Issuu on Google+

Çıkarken “Sosyalistlerin asla yapmamaları gereken şey, kendilerinin tümüyle yerleşik kurumlara -yayınevleri, ticari medya, üniversiteler, vakıflar- bağımlı olmalarına izin vermektir. Bu kurumların tümü baskıcıdır demiyorum -muhakkak ki onlarla birlikte pek çok şey yapılabilir. Ama sosyalist entelektüeller doğrudan kendilerinin olan bir alan kaplamalıdırlar: kendi dergileri, kendi teorik ve pratik merkezleri olmalıdır. Herkesin not ya da terfi için değil toplumu dönüştürmek için çalıştığı, eleştiri ve özeleştirinin hararetli, ama aynı zamanda karşılıklı yardımın ve teorik ve pratik bilgi değişiminin de yoğun olduğu yerler: bazı yönlerden geleceğin toplumunu önceden canlandıran yerler.” E. P. Thompson

Fin de Siecle Fransızca bir ifade ve 'yüzyıl sonu' anlamına gelmekte. Kavram 1800'lerden 1900'lere girilirken toplumların içinde bulunduğu kaos, bunalım ve umutsuzluğu anlatmak için kullanılmıştı. Bu umutsuz havayı 20. yüzyılın ilk yarısında işçi sınıfı devrimleri ve ulusal kurtuluş hareketleri dağıtmıştı. Ne var ki, söz konusu atılımların emperyalist-kapitalist sistem karşısında yüzyılın ikinci yarısında uğradığı yenilgi, 21. yüzyılın başlangıcında olduğumuz şu günlerde benzer bir havayı dünyada belki daha şiddetli biçimde estiriyor. 'Tarihin meleği' arkasına baktığında bugün yenilen ya da teslim alınan devrimci atılımları ve çöken ülkeleri görüyor. İçinden geçmekte olduğumuz gericilik sürecinde, geçmiş ve gelecek, sağdan ve 'soldan' gelen 'tarihin sonu' tezleriyle şimdinin içine hapsedilirken, dünya da sermayenin tahakkümü altında büyük bir hapishaneye dönüşmektedir. Sermayenin kendi suretinde yarattığı bu hapishanede insanlar daha fazla sömürü için kendilerine reva görülen bir yaşamı sürdürmeye zorlanmaktadır. Sermayenin bu gerici saldırısının başladığı 1970'lerden beri ekonomiden siyasete, eğitimden iletişime toplumsal yaşamın her alanında bilgi üretim ve dağıtımının iktidarına sahip bulunanlar hep bir ağızdan bıktırırcasına tekrarlıyorlar: "ya barbarlık, ya barbarlık!.." Bu noktada bugünün dünden farkı, geçmişte sermayeye daha mesafeli, toplumsal eşitlik ve toplumsal kurtuluş mücadelesine daha yakın duran, bilim, kültür ve sanat alanlarında çalışan insanların önemlice bir kısmının sermayenin bu gerici korosuna katılmakta olmasıdır. Televizyon ve gazete haberlerinden sinema salonlarına, kürsülerden kitaplara kadar her şey, Nazım'ın şiirlerini kaleme aldığı günlerdekiyle karşılaştırılamayacak ölçüde yalanlarla doludur. Akademik dünya, post-modernizm, post-yapısalcılık, radikal demokrasi gibi modalarla, bilgi toplumu, toplam kalite, küreselleşme, yönetişim gibi kavramlarla her geçen gün gerçeğin üzerini daha fazla örtmekte, insanların beyinlerini Ortaçağ kilisesini aratacak ölçüde yıkamakta ve uyuşturmaktadır. Bu uyuşturma sürecinin kendisi de argümanları gibi skolastiktir. Skolastiktir, ideolojik ve teorik süreçlerin nasıl işlediği hakkında üretilen onca söylem, düstur ve literatüre rağmen bütün bu süreçlerin niye üretildiği hakkında bir şey söylemez. Dahası var; bunların neden ve kim için üretildiği sorusuna cevap arayan Marksistlere karşı sürekli bir epistemolojik suikast gerçekleştirilir. Yani, onların savlarını kendi istedikleri bağlama sokarak karşı savları anlamsızlaştırırlar.


Türkiye de bütün bu gelişmelerden azade değildir. Neo-liberal politikalar askeri darbe ile yürürlüğe girmesinden ve sosyalist inşa süreçlerinin kapanmasından beri emekçiler her geçen gün sahip oldukları kazanımların ellerinden alındığına tanık oluyorlar. Yapısal uyum programlarıyla dünya çapında sömürgecilik politikaları uygulanırken, aynı zamanda sermaye tahakkümünün restorasyonu gündeme geliyor. Bu restorasyon, bilim, sanat ve siyaset alanındaki aydınlar arasında kendisini bir tasfiye süreci olarak gösteriyor. "Sınırların aşıldığı bir çağda" teorik ve ideolojik muğlaklık, tam da tasfiye sürecinde tutunmaya çalışan aydınların tavrı olarak ortaya çıkıyor. Çoğu zaman bir erdemmiş gibi sunulan bu tavra sol/sosyalist aydınlar arasında da sıkça rastlanmaktadır. Sınıflar arası uzlaşmaya, siyasetsizliğin siyasetine, teorik alanı dil oyunlarıyla söz mezbahasına çevirmeye denk düşen sol liberalizm bu tavrın sol içerisindeki en yaygın dışavurumudur. Yaşanan bu süreç teorik konumlarını emekten ve sosyalizmden yana koyanların önüne sorumluluklar yüklüyor. Düşünsel üretimin kapsam, kategori ve yöntemleri her geçen gün genişlemekte ve teori alanının bu denli genişlemesi, emekten yana konumlanan bilim insanlarının, dünyanın yorumlanması ve değiştirilmesinin bilgisini üretmek için daha yoğun bir çaba içine girmesini gerekli kılmaktadır. Böylesi bir çaba yalnızca, kapitalizmin eğilimleriyle belirlenmiş teorik üretimlerin savunmacı bir tarzda eleştirisiyle sınırlı olan değil, kendi bahçemiz olan sosyalizm ve tarihsel materyalizm alanını güzelleştirmeyi de önüne koyan bir çaba olmalıdır. Theoria görmek demektir ve görmek bilgi ile olur. Bilginin edinilmesi ise karmaşık bir süreçtir. Gerçekliğin tanınması süreci hem gözlemlenen nesneyi hem de gözlemleyen özneyi değiştirir. Başka bir deyişle bilgilenme süreci insanın, bir yandan maddi dünya ile ilişkisi içinde dönüşürken, diğer yandan da nesne edindiği bilgiyi dönüştürmesini içerir. Bu dönüşüm ise amacını kendi içinde taşıyan bir etkinlik olarak praksisle olur. Praksis; teoriyle pratiğin, sözle eylemin birlikteliği anlamında, teorik ve akademik bir etkinliğin ötesinde çağrışımlara sahip bir kavram olarak, "praksis felsefesini" Marksizmi- yeniden düşünmeyi, tarihsel materyalist yöntemle düşünmeyi, akademideki ve akademi dışındaki bilim, sanat ve siyaset insanları arasında yaygınlaştırmaya çalışacağı için salt bir teorik üretim değil, aynı zamanda bir eylem olacaktır. Teorik üretimin kendisi, Türkiye gibi tarihsel materyalizmin pek fazla gelişip kökleşemediği; özgün kurucu metinlerden çok, şabloncu tarzda sahiplenen ya da reddeden metinlerle anlatıldığı bir ülkede moral ve entelektüel hegemonya açısından yakıcı bir görevdir. Tarihsel materyalizme, Türkiye'nin ve akademilerinin olduğu kadar, sosyalistlerinin de çok ihtiyacı bulunduğu düşüncesiyle bizler,

• • • • •

Sosyal bilimler alanında -özel olarak da Marksizmde- kalıplaşmış, sulanmış, orijinal anlamından uzaklaşmış ya da kullanılmaz hale gelmiş kavramlar ve kavram kümelerinin yol açtığı teorik deformasyonun üstesinden gelmek, Tarihsel materyalist bir bakış açısının kuramsal, metodolojik ve siyasal olarak sorgulamacı ve eleştirel bir duruşun ön koşulu olduğunu göstermek, Tarihsel materyalist yaklaşımın ve sınıf temelli siyasetin bugün Türkiye için vazgeçilmez olduğunu anlatmak, Her geçen gün birbirinden daha çok kopan sosyal bilimler ve toplumsal gerçeklik arasına bir köprü kurmak, Eşitlik ve özgürlük idealine bağlılığını koruyan, emekten ve sosyalizmden yana konumlanıp ancak, düşüncelerini ve üretimlerini yayacak kanallardan yoksun oldukları için başka bazı kanallara yönelmek durumunda kalan ya da yayın


yapma motivasyonu körelen akademisyenlere ve araştırmacılara bir üretim, iletişim ve tartışma kanalı açmak, Kapitalizmin bilimsel eleştirisini güncelleştirip, canlı tutarken sosyalist inşa süreçlerini ve ütopyayı tartışan ve geliştiren, bu anlamda, dünyayı yalnızca yorumlamak değil, aynı zamanda onu değiştirme mücadelesine katkı sağlamak için....

Praksis yürüyüşüne başladık.


ÖZETLER Post-Marksizmin Kuramsal ve Siyasal Açmazları / Gülseren Adaklı Adaklı bu yazıda post-Marksist perspektifin felsefi ve kuramsal temellerini eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutuyor. Adaklı bu bağlamda yapısalcılığı ve postyapısalcılığı/söylem kuramlarını ele alıyor ve bu yaklaşımların zaaflarını Marksist kurama taşıyan post-Marksizmin hem kuramsal olarak çelişki, zorlama ve tahriflerle malul olduğunu hem de işçi sınıfına duyduğu derin güvensizlik ve muğlak siyasal projesiyle devrimci siyasetin ufkunu daralttığını ileri sürüyor. Post-Marksist Siyasetin Sefaleti: Radikal Demokrasi / Sevilay Kaygalak Bu yazı, post-Marksizmin siyasal projesi olan Radikal Demokrasi'ye odaklanıyor. Kaygalak, yazıda temel olarak iki noktanın altını çiziyor: İlk olarak, Radikal Demokrasi projesinin kurucuları olan Laclau ve Mouffe'un Marksizm diye sundukları ve eleştirdikleri şey aslında Marksizm'in çarpıtılmış ve dogmatik bir karikatürüdür. İkinci olarak, Radikal Demokrasi bir sosyalist demokrasi inşa etme projesi olamaz, gerek kuramsal öncülleri gerekse Marksist siyaset anlayışına yönelttiği eleştiriler Radikal Demokrasi'nin liberal niteliğini açıkça ortaya koymaktadır. Yaşama Sanatına Brecht'in Katkısı: Diyalektik, Hegemonya ve Yabancılaştırma Kuramı/Emre Arslan Bu makale Marksist sanat insanı Bertolt Brecht'in eserlerini tarihsel materyalist bir açıdan değerlendirmektedir. Arslan'a göre Brecht'in yabancılaştırma etkisinin postmodern bir tarzda yorumlanması ancak bu etkinin içeriğinden soyutlanıp bir kurallar yığını olarak algılanmasıyla olur. Arslan buna karşı, yabancılaştırma etkisinin diyalektik ve hegemonya kavramlarıyla birlikte düşünüldüğünde daha doğru ve Brecht'in genel siyasal ve sanatsal tavrıyla daha uyumlu bir biçimde anlaşılabileceğini ileri sürüyor. Marksizm: İnsan Özgürleşmesi'nin Felsefesi / Ecehan Balta Bu makale, Marksizm'in gerek onu reddedenler gerekse benimseyenler tarafından sıklıkla ihmal edilen bir yönüne vurgu yapıyor. Balta'ya göre Marx'ın tüm çalışmalarının temelinde yatan düşünce insan özgürleşmesidir ve sömürünün ortadan kalkması adil bir bölüşümün sağlanmasıyla değil ancak emeğin yabancılaşmasının ortadan kaldırılmasıyla mümkün olabilecektir. Balta'nın yazısı, negatif ve bireysel bir özgürlük kavramsallaştırmasına dayanan burjuva özgürlük anlayışına karşı Marksizm'in pozitif ve kolektif özgürlük anlayışının üstünlüklerini vurguladığı için de ayrıca önem taşımaktadır. İlişki ve Süreç Olarak Sınıf / Ellen Meiksins Wood Wood, E.P. Thompson'ın anıtsal eseri İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu'nda benimsediği kuramsal çerçeveyi eleştirilere karşı savunduğu ve hatırı sayılır biçimde geliştirdiği yazısında, sınıfı gelir ve servet bölüşümüne dayanan sabit bir kategori olarak gören 'sosyolojik' ve yapısalcı sınıf kavrayışlarına karşı, sınıfın ancak süreç içerisinde görülüp değerlendirilebilecek bir ilişki olduğunu ileri sürüyor. Wood'un yazısı, hayli


yoğun bir kuramsal tartışmayı bu tür bir sınıf kavrayışının sosyalist siyaset açısından sonuçlarını tartışarak sonlandırdığı için ayrıca değerli. Toplumsal ve Tarihsel Çerçeveler Olarak Sınıflar / Mustafa Bayram Mısır Mısır'ın makalesi sınıf kavramına Marksist ve Marksist olmayan çeşitli yaklaşımları eleştirel biçimde değerlendiriyor ve sınıfın salt ekonomik olana indirgenemeyeceğinin altını çiziyor. Mısır'a göre Marksizm'de ekonomik sınıf ile siyasal sınıf-tarihsel özne arasındaki ayrılıktan hareketle yapılacak bir sınıf tanımına yer yoktur. Eleştirel Gerçekçiliğin Marksizme Faydalı Olabileceği Beş Nokta / Jonathan Joseph Bu makale Roy Bhaskar'ın kurucusu olduğu eleştirel gerçekçiliğin Marksizm'in çeşitli sorunlarını çözmede önemli ölçüde faydalı olabileceğini ileri sürüyor. Joseph'a göre bir bilim olarak Marksizm dünyaya dair bilgi üretirken genel olarak felsefe, özel olarak da eleştirel gerçekçilik Marksizm'in alanına müdahale etmemeli, onunla arasındaki mesafeyi korumalı ve dünyayı açıklama işini daha iyi yapabilmesi için Marksizm'e bir zemin hazırlama görevini üstlenmelidir. Joseph, 'Klasik Marksizm' ile 'Batı Marksizmi' arasında yapılagelen ayrımı eleştirip eleştirel gerçekçiliğin bu ayrımın ortadan kaldırılmasına yardım edebileceğini de söylüyor. 'Birey ve Toplum' İkiliğine Karşı Tarihsel Materyalizm'in Nesnesi Olarak 'Toplumsal İlişkiler' / Nazım Güveloğlu Güveloğlu'nun makalesi sosyal bilimlerdeki 'yılların eskitemediği' tartışmalardan biri olan birey-toplum ilişkisi sorununu ele alıyor ve toplumsal ilişkileri analiz nesnesi edinen tarihsel materyalizmin bu sorunun üstesinden gelebileceğini vurguluyor. Güveloğlu'na göre gerek soyut bir birey anlayışına dayanan yöntemsel bireycilik gerekse Roy Bhaskar'ın ilişkisel olma iddiasındaki modeli yapı-fail ikiliğini aşmayı başaramaz. Tarihsel Materyalizmi Yeniden Düşünmek: 'Açık Marksizm', İlişkisel Yaklaşım ve Praksis / Sinan Kadir Çelik Çelik bu yazısında, İngilizce literatürde dahi çok yaygın olmayan, Türkiye'de ise neredeyse hiç bilinmeyen kapsamlı bir 'tarihsel materyalizmi yeniden kurma' girişimini, 'Açık Marksizm'i ele alıyor. Çelik'e göre kavramsal kategorilerin açıklığına, sınıf mücadelesinin tarihsel ve kavramsal önceliğine ve metodolojik olarak da biçim analizi yöntemine vurgu yapan Açık Marksizm'in tarihsel materyalizm için önemli tespit ve uyarıları olsa da, kayda değer sorun ve sınırlılıkları da vardır. Çelik, Açık Marksizm'den başlattığı tartışmayı tarihsel materyalizmin genel meselelerine taşıyor ve makalesini 'praksis' kavramının 'mana ve ehemmiyetinin' altını çizerek noktalıyor. Tarihsel Materyalizmde İdeoloji ve Üstyapı'ya Önsöz / Frank Füredi Bu makale, Franz Jakubowski'nin Ideology and Superstructure in Historical Materialism adlı kitabının 1990 baskısına önsöz olarak yazılmıştır. Füredi bu yazıda, tarihsel materyalist düşünce içerisinde ilginç bir figür olan Jakubowski'yi tanıtmanın yanısıra, tarihsel materyalizmin genel kuramsal ve siyasal meselelerine de değiniyor. Bob Jessop'la Görüşme / Sinan Kadir Çelik ve Ebru Deniz Ozan


Marksist devlet kuramının ve düzenleme okulunun önemli ismi Bob Jessop'la yapılan bu görüşmeyi ilgi çekici ve faydalı bulacağınızı umuyoruz. KİTAP ELEŞTİRİSİ Ali Ekber Doğan, son dönemlerin 'gözde' yazarı, 'Üçüncü Yol' kuramcısı Anthony Giddens'ın kısa süre önce Türkçe'de yayınlanan kitabı Tarihsel Materyalizmin Çağdaş Eleştirisi'ni değerlendiririyor. E. Attila Aytekin ise Osmanlı İmparatorluğu'nun yediyüzüncü yılı tartışmalarında sessiz kalan sol çevrelerden çıkan nadir seslerden birini, Fikret Başkaya'nın Yediyüz. Osmanlı Beyliği'nden 28 Şubata Bir Devlet Geleneğinin Anatomisi isimli kitabını ele alıyor. KONFERANS DEĞERLENDİRMESİ Bu sayımızda E. Attila Aytekin Uluslararası Eleştirel Gerçekçilik Birliği'nin 2000 yılı konferansını değerlendiriyor.


praksis1