýyaslanmayacak noktadadýr. O günkü geliþme düzeyiyle bile toplumsal alanda neler yapýlabileceðine kýsa bir göz atalým. Engels, o günkü geliþme düzeyiyle, konut sorunun çözüleceðini söylüyordu. Saðlýklý, rahat, yaþanabilir teknik koþullara sahip, doðayla uyumlu konutlar, herkesin kalabileceði þekilde saðlanabilirdi. Engels, bu konuda Ýngiliz sosyalisti Robert Owen’in önerileri üzerinde durur. R.Owen’in önerdiði merkezi ýsýtmalý, ortak yemekhaneli, sosyal iliþki bakýmýndan geliþmiþ önerilerine Engels büyük önem verir. (Kadýn ve Aile sf.115-116) Owen’in öner-

diði pratik, rahat, ucuz ve saðlýklý konutlar önerisi, kapitalistler tarafýndan, pahalý, kar amaçlý çevreye aykýrý yapýlar olarak “toplu konut” olarak yaygýnlaþtýrýldý. Kapitalizmden farklý olarak, komünist toplumda, konut sorunu insana uygun ve doðayla uyumlu halde en mükemmel biçimde çözülecektir. Bunun tüm maddi koþullarý var. A.Bebel “Kadýn ve Sosyalizm”de, Th.Hertzka’nýn 1886’da yazdýðý kitapta yaptýðý “ilginç” hesaplamadan sözeder. Th. Hertzka, 22 milyon nüfuslu Avusturya’da 16 yaþýn altýnda ve 50 yaþýn üstünde olanlar hariç çalýþabilir nüfusun çok az bir kýsmýyla bir toplumun temel gereksinmelerinin rahatlýkla karþýlanabileceðini rakamlarla ortaya koyuyor. Th. Hertzka, yalnýzca temel gereksinmeleri karþýlamanýn yanýnda, lüks gereksinmeleri de hesap ediyor. Bu hesaba göre çalýþabilir erkek nüfusun %20’sinin “günde ortalama yalnýzca 2,5 saat çalýþma süresi yetecektir.” (sf.389-391) Ortaya konduðu gibi, böyle bir hesap için mevcut geliþme düzeyini kavramýþ azýcýk bir zeka yeterlidir. Bebel, üretici güçlerin geliþme düzeyinden hareketle, komünist düzende, insanlarýn çok yönlü geliþme gereksinmeleri-

Üretim araçlarý sýnýrlý sayýda tekel ve kapitalist ulusun elinde toplanmýþtýr. Üretimin ve emeðin sosyal karakteri dünya çapýnda geliþme göstermiþtir. Bunun genel koþullarý olarak ulaþým ve iletiþim küresel düzeydedir. Üretim araçlarý yetkinlik derecesine ulaþmýþtýr. Bunun daha ilerisi ancak komünist toplumda mümkündür. Gerçek geliþme, üretim araçlarý, toplumun ortak mülkiyetine geçtiðinde saðlanacaktýr. 3


nin rahatlýkla saðlanacaðýný ve bunun ne kadar toplumsal gerekli iþ zamanýna malolacaðýný açýklýyor. Bir dipnotta þunu söylüyor: “Tüm üretimin en üst derecede teknikle örgütlendiði ve herkesin çalýþtýðý göz önünde tutulursa, üç saatlik çalýþma süresi belli koþullarda uzun olabilir. Büyük bir fabrikatör olan Owen, 19. yüzyýlýn ilk yarýsýnda iki saatlik bir çalýþma süresini yeterli görüyordu.” (sf. 406) Bebel, Owen’in bu öneriyi ileri sürerken tarihin “19. yüzyýlýn ikinci yarýsý” diye özellikle belirtir. Ve Bebel bunu yarým yüzyýl sonra, 1909’da söylüyor. Doktrinerlerimiz, 21. yüzyýla girerken, Bebel’in söylediði tarihten neredeyse yüz yýl sonra bile bunu anlayabilirler mi? Bebel, tüm bunlarý anlattýðý zaman, hava taþýmacýlýðýnda henüz zeplin kullanýlýyordu. Hava taþýmacýlýðýnda bir de bugün ulaþýlan geliþmeleri görseydi, kim bilir, komünist toplumu ileriye erteleyenlere neler söylerdi. Bizler, bugün, fazlasýný söyleyecek durumdayýz. Bir toplumsal sistem olarak, örgütlenen sosyalizm, bu alanda, bize en güçlü kanýtlarý sunuyor. Sosyalist toplum, kapitalizmin ekonomik bakýmdan en geliþmiþ olduðu yerlerde deðil, daha geri ekonomik bölgelerde kuruldu. Ýlk sosyalist devrim Rusya gibi halen serflik iliþkilerinin olduðu bir ülkede gerçekleþti. Sosyalist ülkelerden Çekoslovakya ve Demokratik Almanya, ekonomik olarak iyi sayýlýrdý. Ama daha iyi deðil. Çin’i ve Küba’yý ele alalým. Sosyalizme geçilirken, nasýl bir ekonomik temele sahip olduklarýný biliyoruz. Sosyalizme geçen tüm bu ülkeler, kapitalizmin çekirdeðinde deðil, çeperinde olan ülkelerdi. Sosyalist toplum ancak tarihin kendilerine sunduðu malzemeyle iþe baþlamak zorundaydý. Kendi dayandýklarý temelleri, kendisi oluþturmak zorundaydý.

4

Emekçiler sosyalizmi inþa ederken, elveriþsiz ekonomik koþullarda iþe koyuldular. Bu koþullarda bile çok ileri gittiler. Ekonomik ve teknik alanda bazý noktalarda en geliþmiþ kapitalist ülkeleri bile geçtiler. Söylemek istediðimiz, bu denli geri temellerle iþe baþlayan sosyalist ülkeler, bu kadar ileri gidebildilerse, sosyalizmin, daha geliþmiþ maddi þartlarda kesinlikle çok daha ileriye gideceðidir. Kapitalist temelde emeðin üretkenliðinde artýþ, ücretli emekçiden daha fazla artý-emek sýzdýrmak için yapýlýr. Kapitalistin amacý üretim yapmak deðil, artý-deðer ve kar elde etmektir. Sermayesini geniþletmektir. Kapitalist karýn bir kýsmýný sermaye olarak kullanýrken, bir kýsmýný ise zevkine, kiþisel tüketimine ayýrýr. Geliriyle, dünyanýn tadýný sonuna kadar çýkarýr. Emekçilerden çalýnan artý-emeðin nasýl bir zenginliðe yol açtýðý, en iyi, kapitalist sýnýfýn sosyal yaþamýnda görülebilir. Kapitalist, tamamen lüks bir yaþam sürdürüyor. Bir kere yaþadýðý alan ve evler baþlý baþýna büyük bir servettir. Ev eþyasý en pahalý nesnelerden oluþuyor. Eþya döþenmesi baþlý baþýna “dekorasyon” sektörünü yaratmýþtýr. Üstelik mobilyalar moda gereði sýk sýk deðiþiyor. Moda alaný ise çok geniþtir. Giyim modasý en sýk deðiþen bir özelliðe sahip. Her mevsim yeni bir moda çýkýyor. Çok aþýrý olarak kullanýlan kozmetik ürünleri öyle bir þekilde kullanýlýyor ki, bir davette kadýnlar üst üste birkaç defa yenileyebiliyor. Moda, lüks tüketim bunlarla sýnýrlý deðil. En lüks eþyalardan otomobiller her yýl yenileniyor. Hepsi de çok pahalý. Burjuvalarýn damak lezzeti kendi alanýný yaratmýþ. Artýk tüm yemek ve mutfak kültürü yalnýzca onlara çalýþýyor. Kapitalist sýnýfýn zenginliðinin ulaþtýðý düzeyin en çarpýcý göstergelerinden biri eðlence ve turizm sektörünün durumudur. Her yýl ülkelere büyük servetler kazandýran turizm ve eðlence, emekçilerden karþý-

lýðý ödenmeden el konulan artý-emeðin ne kadar verimli bir kaynak olduðunu gösteriyor. Tüm bunlar üretici güçlerin nasýl bir geliþme gösterdiðini ve kapitalizmde, toplumsal emeðin üretkenliðinin sonuçlarýnýn nasýl kullanýldýðýný ortaya koyuyor. Toplum, tüm üretim araçlarýný kendi ortak mülkiyeti haline getirdiði taktirde, planlý bir geliþmeyle tüm gereksinmelerini rahatlýkla saðlayabilir. Ve tüm bunlarý komünist düzenin getireceði, lüzumsuz emek harcamalarýndan tasarruf ve kolektif çalýþma üstünlüðüne dayalý yararlarla birlikte yapacaktýr. Üretim araçlarý sýnýrlý sayýda tekel ve kapitalist ulusun elinde toplanmýþtýr. Üretimin ve emeðin sosyal karakteri dünya çapýnda geliþme göstermiþtir. Bunun genel koþullarý olarak ulaþým ve iletiþim küresel düzeydedir. Üretim araçlarý yetkinlik derecesine ulaþmýþtýr. Bunun daha ilerisi ancak komünist toplumda mümkündür. Gerçek geliþme, üretim araçlarý, toplumun ortak mülkiyetine geçtiðinde saðlanacaktýr. Ýnsanlýk, bunu gerçekleþtirecek geliþme evresine girmiþtir. Hiçbir þey, toplumun özgürce serpilip geliþmesini engelleyemez. Bugüne dek, insanlýk, maddi yaþamýný sürdürmenin günlük kaygýlarýyla hareket etti. Fakat girdiði yeni tarihsel geliþme ile yeni bir süreci baþlatmýþ oluyor. Maddi yaþamýn egemenliði, belli bir dönem daha varlýðýný sürdürecektir. Yeni bir yaþam, zorunluluðun geliþmesi temelinde serpilip geliþebilir. Ýnsanlýðýn uzun ve büyük yürüyüþü maddi yaþamýn belirlediði günlük kaygýlarýn ötesine varmak için devam edecektir. Burada gerçek özgürlük baþlayacak. Bu, insanlýðýn yeni bir geliþme basamaðýdýr. C. DAÐLI


BUGÜNKÜ DEVRÝM ORTAMI, ÖNCEKÝLERDEN FARKLIDIR

lerin geliþme eðilimi, üretim iliþkileriyle çeliþkisi, kendini kaçýnýlmaz olarak bir bunalýmla ortaya koyar. Aralarýndaki çeliþki geniþleyip, derinleþtikçe de, belirgin bir hal alýr. Çeliþkilerinin derinliði ve geniþliði, sýnýf çatýþmalarýnýn þiddetinde kendini gösterir. Demek ki kapitalizmin kendi yapýsýnda bulunan çeliþki ve karþýtlýklar ve bu temelde oluþan bunalým, bugünün sorunu deðil, kapitalizmin ortaya çýkýþýyla birlikte var. Ne var ki, baþlangýçta üretici güçler, kapitalist sýnýfýn yönetimi altýnda geliþebiliyordu. Daha sonra görülen tipte bir çatýþma yoktu. Üretici güçler geliþmelerinin önüne çýkan her engeli yýkarken ve sonuna dek geliþme gösterirken, kapitalist toplumsal biçimin kendisiyle çatýþmaya girdi. Ve bu çatýþma, uzun zamandýr, toplumsal iliþkilerin tüm çehresini etkiliyor. Proletarya, kapitalizme karþý, açýk biçiminin ve üretim iliþkilerinin sýnýrlarý Büyük sanayinin geliþimiyle birlikte ya da örtülü, yüzyýllarca süren iç savaþvar, ama üretici güçlerin geliþmesinin sýmeydana gelen büyük mücadeleler, bu tan geçti. Ýlk talepleri iþgününün düþünýrý yoktur. Üretici güçlerdeki bu mutlak temelde açýklanamazsa, baþka nasýl arülmesi, çalýþma koþullarýnýn iyileþtirilgeliþme eðilimi, ulus sýnýrýný aþýp, dünya çýklanabilir? Ýç savaþlar, ayaklanmalar, mesi ve sonrasýnda ücret sorunuydu. Da- pazarýna doðru geliþme gösterir. Bu da, devrimler hep bu temel üzerinde gerçekha sonra, makineleþme ile birlikte, maki- geliþmelerinin sýnýrý deðildir. Üretici leþti. Yalnýzca ulus düzeyindekiler deðil, nelerin parçalanmasý biçiminde geliþti. güçlerdeki mutlak geliþme eðilimi zouluslararasý çapta olanlarý da ayný temele Makine onlarý iþsiz býrakýyordu. Ýþçiler runlu olarak komünizme varýr. makinede kapitalist öz görüyorlardý. EKapitalizmde, toplumsal üretici güç- dayanýr. Kapitalizmin iç çeliþkileri gitgide iyice uzlaþmaz hal aldý. Bu da, sýmekçilerin sýnýf mücadelesi genelleþti nýf çatýþmalarýnýn nasýl keskinleþtiðive gitgide kapitalist sýnýf egemenliðini Çatýþma, üretimin toplumsal ni açýklar. yýkmaya yöneldi. Kapitalist üretim sürecinin, baþKapitalist üretimin genelleþtiði ve niteliði ve emeðin langýcýnda üreticinin kendi bireysel egemen olduðu her yerde, beraberinde toplumsal karakteri ile mülkiyetinde olan üretim araçlarý, gibunalým da patlak verdi. Kapitalizmin, derek toplumsal üretim güçleri oldugeliþimi sonucu bunalým, sistem bunaürünlere el koymanýn lar. Toplumsal üretici güçler olarak lýmýna dönüþtü. Sözünü ettiðimiz, yal(maletmenin) özel biçimi tüm burjuva toplumun temsilcileri onýzca ekonomik bunalýmlar deðil; bir lan kapitalistler tarafýndan yönetilirarasýndadýr. Emeðin toplumsal bütün olarak toplumsal sistemin, kapiler. Emek de toplumsal emek haline talizmin bunalýmýdýr. Sýnýf çatýþmalarýkarakteri dünya çapýnda gelir. Bu süreç uluslararasý düzeyde nýn temelinde bunalým yatýyor. Kapitabelirginleþmiþtir. O halde bu geliþim gösterir. Üretim araçlarý ve elizmin bunalýmý ise, üretici güçlerle, ümeðin toplumsal karakteri söz konuçatýþma, emeðin dünya retim iliþkilerinin çeliþkisine dayanýyor. artýk. Bilimsel teknik ilerleme, Kapitalist üretimin temelindeki bu çeçapýndaki toplumsal (sosyal) sudur emeðin toplumsallýðýný geriletmez, liþki; tüm þiddetiyle, toplumun, aralarýnda uzlaþmaz çeliþki ve karþýtlýk olan niteliði ile bunun ürünlerine el sanýlanýn tersine emeðin toplumsal sýnýflarý proletarya ile burjuvazi arasýnkoyan belli bir kapitalist ülke karakteri, bilimin üretime uygulanmasýyla daha geliþir. Ve biz, bu geliþdaki sýnýf çatýþmasýna yansýyor. ya da belli bir kapitalist güç menin hangi noktalara geldiðini göToplumsal üretici güçlerin mutlak geliþme eðilimi, toplumsal üretim süre- arasýndadýr. Alaný ulusal deðil, rebiliyoruz. cinin bir zorunluluðudur. Kapitalist üuluslararasýdýr. Göðü Çatýþma Dünya Çapýnda retim, üretici güçleri sonuna kadar geÇatýþma, üretimin toplumsal nifethetmeye çýkan uluslararasý liþtirir. Fakat, üretici güçlerdeki bu teliði ve emeðin toplumsal karakteri proletaryanýn eylemleri, bu ile ürünlere el koymanýn (maletmemutlak geliþme eðilimi, toplumsal üretimin kapitalist biçimiyle sýnýrlý bir eði- temeldeki çatýþma tarafýndan nin) özel biçimi arasýndadýr. Emeðin lim deðildir, kapitalizmden sonra da toplumsal karakteri dünya çapýnda tetikleniyor. yoluna devam eder. Kapitalist üretim

5


belirginleþmiþtir. O halde bu çatýþma, emeðin dünya çapýndaki toplumsal (sosyal) niteliði ile bunun ürünlerine el koyan belli bir kapitalist ülke ya da belli bir kapitalist güç arasýndadýr. Alaný ulusal deðil, uluslararasýdýr. Göðü fethetmeye çýkan uluslararasý proletaryanýn eylemleri, bu temeldeki çatýþma tarafýndan tetikleniyor. Toplumsal üretici güçler toplumsallýklarýnýn tanýnmasýný istiyor. Üretimin bu toplumsal araçlarý, kapitalistlerin artý-deðer elde etme sýnýrlarýna, sýnýrlý amaçlarýna sýðmýyor. Kapitalizmin yapýldýðý özgül koþullar, büyüyen araçlara dar geliyor. Toplumsal bir nitelik almýþ olan bu araçlar, toplumun ortaklaþa denetiminde, yani geniþ toplumsal amaçlarla uyum içinde geliþebilir.

Seçim Aldatmacasýný Aktif Boykotla Boþa Çýkaralým!

Olgunlaþan Çeliþkiler Kapitalistlerin bu noktada yapacaklarý fazla bir þey yoktur. Üretimin toplumsal niteliði, üretim güçlerinin toplumsal niteliði, kapitalistlerin gereksizliðini açýða çýkartmýþtýr. Onlar adýna, üretimin denetim ve yönetim iþlerini ücretli yöneticiler yapýyor. Toplumsal üretimin kapitalistler olmadan yapýlabileceði ortaya çýkmýþtýr. Onlara son darbeyi tüm toplum adýna, üretim araçlarýna el koyacak olan proletarya vuracak. Proletarya, topluma dýþardan bir çözüm dayatmaz. Þeyler yaratýlmaz, çözümlerini kendi içinde taþýyan þeylere ancak yeni bir biçim verirler. Kapitalist biçimlerle yapýlan toplumsal üretim, daha yüksek bir toplumsal üretim biçimine dönüþecek geliþmenin çözümünü kendi içinde taþýyor. Bu çözümü gerçekleþtirecek devrimler, farklý koþullarda gündeme geldi. Sýnýf mücadelesinin bugünkü nesnel koþullarý önceki koþullardan farklýdýr. Devrimleri zorunlu yapan kapitalizmin iç çeliþkileridir ve bu çeliþkilerin kaçýnýlmaz sonuçlarýdýr. Devrimler 19. yüzyýlda ilk gündeme geldiðinde, sistemin iç çeliþkileri tamamen olgunlaþmamýþtý. Sistemin çözülüp, daðýlmasýna yol açan çeliþkileri, sonuna dek olgunlaþmadan devrimleri gündeme getirdi. Bir devrime yol açmasý için, bu çeliþkilerin tamamen olgunlaþmasý da gerekmiyor. Ekonomik nedenlerin yanýnda, toplumsal, politik baþka nedenlerin üst üste binmesiyle de devrimler gündeme geliyordu. Önceki devrimleri bu temelde açýklamak gerekiyor. Bugün koþullar deðiþmiþtir. Kapitalizm maddi üretimi geliþtirdi. Bu geliþme, toplumsal biçimle gitgide derinleþen çatýþmaya yol açtý. Bunun temelinde çeliþkilerin derinleþmesi, geniþlemesi var. Kapitalizmin iç çeliþkileri her yönden geliþip, olgunlaþtý. Bugün proletarya devrimleri, sistemin olgunlaþan çeliþkileri temelinde gündeme geliyor. Bu anlamda devrimler, yeni bir toplumu kurmak için daha güçlü temellere sahiptir. Daha önceleri tek tek ülkelerde devrimin þartlarý oluþsa da, dünyada ayný þartlar oluþmayabiliyordu. Bu ise, devrimi yapan halkýn çok güç uluslararasý koþullarda yol almasýný getiriyordu. Bugün ise, kapitalizm tüm dünyada, bir sistem olarak kendi sonunu getiriyor. Ve devrimler her zamankinden daha uygun dünya ortamýna sahip. Devrimler zincirleme geliþmelere yol açabilir. Ayný zamanda uluslararasý birleþik karþýdevrimin korkunç þiddetiyle de karþýlaþabilir. Her bakýmdan þiddetli bir savaþ olacaktýr. Tarihsel koþullar proletaryanýn kazanmasýndan yana. C.DAÐLI

6

Yeni bir seçim süreciyle karþý karþýyayýz. Kitleler karþýsýnda her geçen gün güvenini iyice yitiren sermaye sýnýfý, seçimlerle kendisine duyulan öfkeyi yumuþatma çabasý içerisinde. Ama bunu gerçekleþtiremediðini, yaþam pratiðimizden görebiliyoruz. Yine açlýk, yoksulluk, iþsizlik diz boyu, insan hayatý hiçe sayýlýyor. Her yeni seçim, sermaye sýnýfý için önceki seçimi aratan bir seçim oluyor. En son gerçekleþen genel seçimlerde de bu açýkça görüldü; seçmenlerin üçte birinden fazlasý seçimleri boykot etti. Yani diyebiliriz ki; geniþ kitlelerde sistemden, onun kurumlarýndan kopuþ eðilimi, eskiye oranla kendini daha þiddetli hissettiriyor. Devrimin geniþliðini, derinliðini, yaygýnlýðýný göstermek, kitlelerin sistemden kopuþ sürecini derinleþtirmek tam da böylesi bir dönemde hayati önem taþýyor. Bunun için emekçi sýnýflarýn siyasete en yakýn olduðu seçimler süreci çok iyi deðerlendirilmeli. Ama bu, oportünistlerin, reformistlerin bahsettiði gibi seçimlere katýlarak, baðýmsýz adaylar çýkararak veya bulunduklarý bölgedeki “demokrat!” adaylarý destekleyerek deðil, aktif boykot politikasýný geliþtirerek gerçekleþtirilmeli. Bizler de bu amaçla seçim faaliyetlerimize baþladýðýmýzý herkese duyuruyoruz. Faaliyetlerimizi hiçbir yasa ile sýnýrlamadan hareket ediyoruz. Aktif boykot da zaten böylesi bir politikadýr. Aktif Boykot Komiteleri olarak bütün emekçi halklarýmýza çaðrýmýzdýr: Sermaye sýnýfýnýn bizlere dayatmýþ olduðu seçimler sýnýflar savaþýmýnýn sertliðini yumuþatmaya, düzenden kopuþ eðilimi yaþayan kitleleri düzene baðlamaya yarayan bir aldatmacadýr. Ýster yerel seçim olsun, ister genel seçim, her ikisi de bu amaçlara hizmet etmektedir. Ufak tefek kýrýntýlar için enerjimizi boþa harcamayalým. Enerjimizi kesin kurtuluþ için, devrim için harcayalým. Seçimler sürecinde kendi baðýmsýz devrimci sýnýf politikamýzla hareket edelim, seçimleri boykot edelim. Ama boykot tek baþýna yeterli deðil. Ayný zamanda komitelerde örgütlenip burjuva iktidarýný yýkmak için mücadele edelim, savaþý yükseltelim ve burjuvazinin bizlere dayattýðý seçim aldatmacasýný boþa çýkaralým.

OY KULLANMA SANDIÐA GÝTME! ÇÖZÜM DEVRÝMDE SOSYALÝZMDE! Aktif Boykot Komiteleri


Kamu Yönetimi Yasa Tasarýsýna Karþý

EMEKÇÝLERÝN MÜCADELE BÝRLÝÐÝ 6 Mart günü, bir çok bölgeden Ankara’ya akýn eden iþçi ve emekçiler,Kamu Yönetimi Yasa Tasarýsýna karþý sloganlarýyla Ankara’nýn sokaklarýný inlettiler. Aðýrlýðýný Türk-Ýþ’e baðlý Yapý-Yol Sen sendikasýndan iþçilerin oluþturduðu 60 bin kiþi, saatlerce Ankara’nýn ana caddelerini özgürleþtirdiler. Yapý-Yol Sen’in, Türk-Ýþ’in eyleme katýlmama kararý almasýna raðmen eyleme böyle güçlü katýlmýþ olmasý çok anlamlýydý. Bu, burjuva sarý sendikacýlarýn iþçi sýnýfý ve emekçiler üzerindeki etkilerini kaybetmeye baþladýklarýnýn en açýk göstergesi. Ýþçi ve emekçiler, kendilerine vaat edilenlerle, burjuvaziyle pazarlýk masasýnda konuþulanlarýn ayný olmadýðýný bunca yýl yaþadýklarý deneyimlerden biliyorlar. 6 Mart günü sabahýn erken saatlerinde Hipodrom’da toplanan iþçi ve emekçiler, daha pankartlarýný açýp sloganlarýný atmaya baþladýklarýnda üzerlerindeki mahmurluðu atýp kavgaya hazýr bir ruh haline bürünmüþlerdi. Bu kez gerçekten býçaðýn kemiðe dayandýðý emekçilerin öfkeli bakýþlarýndan anlaþýlýyordu. Mücadele Birliði, Hipodrom’da otobüslerden inildikten hemen sonra pankartýný açtý ve sloganlarýný atmaya baþladý. Uzun süre yol

iþçileriyle yan yana yürüyen Mücadele Birliði korteji, iþçi sýnýfý ve emekçilerin arasýnda olmanýn, onlara onlarýn diliyle hitap etmenin coþkusunu yaþadý. Bu arada, iþçi ve emekçilerin geçtiði yolun üzerindeki bir köprüye Mücadele Birliði pankartý asýldý. Tüm emekçiler, Ankara eyleminin her safhasýnda Mücadele Birliði adýyla sýkça karþýlaþtýlar. Daha sýhhiye meydanýna girmeden daðýtýlan bildiriler iþçi ve emekçileri iktidar için savaþmaya davet ediyordu. Alana da coþkulu bir þekilde düzenli kortejiyle giren Mücadele Birliði, sýk sýk “Zafer Savaþan Emekçinin Olacak”, “Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Her Þey Emeðin Olacak”, “Seçim Deðil Devrim”, “Sandýða Gitme Seçimleri Boykot Et”, “Yaþasýn Devrimci Emekçi Komiteleri”, “Yaþasýn Ýþçilerin-Emekçilerin Mücadele Birliði”, “Yaþasýn Halklarýn Devrimci Kübasý”, “1 Mayýs’ta Taksime” sloganlarýný hep bir aðýzdan gür bir þekilde attý. Miting boyunca Deniz Gezmiþ yoldaþýn büyük bir resmi en önde taþýndý. “Denizlerin Yolunda Leninist Saflara” sloganý tüm emekçilerin dikkatini özellikle çekti. Yine miting boyunca DÖB’lü öðrencilerin taþýdýðý DÖB pankartý Denizlerin devrimci mirasýnýn yaþatýldýðýný gösteriyordu. DÖB’lü öðrenciler sýk sýk “Politik Özgürlük Kazanýlmadan Akademik Özgürlük Kazanýlamaz” sloganýný attýlar. Genç öðrenciler, Denizlerin baþeðmez yoldaþlarý olduklarýný coþkularýyla gösterdiler. Mitingin her anýnda, leninist tutsaklar yoldaþlarýyla birlikteydiler. “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük”, “Ölüm Orucu Sürüyor Sürecek Zafere Kadar”, “Yaþasýn Ölüm Orucu Eylemimiz” sloganlarý sýkça atýldý. Yine Mücadele Birliði Platformu olarak, Ankara Abdi Ýpekçi Parký’nda Ölüm Orucuna destek amaçlý açlýk grevini sürdüren TAYAD’lý aileler ziyaret edildi. Devrimci Ýþçi Komiteleri (DÝK)’nden bir iþçi TAYAD’lý ailelerin eylemlerini desteklediklerini anlatan bir konuþma yaptý. Mücadele Birliðinden bir arkadaþýmýz da ailelere Ölüm Orucu Eylemini þu anda iki siyasi yapýnýn sürdürdüðünü, TKEP/Leninist davasýndan Remzi Aydýn’ýn Tekirdað F Tipi cezaevinde Ölüm Orucu Eyleminde olduðunu ve eylemin zindanlarý yýkýp zaferi kazanana kadar devam edeceðini söyledi. Ankara mitingi baþladýðý gibi görkemli bir þekilde sona erdi. Mitingin bitiminde herkes bayraklarýný ve pankartlarýný toplayýp alandan ayrýlýrken Mücadele Birliði daha önceki Ankara eyleminde de olduðu gibi pankartý ve kýzýl bayraklarýyla, düzenli kortejiyle ve sloganlarýyla alandan ayrýldý. Ankara sokaklarý yarým saat boyunca Mücadele Birliði’nin sloganlarýyla inledi. Yürüyüþ boyunca korteje dýþarýdan katýlýmlar oldu ve hep bir aðýzdan coþkuyla sloganlar atýldý. Yoðun kar yaðýþý altýnda biten eylem, hafýzalarda iþçilerin, emekçilerin mücadele birliðinin giderek büyüdüðünü ve devrime yürüdüðünü býraktý.ˆ

7


EMEKÇÝ KADINLAR

ÖZGÜRLÜK ÝÇÝN DEVRÝME! 1910 yýlýndan itibaren 8 Mart dünyanýn her yerinde emekçi kadýnlarýn özgürlük, mücadele ve kavga günü olarak kutlanýyor. Kapitalist toplumda kadýn cinsi ezilmekte, ikinci sýnýf insan muamelesi görmekte. Kadýnýn ezilen cins konumuna düþürülmesi özel mülkiyet ve sýnýflarla birlikte ortaya çýkmýþtýr. Günümüzde kimi darkafalýlar bu gerçeðin üzerinden atlayarak sadece “kadýnýn kurtuluþu” temelinde hareket edilmesi gerektiðini savunuyor. Bu feminist düþünce kimi zaman sosyalist çevrelerde de etkin olabiliyor. Oysa kadýnýn ezilmesi sýnýflar ve üretim araçlarýnýn özel mülkiyetinin ortaya çýkmasýyla doðduðuna göre, sýnýflarýn ortadan kalkmasýyla da ortadan kalkacaktýr. Bu açýdan “kadýnýn kurtuluþu” mücadelesi sýnýflarýn ortadan kaldýrýlmasý mücadelesine, sosyalizm mücadelesine baðlanmak zorundadýr. Bu mücadele ise sýnýfsal bir mücadeledir; emekçi kadýnlarýn erkek kardeþleriyle birlikte yürütecekleri bir mücadeledir. Bu açýdan bir burjuva hareket olan feminizm, özünde emek cephesini parçalamayý hedefleyen gerici bir akýmdýr. Biz Mücadele Birliði olarak bu yýlki 8 Mart mitingine katýlmak üzere 7 Mart Pazar günü Þiþli Abide-i Hürriyet Meydaný’na gittik. “Emekçi Kadýnlar Özgürlük Ýçin Devrime” sloganý yazýlý olan Mücadele Birliði imzalý pankartýmýz arkasýnda ellerimizde kadýn devrim savaþçýlarýnýn resimleri, kýzýl bayraklarýmýz ve üzerinde devrimci önder Che Guevera’nýn resmi olan pankartýmýzla kortejimizi oluþturduk ve yürüyüþe geçtik. Kadýn ve erkek emekçilerden oluþan kortejimiz arama noktasýna geldiðinde, polis bir arkadaþýmýza saldýrdý ve gözaltýna aldý. Gözaltýna müdahale etmek ve polisin el koyduðu eþyalarýmýzý almak üzere arama noktasýna geri döndük. Polis insanlarýmýza coplarýyla saldýrmaya baþlayýnca, yüz kiþilik kitle taþlarla ve sopalarla polise karþý-

8

lýk verdi. Çýkan çatýþma sonrasý daðýlmadýk ve “Baskýlar Bizi Yýldýramaz”, “Gözaltýlar Bizi Yýldýramaz”, “Faþizme Karþý Silah Baþýna” sloganlarýný atmaya baþladýk. Diðer devrimci gruplar “Yaþasýn Devrimci Dayanýþma” sloganlarý atmaya baþladýlar. Tertip Komitesi’yle yaptýðýmýz görüþmede, gözaltýna alýnan arkadaþýmýz býrakýlmadan hiçbir yere ayrýlmayacaðýmýzý belirttik. Uzlaþmaz devrimci tavrýmýzdan vazgeçmeyeceðimizi anlayan polis, arkadaþýmýzý serbest býrakmak zorunda kaldý. Arkadaþýmýzý sloganlar eþliðinde karþýlayýp, yürüyüþ kolunda yerimizi aldýk. Kendilerine 8 Mart’ýn organizasyonunu biçmiþ olan feministler devrimcilerle aralarýna bir bant çekip erkekleri diðer tarafa geçirmeyeceklerini söylediler. Bir çok devrimci-demokrat çevreyle yaptýðýmýz görüþmelerde Tertip Komitesi’nin bu kararýný onaylamadýðýmýzý ve alana giriþte engellenirsek toplu bir þekilde alana gireceðimizi söyledik. Görüþtüðümüz tüm arkadaþlar “biz de ayný þekilde davranacaðýz” dediler, böylece kararýmýzý ortaklaþtýrmýþ olduk. “Yaþasýn 8 Mart Yaþasýn Sosyalizm”, “Emekçi Kadýnlar Devrimle Özgürleþecek”, “Kadýn Erkek El Ele Yürüyoruz Devrime”, “Kadýn Tutsaklar Onurumuzdur”, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük”, “Yaþasýn Ölüm Orucu Eylemimiz”… sloganlarýný atarak yürüyüþe geçtik. Alana geldiðimizde feministler ve onlarla ortak karar alan bazý çevreler, yine kendilerini tüm kitleden ayýrmýþ ve aralarýna erkekleri almayacaklarýný söylüyorlardý. Ne ilginçtir ki alana geldiðimizde, Tertip Komitesi’nin kararýný bizimle birlikte onaylamayan bazý çevreler, sadece kadýnlardan oluþturduklarý kortejlerini alana sokmuþlardý, bazýlarýysa zinciri geçmeyerek miting alanýndan ayrýlmýþlardý. Bizler “Kadýn Erkek El Ele Yürüyoruz Devrime” sloganýný atarak, tüm emekçilere “1 Mayýs’ta Taksime Devrime Özgürleþmeye” çaðrýsý yapýp eylemimizi sonlandýrdýk. Ve bizler bir kez daha haykýrýyoruz; “Kadýnýn Kurtuluþu Emeðin Kurtuluþuyla Olacak”ˆ


SEÇÝM DEÐÝL DEVRÝM Ý

ster genel olsun, ister yerel, ne zaman seçimler, halkýn gündemine sokulacak olsa, “ortalama sol”, sandýklarý kutsama telaþýna düþüyor. Özellikle yerel seçimlerde bu çok daha böyledir; çünkü, bu seçimlerde beklentiler daha çok artýyor ve somut bir hal alýyor. Artýk iþ, sýklýkla söylenen, “sosyalizmin propagandasýný yapmak amacýyla seçimlerden yararlanmak”tan da çýkýyor ve doðrudan bir belediyenin ya da bir muhtarlýðýn ele geçirilmesi yarýþýna dönüþtürülüyor. Bunun için, “þeytanla bile pazarlýða girmek”ten kimse rahatsýzlýk duymuyor ve iþ, çeþitli burjuva partilerle seçim ittifaký yapmaya kadar vardýrýlýyor. SHP, CHP gibi burjuva partilerle ittifak arayýþýna giren “ortalama sol”, körle yatanýn þaþý kalkacaðýný tamamen unutmuþ görülüyor. Adý ister “seçim ittifaký”, isterse “demokratik güçbirliði”, isterse baþka bir þey olsun, fark etmiyor. Burjuva partilere kapýlarý aralayanlar, bile bile lades demiþ oluyorlar. Elbette ki, bu sadece burjuvazi ile þu ya da bu düzeyde iþbirliði yapan siyasi yapýlara zarar verecek olsaydý, kimsenin diyebileceði bir þey olmazdý. Biz, bataklýða gitmek isteyenlerin, bu konuda ýsrarcý olanlarýn elini býrakýrdýk, olur biterdi. Dileyen dilediðiyle dilediði yere gitmekte özgür olurdu; ama durum sadece bundan mý ibaret? Somut konuþacak olursak, önümüzdeki 28 Mart yerel seçimlerine SHP gibi burjuva partilerle ittifak halinde ve hatta onun çatýsý altýnda girmeyi planlayan sosyal reformistler ve ulusal hareket, ayný zamanda kötü bir anlayýþýn da yer etmesine aracý oluyorlar. 91 yýlýnda hükümet ortaðý olan, o yýllar boyunca Kürt

halkýna karþý yürütülen bütün imha operasyonlarýnda imzasý bulunan, iþçi sýnýfý ve emekçilere karþý sürdürülen iç savaþýn uygulayýcýlarýndan biri olan SHP gibi burjuva bir partinin bu þekilde aklanacak oluþudur söz konusu olan. Týpký para aklama merkezlerinde kara paranýn aklanýp piyasaya sürülmesi gibi, burada da eli kanlý burjuva partilerin allanýp pullanýp halklarýmýza sunulmasýdýr… Bunun daha da ilerisi, yýðýnlarýn devrimci dönemlerde umutlarýný kestikleri burjuva partilerin ihya edilmesi, söz yerindeyse, mevta haline gelmiþ partilerin diriltilmesi, tarihin çöplüðünde iþe yarar bir þeylerin aranmasýdýr.

Yerel Yönetimler: Eski Hastalýk Eskiden beri solda, yerel yönetimlerin ele geçirilmesi, sosyalizm mücadelesinde bir mevzi elde etmek olarak deðerlendiriliyor. 12 Eylül öncesinde Mehdi Zana’nýn Diyarbakýr Belediye Baþkaný, Terzi Fikri (Fikri Sönmez)’in Ordu/Fatsa belediye baþkaný olmasý gibi. Bugün hala övüngenlikle bunlarýn ne kadar önemli iþler yaptýklarý anlatýlýp durulmaktadýr. Sadece görünene takýlanlar için buralarda belediye baþkanlýðýnýn ele geçirilmiþ olmasý, küçümsenecek bir þey deðildir. Sol hareketlerin ne kadar geniþ bir kitle tabanýna sahip olduðunu gösteriyor. Peki bunlarýn daha öte bir anlamý olmuþ mudur? Bunlar birer özyönetim deneyimi olarak deðerlendirilip bugüne ýþýk tutabilirler mi? Her þeyden önce tekelci kapitalizmin ekonomik ve toplumsal olarak tam egemenliðini saðladýðý günümüz koþullarýnda yerel yönetimleri ele geçirmiþ olmak, kapitalizme

karþý mücadelede bir sýçrama noktasý, bir mevzi olarak deðerlendirilebilir mi? Bu soruya olumlu yanýt vermek mümkün deðildir. Sadece birkaç ilin ya da ilçenin belediye baþkanlýklarý deðil, büyük çoðunluðun belediye baþkanlýklarý alýnmýþ olsa bile, merkezi iktidar aygýtý yýkýlmadan ne bunlarýn yaþama þansý vardýr, ne de var olan sýnýrlarýn ötesine geçebilme þansý. Bu koþullarda yapýlsa yapýlsa belediyecilik hizmetleri yapýlýr ki, bugün bile bu merkezi iktidarýn bütçe planlarýna baðlýdýr. Ýstedikleri anda istedikleri belediyeyi ekonomik anlamda yýkýma uðratabilirler.

Devrimin Büyük Çýkarlarýnýn Küçük Çýkarlara Feda Edilmesi Marx, Fransa’da Sýnýf Savaþýmlarý kitabýnda, “genel oy sistemi”nden bahsederken, bunun “devrimci bir dönemde”, “halka verebileceði tek þey”in, onu “olgunlaþma okulundan geçirmesi” olduðunu söylüyor. Bugün içinde bulunduðumuz koþullarda yýðýnlar bu “olgunlaþma okulu”ndan defalarca geçmiþ bulunuyorlar. Ýçinde bulunduðumuz devrimci koþullarda, burjuva partilerden umudu kesmiþ olan iþçi sýnýfý ve emekçilere her ne amaçla olursa olsun, sandýðý göstermek, onlarýn birikmiþ enerjisini boþaltmak, daha önce defalarca yürünmüþ olan yolda onlarý yeniden yürütmek, oyalamak demektir. “Genel Propaganda” düþüncesiyle sosyalist adaylar çýkarmak da ayný anlayýþa hizmet eder. Devrimci bir dönemde yýðýnlar devrimci bir ayaklanma için örgütlenecek, hazýrlanacak yerde, onlarýn yüzünü sandýða çevirmek, devrime verilebilecek en büyük zarardýr. Þöyle bir düþünün, bugün oy vermediði için kendisinden para cezasý alýnmayacaðýný bilse kaç kiþi sandýk baþýna gider ki? Ýnsanlar öyle büyük ekonomik sýkýntýlar yaþýyorlar ki, seçime katýlmayacaklarý için kendilerinden alýnacak paranýn hesabýný yapýyorlar. Hiçbir burjuva partinin bir diðerinden farký olmadýðýný bildikleri ve kendilerini birkaç yýllýðýna yönetecek olanlarýn her zaman sermayenin çýkarlarýna hizmet ettiðini bildikleri halde, sandýk baþýna gittiklerinde oy kullanýyorlar. Elbette bu durumun ortaya çýkmasýnda esas sorumluluk, yýðýnlara sandýk baþýna gitme çaðrýsý yapanlara aittir. Her ne gerekçeyle olursa olsun, yýðýnlara, yüzlerini devrime dönmeleri propagandasý yapmayýp, onlara sandýðý gösterenler, tam da burjuvazinin istediði gibi sokaklarý boþal-

9


“Dergimizin Her Sayýsý, Ekmek, Hava ve Su Kadar Ýhtiyaç…” týp, devrimci eylemlerin tansiyonunu düþürenlerdir. Marx, 19. yüzyýlda yýðýnlar bir ayaklanmaya giriþmeye hazýrken onlara sandýðýn gösterilmesine iliþkin þu deðerlendirmeyi yapýyordu: “…halkýn tansiyonu düþürülüyordu; halk, devrimci zaferler yerine yasal zaferlere alýþtýrýlýyordu” diyor. Bugün sosyal reformistlerin ve oportünistlerin yaptýklarý bundan baþka bir þey deðildir. Son hazýrlanan Kamu Reformu Yasa Tasarýsý’nýn sosyal reformist ve oportünist yapýlarýn “yerel yönetimler” üzerinde daha büyük planlar hazýrlamasýna vesile olacaðý açýk. “Yerel Yönetimler”i ele geçirmenin yönetsel olarak bir olanak taþýyacaðýný düþünen ortalama sol, bu nedenle tüm ilkeleri bir yana býrakarak, kendisini seçim gündemine endeksliyor. Ve yüzünü devrimci eylemlere çevirmiþ yýðýnlara da, sinekten yað çýkarma hatýrýna sandýk baþýna gitme çaðrýsý yapýyor. Yapýlan, devrimin büyük çýkarlarýnýn küçük çýkarlara feda edilmesidir. Bir belediye yönetiminin ya da muhtarlýðýn sosyalistlerde yahut çok kullanýlan tabirle söylersek “demokrat kiþiler”de olmasý belki bir takým avantajlar saðlayabilir ama bu asla devrimin büyük çýkarlarýnýn feda edilebileceði þeyler olmayacaktýr.

Aktif Boykot Proletaryanýn devrimci sýnýf partisinin yerel seçimlerdeki politikasý aktif boykot olmalýdýr. Leninistler, politikalarýn deðiþmez kalýplara göre deðil, somut durumun somut tahliline dayandýrýrlar. Yerel seçimler için aktif boykot çaðrýsý yaparken amacýmýz, yýðýnlarýn düzenden kopuþunu hýzlandýrmak, onlarý asýl gündemlerine yöneltmektir. Ýþçi ve emekçi yýðýnlarýn asýl gündemleri devrimdir. Onlar, köklü sorunlarýný ancak bir devrimle çözebilirler. Proletaryanýn devrimci sýnýf partisi, devrimin nesnel koþullarýnýn olgunlaþtýðý bir dönemde, boykot politikasýný aktif bir þekilde hayata geçirmelidir. Bunun için kitlelerin arasýna gitmeli, onlarýn sorunlarýný ancak bir Geçici Devrim Hükümeti’nin çözebileceðini propaganda etmeli ve Geçici Devrim Hükümetinin programýnýn onlara sunduðu þeyleri somut olarak ortaya koymalýdýrlar. Mahallelerde, semtlerde, fabrikalarda, okullarda, ulaþabileceðimiz herkese ulaþmalý ve önümüzdeki yerel seçimleri neden boykot etmeleri gerektiðini anlatmalýyýz. Aktif boykot için tam anlamýyla bir kampanya yürütmeliyiz. Ev ev dolaþýp insanlara boykot çaðrýsý yapmalý, onlarýn kafalarýný açmalýyýz. Aktif boykot, yýðýnlarý devrim için harekete geçirme politikasýdýr. Ve günümüzde, tek devrimci tutumdur.ˆ

10

Deðerli Mücadele Birliði Okurlarý ve Emekçileri, Hepinize Avrupa’dan kucak dolusu selamlar. Avrupa’nýn çürümüþ ve yoz ortamýnda dergimizin her sayýsý bizlere yeni bir umut ve mücadele azmi ulaþtýrýyor. Ýnsanýn yaþamasý için gerekli olan ekmek, hava ve su kadar ihtiyaç olduðunuzu yazmak, sanýrým abartý olmayacaktýr. Dergimizin yiðit emekçilerini bu çabalarýndan dolayý yürekten kutlarýz. Devletin yani egemen sýnýf burjuvazinin emekçiler ve ezilen Kürt ulusu üzerindeki baský aracý olan devletin azgýnca terörüne raðmen; dergimizin yayýnýnýn sürekliliðini korumasý, sistemi kendilerinin en güvendiði silahlarý kadar korkutuyor ve korktukça da saldýrganlaþtýrýyor. Ama korkmakta haklýlar. Dergimiz ortalama solun kitleleri seçim için sandýða çaðýrmalarýnýn aksine, emekçileri ve ezilen Kürt ulusunu devrime çaðýrýyor. Egemenleri kudurtup saldýrganlaþtýran da, dergimizin gösterdiði siyasal iktidar hedefidir. Ortalama sol hareketin, deðil bilinçli iþçilerin, sýradan insanlarýn bile umudunu kestiði parlamentoyu, sandýðý iþaret etmeleri, yeni belirledikleri ya da keþfettikleri bir politika deðil, aksine uzun yýllara dayanan düþüncenin olgunlaþmýþ halidir. Bugün, kendilerinin de burjuva yasalcý reformist düzen partisi diye eleþtirdikleri gruplar, bir günde bu duruma gelmediler. Devrimci bir parti gözünü yasallýða diktiðinde, kendi tabanýný buna ikna etmesi zaman alacaktýr. Onun içindir ki, söylemek istediklerini kendi kitlesi ve kamuoyuna alýþtýra alýþtýra söylemekteler. Biz söyleyeceðimizi açýk yüreklilikle söylüyoruz. Seçim deðil, devrim derken þunun bilincindeyiz. Türkiye ve Kürdistan’da bütün belediye baþkanlýklarýný alsalar, parlamentoyu kendi milletvekilleriyle donatsalar da üretim araçlarýnýn özel mülkiyetini ortadan kaldýrmadan; faþist orduyu, polisi, silahlý müfrezeleri daðýtmadan; faþist devleti tüm kurum ve kuruluþlarý ile tarihin çöplüðüne atmadan emeðin sömürüden, halklarýn kölelikten kurtuluþu gerçekleþemez. Yazýmýzý Lenin’in deyimi ile baðlayacak olursak, “Bir çift kör göz, görmek istemeyen bir çift gözden daha kör deðildir.” Oy vermeye koþan ortalama solun aksine, emekçiler ve ezilen halklar devrim yolunda ilerleyeceklerdir. Seçimler, burjuvaziye yeni bir soluk; devrim emekçilere ve Kürt halkýna özgürlük getirecektir. YA DEVRÝM YA ÖLÜM! Y.E. Mücadele Birliði Okurlarý/Stutgard


HAÝTÝ’DE ABD PATENTLÝ DARBE Karayip Denizi’nde Dominik Cumhuriyeti ile birlikte bir adayý oluþturan Haiti’de, bir süredir devam eden çatýþmalar, en sonunda ABD’nin, devlet baþkaný Jean Bertrand Aristide’i ülkeden zorla çýkarmasýyla yerini sessiz bir bekleyiþe býraktý. Aristide’nin 29 Þubat’ta ABD askerleri eþliðinde baþkanlýk sarayýný terk ettiði söyleniyor. Pentagon’a ait bir yolcu uçaðýyla, kendisini kelepçelenmiþ hissederek Orta Afrika Cumhuriyeti’ne götürülen Aristide, burada yaptýðý açýklamada ABD’yi kendisini zorla kaçýrmakla suçladý; ayrýlmayý reddetmesi halinde “ülkeyi kan gölüne çevirecekleri” tehdidinde bulunduklarýný söyleyen Aristide, bunun bir darbe olduðunu söyledi. Bir süredir Aristide yanlýlarý ile ABD’nin destekleyip yönlendirdiði “isyancýlar” arasýnda kýyasýya çatýþmalarýn yaþandýðý Haiti, eski bir Fransýz sömürgesi. 19. yüzyýlýn baþýnda baðýmsýzlýðýný ilan eden ülke, o günden bu güne 30 kadar darbe yaþamýþ. En son 1986’da diktatör Duvalier’in ülkeden kovulmasý sonucu, Aristide, ki kendisi eski bir rahip, ülkeye kilisenin baþýna geçti. Radikal bir söyleme sahipti. Daha sonra Lavalas (Çýð) adlý bir hareket baþlattý. Bu süreç, onu 1990’da devlet baþkanlýðýna taþýdý. Baþkan olduktan 1 yýl sonra ABD destekli bir darbeyle karþýlaþtý. Ve ABD’ye sürgün edildi. Bu esnada ülkede kalan Lavalaslýlar katledildiler. Aristide o yýllarda halk arasýnda “yoksullarýn savunucusu” olarak biliniyordu ama ABD’nin dayatmalarý karþýsýnda IMF reçetelerini kabul etti. Maddi serveti tam da bu yýllarda devasa boyutlara ulaþtý. Aristide ülkeye geri döndükten sonra 2001 yýlýnýn Þubat ayýnda yapýlan seçimlerde %92 oyla devlet baþkaný oldu. Aristide, Haiti’nin bugüne kadar seçimle iktidara gelmiþ tek devlet baþkaný olarak biliniyordu. Son zamanlarda Küba ile iliþkileri geliþtirme çabasýnda olan Aristide, ülkede özelleþtirmeler karþýsýnda ayak diriyor, emperyalizmin ekonomik ilhak politikalarýna cepheden olmasa da karþý çýkýyordu. Haiti, 8 milyon nüfuslu bir ülke ve bu nüfusun yaklaþýk %85’i iþsiz. Ýþte Haiti’de bugün en gerçek olan þey budur. Halkýn Aristide yanlýsý ya da karþýtý olmasýndan çok, asýl önemli olan yüzbinlerce insanýn karnýnýn nasýl doyacaðý, açlýðýn nasýl ortadan kaldýrýlacaðýdýr. Aristide karþýtlarý bugüne kadar ABD tarafýndan desteklendiler ve USAÝD gibi namý meþhur kuruluþlardan maddi yardým aldýlar. Yoksa, kendilerine Duvalieristler denilen, Haiti’yi 20 yýl boyunca en terörist yöntemlerle yöneten bir hanedanýn yandaþlarý, böyle bir geliþmeye yol açamazlardý. ABD’nin faþist yönetimi, artýk tüm dünya üzerinde yaptýðý bu türden darbelere, kitleler halinde yandaþ bulma yoluna gidiyor. ABD, yaptýðý karþý-devrimlere kitle desteði bulmaya özel bir önem atfediyor. Böylece dünyanýn neresinde olursa olsun, ABD eliyle gerçekleþtirilen bu tür müdahaleler, sanki tepeden inme deðilmiþ de, tabandan gelen bir hareketin zorunlu sonucuymuþ gibi yansýtýlýyor. Bu bize faþizmin her zaman kendisine bir kitle tabaný yaratma ihtiyacý duyduðu olgusunu anýmsatýyor. Gerek Nazi faþizminde, gerek

Mussolini, gerekse de Franko faþizminde olsun, faþizm her zaman kendisine bir kitle tabaný oluþturmuþtur. Þimdi ABD’nin faþist yönetimi, benzer bir rota izliyor; baþlattýðý 3. Dünya Savaþý’nda savaþtýðý güçlere karþý iþbirlikçilerin yaný sýra, paralý uþaklarýný da devreye sokuyor. Daha önce Yugoslavya’da yaptý bunu; Gürcistan’da yaptý; Irak’ta yapmaya çalýþtý. Haiti’deki kanlý çatýþmalar da gösteriyor ki, ABD bu politikayý burada da hayata geçirdi. Yüzlerce insanýn katledilmesi pahasýna ABD tekelleri kendi karlarý için tarihin tüm egemenlerinin aþaðýlýk mirasýna sahip çýkmadan edemezlerdi. Haiti’de “muhalifler”, gerçekleþen bu olaylara “devrim” diyorlar. Haiti’de olanlarýn devrimle hiçbir alakasýnýn olmamasý bir yana, tamamen ABD politikalarýna hizmet eden gerici bir harekettir. Ve bu gerici hareketin sonucu olarak, Haiti’de devlet baþkaný, ABD yanlýsý Boniface Alexandre oldu. “Ýsyancý”larýn lideri ise, Aristide’in apar topar kaçýrýlmasýndan hemen sonra Haiti’ye gönderilen ABD iþgal gücünü olumlu karþýladýklarýný bildirdi. Bu arada BM Güvenlik Konseyi de, Haiti’ye uluslararasý askeri güç gönderme kararý aldý. ABD’nin Konsey kararýný beklemeden adaya asker çýkarmasý da bundan sonra ABD-BM iliþkilerinin nasýl süreceðini göstermesi açýsýndan önemli. ABD, artýk dünyanýn istediði bölgesine, istediði zaman müdahale etme yetkisini kendisinde görüyor. Bundan sonra Irak’taki gibi zaman kaybetmeyeceði de anlaþýlýyor. ABD, darbenin hemen ertesinde Haiti’de bir “Seçkinler Konseyi” kurulmasý gerektiðini açýkladý. Bu yeni müdahale doktrini, 3. Dünya Savaþýnýn nasýl bir seyir izleyeceðinin ipuçlarýný taþýyor. Açýk ki, ABD’nin tüm dünyayý karþýsýna alan saldýrýlarý, halklarýn büyük nefretini ve öfkesini üzerine çekecektir. Ve þimdi dünya üzerinde istediði gibi at oynatýyormuþ gibi görünen ABD’nin karþýsýna Irak gibi örnekler daha sýklýkla çýkacaktýr. Haiti’nin bunlardan biri olmasý her an mümkündür. Ancak, Haiti halký, hem ABD emperyalizmine, hem de kendi iþbirlikçilerine karþý savaþarak bunu baþarabilir. Haiti örneðinden yola çýkarak söyleyebiliriz ki, herhangi bir ülkedeki olaylarýn geliþim seyrini tahlil ederken, hemen ilk görünenden yola çýkarsak, olaylarý son nedenine kadar irdelemezsek, doðru sonuçlara varamayýz. Bizim bakacaðýmýz asýl yön, iþçi sýnýfý ve emekçilerin eyleminin yönü olmalýdýr. Haiti, elbette tüm Latin Amerika’ya yayýlmýþ devrim atmosferine girecektir. Ve bunu, tamamýyla proletaryanýn tüm dünya üzerinde burjuvaziye karþý verdiði sýn��f savaþýmýnýn bir bileþeni olarak baþaracaktýr.ˆ

11


ÝSYAN VE DEVRÝM AYINDA EMPERYALÝZME VE KAPÝTALÝZME KARÞI DEVRÝMCÝ KÝTLE EYLEMLERÝNÝ YÜKSELTELÝM

D

ünya, bir süredir büyük bir deðiþim sürecine girmiþ bulunmaktadýr. Bu büyük ve hýzlý deðiþim tartýþma götürmeyecek bir gerçektir. Sadece uluslararasý diplomasi trafiðini izlemek bile, deðiþimin çapý ve hýzý konusunda bir fikir edinmeye yeter. Bu deðiþimin merkez noktalarýndan biri, belki de en önemlisi, Ortadoðu’dur. Latin Amerika, Afrika ve Kafkasya ülkeleri Ortadoðu’yu izlemektedir. Gün geçmiyor ki, bu kýtalarda büyük toplumsal olaylar gerçekleþmesin. Irak’ýn iþgali ve süren direniþ Ortadoðu’daki deðiþimin en somut, gözle görülür.halidir. ABD emperyalizminin, yandaþlarýyla birlikte Irak’ý iþgali Ortadoðu’da I. Ve II. Emperyalist Paylaþým Savaþlarý sonrasýnda emperyalistlerin güç iliþkilerine göre kurulan düzenin tüm taþlarýný yerinden oynattý. Türkiye, bu geliþmeden payýný alan ve alacak olan ülkelerin baþýnda geliyor. Daha þimdiden, baðýmsýz bir Kürdistan’ýn kurulabileceði düþüncesi faþist devletin üzerine bir kabus gibi çöküyor. Onun için TC’nin dýþ politikalarýný endekslediði sorunlarýn baþýnda G.Kürdistan’daki geliþmeler geliyor. G.Kürdistan’da baðýmsýz ya da federe bir Kürdistan’ýn kurulabileceði ihtimali ve bunun K.Kürdistan üzerindeki etkileri TC’nin bu sefer iç politikalarýný endekslediði bir baþka sorun oluyor. Kýsacasý, TC, içerde ve dýþarda attýðý ve atacaðý her adýmda Kürdistan konusunu temel etken olarak hesaba katýyor. K.Kürdistan’da Kürt halký üzerinde yoðunlaþan baskýlarýn ve oynanan oyunlarýn ilk ve en önemli nedeni bu. Ortadoðu’da taþlar yerinden oynamýþtýr. Bu süreci baþlatan ABD emperyalizmi, sadece Ortadoðu’da deðil, bütün dünyada yeni güç iliþkilerine uygun yeni bir paylaþým peþindedir. Almanya, Fransa gibi Avrupalý rakipleri karþýsýnda kendini çok güç-

12

lü hisseden ABD, Latin Amerika’dan Afrika’ya, Ortadoðu’dan Kafkasya’ya kadar her yerde yeniden paylaþýmý dayatýyor. Emperyalist devletlerle rekabetinde ABD emperyalizmi, nükleer güç ve silah üstünlüðünü bir koz olarak kullanmaktadýr. Baþka bir ifadeyle ABD, emperyalistler arasý rekabetle, sadece ekonomik gücüne deðil, hatta ekonomik gücünden çok silahlý gücüne güvenmekte; bu güce dayanarak rakiplerine boyun eðdirmeye çalýþmaktadýr. Irak Savaþý ve Irak’ýn iþgali sýrasýnda emperyalistlerarasý bu iliþki biçimi tüm yönleriyle su yüzüne çýkmýþtýr. Þimdi hem dünya ezilen halklarýna karþý hem de rakip emperyalistlere karþý ABD’nin yeni bir saldýrýsýyla karþý karþýyayýz. ABD emperyalizminin açýkladýðý “Büyük Ortadoðu Planý” bu saldýrýnýn adýdýr. Türkiye’de burjuva çevreler, ABD’nin bu saldýrýsýný, Fas’tan Pakistan’a kadar çok geniþ bir coðrafyada, ülkelerin demokratikleþtirilmesi, özgürleþtirilmesi, modernleþtirilmesi çabasý olarak propaganda etmeye çalýþýyorlar. Burjuva çevrelere göre, ABD’nin amacý, dine dayalý ya da totaliter rejimleri yýkarak yerine, “demokratik yönetimler” getirmektedir. C. Rice, Bush’un Ulusal Güvenlik Danýþmaný, bu yalan propagandayý su sözlerle dile getiriyor: “ve biz” diyor bu yalancý kadýn “Ortadoðu’da deðerlere, adetlere, serbest kurumlara ve adil düzeni hak edenlere, basýn özgürlüðüne, din serbestisine, kadýnlara saygýya, devlet gücünün sýnýrýna, ülkelerinde ekonomik imkanlarýn geliþmesine inananlarý seçip, birlikte çalýþacaðýz” Bu yalan makinesinin sözlerindeki tek doðru, müdahale edecekleri ülkelerin yeni yöneticilerini kendilerinin “seçip birlikte çalýþacaklarý” sözüdür. Irak Savaþý’ný ve iþgalini gerekçelendirmek için bütün dünyaya kitle imha silahlarý konusunda nasýl yalan söyledilerse, þimdi de baþka ülkeleri iþ-

gal için baþka yalanlar söylemekteler. “Büyük Ortadoðu Planý”nýn Batý Afrika kýyýlarýndan Pakistan, hatta Güney Doðu Asya ve Kafkasya’ya kadar uzanan çok geniþ coðrafyada bulunan devletlerin, “demokratikleþtirilmesiyle” ilgisi yoktur. Bu plan, gerçekleþip gerçekleþmeyeceðinden ayrý olarak, yeni bir paylaþým planýdýr ve bu kadar geniþ coðrafyadaki ülkelerin ekonomik ilhakýný sonuna kadar uzandýrmayý hedeflemektedir. ABD emperyalizmi, bu amacýný farklý ülkelerde farklý biçimlerde gerçekleþtirmektedir. Örneðin Irak’ta doðrudan iþgal yoluna baþvururken, Haiti örneðinde gördüðümüz gibi, baþka ülkelerde, yýpranmýþ eski iþbirlikçilerinin yerine, yeni ve daha uþak ruhlu iþbirlikçileri getiriyor. Dün Gürcistan buna örnekti, bugün Haiti… Fakat, biçim ne olursa olsun amaç aynýdýr: Baðýmlý ülkelerin ekonomik ilhakýný sonuna kadar vardýrmak. Bunun anlaþýlabilir nedenleri var. ABD emperyalizmi, burjuva çevrelerin yutturmaya çalýþtýklarýnýn aksine, en güçlü dönemini deðil, sýçramalý çöküþ sürecini yaþýyor. Sadece ABD emperyalizmi deðil, bütün bir kapitalist emperyalist sistem, tarihsel sürecinin sonuna gelip dayanmýþtýr. Kapitalizm, bütün dünyada sosyalizm için olgun koþullarý yaratmýþtýr. O, artýk, üretici güçlerin geliþimi önünde bir engeldir ve üretici güçler bu engeli ortadan kaldýrmak için, dünyanýn her yerinde kapitalizme karþý saldýrý halindedir. Bu, insanlýk tarihinde “Yeni Evre”dir. Dünyanýn her yerindeki büyük çalkantýlarýn, hareketliliðin maddi temeli, insanlýðýn bu yeni evreye geçiþ çabasýdýr. ABD emperyalizmi kendi öz durumu hakkýnda açýk bir fikre sahiptir. ABD ve aslýnda bütün emperyalist-kapitalist sistem, sýçramalý çöküþ sürecinde olmanýn saldýrganlýðýyla davranýyor. ABD emperyalizmi, nükleer ve kitle imha silahlarýna sahip ol-


manýn avantajýný, kendi çöküþünü durdurmak, elinden kaçýrdýðý dünyayý yeniden avuçlarýnýn içine almak için kullanýyor. Bu nedenle, kendi açýsýndan bir dünya savaþýný baþlatmýþtýr. Bu savaþla ilkin dünya emekçi halklarýný hedefliyor. Ýkinci olarak ise emperyalist rakiplerine boyun eðdirmeyi, onlara kendi koþullarýný kabul ettirmeyi amaçlýyor. Irak Savaþý ve iþgalinde bu iki yönü bir arada gördük. Bir yandan Irak halklarýný kýrýmdan geçirip petrol ve diðer zenginliklere el koyarken, diðer yandan emperyalist rakiplerini silahlý gücüne dayanarak susturdu. Þimdi, benzer politikayý çok geniþ bir coðrafyada yer alan ülkelere uygulamak istiyor.

Türkiye Sürecin Neresinde Türkiye ile ABD arasýnda sýklaþan diplomasi trafiði, aslýnda bu sorunun yanýtýný veriyor. ABD’ye zaten çok yönlü baðlý olan Türkiye, özellikle son iki yýlda kendini tümüyle ABD’ye teslim etmiþtir. “1 Mart Tezkeresi” kimseyi yanýltmasýn. Ufak-tefek yol kazalarý dýþýnda ABD-Türkiye iliþkileri daima “iyi” gitmiþtir. Son iki yýl ve özellikle de son aylarda bu konuda önemli bir geliþme saðlanmýþtýr. Geliþmenin özü ve özeti, Türkiye kendini tümüyle ABD’nin kollarýna býrakmýþtýr. Sosyal reformistler ve oportünistler, bu geliþmeyi AKP hükümetinin iþbirlikçi karakterine baðlýyorlar. Bu, tümüyle yanlýþ bir bakýþ açýsýdýr. Zira, Türkiye’nin içinde bulunduðu koþullarda, AKP’nin yerine hangi burjuva parti olsa ayný çizgiyi izlemek zorunda kalacaktý. Demek ki, sorun kiþilerin ve partilerin karakteri sorunu deðil, tekelci kapitalist düzenin toplam koþullarý sorunudur. Bu koþullarýn en belirgin özelliði, Türkiye’nin uzun yýllardýr derin bir bunalýmda olmasý ve bu bunalýmýn bir iç savaþa yol açmýþ bulunmasýdýr. Türkiye tekelci kapitalizmi bütün yönlerden bir çöküþ sürecinde. Kürt halkýnýn özgürlük savaþý, iþsizlik, açlýk, sefalet, toplumsal çürüme ve yozlaþma, burjuva düzenin koþullarýnýn, temel çizgileridir. Bunlar uzun yýllardýr süren ve gittikçe derinleþen, olgunlaþan koþullardýr. Türkiye tekelci kapitalizminin bütün bir tarihsel geliþmesi ve güncel koþullarýndan dolayý, devrimle sonuçlanacak tarihsel bir sürece girilmiþtir. Burjuvaziyle emekçi sýnýflar ve Kürt halký arasýnda ondört yýldýr suren bir iç savaþ ve özellikle Kürt halkýnýn özgürlük savaþý burjuva düzeni tehdit eden unsurlarýn baþýnda geliyor. Bundan dolayý tekelci sermaye sýnýfý ve faþist devlet, attýklarý her adýmda devrimin güçlü baskýsýný enselerinde hissediyorlar. Baþka bir ifadeyle adýmlarýný devrimin güçlü baskýsý altýnda atýyorlar Tekelci sermaye sýnýfý devrim belasýndan kurtulmak için çeþitli yol ve çarelere baþvuruyor. Bunlarýn baþýnda kaderini

ABD’nin yazgýsýyla birleþtirerek onun Ortadoðu’da ve Kafkasya’da “mýzrak ucu” olma isteði geliyor. Tekelci sermaye sýnýfý, bu süreçte Türkiye’yi ABD’nin yanýnda, onun yardýmcýsý ve vurucu gücü rolünde bir yere oturtmaya çalýsýyor. Son günlerde ABD’nin Dýþiþleri Bakan Yardýmcýsý Marc Grossman gibi adamlarýn, arada Türkiye’ye gelmesinin nedeni budur. Örneðin, Ýncirlik Üssü üzerine geliþtirilen planlar, bu üssün ABD’nin ana lojistik merkez üssü yapýlmaya çalýþýldýðý zaten açýkça ifade edildi. Ancak, iþin boyutu açýklananla kýyaslanmayacak derecede geniþtir. Türkiye, kendilerinin deyimiyle, “güvenlik üreten ülke” olarak ABD’nin Ortadoðu ve Kafkasya’da giriþeceði tüm iþlerde “mýzrak ucu” olmaya gönüllü taliptir. Türk baþbakan, bu politikayý, “Türkiye bu süreçte figüran deðil aktör olmalý” sözleriyle açýkça ifade etti. Bu sözlerde, ABD’ye uþakça hizmet isteðinin yaný sýra, komþu ülkelere küstahça saldýrý niyetini görmemek mümkün deðil. Burjuva sýnýfýn ve faþist devletin devrimden duyduðu korkuyu, bunlarýn emperyalistler karþýsýndaki duruþundan da anlamak mümkün. Faþist devlet, Kürt halkýna ve proletaryaya karþý ABD ve AB’nin desteðini almak için her türlü tavizi itirazsýz veriyor. Onyýllardýr direndiði Kýbrýs sorununda þimdi “ne isterseniz yaparým” noktasýna gelmiþtir. Yakýn gelecekte Ege sorununda da ayný politikayý izleyeceðinden þüphe yok. Çünkü, burjuvazi ve faþist devlet, devrime karþý emperyalistlerin tüm desteðini almak için bütün safralarýndan kurtulmak istiyor. AB’ye bir an önce kapaðý atmak istemesinin nedeni de budur. AB’ye bir an önce üye olarak, devrimin kuþatýlmasý ve bastýrýlmasý iþini Avrupalý emperyalistlere ihale etmek, en azýndan onlarý bu iþe ortak etme niyetinde. Avrupalý emperyalistler ise, özellikle Almanya hem devrimin geliþmesini önlemeye hem de ABD’yle rekabette Türkiye gibi büyük bir askeri gücü yanlarýna çekmeye çalýþýyorlar. Bu yüzden hem ABD hem de AB, devrimin bastýrýlmasý konusunda Türkiye’nin en büyük destekçileri durumundadýrlar. “Teröre karþý mücadele”de Türkiye’ye verdikleri desteðin ve gösterdikleri “hoþgörü”nün gerçek nedeni ve anlamý budur. Ýngiliz Dýþiþleri Bakaný, “Terörle mücadelede Türkiye’ye büyük bir anlayýþla yaklaþýldý” derken iþte bunu anlatýyor. Bu emperyalist haydut, devrimci tutsaklara ve Kürt halkýna yönelik katliamlarda Türkiye’ye destek ve onay verdiklerini anlatmak istiyor

Zaman Devrime Akýyor Bütün bunlardan, ABD ve diðer emperyalistlerin, devrimi tarihe gömecek sý-

nýrsýz bir güce sahip olduklarý sonucunu çýkaranlar, fena bir yanýlgý içindedirler. Bütün saldýrganlýðýna ve zor güçlerine raðmen, Gürcistan ve Haiti gibi ufak ülkeler dýþýnda ABD, istediði sonuçlara ulaþabilmiþ deðil. Ýþte Irak, Afganistan, Filistin, Venezüella ve diðer Latin Amerika ülkeleri... Irak halklarý, ortaya koyduklarý direniþle yerli iþbirlikçilere raðmen emperyalistlerin iþinin kolay olmadýðýný gösteriyorlar. “Büyük Ortadoðu Planý”ndan söz eden ABD, daha Irak’ta otoritesini kurabilmiþ deðil. Ayný durum Afganistan için de geçerlidir. ABD ve iþbirlikçileri orada da, Kabil þehri dýþýnda bir egemenliðe sahip deðiller. Filistin gibi bir kaç milyonluk halkýn, ABD’nin planlarýný nasýl engellendiðini bütün dünya görüyor. Latin Amerika’nýn hemen hemen tümünde ABD planlarý ve projeleri ya fiyaskoyla sonuçlanmýþtýr ya da direniþle karþýlanmýþtýr. Proletaryaya ve ezilen halklara karþý dünya çapýnda savaþ açan ABD emperyalizmi, her yerde devrim güçlerinin saldýrýsýyla karþýlaþýyor. Dünya yüzeyindeki bütün bu çalkantýnýn, kargaþalýðýn ve altüst oluþlarýn ortaya çýkmasýný saðlayan bir maddi temel var. Böyle bir maddi temel olmasaydý, bunlar, sabun köpüðü gibi çoktan ortadan kaybolmuþ olurlardý. Bu maddi temel, kapitalizmin iç hareket yasalarýdýr. Kapitalizmi sürekli ve giderek derinleþen bir bunalýma sokan iþte bu maddi temeldir. Almanya’dan ABD’ye oradan Japonya’ya kadar bütün sistemi etkisi altýna alan bu bunalým, emperyalist-kapitalist karþý-devrim cephesini güçten düþürürken, devrim cephesinin güçlerini sürekli tazeliyor ve artýrýyor. Ýþte bu yüzden zaman, devrime akýyor. Türkiye’de ve bütün dünyada devrimler artýk kaçýnýlmazdýr. Bu, bilinmez gelecekte gerçekleþecek bir dilek deðil, güncel durumun ifadesidir. Bu nedenle, þimdi devrimin kaçýnýlmazlýðýný ve kapsayýcýlýðýný emekçi sýnýflara ve Kürt halkýna anlatmak büyük önem taþýyor. Newrozun kutlandýðý, katliamlara karþý gösterilerin yapýldýðý Mart ayý, Türkiye ve Kürdistan’da her yýl isyan ve devrim ayý olarak geçiyor. Zamanýn devrime aktýðý bu tarihsel kesitte, devrimci kitle eylemlerini yükseltmek, devrime hazýrlýk bakýmýndan büyük önem taþýyor. Onun için isyan ve devrim ayýnda devrimci kitle eylemlerini yükseltelim. Kürt halkýný ve emekçi sýnýflarý kapitalizme ve emperyalizme karþý mücadeleye tükenmez bir enerji ile çaðýralým....ˆ

13


Zindanlarý Yýkacak, ZAFERÝ BÝZ KAZANACAÐIZ!

“Teslim Olmayacaðýz, Zindanlarý Yýkacaðýz” Zafere kilitlendiðimiz o büyük gün artýk daha yakýn. Ölüm Orucu eylemi artýk daha güçlü, daha kararlý, daha umutla, inançla devam ediyor. Aylarý, mevsimleri, yýllarý geride býraktýk ve artýk zafer, hiçbir þeyi affetmeyecek kadar týrnakla söküp koparýlacaktýr. Devrimci tutsaklar, zindanlarda zulme, baskýya, iþkenceye ve zorla müdahalelere raðmen “Yaþayarak Ya Da Ölerek, Zaferi Biz Kazanacaðýz” diyorlar. Bedenleriyle koskoca bir tarih yazan yiðitler kervanýna bir savaþçý daha katýldý: Muharrem KARADEMÝR… Ölüm Orucu Eylemine Kandýra F tipi zindanýnda 20 Ekim 2003’te 10. Ölüm Orucu Ekibinde (Gültekin Koç Ölüm Orucu Ekibi) baþlayan 1973 Sivas-Hafik doðumlu Muharrem, Haziran 1992 yýlýnda tutuklanýp Bayrampaþa zindanýna kapatýldý. 19 Aralýk katliamýndan sonra da Kandýra F tipine sevk edildi.

G NAY

Ölüm Orucu Savaþçýlarý Ölümsüzdür! Kandýra F tipinde bulunan Muharrem, tek kiþilik hücrede kalýyordu. 25 Þubat günü hastaneye götürülerek zorla müdahale yapýlmak istenmiþ, Muharrem buna direnmiþ ve tekrar zindana getirilmiþtir. 2 gün sonra yani 27 Þubat 2004 tarihinde, zorla müdahaleyi ve F tipi zindanlarý protesto etmek amaçlý feda eyleminde bulunmuþ bedenini ateþe vermiþtir. Kaldýrýldýðý Çapa Devlet Hastanesi’nde Ölüm Orucu Eyleminin 130. gününde ölümsüzleþmiþtir. Muharrem Karademir’in bedeni saat 12.00’da Adli Týp Kurumu’ndan yoldaþlarý tarafýndan alýnarak, Gazi Cemevi’ne getirildi. Kýzýl bayraklar, sloganlar ve tilililerle karþýlanan Muharrem, düzgün kortej ve 2 bini aþkýn insan tarafýndan, vasiyeti üzerine “çocukluðunun geçtiði tepe”ye götürüldü. Burada Muharremin yaþamý üzerine ve F tipi zindanlarýn derhal kapatýlmasý üzerine bir konuþma yapýldý ve marþlar okundu. Daha sonra otobüslere bindirilen kitle, buradan Muharremi ölümsüzlük yataðýna býrakmak için, Cebeci Mezarlýðý���na gitti. Burada tekrar atýlan “Muharrem Karademir Ölümsüzdür”, “Devrim Savaþçýlarý

14

—RENER

MUHARREM KARADEM R

Ölümsüzdür”, “Yaþasýn Ölüm Orucu Direniþimiz”, “Yaþasýn Siper Yoldaþlýðý” sloganlarýndan sonra TAYAD’lý ailelerin, Temel Hak ve Özgürlükler Derneði’nin ve siper yoldaþlarýný ölümsüzlüðe uðurlamak için gelen ve “ÖLÜM ORUCU SÜRÜYOR/DETAK” imzalý pankart açan DETAK’lý ailelerin açýklamalarý okundu. 4 yýldýr süren Ölüm Orucu eyleminde, en son Uþak zindanýnda eyleminin 136. gününde kendisini yakarak feda eyleminde bulunan Günay ÖÐRENER’in ölümsüzleþmesiyle 109. savaþçý güneþe uðurlandý. Ölüm Orucu TKEP/Leninist ve DHKP/C davasý tutsaklarý tarafýndan hala sürdürülüyor.

Zindanlarda Savaþ Sürüyor! Zindanlardaki savaþ sürüyor… Zindanlardaki savaþ, Ölüm Orucu eylemleri ve feda eylemleri ile büyüyor. Ölüm Orucu eyleminin 130. gününde feda eylemi yaparak ölümsüzleþen Muharrem KARADEMÝR’in ardýndan, eyleminin 136. gününde olan Günay ÖÐRENER feda eylemi yaparak ölümsüzleþti. F tipi zindanlarý protesto etmek için Ölüm Orucu eylemine baþlayan ve Uþak zindanýnda kalmakta olan Günay ÖÐRENER, 3 Mart tarihinde ayný sebeple kendini yakarak feda eylemi yaptý. Kaldýrýldýðý Ýzmir Yeþilyurt Hastanesi’nde 4 Mart 2004 günü ölümsüzleþti. Günay ÖÐRENER ile birlikte, 19 Aralýk 2000 tarihinden bu yana ölümsüzleþenlerin sayýsý 109’a ulaþtý. Faþizm, devrimcileri katletmekle tüketemeyecektir, teslim alamayacaktýr. Ölüm Orucu eylemi sürüyor!.. ZÝNDANLAR YIKILSIN TUTSAKLARA ÖZGÜRLÜK!


Remzi AYDIN, Ölüm Orucu Eyleminin 259. Gününde Remzi AYDIN’ýn Kadýn Yoldaþlarýna Yolladýðý Kart

01.03.2004 Dünya devrim ve sosyalizm mücadelesinde, Chicagolu dokuma iþçisi kadýnlarýn yarattýðý bu destaný, bugün de ayný kararlýlýk, inanç, coþku ve fedakarlýkla büyüten kadýn yoldaþlarýmýzýn 8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlar Günü’nü en içten devrimci duygularýmla selamlýyorum. Ne mutlu ki kadýn yoldaþlarýmýzýn önlerinde Sibelimiz, Aysunumuz gibi destansý bir yaþamýn örnekleri var. Kadýn yoldaþlarýmýz öncülüklerini bir kez daha göstererek, bugün de devam eden büyük yürüyüþümüzde bizim de yolumuzu aydýnlatýyorlar. Kadýn yoldaþlarýmýzýn 8 Mart Dünya Emekçi Kadýnlar Günü’nü kutluyorum. Sevgi, özlem ve baðlýlýkla… Remzi

ÝZMÝR’DE ÖLÜM ORUCU ANMASINA SALDIRI: DERGÝ TEMSÝLCÝMÝZ GÖZALTINDA! 28 Þubat günü Ölüm Orucu eyleminin 130. gününde Kandýra F Tipi Cezaevi’nde ölümsüzleþen Muharrem KARADEMÝR’i anmak için, bugün Ýzmir’de bir basýn açýklamasý düzenledi. Mücadele Birliði Platformu ve TAYAD tarafýndan düzenlenen basýn açýklamasýna polisin mücadele etmesi sonucu 13 kiþi gözaltýna alýndý. Y.E.Mücadele Birliði dergisi Ýzmir Temsilcisi Yeþim Tunçsan, Ayýþýðý Sanat Merkezi Ýzmir Þubesi Müdürü Dilek Gül ve 3 okurumuzla birlikte TAYAD’lý ailelerden de 8 kiþi gözaltýna alýndý. Gözaltýna alýnanlar, ertesi gün savcýlýða çýkartýlarak serbest býrakýldýlar. 2 Mart 2004 BASKILAR BÝZÝ YILDIRAMAZ! DEVRÝM SAVAÞÇILARI ÖLÜMSÜZDÜR! Not: Gözaltýna alýnanlar 3 Mart 2004’te serbest býrakýlmýþtýr.

Hiç Bir Saldýrý Devrimin Geliþimini Engelleyemeyecektir Zindanlarda 4 yýldýr süren Ölüm Orucu eyleminde bedenler gün gün erirken dýþarýdaki kurum ve kuruluþlara da saldýrýlar artarak devam ediyor. Faþizmin iç yüzü her geçen gün kendisini daha net bir þekilde ortaya koyuyor. Sokak ortasýnda infazlar, iþkenceler, tutuklamalarla Ölüm Orucu eyleminde bulunan canlarýn dýþarýdaki seslerini kesmeyi düþünüyorlar. Zamanýn baþbakanýnýn “içeriye hakim olmadýðýmýz sürece, dýþarýya hakim olamayýz” deyimiyle hareket ettiler ama bu kez baltayý taþa vurdular. Geçtiðimiz bir iki ay içerisinde demokratik kurumlara yoðun dönük saldýrýlar gerçekleþti. TAYAD, bu saldýrýlara en çok maruz kalan kurumlardan biri oldu. TAYAD, gündemden düþürülmeye çalýþýlan Ölüm Orucu eylemini ve bu zamana dek 109 insanýn ölümsüzleþtiðini çeþitli araç ve yöntemlerle dile getirmeye çalýþýyor ve her seferinde de tutuklamalara, saldýrýlara, baskýlara ve iþkencelere maruz kalýyor. Faþist devlet öyle acýmasýz ki, Mecidiyeköy’de aileler tarafýndan yapýlmak istenen basýn açýklamasýna saldýrýyor ve kesinlikle kýrýlmaz denilen içi çelik Filistin copunu insan vücudu üzerinde kýrabiliyor. Marmara TAYAD’a yüzleri maskeli Özel Timler tarafýndan yapýlan baskýn ise TC devletinin faþist yüzünü ortaya koyuyor. Gerek TAYAD’a gerek demokratik kitle örgütlerine ve gerekse iþçi ve emekçi halklarýmýza yapýlan saldýrýlar, devrimin geliþimini engelleyemeyecektir.ˆ

15


HEWLER’DEKÝ SALDIRI ve KÜRT ULUSAL SORUNU Üzerine Bazý Notlar üney Kürdistan’ýn en önemli kentlerinden Hewler’de (Erbil) Kurban Bayramýnda PUK (KYB) ve PDK (KDP) binalarýna yönelik bir saldýrý gerçekleþti. Onlarca kiþinin öldüðü, yüzlercesinin yaralandýðý bu saldýrýlarý yine Güney Kürdistan’daki bir baþka örgütün, Ensar El-Ýslam’ýn üstlendiði öne sürüldü. Saldýrýlarýn polisiye yönü üzerinde duracak deðiliz. Ancak bazý þeyler göz önünde bulundurulmadan bir deðerlendirme yapmak da mümkün deðil. Öncelikle, saldýrýlardan hemen önceki süreçte Türkiye, Suriye, Ýran üçgeninde yapýlan görüþmeler var. Bu görüþmelerde ortak görüþ, “Irak’ýn toprak bütünlüðü” ve olasý bir Kürt Federasyonu’na karþý ortak tavýr alýnýp engellenmesi oldu. Burada, Türkiye-Suriye-Ýran üçlüsünü bir araya getiren temel etken, Kürt korkusu, Kürt düþmanlýðý oldu. Bunun nedeni ise açýk, Kürdistan’ýn diðer parçalarýnda devam eden ilhak. Burada þunu söylemeden geçemeyeceðiz. Türkiye, Suriye, Ýran üçlüsünde yer almýþ bulunan Kürt korkusunu, bölgedeki çýkarlarý ve egemenlikleri için çatýþan emperyalist güçler de kullanmaktan geri durmuyor: Saldýrýlarý üstlendiði öne sürülen Ensar El-Ýslam’ýn Türkiye Özel Harp Dairesi üzerinden Genelkurmay’la iliþkileri bir sýr deðil zaten. Düne kadar güney’deki UKH gerillalarýna karþý desteklenen ve eðitilen bu grubun, ayný zamanda Türk Hizbullahý denen ve yine kuzeydeki UKH karþýsýnda devlet tarafýndan kurulan gerici-faþist çetelerden birisi olduðu biliniyor. Bu baðlantýlar ve burada üzerinde durmaya gerek duymadýðýmýz baþka baðlantýlar için de þunu söylemek mümkün: Güney Kürdistan’daki Özel Harp Dairesi’nin iliþkileriyle birlikte, PUK ve PDK’ya yönelik saldýrýlar Ankara’yý iþaret ediyor.

G

16

Güney’deki federasyon konusunda daha önce dergimizde yazý yazýldý. Ama yine de yazma gereði duyduk. Dünyada ulusal birliðini gerçekleþtiremeyen ender uluslardan biri de Kürtlerdir. Kürt ulusal birliðinin kurulmasýnýn önündeki baþlýca engel, Kürdistan’ýn parçalanmýþ olmasý gerçekliðidir. Dört parçaya bölünmüþ bir ülkede ulusal birliðin kurulamamýþ olmasý, bu parçalanmýþlýðýn bir sonucudur. Gerek güneyde, gerekse kuzeyde, gerekse diðer parçalarda Kürtlerin tarihsel sürecine bakýldýðýnda, yaþananlarýn ortaya koyduðu bir diðer sonuç da Kürt ulusal birliðinin ne burjuva, ne de küçük burjuva önderlikler tarafýndan kurulabileceðidir. Günümüz emperyalizmin sýçramalý çöküþ, proletarya devrimleri çaðýnda artýk bu birliði kurabilecek tek güç proletaryadýr; ulusu yeniden örgütleyebilecek tek güç, tek sýnýf proletaryadýr. Bu anlamda da Kürt ulusal birliði bölgedeki sosyalizm mücadeleleriyle, proletaryanýn devrimiyle doðrudan baðlantýlý bir sorundur. Ancak bu, Kürt halkýnýn kendi kaderini tayin hakkýnýn sosyalizme, devrime kadar ertelenmesi anlamýna gelemez, gelmemeli. Devrim öncesi olsun, sonrasý olsun, Uluslarýn Kendi Kaderini Tayin Hakký savunulmalýdýr. Bu baðlamda fe derasyon, Uluslarýn Kendi Kaderini Tayin Hakký konusunda bir çözüm yöntemidir. Bu, halklarýn kendi özgür iradeleriyle kurduklarý, kuracaklarý bir federasyon, çözüm yöntemlerinden biridir. Þimdi de Güneyde tartýþýlan, gündeme gelen federasyon talebi özgülünde duruma bakmak gerekiyor. “Koalisyon Güçleri” denen ABD ve iþbirlikçilerinden oluþan iþgal güçleri, Irak’ý iþgal ederken, gerek Barzani’nin PDK’sý, gerek Talabani’nin PUK’u yani Güneydeki Kürt burjuva önderlik, iþgalci

lerle iþbirliði yaparak kendileri açýsýndan Kürt sorununu çözebileceðini düþündü. Oysa gerek Ýran-Irak savaþý sonrasýnda gerek 91’deki baba Bush’un “Körfez Savaþý” sonrasýnda yaþananlar, Irak’taki Arap gericiliðinin duruma egemen olur olmaz ilk fýrsatta Kürt halkýný nasýl ezdiðini, katlettiðini gösterdi. Þimdi yaþanan sürecin sonunda ABD iþbirlikçiliði ile egemenliðini yeniden kurmayý düþünen Arap gericiliðinin ilk fýrsatta yine Kürt halkýna saldýracaðýný söylemek kehanet olmaz. Zaten Güney’deki Kürt halký da bunu çok iyi bildiði için, federasyon talebinde ýsrarlý bir tutum içinde. Kaldý ki Kürt burjuvalarýnýn önde gelen isimlerinden PUK baþkaný Talabani, federasyon konusunda ýsrarlarýnýn asýl nedeninin tabandan gelen baský olduðunu söylerken bunu itiraf ediyordu. Bugün baþta ABD olmak üzere, iþgalcilerle iþbirliðine dayalý olarak gündeme gelen federasyon talebi, halklarýn özgür iradeleriyle oluþturduðu bir federasyon deðil. Bu anlamýyla bölge halklarýnýn ve özellikle proletaryanýn birliðini amaçlamýyor, buna hizmet etmiyor. Aksine, proletaryanýn ve halklarýn birliðini bölen, parçalayan bir iþlev görüyor. Bu da, daha baþtan PDK ve PUK önderliðinde gerçekleþen bu federasyon giriþiminin gericiliðinin bir göstergesidir. Ancak, geliþmeler, federasyon konusunda Kürt halkýný PDK ve PUK burjuva önderliðini de aþtýðýný, ABD’ye


doðrudan tavýr alarak, ilerde baðýmsýzlýða evrilecek bir federasyonu hedeflediðini gösteriyor. Güneydeki Kürt proletaryasý ve emekçileri, Kürt halký, kendi kaderlerini tayin hakkýný ellerine almayý ve özgürlüklerini gerçekten kazanmayý istiyorlarsa, yapmalarý gereken; ellerini iþgalci ve iþbirlikçilere uzatmak deðil, Irak proletaryasý ve emekçileriyle birlikte, adým adým direnme savaþýný örgütlemek, Irak’taki iþgale son vererek hem kendi özgürlüklerini, hem de Irak halklarýnýn özgürlüðünü hedeflemek olmalýdýr. Kuzey’de yaþayan Kürt halký ise, Güney’de halkýn federasyon talebini desteklemelidir. Çünkü federasyon ya da baþka bir yöntem fark etmez, Kürt halkýnýn kazancýný güvence altýna alamazsa, Güney’in ezilmesinin kendilerine yansýmasý çok daha aðýr olacaktýr. Ortadoðu’nun en gerici, en þoven, en baskýcý devletlerinden biri olan

TC’nin, Güney’deki Kürtlerin ezilmesiyle birlikte, Kuzey’deki Kürt halkýný en haklý taleplerini bile dile getirse, Kürt halkýný tam bir baský-terör cenderesinde ezeceðini bilmeliler. Bu nedenledir ki, Güney’deki Kürt halkýnýn federasyon talebini desteklemek göreviyle karþý karþýyalar. Ancak hemen eklemek gerekiyor, ABD ve iþbirlikçilerinin bölge halklarýnýn birliðini, proletaryanýn birliðini parçalamak, halklarý birbirine düþürmek amacýyla gündeme getirdiði federasyonu deðil. Kuzey’deki Kürt halký ve emekçileri, uzun yýllardan beri verdikleri mücadele ve savaþla, nesnel olarak devrimcil bir konumda olduklarýný, örgütlü bir halk olduklarýný gösterdi. Hatta öyle ki, küçük burjuva ulusal önderliði de aþan, direngen, mücadeleci, baþ eðmez tavrýyla çok daha ileri gidebilecek konuma sahip olduklarýný gösterdi-

ler. Bu devrimci konumlarýna dayanarak, Güney’deki Kürt halkýnýn federasyon talebini PDK ve PUK’ya raðmen, küçük burjuva önderliðe raðmen desteklenmeli, sahip çýkmalýdýr. Elbette bu, pasif bir destek konumu olamaz. Bu destek, kendi katilleriyle uzlaþma ve emperyalizmle iþbirliði içinde deðil, tam tersine bölgedeki diðer halklarla birlikte, kendi devrimci konumuyla, Türkiye proletaryasý ve emekçi sýnýflarýyla mücadele birliði temelinde, devrimci amaçlarla ve devrimci araçlarla olmalý. Ancak bu yolla hem Kürt halkýnýn kendi kaderini eline alabilmesinin ve özgürlüðünü kazanabilmesinin yolunu açar ve Kürt ulusal birliðinin kurulabilmesinin koþullarýný da yaratýr, hem de bölgedeki diðer halklarýn birliðini ve mücadelesini ivmelendirerek, emperyalizmin bütün Ortadoðu’dan kovulmasýnda üzerine düþeni yapmýþ olur.ˆ

Ýzmir Ayýþýðý’nda “YEREL SEÇÝMLER ve SOL” Paneli 28 Mart 2004 tarihinde gerçekleþecek yerel seçimler, bütün dünyada ve bizim coðrafyamýzda meydana gelen deðiþimler döneminde, toplumun her kesiminin kendi dünya görüþlerini çeþitli biçimlerde ifade etme olanaklarýný yarattý. Bu gündem üzerinden belirlenecek politikalar, özellikle sol siyasal yapýlarýn sýnýf savaþýmýnýn bundan sonraki döneminde bulunacaklarý tarafýn da göstergesi olacaðýndan, ayrýca önem taþýyor. Ýþte bu süreçte, 22 Þubat Pazar günü Ýzmir Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde “Yerel Seçimler ve Sol” konulu bir panel düzenlendi. Ezilenlerin Sosyalist Platformu’nu (ESP) temsilen Dinçer Ergün ve Mücadele Birliði Platformu’nu temsilen Yýlmaz Ekþi’nin konuþmacý olarak bulunduðu panele, DEHAP’ýn temsilcisi Yýlmaz Aynas katýlmadý. Ýlk olarak söz alan Ergün, sýnýf mücadelesinin bir çok araç ve yöntemi olduðuna ve bunlarýn birlikte veya ayrý ayrý kullanýlabileceðine deðindi. Yerel seçimlere baðýmsýz sosyalist adaylarla katýlmanýn mücadeleyi yükseltecek bir basamak olduðunu, ancak sýnýfýn kendi öz örgütleriyle iktidarýn ele geçirilmesinin temel alýndýðýný söyleyen Ergün, kitlelerin önemli ölçüde siyasetten kopmasýna raðmen örgütsüz, daðýnýk ve örgütlenme bilincinden yoksun, Genç Parti’yi bile alternatif olarak görebilecek düzeyde olduklarýný, buna karþýlýk devrimci hareketin kitlelerden kopuk, içine kapanmýþ, kitlelerin ihtiyacýna yanýt verecek politikalar üretmekten ve onlarý yönlendirme yeteneðinden yoksun olduðunu belirtti. Konuþmasýnda etkili olmayacak bir boykot taktiðini de eleþtiren Ergün, boykotun kitle mücadelesi için etkili ve baþarýlý olamayacaðýný söyledi. ESP’nin 13 ilde 23 adayla seçimlere katýldýðýný ve sürecin olanaklarýndan yararlanýp kitleleri kucaklayacak bir anla-

yýþla, düzenden ümitlerini kesmiþ insanlarýn kendi örgütlenmelerin önünün açýlmasýný, devrimci kanallara akýþý yeniden saðlamayý ve burjuva sýnýrlar içinde sorunlarýn çözülebileceði anlayýþýnýn teþhir edilmesini amaçladýklarýný ifade etti. Ýkinci olarak söz alan Mücadele Birliði Platformu’nun temsilcisi Yýlmaz Ekþi, yerel seçimler üzerine ortaya konan politikalarýn “devrimci durum” üzerine yapýlan bazý tespitlerle yapýlmasýnýn bir tesadüf olmadýðýný ve bunun bizim irademiz dýþýnda geliþen nesnel gerçekliðin kendini dayatmasý olduðunu belirtti. Bütün dünyada kapitalist iliþkilerin ulaþtýðý düzey ve 11 Eylül sonrasý kendini açýkça ortaya koyan yeni evrede, bütün dünyadaki emperyalist sermaye ve yerli iþbirlikçileri ile emekçi halklarýn kapýþmasýyla yaþanan küresel iç savaþ olgusuna deðinen Ekþi; 15 milyon insanýn sürekli iþsiz olduðu coðrafyamýzda asgari ücretin 300 milyon, açlýk sýnýrýnýn 550 milyon olduðunu, çalýþanlarýn büyük çoðunluðunun sosyal güvenceden yoksun olarak yaþadýðýný, kitlelerin sistemden kopmuþ olduðunu ve bunu 3 Kasým seçimlerinde 13,5 milyon seçmenin sandýða gitmeyerek gösterdiðini, bunun için seçim sürecine dahil olmanýn mevcut sistemi aklamak anlamýna geleceðini söyledi. Devrimci duruma çýkýþsýzlýðýn çürüme ve yozlaþmaya neden olduðuna da deðinen Ekþi, sadece boykot etmenin yeterli olmadýðýný, bütün burjuva kurumlarýn yýkýlmasýnýn da örgütlenmesi gerektiðini sözlerine ekledi. Dinleyicilerin de görüþ ve düþüncelerini ifade ettiði panel, karþýlýklý soru ve açýklamalarla birlikte yaklaþýk dört saat sürdü. Y.E.Mücadele Birliði/ÝZMÝR

17


ÇALIÞMA NOTLARI:

ESNEK ÇALIÞMA/ESNEK ÜRETÝM IV. BÖLÜM Esnek Üretim Karþýmýza Hangi Biçimlerde Çýkar? Fonksiyonel Esneklik Sermayenin iþçiye, deðiþen teknolojik þartlara, iþ yüküne, üretim metotlarýna uyum saðlamak ve emeðe harcanan giderlerden daha fazla kar etmek amacýyla, iþletme içinde ya da baþka iþletmelere transfer etmek yoluyla deðiþik iþleri yaptýrabilmesi ve çeþitli görevleri verebilmesidir. Prezentabl (çok yönlü çalýþabilir) eleman, asertivite (giriþkenlik) kavramlarý, bu esneklik biçimiyle iþçiye dayatýlmakta olan beklentileri açýklar. Ýþe alýnýrken aranýlan çok vasýflýlýk, aranýlan iþin gerektirdiðinden daha fazla fonksiyon beklentisi, sermayenin iþ içinde gerektiðinde iþçiyi kaydýracaðý yeni iþ modeli içindir. Yüksek vasýflý iþgücünü istediði zaman ihtiyaç duyduðu alanda kullanmasý amacýný taþýr. Telefona bakacak sekreter aranýr, bilgisayar bilmesi, dil bilmesi, iþ konusunda tecrübesi olmasý yani Prezentabl olmasý/görünmesi istenir. Bir makine ustasý aranýr, ama iþ baþvurusunda iþçiden baþka makineleri de kullanabilmesi istenir. Sermayenin sýnýrsýz hareket serbestisi için iþçiden istenilen her saatte çalýþabilmesi, seyahat edebilmesi ya da çaðrý üzerine gelebilmesi þart koþulur. Ýþte çalýþan sýnýrlý sayýdaki çok fonksiyonel iþçiyle yüksek verim beklentisi, kapitalistin yüksek kar, dolayýsýyla yüksek rekabet gücü içindir. Fonksiyonel esneklik sadece iþçinin ihtiyaç duyulan her anda ve her biçimde çalýþmasýyla sýnýrlý deðildir. Üretimin parçalanmasý gerektiðinde de yeni iþyerinde hareket kabiliyeti yüksek ya da fazlalýk iþçi transfer edilir. Bazen geçici ya da kalýcý olarak gönderilen iþçi ya da iþçilerin sosyal hayatlarýnýn altüst olmasý kapitalisti ilgilendirmez. Kapitalist az kiþiyle az ücretle yüksek kar etmenin peþindedir. Sermaye, fonksiyonel esnekliði uygulamak için diðer esneklik biçimlerini de yardýmcý biçimde kullanýr. Kapitalist, yeni teknoloji, eski iþçi gruplarýnýn çýkarýlmasý ya da baþka bir iþyerine transferini gerektirdiðinde herhangi bir engelle karþýlaþmak istemez. Bu durumda iþçiyi rahatlýkla iþten çýkarabilmek için sayýsal esnekliðe, iþçinin sorumluluklarýndan kurtulmak içinse taþeronlaþmaya ihtiyaç duyar. Ýþini kaybetmek istemeyen iþçiyi, bildiklerini yeni iþçilere öðretmemeye zorlayan bu sistemde iþçiler arasý vasýf rekabeti geliþtirilmesi esastýr. Çalýþma Süresi Esnekliði “8 saatlik iþgünü” mücadelesi, iþçi sýnýfýnýn 150 yýllýk mücadelesidir. Kapitalizmin doðuþundan itibaren kapitalistler, “iþçinin çalýnmýþ zamaný” artýk-deðeri artýrabilmek için çalýþma süresini uzatmanýn pek çok yöntemini uygulamýþlardýr. Sanayi devriminin ilk zamanlarýnda ve hala da uygulanan 18 saatlik iþgünü,

18

Japonya’da bugün uygulanan iþyerinden iþçinin çýkmamasýný saðlayan çekmece þeklindeki yataklar… vb. Esnek zamanlý çalýþma vardiyalý çalýþma, sýkýþtýrýlmýþ çalýþma haftasý, kayan iþ süreleri, telafi edici çalýþma, çaðrý üzerine çalýþma, part-time çalýþma gibi þekillerde de karþýmýza çýkmaktadýr. Ücretlerin sadece çalýþma saatlerine göre belirlenip tatil, fazla mesai vb. ücretlendirmelerin çýkarýldýðý “performans ücret sistemi” bu esneklikle açýklanýlýr. Kýsmi süreli çalýþmanýn özel bir þekli olan çaðrý üzerine çalýþma, kapasiteye baðlý deðiþken iþ süresi adlarýyla özellikle Almanya’da yaygýn olarak kullanýlmaktadýr. Çalýþma süresini esnetmek için, kapitalist iþçinin maaþýný düþük tutar. Ýþçi ancak kendisine dayatýlan fazla çalýþmaya katýlarak hayatta kalabilir. Sayýsal esneklik, ücret esnekliði ya da uzaklaþtýrma stratejilerinden taþeronlaþtýrma vb. yöntemlerle iþçi, iþini kaybetme tehdidi altýnda, kendisine dayatýlan fazla çalýþma koþullarýna da katlanmaya zorlanýr. Çalýþma esnekliði uygulamasýnýn amacý parttime çalýþmada olduðu gibi, kapitalistin sadece ihtiyaç duyduðu zamanda ve sürede iþçiyi çalýþtýrmak deðil, ayný zamanda onun sosyal haklarý ve ödemelerinden de kurtulmaktýr. Bu çalýþma biçimi de diðer esneklik modelleriyle desteklenir ve çalýþma hukuku da yine kapitaliste bu serbestiyi saðlamak üzere yeniden düzenlenir. Uzaklaþtýrma Stratejileri Esnek çalýþtýrmanýn en eski ve en yaygýn biçimlerinden olan bu yöntemle kapitalist, tüm yöntemleri bir arada kullanma serbestisini kazanýr. Hizmetin ya da üretimin iþletme dýþýndaki baþka iþyerlerinde/evde ya da iþletme içinde çeþitli amaçlarla baþka iþçi ya da gruplarda çalýþtýrýlarak yapýlmasýdýr. Taþeron, fason üretim, evde çalýþma vb yöntemleri de içerir. Bazý kaynaklar taþeron çalýþmayý ödünç çalýþma olarak adlandýrmaktadýr. Aracý ile iþçi arasýnda herhangi bir iþ iliþkisi bulunmadýðý, ama iþçinin bütün haklarýnýn bu aracý tarafýndan garantilendiði, asýl patronun bu sorumluluðu üzerinden attýðý yani iþçiyi sadece ödünç aldýðý þeklinde yorumlanýr. Bu durumda iþçinin patronu üretimi yaptýðý iþyerinin sahibi/yönetimi deðil dýþarýdaki aracýdýr. Ama iþçi ayný zamanda iki patrona karþý da sorumludur. Sermaye, taþeron firmalara yardýmcý iþleri ya da doðrudan üretimi yaptýrýr. Uzaklaþtýrmanýn yol açtýðý en önemli sonuç, iþin ya da iþyerinin parçalanmasýdýr. Üretimin esas olmayan aþamalarýnda örneðin temizlik, taþýmacýlýk, yemek vb alanlarda baþlayarak iþin parçalara bölünmesi, þeklini alýr. Bu yöntemin sermaye için asýl kazanýmý, iþçilerin küçük gruplara bölünmesi örgütlülüklerinin parçalanmasýdýr. Kaçak ve çocuk iþçi çalýþtýrmanýn böylece önünü açar. Evde çalýþma, tele çalýþma (Telefonla çaðrý


üzerine çalýþma), mevsimlik çalýþma gibi sermayedarýn istihdam giderlerinden de (yemek, kreþ, ulaþým vb) kar ettiði yöntemler de bu esneklikte kullanýlýr. Uzaklaþtýrma ile, çekirdek iþgücü diye bilinen küçük bir iþçi grubu aristokratlaþtýrýlmakta, yan iþler kayýtsýz çalýþmaya ya da taþeronlaþmaya itilmekte, ayný zamanda iþçiler arasý bölünme yaratýlmaktadýr. “…Bir yandan parça baþý ücret, kapitalist ile ücretli emekçi arasýna asalaklarýn girmesini, “emeðin aracýya kiralanmasýný” kolaylaþtýrýr… Öte yandan parça baþý ücret kapitaliste bir iþçibaþýyla bir sözleþme yapma olanaðý saðlar, kararlaþtýrýlan fiyat üzerinden, iþçi-baþý yardýmcý emekçileri bulmayý ve ücretlerini ödemeyi üzerine alýr. Emekçinin sermaye tarafýndan sömürülmesi yoluyla uygulanýr”. (Marx, Kapital 1)

Uluslararasý sermaye tarafýndan da yaygýn biçimde kullanýlan uzaklaþtýrma, üretimi yeni sömürgelere yaymaktadýr. Sermaye ucuz hammadde/ucuz iþgücü olan ülkelerde fason üretim yaptýrýr. Uluslararasý kurumlar ve anlaþmalar yoluyla da kendisini sýnýrsýz bir sömürü alaný yaratýr. (GATS, MAI vb çok taraflý yatýrým anlaþmalarý, Tahkim Kurulu vb.) Örneðin her bir parçasý ayrý bir ülkede üretilen bir giyeceðin modelinin çizilmesi, kumaþýnýn dokunmasý, düðmelerin basýlmasý, dikimi baþka ülkelerde yapýlmaktadýr. Yeni sömürge ülkelere de esnek üretime uygun biçimde yasalarýný düzenlemesi þart koþulur. Her borç alma döneminde IMF dayatmalarýyla karþýmýza çýkan da uluslararasý sermaye için hazýrlanmýþ sömürüye en uygun koþullardýr. Bu biçimiyle esnek üretimin ortaya çýkýþý 1960’larýn sonlarýna doðru Ýtalya’da yaþanan iþçi sýnýfý mücadelesi dönemine rastlar. Ýtalyan sermayesi iþçileri bölmek için, üretimin birçok bölümünü taþeronlara devretmiþ, fason üretimlere yönelmiþ, iþçi maliyetlerini düþürmüþ, böylece örgütlü emekle çatýþmaya girmekten kurtulmuþ; küçük ölçekli üretim birimleri oluþturmuþ, bu üretimi uluslararasý ölçekte bölmüþtür. Küçük iþletmelerde daðýnýk ve örgütsüz olarak çalýþan iþçilerin birlikte hareket etme olanaðýnýn önüne geçmeye çalýþýrken bir yandan mücadeleyi de uluslararasý boyuta taþýmýþlardýr. Ayný þekilde esnek üretim, kitlesel üretimden parçalanmýþ iþçi gruplarýna iktidarý hedefleyen komite tarzý örgütlenme zorunluluðunu da bir kez daha göstermektedir. Not: Sonraki sayýmýzda “Geliþen Teknoloji, Esnek Üretim/Esnek Çalýþma Modeli ve Ýþçinin Gerçek Düþmanlarý” konusunu iþleyeceðiz.

HUKUK ESNEK ÇALIÞMAYA NASIL UYARLANIYOR Sýnýflý toplumlarda hukuk, egemen sýnýfýn hizmetinde olan üst yapý kurumlarýndan biridir. Týpký din, dil, felsefe vs.’de olduðu gibi, hukuk da egemen sýnýfýn çýkarlarý doðrultusunda þekillenir. Kapitalist sýnýfýn açmazlarýndan biri olan “daha fazla kar” elde etmek için baþvurulan yöntemlerden biri olarak esnek çalýþma karþýmýza çýkar. Aslýnda iþ hukuku, iþçi sýnýfýnýn yüz elli yýllýk kazanýmýdýr. Burjuvazinin amacý da bu kazanýmlarý devlet aygýtýný kullanarak yeniden gasp etmektir. Dolayýsýyla kazaným ve bedel ne kadar büyük olursa olsun, iþçi sýnýfý için sistemde, her an kaybedilmesi mümkündür. Esnek üretim-esnek çalýþma, kapitalistin yüksek kar amacýyla iþçi karþýsýnda sýnýrsýz hareket serbestisini amaçlar. Bunun yaný sýra esnek üretim, ayný zamanda kapitalist rekabetin bir sonucu olarak da karþýmýza çýkmaktadýr. Bu durum, kapitalistin iþçiyi istediði yer ve zamanda, istediði kadar ve istediði þekilde çalýþtýrmasýný ve istediði zaman iþten çýkarmasýný hedefler. Her zaman, her yerde ve her koþulda

olduðu gibi burada da burjuvazi bunlarý yaparken, burjuva hukuku tüm bunlarý yasal gösterecek þekilde düzenlemekte, yani burjuva hukuk, bu durumun “yasal” zeminini oluþturmaktadýr. Uluslararasý hukukta, devletler üzerinde çok uluslu tekellerin lehine anlaþmalar imzalamalarý ve iç hukuklarýný buna göre düzenlemeleri için çeþitli yaptýrýmlar uygulamaktadýr. Esnek üretim, daha önceki bölümlerde de belirtildiði gibi, farklý biçimlerde karþýmýza çýkmaktadýr. Burjuva hukuk da burjuvazi için hareket serbestisini arttýracak þekilde yeniden düzenlenir. Aþaðýda esnek üretim/çalýþma ile burjuva hukuk arasýndaki iliþkiyi inceleyeceðiz. Sayýsal Esneklik: Ýþ Kanunu’na göre patron ekonomik, teknolojik, yapýsal ve benzeri iþletme, iþyeri ve iþin gerekleri sonucu iþyerinden toplu iþçi çýkarabilir. Bu düzenleme ile patrona sýnýrsýz bir iþten çýkarma yetkisi tanýnmýþtýr. Madde hükmünde “iþyeri ve iþin gerekleri” denmektedir ki bu durum her türlü iþten çýkarma bahanesini içerebilir.(4857 Sayý-

19


lý Ýþ Kanunu 29. Madde) Yine Ýþ Kanunu’nda sayýsal esnekliði koruma altýna alan düzenlemelerden bir diðeri de, “deneme süreli sözleþme”dir. Buna göre kapitalist, iþçiyi iki ay süre ile deneme amacý ile çalýþtýrýp, daha sonra “iþini beðenmedim” gerekçesi ile kapý dýþarý edebilir. Bu düzenlemede ilginç olan bir diðer yön ise, kapitalistin, deneme süreli sözleþmeyi en fazla 2 ay için yapabileceði öngörülmüþken bu süreyi sendika bürokratlarý toplu iþ sözleþmeleri ile 4 aya kadar uzatýlabilmektedirler. Esnek üretimin biçimlerinden bir diðeri de ücret esnekliðidir. Buna iliþkin olarak karþýmýza daha çok fiziksel farklýlýklar gerekçesi ile kadýn ve çocuklara düþük ücret ödenmesi, kapitalistin ücret öderken “matematiksel bir eþitliðe” uymak zorunda olmayýþý çýkýyor; yani iþin niteliðine göre farklý ücret ödeyebileceði, çeþitli bahanelerle ücretlerde kesinti yapabileceði vs. söylenebiliyor. Bu durumlar çoðunlukla pratikte karþýmýza çýkmaktadýr ve burjuva hukuk “hukukun genel mantýðý” ile tüm bunlarýn zeminini hazýrlamaktadýr. Fonksiyonel Esneklik ise daha çok iþçi transferi veya iþçinin iþyerinde çalýþtýðý bölümün deðiþtirilmesi þeklinde karþýmýza çýkar. Ýþçi transferi iþ hukukunda “geçici iþ iliþkisi” olarak tanýmlanmýþtýr. Buna göre iþçi bir baþka patronun hizmetine geçici olarak verilebilir. Diðer bir durum ise iþçinin çalýþtýðý iþyerindeki bölümü deðiþtirip iþyerinde baþka bir bölüme aktarýlmasýdýr. Her ne kadar bu iki durumda da “iþçinin onayý gerekir” dense de, pratikte onay vermeyen iþçi, iþten çýkarýlma durumu ile karþý karþýya kalmaktadýr. Ýþ Kanunu’nun 13. maddesinde kýsmi süreli iþ sözleþmesi, 14. maddesinde ise çaðrý üzerine çalýþma düzenlenmiþtir. Bunlar ise, çalýþma süresi esnekliðinin hukukta düzenlenmiþ biçimleridir. Kýsmi süreli iþ sözleþmesinin tanýmý 13. maddede þu þekilde yapýlmýþtýr; “Ýþçinin normal haftalýk çalýþma süresinin, tam süreli iþ sözleþmesiyle çalýþan emsal iþçiye göre önemli ölçüde daha az belirlenmesi durumunda sözleþme, kýsmi süreli iþ sözleþmesidir.” 14. maddede ise çaðrý üzerine çalýþmanýn tanýmý yapýlmýþtýr. Buna göre; “Yazýlý sözleþme ile iþçinin yapmayý üstlendiði iþle ilgili olarak kendisine ihtiyaç duyulmasý halinde iþ görme ediminin yerine getirileceðinin kararlaþtýrýldýðý iþ iliþkisi, çaðrý üzerine çalýþmaya dayalý kýsmi süreli bir iþ sözleþmesidir.” Bu þekildeki çalýþmalarda ise, ücretler farklý biçimlerde düzenlenmiþ olup, iþçinin çalýþtýðý süre göz önüne alýnarak ücretlendirme yapýlmaktadýr. Kapitalist, iþçiyi acil ve yoðun iþler olduðu zaman çaðýrmakta ve dolayýsýyla iþçiye asýl olarak ödemesi gerektiði ücretin büyük bir bölümü kendisine kalmaktadýr. Burjuva hukuk bu düzenlemelerle sermayenin karýný maksimize edebilmek adýna iþçinin yaþam koþullarýný hiçe sayarak kapitalist krizin tüm olumsuzluklarýný iþçinin sýrtýna yüklemektedir. Not: Uzaklaþtýrma stratejileri, taþeronlaþmanýn hukuktaki yeriyle ilgili konuyu bir baþka yazýmýzda inceleyeceðiz.

20

TÜPRAÞ ÝÞÇÝLERÝ EYLEMDE

TÜPRAÞ Aliaða Rafinerisi iþçileri, TÜPRAÞ’ýn satýþýna iliþkin Özelleþtirme Yüksek Kurulu’nun onay vermesi üzerine, Ýzmir-Çanakkale karayolu üzerinde bir eylem gerçekleþtirdi. Rafineriden yürüyüþe geçen yaklaþýk 2 bin PETKÝM ve TÜPRAÞ iþçisi, özelleþtirme kararýný ve AKP hükümetini protesto etti. Üzerinde “Her Þey Satýlýk” yazan Maliye Bakaný Kemal Unakýtan’ýn maketinin de yakýldýðý eylemde konuþma yapan Petrol Ýþ Sendikasý yöneticileri, kararýn iptali için yargý yoluna baþvuracaklarýný, gerekirse üretimden gelen güçlerini kullanmaktan çekinmeyeceklerini; TÜPRAÞ’ý talancýlara teslim etmeyeceklerini söyledi. Yolun 2 saat boyunca trafiðe kapandýðý eylemde, rafineride üretim ve mal çýkýþý yapýlmadý. Y.E.Mücadele Birliði/ ÝZMÝR

Ýnsanlýðýn Kurtuluþu Sosyalizmle Mümkündür Sözde demokratik düzenin getirilmesiyle kadýna bir takým haklar verilmiþ, ezilmiþ olan kadýn portresi farklý renklerle deðiþtirilmeye çalýþýlmýþ, ancak günümüzün koþullarý iki kat daha fazla ezilen kadýn portresi çizmiþtir. Kadýnýn kapitalist üretime atýlmasýyla, üreticiliðine makinalarla devam etmiþ ancak kendini ucuz iþ gücü olmaktan kurtaramamýþtýr. Ýþ yerindeki kadýnlar erkeklerden daha ucuz bir ücretle sömürülmüþ bununla kalmayýp sistemin yüklediði cinsel meta gözlüklerinin aðýrlýðý altýnda ezilmeye devam etmiþtir. Evde çocuk bakýcýsý, hizmetçi, iþyerinde köle, var olan sistemde cinsel meta olarak görülen kadýn, kadýn olmakla en büyük suçu mu iþledi? Tabi ki hayýr. Aksine kadýnýn varlýðýyla üretim gücünü artmýþtýr. Bütün bu çarpýklýklarýn sorumlusunun erkek olduðu söyleyen bazý burjuva hareketler, kendi sýð düþüncelerinin kurbaný olmuþlardýr. insanlarý birbirine düþman eden, yoksulluða iten kadýna biçtiði misyonlarla kadýn kadar bütün insanlýðý yaðmalayan yaþadýðýmýz sistemi besleyenlerden baþkasý deðildir. Bu durumun sorumlusu kapitalist sistemdir. Ve kadýn ve tüm insanlýðýn kurtuluþu sosyalizmle mümkündür. Ve sosyalizm için tek bir çözüm...DEVRÝM

Y.E. Mücadele Birliði Okuru/ AKDENÝZ


GENÇLÝK CHE’NÝN VE KÜBA DEVRÝMÝNÝN ÝZÝNDE

Bütün dünyada varolan emperyalist-kapitalist sistem, içine girdiði bunalýmla halklarý da kendisiyle birlikte yok oluþa doðru sürüklemeye çalýþýyor. Emperyalist-kapitalist sistem her fýrsatta sosyalist ülkelere saldýrdý ve halen saldýrýyor. Esasen tüm bir 20.yüzyýl boyunca savunma konumunda olan sistem, kapitalizmdi. Varlýðýný devam ettirebilmek için yeri geldi çok sert saldýrýlara, iktisadi ve iktisat dýþý mücadele araçlarýna baþvurdu. Ambargo, abluka, iþgal ve istila… Her türlü araçlara baþvuruldu. Son yýllarda Küba, emperyalistlerin artan saldýrýlarýyla sürekli karþýlaþýyor. Küba halký uygulanan bütün ambargolara karþý sosyalizme, Che’ye ve Fidel’e olan inancýyla mücadele ediyor. Yaný baþýndaki dev tekellere ve dünyadaki halklara kan kusturan ABD’ye karþý Küba halký, Che ve Fidel’in Sierra daðlarýnda “özgürlük türküleri” söylediði anlardan itibaren týrnaklarýyla kazýyýp söküp aldýklarý sosyalizmi, emperyalistlere karþý canlarý pahasýna koruyorlar. Küba halký sosyalizmi ve onun önderleri olan Che’yi ve Fidel’i kendilerinden ayýrmadýklarý sürece, onlarýn izinden yürüyüp, sosyalizmin geliþmesi için “Yeni Ýnsan”larý yaratmaya devam ettikleri müddetçe Sosyalist Küba asla yenilmeyecektir. Leninistler sosyalizmi, halklarýn özgürlüðünü ve eþitli-

ðini savunduðu sürece, yapýlan ambargolara ve emperyalist saldýrýlara karþý koyan ve sosyalizmi sonuna kadar yaþatmaya çalýþan Sosyalist Küba’ya destek vermeli ve Küba halkýyla enternasyonalist dayanýþma içerisinde olmalýdýr. Bu dayanýþma ve destek ancak “Küba’yý Savunma Komiteleri”ni kurarak ve de bu komitelerde örgütlenerek olabilir. Sovyetler Birliði, Nazileri nasýl geri püskürtüp sosyalizmi hiç duraksamadan devam ettirdiyse, Küba halký ve Fidel Castro da Küba’yý emperyalistlere asla teslim etmeyecektir. Liseli Devrimci Öðrenci Birliði(DÖB)’de, sosyalist Küba halkýyla dayanýþma, destek ve sosyalist kültürü gençlere aþýlayýp, onlara Che ve Fidel’in izinden yürümeleri gerektiðini anlatmak için, 28 Þubat’ta “Che ve Küba” baþlýðý altýnda bir etkinlik düzenledi. Etkinliðe, bütün ölümsüzleþen devrim savaþçýlarýný anmak için bir dakikalýk saygý duruþu ve açýlýþ konuþmasýyla baþlandý. Ar-

dýndan bir küçük DÖB’lü þiir okudu ve Küba Devrimi’ni, Che’yi ve Fidel’i anlatan bir dia gösterimi yapýldý. Sonrasýnda bir DÖB’lü Küba’yý anlatan bir þiir okudu ve bir Leninist, Küba devrimini Che’nin mücadelesini, Fidel Castro’nun ve halkýn dýþ baskýlara karþý nasýl mücadele verdiðini, þu anda yaþanýlan Küba’daki sosyalizmin koþullarýný ve bizlerin Küba halkýna destek vermemiz gerektiðini; verilecek olan desteðin ancak “Küba’yý Savunma Komiteleri”nde olabileceðini anlatan, gençliðe yararlý ve öðretici bir konuþma yaptý. Söyleþinin ardýndan Grup Beyaz Düþ bizleri ezgileriyle coþturdu ve etkinliðimiz halaylarla son buldu. Etkinlik öncesinde Sanat Merkezi’mizin dekoru, asýlan Che resimleri, Küba’yý ve Che’yi anlatan yazýlarýn asýldýðý panomuz ilgi çekti ve Che’yi anlatan Latin müzikleri çalýndý. Küba'yý Savunma Komiteleri'nde Örgütlen! Yaþasýn Sosyalist Küba! Yaþasýn Enternasyonalist Dayanýþma!

Kamu Yönetimi Temel “Yasayý Yýrtarýz Kanunu Tasarýsý’nýn emekçileri can damarýndan vuran 24 Ankara’yý Yýkarýz” maddesi meclis tarafýndan kabul edildi. Mecliste görüþmeler devam ederken emekçiler de yasalarýn geri çekilmesi için eylemlerine hýz veriyor. Türkiye ve Kürdistan genelinde 26 Þubat tarihinde Samsun, Adana, Ýstanbul ve Diyarbakýr’da eylemler gerçekleþti. Ýstanbul’da gerçekleþen eylem saat 13:00’da Saraçhane Parký’nda baþladý. Saraçhane Parký’ndan Aksaray-Metro’ya doðru yürüyüþe geçen emekçiler, “Kurtuluþ Yok Tek Baþýna, Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz”, “Zafer Direnen Emekçinin Olacak”, “Yaþasýn

Ayýþýðý Sanat Merkezi Emekçisi/ Ýkitelli Örgütlü Mücadelemiz” sloganlarýný attý. Yürüyüþ sýrasýnda Eðitim-Sen 3 ve 4 No’lu þubeler, SES, BES katýlým saðladý. Aksaray-Metro önünde baþka bir grupla birleþen emekçilere destek amaçlý gelen Mücadele Birliði dergisi okurlarý, üzerinde “Mücadele Birliði” yazýlý bir pankart açtý. Mücadele Birliði okurlarýnýn attýðý “Bütün Ýktidar Emeðin Olacak”, “Fabrikalar, Tarlalar, Siyasi Ýktidar, Her Þey Emeðin Olacak”, “Yaþasýn Emekçilerin Mücadele Birliði”, “Yasayý Yýrtarýz Ankara’yý Yýkarýz” sloganlarýna yoðun ilgi vardý. KESK Genel Baþkaný Mustafa Avcý’nýn okuduðu basýn açýklamasýnda 6 Mart’ta düzenlenecek olan Ankara’daki Mitinge çaðrý yapýldý.

21


KAVGALARI ADIMIZ, ADLARI ONURUMUZ 1

3 Mart 1982... Þafak sökerken Buca Zindaný sloganlarla inliyor: “Ýdamlar Bizi Yýldýramaz!” Sabaha kadar ayakta zindan. Uyumuyor. Kavga dostlarý sloganlarla uðurluyorlar 13 Mart Savaþçýlarýný. Ve daraðacýna dimdik yürürlerken onlar, Denizlerden devraldýklar kavga bayraðýný gelecek kuþaklara, yeni 13 Mart’çýlara emanet etmekte olmanýn bilinciyle huzurlu ve rahat... Kavga sloganlarýný haykýrýyorlar: “Yaþasýn Partimiz TKEP!” Onlar üç genç iþçiydi. Her biri farklý yerlerden gelmiþti. Dünyayý devrim yoluyla deðiþtirmek, sýnýfsýz-sömürüsüz bir dünya kurmak isteðiyle atýldýlar kavgaya. O üretken iþçi elleriyle dünyaya yeni þeklini vereceklerdi. Daha önce ayrý yataklarda ilerleyen yaþam derecikleri güçlü bir nehirde birleþti. Bu nehir, iþçilerin devrimci sýnýf partisinden baþka bir þey deðildi. Bu üç genç iþçinin yaþam yollarý THKO/MB saflarýnda kesiþti. Bu örgütün 1980’de partileþerek TKEP adýný almasýyla, mücadelelerini Parti saflarýnda sürdürdüler. Onlar TKEP’in militan iþçi üyeleriydi. Varlýklarýyla, mücadeleleriyle TKEP’in militan sýnýf çizgisine güç verdiler. Onlar Seyit Konuk, Ýbrahim Ethem Coþkun ve Necati Vardar. Politik mücadele tarihimizde idam edilen ilk komünist iþçiler. Komünist iþçiler olarak mücadeleleriyle iþçi sýnýfýna örnek oldular. Ýþçilerin mücadelesini salt ekonomik alanla sýnýrlayan genel eðilimin tersine onlar, emeðin iktidarý için mücadele ettiler. Bulunduklarý iþ kollarýnda her zaman sarý sendikacýlýða karþý savaþým içinde oldular. Burjuva sarý sendikacýlarýn sýnýf hareketini burjuvazinin kulvarýna sokma çabalarý karþýlarýnda her zaman yoldaþlarýmýzý buldu. Çok genç yaþta örgütlenmiþ olmalarýna karþýn, militan özellikleriyle kýsa sürede sýnýf hareketinde öne çýktýlar. Seyit yoldaþ, TARÝÞ’te 12 Eylül öncesi yaþanan ve sýnýf mücadelesine büyük bir deneyim kazandýran grevde gözü pek tavýrlarýyla iþçilerin sempatisini kazanmýþtý. Devletin kolluk güçleri grev çadýrlarýna saldýrdýðýnda iþçiler direniþe geçmiþlerdi. Onlarýn arasýnda en önde çarpýþanlardan biri Seyit yoldaþtý ve burada kaburgalarý kýrýlmýþtý. Seyit, Ethem ve Necati yoldaþlar, sýnýflar mücadelesinin her aþamasýnda iþçi sýnýfýnýn çýkarlarýný yani devrimi savundular. Devrim, onlar için vazgeçilmez bir tutkuydu. Sýnýfsal önsezileriyle kurtuluþlarýnýn sosyalimde olduðunu anlamýþlar, içinde bulunduklarý siyasi yapý sayesinde bilimsel sosyalizmi kav-

22

ramýþlardý. Onlarý tüm sorunlar karþýsýnda güçlü kýlan da buydu. Ýnandýklarý davanýn bir gün mutlaka gerçekliðe dönüþeceðini bilimsel olarak biliyorlardý. Yoldaþlar, hiç bir þeyin devrimin geliþimini engellemesine, onun hýzýný yavaþlatmasýna tahammül edemezlerdi. Kolektif devrimin geliþimini engelleyen, Ýzmir’de iþçi sýnýfý ve emekçilere saldýrýnýn baþ aktörlerinden olan MHP Ýl Baþkaný’ný cezalandýrma kararý alýndýðýnda, Seyit, Ethem ve Necati yoldaþlarýn üçü de bu görev için gönüllü olmuþlardý. Onlar, birer iþçi olarak faþistlere hangi dilden cevap verilmesi gerektiðini çok iyi biliyorlardý. Görev onlara verildiðinde hemen yerine getirdiler. Silahlarýn eleþtirisi, devrimin yolu üzerindeki halk düþmanlarýna yönelmiþti. Bu eylem, Ýzmir’deki devrimci çevrelerde ve emekçiler arasýnda sevinçle karþýlandý. Seyit, Ethem ve Necati yoldaþlar, 1981 yýlýnda Askeri Faþist Diktatörlük tarafýndan tutsak alýndýlar. Gerek iþkence sürecinden, gerekse savcýlýktan baþlarý proletaryaya yakýþýr þekilde dimdik çýkan yoldaþlarýmýz, ayný tavýrlarýný tüm cezaevi yaþamlarý boyunca sürdürdüler. Komünist birer iþçi olarak tüm tutsak kitlesinin sevgi ve saygýsýný kazandýlar. 1 yýl boyunca katýldýklarý her duruþmada “mülkiyetin evi”ni, mülkiyetin koruyucularý için zindana çevirdiler. 1981 1 Mayýs’ýnda duruþma yaptýrmayýp, herkesi 1 Mayýs için saygý duruþuna davet etmeleri, proletaryanýn temsilcilerinin kendi mücadelelerine her koþul altýnda sahip çýkmalarý açýsýndan büyük bir önem taþýyordu. Onlarýn militan tutumlarý ve kararlýlýklarý, baþta iþçi sýnýfýndan olmak üzere tüm yoldaþlarýn mücadeleci kiþiliðini biçimlendirdi. Yoldaþlarýn idam kararý karþýsýndaki tavýrlarý da, onlarýn nasýl Deniz Gezmiþlerin yoldaþlarý olduklarýný gösteriyordu. Ýpi kendi boyunlarýna geçirip sehpayý tekmelerlerken, sýnýf düþmanlarýna iþçi sýnýfýnýn ölüm kararý karþýsýnda da korkmayan, nasýl yýlmaz savaþçýlar yetiþtirdiðini göstermenin büyük gururuyla doluydular. Týpký idam öncesi Buca’da bütün hücreleri ayaklandýrdýklarý gibi, idam sýrasýnda da seslerini Ýzmir’in yoksul gecekondu mahallelerine ulaþtýrmayý baþarmýþlardý. Yoldaþlarýmýz, birer proleter olarak yaþadýlar ve birer proleter olarak ölümsüzleþtiler. Ýdam edilen ilk komünist iþçiler olarak tarihe geçtiler. Kavgalarý genç komünistlere ad oldu ve komsomol (Genç Komünistler Örgütü) 13 Mart GKB ismini aldý. Sonsuza kadar yaþatýlacaklar.ˆ


ÝSYAN AYINDA * SOKAKLARA TAÞALIM! art ayý, Türk ve Kürt halklarýyla diðer ulusal topluluk halklarýnýn belleðinde, haklý olarak isyan ayý þeklinde yer etmiþtir. Her yýl emekçi sýnýflarýn ve Kürt halkýnýn politik ve sýnýfsal kurtuluþ için faþizme ve kapitalizme karþý eylemleriyle dolan Mart ayý, bu sýfatý fazlasýyla hak etmiþtir. Faþizm, üç komünist iþçiyi, Seyit Konuk, Ýbrahim Ethem Coþkun, Necati Vardar’ý 1982’de, Mart ayýnda idam etmiþtir. Faþizm, 7 devrimci öðrenciyi 1987’de Mart ayýnda katletmiþtir. Faþizm, Mahir Çayan ve dokuz yoldaþýný 1971’in 30 Martýnda katletmiþtir. Kürt halký, politik özgürlüðünü elde etmek, kendi kaderini tayin hakkýný kendi eline almak için en büyük serhýldanlarýný Mart ayýnda, Newrozlarda gerçekleþtirmiþtir. Sokaklarý kanlarýyla sulayan Amerikalý emekçi kadýnlar, 8 Mart’ý dünya emekçi kadýnlarýna armaðan etmiþtir. Evet, Türkiye ve K.Kürdistan topraklarýný sarsan bu olaylarýn hepsi Mart ayýna sýðmýþtýr. Özellikle son üç yýldýr, her günü eylemle geçen, Kürt halkýnýn serhýldanlarýyla sarsýlan Mart ayý , burjuva sýnýf ve faþist devlet için adeta kabus gibi geçmektedir. Emekçi sýnýflarý ve Kürt halkýný ayaða kaldýran koþullar, bugün ortadan kalkmamýþ aksine, derinleþmiþtir. Tekelci kapitalizmin bunalýmý derinleþiyor ve bu durum yaþamý emekçi sýnýflar için katlanýlmaz kýlýyor. Tekelci sermaye sýnýfý, bunalýmý atlatabilmek için proletarya ve diðer yoksul sýnýflar üzerindeki ekonomik baskýsýný arttýrýyor. Ama bunu, ancak faþist devletin politik zoru eþliðinde yapabiliyor. Bu yüzden, polisin, jandarmanýn zulmü katlanýlmaz hale geldi.Yoksul insanlarýn polis ve jandarma tarafýndan sokakta kurþunlandýðý, keyfi þekilde gözaltýna alýnýp iþkenceye çekildiði günler yaþýyoruz. Kürt halký, Türkiye emekçi sýnýflarýnýn yaþadýklarýndan payýný baþka biçimlerde alýyor. Faþist devlet ve tekelci sermaye, Kürt halkýnýn politik özgürlük istemini karþýlamak þöyle dursun, ezilen ulus konumunu pekiþtirecek önlemleri peþ peþe alýyor. Asker, özel tim ve korucularýn zulmü hýzýndan bir þey kaybetmeden sürüyor. Gün geçmiyor ki, faþist devlet güçlerinin neden olduðu bir ölüm, iþkence ya da katliam haberi gelmesin. Faþist devlet ve tekelci sermaye sýnýfý, bu politikalarý,

M

baþta ABD ve Avrupalý emperyalistlerin desteðini arkasýna alarak yaþama geçiriyor. Bu emperyalistlerin desteði olmasa, faþist devletin ve tekelci sermaye sýnýfýnýn bir gün bile ayakta kalma þansý yoktur. Bütün bu koþullarýn emekçi sýnýflarda ve Kürt halkýnda yol açtýðý öfke þimdi, yerel seçimler aracýlýðýyla düzenin kanallarýna akýtýlmak isteniyor. Buna izin vermeyelim Öfkemizi, tepkimizi, politik özgürlük ve ekonomik kurtuluþ istememizi sandýk baþýna giderek deðil, sokaklara çýkarak ortaya koyalým. Yaþamý bizim için katlanýlmaz hale getirenlere olan öfkemizi düzen için yýkýcý bir güce dönüþtürelim. Seçimlerin sonucu ne olursa olsun, bizim payýmýza düþen açlýk, sömürü, baský, iþkence ve katliam olacaktýr. Seçimler, bunlarý ortadan kaldýrmak için deðil, pekiþtirmek içindir. Onun için, bütün dikkat ve enerjimizi 28 Mart yerel seçimlerine deðil, sokaða çevirelim. Newroz’da, 8 Mart’ta, 13 ve 16 Mart’ta, 30 Mart’ta sokaklara çýkalým ve politik özgürlük istemimizi kitle eylemleriyle dile getirelim. Politik özgürlüðümüzü ve ekonomik kurtuluþumuzu elde etmek için bütün iktidarý ele geçirmekten baþka çare yoktur. Bunun için bir devrime hazýrlanmalýyýz. Çünkü, bütün iktidar ancak ve sadece bir devrimle ele geçirilebilir. Kapitalizmi yýkacak ve bütün iktidarý elimize verecek bir devrimin koþullarý bizde ve bütün dünyada hýzla olgunlaþýyor. Ýsyan ayý olan Mart’ta, sokaklara çýkarak, devrimci kitle eylemlerini geliþtirerek devrim hazýrlýklarýmýzý hýzlandýralým. BÜTÜN ÝKTÝDAR EMEÐÝN OLACAK! ULUSLARA KENDÝ KADERÝNÝ TAYÝN HAKKI! ZÝNDANLAR YIKILSIN TUTSAKLARA ÖZGÜRLÜK! 1 Mart 2004 TKEP/L MERKEZ KOMÝTESÝ *E-posta yoluyla elimize geçen bu açýklamayý haber niteliðinden dolayý yayýmlýyoruz.

23



s011