Issuu on Google+

Bu Say›da

Bu Say›da Praksis dergisi, bu say›s›nda, kapitalizm ve demokrasiyi konu ediniyor. Bu ikili aras›ndaki iliflki, hem derin bir maziyi hem de yak›c› bir güncelli¤i içinde tafl›yor. Marx, kapitalist dönemin bafllang›c›n› 16. yüzy›la kadar götürür. Bu say›daki içeri¤i ile demokrasinin bafllang›c›n› ise Antik Yunanda de¤il, fakat 1789 Devriminde, ama daha çok da 1848’in devrimci dalgas›nda görmek mümkündür. Bu bafllang›çla birlikte, sözü edilen ikilinin, ayn› co¤rafyada cereyan eden efl-zamanl› yolculu¤u bafllam›flt›r. Burjuva kuramc›lar› taraf›ndan bu yolculuk, biri di¤erinin önkoflulu olan bir ikilinin yolculu¤u olarak görülmüfltür. 1917 Ekim Devrimi bu görüfllere verilmifl en kesin yan›tt›r; ikilinin sözü edilen serüveni 1917’de devrimci bir k›r›lmaya u¤ram›fl, iflçi s›n›f›n›n 1848’de ‘keflfetti¤i’ ve kapitalist sistemden ba¤›ms›zlaflarak siyasal iktidar talebini dile getirdi¤i program bu tarihte doruk noktas›na ulaflm›flt›r. Kapitalizm ve demokrasi iliflkisi aç›s›ndan, 20. yüzy›ldaki yolculu¤un büyük bir bölümü bu devrimci k›r›lman›n prizmas›ndan geçerek sürmüfltür. Yeni yüzy›lda kapitalizm ve demokrasi iliflkisi hakk›nda neler söylenebilir? Acaba, yeni bir k›r›lma noktas›ndan, ama bu kez karfl›-devrimci bir k›r›lma noktas›ndan söz edilebilir mi? Bu öyle bir nokta ki, bir yanda ba¤›ms›z ve antagonistik bir toplumsal güç olarak siyasal iktidar›n her seviyesinden d›fllanan ve kendisini bir s›n›f olarak örgütleyebilme kapasitesi darbe üstüne darbe alan iflçi s›n›f› yer al›yor, di¤er yanda ise çeflitlili¤i ve etkisi doru¤a ulaflm›fl bulunan sivil toplum hareketi. Üstelik bu nokta, Wood’un (2002) alt›n› kal›nca çizdi¤i kapitalist hareket yasalar›n›n yerkürenin en ücra köflelerine kadar sirayet etti¤i bir ba¤lamda belirginlik kazan›yor. ‹nsanl›k tarihinde herhalde “demokrasi” kadar de¤iflken anlamlara sahip olan kavram pek azd›r. Hem egemenlerin hem direnenlerin bayra¤›nda onun ad› dalgalan›r. Düzenin penceresinden demokrasiye bak›ld›¤›nda, araçsallaflt›¤› ölçüde bir tehdit, biçimselleflti¤i ölçüde ise bir istikrar unsuru görülür. Hem istismara aç›k bir edilgenlik, hem her türlü kalk›flman›n buhar›n› alabilen bir rasyonellik atfedilir. Zalimin zulmü için de, mazlumun

5


6

Praksis

direnifli için de meflruiyet kayna¤›d›r. ABD baflkan› George Bush, Irak’› iflgal ederken “demokrasi” getirmek iddias›ndad›r. 1989’dan sonra, Dünya Bankas› ve IMF gibi dünya kapitalizmini yönlendiren yap›lar, demokrasiyi, özellefltirmelerle ve toplumun piyasalaflmas› ile özdefllefltirmifltir. Aç›l›m›, “bireysel tercih özgürlü¤ünden” ibaret olan “demokrasi projesi”, bu kurulufllardan kredi alabilmenin bir koflulu haline gelmifltir. Ucuna kredilerin ilifltirildi¤i yap›sal reform paketleri ile de bütün bir toplum “bireysel tercihlerin” gerçekleflece¤i “f›rsatlar alan›n›n”, yani piyasan›n önceliklerine göre yeniden örgütlenmifltir. Bu koflullarda, reformlarla demokrasi iliflkisi, yeni bir yönetim biçimi ve yönetim tarz› olan yönetiflim modeli arac›l›¤›yla kurulmaya bafllanm›flt›r. 1990’l› y›llarda sürekli 21. yüzy›l›n bir kaos ve savafl yüzy›l› olaca¤› söylendi. 21. Yüzy›l, bu tahminleri bofla ç›karmadan bafllad›. Amerikan emperyalizminin günümüzdeki stratejisi, sözü edilen tahminlerin en büyük güvencesidir. Bu kaotik ortamda, kapitalizm kendini güvence alt›na almadan demokrasi kurumlar›n›n ifllemesine izin verilmemektedir. Bunun en tipik örne¤i ise 2002 y›l›nda Venezuella’da yaflanm›flt›r. Kapitalizm ve demokrasi aras›ndaki tarihsel “flört” her ikisinin de kendi yolunu tutmas› ile sona ermektedir. 18 Ekim 2003 tarihinde Bolivya’da hükümeti düflüren halk ayaklanmas›, bu tespite kaynakl›k eden yeni bir geliflmedir. Bu noktada art›k flu soru kaç›n›lmaz olmaktad›r. Kapitalistlerin demokrasi talebi ile emekçilerin demokrasi talebi neyi ifade etmektedir? Bu soru bizi özgürlük ve eflitlik aras›ndaki iliflkiye yönlendirecektir. Bu konuda, en genel hatlar›yla liberal sav, eflitli¤in özgürlü¤ü yok etti¤ini ve ilerlemeyi engelledi¤ini iddia etmektedir. Elefltirel yaklafl›ma gelince, onun sav›n› Bolivya örne¤inde somutlaflt›rmak anlaml› olacakt›r. Bolivya halk›, daha özgür olabilmenin yolunu, özellefltirmelere, iflsizli¤e, topraks›zl›¤a vb. karfl› ç›kmakta görmüfltür. Bolivya’da ne kadar özgürlük oldu¤u ne kadar eflitlik oldu¤u ile ya da tersi ile ölçülür hale gelmifltir. ... ‹lerleyen sayfalarda, kapitalizm ve demokrasinin iliflkisini çö-


Bu Say›da

zümlemek için bize ipucu sa¤layan ve yol gösteren yaz›lar yer al›yor. Yukar›da da ifade edildi¤i gibi, “demokratikleflme” ad› alt›nda yürütülen programlar ve özellefltirmelerle toplumsal eflitsizliklerin günbegün derinleflmesi, insanlar› her geçen daha fazla sefalete sürüklemekte, daha fazla siyasal sistemin d›fl›na itmekte ve siyasal haklar›n› elinden almaktad›r. Bu sürecin çözümlenmesinde önemli aç›l›mlar sa¤layan Metin Özu¤urlu, “Eflitlik Körü ‘Demokratikleflme’ Programlar›n›n Elefltirisi” adl› makalesinde, Türkiye’deki “demokratikleflme” program›n›n elefltirisini yapmaktad›r. Özu¤urlu, Türkiye’de, “demokratikleflme” program›na burjuvazinin sahip ç›kt›¤›na dikkat çekerek bunun nedenleri üzerine düflünmemizi sa¤l›yor. Burjuvazinin “demokrasi” program›yla, eme¤in demokrasi program› aras›ndaki karfl›tl›¤a da dikkat çeken Özu¤urlu, Türkiye’de siyasal düzlemde “milli” ve “kozmopolit” kimliklere dayanarak oluflan kamplaflma nedeniyle bu paradoksun net bir biçimde görülemedi¤ini söylüyor. Farkl› s›n›flara dayal› demokrasi programlar› aras›ndaki paradoksun çözümünün ise böyle bir kamplaflman›n yerine emek-sermaye kamplaflmas›n›n geçmesiyle mümkün olaca¤›na dikkat çekiyor. “Demokratikleflme” program›yla ilgili bir baflka yaz›, kitap tan›t›m› bölümünde Demet Dinler’in Joma Nazpary’nin Sovyet Sonras› Karmafla bafll›kl› kitab›n›n de¤erlendirdi¤i yaz›s›. Dinler, dikkatimizi, Nazpary’nin arac›l›¤›yla, serbest piyasa ekonomisiyle demokrasi aras›nda do¤rudan ba¤ kuran liberal yaklafl›m›n gelifltirdi¤i “demokratikleflme” projelerinin eski Sovyetler Birli¤i’ne ba¤l› cumhriyetlerde yol açt›¤› sefalete ve karmaflaya çekiyor. Bu ülkelerdeki “demokratikleflme” programlar›n›n asl›nda ortaya ç›kan yeni iktidar ve eflitsiz güç iliflkilerini de meflrulaflt›rmaya yarad›¤›na dair aç›k örnekler sunuyor. “Demokratikleflme” programlar›nda da yer alan, ancak özellikle siyaset bilimi literatüründe son yirmi y›l›n önemli tart›flma bafll›klar›ndan birini oluflturan kavramlardan bir tanesi sivil toplum kavram›d›r. Literatürün yan› s›ra, sivil toplumun gelifltirilmesi günümüzde örne¤in Dünya Bankas› gibi kurulufllar›n da belli bafll› ilgi alanlar›ndan birini oluflturmaktad›r; genel e¤ilim,

7


8

Praksis

sivil toplumu temsilen sivil toplum örgütlerinin, flirketlerle birlikte siyasal iktidar› paylaflmas› yönündedir; öyle ki siyasal iktidar›n sivil toplum örgütleri, flirketler ve bürokrasi taraf›ndan birlikte kullan›lmas›, demokrasinin bir koflulu olarak kabul edilmektedir. Bu çerçevede, sivil toplum örgütü kavram› ve sivil toplum kavram›n›n aç›klanmas› ve çözümlenmesi gerekmektedir; pek çok kavramda oldu¤u gibi bu kavram›n da yeniden tan›mland›¤› bir sürecin içinden geçmekteyiz. Nitekim bu çerçevede, sivil toplum kavram›n›n, ve kavram›n tarihsel gelifliminin sivil toplum tart›flmas› için önemi yads›namaz. Bu sorunu “Marx ve Sivil Toplum” bafll›kl› yaz›s›nda ele alan Mehmet Yetifl, ayr›nt›l› ve derinlemesine bir çözümleme yaparak kavram›n tarihsel geliflimini -özellikle Marx’›n eserlerinde kavram›n geliflimini- ve düflünsel tart›flmalar› bizimle paylaflmaktad›r. Yetifl, Marx’›n tan›m›yla “art›-de¤er sömürüsünün gerçekleflti¤i, s›n›fsal bölünmelere göre biçimlenen bir alan” olarak gördü¤ü sivil toplum kavram›n›n Marx’›n eserlerindeki gelifliminin, birbiriyle iliflkili olan iki aflamada incelenebilece¤i önerisini getirmektedir. Sivil toplumla ilgili bir di¤er yaz›, kamusal alanla ilgidir. Alex Demirovic, yaz›s›nda, kamusall›k kavram›n›n özgürlefltirici potansiyelinin Habermas ve Benhabib’in normatif demokrasi kuramlar›nda iddia edilenin aksine çok daha az oldu¤unu göstermeye çal›flmaktad›r. Hegemonya, kamusall›¤›n alan›nda oldu¤u kadar kamusall›¤›n biçiminde, üslubunda, tarz›nda… vs. zaten var oldu¤u için, kamusall›¤›n kendisinin, bir tür kültürel hakimiyet uygulad›¤› görüflünü savunan yazar, kamusal alan tart›flmalar›n›n elefltirisinde Foucault’dan yarat›c› bir flekilde yararlanmaktad›r Ancak bu yaz›n›n amac›na ulafl›p ulaflmad›¤› tart›flmal›d›r. Bununla birlikte oldukça ilginç bir tart›flma f›rsat› sunmaktad›r bize. Sivil toplum üzerine, son olarak, Atefl Uslu, Gülnur Savran’›n Sivil Toplum ve Ötesi ad›n› tafl›yan kitab›n› de¤erlendirmektedir. Buraya kadar yaz›lar, kapitalizm ve demokrasi aras›ndaki iliflkiyi, çeflitli deneyimlerden, güncel programlardan ve kavramsal tart›flmalara odaklanarak ele almaktad›r. Art›k, kapitalizm ve demokrasi aras›ndaki iliflkinin kuramsal aç›dan nas›l ele al›nabilece¤ine dair yaz›lara s›ra gelmifltir. Bunlar›n ilki, Marksizm ve


Bu Say›da

demokrasi aras›ndaki iliflkiyi çözümleyen Metin Çulhao¤lu’nun yaz›s›d›r. Çulhao¤lu, tart›flmaya flu sorularla kat›lmaktad›r: “1. Burjuva demokrasisi ya da ‘biçimsel’ demokrasi, bir üretim tarz› olarak kapitalizmin do¤rudan uzant›s› say›labilir mi? 2. Kapitalizmdeki devlet/sivil toplum ya da siyaset/ekonomi ayr›m› ele al›n›rken gözetilmesi gereken kuramsal/yöntemsel kay›t ve s›n›rlamalar nas›l ortaya konabilir? 3. Liberalizm ve “liberal devlet” düflüncesi ile, demokrasi ve ‘demokratik devlet’ yaklafl›m› ve prati¤i aras›ndaki iliflkiler nas›l kurulmal›d›r?” Temay› iflleyen ikinci yaz›, Marksist kuram›n demokrasi yaklafl›m›na ilk yaz›dan biraz daha farkl› bir yaklafl›m sunmaktad›r Mustafa Bayram M›s›r, yaz›s›nda, Marksizmin demokrasiyi hem bir biçim hem de bir içerik olarak gördü¤ünü vurgular. M›s›r, ayr›ca, Paris Komünü’nün, temsil vb. gibi demokratik mekanizmalar için çözümlenmeyi hakkeden bir tarihsel deneyim oldu¤unu bir kez daha bize hat›rlatmaktad›r. Üçüncü yaz› ise yine Marksizm ve demokrasi iliflkisini ele alan Richard Wolff’a aittir. Wolff, Marksizmin demokrasi tart›flmalar›na öncelikli ve en önemli katk›s›n›n, demokratik karar alma ile kararlaflt›r›lacak nesneler listesine s›n›f yap›lar›n› koyma talebi ve savlar› oldu¤unu söylemektedir. Wolff, s›n›f yap›lar›n› bu listenin d›fl›nda tutan demokratik hareketlerin Marksistler taraf›ndan reddedilmesini önerir. Böyle bir reddiye, burjuva ve Marksist demokrasi aras›ndaki ayr›m› teslim edecek ve somut olarak belirleyecektir. Bu ana tema ile ilgili di¤er bir yaz›, kapitalizmin azgeliflmifl ülkelerde ald›¤› biçim ve bunun demokrasiye yans›ma biçimlerini tarihsel bir çerçevede anlatan Faruk Ataay taraf›ndan kaleme al›nm›flt›r. Ataay, neoliberal politikalar egemenli¤ini sürdürdü¤ü müddetçe, azgeliflmifl ülkelerde meflrulu¤unu “demokratik de¤erler”den alan “ço¤ulcu” bir demokrasi anlay›fl›n›n yaflama geçme olas›l›¤›n› oldukça zay›f bulur. Son olarak, kapitalizm ve demokrasi iliflkisini çözümleyen önemli yazarlardan biri olan E.M. Wood’un Türkçe’ye çevrilen Demokrasi Kapitalizme Karfl› bafll›kl› kitab›n› de¤erlendiren Zafer Y›lmaz’›n yaz›s›, Wood’un görüfllerinin yan›s›ra konu ile ilgili di¤er tart›flmalara da yer vermektedir. Bundan sonra, s›ras›yla, önce demokrasinin temel ilkelerinden

9


10

Praksis

eflitlik ve özgürlükle ilgili oldu¤unu düflündü¤ümüz Gülnur Acar Savran’›n karfl›l›ks›z ev-içi emek konulu yaz›s› gelmektedir. Savran, kad›nlar›n karfl›l›ks›z ev eme¤ini tarihsel somutlu¤u içerisinde çözümlemenin gereklili¤inin alt›n› çiziyor. Ev-içi eme¤in ekonomi politi¤ini yapan bu yaz›dan sonra, ekonomi-politik kavram›n›n düflünsel ve tarihsel serüvenine ›fl›k tutan ‹flaya Üflür’ün yaz›s› gelmektedir. Son olarak ise, E.M. Wood’un geçti¤imiz Eylül ay›nda ODTÜ ‹ktisat Kongresi’ne gönderdi¤i bildiriye yer vermekteyiz. Wood’un yaz›s›, “sermaye imparatorlu¤u” ad›n› verdi¤i emperyalizmin bugün geldi¤i biçimle ilgilidir. Wood, klasik Marksist emperyalizm kuram›n›n gelifltirilmesi gerekti¤i uyar›s›n› yapt›ktan sonra, buna bir bafllang›ç olarak ortaya sorular›n› koyar. Ele al›nan son tema, hukuk tart›flmalar›, adalet ve etikle ilgilidir. ‹lki, temay› Marks’›n bir ahlakç› olup olmad›¤› tart›flmas› etraf›nda ören Do¤an Göçmen’in yaz›s›. ‹kinci yaz› ise, art›k hukuk konusunda bir tart›flma yaratmas›n› umdu¤umuz, John Hazard’›n yaz›s›d›r; Hazard, Sovyet hukukçular›n›n Marksizm ve Hukuk konusundaki görüfllerine Sovyetler Birli¤i’nin kendi tarihsel geliflimi içinde yer vermektedir. Dosya konumuz d›fl›nda, Simon Clarke’›n geçen say›dan devam eden devlet kuramlar› ile makalesi bulunmaktad›r. Dergide yer alan son iki yaz› kongre de¤erlendirmelerine ayr›ld›: Ali Ekber Do¤an’›n kendi izlenimlerini de aktard›¤› ODTÜ ‹ktisat Kongresi de¤erlendirmesi ve Berksoy Bilgin’in Almanya’da Temmuz ay›nda gerçekleflen “Küreselleflme ve Devlet” konulu atölye çal›flmas›n› de¤erlendirdi¤i yaz›s›. Son söz: Zor bir temay› ele ald›k; ancak kolektif emekle üzerinden gelinebilirdi ki öyle de oldu. ‹yi okumalar… At›f verilen kaynak: Wood, E. M (2002) The Origins of Capitalism, Londra: Verso.


Praksis 10

| Sayfa: 11-34

Eflitlik Körü 1 “Demokratikleflme” Programlar›n›n Elefltirisi Metin Özu¤urlu

Girifl Vehbi Koç vasiyet etmifl; demifl ki, paray› iflçinize de¤il yöneticinize verin, artan yiyecekleri fakirlere da¤›tmay›n, çöpe at›n! Bir Migros ‹flçisi2.

Yukar›daki vasiyetnamenin iflçilerin gündelik yaflam deneyimlerinin bir ürünü oldu¤u kuflku götürmez. Bu deneyimi yaflayanlar, Migros Gebze da¤›t›m deposundan, geldikleri memleketi -kimi Nevflehirli, kimi Samsunlu, kimi Sivasl›her gün doyuracak kadar yiyece¤in çöpe at›ld›¤›n› görüyorlar; çöpe at›lan bir domatesi al›p yedi diye tazminats›z iflten at›lan arkadafllar›n› biliyorlar. Belli ki bu ülkenin sokaklar›nda “servet düflmanlar›n›n” say›s› her geçen gün art›yor. Hat›rlanacakt›r; Thatcher politikalar›n›n meyvelerini verdi¤i 1980’li y›llar›n sonlar›nda ‹ngiltere’den söz edilirken United Kingdom’a (Birleflik Krall›k) nazire yaparcas›na dividedkingdom (bölünmüfl krall›k) denilmeye bafllanm›flt›. Bu isimlendirme, ‹ngiliz toplumunun ba¤r›nda vuku bulan s›n›f esas›na dayal› bir yar›lmaya iflaret etmekteydi. Belli ki, Özal’l› ve sonras› y›llar›n ard›ndan, Türkiye toplumunda da benzer bir yar›lma yaflan›yor. Siyaset düzlemine bak›nca; burada da bir yar›lmadan söz edebiliriz. Bu kutuplaflmay› gevflek terimlerle de olsa betimlemek, “eflitlik körü” demokratikleflme program›n›n ifllerlik kazand›¤› siyasal zemini tan›mlamak bak›m›ndan fikir verecektir. Son 10-15 y›ld›r gittikçe belirginleflti¤i üzere bir yanda

1 “Eflitlik körü” terimi, çeviri koksa da asl›nda, bir “tersine mühendislik” (!) ürünüdür ve orijinaldir. fiöyle ki; malum, feministlerin Marksizme yönelttikleri temel elefltiriden biri de bu kuram›n “cinsiyet körü” (sex blind) olmas›d›r; benim yapt›¤›m, bu nitelemeyi yeni-liberal özgürlük anlay›fl›na uyarlamaktan ibarettir. Bu adland›rma ile birlikte yaz›n›n ilk fikri çat›s›, TODA‹E’nin Yoksulluk, fiiddet ve ‹nsan Haklar› bafll›¤› ile 6-7 Aral›k 2001’de düzenledi¤i Konferansa sundu¤um tebli¤de oluflmufltur. 2 Bu sözler, Gebze’den ‹stanbul’a mal tafl›yan bir Migros ana da¤›t›m kamyon floförüne ait. Kendisi ile 2000 y›l› yaz aylar› içinde Gebze’deki bir otomobil fabrikas›nda gerçeklefltirdi¤im bir alan çal›flmas› s›ras›nda tan›flt›m. Otostopla beni ‹stanbul’a kadar getirdi¤i ve eflsiz bir sohbet f›rsat› sa¤lad›¤› için kendisine teflekkür etmek isterim.


12

Metin Özu¤urlu

3 Bu çal›flmada kozmopolit terimini, ulus-devletten ziyade küresel düzeni ye¤leyen siyasi ve kültürel evrenselcilik anlam›nda kullan›yorum. Bir anlamda, kavram› eski Yunandaki anlam›yla ve bu anlam› merkantalist sanayileflme evresinde devlet elefltirisi yapmak suretiyle yeniden siyaset literatürüne tafl›yan Avrupal› entelektüellerin yükledi¤i anlam›yla ele al›yorum. 4 Demokrasi ve laiklik aras›ndaki iliflki konusunda kozmopolit cephenin temsilcilerinden Mehmet Altan flunlar› söylemektedir; “Laiklik, dinin topluma b›rak›lmas›d›r. Türkiye'de din devletin tekelindedir. Bir resmi din var, ayr›ca toplum kendini dini cemaatlerle gayri resmi dinlerle donatm›fl. Laiklik elden gidiyor diye feryat ediyorlar ama laiklik yok. Laiklik mi fleriat m› tart›flmas› var. Bu birinci saptama. ‹kincisi laiklik, asla ve asla demokrasiyi içermiyor. Saddam rejimi buna örnektir. Saddam laiktir ama asla demokratik bir rejimin temsilcisi de¤ildir. Demokratik bir toplumda insanlar fleriatç› da olabilir. Bu onlar›n en demokratik hakk›d›r. Ancak suç ifllenirse

kozmopolitler3, di¤er yanda ise buna tepki gösterenlerden oluflan bir kutuplaflma, siyasal alana damgas›n› vurmaktad›r. Reaksiyoner cepheden bakanlar bu saflaflmay›, “milli” ve “gayri-milli” fleklinde adland›r›rken, kozmopolitler bak›m›ndan bu saflaflma “demokrasi” ile “otoriterlik”, “sivil toplum” ile “derin devlet” aras›nda cereyan etmektedir. Bu yar›lmada pro-aktif konumda olanlar, yani hamle yapan ve hamle üstünlü¤üne sahip olanlar hiç flüphesiz kozmopolitlerdir. “‹kinci Cumhuriyet” ve “Yeni-Osmanl›c›l›k” gibi tezler, bu cephenin fikri y›¤›na¤› içinde dikkat çeken katk›lard›r. Kozmopolit cephenin “ulus-üstü oluflumlarla (Avrupa Birli¤i) bütünleflme” ve buradan kaynaklanan etkilerle “demokratikleflme” program›, Cumhuriyet’in devlet ve toplum yap›s›nda kimi önemli de¤iflimler talep etmektedir. Bunlar aras›nda; laiklik, devletin ulusal ve üniter yap›s›yla ilgili olanlar, sözü edilen saflaflman›n da ana parametreleri olarak dikkat çekmektedir. Bu saflaflmada, “Cumhuriyet” ile “parlamentarizm”, “demokrasi” ile “laiklik”, “taflra” ile “merkez” aras›ndaki ba¤lar sanki kopmufl ve karfl› karfl›ya gelmifl gibidir.4 Bu ba¤lant›lar›n yeniden nas›l kurulaca¤› noktas›nda belirginleflen siyasal gerilim, üst bir saflaflma olarak, tüm di¤er siyasal çekiflme ve uzlaflma noktalar›n› kendi bünyesine davet etmekte; bir kez ç›ta bu noktaya tafl›nd›¤›nda, tüm siyasal aktörler kendi tekil programlar›n› bir kenara b›rakarak bu noktada saf tutmaktad›r. Bir baflka ifade ile, mevcut siyaset yelpazesinin her aktörü, kendisi olmaktan ç›karak kendisini tan›mlamakta ve fakat bu süreç bir tür “asl›na rücu etmek” fleklinde yaflanmaktad›r. Bu anormallik, kökleri Türk burjuva devriminin ilk y›llar›na uzanan kutuplaflmalar›n, (liberalizmmilli iktisat/âdemi-merkeziyetçilik-merkeziyetçilik/fleriat-laiklik) yeniden ayn› biçimde güncelleflmesini de normallefltirmektedir. Bu kopufl ve süreklilik diyalekti¤i, 80 y›ll›k Cumhuriyet boyunca siyasal zihniyet haritas›n›n asli koordinatlar›n› “kozmopolit/sivil toplumcu” ve “millici/devletçi” programlar›n oluflturdu¤u fleklindeki görüfle muazzam bir cazibe kazand›rmaktad›r. Tam da bu yüzden, sözü edilen kutuplar kendi içinde görece genifl bir siyasi yelpazeye sahiptir; her iki kutbun da “sa¤” ve “sol” kanatlar› mevcuttur. Kozmopolit kutup yeni-liberalizmden daha fazla bir fleyi ifade ederken, büyük sermaye bu kutbun egemen toplumsal gücü olarak boy göstermektedir. Kimi çevrelerde bu durumun “burjuvazinin nihayet devlet vesayetinden kurtularak tarihteki ilerici rolünü oynamaya bafllad›¤›” fleklinde de¤erlendirildi¤i bilinmektedir. Devletin zor ayg›tlar›n›n zalimce bask›s› al-


Eflitlik Körü "Demokratikleflme" Programlar›n›n Elefltirisi

t›nda geçen y›llar›n bir sonucu olarak dikkatlerini “sermayeden” ziyade “devlete” yönelten ve devletin demokratikleflmesi yönünde talepler ileri süren sermaye çevrelerine, aç›k-gizli sempati besleyen sosyalist çevrelerin varl›¤› da bilinmektedir. Bu kesim aç›s›ndan as›l sorun, Türk burjuvazisinin demokratikleflme yönündeki taleplerinde samimi, ›srarc› ve cesur olup olmad›klar›d›r.5 Anti-kozmopolitler bak›m›ndan bir “cephe” adland›rmas› yapmak için -son aylarda gözlenen dinamizme ra¤men- henüz erken olsa da, reaksiyonerler aras›nda küreselleflme, emperyalizm ve kapitalizm karfl›tl›¤›ndan, Türkçü ve fetihçi e¤ilimlere kadar uzanan pozisyonlar›n varl›¤› bilinmektedir. Orduya atfedilen merkezi rol, kimi aç›lardan bu e¤ilimlerin elini güçlendiriyor gibi görünse de, liderlik konusunu çözümsüz k›ld›¤› ölçüde bir cephe oluflumunu da belirgin bir biçimde zaafa u¤ratmaktad›r. Maddi yaflam pratikleri ve siyasal pratikler alan›nda yaflanan efl zamanl› yar›lma, Türkiye toplumsal formasyonuna damgas›n› vurmaktad›r. Görünürde her iki yar›lma aras›nda en ufak bir geçiflkenlik yok gibidir; bu durum, belli bafll› aktörlerin her iki düzlemdeki asimetrik konumlan›fllar›n› da meflrulaflt›rmaktad›r. Kan›mca, bu görüntüyü mümkün k›lan ve Türkiye’nin karfl› karfl›ya bulundu¤u temel problemlerin arka plan›nda yer alan temel bir paradoks söz konusudur; flöyle ki, Türkiye’de 1970’li y›llardan günümüze maddi yaflam prati¤inin s›n›f içeri¤i gittikçe artan fliddette belirginlefltikçe, verili siyasal yelpaze içinde cereyan eden siyasal mücadele pratikleri de “s›n›fs›zlaflmaktad›r”. “Siyasetini arayan s›n›f” ile “s›n›f›n› yitiren siyasetin” efl zamanl› varl›¤›nda ifadesini bulan bu paradoksun çözümü hiç kuflku yok ki politik mücadele meselesidir. Ben ise burada sadece söz konusu paradoksu deflifre etmeye dönük bir deneme yapaca¤›m. Bu amaçla, yaz›n›n gündemine Türkiye büyük burjuvazisinin hegemonyas›nda flekillenen kozmopolit “demokratikleflme program›n›” alaca¤›m. Bu çaban›n teorik sorunsal› eflitlik ve özgürlük aras›ndaki iliflkiye odaklanacaksa da, bu çal›flmada a¤›rl›¤› “eflitlik körü” bir özgürleflme program›n›n varl›¤›n› mümkün k›lan maddi üretim koflullar›na verece¤im. Bu yaklafl›m çerçevesinde, eflitlik ve özgürlük sorunsal›n›n operasyonelleflti¤i, dolay›s›yla somutlaflarak politikleflti¤i noktada da devreye “yoksulluk sorunu” girecek. Zira, bu tema ile maddi yaflam prati¤inin s›n›f içeri¤inin “s›n›fs›zlaflan” siyaset düzleminde nas›l temsil edildi¤ine oldukça somut kan›tlar sunabilmek mümkün olacak. Bu amaçla, maddi yaflam prati¤inin s›n›flar mücadelesi terimleriyle

13

yarg›lan›r. Sonuçta laikli¤e sahip ç›kacak olan halkt›r. Yoksa laikli¤i gerekirse zorla dayat›r›z demenin bir mant›¤› yok”. Bu al›nt› için bkz. Artvinli ve Aytekin (2000). 5 Örneklendirmek gerekirse, Melih Pekdemir konu hakk›nda flu de¤erlendirmeyi yapmaktad›r: “Turgut Özal taraf›ndan bafllat›lan ‹kinci Cumhuriyet tart›flmalar›nda asl›nda, Türkiye'nin yeni dünya düzenine entegrasyonu bak›m›ndan gerekli olan çözümler araflt›r›l›yor. Eski devlet politikalar› ve kurumlar› birer birer masaya yat›r›l›yor. Bunlar› bir dizi politik reform olarak de¤erlendirmek yanl›fl, bunlar devletin revizyonudur. Bu anlamda sözgelimi Özal, kelimenin gerçek anlam›yla oportünist ve revizyonisttir. Gündeme getirdi¤i her fleyi demokrasi ad›na satmay› iyi becerdi”. Bu al›nt› için bkz. Artvinli ve Aytekin (2000).


14

Metin Özu¤urlu

yeniden yap›lanan içeri¤i deflifre edilmeye çal›fl›lacak ve bu temelde yoksulluk sorunu ba¤lam›nda demokratikleflme program›n›n “eflitlik körü” karakteri üzerinde durulacakt›r. Bu plan do¤rultusunda ilerlemeden önce, yukar›da sözü edilen paradoksa aç›kl›k getirmek, bu çal›flman›n ba¤lam›n› ortaya koymak bak›m›ndan elzem görünmektedir.

Paradoksun Paradoksu Türkiye’nin karfl› karfl›ya bulundu¤u temel problemlerin arka plan›nda yatan bir paradokstan söz ettim. Bu paradoksu, “maddi yaflam” ve “siyasal” pratikler fleklinde adland›rd›¤›m iki analitik düzlemde tan›mlad›m. ‹lk metodolojik not, bu düzlemlerin, altyap›-üstyap› ya da ekonomi-siyaset fleklindeki ikiliklerle ayn› ya da benzer fleyleri ifade etmedi¤idir. Maddi yaflam prati¤i; iktisadi oldu¤u kadar, siyasi ve kültürel düzeyleri de içinde bar›nd›ran bir toplumsal prati¤e referans yapmaktad›r. Siyasal pratikler ise, bilindi¤i flekliyle, mevcut siyasi aktörleri, kurumlar› ve kültürel kodlar› içermektedir. Altyap› ya da ekonomik düzlemden daha fazla bir fleyi ifade eden “maddi yaflam prati¤i”, son otuz y›ld›r artan bir biçimde bütün düzeyleri itibar›yla emek ve sermaye çeliflkisinin terimleriyle oluflmaktad›r. Bu düzlemde iki siyasal program karfl› karfl›yad›r: Sermaye program›, “küresel kapitalizme” ya da “yeni dünya düzenine” en avantajl› flekilde eklemlenmenin program›d›r. Egemen s›n›f blo¤unun bütün unsurlar› bak›m›ndan bu program üzerinde bir uzlafl› söz konusuysa da, en avantajl› yolun ne oldu¤u konusunda iki farkl› yan›t›n mevcut oldu¤u anlafl›lmaktad›r. Bunlardan ilki, küresel kapitalizmin bölge oluflumlar›yla iktisadi, siyasi ve hukuki bütünleflmeyi, ikincisi ise “21. yüzy›l›n büyük Türkiye’si” esprisi ile bölgesel bir emperyal kuvvet olmay› hedeflemektedir. Siyaset düzlemindeki kutuplaflma aç›s›ndan bu yan›tlara bak›ld›¤›nda, ilk yan›t›n kozmopolit cephenin siyasi program›n› teflkil etti¤i, ikinci yan›t›n ise henüz yeterli say› ve kararl›l›kta güçleri etraf›nda toparlayamad›¤›, bununla birlikte, en muhtemel beslenme kanal›n›n anti-kozmopolitler içinde yer ald›¤› söylenebilir. Yaflam alanlar› metalaflan ve ücret disiplini alt›nda yaflamlar›n› sürdüren iflçiler ise maddi yaflam koflullar›n› tahrip eden sermaye program›na karfl› ad› konmam›fl bir karfl› programa sahiptir. Ad› konmam›fl nitelemesi, iflçilerin bir s›n›f olarak kendisini örgütleyerek siyaset düzlemine henüz damgas›n› vuramam›fl olmas›yla ilgilidir. Sermaye karfl›t› bir program›n emekçi s›n›flar


Eflitlik Körü "Demokratikleflme" Programlar›n›n Elefltirisi

aras›nda mevcut oldu¤u önermesi, mant›ksal/analitik de¤il, ampirik gözlemlere dayanan bir önermedir. Bu gözlemleri, metropol ve taflra iflçileri üzerine yapt›¤›m alan çal›flmalar›nda gerçeklefltirme olana¤› buldu¤umu belirtmeliyim6. fiimdilik bu program›n, bir tür s›n›f içgüdüsünün eseri olarak, yeni-liberal sermaye stratejisine aç›k karfl›tl›klar içeren unsurlara sahip oldu¤unu söylemem yeterlidir. ‹flçilerin 10 puan üzerinden güven notu verdi¤i kurumlar listesinde 1,5 ve alt›nda puan alanlara bir göz atmak, s›n›f temelli kutuplaflma hakk›nda bir fikir verecektir; iflveren, piyasa, borsa, banka, medya, meclis, siyasi parti... Son otuz y›l içinde artan ölçülerde sermayenin gerçek egemenli¤i alt›nda edinilen maddi yaflam deneyiminin bir sonucu olarak emekçi s›n›flar›n saflar›nda oluflan bu ad› konmam›fl siyasi program›n, tam da bu nedenle, henüz ortaklafla paylafl›lan bir dili de oluflmufl de¤ildir. Emekçi s›n›flar›n, son 10 y›ld›r hemen her seçimde, verili siyaset yelpazesini bir tür “deneme tahtas›na” çevirmifl olmas›, san›r›m burada çizilen özelliklerle iliflkilidir. Emekçi oylar›, sözü edilen seçimlerde, mevcut siyaset yelpazesindeki “ikame dillere” yönelmifl; bu yönelim “ödünç oylar” fleklindeki bir oy verme davran›fl›n› siyaset bilimi literatürüne kazand›rm›flt›r. Dilden söz etmek, maddi yaflam prati¤inin kültür boyutuna bakmay› gerektirecektir. Maddi yaflam prati¤i ad›n› verdi¤im analitik düzlemde, kozmopolitan sembolleri de içerir tarzdaki bir orta s›n›f kentli kültürü hükmünü sürdürmektedir. Emekçi s›n›flar aç›s›ndan ise flu söylenebilir; yöneten ve yönetilen aras›ndaki sorumluluklar› tanzim eden ve böylece toplumsal eflitsizlik ilkelerini meflru k›lan kültürel kodlar ve kurallar iflçi s›n›f› nezdinde büyük ölçüde etkisini yitirmifl görünmektedir. Emekçi s›n›flar›n dili; adaletsizlik hissi ve ahlaki öfkenin (moral outrage) unsurlar›yla bezelidir7. Maddi yaflam deneyimini edinme ve ifade etmede arac›l›k eden kültürel kodlar içinde, adalet ve hakkaniyet nosyonuna ait olanlar, bilindi¤i gibi, iflçi s›n›f› kültürünün en temel unsurlar›n› oluflturur. Ne ki, bu kültürel kodlar›n hem beslenme kanallar› hem de tarihleri iflçi s›n›f›n›n ötesine uzan›r; iflçi s›n›f› burada iki anlamda yaln›z de¤ildir: ‹lk olarak, egemenlerin d›fl›nda kalan ve haf›zalar›nda belirgin kültürel kodlar olarak adaletsizlik hissi ve ahlaki öfkeyi tafl›yan ve/veya yeniden oluflturan bütün kolektifler bu zeminde yer al›rlar (halk kültürü-popüler kültür-ezilenlerin/yoksullar›n kültürü). ‹kinci olarak, bu kültürel kodlar içinde egemenlere hizmet eden (eflitsizli¤i meflrulaflt›ran) çeflitli dayan›flma formlar›na da rastlan›r. ‹flçi s›n›f› bilinci, ahlaki öfkeyi içinde

15

6 Bunlar için bkz. M. Özu¤urlu, (2002a; 2002b; 2001; 1999). 7 Ahlaki öfke ve s›n›f mücadelesi aras›ndaki iliflki için bkz. Moore (1978).


16

Metin Özu¤urlu

8 Bu duygu çiftinin, paternalist-dini varyantlar› da vard›r; H›ristiyanl›kta tanr›n›n lanetine u¤ram›fl yoksullara yine Tanr› ad›na yard›m edilmesi kutsan›r. Lanetli-kutsal ikili¤ine farkl› tonlarda ‹slamda da rastlan›r. Ramazan münasebetiyle “yoksullar› doyurmak” yolunda büyük gayretler içine giren AKP’li kadrolar, takdir-i ilahi gere¤i sefalet içinde yaflayan emekçilere Tanr› ad›na yard›m ederek vicdanlar›n› aklamaya çal›flmaktad›r. 9 Bu bilgi için bkz. Karaca (2003).

bar›nd›ran bu kültürel temel üzerinde yükselir. S›n›f bilincinin farkl› tonlar›, ahlaki öfkenin hangi düzeyde sömürü iliflkilerinin terimleriyle ifade edilip genellefltirilebildi¤i ile ilgilidir. Bu bir süreçtir ve içinde de¤erlerin, sembollerin ve kodlar›n yer ald›¤› bir mücadeleye iflaret eder. Bugünün Türkiye’sinde emekçi s›n›flar›n ahlaki öfkesinin, orta s›n›f kentli duyarl›l›¤a tezat teflkil eden kültürel kodlarla a盤a ç›kt›¤› söylenebilir. Bu kültürel kodlara kentli bir perspektifle bak›ld›¤›nda flunlar görülür: Vandall›k, gericilik, ilkellik, sefillik, garibanl›k, eziklik, cahillik, kurnazl›k vb... Dehflete kap›lma ve ac›ma duygusunu birlikte besleyen bu imgelemin8 s›n›rlar›n› aflabilmek için, görüngü ile gerçek aras›ndaki iliflkiye yönelik Marksist metodolojiyi devreye sokmak gerekecektir. Bu metodolojik bak›fl, bu bölümde tart›flmaya çal›flt›¤›m paradoksun anlafl›labilmesi bak›m›ndan da elzemdir. Burada, büyük burjuvazinin hegemonyas›nda flekillenen bir “demokratikleflme” program›ndan söz etmekteyim. Bu program, anti-kozmopolit saflarda s›kça dile geldi¤i gibi, bir aldatmacadan ibaret de¤ildir. Ya da Avrupa Birli¤i’ne girmek için burjuvazinin gönülsüzce r›za gösterdi¤i, bu u¤urda katland›¤› bir bedel de de¤ildir. Bu noktada, bir Frans›z profesörün konu hakk›ndaki de¤erlendirmelerine yer vermek anlaml› olacakt›r9: Türkiye uzman› Frans›z profesör, “Türkiye’nin gerçek anlamda tek sivil toplum hareketi TÜS‹AD’d›r” dedikten sonra, Türkiye’de sol olmad›¤›ndan demokrasi ve insan haklar› konular›ndaki reformlar›n bafl›n› liberal iflverenlerin çekti¤ini söylemektedir. Frans›z profesör, ampirik verileri birlefltirerek sentetik bir de¤erlendirme yapmakta, söz konusu olgunun görüngüsel bilgisini, onun gerçek bilgisi olarak sunmaktad›r. Oysa bu olgunun gerçek bilgisi; çarp›t›larak, bast›r›larak ve bir bölümü sanki gerçekli¤in tamam›ym›fl gibi sunularak görüngüsel bilgi haline dönüflmüfltür. Bir baflka ifade ile, “demokratikleflme” program› sahte de¤ildir, ampirik bir gerçekliktir; ancak dönüfltürülmüfl -çarp›t›lm›fl, bast›r›lm›fl, genellefltirilmifl- bir gerçekliktir. Dolay›s›yla, metodolojik aç›dan kritik nokta, bu dönüfltürmeyi mümkün k›lan koflullar›n ne oldu¤unu ortaya koyabilmektir. Oysa yayg›n olarak flöyle bir yaklafl›m izlenmektedir: Önce, gerçek demokrasinin tam bir listesi yap›lmakta, sonra sermayenin (TÜS‹AD’›n) demokratikleflme program›nda yer alan unsurlarla bu listenin hangi ölçüde örtüfltü¤üne bak›lmaktad›r; e¤er örtüflme asgari düzeydeyse, elefltiri oku, sermaye program›n›n eksik ve yüzeysel niteli¤ine odaklanmaktad›r; e¤er önemli ölçüde bir örtüflme söz konusu


Eflitlik Körü "Demokratikleflme" Programlar›n›n Elefltirisi

ise, elefltiri okunun samimiyet derecesinden baflka odaklanaca¤› pek bir yer kalmayacak, burjuvazinin “demokrasicilik oynad›¤›” savlanacakt›r. Burjuvazinin samimiyeti meselesi ise, ampirik bir veri olarak orta yerde duran bu program›n, burjuvazi aç›s›ndan nas›l bir öznel anlam içerdi¤i sorusuyla ilgilidir, ki bu soru türü, bilindi¤i gibi, yorumsamac› metodolojiye ait sorgulamalar› gerektirir. Ad› konmasa da, icaplar›na uygun davran›lmasa da yorumsamac› metodolojiye ait soru türünün benimsenmesi, son derece aç›k bir politika sonucuna sahiptir; inceleme nesnesi (burada burjuvazinin demokratikleflme program›d›r) ile kurulan iliflki bir diyalog iliflkisi; yani, karfl›l›kl› bir dönüflme ve dönüfltürme iliflkisi olmak durumundad›r. Görüldü¤ü gibi elefltiriyi keskinlefltirdi¤imizi düflündü¤ümüzde, keskin sirkenin küpüne zarar vermesine benzer bir durum söz konusu olabilmektedir. Elefltirinin keskinleflmesi her zaman devrimcileflmesi anlam›na gelmiyor; ikincisi söz konusu oldu¤unda, ampirik olgu ile onun gerçekli¤i aras›ndaki iliflkinin Marksist bir yaklafl›mla ele al›nmas› anlaml› olacakt›r, bu da gerçe¤i görüngüye dönüfltüren yap› ve süreçlerin analizini gerektirecektir. Eme¤in de¤il paran›n yeniden üretimiyle ilgilenen ve toplumsal meflruiyet problemini önemsizlefltiren bir sermaye birikim stratejisinin nas›l olup da “demokratikleflme” bayra¤›n› eline alabildi¤i sorusu, bir yaz› kapsam›nda tüketilmesi mümkün olmayan kapsamda bir soru olsa da, kuramsal çabalar›n, öncelikle kapitalist sermaye birikiminin günümüzdeki yay›lmac› geniflleme özelliklerine yönelmesi ve bu temelde demokrasi ile kapitalizm, özgürlük ile eflitlik, refah ile iktisadi etkinlik, sosyal koruma ile çal›flma/istihdam aras›ndaki ba¤lant›lara odaklanmas› gerekti¤i aç›kt›r.

“Eflitlik Körü” Demokratikleflmenin Ekonomi Politi¤i Kapitalist sermaye birikiminin günümüzdeki yay›lmac› geniflleme e¤ilimini bafll›klar halinde ve özlü olarak belirtmek gerekirse: 1. Güney yar›mkürenin hammadde ve ticari tar›m ürünlerinde, kuzeyin ise imalat sanayiinde uzmanlaflt›¤› modern iflbölümü ve ticaret biçimi de¤iflmifl; sanayileflmifl merkez ve sanayileflmemifl çevre fleklindeki büyük bölünme afl›nm›flt›r. Ancak bu durum merkez ve çevre tasnifini; yani kapitalizmin sürekli kutuplaflma üreten yap›s› üzerinde ortaya ç›kan bu eflitsiz ba-

17


18

Metin Özu¤urlu

¤›ml›l›k iliflkisini ortadan kald›rm›fl de¤ildir; merkez hâlâ befl önemli tekele sahiptir: Teknoloji, finansal denetim, do¤al kaynaklar› kullanma, medya ve iletiflim ile kitlesel imha silahlar› üzerindeki tekel. Kutuplaflman›n kayna¤› ve ba¤›ml›l›k biçimlerindeki bu de¤iflikliklerle birlikte mallar›n ihracat› ve ithalat› tümüyle kapitalist üretim iliflkilerine entegre olmufltur. Böylece, uluslararas› ticaret, hem üretim sürecinin ihtiyaç duydu¤u girdilerin global meta zinciri arac›l›¤›yla tanzim edilmesinde, hem de toplumsal çat›flmalar›n düzenlenmesi ve bertaraf edilmesinde merkezi bir rol oynamaya bafllam›flt›r. 2. Mevcut dönemin kilit özelli¤i, emek-sermaye iliflkilerinin örgütleyici ilkesi olarak ulus-devletin ve kapitalist geliflmenin kurumsal çerçevesi olarak da devletler-aras› sistemin geriletilmesidir. Bunu ulusal devletlerin ortadan kalkmas› süreci olarak yorumlamak yanl›flt›r; ulusal devletler yeni-liberal forma bürünerek ulus-üstü devlet ya da çokuluslu devlet (ÇUD) bünyesinde yeni bir ifllevle yap›lanmaktad›r. Ulus-üstü devlet henüz merkezileflmifl bir kurumsal biçime kavuflmam›fl olsa da, iktisadi, siyasi, formel, enformel kürsüler alt›nda merkezileflme süreci içindedir. Bu sürecin en bilinen ayg›tlar› aras›nda IMF, DB, DTÖ ile çeflitli bölgesel bankalar, G-7, Dünya Ekonomik Formu, Birleflmifl Milletler, 22’ler Grubu, OECD, AB, NAFTA vb. oluflumlar say›labilir. 3. Dünya kapitalist sisteminin finanslaflmas›, “küreselleflmeye” ivme kazand›rd›¤› gibi, azgeliflmifl ülkelerin kapitalist dünya sistemine yeniden entegre edilmelerinde ve kalk›nmac› sosyal refah devletlerinin yeni-liberal devletlere dönüflmelerinde de belirleyici bir rol oynam›flt›r. 1980’lerin borç krizi bu çerçevede yorumlanmal›d›r; d›fl borç ödemeleri için gerekli döviz rezervini oluflturabilmek amac›yla çevre ülkeler üretim yap›lar›n› ihracata yönelik olarak yeniden örgütlerken, IMF ve DB’nin yürüttü¤ü istikrar ve yap›sal uyum politikalar›n›n da laboratuarlar›na dönüflmüfllerdir. Bu program›n temel unsurlar› aras›nda finans ve ticaretin liberalizasyonu, kurals›zlaflt›rma ve kamusal alan›n özellefltirilmesi yer alm›flt›r. Bu politikalarla çokuluslu sermaye ulusal sosyal yap›lar›n bütün katmanlar›na sirayet etmifl, halk s›n›flar› ise kendi yaflamlar›n› do¤rudan etkileyen kaynak da¤›l›m› ve iktisadi politikalar üzerindeki demokratik kontrollerini kaybetmifllerdir. Ulusal devlet, yeni-liberal forma büründükçe kendi ulusuna da d›flsallaflmakta, emperyalist güçlerin bir unsuru ve tafl›y›c› kay›fl›


Eflitlik Körü "Demokratikleflme" Programlar›n›n Elefltirisi

olarak üç temel ifllevi üstlenmifl gözükmektedir: Bunlar, makro-ekonomik istikrar sav›yla mali politikalar›n›n yerlefltirilmesi, küresel iktisadi etkinlikler için gerekli temel alt-yap› hizmetlerinin sa¤lanmas› ve sosyal düzenin tesis edilip sürdürülmesidir (Robinson, 1998). 4. Ulusal devletler, tarihsel ulus-devlet blo¤u içinde bir araya gelmifl s›n›f ve gruplar›n bir koalisyonunu ifade etmekteydi. Küreselleflmenin yerinden etti¤i iflte bu koalisyondur. “Küresel” sermaye, ulusal devlet sistemi içinde emekle kurdu¤u karfl›l›kl› “yarar” iliflkisini 1970’lerden itibaren bozmufl ve ulusdevlet s›n›rlar› d›fl›na ç›karak sermaye birikimi önündeki mekansal engelleri ortadan kald›rm›flt›r. Bir yandan “esnek” birikim kanallar›n› kurarken, di¤er yandan dünya çap›nda ilkel sermaye birikimine ivme kazand›rm›fl, milyonlarca emekçi geçimlik üretim araçlar›ndan koparak proleterleflmifl ve çokuluslu sermayenin flekil verdi¤i küresel iflgücü piyasas›na kat›lm›flt›r. Emek-sermaye iliflkisinin bu yeni biçimi alt›nda emek, ulus-devlet yap›s› içinde kurumsallaflm›fl bulunan “sosyal” giysilerinden ar›nd›r›lm›fl ve ulusal s›n›rlar içine hapsedilerek h›zla üryan bir metaya dönüfltürülmüfltür (Moody, 1997). Kapitalizmin bu yeni evresinde teroiziri sosyal k›s›tlar›ndan azade k›lmaya çal›flan sermaye, meflruiyetini rekabetçi birey kültürünün pompalanmas›nda aram›flt›r. Kolektif norm ve de¤erlerin geri plana itildi¤i bu dönemde Sosyal Darwinizm de yeniden boy vermifltir (De Angelis, 2000). 5. Günümüzde art›k çok az say›daki mal ve hizmet tek bir mekanda ve tek bir etkinlikle üretilir olmufl; karmafl›k mal ve hizmet üretimi art›k ço¤unlukla bir üretim zincirinin oluflmas›n› gerektirir hale gelmifltir. Bir üretim serisinin aflamalar› ayr› zaman ve mekânlarda gerçekleflmektedir. Bugün kapitalist sistemin merkezinde yer alan ve maliyet tasarrufu sa¤layan ulafl›m ve iletiflim teknolojileri, ürün ve üretim süreçlerini karmafl›klaflt›rarak üretim mekanlar› aras›ndaki zaman fark›n› k›saltm›flt›r. Küresel üretim zinciri, âdemi merkezileflen üretim sitelerinin say›ca artmas›yla el ele yürümekte; üretimin ademi merkezileflmesi, alt-sözleflmelere dayal› (fason/tafleron iliflki a¤›) kontrol süreçlerinin hiyerarflik bir dizge içindeki merkezileflmesi ile bir arada geliflmektedir. Küresel meta zincirinin halkalar› yal›n üretim sistemine dayanmaktad›r. Yal›n üretimin s›rr›, ölçek ve alan ekonomilerinin avantajlar›n›n “esnekleflme” arac›l›¤›yla birlefltirebilmesindedir. Birim ser-

19


20

Metin Özu¤urlu

10 “...küreselleflme, nesnel belirleyenlerin bir ürününden ziyade bir strateji olarak görülmelidir. Finansal küreselleflme stratejisi de iyi bilinen unsurlara sahiptir: Dalgal› döviz kuru (ki spekülasyona genifl bir alan tan›r), Üçüncü Dünya ve eski sosyalist blok ülkelerinin d›fl borç yönetimleri, Birleflik Devletlerin d›fl aç›klar›. IMF müdahalesi, finanslaflm›fl küresel sistemin alan›n› geniflletmeyi amaçlar (a.b.ç.)” (Amin, 2000: 610).

maye bafl›na ürün ç›kt›s› (ölçek ekonomisi) elde etme düzene¤i ile ayn› birim sermaye ile farkl› ürünler üretebilme becerisi (alan ekonomisi), yal›n üretimde, daimi iyilefltirme ve rekabet edebilirlik do¤rultusunda harmanlanarak kullan›lmaktad›r. Bu üretim sisteminde yeni olan unsur, emek sürecini yeniden ve yeniden ayarlayarak maliyetlerde marjinal iyilefltirmelere gidilmesi yönündeki sabit bir aray›fl›n varl›¤›d›r. Bu yönüyle, yal›n üretim esas›nda bir gerilimli-yönetim sistemidir. (Moody, 1997:87). Kaizen, tam zamanl› üretim, çok-vas›fl›l›k, alt-sözleflme, say›sal ve ifllevsel esneklik, tak›m çal›flmas›, kalite yönetimi gibi, yal›n üretimin çok bilinen unsurlar›n›n tümü, iflgücü de dahil olmak üzere, verili kaynaklarda indirime gitmeye hizmet ederler. 6. Gündelik yaflamla iliflki, artan ölçülerde nakit para ba¤› ile kurulur hale gelmifltir. Bu durum, metalaflma sürecinin günümüzdeki özgün boyutlar›ndan birini oluflturmaktad›r. Ancak dünya nüfusunun büyük ço¤unlu¤unun (5.4 milyarl›k dünya nüfusunda 3.6 milyar insan›n) herhangi bir fleyi alacak ne kredi kart› ne de nakit paras› bulunmaktad›r (Moody, 1997:74). Gündelik yaflam›n nakit para gereksinimi ile kuflat›ld›¤› günümüzde insanlar›n büyük ço¤unlu¤u “vitrin müflterisi” konumundad›r ve bunlar›n büyük bir ço¤unlu¤unun da güney yar›m kürede yaflad›¤› bilinmektedir. Ayn› zamanda, yal›n üretim sistemine yaslanan mikro-ekonomik rasyonel (firma temelinde kâr ve rekabet edebilirlik), bir bütün olarak toplumsal yaflam alanlar› üzerinde büyük bir ideolojik tahakküm de kurmufl durumdad›r; her fley ve herkes h›z ve üretkenlik temelinde yarg›lanabilmekte, bu h›z ve üretkenli¤in ihtiyaçlar›na uyum gösteremeyenler, bir safra olarak damgalanarak kamusal alandan d›fllanabilmektedir. Burada s›raland›¤› biçimiyle; yeni bir uluslararas› iflbölümünün yerleflmesi, düzenleyici mekanizman›n (ulus-devlet) dönüflmesi, kapitalist üretimin örgütlenmesinde yeni e¤ilimlerin (küresel meta zinciri ve yal›n üretim sistemi) ortaya ç›kmas›, eme¤in oldu¤u kadar toplumsal yaflam›n da bir bütün olarak sermayenin gerçek egemenli¤ine tabi hale gelmesi (proleterleflme, metalaflma, finanslaflma), eme¤in, kamusal alan›n ve devletin sosyal boyutlar›ndan ar›nd›r›lmas› (toplumsal d›fllanma, ticarileflme, küçük devlet), sermaye birikiminin yay›lmac› geniflleme e¤ilimini ifade eden bir emperyalist stratejinin10 unsurlar›d›r. Emperyalist stratejinin; yani, dünya çap›ndaki sömürü ve güç iliflkilerini yerlefltiren ve idame ettiren mekaniz-


Eflitlik Körü "Demokratikleflme" Programlar›n›n Elefltirisi

malar›n (sömürgecili¤in) adland›r›lmas›na gelince, ben buna yal›n sömürgecilik demeyi uygun buluyorum11. Bir baflka ifade ile, ampirik olarak “küreselleflme” terimi ile nitelenen iktisadi ve sosyal süreçleri, teorik olarak yal›n sömürgecilik kavram› ile deflifre etmenin mümkün oldu¤unu düflünüyorum. Kapitalizmin ilk büyük yay›lmac› genifllemesi 19. yüzy›l›n sonlar› ve yirminci yüzy›l›n bafllar›ndaki klasik/do¤rudan sömürgecilik siyaseti ile bafllam›flt›r. Dolayl› ya da yeni-sömürgecilikle tan›mlanan ve 1920’lerden 1970’lerin bafllar›na kadar uzanan süreç, kapitalizmin yay›lmac› genifllemesi önüne dikilen farkl› ölçeklerdeki engellerle (sosyalist blok, ba¤lant›s›zlar, kalk›nmac› ulusal devletler, sosyal refah devleti), örgütlü kapitalizmin konsolidasyonu aras›ndaki gerilimli uzlaflma dönemi olarak da görülebilir. 1970’lerle bafllayan yeni dönemi ise önündeki engellerin tasfiye edilerek kapitalizmin yay›lmac› genifllemesini en üst seviyelere (nihai seviye mi?) t›rmand›rd›¤› bir süreç fleklinde ele alabiliriz. Yeni sömürgecili¤in derinleflmifl bir biçimi olarak da görülebilecek olan yal›n sömürgecili¤in, birçok araflt›rmac›ya 19. yüzy›l›n flartlar›n› hat›rlatmas›, yal›n sömürgecili¤in bir yan›yla da dolays›z bir sömürgecilik biçimi olmas›ndand›r. Ulusal devletin, hem sermaye birikiminin düzenleyici ilkesi olma özelli¤i, hem de toplumsal art›¤›n bölüflülmesinde etkin ve özerk bir ayg›t olma özelli¤i (ulusal iktisat politikas› izleme özelli¤i) tahrip olmufl; ulusal co¤rafyalar dolays›z sömürgecili¤in potansiyel mekanlar› haline gelmifltir. Yal›n sömürgecili¤i, do¤rudan ya da klasik sömürgecilikten farkl›laflt›ran unsurlar hakk›nda çok fley söylenebilir. Ulus-devletle ba¤lant›l› olarak flu noktan›n alt›n› çizmek gerekirse, yal›n sömürgecilik, ulus-devletin kendi ulusu karfl›s›ndaki geleneksel meflruiyetini tahrip etmekle yetinmekte12; böylece klasik sömürgecilikten farkl› olarak meflruiyet krizini de yükledi¤i ulusal devleti “küçük ve etkin” ya da “piyasa-dostu” bir formda yeniden örgütlemektedir. Ortaya ç›kan sonuçlar›n, birçok araflt›rmac›ya 19. yüzy›ldan daha “vahfli” ve “vahim” gözükmesi, yal›n sömürgecili¤in, ne metropol ülke halklar›, ne de sömürdü¤ü ülke halklar› karfl›s›nda bir meflruiyet aray›fl›na ihtiyaç duymayan, tanzim etme sorumlulu¤u tafl›mayan bir sömürgecilik biçimi olmas›ndand›r. 1960’lar›n Afrika’s› için çizilen tablo, yeni-liberalizmle birlikte Afrika’ya özgü olmaktan ç›km›fl, ana unsurlar›yla genelleflmifltir; geçti¤imiz yirmi y›l boyunca dünya ana renkleriyle Afrikal›lafl›rken, bu kara k›ta dünyan›n d›fl›na itilmifltir. Benim yal›n sömürgecilik ad›n› verdi¤im emperyalist strateji, 1960’lar›n

21

11 Bu adland›rma orijinal (dolay›s›yla da cüretkâr) bir katk› gibi görülmemelidir. Kapitalist üretimin toplumsal örgütlenmesinde, son 25-30 y›lda ortaya ç›kan ve yayg›nlaflan farkl› stratejilerin, “yal›n üretim” üst bafll›¤› alt›nda topland›¤› bilinmektedir. Moody, Workers in a Lean World (Yal›n Dünyada Emekçiler) bafll›kl› kapsaml› eserinde yal›n üretim kavram›n› kapitalist dünyan›n aç›klanmas›nda temel bir kavram olarak kullanm›flt›r. Bu kullan›m yayg›n bir kabul görmeye de bafllam›flt›r. Yal›n sömürgecilik kavram› ile benim yapt›¤›m, Moody’nin ortaya koydu¤u kapsam›n emperyalizm tart›flmalar›na tafl›nmas›ndan ibarettir. 12 Boratav, son dönemde yapt›¤› çözümlemelerde bu noktan›n alt›n› defalarca çizmekte ve halk› “bizi kim yönetiyor?” sorusunu sormaya ça¤›rmaktad›r. Bu sorunun iflaret etti¤i yerde, ulusal devletin meflruiyet kayna¤› yer al›r.


22

Metin Özu¤urlu

13 Son günlerde bir banka, “kökü bu topraklarda gücü dünyada” fleklinde bir reklam slogan› kullanmaktad›r; bir camera obscura (tersine çevirme) flaheseri olarak son derece yerinde bir slogand›r. Siz reklamc› olsan›z, kökü d›flar›da gücü bu topraklarda olan bir fleyi baflka nas›l pazarlard›n›z?

Afrika’s›ndaki yeni-sömürgeci stratejinin küreselleflmifl biçiminden baflka bir fley de¤ildir. Görüldü¤ü gibi, kapitalist sermaye birikiminin mevcut e¤ilimleri, siyasal meflruiyetin yap›s›n› de¤ifltirmekte ve ulus-devletin bir iktidar ölçe¤i olma vasf›n› (egemenlik) geriletmektedir. ‹ktidar›n ulus-devlet ölçe¤i d›fl›na kaymas›, sermaye s›n›f›n›n ulusdevlete d›flsallaflmas› ile iliflkilidir13; bu koflullarda, Bob Jessop’un da belirtti¤i gibi, ulusuna d›flsallaflarak yeniden yap›lanan devlet örgütlenmesi içinde, yurttafllar›n oy mekanizmas› yoluyla bireysel ya da örgütleri arac›l›¤›yla kolektif olarak bölüflüm süreçlerine müdahalede bulunmas›n›n olanaklar› darald›¤› gibi k›ymeti de azalmaktad›r (Jessop, 2000). Bunun anlam›, yal›n sömürgecilik koflullar›nda demokrasinin h›zla burjuva kökenine dönmekte oldu¤udur. Bu köken, sivil haklardan ibaret bir demokrasidir; burada sosyal haklara yer olmad›¤› gibi siyasal haklar da sivil haklar zeminine indirgenmifl olarak mevcuttur. Demokrasinin burjuva kökene döndü¤ü tespitini yapan Samir Amin’in gözlemleri konuya aç›kl›k getirecektir: Sermayenin tek tarafl› kural koymas› anlam›na gelen kurals›zlaflt›rma stratejisi, siyasal aç›dan demokrasinin de burjuva kökenine dönmesi anlam›na gelmektedir. Ekonomi piyasan›n direktiflerine terk edilir ve demokrasi sadece bir siyasal yönetim olarak görülür (...) Yurttafl sa¤ ya da sol partilere özgürce oy verebilir; ancak bunun herhangi bir önemi kalmam›flt›r; bir emekçi olarak gelece¤i ‘piyasada’ belirlenecektir. Oy, anlam›n› kaybetmifltir. Demokrasi krizdedir. Bu krizin Üçüncü Dünyadaki yans›malar› çok daha fliddetli olur. Büyük güçlüklerle gelifltirilmifl olan demokratikleflme süreci genifl kitlelerin gözündeki meflruiyetini kaybeder (2000: 587-597).

Vurgulamaya çal›flt›¤›m konu, kapitalizm ve demokrasi aras›ndaki iliflkinin günümüzde niteliksel bir de¤iflime u¤ramakta oldu¤udur. Bugün art›k bu ikili aras›ndaki iliflkiyi örne¤in Tocqueville ve Mill’in geçti¤imiz yüzy›l›n bafllar›nda tart›flt›¤› biçimiyle tart›flmam›z pek mümkün görünmemektedir. Basitlefltirerek aktaracak olursak, Tocqueville kapitalizmin s›n›rland›r›lmas› suretiyle demokrasinin gelifltirilebilece¤ini söylerken, ya da Mill demokrasinin s›n›rland›r›lmas› yoluyla kapitalizmin uygarlaflaca¤›n› söylerken (Smith, 1990), her iki s›n›rland›rman›n ölçe¤i olarak ulusdevlet veriliydi. S›n›rland›rmay›, kural koyma olarak anlarsak, bu durumda, sermayenin yeni düzenleyici çerçevesi olan “yönetiflim” modelinin ulus-devlet ölçe¤ini baypas etmekte oluflu, anlafl›l›r olmaktad›r.


Eflitlik Körü "Demokratikleflme" Programlar›n›n Elefltirisi

Tekrar Türkiye’ye dönecek olursak, demek ki, maddi yaflam prati¤inin emek-sermaye çeliflkisinden türeyen terimlerle tan›mlan›r hale gelifli, ulus-devletin emek-sermaye iliflkisinin örgütleyici ilkesi ve iktidar ölçe¤i olma vasf›n›n gerilemesiyle tamamlanmaktad›r; ayn› süreçte, siyaset yelpazesindeki kutuplaflmalar›n “s›n›f dilini” terk etmeleri ise bu topraklar›n çözüm bekleyen en temel paradoksunu daha anlafl›l›r k›lmaktad›r. Sözü edilen paradoksu daha belirgin k›lmak maksad›yla, flimdi art›k maddi yaflam prati¤inin s›n›f içeri¤i konusuna geçebilirim.

Maddi Yaflam Prati¤inin S›n›f ‹çeri¤i Sosyoloji disiplini, di¤er söylemleri yorumlayan bir söylemsel etkinlik halini alal› beri, Türkiye toplumsal yap›s›n›n bütünlüklü çözümlemesi de sosyolojik çal›flmalar›n ilgi alan› d›fl›nda kald›: Toplumsal s›n›flar, tar›msal yap›lar, göç ve kentleflme örüntüleri, sanayileflme, iflgücü piyasas›, aile yap›s›, cemaat iliflkileri... ‹lavelerle uzat›lmas› mümkün olan bu bafll›klardaki en dramatik dönüflümler, söz konusu ilgi kayb›n›n gözlendi¤i son 20-30 y›ll›k dönemde gerçekleflti. Bu bofllu¤u kapatmak gibi ne bir iddiaya ne de kapsama sahip olmasa da afla¤›daki çözümleme, Türkiye toplumsal yap›s›nda meydana gelen dönüflüm hakk›nda bir fikir verebilir. 1980’lerden günümüze Türkiye’de flu geliflmelerin alt› çizilebilir14: Tar›msal alan›n görece korunakl› bölgeleri olarak duran Do¤u ve Güney Do¤u’daki toplumsal iliflkiler, kapitalist iliflkilerin geliflmesi yan›nda bölgede yaflanan “düflük yo¤unluklu savafl›n” da etkisiyle önemli ölçüde çözülmüfltür. 1980’lerin sonlar›ndan itibaren Cumhuriyet tarihi boyunca yaflanmad›k tarzda ve kapsamda bir “nüfus hareketi” gerçekleflmifltir. Kapitalist iflletmelerin yan›s›ra küçük meta üreticisi köylülerin de yaflad›¤› Akdeniz, Ege ve ‹ç Anadolu köylerinde, devletin sübvansiyon politikalar›ndan elini ad›m ad›m çekmesinin sonuçlar› önümüzdeki y›llarda daha net bir flekilde ortaya ç›kacakt›r. Tar›mda önemli boyutlarda yaflanacak bir mülksüzleflme dalgas› boy vermektedir. Kentleflme dinamikleri ile ilgili olarak, çerçevesini dünya kapitalist sistemi ile yeniden bütünleflme stratejisinin çizdi¤i geliflmeler, üç bafll›k alt›nda özetlenebilir: ‹lk olarak, metropoliten merkezler aras›ndaki kutuplaflma an›lan dönemde h›zlanm›flt›r. Bunun bir ucunda ‹stanbul vard›r. ‹stanbul, sermaye yo¤unlaflmas› ve çeperlere do¤ru yay›lmas› fleklindeki iki ters e¤ilimi efl zamanl› yaflamaktad›r. Bu özellikleriyle hâlâ çok önemli bir göç çekim merkezi olan ‹stanbul sanayi kufla¤›, toplam sanayi iflçileri-

23

14 Buradaki tespitlerin daha ayr›nt›l› bir anlat›m› ve gerekse afla¤›daki çizelge için bkz. M. Özu¤urlu (2002a).


24

Metin Özu¤urlu

15 Bu farkl›laflmay›, bölgeler aras› dengesizlikler çerçevesinde yaflanan kutuplaflman›n bir unsuru olarak de¤erlendirmek mümkündür. 16 Örnek vermek gerekirse Denizli, Uflak, Manisa, Çorum, Kahramanmarafl, Ad›yaman gibi kentler.

nin yar›ya yak›n›n› kendi bünyesinde bar›nd›rmaktad›r. Bölge merkezleri konumundaki Anadolu kentlerinde ithal ikameci dönemde at›lan sanayi temeli, 1980’le birlikte d›fl pazar dinamizmi de kazanarak önemli bir geliflme göstermifltir. Kendi “çevresini/taflras›n›” yaratarak uluslararas› piyasalarla do¤rudan iliflkiye giren bu kentlerdeki sermaye yo¤unlaflmas›, yak›n çeperlerine do¤ru yay›lmaktad›r. 1960’lerin ortalar›ndan itibaren göç almaya bafllayan bu kentlere yönelik nüfus ak›n› h›zlanarak sürmektedir. Metropoliten merkezlerin ilk aflamas›na benzer bir flekilde, bu kentler a¤›rl›kla kendi bölgeleri içinden göç almaktad›r. ‹lk iki grubun d›fl›nda kalan ve ithal ikameci dönem boyunca, metropoliten ve bölge merkezler arac›l›¤›yla ulusal pazara entegre olan kentler, kendi içinde farkl›laflan15 bir profil çizmektedir. Bunlar aras›nda 1980’lerin ortalar›ndan itibaren belirli ürünlerde uzmanlaflarak, a¤›rl›kla d›fl pazara dönük sanayi üretimi yapan kentler16, küresel meta zincirinin fason üretim sitelerine dönüflmüfltür. Bu kentler, 1980 sonras›nda yeni göç odaklar› olarak belirmifltir. Metropol kentlere 1980’lerin ikinci yar›s›ndan itibaren gelen yeni göçerler, eski gecekondu tipolojisinden farkl› olarak “getto” tabir edilen yeni toplumsal mekanlara yerleflmifllerdir. Buralarda, eski “mahalle” kültürünün yerini “varofl” kültürü almaya bafllam›flt›r. Gecekondu sahibi eski göçerler ise, kent topraklar›n›n de¤erlenmesi ve ç›kart›lan imar aflar› sayesinde, yukar› do¤ru toplumsal hareketlilik sergilemifller, bu durum araflt›rmac›lar taraf›ndan “nöbetlefle yoksulluk” fleklindeki kavramsallaflt›rmalara konu olmufltur. Büyük bir bölümü iflsiz olan, köy destekleri de bulunmayan ve yabanc› olduklar› kent ortam›nda kendi güvenlikleri için geleneksel kültürel kimliklerine s›k› s›k›ya sar›lan bu yeni göçerler istihdam›n de¤iflik alanlar›nda da kaotik bir görüntü vermektedirler. Kentsel bölgelerde küçük esnaf›n ve “tamircilik” vb. ifllerle formel sektöre ba¤›ml› faaliyet gösteren “zanaatkârlar›n” da tasfiyesi gündeme gelmifltir. Özellikle büyük sermayenin perakende ticarete do¤rudan girmesi; kredi kart› kullan›m›n›n yayg›nlaflarak bir nevi “veresiye defter” ifllevi görüyor olmas›; hipermarketlerin h›zla yay›lmas›; dayan›kl› tüketim mallar› ve otomobil tamircili¤inde sistemli bir bayilik örgütlenmesine gidilmesi gibi geliflmeler, sözü edilen tasfiye sürecinin bafll›ca nedenleri olarak görülebilirler. 1960-80 aras›nda yerleflen ve istikrar kazanan istihdam biçimleri, son yirmi y›l boyunca “kurals›zlaflt›rma”, “özellefltirme” ve “esneklik” politikalar›yla önemli dönüflümler geçirmektedir. Eve


Eflitlik Körü "Demokratikleflme" Programlar›n›n Elefltirisi

ifl verme, k›smi-zamanl› çal›flma, dönüflümlü çal›flma vb. tipik olmayan istihdam biçimleri yayg›nlaflmaktad›r. 1990’lar›n ikinci yar›s›na ait kimi hesaplamalara göre, enformel sektörde istihdam edilenler toplam iflgücünün yar›dan fazlas›n› oluflturur hale gelmifltir. Afla¤›daki çizelgede yer ald›¤› gibi, Cumhuriyet dönemi boyunca çal›flabilir nüfusun istihdam dinamiklerine bak›ld›¤›nda, h›zl› ve büyük çapl› olmamakla birlikte y›llara yay›lan bir proleterleflme e¤ilimi son derece net bir biçimde görülmektedir. Çizelge- Türkiye’de Nüfus Dinamikleri: 1927-2000

Y›llar

1927 1935 1940 1945 1950 1955 1960 1965 1970 1975 1980 1985 1990 2000

Toplam Nüfus (bin)

13.648 16.158 17.821 18.79 20.947 24.065 27.755 31.391 35.605 40.348 44.737 50.664 56.473 67.804

‹flgücünün sektörel da¤›l›m› (bin)

‹ktisaden Kentli Aktif Nüfus Nüfus 12+ yafl (bin) (bin)

tar›m

8.68 10.703 11.655 12.298 13.979 15.588 17.722 20.031 23.280 26.946 30.540 35.339 39.296 45.890

5,051 6,254 6,699 7,038 7,939 8,673 8,940 8,952 8,835 9,001 8,960 8,837 9,233 10,053

3.306 3.803 4.346 4.687 5.244 6.927 8.86 10.806 13.691 16.869 19.645 26.866 33.326 44.006

toplam sanayi imalat

272 439 658 711 785 1,228 1,370 1,817 2,247 2,872 3,304 3,702 4,011 4,389

173 267 426 511 502 695 826 1,063 1,396 1,865 2,150 2,440 2,741 2,942

hizmet

312 390 388 453 639 1,233 1,635 1,992 2,686 3,293 4,259 5,008 6,081 6,666

Sigorta kapsam›ndaki ücretliler (bin)

329 374 604 825 1.082 1.406 1.819 2.205 2.591 3.564 4.509

Kaynak: D‹E (1991) Türkiye ‹statistik Y›ll›¤› 1991, Ankara:D‹E, No.1528 ve Bulutay, T. (1995) Employment, Unemployment and Wages in Turkey, Ankara: D‹E-ILO, 256-261. * ‹nflaat sektörü dahil edilmifltir. ‹malat sanayi de¤erlerini de kapsamaktad›r.

Son 20-25 y›l›n bu k›sa öyküsüne, kamuyu tahrip eden, toplumsal alan› parçalayan küresel sermaye stratejisi damgas›n› vurmufltur. E¤itim, sa¤l›k, ulafl›m, iletiflim, bar›nma gibi temel hizmetler sermayenin yeni kâr alanlar›na dönüflmüfltür. Gelir da¤›l›m› dengesizli¤i derinleflmifltir. Farkl› yaflam standartlar› aras›ndaki uçurumlar büyürken, toplumsal yaflam alanlar› da ayr›flm›flt›r. Nüfusun küçük bir bölümü, zenginli¤in saltanat›n› kendileri için infla ettikleri “steril” yaflam alanlar›nda kozmopolit bir kültürle sürdürmekte; kendi okullar›n›, kendi hastanelerini, kendi al›flverifl, e¤lence ve spor merkezlerini kurmaktad›r. Onlar›n yaflamlar›n›, onlar›n medyas›nda memleketin en önemli haberleri olarak izleyen nüfusun büyük ço¤unlu¤u ise, de¤ersizleflen, kalitesizleflen kendi yaflam alanlar›nda ekmek kavgas› vermektedir. Yeni-liberalizmin araçlar›yla bireysel ve/veya kamusal varl›klar

25


26

Metin Özu¤urlu

17 Dönerci b›ça¤› olarak da bilinen alet.

h›zla sermayeleflmekte, yo¤unlaflmakta ve merkezileflmektedir; ne ki, toplanan fonlar, kâr-yat›r›m ba¤lant›s› (profit-investment nexus) ile yat›r›ma dönmek yerine, biliflim teknolojisinin sundu¤u alt yap›yla borsa merkezleri aras›nda turlamakla meflguldür. Birikim sürecinin bu tarihsel an›nda, sermayenin para formu üretken formundan göreli ba¤›ms›zlaflarak baflat hale gelmifltir. “Sistemin finanslaflmas›” terimi ile de an›lan bu süreçte sermaye, eme¤in yeniden üretimi ile de¤il paran›n yeniden üretimiyle ilgilenir olmufl, “özgürlefltirdi¤i” eme¤e, “emeklerini dahi satmak olana¤› tan›mayan bir dünya” arma¤an etmifltir. Engels (1997:140), 19. yüzy›l ‹ngiltere’sindeki “art›k-nüfusu” betimlerken, onlar için “dilenerek, çalarak, sokaklar› süpürerek, tezek toplayarak, ufak tefek ifller bularak ruhunu bedeninde tutar”lar (a.b.ç.), demiflti. Bugünün göstergeleri, emekçiler aç›s›ndan “ruhlar›n bedende tutulmas›n›n” 19. yüzy›la oranla çok daha güçleflti¤i bir dünyaya iflaret etmektedir. Son dönem emek çal›flmalar› da bizlere, birikim sürecinde sermayenin para formu baflat hale geldikçe, proleterleflme örgüsü içinde de “sosyal d›fllanma” boyutunun ön plana ç›kt›¤›n› göstermektedir. Bu maddi yaflam prati¤i içinde, örne¤in “ayr› dünyalar›n insan›y›z” lak›rd›s› bir aflk maceras›n›n tirad› olmaktan ç›km›fl, yaflam›n tüm derinliklerini kateden bir genellik kazanm›flt›r. Bu duruma literatürde “kamusal alan›n çöküflü” denildi¤i bilinmektedir. Konut, sa¤l›k, e¤itim, ulafl›m ve e¤lence ve dahi park ve bahçe; bütün bu ortaklafla paylafl›m alanlar›, toplumsal s›n›f farkl›l›klar› temelinde yeniden yap›lanmaktad›r. Art›k, yoksul semtlerden ç›k›p e¤itim arac›l›¤›yla toplumsal tabakalaflman›n üst basamaklar›na t›rmanmak bir istisna olmaktan da ç›km›fl, bir tür “flans-kader-k›smet” oyununa dönüflmüfltür. Gelecek nesiller kutuplaflarak yetiflmektedir; bir yanda sanal alemin derinliklerine yap›lan sörflerde uzmanlaflan “klavye çocuklar›” büyürken, bir sokak ötelerinde, uygulamal› can pazar› dersleriyle sallaman›n17 inceliklerinde uzmanlaflan yoksul çocuklar› boy atmaktad›r. “Do¤mam›fl bebe¤e don biçilmez” diye bir söz vard›r; önsel belirlenimlerin s›n›rlar›na iflaret eder, olas›l›klara kap› aralar. Belirtmeye gerek var m›, bilmem ama, burada sözü edilen “don”, terzilik marifetiyle flekillenecek lastikli bir kumafl parças›n› de¤il, insan-insan iliflkisinin bin bir çeliflki ve çat›flmas›yla flekillenecek olan insan suretini, kiflili¤ini anlat›r. Dünyaya yeni ad›m atan bir bebe¤i, nas›l bir e¤itim ve yaflam serüveninin bekledi¤i, bu ad›m› hangi toplumsal s›n›f›n üyesi olarak att›¤›na bak›larak kestirilebilir hale gelmifltir. fiu sorulabilir; bu hep böyle de¤il miydi? Evet, yoksul


Eflitlik Körü "Demokratikleflme" Programlar›n›n Elefltirisi

gecekondu semtlerinden üniversite s›ralar›na, oradan da e¤itim yoluyla üst bir toplumsal s›n›f konumuna s›çrayanlar (s›n›f atlayanlar) dün de istisnayd›; kural ise, yine paras› olanlardan yana iflliyordu. O halde, son 20-30 y›lda ne de¤iflti? Eski e¤itim tart›flmalar›n› hat›rlamakta fayda var. E¤itim düzeni f›rsat eflitli¤i iddias› üzerine kuruluydu ve devrimciler, hakl› olarak, toplumsal koflullarda eflitlik sa¤lanmadan e¤itimde f›rsat eflitli¤inden söz edilemeyece¤ini söylüyordu. E¤itim sisteminin f›rsat eflitli¤i temelindeki yap›lanmas› ile toplumsal koflullar›n eflitsiz do¤as› aras›ndaki çeliflkiye iflaret eden devrimciler, bu çeliflkiyi, toplumsal koflullar› da eflitleyerek çözmenin kavgas›n› verdiler; yani, istisnay› kurala dönüfltürmek istediler ve yenildiler. E¤itimin paral› hale gelmesi, e¤itim sisteminin toplumsal eflitsizlikler ekseninde yeniden örgütlenmesi ve böylece “f›rsat eflitli¤i” iddias›n›n rafa kald›r›lmas›ndan baflka bir fley de¤ildir. Bunun anlam› da aç›kt›r: Yaflam›n baflka birçok alan› gibi, kreflinden üniversitesine kadar e¤itim sistemi de, s›n›flar mücadelesinin dolays›z alan› haline gelmifltir. ‹flte, son yirmi-otuz y›l›n de¤iflim öyküsü böyle özetlenebilir. Yeniden “don” imgesine dönecek olursak, vaziyet aynen flu yan›k türküdeki gibidir: “Ben de flu dünyaya geldim geleli / emanetten bir don giymifle döndüm / sahibi geldi de elimden ald› / kuru yerde kuzu yaym›fla döndüm”... Kamusal hizmetler s›n›f eflitsizlikleri temelinde örgütlenip yürütüldükçe, düzenin meflruiyet kolonlar›ndan birini teflkil eden f›rsat eflitli¤i prensibi de tahrip olmaktad›r. Eflitsizli¤i meflrulaflt›ran dayanaklar›n afl›nmas›, emekçi saflarda dalga dalga geliflen ahlaki öfkenin koflullar›n› da oluflturmaktad›r. Türkiye nüfusunun maddi yaflam koflullar› her zamankinden daha fazla ve dolay›mlara yer b›rakmaks›z›n aç›kça, s›n›flar mücadelesinin terimleriyle yeniden biçimlenmektedir.

“Kör Gözüm Parma¤›na” ya da Yoksulluk Sorunu Öncelikle belirtmek gerekir ki, yoksulluk kavram›, kendinde elefltirel bir potansiyele sahip de¤ildir; hatta tafl›d›¤› normatif boyutlara ra¤men; yani “adil” bir düzende olmamas› gereken, ortadan kald›r›lmas› gereken bir olguya iflaret etmesine ra¤men, elefltirel bir potansiyele sahip de¤ildir. Güncel yoksulluk literatürüyle hafl›r neflir olanlar›n hemen fark edece¤i gibi, bu literatür içindeki ana-ak›m büyük ölçüde neo-klasik iktisad›n izlerini tafl›maktad›r; dört as›rl›k bir serüvenle 2. Dünya Savafl›n›n sonunda yürürlükten kalkan ‹ngiliz Yoksul Yasalar› tarihinde çok net biçimde görüldü¤ü üzere, “yoksulluk sorunu” adland›rmas› ve

27


28

Metin Özu¤urlu

18 Buradaki tart›flmaya feyz veren bir çal›flma için bkz. A. Özu¤urlu (2001).

onun etraf›nda gelifltirilen çözüm yollar›, iflgücü piyasalar›n› yeniden düzenlemek ve toplumsal kontrolü sa¤lamak yönündeki müdahalelerin bir uzant›s› ifllevi görmüfltür. Bir baflka ifade ile, tüm di¤er kavramlarda oldu¤u gibi ne yoksulluk kavram› ne de yoksullu¤u önleme politikalar› masumdur. Yoksulluk olgusunun nas›l kavranmas› gerekti¤i konusunda basit bir soru ayd›nlat›c› olabilir: Yoksulluk bir duruma, bir ana m› referans yapmaktad›r, yoksa bir sürece mi18? Yoksullu¤a bir “durum” olarak bak›ld›¤›nda, o durumu niteleyen özellikleri tafl›yanlar ayr› bir kategori olarak resmedilir (yoksul tipolojisi). Bu durumda yoksullar, bir “yetersizlikler” ve/veya “yoksunluklar” listesinin toplam›d›r. Listenin dar ya da genifl düzenlenmesi fark etmez. Birey ya da hane düzeyinde görünen fley; gelir, besin, giyim, yerleflim ve bar›nma konforundaki yetersizliklerken, toplumsal düzeyde ise altyap›dan e¤itim, sa¤l›k ve kültürel hizmetlere kadar uzanan yoksunluklar söz konusudur. Bu liste fiziki yeniden üretim s›n›rlar›nda yeniden yaz›l›p parasal terimlerle ifade edildi¤inde, sözü edilen durum, ya yoksulluk çizgisi ile ya da yoksulluk band› ile ifade olunur. Genellikle befleri sermayenin azgeliflmiflli¤inin bir semptomu olarak görülen bu durum için gelifltirilecek çözüm önerisi de döner dolafl›r “yoksullar›n güçlendirilmesi” önerisinde somutlafl›r. Bu politika önerisi, iki kritik önkabulü örtük ya da aç›k olarak içinde bar›nd›rmaktad›r. ‹lki, piyasan›n bir f›rsatlar/olanaklar alan› oldu¤udur; ikincisi ise bireylerin piyasa olanaklar›na sahip aktörler olduklar›d›r... Yoksullu¤a bir durum olarak bakmak, ayn› soruna lanetli/kutsal ikili¤i ile bakan (dinsel bak›fl›) H›ristiyanl›¤› fazlas›yla and›rmaktad›r; tanr›n›n -siz piyasa diye düflünün- lanetlenmifl kullar›na tanr› ad›na -piyasa ad›na- yard›m etmek kutsald›r. Peki ya süreç olarak bakmak? Bu, “an›” tarihsellefltirir, “durumu” ise iliflkisellefltirir. Bu biçimiyle yoksulluk, Roemer’in (1982) daha genifl bir çerçeveye tafl›d›¤› Marksist sömürü kuram›n›n kapsam› içine rahatl›kla dahil olur. K›saca, karfl›m›zda risk gruplar› ad› alt›nda “yafll›lar”, “iflgöremezler/özürlüler”, “iflsizler” fleklindeki kategorileri de¤il, kendisi de iç çeflitli¤i ile fas›las›z bir süreç içinde oluflan, çözülen ve yeniden oluflan iflçi s›n›f›n› görürüz. Yoksullar ise Miliband’›n (1978) deyimiyle iflçi s›n›f›n›n “savunma örgütleri içine dahil olamayan”, “sessiz” bir parças› olarak belirirken, yoksulluk da emek-sermaye çeliflkisinden türeyen terimlerle irdelenecek ve politika önerileri gelifltirilecek bir olgu olarak belirir. Böylece, yoksulluk sorununun güncelleflmesi


Eflitlik Körü "Demokratikleflme" Programlar›n›n Elefltirisi

de gerçek zeminine oturur. Bu sorunun güncelleflmesinin gerçek sebebi, yoksullar›n ço¤almas› de¤ildir; yoksullu¤u da içerir tarzda s›n›f temelli eflitsizlikleri meflrulaflt›ran faktörlerin zay›flamas›d›r. Zira, bu sorunun güncelleflti¤i her tarihsel dönem, asl›nda bir yan›yla da bir zenginleflme dönemidir; toplumsal eflitsizli¤in meflruiyeti zay›flad›¤›nda yoksulluk sorunu, toplumsal ve politik içeri¤i ile güncelleflir. Yoksullu¤u emek ve sermaye aras›ndaki sömürü iliflkisi temelinde ele almay› önermek, Marksistlere yöneltilen elefltiri de oldu¤u gibi, “bize sadece herfleyi ve hiçbir fleyi” mi söylemektedir? Kapitalizmi y›kmak d›fl›nda bir çözümün olmad›¤›n› söylemenin, yoksullara bugünden ne yarar› vard›r? Bu anlaml› bir sorudur ve bizi sosyal politikaya götürür. Ne ki, Dünya Bankas›’n›n belirledi¤i bir gündemle sosyal politikan›n geleneksel unsurlar›nda neredeyse sessiz sedas›z köklü de¤ifliklikler gerçekleflmektedir. Bu dönüflüm temel unsurlar›yla flöyle özetlenebilir19: Sosyal politika disiplininin s›klet merkezinde yer alan iflçi s›n›f›, yerini s›n›f d›fl›na düflen yoksullara /yap›sal iflsizlere b›rakm›flt›r. “Ba¤›ml› çal›flanlar›n” korunmas› ve güçlendirilmesi fleklindeki temel sosyal politika hedefi yerini “sosyal sermayenin” gelifltirilmesine b›rakm›flt›r. Toplumsal bütünleflmeyi hedefleyen politika yönelimi, yerini “piyasan›n rekabet ve etkinlik” stratejileriyle uyuma b›rakm›flt›r. Bu son nokta, içerdi¤i ideolojik ö¤eler nedeniyle de son derece önemlidir. Piyasa ve rekabet ilkesinin toplumsal yeniden üretimimizin do¤al bir düzenleyicisi gibi kabul görmesi, bu ikilinin toplum taraf›ndan içsellefltirilmesine hizmet eden bir ideolojik iflleve de sahiptir. De Angelis’in (2000) de belirtti¤i gibi, bu söyleme göre, “biz”den daha rekabetçi bir “öteki” hep vard›r; bizden daha düflük ücretlerle daha etkin ve verimli çal›flan “ötekiler” karfl›s›nda hizaya girmemiz ve daha çok çal›flmam›z gerekmektedir. Küresel rekabet sistemi içinde bu “öteki” hep yan› bafl›m›zdad›r ve bizim maddi varolufl koflullar›m›z› tahrip etmeyi sürdürür. Rekabet ilkesinin içsellefltirilmesi demek, toplumsal etkileflimimizin temel ekseninin piyasa oldu¤u anlay›fl›n›n da yerleflmesi demektir. Bu durumda, toplum aç›s›ndan piyasa demek, bir olanaklar alan› de¤il zorunluluklar alan› demektir; emekçiler de, piyasa olanaklar›na sahip aktörler de¤il piyasa tutsaklar›d›r. Yoksulluk ancak bu zeminde anlafl›labilir. Türkiye’de AB ile uyum sürecinin bas›nc›n› da arkas›na alarak demokratikleflme paketini devreye sokan sermaye çevreleri-

29

19 Konunun daha genifl bir çözümlemesi için bkz. M. Özu¤urlu (2003).


30

Metin Özu¤urlu

20 Sermaye örgütlerinin siyasal ve sosyal haklara bak›fl›n› anlamak maksad›yla ad› geçen dergilerde yürüttü¤üm yaz›l› ve sanal metin taramas›na konu olan dergileri, bu yaz›n›n kurgusu nedeniyle kaynakçada ayr›ca belirtme gere¤i duymad›m. 21 Büyük sermaye çevrelerinin sadece ‹fl Yasas› ile s›n›rl› kalmay›p genifl bir yasama faaliyeti sürdürdü¤ü bilinmektedir. 1982 Anayasas› büyük ölçüde Türkiye ‹flveren Sendikalar› Konfederasyonu’nun önerileri do¤rultusunda haz›rlanm›flt›; iflverenler bugün de devletin yeni-liberal biçime bürünmesi do¤rultusunda kapsaml› bir yasama faaliyeti içindedir; deniz fenerlerinin Dünya Bankas› ve OECD gibi üst kurumlar oldu¤unu belirtmeye gerek yoktur.

nin, burada kal›n f›rça darbeleriyle çizilen yeni-liberal sermaye stratejisinin bütün ö¤elerini büyük bir hevesle benimsedikleri bilinmektedir. Sermaye çevrelerinin görüflleri derken, bu noktada yapaca¤›m belirlemelerin esas olarak T‹SK’in ‹flveren ve MESS’in Görüfl dergilerinin son 5 y›l içindeki say›lar› ile TÜS‹AD’›n internet sitesinde yer alan belgelerin taranmas›na dayand›¤›n›, ‹flveren dergisi için 1980 öncesindeki kimi say›lar›na da bak›ld›¤›n› belirtmek isterim20. Genel bir gözlem yapmak gerekirse, sermaye çevrelerinin herhangi bir konudaki tutum ve davran›fllar›n› dayand›rd›klar› temel nokta, o konunun firmalar›n uluslararas› rekabet ve verimlilik ihtiyac›na uygun düflüp düflmedi¤idir. Hükümetler, örgütlü iflçi hareketi ve asl›nda bütün bir toplum, firmalar›n rekabet önceli¤ine tabi olmaya ça¤r›lmaktad›r. Bu ça¤r› en baflta da “sanayi devrimi gibi bir önceki ça¤›n bir kurumu olan sendikalara” yap›lmakta bu kurumlar›n bilgi toplumu evresinde varl›k koflullar›n›n kalmad›¤› ve fakat illa da varl›klar›n› sürdürmek istiyorlarsa, firmalar›n rekabet iste¤ine uygun davranmalar› gerekti¤i, aksi takdirde “ya silinip gidecekleri, ya da ça¤dafl çizginin gerisindeki kurumlar aras›nda yerlerini alacaklar›” söylenmektedir. Hükümetlere s›k, s›k “Türk ekonomisinin rekabet gücünü olumsuz etkileyecek düzenlemelerden kaç›nmalar›” hat›rlat›lmaktad›r. Son krizle birlikte büyük sanayi kurulufllar›nda fiilen hayata geçirilen esnek istihdam biçimleri yeni ‹fl Yasas› ile birlikte hukuki dayanaklar›na kavuflmufl durumdad›r. Yeni ‹fl Yasas›’n›n siyasi, düflünsel ve hukuki haz›rl›¤›n› sermaye çevreleri üstlenmifl, son 3 y›ld›r “devletçi dönemden kald›¤›n›” söyledikleri eski çal›flma mevzuat›n›n esneklik ilkeleri çerçevesinde de¤ifltirilmesi yönünde sistemli bir çal›flma yürütmüfllerdir21. Yeni-liberal stratejinin birçok hamlesinde oldu¤u gibi, burada da hukuksal düzenleme, uygulaman›n ard›ndan gelmifltir. Özetle, küresel geliflmelere uygun olarak sermaye çevreleri, ülkemizde de sosyal haklar› birer maliyet ö¤esi olarak görmektedir; kâr ve rekabet öncelikleri çerçevesinde de sosyal haklar›n bast›r›lmas›n› talep etmektedir. Sosyal politikadaki paradigma de¤iflikli¤ine uygun olarak, yoksullukla mücadele konusu iflveren örgütlerinin gündemine de girmifltir; TÜS‹AD bu konuda da bir araflt›rma yay›nlam›flt›r. Bu araflt›rmada 1987 – 1994 y›llar›n› ait veri taban›na dayanarak göreli yoksullukta y›llar aras›nda bir iyileflmenin oldu¤u savunulmaktad›r. Ülkemizde son y›llarda geliflen STK (Sivil Toplum Kurulufllar›) literatürü, bu sorunun izlerini takip etmek için ipuçla-


Eflitlik Körü "Demokratikleflme" Programlar›n›n Elefltirisi

r› sunmaktad›r. Yoksullukla mücadele konusunda, baflka konularda oldu¤u gibi bir özgünlük yoktur; Dünya Bankas›’n›n çizdi¤i rotada ilerlenmektedir: Onun da özü, emekçi s›n›flar içindeki farkl›l›klar›n temel al›nmas› ve farkl›l›klar› yeniden üreten politika araçlar›n›n devreye sokulmas›d›r. Bu stratejinin ön koflulu da s›n›fsal koruma esas›na yaslanan sosyal koruma sisteminin tasfiye edilmesidir. Bugünden bak›nca as›l kavgan›n, koruma olsun mu olmas›n m› noktas›nda de¤il, koruma sisteminin, koflullarda eflitlik prensibine yaslan›p yaslanmamas› noktas›nda cereyan etti¤i anlafl›lmaktad›r. “Sosyal” koruma flemsiyesi, farkl›l›klar› gözetmeden herkese eflit olanaklar m› sunacakt›r, yoksa “iflgücü piyasas›nda bireysel pazarl›k gücüne sahip olanlar ve olamayanlar” fleklinde genel bir tasnif yapt›ktan sonra, sadece bu güce sahip olamayanlarla s›n›rl› ve pazarl›k gücü kazand›rmay› hedefleyen bir kapsama m› sahip olacakt›r? Bu ay›r›m meselenin özüdür ve görüldü¤ü gibi, mülksüzlerin “iflgörür-iflgöremezler” ya da “düflkünler-düflkün olmayanlar” fleklinde tasnifi, ancak, s›n›fsal koruman›n ve onun üzerinde yükselen “sosyal yurttafll›k” kavram›n›n parçalanmas›yla mümkündür. Özetle, sermaye çevrelerinin sosyal politikas› anti-sosyal bir muhtevaya sahiptir; gözlerini kâr ve rekabet h›rs› kaplam›fl, eflitlik-körü olmufllard›r. Yaz› boyunca döne döne gündeme gelen soruyu bir kez daha tekrarlamakta fayda var: Eflitlik körü olanlar, demokratikleflme ve özgürlükleri nas›l olur da savunabilir? Acaba Balibar (1998) “ (eflitlik ve özgürlük) zorunlu olarak birlikte yads›nm›fllard›r” derken, “eflitli¤i s›n›rland›rmadan özgürlü¤ü yok eden ya da tersi bir örnek yoktur” derken sadece Fransa’ya m› bak›yordu? Yoksa, sorunu böyle formüle etmek mi bir yan›lg›?

Türk Burjuvazinin Eflitlik ve Özgürlük Karfl›s›ndaki Pozisyonu Asl›nda Türkiye’de sermaye çevrelerinin tutumu 1980’lerin sonlar›na kadar Balibar’›n tespitine uygundur; yani eflitlik ve özgürlü¤ün birlikte bast›r›lmas›, aç›k seçik ifade edilmektedir. Örnek olmas› bak›m›ndan 1980 öncesine ait bir MESS kitap盤›nda yer alan flu yak›nmaya bak›labilir: “‹deolojik amaçlar ve anarfli söz konusu olunca, hukukun üstünlü¤ü prensibi savunulmaktad›r. Fakat ekonomik amaçlar ve kiflinin teflebbüs hürriyeti bahis konusu olunca, hukukun üstünlü¤ü bir kenara itilip, toplumun ç›kar› prensibiyle hareket edilmektedir”. ‹lgili belgelerde bu konuya iliflkin birçok örnek bulunmaktad›r. Peki bugünkü durumu

31


32

Metin Özu¤urlu

nas›l aç›klayaca¤›z? Üstelik iktisadi liberalizasyonun kendili¤inden siyasi libarelleflmeye yol açaca¤› fleklindeki 1980’ler boyunca sürdürülen propagandan›n çöktü¤ü bir dönemde, sermaye çevreleri bu kez neredeyse tam tersi bir retorikle toplumun karfl›s›na demokratikleflmenin savunucusu olarak nas›l ç›kabilmifltir? Bu çal›flma boyunca söz konusu sorunun izi sürüldü ve sermaye birikim dinamiklerinin sergiledi¤i özelliklere dikkat çekildi. Bu sorunun olas› yan›tlar›ndan biri de Friedrich Hayek ve Milton Friedman’›n katk›lar› üzerine yükselen yeni sa¤c› ideolojidir. “Refah devleti; gençlerin yafll›lar›, sa¤lamlar›n hastalar›, çal›flanlar›n aylaklar› s›rt›nda tafl›d›klar› bir sistemdir; üstelik, bunu yapt›r›rken gençlerin, sa¤lamlar›n ve çal›flanlar›n özgür iradelerine de baflvurmayan, tercih özgürlü¤üne de kapal› bir sistemdir” diyen Friedman, bireysel tercih özgürlü¤ü bayra¤›n› dalgaland›rarak, özgürlükler ad›na sosyal haklar›n bast›r›lmas›n› savunmufltur ve bu savunu bilindi¤i gibi 1976 y›l›nda Nobel ‹ktisat ödülüne lay›k görülmüfltür (Smith, 1990). Yukar›daki soruya verilebilecek olas› yan›tlardan bir di¤er için, küresel nizam›n (buna AB de dahil) sivil ve sosyal haklar birlikteli¤i aç›s›ndan durumunun ne oldu¤una bak›labilir. Örne¤in T‹SK, AB-Türkiye k›yaslamas› yapt›¤› bir çal›flmas›nda “Avrupa’da yenilik ve geliflmeye en kapal›, en ‘kat›’ çal›flma mevzuat›n›n Türkiye’de” oldu¤unu, “Avrupa’da ekonomik geliflmeye en elveriflli çal›flma mevzuat›n›n 4 üzerinden 0.5 kat›l›k derecesi ile ‹ngiltere’de” bulundu¤unu “Türkiye’nin ise 3.8 kat›l›k puan› ile en kötü notu ald›¤›n›” belirtmektedir. Bu ise sermaye çevreleri bak›m›ndan AB ile bütünleflme iste¤inin yo¤unlaflt›¤› esas ilgi alan›n› ortaya koymaktad›r. Yukar›daki sorunun olas› yan›tlar›ndan biri de do¤rudan do¤ruya siyasal düzleminde aranmal›d›r; iflçi s›n›f›n›n ba¤›ms›z politik bir güç olarak siyaset sahnesine ç›kmad›¤› ve siyasal alan›n esas olarak emek-sermaye eksenli bir kutuplaflma taraf›ndan belirlenmedi¤i bir konjonktürde, eflitlik ve özgürlük aras›nda, siyasi ve sosyal haklar aras›nda, demokrasi ve bölüflüm politikalar› aras›nda birbirini tamamlay›c› iliflkilerin kurulabilmesi; yani, ne kadar özgürlük oldu¤unun ne kadar eflitlik oldu¤u ile ya da ne kadar eflitlik oldu¤unun ne kadar özgürlük oldu¤u ile ölçülebilir olmas› mümkün gözükmemektedir. Sonuç olarak, bu yaz›da, Türkiye siyasetinin iki ayr› düzlemdeki iki derin kutuplaflmayla yüklü oldu¤u; Naz›m’›n dizelerindeki ifadesi ile “hakiki hayatta” -ki burada “maddi yaflam prati¤i” fleklinde an›ld›- emek-sermaye çeliflkisinin belirleyicili¤i alt›n-


Eflitlik Körü "Demokratikleflme" Programlar›n›n Elefltirisi

da iki temel s›n›fa ait iki ayr› siyasal program›n mevcut oldu¤u; siyaset yelpazesinde ise kozmopolit ve ‘milli’ kimlikler temelinde bir kamplaflman›n yafland›¤› ileri sürüldü. Türkiye’de siyasetin ve demokrasi sorunun kilidinin, bu temel paradoksun çözümünde yatt›¤› savland›. AB bas›nçl› burjuva demokratikleflme program› ise sözü edilen paradoksun anlafl›lmas› ve afl›lmas› amac›yla irdelendi. Amaca uygun olarak, program›n unsurlar› tart›fl›lmad›; nüfusun büyük ço¤unlu¤unu mülksüzlefltirerek, mutlak anlamda yoksullaflt›rarak ve ücret disiplinine tabi k›larak sosyal eflitsizlikleri derinlefltiren bir program›n sahiplerinin nas›l olup da di¤er elleriyle topluma demokratikleflme vaat ettikleri üzerinde duruldu. Sermayenin bütünlüklü program›ndaki bu paradoksun deflifre edilmesi suretiyle yukar›da sözü edilen paradoksa da aç›kl›k getirilece¤i düflünüldü. Bu çerçevede, sermaye birikim dinamiklerindeki dönüflümlere, eflitlik ve özgürlük iliflkisinin burjuva içeri¤ine ve iflçi s›n›f›n›n ba¤›ms›z siyasallaflma düzeyine bak›ld›. Son söz olarak belirtmek gerekirse, Türkiye’nin temel paradoksunun çözümü, iflçilerin kendilerini bir s›n›f olarak örgütleyerek siyasallaflmas› ve böylece siyaset yelpazesindeki kozmopolitler ve karfl›tlar› fleklindeki kamplaflmay› tepe taklak ederek, emek ve sermaye çeliflkisi ekseninde yepyeni bir kutuplaflmay› yaratmas›yla mümkün görünmektedir. Bu yöndeki bir geliflme, demokratikleflmenin geliflmesine oldu¤u kadar yoksullu¤un geriletilmesine de kap› aralayacakt›r. Zira, sosyal politika tarihi bize, eflitsizli¤i ve yoksullu¤u gerileten temel faktörün, politikleflmifl s›n›f hareketi oldu¤unu göstermektedir. San›r›m Miliband (1978), “yoksullar›n ihtiyac›, yoksullara yard›m program› de¤il, fakat yoksul hareketidir” derken de bunu kastediyordu. Demokrasinin ihtiyac› da ayn› yerdedir.n

33


34

Metin Özu¤urlu

Kaynakça Amin, S. (2000) “Economic Globalism and Political Universalism: Conflicting Issues?”, Journal of WorldSystems Reseearch, 6 ( 3): 581-622, http://csf.colorado.edu/jwsr, indirilme tarihi: 8.2.2000. Artvinli, F. ve N. Aytekin (2000) II.Cumhuriyet, www.ikincicumhuriyet.org/dogru/dogru.html, indirilme tarihi: 10.10.2003. Balibar, E. (1998) “Eflitlik ve Özgürlü¤ün Modern Diyalekti¤i”, Ilgaz, T. (haz.), Dersimiz Yurttafll›k, ‹stanbul: Kesit, 81-108. Bulutay, T. (1995) Employment, Unemployment and Wages in Turkey, Ankara: D‹E-ILO. De Angelis, M. (2000) Marx’s Theory of Primitive Accumulation: A Suggested Reinterpretation, http://homepages.uel.ac.uk/M.DeAngelis/PRIMACCA.htm, indirilme tarihi: 8.7.2001. D‹E (1991) Türkiye ‹statistik Y›ll›¤› 1991, Ankara; D‹E, no 1528. Engels, F.(1997) ‹ngiltere’de Emekçi S›n›flar›n Durumu, çev. Y. Fincanc›, Ankara: Sol. Jessop, B. (2000) “Globalisation and the National State”, On-Line Papers, Department of Sociology, Lancaster University, http://www.comp.lancs.ac.uk/sociology/soc012rj.html, indirilme tarihi: 25.02.2001). Karaca, K. (2003) “Sol Kolun Nerede Türkiye?”, NTV MSNBC http://www.ntvmsnbc.com/news/141211.asp, indirilme tarihi:10.10.2003. Miliband, R. (1974) “Politics and Poverty”, Wedderburn, D. (der.), Poverty, Inequality and Class Structure içinde, Londra: Cambridge University, 183-76. Moody, K. (1997) Workers in a Lean world: Unions in the International Economy, Londra: Verso. Moore, B. JR. (1978) Injustice: The Social Bases of Obedience & Revolt, Londra: McMillan. Özu¤urlu, A. (2001) “Yoksulluk Kavram›na ‘Çöplük’ten Bakmak”, Yoksulluk fiiddet ve ‹nsan Haklar› Konferans›’na sunulan tebli¤, Ankara: TODA‹E, 6-7 Aral›k. Özu¤urlu, M. (1999) Birleflik Metal ‹flçileri Sendikas› Üyelerinin Sosyo-Kültürel Özellikleri, ‹stanbul: Birleflik Metal ‹fl Sendikas› Araflt›rma Dizisi, No.1. Özu¤urlu, M. (2001) Kriz Konjonktüründe ‹flçi E¤ilimleri Araflt›rmas›, ‹stanbul: Nicel-‹flçi Araflt›rmalar› Merkezi. Özu¤urlu, M. (2002a) ‹flçi S›n›f›n›n Oluflumu Üzerine Bir Çözümleme Çerçevesi: Anadolu’da Bir ‘Küresel Fabrikan›n’ Do¤uflu, Yay›mlanmam›fl Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi: Sosyal Bilimler Enstitüsü. Özu¤urlu, M (2002b) “Halk›n Devlet Alg›s›”, Emre, C. (der.), ‹yi Yönetim Aray›fl›nda Türkiye’de Mülki ‹darenin Gelece¤i içinde, Ankara: Türk ‹dari Araflt›rmalar Vakf›. Özu¤urlu, M. (2003) “Sosyal Politikan›n Dönüflümü ya da S›fat›n Suretten Kopuflu”, Mülkiye Dergisi, XXVII (239): 59-74. Robinson, I. William. (1998) “Capitalist Globalization and Multi-nationalisation of the State”, Historical Materialism and Globalization bafll›kl› workshop’a sunulan bildiri, University of Warwick, 15-17 Nisan, ‹ngiltere. Roemer, J. E. (1982) “New Directions in the Marxist Theory of Exploitation and Class”, Politics & Society, 11(3): 253-287. Smith, D (1990) Capitalist Democracy On Trail, Londra: Routledge.


Praksis 10

| Sayfa: 35-72

Marx ve Sivil Toplum Mehmet Yetifl

Girifl “Sivil toplum” kavram›, 18. yüzy›l siyasal düflüncesinde, kapitalizmin geliflmesiyle yak›ndan iliflkili bir toplumsal kategori olarak, devletin karfl›s›nda kendine özgü iliflkileri olan ayr› bir alan› nitelemek amac›yla kullan›ld›. Marx, Hegel’in kuramsal modelinde yer alan sivil toplum-devlet ikili¤ini benimseyerek, bu ikisi aras›ndaki iliflkilerin niteli¤ini araflt›rd›. Sivil toplum kavram›n›n Marx’›n yap›tlar›ndaki geliflme süreci incelendi¤inde, kaba bir dönemsellefltirmeye baflvurulacak olursa, birbiriyle iliflkili iki aflama saptanabilir. Marx, birinci aflamada, sivil toplum ve devlet aras›ndaki ba¤›nt›lar›n niteli¤i çerçevesinde, Hegelci felsefenin elefltirisi yoluyla, siyasal alan ve devlete iliflkin evrensellik savlar›n›n yan›lt›c› oldu¤unu göstermeye çal›flt›. ‹kinci aflamada ise, özellikle ekonomi politik alan›ndaki çözümlemeye dayanarak, sivil toplumun maddeci bir aç›klamas›n› hedefledi. Sivil toplumu, art›-de¤er sömürüsünün gerçekleflti¤i, s›n›fsal bölünmelere göre biçimlenen bir alan olarak betimledi (Chandhoke, 1995: 135; Wood, 1990: 61-62, 69). Marx’› dönemin di¤er düflünürlerinden (örne¤in Hegel’den) ay›ran bafll›ca farkl›l›k, sivil toplum-siyasal devlet ayr›m›n›n afl›lmas›na yönelik siyasal bir bak›fl aç›s› gelifltirmesi oldu. Sivil toplum, yaln›zca siyasal devletin ortaya ç›kmas›na yol açan çeliflkilerin keskinleflti¤i bir çat›flma alan› de¤il, ayn› zamanda çeliflkilerin diyalektik bir biçimde afl›lmas›n› sa¤layacak olan süreç ve öznelerin de a盤a ç›kt›¤› toplumsal iliflkiler örüntüsüydü. Marx’›n kendi sivil toplum çözümlemesini gelifltirirken âdeta düflünsel karfl›t› olarak baflvurdu¤u Hegel de, kendi


36

Mehmet Yetifl

döneminde art›k belirgin bir biçimde ortaya ç›kmakta olan ekonomik-toplumsal çeliflkilerin ay›rd›ndayd›. Frans›z Devrimi, Hegel’e göre, dönemin temel e¤ilimini a盤a ç›kararak dünya-tarihsel ölçekteki bir dönüflümü simgelemiflti: Önceki tarihsel dönemin niteleyici kurumsal yap›lanmas› karfl›s›nda evrensel ethos’u biçimlendirmek üzere, özgürlük savafl›m› siyasal alanda önemli bir etken durumuna gelmiflti. Öte yandan, klasik ekonomi politikçilerin iflaret ettikleri gibi, yeni tarihsel koflullar bireyin özgür geliflimi için önceki dönemlerde görülmeyen toplumsal olanaklar›n ortaya ç›kmas›n› sa¤lam›flt›. Birey, kendi özsel de¤erini oluflturabilece¤i ve etkinli¤iyle toplumsal yaflamda merkezi konuma ulaflabilece¤i yeni bir varolufl alan›na kavuflmufltu. Do¤ufltan gelen ayr›cal›klar›n belirleyici oldu¤u feodal toplumdan farkl› olarak, yeni dönemde bireyin özerk kimli¤i, örne¤in, kendi ç›karlar›n› diledi¤i gibi formüle etmesinde görünürlük kazanmaktayd›. Modernitenin ay›r›c› özelli¤i, somut karfl›l›¤›n› öznel özgürlü¤ün geliflmesine ve bireyin kendini di¤er bireylerden farkl› bir statüde konumland›rmas›na olanak tan›yan sivil toplum alan›nda bulunabilirdi (Chandhoke, 1995: 117). Marx, kapitalist dönüflümün içerdi¤i karfl›t e¤ilimleri çözümlerken, sivil toplumdaki s›n›fsal dinamiklerin, feodal toplumdaki özgürlüksüzlük durumuna son verdi¤ine iflaret etmekle yetinmedi; ayr›ca, sivil toplumdaki bölünme ve parçalanma süreçlerinin ast s›n›flar aç›s›ndan yeni eflitsizlik ve d›fllanma biçimlerine yol açt›¤›n› da vurgulad›. Bu yaz›da, sivil toplum kavram›n›n Marx’›n yap›tlar›ndaki kuramsal geliflimini de¤iflik görünümleri ba¤lam›nda ele alarak, sivil topluma yönelik elefltirel bak›fl aç›s›n›n oluflturdu¤u kuramsal öncüllerin, süreç içerisinde, sivil toplumun afl›lmas›n› öngören siyasal bir tasar›m›n dayanaklar›na nas›l dönüfltü¤ünü çözümleyece¤im.

I. Hegelci Miras Hegel, insanlar›n maddi yaflam›n›, sittlichkeit’›n (etik yaflam) geliflim u¤raklar›ndan biri oldu¤unu düflündü¤ü sivil toplum kategorisiyle aç›kl›yordu. Buna göre, özel ç›karlar dünyas› olarak ortaya ç›kan sivil toplum, genel ç›kar›n temsil edildi¤i devlet u¤ra¤›n›n karfl›t›yd›. Hegel, devleti nesnel ahlakl›l›¤›n di¤er u¤raklar› olan aile ve sivil topluma k›yasla daha üstün bir konuma yerlefltiriyordu. Devlet, sivil toplum alan›ndaki özç›karlardan ve toplumsal s›n›f/zümre çat›flmalar›ndan ba¤›ms›z olarak etkinlik göstermekteydi. Hegel, böylece, toplumsal uzamdaki de¤iflik örgütlenme biçimlerini belirli bir hiyerarflik düzenleme içerisine


Marx ve Sivil Toplum

yerlefltirerek, aileden sivil topluma, oradan devlete uzanan aflamal› bir yap›lanma modeli gelifltirmiflti. Aile ve devlet aras›ndaki önemli bir geçifl aflamas› olan sivil toplum, özsel nitelikleri bak›m›ndan, gerek evrensellik ilkesinin gerçeklik kazand›¤› devlet, gerek tikel ç›karlar aras›ndaki ayr›flma dinamiklerinin do¤al bir birlik halinde afl›ld›¤› aile u¤raklar›ndan farkl›yd› (ayr›ca bkz. Chandhoke, 1995: 118; Bottigelli, 1997: 90). Hegel’in kuramsal yaklafl›m›ndaki biçimiyle, sivil toplum alan› gereksinmeler sistemini, piyasa ekonomisini, toplumsal s›n›flar›, korporasyonlar›, polisi (polizei), hukuk ve idareyi kapsamaktayd›. Bu alan, aileden ve devletten farkl› olarak, insanlar aras›ndaki do¤rudan siyasal nitelikli olmayan, bireysel ç›kara dayal› iliflkilerin biçimlendirdi¤i karmafl›k bir yap›lanmaya sahipti. Dolay›s›yla, do¤al hukuk kuramc›lar›n›n öngördü¤ünün tersine, “do¤a durumu”nun bir türevi olmaktan çok, tarihsel süreçler taraf›ndan somut olarak biçimlendirilmifl toplumsal iliflkiler örüntüsüydü. Hegel, “modern dünya”n›n bir ürünü ya da “baflar›s›” (1953: parag. 182A) olarak gördü¤ü sivil toplum alan›n›n sorunsuz oldu¤u kan›s›nda de¤ildi. Modern toplum biçimlerindeki geliflmelerin sa¤lad›¤› olanaklar, bu alan›, içerdi¤i kaç›n›lmaz tehlikelerden otomatik olarak ba¤›fl›k k›lm›yordu. Tikel ç›karlar alan› olan sivil toplum, kendi gereksinmelerini varolufl tarz› durumuna getiren bencil bireyin, toplumun di¤er ö¤elerini araçsalc› bir bak›flla de¤erlendirmesine olanak tan›maktayd›. Özç›kara dayal› toplumsal iliflkiler, ben-merkezcili¤in ve egoizmin etkinlik kazanmas› sonucunda, insanlar aras›ndaki bütünleflme ve dayan›flma dinamiklerini zaafa u¤ratarak, etik yaflam›n sakatlanmas›na yol aç›yordu. Kendi karmafl›k ve çeliflkili yap›lanmas› içerisindeki sivil toplum, ç›kar çat›flmas›na ba¤l› olarak, “fizik ve etik yozlaflma” görünümleri sergilemekteydi (Hegel, 1953: parag. 185). Modern toplum, Hegel’in siyasal nostaljisinin önemli bir bölümüne entelektüel esin kayna¤› sa¤layan antik Yunan polis’inde dikkate de¤er bir örne¤ini bulabilece¤imiz siyasal-toplumsal ethos’u yeniden yaratabilecek durumda de¤ildi. Antik polis’in topluluksal yaflam›nda geliflme olana¤›n› bulan olumlu özelliklerin içerildi¤i sittlichkeit’› modern dönemde yeniden canland›rmaya yönelik giriflimler, kuflkusuz, nostaljik bir boyut tafl›mak zorundad›r. Hegel’in tasarlad›¤› biçimiyle, modernitenin sittlichkeit’›, bireylerin normatif düzlemde ortak ideal ve de¤erleri paylaflt›klar›, belirli bir ahlaki yaklafl›m içerisinde, önceden kararlaflt›r›lan toplumsal konumlar›na uygun bir tarzda hareket ettikleri (1953:

37


38

Mehmet Yetifl

1 Hegel’e göre, iflsizli¤i yaratan temel etken üretim fazlas›d›r (1953: parag. 245).

parag. 150) bir toplumsal yap›lanmay› öngörür. Hegel’in özellikle vurgulad›¤› nokta, modern dönemle birlikte ortaya ç›kan sorunlar›n etkisindeki sivil toplumun, kendi bafl›na, sittlichkeit’› yeniden oluflturma yetene¤inde olmad›¤›d›r. Salt sivil toplumun olanaklar›yla modern etik yaflam›n oluflturulamayaca¤›na yönelik yarg›s›, Hegel’in kapitalist toplumun geliflmesine koflut olarak bafl gösteren s›n›fsal çeliflkilerin ve yoksullaflma dinamiklerinin ay›rd›nda oldu¤unu gösterir. Hegelci sivil toplum, içerdi¤i çeliflkili e¤ilimlerin varl›¤› nedeniyle, kendi toplumsal uzam›nda bafl gösteren sorunlarla koflulland›¤› için, bireysel ç›karlara göre kararlaflt›r›lamayacak d›flsal bir düzenleme tarz›na gereksinme duyar. Zira, bireyler aras›ndaki karfl›l›kl› ba¤›ml›l›k, iflbölümü ve eflitsizlik iliflkilerinin geliflmesinin –deyim yerindeyse– yap›sal belirlenimini sivil toplumun “içsel diyalekti¤i” oluflturur (1953: parag. 199 ve 246); dolay›s›yla, d›flsal bir u¤ra¤›n dolay›m› çözümlemeye kat›lmal›d›r. Bu usyürütmeye göre, sivil toplum, kendi engellenemez iflleyifli sonucunda, bir yandan üretim ve sermaye birikimi alanlar›nda önemli geliflmelere, di¤er yandan da üyelerinin önemli bir bölümünün toplumsal zenginlikten uzaklaflmas›na tan›k olur. Servetin birikimi ile yoksullu¤un geliflimi aras›ndaki paradoksal çeliflki, modern toplumun önündeki en önemli sorun bafll›klar›ndan biriydi. Sivil topluma dayal› bak›fl aç›s›, Hegelci tasar›mda öngörüldü¤ü biçimiyle, modern toplumun bu temel sorununu, örne¤in, iki biçimde çözme girifliminde bulunabilir. Bunlardan birincisi, yoksullar kategorisinde yer alan bireylerin, geçimlerini çal›flarak de¤il “do¤rudan” (yani, d›flsal olarak) sa¤lamalar›n› önerir. Ne var ki, bu çözüm giriflimi sivil toplumun etik hedefleri dikkate al›nd›¤›nda baflar›s›zl›kla sonuçlanmaya mahkumdur: Özgür öznelli¤in geliflimini çal›flmaya ba¤layan bir perspektif, sivil toplumun temel görünümleri aras›nda yer almas› durumunda, geçimi çal›flman›n d›flsallaflt›r›ld›¤› yöntemlerle iliflkilendirecek çözüm giriflimini onaylayamaz. ‹kinci çözüm giriflimi ise, yoksullu¤un ortadan kald›r›lmas› amac›yla yeni istihdam alanlar›n›n yapay olarak aç›lmas›d›r. Bu yöntem de, üretimin art›r›lmas›yla ba¤lant›l› oldu¤u ve üretim fazlal›¤›na yol açt›¤› için1, sonuçta as›l çeliflkinin üstesinden gelinmesini sa¤lamaktan uzakt›r. Hegel, böylece, modernitenin kaç›n›lmaz sorununu aç›k bir biçimde formüle etme baflar›s›n› gösterir: Yoksullu¤un hangi yöntemlerle ortadan kald›r›laca¤› sorunu, sivil toplumun içsel dinamikleriyle çözüme kavuflturulamaz (1953: parag. 243 ve 245; ayr›ca bkz. Savran, 1987: 151).


Marx ve Sivil Toplum

Sivil toplumun olanaklar›ndan yararlanamayanlar›n oluflturdu¤u kitle, zenginli¤in eflitsiz bir biçimde da¤›lmas›n›n sonucuydu. Thomas’›n (2000: 61) yerinde de¤erlendirmesiyle, Hegel’in iflaret etti¤i yoksullar toplulu¤u sivil toplumun “rastlant›sal bir yan ürünü” de¤ildir. Ayn› anlama gelmek üzere, yoksulluk sivil toplumun de¤iflik alanlarda ortaya ç›kabilecek baflar›s›zl›k durumlar›n›n yol açt›¤› bir olumsuzluk göstergesi olarak yorumlanamaz. Tam tersine, yoksulluk sivil toplumun ola¤an iflleyiflinin “yap›sal” ya da (Antonio Gramsci’nin bir kavram›n› kullanmak gerekirse) “organik” varolufl tarz›d›r.2 Kuflkusuz, yoksulluk olgusu insanlar›n yoksunluk düzeyini alg›lama tarzlar›na ba¤l› olarak göreceli bir nitelik sergiler; örne¤in, belirli bir ülkedeki insanlar›n yoksullu¤unun göstergesi kabul edilen minimum geçim düzeyi, baflka bir ülkede hiç de itirazla karfl›laflmaz. Hegel, bu nedenle, yoksullu¤un kendi bafl›na bir sorun olmad›¤›n› ima eder; onu sorun haline getiren, yoksullar›n bir “güruh”a dönüflme potansiyeli tafl›malar›d›r. En alt geçim düzeyinin hangi istatiksel rakamlarda a盤a ç›kaca¤›ndan çok, yoksulluk durumuna baflka hangi olumsuz toplumsal verilerin eklenece¤i daha önemliydi. ‹nsanlar, kendilerinden farkl› bir toplumsal kategori oluflturdu¤unu düflündükleri zengin kesimine, topluma ya da hükümete karfl› olumsuz duygular gelifltirmeye bafllad›klar›nda, yani toplumsal tutunumu ortadan kald›racak türden düflünme biçimlerine yak›nl›k gösterdiklerinde, yoksullar güruhundan söz edilebilirdi art›k (Hegel, 1953: parag. 244). Hegel, bu durumda, sermaye birikim sürecindeki eflitsizliklerin do¤urdu¤u ve zenginlerle yoksullar aras›nda bafl gösteren s›n›fsal karfl›tl›klar›n çözümünü, devletin toplumsal alanda daha fazla rol üstlenmesinde buluyordu. Ne var ki, devletin toplum karfl›s›ndaki artan etkinli¤i, k›smen eski ve yeni egemen s›n›flar (aristokrasi ve burjuvazi) aç›s›ndan kabul edilebilir nitelikte sonuçlar verse de, kapitalistleflme sürecinin olumsuz etkilerini bütünüyle ortadan kald›rabilecek düzeyde de¤ildi. Hegelci tasar›m›n devleti, bu süreçte, toplumsal tutunum arac› olarak etkinlik gösterecek ve tekil bireylerin, kendi ç›karlar›n›n yol açt›¤› s›n›rl›l›klardan kurtulmalar›n› sa¤layacakt› (Cornu, 1997a: 217-18). Ancak, sivil toplumdaki s›n›fsal bölünmelerin bir görünümü olarak anlafl›lmas› gereken yoksulluk olgusu, Hegel’in sivil toplum ile hükümdarl›k aras›na yerlefltirdi¤i bürokrasi, korporasyonlar, zümreler (Stände) meclisi gibi kurumsal dolay›mlar›n da hiçbir biçimde üstesinden gelemeyece¤i bir sorundu. Kamusal alanda-

39

2 Nitekim, Marx da “yoksul s›n›f›n varl›¤›”n›n asl›nda sivil toplumun s›radan bir niteli¤i oldu¤unu ve bu niteli¤e de devlet örgütlenmesi alan›nda bilinçli bir karfl›l›k tan›nmad›¤›n› vurgular (1975i: 234).


40

Mehmet Yetifl

ki kimi müdahalelerle bu soruna yönelik k›smî baflar›lar elde edilse bile, sonuçta, bütünüyle ortadan kald›r›lamayaca¤› için, sivil toplumun istenmeyen, ancak katlan›lmas› gereken bu özelli¤i varl›¤›n› sürdürecekti. Hegel, yoksullu¤un nas›l sona erdirilece¤i konusunun, modern toplumlar› rahats›z eden önemli bir sorun oldu¤una iflaret ederken (1953: parag. 244), yak›nmaktan baflka bir entelektüel söylem gelifltirememifl gibi görünür. Önerdi¤i sömürgecilik sistemi de (1953: parag. 245-48), sivil toplumun kendi içinden gelifltirebilece¤i bir çözüm yolu de¤il; kendi “içsel” çeliflkilerinin üstesinden gelmek amac›yla, devletin do¤rudan müdahale etmek zorunda kalmas›n› gerektirecek “d›flsal” nitelikli bir sözde yöntemdi. Marx’›n sivil toplum elefltirisi, yoksullu¤un kapitalist iliflkilerden kaynaklanan zorunlu do¤as›n›n vurgulanmas›yla s›n›rl› kalmayacak, modern toplumun bu temel sorununun hangi tarihsel öznenin etkinli¤iyle çözüme kavuflturulabilece¤ine yönelik siyasal perspektifin gelifltirilmesini de hedefleyecekti.

II. Sivil Toplum-Siyasal Devlet Ayr›flmas› Marx’›n tamamlanmam›fl elyazmalar›ndan oluflan Hegel’in Hukuk Felsefesinin Elefltirisi (1843), Hegelci felsefenin genel bir elefltirisini oldu¤u kadar, tarihsel deneyimlerin ›fl›¤›nda devlet, hukuk ve tarih kuram›n›n özgül sorunlar›n›n da kapsaml› bir incelemesini içeriyordu. Marx, bu notlar›nda, Hegel’in felsefi çözümlemelerini –din çözümlemesinden hareket eden Ludwig Feuerbach’›n tersine– toplumsal bir bak›fl aç›s›ndan ele al›yordu. Devlet-toplum ikili¤ini do¤rudan toplumsal iliflkiler ba¤lam›nda incelemek Marx’›n benimsedi¤i yöntemin temel bir ilkesi olacakt›. Bu noktada, Marx’›n Hegelci hukuk felsefesinin elefltirisini onun devlet ve toplum konusundaki görüflleri üzerinden yapmas›n›n, bu ilkeyle uygunluk içerisinde oldu¤u vurgulanmal›d›r. Marx, Hegel’in toplumsal-siyasal bütünlü¤ün de¤iflik alanlar›na iliflkin kuramsal çözümlemesine temel oluflturan yöntemsel zeminin oldukça sorunlu oldu¤u kan›s›ndayd›. Marx’a göre, sivil toplum ile devlet aras›ndaki iliflkilerde hangisinin belirleyici oldu¤u sorunu, Hegel’in çözüm girifliminde, gerçekli¤in sundu¤u karmafl›k görünümün, tersine çevrilmifl bir biçimde ele al›nmas›yla ortaya konmaktayd›. Hegel’in modelindeki haliyle, evrensellik u¤ra¤› olarak betimlenen devlet, sivil toplum karfl›s›nda belirgin bir üstünlük ve (bu üstünlü¤ün göstergesi olmak üzere) belirleyicilik yetene¤i kazanmaktayd›. Oysa, nesnel gerçeklikten hareket edildi¤inde, iki alan aras›ndaki iliflkilerin gerçe¤e uygun betimlemesi-


Marx ve Sivil Toplum

ne, burada aç›klanan konumland›rma iflleminin tersine çevrilmesiyle ulafl›labilirdi: Belirleyici olan, devlet de¤il sivil toplumdu. Hegel, bireysel ç›karlar ve bencillik alan› olarak tan›mlad›¤› sivil toplumun afl›laca¤› u¤ra¤›n devlet oldu¤unu ileri sürmekteydi. Marx ise, araflt›rmalar›n› (özellikle ekonomi politik alan›nda) sürdürdükçe daha saydam bir biçimde ortaya koyaca¤› uslamlamas›na uygun olarak, sivil toplumun, ancak kendi içinden geliflecek olan dinamikler taraf›ndan afl›labilece¤i görüflündeydi. Burada, Marx’›n, sivil toplum ile siyasal toplum iliflkisine dair yaklafl›m›n› gelifltirdi¤i ve Hegel’in düflünsel etkisinden kurtulabilmesini sa¤layan kuramsal koflullar› olgunlaflt›rd›¤› entelektüel önhaz›rl›k sürecinde, Feuerbach’›n yap›tlar›n›n etkili oldu¤u belirtilmelidir. Feuerbach, yaln›zca dinin ve idealist felsefenin elefltirisi alan›ndaki bak›fl aç›s›yla de¤il, toplumsal sorunlar›n do¤as›na yönelik görüflleriyle de dönemin entelektüel atmosferini etkilemekteydi. Marx, Feuerbach’›n siyasal-toplumsal süreçlere yeterince önem vermemesini ve do¤aya afl›r› a¤›rl›k tan›mas›n› elefltiriyordu: Mevcut durumda yap›lmas› gereken, felsefe ile siyasetin yeni bir tarzda birlikteli¤inin kurulmas›yd› (1975h: 400). Marx’›n elefltirisi, bireyin ontolojik konumu tart›flmas›yla ilgili olarak, Feuerbach’›n insan›n do¤ayla iliflkisine önem verirken, toplumla iliflkisini göz ard› etti¤i sav›na dayan›yordu. Feuerbach’›n yaklafl›m›, insan›n tarihsel geliflim sürecindeki etkin rolünün kavranamamas›na yol aç›yordu (Cornu, 1997a: 213-14). Buna karfl›l›k, Marx’›n, ayn› zamanda siyasal sonuçlar› da olan entelektüel tercihi, insani etkinli¤in, salt izleyicilikle s›n›rland›r›ld›¤› ütopik ve/ya da metafizik bak›fl aç›lar›ndan kurtar›lmas›ndan yanayd›. Feuerbach, Felsefe Reformu Üzerine Haz›rl›k Tezleri’nde, düflünce ile varl›k aras›ndaki iliflkilerin gerçek do¤as›n›n; ancak, varl›¤›n özne, düflüncenin ise yüklem konuma getirildi¤i maddeci bir bak›fl aç›s›yla kavranabilece¤ini öngörmüfltü. Varl›¤› düflünceden türetmek yerine, düflünceyi varl›¤›n bir niteli¤i olarak belirleme yolunu seçen Feuerbach, spekülatif felsefenin tersine çevrilmesine dayal› elefltirel yöntemin gelifltirilmesine katk›da bulunmufltu. Afla¤›da göstermeye çal›flaca¤›m üzere, Marx, Hegelci aile-sivil toplum-devlet diyalekti¤inin elefltirisinde, bu tersine çevirme yönteminden yararlanacakt›r (ayr›ca bkz. Fedoseyev vd., 1995: 47).3 Hegel’e göre, aile ve sivil toplum aç›s›ndan bir “d›fl zorunluluk” olmas› dolay›s›yla, devletin, yasalar ve ç›kar iliflkileri üzerinde belirleyicili¤i olan bir güce dönüflmesi kaç›n›lmazd›. Devlet, özel haklar ve refah›n öne ç›kt›¤› bu alanlar›n “içkin ere¤i” ola-

41

3 Marx, Feuerbach’›n soyut antropolojik hümanizmini kabul etmiyor; insan› do¤al ve içgüdüsel varolufl koflullar› alt›nda tan›mlayan Feuerbach’tan farkl› olarak, tarihsel sürecin zorunluluklar›na göre biçimlenen toplumsal iliflkilerin dikkate al›nmas› gerekti¤ini düflünüyordu (Fedoseyev vd., 1995: 48).


42

Mehmet Yetifl

rak, kuramsal bak›mdan üstün bir konumda yer almaktayd› (Hegel, 1953: parag. 261; Marx, 1975d: 5-6; 1997a: 11-13). Devletin gücünün kayna¤›nda, ayr›ca bir meflruluk zemini de oluflturmak üzere, bireylerin devletle iliflkilerinde hem belirli haklar› hem de ödevleri oldu¤unu vurgulayan özel bir birliktelik biçimi bulunmaktayd›. Bu birliktelik biçiminde, somut özgürlü¤e yönelik tarihsel olana¤›, aile ve sivil toplumda a盤a ç›kan özel ç›karlar ile devletin temsil etti¤i evrensel ç›karlar aras›ndaki özdefllik sa¤layacakt›. Bu yaklafl›mdaki bafll›ca sorun, tikel ç›karlar›n evrensel ç›karlar karfl›s›nda ikincillefltirilmesi ve devlet u¤ra¤›n›n di¤er u¤raklar karfl›s›nda ayr›cal›kland›r›lmas›yd›. Aile ve sivil toplumun böylece devlete ba¤›ml› k›l›nmas›, “d›flsal zorunluluk” saptamas›yla yak›ndan iliflkiliydi. Bu ba¤lamda Marx, Hegel’in, devleti bir yanda aile ve sivil toplumun “içkin ere¤i”; di¤er yanda ise, bu iki alan karfl›s›nda “d›flsal zorunluluk” olarak sunmas›n› çeliflkili bulur (1975d: 5-6; 1997a: 12). Hegelci tasar›mda öngörüldü¤ü biçimiyle, aile ve sivil toplum, gerçek ‹dea ya da Tin’in kendi içinde ikiye bölünmesinden sonra ortaya ç›kan iki ayr› kavramsal aland›r. Gerçek ‹dea ya da Tin, aile ve sivil toplum biçiminde ayr›flt›ktan sonra da kendi devinimini sürdürerek, bunlar›n üzerinde yükselir ve “kendi-için sonsuz gerçek Tin” olarak oluflmaya bafllar (Hegel, 1953: parag. 262; Marx, 1975d: 7; 1997a: 14). Marx, Hegelci sistemde, aile ve sivil toplumun “devletin sonluluk alanlar›” olarak düflünüldü¤üne iflaret ederek, buradaki aç›klamadan önemli bir sonuç ç›kar›r: Devletin bölünme ifllemindeki özsel amac›, Tin’in kendine dönme sürecini gerçeklefltirmektir; devlet, bu durumda, aile ve sivil toplumun öngereklili¤i olarak tasar›mlanmaktad›r. Marx, ‹dea’n›n önce bölünerek, sonra da kendine dönerek gerçek Tin olmaya yönelmesi sürecine iliflkin bu betimlemenin, mant›ksal ve panteist gizemcili¤in bir d›flavurumu oldu¤unu düflünür. ‹dea’n›n ikiye bölünerek öznellefltirilmesi sonucunda, aile ve sivil toplumun devlet karfl›s›ndaki gerçek konumlar›, ‹dea’n›n “iç imgesel” görünümüne indirgenmektedir (Marx, 1975d: 7-8; 1997a: 15). Hegel’in yöntemsel bak›mdan temel yan›lg›s›, nesnel gerçeklikle kavramsal araçlar aras›ndaki iliflkileri spekülatif bir düzleme yerlefltirmekti. Hegel, gerçeklik alan›ndaki hukuksal, toplumsal ve siyasal kurumlar› nesnel ahlakl›l›¤›n, kendi içsel devinimi sonucunda ortaya ç›kan görünümleri durumuna getiriyordu. Aile, sivil toplum ve devlet, aflk›n bir kertede bulundu¤u varsay›lan nesnel ahlakl›l›¤›n hiyerarflik bir biçimde d›flsallaflt›¤› u¤raklara


Marx ve Sivil Toplum

dönüfltürülmekteydi. Kavramsal düzeyde, nesnel ahlakl›l›k önce daha alt konumlarda bulunan aile ve sivil toplum u¤raklar›na ulafl›yor, sonra da kendi bilincine dönmek üzere, genel ç›kar› temsil eden devlete do¤ru yöneliyordu. Gerçek iliflki, kendi gerçekli¤i yerine baflka bir gerçeklikle aç›kland›¤›nda, spekülatif bak›fl aç›s›n›n egemenlik alan›na giriliyordu art›k. Hegel’e göre, aile ve sivil toplum devletin biçimlenmesinde belirleyicili¤i olan etkin ö¤eler de¤ildir; bunlar›n sonuçta devleti oluflturmalar›n› gerektiren, kendi iç geliflimleri yerine ‹dea’n›n yaflam sürecidir. Dolay›s›yla, aile ve sivil toplumun varolufl biçimleri, “kendi tinlerinden baflka bir tin” taraf›ndan belirlenir (Marx, 1975d: 8-9; 1997a: 16-17). Her ne kadar aile ve sivil toplum, siyasal devletin üzerinde yükseldi¤i gerçek temeli olufltursa da, Hegelci spekülasyon belirleyeni belirlenen ö¤eye, koflulu koflullanana dönüfltürerek gerçek iliflkileri ters yüz eder (Marx, 1975d: 9; 1997a: 17). Marx, Hegelci idealist diyalekti¤in elefltirisinden hareketle; aile, sivil toplum ve devlet u¤raklar› aras›ndaki iliflkilere yönelik araflt›rma yönteminin köktenci bir biçimde de¤ifltirilmesi önerisinde bulunur. Spekülatif felsefede aile ve sivil toplumun ‹dea’n›n nesnel u¤raklar›na indirgenmesi, asl›nda gerçekli¤in tersine çevrilmesinden baflka birfley olmad›¤›na göre, bu durumda, gerçekli¤in do¤ru bilgisine ulaflmak için yap›lmas› gereken, yeni bir tersine çevirme ifllemiyle, “devletin öngereklilikleri” olan aile ve sivil toplumu etkin düzeyler olarak yeniden konumland›rmak olmal›d›r (Marx, 1975d: 8-9; 1997a: 16). Devlet u¤ra¤›n›n kuramsal çözümlemesi, somut tarihsel geliflimin içerdi¤i nesnel e¤ilim ve süreçlerin dikkate al›nmas›n› gerektirecekti. Marx’a göre, siyasal devletin soyutlanmas› (ayn› anlama gelmek üzere, aile ve sivil toplumdan ayr›flmas›) modern toplumsal oluflumlar›n bir niteli¤iydi. Bunun nedeni, “özel yaflam›n soyutlanmas›”n›n ancak modern dönemde gündeme gelmesiydi (1975d: 9: 32; 1997a: 49). Modern toplumdan farkl› olarak, Ortaça¤ toplumunda, insanlar›n özel yaflam› ile devlet yaflam› özdefl oldu¤u için ekonomik etkinlikler, toplumsal yaflam ve insani varolufl siyasal görünümler alt›nda a盤a ç›kmaktayd›. Özel alanlar›n tümü siyasal bir nitelik sergiledi¤i ölçüde, siyaset de özel bir nitelik kazanm›flt› (Marx, 1975d: 9: 32; 1997a: 49-50). Ortaça¤da, sivil toplum içinde yer alan zümreler ile siyasal zümreler özdeflti, “çünkü sivil toplum siyasal toplumdu –çünkü sivil toplumun organik ilkesi devletin ilkesiydi”. Baflka bir deyiflle, zümre-

43


44

Mehmet Yetifl

ler aras›ndaki özdefllik, asl›nda sivil toplum ile politik toplumun özdeflli¤inin bir yans›mas›yd›; bu özdeflli¤in ortadan kalkmas›yla birlikte, sivil toplum ile siyasal devlet aras›nda ortaya ç›kan ayr›l›k, modern toplumun gerçek bir niteli¤i olacakt›. Bu durumda, sivil ve politik zümrelerin ayr›l›¤›n› ayn› zamanda modern sivil toplum ve politik toplum yap›lanmas›n›n “gerçek iliflkisi” olarak da yorumlamak olanakl›yd› (Marx, 1975d: 72; 1997a: 107). Önceki tarihsel devlet örneklerine göndermede bulunan Marx, antik Yunanistan’da yurttafllar›n varolufl tarz›n›n gerçek içeri¤ini siyasal devletin oluflturdu¤unu belirtir (1975d: 9: 32; 1997a: 50). Marx’›n bu konudaki önemli bir saptamas› da, sivil toplumun burada politik toplumun kölesi oldu¤u yolundayd› (1975d: 73; 1997a: 108). Sivil toplumun politik toplum karfl›s›nda kendi içinde ve kendi-için ayr› bir ba¤›ms›zl›¤› ya da özerkli¤i yoktu; kölenin özgür yurttafl karfl›s›ndaki konumu neyse, sivil toplumun politik toplum karfl›s›ndaki konumu da oydu (ayr›ca bkz. Thomas, 2000: 123). Antik Yunan toplumsal formasyonunda kabul gördü¤ü haliyle, zoon politikon kavram›, yurttafl olarak bireyin varolufl tarz›n› bütünüyle siyasal-olan›n görünümleriyle belirlemekteydi. Buna karfl›l›k, modern toplumda somut bireyin varl›k tarz› do¤rudan siyasal u¤ra¤›n zorunluluklar› do¤rultusunda biçimlenmiyordu. Marx, modern bireyin öznel özgüllü¤ünün ortaya ç›kt›¤› toplumsal iliflkiler örüntüsünün as›l olarak siyasal süreçlerle s›n›rlanmad›¤›n› düflünüyordu: Bireysel varoluflun temel biçimi art›k siyasal de¤ildi. Modern devlet biçimlerinin olgunlaflmaya bafllamas›yla birlikte, siyasal alan, genifl kapsaml› devlet ayg›t›yla iliflkili etkinliklerin toplumsal uzam›na dönüflmüfltü (Chandhoke, 1995: 136). Modern dönemin bir düflünürü olan Hegel de, insan›, birincisinde sivil toplum üyesi, ikincisinde ise devlet yurttafl› (citoyen) oldu¤u iki ayr› düzleme yerlefltirir ve bu iki kategori aras›nda bir denge oluflturmaya yönelir. ‹nsan bir yanda burjuva olarak ailesi ve kendisi için çal›fl›r, sözleflme yapar, etkinliklerde bulunur; öbür yanda, yurttafl olarak evrensel ilkeler do¤rultusunda da hareket eder. Burjuva ve yurttafl, kiflinin ayr›lmaz iki ayr› niteli¤idir; ayn› anlama gelmek üzere, bu iki nitelik ayn› bireyde birleflir. Dolay›s›yla, Hegel bu nitelikler aras›ndaki iliflkiyi afl›lmas› gereken bir çat›flk› olarak de¤erlendirmez (Avineri, 1972: 104). Hegelci yaklafl›m› çözümlerken, Marx da, insan›n içinde bulundu¤u bu ikili varolufl tarz›na iflaret etmekteydi: ‹nsan sivil toplum üyesi iken somut bireysel varl›¤›n› sürdürüyor; devlet düzeyinde ise,


Marx ve Sivil Toplum

yurttafl kimli¤ini kazan›yordu: “Genel yasa tekil birey düzeyinde de kendini gösterir. Sivil toplum ile devlet birbirinden ayr›l›r. Böylece devletin yurttafl› da, sivil toplumun üyesi olan yurttafltan4 ayr›l›r” (1975d: 77; 1997a: 112). Bu durumda, somut bireyin, özsel bir ayr›lman›n ortaya ç›kt›¤› kendi varl›¤›n› iki ayr› örgütlenme biçimi alt›nda konumland›rmas› söz konusu olur: bürokratik ve toplumsal örgütlenme. Birincisi, bireyin ba¤›ms›z varoluflu üzerinde do¤rudan etkisi olmayan devletin d›flsal ve biçimsel bir niteli¤idir; buna karfl›l›k, sivil toplumun bir niteli¤i olarak geliflen ikinci örgütlenme biçimi, somut bireyin kendini devletin d›fl›ndaki özel bir kifli olarak buldu¤u toplumsal uzamd›r (Marx, 1975d: 77; 1997a: 112-13). Dolay›s›yla, insan›n yurttafl ve somut birey olarak ikiye bölünmesinin yaratt›¤› farkl› toplumsal konumlar aras›ndaki gerilim, modern dönemin temel bir görünümünü oluflturuyordu. Sivil toplum ile siyasal devlet aras›ndaki gerilimin nas›l çözülece¤i tart›flmas› ise, analitik düzeyden normatif-siyasal düzeye geçilmesini gerektirecekti.

III. Demokrasi ve Özgürleflme Hegel, söz konusu gerilimin çözümüne yönelik usyürütmesi s›ras›nda, sivil toplumdaki ayr›flma ve parçalanma e¤ilimlerini vurgulad›¤› elefltirel-analitik düzlemi, sivil toplum ile devlet aras›nda ortaya ç›kmas›n› bekledi¤i güçlü ba¤lant›y› savunmak üzere olumlay›c›-normatif düzleme geçti¤inde terk eder. Sivil toplum ile siyasal devlet aras›ndaki ayr›l›k, analitik düzlemde kal›nd›¤› sürece, idealist bak›fl aç›s›n›n s›n›rlar› içerisinde olmak kofluluyla, ‹dea’n›n içsel geliflmesinin bir aflamas› olarak saptan›yordu. Devlet u¤ra¤›nda somutluk kazanan “kendinde ve kendi-için evrensellik” ilkesi, sivil toplumun özç›kara dayal› gereksinmeler sisteminin karfl›t kutbunda yer almaktayd›: Özel alan olarak betimlenen sivil toplum, kendine özgü iliflkiler örüntüsüyle, siyasal devletin karfl›t›yd›. Hegel’in analitik düzlemdeki uslamlamas›, karfl›t uçlar aras›ndaki ayr›lma sürecini vurguluyor; buna karfl›l›k, normatif bak›fl aç›s› bu uçlar›n yeni bir tarzda birlefltirilmesini öneriyordu. Özellikle yasama etkinli¤i konusundaki tart›flmada a盤a ç›kan bu normatif tutum, sivil toplumdaki ayr›flma ve parçalanma dinamiklerinin devlet alan›na yans›t›lmamas›n› âdeta siyasal hedef durumuna getirmekteydi. Hegel, meclisler arac›l›¤›yla yasama alan›na kat›lmas›na izin verilen sivil toplumun, yasama gücünü etkilemeye bafllad›¤› anda, art›k kendi içindeki bölünmüfllü¤ünü terk etmesini istiyordu:

45

4 Burada, burjuva olarak somut birey kastediliyor.


46

Mehmet Yetifl

5 Marx, bununla birlikte, Hegel’in devletle iliflkili evrensellik tezini soyut olmakla elefltirir (1975d: 23-24; 1997a: 38).

Sivil toplumdaki yaflam süreci ile siyasal alandaki yaflam süreci aras›nda hiçbir ayr›l›k ortaya ç›kmamal›yd›. Marx’a göre, Hegel’in bu önerisi, sivil toplumun devletteki yans›mas›n› göz ard› ederek, kuramsal bak›mdan önemli bir yan›lg›ya yol aç›yordu (1975d: 74; 1997a: 109). Asl›nda, Hegel’in, sivil toplumun siyasal kertedeki yans›mas›n› ussal sonuçlar›na de¤in gelifltirmemesi, siyasal temsil konusundaki genel yaklafl›m›yla yak›ndan iliflkiliydi. Hegel, temsil sürecinde bireylerin de¤il topluluklar›n öne ç›kar›lmas› gerekti¤ini ileri sürüyordu. Topluluklar›n tüzel varl›klar›na göre biçimlenecek olan korporatist seçim yöntemi, asl›nda, siyasal kat›l›mdan çok temsil ilkesine dayanmaktayd›. Dolay›s›yla, Hegel’in ve Marx’›n siyasal tasar›mlar› aras›ndaki bir baflka temel farkl›l›k, birincisinin temsili savunmas›na karfl›l›k ikincisinin demokratik kat›l›m› öngörmesinde a盤a ç›kmaktayd›. Bu nedenle, Neocleous’un (1996: 25) do¤ru olarak vurgulad›¤› üzere, seçimler konusunda, Hegelci bak›fl aç›s› sivil toplum ile siyasal devlet aras›ndaki ayr›l›¤›n yeniden üretimini; Marx’›n yaklafl›m› ise, en genifl kat›lma süreçlerini ifllevsellefltirerek, bu ayr›l›¤›n özgün bir toplumsal dönüflüm modeli do¤rultusunda ortadan kald›r›lmas›n› gerektiriyordu. Marx’›n ilk yap›tlar›nda, devletin evrenselli¤i temsil etti¤i ya da etmesi gerekti¤i yolundaki Hegelci yaklafl›m›n bütünüyle ve kendi içinde yads›nd›¤› ileri sürülemez.5 Sivil toplumdaki tekil ç›karlar›n afl›lmas›n› sa¤lamak amac›yla, devletin evrensellik iflleviyle donat›lmas›nda do¤rudan karfl› ç›k›lacak bir yön yoktur (Chandhoke, 1995: 137). Ancak, kapitalist sömürü iliflkilerini yeniden üreten devletin, bu ifllevin gerçek öznesi olarak etkinlik gösterebilece¤i sav› ise tart›flmal›d›r. ‹nsan›n sivil toplumdaki “sorunlu” varl›¤› yüzünden, siyasal kertenin dolay›m› olmaks›z›n, genel özgürlük durumuna ulafl›lmas› olanakl› de¤ilse de; sivil toplumda s›n›fsal karfl›tl›klar ve bölünme e¤ilimleri var oldukça, devletin temsil etti¤i varsay›lan evrensellik u¤ra¤›na somut bir gerçeklik kazand›r›laca¤›n› ileri sürmek, mevcut mistifikasyon biçimlerine katk› sa¤lamaktan baflka birfleye yaramayacakt›r. Hegelci kuramsal modeldeki biçimiyle, devletin evrenselli¤i temsil etti¤ine iliflkin önermeler gerçe¤i yans›tmaktan uzakt›. Zira, devletin kendine art›k muhatap ald›¤› özne yurttafl de¤il, do¤al insan olarak burjuvad›r. Siyasal iktidar›n feodal toplumdaki statüsünün de¤ifltirilmesiyle birlikte ortaya ç›kan yeni koflullar alt›nda, devlet gücünün mülk sahibi s›n›flar›n denetiminden uzaklaflt›r›lmas› söz konusu olmam›fl; gerek sivil toplum, gerek politik


Marx ve Sivil Toplum

toplum düzeylerindeki toplumsal eflitsizlik ve sömürü süreçleri sona ermemiflti. Bu durumda, köktenci bir de¤ifliklikten geçirilmedi¤i sürece, Hegelci tasar›m›n öngördü¤ü siyasal devlet de bir çözüm kertesi olarak ortaya ç›kamazd›. Devlet, sivil toplumu belirleyen iç iliflkilerin bir türevi ve ayn› tarihsel sürecin ürünü oldu¤una göre, sonal çözümü de sa¤layamazd› (ayr›ca bkz. Chandhoke, 1995: 136-37). Bu bak›mdan, Hegel’in savundu¤u siyasal devlet, her ne kadar evrensellik konusundaki bafllang›ç iddias› nedeniyle a priori elefltirilemese de, var olan s›n›fsal ayr›mlar› ortadan kald›rmay› amaçlamad›¤› için, söz konusu iddiaya gerçeklik kazand›rabilecek durumda de¤ildi. Marx’›n Hegelci siyaset anlay›fl›na yönelik elefltirisi, özel mülkiyetin toplumsal yap›daki konumundan hareketle, ayn› zamanda burjuva-sivil toplumun genel bir elefltirisine dönüflmüfltür (Cornu, 1997a: 216). Marx’a göre, özel mülkiyet burjuva toplumunun belirleyici çekirde¤inde yer almakta ve insan›n kolektif yaflam›n›n geliflmesini kesintiye u¤ratmaktayd›. Özel mülkiyetin toplumsal iliflkiler sistemindeki önemli konumu, sivil toplum ile devlet aras›ndaki ayr›lman›n ortaya ç›kmas›nda kendini gösteriyordu. Özel mülkiyet, yol açt›¤› rekabetçi iliflkiler dolay›s›yla, gerçekten dayan›flmac› bir kolektif örgütlenme tarz› yerine, evrensellik sav› ancak söylem düzeyinde kalan siyasal devletin biçimlenmesine katk›da bulunmaktayd›. Hegelci yaklafl›m›n somut karfl›l›¤›n›, sivil toplum ile siyasal devlet aras›ndaki ayr›flman›n siyasal-hukuksal düzleme aktar›lmas›nda belirleyici olmas› nedeniyle, özel mülkiyete tan›nan önem oluflturuyordu. Özel mülkiyetin özgül konumu, Hegel’in evrensel ç›kar› temsil etmekle görevlendirdi¤i siyasal devletin asl›nda özel ç›kar karfl›s›nda gerilemesinden de anlafl›labilirdi (Marx, 1975d: 98; 1997a: 145). Dolay›s›yla, Marx’a göre, Hegel’in siyasal modelinin temelinde özel mülkiyet bulunmaktayd›: “Siyasal anayap›n›n en yüksek biçimini özel mülkiyetin anayap›s›, siyasal düflünüflün en yüksek derecesini özel mülkiyetin düflünüflü oluflturuyor” (1997a: 145; 1975d: 98). Öyle ki, siyasal devletle ilgili olarak ortaya at›lan ba¤›ms›zl›k ya da özerklik sav›, ancak özel mülkiyetle iliflkilendirildi¤inde anlam kazanmaktayd›. Marx, kal›tsal meflruta (primogeniture, büyük o¤ul hakk›) konusundaki çözümlemesini gelifltirirken, devlet görevlilerinin ba¤›ms›zl›klar›n›n kökeninde, do¤rudan devletin oluflturucu bilefleni olmamakla birlikte, soyut özel hukukun bir ö¤esi olan özel mülkiyetin bulundu¤unu ileri sürüyordu. Siyasal alandaki ba¤›ms›zl›k devletin özsel niteli¤i, devle-

47


48

Mehmet Yetifl

6 Hegel ise, modern dönemde, bu nitelikleri tafl›yan bir toplumsal formun reel karfl›l›¤› olmad›¤›n› düflünüyordu.

tin üyelerinin kendi etkinliklerinin sonucu ya da devlet ideas›n›n d›flavurumu de¤ildi. Siyasal ba¤›ms›zl›¤a varl›k kazand›ran belirleyici edimin kayna¤›, hiçbir biçimde devletin tözünde aranamazd›; siyasal ba¤›ms›zl›k, “özel mülkiyetin bir iline¤i” olarak kavranabilirdi (1975d: 107; 1997a: 156). Marx, bu nedenle, Hegel’in devleti “ahlak ideas›n›n gerçekli¤i” (1953: parag. 257) diye sundu¤u ünlü görüflüne ironik bir göndermede bulunur: Ahlak ideas›n›n gerçekli¤i, pekâlâ “özel mülkiyetin dini”ne dönüflebiliyordu (1975d: 102; 1997a: 151). Marx’›n bu usyürütmesine göre, özel mülkiyetin özsel anlam›n›n siyasal devlet alan›nda ortaya ç›kmas›nda görüldü¤ü gibi, s›n›fsal ayr›m da özsel anlam›n› yine siyasal devlet alan›nda buluyordu (1975d: 107; 1997a: 156). Bu saptama, devlete iliflkin s›n›fsal analizin ve s›n›f ayr›mlar›yla birlikte yabanc›laflma etkenlerini ortadan kald›rmay› öngören siyasal perspektifin geliflmesi bak›m›ndan son derece önemli olacakt›r. Marx, Hegelci felsefenin elefltirisini gerçeklefltirmeye yöneldi¤i ilk çal›flmalar›nda, bir yanda siyasal devlet ile toplum aras›ndaki iliflkilerde de a盤a ç›kan yabanc›laflma dinamiklerinin; öbür yanda, toplumun uzlaflmaz s›n›flar halinde bölünmesiyle sonuçlanan eflitsizlik iliflkilerinin, ancak, ilerici dönüflümlerle ulafl›lacak olan “gerçek demokrasi” taraf›ndan ortadan kald›r›labilece¤ini düflünüyordu (Cornu, 1997a: 216). Marx, demokrasi kavram›n›, Hegelci siyasal eflitsizlik söylemine karfl›t olarak, devlet ile halk aras›ndaki iliflkilerin özel bir tarzda yap›land›r›lmas›n› anlatmak amac›yla ifllevsellefltirir: Demokrasi, siyasal alan›n toplumsal alandan ayr›lmas›na dayal› egemenlik iliflkilerinin ortadan kalkt›¤›, dolay›s›yla devlet ile sivil toplum aras›ndaki yabanc›laflman›n afl›ld›¤› ve sivil toplumun belirleyici niteli¤ini özel ç›kar›n oluflturmad›¤› bir toplumsal örgütlenme biçimiydi (Draper, 1977: 86).6 Marx, bu ba¤lamda, Hegelci yaklafl›m› devlet-insan iliflkisini yanl›fl kurgulad›¤› için elefltiriyordu. Hegel, devleti ç›k›fl noktas› olarak belirlemifl, insan› da “devletin öznel nesnesi”ne dönüfltürmüfltü. Demokrasi ise, Hegelci siyasal yap›lanmada öngörülenin tam tersine, insan› kalk›fl noktas› olarak belirlemekte, devleti ise “insan›n nesnelleflmesi”ne dönüfltürmekteydi: “T›pk› dinin insan› de¤il ama insan›n dini yaratmas› gibi, siyasal anayap› da halk› yaratmaz ama tersine halk siyasal anayap›y› yarat›r” (1997a: 4647; 1975d: 29). Marx, dinle demokrasi aras›nda yapt›¤› karfl›laflt›rma çerçevesinde, “tanr›laflm›fl insan›” temsil etti¤i ve bütün dinlerin özünü oluflturdu¤u gerekçesiyle H›ristiyanl›¤› en gelifl-


Marx ve Sivil Toplum

kin dinsel yap›lanma olarak sunan ünlü teze göndermede bulunur.7 H›ristiyanl›¤›n bütün dinler karfl›s›ndaki konumu, demokrasinin bütün devlet biçimleri karfl›s›ndaki konumunu kavramak bak›m›ndan bir referans noktas› oluflturabilirdi. Nas›l H›ristiyanl›k “dinin özü” ve “özel bir din” olarak insan›n tanr›sal yönlerinin bir d›flavurumu ise, demokrasi de bir bak›ma “bütün devlet anayap›lar›n›n özü” ve “özel bir devlet anayap›s›” olarak “toplumsallaflm›fl insan”›n d›flavurumu idi. Böylece, insan›n siyasal alandaki varl›¤›n›n hukuksal karfl›l›¤› da art›k saptanabilirdi: ‹nsan hukuk için de¤il, hukuk insan için vard›r; dolay›s›yla, insan›n yasalar karfl›s›nda ikincilleflti¤i öbür devlet biçimlerinden farkl› olarak, demokraside yasa insan›n bir belirlenimidir. Marx, demokrasinin ay›rt edici özelli¤ini burada aramay› önermekteydi (1975d: 29-30; 1997a: 47). Marx’a göre, demokratik bir siyasal-toplumsal yap›lanmada halk›n gücü belirleyiciydi; bu nedenle, bütün di¤er devlet biçimleri salt biçim iken, demokrasi devletin “maddi içeri¤ini” de oluflturuyordu. Baflka bir deyiflle, demokrasi, hem içerik hem biçim olarak anlafl›lmal›yd›. Buna karfl›l›k, krall›k yaln›zca biçimdi; ama –her ne kadar salt biçim olsa da– içeri¤i bozarak olumsuz bir etkide de bulunmaktayd›. Demokrasinin temel görünümünü ise, insan›n varolufl biçimine iliflkin karar alma süreçlerinde, kendi kaderini tayin ilkesine gerçeklik kazand›r›lmas› olana¤› oluflturuyordu. ‹nsan, demokratik bir yap›lanma içerisinde, varl›k koflullar› üzerinde etkili olan siyasal-toplumsal kurumlar› denetim alt›na alarak kendi geliflme sürecini belirleyebilirdi. Bu olana¤›n somutluk kazanmas› durumunda, devlet ile halk aras›ndaki karfl›tl›k sona erebilirdi (ayr›ca bkz. Fedoseyev vd., 1995: 48-49). Marx, Hegel’in monarflist yaklafl›m›na karfl› ç›karken, siyasal iktidar›n tek bir kiflide toplanmas›na yönelik itiraz›n› önemli bir etik-politik ilkeye dönüfltürür. Marx’›n karfl› ç›k›fl›, Hegel’in savundu¤u türden “anayasal” bir formda bile olsa, bütün özgül görünümleriyle birlikte monarflizmin kendisineydi (Draper, 1977: 87). Siyasal iktidar›n merkezinde hangi gücün bulunaca¤› sorunu, kuramsal düzeydeki en yal›n haliyle, egemenlik tart›flmas›nda a盤a ç›kmaktayd›. Monarflizm, Hegelci siyasal modelde öngörülen kurumsal yap›s› ne kadar karmafl›k olursa olsun, sonuçta egemenli¤in tek bir kiflide toplanmas›ndan baflka bir anlama gelmiyordu. Hegel, bu nedenle, kendi monarflik bak›fl aç›s›n› gelifltirirken, devletin egemenli¤ini “halk egemenli¤i” kavram›n›n elefltirisi üzerinden meflrulaflt›rmaya çal›flm›flt›.

49

7 Dönemin genç Hegelci söyleminde etkili olmufltu bu tez.


50

Mehmet Yetifl

8 Marx, bu nedenle, biçimsel demokrasi formlar› karfl›s›nda “gerçek demokrasi”ye özellikle göndermede bulunur. 9 Marx, böylece, krall›k ile demokrasiyi halk›n konumu bak›m›ndan da karfl›laflt›r›r: Krall›kta, halk siyasal anayap› karfl›s›nda ba¤›ml› bir konumda bulunurken, demokraside ise anayap› halk›n belirledi¤i u¤rakt›r: “Krall›kta siyasal anayap›n›n halk› ile, demokraside halk›n siyasal anayap›s› ile karfl›lafl›r›z” (1997a: 46; 1975d: 29).

“Halk egemenli¤i” kavram›na iliflkin tart›flma, Marx’›n Hegelci siyasal yaklafl›mdan analitik gerekçelerle oldu¤u kadar normatif de¤erler bak›m›ndan da ayr›ld›¤›n› gösteren önemli bir bafll›kt›r. Marx’a göre, Hegel’in, halk egemenli¤ine almafl›k olarak savundu¤u “hükümdar›n egemenli¤i” kavram›, ancak hükümdar›n halk›n birli¤ini temsil etmesi durumunda geçerli olabilirdi. Hükümdar, böyle bir rolün gereklerini yerine getirse bile, yaln›zca halk egemenli¤inin bir simgesi ya da temsilcisi olarak ortaya ç›kabilirdi. Halk egemenli¤i kavram›na somutluk kazand›ran, hiçbir biçimde, hükümdar›n kiflili¤i de¤ildi; tersine, hükümdar›n varl›¤› halk›n egemenli¤ine do¤rudan ba¤l›yd›. Marx, bir soyutlama olarak gördü¤ü devlet karfl›s›nda, yaln›zca halk›n somut oldu¤unu düflünüyordu (1975d: 28; 1997a: 44; ayr›ca bkz. Draper, 1977: 87). Hegel, monark›n egemenli¤i karfl›s›nda halk egemenli¤i kavram›na a¤›rl›k tan›yan kuramsal e¤ilimleri, kökeni “halk konusundaki vahfli düflünce”de bulunan bir kavramsal kar›fl›kl›k ürünü olarak küçümsemekteydi (1953: parag. 279). Marx ise, as›l kavramsal kar›fl›kl›¤›n Hegelci yaklafl›mda bulundu¤unu ileri sürerek, söz konusu egemenlik biçimlerinin (yani, hükümdar›n egemenli¤i ve halk›n egemenli¤i) gerçek bir karfl›tl›k oluflturdu¤unu savunuyordu. Temel sorun, bunlardan hangisinin tercih edilece¤inde dü¤ümlenmekteydi (1975d: 28; 1997a: 45). Halk egemenli¤i kavram›, cumhuriyetçi bir siyasal formu ve özellikle demokrasiyi ima etti¤i için Hegelci bak›fl aç›s›n›n kabul edebilece¤i bir esneklik sergilemiyordu. Dolay›s›yla, Marx’›n “hükümdar›n egemenli¤i” kavram›n› halk egemenli¤i kavram›na baflvurarak elefltirmesi, sonuçta, demokrasiye iliflkin bir tart›flmaya dönüflmekteydi. Marx’›n anlamland›rd›¤› biçimiyle, demokrasi, halk egemenli¤inin siyasal yönünü oldu¤u kadar toplumsal yönünü de kuflatan bir kavramd›.8 Egemenlik kavram›n›n böyle yorumlanmas›n›n kökeninde, bütün devletlerin, her koflul alt›nda halka göre biçimlendikleri düflüncesi yat›yordu. Bu ba¤lamda, Marx, demokrasiyi çarp›c› bir biçimde “bütün siyasal anayap›lar›n çözülmüfl bilmecesi” olarak nitelemekteydi. Demokratik bir rejimde, siyasal anayap›n›n temelinde gerçek insan bulunuyor; siyasal anayap›, halk›n kendine özgü bir yap›t› ve “halk›n varoluflunun bir u¤ra¤›” olarak ortaya ç›k›yordu. Marx’›n ulaflt›¤› sonuç, devletin, kendi-için siyasal anayap›ya indirgenemeyece¤i biçimindeydi (1975d: 29; 1997a: 46).9 Marx ve Hegel’in siyasal tasar›mlar› aras›ndaki temel ayr›m


Marx ve Sivil Toplum

noktalar›ndan birini oluflturan demokrasi tart›flmas›, sivil toplum ile siyasal devlet iliflkisi ba¤lam›na yerlefltirilen temsil sorununda da a盤a ç›kar. Hegel, bütünselli¤i içerisinde anlamland›rd›¤› yasama gücünü; sivil toplumun, temsilcileri arac›l›¤›yla kat›l›m›na aç›k bir duruma getirmiflti. S›n›f/zümre meclislerinde kurumsal görünümüne ulaflan temsil u¤ra¤›, krall›k gücü ve hükümet gücü ile birlikte yasama gücünü oluflturmaktayd›. Krall›k gücü, devlet iflleri alan›ndaki son karar aflamas›n› temsil etmesi nedeniyle, Hegelci siyasal sistemin ayr›cal›kl› u¤ra¤›yd›. Hükümet gücü, toplumsal bütünlü¤ün de¤iflik bileflenlerinin ve devlet gereksinmelerinin bilgisine, pratik gerçeklikleri içerisinde sahip oldu¤u için dan›flmac›-tart›flmac› bir konumda bulunmaktayd› (Hegel, 1953: parag. 300). Bütünsel siyasal devletin yasama gücündeki temsil u¤ra¤›, özellikle Temsilciler Meclisi söz konusu oldu¤unda, öbür bileflenlere k›yasla ikincillefltiriliyordu. Hegel’in demokrasi konusundaki kuflkucu yaklafl›m›, en belirgin haliyle, sivil toplumun temsilcileri arac›l›¤›yla siyasal kerteye nas›l eklemlenece¤ine iliflkin önerisinde a盤a ç›kar. Dolay›m organ› olarak ifllevsellefltirilen meclisler, hükümet gücü ile tekil bireyler ve özel alanlar biçiminde ortaya ç›kan halk aras›nda yer almaktayd›. Hegel, sivil toplumun yasama etkinli¤ine kat›lmas›n›n, kendi temsilcilerini birer oy hakk›na sahip tekil bireylerin do¤rudan seçmesi yoluyla sa¤lanmas›n› “soyut ve atomcu bir görüfl”ün yans›mas› olarak reddediyordu. Halk kavram›, bireylerin oluflturdu¤u bir y›¤›n› ça¤r›flt›rmaktayd›; bu y›¤›n, bir bütün oluflturmas› durumunda bile, kolayl›kla “ilkel, usd›fl›, vahfli ve ürkütücü” bir flekilsiz güruha dönüflebilirdi. Devlet ise, kendi bileflenlerinin asla “organik olmayan bir y›¤›n” halinde ortaya ç›kmamas› gereken özel bir örgütlenme biçimiydi (Hegel, 1953: parag. 303R). Soyut bir kategori olarak halk, insanlar›n, ne istedi¤ini bilmeyen kesiminden oluflmaktayd›. Bu nedenle, toplumun genelini ilgilendiren siyasal karar alma süreçlerine herkesin kat›lmas›n› öngörmek, “demokratik ö¤eyi herhangi bir ussal biçim olmaks›z›n devlet organizmas›na koymay› önermekle” eflde¤erdi (Hegel, 1953: parag. 308). Dolay›s›yla, Hegel’e göre, tekil bireylerin usd›fl› hareketlerle siyasal geliflimini yönlendirebilece¤i halk y›¤›n›n›n yasama etkinli¤ine dolays›z kat›l›m› savunulamazd›. Temsil ilkesine alan aç›lmas› durumunda, ancak korporatif yöntemlere baflvurulabilirdi. Nitekim, sivil toplumun bileflenleri “zaten topluluk halinde” yaflamaktayd›lar; tam da “en yüksek somut evrensellik alan›” olan siyaset düzeyiyle iliflki kurmaya bafllad›k-

51


52

Mehmet Yetifl

10 Bu noktada ayr›ca bkz. Cohen ve Arato (1992: 10910).

lar› s›rada, bu topluluklar› yeniden ba¤›ms›z bireyler halinde da¤›tmak do¤ru olmazd› (Hegel, 1953: parag. 303R).10 Siyasal alan›n yap›land›r›lmas›yla ilgili olarak, dolay›m organlar›n› oluflturmak amac›yla etkinlik göstermesi istenen kurumlar, yani korporasyonlar ve meclisler, bireyler y›¤›n›n›n “örgütlü devlet karfl›s›nda güçlü bir blok”a dönüflmesini engelleyecekti (Hegel, 1953: parag. 302). Ne var ki, halk ile devlet aras›ndaki dolay›m mekanizmas›n›n bu biçimde oluflturulmas›, korporasyonlarda örgütlenemeyen kesimlerin siyasal kat›l›m sürecine eklemlenmelerini hiç de kolaylaflt›rm›yordu. Özellikle, korporasyon üyeli¤i için gerekli görülen kimi niteliklere (gelir, mülkiyet, beceri vb.) sahip olmayan emekçi s›n›flar ve yoksullar, daha bafltan, siyasal alan d›fl›nda tutulmufllard›. Bu nokta, Hegel’in evrensellik ilkesini gerçeklefltirmeye yönelik genel projesinin asla çözemedi¤i temel bir sorun olarak kalm›flt›r. Sonuçta, nüfusun mülk sahibi s›n›flar aras›nda yer almayan genifl kesimleri, etik yaflam›n sa¤layaca¤› insani varolufl biçimlerinden yoksun b›rak›lm›fllard› (Chandhoke, 1995: 131). Sivil toplumda yer al›p da sivil toplum s›n›flar› aras›nda say›lmayan proleterler, ancak Marx’›n siyasal sistemi içerisinde anlaml› ve önemli bir konuma kavuflabileceklerdi. Hegel’in siyasal kat›l›m süreçleri konusundaki programatik önerisi, son derece elitist ve k›s›tlay›c› bir bak›fl aç›s›n›n ürünüydü. Marx, bu bak›fl aç›s›n› devrimci demokratik bir siyasal tasar›m›n temel önermeleri do¤rultusunda elefltirirken, sivil toplumun siyasal alana yans›mas›yla iliflkili olarak, seçim ilkesinin tafl›d›¤› önemi vurgulamaya çal›fl›yordu. Hegel’in oldukça olumsuz bir biçimde de¤erlendirdi¤i genel oy hakk›, özel alan ile siyasal alan aras›ndaki iliflkilerin yeniden düzenlenmesine yönelik radikal bir etkinli¤in bafllang›c›n› oluflturabilecekti. Marx, sivil toplumun siyasal devlet kertesindeki temsilini sa¤lamak üzere, Hegelci modelin s›n›rl› bir çerçevede öngördü¤ü seçim ilkesini, daha genel bir kuramsal çözümleme iflleminden geçirmeyi tercih ediyordu. Buna göre, seçimler, salt temsili bir iliflkinin dolay›m mekanizmas›n› oluflturman›n ötesinde, sivil toplumun devlet ile kurdu¤u “gerçekten varolan bir iliflkisi” olmal›yd›. Bu nedenle, Hegel’in bütün s›n›rland›r›c› önlemlerine karfl›n, asl›nda seçimler sivil toplumun siyasal alanla organik iliflki kurabilmesi bak›m›ndan vazgeçilemez nitelikte bir araçt›. Bu nedenle, Marx, seçimleri gerçek sivil toplumun “bafll›ca siyasal ç›kar›” olarak ele almak gerekti¤ini ileri sürüyordu (1975d: 121; 1997a: 177). Marx’›n deyimiyle, s›n›rland›r›lmam›fl aktif ve pasif oy hakk›


Marx ve Sivil Toplum

(yani, seçme ve seçilmeyi içeren genel oy hakk›) gerçek anlam›na uygun bir biçimde uygulamaya sokuldu¤unda, sivil toplum-siyasal devlet ikili¤i köklü bir de¤iflikli¤e u¤rayacakt›. Seçimin biçimsel olmaktan ç›k›p gerçek bir kat›l›m ö¤esi durumuna gelmesiyle birlikte, sivil toplum kendi soyutlamas›n› gerçeklefltirerek, kendi “gerçek, evrensel, özsel varoluflunu” oluflturan siyasal varolufl aflamas›na ulaflacakt›. Marx’›n son derece ilginç kuramsal sonuçlar do¤uran bu uslamlamas›, sivil toplumun diyalektik bir biçimde nas›l siyasal varolufl kazanaca¤›na iflaret etmekteydi. Sivil toplumun diyalekti¤i, ancak siyasal devletin diyalekti¤i ile anlamland›r›labilir. Sivil toplumun içinden geçti¤i soyutlanma sürecinin tamamlanmas›, asl›nda onun afl›lmas›n› (Aufhebung) oluflturuyordu. Siyasal varolufl bir kez sivil toplumun “otantik” varolufluna dönüfltü mü, bu durumda sivil toplumun “sivil varoluflu” onun özsel-olmayan bir niteli¤i olarak ortaya ç›k›yordu. Marx, bu noktada, dönüflüm sürecindeki diyalektik hareketin mant›¤›na göre, kavramlar aras›ndaki ikili¤i oluflturan karfl›t ö¤elerden birinin ortadan kalkmas›n›n zorunlu sonucunun, di¤erinin de ortadan kalkmas› olaca¤›n› ileri sürmekteydi. “Soyut siyasal devlet” u¤ra¤›nda gerçeklefltirilecek gerçek bir “seçim reformu”, soyut siyasal devletin “çözülüflü”ne (Auflösung, dissolution) yönelik siyasal isteklere yol açacakt›. Siyasal devletin ortadan kalkmas›n›n diyalektik sonucu ise, “sivil toplumun çözülüflü” olacakt› (1975d: 121). Devlet ile sivil toplumun diyalektik bir tarzda kaynaflarak “sönümlenmesi”, hiç de siyasal özgürlük durumuna indirgenemeyecek olan genel insani özgürleflme sürecinin son derece kritik bir aflamas›n› oluflturacakt›. Marx, Bruno Bauer’in Yahudilerin kurtuluflu konusundaki görüfllerine karfl› kaleme ald›¤› Yahudi Sorunu Üzerine (1843) bafll›kl› yaz›s›nda, devlet-sivil toplum iliflkilerini genel olarak siyasal özgürlük sorunu ba¤lam›nda ele al›yordu. Bu çal›flmas›nda ortaya koymak istedi¤i temel düflünce, siyasal özgürleflmenin, kendi içinde ileriye do¤ru önemli bir geliflme olmas›na karfl›n, genel insani özgürleflme aç›s›ndan düflünüldü¤ünde sonal bir aflama olmad›¤›yd›. Siyasal özgürleflme, ancak mevcut koflullar çerçevesinde insani özgürleflmenin sonal biçimi olarak kabul edilebilirdi; ne var ki, bu iki özgürlük biçimi özdefllefltirilemezdi (Marx, 1975a: 155, 160; 1997c: 20, 28). Siyasal özgürleflme kavram›, kimi topluluklar›n belirli haklara ulaflmas› amac›yla devlet dolay›m›n›n öne ç›kt›¤› k›smî de¤iflim sürecindeki aç›l›mlar› anlatmaktayd›. Yahudilerin durumunda oldu¤u gibi siyasal özgür-

53


54

Mehmet Yetifl

11 Nitekim, Engels de rekabeti ve ço¤u zaman sert biçimlere bürünen “herkesin herkesle savafl›m›”n› modern sivil toplumun belirleyici nitelikleri olarak sunar (1975: 375). 12 Eflitlik, güvenlik, özgürlük ve mülkiyet haklar›.

leflme hedefini ileri süren bir hareketin, devlet alan›ndaki geliflmeler sonucunda, yaln›zca bu k›smî hedef bak›m›ndan, baflar›l› olmas› mümkündü. Ne var ki, insani özgürleflme bu siyasal hedefin sa¤layamayaca¤› ölçüde kapsaml› bir dönüflüm tasar›m›n› oluflturmaktayd›. Salt devlet alan›ndaki olumlu geliflmelerle hayata geçirilemeyecek olan genel insani özgürleflme, öncelikli olarak sivil toplum ile siyasal devlet aras›ndaki ayr›l›¤›n köktenci bir biçimde afl›lmas›na dayan›yordu. Tekil insan›n toplumsal iliflkiler örüntüsündeki konumu düflünüldü¤ünde, somut bireyin sivil toplumdaki özel varoluflu ile devlet alan›ndaki yurttaflsal varoluflu aras›ndaki ayr›m›n ortadan kalkmas› aflma ediminin bir göstergesi olarak görülebilirdi. Marx, tart›flmas›na ald›¤› iki ayr› özgürleflme biçimi aras›ndaki farkl›l›¤› toplumsal-olan ile siyasalolan aras›ndaki ayr›ma dönüfltürme e¤ilimi sergiler. Gerçek insan “kendi güçlerini” toplumsal güçler olarak yeniden oluflturdu¤unda; “toplumsal güçler” de art›k “siyasal güçler” halinde insan›n kendisinden ayr›lmad›¤›nda, insani özgürleflme süreci tamamlanm›fl olacakt› (Marx, 1975a: 168; 1997c: 41-42). Marx, siyasal özgürlük bafll›¤› alt›nda toplanabilecek olan mülkiyet, eflitlik, güvenlik gibi “insan haklar›”n›n kaynakland›¤› alan›n sivil toplum oldu¤unu belirtiyordu. Yahudi Sorunu Üzerine’de, 1793 ‹nsan ve Yurttafl Haklar› Bildirgesi’ni incelerken, an›lan üç insan hakk›n›n hiçbir biçimde sivil toplumun bencilli¤ini aflamayaca¤›n› ileri sürüyordu. Sivil toplum, somut bireylerin kendi nesnel ç›karlar›n› korumak amac›yla hareket ettikleri, herkesin herkesle savaflt›¤› (bellum omnium contra omnes) bir egoizm alan›yd› (Marx, 1975a: 155; 1997c: 20). Bu alan›n –deyim yerindeyse– “yap›sal” belirlenim biçimini do¤al gereksinmeler, özel ç›karlar ve karfl›l›kl› savafl›m oluflturmaktayd›.11 Bildirgede savunulan égalite, sûreté, liberté ve propriété haklar›12, son kertede sivil toplumdaki egoist, yal›t›lm›fl bireyin toplum karfl›s›nda ayr›cal›kl› bir biçimde korunmas›n› amaçl›yordu. Özgürlük hakk›, bildirgede aç›kland›¤› haliyle, “insan›n insana ba¤l›l›¤›na de¤il, tersine insan›n insandan ayr›l›fl›na” dayanmaktayd›. Marx’a göre, bu hakk›n somut gerçeklik alan›ndaki karfl›l›¤› özel mülkiyet hakk›ndan baflka birfley de¤ildi. Bu sonuncusu da, insan›n toplumdan ba¤›ms›z olarak, baflka insanlarla ba¤lant› kurmaks›z›n ve yaln›zca kendi istekleri do¤rultusunda, servetini kullanmas›n› öngören özel ç›kar hakk›yd›. Güvenlik ise, toplumun, kendisini oluflturan bireylere sa¤lad›¤› koruma olarak, “sivil toplumun en yüce toplumsal kavram›”yd›. Bu kavram, sivil toplu-


Marx ve Sivil Toplum

ma özgü egoizmin afl›lmas›n› kolaylaflt›rmayaca¤› gibi, asl›nda onun güvencesiydi de (Marx, 1975a: 162-64; 1997c: 33-35). ‹nsan haklar› söylemi, insan›n türsel varl›k olarak toplumsal bir konum kazanmas›n› kuramsal düzeyde engelliyor; türsel varolufl tarz›nda kendini gösteren toplumsal yaflam›, somut bireyin özsel ba¤›ms›zl›¤›n›n karfl›s›nda kapsaml› s›n›rlamalar getiren bir engelleme örüntüsü olarak sunuyordu. Bireyin mutlak bir biçimde toplumsal varl›¤›n karfl›s›na ç›kar›lmas›, insanlar aras›ndaki ba¤› sa¤layan gereksinmeler sisteminin, do¤al zorunluluklar›n, özel ç›karlar›n, mülkiyetin ve egoist kifliliklerin korunmas›yla sonuçlanacakt›. Siyasal özgürleflme program›n›n savunucular›, siyasal toplulu¤un temel varolufl nedenini, bu biçimde ve yurttafl haklar›ndan ayr›flt›r›larak anlamland›r›lan insan haklar›n›n korunmas› iflleviyle s›n›rland›rmaktayd›. Siyasal toplum, böylelikle, as›l ifllevi egoist insan›n haklar›n› güvence alt›na almak olan basit bir araca dönüfltürülüyordu. Bu durumda, insan›n siyasal düzeydeki varoluflunu simgeleyen yurttafl, varl›¤›n› ancak egoist insan›n ufla¤› olarak sürdürebilecekti. Marx, siyasal toplumu ve yurttafl› sivil toplumun bencil insan›n›n gereksinmeleri karfl›s›nda araçsallaflt›ran bak›fl aç›s›n›, normatif düzeyde, burjuva ethos’unun önemli bir görünümü olarak de¤erlendiriyordu. Burjuva de¤erler sisteminde, insan›n türsel ya da komünal varl›k olarak etkinlik gösterdi¤i toplumsal-siyasal düzey, özç›kara dayal› k›smî varolufl tarz›n›n belirleyici oldu¤u sivil toplum düzeyinin alt›nda konumland›r›l›yordu (Marx, 1975a: 164; 1997c: 35-36). Bununla birlikte, Marx’›n siyaset felsefesinin, ne salt burjuva ethos’unun yads›nmas›na ne de siyasal kertenin ya da devletin olumlanmas›na indirgenemeyece¤i burada vurgulanmal›d›r. Marx, bu nedenle, devrimci bir yenilenme döneminde, siyasal prati¤in ileriye do¤ru gerçeklefltirmeye bafllad›¤› at›l›mlar›n, bildirge metnindeki kuramsal model taraf›ndan engellenmesini flafl›rt›c› buluyordu: Kendini kurtarmaya henüz bafllam›fl bir halk›n, çeflitli halk katmanlar› aras›ndaki tüm setleri y›kmaya ve politik bir topluluk kurmaya henüz bafllam›fl bir halk›n, benzerlerinden ve topluluktan uzaklaflm›fl egoist insan›n haklar›n› ciddiyetle ilan etmesi ... ve bu ilan›, ... sivil toplumun tüm ç›karlar›n›n feda ediliflinin gündeme sokuldu¤u bir anda, ve egoizmin bir suç olarak cezaland›r›lmas› gerekti¤i bir anda, yinelemesi ak›l almaz bir fleydir (1997c: 35-36; 1975a: 164).

1793 Bildirgesi’nin devrimcileri, kendi pratikleriyle çeliflkiye düflmek pahas›na, siyasal etkinli¤i sivil toplumun amaçlar›n› gerçeklefltirmekle yükümlü k›l›nan basit bir araç düzeyine indirge-

55


56

Mehmet Yetifl

13 Bu konuda ayr›ca bkz. Draper (1977: 86-87).

mifllerdi. Marx’a göre, burjuva devrimleri feodal toplumun kendi halk›na yabanc›laflm›fl devletini ve yönetim erkini ortadan kald›rarak bütünüyle farkl› bir toplumsal-siyasal yap›lanman›n önünü açmaktayd›lar. Siyasal devrim, onun haklar›n› güvence alt›na ald›¤› için asl›nda sivil toplumun devrimiydi. Feodalizmde, sivil toplum “do¤rudan siyasal” bir nitelik tafl›yordu; çünkü bu alanda yer alan mülkiyet, aile ve çal›flma tarz› gibi ö¤eler siyasal alana senyörlük, korporasyonlar ve zümreler olarak yans›t›lmaktayd›. Baflka bir deyiflle, bireyin devletle iliflkisi, yani siyasal varoluflu bir d›fllanma ve ayr› tutulma biçiminde ortaya ç›k›yordu. Bu koflullar alt›nda, devlet erki, halktan bütünüyle yal›t›lm›fl bir durumda bulunan egemenin ve hizmetkârlar›n›n özel ifli olarak görünüyordu (Marx, 1975a: 165-66; 1997c: 37-38). Feodal toplumun ay›r›c› niteli¤i, ekonomik egemenlik ile siyasal egemenlik aras›nda herhangi bir ayr›lman›n söz konusu olmamas›yd›. Ancak burjuva egemenlik iliflkilerinin yayg›nl›k kazanmaya bafllamas›yla birlikte, siyasal iktidar›n ekonomik egemenlik biçimlerinden ayr›lmas› gündeme gelecekti. Dolay›s›yla, siyasal iktidar kertesinin özel alandan tümüyle soyutlanmas›na feodal toplumda tan›k olunmam›flt›. Bununla birlikte, Marx, bu soyutlanma biçiminin olmay›fl›n› olumlanmas› gereken bir durum olarak de¤erlendirmedi¤i gibi, özgürlüksüzlü¤ün göstergesini de burada bulur. Feodal toplumda özel mülkiyet di¤er toplumsal iliflkiler üzerinde belirleyici oldu¤u için, siyasal anayap› asl›nda özel mülkiyetin anayap›s›na indirgenebilirdi. Ortaça¤da halk›n yaflam›n› devlet yaflam›ndan kategorik olarak ayr›flt›rmak olanakl› de¤ildi ve devletin temelinde “özgür olmayan insan” bulunmaktayd›. Dolay›s›yla, yabanc›laflman›n son aflamas›na ulaflt›¤› bu toplumsal yap›lanma “özgürlüksüzlü¤ün demokrasisi” olarak nitelenebilirdi (1975d: 32; 1997a: 50).13 Siyasal devrim, feodalizme özgü ayr›cal›klar› ve toplumsal örgütlenme biçimlerini ortadan kald›rarak, ayn› zamanda sivil toplumun siyasal niteli¤ine de son vermifl oluyordu (Marx, 1975a: 166; 1997c: 38). Sonuçta, sivil toplum özel ç›karlar dünyas› olarak siyasal devletten ayr›flt›r›l›yordu. Marx, bu noktada, siyasal devrimin sivil toplumu bir yanda bireyler, öbür yanda maddi ve tinsel ö¤eler olmak üzere kendi bileflenlerine ay›rd›¤›n›; feodalizm koflullar›nda da¤›lm›fl durumda bulunan “politik tini” ise, sivil alan›n bütün ö¤elerinden ba¤›ms›zlaflt›rarak, kamusal alanda halk›n genel sorunu olarak yeniden kurdu¤unu ileri sürüyordu. Böylece, ona göre, siyasal etkinli¤in kamusal bir görünüm ka-


Marx ve Sivil Toplum

zanmas›yla birlikte, siyasal özgürleflme ayn› zamanda sivil toplumun siyasetten özgürleflmesi anlam›na geliyordu. Feodal toplum, temel bilefleni olan insana do¤ru çözülmeye u¤rad›¤›nda, ortaya ç›kan gerçek insan (yani, egoist insan), sivil toplumun üyesi olarak, politik devletin önkoflulunu ve temelini oluflturuyordu art›k. Bundan dolay›, politik devletin kurulufluyla sivil toplumun ba¤›ms›z ve do¤al insanlara çözülüflü ayn› tarihsel edimin farkl› görünümleriydi (Marx, 1975a: 166-67; 1997c: 39-40). Marx, ayn› tarihselli¤in ürünü olarak geliflen modern devlet ve sivil toplum ikili¤ini, insani varoluflun iki ayr› biçimine de yans›tarak sürdürür: insan›n türsel yaflam› ve dolay›ms›z maddi/özel yaflam›. Bu dikotomik yaklafl›mda, kutuplardan birincisine politik devlet, ikincisine ise sivil toplum karfl›l›k geliyordu: “Tam bir politik devlet, özü gere¤i, insan›n maddi yaflam›na karfl›t olarak insan›n türsel yaflam›d›r. Bu egoist yaflam›n tüm önkoflullar›, devlet alan›n›n d›fl›nda sivil toplum içinde varl›¤›n› sürdürür, ama sivil toplumun özellikleri olarak” (Marx, 1975a: 153-54; 1997c: 18). Politik devlet ve sivil toplum alanlar›ndaki ikili varolufl biçimi aç›s›ndan, birey birinci alanda “komünal varl›k”, insanlarla iliflkisini karfl›l›kl› araçsall›k halinde kurgulad›¤› ikincisinde ise “özel insan” olarak varolmaktayd›.14 Marx, sivil toplumdaki insanlar›n birbirlerini birer araç konumuna indirgedikleri biçimindeki yarg›s›n› 1844 Elyazmalar›’nda da yineler: “Toplum, siyasal iktisatç›lara göründü¤ü biçimiyle, her bireyin bir gereksinmeler bütünü oldu¤u ve, her biri di¤eri için bir araç oldu¤u ölçüde, baflkas›n›n da kendisi için varoldu¤u gibi, yaln›zca bir baflkas› için varoldu¤u sivil toplumdur. Siyasal iktisatç›, herfleyi insana, yani bireye indirger” (1975b: 317). Marx, ekonomi politi¤i, toplumu bencil ç›karlar alan› olarak sivil toplumla s›n›rland›rd›¤› ve bu ikincisinin d›fl›nda kalan toplumsal uzam› göz ard› ederek, burjuva toplumuyla sivil toplum aras›nda –tek olanakl› varolufl biçimi imiflcesine– bir özdefllik iliflkisi kurdu¤u için elefltiriyordu. Toplum, “komünal” varolufl biçimleriyle ilgili olanaklar da düflünüldü¤ünde, atomize olmufl egoist bireyler aras›ndaki, ç›kara dayal› araçsalc› iliflkiler taraf›ndan belirlenen bir kategoriye indirgenemezdi. Ayr›ca, Marx’›n buradaki formülasyonuna göre sivil toplum kavram›, devletin d›fl›nda kalan bütün toplumsal alanlar› kapsam›yordu; baflka bir deyiflle, bu kavram, ekonomi politikçilerin dar kapsaml› alg›lama tarz›n›n öngördü¤ünden farkl› olarak, daha genel olan “toplum” kavram›na tekabül etmiyordu. Savran’›n

57

14 Bu konuda ayr›ca bkz. Plamenatz (1975: 290-91).


58

Mehmet Yetifl

(1987: 187) yerinde bir de¤erlendirmeyle vurgulad›¤› gibi, sivil toplum, bireyler aras›nda belirli iliflkilerin ortaya ç›kt›¤› özel bir toplum biçimini anlatan özgül bir kategoridir; dolay›s›yla, tarihafl›r› yan›lsamal› yorumlara kaynakl›k edebilecek türden yananlamlarla yüklü bir baflka kavram olan “toplum” kategorisinden, kuramsal düzeyde, ayr› konumland›r›lmak zorundayd›. Liberal ekonomi politik, tarihsel olarak ortaya ç›kan özgül bir toplumsal iliflkiler örüntüsünü, insanl›¤›n temel ve nihai varoluflu olarak sunmakla önemli bir ideolojik mistifikasyona yol açmaktayd›. Liberal ekonomi politi¤e yönelik bu de¤erlendirme, sivil toplumun ideolojik görünümünün aç›kl›¤a kavuflturulmas› bak›m›ndan önemlidir (Hunt, 1990: 28-29). Marx’›n “James Mill, Ekonomi Politi¤in Ö¤eleri Üzerine Yorumlar” (1844) bafll›kl› notlar›, bir burjuva toplumsal formu olarak sivil toplumdaki meta de¤iflim iliflkilerinin elefltirel çözümlemesini içerir. Mill’in paran›n bir de¤iflim arac› oldu¤u yolundaki görüflünü de¤erlendirirken, Marx o dönemdeki temel tart›flma konular› aras›nda yer alan yabanc›laflma sorununu da çözümlemesine katar. Arac›l›k ifllemi, insanlar›n, ürünleri ba¤lam›nda karfl›l›kl› iliflkiler gelifltirdikleri toplumsal-insani bir etkinlik biçimi olmas›na karfl›n, insandan yabanc›laflarak (ayn› anlama gelmek üzere, insan karfl›s›nda d›flsallaflarak) paran›n bir niteli¤ine dönüflüyordu. Paran›n özüyle iliflkili bu arac›l›k etkinli¤inin insandan yabanc›laflmas›, asl›nda, insan›n kendini yitirmesi ve insanl›ktan uzaklaflmas›ndan baflka birfley de¤ildi. ‹nsan›n denetiminden ç›kmas›yla birlikte nesneler aras›ndaki iliflkilerin bafll›ca düzenleyicisi durumuna gelen bu “yabanc› arac›”, insan›n kendisinin di¤er insanlarla kurdu¤u iliflkilerde arac›l›k yetene¤ini yitirmesi anlam›n› tafl›yordu. Dolay›s›yla, insan›n di¤er insanlarla iliflkisi, baflka bir arac›n›n devrede oldu¤u koflullar alt›nda, art›k insan›n kendi iradesinden ba¤›ms›z olarak biçimlenecekti. Marx’›n, çarp›c› bir ifadeyle insan›n köleli¤inin zirveye ç›kmas› olarak betimledi¤i bu durum, ayn› zamanda, nesneler (ya da insan eme¤inin ürünleri) aç›s›ndan da köktenci de¤iflikliklere yol aç›yordu: Bu arac›dan uzaklaflan nesnelerin hiçbir de¤eri olmayacakt› art›k. Oysa, bafllang›ç aflamas›nda, nesneleri temsil etme yetene¤i dolay›s›yla arac›n›n bir de¤eri vard›. Para ile nesneler aras›ndaki iliflkinin tersine çevrilmesini kaç›n›lmaz bulan Marx, arac›n›n özünü özel mülkiyetin yabanc›laflm›fl do¤as›nda aramaya yöneliyordu. Para, yabanc›laflarak kendine d›flsallaflan özel mülkiyetin özüydü. ‹nsan›n üretici etkinli¤i s›ras›nda a盤a ç›kan bütün niteliklerinin arac›ya aktar›lmas›na ba¤l›


Marx ve Sivil Toplum

olarak, para ne kadar de¤er kazan›yorsa, arac›dan uzaklaflan insan da o kadar yoksullafl›yordu (Marx, 1975e: 212). Marx, bu ba¤lamda, özel mülkiyetin para sistemine do¤ru geliflim göstermek zorunda kalmas›n›, toplumsal bir niteli¤e sahip olan insan›n kaç›n›lmaz olarak de¤iflim iliflkileri içine girmesiyle aç›klamaktayd›. Ayr›ca, özel mülkiyetin varsay›lmas›n› gerektiren de¤iflim süreci, de¤ere yol aç›yordu. ‹nsanlar›n de¤iflim süreci içerisinde gelifltirdikleri karfl›l›kl› dolay›m iliflkisi, kendi bafl›na, insani-toplumsal bir iliflki olarak ele al›namazd›; dolay›m süreci, insanlar›n birbirleriyle gelifltirdikleri bir iliflki de¤il, tam tersine, özel mülkiyetin özel mülkiyetle kurdu¤u “soyut bir iliflki”ydi. Bu durumda, toplumsal alanda ortaya ç›kan bu soyut iliflki, özel mülkiyetin kendinden yabanc›laflmas› anlam›na geliyordu. Para, bu nedenle, özel mülkiyetin yabanc›laflmas›yd›. Paran›n madeni formu, burjuva (sivil) toplumun “bütün etkinliklerinde ve bütün üretim dallar›nda bulunan paran›n ruhunun elle dokunulabilir resmi ifadesi”nden baflka birfley de¤ildi (Marx, 1975e: 213). Marx’›n bu de¤erlendirmesi, Yahudi Sorunu Üzerine’deki bir baflka çarp›c› saptamayla örtüflür: “Pratik gereksinim, egoizm, sivil toplum’un ilkesidir, ve sivil toplum politik devleti tamamen do¤urur do¤urmaz, bu saf biçiminde görünür. Pratik gereksinimin ve özel ç›karlar›n tanr›s› para’d›r” (1997c: 48; 1975a: 172).15 Öyleyse, Hunt’›n (1990: 29) da iflaret etti¤i gibi, sivil toplumun ruhu (ya da tanr›s›) para olmaktad›r! Burada sunulan çözümlemeden ç›kar›labilecek olan bir sonuç, Marx’›n sivil toplum elefltirisinin, ayn› zamanda, burjuva üretim ve de¤iflim iliflkilerinde büründü¤ü biçimiyle paran›n ve yabanc›laflma süreçlerinin elefltirisi oldu¤udur. Marx, kapitalist de¤iflim iliflkilerindeki yabanc›laflma süreçlerine kendi çözümlemesinde yer vererek, sivil toplumla s›n›rl› bak›fl aç›s›n›n nas›l afl›labilece¤ine iliflkin önemli bir noktaya iflaret etmiflti. Marx, bu ba¤lamda, Feuerbach Üzerine Tezler’de (1845), mekanik ve sezgisel materyalizmi, kalk›fl noktas› olarak tekil bireyi ve sivil toplumu almakla elefltirir. Metafizik materyalizm, insan›n emek etkinli¤inin dönüfltürücü kapasitesine gereken önemi vermiyor; bireyselli¤i, yal›t›k bireyin varolufl tarz›na indirgiyordu. Oysa, soyut birey her durumda “özel bir toplum biçimi”ne ba¤l›yd›. Salt zihinsel etkinli¤in ürünü olan eski materyalizmin soyut ve yal›t›lm›fl bireyinin kendini buldu¤u ve var etti¤i alan›n s›n›rlar›n› sivil toplum oluflturuyordu. K›s›tl› bir alg›lama biçimine sahip olmas› nedeniyle, “duyumsall›¤› pratik etkinlik olarak kavra-

59

15 Bu saptamada yer alan, sivil toplumun siyasal devleti “do¤urdu¤u” önermesi, Marx’›n sivil toplumla siyasal devlet aras›ndaki iliflkiyi salt bir çat›flk› (çeliflki de¤il ama) olarak görmedi¤inin bir baflka kan›t› say›lmal›d›r.


60

Mehmet Yetifl

16 Bu noktada ayr›ca bkz. Cohen (1982: 60).

mayan” spekülatif-metafizik materyalizmin ulaflt›¤› en ileri nokta, tekil bireylerin ve sivil toplumun bak›fl aç›s›ndan ibaretti. Marx, sivil toplumdaki insani varoluflun özgül bir biçimine dayal› eski materyalizmin karfl›s›nda kendi normatif tercihini öne ç›karmak üzere, yeni materyalizmin bak›fl aç›s›n› “toplumsal insanl›k” kavram›n›n oluflturdu¤unu aç›kl›yordu (1976b: 3-8). Yaln›zca sivil toplumdaki varolufl biçimleri üzerinden gerçekleflen bireysellik anlay›fl›, ancak “toplumsal insanl›k” kavram›n›n belirleyicili¤ini ve köktenci bir dönüflüm sürecinin olanakl›l›¤›n› kabul eden yeni ideolojikpolitik perspektif taraf›ndan afl›labilirdi. Bu de¤erlendirmeler, Marx’›n sivil toplumu da dönüfltürecek olan insani etkinlikler toplam›na ne denli önem verdi¤ini gösterir (Savran, 1987: 187). Önceki bütün dönüflüm dönemlerinde, sivil toplumun içerdi¤i ayr›flma ve parçalanma e¤ilimleri ortadan kalkmad›¤› ya da kald›r›lmad›¤› için, “toplumsal insanl›k” kavram›na dayal› yeni bak›fl aç›s› siyasal iktidar›n biçimsel de¤iflimiyle yetinemezdi. Marx, “Hegel’in Hukuk Felsefesine Katk›: Girifl” (1844) bafll›kl› çal›flmas›nda, önceki siyasal devrimlerin, insanl›¤›n genel özgürleflmesi ideali bak›m›ndan son derece yetersiz sonuçlar vermesini s›n›fsal terimlerle aç›klar. Bu devrimler salt siyasal düzeydeki dönüflümlerle s›n›rl› kald›klar› için, sivil toplumdaki eflitsizlik iliflkilerinin yeniden üretimine katk›da bulunmufllard›. Siyasal devrim koflullar› alt›nda, sivil toplumun bir bölümü (yani, burjuvazi) kendini özgürlefltirerek bütün toplum üzerinde genel bir egemenlik elde etmeye yönelmekteydi. Bu s›n›f, toplumsal iliflkiler örüntüsündeki ayr›cal›kl› konumundan hareket ederek tüm toplumun kurtar›c›s› olarak ortaya ç›kmaktayd›. Oysa, sivil toplumun bir bölümünün bütün toplumu özgürlefltirmesinden söz edebilmek için, toplumdaki bütün s›n›f ve kesimlerin bu s›n›fla ayn› düzeye gelmesi gerekirdi: Ancak alt s›n›flar›n da ayn› koflullara ulaflmalar›, örne¤in para ve e¤itime sahip olmalar› ya da istediklerinde sahip olabilmeleri durumunda genel bir özgürleflmeden söz edilebilirdi (Marx, 1975c: 184; 1997b: 204-05).16 ‹nsani kurtulufl konusundaki yaklafl›m› nedeniyle Feuerbach’›n etkisini k›smen tafl›makla birlikte, Marx, burjuvazinin hangi koflullar alt›nda egemenli¤ini kurdu¤unu aç›klayabiliyordu. Sivil toplumun hiçbir s›n›f›, kendi içinde ve genel olarak kitlelerde tutkulu bir coflkunluk yaratmaks›z›n ve toplumla kaynaflmaks›z›n genel kurtar›c›l›k ya da temsilcilik konumunu elde edemezdi. Belirli bir s›n›f›n genel egemenli¤i kazanmaya yönelik giriflimi, ancak bütün toplumun haklar›n›n ve dolay›s›yla ç›karlar›-


Marx ve Sivil Toplum

n›n savunulmakta oldu¤una dair bir iddiay› içerdi¤inde baflar›ya ulaflabilirdi. Böyle bir olas›l›¤›n gerçekleflmesi durumunda, ulusal düzeyde kendini gösteren siyasal devrimle sivil toplumun özel bir s›n›f›n›n k›smî kurtuluflu örtüflebilirdi (1975c: 184-85; 1997b: 205; ayr›ca bkz. Cornu, 1997b: 262). Marx, sivil toplumun bir bölümünün ç›karlar›n›n üstünlük kazanmas›na yard›mc› olan siyasal devrimin, yaln›zca burjuvazinin s›n›fsal hedeflerini gerçeklefltirece¤i için, hiçbir biçimde köktenci olamayaca¤›na hakl› olarak iflaret ediyordu. Almanya örne¤inde özgürleflme olana¤›n› incelerken, bu ülkenin genel koflullar› ve s›n›rl›l›klar› dikkate al›nd›¤›nda, genel insani özgürleflmeyi içeren “radikal devrim”in de¤il; verili toplumsal düzenin temel dayanaklar›n› oldu¤u gibi b›rakan k›smî, salt siyasal devrimin as›l ütopik yaklafl›m olaca¤›n› ileri sürüyordu (1975c: 184). Almanya’da burjuvazi dahil hiçbir mülk sahibi s›n›f, genel özgürleflmeyi sa¤layabilecek konumda de¤ildi. Marx’a göre, insanl›¤›n genel y›k›m›n› engelleyebilecek ve yeni bir toplumu kurabilecek olan tek s›n›f proletarya idi. ‹nsani özgürleflimi gerçeklefltirebilecek olan özne, radikal zincirlere vurulmufl bir s›n›f; sivil toplumun bir s›n›f› oldu¤u halde sivil topluma ait olmayan bir s›n›ft›.17 Marx, Almanya’da özgürleflmenin gerçekçi olana¤›n›n nerede yatt›¤› sorusunu flöyle yan›tlar: Yan›t: radikal zincirleri olan bir s›n›f›n, sivil toplum s›n›f› olmayan bir sivil toplum s›n›f›n›n, bütün zümrelerin sona ermesini oluflturan bir zümrenin, ac›lar›n›n evrenselli¤i ile evrensel bir niteli¤e sahip bulunan ve özel bir haks›zl›¤a de¤il, genel olarak haks›zl›¤›n kendisine u¤rat›ld›¤› için özel hak istemeyen; art›k tarihsel de¤il, yaln›zca insani bir unvan isteyen, salt sonuçlar›na karfl› tek yanl› bir anti-tez halinde de¤il, Alman devletinin tüm öncüllerine de karfl› genifl kapsaml› bir anti-tez halinde duran bir alan›n; nihayet, kendini toplumun bütün öteki alanlar›ndan özgürlefltirmeden ve dolay›s›yla toplumun bütün öteki alanlar›n› da özgürlefltirmeden kendini özgürlefltiremeyen, k›sacas›, insan›n bütünsel yitimi olan ve öyleyse ancak insan›n bütünsel olarak yeniden kazan›lmas›yla kendini kazanabilecek olan bir alan›n oluflmas›nda yat›yor. Toplumun özel bir zümre halindeki bu çözülüflü, proletarya’d›r (Marx, 1975c: 186; 1997b: 207-08).

Marx’›n parlak bir Hegelci jargonla dile getirdi¤i üzere, proletarya, sivil toplumun sundu¤u olanaklardan yararlanamayan bir s›n›f olmas› nedeniyle, sivil toplum alan›nda yer al(a)mamaktayd›. Ne var ki, sivil toplum, içerdi¤i sorunlardan kurtulabilmek için de, d›fllanan s›n›f olan proletaryan›n katk›s›na gereksinme duymaktayd› (ayr›ca bkz. Thomas, 2000: 63-64; Ehrenberg,

61

17 ‹flçi s›n›f›n›n toplumsal-siyasal konumuna iliflkin benzer bir de¤erlendirme, Alman ‹deolojisi’nde de bulunabilir (Marx ve Engels, 1976: 52).


62

Mehmet Yetifl

18 Devlet, Alman ‹deolojisi’nde de, “içinde bir ça¤›n bütün sivil toplumunun özetlendi¤i bir biçim” olarak yorumlan›r (Marx ve Engels, 1976: 90).

1999: 136). Proletarya, asl›nda, Hegel’in çözümsüz b›rakt›¤› yoksulluk/yoksullar sorununa Marx’›n getirdi¤i yan›t olarak da düflünülebilir. S›n›flara bölünmüfl bir toplumsal yap›lanmada, ezilen s›n›f›n kurtuluflu ancak köktenci bir de¤ifliklikle birlikte ortaya ç›kacak olan yeni toplumun kurulmas›yla olanakl›yd›. Marx, Felsefenin Sefaleti’nde (1847), varolan bütün üretim araçlar› aras›nda “en büyük güç” olarak niteledi¤i devrimci s›n›f›n etkinli¤i sonucunda yeni bir kurulufl aflamas›na ulafl›labilece¤ini vurgular. ‹flçi s›n›f›, kendi geliflim süreci içerisinde, bütün toplumsal yap›n›n dönüflümünü gerçeklefltirmek üzere, eski sivil toplum yerine, içerdi¤i bütün s›n›flar› ve bunlar aras›ndaki karfl›tl›k iliflkilerini art›k geçersizlefltirecek bir “ortakl›¤›” (association) geçirecekti. Marx’a göre, siyasal iktidar u¤ra¤› “sivil toplumdaki karfl›tl›¤›n resmi özeti”18 oldu¤u için, eski sivil toplumun ortadan kalkt›¤› yeni koflullar alt›nda, gerçek anlam›yla siyasal iktidar da art›k olmayacakt› (1976c: 212; 1975g: 184-85; ayr›ca bkz. Bottigelli, 1997: 228). S›n›flara bölünmüfl sivil toplumun çözülüflü, proletaryan›n bütün di¤er s›n›flarla birlikte çözülüflünü de sa¤layacakt›.

IV. Sivil Toplum: Tarihin Sahnesi Henüz “radikal devrim”in gündemde olmad›¤› koflullarda, kendi içinde bölünmüfl sivil toplumu bir arada tutarak onun çözülüflünü neyin engelledi¤i önemli bir soruydu. Kendi ç›karlar›n› gerçeklefltirmek amac›yla di¤er insanlarla karfl›l›kl› araçsall›k iliflkisi içerisine giren atomize bireyler aras›ndaki ba¤ nas›l kurulacakt›? Bu soruya Bruno Bauer ve yandafllar›nca verilen yan›t, toplumu oluflturan “bencil atomlar”›n birli¤ini evrensel devlet sisteminin kurdu¤u yolundayd›. Marx, 1843’te Hegel’in hukuk anlay›fl›n› elefltirdi¤i s›rada, devletle sivil toplum aras›ndaki iliflkilerde ikincisinin belirleyici oldu¤unu göstermiflti. fiimdi, devlet üzerinde belirleyicili¤i olsa da, sivil toplumun neredeyse anarflik bir varolufla sahip olarak betimlenen egoist bireylerinin kendi aralar›ndaki tutunumunu neyin sa¤lad›¤›n› aç›klamak gerekmekteydi. Marx, Engels’le birlikte kaleme ald›¤› Kutsal Aile’de (1845), sivil toplumun üyelerinin ba¤lant›s›z “atom”lara benzetilmesini baya¤›l›k diye niteleyerek, bencil bireyin kendi tasar›m ve soyutlamas›nda kendini ba¤lant›s›z ve gereksinmesiz bir varl›k olarak tahayyül etmesini alaya al›r. Bu tasar›mdaki birey, nesnel varl›¤›n›n kendisine duyumsatt›¤› zorunlu gereksinmeler nedeniyle, kaç›n›lmaz olarak kendi d›fl›ndaki topluma ba¤›ml›l›¤›n› kavramaktayd›. Ba¤›ml›l›k iliflkisi, bireylerin, gereksinme nesneleri ile ge-


Marx ve Sivil Toplum

reksinmeler aras›nda arac› olarak ortaya ç›kmalar›n› zorunlu k›l›yordu. Marx’›n bu usyürütmeden ç›kard›¤› sonuç, sivil toplumun üyelerini bir arada tutan etmenlerin do¤al zorunluluk, –yabanc›laflm›fl biçimler alt›nda da olsa– temel insani özellikler ve ç›kar oldu¤uydu. Dolay›s›yla, sivil toplumun “atomlar›”n›n birli¤ini sa¤layan devlet de¤ildi; bunlar›n gerçek ba¤›n› politik de¤il, sivil yaflamlar› oluflturmaktayd›: “Günümüzde, sadece siyasal boflinan hâlâ sivil yaflam›n devlet taraf›ndan bir arada tutulmas› gerekti¤ini düflünür; oysa gerçeklikte, devleti bir arada tutan, tersine, sivil yaflamd›r” (Marx ve Engels, 1975: 120-21). Marx’a göre, t›pk› antik devletin do¤al temelini köleli¤in oluflturmas› gibi, modern devletin temelini de sivil toplum ve sivil toplumun, baflka insanlara özel ç›kar ve do¤al gereksinme yoluyla ba¤l› olan ba¤›ms›z insan› oluflturmaktayd›.19 Modern devlet, tarihsel geliflimi içerisinde eski siyasal yap›n›n belirlenimlerinden kurtulan sivil toplumun ürünüydü; sivil toplum, onun içinden ç›kt›¤› rahmiydi (Marx ve Engels, 1975: 113). Bu çözümlemenin, Marx’›n devlet ve sivil toplum aras›ndaki iliflkiyi maddeci bir biçimde tan›mlama yolundaki çal›flmalar›nda önemli bir u¤rak oldu¤unu düflünebiliriz. Marx, sivil topluma iliflkin maddeci çözümlemenin bafllang›ç öncüllerini, Engels’le birlikte yazd›¤› Alman ‹deolojisi’nde (1845-46) daha kapsaml› olarak gelifltirmifltir. Bu yap›tta ortaya kondu¤u biçimiyle, sivil toplum maddi üretimin ve insanlar aras›ndaki karfl›l›kl› iliflkinin (verkehr) geliflim sürecinde ele al›nmaktayd›. Bu bak›mdan, Marx ve Engels, tarih yaz›m›n› sivil toplumun, ticaretin ve sanayinin geliflimiyle iliflkili maddeci bir temele dayand›rd›klar› için Frans›z ve ‹ngiliz kuramc›lar›n›, her ne kadar siyasal ideolojinin etkisi alt›nda kalsalar da, idealist Alman düflünürleri karfl›s›nda üstün tutuyorlard› (Marx ve Engels, 1976: 42). Burada maddeci tarih yaz›m›n›n ilk örneklerini kaleme alan kuramc›larla kastedilen, Adam Ferguson ve Adam Anderson gibi siyasal iktisatç›lard›r.20 Alman ‹deolojisi’nde ileri sürülen tarih yorumuna göre, tarihte ortaya ç›kan bütün çat›flmalar›n kayna¤›nda üretici güçlerle karfl›l›kl› iliflki tarz› aras›ndaki çeliflki bulunmaktayd›.21 ‹nsanlar aras›ndaki iliflkilerin niteli¤ini belirleyen, onlar›n gereksinmeleri ve üretim tarzlar›yd› (Marx ve Engels, 1976: 74, 43). Maddi üretimin geliflmesiyle s›n›flar›n oluflumu, belirli üretim ve de¤iflim iliflkileriyle toplumun siyasal-hukuksal yap›s› aras›nda belirleyicilik iliflkisi vard›. Sivil toplum, bu çerçevede kavranabilirdi: “Ön-

63

19 Marx, bir baflka çal›flmas›nda da, modern devletin sivil toplumdaki nesnel kökenlerini çarp›c› bir karfl›laflt›rmayla vurgular: Temelinde sivil toplumdaki bölünmelerin oldu¤u modern devlet, bir yanda kamusal yaflam ile özel yaflam, öbür yanda ise genel ç›karlar ile özel ç›karlar aras›ndaki çeliflki üzerine kuruludur. Sivil toplum içindeki karfl›tl›klar›n ortaya ç›kard›¤› toplumsal sorunlar karfl›s›nda devletin köktenci bir düzeltme ifllevini üstlenmesi olanakl› de¤ildir. Sivil yaflamda toplumd›fl› sonuçlar›n ortaya ç›kmas›na yol açan olumsuz koflullar› de¤ifltirmekteki iktidars›zl›¤›, modern devletin –deyim yerindeyse– “yap›sal” bir niteli¤idir. Nas›l antik devletin üzerinde yükseldi¤i temel “köleli¤in sivil toplumu” idiyse, modern devletin temelini de “sivil toplumun köleli¤i” oluflturuyordu. Bu bak›mdan, devletin varl›¤› köleli¤in varl›¤›n› gerektirmekteydi. Dolay›s›yla, devletin, sivil toplumdaki parçalanman›n do¤urdu¤u toplumsal kötülükleri ortadan kald›rmak amac›yla kendi iktidars›zl›¤›na son vermeye yönelik bir giriflimi, mevcut biçimiyle “özel


64

Mehmet Yetifl

yaflam›n” ortadan kald›r›lmas›n› gerektirecekti. Ne var ki, varl›¤›n› sivil toplumla karfl›tl›¤›na borçlu olan devlet, sivil yaflam› ortadan kald›rmak için öncelikle kendi yaflam›na son vermek zorundayd› (Marx, 1975f: 198). Sivil toplum ile devlet aras›ndaki diyalektik, karfl›tlar›n savafl›m›n› oldu¤u kadar, birli¤ini de içerdi¤i için; ikili¤in bir kutbunun ortadan kalkmas›, hem di¤er kutbun hem de ikili¤in kendisinin ortadan kalkmas›n› ve nitel olarak farkl›, yeni bir aflamaya (yani, s›n›fs›z ve devletsiz toplum aflamas›na) geçilmesini gerektirecekti. 20 Engels, “Londra’da Uluslar Festivali” (1845) bafll›kl› yaz›s›nda, Almanlara kuram, Frans›zlara politika, ‹ngilizlere ise sivil toplum alanlar›n›n b›rak›ld›¤› bir tür iflbölümüne iflaret eder (1976: 3). 21 Buradaki “karfl›l›kl› iliflki tarz›” kavram›, Marx’›n, sonraki yap›tlar›nda gelifltirerek somut bir içerik kazand›raca¤› “üretim iliflkileri” kavram›na k›yasla daha soyut kalmaktad›r.

ceki bütün tarihsel aflamalardaki mevcut üretici güçler taraf›ndan belirlenen, karfl›l›¤›nda kendisi de bunlar› belirleyen karfl›l›kl› iliflki biçimi, sivil toplumdur. ... Sivil toplum, bütün tarihin gerçek oda¤› ve sahnesidir” (Marx ve Engels, 1976: 50). Marx ve Engels’e göre, üretim tarz›yla iliflkili ve onun taraf›ndan meydana getirilen karfl›l›kl› iliflki biçimi, sivil toplumdu ve “bütün tarihin temeli”ni oluflturmaktayd›. Toplumsal formasyonun bütünlü¤ü içerisinde, devletle birlikte bütün üstyap›sal oluflumlar (bilinç biçimleri, felsefe, ahlak, din, ideoloji vb.) bu temel üzerinde yükselmekteydi (Marx ve Engels, 1976: 53). Sivil toplum, daha belirgin bir aç›klamayla, maddi üretim iliflkilerinin geliflimiyle yak›ndan iliflkili, tarihsel olarak koflulland›r›lm›fl bir toplumsal iliflkiler alan› olarak betimleniyordu: “Sivil toplum, üretici güçlerin belirli bir geliflme aflamas› içerisinde, bireylerin karfl›l›kl› maddi iliflkilerinin tümünü kapsar. Verili bir aflaman›n tüm ticari ve s›nai yaflam›n› kapsar ve bu bak›mdan da, her ne kadar d›fl iliflkilerinde kendini milliyet biçiminde ileri sürmek ve içeride kendini devlet olarak örgütlemek zorunda ise de, devleti ve ulusu aflar” (Marx ve Engels, 1976: 89). Alman ‹deolojisi’ndeki bu de¤erlendirme, Marx’›n Pavel Annenkov’a yazd›¤› bir mektupta da (1977d) aç›kça görülebilir. Marx, burada, Proudhon’un Sefaletin Felsefesi kitab›n› elefltirirken, belirli bir tarihsel u¤raktaki üretici güçlerin geliflme düzeyinin, belirli bir ticaret ve tüketim düzeyine karfl›l›k geldi¤ini ileri sürer. Ticaret ve tüketimin geliflme düzeyine de, o dönemin toplumsal sistemi, aile yap›s›, s›n›fsal iliflkiler örüntüsü, dolay›s›yla sivil toplumu karfl›l›k geliyordu. Sonuçta, sivil toplum da –bu usyürütmeye göre– kendisine uygun düflen ve “resmi ifadesi” olan bir siyasal sistemle karfl›l›kl› iliflki içinde bulunuyordu. Dolay›s›yla, belirli bir dönemin toplumsal-ekonomik yap›s› ile sivil toplum ve devlet örgütlenmesi aras›nda güçlü bir nedensellik ba¤›nt›s› vard› (Marx, 1977d: 518). Marx’›n maddi üretim alan›yla sivil toplum aras›nda kurdu¤u ba¤lant›ya ve üstyap›n›n bu ba¤lant› karfl›s›ndaki konumuna iliflkin yaklafl›m›, Ekonomi Politi¤in Elefltirisine Katk›’n›n (1859) Önsöz’ünde de net bir biçimde görülebilir: “Araflt›rmalar›m, devlet biçimleri kadar hukukî iliflkilerin de ne kendiliklerinden, ne de iddia edildi¤i gibi insan zihninin genel evriminden anlafl›lamayaca¤›, tam tersine, bu iliflkilerin köklerinin, Hegel’in 18. yüzy›l ‹ngiliz ve Frans›z düflünürlerinin örne¤ine uyarak ‘sivil toplum’ ad› alt›nda toplad›¤› maddî varl›k koflullar›nda bulunduklar›, ve sivil toplumun anatomisinin de, ekonomi politi¤in


Marx ve Sivil Toplum

içinde aranmas› gerekti¤i sonucuna ulaflt›” (1976a: 608-09). Marx, bu de¤erlendirmenin ard›ndan tarihsel materyalizmin ünlü yap›-üstyap› çözümlemesine yer verir. Bu arada, Alman ‹deolojisi’nde ileri sürülen yorumun dikkat çekici yönü, kolayl›kla saptanabilece¤i gibi, sivil toplum kavram›n›n bütün tarihsel aflamalar› içerecek kadar genel bir kuramsal kategoriye dönüfltürülmesiydi (Savran, 1987: 185). Kavrama, yaln›zca belirli üretim ve de¤iflim iliflkilerinin koflulland›rd›¤› burjuva toplumunu de¤il, kapitalizm-öncesi toplumsal formasyonlar› da nitelemek amac›yla baflvurulmaktayd›. Bununla birlikte, sivil toplumun as›l olgunluk dönemine burjuvazinin egemenli¤i alt›nda ulaflt›¤› da ifade edilmekteydi: “‘Sivil toplum’ terimi, 18. yüzy›lda, mülkiyet iliflkileri kendilerini art›k antik ve ortaça¤c›l topluluktan ay›rd›¤›nda ortaya ç›kt›. Bizatihi sivil toplum, ancak burjuvaziyle birlikte geliflir”. Marx ve Engels’e göre, sivil toplumun geliflkinlik düzeyi ile kapitalizmin geliflimi aras›nda do¤rudan bir ba¤lant› bulunmaktayd›. Ayr›ca, “bütün ça¤larda, devletin ve idealistik22 üstyap›n›n geri kalan›n temelini oluflturan, do¤rudan üretim ve karfl›l›kl› iliflki içerisinden ortaya ç›kan toplumsal örgütlenme” sivil toplum olarak adland›r›lagelmiflti (Marx ve Engels, 1976: 89). Sivil toplumun siyasal devlet karfl›s›ndaki belirleyicili¤ini vurgulayan görüfl, Engels’in Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu (1886) bafll›kl› yap›t›nda da benzer terimlerle ifade edilir: “devlet –siyasal düzen– ba¤›ml›, sivil toplum –ekonomik iliflkiler alan›– belirleyici ö¤edir.” Bu saptama, Hegel’in de içinde yer ald›¤› ve belirleyicilik niteli¤ini devlete yans›tarak, sivil toplumun belirlenen ö¤e oldu¤unu ileri süren geleneksel devlet kuram›ndan köktenci bir biçimde ayr›lmaktad›r. Engels’e göre, modern dönemde “devletin iradesi, sivil toplumun de¤iflen gereksinmeleri, flu ya da bu s›n›f›n üstünlü¤ü, son tahlilde, üretici güçlerin ve de¤iflim iliflkilerinin geliflimi taraf›ndan belirleniyor”du (1977b: 369, 370). S›n›fsal eflitsizliklerin ortaya ç›kard›¤› toplumsal-ekonomik üstünlük iliflkileri, devletin a¤›rl›k kazand›¤› siyasal dolay›mlanma süreçlerinden geçerek bütün toplumun varolufl biçimine dönüflmekteydi. Sivil toplum alan›ndaki gereksinmeler, hangi s›n›fsal konumla iliflkilendiklerinden ba¤›ms›z olarak, siyasal düzeyin özgül mekanizmalar› taraf›ndan denetleniyor, düzenleniyor, egemen s›n›f›n genel ç›karlar› do¤rultusunda kabul edilebilir bir kal›ba sokuluyordu. Devlet, sivil toplumun “gereksinmeler sistemi” içerisinde d›flavurdu¤u istemleri

65

22 “‹deolojik” olarak da okunabilir.


66

Mehmet Yetifl

biçimlendirme ifllevi nedeniyle, “ideolojik” alg›laman›n yan›lt›c›l›¤› alt›nda, âdeta ba¤›ms›z ve belirleyici bir yap› görünümünü kazan›yordu. Dolay›s›yla, ancak sivil toplumun anatomisinin incelenmesi yoluyla, devletin gerçek do¤as› a盤a ç›kart›labilirdi. Engels, “Komünistler Birli¤i’nin Tarihi Üzerine” (1885) bafll›kl› yaz›s›nda, kendi kuramsal yaklafl›m›n›n gelifliminde, ekonomik olgular›n “belirleyici bir tarihsel güç” oluflturdu¤una iliflkin görüfle nas›l ulaflt›¤›n› anlat›rken, bu olgular›n modern dünyadaki s›n›f uzlaflmazl›klar›n›n temelinde bulundu¤unu ve özellikle sanayileflmifl ülkelerde s›n›fsal çeliflkilerin siyasal düzeyi derinden etkiledi¤ini belirtir. Ekonomi düzeyinde ortaya ç›kan s›n›fsal karfl›tl›klar, üzerinde “bütün siyasal tarih”in yükseldi¤i nesnelli¤i oluflturmaktayd›. Engels, ayn› görüflün daha Alman-Frans›z Y›ll›klar› (1844) döneminde Marx taraf›ndan da benimsendi¤ine iflaret eder. Marx, devlet ile sivil toplum aras›ndaki iliflkilerin do¤as›na iliflkin yaklafl›m›n› genel olarak ortaya koymufltu: “Sivil toplumu koflulland›r›p düzenleyen devlet de¤il, devleti koflulland›r›p düzenleyen sivil toplum”du. Siyaset ve siyasetin tarihi, ekonomik iliflkilerle bunlar›n tarihsel geliflmeleri üzerinden aç›klanabilirdi (Engels, 1977a: 178). Engels’in bu metindeki, sivil toplumu âdeta “ekonomik temel”le iliflkilendiren aç›klama tarz›n›n, klasik yap›-üstyap› metaforunu ça¤r›flt›rd›¤›na dikkat edilmelidir. Bununla birlikte, sivil toplumdaki s›n›f karfl›tl›klar›n›n tarihsel-siyasal geliflim süreci üzerindeki belirleyicili¤ini vurgulayan önerme, hiçbir biçimde devletin basit bir araca indirgendi¤i anlam›na gelmez. Nitekim, Marx, Frans›z devletinin belirli bir tarihsel aflamadaki özgül geliflim dinamiklerini somut olarak inceledi¤i Louis Bonaparte’›n 18 Brumaire’i (1852) bafll›kl› siyasal çözümlemesinde, devlet iktidar›n›n sivil toplum karfl›s›nda kazanabilece¤i güçlü konumu aç›kl›¤a kavuflturur. Sivil toplumun siyasal devlet karfl›s›ndaki nesnel belirleyicili¤iyle iliflkili tez, ancak diyalektik bir ba¤lama yerlefltirildi¤inde, indirgeme iflleminin do¤uraca¤› kuramsal sorunlardan kurtulabilecektir. Modern devlet sivil toplumdaki çeliflkiler üzerine kurulu oldu¤una göre, s›n›flar aras›ndaki karfl›l›kl› iliflkilerin bürünece¤i biçimler devletin çeliflkilere müdahale tarz›nda de¤iflikliklere yol açacakt›r. Marx, bu ba¤lamda, sivil toplumdaki s›n›f iliflkileri siyasal güç dengelerini özel bir biçimde oluflturdu¤unda ortaya ç›kan Bonapartist devletin kazand›¤› özerklik düzeyini diyalektik bir bak›fl aç›s›yla de¤erlendirir. Louis Bonaparte’›n iktidara gelmesinden sonra, devlet toplumdan ba¤›ms›z bir görünüm kazanmaya bafllam›fl; devlet ayg›t›, sivil toplum karfl›s›ndaki konumunu ola¤anüstü güçlendirmiflti


Marx ve Sivil Toplum

(Marx, 1977a: 478). Devletin belirli bir tarihsel konjonktürde elde etti¤i bu ba¤›ms›zl›k ve güçlü konum, sivil toplumdaki s›n›fsal iliflkilerin özgül bir tarzda biçimlenmesi dikkate al›nmadan aç›klanamaz. Fransa’da s›n›flar ve s›n›f fraksiyonlar› aras›ndaki çat›flma e¤ilimleri öylesine istikrars›z bir denge durumuna yol açm›flt› ki, karfl›t güçlerden hiçbirinin siyasal üstünlük kuramamas› nedeniyle, devlet –dengeyi yeniden oluflturmak üzere– müdahil ve düzenleyici bir güç haline gelmiflti. Yürütme organ›n›n öne ç›kt›¤› yeni siyasal yap›lanma, bürokratik ve askeri örgütlenme düzeyini muazzam ölçüde gelifltirerek, devletin zorlama ifllevine ola¤and›fl› bir etkinlik olana¤› sa¤lamaktayd›. Bürokratik devlet ayg›t›, yüz binlerce memurun görevlendirildi¤i “asalak” yap›s›yla, Frans›z toplumunu bir a¤ gibi sarm›flt›. Marx, burada, devlet ayg›t›n›n sivil toplumu bafltan sona nas›l kuflatt›¤›n› çarp›c› bir biçimde betimler: Bonapartist düzende, “devlet, sivil toplumu en kapsaml› yaflam görünümlerinden en önemsiz hareketlerine, en genel varl›k biçimlerinden bireylerin özel varolufllar›na kadar sarar, denetler, düzenler, gözetim ve vesayet alt›nda tutar” (1977a: 432).23 Devletin bütün toplumsal yap›lanmay› kuflat›p denetleyebilmesi için gerekli olan ola¤and›fl› merkezileflme ve büyüme süreci, diyalektik bir karfl›t e¤ilim olarak, yönetilen s›n›flar›n ve s›n›f fraksiyonlar›n›n tutarl› bir tutunum yetene¤inden yoksun kalmalar›na yol aç›yordu. Devlet, en önemsiz özel alan biçimlerine kadar nüfuz edebilmesini sa¤layan “her yerde bulunup herfleyi bilebilme” becerisi sayesinde, olas› s›n›fsal rakiplerin –Gramsci’nin önemli bir kavram›yla ifade etmek gerekirse– karfl›t-hegemonik bir güç olarak ortaya ç›kmalar›n› da engelleyebilmekteydi. Marx, Fransa’da ‹ç Savafl’›n (1871) birinci tasla¤›nda, yönetilenlerin nas›l güçsüzlefltirildi¤ini aç›klarken, “sivil toplumu bir boa y›lan› gibi saran” (1977b: 169; 1977c: 196) merkezi devlet ayg›t›n›n, feodalitenin tasfiyesi sürecinde burjuva toplumunun gereksinmeleri do¤rultusunda ifllev gördü¤üne iflaret eder.24 Modern kapitalist iliflkilerin geliflmesine koflut olarak ortaya ç›kan iflçi s›n›f›n›n mevcut toplumsal düzene yönelik muhalefeti, devlet iktidar›nda önemli de¤iflikliklerin yap›lmas›na neden olmufltu. Fransa’da parlamenter cumhuriyet dönemi, böylece, devlet iktidar›n›n emek-sermaye iliflkilerini bask›c› bir tarzda düzenleme ifllevini üstlendi¤i tarihsel aflamay› oluflturdu (Marx, 1977b: 236-39; 1977c: 263-66). S›n›flar aras›ndaki uzlaflmaz karfl›tl›k iliflkilerinin koflulland›rd›¤› siyasal-toplumsal ba¤lam, Frans›z Devrimi sonras›nda burjuvazinin temsil mekanizmas› haline gelen Ulusal Meclis’in, devlet ayg›t›n›n bu denli güç kazanmas›na ne-

67

23 Bu konuyla ilgili olarak, ayr›ca bkz. Thomas (1994: 9495; 2000: 108-09) ve Neocleous (1996: 6-7). 24 Fransa’da ‹ç Savafl’›n haz›rl›k metinlerinde Marx’›n hâlâ “sivil toplum” kavram›n› kullan›yor oluflu, düflünürün “olgunluk” döneminde bu kavram› kullanmay› b›rakt›¤› yolundaki iddian›n geçerlili¤iyle ilgili ciddi ve hakl› kuflkulara yol açmaktad›r. Kan›mca, kavram›n 1871 gibi görece “geç” bir tarihte kuramsal çözümlemede ifllevsellefltirilmesi, ya “olgun” Marx’›n bile kendi kuramsal söylemini henüz “Hegelci kal›nt›lar”dan kurtaramam›fl oldu¤u ya da “olgun” Marx’›n, kendi sivil toplum çözümlemesini Hegelci tasar›m›n elefltirisi üzerinden gelifltirmeye yönelen “genç” Marx’›n izinden gitti¤i anlam›na gelir.


68

Mehmet Yetifl

den izin verdi¤ini aç›klar. Marx, yasama organ›n›n, devlet yönetimini mümkün oldu¤u kadar basitlefltirerek bürokratik yap›lanmaya s›n›rlama getirmemesini, ayr›ca “sivil toplum ile kamuoyuna hükümet gücünden ba¤›ms›z kendi organlar›n› yaratma” olana¤› tan›mamas›n› s›n›flar aras›ndaki antagonistik çat›flma e¤ilimlerinin varl›¤›yla iliflkilendirir. Frans›z burjuvazisinin hem maddi hem de siyasal ç›karlar›, genifl bir devlet ayg›t›n›n ola¤anüstü güçlen(diril)mesini gerektiriyordu. Bürokratik devlet ayg›t›nda art›-nüfusu için istihdam olanaklar› bulmas› ve kâr, faiz, kira gibi geleneksel yöntemlerle ulaflamad›¤› ekonomik kaynaklar› “devlet ücretleri” biçiminde denetimine almas›, bu s›n›f›n maddi ç›karlar› aras›nda yer almaktayd›. Siyasal ç›karlar› ise, karfl›t toplumsal kesimleri etkisizlefltirmek amac›yla devlet iktidar›n›n güçlendirilmesinde yat›yordu (Marx, 1977a: 432-33). Baflka bir deyiflle, burjuvazi, toplumsal-iktisadi varl›¤›n› yeniden üretebilmek için siyasal varl›¤›nda kimi fedakarl›klara (örne¤in, parlamenter erkin zay›flat›lmas›, yürütme organ›n›n afl›r› güçlendirilmesi gibi) baflvurmak zorunda kal›yordu. Buradaki çözümlemeden, “belirleyicilik” sorunuyla iliflkili iki önemli kuramsal sonuca ulafl›labilir. Birincisi, devlet, sivil toplumdaki s›n›fsal iliflkilerin dolays›z bir biçimde yans›d›¤› epifenomenal bir yap› de¤ildir. Sivil toplumun, siyasal devleti –Yahudi Sorunu Üzerine’deki ifadeyi kullanmak gerekirse– “do¤urmas›” (Marx, 1975a: 172), devletin, içinden ç›kt›¤› toplumsal yap›lanma karfl›s›nda ayr› ve özerk bir varolufl alan› oluflturamayaca¤› anlam›na gelmez. ‹kincisi, devletin sivil toplum karfl›s›nda ba¤›ms›zl›k kazanmas›n›n nedenleri yine sivil toplumun içsel diyalekti¤inde aranmal›d›r. Siyasal güç dengelerinin karfl›t kesimler aras›ndaki çat›flmay› sonuçland›ramamas› ve çat›flman›n bütün toplumsal varl›¤› katastrofik bir y›k›m tehlikesiyle karfl› karfl›ya b›rakmas› durumunda, devlet ayg›t›n›n ola¤and›fl› güçlenmesi tipik bir olas›l›kt›r. Özerklik e¤iliminin aç›kça ortaya ç›kt›¤› Bonapartist devlet biçimi bile, sonuçta “havada as›l› durmad›¤›” için, maddi varolufl koflullar›n› sivil toplumun çeliflkili yap›s›nda (temelinde de, denebilir) bulur.

Sonuç Marx, Hegelci hukuk felsefesini elefltirel bir bak›fl aç›s›yla incelemeye yöneldi¤inde, devlet ile toplum aras›ndaki iliflkilerin do¤as›n› aç›klamay› hedefliyordu. Elefltirisinin tarihsel arkaplan›n›, Prusya devletinin, toplumsal-siyasal süreçlerin tamam›na egemen olan bask›c› yönetim tarz› oluflturmaktayd›. Genel olarak devletin kendine özgü niteliklerini ba¤r›nda tafl›yan Prusya devleti, He-


Marx ve Sivil Toplum

gel’in kuramsal tasar›m›nda oldu¤u türden bir ussall›¤› simgelemekten uzakt›. Öte yandan, toplumun de¤iflik kesimlerini etkileyen sorunlar›n kaynaklar› incelendi¤inde, tarihsel geliflmede sosyo-ekonomik varl›k koflullar›n›n belirleyici konumda bulunduklar› somut araflt›rmayla tan›tlanabiliyordu. Bu ç›karsaman›n mant›ksal uzant›s›, devletin toplum karfl›s›nda sahip oldu¤u varsay›lan ayr›cal›kl› konumunun sorgulanmas› olacakt›: Toplumun kuruluflunda ve geliflme sürecinin biçimleniflinde, devletin kendi içinde mutlak bir güç olarak etkinlik gösterdi¤i ileri sürülemezdi. Siyasetin devlet ayg›t›nda tekelci denetim alt›na al›nmas› olgusu, örne¤in Hegelci söylemde “evrensel s›n›f” konumuna olumlu bir tarzda yükseltilen bürokrasinin, bireylerin devlet alan›ndaki varoluflunu s›n›rland›rmas›nda a盤a ç›kmaktayd›. Bu durumda, modern insan›n kendi varolufl koflullar›n› buldu¤u as›l alan, devletin d›fl›nda yer al›yor ve sivil toplum bireyin s›n›rl› ama gerçek yaflam iliflkilerinin ortaya ç›kt›¤› bir toplumsal uzam haline geliyordu. Gündelik yaflam›nda siyasetin d›fl›nda konumlan(d›r›l)an apolitik birey, sivil toplumun öznesiydi (Chandhoke, 1995: 136). Apolitik bireyin modern bir toplumsal kategori olarak oluflmas› ba¤lam›nda anlamland›r›labilecek olan yurttafl-burjuva ayr›m› ekonomik-olan ve siyasal-olan, sivil toplum ve devlet ikiliklerinin baflka bir düzeyde yeniden üretimini simgeler. Marx, bu ba¤lamda, Hegelci devletin sonuçta yurttafll›¤a indirgenebilece¤ini do¤ru olarak saptam›flt›. Hegelci sistemdeki yurttafll›k kategorisi, bireylerin iki ayr› toplumsal görünüme bürünmelerinin kuramsal zeminiydi: ekonomik iliflkiler alan›ndaki insan ve soyut yurttafl olarak insan. Modern dönemle birlikte siyasal devletin sivil toplumdan ayr›flmas›, kaç›n›lmaz bir biçimde, insan›n iki ayr› varolufl tarz›na sahip olmas›na yol açm›flt›. Devlet alan›ndaki gerçekli¤ini somut olarak oluflturmaya ve gerçek bir siyasal önem kazanmaya bafllad›¤›nda, insan›n öbür varolufl tarz›n› da sivil toplumdaki bireyselli¤i belirlemekteydi. Devlet yurttafll›¤› kavram›, insan›n yeni bir etkinlik düzeyine ulaflma olana¤›n› ifade etti¤i ölçüde, insan›n sivil toplumdaki varl›¤›n›n asl›nda kat›fl›ks›z, bofl bir bireysellik olarak görünece¤ini de ima etmekteydi. Siyasal devletin sivil toplumdan ayr›flmas›, siyasal alandaki yurttafl›n, kendini sivil toplumdaki görgül gerçekli¤inden ayr›flt›rmas› ve “devlet idealisti”ne dönüflmesi anlam›na da gelecekti (Marx, 1997a: 113-14; 1975d: 77-78). Marx ve Hegel, ayn› bafllang›ç noktas›ndan, yani sivil toplumun önceli¤i varsay›m›ndan hareket etmekle birlikte, farkl› sonuçlara ulaflm›fllard›r: Sivil toplumun önceli¤i varsay›m›, He-

69


70

Mehmet Yetifl

gel’de devlete ba¤›ml› k›l›nan bir sivil toplum tasar›m›na do¤ru evrilirken, Marx’ta tam tersi söz konusu olmufl ve devlet sivil toplumun bir türevi olarak anlamland›r›lm›flt›r (Chandhoke, 1995: 136). Marx’›n sivil toplum-devlet ikili¤i konusundaki kuramsal katk›s›, salt bu ikili¤e iliflkin diyalektik analizin de¤iflik görünümlerine aç›kl›k kazand›r›lmas›yla s›n›rl› kalmam›flt›r. Özellikle toplumsal yap›lanman›n her iki ayr› u¤ra¤›n›n da, farkl› tarihsel koflullar alt›nda, yeni bir bireflime ulaflmak üzere afl›lmas›na yönelik aç›klamalar› kuramsal alanda köktenci bir yenilenmeye iflaret eder. Bu ba¤lamda, Hegelci hukuk felsefesindeki evrensel s›n›f kategorisinin de yeni bir tarihsel özne olarak iflçi s›n›f›yla özdefllefltirilmesi, sivil toplum-siyasal devlet ikili¤inin afl›lmas›nda hangi toplumsal aktörün öne ç›kaca¤›n› göstermifltir. Marx, sivil toplumun içerdi¤i çeliflkilerin siyasal devletin soyutlanmas›ndaki etkisini vurgularken, ayn› zamanda, bu çeliflkilerin yine sivil toplumun kendi içinden ç›karaca¤› tarihsel özne taraf›ndan ortadan kald›raca¤›n› da öngörmüfltür. Sivil toplumun analizini onun afl›lmas›na yönelik bir siyasal tasar›mla bütünlefltirmek, ancak praksis felsefesinin bir görünümü olabilirdi.n


Marx ve Sivil Toplum

Kaynaklar Avineri, Shlomo (1972) Hegel’s Theory of the Modern State, Cambridge: Cambridge University Press. Bottigelli, Émile (1997) Bilimsel Sosyalizmin Do¤uflu, çev. Kenan Somer, Ankara: Bilim ve Sosyalizm Yay›nlar›. Chandhoke, Neera (1995) State and Civil Society: Explorations in Political Theory, Yeni Delhi ve Londra: Sage Publications. Cohen, Jean L. (1982) Class and Civil Society: The Limits of Marxian Critical Theory, Amherst: The University of Massachusetts Press. Cohen, Jean L. ve Andrew Arato (1992) Civil Society and Political Theory, Cambridge, Mass. ve Londra: The MIT Press. Cornu, August (1997a) “Hegel’in Hukuk Felsefesinin Elefltirisi,” Karl Marx, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Elefltirisi, çev. Kenan Somer, Ankara: Sol Yay›nlar›, 210-49. Cornu, August (1997b) “Hegel’in Hukuk Felsefesinin Elefltirisine Katk›: Girifl,” Hegel’in Hukuk Felsefesinin Elefltirisi, çev. Kenan Somer, Ankara: Sol Yay›nlar›, 250-68. Draper, Hal (1977) Karl Marx’s Theory of Revolution, vol. I: “State and Bureaucracy,” New York ve Londra: Monthly Review Press. Ehrenberg, John (1999) Civil Society: The Critical History of an Idea, New York ve Londra: New York University Press. Engels, Frederick (1975) “The Condition of the Working-Class in England,” Karl Marx ve Frederick Engels, Collected Works, vol. 4, Moskova: Progress Publishers. Engels, Frederick (1976) “Festival of Nations in London,” Karl Marx ve Frederick Engels, Collected Works, vol. 6, Moskova: Progress Publishers. Engels, Frederick (1977a) “On the History of the Communist League,” Karl Marx ve Frederick Engels, Selected Works, vol. 3, Moskova: Progress Publishers. Engels, Frederick (1977b) “Ludwig Feuerbach and the End of Classical German Philosophy,” Karl Marx ve Frederick Engels, Selected Works, vol. 3, Moskova: Progress Publishers.

71

Fedoseyev, P. N. vd. (1995) Karl Marx: Biyografi, çev. Ertu¤rul Kürkçü, ‹stanbul: Sorun Yay›nlar›. Hegel, G. W. F. (1953) Philosophy of Right, çev. T. M. Knox, Oxford: Clarendon Press. Hegel, G. W. F. (1991) Hukuk Felsefesinin Prensipleri, çev. Cenap Karakaya, ‹stanbul: Sosyal Yay›nlar. Hunt, G. (1990) “The Development of the Concept of Civil Society in Marx,” der. Bob Jessop ve C. Malcolm-Brown, Karl Marx’s Social and Political Thought: Critical Assessments, vol. IV, Londra ve New York: Routledge, 21-35. Marx, Karl (1975a) “On the Jewish Question,” Karl Marx ve Frederick Engels, Collected Works, vol. 3, Moskova: Progress Publishers. Marx, Karl (1975b) “Economic and Philosophic Manuscripts of 1844,” Karl Marx ve Frederick Engels, Collected Works, vol. 3, Moskova: Progress Publishers. Marx, Karl (1975c) “Contribution to Critique of Hegel’s Philosophy of Law. Introduction,” Karl Marx ve Frederick Engels, Collected Works, vol. 3, Moskova: Progress Publishers. Marx, Karl (1975d) “Contribution to the Critique of Hegel’s Philosophy of Law,” Karl Marx ve Frederick Engels, Collected Works, vol. 3, Moskova: Progress Publishers. Marx, Karl (1975e) “Comments on James Mill, Élémens d’économie politique,” Karl Marx ve Frederick Engels, Collected Works, vol. 3, Moskova: Progress Publishers. Marx, Karl (1975f) “Critical Marginal Notes on the Article ‘The King of Prussia and Social Reform. By a Prussian’,” Karl Marx ve Frederick Engels, Collected Works, vol. 3, Moskova: Progress Publishers. Marx, Karl (1975g) Felsefenin Sefaleti, çev. Ahmet Kardam, Ankara: Sol Yay›nlar›. Marx, Karl (1975h) “To Arnold Ruge, March 13, 1843,” Karl Marx ve Frederick Engels, Collected Works, vol. 1, Moskova: Progress Publishers. Marx, Karl (1975i) “Proceedings of the Sixth Rhine Province Assembly. Third Article. Debates on the Law on Thefts of Wood,” Karl Marx ve Frederick Engels, Collected Works, vol. 1, Moskova: Progress Publishers.


72

Mehmet Yetifl

Marx, Karl (1976a) “Ekonomi Politi¤in Elefltirisine Katk›’ya Önsöz,” Karl Marx ve F. Engels, Seçme Yap›tlar, c. 1, Ankara: Sol Yay›nlar›.

y›nlar›, 191-209.

Marx, Karl (1976b) “Theses on Feuerbach,” Karl Marx ve Frederick Engels, Collected Works, vol. 5, Moskova: Progress Publishers.

Marx, Karl ve Frederick Engels (1975) “The Holy Family or Critique of Critical Criticism,” Karl Marx ve Frederick Engels, Collected Works, vol. 4, Moskova: Progress Publishers.

Marx, Karl (1976c) “The Poverty of Philosophy,” Karl Marx ve Frederick Engels, Collected Works, vol. 6, Moskova: Progress Publishers. Marx, Karl (1977a) “The Eighteenth Brumaire of Louis Bonaparte,” Karl Marx ve Frederick Engels, Selected Works, vol. 1, Moskova: Progress Publishers. Marx, Karl (1977b) The Civil War in France, Pekin: Foreign Languages Press. Marx, Karl (1977c) “Fransa’da ‹ç Savafl,” K. Marx, F. Engels ve V. ‹. Lenin, Paris Komünü Üzerine, çev. Kenan Somer, Ankara: Sol Yay›nlar›. Marx, Karl (1977d) “Marx to P. V. Annenkov, December 28, 1846,” Karl Marx ve Frederick Engels, Selected Works, vol. 1, Moskova: Progress Publishers. Marx, Karl (1997a) Hegel’in Hukuk Felsefesinin Elefltirisi, çev. Kenan Somer, Ankara: Sol Yay›nlar›. Marx, Karl (1997b) “Hegel’in Hukuk Felsefesinin Elefltirisine Katk›. Girifl,” Hegel’in Hukuk Felsefesinin Elefltirisi, çev. Kenan Somer, Ankara: Sol Ya-

Marx, Karl (1997c) Yahudi Sorunu, Ankara: Sol Yay›nlar›.

Marx, Karl ve Frederick Engels (1976) “The German Ideology,” Karl Marx ve Frederick Engels, Collected Works, vol. 5, Moskova: Progress Publishers. Neocleous, Mark (1996) Administering Civil Society: Towards a Theory of State Power, Londra: Macmillan Press. Plamenatz, John (1975) Karl Marx’s Philosophy of Man, Londra: Clarendon Press. Savran, Gülnur (1987) Sivil Toplum ve Ötesi: Rousseau, Hegel, Marx, ‹stanbul: Alan Yay›nc›l›k. Thomas, Paul (1994) Alien Politics: Marxist State Theory Retrieved, New York ve Londra: Routledge. Thomas, Paul (2000) Marx ve Anarflistler, çev. Devrim Evci, Ankara: Ütopya. Wood, Ellen Meiksins (1990) “The Uses and Abuses of ‘Civil Society’,” Socialist Register 1990, der. Ralph Miliband ve Leo Panitch, Londra: The Merlin Press, 60-84.


Praksis 10

| Sayfa: 73-91

Hegemonya ve Sivil Toplum: Kamusall›k Kavram› Üzerine Elefltiri-ötesi Düflünceler* Alex Demirovic Çeviri: ‹lker Ataç**

urjuvazi; iflçi hareketi ile Bat› Marksizmi gelene¤inde, özellikle Lukács’›n teorisinde ve Adorno ile Horkheimer’›n son dönem elefltirel teorilerinde ak›l d›fl› bir flekilde hüküm süren bir s›n›f olmas› dolay›s›yla elefltirilirdi. Elefltirilen fley; bu s›n›f›n, hakimiyetini akla dayal› araçlarla meflrulaflt›rmamas› ve siyasi iktidar›n› artan bir flekilde otoriter ve devletçi araçlara dayand›rmas›yd›. Bu saptaman›n dayand›¤› fikir, k›smi ç›karlar›n hakimiyetinin toplumsal olarak meflrulaflt›r›lmas› gereklili¤idir. Meflrulaflt›rma, yönetenlerin toplumun bütünsel olarak kendini yeniden üretebilmesi ve tüm hükmedilenlerin varl›¤›n› korumas› için vazgeçilmez olan örgütleme görevini yerine getirdi¤i sürece gerçekleflir. Ama böyle bir ifllev, üretici güçlerin kapitalist-endüstriyel yay›lmas›yla birlikte tarihsel ba¤lamda geçersizleflmiflti. Toplumlar›n bütünsel zenginli¤i ile toplumsallaflman›n ve iflbirli¤ine dayal› çal›flman›n düzeyinin o kadar ileri seviyede oldu¤u varsay›lm›flt› ki, hakimiyet ve idareye daha fazla gerek kalmad›¤› düflünülüyordu. Hakimiyetin sürdürülmesi her türlü tarihsel ak›lc›l›¤› terk etmiflti ve burjuvazinin varoluflu ifllevsel bir dönüflüm geçiriyordu. Burjuvazi, tarihsel olarak gücünü özgürlü¤ün, eflitli¤in ve kardeflli¤in ak›lc› normlar›yla akl› geçerli k›larak elde etmiflti. Bu evrensel prensipler arac›l›¤›yla toplumun büyük bir k›sm›n›n, yani alt s›n›flar›n ve halk›n deste¤ini kazanm›flt›. Art›k hakimiyet aflk›n bir flekilde meflrulaflt›r›lmamal›yd›. Bireysel ve toplumsal yaflam biçimlerinin kendilerini yaln›z akl›n huzu-

B

* Makalenin yer ald›¤› eser: Demirovic, A. (1997) ''Hegemonie und Zivilgesellschaft. Metakritische Überlegungen zum Begriff der Öffentlichkeit'', Demirovic, A. (der.), Demokratie und Herrschaft. Aspekte kritischer Gesellschaftstheorie içinde, Münster: Westfälisches Dampfboot. ** Çevirmen, Özgecan Tomruk ve Asl› Niyazio¤lu'na katk›lar›ndan dolay› teflekkür eder.


74

Alex Demirovic

runda rasyonel bir biçimde ispatlamalar› gerekiyordu. Ama elefltiriye göre burjuvazinin rasyonelli¤i iflçi hareketinin güçlenmesi ve üretici güçlerin geliflmesiyle zay›flam›fl ve yapt›r›m›n› yitirmiflti. Ücretli iflçilerin özerkli¤inden korkan burjuvazi, toplumsal zenginli¤i sadece k›smi olarak kendi hakimiyetini korumak için kullanmaya bafllad›. Vaktiyle talep etti¤i ak›lc›l›¤›n de¤erlerine göre tart›lmamak için kendini giderek kültürel ve ideolojik olarak irrasyonellefltirdi. Bir zamanlar burjuva ve halk aras›ndaki ittifak› mühürleyen felsefi formül olan ak›l, burjuva için yapt›r›m›n› yitirmiflti. Burjuva devriminin normlar›, verilen sözlere ra¤men as›l de¤erini ve anlam›n› kaybetmiflti – art›k bu normlar›n gerçeklefltirilmesi söz konusu bile de¤ildi, aksine ya tam tersine dönüflmüfl ya da faflizmle birlikte siyasi arenadan çekilmifllerdi. Burjuva hakimiyetinin tarihsel geliflim çizgisi hakk›nda yap›lan bu saptama, Marksist elefltirel teori gelene¤ini hangi alternatiflerin ortaya ç›kaca¤› ve hangi stratejilerin izlenmesi gerekti¤i konular›nda ikiye bölmüfltü. Bir yandan ak›lc›l›¤›n burjuvazinin miras›na konacak olan iflçi s›n›f›na intikal edece¤i varsay›l›yordu. Ak›l ile burjuva devriminin tafl›d›¤› özgürlük normlar›, iflçi s›n›f› için giderek artan bir flekilde kendi s›n›f ç›karlar› ve prati¤i için ba¤lay›c› bir niteli¤e bürünmeliydi. ‹flçi s›n›f›n›n, ideallefltirilebilen ve evrenselci formüllerle di¤er bütün s›n›flar› birlefltirebilecek ve akla dayal› bir toplum kurabilecek bir durumda oldu¤u varsay›l›yordu. Mesela Demokratik Almanya Cumhuriyeti bu önermeye dayanarak ak›l d›fl› burjuva karfl›s›nda tek ak›lc› s›n›f olan iflçi s›n›f›n› korumak ve onun varl›¤›n› gerçeklefltirmek üzere burjuvazinin ak›lc›-demokratik miras›na sahip ç›kt›. Bu esnada burjuvazi, giderek irrasyonelleflen bir süreçte vahflice gücünü korumaya çal›fl›rken bat›yordu, baflka bir deyiflle faflizanlafl›yordu. Öte yandan elefltirel teori, akl›n hükmedilenler için de her türlü yapt›r›m›n› çoktan yitirdi¤i tezini savunuyordu. Bu düflünceye göre ak›lc›l›¤a ulaflmak için art›k s›n›f imtiyaz› kalmam›flt›. Çünkü ideolojik hakimiyetin mant›¤› yeni kültürel altyap›dan dolay› hat›r› say›l›r bir flekilde de¤iflmiflti. Kültür endüstrisinin geliflimiyle birlikte kültürel alan, sermayenin de¤erlendirildi¤i bir alan olmufltu. Horkheimer ile Adorno’nun tahlillerinde ve Baudrillard, Virilio veya Postman gibi yeni medya elefltirmenlerinin gözünde elefltirel ayd›nlar ile bunlar›n özerk anlam ba¤lant›lar›, yorum pratikleri ve savlar› bu süreçte ifllevsel bir dönüflüm geçiriyordu. Ayn› zamanda hakikat ve tecrübe aras›ndaki iliflki de dönüflüm geçiriyordu. ‹fl zaman› ve bofl zaman, maddi ve sembo-


Kamusall›k Kavram› Üzerine Elefltiri-ötesi Düflünceler

lik gerçeklik adeta birbirinin içine geçmiflti. Medya art›k kendi içerdi¤i sonuç itibariyle sadece bir fleylerin aktar›ld›¤› bir alan de¤ildir. Gücünü etkileyerek ve manipüle ederek de¤il, daha ziyade gündelik hayat›n büyük bir k›sm›n› örgütleyerek kazanmaya bafllad›. Radyo, televizyon, pikap, CD, walkman, sinema, konser, gazete, kitap hep medyan›n arac›l›¤›yla varoluyor. Gündelik hayat medyan›n hayat›d›r, burada temsilciyle temsil edilen ve gösterilenle gösteren aras›ndaki fark kayboluyor. Bu düflünce radikal bir flekilde gelifltirilirse fark edilir ki tecrübenin yitip gitti¤i flikayeti vakti geçmifl bir flikayet de¤ildir. Çünkü insanlar sürekli olarak medyan›n içinde hareket ediyor. Bunun ötesinde toplumsal olaylar, en bafl›ndan itibaren medyatik olaylar olarak sahneye konuluyor – sadece medya için ortaya ç›k›yorlar. Karnaval organizatörlerinden tutun da politikac›lara kadar herkes sadece kameralar için konufluyor ve hareket ediyor. Eylemler medyatik sahnelenmeler için belirleniyor. Afl›r› sa¤c› eylemciler, kameramanlar ve gazeteciler taraf›ndan k›flk›rt›lmad›klar› sürece, eylemlerinin medyada nas›l yans›yaca¤›n› daha plan aflamas›nda hesaba kat›yor. Bunun d›fl›nda Körfez Savafl›, en genifl anlam›nda bir medya savafl› olarak ortaya konuyor. Bilgisayarlarla uçaklar aras›ndaki bilgi ak›fl› efl zamanl› bir olay olarak yans›t›l›yor. Bunun gibi medya kuramlar› medyan›n uzun bir süredir gücü eline ald›¤›n› aç›k bir flekilde ortaya koyuyor. Yaflanan tecrübelerin kendi gerçekli¤ini billurlaflt›rabilece¤i alanlar, özerk irade ve karar verme mekanizmalar›n›n kaybolmas› gibi çoktan yok oldu. Böylece medyan›n tüketiciler üzerinde çok bariz bir etkisi olufluyor: O da düflüncenin kayb›. Tüketicilerin eylemleri, sadece kültür endüstrisi taraf›ndan yönlendirilen modaya sonsuz itaat eden yüzeysel hareketlerin tekrar›na indirgenmifl durumda. ‹çkin mant›k ve savlar›n ak›lc›l›¤›, bireyler üzerindeki ba¤lay›c› etkisini çoktan kaybetmifl.1 Hakimiyet kuram› ›fl›¤›nda bak›ld›¤›nda, ne hükmedenlerin ne de kamusal olarak getirilen mant›kl› savlar›n ak›lc›l›¤a karfl› bir sorumlulu¤u kalmam›flt›r. Burjuvazi medya arac›l›¤›yla veya kamusal tart›flmalar üzerinde olan telekratik etkisiyle her türlü ak›lc›l›k talebinden kaçabilir ya da ak›l kavram›n› iktidar ç›karlar› do¤rultusunda dönüfltürebilir. Hükmedilenler ise hiçbir flekilde ba¤lay›c› ak›l talebinde bulunamayacaklard›r. Çünkü art›k akl›n onlar için çok az, hatta hemen hemen hiçbir anlam› kalmam›flt›r. Bu noktada elefltirel kuram›n ›fl›¤›nda burjuvazinin tarihsel geliflimi hakk›nda olan bu tarihsel-kuramsal saptaman›n neden yetersiz oldu¤unu aç›klamak için üç heterojen noktaya iflaret etmek istiyorum.

75

1 ‹kinci Dünya Savafl›’ndan sonra Amerika sürgününden dönen Elefltirel Teori temsilcileri, stratejilerini ak›lc›l›¤›n Bat› Alman ayd›nlar› için yeniden geçerli bir yönelim olmas› üzerine kurmufllard›. Elefltirel teori, karamsar oldu¤u düflünülmesine ra¤men, akl›n de¤erinin tarihsel süreçte yeniden takdir edilmesine katk›da bulunmufltur. Krfl. Demirovic (1994b).


76

Alex Demirovic

2 Ak›lc›l›¤›n de¤erlendirilmesinin bu tip bir de¤iflimi Odessa’n›n eylem biçiminin anlamland›r›lmas›nda a盤a ç›kar. Odessa, arkadafllar› kulaklar›n› t›kay›p kürek çekmek zorundayken, sirenlerin sesini tehlikesizce dinleyebilmek için kendisini dire¤e ba¤latm›flt›. Bu örnek Ayd›nlanman›n Diyalekti¤i kitab›nda sembolik olarak hakimiyetin Avrupa tarihini anlat›yordu. Yönetenler zevke dalmak için kendilerini kürek çekmenin emek gücünden özgürlefltiriyordu. Yine de sorunsuz bir flekilde bu zevkin tad›na varam›yordu. Yöneten bir erkek olarak kimli¤ini kaybetme korkusu tafl›yordu. Onun için de emri alt›nda bulunanlara, emredeni ba¤latt›r›yordu. Bu durum yeterince paradoksald›r; tehlike bitti¤inde emri alt›nda bulunanlar›n emredeni yeniden salacaklar›n› bekler. Hükmedenler ak›lc›d›r, ama ak›lc›l›¤›n› ak›ld›fl›l›¤›n bedeliyle öder. Bu da kendi do¤as›n›n, kontrollü zevkin ve bedeni zevkten mahrum edilen baflkalar›n›n emek gücünün ak›lc› kontrolü ile olur. Bu örne¤in güncel kullan›m›nda ise hakimiyet sorunsal› ile ak›lc›l›k ve ifl-

1) Özgürleflmenin, burjuvazinin ak›l de¤erlerinin gerçekleflmesinin bir sonucu mu yoksa bu de¤erlerin Frans›z devrimi sonucunda oluflan siyasi süreçte farkl› s›n›flar›n kendi aralar›nda uzlaflt›klar› bir formülün parças› m› oldu¤u tart›flmal› bir noktad›r. O zaman oluflan bu normlar›n burjuvazinin, onun piyasa ekonomisinin ve demokratik varolufl biçiminin üzerinde ba¤lay›c› bir etkisinin olmas› gerekiyordu. 2) E¤er akl›n normlar› evrensel ise k›smi hareket eden hiç bir s›n›f bu normlar› sadece kendisi için talep edemez. Buna karfl›n bütün insanl›k ad›na hareket etmek ise teklif edilemez bir flekilde s›n›f ve cins ç›karlar›n› birlefltirmeye ve zorunlu olarak siyasi gücün gasp›yla, az›nl›klar›n ç›karlar›n›n göz ard› edilmesine yol açar. 3) Burjuvazi de kendisi taraf›ndan belirlenen toplumsal yaflant›lar içinde kendi ak›lc›l›¤›n› yenileyebilece¤i süreçleri bilir ve bunlar› düzenler. Burada Antonio Gramsci’nin Benedetto Croce’nin ‹talyan kültürü için önemini tahlil etti¤i fikirlerini takip edersek (Gramsci, 1994), bu yenileme süreçleri tarihsel maddeci kuramlar›n oluflumlar› ve so¤urulmas› ile oluflur. Tarihsel maddeci kuram, elefltirisi ve burjuva yaflam ba¤lant›s›ndan tehditkâr ayr›l›fl› ile gerçi ekseriyetle hakir gören ama yine de muazzam ak›lc›l›k dolu bir potansiyel sunar. Burjuva toplumunun ak›l potansiyellerini ortaya ç›karmak, birçok elefltirel kuram›n aktüel çal›flma programlar›n›n bir parças› olmufltur. Bu çal›flmalar kapitalist toplumu daha da ak›lc›laflt›r›c› ve medenilefltirici yollar› arar. Bunun sonucunda aç›k bir flekilde hakimiyet odakl› kuramdan ak›lc›l›k ve demokrasi bazl› kurama geçifl olur: Her insan akl›, dolayl› da olsa talep etti¤i için mant›kl›d›r. Hükmedilenler s›rf hükmedildikleri için daha ak›lc› olma imtiyazlar›na sahip de¤illerdir, yönetenlerin ise daha en bafltan ideoloji elefltirisi ba¤lam›nda ak›lc› olamayacaklar› iddia edilemez.2 Bu kuramsal geçiflin önemli özelliklerinden biri, akl›n birlefltiricili¤ini ön plana ç›kartan hakimiyet kuram›ndan evrensel ak›lc›l›k merkezli kurama gerilemesidir. Ak›lc›l›¤›n çeliflkileri ve diyalekti¤i, Kant’tan esinlenen felsefi ve soyut-biçimsel bir bak›fl aç›s›n›n lehine arka plana itilmifltir. Buna göre mant›k, ak›lc› bir flekilde düzenlenen bir madde olarak bütün insanlar›n sahip olabilece¤i bir fleydir. Tarihin bütün tezatlar› ve ak›ld›fl›l›klar›na ra¤men ak›l eninde sonunda bütün insanl›¤› belirleyecektir. Bu yüzden bütün ak›l d›fl› tezat durumlar çat›flan taraflar›n karfl›l›kl› olarak anlaflmas›na ve insanlar›n kozmopolit bir flekilde ba¤lan-


Kamusall›k Kavram› Üzerine Elefltiri-ötesi Düflünceler

mas›na yol açacakt›r. Kant’a göre ak›lc›l›¤›n getirdi¤i karfl›l›kl› ba¤l›l›k ve toplumun artan rasyonelleflmesi, çat›flmalar›n amaçlanmam›fl bir sonucudur. Bu çat›flmalar, düflmanl›k ve taraftarl›klar›n›n hiddetinden deliye dönmüfl düellocular›n yan› bafllar›nda oluflur. Bu süreç do¤an›n bir plan› olarak tarihsel bir bereketin oluflmas›yla insanlar›n mant›kl› bir flekilde birleflmesine yol açar (krfl. Kant, 1968: 26). Akla ve onun normlar›na karfl› hareket edenler de insanlar› tehlikeye att›klar› ve onlar› ak›lc› davranmaya ittikleri sürece insanlar›n yükselifline katk›da bulunurlar. Kant’a göre toplumsal geliflmenin sadece insanlar taraf›ndan amaçlanmam›fl ak›lc›laflmas›n›n kozmopolitik-demokratik bir topluma do¤ru geliflmesinin arac›, akl›n kamusal kullan›m›n›n yol açt›¤› ayd›nlanmad›r. Kant’› takip eden normatif demokrasi kuramlar›na göre de kamusal tart›flmalar akl›n birlefltirici etkisini yeniledi¤i ve toplumun rasyonelleflmesine katk›da bulundu¤u sürece kamusall›k toplumsal organizasyon için vazgeçilmez bir yere sahiptir. Normatif kamusall›k ve sivil toplum kuramlar›nda kamusall›k, yap›sal olarak ak›ld›fl› düflünülen bir toplum karfl›s›nda akl›n kamusal-iletiflimsel kullan›m› kat›l›mc›lar› rasyonel iddialarla ba¤lad›¤› sürece iletiflimsel gücün bir mercisi olarak yer al›r. Burada özel alan gibi yap›sal bir flekilde ve güç kullanarak kararlar› veya yaflam biçimlerini kamusal gündemden çeken toplumsal mekanizmalar akla gelir. Buna karfl›n kamusal iletiflimin normlar›na sahip ç›k›lmas› kamusal alan›n h›zla aç›lmas›na yol açar. Toplumsal hareketler, protestolar arac›l›¤›yla bu aç›l›m› zorlar ve ayn› zamanda kamusall›¤›n kapal› olmas›n›n mant›¤›n› sorunsallaflt›r›r. Böylelikle kamusall›k adeta elefltirel bir kavram haline gelir. Modern dünyada zulme karfl› olan bütün mücadeleler; daha önce “özel”, kamusal, ve siyasi olmayan olarak nitelendirilen alanlar›n yeniden tan›mlan›p sorgulanmas›yla bafllar. Bu sorgulama; kamusal ç›karlar, adalet konusu ve söylemsel meflrulu¤a gereksinim duyan güç ile ilgilidir (Benhabib, 1991: 156).

Bu sayede kamusall›k kavram›yla aç›lma ve aç›kl›¤›n özgül bir tarih felsefesi bir araya gelir. “Bugünkü toplumlarda demokratikleflme, kat›l›mc›lar aras›ndaki özerk kamusal alanlar›n geliflmesi olarak görülebilir” (Benhabib, 1991: 158). Burada kat›l›mc› yurttafllar›n kamusall›¤a bir etkide bulunduklar› ve bu sayede kamusall›¤› dönüfltürdükleri varsay›l›yor. Böylece kamusall›k protesto hareketlerinin savlar› için daha saydam hale gelir ve bü-

77

bölümü aras›ndaki iliflkinin bir önemi yoktur. Söz konusu olan, Odessa’n›n uygulad›¤› ak›lc› ba¤l›l›¤›n kuramsal suretidir. Odessa, bir sonraki aflamada ak›lc› davranamayaca¤›ndan korktu¤u için, kendisini ak›lc›l›¤a sevk etmesini bekledi¤i kurumsal bir müesseseye karar vererek ba¤lan›r. Ba¤l›l›¤›n siyasi eylem konusundaki tart›flmalar› için krfl. Buchstein (1994) ve Saretzki (1995). [Ayd›nlanman›n Diyalekti¤i’ndeki ilgili bölümün Türkçesi için bkz. Horkheimer, M. ve T. W. Adorno (1995) “Ara Söz 1: Odysseus ya da Mit ve Ayd›nlanma”, Ayd›nlanman›n Diyalekti¤i. Felsefi Fragmanlar 1 içinde, çev. O. Özügül, ‹stanbul: Kabalc›, 63-98].


78

Alex Demirovic

tün kat›l›mc›lar artan bir flekilde kamusall›¤›n normlar›na ve savlar›n de¤ifl-tokufluna ba¤lan›r. Bu kuram›n varsay›mlar› böylesine çat›flma dolu bir geliflimin sonucunda karfl›l›kl› bir ba¤l›l›¤›n oluflmas›n› ve çat›flan kiflilerin kaynaflmas›n› öngörür. Bu sürecin sonucunda her ne kadar oy birli¤i ve ç›karlar›n ayn›laflmas› beklenmese de, kat›l›mc›lar›n birbirlerini eflit koflullarda tart›flan bireyler olarak kabul edece¤i varsay›l›yor. Sonuç olarak bir toplumun kamusal alan› geniflledi¤i sürece demokratikleflece¤i beklenir – kamusall›k; toplumun eylem, sevk ve idare merkezi olur (krfl. Schmalz-Bruns, 1994). Bu vesile ile kat›l›mc› yurttafllar kamusal tart›flmalar taraf›ndan sa¤lanan, kendi kendine yeten sivil toplum olarak an›lan eylem çerçevesinde buluflurlar (krfl. Rödel vd., 1989). Tam anlam›yla demokratikleflen bir toplum, kamusal ve aç›k bir toplum olur. Gerçi normatif kamusall›k kuram›, Habermas “güçten ar›nm›fl iletiflim yap›lar›yla iyi iflleyen kamusall›k”tan (1993: 172) bahsetti¤inde ve bu tip güçten ar›nd›r›lm›fl iletiflimin baflka nerede oldu¤unu sordu¤unda, kamusall›¤›n normlar›yla ampirik geliflmesi aras›ndaki iliflkiyi aç›klamakta yetersiz kal›yor. Yine de yukar›da bahsetti¤im Benhabib’in fikirleri bu konuda baz› ipuçlar› bulmam›za yard›mc› olabilir: Normla güç aras›ndaki iliflki bir çeflit s›f›r oyunudur. Kamusall›¤›n normlar› yurttafllar›n protestolar›yla ne kadar gerçekleflirse ve kamusall›k bir özgürlük alan› olarak ne kadar kendini kabul ettirirse, iktidar da bir o kadar geri püskürtülecektir. Kamusall›k ve iktidar birbirlerinin d›fl›nda bulunan durumlar olarak karfl› karfl›ya dururlar. Güçlerin bu ince dengesinde kamusall›k, güçsüz bir güç fleklini al›r: Zor uygulamadan zorla iktidar› k›s›tlayan bir iktidar. Bu sürecin sonucunda norm, güçten ar›nd›r›lm›fl bir kamusall›¤›n ampirik gerçekli¤ine ulafl›r: Norm ve gerçeklik adeta özdeflleflir. Bugünkü toplum da güçten ar›nd›r›lm›fl kamusal iletiflim geçerli oldu¤u sürece, özünde ak›lc› görünür. Toplum, kamusal alanla özdeflleflip güçten ar›nd›r›lm›fl bir flekilde ak›lc› savlardan sürekli olarak kendine anlam ç›kard›¤› sürece kendini ak›lc›laflt›racakt›r. Bu yaz›n›n devam›nda kamusall›k kavram›n›n özgürlefltirici potansiyelinin bahsedilen normatif demokrasi kuramlar›nda iddia edilenin aksine çok daha az oldu¤unu göstermek için üç sav gelifltirece¤im. Bunun sebebi kamusall›¤›n bir çok aç›dan varolan hegemonyan›n bir parças› olmas›d›r. Yukar›da bahsedilen topyekun medya gücü fikri ile kamusall›¤›n ve sivil toplumun normatif yorumu aras›ndaki karfl›tl›k, sanki iki kuram da güç ve iktidar›n karfl›s›nda dururmufl gibi sunulur. Ama bu iki aç›l›m da hege-


Kamusall›k Kavram› Üzerine Elefltiri-ötesi Düflünceler

monya fikri ve kamusal alan içindeki güç meseleleri konular›nda, Gramsci’nin hakimiyet temelli elefltirel sivil toplum kavram›n›n aç›l›mlar› düflünüldü¤ünde zay›f kal›rlar. 1) Öncelikle göstermek istedi¤im nokta, kamusal tart›flma süreci ampirik olarak gözden geçirildi¤inde, kamusal alan›n protesto hareketleriyle zamanla geniflledi¤i tezinin dayana¤›n›n olmad›¤›d›r. Örne¤in kamusal tart›flma süreçlerinin feminist tahlili, kamusal tart›flma normu konusunda ciddi tereddütler yaratm›flt›r. Bu norm bir güç kayna¤› haline gelip stratejik amaçlara ulaflmak için kiflilere karfl› sald›r› arac› haline getirilebilir. Bu kifliler ise kendilerini sadece elefltiri yeteneklerinin özel alan›nda güvenceye al›p, güç bask›s›ndan kurtulabilirler (krfl. Fraser, 1994). Afla¤›da bahsedilecek olan “Almanya’da 1975-1983 y›llar› aras›nda toplumsal hareketler ile kamusall›k aras›ndaki iliflki” konulu araflt›rma projesinin sonuçlar› baflka tereddütlerin de su yüzüne ç›kmas›n› sa¤lam›flt›r.3 Projenin ç›k›fl noktas› flöyle özetlenebilir: Acaba toplumsal hareketler, iletiflim haklar›n›n alg›lanmas›yla kamusal alan› geniflletebilirler mi? Böylelikle kat›l›mc› yurttafllar›n sivil toplumsal eylem ba¤lant›s› sa¤lanabilir mi? Ve bu nereye kadar sa¤lanabilir? Bu çal›flmada kamusal alan›n aç›kl›¤›, iletiflim haklar›n›n toplumsal protestolar ba¤lam›nda alg›lanmas›n›n gazete haberlerinde yans›mas›n›n de¤erlendirilmesiyle kavranmaya çal›fl›lm›flt›r. Bu haberlerde protestocular›n; konular› ve eylem biçimleri kamusal alan›n içine yerlefltiriliyor mu, iletiflim haklar› tan›n›yor mu, yoksa reddedilerek kamusal alan›n d›fl›nda m› b›rak›l›yor gibi noktalar incelenmifltir. Yani burada bahsedilen, protestocular, eylem biçimleri ve kamunun gündemine tafl›d›klar› konular olmak üzere üç boyutta incelenen basit bir iç/d›fl flemas›d›r. Söz konusu olan protesto hareketlerinin kendi kendini yöneten kamusal gazeteleri ile kitlesel medya gazeteleridir. ‹leride sadece bu ikinci alandaki sonuçlar› özetleyece¤im. Burada dokuz gazete incelenmifltir: Frankfurter Allgemeine Zeitung, Frankfurter Rundschau, Süddeutsche Zeitung, tageszeitung, Welt, Bayernkurier, Rheinischer Merkur/Christ, Spiegel ve Zeit. Demin bahsedilen üç boyut için bu gazetelerde 4785 adet kay›ta rastlanm›flt›r. Bunlar›n 3362 tanesi iç, 1423 tanesi ise d›fl kay›tt›r. Bu durumda d›fl kay›tlar›n oran› yüzde 30,1’dir. Tahlil edilen yaz›lar›n ço¤unlu¤una göre kitlesel medya kamusall›¤›, protestoculara, ele ald›klar› konulara ve eylem biçimlerine ekseriyetle aç›k bir flekilde yaklafl›yor. Bu durum Taz4 gazetesinde ç›kan haberler ç›kar›ld›¤› zaman

3 Burada konu olan araflt›rma projesi Ulrich Rödel ve Günter Frankenberg taraf›ndan birlikte yap›lm›flt›r. Krfl. Rödel, Frankenberg ve Demirovic (1994). Bu araflt›rman›n k›smi sonuçlar› ayn› y›l Neue Soziale Bewegungen adl› araflt›rma dergisinin ilk say›s›nda yay›nlanm›flt›r.

79


80

Alex Demirovic

4 1979 y›l›nda Berlin'de kurulan Taz gazetesi (Tageszeitung) o y›llarda Almanya'da geliflen yeni toplumsal hareketlerin sözcüsü olmufl alternatif sol bir gazetedir (ç.n.)

da geçerlili¤ini koruyor. Di¤er sekiz gazetedeki haberlerde d›fl kay›t oran› yüzde 37,8 buluyor. Yani her ne kadar Taz kamusal alan›n aç›l›m›n› geniflleyici ve güçlü bir flekilde teflvik ediyor olsa da, di¤er sekiz gazetenin kitlesel medya kamusall›¤› nispeten aç›k olarak nitelendirilebilir. Ancak gazeteler teker teker tetkik edildi¤inde bu genel yarg› de¤iflikli¤e u¤ramaktad›r. Her bir gazetedeki d›fl kay›tlar›n oran› tüm gazetelerin ortalamas›n›n baya¤› üstünde seyretmektedir. Tek tek yüzde olarak de¤erler flöyledir: Bayernkurier: 90, Rheinischer Merkur: 70, Welt: 65, F.A.Z.: 50, Zeit: 27, Süddeutsche Zeitung: 21, Frankfurter Rundschau: 13, Spiegel: 8, Taz: 5. Burada iki farkl› gazete grubunun oldu¤u aç›kça görülmektedir. Bir grup d›fllay›c› medya, ortalama olan yüzde 30,1’in oldukça üstünde de¤erlerle kamusal alan›n s›n›rlar›n› çok dar çizmeye meyillidir. Protesto hareketleri iletiflime kat›l›mc› olarak tan›nmamaktad›r. Öte yandan kendilerini k›smen kamusal alan›n büyük aç›l›m›yla tan›mlayan daha küçük bir kapsay›c› medya grubu bulunmaktad›r. Her iki grup kendi içlerinde de farkl›l›klar göstermektedir. D›fllay›c› olan kamusall›k de¤erlerin genifl bir flekilde da¤›lmas›yla kendini belli eder. Mesela FAZ ile Bayernkurier aras›ndaki yüzde 40’l›k fark, kapsay›c› grubun d›flar›da b›rak›lan en güçlü gazetesi Zeit ile aras›ndaki farktan çok daha büyüktür. Bunun karfl›l›¤›nda kapsay›c› kamusall›k nispeten homojendir. De¤erler göstermektedir ki kitlesel medya kamusall›¤›, protesto hareketlerine gösterdikleri tepki bak›m›ndan d›fllay›c› ve kapsay›c› kamusall›k olmak üzere iki k›sma ayr›lmaktad›r. Bu iki kamusall›k aras›ndaki fark dikkate de¤er bir flekilde büyüktür. Tekdüze bir aç›kl›ktan bahsetmek mümkün de¤ildir. Ç›karsamalara izin veren zamansal geliflim gözlendi¤inde, kamusal alan demokratiklefliyor mu ve kamusal alan›n s›n›rlar› protesto hareketlerinin tan›m›na izin veriyor mu sorular›na verilen cevaplar bu durumu netlefltiriyor. Protestocular, eylem biçimleri ve konular›n›n d›fllay›c› kamusall›kta d›flar›da b›rak›lmalar›n›n geliflimini takip etti¤imizde, 1975-1983 y›llar› aras›nda gittikçe kat›laflan bir flekilde s›n›rlar›n çizildi¤ini görüyoruz. D›fllanma de¤erleri aç›k bir flekilde iki basamakta 1975’te yüzde 37’den 1983’te yüzde 91’e ç›kmaktad›r. Özellikle bar›fl hareketinin doruk noktas› olan 1983 y›l›nda d›fllay›c› kamusall›kta yo¤un bir d›flar›da b›rak›lma olmufltur. Öte yandan gittikçe ço¤alan bu d›flar›da b›rak›lman›n karfl›l›¤›nda kapsay›c› kamusall›kta protestolar için Taz gazetesi taraf›ndan az


Kamusall›k Kavram› Üzerine Elefltiri-ötesi Düflünceler

da olsa güçlendirilen kararl› ve neredeyse tam bir aç›kl›k tespit edilmektedir. Tahlil göstermektedir ki, kitlesel medyada kamusal alan›n çevresi çok de¤iflik flekillerde tan›mlanmaktad›r. Araflt›rman›n yap›ld›¤› y›llarda d›fllay›c› ve kapsay›c› kamusall›klar belirgin ve gittikçe keskinleflen bir flekilde kutuplaflm›flt›r. Büyüme oranlar›na bak›ld›¤›nda kutuplaflma belirgin bir flekilde d›fllay›c› kamusall›ktan kaynaklan›rken, kapsay›c› kamusall›k protestoculara, konular›na ve eylem biçimlerine karfl› kararl› bir aç›kl›kla yaklafl›yordu. Bu durumda her iki kamusall›k için de kamusal alan›n demokratikleflmesinden bahsetmek mümkün de¤ildir, çünkü kapsay›c› k›s›m sürekli olarak aç›kken, d›fllay›c› k›s›m gittikçe kendini kapatm›flt›r. Kamusal savlar›n yapt›r›m› bak›fl aç›s›ndan gözlemlendi¤inde bu süreç flöyle tan›mlanabilir: Kapsay›c› kamusall›k bafl›ndan itibaren kamusal ve siyasi alan›n demokratik ve demokratiklefltiren kat›l›mc›lara olan ba¤lay›c›l›¤›n› desteklemifltir. Bunun karfl›l›¤›nda d›fllay›c› kamusall›k, protesto hareketlerinin kamusall›¤› ve onun üzerinden kamusal olarak oluflan daha yüksek bir ak›lc›l›¤› hedefleyen savlarla siyaseti ba¤lama deneyini kararl› bir flekilde reddeder. Bu durum, d›fllay›c› ve kapsay›c› kamusall›klarda savlar›n tahlili ile gösterilebilir (krfl. Demirovic, 1994a). Kapsay›c› kamusall›k kat›l›mc›lar› ciddiye al›r, gündeme getirdikleri konulara de¤er verir ve eylem biçimlerini yurttafllar›n iletiflim haklar›n›n meflru bir kullan›m› olarak de¤erlendirir. Onlar›n demokratik faaliyetlerinde, demokratik sürecin ilerlemesini görür. Öte yandan d›fllay›c› kamusall›k medyas›, kendisini açan ve demokratikleflmeye götürebilecek savlar›n ba¤lay›c›l›¤›n› kendisi için söz konusu etmekten sistematik olarak engelleyen demokrasi kuram› bak›fl aç›l› bir sav gelifltirir. Buradaki ana sav, muhafazakâr ve elit bir demokratik uzlaflma noktas›nda oluflmaktad›r. Bunun devam›nda parlamenter demokrasi kanuncu bir oluflum olarak görülür. Her türlü kat›l›mc› yurttafllar›n protestolar› biçiminde kendini gösteren etkinlik ve kendi kendini yönetim, kanuni çerçeveden kopufl olarak nitelenmektedir. Bu k›r›lmaya pes etmek ve de¤iflimi demokrasi kuram› ›fl›¤›nda meflrulaflt›rmak, devletin iradesinin çöküflü olarak alg›lan›r. Bu anlamda kat›l›mc› kamusall›¤›n medyalar› keskin bir flekilde elefltirilir. Bunlar kamusal alan›n s›n›rlar›n› gevflettikleri gibi, devleti ve onun karar verme yetene¤ini bozan ç›karlara ve eylemlere k›ymet verirler. Kitlesel medya kamusall›¤›, kendi içinde birbirinden farkl›

81


82

Alex Demirovic

5

Bu hususta, Schmalz-Bruns’un afla¤›daki ilginç fikri, ampirik olarak ikna edici de¤ildir. Schmalz-Bruns civil-society söylemi ile demokratik olarak kendi kendini belirleme fikrinin öze dönüfllü düflünüm oldu¤unu varsayar. Bunun, demokrasinin farkl› biçimlerinin çat›flma dolu karfl›l›kl›l›¤›n›n bir program› oldu¤unu söyler. Krfl. SchmalzBruns (1992: 24); daha dikkatli formüle etti¤i bir yaz› için Schmalz-Bruns (1995: 137 ve 159ff). Bu asl›nda, demokrasi kuramlar›n›n öze dönüfllü düflünüm biçiminde kendisini k›s›tlamas›n› talep etti¤i sürece, kendi kendini k›s›tlaman›n sivil toplum kuramlar› için merkezi bir varsay›m oldu¤unu aç›klar. Oysa yukar›da bahsedilen tahlil, böyle bir k›s›tlaman›n simetrik olmad›¤›n› ve genelde kat›l›mc›l›k yönelimli demokrasi kuramlar› taraf›ndan uyguland›¤›n› gösterir. Güç kuram› aç›s›ndan bak›ld›¤›nda burada kat›l›mc› demokrasinin kendi kendisini zay›flatt›¤›ndan bahsedebiliriz. Bu varsay›m ayn› zamanda çeliflkilidir: Bir yandan sivil toplum kuramlar› nesnel bir durumda do¤ru

demokrasi ve kamusall›k kavramlar›yla bölünmüfltür; k›smi kamusall›klar birbirleriyle tart›flmal› ve çeliflkili bir iliflki içindedir. E¤er önceden tan›mlad›klar› bir kamusal alana kat›lm›yorlarsa, sürekli olarak gündelik performatif eylemlerle birbirlerine karfl› anlam çat›flmalar›nda hükmünü geçirebilecekleri demokrasi kuram› yönelimli pozisyonlar haz›rlarlar. Kamusal savlarla karfl›l›kl› olarak ba¤land›klar› durumlar hemen hemen hiç olmaz.5 Kapsay›c› kamusall›k protesto gruplar›na savsal mekanlar vererek bunlar› ba¤lar. Bu çok da flafl›rt›c› bir fley de¤ildir. Buradaki destek, gündelik haber ve yorumlarda vuku bulan kendi demokrasi anlay›fllar›n›n bir sonucudur. D›fllay›c› kamusall›k, protestocularla her türlü ba¤lant›y› ve kapsay›c› medyan›n kamusall›¤›yla savsal de¤ifl-tokuflu reddeder. Kendi görüflüne göre bu iki gruba da ba¤l› olmak, devlet iradesini sarsacak bir stratejiye katk›da bulunur. Bundan dolay› kutuplaflma stratejisi, d›fllay›c› kamusall›¤›n tutarl› bir tepkisi olarak görülebilir. D›fllay›c› kamusall›k kendi anlay›fl›nda demokratik devleti di¤er kat›l›mc›lar için her zaman örnek teflkil edebilecek her türlü bireysel ve grup imtiyaz›na karfl› korur. Gramsci’nin gelifltirdi¤i sivil toplum kavram› ›fl›¤›nda bak›ld›¤›nda bu perspektif tersine döner. Çünkü dar anlamda devlet öyle kolayca farz edilecek bir fley de¤ildir. D›fllay›c› medya sadece devleti korumakla kalmaz, daha ziyade performatifdir. D›fllay›c› medya “devlet” in kolektif bir yaflam biçimi ve bir toplumsal aktör olarak görüldü¤ü ve kamusall›¤›n bir ön kurum olarak ma¤dur bir flekilde ba¤land›¤› bir sivil toplum anlay›fl›n›n bir parças›d›r. II. Kamusall›k bir çok aç›dan tart›flmal› bir aland›r: her fleyden önce farkl› görüfl aç›lar›n›n içeri¤i, kamusal etkiyle kamuoyunu belirleme konular›nda rekabet ve münakaflan›n oldu¤u bir aland›r. Yine de bir çok toplumsal aktör ve konu, bu kamusal fikir rekabetinin bir parças› de¤ildir. Bunlar kendi varl›klar›n› kabul ettirmek zorundad›r. Bu ise 60’lar›n siyaset, kamusall›k ve mücadele taleplerine denk düfler. Kamusal tart›flmalarda neyin kamusal olarak kabul edilip edilemeyece¤i ve kamusal alan›n s›n›rlar› konu edilir. Kamusall›k, toplumun topografisinde gücün merkezinde bulundu¤u için mücadele alan›d›r. Toplumsal aktörler kendi konular›n› geçerli k›lmaya ve kendi fikirlerini toplumun geneline kabul ettirmeye çal›fl›rlar. Karfl› fikirler ise kendi düflüncelerini kabul ettirmeye çal›flan gruplar taraf›ndan öne sürülür (Gerhards ve Neidhardt, 1991: 40).

Kamusall›k, prensip olarak devletçi bir flekilde yap›sallaflm›fl-


Kamusall›k Kavram› Üzerine Elefltiri-ötesi Düflünceler

t›r. Çünkü kamusall›k toplumsal iletiflimi kutsar ve siyasi irade için “gürültüyü” özgül bir vurguya dönüfltürür. Kamusall›k denilince her zaman kamusall›k kavram› üzerine, kamusall›¤›n gerek yurttafllarla gerek devlet kurumlar›yla olan iliflkisi üzerine bir münakafla bafllar. Sivil ve siyasi toplumla devlet kurumlar›n›n yap›lar› ve bu alanlar›n ayd›nlar›n›n birbirleriyle ve halkla olan iliflkileri üzerinde etkide bulundu¤u sürece kamusal çat›flmalar kendisine yöneliktir. Kamusall›¤›n normatif teorileriyle normatif iddialar› tek yanl› olduklar›ndan ve karmafl›k sivil toplumu idealist bir bak›fl aç›s›yla daraltt›klar›ndan dolay› yetersiz kal›rlar. Zira kamusall›¤›n normatif teorileri, gücün ve sosyal çat›flmalar›n içinde yer ald›¤› karmafl›k bir sivil toplumsal güç alan›nda bilakis söylemsel bir olayd›r; normatif teoriler sadece normlar› talep ediyorlar diye söylemlerin ve devlet iktidar›n›n düzenini korumak için iktidar›n ve rekabetin d›fl›nda kalamazlar. Bu kuramlar›n sahipleri belli ç›karlar› ve amaçlar› olan ayd›n gruplar›d›r. Evrenselli¤i isterken bütün sosyal aktörlerin kendilerinin davrand›¤› flekilde davranmalar›n› isterler: O da kamusall›¤a sahip ç›kmakt›r. Her ne kadar bu, eylem kuram›yla prati¤i motive ederek teflvik edici bir iddia ile sunulsa da, sonuçta etkisi edilgenlefltirici olur. Çünkü bireyler hem kendi k›smi ç›karlar›yla, hem de evrensel olarak bu kamusall›k felsefesine kat›l›rlarsa, oluflan ortak pratik sadece durmadan her fleyi kamusal olarak tart›flmay› karfl›l›kl› olarak talep etmekten ibaret olur. Söylemler bu yüzden kamusall›¤›n içinden ve kamusall›k sayesinde oluflan sosyal pratikten koparlar. Bu kendili¤inden pratik stratejilere ve çözümlere yol açmas› beklenen ama kamusal bir tart›flmadan baflka amaç belirleyemeyen bir duruma yol açar. Asl›nda tart›flmalar gerçekten çok verimli ve yarat›c› olabilir. Ama herkesin daima normatif olarak kamusal tart›flma istediklerini belirttikleri zaman de¤il.6 Bu tip paradoksal bir sonucu engellemek için kamusal sav biçiminde bir ifadenin evrenselli¤i sadece kendi k›smili¤ine hapsolmufl, evrenselci veya entelektüel olmalar› beklenmeyen bireylerin ço¤unlu¤unun uydu¤u biçimsel bir kural olarak anlafl›lacakt›r. Böylelikle evrenselci ile evrenselci olmayan ve etken ile edilgen aras›nda paradoksal olabilecek özgül bir iliflki ortaya ç›kar. Bunun için de baz› ayd›nlar taraf›ndan ortaya at›lan genel geçer prensiplerin di¤er ayd›n gruplar› taraf›ndan kabul edilmemesi gayet ak›lc›d›r. Kamusall›k kavram› ile çeliflkili kamusall›k pratiklerinden oluflan rekabetten dolay›, kamusall›¤›n elefltirel teorisinin ampirik olarak kamusal süreçlerin gelifliminin yan›nda bü-

83

demokrasi kuram› olarak ortaya ç›karlar. Di¤er yandan ise öze dönüflümlü düflünüme yöneldikleri sürece, her türlü radikal biçime karfl› olanlar haricinde aç›k olarak hiçbir toplumsal ç›kar durumunu temsil etmez. 6 Habermas’›n, siyasetin iletiflim içinde batt›¤›n› ve karar vermenin mümkün olmad›¤›n› iddia eden muhafazakâr elefltirileri, bana bu savdan dolay› yanl›fl gözüküyor. Habermas’›n kamusall›k kavram›n›n devam›nda tart›flma de¤il, aksine sadece kamusall›¤› her türlü talep etme oluflur.


84

Alex Demirovic

tün kamusall›k teorilerini kendi kuramsall›¤›n›n merkezine yerlefltirmesi gerekir. Elefltirel kuram, kamusall›¤›n birbiriyle çeliflen ve bir kamusal alan›n kuruluflunda sivil toplumsal hakimiyet iliflkilerini kamusal ve kamusal olamayan diye niteleyen bir çok kamusall›k kuram› oldu¤unun fark›na varacakt›r. Kamusal alan süreksiz, bölünmüfl, homojen olmayan ve da¤›n›kt›r. Kamusall›¤›n birden çok kavram› vard›r; her biri bir alan› talep eder ve her biri kendi prati¤ini yarat›r. Farkl› kamusall›k pratikleri ve söylemleri tek bir kavrama veya kamusall›k normuna boyun e¤mezler. Ayd›nlar tam tersine konular›n, savlar›n, aktörlerin, pratiklerin geçiflini, ba¤lay›c›l›¤›n› ve bunlar›n al›flveriflini bloke etmek için kendi kamusall›k kavramlar›yla di¤er kavramlar› savufltururlar. Bu kamusal alanda kamusall›¤›n kendi mant›¤›ndan oluflan fleyler, d›flsal bir daralt›c› etken oluflturmak yerine, içsel bir flekilde k›s›tlay›c› ve s›n›rlay›c› mekanizmalar›n oluflmas›na yol açarlar. Gerhards ve Neidhardt, sistem kuram›ndan yola ç›kan realizm ile kamusall›¤›n aç›lmas›na ve demokratikleflmesinin önündeki baz› seçici engellere dikkat çekerler. Kamusall›k, yazarlar taraf›ndan yurttafllarla siyaset aras›nda varolan bilginin topland›¤›, ifllendi¤i ve kullan›ld›¤› bir arac› iletiflim sistemi olarak kabul edilir. Fakat kamusall›¤›n k›s›tl› bir “tafl›ma kapasitesi” vard›r – baflka türlü ifade etmek gerekirse, kamusall›k bir alt-sistem olarak sonsuza kadar geniflleyemez, aksine belli konular›n gündeme konuldu¤u, di¤erlerinin ise ne kadar ak›lc› olursa olsun gündemden düfltü¤ü bir aland›r. Ak›lc›l›k, kamusall›¤›n farkl›laflm›fl kendi mant›¤› ba¤lam›nda bir rol oynamaz. Bu konu biraz ilerde baflka bir aç›dan netleflecek. Kamusall›k, uzmanl›k gerektirmeyen bir iletiflim gerektirir. Bu, kamusall›k d›fl› uzmanl›k standartlar›n hemen hemen hiç veya çok az bir a¤›rl›¤›n›n oldu¤u ve kamusall›¤›n kendine has uzmanlaflm›fl modellerinin olufltu¤u anlam›na gelir. Bundan dolay› kamusall›¤›n ak›lc›l›¤› “basit yap›l›” olarak kabul edilir mesela haberlerin tazelik de¤eri veya karmafl›k fikirlerin ondan yana ve ona karfl› olarak bir ikileme indirgenmesi. Gerhards ve Neidhardt’a göre kamusall›k, karmafl›k ç›kar durumlar›na ve farkl›laflm›fl kifliliklere uygun de¤ildir. Kamusall›k, farkl› geliflmifllikleri içinde bar›nd›ran durumlar için gericidir çünkü kamusall›k, “genelli¤in oluflmas›na” hizmet eder ve böylelikle farkl›laflm›fl ç›kar durumlar›n› aflar (Gerhards ve Neidhardt, 1991: 48). Böylelikle kamusall›¤›n ak›lc›l›k potansiyelinin az oldu¤u görülür. Kamusall›¤›n kapasitesi, herkesin ç›karlar›n›n kamu iradesinin olufl-


Kamusall›k Kavram› Üzerine Elefltiri-ötesi Düflünceler

mas›na ve kamusal tart›flmalar›n geliflmesine yol açmaz. Kamusall›k kat›l›mc›lar için s›n›rs›z bir flekilde aç›k oldu¤u ve uzmanl›k gerektirmeyen bir iletiflim gerektirdi¤i halde, bütün kat›l›mc›lar eflit bir flekilde konuflmazlar. Uzmanlar sahnede nutuk atarken, kamusal alan›n kat›l›mc›lar› oturduklar› yerden dinlerler. Edilgen dinleyicilerin fikirleri önemsiz de¤ilse de, kendilerini sadece ilkel evet/hay›r seçenekleriyle ifade edebilirler: Gelmek/Gitmek, Dinlemek/Kulaklar›n› t›kamak, Alk›fllamak/Isl›klamak, Almak/Almamak vb. (Gerhards ve Neidhardt, 1991: 64f). Bu sav›n da gösterdi¤i gibi kamusal tart›flmalar, kendi karmafl›k toplumlar›nda entelektüel olarak yer alan ak›lc› bireylerin oluflmas›na yol açmaz; bilakis, söylemsel pratikler di¤er pratiklerden ayr›l›r, bireyler konuflma ile pratik aras›ndaki iflbölümü sonucunda birbirlerine yeteri kadar kompleks bir flekilde ba¤lanamazlar, aksine indirgenirler. Kamusall›k, toplumsal genelli¤in olufltu¤u bir alan olmas› gerekti¤i halde, bu temel ödevini yerine getiremez: “Toplumsal rollerin giderek farkl›laflmas›, kamusall›k içinde genelli¤i temsili bir flekilde bile olsa dolays›z dile getirmeyi imkans›z k›l›yor” (Gerhards ve Neidhardt, 1991: 64). Kamusall›k, gerçi bir genellik oluflturur ama bu ne temsili olur ne de kamusal tart›flmalar›n bir konusu. Sistem teorisinin kamusall›k tahlilleri, “problem çözen söylemlerin genel ç›karlar› sorunsallaflt›rmas› beklenen” (Habermas, 1992: 443) kamusall›¤›n normatif teorileri ile karfl›l›kl› iki kutup olufltururlar. Kamusall›¤›n ve kamusal tart›flmalar›n her türlü iyi niyetlerine ra¤men kapitalist toplumlar› demokratiklefltiremedikleri, ak›lc›laflt›rmad›klar› ve medenilefltiremedikleri normatif bak›fl aç›s› taraf›ndan istemeyerek de olsa teyit edilir. Burada sahne ile seyirciler aras›ndaki fark kabul edilir ve sadece belli toplumsal kategorilerin, yani ayd›nlar›n, kamusal olarak konuflabilece¤i fikri savunulur (krfl. Habermas, 1992: 440 ve Demirovic, 1997). Kamusall›¤›n kendisi için k›s›tl› bir kapasitesi oldu¤u da kabul edilir. Ve son olarak kamusall›¤›n devletçi do¤rultusu kabul edilir (krfl. Habermas, 1992: 447). Böylelikle kamusall›¤›n ak›lc› ve demokratik fikir tart›flmalar›yla genel amaçlar›n, eylem seçeneklerinin ve kararlar›n bir parças› oldu¤u kendi kendini yönetebilen ve demokratik bir toplum yaratabilecek bir merci olmad›¤› kesinleflir. Kamusall›k, devletin hakimiyetinin kompleks bir dispozitifinin parças›d›r. Böylelikle kamusal tart›flmalar bir hiyerarfliye ba¤l› olarak “yukar›dan” gelen siyasi kararlara yönelir. Kamusall›k, “y›lm›fllar için a¤lama duvar›” ifllevini görür

85


86

Alex Demirovic

(Gerhards ve Neidhardt, 1991: 66). Kararlar devlet taraf›ndan verilir. Kamusall›k, k›sa vadeli hareket eden ve kamusall›¤› toplumsal genelli¤in ve kararlar›n arac› yapmadan elefltirel bir flekilde etkide bulunup karar verebilen sosyal hareketlerin içinde bulundu¤u bir aland›r. Bu, kamusal alan›n ve tart›flmalar›n ma¤duriyetten kurtulamayan bir elefltiricili¤ine yol açar. Bu durum sadece kamusal alan›n flu ana kadar gösterilen içsel mekanizmalar›ndan kaynaklanmaz. Üçüncü bir savla göstermek istedi¤im gibi demokrasi kuram›n›n normatif temelleri de bunu imkans›z k›lar. III Kamusall›k elefltirici bir alan olarak kabul edilir. Kamusal gündemlerle kararlar gözden geçirilir, yaflam biçimleri de¤ifltirilir, toplumlar demokratiklefltirilir ve ak›lc›laflt›r›l›r. Hakimiyet aç›s›ndan özel alan olarak tan›mlanan her fley - ücretli emek, cinsel iflbölümü - üzerinde ortaklafla ve demokratik olarak karar verilen bir flekilde kamusal olmal›d›r. Daha önce gösterdi¤im gibi kamusall›k, toplu yaflam biçimlerinin gözden geçirilmesini sa¤lamaz. Bilakis kamusal alan›n süreksiz yap›lar›ndan ve içindeki güç iliflkilerinden dolay› hükmedilenlerin cesareti k›r›ld›¤› gibi, bunlar› farkl›l›klar› konusunda simetrik olmayan bir uzlaflmaya mahkum eder. Bu kamusall›¤›n olmak isteyip de olamad›¤› bir duruma, yani kamusal olamama paradoksuna yol açar. Yeter ki bu özel durum bir kere yarat›lm›fl olsun, art›k kimsenin elefltirmesine ve muazzam bir kaynak seferberli¤iyle kamusall›¤› oluflturmas›na gerek kalmaz. Çünkü kamusall›k oluflmufltur, bütün haks›zl›klar ortaya dökülmüfltür ve yap›lacak tek fley genellefltirilen di¤erinin ›fl›¤›nda karar vermektir: Bu durumda toplum ak›lc› savlar›yla daima mevcut ve saydam olacakt›r. Yine de bu mevcutluk durumu ampirik olarak mümkün olmad›¤› gibi demokrasi kuram› aç›s›ndan da reddedilir. Çünkü bu durum, hiçbir ç›kar ve eylem ortaklafla yaflam›n saydaml›¤›ndan kendini ç›karamad›¤› sürece totaliter sonuçlara yol açar. Kamusall›k, yeni tart›flma katk›lar› fleklinde toplumun zoraki bilincinin biçimini ald›¤› zaman, bir bütün olarak klasik idealist felsefedeki yap›c› bilincin yerine getirdi¤i ifllevi görür. Kamusall›k kavram›n›n bu içermesine normatif demokrasi kuram›, sivil toplum kavram› ile tepkide bulunmufltur. Polonyal› ve Macar yurttafl hareketlerinin etkisiyle yenilenen totalitarizm karfl›t› kuram gelene¤inde sivil toplum her fleyden önce devletin tam karfl›t› bir anlam tafl›r. Yurttafllar kendi özgür-


Kamusall›k Kavram› Üzerine Elefltiri-ötesi Düflünceler

lüklerini toplumsallaflt›rd›klar› bir alan yarat›rlar. Bu alanda kendi ayk›r›l›klar› üzerine anlafl›l›r, tart›flmalar ve fikir al›flveriflleri ile karfl›l›kl› olarak güçlenilir ve böylelikle gitgide özgürlük kazan›l›r. Sivil toplum, bir yandan yurttafllar›n kendi inisiyatifleriyle iktidardaki siyasi partiye ve devletin ayg›tlar›na karfl› koydu¤u sürece hakimiyeti elefltirir. Di¤er yandan ise kamusal tart›flmalar›n izin vermedi¤i komploculu¤un siyasi metotlar›n› yeralt› çal›flmalar›nda kullanarak siyasi iktidar› dibinden budamaya u¤rafl›rken, bilakis kendisi de güç kullan›r. Burada sivil toplumun kendini alg›lad›¤› ve anlad›¤› biçimde gücün, daha önce bahsedilen kamusall›k kavramlar›nda oldu¤u gibi d›flar›ya do¤ru aç›ld›¤› aç›kt›r: Sivil toplum devlete karfl›d›r. ‹çeride herkese özgür konuflma hakk› veren kamusall›¤›n kurallar› geçerli olmal›d›r. Bireysel iletiflim haklar› yay›l›rken, ki ayn› zamanda bir genifllemedir bu, devletin gücünün alan› geri püskürtülür. Devlet ile sivil toplumun iliflkisi karfl›l›kl› d›flsal k›s›tlay›c›l›k tafl›r. Do¤u Avrupa sivil toplumlar›, siyasi sistemin de¤iflmesini takriben totaliter devletlerin d›fl s›n›rlar›n›n ortadan kalkmas›yla sivil ve siyasi toplumlar›n dispozitiflerinin s›n›r çizgilerinin sivrilmesini ö¤rendiler: D›fllaman›n iç mekanizmalar›, kimin ne zaman ve nas›l konuflaca¤›n› belirleyen sözün standartlaflt›r›lmas› ve disiplinlefltirilmesi. Art›k hiçbir sözün önemi kalmam›flt›, ayk›r› ayd›nlar›n etkisi gözle görülür bir flekilde azal›yor ya da yeni bir anlam kazan›yordu. Sivil toplumun yerleflmesi ve geliflmesi beraberinde bireysel iletiflim haklar›n›n siyasi olarak kazan›lmas›n› getirirken iddiaya göre toplum elefltirisi de yeniden biçimleniyordu. Sivil toplum kavram› kat›l›mc›lar›n kendilerini k›s›tlamas›n› ve ba¤lay›c›l›¤›n› içerir. Siyaset ve devlet, kamusal bask› ve kamusal tart›flmalara karfl› duyulan içsel bir sorumluluk ile k›s›tlan›rlar. Ama kat›l›mc›lar da kendilerini s›n›rland›r›rlar (krfl. Arato ve Cohen, 1989: 500). Bunlar devlet iktidar›n› hedeflemezler. “Devletin toplum içinde çözülmesi mevzu bahis de¤ildir, aksine söz konusu olan devlet ile toplum aras›ndaki fark›n kurumsallaflmas›d›r” (Dubiel, 1994: 76; krfl. Habermas, 1992: 447ff). Devlet ile toplum aras›ndaki liberal fark›n yeniden ortaya konulmas› devlet ile toplumun ampirik olarak iç içe geçmesini sorgular. Bu, iletiflim haklar›n›n esas itibariyle k›s›tlanamayaca¤› fikrinin bir sonucudur. Bu, insanlar›n gelecekteki özgürlü¤ü için bugünkü özgürlü¤ünü k›s›tlama hakk›n› kendinde gören ve bu k›s›tlamay› kabul etmeyenleri cezaland›ran devrimci gasp›n engellemesini gerektirir. Her ne

87


88

Alex Demirovic

7 Bu fikir, kamusall›¤›n normuyla güçlendirilmifl iletiflim altyap›s›n›n ampirik gerçekli¤i aras›ndaki gözlemlenen fark›n fark olmad›¤› düflüncesine vesile olur. Bilakis güçlendirilmifl iletiflim altyap›s›n›n ampirik gerçekli¤i ile norm, normdan oluflan güçlendirmeden dolay› birlik olufltururlar.

kadar bu do¤ru da olsa, ortaya yeni bir soru ç›k›yor. Elefltiri ve iletiflim, sadece anayasal bir düzeyde siyasi-toplumsal eksiklikleri gösterme ifllevini yüklendi¤inde (krfl. Dubiel, 1994: 79), kabul edilemez bir flekilde k›s›tlan›p hiçbir toplumsal de¤iflim perspektifi olmadan bir ma¤duriyete, bir ac›ma felsefesine tak›l›p kalmaz m›? Bunun söz konusu oldu¤u durumlarda de¤iflim, aflk›n bir anlamda, bir ütopya olarak de¤il de tam tersine bütün toplumsal iliflkilere has bir içkin aç›kl›k ba¤lam›nda görülür. Bu da devleti ve anayasay› dini gerçeklik olarak varsayar ve insanlar›n ulaflamayacaklar› bir yere koyar. ‹ki veya üç kuflakt›r toplumsal iliflkileri daha iyi ve ak›ll›ca flekillendirme çabas›n›n getirdi¤i olumsuz tecrübeler tarihsel olarak her defas›nda gerçekçi olmayan normatif bir talebe yol açar: Gelecekteki kuflaklar› bizim yaflad›¤›m›z flekilde yaflamaya sorumlu tutmak. Bu ise Thomas Paine’in özellikle iflaret etti¤i gibi tamamen ayd›nlanman›n karfl›t›d›r ve otoriterdir. Hiçbir parlamento, hiçbir s›n›f ya da hiçbir insan cinsi ‘zaman›n sonuna’ kadar gelecek kuflaklar› ba¤layacak bir yerde ne yaflad›, ne yafl›yor ne de yaflayabilecek. (...) Mezardayken bile yönetmek isteme küstahl›¤› ve iddias› bütün despotlu¤un en gülüncü ve en utanmaz›d›r. (Paine, 1973: 49)

Elefltirinin kendi kendisini k›s›tlamas› talebi paradoksal bir duruma yol açar. Sivil toplumsal eylem çerçevesi ba¤lam›nda talep edilen kamusal tart›flmalar ancak çok ileri gitmemeleri ve mant›kl› kalmalar› kofluluyla vuku bulurlar. Michael Walzer’a göre eylem alanlar› içinde bir eylem alan› olan sivil toplum, ideoloji karfl›t› bir durum olarak kabul edilir, burada hiç kimseye öncelik sa¤lanmaz (Walzer, 1992: 79f). Özgürlük, devlet ile toplumun yeniden ayr›lmas›yla belirlenen özgürlük seçeneklerinin, yani anayasal ve devlet biçimlerinin elefltirel bir flekilde sorgulanmas›n›n d›fllanmas›yla k›s›tlan›r (krfl. Schmalz-Bruns, 1995: 128, 136f). Bunun sonucunda anayasa ve devlete ba¤l›l›k oluflur. Ama bu, her fleyden önce kendini ba¤layabilmek için kendini kendisiyle ayn› ve bütünlefltiren bir kimlik üzerinden tan›mlayan anayasa ve devletin toplulu¤una bir ba¤l›l›kt›r (krfl. Buchstein, 1994: 248f). Kamusall›k için talep edilen elefltirel ak›lc›l›¤›n potansiyelleri kendisinin sebep oldu¤u nedenlerden dolay› k›s›tlan›r.7 Kamusal tart›flmalarda toplumsal kurumlar kamusall›¤›n ölçe¤inde ölçülürler. Bu kurumlar, kamusall›¤›n kendi mant›¤›ndan ç›kan iletiflim konusunda tamamen fleffaf bir toplumu öngörürken, bu hedeften esinlenen sürekli bir iyileflme bask›s› alt›nda bulunurlar. fieffaf bir topluma ulaflmay› amaçlamak ütopik say›l›r ve de-


Kamusall›k Kavram› Üzerine Elefltiri-ötesi Düflünceler

mokrasi kuram› aç›s›ndan flüpheli görülür. Modern toplumlar öylesine karmafl›k kabul edilir ki belli bir bak›fl aç›s›ndan kendi üstünde etkili olan bir bütünlük olarak görülmez. Bütünü görebilen, kontrol edebilen ve entegre eden bir noktadan toplumun kendini etkilemesi bu mevkii alan baz› kiflilerin eline muazzam bir güç verir. Bu güç ne kadar iyi kontrol edilse de toplumun ferdî üyelerine karfl› kullan›l›r. Bu suretle kamusall›k ve sivil toplum, normatif fikirlerden dolay› hakl› olarak zay›flar: Bunlar›n her ikisi de ak›lc› bir genellik üretmeyi mümkün k›lmam›fllard›r; e¤er becerebilselerdi bunu sadece toplumun topyekun güçlenmesi bedeliyle yapabilirlerdi. Kamusall›¤›n kendini k›s›tlamas›, hâlâ genel ba¤lay›c› kararlar› veren ve asl›nda toplumun karmafl›kl›¤›na bak›ld›¤›nda yeterli olmayan devletin güçlenmesine paralel geliflir. Buna karfl› tek alternatif ise yaflam biçimlerinin genellefltirilmesinin kendi kendisini yöneten di¤er biçimlerini bulmakt›r. Ancak bu, toplumsallaflmay› tanr›sal bir pozisyon almadan daha karmafl›k ve evrenselci bir seviyede ak›lc› bir flekilde iflleme imkân› sa¤lar. Kamusall›k içsel bir çeliflki ve bunun diyalekti¤i taraf›ndan belirlenir. Kamusall›k ad›na iletiflim özgürlüklerinin gerçekleflmesi engellenir. Yine kamusall›k ad›na iletiflim özgürlü¤ünün k›s›tlanmas› ve demokrasiden vazgeçilmesi istenir. Kamusall›k totalitarizme dönüflmemek için kanaat etmeli ve kendini zincirlemenin yollar› ile kurallar›n› bulmal›. Kamusall›k kavram›n›n iletiflimsel özgürlük iste¤iyle daimi k›s›tlanmas› aras›nda gidip gelen bu diyalekti¤i, kamusall›¤› bütün çözümü olmayan sorunlar›n tayin edildi¤i toplumun gizli hakimi olarak gören normatif kararlar yüzünden tahlil edilmez ve elefltiri konusu yap›lmaz. Daha ziyade kamusall›k, sivil toplum sadece düzenleyici bir fikir olarak alg›land›¤› sürece susturulur. Buna göre sivil toplum ampirik olarak hiçbir zaman gerçekleflmeyecek ve gerçeklefltirilmemesi gereken, yine de kamusall›k gibi ulaflmaya çal›flmam›z gereken normatif bir fikirdir. Kat›l›mc›lardan önceden gerçeklefltiremeyeceklerini bildikleri bir amac› ustaca takip etmeleri beklenir. Bu, uzun vadede ahlâki bir gerilimle kat›l›mc›lar›n geri çekilmelerine ve apolitikleflmelerine yol açar. Bunun tek istisnas›, uzman ayd›n kat›l›mc›lar olarak daha fazla kamusall›k talebinde bulunup baflkalar› ad›na konuflup onlar›n konuflmas›n› engellerken, kamusall›¤› kendi varolufl alanlar› olarak kuranlard›r (krfl. Bourdieu, 1982). Toplumsal kat›l›mc›lar›n küçük bir bölümü için kamusall›¤›n, savsal yapt›r›m› olan ve ak›lc›laflt›ran bir niteli¤i vard›r. Bu

89


90

Alex Demirovic

grup kamusall›¤› mecburi tutulan ve demokratiklefltiren bir pratik olarak görür. Buna göre kamusall›k sadece özgül makropolitik durumlarda geniflleyebilir ya da evrenselleflebilir, ama asl›nda bunlar› istemez ya da isteyemez. Asl›nda kamusall›k kendi mant›¤›n›n hem pratik hem de söylemsel yanlar›na göre kendi özgürlefltirici ve elefltirel önemini sorgulayan biçimsel unsurlar taraf›ndan nitelenmifltir. Kamusall›k tam da vaat etti¤i, yani içinde ak›lc›l›¤›n geliflti¤i, kat›l›mc›lar›n karfl›l›kl› olarak ba¤land›¤›, iki yüzlü olmayan ve hakimiyetin olmad›¤› sözün oluflmas›n› sa¤layamaz. Kamusall›k süreksiz parçalara bölünür. ‹flbölümünün özgül mant›¤› bir sürü kiflinin bafl›na geldi¤i gibi kat›l›mc›l›¤› engeller ve liderli¤e ba¤›ml› hale getirir; kamusall›k nihayet otoriter bir gaspa dönüflmemek için kendi kendini k›s›tlar ve böylelikle otoriter olur. Kamusall›k kendi yap›sall›¤› itibariyle bir çok disiplinlefltirici, normallefltirici mekanizmalar ile özgür ve kurals›z yap›lan konuflmalardan duyulan korku taraf›ndan kuflat›lm›flt›r. fiüphe yok ki bizim toplumumuzda (...) olaylardan, söylenen fleylerin kitlesinden, söylenen fleylerin ortaya ç›kmas›ndan, her fleyden öte fliddetli, ani, mücadeleci, düzensiz ve tehlikeli ne varsa ve söylemin duyulmam›fl ve düzensiz coflkunlu¤undan dolay› derin ve sessiz bir korku hüküm sürer. (Foucault, 1974: 35)

Hegemonya sadece kamusall›¤›n s›n›rlar› içinde uygulanmaz. Bilakis kamusall›¤›n kendisi bir biçim, kural, edep ve hiyerarfli bilinciyle kat›l›mc›lar›n özgür söylemsel pratiklerini ay›rd›¤›, azaltt›¤›, kontrol etti¤i, disiplinlefltirdi¤i ve normallefltirdi¤i sürece hegemonya, bir nevi kültürel hakimiyet uygular.n


Kamusall›k Kavram› Üzerine Elefltiri-ötesi Düflünceler

91

Kaynakça Arato, A. ve J. Cohen (1989) “Politics and the Reconstruction of the Concept of Civil Society”, Honneth, A., T. Mccarthy, C. Offe ve A. Wellmer (der.), Zwischenbetrachtungen. Im Prozeß der Aufklärung içinde, Frankfurt am Main. Benhabib, S. (1991) “Modelle des öffentlichen Raums: Hannah Arendt, die Liberale Tradition und Jürgen Habermas”, Soziale Welt, 2. Bourdieu, P. (1982) Die feinen Unterschiede, Frankfurt am Main. Buchstein, H. (1994) “Selbstbindung als verfassungstheoretisch Figur” , Gebhardt, J. ve R. Schmalz-Bruns (der.), Demokratie, Verfassung und Nation içinde, Baden-Baden. Demirovic, A. (1990) “Der Staat als Wissenspraxis. Hegemonietheoretische Überlegungen zur Intellektuellen Produktion von Politik und Staat”, kultuRRevolution, 22. Demirovic, A. (1991) “Zivilgesellschaft, Öffentlichkeit, Demokratie”, Das Argument, 185. Demirovic, A. (1994a) “Öffentlichkeit und die alltägliche Sorge um die Demokratie”, Forschungsjournal Neue Soziale Bewegungen, 1. Demirovic, A. (1994b) “Wahrheitspolitik. Zum Problem der Geschichte der Philosophie”, Weigel, S. (der.), Flaschenpost und Postkarte içinde. Dubiel, H. (1994) Ungewißheit und Politik, Frankfurt am Main. Foucault, M. (1974) Die Ordnung des Diskurses, München. Fraser, N. (1994) “Sex, Lügen und die Öffentlichkeit: Überlegungen zur Bestätigung des Bundesrichters Clarence Thomas”, Institut für Sozialforschung (der.), Geschlechterverhältnisse und Politik içinde, Frankfurt am Main. Gerhards, J. ve F. Neidhardt (1991) “Strukturen und Funktionen moderner Öffentlichkeit”, Müller-Doohm, S. ve K. Neumann-Bram (der.), Öffentlichkeit, Kultur, Massenkommunikation içinde, Oldenburg. Gramsci, A. (1994) Gefängnishefte 6. Philosophie der Praxis, Hamburg. Habermas, J. (1992) Faktizität und Geltung. Beiträge zur Diskurstheorie des Rechts und des demokratischen Rechtsstaats, Frankfurt am Main. Habermas, J. (1993) “Anerkennungskämpfe im demokratischen Rechtsstaat”, Taylor, C. (der.), Multikulturalismus und die Politik der Anerkennung, Frankfurt am Main. Kant, I. (1968) “Idee zu einer allgemeinen Geschichte in weltbürgerlicher Absicht”, Kants Werke, Akademie Textausgabe, Bd. VIII içinde, Berlin, [1784]. Paine, T. (1973) Die Rechte des Menschen, Frankfurt, [1791].Rödel, U., G. Frankenberg ve H. Dubiel (1989) Die demokratische Frage, Frankfurt am Main. Rödel, U., G. Frankenberg ve A. Demirovic (1994) Wandel des Demokratieverständnisses: Das Verhältnis von Demokratie und Öffentlichkeit in der Bundesrepublik seit Ende der siebziger Jahre, Abschlußbericht, Frankfurt am Main. Saretzki, T. (1994) “'Arguing oder Bargaining’: Selbstbindung der Politik durch öffentliche Diskurse”, Göhler, G. (der.), Macht der Öffentlichkeit - Öffentlichkeit der Macht, Baden-Baden. Schmalz-Bruns, R. (1994) “Zivile Gesellschaft und reflexive Demokratie”, Forschungsjournal Neue Soziale Bewegungen, 1. Walzer, M. (1992) Zivile Gesellschaft und amerikanische Demokratie, Berlin.


Praksis 10

| Sayfa: 93-103

Kapitalizm ve Demokrasi: ‹liflki ve ‹liflkisizlikler Üzerine Bir Deneme Metin Çulhao¤lu

u yaz›n›n amac›, bir üretim tarz› olarak kapitalizmle “demokrasi” ad› verilen siyasal yönetim biçimi aras›ndaki iliflkiyi tarihsel-kuramsal çerçevede k›saca de¤erlendirmektir. Böyle bir de¤erlendirmede, birbiriyle ba¤lant›l› üç ana bafll›ktan ya da sorudan yola ç›k›labilir: Burjuva demokrasisi ya da “biçimsel” demokrasi, bir üretim tarz› olarak kapitalizmin do¤rudan uzant›s› say›labilir mi? Ayn› soru baflka biçimde sorulursa: Biçimsel demokrasi, kapitalizmin içsel özelliklerinin uzant›s› olarak kendili¤inden mi ortaya ç›km›flt›r, yoksa bir süreç içinde ve s›n›f mücadeleleri sonucunda m› flekillenmifltir? Kapitalizmdeki devlet/sivil toplum ya da siyaset/ekonomi ayr›m› ele al›n›rken gözetilmesi gereken kuramsal/yöntemsel kay›t ve s›n›rlamalar nas›l ortaya konabilir? Liberalizm ve “liberal devlet” düflüncesi ile demokrasi ve “demokratik devlet” yaklafl›m› ve prati¤i aras›ndaki iliflkiler nas›l kurulmal›d›r? Kan›mca bu üç soruya verilecek görece doyurucu yan›tlar, kapitalizm ile demokrasiyi iliflkilendiren kuramsal bir çerçevenin oluflturulmas›na katk›da bulunacakt›r. Hemen belirtmek gerekirse verilecek yan›tlar, beklenenden daha karmafl›k ve belki de tuzaklarla dolu kimi çözümleme süreçlerini gündeme getirmektedir. Konuya Marksist yaklafl›m söz konusu oldu¤unda, bu söylenene bir ek daha yap›labilir: Belirli bir tarihsel perspektif ya da dönem soyutlamas› yap›lmad›¤› sürece Karl Marx ve Friedrich Engels’in konuya yakla-

B


94

Metin Çulhao¤lu

fl›mlar›n›n, kar›fl›kl›¤› daha da art›rmas› olas›d›r. Dolay›s›yla sorulara ve yan›tlar›na geçmeden önce Marx ve Engels’in bu alandaki temel yaklafl›m›n› k›saca an›msatmakta yarar görüyorum.

Parantezin Aç›l›fl›: Marx, Engels ve Demokrasi Özellikle 1843-1850 dönemi yaz›lar› söz konusu oldu¤unda Marx ve Engels’in önce bir kavram, ard›ndan belirli bir siyasal yönetim biçimi olarak demokrasiye iliflkin görüfllerinde farkl› yaklafl›mlar ve vurgular bulmak mümkündür. Burada, yayg›n bilinenler d›fl›nda iki “uç” örne¤e baflvurmak istiyorum. ‹lk örnek olarak, Engels’in 1843 y›l› sonlar›nda yay›nlanan bir gazete makalesine bakabiliriz. Engels’in demokrasi konusundaki “erken” teflhisi flöyle: Frans›z Devrimi, Avrupa’da demokrasinin yükselifliydi. Demokrasi, devlet yönetiminin her biçimi için geçerli oldu¤u üzere, kendi içinde çeliflkilidir; temelde, sahteciliktir, ikiyüzlülükten baflka bir fley de¤ildir (...) dolay›s›yla, baflka her tür yönetim biçimi gibi demokrasi de parçalar›na ayr›lacakt›r. ‹ki yüzlülük sürüp gidemez; içindeki çeliflki kendini a盤a vuracakt›r. Sonuçta elimizde kalan ya normal kölelik, ki bunun karfl›l›¤› aç›k despotizmdir, ya da gerçek özgürlük ve eflitlik olacakt›r; bunun ad› da komünizmdir (1975a: 393).

Engels’in bu sözlerinin, demokrasiye yönelik bir afla¤›laman›n ya da de¤ersizlefltirmenin d›fl›nda, özel bir tarih anlay›fl›na iflaret etti¤ini düflünmek mümkündür. Bu anlay›fla göre kapitalizmde eskisine göre daha ileri ve daha geliflkin denebilecek her fley, ayn› zamanda daha biçimsel, görüntüsel ve yan›lt›c›d›r ve tam da bu nedenle yeni bir tarihsel aflaman›n do¤rudan ve yak›n habercisidir. Baflka bir deyiflle Engels’in (ve Marx’›n) tarih anlay›fl›, eskiyi y›kan ve bu anlamda ilerlemeyi temsil eden yeni’nin, afl›r›ya giden görüntüselli¤i ve yan›lt›c›l›¤› ile kendi mezar›n› kaz›p bambaflka oluflumlar› davet etti¤i bir diyalekti¤e oturmaktad›r. Burada söz konusu olan, kuflkusuz tarihsel-kuramsal bir yaklafl›md›r. Buna karfl›l›k, ortada somut s›n›f iliflkileriyle gündeme gelen bir “demokrasi mücadelesi” varsa, Engels’in demokrasiyle ilgili vurgular› radikal biçimde de¤iflebilmektedir. Örne¤in Engels bu kez 1847 y›l› sonlar›nda, ‹sviçre’deki iç savafl konusunda yazarken, “s›¤›rc›l›k yapan ilkel kantonlar›n kaba, H›ristiyanGermen demokrasisini” yerden yere vurarak “uygar, sanayileflmifl ve modern-demokratik ‹sviçre’nin” bu ilkelli¤e karfl› verdi¤i mücadeleyi övmektedir.


Kapitalizm ve Demokrasi: ‹liflki ve ‹liflkisizlikler Üzerine Bir Deneme

Önceki örnekte nas›l alt› bofl bir yergi yoksa, burada da kof bir övgü söz konusu de¤ildir. Engels ayn› yaz›da, övgüsünün hemen ard›ndan flöyle demektedir: “Demokratik hareket, uygar ülkelerin hepsinde, son tahlilde proletaryan›n siyasal egemenli¤i için çaba göstermektedir” (1975b: 367-368). Yüzeysel ve ba¤lams›z bir okuman›n, Engels’in bu iki yaklafl›m› aras›nda onulmaz bir z›tl›k bulmas› olas›d›r. Bu z›tl›k, az önce sözünü etti¤im diyalektik tarih anlay›fl›na baflvurmaks›z›n giderilemez. Gerçekten de gerek bu tarih anlay›fl›, gerekse ona özgü yöntemsel yaklafl›m bir yan›yla Marksizmin gücünü ve zenginli¤ini olufltururken, di¤er yandan kafa kar›fl›kl›klar›na yol açm›fl, Marksist düflüncenin izleyicilerini önemli açmazlarla karfl› karfl›ya b›rakm›flt›r. Birkaç örnekle yetinebiliriz: ‹nsanl›k tarihinin o güne kadarki en ileri hamlesini temsil eden kapitalizm mi, insanl›¤a getirdikleriyle yerden yere vurulacak bir üretim tarz› m›? “‹deoloji” dendi¤inde; insanlar› gerçekleri görmekten al›koyan bir sis perdesi mi, yoksa onlar› içinde yol ala ala gerçeklere götürecek bir form mu? Nihayet demokrasiye, daha do¤rusu burjuva devrimleriyle birlikte gündeme gelen demokratik devlet biçimine geldi¤imizde: Salt bir sahtecilik ve ikiyüzlülük mü, yoksa tarihsel geliflim sürecinin h›zlanmas›yla kendi içinden çözülüp baflka oluflumlara yol verecek ileri bir aflama m›? Kan›mca Marksizm kendi alan›nda ayr› bir siyaset kuram› gelifltirmedi¤i için örne¤in demokrasiye yaklafl›m konusundaki z›tl›klar› buluflturup uzlaflt›ran apayr› bir sistemden de söz edilemez. Dahas›, böyle bir sistem için çaba göstermenin fazla anlaml› olaca¤›n› da düflünmüyorum. Bunun yerine, demokrasiye iliflkin kuramsal-negatif çözümleme ile betimleyici-pozitif de¤erlendirmenin, Marksizmin iki kuramsal alan›na havale edilmesi çok daha yerinde olacakt›r. Buna göre kuramsal-negatif de¤erlendirmenin yeri tarihsel kapitalizm çözümlemesi, betimleyici-pozitif de¤erlendirmenin yeri ise s›n›f mücadeleleri kuram›d›r. S›n›f mücadeleleri kuram› somut mücadele prati¤i üzerine infla edildi¤inden, yukar›dakilerden ilkinin (kuramsal-negatif de¤erlendirme) daha saf/soyut bir kuramsal alana denk düfltü¤ü söylenebilir. Demokrasinin, s›n›f mücadeleleri prati¤inden görece ba¤›ms›z, daha soyut çözümleme plan›ndaki yeri Alman ‹deolojisi’nde net biçimde tan›mlanmaktad›r. Buna göre iflbölümüyle birlikte (kapitalist üretim tarz›n›n, iflbölümünün tarihsel olarak en geliflkin biçimini temsil etti¤i unutulmamal›d›r), her biri gerçeklikte var olan “özel ç›kar” ile “ortak ç›kar” aras›ndaki çeliflki, ortak ç›-

95


96

Metin Çulhao¤lu

kar›n bu kez “genel ç›kar” olarak görüntüsel/yan›lt›c› (illusory) bir biçime bürünmesi sonucunu veriyor ve “genel ç›kar›n” bafll›ca temsilcisi olarak devlet ön plana ç›k›yor. Sonuçta, ortak ç›kar alan›ndaki gerçeklik olarak s›n›f mücadeleleri, genel ç›kar› temsil eden devletin içine ve çevresine “demokrasi, aristokrasi, monarfli vb. aras›ndaki mücadele ve siyasal haklar mücadelesi” biçiminde yans›yor (Marx ve Engels, 1975: 46-47). Örnekleri yeterli say›p, genel bir toparlamaya gidebiliriz. Marx ve Engels’in söyledikleri, kapitalizm ile demokrasi aras›ndaki herhangi bir iliflkinin en baflta toplumsal iflbölümü temelinde kurulmas› gerekti¤ine iflaret ediyor. Gerçekten de kapitalizm ve demokrasi aras›nda özsel iliflki kurma çabalar›, demokrasi ile iliflkileri hayli dolayl› olan özgür emek, pazar birli¤i, ulus-devlet, vb. kategoriler bir yana b›rak›ld›¤›nda hayli zorlama kaçacakt›r. Kapitalizmin bu özsel kategorilerinin örne¤in monarflik, oligarflik ya da despotik yönetimler d›fl›nda ancak demokratik devlette gerçeklenebilece¤ini gösteren hiçbir tarihsel veri yoktur. Buna karfl›l›k kapitalizmin, toplumsal iflbölümünde en ileri aflamay› temsil etti¤i bir gerçektir. E¤er toplumsal iflbölümü; yabanc›laflman›n, özel ve ortak ç›karlar›n “genel ç›kar” kategorisi içinde eritilmesinin, baflka bir deyiflle görüntüsel/yan›lt›c› yans›malarla dolu ayr› bir alan›n flekillenmesinin kökeninde yatan olgu ise ve e¤er toplumsal iflbölümünde ileri aflamalara ulafl›lmas› bütün bu say›lanlar›n daha da derinleflmesi anlam›na geliyorsa o zaman kapitalizmle demokrasi aras›ndaki iliflkinin flöyle kurulmas› gerekecektir: Kapitalizm, iflbölümünün geliflmesi yoluyla salt görüntüsel bir alan yaratmakla kalmam›fl, ayn› zamanda bu alana kitlesel kat›l›m› ister istemez teflvik eden bir önem de atfetmifltir. S›n›f ç›karlar› baflta olmak üzere ortak ç›karlar›n ve ortak ç›karlar için verilen mücadelenin zorunlu olarak bu alana yönlendirilmesi, ayn› alanda ucu aç›k iliflkilere ve dinamiklere yatakl›k etmifltir. Demokrasinin, kapitalizmin kendisiyle birlikte gelmeyip, s›n›f mücadeleleri sonucunda ve uzunca bir süreç içinde geliflip flekillenmesinin s›rr› da burada aranmal›d›r (Therborn, 1989: 51). Önemli bir not daha eklemek gerekiyor: Bir alan›n görüntüsel/yan›lt›c› olmas›, reel iliflkileri k›rarak yans›tmas›, vb. o alan›n salt yap›nt›, gerçeklikle büsbütün iliflkisiz bir alan oldu¤u anlam›na kesinlikle gelmez. Burada, temelde yatan›n ya da “sahici” olan›n kendini gösterdi¤i, d›fla vurdu¤u bir biçim/alan söz konusudur. Devlete ve siyaset alan›na böyle bir gerçeklik ba¤lant›s› tan›d›ktan sonra, buraya dek söylenenleri yeniden özetlemek ve so-


Kapitalizm ve Demokrasi: ‹liflki ve ‹liflkisizlikler Üzerine Bir Deneme

nuçland›rmak mümkündür: Kapitalizmin s›n›f iliflkilerini ve mücadelelerini devlet ve siyaset alan›na tafl›mas›, bir yan›yla, demokrasinin burjuvazinin s›n›fsal ç›karlar› ve öngörüleri ötesinde geliflmesini sa¤layan dinamikler yaratm›flt›r; ama di¤er yan›yla ayn› olgu, karfl›t s›n›flar› kendi ç›karlar›n› salt bu alan›n formel s›n›rlar› içinde savunmaya zorlayarak burjuvazi için bir güvenlik kufla¤› da oluflturmufltur.

Biçimsel Demokrasi ve S›n›f Mücadeleleri Tekrar olsa bile vurgulamakta yarar var. Elimizde iki çözümleme düzeyi bulunuyor: Bir üretim tarz› olarak kapitalizmin kendi do¤al uzant›s› say›labilecek demokrasi ve s›n›flar›n mücadeleleri sonucunda, tarihsel süreç içinde flekillenen demokrasi. Bu iki düzey aras›ndaki ayr›m›n belirginlefltirilmesinde Wood’un, “kavramsal olas›l›k” ve “tarihsel gerçeklik” biçimindeki kavram çifti ifllevli olabilir (2003: 253). Birinci çözümleme düzeyinde kal›nd›¤›nda, Marksist yaz›n kapitalizm ile demokrasi aras›ndaki nedensellik iliflkilerine ancak çok s›n›rl› ölçülerde yer tan›m›flt›r. Az önce de de¤indi¤im gibi bu iliflkiler ancak özgür emek, pazar birli¤i ve ulus-devlet kategorilerinden hareketle ve dolayl› yollardan kurulabilmektedir (“kavramsal olas›l›k”). Marksist literatür ve bu literatürün yorumlar› bir yana, tarihsel pratik de bu yaklafl›m› tümüyle destekleyici veriler sunmaktad›r. Gerçekten de kapitalizmin son 2-3 yüzy›ll›k tarihi, biçimsel demokrasiden hayli radikal ayr›lmalar›n yan›s›ra, bu demokrasinin “kuruldu¤u” uzun, zahmetli ve eflitsiz süreçlere tan›kl›k etmifltir. Bu durumda, kapitalizm ile demokrasi aras›ndaki iliflkide, ikinci çözümleme düzeyine (s›n›f mücadeleleri sonucunda ortaya ç›kan “tarihsel gerçeklik”) a¤›rl›k tan›nmas› çok daha yerinde görünmektedir. Gelgelelim, tart›flmal› konular, a¤›rl›¤›n nereye tan›naca¤›nda uzlaflmaya var›lmas›yla tükenmemektedir. Evet, günümüz demokrasisinin temel özelliklerinden say›lan serbest ve genel oyun, seçimle gelen temsili hükümetin, örgütlenme özgürlü¤ünün, hukukun üstünlü¤ü ilkesinin, vb. uzun bir sürece yay›lan mücadeleler sonucunda ortaya ç›kt›¤› aç›k bir gerçektir. Ancak özellikle kimi Marksist yorumlarda bu gerçe¤in, içerdi¤i zenginlikler budanarak dar bir çerçeveye oturtuldu¤u da görülmektedir. Belirli bir tarihsel dönemin ard›ndan, demokrasiyi gelifltiren dinami¤in salt iflçi s›n›f› ile sermaye aras›ndaki mücadelelerde görülmesi, sözünü etti¤im “eksikli” Marksist yorumlardan biridir.

97


98

Metin Çulhao¤lu

* Afl›r› “kavramsal titizlik” say›lmazsa, s›n›f mücadelesi ba¤lam›nda burjuvazinin karfl›s›na yerlefltirecek s›n›flar›n “ezilen” de¤il “sömürülen” s›n›flar olarak tan›mlanmas›n› daha do¤ru buldu¤umuzu belirtmek istiyoruz.

Örne¤in bir yoruma göre, burjuvazinin aristokrasinin egemenli¤ine son vermesinden sonra “demokrasi kavram›n›n içeri¤ini belirleyen, burjuvazi ile ezilen s›n›flar aras›ndaki mücadele ve güç iliflkileri olmufltur” (Aktükün, 1999: 92). Bir baflka de¤erlendirmeye göre de “biçimsel demokrasiyi evrensel k›lan kapitalizm de¤il, kapitalizme karfl› verilen mücadeledir” (Heller, 1993: 150). Burada hiç kuflkusuz burjuvazi ile “ezilen s›n›flar”* aras›ndaki çekiflmelerin ya da kapitalizme karfl› verilen mücadelenin, demokrasi kavram›n›n içeri¤inin belirlenmesinde herhangi bir etkisi olmad›¤›n› ileri sürmüyorum. Söyledi¤im, demokrasinin gelifliminde iki temel s›n›f aras›ndaki mücadele d›fl›nda baflka s›n›fsal-kesimsel (giderek d›flsal) etmenlerin de rol oynad›¤›d›r. Biçimsel demokrasiyi evrensel k›lan dinami¤in kapitalizme karfl› verilen mücadeleye ba¤lanmas› da bana göre ilk örnekteki “indirgemecili¤in” ötesinde daha ciddi sorunlarla sakatlanm›fl bir yaklafl›md›r. Bu yaklafl›m›n, pek çok kiflinin düflündü¤ünün tersine “Marksist ortodoksi” ile iliflkilendirilmesi de ciddi sak›ncalar içermektedir. E¤er devlet ve siyaset, Marx’›n dedi¤i gibi reel s›n›f iliflkilerinin ve mücadelelerinin “k›r›larak” yans›d›¤›, görüntüsel/yan›lt›c› uzan›mlarla dolu bir alansa, böyle bir alanda temel s›n›flar aras›ndaki çeliflkilere ya da “kapitalizme karfl› verilen mücadeleye” indirgenmesi mümkün olmayan dinamiklerin de belirli bir a¤›rl›k kazanmas› kaç›n›lmazd›r. Sonuçta, topyekun bir altüst oluflu getiren derin kriz u¤raklar› ya da varsay›msal bir “katarsis” d›fl›nda, devlet ve siyaset alan›n› kendi yal›nl›klar›yla “burjuvazi ile egemen s›n›flar aras›ndaki mücadelenin” ya da “kapitalizme karfl› verilen mücadelenin” belirledi¤i yolundaki yorum, Marksizmin bu alana iliflkin özsel tan›m ve çözümlemelerinin geri plana itilmesi anlam›na gelmektedir. Devlet ve siyaset alan›na yans›yan, böylece demokrasinin biçimini ve içeri¤ini belirleyen dinamikler aras›nda, bir bütün olarak sermayenin ve orta s›n›flar›n kendi iç iliflkileri ve gerilimleri (yal›n ya da vis-ã-vis iflçi s›n›f›) de yer alm›flt›r ve bu durum günümüzde de sürmektedir. Ayr›nt›ya inmeden eklemek gerekirse, bu süreklili¤i yaratan, bir yan›yla devletin birikim ve bölüflüm süreçlerinde oynad›¤› rolün artmas›, di¤er yan›yla da sermayenin kendi egemenli¤ini çeflitli s›n›f ittifaklar›yla tahkim etme çabalar›d›r. Biçimsel demokrasi ve bunun geçirdi¤i evrim söz konusu oldu¤unda, yeterince gözetilmeyen di¤er bir etmen de d›flsal dinamiklerdir. “D›flsal” dinamikler, ilk planda ça¤r›flt›rabilece¤inin tersine bir belirsizlikler ya da olumsall›klar alan›ndan de¤il, kapi-


Kapitalizm ve Demokrasi: ‹liflki ve ‹liflkisizlikler Üzerine Bir Deneme

talizmin kendi do¤as›ndan da türetilebilir. Burada özellikle kastetti¤im, kapitalizmin uluslararas› plandaki eflitsiz ve bileflik geliflmesidir. Eflitsiz ve bileflik geliflme, uluslararas› sistem içinde yer alan tek tek kapitalist devletleri, ulus-devlet ölçe¤indeki s›n›f iliflkilerinin ötesine geçen, baflka bir deyiflle tarihin ve güncelin uluslararas› ön bilgisine dayanan hamlelere, düzenlemelere ve yeniliklere yöneltebilmektedir. Bu söylenen, özellikle demokrasinin geliflmesi ve “evrenselleflmesi” söz konusu oldu¤unda, ulus-devlet ölçe¤indeki s›n›f iliflkileri ve mücadelelerinin yan›s›ra dikkate al›nmas› gereken önemli bir etken say›lmal›d›r.

Kapitalizm, Liberalizm ve Demokrasi Liberal düflüncenin her türü ile Marksizm aras›ndaki en temel farkl›l›klardan biri, devlet/sivil toplum ayr›m›n›n ele al›n›fl›nda ortaya ç›kar. Gerek liberal düflüncenin, gerekse Marksizmin sivil toplum ile devlet aras›nda bir ayr›m gözetti¤i aç›kt›r. Ekonomik alan/siyasal alan ayr›m› da, bu temel ayr›m›n bir baflka ifadesidir. Ne var ki liberal düflünce bu ayr›m› bir d›flsall›k biçiminde ele al›rken (Savran, 1987: 53) Marksizm ayn› ayr›m› söz konusu ö¤elerin bütünselli¤i içinde görür. Liberal düflüncenin sivil toplum/devlet ayr›m›nda gözetti¤i d›flsall›¤›n, belirli felsefi temelleri de vard›r. Bu düflüncenin izini, materyalizmin pozitivist yorumunda bulmak mümkündür. Bu yorumda sivil toplum (daha do¤rusu ekonomi), ortak ç›karlar etraf›nda örgütlenmifl siyasal güçlerin müdahaleleriyle “bozulabilecek” ya da do¤al yörüngesinden sapt›r›labilecek bir nesnellikler alan›d›r. Baflka bir deyiflle ekonomi alan›, kendi ç›karlar› do¤rultusunda hareket eden bireylerin “insan do¤as›ndan” kaynaklanan kendili¤inden etkinliklerine aç›k, ama ortak ç›karlar ad›na hareket eden kesimlerin bilinçli müdahalelerine kapal› bir alan olmak durumundad›r. Hobbes, Locke, Bentham ve Mill’den Hayek’e uzanan bir çizgide geliflen liberal düflüncenin özü, üç afla¤› befl yukar› böyledir. Hayek bu düflünceyi “katalaksi” kavram›yla aç›klamaktad›r. Kastedilen, “piyasan›n, mülkiyet hukuku ve sözleflme kurallar›na uygun hareket eden insanlar arac›l›¤›yla yaratt›¤› kendili¤inden ve özel bir düzen”dir (Pierson, 1996: 180). Hayek’ten çok önce Mill ve Jefferson gibi önde gelen liberaller de, demokrasi ad›na yap›lanlar dahil, ekonominin do¤al iflleyifline ya da piyasaya yö-

99


100

Metin Çulhao¤lu

nelik müdahalelere hep kay›tla, giderek ciddi bir karfl›tl›kla yaklaflm›fllard›r (Vincent, 1995: 45). Tarihsel do¤uflu itibariyle liberal düflüncenin, günümüzde “liberal demokrasi” ad› verilen biçimsel demokrasiyle örtüflmedi¤ine iliflkin örnekleri uzatmak gerekmiyor. As›l önemli olan, demokrasiye ister çekinik ister istekli yaklafls›n, liberal düflüncenin her türünün sivil toplum/devlet ayr›m›n› mutlaklaflt›rmas› ve bu iki alan› birbirine d›flsal görmesidir. Bu mutlakl›k ve d›flsall›k, liberal düflüncenin demokrasiye yaklafl›m›n› da belirlemektedir. Sonuçta insanlar, üretim iliflkileri çerçevesindeki konumlar› ve üretim araçlar›yla olan iliflkileri ne olursa olsun (ki buras› ayr› bir aland›r) siyaset alan›na “eflit yurttafllar” olarak kat›lmaktad›rlar. Bunun anlam›, mülkiyetin ve mülkiyet da¤›l›m›n›n siyasal ba¤lamdan düflürülmesi ya da depolitize edilmesidir. Marx’taki ayr›m ise do¤rudan do¤ruya, kapitalist üretim tarz›ndaki sömürünün özgül niteli¤ini vurgulamaya yöneliktir. Baflka bir deyiflle, Marx’a göre kapitalist üretim tarz›nda sömürünün politik ba¤lamdan ar›nm›fl olmas›, kesinlikle ve kesinlikle bu sömürünün temelini oluflturan özel mülkiyetin de siyaset d›fl› bir alana yerlefltirilmesi anlam›na gelmez. “Kapitalistin iflçilerin art› de¤erine el koyma gücü, onun sahip oldu¤u ayr›cal›kl› yasal ya da yurttafll›k konumuna ba¤l› de¤il, ama iflçilerin mülksüz olmas›na ba¤l›(d›r)” (Wood, 2003: 239). Buradan yürüyecek olursak, “iflçilerin mülksüz olmalar›” durumu, siyasetin aktif rol oynad›¤› süreçler sonucunda ortaya ç›km›flt›r ve mülksüzleflme günümüzde de ekonomi ile siyasetin iç içe geçti¤i bir süreçte devam etmektedir. Liberal düflünce ile Marksizm aras›ndaki farkl›l›k, bir baflka yaklafl›mla da ortaya konabilir. Liberal düflüncenin ekonomi-siyaset ayr›m›, d›flsall›k kurgusunun bir sonucu olarak iki bölme aras›nda belirli bir geçiflmezli¤i de öngörür. Örne¤in liberal düflüncenin, mülkiyeti ve mülkiyetin da¤›l›m›n› depolitize etmesi (siyaset alan›ndan bütünüyle ayr› saymas›) böyle bir yaklafl›m›n sonucudur. Buna karfl›l›k Marksizmde öngörülen, görüntüsel/yan›lt›c› biçimlerde de olsa, toplumsal iliflkilerin tümüyle siyasallaflt›¤›, siyasal alana yans›d›¤› ya da tafl›nd›¤› bir modeldir. Bu modeldeki içsel ba¤lant›lar aç›s›ndan, “sivil toplum, belirli bir üretim tarz› ile ba¤lant›l›, bu üretim tarz› taraf›ndan yarat›lan iliflki biçimidir” ve “belirli bir dönemin tüm sivil toplumu, temsilini devlette bulur” (Marx ve Engels, 1975: 53 ve 90). Liberal düflüncenin geçiflimsiz departmanlar modelinin do¤al sonucu olarak s›n›f, mülkiyet ve sömürü gibi olgular politika d›fl› alana t›k›fl›p kal›rken, liberal demokrasi ya da demokratik dev-


Kapitalizm ve Demokrasi: ‹liflki ve ‹liflkisizlikler Üzerine Bir Deneme

let de di¤er alanda, ilk alandaki konumlar›n› orada b›rak›p gelen “özgür” ve “eflit” yurttafllar üzerinde yükselir. Ancak bütün bu söylenenlere karfl›n kapitalizm, liberal düflüncenin kendine özgü geçiflimsiz ayr›m anlay›fl›n› genifl kesimlere flöyle aktarmakta büyük ölçüde baflar›l› olmufltur: Bugün dünyan›n neresinde olursa olsun mülksüz, sömürülen ve ezilen insanlar; ifl siyasete, partilere, seçimlere, vb. geldi¤inde kendilerini sermayedarlarla “eflit statüde yurttafl” olarak görebilmektedirler. Bu sonucu ortaya ç›karan, elbette emekçilerin liberal modeli özümseyip kabullenmeleri de¤il, kendilerini böyle görmelerini sa¤layacak belirli bir etkiye ve a¤›rl›¤a herfleye ra¤men sahip olabilmeleridir. Kapitalizm, bir yanda birikim ve bölüflüm politikalar›nda, di¤er yanda genifl kesimlere “alternatif” sunmada kazand›¤› esnekli¤i yo¤un ideolojik sald›r›s›yla pekifltirerek oy, seçim ve temsili hükümet mekanizmalar›n› çal›fl›r durumda tutmay› genellikle becermifltir. Engels, ekonomik alandaki eflitsizlik ve sömürü ile siyasal alandaki biçimsel eflitli¤i “parçalanacak bir ikiyüzlülük” sayarken hiç de afl›r›ya gitmemiflti. Ne var ki kapitalizm, bu ikiyüzlülü¤ü “parçalatmadan” sürdürmede genel olarak baflar›l› olmufltur. Bu baflar›n›n aç›klanmas›, kapitalizm ile demokrasi aras›ndaki iliflkilerin kuramsal çözümlemesinin çok ötesine geçen ve baflka alanlar› da (örne¤in en baflta ideolojiyi) kapsayan çözümlemeleri gerektirmektedir.

Sonuç Yerine Liberalizmin ilk temsilcileri ile Marx’›n, genel olarak demokrasi ve demokratik devlet sorununa yaklafl›mlar›ndaki farkl›l›k, belirli bir yönüyle, incelenmeye de¤er kimi bafll›klar› gündeme getirmektedir. Liberaller, ekonominin demos’un yak›n denetiminden yal›t›lm›fl bir alan olarak kalmas›n›, demokrasinin mümkün oldu¤unca s›n›rlanmas›n› ve demokrasi bir kez yerleflti¤inde ise buna karfl› kimi önlemlere baflvurulmas›n› vb. isterlerken Marx, demokratik devletin burjuvazinin yönetimi için en ideal biçim oldu¤unu söylemiflti. ‹lginç nokta, kabaca flu soruda yatmaktad›r: Marx, bir s›n›f olarak burjuvazinin neyi tercih etmesi gerekti¤ini kendi döneminin (ya da hemen öncesinin) liberallerinden daha m› iyi görüyordu? Bu sorunun önemi ya da ilginçli¤i, s›n›f-ideoloji iliflkileri ya da daha somutu “burjuva ideolojisinin” tan›m› konusunda tahrik edici aç›l›mlar› davet etmesindedir. Konuya, belirli bir s›n›f›n do¤rudan üyeleri ile o s›n›f›n ideologlar› aras›ndaki ba¤lant›lar

101


102

Metin Çulhao¤lu

aç›s›ndan yaklaflmak da mümkündür. Konu, yaz›n›n amac›n› ve s›n›rlar›n› aflt›¤›ndan, birkaç önerme ile yetinece¤im. Tarihsel bir s›n›f olarak burjuvazinin do¤uflu ve kapitalizmin geliflmesi, kan›mca, bu do¤uflu ve geliflmeyi önceleyen ya da onunla efl zamanl› flekillenen kapsaml› ve sistematik bir s›n›f ideolojisinin yoklu¤unda gerçekleflmifltir. Burada önerdi¤im, hiç kuflkusuz, bu geliflmenin büsbütün ideolojisiz bir süreç olarak tan›mlanmas› de¤ildir. Olmayan, geliflen kapitalizme ve güçlenen burjuvaziye deyim yerindeyse “altl›k” oluflturan; s›n›f›n her tür ç›kar›n›, yönelimini ve çeflitli tehditlere karfl› önlemini önceden gözeten (preemptive) bir ideolojik bütünlüktür. Bu aç›dan bak›ld›¤›nda Marx’›n, burjuvazinin en az›ndan devlet yönetimi ba¤lam›ndaki tarihsel ç›karlar›n›n nerede oldu¤unu, dönemin liberallerinden daha iyi gördü¤ünü söylemek mümkündür. Bir ekle birlikte: Burjuvazi, baflka pek çok alanda oldu¤u gibi devlet yönetimi alan›nda da, ne olmas› gerekti¤ini s›n›fsal konumu gere¤i önceden bilen de¤il, s›n›f mücadeleleri sürecinde ö¤renen, keflfeden, deneyen, yan›lan, yeniden deneyen ve yeniden keflfeden bir s›n›ft›r. Bütün bu deneylerin ve “kefliflerin”, burjuvaziyi, 18. yüzy›l sonlar› ile 19. yüzy›l bafllar›n›n liberallerine özgü ideolojik yaklafl›mlardan daha farkl› yerlere tafl›d›¤› aç›kt›r. Son dönemin neoliberal dalgas›n›n, bu kökene ne anlamda ve ne ölçüde bir “dönüfl” öngördü¤ü ise gene ayr› bir tart›flma konusudur. Dikkatli bir okur, böyle bir yaz›da “do¤rudan demokrasi” kavram›na hiç de¤inilmemesini garip karfl›layabilir. Son olarak, bu konuya iliflkin birkaç notla bitiriyorum. Marx’›n demokrasi konusunda Rousseau’ya daha yak›n düfltü¤ü ve Paris Komünü deneyiminden hareketle “do¤rudan demokrasi” üzerinde durdu¤u bilinmektedir. Kan›mca “do¤rudan demokrasinin” biçimsel demokrasiye alternatif olarak gösterilmesi, özellikle günümüz dünyas›nda hiç de gerçekçi olmayacakt›r. Daha a盤› flöyle söylenebilir: E¤er “biçimsel demokrasi”den kastedilen özel olarak ve yaln›zca “temsili demokrasi” ise sosyalist demokrasinin de “temsili”, dolay›s›yla “biçimsel” olaca¤›n› söylemekte hiçbir sak›nca yoktur. Yerel ölçekler ve üretim birimleri ölçe¤i d›fl›nda, sosyalist bir yönetimi tümüyle “do¤rudan demokrasi” ba¤lam›nda kurgulamak mümkün de¤ildir. Biçimsel demokrasinin alternatifi “do¤rudan demokrasi” de¤il, do¤rudan do¤ruya “demokrasinin afl›lmas›d›r.” n


Kapitalizm ve Demokrasi: ‹liflki ve ‹liflkisizlikler Üzerine Bir Deneme

103

Kaynakça Aktükün, ‹. (1999) “Liberalizm, Piyasa ve Demokrasi ‹liflkisi Üzerine”, Özgür Üniversite Forumu, EkimAral›k, 9. Engels, F. (1975a) “Progress of Social Reform on the Continent”, Marx-Engels, Collected Works içinde, c. 3, Moskova. Engels, F. (1975b) “The Civil War in Switzerland”, Collected Works içinde, c. 6. Heller, A. (1993) “Biçimsel Demokrasi Üzerine”, J. Keane (der.), Sivil Toplum ve Devlet içinde, çev. E. Ak›n, ‹stanbul: Ayr›nt›. Marx, K. ve F. Engels (1975) “The German Ideology”, Collected Works, c. 5. Pierson, C. (1996) “Democracy, Markets and Capital: Are There Necessary Limits to Democracy”, D. Held (der.) Prospects for Democracy içinde, Polity. Savran, G (1987) “Marx’›n Düflüncesinde Demokrasi: Siyasetin Elefltirisi”, 11 Tez, 6, 52-66. Therborn, G. (1989) Sermaye Egemenli¤i ve Demokrasinin Do¤uflu, çev. fi. Tekeli, Ankara: Verso. Vincent, A. (1995) Modern Political Ideologies, Blackwell, ‹kinci Bas›m. Wood, E.M. (2003) Kapitalist Demokrasiye Karfl› Tarihsel Maddecili¤in Yeniden Yorumlanmas›, çev. fi. Artan, ‹stanbul: ‹letiflim.


Praksis 10

| Sayfa: 105-122

1

‘Gerçek Demokrasi’ Olana¤›: Paris Komünü Mustafa Bayram M›s›r

Girifl Demokrasi, Marksistler aras›nda da, hapsedilmifl oldu¤u ideolojik belirsizli¤in a¤›rl›¤› yüzünden hep tehlikeli bir kavram olarak düflünülmüfltür. Panitch, “Devrimci De¤iflim ‹çin ‹flçi Kontrolünün Önemi” adl› makalesinde, Alice hikayelerinin birinden flöyle bir bölüm aktar›r: ‘fieref sözcü¤ü ile neyi kastetti¤ini anlamad›m’ dedi Alice. Humpty Dumpty kibirli bir flekilde gülümsedi. ‘Elbette anlamazs›n, ta ki ben sana söyleyene kadar. Burada senin için güzel bir afla¤›lama argüman›n› kast ediyorum.’ ‘Ama, “fleref” güzel bir afla¤›lama argüman› anlam›na gelmez’ dedi Alice, nesnelce. ‘Ben bir sözcük kulland›¤›mda’ dedi Humpty Dumpty, hakaret içerir bir tonla, ‘o, sadece benim seçti¤im anlama gelir, ne eksik ne de fazla.’ ‘Sorun’ dedi Alice, ‘senin sözcükleri çok farkl› fleylerin anlam›n› karfl›lar hale getirebilip getiremeyece¤in.’ ‘Sorun’ diye yan›tlad› Humpty Dumpty, ‘kimin efendi oldu¤udur, hepsi bu.’ (Panitch, 1986: 215).

Atina’da ilk uygulamalar› görüldü¤ünden bu yana demokrasi kavram›, varolan siyasal sistemlerin kurumsal yap›s›n›n karfl›l›¤› olarak da, olmas› gereken bir siyasal sistemi iflaret etmek için de kullan›lagelmifltir. Denilebilir ki, kavrama iliflkin, s›n›rlar› belirlenmeden gelifltirilecek her yaklafl›m, kavram›n ideolojik yorumlar›n›n tehdidi alt›nda kalacakt›r. Humpty Dumpty’nin aç›kça söyledi¤i gibi, “efendi kimse, onun verdi¤i anlama mahkum olacakt›r.” Bundan kurtulman›n yolu, kavram› tarihsellefltirmektir. Bu yap›ld›¤›nda, kavram üzerine düflünürken asl›nda iki ayr›

1 Hegel’in Hukuk Felsefesi’nin Elefltirisi’nde Marx, mevcut siyasal toplumun afl›lmas› olana¤›na bu kavramla iflaret eder: “ ‘gerçek demokrasi’de siyasal devlet yitip gidiyor. Siyasal devlet olarak, siyasal anayap› olarak devletin, art›k bütün olarak kabul edilmedi¤i anlam›nda do¤rudur bu” (1997: 48).


106

Mustafa Bayram M›s›r

fleyden söz etti¤imizin fark›na varmam›z kolaylafl›r: ilki, “Atina Demokrasisi, burjuva demokrasisi, sosyalist demokrasi” gibi kullan›mlarda ortaya ç›kan, somut bir siyasal-toplumsal kurumlaflmay› ifade etmek üzere kulland›¤›m›z “demokrasi”; ikincisi, insanl›¤›n “eflitlik” ve “özgürlük” aray›fl›n›n somut timsalini gerçeklefltirecek bir siyasal dizge olarak düflündü¤ü normatif de¤er yüklü “demokrasi düflüncesi”. Marx’›n belirtti¤i gibi, “demokrasi ayn› zamanda hem içerik hem de biçimdir” (1997: 46). Teslim etmek gerekir ki, Marx’ta ve Engels’te, ikinci anlam›nda da olsa demokrasi kavram› özel bir vurgu ile kullan›lmaz. Fakat bu, kavram›n tümüyle terk edildi¤i anlam›na da gelmez. Bottomore’un tespit etti¤i üzere, Marx da “daha çok, demokrasinin -toplumun tüm üyelerinin topluluk yaflamlar›n› düzenlemeye eksiksiz kat›l›m›- ilkesiyle demokrasinin burjuvazinin egemen oldu¤u bir toplumdaki s›n›rl›, hatta çarp›t›lm›fl biçimi aras›nda belirgin bir gerilim, bir çeliflki görmektedir. Marx’a göre, demokrasi tüm olanaklar›n› ortaya koymufl olmaktan uzak bir tarihsel fenomendir; daha fazla geliflmesinin bafll›ca etkeni de iflçi s›n›f› hareketidir” (Bottomore, 1987: 11). Burada, Paris Komünü deneyimi üzerinden ileri sürece¤imiz tez fludur: Tarihsel materyalizm, somut bir siyasal egemenlik biçimi olarak burjuva demokrasisi ya da baflka tür bir s›n›fl› toplum “demokrasisi”nin siyasal elefltirisini gelifltirmekle birlikte; insanl›¤›n “eflitlik” ve “özgürlük” aray›fl› olarak a盤a ç›kan “demokrasi düflüncesini” derinlefltirir ve onu tarihsel bir olana¤a ba¤lar: devletin sönümlenmesi. Bu anlamda Marksizm, “demokrasi düflüncesi” ile bar›fl›kt›r. fiu halde, ikinci anlam›nda “demokrasi”, herhangi bir döneme özgü ya da herhangi bir toplumsal formasyona ait bir siyasal sistemin ad› de¤ildir. Bu anlam› ile demokrasiyi, sadece bir siyasal sistem türü olarak, ya da “siyasal kat›lma” biçimi olarak düflünmek yanl›flt›r. Demokrasi, bu ikinci anlam› ile bugün de “düflümüz” olmaya devam etmektedir. Komünist Manifesto’nun iflaret etti¤i gibi: “iflçi s›n›f›n›n ilk görevi demokrasiyi kazanmakt›r” (Marx ve Engels, 1976: 51). Bu anlam›nda demokrasi ile tarihsel özgürleflme birbirine çevrilebilir, dolay›s›yla benzerden öte, ayn› kavramlard›r. Yine de flunu vurgulamak gerekir: Demokrasi ikinci anlam› ile insanlar aras›nda o kadar yer etmifltir ki, “demokratiklik” iddias›n›n, efendilerin en kolay s›¤›na¤›, siyasal sistemleri “meflrulaflt›ran” en etkili ideoloji oldu¤unu göz ard› etmemek gerekmektedir.


‘Gerçek Demokrasi’ Olana¤›: Paris Komünü

Marx’›n ilk çal›flmalar›ndan Lenin’in Devlet ve Devrim’ine kadar izledi¤imiz ve bu çal›flman›n da s›n›rlar›n› oluflturan, tarihsel materyalizmin incelemeleri, ikinci anlam›nda “demokrasi düflüncesi”nin, s›n›f egemenli¤inin arac› ya da dolay›m› olarak devletin varl›¤› ile çeliflki içinde oldu¤unu gösterir. Bu da kavram›n ikinci anlam› üzerine düflünürken, gözard› edilmemesi gereken bir çeliflkiyi a盤a ç›kar›r: “demokrasi” istemi, esasen devletin sönümlenmesini gerektirir. Devlet sönümlenirse, siyasal bir sistem olarak demokrasiye de gerek kalmayaca¤› ileri sürülebilir. Ama, Marx’›n ima etti¤i ve bu yaz› içinde teklif edildi¤i gibi, demokrasi düflüncesi tarihsel “eflitlik” ve “özgürlük” istencinin ifadesi olarak düflünülürse, devletin sönümlendi¤i halde, bir toplumsal yaflama biçimi olarak demokrasi kökleflmifl olacakt›r. Bu yaz›, Paris Komünü üzerine odaklansa da, esas olarak, Komün deneyimini veri alarak, Marksizmin ikinci anlam›nda demokrasi düflüncesi ile bar›fl›k oldu¤unu ileri sürmektedir.

Demokrasi Bir Burjuva Düflüncesi mi? Marksizmde demokrasi sorunu, devlet sorunundan ayr› ele al›namaz. Çulhao¤lu’nun belirtti¤i gibi, Marx-Engels, devlet ve demokrasi sorununda kristalize olmufl bir kuram oluflturmam›fl iseler de, bu alan, di¤er “üstyap›” alanlar›na göre daha fazla gündemlerini iflgal etmifltir (Çulhao¤lu, 1997: 185) . Tarihsel materyalizmde devlet, egemen s›n›f ba¤›ml› bir analize tabi tutulur. Bundan kas›t basitçe devlet ile egemen s›n›f aras›nda, egemen s›n›f›n siyasal/toplumsal/ekonomik egemenli¤inin yeniden üretilmesini sa¤layan bir iliflki kurulmas›d›r. Bu iliflkinin niteli¤i üzerine Lenin’den beri süregelen kapsaml› kuramsal tart›flmalar tarihsel materyalizmin önemli bir bafll›¤›n› oluflturmufltur. Tart›flt›¤›m›z sorun bak›m›ndan, bu tart›flmay› buraya oldu¤u gibi tafl›man›n yersiz olaca¤›n› düflünüyoruz.2 Bizi ilgilendiren husus, demokrasi düflüncesi ile devlet aras›ndaki iliflkinin kurulma biçimidir. Burjuva demokrasisi, somut bir siyasal sistemi imler; bu siyasal sistem içinde, bir s›n›f, burjuvazi egemen s›n›ft›r. Devlet de bu egemen s›n›f ç›karlar› ile uyumlu bir flekilde ifller. Bu iflleyifl, ba¤›ml› s›n›flar›n ç›kar›na de¤ildir; aksine, burjuva demokrasisi alt›nda, “eflitlik” ve “özgürlük” için “demokrasi düflüncesine” yaklaflan halk, ne gerçek anlamda “eflit”, ne de gerçek anlamda “özgür”dür. Burjuva demokrasisi, demokrasinin tarihsel olarak a盤a ç›kan somut biçimlerinden sa-

107

2 Bu konudaki tart›flma, tarihsel materyalizmin yap›/üstyap› kavramlar›n›n nas›l anlafl›lmas› gerekti¤i ile yak›ndan ilgilidir. Poulantzas’›n son döneminde yöneldi¤i “bir s›n›f mücadelesi alan› olarak devlet” yaklafl›m› d›flta tutulacak olursa, altm›fll› ve yetmiflli y›llarda tart›flma “devletin göreli özerkli¤i” sorunu üzerine odaklanm›fl ve Miliband’›n “araçç› devlet” görüflü ile Poulantzas’›n “devletin özgül birli¤i ve göreli özerkli¤i” kuram› üzerinde yo¤unlaflm›flt›r. Tart›flma, Althusser ile popülerleflen devleti ideolojik ayg›tlar› da içerecek flekilde yeniden düflünmeyi, Gramsci ile de iliflkilenerek içermifltir. Fakat tart›flman›n tümü, devlet ile egemen s›n›f aras›nda, egemen s›n›f›n egemenli¤inin yeniden üretilmesi esas›nda bir iliflkinin bulundu¤u hakk›nda ortak bir Marksist görüfl oluflturur. Burada hareket noktam›z, bu ortak görüfltür.


108

Mustafa Bayram M›s›r

dece biridir. Lenin’e göre, demokrasi ile az›nl›¤›n ço¤unlu¤a boyun e¤mesi özdefl fleyler de¤ildir. Demokrasi az›nl›¤›n ço¤unlu¤a boyun e¤mesini kabul eden, tan›yan bir devlet biçimidir; baflka bir deyiflle, demokrasi, bir s›n›f taraf›ndan baflka bir s›n›fa, nüfusun bir bölümü taraf›ndan nüfusun baflka bir bölümüne karfl›, sistemli zor uygulamas›n› sa¤lamaya yarayan bir ayg›t ve kurumlar toplam›d›r. Lenin, “biz” diye yazar, devletin, yani tüm örgütlenmifl ve sistemli zorun, genel olarak insanlar üzerinde uygulanan her türlü zorun ortadan kalkmas›n› son erek olarak al›yoruz. (…) Sosyalizm, evrimi içinde komünizme varacak, ve sonuç olarak, insanlara karfl› zora baflvurma zorunlulu¤u, bir insan›n baflka bir insana, nüfusun bir bölümünün nüfusun öteki bölümüne boyun e¤me zorunlulu¤u büsbütün ortadan kalkacakt›r; çünkü insanlar, zor ve boyun e¤me olmaks›z›n, toplum halinde yaflaman›n yal›n koflullar›na uymaya al›flacaklard›r (Lenin, 1978:109-110).

Burada kavram›n, somut bir tarihsel toplumsal formasyonda edindi¤i anlam içinde kullan›ld›¤› ve ikinci anlam söz konusu edildi¤inde, devletin sönümlenmesi ilkesinin aç›kland›¤› ortada. Çünkü Lenin, demokrasiyi ikinci anlam›nda da kullan›r ve hatta sahiplenir. Lenin’e göre demokrasi, iflçi s›n›f› için, kurtuluflu yolunda kapitalistlere karfl› yürüttü¤ü savafl›m›nda çok büyük bir önem tafl›r. Ama demokrasi hiç de ötesine geçilemeyecek bir s›n›r de¤ildir; feodalizmden kapitalizme, kapitalizmden komünizme giden yoldaki aflamalardan biridir (Lenin, 1992a: 69). Lenin’e göre burjuva demokrasisinin yurttafllar› hukuken de olsa eflitlemesinin önemi gözard› edilmemelidir. Proletaryan›n eflitlik u¤runa savafl›m›n›n ve bir slogan olarak eflitli¤in büyük önemi, e¤er onu s›n›flar›n ortadan kald›r›lmas› anlam›nda do¤ru yorumlarsak aç›k seçik ortaya ç›kacakt›r. Ama burjuva demokrasisi yaln���zca biçimsel eflitlik demektir. Ve eflitlik, üretim araçlar›n›n sahipli¤i yönünden toplumun bütün üyeleri için gerçekleflir gerçekleflmez, yani eme¤in eflitli¤i sa¤lan›r sa¤lanmaz, insanl›k kaç›n›lmaz olarak, biçimsel eflitlikten gerçek eflitli¤e, yani “herkesten yetene¤ine göre, herkese gereksinmesine göre” kural›n›n ifllerli¤ine kadar götürülmesi sorunuyla karfl› karfl›ya gelecektir (Lenin, 1992a: 69). Lenin, elbette, demokrasiyi ilk anlam›nda, bir devlet biçimi, devletin çeflitlerinden biri olarak da de¤erlendirir. Bu anlamda demokrasi, her devlet gibi, bir yandan kiflilere karfl›, zorun, örgütlenmifl, sistemli olarak kullan›m›n› temsil eder; ama öte yan-


‘Gerçek Demokrasi’ Olana¤›: Paris Komünü

dan, yurttafllar›n eflitli¤inin biçimsel olarak kabul edilmesi, herkesin devletin yap›s›n› belirlemede ve onu yönetmede eflit hakka sahip olmas› da demektir. Bu da demokrasinin geliflmesinin belirli bir aflamas›nda önce kapitalizme karfl› devrimci bir savafl›m vermekte olan s›n›f› -proletaryay›- birbirine kaynaflt›r›r, ve burjuvaziyi hatta cumhuriyetçi burjuvaziyi, devlet makinesini, sürekli orduyu, polisi ve bürokrasiyi ezmek, paramparça etmek ve yeryüzünden silmek ve bunlar›n yerine daha demokratik bir devlet makinesini, halk›n tümünü kapsayan bir milis oluflturma yolundaki silahl› iflçilerin devleti biçiminde de olsa bir devlet makinesini koymak olgusuyla sonuçlan›r (1992a: 69). Lenin, tam bu noktada flöyle yazar: Burada nicelik niteli¤e dönüflmektedir: demokrasinin böyle bir derecesi, burjuva toplumun s›n›rlar›n›n afl›lmas› ve sosyalist yeniden örgütlenmesinin bafllang›c› demektir. Gerçekten herkes devlet yönetiminde yer alsa kapitalizm yerinde kalamaz. (...) Demokrasi ne denli eksiksiz hale gelirse, onun gereksiz olma an› o denli yaklafl›r. Silahl› iflçilerden oluflan ve sözcü¤ün as›l anlam›nda art›k bir devlet olmaktan ç›kan devlet ne denli demokratik olursa, her türlü devlet biçimi sönmeye o denli çabuk bafllar (Lenin, 1992a: 69).

Lenin’den yapt›¤›m›z bu uzun özet ve al›nt›, Marksizm’in en devrimci yorumunun dahi, demokrasi düflüncesine sahip ç›kt›¤›n› göstermek içindir. Bu al›nt›daki kimi görüfller tart›fl›labilir ama kan›m›zca da, demokrasi ne denli eksiksiz hale gelirse, onun gereksiz olma an› o denli yaklafl›r. Devletin sönümlenmesi fikri Marksizm’de baflatt›r. Engels’in vurgusu ile, sönümlenme bir süreçtir; “devlet ilga edilmez, sönümlenir” (Bobbio, 1993: 116). Burada flunu söyleyebiliriz, ikinci anlam›nda, yani “eflitlik” ve “özgürlük” istencine ba¤lanan demokrasi düflüncesi olarak demokrasinin nihai ufku ve utkusu, Marksizm’e göre, devletin sönümlenmesidir. Ancak bu, geçifl süreci sonras›na b›rak›l›r. Geçifl süreci, hem devletin sönümlenmeye bafllayaca¤› sosyalist bir toplum evresine (sosyalist demokrasiye) geçifl, hem de sosyalizmden komünizme (devletin sönümlenmesine) geçifl olarak kavranmal›d›r. Bütün bu süreçte, demokrasi, devletin – ayn› anlama gelmek üzere siyasetin ve bizzat demokrasinin kendisinin de- afl›laca¤› bir evreye kadar, ki bu evre komünizmdir, derinlefltirilmek durumundad›r. Geçifl sorunu, Lenin’in Devlet ve Devrim adl› yap›t›n›n temel sorunlar›ndan biridir. Lenin, burada, Marx ve Engels’in devlete

109


110

Mustafa Bayram M›s›r

iliflkin aç›klamalar›n› sosyalizme geçifl problemati¤ine ba¤lar ve sosyalizme geçiflte toplumsal devrimi “siyasal devrim”in önceledi¤ine de¤inir: “Devrimci hareketin bafll›ca hedefi Devlet ‹ktidar›d›r ve her sosyalist devrimin gerekli önkoflulu, burjuva devlet örgütünün y›k›lmas›d›r” (Poulantzas, 1990: 14). Lenin Devlet ve Devrim’de (1992a: 80) flöyle der: Marx’›n devlet teorisinin özü, yaln›zca tek bir s›n›f›n diktatörlü¤ünün yaln›zca genel olarak her s›n›fl› toplum için de¤il, sadece burjuvaziyi alafla¤› etmifl bulunan proletarya için de¤il, ayn› zamanda, kapitalizmi ‘s›n›fs›z toplumdan’, komünizmden ay›ran tüm tarihsel dönem için de gerekli oldu¤unu kavrayanlar taraf›ndan ö¤renilmifltir. Burjuva devletleri biçim olarak çok de¤ifliktir, ama özde ayn›d›rlar: biçimleri ne olursa olsun bütün bu devletler, son tahlilde kaç›n›lmaz olarak burjuva diktatörlü¤üdürler.

Aç›k ki, buradaki problematik “geçifl sorunlar›na” ba¤lanm›fl, “proletarya diktatörlü¤üne” odaklanm›flt›r. Devlet ve Devrim’de burjuva devletin genel olarak yukar›daki gibi bir Marksist analizi ile yetinilmifl, bu “devlet ayg›t›”n›n ne tür bir devlet ayg›t› ile de¤ifltirilece¤i sorusu temel soru haline dönüflmüfltür. Lenin’in eserinden modern (kapitalist) devlete iliflkin flu ç›karsamalar yap›labilir: Lenin, öncelikle devleti bir “ayg›t” olarak düflünür. Bu, devlet analizlerinde asla gözard› edilmemesi gereken bir somut durumdur. Modern devlet, devasa bir ayg›tt›r. ‹kinci olarak, Lenin, modern devleti, toplumsal iliflkiler içinde genel olarak burjuva s›n›f›n›n egemenli¤ini sürdüren (yeniden üreten) bir ayg›t olarak betimler. Üçüncü olarak da, toplumsal devrimin ancak bu ayg›t›n “parçalanmas›” ile yolunun aç›laca¤›n› düflünür. Bu temel tezlerin hiçbiri modern devletin toplumsal bütünsel bir çerçeve olarak daha genifl analizini engellemez. Lenin’in Devlet ve Devrim’de dile getirdi¤i burjuva demokratik cumhuriyete iliflkin “Demokratik cumhuriyet, kapitalizmin olanakl› olan en iyi politik biçimidir; çünkü sermaye, demokratik cumhuriyeti (...) ele geçirdikten sonra, iktidar›n› öyle sa¤lam, öyle güvenli bir biçimde kurar ki, burjuva demokratik cumhuriyetindeki hiçbir kifli, kurum ya da parti de¤iflikli¤i, onu sarsamaz” (1978: 24) fleklindeki sözleri ve Devlet ve Devrim’in bu al›nt›n›n yap›ld›¤› bölümünde dile getirilen Engels’in analizleri, Bob Jessop taraf›ndan, devletin kurumsal bir tan›mlanmas› ile birlikte ele al›nmas› durumunda en verimli yaklafl›m olarak de¤erlendirilmektedir (bkz. Y›lmaz, 2002: 25). Jessop’un varsay›m›, bu yakla-


‘Gerçek Demokrasi’ Olana¤›: Paris Komünü

fl›m›n örne¤in Komünist Manifesto’daki yaklafl›mdan farkl› oldu¤udur. Çal›flman›n bafl›ndan beri göstermeye çal›flt›¤›m›z üzere, devletin siyasal bir egemenlik arac› olarak de¤erlendirilmesi ya da buna bir kurumlar analizinin eklenmesi, temelde Marksist tezi de¤ifltirmez. Çünkü Marksist tez, Marx ve Engels’te de, basitçe, devleti bir s›n›f-öznenin elindeki zor ayg›t› ya da yönetici ayg›t olarak indirgememektedir. Dolay›s›yla, Marx, Engels ve Lenin’in devleti s›n›f egemenli¤inin arac› olarak tan›mlarken, kastettikleri, devletin egemen s›n›f›n egemenli¤inin yeniden üretimine kat›ld›¤›d›r. Lenin’in aktard›¤›m›z pasaj›n önemi, bu tezi tekrar etmesinde de¤il, daha sonra Gramsci ve Althusser taraf›ndan da gelifltirilece¤i üzere, devletin sermaye s›n›f›n›n egemenli¤ini yeniden üretirken ba¤›ml› s›n›flar›n r›zas›n› üretti¤ine de iflaret etmesidir. Burada tart›flt›¤›m›z sorun bak›m›ndan, devletin bir ayg›t olarak düflünülmesinin önemi fludur: “Eflitlik” ve “özgürlük” ilkesi ile kurulacak olan gelece¤in toplumu bu ayg›t› ne yapacakt›r? Cevap da aç›kt›r: paramparça edecektir. Paramparça edilecek olan ayg›t da basitçe burjuva devletidir, burjuva devleti bir burjuva demokrasisi bile olsa bu de¤iflmez. Elbette, “demokratik bir burjuvazi olabilir, burjuva bir demokrasi olabilir: bunu yads›mak için, ekonomi politikte oldu¤u gibi, tarihte de kara bir bilgisizlikte olmak gerekir” (Lenin, 1992a: 69). Burada vurgulanmas› gereken bir di¤er nokta, iflçi hareketinin tarihsel olarak tafl›d›¤› demokratik niteliktir. Tarihsel materyalizmin devrimci yorumuna göre, kapitalizmi aflacak devrimci dinamik ve öncü toplumsal güç iflçi s›n›f›d›r. Dolay›s›yla bu s›n›f›n tarihsel hareketinin sonucu olarak düflünülen sosyalizm, onun tarihsel e¤ilim ve de¤erlerinden de beslenecektir. Marksizm’in siyasal eylemi iflçi hareketinin üzerine kurmas›, onun demokrasi düflüncesi ile bar›fl›k oldu¤unun en önemli kan›tlar›ndan biridir. Touraine’nin bile kabul etti¤i üzere, “sosyalist ideoloji (iflçi hareketi de¤il) emekçi s›n›f›n demokrasi-karfl›t› diktatörlükler kurmas›na katk›da bulunduysa da, demokrasiye sa¤lam temellerini oluflturan iflçi hareketleriydi” (1997: 75). Burada yazar›n liberal önyarg›lar›n› görmezden gelirsek yap›lan tespit, tarihsel bir gerçe¤e iflaret eder. Liberal önyarg› betimlemesini kullanmam›z›n nedeni yazar›n da yapt›¤› flu itiraft›r: “Lenin’in demokrasi e¤ilimini gözard› edemeyiz” (Touraine, 1997: 240).

111


112

Mustafa Bayram M›s›r

Demokrasinin Derinlefltirilmesi Sorun, demokrasinin tarihsel biçimleri ile derinleflmifl biçimi aras›nda yapt›¤›m›z ayr›mda, tarihsel biçimlerin ortaya ç›kard›¤› baz› kurumsal uygulamalar›n de¤eridir. Atina’dan beri, demokrasiyi ba¤›ml› s›n›flar için anlaml› k›lan fley, onlar›n iktidar›n sahibi olmas› için yarat›lm›fl kurumsal geleneklerin tümünü ifade etmesinden do¤maktad›r. Elbette burada demokrasiden anlafl›lmas› gereken, “halk›n bir tür do¤rudan yönetiminin oldu¤u” bir rejimdir. Burjuva siyaset kuramc›lar› ve genel olarak burjuva ideolojisi ise, demokrasiyi sadece “siyasal önderlerin seçilmesi için bir araç” olarak düflünür (Bottomore, 1997: 13). Bu yüzden “burjuva cumhuriyetin içeri¤ini, kesinlikle burjuvazinin ç›karlar›, onun s›n›f egemenli¤inin ve s›n›f sömürüsünün maddi koflullar› oluflturmaktad›r” (Marx, 1979: 72). Heller, demokrasinin biçimsel bir yorumunu esas alarak, bunun de¤erinin teslim edilmesi gerekti¤i yarg›s›ndad›r. Buna göre, tarihsel olarak liberal demokrasi olarak niteledi¤imiz kurumsallaflmalar içinde varolan mekanizmalar -temsil, temel haklara sayg› (iktidar›n s›n›rlanmas›), ço¤ulculuk, kolektif özgürlükler vb.“öz” de¤il “biçim”dir ve bu yüzden de demokrasi kapitalizmle oldu¤u gibi sosyalizmle de uyuflabilir. Buna genel olarak itiraz edilebilece¤ini sanm›yoruz. Ancak Heller, devamla, “biçimsel demokrasiyi, tözsel demokrasi denilen demokrasi ile de¤ifltirmek ve böylece toplum ve devleti bütünlefltirici bir flekilde yeniden birlefltirmek isteyenlerin tümü, asl›nda demokrasiden vazgeçmektedirler” (1993: 149) dedi¤inde, buna kat›lmam›z mümkün de¤ildir. Zira, demokrasi, elbette, “eflitlik ve özgürlük yolunda at›lm›fl bir kurumsal ad›m” olarak “biçimdir” ama ayn› zamanda daha fazla bir fleydir: tam olarak gerçekleflti¤inde -Lenin’in belirtti¤i gibi- demokrasinin bizzat kendisini ortadan kald›racak bir talep, siyasal sisteme do¤rudan kat›l›m yoluyla siyasal sistemin ilgas› iste¤idir. Bu bak›mdan Rosa Luxemburg hakl›d›r; burjuva yurttafl özgürlükleri yoktur, sadece yurttafl özgürlükleri vard›r (Akt. Heller, 1993). Çünkü, biçimsel demokrasinin, burjuva devlet ayg›t›n›n parçalanmas› sonras›nda, sosyalist bir demokrasinin de içermesi gereken kimi kurumsal -geri ça¤›rma ilkesi gibi- gelenekler içerdi¤i söylenebilir. Biçimsel demokrasinin ilkeleri, toplumsal iliflkilerimizin yürütülüflünde, çeliflkilerimizin çözümünde düzenleyici rol oynarlar, ama toplumsal hedeflerimizin içeri¤ine bir


‘Gerçek Demokrasi’ Olana¤›: Paris Komünü

k›s›tlama getirmezler (Heller, 1993: 149). Ama bu, ancak belli bir soyutlama düzeyinde böyledir ve Heller’in hakl› oldu¤u anlam›na gelmez. Aksine bu gelenekler demokrasinin tarihsel biçimleri içinde gerçekte farkl›lafl›rlar. Marx’›n da vurgulad›¤› gibi, “krall›k ancak biçim olabilir, ama içeri¤i bozar” (1997: 46). Demokrasi içerikse, tarihsel biçimler taraf›ndan bozulabilir. Afla¤›da k›saca inceleyece¤imiz Komün’deki temsil ile liberal demokratik temsil birbirinden çok farkl› kurumsal biçimlerdir; ancak, belli bir soyutlama düzeyinde her ikisinde de mekanizma temsildir. Demokrasinin bir biçim olarak tarihötesilefltirilmesi, oldukça sorunlu bir yaklafl›md›r. Kurumlar›n yal›n (de¤er yüksüz, nötr) oldu¤u varsay›m›na dayan›r ki, bu varsay›m temelsiz görünmektedir. Siyasal kurumlar, ait olduklar› toplumsal formasyonun ürünüdürler. Geri ça¤›rma örne¤ini ele alal›m. Burjuva demokrasisi, bir s›n›f egemenli¤i biçimi oldu¤undan temsili niteli¤i salt bir biçim de¤il, s›n›f egemenli¤inin kurulufl araçlar›ndan biridir. Rousseau’nun emredici vekaletinin liberal demokrasi savunucular›nca elefltirisi, temsili niteli¤in içeri¤ini anlamam›z› kolaylaflt›r›r. Burjuvazi egemen s›n›f olarak kalacaksa temsil edilen bir burjuva tarihsel kategori, “ulus”tur; tek tek insanlar›n temsil edildi¤i ve onlar›n seçtiklerini geri ça¤›rabilecekleri “düflünülemez”. Lenin’in vurgulad›¤› gibi, tüm insanlar yönetime kat›lsa o zaman burjuva siyasal egemenli¤i de ortadan kalkar (1992a). Heller’in biçimlerin yal›n oldu¤unu ileri sürmesinin as›l nedeni, devletin sönümlenmesi düflüncesine karfl› ç›kmas›d›r. Avrokomünizm ve sosyal demokrasi, siyasal devrim fikrinden uzaklaflt›klar›nda, devletin s›n›flar karfl›s›nda nötr oldu¤u tezine yönelmifllerdi (Panitch, 1986: 27 vd.). Bu yüzden, devletin temsili mekanizmalar içinde fethedilebilece¤ine dair bir siyasal stratejiye ba¤land›lar (Bu tezin kararl› bir savunusu için bkz. Hodgson, 1988). Bunun teorisi de siyasal prati¤i takip etti. Heller’e göre de (1993: 156), komünist ütopyan›n “devletin sönümlenmesi” afl›r› yorumu terk edilmeli ve “demokratik bir devlet”in olanaklar› araflt›r›lmal›d›r. Heller’in yaklafl›m›n›n alt›nda yatan temel tez, reel sosyalizm elefltirisinden ç›k›yor. Buna göre, üretken mülkiyetin devletin elinde olmas› yoluyla, kapitalist özel mülkiyetin do¤urdu¤u adaletsizli¤in ve özgürlüksüzlü¤ün, geçici ya da kal›c› olarak kabul edilmesi bu gelene¤in kapitalizmi elefltirisindeki en büyük kusurdur (Akt. Keane, 1993: 40). Heller’in önerdi¤i mülkiyet rejimi ile bu sorunun tamamen afl›laca¤›-

113


114

Mustafa Bayram M›s›r

n› düflünmesi pek yerinde görünmüyor. Zira, burjuva devlet ayg›t›n›n paramparça edilmesinin yan› s›ra, üretken mülkiyet üzerinde iflçi denetimi ve yönetimi yoluyla mülkiyetin toplumsallaflt›r›lmas› ve kapitalist pazar›n ilgas› üzerine yükselecek sosyalizmde esasen yeni bir “mülk edinme” tarz› zaten oluflturulur. Buna göre, demokratik merkezi planlama ile üretimin yönetimi ve üretilmifl de¤erlerin da¤›t›m› soyut bir “devlet akl›”n›n de¤il, özyönetim birimlerinin “kolektif akl›”n›n denetimine b›rak›lmaktad›r. Bu fiilen yurttafllar›n mülksüzlefltirilip soyut “kamu”, somut “bürokrat” olan devletin mülk sahibi k›l›nmas› de¤il, fiilen herkesin mülk sahibi k›l›nmas› (kullan›m ve denetim hakk›n›n özyönetim birimleri esas›nda yurttafllarda olmas›) anlam›na gelir. Manifesto’nun dedi¤i gibi; “komünizm, hiç kimseyi toplum ürünlerini mülk edinme imkan›ndan yoksun b›rakmaz; o ancak, o kimseyi, böyle bir mülk edinme arac›l›¤›yla baflkalar›n›n çal›flmas›na egemen olma imkan›ndan yoksun b›rak›r”(Marx-Engels, 1976: 43-44). ‹flte tam burada Komün, 1871 Paris’inden bize yol göstermektedir: “Komün, büyük bir y›¤›n›n eme¤ini birkaç kiflinin zenginli¤i durumuna getiren bu s›n›f mülkiyetini kald›rmak istiyordu. Mülksüzlefltiricilerin mülksüzlefltirilmesini amaçl›yordu. Üretim araçlar›n›, bugün özsel olarak eme¤in kölelefltirme ve sömürü araçlar› olan topra¤› ve sermayeyi, özgür ve ortaklafla bir çal›flman›n aletleri durumuna dönüfltürerek, bireysel mülkiyeti bir gerçeklik yapmak istiyordu. Ama komünizmdir bu, o ‘olanaks›z’ komünizm!”(Marx, 1991: 62).

Paris Komünü Kurucular›n ve devrim öncesi Lenin’in Marksizm’inde devletin sönümlenmesi düflüncesinin ve devletin sönümlenmesi süreci olarak demokrasinin derinlefltirilmesi perspektifinin esinlendi¤i en önemli tarihsel deneyim Paris Komünüdür. Fransa-Prusya savafl›nda Fransa'n›n bozguna u¤ramas›n›n ard›ndan Frans›z hükümeti, Paris Ulusal Muhaf›z›'n›n toplar›n›n halk›n eline geçmesini önlemek üzere birlikler göndermeyi deneyince, askerler yuhalayan kalabal›¤›n üzerine atefl etmeyi reddederek, silahlar›n› subaylar›na çevirdiler. Paris Komünü, böylece, Mart’›n onsekizinde bafllad›. Komün, Fransa-Prusya Savafl› sonucu hoflnutsuzlaflan ve yaflama koflullar› kötüleflen esas olarak Frans›z iflçi s›n›f› ve ba¤lafl›klar›n›n ayaklanmas›ndan kaynaklan›r. Geçici bir merkezi hü-


‘Gerçek Demokrasi’ Olana¤›: Paris Komünü

kümet (Ulusal Muhaf›z Komitesi) oluflturulur ve bu merkezi hükümet seçime giderek k›sa sürede yetkilerini Komün’e b›rak›r. Komün meclisinin ço¤unlu¤u iflçilerden oluflmuyor idiyse de, Birinci Enternasyonal’e (Uluslararas› Emekçiler Derne¤i) üye iflçiler Komün’de en ön safta çarp›flt›lar. Ve Paris’li iflçiler toplara el koymakla yetinmediler: “Komün, Frans›z toplumunun tüm sa¤l›kl› ö¤elerinin gerçek temsilcisi, ve dolay›s›yla gerçek ulusal hükümet oldu¤u kadar, ayn› zamanda bir iflçi hükümeti, ve böylece, kurtuluflunun gözüpek bir savunucusu niteli¤i ile, sözcü¤ün gerçek anlam›nda uluslararas› bir hükümet idi de” (Marx, 1991: 65). Marksist yaz›nda genel kabul gördü¤ü üzere Komün, tarihteki ilk iflçi hükümetidir. Sadece 71 gün ayakta kalmay› baflarsa da bu hükümet, daha sonraki isçi hareketlerinin stratejik ve programatik inflas›nda temel bir yol göstericisi olmufltur. Lenin, Ekim Devriminin Komün’ün açt›¤› yoldan yürüdü¤ünü özellikle vurgular (Lenin, 1992b). Komün’ün siyasi bileflimi Blanquici ço¤unluk ve Proudhoncu az›nl›ktan olufluyordu. Engels, bu iki grubun Komün içindeki tutumunu daha sonra elefltirmifltir (1991: 16). Ancak, gerek Komün günlerinde gerek sonras›nda, Marx’›n da kulland›¤› imgelerle, Komün’ü gelecek toplumun iflaret fifle¤i olarak nitelemifltir. Peki Komün ne yapm›flt›? Yukar›da, tarihsel olarak bir özgürleflme perspektifi olarak demokrasi düflüncesinin, kurumsal ilkeleri d›fllanmadan, bizzat siyasetin ilgas›n›, daha aç›k söylersek devletin sönümlenmesini iflaret etti¤ini belirtmifltik. Komün’ün verdi¤i ders budur: ‹flçi hareketi, devlet makinesini oldu¤u gibi almak ve onu kendi hesab›na iflletmekle yetinemez (Marx, 1991: 54; Lenin, 1978; Lenin, 1992b). Bu o kadar öyledir ki, devlet, “muzaffer proletaryan›n s›n›f egemenli¤i savafl›m›nda kal›t olarak ald›¤› ve t›pk› Komün’ün yapt›¤› gibi, en zararl› yönlerini hemen budamaya bafllamas› gereken bir kötülüktür; ta ki yeni ve özgür toplumsal koflullar içinde yetiflen bir kufla¤›n, bütün bu devlet hurdas›ndan kurtulacak bir duruma gelebilmesine kadar” (Engels, 1991: 20). Lenin, kurucular›n yoruma yer b›rakmayan bu aç›k görüflünü Devlet ve Devrim’de tümüyle izler (1978). Bu ders, biçimsel olarak nas›l somutlanacakt›r? Komün’ün yapt›¤› ilk ifl, kendisini ortaya ç›karan koflullar› anlamland›rmas› ile do¤rudan ilgiliydi. Komün, ordudan kurtuldu¤u ve onun yerine ço¤unlu¤u iflçiler taraf›ndan oluflturulan bir

115


116

Mustafa Bayram M›s›r

Ulusal Muhaf›z› geçirmifl bulundu¤u için direnebiliyordu. Bu yüzden Komün sürekli ordunun kald›r›lmas› karar›n› ald› ve yerine silahl› halk› geçirdi (Marx, 1991: 57). Devamla, Komün, manevi bask› aleti olan “rahiplerin iktidar›”n› kald›rmaya giriflti ve varl›kl› kurumlar oluflturan tüm kiliselerin da¤›t›l›p mülksüzlefltirilmeleri kararlaflt›r›ld› (Marx, 1991: 58). Adalet teflkilat› da, profesyonellerin elinden al›narak di¤er kamu görevlileri gibi yarg›ç ve hakemler de seçimle belirlenmeye bafllad›. Komün, liberal temsili demokrasilerden do¤rudan demokrasiye yaklaflan uygulamalar› ile ayr›l›r. Baz› Marksistler, do¤rudan demokrasiyi, tarihsel olarak Atina ile karikatürize etme e¤ilimi gösterirler. Halbuki, sorun bütün yurttafllar›n agorada toplanmas› de¤il, bütün kamusal ifllerin yurttafl denetimine aç›lmas› ve temsil iliflkisinin emredici vekalet ve geri ça¤›rma demokratik ilkeleri üzerinde yükselmesidir. Böylece Komün’de bütün yurttafllar, kendi adlar›na özgürce karar verme, kendileri için anlaml› seçenekler üretme, istemlerini, gereksinimlerini ve eylemlerini bu kararlar ve seçenekler do¤rultusunda düzenleme olana¤›na ilk kez gerçekten kavuflmufltur. Tüm yöneticilerin seçimle iflbafl›na gelmesi, gerekti¤inde ayn› anda ve zamanda görevden al›nabilmeleri, kendilerini seçen seçmenlere karfl› sorumlu olmalar› herkesin yönetime kat›lmas›n›n kurumsal koflullar›n›n gerçekleflmesini sa¤lam›flt›r (Aksoy, 1992: 160). Komün’ün yapt›¤› önemli ifllerden biri de, egemen sermaye s›n›f› d›fl›nda kalan iflçi s›n›f› harici halk tabakalar›n› da özellikle mülkiyet üzerinde ald›¤› tedbirlerle kazanmaya yönelmifl olmas›d›r. Sovyet Demokrasisi de Kas›m 1917’de ayn› temel ilkeler üzerinde yükselmifl, daha sonra tarihsel koflullar içinde farkl› biçimlenmifltir. Sovyet Demokrasisi, kurulurken köylülü¤ü ve küçük burjuvaziyi de kazanmaya, en az›ndan tarafs›zlaflt›rmaya yönelmifltir. Komünün, bu konuda oldukça baflar›l› kararlar ald›¤› görülür. Komün’ün mülkiyet üzerinde ald›¤› tedbirlerin tümüyle sosyalist bir nitelik tafl›mad›¤›, daha sonra Engels ve Lenin taraf›ndan vurgulanm›flt›r (Engels, 1991; Lenin, 1992b). Özellikle Frans›z Ulusal Bankas›’na el koymakta zaaf göstermesi bunun en önemli delili olarak gösterilir. Komün’ün bu konuda ald›¤› en önemli karar, Lenin’in Komün Dersleri’nde (1992b) and›¤›, Bismarck ordular›n›n taarruzu karfl›s›nda Paris’i terk ederek kaçan sahipleri taraf›ndan kapat›l-


‘Gerçek Demokrasi’ Olana¤›: Paris Komünü

m›fl ya da tatil edilmifl bütün iflyerlerini ve fabrikalar›, üretime yeniden bafllamak üzere, iflçi birliklerine (kooperatiflere) devreden ünlü kararnamedir. Paris Merkez Komitesi taraf›ndan 16 Nisan 1871 tarihli bu kararname ile, terk edilmifl atölyelerin bir dökümünün yap›lmas›, bu atölyelerin iflçi birlikleri taraf›ndan iflletilmesi koflullar›n›n belirlenmesi, iflçi kooperatiflerinin tüzük tasar›lar›n›n haz›rlanmas› öngörülmüfltür (Ifl›kl›, 1983: 52). Komün’ün kooperatif mülkiyet yoluyla iflletmeler üzerindeki özel mülkiyeti kamusallaflt›rmaya yöneldi¤i söylenebilir. Komün’ün özel mülkiyetin kald›r›lmas›na iliflkin bir ilke karar› ya da bir program› yoktur ama, toplumsal varolufl üzerinde engelleyici bir tekel biçiminde somutlaflt›¤› anda ve noktada bu hakk›n geçerlili¤ini yok saym›flt›r (Cang›zbay, 1987: 70). Kira ödemelerini ertelemifl, evsiz kalanlar›n evlerine dönmelerini ve ev edinmelerini sa¤layacak önlemler alm›flt›r. Devlet gereçleri için kooperatiflere öncelik tan›m›fl, f›r›n iflçilerinin gece çal›flmas›n› kald›rm›fl, patronal ceza sistemini yasaklam›fl, asgari ücret güvencesi getirmifl, ücretleri eflitlemifl, ifl bulma bürolar› örgütlemifltir. Terk edilmifl ve çal›flmayan fabrikalar, iflçi kooperatiflerine (devredilmez kolektif sermayeli flirketler yoluyla iflçilere) devredilmifltir. Sadece iflçilere devredilmekle yetinilmemifl, iflletmenin yönetimi tüm iflçilerin kat›l›m› ile oluflan fabrika komitelerine b›rak›lm›flt›r (Cang›zbay, 1987; Pioro, 1992). Komün’ün özel mülkiyet üzerindeki tedbirleri aç›kça, soyut kamu mülkiyeti fikrinin, iflletmelerin yönetiminin ve denetiminin fabrika/iflyeri komite/konseylerinde olmas› güvencesinde olursa, anti-demokratik olmayan bir “gerçekleflmesinin” mümkün oldu¤unu göstermifltir. Kamu mülkiyeti, sosyalizmdeki mülkiyet biçimidir ve iflçi yönetimi ve denetimi onun demokratik gerçekleflmesinin güvencesidir. Marx, bunu flöyle betimler: “Komünal kurulufl, o güne kadar toplumun s›rt›ndan geçinen ve onun özgür hareketini kötürümlefltiren asalak devlet taraf›ndan emilen tüm güçleri toplumsal göreve geri verecekti”(1991: 60). Aç›k ki, bu betimleme, kamu mülkiyetinin devasa bir nitelik kazanabilecek “sosyalist” devlet ayg›t›n›n mülkiyeti anlam›na gelmedi¤ini de iflaret eder. Komün, ilk iflçi hükümeti olarak, burjuva devlet ayg›t›n›n parçalanmas›n›n demokrasinin derinlefltirilmesi yoluyla olaca¤›n› göstermifltir. Demokrasinin derinleflmesi, biçimsel demokrasinin kurumlar›n›n do¤rudan demokrasi kurumlar› yönünde dönüfltürülmesini, iflçi denetimi ve yönetiminin oluflturulmas› amac› ile

117


118

Mustafa Bayram M›s›r

birlikte kapsar. Kömün’ün tedbirleri incelendi¤inde, bunlar›n öncelikle demokratik nitelik tafl›d›¤› görülür. Demokratik nitelik ilk olarak, devlet ayg›t›n›n (sürekli ordu, polis, mahkemeler, milli temsile dayanan parlamento) paramparça edilmesinden; ikinci olarak da, bunlar›n yerine halk›n do¤rudan kat›l›m› esas alan (silahl› halk milisleri, halk mahkemeleri, seçenlerin geri ça¤›rabilmesi esas›na dayanan yürütme ve yasama arac› olarak komün) yeni demokratik biçimlerin geçirilmesinden kaynaklan›r. Draper’in belirtti¤i gibi, demokrasi sorununa Marx’›n teorisinden ç›kan karakteristik yan›t, Marx’›n Hegel’in Hukuk Felsefesinin Elefltirisi (1997) adl› yap›t›nda yer al›r; Burada Marx, gerçek demokrasinin yeni bir -sosyalist- sosyal içerik ve daha sonra Paris Komünü analizinden ç›karsad›¤› biçimde, devletin de do¤rudan demokratik biçimlerle kuflat›lm›fl yeni bir sosyal iliflkiye dönüflümünü gereksindi¤ini belirtir (Draper’den Akt. Panitch, 1986: 218).

Bir Baflka Ders Burada tart›flt›¤›m›z sorun bak›m›ndan, ikincil say›labilecek ise de, Komün deneyimi, siyasal iflçi hareketinin ilk hükümeti olmas›ndan kaynaklanan baflka baz› dersler de içerir. Bu derslerden biri, iflçi s›n›f›n›n siyasal bir organizasyona ihtiyaç duydu¤udur. Modern iflçi s›n›f› partileri bu ders üzerine kurulmufl ve kendilerini gelifltirmifllerdir. Gerçi, Komün’ün de “parti”siz bir giriflim oldu¤u ileri sürülemez. Marx, özellikle Kugelmann’a yazd›¤› mektupta Komün’ü Birinci Enternasyonal’in en önemli siyasi eylemi diye sahiplenir ve aç›kça flöyle yazar: “Her ne olursa olsun, Paris Ayaklanmas›, hatta eski toplumun kurtlar›, domuzlar› ve köpekleri taraf›ndan boyun e¤dirilecek olsa bile, partimizin Paris Haziran ayaklanmas›ndan sonra en önemli baflar›s›d›r.”(1991: 146) Birçok yorumcu, burada parti ile kast edilenin bizzat iflçi s›n›f›n›n kendisi oldu¤u kanaatindedir. Fakat, Marx’›n siyasal yaz›lar› bir bütün olarak de¤erlendirildi¤inde, parti, elbette öncelikle kendili¤inden olsa da iflçi s›n›f›n›n siyasal hareketi, Enternasyonal’den sonra ise, Enternasyonal art› iflçi s›n›f›n›n siyasal hareketidir. Marx, Komün’ü kiflisel olarak da üstlenir. Eduard Spenser Beesly’ye yazd›¤› mektup bunun önemli bir kan›t›d›r. Mektupta, kendisini yeterince dinlemedi¤inden yak›n›r, Komün’cülerin. Fakat bu dinlememe “savafl plan›na” iliflkindir, uygulamalara iliflkin de¤il. (Marx, 1991: 151) Nitekim Fransa’da ‹ç Savafl metni bir


‘Gerçek Demokrasi’ Olana¤›: Paris Komünü

bütün olarak Marx’›n harekete duydu¤u sempatiyi aç›kça göstermekte ve özellikle dünya bas›n› karfl›s›nda tak›nd›¤› Komün’cü tutum, onun gerçekten de Komün’ü gelece¤in sosyalist toplumunun temeli sayd›¤›n› ayr›ca kan›tlamaktad›r. Bu bak›mdan, daha sonra, s›n›f ile parti aras›nda Komün deneyimine dayanarak ç›kar›lan, s›n›f› ikame eden öncü parti fikrinin Marx’a ra¤men belirdi¤ini ortaya koymaktan kaç›nmamak gerekir. S›n›f›n partiye ihtiyaç duydu¤u, evet, Komün’den ç›kan bir derstir; fakat, partinin “s›n›f” oldu¤u ya da s›n›f› bir “bütün” olarak temsil etti¤i/edebilece¤i varsay›m›n›n, burjuva temsil ve örgüt fikrinin s›n›f mücadelelerinin çetinli¤i içinde, k›smen de zorunlu olarak, iflçi hareketinin ve sosyalist hareketin içine s›zmas› oldu¤u söylenebilir. Komün ve daha sonra a盤a ç›kan deneyler, gerçekte s›n›f›n siyasal devrimin öngününde kendi kendini ve bütün toplumu yönetebilecek bir siyasal kapasiteye ulaflt›¤›n›/ulaflabildi¤ini aç›kça kan›tlam›flt›r. Rosen’in, iç savafl koflullar›nda 1919’daki sekizinci kongrede Lenin’in yapt›¤› tekliften aktard›¤› flu pasaj iflçi s›n›f›n›n geçifl sürecindeki siyasal kapasitesini (hegemonyac› bir s›n›f olarak gücünü) iflaret etmesi bak›m›ndan anlaml›d›r: “Burjuvaziyi haklar›ndan yoksun b›rakmak sorununu, hiç de mutlak bir noktadan bakarak de¤erlendirmiyoruz, çünkü teorik olarak çok mümkündür ki, burjuvaziyi haklar›ndan yoksun b›rakmadan da, proletarya diktatörlü¤ü her ad›mda burjuvaziyi bast›rabilir”(Lenin’den akt. Rosen, 1992: 184).

Komün’ün ‹zinde Sonuç olarak, ikinci anlam›nda demokrasinin bir burjuva düflüncesi oldu¤u biçimindeki yaklafl›m›n Marksizm’e bütünüyle mal edilemeyece¤i, aksine, demokrasi düflüncesinin Marksizm’e içkin oldu¤unun, demokrasinin flu ya da bu toplumsal formasyonda edindi¤i somut kurumsallaflmalar›n, somut bir s›n›f›n egemenli¤ine tekabül etti¤i gerçe¤i unutulmadan kabul edilmesinin daha do¤ru olaca¤› ileri sürülebilir. Komünün önemi de buradad›r. Komün, Marx’›n belirtti¤i gibi, cumhuriyete gerçekten demokratik temeller sa¤l›yordu. Ama Komün’ün gerçek gizemini oluflturan fley, “onun her fleyden önce bir iflçi s›n›f› hükümeti, üreticiler s›n›f›n›n sahiplenenler s›n›f›na karfl› yürüttü¤ü savafl›m›n bir sonucu, ensonu bulunan ve Emek’in iktisadi kurtuluflunun gerçekleflme olana¤›n› sa¤layan siyasal biçim almas›” idi (1991: 61).

119


120

Mustafa Bayram M›s›r

Marx’›n flu vurgusuna özellikle de¤er vermek gerekir: “Emek bir kez kurtulunca her insan bir emekçi durumuna gelir ve üretken çal›flma, bir s›n›f›n öz niteli¤i olmaktan ç›kar”(1991: 61). Bu aç›kça, daha sonra proletarya diktatörlü¤ünün bir demokratik siyasal biçim de¤il de, iflçi s›n›f› temsilcilerinin ezen s›n›flara karfl› bask›c› iktidar›, üstelik devlet ayg›t›n› kullanan bir iktidar olarak fiilileflmesinin, maddi bir toplumsal koflul tafl›mad›¤›n› gösterir. Keza, Engels, “diktatörlük” elefltirilerine flöyle gürleyecektir: "Paris Komünü'ne bak›n›z: o bir proletarya diktatörlü¤üydü". Ne demokratik bir “diktatörlük!” ‹flçilerin sonuna kadar ba¤l› kald›¤› (Lenin, 1992a: 59) bir gerçek demokrasi olarak Komün, elbette, Marx’›n edebi sözleri ile, “Thiers’in yan›na, Versailles’e kirifl k›ran sömürücüler” için bir diktatörlük. Bütün Komün gözlemcilerinin belirtti¤i gibi, suçu ortadan kald›ran bir diktatörlük; suçlular flehri Paris’i özgürlük flehri yapan (Marx, 1991) bir diktatörlük! Proletarya diktatörlü¤ü, basitçe budur. Komün deneyiminin bize ö¤retti¤i önemli iki fley var: ilki, toplumsal özyönetim (demokrasinin derinlefltirilmesi) düflüncesinin iflçi hareketi ile do¤rudan ba¤l› oldu¤u, ikincisi, iflçi s›n›f› hareketinin vazgeçilmez bir tarihsel demokratikleflme perspektifi ile karakterize oldu¤udur. Bu ikincisini, sosyalist harekette daha sonra beliren aflama (devrimin demokratik ve sosyalist aflamas›) tart›flmalar›ndan ba¤›ms›z düflünmek gerekir. Yani, uluslararas› sosyalist hareketin daha sonralar› edindi¤i aflamac› program anlay›fl› ve buna temel teflkil eden, devrimin demokratik görevlerinin burjuva karakterine iliflkin tez, kelimenin bütün olumsuz anlamlar›nda bir önyarg›d›r. ‹flçi s›n›f› hareketinin yöneldi¤i devrimin demokratik aflamas› yoktur; bu devrim, zaten ve her koflulda (burjuva demokrasisinin s›n›rlar›na s›¤mayacak) demokratik görevleri içerir. Çünkü, demokrasi düflüncesi aflamac›lar›n ya da elefltiricilerinin iddia etti¤i gibi, liberallerin piyasac› ufku ile s›n›rl› de¤ildir; demokrasi düflüncesi, devletin sönümlenmesi fikri ile birleflir. Devletin sönümlenmesi, iflçi hareketinin temel hedeflerindendir. Bütün yaz› boyunca göstermeye çal›flt›¤›m›z üzere, Marx, siyasal anayap›n›n temelinin insanlararas› iliflkiler oldu¤unu belirttikten sonra, demokrasinin bu yüzden içerik oldu¤unu vurgular ve flöyle der: “‹nsan›n varolufl nedeni yasa de¤il ama yasan›n varolufl nedeni insand›r; yasa demokraside insan›n varolufludur, oysa bütün öteki rejimlerde insan yasan›n varolufludur. Demokrasinin temel fark› iflte budur”(Marx, 1997: 47).


‘Gerçek Demokrasi’ Olana¤›: Paris Komünü

Buradan ç›kan basit sonuç, herhangi bir sosyalist siyasal stratejinin içerik olarak demokrasinin derinlefltirilmesi perspektifinden kopamayaca¤›d›r. Bu perspektif de yaz› boyunca vurgulad›¤›m›z gibi, devletin varl›¤› ile aç›k bir çeliflki içindedir. Lenin’in Komün üzerine gözlemi bu bak›mdan önemlidir. Komün, sürekli ordunun kald›r›lmas›, istisnas›z bütün memurlar›n seçilirlik ve geri al›nabilirli¤i ile yaln›zca daha tam bir demokrasi kurarak, parçalanm›fl devlet makinesini de¤ifltirmifle benzemekle yetinmez, gerçeklikte, devsel bir yap›t oluflturur: Kurumlar›n temelde baflka kurumlar ile de¤ifltirilmesi, bir niceli¤in niteli¤e dönüflmesi durumunun ta kendisidir bu: Böylece tasarlamas› olanakl› en tam ve en yöntemli biçimde gerçekleflen demokrasi, burjuva demokrasisi olmaktan ç›kar, proleter demokrasisi durumuna gelir; devlet (=belirli bir s›n›fa boyun e¤dirmeye yönelik özel iktidar), art›k gerçek anlamda bir devlet olmayan bir fley durumuna dönüflür (Lenin, 1992b: 83) .

Lenin‘in vurgusu, sosyalizmin biçimsel demokrasi ile olan kopmaz ilgisini göstermesi bak›m›ndan önemlidir. Toplumsal hayat›n her zerresinde özyönetim oluflunu gerçeklefltiremeyen bir sosyalizm, toplumsal hayat›n yeniden üretimini gerçeklefltiremez. Sosyalizm, sadece kurumlar bütünü olarak demokrasi de¤il ama ayn› zamanda “daha fazla demokrasi”, içerik olarak demokrasi demektir. Bu demokrasinin, burjuvazi yahut kapitalizmle ilgisi ancak Atina ile oldu¤u kadard›r. Lenin’in dedi¤i gibi bu art›k nitelik de¤ifltirmifl bir demokrasidir: sosyalist demokrasi. Marx’›n teorisi, tutarl› demokrasiyi sosyalist terimlerle, tutarl› sosyalizmi de demokratik terimlerle tan›mlama do¤rultusunda hareket etmifltir. (Draper’den akt. Panitch, 1986: 218). Komün, daha sonraki iflçi hareketlerine gerçek bir esin oluflturmufl, iflçi hareketleri gelifltikleri her yerde devlet iktidar›n›n do¤rudan demokratik biçimlerle kuflat›larak parçalanmas›na dayanan bu modele uygun deneyimler yaflam›fllard›r: Rus Sovyetleri, ‹talyan ‹flçi Kurullar›, ‹spanya ‹ç Savafl›. Bize düflen de en az›ndan flimdilik bu kadar›: “Proletaryan›n zaferini sa¤layarak, s›n›f karfl›tl›klar› ve uluslar aras›ndaki savafl›mlara son verecek ve ülkelerde bar›fl ve mutlulu¤u gerçeklefltirecek uluslararas› bir 18 Mart’›n yak›n gelifline sizinle birlikte kadeh kald›r›yorum” (Engels’in 18 Mart 1894 tarihli mektubu3).

121

3 “Paris Komününün 23. Y›ldönümü Dolay›s›yla Frans›z ‹flçi Partisi Ulusal Konseyine” hitaben yaz›lan mektup için bkz., Marx (1991: 142).


122

Mustafa Bayram M›s›r

Kaynakça Aksoy, H. (1992) Marksizmde Temel Kavramlar, ‹stanbul: Sorun. Bobbio, N. (1993) “Gramsci ve Sivil Toplum Kavram›”, Keane, J. (der.), Devlet ve Sivil Toplum içinde, çev. Mehmet Küçük, ‹stanbul: Ayr›nt›, 91-119. Bottomore, T. (1987) Siyaset Sosyolojisi, çev. Erol Mutlu, Ankara: Verso. Cang›zbay, K. (1987) Siyaset Ötesi Toplum, Ankara: Verso. Çulhao¤lu, M. (1997) Biny›l Efli¤inde Marksizm ve Türkiye Solu, ‹stanbul: Sarmal. Engels, F. (1991) “Karl Marx’›n Fransa’da ‹ç Savafl’›na Girifl”, Marx, K. Fransa’da ‹ç Savafl içinde, çev.Kenan Somer, Ankara: Sol, 7-21. Heller, A. (1993) “Biçimsel Demokrasi Üzerine”, Keane, J. (der.), Devlet ve Sivil Toplum içinde, çev.Erkan Ak›n, ‹stanbul : Ayr›nt›, 147-167. Hodgson, G. (1988) Sosyalizm ve Parlamenter Demokrasi, çev. Ahmet Demirel, ‹stanbul: ‹letiflim. Ifl›kl›, A. (1983) Kuramlar Boyunca Özyönetim, Istanbul: Alan. Keane, J. (1993) “Despotizm ve Demokrasi”, Keane, J. (der.), Devlet ve Sivil Toplum içinde, çev.Levent Köker, ‹stanbul: Ayr›nt›, 47-91. Lenin, V.I. (1978) Devlet ve Devrim, çev. Süleyman Arslan, Ankara: Bilim ve Sosyalizm. Lenin, V.I. (1992a) Burjuva Demokrasisi ve Proletarya Diktatörlü¤ü, çev. Muzaffer Erdost, Ankara: Sol. Lenin, V.I. (1992b) Komün Dersleri, çev. Kenan Somer, Ankara: Sol. Marx, K. (1979) Fransa’da S›n›f Savafl›mlar›, çev. Kenan Somer, Ankara: Sol. Marx, K. (1991) Fransa’da ‹ç Savafl, çev. Kenan Somer, Ankara: Sol. Marx, K. (1997) Hegel’in Hukuk Felsefesinin Elefltirisi, çev. Kenan Somer, Ankara: Sol. Marx, K. Ve F.Engels (1976) Komünist Manifesto, çev. Süleyman Arslan, Ankara: Bilim ve Sosyalizm. Panitch, L. (1986) Working Class Politics in Crisis: Essays on Labour and State, London: Verso. Pioro, G. (1992) “Paris Komünü”, Lenin, V. I., Komün Dersleri içinde, çev. Kenan Somer, Ankara: Sol, 14-35. Poulantzas, N. (1990) “Kapitalist Devlet Sorunu”, Miliband-Poluantzas-Laclau, Kapitalist Devlet Sorunu içinde, çev. Yasemin Berkman, ‹stanbul: ‹letiflim, 11-34. Rosen, B. (1992) “Lenin ve Leninizme Dair”, Dünyadan Yans›ma, Üçüncü Kitap Haziran 1992, 181-190. Touraine, A. (1997) Demokrasi Nedir?, çev.Olcay Kunal, ‹stanbul: Yap› Kredi. Y›lmaz, A. (2002) Kapitalist Devleti Anlamak, ‹stanbul: Ayk›r›.


Marksizm ve Demokrasi

Praksis 10

123

| Sayfa: 123-134

Marksizm ve Demokrasi * Richard Wolff Çeviri: Cem Kamözüt

emokrasi ve Marksizm aras›ndaki tarihsel iliflki, bir dizi döngüyü a盤a ç›karm›flt›r (Miliband, 1977: 74). Bazen Marksizm, kendi amac›n›, genifl anlam›yla demokrasinin gerçeklefltirilmesi olarak vurgulam›flt›r. Baflka zamanlarda Marksizmin itkisi daha çok demokrasinin ça¤dafl biçimlerini ve demokrasi hareketlerini burjuva olarak, dolay›s›yla da kapsam ve içerik bak›m›ndan kökten ve kabul edilemez biçimde s›n›rl› bularak elefltirmek olmufltur.1 Dahas› Marksistler, Marksistlerin demokrasiyi nas›l tan›mlay›p ona nas›l ba¤lanmalar› gerekti¤i konusunda kendi aralar›nda tart›flm›fl ve karfl›t konumlar alm›fllard›r (Williams, 1976: 82-7). Marx’›n kendisi, s›kl›kla demokratlar olarak adland›rd›¤› politikac›lar›n güçlü elefltirileri sayesinde, radikal demokratl›ktan komünistli¤e do¤ru kiflisel bir dönüflüm geçirmifltir. Örne¤in onun 1850 tarihli “Komünist Lig Merkez Komitesinde Yap›lan Konuflma”da (Address of the Central Committee of the Communist League) ve 1851-2’deki Louis Napolyon’un 18. Brumaire’inde oldu¤u gibi.2 Daha sonraki Marksistler, demokrasi ve demokratlara iliflkin olarak kendi aralar›nda ayr›flt›lar. Önemli say›da Marksist, demokrasiyi kuramsal olarak benimsedi ve demokratlar› politik müttefik olarak gördü. Asl›nda baz› yeni “postMarksistler”, Marksizm yerine “radikal demokrasi”ye ba¤l›l›klar›n› duyurdular (Laclau ve Mouffe, 1985; 1987). Baflka Marksistler, iflçileri devrimci s›n›f projelerinden sapt›rarak sosyalizm ve komünizme geçifli engelleyen bir hareketin un-

D

* Yaz›n›n al›nd›¤› kaynak: Wolff, R. (2000) “Marxism and Democracy”, Rethinking Marxism, 12(1), (Bahar), 112-122. Ayr›ca, çeviriyi okuyup önerilerde bulunan Kenan Erçel’e teflekkür ederim. 1 Özellikle Lenin Devlet ve Devrim’de, Marx’›n Gotha Program›’n›n Elefltirisi üzerine konuflurken flunlar› savlar: a) Bütün ya da tam bir demokrasinin önkoflulu Marksizmin projesi olan s›n›fs›zl›kt›r. b) Böyle tam bir demokrasiyi gerçeklefltirmek ayn› zamanda, “devletin sönümlenmesine” karmafl›k biçimde ba¤l› bir kavram olan “demokrasinin sönümlenmesi”nin bafllang›c›d›r (bak›n›z Marx, 1933: 31, 47, 58, 104-5). Ayr›ca demokrasi ile Marksizmin iliflkisini tart›flan “reform” ve “devrim” karfl›tl›¤› üzerine oluflmufl genifl literatüre de bak›n›z (Mercer, 1980). Demokrasiyi kurmaya ya da güçlendirmeye yönelik “reformlar”›n, Marksistlerin “reform”un ötesine “devrim”e geçmele-


124

Richard Wolff

rini sa¤layacak araçlar olarak ifllev gördükleri yönünde bir görüfl vard›r. Karfl›t görüflte demokrasi, zorunlu olarak ya da öncelikle kapitalist hegemonyay› dengeleyen bir unsur olarak ifllev görmektedir. Marx, Engels ve Lenin’in demokrasi, kapitalizm ve Marksizm aras›ndaki iliflkileri nas›l anlad›klar›na iliflkin en kapsaml›, yal›n ve iyi belgelenmifl tart›flma olarak gördü¤üm Moore’un (1957) az bilinen, de¤eri bilinmemifl ve pek kullan›lmayan çal›flmas›na minnettar›m. 2 Bu metinlerdeki ilgili bölümler için bak›n›z Marx (1971: 110-9 ve 271-2). Ayr›ca bkz. Moore (1957: 84-113), Avineri (1971: 34-8) ve Riazanov (1973: 88). 3 Burada “özel” sözcü¤ünü kullanmam›n nedeni, Marksizmin pek çok farkl› duruflu içerdi¤ini an›msatmakt›r. Ben böyle bir duruflu savunuyorum. Ancak di¤erlerinin de “gerçek” Marksizmler olmad›klar›n› söylemiyorum. Marksizm büyük ölçüde, güzellik ve do¤ruluk gibi bakan›n gözlerine ve kavramsal çerçevesine ba¤l›d›r. 4 Burada Marx’›n (Hegel’in Hukuk Felsefesinin Elefltirisi’nde [1972] oldu¤u gibi) s›n›fs›z toplumu ve onunla birlikte sivil toplumun afl›lmas›n› getirecek “gerçek demokra-

surlar› olarak demokrasiyi ve demokratlar› d›fllad›lar (Mercer, 1980). Marx; yaflam› boyunca konumunu (ço¤unlukla tek bir yöne do¤ru) de¤ifltirirken pekçok Marksist, karfl›t konumlardan hangisinin ço¤unlu¤a hükmetti¤ine ba¤l› olarak kâh ilk görüfle kâh di¤erine savruldu. Yak›n zamanda ç›km›fl bir çal›flman›n sonuç bölümünde dendi¤i gibi, “Marx’›n miras› üzerine dünya çap›nda süren tart›flma bugün art›k büyük ölçüde onun demokrasi ile olan belirsiz iliflkisine yönelmifltir” (Meister, 1990: 99). Do¤u Avrupa sosyalizmlerinin çöküflü, Marksistlerin 1945’ten itibaren bafllayan demokrasi ve demokratlar› flevkle benimseme do¤rultusundaki yönelime ivme kazand›rd›; örne¤in çöküfle, yetersiz demokrasinin neden oldu¤u görüflü ifade edildi (Kotz ve Weir, 1997). Kan›mca yaz›k ki bu tart›flmalar ve sal›n›mlar, Marx’›n demokrasi elefltirisinin s›n›f özgüllü¤ünü büyük ölçüde kaç›rd›lar; dolay›s›yla Marksizm (Marksistler) ve demokrasi (demokratlar) aras›nda farkl›l›klara da sayg›y› içeren bir ittifak f›rsat›n› da kaç›rd›lar. Burada ortaya koymak istedi¤im özel Marksist durufl, her iki uç konumun da uygun olmamas› nedeniyle bu sal›n›mlardan kaç›nmay› amaçl›yor.3 Bu nedenle—Marksistlerin kendilerini demokrasiden uzak tutmas› ve demokratlar›n geçmiflte yapt›klar› gibi—bir baflka döngü için tart›flm›yorum. Bunun yerine Marksistler kendi olumlad›klar› demokrasi türü ile ço¤u demokrat›n günümüzde (geçmiflte oldu¤u gibi) olumlad›klar› çok farkl› türlerdeki demokrasiler aras›na kesin bir ayr›m koymal›d›rlar. Avineri’nin belirtti¤i gibi, “s›n›f farklar›n› ortadan kald›rmay›” gerektiren “gerçek demokrasi” ile bunu gerektirmeyen “biçimsel”, “radikal”, “politik” ve “Jacoben” demokrasi türlerini ay›r›rken Marx da benzer bir fley yap›yordu (Avineri, 1971: 34-8. 47). Dahas›, Marx’›n ayr›mlar› gerçek demokrasiyi, önkoflul olarak s›n›fs›zl›¤› bekleyen uzak bir ideal olarak kurguluyormufl gibi görünmek zorunda de¤ildir. Örne¤in ben Marx’›n ayr›mlar›n›, demokratlar ile Marksistler aras›nda bir ittifak›n temelini ve ölçütlerini sundu¤u fleklinde yorumlayaca¤›m. Marksizmin demokrasiye ayr›t edici yaklafl›m› (ve dolay›s›yla katk›s›), demokratik karar alma süreçlerinin nesnelerine odaklan›r: Demokrasinin ilgilerinin “ne” oldu¤una.4 Tek bafl›na bu, Marksizmi demokrasiye iliflkin baflka pek çok yaklafl›mdan ay›r›r. Bu yaklafl›mlar›n ço¤u demokrasinin “nas›l”›n› vurgular: örne¤in iflleyifli dolayl› ve temsili olabilir mi, yoksa do¤rudan ve arac›s›z


Marksizm ve Demokrasi

m› olmal›d›r? “Nas›l” demokratlar›, böyle seçenekler üzerinde tart›fl›r ve bazen bunlara iliflkin konumlar› nedeniyle birbirlerinin gerçek demokratlar olmad›klar›n› ilan ederler. Di¤er demokratlar, demokrasinin “kim”ini tart›fl›rlar: Herkesi kapsamal› m›d›r, yoksa bir demokrasiye toplumun yaln›zca baz› bireyleri mi kat›labilir? ‹kinci durumda tart›flma, demokratik kolektif karar alma sürecine kat›lma yeterlili¤ini neyin belirleyece¤i üzerine odaklan›r; örne¤in yafl, cinsiyet, ›rk, servet, e¤itim, vb. gibi.5 Marksistler bu tart›flmalara kat›ld›ysalar da, onlar›n demokrasiye bir kavram ve toplumsal hareket olarak özel katk›lar›, demokrasinin “nas›l”›na ve “kim”ine iliflkin önermelerde de¤ildir. Benim Marksizm yorumuma/anlay›fl›ma göre onun ay›rt edici oda¤›, öncelikle demokratik olarak kararlaflt›r›lacak olan›n ne oldu¤u üzerinedir. Ancak Marksizmin “ne” üzerine görüfllerini betimlemeden önce, “ne” ile ilgili olanlar›n yaln›zca demokrasiye Marksç› yaklafl›mlar olmad›¤›n› da teslim etmem gerek. Tüm yaklafl›mlar dolayl› biçimde ya da aç›kça, herhangi bir toplulukta demokratik olarak kararlaflt›r›lacak olan›n ne oldu¤una iliflkin bir konum al›r (bunun aç›kça yap›ld›¤› örnekler için bkz. Dahl, 1985; Ellerman, 1990). Bunun nedeni uygulamaya yönelik kaç›n›lmaz bir sorunda yatmaktad›r: Herhangi bir toplulukta kolektif karar alman›n muhtemel nesneleri sonsuz bir liste oluflturur (uzamsal konum, nüfus art›fl›, akrabal›k sistemleri, dinsel uygulamalar, ne üretilece¤i, ürünlerin nas›l da¤›t›laca¤›, politik yaflam›n nas›l düzenlenece¤i, s›n›f yap›lar›, sanatsal d›flavurumlar ve daha pek çoklar›). (Herhangi bir tan›ma göre) demokratik olsun ya da olmas›n kolektif karar almay› içeren herhangi bir toplumda zaman, enerji ve yerin uygulay›msal s›n›rl›l›klar›, bu tür bir karar alman›n sonsuz muhtemel nesneleri aras›ndan seçim yapmay› gerektirir. Herhangi bir tarihsel dönemde, bunlar›n yaln›zca görece küçük bir k›sm› fiilen bu nesnelerden olabilecektir.6 Demokrasi üzerine yap›lan tart›flmalara Marksizmin ay›rt edici katk›s› onun, demokratik karar verme sürecinin fiili nesneleri aras›na neyin neden kat›laca¤›na iliflkin aç›k ve elefltirel sav›d›r.

Demokrasi ve S›n›f Her durumda, herhangi bir toplumda karar alman›n baz› muhtemel nesneleri güncel nesnelere dönüflürken, di¤erleri yaln›zca gizil kal›rlar. Örne¤in, ayn› zamanda demokrat da olan feministler, demokrasiye katk›lar›n›n (ve vaatlerinin) kendi topluluklar›nda toplumsal cinsiyet iliflkilerini demokratik karar alma-

125

si”den söz etti¤i erken dönem tart›flmalar›yla ilgilenmiyorum. Benim sav›m için as›l önemli olan; Marx’›n ve Marksistlerin, yaflamlar›n› etkileyen koflullar üzerinde al›nacak kolektif kararlara kat›labilmek için toplumun bireyleri aras›nda iktidar›n eflit da¤›t›m› olarak demokrasinin biçimindeki egemen anlay›fllarla iliflkisidir. Bu anlay›fllardaki üç kilit boyut, kimin bu tür üyeler olarak say›laca¤›, bu eflit iktidar›n kullan›m›n›n ne kadar prosedürsel olaca¤› ve tam olarak hangi nesneler (koflullar) üzerinde kullan›laca¤›d›r. 5 Norberto Bobbio demokrasiyi kim ve nas›l terimlerine göre yal›n biçimde tan›mlar; “kolektif karar almada kimin yetkili oldu¤unu ve hangi prosedürlerin kullan›laca¤›n› belirleyen (birincil ya da temel) bir dizi kural” olarak betimlemifltir (1988: 24, özgün vurgular). 6 Bu seçim sürecinin di¤er yan› seçilmemifl, dolay›s›yla kolektif olmayan (örne¤in birey, aile, kabile) ve/veya demokratik olmayan (örne¤in diktatörlük, oligarfli) biçimde kararlaflt›r›lm›fl nesnelere iflaret eder.


126

Richard Wolff

7 Örne¤in feminist (veya ›rkç›l›k karfl›t›) demokratlar; toplumsal cinsiyete (veya ›rka) dayal› iflbölümünün ve gelir da¤›l›m›n›n, demokratik karar alman›n nesneleri durumuna getirilmesini talep edebilirler. 8 Baflka bir yerde de belirtti¤im gibi (Resnick ve Wolff, 1986; 1987) kimi kuramc›lar bazen bu farkl› formülasyonlar›n bir kaç›n› benimserler ve ayn› zamanda bunlar› bileflik s›n›f tan›mlar›nda bütünlefltirebilirler.

n›n nesnesi durumuna getirmeyi öncelikli k›ld›¤›n› vurgulayabilirler.7 Ayn› zamanda demokrat olan ›rkç›l›k karfl›tlar› da benzer biçimde ›rk iliflkilerini demokratik karar alman›n güncel nesneleri olarak kurmaya odaklanabilirler. Bu tür feministler ve ›rkç›l›k karfl›tlar› demokrasiye ba¤l›l›klar›n› (nas›l ve kim konular›ndaki görüflleri ne olursa olsun) demokratik karar alman›n nesiyle ayr›lmaz biçimde iliflkilendireceklerdir. Toplumsal cinsiyet ve ›rk iliflkilerinin, bu tür karar alman›n yaln›zca fiilayata dönüflmemifl salt muhtemel nesneleri olarak kalmalar›n› pekalâ reddedebilirler. Benim savundu¤um Marksist konum, demokrasiye yönelik olarak paralel bir konum al›r ama oda¤›nda s›n›f vard›r. Amaç, s›n›f› ve s›n›f de¤iflimini demokratik karar alman›n fiili nesnesi yapmakt›r. Marksizmin demokrasi tart›flmalar›na öncelikli ve en önemli katk›s›, demokratik karar alma ile kararlaflt›r›lacak nesneler listesine s›n›f yap›lar›n› koyma talebi ve savlar›d›r. Dolay›s›yla böylesi Marksist demokratlar, s›n›f yap›lar›n› bu listenin d›fl›nda tutan demokratik hareketleri benimsemeyi reddedebilirler. Böyle bir reddiye; s›n›f terimleriyle, burjuva ve Marksç› demokrasi aras›ndaki ayr›m› teslim edecek ve somut olarak belirleyecektir. Marksizmin demokrasiye katk›s›n›n, gündemine s›n›f› oturtmas› oldu¤unu söylemek, s›n›f›n anlam›n›n özgüllefltirilmesini gerektirir. Marksizm kuramda ve uygulamada pek çok farkl› ve uzlaflmaz s›n›f kavram›n›n bir arada bulundu¤u uzun ve tart›flma dolu bir tarihe sahip oldu¤u için bu zorunludur. Bu tart›flmalar› baflka yerde sunmufl oldu¤umdan (Resnick ve Wolff, 1986; 1987) burada k›sa tutaca¤›m. Burada anlatmak istedi¤im Markç› s›n›f kavram›; mülk sahipli¤ine, toplumdaki iktidar da¤›l›m›na ya da belirli insan gruplar›n›n bilincine at›fla tan›mlanmamaktad›r. Daha çok, art›k eme¤e göre—daha ayr›nt›l› söylenirse, art›k eme¤in veya onun ürünlerinin üretim ve da¤›t›m süreçlerine göre—tan›mlanmaktad›r. Dolay›s›yla Marx’›n yenilikçi s›n›f kavram›n›n bu yorumu; s›n›flar›, sahip olunan servete göre (zengin-fakir çat›flmas›) alg›layan di¤er yorumlardan ayr›l›r. Benzer biçimde art›k emek yaklafl›m›, kimin yetkeye sahip oldu¤u (güçlü-güçsüz çat›flmas›) ya da s›n›flar›, hangi toplumsal grubun di¤erleri karfl›s›nda s›n›f bilincine vard›¤›na göre de¤erlendirenlerden de ayr›l›r.8 Bir analizcinin toplum hakk›nda düflünmek için bu farkl› s›n›f kavram(lar)›ndan hangisini kulland›¤›, ulaflaca¤› sonucu biçimlendirecektir. Varl›kl› insanlar güce veya bir s›n›f olarak kendi bilinçlerine sahip olmayabilirler, gücü olanlar varl›kl› olmayabilirler,


Marksizm ve Demokrasi

bir s›n›f olarak kendi bilinçlerine varm›fl olanlar varl›k veya güçten yoksun olabilirler, vb.9 S›n›f›n farkl› kavramsallaflt›rmalar›, farkl› Marksizmlere (yorumlar›na), dolay›s›yla Marksizmin demokrasiyle iliflkisinin farkl› anlay›fllar›na karfl›l›k gelecek ve katk›da bulunacakt›r. Benim yorumuma göre Marx aç›kça s›n›fa iliflkin mülkiyet, güç ve bilinç kavramlar›yla ilgilenmifl ve bunlar› bizzat kullanm›fl olmakla beraber, art›k eme¤e odaklanan yeni ve farkl› bir s›n›f kavram›n› da önermifltir. Art›k emek kavram› arac›l›¤›yla özgün bir toplumsal çözümleme ve s›n›f dönüflümü projesi üretmifltir. Demokrasi ve Marksizm hakk›nda benim sav›m, s›n›fa iliflkin bu art›k emek kavram› üzerinde kurulmaktad›r.

S›n›f ve Art›k Emek Marx’›n ay›rt edici katk›s›, di¤erlerinin göz ard› etti¤i üç toplumsal süreç kümesine dikkatini yöneltmesiydi. Bunlar; art›k eme¤in üretimi, el konulmas› ve da¤›t›m›d›r.10 Marx, bütün toplumlarda emekleriyle do¤ay› dönüfltürmeye giriflmifl alt nüfus gruplar›n›n bulundu¤unu savlam›flt›r. Bu eme¤in üretiminin bir k›sm›—“gerekli” emekleriyle elde edilen “gerekli ürün”leri—bu emekçiler taraf›ndan tüketilir. Ne var ki bu emekçiler gerekli emekten fazlas›n› sunduklar›ndan gerekli üründen de fazlas›n› üretirler. Çevirilerde söz konusu Marksist “fazla”, “art›k” olarak bilinir olmufltur.11 Toplumlar, bu art›¤a el koyma konusunda farkl› yollar (yani böyle art›klar› kimin alaca¤›n› belirleyen farkl› mekanizmalar) sergilerler. Son olarak, art›¤a el koyanlar onun k›s›mlar›n› baflkalar›na da¤›t›rlar. Üç s›n›f sürecinin—art›¤›n üretimi, el konulmas› ve da¤›t›m›n›n—bileflimi, Marx’›n s›n›f yap›s› olarak adland›rd›¤› fleyi oluflturur. Kapital’in üç cildi boyunca Marx, Avrupa tarihinin nas›l birbirleriyle etkileflen (kapitalist, feodal ve baflka türden) s›n›f yap›lar›na önemli biçimde ba¤l› oldu¤unu göstermifltir. Kapitalizm ona göre modern Avrupa’daki yayg›n (ama yegane denemeyecek) s›n›f yap›s› oldu¤u için ça¤dafllar›na, dönemlerinin toplumsal adaletsizli¤inin k›smen kapitalist s›n›f yap›s›n›n (art›k eme¤in kapitalist örgütlenmesinin) ürünü oldu¤unu göstermeyi amaçlad›. Kapitalist s›n›f yap›s›n› anlamalar› ve bunun dönüflümünü onlar›n toplumsal de¤iflim gündemlerine aç›kça sokmak için di¤er analizcilerin, özellikle de müttefik olarak gördü¤ü toplumsal elefltirmen ve radikallerin yan›lg›lar›n› düzeltmeye çal›flt›. Marx’›n bu yorumundan hareketle Marksistlerin bir demokratik hareketten beklentilerinin, demokratik karar alman›n nes-

127

9 Marksistlerin ve baflkalar›n›n da s›kl›kla yapt›klar› gibi, s›n›f›n “emek süreciyle benzer biçimde iliflkilenmifl bir grup insan” (Roemer, 1988: 5) oldu¤unu söylemek hiçbir fleyi çözmez. ‹nsanlar; bir biçimiyle sahipler, baflka bir biçimiyle çeflitli güçleri kullananlar olarak, daha baflka bir biçimde bilinçliliklerine göre, daha da baflka bir biçimde art›k eme¤e göre, vb. emek süreciyle “iliflkilenirler”. Roemer’inki gibi ifadeler sanki bütün terimler çeliflkisiz bir dolguyla birlefltirilmifl gibi farkl›l›klar› tek bir bileflik tan›ma indirerek s›n›f› özgüllefltirmekten—s›n›f›n, s›n›f analizinin ve s›n›f politikas›n›n ne demek oldu¤una iliflkin bir konum almaktan—kaçar. 10 Bununla birlikte Marx, daha önce de art›k sorununa de¤inmifl ancak bunlar› uygun biçimde gelifltirememifl öncüllerine karfl› entelektüel borcunu belirtir. Onlarla aras›ndaki farklar, Art›k De¤er Kuramlar› adl› çok ciltli eserinde gelifltirilmifltir. 11 Marx, Almanca’da “fazla” anlam›na gelen mehr sözcü¤ünü kullanm›flt› ama (çoklu ve belirsiz anlam› nedeniyle) daha sorunlu olan bir terim, “art›k” benimsendi ve burada da o kullan›ld›.


128

Richard Wolff

12 Kuflkusuz Marksistler bu nesneleri destekleyebilirler, ancak bunlar baflkalar› için birincil olmalar›na karfl›n Marksistler için ikincildirler. Benzer biçimde, Marksistler için birincil olan da baflkalar› için ikincildir. Farkl› birincil ve ikincil nesneleri olan farkl› unsurlar› aç›kça uzlaflt›ran bir demokratik hareket, bu yaz›da anlat›ld›¤› anlamda, Marksistleri de içerebilecektir. Marksistleri bu biçimde içermeyi reddeden bir demokratik hareket yine de Marksistlerden koflullu destek görebilir ancak bu, bu yaz›n›n s›n›rlar›n› aflan farkl› ve taktik bir konudur. 13 Diskin ve Sandler (1993: 43), Laclau ve Mouffe’un (1985) radikal demokrasisine bu tür bir karfl› ç›k›fl önerirler. Laclau ve Mouffe’a yönelik iliflkili ama farkl› elefltiriler için ayr›ca bkz. Wood (1986) ve Resch (1992).

neleri aras›nda s›n›f yap›lar›n›n—art›k emek anlam›nda—aç›kça içerilmesi ola geldi¤i ortaya ç›kar. Dolay›s›yla e¤er bir demokratik hareketin amaçlar› toplumsal zenginli¤in da¤›t›m›yla (mülkiyetiyle) ve/veya siyasal iktidar›n da¤›t›m›yla ve/veya popüler bilincin örgütlenmesiyle s›n›rl›ysa bu, yukar›da belirlenen Marksist amaçlarla uyuflmayacakt›r.12 Örne¤in devlet ve özel mülkiyet karfl›tl›¤›n› demokratik karar alman›n nesnesi yapmaya u¤raflan ama bunu s›n›f—art›k de¤erin örgütlenme biçimleri—için yapmayan demokratik hareketler, böylelikle Marksist s›n›f gündemini reddederler. Bu, art›k emek ba¤lam›nda s›n›f› yads›rken siyasal iktidar›n toplumsal da¤›t›m›n› (örne¤in seçme hakk›) ya da bilincin kültürel oluflumunu (örne¤in e¤itim) demokratiklefltirmeye yönelen hareketler için de geçerlidir. Demokratik hareketler, yaln›zca toplumun s›n›f yap›lar›n› (art›k eme¤in örgütlenifli ve onun meyvelerinin da¤›t›l›fl›n›n belirli biçimlerini) demokratik karar alman›n güncel nesneleri aras›na almaya yöneldikleri ölçüde, burada demokratik projeye ay›rt edici Marksist katk› olarak an›lan fleyi içermifl olurlar.

Çeliflkiler Marksistler de feministler ve ›rkç›l›k karfl›tlar› gibi flu olas› çeliflkiyle karfl›lafl›r. Belirli bir demokratik hareket, demokratik karar alman›n halihaz›r nesnelerinden feministler, ›rkç›l›k karfl›tlar› ve Marksistlerin öncelikli gördü¤ü nesneleri demokrasinin nelerinden d›fllarken, demokrasinin nas›llar› ve kimlerine odaklan›yor olabilir. Bu durumda ne yapmal›d›r? Bu demokratik hareketin ortaya ç›kt›¤› toplum cinsiyetçi ve ›rkç› ise feministler ve ›rkç›l›k karfl›tlar›n›n bu tür bir hareketle önerilen demokrasiyi kuvvetle elefltirmeleri anlafl›lacakt›r. Anlaml› bir biçimde böylesi bir demokratik hareketin, yandafllar›n›n düflüncelerini ve davran›fllar›n› bu tür adaletsizliklerden uzaklaflt›rarak cinsiyetçili¤i ve ›rkç›l›¤› korudu¤unu hatta güçlendirdi¤ini savlayabilirler. Bu tür bir hareketin politik anlamda düflmanlar› oldu¤unu aç›klayabilirler. Bu, bir ideal olarak demokrasiye ya da onun belirli sistemlerde somutlaflmas›na (demokrasinin nas›l örgütlendi¤ine [do¤rudan veya dolayl›] ya da demokratik etkinli¤e kimin kat›laca¤›na [tüm insanlar veya baz›lar›]) topyekün bir karfl› ç›k›fl anlam›na gelmez. Daha çok bu, demokrasinin nesi üzerine bir anlaflmazl›k oluflturacakt›r; demokratik karar alman›n muhtemel nesneleri aras›na nelerin kat›ld›¤› veya d›flland›¤›na iliflkin bir anlaflmazl›k.13 Burada gelifltirilen Marksist konum da benzer gerekçeler su-


Marksizm ve Demokrasi

nar. Marx, küçük burjuva demokratik hareketine karfl› ç›karken kan›mca do¤rudan ya da kat›l›mc› demokratik karar alma anlay›fllar›n› de¤il, daha çok art›k emek anlam›nda s›n›f› toplumsal de¤iflimin popüler gündeminden uzak tutmaktaki suç ortakl›¤›n› elefltirmeyi hedeflemiflti (bak›n›z Marx, 1933: 45-7). Marksç› art›k emek anlam›nda s›n›f› dönüfltürme projesiyle ilgilenmeyen bir demokrasi gelifltiriyorlard›. Böyle hareketlerin, seçme hakk›, [siyasal kapasiteyi] güçlendirme, refah›n yeniden da¤›t›m›, do¤rudan seçimler, geri ça¤›rma, halk oylamas› ve benzerleri üzerinde odaklan›fl›, ona ciddi biçimde yanl›fl görünüyordu. Bunun nedeni tam olarak art›k eme¤in farkl› (özellikle de komünist) düzenleniflini bask›lay›c› veböylece bunlar›n, demokratik karar vermenin, tart›flman›n ve toplumsal de¤iflimin aç›kça konusu olmas›n› engelleyen sonuçlar› olmas›yd›.14 Art›k emek ba¤lam›nda s›n›fa odaklanan Marksistler (k›smen yaln›zca bu bask›lamay› k›rmak için), bu bask›lamayla kas›tl› veya de¤il, bilerek veya bilmeyerek uzlaflan demokrasi hareketleriyle karfl› karfl›ya gelirler. Bu tür hareketler, belirtildi¤i gibi geçmiflte Marksist elefltirilere neden olmufltu; Rusya ve ‹ngiliz Milletler Toplulu¤u’ndan ç›kan ama ötesine de taflan Ekonomi ve Demokrasi hareketinde oldu¤u gibi (Buzgalin, 1992) bugün de neredeyse her yerde Marksistlerin karfl›s›na ç›kmaktad›r. Marksistler, bu tür demokratik hareketler ile onlar›n demokrasi tan›m ve görüfllerini, onlar› politik anlamda düflman ilan edecek derecede elefltirmifllerdir. Marx bunu kendi zaman›nda yapm›flt›r. Bence bugün de¤iflmifl koflullara uyarlanarak yinelenmesi uygundur. Bu tür bir elefltiriye örnek olarak, Sovyetler Birli¤i’nin tarihini ele alabiliriz. 1917’den sonraki ilk y›llarda demokratik karar alma sürecine insan kitleleri ilk kez kat›ld›. Bolflevikler o dönem için (ve bizler için de) ibret verici radikal biçimlerde demokrasinin nas›l›n› ve kimini de¤ifltirdiler. Demokratiklefltirilmifl karar alman›n nesini de de¤ifltirdiler: Varl›k da¤›t›m›, iktidar da¤›t›m›, kültürel d›flavurum ve baflka pek çoklar› bir süre için demokratik karar alman›n fiili nesneleri oldu. Bu demokrasinin daha sonra nas›l daralt›l›p ard›ndan da ortadan kald›r›ld›¤›n›n trajik tarihi (Stalin’in ad›yla özdeflleflen bir tarih) burada tekrar›n› gerektirmeyecek kadar iyi biliniyor. Ne var ki Sovyetler Birli¤i tarihine art›k emek eksenli bir s›n›f kavram›yla bakan Marksist bir yaklafl›m, az ya da çok demokratik evrelerin her ikisinin de elefltirilmesini gerektirir. Bu eleflti-

129

14 Komünist s›n›f yap›s› ile anlatmak istedi¤imiz, bir art›¤› kolektif olarak üreten emekçilerin onun kolektif el koyucular› oldu¤u bir yap›d›r. Dolay›s›yla onlar, kendi art›klar›n› al›r ve da¤›t›rlar (Resnick ve Wolff, 1988).


130

Richard Wolff

15 Birbirine ba¤›ml› etkinliklerdeki üretimin örgütlenifli, bu etkinlikler içindeki art›k eme¤in nas›l üretildi¤i ve ona nas›l el konuldu¤undan ayr› bir konudur. Kapitalist giriflim gibi komünist giriflimin de (asl›nda herhangi baflka bir s›n›f yap›s›ndaki giriflimin de) pazarlar, planlama veya baflka mekanizmalarla düzenlenmesi gerekecektir. Kapitalist s›n›f yap›lar›, bu tür eflgüdümler (yo¤unlaflma, merkezileflme, tekel, oligopol, karteller, devlet müdahaleleri, vb.) içinde kendi özel sorunlar›n›, çeliflkilerini ve de¤iflimlerini sergiler. Komünist s›n›f yap›lar› farkl› sorunlar, çeliflkiler ve de¤iflimler getirecektir. Komünist giriflimler aras›ndaki eflgüdüm sorunlar›n›n baflka s›n›f yap›lar› içindeki giriflimlerden daha çözümsüz oldu¤unu varsaymak için hiçbir neden (ya da tarihsel dayanak) yoktur. 16 Yay›na haz›rlanmakta olan Sovyetler Birli¤i’nin s›n›f tarihi üzerine bir kitapta Resnick ve Wolff, 1929’dan sonraki Sovyet tar›m›n›n komünist s›n›f yap›lar›yla kolektif çiftlikleri kapsad›¤›n› göstermektedir. Dolay›s›yla Sovyet tarihindeki bir baflka ironi de komünist s›n›f süreçlerinin ilk olarak tar›mda ortaya

ri, her iki evrenin de endüstri içinde art›k eme¤in örgütleniflinin göz ard› edilmesi ve endüstriyel s›n›f yap›s›n›n dönüfltürülmemesi konusundaki ortakl›klar›na iflaret eder. Ne 1917 devriminin hemen ard›ndan gelen ne de daha sonraki Sovyet iktidarlar›, devlet sanayiinin giriflimleri içindeki art›k eme¤in örgütlenmesini demokratik ya da baflka türden bir karar alman›n aç›k nesnesine dönüfltürmüfltür (Resnick ve Wolff, 1994). Marx sömürüyü; art›k eme¤in, üreticilerinin ayn› zamanda onun kolektif el koyucular› olmad›¤› bir örgütlenme biçimi olarak tan›mlam›flt›. Bolflevikler, sömürünün kökünü kurutmay› aslî bir yükümlülük olarak görmüfllerdi. Dolay›s›yla, beklenirdi ki, endüstriyel teflebbüsler içindeki art›k eme¤in, komünist bir biçimde yeniden yap›land›r›lmas›na dair muhtelif konularda resmi teflvik gören bir tart›flma ve demokratik karar alma olsun; ve bu yeniden örgütlenme sayesinde söz konusu teflebbüslerde, art›¤› üreten endüstriyel emekçiler ona kolektif bir biçimde el koyup bu art›¤› bizzat da¤›ts›n.15 Ancak ne böyle bir tart›flma ne de devletin s›nai giriflimleri içinde böylesi bir s›n›f dönüflümü gerçekleflmifltir. Marx’›n, Sovyet önderleri aras›ndaki hakim yorumu, kapitalizmden komünizme geçifli farkl› anl›yordu: esas olarak mülkiyet (özel sektörden devlete) ve iktidar (pazardan devlet planlamas›na) temelinde. S›nai giriflimlerdeki art›k eme¤in örgütleniflinin ikincil bir sorun olmas› bile nadiren söz konusuydu; bu konu genellikle tart›flma ve politikadan tamam›yla ç›km›flt›. Gerek Stalin öncesi görece demokratik dönemde gerekse sonras›nda, art›k eme¤in örgütlenifli anlam›nda s›n›f konusu tart›flma ve politikan›n nesneleri aras›nda de¤ildi; Sovyetler Birli¤i’ndeki endüstriyel de¤iflimin gündeminde yoktu.16 Ruccio (1984; 1986) benzer bir sonucu ortaya koymufltur, (varolan fiziksel girdiyle, fiziksel ç›kt›y› ençoklaflt›rmaya dayal›) teknik yaklafl›m›yla Sovyetler Birli¤i’ndeki merkezi planlama da art›k emek olarak s›n›f konusunu yads›m›flt›r. Marx’›n yerleflik Sovyet yorumunda kapitalizmden sosyalizm ve komünizme geçifl; endüstriyel varl›¤›n özelden devlet mülkiyetine de¤iflimini, devletin ekonomik planlamas›n›n gücü yan›nda pazar›n ikincil k›l›nmas›n›, iflçilerin politik partisinin yan›nda devlet gücünün ikincil k›l›nmas›n›, sa¤l›k, e¤itim ve bar›nma olanaklar›n›n evrensellefltirilmesini, iflçilerin kültürünün ve bilincinin gelifltirilmesini ve benzerlerini gerektirir. Endüstriyel art›k eme¤in yeniden düzenlenmesi yerine bunlar, “s›n›f de¤iflimleri”


Marksizm ve Demokrasi

olarak anlafl›lmaktayd›.17 Belki de endüstriyel etkinliklerde sürmekte olan sömürüye duyarl›l›¤›yla Lenin (1961: 696), Sovyetler Birli¤i’nin ilk dönemlerini “devlet kapitalizmi”nin bir örne¤i olarak adland›rma cesaretini gösterdi (Moore, 1957: 30). Ard›llar› basitçe, kapitalizmin (dolay›s›yla sömürüye dayal› s›n›f iliflkilerinin) ortadan bütünüyle kalkt›¤›n› ve yerine sosyalizmin geldi¤ini ilan ederek, art›k emek anlam›nda s›n›f konusunu kapatt›lar. Bu ilana dayanarak sonraki Sovyet önderleri, art›k eme¤in s›n›fsal düzenlenifline iliflkin Sovyetler Birli¤i’ndeki her tür tart›flma ya da davran›fl› gereksiz, ilgisiz veya Sovyetler Birli¤i’ne karfl› düflmanl›¤›n kan›t› olarak gördüler. Komünizm giderek daha yo¤un bir flekildeSovyetler’in amac›yla özdeflleflti ve belirsiz, fütürist terimlerle yetene¤e göre üretim ve gereksinime göre da¤›t›m olarak tan›mland›. Bu biçimiyle de art›k eme¤in toplumsal örgütlenifli konusunu gizlemeye yard›m etti.18

Marksizm, S›n›f ve Demokrasi S›n›f, demokratik karar alman›n fiili nesnesi durumuna gelecek olsayd› bu, art›k eme¤e dair çeflitli sosyal düzenlemelerin tart›fl›lmas›, de¤erlendirilmesi ve aralar›ndan birinin seçilmesi anlam›na gelirdi (Cullenberg, 1992). Bunlarla, geçmiflteki ve günümüzdeki deneyimlerin gücü ve zay›fl›klar›, tarihsel ve kuramsal araflt›rma, yayg›n e¤itim, popüler tart›flma ve uygulay›msal deneyimleme konusuna dönüflür. Sömürücü ve sömürücü olmayan s›n›f yap›lar›n›n karfl›tl›¤›n›n karmafl›k toplumsal etkileri tüm boyutlar›yla ayd›nlat›l›rd›. S›n›f, demokratik karar alman›n nesnesine dönüfltü¤ü ölçüde onunla do¤rudan iliflkili sorular da benzer biçimde böyle nesnelere dönüflür. S›n›f demokrasisi, bir toplum için (komünist, kapitalist, feodal ya da baflkas›) art›k eme¤in çeflitli örgütlenifllerinden birinin seçilmesinden fazlas›n› içerir. Demokratik karar alma ile kararlaflt›r›lacak iliflkili sorular aras›nda flunlar da bulunur: Farkl› s›n›f yap›lar› birlikte varolabilir mi? E¤er öyle ise hangi s›n›f yap›lar› hangi endüstriler, bölgeler, vb. içinde ve hangi oranlarda birlikte varolacaklar? (Birlikte) varolan s›n›f yap›lar› içinde hangi birey ya da gruplar s›ras›yla art›¤›n üreticileri, el koyucular› ve da¤›t›m›ndan pay alanlar olma konumunda bulunacaklar? Yaflamlar› boyunca farkl› konumlarda m› bulunacaklar? Komünist s›n›f yap›lar› içinde art›¤›n üreticisi olmayanlar (dolay›s›yla el koyucusu ve da¤›t›c›s› da olmayanlar), ne kadar art›¤›n üretilece¤inin ve bundan kimin ne kadar pay alaca¤›n›n demokratik olarak

131

ç›km›fl olmas›d›r. Dahas› Sovyet devletinin kolektif çiftliklerde üretilen art›k üzerindeki hak iddialar›, ayakta kalmalar›n› güçlefltirdi ve böylece kolektif çiftçileri kendi bölgelerine odaklanmaya yöneltti (bkz. Resnick ve Wolff, 1994). 17 Benim de büyük ölçüde yapt›¤›m gibi, bu di¤er de¤iflimler, yap›lmaya çal›fl›lmam›fl ya da baflar›lamam›fl endüstriyel art›k eme¤in sömürgeci düzenleniflinin de¤ifltirilmesini görmezden gelmeyi gerektirmeden ya da bu sonuca ulaflmadan, sevinçle karfl›lanabilir. Asl›nda yay›na haz›rlanmakta olan (16. dipnotta belirtilen) eser, endüstriyel sömürünün sürmesinin bu baflka de¤iflikliklerin ço¤unun alt›n› oydu¤u savlanmakta.


132

Richard Wolff

19 Marx’›n sözleriyle “... bir demokrat kendisini s›n›f çat›flmalar›n›n üzerine yükseltilmifl olarak düfller” (1971: 2712). Benzer düflüncelerle Engels, demokrasi “kavram”›n› kullananlara iliflkin flöyle yazar: “Bu kavram, Demos her de¤iflti¤inde de¤iflir ve böylece bizi bir ad›m öteye götürmez” (Marx ve Engels n.d.: 445). 20 Burada ele al›nmayan fley di¤er yüzüdür: Herhangi bir s›n›f yap›s›n›n içeri¤i nas›l her zaman, art›¤›n ya da onun meyvelerinin üretimi, el konmas› ve da¤›t›m›nda kim, nas›l ve ne kadar’a toplumun karar verece¤i (demokratik ya da baflka türlü) bir politik süreci bar›nd›racakt›r.

kararlaflt›r›lmas›na nas›l kat›lacaklar? Bir toplumun s›n›f yap›lar›n›n de¤ifltirilmesi sorununu demokratik karar alman›n konusu yapmak için hangi mekanizmalara gereksinim duyulacakt›r? Sonuçta s›n›f, karar alma gündemine al›nd›¤›nda, her toplumun baz› s›n›f yap›lar›n› kutsayan ve di¤erlerinden korkan geçmifli nas›l dengelenecek?

Marksistler seslerini genel ve soyut bir biçimde demokrasinin deste¤ine yönelttiklerinde, Marksizmin demokrasiye ve demokratik hareketlere sunabilece¤i katk› ortadan kalkm›flt›r.19 Benzer biçimde Marksizm ve demokrasi aras›ndaki iliflki, demokrasinin hem kapitalizmin kararl›l›¤›n› hem de sosyalizm için savafl›m› güçlendirdi¤i anlam›nda “belirsiz” oldu¤u gerekçesiyle uygun biçimde ele al›namaz (bkz. Jessop, 1980). Mesela soyut destek gibi bir sav; demokrasiyi, burada vurguland›¤› gibi demokrasinin tam da içeri¤inin merkezi konu oldu¤unu yads›yarak hepimizin ayn› biçimde tan›mlad›¤› bir araç durumuna getirir. Bir yandan burada yorumland›¤› biçimiyle Marksizm, s›n›f ya da art›k eme¤in ekonomik örgütlenmesi ile ilgiliyken demokrasinin, siyaset ve iktidar›n toplumsal da¤›t›m› ile ilgili oldu¤u do¤rudur. Öte yandan buiki farkl› toplumsal süreç kümesi, birbirinin oluflturulmas›na yard›m eder. Dolay›s›yla demokrasinin içeri¤i bir s›n›f unsuru bar›nd›r›r.20 Demokrasiyi benimseyen Marksistler; kolektif, sömürgeci olmayan s›n›f yap›s›n› da benimsediklerinden demokrasileri, bir s›n›f unsuru bar›nd›r›r. Buna karfl›l›k s›n›f, demokratik bir sistem ya da hareketin karar alma gündeminden aç›kça ç›kar›ld›¤›nda bu d›fllama, yaln›zca varolan s›n›f yap›lar›n›n sürdürülmesine yarayabilir. Marksistlerin, bu tür demokrasileri ve destekleyen hareketleri elefltirme hakk› ve zorunlulu¤u vard›r.n Yazar, Carole Biewener ve Antonio Callari’nin yaz›n›n daha önceki halini okuyarak sunduklar› yararl› yorumlar›na teflekkür eder.


Marksizm ve Demokrasi

Kaynakça Avineri, S. (1971) The social and political thought of Karl Marx. Cambridge: Cambridge University Press. Bobbio, N. (1988) The future of democracy: A defense of the rules of the game, çev. R. Griffith, Minneapolis: University of Minnesota Press. Buzgalin, A. (1992) Economy and democracy: “Third course”, Moskova: Economic Democracy. Cullenberg, S. (1992) “Socialism’s burden: Toward a “thin” definition of socialism”, Rethinking Marxism, 5(2): 64-83. Dahl, R. A. (1985) A preface to economic democracy, Berkeley: University of California Press. Diskin, J. ve B. Sandler (1993) “Essentialism and the economy in the post-Marxist imaginary: Reopening the sutures”, Rethinking Marxism, 6(3): 28-48. Ellerman, D. (1990) The democratic worker-owned firm: A new model for the East and West, Boston: Unwin Hyman. Jessop, B. (1980) “The political indeterminacy of democracy”, A. Hunt (der.) Marxism and democracy içinde, 55-80. Londra: Lawrence and Wishart. Kotz, D. ve F. Weir (1997) Revolution from above: The demise of the Soviet system, New York: Routledge. Laclau, E. ve C. Mouffe (1985) Hegemony and the socialist strategy , Londra: Verso Press. ——— (1987) “Post-Marxism without apologies”, New Left Review, No: 166, (Kas›m-Aral›k), 79-106. Lenin, V. I. (1934) The state and revolution, Londra: Martin Lawrence. ——— (1961) Selected works. Vol. 3, Moskova: Foreign Languages Publishing House. Marx, K. (1933) Critique of the Gotha programme: With appendices by F. Engels and V. I. Lenin. New York: International Publishers. ——— (1971) On revolution, S. K. Padover (haz.). New York: McGraw-Hill. ——— (1972) Critique of Hegel’s “Philosophy of right” by Karl Marx, çev. A. Jolin ve J. O’Malley, Cambridge: Cambridge University Press. Marx, K. ve F. Engels. n. d. Selected correspondence, Moskova: Foreign Languages Publishing House. Meister, R. (1990) Political identity: thinking through Marx, Oxford: Basil Blackwell. Mercer, C. (1980) “Revolutions, reforms or reformulations? Marxist discourse on democracy”, A. Hunt (der.) Marxism and democracy içinde, 101-38. Londra: Lawrence and Wishart. Miliband, R. (1977) Marxism and politics, Oxford: Oxford University Press. Moore, S. W. (1957) The critique of capitalist democracy: An introduction to the theory of the state in Marx, Engels, and Lenin, New York: Paine-Whitman Publishers. Resch, R. P. (1992) Althusser and the renewal of Marxist social theory, Berkeley: University of California Press. Resnick, S. ve R. Wolff (1986) “What are class analysis?”, P. Zarembka (der.), Research in political economy içinde, vol. 9, 1-32. Greenwich, Conn.: JAI Press. ——— (1987) Knowledge and class: A Marxian critique of political economy, Chicago: University of Chicago Press. ——— (1988) “Communism: Between class and classless”, Rethinking Marxism, 1(1): 14-48. ——— (1994) “Between state and private capitalism: What was Soviet ‘socialism’?”, Rethinking Marxism, 7(1): 9-30.

133


134

Richard Wolff

Riazanov, D (1973) Karl Marx and Friedrich Engels: An introduction to their lives and work. çev. J. Kumitz, New York: Montly Review Press. Roemer, J. (1988) Free to lose: An introduction to Marxist political philosophy, Cambridge: Cambridge University Press. Ruccio, D. F. (1984) Optimal planning theory and theories of socialist planning, (Yay›nlanmam›fl Doktora Tezi), University of Massachusetts at Amherst. ——— (1986) “Planning and class in transitional societies”, P. Zarembka (der.) Research in political economy içinde, vol. 9, 235-52. Greenwich, Conn.: JAI Press. Williams, R. (1976) Keywords: A vocabulary of culture and society, New York: Oxford University Press. Wood, E. M. (1986) The retreat from class, Londra: Verso.


Praksis 10

| Sayfa: 135-158

Tarihsel Süreçte Azgeliflmifllik ve Demokrasi * Faruk Ataay

ünya genelinde 1990’lardan bu yana yeni bir “demokrasi dalgas›” yükselmekte, “demokrasi” retori¤inin egemen ideolojide yeniden öne ç›kt›¤› görülmektedir. Sosyalist blokun 1989-1991 döneminde y›k›lmas›yla birlikte “demokrasi” “kapitalizmin tarihsel zaferi”nin bir göstergesi olarak sunulmaya bafllan›rken, “demokratikleflme” de karfl› konulamayacak bir e¤ilim olarak görülmeye bafllanm›flt›r. Bu süreçte, uluslararas› örgütler ve dünyaya yön veren ülkeler “demokrasi kriterleri” gelifltirip azgeliflmifl ülkeleri bu kriterlere uymaya teflvik ederken, otoriter yönetimler alt›ndaki ülkelerde demokrasiye geçifl, demokrasiye daha önce geçmifl ülkelerde de “demokrasi standartlar›n› yükseltme” do¤rultusunda baz› ad›mlar›n at›ld›¤› görülmektedir. Öncelikle azgeliflmifl ülkelere ve eski sosyalist blok ülkelerine egemen olan bu “yeni demokratikleflme dalgas›”, kapitalizmle demokrasiyi özdefllefltiren, demokrasiyi genelde kapitalizmin daha özelde de “serbest piyasa ekonomisi”nin dolays›z bir sonucu olarak gören liberal yaklafl›m›n egemenli¤inde geliflmektedir. Günümüzde demokratikleflmenin liberal anlay›fl›n egemenli¤inde geliflmesinin yan› s›ra, demokratikleflme sorununun liberal kuram çerçevesinde ele al›nmas› e¤iliminin de bask›n oldu¤u görülmektedir. Piyasan›n temel kurucu unsuru olan “ekonomik özgürlüklerin” “siyasal özgürlüklere” de temel oluflturaca¤› savunusuna dayal› olarak, genelde kapitalizmin daha özelde de serbest piyasa ekonomisinin geliflmesine paralel bir demokratikleflme kurgusundan hareket eden liberal kuram (Friedman, 1988), etkileri günümüze kadar

D

* Yaz›y› yay›mlanmadan önce okuyarak de¤erli önerilerde bulunan hocam Mehmet Yetifl ve Atilla Güney, Beycan Mura, Cem Kamözüt, Demet Dinler, Gülseren Adakl›, Sonay Bayramo¤lu, Yaflar Korkmaz ve Zafer Y›lmaz’a teflekkür ederim. Önerilerden ancak bir bölümünü yerine getirebildi¤imi de belirtmeliyim.


136

Faruk Ataay

1 Çal›flman›n kapsam› azgeliflmifl ülkelerde demokrasinin tarihsel geliflim özellikleri üzerine genel bir bak›fl aç›s› oluflturma çabas›yla s›n›rl›d›r. Ülke örnekleri üzerine karfl›laflt›rmal› bir analiz ve ülkelerin özgüllüklerinin vurgulanmas› ise çok daha kapsaml› çal›flmalar›n konusudur. 2 Gramsci, hegemonyay› esas olarak r›za ile zorun bileflimi olarak görmekle beraber, “hegemonik yönetim biçimlerini” r›zan›n örgütlenmesine iliflkin etkinliklerin zora dayal› etkinliklere bask›n ç›kt›¤› durumlar için kullan›yordu. Bu konuda bkz. Gramsci (1986), Anderson (1988: 84-90), Hodgson (1988: 101132), Hall vd. (1985: 55-68).

ulaflan “demokratikleflme dalgas›”n›n incelenmesinde baz› önemli sorunlar do¤urmakta, azgeliflmifl ülkelerin siyasal rejim de¤ifliklikleri ve demokratikleflme sorunlar›n›n kavran›fl›na önemli k›s›tl›l›klar getirmektedir. Bu k›s›tl›l›klar temelde, liberal demokrasinin de belli bir toplumsal iktidar iliflkisi oldu¤unun göz ard› edilmesinden kaynaklanmaktad›r. Oysa, demokrasi belirli s›n›f iliflkilerini yeniden üreten devlet ve bu iliflkilerin somutlaflt›¤› tarihsel-toplumsal iliflkiler ba¤lam›nda anlafl›labilir (Macpherson, 1984; Therborn, 1989). ‹kinci olarak, demokratikleflmenin kapitalizmin geliflmesinden ba¤›ms›z iflleyen bir süreç olarak ele al›nmas› da siyasal rejim sorunlar›n›n incelenmesinde sorunlar do¤urmaktad›r. Zira, bu temelden yola ç›k›ld›¤›nda siyasal rejim de¤iflikliklerini aç›klayabilecek tutarl› bir kurama ulaflmak mümkün olamamaktad›r (Wood, 2003). Bu çal›flmada, azgeliflmifl ülkelerde siyasal rejim sorunlar› üzerine genel bir perspektif oluflturulmas› hedefleniyor.1 Azgeliflmifl ülkeler, liberal demokrasinin istikrar kazanm›fl oldu¤u geliflmifl ülkelerden farkl› olarak, s›k s›k siyasal rejim de¤ifliklikleri yaflanmas› özelli¤i nedeniyle ayr›ca incelenmeyi gerektiriyor. Azgeliflmifl ülkelerin bu özelli¤i ayn› zamanda siyaset kuram›n›n üzerinde odakland›¤› önemli bir sorun oluflturuyor. Bu çal›flmada, azgeliflmifl ülkelerde demokrasinin istikrars›zl›¤›, s›k s›k siyasal rejim de¤ifliklikleri yaflanmas› gibi sorunlar üzerine tarihsel bir perspektif oluflturulmaya çal›fl›l›rken Antonio Gramsci’nin “hegemonya” kavram›ndan yararlan›lacakt›r. Böylece, liberal demokrasiyi “hegemonik bir yönetim biçimi”, otoriter rejimlere geçiflleri de “hegemonya krizleri” ba¤lam›nda “hegemonik olmayan yönetim biçimleri” olarak ele alma yoluna gidilecektir.2 Çal›flman›n ilk bölümünde öncelikle kapitalizmle liberal demokrasi aras›ndaki tarihsel iliflkiye odaklan›lmakta, böylece liberal demokrasi konusunda kuramsal bir berrakl›¤a kavuflulmas› amaçlanmaktad›r. Bu bölümde, geliflmifl ülkelerde demokrasinin kurulufl ve geliflme süreci üzerinde durulmas›, liberal demokrasinin geliflmifl ülkelerdeki uygulamalar› ile azgeliflmifl ülkelerdeki uygulamalar› aras›ndaki farklara dikkat çekilmesi aç›s›ndan da yararl› görülmüfltür. Çal›flman›n ikinci bölümünde, liberal demokrasinin kapitalist devletin “ola¤an” biçimi olarak görülmeye baflland›¤› geliflmifl ülkelerden farkl› olarak, azgeliflmifl ülkelerde demokrasinin neredeyse istisnai bir yönetim biçimi oluflunun tarihsel ve toplumsal nedenleri üzerinde durulacakt›r. Burada, liberal demokrasinin


Tarihsel Süreçte Azgeliflmifllik ve Demokrasi

azgeliflmifl ülkelerde yerlefliklik kazanamamas›, bu ülkelerde sürekli olarak siyasal rejim de¤ifliklikleri yaflanmas› gibi sorunlar›n temelinde yatan tarihsel ve toplumsal dinamikler ele al›nacakt›r. Üçüncü bölümde azgeliflmifl ülkelerdeki demokratikleflme süreçleri üzerinde durulacakt›r. Azgeliflmifl ülkelerde s›ras›yla ‹kinci Dünya Savafl› sonras›nda yaflanan “demokratikleflme dalgas›”, 1960’lar›n ortalar›ndan itibaren yükselen otoriter yönetim dalgas› ve 1980’lerin bafllar›ndan itibaren yeniden bafllayan “demokratikleflme dalgas›”n›n baz› temel özellikleri ele al›nacakt›r. Çal›flman›n dördüncü bölümünde ise, 1990’lardan beri yaflanmakta olan ve halen de azgeliflmifl ülkeleri etkisi alt›nda bulunduran “yeni demokratikleflme dalgas›”na odaklan›lacakt›r. Bu bölümde, günümüzde azgeliflmifl ülkelerde egemen olan neoliberal demokratikleflme projesi tart›fl›lacakt›r.

I. Kapitalizm ve Liberal Demokrasi Kapitalizmle demokrasiyi özdefllefltiren, demokrasiyi kapitalizmin “ola¤an” yönetim biçimi olarak gören yaklafl›mlar hem tarihsel geliflmeyle uyuflmamakta, hem de rejim de¤iflikliklerine ve demokrasiden otoriter yönetimlere geçifllere doyurucu aç›klamalar getirememektedir. Dolay›s›yla, liberal demokrasiye iliflkin sa¤l›kl› bir kuramsal yaklafl›m öncelikle kapitalizmle demokrasi aras›nda bire bir özdefllik kuran aç›klamalardan uzak durmak ve kapitalizmle demokrasi aras›ndaki iliflkinin do¤as›na iliflkin daha doyurucu aç›klamalar bulmak zorundad›r. Zira, tarihsel geliflim kapitalizmin belirli tarihsel koflullarda liberal demokrasiye katk›s› olabilirken, baflka durumlarda onsuz da edebildi¤ini aç›kl›kla göstermektedir (Wood, 2003). Liberal demokrasiye iliflkin tarih d›fl›, soyut genellemelerin ise siyasal rejim sorunlar›n›n anlafl›labilmesine yapabilece¤i katk› son derece s›n›rl›d›r. Bu nedenle, liberal demokrasinin kurulufl sürecinin nas›l bir tarihsel ve toplumsal ba¤lam içinde yer ald›¤›, demokrasinin nas›l bir süreçten geçerek ileri kapitalizmin yerleflik biçimi haline geldi¤i araflt›r›lmak durumundad›r (Therborn, 1989). Liberal demokrasiyi di¤er demokrasi anlay›fllar›ndan farkl›laflt›ran temel özellik kapitalizmle uyumlu niteli¤i çerçevesinde anlafl›labilir. Kapitalizmin liberal demokrasi ile aras›ndaki organik ba¤ devletin sivil toplumdan, siyasetin ekonomiden ayr›flmas› çerçevesinde ortaya ç›kmaktad›r. Kapitalizmde art›¤a el koyman›n piyasada/sivil toplumda “ekonomik” mekanizmalarla gerçekleflmesi ve devletin bu iliflkilerin yeniden üretiminde dolayl›

137


138

Faruk Ataay

bir rol almas› tarihte ilk kez toplumsal egemenlik iliflkilerinden ayr› bir siyasal alan›n oluflumuna yol açm›flt›r. Böylece, kapitalizm alt›nda liberal demokrasi, “demokrasi”yi salt siyasal alana kat›l›m ile s›n›rlama olana¤› sa¤lam›fl, toplumsal iktidar iliflkilerinden ayr› bir yurttafll›k biçiminin ve yurttafll›k haklar›n›n do¤mas› mümkün olabilmifltir (Wood, 2003; Savran, 1987). Wood’un da belirtti¤i üzere; “Liberal demokrasi” düflüncesi, ancak kapitalist toplumsal mülkiyet iliflkilerinin ortaya ç›kmas›yla düflünülebilir oldu. (...) Kapitalizm, demokrasinin yeniden tan›mlanmas›n›, liberalizme indirgenmesini olanakl› hale getirdi. Bir yandan, art›k iktisat d›fl› siyasal, yasal ve askeri konumun iktisadi güç, sömürme, ele geçirme ve da¤›tma gücü üzerinde etkisinin olmad›¤› ayr› bir siyasal alan vard›. Öte yandan, art›k kendi güç iliflkileri olan, yasal ve siyasal ayr›cal›klara ba¤›ml› olmayan bir iktisadi alan bulunuyordu (Wood, 2003: 276).

Ancak, kapitalizmin baz› özelliklerinin bir tür demokrasiye (liberal demokrasi) olanak sa¤lamas›, liberal demokrasinin kapitalizmin do¤al, kendili¤inden bir ürünü oldu¤u yan›lg›s›na yol açmamal›d›r. Tersine, kapitalist devlet öncelikle “liberal” olmufl, bunun “demokratikleflmesi” uzun bir tarihsel sürecin sonucunda gerçekleflebilmifltir. Bir baflka deyiflle, tarihsel olarak demokrasi liberal devlete sonradan yap›lan bir “ek” olarak ortaya ç›km›flt›r. Zira, burjuva devrimleri, feodal ayr›cal›klar› y›karak özel mülkiyeti güvenceye almak üzere liberal devleti kurmakla yetinmifl, burjuva devrimleri önemli demokratik aç›l›mlar sa¤lamakla beraber hiçbir yerde genel ve eflit oy hakk›na dayal› demokratik rejim kurulamam›flt›r. Nitekim, piyasa iliflkilerini kurumsallaflt›ran ve bu iliflkileri koruma ve gelifltirme rolünü yüklenirken “medeni haklar›” ve “ekonomik özgürlükleri” yerlefltiren liberal devlet asl›nda “demokratik” de¤ildi (Macpherson, 1984; Marshall ve Bottomore, 2000; Therborn, 1989; Ergut, 1994). Burjuva devrimleri genellikle küçük bir az›nl›k d›fl›nda herkesi siyasal haklardan mahrum b›rakt›. Ancak, di¤er yandan burjuva devrimleri liberal demokrasinin ilk nüvesini de oluflturdu. Liberal devlette karar alacak tek bir merkezin (hanedan) olmay›fl›, flu ya da bu flekilde seçimle oluflacak, tart›flarak karar verecek temsili nitelikteki bir siyasal organ›n varl›¤›n› kaç›n›lmaz k›ld›. Liberal devlette siyasal haklar yaln›zca üst s›n›flara tan›n›yor, böylece liberal devletin bu ilk evresinde siyasal haklar›n s›n›f esas›na göre k›s›tland›¤› bir toplumsal düzen ortaya ç›k›yordu. Siyasal haklar›n alt s›n›flara da tan›nmas› bu dönem için düflünüle-


Tarihsel Süreçte Azgeliflmifllik ve Demokrasi

meyecek bir fleydi. Zaten demokrasiden de, hâlâ Antik Yunan gelene¤i çerçevesinde “alt s›n›flar›n yönetimi” anlafl›l›yor, egemen s›n›flar demokrasiye karfl› son derece olumsuz bir tav›r sergiliyordu. Demokrasinin bu ilk evresi yurttafll›k haklar›n›n “medeni haklar” ya da “olumsuz haklar”la s›n›rl› oldu¤u bir toplumsal düzen do¤urdu (Marshall, 2000; Macpherson, 1984; Therborn, 1989; Wood, 2003). Siyasal haklar›n geniflletilip tüm yurttafllara tan›nmas› ise 19. yüzy›la yay›lan uzun mücadelelerin/uzlaflmalar›n sonucunda gerçekleflebildi. Gerek burjuvazinin di¤er kesimleri ve küçük burjuvazi, gerekse iflçi s›n›f› oy hakk› için uzun mücadeleler verdiler (Therborn, 1989). Bu mücadelelerin baflar›ya ulafl›p, demokratikleflme do¤rultusunda aç›l›mlar›n gerçeklefltirilmesinde oy hakk›ndan mahrum b›rak›lm›fl s›n›flar›n mücadeleleri ile egemen s›n›f içi çeliflkilerden kaynaklanan dinamiklerin buluflmas› en tayin edici nokta olarak görünmektedir.3 Egemen s›n›f›n çeflitli kesimleri aras›ndaki mücadelelerde, iflçi s›n›f›n›n deste¤ini sa¤lamaya ve bunun için onunla iflbirli¤i yapmaya çal›flan kesimlerin oy hakk›n›n genifllemesinde önemli bir rol oynad›klar› görülmektedir. Ancak, bu iflbirli¤inin önemli bir ön koflulu, iflçi s›n›f›n›n istemlerinin özünden kopar›l›p egemen s›n›flarca özümsenebilmesi, böylece iflçi s›n›f›n› sistem içi kanallara çekme olanaklar›n›n varl›¤›d›r. Böylesi bir olana¤›n bulunmad›¤› durumlar demokratikleflme do¤rultusunda de¤il, s›n›f mücadelelerinin keskinleflmesi do¤rultusunda sonuç vermifltir. Dolay›s›yla, siyasal haklar› geniflleten demokratik aç›l›mlar esasen, burjuvazinin hegemonyas› ve alt s›n›flar›n özerk bir siyasal odak olamamas› kofluluyla gerçekleflebilmektedir (Therborn, 1989; Gülalp, 1985). Bu çerçevede, demokratik aç›l›mlarla yurttafll›k haklar›n›n genifllemesi, iflçi s›n›f› aç›s›ndan önemli bir kazan›m olma niteli¤i tafl›makla beraber, bir yan›yla da kapitalizme yönelik muhalefetin radikal içeri¤ini kaybetme anlam›na gelmektedir. Zira, iflçi s›n›f›n›n, liberal devletin demokratikleflip liberal demokrasilerin kurulufluyla sa¤lad›¤› kazan›mlar kapitalist sistemde köklü bir de¤iflime yol açmam›flt›r (Gülalp, 1985). Bu noktada liberal demokrasinin en önemli özelliklerinden biri üzerinde durulmas› gerekmektedir. Liberal demokrasi, burjuvazinin kapitalist devlet arac›l›¤›yla ç›karlar›n› genellefltirip ulusun ç›karlar› olarak sunabilmesinin, bir baflka deyiflle burjuvazinin toplumun bütünü üzerinde hegemonyas›n› kurabilmesinin en önemli göstergesidir. Liberal demokrasinin istikrar kazanabilmesi için burjuvazinin alt ve orta s›n›flar›n belirli ç›karlar›n›

139

3 Bu çal›flmada demokrasinin geliflmesini do¤rudan burjuvaziye atfeden (Moore Jr., 1989) ya da yaln›zca iflçi s›n›f›n›n mücadelelerinin kazan›m› olarak gören yaklafl›mlara mesafeyle yaklafl›lmaktad›r. Demokrasinin geliflmesini kapitalizmin çeliflkilerinin ve s›n›flar›n karfl›l›kl› iliflkilerinin ürünü olarak gören bir yaklafl›m kan›mca daha güçlü aç›klamalar getirme olana¤›na sahiptir. Demokrasinin geliflmesinde s›n›flar›n rolleri konusunda bir tart›flma için ayr›ca bkz. Ergut (1994; 1995).


140

Faruk Ataay

ve istemlerini içerebilmesi gerekir. Burjuvazi, ancak bu flekilde kendi dar ç›karlar›n›n ötesine geçerek, alt s›n›flar›n ç›karlar›n› da özümleme yoluyla egemen olabilir. Dolay›s›yla, liberal demokrasi burjuvazinin hegemonyas›n›n sa¤lanmas› kofluluyla yaflayabilir. Bu çerçevede, liberal demokrasi “hegemonik bir yönetim biçimi” olarak, liberal demokrasinin kuruluflu ve demokratikleflme süreci de hegemonyan›n genifllemesi süreci olarak görülebilir. Burjuvazinin hegemonyas›n› geniflleterek alt ve orta s›n›flar üzerindeki egemenli¤ini pekifltirmesinin önemli bir koflulu, onlar›n istemlerini k›smen de olsa karfl›layabilecek, onlara belirli ekonomik ödünler verebilecek üretkenli¤e ulaflmas› olmufltur. Zira, hegemonyan›n genifllemesi ancak bu yolla mümkündür. Bu koflulun sa¤lanmas› ise kapitalizmin tekelci aflamas›nda ulafl›lan büyük üretkenlik art›fl› ve h›zl› büyüme ile olanakl› olacakt›r. K›sacas›, geliflmifl ülkelerde genel ve eflit oy hakk›n›n yayg›nlafl›p liberal demokrasinin yerlefliklik kazanmas›, böylece egemen s›n›flar›n hegemonik yönetim biçimlerine ulaflmas› 19. yüzy›l sonlar›nda bafllay›p ‹kinci Dünya Savafl› sonras›nda refah devletinin kurumlaflmas›yla tamamlanan bir süreçte gerçekleflebilmifltir. Buradan ç›kan bir baflka önemli sonuç, liberal demokrasinin kapitalizmin tarihinin oldukça k›sa bir bölümünü kapsad›¤›d›r. Liberal demokrasinin kapitalizmin ola¤an iktidar biçimi oldu¤unu söyleyebilmek olanakl› de¤ildir (Therborn, 1989). Tarihsel geliflme, liberal demokrasinin istikrar kazanmas›n›n ancak geliflmifl ülkelerde sa¤lanabildi¤ini, azgeliflmifl ülkelerin ise bu noktadan oldukça uzakta oldu¤unu göstermektedir. Geliflmifl ülkeler ile azgeliflmifl ülkeler aras›ndaki bu temel farkl›l›k siyaset kuram›n›n üzerinde odakland›¤› önemli bir sorun olagelmifltir. Afla¤›da azgeliflmifl ülkelerde demokrasinin yerlefliklik kazanamamas›n›n ve siyasal rejimin istikrars›zl›¤›n›n tarihsel-toplumsal nedenleri üzerinde durulacakt›r.

II. Azgeliflmiflli¤in Özgüllü¤ü Genel bir gözlem bile geliflmifl ülkelerde yerlefliklik kazanm›fl bulunan liberal demokrasinin azgeliflmifl ülkelerin ancak bir bölümünde kurulabildi¤ini, ço¤u azgeliflmifl ülkenin ise henüz liberal demokrasi ile tan›flmad›¤›n› göstermektedir. Liberal demokrasinin kuruldu¤u azgeliflmifl ülkelerde ise, demokrasinin hem oldukça “k›s›tl›” kald›¤›, hem de s›k s›k “kesintiye u¤rad›¤›” görülmektedir. Bu durum, azgeliflmifl toplumlar›n baz› tarihsel-toplumsal özelliklerinin demokrasinin yerlefliklik kazanamamas›nda


Tarihsel Süreçte Azgeliflmifllik ve Demokrasi

etken oldu¤u düflüncesinin genel kabul görmesine yol açmaktad›r. Çal›flman›n bu bölümünde azgeliflmifl ülkelerde demokrasinin yerlefliklik kazanamamas›na iliflkin kuramsal aç›klamalar gözden geçirilmektedir. Azgeliflmifl ülkelerde siyasal rejimlerin istikrars›zl›¤› ve demokrasinin yerleflmemiflli¤ine iliflkin tart›flmalarda oldukça yayg›n olan bir aç›klama biçimi liberal kuramdan kaynaklanmaktad›r. Ekonomik özgürlüklerin siyasal özgürlüklere de temel oluflturdu¤u kabulünden hareket eden bu yaklafl›m, kapitalizmin ya da serbest piyasa ekonomisinin geliflmesine paralel olarak demokrasinin de geliflece¤ini ileri sürer. Buna göre, ekonomik geliflmeye paralel olarak sanayileflme ve kentleflme artacak, nüfusun yaflam düzeyi ve e¤itim gibi vas›flar› geliflecek, orta s›n›flar güçlenecek, böylece demokrasinin toplumsal taban› da oluflacakt›r. Demokrasinin geliflmemiflli¤ini daha çok ekonomik geliflmenin yetersizli¤ine ba¤layan bu yaklafl›m evrimci bir geliflme öngörmekte, ancak tarihsel gerçeklik taraf›ndan do¤rulanamamaktad›r. Özellikle 1960’lar›n ikinci yar›s›ndan itibaren demokratik rejimlerin y›k›larak otoriter rejimlere geçifl sürecinin bafllamas› bu yaklafl›m›n büyük prestij kaybetmesine yol açm›flt›r (Boron, 1985; O’Donnell, 1985). Yine liberal kuramla ba¤lant›l› bir baflka görüfl, azgeliflmifl ülkelerde “özerk ve fazla geliflmifl bir devlet ayg›t›” ile devletin bu “özerk ve güçlü” niteli¤ini kendi ç›karlar› ve hedefleri için kullanan elitlerin (devlet s›n›f›) varl›¤›n› demokrasinin geliflmemiflli¤inin kayna¤› olarak görmektedir. Buna göre, geliflmifl ülkelerden farkl› olarak ekonomiye daha fazla müdahalede bulunan ve toplumsal art›¤›n büyük bölümüne el koyan devlet, bu yolla siyasal ve bürokratik elitin iktidar›n› da güçlendirmekte, demokrasinin geliflmesi bu yolla engellenmektedir.4 Oysa, bilimsel araflt›rmalar bu çözümlemenin gerçekli¤i pek de yans›tmad›¤›n›, geliflmifl ülkelerin azgeliflmifl ülkelere göre ekonomiye daha fazla müdahale eden daha “büyük” devlet ayg›tlar›na sahip oldu¤unu, devletin büyümesinin de esas olarak sermayenin gereksinimlerinden kaynakland›¤›n› göstermektedir (Oyan, 1999; Ar›n, 1997; Mandel, 1995). ‹kinci olarak, bu yaklafl›m, bürokrasinin eylemlerini kendi ç›karlar› ve hedefleri için gerçeklefltirdikleri gibi hatal› bir varsay›ma dayanmaktad›r. Bir baflka yaklafl›m ise, farkl› bir kuramsal temelden yola ç›kmakla beraber azgeliflmifl ülkelerde devletin geliflmifl ülkelere k›yasla daha farkl› bir rolü bulundu¤unu ileri sürerek, bu duru-

141

4 Bu yaklafl›m›n ayr›nt›l› bir elefltirisi için bkz. Dinler (2003).


142

Faruk Ataay

5 Bu görüfller ve çeflitli tart›flmalar için ayr›ca bkz. Ersoy ve Keskinok (1984), Ersoy (1992), Emrealp (1984), Ercan (1996), Turner (1984), Laclau (1998), Boratav (1989).

mun küçük burjuvaziye farkl› bir konum sa¤lad›¤›n› ileri sürmektedir. Buna göre, küçük burjuvazinin devlet ayg›t›nda özel bir a¤›rl›k kazanmas›, ona siyasal geliflmelerde de a¤›rl›kl› bir konum sa¤lamaktad›r (Turner, 1984: 120-122). Siyasal rejim de¤iflikliklerinin aç›klanmas›nda küçük burjuvaziye-bürokrasiye özel bir rol tan›yan bu yaklafl›m ise sermaye ile bürokrasi aras›ndaki iliflkilerin analizinde önemli sorunlar do¤urmaktad›r. Azgeliflmifl ülkelerde demokrasinin yerlefliklik kazanamamas›n›n nedenlerini egemen s›n›flar›n hegemonyas›n›n istikrars›zl›¤›nda arayan Marksizm kaynakl› bir baflka yaklafl›m ise, bu ülkelerde kapitalist üretim tarz›n›n henüz bütünüyle egemen olamad›¤›n› ve kapitalizm öncesi üretim tarzlar›yla bir arada bulundu¤unu ileri sürerek, egemen s›n›flar›n hegemonyas›n›n istikrars›zl›¤›n› iktidar blo¤u içi çat›flmalarla aç›klamaktad›r. Buna göre, farkl› üretim tarzlar›n›n bir arada bulunmas›, bu üretim tarzlar›ndan türeyen egemen s›n›flar aras›nda çeliflkiler do¤urmakta, her bir egemen s›n›f dilimi kendi üretim tarz›n› egemen k›labilmek için mücadeleye giriflmekte, bu da iktidar blo¤u içi çat›flmalar› fliddetlendirmektedir. Bu yaklafl›m›n azgeliflmifl ülkelerde sa¤lam bir hegemonyan›n kurulamam›fl olmas›na ve siyasal sistemin istikrars›zl›¤›na getirdi¤i aç›klama da bu temelde yükselmektedir (Therborn, 1989: 57). Kan›mca bu yaklafl›m öncelikle azgeliflmifl ülkelerde egemen olan üretim tarz›n› aç›klamakta sorunlarla karfl›laflmaktad›r. Üretim tarzlar›n› belirli “emek süreci biçimleriyle” özdefllefltiren bu yaklafl›m, bir toplumsal formasyonda birden fazla emek süreci biçiminin bulunmas›n› farkl› üretim tarzlar›n›n eklemlenmifl olarak bir arada bulunmas› olarak görmektedir. Bu yaklafl›m, kapitalizm öncesi üretim tarzlar›na ait emek süreci biçimlerinin kapitalizme geçiflle birlikte farkl›laflt›¤›n› gözden kaç›rmakta, bu nedenle de iktidar blo¤unu oluflturan s›n›flar›n tamam›n›n kapitalist nitelikte oldu¤unu görememekte (Mooers, 1997: 30-51; Oyan, 1998), iktidar blo¤u içi çat›flmalar› farkl› üretim tarzlar›n› egemen k›lma amaçl› çat›flmalar olarak nitelemektedir.5 Bu çal›flmada benimsenen yaklafl›m ise, azgeliflmifl ülkelerde güçlü ve istikrarl› bir hegemonyan›n kurulamay›fl›n›n nedenlerini temelde bu ülkelerin dünya ekonomisi ile çevresel biçimde eklemlenmesinde bulmaktad›r. Buna göre, azgeliflmifl ülkeler uluslararas› iflbölümüne tabi olmakta ve uluslararas› hiyerarflide daha alt s›ralarda yer almakta, bu durum bu ülkeleri verimlili¤i daha düflük üretim biçimlerine mahkum etmektedir. Daha geri teknolojilerle üretim yapmak zorunda olan bu ülkeler, dünya piyasa-


Tarihsel Süreçte Azgeliflmifllik ve Demokrasi

s›nda rekabet gücü daha düflük ürünlerin üretiminde uzmanlaflt›klar›ndan emek maliyetlerini düflük tutmak durumundad›rlar. Bu nedenle eme¤in bask› alt›na al›nmas› bu ülkeler için daha büyük önem kazanmakta, bu da egemen s›n›flar›n demokratik aç›l›mlara fliddetle direnmesine neden olmaktad›r.6 Azgeliflmifl ülkelerin dünya ekonomisi ile çevresel biçimde eklemlenmesinin bir baflka özelli¤i ekonominin iç bütünlü¤ünün sa¤lanamam›fl olmas›d›r. Üretim ile dolafl›m aras›ndaki çevrimin uluslararas› düzlemde tamamlanmas› art›k de¤erin yerel sermaye ile yabanc› sermaye aras›nda paylafl›lmas›na yol açmaktad›r. Ulusafl›r› sermayenin azgeliflmifl ülkelerde sahip oldu¤u bu özel konum nedeniyle bu ülkeler sürekli olarak geliflmifl ülkelere kaynak aktar›m› yapmak durumunda kalmaktad›rlar. Bu özellik, azgeliflmifl ülkelerde ekonomik geliflmeye paralel olarak toplumun çeflitli kesimlerinin refah›n›n art›r›lamamas›n›n nedenleri aras›nda yer almaktad›r. Di¤er yandan, ulusafl›r› sermayenin azgeliflmifl ülkelerdeki varl›¤›n›n bu ülkelere d›flar›dan egemen olma biçiminde de¤il, yerli egemen s›n›flarla ittifak içinde iktidar blo¤una dahil olarak temsil edilme biçiminde gerçekleflti¤i ve etkilerinin içsellefltirildi¤i de vurgulanmal›d›r.7 Azgeliflmifl ülkelerin di¤er bir özelli¤i, dünya ekonomisine tabii bir biçimde eklemlenmifl olmalar› nedeniyle dünya ekonomisindeki krizlerden daha a¤›r etkilenmeleridir (Therborn, 1989: 56; Mandel, 1995). Dünya ekonomisindeki krizler bu ülkeleri a¤›r ekonomik programlar uygulamaya zorlamakta, IMF, Dünya Bankas› gibi uluslararas› kurulufllarca gündeme getirilen programlar›n d›fl›na ç›kamamalar›na yol açmaktad›r. Sürekli d›fl aç›k veren ekonomik yap›lar›, bu ülkelerin sürekli borç bunal›m› içinde olmalar›na ve borçluluk iliflkisi üzerinden bir ba¤›ml›l›k iliflkisine tabi olmalar›na yol açmaktad›r (Petras, 2002a). Azgeliflmifl ülkelerin say›lan bu özellikleri, bu ülkelerde egemen s›n›flar›n manevra alan›n› daraltmakta, egemen s›n›flar›n alt s›n›flara ekonomik ödünler verebilme olanaklar›n› s›n›rlamaktad›r. ‹ç pazar›n üst ve orta s›n›flara a¤›rl›k tan›mas›, alt s›n›flar›n tüketim düzeyinin sürekli olarak bast›r›lmas›, gelir da¤›l›m›ndaki büyük uçurumlar, çal›flma koflullar›n›n kötülü¤ü, iflsizlik, yaflam düzeyinin düflüklü¤ü gibi etmenler azgeliflmifl ülkelerde s›n›fsal uçurumlar› ve toplumsal gerilimleri sürekli olarak gündemde tutmaktad›r.8 Dolay›s›yla, azgeliflmifl ülkelerde egemen s›n›flar›n alt s›n›flar›n istemlerine çeflitli ekonomik ve sosyal politikalarla yan›t üreterek onlar üzerindeki hegemonyas›n› geniflletebilme

143

6 Poulantzas (1981), Lipietz (1988; 1993), Ar›n (1986) aralar›nda baz› ayr›mlar bulunmakla beraber bu noktaya dikkat çekmektedirler. 7 Bu noktaya baz› farklarla dikkat çeken çal›flmalar için bkz. Poulantzas (1981), Ar›n (1986), Gülalp (1993), Mandel (1995), Lipietz (1993). 8 Amin (1992), Lipietz (1988), Gülalp (1993) ve Timur (2000: 71-95, 283349) baz› kuramsal farkl›l›klarla bu noktaya dikkat çekmektedirler.


144

Faruk Ataay

9 Aralar›nda baz› ayr›mlar bulunmakla birlikte Ar›n (1986), Lipietz (1993), Ercan (1996) ve Mandel (1995) buna dikkat çekerler.

olana¤› oldukça s›n›rl›d›r. Bu durum, alt s›n›flar›n istemlerinin içerilerek siyasal süreçlere kat›lmas›n›n de¤il, depolitize edilerek siyasal süreçlerden d›fllanmas›n›n daha bask›n bir özellik olarak ortaya ç›kmas›na yol açmaktad›r. Kan›mca, azgeliflmifl ülkelerde demokrasinin genellikle “ço¤ulcu” bir nitelik tafl›mamas›n› ve istikrars›z oluflunu aç›klayan temel sorun da budur. Bu özellikleri azgeliflmifl ülkelere genellemek olanakl› olmakla beraber, unutulmamas› gereken önemli bir nokta azgeliflmifl ülkelerin kendi içlerinde büyük farkl›laflmalar bulunmas› ve bunlar›n toplumsal ve s›n›fsal yap›lar›, devletin rolü ve biçimi konusunda göz ard› edilmemesi gereken ayr›mlar›n varl›¤›d›r. Sömürgecilik ça¤›nda uluslararas› iflbölümüne tar›msal ürünler ve hammadde ihraç edip, s›nai mamuller ithal ederek eklemlenme özelli¤i tafl›yan azgeliflmifl ülkeler, özellikle ‹kinci Dünya Savafl›’ndan sonra farkl›laflmaya bafllam›fllard›r. Azgeliflmifl ülkelerden baz›lar› ithal ikameci sanayileflme politikalar›na yönelerek sanayileflmeye giriflirken toplumsal yap›lar› da önemli oranda de¤iflim geçirmifltir. Dünya ekonomisinde 1960’lar›n sonlar›nda ve 1970’lerde yaflanan krizle birlikte ise bu ülkelerde iç pazara dönük sanayilerin yan› s›ra ihracata dönük sanayilerin de kurulmaya baflland›¤› görülmektedir. K›sacas›, 1970’lerden günümüze gelen süreçte azgeliflmifl ülkeleri kabaca üçlü bir s›n›fland›rmaya tabi tutmak olanakl›d›r. Bir yanda hâlâ ihracata dönük geleneksel ekonomik yap›ya sahip olan ülkeler, ikinci olarak ihracata dönük sanayileflmeye giriflen ülkeler, üçüncü olarak da iç pazara dönük sanayilerle ihracata dönük sanayilerin bir arada oldu¤u ülkeler. Bu ülke gruplar›n›n her birinde gerek ekonomik yap› ve s›n›fsal flekillenmeler, gerekse devletin rolü ve biçimi önemli farkl›l›klar tafl›maktad›r. Dolay›s› ile, bu ülkelerin özgüllüklerini göz ard› eden genellemeler her zaman aç›klay›c› olamamaktad›r.9

III. Azgeliflmifl Ülkelerde Demokratikleflme Süreçleri Geliflmifl ülkelerde genel ve eflit oy hakk›na dayal› liberal demokrasiler 19. yüzy›l sonlar›nda kurulmaya baflland›. Bu modelin yay›lmas› I. Dünya Savafl› sonras›nda, istikrar kazanarak egemen yönetim biçimi haline gelifli de II. Dünya Savafl› sonras›nda gerçekleflti. Genel ve eflit oy hakk›na dayal› liberal demokrasilerin azgeliflmifl ülkelerde kurulmaya bafllanmas› ise büyük ölçüde II. Dünya Savafl› sonras› dönemde gerçekleflti. Liberal demokrasilere sahip olmak II. Dünya Savafl› sonras› dönemde azgeliflmifl


Tarihsel Süreçte Azgeliflmifllik ve Demokrasi

ülkelerde de önemli bir amaç durumuna geldi. II. Dünya Savafl› sonras›nda liberal demokrasinin yayg›nlaflmas›n› sa¤layan temel etmen savafltan Müttefiklerin galip ç›kmas›yd›. ABD liderli¤indeki Müttefiklerle Almanya liderli¤indeki Mihver devletleri aras›ndaki savafl›n ideolojik cephede liberal demokrasi ile faflizm aras›ndaki bir savafl olarak yaflanmas›, savafltan Müttefiklerin galip ç›k›fl›yla birlikte liberal demokrasinin dünyada egemen model olmas›na yol açt›. Savafl›n hemen sonras›nda dünyada demokrasi rüzgarlar› esiyor, liberal demokrasi savafl sonras›nda kurulmaya bafllanan “yeni dünya düzeni” çerçevesinde evrensel bir siyasal model durumuna geliyordu. Yeni dünya düzeninin en önemli özelliklerinden biri, uluslararas› güç dengelerinin tamamen de¤iflmesiyle ABD’nin Bat› blo¤unun liderli¤ine yükselmesi ve SSCB’nin de savafltan güçlenerek ç›k›p ikinci süper güç konumuna yükselmesidir. Bu yeni güç dengeleri So¤uk Savafl’›n da temelini oluflturuyordu. Yeni dünya düzeninin ikinci önemli özelli¤i, 1929 Bunal›m› ile ortaya ç›kan “içe kapanma” döneminin sona ererek dünya ekonomisinin yeni bir geniflleme dönemine girmesiydi. Üçüncü olarak, bu dönemde klasik sömürgecili¤in sona erip sömürgelerin “ba¤›ms›z” siyasal yönetimlere kavuflmas› azgeliflmifl ülkeler aç›s›ndan önemli bir geliflmeydi. Bu üç temel de¤iflim, azgeliflmifl ülkelerin egemen s›n›flar›n› hem güvenlik kayg›s›yla hem de yabanc› sermayeye dayal› geliflme istekleriyle ABD liderli¤indeki Bat› blo¤una yaklaflt›rd›. Azgeliflmifl ülkeler hem ABD kaynakl› yabanc› sermaye ile ortakl›klar›n› gelifltirmek, hem de ABD’nin güvenlik flemsiyesinden yararlanmak istiyordu. Bunun için Bat› blo¤u ile iliflkilerini gelifltirme ve Bat›’da egemen siyasal model olan liberal demokrasiyi ülkelerinde kurma yoluna gittiler. Zira, Bat› blo¤una kat›lman›n en önemli göstergesinin Bat› tipi bir siyasal rejime sahip olmak oldu¤u düflünülüyordu. Bu dönemde liberal demokrasi savafltan yenik ç›kan Almanya, ‹talya, Japonya gibi ülkelere do¤rudan Müttefikler eliyle empoze edilirken, pek çok azgeliflmifl ülkede de liberal demokrasilerin kurulmaya baflland›¤› görülmektedir. Türkiye, Yunanistan, ‹srail, Brezilya, Arjantin, Uruguay, Kolombiya, Hindistan, Pakistan, Filipinler gibi ülkelerde savafl biter bitmez ard› ard›na demokrasiye geçildi. Bu demokrasi dalgas›na kat›lan üçüncü bir grup ise sömürgelerin tasfiyesi ile kurulmaya bafllanan yeni devletler aras›ndan ç›kt›. Bu ülkelerden baz›lar›nda demokrasi çok k›sa bir süre içinde y›k›l›rken, baz›lar›nda belirli bir süre yaflayabildi¤i görüldü (Huntington, 1996; Therborn, 1989).

145


146

Faruk Ataay

Bu dönemde azgeliflmifl ülkelerde kurulan demokrasilerin önemli bir özelli¤i—Therborn’un (1989: 75-76) geliflmifl ülkeler ba¤lam›nda dikkat çekti¤i üzere—geçmiflte alt s›n›flara siyasal haklar›n tan›nmamas› yoluyla uygulanan s›n›fsal k›s›tlamalar›n demokrasiye geçiflle birlikte daha çok “siyasal yasaklar” yoluyla uygulanmaya bafllanmas›d›r. Siyasal yasaklara maruz kalanlar daha çok iflçi s›n›f› partileri olurken, kurulan demokrasilerin en önemli özelli¤i oldukça “k›s›tl›” kalmalar›d›r. Genifl toplumsal y›¤›nlar›n siyasal süreçlere kat›l›m›n›n kontrol alt›nda yürütülmeye çal›fl›ld›¤› bu k›s›tl› demokrasiler ço¤u durumda iki partili sisteme dayan›yor, iki partili sistem eliyle alt s›n›flar›n istemlerinin parlamenter süreçlere kanalize edilmesi sa¤lan›yordu. Yeni demokrasilerin ikinci önemli özelli¤i, yerleflik partilerin kitlelerin deste¤ini sa¤lamaya ve siyasal süreçlere kat›l›m›n› yönlendirmeye çal›fl›rken “seçkinci” ideolojilerden uzaklafl›p “popülist” ideolojiler gelifltirmeye bafllamalar›d›r (Laclau, 1998: 191215). Özellikle iflçileflme düzeyinin düflük oldu¤u ülkelerde küçük mülk sahiplerine ve di¤er alt s›n›flara seslenme biçimleri gelifltirilirken, “anti-elitist”, “anti-tekel” temalar›n öne ç›kt›¤› ve hegemonyan›n bu yolla kurulmaya çal›fl›ld›¤› görülüyordu. ‹thal ikameci kalk›nma politikalar›n›n egemen olmas› ve “ulusal kalk›nma” gibi çok önemli bir teman›n da baflat duruma gelmesiyle birlikte, bu ülkelerde yayg›n bir “popülizm” yan›lsamas› ortaya ç›kacakt›r. Bir baflka önemli özellik, genel ve eflit oy hakk›n›n kuruldu¤u ço¤u yerde oldu¤u gibi, demokratikleflmenin bürokrasinin ve yeni kontrol biçimlerinin gelifltirilmeye bafllanmas›yla paralel yürümesidir. Liberal demokrasilerin kuruldu¤u her yerde bürokrasinin büyüyüp yeni kontrol biçimlerinin geliflti¤i görülmektedir. II. Dünya Savafl› sonras› dönemde, bu, daha çok “ulusal güvenlik doktrini”nin yayg›nlaflmas›yla gerçekleflti. Yeni demokrasilerin dördüncü önemli özelli¤i dünya ekonomisinde h›zl› bir geniflleme dönemine rastlamalar›ndan kaynaklan›r. Özellikle 1950’lerin ikinci yar›s›ndan itibaren ithal ikameci kalk›nma modelinin yürürlü¤e kondu¤u ülkelerde h›zl› bir geliflme yafland›. Bu durum, azgeliflmifl ülke demokrasilerinde, geliflmifl ülkelerle k›yaslanamasa da sosyal haklar alan›nda da baz› geliflmeler yaflanmas›na olanak sa¤lad›. Ancak unutulmamas› gereken önemli bir özellik, azgeliflmifl ülkelerde iç tüketimin daha çok üst ve orta s›n›flara dayanmas›d›r. Bu ülkelerde alt s›n›flara yönelik yeniden bölüfltürmeci politikalar hiçbir zaman geliflmifl


Tarihsel Süreçte Azgeliflmifllik ve Demokrasi

ülkelerdeki refah devleti düzeyine eriflmemifltir. ‹kinci olarak, emek piyasas›n›n katmanl› yap›s› sosyal ve siyasal haklar›n genelleflmesini engellemifl (Ar›n, 1997; Lipietz, 1988), sosyal haklardan yararlanma olanaklar›n›n klientelist iliflkilere tabi k›l›nmas› da alt s›n›flar üzerindeki hegemonyan›n kurulmas›n›n yayg›n bir biçimini oluflturmufltur. Üçüncü olarak, yeniden bölüflüm politikalar›n›n ekonomik büyümeden önemli oranda etkilendi¤i, ekonomik büyüme dönemlerinde geniflleyip, daralma dönemlerinde ise zay›flad›¤› gözlenmektedir (Ar›n, 1997).10 Dördüncü olarak, alt s›n›flar›n hareketlenerek taleplerini dile getirmeye bafllamas› toplumsal desteklerini koruma güdüsü ile hareket eden yerleflik partileri bu taleplere belirli bir oranda yan›t vermeye yöneltmifltir. Rekabet halindeki yerleflik partilerin alt s›n›flar›n deste¤ini sa¤lama çabas›na girmeleri, alt s›n›flara yönelik baz› ekonomik ve sosyal politikalar›n gelifltirilmesinde ve demokratik aç›l›m›n genifllemesinde önemli bir etken olmufltur (Laclau, 1998: 188-189). Yeniden bölüflüm politikalar›n›n k›s›tl› olmakla beraber belirli bir uygulama alan› bulmas› azgeliflmifl ülke demokrasilerinde de “ç›kar gruplar›”na dayal› “ço¤ulcu demokrasi” anlay›fl›n›n k›smen de olsa hayata geçmesine olanak sa¤lad›. Dolay›s›yla, bu dönemde “ço¤ulculuk”tan anlafl›lan daha çok “ç›kar gruplar›”n›n istemlerinin devlet politikalar›na yans›mas› ve sosyal haklar›n genifllemesi idi. Ancak, alt s›n›flar›n özerk bir siyasal hareket olarak geliflmesinin önlenmesi ve istemlerinin yönlendirilebilir durumda tutulmas› bu rejimlerin önemli bir özelli¤idir. Yerleflik partiler, alt s›n›flar›n kontrol edilemeyen hareketlerine karfl› ciddi bir direnç göstermifllerdir. ‹thal ikameci kalk›nma stratejisinin egemen oldu¤u bu döneme iliflkin yaz›nda üzerinde durulmas›nda yarar görülen baz› önemli kuramsal sorunlar bulunmaktad›r. Dikkat çeken önemli bir sorun, ithal ikameci politikalarla yeniden bölüflüm politikalar›n›n özdefllefltirilmesi ve bu yolla yeniden bölüflüm politikalar›n›n bütün bir döneme genellenmesidir. Oysa, ithal ikameci politikalar›n uyguland›¤› bu dönemde ekonomik geliflmenin s›k s›k t›kand›¤› ve alt s›n›flar›n gelir düzeyini önemli oranda düflüren ekonomik önlemlerin s›kl›kla uyguland›¤› bilinmektedir. Dolay›s›yla, yeniden bölüflümcü politikalar›n ithal ikameci kalk›nma stratejisi ile özdefllefltirilmesi ve ithal ikameci dönemin bütününe genellenmesi do¤ru de¤ildir. ‹kinci önemli sorun, “devlet biçimi” ile “siyasal rejim biçimi” aras›nda ayr›m yap›lmamas›ndan kaynaklanmakad›r. Bu ayr›m›n yap›lmamas›, ithal ikameci dö-

147

10 Tülay Ar›n, azgeliflmifl ülkelerdeki sosyal politika rejimlerini “dolayl›-minimalist refah devleti” olarak niteler (1997).


148

Faruk Ataay

11 Türkiye ba¤lam›nda yap›lan bir de¤erlendirme için bkz. Tünay (2002).

nemde yayg›nlaflan “müdahaleci devlet” ile “liberal demokrasi”nin özdefllefltirilmesi hatas›na yol açmaktad›r. Oysa, pek çok ülkede ithal ikameci politikalar›n uyguland›¤› ve devletin ekonomiye yönelik müdahalelerinin büyük oranda geniflledi¤i dönemde liberal demokrasi ya hiç bulunmam›fl ya da kesintiye u¤ram›flt›r (Boron, 1985; Munck, 1985; Yalman, 1985). Dolay›s›yla, ithal ikameci politikalarla liberal demokrasi aras›nda bire bir neden sonuç iliflkisi kurmak da do¤ru olmayacakt›r. Azgeliflmifl ülkelerde II. Dünya Savafl› sonras›nda bafllayan demokratikleflme dalgas› 1960’lar›n ikinci yar›s›ndan itibaren tersine dönmeye bafllam›flt›r. Bu dönemde art›k ço¤u azgeliflmifl ülkede liberal demokrasilerin y›k›l›p yerlerine otoriter rejimlerin kurulmaya baflland›¤› görülmektedir. Otoriter rejimlerin kurulmaya bafllanmas›na yol açan temel geliflme ço¤u durumda ithal ikameci kalk›nma stratejisinin t›kanmas›yla bafllayan ekonomik krizin bu ülkelerde hegemonya krizlerine yol açmas›d›r. Ancak ekonomik krizle siyasal kriz aras›ndaki iliflkide unutulmamas› gereken önemli bir özellik, siyasal rejim de¤iflikliklerine yol açan geliflmenin ekonomik krizin do¤rudan bir sonucu olmaktan çok, siyasal rejimin ekonomik kriz nedeniyle yükselen toplumsal hoflnutsuzluklar› kontrol alt›nda tutabilecek ve yeniden yap›lanmay› sa¤layacak esnekli¤i göstermekteki baflar›s›zl›¤›d›r. Zira, ekonomik krizin gündeme getirdi¤i yeniden yap›lanmay› liberal demokrasi içinde kalarak baflarabilen ülkeler de bulunmaktad›r. Özellikle geliflmifl ülkeler gerek ekonomik krizin toplumsal sonuçlar›n› yumuflatabilecek olanaklara sahip olmalar›, gerekse siyasal rejimin toplumsal hoflnutsuzluklar› kontrol alt›nda tutmakta gösterdi¤i esneklik sayesinde, yeniden yap›lanmay› liberal demokrasi çerçevesinde gerçeklefltirmeyi baflarabilmifllerdir. Siyasal rejim de¤ifliklikleri konusunda ikinci önemli nokta, liberal demokrasilerin krize girmesinin yaln›zca yerleflik partilerin temsil krizine girmesi ve radikal hareketlerin güçlenmesinden kaynaklanmad›¤›d›r. Ço¤u durumda, toplumsal taleplerin sendikal vb. örgütlenmeler arac›l›¤›yla dile getirilebilmesi ve yerleflik partiler aras›nda toplumsal desteklerini kaybetmeme kayg›s›yla süren rekabet nedeniyle, uluslararas› ve yerli sermayenin ekonomik krize karfl› benimsedi¤i yeniden yap›lanma program›n› uygulamakta baflar› gösterilememesi de önemlidir. Bu durum, siyasal temsil sorunu yaflayan egemen s›n›flar› otoriter rejim seçene¤ine yönelten en önemli etkenlerden biridir.11 ‹thal ikameci kalk›nma stratejisinin 1960’lar›n ikinci yar›s›n-


Tarihsel Süreçte Azgeliflmifllik ve Demokrasi

dan itibaren krize girmeye bafllamas›ndan olumsuz etkilenen azgeliflmifl ülkeler, 1973-74 dünya ekonomik krizinden daha da a¤›r etkilendiler. Azgeliflmifl ülkelerin pek ço¤u 1973-74 dünya ekonomik krizine otoriter yönetimler alt›nda girerken, baz›lar›nda demokratik rejimler hâlâ ayakta duruyordu. Dünya ekonomik krizinin özellikle petrol ihraç etmeyen azgeliflmifl ülkeleri çok a¤›r bir biçimde etkilemesi ve egemen s›n›flar aç›s›ndan ekonomik yeniden yap›lanma program›n›n kaç›n›lmaz hale gelmesi, bu ülkelerin siyasal rejimleri üzerinde yeni bas›nçlar do¤urdu. Demokrasi ile yönetilen ülkelerde demokrasiyi krize sokan bu geliflme, otoriter yönetimler alt›ndaki ülkelerde de “diktatörlüklerin krizi”ne yol açt›.12 Ço¤u azgeliflmifl ülkede ithal ikameci politikalardan ç›k›fl ve neoliberal yeniden yap›lanma, otoriter yönetimler eliyle gerçeklefltirildi. Otoriter yönetimler eliyle uygulanan ekonomik politikalar, temelde ekonominin d›fla aç›lmas›n› ve yeni uluslararas› iflbölümüne uyumlu bir biçime dönüfltürülmesini sa¤lamaya dönüktü. Bu dönüflüm alt s›n›flar›n bask›lanmas›n› ve sosyal haklar›n önemli oranda afl›nd›r›lmas›n› gündeme getirdi. Neoliberal politikalar›n egemen k›l›n›p sosyal haklar›n afl›nd›r›lmas› süreci ise ço¤u durumda demokrasinin ya ortadan kald›r›lmas› ya da önemli oranda geriletilmesi yoluyla sa¤land›. Zira, neoliberal politikalar›n uygulamaya geçirilmesi esasen sermayenin ve s›n›f iliflkilerinin yeniden yap›lanmas› anlam›na geliyordu ve bunun için de s›n›fsal güç dengelerinde keskin bir de¤iflim gerçeklefltirilmesi gerekiyordu. Otoriter yönetimlerin gündeme geliflinin temel nedeni de buydu (Gülalp, 1993).13 Otoriter yönetimler bu misyonu “düzen ve istikrar› sa¤lama” gerekçesiyle meflrulaflt›rd›. Zira, ekonomik krizin yaratt›¤› toplumsal hoflnutsuzluklar liberal demokrasiler taraf›ndan özümsenememifl, parlamenter siyaset yozlafl›rken toplumsal çat›flmalar t›rmanm›fl, ço¤u ülkede radikal ak›mlar da güçlenmiflti. Otoriter yönetimler böylesi bir ortamda “ulusal güvenlik doktrini” çerçevesinde “düzen ve istikrar› kurmak” üzere bafla geçmiflti (Huntington, 1996). Zaten, otoriter yönetimlerin kendilerinden sonraki rejimlere devretti¤i en önemli miras da eme¤in siyasal yaflamdaki a¤›rl›¤›n›n ortadan kald›r›lmas› oldu (Gülalp, 1985; 1993).14 Ancak, ekonomik krize çözüm üretilememesi ve neoliberal politikalar bir süre sonra otoriter rejimlerin toplumsal deste¤inin erimesine yol aç›yordu. Pek çok ülkede bir yandan toplumsal hoflnutsuzluklar aç›k muhalefete dönüflmeye bafllar, bir yandan

149

12 Portekiz, ‹spanya ve Yunanistan’da diktatörlüklerin sona erip demokrasilerin kuruluflu süreci üzerine bir analiz için bkz. Poulantzas (1981). 13 Ancak, azgeliflmifl ülkeler aras›nda uluslararas› iflbölümüne kat›lma biçimi, s›n›f flekillenmeleri ve devletin rolü ve biçimi konusunda önemli ayr›mlar bulundu¤una iliflkin uyar› burada da ak›lda tutulmal›d›r. Bu ayr›mlar›n göz önünde bulundurulmas›, yeniden yap›lanma sürecinin bütün ülkelerde ayn› sonucu verdi¤i düflüncesine karfl› uyar›c› olacakt›r. 14 Otoriter yönetimlerle ilgili literatürde de t›pk› “popülizm”in bir devlet biçimi olarak kavramlaflt›r›lmas›nda oldu¤una benzer yöntem sorunlar› bulunmaktad›r. Nitekim, Guillermo O’Donnell’in (1985) “bürokratik otoriter devlet” kavram›, otoriter yönetimlerin “ithal ikamesinin derinleflme aflamas›na uygun düflen devlet biçimi” olarak nitelenmesi nedeniyle devlet biçimi ile siyasal rejim biçimi aras›nda ayr›m yap›lmamas›na yol açar. ‹kinci olarak, Brezilya örne¤inden yola ç›k›larak gelifltirilen bu “devlet biçimi” baz› önemli farkl›l›klara sahip baflka azgeliflmifl ülkelerle tam olarak örtüflmez. Örne¤in Türkiye


150

Faruk Ataay

gibi ithal ikamesinin derinleflme safhas›na geçilemeyen ülkelerdeki otoriter yönetimleri bu kavram› kullanarak analiz etmek olanakl› de¤ildir. Nitekim, Türkiye’nin geçirdi¤i dönüflüme iliflkin yayg›n bir yanl›fl, ithal ikameci sanayilerde yo¤unlaflan tekelci sermayenin d›fla aç›lma sürecinde ihracata dönük üretime geçti¤inin ileri sürülmesidir. Oysa, Türkiye’nin bu aflamaya ancak 1990’lar›n sonlar›nda geçebildi¤i bilinmektedir. Otoriter yönetimler konusunda bkz. Boron (1985), O’Donnell (1985), Oppenheimer ve Canning (1983), Poulantzas (1981), Yalman (1985), Gülalp (1985, 1993).

üst ve orta s›n›flarda yeni aray›fllar ortaya ç›karken, di¤er yandan da ordu içinde politikleflme e¤ilimleri bafl gösteriyordu. Bu durumda, otoriter yönetimler için ç›k›fl yolu genellikle demokrasiye dönüfl olmufltur. Bu aflamaya gelindi¤inde zaten otoriter yönetimler alt s›n›flar› depolitize ederek yeni bir hegemonyan›n kurulufl koflullar›n› da sa¤lam›fl görünüyordu. Dolay›s›yla demokrasiye son verilmesinin en önemli nedeninin ortadan kalkt›¤› koflullarda demokrasiye dönüflün önünde de bir engel kalm›yordu. Azgeliflmifl ülkelerde demokrasiye dönüfl dalgas› as›l olarak 1980’lerin bafllar›nda h›zlanmaya bafllam›flt›r. Demokrasiye dönüfl ço¤u durumda ordunun kontrolü alt›nda gerçekleflirken, ordunun demokrasiye dönüldükten sonra rejimin bir tür bekçili¤ini yapmaya devam etmesi, bunun için de baz› anayasal kurumlar oluflturulmas› genel bir özelliktir. Bir baflka deyiflle, ulusal güvenlik doktrini demokrasiye dönüldükten sonra da geçerlili¤ini sürdürmektedir. Demokrasiye dönüfl süreci ço¤u durumda muhafazakar politikac›larla askerler aras›ndaki bir uzlaflmaya dayanm›flt›r. Askerler ço¤u durumda, rejim içindeki a¤›rl›kl› yerlerinin korunmas› amac›yla muhafazakar politikac›lardan anayasal güvenceler elde etmekte güçlük çekmemifller, “istikrar”›n bozulmas› durumunda yönetimi tekrar ele almaktan kaç›nmayacaklar›n› göstermifllerdir (Herman-Petras, 1985; Savran, 1985; Gills vd., 1994). Demokrasiye geçiflin bir baflka temel özelli¤i, yeni demokrasilerin oldukça “k›s›tl›” olufludur. Özellikle sol partiler ve sendikal haklar üzerinde a¤›r k›s›tlamalar ya da yasaklar korunmufltur. ‹nsan haklar› ihlalleri ise askeri yönetim dönemine göre ancak bir ölçüde iyileflmifltir. Ço¤u durumda demokrasinin en temel biçimsel özelliklerinde bile önemli eksikler söz konusu olmufltur. Birçok örnekte, kurucu meclislerin ve anayasa komisyonlar›n›n do¤rudan askeri yönetim taraf›ndan atanmas›, ›smarlama muhalefet partileri kurdurulmas›, bu partilerin program›n›n, yöneticilerinin ve propaganda faaliyetlerinin do¤rudan dikte edilmesi, muvazaa biçiminde seçimler, seçim kampanyalar› üzerinde k›s›tlamalar, seçim harcamalar›nda adaletsizlik, seçim sürecinin s›k›yönetim alt›nda gerçekleflmesi, seçim hileleri, bas›n üzerinde koyu bir sansür, seçilmifl meclise askeri yönetimce üye atanmas›, oy say›s› ile milletvekili say›s› aras›nda büyük dengesizlikler do¤uran seçim yöntemleri gibi uygulamalar bu dönemde s›kl›kla görülmüfltür (Herman-Petras, 1985; Yetifl, 1997: 37-40). Sonuçta, demokrasiye dönüfl süreci pek çok ülkede gerçek bir demokratik aç›l›m sa¤lamaktan uzak kalm›fl, kurulan demokrasiler oldukça “k›s›tl›” ol-


Tarihsel Süreçte Azgeliflmifllik ve Demokrasi

mufltur. Ço¤u durumda, yeni rejimlerde yürütmeyi yasamaya karfl›, askeri bürokrasiyi seçilmifl yönetime karfl›, sermayeyi eme¤e karfl› güçlendirecek önlemler al›nm›flt›r. Yönetimde etkinlik ve istikrar sa¤lamak gerekçesiyle baflkanl›k sisteminin kurulmas› da pek çok örnekte tek adam yönetimlerine yol açm›flt›r. Nitekim, Gills ve arkadafllar›n›n yeni rejimleri “düflük yo¤unluklu demokrasi” olarak adland›rmalar› oldukça anlaml›d›r (1994). 1980’lerde demokrasiye geçiflin ekonomik durgunluk ve neoliberal politikalar›n tart›flmas›z egemenli¤inde gerçekleflmifl olmas› yeni demokrasiler üzerindeki en önemli bask› unsuru olarak ifllev görmüfltür. Seçimle gelen iktidarlar toplumsal istemlere yan›t veren ekonomik ve sosyal politikalar gelifltirme olana¤›na sahip olamam›fllar, otoriter yönetimlerce uygulanan ekonomik politikalar›n sürdürücüsü olman›n d›fl›na ç›kamam›fllard›r. “Ekonomik s›k›nt›lar›n geçici oldu¤una” ve “yap›sal uyumun sa¤lanmas›ndan sonra durumun düzelece¤ine” iliflkin vaatlerin bütünüyle karfl›l›ks›z kalmas›yla birlikte demokrasiye dönüfl oldukça k›s›tl› kalm›fl, siyasal ve sosyal haklar konusunda aç›l›mlar sa¤layan bir demokratikleflme süreci hiçbir ülkede gerçekleflmemifltir. Hatta, sosyal demokrat partilerin iktidar› da hiçbir ülkede bu genel e¤ilimin d›fl›na ç›kmam›flt›r. Bu durum, yeni rejimlerin toplumsal deste¤ini önemli ölçüde k›s›tlam›fl, ço¤u durumda siyasal partiler aç›s›ndan temsil krizine yol açm›flt›r. Dolay›s›yla, 1980’lerin sonlar›na gelindi¤inde rejimlerin k›r›lganl›¤› ve siyasal kargafla tehlikesinin varl›¤› bu ülkeler için genel bir özellik olmufltur (Gills vd. 1994).

IV. Yeni Demokrasi Dalgas› Dünya 1990’lara sosyalist blo¤un y›k›lmas›yla girdi. Sosyalist blo¤un y›k›l›fl›n›n azgeliflmifl ülkeleri de etkileyen önemli sonuçlar› oldu. Sosyalist blo¤un y›k›l›fl›yla kapitalizmin mutlak egemenli¤inin ilan edilifline paralel olarak liberal demokrasi de egemen siyasal model durumuna geliyordu. Bu dönemde bütün dünyaya yeni bir “demokrasi dalgas›” hakim oldu. Bu dalgayla pek çok ülke demokrasiye geçerken, demokrasiye 1980’lerin bafllar›nda geçilen ve “k›s›tl›” demokrasiler kurulan ülkelerde ise yeni bir demokratik aç›l›m yaflanaca¤› izlenimi do¤du15. Ne var ki yaflananlar asl›nda bu “iyimserlik dalgas›”n› hakl› ç›karacak kadar umut verici olmayacakt›r. Azgeliflmifl ülkelerde bir yandan dünyada esen demokrasi rüzgarlar›n›n etkileri yay›l›rken, bir yandan da neoliberal politikalar alt›nda süren “güdümlü” demokrasilerin t›kanmaya baflla-

151

15 Demokratikleflme süreci konusunda liberal perspektiften yap›lan de¤erlendirmeler için Diamond ve Plattner’a (1994; 1995), yeni sa¤›n demokrasi anlay›fl›n›n elefltirisi için de Mouffe’a (1985) bak›labilir.


152

Faruk Ataay

16 Azgeliflmifl ülkelerin d›fla aç›lma süreçlerinin “ticaret yoluyla bütünleflme” ve “finansal yolla bütünleflme” ayr›m›yla dönemlefltirilmesi için bkz. Oyan (1999), Yalman ve Bedirhano¤lu (2002).

d›¤› görülmekteydi. 1980’lerde dünya ekonomisiyle “ticaret yoluyla” bütünleflerek d›fla aç›lan azgeliflmifl ülkeler16, ekonomik büyümenin sa¤lanamamas›n›n ve toplumsal beklentilerin karfl›lanamamas›n›n yaratt›¤› bir t›kan›kl›kla karfl› karfl›ya kalm›fllard›. Bu durum, ayn› zamanda, liberalizasyon sürecinin ilerletilmesi için gerekli siyasi iradenin oluflturulmas›n›n önündeki en önemli engeli oluflturuyordu. Bu t›kan›kl›¤›n afl›l›p neoliberal yeniden yap›lanma sürecinin ilerletilmesi 1990’larda estirilen yeni demokrasi dalgas› ile mümkün oldu. Yeni demokrasi dalgas› iki ana unsurdan olufluyordu: Bir yandan baflta “finansal liberalizasyon” olmak üzere neoliberal yeniden yap›land›rma süreci ilerletilirken, bir yandan da ekonomik liberalizmin siyasal liberalizmle tamamlanmas›n› vaat eden bir demokratikleflme projesi gündeme getiriliyordu. Bu süreçte, bir yandan ekonomik sorunlar›n sorumlusu olarak devletin ekonomiye müdahaleleri gösterilir ve sorunlar neoliberal yeniden yap›lanman›n yeterince baflar›yla gerçeklefltirilememesiyle aç›klan›rken, bir yandan da neoliberalizmin zay›flayan toplumsal deste¤i neoliberal ekonomik politikalarla liberal demokrasiyi özdefllefltirmek yoluyla tazelenmeye çal›fl›l›yordu (Yalman ve Bedirhano¤lu, 2002). IMF ve Dünya Bankas› gibi uluslararas› örgütlerin azgeliflmifl ülkelere yazd›¤› reçetelerde de büyük a¤›rl›k kazanan yeni demokrasi projesinde “hukuk devleti”, “insan haklar›”, “hesap verebilir yönetim”, “yolsuzluklar›n önlenmesi”, “fleffafl›k”, “kat›l›mc› yönetim anlay›fl›”, “sivil toplum örgütlerinin güçlendirilmesi”, “yerindenlik” gibi ilkeler öne ç›k›yor, liberal demokrasinin bu tür temalar› neoliberal ekonomi politikalar›yla organik ba¤ içinde yeniden tan›mlan›yordu (Güler, 2003). Özellikle devletin ekonomiye yönelik müdahalelerinin azalt›lmas›n›n devletin demokratikleflmesinin ve “sivil toplumun güçlendirilmesinin” önemli bir koflulu olarak sunulmas›, neoliberal ekonomi politikalar›n›n liberal demokrasinin olmazsa olmaz koflulu olarak gösterilebilmesinde etkili oluyordu. Bu ideolojik dönüflüm, 1970-80’lerde daha çok otoriter rejimler ve muhafazakar yönetimler eliyle yürürlü¤e konan neoliberal politikalar›n, 1990’larda demokratik bir aç›l›mla birlikte yürütülece¤i izlenimini do¤uruyordu. Ancak, kat›l›m› art›rmay› vaat eden demokrasi retori¤ine paralel olarak teknokratik mekanizmalar›n güçlendirildi¤i görüldü. 1990’larda azgeliflmifl ülkelerde neoliberal politikalar›n hayata geçirilmesinde IMF ve Dünya Bankas› gibi uluslararas› örgütlerin “yönlendiricili¤i” daha da


Tarihsel Süreçte Azgeliflmifllik ve Demokrasi

belirgin duruma geldi. Ekonomik ve toplumsal sorunlar›n “teknik” bir bak›fl aç›s›yla ele al›nmas› gerekti¤ini ileri süren görüfllerin egemenli¤inde Merkez Bankas› özerkli¤i, üst kurullar gibi “teknokratik” mekanizmalar büyük a¤›rl›k kazand› (Burnham, 2003). Gerçekte bu yeni bir “otoriterleflme” biçimiydi (Y›lmaz, 2003: 86-87). Nitekim neoliberal reformlar›n gerçeklefltirilme biçiminin son derece “tepeden” olmas› bile demokratikleflme retori¤inin içinin ne kadar bofl oldu¤unu göstermeye tek bafl›na yeterliydi. Hukuk devletini gelifltirip insan haklar›n› güçlendirmeyi, çevreye duyarl› politikalar›n egemen olmas›n› ve yoksullu¤un önlenmesini vaat eden ve bu do¤rultuda “sivil toplum örgütlerinin” (STK) kat›l›m›n› öngören politikalar ise sürece damgas›n› vurabilmekten uzak “sembolik” ad›mlar olman›n ötesine geçemedi. Zaten “sivil toplum” daha çok “piyasa” ile ba¤lant›l› olarak anlafl›ld›¤› için, karar alma süreçlerine kat›lmas› düflünülen STK’lar da daha çok sermaye örgütleri oldu. Ekonomik liberalizmin siyasal liberalizmle tamamlanmas›n› sa¤layarak demokratik bir aç›l›m gerçeklefltirmeyi vaat eden bu süreç gerçekte, ekonomik liberalizmin meflrulaflt›r›lmas›n› ve daha özelde de ekonomik liberalizme karfl› oluflan toplumsal tepkilerin etkisizlefltirilmesini sa¤lad›. STK’lar›n kat›l›m›n› art›ran “yönetiflim” mekanizmas›n›n yayg›nlaflt›r›lmas› da kat›l›mc› bir demokrasi do¤rultusunda at›lan bir ad›m olmaktan çok, neoliberal politikalara yönelik toplumsal tepkilere öncülük etmesi olas› gruplar› sürece katarak içermeyi, böylece iyice artan toplumsal hoflnutsuzluklar›n örgütlü muhalefete dönüflmesini önlemeyi hedefledi. Bu biçimiyle, yönetiflim mekanizmas› ve STK’lar›n kat›l›m›, neoliberal politikalara yönelik muhalefetin bölünmesini ve siyasal hayatta a¤›rl›k tafl›yan toplumsal gruplar›n neoliberal politikalara kazan›lmas›n› sa¤lad› (Petras, 2002a; Yetifl, 1997: 47-51; WALD, 2001; Zabc›, 2000; 2002). Gerek yoksullu¤un önlenmesi projelerinin çok “sembolik” bir uygulama olarak kal›fl›, gerekse STK’lar›n kat›l›m›n›n kat›l›mc› bir demokrasiye yol açmamas›, gelir da¤›l›m›ndaki uçurumlar› azaltan yeniden bölüflüm politikalar›n›n ve “ç›kar gruplar›”n›n “uzlafl›”s›na dayal› ço¤ulcu bir demokrasinin gündemde olmad›¤›n› gösteriyordu. Gerçekleflen daha çok, yeni demokrasi dalgas›n›n neoliberal hegemonyan›n farkl› bir tarzda ve yeniden kurulmas›n› sa¤lamas› (Yetifl, 1997: 51), bunun için de yeni sa¤›n “ço¤ulculuk” temelinde yeniden tan›mlanmas› oldu (Zabc›, 2000). Ancak, bu “ço¤ulculuk” kesinlikle “ç›kar gruplar›n›n uzlafl›s›n›”

153


154

Faruk Ataay

17 Türkçe’ye A. B. Kafao¤lu taraf›ndan kazand›r›lan önemli bir derleme günümüzde azgeliflmifl ülkelerin içinde bulundu¤u koflullar›n anlafl›labilmesi aç›s›ndan oldukça yararl›d›r. Bkz. Kafao¤lu (2000).

gündeme getiren bir tarzda de¤ildi. 1990’larda azgeliflmifl ülkelerde, sermayenin hegemonyas›n› çeflitli toplumsal kesimlerin istemlerini içeren politikalarla geniflleten ve böylece neoliberal politikalar›n azalan toplumsal deste¤ini güçlendiren bir strateji de¤il, artan hoflnutsuzluklar›n muhalefete dönüflmesini önlemeyi hedefleyen bir strateji hayata geçiriliyordu. Bu strateji, bafllang›çta finansal liberalizasyonun yaratt›¤› geçici “bolluk” ortam›n›n yol açt›¤› yan›lsamalar sayesinde belirli bir toplumsal destek de sa¤lam›fl görünüyordu. Sermaye hareketlerinin serbestlefltirilmesinin azgeliflmifl ülkelerde geçici olarak döviz bollu¤u yaratarak tüketim mallar› ithalat›na dayal› yapay bir büyümeye yol açmas› ve bu sürecin yeni demokrasi projesi temelindeki ideolojik aç›l›mla birlikte yürümesi özellikle orta s›n›flar üzerinde etkili oluyor, neoliberal politikalara bu kesimlerin deste¤i sa¤lan›yordu. Ancak, çeflitli ekonomik ve sosyal politikalarla toplumun en genifl kesimlerinin deste¤inin al›nmas›n› hedefleyen bir strateji bu geçici bolluk döneminde bile gündeme gelmedi. Yeniden bölüflümcü politikalar vaat ederek iktidara gelen partiler de farkl› bir yol izlemedi. Gerçekleflen daha çok alternatif siyasal projelerin güçlenmesinin önlenmesine dönük politikalar›n egemen olmas›yd›. 1990'lar›n sonlar›na do¤ru azgeliflmifl ülkelerin hemen tamam›nda büyük finansal krizler yafland› ve toplumun büyük bölümü bu krizlerden a¤›r bir biçimde etkilendi.17 Bafllang›çta orta s›n›flar taraf›ndan da belli ölçüde çekici bulunan neoliberal politikalar, bu krizlerin ard›ndan yeniden toplumsal deste¤ini yitirmeye bafllad›. Bu koflullarda siyasal partiler aç›s›ndan temsil krizi daha da artan bir sorun olarak gündeme geldi. Zira, manevra alan› iyice daralan iktidarlar›n alternatif politikalar gelifltiremeyifli ve toplumsal taleplere yan›t veren politikalardan uzaklaflmas›, toplumsal desteklerinin de h›zla erimesine yol aç›yordu (Gills vd., 1994; Petras, 2003a, 2003b). Toplumsal taleplere yan›t vermeyi hedefleyen yönetimler ise sermayenin ciddi bir direnifli ile karfl›lafl›yordu (Petras, 2002b). Dolay›s›yla, günümüzde azgeliflmifl ülkelerde siyasal sistem aç›s›ndan temsil krizi ciddi bir sorun olarak varl›¤›n› korumaktad›r. Beklentilerin aksine, STK’lar ve yönetiflim mekanizmas› da bu sorunu hafifleten bir katk› sunabilmekten uzak kalmaktad›r. Ancak, neoliberalizme karfl› güçlü bir alternatifin günümüzde henüz ortaya konamam›fl olmas›, her krizden sonra liberalizasyon sürecini daha da ilerleten programlar›n uygulamaya geçirilebilmesine olanak sa¤lamaya devam ediyor. Bu nedenle, 1990'lar›n demokrasi dalgas›n› sona erdiren bir


Tarihsel Süreçte Azgeliflmifllik ve Demokrasi

"ters dalga" henüz ortaya ç›km›fl de¤il. Otoriter yönetimlere kay›fl alternatifi yerine, toplumsal deste¤ini yitiren siyasal oluflumlar›n seçim sürecinde devre d›fl› b›rak›l›p, neoliberal reform sürecinin yeni siyasal oluflumlar eliyle sürdürülmesi hâlâ geçerli bir alternatif olmay› sürdürüyor. Dolay›s›yla, neoliberal politikalar›n siyasal meflruiyete sahip yönetimler eliyle sürdürülmesi sa¤lanabildi¤i sürece liberal demokrasilerin de¤erini koruyaca¤› anlafl›l›yor (Petras, 2003b).

Sonuç Bu çal›flmada, azgeliflmifl ülkelerde siyasal rejim sorunlar›n›n tarihsel bir perspektifle ele al›nmas› hedeflendi. Demokratikleflme sorununun tarihsel ve güncel boyutlar› üzerinde durulurken, azgeliflmifl ülkelerde demokrasinin gelece¤ine iliflkin baz› k›s›tl› öngörülerde de bulunulmaya çal›fl›ld›. Günümüzde liberal demokrasi ile neoliberal politikalar aras›ndaki çeliflkilerden kaynaklanan sorunlar yak›c›l›¤›n› korumaya devam ediyor. Neoliberal politikalar›n mant›ki sonuçlar›na vard›r›lmas›n› öngören süreç, toplumsal kutuplaflmay› art›r›p hoflnutsuzluklar› yayg›nlaflt›rd›¤› ölçüde liberal demokrasilerin gelece¤ine iliflkin kayg› ve kuflkular› da gündemde tutuyor. ‹çinden geçti¤imiz süreçte azgeliflmifl ülkelerin içinde bulundu¤u koflullar, demokrasinin sa¤lam temeller üzerinde bulunmad›¤›n›, yaflam›n› son derece k›r›lgan bir zeminde sürdürdü¤ünü gösteriyor. Günümüzde “demokratik de¤erler” aç›s›ndan önemli bir sorun olarak görülen “toplumun genifl kesimlerinin siyasal süreçlerden d›fllanmas›”, “yurttafllar›n siyasete olan ilgisinin azalmas›”, “kat›l›m›n düflmesi”, “siyasetin uzmanl›k gerektiren teknik bir faaliyete dönüflmesi”, “medyan›n tek yanl› yay›nlar›n›n toplumsal sorunlar›n özgürce tart›fl›labilmesini engellemesi” gibi e¤ilimler, azgeliflmifl ülkelerde neoliberal politikalar›n egemenli¤ini korumas›n›n temel koflulu olarak ortaya ç›kmaktad›r. Bir baflka deyiflle, neoliberal politikalar egemenli¤ini sürdürdü¤ü müddetçe azgeliflmifl ülkelerde meflrulu¤unu “demokratik de¤erler”den alan “ço¤ulcu” bir demokrasi anlay›fl›n›n yaflama geçmesi olas›l›¤› çok güçlü görünmemektedir.n

155


156

Faruk Ataay

Geniflletilmifl Kaynakça

Amin, S. (1992) Üçüncü Dünyada Demokrasi ve Sosyalizm, çev. F. Baflkaya ve O. Etiman, Ankara: Mülkiyeliler Birli¤i Vakf›. Anderson, P. (1988) Gramsci: Hegemonya, Do¤u/Bat› Sorunu ve Strateji, çev. T. Günersel, ‹stanbul: Alan. Ar›n, T. (1986) “Kapitalist Düzenleme, Birikim Rejimi ve Kriz (II): Azgeliflmifl Kapitalizm ve Türkiye”, 11. Tez, 3: 86-125. Ar›n, T. (1997) “Anayasal ‹ktisat ve Refah Devleti”, Ekonomide Durum, 3-4: 41-106. Boratav, K. (1989) 1980’li Y›llarda Türkiye’de Sosyal S›n›flar ve Bölüflüm, ‹stanbul: Gerçek. Boron, A. (1985) “Hobbes ile Friedman Aras›nda Latin Amerika’da Ekonomik Liberalizm ve Burjuva Despotizmi”, çev. G. Türk, Dünün ve Bugünün Defterleri, Dünya Sorunlar› Dizisi, 2: 9-37. Burnham, P. (2003) “Küreselleflme, Apolitiklefltirme ve ‘Modern’ Ekonomi Yönetimi”, Praksis, 9: 163182. Diamond, L. ve M. F. Plattner (der.) (1995) Demokrasinin Küresel Yükselifli, Ankara: Yetkin. Diamond, L. ve M. F. Plattner (der.) (1994) Kapitalizm, Sosyalizm ve Demokrasi: Yeni De¤erlendirmeler, çev. E. Özbudun ve L. Köker, Ankara: TDV. Dinler, D. (2003) “Türkiye’de Güçlü Devlet Gelene¤i Tezinin Elefltirisi”, Praksis, 9: 17-54. Emrealp, S. (1984) Azgeliflmifllik ve Siyasal Yap›lar, Ankara: Birey ve Toplum. Ercan, F. (1996) Geliflme Yaz›n› Aç›s›ndan Modernizm, Kapitalizm ve Azgeliflmifllik, ‹stanbul: Sarmal. Ergut, F. (1994) “Demokrasi Tarihinin Öznesi”, Toplum ve Ekonomi, 6: 205-222. Ergut, F. (1995) “Demokrasi, Politik Toplum ve Parti”, Toplum ve Bilim, 68: 87-103. Ersoy, M. (der.) (1992) Emperyalizm, Geliflme ve Ba¤›ml›l›k Üzerine, Ankara: Verso. Ersoy, M. ve Ç. Keskinok (der.) (1984) Üretim Tarzlar›n›n Eklemlenmesi Üzerine, Ankara: Birey ve Toplum. Friedman, M. (1988) Kapitalizm ve Özgürlük, çev. D. Erberk ve N. Himmeto¤lu, ‹stanbul: Alt›n. Gills, B., J. Rocamora, R. Wilson (1994) “Düflük Yo¤unluklu Demokrasi”, Amin, S., N. Chomsky, A. G. Frank (der.), Düflük Yo¤unluklu Demokrasi: Yeni Dünya Düzeni ve Yeni Politik Güçler içinde, çev. A. Fethi, ‹stanbul: Alan. Gramsci, A. (1986) Hapishane Defterleri (Seçmeler), Çev. K. Somer, ‹stanbul: Onur. Gülalp, H. (1985) “Üçüncü Dünyada Devlet ve Demokrasi”, 11. Tez, 1: 70-81. Gülalp, H. (1993) Kapitalizm, S›n›flar ve Devlet, çev. O. Ak›nhay, A. Y›lmaz, ‹stanbul: Belge. Güler, B. A. (2003) “Yönetiflim: Tüm ‹ktidar Sermayeye”, Praksis, 9: 93-116. Hall, S, B. Lumley ve G. McLennan (1985) Siyaset ve ‹deoloji: Gramsci, Çev. S. Emrealp, Ankara: Birey ve Toplum. Herman, E. S. ve J. Petras (1985) “Latin Amerika’da ‘Canlanan Demokrasi’: Söylence ve Gerçek”, çev. M. Tunçay, Yap›t, 12: 70-85. Hodgson, G. (1988) Sosyalizm ve Parlamenter Demokrasi, 2. Bas›m, çev. A. Demirel, ‹stanbul: ‹letiflim. Huntington, S. P. (1996) Üçüncü Dalga: Yirminci Yüzy›l Sonunda Demokratlaflma, çev. E. Özbudun, Ankara: Yetkin. Kafao¤lu, A. B. (der.) (2000) 2000’li Y›llara Girerken Kapitalizm, çev. A. B. Kafao¤lu, ‹stanbul: Kaynak.


Tarihsel Süreçte Azgeliflmifllik ve Demokrasi

157

Laclau, E. (1998) ‹deoloji ve Politika, ikinci bask›, çev. H. Sar›ca, ‹stanbul: Belge. Lipietz, A. (1988) “Dünya Çap›nda Fordizme Do¤ru”, çev. N. Çak›r, Satl›gan ; N. ve S. Savran (der.), Dünya Kapitalizminin Bunal›m› içinde, ‹stanbul: Alan. Lipietz, A. (1993) “Uluslararas› ‹flbölümünde Yeni E¤ilimler: Birikim Rejimleri ve Düzenleme Tarzlar›”, çev. B. Peker, Toplum ve Bilim, 56-61: 58-82. Macpherson, C. B. (1984) Demokrasinin Gerçek Dünyas›, çev. L. Köker, Ankara: Birey ve Toplum. Mandel, E. (1995), “Yar›-Sömürge Ülkeler ve Yar› Sanayileflmifl Egemenlik Alt›ndaki Ülkeler”, çev. N. Saraço¤lu, Mandel, E. ve A. G. Frank (der.) , Ekonomik Kriz ve Azgeliflmifl Ülkeler içinde, ‹stanbul: Yaz›n, 55-86. Marshall, T. H. - T. Bottomore (2000) Yurttafll›k ve Toplumsal S›n›flar, çev. A. Kaya, Ankara: Gündo¤an. Mooers, C. (1997) Burjuva Avrupa’n›n Kuruluflu, çev. B. S. fiener, Ankara: Dost. Moore Jr, B. (1989) Diktatörlü¤ün ve Demokrasinin Tarihsel Kaynaklar›, çev. A. fienel ve fi. Tekeli, Ankara: Verso. Mouffe, C. (1985) “Demokrasi ve Yeni Sa¤”, Dünün ve Bugünün Defterleri, Dünya Sorunlar› Dizisi içinde, 1: 65-83. Munck, R. (1985) “Ba¤›ml› Toplumsal Oluflumlarda Siyasal Yap› ve Sermaye: Brezilya Örne¤i”, çev. fi. Akçar, Dünün ve Bugünün Defterleri, Dünya Sorunlar› Dizisi, 2: 38-57. O’Donnell, G. (1985) “Bürokratik Otoriter Devlet Yap›s›ndaki Gerilimler ve Demokrasi Sorunu”, çev. E. Ateflman, Dünün ve Bugünün Defterleri, Dünya Sorunlar› Dizisi, 2: 106-134. Oppenheimer, M. ve J. C. Canning (1983) “Bunal›m ve Ça¤dafl Toplumsal Kontrol Biçimleri”, çev: S. C›l›zo¤lu, Fröbel vd. (der.), Dünya Ekonomisi, Bunal›m ve Siyasal Yap›lar içinde, ‹stanbul: Belge. Oyan, O. (1998) Feodalizm ve Osmanl› Tart›flmalar›, Ankara: ‹maj. Oyan, O. (1999) Türkiye Ekonomisi, ikinci bas›m, Ankara: ‹maj. Petras, J. (2002a) Küreselleflme ve Direnifl, Çev: A. Ekber, C. Aflk›n ve Ç. Ar›n, ‹stanbul: Cosmopolitik. Petras, J. (2002b) “Darbenin Arkas›nda Beyaz Saray Var”, www.sendika.org/dosya/venezuella/petraschavez-2-html Petras, J. (2003a) “Neoliberalizm ve Seçimler”, çev. C. Salmaner, Cosmopolitik, 4: 62-69. Petras, J. (2003b) “Latin Amerika’da Güncel Durum”, http://www.sendika.org/makale/petras _20haziran 2003.html. Poulantzas, N. (1981) Portekiz, ‹spanya ve Yunanistan’da Geçifl Süreci, çev. B. Y›lmaz, ‹stanbul: Alan. Roberts, K. (2002) “Latin Amerika’da Popülizm ve Demokrasi”, çev. S. Özen, Cosmopolitik, 3: 134147. Savran, G. (1987) “Marx’›n Düflüncesinde Demokrasi”, 11. Tez, 6. Savran, S. (1985) “Latin Amerika’da Demokrasi Mücadelesi”, Yap›t, 12: 45-69. Thernborn, G. (1989) Sermaye Egemenli¤i ve Demokrasinin Do¤uflu, çev. fi. Tekeli, Ankara: Verso. Timur, T. (2000) Küreselleflme ve Demokrasi Krizi, ikinci bask›, Ankara: ‹mge. Turner, B. S. (1984) Marx ve Oryantalizmin Sonu, çev. Ç. Keskinok, Ankara: Kaynak. Tünay, M. (2002) “Türk Yeni Sa¤›n›n Hegemonya Giriflimi”, çev. N. Güvelo¤lu ve D. Dinler, Praksis, 5: 177-197. WALD (der.) (2001) Sivil Toplum Örgütleri: Neoliberalizmin Araçlar› m›, Halka Dayal› Alternatifler mi?, çev. I. Ergüden, ‹stanbul: WALD.


158

Faruk Ataay

Wood, E. M. (2003) Kapitalizm Demokrasiye Karfl›, çev. fi. Artan, ‹stanbul: ‹letiflim. Yalman, G. L. (1985) “‘Popülizm’, ‘Bürokratik Otoriter Devlet’ ve Türkiye”, 11. Tez, 1: 16-69. Yalman, G. L. ve P. Bedirhano¤lu (2002) “Neoliberalizmin Açmazlar› ya da Arjantin Fiyaskosunu Tart›flman›n Önemi”, Birikim, 154: 18-23. Yetifl, M. vd. (1997) “TÜS‹AD Raporu Üzerine Tart›flma” (yuvarlak masa), Marksizm ve Gelecek, 13: 30-53. Y›lmaz, Z. (2003) “Türkiye’de Devlet Hakim S›n›flar ‹liflkisi Üzerine Alternatif Bir Çerçeve Denemesi”, Praksis, 9: 55-92. Zabc›, F. Ç. (2000) “Küreselleflmenin Demokrasi Makyaj›”, Mülkiye, 220: 65-82. Zabc›, F. Ç. (2002) “Dünya Bankas›’n›n Küresel Pazar ‹çin Yeni Stratejisi: Yönetiflim”, SBF Dergisi, 57 (3): 151-179.


Praksis 10

| Sayfa: 159-210

Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›* Gülnur Acar-Savran kinci dalga feminizmin 1960’lar›n sonu ile 1970’lerin bafllar›nda ilk tart›flmaya bafllad›¤› teorik sorunlardan birisi kad›nlar›n karfl›l›ks›z ev eme¤i oldu. Ancak yine bu sorun, o günden bu yana feministlerin somut talepler ve politikalar üretmekte en çok zorland›klar› alanlardan birisini oluflturdu. Yelpazenin bir ucunda Marksizmden devral›nm›fl oldukça toptanc› ve kolayc› bir yaklafl›m var: Ev ifllerinin tümüyle toplumsallaflt›r›lmas›, yani ortak yemekhane – lokanta – çamafl›rhaneler, çeflitli çocuk bak›m merkezleri/kurumlar›... Öbür uçta ise bu toplumsallaflt›rma mant›¤›n› küçümseyen, “mesele[nin] esas olarak özel alan›n dönüfltürülmesiyle çözülebil[ece¤ini]“ (Düzkan, 1998: 13) savunan bir anlay›fl yer al›yor. Gerçekten de ev ifllerinin tümüyle toplumsallaflt›r›lmas› ne istenir, ne de mümkündür: Özünde soyutlukla malûl olan bu yaklafl›m› daha çok erkeklerin dile getirmesine de hiç flafl›rmamak gerekir. Ne var ki, erkekleri, basitçe ev iflleri diye adland›r›lan uçsuz bucaks›z görevler dizisini eflit biçimde paylaflmaya zorlaman›n pek bir yolu da yok gibi görünüyor. Yine de, “kad›nlar›n genel grevi tahayyülü”nü (Düzkan, 1998: 13) dile getirmenin, hatta bunu ayr›nt›land›r›p gelifltirmenin hiçbir sak›ncas› olmad›¤› gibi çok yararlar› da olabilir. Hatta bu tahayyülün (bir erke¤in korkusu olarak da okunabilecek) bir versiyonunu burada k›saca özetleyerek ifle bafllamak da mümkün:

Her fley 1990 y›l›nda bafllad› [...] Bütün kad›nlar erkekleri terk etmifller: kar›, k›z arkadafl, k›z çocu¤u, sevgili, kad›n flef, memure, anne, k›z kardefl, teyze, fahifle, yani hepsi. Neden, nas›l ve nereye? Bugüne kadar, yani 25 y›ldan beri bu sorular cevaps›z kal-

* Bu yaz›da, geçmiflte Nesrin Tura’yla birlikte yapt›¤›m›z çal›flmalardan çok iz var. Dahas›, yaz›n›n özellikle “bak›m”la ilgili bölümlerinde, iki çocuk büyüten (neredeyse yaln›z) bir anne olarak Nesrin yaflam prati¤iyle esin kayna¤› oldu benim için.


160

Gülnur Acar-Savran

1 Afla¤›da son bölümde de ortaya ç›kaca¤› gibi bu rakamlar ancak yaklafl›k hesaplara dayal› karfl›laflt›rmal› büyüklüklerdir. 2 Bu ünlü tart›flman›n bir özeti ve tart›flmaya kat›lanlar›n yaz›lar›ndan bir seçki için bkz. Tekeli (1981: 36-44).

d› [...] Bu dönemi erkek olarak yaflayan herkes, bu y›llar›n ne kadar kasvetli, umutsuz, öfkeli zamanlar oldu¤unu bilir... Oyun bitmiflti. Sorumluluklarla geçen günün sonunda yatak oyunlar›yla rahatlama olana¤› da yoktu. Yarat›c› erkeklerin her söylediklerini kafalar›n› sallayarak onaylayanlar, özenle haz›rlanm›fl börek ve pastalar, sevgiyle ütülenmifl kravatlar yoktu [...] Kaybolan mal›n, ‘kad›n›n’, de¤eri çok yükseldi¤i ve baflka bir alternatif de hiç veya hemen hemen hiç görülmedi¤inden, erkeklerin memnuniyetsizli¤i art›yordu. Eski duruma, kad›nlar istemedi¤i için dönülemezdi; yeni bir durum ise görünürde yoktu... (Godenzi, 1992: 7-10).

Ev eme¤i konusunda somut politikalar üretmek bir yana, kad›nlar›n ev içindeki u¤rafl›p didinmelerinin, bo¤az toklu¤una çal›flmalar›n›n görünür k›l›narak “ifl”, “karfl›l›ks›z emek” olarak adland›r›lmas› için bile feministlerin uzun çabalar› gerekti. Bu çabalar›n bir ürünü olarak, ev içinde kad›nlar›n yapt›klar›n›n düpedüz karfl›l›ks›z emek harcamak oldu¤unu ortaya koyan çarp›c› araflt›rmalar yap›lmaya baflland›: Örne¤in, 1990’lar›n bafllar›nda ‹skoçya’da yap›lan bir araflt›rmaya göre, kad›nlar›n evde harcad›klar› eme¤in de¤eri, bu ifllerin piyasadaki rayiç ücretleri üzerinden hesapland›¤›nda1 haftada 349 sterlin. Bu miktar, evde bir yafl›ndan küçük bir çocuk oldu¤unda 457 sterline ç›k›yor ki bu, orta düzeyde bir yöneticinin ücretine eflit ve ortalama ücretten % 70 fazla. (The Scotsman, 1993). Bu eme¤in görünmez oluflunun, emek ve üretim olarak adland›r›lmay›fl›n›n çeflitli ideolojik nedenleri vard›r. Bu ideolojik göz ba¤›n›n alt›nda ise, toplum bilimlerinin ve bu arada iktisat biliminin baz› belirleyici körlükleri yatar. Karfl›l›ks›z emek, çal›flma, üretim söz konusu oldu¤unda, bir tahlil arac› olarak kaç›n›lmaz bir biçimde gündeme gelen Marksizm de bu cinsiyet körlü¤ünden pay›n› alm›flt›r. Afla¤›da Marx’›n bu konudaki s›n›rlar›n› oluflturan çok temel yöntemsel sorunlar› k›saca ele alaca¤›m. Bu yöntemsel sorunlardan kimi, 1960’lar›n sonlar› ve 1970’lerin ilk yar›s›nda üretilmifl olan ve sonradan “ev eme¤i tart›flmas›”2 olarak adland›r›lacak olan çal›flmalarda devral›nm›flt›r. Nitekim bunlar›n ana gövdesini, kapitalizmde, öznesi toplumsal cinsiyetinden soyutlanm›fl bir ev eme¤inin tafl›d›¤› anlam üzerine yap›lm›fl tart›flmalar oluflturur. Tart›fl›lan konular›n bafl›nda da ev eme¤inin Marksist anlamda üretken emek olup olmad›¤›, yani art›k-de¤er üretip üretmedi¤i gelir. Afla¤›da da görece¤imiz gibi, bu tart›flmada karfl›l›ks›z ev eme¤ini harcayan›n neden kad›nlar oldu¤u sorusunun üzerinden atlan›r (Molyneux, 1992; Kaluzynska,


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

1980). Ayr›ca yaln›zca iflçi ailesi göz önüne al›nm›flt›r: Burjuva erkeklerin efllerinin ev emekleriyle ilgili hiçbir tahlil yoktur. Bu yaz›da önce, ev ifllerinin niteli¤i ve ev içindeki cinsiyetçi iflbölümüyle ilgili betimsel bir tablo çizmeye çal›flaca¤›m. Bu ilk bölümdeki verileri daha sonra baflvuraca¤›m kimi argümanlar› desteklemek için kullanaca¤›m. Bunun ard›ndan, “ev eme¤i tart›flmas›”n›n teorik kayna¤›na dönüp, ev eme¤inin görünmez oluflunda Marx’›n teorisinin pay›na düfleni ortaya koymaya çal›flaca¤›m. Bundan sonraki bölümde ise, sosyalist (Marksist) feministlerin gelifltirdikleri kapitalizm/patriyarka ikili¤ine dayal› yaklafl›m› ele alaca¤›m. ‹lk biçimiyle “ev eme¤i tart›flmas›”n›n teorik ufkunun d›fl›nda tutulan, aile içinde kad›nlarla erkekler aras›ndaki ç›kar çat›flmas›, bu yaklafl›mda tahlil konusu haline gelir: Kad›nlar›n karfl›l›ks›z ev eme¤inin hem kapitalizmin hem patriyarkan›n yeniden üretilmesindeki belirleyici rolü, o dönemin sosyalist feminizminin odak noktas›n› oluflturur. Bu bölümde bir yandan da maddecili¤in feminist tart›flmalardaki konumuna göz ataca¤›m. Yaz›n›n as›l odak noktas›n› bundan sonraki iki bölüm oluflturacak. Dördüncü bölüm Christine Delphy’nin “ev içi” ya da “ailesel” üretim tarz› teorisine ayr›lacak. Delphy, bir önceki bölümde sözü edilen “iki sistemli” teorilerin yeterince maddeci ve yeterince feminist olmad›klar› kan›s›ndad›r: Ona göre, patriyarkan›n tümüyle kendine özgü olan maddi temeli ev içi üretim tarz›d›r. Ev eme¤i tart›flmas›ndan iki sistemli teorilere ve buradan da Delphy’ye geldi¤imizde, Marx’›n kapitalizm tahlilinin belirli bir soyutlama düzeyine hapsolmufl olan bir yaklafl›mdan iyice uzaklafl›lm›flt›r. Ne var ki bu kez de kendi içine kapal› bir ev içi üretim tarz› anlay›fl›, ev eme¤ini tarihsel somutlu¤u içinde kavramam›za izin vermemektedir. Bunun bir uzant›s›, karfl›l›ks›z ev eme¤ine karfl› somut politikalar gelifltirmenin yolunun t›kanmas›d›r. Beflinci bölümde, dar anlamda ev ifllerinin yan› s›ra ev eme¤inin di¤er ana bilefleni oldu¤u üzerinde feministlerin genellikle uzlaflt›¤› “bak›m”3 sorununa e¤ilece¤im. Ev eme¤ini, toplum için vazgeçilmez olan bak›m ifllerini merkeze yerlefltirerek tan›mlad›¤›m›zda, bu eme¤in hak etti¤i a¤›rl›¤a ve (mübadele de¤erinin ötesindeki) “de¤er”e sahip olmas›n›n önü aç›l›r. Özel alan›n ötesine do¤ru uzanarak, karfl›l›ks›z bak›m eme¤iyle düflük ücretlidüflük prestijli bak›m eme¤i aras›ndaki süreklili¤i ortaya ç›karmak, somut politikalar gelifltirmek aç›s›ndan önemli bir s›çrama tahtas› olabilir. Bu, “ev içi üretim iliflkisi” kavram›n›n reddi anla-

161

3 “Bak›m” (care) kavram›n› bu aflamada, beslenme, temizlik türünden temel kiflisel ihtiyaçlar›n› gidermek için baflkalar›na ihtiyac› olan insanlara bu amaçla sunulan hizmet olarak tan›mlamakla yetinece¤im.


162

Gülnur Acar-Savran

4 Buradaki el koyma kavram›n›, Marksist kullan›mda oldu¤undan daha genifl bir anlamda kullan›yorum: Karfl›s›ndakinin eme¤ine el koyan›n bu yolla servetini büyüttü¤ünü kendili¤inden ima etmiyor bu kullan›m.

m›na gelse de, hiçbir flekilde karfl›l›ks›z ev eme¤inin kritik öneminin üstünün örtülmesi demek de¤ildir. Bu noktada yaz›n›n hedefi ve s›n›rlar›na iliflkin ek bir belirleme yapmak gerekebilir: Bu yaz›, karfl›l›ks›z eme¤e, örne¤in Marksist sömürü kavram›yla karfl›laflt›r›labilecek türden kavramsal bir tan›m getirmeye soyunmuyor. K›saca ifade edildi¤inde, yaz›dan murad›m flu: Kad›nlar›n ev/hane/aile içinde harcad›klar› eme¤in boyutlar›n›n, çeflitlili¤inin, a¤›rl›¤›n›n bir karfl›l›ks›z emek ve/ya da el koyma4 kavram› çerçevesinde teorilefltirilerek aç›klanmas›n›n gereklili¤ini ortaya koymak. Bütün kavramsal gedikleri kapatm›fl olma iddias›n› tafl›maktan uzak olan bu yaz› böyle bir tart›flmaya vesile olabilirse benim aç›mdan iflini görmüfl olacak.

Ev içi, Ev ‹fli, Bunu Yapan Kad›n Kifli Kad›nlar›n, ev ifllerinin karfl›l›ks›z bir emek harcama biçimi oldu¤unu a盤a ç›kar›p, bunu politik bir sorun olarak gündeme getirmelerinin önündeki bafll›ca engellerden biri, bu ifllerin bir sevgi iliflkisi içinde görülüyor olmas›d›r. Kad›nlar bu iflleri en sevdikleri, en yak›n olduklar› kifliler için yaparlar. Hatta sevginin, aflk›n d›fla vurulmas› olarak alg›lan›r bu ifllerin büyük bir bölümü. Bu öznel, ele gelmeyen, görünmeyen biçimiyle kad›nlar›n karfl›l›ks›z eme¤i “sevgi karfl›l›¤› çal›flma”d›r. Bu yan›lsamay› pekifltiren bir baflka olgu da bu ifllerin niteli¤iyle, nas›l bir çal›flma biçimi olduklar›yla ilgilidir: Bu ifllerin mesai saatleri yoktur; günlük yaflamla iç içe girmifl, onun parças› haline gelmifl bir emek sürecini oluflturur bunlar. Ev kad›nlar›n›n çal›flmalar›n›, bofl zamanlar›n›, günlük yaflamlar›n› birbirinden ay›rmak çok güçtür. Yap›lan ifller, günlük yaflam›n ta kendisidir. Çal›flma zaman› ile çal›flma d›fl›ndaki zaman ayr›lmaz birbirinden. Dinlenmek ise her zaman, yap›lmas› gereken ifllerden birinin yan›na eklenir: Dinlenirken sökük dikmek, al›flverifl listesi yapmak, oturdu¤u yerde çamafl›rlar› katlamak bu iç içeli¤in tipik örnekleridir. Kad›nlar ev içinde ifl yaparken de, ev d›fl›nda al›flverifl yaparken de, çocuklar› okula, kursa, derse götürürken de ev eme¤i zaman›n›n d›fl›nda de¤ildirler: “Günün ak›fl›, ev içindeki ve ev d›fl›ndaki çeflitli faaliyetlerin bir bileflkesi ...”dir (Tura, 1998a: 4). Ev ifllerine ayr›lan zaman dilimi günlük yaflam›n baflka faaliyetlerine ayr›lan zaman diliminden farkl›laflmad›¤› gibi, farkl› farkl› ev iflleri de birbirinden kolayca ayr›lmaz: Bir dizi ifl, iç içe girmifl, üst üste binmifl, birbiriyle parça parça eklemlenmifltir. Üstelik bu ifllerin nas›l s›ralanaca¤›, hangilerinin nereden bölü-


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

nüp neyle iç içe geçece¤i, ev kad›n›n›n kendi seçiminden çok evin di¤er fertlerinin, kocan›n ve çocuklar›n ihtiyaçlar›na göre belirlenir. Örne¤in, dar anlamda ev iflleri5 daha çok, ev kad›n›n›n evde yaln›z oldu¤u zamanlarda yap›l›rken, afla¤›da üzerinde duraca¤›m manevî – duygusal – iliflkisel emek, tan›m› gere¤i, kocan›n ve çocuklar›n evde olduklar› zaman süresi içinde ev kad›n›n›n da evde bulunmas›n› zorunlu k›lar ve merkezi konuma yerleflir (Tura, 1998a). Teknolojinin geliflmesiyle ve dünyan›n büyük bölümünde kad›nlar›n ücretli ifl gücüne kat›l›mlar›n›n artmas›yla birlikte ev ifllerine harcanan zaman›n azald›¤› tezi 20. yüzy›l›n son çeyre¤inden itibaren çok s›kl›kla dile getirilir oldu. Bu iddian›n iki boyutu var: Hem ev ifllerinin otomasyonu ve evde verilen hizmetlerin bir bölümünün metalaflmas› sonucunda ev ifllerine ayr›lan toplam zaman›n azald›¤› ileri sürülüyor; hem de kad›nlar›n ücretli ifllerde çal›flmalar›yla birlikte cinsiyetçi iflbölümünün kad›nlar lehine dönüflmeye bafllad›¤›. Dolay›s›yla bu ikisini ayr› ayr› ele almakta yarar var. Herfleyden önce, ev ifllerinin otomasyonu, haz›r giyim ve yiyecek sanayiinin geliflmesi baz› ifllerin yap›lmas›n› kolaylaflt›r›yor olsa bile, bir yandan sa¤l›k/hijyenle ilgili standartlar, öte yandan da sosyal prestij ölçütleri kad›nlar›n peflini b›rakm›yor: ‹fller ayr›nt›lan›yor, karmafl›klafl›yor, ev iflinin niteli¤i de¤ifliyor. Leonore Davidoff ev ifllerinin rasyonelleflmesinin önündeki as›l engelin, bu ifllerin ve iflbölümünün temelinde yatan iliflki oldu¤unu ileri sürer. Yazara göre, bu iliflkideki hiyerarflinin sürmesi söz konusu hizmetlerin sunulmas›yla sa¤lan›r: Bu ifllerin elle yap›lmas› daha makbuldür; etkinlik aray›fllar› iflin özüyle çeliflir; emek yo¤un ifller kad›nlar›n sevgilerini kan›tlamalar›n›n daha uygun bir yoludur (2002a; ayr›ca bkz. Jackson 1992; Thomas ve Zmroczek, 1985). Öte yandan, çocuk say›s›n›n azalmas› çocuklar›n bak›m› ve yetifltirilmesi için harcanan eme¤in azald›¤› anlam›na hiç gelmez: Az çocuk karfl›l›¤›nda çok bak›m dayat›lmaktad›r kad›nlara. T›p, pedagoji, psikoloji, annelik ve çocukluk tan›mlar›n› belirler ve denetlerken, gelifltirici faaliyetler ve e¤itim piyasas› giderek çocuk üretimini bir sanayi, anneleri de bu sanayiin emekçileri haline getirmifltir. Heidi Hartmann’a göre, 1920–1960 döneminde A.B.D. ve Sovyetler Birli¤i’nde ev ifllerine harcanan toplam zaman azalmazken, 1965–1975 döneminde, feminist mücadelenin etkisiyle ev ifllerine atfedilen anlam ve önemin de¤ismesiyle de (cinsiyetler aras› iflbölümünün de¤il!) bu süre biraz k›salm›flt›r (Hartmann, 1987). Ancak, flimdilik ç›plak gözle yap›lan

163

5 Bunlar için harcanan eme¤e maddi emek demek mümkündür.


164

Gülnur Acar-Savran

bir gözleme dayansa da, 20. yüzy›l›n son çeyre¤inde, en az›ndan dünyan›n baz› bölgelerinde, Davidoff’un sözünü etti¤i normlar›n yeniden bask›n hale geldi¤ini söylemek yanl›fl olmaz: Sa¤l›kl› beslenme ve ekolojik ürünler tüketme kayg›lar›n›n yayg›n bir ideoloji haline gelmesi, sadece kapitalizmin kâr güdüsünü doyurmakla kalm›yor, ayn› zamanda toplumsal cinsiyet hiyerarflisini de yeniden üretiyor. Kuflkusuz burada flöyle bir ay›r›m yapmakta yarar var: Bu normlar esas olarak orta s›n›f kad›nlar›n›n yaflam›n› etkilerken, daha yoksul kesimlerde yoksullaflman›n etkileri karfl›s›nda ayakta kalabilmek için ev içi üretimin art›r›lmas› söz konusu. Kad›nlar›n ücretli ifllerde daha çok çal›flmaya bafllamalar›yla birlikte erkeklerin daha çok ev ifli yapt›klar› ve kad›nlar›n paylar›na düflen bak›m ve ev ifllerinin azald›¤› ise düpedüz bir efsanedir! Ev içindeki cinsiyete dayal› iflbölümünün direngenli¤i gerçekten çarp›c›d›r. Çeflitli çal›flmalardan ç›kan sonuca göre (Morris, 1993; Wheelock, 1990; Hartmann, 1987), kad›nlar›n daha çok istihdam edilmesi kendi bafl›na kar›koca aras›ndaki iflbölümünü de¤ifltirmez. Kad›n›n ücretli bir iflte çal›flmas›n›n ev içindeki iflbölümünü etkilemesi için evin geçimini onun sa¤l›yor olmas› gerekir. Ama daha da önemlisi erke¤in iflsiz olmas›d›r: Erke¤in iflsiz kald›¤› evlerde, roller tümüyle tersyüz olmasa da, yani kad›n iflten döndü¤ünde (ailesini geçindiren erkekten farkl› olarak) ev ifllerinin önemli bir bölümünü üstlenmeye devam etse de, geleneksel iflbölümünden ifl paylafl›m›na do¤ru bir geliflme gözlenir. Yine de, ev iflleri ve çocuk bak›m›n›n çekirdek bölümü kad›n›n omuzlar›ndad›r; yani kad›n bu durumda da, erke¤in ücretli bir iflte çal›fl›rken üstlendi¤inden çok daha önemli bir bölümünü üstlenir ev ifllerinin. ‹flsiz erkekler üzerine Bat›’da yap›lan bu tür araflt›rmalar›n sonuçlar›na yak›n sonuçlar› bizde de gözlemek mümkün, ancak burada, iflsiz de olsalar erkeklerin ev ifllerine kat›l›m› yine baz› koflullara ba¤l›. Hale Bolak ilginç bir örnek aktar›yor: “Erkeklerin katk›lar›... ço¤u kez kar›lar› akflam iflteyken çocukla ilgilenmekle k›s›tl›... bir kad›n bu nedenle gündüzcü iflinden vardiyal› ifle geçti¤ini söylemektedir” (1990: 225). Bu, cinsiyetçi iflbölümünün direngenli¤ini yeterince belgeleyen bir itiraft›r. ‹flbölümünde anlaml› bir de¤ifliklik oldu¤unda da bu de¤ifliklik somut koflullar›n dayatt›¤› pragmatik bir çözüm olarak geliflir. ‹flbölümüyle ilgili daha kapsaml› de¤erlendirme ve yaklafl›m de¤iflimlerini beraberinde getirmez (Wheelock, 1990:120). Dolay›s›yla, ancak koflullar›n de¤iflmesiyle geriye döndürülebilecek bir düzelme


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

söz konusudur. Bütün bunlar›n d›fl›nda, çeflitli çal›flmalarda var›lan ortak görüfllerden biri de fludur: Kad›nlar ücretli bir iflte de çal›flmaya bafllad›klar›nda ev ifllerine daha az zaman ay›rsalar da, çifte ifl yükü toplam çal›flma saatlerini art›rmaktad›r (Hartmann, 1987; Delphy 1984; Delphy ve Leonard, 1992). Öte yandan, kad›nlar›n yar›m günlük ve esnek ifllerde çal›flmalar›n›n artmas›yla birlikte, bir nokta daha iyice belirginleflmifltir: Yar›m günlük ifller, kad›nlar için büyük bir tuzakt›r. Bu tür ifllere geçen kad›nlar›n kocalar›, zaten son derece az olan ev ifli katk›lar›n› tümüyle çekerler. Yar›m günlük ifller, kad›nlar›n ev ifli ve bak›m yükümlülüklerinin, ev d›fl›nda çal›flmad›klar› durumda oldu¤u gibi korunmas›na hizmet eder. Bu iflbölümü, erkekler iflsiz kald›¤›nda da de¤iflmez. Dolay›s›yla, erkeklerin iflsiz kalmalar›n›n ev içindeki iflbölümünü de¤ifltirebilmesi için kad›nlar›n ev d›fl›nda tam gün çal›flmalar› gerekmektedir (Morris, 1993). Erkeklerin, bak›m ve ev ifllerini, bir ifl paylafl›m›ndan söz etmeyi mümkün k›lacak ölçüde üstlenmeleri, ancak her ikisi de ev d›fl›nda tam gün çal›flan ve ifllerinin statüsü de ücretleri de eflit olan çiftlerin durumunda gerçekleflir. Bu da genellikle, her ikisi de meslek sahibi olan üst-orta s›n›ftan çiftler için söz konusudur. Lydia Morris (1993: 51) flu sonuca var›r: “Kad›nlar›n ücretli eme¤i hem ücret hem de statü aç›s›ndan erkeklerin eme¤iyle eflde¤erli olmaya yaklaflmad›¤› sürece, erkekler iflsiz kald›klar›nda bile ev içi rollerin önemli ölçüde yeniden de¤erlendirilmesi pek olas› görünmemektedir.” Erkeklerin ev ifllerine nicel olarak ne kadar kat›l(ma)d›klar›n› belgelemeye çok fazla gerek yok. Ayr›ca, bu ifllere kenar›ndan k›y›s›ndan kat›ld›klar›nda nas›l kat›ld›klar›, bunun a¤›rl›kl› olarak kriz anlar›nda, ifle ve okula yetiflmek için zaman bask›s› oldu¤unda, hastal›kta ve esas olarak “yard›m” biçiminde gerçekleflti¤i de yeterince bilinir. Temelde geçici ve ar›zî olan bu kat›l›m›n süreklilik kazanmas› ise, ancak çok istisnaî durumlarda söz konusu olur. Bunlar erkeklerin yapmaktan özel olarak zevk ald›klar›, uzmanl›k alanlar› oldu¤una inand›klar›, seçerek yapt›klar›, özel ifllerdir: Mangalda et-bal›k, salata, rak› sofras›, orta s›n›f erkekleri için klasikleflmifl örneklerdir. Bat›’daki güncel geliflmeler aç›s›ndan bir baflka çarp›c› olgu da ev ve bak›m ifllerinin kad›nlar aras›ndaki yeniden da¤›l›m›d›r. Türkiye gibi, hem akrabal›k ba¤lar›n›n ve komfluluk iliflkilerinin varl›¤›n› hâlâ önemli ölçüde sürdürdü¤ü hem de ücretli ev iflçili-

165


166

Gülnur Acar-Savran

6 Bu konuda daha ayr›nt›l› bir çözümleme için bkz. Tura (1998b).

¤i ve bak›c›l›¤›n görece yayg›n oldu¤u ülkelerde al›fl›lm›fl olan bir kad›nlar aras› iflbölümü giderek Bat›’da da yayg›nlafl›yor. Herfleyden önce, art›k daha çok say›da görece nitelikli emek sahibi evli kad›n çocu¤u oldu¤unda iflinden ayr›lm›yor. Ama buna bir de sosyal devlet hizmetlerinin çökme e¤ilimi ekleniyor. Ne var ki bu, cinsiyetler aras›ndaki iflbölümünü de¤ifltirmeden önce özellikle de bak›m ifllerinin kad›nlar aras›nda yeniden da¤›l›m›na yol aç›yor: Arkadafllar, komflular, (varsa) yak›n akrabalar ve ücretli bak›c›lardan oluflan bir kad›nlar a¤› içinde bölüflülüyor bu ifller. Bu a¤›n örgütlenmesini genellikle anne üstleniyor ve yabana at›lmayacak karmafl›kl›kta bir yöneticilik görevi yerine getiriyor. Maria S. Rerrich’in (1996: 30) Almanya örne¤inden hareketle çizdi¤i tablo bu durumu canl› bir biçimde anlat›r: “Genellikle anneler eflgüdümü sa¤layan örgütçülerdir; sürekli olarak aile fertlerinin ve yard›mc›lar›n programlar›n› düzenleyerek, çeflitli faaliyetleri yeniden ve yeniden örgütleyerek, ifl piyasas›ndaki kendi faaliyetleri için ‘zaman aral›klar›’ açmaya çal›fl›rlar.” Bu karmafl›k organizasyonu mümkün k›lan bir geliflme de esnek çal›flma uygulamalar›d›r: Bu orta s›n›f kad›nlar›n birço¤u evde çal›flma, esnek ifl saatleri, yar›m gün çal›flma, hafta sonu çal›flma gibi ifl düzenekleri içinde yer al›rlar. Bu yeniden da¤›l›m›n karfl› taraf›nda ise, göçün, yoksullu¤un, yaln›z anneli¤in ortaya ç›kard›¤› düflük ücretli bir ifl gücü arz› vard›r. Bu kad›nlar›n sundu¤u ifl gücü, ilk gruptaki kad›nlar›n kendi “yükümlülükleri” olan bak›m ve ev ifllerini ücret karfl›l›¤› baflka kad›nlara devretmelerini mümkün k›lar. Bu dolafl›mda kocalar›n pay› yok denecek kadar azd›r: Belki bak›c›lar›n arabayla getirilip götürülmeleri, belki çamafl›r makinas›n›n çal›flt›r›lmas›, belki çocuklar›n okula götürülmesi ve al›flverifl... Yazara göre burada söz konusu olan, “yeniden üretim alan›ndaki patriyarkal iflbölümünün... kad›nlar aras›nda yeni eflitsizlik örüntülerinin oluflmas›yla... modernleflmesi...”dir (Rerrich, 1996: 32). Ancak bu eflitsizli¤in müsebbibi, ifl gücü piyasas›nda ayakta kalabilmek için bak›c› kad›nlar›n ücretli eme¤ine baflvuran orta s›n›f kad›nlar› de¤il, iki kad›n grubunu karfl› karfl›ya getiren patriyarkal kapitalizmdir.

Marx’›n Soyutlamalar› “Ev eme¤i tart›flmas›”n›n kendisini hapsetti¤i soyutlaman›n kayna¤›n› Marx’›n yap›t›nda aramak son derece do¤al görünüyor. Bunun için de ifle Marx’›n (ve Engels’in) aile konusundaki görüfllerinden bafllamak gerekiyor.6 Marx ve Engels burjuva aile-


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

siyle iflçi ailesini birbirinden kopararak ele al›rlar. Burjuva ailesiyle ilgili temel tezleri, bu ailenin temelinde özel mülkiyetin yatt›¤›d›r. Engels, Morgan’›n yap›t›ndan ve Marx’›n notlar›ndan yararlanarak kaleme ald›¤› Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni (1971) adl› yap›t›nda, aile içindeki erkek bask›s›n›n kayna¤›nda, erke¤in, vârislerinin kendi çocuklar› olmas›n› güvence alt›na almak için kad›n›n bedenini, cinselli¤ini, giderek tüm kimli¤ini denetlemesinin yatt›¤›n› ileri sürer. Marx ve Engels’in aileyle ilgili gözlemlerinin tümü de bu temel anlay›flla tutarl›d›r. Öte yandan, iflçi ailesiyle ilgili tespitlerin tümünün özünde ise bir ç›karsama yatar: Ailenin temeli özel mülkiyet oldu¤una ve iflçi ailesi de özel mülkiyetten yoksun oldu¤una göre, iflçiler aras›nda aile her an çözülmeye haz›rd›r; hatta iflçi ailesi temelde bir yokluktur, bir aile olmay›flt›r: “...proleterler aras›nda ailenin fiilen var olmay›fl›...” (Marx ve Engels, 1993: 129) dolay›s›yla da, Marx’›n varsayd›¤›, Engels’in ise tahlil etti¤i aile esas›nda burjuva ailesidir. ‹flçi ailesiyle ilgili olarak tahlil ad›n› hak edecek önemli fleylere rastlamak mümkün de¤ildir. Engels hiçbir noktada flu soruyu sormaz: Devredecek özel mülkiyeti olmayan iflçi s›n›f› neden özel mülkiyetin miras yoluyla devrine ba¤l› olarak oluflmufl bir aile biçimini benimsemifl olsun (Himmelweit, 1991: 209)? Engels'in teorisi burjuva ailesi için (k›smen) geçerli olsa bile, (özel mülkiyet temelinde) iflçi ailesini aç›klamakta tümüyle yetersiz kal›r. Bu durumda iflçi ailesini toplumsal bir yap› olarak tahlil edebilmek ve iflçi s›n›f› içindeki erkek egemenli¤inin yasland›¤› maddi temeli aç›klayabilmek için Marksizmden yararlan›labilir mi? Bir koflulla: Marksizmin kimi yöntemsel önermelerini, tarihsel maddecili¤in iskeletini oluflturan kimi kavramlar›n› elefltirel bir biçimde geniflleterek. Bu kavramlar›n bafll›calar› yeniden üretim ve emek kavramlar›d›r. Marx, kapitalizmin özgül dinamiklerini inceledi¤i tarihsel somutluk düzeyinde, emekten de¤il ücretli emekten ve özel mülkiyetin en geliflmifl biçimi olan sermayeden söz eder. Ancak, bu kavramlar› gelifltirirken, bunlar›n tarihsel özgüllük tafl›yan toplumsal iliflki biçimleri oldu¤unu ortaya koyarken, kafas›n›n gerisinde baflka bir düzlemin, maddeci tarih anlay›fl›n›n kavramlar› vard›r. ‹nsan›n do¤ayla ve baflka insanlarla kurdu¤u ve tarih boyunca çeflitli biçimlere bürünerek varl›¤›n› sürdürmüfl (ve sürdürecek) olan iliflkileri anlatan kavramlard›r bunlar: Emek, üretim, yeniden üretim, üretim iliflkileri, üretici güçler... Marx’›n teorisinin elefltirelli¤i bu iki farkl› düzey aras›nda kurdu¤u özel ba¤lan-

167


168

Gülnur Acar-Savran

7 Marx burada her iki iliflkinin de hem do¤al hem toplumsal boyutlar› oldu¤unu söylemektedir, ilk iliflkinin do¤al ikincinin toplumsal oldu¤unu de¤il. 8 Köken’in editörü, söz konusu al›nt›yla ilgili olarak flöyle bir dipnot düflmüfl: “Engels burada türün üretilmesiyle yaflama araçlar›n›n üretimini, toplumun ve toplumsal kurumlar›n geliflmesindeki belirleyici flartlar olarak, ayn› plana koyarak hata yap›yor. Ama eseri boyunca, tersine... esas faktörün... maddi üretim biçimi oldu¤unu gene bizzat Engels gösteriyor” (1971: 14).

t›dan kaynaklan›r. Ekonomi politi¤in, kapitalizmin ufkuna hapsolmufl bak›fl›n› aflman›n yolu, art›k-de¤erin art›k-ürünün özgül bir biçimi, de¤erin içeri¤inin eme¤in özgül bir biçimi olan soyut emek oldu¤unu ortaya koyan bir biçim/içerik ve tarih/do¤a diyalekti¤ini kavramaktan geçer. Maddeci tarih anlay›fl›n›n formüle edildi¤i yap›tlardan ikisinde, iflçi s›n›f› içindeki erkek egemenli¤iyle ilgili bir tahlile kap› aralayan baz› ipuçlar› bulabiliriz. Marx ve Engels Alman ‹deolojisi’nde, Engels ise Köken’de toplumlar› belirleyen iki tür iliflkiden söz ederler: “Yaflam› üretmek, hem iflle kendi öz yaflam›n›, hem de üreme yoluyla baflkas›n›n yaflam›n› üretmek... bu noktada art›k çifte bir iliflki olarak görünmektedir, bir yandan do¤al bir iliflki olarak, öte yandan da toplumsal bir iliflki olarak...” (Marx ve Engels, 1992: 51, de¤ifltirilmifl çeviri).7 Ve Maddeci anlay›fla göre, tarihteki egemen faktör, son tahlilde, maddi hayat›n üretimi ve yeniden üretimidir. Ama bu üretim ikili bir tabiata sahiptir. Bir yandan, yaflama araçlar›n›n, beslenmeye, giyinmeye, bar›nmaya yarayan fleylerle bunlar›n gerektirdi¤i aletlerin üretimi; öbür yandan bizzat insanlar›n üretimi, türün üremesi. Belli bir tarihsel dönem ve belli bir ülkedeki insanlar›n içinde yaflad›klar› toplumsal kurumlar, bu iki türlü üretim taraf›ndan, bir yandan çal›flman›n, öbür yandan da ailenin eriflmifl bulundu¤u geliflme aflamas› taraf›ndan belirlenir (Engels 1971: 14).

Özellikle ikinci al›nt›da, üretim ve türün üremesi ve idamesi anlam›nda yeniden üretim, bütün ça¤larda toplumsal yap›lar› belirleyen en temel maddi süreçler olarak an›lmaktad›r. Baflka bir deyiflle, toplumlar›n maddi temelinde üretim iliflkilerinin yan› s›ra yeniden üretime de böylelikle yer aç›l›r. Kad›nlar›n ezilmesini, farkl› üretim iliflkileri çerçevesinde oluflan farkl› yeniden üretim süreçlerini, yani farkl› aile/hane biçimlerini aç›klayabilecek bir teorinin yap› tafllar›n› iflte bu yeniden üretim kavram›n›n çevresinde aramak gerekir. Ne var ki, sözü geçen al›nt›larda vaadedilen fley gerçeklefltirilmez. Marx ve Engels bu yöntemi kapitalizmin tahlilinde uygulamazlar. Engels, Köken’in “Önsöz”ünde söyledi¤inin tersine, kitab›n ana gövdesinde aileyi tahlil ederken sadece üretim iliflkilerine, bu somut durumda özel mülkiyete gönderme yapmakla yetinir.8 Böyle oldu¤u için de, iflçi ailesinin dönemsel dalgalanmalar ötesinde varl›¤›n› sürdürmesini mümkün ve gerekli k›lan maddi temeli, emek gücünün yeniden üretimini tümüyle gözden kaç›rm›fl olur. Yeniden üretim kavram›n›n Marx’›n yap›t›ndaki konumuna


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

döndü¤ümüzde iki farkl› kullan›mla karfl›lafl›r›z. Kapitalist üretim sürecinde iflçi s›n›f›yla burjuvazinin, ya da ücretli emekle sermayenin ve bunlar aras›ndaki iliflkinin yeniden üretilmesi sürecini Marx toplumsal yeniden üretim olarak kavramlaflt›r›r ve ço¤unlukla yeniden üretim kavram›yla kastetti¤i budur. Bunun yan› s›ra, sözünü etti¤im s›n›rl› say›da örnekte, insanlar›n yeniden üretiminden yani soyun yenilenmesinden söz eder Marx. Marx’›n anlat›m›nda, kapitalizmde üretim ile yeniden üretim iç içedir. Üretim sürecinin bizzat kendisi, bir kez daha bafllayabilmesi için gerekli olan koflullar›n dolafl›m alan› d›fl›nda kalan bölümünü üretir: iflçiyi emek gücünden baflka satacak bir fleyi olmayan mülksüz olarak, kapitalisti de emek gücü sat›n alma gereksiniminde olan mülk sahibi olarak. Ancak, kapitalist yeniden üretim sürecinin bütünü içine Marx, ayr›ca, bölüflüm ve mübadele u¤raklar›n› da dahil ederek, ücretli emek – sermaye iliflkisinin yeniden üretimini somutlaflt›r›r. Bu toplam yeniden üretim sürecinin tahliline iki fleyi dahil etmez Marx. Bunlardan ilki, halihaz›rda faal olan emek gücünün yeniden üretimidir. Baflka türlü söyleyecek olursak, iflçilerin bireysel tüketim süreçlerini, ücretleriyle ald›klar› geçimlik mallar›n tüketilebilir hale gelmesi için harcanan eme¤i tahlil d›fl›nda tutar. Yöntemsel metinlerde bir vaat olarak yer alsa da, kapitalizmin tahlilinde bir kör nokta olarak duran ikinci yeniden üretim u¤ra¤› ise, insanlar›n üretimi, gelecek kuflaklar›n do¤urulmas›, bak›lmas›, yetifltirilmesidir. Asl›nda toplumsal yeniden üretimin farkl› u¤raklar› olan bu iki boyutun tahlil d›fl› tutulmas› Marx aç›s›ndan bir sorun oluflturmaz. Kapital’de flöyle der Marx: “‹flçi s›n›f›n›n yaflamaya devam etmesi ve yeniden üretilmesi, sermayenin yeniden üretilmesinin her zaman için zorunlu bir kofluludur. Ama kapitalist, bunun yerine getirilmesini, emekçinin hayatta kalma ve üreme içgüdüsüne rahatça b›rakabilir” (2000: 546). Marx burada, iflçinin kapitalizm öncesinin emekçilerinden farkl› olan “özgürlü¤ü”nden söz etmektedir: Emek gücünü istedi¤i patrona, geçici bir süre için satma özgürlü¤ünden. Ücretli eme¤in bu özgüllü¤ünün tarihsel olarak ortaya ç›kmas›, yani emek gücünün yeniden üretiminin sermayenin katk›s› ve denetimi d›fl›nda sa¤lanmas›n›n mümkün olmas›, bu gere¤in ifl günü ve mekân› d›fl›nda karfl›lan›yor olmas› anlam›na gelir. Bu, bir yan›yla da, sermaye iliflkisinin d›fl›nda, yani metalaflmam›fl iliflkiler içinde gerçekleflen bir yeniden üretim süreci demektir. Kad›nlar›n iflçi ailesi içindeki efl ve anne konum-

169


170

Gülnur Acar-Savran

lar› tam da böyle metalaflmam›fl iliflkilere iflaret eder (Briskin, 1980: 153). Baflka türlü söylendi¤inde, ücretli eme¤in ortaya ç›k›fl›n›n tarihsel koflullar›ndan biri de bu yeniden üretim sürecini üstlenecek belli öznelerin varl›¤›d›r. Patriyarka, toplumsal cinsiyeti belirli bu öznelerin tarihsel kuruluflunu sa¤lam›flt›r. Marx kapitalizmin üzerinde yükseldi¤i somut tarihsel koflullar› sayarken de, bu özel koflula hiç de¤inmez. Sermaye birikimini anlat›rken ele ald›¤› baflka tarihsel koflullardan farkl› olarak bunu hiç gündeme getirmeyifli, yukar›daki al›nt›da da oldu¤u gibi Marx’›n meseleye “içgüdüler” düzeyinde yaklaflmas›yla yak›ndan ba¤lant›l›d›r. Soyutlamas›n› fazla ileri götürmüfltür Marx: Emek gücünün yeniden üretiminin bu boyutunu yaln›zca belirli tarihsel koflullardan de¤il, genel olarak tarihsellikten soyutlam›flt›r. Bu soyutlamayla birlikte, t›pk› sözünü etti¤i kapitalist gibi Marx da, baflka aç›lardan büyük bir ustal›kla gizemsizlefltirdi¤i, tarihsellefltirdi¤i kapitalist biçimlerin ufkuna hapsetmifl olur kendini. Kapitalizmde insanlar-aras› iliflkilerin fleyler-aras› iliflkilere dönüfltü¤ünü söyleyen, bireysel eme¤in ancak metalar-aras› iliflkiler dolay›m›yla toplumsal eme¤in bir parças› haline geldi¤ini sergileyen ve bunu “meta fetiflizmi” kavram›yla elefltiren Marx, kad›nlar›n ev eme¤i söz konusu oldu¤unda bu elefltirelli¤ini yitirir: Mübadele edilmedi¤i için “de¤er” biçimine bürünmeyen ve dolay›s›yla kapitalizmin gözlükleriyle görünmez olan bu eme¤i görünmez b›rakmakta bir beis görmez. Kullan›m de¤erleri üretti¤i için zaman d›fl› ve de¤iflmez gibi görünen bu üretim faaliyetini Marx da do¤al bir veri olarak al›r k›sacas›. Bu özgül sorun söz konusu oldu¤unda kapitalizmin ufkuna hapsolmufltur Marx ve ev eme¤ini bir tahlil konusu saymayacak biçimde do¤allaflt›rm›flt›r. Susan Himmelweit, Marx’›n yap›t›nda yeniden üretimin üretime oranla do¤aya daha yak›n, dolay›s›yla da daha az toplumsal ve tarihsel tahlilin temeli olmaya daha az yatk›n gibi göründü¤ünü söyler. “Ancak” der yazar, “bu yeniden üretim anlay›fl›, bizzat üretim ile yeniden üretimi birbirinden kesin bir flekilde ay›ran... kapitalist toplumun bir ideolojik etkisidir” (1991: 219). Bu, Marx’›n kendi deyifliyle, düpedüz “... toplumsal biçimleri do¤an›n ve usun ölümsüz yasalar›na dönüfltürmek” (Marx ve Engels, 1993: 128) anlam›n› tafl›r. Linda Nicholson ayn› sorunu flöyle ifade etmektedir: “ ‘Üretken’ faaliyetler evin d›fl›na tafl›n›p de¤iflimin ve dinamizmin dünyas›n› oluflturmaya bafllad›¤›nda, ‘yeniden üretim’ faaliyetleri de art›k ya insan varoluflunun ... tarihsel


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

olmayan yönleri olarak ya da ekonomideki de¤iflikliklerin yan ürünleri olarak görülmeye bafllanm›flt›r” (1987: 25). Marx’›n sorunu ev eme¤ini, (art›k de¤er üretmeme anlam›nda) üretken olmayan emek olarak görmesi de¤ildir. Sorun, bu emek sürecini do¤all›k alan›na kovarak teorik bak›fl›n›n d›fl›na ç›karmas›d›r. ‹ki fleyi birbirinden ay›rmak gerekir: Kapitalizmin özgül yap›s›n› ve dinamiklerini kavramak için gerekli olan bu kavramlar›n uygun ba¤lamlarda kullan›lmalar› baflka fley, bunlar›n, kapitalizm d›fl› toplumsal biçimleri görünmez k›lacak biçimde genellefltirilmesi baflka fleydir. Öyleyse Marx’›n yöntemini sonuna kadar götürmek, üretim ile yeniden üretimin kapitalizmdeki fetiflleflmifl ayr›l›¤›n› elefltirerek insanlar›n yeniden üretimini (art›k ad›n› koyarak) patriyarkal kapitalizmin maddi temeline dahil etmek gerekir. Bir kez bu yap›ld›¤›nda, iflçi ailesinin ve bu aile içindeki erkek egemenli¤inin temeli, emek gücünün yeniden üretiminde harcanan karfl›l›ks›z emek olarak ortaya ç›kacakt›r. Bunun anlam› fludur: Emek gücünün yeniden üretimi toplumsal anlam tafl›yan, yani eflitsiz ve hiyerarflik olabilecek ve tarihsel dönüflüme aç›k toplumsal iliflkiler içinde gerçekleflen bir emek harcama ve üretim sürecidir.9 Karfl›l›ks›z ev eme¤ini ortaya ç›karabilmek ve bir tahlil konusu haline getirebilmek için ise, toplumlar›n belirlenim sürecini kavramlaflt›r›rken üretimin yan› s›ra yeniden üretime yer vermek gerekir. Böyle bir yöntemsel aç›l›m, yani üretim iliflkileri ile yeniden uretimin birli¤i, bize patriyarkan›n farkl› toplumlarda büründü¤ü farkl› biçimlere iliflkin bir anahtar sunacakt›r. Do¤al/toplumsal, yeniden üretim/üretim kopuklu¤unun afl›lmas›yla birlikte kapitalizmde erkek egemenli¤i baflka bir ›fl›kta görünmeye bafllar: Kad›nlar, iflçi ailesi içinde emek gücünün yeniden üretiminde karfl›l›ks›z emek harcarken, mülk sahibi s›n›flarda soyun yenilenmesi ve aile fertlerinin bak›m› sorumlulu¤unu üstlenirler. K›sacas›, yeniden üretim kad›nlar›n ortak ezilmiflli¤inin farkl› s›n›flarda büründü¤ü somut biçimleri aç›klar. Görüldü¤ü gibi burada, bir yandan “biyolojik” yeniden üretimle emek gücünün toplumsal yeniden üretimi aras›ndaki, öte yandan ev eme¤i ile s›n›flar›n yeniden üretimi aras›ndaki kopukluk, hatta uçurum afl›lm›flt›r. Toplumsal yeniden üretim bir bütün olarak, üretim, dolafl›m, bölüflüm, tüketim, emek gücünün yeniden üretimi ve soyun yenilenmesi u¤raklar›n› içermektedir (Vogel, 1983 ve 1995). Baflka bir deyiflle, kapitalizmde toplumsal yeni-

171

9 Frigga Haug üretim/yeniden üretim ay›r›m› yerine “yaflam araçlar›n›n üretimi” ile “yaflam›n üretimi” kavramlar›n› önerir, çünkü yazara göre her ikisi de ayr›ca yeniden üretilmektedir (Haug, 2002: 10).


172

Gülnur Acar-Savran

den üretim salt kapitalist bir süreçten ibaret de¤ildir, kullan›m de¤erleri üretimiyle eklemlenmifltir. Marx’›n yeniden üretimi ve ev eme¤ini do¤allaflt›rmas›, yukar›da da belirtti¤im gibi, zaman zaman onun da kapitalizme özgü tarihsel biçimleri evrensellefltirdi¤i anlam›na gelir. Kapitalizmin tarihsel olarak özgül üretim biçimi olan “genelleflmifl meta üretimi”, devletten, akrabal›k ve soy iliflkilerinden özerkleflmifl bir üretim alan›n› dile getirir. Bu alana, “ekonomi” ad› alt›nda, baflka tüm toplumsal iliflki ve etkilerden ba¤›ms›zlaflm›fl bir devinim atfedilir ve ideoloji bu biçimiyle mutlaklaflt›r›r ekonomiyi. Ama kapitalist toplumda, bu özerkleflmifl ve kâr amac›na yönelik biçimiyle ekonomi gerçekten de insanlar›n tüm faaliyet biçimlerini belirleyen bir öncelik kazan›r. Nicholson kapitalizmde ekonominin bu belirleyicili¤iyle kâr amac›na yönelik üretim olmas› aras›ndaki ba¤lant›y› flöyle kurar: Yiyecek ve mal üretimi insanlar›n bu ihtiyaçlar›n›n karfl›lanmas›n›n ötesinde bir önem ve öncelik kazan›r. Ve buradan flu us yürütmeyle devam eder: “... flayet kapitalist toplumda çocuk yetifltirmek veya hasta bakmak gibi faaliyetler de, yiyecek ve nesnelerin üretimiyle ilgili faaliyetlerin oldu¤u gibi kolayca kâr sa¤lamaya yönelebilmifl olsayd›, biz de insan toplumlar›n›n çocuklar› yetifltirme ya da hastalar›na bakma biçimlerinin, [insanlar›n] girifltikleri bütün baflka yaflam faaliyetlerini yap›land›rd›¤›na inanabilirdik” (1987: 20). Oldukça uçlaflt›r›lm›fl bu iddian›n ortaya koydu¤u durumu bir kez daha vurgulamakta yine de yarar var: fiimdiki içeri¤iyle ekonomi kavram› tarihsel maddecilik düzlemine ait bir kavram de¤ildir; bu düzlemde belirleyici konuma yerlefltirilmesi gereken kavramlar, emek, üretim faaliyeti gibi kavramlard›r. Nitekim, her ne kadar, Marksist yaz›nda “ekonominin belirleyicili¤i”ni tarih teorisinin bütün toplumlar için geçerli bir yasal›l›¤› olarak sunmak yayg›nsa da, Marx kendi yap›t›n› “ekonomi politik” olarak de¤il “ekonomi politi¤in elefltirisi” olarak nitelendirir: yani kapitalist ekonomi alan›n›n bilimi de¤il, bu alan›n görüngülerinin ötesine geçerek onun özerkli¤ini sorgulayan bilim. Ancak bu ikilik ve gerilim, Marx’›n yap›t›nda da yer yer kendisini gösterir. Yine de, gelecek ufkumuzu Nicholson’un yukar›daki sözlerini ciddiye alarak çizmek, kad›nlar›n karfl›l›ks›z ev eme¤inin özgürleflmesi aç›s›ndan çok önemli. “Ekonomi” fetiflizmi afl›lmaks›z›n, karfl›l›ks›z ev eme¤inin ortadan kalkmas›, onun toplumun kolektif faaliyetinin bir parças› olarak alg›lan›p düzenlenmesi


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

mümkün de¤ildir: “Ekonomi” zaten, üretimin, yeniden üretime yönelik faaliyetten ve burada harcanan emekten ayr›flm›fl biçiminin ad›d›r. Dolay›s›yla da, kapitalist toplum biçiminin yap›s› ve mant›¤› aç›s›ndan “ekonomi d›fl›” olan› ekonominin alan›na dahil etmeye çal›flarak ev eme¤ini “ev içi iktisadi faaliyet” olarak nitelendirmek (Serdaro¤lu, 2000: 92); ya da “ev içi üretim tarz›”n›n patriyarkan›n, kapitalizmden tümüyle ba¤›ms›z olan ekonomik temeli oldu¤unu söylemek (Delphy, 1984: 18), bu toplumun fetiflleflmifl biçimlerine hapsolmak anlam›na gelir. Bunun sadece terminolojik bir sorun olmad›¤› aç›k: Bu tür fetiflist kavramlar, toplumun üretimini bambaflka bir biçimde örgütleyece¤i bir gelecek perspektifinin önüne (istenmeyen) engeller ç›karma ve s›n›rlar çekme potansiyelini hep tafl›rlar. Nesnelerin üretiminin, tek üretim biçimi olarak evrensellefltirilmesi, kad›nlar›n harcad›¤› eme¤i bir baflka aç›dan da görünmez k›lar: yeniden üretime yönelik olarak, ama özellikle de bak›m ifllerinde harcanan eme¤in çok boyutlulu¤unu, zenginli¤ini gizler. Maddi ürünler üreten eme¤in ötesine do¤ru uzanan ve insanlar üzerinde harcanan bu emek duygusal, zihinsel, manevî emektir. Yeniden üretimi bütün boyutlar›yla, mevcut yaflam›n sürdürülmesi ve bir sonraki kufla¤›n yetifltirilmesi için gerekli bak›m›n manevî, kültürel, duygusal katmanlar›yla birlikte düflündü¤ümüzde ve buna ayr›ca hastalar›n ve yafll›lar›n bak›m›n› da ekledi¤imizde söz konusu olan›n basitçe maddi emek olmad›¤› apaç›k ortaya ç›kar. Bunun da ötesinde bu emek tan›m›, her s›n›ftan kad›n›n çeflitli çabalar›n› ve enerji harcama biçimlerini içerir.10 Bridget Anderson ise “toplumsal yeniden üretime yönelik devasa görevler”den söz eder (2000: 14). Zaten biliflimin ve hizmet sektörünün bu denli geliflti¤i bir tarihsel dönemeçte, “ekonomi”nin özerkleflmifl dünyas› içinde bile, emek kavram›n› Marx’›n evrensel geçerlilik atfetti¤i flu tan›ma s›¤d›rmak mümkün de¤ildir: “Emek sürecinde insan etkinli¤i, demek ki, emek araçlar›n›n yard›m› ile üzerinde çal›fl›lan malzemede, bafllang›çta tasarlanan bir de¤iflikli¤i meydana getiriyor... Süreç üründe sona erer ve ürün bir kullan›m de¤eridir. Do¤an›n sa¤lad›¤› malzeme bir biçim de¤iflikli¤iyle insan gereksinimlerine uyarlan›r” (2000: 183). Nitekim Marx’›n emek kavram›n›n, bu tan›mda ima edilen, maddi ve somut nesnelerin üretiminin ötesine do¤ru geniflletilmesi mümkündür ve zaten yazar›n kendisinin de yer yer11 benimsedi¤i bir yaklafl›md›r.

173

10 Ev eme¤i kavram›n›n kad›nlar›n duygusal ve cinsel etkinliklerine do¤ru geniflletilmesi, hiç kuflku yok ki, kad›nlar›n erkekler ve çocuklarla kurduklar› her türlü duygusal ve cinsel iliflkinin “emek harcama”ya, “hizmet” vermeye indirgendi¤i anlam›na gelmez. Burada söz konusu olan, duygu ve cinsellik paylafl›m›n›n ötesindeki (ya da berisindeki) bir katman›d›r bu iliflkilerin: Kad›nlar›n, ister kendi r›za ve tercihleriyle olsun, ister ç›plak fliddet ya da fliddet tehdidi karfl›s›nda, tek tarafl› olarak harcad›klar› maddi/manevî enerji, çabad›r. Ev eme¤inin, cinselli¤i ve aflk› da içerecek biçimde bütün zenginli¤i içinde kavranmas›n›n bir örne¤i için bkz. Delphy ve Leonard (1992: 23): “[Bu emek] ev iflini, erkeklerin [gelir getirici G.A.S.] iflleri için çal›flmay›, aile fertlerine duygusal hizmet vermeyi, çocuk bak›m›n›, ailenin düflkün ve hasta fertlerinin bak›m›n›, kocalara cinsel hizmet vermeyi ve çocuk do¤urmay› kapsar.” Ve “...tatiller için yer ay›rtmak, hasta akrabalar› hastanede ziyaret etmek, aile dükkan›nda çal›flmak, komflulara yard›m etmek, [aile fertlerine G.A.S.] moral destek vermek...” (78-79). Ayr›ca bkz. (226). Yine bu çeflitlili¤i ortaya koymas› aç›s›ndan bkz. Beasley (1994: 25). “Duygusal emek” kavram›n›n ilk kullan›mlar›ndan biri ev-d›fl› bir ifle iliflkindi: A.R.Hochschild (1983) The Managered Heart adl› kitab›nda, uçak hosteslerinin her zaman güleryüzlü olma zorunluluklar›n›n bir duygusal emek gerektirdi¤ini ileri sürmüfltü. 11 Örne¤in Kapital’in 3. cildinde.


174

Gülnur Acar-Savran

12 Son bölümde bu sorunu daha ayr›nt›l› olarak ele alaca¤›m. 13 Delphy d›fl›nda, örne¤in Gimenez, 1997; Hennessy ve Ingraham, 1997 ve Kuhn ve Wolpe, 1997

Ne var ki, kad›nlar›n bak›m ifllerinde harcad›klar› eme¤in bir özelli¤i de, sahip oldu¤u duygusall›k boyutu itibariyle nicelik olarak ifade edilebilecek bir emek olmay›fl›d›r. Bu yüzden de, ev içinde yap›lan bak›m ifllerinin tüm manevî, duygusal boyutlar›yla emek harcamak olarak kabul edilmesinin yolu, bu eme¤in ev içi (karfl›l›ks›z) biçimiyle ücretli bak›m ifllerinde harcanan emek aras›ndaki süreklili¤in kurulmas›ndan geçer. Toplumsal yeniden üretimin bir parças› olarak tan›mlanan bir “bak›m” kavram› bu süreklili¤i kurmay› kolaylaflt›r›r (Brenner, 2002: 2). Böylece, bu eme¤in toplumsal gereklili¤i, ne kadar “devasa” bir ifl oldu¤u ortaya ç›kar. Baflka bir deyiflle, kamusal alanda, ücretli oldu¤u için emek zaman› olarak nicelik cinsinden ifade edilen bak›m iflleri ile hem maddi bir üründe somutlaflmad›¤›, hem de karfl›l›ks›z oldu¤u için emek zaman› olarak ifade edilmemifl ev içi bak›m eme¤i aras›nda kurulacak süreklilik, kad›nlar›n karfl›l›ks›z bak›m eme¤ini görünür hale getirir.12

Sosyalist Feminizm, ‹ki Sistemli Teoriler ve Maddecilik Emek, üretim, yeniden üretim kavramlar› bizi “maddeci feminizme” ve feminizm içinde maddecili¤e atfedilen farkl› anlamlara getiriyor. “Maddeci feminizm” ilk dile getirildi¤inde, toplumsal cinsiyetle emek süreçleri ve üretim iliflkileri aras›ndaki ba¤lant›lar› kavrama ve aç›klama çabas›n› kast ediyordu. O dönemde kendisini Marksist feminist de¤il de maddeci feminist diye adland›ran feministlerin13 flöyle bir kayg›lar› vard›: Bir k›sm›n› yukar›da aç›klamaya çal›flt›¤›m nedenlerle Marx’›n çeflitli kavramlar›, kimilerine göre ise teorik çerçevesinin bütünü, feminist bir tahlilin önünü t›k›yordu. Ancak bu kavramlar›n ya da teorinin s›n›rlar›n›n afl›lmas›nda ise yine de tarihsel maddeci yönteme baflvurmak gerekiyordu. Örne¤in, bir sonraki bölümde teorisini ayr›nt›l› bir biçimde ele alaca¤›m Christine Delphy, ‹stanbul’da yapt›¤› bir konuflmada, kendi tahlilinin köklerinin Marksist paradigma içinde oldu¤unu söylüyor ama hemen ard›ndan yaklafl›m›n› “maddecilik” olarak nitelendiriyor ve flöyle diyordu: “Marx’›n yöntemiyle Marx’›n teorik sonuçlar›na karfl› fikir gelifltirmek zorunda kalmak, maddeci feminizmin paradokslar›ndan biridir” (1999a: 3). Ayn› biçimde, Rosemary Hennessy ve Chrys Ingraham da, feminizmin Marksizm ile aras›ndaki elefltirel etkileflimden söz ettikleri kitaplar›n›n ad›n› Maddeci Feminizm koymay› tercih et-


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

mifllerdir (Hennessy ve Ingraham, 1997). Burada da amaç, hem kad›nlar›n ezilmesinin kaynaklar›n›, emeklerinin denetlenmesi ve bu eme¤e el koyulmas› süreçlerinde aramak, hem de bu süreçlerle kapitalist üretim tarz› aras›ndaki iliflkiye aç›kl›k getirmektir. Öte yandan, teorik ve politik hedefleri, yine üretim ve bölüflüm düzlemlerinden hareket eden bir toplumsal dönüflüm perspektifi gelifltirmek olan baflka feministler, kad›nlar›n eme¤i ve üretim süreçlerindeki konumlar›na iliflkin olarak gelifltirdikleri tahlillerin maddeci tahliller oldu¤unu ileri sürmekle yetinmeyip, kendilerini Marksist ve/ya da sosyalist feministler olarak adland›rm›fllard›r. (Himmelweit, 1991; Brenner ve Ramas, 1984; Hartmann, 1981; Barrett, 1980). Burada önemli olan yine, kültür, söylem, ideoloji, politika düzlemleriyle emek ve üretim süreçleri aras›nda, ikincinin flekillendirici oldu¤u ba¤lant›lar kurmakt›r. Ancak son 20-25 y›lda bu do¤rultudaki çabalar toplum bilimlerinde ve politikada genel olarak prestij yitirirken feminizm de bundan yeterince pay›n› ald›. Bu dönemin Anglo-Sakson kökenli feminizminde merkezi bir konuma yerleflen kitaplardan birisi Feminism as Critique (Elefltiri Olarak Feminizm) (Benhabib ve Cornell, 1987) adl› derlemeydi. Kitab›n “Girifl”inde yazarlar Marx’›n emek ve üretim kavramlar›n›n belirledi¤i “üretimci paradigma”n›n afl›lmas› gerekti¤ini savunuyorlard›. Onlara göre, yeniden üretim kavram›n›n tahlile dahil edilmesi sorunlar› çözmüyordu çünkü Marx kapitalizme özgü emek ve üretim biçimlerini evrensellefltirmifl; ya da tersinden, üretim kavram›n› kapitalizmdeki özgül biçimine indirgemiflti (Benhabib ve Cornell, 1987). Ne var ki, yukar›da da göstermeye çal›flt›¤›m gibi, bu kayg›lar Marx’›n söz konusu s›n›rlar›n› afl›p yine de üretim ve emek süreçlerinin belirleyicili¤ini temel alman›n önünde bir engel oluflturmaz. Ancak süreç böyle geliflmedi ve bu kavramlar feminizm içinde yayg›n bir biçimde teorinin tümüyle d›fl›na itildi. Böyle olunca da, temel sorunsal, ev ifllerinin, bak›m ve yetifltirme pratiklerinin kendilerinin nas›l dönüfltürülebilece¤inden, bu pratiklerin çevresinde oluflan, paylafl›mc›l›k, dayan›flmac›l›k, vericilik gibi de¤erlerin kamusal alana nas›l tafl›nabilece¤ine kayd›.14 Maddeci/Marksist bir yaklafl›m›n mümkün k›ld›¤› ve öngördü¤ü, nesnel süreçlerin tahliline dayal› teorilerden öznelli¤e do¤ru bir a¤›rl›k kaymas›na bütün toplum bilimlerinde tan›k olmak mümkün. Ayn› biçimde, bütünlüklü, sistematik yaklafl›mlar karfl›s›nda tikelcilikten yana bir tercihin egemen hale geldi¤i de aç›k.

175

14 Bu konuda bkz. Acar-Savran (2001). Habermas’›n feminizm içindeki etkisinin bu aç›dan uzant›lar› için bkz. AcarSavran (2002).


176

Gülnur Acar-Savran

15 Annette Kuhn ve Ann Marie Wolpe bu tikellik ve öznellik yüceltmesini daha 1987 y›l›nda tespit etmifller ve bunun bir teori düflmanl›¤›ndan ziyade belirli bir teorik yaklafl›ma denk düfltü¤ünü ileri sürmüfllerdi: “Günlük yaflam› anlamland›ran ‘tahliller’ üretme uyar›s› Weber taraf›ndan gelifltirilmifl olan ‘eylem teorisi’ne eklemlenmifl bir epistemolojinin içine yerlefltirilebilir... Eyleme dayal› bir referans çerçevesinin uzant›s›, dünyan›n, somut yüz yüze etkileflim durumlar›nda aktörlerin ürettikleri ve kulland›klar› öznel anlamlara indirgenebilece¤i ve bu anlamlarla aç›klanabilece¤i [saptamas›d›r]” (Kuhn ve Wolpe, 1987: 85).

Bu e¤ilimler, feminizmdeki, tek tek kad›nlar›n öznelliklerinin yüceltildi¤i bir teori karfl›tl›¤›na kolayl›kla dönüflebiliyor. Bu da, kad›nlar›n kendi yaflad›klar› deneyimleri birebir anlamland›rabilecekleri bir yaklafl›m aray›fl›na denk düflüyor.15 Feminizmde yayg›n olan bu öznelcilik ve tikelcilik e¤ilimlerinden kendisini ay›racak biçimde “maddecilik” terimine baflvuran bir baflka feminist ak›m da, cinsellik, beden gibi görünür farkl›l›klar› politikan›n temeline yerlefltirir. “Arzu”, “haz”, ya da “beden” bu tür “maddeci” feminist yaklafl›mlar›n ekseni haline gelir. Emek, üretim, yeniden üretim süreçlerini merkezi bir konuma yerlefltiren bir feminizm anlay›fl›ndan, sözünü etti¤im bu “yeni” maddecili¤e do¤ru evrimin ara halkalar›n› ise, Althusser’de “ideoloji”nin maddili¤i tezi, yap›salc›l›k-sonras› teorilerde “söylem”in, Foucault’da ise “arzu” ve “beden”in maddili¤i oluflturur. Bu egemenleflen söylemde, ideoloji, ve kültürel pratikler giderek baflka fleyleri unutturacak biçimde tek bafl›na ön plana ç›kar. Sonuç olarak, kendilerine ‘maddeci’ diyen bu yaklafl›mlar yukar›da sözünü etti¤im maddeci feminizmin yads›nmas› üzerinde yükselirler. Çok iyi bilindi¤i gibi bunlar bir yandan da kendilerini sistematik ve bütünlüklü bir patriyarka tahlilinden ay›rmaya çal›fl›rlar: Art›k anlamland›rma, yerellik ve k›smilikle yetinmelidir (Hennessy ve Ingraham 1997). Oysa erkek egemenli¤i sistematik ve nesnel bir toplumsal iliflkiler a¤›d›r ve yayg›nl›¤› toplumsal iliflkilerin tamam›n› kapsayacak boyuttad›r. Bu nesnel bütünlü¤ün düflünsel kuruluflunu mümkün k›labilecek bir feminizm ancak sözcü¤ün klasik anlam›yla maddeci bir yaklafl›m olabilir: Bu sistemati¤i kavramak ve kad›nlar›n eme¤ine, bedenine, kimli¤ine el konuflunun iç ba¤lant›lar›n› kurmak için, emek ve üretim düzlemine özgü nesnel toplumsal iliflkilerden yola ç›kmak gerekir. Erkek egemenli¤inin ve cinsiyetçili¤in özgül dinamiklerini baflka egemenlik biçimleri içinde eritmemenin yolu ancak bu olabilir. Erkeklerin nesnel süreçlerden kaynaklanan ayr›cal›klar› ve ç›karlar›n›n ortaya konmas› ise, feminizmin politik bir hareket olmas›n›n önünü açar. Bu ayr›cal›klar ve ç›karlar, erkeklerin bireysel ve öznel niyetlerinden ba¤›ms›z, onlar isteseler de istemeseler de toplumsal yap›n›n onlara sa¤lad›¤› avantajlard›r: “Hiçbir erkek bireysel olarak kendi konumundan vazgeçemez. Yaln›zca, mevcut ayr›cal›klar›ndan, daha fazla ayr›cal›¤a sahip olmak üzere yararlanmamay› seçebilir. Ancak pratikte çok az say›da erkek bir kad›n lehine terfi edil-


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

mekten feragat eder ya da ev içi rollerin tümüyle eflit paylafl›m›n› kabul eder...” (Delphy ve Leonard, 1992: 261-262). Kad›nlar›n karfl›l›ks›z ev eme¤i ve yeniden üretimdeki konumlar› sorgulanmaya bafllad›¤›nda ise, art›k erkeklerin karfl›l›ks›z hizmet görme, çocuklar›n›n ve hasta akrabalar›n›n bak›m›n› karfl›l›ks›z sa¤lama, ifl gücü piyasas›nda ayr›cal›kl› konumda olma olanaklar›n›n alt› oyulmaya yüz tutmufltur. Erkek egemenli¤inin ve cinsiyetçili¤in bu sistematik ve nesnel niteli¤ini ifade etmek için 1970’lerin feminizminde patriyarka kavram›na baflvuruluyordu. Bu kavrama, çok özgül bir kapitalizm-öncesi toplumsal iliflki biçimini ifade etti¤i ve kapitalizmin yan› s›ra bafll›bafl›na bir üretim tarz›n› ima etti¤i için itiraz edildi (Barrett, 1980). Nitekim afla¤›da Delphy’nin teorisini incelerken görece¤imiz gibi, partiyarka kavram›n›n böyle kullan›mlar› da oldu. Ancak, kapitalizmden tümüyle soyutlanarak tahlil edilemeyecek, ama kapitalist iliflkilerin bir sonucu olarak ortaya ç›kmam›fl emek ve üretim süreçlerine dayal›, kendi sistematik e¤ilimleri ve dinamikleri olan, tarihsel olarak kapitalizm taraf›ndan devral›nm›fl, dönüfltürülmüfl ve onun maddi temeliyle eklemlenmifl bir patriyarka kavram› da pekâlâ mümkündür. Patriyarkan›n özgül iç dinamikleri ve bunlar›n kapitalizmle iliflkisini Hennessy ve Ingraham’dan ald›¤›m flu pasaj çok iyi anlat›yor: ... mülk sahibi kapitalist s›n›f tarihsel olarak patriyarkal toplumsal yap›lar› devralm›fl ve bunlardan yararlanm›flt›r, ancak bu yap›lar›n hepsi kapitalizm için gerekli olmayabilir. Aç›kt›r ki, ... tecavüz, dayak, klitoris sünneti ve baflka cinsel fliddet biçimleri... kapitalizme özgü de¤ildirler. Ancak bu pratiklerin büründü¤ü tarihsel biçimler ve bunlar›n günümüz dünyas›nda birçok kad›na karfl› kullan›lmas› da kapitalizmden ba¤›ms›z de¤ildir” (1997: 11).

Erkek egemenli¤inin kapitalizm-öncesi biçimiyle kapitalist toplumlarda kad›nlar›n evde harcad›klar› karfl›l›ks›z emek aras›ndaki ba¤lant›y› ve süreklili¤i ortaya koymay› mümkün k›ld›¤› ölçüde patriyarka kavram› vazgeçilmezdir. Ayr›ca, patriyarkan›n kapitalizm-öncesi ve “modern” biçimlerinden söz etmenin, bu farkl›l›¤› kavramlaflt›rman›n çeflitli yararlar› oldu¤u yads›namaz: En az›ndan patriyarkan›n “modern” biçiminin hafife al›nmamas›, onun da kendine özgü bir sistemati¤i oldu¤unun ortaya konabilmesi aç›s›ndan böyledir bu. Modern patriyarka ile geleneksel biçim aras›ndaki iliflki, hem bir süreklili¤i hem de bir kopuflu ifade eder.16 Patriyarka kavram› bizi, 1970’ler ve 1980’lerde sosyalist feminizm içinde yayg›n olarak tart›fl›lan “iki sistemli teoriler”e getiri-

177

16 Bu süreklilik/kopufl diyalekti¤iyle ilgili olarak bkz. AcarSavran (2002: 270).


178

Gülnur Acar-Savran

yor. Bu teoriler, “ev eme¤i tart›flmas›”n›n boflluklar›ndan ve yan›ts›z b›rakt›¤› sorulardan hareket ederek gelifltirilmifl teorilerdi. Öte yandan, bütün sorunlar›na karfl›n, ev eme¤i tart›flmas›ndaki katk›lar›n en az›ndan bir bölümü, feminizmin ev eme¤ine yaklafl›m› aç›s›ndan ileriye do¤ru at›lm›fl ad›mlard›. Herfleyden önce, bu tart›flmada aile bir tüketim birimi olman›n ötesinde bir üretim ortam› olarak ele al›n›yordu. Ayr›ca, bu teorilerin baz›lar›nda kad›nlar›n ezilmesinin maddi temelinin kapitalizm d›fl›nda bir üretim faaliyetine yerlefltirilmesi, patriyarka tahliline do¤ru aralanm›fl bir kap›yd›. Ve nihayet, bu yaklafl›mlar kad›nlar›n dünyaya bak›fl›n› perdeleyen “ev kad›nl›¤›” yüceltmesinin yerini ev emekçili¤i ç›plak gerçe¤ine b›rakmas›n›n önünü aç›yordu. Ann Oakley, ev kad›nl›¤›n›n çeflitli kad›n kesimleri aç›s›ndan özenilecek bir konum, sayg›nl›k tafl›yan bir statü olarak alg›land›¤›n› söyler (1974). Emekçi kad›nlar›n bir bölümünün yapmak zorunda oldu¤u ifller düflünüldü¤ünde, ev kad›nl›¤›n›n s›¤›n›lacak bir liman gibi görünmesi anlafl›labilir de. Ferhunde Özbay 1950-1980 Türkiyesi için flu gözlemi yapar: “’Kentli evkad›n›’ olmak köydeki bütün genç k›zlar›n rüyas›d›r. Bu rüya, k›rsal kesimdeki a¤›r ifl yükünden kurtulma rüyas›d›r; aile içindeki yafll› kad›n›n otoritesinden kurtulma ve ‘kendi evinin kad›n›’ olma rüyas›d›r” (1990: 133). Evde yap›lan ifllerin, özellikle orta s›n›f kad›nlar›n›n kiflilikleriyle iç içe girdi¤i, “gün”lerin bilgi al›flverifli sa¤lamak d›fl›nda yap›lan ifllerin ve üretilen ürünlerin sergilenmesine de hizmet etti¤i aç›kt›r. Ev kad›nl›¤›n›n düpedüz bir zanaat olarak da yüceltildi¤ini söylemek çok da zor de¤ildir. ‹flte ev eme¤i tart›flmas› -her ne kadar kavramsal karmafl›kl›¤›yla bu yüceltmenin as›l öznesi olacak kad›nlar›n eriflimlerinin d›fl›nda kalsa da- en az›ndan feminizmin da¤arc›¤›na bu yüceltmeyi parçalayacak “ev eme¤i” kavram›n› sunmufltur. Bu yeni mercekten bak›ld›¤›nda, ev kad›nl›¤› prestijli bir konum de¤il, karfl›l›¤› ödenmeyen bir ifltir. Ev eme¤i böylelikle bir tahlil konusu olarak toplum bilimlerinin gündemine girmifltir. Ne var ki, yaz›n›n bafl›nda da de¤indi¤im gibi, “ev eme¤i tart›flmas›” çok temel bir sorunu, bak›fl›n›n d›fl›nda tutuyordu: Ev emekçilerinin kad›nlar oldu¤u varsay›l›yor, ev içi ifllerin bölüflümünü belirleyen toplumsal cinsiyet hiyerarflisi bir sorun olarak ele al›nm›yordu (Brenner ve Ramas, 1984; Fox, 1980). Soyut tan›mlar›n tutarl›l›¤›na öncelik tan›nm›flt› ve cinsiyetten ar›nd›r›lm›fl bir kategori olarak ev eme¤inin sermaye birikimindeki yeri araflt›r›l›yordu. Bu tart›flman›n parametreleri aç›s›ndan ev eme¤i-


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

nin öznesi erkekler de olabilirdi. Aile, örtük olarak da olsa, kendi içinde ç›kar çat›flmas›n› bar›nd›rmayan türdefl bir birim olarak, yaln›zca aile d›fl› ekonomik yap›yla iliflkisi aç›s›ndan ele al›n›yordu. Bunun sonucunda da, tart›flman›n konusunu oluflturan iflçi ailesindeki erkek egemenli¤i, Marx ve Engels’ten bu yana oldu¤u gibi görünmez kal›yordu. Oysa, emek-sermaye çeliflkisinin dinamikleri ortaya konmaya çal›fl›l›rken meflru olan bu soyutlama, tam da kad›nlar›n ezilmesinin yap›sal nedenlerini kavramak söz konusu oldu¤unda bu meflrulu¤unu yitirir. Bu soyutlamayla yola ç›k›ld›¤›nda, daha bafltan as›l mesele bir kenara koyulmufl olur. Bundan sonra kad›nlar›n ev içinde harcad›klar› eme¤in toplumsal tâbiyetleriyle iliflkisi üzerine bir fley söylemek için art›k çok geçtir. Bunun bir uzant›s› olarak da, ev içindeki cinsiyetçi iflbölümünü dönüfltürme perspektifinden yoksun bir çerçevedir bu. Nitekim, sadece kad›nlar›n karfl›l›ks›z eme¤iyle kapitalizm aras›ndaki ba¤lant›ya odaklaflan tahliller, feminist politikan›n gündemini geniflletecek talepler üretmekte etkili olamad›lar. ‹ki sistemli teorilerde ise, kad›nlar›n ev eme¤i ile kapitalizm aras›ndaki iliflkinin yan› s›ra, ev eme¤inin toplumsal cinsiyet yüklü niteli¤i de tahlil konusu haline gelir. Bu teorilerin paylaflt›¤› genel çerçeve flu flekilde anlat›labilir: Patriyarka ile kapitalizm birbirinden beslenecek, birbirini pekifltirecek biçimde eklemlenmifltir ve kad›nlar›n karfl›l›ks›z eme¤inden hem kapitalizm hem de patriyarka yarar sa¤lar. ‹ki sistemli teorilerin ço¤u, flu ya da bu biçimde üretim ve yeniden üretim kavram ikilisine baflvurur. Martha Gimenez’in yaklafl›m›, farkl› dönemlerde ve farkl› s›n›flarda patriyarkan›n büründü¤ü somut biçimi aç›klayacak biçimde, yeniden üretimin mevcut üretim iliflkileriyle birli¤i içinde ele al›nd›¤› bu teorilerin bir örne¤idir. fiöyle der Gimenez: “Genel yöntemsel ilke, cinsel eflitsizli¤in maddi temelinin, s›n›f iliflkileri ya da üretim iliflkileriyle, tarihsel olarak özgül bir üretim tarz›nda geçerli olan fiziksel ve toplumsal yeniden üretim iliflkilerinin eklemlenmesinde aranmas› gerekti¤idir” (1978:75). Bu yaklafl›m›n örnekleri ço¤alt›labilir.17 Ancak hem üzerinde en çok tart›fl›lm›fl iki sistemli teori oldu¤u için hem de kapitalizmle patriyarkan›n birbirini pekifltiren dinamikleri kadar birbiriyle çeliflen dinamiklerine de yer vermesi bak›m›ndan özel say›labilecek bir örnek oldu¤u için Heidi Hartmann’›n temel tezlerine k›saca bakmak istiyorum. Ayr›ca, yukar›da and›¤›m di¤er iki sistemli yakla-

179

17 örne¤in, Kuhn ve Wolpe, 1978; Ferguson ve Folbre, 1981.


180

Gülnur Acar-Savran

fl›mlardan farkl› olarak, Hartmann kapitalizm-patriyarka iliflkisini soyut bir yap›sal eklemlenme fleklinde kurmaz: Onun teorisi tarihsel somutlu¤u içinde patriyarkal kapitalizme iliflkin bir aç›klamad›r (1992). Hartmann’a göre, patriyarkal iktidar›n maddi temeli, gerek üretim gerekse yeniden üretim ve cinsellik alan›nda, kad›nlar›n emek güçleri üzerindeki erkek denetimidir. Patriyarkan›n özgül bir biçimi olan tekeflli heteroseksüel evlilik çerçevesinde erkekler bu denetimi, kad›nlar› geçimlerini sa¤lamalar›na imkan verecek ifllerden d›fllayarak ve cinselliklerini k›s›tlayarak kurarlar: “...kad›nlar›n kaynaklara ulaflmas›n› ve cinselliklerini k›s›tlamak, erkeklerin, kad›nlar›n emek gücünü denetlemelerini sa¤lar; hem pek çok kiflisel ve cinsel yönden erkeklere hizmet verilmesi amac›yla hem de çocuklar›n yetifltirilmeleri amac›yla” (Hartmann, 1992:142). Tekeflli heteroseksüel evlilik, ayr›ca, kad›nlar›n cinselli¤ini erkek hazz›na ve üremeye yönelik cinsellik biçiminde k›s›tlar. Ancak bu kurumun getirdi¤i denetleme ve k›s›tlama, iki ayr› sistemin, üretim ve toplumsal cinsiyet sistemlerinin tarihsel olarak özgül bir eklemlenme biçimini ifade eder. Yoksa bütün toplumlarda bir ekonomik üretim sistemi, bir de insanlar›n cinsellik, akrabal›k ve bak›m iliflkilerini düzenleyen bir cinsiyet-toplumsal cinsiyet (sex-gender) sistemi vard›r. Birbiriyle eklemlenmifl olan bu toplumsal sistemlerin her ikisi de de¤iflkendir ve bunlar›n bask›c› olmayan, eflitlikçi bir sentezleri de tarihsel olarak mümkündür. Patriyarkal kapitalizm, bu sistemlerin günümüzde oluflturdu¤u toplumsal bütündür. Öte yandan, bunlar›n her ikisi de üretim sistemleridir: Birinde giysi, yiyecek, konut, makine vb. türünden nesneler üretilir, di¤erinde ise toplumsal varl›klar olarak insanlar. Hartmann’›n teorisinin bence as›l çekici yan›, kapitalizm ve patriyarka aras›ndaki iliskiyi kurufl fleklidir: Ona göre, kapitalizm ile patriyarka aras›nda mant›ksal bir ba¤lant› yoktur: Kapitalizmin patriyarka üzerinde yükselmesi her iki sistem aç›s›ndan da mant›ksal bir gereklilik tafl›maz. Bu eklemlenme tarihsel bir olgudur. Dolay›s›yla da Hartmann’›n yaklafl›m›, bir ifllevsel uyum teorisi de¤ildir: Patriyarka ile kapitalizm birbirini besleyebilir de, birbiriyle çeliflebilir de. Nitekim, kapitalizmin kad›nlar› ücretli ifl gücü piyasas›na çekme e¤ilimi ile patriyarkan›n kad›nlar›n ev eme¤ine duydu¤u gereksinim çeliflik dinamikler oluflturur ve bazen biri bazen de di¤eri bask›n hale gelir. Öte yandan, kad›nlar›n karfl›l›ks›z ev eme¤inden hem kapitalizm yarar sa¤lar hem de bütün erkekler: Erkekler evde karfl›l›k-


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

s›z hizmet al›rlar, çocuklar›n›n bak›m›n› yapt›r›rlar ve bu sayede de ifl gücü piyasas›nda kad›nlar karfl›s›nda ayr›cal›kl› bir konuma sahip olurlar. Kapitalizmin kad›nlar›n ev eme¤inden ve iflçilerin özel birimler halinde yaflamalar›ndan sa¤lad›¤› yararlar aras›nda ise, kad›nlar›n ev eme¤i sorumluluklar›na ba¤l› olarak ucuz ifl gücü havuzu oluflturmalar›, emek gücünün istikrarl› ve sa¤l›kl› bir biçimde yeniden üretilmesi ve bu tür bir aile örgütlenmesinin tüketimi art›rmas› say›labilir (Hartmann, 1992). O dönemde Hartmann’a yöneltilen belli bafll› elefltirilerle (Young, 1981; Vogel, 1981) genellikle baflka iki sistemli teorilere yöneltilen elefltiriler örtüflüyordu. Hem patriyarkan›n maddi temelinden söz ediyordu Hartmann ama hem de, patriyarkay› bafll›bafl›na bir üretim tarz› olarak kavramlaflt›rm›yordu, yani üretim tarz› tahlilinde Marx’a ba¤l› kal›yordu. Bu sorunla tam anlam›yla yüzleflmeden patriyarkay› özerklefltirmenin bir yolu bir “yeniden üretim tarz›”ndan söz etmekti (Bridenthal, 1976) Bunun tam karfl› kutbunda, patriyarkay› ayr› bir sistem olarak kavramlaflt›rmay›p genel bir toplumsal yeniden üretim kavram›na baflvuranlar vard› (Vogel, 1983). Bir baflka uçta ise, cinsiyete dayal› iflbölümüne Marx’›n s›n›f tahlilinden daha temel bir statü atfederek, bütünlüklü ve tek bir üretim tarz› kavram›n›n merkezine toplumsal cinsiyeti yerlefltiren Iris Young (1981) yer al›yordu. Özellikle Vogel, bunu izleyen y›llarda tüm teorik çabas›n›, “birlikli” (unitary) bir teori gelifltirmeye yo¤unlaflt›rd›. Ona göre, toplumsal cinsiyet hiyerarflisinin temelinde kad›nlar›n, hem üretim hem de yeniden üretim alanlar›n› içeren toplumsal yeniden üretim sürecindeki konumu yatar. Oysa iki sistemli tahliller s›n›f ve toplumsal cinsiyet hiyerarflilerini birbirinden özerk görüngüler olarak kavramlaflt›r›rlar ve bu yaklafl›mda, s›n›f mücadelesi ile feminist mücadele birbirinden tümüyle kopar›l›r (Vogel, 1995; 1983). Yukar›da Marx’› elefltirirken Vogel’›n bu yaklafl›m›ndan baz› yönleriyle yararland›m. Ancak, üretim ile yeniden üretimi bütünlefltirmekle Hartmann tarz› bir “iki sistemli” yaklafl›m›n ille karfl›t kutuplar oluflturmas› gerekmedi¤i kan›s›nday›m. Hartmann patriyarkay›, örne¤in Delphy’nin yapt›¤› gibi, ba¤›ms›z bir ev içi üretim tarz› üzerinde temellendirmez. Dolay›s›yla da, Delphy’nin teorisinde oldu¤u gibi iki paralel yap› söz konusu de¤ildir burada. Hartmann patriyarkal kapitalizmde kad›nlar›n üretim ve yeniden üretim alanlar›ndaki konumlar›n› birbirleriyle ba¤lant›l› olarak aç›klar: Ona göre, kad›nlar›n ifl gücü piyasas›ndaki ikincil

181


182

Gülnur Acar-Savran

18 Türkçe’de Delphy için bkz. Delphy (1992; 1999b ve 1999c). Ayr›ca bkz. Delphy (1984); Delphy ve Leonard (1992); Delphy (1999a); Delphy (2002).

konumlar›n›, karfl›l›ks›z ev eme¤i olmaks›z›n kavramak mümkün de¤ildir; evlili¤e ve dolay›s›yla da ev eme¤ine mahkum olufllar› ise, bu ikincil konumlar› göz önüne al›nmaks›z›n aç›klanamaz. Ev d›fl›nda ücret karfl›l›¤› çal›flan kad›nlar›n da ev ifllerinin neredeyse tümünü üstlenmeleriyle ilgili olarak flöyle der Hartmann: “Bu hiç de flafl›rt›c› de¤ildir çünkü aile d›fl›ndaki, ifl gücü piyasas›ndaki cinsiyete dayal› iflbölümü, kad›nlar›n erkeklere maddi ba¤›ml›l›klar›n› korur –kad›nlar kendileri ücretli olsalar bile” (1992: 155). Daha bafltan bu karfl›l›kl› iliflki kurulmufl oldu¤u için, bu çerçevede, kad›nlar›n karfl›l›ks›z ev eme¤i ile ücretli emekleri toplumsal yeniden üretim sürecindeki konumlar›n›n somut dolay›mlar› olarak görülebilir. Daha önce patriyarka kavram›yla ilgili olarak söylediklerime dönecek olursak: Patriyarkan›n kendi özgül iliflki biçimleri ve dinamikleri vard›r ancak bunlar kapitalizmin üretim ve yeniden üretimden oluflan maddi süreçlerinde kök salm›flt›r. Bu patriyarkal iliflkiler ve dinamikler hem kapitalizmi biçimlendirmifl, hem de kendileri ona uygun hale gelmifllerdir. Böyle bak›ld›¤›nda, bu iliflki biçimleri ve dinamikler patriyarkal kapitalizmin toplumsal yeniden üretiminin dolay›mlar›d›r. Tarihsel olarak oluflmufl bu karmafl›k bütün içinde patriyarka ile kapitalizm yer yer çat›fl›r, yer yer birbirini pekifltirir.

Christine Delphy ve “Ev içi Üretim Tarz›” Delphy’nin Marksist feminist tahlillere itiraz› tam da bu noktada ortaya ç›kar: Bu tahliller patriyarkay› kapitalizmden yeterince soyutlamadan, bu ikisini birbirinin içine geçirerek aç›klamaya çal›fl›rlar Delphy’e göre. Kendi kurdu¤u eklemlenme iliflkisini ise flöyle tarif eder yazar: “... patriyarka ile kapitalizm apayr› (vurgu sonradan) ve eflit derecede toplumsal sistemler[dir]... Kad›nlar›n kurtuluflunun kapitalizmde gerçekleflebilece¤i ve patriyarka zay›flat›lmadan [da] kapitalizmin y›k›labilece¤i ihtimallerini göz önünde tutmam›z gerekir. Her iki sistemde de de¤iflim olmas›ndan yana olabiliriz ama bu, ba¤›ms›z de¤iflim ihtimalinin tahlilini devre d›fl› b›rakmay› hakl› ç›karmaz” (Delphy ve Leonard, 1992: 47-48). Burada dile getirilen eklemlenme anlay›fl›, bir yan›yla yap›salc›l›¤›n bütün anlay›fl›n› ça¤r›flt›rmaktad›r: Zihinsel kuruluflu birbirinden ba¤›ms›z olarak gerçeklefltirilmifl iki ayr› sistemin sonradan, d›flsal olarak ba¤lant›land›r›lmas› söz konusudur. Ama önce bu teorinin ana hatlar›na bakal›m.18 Delphy, teorisinin günümüzün Bat›l› sanayi toplumlar› için geçerli oldu¤unu belirterek ifle bafllar ve bak›fl›n›, bu patriyarka biçiminin maddi


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

temelini oluflturan “ev içi üretim tarz›”na çevirir. “Ev eme¤i tart›flmas›”na kat›lan taraflardan farkl› olarak o, kad›nlar›n karfl›l›ks›z ev eme¤i ile kapitalizm aras›ndaki iliflkiyi de¤il, kad›nlarla erkekler aras›ndaki “üretim iliflkisi”ni araflt›r›r. Ve bu çerçevede, kad›nlar için “bafl düflman”›n kapitalizmden ziyade erkekler oldu¤u ortaya ç›kar. Delphy’e göre, kad›nlara ev eme¤i için ücret verilmemesinin nedeni, ev içindeki üretim faaliyetinin yaln›zca kullan›m de¤erleri üretmesi, bu ürünlerin de¤iflim de¤erleri olarak piyasada dolafl›ma girmemesi de¤ildir. Bu eme¤in karfl›l›ks›z oluflu, faaliyetin ya da üretilen ürünlerin niteli¤inden de¤il, kad›nlarla erkekler aras›ndaki özgül üretim iliflkisinden kaynaklan›r. Asl›nda bir ifl sözleflmesi olan evlilik sözleflmesiyle birlikte, kad›nlar belirli bir üretim iliflkisi içine girerler: Kapitalist üretim tarz›ndan ayr›, onun yan› s›ra varl›¤›n› sürdüren ev içi üretim tarz›na özgü bu üretim iliflkisinde, erkekler kad›nlar›n eme¤ine el koyarlar. Bütün evli kad›nlar› ayn› üretim iliflkisinin bir taraf› haline getiren ve evli olmayan kad›nlar için de belirleyici olan bu sömürü iliflkisi, kad›nlar› erkekler karfl›s›nda bir s›n›f olarak tan›mlar. Patriyarkal sömürü, kad›nlar›n ortak, özgül ve birincil ezilme biçimidir. Kad›nlar ücret karfl›l›¤› çal›flt›klar›nda, bunun sonucu olarak edindikleri s›n›f aidiyetinin koflullar›n›, yani ücret karfl›l›¤› çal›fl›p çal›flmad›klar›n› ve nas›l çal›flt›klar›n› da bu ilk aidiyet belirler. Marx’›n yöntemini ciddiye alan maddeci bir yaklafl›m›n, üretim iliflkilerine dayal› bir s›n›f tahliline baflvurmas› kaç›n›lmazd›r yazara göre. Bu yap›lmad›¤›nda ve kad›nlar›n ezilmesi yeniden üretimdeki konumlar›ndan hareketle aç›kland›¤›nda, patriyarka (yeterince) toplumsal bir sistem olarak tahlil edilmemifl olur. Kad›nlar›n karfl›l›ks›z ev eme¤inin, bu eme¤in üretti¤i ürünlerin yaln›zca kullan›m de¤erleri olup olmamas›ndan ba¤›ms›z bir sorun oldu¤unu göstermek için, Delphy özellikle ilk yap›tlar›nda, tar›mdaki ve kentlerdeki aile iflletmelerini inceler. Burada tek ve ayn› eme¤in ürünlerinin bir bölümü piyasada dolafl›ma girmektedir, bir bölümü ise ailenin tüketimine ayr›l›r. Dolay›s›yla kullan›m de¤eri üretti¤inde de, de¤iflim de¤eri üretti¤inde de karfl›l›ks›zd›r bu emek. Bu tahliline daha sonraki çal›flmalar›nda kad›nlar›n kocalar›n›n gelir getirici ifllerine yapt›klar› karfl›l›ks›z katk›lar›n çok çeflitli biçimlerini dahil eder: Ev-iflyeri ay›r›m›n keskin olmad›¤›, erkeklerin ifllerini evlerinden sürdürdükleri durumlarda, örne¤in bürolarda, muayenehanelerde, kad›nlar kocalar› için organizasyon, sekreterlik, idarecilik iflleri yaparlar. T›pk›

183


184

Gülnur Acar-Savran

19 Kocalara verilen çeflitli hizmetleri ve çocuklar›n ve yafll›lar›n bak›m›n› burada özel olarak saymad›m. Bunlar› afla¤›da, “bak›m”la ilgili bölümde daha genifl olarak ele alaca¤›m.

kocalar› için yapt›klar› baflka ifller gibi karfl›l›ks›zd›r bu ifller de. Bunlara ayr›ca, eve ifl alan ama ald›klar› ücreti genellikle kocalar› denetleyen kad›nlar› da ekler Delphy.19 Oysa evde kad›nlar›n yapt›klar› bütün bu ifllerin her biri piyasada birer meslektir ve ücret karfl›l›¤› icra edilirler. Dolay›s›yla, karfl›l›ks›z ev eme¤inin ay›r›c› niteli¤i onun hangi iliflki içinde yap›ld›¤›yla ba¤lant›l›d›r. Evlilik sözleflmesini tam da bu ba¤lamda ele al›r Delphy: “Ev hizmetlerinin de¤erinin olmamas› evlilik akdinin aslen bir ifl akdi olmas›ndan kaynaklan›r. Daha aç›k söylersek, bu öyle bir anlaflmad›r ki, bu sayede aile reisi –koca- aile içinde harcanan tüm eme¤i sahiplenir; çünkü bu eme¤i[n ürünlerini G.A.S.] - zanaatkar ve çiftçilerin durumunda oldu¤u gibi sanki kendi eme¤iymiflçesine piyasada satabilir. Tersine, kad›n›n eme¤i piyasaya ç›kamad›¤› için de¤ersizdir; piyasaya ç›kamaz, çünkü evlilik akdi ile ifl gücü kocas› taraf›ndan sahiplenilmifltir” (1999b: 83). Bu sahiplenmenin ya da el koyman›n biçimleri de¤iflse de, ev d›fl›nda ücret karfl›l›¤› çal›flan kad›nlar›n durumunda bu sahiplenme k›smileflse de, Delphy’nin gözünde bu, evlilik sözleflmesiyle, kad›nlarla erkekler aras›nda özgül bir üretim iliflkisinin kuruldu¤u gerçe¤ini ortadan kald›rmaz. Yazar, bu sahiplenmenin art›k yaz›l› yasalarla sa¤lanmasa da hâlâ geçerli oldu¤unu, hatta yasal evlilik olmaks›z›n birlikte yaflayan çiftler için de durumun de¤iflmedi¤ini savunur (1999b; Delphy ve Leonard, 1992). Delphy’nin teorisi, ev eme¤inin karfl›l›ks›z emek oldu¤unu ve bundan erkeklerin yarar sa¤lad›¤›n› çarp›c› bir biçimde ortaya koymas› aç›s›ndan çok özgün ve önemlidir. Kad›nlar ücret karfl›l›¤› çal›flsalar da çal›flmasalar da birlikte yaflad›klar› veya evli olduklar› erkekler için saymakla bitmeyecek kadar çok ifl yaparlar: Odak noktam›z›... aile iliflkileri içinde kad›nlar›n erkekler için yapt›klar›, pratik, duygusal, cinsel, üremeyle ilgili ve sembolik ifller oluflturmaktad›r. Bunlar›n aras›nda ev iflleri, erkeklerin yapt›klar› ifllere katk› olarak yap›lan ifller, aile fertlerine verilen duygusal hizmet, çocuk bak›m›, hasta ve düflkün aile fertlerinin bak›m›, kocalara sunulan cinsel hizmet ve çocuk do¤urma vard›r” (Delphy ve Leonard 1992: 23).

Bunlar›n her birini ayr›nt›land›rmak da mümkündür ve Delphy’nin özellikle Diana Leonard ile birlikte yapt›¤› çal›flmada (1992), kad›nlar›n aile eme¤i olarak harcad›klar› ev içindeki ve d›fl›ndaki karfl›l›ks›z eme¤in çeflitlili¤i çarp›c›d›r. Genellikle, ücret karfl›l›¤› çal›flan kad›nlar›n harcad›klar› ev eme¤inin karfl›l›ks›z oldu¤u kabul edilse bile, d›flar›da çal›flmayan ev kad›nlar›n›n geçimlerinin kocan›n ald›¤› ücretten karfl›land›¤›, dolay›s›yla da


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

kad›n›n harcad›¤› eme¤in, kendi yaflam›n› idame ettirmesini sa¤lad›¤› için karfl›l›ks›z emek say›lamayaca¤› ileri sürülür. Oysa flu çok aç›kt›r: Yaln›zca dar anlam›yla ev ifli yaparak yaflayan kad›nlar›n say›s› dünya çap›nda giderek azalmaktad›r. Bunda, hem geçmiflten devral›nm›fl bir üretim biçimi olan aile iflletmelerinde çal›flan kad›n say›s›n›n dünya ölçe¤inde20 bak›ld›¤›nda hiç de az›msanmayacak bir düzeyde olmas› rol oynar, hem de daha önemlisi, giderek daha çok say›da kad›n›n ev eksenli olsun ev d›fl›nda olsun ücretli eme¤e kat›l›yor olmas›. Dolay›s›yla itiraz konusunu oluflturan kad›nlar iyice daralmakta olan bir gruptur. Bu durumda, kad›nlar›n ezici ço¤unlu¤u farkl› hayatlar yaflarken, karfl›l›ks›z emek kavram›na yöneltilen itirazlar soyut teorik itirazlar olarak kalmaya mahkumdur. Bu tür iddialara karfl› Delphy, ev kad›nlar›n›n geçimlerinin sa¤lan›yor olmas›n›n onlar›n emeklerinin karfl›l›¤›n› ald›klar› anlam›na gelmedi¤ini savunur. Herfleyden önce, kad›nlar›n harcad›klar› emek miktar›yla onlara sunulan yaflam düzeyi aras›nda bir karfl›l›kl›l›k (reciprocity) yoktur. Kocalara sunulan her türlü hizmet, çocuklar›n ve hasta ve yafll› aile fertlerinin bak›m› ç›kar›ld›¤›nda dahi, kad›nlar›n ev ifli yaparak, erkeklerin eve getirdikleri tüketim mallar›n› tüketilebilir, evi yaflan›r, giysileri giyilir hale getirmek için harcad›klar› emek, ç›plak gözle bak›ld›¤›nda bile, her türlü karfl›laflt›rmay› gülünç k›lar. Kad›na sunulan tüketim düzeyi ve yaflam standard›, ne onun harcad›¤› emekle ba¤lant›l›d›r, ne de kocan›n gelir düzeyiyle. Farkl› ailelerde kad›nlar›n eme¤i çok farkl› tüketim düzeyleriyle ”ödüllendirilir”; kad›nlar›n tüketimlerinin genel geçer standartlar› yoktur. Öte yandan, tüketim düzeyi aile fertleri aras›nda çok büyük farkl›l›klar gösterir. Erkeklerin, sofradaki bölüflümden bofl zamanlar› ve sosyal hayatlar› için harcad›klar› paraya kadar, çok daha yüksek bir tüketim düzeyi vard›r. Bütün aile fertlerinin ifllerinin son derece a¤›r oldu¤u tar›m iflletmelerinde de, kad›nlar›n tek bafllar›na çok say›da çocu¤a bakt›klar› evlerde de kad›nlar›n tüketimi çok daha azd›r (Delphy, 1999b: 68-80; Delphy ve Leonard, 1992: 112, 148, 158-159). Delphy’nin bu argümanlar›n›n kavramsal bir tan›ma dayanmad›¤›, sosyolojik gözlemlere dayal› tezlerden ibaret oldu¤u ileri sürülebilir. Öyle oldu¤u do¤rudur da. Ne var ki, ev d›fl›nda ya da ev eksenli olarak ücret karfl›l›¤› çal›flmayan ev kad›nlar›n›n büyük ço¤unlu¤unun eme¤inin köle eme¤inden çok da fark› yoktur. Burjuvalar›n efllerinin lüks tüketiminden dem vurulacaksa, o za-

185

20 Burada, Delphy’nin yaln›zca “sanayileflmifl Bat› ülkeleri”ni konu edindi¤ini, dolay›s›yla da onun teorisi aç›s›ndan aile iflletmelerinin göreli a¤›rl›¤›n›n azalmakta oldu¤unu hat›rlamak gerekiyor.


186

Gülnur Acar-Savran

man da, Delphy’nin gösterdi¤i gibi burjuva erkeklerinin her zaman kar›lar›n›nkini aflan tüketim düzeyleri ve kar›lar›n› bir statü sembolü olarak kulland›klar› hat›rlanmal›d›r. Öte yandan, ev kad›nlar›n›n ifl sürelerinin s›n›rlar› belirlenemedi¤i ve ev eme¤inin gecesi gündüzü olmad›¤› göz önüne al›nd›¤›nda, kad›n›n, kocan›n eve getirdi¤i ücretten kendisine ayr›lan bölümün içerdi¤inin çok ötesinde emek harcad›¤›n› görmek hiç de güç de¤ildir. Tersini kan›tlamak karfl›l›ks›z emek kavram›na itiraz edenlere düfler. Kad›nlar›n eme¤ine, aile içinde erkekler taraf›ndan, evlilik sözleflmesi gere¤i el kondu¤unu ileri sürmekle birlikte Delphy, asl›nda bu sözleflmenin gerçek niteli¤inin boflanmayla ortaya ç›kt›¤›n› savunur. Kad›nlar›n ücretli çal›flma haklar›n›n koca iznine ba¤l› olmad›¤› günümüzde, bu el koyma gelenekler, adetler, töreler arac›l›¤›yla sürmektedir: “Evlili¤in bafllang›c›nda bu sahiplenme yasal olarak maskelenmifltir; yasal çerçevesi müphem, kullan›lmayan ve hatta lüzumsuz bir adete benzer. Ve ancak evlilik sona erince yürürlü¤e girer” (1999b: 87). Boflanma sonras›nda küçük çocuklar›n bak›m›n›n anneye b›rak›lmas›, bu el koyman›n bir ifadesidir yazara göre. Ama bundan daha önemlisi, boflanma s›ras›nda kad›na ödenen nafaka ve maddi/manevî tazminatt›r: Bunlar kad›nlar›n evlilik boyunca karfl›l›ks›z emek harcad›klar›n›n itiraf›d›r. Ne var ki, kad›n›n eme¤inin ‘de¤eri’ ancak bu el konma gerçeklefltikten sonra ve erkek kad›n›n eme¤ini yitirdi¤inde görünür hale gelir. Daha çarp›c› bir örnek ise, Avustralya’da oldukça yak›n bir tarihe kadar yürürlükte olan tazminat yasalar›d›r: Bu yasalar uyar›nca, kar›s› hastalanan ya da “sinirli ve bunal›ml›” olan bir erkek, kar›s›n›n hizmetlerinden ve arkadafll›¤›ndan yoksun kald›¤› için tazminat talep etme hakk›na sahiptir (Beasley, 1994: 103). Bu yasalarla, kad›nlar›n karfl›l›ks›z eme¤inin yaln›zca ev iflleri ve aile içinde çocuklar›n, hastalar›n, yafll›lar›n bak›m›ndan ibaret olmay›p erkeklere verilen duygusal/cinsel hizmetleri de içerdi¤i, post factum da olsa kabul edilmifl olur... Ne var ki, daha önce de de¤indi¤im gibi, bu el koyman›n farkl› biçimleri oldu¤unu Delphy de kabul eder. Zaten sorun da, bu farkl› el koyma biçimlerinin tek bir üretim iliflkisi, tek bir sömürü biçimi olarak nitelendirilmesinde ve kad›nlar›n bu sömürü iliflkisi temelinde bir s›n›f oluflturduklar› iddias›ndad›r. Delphy’nin teorik çerçevesi içinde, ev d›fl›nda ücret karfl›l›¤› çal›flan kentli kad›n da, köyde yaflayan ve aile iflletmesinde çal›flan kad›n da, kendisi ücret karfl›l›¤› çal›fl›p ayr›ca kocas›n›n sekreter-


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

lik ifllerini üstlenen kad›n da, eve ifl alan kad›n da ayn› sömürüye tâbidir. Bu yaklafl›m, herfleyden önce, tarihsel olarak anlam› de¤iflmeyen bir ev eme¤i kavram›na yaslan›r: Her ne kadar günümüz Bat› toplumlar›nda da (özellikle de Bat› Akdeniz’de) yer yer rastlansa da, kentlerdeki ve tar›mdaki aile iflletmeleri esas olarak, geçmiflin daha dar ve özgül anlam›yla patriyarkal aile yap›s›ndan devral›nm›fl ve yer yer geçici ücretli emek gibi kapitalist iliflkilerle beslenen melez yap›lara dönüflmüfltür. Öte yandan, kad›nlar›n ev emekleri gittikçe çeflitlenmekte ve sanayi-öncesi baz› iliflkilerin dönüflmüfl biçimleriyle (örne¤in evde parça bafl› ifl) eklemlenmektedir. Bu tarihsel çeflitlili¤i tek bir üretim iliflkisi içinde ifade etmeye çal›flmak asl›nda kad›nlar›n bölünmüfllüklerinden kaynaklanan farkl› önceliklerini de göz ard› etmeyi beraberinde getirir. Kad›nlar› kad›n olarak birlefltiren, hepsinin birlikte hedef alacaklar› bir odak oluflturan tek bir üretim iliflkisinin olmay›fl›, kad›nlar›n kurtulufl mücadelelerindeki en önemli engebelerden biridir. Burada sözünü etti¤im bölünmüfllü¤ün, ille de kad›nlar›n kocalar›n›n s›n›fsal aidiyetlerinin farkl›l›¤›ndan kaynaklanmas› gerekmez. 1970’lerde Delphy ile baz› sosyalist feministlerin ve Marksistlerin tart›flmalar›n›n oda¤›n› oluflturan (Delphy, 1976) bu boyuttan flimdilik soyutlayacak olursak, (günümüzde) as›l önemlisi, bizzat kendi emek güçleriyle iliflkilerindeki farkl›l›kt›r. Delphy’nin teorisindeki soyut genellik, bu farkl›l›¤› göz ard› etti¤i ölçüde politik uzant›lar› bak›m›ndan bir kolayc›l›¤a yol açar. Geriye dönüp, bu soyut genelli¤e nas›l var›ld›¤›na bakal›m. Delphy, bir düzlemde, evlilik sözleflmesinin mutlak bir el koyma anlam›na geldi¤ini ileri sürer: Kad›nlar›n kendi emekleri üzerindeki tasarruf hakk›n›n böylece ellerinden al›nd›¤›n›, emeklerinin özgür emek olmad›¤›n›, kad›nlar›n evlilikte tam bir ba¤›ml›l›k iliflkisi içine girdiklerini iddia eder: “Aile haneleri içinde çal›flma yükümlülü¤ü özellikle toplumsal cinsiyetin ve medeni durumun buyurdu¤u birfleydir. Yani ... ba¤›ml›l›k iliflkisi içindeki kad›nlar karfl›l›ks›z aile ifli yapmak zorundad›rlar; efller ayr›ca cinsellik ve üremeye yönelik olarak hizmet vermek zorundad›rlar” (Delphy ve Leonard, 1992: 111). Evlilikle birlikte içine girdikleri ba¤›ml›l›k iliflkisi, kad›nlar›n eme¤ini özgür emek olmaktan ç›kar›r: Evlilik sözleflmesi sonucunda koca kar›s›n›n eme¤ine tamamen el koyar (1992: 100, 260). Bu tan›mlar, evlilik sözleflmesiyle kad›nlarla erkekler aras›nda, tam bir ba¤›ml›l›k iliflkisi kuruldu¤unu ima etmektedir ve üstelik kad›nlar›n tamam›n›n ayn› patriyarkal

187


188

Gülnur Acar-Savran

sömürü iliflkisinin taraf› olduklar›n›, buna dayanarak iddia eder Delphy. Ama bu mutlakl›kta bir tez ileri sürdü¤ü içindir ki, ev d›fl›nda ücret karfl›l›¤› çal›flan kad›nlar›n konumu, teorinin bu düzlemde kurulan çerçevesine asl›nda s›¤maz. Bu tan›mda, esas olarak tam gün ev kad›nl›¤› yapan ya da aile iflletmesinde karfl›l›ks›z çal›flan kad›nlar›n emek güçlerine el konufl biçimi yans›t›lmaktad›r. Ücretini ne kadar denetledi¤inden ba¤›ms›z olarak, herhangi bir ücret almas›, kad›n›n emek gücüyle iliflkisinin bundan farkl› bir kategori oluflturmas› için yeterlidir. Ancak, bu mutlak tan›ma dayanarak bir üretim ve sömürü iliflkisini kuramlaflt›rd›ktan sonra, Delphy tan›mlar›n› gevfletmeye bafllar. Y›llar üzerinden ve soyuttan somuta do¤ru yol al›rken, teorinin çerçevesi de zorlanmaktad›r: Art›k, ücret karfl›l›¤› çal›flan kad›n›n, ay›r›c› özelli¤i ba¤›ml›l›k olan bir üretim iliflkisinin d›fl›na k›smen ç›kabildi¤ini söylemektedir (1999a) Öte yandan, bir düzlemde, ifl sözleflmesine dayal›, kapitalizmdekine benzer salt ekonomik bir sömürüyü ima etmiflken, yine yukar›da da belirtti¤im gibi, asl›nda “evlilik sözleflmesi” zaten flart de¤ildir bu ba¤›ml›l›k iliflkisinin oluflmas› için: Birlikte yaflayan çiftlerde de ayn› el koyma söz konusudur (Delphy ve Leonard, 1992: 14, 18). Ama zaten yaz›l› bir yasa ya da sözleflme de¤ildir bu el koymay› mümkün k›lan: Bu zorunluluk yasalarla de¤il, gelenekle, al›flkanl›klarla sürdürür hükmünü. Bir ifl sözleflmesinin tan›mlad›¤› “ekonomik” sömürü giderek ideolojik, kültürel düzleme do¤ru kaymaktad›r: “Kad›nlar art›k ev d›fl›nda çal›flma özgürlü¤üne yasal olarak sahiptirler...genellikle pratikte (vurgu sonradan) ücretli ifle girme özgürlü¤üne sahip de¤ilizdir çünkü emek gücümüze yine de el konuyordur” (1992: 131). Ve nihayet: “‹çinde yaflad›¤›m›z toplumlarda kimin hangi sözleflmeleri yapabilece¤i kurallarla belirlenir, ve bunlar›n baz›lar› yaz›l› kurallar oldu¤u halde ço¤u da yaz›s›z kurallard›r; ‘al›flkanl›k ve pratiktir’, ya da neyin uygun olaca¤›na dair fikir kümeleridir...” (1992: 121). ‹flte bu noktada, Delphy’nin maddecili¤inin, üretim tarz› ve üretim iliflkilerine dayal› özgün çerçevesi zorlan›r. Baflka feminist teoriler karfl›s›nda çok da fazla bir özgünlü¤ü kalmamaya bafllar. Böylesine gevfletilmifl bir “ekonomik” sömürü tan›m›n› bilimsel bir kategori olarak sunmak ne kadar mümkündür? Delphy’nin çok uç noktalarda ve mutlak biçimlerde tan›mlayarak yola ç›k›p, yolda (ya da zaman içinde) tan›mlar›n› gevfletti¤i kavramlara baflka örnekler de verilebilir. 1999 Kas›m›’nda ‹s-


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

tanbul’da verdi¤i konferansta, 1970’de, kapitalist üretim tarz›ndan ba¤›ms›z, ona paralel bir üretim tarz› olarak kavramlaflt›rd›¤› “ev içi üretim tarz›”n›n, ar› biçimiyle art›k gerilemekte oldu¤unu, buna karfl›l›k “karma” bir üretim tarz›n›n egemen hale geldi¤ini söylüyordu. Yazara göre, bunun nedeni art›k kad›nlar›n ifl gücü piyasas›na daha fazla kat›l›yor olmalar›d›r. Ücret karfl›l›¤› çal›flan bu kad›nlar bir ölçüde ba¤›ms›zl›klar›n› kazanm›fllard›r. Buna karfl›l›k, “ev kad›nlar›, yani ‘ar›’ ev içi üretim tarz› içinde bulunan kad›nlar... tam bir ba¤›ml›l›k [iliflkisi] içindedirler” (1999a: 6) Delphy y›llard›r kendisini elefltirenlerin ileri sürdü¤ü iddiay› nihayet kabul etmifltir, ama bunun ad›n› böylece koymadan.21 Oysa, kad›nlar›n (hem de giderek artan sayidaki) bir bölümünün kapitalizmle eklemlenmifl “karma” bir üretim tarz› içinde, bir bölümünün ise “ar›” bir ev içi üretim tarz› içinde yer ald›¤›n› söyleyip, yine de apayn› sömürü iliflkisinin taraf› olduklar›n› savunmak ne kadar mümkündür? Dahas›, eskiden sosyalist (ve Marksist) feministlerin kapitalizmle patriyarkay› iç içe geçirmelerini kritik önem tafl›yan bir elefltiri konusu yapm›flken, bu konuda hiçbir yeni de¤erlendirme yapmadan yola devam etmek ne derece etiktir? Kad›nlar›n ekonomik ba¤›ml›l›klar› ve kocalar› için ev ifli yapma yükümlülükleri bu yeni kavramsal çerçevede art›k, kapitalizmle patriyarkan›n birlikte oluflturdu¤u bir yap›n›n sonucudur: ‹flgücü piyasas›ndaki toplumsal cinsiyet hiyerarflisine ba¤l› olarak erkek ücretleri daha yüksek oldu¤undand›r ki kad›nlar kocalar›na ekonomik olarak ba¤›ml›d›rlar; emek güçleri kocalar› taraf›ndan tamamen sahiplenilmifl oldu¤u için de¤il. Bu ba¤›ml›l›¤›n kuflkusuz çok somut, maddi sonuçlar› vard›r: Erkekler kad›nlar›n kendileri için karfl›l›ks›z ev eme¤i harcamalar›ndan yarar sa¤larlar. Ayr›ca bu sayede ifl gücü piyasas›nda kad›nlar› ikincil konuma itme olana¤›na kavuflurlar. Ama bu zaten Hartmann’›n (1992), kad›nlar›n eme¤inin hem üretim hem yeniden üretim alanlar›nda erkeklerce denetlendi¤i ve patriyarkan›n maddi temelinin bu ikili denetleme süreci oldu¤u tezinden çok farkl› de¤ildir. Delphy’nin bafllang›çtaki tezlerinin bugüne geldi¤imizde evrildi¤i nokta, çal›flmalar›nda büyük ölçüde kendisinden esinlenen Stevi Jackson’un anlat›m›nda iyice netleflir: Bunlar yanl›fl ç›karsamalar oldu¤u için de¤il, Delphy yeni teorisinin uzant›lar›n› bu aç›kl›kta ortaya koymad›¤› için. Delphy’nin teorisine iliflkin olarak flöyle bir önermede bulunur Jackson: “Patriyarka kad›nlar›n sistematik tâ-

189

21 Kiflisel bir görüflmemizde bunun temel tezlerini etkilemedi¤ini, sadece art›k kavramlar› farkl› bir biçimde düzenledi¤ini savunmufltur.


190

Gülnur Acar-Savran

22 Bir kez daha Delphy’nin teorisinden “haber almak” için Jackson’a dönecek olursak, evli olmayan kad›nlar›n ev içi üretim tarz›na özgü üretim iliflkisi içinde yer almad›klar›ndan hareketle flöyle diyor yazar: “Bütün kad›nlar ve bütün erkeklerden birer s›n›f olarak söz etmek gerçekten de s›n›f kavram›n› belirli üretim iliflkilerindeki ba¤lant›lar›ndan uzaklaflt›r›r” (1996: 113). Bu durumda geriye, kad›nlar›n bir bölümünün bir s›n›f oluflturduklar› ihtimali kal›r. Nitekim Jackson’a göre, ev içi üretim tarz› d›fl›ndaki kad›nlar için Delphy yer yer “kast” deyimini kullan›r (1996: 112). Sylvia Walby (1986: 93-95) ise, kad›nlar›n de¤il ama ev kad›nlar›n›n bir s›n›f oluflturdu¤unu savunur. 23 Kapitalizm-d›fl› bir üretim tarz›n› tan›mlamak için kullan›lan bu ifadedeki “ekonomi fetiflizmi’” çarp›c›d›r. Bkz. yukar›da “Marx’›n Soyutlamalar›” bafll›kl› bölüm.

biyetlerini dile getirdi¤i halde, kendisi bafll›bafl›na bir sistem oluflturmaz” (1996: 51). Bir zamanlar Delphy’nin, patriyarkadan bafll›bafl›na bir sistem olarak söz etmeyen feministlere yöneltti¤i elefltiriler düflünüldü¤ünde bu formülasyon çarp›c›d›r. Ancak Delphy bütün kad›nlar›n ayn› sömürüye tâbi olduklar› tezinden vazgeçmedi¤i için bu sorunun üzerinde biraz daha durmak gerekebilir. Daha önce de gördü¤ümüz gibi, eve ifl al›p parça bafl› ücret karfl›l›¤› çal›flan kad›nlarla, aile iflletmelerinde emek gücüne klasik anlamda bir “patriyark” taraf›ndan el konan ve kocalar›n›n ifllerine karfl›l›ks›z katk›da bulunan kad›nlar› ayn› bilimsel s›n›f kategorisi içinde de¤erlendirir: Bunlar›n hepsi kocalar› için piyasaya yönelik üretimde bulunan kad›nlard›r. Bu aileleri ay›r›ms›z bir biçimde, “hâlâ (ya da bir kez daha) piyasada sat›lan ürünleri ya da hizmetleri üreten birimler” olarak tan›mlar (Delphy ve Leonard, 1992: 81). Bunlardan birinde kad›nlar›n iflverenden ücret al›yor olmalar›, Delphy’nin gözünde durumu de¤ifltirmez: Çünkü bu paray› kad›nlar›n kendileri kazand›¤› halde para “tümüyle kendilerinin” de¤ildir; eve giren ücreti koca denetler. Ne var ki, bu do¤ru olmakla birlikte, erke¤in, kad›n›n ücreti üzerindeki bu denetimiyle aile iflletmesinde bo¤az toklu¤una çal›flan kad›n›n harcad›¤› emek üzerindeki denetimi, pratik sonuçlar› itibariyle birbirine yak›n olsa bile ayn› üretim iliflkisi olarak kategorilefltirilemez. Bütün kad›nlar›n eme¤ine, aile iliflkileri çerçevesinde ev içinde ve d›fl›nda harcad›klar› emek dolay›s›yla el konur ve emek güçleri denetlenir, ama bu el koyma kad›nlar›n kendilerinin iflgücü piyasas›yla iliflkilerine göre farkl› biçimlere bürünür. Tek bir üretim iliflkisinin taraf› say›lamayacaklar› için de bir s›n›f oluflturmaz kad›nlar.22 Delphy 1984’ten bafllayarak, kapitalizmle patriyarkan›n eklemlenifl biçimine iliflkin formülasyonlar›n› bir ölçüde de¤ifltirdi¤i halde, o dönemde hâlâ, “ev içi üretim tarz›”n›n patriyarkan›n “ekonomik temeli”23 oldu¤unu savunmaktad›r (1984:18). Bu dönemdeki de¤ifliklik, ev içi üretim tarz›n›n d›fl›nda piyasadaki patriyarkal bask›lar›n ve sömürünün yazar›n teorik çerçevesindeki a¤›rl›¤›n›n artmas›d›r. K›sacas›, kapitalist üretim tarz› ile ev içi üretim tarz› hâlâ paralel yap›lar olarak kavramlaflt›r›lmaktad›r ama birer toplumsal bütün olarak kapitalizm ile patriyarka aras›ndaki eklemlenmeyi giderek daha çok somutlaflt›rm›fl ve ayr›nt›land›rm›flt›r Delphy; bu da olumlu bir geliflmedir. Ev içi üretim tarz›n›n özerkli¤i konusundaki ›srar›n›, daha önce de gördü¤ü-


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

müz gibi, Leonard ile birlikte yazd›klar› kitapta da sürdürür (1992: 47-49). 1999 ‹stanbul konferans›n›n metninde ise, “1984’te ... toplumsal cinsiyetin, ekonomik sömürünün içlerinden yaln›zca birini oluflturdu¤u birçok ezme-ezilme sisteminin bileflkesi oldu¤una iliflkin” bir hipotez gelifltirmifl oldu¤unu söyler: “... zaman içinde art›k... tek bir neden ya da ‘son tahlilde belirleyici olan bir etken’ aray›fl›ndan vaz geçmekle birlikte, yine de, tek yönlü nedensellikler kurmadan da olsa, etkenleri güçlü bir biçimde [birbirine] eklemlemeye çal›flmak gerekti¤ine” inand›¤›n› da alt›n› çizerek eklemeyi ihmal etmez (1999a: 3-4). Yazara göre bu, farkl› etkenler aras›nda bir hiyerarfli kurmak anlam›na gelebilir. Bunlar, Delphy’nin, bütün kad›nlar›n tam ba¤›ml›l›¤›na yol açan bir evlilik sözleflmesi ve bu sözleflmeyle girilen (bütün kad›nlar›) kapsay›c› bir ev içi üretim iliflkisi (ve sömürüsü) anlay›fl›ndaki soyut genellikten ad›m ad›m uzaklaflmas› olarak de¤erlendirilebilir. Yazar›n tahlili, giderek tarihsel somutluk aç›s›ndan zenginleflmifl, kapitalizmden kopar›lm›fl bir dünyan›n s›n›rlar› içinde tan›mlanm›fl soyut genellikten uzaklaflm›flt›r. Ne var ki, baz› kavramlarda hâlâ ›srar etmesi teorisinde kaç›n›lmaz olarak tutars›zl›klara yol açmaktad›r: Ev içi üretim tarz› ve bu üretim iliflkisine dayal› tek bir sömürü anlay›fl› bunlar›n bafll›calar›d›r. Delphy’nin, kapitalizmle patriyarkay› birbirinden salt “analitik” düzeyde tümüyle ay›rd›¤›n›, yaflam›m›z›n ampirik gerçekli¤inde bu iki sistemin mekansal ve zamansal olarak iç içe girmifl oldu¤unu ›srarla vurgulamas› (Delphy ve Leonard, 1992: 65-67), sorunu aflmam›z› sa¤lamaz. Çünkü sorun onun “analitik” diye ifade etti¤i soyutlama düzeyi anlay›fl›ndad›r: Bu anlay›flta yap›salc›l›¤›n tarih d›fl› zihinsel yap›lar›n›n etkisi vard›r. Toplumsal cinsiyet ve patriyarka tasar›mlar›nda ise, yine yap›salc›l›¤›n bu türden yap›lar›n eklemlenmesi olarak kurulmufl toplumsal formasyon anlay›fl›ndan izler vard›r. Buna karfl›l›k, “toplumsal yeniden üretim” kavram›n› merkezine alan bir patriyarkal kapitalizm tasar›m›, tarihsel somutlu¤u daha bafltan zihinsel kurulufluna dahil eder: Bu ikinci anlay›fla damgas›n› vuran karmafl›k bütün anlay›fl›nda, ifl gücü piyasas›yla ev eme¤inin tarihsel olarak özgül bir biçimi, bir madalyonun iki yüzünü oluflturur, biri olmaks›z›n di¤eri “analitik” düzeyde de kavramlaflt›r›lamaz.24 Yap›salc› olarak nitelendirdi¤im eklemlenme ve bütün anlay›fllar›yla flöyle bir sonuca varmak hiç zor de¤ildir: “Birbiriyle etkileflim içinde olan 3 ya da n say›da hiyerarfli sistemi oldu¤unu

191

24 Yap›salc› eklemlenme anlay›fl›yla somut dolay›mlara dayal› karmafl›k bütün anlay›fl› aras›ndaki fark için bkz. AcarSavran (1990; 1987).


192

Gülnur Acar-Savran

keflfedebiliriz... (Neo-emperyalist/›rkç› sistemin de hesaba kat›lmas› gerekti¤ine göre en az›ndan üç sistemin oldu¤u kesindir.)” (Delphy ve Leonard, 1992: 65). Tarihsel somutluktan yoksun bir eklemlenme anlay›fl›ndan söz ederken kast etti¤im fleyin örne¤ini tam da emperyalizmin kapitalizmden bu biçimde özerklefltirilmesinde görmek mümkün. Bu mant›¤›n daha uç bir örne¤i ise, Delphy’i patriyarka, kapitalizm ve toplumsal bütünü oluflturan baflka “alt sistemler”i birbirinden yeterince soyutlamad›¤› için elefltiren Chris Beasley’nin baflka birçok aç›dan ilginç olan çal›flmas›nda ortaya ç›k›yor. Yazar Delphy’nin, Marksist emek kavram›ndan yeterince kopmad›¤›n›, oysa piyasa ekonomisi için baflka, ev içi ekonomi için baska emek anlay›fllar›na ve ekonomi politik yaklafl›mlar›na ihtiyac oldu¤unu ileri sürer. Oysa bu noktaya Delphy’nin de kat›laca¤› bir kayg›dan hareket ederek varm›flt›r Beasley: “(en az›ndan) hem s›n›fsal hem de cinsiyete dayal› toplumsal iliflkilerin (apayr›) maddi/ekonomik yap›lar› oldu¤unu göz önünde tutan... bir iki (çok) sistemli teori”nin gereklili¤i farkl› sözcüklerle de olsa Delphy’nin de geçmiflten beri dile getirdi¤i birfleydir. Beasley’e göre, s›n›f ve toplumsal cinsiyet iliflkileri, “ayn› yarat›¤›n iki bafl› olarak” görülemez, “bunlar›n her biri için farkl› bir silaha” gerek vard›r (1994: 80; ayr›ca bkz. 91-93). Bu yaklafl›mlar›n politik uzant›s›n›n, farkl› aidiyetlere dayal› kimliklerin yan yana dizilmesinden oluflan, ço¤ulcu bir kimlik politikas› olaca¤›n› görmek güç de¤il. Her ne kadar Delphy’nin böyle bir politika anlay›fl›n› savundu¤u söylenemezse de, yukar›da aktarm›fl oldu¤um, hem patriyarka hem kapitalizmde ayr› ayr› de¤ifliklikler için mücadele etme perspektifinde sözünü etti¤im mekanikli¤in izlerini sezmek mümkün. Delphy’nin teorisinde, özel alan-kamusal alan yap›lanmas›ndaki somut dönüflümlere ve bu iki alan aras›ndaki sürekliliklere ve kopukluklara çok fazla yer yoktur. Bu yüzden, karfl›l›ks›z ev eme¤inin ötesinde, kad›nlar›n baflka kad›nlar için evlerde ücret karfl›l›¤› yapt›klar› ifller ve çocuk, hasta, yafll› bak›m›n›n kamusal alana do¤ru uzanan ücretli biçimleri aras›ndaki ba¤lant›lar üzerinde de çok fazla durulmaz. Yukar›da, Marx’la ilgili bölümde “toplumsal yeniden üretim” kavram›yla böyle bir bak›fla kap› aralamaya çal›flm›flt›m. Özel alan/kamusal alan, ücretsiz bak›m eme¤i/ücretli bak›m eme¤i ba¤lant›lar›n›n kurulmas›n›n, karfl›l›ks›z ev eme¤ine yönelik feminist elefltiriyi tamamlayacak feminist politikalar üretebilmek aç›s›ndan önem tafl›d›¤› kan›s›nday›m.


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

Bak›m ve Yeniden Üretim Bak›m ve ev iflleri, 20. yüzy›l›n önemlice bir bölümünde, özellikle de Bat› ülkelerinde, kad›nlar›n somut deneyimleri aç›s›ndan türdefl bir nitelik tafl›yordu. Bir yandan otomizasyon artm›fl ve standart ev aletleri yayg›nlaflm›flt›, öte yandan da yüzy›l›n bafl›ndan itibaren evlerde ücret karfl›l›¤› çal›flan ev ve bak›m iflçilerinin say›s›nda önemli bir azalma olmufltu; bu iflçiler baflka ücretli emek biçimlerini tercih ediyorlard› (Delphy ve Leonard, 1992: 75, 116; Hartmann, 1987: 123). Ayr›ca akrabal›k iliflkilerinin azalmas› ve biçim de¤ifltirmesi de evlerin içlerinde bu ifllerin tümünü ev kad›nlar›n›n kendi bafllar›na yüklenmek zorunda kalmalar›na yol açm›flt›. Bu “ev eme¤i”nin, ar› ve birlikli bir kategori olarak çok daha fazla say›da kad›n›n türdeflleflmifl öznel deneyimlerini yans›tt›¤› anlam›na geliyordu. Oysa 20. yüzy›l›n son çeyre¤inden bu yana, “karfl›l›ks›z ev eme¤i” bir tahlil kategorisi olarak merkezi önemini korumakla birlikte, ev eme¤i biçimleri çeflitlendi: Tam anlam›yla karfl›l›ks›z biçiminin yan› s›ra, düflük ücretli, prestijsiz, güvencesiz, köle eme¤ine yak›n çok farkl› biçimler alt›nda ortaya ç›kmaya bafllad›. Bu biçimlerin varl›¤›, karfl›l›ks›z ev eme¤inin merkezi konumunun ortadan kalkt›¤› anlam›na gelmez, çünkü ev eme¤inin bu farkl› biçimlerinin son derece a¤›r koflullar›n› bizzat karfl›l›ks›z ev eme¤inin varl›¤› belirler. Belki ücret karfl›l›¤› çal›flan kad›nlarla ücretsiz çal›flan ev kad›nlar› aras›ndaki kategorik ay›r›m›n eski keskinli¤ini yitirdi¤i söylenebilir, ama en az›ndan flu çok aç›kt›r: Evlerde ücret karfl›l›¤› çal›flan kad›nlar kendi aileleri içinde karfl›l›ks›z emek harcarlar; bu kad›nlar› çal›flt›ran kad›nlar da kendi ücretli ifllerinin d›fl›nda bak›m ve ev ifllerinin önemli bir bölümünü karfl›l›ks›z olarak yapmaya devam ederler. Kald› ki, evde ücret karfl›l›¤› ev iflçisi çal›flt›ran kad›nlar›n, genellikle bu ücretleri kendi kazand›klar› parayla karfl›lad›klar› da feministlerin yayg›n olarak üzerinde uzlaflt›klar› bir saptamad›r. Dolay›s›yla “sevgi karfl›l›¤› çal›flma-ücret karfl›l›¤› çal›flma” ikili¤i ortadan kalkmam›flt›r. Hatta ücretli ev ve bak›m iflçili¤inin tam da karfl›l›ks›z ev eme¤i-ücretli emek, özel alan-kamusal alan ikiliklerinin göbe¤inde yer ald›¤› ve bu ikiliklerin yaratt›¤› gerilimden beslendi¤i söylenebilir. Ev ve bak›m iflçili¤inin bu kadar düflük ücretli ve prestijsiz bir ifl olmas›n›n ve koflullar›n›n a¤›rl›¤›n›n temelinde, bu iflin, ücretli eme¤in çok özel bir biçimi olmas› yatar: Sömürü iliflkilerinin geleneksel ve modern biçimlerinin, bo¤az toklu¤una ça-

193


194

Gülnur Acar-Savran

25 Ayr›ca bkz. Nelson, 1989 ve Ehrenreich ve Hochschild, 2003).

l›flmayla ücretli çal›flman›n bir kar›fl›m›d›r ücretli ev iflçili¤i. Emek gücünün sat›n al›nmas›na dayal› bir iliflki biçimiyle çal›flan›n tüm kiflili¤inin denetlendi¤i, neredeyse kiflili¤inin sat›n al›nd›¤› bir iliflki biçimi iç içe geçmifltir burada. Bridget Anderson bu iç içeli¤i flöyle anlat›r: “‹flveren, iktidar›n› büyük ölçüde kamusal ve özel ... alanlar aras›nda gidip gelerek sa¤lamlaflt›r›r: Çal›flma saatleri ve esnekli¤i söz konusu oldu¤unda ev iflçisi ‘aileden biri’ muamelesi görür... çal›flamayacak derecede hasta oldu¤unda bile ise ...kendisine bir iflçi olarak davran›l›r...” (2000: 5). Baflka bir anlat›mla, ücretli ev iflçili¤inin özgül niteli¤i, karfl›l›ks›z ev eme¤iücretli emek ikili¤inin ayakta oldu¤unun, karfl›l›ks›z ev eme¤inin varl›¤›n› sürdürdü¤ünün bir göstergesidir. Kad›n iflleri olmalar›n›n yan› s›ra bak›m ifllerinin de¤ersiz ifller olarak görülmelerinin bir nedeni de, kad›nlar›n özel alana özgü “duygusal”, “do¤al” faaliyetlerinin bir parças› olarak alg›lanmalar›d›r. Bunun da ötesinde, ev eme¤inin çeflitlenmesi ve karfl›l›ks›z biçiminin yan› s›ra birçok ücretli biçiminin ortaya ç›kmas›, patriyarkal hakimiyetten kad›nlar aras› bölünmeye do¤ru bir a¤›rl›k kaymas› oldu¤u, bu bölünmelerin erkeklerin ç›karlar›ndan söz etmeyi güçlefltirdi¤i anlam›na hiç gelmez. Rerrich’e dayanarak daha önce de göstermeye çal›flt›¤›m gibi, bu bölünmeye ra¤men –hatta bu bölünme sayesinde- dimdik ayaktad›r patriyarka. Kad›nlar aras› bölünme fluna iflaret eder: Baz› kad›nlar, baflka kad›nlar sayesinde, iflgücü piyasas›na erkekler gibi, yani ev ifli ve çocuk, hasta, yafll› bak›m›n›n evde halledildi¤inin güvencesiyle kat›lmaktad›rlar. Bu ifller böylece, kamusal alana tafl›nmaks›z›n, evde kalan kad›na b›rak›labilir: “‹ki [farkl›] yurttafl grubu (erkekler ve orta s›n›f kad›nlar) aras›ndaki, kamusal alana kat›l›m hakk›yla ilgili potansiyel bir çat›flma ... kamusal olanla özel olan›n yeniden yap›land›r›lmas›n› gerektirmeden çözümlenir” (Anderson, 2000: 195).25 Bu yüzleflmenin ertelenmesinden hem erkekler yarar sa¤lar hem kapitalizm. Bir yandan patriyarkan›n bir yandan kapitalizmin, kad›nlar› bölerek birbirlerine karfl› oynamas›n›n bir örne¤ini de, kendi evinde çocuk bakan kad›nlarla, bu çocuklar›n anneleri aras›ndaki iliflkide görmek mümkündür. Bu bak›c›lar çocuklar› kendi evlerinde a¤›rlad›klar› için, burada, bir ölçüde eflitler-aras› bir iliflki söz konusudur. Dolay›s›yla da, suçluluk duygular› ve k›skançl›klarla örülü bir iliflki... Evinize b›rak›lan bir çocu¤un bak›m›n›n ücreti için pazarl›k yapmak, ifli kiflisellikten ve duygulardan ar›nd›rmak daha da güçtür: “Müflterilerin ço¤u ka-


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

r›-kocan›n ev d›fl›nda çal›flt›¤› ailelerden oldu¤u halde, müflterinin de bak›c›n›n da çok iyi bildi¤i gibi, çocu¤un bak›m paras› kad›n›n ücretiyle ödenir. Dolay›s›yla kad›nlar›n ald›klar› ücretlerin düflük olmas› bak›c›lar› da dolays›z bir biçimde etkiler...” (Nelson, 1989: 16-17). Kad›nlarla erkeklerin aras›ndaki, kamusal alana kat›lma hakk›yla ilgili yüzleflmenin ertelenmesini mümkün k›lan kad›n emek gücü arz›na daha yak›ndan bakt›¤›m›zda, 20. yüzy›l›n ikinci yar›s›ndan itibaren dünyan›n çehresini de¤ifltiren bir tak›m süreçlerle karfl›lafl›r›z. Ama bu süreçlerin yaflanmas›ndan önce de dünyan›n çok büyük bir bölümünde bu çeflitlilik zaten hep yaflan›yordu. Ne var ki, ev eme¤inin Bat›’da gözlenen yeni çeflitlenmesinde ücretli eme¤in kamusal tarz›nda gözlenen özellikler daha bask›nken, günümüze oldukça yak›n bir geçmiflte, Türkiye gibi ülkelerde bu çeflitlilik büyük aile çerçevesi içinde ortaya ç›k›yordu: Evlatl›k kurumu, cariyelik ve gelinlik, aileyle aile d›fl›n›n, akrabal›kla yabanc›l›¤›n (“el” oluflun) ikilik ve gerilimin ortas›nda yer alan ev eme¤i biçimleri sunuyordu. Burada da, kad›nlar›n eme¤ine erkeklerce el konmas›n›n çeflitli aile/hane içi biçimleri söz konusuydu ve yaln›zca eflin (kar›n›n) karfl›l›ks›z eme¤inden ibaret de¤ildi ev eme¤i. Bu farkl› biçimlerin ortak paydas›, “kad›nlar›n cinsellikleri, ev ifllerinin düzeni ve ev mekan›na kapan›p kalmalar› aras›ndaki s›k› iliflkiler”di. Bugün Bat›’da ev eme¤inin çeflitlenmesiyle birlikte ortaya ç›kan kad›nlar-aras› bölünme o günün Türkiyesi’nde de gündemdeydi; ve “kad›nlar aras› bir sömürü düzeni” olarak yorumlan›p sunulmaya çal›fl›l›yordu (Özbay, 2002: 30). Ev eme¤inin kad›nlar aras›ndaki dolafl›m›n›n ça¤dafl biçimlerinin bir ucunda sermayenin küreselleflme dinamiklerinin bir parças› olan göçlerle yeryüzüne da¤›lan ucuz kad›n emek gücü, esnek çal›flma biçimleri ve güvencesiz ifller varsa, öbür ucunda da metropol ülkelerde giderek daha çok say›da orta s›n›f kad›n›n›n meslek sahibi olmas› ve bu grubun kesintisiz bir ücretli çal›flma düzenini sa¤lama gereksinimi vard›r. Bat›’da ücretli ifl gücüne kat›l›m› giderek artan kad›nlar›n bafl›nda görece genç, çocuklu ve ço¤unlukla nitelikli emek sahibi kad›nlar gelir. Bu kad›nlar annelerinden farkl› olarak evlendikten ve hatta çocuk sahibi olduktan sonra da ifllerinden ayr›lmazlar. Çocuk nedeniyle iflten ayr›lma Almanya ve ‹ngiltere gibi ülkelerde gittikçe azalmaktad›r (Rerrich, 1996: 27; Delphy ve Leonard, 1992: 252). ‹flte, ücretli ev ve bak›m ifllerindeki bu yeni çeflitlilik, “sosyal refah devle-

195


196

Gülnur Acar-Savran

ti”nin de çöküntüye u¤rat›lmas›yla birlikte, bu kad›nlar›n artan talepleriyle a¤›rl›kl› olarak göçmen kad›nlar›n sundu¤u esnek ve ucuz emek gücünün karfl›laflmas›ndan do¤ar. Bu geliflmeler bir arada, kad›nlar›n ücretli bak›m eme¤inin hem arz hem talep taraf›nda bir art›fla yol açmaktad›r. Bir grup kad›n ücretli kad›n eme¤i ararken bir grup kad›n da evlerde çal›flmaktan baflka bir seçene¤i olmad›¤› için bu ifllerin üstüne atlamaktad›r. Bu tablonun bir yan›nda da, göçmenlerle göç alan ülkenin devleti aras›ndaki iliflkiler vard›r: Göçmen iflçiler devlete, kendi yurttafllar›n›n haklar› olarak görülen e¤itim, sa¤l›k vb. alanlarda hizmet zorunlulu¤u da yüklemez. Dolay›s›yla, hem devlete ucuza gelir göçmen kad›nlar, hem de orta s›n›f kad›nlar›n art›k devletten sa¤layamad›klar› (hasta, yafll›, çocuk bak›m› gibi) hizmetleri devletin yerine sunarlar. Bütün bunlara Bat›’da ortalama yaflam süresinin uzamas›, “Güney ülkeleri”nde ise çocuklar›n toplam nüfus içindeki oranlar›n›n yüksekli¤i eklenince, bir “bak›m krizi”nden söz etmek kolaylafl›r (Brenner, 2000: 195; Sweetman, 1996). Ev eme¤inin sözünü etti¤im biçimde çeflitlenmesi, bu bak›m krizi karfl›s›nda, farkl› nesnel koflullar›n bir araya gelmesiyle ortaya ç›km›fl (geçici) bir çözümdür. Kad›nlar›n karfl›l›ks›z ev eme¤inin bir aya¤›n› ev ifllerinin öteki aya¤›n› da bak›m ifllerinin oluflturdu¤una çeflitli vesilelerle de¤indim. Öte yandan bak›m ifllerinin fiziksel eme¤in yan› s›ra duygusal eme¤e dayand›¤›ndan da söz ettim. fiimdi bak›m kavram›yla ilgili bir netlefltirme daha yapabiliriz: Kad›nlar›n kocalar› için harcad›klar› bak›m eme¤inin, bu iflleri kendisi de yapabilecek durumda olan bir insana verilmifl hizmetler oldu¤unu görmek güç de¤ildir. Gerçekten “bak›m” ad›n› hak edecek eme¤i ise, bunu kendisi yapamayacak olan çocuk, hasta ve yafll›lar için harcanan emek olarak somutlaflt›rabiliriz. Böyle yapt›¤›m›zda, “bak›m”›n toplumsal olarak gerekli, hiçbir zaman ortadan kalkmayacak ve insanlar için anlaml› ve doyurucu olabilecek faaliyetleri kapsad›¤› ortaya ç›kar. Dolay›s›yla da “bak›m krizi”, kad›nlar›n üzerindeki ev ifli yüklerinden bir ölçüde ayr›larak ele al›nmas› gereken bir sorundur. Öte yandan, yiyecek, giysi, temizlik vb. kapitalist biçimde üretildi¤inde piyasa de¤eri görece düflük tutulabilecek ürün ve hizmetler oldu¤u halde, “bak›m” ifllerinin gerekli standard› tutturmalar› pahal› bir emek sürecini varsayar. Dolay›s›yla, tek tek kad›nlar›n (göçmen ya da baflka) ucuz eme¤iyle bu ifllerin bir bölümü görülse de, bunlar kurumsallaflmam›fl, e¤reti


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

çözümler olmaya mahkumdur (Brenner ve Ramas, 1984). Bak›m iflleri, de¤ersiz, nitelikli emek gerektirmeyen, kad›nlar›n “do¤al e¤ilimlerinin ve yeteneklerinin” birer uzant›s› olmaktan ibaret, (emek olarak) görünmeyen emek olmaktan nas›l ç›kar›labilir? Herfleyden önce, bu ifllerin nitelikli ifller haline getirilmesi, bunun için de bu alanlarda nitelikli bir e¤itim düzeyinin tutturulmas› gerekir. Ücretli bak›m ifllerine erkeklerin de girmelerinin özendirilmesi, bu ifllerin toplumsal de¤erinin artmas›na katk›da bulunabilir. Ev içindeki cinsiyetçi iflbölümünün dönüfltürülebilmesinin önünü açacak kamusal önlemlerin aras›nda yine, iflgücü piyasas›n›n cinsiyetçi yap›lanmas›n›n dönüfltürülmesi ve ifl gününün ücret kayb› olmaks›z›n herkes için k›salt›lmas› say›labilir. Bak›m ifllerinin, kad›nlar›n karfl›l›ks›z eme¤iyle belirlenmifl “do¤al” niteliklerinden s›yr›lmalar› için baflvurulabilecek, ev içinde kad›nlar›n harcad›klar› karfl›l›ks›z bak›m eme¤inin ölçülmesi, maddi-manevî tazminat konusu haline getirilmesi ve ev kad›nlar›n›n emeklilik hakk›n›n tan›nmas› gibi önlemlere ve cinsiyetçilikten ar›nd›r›lm›fl ve doyurucu sosyal güvenlik sistemleri konusuna ise afla¤›da de¤inece¤im. Patriyarkal kapitalizmin piyasa fetiflizminin gözlükleriyle bak›ld›¤›nda görünmez olan bak›m eme¤i, toplumsal yeniden üretimin bir parças› olarak ele al›nd›¤›nda tüm vazgeçilmezli¤iyle göze çarpar. Bu yüzden de, Delphy’nin “yeniden üretim”in bu kullan›m›na bütün itirazlar›na karfl›n, bu kavram kad›nlar›n karfl›l›ks›z olarak yapt›klar› ifllerin toplumsal boyutlar›n›n kavranmas› aç›s›ndan kritik bir önem tafl›r. Ev eme¤i, yeniden üretim kavram› ›fl›¤›nda düpedüz toplumun ayakta kalmas› için harcanan emektir ve insanl›k aç›s›ndan de¤erine, sözcü¤ün gerçek anlam›yla paha biçilemez. Bak›m ifllerinin ve bak›c›l›¤›n tatmin edici, aranan ifller haline gelmesi hiç de imkâns›z de¤ildir, yeter ki bu alanda kapsaml› bir sosyal güvenlik sistemi yerleflsin, bu ifller için ödenen ücretler doyurucu olsun, bu ifller hem kamusal alanda hem evlerde kad›nlar ve erkeklerce eflit biçimde paylafl›ls›n. Bunlar›n hepsinin bir arada sa¤land›¤› bir durumda, bak›m› de¤ersiz bir faaliyet olarak yads›yan “erkek-merkezli” bir bak›fl› da, onu kad›n kimli¤inin bir parças› olarak yücelten “kad›n-merkezli” bir bak›fl› da geride b›rakmak, eflitlik-farkl›l›k terimleriyle da ifade edilebilecek olan bu ikilemin ötesine geçmek mümkün olur. Öyleyse flimdi, bak›m ifllerinin erkeklerle kad›nlar aras›nda eflit paylafl›m›n› sa¤laman›n ara halkalar›ndan ikisine, sosyal güvenlik

197


198

Gülnur Acar-Savran

programlar›nda bu sorunun ele al›n›fl biçimlerine ve ev eme¤inin ölçülmesi tart›flmas›na k›saca bakal›m. Sosyal güvenlik ve toplumsal cinsiyet konusundaki çal›flmalar›nda Francesca M. Cancian ve Stacey J. Oliker (2000) mevcut sosyal güvenlik sistemlerini de¤erlendirir ve gelecek için bir perspektif oluflturmaya çal›fl›rken iki gere¤i göz önünde tutarlar: Bir yandan, kad›nlar›n karfl›l›ks›z bak›m eme¤i çeflitli sosyal güvenlik önlemleriyle ödüllendirilmeli, bu kad›nlara destek olunmal›d›r ki, bu, bak›m ifllerinin toplumsal ve ekonomik de¤erinin teslim edilmesi anlam›na gelir. Ama buna karfl›l›k, ayn› zamanda da, toplumsal cinsiyet eflitli¤inin önünü açacak biçimde, bak›m ifllerini toplumsal cinsiyet yüklerinden ar›nd›rmak ve evlerin içinde ve d›fl›nda bu iflleri kad›n iflleri olmaktan ç›karmak için erkekleri özendirici önlemler almak, örne¤in erkeklere özel do¤um iznini kurumsallaflt›rmak gerekir. Yazarlara göre, bak›m ifllerinin de¤erinin teslim edilmesiyle, bu ifllerin kad›nlar›n kimliklerinden ayr›flt›r›lmas› gereklerinin yol açt›¤› gerilimin tarihte çeflitli örnekleri vard›r. Bunlar›n en çarp›c› olanlar›ndan birisi, hemflirelerin bu konudaki çeliflik yaklafl›mlar›d›r. “Hemflireler bir yandan kad›nlar›n bak›m ifllerini üstlenmelerinin onlar›n biyolojik do¤alar›n›n bir parças› oldu¤unu kabul etmifllerdir. Öte yandan da, bak›c›l›¤›n uzmanl›k bilgisi ve becerilerine dayand›¤›n› iddia etmifller ve bunun kendi konumlar›n›... yükseltece¤ine inanm›fllard›r” (Cancian ve Oliker 2000: 29). ‹flte yazarlar bu gerilimi çözen bir bak›fl›n peflindedirler. A.B.D.’de yürürlükte olan sosyal güvenlik sisteminin - oldu¤u kadar›yla - iki aya¤› vard›r. Bunlardan ilki, “çal›flanlar”› kapsayan ve onlar› sakatl›k, hastal›k, iflsizlik, yafll›l›k dönemlerinde de güvence alt›na alan sosyal sigorta sistemidir [social insurance]. Bu ayakta, istikrarl› bir çal›flma hayat› olan “çal›flanlar” için öngörülmüfl sa¤l›k, emeklilik vb. sigorta önlemleri yer al›r. Bunlar esas olarak erkeklere ve onlar›n bakmakla yükümlü olduklar› efllerine ve çocuklar›na yönelik olarak tasarlanm›fl önlemlerdir. Ve as›l önemlisi: "Bunlardan yararlanmak için kimse ekonomik ihtiyaç içinde oldu¤unu kan›tlamak zorunda de¤ildir; bunlar her üretken yurttafl›n 'hakk›'d›r...” (Cancion ve Oliker, 2000: 106). ‹kinci ayakta ise “kamusal yard›m” [public assistance] ya da “refah” programlar› vard›r. Bu ikinci tür programlar›n muhataplar›n›n ço¤u, bu önlemlerden “bak›c›” kimlikleriyle yararlan›r. Ayr›ca, bunlar birer hak olarak de¤il, ‘üretken’ yurttafllar›n ödedi¤i


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

vergilerden sa¤lanan “yard›mlar” olarak görülür. Bunlar›n muhataplar› ço¤unlukla yaln›z anneler, çocuk bakt›¤› için hep kesintili olarak çal›flm›fl ve bu nedenle iflsizlik sigortas›ndan yararlanamayan kad›nlard›r. K›sacas›, nüfusu, ailesini geçindirenler ve bak›c›lar olarak ikiye ay›ran bir sosyal güvenlik sistemidir bu: “...bu iki katmanl› refah sistemi... gelir düzeyinden ba¤›ms›z olarak, ailelerini geçindirenlere karfl› oldukça cömerttir; yoksul bak›c›lara karfl› cömert de¤ildir; yoksul olmayan bak›c›lara ise do¤rudan hiçbir yarar sa¤lamaz” (Cancian ve Oliker, 2000: 107). Bu sistemde, çocuklar›n, yafll›lar›n, hastalar›n bak›m›n› karfl›l›ks›z olarak üstlenmifl olanlar de¤il, zaten bir geliri olanlar ödüllendirilir. Ayr›ca, söz konusu olan ikinci ayak flimdilerde çökertilmekte olan ayakt›r: Sosyal yard›mlardan yararlanacaklara art›k kamusal kurulufllarda son derece düflük ücretlerle çal›flma yükümlülü¤ü getirilmifltir. Genellikle genç, siyah yaln›z annelerden oluflan bu yurttafl grubunun toplumun parazitleri oldu¤u, vergi mükelleflerini sömürdü¤ü, devlete yasland›¤› propagandas› yayg›nd›r A.B.D.’de. Sosyal yard›mlardan yararlananlara çal›flma yükümlülü¤ü getirilmesi, çocuk bak›m› konusunda hiçbir flekilde yeterli destek alamayan bu kad›nlar›, bir kez daha cezaland›rmak ve ç›kmaza itmekten baflka bir anlam tafl›maz. Çocuklar›n› sokaklara salmaktan baflka çareleri olmayan bu kad›nlar velâyet haklar›n› yitirme korkusuyla karfl› karfl›yad›r. Nitekim son y›llarda ‹ngiltere ve A.B.D.’de çiftlere evlat edinme yönünde çeflitli teflviklerde bulunulmaktad›r. Fransa’daki sosyal güvenlik sistemi ise bak›m ifllerini ödüllendirmeyi esas alan, ama kad›nlar›n ücret karfl›l›¤› çal›flmalar›n› özendirecek destekler sunmayan, tersine vergi sistemi arac›l›¤›yla da kad›nlar› evde oturmaya özendiren bir anlay›fla dayan›r. Cancian ve Oliker (2000) Fransa’dakine benzer sistemleri belirleyen yaklafl›m› “bak›c› yurttafllar”a yönelik destek politikalar› olarak nitelendirirler. A.B,D.’deki “çal›flan yurttafllar”› kay›ran sistemin tam karfl› kutbunda yer al›r bu yaklafl›m ve kad›nlar› (hiç de¤ilse) bir ölçüde korur: Kamusal hizmetler arac›l›¤›yla ve annelik ödentileri gibi önlemlerle bak›c›l›k ödüllendirilir bu sistemde. Eflitlik-farkl›l›k gerilimi aç›s›ndan bak›ld›¤›nda, erkeklerin gelir getirici ifllerde kad›nlar›n ise karfl›l›ks›z bak›m ifllerinde uzmanlaflmalar›n› pekifltiren ve böylece eflitli¤in önünü t›kayan bir yaklafl›md›r bu. Delphy Fransa’daki sistemi tam da bu aç›dan elefltirir. Yazara göre bu sistem anneli¤i bir meslek haline getir-

199


200

Gülnur Acar-Savran

26 ‹sveç ve Norveç’te yürürlükte olan sosyal güvenlik sistemleriyle ilgili daha ayr›nt›l› ve buradakinden bir ölçüde farkl›laflan bir sergileme için bkz. Mandell (2003).

mektedir: “Elinizdeki tercihler flu[nlar]: d›flar›da çal›fl›p çifte yük yüklenmek, ya da daha az fakir olup erke¤e ba¤›ml› olmak ve tam zamanl› annelik yapmak” (1999c: 7). ‹sveç’teki sosyal güvenlik anlay›fl›na geldi¤imizde ise, sistemin hem kad›nlar›n bak›c›l›klar›n› ödüllendirmeye hem de d›flar›da çal›flmalar›n› kolaylaflt›rmaya yönelik politikalara dayand›¤›n› görürüz. Baban›n da kullanabilece¤i ücretli do¤um izni, evde çocuk bakanlar için yine cinsiyetten ba¤›ms›z ödenekler gibi önlemler sonucunda ‹sveç’te d›flar›da çal›flan anne say›s› artm›fl, buna karfl›l›k daha çok baba çocuk bak›m›na öncelik tan›maya bafllam›flt›r. Ancak yine de, ifl gücü piyasas›ndaki cinsiyetçi yap›lanmada köklü dönüflümler olmad›¤› ölçüde, toplumsal cinsiyet aç›s›ndan nötr önlemler, kad›nlar›n hem özel hem kamusal alanda bak›m ifllerinde yo¤unlaflmalar›n› beraberinde getirmifltir –bu kast edilmemifl olsa da. “Bak›c›-çal›flan yurttafllar” anlay›fl›na dayanan bu sistem, Fransa’daki çok farkl› sistemle ayn› sonucu vermifltir k›sacas›. Oysa Norveç’te de yurttafllara hem bak›c›lar hem çal›flanlar olarak yaklafl›ld›¤› halde, buradaki sistem, bak›m için “babal›k izni” türünden, tersinden cinsiyet yüklü, sadece erkeklerin yararlanabilece¤i destekler sa¤layarak erkekleri bak›m ifline özendirir. “Bak›c›-çal›flan yurttafllar” anlay›fl›nda içkin olan soyut eflitlik anlay›fl› böylece afl›lm›flt›r: “Bak›c›-çal›flan yurttafl politikalar›n›n toplumsal cinsiyet eflitli¤ini sa¤lamadaki baflar›s›, baflka toplumsal güçlerin yan› s›ra bu politikalar›n erkekleri aktif olarak ev içi ve ücretli bak›m ifllerine ne kadar çekti¤ine ba¤l›d›r” (Cancian ve Oliker, 2000: 121).26 Ev içindeki cinsiyetçi iflbölümünün ve kad›nlar›n karfl›l›ks›z ev eme¤inin ortadan kalkmas›, yani erkeklerin bak›m ifllerini üstlenmeleri için önerilen kamusal önlem ve politikalardan biri de ev eme¤inin ölçülmesidir. Ev eme¤inin zaman olarak, hatta bunun da ötesinde parasal de¤erini hesaplamak üzere ölçülmesi, herfleyden önce, evde kad›nlar›n harcad›¤› karfl›l›ks›z eme¤in devasa boyutlar›n›n ortaya dökülüp görünür hale gelmesini sa¤lar. Bunun, kad›nlara ev içindeki cinsiyetçi iflbölümünü sorgulamalar› için ideolojik bir silâh sunaca¤› aç›kt›r. Bunun yan› s›ra, ev eme¤inin ölçülmesi, boflanma davalar›nda maddi/manevî tazminata temel oluflturaca¤› için önemlidir. Ve as›l olarak da, kamu politikalar› ifl ve üretim hayat›na iliflkin ekonomik istatistiklerden hareketle olufltu¤u için, neyin bofl zaman, neyin ifl say›ld›¤› bu politikalar›n flekillenmesini belirler. Örne¤in yukar›da


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

A.B.D.’nin sosyal güvenlik sistemiyle ilgili olarak da gündeme gelen, bak›c›l›¤›n “çal›flanlar”dan farkl› ölçütlerle ödüllendirilmesi, hatta ödüllendirilmeyip bir tür sadakayla, “çal›flmama” olarak de¤erlendirilmesi, tamamen ev eme¤inin toplumsal de¤erinin üstünün örtülmesinden kaynaklan›r. Örne¤in sosyal güvenlik programlar›n›n bir parças›n› oluflturan ifl güvenli¤ine ve ifl kazalar›na iliflkin önlemler, ev içi ifl kazalar›n› kapsam d›fl› tutar. Oysa ev eme¤inin ölçülüp, örne¤in gayr› safi milli has›laya dahil edilmesi, kamu politikalar›n›n kad›nlara yönelik olan bölümlerinin buna benzer çeflitli biçimlerde iyilefltirilmesinin önünü açar (Waring, 1989). Ne var ki, beklenebilece¤i gibi, ev eme¤inin parasal de¤erinin ölçülmesi, hep çeflitli ideolojik dirençlerle karfl›laflm›fl, ev içinde sevgi iliflkileri içinde verilen hizmetin, harcanan eme¤in maliyetinin göz önüne al›nmas› uygunsuz görülmüfltür (Davidoff, 2002a: 171-172, 175; Malbin, 1976). 19. yüzy›l sonunda bunu ilk öneren feminist Charlotte Perkins Gillman (1898) olmufltur. Bundan sonra 1920-1970 y›llar› aras›nda ev eme¤i yaln›zca emek zaman› aç›s›ndan yap›lan çal›flmalarda ele al›nm›flt›r (Delphy ve Leonard, 1992: 75). Bunun istisnalar› örne¤in 1912, 1935-1943 ve 1946-1949 y›llar›nda Norveç’te ve zaman zaman baflka ‹skandinav ülkelerinde ev eme¤inin gayr› safi milli has›laya dahil edilmesidir. 1950’den itibaren Birleflmifl Milletler’in gayr› safi milli has›la için uluslar aras› standartlar getirmesiyle birlikte ev eme¤i bu ülkelerde de GSMH hesaplar›n›n d›fl›nda tutulmufltur. 1990’lardan itibaren kamu politikalar›na temel oluflturmas› bak›m›ndan yeniden belli çal›flmalarda ele al›nmaya bafllanm›flt›r. (www.unifem-eseasia.org/UNIFEM Gender Fact Sheet No 3.) Ev eme¤inin yaratt›¤› parasal de¤erin ölçülmesinde esas olarak iki yöntem kullan›l›r. Bunlardan birinde, ev ve bak›m ifllerini ev içinde ya da d›fl›nda ücret karfl›l›¤› yapan profesyonel aflç›, temizleyici, temizlikçi, bak›c›lar›n ald›¤› ücret gözönüne al›n›r ve ev kad›n›n›n karfl›l›ks›z eme¤i bu temelde hesaplan›r. ‹kinci yöntem ise, kad›n›n d›flar›da ücret karfl›l›¤› çal›flsayd› yapaca¤› iflte alaca¤› ücret üzerinden hesaplan›r karfl›l›ks›z eme¤in yaratt›¤› de¤er (Ironmonger, 1994; Malbin, 1976; Beasley, 1994; Ferber, 1982).27 Öte yandan bu çal›flmalarda, söz konusu yöntemlerin her ikisinin de sorunlar› oldu¤u da kabul edilir. Daha yayg›n olarak kullan›lan ilk yöntemle ilgili zorluklara bakt›¤›m›zda, ev ifllerinin, yaz›n›n bafl›nda k›saca göz att›¤›m özellikleri ç›kar karfl›m›-

201

27 Ücret eme¤in üretti¤i de¤erle her zaman orant›l› olmad›¤›na göre, burada ücretin bir gösterge olarak kullan›ld›¤› aç›kt›r.


202

Gülnur Acar-Savran

za: Bu ifller kimi zaman iç içe geçer, kimi zaman yar›m yar›m yap›l›r; belirli standartlara göre yap›lmazlar; “bofl zaman”dan ayr›flt›r›lmalar› güç ya da olanaks›zd›r. Dolay›s›yla de¤erlerinin hesaplanmas›nda flöyle zorluklar vard›r: Efl zamanl› olarak yap›lan diyelim üç iflten (örne¤in temizlik, çocuk bak›m›, otomatik makinada çamafl›r) birisi mi temel al›nacakt›r, yoksa üçünün piyasa de¤eri toplanacak m›d›r? Çocu¤u dolaflt›rmaya ç›karmak bofl zaman ya da dinlenme midir, yoksa bak›m m›? Yemek yapmak için harcanan eme¤in de¤eri profesyonel bir aflç›n›n ücretine göre mi hesaplanacakt›r, yoksa evde yemek de yapan bir ücretli ev iflçisinin ücretinin bir bölümü temel al›narak m›? Annenin çocuk bak›m›na harcad›¤› emek bir çocuk psikologunun eme¤iyle mi karfl›laflt›r›lmal›d›r, yoksa okul saatleri d›fl›nda bak›c›l›k yapan bir üniversite ö¤rencisininkiyle mi? (Ferber, 1982; ayr›ca bkz. Beasley, 1994: 23-27). ‹kinci yöntemle ilgili olarak ortaya ç›kan zorluklardan bir-iki tanesine de¤inmek gerekirse: En bariz zorluk, hiç d›flar›da çal›flmam›fl bir ev kad›n›n›n piyasaya ç›kt›¤›nda emek gücünün muhtemel de¤erini kestirmenin zorlu¤udur. Öbür uçta ise, görece yüksek ücretli bir mesle¤i olan kad›nlar›n durumu vard›r: Bir avukat ya da doktor kad›n d›flar›da çal›flmad›¤›nda ev eme¤inin de¤eri gerçekten de mesle¤inden kazanaca¤› ücrete eflit mi say›lacakt›r? Ancak, daha önce de belirtti¤im gibi, baflka zorluklar› da olan bu yönteme pek baflvurulmaz (Anderson, 2000: 22; Ferber, 1982: 277-278). Bütün bunlar›n ötesinde ise, ücretli bak›m ifllerinde de hep gündeme gelen duygusal eme¤in, ya da anneli¤in ve kocaya verilen manevî-cinsel hizmetlerin de¤erlerinin ölçülebilirli¤i son derece çetrefil konular olarak tart›fl›lmay› beklemektedir. Beasley süreye ya da ürüne ba¤l› olmayan, dolay›s›yla da nicelik cinsinden ifade edilemeyecek baz› ölçütlerin gereklili¤ine dikkati çeker ve Delphy’nin kimi tezlerinden bu tür göstergeler türetir: Böyle ölçüt ya da göstergelerden birisini Beasley flöyle ifade eder: “...erkekler için evlili¤in kad›nlar için oldu¤undan daha avantajl› oldu¤unun kan›t›... evlenen erkeklerin daha uzun yaflad›klar›n›, buna karfl›l›k evlenen kad›nlar›n yaflamlar›n›n k›sald›¤›n› gösteren rakamlarda ortaya ç›kar” (1994: 102). Bunlar ev eme¤inin ölçülmesiyle ilgili güçlüklerin ancak bir bölümünü oluflturur. Ne var ki, karfl›l›ks›z ev eme¤inin “de¤eri”nin bu flekilde tart›fl›lmaya bafllanm›fl olmas› bile onu görünür k›lacak ideolojik mücadele aç›s›ndan önemli bir ad›md›r.


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

Son Birkaç Söz... Ev ve bak›m ifllerinin kad›nlar›n karfl›l›ks›z eme¤iyle halledildi¤i bir toplumdan bu tür bir eme¤in tümüyle ortadan kalkt›¤› bir topluma do¤ru gidiflin nas›l tasarland›¤›, do¤al olarak, ev eme¤iyle ilgili teorik tahlille çok ilgilidir. Delphy tarz› bir iki sistemli (ya da daha çok sistemli) yaklafl›m, en az›ndan teorik olarak kapitalizm ve patriyarkan›n ayr› ayr› dönüfltürülebilmesi ve afl›lmas› ihtimalini göz önünde tutar. Buna karfl›l›k, kapitalizm ve patriyarkan›n maddi temellerinin tarihsel olarak iç içe geçti¤ini ileri süren bir yaklafl›mda bu tür bir ba¤›ms›z de¤iflimden söz etmek güçleflir. Ne var ki, özellikle de “karma (ev içi) üretim tarz›” kavram›yla birlikte tahlilinin çerçevesini bir ölçüde gevflettikten sonra Delphy için de patriyarkan›n maddi temeli art›k ev içi üretim iliflkilerinden ibaret de¤ildir. Dolay›s›yla da, karfl›l›ks›z ev eme¤inin ortadan kalkmas› için verilecek mücadelenin alan› kamusal iliflkileri de kapsar. fiöyle der Delphy: Toplumsal cinsiyet iliflkilerini de¤ifltirmeye çal›fl›rken aile... ifle bafllanmas› gereken tek yer de¤ildir, çünkü halihaz›rdaki ev içi konumlar›n›n onlara sundu¤u korunmadan vaz geçmeden önce kad›nlar›n ... kamusal konumlar›n› güçlendirmeleri gerekir. Örne¤in, kad›nlar emek piyasas›nda bu kadar dezavantajl› durumdayken ve nitelikli ev-d›fl› çocuk bak›m› olanaklar› bu kadar s›n›rl›yken, bofland›klar›nda çocuk deste¤i hakk›ndan vaz geçmeyi göze alamazlar (Delphy ve Leonard, 1992: 266-267).

Baflka bir deyiflle, ev içindeki cinsiyetçi iflbölümünden kurtulmak (ki bu Delphy’nin teorisi aç›s›ndan evlili¤in d›fl›nda kalmak anlam›na gelir) için kad›nlar›n önce kamusal alanda bir tak›m somut politikalara yönelmeleri gerekir. Ev içini (ve ev eme¤ini), ev içinin s›n›rlar› içinde kalarak dönüfltürmek güç hatta imkâns›zd›r. Bu flu anlama gelir: Patriyarkal dengeler somut kamusal politikalar arac›l›¤›yla de¤ifltirilmeden ve patriyarka kamusal alanda afl›nd›r›lmaya bafllanmadan karfl›l›ks›z ev eme¤i afl›lamaz. Ev içindeki cinsiyetçi iflbölümü ne denli belirleyici olursa olsun stratejik olarak öncelik burada de¤ildir. Ev içindeki cinsiyetçi iflbölümünün anlaml› bir düzeyde dönüflebilmesi için piyasan›n cinsiyetçi yap›lanmas›n›n ve ücret eflitsizli¤inin önemli ölçüde afl›lmas› gerekti¤ini sosyalist (Marksist) feministler hep söyleyegeldiler. Bunun yan› s›ra, “ev d›fl› çocuk bak›m›” olanaklar›n›n bu aç›dan belirleyici oldu¤unu da hep savundular. Ne var ki, bunlar› Delphy’nin kaleminden okurken

203


204

Gülnur Acar-Savran

üzerinden atlanmamas› gereken bir nokta var: Bu tür kamusal politikalar kaç›n›lmaz olarak kapitalizmi de hedef alan, kapitalizmde de baz› de¤iflimleri gerçeklefltirmeyi hedefleyen politikalard›r. Daha da aç›k bir biçimde söyleyecek olursak: Delphy’nin sözünü etti¤i (kapitalizm ve patriyarkada) ba¤›ms›z de¤iflim ihtimali, ev d›fl›ndan tümüyle soyutlanm›fl bir “ev içi üretim tarz›” kavram›n›n ötesine, somut tarihsel dünyaya do¤ru at›lan ilk ad›mla ortadan kalkar. Delphy’nin kendi örne¤inde oldu¤u gibi hedef do¤rudan do¤ruya ifl gücü piyasas› olmad›¤›nda, burjuva devleti ve onun kamu politikalar› ç›kacakt›r karfl›m›za. Delphy’nin teorisinin ilk biçimi somut politikalar konusunda oldukça s›n›rl› bir ufuk sunarken, sonralar› bu ufuk geniflleyecektir, ama o zaman da Delphy kapitalizmle karfl› karfl›ya gelir. “Ev içi üretim tarz›”n›n, kap›lar›n› d›fla kapatm›fl dünyas›ndan kamusal alana do¤ru ufkumuzu geniflletti¤imizde, ev eme¤inin görünmezli¤ini aflman›n yollar›n› da tart›flmaya bafllam›fl oluruz. Yukar›da da dile getirdi¤im gibi, “bak›m” ve “toplumsal yeniden üretim” kavramlar›n›n, özel alanla kamusal alan aras›ndaki süreklili¤i kurma yetenekleri bu aç›dan önemlidir: Ev içinde yap›lan ev ve bak›m ifllerinin de¤erinin belirlenmesi ve görünür k›l›nmas›, bu ifllerin ev d›fl›ndaki ücretli biçimleriyle karfl›laflt›r›lmalar›n› gerektirir. Öte yandan, kamusal alanda ücret karfl›l›¤› görülen bak›m ifllerinin nitelikli emek gerektiren ifller haline getirilmesi, bunlar için verilen e¤itim düzeyinin yükseltilmesi, bu ifllere erkeklerin talip olmas›n›n özendirilmesi, ev içinde de ev ve bak›m ifllerinin cinsiyetler aras›nda eflit paylafl›m›na do¤ru bir geliflmenin önünü açar. Ev içi ile d›fl› aras›ndaki bu süreklili¤i örecek her somut kamusal politika ev içindeki cinsiyetçi iflbölümünü daha k›r›lgan hale getirir. Hiç kuflku yok ki bu, tek tek evlerin içinde de bir tak›m dönüflümlere yol açabilecek bir kültürel-ideolojik mücadeleden vazgeçmek anlam›na gelmez. Ama yaz›n›n bafl›nda and›¤›m çal›flmalarda da, baflka birçok örnekte de ortaya ç›kan yads›namaz bir gerçek var: Tek tek kad›nlarla erkekler karfl› karfl›ya kald›klar›nda, erkekleri ev ve bak›m ifllerini üstlenmeye raz› etmek ya da zorlamak güçtür. Bir kez daha yinelemek pahas›na: Ev içindeki cinsiyetçi iflbölümü son derece direngendir ve gerekti¤inde erkek fliddetiyle desteklenir. Böyle oldu¤u için de, kad›nlar›n kamusal alanda güç kazanabilmeleri, ev içinde direnebilmelerinin, karfl›l›ks›z ev eme¤ini eflit paylafl›ma dönüfltürmelerinin önkofluludur. Ama kamusal


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

alanda güç kazanabilmeleri için de kad›nlar›n en az›ndan bak›m yüklerinin bir ölçüde omuzlar›ndan al›nmas› gerekir. Asl›nda “bak›m” kavram›, hem özel alan›n hem kamusal alan›n dönüfltürülmesi ve giderek özel-kamusal ikili¤inin afl›lmas› sürecinin göbe¤inde yer al›r. Özel alan›n kamusal alandan, ailenin ‘ekonomi’den, karfl›l›ks›z eme¤in ücretli emekten, bak›c›l›¤›n gelir getirici faaliyetten kopuklu¤unun afl›lmas›, “bak›m”›n de¤er verilen ve doyurucu bir insan faaliyeti haline gelmesiyle birlikte geliflecek bir süreçtir. K›sa vadede, böyle bir perspektife dayal› bir gelece¤in önünü açacak politikalardan baz›lar›n› tekrarlayarak toparlamaya çal›flal›m: ‹lk kalemde, devlet taraf›ndan nitelikli ve ucuz bak›m kurumlar›n›n kurulmas› ve hastalar›n, yafll›lar›n, çocuklar›n bak›m›n›n tek tek ailelerde kad›nlar›n üzerinden k›smen de olsa al›nmas› gelir. Bu kurumlar›n yönetimi ve kararlar›n al›nmas›, bugüne kadar oldu¤u gibi hizmetlerden yararlananlar ve yak›nlar› üzerinde bürokratik denetime yol açmayacak biçimde, ilgili bütün taraflar›n kat›l›m›yla gerçekleflmelidir. Yine do¤rudan “bak›m”la ilgili ikinci bir kategoride, hem ev içinde hem ev d›fl›nda bak›m ifllerinin de¤erinin ve statüsünün yükseltilmesi yönünde at›lacak ad›mlar yer al›r. Bak›c›lar›n eme¤inin de t›pk› “gelir getirici” ifllerde çal›flanlar›n eme¤i gibi bir karfl›l›¤›n›n olmas› gerekti¤i anlay›fl›n›n yerleflmesi ve bu eme¤in karfl›l›ks›z olmaktan ç›kar›lmas› için, ücretli bir iflte çal›flm›fl olsun olmas›n her insan›n yafll›l›kta emeklilik hakk›n›n olmas›, annelik ve ev kad›nl›¤› için sigorta ve tazminat türü ödenekler bu tür önlemlerden baz›lar›d›r. Bunlar ayn› zamanda, herkesin ücretli iflle bak›c›l›¤› ba¤daflt›rmas›na olanak tan›yacak ve bak›c›l›k yapman›n insan hayat›ndaki bedellerini ortadan kald›racak önlemlerle tamamlanmal›d›r: Bu ba¤lamda, herkes için yafll›l›kta emeklilik hakk›n›n d›fl›nda, anneler ve babalar için ayr› ayr› ücretli do¤um izni, çal›flanlar›n çocuklar› ya da yafll› yak›nlar› hastaland›klar›nda kullanabilecekleri ücretli izin gibi ek önlemler say›labilir. Bütün bu önlemler, bak›c›l›¤›n toplumsal cinsiyetten ar›nd›r›lmas›yla yetinilmeden, erkeklerin bak›m ifllerini üstlenmeye özendirilmesi anlay›fl›yla tasarlanmal›d›r. Bak›c›l›¤› nitelikli emek gerektiren bir ifl haline getirmek için bu ifllerin e¤itiminde yap›lacak düzenlemeler, do¤rudan “bak›m”la ilgili bu önlemler dizisinin ara halkalar›ndan birini oluflturur. Bunlara efllik edecek ekonomi politikalar›n›n ise, kâr amac› ve piyasa ekonomisinin giderek s›n›rlanmas› ilkesine dayanmas› gerekti¤ini belki söylemeye bile gerek yok: En az›ndan, “bak›m”

205


206

Gülnur Acar-Savran

gibi pahal› bir “sektör”de nitelikli ve ucuz bir hizmetin sunulmas› baflka türlü mümkün olamayaca¤› için böyledir bu. Bunun yan› s›ra, ev içinde cinsiyetler aras›nda eflit ifl paylafl›m›n› kolaylaflt›racak biçimde, ifl gününün ücret kayb› olmaks›z›n herkes için k›salt›lmas›; kad›nlarla erkeklerin ifl gücü piyasas›nda eflitlenmesine izin verecek pozitif ay›r›mc› önlemler; ve “karfl›laflt›r›labilir de¤erde ifller” için eflit ücret ilkesinin yayg›nlaflt›r›lmas› bu politikalar demetinin do¤rudan ve sadece “bak›m”la ilgili olmayan bölümleri olarak düflünülebilir (Acar-Savran, 1998: 14; Carcian ve Oliker, 2000: 128-133). Bu geçifl sürecinin dayand›¤› üçüncü ayak ise aileler, hanelerdir; özel aland›r. Yaz› boyunca “bak›m”›n istenir ve doyurucu bir faaliyet olabilece¤inden birkaç kez söz etti¤im hat›rlanacak olursa, bütün bak›m ifllerinin toplumsallaflmas›na yönelik bir perspektifi savunmad›¤›m ortaya ç›kar: Aileler içinde sürdürülecek bir bölümü hep olacakt›r bak›m ve ev ifllerinin ve bu iyi birfleydir. Ancak buradan, kurmaya çal›flt›¤›m bu çerçevede tekeflli, heteroseksüel, çekirdek aileyi sabit tuttu¤um sonucu ç›kar›lmamal›. Aile ve hanelerle ilgili olarak, somut biçimlerin önceden belirlenemeyece¤i, aç›k uçlu bir çeflitlilik öngörmek pekala mümkündür. Çocuklar›n biyolojik anne ve babalar›n›n d›fl›nda da eriflkin ve yafll›larla ayn› mekanlar› paylaflt›klar›, ya da anne-babadan sadece birinin yak›nlar› ve arkadafllar›yla birlikte yaflad›klar›, ya da zaman zaman annenin genifl aile-arkadafl evinde zaman zaman da baban›nkinde yaflad›¤› farkl› hane düzenlemeleri tasarlanabilir. Ve bu evlerde hep ev ve bak›m iflleri olacak, hep bunlar›n paylafl›m› söz konusu edilecektir. Dolay›s›yla, ev ve bak›m ifllerinin toplumsallaflmas›yla özel alan›n dönüflmesini birlikte düflünmek gerekir. Bugün içinde bulundu¤umuz dönemde ve koflullarda böyle bir yaklafl›m› dile getirmenin kendisi bile bir “saçmal›k” duygusu vermeye yetebilir. Ne var ki, zorunluluklardan, çaresizliklerden bir gelecek üretmek de hep mümkündür, hatta bazen as›l gerçekçi olan da budur: Bak›m krizi ... ortak konutlar, toplulu¤un ortak olarak yararland›¤› parklar, kooperatifler biçiminde örgütlenmifl gündüz bak›m merkezleri, demokratikleflmifl okullar... gibi yeni kamusal mekânlar ve yeni paylaflma biçimleri öneren, gelece¤in önbiçimlenmelerini içeren [prefigurative] bir politika için inand›r›c› bir bafllang›ç noktas› [olabilir] ... Kad›nlar›n karfl›l›ks›z eme¤inin sömürülmesine dayanmayan, dayan›flmac› bir bak›m hizmetleri altyap›s› infla etmek yeni kamusal yat›r›mlara iflaret eder: (yaln›zca...) yeni kamusal ifl alanlar›-


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

na de¤il, hizmet sunanlarla bu hizmetlerden yararlananlar aras›nda yeni iliflki biçimlerinin kurulmas› için kaynaklara da... (Brenner, 2000: 195).

Yazar›n kastetti¤i, bürokrasisiyle y›ld›ran “sosyal refah devlet” uygulamalar›na alternatif demokratik ve toplulukçu bir bak›m sistemidir. Bu sistemde bak›m hizmetleri, farkl› hane biçimlerinden çeflitli düzeylerde örgütlenmifl kamusal bak›m merkezlerine uzanan bir yelpaze oluflturur. Cinsiyetçi iflbölümü ve kad›nlar›n karfl›l›ks›z eme¤i de ancak, özel/kamusal aras›ndaki kopuklu¤u aflan böyle bir düzenlemeyle ortadan kalkabilir.

207


208

Gülnur Acar-Savran

Kaynaklar Acar-Savran, G. (1987) “Althusser, Yap›sal Nedensellik ve Teorisizm”, 11. Tez, 5. Acar-Savran, G. (1990) “ ‘Öz’lerin Reddinden S›n›f Politikas›n›n Reddine”, 11. Tez,10. Acar-Savran, G. (1998) “Ev Eme¤i Tart›flmas› ve ‘Evifli için Ücret’ Talebi”, Pazartesi, 41. Acar-Savran, G. (2001) “Feminizmin ‹kilemleri”, Defter, 44. Acar-Savran, G. (2002) “Özel/Kamusal, Yerel/Evrensel: ‹kilikleri Aflan Bir Feminizme Do¤ru”, Praksis, 8: 255306. Anderson, B. (2000) Doing the Dirty Work, Londra: Zed Books. Barrett, M. (1980) Women’s Oppression Today, Londra: Verso. Beasley, C. (1994) Sexual Economyths, Sydney: Allen and Unwin. Benhabib, S. ve D. Cornell (1987) Feminism as Critique, University of Minnesota. Bolak, H. (1990) “Aile ‹çi Kad›n Erkek ‹liflkilerinin Çok Boyutlu Kavramlaflt›r›lmas›na Yönelik Öneriler”, Tekeli, fi. (der.), Kad›n Bak›fl Aç›s›ndan 1980’ler Türkiye’sinde Kad›n içinde, ‹stanbul: ‹letiflim. Brenner, J. (2000) Women and the Politics of Class, New York: Monthly Review. Brenner, J. ve M. Ramas (1984) “Rethinking Women’s Oppression”, New Left Review,144: 33-71. Bridenthal, R. (1976) “The Dialectics of Production and Reproduction in History”, Radical America, 10 (2). Briskin, L. (1980) “Domestic Labour: A Methodological Discussion”, Fox, B. (der.), Hidden in the Household içinde, Kanada: The Women’s. Cancian, F.M. ve S. J. Oliker (2000) Caring and Gender, New York: AltaMira. Davidoff, L. (2002) “Ev ve Feminist Tarih”, Durakbafla, A. (haz.), Feminist Tarihyaz›m›nda S›n›f ve Cinsiyet içinde, ‹stanbul: ‹letiflim. Davidoff, L. (2002a) “Ev ‹flinin Rasyonelleflmesi”, Durakbafla, A. (haz.), Feminist Tarihyaz›m›nda S›n›f ve Cinsiyet içinde, ‹stanbul: ‹letiflim. Delphy, C. (1976) “Capitalisme, Patriarcat et Lutte des Femmes”, (D.Léger ile tart›flma), Premier Mai, 2. Delphy, C. (1984) Close to Home, çev. D.Leonard, Londra: Hutchinson. Delphy, C. (1992) “Bafl Düflman”, Savran, G. ve N.Tura (der.), Kad›n›n Görünmeyen Eme¤i içinde, ‹stanbul: Kardelen. Delphy, C. ve D. Leonard (1992) Familiar Exploitation, Londra: Polity. Delphy, C. (1999a) “Genre et Classe en Europe Aujourd’hui: le Cas de la France”, Konferans metni, ‹stanbul. Delphy, C. (1999b) Bafl Düflman, çev. H. Ö ve /L. A. Tunçman, ‹stanbul: Saf. Delphy, C. (1999c) “Kad›nl›¤› Yüceltmek mi, Yok Etmek mi?” (A. Düzkan ile görüflme), Pazartesi, 48. Delphy, C. (2002) “Le Genre, Sexe Social” (P. Terminière ile söylefli), Rouge. Düzkan, A. (1998) “Asl›nda Mesele Çok Basit”, Pazartesi, 41. Ehrenreich, B. ve A. R. Hochschild (2003) Global Woman: Nannies, Maids and Sex Workers in the New Economy, New York: Granta. Engels, F. (1971) Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin , çev. K. Somer, Ankara: Sol. Ferber, M. A. (1982) “Women and Work: Issues of the 1980s”, SIGNS, 8 (3). Ferguson, A. ve N. Folbre (1981) “The Unhappy Marriage of Patriarchy and Capitalism”, Sargent, L. (der.), The Unhappy Marriage of Marxism and Feminism içinde, Londra: Pluto. Fox, B. (1980) “Introduction”, Fox, B. (der.), Hidden in the Household, Kanada: The Women’s. Gilman, C.P. (1986) Kad›n ve Ekonomi, çev. M. Otkun ve J. Candan, ‹stanbul: Kaynak. (Orijinali: 1898). Gimenez, M. (1997) “The Oppression of Women: A Structuralist Marxist View”, Hennessy, R. ve C. Ingraham (der.), Materialist Feminism içinde, London: Routledge. Godenzi, A. (1992) Cinsel fiiddet, çev. S. Kurucan-Coflar ve Y. Coflar, ‹stanbul: Ayr›nt›.


Kad›nlar›n Eme¤ini Görünür K›lmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taramas›

209

Hartmann, H. (1981) “The Unhappy Marriage of Marxism and Feminism” Sargent, L. (der.), The Unhappy Marriage of Marxism and Feminism içinde, Londra: Pluto. Hartmann, H. (1987) “The Family as the Locus of Gender, Class and Political Struggle”, Harding, S. (der.), Feminism and Methodology, Indiana University. Hartmann, H. (1992) “”Marksizmle Feminizmin Mutsuz Evlili¤i”, Acar-Savran, G. ve N. Tura (der.) Kad›n›n Görünmeyen Eme¤i içinde, ‹stanbul: Kardelen. Haug, F. (2002) “Towards a Theory of Gender Relations”, Socialism and Democracy, 16 (1). Hennessy, R. ve C. Ingraham (der.) (1997) “Introduction: Reclaiming Anticapitalist Feminism”, Materialist Feminism içinde, Londra: Routledge. Himmelweit, S. (1991) “Reproduction and the Materialist Conception of History: A Feminist Critique”, Carver, T. (der.), The Cambridge Companion To Marx içinde, Cambridge University. Hochschild, A. (1983) “Emotional Labour”, The Managered Heart içinde, University of California. Ironmonger, D. (1994) “The Value of Care and Nurture Provided by Unpaid Household Work”, Family Matters, 37. Jackson, S. (1992) “Towards a Historical Sociology of Housework”, Women’s Studies International Forum, 15 (2): 153-172. Jackson, S. (1996) Christine Delphy, Londra: Sage. Kaluzynska, E. (1980) “Wiping the Floor with Theory –a Survey of Writings on Housework”, Feminist Review, 6. Kuhn, A./Wolpe, A. M. (1997) “Feminism and Materialism”, Hennessy, R. ve C. Ingraham (der.), Materialist Feminism içinde, Londra: Routledge. Malbin, N. G. (1976) “Housework”, SIGNS, 1 (4): 905-922. Mandell, B. R. (2003) “The Future of Caretaking”, New Politics, 9 (2) (yeni seri). Marx, K. ve F. Engels (1992) Alman ‹deolojisi, çev. S. Belli, Ankara: Sol. Marx, K. ve F. Engels (1993) Komünist Manifesto çev. M. Erdost, Ankara: Sol. Marx, K. (2000) Kapital, 1. Cilt, çev. A. Bilgi, Ankara: Sol. Molyneux, M. (1992) “Ev Eme¤i Tart›flmas› ve Ötesi”, Acar-Savran, G. ve N. Tura (der.), Kad›n›n Görünmeyen Eme¤i içinde, ‹stanbul: Kardelen. Morris, L. (1993) “Domestic Labour and Employment Status Among Married Couples”, Capital and Class, 49. Nelson, M. K. (1989) “Negotiating Care: Relationships Between Family Daycare Providers and Mothers”, Feminist Studies, 15 (1). Nicholson, L. (1987) “Feminism and Marx: Beyond the Politics of Gender” Benhabib, S. ve D. Cornell (der.) Feminism As Critique içinde, University of Minnesota. Oakley, A. (1974) The Sociology of Housework, New York: Pantheon. Özbay, F. (1990) “Kad›nlar›n Eviçi ve Evd›fl› U¤rafllar›ndaki De¤iflme”, Tekeli, fi. (der.), Kad›n Bak›fl Aç›s›ndan 1980’ler Türkiye’sinde Kad›n içinde, ‹stanbul: ‹letiflim. Özbay, F. (2002) “Evlerde El k›zlar›: Cariyeler, Evlatl›klar, Gelinler”, Durakbafla, A. (haz.), Feminist Tarihyaz›m›nda S›n›f ve Cinsiyet içinde, ‹stanbul: ‹letiflim. Rerrich, M. S. (1996) “Modernizing the Patriarchal Family in West Germany”, The European Journal of Women’s Studies , 3 (1): 27-37. The Scotsman, 3. 02. 1993. Serdaro¤lu, U. (2000) Feminist ‹ktisat’›n Bak›fl›, ‹stanbul: Sarmal. Sweetman, C. (der.) (1996) Women and The Family, Oxford: OXFAM. Tekeli, fi. (1981) Kad›nlar ve Siyasal Toplumsal Hayat, ‹stanbul: Birikim.


210

Gülnur Acar-Savran

Thomas. G. ve C. Zmroczek (1985) “Household Technology: The ‘Liberation’ of Women from the Home?”, Close, P. ve R. Collins (der.), Family and Economy in Modern Society içinde, Londra: Macmillan. Tura, N. (1998a) “Ev ‹fli Bitmiyor”, Pazartesi, 40. Tura, N. (1998b) “Manifesto’ya Ra¤men Proleter Aile Nas›l Kurtuldu?”, S›n›f Bilinci, 21. UNIFEM, Gender Fact Sheet No 3., www.unifem-eseasia.org/ Vogel, L. (1981) “Marxism and Feminism: Unhappy Marriage, Trial Separation or Something Else?” Sargent, L. (der.), The Unhappy Marriage of Marxism and Feminism içinde, Londra: Pluto. Vogel, L. (1983) Marxism and the Oppression of Women, Londra: Pluto. Vogel, L. (1995) Woman Questions: Essays for a Materialist Feminism, Londra: Pluto. Walby, S. (1986) “Gender, Class and Stratification”, Crompton, R. ve M. Mann (der.), Gender and Stratification içinde, Cambridge: Polity. Waring, W. (1989) If Women Counted: A New Feminist Economics, Londra: Macmillan. Wheelock, J. (1990) “Capital Restructuring and the Domestic Economy: Family Self Respect and the Irrelevance of ‘Rational Economic Man’”, Capital and Class, 41. Young, I. (1981) “Beyond the Unhappy Marriage: A Critique of the Dual Systems Theory” Sargent, L. (der.), The Unhappy Marriage of Marxism and Feminism içinde, Londra: Pluto.


Praksis 10

| Sayfa: 211-238

Ekonomi Politik: Zarif Mezar Tafllar›? ‹flaya Üflür

Her zaman hocam, a¤abeyim ve dostum Prof. Dr. Korkut Boratav’a içtenlikle...

ugün “ekonomi” ya da “iktisat” diye adland›r›lan araflt›rma/inceleme “alan›” bir zamanlar “ekonomi politik” olarak adland›r›l›rd›. Önerme, birçok “meslekten iktisatç›” aras›nda dahi kabul görüp yayg›nlaflm›fl olmas›na ra¤men “do¤ru”yu tamam›yla yans›tt›¤›n› ileri sürmek kolay de¤il. Kavramlar›n tarihi onlar›n kapsam, alan ve içeriklerinin de¤iflme/dönüflme tarihidir de. “Ekonomi politik” kavram›/deyimi için de bu böyledir. Bu ba¤lamda; (iktisadi) düflünce tarihçisi, basitçe mezarl›k(lar) bekçisi olmayacaksa hangi mezar›n hangisinden önce kaz›ld›¤›n›, mezarlar›n üst üste mi yan yana m› konumland›¤›n›, mezar(l›k)lar›n aralar›nda geçitlerin mevcut olup olmad›¤›n› ö¤renmek/bilmek durumundad›r (zorundad›r?). Zarafet, belki biraz bakan›n gözündedir ama öyle zarif mezar tafllar› vard›r ki göz ya da damak zevki fazla geliflmemifl olanlara bile “orada” olduklar›n› duyumsat›rlar: Mezar tafllar›n› okumay› bilmek gerek! Mezarl›k(lar) bekçisi hangi mezar(lar)›n harabe, hangilerinin içinde de¤erli hazineler bar›nd›ran virane olduklar›n› teflhis etmeyecekse ne “ifle” yarayacakt›r? Bu teflhisinde mücevherlerden baz›lar›n› biraz daha parlatsa, bir k›sm›n› ön s›ralara yerlefltirse, haddini fazla m› aflm›fl olur? “Sahih” mücevherlerle “sahtesini” ay›rabilmiflse, galiba bu biraz onun “iflinin” de parças›d›r.

B


212

‹flaya Üflür

1 Rousseau’nun Ansiklopedi’ye yazd›¤› maddenin devam›n›n “ekonomi politik” ile de¤il, “politika” ile ilgili oldu¤unu vurgulayal›m.

“Ama bizler iktisatç›y›z, analitik iktisatç›y›z, bize ne mezar tafllar›ndan?” itirazlar›n›, kulak zarlar›m parçalan›rcas›na duyar gibiyim. Do¤ru! Bizler iktisatç›y›z, analitik iktisatç›lar›z! Lütfen yani!.. Ama flurada “genel denge”nin o fl›k denklemlerini yazarken, burada “para”n›n hikmetinden bahsederken, beride “büyümenin”/“kalk›nman›n” o esrarl› ve büyüleyici flekillerini çizerken, daha ötede “emek de¤erlerin” erdeminden ya da “küreselleflmenin” meziyetlerinden ... söz ederken kalemimin mürekkebi ya zarif mezar tafllar›n›n “ruhu” ile dolmuflsa ben ne yapaca¤›m? Fark›nda olmadan (?) onlar›n kölesi konumuna düflmüfl olmayay›m? Daha fenas› hiç öyle bir niyet, arzu ve çabam olmaks›z›n ama bir flekilde “ruhlar” birbirlerine kar›flm›fl da kalemimin ucundan homongolos ç›km›flsa, bana kim yard›m edecek? Bu tarih bilincidir, bilim bilincidir. (‹ktisadi) düflünce tarihi, kalemlerimizin vicdan›d›r. Tarih vicdan›m›zd›r. Molière’in Kibarl›k Budalas› komedyas›ndan, Faust’un “ikili ruh” tragedyas›ndan bizi koruyacak olan nedir? Ekonomi politik kavram ve anlay›fllar› üzerine yap›lan tart›flmalar yeni say›lmaz, bugün de sürüp gidiyor. Eldeki çal›flma bu tart›flmalara nokta koymay› elbette ki amaçlam›yor. Ne de eksiksiz olmay› hedefledi. Ama hem tart›flman›n alan›na, hem de tart›flmac›lar›n konumlar›na ›fl›k tutabilecek bir pencere açmak (aralamak?) mütevaz› amac› tafl›namaz m›? I Deyimin etimolojisine Rousseau’dan bir al›nt› ile bafllamak ayd›nlat›c› olabilir: Bu sözcük [manevi ve Politik Ekonomi], Grekçe ev (oikos) ve yasa (nomos) sözcüklerinden oluflmufltur ve asl›nda bir ailenin tümünün ortak iyili¤i için evin bilgece ve dürüstlükle yönetilmesini belirtir. Anlam›, daha sonra büyük bir aileyi yani devleti kapsayacak flekilde geniflletilmifltir. Bu iki farkl› anlam› ay›rdetmek için sonuncu durumda genel ekonomi ya da politik ekonomi birinci durumda ise ev ekonomisi ya da özel ekonomi sözcükleri kullan›l›r. (Rousseau, 1996: 180)1

Rousseau’nun iflaret etti¤i ikinci anlam, yani ev ekonomisi’nin (oikonomike) izleri Aristoteles’e varmaktad›r. Aristoteles, evin (ailenin) yönetilmesini üç çiftli yap›ya oturtmaktad›r: efendi ve köle, koca ve kari, baba ve çocuklar›. Bu yap›n›n temelini ise mülkiyet teflkil eder. “Mülk ailenin, mülk edinme de aile ekonomisinin bir parças›d›r...” (Aristoteles, 2000: 12-29).


Ekonomi Politik: Zarif Mezar Tafllar›?

Rousseau’nun belirtti¤i ikinci sözcük, yani ekonomi politik, genellikle ve s›kl›kla Traicté de l’oeconomie politique (1615) bafll›¤›n› tafl›yan kitab›n yazar› Antoine de Montchrétien’e atfedilir (Gide ve Rist, 1948: 21).2 Ne var ki James E. King’in bize ö¤retti¤ine itibar edeceksek, neredeyse inanç haline gelmifl bulunan bu yarg› do¤ru de¤ildir. King, flunlar› yaz›yor: Deyim, muhtemeldir ki ilk kez Montchrétien’in yazd›¤› ekonomi kitab›n›n bafll›¤›nda kullan›ld›, fakat deyim onun orijinal [buluflu de¤ildi]. [Deyim], 1611 y›l›nda Louis de Mayerne – Turquet taraf›ndan La Monarchie aristodémocratique adli çal›flmas›nda kullan›lm›flt› ... ‘Ekonomi politik’ deyimi yazar taraf›ndan egemen devletin yurttafllar› karfl›s›ndaki görevleriyle iliflkili olarak kullan›lm›flt›r. (King, 1948: 230)3

Deyim, afla¤› yukar› on sekizinci yüzy›l›n yar›s›na kadar, ahlak felsefesi içinde bu anlam›n› sürdürdü (Groenewegen: 1987: 904-907; 1985: 744-751).4 Ne var ki on sekizinci yüzy›l›n ortalar›na kadar geçen zaman aral›¤›nda tart›flmalara, bu konunun gerçekten en güçlü uzmanlar›ndan biri olan Peter Groenewegen dahi de¤inmedi¤i için, örne¤in Adam Smith’in geç dönem çal›flmalar›nda (1776) “do¤al fiyat-piyasa fiyat›” ayr›m›n›n gerçeklikte neyin uzant›s› oldu¤u, bunlar› (ve afla¤›da de¤inilecek olan baflkalar›n›) çözümleyen “bilim” olarak ekonomi politi¤in etimolojisindeki kaymalar› anlamak kolay (mümkün?) olmamaktad›r. O halde bu ara dönemi k›sa bir tart›flmayla görmemizde yarar var. II Aristoteles “para kazanma”n›n iki yolundan bahsetmiflti: “Biri zorunlu ve kabul edilecek niteliktedir,... öteki ticari olan› de¤ifl tokufla dayan›r ve buna hakl› olarak k›namayla bak›labilir; çünkü do¤adan de¤il, insanlar›n birbirleriyle al›flverifllerinden ç›kmaktad›r” (2000: 23). Di¤er bir deyiflle oekonomik’in (do¤al ekonominin) karfl›s›nda chrematistik yani ticarete, servet edinmeye iliflkin faaliyetler yer al›r. Farkl› bir anlat›mla oekonomik kullan›m de¤erine iliflkinken, “chrematistik” de¤iflim de¤erine iliflkindir. Aile yönetimi aç›s›ndan gerçek servet, kullan›m de¤erlerinin temini ve tedarikidir. Bunun da do¤al bir s›n›r› olacakt›r. Oysa ki de¤iflim de¤erlerinin elde edilmesi para biriktirmeyle ilgilidir ve bunun sonu yoktur. Böylece, Aristoteles “ev” ile “piyasa”y› birbirlerinin karfl›s›na koymufl olur.5 Aristoteles, ahlak (etik) alanda tart›fl›rken fiyatlardan (de¤erlerden) bahseder (1998: 88-103).6 De¤iflime sokulan ihtiyaçlar

213

2 Hanna W. Arndt bile son dönemdeki yaz›lar›ndan birinde bu yolu izlemektedir (1984: 266). 3 Hatta King, MayerneTurquet’nin d›fl›nda da deyimin kullan›lm›fl olabilece¤ine dikkat çekiyor (1948: 231). 4 Groenewegen’in 1985 tarihli makalesi, ikinci dipnotta zikredilen Arndt’›n yaz›s›na bir “cevap” olman›n ötesinde fliddetli ve hiddetli bir elefltiridir. Nitekim Arndt, cevap say›lmayacak tek sayfal›k bir de¤iniyle yetinmifltir (1985: 752). 5 Bu son noktan›n derinlikli bir çözümlemesi için bkz. O’Neill (2001: 34-61). 6 Bu konuda özellikle Nikamakhos’a Etik’in flu bölümüne bak›n›z: 1998: 83101.


214

‹flaya Üflür

7 Bu konuda flu çal›flmalarda ayr›nt›lar bulunabilir. Hollander (1965), de Roover (1958). “De¤er teorisi” ba¤lam›nda, tart›flmay› Adam Smith’e kadar getiren klasik bir çal›flma Hannah. R. Sewall’in The Theory of Value Before Adam Smith bafll›kl› eseridir (1968: 1-31). 8 Johannes J. Klant, bu sorunu etraf›yla tart›flmaktad›r (1994: 5-10). 9 Liberty’nin karfl›l›¤› "serbestiyet”tir;”özgürlük” de¤il. Zaten terim on dokuzuncu yüzy›lda Osmanl› Devletine girdi¤inde ve daha sonra Cumhuriyete intikal etti¤inde karfl›l›k yine “serbestiyet”tir. “Serbestiyet”in “özgürlük”e dönüfltürülmesi kabaca 1950’lerden itibarendir. Bu, bir ideolojik dönüflüme de iflaret edebilir mi?

aras›nda, adalet ad›na, bir “denge”nin, “eflitlik”in bulunmas› gerekti¤inde ›srarl›d›r. Aristoteles, bu günün deyimi ile tekel fiyat›na, yani kelimenin etimolojik anlam›nda tek sat›c›n›n yapay olarak koydu¤u fiyata karfl›yd›. Böyle bir davran›fl› etik d›fl› buluyordu. Bu görüflü onu, adil fiyata (justum pretium ya da verum pretium), dolay›s›yla bir maliyet ilkesi aramaya götürecektir. Ortaça¤lara gelindi¤inde, skolastik düflünürlerin, bu arada özellikle Thomas Aquinas, Albertus Magnus, John Duns Scotus gibi düflünürlerin justum pretium konusunda Aristotelesçi yoldan gittiklerini gözlüyoruz. Ne var ki baz›lar› aestimato’ya gönderme yaparak fiyatlar›n belirlenmesinde öznel bir unsurun önem tafl›d›¤›n›; di¤er baz›lar› da expansae et laboros’e dikkat çekerek nesnel unsurlar›n önem tafl›d›¤›n› ileri süreceklerdir. Fiyatlar›n (de¤erlerin) belirlenmesi ve ölçülmesi ister öznel, isterse nesnel ö¤elere dayand›r›ls›n, tart›flman›n, esas itibariyle, etik sorunu çerçevesinde geçti¤inin alt›n› bir kez daha çizelim.7 On alt›nc› yüzy›l ‹spanyol teologlar›ndan Louis de Molina’ya göre adil fiyat, bir flehrin (town) bütün sakinlerinin bir araya geldi¤i Pazar yerinde oluflan fiyatt›r. “Bir araya gelmek”, “toplanmak”, Latince’de concurrere kelimesi ile ifade edilirdi. ‹flte bu bir araya gelifl, Roma hukukunda communis aestimatio olarak adland›r›lan fleyi, yani pazar-yerindeki müflterek bir de¤erlendirmeyi ifade ederdi. E¤er pazar-yeri diyelim, arz edicilerin say›s›n›n, ya da arz miktarlar›n›n yeterli olmay›fl› gibi nedenlerden ötürü, uygun bir biçimde ifl görmüyorsa, yetkililerin görevi en az›ndan “zorunlu mallar” (pretium legitimum) için adil fiyat› sabitlefltirmekti. “Normal kâr”› aflan kâr kabul edilemezdi.8 Ekonomi politikte on yedinci, on sekizinci yüzy›ldaki geliflmeler, farkl› dile getirifller alt›nda olsa bile, bu communis aestimatio’nun farkl› ve de¤iflen yorumlar›yla karfl›m›za ç›kacaklard›r. Erken ortaça¤ insan›n›n anlay›fl›nda, müflterek bir yarg›ya dayal› pazar-yeri fiyat› adildi. Bu alg›lay›fl geç ortaça¤da düzenleyici rasyonel bir ilke fleklinde de ele al›nacakt›. Düzenleyici rasyonel bir ilke biçiminde yorumlanan piyasa fiyat› art›k zorunlu olarak “adil” olmayabilir; fakat “do¤al” oldu¤u için, arzu edilir bir fleydir de. Bu görüfle karfl›-görüfllerin de ortaya ç›kt›¤›na iflaret edelim (Klant, 1994: 6). Communis aestimatio, on sekizinci yüzy›l›n son çeyre¤inde (1776) Smith’in eline ulaflt›¤›nda onun ünlü “do¤al tam serbestiyet (liberty)9 ve adalet sistemi”nde bir “mekanizma”ya dönüflecektir. Burada art›k pretia legitima’ya yer yoktur (Klant, 1994:


Ekonomi Politik: Zarif Mezar Tafllar›?

10): Rekabet serbest oldu¤u sürece insanlar,mümkün olan en yüksek kâr peflinde koflabilirler; çünkü nas›l olsa bu rekabet alt›nda, uzun dönemde , afl›r› kârlar ortadan kalkacak ve ”do¤al fiyat”lar yerleflecektir. Bu “do¤al fiyat”lar da communis aestimatio’nun dile gelmesinden, flekillenmesinden baflka bir anlama gelemezdi. O halde, geleneksel olarak (fakat tam da do¤ru olmayan bir biçimde) “Adam Smith’le birlikte piyasa, communis aestimatio dolay›s›yla ‘adil fiyat’›n sa¤lay›c›s› (ve garantisi) olmufltur” biçiminde ileri sürebilece¤imiz bir iddia hiç de abart›l› say›lmamak gerekir. III E¤er ekonomi politik deyimi on yedinci yüzy›l›n hemen bafllar›nda kullan›lmaya bafllad›ysa bunu herhalde bir tesadüf saymamak laz›m gelir. Çünkü, en soyut düzeyde ifade edilmifl olsalar dahi, düflüncelerin kendi içlerinde/aralar›nda bir diyalekti¤inin mevcut oldu¤u durumlarda bile, e¤er bu düflüncelere karfl›l›k gelen bir gerçek gerçeklik yoksa, düflünce(ler) ve onu ifade etti¤i düflünülen deyim(ler) ortaya ç›km›yor ve/ya kök salam›yor. Demek ki düflüncelerin (deyimlerin) bir zaman (tarih?) ve bir mekan boyutu var. ‹flte bu zaman ve mekan boyutu sorunu, karfl›m›za “merkantil” denilen dönemi ç›kar›yor. Uzlafl›msal bir aral›k olarak bu dönem, kabaca Bat› Avrupa’da 1500-1800 y›llar› aras› dönemdir. Bu k›sa yaz›da, beklenece¤i üzere, bu dönemi bütün ayr›nt›lar›yla anlatamay›z. Ama “ekonomi politik” deyiminin tahavvülünün hikaye edilmesinde ve çözümlenmesinde sözü edilen aral›ktaki baz› köfle tafllar›na de¤inmemek de olmaz. Feodalizmin çözülme süreci içinde bir f›rsatlar alan› olarak de¤il de bir zorunluluklar (imperative) alan› olarak10 piyasa(lar)›n ortaya ç›kmas›, ayn› zamanda, toplumun yeniden örgütlenmesi ve bireysel hayatlar›n yeniden düzenlenmesi anlam›na da geliyordu. Süreç bir bak›ma, e¤er Aristoteles’in (tasvip etmedi¤i) diliyle söylemek uygun olursa, krematisti¤in “ekonomi”ye bask›n ç›kmas›yd›. Zenginli¤in (para) kazanman›n “ev”e bask›n gelmesi ya da de¤iflim de¤erlerinin kullan›m de¤erleri karfl›s›nda galip gelmesiydi. Böylece, dönemin bir karakteristi¤i ve ekonomi politi¤in araflt›rma nesnesi belirginleflmifl oluyor: Zenginlik (servet). Ama zenginli¤in elde edilmesi sorununu aç›kl›¤a kavuflturmam›z yararl› olacakt›r. Zenginlik, art›k gerçekleflmeye yüz tutmufl (alt›n/gümüflte temsil edilen) parad›r. Paran›n (zenginli¤in/servetin) elde edilmesinin yolu meslek olarak ticarettir. Dönemin konuyla ilgili ya-

215

10 F›rsatlar/zorunluluklar alan› olarak piyasalar›n tart›fl›lmas› için bkz. Wood (1999: 5-8; 2003).


216

‹flaya Üflür

11 Sadece bir kaç örnek: Thomas Mun: England’s Treasure by Foreign Trade (1664); Josiah Child: New Discourse About Trade (1693); Nicholas Barbon: Discourse of Trade (1690); vb. Bu düflünür ve eserlerinden seçmeler için bkz. Mark (1991). Barbon’un kitab›n›n internet versiyonu için bkz. http://socserv2.socsci.mcmaster.ca/~ec o n / u g c m / 3ll3/barbon/trade.txt. Dönemin paradigmatik sunuluflu flu iki klasik çal›flmadad›r: Hecksher (1955) ve Viner (1937). Paradigmatik yorumun d›fl›na düflen yeni ve nefes getirici bir çal›flma için bkz. Magnusson (1994). 12 ‹ngiliz dilinin en iyi sözlüklerinden biri olan Webster’s Third New International Dictionary, Unabridged bunu gösterir (1986: 242).

z›lm›fl kitaplar›n›n bafll›klar›nda bu hususu rahatl›kla izleyebiliyoruz.11 fiuras›n› vurgulamal›y›z ki, dönemde ticaretten bahsedenler, san›lan›n ve genellikle bilinenin aksine, basitçe ve sadece sat›n alma ve satma ifllemini kastetmezlerdi. Dönemin dilinde trade (ticaret), ayni zamanda meslektir; istihdamd›r12 (dolay›s›yla iflbölümü). Bu iki (yeni) özelli¤i ile ticaret, diyelim Roma’n›n ve/ya da feodalizmin “ticaret”inden art›k farkl›laflm›flt›r: piyasada sat›lmak üzere mal üretimi ve yeniden kâr elde etmek için sermaye (stock) birikimi. K›sacas›; ticari kapitalizm. Bu aç›dan de¤erlendirildi¤inde dönemin böylece adland›r›lmas›nda flafl›lacak yön yoktur. fiafl›lacak bir fley belki yoktur; ama dönemin düflünürleri taraf›ndan araflt›r›lacak yeni olgular orada idiler; görünür haldeydiler: Bir tüccar üretilmifl bir mal› burada sat›n al›p, orada sat›yordu; bir di¤eri kendisine temin ve teslim edilmek üzere mal üretimini örgütlemeye çabal›yordu. K›r›n bir yöresindeki eski serf, bir di¤er yöresinde ya da bir kentte geçimini sa¤layabilmek için, (art›k bir ifl için) eme¤ini piyasaya sunabilmek dert ve kayg›s› ile karfl›n›zda durabilirdi. Dünün eski ustas›n›n araç ve gereçleri, art›k kendisi taraf›ndan ve kendisi için temin ve tedarik edilebilir olmaktan ç›km›flt›: ya daha zengin (eski) bir usta, ya da tüccar taraf›ndan sa¤lanmak durumundayd›. Tahacüp edilecek bir tarzda, birinin bir ihtiyac›; tan›nmayan, bilinmeyen di¤er baflka birileri taraf›ndan sa¤lan›yordu. Dönemin sonraki kuflak düflünürlerinin haf›zalar›nda, Amerika’lardan ve di¤er kolonilerden ya¤ma ve çapulla gelen alt›n ve gümüfl ile di¤er baz› mallar›n “bol”lu¤u, elbette ki tazeli¤ini yitirmemiflti. Bu “bolluk”un birilerinin ellerinde birikti¤i de bilinmez de¤ildi. Ama flimdi, bir k›s›m eski kolonileriyle ticaret yapmak daha “kârl›” görünüyordu. Kendi ülkelerinin di¤er ülkelerle ticaret yapmalar› da “kâr” potansiyeli tafl›maktayd›: Küçük bir koflulla – güvenlikleri temin edilsin. “Yaban” (savage) durumundan ve yabanilikten ç›k›lm›fl; tar›m üretimi, “eski” tar›m üretimi kimli¤inden s›yr›lm›flt›. Ama zenginlik geçmifl dönemlerle k›yaslanmayacak ölçüde para biçiminde (alt›n ve gümüfl) birikiyordu. Birikim, ister bireysel isterse “ülke” düzeyinde gerçekleflmifl olsun, belli ki bir “fazla”y›, bir fleylerden “artakalan”›, bir “tortu”yu temsil ediyordu. Üstelik bu bir dönemdeki “fazla”n›n miktar› ne kadar büyük olursa, bir sonraki dönemin “fazlas›” da o kadar büyük oluyordu. ‹flte bu “yeni toplum”da gerçekleflen “birikimin s›rr›”n› çözmek ve çözümlemek, ekonomi politi¤in ilgi alan› içine al›nmal› ve bu da bi-


Ekonomi Politik: Zarif Mezar Tafllar›?

limsel bir tarzda yap›lmal›yd› ki tam da bu nokta karfl›m›za dönemin di¤er bir karakteristi¤ini ç›kar›r: bilim devrimi. (On yedinci) yüzy›l bilim devrimi ile ekonomi politik aras›ndaki iliflki ve ba¤lant›lar genellikle “atlan›r”. Ne var ki böyle bir “atlama”, e¤er “ortam” basitçe “ekonomi”ye indirgenmeyecekse, ekonomi politi¤in kendi mant›¤›yla tutarl› olmaz. On yedinci yüzy›l bilim devrimini k›sa ve fakat aç›kça tan›mlamam istenildi¤inde flunu söyleyebilirim: Evreni ve tabiat› (giderek toplumu) anlama ve aç›klamada esastan ve köklü bir referans “kaymas›d›r” – “Söz”den “ak›l”a; befler üstü ve ötesinin referans çerçevesinden bizzat beflerin kendi akl›n›n referans al›nmas›d›r. Bu referans kaymas› beraberinde, zorunlu olarak, yeni bir araflt›rma inceleme ve sunufl yöntemi (ve hatta teknikleri) getirecektir. On yedinci, fakat a¤›rl›kl› olarak on sekizinci yüzy›l ortalar›ndan itibaren, dönemin ekonomi politi¤e iliflkin yaz›lar›nda bu etkinin derin izlerini biliyoruz.13 Bu ba¤lamda Fritz Neumark’ta flunlar› okumak, bugün de ö¤retici olmaktad›r: “Merkantilizm devri bir taraftan, feodal cemiyet ve ekonomiyle bu sosyal müesseselerinin do¤urdu¤u partikülarizmin çözülmesini, di¤er taraftan da katolik kilisesinin universalizminin çökmesine flahit olan bir devirdir” (1943: 68). Yukar›da, ekonomi politik deyiminin muhtemelen ilk kez Louis de Mayerne-Turquet’nin çal›flmas›nda “egemen devletin yurttafllar› karfl›s›ndaki görevleriyle iliflkili olarak kullan›ld›¤›”na de¤inmifltim. Böylece dönemin bir baflka özelli¤i karfl›m›za ç›kmaktad›r: ulus-devlet. Feodalizm bir yönü ile egemenli¤in parçalanm›fll›¤› fleklinde tasvir edilebilir. Ama, bu parçalanm›fl egemenlik içindeki egemenin sadece bir “suzerain” oldu¤unu ak›ldan ç›karmayal›m. Bu parçalanm›fl egemenlikten ulusal ve merkezi devlete geçifl, “geçifl tart›flmalar›”n›n önemli bir boyutu ve belki de en hararetli tart›flma konusudur (Anderson, 1974: 15; Wallerstein, 1974: 156).14 Ba¤lam›m›z aç›s›ndan, ulusal ve merkezi devlete geçiflte iki kavram›n kritik önemde oldu¤unun alt›n› hemen çizmemiz gerekir: zor kullanma tekeli ve vergi koymak/almak tekeli. Bunlar›, Elias’tan daha iyi anlatamam: Yak›nça¤›n toplumu ad›n› verdi¤imiz toplumun karakteristi¤i, özellikle Bat›’da, tekel oluflumunun belirli bir düzeyidir. Askeri erk araçlar›n›n serbest tasarrufu tek tek kiflilerin ellerinden alinmifl ve hangi biçimde olursa olsun, bir merkezi erke mahsus k›l›nm›flt›r ve tek tek insanlar›n mal varl›¤›ndan ya da gelirlerinden al›nacak vergiler de top-

217

13 Ekonomi politik ile bilim devrimi aras›ndaki bu iliflki ve ba¤lant›n›n bir öyküsü Redman’dan (1997) izlenebilir. Neoklasik iktisad› tam da bu aç›dan elefltiren, art›k klasikleflmifl bir çal›flma Philip Mirowski’nin More Heat than Light (1989) bafll›kl› eseridir. 14 “Onyedinci yüzy›l krizi” ile ba¤lant›l› olarak Ashton (1967) bir fikir vermek için yeterlidir.


218

‹flaya Üflür

15 Ellen Meiksins Wood (2003: 33-62) bu aç›dan okunabilir.

lumsal bir merkezi erkin elinde yo¤unlaflm›flt›r. Bu flekilde bu merkezi erkin tasarrufu için biraraya gelen mali imkanlar zor kullanma tekelini ayakta tutar, zor kullanma tekeli de vergi tekelini ayakta tutar. Bu ikisinden hiçbiri di¤eri karfl›s›nda önceli¤e sahip de¤ildir. ... Ayn› tekel konumunun iki yüzü söz konusudur. Biri yok olursa öteki de otomatik olarak onu izleyecek, egemenlik tekeli de bir o taraftan, bir öteki taraftan güçlü sars›nt›lara u¤rayacakt›r. (Elias, 2002: 148-149)

Joseph A. Schumpeter’in (1883-1950) yerinde olarak klasikler öncesi ekonomi politi¤in merkezi tart›flmas›n›n vergiler oldu¤unu belirtmesi, her halde bu ba¤lamda düflünülmek gerekir (1958: 200). Vergi toplama tekeli, tart›flmalar›n (ya da daha do¤rusu mücadelelerin) bir yüzü idiyse, di¤er yüz feodal vergilerin kald›r›lmas› idi. Frans›z Siyasi Devrimi’ne yol açan, ya da devrimin fitilini ateflleyen fleyin vergiler meselesi oldu¤unu bu aç›dan hat›rlamam›z yeterli olacakt›r. O halde ekonomi politi¤in daha oluflma aflamas›nda politik yön devlete iliflkindi ve bu iki alan henüz farkl›lafl(t›r›l)mam›flt›. Kabaca on sekizinci yüzy›l›n ikinci yar›s›ndan sonra “devlet-sivil toplum” ayr›m› ortaya at›ld›¤›nda ve ekonomi esas itibariyle “sivil topluma mahsus bir ifl” fleklinde görünmeye bafllad›¤›nda, bu, ileride ekonomiden “ba¤›ms›z bir alan” olarak siyaset, siyasetten “ba¤›ms›z bir alan” olarak ekonomi düflüncesinin ilk iflaretlerini de vermifl bulunuyordu (bkz. Wood, 2003: 33-62).15 IV Groenewegen’in de (1987: 905) iflaret etti¤i üzere “bir bilim olarak ekonomi politi¤in daha kesinlikli (precise) formülasyonlar›”n› fizyokratlara ba¤lamak mümkündür. Frans›z fizyokrasisinde, özellikle François Quesnay (1694–1774) ile birlikte, servetin niteli¤i bir kez daha tart›flmaya aç›l›r. Servet, (tar›m) üretimdir. Ekonomi politi¤in inceleme nesnesi böylece bir kez daha radikal bir dönüflüme u¤ram›fl olur: (tar›m) üretimi. Ama Quesnay üretimin yan›nda, ekonomi politi¤in inceleme nesneleri aras›na iki alan daha ilave eder: yeniden üretim ve bölüflüm. Tableau économique bunu aç›kça vurgular. Yukar›da de¤indi¤imiz merkantil düflünürlerin para formunda ifade ettikleri ve (d›fl) ticaretten elde edilecek olan “fazla”n›n, “art›k”›n (surplus), Quesnay’nin elinde tar›msal üretimden elde edilen “art›k”a dönüfltü¤üne tan›k oluyoruz. Nitekim “birikimi” temin edecek olan da iflte bu tar›msal art›kt›r. Ne var ki, tar›m üretimindeki art›fl› ülkesinin ç›kar›yla özdefl gören ve tek “üretken


Ekonomi Politik: Zarif Mezar Tafllar›?

s›n›f” olarak çiftçileri gösteren Quesnay’de tar›m üretiminin esas itibariyle “ticarileflmifl” tar›m ürünü anlam›na geldi¤ini unutmamam›z laz›m gelir. Bu aç›dan de¤erlendirildi¤inde fizyokratlarda servetin mahiyeti ticarileflmifl tar›m ürünlerinin üretim, yeniden üretim ve bölüflümünden ibaretti denilebilir. Fizyokratlardan Adam Smith’e giden yolda ekonomi politik kitaplar›n›n temel ilgi alan› art›k, üretim ve bölüflüm olacak; hatta bunlar kitaplar›n bafll›klar›na tafl›nacaklard›r. Bu yolda ilerlerken Adam Smith’in gölgesinde kalan, gölgede kald›¤› için de birkaç uzman›n d›fl›nda kimsenin okumaya tenezzül etmedi¤i; ama Hegel’i etkileyen, Hegel’de görüldü¤ü kadar›yla Karl Marx’›n ilgi alan›na giren bir isimden, Sir James Steuart’tan bafllamak eldeki çal›flman›n eksenine uygun düflece¤i gibi, hakbilirlilik de olacakt›r. Do¤rusunu söylemek gerekirse Sir James Steuart (1713-1780) bir bak›ma ve fakat uzlafl›msal olarak son dönem merkantilist düflünürler içinde yer al›r: bu ders kitaplar› yaklafl›m›d›r. Fakat onun kitab› bir yandan ‹ngiliz dilinde yaz›lm›fl, bafll›¤›na “ekonomi politik” deyimini tafl›yan ilk kitapt›r (Groenewegen, 1987): An Inquiry in to the Principles of Political Economy. Fakat di¤er yandan, etkisini ‹ngiltere’den daha çok Almanya’da göstermifltir. Steuart’a göre ekonomi, “... bir ailenin bütün isteklerini basiretle ve sadelikle sa¤lama sanat›d›r. Bir ailede ekonomi ne ise bir devlette ekonomi politik odur” (Steuart, 1966: 2).16 ‹lk Palgrave’de, “ekonomi politik” maddesi yazar›na göre Steuart’›n tan›m›, deyimin “orijinal” anlam›na uygundur. Çünkü orijinal anlam›nda ekonomi ve ekonomi politik yönetim sanat›n› anlat›r, biri ailenin di¤eri devletin olmak üzere (H. S., 1963: 129). Steuart’›n di¤er merkantilist yazarlardan farkl›laflmas› ve daha ziyade klasiklere yaklaflmas› onun ekonomi politi¤in alan›n› toplumsal hayat›n bütününü incelemesi biçimine dönüfltürmesinde yatar. Kitab›n›n bafll›klar› bunu göstermeye yeterlidir: Nüfus ve Tar›m, Ticaret ve Endüstri, Para, Kredi ve Borçlar, Vergiler. Gelifltirdi¤i hayali bir “devlet adam›”, ülkenin refah›n› artt›rmak için bütün bu sorunlarla ilgilenmelidir. Bu ilgisini gerçeklefltirebilmesi için, bu konularda bilgi sahibi olmal›d›r. Ne var ki bu bilginin s›n›rlar› herkesin kendi özel ç›kar› peflinde koflmas› ile belirlenmifltir: ekonomik faaliyetlerin temel güdülenmesini sa¤layan özel ç›karlar›d›r. Devlet adam› bunu bilerek yönetecektir. “‹yi aile babas›” ile “devlet adam›” aras›ndaki benzerlik tam da bu “yönetim sanat›”nda belirginleflmektedir.

219

16 Vurgular orijinalinde yoktur.


220

‹flaya Üflür

Steuart’› yaklafl›m› itibariyle ilginç k›lan fley, bu görüfllerinden fazla san›yorum onun tarihi ele al›fl›nda yatmaktad›r. Baflta Hegel olmak üzere Alman filozoflar› üzerindeki etkisinin yo¤unlu¤u da bununla ba¤lant›l› olmaktad›r. Steuart toplumsal geliflmeyi (de¤iflmeyi) üç aflamal› olarak ele al›r: 1) Göçebe çobanl›k (pastoral nomadic) 2) Tar›mc›l›k ve 3) De¤iflim ekonomisi ile nitelenen modern toplum. Bu toplumlar›n her biri farkl› ekonomik yap›lara ve özgül de¤erlere sahiptir (1966: 59). Bir aflamadan di¤erine geçifl, nüfus art›fl› dolay›s›yla g›da arz›n› artt›rma zorunlulu¤undan gerçekleflmektedir. E¤er insanlar g›da arz›n› artt›rmak için çal›flmak zorunda olduklar›n›n fark›na varmam›fllarsa, do¤an›n sunduklar›yla ba¤l› kalacaklard›r. Böyle bir toplumda insanlar, bir tür do¤al serbestiyet yaflarlar ve aylak aylak dolafl›rlar. Fakat böyle bir toplum varl›¤›n› uzun süre devam ettiremez; çünkü çok geçmeden nüfus bask›s› kendisini hissettirir. Bu nüfus bask›s›, g›da arz›n› artt›rmak için çal›flma zorunlulu¤unu dolay›s›yla yerleflme ihtiyac›n› ortaya ç›kar›r: Bu, tar›m ekonomisi veya tar›m toplumu aflamas›d›r. Tar›m toplumunda her bir tar›mc› kendi ihtiyac›n›n üzerinde, dolay›s›yla bir “fazla” miktar üretebilir: Bir fazla üretebildi¤i ölçüde, nüfusta art›fl meydana gelecektir. Ne var ki üreticiler aras›ndaki “do¤al” yetenek ve fiziki güç farkl›l›klar›, söz konusu “fazla”n›n da farkl› büyüklükte olmas›na yol açacakt›r. Böylece, daha çok üretebilenler, daha az üretebilenlerin efendisi durumuna gelebileceklerdir. Dolay›s›yla tar›m ekonomisi beraberinde çal›flmay›, emek harcamay› getirmifltir ama çal›flma da farkl›laflmay›, tabakalaflmay› pefline takm›flt›r. De¤iflim ekonomisiyle (piyasa ekonomisi diye okunabilir) nitelenen modern toplum, tar›m toplumundan do¤mufltur. Bu toplumda, tar›m toplumunun ekonomisinin aksine, bask›, zor de¤il, teflvik ve güdülenme vard›r. E¤er arzular fiziki gereklilik düzeyinin üstüne ç›km›flsa, bu takdirde “lüks” mallar üretilmeye bafllanacakt›r. “Lüks” mallar›n ortaya ç›kmas›yla birlikte toplumda birileri de bu “lüks” mallarda “fazla” üretmek için teflvik edilmifl, güdülenmifl olacakt›r. Zorunlu mallar›n ötesinde lüks mallar›n üretilmifl olmas›, de¤iflim ekonomisinde ya da modern toplumda özgürlü¤ü gelifltirecektir. Fakat bunun yan›nda, de¤iflim ekonomisi, ayni zamanda insanlar› ifllevsel olarak da birbirlerine ba¤layacakt›r: bir grup insan zorunlu mal “fazla”lar›n› üretirlerken, baflka bir grup insan da lüks mal “fazla”lar›n› üretecekler ve bu “fazla”lar›n de¤iflimi bu iki grup insani birbirine ba¤lam›fl olacakt›r (iflbölümü).


Ekonomi Politik: Zarif Mezar Tafllar›?

Böylece karfl›m›za istek (want) temelli bir tarihsel evrim teorisi ç›kmaktad›r. Gözden kaç›r›lmamas› gereken, bu evrimin özgürlü¤e (freedom) do¤ru olmas›d›r. ‹flte bu görüfl Hegel’de, ihtiyaç temelinde tan›mlanan ekonomi politik kavramlaflt›rmas›yla bizi yüz yüze getirir. Hukuk Felsefesi’nde Hegel (1770-1831), sivil toplum alt bafll›¤› alt›nda “devlet”in bireylerinden flu flekilde bahsediyor: Bu devletin burgherleri olarak bireyler, gayeleri (ends) kendi öz ç›karlar› olan özel flah›slard›r. Bu gaye evrenselin mediasyonu ile elde edildi¤inden, evrensel onun gerçekleflmesinde bir vas›ta (means) olarak görünür. fiu halde bireyler, kendi gayelerine, ancak bilgilerini, iradelerini ve eylemlerini evrensel bir tarzda belirledikleri ve kendilerini bu bütünü meydana getiren zincirin halkalar› haline getirdikleri ölçüde ulaflabilirler. (Hegel, 1952: 64 veya 1991: 162 ve 187)17

Steuart’›n de¤iflim ekonomisindeki bireyler ile Hegel’in sivil toplumundaki bireyler aras›ndaki benzerlik aç›kt›r. Steuart’›n kendisindeki “arzu”lar Hegel’de yerini ihtiyaçlara b›rakm›flt›r: Sivil toplum flu üç momenti içerir: A. ‹htiyac›n mediasyonu ve bireyin, hem kendi eme¤i (work), hem de bütün baflka bireylerin emekleri ve ihtiyaçlar›n›n tatmin bulmas›: ihtiyaçlar sistemi. (Hegel, 1991: 163; 1952: 65 ve 188)

‹flte ekonomi politik, sivil toplumda bu ihtiyaçlar sistemi temelinde anlam›n› bulmakta ve tan›mlanmaktad›r. Ekonomi Politik, bu görüfl noktas›ndan [emek ve ihtiyaçlar] hareket eden bilimdir ve buradan hareketle kitlelerin iliflkilerini ve davran›fllar›n› bütün karmafl›kl›¤› ve kalitatif ve kantitatif karakteri içinde aç›klamaya çal›fl›r. (Hegel, 1991: 164; 1952: 65-66 ve 189)

Bu paragrafta Hegel, Smith ve Ricardo’ya daha çok yaklaflmaktad›r ama daha sonra Althusser, Hegel’in bu “ihtiyaçlar alan›”n›n naiv bir antropolojiye dayand›¤›n› iddia edecek ve bunun Marx’la ba¤lant›(s›zl›k)lar›n› çözümleyecektir (1970: 158-164 veya 1995: 217-225, özellikle 222-223). Hegel’in ekonomi politi¤i böylece kavramlaflt›rmas›, etkisini bir yandan Alman Tarihçi Okulu’na tafl›rken, daha ilginci di¤er yandan, Karl Menger ile okulun di¤er mensuplar› aras›nda cereyan eden metot tart›flmalar›na kadar uzanacakt›r. Ne var ki Hegel’in gölgesi, tart›flman›n gürültüsü içinde sessizli¤ini sürdürecektir. Hegel’in sesini Marx duyacak, ama o da bu sesi (daha sonra) iflitmeyecek ve onu Pantheon’un en görkemli yerine koymaya özen gösterecektir.

221

17 Çeviri Hegel, 1991’den; vurgular ise Hegel, 1952’dendir.


222

‹flaya Üflür

V Steuart’›n kitab›n›n yay›nlanmas›ndan dokuz y›l sonra Adam Smith (1723-1790) o ünlü kitab›n› yay›mlar (1776). Ama kitab›n bafll›¤›nda ekonomi politik deyimi yer almaz. Böyle olmakla birlikte bafll›k, araflt›rma nesnesinin içeri¤ini ve kapsam›n› do¤ru bir biçimde yans›t›r: Uluslar›n Zenginli¤i (Smith, 1985; 2002; 1976). Smith’in kitab›, Sanayi Devrimi’nin hemen efli¤inde yay›nlanm›flt›. Bu bak›mdan onu, Sanayi Devrimi’nin bir ürünü saymak yanl›fl olmaz. O ilk günlerin ba¤r›nda tafl›d›¤› çeflitli ve farkl› iktisadi (ve sosyal) çeliflkili birlikteli¤inin a¤›r kokusu kitaba da sinmiflti: Fabrika sistemi ifllemektedir ama o sürekli olarak manüfaktürden bahsetmektedir. De¤er’in kayna¤›n›n emek’te bulundu¤unda ›srarl›d›r ama emek’in de¤erin kayna¤› m› yoksa ölçüsü mü oldu¤unda hep bir mu¤lakl›k içindedir vb. David Ricardo (1772–1823) ile birlikte ortadan kalkt›¤›n› gördü¤ümüz tarihilik, Smith’te henüz yaflamaktad›r. Ne söylenirse söylensin, çözümleme nesnesinde kararl›d›r: “sivil toplumda” (ki kapitalist toplum fleklinde okunabilir) zenginli¤in (servetin) do¤as› ve art›fl›n›n nedenleri; di¤er bir anlat›mla, sivil toplumda “sermaye birikimi”. Hat›rlanaca¤› üzere Frans›z Fizyokratlar› ile birlikte zenginlik, merkantilist düflüncedekinden farkl›laflarak bir dönüflüme u¤ram›flt›: Zenginlik, do¤as›n› para’da de¤il üretim’de a盤a vururdu. Ancak bu üretim onlar›n gözünde, Fransa’n›n o dönemdeki özgül koflullar›yla da ba¤lant›l› bir biçimde tar›ma münhas›r k›l›nm›flt›. ‹flte Smith, fizyokratik gelene¤in ayak izlerinden giderek zenginli¤i üretim ile özdefllefltirmektedir ama Fizyokratlardan farkl› olarak tar›m üretiminin de¤il, “manüfaktür” üretiminin bask›n niteli¤ini vurgulamaktad›r. Hatta kendisi o deyimi kullanmasa bile biz, bir miktar yanl›fl anlafl›lmay› peflinen kabullenerek “genel olarak üretim”in, zenginli¤in do¤as›n› a盤a vurdu¤unun bilincinde oldu¤unu iddia edebiliriz. Üretim dolay›s›yla vücut bulacak olan “birikim”, ulusal servet art›fl›n›n gerekli kofluludur. Yeterli koflulu ise üç toplumsal s›n›f (kapitalistler, iflçiler, toprak sahipleri) aras›ndaki bölüflümün kapitalistler lehine sürekli gerçekleflmesidir. fiimdi, madem ki ulusal servet art›fl›n›n sürükleyicisi kârd›r ve kâr da kapitalistin “özel ç›kar›” peflinde koflanlar›n edindi¤i gelirdir ve madem ki ulusal zenginli¤in artmas› (birikim/büyüme) toplumun da ç›kar›nad›r, o halde “özel ç›karlar” ile “genel ç›karlar” aras›nda bir çat›flmadan, çeliflkiden de¤il bir uyumdan, ahenkten bahsetmek da-


Ekonomi Politik: Zarif Mezar Tafllar›?

ha do¤rudur. “Görünmeyen el” de bu uyumun “ahenk”in sa¤land›¤› mekanizmad›r. Smith’in ekonomi politik tan›m›, kabaca özetledi¤imiz bu içeri¤e uygundur: Devlet adam› veya kanun yap›c›ya ait bir bilim dal› oldu¤u düflünülen ekonomi politik, iki farkl› hedef önerir; birincisi halk için bol miktarda gelir veya geçim imkan› sa¤lamak, veya daha do¤rusu onlar›n kendileri için böylesi bir geliri veya geçimlik sa¤lamalar›n› mümkün k›lmaktan; ve ikinci olarak da devlete veya ulusa kamu hizmetlerinin yap›lmas›n› sa¤layabilecek bir gelir temin etmektir. Ekonomi politik hem halk›, hem de hükümdar› zenginlefltirmeyi önerir. (Smith, 2002: 139)

Tan›mdaki bir kaç hususun alt› çizilmelidir. Bir kere; her ne kadar daha sonra tart›fl›lacak olsa bile18 ekonomi politik, “bir bilim dal›” olarak Smith ile birlikte art›k yerleflik hale gelmifltir. ‹kinci olarak, “ekonomi politik hem halk› (people) hem de hükümdar› (sovereign) zenginlefltirmeyi” önerdi¤ine göre, bugünün terminolojisi ile ifade etmek gerekirse o, ayn› anda hem bir “iktisat teorisi” hem de “iktisat politikas›”d›r. “‹ktisat”› Smith ile bafllatan görüfl ciddiye al›nacaksa bu tespit o aç›dan önemli say›lmak gerekir. Öte yandan hem bir bilim, hem de bir sanat fleklinde alg›land›¤›nda ekonomi politik, yine bugün kullan›lan terimlerle dile getirildi¤inde, “pozitif” ve “normatif” ö¤eleri ya da “olan” ile “olmas› gereken”i daha de¤iflik bir ifadeyle “gerçek yarg›lar›” ile “de¤er yarg›lar›” ayr›m›n› henüz gerçeklefltirmemiflti. Bu ayr›m›n Adam Smith’te (ve önceki ve sonraki baflkalar›nda) bulunmay›fl› anlam fark›na var›fl eksikliklerinden de¤il de dünyay› (evren) pozitivist espriyle alg›lamay›fllar›ndan ileri gelmektedir. Üçüncü olarak; devletin sadece “gece bekçisi” iflleviyle s›n›rl› ve ba¤l› olup olmad›¤› tart›flmal›d›r.19 Smith’teki “tarihilik” David Ricardo’nun ellerinde “yok” olmufltur. Ricardo’nun çözümlemesi belki tarih karfl›t› de¤ildi ama tarih-d›fl› (ahistorical) oldu¤u kesindir. Bu temel belirlemeyi yapt›ktan sonra Ricardo’nun çözümlemesinin, bir bak›ma, Smith’inkinin devam› oldu¤unu söyleyebiliriz. Bir kere Smith’in sorunsal› (istenirse paradigmas›) Ricardo’nun da sorunsal›d›r: “Sivil toplum”un niteli¤i, iflbölümünün vazgeçilemez önemi, iflbölümüyle de¤iflim aras›ndaki kaç›n›lmaz ba¤lant›lar, birikim ile kâr aras›nda, her zaman kâr lehine gerçekleflmesi gereken iliflkiler Ricardo için de sorgulamas›z kabullerdir. Smith bölüflüm ile birikim aras›ndaki ba¤lant› ve iliflkileri çözümlemiflti ama birikim sürecinde bölüflümün nas›l etkilenece¤i üzerinde fazla düflünmemiflti. ‹flte

223

18 Bu tart›flman›n taraflar› Groenewegen’den izlenebilir (1985: 745; 1987: 905). 19 Burada tart›flamayaca¤›z ama bu hususta Skinner (1995) ve Winch’e (1983) bakmak bile ayd›nlat›c› olacakt›r:


224

‹flaya Üflür

20 Bentham, Torrens, James Mill ve McCulloch’un bu yöndeki tan›mlamalar›na Groenewagen’den (1987: 905) bak›labilir. 21 Cairnes’in kitab›n›n ikinci bask›s› 1875’de yap›lm›flt›. ‹nternet versiyonu için bkz. http://socserv2.mcmaster.ca/ ~econ/ugcm/3ll3/cairnes/character.pdf

bu sorun Ricardo’nun sorunu olacakt›r – temellendirici bir ilke olan “de¤er” sorunsal› ile birlikte. Sorun, kâr oranlar›n›n seyriyle ilgili oldu¤u için önemlidir. Kâr oranlar›n›n zaman içinde düflüflü önlemezse, sonumuz “cehennem” olabilirdi. ‹flte bu ba¤lamda ekonomi politi¤in içeri¤i ve kapsam› belirginlik ve anlam kazan›r: Yer yüzünün ürünleri ... toplumdaki üç s›n›f aras›nda paylafl›l›r: toprak ... sahipleri, sermaye sahipleri ve ... emekçiler. ... Toplumun de¤iflik aflamalar›nda yeryüzünden sa¤lanan toplam üretimin bu üç s›n›f aras›nda rant, kâr ve ücret olarak paylafl›m› farkl› olacakt›r ... [iflte] bu bölüflümü düzenleyen yasalar›n belirlenmesi ekonomi politi¤in bafl sorunudur. (Ricardo, 1997: 23)

Smith ve Ricardo ile birlikte üretim ve bölüflüm, ekonomi politi¤in kapsam›na hakim olmaktad›r.20 Smith’in takipçisi say›labilecek olan Jean-Baptiste Say (17671832) ile birlikte ekonomi politi¤in, konusu olmasa bile yöntemi tart›flmaya aç›lm›fl görünür. Say, bilimleri tecrübi (experimental) ve tasviri (descriptive) olarak ikiye ay›rd›ktan sonra ekonomi politi¤i birinci (tecrübi) kategoriye dahil eder (1964: XIX-XX). Böylece ekonomi politikte gözlenebilirlik ve ölçülebilirlik’in yolu aç›lm›fl olur. Nitekim bu ayr›m 1837’de Nassau William Senior’un (1790-1864) ellerinde flu biçimi alacakt›r: “Ekonomi politik bilimi” iki dala ayr›l›r: 1) “Servetin do¤as›n›, üretimini ve bölüflümünü aç›klayan” teorik dal ve 2) “servet için en uygun kurumlar›n ne oldu¤unu soruflturan” pratik dal. Birkaç y›l sonra Encyclopedia Metropolitana’ya yazd›¤› bir makalede ekonomi politi¤i esas itibariyle “saf bilim” olarak niteleyecek ve “pratik” yönünü genel yönetim sanat› içine atacakt›r (H. S., 1963: 130). Böylece ekonomi politi¤in içeri¤i ve kapsam› daralm›fl olmaktad›r. Daha dikkat çekici olan, bu daraltmaya John Elliot Cairnes (1823-1875) taraf›ndan bir di¤er niteli¤in daha eklemlenmifl olmas›d›r. Cairnes 1857’de yay›mlad›¤› Lectures on the Character and Logical Method of Political Economy kitab›nda flunlar› söyler: ... birbiriyle rekabet eden demiryolu inflaat planlar› aras›nda mekanik bilimin nötr kalmas› gibi, sa¤l›¤›n iyilefltirilmesinde birbiriyle rekabet eden planlar aras›nda kimya biliminin nötr kalmas› gibi ekonomi politik de birbiriyle rekabet eden toplumsal flemalar aras›nda nötr kal›r.21

Cairnes’in “rekabet eden toplumsal flemalar”dan biri “sosyalizm”dir. “Saf bilim” ve “nötr”lük anlay›fl› Marie-Ésprit Léon Walras’ta (1834-1910) tepe noktas›na ç›kacak ve 1930’lara gelindi¤inde “ekonomi” (art›k “politik” de¤il!) Joan Robinson’un (1903-1983) dilinde “bir alet kutusu”na dönüflecektir.


Ekonomi Politik: Zarif Mezar Tafllar›?

Senior, Mill ve Cairnes’in yöntem üzerindeki bu çal›flmalar›n› daha 1888’de John Kells Ingram’›n “negatif” olarak niteledi¤ini de belirtelim (155)22. Walras’›n Elements’inin ilk dersinin bafll›¤› Ekonomi Politi¤in Tan›mlamalar›: A. Smith; J. B. Say’d›r. Walras bu Ders’te Adolphe Blanqui’den önemli bir al›nt› yapar: ... Fransa’daki bu iki karfl›t okul aras›ndaki bugünkü kavga, ekonomi politi¤in, olan›n (what is) bir aç›klamas› olarak mi yoksa olmas› gerekenin (what ought to be) bir program› olarak mi ele al›nmas› gerekti¤i sorusuna dönüflmüfltür. Di¤er bir ifadeyle, ekonomi politik do¤al bir bilim midir, yoksa moral bir bilim midir? Bize göre her ikisidir. (Walras, 1954: 56)

Bu sorunu kendi hesab›na çözüme kavuflturmak için bilim, sanat (art) ve etik aras›nda ayr›m yap›lmas› gerekti¤ini ileri sürer. Bunun için de “befleri olgu alan›nda temel bir ayr›m yap›lmas›n›n gerekti¤i”nden söz eder. Bu ayr›mlardan bir tanesi kiflilerle fleyler aras›nda di¤eri ise kiflilerle kifliler aras›ndad›r. Bu iki olgu s›n›f›n›n yasalar› esastan farkl›d›r...kiflilerle fleyler aras›ndaki iliflkilerin nesnesi, fleylerin amac›n› kiflilerin amac›na tabi k›lmakt›r....kiflilerle kifliler aras›ndaki iliflkinin nesnesi befleri mukadderat›n (human destinies) karfl›l›kl› koordinasyonudur. (Walras, 1954: 63)

Birinci kategoriye, yani fleylerle kifliler aras›nda iliflkilerin toplam›na endüstri (industry), ikinci kategoriye girenlere, yani kiflilerle kifliler aras›ndaki iliflkilerin toplam›n› ve kurumlar› (institutions) adini uygun bulmaktad›r. “Endüstrinin teorisi uygulamal› bilim ya da sanat; kurumlar›n teorisi moral bilim ya da etik diye adland›r›l›r.” Endüstri ve kurumlar›n s›ras›yla ölçütleri ise do¤ru (true), maddi refah anlam›nda faydal› (useful); adalet anlam›nda iyi’dir (good) (Walras, 1954: 64). Bu ölçütlere göre toplumsal servet hangi kategoriye sokulabilir? Bunun için toplumsal serveti tan›mlamak gerekecektir: Toplumsal servetle, maddi ya da gayri maddi, k›t olan; yani bir yandan bize faydal› (useful) olan, di¤er yandan, ancak s›n›rl› miktarlarda elde edilebilen bütün fleyleri kastediyorum. ... Miktar itibariyle s›n›rl› ve faydal› olan fleylerin, yani k›tl›k›n üç özelli¤i vard›r: 1) k›t fleyler mülk edinilebilir olmal›d›r (appropriable); 2) de¤ifltirilebilir olmal›d›r (exchangeable); 3) k›t olan fleyler endüstri taraf›ndan üretilebilir ve ço¤alt›labilir, yani yeniden üretilebilir olmal›d›r. (Walras, 1954: 65-67)

Demek ki toplumsal servet, mülk edinilebilen, de¤ifltirilebi-

225

22 Ingram’in kitabinin internet versiyonu için bkz. http://socserv2.socsci.mcmaster.ca/~econ/ugcm/3ll3/ingram/ contents.html


226

‹flaya Üflür

len ve yeniden üretilebilen maddi ya da gayri maddi (hizmetler olarak anlayabilirsiniz) bütün k›t fleyleri kapsar. ‹flte ekonomi politi¤in konusu da “endüstriyel üretim”dir; yani, bu anlamdaki toplumsal servet bilimidir. Daha do¤rusu: “...toplumsal servetin iktisadi üretiminin teorisi yani, iflbölümü sistemi alt›nda, endüstri organizasyonu teorisi uygulamal› iktisatt›r (applied economics) (1954: 76). Böylece, kitab›n›n (orijinal) bafll›¤› ekonomi politik deyimini tafl›sa da Walras’la birlikte geleneksel ekonomi politik, radikal bir dönüflüme u¤rayarak sadece ve münhas›ran “kiflilerle fleyler aras›ndaki iliflki”nin incelenmesi olmufl ç›km›flt›r. ‹flte bu neoklasik iktisat›n esas çerçevesidir. ‹çerik dönüflümünün s›fat dönüflümüne u¤ramas› için zaman›n biraz daha geçmesini beklemek durumunday›z. On dokuzuncu yüzy›l›n yar›s›ndan sonra, ekonomi politik rahats›z edici gelmeye bafllam›flt›. Daha 1863’te ekonomi politik yerine, insan isteklerinin tatmin edilmesi çabas›n›n teorisi olarak plutology teklif edilmekteydi. 1875’te Henry Dunning MacLeod (1821-1902), “de¤ifltirilebilir miktarlar›n iliflkilerini yöneten yasalar›n incelenmesini ele alan bilim” olarak iktisat› (economics) önermekteydi. Bugün bir toplumsal bilim dal› olarak adland›r›lan “iktisat” (economics), kabaca on dokuzuncu yüzy›l›n ortalar›na kadar kullan›lan bir deyim de¤ildi. Hatta Edwin Cannan’›n bize anlatt›¤›na bak›l›rsa 1856 y›l›n›n sonlar›na kadar deyim, bildik bir deyim bile de¤ildi (1964: 43). 1870’lerin ortalar›na kadar deyim, ilgili kitaplar›n bafll›klar›nda da görülmez. Cannan, her ne kadar deyimin kitap bafll›¤› olarak ilk kez 1878 y›l›nda, pek bilinmeyen bir Amerikal› yazar›n, J. M. Sturtevant’›n Economics on the Science of Wealth bafll›kl› kitab›nda ve 1878 y›l›nda da Macleod’un Economics for Beginners kitab›nda yer ald›¤›n› söylese de Peter Groenewegen, deyimin 1875 y›l›nda Macleod taraf›ndan, “de¤ifltirilebilen miktarlar›n iliflkilerini yöneten yasalar› ele alan bilim” fleklinde tan›mlayarak önerdi¤ini ikna edici bir biçimde göstermektedir (1987: 905). 1879’da Alfred Marshall (1842-1924) ve kar›s› Mary Paley Marshall (1850-1944) The Economics of Industry adl› kitaplar›n› yay›mlad›klar›nda, “ekonomi politik” deyimi yerine niçin ekonomi deyimini tercih ettiklerinin gerekçesini de vermekteydiler: “Politik” yanl›fl anlamalara yol açan bir kavramd›r; çünkü “politik ç›karlar genellikle, bir ulusun bir k›sm›n›n ya da k›s›mlar›n›n ç›karlar› anlam›na gelmektedir” (2). Böy-


Ekonomi Politik: Zarif Mezar Tafllar›?

lece bir “bilim”in ad› olarak bir deyim (ekonomi politik), ulusun bütününün ç›karlar›n› ima ve telkin etmedi¤i gerekçesiyle, bir baflka deyimle, ekonomi (economics) ile de¤ifltirilmifl olmaktad›r. Oysa, yukar›da anlatm›fl oldu¤umuz üzere, merkantil dönemden “klasik iktisatç›lar”a kadar deyim, tam da, bir bütün olarak, ‘ulus ç›kar›’ anlam›na da kullan›lmaktayd›. Bu husus, öylesine güçlü bir biçimde alg›lanm›fl ve yerleflmifltir ki, günümüze kadar, ister ekonomi politik, isterse ekonomi deyimi tercih edilmifl olsun, araflt›rma nesnelerinin mekansal birimi ulus-devlettir (ülkedir). Deyimler aras›ndaki bu yer de¤ifltirme, koyma, tam olarak ne anlama gelmektedir? Bunun cevab›n› aç›k yüreklilikle ve içtenlikle veren Knut Wicksell’dir (1851-1926). fiunlar› okuyoruz: ‹ktisadi olguyu bir bütün olarak ciddi biçimde ele almaya ve bütünün refah koflullar›n› aramaya bafllar bafllamaz, proletaryan›n ç›karlar›n›n tetkik edilmesi ortaya ç›kmak zorundad›r; ve buradan itibaren, herkese eflit haklar ilan›na ancak bir iki ad›m kal›r. Dolay›s›yla, ekonomi politi¤in tam anlam›, veya böyle bir adla bilimin mevcut olmas›, do¤rusunu söylemek gerekirse, bütünüyle devrimci bir program› ima eder. (Wicksell, 1934: 4)23

Deyimler aras› yer de¤ifltirmenin neden 1870’lerin ikinci yar›s›ndan itibaren cepheden ve aç›kça dile getirildi¤ini anlamak için Sanayi Devrimi ile birlikte toplumlar›n›n yap›lar›n›n ton ve gölge farkl›l›klar›n›n silinmesi yeni s›n›f yap›lar›n›n meydana gelmesini, (A. Smith, D. Ricardo hat›rlanabilir) 1848’de bütün Bat› Avrupa’n›n devrimlerle (k›sa süreli olsa da) alt üst oldu¤unu; keza 1848’de “Avrupa’n›n bafl›nda bir hayaletin, bir komünizm hayaletinin dolaflt›¤›”n›; 1848’den sonra Janus’un (burjuvazinin) bafl›n›n belirgin bir biçimde görünür olmas›n›; di¤er bir ifadeyle burjuvazinin 1789 ile birlikte feodal ö¤elere karfl› girdi¤i ittifaklar›n› 1848’den sonra kesinlikle bozmaya bafllamas›, 1871 Paris Komünü olay›n›, Çarl›k Rusya’s›ndaki sosyal demokrat oluflumlar› hat›rlamam›z yeterli olur kanaatindeyim. 1879’da William Stanley Jevons (1835-1882) The Theory of Political Economy adl› kitab›n›n ikinci bask›s›na yazd›¤› önsözde “bilimimizin, bu eski rahats›zl›k verici, çift anlaml› ad›n› bir tarafa atmak”tan söz ediyordu (1910: xi). Nitekim 1905 y›l›nda kitab›n yeni bir isimle, Principles of Economics bafll›¤›yla ç›kt›¤›na tan›k olaca¤›z. Öte yandan Jevons, sözünü etti¤imiz önsözde ekonomi (economics) s›fat›n›n kullan›lmas›n›n di¤er bilim dallar›yla analoji kurmak suretiyle (Örne¤in mathematics, ethics, esthetics) daha fazla bilimsel olaca¤›n› dahi ileri sürmektedir.

227

23 Vurgu orijinalindedir. Wicksell burada, bir “bütün”den, ya da “herkes”ten (all) bahsederken kastetti¤i, proletarya dahil toplumun bütün s›n›flar› ya da bir bütün olarak s›n›flar ya da bir bütün olarak ulustur. Ayn› do¤rultuda bkz. Arndt (1984: 268).


228

‹flaya Üflür

24 Büyük harfler orijinalindedir. 25 John Neville Keynes’in Mill gelene¤i içine oturtulmas› ve bunun aç›k dilli bir anlat›m› için bkz. Hands (2001: 29-34).

Her ne kadar Alfred Marshall, 1890 y›l›nda yay›mlad›¤› o ünlü kitab›na, Principles of Economics bafll›¤›n› uygun bulsa da, kitab›n›n daha birinci sayfas›nda “ekonomi politik” ve “ekonomi” deyimlerini eflanlaml› olarak kullanmaktad›r. EKONOMI POL‹T‹K ya da EKONOM‹, hayat›n ola¤an meflguliyeti (business) içinde insan›n, bir yandan servetin, fakat di¤er ve daha önemli bir yandan insan incelenmesinin (the study of man) bir parças›d›r. (1964: 1)24

Marshall’›n Ricardo’ya olan sempatisi bilinmektedir. Kitab›nda bu ilginin izlerini bulmak fazlaca bir zorluk göstermez. Bununla birlikte o, servetin insanla iliflkisini Ricardo’nun aksine üretim alan›yla de¤il, dolafl›m alan›yla s›n›rl› tutmufltur. Kitap biraz da yetifltirdi¤i ö¤rencilerinin büyüklüklerinin etkisiyle (mesela John Maynard Keynes) ‹ngilizce konuflulan ülkelerde, neredeyse tek ders kitab› olmufl ç›km›flt›r. 1920’lere gelindi¤inde ise “ekonomi” deyimi genel kullan›mda egemen olmaya bafllam›flt› bile. Marshall’›n kitab›n›n yay›mland›¤› y›l, metodoloji tart›flmalar› aç›s›ndan bilimin (ekonomi politik) geldi¤i noktalar› tart›flan bir önemli kitap daha yaz›lm›flt›: The Scope and Method of Political Economy (Keynes, 1986). Kitab›n yazar› John Maynard Keynes’in babas›yd› ve Marshall’›n da yak›n arkadafl›yd›. Nitekim Marshall, kitab›n müsveddelerini okudu¤unda, a¤›r say›labilecek bir dille elefltirilerini bildirmiflti. Kendisini John Neville Keynes’in (1852-1949) görüfllerine fazlaca yak›n hissetmiyordu. John Neville Keynes’in, kitab›n› Walras’tan sonra yazd›¤›n› akl›m›za getirelim. Keza daha on dokuzuncu yüzy›l›n bafllar›nda bir “bilim olarak ekonomi politi¤in yönteminin tümdengelim mi, yoksa tümevar›m m› olaca¤›, fakat di¤er yandan pozitif bir bilim mi, yoksa normatif bir bilim mi oldu¤u/olmas› gerekti¤i yolundaki tart›flmalar› hat›rlayal›m. Yüzy›l›n son on y›l›na girildi¤inde ekonomi politik hem alan ve içeri¤i, hem de metodolojisi aç›s›ndan (ki bu ikisi birbirleriyle içten ba¤l› ve ba¤›ml›yd›lar) bir çatal a¤z›nda görünür. O y›llar ekonomi politik ve ekonomi politikçiler için zor y›llard›. ‹flte John Neville Keynes’in kitab›, bu çatal a¤z›nda gidilecek bir yolun belirlenmesinde/seçilmesinde hayli etkili olmufltur ve önemi de muhtemelen bundan kaynaklanmaktad›r. Pozitif-normatif ayr›m›nda onun görüflü kesinlikle pozitiflikten yanad›r. Bir di¤er ifadeyle ekonomi politik de¤er yarg›lar›na de¤il gerçek yarg›lar›na, olmas› gerekene de¤il olana dayanmal›d›r. Varsay›msal-tümdengelimsel bir yöntem izlemelidir25 vb. 1890’li y›llar›n ekonomi politik ve ekonomi politikçiler için


Ekonomi Politik: Zarif Mezar Tafllar›?

zor y›llar oldu¤una yukar›da iflaret etmifltim. Bu “zor”lu¤un bir nedeni de 1873-1896 y›llar› aras›nda meydana gelen buhran idi. Bu buhran ile birlikte “kendi kendini düzenleyen piyasalar” fikri ciddi yaralar almaya bafllam›flt›. 1930’lara gelindi¤inde di¤er teorik tart›flmalar› bir yana b›rakt›¤›m›zda, karfl› ç›k›lan hususlardan biri, iflte bu kendi-kendini düzenleyen piyasalar fikriydi. Etkili bir karfl› ç›k›fl da henüz Genel Teorisi’ni yay›mlamam›fl olan John Maynard Keynes’ti (1883-1946). Keynes, bu fikre karfl› ç›kanlar›n “heretic” diye suçland›¤›n›; fakat bu bir heretism ise kendisinin de heretic oldu¤unu itiraf ve ilan ediyordu (1973: 485492). Oysa Say ve Walras bize, genel dengenin kararl› oldu¤unun, yani sistemde kalmay› herhangi bir nedenle bir dengesizlik durumu ortaya ç›kt›¤›nda, sistemin içinde zaten mevcut olan güçler, herhangi bir müdahaleye gerek kalmaks›z›n kendili¤inden denge durumuna döndürece¤ini ö¤retmifller ve bunda ›srarl› olmufllard›. Halbuki Keynes, bir “heretic” olarak “ekonomi”ye “politika”y› (devleti) yeniden sokuyordu... 1930’lu y›llar, ilginç (paradoksal?) bir biçimde “ekonomi”nin bugünkü “ortodoks”lu¤un karfl›s›nda belki birçoklar›ndan daha kuvvetli etki b›rakan bir kitab›n yay›mlanmas›na tan›kl›k edecekti: An Essay on the Nature and Significance of the Economic Science (Ekonomi Biliminin Do¤as› ve Önemi Üzerine bir Deneme) (Robbins, 1984). Lord Lionel C. Robbins (1898-1984) kitab›na, “servet”in niteli¤ine iliflkin daha önce ortaya konulmufl bulunan görüflleri tart›flmaya açarak bafllar. Robbins’in iktisadi faaliyet, giderek iktisat bilimi kavramlaflt›rmalar›n› anlamada Walras’›n (yukar›da verdi¤imiz) servet tan›m›nda bulunan k›tl›k kavram› uygun bir bafllang›ç noktas› teflkil edecektir. Hat›rlanaca¤› üzere Walras, k›tl›k› talebe göre ayn› zamanda hem yararl›, hem de s›n›rl› miktarlarda bulunan maddi ya da gayri maddi fleyler biçiminde tan›mlamaktayd›. fiimdi; e¤er servet “k›t” ise, yani istekleri (ki sonsuzdurlar) doyum noktas›na kadar tatmin etmek için yeterli de¤ilse, buradan flu sonucun ç›kaca¤› aç›kt›r: Her bir bireyin “iktisadi” alanda çözmek zorunda kalaca¤› “problem” elindeki k›t kaynaklar› kendisine en fazla tatmini sa¤layacak alternatif kullan›m alanlar› aras›nda da¤›tmakt›r. Denge teorisi de esas itibariyle bu “problem”i genelli¤i içinde çözmeye yönelikti: Böylece “problem”, k›s›t alt›nda bir maksimizasyon/minimizasyon problemine dönüflmüfl oluyordu. Anlafl›lm›fl olaca¤› üzere “problem”in uyguland›¤› alan farkl›laflmakla birlikte, “problem”in kendisinde bir de¤iflik-

229


230

‹flaya Üflür

26 Bu hoflnutsuzluklar›n dile getirilmesi bu yaz›n›n s›n›rlar›n› zorlar, fakat bir kaç örnek verebiliriz: Taylor (1957), Cropsey (1960).

lik meydana gelmemektedir: Veri araçlarla maksimum sonucu (amac›) elde etme ya da ayn› anlama gelmek üzere, veri bir sonucu (amac›) minimum araçlarla elde etme. ‹flte Robbins, bu anlay›fltan hareket ederek “iktisadi olay” tan›m›na ulaflmak istemektedir. Ona göre “iktisadi olay” tan›mlamalar› “s›n›fland›r›c›” de¤il, “çözümleyici” olmal›d›r. Bu ikili ayr›mla Robbins flunu anlatmak istemekte: Herhangi bir tan›mlama giriflimi belli olgular› ay›klay›p bunlar› “iktisadi” olarak nitelendirmemelidir. Fakat, tan›mlamalar, çeflitli insan faaliyetleri içinde gerçekten “iktisadi” olanlar› “bu görünümleri içinde” çözümlemeye elveriflli olmal›d›r. Di¤er bir anlat›mla tan›mlama bir “standart”a göre yap›lmal›d›r. Böyle bir standart ile “iktisadi” s›fat›, (çeflitli) insan faaliyetlerinin bir k›sm›na de¤il, fakat bir yönüne ya da bir boyutuna uygulanmal›d›r (Robbins, 1984: 12-23). Asl›nda bu metodolojik temelli tart›flmalar›n alt›nda yatan, “maddi refah›n incelenmesi olarak Ekonomi kavram›”n› s›n›fland›r›c› oldu¤u için reddetmektedir (16). Robbins’in bizi ikna etmeye çal›flt›¤› fley asl›nda ve k›saca “iktisadi faaliyet”in öz ö¤esinin seçme (tercih) oldu¤udur. Sadece ve ancak amaçlar› elde etmeye dönük araçlar s›n›rl› ve alternatif kullan›m alanlar›na sahip olduklar›; ve amaçlar önceliklerine göre s›ralanabildikleri zaman -ancak o takdirde insan faaliyeti seçme (tercih) durumuyla karfl› karfl›ya kalabilir ve “iktisadi faaliyet” niteli¤i kazanabilir. Bu durumu Robbins flöyle dile getirmektedir: “[iktisat], amaçlarla, alternatif kullan›m alanlar›na sahip k›t araçlar aras›ndaki bir iliflki olarak insan davran›fl›n› inceleyen bilimdir.” (16). Öte yandan Robbins’in gözünde “iktisat”›n tümdengelimci ve pozitif bir bilim oldu¤unu da eklemeliyiz. Böylece ekonomi bir kez daha dolafl›m alan›na ve sadece insanlarla fleyler aras›ndaki bir iliflkiye indirgenmifl olmaktad›r. Böyle bir “dünya”da insan-insan iliflkilerinin ve politikan›n yeri olmayaca¤› gibi de¤er yarg›lar›na da yer yoktur. Ekonomi bilimine bu flekildeki yaklafl›mlar 1950’lerin sonuna do¤ru hoflnutsuzluklar yarat›r.26 Öyle anlafl›l›yor ki yap›lan tart›flmalar Robbins’i kendi tan›m›n›n do¤rulu¤undan flüpheye düflürmüyor. Nitekim 1981 y›l›nda verdi¤i önemli bir konferansta eski görüfllerini kuvvetle savundu¤unu görüyoruz. VI Yukar›da, John Maynard Keynes’in daha 1930’lara gelirken “piyasalar›n her fleyi çözece¤i” kesin inanc›na (iman›na?) karfl›


Ekonomi Politik: Zarif Mezar Tafllar›?

ç›kt›¤›n› ve bu anlamda kendisinin bir “heretic” oldu¤unu söylendi¤ine iflaret etmifltim. 1929 Büyük Bunal›m›’n›n hemen ard›ndan, bu “piyasa baflar›s›zl›¤›na karfl›” new deal’›n pragmatik bir önlemler dizisi olarak uygulamaya konulmas› 1936 y›l›na gelindi¤inde, Keynes’in Genel Teori (1973) adl› çal›flmas›yla güçlü teorik temellere de kavuflmufl olacakt›. Savafl sonras›nda Keynes’in görüfllerinin hem akademiya’da hem de hükümetler nezdinde kabul ve itibar bulup uygulanmaya konulmas› ve uygulamalar›n baflar›l› olmas› “refah devleti” anlay›fl›n› da beraberinde getirecekti. Belirtelim ki “refah devleti” münhas›ran maddi refah› kapsam›yor, onun içinde ve onunla birlikte siyasi “demokrasi”yi de telkin ediyordu. 1950’lerin ikinci yar›s›ndan itibaren uygulamalar›n elefltirisi bafllamakla kalmad›, “iktisat” ile siyasi “demokrasi” aras›ndaki ba¤lar da incelenmeye baflland›.27 Do¤rusu, bu; bir yönüyle “refah devleti”ne sald›r›lar›n bafllang›c› idi. 1960’lara gelindi¤inde “piyasan›n baflar›s›zl›¤›”28 tezleri yerine “hükümetlerin (devletin) baflar›s›zl›¤›” tezleri dillendirilmeye bafllanm›flt›. “Devletin baflar›s›zl›¤›” tezlerinin entelektüel kayna¤› Chicago ve Virginia politeknik okullar› idi. Keynes’ci uygulamalar çerçevesi içinde ekonomi ile politika (devlet) aras›ndaki ba¤lant›lar ve bu ba¤lant›lar nedeniyle meydana geldi¤i iddia edilen “baflar›s›zl›klar”, bu okullardaki düflünürleri “iktisadin ilkeleri”ni politika bilimine uygulamaya sevk etmiflti: 1968 y›l›na gelindi¤inde “iktisadin ilkelerinin” politikaya uygulanmas› yeni bir isme de kavuflmufl oluyordu: “Yeni Ekonomi Politik” (Mitchell, 1968). Bu gelene¤e Hanna W. Arndt büyük bir isabetle “Chicago Ekonomi Politi¤i” ad›n› takacakt› (1984: 270). Chicago ekonomi politi¤inin en önemli temsilcilerinden James M. Buchanan aç›k ve dolays›z bir tarzda inceleme nesnesini ortaya koymaktad›r: Ben s›k s›k kamu tercihinin 1930 ve 1940’lar›n refah ekonomisinden ortaya ç›kan ‘piyasa baflar›s›zl›¤› teorisi’ne karfl›l›k olarak bir ‘devletin baflar›s›zl›¤› teorisi’ni ortaya koydu¤unu ifade etmekteyim ... Kamu tercihi teorisi esas olarak ekonomi teorisinde oldukça ayr›nt›l› analizler için gelifltirilmifl araç ve metotlar› almakta ve bu araç ve metotlar› politik sürece, kamu sektörüne, politikaya ve kamu ekonomisine uygulamaktad›r. (2002)29

Al›nt›da alt›n› benim çizdi¤im “ekonomi teorisi” hiç kuflkusuz, Walras’c›-Robbins’ci ekonomi teorisidir. VII Dikkatlerden kaçmam›fl olaca¤› üzere ekonomi politik deyimi ile yapt›¤›m›z seyahatte bir “ada”ya u¤ramad›k. fiimdi son olarak

231

27 Etkili bir örnek olmak üzere Downs’a (1957) bak›labilir. 28 Yan›lm›yorsam bu “piyasa baflar›s›zl›¤›n›” aç›k ve seçik olarak bir model içinde ilk kez çözümleyen Bator (1958) olmufltu. 29 Vurgular bana aittir. ‹. Ü.


232

‹flaya Üflür

bu “ada”ya u¤rayaca¤›z. Karl Marx’› (1818-1883) ekonomi politik deyimi aç›s›ndan bile de¤erlendirmek kolay say›lmaz. Bunun bir nedeni, san›yorum, kendisi hayattayken karfl› ç›kt›¤› halde yandafllar› ya da karfl›tlar› taraf›ndan “parçalanm›fl”l›¤›, “bölünmüfl”lü¤üdür. Parçalanm›fll›k ya da bölünmüfllük ile ne anlatmak istedi¤imi birçoklar›ndan daha fazla Marx’a yak›n duran Schumpeter’e at›fla ortaya koyabilirim. Daha 1942 y›l›nda Schumpeter, bir “mürflit Marx”tan bir “sosyolog Marx”tan bir “iktisatç› Marx”tan ve bir de “profesör Marx”tan söz etmekteydi (Schumpeter, 1966: 11-87). Has fliir ayak seslerinden tan›naca¤› gibi, has büyük düflünürler de muhalif ve muar›zlar›na karfl› yapt›klar› de¤erlendirmelerle ay›rt edilirler. Schumpeter de bunlardan biridir ve Marx’› flöyle de¤erlendirmektedir: Akl›n veya muhayyilenin yaratt›¤› esaslardan ço¤u, bir yemek saati sonras› ile bir nesil aras›nda de¤iflen bir zaman içinde her hangi bir iz b›rakmadan yok olmaktad›rlar. Buna ra¤men bu esaslar aras›ndan baz›lar›, kaybolufl tehlikesi ile de karfl›laflt›klar› halde, insanl›¤›n kültürel hazinesinin belirsiz parçalar› olarak de¤il, fakat herkesin görüp dokunabilece¤i, kendisine has görünüflleri, derin yasalar› ile yeniden ortaya ç›kmakta, yaflamaktad›rlar. Bu durumda, hakl› olarak gerçek büyük eserlerden bahsetmemiz mümkündür ve büyüklükle, canl› kalma aras›nda bir ba¤ kurmak, yukar›da söz konusu edilen anlay›fl›n bir sonucudur. Oysa ki adi geçen anlamdaki büyüklük terimi, su götürmez bir flekilde, Marx’›n mesaj›na uygulanabilir. Büyüklü¤ü, yeniden hayata kavuflmak tarz›nda tan›mlaman›n bir iyi yönü daha vard›r, bu da büyüklü¤ü sevgimize ya da kinimize ba¤l› kalmadan ortaya ç›karmakt›r. Akl›n büyük bir baflar›s›n›n temel gayesiyle ve detaylar›yla kusursuz olmas› gerekti¤ine inanmam›z art›k lüzumlu de¤ildir. Bilakis, bu baflar›y› karanl›k bir kuvvet, tamamen yanl›fl olarak kabul edebilir veya baz› noktalarda ona z›t düflünceler tafl›yabiliriz. Marksist sistemde ise, bu tip fikri bir itifl, kabul etmeme ve hatta sistemin yap›s›nda var olan düflünüfl yanl›fll›klar›n›n mükemmel olarak gösterilmesi bile, yap›n›n sa¤laml›¤›n› belirtmekten baflka bir fleye yaramamaktad›r; çünkü bu tenkitlerin, yap›y› y›kmaktan aciz olduklar› anlafl›lm›flt›r. (Schumpeter, 1966: 11-87)

Yukar›da sözünü etti¤im “parçalanm›fll›k/bölünmüfllük,” ekonomi politi¤in fiili alg›lanmas›na da (kavramlaflt›rmas›na de¤il) fluna benzer ifadelerle yans›r: “Ben ‘iktisatç›y›m’, politikac› de¤ilim” ya da: “Burada ‘iktisadi’ analiz yap›yoruz, tarih ya da sosyoloji de¤il!” Bir kar›fl›kl›¤›n oldu¤u besbelli!.. Marx’›n bafl eseri Kapital’in alt bafll›¤› Ekonomi Politi¤in


Ekonomi Politik: Zarif Mezar Tafllar›?

Elefltirisi’dir. Kapital’in ilk Almanca bask›s›na yazd›¤› önsözde Marx, “bu eserin en sonundaki amac› modern toplumun ekonomik hareket yasas›n› ortaya ç›karmakt›r” diyordu (1974: 35).30 Nitekim Ekonomi Politi¤in Elefltirisine Katk›n›n Önsöz’ünde de benzer bir tan›ma rastl›yoruz: “Araflt›rmalar›m ... sivil toplumun anatomisinin de, ekonomi politi¤in içinde aranmas› gerekti¤i sonucuna ulaflt›” diyecekti.31 Demek ki ekonomi politi¤in inceleme nesnesi sivil toplumun anatomisidir – kuflku yok ki “modern toplum” ya da “sivil toplum”dan kas›t “kapitalist toplum”dur. Bu kitap için kaleme ald›¤› bir tan›t›m yaz›s›nda Engels ekonomi politik için ayn› do¤rultuda bir tan›m vermektedir: “Ekonomi politik, ça¤dafl burjuva toplumun teorik tahlilidir...ve geliflmifl burjuva koflullar›n› varsayar” (1993: 27). Marx’›n ve (Engels’in) sunmufl olduklar› ve eserlerinde sergilemifl olduklar› ekonomi politik kavramlaflt›rmas›, aç›kt›r ki, hem [“klasikler” (Smith, Ricardo) dahil] kendilerininkinden önceki, hem de sonraki kavramlaflt›rmalardan esasl› bir biçimde farkl›. Bu esasl› farkl›l›¤a en iyi iflaret eden ibare, Kapital’in alt bafll›¤› olan “ekonomi politi¤in elefltirisi” ibaresidir. Bizim Türkçe’ye elefltiri olarak çevirdi¤imiz critic/critique sözcü¤ü ile bunal›m, buhran olarak çevirdi¤imiz crise/crisis sözcü¤ünün Latince kökeni ayn›d›r - Krinein; ki o da ay›rma(k), yarg›lama(k) demektir. Bu (zorunlu) etimolojik aç›klamay›, de¤indi¤im ekonomi politi¤in elefltirisi ibaresinin anlam›n› ve uzant›lar›n› a盤a ç›karmak için yapt›m. Bunal›m (crise) bir “dönüm noktas›”na, elefltiri (critic) de bir “yarg›lama”ya iflaret ettiklerine göre, ekonomi politi¤in elefltirisindeki “elefltiri”, o halde, o dönüm noktas›n› yarg›layarak aflma anlam›n› tafl›yacakt›r. Nitekim, o çok ünlü, çokça zikredilen “on birinci tez”i “ekonomi politi¤in elefltirisi” ba¤lam›nda bir defa da bizim zikretmemizde herhalde bir sak›nca yoktur: “Filozoflar dünyay› ayn› yollardan, ama sadece yorumlad›lar; oysa meselenin özü onu de¤ifltirmektir” Yukar›da “servet” kavram›n›n Aristoteles’ten bu yana geçirdi¤i tahavvülleri aç›klam›flt›m. O arada, “servet”in politika (ekonomi politikteki politik) ile ba¤lant›lar›n›n merkantilistlerle birlikte nas›l ele al›nd›¤›na de¤inme f›rsat› bulmufltum. “Elefltiri” bu nitelikteki ba¤lant›lar›n da afl›lmas› anlam›na gelmektedir. “Elefltiri”nin bu aflma anlam›na Marx’›n dönemine kadar olan (günümüzün “iktisat”›n›/“yeni” ekonomi politi¤ini d›flar›da ve ba¤›fl›k tutabilir miyiz?) ekonomi politi¤i neden kör ve sa¤›r kalm›flt›?

233

30 Vurgular bana aittir. ‹. Ü. 31 Bütün vurgular bana aittir. ‹. Ü.


234

‹flaya Üflür

32 Bütün vurgular orijinalindedir.

Sorunun cevab›n› san›yorum Althusser’in biraz da efsunlu cümlelerinde bulabiliriz: Bir kuram›n geliflmesinde, görünülebilen bir alan›n görünülemiyeni, genelde, bu alan›n tan›mlad›¤› görünebilene d›flsal ve yabanc› herhangi bir fley de¤ildir. Görünülemiyen görünülebilen taraf›ndan, onun görünülemiyeni, onun yasaklanm›fl görümü olarak tan›mlanm›flt›r: bu yüzden, görünülemeyen basitçe ... görülebilenin d›fl›, d›fllaman›n d›fl karanl›¤› de¤ildir – d›fllaman›n iç karanl›¤›d›r; görünülebilenin kendisinin içidir, çünkü onun yap›s› taraf›ndan tan›mlanm›flt›r. (1995: 46-47)32

“D›fllaman›n iç karanl›¤›”, aflman›n (“Elefltiri”nin) iç ayd›nl›¤›d›r; Hegel’in ayaklar› üzerine konulmas›d›r: Tarih’in sonu de¤il, yeni bir tarihin bafllang›c›d›r. Tarihin her bir “yeni” bafllang›c›, topra¤a at›lan tohum gibi, baflaklar›n ortaya ç›kabilmesi için, kendini yok etmesini öngerektirir. Bu, (diyelim) Ricardo’nun s›n›flar›n›n kendilerini (geniflleterek) yeniden üretmelerine benzemez bir tarzda, o s›n›flardan birinin, iflçi s›n›f›n›n, kendini – yeni baflaklar vermek üzere – yok etmesidir: Marx’›n ekonomi politi¤indeki “politika”da, kanaatimce bu anlama gelir; yoksa, ne günlük/gündelik “politika”d›r, ne de iktisat politikas›d›r. Maurice H. Dobb (1900-1976) bir yaz›s›nda, “iktisat”›n geliflim sürecine iliflkin flu gözlemde bulunmufltur: 19. yüzy›l›n son çeyre¤inden beri modern iktisadi çözümlemenin e¤ilimi, faaliyet alan›n› de¤iflim sürecinin, yani, çeflitli hipotetik koflullar alt›nda piyasa ve piyasa dengesinin incelenmesi yönünde daraltmak olmufltur. Formülasyon kesinli¤i kazanarak inceleme konu ve alan›n› oldukça s›k› bir flekilde daraltmay› baflarm›flt›r. Üretim koflullar› daralt›lm›fl ve bu daralma maddi varl›ktan soyutlanm›fl üretim faktörleri arz›n›n (ya da arz koflullar›n›n) ve teknik katsay›lar›n ya da üretim fonksiyonlar› denilen fleylerin veri oldu¤u varsay›m›na de¤in devam etmifltir; ... Mülk sahipli¤ine iliflkin her fley, ya da mülk sahibi olanla mülksüz olan aras›ndaki herhangi bir ayr›m, iktisat teorisinin bizatihi alan› d›fl›na at›lmak...üzere, sosyal ya da sosyolojik faktörler kategorisine havale edilmifltir. (1974: 11)

Halbuki böyle bir “bölünmüfllük/parçalanm›fll›k”, Marx’›n ekonomi politik kavramlaflt›rmas›ndaki “ekonomi” yönüne ontolojik olarak karfl›tt›r. Onun “üretim güçleri”/“üretim iliflkileri” varoluflsal olarak toplumsal/tarihsel kategoriler idi. “De¤er”, kapitalizmde, toplumsal iliflkilerden öteye bir anlamda kullan›lma-


Ekonomi Politik: Zarif Mezar Tafllar›?

m›flt›: Meta-meta iliflkisinin öteki yüzü ayn› zamanda insan-insan iliflkisiydi de... Buraya kadar göstermeye gayret etti¤im özgüllükler, san›yorum ve umuyorum ki, Marx’›n ekonomi politik kavram›n›n farkl›l›¤› üzerine bir fikir verecek düzeydedir. Son olarak, Schumpeter’in deyifliyle, “mürflit Marx” hakk›nda ne söylenebilir? Do¤rusu, bu konuda kendimi, Rosa Luxemburg’tan daha yetkin göremem: ...onun Kapital’i nihai ve de¤iflmez gerçekleri içeren bir Kitab-› Mukaddes de¤il, fakat daha üst düzeyde inceleme, daha ileri aflamada bilim araflt›rmas› ve gerçe¤i bulma, yönünde daha çok mücadele için tükenmez bir teflvik kayna¤›d›r.n

235


236

‹flaya Üflür

Kaynaklar Althusser, L. (1970) Reading Capital, çev. B. Brewster, Londra: New Left Books. Althusser, L. (1995) Kapitali Okumak, çev. C. A. Kanat, ‹stanbul: Belge. Anderson, P. (1974) Lineages of the Absolutist State, Londra: New Left Books. Aristoteles (1998) Nikamakhos’a Etik, çev. S. Babür, Ankara: Ayraç. Aristoteles (2000) Politika, çev. M. Tunçay, ‹stanbul: Remzi Kitapevi, (5. Bask›). Arndt, H. W. (1984) “Political Economy”, The Economic Record: 60. Arndt, H. W. (1985) “Political Economy: A Reply” The Economic Record: 61. Ashton, T. (der.) (1967) Crisis in Europe 1560-1660, Londra. Barbon, N. (1987) A Discourse of Trade, Entropy Conservationists. Barbon, N. (2003) A Discourse of Trade, http://socserv2.socsci.mcmaster.ca/~econ/ugcm/3ll3/ barbon/trade.txt (28 Ekim’de indirilmifltir) Bator, F. M. (1958) “The Anatomy of Market Failure”, Quarterly Journal of Economics, No: 3, (A¤ustos), 351-379. Blaug, M. (der.) (1991) Pioneers in Economics, vol 4: Early Mercantilists ve vol 5: The Later Mercantilists, Edward Elgar, Aldershot. Buchanan, J. M. (2002) “Pozitif Kamu Tercihi teorisi ve Normatif Temelleri”, Coflkun C. Aktan, (der.) Anayasal ‹ktisat içinde, Ankara: Siyasal Kitapevi, 65-76 Cairnes, J. E. (2003) Lectures on the Character and Logical Method of Political Economy, http:// socserv2.mcmaster.ca/~econ/ugcm/3ll3/cairnes/character.pdf, 28 Ekim’de indirilmifltir. [‹lk kitap bas›m: 1857]. Cannan, E. (1964) A Review of Economic Theory, New York: Augustus M. Kelley, [‹lkbas›m: 1929]. Cropsey, J. (1960) “On the Relation of Political Science and Economics”, American Political Science Review, vol. LIV, No: 1, 3-14. de Roover, R. (1958) “The Concept of the Just Price: Theory and Economic Policy”, Journal of Economic History: XVIII, 418-434. Dobb, M. (1974) “1964 Tarihli ‹talyanca Bask›ya Önsöz”, Marx, K., Kapital. Ekonomi Politi¤in Elefltirisi içinde, çev. M. Selik, Ankara: Odak. Downs, A. (1957) An Economic Theory of Democracy, New York: Harper and Row. Elias, N. (2002) Uygarl›k Süreci, cilt 2, çev. E. Özbek, ‹stanbul: Iletiflim [‹lk bas›m: 1939]. Engels, F. (1993) “Karl Marx’›n ‘Ekonomi Politi¤in Elefltirisi’”, Marx, K., Ekonomi Politi¤in Elefltirisine Katk› içinde, çev. S. Belli, Ankara: Sol, (5. Bask›). Gide, C. ve Rist, C (1948) A History of Economic Doctrines, çev. R. Richards, ‹ngilizce 2. Bask›, Londra: George G. Harrap&Co. Ltd. Groenewegen, P. D. (1985) “Professor Arndt on Political Economy: A Comment“, The Economic Record: 61/175 (Aral›k), 744-751. Groenewegen, P. D. (1987) “‘Political Economy’ and ‘Economics’”, J. Eatwell, M. Milgate ve P. Newman (der.) The New Palgrave: A Dictionary of Economics içinde, Londra: Macmillan. H. S. (1963) “Political Economy: Scope”, Palgrave’s Dictionary of Political Economy, Hennry Higgs, Augustus M. Kelley (der.), vol III, s. 129, [‹lk bas›m: 1894].


Ekonomi Politik: Zarif Mezar Tafllar›?

237

Hands, D. W. (2001) Reflection without Rules, Economic Methodology and Contemporary Science Theory, Cambridge University Press. Hecksher, E. F. (1955) Mercantilism, 2 vols. Allen&Unwin, [‹lk bas›m: 1931]. Hegel, G. W. F. (1952) The Philosophy of Right, çev. T. M. Knox, Encyclopedia Britannica Inc., [‹lk bas›m: 1821] Hegel, G. W. F. (1991) Hukuk Felsefesinin Prensipleri, çev. C. Karakaya, ‹stanbul: Sosyal. Hollander, S. (1965) “On the Interpretation of the Just Price“, Kyklos: XVIII, 615-634. Ingram, J. K. (1888) A History of Political Economy, Londra: Adam and Charles Black. Jevons, W. S. (1905) The Principles of Economics: A Fragment of a Treatise an the Industrial Mechanism of Society, H. Higgs (haz.), Londra: Macmillan. Jevons, W. S. (1910) The Theory of Political Economy, Londra: Macmillan, (4. Bask›), [‹lk bas›m: 1879]. Keynes, J. M. (1973) The General Theory and After, Part 1, Preperation, vol. XIII, Londra: Macmillan. Keynes, J. M. (1973) The General Theory of Employment, Interest and Money, vol VII, Londra: Macmillan. Keynes, J. N. (1986) The Scope and Method of Political Economy, New York: Augustus M. Kelley, [1890]. King, J. E. (1948) “The Origin of the Term ‘Political Economy’”, Journal of Modern History: 20. Klant, J. J. (1994) The Nature of Economic Thought, çev. T. S. Preston, Edward Elgar. Magnusson, L. (1994) Mercantilism: The Shaping of an Economic Language, Londra: Routledge. Marshall, A. (1964) Principles of Economics, Londra: Macmillan, (8. Bask›), [‹lk bas›m: 1890]. Marshall, A. ve Marshall, M. P. (1879) The Economics of Industry, Londra: Macmillan. Marx, K. (1974) Kapital. Ekonomi Politi¤in Elefltirisi, çev. M. Selik, Ankara: Odak. Marx, K. (1993) Ekonomi Politi¤in Elefltirisine Katk›, çev. S. Belli, Ankara: Sol, (5. Bask›). Mirowski, P. (1989) More Heat than Light, Cambridge: Cambridge University Press. Mitchell, W. C. (1968) “The New Political Economy”, Social Research: 35, 76-100. Mun, T. (1990) “England’s Treasure by Foreign Trade”, Weber, E. (der.) The Western Tradition içinde, Vol. II, D. C. Heath: Lexington, MA, 399-407, (4. Bask›), [‹lk bas›m: 1664]. Neumark, F. (1943) ‹ktisadi Düflünce Tarihi 1. Cilt, çev. A. A. Özeken, ‹stanbul: ‹stanbul Üniversitesi. O’Neill, J. (2001) Piyasa, Etik Bilgi ve Politika, çev. fi. S. Kaya, ‹stanbul: Ayr›nt›. Redman, D. A. (1997) The Rise of Political Economy as a Science: Methodology and the Classical Economists, Londra: The MIT Press. Ricardo, D. (1997) Ekonomi Politi¤in ve Vergilendirmenin ‹lkeleri, çev. T. Artan, ‹stanbul: Belge, [‹lk bas›m: 1817]. Robbins, Lord L. (1981) “Economics and Political Economy”, American Economic Review, Papers and Proceedings: 71/2, 1-10. Robbins, Lord L. (1984) An Essay on the Nature and Significance of the Economic Science, Londra: Macmillan, [‹lk bas›m: 1932]. Rousseau, J. J. (1996) “Ekonomi Politik [Manevi ve Politik]”, Diderot & D’Alembert Ansiklopedi ya da Bilimler, Sanatlar ve Zanaatlar Aç›klamal› Sözlü¤ü, çev. S. Hilav, ‹stanbul: Yap› Kredi. Say, J. B. (1964) A Treatise on Political Economy or the Production, Disribution & Consumption of the Wealth, New York, [‹lk bas›m: 1803]. Schumpeter, J. A. (1954) History of Economic Analysis, New York.


238

‹flaya Üflür

Schumpeter, J. A. (1966) Kapitalizm, Sosyalizm ve Demokrasi, cilt I: Kapitalizm, çev. T. Ako¤lu, ‹stanbul: Varl›k, [‹lk bas›m: 1942]. Sewall, H. R. (1968) The Theory of Value Before Adam Smith, New York: Augustus M. Kelley Publishers (‹lk bas›m: 1901). Skinner, A. S. (1995) “Adam Smith and the Role of the State: Education as a Public Service”, S. Copley ve K. Sutherland (der.) Adam Smith’s Wealth of Nations içinde, Manchester ve New York: Manchester University Press, 70-96. Smith, A. (1976) An Inquiry into the Nature and Causes of Wealth of Nations, R. H. Campbell ve A. S. Skinner, Oxford: OUP, [‹lk bas›m: 1776]. Smith, A. (1985) Uluslar›n Zenginli¤i Cilt I, çev. A. Yunus ve M. Bak›rc›, ‹stanbul: Alan. Smith, A. (2002) Uluslar›n Zenginli¤i Cilt II, çev. M. T. Akad, ‹stanbul: Alan. Steuart, Sir J. (1966) An Inquiry in to the Principles of Political Economy, A. Skinner (der), Londra, [‹lk bas›m: 1761]. Taylor, O. H. (1957) “Economic Science only – or Political Economy”, Quarterly Journal of Economics: LXXI/1, 1-18. Viner, J. (1937) Studies in the Theory of International Trade, Londra: Allen&Unwin. Wallerstein, I. (1974) The Modern World System, New York. Walras, L. (1954) Elements of Pure Economics or the Theory of Social Wealth , çev. W. Jaffé, Londra: George Allen and Unwin Ltd. [‹lk bas›m: 1871]. Webster’s Third New International Dictionary, Unabridged, Massachusetts: Merriam-Webster Inc. Publishers. Wicksell, K. (1934) Lectures on Political Economy, Londra: Routledge, [‹lk bas›m: 1901] Winch, D. (1983) “Science and the Legislator: Adam Smith and After”, Economic Journal: 93. Wood, E. M. (1999) The Origin of Capitalism, Monthly Review Press. Wood, E. M. (2003) Kapitalizm Demokrasiye Karfl›. Tarihsel Maddecili¤in Yeniden Yorumlanmas›, çev. fi. Artan, ‹stanbul: ‹letiflim.


Praksis 10

| Sayfa: 239-254

Sermaye ‹mparatorlu¤u

1

Ellen Meiksins Wood Çeviri: Ecehan Balta - A. Ekber Do¤an

on dönemde emperyalizmin dünyan›n uzun zamand›r gördü¤ü en dramatik oyununa tan›k oluyoruz. Ama hala, baz› insanlar neyle karfl› karfl›ya oldu¤umuzu anlamakta zorluk çekiyor. Sadece Amerika’n›n emperyalist oldu¤unu kabul etmeyen klasik yorumcular için geçerli de¤il bu. Soldakilerin bir k›sm›n›n da bu önermeyle sorunlar› var. Bu konuda en çarp›c› örnek, Michael Hardt ve Antonio Negri’nin ‹mparatorluk kitab›d›r. “Bizim temel varsay›m›m›z”, der yazarlar, “egemenli¤in yeni bir biçim kazand›¤›d›r, tek bir hükmetme mant›¤› alt›nda birleflmifl bir dizi ulusal ve ulusötesi organizmadan oluflan bir biçim. Bu yeni küresel egemenlik biçimi bizim ‹mparatorluk dedi¤imiz fleydir” (xii). ‹mparatorlu¤un bafll›ca belirtisi “Ulus-devletlerin gerileyen egemenli¤i ve ekonomik ve kültürel mübadeleleri düzenlemek bak›m›ndan artan aczidir” ... “‹mparatorlu¤un bu pürüzsüz mekan›nda iktidar›n yeri yoktur – o her yerde ve hiçbir yerdedir. ‹mparatorluk, bir ou-topiad›r, daha do¤rusu bir yok-yer’dir” (190). Bir baflka deyiflle, di¤erlerini egemenli¤i alt›na almak için devlet güçlerini harekete geçiren net olarak tan›mlanabilecek emperyal bir güç gibi bir fley art›k yoktur. fiimdi elimizde kalan tek fley, gayr›flahsi bir mant›kt›r, herhangi bir gerçek emperyal güç yo¤unlaflmas› olmaks›z›n dünya çap›nda iflleyen küresel kapitalizmin mant›¤›. Bu bana, ulus-devletin gün geçtikçe ifllevsizleflti¤ini, çünkü piyasan›n devletin teritoryal s›n›rlar›n›n çok ötesinde geniflledi¤ini ve dünyan›n bir küresel ekonomik mant›k taraf›ndan yönetildi¤ini ileri süren daha geleneksel küreselleflme

S

1 Bu yaz› 6-9 Kas›m 2003 tarihleri aras›nda düzenlenen 7. ODTÜ Ekonomi Kongresi’ne bildiri olarak sunulmufltur.


240

Ellen Meiksins Wood

tezlerinden baz›lar›n› yeniden ›s›tman›n gülünç bir yolu gibi geliyor. Yaln›zca kapitalizmin bir “ekonomisi” oldu¤u çokça söylendi –ben de bunu s›kça söylerim–. Yaln›zca kapitalizmde kendi hareket yasalar› ve ilkeleri olan kendine özgü bir ekonomik alandan söz edebiliriz. Yaln›zca kapitalizmde s›n›f sömürüsü Marx’›n tan›mlamas›yla “ekonomi d›fl› araçlarla”, yani askeri ve siyasi bask› araçlar›yla de¤il, ekonomik araçlarla gerçekleflir. Bu, elbette kapitalist olmayan toplumlar›n kendi varolufllar›n›n maddi koflullar› ve toplumsal yeniden üretim taraf›ndan flekillenmedi¤i anlam›na gelmez. Söylemeye çal›flt›¤›m basitçe flu; yaln›zca kapitalizm saf ekonomik itkilerle (rekabet, birikim ve kar›n azamilefltirilmesi) yönlendirilir ve burada s›n›f iliflkileri bile piyasa arac›l›¤›yla dolay›mlan›r. Günümüzün küresel kapitalizminde ‘ekonomi’nin tüm di¤er toplumsal ilkeler ve uygulamalar üzerinde nihai bir zafer kazand›¤›n› söyleyebiliriz. Kapitalizmin itkileri tüm insan davran›fllar›na ve do¤al çevreye s›zd›; flimdi bu yasalar tüm dünyay› yönetiyor. Kapitalist ekonomi kelimenin bu iki anlam›yla da evrensel bir sistem haline geldi. Yaln›zca bu da de¤il, sermayenin ekonomik yasalar› varolan veya düflünülebilir tüm siyasal biçimlerin de s›n›rlar›n› aflt› ve gittikçe artan bir biçimde siyasal düzenlemenin zincirlerinden boflanmaya bafllad›. Sonuç olarak, ekonominin bu gayri flahsi operasyonlar›n›n emperyalizm diye tan›yabildi¤imiz fleyle iyiden iyiye yer de¤ifltirmekte oldu¤unu söylemeye zorlanabiliriz. Ya da, en az›ndan yeni bir emperyalizmden konuflmak isteyebiliriz: ekonominin emperyalizminden. Bir aç›dan bu son formülasyonun kesinlikle do¤ru oldu¤unu düflünüyorum. E¤er kapitalist tahakküm biçimine özgü bir özellik varsa, bu da tahakkümün ekonomik araçlarla kurulmas›d›r. En basit örnek, kuflkusuz, kapitalist s›n›f tahakkümüdür. Sermaye eme¤i Marx’›n “ekonomi d›fl› bask›” dedi¤i fleye do¤rudan baflvurmaks›z›n da sömürebilir. Örne¤in feodal lordlar›n sömürücü ekonomik iktidar› askeri, siyasal ve yarg›sal türden güçlerin biraraya gelmesinden oluflur, oysa kapitalizmde, kapitalizmin kendi ekonomik itkileri, mülksüzleflmenin zorlamalar› (compulsions) iflçileri emeklerini ücret karfl›l›¤› satmak zorunda b›rak›r ve sermayenin onlar üzerinde egemenlik kurmas›n› olanakl› k›lar. Kapitalist sömürü biçimi do¤rudan zorun gücüyle de¤il, piyasan›n ekonomik arac›l›¤›yla ifller. ‹flyerinde çok fazla bask› oldu¤unu söylemeye gerek yok, ancak kapitalist tahakkümün ay›rdedici özelli¤i, gücün do¤rudan patronlar


Sermaye ‹mparatorlu¤u

taraf›ndan de¤il, piyasa taraf›ndan kullan›lmas›d›r. Bunu olanakl› k›lan ise, do¤rudan üreticilerin piyasaya olan ba¤›ml›l›¤›d›r. Kapitalizmde s›n›f egemenli¤inin bu özgün do¤as› onu di¤er biçimlerden ay›r›r. Ayn› flekilde, kapitalist emperyalizm ve kapitalizm öncesi formlar aras›nda da benzer bir farkl›laflma söz konusudur. Daha basitçe söylersek, kapitalizm öncesi emperyalizm, egemenlik alt›na al›nan halklar›n eme¤ine ya da kaynaklar›na el koymak veya ticari rotalar› denetlemek amac›yla belirli bir toprak parças›n› ele geçirmek için bask› gücünün do¤rudan kullan›m›ndan ibaretti. Roma ‹mparatorlu¤u genellikle toprak sahibi oligarflinin ç›karlar› do¤rultusunda toprak iflgal ederdi. ‹spanyol imparatorlu¤u ise ekonomisi artan oranda sömürgelerden getirilen alt›n ve gümüfle ba¤›ml› hale geldi¤inden, Güney Amerika’da yerli eme¤in sömürüsüne dayanan yeni bir oligarfli yaratt›. Müslüman Arap ‹mparatorlu¤u, Venedik ya da Hollanda ‹mparatorlu¤u gibi ticari imparatorluklar ise güçlerini ticari rotalar› denetim alt›na almak ya da ticari tekel oluflturmak üzere kulland›lar. Elbette kapitalist güçlerin bu tip bir emperyalizmle derinden iliflkili olmad›klar›n› ileri sürmüyorum. fiimdiye kadar s›ralad›¤›m fleylerin hepsini ve daha fazlas›n› ‹ngiliz ‹mpartorlu¤u zaten yapm›flt›. Burada vurgulamaya çal›flt›¤›m nokta, kapitalizmin kendine özgü, daha önce hiçbir biçimde olanak dahiline girmemifl olan bir emperyal hegemonya biçimi yaratm›fl olmas›. Kapitalist s›n›f sömürüsü gibi emperyalizmin bu kapitalist biçimi de do¤rudan bask›dan çok ekonomik aktörlerin piyasa ba¤›ml›l›¤›na ve emperyal gücün piyasay› maniple etme kapasitesine dayan›r. Kapitalizmin bu ay›rdedici ekonomik egemenli¤i elbette ekonomik güç ve siyasal egemenlik aras›nda karmafl›k bir iliflkiyi içerir. Kapitalizmin “ekonomik” sömürü biçimi ve hayat›n pazar›n yasalar› arac›l›¤›yla düzenlenmesi, baflka hiçbir toplumsal form alt›nda söz konusu olmayan bir biçimde “siyasal” olandan biçimsel olarak ayr› bir “ekonomik” alan›n bulundu¤unu göstermektedir. Ayn› zamanda bir zamanlar devlet yönetimi ya da komünal düzenleme alan›na giren pek çok toplumsal ifllev de flimdilerde ekonomik alana ait hale gelmektedir. Bu özellikle üretim ve da¤›t›m›n örgütlenmesi konusunda geçerlidir. Tüm toplumsal iliflkilerin artan biçimde metalaflmas› ve ekonomik itkilerin varoluflumuzun her zerresine s›zmas›yla birlikte, kapitalist ekonominin gerekleri yaflam›n her alan›n› ve bizatihi zaman›n örgütleniflini de flekillendirmektedir. “Ekonomi”nin ortaya ç›k›fl›n›n ayr› bir “siyasal” alan›n geliflmesi anlam›n› da tafl›d›¤› do¤rudur. Fakat ayn› zamanda, sözünü

241


242

Ellen Meiksins Wood

etti¤imiz ekonomi insan hayat›n›n büyük bir bölümünü siyaset ekseninden ay›r›r ve gündelik hayat›n pek çok boyutunu siyasal hesap verilebilirlik alan›n›n d›fl›na yerlefltirir. Bu esasen ekonomi ve “ekonomi d›fl›”n›n iktidar› aras›ndaki kopufltan kaynaklanmaktad›r. Bu sayede sermayenin ekonomik menzili kendi siyasal etki alan›n›n çok ötesine taflabilmekte ve teritoryal egemenli¤in yaratt›¤› co¤rafi s›n›rlar› aflabilmektedir. Fakat burada, geleneksel küreselleflme kuramlar›yla birlikte Negri ve Hardt’›n kuram›n›n da hiçbir anlam ifade etmedi¤i bir paradoksla karfl›lafl›yoruz. Kapitalist el koyma biçimi do¤rudan do¤ruya ekonomi d›fl› zorun gücüne ba¤›ml› olmayabilir, ancak hala bu zorun deste¤ine ihtiyaç duymaktad›r. Sermayenin kendisi sahip olmasa da devlet ayg›t›n›n iflleyifli s›ras›nda sermayeye sundu¤u ve sermayeyi ayakta tutan destek halen nihai olarak zorun gücüyle beslenmeye ihtiyaç duymaktad›r. Gerçekte sermaye tüm di¤er toplumsal formlardan çok daha fazla bir biçimde devletin düzeni korumas›na ba¤›ml›d›r. Sermaye s›n›f›n› tüm di¤er egemen s›n›flardan ay›ran, do¤rudan zor gücüne sahip olmamas›d›r. Kapitalizm ayn› zamanda, siyasal ve hukuksal bir düzene tüm di¤er toplumsal formlardan daha ba¤›ml›d›r. Kapitalizm do¤as› gere¤i piyasa “yasalar›n›n” toplumsal düzeni sürekli bir biçimde bozmakla tehdit etti¤i anarflik bir sistemdir. Hatta kapitalizm yine do¤as› gere¤i tüm ekonomi d›fl› toplumsal ba¤lar› y›kmaya e¤ilimlidir. Yine de toplumsal düzenlemelerinde tüm di¤er toplumsal formlar›n oldu¤undan çok daha fazla bir biçimde çok ciddi düzenlemeleri gerektiren bir istikrar ve öngörülebilirlik gerektirir. Kapitalizmin kendi y›k›c› e¤ilimlerine karfl› ekonomi-d›fl› pratik ve kurumlara ihtiyaç duydu¤unu da belirtmek gerekir. Piyasan›n anarflisi ve onun insan yaflam› ve toplumsal iliflkiler üzerindeki y›k›c› etkileri; hepsinden öte kapitalist iktidar›n üzerinde yükseldi¤i ço¤unlu¤un mülksüzlü¤ü gibi olgular toptan bir toplumsal çöküflün önlenmesi için bir tak›m düzeltmeleri flart koflar. Bafllang›c›ndan beri ulus-devlet kapitalizmin ihtiyaç duydu¤u bu istikrar ve öngörülebilirli¤i sa¤lam›flt›r. Ulus-devlet kapitalizmin mülkiyet iliflkilerini, bu iliflkilerin yaratt›¤› sözleflme düzenini, karmafl›k finansal ifllemleri, hatta onun toplumsal uyumunu korumak için özenle haz›rlanm›fl ve zorun gücüyle desteklenen bir hukuksal ve kurumsal çerçeve sunar. fiimdiye kadar ulus-devlet d›fl›nda hiçbir egemenlik formu bu ihtiyaçlar› karfl›layabilecek flekilde tasarlanamam›flt›r. Üstelik o bu ifllevleri yaln›zca yerel ve ulusal sermayenin de¤il ayn› zamanda küresel sermaye ad›na da


Sermaye ‹mparatorlu¤u

yerine getirir. Sonuç olarak söyledi¤im fley; sermayenin ekonomik ve siyasal momentleri aras›ndaki ba¤lant›s›zl›¤›n yaln›zca sermayenin ekonomik alan›n› geniflletmesini olanakl› k›lmad›¤›, ayn› zamanda onun siyasal ihtiyaçlar›na cevap verecek yerel devletlere dayanmas›n› gerekli k›ld›¤›d›r. Bu karmafl›k iliflki herhangi bir basit formüle indirgenemez. Ama bir fley çok aç›kt›r: kapitalizmde siyasal ve ekonomik olan aras›ndaki iliflki, altyap› ve üstyap› aras›nda cereyan eden, siyasal egemenli¤in ekonomik hegemonyayla ayn› fley oldu¤u basit ve mekanik bir iliflki de¤ildir. Ekonomi ve siyaset aras›ndaki iliflki bir çat›flma iliflkisidir: bir yandan, sermayenin yay›lmas›n› olanakl› k›lan fley, onun di¤er hiçbir toplumsal formun yapamad›¤› bir biçimde, kendisini siyasal egemenlikten ay›rt edebilmesidir. Di¤er taraftan ayn› ay›rt etme süreci, sermayenin ekonomik hegemonyas›n›n teritoryal devletler taraf›ndan desteklenmesini de olanakl› ve zorunlu k›lar. Bizler bu çeliflkinin göstergelerini daha yeni görmeye bafll›yoruz. Siyasal ve ekonomik iktidar aras›ndaki, sermaye ve devlet aras›ndaki iflbölümü ekonomik hegemonyan›n alan›yla ulusal devletin alan›n›n afla¤› yukar› ayn› oldu¤u dönemlerde az çok yönetilebilir durumdayd›. Ancak bugün sermayenin ekonomik menziliyle siyasal iktidar›n alan› aras›nda gittikçe büyüyen bir mesafe söz konusudur. Sermaye s›n›rlar aras›nda hareket eder ve tüm dünyaya yay›l›rken devlet kendi toprak s›n›rlar› içinde kalmaya devam ediyor. Burda söylemeye çal›flt›¤›m, devletin küresel sermayeye ayak uyduramad›¤› için düflüfle geçti¤i de¤ildir. Tam tersine, geleneksel küreselleflme kuramlar›n›n (Hardt ve Negri’ninki de dahil) bu konuda son derece yan›ld›klar›n› düflünüyorum. Söylemeye çal›flt›¤›m fley; küresel sermayenin teritoryal devletlere ihtiyaç duydu¤u, küresel sermayenin siyasal biçiminin küresel bir devlet olmay›p, çok say›da yerel devletten oluflan bir sistem oldu¤u ve sermayenin ekonomik ve siyasal alan› aras›nda büyüyen bofllu¤un küresel kapitalizmin temel çeliflkilerinden biri gibi gözüktü¤üdür. Baflka bir deyiflle, sermayenin ekonomik alan›n›n onun siyasal tutama¤›ndan öteye geçmesini sa¤layan ekonomi ve siyaset ayr›m› hem bir güç hem de bir zaaf oluflturur. Küresel sermaye ile teritoryal devlet aras›ndaki iliflkiyi gözden geçirmeye bafllamadan önce, çok genel olarak, kapitalizmin hangi özelliklerinin devleti onun ayr›lmaz bir parças› yapt›¤›n› bir kez daha vurgulamak istiyorum. Bir s›n›f›n bir di¤erinin art›k eme¤ine el koydu¤u her s›n›fl›

243


244

Ellen Meiksins Wood

toplumda, s›n›f sömürüsünün birbiriyle iliflkili ama ayr› iki “momenti” vard›r: art›k eme¤e el konmas› ve bunu sa¤layan bask›c› iktidar. Kapitalizm öncesi toplumlarda bu ikisi az ya da çok birleflmifl durumdayd›. Kapitalizmde “ekonomik” ve “siyasal” alan›n ayr›flmas›, bu iki momentin özel giriflim (ya da ayn› ilkelerle hareket eden kamusal giriflim) ve devletin kamusal iktidar› aras›nda etkili bir bölüflümü anlam›na gelir.Egemen s›n›f, kapitalizm öncesi s›n›flar›n aksine, do¤rudan siyasal ve askeri güçten yoksundur ve bu ifli “tarafs›z” görünen devlete devreder. Bu iflbölümünün iki yönü bulunmaktad›r. Birincisi, daha önce de ifade etti¤im gibi, ekonomik egemenli¤in siyasal iktidar› aflabilme yetene¤idir. ‹kinci yönü ise sermayenin kendi bafl›na yapt›¤› takdirde ekonomik genifllemesini s›n›rlayacak olan toplumsal örgütlenmesinin gerekli koflullar›n› yerine getirmek için kendisine d›flsal bir güce ihtiyaç duymas›d›r. Burada karfl›m›za flu soru ç›kmaktad›r: “Küresel” sermaye ulus-devletin tüm bu temel ifllevlerini ya da en az›ndan büyük bir k›sm›n› yerine getirebilecek baflka ve daha iyi araçlar bulmufl mudur? Yaflad›¤›m›z flu an›n de¤erlendirmesi bile, baflka hiçbir kurumun, hiçbir ulusötesi örgütün, toplumsal düzenin, mülkiyet iliflkilerinin, istikrar›n ve sözleflme garantisinin ya da sermayenin gündelik yaflam›nda ihtiyaç duydu¤u di¤er temel koflullar›n zorlay›c› bir garantörü olarak ulus-devletin yerini almaya bafllamad›¤›n› göstermektedir. Hatta daha da ileri giderek diyebilirim ki, sermayenin ihtiyaç duydu¤u tipte bir toplumsal düzenleme, belirgin olarak tan›mlanm›fl mekansal ve demografik s›n›rlar d›fl›nda olanaks›zd›r. fiimdi baz›lar› devletin ülke s›n›rlar› içinde hala kritik önemde ifllevler yerine getirdi¤ini kabul etse de, ölçek bak›m›ndan küresel olan, yeni ve gittikçe say›lar› fazlalaflan ifllevler oldu¤unu ve bunlar›n devletler yerine ulusötesi kurumlar taraf›ndan yönetilmesi gerekti¤inde ›srar edebilir. Hatta eminiz, kaç›n›lmaz baz› zamanlama sorunlar› olsa bile, pazarlar›n küresel ekonomiye eklemlenmesinin devletin küreselleflmesi yönünde amans›z bir bask› yaratt›¤›n› ileri sürebileceklerdir. Bu varsay›m karfl›s›nda ileri sürdü¤üm argüman›n iki aya¤› var: Sürekli yineledi¤im gibi, küresel ekonomi ne kadar entegre olmufl olursa olsun, ekonomi-d›fl› iktidar (bask› ayg›tlar›) kendi alan›n› aflamaz, bu nedenle de küresel ekonomi bir çoklu teritoryal devletler sistemine dayan›r. Ama ayn› zamanda, küreselleflmenin bildi¤imiz anlamda bir entegre ekonomi anlam›na gelip gelmedi¤ini de sorgulamak gere-


Sermaye ‹mparatorlu¤u

kir. Bu nedenle, önce bu noktayla ilgili düflüncelerimi s›ralay›p sonra ana argüman›ma geri dönece¤im. Sermaye hereketlerinin h›z› ve boyutlar›n›n, özellikle de yeni bilgi ve iletiflim teknolojilerine ba¤l› olan hareketlerin, yeni birfley yaratm›fl oldu¤unu bir an için kabul edelim. Ayr›ca, küresel ekonominin ‘karfl›l›kl› ba¤›ml›l›¤a’ dayand›¤›n› ve sermayenin anavatanlar›ndan ç›kan güçlerin tüm dünyay› kucaklad›¤›n› da kabul edelim. Ama küresel pazar›n hala entegre olmaktan uzak oldu¤unun ciddi bir göstergesi ortada duruyor: Dünya çap›nda ücretler, fiyatlar ve iflgücünün koflullar› hala inan›lmaz ölçüde farkl›. Gerçekten entegre olmufl bir piyasa söz konusu olsayd›, pazar itkileri kendilerini evrensel çapta kabul ettirirdi. Piyasa tüm rekabet eden taraflar›, fiyat rekabeti koflullar›nda yaflayabilmeleri için emek üretkenli¤i ve maliyeti hususunda belirli ölçüde ortak bir toplumsal ortalamay› tutturma konusunda zorlard›. Burada ifade etmek istedi¤im nokta flu: Küresel entegrasyonun bu aç›k baflar›s›zl›¤› küreselleflmenin baflar›s›zl›¤› anlam›na gelmez. Gerçekte küreselleflme entegre olmufl bir piyasay› teflvik etmekten ziyade onu engellemektedir. Sermayenin küresel hareketi, sadece eme¤e, piyasaya ve kaynaklara serbest ulafl›m› gerektirmez, ayr›ca kârl›l›¤› art›ran bir ekonomik ve toplumsal bölünmeyi de gerektirir. Bu noktada tekrar etmek gerekir ki, küresel sermayeye s›n›rlar› açmakla, dünya çap›nda iflçilerin toplumsal koflullar›n› belirlemede çok ileri gidebilecek bir entegrasyon biçimi ve derecesini engellemek aras›ndaki dengeyi kurmak zorunda olan güç ulus-devletin kendisidir. Küresel sermayenin en çok, ileri kapitalist ülkelerdeki iflçilerle düflük ücretli emek rejimleri aras›nda yaratt›¤› rekabet sayesinde, emek maliyetlerini düflürmekten kâr etti¤i önermesinin bile yeterince aç›k oldu¤u söylenemez. Bu tabii ki do¤ru bir önermedir, ama belli bir noktaya kadar. Kendi evindeki toplumsal bir yükseliflle karfl› karfl›ya kalma tehdidi bir yana, sermeyenin sürekli ihtiyaçlar› olan emek maliyetini düflürmek ve tüketimi geniflletmek (ki bu insanlar›n harcayacak daha çok paras› olmas›n› gerektirir) aras›nda da kaç›n›lmaz bir çeliflki söz konusudur. Bu da kapitalizmin içinden ç›kamad›¤› çeliflkilerinden biridir. Fakat küresel sermaye dengeyi bulmak için eflitsiz geliflmeden ve dünyan›n ayr› ekonomilere bölünmüfl olmas›ndan faydalan›r. Her biri kendi toplumsal rejimi ve emek koflullar›na sahip olan az ya da çok egemen ulus devletlerin nezaretindeki farkl› ekonomiler küreselleflmeye en az sermayenin küresel hareketi kadar gereklidir.

245


246

Ellen Meiksins Wood

Küreselleflme sürecinde devletin bunun kadar önemli bir di¤er ifllevi de kat› s›n›r denetimleri ve göçmen politkalar› ile eme¤in hareketinin sermaye yarar›na düzenlenmesini sa¤layan ulusall›k ilkesini güçlendirmektir. fiimdi as›l konumuza dönelim. Sermayenin siyasal gücünün onun ekonomik hegemonyas›n›n co¤rafi ölçe¤ini karfl›layamaz oldu¤unu vurgulad›¤›mda, gerçekten küresel düzeyde yeni bir tür emperyalizmle karfl› karfl›ya oldu¤umuz görüflüne karfl› bir fley söylemifl olmuyorum. Benim ileri sürdü¤üm argüman: bu yeni küresel imparatorlu¤un hiçbir zaman olmad›¤› ölçüde teritoryal devletler arac›l›¤›yla yönetildi¤idir. Sermayenin imparatorlu¤u kesinlikle ekonomik hegemonyas›n› herhangi bir ulus devletin gidebilece¤i s›n›rlar›n çok ötesinde geniflletebilmesi yetene¤ine dayanmaktad›r, ancak bu yetene¤i paradoksal bir biçimde onu çoklu devletler sistemine daha az de¤il, daha fazla ba¤›ml› hale getirir. Herfleyden önce, kapitalist emperyalizmde ay›rt edici özelli¤in ne oldu¤u, dolay›s›yla kapitalist iktidar›n biricikli¤i konusunda çok net olmam›z gerekti¤ini düflünüyorum. Ulusal ve emperyal düzeyde kapitalist egemenlikle ilgili ay›rt edici ö¤enin, ekonomik iktidar›n siyasal ve askeri güçten ayr›lmas› ve böylelikle siyasal ve askeri yönetim alan›n›n çok ötesine taflabilmesi oldu¤unu sürekli yineliyorum. Fakat böyle bir iktidar›n koflullar› nelerdir: K›saca ifade edecek olursak, temel koflul ekonomik aktörlerin (üreticiler ve art›¤a el koyanlar) piyasaya ba¤›ml›l›¤›d›r. Sadece üreticiler ve art›¤a el koyanlar en temel ihtiyaçlar› ve kendi yeniden üretimleri için piyasaya ba¤›ml› hale geldiklerinde, piyasan›n zorunluluklar›ndan söz edilebilir. Elbette kapitalizm öncesi toplumlarda da piyasa olanaklar› söz konusudur ancak piyasa güçleri yaln›zca piyasaya ba¤›ml›l›k yaflaman›n temel koflulu haline geldi¤inde gerçek bir güç olabilirler. Aç›kça kapitalist olan bir emperyalizm biçimi, emperyal güçler, do¤rudan sömürgecili¤e baflvurmaks›z›n piyasa flartlar›n› dayatabildi¤i ve kendi avantajlar› do¤rultusunda manipüle edebildi¤i zaman, piyasa ba¤›ml›l›¤› bir kez yaflam›n koflulu olduktan sonra olanakl› hale gelir. Ancak böylelikle ekonomik itkiler bir imparatorluk mekanizmas› haline dönüflür. Emperyalizmin eski biçimleri do¤rudan iflgal ya da sömürgelefltirmeye ba¤l› idi. Kapitalist bir piyasan›n operasyonlar›n› empoze ya da maniple etmek suretiyle, kapitalizm emperyal egemenli¤in eriflim alan›n› do¤rudan siyasal yönetim ya da sömürgecili¤in yapt›¤›ndan çok daha ötelere tafl›d›. Kapitalist s›n›flar›n


Sermaye ‹mparatorlu¤u

mülksüz iflçiler üzerinde do¤rudan siyasal kontrole ihtiyaç duymamalar› gibi, kapitalist imparatorluklar da madun (subordinate) toplumlar› sömürmek için ekonomik bask›ya dayanabilmektedirler. Ancak iflçilerin sermayeye ba¤›ml› hale getirilmesi ve öyle tutulmas› zorunlulu¤u gibi, tabi ekonomilerin sermaye ve kapitalist piyasan›n ekonomik manipülasyonlar›na karfl› zay›f b›rak›lmas› da zorunludur. Küreselleflme, kendi nihai sonucuna ulaflabilmifl tek emperyalizm biçimidir. Bu nedenle, küreselleflmenin ilk ve en temel koflulu piyasa flartlar›n›n küresel çapta empoze edilmesidir. Bu, emperyal güçlerin dünyan›n her yerinde kendilerininkine benzer kapitalist ekonomilerin geliflmesini destekleyecekleri anlam›na gelmez. Bunun anlam› basitçe, tabi ekonomilerin belirli toplumsal dönüflüm araçlar› kullan›larak kapitalist pazar›n egemenli¤ine aç›k hale getirilmesi zorunlulu¤udur. Örne¤in geliflmekte olan ülkelerdeki tar›m üreticileri ile Amerika ve Avrupa’n›n sübvanse edilen çiftçileri aras›ndaki rekabet iliflkisi, üçüncü dünya ülkelerindeki köylülerinin piyasa-ba¤›ml› çiftçilere dönüflmesini aç›k bir biçimde öncelemektedir. Biz de bu tarz toplumsal dönüflümlerin bafllang›c›ndan beri kapitalist emperyalizmin önemli bir ifllevi oldu¤unu ve teritoryal devletin de bu dönüflümün vazgeçilmez arac› oldu¤unu ileri sürüyoruz. Piyasa flartlar›n› dayatman›n ‘yap›sal uyum politikalar›’ gibi en yeni yöntemlerini hepimiz biliyoruz. Fakat bu süreç çok farkl› biçimlerde kapitalist emperyalizmin erken dönemlerine kadar uzan›r. ‹ngiltere, onalt›nc› yüzy›l›n sonralar›nda dahi, özellikle ‹rlanda’da bu emperyalist stratejiyi uygulad› ve bu genellikle oldukça kanl› bir süreçti. Sonuç olarak, yeni emperyalizm piyasa ba¤›ml›l›¤›n›n ve piyasa flartlar›n›n evrensellefltirilmesine dayan›r. Ancak gerçekte evrensel kapitalizmin dünyas›n› (bütün bir kürenin kapitalist itkilere tabi oldu¤u bir dünya) kuflatan bir emperyalizm kuram›m›z yok. Klasik emperyalizm kuramlar›n›, özelde de Marksist kuramlar› düflünün; hepsi de emperyalizmi kapitalist güçler ve kapitalist olmayan dünya aras›ndaki iliflkilerle ilgili bir olgu olarak al›r. Örne¤in bu kuramlar›n muhtemelen en geliflmifllerinden biri olan Rosa Luxemburg’un kuram›n› ele alal›m: Luxemburg’un argüman›, kapitalist sistemin kapitalist olmayan formasyonlara aç›lma ihtiyac› duydu¤u, bu nedenle de kapitalizmin kaç›n›lmaz olarak militarizm ve emperyalizm anlam› tafl›d›¤› fleklindedir. Luxemburg’a göre kapitalizmin en temel çeliflkilerinden biri,

247


248

Ellen Meiksins Wood

“evrensel olmaya çal›flt›¤› halde ve gerçekten de bu yolda ilerlerken, bir yerde k›r›lmaya u¤ramas› gerekmesidir – çünkü içsel olarak evrensel bir üretim biçimi olmaya elveriflli olmamas›d›r”. Kapitalizm tüm dünyay› içine alabilecek ilk ekonomik biçimdir, fakat ayn› zamanda kendi bafl›na varolamayacak ilk biçimdir, çünkü kendisi ‘bir araç ve alan olarak di¤er ekonomik sistemlere de ihtiyaç duyar’. Tüm dünyan›n kapitalist ekonomiye geçti¤i bir dünya ba¤lam›nda de¤il, ama tüm dünyan›n kapitalizmin zorunluluklar› taraf›ndan yönlendirildi¤i ve emperyalizmin bu zorunluluklar›n maniple edilmesine dayand›¤› bu yeni durum, kapitalizmin bu klasik emperyalizm teorilerinin bir zamanlar tasavvur etti¤inden çok daha evrensel hale geldi¤ini gösteriyor. Dolay›s›yla, çok yak›n zamanda a盤a ç›kan bu evrensel kapitalizmi aç›klamak için yeni bir kurama ihtiyac›m›z var. ‹lginç bir nokta daha: kapitalizmin evrenselleflti¤i dönem, ayn› zamanda ulus devletin de bask›n ve az çok evrensel bir siyasal biçim haline geldi¤i bir dönemdir. Bunun bir kaza oldu¤unu ya da ekonomik ve siyasal geliflmenin tarihin belirli bir noktas›ndaki k›r›lmas›na denk düfltü¤ünü düflünmüyorum. Her ne kadar ulus devlet kapitalizm taraf›ndan yarat›lmam›flsa da, ben kapitalizmin evrenselleflmesiyle ulus devletin evrenselleflmesinin ayn› paran›n iki yüzü oldu¤unu düflünüyorum. Bu yaln›zca Avrupal› ulus devletlerin sahip oldu¤u askeri gücün sermayenin egemenli¤ini dünyan›n her köflesine yayd›klar› anlam›n›n› tafl›m›yor. Ulus devletler ayn› zamanda kapitalizmin al›c› kanallar›d›r. Bu durum ilk kez, ‹ngiltere’nin baz› Avrupal› rakiplerinin ‹ngiliz kapitalizminin zorlay›c› ilkelerine, devlet eliyle yönlendirilen bir kapitalist geliflme yoluna girerek yan›t verdiklerinde a盤a ç›km›flt›. Son dönemde de yerel devletler kapitalist ilkelerin dünyan›n her köflesinde uyarlanmas›n›n arac›s› haline gelmekteler. Gerçekte, kapitalizmin bütün küreselleflmeci e¤ilimleri aç›s›ndan de¤erlendirdi¤imizde, dünya sadece ulusal kurtulufl mücadelelerinin sonucu olarak de¤il, emperyal güçlerin de bask›s› alt›nda gittikçe daha fazla oranda ulus devletlerin dünyas› haline gelmektedir. Sermayenin yay›lmac› ekonomik iktidar› yeni devletlerin üremesiyle daha da özgürleflmekte, ve yerel devletler kapitalizmin yasalar›n›n uyarlanmas› konusunda eski sömürgeci aktörlerden ve yerleflimcilerden çok daha yararl› birer aktarma kay›fl› olduklar›n› kan›tlamaktad›r. Çoklu devletler sistemi de sermayenin kendisini do¤rudan ekonomi-d›fl› araçlar kullanmak-


Sermaye ‹mparatorlu¤u

tan kurtaran ve do¤rudan siyasal bask›n›n s›n›rlar›n›n ötesinde serbestçe hareket edebilece¤i en iyi -ve belki de tek- araç oldu¤unu göstermektedir. Dolay›s›yla, bu emperyalizm tarz›, kapitalizmin kalbinde, özellikle de bugünün küreselleflmifl biçiminde ilginç bir çat›flma alan› a盤a ç›kart›r. Kapitalizmin temel güdüsü kendi kendini yaymad›r. Sermaye sabit birikim olmaks›z›n yaflayamaz ve bu birikimi yaratmak için sürekli bir biçimde kendi s›n›rlar›n› geniflletmeye ihtiyaç duyar. Sermaye ilk günlerinden beri ulusal s›n›rlar›n d›fl›na ç›kmaya e¤ilimlidir. ‘Ekonomik’ ve ‘siyasal’ alan›n ayr›lmas› -do¤rudan askeri güç ve siyasal yönetime ba¤›ml› önceki ekonomik sömürü biçimleri için hiçbir zaman mümkün olmayacak bir biçimde- sermayenin ekonomik menzilinin kendi siyasal ufkunun dar ölçe¤inin çok daha ötesine tafl›nabilmesine olanak vermifltir. Küreselleflme ekonomik ve siyasal aras›ndaki bu ayr›m›, bu iflbölümünü en son noktas›na kadar götürür. Ama burada bir çeliflki a盤a ç›kar: bu süreç ulus devleti sermaye ile daha az ilgili hale getirmez çünkü küresel ekonomik yay›lmay› mümkün k›lan faktörlerle teritoryal devletin varl›¤›n› gerekli k›lan faktörler tam› tam›na ayn›d›r. Küresel ekonomiye tam karfl›l›k gelen bir kapitalist devletin olabilece¤ini düflünmek ise pek olanakl› gözükmemektedir. Elbete, burada devletin sözde ‘uluslararas›laflmas›yla’ ilgili olarak pek çok yorumcunun yapt›¤› önemli bir vurgu var: ulusdevletler, küresel sistemdeki di¤er kurumlar gibi art›k sadece ulusal sermayenin taleplerine de¤il, ayn› zamanda küresel sermayenin ‘mant›¤›’ ve ihtiyaçlar›na da cevap veriyor, böylece de sermayenin talep etti¤i yönetiflim ilkeleri tüm kürede evrensellefliyor. Bu, kesinlikle üzerinde durulmay› hakeden bir noktad›r. Fakat bunlar›n hiçbiri bize teritoryal devletin fiilen ölmekte oldu¤unu göstermeye yetmez. Hatta bizi küreselleflmenin derecesi ile teritoryal devletin önemi aras›nda tersine bir iliflki oldu¤una bile ikna edemez. Bu konuda birfley söylenecekse o da söylenenin tersinin do¤ru oldu¤udur: ‹flte Hardt ve Negri’nin ve di¤er pekçoklar›n›n yan›ld›¤›n› ileri sürdü¤üm nokta buras›d›r. Bu noktadan devam ederek diyebilirim ki, uluslararas› siyasal iktisat›n kimi ana kuramlar›n›n yapt›¤› gibi ‘devletsiz yönetiflimden’ (governance without government) konuflmak son derece yan›lt›c› olabilir. Elbette küresel ekonomi küresel bir hükümet taraf›ndan yönetilmemektedir. Ancak teritoryal hükümetler taraf›ndan ayakta tutulmaktad›r. ‘Küresel yönetiflimin’ idaresi ulusal hükü-

249


250

Ellen Meiksins Wood

metlerin bafll›ca ifllevlerinden biridir. Gerçekte küresel sermayenin ihtiyaç duydu¤u ’yönetiflimin’ temel ilkeleri -yasal ilkeler, mülkiyet sistemi ve benzeri- herfleyden çok teritoryal devletlere ihtiyaç duymaktad›r. Yönetiflim ilkelerinin herhangi birini geriye do¤ru kayna¤›na kadar takip edin, hepsinin alt›nda mutlaka bu ilkeleri hayata geçiren, uygulayan ve dayatan bir teritoryal devlet bulursunuz. Üstelik denklemin yaln›zca emperyal ucunda de¤il, ona tabi olan (madun) taraf›nda da. Devletin ‘uluslararas›laflmas›’ ile ilgili önemli nokta, küresel sermayenin sadece ‘ekonomik ve kültürel de¤iflimleri’ yapmaktaki yeteneksizli¤i nedeniyle teritoryal devletten yararlanmas› de¤ildir. Tam tersine, bu devlet küresel ekonomiye müdahale etme yetene¤ine sahip oldu¤u ve asl›nda bu müdahalenin en etkin arac› oldu¤u için kullan›fll›d›r. Küreselleflmenin özü ulus devletlerin azalan kapasitesi de¤il, onlar›n dünyay› küresel sermaye için örgütlemekteki biricik yetene¤idir. Söylemeye çal›flt›¤›m basitçe flu: Sermaye tek bafl›na dünyay› örgütleme yetene¤ine sahip de¤ildir. Sermaye tek bafl›na küresel ekonomik ak›fllar› örgütleyemez. Gerçekte kendi uluslararas› hareketlerini örgütlemekte bile baflar›s›zd›r. Örne¤in geçenlerde ‘çokuluslu flirketlerin kendi uluslararas› operasyonlar›n› yönetmekte özel olarak iyi olmad›klar›n›’, karlar›n›n azalma e¤iliminde oldu¤unu, maliyetlerin ülke içi operasyonlara göre daha yüksek oldu¤unu gösteren bir dizi çal›flma okudum. Bu giriflimler ‘küreselleflmeyi bir tarafa b›rak›n, kendi uluslaras› operasyonlar› üzerinde bile çok az denetim sahibidirler’. Kan›mca, bu flirketlerin, küresel ekonomiyi yürütmek konusunda hem kendi ülke s›n›rlar› içinde hem de kendi ‘çokuluslu’ a¤lar› içindeki baflka herhangi bir yerde elde ettikleri herhangi bir baflar› varsa, bunun devletin vazgeçilmez deste¤ine ba¤l› olarak a盤a ç›kan bir baflar› oldu¤unu söylemenin hiç bir sak›ncas› yoktur. Meselenin özü flu: Köylülerin temel üreticiler oldu¤u tipik bir kapitalist olmayan toplumu düflünelim. Burada üretim esasen üreticilerin kendileri taraf›ndan, genellikle de köy toplulu¤unun düzenlemesi alt›nda örgütlenecektir. Di¤er taraftan, el koyma süreci ise daha üst bir güç olarak toprak sahipleri ve devletler taraf›ndan örgütlenecektir. Kapitalizmde ise üretim do¤rudan üreticiler taraf›ndan de¤il, kapitalist el koyucular taraf›ndan düzenlenir ve hatta devletin el koymas› süreci bile genellikle sermayenin arac›l›¤›yla gerçekleflir. Devlet giriflimleri d›fl›nda, kapitalist devlet üretim, el koyma ve da¤›t›m süreçlerine ancak sermaye dolay›m› ile girer.


Sermaye ‹mparatorlu¤u

Burada, ekonomik döngüler devletin müdahale alan›yla afla¤› yukar› çak›flt›¤› ölçüde, devlet, üretimi ve el koymay› örgütleyen sermayeye az ya da çok ba¤›ml› hale gelir. Ancak, bu ekonomik döngüler bir kez devletin teritoryal s›n›rlar›n›n ötesine geçti¤inde manzara da de¤iflir. Geleneksel küreselleflme kuramlar› bu noktada, devletin gittikçe artan ölçüde ifllevsizleflti¤ini ve güçsüzleflti¤ini ileri sürer. Ben bunun tam tersinin do¤ru oldu¤unu iddia ediyorum. Ekonomik döngüleri devletler aras› iliflkiler dolay›m›yla örgütlenmeye bafllad›¤› için sermayenin teritoryal devlete daha az de¤il, gittikçe daha ba¤›ml› hale geldi¤ini ileri sürüyorum. ‹flte f›nd›k kabu¤unu doldurmayacak bir sorun: Sermayenin ihtiyaç duydu¤u ölçüde düzenlilik ve sabit düzen sa¤layabilecek mevcut ya da tasavvur edilebilir herhangi bir ‘küresel yönetiflim’ biçimi düflünemiyorum. Sermaye imparatorlu¤unun küresel bir devletler sistemine ihtiyac› var. Ancak benim gördü¤üm kadar›yla, küreselleflmenin temel sorunu, sermayenin küresel ekonomik alan›na denk düflen bir küresel politik gücün olmay›fl›. Bu nedenle, küresel sermaye yarar›na iflleyen ulus devletler sadece kendi yerel toplumsal düzenlerini de¤il, ayn› zamanda devletler aras›ndaki uluslararas› düzeni de örgütlemek zorundad›r. Benim bak›fl aç›m, bunun uzun vadede yap›lamayaca¤› fleklinde. Ama bu, emperyal güçlerin ne kadar büyük tehlikeler bar›nd›rsa da bu ifli yapmay› denemeyece¤i anlam›na gelmiyor. Bu, baflka fleylerin yan›nda, ABD gibi bir emperyal gücün, sadece ABD sermayesinin ekonomik yay›lma alan›n› güçlendirmek için de¤il, bir flekilde çoklu devletlerden oluflan global sistemi de denetim alt›na alarak hegemonyas›n› empoze etmek ve korumak zorunda olmas› anlam›na gelmektedir. ABD’nin sadece ‘haydut’ ya da ‘baflar›s›z’ devletler sorunuyla ilgilenmesi gerekmiyor, ayn› zamanda hem madun devletleri sömürüye aç›k halde tutmas› HEM DE rekabet içinde oldu¤u dostlar› üzerindeki siyasal ve askeri üstünlüklerini de sa¤lama almas› gerekiyor. ABD’de son dönemde geliflen askeri doktrinin küresel kapitalizmin bu temel çeliflkisiyle, yani sermayenin ekonomik alan› ile -sermayenin ayakta tutmas› gereken- teritoryal devletin daha k›s›tl› alan› aras›ndaki çeliflki ile bafla ç›kmaya yönelik oldu¤unu düflünüyorum. Küresel sermayeyi karfl›layacak bir küresel devletin yoklu¤unda –ki basitçe böyle bir devletin imkans›z oldu¤unu ileri sürüyorum- ABD, güvenilmez olan çoklu devletler düzenini denetim alt›na almaya çal›fl›yor ve dost ya da düflman herhangi bir ülkenin küresel ya da bölgesel bir güç olarak karfl›s›na ç›kma-

251


252

Ellen Meiksins Wood

s›n› engelleyecek yeni yollar ar›yor. ‹flte aç›k-uçlu savafl, yani gaye ve zaman s›n›r› olmadan sürdürülen savafl doktrini bu emperyal stratejinin sonucudur. Bu arada, Bush’un d›fl politikas›n›n ‹kinci Dünya Savafl› sonras› dönemle keskin bir ayr›m gösterdi¤ini ileri süren liberal elefltirilere de kat›lm›yorum. Elbette, ben de Bush ve adamlar›n›n meseleleri vahfli ve afl›r› derecede y›k›c› uçlara götürerek ele ald›klar›n› düflünüyorum. Ayn› zamanda Bush taraf›ndan temsil edilen sermaye ö¤eleriyle eski yap› taraf›ndan temsil edilen ö¤eler aras›nda farkl›l›klar oldu¤una da flüphe yok. Fakat onun stratejisinin ABD’nin ‹kinci Dünya Savafl›’ndan beri yürüttü¤ü d›fl politikayla süreklilik tafl›mad›¤›n›, ABD’nin karmafl›k çoklu devletler sistemine polislik yapmak yönündeki hegemonik h›rslar›yla iliflkili olmad›¤›n› söylemek mümkün de¤ildir. ‹kinci Dünya Savafl›’ndan bu yana ABD hem askeri hem de ekonomik üstünlü¤ünü koruyacak iki ayakl› bir strateji sürdürüyor. Bush Doktrini de ABD’nin on y›llard›r, tüm rakiplerinin toplam›ndan daha üstün olunaca¤› noktaya ulaflmak hedefiyle oluflturulmufl bir askeri kapasite olmasayd› gündeme gelmesi mümkün olmayacak bir doktrindir. ABD’nin askeri ve d›fl politikas›nda yaflanan de¤iflim onun emperyal vizyonundaki de¤iflimle ilgili de¤il, içinde hareket etmek zorunda kald›¤› koflullar›n de¤iflimiyle ilgili bir geliflmedir. Özellikle komünizmin da¤›lmas› ABD’nin müttefiklerini birarada tutmas›n› güçlefltiren bir dizi etmenden biridir. Bir di¤er etmen de ABD’nin ekonomik üstünlü¤ünün düflüfle geçmesidir. Sonuç olarak, ABD çoklu devletler sistemini yönetmenin yollar›n› aramaktad›r. Ancak aç›k ki, bu düzenleme kendine ait baz› sorunlar› da beraberinde getirir. E¤er çoklu devletler dünya ekonomisini koruyacaksa, bu koruyucular› kim koruyacak? Egemen güçler taraf›ndan maniple edilen piyasa güçleri madun rejimleri kontrol alt›nda tutmakta uzun süre baflar›l› olabilirler. Ancak sadece içerden gelen bask›lara ve muhalefet güçlerine karfl› tetikte olan yerel devletler yetmez ‘piyasan›n’ kendisinin bile belirli bir noktada sabit tutulmas› için zor uygulamak gerekir. Bu durumda, mutlak garanti geride kalan süper güçlerden bir tanesinin askeri gücü olur. Ancak, tan›m› gere¤i bu, içinde tek bir bask› arac›n›n her zaman her yerde olamayaca¤› bir küresel imparatorluk oldu¤u için, yeni emperyalizm de yeni askeri doktrinlere ihtiyaç duymaktad›r. ABD’nin, kökleri ‹kinci Dünya Savafl›’n›n sonuna kadar uzanan, bugünkü askeri doktrininin ilk varsay›m›; dost ya da düfl-


Sermaye ‹mparatorlu¤u

man di¤er hiçbir gücün kendisinin global veya bölgesel hegemonyas›na karfl› koyamayaca¤›, ya da kendisiyle eflit bir hegemonik güç olma iddias›nda bulunamayaca¤› kitlesel bir askeri üstünlü¤e sahip olmas› gerekti¤idir. Amaç basitçe sald›r›lar› püskürtmek de¤il, karfl›s›na herhangi bir rakibin ç›kmas›n› olanaks›z k›lmakt›r. Bu askeri üstünlük derecesi yeni stratejiler gerektirir. Bu nedenle, ABD’nin askeri güç kullanarak yapmak istedi¤i, sadece bir bölgeyi iflgal etmek ya da denetim alt›na almak, ya da kendi egemenlik alan›n› geniflletmek de¤il, küresel çoklu devlet sisteminin siyasal çevresini flekillendirmektir. ABD bunu sadece hedefindeki baz› rejimleri yeniden yap›lanmaya zorlayarak do¤rudan bir biçimde de¤il, ayn› zamanda devletler aras›nda iliflkiler örgütleyerek ve onlar aras›nda siyasal ittifaklar kurarak dolayl› biçimde de yapmaktad›r. Ancak tüm bu özel amaçlar›n ötesinde, yeni emperyalist strateji; kitlesel askeri gücünü düzenli olarak göstererek, her an her yerde olamasa bile istedi¤i zaman istedi¤i yere gidebilece¤ini ve kitlesel zararlara yol açabilece¤ini gösterip, küresel çoklu devlet sistemini denetimi alt›nda tutmaya çal›flmaktad›r. Sonuç; nedenleri, bir bitifl stratejilerine veya s›n›rlar›n yeniden çizilmesine iliflkin belirgin amaçlar› olmayan bir askeri müdahaleler örüntüsü olmaktad›r. ‘Terorizme karfl› savafl’ yeni emperyalizm döneminde ABD’nin savafl modelidir. Bu kampanyan›n ad› (‘Sonsuz Savafl Operasyonu’) sadece, en az›ndan özel olarak, Beyaz Saray’daki flahinlere yol göstermek için kullan›lan fliirsel bir fantezi cümlesi de¤ildir. Bu tan›mlama, çok aç›kt›r ki savafl›n zaman ve co¤rafya engeli olmadan sürece¤ini ima etmek için kullan›lmaktad›r. Çoklu ülkeler taraf›ndan yönetilen küresel ekonomiyi idare eden yeni emperyal hegemonya hem zamansal hem de ereksel aç›dan sonu olmayan bir savafl gerektirmektedir. Bunun süregiden gerçek bir savafl olmas› gerekmez. Ancak aç›k uçlu bir savafl tehdidi, her yerde ve her zaman olma olas›l›¤›, yeni emperyalizmin çoklu devletler dünyas›ndaki düzeni bask› arac›l›¤›yla denetim alt›nda tutmas› kolaylafl›r. Özellikle Avrupa Birli¤i gibi bölgesel bloklardan gelen ekonomik, kültürel, siyasal, ekolojik karfl› koyufllar -Çin’in fliddetli düflmanl›¤›n› saym›yorum bile- bu “savafl durumunu” ABD hegemonyas› için gittikçe daha önemli hale getirmekte, onu mutlak üstünlü¤ü olan askeri gücünü öne ç›karma konumuna itmektedir. Askeri gücün öne ç›kar›lmas› elbette tüm dünya için çok teh-

253


254

Ellen Meiksins Wood

likelidir. Fakat ayn› zamanda içinde baflka bir anlam daha tafl›r. Bunu söylemek ilk elden çeliflkili gibi görünebilir ama, Amerika Birleflik Devletleri’nin kendi hegemonyas›n› göstermek için kitlesel askeri güce dayanmas› bile, sermayenin emperyal gücü ile onun siyasal egemenli¤i aras›ndaki dengede bir sorun oldu¤unu kan›tlamaktad›r. Bu tarz bir askeri güç, gayet kaba bir araçt›r ve sermaye birikimi için gerekli olan günlük yasal ve siyasal koflullar› sa¤lamak konusunda oldukça elveriflsizdir. Bu nedenle, yerel ve ulusal mücadelelerin flimdi her zamankinden daha önemli hale gelmifltir. Bu küreselleflmeye ra¤men de¤il, tam da küreselleflme nedeniyle böyledir. Zira küresel sermaye ayn› zamanda hem her yerde hem de hiçbir yerde olan bir mistik güç de¤ildir. Tam tersine gücün çok somut biçimde yo¤unlaflmas›d›r. Dünyan›n çeflitli bölgelerindeki yerel demokratik kaymalar emperyal dengeyi bozabilir. Küresel sermaye ekonomik döngüsünü düzenlemek için yerel devletlere ba¤›ml› oldu¤undan, bugün egemen s›n›flar için bir tarz demokrasiyi katlan›labilir k›lan ekonomik ve siyasal alanlar›n birbirinden ayr›lmas›na dayal› iflbölümünün bozulmas›na tan›k oluyor olabiliriz. Demek istedi¤im, kapitalizmin geliflmifl kapitalist ülkelerde çok uzun zamand›r tolere etti¤i ‘liberal demokrasi’ye yani ‘biçimsel’ demokrasiye uyumlu olmad›¤› de¤il, ama ABD’de ve baflka yerlerde sivil özgürlüklere yönelik güncel tehditleri de küçümsemememiz gerekti¤i. Bir baflka deyiflle, devletin flu andaki ekonomik döngüleri organize etme rolü ile birlikte düflünüldü¤ünde, demokratik güçler ekonomik alana çok fazla s›zabilir ve biçimsel demokrasinin s›n›rlar›n› aflacak bir tehdit haline dönüflebilir. Küresel sermayenin yerel devletlere ba¤›ml›l›¤›, belki de onun en zay›f taraf›d›r. Hiçbir fley kapitalizmin iktidar›n› devletin hem içinde hem de d›fl›nda, s›n›f iktidar›n›n dengesini de¤ifltirmek için ba¤›ml› olanlarda oldu¤u kadar emperyal güçlerin topraklar›nda harekete geçen demokratik mücadelelerden daha fazla tehdit edemez.n


Praksis 10

| Sayfa: 255-278

Karl Marx’›n Ahlak Felsefesi ve Adalet Teorisiyle Olan ‹liflkisi Üzerine * (Bir Araflt›rma Yaz›s›) Do¤an Göçmen Bu araflt›rmay› yapmam› mümkün k›lan Roger Sardesai’a derin sevgilerimle. “E¤er adaletsizlik olmasayd› adaletin ismini bilmezlerdi” Heraklit “... Dostlar›n bulundu¤u yerde adalete gerek yoktur. Ama adillerin adalete ek olarak dostlu¤a ihtiyac› var. Ve adil olan da en adil olan dostlar aras›nda oland›r.” Aristoteles

1. Girifl 1970’li ve 1980’li y›llarda ‹ngilizce konuflulan dünyada Marksizm üzerine Frans›zca ve Almanca konuflulan dünyadan farkl› bir tart›flma geliflti. Frans›zca ve Almanca konuflulan dünyada neredeyse hiç bir rol oynamayan bu tart›flman›n merkezinde Marx’›n, ahlak felsefesi ve adalet teorisiyle olan iliflkisi bulunuyordu. ‹ngilizce konuflulan dünyadan farkl› olarak Frans›zca konuflulan dünyada yap›salc› felsefenin etkisinden dolay› tart›flmalarda Marx’›n eserlerindeki sistemözne iliflkisi öne ç›karken; Almanca konuflulan dünyada sistemler aras› rekabetin en dolays›z bir flekilde yaflanmas›ndan ve idealist felsefenin Kant’tan bu yana köklü geleneklere sahip olmas›ndan dolay›, bir taraftan Marx’›n idealist felsefeyi nas›l aflt›¤› neredeyse masallaflt›r›larak en ince ayr›nt›s›na kadar gün ›fl›¤›na tafl›n›rken, di¤er taraftan Hegel’den beri gündemde bulunan ama özellikle Marx’›n gençlik yaz›lar›n›n 1970’li y›llarda yay›nlanmas›yla yeniden canlanan “yabanc›laflma” (Alm. Entfremdung, ‹ng. Alienation) teorisinin

* Bu yaz› ilk olarak Almanya’da ç›kan Z. Zeitschrift Marxistische Erneuerung’un 40. say›s›nda yay›nlanm›flt›r. Türkiyeli okurun ihtiyaç ve beklentileri dikkate al›n›p baz› de¤ifliklikler ve ekler yap›larak Türkçe’ye aktar›lm›flt›r.


256

Do¤an Göçmen

Marx’›n eserlerindeki yeri önemli bir rol oynam›flt›r. Bu farkl›l›¤›n bir çok baflka nedenleri de vard›r kuflkusuz. Farkl› entelektüel gelenekler, siyasal ve tarihsel durum, toplumsal geliflmeler ve koflullar, iflçi ve sendikal hareketin ihtiyaçlar› ve sorunlar› ve bütün bunlarla bir biçimde iliflkilenmifl olan Marksist teorinin karfl› karfl›ya bulundu¤u sorunlar her alanda Marksizmin farkl› boyutlar›n›n öne ç›kmas›na ve tart›fl›lmas›na yol açm›flt›r. ‹ngilizce konuflulan dünyada Marksizmin ahlak felsefesi ve adalet teorisiyle iliflkisinin öne ç›kmas›n›n iki önemli nedeni var kan›mca. Bunlardan biri felsefi, di¤eri siyasald›r. Birincisi; bu dünyada kökleri ta 16. ve 17. yüzy›llara kadar giden pragmatizm ve analitik felsefenin, 19. yüzy›l›n sonu ve 20. yüzy›l›n bafllar›nda hakim felsefi ak›m durumuna yükselmesi, ikincisi, 1980’li y›llarda ABD’de Reganomi ve Britanya’da Thatcherizm olarak adland›r›lan yeni liberal politikalar›n iktidara gelmesiyle bölüflüm sorununun gündeme gelmesidir. Farkl› dünyalarda yaflanan bu tart›flmalar› hak ettikleri gibi etrafl› bir biçimde ifllemek, bütün karmafl›kl›k ve sorunlar›yla ele almak bu yaz›n›n kapsam›n› aflaca¤› için, bu yaz›mda ‹ngilizce konuflulan dünyada gerçekleflen tart›flma üzerinde yo¤unlaflaca¤›m. Toplumbilim ve devlet teorileri çerçevesinde son y›llarda yaflanan tart›flmalarda etik sorunlar›n önem kazanm›fl olmas›ndan dolay› konunun ayr›ca bir önem tafl›d›¤› kan›s›nday›m. Marx’›n eserlerinde ahlak felsefesinin yeri ve önemi üzerine yürütülen tart›flman›n geçmifli 1930’lara kadar uzan›yor. Tart›flman›n merkezinde her ne kadar Marx’›n ahlak felsefesi ve adalet teorisiyle iliflkisi bulunsa da, konu do¤al olarak Marx’›n toplum ve devlet teorisini ve böylece kaç›n›lmaz olarak kapitalizm elefltirisinin niteli¤ine iliflkin soruyu da içeriyor. Yani, sorun ve tart›flmalar Marx’›n kapitalist toplumun elefltirisinin ahlaki ilkelere veya genel bir adalet teorisi düflüncesine dayal› olup olmad›¤›yla ilgili bir konuya dönüflüyor. Marx’›n oldu¤u iddia edilen ahlak felsefesinin ve adalet teorisinin niteli¤i ve bunlar›n genel toplum teorisi içindeki yeri üzerine yürütülen tart›flmalar birbirini koflulland›ran tart›flmalard›r. Bu konular aras›ndaki yak›n iliflki veya fark çok nadir olarak ifllense de, bunlar do¤alar› gere¤i birbirleriyle yak›n iliflkisi olan konulard›r. Tart›flmada ortaya ç›kan durufllar› belgeleyen iki önemli kitap ve bir araflt›rma yaz›s› bulunuyor. Söz konusu iki okuma kitab›n›n birisi Marx and Morality (Marx ve Ahlak) olup, K. Nielsen ve S. C. Patten (1981) taraf›ndan yay›nlanm›flt›r. Di¤eri Marx, Justi-


Karl Marx’›n Ahlak Felsefesi ve Adalet Teorisiyle Olan ‹liflkisi Üzerine

ce, and History (Marx, Adalet ve Tarih) bafll›¤› alt›nda M. Cohen, T. Nagel ve T. Scanlon (1980) taraf›ndan yay›nlanm›flt›r. Bu iki kitab› önceleyen ve tart›flmada s›kça gönderme yap›lan iki kitap daha var. Bunlardan biri, R. C. Tucker’in kaleme ald›¤› Philosophy and Myth in Karl Marx (Marx’da Mit ve Felsefe, 1964), di¤eri Eugena Kamenka’n›n yay›nlad›¤› The Ethical Foundations of Marksizm’dir (Marksizmin Etik Temelleri, 1962). Ben burada bu son iki kayna¤a bafl vurmuyorum. Bunun iki nedeni var. Birincisi, benim inceledi¤im dönemin d›fl›nda kalmalar›; ikincisi ve daha önemlisi, her iki kitap da Bat›’da 1950’li y›llarda 42 ciltten oluflan Marx ve Engels’in eserlerinin (Marx-Engels-Werke, k›saca: MEW) yay›nlanmas› sonucu Marksizm üzerine sistemli araflt›rman›n henüz bafllam›fl oldu¤u y›llarda yay›nlanm›fllard›r olduklar›ndan, yazarlar›n›n, 1970’li ve 1980’li y›llarda tersi kan›tlanan oldukça yanl›fl iddialar ileri sürmeleridir. Yukar›da sözünü etti¤im araflt›rma yaz›s› Norman Geras’›n “The Controversy About Marx and Justice” (“Marx ve Adalet Üzerine Tart›flma”) (1985) adl› çal›flmas›d›r. Geras bu çal›flmas›nda tart›flmay› durufllara ve kullan›lan gerekçelere göre düzenlemeye ve bu ba¤lamda kendi düflüncelerini gelifltirmeye çal›flt›. Geras 1992 y›l›nda “Bringing Marx to Justice: An Addendum and Rejoinder” (“Marx’› Adalete Tafl›mak: Bir ‹lave ve Cevap”) bafll›¤› alt›nda tart›flmay› belgeleyen yeni bir literatür listesi yay›nlad› ve tart›flman›n ortaya yeni bir fley ç›karmad›¤›n› vurgulad›. Yukar›da belirtti¤im gibi bütün tart›flma Marx’›n kapitalist topluma iliflkin olarak formüle etti¤i köklü elefltirinin bir ahlak ve/veya adalet teorisine dayal› olup olmad›¤› üzerine yürütülüyor. Bugün geriye bakarak flöyle bir belirleme yapabiliriz: Tart›flma hâlâ sürse de eski çap›n›, yo¤unlu¤unu ve keskinli¤ini kaybetmifl durumda. Ayn› belirlemeyi birinci konuyla ilgili olan Marx’›n ahlak teorisi üzerine yürütülen tart›flma için de söyleyebiliriz. Bu konuda tart›flman›n etraf›nda dönüp durdu¤u soru, Marx’›n ahlakç› olup olmad›¤› sorusudur. Bu ba¤lamda e¤er Marx bir ahlakç› düflünür ise, bunun Marx’›n ideoloji kavram›yla iliflkisi nedir? Ama e¤er Marx ahlak› ideolojik bir kavram olarak görüyorsa ve bundan dolay› ahlak teorisini reddeden bir düflünürse, bu durumda insan›n insan taraf›ndan sömürüsü üzerine kurulu olan kapitalizmin Marx’dan yola ç›karak elefltirilip elefltirilemeyece¤i sorusunu sormak durumunday›z. Görüldü¤ü gibi her iki konu da birbirini koflulland›r›yor. Konu üzerine 1960’l› y›llardan beri yay›nlanan “onlarca” ya-

257


258

Do¤an Göçmen

z› ve kitab›n ve ifllenen bütün konular›n bu yaz›da ele al›nmas› kuflkusuz mümkün de¤il. Zaten yay›nlanan yaz›larda bir çok tekrar›n yan›nda flu veya bu durufltan taraf olduklar›n› beyan eden bir çok aç›klama var. Bundan dolay› yukar›da belirtti¤im iki kitaptan yola ç›karak bu ilginç tart›flmay› genel hatlar›yla aktarmaya çal›flaca¤›m. Benim burada aç›kça kullanmad›¤›m yaz› ve kitaplar Geras’›n yukar›da anm›fl oldu¤um araflt›rma yaz›lar›nda toplu olarak sunulmufl bulunuyor. Tart›flmay› aktar›rken daha çok içinde temel düflüncelerin gelifltirildi¤i, baflka yazarlar için bir nevi temel ç›k›fl noktas› durumunda olan yaz› ve kitaplar› ele alaca¤›m. Tart›flmay› aktar›rken daha çok tasvirci kalaca¤›m için, önce Marx ve Engels’in konuya iliflkin düflüncelerini aktarmak istiyorum. Böylece okur tart›flmaya Marx ve Engels’in penceresinden bakma olana¤›na kavuflmufl olur. Okur benim kendi duruflumu bazen sat›r aralar›nda dolayl› olarak ve yaz›n›n son bölümünde ve k›saca da olsa aç›kça formüle edilmifl biçimde bulacakt›r.

2. Marx ve Engels: Ebedi Ahlak ve Adalet ‹lkesi Yoktur Bilindi¤i gibi Marx ünlü altyap›-üstyap› ayr›m›n›, ilk olarak, 1859 y›l›nda yay›nlanan Ekonomi Politi¤in Elefltirisi (Zur Kritik der politischen Ökonomie) adl› eserine yazm›fl oldu¤u “Önsöz”de yapt›. Neredeyse kitab›ndan daha ünlü olan bu önsözde Marx flöyle demekteydi: Toplumsal yaflamlar›n›n üretiminde insanlar belli, zorunlu, isteklerinden ba¤›ms›z iliflkilere girerler, maddi üretim güçlerinin belli bir geliflmifllik düzeyine denk düflen üretim iliflkileri. Bu üretim iliflkilerinin toplam› toplumun ekonomik yap›s›n› oluflturuyor, üzerinde toplumsal bilinç biçimlerine denk düflen belli bir hukuksal ve politik üst yap›n›n yükseldi¤i gerçek alt yap› (Bkz. Marx, 1985a: 8).

Marksizm ve onun ahlak felsefesi ve adalet teorisi ile olan iliflkisi üzerine yürütülen tart›flman›n tarihsel materyalizmin bu temel ilkesi ve onun yorumu etraf›nda döndü¤ünü iddia edersek hiç de abartm›fl olmay›z. Çünkü Marx ve Engels, tarihsel materyalizmin bu ilkesini keflfetmelerinden sonra, yani söz konusu ahlak de¤erlerinin belli bir dönemde var olan s›n›f iliflkileri ve ç›karlar› ile hep iliflkilendirilmesi gerekti¤i düflüncesine ulaflmalar› sonucu, gerek zevk ve haz ahlak› olsun, gerekse riyazet ve çile ahlak› olsun, “bütün ahlak›n kaleminin k›r›ld›¤›na” inan›yordu (Marx, 1983: 404). Engels 1890 y›l›nda Joseph Bloch’a yazd›¤› bir mektupta ye-


Karl Marx’›n Ahlak Felsefesi ve Adalet Teorisiyle Olan ‹liflkisi Üzerine

ni Marksist kuflaklar aras›nda geliflmeye bafllayan Marksizmin mekanik yorumunun izlenimi alt›nda tarihsel materyalizmin bu temel ilkesinin tek yanl›, ekonomist ve indirgemeci bir flekilde yorumlanmamas› gerekti¤i konusunda uyar›da bulunuyordu: Maddeci tarih anlay›fl›na göre son aflamada belirleyici olan, gerçek yaflam›n üretimi ve yeniden üretimidir. Ne Marx ne de ben bundan daha fazlas›n› iddia etmedik. E¤er birisi bunu ekonomik unsur tek belirleyen fleydir biçimine çevirecek olursa, bu cümleyi hiç bir fley anlatmayan saçma (ve) bofl bir lafa çevirmifl olur (Engels, 1986: 463, vurgular Engels’e ait).

Ama Engels, “zaman zaman gençler taraf›ndan ekonomik unsura gerekti¤inden daha çok vurgu yap›l›yorsa” bunun suçunun bir bölümünün kendisine ve Marx’a ait oldu¤unu kabul ediyordu. “Bizim karfl›tlar›m›za karfl› göz ard› ettikleri bu bafl ilkeyi vurgulamam›z gerekiyordu ve karfl›l›kl› etkileflim içinde olan di¤er unsurlar› hak ettikleri yere koyabilmek için nadiren zaman, yer ve olanak oldu” (Engels, 1986: 465). Engels, söz konusu mektupta bu belirlemeyi yapt›ktan sonra içinde bulunduklar› koflullardan kaynaklanan tek yanl› vurguyu tasrih etmeye çal›fl›yordu: Ekonomik durum temeldir, ama üst yap›n›n de¤iflik unsurlar› – s›n›f mücadelesinin politik biçimleri ve sonuçlar› – kazan›lan muharebeden sonra kazanan s›n›f›n belirledi¤i anayasa – hukuk biçimleri ve hatta bütün bu gerçek mücadelelerin taraflar›n beyinlerine yans›mas›, politika, hukuk ve felsefe teorileri, dini dünya görüflleri ve bunlar›n dogma sistemlere evrimi tarihsel mücadelelerin ak›fl› üzerinde etkide bulunuyorlar ve bir çok durumda bu mücadelelerin biçimini belirliyorlar. Sonunda bir çok rastlant›lar aras›ndan ... ekonominin kendisini harekete zorunlu olarak dayatt›¤› bütün bu unsurlar›n karfl›l›kl› bir etkileflimi vard›r (1986: 463, vurgular Engels’e ait).

Lenin’e göre Das Kapital yay›nlan›ncaya kadar maddeci tarih görüflünün bu ilkesi önce kan›tlanmak zorunda olan bir “hipotezdi”, “ama tarihsel ve toplumsal sorunlar karfl›s›nda s›k› bilimsel bir durufl saptanmas›n› sa¤layan bir hipotezdi” (bkz. Lenin, 1961: 129-143; ayr›ca bkz. Wygodski, 1967: 13-19). Marx ve Engels karfl›l›kl› etkileflim içinde olan unsurlar› hak ettikleri yere koyamad›lar. Bunu reddettikleri için de¤il. Aksine, böyle bir projeyi gerçeklefltirmek için daima uygun zaman, yer ve olanak bulamad›klar› için. Ayn› fley hem birbirleriyle, hem de bir bütün olarak alt yap› ile karfl›l›kl› etkileflim içinde bulunan üst yap› unsurlar›ndan birisi olarak tan›mlanan ahlak için de geçerli. Ahlak felsefesi sorunlar›na adanm›fl bütünlüklü bir eser b›rakmad›lar geride. Marx’›n 1844’de Paris Elyazmalar›’n›n (Pariser Ma-

259


260

Do¤an Göçmen

nuskripten) “Önsöz”ünde aç›klad›¤› amac›n› gerçeklefltiremediler. Söz konusu “Önsöz”de Marx, “hukuku, ahlak›, politikay› vs. de¤iflik ba¤›ms›z broflürlerde elefltirel olarak birbirini takip edecek flekilde ele al›p ve sonunda yine özel bir çal›flmada hepsinin birbirleriyle olan ba¤lant›s›n›, teker teker parçalar›n (birbirleriyle) olan iliflkisini ve nihayet spekülatif olarak ifllenen bu materyalin elefltirisini sunmak” istemiflti (Marx, 1985b: 467). Ama bildi¤imiz gibi Marx’›n bu aç›klamas› maalesef gerçekleflmedi. Buna karfl›n Marx ve Engels konuyla ilgili yapt›klar› direkt aç›klamalar›nda metafizi¤in, dinin, hukukun, politikan›n yan›nda ahlak› da ideolojik bir biçim olarak gördüklerini ve bunlar›n belli toplumsal iliflkiler içinde gerçekleflen etkinliklerden ba¤›ms›z olarak ele al›namayaca¤›n› hiç bir flüphe götürmeyecek bir flekilde aç›klad›lar. Buna göre ifl bölümünün oldu¤u bir toplumda bu ideolojik biçimler “hakim s›n›f›n var olufl koflullar›n›n” kendilerini düflünsel d›flavurumudur. Bu üst yap›n›n unsurlar› daha sonra hakim s›n›f›n “ideologlar› taraf›ndan flu veya bu oranda bilinçli biçimde teorik olarak ba¤›ms›zlaflt›r›l›r” (Engels, 1986: 405). Bundan dolay› kendisini s›rf ideolojik biçimin elefltirisine dayand›ran ve böylece ideoloji elefltirisiyle s›n›rlayan bir elefltiri, gerçekli¤i kaç›n›lmaz olarak çarp›t›r. Bunu teorinin kendi iste¤iyle, yani köklü toplumsal de¤ifliklikler gerçeklefltirme amac›yla ölçecek olursak, elefltiri kaç›n›lmaz olarak baflar›s›zl›kla sonuçlan›r. Çünkü kendisini s›rf ideolojik biçimleri elefltirmekle s›n›rland›ran bir elefltiri sorunu temelden kavrayamaz. Bundan dolay› Marx ve Engels ahlak›, elefltirinin birinci “silah›” yapmay› sadece bilinçli olarak reddetmediler; ayn› zamanda stratejik olarak ahlaki kavram ve kategorileri kullanmaktan da kaç›nd›lar (bkz. Haug, 1986: 36-57). Marx ve Engels’in eserlerinde adalet ve ahlak üzerine düflüncelerini aç›klad›klar› paragraflar› ele alacak olursak, flu noktalar göze çarp›yor: Onlar aç›s›ndan hüküm süren toplumsal iliflkileri elefltirmek veya karfl› toplumsal düflünceler gelifltirmek için dayan›labilecek “ebedi adalet ilkesi” yoktur. Adalet düflünceleri her zaman tarihsel ve her fleyden önce hüküm süren üretim biçimiyle ba¤lant›l› olarak görülmek zorundad›r. Yani; ahlak ve adalet, Marx ve Engels aç›s›ndan ifllevsel pozitif hukuk kavramlar›d›r ve dolay›s›yla kendi iç mant›klar›na dayal› olarak aç›klanmalar› mümkün de¤ildir. Ahlak ve adalet kavramlar›n›n aç›klanabilmesi için her zaman ekonomik alana gönderme yap›lmak zorunda kal›nmaktad›r. E¤er ahlak ve adalet üzerine yürütülen tart›flma ekonomik alana gönderme yap›lmadan yürütülecek olursa, du-


Karl Marx’›n Ahlak Felsefesi ve Adalet Teorisiyle Olan ‹liflkisi Üzerine

rufllar öznel ve görece durufllar durumunu al›r ve aralar›ndaki farkl›l›klar hakk›nda bir karar vermek neredeyse imkâns›zlafl›r. “Ebedi adalet düflüncesi, sadece zamana ve yere göre de¤il, hatta ayn› zamanda kifliden kifliye de¤ifliyor ve Müllberger’in do¤ru olarak belirtti¤i gibi ‘herkesin baflka bir fley anlad›¤›’ konular aras›na girmektedir” (Engels, 1981: 277). Bu kadar öznel kavramlard›r ahlak ve adalet kavramlar›. Bu tür öznel kavramlar› bilimsel nesnel tart›flmalar›n konusu haline getirebilmek için üretim alan›na gönderme yap›lmas› gerekmektedir. fiimdi bu ilkeden yola ç›karak kapitalist toplumsal formasyona denk düflen üretici güçler aras›nda gerçekleflen iliflkiyi ele alacak olursak, bir tarafta özgün bir meta olan ifl gücünü satan iflçi ile di¤er tarafta bu ifl gücünün yaratm›fl oldu¤u art›-de¤ere el koyan kapitalist aras›ndaki üleflimi adil bir üleflim olarak tan›mlayabiliriz. Bu üleflim adildir çünkü onu ortaya ç›karan ve flart koflan kapitalist üretim iliflkilerine denk düflmektedir. Marx ve Engels yer yer “haydutluk”tan veya “h›rs›zl›k”tan bahsetseler de hiç de tarafs›z olmayan bu tür kavramlar elefltirilerinin ç›k›fl noktas› veya konusu de¤ildi. Tabii, bu söz konusu bölüflüm iliflkilerinin ahenkli iliflkiler oldu¤u anlam›na gelmiyor. Aksine bu iliflki daha çok emek sermaye çeliflkisi olarak adland›r›lan temel bir çeliflki üzerine kuruludur. Dolay›s›yla bu çeliflki, çözümü ahlaksal bir kurum olan vicdana veya adalet duygusuna ça¤r›larda bulunularak çözülebilecek bir çeliflki de¤ildir. Aksine, ancak bir iktidar kavgas› sonucu, yani s›n›f olarak koflullanm›fl üretim güçleri aras›nda yaflanan güçler kavgas› sonucu çözülebilecek bir çeliflkidir (Marx, 1988a: 249)

3. Marx Ahlakç› bir Düflünür Müdür? Marx’›n ahlakç› olup olmad›¤› sorusu üzerine yürütülen tart›flmalar, 1970’li y›llar›n bafl›nda birbirine taban tabana z›t olan iki farkl› duruflu ortaya ç›kard›. Tart›flmaya kat›lanlar hangi gruba dahil olurlarsa olsunlar, Marx’›n kapitalizm elefltirisini üzerinde kurdu¤u temel de¤erler konusunda hemen hepsi anlafl›yor. Üzerinde anlafl›lamayan soru bu de¤erlerin ahlak teorisi çerçevesinde görülüp görülemeyece¤idir. Bir tarafta Marx’›n ahlakç› oldu¤unu savunanlar karfl›s›nda Marx’›n ahlakç› olmad›¤›n› savunan sosyal bilimciler ve düflünürler var. Di¤er tarafta Marx’›n eserlerinde “sakl›” veya “entegratif” normcu bir ahlak teorisi oldu¤unu savunan sosyal bilimciler ve düflünürler var. Bu gruba dahil olanlar Marx’›n eserlerinde elefltirilerine temel oluflturan bir ahlak teorisinin var oldu¤unu iddia ediyor. Ama var oldu¤u-

261


262

Do¤an Göçmen

1 Bu ilginç tart›flmay› bütün boyutlar›yla buraya aktarmak bu yaz›n›n çerçevesini aflar; ayr›nt›lar için bkz. Peffer (1990: 80-114 ve 268313).

nu iddia ettikleri bu ahlak teorisinin hangi okula dahil edilece¤i konusunda birbirlerinden oldukça farkl› düflünceler ileri sürülüyor. Örne¤in tart›flmaya kat›lanlar aras›nda Marx’›n ahlak veya karar teorisinin niteli¤i üzerine oldukça yo¤un ve yo¤un oldu¤u kadar da ilginç bir tart›flma sürüyor. Tart›flmada taraf olanlar›n baz›lar› Marx’›n ahlak ve karar teorisini yararc› hazc›l›k ve mutluluk teorisi olarak tan›mlarlarken, di¤erleri saf veya kar›fl›k deontolojik ya da yararc› olmayan neticeci ahlak teorisi olarak tan›ml›yor. Yine baz›lar› Marx’›n ahlak veya karar teorisinin görececi, nesnelci ya da tarihsel gerçekçi olup olmad›¤›n› tart›fl›yorlar. Bunu yaparken yine baz›lar› Marx’›n ç›k›fl noktas›n› ya s›rf erekçi olarak tan›ml›yor ya da Marx’›n tasvirci yan› ile normcu yan›; olan ve olmas› gereken aras›nda kopuk bir ikilem kuruyorlar ki, bu yaklafl›m Marx’a yabanc›d›r.1 Beklenilebilece¤i gibi, bu iki temel aras›nda durufl saptayanlar da yok de¤il. Bu üçüncü gruba dahil olanlar genellikle birinci gruptakilerle, yani Marx’›n eserlerinde gerekçelendirilmifl normcu bir ahlak teorisi oldu¤unu ileri sürenlerle ayn› düflüncede olsalar da, bunlardan önemli bir konuda ayr›l›yorlar. Marx’›n eserlerinde kapitalizm elefltirisini temellendirdi¤ini iddia ettikleri normcu ahlak teorisinin s›n›f ç›karlar›ndan ba¤›ms›z olarak ele al›namayaca¤›n› düflünüyorlar. Yani Marx’›n eserlerinde normcu bir iflçi s›n›f›n›n s›n›f ç›karlar›n› gerekçelendiren bir ahlak teorisi görüyorlar. Bu üçüncü gruba ait olanlar Marx’›n ahlak teorisini hüküm süren ahlak ve adalet düflüncesiyle iliflkili ve buna karfl› olarak gelifltirdi¤ini ileri sürüyorlar. Ama di¤er taraftan Marx’›n ahlakç› olmad›¤›n› savunanlarla Marx’›n eserlerinde ahlak›n ve adalet düflüncesinin ideolojik ba¤lamlar olarak gelifltirildi¤i ve böylece üst yap›n›n unsurlar› olarak görülmesi gerekti¤i konusunda anlaflsalar da, bunlardan, hüküm süren ahlak ve adalet düflüncesinin tek üleflim kriteri olamayaca¤›n› ileri sürdükleri için ayr›l›yorlar. Yani hüküm süren ahlak ve adalet düflüncesine karfl› üleflim kriteri olarak kapitalizmin s›n›rlar›n› aflan baflka normcu ahlak ve adalet düflüncesi gelifltirilebilece¤ini düflünüyorlar. Ama bu üçüncü gruba dahil olanlar yaz›lar›nda Marx’a dayal› olarak böyle bir ahlak teorisi gelifltirmekten çok kendi düflüncelerini gerekçelendirmek için sadece Marx’ta iflçi s›n›f›n›n “adalet ve üleflim teorisi” oldu¤unu iddia ediyorlar; bu gruba dahil olanlar› Marksizm ve adalet teorisini ele ald›¤›m dördüncü bölümde ele alaca¤›m. Önce Marx’›n ahlakç› bir düflünür oldu¤unu savunanlarla


Karl Marx’›n Ahlak Felsefesi ve Adalet Teorisiyle Olan ‹liflkisi Üzerine

bafllayal›m. Douglas Kellner ve Charles Taylor, Marx’›n bir ahlak teorisi oldu¤u tezlerinde ve gerekçelerinde birbirlerine çok benzerler. Taylor, Marx’›n eserlerinde erekçi bir insan do¤as› teorisinin oldu¤unu ileri sürerken2, Kellner Marx’›n eserlerinde tarihsel normcu bir insan düflüncesinin gerekçelendirilmifl oldu¤unu savunuyor (1981: 108). Taylor’a göre Marx’›n u¤runa mücadele etmifl oldu¤u komünizm erekçi bir öngörüdür. Kellner’e göre ise, s›n›fs›z toplum, yabanc›laflmam›fl ve sömürülmeyen eme¤in, kurtulufl teorisinin bir parças› olarak kurguland›¤›, normcu insan düflüncesinin gerçeklefltirilece¤i bir toplum olarak öngörülmüfltür (bkz. Kellner, 1981: 102). Marx’a insanlar›n kendi kendilerini tan›mlamas›n› amaçlayan özgürlükçü bir ahlak teorisi atfeden Georg G. Brenkert, Marx’› eski Yunanl›larda olan fazilet ahlakç›lar›na benzer bir ahlak teorisyeni olarak tan›mlamaktad›r. Brenkert bu ba¤lamda görev ahlak› ve fazilet ahlak› teorileri aras›nda bir ayr›m yap›yor. Brenkert’e göre görev ahlak›n›n hukuk ile çok yak›n bir ba¤lant›s› var ve bu, insanlara yasaklar koymak isteyen, onlara neyin do¤ru neyin yanl›fl oldu¤unu empoze etmek isteyen bir ahlak teorisidir. Eski Yunanl›lar›n öngördü¤ü anlamda fazilet ahlak› ise, insanlara yasaklar koymak istemiyor, onlara neyin do¤ru neyin yanl›fl oldu¤unu söylemek istemiyor. Aksine, insanlara “belli faziletlerin faydalar›n› veya yaflam›n geliflme biçimlerini” e¤itim yoluyla göstermek istiyor. Fazilet ahlak› insanlara bu yolla kendi kendilerini özgürce gelifltirme ve gerçeklefltirmesinin ön koflulunu sunmaktad›r (Brenkert, 1983: 17). Brenkert, Marx’›n kapitalizm elefltirisinin ahlakç› olup olmad›¤› sorusunu olumlu cevapland›r›yor. Ama bu ba¤lamda üretim iliflkilerinin toplam›n›n parças› olan ahlak ile kurumlaflm›fl ve böylece üst yap›n›n parças› haline gelmifl olan ahlak aras›nda bir ayr›m yap›lmas› gerekti¤ini düflünüyor. Brenkert’e göre Marx’›n altyap› teorisi sadece ahlak kurallar›n› de¤il, ayn› zamanda ahlak kurallar› çerçevesinde görülemeyecek olan kurallar› ve de¤erleri de içermektedir. Alt yap› veya “günlük yaflam” çerçevesinde görülmesi gereken bu kurallar, de¤erler ve seçim biçimleri insanlar›n gerçekten sahip olduklar› ve yaflamlar›na yön veren istekler ve arzulard›r. Bu kurallar ve de¤erler olmadan insanlar›n günlük yaflamlar›nda etkinlik göstermeleri mümkün de¤ildir Brenkert’e göre. Baflka bir deyiflle, bu kurallar ve de¤erler insanlar›n toplumsal varl›klar›n› mümkün k›lmaktad›r. Buna karfl› “üst yap›n›n de¤erleriyse bireylerin ve toplumun sosyal bilincinde kodlanm›fl, kopyalanm›fl, teorikleflti-

263

2 Taylor’un bu konudaki düflüncesi için bkz. Ollman (1976: 43; özellikle konuyla ilgili dördüncü bölüm için konulan 10 nolu dip not).


264

Do¤an Göçmen

rilmifl, yasallaflm›fl ve [devlet taraf›ndan dayat›lan,- DG] yay›lm›fl de¤erlerdir” (Brenkert, 1983: 39). Brenkert’e göre ahlak ve ahlak d›fl› de¤erler hem hüküm süren üretim biçiminin bir parças› olarak iflleyen kurumlaflm›fl ahlak›n, hem de oluflmakta olan ve yavafl yavafl yay›lan yeni üretim biçiminin kayna¤›d›r. Yeni üretim biçimi hakim üretim biçimi haline gelince yeni ahlak kurallar› ve de¤erleri de hakim biçimi alacaklard›r (Brenkert, 1983: 39). Brenkert’e göre ahlak bir bütün olarak ne s›rf bir s›n›f›n özgün ç›karlar›yla iliflkili görülmelidir, ne de geçerlilikleri belli bir tarihsel dönemle s›n›rland›r›lmal›d›r. Brenkert’in ahlak yorumu bu noktada bir taraftan görecelileflirken, di¤er taraftan tarihler üstü bir durum al›yor. Yani Brenkert tam da Marx yorumu sonucu ulaflmak istedi¤i nesnel ahlak teorisinin yerine tamam›yla göreceli ve öznel bir ahlak teorisine ulafl›yor. Çünkü Brenkert’e göre, flu veya bu ahlak kural›na nitelik kazand›ran flu veya bu s›n›f›n özgün ç›karlar›, flu veya bu tarihsel dönemin özgünlükleri de¤il, insanlar›n pratik ç›karlar›n›n gerçekleflmesidir (1983: 66). R. G. Peffer, Marx’in ahlakç› oldu¤u tezini savunanlar›n yeni bir temsilcisidir. Peffer düalist bir yaklafl›m ile Marx’›n eserlerinin stratejik yeni bir yorumunu yapmak istiyor. Bu yeni yorumun amac› Marx ile Kantç› düflünür John Rawls’un ahlak ve toplum teorisini birlefltirerek yeni bir ”Marksist ahlak” ve toplum teorisi gelifltirmektir ki, kan›mca bu Marx’›n materyalist ç›k›fl noktas›n› tersine çevirmek anlam›na geliyor. Pfeffer bunu yaparken çok genifl bir ahlak kavram›n› temel al›yor ve Marx’›n ahlak teorisinin çeliflkili bir yaklafl›m sergiledi¤i düflüncesinden hareket ediyor. Peffer’e göre Marx’›n eserlerinde bir taraftan y›¤›nla ahlaki de¤erlendirmeler bulunuyor ama di¤er taraftan her türlü ahlak biçimini ideoloji olarak tan›ml›yor. Örne¤in Marx insanlar›n mutlulu¤unu veya mutsuzlu¤unu temel alan tavsiyelerde ve elefltirilerde bulunmaktad›r (Peffer, 1990: 236). Bundan dolay› Peffer’e göre Marx’›n ahlak teorisinin temelini yabanc›laflma ve sömürü kategorileri oluflturmaktad›r ve bu ahlak teorisinin temel de¤erleri insan›n “kendi kendini tan›mlama anlam›nda özgürlük”, “insani topluluk” ve “kendi kendini gerçeklefltirme”dir. Bu temel de¤erler Marx’›n bütün eserlerinde, yani gençlik y›llar›nda, geçifl ve olgunlaflma döneminde ve olgunluk y›llar›nda yazd›¤› bütün eserlerinde flu veya bu biçimde bulunmaktad›r. Marx’›n ve Rawls’un ahlak teorilerinin bir sentezine ulaflmak için Peffer, önce, Marx’›n ahlak›n bir ideoloji biçimi oldu¤una iliflkin tezini s›rf biçimsel mant›¤a dayal› bir elefltiriye tabi tutarak bunun yanl›fl


Karl Marx’›n Ahlak Felsefesi ve Adalet Teorisiyle Olan ‹liflkisi Üzerine

oldu¤unu kan›tlamaya çal›fl›yor. Peffer bunu yaparken yöntem teorilerine iliflkin tart›flmalarda yo¤un elefltirilere maruz kalan analitik Marksizm gelene¤ini, yani özellikle Anglo-Amerikanc› analitik dil teorisi gelene¤ini ç›k›fl noktas› olarak kabul ediyor. Bu yöntemden yola ç›kan Peffer, Marx’›n ideoloji kavram›n› çözümlüyor ve bu ba¤lamda iki ideoloji kavram› aras›nda bir ayr›mda bulunuyor. Bunlardan birisi “global” di¤eri “global olmayan” ideoloji kavram›d›r. Bu kavramlardan ilki de¤erlendiren ve elefltiren kavramd›r. Buna karfl›n di¤eri sadece anlam bak›m›ndan daha genifl de¤ildir. Ayn› zamanda hem pratik hem de tasvirci olan bir kavramd›r. Bu ayr›m› yapt›ktan sonra bu iki kavram›n bir de¤erlendirmesinde bulunuyor. Peffer’e göre Marx’›n “global olan ideoloji kavram›” do¤rudur, “global olmayan” ideoloji kavram› ise yanl›flt›r. Çünkü Marx global olamayan ideoloji kavram›na dayanarak gelifltirdi¤i ahlak teorisine s›rf tutucu bir anlam yüklemektedir. Ama ahlak›n hüküm süren tahakküm iliflkilerini savunmas› flart de¤ildir ve gerçek iliflkileri örtülemesi veya bulan›klaflt›rmas› gerekmemektedir. Ahlak, hüküm süren tahakküm iliflkilerini elefltirip grev yapan iflçileri destekleyebilir ve bask› alt›nda bulunanlardan ve sömürülenlerden taraf da olabilir. Bu durumda ahlak ilerici bir rol üstlenebilir (Peffer, 1990: 258-9). fiimdi Marx’›n ahlakç› bir düflünür olmad›¤›n› savunanlara dönelim. Bertell Ollman, Peffer gibi Marx’›n normcu bir ahlak teorisinin bulundu¤unu savunanlar› bilgi teorisi aç›s›ndan temel bir elefltiriye tabi tutuyor. Ollman’a göre Marx’›n eserlerinde normcu bir ahlak teorisi oldu¤unu savunanlar Marx’›n karar teorisini dikkate alm›yorlar. Ollman’a göre Marx’›n karar teorisi “belli durumlarda verilen gerçek kararlar›” her fleyden önce “içinde bulunulan durumun ifllevleri ve bu durum içinde etkin olan bireylerin karar›” olarak görmektedir (1976: 45). Bundan dolay› fiiliyat ile karar birbirinden mant›ksal olarak kopar›lamaz. Çünkü bunlar “say›s›z ba¤lar arac›l›¤›yla gerçek dünyayla, yaflamla, s›n›f ç›karlar› ve etkinlik gösteren bireylerin karakterleriyle s›k› bir ba¤lant› içerisindedir” (Ollmann, 1976: 45-6). Ollman’a göre gerçeklik gerekli olan elefltirel normlar› da içermektedir. Bu normlar›n, gerçekli¤in analizi sonucu kazan›lmas› gerekir. K›sacas› s›n›f ç›kar ve kavgalar›n›n bulundu¤u bir toplumda, de¤erler de bu ç›kar ve kavgalara göre flekillenir. Bundan dolay› Marx’ta genel, yani s›n›flar üstü bir durufl saptayan bir ahlak teorisinin bulundu¤unu iddia etmek mümkün de¤ildir. Allen W. Wood ve Richard W. Miller, Marx’›n moralci veya

265


266

Do¤an Göçmen

ahlakç› olmad›¤›n› savunan Lewis Feuer, Donald Clark Hodges, Andew Collier ve Antony Skillen gibi düflünürlerin en öndegelenleridir. ‹leri sürdükleri düflünceler bilimsel tahlillere tabi tutulaca¤›na s›kça “ortodoks” s›fatlamas›yla afla¤›lanmaya çal›fl›lmaktad›r. Allen W. Wood ve Richard W. Miller yapm›fl olduklar› ç›karsamalarda Marx’›n ahlak teorisine karfl› sergiledi¤i tavr› de¤erlendirirken ayn› sonuçlara ulaflsalar da; kendilerini bu sonuçlara götüren gerekçeler farkl› çizgiler izliyor. Kan›mca hem üslup hem de felsefi içerik bak›mdan iyi gerekçelendirilmifl olan düflüncelerinin ayr›nt›lar›n› bir tarafa b›rakacak olursak Wood, Marx’›n ahlakç› olmad›¤›n› kan›tlamay› amaçlayan ikna edici iki önemli gerekçe ileri sürmektedir. Birincisi Wood, Marx’›n kapitalizm elefltirisini temellendirdi¤i de¤erlerin ahlak de¤il ahlak d›fl› de¤erler oldu¤unu gösteriyor. Çünkü Marx’›n kapitalizmi elefltirmek için baflvurdu¤u de¤erler zevk ve mutluluk ilkeleri çerçevesine girmektedir ki, bu ilkeler ”bütün ahlakç› bak›fllardan ba¤›ms›z (...) ahlak d›fl› olan de¤erler” olarak görülmektedir (Wood, 1986: 22; vurgular Wood’a ait). Marx refah, güvenlik, dayan›flma ve insani geliflme gibi de¤erleri de¤er olarak görmektedir. Çünkü bu de¤erler insan› mutlu etmektedir ve kendi kendisini gerçeklefltirmesini sa¤lamaktad›rlar. Marx sosyalist bir devrimi savunmaktad›r çünkü, sosyalist bir toplum, bu de¤erleri kapitalizmin gerçeklefltirmesi mümkün olmayan bir biçimde gerçeklefltirecektir. Yani Marx’›n de¤er olarak gördü¤ü fleyler ahlak d›fl› de¤erlerdir (Wood, 1986: 22).

‹kincisi; Marx’a göre ahlak, kelimenin olumsuz anlam›nda bir ideoloji biçimidir. Hangi biçimi al›n›rrsa al›ns›n ahlak ç›k›fl noktas› olarak hep tarafs›zl›k ilkesini ve “genelin” ç›kar›n› temel almak zorundad›r. Ama s›n›fl› toplum koflullar›nda genelin duruflunu almak mümkün de¤ildir. Marx, s›n›fl› toplumlar bulundu¤u sürece “genelin” ç›kar› kavram›n›n kendi kendini aldatma anlam›na gelece¤ini aç›klamaktad›r; belli s›n›f ç›karlar›n›, genelin ç›kar›ym›fl gibi göstermek tam da s›n›f ideolojileri için tipik bir aldatmacad›r. Ama Marx proleter devrimcileri bu tür aldatmacalardan ar›nm›fl kifliler olarak tan›mlar. Bunlar, kendi pratik özgünlükleri içinde, genifl bir ço¤unlu¤un s›n›f ç›karlar›n›n aç›kça ve do¤rudan takipçileridir (Wood, 1986: 30).

Richard W. Miller konuya adad›¤› kitab›n›n hemen giriflinde “as›l ilgisinin ahlakç› bak›fl aç›s›ndan uzaklaflmak için, anlafl›l›r gerekçeler ortaya koymak” oldu¤unu aç›kl›yor (Miller, 1984: 16). Ama Miller, ayn› zamanda dolayl› olarak Wood ile aras›ndaki


Karl Marx’›n Ahlak Felsefesi ve Adalet Teorisiyle Olan ‹liflkisi Üzerine

fark› da vurguluyor. Wood’un Marx yorumu, politik mücadeleye gerekli, göreceli de olsa ba¤›ms›z bir yer tan›m›yor gerekçesiyle haks›z yere elefltirilmiflti. Miller, büyük olas›l›kla Wood’a yönelik elefltiriyi dikkate alarak, kendisinin Marx’›n ahlak ve adalet teorisinin yorumunun politik mücadeleye ba¤›ms›z bir yer ay›rd›¤›n› vurguluyor (1984: 78). Baflka flekilde dile getirecek olursak, Miller siyasi mücadeleye daha fazla vurgu yapt›¤›n› aç›kl›yor. Miller’e göre, e¤er Peffer’in ve tart›flmaya kat›lan di¤er birçoklar›n›n yapt›¤› gibi genifl bir ahlak kavram› temel al›n›rsa Marx bir ahlakç› olarak görülebilecektir. Ama Miller, böyle bir genifl ahlak kavram›n›n, Marx’›n ahlak ve adalet teorisine iliflkin tutumunu aç›klamaktan çok yanl›fl yorumlara yol açabilece¤ini düflünüyor. Böyle genifl bir ahlak kavram› yapay bir kavramd›r Miller’e göre (1984: 15). Bu durumda Marx’›n ahlakç› olmayan duruflunu anlamak için dar bir ahlak kavram›n› temel almak gerekmektedir. Çünkü Marx’›n elefltirisi, bireylerin günlük yaflamlar›nda davran›fllar›na temel oluflturan ahlak de¤erlerini hedeflememektedir. Marx, elefltirileriyle daha çok politik ve ekonomik sistemlerin kararlar›n› hedef almaktad›r (Miller, 1984: 17). Bu saptamalarda bulunduktan sonra Miller, politik mücadeleye ve kararlara temel oluflturabilecek ve ayn› zamanda ahlakç› olarak s›n›fland›r›labilecek de¤erlerin ne olabilece¤i sorusunu soruyor. “Eflitlik”, “genel normlar” ve “evrensellik” olarak tan›mlad›¤› üç ilkenin böyle bir politikaya alt yap› oluflturabilece¤ini söylüyor. Ama bu ilkelerin felsefi bak›mdan ilginç olabilmesi ve söz konusu politikaya temel oluflturabilmesi için soyut ve özgün politik koflullardan ve ç›karlardan ba¤›ms›z olmas› gerekmektedir. Örne¤in eflitlik ilkesi, insanlar›n farkl› ç›karlar› karfl›s›nda ba¤›ms›z bir durufl almak durumundad›r. Ayn› flekilde evrensellik ilkesi ahlak kurumunu tan›yan bütün tarihsel toplumlar›n politik koflullar›na karfl› tarafs›z yaklaflmak durumundad›r. Genel normlar ilkesi, ne eflitlik ilkesi gibi politik mücadeleye direkt bir temel oluflturuyor ne de evrensellik ilkesi gibi politik koflullardan ba¤›ms›z olarak ahlak kurumunu tan›yan bütün tarihsel toplumlar için geçerli olma talebinde bulunuyor. Bu söz konusu iki ilkeden farkl› olarak genel normlar ilkesi, evrensellik ilkesinden yola ç›karak bütün insanlar›n ak›l yetisine hitap ediyor. Ama Marx bu tür ilkeleri neden reddetti diye sormak gerekiyor tabi. Ve Miller bu soruyu soruyor kendisine. Marx’›n bu evrensel ilkeleri politik karar teorisine temel almamas›n›n nedeni, özgün ç›karlar› ve politik koflullar› politik karar teorisinin içine entegre etmeye çal›flm›fl olmas›ndan

267


268

Do¤an Göçmen

kaynaklan›yor. Çünkü ahlakç› olmayan bak›fl aç›s› tarafs›zl›¤› aç›kça reddetmektedir. Miller’e göre Marx’›n ahlak ve adalet teorilerine yaklafl›m›na bu aç›dan bak›nca, onu ahlakç› olmayan bir düflünür olarak tan›mlamak gerekmektedir.

4. Marx Bir Adalet Teorisyeni Midir? Marx ve ahlak teorisi üzerine yürütülen tart›flmada oldu¤u gibi Marx’›n adalet teorisiyle olan iliflkisi üzerine yürütülen tart›flmada da birbirine tamam›yla z›t iki durufl ortaya ç›km›fl bulunuyor. Bu birbirine tamam›yla z›t iki durufl aras›ndaki fark› belirleyen en önemli fleylerden birisi Marx’›n eserlerine yaklafl›mlar›d›r. Bu durufllardan birisi Marx’›n eserlerine a¤›rl›kl› olarak düflünce tarihi aç›s›ndan kavramsal temelde yaklafl›rken, di¤eri yöntemsel olarak yaklafl›yor ve diyalektik felsefenin “görünüfl” (Alm. Erscheinung, ‹ng. Appearance) ve öz (Alm. Wesen, ‹ng. Essence) kavramlar› aras›nda gördü¤ü kategorik farktan yola ç›k›yor. Böylece yüzeyde alg›lanan yans›ma dünyas›n› aflarak gerçekli¤e nüfuz etmeye çal›fl›yor. Marx’›n adalet teorisi ile olan iliflkisi üzerine yürütülen tart›flmada, onun sömürü teorisi konuyu oluflturuyor. Bu ba¤lamda sorulan soru flu: Marx’›n tasvir etti¤i ve elefltirdi¤i, iflçinin kapitalist taraf›ndan sömürülmesi belli bir adalet düflüncesine mi dayan›yor? Yani iflçi ve kapitalist aras›nda gerçekleflen üleflim iliflkisi adil bir iliflki midir? Bilindi¤i üzere Marx, sömürü teorisini art›-de¤er teorisi çerçevesinde formüle etmifltir. Ama bundan yola ç›karak Marx’›n art›-de¤er teorisini bir sömürü teorisine indirgememek gerekir. Hatta Marx’›n art›-de¤er teorisinden yola ç›karak bir sömürü teorisinin gerekçelendirilip gerekçelendirilemeyece¤ini sorgulamak bile mümkündür. Bu ba¤lamda iki alan› birbirinden ay›rmak gerekir. Bunlar üleflim ve üretim alanlar›d›r. ‹flçi ve kapitalist “pazarda karfl›lafl›yorlar ve birbirleriyle eflit meta sahipleri olarak iliflkiye giriyorlar. Aralar›nda tek bir fark var. Birisi al›c›, di¤eri sat›c›. Yani ikisi de hukuksal bak›mdan eflit olan kifliler” (Marx, 1988a: 182). Üretim alan›nda etkin olan bu iki kifli aras›nda özel bir meta olan iflgücü konusunda gerçekleflen al›flverifl ilk bak›flta eflde¤er bir al›flverifl gibi gözükmektedir. Ama üleflim alan›n› veya yans›ma dünyas›n› geride b›rak›p üretim alan›na girdi¤imiz zaman ilk bak›flta eflde¤er al›flverifli gibi gözüken fleyin yan›lsama oldu¤unu görürüz. Çünkü özel bir meta olan iflgücünün özelli¤i, kendisini hayatta tutmak için gerekli olan de¤erden da-


Karl Marx’›n Ahlak Felsefesi ve Adalet Teorisiyle Olan ‹liflkisi Üzerine

ha fazla üretebilmesidir. Bundan dolay› ifl günü “gerekli ifl zaman›” ve “art› ifl zaman›” olarak iki bölüme ayr›l›yor. “Gerekli olan ifl zaman›nda” iflgücü “kapitalistin ödemifl oldu¤u de¤erin karfl›l›¤›n›” üretir. Bu de¤er, iflgücünün kendi kendisini yeniden üretmesi için gereklidir (Marx, 1988a: 230). ‹flgücü art› ifl zaman›nda ayr›ca bir de¤er üretir ki, bu, kapitalistin hali haz›rda ödemifl oldu¤u de¤eri aflar. Kapitalist üretim araçlar›n›n sahibi olmas›ndan kaynaklanan durumundan dolay› bu art›-de¤ere herhangi bir karfl›l›k ödemeden el koyar. Marx bu eflde¤er olmayan al›flverifli, yani kapitalistin art›-ifl-zaman›nda üretilen art›-de¤ere karfl›l›k ödemeden el koyuflunu hem sömürü hem de adil olarak tan›ml›yor. Örne¤in tart›flmada s›kça gönderme yap›lan Das Kapital’in üçüncü cildinden bir paragraf› aktarabiliriz. Burada, Gilbart’›n yapt›¤› gibi, do¤al adaletten söz etmek (...) saçma. Üretimin failleri aras›nda geçen ifllemlerin adaleti, bunlar›n, üretim iliflkilerinin do¤al sonuçlar› olarak ortaya ç›kmas›na dayan›r. Bu ekonomik ifllemlerin, ilgili taraflar›n iradi hareketleri olarak, kendi ortak iradelerinin ifadeleri olarak ve bir üçüncü tarafa karfl› yasa zoruyla kabul ettirilebilir sözleflmeler olarak göründükleri hukuki biçimler, s›rf biçimler olarak bu içeri¤i belirleyemezler. Bunlar onu yaln›zca ifade ederler. Bu içerik üretim tarz›na tekabül etti¤i, ona uygun düfltü¤ü yerde adaletlidir. Bu biçimle çeliflti¤i yerde adaletsizdir; t›pk›, metalar›n kalitesine hile kar›flt›rman›n adaletsiz olmas› gibi (Marx, 1988b: 351-352). 3

Marx yine benzer bir düflünceyi Ücret, Fiyat, Kâr’›n sondan bir önceki paragraf›nda da dile getiriyor ve bu ba¤lamda politik amac›n› da aç›kl›yor. Marx söz konusu paragrafta ”Bayra¤›n›za tutucu ‘adil bir ifl günü için adil bir ifl günü ücreti’ fliar› yerine devrimci ‘Kahrolsun Ücret Sistemi’ slogan›n› yazmal›s›n›z.” diyor (Marx, 1989: 152; çeviri bana ait). Tart›flmaya kat›lanlar›n bir kesimi art› ifl zaman›nda üretilen art›-de¤ere kapitalistin iflçiye karfl›l›¤›n› ödemeden el koymas›n›n Marx’a göre adaletsizlik oldu¤unu savunuyor. Buna karfl› di¤er kesim, iflçi ve kapitalist aras›nda gerçekleflen bu al›flveriflin adalet teorilerine dayanarak elefltirilemeyece¤ini savunuyor. Ben önce ikinci duruflu savunanlar›n düflüncesini sergileyece¤im. Çünkü birinci gruba dahil olanlar düflüncelerini 1970’li y›llarda ikinci gruba dahil olanlara (özellikle Wood’a) karfl› bir tepki olarak gelifltirmeye çal›flm›fllard›r. ‹ngilizce konuflulan dünyada Marx’›n adalet teorisiyle olan iliflkisi üzerine yürütülen tart›flmada ”Tucker-Wood-Tezi” ola-

269

3 Çeviriye iliflkin görüfllerim için metnin sonundaki ek incelenmeli.


270

Do¤an Göçmen

4 Toplu bir kaynak listesi için bkz. Geras (1985: 48; 1992: 38).

rak adland›r›lan durufl, ismini Robert C. Tucker ve Allen W. Wood isimlerinden almaktad›r. Bu iki düflünür Marx’›n kapitalizm elefltirisinin herhangi bir adalet düflüncesine dayanmad›¤›n›, düflünce tarihi bak›m›ndan gerekçelendirmeye çal›flan ilk düflünürler olmufllard›r. Bu iki düflünür ve daha sonra onlar› takip edenler, Marx’›n adalet teorisini onun devlet ve toplum teorisinin bütünlü¤ü içinde ele almaya çal›fl›yor. Bu tez, ilk olarak her ne kadar Tucker ve Wood taraf›ndan (her biri kendisine göre farkl› biçimde) formüle edilmifl olsa da, tezin savunucular› art›k bu iki isimle s›n›rl› de¤ildir.4 Tucker-Wood tezini savunan bütün sosyal bilimcilerin ve düflünürlerin tezi ilk defa formüle edenlerle her konuda ayn› düflünmediklerini vurgulamaya bile gerek yoktur. Tucker ve Wood’un tezlerini gerekçelendirmek için seçtikleri ç›k›fl noktas› yukar›da k›saca tan›tmaya çal›flt›¤›m Marx’›n alt yap› üst yap› flemas›d›r. Bu, Tucker’›n tart›flmas›nda daha çok gizli kal›rken, Wood bunu aç›kça formüle ediyor. Wood’un Marx yorumunda alt yap›n›n unsurlar› belirleyen momentler olarak tan›mlan›rken, üst yap›n›n unsurlar› belirlenen ve karfl› tesirde bulunan momentler olarak tan›mlan›yor. Wood, Marx’dan hareket ederek adalet kavram›n›, hukuksal aç›dan formüle edilen “toplumsal eylemlerin mant›¤›n›n kendisini en üst düzeyde d›fla vurufl” biçimi olarak tan›ml›yor.. “Ama bu bak›fl biçimi her zaman, var olan üretim biçimi taraf›ndan belirlenen otorite veya devlet hukukunun bak›fl biçimidir.” Devlet, üretim biçiminin bir d›fla vurumudur, onun taraf›ndan belirlenendir. “Devletin bak›fl› hukuksal bir bak›fl biçimidir ve bu bak›fl biçimini d›fla vuran hukuk ve adalet ancak sosyal yaflam›n di¤er belirlenenleriyle iliflki içinde ve üretim biçimi içinde oynam›fl oldu¤u rolü aç›s›ndan kavrand›¤› zaman do¤ru ele al›nm›fl olur” (Wood, 1980: 13). Yukar›da belirtti¤im gibi, bu bak›fl biçimi tam aç›k bir biçimde dile getirilmemifl olsa da Tucker için de geçerlidir. Örne¤in Tucker bunu flu sözlerinde dile getiriliyor: ”... hakl› ve adil olan normlardan uygulanabilir tek norm, var olan ekonomik sisteme içsel oland›r. Her üretim biçiminin kendisine özgü üleflim koflulu ve adalet biçimi vard›r ve bunu baflka bir durufl biçiminden yola ç›karak elefltirmek anlams›zd›r” (Tucker, 1969: 46). Buna göre devlet, hukuk ve hak kavram›, hüküm süren üretim biçimi taraf›ndan belirlenen ama ayn› zamanda onun yabanc›laflm›fl yans›mas›d›r. Onlar üretimi biçimini yans›t›yorlar. Ama bunu çarp›k ve mistikleflmifl bir biçimde yap›yorlar (Wood, 1980: 15). Bu durumda adalet kavram›-


Karl Marx’›n Ahlak Felsefesi ve Adalet Teorisiyle Olan ‹liflkisi Üzerine

n› temel alacak olursak Wood’un Marx yorumuna göre gerçekli¤in çarp›k bir yorumuna ulafl›r›z (Wood, 1980: 14). Peki, Marx’›n sömürü iliflkilerine yönelik formüle etti¤i elefltiri adalet düflüncesine dayal› bir elefltiri de¤il ise, bu elefltiriyi nas›l tan›mlamam›z gerekir? E¤er Tucker’›n yorumundan hareket edecek olursak Marx’›n sömürü iliflkilerine yönelik elefltirisinin bir adalet kavram› üzerine kurulu olmad›¤›n› kabul etmek durumunday›z. Marx’›n, Proudhon’un yard›m sand›klar› federasyonu ilkesine yönelik elefltirisi bunun en iyi kan›t›d›r Tucker’a göre. Proudhon’un karfl›l›kl›l›k federasyonu düflüncesi karfl›l›kl› vermek ve almak ilkesinden hareket eden bir ebedi adalet düflüncesine dayanmaktad›r. Marx’›n kapitalizm elefltirisine temel oluflturan de¤er karfl›l›kl›l›k ilkesinden hareket eden bir ebedi adalet düflüncesi de¤ildir. Tersine bu ilkeyi köklü bir flekilde aflan ihtiyaç ve dayan›flma ilkesidir (Tucker, 1969: 37-42). Ama ne yaz›k ki, Tucker’in, Marx’›n adalet teorisini reddediflini gerekçelendirmesi yukar›daki analizine ters düflüyor. Tucker, Marx’›n adalet teorisini bir ç›k›fl noktas› olarak reddediflini s›rf taktiksel bir sorun olarak görüyor. Oysa Tucker’›n yukar›ya aktard›¤›m belirlemelerinden anlafl›laca¤› gibi, sorun Marx aç›s›ndan s›rf taktiksel bir sorun de¤il, daha çok ilkesel bir sorundur. Tucker bu oldukça sorunlu tezini flöyle gerekçelendiriyor: Marx, elefltirisine adalet teorisini temel alacak olursa bunun reformizme ç›kaca¤›n› bilmektedir. Reformize dayal› bir politika taban tabana z›t ç›karlar aras›nda denge politikas›n› izlemek durumundad›r. Ama Marx birbirine tamam›yla z›t ç›karlar aras›nda denge politikas› izlemek istememektedir. Aksine devrim yaparak birbirine z›t s›n›f ç›karlar›n› kaynaklar›yla birlikte tamam›yla ortadan kald›rmak istemektedir (Tucker, 1969: 51). Ama Marx’a göre sorun s›rf bir istekler sorunu de¤ildir. Wood’un Tucker’dan fark›, kendisini en son bu noktada belli ediyor. Wood’un belirlemesine göre Marx’›n sorunu, baz› öznel kategorilere göre saptanm›fl “istek” veya bir tak›m ideallere “inanmak” sorunu de¤ildir. Marx daha çok duruflunu nesnel olarak gerekçelendirmek istemektedir. “Marx’›n kapitalizm elefltirisinin herhangi bir ahlakç› veya toplumsal idealden kaynakland›¤›n› kabul etmenin gerçekten yanl›fl olaca¤›n› düflünüyorum” diyor Wood (1980: 40; vurgular Wood’a ait). Bundan dolay› Marx’›n adalet düflüncesini kapitalizm elefltirisine temel olarak seçmemesinin nedenini bir tak›m taktiksel düflüncelere indirgememek gerekir. Tersine, Marx’›n tutumunu anlamak için sorunu

271


272

Do¤an Göçmen

5 Genifl bir kaynak listesi için bkz. Geras (1985: 49; 1992: 38).

Marx’›n genel toplum ve devlet kavram›yla iliflkili olarak görmek gerekir. Wood’a göre Marx’›n elefltirisi kapitalizmin toplam bir teorisini kapsamaktad›r. Bu kapsaml› elefltiri kapitalizmin hem tarihsel somut bir üretim biçimi olarak iç iflleyifl mant›¤›n›n hem de bir toplumsal formasyon olarak insanl›k tarihindeki yerinin bütünlüklü ve köklü analizine dayanmaktad›r. Bundan dolay›, Marx’›n kapitalizm elefltirisinin adalet düflüncesine dayal› bir elefltiri olarak alg›lanmas› onun Ricardo’dan etkilenen sosyalistlerin elefltirisi sonucu elde etmifl oldu¤u bütün tarihsel bilimsel kazan›mlar›n hepsinin yok edilmesi anlam›na gelir. Buraya kadar aktard›klar›m›zdan anlafl›laca¤› gibi Tucker ve Wood, “üretim failleri” aras›nda gerçekleflen al›flverifli adil olarak tan›mlamaktad›r. Kapitalist toplumda di¤er metalar gibi bir meta olan iflgücünün sahibi iflçi, özgün bir meta olan iflgücünün yeniden üretimi için gerekli olan ifl bak›m›ndan belirlenen de¤er karfl›l›¤›nda ücret almaktad›r. E¤er iflçi ve kapitalist aras›nda de¤er yasas›na dayal› bir al›flverifl yaflan›yor ise bu al›flveriflin adil bir al›flverifl olarak görülmesi gerekir. Bundan dolay› art›-de¤ere kapitalist taraf›ndan el konmas› “h›rs›zl›k” veya “korsanl›k” olarak tan›mlanmamal›d›r. Marx’›n eserlerinde bu tür deyimler kullanmas› retorik amaçl›d›r. Yani do¤rudan içerikle ilgili de¤ildir. Bundan dolay› e¤er kapitalist topluma yönelik bir elefltiri formüle edilmek isteniyorsa, bunun üretim biçiminin iç mant›¤›n›n analizi sonucu ortaya ç›kar›lacak çeliflkilerin açmazlar› gösterilerek yap›lmas› gerekir. Marx’›n normcu bir s›n›f ahlak teorisi ve buna uygun olarak da bir adalet teorisinin oldu¤unu dile getiren tezin en ünlü temsilcisi ise Ziyad I. Husami’dir.5 Husami, Tucker ve Wood’u Marx’a pozitivist bir ahlak teorisi yüklemekle suçluyor. Yukar›da göstermeye çal›flt›¤›m gibi Tucker ve Wood, Marx’a göre uygulanabilir tek ahlak ve adalet kriterinin ancak hüküm süren üretim biçiminin ahlak ve adalet kriteri olabilece¤ini savunuyorlar. Husami’nin Tucker ve Wood’u Marx’a pozitivist ahlak teorisi yüklemek suçlamas›nda bulunmas›n›n nedeni bu tezleridir (Husami, 1980: 51). Oysa birinci bölümde gösterdi¤im gibi Marx da ahlak›, adalet ve hukuk sistemini üst yap›n›n birer unsurlar› olarak tan›mlamaktad›r. Ama Husami, Tucker ve Wood’a yöneltti¤i elefltirisini öncelikle Marx’a dayanarak gerekçelendirmiyor. Husami elefltirisini gerekçelendirmek için önce bir ideoloji biçimi olarak ahlak ve adalet düflüncesinin ortaya ç›kt›¤›n› savundu¤u iki alan aras›nda bir ayr›m yap›yor. Bunlar üretim biçimi ve toplumun s›n›f yap›s›d›r. Toplumun s›n›f yap›s›ndan dolay› iki farkl› ahlak ve adalet düflün-


Karl Marx’›n Ahlak Felsefesi ve Adalet Teorisiyle Olan ‹liflkisi Üzerine

cesi ortaya ç›kmaktad›r. Bunlar iflçi s›n›f›n›n ve kapitalistlerin ahlak ve adalet düflünceleridir. Bu tezden yola ç›k›nca Tucker ve Wood’un iddia etti¤i gibi “üretim failleri” aras›nda gerçekleflen al›flveriflin kapitalistler aç›s›ndan adil bir al›flverifl olarak görülebilece¤ini, ancak ayn› fleyin iflçi aç›s›ndan iddia edilemeyece¤ini iddia ediyor Husami. Bundan dolay› Husami’nin yorumuna göre kapitalist aç›s›ndan adil gözüken Marx aç›s›ndan adil de¤ildir. Bu yoruma göre kapitalistin iflçinin üretti¤i art›-de¤ere el koymas› Marx aç›s›ndan “h›rs›zl›k” ve “korsanl›kt›r”. Bunun d›fl›nda, Husami’ye göre Marx gelifltirmifl oldu¤u elefltirisinde ahlak ve adalet düflüncesini sadece kapitalist toplum içi bir kurum olarak görmüyor. Husami’ye göre Marx, kapitalist toplum d›fl› bir ahlak ve adalet düflüncesiyle çal›flmaktad›r. Husami’ye göre Marx’›n elefltirisine temel edinmifl oldu¤u bu ahlak ve adalet düflüncesi Marx taraf›ndan iflçi s›n›f›n›n bak›fl aç›s›ndan “postkapitalist standartlara” dayal› olarak gelifltirilmifltir (Husami, 1980: 47-56). Philip J. Kain da Husami gibi Marx’›n kapitalist toplum elefltirisinin bir adalet düflüncesine dayal› oldu¤unu iddia ediyor ve Husami’nin Marx’›n bu adalet düflüncesini kapitalizm ötesi bir toplumsal formasyon düflüncesine dayal› olarak gelifltirdi¤ine iliflkin iddias›n› destekliyor. Ama Kain, Husami’den fark›n› da vurgulayan farkl› bir gerekçe daha ileri sürüyor. Kain’e göre Husami, kapitalizmi ayn› zamanda “adil” ve “adil olmayan” bir toplum olarak de¤erlendirmektedir. Böyle bir iddian›n gerekçelendirilmesi mümkün de¤ildir. Kain’in ç›k›fl noktas›n› Marx’›n yöntemsel iki kategorisi oluflturuyor. Bunlar görünüfl (Alm. Erscheinung; ‹ng. Appearance) ve gerçeklik (Alm. Wirklichkeit; ‹ng. Reality) kategorileridir. Bu ba¤lamda Kain, Husami’den farkl› olarak Marx’›n kapitalizmi kapitalistler aç›s›ndan adil olarak de¤erlendirmedi¤ini söylüyor. Kain’nin yorumuna göre Marx, “üretim failleri” aras›ndaki al›flverifli sadece yans›ma alan›nda, yani pazar düzeyinde adil olarak görmektedir. Ama soruna gerçeklik aç›s›ndan, yani üretim alan› aç›s›ndan bak›ld›¤›nda Marx, söz konusu al›fl verifli adil olarak görmemektedir. Çünkü yans›ma düzeyinde özgür ve eflit insanlar aras›nda gerçekleflen al›flveriflmifl adilmifl gibi gözükse de, bunun, gerçeklik alan›na inilip incelendi¤inde adil olmayan bir al›flverifl oldu¤u ortaya ç›kar. Bundan dolay› Marx’›n u¤runa mücadele etti¤i komünist toplum özgürlük, eflitlik ve adalet ilkelerine gerçekten geçerlilik kazand›rmak istemektedir (Kain, 1986: 531 – 540). 5.Sonuç Yerine

273


274

Do¤an Göçmen

Marx ve Engels neredeyse bütün yaflamlar›n› adad›klar› kapitalist toplumun nesnel bir elefltirisiyle sosyalizmi bilimsel olarak gerekçelendirmek istediler. Onlar ça¤dafllar› olan di¤er bütün sosyalistlerden farkl› olarak sosyalizmi birtak›m kavramlardan, ilkelerden veya ideallerden yola ç›karak gerekçelendirmek yerine bu gerekçelendirmeye, kapitalist toplumun temel çeliflkilerini analiz ederek ulaflmak istediler. Bu durumda Marx ve Engels’e herhangi bir ahlak veya adalet teorisi yüklemek onlar›, sosyalizm düflüncelerini bir tak›m ahlakç› ilkelerden yola ç›karak gerekçelendirdikleri için elefltirdikleri kiflilerle ayn› kefeye koymak anlam›na gelir. Bundan dolay› Wood’un Marx yorumu kan›mca Marx’›n eserlerinin amac›n› kavramaya en yak›n olan durufltur. Bu, Marx’dan do¤rudan aktard›¤›m k›sa paragraflarla Wood’un söyledileri karfl›laflt›r›ld›¤›nda hemen görebilir. Marx’›n eserlerinin amac›n›, nas›l tan›mlanm›fl olursa olsun, ad›n› proleter veya komünist koyal›m, bir adalet teorisinin gerekçelendirilmesi olarak tan›mlarsak, onun devrimci özünü boflaltm›fl oluruz. Marx’›n eserlerinin amac›n› bugün aç›s›ndan bile hâlâ en k›sa ve öz biçimde dile getiren Rusya Marksizminin kurucusu Plekhanov’un ç›kard›¤› derginin künyesidir: “Eme¤in Kurtuluflu”. Yukarda ana hatlar›yla aktarmaya çal›flt›¤›m tart›flma, vurgulanmas› gereken oldukça önemli olan baflka bir noktay› daha ortaya ç›kard› kan›mca. Paul A. Baran 1960 y›l›nda yay›nlanan Marksizm ve Psikanaliz adl› yaz›s›nda Marksizmin bir çok alanda geliflmeleri takip etmeyip bunlarla beraber geliflmeyi ihmal etti¤ini iddia etti (Baran, 1968: 76). Baran’a göre, bunun nedeni Marksistlerin Marx ve Engels’in ve onlar› takip eden yazarlar›n yaz›lar›nda her fleyin söylenmifl oldu¤u san›s›na kap›lm›fl olmalar›d›r (1968: 77). Ama Marksist teorinin geliflimi için burjuva ö¤retilerinin yapm›fl oldu¤u araflt›rmalar› takip etmek, onlar›n sonuçlar›n› gözden geçirmek ve ortaya ç›kard›¤› de¤erleri kabul etmek gerekmektedir. Bu, hiç kuflkusuz bu sonuçlar›n burjuva ideolojik yanlar›n› elefltirme hakk›n› d›fllamaz. Ama elefltiri bilmeyi gerektirir. Çünkü elefltiri bilgi ve analizi gerektirir (Baran, 1968: 77). Baflka bir ba¤lamda ve baflka bir tart›flma çerçevesinde Hans Heinz Holz da benzer bir düflünce dile getirmektedir. Holz, Marksist teorinin tarihsel durumu bilmek ve ciddiye almak zorunda oldu¤unu, ortaya ç›kan ekonomi politika, sosyoloji, psikoloji ve siyasal bilimle ilgili yeni sorulara cevap vermek durumunda oldu¤unu vurguluyor (Holz, 1992: 30). Ahlakbilim Holz’un sayd›¤› bilimler aras›nda bulunmasa da bu alan›n sorunlar› da ce-


Karl Marx’›n Ahlak Felsefesi ve Adalet Teorisiyle Olan ‹liflkisi Üzerine

vap verilmesi gereken can al›c› sorular aras›nda bulunuyor. E¤er kapitalizm nihilist bir toplum ise ve sosyalizm kapitalizmin yads›nmas›ysa; yani e¤er sosyalizm kapitalizmin aksine herkesin dikkat etti¤i genel de¤erlerin bulundu¤u ahlakl› bir toplum olacaksa; Marksist ahlakbilim bir taraftan burjuva ahlakbilimin kazan›mlar›n› kabul ederken, di¤er taraftan bunu köklü bir elefltiriye tabi tutarak açmazlar›n› göstermeye çal›flmas› gerekir; ama ayn› zamanda e¤er sosyalizm ahlakl› bir toplum olmak zorundaysa, sosyalist ahlak üzerine hemen flimdiden düflünce üretmek Marksist ahlakbilim için can al›c› görevlerden birisidir. Bu görevi bir bütün olarak gelece¤e havale etmek bana pek mümkün gözükmüyor. Holz yeni sorulara cevap ararken farkl› düflünceler hakk›nda çabuk karar vermemek gerekti¤i konusunda Marksist bilimcileri uyar›yor. Bilgibilimi aç›s›ndan ço¤ulculu¤u ak›ls›zl›k olarak de¤erlendirse de “kavram çoklu¤unu” veya “düflünce çoklu¤unu” “bilginin ilerlemesi” için vazgeçilmez bir koflul olarak görüyor. Ama bilgi kazanmak “flu gerçektir, bu gerçektir” duyurusunda bulunularak yap›lacak bir fley de¤ildir. Aksine, bilgi, hatalar ve yanl›fllar yap›larak ve bunlar›n düzeltilmesi sonucu elde edilebilecek bir olgudur (Holz, 1992: 30). Çünkü “bütün bu cevaplar ilk etapta birer deneme olacakt›r. Yeni cevaplar kaç›n›lmaz olarak yeni düflüncelerle denemeler yapmak durumunda kalacakt›r. Bu denemelerin prati¤e uygulanmas› ve eksikliklerinin ve yanl›fllar›n›n pratikte denenerek görülmesi ve düzeltilmesi gerekecektir” (Holz, 1992: 30). Ama ortaya ç›kan sorulara cevap vermek tart›flmalara girmeyi ve yeni bilgilerin elde edilmesini gerektiriyor. Bu yeni bilgileri elde etme çabam›zda genellikle ve kabaca yap›lan “burjuva bilgisi” veya ve “burjuva olmayan bilgi” türünden ayr›m yapman›n her zaman doru oldu¤u kan›s›nda de¤ilim. Çünkü “burjuva bilgisi” denildi¤i taktirde bundan bir anlamda ihmal edilebilir ve dolay›s›yla ö¤renilmesi gereksiz bilgi anlafl›l›yor genellikle. Ama burjuva bilim dünyas›na girip yarat›lm›fl de¤erleri tan›yarak, kazan›lm›fl olan yeni bilgileri elde ederek Marksist düflüncenin gelifltirilebilece¤ini ve bunun çevresinde bir tart›flma örülebilece¤ini en iyi flekilde kan›tlayan Wood olmufltur. Kendisine bilinen burjuva önyarg›s›yla “ortodoks” suçlamas›nda bulunanlar olmufl olsa da hiç kimse kendi alan›nda ortaya koydu¤u niteliklerini sorgulayamam›flt›r. Karfl›tlar› bile Wood’u de¤erli bir düflünür olarak kabul etmek ve dile getirdi¤i fleyleri ciddiye almak zorunda kalm›fllard›r. Aksi taktirde otuz y›l› aflk›n bir zamandan beri

275


276

Do¤an Göçmen

yürütülen tart›flma mümkün olmazd›. Yürütülen bütün tart›flmalarda, gerek ahlak teorisi konusunda, gerekse adalet teorisi konusunda olsun, ileri sürdü¤ü tezler tart›flma konusu olmufltur. Bu otuz y›ll›k tart›flmaya bugün aç›s›ndan bak›nca oldukça verimli bir tart›flma oldu¤unu belirlemeden edemeyiz. Ve bugün aramam›z gereken ve ihtiyaç duyulan da her konuda üretken bir tart›flma de¤il midir! Burada Marx’›n eserlerinin aç›klanmas› ve anlafl›lmas› konusunda Wood’un katk›s›n› ve kazan›mlar›n› öne ç›kar›yorsak bundan tart›flmaya kat›lan di¤er düflünürlerin bu konuda katk›da bulunmad›klar› sonucu ç›kar›lmamal›d›r. Wood’un iflaret etti¤i gibi kimi “tart›flmay› kötüye kullanma” denemelerinin d›fl›nda, tart›flmaya kat›lanlar›n hemen hepsinin, Marx’›n eserlerinin flu veya bu yan›n›n, flu veya bu boyutunun anlafl›lmas›na flu veya bu oranda katk›da bulundu¤unu söylememiz gerekir. Peffer’in Marx ve Rawls’u birlefltirme veya sentezleme denemesi benim burada tart›flt›¤›m eserinde kan›mca baflar›s›zl›kla sonuçlanm›fl olsa da, bu iki düflünür aras›nda varoldu¤u iddia edilen benzerli¤in ciddiye al›n›p gözden geçirilmesi gerekir. E¤er varsa benzerliklerin ve farkl›l›klar›n ortaya ç›kar›lmas› gerekir. Ama burada her fleyden önce Brenkert’in kazan›mlar›n› da vurgulamak gerekti¤i kan›s›nday›m. Brenkert burada tart›flt›¤›m eserinde Marx’›n “teknolojik belirlemeci” yorumunu elefltirerek Marx’›n zorunluluk ve özgürlük kavramlar›n› birlefltiren diyalektik özne teorisini iyi ve ince bir flekilde gerekçelendirerek gözlerimiz önüne sermifltir. Brenkert, bunu yaparak Marx’›n eserlerinin s›rf yap›salc› bir ç›k›fl noktas›ndan yorumlanamayaca¤›n› göstermifltir. Konuya diyalektik felsefe aç›s›ndan yaklafl›ld›¤›nda Marx’›n özneyi yap› içinde edilgen ve böylece de kendisini s›rf yap›ya adapte eden bir varl›k olarak kavramad›¤›n› görür��z. Özne Marx’a göre yap› içerisinde özgür olan ve böylece de edilgen de¤il ama etkin olan bir varl›kt›r (Brenkert, 1983: 30). Yani Marx’›n özne teorisi Aristoteles’in özne teorisinin ayn›s› olmasa da ona çok benzemektedir. “Kendi kendimizi suçlamak yerine bizi çabucak saf d›fl› b›rakan d›flar›dan geleni suçlamak gülünçtür...” (Aristoteles, 1997: 133).


Karl Marx’›n Ahlak Felsefesi ve Adalet Teorisiyle Olan ‹liflkisi Üzerine

Ek: Yukar›ya aktard›¤›m paragraf›n çevirisi Alaattin Bilgi’nin Sol Yay›nlar›’ndan ç›kan çevirisinden küçük ama kan›mca önemli bir noktada farkl›lafl›yor. Bilgi, çevirisinde benim “...üretim iliflkilerinin do¤al sonuçlar› olarak ortaya ç›kmas›na dayan›r...” k›sm›n› “....üretim iliflkilerinin do¤al sonuçlar›ndan ileri geldikleri olgusuna dayan›r...” olarak çeviriyor ve böylece olgu kavram›n› veya onu ça¤r›flt›ran bir sözcü¤ü karfl›l›ks›z olarak yaz›ya sokuyor (bkz. Marx, K. (1990) Kapital, Ekonomi Politi¤in Elefltirisi, Üçüncü Cilt, s. 298299, Ankara). Ama Marx felsefi bak›mdan oldukça önemli olan ve Almanca karfl›l›¤› Phaenomen veya Erscheinung olan bir kavram veya onu ça¤r›flt›ran bir sözcük kullanm›yor, söz konusu cümlede. Marx daha sonraki cümlede erscheinen fiilini kullan›yor. Ama Marx orada en son Hegel’den beri bir olumlu ve bir olumsuz anlam› olan bu fiili olumsuz anlamda kullan›yor. Yani Türkçe’ye “...flöyle gözüküyor ama..” veya “...böyle gözüküyor ama...” olarak çevirebilece¤imiz anlamda kullan›yor. Marx yukar›ya çevirisini aktard›¤›m bölümde flöyle yaz›yor: “Mit Gilbart (...) von natürlicher Gerechtigkeit hier zu reden, ist Unsinn. Die Gerechtigkeit der Transaktionen, die zwischen den Produktionsagenten vorgehn, beruht darauf, daß diese Transaktionen aus den Produktionsverhältnissen als natürliche Konsequenz entspringen. Die juristischen Formen, worin diese ökonomischen Transaktionen als Willenhandlungen der Beteiligten, als Äußerungen ihres gemeinsamen Willens und als der Einzelpartei gegenüber von Staats wegen erzwingbare Kontrakte erscheinen, können als bloße Formen diesen Inhalt selbst nicht bestimmen. Sie drücken ihn nur aus. Dieser Inhalt ist gerecht, sobald er der Produktionsweise entspricht, ihr adäquat ist. Er ist ungerecht, sobald er ihr widerspricht. Sklaverei, auf der Basis der kapitalistischen Produktionsweise, ist ungerecht; ebenso der Betrug auf die Qualität der Ware” (Söz konusu cümleyi ve daha sonraki cümlede kullan›lan erscheinen fiilini belirginlefltirmek için vurgulad›m). Ama bu küçük ama kan›mca önemli fark›n Bilgi’nin özensizli¤inden kaynakland›¤›n› düflünmüyorum. Bilgi oldukça titiz bir çevirmen. Fark›n Bilgi’nin, çevirisine Progress Publ›shers’in ‹ngilizce çevirisini temel almas›ndan kaynaklad›¤› kan›s›nday›m. Çünkü yukar›da vurgulad›¤›m cümlede Marx’›n „…beruht darauf …„ sözcükleri Progress Publishers taraf›ndan ingilizceye yanl›fll›kla „…rests on the fact…“ olarak çevrilmifltir (bkz. Marx, K. (1974) Capital - A Critique of Political Economy, c. III, s. 339, Moskova). Bilgi söz konusu ikinci cümlenin “… rests on the fact…” bölümünü Türkçeye “…olgusuna dayan›r…” olarak çeviriyor. Yani farkl›laflman›n kayna¤› Progress Publishers’›n çevirisidir.n

277


278

Do¤an Göçmen

Kaynakça Aristoteles (1997) Nikomachische Ethik, yay›na haz›rlayan A. Pieper, Münih: Deutscher Taschenbuch. Baran, P. A. (1968) “Marksizmus und Psychoanalyse”, Unterdrückung und Fortschritt, Frankfurt a. M: Suhrkamp Verlag. Brenkert, G. G. (1983) Marx´s Ethics of freedom, Londra/Boston/Melbourne/Henley: Routledge & Kegan Paul. Engels, F. (1981) “Zur Wohnungsfage”, Marx-Engels-Werke (MEW) c. 18 içinde, Berlin: Dietz Verlag. Engels, F. (1986) “Joseph Bloch’a 21 Eylül 1890 Tarihli mektup”, MEW, c. 37 içinde, Berlin: Dietz Verlag. Geras, N. (1985) “The Controversy About Marx and Justice”, New Left Review, 150. Geras, N. (1992) “Bringing Marx to Justice: An Addendum and Rejoinder”, New Left Review, 195. Haug, W. F. (1986) “Marx, Ethik und ideologische Formbestimmtheit von Moral”, Angehrn, E. ve G. Lohmann (der.), Ethik und Marx içinde, Frankfurt a. M: Athenäum Verlag GmbH, Königstein/Ts. Heraklit (1995) Fragmente, Artemis & Winkler Verlag. Holz, H. H. (1992) Niederlage und zukunft des Sozialismus, Essen: Neue Impulse Verlag. Husami, Z. I. (1980) “Marx on Distributive Justice”, Cohen, M. Th. Nagel und Th. Scanlon, (der.), Marx, Justice, and History içinde, Princeton, New Jersey: Princeton University. Kain, P. J. (1986) “Marx, Justice, and The Dialectic Method”, Journal of the History of Philosophy, 24 (4). Kellner , D. (1981) “Marxism, Morality, and Ideology”, Nielsen, K. ve S. C. Patten (der.), Marx and Morality içinde, Guelph/Ontario: Canadian Association for Publishing in Philosophy. Lenin, V. I. (1961) “Was sind die ‘Volksfreunde’ und wie kämpfen sie gegen die Sozialdemokratie?”, Lenin, V. I, Werke (Eserler) c. 1 içinde, Berlin: Dietz Verlag. Marx, K. (1974) Capital - A Critique of Political Economy, c. III, Moskova: Progress. Marx, K. (1983) “Die deutsche Ideologie”, MEW, c. 3 içinde, Berlin: Dietz Verlag. Marx, K. (1985a) “Zur Kritik der politischen Ökonomie”, MEW, c. 13 içinde, Berlin: Dietz Verlag. Marx, K. (1985b) “Ökonomisch-philosophische Manuskripte”, MEW, c. 40 içinde, Berlin: Dietz Verlag. Marx, K. (1988a) “Das Kapital – Kritik der politischen Ökonomie”, c. 1, MEW, c. 23 içinde, Berlin: Dietz Verlag. Marx, K. (1988b) “Das Kapital – Kritik der politischen Ökonomie”, c. 3, MEW, c. 25 içinde, Berlin: Dietz Verlag. Marx, K. (1990) Kapital, Ekonomi Politi¤in Elefltirisi, Üçüncü Cilt, Ankara: Sol. Marx, K. (1989) “Lohn, Preis, Profit”, MEW, c. 16 içinde, Berlin: Dietz Verlag. Miller, R. W. (1984) Analysing Marx – Morality, Power and History, Princeton, New Jersey: Princeton University. Ollman, B. (1976) Alienation– Marx´s Conception of Man in Capitalist Society, Cambridge: Cambridge University. Peffer, R. G. (1990) Marxism, Morality, and Social Justice, Princenton/New Jersey/Oxford: Princeton University. Tucker, R. C. (1969), The Marxian Revolutionary Idea, Londra: Allen & Unwin. Wood, A. W. (1980) “The Marxian Critique of Justice”, Cohen, M., Th. Nagel und Th. Scanlon (der.), Marx, Justice, and History içinde, Prinecton/New Jersey: Princeton University. Wood, A. W. (1986) “Marx´ Immoralismus”, Angehrn, E. ve G. Lohmann (der.), Ethik und Marx, Frankfurt a/M: Athenäum Verlag, Königstein/Ts. Wygodski, W. S. (1967) Die Geschichte einer großen Entdeckung, Berlin: Verlag Die Wirtschaft


Praksis 10

| Sayfa: 279-300

Marksizm ve Hukuk Tarihsel Deney: Ekim Devrimi Sonras› Sovyet Hukuk Kuram›n›n Oluflumu* John N. Hazard Çeviri: Onur Karahano¤ullar›**

kim Devrimi, resmi bir hukuk felsefesi olmadan mücadele etmiflti. Önderlik ilham›n›, Çarl›k Rusya’s›n›n koflullar›n› aç›klayabilmesi için derinlefltirilmifl Marksist siyasal kuramdan almakla birlikte, yeni hukukbilimini oluflturma yolunda, Karl Marx ve Friedrich Engels’in çal›flmalar›ndan çok s›n›rl› bir katk› buluyordu. Katk›n›n eksikli¤i, daha bafllang›çta kabul edilmiflti. ‹lk dönem Bolflevik Adalet Komiserlerinden biri olan P.I. Stuçka, 1921 tarihli kitab›na giriflte, aç›klamalar›n›n esas olarak, Adalet Komiserli¤i yürütme organ›nca 1919’da ortaya konan hukuk tan›m›na dayand›¤›n› belirtmiflti. Ona göre, 1919 tarihli tan›m “ayr›nt›l› olmaktan çok maharetli bir çal›flmayla ortaya ç›kan aceleye gelmifl bir tercihti”. Bu tan›m› kullanmas›n›, tan›m›n “elefltirilere dayanakl› kalm›fl olmas›”yla aç›kl›yordu. Yeni bir hukuk kuram›n›n oluflturulmas›nda yol gösterici eksikli¤i, yeni Sovyet hükümetinin ilk günlerinde Sovyet hukukçular› taraf›ndan daha yo¤un biçimde hissedildi. 1924 y›l›nda bile, dönemin seçkin hukuk kuramc›s› Profesör Evgeny B. Pasukanis, Genel Hukuk Teorisi ve Marksizm1 adl› çal›flmas›n›, “temel hukuksal kavramlar›n Marksist elefltirisi için bir ilk giriflim” olarak niteliyordu. Kitab›n›n ikinci bask›s›na yazd›¤› giriflte, çal›flmaya gösterilen ilgiyi, “ genel hukuk kuram› konusundaki Marksist yaz›n›n k›tl›¤›”na ba¤l›yordu. Bu dönemde, Marksizmin, hukuksal alanda azgeliflmifl oldu¤u

E

* Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti

** AÜ SBF, ‹dare Hukuku Ö¤retim Görevlisi. 1 Eser Türkçe’ye Genel Hukuk Teorisi ve Marksizm (Çev. O. Karahano¤ullar›, Birikim Yay›nlar›, 2002) ad›yla çevrilmifltir (ç.n).


280

John N. Hazard

ve Sovyet hukuk felsefesinin gelece¤ine iliflkin tam bir taslak sunmad›¤› de¤erlendirilmesi yap›lm›fl gibi görünmektedir. Sundu¤umuz derleme çal›flma, bir anlamda, Sovyet hukuk felsefesinin oluflum aflamalar›n›n tarihçesidir. Kitaptaki seçme eserler Devrimle bafllamakta, bundan önceki Marksist yaz›n, bir istisna d›fl›nda, yer almamaktad›r. Devlet ve hukuk konusunda, Rus sosyal-demokrat düflüncesinin köfletafllar›n› oluflturan eserler, örne¤in Engels’in Devletin, Ailenin ve Özel Mülkiyetin Kökeni ve Anti-Duhring’i, Karl Marx’›n Gotha Program›n›n Elefltirisi, Fransa’da ‹ç savafl ve Komünist Manifesto’su gibi eserler uzun süreden beri ‹ngilizce’de bulunmaktad›r. Lenin’in, Marksist kuram›, Rusya’daki devrim öncesi duruma uygulad›¤› temel çal›flmas› da Devlet ve Devrim ad›yla ‹ngilizce’ye kazand›r›lm›flt›r. Bu çal›flmalar›n herhangi birini veya parças›n› bu derlemede kullanmak gereksiz görülmüfltür. Devrim öncesi “klasikler”e yer verilmemifl olmakla birlikte, okuyucunun, do¤rudan do¤ruya devrim sonras› hukuksal geliflmelerle karfl›laflmas› da istenilmemifltir. Devrim öncesi ve sonras› çal›flmalar aras›ndaki köprü, Lenin’in, Moskova’da üniversite ö¤rencilerine 1919 y›l›nda verdi¤i konferans ile kurulmaktad›r. Lenin bu konferans›nda, genifl bir yaz›n›n temel noktalar›n› özlü biçimde vermifl ve ö¤rencilerin çal›flmalar›n›n kuramsal temeli için gerekli oldu¤unu düflündü¤ü noktalar› seçmifltir. Bu derleme çal›flma, Lenin’in erken dönem yaz›lar›ndan Viflinski ve Trainin’in günümüzde gözde olan çal›flmalar›na kadar Sovyet hukuk felsefesi oluflumunun kilometre tafllar›n› sunmaktad›r. Sadece, Reisner’in çal›flmalar›n› temsilen konmufl olan parçalar devrim öncesi döneme aittir. Daha sonra da aç›klanaca¤› gibi, bunun nedeni Reisner’in Devrim öncesi yaz›lar›n›n sonras› çal›flmalar›yla olan ba¤lant›s› ve bunlar›n ‹ngilizce’de baflka yerde bulunmamas›d›r. Marksist kuramc›lar, tüm felsefi ak›mlar›n, filozoflar›n içinde düflünüp yazd›klar› koflullarla (özellikle iktisadi koflullarla) aç›klanabilece¤inde ›srar eder. Bu Marksizme özgü bir ö¤reti de¤ildir, ancak söz konusu koflullara atfedilen yo¤unluk ve her zaman s›n›f çat›flmalar›n›n yans›malar›n› saptamalar› Marksistler için özellikle tipiktir. Marksistler, Platon, Aristo, Aziz Thomas, Kelsen, John Dewey ve Leon Duguit’nin çal›flmalar›n›, bu adamlar›n içinde yaflad›klar› ve yazd›klar› dönemin sonuçlar› olarak de¤erlendirir. Bu yaklafl›ma göre, kitab›m›zda yer alan seçme yaz›lar,


Tarihsel Deney: Ekim Devrimi Sonras› Sovyet Hukuk Kuram›n›n Oluflumu

Rus Devriminin ilk otuz y›l›ndaki de¤iflen sorunlar›n yans›malar› olarak de¤erlendirilebilir. Her birinin ayr› bir yorumu bulunsa da tüm yazarlar›n, Marksizm’i temel ald›klar›n› kabul ettikleri belirtilmelidir. Diyalektik materyalist felsefesiyle Marksizm, Sovyet düflünürleri taraf›ndan statik bir ö¤reti olarak de¤erlendirilmemifltir. 1920’ler, 30’lar ve 40’lar›n Sovyet hukukçular›ndan, Marksizmin -yaln›zca bir çözümleme yöntemi olsa da kesin ve de¤iflmez oldu¤u kabul edilen- diyalektik materyalizm yönünü, liderlik taraf›ndan sürekli yorumlanan de¤iflen toplumsal ihtiyaçlarla baflar›yla birlefltirmesi beklenmifltir. De¤iflmez temellerle de¤iflen uygulamalar aras›nda bir bileflim olmal›yd›. Stuçka ve Pasukanis, temel hukuksal ilkelerin ifadesi olarak kullanabilecekleri çok az say›da Marksist çal›flma oldu¤unu düflünmüfllerdi. Sovyet araflt›rmalar›n›n az say›daki di¤er alanlar›nda oldu¤u gibi burada da temel ilkelerin uygulanmas›nda, en az›ndan 1930’lara kadar, do¤açlama serbestli¤i oldu¤u düflünülmüfl gibi görünmektedir. (...) Bu kitapta derlenen yaz›lar›n düzenlenmesi için birçok öneri geldi. Bu önerilerde, Sovyet hukuk felsefesinin güzergah›na iliflkin çeflitli yorumlar bulunabilir. Bir uzman, seçkinin üç dönem alt›nda s›n›fland›r›labilece¤ine inan›yordu: 1) Erken Dönem, 2) Marksist Kuram›n Doruk Noktas› ve 3) Burjuva Konuma Geri Çekilme. Ona göre, Marksist siyasal ve hukuksal kuram, Pasukanis’in çal›flmalar›yla doruk noktas›na varana kadar, mant›ksal biçimde, aflama aflama geliflmifl; nihayet, Yudin taraf›ndan bafllat›lan ve daha sonra Viflinski taraf›ndan gelifltirilen Pasukanis yergisiyle, Bat› düflüncesine daha yak›n gelen ideallere dönülmüfltür. Bu durum, dönemlendirme önerisi sahibine göre, “geri çekilme”nin bafllang›c› olarak yorumlanmaktad›r. Bir baflka uzman, geliflimin “doruk noktas›” ve “geri çekilme” kavramlar›yla tan›mlanamayaca¤›n› düflünmekte ve flu dönemlendirmeleri önermektedir: 1) Erken Dönem (1918-1928), 2) Orta Dönem (1929-1937), 3) Ar›nma ve Yeni Temeli ‹nfla Dönemi (1938-). Bu üçlü dönemlendirme de bir baflka uzman taraf›ndan elefltirilmifltir. Buna göre, sadece iki dönem bulunmaktad›r: 1) Hukukla sosyalizmin ba¤daflmaz oldu¤u düflünülen dönem ve 2) ba¤daflmazl›k fikri aç›kça terk edildikten (1936-1937) sonra bafllayan dönem. Bir baflka uzman ise üçlü dönemlendirme fikrine herhangi bir itiraz yöneltmemekle birlikte, Pasukanis’in doruk noktas› olarak kabul edilmesini uygun görmemektedir. Nihayet,

281


282

John N. Hazard

bir uzman da, ne flekilde olursa olsun dönemlere ay›rma önerisinin, kitaba siyasal renk vererek kaynak kitap olma niteli¤ini zay›flatt›¤› ve Marksist onay belgeleri da¤›t›l›yormufl görüntüsü yaratt›¤› kan›s›ndad›r. Yap›labilecek dönemlendirmelerin elefltiriden muaf olamamas› ve dönemlendirme yap›lmas› gerekti¤ini savunanlar aras›nda bile ayr›m duraklar› ve isimlendirme konusunda bir uzlafl› bulunmamas› karfl›s›nda, editör taraf›ndan, seçkilerin bir dönemlendirme içinde verilmesinin gereksiz oldu¤u ve bunun ihmal edilebilece¤i önerisi getirildi. Bu nedenle, okur, zamandizinsel sunulan seçilmifl eserlerden dilerse kendi dönemlendirmesini yapmakta serbest b›rak›ld›. Seçilen eserlerde birçok olgusal ayr›nt› ve düflünsel yineleme bulunacakt›r. Böylesi bir tekrar, Sovyet yazarlar›n›n çal›flmalar›n› konu alan seçkiler için kaç›n›lmaz görünmektedir. Her yazar kendi özgün yorum ve vurgular›n›, ancak öncelikle kendisinden önce gelenlerin bulgular› ve kuramlar›yla Marksist klasiklerden önemli oldu¤unu düflündü¤ü ölçütleri yineledikten sonra ortaya koymufltur. Sovyet hukukçular›n özgünlü¤ü, yeni bir yoldan ilerlemelerinde de¤il, fakat yazd›klar› dönemin özel koflullar›na yan›t verebilmek için yapt›klar› Marksizm yorumundad›r. Bu yazarlar, pistteki yol ›fl›klar›na benzetilebilir. Bunlar›n çal›flmalar›, temel varsay›mlar› sorgulayan ve yeni ilham kaynaklar› arayan insanlar›n henüz biçimlenmemifl çal›flmalar› olarak nitelenemez. Seçki, düflünsel farkl›l›klardan oluflan bir bütünlü¤e sahiptir. Bir anlamda, tek bir ana konu üzerindeki çeflitlemelerden, her biri, yazarlar bireysel toplumsal deneyimlerinde farkl›laflsa da tümü için ortak olan temel devrimci gelene¤in çerçevesi içindeki bireysel çal›flma döneminin koflullar›na verilmifl tepkilerden esinlenmifl çeflitlemelerden oluflmaktad›r. Bu nedenle, yazarlar› ve yazd›klar› dönemleri tan›mak çal›flmalar›n okunmas›nda önemli hale gelmektedir. Kimdi bu yazarlar ve hangi dönemde yazd›lar? Lenin olarak bilenen Vladimir ‹lyiç Ulyanov -ayr›ca belirtmemize gerek yok- çok say›da biyografi yazar› taraf›ndan ayr›nt›l› biçimde ele al›nm›flt›r. Lenin, okul müfettifli, daha sonra ‹lkokullar Taflra Yöneticisi görevlerinde bulunan ve nihayet, oldukça önemli bir görev olan, “Özel Meclis Üyeli¤i”ne terfi eden ve kal›tsal soyluluk statüsünü de tafl›yan bir baban›n çocu¤u olarak 1870 y›l›nda Volga’da dünyaya gelmifltir. Ömrünün büyük bir bölümünü devrimci kuram ve bunun uygulanmas›na adam›flt›r. Seçkimizin okunmas› bak›m›ndan önemli bir nokta, Lenin’in hu-


Tarihsel Deney: Ekim Devrimi Sonras› Sovyet Hukuk Kuram›n›n Oluflumu

kukçu olmas›d›r. Baro s›navlar› için kendi kendine çal›flm›fl ve bir seneden biraz fazla bir süre içinde, 1890 ile 1891 aras›nda, dört y›ll›k üniversite hukuk e¤itiminin denkli¤ini alm›flt›r. 1891 y›l›n›n bahar›nda ilk grup s›navlar›, sonbahar›nda da kalan s›navlar› geçmifl ve Kas›m’da birinci olarak onur derecesiyle hukuk diplomas›n› alm›flt›r. Lenin’in 1 Temmuz 1919 y›l›nda üniversite ö¤rencilerine yapt›¤› konuflma bir stenograf taraf›ndan kaydedilmifl, bununla birlikte ancak ölümünden yaklafl›k befl y›l sonra; 18 Ocak 1929’ta yay›nlanm›flt›r. Yay›n›n editörleri, Lenin’in 29 A¤ustos 1919’da ikinci bir konuflma daha yapt›¤›n› fakat bu konuflman›n notlar›n›n kay›p oldu¤unu bildirmifllerdir. Bu konuflmalar döneminde, Lenin’in tart›flmas›z lideri oldu¤u hükümet, devrim-öncesi rejimin destekleyicilerinin fliddetli elefltiriyle yüz yüze bulunmaktayd›. Mart 1919’da Kolçak komutas›ndaki Beyaz Ordu, Urallardan Volga’ya do¤ru yürüyüflüne bafllam›flt›. Lenin’in ö¤rencilere konuflma yapt›¤› tarihte ise, Kolçak püskürtülmüfl ve K›z›l Ordu Beyazlar› söküp atmak için Urallar’a girmiflti. 1919 Bahar sonlar›na do¤ru, General Denikin, Güneyden Moskova’ya pek uzak olmayan Tula’ya do¤ru ilk elde baflar›l› olan yürüyüflünü bafllatm›flt›. Hemen hemen ayn› anda General Yudeniç, Petrograd’› almay› denemiflti. Lenin’in yeni hükümet konusundaki umutlar› ciddi biçimde tehdit alt›ndayd›. Ö¤rencilerin karfl›s›na, karfl›devrimin yükseldi¤i bir anda devrimci coflkuyu tafl›yan biri olarak ç›kt›. Konuflmas›, dünyadan uzak bir akademisyenin düflünceli dal›nc› de¤il, gelece¤i herhangi bir biçimde güvencede olmayan bir devrimci önderin savafl 盤l›¤›yd›. Seçkimizde Lenin’in konuflmas›ndan sonra yer alan Pavel Ivanoviç Stuçka’n›n çal›flmas›n›n ilk bas›s›, Haziran 1921 tarihini tafl›maktad›r. Dönem daha sakinleflmifltir. Polonya ile olan düflmanl›klar sona ermifl ve General Wranger komutas›ndaki Beyaz Ordu K›r›m’dan çekilmiflti. Askeri tehlike bask›s› geçmifl fakat ülke önemli iktisadi güçlüklerle karfl› karfl›yayd›. Sovyet liderlerinin programlar›n› güçlü biçimde dayatt›klar› ve karfl› devrimi püskürttükleri Militan Komünizm veya baflka adland›rmayla Savafl Komünizmi döneminin kat› s›n›rlamalar›, ülkenin s›nai kapasitesini düflürmüfl ve göreli olarak muhafazakar köylülü¤ü can›ndan bezdirmiflti. Komünist Parti’nin Mart 1921 tarihli 10. Kongresi’nde, Yeni ‹ktisat Siyaseti (NEP) ile ülkeyi yeniden infla etme karar› al›nd›.

283


284

John N. Hazard

Bu program, tar›mdaki art› ürüne el koymay› kald›r›p bir tür vergi getirerek köylülü¤ün gönlünü alma giriflimiydi. Köylünün elinde pazarda sat›labilecek miktarda art› de¤er b›rak›lmas› planlanm›flt›. Arazilerde mülkiyet hakk›n›n tan›nmas› sa¤lanm›fl ve toprak eski sahiplerine veya sermaye sahiplerine geçirilmifl, Savafl Komünizmi döneminde millilefltirilmifl olan küçük ölçekli s›nai kurulufllar canland›r›lm›flt›r. S›n›rl› kapitalizm anlay›fl›na dayal› önlemler al›nm›flt›r. Yeni ‹ktisat Siyasetinin ilan›ndan sonra birkaç ay içinde Yeni Sovyet Cumhuriyeti’nin ilk Medeni Yasa tasar›s› haz›rlanm›flt›r. Ceza hukuku, toprak hukuku, ifl hukuku, aile hukuku, ceza ve medeni muhakeme hukuku alanlar›nda yeni yasalar ç›kar›lm›flt›r. Sovyet hukukçular› bak›m›ndan, düflmanlar›n ve karfl› devrimin bast›r›lmas›na göre daha fazla özen gerektiren yo¤un faaliyet dönemlerinden biri söz konusudur. Hukukçular, gelece¤in toplumu için haz›rlanmak ve ekonomiyi NEP döneminden sosyalizme geçirecek yasalar› tasarlamakla görevlendirilmifltir. Stuçka, dönemin hukuksal etkinliklerinin merkezinde yer alm›flt›r. Yapt›¤› göreve farkl› bir deneyim katm›flt›r. 14 A¤ustos 1865’te Riga’da, çiftçi bir ailenin çocu¤u olarak dünyaya gelen Stuçka, yirmili yafllar›na girdi¤inde devrimci etkinlikte bulunmaya bafllam›flt›. 1888-1897 y›llar› aras›nda Letonya Sosyal Demokrat Gazetesi’nin editörlü¤ünü yürüttü. 1897 y›l›nda Gazetesi kapat›ld›¤›nda, Yukar› Volga’da Vyatka Guberniya’ya befl y›ll›k sürgüne gönderildi. Sürgünden sonra siyasal faaliyetlerine döndü ve 1907 y›l›nda Petersburg’a geçti. 1917 y›l›nda Çar’›n tahtan çekilmesiyle Petrograd Sovyeti’ne girdi. Mart 1918’de yeni Cumhuriyetin Adalet Komiseri oldu. Stuçka, Adalet Komiserli¤i görevinde pek çok sorun devralm›flt›. ‹lk Adalet Komiseri de¤ildi. Devrimin ilk gününde Halk Komiserlikleri Konseyi’ni kuran kararname, Adalet Komiseri olarak G.I. Oppokov’u (Lomov) tayin etmiflti. Oppokov’un faaliyetlerine iliflkin hiçbir kay›t bulunmamaktad›r. Onu, Bolflevik olmayan, Devrimin ilk günlerinde Bolflevik ve Menfleviklerin iktidar› paylaflt›klar› Sosyalist Devrimci Parti’nin Sol Kanad›’na mensup olan Dr. Isaak Sakharovich izlemifltir. Eski takvime göre 10 Aral›k 1917’den Mart 1918’e dek süren Steinberg’in liderli¤i alt›nda Adalet Komiserli¤i, Sosyalist Devrimci Parti’nin temel deste¤inin türedi¤i köylülü¤ün konumunu güçlendirmeye çal›flm›flt›r. Bolflevik yazarlar Komiserli¤in, Steinberg’in istifas›n-


Tarihsel Deney: Ekim Devrimi Sonras› Sovyet Hukuk Kuram›n›n Oluflumu

dan sonra da Sosyalist Devrimcilerin Sol Kanad›’n›n etkisi alt›nda kald›¤›n› düflünmüfllerdir. Komiserlik, 1918 yaz› bafl›ndaki Anayasa Haz›rlama Kurulu toplant›s›na, Bolfleviklerin iktidar›n merkezde toplanmas› iste¤ine karfl›l›k olarak tüm yerel ifllerin yerel Sovyetlere verilmesini teklif etmiflti. Sosyalist Devrimcilerin, Brest-Litovsk Anlaflmas›’n› protesto ederek hükümetten ayr›lmas›ndan sonra (kimileri at›lma olarak de¤erlendirmifltir) Stuçka Adalet Komiserli¤i görevine getirilmifltir. Stuçka, Sovyet yazarlar› taraf›ndan Bolflevik amaçlara has›m oldu¤u düflünülen Adalet Komiserli¤ini bir kriz döneminde devralm›flt›r. Stuçka, çal›flmalar›ndaki kalk›fl noktas›n›n, 1919 y›l›nda Adalet Komiserli¤i taraf›ndan kabul edilen hukuk tan›m› olaca¤›n› göreve gelir gelmez belirtmifltir. Bu tan›m, yeni Cumhuriyetin ceza hukukunun genel ilkeleri aras›nda yer almak üzere belirlenmiflti. 12 Aral›k 1919 tarihli Kararname’nin Girifl ve I. Bölümüne göre: ‹flçi s›n›f›, Ekim Devrimi’nde iktidar› kazanarak, polis, ordu, mahkeme ve kilisesiyle, tüm araçlar›yla çal›flan kitleleri ezmeye hizmet eden burjuva ayg›t›n› paramparça etmifltir. Burjuva hukukunun tüm yasalar›n›n, normlar (hukuksal kurallar) sistemi olarak tüm burjuva hukukunun, ayn› iflleve, yani örgütlenmifl güç arac›l›¤›yla, toplumun çeflitli s›n›flar› aras›ndaki ç›kar dengesini egemen s›n›flar (burjuvalar ve mülk sahipleri) lehine sürdürme ifllevini yerine getirmifl oldu¤u aç›kt›r. ‹flçi s›n›f›n›n, varolan burjuva devlet ayg›t›n› kendi amaçlar›na uyduramad›¤› için onu parçalayarak kendi devlet ayg›t›n› yaratmas› gerekti¤i gibi; burjuva dönemin kal›nt›s›, arflivlere kald›r›lm›fl olmas› gereken yasalar› da kendi amaçlar›na uydurmas› mümkün de¤ildir. Özel kurallar ve hukuk kurallar› olmadan da silahlanm›fl kitleler, ezenlerin hakk›ndan gelmifl ve gelmektedir. S›n›f düflmanlar›yla olan mücadelesinde iflçi s›n›f›, çeflitli zorlama tedbirleri uygulamaktad›r; fakat erken dönemlerde bu güç, herhangi bir özel örgütlenme ve sistem olmadan, tekil durumlar›n gerektirmesi üzerine uygulanm›flt›r. Bununla birlikte mücadele deneyimi, iflçi s›n›f›n›, bu önlemleri düzenlemeye al›flt›rm›fl, bir sistemlefltirmeye yol açm›fl ve yeni bir hukuk do¤urmufltur. Yaklafl›k iki y›ll›k bu mücadele, elde edilen sonuçlar›, iflçi s›n›f› hukukunun somut belirimi olarak ortaya koyma; gerekli ç›karsamalar› ve genellemeleri yapma imkan›n› flimdiden sunmaktad›r. Gücünü korumak, yal›t›k eylemleri-

285


286

John N. Hazard

ni birbiriyle uyumlu hale getirmek ve merkezilefltirmek için iflçi s›n›f›, s›n›f düflmanlar›n› dizginleyebilecek, onlarla mücadele edebilecek kurallar› gelifltirmeli ve yönetmeyi ö¤renmelidir. Bu, her fleyden önce, iflçi s›n›f› diktatörlü¤ünün geçici döneminde gelifltirilmifl olan ve yeni toplumsal iliflkileri ihlal edenlerle mücadele etme görevini üstlenen ceza hukuku ile ilgili bir konudur. ‹flçi s›n›f›, bir ikna arac› olarak devleti ve devletin bir ifllevi olarak hukuku ancak devrik burjuvazinin ve orta s›n›flar›n muhalefeti k›r›ld›¤›nda ve komünist toplum varoldu¤unda ortadan kald›rabilir. Adalet Halk Komiserli¤i, RSFSR* ceza hukukunun yönlendirici ilkelerini yay›nlayarak iflçi s›n›f›n›n s›n›f karfl›tlar›yla mücadelesindeki tarihsel görevlerinde Sovyet adaletine yard›mc› olma ifllevini yerine getirmeye amaçlamaktad›r.

Ceza Hukuku (1) Hukuk – Egemen s›n›f›n ç›karlar›na uyan ve bu s›n›f›n örgütlü gücü taraf›ndan korunan bir toplumsal iliflkiler sistemi (kurallar toplam›). (2) Ceza Hukuku, verili bir s›n›fl› toplumun, toplumsal iliflkiler sistemini, ihlallerden (suçlar) bast›rma (ceza) yoluyla korumada kulland›¤› hukuk kurallar› ve di¤er hukuksal araçlar›ndan oluflur. (3) Sovyet Ceza Hukuku, kapitalizmden komünizme geçifli ifade eden iflçi s›n›f› diktatörlü¤ü döneminde kendini egemen s›n›f olarak örgütleyen emekçi kitlelerin ç›karlar›na uygun toplumsal iliflkiler sistemini bask› araçlar›yla koruma amac›n› tafl›r. Stuçka’n›n yaz›lar›, al›nt›lad›¤›m›z 1919 Kararnamesi’nde ortaya konan sonuçlar› destekledi¤ini düflündü¤ü olgular› ortaya koymaktad›r. Stuçka’n›n öncelikli hedefi, ilgilerini bireyler toplam›ndan çok bir bütün olan “toplum”a yöneltmeleri konusunda hukukçular› ikna etmeye çal›flmak olmufltur. Hukukçular›n geçmiflte, bireyden yola ç›karak ebedi de¤erler arad›klar›n›, bulduklar› “ebedi” de¤erleri de topluluk içinde kurma¤a çal›flt›klar›na inanmaktad›r. Ona göre, toplumu oluflturan topluluk, yaln›zca bireylerin bir toplam› de¤il kendine özgü niteli¤i olan birfleydir. Stuçka ayr›ca, hukukçular›n hukuku, “ebedi bir kategori olmaktan çok, de¤iflen bir toplumsal olgu” olarak de¤erlendirmesi için de u¤raflm›flt›r. Ona göre, de¤iflmeden kalan tek unsur, toplumda s›n›f›n ç›kar›n›n korunuyor olmas›d›r. Stuçka, s›n›fs›z top-


Tarihsel Deney: Ekim Devrimi Sonras› Sovyet Hukuk Kuram›n›n Oluflumu

lumda hukukun olmayaca¤›na inanm›flt›r. 1931 Küçük Sovyet Ansiklopedisi’nde Stuçka’n›n hukuk kuram›n›n özlü bir tan›mlamas› yer almaktad›r. Ansiklopediye göre, Stuçka’n›n katk›s›, hukuku, normlar toplam›, psikoloji veya adaletin ifadesi olarak niteleyen ça¤dafl burjuva kuramlar karfl›s›na, hukukun, egemen s›n›flar›n ç›karlar›na denk düflen ve bu s›n›f›n gücüyle güvenceye al›nan toplumsal iliflkiler sistemi olarak kabul edilmesi görüflünü ç›karmas›d›r. Bu nitelemeleriyle Ansiklopedi yazarlar›, 1919 tan›m›n›, Stuçka’n›n tüm çal›flmalar›n›n özü olarak kabul etmektedir. Stuçka görevi s›ras›nda Komünist Akademi’nin Devlet ve Hukuk Genel Kuram› Bölümünü örgütlemifltir. Bu bölüm, 1929 y›l›nda Komünist Akademi’nin Sovyet Kurulufl ve Hukuk Enstitüsü’ne dönüflecek; 1937 y›l›nda da yeniden isim de¤ifltirerek USSR Bilimler Akademisi Hukuk Enstitüsü ad›n› alacakt›r. ‹sim de¤iflikliklerine karfl›n Enstitü, Sovyet hukuk felsefesinin temel kurumsal merkezi olarak kalm›flt›r. Stuçka’dan sonra gelen üç yöneticisi, bu seçkide eserleri yer alan, Pasukanis, Viflinski ve Trainin’dir. Stuçka’n›n eserlerinden bu seçkide yer alan, Devlet ve Hukukun Devrimci Rolü, Hukuk Genel Kuram› d›fl›nda ‹ngilizce’ye çevrilenler flunlard›r: USSR Anayasalar› ve Devlet Üzerine ‹nceleme (1922), Sovyet Devleti ve Anayasalar›-USSR ve RSFSR (1929), S›n›f Devleti ve Medeni Hukuk (1924) ve Sovyet Medeni Hukuku ‹ncelemesi (1927-1929). Stuçka, 1922 y›l›nda Medeni Kanunu yürürlü¤e koyan, temel uygulama ilkelerini belirleyen kararnameyi haz›rlamas›yla da sayg›nl›k kazanm›flt›r. Letonya devriminin baflar›s›zl›¤›ndan sonra siyasi konumu zay›flam›fl olsa da, USSR hukuk çevrelerinde uzun y›llar boyunca yüksek bir konuma sahip olmufltur. 1920-1921 y›llar›nda Komünist Parti Merkez Komitesi üyeli¤i görevinde bulunmufltur. Bir sene sonra, yedek üyeli¤e geçirilmifl ve daha sonra da bu önemli siyasal organdan tamamen ç›kar›lm›flt›r. Sovyet hukuk felsefesi için temel oluflturma u¤rafl›nda, Stuçka’n›n ça¤dafllar›ndan biri olan Mikhail Andreevich Reisner de rol alm›flt›r. 1868 y›l›nda Sibirya’da dünyaya gelen Reisner, e¤itimini daha sonra ayn› yerde “privat dotsent” (ö¤retim görevlisi) olarak görev yapt›¤› Tomsk Üniversitesi’nde tamamlam›flt›r. Tomsk’ta “flüpheli” kifli olarak görülmeye bafllanan Reisner göç etmek zorunda kalm›fl; göçmenlikte, daha sonra düflünceleri üzerinde büyük etkisi olan, Devrim-öncesi dönemin ünlü Polonyal›-

287


288

John N. Hazard

Rus hukuk felsefecilerinden Leo Iosifovich Petrazhitskii ile tan›flm›flt›r. Reisner’in Devlet ve Kilise bafll›kl› doktora tezi ancak Devrimden sonra, 1919 y›l›nda yay›nlanm›flt›r. Reisner’in çal›flmalar›n› belirlemede, ad›n›n imlas›ndaki de¤iflikliklerden kaynaklanan güçlükler yaflanmaktad›r. Reisner’in eski ö¤rencilerinden biri, Columbia Üniversitesi’nden Profesör Max Laserson, ismin Latin alfabesine düzgün çevriminin Reussner oldu¤unu savunmaktad›r. Bunun nedeni, Reisner’in annesinin Rus, babas›n›n ise Balt›k Alman› olmas›d›r. Bu Latince çevrime olgusal destek, Reisner’in Riga’da avukat olan kuzeninin ad›n›n Nicholas von Reussner çevrilmesi ve Reisner’in kendisinin de bir Rus göçmeni olarak yazd›¤› zaman “Reus” takma ad›n› kullanmas›d›r. E¤er böyle ise, ismin Rusça’da Reisner olarak yaz›lmas���, Kiril alfabesinin s›n›rl›l›¤›ndan kaynaklanmaktad›r. Sovyet biyografi yazarlar›n›n belirtti¤ine göre Reisner, 1904 y›l›nda Königsberg’te, Karl Liebknecht’in davas›na bilirkifli olarak kat›lm›fl ve 1905 y›l›nda Rus Sosyal Demokrat ‹flçi Partisi’nin Bolflevik kanad›na girmifltir. 1905 tavizlerinden sonra da göçmenli¤i sürmüfl, ancak 1906 y›l›nda, bir y›l sonra Kamu Hukuku privat dotsent’i olaca¤› St. Petersburg Üniversitesi’ne dönmüfltür. Ayn› dönemde, Psikonörolojik Enstitüsü’nde de kamu hukuku profesörlü¤ü yapm›flt›r. Bu görevlerini 1917 y›l›na kadar sürdürmüfltür. ‹yi bir yazar olan k›z› da babas›n›n devrimci çizgisini izlemifl, Sovyet döneminde Bolflevik olmufl ve Moskova’da ‹zvestiya’da yazm›flt›r. O¤lu, tan›nm›fl bir do¤ubilimci ve tarihçidir. Sovyet biyografi kaynaklar›na göre Reisner, Devrimden sonra Adalet Komiserli¤i Yasa Haz›rlama Bölümü’nün baflkanl›¤›na getirilmifl, ancak iç savaflta cephede yer almak için bu görevini b›rakm›flt›r. Sovyet hukuk çevrelerinde tart›flmal› bir kifli olan Reisner’in, Marksist terimleri kullanmakla birlikte esin kayna¤›n› Petrazki’de buldu¤u savunulmufltur. Reisner, Marksist terimler alt›nda idealizmi yaymakla suçlanm›flt›r. Kendisi de Marksist hukukbilimi alan›nda yapt›¤› ifli, Petrazki’nin sezgisel hukuk ö¤retisini, Marksist temeller üzerinde yeniden biçimlendirmek olarak tan›mlam›fl; böylelikle ortaya, sezgisel hukuk biçiminde gerçek bir s›n›f hukuku ç›kard›¤›na inanm›flt›r. Ona göre bu keflif, ilk dönem Sovyet kararnamelerinde at›f yap›lan, “devrimci hukuksal bilince” güvenilmesini olanakl› k›lmaktad›r. Reisner, bu devrimci hukuksal bilincin, Sovyet hukuk düzeninin temelinde yatan bir sezgiden baflka birfley olmad›¤›na inanmaktad›r.


Tarihsel Deney: Ekim Devrimi Sonras› Sovyet Hukuk Kuram›n›n Oluflumu

Reisner’in Sovyet hukuk felsefesinin geliflimi üzerinde kal›c› bir etkisi olmam›flt›r. Reisner, eski ile yeni aras›ndaki bofllu¤u doldurmaya çal›flan ilginç ve yarat›c› bir düflünür olarak önemlidir. Viflinski taraf›ndan 1938 tarihli konuflmas›nda ve Golunski ile Strogoviç taraf›ndan da 1940 y›l›nda, Marksist kuram› hukuka uygulamadaki hatalar› nedeniyle fliddetli biçimde elefltirilmifltir. Reisner’in bu seçkide yer alan Petrazki’nin Kuram›: Marksizm ve Toplumsal ‹deoloji ile Hukuk, Hukukumuz, Yabanc› Hukuk ve Genel Hukuk adl› çal›flmalar› d›fl›nda, doktora tezi, Burjuva Devleti ve RSFSR (1923), Do¤u ‹deolojisi (1927) ve ölümünden sonra yay›mlanan Siyasal Çal›flmalar Tarihi (1929) adl› çal›flmalar› ‹ngilizce’ye çevrilmifltir. Evgeny Bronislavovich Pasukanis, en önemli Sovyet hukuk düflünürü kabul edilen Stuçka henüz hayattayken, onun ard›l› haline gelecek kifli olarak belirmiflti. Tver Guberniya’n›n, Volga nehrinin yukar› kollar› yak›n›ndaki Staritsa kentinde, 10 fiubat 1891 y›l›nda do¤an Pasukanis, 1920’lerin bafl›na kadar dikkat çekmemifltir. 1924 y›l›nda, bu seçkide de yer alan Genel Hukuk Teorisi ve Marksizm adl› çal›flmas›n› yay›nlam›flt›r. Kitab›n Almanca çevirisi, Komünist Enternasyonal ile ba¤lant›l› bir yay›nevi taraf›ndan yay›mlan›nca Bat›l› ayd›nlar›n ilgisini çekmifltir. Ünlenmesi ve yüksek mevkilere ilerlemesi bundan hemen sonra gerçekleflmifltir. Komünist Akademisi Baflkan Yard›mc›l›¤› ve Sovyet Kurulufl ve Hukuk Enstitüsü Yöneticili¤i görevlerine getirilmifltir. Emperyalizm ve Sömürgecilik Siyaseti adl› kitab› 1920 y›l›nda yay›nlam›flt›r. Bu temel eserinden sonra, çok say›da makalesi yay›mlanm›fl ve bu çal›flmalar›, birçok Sovyet hukukçusunun, 1925-1930 y›llar› aras›nda Stuçka’n›n editörlü¤ünde ç›kan Devlet ve Hukuk Ansiklopedisi’nde yer alan incelemelerinin temelini oluflturmufltur. 1935 y›l›nda, Uluslararas› Hukuk Üzerine Denemeler adl› kitab›yla uluslararas› hukuk alan›nda çal›flmaya bafllam›fl, yine ayn› y›l asistan› L.Gintsburg ile birlikte editörlü¤ünü yapt›¤› Sovyet ‹ktisadi Hukuk Ders Kitab› yay›mlanm›flt›r. Pasukanis’in Genel Hukuk Teorisi ve Marksizm adl› kitab› di¤er yazarlar için bir yol gösterici olmufltur. 1931 tarihli Küçük Sovyet Ansiklopedisi bu çal›flmay›, Marksist hukukbilimi için de¤erli bir katk› olarak nitelemektedir. Ansiklopediye göre, …meta mübadelesi iliflkilerinin Marx’›n çal›flmalar›nda bulunan çözümlemesinden yola ç›kan Pasukanis, hukuksal biçimler ile ticari bi-

289


290

John N. Hazard

çimler aras›ndaki s›k› içsel ba¤lant›y› ortaya koymakta ve birçok temel hukuk kavram› (hukuksal iliflki, iktidar vb.) üzerinden bunlar›n izini sürmektedir.

Hukukun kökeni ve geliflimi konusunda, “meta-mübadelesi kuram›” olarak bilinen çözümlemeleri nedeniyle hukukçu olmayanlar›n da ilgisini uyand›rm›flt›r. Bu kurama göre hukuk, varl›¤› ve kültürü pazar› merkez alan burjuvaziye ba¤l› olarak pazar ve mübadele için üretim ortaya ç›k›p geliflti¤inde, pazarda oluflur. Pasukanis için hukuk, gerçekte burjuva niteliktedir ve sosyalist toplumda çok s›n›rl› bir yere sahip olacakt›r. Pasukanis’in Sovyetler d›fl›ndaki elefltiricileri, bu çözümlemelerin temelsiz ve hatta saçma oldu¤unu söylemifllerdir. Sovyet elefltiriciler ise bu kuram›n kesinlikle Marx’a dayanmad›¤›n› savunmufllard›r. 1920’lerin sonunda Pasukanis’in hukukun kökeni kuram›na yönelik elefltiriler, iflgal etti¤i mevkiine ra¤men, artm›fl ve 1930 y›l›nda Pasukanis, hatalar›n› düzelten bir makale yay›mlamay› uygun görmüfltür. Seçkimizde yer alan bu makale, olaylar›n ak›fl›n›n Sovyet hukuk felsefesinin geliflimine etkisini ortaya koyan bir veri sunmaktad›r. 1931 y›l›nda Pasukanis, daha sonra broflür olarak bas›lan Marksist-Leninist Devlet ve Hukuk Kuram› ‹çin bafll›kl› bir konuflma yapm›flt›r. Bu konuflmas›nda, kabul etmeye haz›r oldu¤u di¤er hatalar›n› da aç›klamaktad›r. Pasukanis, temel güçlü¤ü, devletin sönümlenmesi kuram› ve sosyalist toplumda toplumsal ürünün vatandafllar aras›nda da¤›t›lma biçimi ile ilgili olarak yaflam›flt›r. Devletin sönümlenmesi konusundaki görüflleri, Pasukanis’in ismi verilmeden, Joseph Stalin taraf›ndan elefltirilmifltir. Stalin 1929 y›l›nda, devletin sönümlenmesi konusunda Bukharin’in görüfllerini elefltiren bir konuflma yapm›flt›r. Bu elefltirisini, 1930 y›l›nda, 16. Komünist Parti Kongresi’ne sundu¤u Rapor’un SSCB’nin ulusal az›nl›klar siyasetinin gelece¤ine iliflkin bölümünde de, görünüflte rastlant›sal bir de¤inmeyle, sürdürmüfltür. Stalin’in bu elefltirileri, kuflkusuz Pasukanis’in yapt›¤› düzeltmelerde etkili olmufltur. Stalin bir hukukçu de¤ildir, fakat tüm ortodoks Sovyet hukukçular›n›n, hukuk kuram›n›n temel almas› gerekti¤ini kabul ettikleri Sovyet siyasal kuram›n›n egemen temsilcisi haline gelmifltir. Yorumlar›, Sovyet siyasal felsefesinin dönüm noktas› haline gelecek olan noktalara iflaret etmifl ve di¤er etkilerinin yan› s›ra, 1937’de Pasukanis’in d›fllanmas›na yol açm›flt›r. Sovyet hukuk felsefesinde do¤makta olan yeni yönelim, 1920’lerin sonlar›ndaki olaylarla ilgilidir. Stuçka tezini gelifltirir-


Tarihsel Deney: Ekim Devrimi Sonras› Sovyet Hukuk Kuram›n›n Oluflumu

ken yürürlü¤e konmakta olan Yeni ‹ktisat Politikas› (NEP) son aflamas›na eriflmek üzereydi. Bu durum, 1927 ve 1928’den sonraki y›llarda ilk Befl Y›ll›k Plan arac›l›¤›yla ülkeyi sanayilefltirme karar›n›n hayata geçirilmesiyle daha da belirginleflti. Sovyet Marksistlerinin sosyalizmin gere¤i gibi gördükleri, tüm sanayiinin devlet mülkiyetine geçirilmesi ifli tamamlanmaya yak›nd›. S›kl›kla köylülerin güçlü karfl› ç›k›fl›yla karfl›laflsa da tar›m büyük ölçüde kolektiflefltirilmiflti. Direnen köylülere karfl› devlet taraf›ndan yeni bir taarruz bafllat›lm›flt›. Orta ve yoksul köylülerin topraklar› ve hayvanlar› kamulaflt›r›l›p bunlar yeni oluflturulan kolektif çiftliklere kat›lma konusunda teflvik ediliyordu. “Kulak” diye bilinen zengin çiftçiler ve bunlar›n etkileyebilecekleri kifliler, esas olarak orman ve maden alanlar›ndaki çal›flma kamplar›na gönderilmiflti. Ekonomi, liderlerin yaz›lar›nda tan›mlad›klar› ve bunlar› okuyan halk›n zihninde canland›rd›¤› sosyalizm amac› do¤rultusunda önemli mesafe alm›fl olmas›na karfl›n devlet gücü, Militan Komünizm döneminin bitiflinden beri, hiç olmad›¤› kadar belirginleflmiflti. Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti’nin 1918 y›l›nda kabul edilen ilk Anayasas›’n›n 9. maddesinde flu hüküm yer almaktayd›: Geçifl dönemi için kabul edilmifl olan Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti Anayasas›’n›n temel görevi, kent ve köy iflçileri ile yoksul köylülü¤ün diktatörlü¤ünü, burjuvazinin tamamen ortadan kald›r›lmas›, insan›n insan taraf›ndan sömürüsünün tamamen yok edilmesi ve s›n›f farkl›l›klar›n›n ve devlet gücünün olmayaca¤› sosyalizmin kurulmas› için güçlü bir Tüm Rusya Sovyet iktidar› biçiminde kurmakt›r.

1930’lar›n ortalar›nda hukuk kuramc›lar›, hem Engels taraf›ndan belirlenmifl olan “sönümlenme” ilkesini hem de varolan siyasal ve iktisadi durumu kavrayabilecek yeni temeller belirlemek göreviyle karfl›laflt›. Elbette Pasukanis gibi, hukukun kökenleri konusunda meta mübadelesi kuram›na tamamen ba¤l› bir kifli, kuram›n kendisini götürdü¤ü sonuçlarla çeliflen bir yaklafl›m gelifltirmede zorlanacakt›. Pasukanis, kapitalist sistem ortadan kald›r›ld›kça hukukun da yok olaca¤›na inan›rken liderler, Marksizmin do¤ru bir yorumunun, hukukun devaml›l›¤›n› ve sosyalizm gerçeklefltikten sonra da hukukun varolaca¤›n› gösterdi¤ine inan›yordu. Pasukanis, kuramsal görüflleri aç›kça suçland›ktan sonra da, özelefltirisiyle görüfllerini yeterince de¤ifltirmifl oldu¤u düflünül-

291


292

John N. Hazard

dü¤ünden olsa gerek bir süre daha çal›flmalar›n› sürdürmüfl; eski kuramsal konumunu k›nayan ve muhaliflerinin görüfllerini kabul eden yaz›lar yazm›flt›r. 1935 ve 1936 y›llar›nda, yeni SSCB Anayasa tasla¤›n›n haz›rlanmas›n› önceleyen araflt›rmalara etkin biçimde kat›lm›fl; 1936 y›l›nda, yeni Anayasa’n›n gerektirdi¤i federal yasalar›n haz›rlanmas›n› yönetmek özel göreviyle Adalet Komiser yard›mc›l›¤›na atanm›flt›r. Daha sonra, 20 Ocak 1937 tarihinde, Komünist Parti gazetesi Pravda, “halk düflman›” suçlamas›yla ona karfl› güçlü bir sald›r› bafllatm›fl; buradaki k›sa gazete yaz›s›, 1 Eylül 1937 tarihinde Komünist Parti dergisi Bolflevik’te geniflletilmifl olarak yay›mlanm›flt›r. Bu makale seçkimizde tam çevirisiyle yer almaktad›r. Yaz›n›n, Bilimler Akademisi üyesi ve uzmanl›k alan›n› tarihsel materyalizm olarak gösteren Pavel Feodorovich Yudin taraf›ndan kaleme al›nd›¤›na inan›lmaktad›r. Hukuk çevrelerinde Yudin ad›nda önemli bir flahsiyet bulunmad›¤› gibi P. F. Yudin de bu konudaki yaz›lar›n› sürdürmemifltir. Bu makale, yazar› nedeniyle de¤il, Yudin’in sadece sözcülü¤ünü yapm›fl olabilece¤i etkili kiflilerin görüfllerini temsil etti¤i için önemlidir. Yudin, Sovyet hukuk felsefesi oluflturabilmek için Marksist yaz›n›n yetersiz oldu¤u görüflünü reddetmektedir (-ki bu görüfl Pasukanis’in temel savlar›ndan biridir). Ona göre, Pasukanis, böylesi bir k›lavuzunun bulunmamas› nedeniyle de¤il felsefi e¤itiminin eksikli¤i nedeniyle yan›lm›flt›r. Hatalar› aras›nda en esasl›s›, biçim ile içerik aras›ndaki iliflkiyi anlamaktaki baflar›s›zl›¤›d›r. Bu baflar›s›zl›k onu, burjuva iktisadi iliflkilerinin ihtiyaçlar›na göre yarat›lm›fl hukuk sistemlerinin kavramlar›n› ve terminolojisini kullanmas› nedeniyle, Sovyet hukukunu biçimsel bak›m›ndan burjuva hukuku olarak nitelendirme sonucuna götürmüfltür. Yudin, biçim ile içeri¤in ayr›lamaz oldu¤unu ve Sovyet hukukuna afl›lanan yeni sosyalist içeri¤in biçimi de de¤ifltirmifl oldu¤unu aç›klam›fl; Sovyet yasalar› ile yabanc› yasalardaki terminoloji benzerli¤ini biçim benzerli¤i sananlar› alaya alm›flt›r. Yudin’in görüflüne göre, Pasukanis’in Sovyet hukukunu biçim bak›m›ndan burjuva hukuku olarak niteleyecek denli biçim ile terminolojiyi kar›flt›rm›fl olmas›, sosyalist iktisat sistemi yerlefltikçe Sovyet hukukunun sönümlenmesi gerekir gibi bir hatal› sonucun temellerini atm›flt›r. Yudin’in yaz›s›, Pasukanis’i elefltiren yaz›lar dizisinin ilki olmufltur. Bir zamanlar amirleri olan Pasukanis’e karfl› birçok kifli


Tarihsel Deney: Ekim Devrimi Sonras› Sovyet Hukuk Kuram›n›n Oluflumu

elefltiriciler listesine eklenmifltir. Herkes yeni bir kuram oluflturulmas›n› istemifl; nihayet 1938’de Andrei Yanuarevich Viflinski, hukuk felsefesini yeni bir mecrada bafllatmak için yapt›¤› konuflmas›nda tüm savlar› toparlam›flt›r. “Hukuk Cephesindeki Durum” bafll›kl› konuflma, hem genel hukuk kuram›n›n hem de hukuk dallar›n›n tart›fl›lmas›n› kapsamaktad›r. Genel hukuk kuram›na iliflkin bölüme seçkimizde yer verilmifltir. Viflinski, d›fl iliflkiler konusundaki çal›flmalar›yla zaten tan›nan, fazlaca tan›tmam›za gerek olmayan bir kiflidir. 1883 y›l›nda Odessa’da do¤an Viflinski, Kiev Üniversitesi Hukuk Koleji’nde hukuk e¤itimi alm›flt›r. 1902 y›l›nda Sosyal Demokrat harekete kat›lm›fl, fakat Devrime kadar Menflevik kanada ba¤l› kalm›flt›r. Devrim sonras›, 1923’ten 1925’e kadar RSFSR’nin Savc›s› ve Moskova Üniversitesi’nde hukuk profesörü olarak görev yapm›flt›r. 1936, 1937 ve 1938’de, Zinoviev, Kamenev, Bukharin, Radek vd.’nin davalar›nda yapt›¤› SSCB Savc›l›¤› göreviyle dünya çap›nda ilgi çekmifltir. Pasukanis’in d›fllanmas›ndan sonra Bilimler Akademisi Hukuk Enstitüsü Baflkanl›¤›na getirilmifl ve kurumun Sovyet Devleti ve Hukuku adl› dergisinin editörlü¤ünü yapm›flt›r; D›fliflleri Bakanl›¤› emrinde çal›flmaya bafllad›ktan sonra da bu görevini sürdürmüfltür. Yeni hukukbiliminin sözcüsü haline geliflmifltir. Viflinski’nin konuflmalar›n› ve yay›na haz›rlad›¤› elkitab›n› (Sovyet Devletinin Hukuku ad›yla ‹ngilizce’de yay›nlanm›flt›r, [New York, 1948]) okuyanlar, Pasukanis ve onun ekolüne yöneltilen temel elefltirinin, hukukun kayna¤›n›n pazarda gerçeklefltirilen meta mübadelesi iliflkilerinde bulunmas›na yöneltildi¤ini göreceklerdir. Konunun uzman› olmayanlar, sosyalizm gerçeklefltirildi¤i ve kapitalist pazar›n önemi azald›¤› zaman hukukun da, Marksistlerin hizmet etti¤ine inand›klar› devletle birlikte sönümlenece¤i sonucuna varmam›fl olsayd›, bu kuram böylesine ilgi çeker miydi diye merak edebilir. En az›ndan Engels’in devletin sönümlenmesi konusundaki kuram›yla uyumlu oldu¤unu düflündü¤ü bu sonuç, Pasukanis yasalar› de¤ifltirmeye yönelmemifl olsayd› sadece akademik elefltirilerle kurtulabilirdi. Pasukanis özel hukukun pazar›n hukuku oldu¤unu ve bu özelli¤iyle Sovyetlerde önemini yitirmeye bafllad›¤›n› ileri sürmüfltür. Baz› düflüncelerinden cayma niyetiyle yapt›¤› 1931 konuflmas›nda flöyle söylemektedir: 1922 y›l›nda, ticaret için düzenli biçimler kurulmas› ve özel hukuk uyuflmazl›klar›n›n çözülebilece¤i temelleri belirleyen Me-

293


294

John N. Hazard

deni Kanuna dayanan mahkemelerin kurulmas› temel endifle konusuydu. fiimdi, mahkemelerimizde (sadece kentlerdeki mahkemeleri kastediyorum) görülen özel hukuk davalar›n›n neredeyse tamam›n›n nafaka ve konut iflleriyle ilgili oldu¤unu görüyoruz. Do¤rudan planlaman›n baflar›s›, planlamadan kaynaklanan iliflkileri düzenleyen kurumlar›m›za yönelik talimatlar› içermesi gereken iktisadi yasalar ç›kar›lmas› ihtiyac›n› do¤urmufltur. Pasukanis, Engels’in varsayd›¤› gibi geçifl döneminin ilk aflamalar›nda özel hukukun ortadan kalkaca¤›n› ve idare hukukunun ortaya ç›kaca¤›n› beklemifltir. Engels, devlet ve hukukun sönümlenmesinden sonra nesnelerin idaresinin, insanlar›n idaresinin yerini alaca¤›n› ummufl, Pasukanis de Engels’in bu kehanetinin gerçekleflme zaman›n›n geldi¤ini düflünmüfltür. Pasukanis’in etkisi o denli güçlü olmufltur ki, hukuk fakültelerindeki özel hukuk dersleri kald›r›lm›flt›r. Bunlar›n yerini, planlaman›n idare hukuku, Pasukanis’in terimleriyle, Almanya’daki gibi, “iktisadi hukuk” alm›flt›r. Pasukanis taraf›ndan geçmiflin izleri olarak nitelenen özel hukuk konular›na ders y›l›n›n sonunda birkaç saat ayr›lm›flt›r. Özel hukuk ders kitaplar›, ‹ktisadi Hukuk bafll›kl› kitaplarla yer de¤ifltirmifltir. Suç ve ceza türlerini belirleyen aç›k kanunlar›n yerini, yarg›çlara yol gösteren “genel ilkeler”in almas›yla, ceza hukukunda da benzer bir zay›flama beklenmifltir. Ceza hukuku alan›ndaki bu çal›flma, daha sonra Adalet Komiseri olan ve Pasukanis ile s›k› iliflki içinde bulunan Nikolay V. Krilenko taraf›ndan h›zland›r›lm›flt›r. Krilenko aç›kça suçlanm›fl ve görevinden al›nm›flt›r. Viflinski’nin Pasukanis elefltirisi çok serttir ve ihanet suçlamalar›n› içermektedir. Pasukanis’in, do¤ruyu bulma amac›yla dürüst biçimde kuram oluflturmad›¤›, Sovyet sisteminin dayana¤› olan hukukun temellerini baltalamak için bilinçli bir çaba gösterdi¤i ileri sürülmüfltür. Sovyet liderleri, toplumu 1936’da ulaflt›¤› düzeyde istikrara kavuflturma zaman›n›n geldi¤i sonucuna varm›fllard›r. Yeni SSCB Anayasas›, SSCB Sovyetleri Kongresi’nin özel bir oturumunda kabul edilmifltir. Anayasa’n›n ve yasama yetkisiyle donat›lan kurumlar›n tart›fl›lmas› s›ras›nda Stalin, “yasalar›n istikrar›na hiçbir zaman olmad›¤› kadar ihtiyac›m›z var” diyerek bu durumu aç›kça ortaya koymufltur. ‹ktisadi alanda üretkenli¤i art›rmak amac›yla ücret art›fl› teflvikleri de kullan›lmaya bafllanm›flt›r. Kiflisel tüketim mallar› veya kolektif çiftlikler-


Tarihsel Deney: Ekim Devrimi Sonras› Sovyet Hu