Page 1

FAfi‹ZME, EMPERYAL‹ZME, FEODAL‹ZME, fiOVEN‹ZME VE HER TÜRDEN GER‹C‹L‹⁄E KARfiI

PART‹ZAN

May›s-Haziran 2008

Say›:65

‹ki Ayl›k Siyasi Dergi

May›s-Haziran 2008

Say›: 65

‹ki Ayl›k Siyasi Dergi

Katlediliflinin 35. y›l›nda Kaypakkaya...

Ezen ulus milliyetçili¤inin panzehiri ezilen ulus milliyetçili¤i de¤ildir Partinin korunmas› ilkelere uyulmas›ndan geçer Sanat Tarihi... ‹flçi hareketi için program ve amaçlar

90. y›l›nda Ekim Devrimi yolumuzu ayd›nlatmaya devam ediyor! -1Tasfiyecilik Üzerine -1-

F‹YATI: 3 YTL (KDV dahil)

ISSN: 1303-0078


UMUT YAYIMCILIK VE BASIM SANAY‹ LTD. fiT‹

PART‹ZAN’DAN

Yönetim yeri: Gureba Hüseyin A¤a Mah. ‹mam Murat Sok. No:8/1 Aksaray-Fatih/‹STANBUL. Tel: (0212) 521 34 30 FAKS: (0212) 621 61 33 Sahibi ve Yaz›iflleri Müdürü: Çilem Önsel Bask›: Ezgi Matbaa Sanayi Cad. Altay Sok. Çobançeflme/Yenibosna 0212 452 23 02 ISSN. 1303-0078

Merhaba Emperyalist-kapitalist sistemin, bizimki gibi yar›-sömürge ülkelere “yeniden yap›land›rma” ad› alt›nda y›k›m politikalar›n› “reform ve istihdam paketleri” gibi isimler alt›nda hayata geçirmeye çal›flt›¤›, bunun da yans›malar›n›n daha çok iflsizlik, açl›k ve sefalet olarak emekçi halk›m›za dayat›ld›¤› bu süreçte geçirdi¤imiz 2008 1 May›s’› birçok ilde genifl kitlelerin bu politikalara öfkesini hayk›rd›¤› buluflmalar oldu. Özellikle ‹stanbul’da konfederasyonlar›n yapt›klar› aç›klamalar›n ard›nda durmamalar›, Türk-‹fl’in 1 May›s’a saatler kala karar›n› de¤ifltirmesi ve D‹SK ve KESK’in de al›nan kararlar› hiçe saymas›na ra¤men önemli bir kitle sokak sokak direnerek 1 May›s’›n anlam›n› sahiplendi. SSGSS yasas›n›n Meclis’ten geçirilmesinin ard›ndan daha birçok sald›r› yasas›n›n da beklendi¤i bu süreçte Partizan’›n 65. say›s› ile birlikteyiz. Bu say›m›zda ilk yaz›m›z May›s ay› içerisinde olmam›zdan da kaynakl› komünist önder ‹brahim Kaypakkaya ile ilgili ve “Katlediliflinin 35. y›l›nda Kaypakkaya” bafll›¤›n› tafl›yor. S›kça ’68 dönemi tart›flmalar›n›n yap›ld›¤›, ancak ‹brahim Kaypakkaya’n›n bilinçli bir flekilde saklanmaya çal›fl›ld›¤› bu dönemde bu yaz›n›n faydal› olaca¤›n› ve ilgiyle okuyaca¤›n›z› düflünüyoruz. ‹kinci yaz›m›z At›l›m gazetesi ve Yürüyüfl Dergisinde çeflitli tarihlerde yay›nlanan Kürt Ulusal Sorunu’na iliflkin yaz›lar üzerine bir de¤erlendirme. “Ezen ulus milliyetçili¤inin panzehiri ezilen ulus milliyetçili¤i de¤ildir” bafll›kl› bu yaz› içinde hem söz konusu yay›nlarda geçen bu konudaki yanl›fl ve eksik anlay›fllar üzerine vurgular bulabilecekken hem de Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk› üzerine bir tak›m do¤rular›n tekrar hat›rlatmas›n› bulacaks›n›z. Üçüncü yaz›m›z “Partinin korunmas› ilkelere uyulmas›ndan geçer” bafll›kl› ve dördüncü yaz›m›z ise “Sanat Tarihi” bafll›¤›n› tafl›yor. Bu yaz›lar›n da ilginizi çekece¤inizi düflünüyoruz. Bu say›m›zda Yunanistan’a da oldukça fazla yer veriyoruz. Egemenlerin sald›r›lar› ve son dönem yaflanan direnifller aç›s›ndan bak›ld›¤›nda ülkemizle de önemli benzerlikler tafl›yan Yunanistan’daki süreci özetleyen iki farkl› tarihli yaz› deneyim aktar›m› aç›s›ndan oldukça önemli. Son olarak bir dosya fleklinde Tasfiyecilik ve Ekim Devrimi üzerine iki yaz›n›n birinci bölümlerini yay›ml›yoruz. Bu yaz›lar›n da hem tarihi bir süreci inceleme ve hem de ders ve deneyimlerini bugünlere tafl›ma anlam›nda önemli oldu¤unu düflünüyoruz. Bir sonraki say›m›zda buluflmak dile¤iyle…

e-mail: umutyayimcilik@ttmail.com BÜROLAR ➧ KARTAL: ‹STASYON CAD. DÖRTLER APT. NO: 4/2 KARTAL, TEL: (0216) 306 16 02 Cep: 0537 270 75 60 ➧ ANKARA: TUNA CAD. ÇANAKÇI ‹fiHANI NO:11 KAT:3 DA‹RE: 32 ÇANKAYA/ANKARA TEL: (0312) 430 67 65 Cep: 0 535 562 33 72 ➧ ‹ZM‹R: 856. SOKAK, NO: 48/203 KEMERALTI-KONAK TEL: (0232) 446 78 07 Cep: 0 555 561 04 03 ➧ MALATYA: ‹SMET‹YE MAH. N‹YAZ‹ M‹SR‹ CADDES‹ ERSOY APT. NO:9 TEL: (0422) 325 78 13 Cep: 0 542 216 48 00 ➧ BURSA: SELÇUK HATUN MAHALLES‹, ÜNLÜ CAD, SÖNMEZ ‹fi SARAYI KAT:2 NO: 185 HEYKEL TEL: (0224) 224 09 98 Cep: 0 536 613 81 98 ➧ MERS‹N: S‹L‹FKE CAD. ÇAVDARO⁄LU ‹fiHANI KAT: 3 NO: 118 MERS‹N Cep: 0 545 685 25 27 ➧ ERZ‹NCAN: ORDU CAD. ORDU ‹fiHANI KAT:3 TEL: 0 446 223 67 18 Cep: 0 536 697 94 19 ➧ AVRUPA MERKEZ BÜRO: WESELER STR 93 47169 AS-DRUCK DUISBURG-ALMANYA TEL: 0049 203 40 60 958 FAKS: 0049 203 40 60 959 Hesap Numaralar›m›z; Yurtiçi: Selma fi fia ahin: Ziraat Bankas› Aksaray ‹stanbul fiu fiubesi 48209849-5002 Yurtd›flfl››: Selma fi fia ahin Ziraat Bankas› Aksaray fi fiuube Euro hesap numaras›: 48209849-5001 Vak›flar Bankas› Aksaray fi fiuube Euro hesap numaras›: 00158048000527074 ‹fl Bankas› Parmakkap› fi fiuube Euro hesap numaras›: 1042 0175785

Dostlukla


Katlediliflinin 35. y›l›nda Kaypakkaya...

E¤er bugün, sefalete itilmifl emekçiler ve proletarya saflar›nda Kaypakkaya ad› sevgi ve sempatiyle, heyecan ve coflkuyla karfl›lan›yorsa ve e¤er bugün, O’nun ad› emekçiler kat›nda sayg›yla an›l›yorsa; bunu, salt faflizm karfl›s›nda, iflkenceciler karfl›s›ndaki dillere destan direnifliyle aç›klamak yetmez ve bu haks›zl›k olur. O’nu sayg›n bir kiflilik yapan as›l fley, ideolojik ve politik kimli¤idir ve her fleyden önce de devrimimizin amaç ve hedeflerine ulaflman›n gerçek anahtar›n› veren teorik çözümlemeleridir.

2


tundu¤u ideolojik çekim merkeziyle de, genifl emekçi y›¤›nlara direngen ve direflkenlikle yolu gösteren de ve en uza¤a niflan almas›n› bilen de O idi. Proletarya Partisi’nin sayg›n bir politik kimli¤e kavuflmas›nda Kaypakkaya’n›n teori ve prati¤i ve de politik formasyonu muazzam önemdeydi. E¤er bugün, sefalete itilmifl emekçiler ve proletarya saflar›nda Kaypakkaya ad› sevgi ve sempatiyle, heyecan ve coflkuyla karfl›lan›yorsa ve e¤er bugün, O’nun ad› emekçiler kat›nda sayg›yla an›l›yorsa; bunu, salt faflizm karfl›s›nda, iflkenceciler karfl›s›ndaki dillere destan direnifliyle aç›klamak yetmez ve bu haks›zl›k olur. O’nu sayg›n bir kiflilik yapan as›l fley, ideolojik ve politik kimli¤idir ve her fleyden önce de devrimimizin amaç ve hedeflerine ulaflman›n gerçek anahtar›n› veren teorik çözümlemeleridir. Bu çözümlemeler, halk demokrasisi, ba¤›ms›zl›k ve sosyalizm davam›z›n ilerletilmesinin zengin reçeteler demetidir. Zamandafllar› küçük burjuva ihtilalci önderlerle karfl›laflt›r›ld›¤›nda, aralar›ndaki nitel fark da baflka fleyler bir yana, bu ideolojik, politik ve teorik fikirler manzumesinin kendisindedir. Bu dünyadan göçüp giderken ard› s›ra geride b›rakt›¤› komünist miras, aradan geçen birkaç on y›ll›k zamana karfl›n hala “referans” olmay› sürdürüyorsa, ilerleyen sürece gerçek bir yan›t olabiliyorsa ve hala ard›llar›n›n elinde mücadele ruhlar›n›n ateflleyicisi olarak dünyan›n Türkiye denilen parças›nda yak›c›l›¤› üzerinden dönüfltürücülü¤ünü koruyorsa ve hala devrimimizi ilerletmenin “iletken teli” olmay› sürdürüyorsa; bu demektir ki, Kaypakkaya’n›n “teorisi” en yüce s›navdan, “zaman›n s›nav›ndan” geçmifltir. Yaflam ve onun yarat›c› devrimci eylemi her ad›mda Kaypakkaya’n›n teorisinin lehine tan›kl›k etmeyi sürdürüyor; hem de en temel sorunlarda. Devrimci Marksizm’in evrensel ö¤retilerinin kendi toplumumuzun analizi temelinde ülkemiz devrimi ile bütünlefltirilmesi ancak O’nun mahir ellerinde kendi öz suyuna ka-

Proletarya Partisi’nin kurucu-kuramc›s›, devrimimizin en “rafine temsilcisi”, “ser verip s›r vermezli¤in” y›k›lmaz abidesi yoldafl ‹brahim Kaypakkaya’n›n burjuva-feodal faflist ayg›t› taraf›ndan katlediliflinin 35. y›l› içindeyiz. Yoldafl Kaypakkaya, en gerici güçlerin demir a¤larla örülü süre¤en ablukas› alt›nda eme¤in kölelefltirilmesine dayal› patron-a¤a devletinin iktidar›na karfl› Türkiye proletaryas› ve komflular›n›n aya¤a do¤rulan sesi oldu. Yo¤un yer alt› çal›flmas›n›n en a¤›r koflullarla iç içe geçti¤i bir mecrada, Ekim, Çin ve Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin top seslerini komünist bir duyarl›l›kla s›n›f kulvar›nda içsellefltirerek Türkiye Devrimci Hareketi’nde fevkalade bir yan›t›n ad› olmas›n› bildi. Teoriyle prati¤in, sözle eylemin, evrenselle özgülün tek bir kiflilikte, bir tek beyinde mayaland›¤› bir a¤›rl›k merkeziydi O. Tam komünist kiflili¤i ile devrimimizin amaç ve fikrine, karakter ve perspektifine tutarl› yan›tlar getirebilmifl kalifiye bir politik kimlikti. O, yaln›zca zengin bir düflünce bollu¤u ile yo¤rulmufl usta bir politik kimlik de¤ildi; ayn› zamanda teorik ve ideolojik kimli¤iyle de büyük önemde bir “düflünce kaz›bilimcisi” idi. Akl› ve yüre¤i ile ondaki her fley, o soylu dava, o muhteflem amaç, o ateflli tutku, o yüce düflünce dedi¤imiz bir tek fleye ba¤lanm›flt›: Devrim! Marks, devrimler, tarihin lokomotifidir demiflti; bu lokomotif büyük bir “kuvvet”le harekete geçer. Bu kuvvet önderliktir, bu önderlikte de en önde duran önderdir. Bilinir ki, her devrim kendi önderli¤ini ve önderini yaratarak sürece gerçek bir yan›t olabilir. Biz biliyoruz ki, tarihte hiçbir s›n›f, süreklili¤i sa¤lanm›fl önder örgüt olmaks›z›n, devrimci süreci yönetmeye yetenekli siyasal önderler olmaks›z›n baflar›l› bir devrime ulaflamaz. Dünya devriminin Türkiye parças›nda bu önder, Kaypakkaya idi. Zor dönemin güç koflullar› alt›nda metaneti kalmayanlara cesaret ve kararl›l›k afl›layan da, buzu k›r›p yolu gösteren de, sökecek flafa¤› hedefleyen politik analizleriyle de, tu-

3

Katlediliflinin 35. y›l›nda Kaypakkaya...

PART‹ZAN 65


Katlediliflinin 35. y›l›nda Kaypakkaya...

PART‹ZAN 65 den akan lavlar dünyaya yay›l›yor ve oralarda uzun zamand›r birikmifl bulunan yan›c› maddeyi tutuflturmada gecikmiyordu. Fransa’dan ‹talya ve Almanya’ya dek en önemli geliflmifl kapitalist ülkeler toplumsal kaynama içindeydi. Ö¤renciler ve iflçiler aya¤a kalkm›flt›. Soka¤›n sefalete itilen kitleleri ayn› kulvarda bulufluyordu. Güneflin alt›, ö¤renci hareketleriyle s›ms›cakt›. “Ekim”in gerçeklik kazanmas›yla birlikte dünya tarihi yeni bir geliflme aflamas›na, kapitalist sistemin uzun süreli genel buhran› aflamas›na girmifl ve ikinci emperyalist paylafl›m savafl›yla da sistem, daha önce kazand›¤› nispi istikrar ve dengeyi arkada b›rakm›flt›. Bu durum ve bunun do¤urdu¤u sonuçlar taban›nda dünyada devrimin nesnel koflullar› olgunlaflm›fl, tarihsel ve siyasal olarak devrim nesnel bir gerçeklik halini alm›flt›. “Ekim”den sonra ardarda gerçeklik halini alan eme¤in iktidar›na dayal› düzenlerin devrim halkalar›na eklenerek k›z›l zinciri uzatmas›, kapitalist-emperyalist sistemde yer sars›nt›s› etkisi yaratm›fl ve bu durum, devrimin nesnel koflullar› için ideal ve elveriflli koflullar sa¤lam›flt›. Anlafl›l›r ki, o y›llarda, hoyratça esen bir 1968 rüzgar›, soka¤›n sola y›¤›lm›fl kitleleri ve toplumsal kaynama ile yükselen devrimci dalga her yan› sar›p sarmalam›flt›. Ve arz yuvarla¤› aç›ktan sars›nt› geçiriyordu. Sömürge ve yar›-sömürge ülkeler aç›s›ndan da durum farkl› say›lmazd›. Kapitalistemperyalist sistemin birer halkas› durumundaki bu ülkelerde yaln›zca “devrimin nesnel koflullar›” de¤il, a¤›rl›kl› bir bölümünde “devrimci durum” da “demindeydi”. Kaypakkaya’y› bize veren Türkiye parças›nda ise nesnel koflullar›n fena haldeki bask›s›, yönetenlerin yönetmedeki a¤›r güçlükleri ve alttakilerin de üsttekilere karfl› artan hoflnutsuzlu¤unun dolays›z sonuçlar›; iflgaller, direnifller, grevler ve soka¤›n aya¤a kalkmas› olarak iz düflümünü buluyordu. Ne yerleflik demokratik al›flkanl›k ve gelenekler ve ne de gerçek

vuflabilmifltir. Kürt ulusu konusunda buzu k›r›p yolu gösteren de, Kemalizm ideolojisiyle ile y›llar y›l› uyutulan toplumu ayd›nlatan da, cumhuriyet tarihini materyalist tarih anlay›fl› temelinde analize tabi tutup resmi tarihi hallaç pamu¤unu çeviren de, iktidar›n silah zoruyla ele geçirilmesinin zaruret oldu¤una teorik temel sa¤layarak Türkiye proletaryas›n›n eline, “flehirlerin k›rlardan” Halk Savafl› yoluyla “kuflat›lmas›” stratejisini silah olarak veren de, niteli¤i, amaçlar› ve hedefleriyle devrimimize tutulan ›fl›¤›n kayna¤› da oydu. O, ortaya koydu¤u bütünlüklü teori ve siyasal düflünceleriyle iflçi s›n›f›n›n eylemine kendi toplumumuzun tahlili üzerinden politik bir temel sa¤lad›. O, bu düflüncelerini yaflam›n yaflayan gerçe¤i haline getirme pratik savafl›m›nda, yoldafllar›yla beraber patron-a¤a devletinin kolluk güçleriyle giriflti¤i bir çat›flmada yakaland› ve iflkencede hunharca katledildi. Anlafl›l›r ki O, yaln›zca devrimin “önderi” de¤il, ama “askeriydi” de.

Neydi Kaypakkaya’y›, böylesine komple bir “kiflili¤i” ortaya ç›karan koflullar ve etmenler? Böylesi bir komünist önderi yaratan elveriflli iç ve d›fl koflullar olmal›yd›. Gerek Türkiye’de ve gerekse dünyada onun ortaya ç›kmas›nda çimento rolü gören fleyler olmal›yd›. O’nu biçimlendiren, onun düflüncelerine yön veren ve hamuruna maya rolü gören ve de onu kal›ba döken etmenler, olgular ve unsurlar olmal›yd›. Öyleyse, ‘70’li y›llar›n efli¤ine geri dönmek gerekti¤i ortadad›r. Zira, “yaflam ileriye do¤ru yaflan›r ama geriye do¤ru anlafl›l›r”. Her fleyden önce dünyada nesnel koflullar devrimin lehineydi. Bunu, devrimin “nesnel koflullar›” “demindeydi” diye özetleyebiliriz. Özellikle Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin (BPKD) dünyay› sarsan etkileri ço¤u ülkede volkan püskürmesine yolu açm›flt›. Uzak Asya’da, K›z›l Çin’den BPKD kraterin-

4


Katlediliflinin 35. y›l›nda Kaypakkaya...

PART‹ZAN 65

Yoldafl Kaypakkaya, en gerici güçlerin demir a¤larla örülü süre¤en ablukas› alt›nda eme¤in kölelefltirilmesine dayal› patron-a¤a devletinin iktidar›na karfl› Türkiye proletaryas› ve k o m fl u l a r › n › n aya¤a do¤rulan sesi oldu. politik iz düflümü olarak bafllang›çta devrim ve sosyalizme en duyarl›, en örgütlü ve en diri alan içinden, üniversite gençli¤i içinden Mahirler, Denizler ve de Kaypakkaya’lar tüm heybetiyle ç›kageldi. Onlar ve özellikle de komünist bir önder olmas› bak›m›ndan Kaypakkaya, bu koflullar, etmenler ve olgular içinde mayaland›, kal›ba döküldü ve süre giden sürece bir yan›t›n ad› olarak Demokratik Halk Devrimi’nin amaç ve politikalar›na gerçek bir anahtar olarak ortaya ç›kt›. Pek tabidir ki, sakin yaflam koflullar›, refah toplumu de¤il, ancak böylesi koflullar, s›n›f mücadelesi kaosunun mayaland›¤›, Büyük Proleter Kültür Devriminin top seslerinin bu mayalanma üzerinde fevkalade devindirici etki yapt›¤›, s›n›f›n ve soka¤›n canlanma içinde oldu¤u ve toplumun her yan›yla kay-

siyasal özgürlükler vard›. S›n›rl› olan siyasal özgürlükler her türlü güvenceden yoksundu ve güdük demokratik ö¤eler de kaygan bir zemin üzerinde gidip geliyordu. Bir yandan feodal karakterli süre¤en faflizm, öte yandan bununla koflutluk halinde yükselen ve alçalan bir e¤ride sürüp giden süre¤en devrimci durum madalyonun iki yan›yd›. Ulusal sorunun çözümsüzce orta yerde duruyor olmas›n›n yaratt›¤› dereceli kutuplaflma, ekonomik ve siyasal istikrars›zl›k taban›nda keskinleflen a¤›r iç bunal›m›n süre¤en niteli¤i, gerici egemen güçlerin halka karfl› kurdu¤u ittifak, parlamenter biçimlerle süslenmifl bir askeri despotizmi, faflizmi, devlet flekli olarak halk›n tepesinde eksik etmiyordu. ‹flte bu tablo içinde, bu tablonun dolays›z sonucu olarak ve bu tablonun kafalardaki

5


Katlediliflinin 35. y›l›nda Kaypakkaya...

PART‹ZAN 65 O, gerçekten de teoriyle prati¤in, sözle eylemin parlak bir senteziydi. Bu demektir ki, Kaypakkaya, dünya ve Türkiye’de, an›n elveriflli tarihsel ve siyasal koflullar›n›n etkisi alt›nda kitle mücadelesi ve örgütlenmesi üzerinden s›n›f mücadelesinin k›zg›n atefli ortas›nda BPKD’nin büyük ehemmiyete sahip yank›s›n›n yol açt›¤› bir mecrada, T‹‹KP’le giriflti¤i amans›z ve zorlu iç mücadele sürecinde fikirlerini gelifltirmifl, olgunlaflt›rm›fl, bir senteze; ideolojik, politik ve örgütsel bir senteze vard›rm›flt›r. Hiç flüphesiz ki bu sentez, her fleyden önce devrimci silahl› mücadele ile, “uzun süreli ve da¤›n›k halk-gerilla savafl›”yla ete-kemi¤e bürünecekti. Mao’yu “sa¤a s›çray›fla” kurban edenlere karfl› O, gerçek ve tutarl› devrimci Mao savunuculu¤u ile muazzam önemde bir ideolojik, politik, örgütsel muharebeye girifliyordu. Bu demektir ki, mayalanmakta olan yaflam›n kendisine yolu açt›¤› bir mecrada Kaypakkaya, BPKD’nin ateflleyici gücünün, “s›n›f mücadelesinin ateflinde” y›kanmas›n›n ürünü olarak öz suyuna kavuflmufl, komünist bir önder olarak muharebe meydan›nda yerini alm›flt›r. Elbette ki dönemin dünya ve Türkiye’deki bu özgün koflullar› yaln›zca Kaypakkaya gibi bir önderi ve TKP/ML gibi bir komünist partiyi de¤il, THKO ve THKP-C gibi küçük burjuva ihtilalci parti ve di¤er gençlik önderlerini de yaratm›fl ve onlara da uygun bir temel sa¤lam›flt›r. Ne ki, Kaypakkaya’y› di¤er önderlerden, Mahir Çayan ve Deniz Gezmifl gibi dönemin ihtilalci gençlik önderlerinden farkl›laflt›ran çok önemli ayr›m noktalar› vard›. Bu ayr›m noktalar›, yaflam›n kenar›na b›rak›lacak denli basit, önemsiz ve tali noktalar de¤ildi; üzerinden atlanamayacak denli keskin, parlak ve zengin fikirler manzumesinin kendisindeydi bu ayr›m hatlar›; ve hem de bir “nitelik” s›çramas›yd›lar. Pek tabiidir ki bu “s›n›r çizgileri”, baflka fleyler bir yana, her fleyden önce ideolojik ve politikti. Türkiye

nama noktas›na ulaflt›¤› bir tablo ve tüm bunlara dünyadaki nesnel koflullar›n da elverifllili¤i Kaypakkaya gibi bir önderi yaratabilirdi. Türkiye, için için kaynayan bir yanarda¤d› ve kraterinden Kaypakkaya’n›n ve dönemin küçük burjuva ihtilalci önderlerinin f›flk›rmas› hiç de flafl›lacak bir fley de¤ildi. Anlafl›l›r ki 1970’li y›llar›n efli¤i ve 1970’li y›llar gerek dünya ve gerekse Türkiye’de devrim için, devrimci giriflimler için, devrimci faaliyet için elveriflli koflullar sa¤l›yordu. Türkiye’de “sola y›¤›lma” bafllam›flt› bu y›llarda. Devrimci düflünceler yayg›nlaflm›fl, devrimci eserler her yan› kaplam›fl, sol çevirilerin hacmi büyümüfl, ö¤renci gençlik ve özellikle üniversite gençli¤i içinde devrimci fikirler serpilmifl, sol gruplar topraktan f›flk›rm›fl ve Kaypakkaya da solun filizlenen fideli¤i içinde, önce T‹P ve sonra Proleter Devrimci Ayd›nl›k (PDA) ve T‹‹KP içinde yerini alarak kendi özgünlü¤ü ve özelli¤i ile aya¤a do¤rulmufltu. Özellikle iflçi, köylü ve ö¤renci direnifllerinin, grevlerinin, iflgallerinin yayg›nlaflt›¤› bu dönemde Kaypakkaya, ço¤u direnifllere, iflgallere bizzat kat›lm›fl ve Mao’nun “kitlelerin gücünü örgütlemek bir siyasettir” sözünün adeta sad›k bir izleyicisi olmufltu. Kitle hareketleri, direnifl, grev ve iflgaller, ona öz suyunu tafl›yan gerçek kanallar olmufltu. Kaypakkaya’y› as›l biçimlendiren ve onun komünist fikirlerinin olgunlaflarak daha tam hale gelmesinde kendisinin bizzat kitle eylemleri içinde yer almas› ve bunlardan bir komünistin ç›kard›¤› dersleri ç›karmas›d›r. Üst üste binen bu pratikler onun teorisinin ve politik tutumunun yetkinleflmesinde baflat rol oynam›flt›r. 15-16 Haziran Büyük ‹flçi Direniflinin Kaypakkaya’n›n düflünce geliflmesi üzerindeki etkisi ve onu flekillendirmesi küçümsenebilir mi? O, kitle mücadelesi ve eylemlerinin atefli içinde çelikleflerek kendisine yolu açm›flt›r. Onda, düflüncenin nesneye sonsuz yaklaflarak bilginin sarmal hareketine yol açmas›, “dolays›z pratikle” ayr›lmaz bir “olmazsa olmazd›r”.

6


pakkaya’n›n bütünlüklü devrim tezleri içinde. Çin Devrimi deneyimine dayanarak Mao’nun teorisi üzerinden ülkemiz için ileri sürdü¤ü bu tez, iktidar›n ele geçirilmesinde mihenk tafl›d›r. Ona göre bizim gibi bir ülkede devrimin askeri çizgisi, “flehirlerin k›rlardan kuflat›lmas›” çizgisidir. Yar›-sömürge, yar›-feodal statünün üzerinden devrim ile karfl›-devrim aras›ndaki güç dengesi, karfl›devrim zincirinin en zay›f halkas›n›n köylük bölgelerde oluflu ve devrimin ana ordusunun ve dolay›s›yla devrim cephesinin köylük bölgelerde daha güçlü ve elveriflli koflullara sahip oluflu flehirlerin k›rlardan kuflat›lmas› stratejisini vazgeçilemez bir görev olarak ortaya koyar. Bu görev de, ancak, “uzun süreli, da¤›n›k halk-gerilla savafl›” ile yerine getirilebilir. Ve “k›z›l üs bölgeleri” de bu tezin stratejik bir bilefleni olarak vazgeçilemez önemdedir. Ve Kaypakkaya, devrimimizin “bafl”›n› proletarya “gövde”sini ise köylülükte görür. Ne ki bu durum, proletaryan›n devrimdeki ideolojik ve politik önderlik rolünü asla yads›maz. Ona göre köylülük devrimimizin temel gücüdür. Devrimimizin ilk ad›m›, özü itibar›yla köylülü¤ün gereksinimlerini ifade der. Baflka fleylerin yan› s›ra, demokratik devrimin özü toprak devrimidir. Kapitalizmin geliflme derecesi, demokratik devrimin muhtevas›n› daraltmakla birlikte, bu özü de¤ifltirmez. Öte yandan Kaypakkaya, parti, ordu ve cepheyi Yeni Demokratik Devrim’in baflar›s› için üç temel silah olarak vazgeçilemez önemde ele al›r. Devrimci barutunu henüz bütünüyle tüketmemifl olan ulusal burjuvaziyi de halk›n birleflik cephesinin “stratejik bilefleni” görür. Ve Kaypakkaya, “uluslar›n kendi kaderini tayin hakk›n›” kay›ts›z koflulsuz savunur, ama hiçbir özel-ulusal geliflme yolunu da asla proletaryan›n amaçlar›n›n önüne geçirmez. Her milliyetten emekçileri, s›n›f kardeflli¤i ruhu çat›s› alt›nda ortak bir örgütlemeyi amaç edinir. Gelelim ondaki en diri, en zengin ve en

devriminin sürecine yan›t olacak ve onu muzaffer bir devrime tafl›yacak politika ne olmal›yd› ve bu politika hangi ideolojik flemsiye alt›nda yaflam hakk› bulmal›yd› sorular›na verilen yan›tlarda Kaypakkaya ile, dönemin di¤er önderleri aras›nda derin uçurum vard›. Kaypakkaya’n›n Türkiye devriminin içinde bulunulan sürecine sundu¤u “seçenek”, dönemin di¤er gençlik önderleri aras›nda onu apayr› bir yere oturtuyor; ve ayn› zamanda ondaki derinlik ve donan›m›n çap›n› da gösteriyordu. Neydi bu ayr›m noktalar› ve Kaypakkaya’n›n “devrimimize” sundu¤u seçenek? Kaypakkaya’n›n temel-teorik görüflleri devrimin niteli¤i, yolu ve perspektifine ekonomik ve toplumsal statünün sa¤lam bir analizi ile tam ve derin yan›tlar getirir. Yar›sömürge, yar›-feodal ekonomik-toplumsal yap›n›n gözeneklerinden uç veren anti-emperyalist, anti-feodal temel çeliflmeler ülkemiz devriminin niteli¤ini belirler. Feodal sistemle genifl emekçi y›¤›nlar ve emperyalizmle ülke halk› aras›ndaki çeliflmeler olarak ifadesini bulan bu çeliflmeler, devrimimizin Demokratik Halk Devrimi karakterini ortaya koyarlar. Bu devrimin hedefi emperyalizm, feodalizm ve komprador kapitalizm ve onun dayana¤› burjuva-feodal devleti y›karak, yerine Demokratik Halk ‹ktidar›’n› kurmakt›r. Devrimimizin birinci aflamas› yar›-sömürge, yar›-feodal toplumu demokratik, ba¤›ms›z ve özgür bir topluma dönüfltürmek, yani anti-emperyalist, anti-feodal çeliflmeleri çözmektir. Devrimimizin ikinci aflamas› ise, burada durmaks›z›n daha ileriye gitmek, devrimi kesintisizce sürdürerek onu sosyalizm ve komünizm aflamas›na tafl›makt›r. Kaypakkaya bu kadarla da yetinmez. Devamla, burjuva-feodal faflist iktidar› alt ederek baflar›l› bir devrime ulaflman›n gerçek yolunun Halk Savafl› strateji ile mümkün oldu¤unu ortaya koyar. Bu görevi yerine getirirken “devrimci silahl› mücadele” ise devrimimizin “temel biçimi” olarak ele al›n›r Kay-

7

Katlediliflinin 35. y›l›nda Kaypakkaya...

PART‹ZAN 65


Katlediliflinin 35. y›l›nda Kaypakkaya...

PART‹ZAN 65 lerinin yan›na bile yaklaflmalar› bir yana, gözle görülür bir tav›r bile ortaya koyamam›fllard›r. Oysa Kaypakkaya bu sorunlarda kaynayan bir kazan gibidir. Herkesin ölü sessizli¤ini korudu¤u o y›llarda Kaypakkaya buzu k›r›p yolu gösterendi; kimsenin niflan alamad›¤› yere, en yükseklere niflan almas›n› bilendi. Oysa ne Mahir ve ne de Denizler daha bafllang›çtan beri, içinde tafl›d›klar› ideolojik ve politik açmazlar nedeniyle bu sorunlarda da, bu en temel politik sorunlarda da zaafl› idiler ve tutarl› bir hat izlemekten oldukça uzakt›lar. Öte yandan, temsil etti¤i s›n›f gere¤i, s›n›f hareketini sosyalizmle birlefltiren öncü-

yeni siyasal tezlere. Anlafl›l›r ki bunlar, kurtulufl savafl› tablosu üzerinden Kemalizm ve cumhuriyet tarihinin son derece tutarl› bir çözümlemesi, devlet ve onun niteli¤i ve faflizm ve de genelde ulusal sorun özel de ise Kürt Ulusal Sorunu çözümlemeleridir. Cumhuriyet tarihinin “hangi iplikten dokundu¤unu” ilk kez komünist bir bak›fl aç›s›yla sergileyen oydu. Kemalizm’in s›n›f karakterini, niteli¤ini ve onun komprador burjuvazi ile toprak a¤alar›n›n ç›karlar›n›n billurlaflt›¤› faflist merkez oldu¤unu saptayarak, kitlelere “makyajs›z gerçe¤i” gösteren de o oldu. Uluslar›n kendi kaderlerini tayin hakk› tezlerinde, ve özellikle de Kürt sorununda al›fl›lageldik tabular› y›karak ve Kürt ulusunu yok sayan resmi statükocu tezlerin karfl›s›na, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakk›n›, yani ayr›l›p ayr› bir devlet kurma özgürlü¤ü hakk›n›n kay›ts›z koflulsuz savunulmas›n› her milliyetten emekçi halk›n kardeflçe s›n›f dayan›flmas› çat›s› alt›nda savunarak burjuva-feodal faflist ayg›t› “aflil topu¤u”ndan vuran da onun tezleriydi. 1971 ihtilalci aya¤a do¤rulufluna rengini veren di¤er devrimci önderlerin teorilerinde ve duruflunda Kemalizm ve ulusal sorunda olsun, cumhuriyet tarihinin tahlili sorununda olsun tam bir bulan›kl›k, kar›fl›kl›k ve fena halde bir bulamaç egemendir. THKO ve THKP-C gibi örgütlerin Kemalizm’den “köklü bir kopuflu” sa¤layamad›klar› ve dolay›s›yla bunun üzerinden cumhuriyet tarihinin tahlilinde ve Kemalizm de¤erlendirmelerinde küçük burjuva duruflun ötesine geçemedikleri herkesin malumudur. Ve gene Kürt Ulusal Sorunu’nda Kaypakkaya’n›n tez-

nün temel teorik tezleriyle Mustafa Suphi sonras› biriken elli y›ll›k “revizyonist pisli¤i” silip süpürme ve Türkiye proletarya hareketinin içine sapland›¤› “küflü ruh hali”nden kurtarma görevini üstlenen de O oldu. Suphi sonras› düzenle bir türlü köklü kopuflu sa¤layamayan “revizyonizm salg›n›”na ilk etkili darbeyi vurarak pasifizme, parlamentarist budalal›¤a çekici çivinin tepesine vurarak yan›tlayan da Kaypakkaya idi. Ve bilinir ki, Marksizm-Leninizm k›l›¤›n› bürünmüfl modern revizyonizmin çürümüfl saçma tezleri Kaypakkaya gibi bir komünistin “devrimci Marksizm” silah›yla hurdal›¤a ç›kar›lm›flt›.

8


derleri gibi 1971 “ihtilâlci aya¤a do¤rulufluna” rengini vermifltir; ama O, 1971 devrimci hareketi içinde “komünizmi” temsil etmifltir. Zira O, temsil etti¤i s›n›f ve ideolojiyle, siyasal tezleriyle ve devrimimize getirdi¤i somut ve gerçekçi yan›tlarla devrim çan›n› çalarak 71’in ›fl›ldayan bir feneri olmufltur. Zamandafllar› ile yan yana konuldu¤unda, devrimimizin “Olimposlu Jupiter”i rolüyle görünür. Anlafl›l›r ki, onun yeri özgündür, özeldir ve farkl›d›r “71 devrimci hareketi” içinde. Aradan geçen bunca zaman sonra çok büyük bir aç›kl›kla denebilir ki, Kaypakkaya’n›n tezleri, s›n›f mücadelesinin ateflinde yeterince s›nanm›fl ve ilerleyen pratik onun temel teorik görüfllerinin halk demokrasisi, ba¤›ms›zl›k ve sosyalizm mücadelesinin zaferi için gerçek bir temel, bizi gelece¤in toplumuna götüren çözüm reçetesi oldu¤unu yeterince tan›tlam›flt›r. Yukar›da ana hatlar›yla s›ralad›¤›m›z Kaypakkaya’n›n siyasal tezleri olsun, onun s›n›f mücadelesini parlamento içi mücadeleye hapsedenlere karfl› devrimci silahl› mücadeleyi esas alan hatt› olsun, yasal partiyi savunan “tatl› su devrimcilerine” karfl›, Öncü Partinin, amaçlar›yla, hedefleriyle ve bu amaca ulaflma araç ve yöntemi taban›na dayal› olarak devrimi haz›rlama çal›flmas› ve propagandas›nda “yasa d›fl›” olma zorunlulu¤unu savunusunda olsun, “zor”a dayanan devrim olmaks›z›n proletaryan›n kendi egemenli¤ini kuramayaca¤› tezinde olsun, yasal mücadeleyi “yer alt› ruhuyla birlefltirme” tezinde olsun ve özellikle de bizimkisi gibi bir ülkede silaha sar›lmayan bir örgütün ayakta kalamayaca¤› öngörüsü olsun, bugün art›k yaflam taraf›ndan yeterince ve kuvvetle do¤rulanm›fl tezler demetidir. Yaflanm›fl devrim deneyimleri ve on milyonlar›n mücadele dersleri çok büyük bir aç›kl›kla tan›tlam›flt›r ki, faflizmin hüküm sürdü¤ü bir ülkede komünist partisine düflen tek görev politik görevlerini devrimci fliddet araçlar›yla (bugün için bu devrimci fliddet

Öte yandan Kaypakkaya, proletaryan›n ç›karlar›n›n somutlaflt›¤› ideoloji olarak Marks, Engels, Lenin, Stalin ve Mao Zedung’un güzergah›n› devrimimize yolu gösteren k›z›l güzergah olarak görmüfl ve gerek Stalin’i ve gerekse Mao’yu yok sayan ya da onlar› devrimci Marksizm’in ö¤retmenleri olarak görmeyen anlay›fllarla da aras›na temel bir s›n›r koymufl oluyordu. Onun modern revizyonizme ve revizyonizme ald›¤› fevkalade tav›r olsun, Stalin ve Mao meselesine yaklafl›m› olsun, yaln›zca dönemin di¤er devrimci önderleriyle fark›n› ortaya koymam›fl ayn› zamanda karfl›-devrimci revizyonizme de aç›ktan bir meydan okuma olmufltu. Kaypakkaya’n›n Türkiye devrimi konusunda ortaya koydu¤u tezler her biri di¤erini öngören bir zincirin ard›fl›k halkalar› gibidir. Kaypakkaya’daki bu bütünlüklü tablo devrimimizin güzergâh›n›n en zengin resmediliflidir. Ve bu resmedilifl, bilimsel yöntem üzerinden tümüyle bir “iç tutarl›l›¤a” sahiptir. Bu yan›yla Kaypakkaya, zamandafllar›yla yan yana kondu¤unda daima “bir bafl” daha yukardad›r. Öylesine ki, sosyalizm alt›nda s›n›flar ve s›n›f mücadelesinin sürdürülmesi konusundaki tezleri apaç›k bir uzak görüfllülükle örülmüfltür. Onun bütünlüklü tezleri Rus devrimi renginden çok, Çin devrimi rengine bürünmüfltür ve bunda yad›rganacak bir fley de olamaz. Zira devrimimiz, temel damarlar›yla Rus devriminden çok Çin devrimine daha yak›nd›r; ondaki evrenselli¤i daha çok izler. Ondaki bu yak›nl›k Çin devriminin bir kopyas› de¤il, Çin devriminin yolunu açt›¤› kulvar üzerinden kendi toplumumuzun ay›rt edici özelliklerinin evrensel tezlerle ustaca bütünlefltirilmesidir. Hiç kuflku yok ki, Kaypakkaya’n›n o dönemde s›n›f mücadelesinin atefli içinde harmanlad›¤› teorik tezleri, s›n›f›n titanlar›n›n kendi eylemini dayand›rmas› gereken bir temel olmay› sürdürüyor. Kaypakkaya da dönemin di¤er devrimci ön-

9

Katlediliflinin 35. y›l›nda Kaypakkaya...

PART‹ZAN 65


Katlediliflinin 35. y›l›nda Kaypakkaya...

PART‹ZAN 65 uzun süreli da¤›n›k halk-gerilla savafl›d›r) yerine getirmektir. Koflullar›m›z›n zorlay›c› bask›s› bunu önümüze kuvvetle koyuyor; ve Kaypakkaya’n›n bizzat içinde yer alarak ve bedel ödeyerek buzu k›r›p yolu gösterdi¤i fley de buydu. Biz biliyoruz ki, “büyük sorunlar halklar›n yaflam›nda ancak fliddet yoluyla çözülür”. Ve devrimci Marksizm büyük bir aç›kl›kla tan›tlam›flt›r ki, “devrimci komünizmin tek program›, iç savafl›n tan›nmas›ndan geçer”. Yaflam›n devindirici eylemi, Kaypakkaya’n›n tezlerinde bunu yeterince tan›tlam›fl bulunuyor. Yoldafl ‹brahim Kaypakkaya’n›n katlediliflinin 35. y›l›nda dünya, Ortado¤u ve Türkiye için için kayn›yor. Emperyalist sistemin genel buhran›yla birleflerek onu daha da karmafl›klaflt›r›p a¤›rlaflt›ran “güncel bir krizin” solu¤u ABD’den bafllay›p arz yuvarla¤›na yay›larak, sermayenin ensesinde “kaosu mayalamaya” bafllad› bile. Dünya ekonomisinin motor gücü konumundaki ABD’de de konut kredisi üzerinden ilk iflaretini veren güncel mali kriz salt para krizi olarak kalmay›p üretim ve de¤iflimin ekonomik tekerle¤ini patlatmaya do¤ru yol al›yor. Salt ABD ile s›n›rl› kalmayan güncel krizin etkileri Bat› Avrupa baflta olmak üzere emperyalizmin çevre gerisi ülkeler de dâhil olmak üzere bir dünya turu yapmaya do¤ru fena halde yol al›yor. Sermaye üzerine kurulu sistemde devrevi ekonomik bunal›mlar›n “geri gelmesi” bu tarz›n do¤as›yla uyumludur. Zira sermayeye dayal› üretim tarz›, kendi geliflmesi içinde kendini güçten düflüren etmenleri, çeliflme

ve uzlaflmazl›klar›n› her daim yeniden daha büyük oranda üreten sistemdir. Birinci emperyalist paylafl›m savafl›ndan bu yana “uzun süreli genel bir buhran” içinde debelenen sermayenin bu son krizi, bir yandan zarar›n baflkalar›n›n s›rt›na yüklenmesi mücadelesinde sermayeler aras›ndaki uzlaflmazl›klar› ye¤inlefltirirken, öte yandan da bu çeliflmeleri siyasal alana tafl›madan edemeyecektir. Derinleflen kriz, sermayeler aras›ndaki rekabeti, pazarlar u¤runa savafl›m› ve bu savafl›m› siyasal alandaki çeliflmelere dek tafl›yarak gerdirecektir. Bu iflin bir yan› ve sistemin efendileri cephesi. Ama öte yandan derinleflen bu krizin yükünün emekçi s›n›flara fatura edilmesi de iflin bir di¤er yan›, yani emekçiler cephesinden görünümü. Ve elbette bir de bu krizin yar›-sömürge ülkelere, oralar›n sefalete itilmifl kitlelerine, ruhlar›n› bedenlerinde tutacak denli yiyecek bulamayan emekçi halk›n s›rt›na aktar›lmas› yan› var. Elbette bu iflin birinci perdesi. Ama aslolan ikinci perdedir. Bu kriz hem emperyalist merkezlerde iflçi s›n›f›n›n uyan›fl›n› h›zland›rmada katalizör rolü görerek bura emekçilerini devrimcilefltirmeye do¤ru iter; ve hem de emperyalistler aras› iliflkilerde, sermayeler aras› rekabette aralar›ndaki dereceli kutuplaflmaya çanak tutarak çeliflmeleri k›z›flt›r›r. Bu da emekçi kufla¤›n kan›yla beslenen vampirlere rahat yüzü vermez. Rahat yüzü vermez çünkü, devrimler ve devrimci giriflimler ancak her bunal›m›n ard›ndan sökün eder. Elbetteki verili bunal›m›n h›z›, derinli¤i, geniflli¤i önemlidir; ara ara, tek yanl› ve yal›t›lm›fl bir bunal›m sistemde çöküfle varamaz.

10


Ne ki, sistemin depresyon batakl›¤› içine iyiden iyiye sürüklendi¤i apaç›k. Dünyay› yaflanmaz hale getiren ve üretici güçlerin hakk›ndan gelemeyen ve bu noktada ço¤u kez tarihsel görevine ihanet eden sistem yaflland›¤›n›n ve miad›n› doldurdu¤unun tüm kan›tlar›n› bize vermifl bulunuyor. Ne var ki, tüm çürümüfllü¤üne ve fena haldeki durgunluk batakl›¤›na karfl›n, bu krizleri “kontrollü biçimde yönetmek” için tüm çözüm reçetelerini tüketmifl de de¤il. Krizinin sermayeyi neden çöküfle götürmedi¤ine yan›t›n bir bölümü buradad›r; birinci üretici güç insan d›fl›nda hala üretici güçleri gelifltirmeye devam etmesi, üretim sürecinin teknik temelinde devrimler yapmaya devam etmesi, nispi art›de¤er yöntemlerinde hala s›çramalar yapabilme yetene¤ini bir ölçüde koruyor olmas› ve de kâr oran› düflme e¤ilimi yasas›n›n ifllemesi önüne bulabildi¤i frenleyici engeller gibi etmenler de bu yan›t›n öteki yüzüdür. Fakat flu bir gerçek: Sermaye astar› olan krizle daha uzun süre yaflayamaz ve krizin çöküflle sonuçlanmas› bu tablonun bir bilefleni olarak sermayenin tepesinde as›l› duruyor. Bilinir ki, sermaye için sorun krizin afl›lmas› de¤ildir; ve verili üretim sisteminde bu olas› da de¤il; tüm sorun bu krizin nas›l yönetilece¤idir. ‹flte bu son güncel mali kriz bu yönetme iflini zora sokmufl bulunuyor. ABD Merkez Bankas›’n›n faiz oranlar›n› düflürmesi, piyasaya para pompalamas›, ya da baz› finansal yükümlülükler alt›na girmesi gibi yollar da krizi yönetmesine yetmiyor. Her ne kadar bu kriz, para ekseni etraf›nda dönen kriz de olsa ve hareket alan› banka, borsa ve mali çevreler de olsa bunun bir noktadan sonra üretim ve yeniden-üretim sürecinde ciddi dalgalanmalara yol açarak zaten içinde debelenilen depresyon batakl›¤›n› daha da derinlefltirmesini iflaret ediyor mevcut geliflmeler. Serbest piyasa lapas›n› ve özellefltirmeyi her derde deva gören sermaye sahipleri avaz› ç›kt›¤› kadar ba¤›rarak devletin güncel

duruma müdahale etmesini talep ediyorlar. Devlet her fleyden “elini çeksin” diyenler flimdi devlet “el ats›n” diyor. Anlafl›l›r ki ve bu son kriz de bir kez daha tan›tlam›flt›r ki, sermayeye dayal› iktidarlar ve kapitalist üretim tarz› ile daha uzun süre yol almak imkâns›z. Bundan bir ç›k›fl yolu bulunmal›d›r. Bu yol üretici güçlerin sermaye karakterine proletarya önderli¤inde toplumsal bir biçim kazand›rmaktan baflka bir fley olamaz. Siyasal ve toplumsal alanda da durum emperyalist haydutlar› ve suç ortaklar›n› zorluyor. ABD ilk s›rada olmak üzere, dünyan›n kapitalist-emperyalistlerin soygun ve ya¤ma politikalar›, halklar› kölelefltirme çizgileri hemen her yerde halklar›n direniflinin duvar›na tosluyor. Kimi yerde devrim ve sosyalizmi hedef alan s›n›f mücadeleleri, kimi yerde ulusal ba¤›ms›zl›k için aya¤a do¤rulufllar ve kimi yerde de sisteme dokunmayan ama yaln›zca ABD’yi hedefe koyan karfl› koyufllar emperyalistlerin ve suç orta¤› gericilerin uykular›n› kaç›rmaya devam ediyor. Uzak Asya devrimci enerji kabarmas›na aç›ktan tan›k oluyor. Nepal, Filipinler ve Hindistan’da yank›lanan devrimin ayak sesleri tüm dünyada yank›s›n› bulmada gecikmeyecektir. Dünyan›n çat›s›nda, Nepal’de devrim son seçimlerin de gösterdi¤i gibi kitleleri peflinden sürüklüyor. Filipin ve Hindistan’da uzun süreli da¤›n›k halk-gerilla savafl› yolu ile geliflen devrimci giriflimler mevzi kazanarak devrimi mayalamaya devam ediyor. Dünyada devrim meyvesi olgunlaflmaya yüz tutuyor, Uzak Asya’daki devrimlerin ve devrimci giriflimlerin dünyan›n geri kalan›nda devrimci patlamalar›n fitilini ateflleyerek “affedilemez durgunlu¤a” son veren f›rsat› yaratmas› hiç de uzak ihtimal say›lmaz. Ve e¤er bu ihtimal gerçeklik halini al›rsa, devrim yeni bir “dünya turu” yapmada gecikmez. Kapitalizme ba¤lanan umutlar ve sermayenin üretici güçleri yönetmedeki zay›f, güçsüz ve basiretsizli¤i a盤a ç›kt›kça ve bu toplumsal ve siyasal alandaki uzlaflmaz

11

Katlediliflinin 35. y›l›nda Kaypakkaya...

PART‹ZAN 65


Katlediliflinin 35. y›l›nda Kaypakkaya...

PART‹ZAN 65 çeliflmeleri gerdikçe, elveriflli koflullar taban›ndan devrimin ilkbahar filizlerinin yeniden yeflermesi kuvvetle beklenmelidir. Sermaye iktidarlar›n› zorlayan bir baflka cephe de Ortado¤u’dur. Burada y›llar y›l› sürüp giden Filistin direnifline Irak ve Lübnan halklar›n›n direnifli de eklenmifl ve ‹ran da emperyalistler için ayr› bir engel olarak ortaya ç›km›flt›r. Bu alan›n dünya petrol üretiminin önemli bir bölümüne sahip oluflu alana apayr› bir özgünlük ve önem kazand›rmaktad›r. Baflta ABD olmak üzere emperyalistler her daim Ortado¤u’ya ilgi duymufl ve bu ilginin kayna¤›n›n esas› da enerji yataklar› olmufltur. Ne ki bölgedeki emperyalist kölelefltirme ve ya¤ma politikalar› askeri araçlar öne ç›kar›larak barbarca yöntemlerle de yürütülüyor olsa, bu sürecin her santimetre karesi halklar›n direnifl duvar›nda çarpmadan edemiyor. Irak’taki tam bir kaos ve y›llar y›l› süren direnifl ABD ve suç ortaklar›na pahal›ya mal olmaya devam ediyor. Filistin’de uzun zamana yay›lan halklar›n direniflini, emperyalist güçler ve bölge gericili¤i el birli¤i ederek Hamas’› tecrit etmede buldu. Ne ki yaflam ve ölümün direnifle tabi oldu¤u Filistin’de, Filistin halk› özgürleflmeden ve gerçek ba¤›ms›zl›¤›na kavuflmadan bu alanda al›nan her önlem kendi içinde tükenmeye daha bafl›ndan mahkumdur. Lübnan’daki uluslararas› güçle bu alandaki direniflin önünü kesmeye çal›flan emperyalist ittifak›n bu alanda da özlemle beklenen günleri görmeyece¤ini yaflam yüzlerce kez tan›tlam›fl bulunuyor. Ortado¤u hem kanayan yarad›r ve hem de emperyalistler için ç›banbafl› olmaya devam edecektir. Direniflin, iflgalin ve emperyalist gericili¤in ve ‹srail barbarl›¤›n›n e¤itti¤i ve biledi¤i bölge halklar›n›n direnifli emperyalistler ve suç orta¤› güçlerin Ortado¤u da “hasad› toplamas›na” göz yummamaya devam edecektir. Ve özellikle ABD emperyalistlerini zorlayan bir di¤er alan da Afganistan’d›r. Afganistan’›n emperyalistlerce bir biçimde iflgal alt›nda tutulmas› ve bu-

na karfl› gericilerin önderli¤inde de olsa buna karfl› halk›n yükselen direnifli emperyalistlerin kolay sömürü ve ya¤ma politikalar›n› bofla ç›karm›fl bulunuyor. Bir di¤er mücadele yata¤› Latin Amerika’d›r; bu alanda ABD karfl›t› geliflen mücadelenin sivri ucu Venezüella’da Hugo Chavez önderli¤inde geliflen mücadeledir. Yayg›n bir kitlesel destekle ayakta kalan Chavez önderli¤inde geliflen hareket ABD emperyalistlerinin hareket alan›n› daraltmakta ve bölgede bir ABD karfl›tl›¤› cephesi yaratm›fl durumda. Bu alanda öne ç›kan as›l güçler s›ras›yla Venezüella, Bolivya ve Ekvador’dur. Ne ki Venezüella kendine özgü hareketlili¤i ve daha ileri hareketiyle en önde durand›r. Bu alandaki hareketler her ne kadar ABD emperyalistlerine aç›ktan bir meydan okuma ise de, hareketlerin kendisi ve özellikle de en önde duran Chavez önderli¤indeki hareketin kendisi, düzen “çerçevesini aflamayan” salt belirli “burjuva reformizmi” ile yetinen hareketlerdir ve bu hareketleri güçten düflürecek olan da, gelecekte onlar› kendi içinden kemiren de bu olacakt›r. Ama bu haliyle bile olsa bu hareketlerin bir yandan ABD karfl›tl›¤›, öte yandan ayn› zamanda neo-liberalizmin “engelleyici freni” rolü oynamas› ve öte yandan tüm bunlar üzerinden de olsa kitlelerin “sosyalizm özlemi” üzerinden “sol”a y›¤›lmas› bak›m›ndan son derece önemlidir ve üzerinden atlanamazlar. Ne ki bu hareketlerde devrim ve sosyalizmi keflfedenler büyük bir yan›lg› içindedir. Bu hareketlerin söylemleri ne olursa olsun, ne sosyalizmi ve ne de devrimi temsil etmedikleri apaç›kt›r; temsil ettikleri tek fley reformizm taban›na dayal› “burjuva soludur”. Gene de bu hareketlerin sol bir toplumsal özlem üzerinden halk›n afla¤›dan gelen dolays›z bir zorlamas›yla aya¤a do¤ruldu¤u ve Latin Amerika’n›n siyasal d›fl termometresi rolü gördükleri de unutulmamal›d›r. Anlafl›l›r ki, emperyalistler ve gericilerin soygun ve ya¤ma politikalar› öyle kolay yü-

12


rüyen bir biçimde yaflam hakk› bulam›yor. Her yerde, Uzak Asya’da, Ortado¤u’da, Afganistan’da ve emperyalist metropollerde s›n›f›n güçlerinin, emekçilerin ve soka¤›n heybetli direnifli ve kitlesel bafl kald›r›fllar›n›n atefli içinde kafas›n› kolunu k›rarak ancak yol alabiliyor. Sermaye üzerine kurulu düzenlerin küreselleflme üzerinden gelifltirdikleri sald›r›lar her ad›mda halklar›n direnifli ile çamura saplanarak sistemin efendilerine, bu dünyan›n iblislerine rahat yüzü göstermiyor. Bu direnifller, Irak, Afganistan, Filistin örne¤inde aç›kça tan›tlam›fl bulunuyor ki; “efendilerin”, “istedi¤imi diledi¤im” gibi ya¤malar›m politikalar› bofla ç›km›flt›r. Türkiye’nin yar›-sömürge, yar›-feodal iktisadi ve sosyal karakteri onu süre¤en bir krizin içinde tutmaktad›r. Bu durum, sistemin efendilerine krizle nas›l bafla ç›k›labilece¤i ya da onunla birlikte nas›l yaflanabilece¤ini sorun olarak öne ç›kar›r. Kriz burjuvafeodal sistemin yap›fl›¤› oldu¤una göre, tüm çaba onu yönetebilmek olur. Gelinen aflamada onu yönetmek de giderek zorlaflmaya bafll›yor. Üretim ve yat›r›m taban›na yaslanmayan “ucuz döviz, yüksek faiz sarmal›” ile yol almaya çal›flan bir sistemin eninde sonunda arabay› çamura saplamas› ya da krizi yönetmede çamura saplanmas› kaç›n›lmazd›. ABD’den bafllayarak giderek Avrupa ve dünyaya yay›lan güncel mali kriz zaten borçla zar zor ayakta kalabilen Türkiye’yi de fena halde vurmaya bafllad› bile. Bir yanda cami ile k›flla aras›na s›k›fl›p umutsuzlu¤un girdab›na girmesi, öte yandan AB hayalinin günefl görmüfl kar gibi erimesi, y›llar y›l› kanayan yara olarak Kürt sorununun a¤›r bask›s› orta yerde duruyorken, bir de yeni bir sald›r›yla PKK ve Kürt halk›na yönelen imha ve soyk›r›m›n toplumsal dalgalanmaya yolu açarak çeliflmeleri gerdirmesi ile ülke tam bir keflmekefl içindeyken, ABD merkezli güncel mali krizin etkileri sistemi fena halde vurdu. Burjuva-feodal sistem bununla pusulay› flafl›rm›flken, tam da bu esnada yeni bir geliflme, Yarg›tay

baflsavc›s›n›n AKP hakk›nda açt›¤› kapatma davas› ve de Cumhuriyet gazetesinin en k›demli yazar› ‹lhan Selçuk, eski YÖK Baflkan› Kemal Alemdaro¤lu ve Do¤u Perinçek gibi gedikli Kemalistlerin gözalt›na al›nmas› ülke üzerinde tam bir don etkisi yaratt›. Resmi statükocu Kemalist güçlerle ç›ra döneminin ideolojisinde cennetin anahtar›n› keflfeden güçler aras›ndaki cebelleflmenin nereye varaca¤› kestirilemeyen bir sürece girdi. Her fley hareket halinde. ‹ktidarlar› boyunca git gide güçlenerek yerleflik Kemalist politikalar ve gelenekler üzerinden resmi statükonun “temel kolonlar›n›” ad›m ad›m zorlayan “dini gericili¤in” güçleri ile karfl›tlar› aras›ndaki çeliflmenin yaratt›¤› keflmekefl içinde yol alan bir Türkiye gerçe¤i ile karfl› karfl›yay›z. 2008 y›l› her aç›dan zor bir y›l olacak sistemin efendileri için. Türkiye yaln›zca çözemedi¤i iç sorunlar›n a¤›rl›¤› alt›nda nefessiz kalm›yor, ama ayn› zamanda hemen yan› bafl›nda Ortado¤u’daki geliflmelerin de bask›s› alt›nda. Irak Kürdistan›’nda PKK kamplar›na ve Kürt yerleflim alanlar›na yap›lan sald›r›da ABD’nin Türk gerici hâkim s›n›flar›na verdi¤i deste¤in karfl›l›ks›z oldu¤u düflünülemez. Aç›kt›r ki bu destek, sistemi PKK ile dolayl› ya da dolays›z masa bafl›na çekme ya da Kürt sorununa “reformist bir çözüm reçetesi” karfl›l›¤›ndayd›. ABD’nin bununla yetinmeyece¤i aç›kt›r. Gelecekte olas› bir ‹ran sald›r›s›nda Türkiye’den birçok talebi olaca¤› da kamuoyunca bilinen bir gerçektir. Anlafl›l›r ki, ABD’nin bölgedeki ç›karlar› üzerinden Türkiye’nin Ortado¤u batakl›¤›na çekilmesi de kap›n›n efli¤indeki sakl› duran gerçek olarak kap›n›n efli¤inde bulunuyor. Görülüyor ki, sistemin yap›fl›¤› halindeki yap›sal kriz birçok yeni etmenle adam ak›ll› karmafl›klaflm›fl ve derinleflmifl bulunuyor. Ama buna karfl›n, burjuva-feodal faflist ayg›t dincilikle, ba¤naz milliyetçilikle, Kürt karfl›tl›¤› ile kitleleri kendisine ba¤layarak sisteme “soluklanma” olanaklar›n› sa¤l›yor. Onu güçten düflürecek olan bu en zay›f etmenlerin

13

Katlediliflinin 35. y›l›nda Kaypakkaya...

PART‹ZAN 65


Katlediliflinin 35. y›l›nda Kaypakkaya...

PART‹ZAN 65 ona nefes borusu kanallar› rolü görmesi tarihin bir oyunu olsa gerek. Bu nereye dek sürecek? Bu olana¤›n bir noktada emekçi halk›n duvar›na çarpmas› kaç›n›lmazd›r. Zira, bir yandan egemenlerin kendi aralar›ndaki derinleflen çeliflmelerinin yaratt›¤› yar›k, öte yandan iflçi, emekçi ve memurun emperyalizmin yeniden yap›land›rma kulvar›nda onlar› açl›¤a ve yoksullu¤a iten felaketli sonuçlar›n›n yaratt›¤› fay k›r›¤›ndan s›n›f mücadelesi lavlar›n›n f›flk›rmamas› için hiçbir neden yok. Ekonomik ve sosyal y›k›m›n y›¤›nlar› soka¤a itmesi ve s›n›f çat›flmas› nüvelerinin toplumsal canlanman›n odak noktas› olmas› aç›s›ndan koflullar her zamankinden olgun; e¤er y›¤›nlar dar milliyetçi önyarg›lar›ndan ve dinci afyonla uyuflturularak tutsak edilmifl zihinlerini özgürlefltirebilirse ve e¤er kitleler burjuva yaflam tarz›n›n tuza¤›yla ayaklar›na ba¤lanan prangay› k›rabilirse. Bunlar zor ama afl›lmaz engeller de¤ildir. Yeter ki devrimci ve komünistler asli görevlerinin bilincinde olarak ifllerini lay›k›yla yapabilsin; y›¤›nlar›n ellerine vurulan kelepçeyi, ayaklar›na ba¤lanan prangay›, tutsak edilmifl beyinlerini kurtarma iflinde kitleleri örgütleme ve mücadeleye çekme iflini yapabilecek durumda olabilsinler. Ne ki devrimcileri bekleyen görevlerle onlar›n korkunç yetmezli¤i aras›ndaki derin uçurum, an›n ç›plak ama “ac› gerçe¤i” olmay› sürdürüyor. Ve fakat her fleye karfl›n durum iyi, gelecek parlakt›r. Gerek dünyada sermayenin içine girdi¤i güncel krizin emperyalist sistemin uzun süreli genel

bunal›m› ile birleflerek sistemi depresyon batakl›¤›nda sürükleyerek, geliflmesi içinde kendi y›k›l›fl›n›n unsurlar›n› haz›rl›yor oluflu ve gerekse dünyan›n her yan›nda yükselen direnifller, devrimci giriflimler ve metropollerde soka¤›n aya¤a kalkan sesi ve dolay›s›yla 21. yüzy›l›n kitleleri sola y›¤maya bafllamas›, her fleye karfl›n, durumun iyi, gelece¤in de parlak oldu¤una iflaret ediyor. Devrimler ilk hamlesinde göreli bir yenilgi ald› ve gölgeye çekildi, fakat 21. yüzy›l sistemin “infaz edicisinin” ayak seslerine tan›kl›k etmede gecikmeyecektir. Biz müneccim de¤iliz ama tarihin saati böyle iflliyor ve tarih, kapitalist-emperyalist sistemin kafas›nda “diyalektik davullar›” çalmay› sürdürecektir; ta ki toplum emek günefli çevresinde dönünceye dek. Ve biz biliyoruz ki, bugün, devrim ve sosyalizmin yaflam a¤ac›na kavuflmas› için lehte-

14


ki etmenler birkaç on y›l öncesine göre daha elveriflsiz de olsa bu elveriflsizlik tablosu içinden lehte olan etmenleri bulup ç›karmak yaln›zca bize ba¤l›d›r. Kald› ki dünya ve Türkiye’de ortaya ç›kan güncel tablo, bu az say›da lehteki etmenlere daha bir derinlik ve genifllik kazand›racakt›r. Elbette bu, bizim de üzerimize düflen görevi iyi yapmam›za ba¤l›. Tüm sorun, an›n özgün koflullar›n›n yaratt›¤› yar›klara s›z›p buradan taze bir rüzgâr gibi esebilme cüret ve kararl›l›¤›m›zda, ifle komünist bir devrimci direngenli¤i ve azmiyle sar›lmam›zda. Ama biz biliyoruz ki, muharebe meydanlar›nda s›nanm›fl prati¤i ile savafl› kazanma azim ve bilinciyle TKP/ML güncel aflamay› ve tüm bir demokratik devrim sürecini “uzun süreli, da¤›n›k halk–gerilla savafl›”yla kazanma ruhuna sahiptir ve devrim için yeterince iddia ve inanç sahibidir. Kan ile yo¤rulan tarihimizin tümü bunun teminat›d›r. Sökecek flafa¤›n tüm halk›n üzerine do¤aca¤› günleri yak›nlaflt›rmak bize ve yaln›zca bize ba¤l›d›r. ‹flimiz zor, bunun bilincindeyiz; sorumluluklar›m›z büyük, bunun da fark›nday›z. Kitlelerin burjuva yaflam tarz› ve ideolojisi ile yolundan sap›t›l›p, flafl›rt›l›p, aldat›ld›¤› bir mecrada, insanl›¤›n “küreselleflme masal›n›n” bak›fl aç›s›yla bozulup a¤uland›¤› an›n koflullar›nda, zenginleflmek u¤runa “her fleye ihanet etmeye yatk›n” bir toplumun fidelendi¤i bir dönemde, insanl›¤›n tüketim budalas› terbiyeli birer maymuna çevrildi¤i bir dünyada ve de üstelik ilk hamlesinde yenilgiye u¤rayarak s›¤ sulara çekilen bir devrim dalgas›n›n miras›n› s›rt›m›zda tafl›d›¤›m›z bir evrede iflimizin çok daha zor olaca¤› aç›kt›r. Ne ki, zorluklar olmadan, devrimin yol kazalar› olmadan, ara s›ra büyük gerilemeler olmadan dünya tarihi anlafl›lamaz ve yol alamaz. Tersi, tarihi kendi “dar ufkumuz” içinde ba¤lamak olur. ‹deal ve uygun olmayan koflullarla da kuflat›lm›fl olsak, yeterince hareket serbestimizi sa¤layacak olan etmenlerden de yoksun olsak, yenilgilerden, gerileme ve savrulmalardan ders ç›karacak

devrimci ruha, kararl›l›¤a ve cürete sahibiz. Biz biliyoruz ki ve devrimci Marksizm bize ö¤retmifltir ki, tüm politik yaflam, sonsuz halkalar dizisinden oluflan sonsuz bir zincirdir. Öncü’nün tüm mahareti, bu sonsuz zincir içinde en önemli olan›, en zaruri olan halkay› bulup ç›karmas›nda yatar. Parti 8. Konferans›m›z bu halkay› bize göstermiflti; bize düflen görev onda ›srar ve inat etmektir. Ve bizler, bize “pahal›ya mal olmufl deneyimlerimizden” ne denli çok ö¤renirsek, kendi “öz yan›lg›lar›m›zla” kendimizi ne denli iyi e¤itirsek ve hatalar›m›z› “felaket görmeyip” onlar›n “sonuçlar›ndan” ne denli çok dersler ç›kar›rsak, kitlelere o denli iyi önderlik eder ve halk savafl›n› o denli iyi örgütleriz. Ve elbette ›srarla yinelenen bir mücadele ruhunu asla yitirmeden. Ama her fleyin bafl›nda cüret, cüret ve gene cüret gelir. Zaman›nda ne de güzel demifl Stalin: Zafer hiçbir zaman kendi kendine gelmez; her zaman sökülüp al›n›r. fiimdi o zaferi söküp alma zaman›d›r; sefalete itilmifl kitlelere, s›n›fa ve dünya proletaryas›na karfl› yükümlülüklerimizin emretti¤i yegâne fley budur. Marks, Engels, Lenin, Stalin ve Mao Zedung’un ›fl›ldayan feneri, parlak ideolojik silah›m›z Marksizm Leninizm Maoizm, 21. yüzy›l› kucaklamaya kuvvetle muktedirdir. Partimiz TKP/ML, bu yol gösterici ›fl›¤› ile bu yüzy›l› devrimle karfl›layacak çapta ve donan›mdad›r. Hatalar da yapt›k, yan›lg›lar ve falsolardan ba¤›fl›k olmad›k, savafl› istenilen düzeye de ç›karamad›k ve üstelik proletarya ve komflular›n›n beklentilerine de yeterince yan›t olamad›k; ancak, kurucu-kuramc›m›z ve önderimizin ‹brahim Kaypakkaya’n›n katlediliflinin 35. y›l›nda ›srar, inanç ve inatla yineliyoruz ki, “gelecek” bizimdir ve “çeliflkilerin kavfla¤›” haline gelmekte olan Türkiye’de, “gelece¤i”, uzun süreli da¤›n›k halk gerilla savafl› ile “atefl nehrinden” geçerek kopar›p almaya muktediriz.

15

Katlediliflinin 35. y›l›nda Kaypakkaya...

PART‹ZAN 65


Ezen ulus milliyetçili¤inin panzehiri ezilen ulus milliyetçili¤i de¤ildir

Ortak mücadelenin mümkün oldu¤u gerçe¤ini tüm ezilenlerin ç›kar birli¤ini ortaya koyarak savunmal›y›z. Do¤ru görüfllerin savunusunu yaparken, ayn› zamanda yanl›fl ve zararl› fikirlerin elefltirisinden geri durmamal›y›z. Gücümüzün yetmezli¤i do¤ru fikirlerden uzaklaflmaya, bunlar›n savunulamazl›¤›na neden olmamal›d›r.

16


Ulusal Sorun, Türkiye’deki devrimci hareketin/hareketlerin kendilerini görme, s›nama anlam›nda u¤raflmak durumunda kald›klar›/olduklar› en önemli konulardan biri olmufltur. 5 Ocak 2008 tarihli ve 2007-53 (190) say›l› At›l›m Gazetesinin “Polemik” köflesinde Yürüyüfl Dergisinin Ulusal Sorun ve Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk› hakk›ndaki görüfllerinin elefltirilerini okuduk. Aç›kças› elefltirilen yaz›n›n eksik, yanl›fl anlay›fllar ve tutumlar içerdi¤ini kabul etmekle beraber, At›l›m’daki yaklafl›m›n da do¤ru ve kabul edilebilir oldu¤unu söyleyemeyiz. Konu yeterince önemli oldu¤undan tart›flmaya ilgisiz kalmak mümkün olmad›¤› gibi, ayn› zamanda savundu¤umuz görüfllerin elefltirisini de içermesinden dolay› söz konusu elefltiri yaz›s›ndaki baz› belirgin yanl›fllar› ele almay› gerekli/zorunlu gördük. Ulusal Sorun, Türkiye’deki devrimci hareketin/hareketlerin kendilerini görme, s›nama anlam›nda u¤raflmak durumunda kald›klar›/olduklar› en önemli konulardan biri olmufltur. ‹brahim Kaypakkaya’n›n ortaya koydu¤u tespitler ve görüfller sorunun ger-

çekli¤ini ve devrimdeki rolünü ayd›nl›¤a ç›karm›fl olsa da ve ayn› zamanda bu sorunun s›n›flar aras›ndaki mücadelede ne derecede belirgin çizgiler oluflturdu¤unu apaç›k belli etmiflse de, çok aç›k do¤rular›n dahi e¤ilip büküldü¤ünü, anlafl›lmaz hale getirildi¤ini görmekteyiz. Kuflkusuz s›n›f mücadelesi ayn› zamanda bunlar› içerir, çok aç›k do¤rular anlafl›lmaz, kavranmaz ve inkar edilebilir. fiafl›rt›c› olmad›¤›n› bilmekle beraber, Marksizm-Leninizm ad›na bu durumu kabullenmek mümkün de¤ildir. At›l›m Gazetesi, Yürüyüfl Dergisinin meseleyi mevcut ulusal hareketin yarg›lar›, tutumu ve amac› d›fl›nda almas›na olumsuz tepki verirken ayn› zamanda sorunun gerçekli¤ini ve hakk›ndaki Marksist-Leninist tezleri çarp›tm›fl, inkar etmifltir. Ayn› flekilde At›l›m, bu çok önemli konuyu burjuvalar aras›ndaki mücadelede mazlum olan›n taraf›n› tutmakla s›n›rlam›flt›r. Bafl›ndan beri meseleye pragma-

17

Ezen ulus milliyetçili¤inin panzehiri ezilen ulus milliyetçili¤i de¤ildir

PART‹ZAN 65


Ezen ulus milliyetçili¤inin panzehiri ezilen ulus milliyetçili¤i de¤ildir

PART‹ZAN 65 tist ve orta yolcu yaklaflan At›l›m, bu sayede son y›llarda daha da pervas›zlaflan MarksizmLeninizm’e yönelik sald›r›lara objektif olarak katk› sunmufltur. ‹lkin Ulusal Sorunun ne oldu¤unu, neye dayand›¤›n› ve esasta ulusun hangi s›n›flar›n› ilgilendirdi¤ini veya hangi s›n›flar›n çat›flmas›n› içerdi¤ini anlamam›z olumlu olacakt›r. Ulusal Sorunun kapitalizmle birlikte do¤du¤unu ve onunla geliflti¤ini kabul etmeyen yoktur. (Elbette kimi ›rkç›lar›n, flovenlerin kendi milletlerinin varl›¤›n› tarih öncesine kadar götürme saçmal›¤›n› varsaymazsak) Feodalizmin y›k›lmas›na ve kapitalist pazarlar›n oluflumuna paralel olarak burjuvazinin pazarlara hakimiyet kavgas› da geliflmifltir. Ulusal devletlerin oluflumu da pazardaki egemenlik sürecine dayanmaktad›r. Burjuvazinin “pazardaki hakimiyet” kavgas›n›n ürünü olan milli birlik siyaseti günümüzdeki ulusal sorunlar›n da özüdür. Pazarda egemenlik kuran ya da pazardan en yüksek pay› alan kesimler ayr› milletlerin kendi pazarlar›nda egemenlik kurma istemlerine karfl› koyarlar. Bu da ulusal bask›n›n varl›¤›n› koflullar. Sonuç olarak ayr›flmay› olas›laflt›racak her türlü milli ayr›l›¤› inkar eder, görmezden gelir ve nihayet bask›larlar. ‹ktisadi alanda bafllayan mücadele siyasi alana mecburen, kendili¤inden tafl›n›r. Dolay›s›yla sözünü etti¤imiz ulusal sorun halen ço¤u siyasetin belirtti¤i gibi salt demokratikleflme, hatta ezilen halk›n kurtulufl mücadelesi de¤ildir, bunu içermekle beraber esas/öz olarak pazar sorunudur. Hangi güce dayan›rsa dayans›n, amac›n› ne flekilde belirlerse belirlesin ulusal sorunun özünde pazar sorunu oldu¤u gerçe¤ini hiçbir hareketin varl›¤› de¤ifltiremez. Ancak ulusal hareketlerin niteli¤i, devrimin dostu ya da düflman› oldu¤unu a盤a ç›kar›rken bunlar belirleyici düzeyde önem tafl›r. At›l›m, Yürüyüfl Dergisini hakl› olarak olumsuzlarken, ulusal bask›n›n esas olarak hangi kesimlere uyguland›¤› konusunda ondan

daha büyük bir hata yapmaktad›r. Yürüyüfl Dergisi ulusal bask›n›n esas olarak ezilen ulus iflçi ve emekçileri için geçerli oldu¤unu iddia ederken At›l›m “hay›r!” diyor, “ulusal bask› ezilen ulusun tüm kesimlerine yönelik” diyor! At›l›m Gazetesi ya anlam›yor ya da çarp›t›yor. Yürüyüfl Dergisi’nden yapt›¤› al›nt›, onun ulusal bask›n›n ulusun tüm kesimlerine uygulanmad›¤› iddias›n› tafl›m›yor. Dikkatten kaçmamas› gereken ifade oradaki “esas olarak” ifadesidir. Zaten dü¤ümün çözülece¤i nokta da buras›d›r. Aksi durumda At›l›m’›n yapt›¤› gibi anlamayarak, çarp›tarak hareket edilirse dü¤üm üzerine dü¤üm at›lm›fl olur. Maksad›n bu olmad›¤›n› umuyoruz. “Esas olarak” ifadesi esas olmayan›n varl›¤›n› da içerir. K›sacas› Yürüyüfl’ten yap›lan al›nt›, onun ulusal bask›n›n ulusun tümüne uyguland›¤› gerçe¤ini inkar etti¤ini göstermez. Ancak, dedi¤imiz gibi çarp›tmalar› ya da basit anlamamalar› konu hakk›ndaki görüflümüzü aç›klarken, dü¤ümü çözerken önemseyece¤iz. Yürüyüfl, ulusal bask›n›n esas olarak ezilen ulusun iflçi ve emekçilerine uyguland›¤›n› ya da At›l›m ulusal bask›n›n ezilen ulusun bütününe eflit (“esas olarak” ayr›m›n› reddetti¤i için böyle diyoruz) olarak uyguland›¤›n› iddia ederken neye dayan›yorlar? Bunun bir yan›t› yok. Çok önemli bir belirleme yapmaktas›n›z, ama somut dayanaklar sunmuyorsunuz! At›l›m, aç›k ki elefltiri yapan oldu¤undan Yürüyüfl’ün belirlemesinin Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk› ilkesini tahrif etmek oldu¤unu aç›kl›yor. Bir nebze soruyu yan›tl›yor ama dü¤üm çözen bir yaklafl›mdan uzak durarak. Gene de At›l›m bu aç›klamas›yla ulusal sorunun s›n›fsal sorundan farkl› oldu¤unu kabul etti¤ini göstermifl oluyor. E¤er ulusal bask› esas olarak iflçi ve emekçilere uygulan›yorsa bunun s›n›fsal bask›dan fark› ne? Ulusal bask› ve s›n›fsal bask› iki ayr› fleydir. Ezilen ulusun ezilen s›n›flar› üzerindeki bask› s›n›fsal bask› nedeniyle daha yo¤un iken, ezi-

18


deni de budur. Baz›lar› bunu “ezilen ulusun len ulusun burjuvazisi üzerindeki bask› sadece halk› (devrimden ç›kar› olan kesimler) üzerinulusal bask›dan ibarettir. Ulusal bask›n›n deki bask› inkar ediliyor” diyerek elefltiriyor. özü pazar sorunu ise, bu sorun burjuvaOysa halk üzerindeki bask› esas olarak zinin geliflimine koflut ortaya ç›k›p ges›n›fsal bask›d›r ve ancak bu bask›n›n liflmiflse, kapitalizm dönemine ait bir kalkmas›/kald›r›lmas›yla gerçek kurtusorunsa onun esas olarak iflçi ve emeklufllar›na ulaflacaklard›r. Egemen ulusun ve çilere uyguland›¤›n› nas›l iddia edebiliegemen s›n›flar›n tüm bask›s›na maruz kalan riz? ‹flçi ve emekçilerin pazar kayg›s› m› variflçi ve emekçiler elbette en katmerli bask›y› d›r ya da kapitalizmin nimetlerinden faydalanyaflayanlard›r. Ancak bunun nedeni ulusal basma olana¤› m› vard›r? Hay›r! Pazara hakim olk›n›n esasen onlara uygulanma amac›n› tafl›yan iflçi ve mas› de¤il, ayn› zamanda s›emekçiler de¤ildir, ezilen n›fsal bask›ya da maruz kalulusun burjuvazisidir. Kuflkusuz pazara kimin hakim ola- Ordu aras›ndaki sa- malar›d›r. Yürüyüfl yazarlar›, ulusal ca¤› kavgas›ndan ç›kan ulusal vaflta orduyu oluflsorunun özünü görmemekbask› ulusun tümüne uygulaturan askerlerin en ten muzdariptirler. Bu hasn›r ama esas olarak belirtbüyük cezay› çeki- tal›k onlar›n ezilen Kürt uluti¤imiz nedenlerle ezilen ulusun burjuvazisine dayor olmalar› savafl›n sunun burjuvazisinin ulusal bask›ya karfl› mücadelesini yan›r. Amaç onu pazar müiki orduyu yöneteninkar etmelerine neden olcadelesinde saf d›fl› etmektir. lerin savafl› oldu¤u maktad›r. At›l›m ise ayn› Bunu iddia ederken bizler, ulusal bask›n›n iflgerçe¤ini görmemi- dertten muzdarip oldu¤u halde, ezilen ulusun burjuvaçi ve emekçilere daha az ze nas›l engel olmuzisine gere¤inden fazla misuyguland›¤›n› söylemifl olmuyoruz. Aksine dil yorsa burada da du- yon yüklemektedir ve gerçek çözümü burjuvaziye b›yasa¤›, siyaset yasa¤›, rum ayn›d›r. rakmaktad›r. örgütlenmeye ve kültüAt›l›m flöyle ilan etmekrünü yaflatmaya ve gelifltedir. “Ezilen ulusun hantirmeye konan yasaklar gi s›n›f ve tabakalar›na mensup oldu¤u iflçi ve emekçilerin de en zorlu cezalatayin edici de¤ildir… (Ulusal bask›ya ra çarpt›r›lmalar›na neden olur. Ancak maruz kalmak için bn) Kürt olmak yebask›n›n özünü ortadan kald›rmaz ve terlidir.” Bu aç›klama ulusal sorunun nedebu nedenle de ezilen ulus burjuvazisini hakk›nda bir fley söylememektir ve gerçenin bask›n›n esas›n› gördü¤ünü kavra¤i gizlemektir. Oysa At›l›m, Yürüyüfl’ü ulusal mam›za engel olmaz. ‹ki ordu aras›ndaki bask›n›n esas olarak kimlere uyguland›¤› kosavaflta orduyu oluflturan askerlerin en bünusunda elefltirirken “Uluslar›n Kendi Kadeyük cezay› çekiyor olmalar› savafl›n iki ordurini Tayin Hakk›” ilkesini tahrif etmekle suçyu yönetenlerin savafl› oldu¤u gerçe¤ini görlam›flt› ve “bunun yerine ulusal sorun ezilen ulumemize nas›l engel olmuyorsa burada da dusun iflçi ve emekçilerinin sorunu haline gelmifltir rum ayn›d›r. derseniz, esas›nda sorunun ulusal sorun olmakMarksist-Leninist klasiklerde sorun tart›fl›tan ç›km›fl oldu¤unu söylemifl olursunuz” demifll›rken, ulusal bask›n›n çeflitleri, biçimleri ortati. Bu iddian›n sahipleri ulusal sorunun özgünya konurken daima ezilen ulus burjuvazisine lü¤ü hakk›nda hiçbir fley söylemediklerinin karfl› al›nan önlemlerden söz edilmesinin ne-

19

Ezen ulus milliyetçili¤inin panzehiri ezilen ulus milliyetçili¤i de¤ildir

PART‹ZAN 65


Ezen ulus milliyetçili¤inin panzehiri ezilen ulus milliyetçili¤i de¤ildir

PART‹ZAN 65 fark›nda de¤iller. Ulusal bask›, tüm ulusa ayn› amaçlarla uygulan›yorsa bu bask›n›n özgünlü¤ü nedir? Ve devamla, neden çözümde farkl› yaklafl›mlar geliflmektedir? Ezilen ulusun burjuvazisi ya ayr›l›ktan ya da pazardan pay almas›n› sa¤layacak çözümlerden yana olurken komünistler neden çözümün devrime katk›s›n› esas almaktad›rlar? Bu sorular›n yan›t› sorunun ortaya konuflundan kopuk de¤ildir. At›l›m, tüm ulusu eflitlerken ezilen ulusun burjuvazisinin sunaca¤› çözüme de güvenebilece¤ini, güvenilmesi gerekti¤ini savunmaktad›r. Üstelik bunu ulusal sorunu kendi gerçekli¤inde kavrad›¤›n› iddia ederek yapmaktad›r. Böyle davranarak At›l›m, Kürt burjuvazisine karfl› Kürt iflçi ve emekçilerinin mücadelesini inkar etmekte ve her zaman yapt›¤› gibi Kürt milliyetçili¤inin de¤irmenine su tafl›maktad›r. At›l›m Yürüyüfl’ü Türk flovenizmine düflmekle elefltirirken kendisinin Kürt milliyetçili¤ine destek oluflunu perdelemektedir. Belki de bu yüzden anlafl›lmas› gayet basit ve mümkün olan “esas olarak” ifadesini görmeyebiliyor ve öyle olmad›¤› halde Yürüyüfl yazarlar›n› “ulusal sorunun ezilen ulus iflçi ve emekçileri ile s›n›rlam›fl” olmakla itham edebiliyor! Dedi¤imiz gibi, Yürüyüfl’ün att›¤› dü¤üm böyle de¤ildir, yani Yürüyüfl, ulusal sorunu ezilen ulusun iflçi ve di¤er emekçileriyle s›n›rland›rmamaktad›r; bizim bildi¤imiz “esas olarak” kavram› esas olmayan› d›fllamaz, aksine içerir. Yürüyüfl’ün att›¤› dü¤üm ezilen ulusun burjuvazisinin ulusal bask›ya karfl› mücadelesinin demokratik muhtevas›n› inkar etmesi ve bu noktada ezen ulus milliyetçili¤ine düflmüfl olmas›d›r. Biz her iki yaklafl›m›n da yanl›fl oldu¤unu belirtiyoruz. Her iki yaklafl›m da, biri ezen ulus di¤eri ezilen ulus milliyetçili¤inden muzdariptir. Sonuç olarak her ikisi de Türk ve Kürt emekçilerinin birli¤i önünde engeldir ve mücadeleye zarar verir.

At›l›m’›n temel bir yan›lg›s› da Yürüyüfl’ü elefltirirken yapt›¤› flu aç›klamas›nda ortaya ç›kmaktad›r: “Yürüyüflçü arkadafllar, ulusal kurtuluflçu bir devrimin nesnel temeli yok derken ezilen ulusun kendi kaderini tayin için bir devrime kalk›flmas›na karfl› ç›k›yorlar. Ezilen ulusun devrimci potansiyelini küçümsüyor, ulusal mücadelesine güvenmiyorlar.” Yürüyüfl’ün Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk›’n› Kürt ulusunun ayr›lmak yönünde kullanmas›na karfl› ç›kmas›na At›l›m bu yönde elefltiri getiriyor. Yukar›da Yürüyüfl’ün “ulusal bask› esas olarak ezilen ulusun iflçi ve emekçilerine uygulan›r” tezindeki Kürt burjuvazisinin mücadelesindeki demokratik içeri¤i görmezden gelen ve ezen ulus milliyetçili¤inin yard›m›na koflan tutumundan ayr› olarak, burada At›l›m kendi ezilen ulus milliyetçili¤ini propaganda etmektedir. Her koflulda Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk›’n› savunmak komünist olman›n bir gere¤idir. Ancak bu, her koflulda uluslar›n ayr› bir devlet kurmas›n› savunmak demek de¤ildir. Bu ikisi farkl›d›r. Yürüyüfl, Kürt ulusunun ayr›l›p kendi devletini kurmas›n›n Kürt iflçi ve emekçilerinin lehine olmad›¤›n› savunmaktad›r. Bizce bu tespit do¤rudur. Bunun At›l›m’›n iddia etti¤i gibi Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk›’n› kullanmaya karfl› olmak olmad›¤›n› görelim. Bu ancak bu hakk›n hangi yönde kullan›lmas›n›n devrim için olumlu olaca¤›na karar vermektir. Ulusal hareketlerden ba¤›ms›z olarak s›n›f mücadelesine dayanan hareketler bu konuda kendi görüfllerini oluflturmaktad›r. Çünkü ezilen ulusun iflçi ve emekçileri için neyin yararl› oldu¤una ulusal hareketler de¤il esas olarak s›n›f hareketleri karar vermelidir. Bunu reddetmek, bafl›ndan beri belirtti¤imiz gibi ulusal sorunun çözümünü ulusal burjuvaziye b›rakmaktad›r. Elbette ulusal burjuvazinin belirledi¤i bir ulusal iradeye de, elefltiri hakk› olmakla beraber karfl› durmak, onun gerçekleflmesine engel olmak komünist bir

20


tutum olamaz; olsa olsa ezen ulus milliyetçili¤inin devrimci k›l›f giymifl hali olur. Bu konuda At›l›m görülmektedir ki, ezen ulus milliyetçili¤inin karfl›s›na ezilen ulus milliyetçili¤ini ç›karmaktad›r. Üstelik flu cümlelerle içeri¤i a¤›r ithamlarda da bulunmaktad›r; “Devrimciler ne zamandan beri ezilen uluslara kendine güvensizlik örgütlemeye bafllad›lar? Devrimcilerin ulusal sorunda görevi baflaramazs›n›z, kazanamazs›n›z propagandas› yürütmek mi?” Bu soru cümleleri kendi içinde “ulusal sorunun çözümü mevcut ulusal harekete aittir ve ona güvenmek ve her karar›n› desteklemek” devrimcilerin görevidir, anlay›fl›n› tafl›maktad›r. “Devrimcilerin” ezilen ulusa yönelik ezilen ulusun iflçi ve di¤er emekçilerinin ç›karlar›n›n esas olarak kendi kaderlerini tayin etme yönünde tav›r almamalar›nda oldu¤unun propagandas›n› yapmalar›, bunun kurtulufl olmayaca¤›n› aç›klamalar› ne zamandan beri bu flekilde elefltirilir oldu? Uluslar›n Kendi Kaderlerini Tayin Etme Hakk›, ulusun ayr› bir devlet kurma hakk›ysa e¤er, devrimciler ayr› bir devlet kurman›n ezilen ulus iflçi ve di¤er emekçilerin yarar›na olmayaca¤›n› savunduklar›nda neden yanl›fl bir görev icra etmifl olsunlar? Aç›k ki bu tutum ulusal sorunda ulusal burjuva hareketlerin yönelimine kay›ts›z flarts›z boyun e¤mektir ve ezilen ulus burjuvazisine karfl› ezilen ulus iflçi ve di¤er emekçilerinin mücadelesini yok saymaktad›r… Bu s›n›fsal mücadeleye dayanan bir güç aç›s›ndan tümüyle yak›fl›ks›zd›r… Son zamanlarda PKK’nin de savundu¤u biçimiyle Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk›’n› ille de ayr›lmak biçiminde yorumlamak ise apayr› bir konu olarak gündeme tafl›nmaktad›r. Oysa “ille de ayr›lma” tavr› ezilen ulus burjuvalar›n›n bir yaklafl›m›d›r. Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk›’n› ayr›l›p ayr› devlet kurmak biçiminde formüle etmek düpedüz burjuva ç›karlar›na göre davranmakt›r. PKK’nin “Ba¤›ms›z Kürdistan” projesi bu yüzden komünistler taraf›ndan elefltirilmifltir. Bunun nesnel koflullar›n›n olup olmad›¤›

bir tarafa tüm iflçi ve di¤er emekçiler aras›na ulusal çitler çekmek komünistlerin savunaca¤› bir yaklafl›m olamaz. Bu gibi yaklafl›mlara ezilen ulustan geliyor diye güven beslemek ve destek olmak komünistlerin esas görevini, tüm ezilenlerin ç›kar›n› esas almak sorumlulu¤unu unutmak demektir. At›l›m’›n güvendi¤i ve güvenilmesini, antipropagandas›n›n yap›lmamas›n› devrimci bir flart olarak kofltu¤u fley ezilen ulus burjuvazisinin yönelimidir, kararlar›d›r. Örne¤in PKK bafl›ndan beri Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk›’n› ayr› devlet kurmak biçiminde yorumlad›, yani bu ilkenin ayn› zamanda birli¤i de içerdi¤ini görmezden geldi. PKK, MarksistLeninist oldu¤unu iddia ederken, burjuva ç›karlara göre yorumlad›¤› ilkeyi, Marksizm’iLeninizm’i aflt›¤›n› iddia etti¤i bu dönemde terk etti¤ini aç›klamaktad›r. Çünkü PKK “Ba¤›ms›z Kürdistan” hedefini art›k gerçekçi bulmuyor. O halde salt ayr› devlet kurmak amac›n› içeren Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk› da geçerlili¤ini yitirmifltir, diyor. Bu ML ilkenin ayn› zamanda ve komünistlerin esas olarak savundu¤u biçimiyle ayr›lmamak, kendi devletini kurmamak fleklinde de tezahür edebilece¤ini kavramamakt›r. Bu kavray›fls›zl›k onun burjuva karakterinden ileri gelmektedir. At›l›m’›n devrimcilere güven zorunlulu¤unu yükledi¤i ve anti-propagandas› yap›lamaz kabul etti¤i fley asl›nda budur. At›l›m’›n bir di¤er elefltirisi de Yürüyüfl’ün ezen ulusun iflçi ve emekçilerinin ezilen ulus iflçi ve emekçileri üzerindeki ulusal bask›s›n› gizledi¤idir. Aç›kças›, At›l›m’›n bu sonucu ç›kartt›¤› al›nt› böylesi bir tespit için uygun de¤ildir. Yürüyüfl’ün bu yads›namaz gerçe¤i inkar etti¤ini, söz konusu al›nt› ispatlamaz. Ancak yine de flunu görmek ve savunmak gerekir: Ezen ulus halk›n›n üzerinde flovenizmin ciddi derecede etkileri vard›r, buna karfl› mücadeleyi önemsizlefltirmek ciddi bir politik suçtur. Biz buna ezilen ulus milliyetçili¤inin ezilen ulus halk› üzerindeki etkisine dikkat çekerek meseleyi bü-

21

Ezen ulus milliyetçili¤inin panzehiri ezilen ulus milliyetçili¤i de¤ildir

PART‹ZAN 65


Ezen ulus milliyetçili¤inin panzehiri ezilen ulus milliyetçili¤i de¤ildir

PART‹ZAN 65 tün olarak kavramak gerekti¤ini düflündü¤ümüzü ekleyelim. Elbette esas olan ezen ulusun iflçi ve emekçilerini flovenizme karfl› bilinçlendirmektir, ancak bu, ezilen ulus iflçi ve emekçilerinin milliyetçili¤e karfl› bilinçlendirilmesi görevini yok etmez. At›l›m iflte bu görevi yok saymaktad›r. Yürüyüfl, ülkemizdeki bafll›ca çeliflmeleri s›ralarken ilkin “emperyalizm ve oligarfli bloku ile halklar aras›ndaki çeliflkiyi” saymaktad›r. Parantez açarak flöyle demektedir. “Bu çeliflki egemen s›n›f blokuyla, ezen ve ezilen ulusun aras›ndaki çeliflkidir.” Biz burada çokça bilinen kavram ayr›fl›mlar›na girmeyece¤iz. Ancak konu ile ilgisi bulundu¤undan “halklar” kavram›na de¤inme ihtiyac› duyuyoruz.

Halk kavram› üzerine Halk bütün komünistlerin üzerinde anlaflt›klar› gibi “devrimden ç›kar› olan s›n›flar›” içerir. Halk kavram›, s›n›f mücadelesi tarihi boyunca var olan genifl kitleleri anlat›r. Dolay›s›yla, ulusa göre halk tan›m› yapmak ve ülkemizdeki iflçi, köylü, küçük burjuva ve bir k›s›m ulusal burjuva kitleyi birden

fazla halk varm›fl gibi “halklar” diye tan›mlamak yanl›flt›r. Bu flekildeki ifade kitleyi devrime göre de¤il, ulusa göre tan›mlamaya tekabül eder. Ülkemizde Türkiye halk› vard›r, halklar› de¤il. Ama ülkemizde farkl› uluslar ve milliyetler vard›r. Her ulusun ve milliyetin içinde halk da vard›r, halk olmayan da. Bunlar aras›nda ayr›m yapmamak s›n›f bak›fl aç›s›ndan uzaklaflmak demektir. At›l›m nas›l “Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk›” ile “Halk›n Kaderini Tayini” aras›na fark koyuyorsa ve bu ayr›m› yaparken halk kavram›n›n milli de¤il s›n›fsal karakter tafl›d›¤›n› görüyorsa, ayn› flekilde “halklar” kavram›ndaki milli içerikli etiketi de görmeli ve reddetmelidir. Ama bunu yapm›yor. Ülkemizdeki bu bafl çeliflmenin tespitini Yürüyüfl’ün belirledi¤i gibi yapmak ulusal sorun gerçe¤ini önemsizlefltirmez. Elbette Yürüyüfl özgülündeki de¤indi¤imiz hakim ulus milliyetçili¤ini bir tarafa koyarak, bafl çeliflmeyi ulusal soruna ra¤men yapmak mevcut durumda gerçe¤e uygundur. Ayr›ca çeliflmeler s›ralan›rken ezen ve ezilen uluslar ile milliyetler aras›ndaki çeliflmelerden söz etmek gerekir.

22


Hakim ulus ile di¤er ezilen ulus ve milliyetlerin aras›ndaki çeliflki bafl çeliflkinin belirlenmesinde tayin edici de¤ildir. Nihayet Yürüyüfl’ün belirledi¤i gibi belirlersek e¤er ezilen ulus ve milliyetlerin ulusal bask›dan kurtulmalar›n› “emperyalizm ve oligarfli bloku ile halklar aras›ndaki çeliflki”nin çözümü h›zland›r›r, kolaylaflt›r›r demifl oluruz. Yoksa denildi¤i gibi onu önemsizlefltirmifl olmay›z. At›l›m bu apaç›k gerçe¤i neden elefltiriyor? Yine ayn› sebepten dolay›. Çünkü At›l›m ulusal bask›n›n sonlanmas› görevini “devrimcilere” de¤il ulusal hareketlere b›rakmak yanl›s›d›r. Ona göre ezilen ulusun sözde bütünü, gerçekte ise burjuvazisi bunu yapacak yegane güçtür ve “devrimcilerin” bunu kendi devrimlerine endekslemeleri yanl›flt›r! Her fleyden önce flunu kabul etmeliyiz, ulusal sorun, kendi özgün sürecini de yaflamaktad›r. Dolay›s›yla “devrimciler” devrimi ilerletemedikleri halde ulusal sorunun çözümü yolunda geliflmeler olmas› mümkündür. “Devrimciler” bu geliflmeler oldu¤unda bunlar› görmezden gelerek hareket edemezler. O yüzden sadece bafl çeliflkinin çözümünün getirece¤i yarardan söz etmeleri yeterli de¤ildir. Ayn› zamanda ulusal sorunun ald›¤› yeni biçimleri de ele almak, tart›flmak, somut görevler saptamak durumundad›rlar. Bu konuda baflar›s›z olundu¤u bir gerçektir. At›l›m bu yönde elefltiri ve özelefltiri yapt›¤› durumda hakl›d›r. Ancak tart›flt›¤›m›z polemik yaz›s› bunu içermiyor ve bununla yetinmiyor. O bizden daha do¤rusu Yürüyüfl’ten- bafl çeliflme içine ulusal sorunu da yerlefltirmemizi istiyor. Bu noktada milliyetçili¤in üzerideki etkisini de a盤a vuruyor. Yürüyüfl’ün ulusal bask›n›n sosyal taban›n›n emperyalizm ve oligarfli olarak kavramas› aç›k bir yanl›flt›r. Böylece Yürüyüfl, egemen s›n›flar›n bizzat üretti¤i bir politikay› d›flsal ilan etmekte ve bir ölçüde egemen s›n›flar›n suçunu hafifletmektedir. Bu tutum kendi içinde emperyalizmin farkl› milliyetçilikleri destekledi¤i gerçe¤ini de görmemeyi getirir ve bu ne-

denle tehlikelidir. Ulusal bask›n›n sosyal taban› burjuvazidir, egemen burjuvazidir; ülkemizde de burjuvazinin siyasi bak›mdan en geri kesimleri ve feodal art›klard›r, emperyalizm de¤ildir. Ancak emperyalizm d›flsal bir güç olarak genellikle ezen ulus milliyetçili¤ini de destekleyebilir. Rus Sosyal Emperyalizmi’nin bu yönde epey politikas› olmufltur. Son zamanlarda Ortado¤u’da, Balkanlar’da küçük devletler kurulmas›n› teflvik eden ABD ve AB politikalar› bu yönde yaklafl›mlar göstermekteler. Bosna Hersek, Kosova, Irak Bölgesel Kürt Yönetimi… Yürüyüfl’ün bu konudaki aç›k yanl›fl› At›l›m’› elefltirisinde hakl› ç›karm›yor ama. At›l›m bu yanl›fl›n elefltirisinin sonucunda ortak mücadeleyi esas alma anlay›fl›n› mahkum etmekte ve bafl çeliflmenin çözümünün sa¤lad›¤› olana¤› propaganda etmeyi “devrimcili¤e” yak›flt›ramamaktad›r! fiöyle diyor: “O halde ortak mücadeleyi esas almal›, emperyalizm ve oligarfli devrildikten sonra ‘ulusal bask›n›n sosyal temeli’ nas›l olsa ortadan kalkacak kendi kaderini serbestçe tayin etmelerinin nesnel koflullar› yarat›lm›fl olacak!” At›l›m bunun Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk› de¤il, Halk›n Kendi Kaderini Tayini oldu¤unu iddia ediyor. Oysa bizim bundan anlad›¤›m›z Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk›’n›n devrim sonucunda Kürt ulusuna devrimin tan›d›¤› bir hak olaca¤› iddias›d›r. O durumda Kürt ulusu, isterse ayr›l›p kendi devletini de kurabilecektir. Neden bunu anl›yoruz? Çünkü ortak mücadele sonucunda Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk›’n›n nesnel koflullar›n›n yarat›lm›fl olaca¤›ndan söz edilmektedir. Bir fleyin koflullar›n›n yarat›lm›fl olmas› ile o fleyin gerçekleflmesi ayn› fley de¤ildir. Bu apaç›k gerçe¤i de At›l›m görmezden geliyor ve ayr› örgütlenmeyi, ulusal hareketin ezilen ulus milliyetçili¤ini sahiplenmek pahas›na bir kez daha çarp›tmaya baflvuruyor. Sonuç olarak; Yürüyüfl’ün ezen ulus milliyetçili¤ine denk gelen yaklafl›mlar savundu¤u do¤ru olmakla beraber At›l›m bunu elefltirme-

23

Ezen ulus milliyetçili¤inin panzehiri ezilen ulus milliyetçili¤i de¤ildir

PART‹ZAN 65


Ezen ulus milliyetçili¤inin panzehiri ezilen ulus milliyetçili¤i de¤ildir

PART‹ZAN 65 yi ve mahkum etmeyi baflaramam›flt›r. Çünkü kendisi ezilen ulus milliyetçili¤inden muzdariptir. Pragmatist ve orta yolculu¤u onu çarp›tmalara baflvurmaya dahi götürmüfltür. Az dikkatli bir okuyucunun bile görebilece¤i anlafl›l›r saptamalar› görmezden gelmifl ve inkar etmifl olan bir yaz› asla ikna edici olamaz. Her iki yay›n da, ulusal sorunun özde pazar sorunu oldu¤unu görmemekte ve böylece ya ezen ya da ezilen ulus milliyetçili¤i karfl›s›nda silahs›z kalmaktad›r. Yürüyüfl ezilen ulusun burjuvazisi üzerindeki ulusal bask›y› görmeyerek, bu kesimini verdi¤i mücadelenin demokratik içeri¤ini inkar ederken At›l›m da ezilen ulus burjuvazisi ile ezilen ulusun iflçi ve di¤er emekçileri aras›daki çeliflkiye gözünü kapamakta ve böylece ezilen ulus burjuvazisinin ayr›cal›k elde etme yönelimini, amac›n› inkar etmektedir. Hatta ona güvenmeyi, hakk›nda anti-propaganda yapmamay› “devrimcilerin” görevi kabul etmektedir! Yürüyüfl ezen ulus milliyetçili¤inin halk›m›z üzerindeki etkisine karfl› mücadelede yeterince aç›k davranmamakta ve emperyalizmi ulusal bask›n›n sosyal temeli ilan ederek hem emperyalizmin d›flsal bir güç oldu¤u gerçe¤ini, bu nedenle ezilen ulus milliyetçili¤ini de destekleyebilece¤ini olumsuzlamakta hem de egemen burjuva gericili¤inin ve feodal politikan›n suçunu hafifletmektedir. At›l›m, Yürüyüfl’ün yanl›fllar›n ortak mücadeleyi anlams›zlaflt›rarak ve bafl çeliflkinin çözümünün uluslar aras›ndaki çeliflkinin çözümünü h›zland›rabilece¤i ya da kolaylaflt›rabilece¤i gerçe¤ini reddederek ezilen ulus milliyetçili¤ini desteklemeye devam etmektedir. Yine her iki yay›n “halklar” kavram›n› kullanarak ülkemizdeki farkl› ulus ve milliyetlerin varl›¤›ndan hareketle halk› da ço¤ullaflt›rmakta, tümüyle s›n›fsal olan bu kavram› milli esaslara göre ele al›p bozmaktad›r. Yürüyüfl ulusal sorunun kendine özgü geliflimini, örgütleniflini ve bunun içindeki dev-

rimci muhtevay› görmeyerek ulusal hareketin, demokratik yan› karfl›s›ndaki sorumluluklar›n› önemsemezken, At›l›m bununla yetinerek ulusal sorunun devrimci çözümünü iflçi ve di¤er emekçiler lehine olabilecek çözümü anlams›z gördü¤ünü aç›klamaktad›r. Nihayet her iki ak›m da iflçi ve di¤er emekçilerin birli¤ini baltalay›c› yönde tav›r gelifltirmektedir. Her iki anlay›flla da aram›za çizgi çekmeliyiz. Ezilen ulusun, demokratik muhteva tafl›yan mücadelesini desteklerken ayn› zamanda onun içinde burjuva yönün ayr›cal›klar elde etme peflindeki politikas›n› da görmeli ve ezilenlere göstermeliyiz. Kurtuluflun ve ulusal bask›n›n son bulmas›n›n ayn› yoldan mümkün oldu¤unu propaganda etmeliyiz. Hakim ulusun ezilenlerinin milliyetçilikten etkilenmifl oldu¤u gerçe¤ini görmeli ve bununla mücadeleyi kesinlikle omuzlamal›y›z. Ortak mücadelenin mümkün oldu¤u gerçe¤ini tüm ezilenlerin ç›kar birli¤ini ortaya koyarak savunmal›y›z. Do¤ru görüfllerin savunusunu yaparken, ayn› zamanda yanl›fl ve zararl› fikirlerin elefltirisinden geri durmamal›y›z. Gücümüzün yetmezli¤i do¤ru fikirlerden uzaklaflmaya, bunlar›n savunulamazl›¤›na neden olmamal›d›r. Aksine görülmektedir ki do¤ru fikirler nesnel süreç taraf›ndan do¤rulanmaktad›r. Ancak do¤ru fikirlerin örgütlenmeye dönüfltürülemedi¤i gerçe¤i orta yerde durmaktad›r. Bu da hem darl›klardan hem de do¤ru fikirleri flartlara uygun olarak savunamamaktan, propaganda edememekten ileri gelmektedir. Önümüzde iki örnek var: At›l›m ve Yürüyüfl. Savunduklar›n›n yanl›fll›¤› ve hatta At›l›m’da göze çarpan pragmatizm ve orta yolculu¤u ortadayken hala mücadelede çekingen davranmam›z gerçekli¤imizi görmememizden kaynakl›d›r. Kendi gerçekli¤imizi görmemiz pek mümkündür. Ve ancak gerçekli¤imizi gördü¤ümüz durumda, temel politikalar›n do¤rulu¤unu kavrad›¤›m›z durumda atak davranmaya, cüret etmeye haz›r olaca¤›z.

24


Partinin korunmas› ilkelere uyulmas›ndan geçer

E¤er çal›flma tarz›m›zda yanl›fllar dizisi varsa, bu demektir ki, proleter kaynaklardan yeteri kadar beslenmiyoruz. Bir yaflam tarz› olan devrimcilik felsefesinden yeteri kadar nasibimizi almam›fl›zd›r. Hâla eski burjuva-küçük burjuva al›flkanl›klar›n, düflünüfl ve yaflam tarzlar›n›n etkisi alt›nday›z. Bunun ara yolu yoktur. Ya devrimci bir yoldur ya da burjuva bir yoldur. Hiç flüphesiz biri di¤erine dönüflebilir; mücadelenin süreklili¤i ve her fleyin z›dd›yla birlikte var olmas› böylesi sonuçlar›n ortaya ç›kmas›n› sa¤lar.

25


Partinin korunmas› ilkelere uyulmas›ndan geçer

PART‹ZAN 65 Birinci bölüm Proletarya Partisi dedi¤imizde ilk akl›m›za gelen olgulardan biri de ilkelerdir. Çünkü ilkeler Proletarya Partisi”nin örgütlenmesini, çal›flma tarz›n›, savaflmas›n› belirleyen ana faktörlerdir. Bu demektir ki; bir partiyi parti yapan o partinin ilkeleridir. ‹lkelerine uygun olarak yaflamas› ve savaflmas›d›r. ‹lkelerinden uzaklaflan bir parti, yozlafl›r ve s›n›f mücadelesi içinde ya yok olur ya da etkisizleflir. ‹lkesiz durufllar, s›n›f savafl›m›nda baflar›s›zl›klar›n, yenilgilerin temel tafllar›n› örer. Her fleyden önce burada ideolojik anlamda bir bozulma söz konusudur. E¤er siyaset, örgüt, çal›flma tarz› vb. tüm ilkeler gücünü ideolojiden al›yorsa ve bunlara çeki düzen veren ideoloji ise, ortaya ç›kan tüm bozulmalar›n, çürümelerin nedenini de var olan ideolojik duruflta, flekilleniflte aramam›z gerekir. Daha da somutlayacak olursak, günlük siyasal çal›flmalar›m›z› veya taktik ve stratejik görevlerimizi ilkelerimize göre uygulam›yorsak, bu demektir ki, proleter ideolojide, proleter kavray›fl›m›zda bir problem vard›r. Yani gerekenleri yapmamam›z›n temel nedeni, proleter s›n›f bak›fl aç›s›ndan yoksun olmam›zdan kaynaklanmaktad›r. Peki, do¤ru ve yanl›fllar›n beslendi¤i kaynaklar›n ayn› oldu¤unu söyleyebilir miyiz? Elbette ki hay›r. E¤er çal›flma tarz›m›zda yanl›fllar dizisi varsa, bu demektir ki, proleter kaynaklardan yeteri kadar beslenmiyoruz. Bir yaflam tarz› olan devrimcilik felsefesinden yeteri kadar nasibimizi almam›fl›zd›r. Hâla eski burjuva-küçük burjuva al›flkanl›klar›n, düflünüfl ve yaflam tarzlar›n›n etkisi alt›nday›z. Bunun ara yolu yoktur. Ya devrimci bir yoldur ya da burjuva bir yoldur. Hiç flüphesiz biri di¤erine dönüflebilir; mücadelenin süreklili¤i ve her fleyin z›dd›yla birlikte var olmas› böylesi sonuçlar›n ortaya ç›kmas›n› sa¤lar.

Ama her halükarda o süreci, o ana yönü belirleyen bir anlay›fl vard›r. Bu anlay›fl Marksist-Leninist-Maoist bir çal›flma tarz›n› içeriyorsa, o süreçte ortaya ç›kan yanl›fl pratik durufllar› düzeltmek mümkündür. Daha da önemlisi, çal›flma tarz›nda yanl›fllar›n asgari düzeye indirilmesi, partinin siyasal ve örgütsel anlamda alaca¤› her türlü darbeyi daha afla¤›lara çekmek anlam›na gelir. Çünkü örgütsel sorun veya örgütsel ilkelerin yozlaflt›r›larak çi¤nenmesini ideolojik-politik durufltan ba¤›ms›z olarak ele alamay›z. Bu cephedeki bozulma bütün alanlardaki düflünüfl ve hareket tarz›n› etkiler: Nas›l düflünüyorsa öyle yaflar esprisinin temel felsefesi de budur. Örne¤in zihinsel anlamda tembel olan bir devrimci militan, inceleme ve araflt›rmada, üretmede zaafl› olur. Böyle bir militan, iradenin ona vermifl oldu¤u tüm görevleri de mekanik bir tarzda yerine getirmeye çal›fl›r. Ve bu mekanik pratik, somut sonuçlara ulaflmay›nca da güvensizlikler, sonu gelmeyen mazeretler dizisi al›r bafl›n› gider. Yeniden bafla dönüp bu baflar›s›zl›¤›n, bu yetmezli¤in temel nedenlerini ararsak, karfl›m›zda militanl›¤›n gereklerine uygun ideolojik-siyasal-örgütsel olarak flekillenmeyen bir kiflilik görürüz. Di¤er bir ifadeyle, duvar ustas› olarak tan›mlad›¤›m›z kiflili¤in ustal›¤› problemlidir. Ustal›¤› tart›flmal› olan birinden binan›n inflas›n› beklemek, hayal sarhoflu olmak demektir. Hal böyle olunca, karfl›m›za ilk ç›kan görev, iflinin gereklerini azami düzeyde yerine getiren bir militan kiflili¤in yarat›lmas›d›r. Bu sa¤lanmad›ktan sonra ilkelere dair tüm yaz›lan-çizilenlerin, ortaya konulan kurallar dizisinin bir anlam›, bir de¤eri olmaz.

Partinin illegal örgütlenmesi bir zorunluluktur S›n›f bilinçli proletaryan›n iktidar yürü-

26


Devrim iki s›n›f›n çat›flmas›d›r. ‹ktidar›n, bir avuç egemen s›n›f›n m› yoksa ezilen-emekçi milyonlar›n m› olaca¤› sorusunun yan›tlanmas›d›r. yüflü için parti olmazsa olmazd›r. Partisiz devrim, partisiz iktidar yürüyüflü düflünülemez. Devrimin bir arac› olan parti bizim gibi emperyalizme ba¤›ml› ve faflist diktatörlüklerin hüküm sürdü¤ü ülkelerde illegal temelde bir örgütlenme ve çal›flma tarz›yla faaliyetlerini yürütmek zorundad›r. Bu bir niyet veya istem sorunu de¤ildir. Bu tamamen koflullar›n dayatt›¤› bir sorundur. Di¤er bir anlat›mla niye illegal bir temelde örgütlenmemiz gerekir sorusunun yan›t› özet olarak fludur. Faflist diktatörlü¤ün hüküm sürdü¤ü, MLM temelde partilerin kurulmas›n›n yasakland›¤›, yasa d›fl› ilan edildi¤i, üyelerinin tutuklan›p katledildi¤i bir co¤rafyada yafl›yoruz. B›rakal›m MLM temelde partilerin kurulmas›na, özgürce propaganda ve ajitasyon faaliyetlerinin yürütülmesine ve yine sistem içi reformist-

parlamentarist güçlerin faaliyetlerine engeller ç›kart›ld›¤›, s›n›rland›¤› bir ülke gerçekli¤i ile yüz yüzeyiz. Tüm bu veriler bize illegal çal›flmay›, illegal örgütlenmeyi dayat›yor. ‹llegal çal›flmay› yads›yan, onu anlams›z ve gereksiz gören tüm çevreler yaln›z bu nesnel gerçekleri yads›m›yor; ayn› zamanda devrim istemlerinde samimi ve dürüst olmad›klar›n› bu pratik durufllar›yla da belgeliyorlar. ‹llegal örgütlenme ve çal›flma tarz›n› yads›yan tüm örgütlerin sistem içi çözümlere kilitlenmeleri tesadüf olabilir mi? Tabii ki tesadüf de¤ildir. Bu aç›kça devrim iddias›ndan vazgeçmektir. Devrim mi reform mu ikileminde tercihi reformdan yana yapmakt›r. Bu, sorunun bir yan›n› teflkil ediyor. Biz burada esas olarak s›n›f bilinçli proletarya için bu ilkelerin neden zorunlu oldu¤u ve nas›l uygulanmas› gerekti¤i sorular›na yan›t aramaya

27

Partinin korunmas› ilkelere uyulmas›ndan geçer

PART‹ZAN 65


Partinin korunmas› ilkelere uyulmas›ndan geçer

PART‹ZAN 65 ¤›t›lmas› veya a¤›r darbelere maruz kalmas› çal›flaca¤›z. Devrim iki s›n›f›n çat›flmas›beraberinde devrimin yenilgisini getirir. d›r. ‹ktidar›n, bir avuç egemen s›n›f›n Dolay›s›yla partinin korunmas›n› m› yoksa ezilen-emekçi milyonlar›n m› sadece bir güvenlik sorunu olarak ele olaca¤› sorusunun yan›tlanmas›d›r. fiöyalamay›z. Bu temelde bir yaklafl›m oldukle ki; bugün kapitalist-emperyalist sistem ve ça s›¤ ve dar bir yaklafl›md›r. Partinin ideiflbirlikçi-uflaklar›n›n devrimci komünist güçolojik safl›¤›n›n, Marksist-Leninist-Maleri yok etmek için, legal-illegal her türden oist çal›flma ve örgütlenme anlay›fl›militarist örgütlenmeleri yaratt›¤› hiç kimse n›n korunmas›, her türlü sald›r›ya kariçin bir s›r de¤ildir. Di¤er bir ifadeyle tepeden fl› savunulmas› tüm tehlikelerin pant›rna¤a militarist bir yap›lanma içinde olan zehiri niteli¤indedir. Bu temelde bir komavcut burjuva-feodal egemenlik sistemini runma ve savunma, ilkeler üzerinde titizliky›kmak-yok etmek için illegal bir örgütlenme, le yürüme ve onlara sonuna kadar sad›k kalillegal bir çal›flma tarz› olmazsa olmazd›r. Bu maktan geçer. Bu anlayönde sergilenecek her zaafl› tutum, beraberinde y›- ‹llegal çal›flma, illegal m›yla, partinin korunmas› tart›flmas›n› ilkelere ba¤l› k›m› ve yok olmay› getirir. örgütlenme kitlelerkalman›n gereklili¤i tart›flAç›k olan flu ki; s›n›f den saklanmak-kaç- mas›ndan ayr› düflünemedüflmanlar›n seni yaln›z fiziki olarak de¤il, mak de¤ildir. Bilakis yiz. Dahas› ilkeler üzerinde yürütülecek bir çal›flayn› zamanda ideolojik kitlelerle kurulacak ma tarz› ve savafl prati¤i, olarak da dejenere genifl ba¤lar, parti kaybedilen mevzilerin yeedip yok etmeyi varl›k gerekçesi say›yor. Dahücrelerinin daha ra- niden kazan›lmas›na, nitel ve nicel anlamda ortaya has› iktidar› ve gelece¤i için hat gizlenmesini sa¤ç›kan zay›fl›klar›n giderilegemen s›n›flar›n yapamayaca¤› hiçbir fley yoktur. lar. Baz› özgün örgüt- mesine hizmet eder. ‹llegal çal›flma, illegal Bunun böyle oldu¤u tarihi lenmeler ve görevlenörgütlenme kitlelerden tecrübelerle ortadad›r. dirmeler d›fl›nda tüm saklanmak-kaçmak de¤ilTarihi tecrübelerle ortada olan di¤er bir gerçek çal›flmalar›n bu pers- dir. Bilakis kitlelerle kurulacak genifl ba¤lar, parti ise; düflman›n› do¤ru tan›pektifle ele al›nmas› hücrelerinin daha rahat mayan, yani onun taktik bir zorunluluktur. gizlenmesini sa¤lar. Baz› gücünü (zay›f ve güçlü yanözgün örgütlenmeler ve lar›n›) kavramayan bir devgörevlendirmeler d›fl›nda tüm çal›flmalar›n rimin kolay kolay baflar›ya ulaflamayaca¤›d›r. bu perspektifle ele al›nmas› bir zorunlulukDüflman›n› tan›yan, ona karfl› tereddütsüz bir tur. fiu aç›k ki, yeteri kadar misyonumuzun savafl›m içine giren ve sald›r›lar›na karfl› parbilincinde olursak, kitle içinde yürüttü¤ümüz tiyi korumak ve karfl› sald›r›lar› gerçeklefltirçal›flmalarda hitap fleklimiz, nerede neyi namek için illegal tarzda örgütlenmek ve çal›fls›l ifade etmemiz gerekti¤ini kavrama konuma tarz›n› bu eksen üzerine oturtmak olsunda pek de fazla bir zorluk yaflamay›z. mazsa olmazd›r. E¤er partinin çal›flma tarz› Tam aksine flu iki noktada bir netlik sa¤lam›fl ve örgütlenmesi bu temel anlay›fl üzerinde oluruz. infla edilemezse düflman sald›r›lar› karfl›s›nda a) Ben illegal bir partinin militan›y›m. Ve korunamaz. Partinin ideolojik dejenerasyoher an tehlikeyle karfl› karfl›yay›m. nunun sa¤lanmas› ve örgütsel iskeletinin da-

28


b) Tüm bu tehlikelere ra¤men parti çal›flmas›n› yürütme, partiye genifl y›¤›nlar› kazanma görevim vard›r. Ve bu görevi yapmak benim varl›k gerekçemdir. Yani, tehlikelerin varl›¤› ifllerimizi yapmam›z›n önünde engel olmamal›d›r. Bilakis tehlikeler içinde ifllerimizi yapma sanat›nda ustalaflmam›z gerekir. Faaliyeti aksatan, faaliyetten soyutlanan bir illegalite olmaz. Dahas› böylesi bir illegal çal›flman›n olumsuz sonuçlara yol açmas› kaç›n›lmazd›r. Burada temel sorun flu; Bizi çevreleyen zor flartlar›n esiri olmayaca¤›z. fiartlar ne olursa olsun görevlerimizi azami ölçüde yerine getirmeyi ilke edinece¤iz. Tüm davran›fllar›m›z, tüm eylemlerimiz proleter kimli¤imize, stratejik ve nihai hedefimize hizmet etmelidir. Yine illegal çal›flmada, do¤al davranma, amaç ve hedeflerimizi uygun bir dille anlatma perspektifine uygun olarak hareket etmeliyiz. Her türlü biçimsel tutum ve davran›fltan vazgeçmeliyiz. Bu tür davran›fllar›n s›n›f mücadelesine kazand›raca¤› bir fley olamayaca¤› gibi, tam aksine süreç içinde sahibini vuracak bir silah haline dönüflebilir. ‹llegal çal›flmada herkese gereken bilgileri sunmadan, her türlü gereksiz dertleflmeden, bilgi al›flveriflinden uzak durmak çal›flmalar›m›zda ana prensibimiz olmal›d›r. Bölgeler aras›nda koflullardan kaynakl› farkl›l›klar›n yan› s›ra, ideolojik anlamda yaflanan dejenerasyonun da etkisiyle ciddi problemlerle yüz yüze oldu¤umuz aç›kt›r. Oysa ister k›rda, hapishanelerde, isterse yurt d›fl›nda olal›m, yukar›da alt›n› çizdi¤imiz kurallara uymam›z gerekir. Koflullar›n farkl› olmas› bu farkl› koflullar›n bize sundu¤u baz› imkanlardan daha çok yararlanmam›z bize uymam›z gereken bu kurallar› göz ard› etme hakk›n› vermez. Teorik olarak düflman›n her yerde oldu¤unu ve s›n›f mücadelesinin tüm alanlarda sürdü¤ünü ifade ediyorsak; çal›flmalar›m›z› da buna uygun olarak yürütmek zorunday›z.

Burada kural flu olmal›d›r; Emperyalistkapitalist sistem ve tüm iflbirlikçiuflaklar› bizim düflman›m›zd›r. Bizi yok etmeye çal›flanlara karfl› yürüttü¤ümüz savaflta gizlilik kurallar›na uymak bir zorunluluktur. Bu konudaki her zaafl› duruflun bize s›k›lan bir kurfluna döndü¤ünü görmek gerekir. Tüm çal›flma alanlar›m›z›n kendine özgü farkl›l›klar› oldu¤u bir gerçektir. Ama gerçek olan baflka bir fley daha vard›r, o da bizim ayn› hedefe kilitlenen bir parti çal›flmas› içinde oldu¤umuzdur. Demokrasi, ba¤›ms›zl›k, sosyalizm ve nihai hedefimiz olan komünizm davas› için mücadele etti¤imizdir. Bu demektir ki; tüm komünizm düflmanlar› için biz bir tehlikeyiz. Etkisiz hale getirilmesi gereken bir gücüz. Koflullar›n farkl›l›¤› bu gerçe¤i de¤ifltirmiyor. Ve nitekim düflman her yerde düflmanl›¤›n› yap›yor. O halde biz de her alanda ilkelerimize uygun bir çal›flma perspektifiyle hareket etmeliyiz. Bunu yapmak için proleter bir kimli¤e sahip olmak, yüklenilen görev ve sorumluluklar›n bilincinde olmak flartt›r. S›n›f mücadelesi ciddi bir ifltir. Bofl söylemlere, arkas›nda durulmayan kararlara, uyulmayan kurallara dair söylenen hiçbir fleye de¤er vermez. Çünkü tüm bu söylemlerin s›n›f mücadelesi aç›s›ndan anlam› yoktur. E¤er bir yerde teori ile prati¤in uyumu yoksa orada ifade edilen tüm söylemler hükümsüzdür. Bir dindar›n duayla bafllay›p duayla biten günü gibi, sürekli Bolflevik örgütlenmeden, illegal partiden söz etmekle ne Bolflevik olunur, ne de illegal bir çal›flma tarz› sa¤lan›r. Bolflevik olmak, Bolflevik ilkeleri özümsemektir-yaflamla bütünlefltirmektir. Böylesi bir flekillenifl, böylesi bir düflünüfl tarz›, illegaliteyi, ilkeleri, bu ilkeler üzerinde flekillenen kurallar dizisini günlük yaflam›n bir parças› haline getirir.

‹kinci bölüm Bu bölümde de mümkün oldu¤u kadar hem yukar›da de¤indi¤imiz baz› noktalar›

29

Partinin korunmas› ilkelere uyulmas›ndan geçer

PART‹ZAN 65


Partinin korunmas› ilkelere uyulmas›ndan geçer

PART‹ZAN 65 daha da derinlefltirmeye hem de yeni baz› konulara dikkat çekme¤e çal›flaca¤›z. Asl›nda tüm bunlar belli yönleriyle bir tekrar› da içeriyor. fiöyle ki; parti, bu ve benzeri tart›flmalara yabanc› de¤ildir. Yeni genç militanlar e¤er geçmifl parti belgelerini yeteri kadar inceleme flans›na sahip olmam›fllarsa, do¤al olarak bu yönlü tart›flmalar onlar için yeni say›labilir. Tüm bunlarla birlikte bizim esas olarak üzerinde durmam›z gereken nokta; e¤er üzerinde defalarca tart›flt›¤›m›z sorunlar›n pratik uygulamas›nda hâla olumsuz fleyler yafl›yorsak, mutlaka orada kavramada bir problem oldu¤udur. Soruna yaklafl›mdaki ciddiyette, sorumlu davranma prati¤inde eksik ve yetersiz durufllar söz konusudur. Böylesi durumlarda her türlü kayg›dan uzak bir temelde hata ve eksikliklerin üzerine gitmek gerekir. Elbetteki ç›k›fl noktam›z hatalar› kavratmak ve düzeltmek olmal›d›r. ‹llegal kurallar›n uygulanmas›nda kitlelerle olan iliflki düzeyimiz temel ve kilit bir sorundur. E¤er taban›m›z sürekli geniflliyorsa, destek güçlerimiz sürekli art›yorsa, profesyonel çal›flan güçlerimizin hareket alanlar› her bak›mdan geniflliyor demektir. Böylesi bir durumda ayn› yerde kalma yerine, farkl› yerlerde kalma seçenekleri artar. Ayn› insanlara birden fazla ifl yapt›rma yerine, farkl› insanlar aras›nda bu iflleri bölüfltürecek tarzda bir çal›flma imkan›na sahip olunur. Bunu daha farkl› örneklerle ço¤altmak mümkündür. S›kça verilen deniz-bal›k örne¤i bu sorunu yeteri kadar ayd›nlatacak niteliktedir. Kitleselleflmek, kitle ba¤lar›n› geniflletmek illegal güçleri korumak için çok önemli bir faktördür. Ama her fley de de¤ildir. Çok iyi biliyoruz ki; kitlelerle daha genifl ba¤lar› olan baz› güçler de özellikle flehir çal›flmalar›nda büyük darbeler almaktad›r. Bunda elbette ki düflman›n teknolojik alanda sahip oldu¤u olanaklar›n büyük rolü vard›r. Ama esas sorun mevcut faaliyetçilerin profesyo-

nel bir çal›flma tarz›n› içsellefltirmemeleri gerçe¤idir. Bu durumda flu iki noktan›n alt›n›n önemle çizilmesi gerekir. a) Partiyi düflmandan korumak için genifl y›¤›nlar› örgütlemeyi baflarmak. b) Bu faaliyeti yürütecek güçleri illegal çal›flma tarz›n› içsellefltirmifl bir niteli¤e kavuflturmak. Kitle ba¤lar›n›n geniflli¤i ve profesyonelce yürütülecek bir çal›flma tarz›yla düflman sald›r›lar› önemli oranda bofla ç›kar›l›r. Sorunun daha iyi anlafl›lmas› aç›s›ndan Lenin yoldafl›n flu de¤erlendirmelerine kulak verelim: “Örgüt esas olarak, devrimci çal›flmaya profesyonel olarak kat›lm›fl kiflilerden meydana gelmelidir. (…) Müstebit bir devletin bulundu¤u bir ülkede böyle bir örgütün üyelerini siyasi polisle mücadele sanat›nda piflmifl profesyonel devrimcilerle ne kadar s›n›rl› tutarsak, örgütün a盤a ç›kmas› da o ölçüde güç olur.” (Lenin. SE. Cilt.5) Bu demektir ki bizim gibi, faflist diktatörlüklerin hüküm sürdü¤ü ve iktidar›n tepeden t›rna¤a militarist bir yap›yla flekillendi¤i ülkelerde parti ancak bu gerçeklere göre e¤itilmifl profesyonel militanlarla faaliyetlerini yürütebilir. Daha do¤rusu çal›flmas›n›n tüm kilit noktalar›nda görev alan faaliyetçilerin asgari düzeyde bu niteliklere sahip olmalar› gerekir. Nitelik anlam›ndaki zay›fl›klar, ka¤›t üzerinde en iyi flekilde çizilmifl örgüt flemalar›n›, gizlilik kararlar›n› anlams›z k›lar. Çünkü sonuç itibar›yla ifl uygulay›c›larda bitiyor. Böylesi durumlarda örgüt biçimlerinde de¤ifliklikler yapmak, kolektif irade ve hareket birli¤ini zay›flatmayacak tarzda bölgeler aras›ndaki iliflkilerde s›n›rlamalara gitmek, koordineyi sa¤layacak olan organlar› daha profesyonel faaliyetçilerden oluflturmak gerekiyor. Organlar›n niteliksel gücünü art›r›p say›sal anlamda darlaflt›rarak düflman›n takiplerini belli oranda etkisizlefltirmek mümkün olabilir.

30


Bugün devrimciler ve komünistler aç›s›ndan en dezavantajl› durum kitlelerle olan ba¤lar›n zay›flamas› ve çal›flmalar›n deflifre olmufl bir kitle içinde yürütülmesidir. Darlaflm›fl ve deflifre olmufl iliflkiler a¤› üzerinde denetim kurmak daha kolayd›r. Durum böyle olunca, bizim çal›flma tarz›m›z›n-oluflturaca¤›m›z örgüt biçimlerinin de bu gerçe¤i dikkate alacak tarzda olmas› gerekir. Di¤er bir ifadeyle bu iliflki a¤›n› tümden terk edemeyece¤imize göre, burada yapaca¤›m›z örgütlenmeleri bu nesnel gerçe¤e göre düzenlememiz flartt›r. fiu aç›k ki; nitelik olarak zay›f olan militanlarla bu zemin üzerinde illegal bir örgüt infla etmek kolay de¤ildir. Ama bu zoru görmek; bu zora uygun olarak yeni örgüt araçlar› yaratmak pekâlâ mümkündür.

Yeter ki bunun gereklili¤ine inanarak pratik ad›mlar atma cesaretine sahip olal›m. S›n›f düflmanlar›m›z›n bizi yok etmek için teknolojik imkanlardan nas›l yararland›¤› herkesçe bilinmektedir. Onlar›n denetimi alt›nda olan bu imkanlar› gelifli güzel kullanmak, sald›r›lar›na davetiye ç›karmakt›r. Zorluklarla yarat›lan de¤erleri çok kolayca onlara sunmaktan baflka bir fley de¤ildir. Dolay›s›yla haberleflmede kolay de¤il, daha zor ve güvenilir yollar› tercih etmek gerekir. Takipleri asgari düzeye indirmek-iletiflim a¤›n› s›n›rlamak için yap›lan toplant›larda, bölge ve alanlar›n bir dahaki toplant›ya kadar olan görevlerini daha bir netlefltirmek, s›k s›k görüflmelerin yap›lmas›n› engelleyecek bir yöntemdir. Görevlerin netleflmesi, zorunlu yap›lmas› gereken görüflmelerin daha s›n›rl› olmas›n› sa¤lar. Tabii burada alanlar›n daha çok inisiyatif almalar›, ortaya ç›kan sorunlar›n çözümü için daha çok çaba sarf etmeleri de gereksiz birçok görüflmeyi engelleyebilecektir. Yine partinin güvenli¤i konusunda ayn› kayg›lar tafl›n›rsa, illegal kurallara riayet etme, gereksiz görüflmeleri engelleme, haberleflme vb. konularda daha hassas davranma eylemi kaç›n›lmaz hale gelir. Ve bu pratik duruflla da birçok sald›r› bofla ç›kar›labilir. Burada ortaya koymaya çal›flt›¤›m›z genel bir anlay›flt›r. Bu anlay›fl bölgelerin somut durumuna göre belli özgünlükler içerecektir. Bu özgünlükleri a盤a ç›karacak ve ona uygun bir çal›flma rotas› belirleyecek olan elbetteki alan önderlikleridir. Somut durumu gözard› eden her türden mekanik yaklafl›mlar› reddetmeliyiz. Yeniden Lenin yoldafla kulak verelim: “‹llegal insan›n örgütsel biçimlerini yerel koflullara uygulamak kesinlikle zorunludur. ‹llegal çekirdekleri gizleme biçimlerinin çeflitlili¤i ve çal›flma biçimlerini yerel ve genel yaflam koflullar›na uygulamada mümkün olan en büyük esneklik, illegal örgütün hayatiyetini güvence alt›na al›r.” (Partileflme Süreci)

31

Partinin korunmas› ilkelere uyulmas›ndan geçer

PART‹ZAN 65


Partinin korunmas› ilkelere uyulmas›ndan geçer

PART‹ZAN 65 Düflman›m›z› tan›mal›y›z ve tecrübelerden ö¤renmeliyiz Düflman›n› tan›mak, kapitalist-emperyalist sistem ve iflbirlikçilerinin devrimcilerekomünistlere ve di¤er baz› güçlere karfl› gelifltirdikleri sald›r› taktiklerini sürekli izleyerek tecrübelerden ö¤renmeye çal›flmak temel prensiplerimizden biri olmal›d›r. Savafl iki gücün çat›flmas›ysa, çat›flt›¤›n gücün cephesindeki geliflmeleri izlemek bir zorunluluktur. Düflman› izlemek, ayn› zamanda zay›f noktalar›m›z› tespit ederek zaman›nda gereken tedbirleri almak anlam›na gelmektedir. Bugün düflman›n elinde var olan teknolojik imkanlar› hiç kimse görmezden gelemez. Bu imkanlar› görmek, düne göre daha farkl› ek tedbirler almak anlam›na gelir. Hiçbir fley olmam›fl gibi davran›lamaz. Bu nedenle yaflanan olumsuz tecrübelerden ç›kar›lan derslerin örgüt bütününe mal edilmesi oldukça önemlidir. De¤erlendirmelere neden ihtiyaç duyuyoruz? Elbette ki zay›f noktalar›m›z› tespit edip gereken tedbirleri alarak partinin güvenli¤ini korumak için. Yani, hatalar›m›zdan ders ç›kararak çal›flma tarz›m›z› düzeltmek için. E¤er tüm bunlar asgari düzeyde yerine getirilmiyorsa, yap›lan de¤erlendirmelerin bir anlam› olabilir mi? Tabii ki olmaz. Ne yaz›k ki, bu ve benzeri pratiklerle zaman zaman yüz yüze kal›yoruz. Hiçbir fley olmam›fl gibi hareket edilmeye devam edilirse, ayn› noktada ayn› yöntemlerle yeni sald›r›lara davetiye ç›kar›l›r. Burada tecrübelerden ö¤renme söylemi anlams›zlaflacakt›r. Tecrübe, yeni durumda sorunlar›n çözümü için ›fl›k görevi görüyorsa, yap›lan de¤erlendirme tart›flmalar› neticesinde ortaya ç›kar›lan sonuçlar›n bir anlam› olur, bir de¤er kazan›r. Aksi takdirde, zaman kayb›ndan baflka bir anlam ifade etmez. Bunun için de iradi müdahale, denetim ve daha da önemlisi kendili¤indenci yaklafl›mlar› ortadan kald›racak, planl› ve sistemli bir çal›flma yürütme

prati¤ini hayata geçirmeyi baflarmak gerekir. ‹llegal çal›flman›n gereklili¤i ve zorunlulu¤u noktas›nda parti içi e¤itimin önemi oldukça büyüktür. Bu konuda hem kendimizin hem de d›fl›m›zdaki di¤er ilerici güçlerin olumlu ve olumsuz tecrübeleri vard›r. Hem bu tecrübelerden hem de tarihi deneyimlerimizden ö¤renmeliyiz. Bunun için de sistemli bir e¤itime, çal›flma tarz›n› düzenleyen kurallar ve bu kurallara uyulmas›n› sa¤layan denetimlere süreklilik kazand›rmal›y›z. Ve yine bu konuda ortaya konulan zaafl› tutumlara karfl› parti ilkelerine uygun bir tav›r tak›n›lmal›d›r. Yani e¤itim içerikli yapt›r›mlar uygulanmal›d›r. Unutmamak gerekir ki, bu ve benzeri sorunlarda içine düflülecek her liberal yaklafl›m, beraberinde yeni büyük sorunlar› getirecektir. O halde yeni ciddi sorunlarla yüz yüze kalmamak için de¤ifltirmeyi ve dönüfltürmeyi içeren ilkeli bir yaklafl›m temel prensibimiz olmal›d›r. Keza di¤er önemli bir sorun ise, demokratik kurumlar ile illegal komiteler aras›ndaki iliflkiyi do¤ru bir tarzda yakalama sorunudur. Do¤ru tarzda kurulmayan bir iliflki her bak›mdan çal›flmalar› sekteye u¤rat›r. Daha da önemlisi yanl›fl çal›flma tarz›yla sa¤lanacak bir deflifrasyon sald›r›lar için uygun zemin haz›rlayacakt›r. Bu anlam›yla, her kurum, her komite misyonunu ve hangi koflullar alt›nda çal›flt›¤› gerçe¤ini asla göz ard› etmemelidir. Dolayl› ve direkt mesaj vermeye çal›flanlar›n örgütsel konumlan›fllar› ve hareket tarzlar› farkl› olmak zorundad›r. Bunlar› ayn›laflt›rmak veya aralar›ndaki fark› siliklefltirmenin do¤ru bir çal›flma tarz› olmayaca¤› aç›kt›r. Gerçek olan flu ki; kolektif iradenin belirledi¤i s›n›rlar ve koydu¤u kurallar çerçevesinde hareket etme baflar›s› gösterilirse, birçok tehlikenin önüne geçilerek, Bolflevik bir çal›flma tarz› oturtulabilir. Tüm bu nesnel gerçekler bize çal›flmalar›m›zda gizlilik kurallar›na azami ölçüde riayet etmeyi dayat›yor. Ve bunun gereklerini yerine getirmek zorunday›z.

32


‹flçi hareketi için program ve amaçlar Taksiki Poria-S›n›f Yürüyüflü

Yunanistanl› iflçi ve emekçilerin sorunlar› ülkemiz aç›s›ndan önemli benzerlikler tafl›makta. Bu nedenle mücadele deneyimleri de ayn› büyük önemi tafl›yor. Yunanistan iflçi s›n›f›n›n örgütü Taksiki Poria (S›n›f Yürüyüflü)’nün fiubat 2005 tarihli yaz›s›n›n ve daha s›cak geliflmeleri içeren ve ülkemizdeki Sosyal Sigortalar ve Genel Sa¤l›k Sigortas›n›n benzeri bir yasan›n geçirilmesine karfl›l›k iflçi ve emekçilerin mücadelesini aktaran Nisan 2008 tarihli yaz›n›n deneyimlerden ö¤renme anlam›nda yararl› olaca¤›n› düflünüyoruz.

33


‹fl flç çi Hareketi için Program ve Amaçlar

PART‹ZAN 65 (SUNU) ‹flçi s›n›f›n›n ve genelde emekçilerin mücadelesinin, bu mücadelenin politik ve s›n›fsal yönelimi temel arzusu ile, politik-sendikal bir gücün oluflturulmas› için 22-23 fiubat 2005 tarihindeki merkezi toplant› baflar› ile gerçeklefltirildi. Toplant›ya, ülkenin 13 farkl› ilinden, inflaat, fason üretim, ticaret, hastane, belediye, matbaa vb. gibi farkl› iflkollar›nda faaliyet yürüten onlarca emekçi ile birlikte pek çok sendika flubesinde yönetime seçilmifl sendikac› da kat›ld›. Farkl› bölgelerden gelen ve toplant›da yer alan kat›l›mc›lar faaliyet yürüttükleri alanlardaki sorunlar› ve deneyimleri sunarak, ülke genelindeki sendikal faaliyetin ortaklaflt›r›lmas› anlay›fl›n›n var olmas› gerekti¤i ifade ettiler. Toplant›da verilmesi kararlaflt›r›lan “TAKS‹K‹ POR‹A-SINIF YÜRÜYÜfiÜ” ismi, inan›yoruz ki önümüzdeki süreçte iflçi ve sendikal harekete s›n›fsal yönelimin yolunun aç›lmas› için, verilmesi gereken çabalar›n niteli¤ini ifade etmektedir Bu yay›nda, toplant›n›n kararlar›n› yay›nl›yoruz.

A- Sermayenin sald›r›s› ve iflçi s›n›f› direniflinin zorunlulu¤u Güvencesizli¤in tüm olgular›n› içinde bar›nd›ran kritik bir dönemde bulunuyoruz. Hem ülkemizde hem Avrupa’da ve yine dünyan›n her köflesinde iflçi s›n›f›, emekçi kitleler ve gençlik, emperyalist-kapitalist dünyan›n ve sermayenin uzun süreli karfl› sald›r›s›n›n sonuçlar›n› yaflamaktalar. Halklar›n ve emperyalist ba¤›ml›l›k alt›ndaki ülkelerin ya¤malanmas› ve zenginliklerin kapitalist metropollere tafl›nmas› olarak ifade edilen vahfli bir sald›r› yaflanmakta. Halklar, ABD’nin bafl›n› çekti¤i ve son kurban›n Irak halk› oldu¤u, ülkeleri bölen, halklar› k›y›mdan geçiren emperyalizmin sald›rganl›¤›n› yaflamaktalar. ‹flçi s›n›f› di¤er emekçi katmanlar, zenginliklerin alt katmanlardan sermayeye ak›t›lmas› ile sonuçlanan sürekli bir

kemer s›kma politikas›n› yaflamaktalar. Sermayenin bu giriflimleri, iflçi s›n›f› için çok daha fecidir. Katolik barbarl›¤›n, adaletsizli¤in ve sefaletin oldu¤u yeni bir orta ça¤ dayat›lmaktad›r. Bu perspektif hiç de uzak bir gelecek de¤ildir. Zaten, iflçi s›n›f› bu olgular› günlük yaflam›nda yaflamaktad›r.

1- EKÜ’ye (Avrupa Ortak Para Birimi) giden yol Ülkemizde, tüm önceki y›llarda iktidar olan PASOK (Tüm Yunanistan Sosyalist Hareketi) hükümeti, sermayenin hesab›na halk ve emekçi kesimler aç›s›ndan trajik sonuçlar› olan halk-karfl›t› ac›mas›z politikalar dayatt› ve uygulad›. Ayn› zamanda boyunduruk politikas› ile ABD ve AB’ye olan ba¤›ml›l›k güçlendirildi ve emperyalist sald›rganl›klarla ayn› çizgide bulufltu. Ayn› dönemde ND (Nea Dimokratia-Yeni Demokrasi) Partisi de, gerek iktidarda bulundu¤u 1990-1993 y›llar›nda gerekse muhalefette oldu¤u süre içinde, sürekli olarak, ABD ve AB’ye ba¤›ml› gerici ve emek karfl›t› politikalar› dayatt› ve dayatmaya devam ediyor. PASOK’un halk karfl›t›, iflçi karfl›t› politikas› ayn› zamanda ND’nin de politikas›d›r. Bu iki parti bütün bu y›llar boyunca, zaman zaman keskinleflen biçimde, sermayeye ve onun yabanc› efendilerine kim daha iyi ve sonuç al›c› hizmet eder noktas›nda mücadele etmifltir. En son Mart (2004) seçimlerinde de¤iflen esasta rollerdir: Muhalefete PASOK, iktidara ise ND geçmifltir. Kuflkusuz, iflçi s›n›f›n›n ve halk›n sömürü koflullar›n›n daha da fliddetlenmesi ve büyük bir y›k›m olarak nitelenen EKÜ süreci ND deste¤inde, PASOK taraf›ndan hayata geçirilmifltir. Hükümet bu olguyu saklamakta güçlük çekiyordu. Bu kesimler, emek karfl›t› önlemlerin geçici oldu¤una, fedakârl›klar›n zorunlulu¤u ve EKÜ üyeli¤inin kabulü ile iflçilerin bunun faydas›n› görecekleri üzerine yemin ediyorlard›. Bugün herkes PASOK’un fliddetini ve yönetimini hat›rlamakta. Ülkenin EKÜ üyeli¤inin kabul edilmesi ile öne sürülen ve uygulanan

34


‹fl flç çi Hareketi için Program ve Amaçlar

PART‹ZAN 65

Güvencesizli¤in tüm olgular›n› içinde bar›nd›ran kritik bir dönemde bulunuyoruz. Hem ülkemizde hem Avrupa’da ve yine dünyan›n her köflesinde iflçi s›n›f›, emekçi kitleler ve gençlik, emperyalist-kapitalist dünyan›n ve sermayenin uzun süreli karfl› sald›r›s›n›n sonuçlar›n› yaflamaktalar. emek karfl›t› politikalar, “korumac›l›k” ad› alt›nda yeni politikalarla desteklendi. Böylece, ONE öncesi ONE sonras› süreçte iflçi s›n›f›n›n ve halk›n temel kazan›mlar›n› hedefleyen sald›r› dalgas› hükümet-sermaye birlikteli¤i ile devam ettirildi. Enflasyon, kamu a盤› ve kamu borçlar› ile ilgili konularda üyelik koflullar›n›n yerine getirilmesi için ulusal politikalar›n de¤ifltirilmesi ba¤lam›nda, halka ve s›n›fa karfl› sald›r›lara giriflilmekte. Bu çerçevede, bütün AB ülkelerinde sald›r›n›n meflrulaflt›r›lmas› için sözde rekabetçilik, sermaye taraf›nda tek de¤er ve temel ideolojik yap› olarak sunulmakta. ‹flçi s›n›f›n›n ve halk›n en temel hak ve kazan›mlar› hedeflenmekte, iflçi s›n›f›n›n sömürüsü için en uç biçimler dayat›lmaktad›r. O dönem iflçi s›n›f› hareketinin yaflad›¤› olumsuz süreç ile birlikte tamamen burjuvalaflm›fl Sovyetler Birli¤i ve Do¤u Avrupa rejimlerinin y›k›lmas› sermayenin de¤irmenine su tafl›m›flt›r. Ortaya ç›kan yeni

olgular zemininde, sald›r› daha fliddetli ve y›k›c› olmakta, hemen sonuç alma arzusu ile sermayenin iflçi s›n›f› üzerindeki tam hâkimiyeti hedefi ile stratejik hedef daha da netleflmekte. Bu hedefe ulafl›lmas›, baflta sabit ve tam gün ifl haklar› olmak üzere çal›flma yaflam›ndaki temel haklara sald›r›lmas›, çal›flma koflullar›n›n esneklefltirilmesi vb. genellefltirilmifl reformlarla yap›lmakta. Esnek üretim vb. sald›r›lar özellikle Mastrich anlaflmas› sonras›nda, bütün AB ülkelerinin ortak tercihi olarak hayata geçirilmifltir. Bu durum ONE sürecinde ve sonras›nda da devam etmifltir.

2- EKÜ sonras› dönem Eurostat (Avrupa ‹statistik Kurumu)’›n 2001 y›l›nda AB üyesi 15 ülkede yapt›¤› araflt›rmaya göre; ücretli (maafll›) çal›flanlar›n % 30’u, sözleflmeli olarak part-time veya geçici ifllerde çal›flmakta, yani genel ifl gücünün % 10’u iflsizdir. Bu olgulardan hareketle diye-

35


‹fl flç çi Hareketi için Program ve Amaçlar

PART‹ZAN 65 biliriz ki, çal›flan kesimin en az % 40’›, esnek üretim ve s›n›rl› haklara sahip olarak üretimde yer almaktad›r. Büyük olas›l›kla yukar›da belirtti¤imiz oranlar, bugün çok daha yüksektir. Fransa, Almanya, ‹ngiltere vb. ülkelerdeki durum oldukça çarp›c›d›r. 2001-2002-2003 y›llar›nda ifle al›nanlardan % 80’i bireysel sözleflme yap›larak ifle al›nm›flt›r. Ülkemizde ise, 2003 y›l›nda ticaret ifl kolunda part-time olarak ifle al›nanlar›n oran› % 60’d›r, bu oran süper marketlerde % 80’lere kadar ulaflmakta. Çal›flma koflullar›n›n düzensizlefltirilmesini ve reforme edilmesini sa¤lamay› amaçlayan bir çeflit “esnek yap›” mevcuttur. - ‹flyerindeki haklara sald›r› - Tam ve düzenli ifl hakk›na sald›r› - Çal›flma saatlerinin esneklefltirilmesi - Part-time çal›flman›n yay›l›p, geliflmesi - Mevsimlik ve geçici çal›flma - Vardiya sistemi; sabah, akflam, gece ve hafta sonu (dördüncü vardiya) - Pek çok durumda Pazar da dahil olmak üzere, süper marketlerde, al›fl-verifl ma¤azalar›nda ve hizmet sektöründe çal›flma saatlerinin serbest b›rak›lmas› - Mesai saatlerinin 10’a bölünmesi - Rahatlama ve oturma alanlar›n› ifl alan›na çeviren fason sistemi ve tele-ifl sistemi - Fazla mesai ve birden çok iflte çal›flma

- ‹flverenler aras›nda, bazen birinin bazen de di¤erinin kiralayabilece¤i “iflçi kiralamas›köle pazar›” sistemi - Uzun süreler iflçileri soka¤a atacak olan “a盤a alma” - Meslek edindirme Yukar›da öne ç›kanlar olarak belirtti¤imiz sömürü biçimleri, iflçi s›n›f›n›n bütününe tesir etmekte ve s›n›f›n gücünü paramparça etmektedir. Ayn› zamanda bu tarz çal›flma koflullar›, iflsizlik, kemer s›kma politikalar›, verim art›rma yöntemi, güvencesizli¤in yayg›nlaflmas› ile birleflerek iflçi ve ailesi için çal›flma ve özgür vaktinin fark edilmemesine neden olmakta. Kayg› verici bu geliflmeler, emekçinin çal›flma alan›n›n d›fl›nda kalan zaman›n›n karfl›s›na dikilmekte. Sermaye aç›kça her fleyi talep etmektedir. Hem uygulamak istedi¤i biçimlerde hem de genel olarak çal›flma koflullar›nda uygulamay› amaçlad›¤› yöntemlerde her türlü serbestli¤i ve esnekli¤i talep etmektedir. Sadece düzenli ve tam saat çal›flma hakk›na de¤il, ayn› zamanda emekçinin iflyerindeki haklar›na ve eylem hakk›na karfl› genifl bir sald›r›ya giriflmektedir. Emekçileri, özel mülkiyetindeki ham

Sermaye aç›kça her fleyi talep etmektedir. Hem uygulamak istedi¤i biçimlerde hem de genel olarak çal›flma koflullar›nda uygulamay› amaçlad›¤› yöntemlerde her türlü serbestli¤i ve esnekli¤i talep etmektedir. 36


maddeleri ve makineleri kulland›¤› gibi kullanmak istemekte, emekçi üzerinde tam hakimiyet kurmaya çal›flmaktad›r. Bugün emekçiler pek çok problemle karfl› karfl›yad›r, çal›flma koflullar›n›n y›k›ma u¤rat›lmas› ve bir dizi baflka sald›r›y› PASOK hükümetleri döneminde (1994-2004) yaflad›lar. Bu süreç ayr›ca, sosyal güvenlik ve emeklilik sistemine sürekli sald›r› dönemi olarak da de¤erlendirilmekte ve devam›nda EKÜ’ye üyelik kriterlerinin yerine getirilmesi için uygulanan kemer s›kma politikalar› sald›r›n›n bütünleyicisi olmufltur. Gerçek fludur ki, Yeni Demokrasi (ND), kendi iktidar› döneminde üç yasa de¤iflikli¤i ile sosyal güvenlik sisteminin temellerini dinamitlemifltir. Bu yasalarla, emeklilik yafl›n› yükseltti, emekli ve malul emeklisi olma flartlar›n› zorlaflt›rd›, asgari ücret üzerinden emeklili¤in hesaplanmas›n› zorunlu hale getirdi, farkl› koflullar dayatarak emekçileri yeni ve eski olarak ikiye böldü, binlerce emekliyi sefalete sürükledi, di¤erlerini ise daha az kazan›mla erken emeklili¤e sürükledi. Devam›nda ise, ’95-2002 döneminde bu görevi PASOK devrald› ve sosyal güvenli¤i sald›r›n›n ana temas› olarak ortaya koydu. Reppa (PASOK Çal›flma Bakan›)’n›n son yasas› ile daha da sald›rgan bir tutuma girildi. ‹flçi s›n›f›na ve genel olarak emekçi kesimlere yap›lan sald›r›, s›n›fsal ç›karlara kadar dayanmakta. Yeni Demokrasi Partisi’nin amac›, PASOK hükümetleri döneminde uygulanan emek karfl›t› politikalar› daha da gelifltirip yayg›nlaflt›rmakt›r. Yeni Demokrasi Partisi liderli¤i y›llard›r, her f›rsatta ve her tonda, yabanc› ve yerli sermayeye hizmet eden, genifl emekçi ve gençlik kitlelerini sefalete ve yoksullu¤a sürükleyen gerici ve emekçi karfl›t› politikalar›n› ifade etmekte. Bu politikalar› uygulamaya bafllam›flt›r ve sonuna kadar da götürmeye fazlas› ile isteklidir. PASOK, ND’nin halk karfl›t› ve gerici politikalar›na ne muhalefet edebilir ne de muhalefet etmek istemekte, çünkü kendisinin de savundu¤u ve uygulad›¤› politikalard›r. ‹kisi de ayn› yoldan ilerlemektedir. - Kemer s›kma dönemi devam ettirilmek-

te, yoksulluk dramatik boyutlarda yay›lmakta ve daha genifl emekçi kitleleri kucaklamakta. - Yeni Kalk›nma Yasas› sermayeye yeni olanaklar sunmakta, emekçilerin soyulmas›ndan elde edilen gelirler, sermayeye destek olarak aktar›lmakta. Yeni vergilendirme sistemi, sermayenin yükünü hafifletirken, tüm yükü emekçilere yüklemekte. - Sosyal güvenlik sorunu, ilk ma¤duru olan banka çal›flanlar› ile yeniden gündeme getirilmekte. Emperyalistlerin direktifleri ile yerli banka sermayesi yaflad›¤› ç›kmaz› emekçilerin ve onlar›n sosyal güvenlik haklar›n›n s›rt›ndan aflmaya çal›flmakta. Sosyal güvenlik alan›ndaki sald›r› genele yay›lmakta, “üç kap›” sistemi ve özel sigortalar›n istilas› ile sermaye, de¤iflikliklerin uygulanmas› noktas›nda bask› yapmakta. - Özellefltirme dayat›larak, binlerce emekçi iflsizli¤e sürüklenmekte, özellefltirilen iflletmelerdeki çal›flma koflullar› daha da kötüleflmekte. Postaneler, telefon iflletmesi (OTE), elektrik iflletmesi (DE‹), Olimpik (havayolu iflletmesi) özellefltirme s›ras›nda bekleyen kamu kurulufllar›ndan sadece baz›lar›d›r. - ‹flsizlik oranlar›n›n yükselmesi beklenmekte. Kapanan fabrikalar, rekabete dayanamayan küçük ma¤azalar, toptan yok edilmeye çal›fl›lan köylülük ile on binlerce emekçinin yoksulluk bata¤›na sürüklenmesi beklenmekte. - Tam gün çal›flma hakk›n›n tehditle karfl› karfl›ya oldu¤u kamu ve özel sektörde, esnek çal›flma derinlefltirilmekte. Sermaye emeklilik, saat üzeri çal›flma, mevsimlik ifller, yar›m gün ifller, fason üretim, tele-ifl, iflçi kiralamas› ve di¤er destek programlar› vb. uygulayarak kar›n› art›rmaya çal›flmakta. Bunlarla, emekçilerin çal›flma güvencesine ve kolektif mücadele haklar›na el konulmas› arzulanmakta. Sermayenin ihtiyaçlar› ölçüt al›narak, emekçi gerçek bir köleye dönüfltürülmekte, kendisine ve ailesine ait yaflam›n ve serbest zaman›n›n olmamas› istenmekte. - Çal›flma koflullar› her geçen gün kötüleflmekte. Verim art›rma, çal›flma saatlerinin ihlal

37

‹fl flç çi Hareketi için Program ve Amaçlar

PART‹ZAN 65


‹fl flç çi Hareketi için Program ve Amaçlar

PART‹ZAN 65 edilmesi, ifl kollar›ndaki güvenlik önlemlerinin ihlal edilmesi emekçi için pahal›ya mal olmufltur. Resmi rakamlara göre 2004 y›l›nda hayat›n› kaybeden iflçi say›s› 119’dur. - Son olarak, devlet terörü, politikalar›n uygulanmas›nda tamamlay›c› bir unsur olarak ifl yerlerinde uygulanmakta. Sermaye, iflsizlik ve iflten ç›karma korkusunu dayatarak, emekçinin sadece iflyerindeki yaflam›na de¤il, özel yaflam›na da hükmetmek istemekte. Devlet ve “adalet sistemi” bu sald›r›lar› destekleyici güç olarak, emekçilerin mücadelelerini ya yarg›lamakta ya da bask›yla ezmeye çal›flmaktalar. Bütün bunlar ve daha pek çok geliflme emekçilerin baz› fleyleri görmeye bafllamalar›n› sa¤lamakta; gerek PASOK, gerekse Yeni Demokrasi Partisi, ayn› halk karfl›t› politikay› uygulamakta ve yeni önlemler öne sürmekteler. Aralar›ndaki tek fark, kimin daha iyi ve sonuç al›c› olarak sermayeye ve yabanc› efendilerine hizmet edece¤idir. ‹ki partinin iktidar de¤iflimi, yerli ve yabanc› sermayenin dayatt›¤› sömürüyü sonland›rmas› mümkün de¤ildir. Bunun d›fl›nda bir de¤erlendirme, iflçi s›n›f› ve halk için kendini kand›rmaktan bir fley olmayacakt›r.

3- ‹flçi hareketi ve sendikal liderlik E¤er iflçi s›n›f› ve hareketi da¤›n›kl›k sürecinde olmasayd›, bütün bu olanlar bu denli ilerleyemezdi. ‹flçi s›n›f› hareketi, ideolojik, politik ve örgütsel olarak da¤›n›kt›r. Tersi bir durumda burjuva s›n›f›n›n tüm ideolojik çarp›tmalar› s›n›f içinde zemin bulamazd›. Hiçbir gerekçeleri yeterli olmayacakt›. Hiçbir sald›r›s› yan›ts›z kalmayacakt›. ‹flçi s›n›f›n›n temel haklar›na ve kazan›mlar›na sald›r›ld›¤› bir dönemde, kitlesel ve kolektif direnifl zorunludur. Ancak, sendikal iflçi hareketi daha önce hiç olmad›¤› kadar, karfl› durmakta zay›ft›r. Özellikle özel sektörde, durum daha da dramatiktir. Bu alanda, sadece 5 iflçiden biri sendika üyesidir (ki bunlar›n aktif olup olmad›klar› ayr› bir noktad›r). ‹fl güvencesinin sürekli azalmas› sonucu,

sorunun daha da yay›lmas› beklenmekte. Bunun sonucunda, son y›llarda yap›lan toplu sözleflmeler, devletin istemleri do¤rultusunda yap›lm›fl. S›n›f cephesinde ise çok küçük iyilefltirmelerden öteye gidilememifltir. GSEE (Tüm Yunanl› ‹flçilerin Genel Konfederasyonu), inatla hiçbir eylem yapmamaktad›r. 15 Aral›k 2004 y›l›nda yap›lan ve s›n›f tepkisinin yükseldi¤i bir noktada, PASOK ve ND aras›ndaki uyum onaylanarak (Konfederasyon taraf›ndan) geri ad›m at›lm›flt›r. Sosyal güvenlik ile ilgili olarak sunulan ikinci yasa (Reppas Yasas›) hiçbir direnifl olmadan geçmifl, “sosyal diyalog”a kat›lan GSEE Baflkan› bunu emekçiler için olumlu olarak de¤erlendirmifltir. Burjuva s›n›f›yla ve onun politik temsilcileriyle s›k› iliflkileri olan bir sendikal önderlik mevcuttur. Bu üst düzey sendikal liderlikler, burjuva s›n›f›n›n ve AB’nin ciddi olanaklar› ile genifl bir sar› sendikal alanda kendilerini ifade edebilmekte ve kendi geleceklerini kurmak için bu olanaklar› sonuna kadar kullanmaktad›rlar. Bunlar hükümet ve sermaye temsilcilerinden oluflan bir dizi komite içinde bol miktarda maafllar almaktalar. Bu flah›slar sendikalardaki sandalyelerini terk ettikten sonra, devlet dairelerinde, kamudaki yönetim kademelerinde, yerel yönetimlerde vb. üst düzey mevkilerde görevlere gelmekteler. Siyaset sahnesinde ise sermaye devletine hizmetleri sonucu, bakanl›klarla, bakanl›k yard›mc›l›klar›yla, milletvekillikleriyle ödüllendirildiklerinin kan›tlar› fazlas› ile mevcuttur. Sermayeye ve hükümetlerine ba¤›ml› olan bu sendikal liderlikler, sendikal harekete hakim durumdad›r. Buna karfl›, iflçi s›n›f› ciddi bir mücadele verebilmifl de¤ildir. Bundan dolay› bu sendikal liderlikler verilecek mücadelenin hedefi olmak zorundad›r. Yak›n zamanda ortaya ç›kan Yeni Demokrasi (ND) ve DAKE (ND’nin sendikal oluflumu) anlaflmazl›k göstermektedir ki, burjuva partilerdeki anlaflmazl›klar, var olan egemen politikada esasta bir sapmaya mahal vermemektedir.

38


Tüm bu sorunlar›n cevab›, politik çal›flmalarda, emekçilerin siyasal düzeylerinin güçlendirilip, gelifltirilmesinde, iflyerlerinde ve sendikalardaki faaliyetlerinde bulunmaktad›r. Çözüm, ifl kollar›ndaki sendikal komitelerin oluflturulmas›nda ve bunlar›n üst düzeylerde ortak faaliyetlerinde aranmal›d›r. Emekçilere, sendikalarda ve sendikal faaliyetlerde -daha do¤rusu zafiyetlerde- yaflanan sorunun politik oldu¤unu anlatmak ve kavratmak zorunday›z. Sendikalarda, GSEE (Tüm Yunanl› ‹flçilerin Genel Konfederasyonu) ve ADED‹ (Kamu Çal›flanlar› Konfederasyonu) taraf›ndan; kemer s›kma, hak ve kazan›mlar›n t›rpanlanmas›, 8 saatlik ve 5 günlük çal›flma hakk›n›n kald›r›lmas› demek olan EKÜ’ye üyeli¤in desteklenmesi durumunda, bunlar›n s›n›f›n haklar›n› savunmas› beklenebilir mi? ‹flte bundan dolay›, bu liderlikler sendikalar›n d›fl›na at›lmal›d›r. Di¤er önemli bir sorumluluk da reformizme aittir. Uzun süre etkin güç olmas› sonucu bugünkü durumun sorumlusudur. Bu güçler, sistemle uzlaflmay›, ortak sorumluluk anlay›fl›n› savundular. Sendikalar› partilerinin ç›karlar› için araç olarak kulland›lar. Burjuva s›n›fla politik ve ekonomik ba¤›ml›l›k iliflkisini güçlendirdiler ve sendikal alanda farkl› görüfle sahip di¤er sol hareketleri engellemeye çal›flt›lar. Bundan dolay› reformizm a¤›r bir sorumlulu¤a sahiptir. Her ne kadar bugün “devrimci” lisan› kullansalar da, kontrol ettikleri sendikalarda

uygulad›klar› yöntemler kan›tlamaktad›r ki, özde de¤iflen bir fley yoktur. Günümüzün flartlar›nda, GSEE’i hükümetle iflbirli¤i yapmakla yarg›layan PAME (YKP’nin sendikal örgütlenmesi) s›n›f sendikac›l›¤›n›n bir gücü olarak kendini sunmaktad›r. Burada ay›rt edici nokta, emekçi ç›karlar›n›n pratikte ne kadar savunuldu¤udur. Bunun için de PAME’nin gerçekli¤i hiç de göründü¤ü gibi de¤ildir. Geçen süreçler boyunca PAME ve Aftonomi Premvasi (Sinaspismos’un sendikal örgütlenmesi) güçlerinin varl›¤›, sermayenin sald›r›lar›n›n daha sonuç al›c› olmas› noktas›nda tamamlay›c› etken oldu. Bunlar, iflçi s›n›f›n›n yolunun flafl›rt›lmas›nda etkili bir rol oynad›lar ve hala da oynamaya devam ediyorlar. ‹flçi s›n›f›n›n ideolojik ve politik olarak zay›flamas›, sendikal hareketin örgütsüzlefltirilmesi onlar›n da iflidir. Sinaspismos (S‹N) 1991 y›l›nda Mastrich Anlaflmas›’na imza atarak, s›n›f ve halk karfl›t› sald›r›lar›n ortaya konulmas›nda aç›kça rol oynam›flt›r. PAME ise buna karfl› elefltiride bulunurken, di¤er taraftan da yine ayn› y›l imzalanan toplu sözleflmelere -s›n›f›n ç›kar›na olmayan- kendisi de imza atm›flt›r. Bu, Mastrich Anlaflmas›’n› aratmayan bir anlaflma olmufltur. Talepkar çerçevede sunduklar› onlarca madde ile iflçi s›n›f›n›n güncel ihtiyaçlar›na yan›t olduklar›n› vurgulamaktalar. Asgari ücretin 1.200 Euro olmas›, yevmiyenin de 48 Euro olmas› talepleri aras›nda yer

39

‹fl flç çi Hareketi için Program ve Amaçlar

PART‹ZAN 65


‹fl flç çi Hareketi için Program ve Amaçlar

PART‹ZAN 65 alan maddelerden sadece baz›lar›d›r. Bu talepleri öne sürerken, elde edilmeleri için hiçbir fley yapmamakta, emekçiler için hiçbir perspektifi ve içeri¤i olmayan “s›n›fsal” bir görüntü sunmaya çal›flmaktan öteye gitmemekteler. PAME, bir tarafta GSEE’i günlük 1 Euro’ya tekabül eden toplu sözleflmelere imza atmakla elefltirirken, baflka tarafta ise kendi kontrol etti¤i sendikalarda ve konfederasyonlarda ayn› tarz sözleflmelere imza atabilmektedir. Toplu sözleflmeler döneminde sürekli “karfl› sald›r›”dan bahseden ama bir tane dahi grev yapmayan anlay›fla ne denebilir ki? PAME’nin bir yanda “s›n›f gücü” olarak kendini tan›t›p, ard›ndan da kitlesel iflçi s›n›f› hareketinin oluflturulmas› çabalar›ndan sürekli kaçmas› tesadüf olmasa gerek. ‹nan›yoruz ki önümüzdeki dönemde direnifl odaklar› yeniden ve daha çok oluflmaya bafllayacakt›r. Zaten flimdiden pek çok iflyerinde emekçiler, iflyerlerinde, maafllar›nda, sosyal güvenlik haklar›nda vb. haklar›n›n savunulmas› için mücadele etmekteler. Sonuç al›c› direnifller için, iflçi s›n›f›n›n birli¤i, kolektif mücadele ve talep edicilik olmak zorundad›r. ‹flçi s›n›f›n›n kendisi için bir s›n›f olabilmesi için, bölünmüfl ve çok parçal› yap›n›n afl›lmas› gerekmekte. Sermayeye ve burjuva s›n›f›na karfl›, ortak ç›karlar bilince ç›kar›lmal›d›r. Bu oluflumun ön koflulu, burjuva ve reformist ba¤lardan ve ideolojiden ba¤›ms›z olmakt›r. Yeniden yap›lanma, ortak sorunlar ve hedefler çerçevesinde gerçeklefltirilmelidir. - Her fleyden önce, iflçi s›n›f›n›n toplum içinde s›n›f olarak nitelendiren çal›flma hakk› sadece herhangi bir hak veya talep olarak görülemez. (‹fli olmayan bir iflçi s›n›f›ndan bahsedilemez!) - Esnek üretim ve 8 saatlik çal›flma haklar›na yap›lan sald›r›lara karfl› ve iflçiyi sermayenin oyunca¤› gibi gören politikalara karfl›, tam ve düzenli çal›flma hakk›. - Serbest ve rekabetçi piyasaya hizmet eden politikalara karfl›, yaflanabilir bir ücret hakk›.

- Çok parçal› ve bölünmüfl yap›ya, sermayenin oluflturmaya çal›flt›¤› korku ve terör atmosferine, kiflileri baz alan çözümlere karfl›, iflçi s›n›f›n›n ortak ç›karlar› do¤rultusunda ortak mücadele ve özgür müzakere hakk›. - ‹flçi s›n›f› ortak mücadelesiyle bugün oluflturulan olumsuz olufluma cevap olabilir. Mevcut yap›y› daha parçal› k›lmak sermayenin ç›kar›nad›r. ‹flçi s›n›f›n›n ç›kar› ise bu yap›y› y›kmakt›r. Nas›l olaca¤›, nereye do¤ru yol alaca¤› ve zaman› bize ba¤l›d›r.

4- ‹flçi s›n›f›n›n parças› GÖÇMENLER Göçmenlerin, trajik koflullarda yaflad›klar› ve çal›flt›klar› noktas›nda kimsenin kuflkusu yoktur. Günlük yaflamda sürekli olarak, yar›na iliflkin kendileri ve aileleri için duyduklar› belirsizlik, sürekli bir s›n›rd›fl› tehdidi alt›nda yaflad›klar› güvencesizlik, hayatlar›na da mal olan ›rkç›l›kla karfl› karfl›yad›rlar. Bütün bu gerçeklik, baflta devlet ve onun mekanizmalar› olmak üzere medya ve gerici odaklarca yarat›lmaktad›r. Göçmenler ayn› zamanda, haklar› olmaks›z›n sa¤l›ks›z ve zor koflullarda çal›flt›r›larak, patronlar›n sömürü arac› olmaktad›rlar. Irkç› ve flovenist propaganda, göçmenleri iflsizli¤in nedeni olarak görmekte; “ifllerimizi elimizden ald›lar” vb. bildik ahmakl›klarla, Yunanl› emekçilerle ile göçmenler aras›ndaki iliflkiyi zehirleyerek kendi ›rkç› ve floven fikirleri için zemin yaratmaya çal›flmaktalar. ‹flsizlik sorunu göçmenler gelmeden önce de vard› ve sonra da olmaya devam edecektir. ‹flsizlik kapitalizmin bütününü oluflturan bir parçad›r. Göçmenler b›rakal›m baflkalar›n›n ifllerini ellerinden almay› tam tersine kendi iflleri ile yeni ifl alanlar› yaratmaktalar. ‹fl olanaklar›n› ortadan kald›ran kapitalizm ve onun, ayn› ürün miktar›n› daha az iflçi ile üretmek için duydu¤u afl›r› kar h›rs›d›r. Göçmenlerin sorunlar› oldukça fazla ve keskinleflmifl durumdad›r. Ve bu sorunlara milliyetinden ba¤›ms›z, ortak mücadele içinde acil ve köklü çözümler sunmak gerek-

40


mektedir. Emek karfl›t› sald›r›n›n durdurulmas› ve direnifl odaklar›n›n infla edilmesi için, demokratik ve sendikal özgürlükler ve çal›flma alan›ndaki haklar için, ön flart olmadan tüm göçmenlerin yasal haklar›n›n verilmesi için, iflyerlerinde, sendikalarda, mahallelerde, flehirlerde ve ülkenin her noktas›nda ortak mücadele verilmesi gerekmektedir. Göçmenleri en a¤›r sömürü koflullar›na mecbur b›rakan koflullara, güvencesizli¤e ve belirsizli¤e karfl› mücadele edilmeli. Sermaye ve devlet taraf›ndan korunan rehin ve esaret düzeni y›k›lmal›, burjuva propaganda ve pratiklerin yaratt›¤› bölücülü¤e karfl› durulmal›d›r.

5- Acil politik görev olarak Direnifl ‹flçi s›n›f›, hala kritik ve kararl› mücadelesini vermemifl, politik ve örgütsel bütünlü¤ünü sa¤layamam›fl, mücadelesini politiklefltirememifl ve gücünü biçimlendirememifltir. Her fleyden önemlisi direniflin olmas› için pek çok fleye ihtiyaç vard›r. Burada pek çok fley de¤erlendirilmelidir. Bugünün ve yar›n›n olgular› ve daha önemlisi perspektifin olmas› gerekmekte. Bugünün sendikal hareketi, iflçi s›n›f›n›n gerçek ihtiyaçlar›n› ve beklentilerini temsil etmemektedir. Mevcut sendikal hareket reformizmi temsil etmektedir. ‹flçi s›n›f› baflka bir fley, sendikal hareket baflka bir fleydir. ‹flçi s›n›f›n›n gerçek beklenti ve ihtiyaçlar› 2001 bahar döneminde, sosyal güvenlikle ilgili sokaklara ç›kan ve hükümete geri ad›m att›ran yüz binlerce emekçi taraf›ndan dillendirilenlerdir. Ülkemizde ve dünyada, iflçi s›n›f› halk kitleleri aras›nda flafl›rt›c› düzeyde cereyan eden ve geliflen olaylara sadece görünen k›s›mlar›ndan bakar ve de¤erlendirirsek yanl›fl sonuçlara ulafl›r›z. ‹flçi s›n›f›n›n gerçek görüntüsü, geçen y›l›n bafl›ndan sonuna (2004’e) kadar sokaklarda ifade edilendir. ‹nsanl›¤› sarsan, anti-emperyalist ve savafl karfl›t› dalgad›r. ABD-‹ngiliz sald›rganl›klar›na ve katliamlar›na direnen milyonlarca emekçinin görüntüsü gerçek görüntü-

dür. Proletarya ve emekçi kitleler içinde büyük olanaklar sakl› durmakta. Bunlar önemli ve zorunlu ihtiyaçlara verilecek cevaplarla ve ortaya konacak hedeflerle ortaya ç›kar›labilir. Bu cevap günümüzün flartlar›na, sald›r›n›n geniflli¤ine ve niteli¤ine uygun olmak durumundad›r. ‹flçi s›n›f›n›n birli¤i, bölünmüfllü¤ün afl›lmas› gibi sorunlar ortak sorunlar ve amaçlar etraf›nda birleflilerek afl›labilir. Bu durum halk›n di¤er tüm kesimleri için de geçerlidir, böylece sald›r›n›n durdurulmas› ve yeni umut yollar›n›n aç›lmas› mümkün olacakt›r. Girece¤imiz yeni süreç çok daha zor olacakt›r. Zorluk sadece birçok ülkedeki sald›r›lar›n sonuçlar›n›n birikmiflli¤inden de¤il, ayn› zamanda sald›r›n›n keskinleflip yay›lmas›ndan dolay›d›r. Bu koflullarda, direnifl çok daha zorunlu ihtiyaç olmaktad›r. Direnifl, keskinleflmifl sorunlarla yüz yüze kalan iflçi s›n›f›n›n tüm parçalar›n›n bütünlefltirilebilmesi için en önemli görev olarak beklemektedir. Hak ve kazan›mlara sald›r›lara karfl› kitlesel ve militan mücadele beklentisi kendini dayatmaktad›r. Tek çözüm, her alanda, sald›r›ya karfl› direnifl mevzilerinin kurulmas›d›r.

B- ‹flçi s›n›f› karfl›t› sald›r›n›n politik önemi* “Yeni ekonomi”, “EKÜ’ye uyum kriterleri”, “kurmay-devlet”, “küreselleflme” burjuva s›n›f›n›n ve sermayenin iflçi s›n›f›na, halka ve gençli¤e karfl›, ideolojik, politik sald›r›lar›n›n araçlar›ndan sadece baz›lar›d›r. Hepimiz için aç›kça göründü¤ü gibi, yeni süreçte sermaye sadece s›n›f karfl›t› sald›r›ya giriflmemekte, bunun ötesine de geçerek, s›n›f›n tamamen kendine tabii olmas›na ve onun üzerinde tam hâkimiyetini kurmaya çal›flmaktad›r. Yeni sald›r› dalgas›, iflçi s›n›f›n›n suyunun ç›kar›lmas›yla, çal›flma ritimlerinin gelifltirilmesi ve iflçi giderlerinin azalt›lmas› ile de¤il ayn› zamanda, s›n›f›n kendisi için örgütlenmesi, direnifl olanaklar›n›n ve yaflamsal haklar›n talep edilmesi, insan›n insan taraf›ndan sömürülmesinin ortadan kald›r›lmas› için hedefler konmas›yla da iliflkilidir.

41

‹fl flç çi Hareketi için Program ve Amaçlar

PART‹ZAN 65


‹fl flç çi Hareketi için Program ve Amaçlar

PART‹ZAN 65 Kimi zaman kurtar›c›, kimi zaman da öcü olarak sunulan sözde küreselleflme, iflçi s›n›f› üzerindeki her tür de¤iflim ve sömürü iliflkilerinin kaç›n›lmazl›¤› zemininde desteklenmekte ve meflrulaflt›r›lmaya çal›fl›lmakta. “Küreselleflme” mant›¤›n›n sunulmas› ile emperyalist-kapitalist sistemin acil hedefi meta üretimi de¤ildir. Daha da ötesi insan›n ihtiyaçlar›n›n karfl›lanmas› de¤il, afl›r› de¤erde meta üretimi ödenmeyen ifl gücü ile-, atmosfer dengelerinin altüst oluflu ve bunun sonucunda da ülkelerin ve halklar›n tahrip olup sefalete sürüklenmesidir. Atmosfer de¤iflikliklerinin ayn› düzeyde ve bütünlüklü oldu¤u söylenmekte ama öyle de¤il. Emperyalist merkezlerde, zenginlik yüksek bir h›zla toplanmakta, uzun y›llar› bulan ve a¤›r bedeller sonucu oluflan örgütlü emek hareketini da¤›tmak için donanmaktalar. EKÜ gibi emperyalist birlikler halklar için bir perspektif de¤il tam tersine, ba¤›ml› ülkelerden sömürü, ba¤›ml›l›k ve üretim egemenli¤i içinden, zenginliklerin al›narak emperyalist merkezlere tafl›nmas› olmaya devam etmektedir. Emperyalizm ça¤›nda, “küreselleflmenin” alt›nda dengesiz kalk›nma temel nitelik olarak var olmaya devam etmekte. Bugünkü koflullarda tek de¤iflen, bu çeliflkinin en uç noktas›na ulaflm›fl olmas›d›r. Ürkütücü düzeylerdeki zenginlik birikimi birkaç elde toplan›rken, bunun karfl›s›nda ise yoksulluk dehflet verici boyutlara ulaflm›flt›r. Ayn› zamanda, iflçi s›n›f› hareketinin geri çekilifli, sermayenin en gerici ve sald›rgan güçlerinin serbest kalmalar›na neden olmufltur. “Küreselleflme”, emperyalist güçlerin ortak paydas› olan, halklar›n ve proletaryan›n sömürülmesi, örgütlenme ve direnifl olanaklar›n›n da¤›t›lmas›, kazan›lm›fl hak ve özgürlüklerin geri al›nmas›ndan baflka bir fleye benzememektedir. Ülkemizde ise hiçbir fley bundan ayr› de¤ildir. EKÜ’ye tam üyelik kriterlerine uyum dayatmas› sonucu ülke, sömürünün en uç noktalar›na sürüklenmifltir. Burjuva s›n›f›n giriflimiyle aç›lan sald›r› cephesi ülke içindeki ve d›fl›ndaki burjuva ve ekonomik merkezlerce koor-

dineli yürütülmektedir. Bu sald›r› fliddetli bir biçimde, sömürü koflullar›n›n kötüleflmesiyle, emekçilerin kazan›mlar›n›n azalmas›yla, iflçi maafllar›n›n, zaman›n›n azalmas›yla ve iflçi s›n›f›n›n direnifl ve örgütlenme olanaklar›n›n parçalanmas›yla devam ettirilmekte. Özellefltirmeler sonucu elde edilen zenginlikler sermaye s›n›f›na ve buradan da bat›l› emperyalistlere akmakta. Bugünü önceki y›llardan ay›ran nokta, sald›r›n›n boyutu, derinli¤i ve fliddetidir. Sald›r›lar›n uygulanmas› noktas›nda di¤er bir geliflme, bask› ve zor ayg›tlar›n›n da (polis, ordu vs.) buna uyumlu hale getirilmeleridir. Sermaye tüm h›z›yla sosyal güvenlik ve sa¤l›k hakk›n› özellefltirme yolunda ilerlemekte. Ücretli çal›flanlar, çal›flma süresi ve boyutu yani kâr› direkt ilgilendiren tüm unsurlar sald›r›n›n ilk hatt›nda bulunmaktad›r. Çal›flma koflullar›n› ilgilendiren yasay› yak›n zamanda meclise sunmas› beklenen hükümet bununla, mevcut sömürü koflullar›n› y›karak yerine yenisini getirmek istemekte. Hükümet, mevcut haftada 8 saatlik 5 günden oluflan 40 saatlik çal›flma süresi program›n› de¤ifltirerek, afl›r› çal›flmay› ve fazla mesaiyi dayatmakta. Esnek üretim sistemiyle patronlara, fazla mesai ödeme zorunlulu¤u olmadan çal›flanlar›n istendi¤i gibi ve istendi¤i zaman çal›flt›r›lmas› olana¤› verilmekte. Bunlarla beraber, iflveren ödenekleri içinden yap›lacak k›s›tlamalarla iflçi giderleri azalt›lmakta, bu da sosyal güvenceden mahrum kal›nmas› anlam›na gelmekte. ‹flten ç›karma oranlar›n›n art›fl› iflverene çal›flma hakk›na sald›r› olana¤› vermekte. Esnek üretim, genel sald›r›n›n önemli noktalar›ndan birini oluflturmakta. Bununla, iflçi s›n›f›n›n örgütlenme ve ortak karfl› koyma olana¤› elinden al›nmakta. Yerel ‹fle Al›m (TSA) anlaflmalar› yasas› ile saatli, mevsimlik, geçici iflçiler kapitalist sömürüye sunulmakta, insanl›k d›fl› ve gerici biçimlerde kapitalizmin tam egemenlik kurmas›n›n önü aç›lmakta. Yeni yasayla, bireysel sözleflme sistemi dayat›lmakta ve toplu sözleflme süreç içinde tamamen ortadan kald›r›lmaya çal›fl›lmakta.

42


Bu sald›r›lara karfl›, ücretlere ve yevmiyelere gerçekçi art›fllar, tam ve sabit ifl hakk›, fazla mesainin kald›r›lmas› ve sömürüye karfl› mücadele esas yönelimlerimiz olmal›d›r.

1- Özellefltirmeler Hükümetin kamu kurulufllar›na iliflkin elden ç›karma çal›flmalar› aç›klanandan ve görünenden daha da ötesidir. Ve sadece sat›fl giriflimleri ile de yetinilmemektedir. Yerli ve yabanc› sermaye daha fazlas›n› istemekte. Kurulufllar›n iyi bir fiyata sat›lmas›n›n d›fl›nda bu alanlardaki kazan›lm›fl emekçi haklar›n›n da silinmesini istiyor. Özellefltirme karfl›tl›¤›, sorunun sadece ekonomik ve manevi yönüyle de¤il; daha önemlisi, politik yönüyle meflgul olmal›d›r. Çünkü iflletmelerin çal›flmas›nda ve gelifliminde halk›n uzun y›llar verdi¤i mücadeleler sonucu elde etti¤i kazan›mlar›n kelepir sat›fllarla bunlar›n ortadan kalkmas› anlam›na gelecektir. Bize göre, karfl› duruflun temel zemini ne ekonomiktir ne de manevidir. Esasen politiktir. Aç›klayal›m: Devlet mallar›n›n kullan›c›s› olan hükümet, bunlar› do¤ru fiyatla kelepire ç›kard›¤›n› düflünebilir mi? Ne olursa olsun, sorunun politik yönü de¤iflmeyecektir, yani, sermayenin istem ve hedefleri. Olay›n manevi yönünde ise iflçi s›n›f›n›n varl›¤› ile biriken zenginlikte devlet çal›flanlar› özel haklar› olmayanlar olarak ele almakta. Yani, bu iflletmelerdeki çal›flanlar›n, kapitalistlerde çal›flanlardan daha fazla hakk› yoktur. Burjuva ve reformistler taraf›ndan yarat›lan, -tarafs›z devlet, s›n›fs›z devlet, herkesin devleti- anlay›fllar› gerçekli¤i yans›tmad›¤› gibi

daha da önemlisi, iflçi s›n›f›n›n ödenmeyen haklar›ndan kurulan bu zenginli¤in iflçi s›n›f›nca mülklefltirilmesini de engellemektedir. ‹flçi s›n›f› önderli¤inde s›n›fsal bir devlet zorla kurulmad›kça, mülklefltirme de olamaz. Bizim özellefltirmelere karfl› duruflumuzun politik olmas› ne anlama gelmekte? Özellefltirmelerle, ya¤mac› ve özellikle yabanc› sermayenin güçlenmesini sa¤layacak, buna paralel ülkenin emperyalist merkezlere ba¤›ml›l›¤› derinleflecektir. Hava Yollar› ‹flletmesi -Olimpik-e Luftansa’ n›n, Telekomünikasyon iflletmesine de Yahoo ve Frans Telekom’un ilgi göstermesinde öne sürdükleri koflul, bu iflletmelerin kontrolü veya büyük bölümüne sahip olmalar› ve genel

planlamalar› kat›lmalar›d›r. Kendi -flirketlerinde¤erlendirmesine göre bu, daha fazla kar getirecektir. Bu uluslararas› iflletmelerdeki flartlar, OTE (Telekomünikasyon), DE‹ (Elektrik iflletmesi), OA (Hava yollar› ‹flletmesi)’da oldu¤u gibi sosyal ve sa¤l›k haklar›n› içermeyecektir. Özellefltirilmifl kurumlardaki iflleyifl ve alt yap› da bugünkü gibi olmayacakt›r. K‹T’lerin ülkenin en ücra köflelerine kadar götürdükleri -ihtiyaca cevap verecek düzeyde olmasa da- hizmetleri, ya¤mac› sermaye taraf›ndan ortadan kald›r›lacakt›r. Kamu iflletmelerinin özellefltirilmesi ile kolektif kapitalistten temel insani ihtiyaçlar için

43

‹fl flç çi Hareketi için Program ve Amaçlar

PART‹ZAN 65


‹fl flç çi Hareketi için Program ve Amaçlar

PART‹ZAN 65 hak talep etme mant›¤› da hedef al›nmakta. Bu bilinç halk› ve iflçi s›n›f›n› devlete karfl› mücadele etmede ve hak talep etmede birlefltirmektedir. Üretici dinamiklerin ve hizmetlerin sermayeye devredilmesi devletin ç›kar›nad›r. Temel insani ihtiyaçlarla bütünleflen hak ve kazan›mlar›n fliddetli y›k›m› öngörülmektedir. Devletçe desteklenen kamu kurumlar›n›n hizmetleri emekçi dinamiklerin varl›¤›n› sa¤larken, özelleflmeleri durumunda, hizmetlerin maliyetleri kazan›lan maafla yans›yacakt›r. Son ve en önemli nokta ise, al›c› flirketleri iflletmenin bedelinden ziyade ilgilendiren nokta, iflletmelerdeki; iflçi haklar›, ücretler, çal›flma saatleri, örgütlenme, sosyal güvenlik haklar› vb. sorunlard›r.

2- Sosyal Güvenlik Sosyal güvenlik sorunu hükümetin iflçi s›n›f›na karfl› bir sonraki cephesini oluflturmakta. Birçok olgunun gösterdi¤i gibi, hükümet için EKÜ’ye uyumun önünde duran temel mesele sosyal güvenliktir. Hakl› görünmek ve halk› yan›ltmak için her gün ayn› yalanlara baflvurmaktalar. Bununla insanlar› daha kötü flartlara sürüklemek istiyorlar. Bu flartlarda, çok az kifli emeklilik ve sa¤l›k güvencesinden yaralanabilecek, di¤erleri ise özel hastanelere ve kurumlara ödeme yapmak durumunda kalacaklar. “Çal›flanlar ifl gazilerinin paras›n› ödüyor” denilerek sosyal güvenlik sistemine sürekli sald›r›lmakta. Mevcut sosyal güvenlik sistemini ç›kmaz olarak de¤erlendirip, yerin dibine sokanlar, buna karfl› “kapitalistleflmeyi” öne sürüp özel sigortalar› desteklemekteler. ‹flçilerin az oldu¤unu, buna ba¤l› sosyal güvenlik kurumlar›n›n gelirlerinin az oldu¤unu ve emekli maafllar›n›n karfl›lanamad›¤›n› iddia etmekteler. Bir yanda, çal›flan nüfusun azald›¤›n› iddia edenler ayn› anda, iflsizli¤i iteklemekte, esnek üretim yöntemlerini gelifltirip gelirlerin azalmas›na neden olmaktalar ve iflverene ait sosyal güvenlik giderlerinin iptal edilmesini istemekteler. Kapitalist sistemin sosyal güvenlik ve sa¤l›k güvencesi

hakk›nda ileri sürdü¤ü öneriler üç sacaya¤›na dayanmaktad›r. Bunlar›n nas›l sonuç getirecekleri ise oldukça çarp›c›d›r. Buna iliflkin çarp›c› bir geliflme, ele al›nan çal›flma koflullar›n› düzenleyen yasa tasar›s›d›r. Yasa tasar›s› ile iflveren sosyal güvenlik yükünden kurtar›lmaktad›r. Bize göre iflçi s›n›f› tamamen farkl› bir yönde harekete geçmelidir. Sorun sosyal güvenlik sisteminin yeterli olup olmamas› de¤ildir. S›n›f› soyanlar, iflçilerden elde ettikleri gelirleri do¤rudan veya dolayl› olarak özel sektöre kayd›rmaya çal›flmaktalar. Sorun, iflçi s›n›f›n›n kendisine ait olanlar için mücadele edip etmemesidir. Emekli maafllar›n›n gerçekçi art›fl›, emeklilik yafl›n›n azalt›lmas›, tam ve bedava sa¤l›k hakk› için mücadeledir esas sorun. 9093 döneminde geçirilen sosyal güvenlik yasalar›n›n iptal edilmesi için, yeni sald›r›lar›n geçmemesi için mücadele etmelidir.

3- Acil mücadele sorunu Aç›kt›r ki, iflçi s›n›f›na yap›lan sald›r›lar geçici ya da dönemsel de¤il, aksine sistemli ve düzene hizmet edenlerin politikalar›na ba¤l›d›r. Daha önce de ifade etti¤imiz gibi sald›r›larda; sömürü iliflkilerinin iflçi s›n›f› üzerine yüklenmesi, sermayenin iflçi s›n›f› üzerinde tam hâkimiyet kurmas›, s›n›f örgütlülü¤ünün da¤›t›lmas› ve emekçilerin ça¤dafl kölelere dönüfltürülmeleri hedeflenmektedir. Emekçiler, sendikal liderliklerin bu sald›r› dalgalar›n› hem k›ramayacaklar›n› hem de bunu istemediklerini kendi gözleri ile görmekteler. Bu liderlikler tart›flmalarda dahi karfl› durufl sergileyememekteler. Bunlar›n tek istedikleri, yeniden kölelefltirilen iflçi s›n›f› içinde bir roldür. Bu rol, iflçi s›n›f› karfl›t›, bölücü ve tehlikeli olacakt›r. Mücadele dinamikleri buna karfl› olacak aray›flla iliflkilenmeli ve iflçi s›n›f›n›n afla¤›dan yapaca¤› bas›nçla yarat›lmal›d›r. Bütün devrimci lafazanl›¤›na ra¤men reformcu sol, ekonominin üretim baz›nda yeniden yap›land›r›lmas›, emekçileri ve iflsizleri rahatlatabilecek mant›kl› ve olanakl› düzenlemelerin yap›lmas› mant›¤›

44


ile hareket etmektedir. Ancak sendikal liderliklerin bölücü örgütsel giriflimleri kendilerine bu olana¤› tan›mamaktad›r. Gerek sermayeye gerekse burjuva sendikal liderliklere karfl› mücadele, s›n›f sendikac›lar› için acil görev ve zorunluluktur. S›n›f güçlerinin koordinasyonu, güvenilir ve sonuç al›c› giriflimlere ba¤l›d›r. Bu güçler, kapitalist sald›rganl›¤a karfl› politik mücadeleyi öncelikli olarak ele almal›d›r. Direnifllerin güçlendirilmesi, mücadelelerin politiklefltirilmesi ve iflçi s›n›f› mücadelelerinin sonuç al›c› olmas› için mücadele etmelidir. Mücadele, var olan hak ve kazan›mlara karfl› giriflilecek sald›r›lara karfl› flekillendirilmelidir. S›n›f sendikac›lar›, reformist ve burjuva sendikalar› aflarak sendikal organlarda yer almal› ve mevcut hak ve kazan›mlar› savunmal›d›rlar. Sömürüyü ve parçal› yap›y› güçlendiren toplu sözleflmeler yerine s›n›ftan yana toplu sözleflmeler öne sürülmeli. Ya¤maya karfl› gerçekçi ücret art›fllar›, tam ve ücretsiz sa¤l›k hakk›, tam ve düzenli ifl hakk› için mücadele edilmelidir. (*Bu makale, ac› kayb›m›z Vasilis Gemisto taraf›ndan, 2000 y›l›nda ülke genelinde bir iflçi örgütlenmesi oluflturmak amac› ile yaz›lm›flt›r. Befl y›l önce yaz›lan bu yaz›, bugün yaflanan gerçeklikleri yans›tmas› anlam› ile önemlidir.)

C- Sendikal harekete iliflkin baz› görüfller ve Taksiki Poria (S›n›f Yürüyüflü)’nün oluflumu Baz› güçler, iflçi s›n›f›n›n ve genel olarak emekçi kesimlerin mücadelesinde ve yöneliminde, dün oldu¤u gibi bugün de nüfuz etmekteler. PASOK’a ba¤l› olan PASKE ve Nea Dimokratiya’ya ba¤l› DAKE burjuva ve hükümetçi güçleri, kapitalist sistemi savunmakta, ülkenin AB’ye, NATO’ya kat›l›m›n› desteklemekte, sendikalar› s›n›f iflbirlikçisi organlara dönüfltürmeye çal›flmaktalar. Bunlar, iflçi s›n›f›n›n ücretli köleli¤in kald›r›lmas› için verdi¤i mücadeleden vazgeçip, sermayenin istemlerine boyun e¤mesini istemekteler. Bu hedeflerine ulaflmak için, mücadele arzusunu ifade eden emekçilere ve onlar›n ilerici dinamiklerine karfl›, mücadele etmekteler, s›n›f bar›fl›n› ve s›n›fsal iflbirli¤ini desteklemekte ve güçlendirmekteler. Bu zeminde GSEE (iflçi konfederasyonu) ve ADED‹ (memur konfederasyonu) sendika a¤alar›, sosyal diyalogu mücadelelerin yerine geçirmekteler. Sendika a¤alar› sosyal diyalog ad›na en küçük eylemlere dahi engel olmaktalar. Hükümetle ve iflverenlerle istihdam için konuflurken, iflsizlik de artmaya devam etmektedir. Sosyal güvenlik haklar›n› konuflurken, hükümet yeni karfl› yasalar geçirmekte. Sekiz saatlik çal›flma hakk›n› hükümet ve SEV (Sanayiciler Odas›) tart›fl›rken, sermayenin ihtiyaçlar›

Baz› güçler, iflçi s›n›f›n›n ve genel olarak emekçi kesimlerin mücadelesinde ve yöneliminde, dün oldu¤u gibi bugün de nüfuz etmekteler. 45

‹fl flç çi Hareketi için Program ve Amaçlar

PART‹ZAN 65


‹fl flç çi Hareketi için Program ve Amaçlar

PART‹ZAN 65 do¤rultusunda sekiz saatlik çal›flma hakk›n› “lastik” yapan yasalar pefli s›ra geçirilmekte. ‹flçi s›n›f›n›n hiçbir sorunu veya talebi s›n›f lehinde tart›flma konusu olmam›flt›r. Bu güçler devletin müdahalelerine -ister yasalar düzeyinde olsun, isterse de devlet ve polis fliddeti ve terörü düzeyinde olsun- aç›k destek sunmakta ve emekçilerin mücadelelerini bast›r›p s›n›rlamaya çal›flmaktalar. S›n›f iflbirlikçili¤i çizgisi ve bölücü giriflimler sadece sayd›¤›m›z bu güçlerin ürünü de¤ildir. Ayn› zamanda sistemin sol koltuk de¤ne¤i olan PAME’nin de ürünüdür. PAME’nin konfederasyon veya iflçi merkezleri liderliklerinde yer almamalar›, kendilerini sorumluluktan kurtarmamaktad›r. Burjuva reformist sendikal hareketin ve sorunlar›n›n bir parças›n› teflkil etmektedirler. Sistem kendilerine ihtiyaç duydu¤unda, s›n›f karfl›t› anlaflmalara ve belgelere kendi imzalar›n› atmaktan geri durmad›lar. Bu koflullarda GSEE’nin burjuva s›n›fla ve zaman zaman hükümetlerle anlaflm›fl olmas› PAME’i mesafe almaya zorlad›. PAME aç›s›ndan bunun iki temel nedeni var; - Sendikal liderlikler taraf›ndan savunulan s›n›f bar›fl› çizgisi, kendi içlerinde de parçalanmalara yol açm›flt›. Bunu tersine çevirmek için öncesinde ortak olduklar›ndan ba¤lar›n› kopararak, “s›n›f sendikac›l›¤›” çizgisini ortaya koymak. - ‹kinci neden, o dönem uzun mücadeleler sonucu kazan›lan hak ve kazan›mlara karfl›, sermayenin artan ve sertleflen sald›r›s›na karfl› durmak. Bu koflullarda sermaye, hiçbir flekilde geri ad›m atma niyetinde de¤ildir. Tam tersine s›n›f›n sahip oldu¤u her fleyi talep etmekte, kendi güvencesinde olmayan hiçbir kazan›m b›rakmak istememektedir. Bu koflullarda, PAME, emekçileri rahatlatabilecek kimi geri ad›mlar atmas›, küçük iyilefltirmelerin yap›lmas› veya baz› önlemler al›nmas› noktas›nda sermayeyi etkileyemeyece¤ini görmekte. Bundan dolay› da reformist çizgisi havada kalmakta. Gerçek fludur ki, hiçbir fley talep edemez, çünkü ken-

di sendikalar› da örgütsüz ve da¤›n›kt›r. Açl›¤a denk gelen toplu sözleflmeler imzalamak zorunda kalmaktad›r. Sözde militan talepler (1200 Euro asgari ücret, haftal›k 35-günlük 7 saat ve 5 gün vb.) demagoji ve acil taleplerden ve hepsinden önemlisi de sald›r›lara karfl› direniflin infla edilmesinden kaç›flt›r. Bu “s›n›fsal” söylemleri, sendikal hareketteki reformist çizginin esas ifadesi olmalar›n› da gizlemektedir. PAME’nin di¤er bir mücadele biçimi ise çarp›c› eylemler yapmakt›r, kamu binalar›n›n iflgali, bakanl›klara vs. pankart as›lmas›, polisle kontrollü çat›flmalara girerek bas›n›n dikkatini çekmeye çal›flmaktad›r. Bu tarz eylemler sadece kitlesel nitelik tafl›d›¤› zaman olumlu olabilir. Hareketin geri ve varl›k gösteremedi¤i durumda PAME “kitlesel” bir flekilde yapt›¤› eylemlerle hareketin yerine geçmektedir. Mücadelenin geliflmesi ve yayg›nlaflmas› için hiçbir gerçekçi ad›m atmamaktad›rlar. Bu flartlarda sermaye, iflçi s›n›f›n›n en temel hak ve kazan›mlar›na karfl› sald›r›lar›n› art›rmakta. Çal›flma alanlar›nda, esnek üretim, tam ve düzenli çal›flma hakk›n›n kald›r›lmas›, iflyerindeki haklar›n yok say›lmas› vb. iflçi s›n›f›n› oluflturan haklara sald›r›lar öncelikli sald›r›lard›r. Sald›r› sert, insanl›k d›fl› ve gündeliktir ve bu toplumu yeni bir ortaça¤a sürüklemektedir. Sald›r›lar›n sonuçlar›, güvencesizli¤i yaflayan emekçi kitleler aç›s›ndan bo¤ucu ve dayan›lmaz olmakta. Sald›r›lar›n da¤›t›lmas› noktas›nda direniflin gereklili¤i kendini her zamankinden daha fazla dayatmaktad›r. Zorunluluk keskinleflmifltir ve acil cevaplar beklemektedirler ve bunlar ancak direnifl içerisinde ortaya ç›kar›labilir. Direniflin sonuç al›c›l›¤›, bugünkü koflullarda iflçi s›n›f› için çok önemli bir görevi teflkil etmektedir. Direnifl, s›n›f›n somut ihtiyaçlar›n› ve taleplerini ifade etmeli ve haklar›n›, kazan›mlar›n› ve her türlü s›n›f ç›karlar›n› savunmal›d›r. Direnifl; sadece kitlesel kat›l›m› gerekli gören bir mücadele biçimi de¤il, ayn› zamanda, halk ve s›n›f karfl›t› politikalar›n da¤›t›lmas› için flartlar› haz›rlayan önemli bir politik pratiktir. Ekonominin farkl› alanlar›nda ve farkl› ifl kollar›nda

46


meydana gelen direnifller, belirli derecede gelifltirilip genellefltirilebilir ve sald›r›n›n temel niteli¤ine karfl› merkezilefltirilebilir. Sald›r›, sermayenin iflçi s›n›f› üzerinde tam hakimiyetini amaçlamakta. Böylesi bir egemenlik sermayeye ve onun politik sözcülerine hak ve kazan›mlar› geri alma ve genifl emekçi kitlelere ortaça¤ yaflam koflullar›n› dayatma olana¤›n› vermekte. Direnifl, sald›r›lar›n geri püskürtülmesini amaçlayan bir araçt›r. Direnifl, sald›r› ve önlemlerin geçmemesi için acil politik görevdir. Çünkü emekçilerin ihtiyaçlar› keskinleflmifltir ve acil cevap beklemektedirler, bu cevaplar ancak direnifl içinde verilebilir. Direnifl, ekonomik, çal›flma, sosyal, politik vb. kazan›mlar›n savunulmas›d›r. Sefalet ve yoksulluk sald›r›lar›n y›k›m› demektir. Direnifl, iflçi hareketinin mücadeleleri kazanmas› ve kazan›mlar elde etmesi için s›n›f güçlerinin bütünlefltirilip güçlendirilmesidir. Reformist güçler direnifl sorununu geçici, gerici olarak ele almakta ve o “militan” -1200 Euro, 35 saat vb.- taleplerinde ›srar etmektedirler. ‹flçi s›n›f› içinde faaliyet yürüten di¤er küçük örgütler de benzer anlay›fllar› ortaya koymaktad›rlar. Bu noktada, kapitalizm koflullar›nda siyasal iktidar›n, devletin ve devlet araçlar›n›n sermayenin elinde oldu¤unu vurgulamam›z gerekmekte. Bu olgu, her defas›nda s›n›f ç›karlar›n› güçlendirecek politik müdahalelerde bulunma olana¤›n› kendisine vermektedir. Özellikle iflçi ve devrimci hareketin yenilgisi ile niteli¤ini bulan bugünkü koflullarda, güç dengeleri sermayenin ve emperyalizmin lehine de¤iflmifltir ve bu aç›kça ortadad›r. Sermaye bu olana¤› kullanarak her fleye sahip olmak istemekte. Hepsinden önemlisi, iflçi s›n›f›ndan tarihi rövanfl› almak istemekte. Kuflkusuz içinde oldu¤umuz süreç zordur. ‹flçi s›n›f› ve onun mücadelesi aç›s›ndan y›k›c› sonuçlar bulunmakta, çünkü s›n›f ortaça¤ düzeniyle tehdit edilmekte. Burada tek bir soru karfl›m›za ç›kmakta: ‹flçi s›n›f› sald›r›lar karfl›s›nda direnecek mi, yoksa teslim mi olacak?

Direnifl sorunu, iflçi s›n›f›n›n varl›¤› aç›s›ndan temel sorunu teflkil etmekte. Peki bu denli ciddi bir sorun “1200 Euro” gibi bir taleple eflde¤er tutulabilir mi? Bu talebi dile getiren ve daha önce de bahsini etti¤imiz bu güçler -direnifli- savunma olarak ve var olan› korumak olarak (kendilerinin söylemi) de¤erlendirmektedirler. Buna karfl›n, 1200 Euro talebi daha ileri bir taleptir ve emekçilerin günümüz ihtiyaçlar›na yan›t vermektedir. Anlafl›lmas› gereken nokta, direnifl en üst politik pratiktir. Sald›r›n›n temel niteli¤i ile toptan bir çat›flmay› ve karfl›tl›¤› hedeflemektedir. Bu derecede ifade edilen mücadele, di¤erlerinin iddialar›n›n tersine çok daha ileri kazan›mlar ve zaferler getirebilir. Direnifl görevinin öne ç›kar›lmas› ve kimi “küçük” zaferlerin kazan›lmas›, yenilgi havas›n›n da da¤›t›lmas›n› sa¤layabilir. Emekçilere kendi güçlerine ve mücadelelerine inanma olana¤› verecektir. Hareketin kitleselleflmesine etki edecek, sorunlar›n›n s›n›fsal do¤as›n› kavrayacakt›r. Hareket içerisindeki burjuva ve reformist güçlerle olan çeliflkiler de etki edecektir. S›n›f mücadelesini keskinlefltirecektir. S›n›f hareketinin geliflme ve güçlenme sürecini h›zland›racakt›r. Elbette, bütün bunlar hareketimizin görev ve amaçlar›d›r. Ancak sadece bizim çabam›z sonuç al›c› olmayacakt›r. Bunun için ortaya koydu¤umuz ihtiyac› anlayan tüm güçlerle olabildi¤ince genifl çabalar›n sarf edilmesi gereklidir. Ortak mücadele, direnifl odaklar›n›n güçlenmesi ve sonuç al›c› olmas›nda belirleyici rol oynayacakt›r. Ortak mücadeleden ne kastediyoruz? Ortak mücadele, kal›c› iflbirlikleri anlam›na gelmemektedir. Somut hedefler etraf›nda eylemde ortaklaflmad›r. Ayn› zamanda, amaç; tek, kesin, somut ve tüm kat›l›mc›lar için ortaklaflabilecekleri bir konu olmal›d›r. Ortak mücadele, örgütlerinhareketlerin kat›l›m›n›n yan›nda esas olarak emekçilerin kat›l›m›n› esas almal›d›r. Bu çizgiyi, savunuyor, uyguluyor ve olabildi¤ince çok

47

‹fl flç çi Hareketi için Program ve Amaçlar

PART‹ZAN 65


‹fl flç çi Hareketi için Program ve Amaçlar

PART‹ZAN 65 gücün ortak çizgisi olmas› için çal›fl›yoruz. Di¤er taraftan, farkl› mant›klar ve anlay›fllar da ifade edilmekte. Bunlara göre, “iflçi s›n›f› hareketinin ba¤›ms›z bir s›n›f örgütü” olmal›d›r. Bu ve benzer anlay›fllar› dile getiren güçlere göre bugün eksik olan, üst düzeyde ideolojikpolitik bir birlikteliktir. Bu güçler, hangi düzeyde olursa olsun birliktelik kurma hakk›na sahiptir. Ancak bu, hareketin s›n›fsal kutbunu oluflturmamaktad›r. Özünde, bunun olmas› politik-sendikal güç birliklerinin oluflturulmas› sonucunda olmaktad›r. E¤er böyle bir oluflum “s›n›fsal bir kutup” olarak adland›r›lacaksa, bu baflka bir durum olacakt›r. PAME zaten ayn›s›n› yapmaktad›r. ‹deolojik-politik çizgide oluflturdu¤u örgütlü güçlerini “s›n›fsal kutup” olarak betimlemektedir. ‹flçiler d›fl›nda bir kutup olamaz. Bu sadece emekçi güçlerin kat›l›m› ile olanakl›d›r. ‹flçi s›n›f›n›n ihtiyaçlar›, mücadelesinin zorunluluklar›, sald›r›lara ve politik niteliklerine karfl› çat›flmas› ile ancak bir kutup var olabilir. Bu kutup ancak mücadeleler içinde gösterilebilir. Bir gücün çekim merkezi olmas›, onun gerçekçi mücadelelerde ne kadar oldu¤u, ortak direnifle ne ölçüde kat›ld›¤› ve kazand›¤› zaferlerle ancak mümkündür. Özetlersek, çekim merkezi olmak, baz› örgütlerin bir araya gelip anlaflmas› ile de¤il, ifade edilen direniflin sonuçlar›yla olanakl›d›r.

1- S›n›f Yürüyüflü (Taksiki Poria)’nün oluflumu S›n›f Yürüyüflü’nün oluflumu, bugüne kadar da¤›n›k iflleyen ve ortak ifadesi olmayan güçlerin s›n›fsal yönelimde birlefltirilmesi, burjuval›¤a ve reformizme karfl› mücadele hedefi ile gerçekleflmifltir. ‹nan›yoruz ki, bu çaba hem S›n›f Yürüyüflü’ne hem de di¤er örgütlülüklere katk› sunacakt›r. Di¤er örgütlülüklerin kendilerini merkezi yönelim do¤rultusunda sendikal ve politik olarak örgütlemelerinde, farkl› içeri¤e kavuflmada ve daha da sonuç al›c› olmada öncekinden daha olumlu olacakt›r. ‹nan›yoruz ki, çeper örgütlülükleri güçlendirilip gelifltirildikçe, S›n›f Yürüyüflü da-

ha fazla olanaklar ve talepler için politik olgunlu¤a ve yeterlili¤e eriflecektir. S›n›f Yürüyüflü, iflçi s›n›f› içinde faaliyet yürüten di¤er örgütler gibi bir örgütlülük olmay› amaçlamamaktad›r. ‹flçi s›n›f›n›n geri ad›m atmayan ve ba¤lant›s›z s›n›f mücadelesini destekleyen ve güçlendiren s›n›f güçlerinin ifadesi olmay› arzulamaktad›r. S›n›f Yürüyüflü’nün temel görevi, sendikal hareketin s›n›fsal ve politik yöneliminin ve çizgisinin güçlendirilmesidir. Bu, sendikalar içerisinde örgütlenmesi ve güçlenmesi ve sermayenin adaletsizli¤ine karfl› direnmesi anlam›na gelmektedir. ‹fl gücünün daha iyi flartlarda karfl›l›¤›n› bulmas›n› talep etmeli, ekonomik, sosyal, politik yaflam koflullar›n› gelifltirmelidir. Talepleri, direnifli ve s›n›f karfl›t› sald›r›lar›n da¤›t›lmas› acil görevidir. Temel ve esas cepheyi, sermaye hükümetlerine ve burjuva s›n›f›na karfl› siyasal çat›flma oluflturmal›d›r. Ayn› zamanda, hükümet yanl›s› çizginin sahibi ve savunucusu sar› sendikal liderliklere de politik cephe aç›lmal›d›r. Di¤er bir cephe de her renkten reformizme ve oportünizme karfl› olmal›d›r. ‹flbirlikçili¤e, “s›n›f bar›fl›na”, sosyal diyaloglara karfl› cephe al›nmal›d›r. Benzer flekilde, iflçi alan›nda bulunan ütopyac›lara, reformistlere, iflbirlikçilere- ve mücadele dinamiklerini yanl›fl yönlere sapt›ranlara da karfl› cephe aç›lmal›d›r. S›n›f Yürüyüflü’nün temel görevlerinden biri de, iflçi ve sendikal hareket içinde ortak mücadelenin ileri sürülmesidir. Ayn› düzeyde önemli di¤er bir nokta ise ortak mücadelenin, emperyalizme, savafla ve ülkelerde bulunan askeri üslerin gitmesi içinde ortak mücadelenin güçlendirilmesidir. Yunanistan’›n AB ve NATO’dan ç›kmas› mücadelesi verilmelidir. Ülkemiz iflçi s›n›f›n›n, Irak, Filistin ve sosyal ve ulusal kurtulufl mücadelesi veren di¤er halklarla kitlesel dayan›flmas›n› ifade etmesi için ortak mücadele güçlendirilmelidir. S›n›f Yürüyüflü, örgütsel bütünlü¤e ve politik olarak sa¤lam bir yap›ya sahip olmal›d›r. Bafllanan bu yürüyüflte, politik belirlemeleri ve mücadelesi ile özellikle kitleler içinde s›-

48


onun temsilcileri s›k›nt›lar yaflam›flt›r. Birinci genel grevden sonra (13 Aral›k 2007) Çal›flma Bakan› Magina’n›n istifa etmek zorunda kalmas›, Baflbakan›n direkt müdahale ederek partisini sosyal güvenlik sald›r›s› etraf›nda odaklamas› (ND-Yeni Demokrasi içindeki kimi milletvekilleri bu yasaya karfl› ç›kmaktayd› çn.), polis ve mahkeme terörünün emekçiler üzerinde estirilmesi, sistemin yaflad›¤› s›k›nt›lar› kan›tlamaktad›r. Hükümetin emekçi cephesini da¤›tma çabalar›na karfl›n, mücadele hem kamu alan›ndan hem de özel sektörden destek almaya devam etti. Kamu Sosyal Güvenlik; kesimini ilgilendiren sosyal güvenlik yasas›S›n›fsal bir çat›flman›n n›n mahkemeye tafl›nmas› dahi, kamu çal›muhasebesi* flanlar›n› rahatlatmaya ve mücadelelerini Yunanistan iflçi s›durdurmaya yetmedi. n›f› ve emekçi halk› üç Hükümetin sözde “sosSosyal güvenlik yasas›, aydan uzun bir zaman, yal otomasyon”u ifller k›lma sosyal güvenlik ve sermaye çevreleri ile giriflimi de baflar›s›z kald›. emeklilik hakk› için emek cephesi aras›nda DE‹ (Kamu Elektrik Kuruçok ciddi bir mücadele mu) ve OTE (Telefon ‹flletyaflanan üst düzey mü- mesi)’in de var olan uzun verdi. Mücadele, hükümetin uzun süre cadelenin bir ifadesidir. süreli grevleri karalama ve üzerinde çal›flt›¤› hak provoke etme çabalar› da Sosyal güvenlik hakla- sonuç vermedi. Çünkü gasplar›na karfl› verildi. Mücadele iflçi s›n›f›n›n r›na sald›r› sermaye emekçilerin ço¤unlu¤u bu toplumsal yerinin komücadeleleri, sosyal güveniçin en temel sald›r›d›r. lik haklar›n›n savunulmas› runmas› içindi. Gerek kamu sekAmaç, iflçi s›n›f›n›n s›- için verilen genel mücadeletöründe gerekse özel nin ve kendi mücadelelerin›fsal ve mücadele bi- nin bir parças› olarak görsektörde, yüz binlerce emekçiyi harekete gelincinin somutland›¤› mekteydi. çiren ve birlefltiren ethak ve kazan›mlar›n or- ‹flçi hareketinin kileyici bir mücadeleydi. Gerçeklefltirilen nedenleri tadan kald›r›lmas›d›r. her üç genel grev bir ‹flçi ve emekçileri bu öncekini kitlesel düzeyde aflarak, emekçi denli harekete geçiren neydi? Yüz binlerce kitlelerin, sald›r›lara karfl› direnme ve sald›emekçiyi tekrar tekrar ve kararl› bir flekilde sor›lar› bofla ç›karmadaki kararl›l›¤›n› ve iste¤ikaklara döken neydi? ni kan›tlam›flt›r. Bu mücadele, sistemi ve hüBu güç birli¤ini yaratan etkenlerin ilki, kümeti oldukça zorlam›flt›r. Daha mücadelesosyal güvenlik sald›r›s›n›n ve sosyal güvennin bafllang›c›nda dahi sistem uzun süre önlik hakk›n›n niteli¤iydi. Bu s›n›fsal çat›flman›n cesinden haz›rlad›¤› –ideolojik, politik düen önemli sorunudur. Sömürü derecesinin zeyde- sald›r›s›nda hem hükümet hem de yo¤unlaflt›r›ld›¤› ve çal›nan art› de¤erin geri

n›fsal yap›s›n› sa¤lamlaflt›rmal›d›r. Kitleselleflerek, giriflimlerde bulunacak olanaklara sahip olmal›, iflçilerin s›n›fsal anlay›fllar›n›n ve hareketinin güçlendirilmesi sa¤lanmal›d›r. ‹nan›yoruz ki, bu karar›m›zla iflçi s›n›f›n›n ve onun s›n›fsal yöneliminde önemli bir ad›m att›k. Bu; zor, sab›r ve zaman isteyen bir görevdir. Onun içinde S›n›f Yürüyüflü’nün s›n›fsal niteli¤inin geliflmesinde ve kitleselleflmesinde görev alan herkes bu anlay›flla hareket etmelidir. (fiubat 2005)

49

‹fl flç çi Hareketi için Program ve Amaçlar

PART‹ZAN 65


‹fl flç çi Hareketi için Program ve Amaçlar

PART‹ZAN 65 dönmesi anlam›nda yaflanan bir sorundur. 8 saatlik çal›flma hakk›nda oldu¤u gibi sosyal güvenlikte de, iflçi s›n›f›n›n sermayenin sömürü ve afl›r› kâr h›rs›na karfl› direnifli ifade edilmekte. Sosyal güvenlik, sa¤l›k hakk› ve emeklilik haklar›, toplumsal zenginli¤i yaratan iflçi s›n›f›n›n bilincinde yer etmifltir. Bununla beraber, bu mücadele iflçi ve emekçi kitlelerinde oluflan genel tepkinin de direkt ifadesidir. Sömürüye, pahal›l›¤a, iflsizli¤e, özgürlükleri ve haklar› s›n›rlayan politikaya, bask› ve terör politikalar›na karfl› bir öfkedir bu. Gelecekleri çal›nan toplumun (ezici ço¤unlu¤un), afl›r› zenginleflen az›nl›¤a karfl› tepkisidir. Ve bu etken, mücadeleye politik nitelik veren, sald›r›ya karfl› ortak mücadele anlay›fl›n› gelifltiren olgudur. Hükümetin bafl›ndan beri aç›kça ortaya koydu¤u önlemler, emekçileri mücadele etmeye itti. Daha önceki yasalar yeni iflçileri kapsarken, son sald›r› yasas›, özel sektörde çal›flan iflçilerin bütününü ve kamunun ise bir bölümünü (kimi fonlar›n kald›r›lmas›, emeklilik yafl›, emeklilik ücretleri vb.) kapsamaktad›r. Sosyal güvenlik fonlar›nda biriken paralar›n yolsuzluklarda kullan›lmas›n›n birkaç ay önceden ortaya ç›kar›lmas› da ortak mücadelede önemli etken oldu…

Sermayenin sald›r›s› neden sosyal güvenlik etraf›nda yo¤unlaflt› Sosyal güvenlik yasas›, sermaye çevreleri ile emek cephesi aras›nda yaflanan üst düzey mücadelenin bir ifadesidir. Sosyal güvenlik haklar›na sald›r› sermaye için en temel sald›r›d›r. Amaç, iflçi s›n›f›n›n s›n›fsal ve mücadele bilincinin somutland›¤› hak ve kazan›mlar›n ortadan kald›r›lmas›d›r. Sermaye, iflçi s›n›f› mücadelesinin gerilemesinden ve komünist hareketin yenilgisinden yararlanarak, politik rövanfl› almak istemektedir. Sosyal güvenlik ile ilgili haklara sald›r›lar›n sözde sosyalist rejimlerin y›k›lmas›ndan sonra yap›lmaya bafllamas› (ülkemizde bu sald›r› ’90 y›l›nda S›ufa

Yasas› ile PASOK döneminde bafllat›ld›) tesadüf de¤ildir. Sosyal güvenlik haklar›na yönelik sald›r› son 15 y›ld›r sermayenin en temel talebidir. Bu istek, pek çok ve farkl› biçimlerde gelen hükümetlere tekrar tekrar dayat›lmaktad›r. Hem yerli sermaye hem de yabanc› sermaye ister var olan organizmalar› ile isterse de bunlardan ba¤›ms›z olarak yapt›klar› bask›yla sosyal güvenlik haklar›n›n ortadan kald›r›lmas›n› istemektedirler. SEV (Yunanistan ‹fl Adamalar› Derne¤i), IMF, AB vb. kurumlar, ülke hükümetlerine, sosyal güvenlik haklar›n›n “çözümlenmesini” net bir biçimde dayatmaktad›rlar. Böylece anayasa reformunu geçiremeyerek borçlu duruma düflen Yeni Demokrasi (Nea Dimokratia) hükümetinin, yaflamas›n›n tek yolunu sosyal güvenlik sald›r›s› oluflturmakta. Sosyal güvenlik haklar›na yönelik sald›r›, genel haklara yönelik sald›r›lar›n (8 saat, ifl güvencesi, iflsizli¤e karfl› önlemler, toplu sözleflmeler, özgür sendikal mücadele vb.) bir parças›n› oluflturmakta. Bu sald›r›daki baflar› sonraki ad›mlar›n da ön koflulunu oluflturmakta. Örne¤in, Emporiki Bank (Ticaret Bankas›)’daki özellefltirme baflar›s› devam›nda çal›flanlar›n ba¤l› oldu¤u fonun da kald›r›lmas›n› beraberinde getirmiflti. Bundan sonraki süreçte hükümetin plan›: ‹flten ç›karma koflullar›n›n düzenlenmesi, toplu sözleflmeler, çal›flma koflullar›, özellefltirmeler, kamuda sosyal güvenlik sisteminin de¤ifltirilmesi, a¤›r ve y›prat›c› ifl kollar›nda yeni düzenlemeler de bulunmakt›r. Aç›k olan flu ki, yap›lan sald›r›n›n niteli¤inin s›n›fsal ve siyasal oldu¤udur. Ve bu, iflçi s›n›f› taraf›ndan aç›kça kavranmal›d›r. Burjuva bas›n ve ideologlar taraf›ndan “sosyal güvenlik sisteminin krizi” olarak tan›mlanan anti propagandalar›n amac›, a) sald›r›n›n gerçek niteli¤ini gizlemek, b) emekçilerin terörize edilmesi, c) “çözüm” aray›fllar› çerçevesinde uyum yarat›lmas›, d) karfl›l›kl› güvence fikrinin öne sürülmesi, f) sosyal güvenlik alan›n›n özel sektöre aç›lmas›yd›. Propagan-

50


da sald›r›s› sistemli idi ve bunun için bas›n›n tümü, her çeflit analist, yorumcu kullan›ld›. Gerçek olan birdir: Burjuva s›n›f›, sosyal güvenlik sistemini ne çözebilir ne çözmek istiyor. Böyle bir fley onu ilgilendirmiyor. Ne fonlar›n ›slah edilmesi, ne de emekçilerin emeklilik haklar›n›n sonraki 20, 30, 40 y›l için garanti alt›na al›nmas› onlar› ilgilendiriyor. Burjuva s›n›f›n› ilgilendiren bunlar›n tam tersidir; sosyal güvenlik haklar›n›n tamamen ortadan kald›r›lmas›, hak olmaktan ç›kar›lmas›, karfl›l›kl› güvence fikrinin yarat›lmas›, bu alan›n özel sektöre aç›lmas›d›r. Neticede yasa meclisten geçerek bu noktalarda hiçbir kuflkuya da yer b›rakmad›.

Mücadelenin noktalanmas› Kuflkusuz, yap›lan eylemler oldukça etkileyiciydi. Hem Aral›k, fiubat ve Mart grevlerine hem de yap›lan eylemlere kat›l›m kitlesel ve militanca oldu. Yüz binlerce emekçi, yasan›n geçmemesi için ve öfkelerini hayk›rmak için yollara ç›kt›lar. Fakat yasan›n geçmesini engelleyemediler. Maalesef mücadele emekçilerin fazlas›yla ihtiyaç duyduklar› zafere ulaflamad›. Ancak, verilen mücadele ileride verilecek mücadeleler için önemli bir emanet olma niteli¤ini tafl›makta. Di¤er yandan, Karamanlis ve hükümeti grevlerden dolay› geçirilen s›k›nt›l› dönemden sonra kendini rahatlam›fl hissetmektedirler. Bununla beraber, yerli ve yabanc› efendileri taraf›ndan da ödüllendirilmifltir. Peki, emek dünyas›na karfl› verdikleri mücadeleyi kesin olarak kazand›lar m›? Çal›flanlara, kad›nlara, gençlere, emeklilere ve iflsizlere karfl› kazand›lar m›? Emekçilere, daha zor ve a¤›r koflullarda çal›flmaya ve yaflamaya devam edeceklerdir. ‹flte, emekçiler tam da buna karfl› mücadele etti. Geliflmeler flimdi farkl› bir flekilde geliflmekte. Sonuçta, burjuva s›n›f› ve siyasal temsilcileri, yeni sald›r›lar haz›rlamakta ve örgütlemektedir. Bu sald›r›lar, emekçilerin bir bölümünü yeniden mücadele sahas›na çekecek ve verile-

cek mücadelede s›n›fsal çat›flma daha da yo¤unlaflacakt›r. fiu an için emekçilerde bir durgunluk hakim durumda. Bunun nedeni, bir taraftan yasan›n geçmifl olmas›, di¤er taraftan ise yasadan hemen sonra imzalanan toplu sözleflmelerdir (2 y›l için enflasyonun alt›nda bir ücret art›fl›na imza at›lm›flt›r). Bu sözleflme, sömürüyü yasallaflt›rarak, sermayenin daha fazla talepte bulunma iste¤ini art›rmaktad›r. Sanayiciler Derne¤i, anlaflmay› “önemli bir bar›fl anlaflmas›” olarak de¤erlendirirken, sendika a¤alar› ise “onurlu bir sözleflme” olarak de¤erlendirmekteler. Ve bütün bunlar, iflçi s›n›f›n›n haklar›n› korumak için kitlesel olarak sokaklara ç›k›p mücadele etmesinden sonra oldu. Mücadelenin sundu¤u olana¤›, sendika a¤alar› onur k›r›c› ve zedeleyici bir biçimde kenara ittiler. Grevciler öfkeyle yollara ç›kt›klar› s›rada, hükümetin yasay› meclisten geçirdi¤i günlerde, sendika a¤alar› mücadeleye son vererek sermaye temsilcilerine gidip, iki y›l› içeren ve emekçilerin ç›karlar›n› satan sözleflmeye imza atmaktayd›lar. Yirmi y›ldan fazla bir süre, sendika a¤alar›n›n ve etkili olan gruplar›n imzalad›klar› anlaflmalarla emekçi aileleri ma¤dur edilmekte. Devletin istatistik kurumunun resmi aç›klamalar›, bugünkü gerçek ücretlerin 1984 y›l› de¤erlerinde oldu¤unu kan›tlamakta. Milli gelire oranla AB’nin en düflük ücretleri (hem özel hem de kamu sektöründe) Yunan emekçilerinindir. Bu, iflbirlikçi GSEE ve ADED‹ sendikalar›n›n yaratt›¤› bir sonuçtur.

Sorumlular Yasa noktas›nda emekçiler taraf›ndan ortaya konan; çal›flanlar›n büyük bölümünü sokaklara döken böylesi bir mücadeleye ra¤men neden sald›r› engellenmedi, sorusunun alt› çizilmelidir. Birinci ve ikinci derece flubelerde sosyal güvenlik yasas›na iliflkin bafllayan tart›flmalar›n, flu sonuçlara ulaflmas› gerekirdi. Genifl

51

‹fl flç çi Hareketi için Program ve Amaçlar

PART‹ZAN 65


‹fl flç çi Hareketi için Program ve Amaçlar

PART‹ZAN 65 emekçi kesimlere, yenilginin sorumlular› ve ne derecede sorumluluklar›n›n oldu¤u anlat›lmal›yd›. Tart›flmalar›n geniflletilip, sonraki mücadele hedefleri ve yönelimlerinin kitleler nezdinde aç›kl›¤a kavuflturulmas› gerekirdi. Yenilginin sorumlular›, kesinlikle kitlenin içinde dolaflamamal›d›r. ‹flçi s›n›f›n› ortaça¤ koflullar›nda çal›flmaya iten bu unsurlara kesinlikle müsaade etmemeliyiz. Ayn› zamanda sendika a¤alar›n›n bu yönelimini kolaylaflt›ranlar da damgalanmal›d›r. Yarat›lacak tart›flmalarda, gerçek mücadele alanlar›n›n, gerçek baflrol oyuncular›yla yani iflçi s›n›f›n›n kendisiyle güçlendirilmesi gerekmektedir. Emekçi halka, daha kötü günlerin, yeni sald›r› haz›rl›klar›n›n yap›ld›¤›n› ve bunlar›n daha da a¤›r olaca¤›n› anlatmal›y›z. Burjuva s›n›f› ve siyasi figüranlar›, elimizdeki her fleyi y›kmak ve daha önemlisi direnifl olanaklar›m›z› elimizden almak için küstahça sald›rmaktad›r. Küstah YD hükümeti yeni sald›r› dalgas› haz›rl›¤›ndad›r. fiimdiden, OTE (Telefon ‹flletmeleri), DE‹ (Elektrik ‹flletmeleri), limanlar, havayolu flirketi Olimpic, hava yolu iflletmeleri, kamu kurumlar›n›n bütününü ilgilendiren yap›sal de¤ifliklikler ve kamuyu ilgilendiren sosyal güvenlik yasas› hedefe konmufl durumdad›r. Gerek ülkemizde gerekse de dünyada sald›r›lar›n artt›r›ld›¤› bir süreçten geçmekteyiz. Dün PASOK, bugün ise YD hükümetleri, yerli ve yabanc› sermayenin hesab›na halk ve iflçi karfl›t› sald›r›lara giriflmekteler. Kitlesel kat›l›mla gerçeklefltirilen grev, kitlelerin uyan›fl sürecine girdi¤ini göstermekte ve verilen mücadele bunu destekleyici niteliktedir. Mücadele zafere ulaflamad› ve önünde engel olarak duran mevcut yap›y› y›kmas› gerekir. ‹flçi s›n›f›, siyasal ve örgütsel olarak da¤›n›kl›¤›n› sürdürmekte. Burjuva ve reformist güçlerin hakimiyeti devam etmekte. Her ne kadar verilen mücadele büyük de olsa, s›n›fsal-siyasal çat›flma niteli¤ini kazanamam›flt›r. Sendika a¤alar› buna engel oldular.

Bu, temel sorun olarak önümüzde durmakta ve e¤er yan›t olunmazsa mücadelelerin sonuç al›c› olmas› da o kadar zorlaflacakt›r.

Sözde “s›n›fsal sendikalar” Emekçilerin bütün mücadele sürecinde YKP (Yunanistan Komünist Partisi) ve PAME (YKP’e ba¤l› sendikal örgütlenme çn.) mücadeleyi destekler görünürken di¤er taraftan da küçümsemekteydi. Bütün süreç boyunca, YKP üyeleri, yapt›klar› de¤erlendirmelerde, Radikal’deki (YKP’ in gazetesi çn.) yaz›lar›nda yasan›n geçece¤i tahminlerinde bulunmaktayd›lar. Bu tahmin YKP’nin ve PAME’nin mücadeledeki pratik hatt›n› belirleyen etken oldu. Mücadele s›ras›nda nas›l olur da böyle tahminler yap›labilir? Bu tahminler nas›l bir katk› sunabilir? Elbette mücadeleye kat›lan bir liderli¤in hareketin olanaklar›na iliflkin tahminler yapmas›, onun gelece¤ine iliflkin müdahalelerde bulunmas› gereklidir. Ancak mücadele aflamas›nda ne olursa olsun bu tarz de¤erlendirmeler yanl›flt›r. Ülkenin onlarca flehrinde yüz binlerin sokaklara taflt›¤› bir an bu de¤erlendirmeler ne kadar yerindedir? Tam tersine mücadelenin gelece¤ine iliflkin yap›lan benzer de¤erlendirmeler yalanlanmal› ve zafere kadar elden ne geliyorsa yap›lmal›d›r. Sosyal güvenlik yasas›n›n meclisten geçmesi ve mücadelenin sonlanmas›ndan hemen sonra, YKP önderli¤i yapt›¤› aç›klamada “…halka do¤ru yeni bir yürüyüfl bafllam›flt›r” ve devam›nda ise “… sadece bir hareket sermayeyi ve partilerini korkutup sonuç al›c› olabilir” ifadelerinde bulunmakta. Çünkü böyle bir hareket bugün bulunmamakta ve YKP önderli¤i yukardaki sonuca ulaflmakta. Yani sözün özü, emekçilerin mücadelesi hemen sonuç al›c› olamaz -onlara göre-. YKP’nin ve PAME’nin bütün mücadele sürecinde içinde bulundu¤u durufl flimdi aç›kl›¤a kavuflmakta. Bu duruflu k›saca aç›klayal›m. Baz› fleylerin daha anlafl›l›r olabilmesi için vurgulamam›z gereken bir nokta var. YKP ve PAME önderlikleri, GSEE grevine kat›lan-

52


mizlik iflçileri), banka, liman iflçilerinin grevlar›, sendika a¤alar›n›, sermayeyi, hükümeti, leri gündeme geldi. Hükümet bütün araçlar› düzen partilerini, AB’yi vb. desteklemekle kullanarak, DE‹ ve OTA emekçilerini yasalayarg›lamaktad›r. Bu, kitle hareketine karfl› r› çi¤nemekle suçlad›. Hükümet yanl›s› bas›n sap›kça bir anlay›fl ve kitlelere hem de kenve bütün televizyon kanallar›, kurduklar› di üyelerine -kitle hareketlerine kat›lmama“mahkemelerde” grevcilerin “yasalar›n d›fl›lar› için- karfl› utanmazca bir flantajd›r. As›l na ç›kt›¤›” görüflünü empoze ettiler. Siyasi konumuza yeniden dönersek. Üç büyük ortam keskinleflmekte, emekçilerin öfkesi grev ve kitlesel eylemler yap›l›rken, YKP artmakta ve militanca mücadelelerine deherkesçe bilinen hedefleri do¤rultusunda, vam etmekteydiler. Tam da bu s›rada (6 tek bafl›na ve ayr› olarak eylemler örgütleMart 2008) hükümet sosmede ›srar etti. Fakat PAME üyeleri, GSEE’ Gerek ülkemizde gerekse yal güvenlik yasas›n› mecdeki yetkili organlara de dünyada sald›r›lar›n lise getirdi. Çok kritik bir sürece girilmekteydi ve kat›larak, al›nan kararartt›r›ld›¤› bir süreçten mücadele genel karakterilar› görüflmekteler. Kegeçmekteyiz. Dün PA- ni büyük grevden (13 fiuza, GSEE bakanl›k vb. ziyaretlerini gerçekleflSOK, bugün ise YD hü- bat) sonra almaya bafllam›flt›. GSEE sendika a¤alatirirken oluflturdu¤u kümetleri, yerli ve yar›, grevin bu dönemde yakomitelere, tersi dubanc› sermayenin hep›laca¤› sözünü vermelerirumda bakanlar›n sendika ziyaretlerinde sab›na halk ve iflçi kar- ne ra¤men, tarihi 19 Mart olarak aç›klad›lar. PAME oluflturulan komitelere fl›t› sald›r›lara girifl- ise, GSEE’ye 12 Mart’ta ve kat›lmaktad›rlar. Ve bu mekteler. Kitlesel kat›- sonras›nda ise 18 Mart’ta liste daha da uzamakta. Bütün bu iddialar›na l›mla gerçeklefltirilen grev yap›lmas›n› önerdi. Beklendi¤i gibi GSEE bunu ra¤men, PAME, sendigrev, kitlelerin uyan›fl kabul etmedi. PAME ise, ka a¤alar›n›n eylemlerisürecine girdi¤ini gös- kendine ba¤l› sendikalar›n nin veya giriflimlerinin arkas›ndan gitmekte. termekte ve verilen 12 Mart’ta grev karar› almalar›na ra¤men bunu haKendilerine mücadele mücadele bunu destekyata geçirmedi. PAME, olana¤› verildi¤i zaman DE‹ ve OTA grevleriyle ise, bunu kullanmayaleyici niteliktedir. keskinleflen ortam› daha rak GSEE’ye havale ettifazla keskinlefltirmek, yasalar› çi¤nemek ve ler. Daha aç›k ifade edersek, 13 fiubat genel önlenemez geliflmelere neden olmak istegrevinden hemen sonra, PAME grev karar› medi. ald› ve bu karar kendine ba¤l› sendikalarca Ülkemizde ve dünyada sert bir s›n›f müda onayland›, ancak sonras›nda bu grevin cadelesinin yafland›¤› bir dönemden geç“tarihi bir türlü tespit edilmedi”. mekteyiz ve bu, egemen reformist-sendikal Radikal gazetesi, 24 fiubat tarihli say›s›ngüçlerce temsil edilemez düzeydedir. Tam da, “Mücadelenin kararl›l›kla geliflmesi için, tersine bu güçler emekçilerin mücadelesinin PAME’ye ba¤l› sendikalar grev karar› ald›lar” d›fl›na ç›kar›lmal›, bunun yerine s›n›fsal yönediye belirtmekte. Birkaç gün sonra ise, hülimi hakim hale getirecek gerçek politik-senkümetin sald›r›lar›n›n (mahkemeler, polis dikal güçler mücadelede rol almal›d›r. vb.) hedefine giren, DE‹, OTA (belediye te-

53

‹fl flç çi Hareketi için Program ve Amaçlar

PART‹ZAN 65


‹fl flç çi Hareketi için Program ve Amaçlar

PART‹ZAN 65 Radikal solun durumu Radikal sol bu mücadeledeki çizgisiyle ciddi sorunlar ortaya koydu. Sorun, bu güçlerin güçlerinin ve kitlelerle olmayan iliflkilerinin düzeyinden çok, sosyal güvenlik meselesine yaklafl›mda, mücadelenin inflas›nda ve niteli¤inde ortaya ç›kt›. Solun büyük ço¤unlu¤u, sosyal güvenlik sistemi ve fonlara iliflkin ortaya konan burjuva korku senaryolar›yla farkl›laflamad›. Bafl›ndan itibaren (fonlar›n içinin boflalt›lmas›ndan), ortaya att›¤›, “fonlar›n sahiplenilmesi” ve “çal›nan paralar›n geri getirilmesi” sloganlar› ile sorunun özünü ay›rt edemedi. “Fonlardan Elinizi Çekin”, “Çal›nan Paralar› Geri Getirin” sloganlar›ndaki ›srar, ortak yönetim ve sorumluluk anlay›fl›ndan, farkl›laflamad›. Bu sloganlara, “iflçilerin tam kontrolü”, “fonlar›n ortak yönetimi”, “vergi kaçakç›l›¤›na karfl› mücadele” vb. önerilerde, krizden ç›k›fl›n formülleri olarak efllik etti. Bu alanda yukardaki soruna ba¤l› olarak yaflanan di¤er önemli sorun, yasaya karfl› direniflin ve yasan›n geri çektirilmesinin küçümsenmesidir. Sonuçta, radikal sol, resmi sendikalar›n (sar› sendikalar çn.) ve reformistlerin iflçi s›n›f›n› içine sürükledi¤i ç›kmazdan ç›karacak, farkl› bir yol ortaya koyamad›.

Sistem ile olan tüm hesaplar aç›k, somut zeminde mücadeleyi örgütleyelim! Sosyal güvenlik sald›r›s› art›k yasalaflt›. Fakat iflçi s›n›f› ve emekçi kitlelerle aç›lan hesaplar hala aç›k. Yasay› uygulayacak olan bakanl›k kararlar› hala beklemede. Benzer biçimde, kamu ve a¤›r ifller için geçerli olan sosyal güvenlik de¤ifliklikleri de hala beklemede. Bu anlamda, sosyal güvenlik hakk›n›n savunulma mücadelesi daha bitmedi. ‹flçi hareketinin militan güçlerinin odaklanmalar› gereken en önemli nokta, hareketin olanaklar›n›n ve yetmezliklerinin muhasebesinin yap›lmas›d›r. Bu de¤erlendirmeler,

mücadele için gerekli olan sonuçlar›n ç›kar›lmas›na yard›m edecektir. Muhasebe, emekçilere verdikleri mücadeleyi tart›flma ve sorular sorma olana¤› verecektir. Bununla, gerçek sorumlular ortaya ç›kacakt›r. Sendikal liderliklerin geçen süreci “tart›flt›rmadan” geçifltirmeleri tesadüfi de¤ildir. Böylesi bir süreç, Sermayeye karfl› verilecek mücadelelerin somut zeminde ön haz›rl›¤›n›n yap›lmas› niteli¤ine sahip olmal›d›r. Süreç, Burjuva s›n›f›n›n, iflçi s›n›f›n›n mücadele anlay›fllar›n› yok etme olana¤›n› elinden alacakt›r. Burjuva s›n›f›n›n, iflçi s›n›f› üzerindeki etkilerini zay›flatacakt›r. Sosyal güvenlik noktas›nda burjuva ideolojisine karfl› ideolojik ve genel mücadele olana¤› sunacakt›r. Yasan›n bütün uygulama giriflimlerine karfl›, nerede olursa olsun direnifl ortaya konmal›d›r. Ayn› zamanda, hükümetin açmaya haz›rland›¤› yeni cepheler için siyasal ve örgütsel olarak haz›rlan›lmal›d›r. Özellefltirme, çal›flma koflullar›, toplu sözleflme sald›r›lar›, karfl›lar›nda kararl› ve kitlesel bir iflçi hareketi bulabilmelidir. Ve bunun sorumlulu¤u, sat›lm›fl sendikal liderliklere b›rak›lamaz. Emekçilerin, siyasal ve örgütsel eylem haz›rl›¤› sar› sendikalarca desteklenemez. Sermayenin ve hükümet sald›r›lar›na karfl› yap›lacak mücadeleler, yeni dengeler yaratacak ve sendika a¤alar›n›n tecrit edilmesinin koflullar›n› infla edecektir. Ortak mücadelenin güçlendirilmesiyle. Hareketin ihtiyaçlar›na ve her tür olana¤›na sayg› duyularak. Zafer sarhoflluklar›na veya hayal k›r›kl›klar›na düflülmeden. Bu yönelimde, s›n›f güçleri mücadelelere önderlik etmelidirler. Çünkü, mücadele zorlu fakat umut vericidir. *Bu yaz›, YKP (M-L)’ in 19 Nisan 08 tarihli “Proletarya Bayra¤›” gazetesinde yay›mlanm›flt›r.

54


Sanat Tarihi...

Sanat›n bafllang›ç noktas› olarak ilkel sanat yarat›mlar›na de¤inece¤iz. Dolay›s›yla ilkel insan›, onun düflünüfl biçimi, toplumsal yaflant›s› ve onun d›fl dünyayla iliflkisini aç›klarken de materyalist diyalekti¤i esas alaca¤›z. Bunu sadece ilkel komünal toplumlar için de¤il, onu takip eden di¤er toplumsal sistemler (köleci, feodal, kapitalist, sosyalist) içinde yapaca¤›z. Hem maddi üretim hem de düflünsel faaliyetleri anlamak için ekonomiden yararlanaca¤›z. Çünkü toplumsal dahilinde olan ana belirleyeni ekonomidir.

55


Sanat Tarihi...

PART‹ZAN 65

‹nsan›, do¤ay› ve onlar›n evrimini, birbirlerini nas›l etkilediklerini, bunun insan zihnindeki yans›malar›n›, sürekli olarak de¤iflen fleyle (ilerleyen ve gerileyen, olan ve biten) nedenleri vb. do¤ru anlamak materyalist diyalektik yöntemle mümkündür. Böyle bir görüflle; milyonlarca içkin de¤iflim sürecinin ürünü olarak do¤a insan› yaratm›flt›r. Fakat insan› yaratan fley baflka bir anlamda da -kültürü kullanarak- kendisidir. Do¤adaki di¤er tüm canl›lardan farkl› olarak insan emek harcay›p aletler yapan, düflünen, tasar›m yetene¤ine sahip olan ve içinden ç›kt›¤› d›fl dünyayla mücadele halinde olan, bu ba¤lamda da özgürlü¤ünü arayand›r. Ve bu özellik baflka hiçbir canl›da yoktur. ‹nsan, kültürü yaratm›flt›r ve kültür de insan› belirleyen faktörlerinden biri olmufltur. ‹nsan bu özelli¤ini bulduktan sonra art›k içinden ç›kt›¤› do¤ayla (d›fl dünya) aras›na -d›fl dünyan›n sunduklar›n› kullanarak- kültürü her türlü üretim- koyar. Böylece do¤adan bir kopufl, bir uzaklaflma bafllar. Ve insan

hayvanlar dünyas›ndan uzaklaflt›¤› oranda da d›fl dünyayla aras›nda olan çat›flman›n fark›na varacakt›r. Kuflkusuz d›fl dünyan›n insana sundu¤u deneylerden yararlanmaks›z›n onlar› beyninden imal edece¤ini düflünemeyiz. Aksi halde metafizik anlay›fla saplan›r, insan› da d›fl dünyadan her anlamda ba¤›ms›zlaflt›r›r, bu anlamda da ikisini de anlamakta zorlan›r›z. ‹nsan ürünü olan kültürü, bunun içinde sanat› da ayn› flekilde... Sanat›n bafllang›ç noktas› olarak ilkel sanat yarat›mlar›na de¤inece¤iz. Dolay›s›yla ilkel insan›, onun düflünüfl biçimini, toplumsal yaflant›s›n› ve onun d›fl dünyayla iliflkisini aç›klarken de materyalist diyalekti¤i esas alaca¤›z. Bunu sadece ilkel komünal toplumlar için de¤il, onu takip eden di¤er toplumsal sistemler (köleci, feodal, kapitalist, sosyalist) için de yapaca¤›z. Hem maddi üretim hem de düflünsel faaliyetleri anlamak için ekonomiden yararlanaca¤›z. Çünkü toplumsal dahilinde olan ana belirleyeni ekonomi-

56


dir. Bu da bize alt-yap› ile üst yap› aras›ndaki iliflkiyi verecektir. Toplumsal sistemlerin bütününde oldu¤u gibi ilkel komünal sistemde de bu ana belirleyen kiflisel istemlere göre ve onlar istedi¤i için oluflmam›flt›r. Bu, do¤an›n zorlamas› ve insan›n toplumsal varl›k olma karakterinin gere¤i olarak varolmufltur. Do¤aya karfl› mücadelede ekonomik faaliyet her bak›mdan bir zorunlulu¤u ifade eder. ‹nsan, hayvanlar dünyas›ndan ayr›l›p da kendisini (yeteri kadar olmasa da) d›fl dünyan›n deviniminden uzaklaflt›rmaya bafllad›¤› andan itibaren; yani toplumsal bir varl›k oldu¤u andan itibaren bir parças› oldu¤u ve içinden ç›kt›¤› d›fl dünyan›n egemenli¤iyle bir çat›flmaya girmifl demektir. fiüphesiz toplumsal bir yönelim, d›fl dünyaya karfl› verilen mücadelede kültürel varl›¤›yla daha örgütlü oldu¤undan atalar›yla k›yaslanamayacak denli avantajl›d›r. ‹nsan art›k emek (çal›flma) sarfedip, üretimde bulunabilecek ve bu haliyle hayvanlar gibi bir bütün -tam- olarak d›fl dünyaya boyun e¤meyecektir. Onun özgürlük yürüyüflü, daha önce üyesi oldu¤u dünyan›n eleman› olan hayvandan fark›n› ortaya koyar. ‹nsan art›k bir parças› oldu¤u do¤aya karfl› sadece biyolojik bir varl›k olarak var de¤ildir. O bundan daha güçlü bir varl›k olarak oldukça etkindir. Onun bu etkinli¤e ulaflmas› milyonlarca y›l süren aral›ks›z yinelenen deneylemeler sonucunda gerçekleflmifltir. Bu, d›fl dünyan›n egemenli¤inden bir kopufl çabas›d›r. Bu çaba d›fl dünyayla insan aras›ndaki bir çat›flmad›r. Son tahlilde özgürlük d›fl dünyaya baflkald›r›d›r. D›fl dünyayla insan aras›ndaki bu çat›flma insan›n kafas›nda do¤mufl, iradi bir mesele de¤ildir. ‹nsan iradesinden ba¤›ms›z olarak do¤mufltur. Fakat insan zihninde yeni deneyimler için f›rsatlar dizisi de sunmufltur. Bu da onun gelifliminin körü¤üdür. Burada çat›flma bütün sürecin (ve bütün süreçlerin) ebesidir demeliyiz. ‹nsan, varl›¤›n› sadece biyolojik olmaktan

ç›kard›¤› andan itibaren bafllayarak d›fl dünyayla savafl›m› belirginleflmekte, sertleflmektedir. Bu belirgin çat›flmada ölçüt kültürdür. Bunun ifade biçimini insansallaflt›rma olarak veririz. ‹nsan› her türlü maddi (ekonomik) belirleyendir. Elde edilen fley insan›n bilinçlilik düzeyi ve d›fl dünyayla ayr›flma s›n›rlar›d›r. ‹lkel insanlardan bahsediyoruz: onun bilinçlilik durumu duygusald›r. Yine de do¤ayla giriflti¤i mücadeleyle (ondan ayr›lma çabas›yla) geldi¤i aflama çok büyük, çok görkemli bir aflamad›r. Hayvanlar dünyas›yla k›yaslanamayacak denli özel bir aflamad›r. Fakat hayvans› atalar›n›n yüz binlerce y›ll›k deneyimlerinin de bu evrim zincirinin bir halkas› oldu¤unu unutmamak gerekir. ‹lkel insan bir anda ortaya ç›kmam›fl kendinden önceki süreçlerin iç çat›flmalar› ve dönüflümleri üzerinden yükselmifltir. Beynin özel bir hal almas› ve zihnin deneyimlere cevap verip flekiller oluflturmas› homosapiensin özelli¤iyken bunu toplumsal ba¤lam içinde düflünürüz ve onun –toplumun- d›flsal etkilere karfl› tavr› olarak yorumlar›z. ‹nsansallaflt›rma eylemi, insan›n yaflamsal ihtiyaçlar›n› gidermelerine yöneliktir. Belli bir bilinçlilik gerektirir. Onun ihtiyaçlar› her zamankinden üst boyuttad›r. Kültürel noktadad›r. Ekonomik faaliyetlerde bulunabilmesi hayvanlarda oldu¤u gibi içgüdüsel davran›fllarla gerçekleflemez. Ekonomik üretim d›fl dünyan›n toplumsal alg›lay›fl›yla gerçekleflir. ‹lkel insan›n kendisini bulma çabas›nda etkin güç, toplumsal deneyimlerin d›fl dünyaya müdahale etmedeki araçlar› yarat›p onu kullanma yetisidir. D›fl dünyayla insan aras›ndaki orant›s›z güç iliflkisi -bu çeliflki- elbette insana üretme kapasitesinin ne kadar yetersiz oldu¤unu hat›rlat›p duracakt›r. Hem de binlerce y›l yinelenen ac› deneyimlerle. Say›s›z kez yinelenen bu deneyimlerden zihinde oluflan flekiller de geliflti. Fakat içinden ç›kt›¤› ama kopamad›¤› dünyayla hala bütünlük içinde yaflayan,

57

Sanat Tarihi...

PART‹ZAN 65


Sanat Tarihi...

PART‹ZAN 65 genetik bir de¤iflmeyle insan sembollerle Marx’›n deyimiyle “kendinin fark›nda olmadüflünme ve iletiflim yetene¤ini kazanm›flt›r.3 yan”1 ilkel insan›n ekonomik faaliyeti her halükarda son derece yetersizdi. Birkaç aletle Bu bir s›çramad›r, fakat bir anda olmay›p gerçeklefltirilen ekonomik üretimi yeni yönuzun bir sürecin birikimi neticesinde olmufltemlerle gelifltirmesi gerekiyordu. Ve inan›ltur. Dolay›s›yla insan›n ve onun kazand›¤› mayacak denli etkin bir araç buldu. Bu büyeteneklerin her anlamda yeterli oldu¤u yüydü. söylenemez. Engels’in tan›m›yla “insanlar fiimdi burada biraz dural›m, büyüye geçhayvanlar dünyas›ndan nas›l ç›karlarsa -dar meden önce ilkel insan›m›z› biyolojik varl›k anlamda- tarihe öyle girerler. Henüz yar› olarak hat›rlayal›m. Böylece “ilkel” dedi¤ihayvan, kaba, daha do¤a güçleri karfl›s›nda mizde kafam›zda canlanan varl›¤›n meziyethayvanlar denli yoksul ve ancak onlar denli lerinin s›n›rlar›n› daha iyi anlayabiliriz. üretken”4 bütün süreçlerde her sonraki ev‹nsan›n evrim sürecinde öne ç›kan üç s›çre bir öncekinden izler tafl›r ve yeninin basrama noktas› görüyoruz. 6 milyon y›l önce k›n gelmesiyle bu izler (eski) silikleflir. Bu bir Afrika maymunundan türedikten sonra devaml›l›k arz eder, yasa hiç de¤iflmez. Can2.5 milyon y›l aral›¤›na kadar l›lar›n yaflam› da bu yasadan Maddenin gelifliminbirden fazla iki ayakl› türün ba¤›ms›z olmad›¤›ndan ilkel ortaya ç›kt›¤› bulgulanm›flt›. Bu de karmafl›k bir insan›n hayvansal özellik tatürlerin tümünde bedenin üst fl›mas› anlafl›l›rd›r. yap›ya sahip olan yar›s› maymuna daha yak›nd›. Maddenin gelifliminde proteinler yafla- karmafl›k bir yap›ya sahip Bu durum beyin boyutu aç›s›ndan da böyleydi. m›n maddi temeli- olan proteinler yaflam›n Ön insan diye tabir edebimaddi temelini oluflturur. ni oluflturur. Ve Ve metabolizmada oynad›¤› lece¤imiz türlerin aras›nda maymun ölçe¤ini aflan beyinlim e t a b o l i z m a d a rolle hayati etkinli¤e sahipler 2.5 milyon y›l önce tafl› tafloynad›¤› rolle ha- tir. Organik dünyan›n geliflila yontarak basit alet yap›m›n› minin üst düzeylerinde yükyati etkinli¤e sa- sek sinir sistemlerinin etkinö¤rendiler. Böylece sadece bitkisel g›dalara mahkum olli¤i ve psiflik etkinlik dedi¤ihiptir. maktan kurtulup g›dalar›na av miz olay en basit canl›lara hayvan› etini de eklediler. Onlar›n kemikleözgü bu uyar›labilme özelli¤ine dayan›r. Tek rini k›r›p iliklerine ulaflma imkan› yakalad›lar. hücreli canl›larda bile uyar›lara karfl› daha du2 milyon y›l sonra da Afrika’dan Avrasya’ya yarl› elemanlar›n farkl›laflt›¤› görülür. Çok göçler bafllad›. Yaklafl›k 1milyon y›l önce dehücreli canl›lar ortaya ç›k›nca, hücrelerin özel ¤iflik k›talarda fiziksel olarak farkl› insan tipbir flekli oluflur; bunlar görevleri d›fltan gelen leri ayr›flmaya bafllad›. dürtüleri uyar›lara dönüfltürmek olan hücre Modern insan›n evrimi ise Afrika’da baflgruplar›d›r. Hayvanlar›n ve insan›n sinir sistelad› ve 50.000 y›llar›nda da Avrasya’ya ve mi, organizmas›yla d›fl ortam aras›ndaki ba¤Avrupa’ya do¤ru yay›ld›. Neanderthal ve lant›y› ve çeflitli organlar›n birbirine ba¤l› olaöteki ön insan türlerini sürüp tarihsel yolcurak çal›flmas›n› sa¤lar. Yüksek memelilerde 2 lu¤una tek bafl›na yürüdü. geliflmifl beyin zar› pek çok say›da k›vr›mlar oluflturur ve yar› küreler beynin bütün di¤er Daha önce hiç olmad›¤› kadar mükemk›s›mlar›n› kaplar. Beyin zar› en çok geliflmifl mel insan›n 50.000’lerde ortaya ç›kt›¤› koolan canl› insand›r. ‹nsan beyni, bütün sinir sisnusunda hemen her kaynak hem fikirdir. ‹ntemiyle ba¤lant›s› olan bir araçt›r; yüksek sisan›n evrim sürecinde 50.000’lerde beyinde

58


nirsel eylemi oluflturan organd›r.5 Beyin zar› “bütün organizma etkinli¤inin düzenleyicisi da¤›t›c›s›..... organizman›n bir yüksek k›sm›n›n vücutta meydana gelen bütün olaylara kumanda eder.”6 Çevresel etkiler sinir uçlar›n› uyar›r. Bu uyar› toplay›c› sinirler taraf›ndan beynin ilgili bölümüne tafl›n›r. Burada da¤›t›c› sinirler ald›klar› uyar›lar› çeflitli organlara iletir. Böylece organ harekete geçerek refleksi meydana getirir. Hayvanlar da insanlar da uyar›lara refleks gösterir. Ama insan verece¤i refleksi zihninde oluflturarak gösterebilme yetisiyle hayvandan farkl›lafl›r. Bu onun üretebilme becerisinden -eme¤inin- bir ürünü olarak meydana gelmifltir. Hayvanlarda böyle bir fleyden bahsedemeyiz. Hayvanlar do¤ayla do¤rudan iliflkidedir. Do¤ayla iç içedir. ‹htiyaçlar› karfl›lamak için bir araç kullanmaz, onu üretemez. ‹nsansa, do¤aya yönelimde kendisiyle do¤a aras›nda üretti¤i arac› koyar, onu kullanarak ihtiyaçlar›n› karfl›larken beyninin geliflimini de sa¤lam›flt›r. Hayvanlar›n do¤aya pasif uyumuna, do¤an›n kendili¤inden verdikleriyle yetinmesine karfl›n, insan do¤aya etkin bir uyum sa¤lar, daha önce do¤ada kendili¤inden bulunmayan koflullar› yarat›r ve böylece emek insan› (ve insan beynini) yaratm›flt›r da demeliyiz. Beynin geliflimi onun evrimini destekleyen yeni olanaklar yaratt›. Böylece do¤ada çok daha fazlas›n› kopar›p alarak toplumsal yaflama aktarma ve böylece nüfusun ço¤alma, çok daha zorlu co¤rafyalara göçme ve yerleflebilme olana¤› yakaland›. Darwin’in “do¤al ay›klama”s›na at›fla “do¤al ay›klama süreci daha iri beynin ayakta kalmas›na yol açt›ysa bu giderek daha fazla ya da daha geliflmifl bilginin ifllenme ihtiyac›ndan olmal›.”7 Beynindeki sinirsel doku evriminin en önemli kazan›m› dili, hece sesli konuflmay› bafllatm›fl olmas›d›r. “Bütün modern dillerde gerekli olan her türlü sesi ç›kartmaya elveren organ›m›z Laryhx, hançere, yani g›rtlakta ses

tellerinin bulundu¤u yuva, insan yavrusunda ve flempanzede g›rtla¤›n üst taraf›na yak›nd›r. Bu konu, ç›kart›labilecek ses zenginli¤ini s›n›rlar ama ayn› anda hem yutkunup hem nefes almay› kolaylaflt›r›r. Hançerimiz çocukken; 215 yafllar›nda afla¤› kaymaya bafllar; konum olarak bo¤ulmaya neden olabilecek noktaya kadar iner. Tehlikeyi art›rmas›na ra¤men do¤al ayaklanma aç›s›ndan, yine de türünün sürdürülebilmesi için gerekli olmal›. En belirgin harar flu oluyor. Ses telleri afla¤›ya do¤ru kayd›kça ses yelpazemiz geniflliyor: bildi¤imiz tüm hece sesli diller için gerekli olan sesleri ç›karabiliyoruz.”8 Dil bir anlamda alt›nc› duyumuz olmaktad›r. ‹nsan 5 duyu organ›yla edindi¤i bilgiyi baflka insanla paylaflabilme olana¤› elde ediyor. Böylece ö¤renme süreci dil arac›l›¤›yla da gerçeklefliyor. Zihinde modeller üretebiliyor. Bunun paylafl›lmas›yla da toplumsal yaflam›n örgütlenmesi de kolaylafl›yor. ‹nsanla d›fl dünya aras›ndaki karmafl›k iliflki insanlar aras›ndaki iliflkiyi karmafl›k k›larken, insan ortak üretimde bulunuflunu hayvanlar›n ç›kard›¤› s›n›rl› kaba seslerden farkl› olarak konuflma dili arac›l›¤›yla destekleyip karmafl›k iliflkiyi belli bir düzene soktu. Ortak dilin oluflmas›yla “uygarlaflma” anlam›nda gerçek bir s›çraman›n yarat›lm›fl oldu¤unu söyleyebiliriz. Çünkü nesnelerin kavramlar› ve aralar›ndaki iliflkileri kurabildi. Elbette insan düflüncesi de varolabildi. Bu da beynin geliflmesine etki etti. Unutulmamal›d›r ki dil düflünceden önce gelir. Dil olmadan düflünce olmaz.9 “Emek insan›n toplumsal yaflam› dil, insan beyninin geliflimini ve düflüncenin ilerlemesini sa¤layan temel etkendir.”10 ‹nsan “emek ile hayvanl›ktan kurtulmufl”11 do¤ada etkin olarak varolmaya bafllam›flt›r. Türünün devam› için “birleflmifl gücü ve ortak eme¤iyle”12 bu etkinli¤ini do¤ayla olan çat›flmas›nda kullanarak tarihsel yolculu¤unu güvenceye alm›flt›r. Araçlar yarat›p d›fl dünyayla iliflkisini dolayl› hale getirmesi onu (insan›) d›fl dünyadan uzaklaflt›r›rken,

59

Sanat Tarihi...

PART‹ZAN 65


Sanat Tarihi...

PART‹ZAN 65

Hayvanlar da insanlar da uyar›lara refleks gösterir. Ama insan verece¤i refleksi zihninde oluflturarak gösterebilme yetisiyle hayvandan farkl›lafl›r. üretimde buldu¤u yeni bir teknikle, aldat›c› olan büyüsüyle de kendisini d›fl dünyan›n elemanlar›yla özdefllefltirerek daha fazla ba¤lanm›flt›r. ‹lkel insan›n, bir çeliflki gibi görünen bu davran›fl biçiminin nedenlerini aç›klayaca¤›z ve ilk sanat örneklerinin büyüsel nedenlerle yarat›ld›¤›n› söyleyece¤iz: sanat, üretme ihtiyac›n›n koflullanmas›yla do¤du diyece¤iz. ‹nsan›n alet yapmadaki en büyük tecrübesi tafllar› yontmakt›. Bu ustal›¤›n, iletiflim kurma ve sembollerle düflünebilme becerisi kazan›ld›ktan sonra sadece ev aletlerinin (kesmek, delmek, yontmak vb.) yap›m› için de¤il son derece göz al›c› heykelciklerin yap›m›nda da gösterildi¤ini biliyoruz. Tarih öncesi resim ve süs eflyalar›nda da mükemmel yarat›c›l›k sergilenmifltir. Fakat bilinen yan›yla, sanat›n

ilk örnekleri heykellerdir. Sanat heykellerle bafllam›flt›r dersek yerinde olur. Belki de bunun nedeni tarih öncesi ilkellerin hiç de yabanc›l›k çekmedi¤i ham maddeyi tafl› yontmaya olan yo¤un ilgisinden kazand›¤› beceridir. 1894 y›l›nda Garone Irmak Vadisi’nde (Fransa) bulunan mamut difline ifllenmifl dört santim boyundaki kad›n bafl›n› tasvir eden heykelcik bilinen en eski heykelciklerden birisidir. Saçlar› yüzüne dökülmüfl olarak ifllenen bir heykelci¤in tarihlemesi 40.000 y›llar›na iflaret eder. 1922 y›l›nda yine ayn› bölgede bulunan ve yine mamut difline ifllenmifl Lespugue Venüsü olarak adland›r›lan 15 cm boyundaki heykelcik keskin kenarlar› olmayan aksine “küre” biçimlerinin üst üste gelecek flekilde ifllenmesiyle oldukça hayranl›k uyand›racak

60


görselli¤e sahiptir ki, kad›ns› özelli¤in her bak›mdan yans›t›l›fl flekli günümüz sanatç›s›n› k›skand›racak denlidir. Tarihlemesi 30.000’lere varan heykelci¤in bu özelli¤i Anadolu’da bilinen Kybele heykeliyle tasvir bak›m›ndan benzerlik gösterir. Almanya’da Vongelhend Geissenklösterle, Hohlenstein-Stadel ma¤aralar›nda erken avrignac katmanlar›nda fildiflinden yap›lma 17 adet heykelcik ç›kar›ld›. Bu heykellerde tehlikeli hayvanlar tasvir edilmifltir. Hohlenstein-Stadel’den ç›kar›lan 30 cm boyundaki heykelde gövdenin üzerine insan yerine aslan bafl› ifllenmifltir. Avustralya’da Galgenberg Tepesi’nde 32.000 y›l öncesinden kalma 7 cm boyunda bir kad›n› tasvir eden heykelcik bulundu. Kad›n›n sol kolu havada sa¤ kolu dirsekten bükülü, kalças›na dayanm›fl, sol gö¤sü yana do¤ru ileri ç›km›fl. Örnekler ço¤alt›labilir, ama mesele bunlar›n çok olmas› de¤il, yap›lma nedenleridir. Buzul ça¤› gibi zorlu bir dönemde yaflayan, birkaç aletle yetinerek do¤adan bir fleyler koparmaya çal›flan insan neden hiçbir ekonomik getirisi olmayan (ekonomik fayda) bu tür heykeller yapmakla zaman harcanm›flt›r? Asl›nda böyle bir soru sormak yanl›flt›r. Bizim düflünüfl biçimimize göre (e¤er ticaretini yapmayacaksak ve estetik bir yan aram›yorsak) heykel yapmak ilkel insan için gereksizdir. Çünkü bize göre hiçbir ekonomik fayda sa¤lam›yordur. Ama ilkel insan›n düflünüfl ve davran›fl özelliklerini daha iyi anlad›¤›m›zda bu heykellerin büyüsel nedenlerden dolay› yap›ld›¤›n› ve de büyünün hayatiyet derecesinde ekonomik yarar sa¤lad›¤›n› anlar›z. Yukar›da verilen, insanl›¤›n ilk plastik sanat örnekleri hiç de güzellik duygusunun, sanatsal kayg›n›n ürünü olarak yap›lm›fl de¤ildirler. Çünkü insan henüz do¤an›n deviniminin, dolay›s›yla kendisiyle d›fl dünya aras›ndaki ayr›m›n fark›nda de¤ildir. Haliyle “kendinin fark›nda olmad›¤›” soyutlama yetene¤i-

ni kazanm›fl olmad›¤›ndan d›fl dünyadan bilinçli bir kopufl söz konusu de¤ildir. O halde d›fl dünyan›n elemanlar›yla özdefllik kurma e¤ilimiyle bir nevi savunmadad›r. Zihinsel faaliyeti bilinçli de¤il duygusal oldu¤undan yetene¤inin s›n›rlar› dard›r ve kulland›¤› aletlerin buna orant›l› olarak s›n›rl› çeflitlili¤iyle koruma ve beslenme gibi temel ihtiyaçlar›n› giderirken oldukça yetersizdir. D›fl tehditlere karfl› oldukça savunmas›zd›r ve kaçabilece¤i baflka bir dünya da yoktur. Onun bütün dünyas› yabani tehlikenin tam ortas›ndad›r. Do¤ayla kurdu¤u orant›s›z güç iliflkisi yaflad›¤› dünyan›n tehlikesini her an ispatlamaktad›r. ‹nsan›n içinden ç›kt›¤› dünyaya karfl› verdi¤i savafl›m hem zihinsel, hem de fiziksel olarak yorucudur. Bu savaflta kulland›¤› s›n›rl› tekni¤e ekledi¤i, aldat›c› teknik olarak büyüyle heykel, resim, danslar› yaratm›flt›r. Büyücülü¤ün öne ç›kan özelli¤i gerçe¤in imgesini yaparak gerçek üzerinde egemenlik kurmakt›r. Yani gerçek olan› etkileyerek ondan talepte bulunmakt›r. Bunu bir örnek üzerinden flöyle aç›klayabiliriz. “Kant Begoven, N. Casteret’yle birlikte Hout-Garanne’a, Montespon’a yak›n bir ma¤ara buldu. Bu ma¤aradaki geçitlerin birinin ortas›nda kilden yap›lm›fl bir hayvan figürü gördü. Kabaca yap›lm›fl, ayr›nt›lara dikkat edilmemifl bir figürdü bu, ama ön ayaklar›n› gererek çömelmifl bir hayvan oldu¤u belliydi. Bu hayvan›n bir özelli¤i de kafas›n›n kopuk oldu¤uydu. Tümüyle çocuklar›n k›fl›n yapt›¤› kardan adam gibi kaba bir iflti. Ama iflin kaba oluflu kafan›n neden kopuk oldu¤unu aç›klayam›yordu. Figür bütün genel çizgileri, bacak yap›s›, güçlü yuvarlak butlar›yla bir ay›y› and›r›yordu; gerçekten de hayvan›n ön ayaklar› aras›nda bir ay›n›n kafatas› bulundu” Yazar bunun ne anlama geldi¤ini aç›klamak için günümüzdeki bir ilkel kabiledeki törenden örnek veriyor. “Bir aslan ya da bir pars bir insan yedi¤i zaman bir çal›l›kta kurban töreni düzenlenir

61

Sanat Tarihi...

PART‹ZAN 65


Sanat Tarihi...

PART‹ZAN 65 Farkl› koflullar alt›nda bulunan ilkel insan ve hayvan öldürülür. Daha sonra çal›l›¤›n bir biçim olarak farkl› da olsa ayn› nedenlerden köflesinde ‘Mulikorre Nyama’ denen özel bir dolay› büyü yapmaktad›r. Gerçek üzerinde yer ayr›l›r. Bu orta yerine, kilden bafls›z bir etkin olmak. av hayvan› konan yuvarlak bir diken çitidir. fiu ayr›m› yapmal›y›z; büyü ilkel toplumBundan sonra öldürülen aslan ya da pars›n lar›n ürünüdür. ‹lkel toplum s›n›fs›zd›. Din derisi bafl› oldu¤u gibi b›rak›larak yüzülür. Bu ise s›n›fl› toplumlar›n ürünüdür. Buzul ça¤›deri baflka birlikte kilden figürün üstüne gen›n ilkel insan›n›n büyüsel ritüellerinden rilir. Bunun üzerine bütün savaflç›lar dikenli bahsederken bunda dinsel bir içerik arayaçitin çevresinde toplan›r, avc›lar hayvan›n etmay›z. Bu ritüeller, bilinçsizli¤in çok ilkel raf›nda dans etmeye bafllarlar. Bu arada öl13 aflamas›na ba¤l› olarak yaflam›n her alan›nda dürülen hayvan›n gövdesi gömülür.” aktifti. E¤er ilkel insanla konuflma f›rsat›m›z Bu iki örnek aras›ndaki ba¤lant› dikkat olsayd› ve ona ‘bu ritüeller olmasa ne olur’ çekici. Gerçekte tehlike yaratan bir fleye diye bir soru sorabilseydik ve o da bize cekarfl› o fleyin imgesi kullan›lm›fl ve gerçek vap verebilecek olsayd› ‘heüzerinde etkin olunmufl olmaktad›r. Daha önce de D›fl dünyada olup bi- pimiz ölürdük’ gibi bir cevap verirdi herhalde. Böyle bir söyledi¤imiz gibi bu özdefltenleri taklit et- cevab›n ilkel bir insandan leflme ile mümkün görünmektedir. mekle bafllar büyü. beklenebilecek bir cevap olD›fl dünyada olup biKi, d›fl dünyan›n mas› büyünün hayatiyetine ba¤lanmal›d›r. Örne¤in ya¤tenleri taklit etmekle baflolup bitiflleriyle iç mur ya¤mas›n› istiyorsa ya¤lar büyü. Ki, d›fl dünyan›n olup bitiflleriyle iç içe geçiçe geçmifl bir bi- murun hareketini benzetleyerek (taklit) istedi¤i fleye mifl bir bilincin, kendinden lincin, kendinden kavuflmaya çal›fl›yordu. Vahfli daha güçlü oldu¤unu hisdaha güçlü oldu¤u- bir hayvan›n postuna girerek setti¤i baflka bir gücü taklit etmesi anlafl›l›r bir davranu hissetti¤i baflka ona karfl› gücünü muktedir k›l›yor, onun gücüyle ondan n›flt›r. Bunun nedeni onun bir gücü taklit etkorunuyordu. ‹flte bu büyügücüne sahip olup do¤adan mesi anlafl›l›r bir dür. ‹lkel insan›n, ki binlerce daha fazla fley koparmaky›l evvelden bahsediyoruz, t›r. Yani ekonomik neden davran›flt›r. gerçek tekni¤in tamamlay›c›yatar alt›nda. s› olarak buldu¤u yöntemin, Anlamad›¤› do¤a yasalabiraz önce bahsetti¤imiz farklar›na ra¤men r›n›n bir sonucu olarak ortaya ç›kan olaylar›, bugün bile etkisini sürdürüyor olmas› düaldat›c› da olsa büyü yoluyla engelleyebileceflündürücüdür. Hem de bulunan yöntemin ¤ini san›r ve çaba harcar. Bu çabas› ona baflanesnel olmay›p da öznel bir tutum ve de alr› getirecek, iflini kolaylaflt›racakt›r. dat›c› olmas›na ra¤men. Bu hafife al›n›r bir yöntem de¤ildir. BuBüyünün önce taklitlerle bafllad›¤›n› daha gün bile modern toplumlarda bir düzine büsonra benzerini yapmaya dönüfltü¤ünü söyyünün oldu¤unu biliyoruz, duyuyoruz. ‹nsanlemifltik. Taklitle ilgili bir örnek verip sonra lar olmas›n› istedikleri fley için baflvurur bu da heykellerin haricinde resimle devam edeyönteme. Bunu yaparak aldat›c› da olsa ce¤iz ve ‘benzerini yapma’n›n d›fl dünyan›n umutlar›n› korurlar, kendilerini rahat hisseelemanlar›yla nas›l özdefllik kurmaya yarad›derler. Çaresizlik içinde bulunanlar›n son ¤›na de¤inece¤iz. metodudur büyü.

62


PART‹ZAN 65 Kendisini çevreleyen yasalar› deneyimliyerek ö¤renecek ve zorunluluklar›n fark›na varmaya bafllayacakt›r. Bu, her fley demek olmayacakt›r. O do¤a karfl›s›nda güçsüzdür. Bir anlamda do¤ayla olan karfl›tl›¤›nda kendi güçsüzlü¤üyle de mücadele etmek zorundad›r. Bu da yine d›fl dünyayla olan mücadelesiyle do¤rudan ilintilidir. Çünkü özgürlü¤e giden bütün yollar oradan geçer. Tarih öncesi ça¤lara dair en etkileyici sanat örneklerinde biri de 1863 y›l›nda girifli t›kayan topraklar›n çökmesi sonucu a盤a ç›kan ‹spanya’da Santillan Del Mor yak›nlar›ndaki Altamira ma¤aras›n›n duvarlar›nda bulunan hayvan resimleridir. Altamira’daki resimlerin konusu genelde o ça¤›n bölgedeki hayvanlar› oluflturur. Bizon, geyik at gibi... Gündelik yaflam›n önemli bir k›sm›n› avlanarak geçirmek zorunda kalan ilkel insan için resimlerde bu av hayvanlar›n›n resimlerinin yans›t›lmas› anlafl›l›rd›r. Duvar resimlerinin boylar› 1–2 metre aras›nda de¤iflmektedir. Bu haliyle gerçe¤e ba¤l› kalmad›klar› anlafl›l›yor, fakat gerçekle imge aras›nda oran bak›m›ndan fark olmas›n›n bir sorun yaratmad›¤› düflünülebilir. Zaten dönemin insan› boyutlar›n bire bir gerçe¤ine uygun olmas›na dikkat etmiyordu. Heykellerden ve resimlerden anlafl›ld›¤› kadar›yla imgenin gerçek boyutlara benzerli¤i pek aranan bir durum de¤ildir. Aranan en önemli özellik özdeflli¤i sa¤layacak imgenin gerçekli¤iyle biçim bak›m›ndan benzerli¤inin sa¤lanmas›yd›. Altamira’da da bu vard›. Resimlerdeki hayvanlar›n vücut yap›lar› kendi içinde oranlar› ve hareketleri kusursuz gibidir. Zaten topluluk için bu kadar› yeterlidir. Çünkü temel prensip, imge gerçe¤ine ne kadar benzerse gerçe¤i üzerinde o kadar etkin olunabilir. ‹lkel büyücülerimiz bunu yeteri kadar yerine getirebiliyorlard›. Hatta o resimlerden birini gören Picasso’ya “hiçbir fley ö¤renmemifliz” dedirtecek kadar iyidirler. Altamira ma¤aras›ndaki duvar resimlerin-

63

Sanat Tarihi...

Büyü esnas›nda taklit edilen fleyin sadece hareketler ya da seslerle de¤il, hem ritmik (ezgisel) sesler, hem de gelifligüzel olmay›p gerçe¤ine benzetme amac› güden ritme uygun hareketlerle yans›lanmas› yap›l›r. Burada konuflma dilinden de¤il, mesela flimflek gürlemesinin, ya¤mur flak›mas›n›n, av hayvanlar›n›n seslerinin ezgisel bir ifadeyle yans›t›lmas›ndan söz ediyoruz. Yap›lmak istenen fley ses tonlamas›n›n coflkulan›m›n›n ritmik ifade biçimidir. Ve yine gayet anlaml› olan benzetlenmifl hareketlerin bir ezgiye uygunlu¤u, bir yandan olmas› istenen fleye iflaret ederken di¤er yandan da ahenge bürünür. Neticede ortaya ses ve hareketlerden do¤an bir dans ç›kar. Magri bir patates dans› vard›r. Körpe ürünlerinin do¤u rüzgârlar›ndan zarar görmemesi için genç k›zlar tarlalarda dans ederler. Gövdeleriyle rüzgâr›n esiflini, ya¤muru, büyüyecek olan ürünleri temsil ederler. Türküleriyle de bitkilerin kendilerine uymalar›n› isterler.14 Bu aldat›c› bir yöntem ve büyücülüktür. Do¤aya ve bitkilere hiçbir etkisi olmasa da ürün ve üretici aras›ndaki iliflkiyi özel bir biçime sokar. Danslar›n patatesleri koruyaca¤› inanc› üreticiye güç ve güven verir. ‹lkel insan›n büyüsel ritüellerinde bir özen göstermenin oldu¤u aç›k ama bu özenin bilinçli bir be¤eni oldu¤u söylenemez. Ritüellerin devinimleri de dikkate al›narak, gerçe¤e uygunlu¤u esasa al›r. Burada uygunluk imgenin gerçekli¤ine benzerli¤idir. Bu sanatsal bir kayg› de¤ildir. De¤iflimin esas olufluna uygun olarak atalar›ndan bu yana edindikleri deneyimlere yenilerini ekleyerek toplumsal varl›¤›n› d›fl dünya karfl›s›nda daha güçlü k›lar. Bir imge, gerçe¤ine ne denli benziyorsa baflar› o denli olanakl›d›r. Topluluk o denli var olacakt›r. Edinecekleri gücü artt›kça ki bunu maddi toplumsal üretim ve zihinsel faaliyetinin geliflkinli¤iyle ölçeriz. “… Yaln›zca kendisi için bilinçlilik de¤il kendisi hakk›nda bir bilinçlilik edinecektir.”15


Sanat Tarihi...

PART‹ZAN 65 de kalem biçimine yak›n yontulmufl tafl veya topraktan yap›lm›fl aletler kullan›lm›flt› ki, bir çizim aletlerinden bir kaç›n›n kal›nt›lar› bulunmufltur. Resimlerde k›rm›z›, siyah, sar› ve kahverengi renkler kullan›lm›flt›r. Do¤ada çokça rastlanan mavi ve yeflil renklerin neden kullan›lmad›¤› bilinmiyor. Dönem insan› ya bu renkleri elde edemiyor ya da bu renklerde kullan›lm›fl ama zamanla hepten ortadan kalkacak biçimde d›flsal etkilere maruz kalm›fl. Resimlerin yap›l›fl biçimleri oldukça ilginç: önce kenar çizgileri oyulmufl, sonra aralar› renklendirilmifl. Baz› resimler sadece kenarlar› çizilerek baz›lar› ise dedi¤imiz gibi kenar çizgileri kaz›larak yap›lm›fl sonra içleri iki, üç renk kullan›larak boyanm›fl. “Bunlar›n her birinin çok ayr› ça¤lara ait oldu¤unu tahmin etmek her buluflun ilk insan hayat›nda yeni bir geliflme devresini karfl›lad›¤›n› kestirmek güç bir fley de¤ildir”16 Tarihleme yöntemlerinde yeni geliflmeler kaydedildi¤inde çözümlenebilecek bir sorun olarak ayn› alanda üst üste yap›lan birçok resimden hangi resmin hangi tarihte yap›ld›¤› sorunu çözüm bulabilir. Resimlerin dönem bak›m›ndan ayr›flt›r›lmas› hangi resimde hangi tekni¤in kullan›ld›¤› ve toplulu¤un davran›flsal özelli¤ine ait bilgiler vermesi aç›s›ndan önemlidir. Altamira’daki resimlerin (ve Afrika’da

Asya’da pek çok ma¤arada) sanatç›m›z boyal› elini basarak izini b›rakm›flt›r. Genel anlamda bir el izleri var oldu¤unu ispat, bir aidiyet vurgusu içindir. Ama sanatç›m›z bu iz ile “bu resmi ben yapt›m” demek istiyor gibidir. Ma¤ara resimlerinden en görkemlilerinden biri 12 Eylül 1940 y›l›nda bir grup merakl› çocu¤un Lascaux (Fransa)’da bir delikten içeri girmesiyle bulunan resimlerdir. Lascaux duvarlar›nda devasa boyutta çizilmifl bir öküz resmi vard›r. Resimdeki hayvan›n hareketleri ve oran bak›m›ndan gövdesi ve özellikle de renklendirilmesi mükemmele yak›nd›r. Bilimsel araflt›rmalar resimlerin nas›l yap›ld›¤›n› bize anlatabilmektedir. Resim yap›c›s›, renkli tozu suda yahut ya¤l› bir maddede eziyordu. Bunlar maden oksitleriydi. Sulu yahut kat› halde kullan›labiliyordu. (Daha eski ça¤larda da vücutlar›n› maden oksitleriyle boyayan inanlar›n varl›¤›n› biliyoruz.) Önceleri parmakla sürülen boyalar daha sonralar› otlardan yap›lm›fl f›rça veya ezilmifl dal parças›yla sürülmeye baflland›. Resimlerin kenarlar› siyahla ya da ince bir uçla kaz›larak belirginlefltiriliyor. Sonra da bunlar›n içi boya püskürtülerek dolduruluyor. “Bir boruya boya tozunu doldurarak, püskürtüyor ya da ellerini kal›p gibi üzerine boya püskürttükten sonra duvarda resminin kalmas›n› sa¤lamalar›… hele s›n›rlar› kesin olmad›¤› için at yelelerinin böyle resmedildi¤i gayet bellidir.”17 Ma¤arada içi boya dolu kemiklerin bulunmas› Avustralya yerlilerinin kulland›¤› bir yöntemle benzerlefltirilerek böyle aç›klan›yor. Ayr›ca Afrikal› baz› kabilelerde de büyülü boynuzlara av hayvanlar›n›n kan›n›n dolduruldu¤unu ve bununla resimlerin yap›ld›¤›n› biliyoruz.18 Lascaux resimlerinde konu edilen fley di¤er ma¤a-

64


ra resimlerinde oldu¤u gibi yo¤unluklu olarak dönemin av hayvanlar›d›r. Bizon, geyik, gergedan, at vb. Lascaux birbirine ba¤lanm›fl iki büyük galeriden oluflur. Geçitte dahi duvarlar›n hemen her yeri resimlerle doludur. Lascaux’ta birden fazla klan›n yaflam›fl oldu¤u genel kan›d›r. “Kendilerini idare eden bir sihirbazlar› oldu¤u resimlerde ki sahnelerden anlafl›l›yor.”19 Lascaux’taki resimler flu ana kadar tarih öncesine dair bilinen en büyük resimleri içerisinde bar›nd›r›yor ama aralar›nda küçük figürler de mevcut. Bunlar›n da farkl› zaman aral›klar›nda yap›ld›¤› biliniyor. Resimlerdeki hayvanlar›n mükemmel gerçeklikle yans›t›lm›fl olmas› resim yap›c›s›n›n geliflkin gözlem yetene¤indeki ustal›¤›n› da ele verir. Farkl› ebatlardaki resimlerin hemen hepsininin hareketli ifllenmifl olmas› da ayr›ca dikkate de¤er bir özelliktir. Bu hareketi yakalamadaki beceriyi gösterirken tasvirlerin bazen yandan gösterilmesine ra¤men örne¤in hayvan›n ayak t›rna¤›n›n iki çatal yani önden yine boynuzlar›n önden gösterilmesi ilginçtir. Resimlerin gerçekli¤e uygunlu¤u hareketlerin mükemmel yakalan›fl›, vücut oranlar›n›n harikulade verilebiliyor olufluyla düflünüldü¤ünde bahsedilen çeliflik ifadenin bir becerisizlikten ya da perspektif bilmezlikten kaynaklanm›fl oldu¤unu düflünmek zor. Nitekim insan›n akl›na, ister istemez mükemmel ustalar olan M›s›rl› sanatç›lar›n resimlerde vücutlar›n sadece omuzdan gö¤üs alt›na kadar bölümünü önden gösteren ya da Mezopotamya sanat ürünlerindeki benzer ifade biçimleri geliyor. Lascaux resimlerindeki her çeliflik ifade biçimi resmin büyüklüklerini de hesaba katarak resme konu olan hayvan›n özelli¤inin ve tehlikesinin anlat›mda etkileyicilikle yans›t›lmas› için olabilir. ‹nsan ya da hayvan figürlerinin d›fl›nda ma¤arada dama ya da karelere bölünmüfl baz›lar› boyal›, baz›lar› bofl b›rak›lm›fl ama ne anlama geldi¤i tart›flmal› olan flekiller de

mevcut. Baz› resimlerin hemen alt›nda ve resimle ayn› renge boyanm›fl benzer iflaretler, bir görüfle göre resmin yap›c›s›n›n imzas› olarak düflünülmelidir. Loscaux’un belki de en önemli özelli¤i içine insan figürlerinin de sokuldu¤u konulu resimlerdir. Bu resimler bir olay örgüsü içinde ele al›nmaktad›r. Kuyu içinde ba¤›rsaklar› deflilmifl bizon, uzaklaflan gergedan, s›rtüstü yatm›fl ‘kaz›k gibi’ kufl kafal› adam, dire¤e tünemifl kufl sahnesi. Hiçbiri ayr› ayr› ele al›nmay›p anlat›lmak istenen fleyin bütünlü¤ü içinde belli bir düzene göre ele al›nm›flt›r. Hayvanlar›n hareket halinde tasvir edilmesi, gerçe¤e yak›n bir ifadecili¤in varl›¤›n› gösterir. Uzman ‘Abbe Breuil’in görüflü, resmin bir av sahnesi oldu¤u yönünde. Av esnas›nda bir adam ölmüfltür. Bizon yaralanmakla beraber ayaktad›r. Bafl› da geriye dönüktür. Ölüyü de ayakta gösterir. Ama insan› s›rtüstü yat›rm›fl, kollar›n› iki çizgi halinde yana açm›fl. Bizon avc›s›n› öldürüyor. Arkadan gelen bir gergedan da bizonun ba¤›rsaklar›n› delip geçiyor. Ama dire¤e tünemifl kufl izah›n› bulmuyor. Bu kufl da bugün birçok Alaska, Orta Afrika, Avustralya ve Sibirya kabilelerinde ruhun temsilcisi diye tasvir edilir.20 (Burada dikkat edilmesi gereken fley ilkellerde dinsel bir anlay›flla ruha inan›lmaz, ruh maddi olarak ‘ellenebilen, görülebilen’ bir a¤aç, kufl, bir aslan vb. olarak da kabul edilebilir.) Ayr›ca M›s›r ‘hiyerogliflerinde resmedilen kuflun insan bedeninden ayr›l›fl›, ölüm an›n› dile getirir”.21 Hem Altamira hem de Loscaux resimlerinin oldukça becerikli ellerden ç›kt›¤› çok aç›k. Büyücülük ürünleri olan bu resimlere ilk bak›flta yap›c›s›n›n fevkalade bir hayvan gözlemcisi oldu¤u anlafl›l›r. Tabi, aralar›nda çok kötü resimlerin de oldu¤unu belirtmek gerekir. E. Ficsher, ilkel insan›n bu denli iyi gözlem yetene¤ini flöyle aç›kl›yor. “Bu çocuk beyninin daha yepyeni olmas›n›n her izlenimin toplumsal karmafl›kl›klar›n ve geleneklerin bilinciyle bo-

65

Sanat Tarihi...

PART‹ZAN 65


Sanat Tarihi...

PART‹ZAN 65 flöyle diyor; “hayvanlar›m›z› al›p götürürsen zulmadan alg›lamas›n›n bir sonucu olabilir. Bir neyle yaflar›z?”23 çocuk dünyan›n ancak çok küçük bir parças›n› görür, o parçay›.”22 Yerlinin içinde bulundu¤u duruma tepkisi onun gerçekli¤e dair görüfllerinin bir ifa‹lkel insan ma¤ara duvarlar›na resim yadesidir ve bu ifadenin tafl›d›¤› anlam hayatiparken bundaki amac›, ba¤l› oldu¤u topluludir. O derece de gerçektir. Yerlinin hayva¤un güvende olmas›n› sa¤lamakt›. Bunun için n›n› al›p götürmekle hayvan›na iflaret eden duvara bir fleyin resmini çizmek (benzerini bir imgenin al›n›p götürülmesinin yerliye veyapmak) gerçe¤i üzerinde etkileyici olmak rece¤i zarar eflit olacakt›r. ‹lkel için gerçek anlam›na gelmekteydi. Örne¤in bir bizonu olanla onun “benzeri” olan aras›nda bir fark ya da bir geyi¤i çizmek bizonun ya da geyiyoktur. Ma¤ara duvarlar›na yap›lan resimler ¤in kaderini elinde tutmak anlam›na geliyorde ayn› nedenlerden dolay› du. Önceleri, benzerini yapyap›lm›flt›r. madan çok önceleri hayvan ‹lkel insan›n düflüncesi postlar›n› kullanarak yap›lan ‹lkel insan›n düflünbu büyücülük sonralar› bencesi soyutlay›c› de- soyutlay›c› de¤ildir. Bir fleyin biçimi neyse o fley odur. zerini yapmakla gerçekleflti¤ildir. Bir fleyin biBiçimin ötesinde bir ayr›nt›rilmeye baflland›. ‹lkel insan›n d›fl dünyay› çimi neyse o fley y› sorgulayamaz. Bu durumalg›lay›fl›nda ve bunu zihinodur. Biçimin öte- da d›fltan gelen bilgiye de kapal› olur, çözüm de gesel sürece tabi tutmas›nda sinde bir ayr›nt›y› rektirmez. Dolay›s›yla nesve de belli bir üretim gerçeklefltirmesinde bilinçli essorgulayamaz. Bu nenin içyap›s›n›n bir anlam› yoktur. Bunun fark›nda da tetik kayg› ürünü oldu¤u durumda d›fltan gede¤ildir. Nesnenin biçimi düflünülmemelidir. Onun len bilgiye de kapayeterlidir. Göz neyi görü(ilkel) için, bir m›zrak, ok ya da tafl balta yapmakla bir l› olur, çözüm de yorsa görünen fleyin bütünü -bütün özellikleriyle birlikimgenin üretilmesi aras›nda gerektirmez. te- odur. Resimde, heykelyararl›l›k bak›m›ndan fark de, dansta gerçe¤ine benyoktur. Her ikisinin de (alet zetmeye çal›flman›n temel amac› bu biçimsel ve imge) bilinçli toplumsal üretim olmas› d›benzerli¤i yakalama arzusudur. Bu benzerlik fl›nda ortak noktalar› temel ihtiyaçlar›n (avele geçirilirse gerçe¤ine de egemenlik gerlanma-korunma vb.) karfl›lanmas› için görçekleflecektir. Bu arzu gerçekleflirse olundükleri ifllevdir. Üretilen aletleri amac›na uymak istenen fleyle bir özdefllik kurulacakt›r. gun olarak örne¤in besin elde etmek için Totem insan›n›n ortaya ç›kmas›ndan kullan›p ihtiyaçlar›n› giderebilir. Yapt›klar› sonra ve günümüz ilkel topluluklar›nda özresimlerle de (dans, flark›, heykel vs.) do¤adeflleflme hemen her fleyle gerçekleflebildan talepte bulunur. Bunda da amaç ekonomektedir. Ama buzul ça¤› ilkellerine bakt›¤›mik olur. Böylece yap›lan maddi üretimle, m›zda bu özdeflleflme insan›n hayvanla özgerçeklefltirilen büyüsel ritüeller iç içe gedeflleflmesi biçimindedir. Hayvanlar dünyaçer, birbirinin parçalar› olur, birbirini tas›ndan yeni ayr›lm›fl ve soyutlama yetisi olmamlar. Bu, ilkellerde büyüyle gerçek aramayan bir canl›n›n, içinden ç›kt›¤› dünyan›n s›ndaki ayr›m›n belirsizli¤ini gösterir. Bu karelemanlar›yla ba¤ kurabilmesi, onun için hafl›tlar›n birli¤idir. yati bir koflul gibidir. Bu ba¤, yo¤un duygusal Afrikal› yerli çoban, sürülerinin resmini bir durumla gerçekleflir. Fakat bir baflka koyapan bir Avrupal›ya dehflet ve korku içinde

66


flul daha vard›: Yaflayabilmek için daha önce üyesi oldu¤u dünyaya beslenmek amac›yla ‘sald›rmak’. Aradaki duygusal ba¤›n güçlülü¤ünü düflününce san›r›z kendisini kardeflini öldürmüfl gibi, yani bir katilmifl gibi hissediyordu. Tafl ça¤› insan›n›n hayatta kalabilmesinin en önemli arac› olan avlanma meselesi sürüp giden yaflant›s›n›n vazgeçilmez yer kaplayan faaliyetiydi. Denilebilir ki neredeyse yaflam›n›n bütünü av ve avlanma üzerine ve onunla ba¤lant›l› faaliyetlere ayr›l›yordu. Bu bak›mdan dönem insan›n›n kendisini av›yla özdefl görmesi anlafl›l›rd›r. Ne de olsa insan›n kardeflini öldürmesi için çok ciddi nedenleri olmal›. ‹lkel insan bu zorunlu ekonomik faaliyeti, kardefline lay›k oldu¤u törenlerle bütünler. Böylece bir cinayet iflledi¤i fikrine kap›lmaz. Böyle bir fikri yads›r. Özdefllik onun tek ve en etkin baflar› arac›d›r. Avc›n›n av hayvanlar›na öykünmesi, danslar›nda av hayvanlar›n›n hareketlerinin taklit edilmesi özdefllik duygusunun ürünüdür. Bu büyücülüktür iflte. Hayvan ile insan aras›ndaki ayr›m çizgisinin, ilkel insan kafas›nda silik –belirsiz olmas›, içinden ç›kt›¤› hayvanlar dünyas›ndan kopmas›na da engel olmaktad›r. O hayvanlar dünyas›n›n bir parças›ym›fl gibi davran›fl göstermeye devam ediyordur. ‹lkel insan›n bu davran›fl biçimi ne lokal ne de ayr›ks›d›r. Birbirinden ne kadar tecrit olursa olsun benzerlerini dünyan›n pek çok bölgesinde, tarih içinde görüyoruz. ‹nsanla hayvan aras›ndaki ba¤›n ne denli duygusal yo¤unluk içerdi¤ini gösteren çarp›c› örnekler var. Kuzey Do¤u Hindistan’da Noya’lar kurda dönüflebilmektedir. Tizu vadisindeki yerliler leopar adam inanc›na sahiptirler. Ayn› flekilde Ao köyü yafll›lar› da leopara dönüflebildiklerini iddia etmektedirler. “Khuivi flefi Sakhuto 1 Mart 1913 tarihinde s›rt›ndaki taze yaray› göstererek bir süre önce leopar bedeni içersindeyken birinin atefl ederek kendisini yaralam›fl oldu¤unu söyledi.”24 Benzer örnekler, Mali, Malezya, SierraLeone, Kongo, Liberya, Gabon, Kamerun,

Güney Amerika, Kutup Halklar› ve daha pek çok yerde görülmektedir. Bu örneklerde bir özdeflleflmeden bahsederken Animist yorumlar yap›lamaz. Zira burada bir tap›nmadan bahsedemeyiz. ‹ki ayr› varl›ktan birinin di¤erinin biçimini almas›; bir baflka ifadeyle di¤erinin bedenine bürünmesi söz konusudur. ‹nsan hangi hayvan›n bedenine bürünüyorsa onun gücünü ve yeteneklerini de elde etmektedir. Biçimi veren post ortadan kalkt›¤›nda tekrar insana dönüflülür. ‹nsan ve hayvan bütünleflip bir özdeflleflme gerçekleflti¤inde bu iki varl›k tamam›yla birbirinin içinde erimektedir. Bir anlamda insan hayvan olmufltur ama hiç kimse o insan›n sonsuza kadar bir hayvan olarak kalaca¤›na inanmaz. Ya da hayvan› avlarken onun içinde bir insan oldu¤unu düflünmez. ‹nsan sadece bu bütünleflmede hayvan›n biçimine girerek onu kontrol alt›na alm›flt›r. Hepsi bu. Burada sadece büyücü de¤il, kabilenin bütünü bu sayede amaçlar›na ulaflacaklar ve kendilerini emin, güvende hissedecekler. “‹lkel insanlar bireyi kafalar›nda tek bafl›na bir varl›k olarak temsil edememektedirler. Onlar için grubu ya da türüyle birleflti¤i ölçüde birey diye bir fley vard›r.”25 Bu yüzden birey hiçbir zaman sadece kendisi olamamaktad›r. Büyücünün de yapt›¤› büyüler grubun tamam›n› etkiler. ‹nsan, hayvanlar›n da t›pk› kendileri gibi yaflad›klar›na inan›rlar. Bir aileleri vard›r. Ailelerin büyükleri yavrular›n› beslemek için gün boyu çal›fl›r ve akflam evlerine dönerler. Dolay›s›yla hayvanlar da kendi aralar›nda (ayn› tür hayvanlar) dayan›flma halindedir. ‹çlerinden biri öldürülecek olursa onun intikam›n› almak için di¤er hayvanlar (öldürülen hayvan›n ailesi akrabas›) insanlardan intikam alacaklard›r. Böyle bir düflünüfl haline sahip insan›n bir hayvan› öyle hemencecik öldürülmesi, sonunu hesap etmemesi düflünülemez. Neticede bir nevi yakar›fl, af töreni olacakt›r. “Arkadafllar›na, kendi cinsinden olanlara can›n› yakt›¤›m›z› söyleme, senin can›n› biz alma-

67

Sanat Tarihi...

PART‹ZAN 65


Sanat Tarihi...

PART‹ZAN 65

d›k, tam tersine biz sana yiyecek, içecek, tatl› su, aletler ve hofluna gidecek fleyler sunuyoruz. Yoldafllar›na sana iyi davranaca¤›m›z› söyle.”26 Bu avdan önce yahut sonra yap›lan ritüellerdir. Burada öldürülen hayvandan af dileniyor ve yap›lan fleyin bir cinayet oldu¤u reddediliyor. E¤er ortada cinayet yoksa intikam da yoktur. ‹lkel insandaki kolektif düflünüfl biçimi hiçbir bireyselli¤e izin vermemektedir. Bu durumda insan sadece kendisi olmamaktad›r. O, çevresindeki varl›klarla özdefltir. Bu da onun, Marx’›n deyimiyle kendinin bilincinde olmama durumunun ifadesidir ki, bunun sonucu olarak bireyselli¤i ortaya koyabilecek bir sözcü¤e ihtiyaç duymamaktad›r. Örne¤in ona, “bu arazi kimin?” diye soruldu¤unda, “benim” diyecektir fakat buradaki ‘ben’ kelimesi, onun ba¤l› oldu¤u grubun tümünü iflaretler. Yoksa birey olarak ‘ben’, yani bizim anlad›¤›m›z birinci tekil flahs› belirtmek için kullan›lmamaktad›r. Elbette tekil bir insan olarak ac›, mutluluk, hüzün, korku gibi hislere sahip oldu¤unun fark›ndad›r. Mesela yüz k›zart›c› bir suç iflledi¤inde ya da grubun herhangi bir üyesine zarar

verdi¤inde, ormana girip kendini asarak intihar edebilecek kadar bireyseldir tavr›. Burada hepimizin akl›ndan geçen fley, bireyin kendini cezaland›rd›¤›d›r. Bu bir bak›ma do¤rudur. Fakat grup üyelerinin hiçbiri kendini özne olarak görmemekte, dolay›s›yla ne klan›n di¤er üyeleriyle ne de kendisini çevreleyen canl› cans›z nesnelerle bir z›tl›k içinde görmektedir. Bu, onun fark edebilece¤i bir durum da de¤ildir. O, içinden geldi¤i hayvanlar dünyas›yla kendini özdefl görmektedir. Bunu flöyle aç›klamakta yanl›fll›¤a düflmemek için fayda var. ‹lkel insan kendisini, örne¤in bir pars ya da bizonla özdefl görebilir fakat bunun nas›l bir fley oldu¤unu aç›klayamaz. Çünkü bu durum onun kafas›nda canland›rabilece¤i bir fley de¤ildir. O sadece hissetmekle yetinir. Zihninde gerçekleflen duygulan›mlar›ndan öteye geçecek bir ifade biçimi yoktur. ‘Ben pars›m’ derse, ona “bu nas›l böyle oluyor” diye bir soru sorulmayacakt›r. E¤er böyle bir soru sorulma yanl›fll›¤›na düflülecek olursa karfl›s›ndakini zihinsel körlükle suçlayacak ve cevab› yine ayn› olacakt›r; “Ben pars›m”.

68


‹lkel insan›n bu düflünüfl biçimi onun için doyurucu olabilir ama bizim aç›m›zdan bir belirsizli¤in oldu¤u aç›k. Tabi duygusal unsurlarla beslenen ilkel zihniyet, bu yine ilkel anlamda kendini hayvanlardan ayr›flt›rmas› bak›m›ndan bir kimlik sorununu da ç›kar›yor ortaya. Çünkü ilkel insan kendini d›fl dünyan›n elemanlar›yla ayn› görmekte, biri di¤eri olmakta. ‹flte bu özne ile nesne aras›ndaki belirsizliktir. Haliyle kimlik anlay›fl› sadece biçimsel (bedensel) olarak varolmaktad›r. Kimlik sorunundan kast›m›z budur. Fakat bu bir sorun mudur sorusunu ilkel düflünüflle sormak zor. ‹nsan etraf›ndaki varl›klarla türdeflse ve kolektif zihniyet bununla flekilleniyorsa bir “bütün” gördü¤ün varl›klar aras›nda -biçim fark›n›n d›fl›nda- ayr›m yapma ihtiyac› duyulmaz. Sadece yine avlanmak ve korunmak gibi temel meselelere dikkat çekilmesi zorunlu olan ve sürekli hissedilen soruna yo¤unlafl›l›r. Bu yüzden baz› varl›klara karfl› konumunu farkl›laflt›r›r. Neticede her sorunun çözümüymüfl gibi kafas›nda k›v›lc›mlar çakmas›n› sa¤lamayacak ama deneyimler kesintiye u¤ramad›¤› için zihinde ifllemeye devam edecektir. ‹lkel insan, zihnini gelifltirmek için bir kayg› gütmese de deneyimlemeler zaman içinde onu daha özgür k›lacakt›r. fiimdilik o edindi¤i deneyimleri kendinden sonrakilere aktar›r. Bunun öncülü¤ünü yapan, grubun en deneyimlileri olan büyücülerdir. Zaten ilkel sanat da bütün bunlar›n pratik yans›mas›ndan baflka bir fley de¤ildir. Özdeflleflme, tehlikelerden korunmak ve besin kaynaklar› üzerinde egemen olmak içindir. Yani ekonomik temellidir. S›n›rl› alet, s›n›rl› yaflam alan›, s›n›rl› besin kaynaklar›... Bütün bunlar›n s›n›r›n› belirleyen s›n›rl› insan zihni, toplumsal biçiminin nas›l olaca¤›n› ya da gelecekte onu bu bak›mdan ne gibi sorunlar bekledi¤ini bilemezdi. Bu yüzden onun önem listesinde bu ve buna benzer kayg›lar hiç yoktur. O, soyutlama, tasar›m yetene¤inden yoksundu. Sadece gözün gördü¤ü flekillerle ilgileniyordu. Bütün gündelik yaflam›

bu flekiller ve onlarla kurdu¤u do¤al iliflki üzerine kuruludur. Bu iliflkinin d›fl›nda oluflabilecek hiçbir iliflkiye ihtiyaç duymuyordu. Ki, o zihniyetin böyle bir ihtiyac› kapsayacak kadar genifl s›n›rlar› yoktu. Diyelim gözünüzü kapatt›n›z, kendinizi 40.000 y›l öncesinde bir ma¤arada bir grup insan›n aras›nda buldunuz. Onlar›n anlayabilece¤i bir fleklide yaflamlar›n› kolaylaflt›rabilecek, onlar›n sahip olmad›¤› bilgileri anlatt›n›z. Onlar da sizin ne demek istedi¤inizi anlam›fl olsun. Peki ilkel o bilgileri kullanabilecek midir? Hiç tereddütsüz kabul etmeyecektir. Çünkü kendi deneyimlerinden oluflmayan, do¤all›¤›na yabanc› hiçbir bilgi onun aç›s›ndan ihtiyaç kabul edilmeyecektir. Aksi halde bütün düzeninin bozulaca¤›n› ve bafl›na kötü fleyler gelebilece¤ini hisseder. Do¤al seyri d›fl›nda al›flkanl›klar›n›n de¤iflmesini kabullenemez. ‹lkel insan için prati¤in önceli¤i ve devaml›l›¤› vard›r. Al›flkanl›klar› bu pratikle do¤all›¤›nda yol al›r, ihtiyac› bu belirler. Zaten biçimi olmayan hiçbir fleyin önemi olmad›¤›ndan aktar›m yoluyla verilmek istenen bilginin de ilkel nezdinde bir k›ymeti olamayacakt›r. Marx ilkel toplum için diyalektik maddeci bir yaflam der. Do¤rudur bu. Kendi koflullar› içinde bu ilkeldi ama böyle olmas› onun iste¤ine ba¤l› olamazd›. Bir zorunluluktu. ‹nsan›n tarihi sonsuz kez yeniden bafllayacak olsa bile bu süreç hep ayn› olacakt›r. ‹lkel insan da bir kolektif yaflam ve düflünüfl biçimini ayn› flekilde gösterecekti. Maddi temel bunu zorunlu k›lacakt›r. Kuflkusuz ilkellerde hiçbir davran›fl hiçbir bak›mdan derinlemesine aç›klama gerektirmez. Davran›fllar, atalardan al›nan özelliklerdir ve bu özelliklerin nesne-özne aras›ndaki ba¤›nt›s› sadece zihinsel ça¤r›fl›mlar yoluyla kurulur, bunun ötesine geçilemez. Örne¤in av ile ilgili bir ritüel yap›lacaksa, bunun nedenleri ve sürecin ö¤eleri üzerine derinlikli bir zihinsel yaklafl›ma ihtiyaç duyulmaz. ‹lkelin bildi¤i fley bu ritüelin gerekli oldu¤u ve bu gerek yerine getirilmezse ifllerin yo-

69

Sanat Tarihi...

PART‹ZAN 65


Sanat Tarihi...

PART‹ZAN 65 lunda gitmeyece¤idir. Bütün bu süreç duygulan›mlarla yol al›r ve fleylerin öz-içsel özelliklerinin aksine biçimselli¤e yönelen yo¤unlaflmayla do¤al bir ak›fl görülür. Onun biçime verdi¤i önem, duygusal durumunu muhafaza etmesine neden olur, böylece d›fl dünyan›n hâkimiyetine de bir anlamda boyun e¤er gibidir. Nesnelerle olan bu güçsüz, duygulan›mlarla gerçekleflen ba¤ onun zihinsel hareket alan›n› da s›n›rlar. D›fl dünyadaki nesnelerle kurulan özdefllik kendisiyle özdefllik kurulan varl›¤›n ayn› öze sahip oldu¤u hissiyle birlikte nesne ile özne aras›ndaki çizginin silikleflmesine neden olur. Sonuçta nesneye yaklafl›rken bir özne hâkimiyetiyle de¤il de, ayn› özneden olan bir fleye yaklafl›yor gibidir. Bu durumda daha ihtiyatl› bir yaklafl›m gösterir. Çünkü verece¤i zarar da yapaca¤› yard›m da ilkeli yak›ndan ilgilendirir. Herhalde hiç kimse bu kadar önemli bir durum karfl›s›nda ifli flansa b›rakmay› göze alamaz. ‹flte ritüellerdeki hareketlerin yakar›fl sözlerinin, resimlerin vb. nedeni bu ihtiyatl› yaklafl›mlard›r. Ortaya flöyle bir yaklafl›m ç›k›yor: ‹lkel insan d›fl dünyay› tan›mlayam›yor ve zaten buna ihtiyaç duymuyor. Nesnelerin öz temel özellikleri hakk›nda bilgiye de sahip de¤il. D›fl dünyayla kurdu¤u iliflkinin duygulan›m a¤›rl›kl› oluflu, bir yandan onun d›fl dünyayla olan iliflkisine belli bir s›n›r getirirken di¤er yan›yla da bu ba¤›n› güçlendiriyor. Nesnelere yöneliminin ana çizgisini onunla kurulan ekonomik ihtiyaç belirliyor. Nesnenin yarar›n› kullanma güdüsü süreci yönlendiriyor. Bu ba¤lamda d›fl dünyay› anlamland›rma kayg›s› güdülmeyip bir s›n›fland›rma yap›lm›yor, o anki ihtiyac›n giderilmesine yönelik çabalara baflvuruluyor. Anlam ve s›n›fland›rman›n olmad›¤› yerde farklar› belirlemek gerekmedi¤inden geriye basit yaflamsal ihtiyaçlar›n giderilmesi tek sorun olarak kal›yor. Yine de ilkel düflünüfl biçimi için bu bile yeteri kadar zahmetlidir. D›fl dünyan›n “sürprizleri” her dönem ilkel yaflant›s›n›n bir

parças› olur. Gelecek olan sürprizin iyi mi kötü mü olaca¤› bilinemedi¤inden kullan›m› s›n›rl› olan aletlere farkl› bir metot olarak eklenen büyü bu sürprizleri ortadan kald›rabilir. ‹lkel adam sürprizleri sevmez. Her sürpriz yeni bir sorundur. Ve hem nesnenin, hem de nesneyle kurulan iliflkinin niteli¤ine yönelmeye zorlayan bir yan tafl›r ki bu da zaten yeteri kadar zorlanan zihne farkl› fazla görevler yükler. ‹lkel zihnin s›n›rlar›n› düflününce bunun ne kadar zor bir görev olaca¤› anlafl›l›r. Bu noktada devreye giren büyü, sürprizleri ortadan kald›r›r. Av baflar›l› geçecek, ürün verimli olacakt›r. Ve de d›fl tehlikelere karfl› korunulacakt›r. Bu sürecin neredeyse bütününü paylaflan ilkel, sürecin elemanlar›n›n bir parças›, dolay›s›yla onlarla bir bütünlük halinde olmay› arzu eder. Bu da onu d›fl dünyayla, bizim düflünce biçimimizle aç›klamakta zorluk çekece¤imiz bir ba¤ kurulmas›na neden olur. Görülece¤i gibi, bütün ekonomik faaliyetlerde ikili bir yan ç›k›yor karfl›m›za; birincisi, d›fl dünyaya hükmetme ve ihtiyaçlar›n›n giderilmesi için ona müdahale (öldürerek, keserek, do¤al sürece özne olarak etki) etmek, ikincisi ise d›fl dünyay› duygulan›mlar yoluyla anlamaya çal›flt›¤› için daha güçlü bir ba¤ kurarak müdahale etti¤i d›fl dünyaya daha farkl› bir yönden ba¤lanmak. Bu gün bile pek çok k›tada yerli halklar aras›nda, hayvanla insan aras›nda bir fark olmad›¤› düflüncesi yayg›nd›r. Kabilelerin yerleflik bulundu¤u bölgeye göre de¤ifliklik gösteren hayvanlar bu özdeflli¤in elemanlar› olurlar. Malezya’da kaplan, Kenya’da timsah, Karayipler’de bal›k... Hayvanlar da insanlar gibidirler; sabah ifle giderler akflam evlerine dönerler. Onlar›n da aileleri vard›r bakmakla yükümleri olduklar›. Klimanjero’da yaflayan fiaga’lar flöyle der; “hangi aç›dan bakarsan›z bak›n ar›lar insand›r.” Hayvan› kardefl görme, ayn› özden varoldu¤una inanma ve yo¤un duygusal ba¤ elbet-

70


te törensel iliflkiyi do¤uracakt›r. ‹nsanla hayvan›n alyn› oldu¤u düflüncesinde flafl›lacak bir biçime bürünmesinde, flafl›lacak bir yan yok. Bu de¤iflime özniteli¤ini veren özellikte bir de¤iflme olmad›¤› görülüyor. Hayvanlar insan› kendi dünyalar›na kabul etmekte ve insanlar›na sald›rmayacaklar›na dair söz vermektedirler. ‹nsanlar da bu yabani tehlikenin öç almas›ndan kurtulmaktad›rlar. Büyücünün yapt›¤› da bu süreci iflletir ve bahsetti¤imiz duygusal ba¤ güçlenir. fiakirpera ve Kimbiri ad›nda iki komflu ormana bal toplamaya giderler. fiakirpera dört, Kimbiri ise bir bal dolu a¤aç bulur. Kimbiri yak›nlar›na fiakirbera’dan daha flanss›z oldu¤unu yak›n›r. Akflam oldu¤unda fiakirpera bir aslan taraf›ndan parçalan›r ki bunun tan›klar› da vard›r. fiakirpera’n›n yak›nlar› cinayetin gerçek suçlusunu bulmak için Kimbanda (ka-

hin)’y› görmeye giderler. Kimbanda elindeki kemikleri yere atarak fiakirpera’y› k›skanç Kimbiri’nin öldürdü¤ünü söyler. fiakirbera’n›n çok bal toplamas›n› k›skanan Kimbiri, aslan k›l›¤›na girerek intikam alm›flt›r. Fakat Kimbiri bunu reddeder. Kral devreye girip suçlunun zehir içme s›nav›ndan geçmesini ister. Zavall› Kimbiri bunun üzerine suçlamalar› kabul eder ve sonras›nda öldürülür.27 Burada baflka bir biçime bürünebilmenin ne kadar ciddiye al›nd› ve sonucunun ne denli önemsenip etkin oldu¤u ve hayvan ile insan aras›ndaki ba¤›n güçlülü¤üne dikkat

çekicidir. Bu ve buna benzer hikâyeler oldukça çoktur. Say›s›z kaynakta, zaman›n iflgalci, sömürgeci askerlerin, misyonerlerin, seyyahlar›n, doktorlar›n ve araflt›rmac›lar›n gözlemleri yaz›l›d›r. Bize tuhaf gelen bu davran›fl biçimleri, ilkeller aç›s›ndan bir düzenin temellerini olufltururlar. Çünkü s›kl›kla belirtti¤imiz gibi insanla hayvan aras›ndaki ayr›m belirsizdir. Birinin ad› aslan, timsah, bal›k, ar› olur, di¤erinin ad› Kimbiri, fiakirpera, Kimbanda olur. Fakat bunlar bir tan›mlama de¤il sadece onlar› ay›rt etmeyi sa¤layan öze de¤il de biçime iflaret eden farklar› gösterir. ‹lkeller hiçbir süreçte do¤adan flüphe duymazlar. Bu yüzden de do¤aya karfl› z›tl›k içerecek bir aç›klamalar› yoktur. ‹lkellerde yaflam›n ortak olmas› tek tek her insan›n büyücülük yapmas›n› engelliyor. Bunu yapabilen en tecrübeli yafll› erkeklerden oluyor. Onun yapt›¤› bütün büyüler grubun tamam› ad›nad›r ve tamam›na etki eder. Ritüeller büyücünün önderli¤inde, yerine göre grubun tamam›n›n kat›ld›¤› etkinliklerdir. Ritüellere kat›lanlar›n tamam›na zihninde tan›mlama gibi net belirgin canland›rmalardan çok ilkel düflünüfl biçimine uygun canland›r›lm›fl flekiller vard›r. Ayr›ks›l›k içermeyen bu durum gayet do¤al alg›lanmakta. ‹lkel, bu ritüeller an›nda yaflad›¤› bu duygusal durumu aç›klamada zorlansa da bir özdeflli¤in sa¤land›¤›n›n aksine inanmaz. Biz kesin tan›mlamalara sahip kavramlarla düflünmeye al›flk›n›zd›r. Dolay›s›yla ilkelin zihinsel canland›rma sürecini anlamakta zorlan›r›z. Ama dedi¤imiz gibi bu onun için zaten detayl› bir aç›klamadan ziyade hissettikleriyle yetindi¤i bir durumdur. Kulland›klar› dilin fliirselli¤i, kulland›klar› eflyalar›n ifllevlerinden, ortaya ç›kard›klar› sanatsal ö¤elerden, anlamak için böyle bir zihne ulaflma-

71

Sanat Tarihi...

PART‹ZAN 65


Sanat Tarihi...

PART‹ZAN 65 m›z›n kolay olmad›¤›n› anl›yoruz. Belki de yapmam›z gereken en önemli fley, çocuklu¤umuzda kafam›zda baz› canland›rmalara neden olan, kurt adam, leylek, vb. hikâyelerini düflünmek, ilkelleri anlayabilmek için bütün ön yarg› ve kal›p düflünceleri -bilgiler; bir kenara b›rakmak ilkellerin düflünce yap›lar›ndaki becerisizlikte flafl›rt›c› bir yan yok, yanl›fll›k o zihinde bir kesinlik, belirginlik aranmas›ndad›r. ‹lkel insan›n d›fl dünyayla kurdu¤u iliflki biçiminde büyünün oynad›¤› güçlü rol, bilme ihtiyac›n› alt düzeylerde s›k›flt›r›r, böylece ilkelin ö¤renme amac› “spekülatif” merakla ba¤lar, sonuç hep gizemli ve kal›plaflm›fl yan›tlara ulafl›r. Yine de bir bilgi ç›kar ortaya ve geliflme hep vard›r. Aç›k seçik olmayan zihinsel canland›rmalar yani duygulan›mlarla flekillenen düflünsel sürecin beraberinde yo¤un çeliflkiler geliflimin h›z›n› keser. Toparlarsak imge ve gerçe¤i aras›nda kurulan ba¤a dair birkaç fley eklenmeli. Bir fleyin imgesi onun kiflili¤ini oluflturmaz. Ama imge o fleyi oluflturan parçad›r, imge elde edilirse o fleyle bir bütünleflme sa¤lanabilir. Ma¤ara resimleri, heykeller vs. bu maksatla yap›lm›flt›r. Bizim bildi¤imiz benzerlik iki fley aras›ndaki iliflki biçiminde di¤erinin özelli¤ini tafl›mas› anlam›na gelir. Örne¤in aynada ya da suda yans›yan aksimiz bizim kiflili¤imizi etkilemez. Ya da foto¤rafta görülen fleye “bu benim” dedi¤imizde bir özdeflleflmeden de¤il benzerlikten söz ediyorsunuzdur. Ama foto¤raf›n y›rt›lmas› ona zarar verilmesi ya da kötü davran›lmas› can›m›z› hayli s›kabilir. Yine de resmin bafl›na gelenler bizim de bafl›m›za gelecek diye düflünmeyiz. Çünkü onun gelece¤imize yön veremeyece¤ini biliriz. ‹mgemiz bizi en fazla duygusal aç›dan etkileyebilir. ‹mgenin, bizim yeniden üretilmifl görsel halimiz oldu¤unun bilincindeyiz. Fakat ayn› bilinci ilkellerde arayamay›z. Onun bak›fl› farkl›d›r. ‹mge as›l varl›¤›n yeniden üretilmesidir. ‹mge gerçe¤in kendisidir. ‹lkel insan imgeye yaklafl›rken biçimsel bir benzerlikmifl gibi yaklaflmaz. Ona imgenin asl›ym›fl gibi yaklafl›r. Do-

lay›s›yla bir varl›¤a yaklaflmakla, o varl›¤›n imgesine ulaflmak aras›nda bir fark görmez. ‹mgeye yönelik yap›lan her türlü davran›fl› asl›na yap›lm›fl gibi sayar. Elbette ilkel insan -ne kadar ilkel olursa olsun- bir fleyin gerçe¤iyle asl› aras›ndaki fark› bilir. Bunlar›n bir anlamda birbirinden ba¤›ms›z oldu¤unun fark›ndad›r. Bu iki fleyi birbirine kar›flt›rmaz. Fakat bu durum imgeyle gerçe¤ine ulaflma çabas›na girmesini engellemez. Çünkü ilkel insan nesnel deneye dayanarak ve denetleyerek yaflam sürdürmez. Tesadüflere inanmaz. Bu, binlerce defa yinelenen davran›fllar›ndan sonuç ç›karmad›¤› anlam›na gelmez. Alg›lama sürecindeki farkl›l›¤›n davran›fl›n› da farkl›laflt›rd›¤› anlafl›l›r. ‹mge ile gerçe¤inin aras›ndaki fark›n bilinmesi ilkel insan aç›s›ndan, bir önem tafl›maz. Bunu inkâr da etmez. Sadece görmezlikten gelir. Kullanmak istedi¤inde fark›n ortadan kalkaca¤›n› bilir. Asl›n›n da bundan etkilenece¤inden ad› gibi emindir. O durumda iki ayr› fley ifllev bak›m›ndan ayn› fley olur. Yani hem birbirinden ayr›, hem de tek varl›k olma hali.”28 ‹nsan›n özgürlü¤ü d›fl dünyaya karfl› olan mücadelesidir. ‹lkel insan›n yapt›¤› fley de bilincinde olmadan, ayn› fleydi. Üretti¤i her fley bu nedene ba¤l› olarak olufltu. Büyü de onun özgürlük yürüyüflündeki aldat›c›, çarp›k bir yan olarak varoldu. Büyü yard›m›yla kendisini daha fazla d›fl dünyan›n bir parças› haline sokarken “kendinin bilincine” varmaya da bafllad›. Bir yandan ekonomik faaliyet yürüyor, bunu yaparken bilinç gelifliyor, insan de¤ifliyordu. Bu durum, d›fl dünyayla insan aras›ndaki etkilefliminin do¤al zorunlu diyalektik sonucudur. ‹nsan daha tarihsel yolculu¤unun bafl›ndad›r, ilkeldir ve pek çok fleyi çok kere deneyimleyerek ö¤renmek zorundad›r. Bu ‘istekler’ onun toplumsal davran›fl biçimine denk düfler. Böylece Marx’›n deyifliyle ‘insan›n kendini duyuflu’ bafllar. ‹nsan›n kendini duyufluyla birlikte d›fl dünyadan uzaklaflma gerçekleflirken ayn› za-

72


manda da d›fl dünyaya yans›mas› gerçekleflir. ‹nsanlaflt›rmayla anlat›l›r bu durum. Bu, d›fl dünyayla geliflen ba¤›n›n nedenselli¤inin fark›na var›lacak olmas›yla ölçülür. Alet üretimi ve kullan›m› onun için çok önemli bir kap›y› aralar, bu anlamda; Alet üretimi ve kullan›m› bilince giden yolun anahtar›d›r. ‹lkel insan, henüz yo¤un duygulan›mlarla yön bulur, al›flkanl›klar›n a¤›r bast›¤› deneyimlemelerin sürekli ve sürekli tekrarland›¤› ve de her türlü yan›lsamaya aç›k bir toplumsal oluflum sürecindedir. Kendi toplumsal yasalar›na sahip oluflu do¤a yasalar›na karfl› bir duruflu (oradaki iliflkiyi) ifade eder k, bu da özne ile nesne aras›ndaki çeliflkinin hareketini ele verir. ‹nsan bilinciyle maddi üretimin boyutu aras›ndaki do¤rudan iliflki bu konuda bize fikir verir. ‹lkel insan›n içinde bulundu¤u böylesi zor bir süreci düflününce, d›fl dünyayla neden bu kadar etkin bir iliflki içerisinde oldu¤unu anl›yoruz. Bu iliflkiye mahkum görülen insan›n, yapt›¤› büyüsel ritüeller bu iliflkiyi özel k›l›yor ve büyü insan›n d›fl dünyaya yans›tt›¤› yan›n›n önemli bir tekni¤i oluyor. Bu tekni¤in aldat›c› oldu¤u ve ama uygulay›c›s›n› güçlü k›ld›¤›n› bir defa daha hat›rlatmak gerek. Büyünün insan› güçlü k›l›fl›n›n daha çok psikolojik bir durum oldu¤unu biliyoruz. (Tabi psikolojik olarak rahatlaman›n motivasyonu nas›l art›rd›¤›n› ve bu coflkulan›mla görülen iflten elde edilen verimin bariz artt›¤›n› da herkes bilir. Öte yandan, beyinde gerçekleflen zihinsel faaliyetler neticesinde vücuttaki bir tak›m kimyasal salg›lar›n harekete geçti¤ini ve bunun da yap›lan iflte önemle bir etken oldu¤unu biliyoruz.) ‹nsan sanki görüngüler dünyas›na hükmediyordur. Sanki görüngüler dünyas› insan›n emrindedir. (E¤er flafak vaktinden az önce dua ederseniz çok geçmeden günefl do¤acakt›r.) Durum bu olunca d›fl dünyay› alg›lay›fl, zihinsel sürece tabi tutufl, yine ayn› bilincin kal›b›nda flekillenir. Burada sonuçta belirleyici olan toplumsal bilinçtir. Yo¤un duygulan›mlarla gerçekleflen bu kolektif bi-

linç ise toplulu¤un her bireyi hissetti¤i duyguya s›k› s›k›ya ba¤l›d›r. Bu ba¤lam içinde, d›fl dünyan›n etkisini karfl›larken toplulu¤un bütününe neredeyse eflit yans›r bu karfl›lama. Bu hayat› daha kolaylaflt›r›r. Öne ç›kan hiçbir zaman birey olmaz. Dolay›s›yla her türlü faaliyet buna göre biçimlendirilir. D›fl dünyan›n yarataca¤› felaketler ya da ondan bulunulacak talepler için yap›lacak büyüsel ritüeller de buna uygun olarak toplumsal ifllev görür. Toplumsal iliflkiler maddi üretimin zorunlu sonucudur ve onun taraf›ndan belirlenir. Büyü de bir ekonomik toplumsal ifllev görür. Baflka bir anlamda ekonomik üretimle, büyüsel ritüellerde ifllenen vaatler elde edilir. Neticede büyü ekonomiden do¤mufl demeliyiz. Fakat büyünün yan›lt›c› yan›n› hat›rlat›yor ve öz olarak büyü ekonomiyle çeliflki halindedir diye de ekliyoruz. Yine de daha önce dedi¤imiz gibi büyü maddi üretime etki eder. Neticede büyü hiçbir zaman ekonomik üretimden kopuk olmaz, bilakis onun farkl› (çarp›k-yan›lt›c›) yan dal› olarak, farkl› bir teknik olarak vard›r. Fakat ilkel insan için oldukça etkin bir yöntem olarak kullan›lmas› büyünün bu yan›lt›c› yan›n› gölgeler. Yine de ilkel insan büyüyle maddi faaliyetleri birbirinden ay›rt etmese de hiçbir zaman bütün etkinli¤ine ra¤men büyüyü maddi üretimin yerine koymaz. Büyü hep bir yard›mc› teknik olarak varolur. Büyü üretimin baflar›lmas› ve bereketi için bir yard›mc› araçt›r. Büyü soyut olan›n insan taraf›ndan hissedilir hale gelmesidir. Sonuç olarak ilkel insan bütün davran›fl biçimleriyle kendisini hayvanlar dünyas›n›n bir parças› sayar gibidir. Avustralya, Polonya, Havai, Papua Yeni Gine, Kutuplar ve daha pek çok yerli halklarda hayvan yavrular›n›n emzirilmesi, hatta çocu¤unu öldürüp onun yerine köpek yavrusunu emziren yerli halklar›n varoldu¤unu, Kadim M›s›r’da pek çok hayvana tap›ld›¤›n› hatta mumyalar›n›n bulundu¤unu29 biliyoruz. Dolay›s›yla hayvanlar insanlar aç›-

73

Sanat Tarihi...

PART‹ZAN 65


Sanat Tarihi...

PART‹ZAN 65 s›ndan gizemli de¤il oldukça korkutucu bir hal ald›. Çünkü insan hayvanlar› t›pk› kendileri gibi sayarlard›. Ve avc› bir topluluk olman›n zorunlulu¤u olarak hayvanlar› öldürüp yemek zorundayd›lar. Bu durumda hayvanlar intikam alabilirlerdi. E. Fischer flöyle diyor. “insan avc› olunca, kan dolu bir uçurum aç›ld› insan ve hayvan evrenleri aras›nda; insan hayvanlar› hala atalar› ve yak›nlar› saymakla birlikte onlar› öldürmeye bafllam›flt›. Böylece hayat›n birli¤ini y›km›flt›. Öldürdü¤ü hayvan› yemekle, onu yaln›zca kendisinin bir parças›n› yapt›¤›n›, hayvan›n yaflayan insan organizmas›n›n bir parças› oldu¤unu ileri sürerek suçunu örtmeye ve kendisini kand›rmaya çal›fl›yorsa da belki atas› ve kardefli sayd›¤› hayvan›n kendisinin de öç alaca¤›ndan da korkuyordu.”30 Ama ilkel insan öldürmek zorundayd›. Bu cinayetin intikam›ndan korunmak içinde öldürdü¤ü hayvanla iliflkisini özel bir biçime soktu. Bunu sa¤layan resimler, heykeller, danslar, flark›lar oldu. Resim ve heykelle hayvan› ele geçirdi; bir fleyin benzerini (imgesini) ele geçirmek, o imgenin gerçe¤ini ele geçirmekti. Danslar›yla hayvan› taklit etti. Çünkü yans›lama, yans›t›lan fleyi kontrol etmekti. fiark›lar›yla hayvana yakar›flta bulundu. Çünkü hayvan› ikna edemezse, hayvan›n akrabalar› intikam için gelebilirlerdi. Bunlar›n hepsi apaç›k büyüdür. Böylesi bir iliflkiden do¤an büyü zamanla maddi üretimin her alan›na yay›ld›. Neye hitap edilmek istendiyse o fleyle bir özdeflleflme kuruldu. Böylece o fley üzerinde bir egemenlik sa¤land›. Büyücüler, imgelerin gerçe¤ine elverdi¤ince benzetilirken bizim anlad›¤›m›z tarzda bir estetik kayg› gütmezler, o sadece gördü¤ü fleyi yans›t›r, ötesine geçemez. Onun için bir resim yapmakla m›zrak yapmak aras›nda yararl›l›k bak›m›ndan bir fark yoktur. ‹kisi de pratik bir ihtiyaca yöneliktir. Burada öne ç›kan fley büyücünün, eserini yarat›rken, büyücünün kendi kiflisel yaklafl›m› de¤il toplulu¤un beklentilerini sorumluluk edinmesidir. Bu sorumlulu¤un yükseldi¤i temel maddi üretimdir.

YARARLANILAN KAYNAKLAR 1) Marx/ Toplum Kuram›/ Aktaran Orhan Hançerlio¤lu/ Felsefe Sözlü¤ü/ Syf:293 2) R. G. Klein- B. Edgar/ Uygarl›¤›n Do¤uflu/ Epsilon Yay›nc›l›k/ Syf: 7–8 3) Evrensel Gazetesi/ 7 Ekim 2005 4) F. Engels- Anti-Duhring/ Sol Yay›nlar›/ Syf: 294–295 5) Bkz. Marksizm-Leninizmin ‹lkeleri/ Yar Yay›nlar›/ Syf:49–50–51 6) Pavlov/ Akt. Age. / Syf: 51 7) Henry Jerison/ Akt. Uygarl›¤›n Do¤uflu/ Syf: 141 8) R. G. Klein- B. Edgar/ Uygarl›¤›n Do¤uflu/ Epsilon Yay›nlar›/ Syf: 211 9) Bkz: Marksizm ve Dil/ J. Stalin/ Evrensel Yay›nlar› 10) Marksizm-Leninizmin ‹lkeleri/ Yar Yay›nlar›/ Syf:54 11) F. Engels/ Ailenin-Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni/ Sol Yay›nlar›/ Syf: 243 12) Age./ Syf: 43 13) Leo Frobenaus/ Akt. Ernest F›scher/ Sanat›n Gereklili¤i/ Payel Yay›nlar›/ Syf: 154 14) Bkz: George Thomson/ Marksizm ve fiiir/ V Yay›nlar›/ Syf: 13 15) Christoper Caudwel/ Ölen Bir Kültür Üzerine ‹ncelemeler-2/ Metis Yay›nlar› 16) Zahir Güvenli/ Sanat Tarihi/ Varl›k Yay›nlar›/ Syf: 13 17) Age/ Syf: 15 18) Bkz. Leo Frobenaus/ Akt. Ernest Fischer/ Sanat›n Gereklili¤i/ Payel Yay›nlar›/ Syf: 155 19) Zahir Güvenli/ Sanat Tarihi/ Varl›k Yay›nlar›/ Syf: 19 20) Age./ Syf: 17 bkz 21) Ergun Candan/ Antik M›s›r S›rlar›/ S›n›r Ötesi Yay›nlar›/ Syf: 260 22) Ernest Fischer/ Sanat›n Gereklili¤i/ Payel Yay›nlar›/ Syf:154 23) Bkz. E. H. Gombrich/ Sanat›n Öyküsü/ Remzi Yay›nlar›/ Syf: 21 24) J. H. Hutton/ Leopard-men In The Noya hills/ Akt. ‹lkel ‹nsanda Ruh Anlay›fl›/ Do¤uBat› Yay›nlar›/ Syf: 191 25) Lucien Levy- Bruh/ ‹lkel ‹nsanda Ruh Anlay›fl›/ Do¤u-Bat› Yay›nlar›/ Syf: 191 26) Age/ Syf: 64 27) Age/ Syf: 47 28) Age 29) Ali Narç›n/ A’dan Z’ye M›s›r/ Ozan Yay›nc›l›k 30) Ernest Fischer/ Sanat›n Gereklili¤i/ Payel Yay›nlar›/ Syf: 157

74


90. y›l›nda Büyük Ekim Devrimi yolumuzu ayd›nlatmaya devam ediyor! -I-

Her fleyden önce Ekim, sosyalizm arac›yla eme¤i burjuva boyunduruktan kurtarman›n yoludur ve dahas› Ekim, kapitalizmin çeliflkilerini çözmenin fevkalade yöntemidir de. Marks’›n Kapital’deki ünlü sözleriyle, Ekim, mülksüzlefltirenlerin mülksüzlefltirilmesidir.

75


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65 Hiç kuflkusuz ki, birkaç ay ömürlü Paris Komünü deneyimini saymazsak, Ekim Devrimi insanl›¤›n kurtuluflu yolunda en büyük hamle, eme¤in egemenli¤i için atmosferin alt›ndaki en büyük, en köklü ve en ilk eylemdir. Ekim’le eme¤in kölelefltirilmesine dayal› kapitalizmin surlar›nda fena halde bir gedik aç›larak buz k›r›lm›fl, proletarya ve komflular›n›n muzaffer zaferi için yol gösterilmifltir. Ve Ekim, toplumsal geliflmenin frenleyici engellerinden toplumu kurtarman›n sihirli anahtar›n› bize vermifltir. Her fleyden önce Ekim, sosyalizm arac›yla eme¤i burjuva boyunduruktan kurtarman›n yoludur ve dahas› Ekim, kapitalizmin çeliflkilerini çözmenin fevkalade yöntemidir de. Marks’›n Kapital’deki ünlü sözleriyle, Ekim, mülksüzlefltirenlerin mülksüzlefltirilmesidir. Anlafl›l›r ki, bu devrimle üretim araçlar› burjuvazi ve büyük toprak sahiplerinin elinden çekip al›nm›fl ve insanl›k tarihinde ilk kez yeni bir devlet tipi, tarihte ad›na proletarya diktatörlü¤ü denilen üstün bir devlet tipi kurulmufl ve bu büyük hamleyle proleter devrimleri ça¤› aç›lm›flt›r. Dün oldu¤u gibi bugün de Ekim yolu, tüm canl›l›¤›yla acilliyettir ve Ekim referans noktas›d›r. Ekim’in genel, temel ve evrensel damarlara sahip referans noktalar› bugün de üzerinde yükselece¤imiz temeldir. Nedir bunlar? Birincisi, Komünist Parti Manifestosu’ndaki flu son paragraf Ekim ve sonras› devrimler deneyimiyle apaç›k tan›tlanm›fl bulunuyor. “Komünistler … hedeflerine ancak tüm mevcut toplumsal koflullar›n zorla y›k›lmas›yla ulafl›labilece¤ini aç›kça ilan ediyorlar.” Ekim ve onu izleyen tüm baflar›l› her devrim devrimci zor’un “gerici zor”u alt etme deneyiminin muhteflem bir baflar›s› olarak tarihte yerini ald›. Bu yöntem bugün de dayanabilece¤imiz ve asla vazgeçemeyece¤imiz temel ç›k›fl noktas›d›r; her devrimin temel koflulu bu ilkede ›srarl› olmas›d›r.

‹kincisi, devrimci bir geçifl dönemi olarak proletarya diktatörlü¤ünün Ekim’le teorik bir olgu olmaktan ç›k›p canl› yaflam›n kendisi haline dönüflmesidir. Ekim’le burjuva ve büyük toprak sahiplerinin egemenli¤ine tarihte ilk kez son verilerek bunun yerine ço¤unlu¤un egemenli¤ine dayal› devrimci s›n›f diktatörlü¤ü olarak az›nl›k üzerinde, burjuvazi ve yardakç›lar› üzerinde proletarya diktatörlü¤ü kurulmufl oluyordu. Tarihte ilk kez proletaryan›n iktidar› kuruldu Ekim’le. Üçüncüsü, Marks’›n proletaryan›n önderlik rolü teorisinin aç›k, anlafl›l›r tan›tlan›fl›d›r Ekim. Dördüncüsü, özel mülkiyete dayal› düzenlerin alt edilifl prati¤idir Ekim. Beflincisi, Ekim deneyi, sosyalizmin zaferidir. Ama nihai zaferi de¤il. Zira Ekim, iki yol, iki s›n›f, iki çizgi aras›ndaki mücadelede kimin kazanaca¤› sorusuna yan›t›n sonradan Mao’da çözüme kavufltu¤u deneyin ad›d›r. Alt›nc›s›, Ekim, insanl›¤›n kapitalizmden ve sömürücü iktidarlardan kopup s›n›fs›z ve sömürüsüz kulvara girifl kona¤›d›r. Yedincisi, Ekim, yaln›zca kapitalist-emperyalist sistem zincirinin bir halkada k›r›larak bu sistem ablukas› alt›nda sosyalist bir merkezin oluflmas› de¤ildir, o ayn› zamanda Stalin’in sözleriyle dünya devriminin ilk aflamas› ve onun sonraki geliflmesi için güçlü bir temeldir de. Sekizincisi, Ekim, yeni devrimler cephesi yaratarak sosyalist bat› ile kölelefltirilmifl do¤u aras›nda bir köprü olmufltur. Ve o, ulusal sorunun ufkunu geniflleterek bunu; “ulusal bask›ya karfl› özel bir sorun olmaktan ç›kararak ezilen halklar›, sömürge ve yar›-sömürgeleri emperyalizmden kurtarmak gibi bir mesele haline getirmifltir.” Böylece Ekim, kölelefltirilmifl do¤uyu, emperyalizme karfl› ortak mücadele eksenine çekmifltir. Dokuzuncusu, Ekim, köylülü¤ü proletaryan›n çevresinde toplama gücünün ifadesidir.

76


Dün oldu¤u gibi bugün de Ekim yolu, tüm canl›l›¤›yla acilliyettir ve Ekim referans noktas›d›r. Ekim’in genel, temel ve evrensel damarlara sahip referans noktalar› bugün de üzerinde yükselece¤imiz temeldir. Onuncusu, Ekim, proleter devrimleri dönemini bafllatmakla dünya çap›nda büyük bir ça¤› bafllatm›fl oldu. Biz, bu yaz›m›zda Ekim Devrimi’nin bu tarihsel derslerinin yan› s›ra, Ekim’e giden yolun nas›l çizildi¤ini, Bolfleviklerin nas›l bir politik taktikle Ekim’i zafere tafl›d›klar›n› da belli tarihsel kesitleriyle incelemeye çal›ca¤›z.

Rusya’da Sosyal Demokrat ‹flçi Partisi’nin kurulmas› savafl›m› Rusya di¤er ülkelere k›yasla kapitalist geliflme yoluna çok sonra girdi. Toprak serfli¤ine dayanan mülkiyet biçimi Rusya’n›n ekonomik biçimini belirliyordu. Rusya’da fabrika say›s› oldukça azd›. Geliflmeler Rusya’da belli de¤iflimlerin habercisi gibiydi. K›r›m Savafl›’ndan sonra yenilgiye u¤rayan Çar, toprak a¤alar›na karfl› ayaklanan köylülerin önünü

kesmek için 1861 y›l›nda toprak köleli¤ini ortadan kald›rd›. Toprak köleli¤inin ortadan kald›r›lmas› köylülere bir refah getirmedi. Toprak a¤alar› köylüleri ezmeye devam etti. De¤iflen tek fley köylülerin serbest olmas›yd›. Çarl›k Rusya’s› “bir uluslar hapishanesiydi”. Çarl›k dönemi boyunca Rus olmayan milliyetler sürekli bir bask› ve afla¤›lanmayla eziliyorlard›. Milliyetler aras›nda düflmanl›k tohumlar› ekme ve Rusya’da yaflayan milliyetleri birbirine k›rd›rma, Çar’›n sürekli baflvurdu¤u bir politikayd›. Rusya’da toprak köleli¤inin kald›r›lmas›ndan sonra sanayi alan›nda h›zl› bir ilerleme kaydedildi. 1865’ten 1890 y›l›na kadar fabrika ve demiryollar›nda iflçi say›s› bir milyonun üzerine ç›kt›. Sanayide görülen bu h›zl› yükselmenin arkas›ndaki esas olgulardan biri de demir yollar› yap›m›yd›. Birçok ülkede oldu¤u gibi, Rusya’da da devrim öncesi sana-

77

Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65 yinin yükselmesiyle birlikte, iflçi s›n›f›na indirilen büyük darbelerle iflsizlik büyük oranda artmaya bafllad›. 1903 y›l›nda Lenin, “Rusya’da yoksul köylüler” adl› broflüründe 10 milyon köylüden 3.5 milyonunun yoksul köylüler oldu¤unu tespit ediyordu. Buna karfl›n 10 milyon köylü içinde 1.5 milyon zengin köylünün oldu¤u, bunlar›n yoksul köylüleri sömürerek zenginlefltiklerini ve zamanla tar›m kapitalistleri haline geldiklerini söylüyordu. Rusya’da 1870-1880 ve 1890 y›llar› aras›nda iflçi s›n›f› içinde bir uyanman›n ve kapitalistlere karfl› mücadelelerin bafllam›fl oldu¤unu görüyoruz. Bu tarihlerde çal›flma saatleri 14 saatin alt›nda de¤ildi. Ve buna karfl›n iflçiler ayda ancak 7-8 Ruble maafl al›yorlard›. Sa¤l›k sigortas› yoktu. Sa¤l›k hizmetleri özel olarak karfl›lan›yordu. ‹flçiler aras›ndaki uyan›fl, onlar› birçok eylemde buluflturuyordu. Fabrika sahiplerine karfl› ortak taleplerde bulunuyor, karfl›lanmayan taleplere karfl›n grevler yap›yorlard›. 1875 y›l›nda Petersburg’ta Rusya ‹flçileri Kuzey Sendikas› kuruldu. Sendikan›n program› Bat›’daki sosyal demokrat iflçi partilerinin program›na benziyordu. Sendika son derece adaletsiz olan düzeni y›kmay› hedef olarak koyuyordu.

Rusya’da Marksist gruplar ortaya ç›kmadan önce çal›flmalar›, Marksizm’in düflman› Narodnikler yürütüyordu. Rusya’da ilk Marksist grup 1883 y›l›nda Plehanov’un Cenevre’de kurdu¤u “Eme¤in Kurtuluflu” grubudur. Bu grup Marksizm’in Rusya’ya yay›lmas›nda büyük emek harcad›. Narodniklerin yanl›fl görüfllerinin elefltirisini yapan da ilk olarak Plehanov oldu. Narodnikler, kapitalizmin Rusya’da tesadüfi bir fley oldu¤unu ve dolay›s›yla iflçi s›n›f›n›n Rusya’da geliflmeyece¤ini, köylülerin ve ayd›nlar›n yönetece¤i bir “‘sosyalizm” öngörüyorlard›. Plehanov’un yap›tlar› ve Narodniklere karfl› savafl›m› ayd›nlar üzerinde büyük bir etki b›raksa da, bu ak›m›n düflünce olarak tamamen sona erdirilmesi görevini Lenin yerine getirdi. 1893 y›l›nda Petersburg’a gelen Lenin, burada verdi¤i konferanslarla Marksistler üzerinde büyük etki b›rakt›. Marksizm üzerine olan derin bilgisi, Rusya hakk›ndaki çözümlemeleri herkeste bir hayranl›k uyand›r›yordu. Lenin, 1895 y›l›nda Petersburg’ta say›s› yirmiyi geçmeyen Marksist iflçi derneklerini bir çat› alt›nda “‹flçi S›n›f›n›n Kurtuluflu Savafl›m Birli¤i”nde biraraya getirerek devrimci Marksist partinin kurulufluna giden yolda ilk ad›m› atm›fl oldu. Lenin iflçi s›n›f›yla genifl bir ba¤ kurmay› “Savafl›m Birli¤i”nin önüne bir görev olarak koydu. Bu ad›m 1898 y›l›nda, birkaç “Savafl›m Birli¤i” -Pertersburg, Moskova, Kiev, ‹katerinoslav Savafl›m Birlikleri- ile Bund, tek bir sosyal-demokrat partisinde birleflmek üzere ilk at›l›m› yapt›lar ve bu amaçla 1898 Mart’›nda, Minsk kentinde Rusya Sosyal Demokrat ‹flçi Partisi’nin I. Kongresini gerçeklefltirdiler. Lenin o s›rada sürgünde oldu¤undan kongreye kat›-

78


lamad›. Kongre ad›na yay›mlanan manifesto birçok yönüyle eksikti. Bu manifesto proletaryan›n politik egemenli¤inden ve proletaryan›n dostlar›ndan söz etmiyordu. Tüm bunlar›n yerli yerine oturmas›, Rusya Sosyal Demokrat ‹flçi Partisi’nin di¤er Marksist gruplar› da içine almas› ve teorik düzlemde yolunu bulmas› iflini Lenin yerine getirdi. 1901-1904 y›llar› aras›nda iflçi s›n›f› hareketi, devrimci hareketin de yükselmesini birlikte getirdi. Rusya’da artan sosyal demokrat örgütlerle birlikte siyasal tart›flmalar ve yol aray›fllar› da art›yordu. Bu dönemde ortaya ç›kan ekonomistlere karfl› Lenin çetin bir savafl›m veriyordu. Bu savafl›mda “Iskra” gazetesi önemli bir rol oynuyordu. Bu dönemin en belirgin özelli¤i, amatör ve da¤›n›k çal›flman›n sona erdirilmesi oldu. Da¤›n›k gruplar bir birine ba¤land›. 1903’te Rusya Sosyal Demokrat ‹flçi Partisi’nin II. Kongresinde partinin program› ve tüzü¤ü kabul edildi. ‹kinci kongrede verilen politik mücadelede Rusya Sosyal Demokrat ‹flçi Partisi içinde iki grup ortaya ç›kt›. Bolflevik Grubu ve Menflevik Grubu. Kongre sonras› Bolflevikler ve Menflevikler aras›nda bafll›ca tart›flma örgüt sorunu üzerine oldu. Menflevikler parti içinde ekonomistlerin yerini ald›lar. Menflevikler, Leninist tipte bir parti anlay›fl›n›n karfl›s›na geçtiler. Bolflevik parti, kuruluflundan itibaren parti içinde iki çizgi mücadelesini yo¤un olarak yaflad›. Bu mücadele devrim sonras›nda tüm yo¤unlu¤uyla devam etti. Stalin Ekim Devrimi’ni de¤erlendirdi¤i bir makalesinde flunlar› vurguluyordu; “Siyasal ve ideolojik yönetim sorunu… Bu demek midir ki, mücadele sona ermifltir ve sosyalizmin daha sonraki sald›r›s› gereksiz bir fley diye yüzüstü b›rak›lmal›d›r? Hiç de de¤il? Bu demek midir ki, parti, içinde her fley yolundad›r, partide art›k hiçbir sapman›n

ortaya ç›kt›¤› görülmeyecektir, öyleyse, flimdi art›k baflar› çelenklerimizin gölgesinde rahat yatabiliriz. Hiç de de¤il. Partinin düflmanlar›, her renkten oportünistler, her türlü milliyetçi sapman›n k›flk›rt›c›lar› yenilgiye u¤rat›ld›. Ama onlar›n ideolojilerinin kal›nt›lar›, baz› parti üyelerinin kafalar›nda hala duruyor ve s›k s›k da ortaya ç›k›yorlar. Partiyi kendisini kuflatan insanlardan ayr›, ilgisiz bir fley gibi düflünmemelidir. Parti, bu kendisini kuflatan çevre içinde yaflar ve davran›flta bulunur. Konunun bir özeti ve ana fikri olarak flunu rahatl›kla belirtebilirim ki, Sovyet Devrimi (ve Bolflevik Partisi’nin) tarihi; üç devrimin tarihidir; 1905 Burjuva Demokratik Devrimi’nin, 1917 fiubat Burjuva Demokratik Devrimi’nin ve 1917 Büyük Ekim Sosyalist Devrimi’nin tarihidir.” Bu üç devrim tarihini incelemekle ayn› zamanda Ekim Devrimi’ni anlama ve ders ç›kartma konusunda da belli bir bilgiye eriflmifl olaca¤›z.

Rusya’n›n baz› tarihsel kesitleri, Rus-Japon savafl› ve 1905 Ekim Devrimi’ne giden yol… Çarl›k, Uzakdo¤u istilas›nda baflka bir y›rt›c› emperyalist güçle karfl› karfl›ya geldi. Bu yeni geliflmekte olan Japon emperyalist gücüydü. Japonya daha önce Çin’den birçok taviz koparan Çarl›¤› bu k›tada saf d›fl› b›rakmak istiyordu. Bir yandan Çar, bir yandan Japonya Kora’y› ve Mançurya’y› ele geçirmek istiyordu. ‹ngiltere el alt›ndan Japonya’y› destekliyordu. Rus Japon savafl› bafllamak üzereydi. Rusya savafl ilan etmeden Japonya Rusya’ya savafl ilan ederek Ocak 1904’te Rusya’n›n Port Arthur Liman›’ndaki Arthur Kalesi’ne ans›z›n sald›rd› ve burada bulunan Rus donanmas› a¤›r kay›plar verdi.

79

Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65 Çar, bu savafltan karl› ç›kaca¤›n› ve daha güçlenece¤ini hesaplamas›na ra¤men tersine oldukça zararl› ç›kt›. Ve üç yüz bin kiflilik çarl›k ordusu 120 bin kiflilik bir kay›p vererek Japonya’yla bar›fl antlaflmas› imzalad›. Buna karfl›l›k Çar da, Port Arthur, Kora ve Sahalin Adas›’n›n yar›s›n› Japonlara b›rakt›. Bolfleviklerle Menfleviklerin bu savafl karfl›s›nda tav›rlar› farkl›yd›. Troçki de içinde olmak kayd›yla Menflevikler, Çar’›n, toprak a¤alar›n›n ve kapitalistlerin “Anavatan Savunmas›” durumuna düfltüler. Bunun tam tersi Bolflevikler Çar’›n yenilmesinden yana tav›r tak›nd›lar ve bunun Çar’› zay›flataca¤›ndan hareket ettiler. Çar ordular›n›n yenilgisi halk y›¤›nlar›n›n gözünde Çar’a karfl› büyük hoflnutsuzluklar› iyice art›rd›. Bir devrim için nedenler oldukça çoktu. Aral›k 1904’te Bakü’de Bolfleviklerin önderli¤inde büyük bir grev oldu. Ve petrol iflçileriyle patronlar aras›nda imzalanan bu görüflmeyle iflçiler büyük bir zafer kazand›lar. “Bakü grevi, tüm Rusya’da Ocak ve fiubat aylar›ndaki flanl› hareketlerin bafllang›c› oldu.” Bu grev, Büyük Devrim öngününde boradan önce parlayan bir flimflek gibi çakt›. 3 Ocak 1095’te Peterburg’un en büyük fabrikalar›ndan Kirov fabrikas›nda grev bafllad›. Grev öncesi burada Ajan Papaz Gapon taraf›ndan kurulan “Rus Fabrika ‹flçileri Derne¤i”nin toplant›s›nda Papaz Gapon korkunç bir planla iflçilerin Çar’a bir dilekçeyle baflvurmas›n› önerdi. ‹flçiler bunu kabul ettiler ve 9 Ocak günü 140 bin iflçinin kat›ld›¤› sessiz bir yürüyüflle Çar’›n saray›na do¤ru yürüyüfle geçtiler. Çar derhal sald›r›lmas› emrini verdi. Binden fazla iflçi ölürken, iki bin iflçi de yaraland›. Çar’›n bu kanl› sald›r›s› çok geçmeden ülke sath›na yay›ld› ve 440 bin iflçi greve gitti. Rusya’da devrim bafllam›flt›. Grevler iflçi y›¤›nlar›n›n daha yo¤un oldu¤u Bakü, Varflova, Riga, Moskova ve Peter-

burg’ta daha sa¤lam ve örgütlü idi. Grevler, ekonomik grevden politik greve dönüfltü. 1 May›s gösterilerinde iflçiler Çar askerleriyle silahl› çat›flmalara girerek ilerliyorlard›. ‹flçilerden sonra köylüler de ayakland›. Köylüler, büyük kitleler halinde toprak a¤alar›n›n çiftliklerine sald›r›yor, yak›yor, toprak a¤alar›n›n ellerindeki topraklar›n köylülere verilmesini istiyorlard›. Sosyal Demokratlar köylerde daha etkin olmaya bafllad›lar. Haziran 1905’te Karadeniz’de bulunan Potemkin Z›rhl›s›’nda ayaklanma oldu. Lenin bu ayaklanmaya büyük önem veriyordu. Lenin Bolfleviklerin bu ayaklanmay› yönetmelerini, iflçilerin köylülerin ve yerel garnizonlar›n hareketlerine ba¤lanmalar›n› zorunlu görüyordu. Potemkin Z›rhl›s›’nda birkaç gün k›z›l bayrak dalgaland›. Ne var ki, 1917’de oldu¤u gibi bu hareketin bafl›nda da Bolflevikler yoktu. Menflevikler ve Sosyalist Devrimci ve Anarflistler vard›. Potemkin Z›rhl›s› d›flar›dan yard›m alamay›nca Romanya Liman›’na yanaflarak Romanya hükümetine teslim oldu. Bu ayaklanmaya kat›lan denizciler Çar taraf›ndan yarg›land›, birço¤u idam edildi, geri kalanlar ise a¤›r cezalara çarpt›r›ld›lar. ‹flçilerin, köylülerin ve Potemkin Z›rhl›s›’n›n ayaklanmas›, Rusya’da halk›n silahl› bir ayaklanma için flartlar›n olgunlaflt›¤›n› gösteriyordu. Tüm geliflmeler, liberal burjuvaziyi ciddi bir flekilde harekete geçirmek zorunda b›rakt›. Liberal burjuvazi Çar’› devrimle korkutuyor ve halka belli tavizler vermeye zorluyordu. Topak a¤alar›n›n bir k›sm› “topraklar›m›z›n bir k›sm›n› köylülere verelim, yoksa kalelerimizden oluruz” diyordu. Çarl›k hükümeti, iflçileri ve köylüleri hunharca ezmeye devam ediyordu. Buna ra¤men fliddetin çare olmad›¤›n› biliyordu. Bunun için politik manevralara baflvurdu. Bir yandan Rusya’daki çeflitli milliyetlerden halklar› birbirine karfl› k›flk›rt›yor, Yahudi katli-

80


am› düzenliyor, Tatarlar› birbirine k›rd›r›yordu. Öte yandan da, bir Zemski Sobar (Zemski Sobar; Rusya’da 16. ve 17. yüzy›llarda hükümete dan›flmanl›k eden sosyal zümre temsilcileri meclisi) ya da Devlet Duma’s› biçiminde bir temsilciler meclisi toplamay› vaat etti ve bakanlardan Bulingin’i yasa ç›kartma hakk› verilmemek kofluluyla böyle bir meclisin plan›n› haz›rlamakla görevlendirdi. Bolflevikler Buligin Dumas›’n› bofla ç›kartmak için seçimi boykot etiler. Menflevikler, tam tersi Duma’n›n toplanmas›n›n bofla ç›kart›lmamas› için Duma’ya kat›lmay› zorunlu gördüler. Sosyal Demokrat Parti’nin yeni taktikler saptamas› gerekiyordu. Yükselen devrim hareketi bunu emrediyordu. Silahl› ayaklanmay› haz›rlamak, Çarl›k hükümetini devirmek, geçici bir hükümet kurmak ve Bolflevikler olarak bu hükümete kat›lmak vb. proletaryan›n önündeki zorunlu görevler olarak duruyordu. Menfleviklerin taktik ayr›l›klar› giderek netleflmifl ve Sosyal Demokrat Parti ikiye bölünmüfltü, gerçi bu bölünme resmileflme-

miflti. Tüm bunlar›n giderilmesi için III. Parti Kongresinin bir an önce toplanmas› gerekiyordu. Ama Menflevikler kongreye yanaflm›yorlard›. Bolflevikler III. Parti Kongresini toplama görevini üzerlerine ald›lar. Tüm Bolflevik ve Menflevik parti örgütleri kongreye ça¤r›ld›. 1905 y›l› Nisan’›nda Londra’da Rusya Sosyal Demokrat ‹flçi Partisi’nin III. Kongresi topland›. Kongreye 20 Bolflevik komiteden, 24 delege kat›ld›. Menflevikler Kongreye gelmedi¤i için Kongre Menflevikleri partiden kopmufl bir kesim olarak tan›mlad›. Menflevikler de ayn› tarihte Cenevre’de topland›lar, az›nl›k olduklar› için toplant›lar›na Kongre yerine Konferans dediler. Lenin “iki ayr› kongre, iki ayr› partidir” tespiti yapt›. III. Parti Kongresinin taktik çizgisi olarak Lenin flunlar›n alt›n› çiziyordu; “‹lerlemekte olan devrimin burjuva-demokratik niteli¤ine ve bu devrimin, içinde yaflan›lan flu anda kapitalizmin çerçevesi içinde mümkün olan›n ötesine geçemeyece¤i gerçe¤ine karfl›n, kongre, devrimin tam zaferinden en baflta proletaryaya, kendisini örgütlemeye, politik bak›m›ndan yükselmeye, emekçi halk y›-

81

Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65 ¤›nlar›na öncülük etmede deneyimce zenginleflmeye ve burjuva devriminden sosyalist devrime geçmeye olanak verece¤i düflüncesindeydi. Menflevik Konferans›’n›n taktik çizgisi ise devrim, mademki burjuva devrimiydi, o halde devrimin öncüsü ancak liberal burjuvazi olabilirdi.” Kongreden iki ay sonra Lenin Sosyal Demokrasinin ‹ki Takti¤i adl› eserinde Menfleviklerin köklü bir elefltirisini yapt›. Bu elefltiriler sadece Rus Menfleviklerini hedef alm›yor, ayn› zamanda uluslararas› oportünizmi de hedef al›yordu. Lenin’in bu eserinde gelifltirdi¤i esas taktik ise, proletaryan›n Rusya’da Burjuva Demokratik Devrim’in öncüsü ve yöneticisi olabilece¤i ve olmas› gerekti¤idir. Lenin bu devrimin burjuva niteli¤ini kabul ediyordu; çünkü kendisinin de gösterdi¤i gibi, bu devrim “s›rf demokratik bir devrimin s›n›rlar›n› do¤rudan geçme yetene¤inden yoksundu” ama, Lenin, bu devrimi, yukar›dan gelme bir devrim de¤il, halk›n tümünü, tüm iflçi s›n›f› ve tüm köylüyü harekete geçiren bir halk devrimi say›yordu. Bu yüzden Lenin, bu devrimin proletarya için önemini küçümsemeye, devrimde proletaryan›n rolünü afla¤›lamaya ve proletaryay› bu devrimden uzak tutmaya yeltenen Menfleviklerin giriflimlerini, proletaryan›n ç›karlar›na ihanet say›yordu. Ve devamla; “Devrimin çarl›¤a karfl› kesin zaferi demek, proletaryan›n ve köylülü¤ün devrimci demokratik diktatörlü¤ü demektir…. Ve, bu yolda bir zafer, özellikle bir diktatörlük olacakt›r; çünkü böyle bir zafer yasal yoldan ‘bar›flç›l yoldan’ kurulmufl flu ya da bu kurumlara de¤il, ister istemez silah gücüne, silaha sar›lan y›¤›nlar›n ayaklanmas›na dayanacakt›r. Bu, ancak bir diktatörlük olabilir. Çünkü proletarya ve köylülük için, kaç›n›lmaz olarak hemen yap›lmas› gerekli de¤iflikliklerin gerçeklefltirilmesi, toprak a¤alar›na, büyük burjuvaziye ve

Çarl›¤a var güçleriyle direnmeye yöneltecektir. Diktatörlük olmadan bu direnifli k›rmak, karfl›-devrimci baflkald›r›lar› ezmek olanaks›zd›r. Ama bu, elbette ki, sosyalist diktatörlük de¤il, bir demokratik diktatörlük olacakt›r. Bu diktatörlük (devrimci geliflmede bir dizi aflamalar geçirmeden) kapitalizmin esaslar›na dokunmayacakt›r. Bu diktatörlük, olsa olsa, toprak mülkiyetinin köylünün ç›karlar›na olarak bafltan bafla yeniden da¤›t›lmas›n›, bir cumhuriyetin kurulmas› içinde, tam ve sona erdirici bir demokrasiyi, yaln›z köy yaflam›ndan de¤il, fabrika yaflam›ndan da Asya köleli¤inin bütün ezici yönlerinin kökünden sökülüp at›lmas›n›, iflçilerin durumlar›nda ciddi bir iyileflmeye, yaflama düzeylerini yükseltmeye do¤ru ad›mlar›n at›lmas›n› ve sonuncu olarak- s›ra bak›m›ndan sonuncu, ama önem bak›m›ndan sonuncu olamayan- devrim yang›n›n›n Avrupa’ya yay›lmas›n› gerçeklefltirebilir. Böyle bir zafer, henüz burjuva devrimimizi sosyalist devrime asla dönüfltüremez. Demokratik devrim, burjuva sosyal-ekonomik iliflkilerin çerçevesini do¤rudan aflmaz; ama gene de böyle bir zaferin gerek Rusya’n›n gerek tüm dünyan›n ileriki geliflmesi için önemi ölçülemez derecede büyüktür” tespitinde buluyordu. Bu tespitin ne kadar do¤ru ve isabetli oldu¤u 1905 Devrimi sonras›nda ortaya ç›kt›. 1905 y›l›n›n sonlar›na do¤ru özellikle de Ekim ve Kas›m aylar›nda iflçilerin grevleri giderek yükseliyordu. Bu y›¤›nlar›n yaklaflan devrime karfl› gösterdikleri ilginin de bir ifadesi olarak büyük bir önem tafl›yordu. Sadece iflçilerin de¤il, köylülerin de toprak a¤alar›na karfl› direniflleri giderek art›yordu. 1905 Devrimi’nin silahl› bir ayaklanmaya evirilmesi an meselesiydi. Bolflevikler gördükleri bu durum karfl›s›nda iflçileri ve köylüleri Çar’a karfl› silahl› bir ayaklanmaya ça¤›r›yorlard›. Ve bunun kaç›n›lmaz oldu¤unun

82


propagandas›n› yap›yorlard›. Askerler aras›nda da devrimci çal›flmalar yap›l›yordu. Ordu içinde Parti’nin askeri birimleri kuruldu. Büyük kentlerde iflçilerden silahl› direnifl komiteleri kuruldu. Sadece içerden de¤il, Rusya d›fl›ndan da temin edilen silahlar gizlice ülkeye sokuluyor ve bu silahlar iflçiler aras›nda da¤›t›l›yordu. 1905 Aral›k ay›nda Finlandiya’n›n Temmerfors kentinde Bolflevikler bir konferans örgütlediler. Her ne kadar Bolflevikler ve Menflevikler bir partinin içinde görünüyorduysalar da, esas›nda iki ayr› merkezi olan iki parti gibiydiler. Bu konferans›n iki önemli karar›n› belirtmek gerekir, bunlardan birincisi, partinin birli¤inin yeniden sa¤lanmas›, ikincisi de, Vitte Duma’s›n› boykot etme karar›d›r. Konferans›n oldu¤u günlerde Moskova’da silahl› ayaklanma bafllamak üzeredir. Konferans’ta, Konferans’›n bir an önce bitirilmesine ve delegelerin ayaklanmaya kat›lmas› için bölgelerine gitmelerine karar verildi. Çar, yaklaflan tehlikenin fark›ndayd› ve büyük bir sald›r›ya geçmek için haz›rlan›yordu. Yeni takvimle, 20 Aral›k günü Moskova’da grevler bafllad›. Bu sefer grevler politik grevler olarak ilerliyordu. Moskova’n›n birçok yerinde barikatlar kuruldu. Ancak bu grevler, ülkenin di¤er yerlerinden fazla destek görmüyordu. Çarl›k çok geçmeden iflçilerin üzerine birkaç misli fazla asker gönderdi. Binlerce iflçi 9 gün boyunca kahramanca çarp›flt›lar. Çar bu durum karfl›s›nda direnifli ancak Petersburg, Tever ve di¤er flehirlerden yeni takviyeler getirerek bast›rabildi. Bolfleviklerin Moskova Komitesi tutukland›. Silahl› ayaklanma birbiriyle ba¤lant›s› olmayan flekilde ülkenin di¤er yerlerinde de bafl gösterdi. Bir merkezden yönetilmeyen direnifl, daha çok savunma durumunda kald›. Lenin’in de sonradan belirtti¤i gibi, bu durum baflar›s›z Moskova Ayaklanmas›’n›n as›l kay-

na¤› ve ayaklanman›n u¤rad›¤› yenilginin temel nedenlerinden biriydi. Ayaklanmadan sonra Menflevik Plehanov, “silaha sar›lmamal›yd›lar” diye Partiyi elefltirmeye bafllad›. Ayaklanman›n gereksiz ve zararl› bir fley oldu¤u, bar›flç›l bir flekilde de kazan›labilece¤i düflüncesindeydiler. Buna karfl› Lenin flunlar› söylüyordu tam tersine; “Silaha daha kararl›, daha enerjik ve daha keskin bir sald›r› at›l›m›yla sar›lmal›yd›k; y›¤›nlara öyle yaln›z kavgas›z bar›flç› yoldan grevlerle yönetilemeyece¤ini ve amans›z silahl› savafl›mlar›n kaç›n›lmaz oldu¤unu anlatmal›yd›k.” Aral›k 1905 Ayaklanmas›’yla devrim en yüksek doru¤una ulaflt›. Aral›k’ta Çarl›k, devrimi yenilgiye u¤ratt›. Çar bu yenilgiden alabildi¤ince yararland›, Polonya, Estonya, Transkafkasya ve Sibirya’da tam bir katliam gerçeklefltirdi. Ve Rusya’da Stalin’in deyimiyle gericilik y›llar› bafllad›, 1905’ten sonra birçok çevre devrim fikrinden vazgeçti, Ve böylece Birinci Rus Devrimi yenilgiyle sonuçland›. Bolflevikler bu yenilginin nedenlerini flöyle tespit ettiler; 1-Devrimde, Çarl›¤a karfl›, henüz sa¤lam bir iflçi-köylü ba¤laflmas› yoktu. Köylüler, toprak a¤alar›na karfl› savafl›ma geçtiler ve toprak a¤alar›na karfl› iflçi s›n›f›yla ba¤laflmaya yanaflmad›lar. Ama, köylüler, Çar› devirmedikçe toprak a¤alar›n› devirmenin olanaks›zl›¤›n› henüz anlayabilmifl de¤illerdi. Çar›n toprak a¤alar›yla birlikte hareket etti¤ini kavrayabilmifl de¤illerdi.(….) 2- (….) Çarl›k ordusunun tek tek birliklerinde kargaflal›klar ve ayaklanmalar ç›kt›. Ama, askerler iflçi grevlerini ve iflçi ayaklanmalar›n› bast›rmakta Çara yard›m ettiler. 3- ‹flçiler de hareketlerinde yeterince dayan›flma göstermediler. ‹flçi s›n›f›n›n öncü müfrezeleri 1905 y›l›nda kahramanca bir devrim savafl›m› verdi. Daha az bilinçli taba-

83

Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65 kalar -sanayileflme yönünden geri illerin iflçileri, köylerdeki iflçiler -daha a¤›rdan ald›lar. Bunlar devrim savafl›m›na özellikle 1906 y›l›nda daha güçlü bir biçimde kat›ld›lar. Ama o zamana dek iflçi s›n›f›n›n öncüleri büyük ölçüde zay›flam›fl bulunuyordu. 4- ‹flçi s›n›f› devrimin öncüsü ve temel gücüydü; ama, iflçi s›n›f›n›n partisinde, saflar aras›ndaki yeterince birlik ve dayan›flma yoktu. Rusya Sosyal Demokrat ‹flçi Partisi –iflçi s›n›f›n›n partisi- iki parçaya, Bolflevik ve Menflevik gruplar›na ayr›lm›flt›. (…) 5- Çarl›k istibdad›n›n 1905 Devrimi’ni bast›rmas›na Bat› Avrupa emperyalistleri yard›m ettiler. Yabanc› kapitalistler, Rusya’daki sermaye yat›r›mlar›n›n ve sa¤lad›klar› muazzam kârlar›n elden gitmesinden korkuyorlard›. (….) 6- Japonya’yla 1905 Eylül’ünde imzalanan bar›fl, Çar›n çok ifline yarad›. Savafl alanlar›ndaki yenilgi üstüne yenilgi ve devrimin heybetle yükselifli, Çar› bir an önce bar›fl imzalamak zorunda b›rakm›flt›. Savafl›n kaybedilmesi Çarl›¤› zay›f düflürmüfltü. Bar›fl, Çar›n durumunu güçlendirdi. Çarl›k sadece fliddet kullanmakla kalm›yor, devrime yeni bir darbe de “Yasama Dumas›” kurarak vurmak istiyordu. Böyle bir Duma toplamakla Çarl›k hükümeti köylülere devrimden yüz çevirtmek istiyordu. Çar, bu Duma’yla seçimlere gidilece¤ini ve köylü-

lerin topra¤a kavuflaca¤›n› ileri sürüyordu. Bunlar tam bir aldatmacayd›. Seçimler demokratik de¤ildi, zira 2 milyon iflçi ve kad›n oy hakk›ndan yoksundu. Anayasac› Demokratlar, Menflevikler ve sosyalist-devrimciler, halk›n gereksim duydu¤u düzenin ayaklanma olmadan da gerçekleflebilece¤ini ileri sürerek, iflçileri ve köylüleri aldatt›lar. Ve Bolflevikler, Tamersfors Konferans›’nda kabul edilen karar› hayata geçirerek Duma’y› boykot ettiler. Ayn› konferansta al›nan birlik karar›n›n iflçiler taraf›ndan iyice benimsenmesi üzerine Bolflevikler bunu da hayata geçirdiler. Rusya Sosyal Demokrat ‹flçi Partisi’nin Birlik Kongresi olarak da bilinen IV. Kongresi 1906 y›l›nda Stockholm’de (‹sveç) topland›. Bolflevikler, bu kongreye Aral›k yenilgisinden dolay› kaybettikleri güçlerinden dolay› istedikleri düzeyde kongreye kat›lamad›lar. Menflevikler ise devrimcilikle iliflkisi olamayan birçok çevreyi saflar›na alm›fllard›. Bu geliflme Stockholm Kongresi’nde ço¤unlu¤un Menfleviklerde kalmas›na neden oldu. Ve dolay›s›yla birçok sorunda al›nan kararlar da Menflevik nitelikte oldu. Bu kongrede birlik sadece ka¤›t üzerinde kald›, Bolflevikler de Menflevikler de kendi kararlar›na göre hare-

84


ket ettiler. Kongrede Menflevikler Devlet Duma’s›n› göklere ç›kard›lar. Menflevik Martinov, devrimde proletaryan›n hegemonyas›na aç›ktan karfl› ç›kt›. Stalin “ya proletaryan›n hegemonyas›, ya demokratik burjuvazinin hegemonyas›. ‹flte parti içindeki sorun budur, aram›zdaki anlaflmazl›¤›n nedeni budur” diyordu. Bu kongrede 3 Bolflevik, 6 Menflevik Merkez Komitesi’ne girdi. 1906 y›l›nda Çar I. Devlet Duma’s›n› yeterince uyumlu olmad›¤› gerekçesiyle da¤›tt›. Halka karfl› bask› ve fliddet artt›. Yahudi katliamlar› iyice h›zland› ve Çar II. Devlet Duma’s›n›n en k›sa zamanda toplanaca¤›n› aç›klad›. Bolfleviklerin II. Duma’ya girmeyi ya da boykot etmeyi kararlaflt›rmalar› gerekiyordu. Ve Lenin bu durumu sonradan de¤erlendirdi¤inde I. Duma konusunda flöyle diyecekti; “Bu boykot baflar›l› olmufltu, çünkü halk› Çarc› Anayasa yolunun tehlikesine karfl› uyarmakla kalmam›fl, Duma’y› daha do¤madan mezar›na gömmüfltü; bu boykot baflar›l› olmufltu, çünkü devrimin yat›flmaya yüz tuttu¤u bir s›rada de¤il, devrim dalgas›n›n yükselmeye bafllad›¤› bir s›rada yap›lm›flt›.” II. Duma konusunda Bolflevikler bu Duma’ya kat›lmaya karar verdiler. Ama, Bolflevikler, Duma’ya Menfleviklerin yapt›klar› gibi Anayasac› Demokratlarla bir blok oluflturmak, organik “yasama” ifllerinde bulunmak için de¤il, onu devrimin yarar›na bir kürsü olarak kullanmak için giriyorlard›. Bunun tersine Menflevik Merkez Komitesi, Duma’y› Çarl›k hükümetini yola getirmek için bir yasama kurumu gözüyle bak›yor, Anayasac› Demokratlarla seçim anlaflmalar› yap›lmas›n› ve onlar›n Duma’da desteklenmesini istiyordu. Bolflevikler bu s›rada yeni bir parti kongresinin örgütlenmesi için çal›fl›yorlard›. Parti örgütlerinin ço¤u Menfleviklere karfl› olduklar›n› aç›klad›lar. 1907 y›l›nda Londra’da V. Parti Kongresi topland›. Kongrenin bafll›ca gün-

demi burjuva partilerine karfl› izlenecek politikayd›. Kongre Bolfleviklerin politikas›n› onaylad›. Kongre gerek “Rus Halk›n›n Birli¤i”, Monarflistler, Birleflmifl Soylular Kurulu gibi bütün afl›r› gerici partilere karfl›, gerekse “17 Ekim Birli¤i”ne (Oktobristler), Ticaret ve Sanayi Partisine, “Bar›flç› Yenilik Partisi”ne karfl› amans›z bir savafl›m yürütülmesine karar verdi. Bütün bu partiler aç›ktan karfl›-devrimciydiler. Çar, II. Duma’n›n da istedi¤i gibi oluflmad›¤›n› gördü¤ü için bunu da da¤›tt›. Sald›r›lar sürüp gitti.

I. Emperyalist Savafl’tan önce iflçi s›n›f› hareketinin yeniden yükselifli ve yaklaflan I. Emperyalist Savafl Stolipin gericili¤inin elde etti¤i baflar› uzun sürmedi. Halk› katleden ve bask› uygulayan bir hükümet fazla ileriye gidemezdi. Halk, uygulanan bask› ve fliddetten art›k korkmuyordu. 1905 devrim yenilgisinin getirdi¤i eziklik yavafl yavafl kaybolmaya bafllad›. Geliflmeler devrimin kaç›n›lmaz olarak yeniden yükselece¤ini gösteriyordu. Olaylar Bolflevikleri her geçen gün daha da do¤ruluyordu. 1911 y›l› içinde grev yapan iflçilerin say›s› çoktan 100 binin üzerine ç›km›flt›.1912 y›l›nda toplanan Parti Konferans› yükselen iflçi s›n›f›n›n durumuna dikkat çekti. Ve 4 Nisan 1912’de Sibirya’da Lena Alt›n Madenleri’ndeki grev s›ras›nda, Çarl›k, jandarmalar›ndan bir subay›n emriyle 500’den fazla iflçi öldürüldü, birço¤u da yaraland›. Devrimci iflçi hareketinin bafl›nda Petersburg’un kahraman proletaryas› yürüyordu. Petersburg’u Balt›k Bölgeleri, Moskova, Moskova ili ve Rusya’n›n güney bölgeleri izliyordu. 1913 y›l›nda hareket, bat› bölgesini, Polonya’y› ve Kafkasya’y› tümüyle sard›. Resmi rakamlara göre, 1912 y›l›nda 725 bin

85

Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65 iflçi, daha genifl istatistiklere göre bir milyondan fazla iflçi grevlere kat›ld›. 1913’te resmi rakamlara göre 861 bin, daha geniflletilmifl istatistiklere göre bir milyon 272 bin iflçi grevlere kat›ld›. 1914’ün ilk yar›s›nda, grevlere kat›lan iflçilerin say›s› art›k bir buçuk milyonu buluyordu. 1912 sonras› devrim dalgas›n›n yükselifli 1905’teki yeni bir devrimin habercisi gibiydi. Bu tarihteki grevler genifl halk y›¤›nlar› için bir dönemim noktas› gibiydi. Kapitalistler iflçi grevlerine misilleme olarak lokavt yaparak karfl›l›k veriyorlard›. 1913 y›l›nda Moskova’da 50 bin dokuma iflçisi iflten at›ld›. ‹flçi grevleri köylüleri de harekete geçiriyordu. Bolfleviklerin, tüm Rusya çap›nda legal olarak çal›flt›klar› bir alanda IV. Devlet Duma’s›yd›. 1912 y›l›nda Hükümet Dördüncü Duma için seçim yap›laca¤›n› ilan etti¤inde Bolflevikler Duma seçimlerine kat›lmaya büyük bir önem verdiler. Bunun nedeni, Bolfleviklerin legal alanda kitleler aras›nda çal›flmaya verdikleri önemdi. 4. Duma seçimleri 1912 sonbahar›nda yap›ld›. Duma seçimlerinin istedi¤i gibi sonuçlanmas›n› isteyen hükümet, Ekim’de birçok fabrikada iflçilerin oy haklar›n› ellerinden almaya kalkt›. Bunun üzerine Bolflevikler fabrikalarda iflçileri grev yapmaya ça¤›rd›lar. Güç duruma düflen hükümet karar›n› geri almak zorunda kald›. Devrimci hareketin yükseldi¤i 1912 y›l›nda Bolflevikler, iflçi s›n›f›n›n bafl›na geçerek, hareketi Bolflevik hedefler do¤rultusunda yeni devrime do¤ru seferber etmek için çal›flt›lar. Parti bu dönemde legal ve illegal çal›flmay› ustal›kla yürütmeyi baflard›. Bolflevik Parti I. Emperyalist Paylafl›m Savafl›’n›n öngününde iflçi s›n›f›n›n devrimci hareketine bizzat önderlik etti. Bolflevik Parti emperyalist savafl›n en çetin döneminde enternasyonal bayra¤› açarak girdi.

I. Emperyalist Paylafl›m Savafl› ve Bolfleviklerin tutumu Bolflevikler savafl bafllamadan önce savafl›n patlak verece¤ini çok önceden tespit etmifllerdi. Lenin uluslararas› kongrelerde savafl›n patlak vermesi durumunda Bolfleviklerin izlemesi gereken taktikler ve devrimci çizgi konusunda saptamalarda bulunuyordu. Lenin, emperyalizmin kaç›n›lmaz olarak savafllara yol açaca¤›n› belirtiyordu. Yabanc› topraklar›n ya¤ma edilmesi ve yeni pazarlar›n ele geçirilmesi eski kapitalist ülkelerin fetih savafllar›nda s›k görülen olaylardand›. Kapitalizm, 19. yüzy›l›n sonlar›nda ve 20. yüzy›l›n bafllar›nda, geliflmesinin son ve en yüksek aflamas›na, emperyalizm aflamas›na ulafl›nca, savafllar özellikle kaç›n›lmaz bir hal ald›. Emperyalizm döneminde güçlü kapitalist birlikler (tekeller) ve bankalar, kapitalist devletlerin yaflam›nda belirleyici bir rol oynad›lar. Mali sermaye, kapitalist devletlerin efendisi oldu. Mali sermaye, yeni pazarlar, yeni sömürgeler ele geçirmek, sermaye ihrac› için yeni sürüm pazarlar› ve yeni hammadde kaynaklar› ele geçirmek istiyordu. 1914 savafl›, dünyan›n ve nüfus bölgelerinin yeniden paylafl›lmas› u¤runda bir savaflt›. Bu savafl› bütün emperyalist devletler çoktand›r haz›rl›yorlard›. Bu savafl›n suçlular› bütün ülkelerin emperyalistleriydi. Ama bu savafl› özellikle, bir yandan Almanya ve Avusturya, öte yandan Fransa ve ‹ngiltere ve onlara ba¤›ml› olan Rusya haz›rlad›lar. Dünyan›n yeniden paylafl›lmas› için patlak veren bu ya¤ma savafl›, bütün emperyalist ülkelerin ç›karlar›n› ilgilendiriyordu. Bu yüzden Japonya, Amerika Birleflik Devletleri ve öteki daha birçok devlet de sonradan bu savafla sürüklendiler. Çarl›k Hükümeti 14 (yeni takvimle 27) Temmuz 1914’te genel seferberlik ilan etti. 19 Temmuz (1 A¤ustos’ta) Almanya Rusya’ya savafl ilan etti. Rusya savafla girdi.

86


Lenin, emperyalizm ça¤›nda, sömürgeler ve ba¤›ml› ülkelerde devrimci buhran›n gitgide daha fazla derinleflece¤ini, emperyalizme karfl› ayaklanan güçlerin, emperyalizme karfl› kurtulufl savafllar›n›n gitgide daha fazla büyüyece¤ini gösterdi.

II. Enternasyonal partilerinin ihaneti Lenin, II. Enternasyonal oportünizmi ve liderlerinin kaypak tutumu konusunda birçok uyar›da bulunmufltu. II. Enternasyonal’in liderlerinin savafla yaln›zca sözde karfl› olduklar›n›, savafl bafllad›¤› zaman bunlar›n tutum de¤ifltirip emperyalist burjuvaziden yana olabileceklerini ve savafl taraftarl›¤› yapacaklar›n›, Lenin birçok kez söylemiflti. 1910 y›l›nda II. Enternasyonal’in Kopenhag Kongresi’nde, Parlamentodaki sosyalistlerin savafl kredileri aleyhinde oy vermeleri için karar al›nm›flt›. 1912’de Balkan Savafl› s›ras›nda Basel kentinde toplanan II. Enternasyonal’in uluslararas› kongresi, kapitalistlerin kârlar›n› art›rmalar› için iflçilerin birbirlerine atefl etmelerinin bütün ülkelerin iflçilerine karfl› bir cinayet say›ld›¤›n› ilan etmiflti.

1914’ün A¤ustos’unda Alman Sosyal-Demokratlar›, parlamentoda savafl kredileri lehinde oy verdiler, emperyalist savafl› desteklediler. Fransa, ‹ngiltere, Belçika ve öteki ülkelerde de sosyalistlerin büyük bir ço¤unlu¤u ayn› biçimde hareket ettiler. Yaln›z Bolflevik Partisi, emperyalist savafla karfl›, an›nda ve hiç duraksamadan, kararl› devrimci savafl›m bayra¤›n› açt›. 1914 sonbahar›nda, savafl üzerine yazd›¤› tezlerinde Lenin, II. Enternasyonal’in u¤rad›¤› çöküntünün bir rastlant› olmad›¤›n› belirtiyordu. Ve oportünistler sosyal-floven oldular. Savafl›n daha ilk günlerinden itibaren Lenin, yeni bir enternasyonalin, III. Enternasyonalin kurulmas› için güçleri bir araya getirmeye bafllad›. Daha 1914 Kas›m’›nda Bolflevik Partisi Merkez Komitesi, yay›nlad›¤› savafl aleyhtar› manifestoda, rezilce iflas etmifl olan II. Enternas-

87

Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65 yonal’in yerine, III. Enternasyonal’in kurulmas›n› önerdi. Eylül 1915 bafllar›nda, Simmervald’de Enternasyonal’in ilk konferans› topland›. Lenin bu konferans›, savafla karfl› enternasyonal hareketin geliflmesinde “ilk ad›m” say›yordu.

Savafl, bar›fl ve devrim sorunlar› üzerine Bolflevik Partisi’nin teori ve taktikleri Bolflevikler, her tür savafla karfl› de¤il, yaln›zca fetih savafl›na, emperyalist savafla karfl›yd›lar. Bolfleviklere göre iki tür savafl vard›; 1- Fetih savafl› de¤il, bir kurtulufl savafl› olan, halklar› yabanc› ve boyunduruk alt›na almaya karfl› savunmak için, ya da halklar› kapitalist boyunduruktan kurtarmak için, ve en sonu sömürgelerin ve ba¤›ml› ülkeleri emperyalizmin boyunduru¤undan kurtarmak için yürütülen hakl› savafllar ve; 2- Fetih savafllar› olup, yabanc› ülkeleri fethetmek için, yabanc› halklar› boyunduruk alt›na almak için yürütülen haks›z savafllar. Lenin’in savafl s›ras›nda yapt›¤› teorik çal›flmalar›n bütün ülkelerin iflçi s›n›f› için büyük önemi vard›. 1916 ilkbahar›nda Lenin, “Kapitalizmin En Yüksek Aflamas› Emperyalizm” adl› yap›t›n› yazd›. Lenin bu yap›t›nda, emperyalizmin, kapitalizmin en yüksek aflamas› oldu¤unu ve bu aflamada kapitalizmin art›k, ilerici döneminden asalak dönemine girdi¤ini, çürüyen, can çekiflen kapitalizm haline geldi¤ini gösterdi. Lenin, emperyalizm ça¤›nda, sömürgeler ve ba¤›ml› ülkelerde devrimci buhran›n gitgide daha fazla derinleflece¤ini, emperyalizme karfl› ayaklanan güçlerin, emperyalizme karfl› kurtulufl savafllar›n›n gitgide daha fazla büyüyece¤ini gösterdi. Lenin; “1-Eflit olmayan ekonomik ve politik ge-

liflme, kapitalizmin de¤iflmez bir yasas›d›r. Bundan dolay›, sosyalizmin bafllang›çta birkaç ülkede, hatta bir tek kapitalist ülkede zafere ulaflmas› olanakl›d›r. Bu ülkenin muzaffer proletaryas›, ülke içinde kapitalistlerin mal›n› mülkünü zorla çekip ald›ktan, sosyalist üretimi örgütledikten sonra öteki ülkelerin ezilen s›n›flar›n› kendi davas›na kazanarak, kapitalist dünyan›n karfl›s›na dikilebilir. 2- Kapitalizm, de¤iflik ülkelerde son derece eflit olmayan bir biçimde geliflmektedir. Emtia üretimi siteminde baflka türlü de olmaz. Bundan flu kesin sonuca var›l›r: Sosyalizm bütün ülkelerde birden zafere ulaflmaz.” Bu teori, emperyalizm öncesi kapitalizm döneminde yaflayan Marksistler aras›nda egemen olan görüflten temelden farkl› bir teoriydi. Eskiden sosyalizmin tek bir ülkede zafere ulaflmas›n›n olanaks›zl›¤›, devrimin bütün uygar ülkelerde ayn› anda gerçekleflece¤i düflünülüyordu. Lenin, “Kapitalizmin En Yüksek Aflamas› Emperyalizm” adl› ünlü yap›t›nda emperyalist kapitalizmin gerçeklerinden hareket ederek, bu teorinin art›k geçersiz oldu¤unu gösterdi. Lenin’in gelifltirdi¤i sosyalist devrim teorisinin en büyük önemi, yaln›zca Marksizm’i zenginlefltirmifl ve ilerletmifl olmas›nda de¤il, ayn› zamanda her bir ülkenin proletaryas›n›n önüne devrimci bir görüfl aç›s› getirmesinde, kendi ülkesinin ulusal burjuvazisine karfl› sald›r›ya geçme giriflkenli¤i kazand›rmas›nda, bu sald›r›ya haz›rlan›rken bir savafl durumundan yararlanmay› ö¤retmesinde ve proletaryan›n proleter devrimin zaferine olan inanc›n› pekifltirmifl olmas›ndad›r.

fiubat Devrimi, Çarl›¤›n y›k›l›fl› ve ikili iktidar Ocak 1917’de Rusya’da grevler bafllad›. Petrograd’da, Moskova’da bafllayan grevler

88


ülkenin di¤er yerlerine de s›çrad›. Büyüyen politik grevler ayaklanmaya dönüfltü. Polis ve jandarman›n silahlar›na el koyan iflçiler böylece silahlan›yorlard›. Çar’›n emirleri yerini bulmuyordu ve askerler silahlar›n› direniflteki iflçilere çevirme yerine iflçilere atefl açan polise çevirmeye bafllad›lar. Bolflevik Partisi yay›nlad›¤› 11 Mart bildirisiyle Çarl›¤a karfl› silahl› ayaklanman›n sürdürülmesini ve geçici bir hükümetin kurulmas›n› önerdi. Petrograd”da devrimin zafer sa¤lad›¤› haberi ülkenin di¤er bölgelerine yay›ld›¤›nda h›zla iflçilerin saflar›na geçen asker ve polisler Çarl›¤›n memurlar›n› tutuklamaya bafllad›lar. fiubat Devrimi baflar›ya ulaflm›flt›. Devrimin ilk haftalar›nda Lenin flöyle diyordu; “Devrimi proletarya yapt›. Proletarya kahramanl›k gösterdi. Kan›n› verdi, yoksul emekçi halk›n en genifl y›¤›nlar›n› arkas›ndan sürükledi. Sovyetler, devrimin daha ilk günlerinde do¤du. Zafere ulaflan devrim, iflçi ve asker temsilcileri Sovyetlerine dayan›yordu. Ayaklanan iflçiler ve askerler, ‹flçi ve Asker Temsilcileri Sovyetlerini oluflturdular. 1905 Devrimi Sovyetlerin birer silahl› ayaklanma organ› oldu¤unu ve ayn› zamanda yeni devrimci iktidar›n çekirde¤ini oluflturduklar›n› göstermiflti. Bu bak›mdan Sovyetler, iflçi s›n›f› y›¤›nlar›nda canl› bir düflünce olarak yafl›yordu; Çarl›k y›k›l›r y›k›lmaz, daha ikinci gün, iflçiler bu düflünceyi gerçeklefltirdiler. Ancak bu farkl› bir biçimde oldu: 1905’te yaln›zca ‹flçi Temsilcileri Sovyetleri oluflturulmufltu, ama bu 1917 fiubat’›nda Bolfleviklerin giriflkenli¤iyle ‹flçi ve Asker Temsilcileri Sovyetleri olarak ortaya ç›kt›.” Bolflevikler, y›¤›nlar›n savafl›m›n› sokaklarda do¤rudan yönetirken, uzlafl›c› partiler, Menflevikler ve Sosyalist Devrimciler, Sovyetler’de ço¤unluk sa¤layarak temsilci say›lar›n› art›rmaya bak›yorlard›.” Ve bunlar›n temsilcileri serbestçe dola-

fl›rken Bolflevikler sürgünde ve hapishanede bulunuyorlard›. Stalin’in Sibirya’da sürgünde bulunmas›, Lenin’in ülke d›fl›nda bulunmas› durumu da buna f›rsat veriyordu. 27 fiubat (12 Mart) 1917’de Devlet Durmas›’ndaki Liberal temsilciler Sosyalist Devrimciler ve Menfleviklerle anlaflarak Devlet Dumas› Geçici Hükümeti kurdular ve bunun bafl›na da 4. Duma’n›n baflkan›, bir toprak a¤as› olan Rodzyanko’yu getirdiler. Birkaç gün sonra da kendi aralar›nda anlaflarak, Bolflevikler’den gizli olarak Rusya’n›n yeni hükümetini kurmak için anlaflt›lar. Bu hükümet de, Çar’›n kendi hükümetine baflkan yapmak istedi¤i Prens Lvov’un baflkanl›¤›nda bir burjuva hükümeti olacakt›. Demokrasinin temsilcisi olarak da hükümete sosyalist devrimci Krenski al›nd›. Lenin’in dedi¤i gibi “burjuvazinin ve burjuvalaflm›fl olan toprak a¤alar›n›n temsilcilerinden oluflan yeni burjuva devlet iktidar›” iflte böyle kuruldu. Böylece ikili iktidar kuruldu. ‹ki diktatörlük, kendisine özgü bir biçimde birbiriyle kaynaflt›. Geçici hükümetin temsil etti¤i burjuva diktatörlü¤ü ile ‹flçi ve Asker Temsilcileri Sovyet’in temsil etti¤i proletarya ve köylü diktatörlü¤ü. Bolfleviklerin, Sovyetler Cumhuriyeti slogan›n› daha 1917 Nisan’›nda ifade ettikleri biliniyor. Kurucu Meclis’in, Sovyetler Cumhuriyeti ile apaç›k bir biçimde çeliflkide olan bir burjuva parlamentosu oldu¤u da biliniyor. O halde nas›l oldu da Bolflevikler, Sovyetler Cumhuriyeti’ne do¤ru yürürken, ayn› zamanda, Geçici Hükümet’ten, Kurucu Meclis’in hemen toplanmas›n› talep ettiler? Nas›l oldu da, Bolflevikler, sadece seçimlere kat›lmakla kalmay›p, Kurucu Meclis’i kendileri toplad›lar? Nas›l oldu da ayaklanmadan bir ay önce, eski düzenden yenisine geçifl oluflurken, Bolflevikler, geçici bir Sovyetler Cumhuriyeti ve Kurucu Meclis birleflimi olana¤›n› kabul ettiler?

89

Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65 Bütün bunlar “oldu”, çünkü; 1- Kurucu Meclis fikri, nüfusun genifl kitleleri aras›nda en çok tutulan fikirlerden biriydi; 2- Kurucu Meclis’in hemen toplanmas› slogan›, Geçici Hükümet’in karfl›-devrimci niteli¤ini daha kolayl›kla a盤a ç›kartmaya olanak veriyordu; 3- Kurucu Meclis fikrini halk y›¤›nlar›n›n gözünden düflürmek için, bu y›¤›nlar›n toprak, bar›fl, Sovyetler iktidar›na de¤inen talepleriyle, Kurucu Meclis duvarlar›n›n hemen içine getirmek ve böylece onlar› gerçek ve canl› Kurucu Meclisle yüz yüze getirmek zorunluydu; 4- Bu kitlelere, Kurucu Meclis’in karfl›devrimci niteli¤ine ve onu da¤›tmaya daha kolay inanmalar›n› sa¤lamak için tek yoldu; 5- Bütün bunlar, Kurucu Meclis’i ortadan kald›rmay› amaçlayan yollardan biri olarak, geçici bir Sovyetler Cumhuriyeti ve Kurucu Meclis bileflimini do¤al kabul ediyordu; 6- Böyle bir birleflim e¤er bütün iktidar›n Sovyetler’e geçmesi kofluluyla gerçekleflmifl olsayd›, bunun tek anlam› Kurucu Meclis’in Sovyetler’e ba¤l› olmas›, Sovyetler’in bir tek haline dönüflmesi, ac›s›z bir ölümle sona ermesi olurdu.

fiubat Devrimi’nden sonra Rusya’da durum, Bolflevik Partisi’nin gizlilikten ç›k›fl›, Lenin’in Nisan Tezleri ve Bolfleviklerin Sosyalist Devrime geçifli Geliflmeler ve Geçici Hükümet’in durumu Bolflevikleri her geçen gün biraz daha do¤ruluyordu. Geçici Hükümet’in izledi¤i politika, bar›fltan yana de¤il, savafltan yana oldu¤unu, ekmek vermek istemedi¤ini aç›k olarak gösteriyordu. ‹flçiler ve köylüler Monarflinin kökünü kaz›mak isterken, Geçici Hükümet aç›ktan Monarflinin korunmas› için çal›fl›yordu.

Halk y›¤›nlar›n›n Geçici Hükümet’e besledi¤i güven sona ermek üzereydi. fiubat Devrimi’nden sonra ortaya ç›kan ikili iktidar böyle devam edemezdi. ‹ktidar ya tamamen proletaryan›n ya da burjuvazinin elinde kalmas›n› zorunlu k›l›yordu. Bolflevik parti legale ç›k›nca, parti içinde görüfl ayr›l›klar› da iyice su yüzüne ç›kt›. Kamenev ve Moskova örgütü geçici hükümetin ve savafl taraftarlar›n›n baz› politikalar›n›n baz› koflullarda desteklenmesi gibi yar› Menflevik bir tutum benimsediler. Lenin, Petrograd’a 3 Nisan gecesi geldi. Finlandiya Gar› önünde kendisini karfl›lamaya gelen binlerce iflçi, asker ve köylüye ateflli bir konuflma yapt›. Lenin, Rusya’ya gelince tüm gücünü devrimin sorunlar›na adad› ve Bolflevik ve Menfleviklerin kat›ld›¤› bir toplant›da ünlü Nisan Tezlerini sundu. Lenin’in Nisan Tezleri, Partinin, Burjuva Demokratik Devrimi’nden sosyalist devrime geçme, devrimin ilk aflamas›ndan ikinci aflamas›na -sosyalist devrim aflamas›na- geçme u¤rundaki savafl›m›n dehan›n parlakl›¤›yla çizilmifl bir pland›. Parti, tüm tarihi boyunca bu büyük göreve haz›rlam›fl bulunuyordu. Daha 1905 y›l›nda, Demokratik Devrim’de Sosyal Demokrasi’nin ‹ki Takti¤i adl› yap›t›nda Lenin, proletaryan›n, Çarl›¤› devirdikten sonra sosyalist devrimi gerçeklefltirmeye koyulaca¤›n› yazm›flt›. Tezlerdeki yenilik, bu tezlerin sosyalist devrime geçiflin ilk ad›mlar› için, teorik temele dayanan somut bir plan geçirmifl olmas›yd›. Tezlerde flöyle deniliyordu; “fiu anda Rusya’n›n içinde bulundu¤u durumun en çarp›c› özelli¤i, -proletaryan›n yeterince bilinçli ve örgütlü olmamas› yüzünden iktidar›n burjuvaziye teslim edildi¤idevrimin birinci aflamas›ndan ikinci aflamas›na, iktidar› proletaryan›n ve köylülü¤ün en yoksul tabakalar›n›n eline verecek olan aflamas›na, geçifl noktas›nda bulunmas›d›r.”

90


Ekim Devrimi’nin haz›rlanmas› döneminde Bolfleviklerin takti¤inin baz› özellikleri Ekim Devrimi’nin haz›rlanmas› döneminde Bolfleviklerin takti¤ini anlamak için, en az›ndan bu takti¤in son derece önemli baz› özelliklerini anlamak gerekir. Birinci özellik: Troçki’yi duyan, Ekim’in haz›rlanmas›n›n tarihinde sadece iki dönem oldu¤una inanabilir: Keflif dönemi ve ayaklanma dönemi. Ve san›labilir ki, bütün geri kalanlar fleytan›n iflidir. 1917 Nisan gösterisi nedir? “Gerekti¤inden ‘fazla sola’ sapan Nisan gösterisi, kitlelerin düflüncelerini ve onlar›n Sovyetler’deki ço¤unlukla iliflkilerini denetlemeyi amaçlayan bir keflif.” Ya 1917 Temmuz gösterisi nedir?- Troçki’ye göre “asl›nda bu kez de ifl, hareketin yeni ve üst bir aflamas›nda, daha genifl ve yeni bir keflfe indirgendi.” “Partimizin siyasal takti¤ini böylesine basit bir biçimde anlafl›lmas›n›n, her zamanki askeri taktikle, Bolfleviklerin devrimci takti¤inin birbirine kar›flt›r›lmas›ndan baflka bir fley olmad›¤›n› söylemeye gerek yok. Asl›nda bütün bu gösteriler her fleyden önce kitleleri, kendili¤inden savafla karfl› sokakta gösteri yapmaya iten hoflnutsuzlu¤un sonucu idi. Asl›nda Bolfleviklerin 1917 Mart’›nda haz›r bir siyasal ordusu yoktu ve olamazd›. Onlar, bu orduyu 1917’nin Nisan’›ndan Ekim’ine kadarki s›n›f mücadelesi ve çat›flmalar› süresinde, sadece kurdular (ve en sonunda, 1917 Ekim’ine do¤ru kurma iflini bitirdiler); onlar, bu orduyu, hem Nisan gösterisiyle, hem Haziran ve Temmuz gösterisiyle, hem kasaba ve kentlerin Duma seçimleriyle, hem Kornilov’a karfl› mücadeleyle, hem de Sovyetlerin ele geçirilmesiyle kurdular.” (Lenin) Ekim’in haz›rlanmas›n›n temel noktas›

olarak yönetimin bütünüyle tek bir partinin, Komünist Partisi’nin elinde olmas›, Ekim Devrimi’nin belirleyici bir niteli¤i, Ekim’in haz›rlanmas› döneminde Bolfleviklerin takti¤inin ilk özelli¤idir. Bolfleviklerin takti¤inin bu özelli¤i olmasayd›, emperyalizm koflullar›nda proletarya diktatörlü¤ünün zaferinin olanaks›z olaca¤›n› göstermeye hemen hemen hiç gerek yoktur. ‹kinci özellik: Ekim’in haz›rlanmas›, böylece tek bir partinin, Bolflevik Partisi’nin yönetiminde yap›ld›. Ama parti, bu yönetimi nas›l kulland›? Bu yönetim, devrimin harekete geçirilmesi döneminde en tehlikeli gruplaflmalar olarak uzlaflt›r›c› partilerin tecrit edilmesi yolunu izledi. Leninizm’in temel stratejik kural›n› oluflturan nedir? Bu kural flunlar› kabul etmeye dayan›r: “1- Pek yak›nda olacak olan devrimin harekete geçirilmesi döneminde, devrim düflmanlar›n›n en tehlikeli dayana¤›n› uzlaflt›r›c› partiler oluflturur. 2- Bu partiler tecrit edilmeden, düflman› (çarl›¤› ya da burjuvaziyi) devirmek olanaks›zd›r.” (Lenin) Ekim’in haz›rlanmas› döneminde, mücadele halindeki güçlerin a¤›rl›k merkezi, yeni bir plan üstüne kaym›flt›. Art›k Çar yoktu. Kadet partisi, uzlafl›c› güç halinden, emperyalizmin yönetici bir gücü, egemen bir gücü haline gelmiflti. Mücadele art›k Çarl›k ile halk aras›nda de¤il, burjuvazi ile proletarya aras›ndayd›. Böylece, Ekim’in haz›rlanmas›nda yönetimin temel çizgisi olarak Menflevik ve sosyalist-devrimci partilerin tecrit edilmesi Bolfleviklerin takti¤inin ikinci özelli¤idir. (...) Bolflevikler, Menfleviklerin ve sosyalist-devrimcilerin tecritini kolaylaflt›rabilecek, proletarya diktatörlü¤ünün zaferine genifl emekçi kitlelerini getirmekle görevlendirilecek bir

91

Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65 temel örgütlenme arac› olarak neden özellikle Sovyetlere sar›ld›lar.? ‹ç geliflmesi aç›s›ndan, “bütün iktidar Sovyetlere” slogan› iki aflamadan geçti: Birinci (Temmuz ay›nda Bolfleviklerin yenilgisine dek, iktidar›n ikili oldu¤u sürede) ve ikinci. (Kornilov ayaklanmas›n›n yenilgisinden sonra) Bu slogan ilk olarak, Menflevikler ve sosyalist devrimciler blo¤unun Kadet’lerden kopmas›, Menfleviklerden ve sosyalist-devrimcilerden oluflan bir Sovyet hükümetinin kurulmas› (çünkü o zaman Sovyetler, sosyalist-devrimci ve Menflevikler), muhalefet için (yani Bolflevikler için) ajitasyon özgürlü¤ü ve Sovyetlerin bünyesinde partiler için mücadele özgürlü¤ü demekti; bu mücadele, devrimin bar›flç› bir geliflmesi s›ras›nda Bolfleviklere Sovyetleri ele geçirmeye ve Sovyet hükümetinin bileflimini de¤ifltirmeye olanak sa¤layacakt›. Bu plan do¤al olarak proletarya diktatörlü¤ü demek de¤ildi. (...) Bolfleviklerin Temmuz’daki yenilgisi, avantajl›, generallerin ve Kadet’lerin karfl›-devrimine vererek ve Sosyalist Devrimcileri ve Menflevikleri karfl›-devrimin kuca¤›na atarak bu geliflmeyi durdurdu. Bu durum, partiyi, “bütün iktidar Sovyetlere” slogan›n›, onu devrimin yeni bir at›l›m›nda yeniden ortaya atmak üzere geçici olarak geri çekmeye zorlad›. Kornilov ayaklanmas›n›n yenilgisi ikinci aflamay› açt›. “Bütün iktidar Sovyetlere” slogan› yeniden gündeme geldi. Ama o zaman bu slogan›n anlam›, ilk aflamadaki anlam› de¤ildi. ‹çeri¤i kökten de¤iflmiflti. O zaman bu slogan, emperyalizmle kesin kopma ve Sovyetler, ço¤unlukla o zamandan Bolflevik olduklar›na göre, iktidar›n Bolfleviklere geçmesi demekti. O zaman bu slogan, devriminin, ayaklanmayla proletarya diktatörlü¤üne do¤ru yaklaflmas› demekti. Daha da ötesi, o zaman bu slogan, proletarya diktatörlü¤ünün örgütlenmesi ve devlet biçiminde kurulmas› demekti.

E¤er Bolfleviklerin, partilerinin sloganlar›n› nas›l ve niçin genifl kitleler için sloganlar haline, devrimi ileriye iten sloganlar haline dönüfltürdüklerini bilme sorunuyla ilgilenmeseydik, tablo eksik kal›rd›; Bolflevikler sadece iflçi s›n›f›n›n ço¤unlu¤unu de¤il, ayn› zamanda halk›n ço¤unlu¤unu da politikalar›n›n do¤rulu¤una inand›rmay› nas›l ve niçin baflard›lar? Gerçek fludur ki, bir devrimin zaferi için, e¤er bu devrim, gerçekten halk devrimiyse ve genifl kitleleri kucakl›yorsa, partinin sloganlar›n›n do¤ru olmalar› yetmez. Bir devrimin zaferi için bir baflka vazgeçilmez koflul daha gereklidir, o da fludur; Kitlelerin kendileri, bu sloganlar›n do¤rulu¤una kendi öz deneyimleriyle inanm›fl olmal›d›rlar.

Geçici Hükümette buhran›n bafllang›c›, Bolflevik partisinin Nisan Konferans› Bolflevikler, devrimi ileriye tafl›maya haz›rlan›yorlard›. Geçici Hükümet müttefiklere kesin bir zafere ulafl›ncaya dek tüm halk›n, dünya savafl›n›n sürdürülmesinde kararl› oldu¤unu ve müttefiklere karfl› yüklenilen taahhütlere Geçici Hükümetin sonuna dek ba¤l› kalma karar›nda oldu¤unu bildirdi. Bolflevikler Geçici Hükümetin bu politikas›n› deflifre etti ve halk› onlar› protesto etmeye ça¤›rd›. ‹flçiler bu ça¤r›ya uydular ve Geçici Hükümet binas›na do¤ru yürüyüfle geçtiler. Bu Geçici Hükümetin buhran› demekti. 24 Nisan 1917’de Bolfleviklerin tarihe Nisan Konferans› olarak da geçen 7. Konferans› gerçekleflti. Bolflevik Partisi’nin kuruluflundan bu yana ilk kez aç›k bir konferans gerçeklefltiriyordu. Konferans savafl ve devrim sorunlar›n› ilgilendiren tüm sorunlar› tart›flt› ve çözüm önerileri sundu. Lenin Nisan Tezlerinde gelifltirdi¤i tezleri daha da somut bir çerçevede dile getirdi. Bunu bir

92


rapor olarak sunan Lenin, Bolflevik Partisi’nin ilk görevi olarak, iktidar›n burjuvaziden al›narak proletaryaya ve köylülü¤ün en yoksul kesimine verilmesinin zorunlu oldu¤unu dile getirdi. Lenin, bu hedefi “Tüm iktidar Sovyetlere!” slogan›yla dile getirdi. Bunun içeri¤i iktidar›n burjuvaziden ve toprak a¤alar›ndan al›nmas› olarak dile getirildi. Nisan Konferans› toprak sorunu ve ulusal sorunu da görüfltü ve bu iki soruna da çözüm getirdi. Toprak sorununda Konferans, toprak a¤alar›n›n topraklar›na ele konularak bunun köylü komitelerine devrilmek üzere millilefltirilmesini kabul etti. Konferans ayr›l›p ba¤›ms›z devletler kurma hakk› da dahil olmak üzere Uluslar›n Kendi Kaderini Tayin Hakk›’n› kabul etti. Bolfleviklerin Nisan Konferans› meyvelerini k›sa zamanda vermeye bafllad›. Bolfleviklerin sab›rl› çal›flmas› sonucunda Menfleviklerin ve Sosyalist Devrimcilerin halk karfl›t› politikalar› teflhir edildi. Bolflevikler cephe ve cephe gerisinde askerleri örgütlemeye bafllad›lar. Bolfleviklerin bu örgütleme ve ajitasyon çal›flmalar› sonucu iflçiler birçok bölgede Bolfleviklerin saflar›na geçerek yeniden seçim isteyerek Menflevik ve Sosyalist Devrimcileri yerel yönetimlerden uzaklaflt›rd›lar. 16 Haziran 1917’de Sovyetlerin Birinci Tüm Rusya Kongresi topland›. Bolflevikler Sovyetlerde henüz az›nl›ktayd›lar. Lenin bu Kongrede yapt›¤› konuflmada, Sovyetler’de yaln›zca Bolfleviklerin ülkeye bar›fl getirece¤ini, ifl ve ekmek sa¤layaca¤›n› ortaya koydu. Buna ra¤men Sovyetler’in I. Kongresi Geçici Hükümetin emperyalist politikas›n› onaylad›. Ve iflçilerin yer yer direniflleri sonuç getirmedi. Savafl cephesinde de askerlerin hoflnutsuzluklar› bir sonuç getirmeyince iktidar tamamen Geçici Hükümetin eline geçti. Bolflevikler yeniden yeralt›na çekildiler ve Lenin güvenli bir bölgeye yerlefltirildi. Bolflevikler 26 Temmuz 1917’de Alt›nc›

Kongreyi toplad›lar. Bu aylarda iflçilerin Bolflevik Partisi’ne olan güvenleri daha da artt›. 6. Kongre, iktidar›n bar›flç›l yoldan ele geçirilmesinin olanaklar›n›n kalmad›¤›na iflaret etti. Kongre sendikalar›n tarafs›z olmas› politikas›n› reddetti. Kongre Lenin’in mahkeme önüne ç›kmas›n› reddetti. Kongre yeni bir parti tüzü¤ü kabul etti. Kongre, Mejrayontsi’leri ve lideri Troçki’yi Partiye kabul etti. Geçici Hükümetin düzenledi¤i devlet konferans› 12 A¤ustos’ta Moskova’da topland›. Burjuvazi ve toprak a¤alar› bu konferansta temsil edildiler. Kerenski bu konferansta toprak a¤alar›n›n topraklar›na el koyanlara karfl› fliddet uygulanaca¤›n› dile getirdi. General Kornilov aç›ktan komünistlerin ve Sovyetler’in da¤›t›lmas›n› istedi. Burjuvazi aç›ktan Kornilov’a destek sundu. ‹ngiltere ve Fransa da aç›ktan Kornilov’u destekledi ve bir an önce harekete geçmesini istediler. Kornilov 25 A¤ustos günü 25. Süvari Birli¤i’yle Petrograd üzerine yürüdü. Bolflevikler bu karfl›-devrimci sald›r›ya karfl› koydular ve k›z›l muhaf›zlar k›sa sürede birkaç kat›na ç›kt›. Baflta Kornilov’a destek veren Kerenski son anda bundan çark etti. Çünkü Kornilov’un sonunda geçici hükümete de sald›raca¤›n› düflünüyordu. Kerenski Kornilov’un sald›r›s›ndan sonra Bolfleviklerin deste¤ini almaya çal›flt›, ancak Bolflevikler bir yandan Kornilov’a karfl› savafl›rken, di¤er yanda Kerenski hükümetine karfl› da savafl›yorlard›. Bolflevikler Kornilov ayaklanmas›n› bast›rd›lar. Kornilov intihar etti. Bu durum Bolflevik ve karfl›-devrim aras›ndaki güç oran›n› alabildi¤ince ortaya ç›kard›. Bolfleviklerin etkisi köylülük ve iflçiler aras›nda artt›. Devrim dalgas› gitgide yükseliyordu. Durum ayaklanma için giderek olgunlaflmaya bafllad›. Uzlafl›c› partilerde çözülme bafllad›. Sosyalist Devrimci partiden burjuvaziyle uzlafl-

93

Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65

maya karfl› bu partiden sol kanat koptu. Menfleviklerden Bolfleviklere yanaflan bir grup “Enternasyonalistler” grubu koptu. Menfleviklerden ve Sosyalist Devrimcilerden geriye kalanlar, devrimi önlemek için son bir hamleyle Tüm Rusya Demokratik Konferans›’n› toplad›lar. Bu Konferansta bir ön parlamento seçtiler. Lenin k›sa bir süre için de olsa bu ön parlamentoya girmeyi bir ihanet say›yordu. Bolflevikler bu s›rada ‹kinci Tüm Rusya Kongresi’ni toplamak için çal›fl›yorlard›. Kongre’nin 15-31 Ekim 1917’de toplanmas› kararlaflt›r›ld›. Bolflevikler, tüm güçlerini silahl› bir ayaklanma için seferber ediyorlard›. Lenin 7 Ekim günü gizlice Petrograd’a geldi. Ve 10 Ekim’de Bolflevik Partisi silahl› ayaklanmaya

geçilmesi karar› ald›. Toplant›da Kamenev ve Zinovyev bu karar aleyhine oy kulland›lar. Troçki ise Sovyetlerin ‹kinci Kongresi’ne kadar bu karar›n uygulanmamas›n› önerdi. Bolflevikler al›nan karar do¤rultusunda birçok bölgeye da¤›ld›lar. Petrograd’ta bir askeri komite kuruldu. Bu arada Kerenski Petrograd’› Almanlara teslim etmeye haz›rlan›yordu. 16 Ekim günü MK geniflletilmifl bir toplant› yapt› ve ayaklanmay› yönetecek bir komite seçildi. Baflkanl›¤›na da Stalin getirildi. Bu arada Troçki, Kamanev ve Zinovyev ayaklanmay› deflifre eden demeç ve aç›klamalarda bulundular. Kerenski hükümeti buna karfl› önlemeleri art›rd›. Bolfleviklerin yay›nevleri bas›l›yor, Bolflevikler tutuklan›yordu. Bolflevikler buna karfl›n yay›n organlar› vas›tas›yla halk› silahl› ayaklanmaya ça¤›r›yordu. Ayaklanma bafllam›flt›. 25 Ekim (7 Kas›m) 1917’de K›z›l Muhaf›zlar ve devrimci askerler tren istasyonlar›n›, postaneyi ve bakanl›klar› ele geçirdiler. Ön parlamento da¤›t›ld›. Geçici Hükümet askeri ö¤rencilerin kald›¤› k›fll›k saraya s›¤›nd›. 25-26 Ekim gecesi devrimci askerler K›fll›k Saraya girerek Geçici Hükümeti tutuklad›. Silahl› ayaklanma zafere ulaflm›flt›. 25 Ekim (7 Kas›m) 1917 gecesi Sovyetlerin ‹kinci Kongresi aç›ld›. Kongre bar›fl karar›n› kabul etti. Kongre savaflmakta olan ülkelere hemen 3 ayl›k ateflkes ilan edilmesi ça¤r›s›nda bulundu. Kongre savaflmakta olan ülkelerin bilinçli iflçilerine sesleniyordu. Ve bar›fl davas›n› ve ayn› zamanda çal›flan ve sömürülen y›¤›nlar› her türlü sömürüden kurtarma davas›n› baflar›l› bir sonuca ulaflt›rmak için yard›ma ça¤›r›yordu.

94


Kamanev ve Zinovyev Ekim Devrimi’ne karfl› harekete geçtiler, Menflevik ve Sosyalist Devrimcilerin de kat›ld›¤› Tüm Sosyalist Hükümetin kurulmas›n› önerdiler. Lenin bunu karfl›-devrimci bir hareket olarak de¤erlendirdi. Bunun üzerine Kamanev ve Zinovyev MK’den ayr›ld›klar›n› bildirdiler. Ekim 1917’den fiubat Mart 1918’e dek Sovyet Devrimi ülkeye ola¤an bir h›zla yay›ld›. Lenin bunu Sovyet iktidar›n›n Zafer Yürüyüflü olarak de¤erlendirdi. Büyük Sosyalist Ekim Devrimi zafere ulaflm›flt›. Rusya’da devrimin “oldukça kolay” gerçekleflmesinin bafll›ca nedenleri vard›. 1- Ekim Devrimi, Rus burjuvazisi gibi, oldukça zay›f, kötü bir biçimde örgütlenmifl, politikada yeterince deneyimi olmayan bir düflmanla karfl› karfl›yayd›. Ekonomik bak›mdan henüz kendisini toplayamam›fl olan ve tümüyle devlet ihalelerine ba¤›ml› bulunan Rus burjuvazisi, buhrandan s›yr›labilmek için, gerekli politik yeterlilik ve giriflkenlikten yoksundu. 2- Ekim Devrimi’nin bafl›nda, Rusya iflçi s›n›f› gibi devrimci bir s›n›f, savafllarda çelikleflmifl, k›sa bir süre içinde iki devrim yaflam›fl ve üçüncü devrimin efli¤ine do¤ru, bar›fl, toprak, özgürlük ve sosyalizm u¤runda verilen savafl›mlarda halk›n öncülü¤ünü kazanm›fl bir s›n›f buluyordu 3- Rusya iflçi s›n›f›n›n, devrimde köylü nüfusunun büyük ço¤unlu¤unu oluflturan yoksul köylüler gibi önemli bir ba¤lafl›¤› vard›. 8 ayl›k bir devrim deneyi -bu hiç duraksamadan on y›llarca sürecek “normal” bir geliflimin deneyiyle denk tutulabilir- emekçi köylü y›¤›nlar› için bofla gitmifl de¤ildi. 4- ‹flçi s›n›f›n›n bafl›nda, Bolflevik Partisi gibi, politik savafl›m›n zengin deneyimlerinden geçmifl bir parti vard›. Ancak Bolflevik partisi gibi bir parti, halk› nihai sald›r›ya kald›racak kadar cesur ve hedefe giden yolda bütün tehlike ve engellerin üstesinden gelecek kadar

sa¤lam ad›mlar atan bir parti, birbirinden farkl› devrimci hareketleri, bar›fl u¤rundaki genel demokratik hareketi, toprak a¤alar›n›n topraklar›n› ele geçirme u¤rundaki demokratik köylü hareketini, ezilen uluslar›n ba¤›ms›zl›k ve eflitlik u¤rundaki ulusal kurtulufl hareketlerini ve iflçi s›n›f›n›n burjuvaziyi devirme ve proletarya diktatörlü¤ünü kurma u¤rundaki Sosyalist hareketini, tek bir ortak devrimci selin içinde ustal›kla kaynaflt›rabildi. 5- Ekim Devrimi, emperyalist savafl›n hala en k›zg›n noktas›nda bulundu¤u bir s›rada, bafll›ca burjuva devletlerinin iki düflman kampa ayr›ld›¤›, birbirleriyle savaflmakta ve birbirlerini zay›flatmakta olduklar›, bu yüzden de “Rusya ifllerine” etkin bir biçimde kar›flma ve Ekim Devrimi’ne karfl› etkin biçimde harekete geçme olana¤›na sahip olmad›klar› bir s›rada bafllad›.

Bolflevik Partisi’nin Sovyet iktidar›n› pekifltirme savafl›m› ve Brest-Litovsk Bar›fl› Ekim Devrimi’ni pekifltirmek için eski burjuva devlet ayg›t›n› tamamen parçalay›p yerine Sovyet Devlet ayg›t›n› geçirmek gerekiyordu. Ayr›ca toplumu ayr›cal›kl› s›n›flara bölen rejimin tüm kal›nt›lar›n› ortadan kald›rmak, ulusal bask›y› y›kmak, kilisenin ayr›cal›klar›n› kald›rmak, karfl› devrimci odaklar› ortadan kald›rmak, topra¤›n ve sanayinin millilefltirilmesi için Emperyalist Paylafl›m Savafl›’ndan ç›kmak gerekiyordu. Ancak Rusya, Almanya ve Avusturya’yla savafl halinde oldu¤u sürece bunlar› yapmak mümkün de¤ildi. Sovyet hükümeti savaflan bütün halklara ve onlar›n hükümetlerine adil, demokratik bir bar›fl için hemen görüflmelere bafllanmas› ça¤r›s›nda bulundu. Ancak müttefikler Fransa ve ‹ngiltere ça¤r›y› reddettiler. Bunun üzerine Sovyet hükümeti Almanya ve Avus-

95

Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65 turya’yla, 5 Aral›k’ta Brest-Litovsk’da görüflmeye bafllad›. Ve 5 Aral›k’ta ateflkes imzaland›. Ancak Menflevikler ve Sosyalist Devrimciler korkunç bir kampanya bafllatt›lar ve bar›fl görüflmelerini sekteye u¤ratmak için u¤raflt›lar. Almanlar› k›flk›rt›p Rusya’ya sald›rtmak ve genç sosyalist devleti tehlikeye sokmak istiyorlard›. Sovyet heyeti ad›na görüflmeleri sürdüren Troçki, MK talimatlar›na uymayarak bar›fl antlaflmas›n› imzalamay› reddedince Almanlar fiubat 1918’de sald›r›ya geçtiler. Bolflevikler “Anayurt tehlikede” ça¤r›s›nda bulundular. Büyük bir at›l›mla K›z›l Ordu birlikleri kuruldu. Almanlar 22 fiubat günü bar›fl imzalayabileceklerini bildirdiler, ancak bu sefer Almanlar›n flartlar› daha da a¤›rd›. Bolflevikler ülkenin içinde bulundu¤u a¤›r koflullardan dolay› Almanlar›n bar›fl koflullar›n› imzalamak zorunda kald›. Troçki’nin ihaneti pahal›ya mal olmufltu ve yaln›zca Polonya de¤il, Letonya ve Estonya da Almanlar›n elinde kald›. Bar›fl sorununu çözüme kavuflturmak için 6 Mart 1918’de 7. Parti Kongresi topland›. Lenin Brest-Litovsk Bar›fl› üzerine bir rapor sundu. Bar›fl koflullar› dayan›lamayacak kadar a¤›rd›r. “Ama gene de tarih çizgisini izleyecektir… Örgütlenmek, örgütlenmek ve örgütlenmek içim çal›flal›m. Güçlüklerimiz nice büyük olursa olsun, gelecek bizimdir diyor ve tarih Lenin’i hakl› ç›kartarak Sovyetleri bu beladan kurtar›yordu. Kongre Lenin’in raporunu onaylad›. Bu bar›fl Sovyet iktidar›n› güçlendirip pekifltirmek ve ülkeyi refaha kavuflturmak için bir soluk alma dönemiydi. 7. Kongre, Partinin ad›n› de¤ifltirerek Rusya Komünist Partisi Bolflevik koydu. Bar›fl› sa¤lam›fl ve böylece zaman kazanm›fl olan Sovyet hükümeti, sosyalist kurulufl çal›flmalar›na h›zla bafllad›. 1917 Ekim’inden fiubat 1918’e kadar tüm fabrikalar Sovyetle-

rin elinde topland›. Lenin bunu K›z›l Muhaf›zlar›n sermayeye sald›r›s› olarak de¤erlendirdi. Ve bu süre içinde ortaya ç›kan karfl› devrimci hareketleri ezdi. Köylük bölgelerde köy komitelerinin kurulmas› sosyalist devrimi köylük bölgelerde daha da güçlendirdi. Bu arada Kulaklar giderek güçleniyor, toprak a¤alar›ndan al›nan topraklara el koyuyor, elindeki hububat› hükümetin koydu¤u fiyata vermek istemiyordu. Kurulan köylü komitelerinin kulaklara karfl› etkin mücadelesi bafllad›. 4 Temmuz 1918’de Sovyetlerin 5. Kongresi aç›ld›. Kongre’de sol Sosyalist Devrimciler Lenin’e karfl› kulaklar› savundular. Kaybettiklerini anlay›nca da Moskova’da bir ayaklanma ç›kard›lar. Ancak bu karfl› devrimci hareket birkaç saat içinde bast›r›ld›. Bu s›rada bir Sosyalist Devrimci Almanya’n›n Moskova elçisini öldürerek Almanya’n›n Rusya’ya savafl açmas›n› sa¤lamaya çal›flt›. Fakat bu provokasyon da önlendi. Sovyetlerin 5. Kongresi ilk Sovyet Anayasas›’n› -Rusya Federatif Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Anayasas›’n›- kabul etti.

Yabanc› askerlerin müdahalesi ve iç savafl I. Emperyalist Savafl›n tüm h›z›yla sürüp gitti¤i bir s›rada Rusya ve Almanya aras›nda yap›lan bar›fl antlaflmas› ‹tilaf Devletleri aras›nda bir telafl yaratt›. ‹tilaf Devletleri Almanya’n›n yapt›¤› bar›flla askeri gücünü kuvvetlendirece¤inden korkuyorlard›. Ayr›ca Sovyet iktidar›n›n sallant›da oldu¤u kan›s›yla, bu iktidar›n düflmanlar› ve ‹tilaf Devletlerinin bir k›sm› Sovyetlere karfl› yeni sald›r› planlar›na girifltiler. ‹ngilizler ve Frans›zlar Rusya’n›n kuzeyinden ç›kartma yapt›lar. Arkenjel’i ve Nurmansk’› iflgal ettiler. Orada bafl gösteren karfl›-devrimci ayaklanmay› desteklediler. Sovyetleri devirdiler ve Kuzey Rusya Hükü-

96


meti’ni kurdular. Japonlar, Vladivostok’ta ç›kartma yat›lar. Primoreye bölgesini ele geçirdiler. Sovyetleri da¤›tt›lar ve burjuva düzenini yeniden kuran karfl›-devrimcileri (Beyaz Muhaf›zlar›) desteklediler. Orta Volga’da ve Sibirya’da, ‹ngilizlerin ve Frans›zlar›n k›flk›rtmas›yla Çekoslovak kolordusu ayakland›r›ld›. ‹ngiliz, Frans›z, Japon ve Amerikan blo¤unun bu emperyalist sald›rganl›¤›na ve müdahalesine karfl›n, Almanya çok istemesine ra¤men bu blokla savafl halinde bulunmas› yüzünden, kat›lmad›. Buna karfl›n Bolflevikler yine de emperyalist Almanya’ya güvenmiyorlard›. Almanya’n›n Rusya’n›n düflman› oldu¤undan kuflkular› yoktu. Bolfleviklerin ne kadar hakl› oldu¤u çok fazla zaman geçmeden anlafl›ld›. Emperyalist Almanya, genç Sovyet Rusya’y› yal›tmak, olmuyorsa zay›f düflürmek için ellerine geçen her f›rsat› de¤erlendirdiler. Karfl›-devrimci Ukrayna Radas›’n› (Ukrayna milliyetçi, karfl›-devrimci burjuvazisinin hükümeti, devrimi bo¤mak için Almanya ve Avusturya’y› Ukrayna’ya sokmufltu) ile yap›lan antlaflma ile Ukrayna’y› ve Transkafkasya’y› Sovyetler’den kopard›lar. Gürcistan ve Azerbaycan milliyetçilerinin istekleri üzerine, buralara Alman birlikleri soktular. Bakü’de ve Tiflis’te efendilik rolü oynamaya bafllad›lar. Sovyet iktidar›n› y›kmak için Don bölgesinde baflkald›ran karfl›-devrimci General Krasnov’a büyük miktarda silah ve malzeme yard›m›nda bulundular. Genç Sovyetlerin içinden geçti¤i zor durumu iyi hesaplayan Krasnov, K›z›l Ordu’nun yeterince sa¤lamlaflmam›fl olmas›n› da hesaplayarak, Çaritsin’i ele geçirdi. Durumunu garanti etti¤ini sanan General Krasnov’a karfl› genç K›z›l Ordu Krasnov’u buradan Don Irma¤› ötesine kadar püskürttü ve general Kornilov, K›z›l Ordu’ya karfl› yürüttü¤ü bir harekat s›ras›nda öldürüldü. Krasnov’un saf d›fl› b›rak›lmas›ndan sonra karfl›-devrimci De-

nikin’in harekat›, Kuzey Kafkasya’n›n ufak bir bölgesine s›k›flt›r›l›p temizlenirken, Çekoslovaklar, Sosyalist Devrimciler ve Beyaz Muhaf›zlar K›z›l Ordu’nun sald›r›lar› karfl›s›nda, Kazan Simbirsk ve Samara’dan kaç›p Urallar’a do¤ru geri çekilmek zorunda kald›lar. Yaroslav’da Beyaz Muhaf›z Savinkov’un yönetti¤i ayaklanma bast›r›ld› ve bu ayaklanmay› haz›rlayan ve yöneten Moskova’daki ‹ngiliz elçisi Lockhart tutukland›. Uritski ve Volodarski’yi öldüren ve Lenin’e kalleflçe bir suikast düzenleyen Sosyalist Devrimcilere karfl› Bolfleviklerin bafllatt›¤› karfl› sald›r›yla bunlar, merkezi Rusya’n›n az çok önemli bütün kentlerinde darmada¤›n edildiler.

Almanya’n›n yenilgisi, Almanya’da devrim ve III. Enternasyonal’in kuruluflu Sovyetler yeni yabanc› sald›r›lara haz›rlan›rken, Bat›da savafl halindeki ülkelerde ciddi geliflmeler yaflan›yordu. Almanya ve Avusturya’da ciddi yiyecek s›k›nt›s› bafl gösterdi ve halk aras›nda bar›fl iste¤i giderek güçleniyordu. Bunda Ekim Devrimi’nin de büyük etkisi vard›. Bütün bunlar Alman askerleri aras›nda bar›fl iste¤ini art›rd›. Almanya gücünü giderek kaybediyordu. ‹tilaf Devletleri’nin karfl›s›nda Almanya birçok cepheden geri çekilmek zorunda kald›. Almanya’n›n içinde de 1918 Ekim’inde Wilhelm hükümetini deviren devrim patlak verdi. Almanya yenilgiyi kabul etmek zorunda kald›. Almanya’n›n yenilgisiyle Rusya tüm yükümlülüklerini feshetti. Ve kaybetti¤i topraklar› geri ald›. ‹kincisi Avrupa’n›n göbe¤inde burjuva da olsa bir devrim patlak vermiflti. Ancak bu devrim zay›ft›. Uzlafl›c› Sosyal Demokratlar a¤›r bas›yordu. Ve bunlar Alman beyaz muhaf›zlar› taraf›ndan öldürülen Rosa Lüxemburg ve Karl Liebknecht gibi seçkin devrimcilerin hesab›n› bile sormad›lar.

97

Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65 Mart 1919’da Bolfleviklerin çabalar›yla bir çok ülkeden Komünist Partisiyle Moskova’da yap›lan toplant›da 3. Enternasyonal kuruldu. Kongreyi Lenin yönetiyordu. Kongrede Enternasyonal’in Yürütme Kurulu kuruldu. Böylece yeni tipte bir uluslararas› devrimci proletarya örgütü kurulmufl oldu. 8. Parti Kongresi Mart 1919 y›l›nda topland›. Kongrede Partinin yeni program› kabul edildi. Kongrenin kabul edilen en önemli raporu Lenin’in emperyalizm tahliliydi. Bu tahlilde iki devlet sisteminin yani burjuvademokratik devlet sistemiyle Sovyet devlet sistemi karfl›laflt›r›l›yor ve Partinin somut görevleri ayr›nt›l› olarak gösteriliyordu. Bu görevler flöyle s›ralan›yordu; Burjuvaziyi mülksüzlefltirmenin tamamlanmas›, ülke ekonomisinin tek bir sosyalist plana göre yönetilmesi, sendikalar›n ulusal ekonominin örgütlenmesine kat›lmas›, sosyalist çal›flma disiplini, ulusal ekonomide Sovyet organlar›n›n denetimi alt›nda burjuva uzmanlardan yararlan›lmas›, orta köylülerin kerte kerte, düzenli olarak sosyalist kurulufl çal›flmalar›na çekilmesi benimsendi. K›z›l Ordu’nun kurulufl sorunu kongre görüflmelerinde özel bir yer tuttu. Ortaya askeri muhalefet diye bir fley ç›kt›. Bu muhalefet da¤›lm›fl olan sol Komünistlerden birço¤unu içine al›yordu. Askeri Muhalefet orduda çetecili¤i, askeri uzmanlardan yararlanmay› ve bunsuz bir ordunun bir ifle yaramayaca¤›n› savunuyorlard›.

Kolçak ve Denikin karfl›-devrimci ayaklanmas› ‹tilaf Devletleri ‹ngiltere ve Fransa tüm cephelerde kaybettikten sonra son bir hamleyle yeni aray›fllar içine girdiler. Onlar için son umut Kolçak’t›. Sibirya’da Omsk kentindeki kulaklar›, Amiral Kolçak etraf›nda top-

lad›lar. Kolçak, Rusya’n›n baflbu¤u ilan edilmiflti. Rusya’n›n bütün karfl›-devrimci kuvvetleri onun kumandas› alt›na sokulmufltu. Kolçak, toplad›¤› bu karfl› devrimci güçlerle 1919 ilkbahar›nda Volga yak›nlar›na dek ilerledi. Bolflevikler bu karfl›-devrimci ayaklanmaya karfl› en sa¤lam kuvvetleri gönderdiler. Komünist Gençler Birli¤i bu karfl›-devrimci sald›r›da en önde savaflt›. K›z›l Ordu Nisan 1919’da Kolçak’› yenilgiye u¤ratt›. Kolçak’›n yenilmifl olmas›ndan dolay›, ‹ngilizler ve Frans›zlar dikkatlerini Kornilov’un bafllatt›¤› ve Gönüllü Ordu’nun örgütleyicisi General Denikin üzerine çevirmifl bulunuyorlard›. Denikin o s›ralarda Sovyetler’e karfl› Güney’de Koban Irma¤› bölgesinde hareket halindeydi. ‹tilaf Devletleri Denikin ordusuna önemli ölçüde silah ve cephane vererek onu Kuzey’e, Sovyet iktidar›na karfl› yürüttüler. Güney cephesinin Troçki taraf›ndan darmada¤›n edilmifl olmas›ndan dolay› Denikin kolayca ilerliyordu. Savafl Güney’de fliddetli bir flekilde devam ediyordu. K›z›l Ordu’nun da¤›n›k olmas›ndan dolay› Denikin kolay ilerliyordu. Denikin, Ekim’in ortalar›na do¤ru Ukrayna ve Orel’i ele geçirdi. Bolflevik Parti bu durum üzerine yapt›¤› toplant›da Denikin’i yenilgiye u¤ratmak ve kaybedilen yerleri geri almak için Stalin’i Güney cephesine gönderdi. 1919 Ekim’inde Denikin çetin çarp›flmalardan sonra yenilgiye u¤rat›ld›. Sovyetler bu iç savafl nedeniyle istedi¤i gibi iflleri ray›na oturtam›yordu. Açl›k ve di¤er sorunlar giderek birikiyordu. Ve Dokuzuncu Parti Kongresi aç›l›rken ülkede durum böyleydi. Kongre, 1919 Mart’›n›n sonunda topland›. Kongre ülkenin en acil sorunlar›n› gündem yapt›. Ulafl›m, sanayi ve ekonomik görevleri saptad› ve iflçi sendikalar›n›n ekonomik kurulufla kat›lmalar› zorunlulu¤u üzerinde özellikle durdu. Her fleyden önce, ulafl›m,

98


yak›t, demir-çelik sanayisinin kalk›nd›r›lmas›n› hedef alan tek bir ekonomik plan sorununa özel bir dikkatle e¤ildi. Bu plan›n esas›, Lenin’in gelecek on ya da yirmi y›l için büyük program olarak ortaya att›¤›, ülkenin elektriklendirilmesi projesiydi. Kongre, sanayide tek elden yönetme ve yöneticilerin kiflisel sorumlu¤una karfl› ç›karak, sanayinin yönetiminde s›n›rs›z bir grup yönetimini ve kiflisel sorumsuzlu¤u savunan ve kendisine Demokratik Merkeziyetçi ad›n› veren parti aleyhtar› grubun önerilerini reddetti. Bu parti aleyhtar› grupta Sapronov, Osinski, V. Smirnov baflrolleri oynad›lar.

Polonya soylular›n›n Sovyet Rusya’ya sald›r›s›, General Vrangel harekat› Emperyalistler Denikin ve Kolçak harekat›n›n yenilgiye u¤rat›lmas›n› bir türlü hazmedemiyorlard›. Bunun için Sovyet Rusya’ya karfl› yeni bir müdahalede bulunmaya karar verdiler. Bu sefer de Polonya devletinin bafl› durumunda olan Pilsudski ve K›r›m’da Dinikin ordusundan geri kalanlar› etraf›na toplayan General Vrangel’den yararlanmaya bafllad›lar. K›sa soluk alma dönemi bir kez daha sona ermiflti Polonya birlikleri Sovyet Ukrayna topraklar›na girdiler ve Kiev’i ele geçirdiler. Varangel, ayn› anda sald›r›ya geçti ve Doneç havzas›n› tehdit etti. Buna karfl›l›k k›z›l askerler Polonya’ya karfl› sald›r›ya geçti, Kiev kurtar›ld›. Ukrayna ve Beyaz Rusya’dan sökülüp at›ld›lar. 20 Ekim 1920’de Riga’da Polonya’yla bar›fl antlaflmas› imzaland›. Bu antlaflmaya göre Galiçya ile Beyaz Rusya’n›n bir k›sm› Polonya’n›n elinde kald›. K›z›l askerler çok güç koflullar alt›nda Vrangel ordular›na karfl› sald›r›ya geçtiler. Vrangel’i destekleyen Mahnocu anarflist çetelerini tepeleyerek ilerliyorlard›. K›z›l Or-

du, Vrangel’i K›r›m yar›madas›na dek kovalay›p s›k›flt›rd›. Kas›m 1920’de Preskop mevkilerini ele geçirdiler. K›r›m’a girip Vrangel’in birliklerini yerle bir ettiler. 1920 y›l› sonunda, Transkafkasya burjuva milliyetçilerinin boyunduru¤undan -Azerbaycan, müsavatç›lardan; Gürcistan, Menflevik milliyetçilerden ve Ermenistan, Taflnaklardan- kurtar›ld›. Sovyet iktidar› Azerbaycan da, Ermenistan’da ve Gürcistan’da zafere ulaflt›. Polonya üzerindeki emperyalist planlar›n›n bofla ç›kmas› ve Vrangel’in yenilgisi üzerine, müdahale dönemi kapansa da içte karfl›-devrimci odaklar bofl durmuyordu. Sosyalist Devrimciler ve Menflevikler ve Anarflistler yeni sloganlarla ortaya ç›k›yorlard›. Bu sefer de Sovyetçi bir kisveye bürünerek eskimifl olan “Kahrolsun Sovyetler!” slogan›n› bir yana atarak yeni bir sloganla (“Sovyetler için, ama komünistsiz Sovyetler için!”) ortaya ç›kt›lar. Kronfltad’daki karfl›-devrimci hareket de bu koflullar içinde ortaya ç›kt›. Kapitalistlerin ve toprak a¤alar›n›n egemenli¤ini yeniden kurma istemleriyle ayakland›lar. Bu ayaklanmay› kolaylaflt›ran baz› nedenler vard›. Savafl gemilerindeki mürettebat›n birleflimindeki bozukluk, Bolflevik örgütlülü¤ün zay›fl›¤›, buna ra¤men Bolflevikler bu ayaklanmay› da k›sa sürede bast›rd›lar. Genç Sovyet Cumhuriyeti dört y›l süren I. Emperyalist Savafl ve 3 y›l süren ifl savafltan oldukça y›pranm›fl olarak ç›kt›. Ülkeyi bilinenden de fazla zorluklar bekliyordu. Açl›k ve yoksullu¤un izleri tümüyle silinmifl de¤ildi. Halk katland›¤› onca zorlu¤un ard›ndan emek ve ifl istiyordu. Savafl komünizminin uygulanmas› ve tüm sanayinin denetim alt›na al›nmas› gündeme geldi. Tar›m ve ticaret devlet taraf›ndan tekellefltirildi. Özel ticaret yasakland›. Toprak ürünlerinin teslim edilmesi zorunlulu¤u ve ayr›ca her-

99

Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65 kese çal›flma zorunlulu¤u getirildi. Ve bu dönem 1918 ile 1920 aras›nda sosyalist inflan›n bir geçifl dönemi olarak zorunlu bir flekilde sürdürüldü. 1920 y›l›nda tar›mdan sa¤lanan gelir, savafltan öncekinin ancak yar›s› kadard›. Tar›m çok kötü durumdayd›. Çökmüfl durumda olan sanayinin durumu da tar›mdan farks›zd›. Atölyelerin ve fabrikalar›n birço¤u çal›flamaz durumdayd›. Maden ocaklar› sular alt›nda kalm›fl, çal›flmaz durumdayd›. Çelik üretimi 1921 y›l›nda sadece 116.3 bin tondu, yani savafl öncesi üretimin yüzde üçü kadard›. Halk, savafl s›ras›nda yoksullu¤a boyun e¤mezken flimdi bunun dayan›lmaz bir boyutta oldu¤unu hissediyordu. ‹flçiler ve köylüler aras›nda hoflnutsuzluklar bafl gösterdi. Savafl komünizmi özellikle köylülerin ç›kar›yla çat›flmaya bafllad›. Parti tüm bu geliflmeleri görüflerek, savafl›n sona ermesinden hareketle savafl komünizmine art›k gerek olmad›¤›na karar verdi. Parti ürün fazlas›na el koymak yerine, köylülerin ürün fazlas›n› istedikleri gibi kullanma ve bir ayni vergi konulmas› zaman›n›n geldi¤ine karar verdi. Bunun ayn› zamanda ekonomiyi canland›raca¤›, flehirlerin yiyecek gereksinmelerinin böylece karfl›lanaca¤› ve iflçi köylü ba¤laflmas›na yeni bir boyut kazand›raca¤› görülüyordu. Sovyetler yeni bir döneme giriyordu. Bu dönemde ortaya ç›kan muhalif gruplar sosyalizmin inflas›nda ekonominin, sendikalar›n yönetimine iliflkin farkl› görüflleriyle öne ç›kt›lar. Troçki, 1920 Kas›m’›n›n bafllar›nda Beflinci Tüm Rusya Sendikalar Konferans› için yap›lan komünist delegelerin toplant›s›nda “vidalar› s›k›flt›rma” ve “sendikalar› sarma” gibi kuflku uyand›r›c› sloganlarla ortaya ç›kt›. Troçki, sendikalar›n hemen “hükümet denetimi alt›na al›nmas›n›” ileri sürüyordu. ‹flçi y›¤›nlar›n› inand›rma yöntemine karfl›yd›. Ve sendikalara askeri yöntemlerin getirilmesini savunuyordu. Troçki, sendikalarda demok-

rasinin geniflletilmesine sendika organlar›n›n iflbafl›na gelmesine karfl›yd›. ‹flçilerin muhalefeti, ulusal ekonominin tüm yönetiminin “Tüm Rusya Üreticileri Kongresi”ne b›rak›lmas›n› öneren bir sloganla ortaya ç›kt›. Bu muhalif grup, Partinin rolünü s›f›ra indiriyor, ekonomik kalk›nmada proletarya diktatörlülü¤ünün önemini yads›yordu. “‹flçilerin Muhalefeti” sendikalar›n ç›karlar›n›n Sovyet devleti ve Komünist Partisi’nin ç›karlar›na karfl› oldu¤unu ileri sürüyordu. Demokratik Merkeziyetçiler grubu, klikler ve gruplar için tam bir özgürlük istiyordu. Troçkistler gibi bunlar da, Sovyetler ve sendikalar içinde partinin önderlik rolünü sekteye u¤ratmak ve yok etmek için çal›fl›yorlard›. Onuncu Parti Kongresi 8 Mart 1921’de aç›ld›. Kongre, sendikalar üzerindeki tart›flman›n bir de¤erlendirmesini yapt› ve ezici ço¤unlukla Lenin program›n› kabul etti. Kongre, bütün klikçi gruplar›n hemen da¤›t›lmas›n› kararlaflt›rd›. Onuncu Kongre, ürün fazlas›na el koyma sisteminin yerine ayni verginin konulmas› ve Yeni Ekonomik Politika’ya (NEP’e) geçilmesi için önemli bir karar ald›. Savafl Komünizmi’nden Yeni Ekonomik Politika’ya geçifl, Lenin’in politikas›n›n ak›ll›¤›n›n ve ileri görüfllülü¤ünün parlak bir örne¤iydi. Kongre’nin karar›nda, ürün fazlas›na el koyma siteminin yerine ayni verginin konuldu¤u üzerinde durulurken, ayni verginin, ürün fazlas›na el koyma sisteminin yükünden daha az olaca¤› belirtiliyordu. Vergi miktar› her y›l ilkbahar ekiminden önce aç›klanacakt›. Vergi ödeme tarihleri günü gününe kesin olarak saptanacakt›. Vergi tutar›n› aflan ürün fazlas›n›n tümü köylülere b›rak›lacak ve köylü ürün fazlas›n› özgürce al›p satabilecekti. Lenin, raporunda ticaret özgürlü¤ünün, bafl-

100


lang›çta ülkede kapitalizmin bir ölçüde canlanmas›na yol açaca¤›n› belirtiyordu. Özel ticareti serbest b›rakmak ve özel imalatç›lar›n küçük iflletmeler açmalar›n› serbest b›rakmak gerekiyordu. Ve bunun kayg› duyulacak bir yan› yoktu. Lenin, belli ölçüde bir ticaret özgürlü¤ünün, köylüler için ekonomik bir dürtü olaca¤›n›, onlar› daha fazla üretimde bulunmaya yöneltece¤ini ve tar›mda daha h›zl› bir kalk›nmaya yol açaca¤›n› ve böylece, bu temel üzerinde devlet sanayinin geliflece¤ini, özel sermayenin oradan kald›r›laca¤›n›, güç ve zenginlikler biriktirildikten sonra, sosyalizmin ekonomik temeli olarak güçlü bir sanayinin yarat›labilece¤ini ve ancak ondan sonra, ülkede kapitalizmin kal›nt›lar›n› ortadan kald›rmak üzere, kesin bir sald›r›ya geçilebilece¤ini düflünüyordu Lenin güçlerini biriktirip, yeniden bir sald›r›ya geçmek için, biraz geri çekilmeyi, geçici olarak cephe gerisine çekilmeyi, kaleyi ele geçirmek için, sald›r›ya, sürekli bir kuflatma hareketine dönüfltürmeyi öneriyordu.

Onuncu Kongre’nin bir baflka karar› da ulusal sorun üzerineydi. Stalin yoldafl ulusal sorun üzerindeki raporunda, parti aleyhtar› iki sapmaya -emperyalist flovenizme (büyük Rus flovenizmine) ve yerel milliyetçili¤e- de¤indi. Kongre, bu her iki sapmay› komünizm için zararl› ve tehlikeli olmakla suçlad›. Ve ayn› zamanda kongre, daha büyük bir tehlikeye, egemen ulus flovenizmine, yani de¤iflik milliyetten halklara karfl› tak›n›lan tavr›n kal›nt›lar›na, örne¤in Çarl›k zaman›nda Rus olmayan halklara karfl› Büyük Rus flovenlerinin tak›nd›¤› türden bir tavr›n kal›nt›lar›na as›l vuruflu indirdi.

Yeni Ekonomik Politika’n›n sonuçlar› ve 11. Parti Kongresi Yeni Ekonomik Politika’n›n uygulanmas› Partide karars›z ö¤elerin muhalefetiyle karfl›laflt›. Bunlardan bir uç; yeni ekonomik politikan›n uygulan›fl› Ekim Devrimi’nin kazanç-

101

Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65


Büyük Ekim Devrimi Yolumuzu Ayd›nlatmaya devam ediyor

PART‹ZAN 65 lar›ndan vazgeçmek ve kapitalizme geri dönmek ve sosyalist iktidar› y›kmak anlam›na geliyordu, ‹kinci uç ise; Sovyetler’de sosyalizmin geliflmesine inanmayan ve kapitalizmin üstün gücü önünde e¤ilen, Sovyetler’de kapitalizmin güçlenmesi için yabanc› özel sermayeye ayr›cal›klar tan›nmas›n› ya da devlete ortak edilmesini isteyen Troçkistlerdi. Parti politikas›na karfl› yürütülen bu muhalefet karfl›s›nda parti bir kez daha ar›nmay› zorunlu k›l›yordu. 1921 y›l›nda Partinin sa¤lamlaflt›r›lmas› için büyük bir temizlik hareketine giriflildi. Bu hareket s›ras›nda 170 bin kiflinin partiyle iliflkisi kesildi. Temizlik hareketi, partili olmayan ve herkese aç›k toplant›larda yürütülüyordu. Bu temizlik hareketi sonunda parti daha da sa¤lamlaflt›. Partinin sosyal birimleri artt›, halk›n partiye olan güveni daha da yükseldi. Yeni Ekonomik Politika’n›n do¤ru bir politika oldu¤u daha ilk y›llarda verdi¤i meyvelerle anlafl›ld›. Yeni Ekonomik Politika iflçiköylü ba¤laflmas›n› daha da güçlendirdi. Proletarya diktatörlü¤ü daha da sa¤lamlaflt›. Sovyet hükümeti, ekonomik alan›n tüm kilit noktalar›n› denetim alt›na ald›lar. Tar›m h›zla ilerliyordu. Sanayi ve demiryollar›nda büyük baflar›lar elde edildi. Mart 1922’de Onbirinci Parti Kongresi topland›. Parti, Kongrede Yeni Ekonomik Politika’n›n birinci y›l›n› de¤erlendirdi. Lenin Kongrede “Bir y›ldan bu yana geri çekiliyoruz. Parti ad›na art›k bunu durdurmal›y›z. Geri çekilmekte güdülen amaç elde edilmifltir. Bu dönem art›k sona ermek üzeredir ya da sona ermifl bulunmaktad›r. fiimdi amac›m›z farkl›d›r. Güçlerimizi yeniden bir araya getirmektir” demifltir. Lenin Yeni Ekonomik Politika’n›n sosyalizmle kapitalizm aras›nda k›yas›ya bir ölüm kal›m savafl› oldu¤unu söylüyor ve esas meselenin kimin kazanaca¤› sorunu oldu¤unu

belirtiyordu. Bu dönemde Bolflevikler ticarette fazla tecrübeli de¤illerdi. Nepman’lar ve baz› tüccarlar bu zay›fl›ktan yararlanarak dokuma mallar›n›n ve di¤er baz› mallar›n ticaretini ellerine geçirmifllerdi. Sovyet Cumhuriyeti’nin bütün topraklar›nda halklar aras›nda güçlü bir birli¤e ihtiyaç vard›. Bolfleviklerin deyimiyle halk›n bütün güçlerini kurulufl çal›flmalar›na seferber etmek gerekiyordu. Ülkeyi ele geçirilemez bir duruma getirmek gerekiyordu. Aral›k 1922’de Sovyetlerin Birinci Birlik Kongresi topland›. Lenin ve Stalin’in önerisi üzerine bu Kongrede, Sovyet milliyetlerinin geçici bir devlet birli¤i, yani Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birli¤i (SSCB) kuruldu. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birli¤i’ne ilkin, Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti (RSFSC), Transkafkasya Sovyet Cumhuriyeti (TSFSC), Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (USSC) Ve Beyaz Rusya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (BSSC) girdiler. Daha sonra da Orta Asya’da üç ba¤›ms›z Birlik Sovyet Cumhuriyeti -Özbek, Türkmen ve Tacik Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri- kuruldu. fiimdi bütün bu cumhuriyetler Sovyet devletleri birli¤inden serbestçe ayr›lma haklar› sakl› kalmak üzere, geçici ve eflit bir temel üzerinde tek bir devlette – Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birli¤i’nde- birleflmifl bulunuyorlard›. Nisan 1923’de On ‹kinci Parti Kongresi topland›. Bu Lenin’in hastal›¤›ndan dolay› kat›lmad›¤› ilk kongreydi. Kongre Lenin’in tüm önerileri üzerinde durdu. Kongre Lenin’in önerisi üzerine Parti Merkez Denetim Komisyonu’yla ‹flçi ve Köylü Müfettiflli¤ini tek bir organ halinde birlefltirdi. Devam edecek…

102


Tasfiyecilik Üzerine -1-

Komünist partilere ve devrime olan deste¤in azalmas›n›n birçok nedeni say›labilir. Bu nedenleri s›ralarken do¤ru olan, ilk önce kendi teori ve prati¤imize bakmakt›r. Kitleleri kucaklayan, onlar›n sorunlar›n› gündemine alan, devrimi ulafl›lmas› gereken hedef olarak onlar›n bilincine iflleyebilen komünist partiler günümüzde ne kadar mevcuttur?

103


Tasfiyecilik Üzerine -1-

PART‹ZAN 65 “Tasfiyecilik rüzgârlar› esiyor” belirlemesi son y›llarda en çok duydu¤umuz cümlelerden biridir. Fakat bu kadar s›k tekrara ra¤men bu cümlenin neyi ifade etti¤i ne kadar bilinmektedir? Özellikle 90’lar›n sonunda Rus Sosyal Emperyalizminin çöküflü hem kitlelerde hem de devrimci ve demokrat kesimde; devrime duyulan güven ve inançta büyük bir sars›nt› yaratm›flt›r. Öyle ki, s›n›f mücadelesinde bir Komünist Partisi’nin gerekip gerekmedi¤ine kadar birçok konu tart›fl›lmaktad›r. Latin Amerika’da yaflanan geliflmeler, “toplumsal sol” denilen “yeni ak›m”, bir hiyerarflinin olmad›¤› örgütlenmeler; bilinçleri daha çok kar›flt›rmaktad›r. Ve bu durum sadece Türkiye’nin siyasi co¤rafyas›nda de¤il, genel olarak tüm dünyada görülmektedir. Komünist partilere ve devrime olan deste¤in azalmas›n›n birçok nedeni say›labilir. Bu nedenleri s›ralarken do¤ru olan ilk önce kendi teori ve prati¤imize bakmakt›r. Kitleleri kucaklayan, onlar›n sorunlar›n› gündemine alan, devrimi ulafl›lmas› gereken hedef olarak onlar›n bilincine iflleyebilen komünist partiler günümüzde ne kadar mevcuttur? Elbette ki; Nepal, Filipinler, Hindistan vb. ülkelerdeki komünist partileri unutmuyoruz. Ama bu partilerin estirdi¤i devrimci rüzgâr; dünya genelinde esen “tasfiyecilik rüzgâr›n›” etkisizlefltirecek, kitlelerde oluflan umutsuzlu¤u tersine çevirecek durumda de¤ildir. Ki; dünya genelinde devrimci bir f›rt›na koptu¤unda her ne kadar tek tek ülkeler üzerinde etkisi olacaksa da; esas olan her bir ülkedeki somut durum ve oradaki komünist partilerin prati¤i olacakt›r. Devrimin bir alternatif olarak kitlelerin gündeminde yeterince yer tutamamas›n›n bir nedeni de; burjuvazinin deneyimlerini ustaca kullanmas›d›r. Burjuvazi; kitlelerin bilincini etkilemenin, bulan›klaflt›rman›n öneminin fark›ndad›r. Bunun için de elinden ge-

len her imkân› kullanmaktad›r! Dünya tarihini incelendi¤imizde kitlelerin hep bir az›nl›¤›n ç›kar› için seferber edildi¤ini, dövüfltürüldü¤ünü, katledildi¤ini görürüz. Kitlelerin bilinçsizli¤i, ç›karlar›n›n nerede oldu¤unu görememesi buna her zaman olanak sunmufltur. Elbette ki burada; o tarihsel süreçlerdeki üretici güçlerin durumunu, çark›n nas›l döndü¤ünü yads›m›yoruz. Buradaki vurgumuz; kitlelerin çeflitli yan›lsamalarla, ç›kar›n›n taban tabana z›t oldu¤u s›n›flar›n peflinden gitmesine sebep olmas›d›r. Ki bu durumu tersine çevirecek olan, yani baflka s›n›flar›n ard›ndan gitmesine engel olup, ba¤›ms›z ç›karlar›n› savunacak duruma getirecek olan da komünist partisidir. Uluslararas› Komünist Hareketin tarihine bak›ld›¤›nda, devrime karfl› inançs›zl›¤›n, y›lg›nl›¤›n en çok boy verdi¤i, güçlendi¤i dönemlerin karfl›-devrimin geliflti¤i, güçlendi¤i dönemler oldu¤unu görürüz. Devrim dalgas› güçlüyken saflara kat›lanlar›n, dalgayla birlikte yükselenlerin; dalga çekildi¤inde bazen eski durumlar›ndan dahi daha geri duruma geldiklerini görebiliyoruz. Marks’›n dedi¤i gibi; “tarihin dalgalar› bazen yumurta kabuklar›n› ve hatta gübre art›klar›n› bile üste ç›karabilir.” Ve dalga çekildi¤inde; k›sa bir süre öncesine kadar “üstte” olanlar›n, kendilerini gerçekten o dalgan›n ruhuna, amac›na “sad›k” sananlar›n ama hiç de öyle olmayanlar›n; inançs›zl›klar›, y›lg›nl›klar› ortaya ç›kar ve toplumu etkiler. fiu ana kadar yazd›klar›m›z genel belirlemedir! ‹lk olarak vurgulamak istedi¤imiz; bir sözün, cümlenin, kavram›n her ne kadar gerçekli¤e uysa da içi doldurulmadan çok s›k tekrarlanmas›n›n bir ifle yaramad›¤›d›r. Hatta bazen ilk kullan›lmaya baflland›¤›nda yaratt›¤› ufak da olsa bir etki varsa, zamanla onu bile kaybedebilir. Önemli olan kullan›lan kavramlar›n gerçekten neyi ifadelendirdi¤inin net olarak ortaya konmas›, var olan durumun s›n›fsal kökeninin ne oldu¤u-

104


Tasfiyecilik Üzerine -1-

PART‹ZAN 65

Devrimin bir alternatif olarak kitlelerin gündeminde yeterince yer tutamamas›n›n bir nedeni de; burjuvazinin deneyimlerini ustaca kullanmas›d›r. Burjuvazi; kitlelerin bilincini etkilemenin, bulan›klaflt›rman›n öneminin fark›ndad›r. nun aç›klanmas›, ne yap›laca¤›n›n belirlenmesi ve bu yönlü ad›mlar at›lmas›d›r. E¤er içinden geçilen süreçte kitleleri ve dolay›s›yla devrimcileri en olumsuz etkileyen ak›m›n “tasfiyecilik” oldu¤unu söylüyorsak; bu olgunun bahsetti¤imiz kapsamda çözümlenmesi ve pratik ad›mlar›n at›lmas› flartt›r. “Tasfiyecilik yaln›zca iflçi s›n›f›n›n eski partisinin tasfiye edilmesi (yani da¤›t›lmas›, yok edilmesi de¤il) ayn› zamanda s›n›f olarak proletaryan›n ba¤›ms›zl›¤›n›n yok edilmesi, onun s›n›f bilincinin burjuva fikirlerle bozulmas›d›r.” (Lenin, Seçme Eserler, Cilt …, s.39) Yaz›m›zda hareket noktam›z Lenin’in bu sözü olacakt›r. Bu ba¤lamda ilk olarak burjuva fikirlerin proleter saflar› etkilemesinin tarihsel sürecine bakaca¤›z. Bu da bizi burju-

vazinin ve dolay›s›yla proletaryan›n tarih sahnesine ç›k›fl›na götürecektir.

Tasfiyecili¤in tarihsel kökenleri… “Tüm insanlar›n eflitli¤i, özgürlük” sloganlar›; s›n›fl› toplumlarda ezilenleri kand›rman›n bir arac› olmufltur! “‹nsanlar›n eflitli¤i”, “erdem, özgürlük” gibi kavramlar, s›n›flar›n ortaya ç›kt›¤› zamandan itibaren özellikle de filozoflar›n tart›flma konular›ndan olmufltur. Var olan eflitsizli¤in-sömürünün çeflitli önlemlerle, k›smi düzeltmelerle, insanlar›n –zenginleriniyi niyetleriyle çözülebilece¤ine derin inanç hep olmufltur. Ve s›n›fl› toplumlar›n tarihi boyunca yaflanan bu sorunlara çözüm olmas› için çeflitli öneriler getirilmifl, baz›lar› uygulamaya çal›fl›lm›flt›r!

105


Tasfiyecilik Üzerine -1-

PART‹ZAN 65 “Eflitlik ve özgürlü¤ün” gerçekleflmesi tamamen idealist düflünce tarz›yla “mutlak ak›l, mutlak adalet, mutlak hakikat”le ba¤daflt›r›lm›fl ve insanlar›n niyetlerine b›rak›lm›flt›r. Oysaki tüm tarih bize sorunun ak›lla, iyi niyetle vs. ilgili olmad›¤›n›, üretici güçler-üretim iliflkileriyle ba¤lant›l› oldu¤unu göstermifltir. Burjuvazi ve proletaryan›n tarih sahnesine ilk ç›kt›klar› dönemlerde bu idealist fikirlerin toplumsal alt-üst olufllara uygun olarak yerlerini ald›klar›n›, ezilenleri de peflinden sürükledi¤ini görüyoruz. 1500–1800 y›llar› aras› Avrupa’da burjuvazinin geliflmeye bafllad›¤›, fabrikalar›n önceli olan manifaktürlerin kuruldu¤u, co¤rafi ve bilimsel kefliflerin pefl pefle yafland›¤›, sanayinin geliflmeye bafllad›¤› bir dönemdir. Eski üretim iliflkileri, yeni üretici güçlerin önünde engel oluyordu. Düflünce ve iktisadi yap›n›n üzerinde hakim olan kilisenin tutucu yap›s›, derebeylerin-senyörlerin kitleler üzerindeki bask›s›, emekçilerin yaflad›¤› açl›k-sefalet bu dönemin karakteristik özellikleridir. Hem burjuvazinin hem de iflçiköylülerin karfl›s›nda ortak bir düflman vard›; feodal aristokrasi ve kilise. Köylüler; serf köleli¤inin ortadan kald›r›lmas›n›, feodal ihtiyaçlar›n yok edilmesini, hak eflitli¤inin sa¤lanmas›n›, zümrelerin ortadan kald›r›lmas›n› istiyorlard›. Burjuvazi ise, kanunlarda soylulara ve din adamlar›na tan›nan imtiyazlara karfl›yd›. Tüm zümrelere eflitli¤i, serbestçe ticaret yapmay›, serbest ticaretin önündeki engellerin kald›r›lmas›n› talep ediyordu.

Proletarya ilk ortaya ç›kt›¤›ndan itibaren emek sömürüsüne maruzdu ve açl›k-sefalet içerisindeydi. Manifaktür sürecinde iflçi ço¤u zaman patronuyla ayn› yerde çal›fl›yor, ayn› ortam› paylafl›yordu. Bu durumdan kaynakl› iflçi, patronla olan çeliflkisinin dahi fark›na varam›yordu. Al›m gücü çok düflük olan iflçi, içinde bulundu¤u sefaletin nedenini yüksek vergiler ve elinde yüksek tah›l stoku bulunan yerel aristokrasi olarak görüyordu. Bu da köylülerle birlikte iflçilerin de; burjuvaziyle birlikte “tüm zümrelerin eflitli¤i”, “çal›flma hakk›”, “özgürlük, eflitlik” sloganlar› alt›nda feodal egemenli¤e karfl› savafl›m›n› beraberinde getirmifltir.

106


Yani proletaryan›n burjuva düflüncelerden etkilenmesi, tüm s›n›flar›n eflit olabilece¤ini düflünmesi; tarihte proletarya-burjuvazinin ç›k›fl dönemine kadar uzan›r. Ve burjuva-demokratik devrimler sürecinde proletarya henüz kendisi için bir s›n›f olma bilincine sahip olamad›¤›ndan kaynakl› burjuvazinin peflinden gider. Biliyoruz ki; “insan›n toplumsal bilgisi (yani onun çeflitli felsefi, dinsel, siyasal vb. görüfl ve ö¤retileri) toplumun iktisadi sistemini yan›lt›r.” (Lenin) Avrupa’da 1789–1872 y›llar› aras› burjuva demokratik devrimler ça¤›d›r. Bu dönemde burjuvazinin önderli¤ini yapt›¤› toplumsal altüst olufllar yaflanm›flt›r. Do¤al olarak, hiçbir s›n›f bilincine sahip olmayan proletarya düflünsel anlamda da pratik olarak da bu süreçlerde burjuvazinin peflinden sürüklenmifltir. “Maddi üretim araçlar›n› elinde bulunduran s›n›f, ayn› zamanda zihinsel üretim araçlar›n› da elinde bulundurur, bunlar o kadar birbirinin içine girmifl durumdad›rlar ki, kendilerine zihinsel üretim arac› verilmeyenlerin düflünceleri de ayn› zamanda bu egemen s›n›fa ba¤›ml›d›r.” (Marks) Kapitalizmin geliflmeye bafllamas›yla birlikte ortaya ç›kan çeliflkileri yukar›da sayd›k. Feodal aristokrasi d›fl›nda tüm s›n›flar burjuvaziyle birlikte “özgürlük, eflitlik” ideallerinin peflinden sürüklenmifllerdir. Bunun sonucunda proletaryan›n henüz “bebeklik ça¤›nda” oldu¤u 1700’lü y›llar›n ortalar›nda “ütopik sosyalizm” ortaya ç›km›flt›r. Saint Simon, Fourier, Robert Owen, Etrenne Coinet ütopik sosyalistlerin temsilcileri say›lmaktad›r. Ütopik sosyalistler; sistem içerisindeki s›n›f karfl›tl›klar›n› görüyorlar ve “en çok ac› çeken s›n›f olarak özellikle iflçi s›n›f›n›n ç›karlar›n› gözetmenin bilincindedirler.” Fakat sanayinin geliflim derecesi ve içinde bulunulan ekonomik durumdan kaynakl›, proletaryan›n ba¤›ms›z bir s›n›f olarak hare-

ket etme yetisinde oldu¤unu göremiyorlard›. “Ezilen s›n›flar›n mücadele etme” fikri yerine özel tasarlanan sosyalist kolonilerle veya Cabet’in Icaria’s› gibi düflsel ülkelerde, “yetkin” kiflilerin, “yarat›c›lar›n” oluflturdu¤u yerlerde tüm insanlar›n eflitçekardeflçe yaflayabilece¤ini savunuyorlard›. Mesela Saint-Simon; toplumun iflverenler, tüccarlar, bankerler ve iflçilerden oluflan bir karma s›n›f taraf›ndan yönetilmesini öneriyordu. Sonras›nda Proudhon’u da etkileyen R. Owen ise, “yurt içi koloniler” diye adland›rd›¤› bölgelerde; iflçilere birimi çal›flma saatleriyle belirlenen vesikalar vererek sorunu çözece¤ini düflünüyordu. Burjuvazinin de zamanla bu yaflama ortak olaca¤›na inan›yordu. Ütopik sosyalistler; burjuvazi-proletarya ayr›m› yapmadan tüm toplumun koflullar›n›n düzeltilmesini, iyileflmesini istiyorlar ve bunun mümkün olabilece¤ine inan›yorlard›. Bunun için de en büyük deste¤i kapitalistlerden bekliyorlard›, hem parasal anlamda kurduklar› veya kurabilecekleri kolonilere destek fleklinde; hem de iflçilerin-çocuklar›n çal›flma koflullar›n›n düzeltilmesinde… Ütopik sosyalistler; her türlü devrimci eylemi reddediyorlar ve bar›flç›l yollarla, süreç içerisinde onlara burjuvazinin de kat›lmas›yla dünyay› de¤ifltirip dönüfltüreceklerine inan›yorlard›. Düflüncelerinin özünü Fourier’in “insan iyidir, özgürce geliflebilece¤i sosyal kurulufllara kavuflunca daha da yetkinlefltirecektir” fikri vard›r. K›sacas› tarihsel geliflimi göremiyorlar, burjuvazi-proletarya karfl›tl›¤›n› do¤ru de¤erlendiremiyorlar; s›n›f iflbirli¤iyle, yeni dünyalar yaratarak sorunu çözeceklerini san›yorlard›. S›n›f savafl›m› gelifltikçe, proletarya burjuvazi taraf›ndan kand›r›ld›kça; ütopik sosyalistlerin “ütopyalar›n›n” bir anlam› kalmam›flt›r. Ütopik sosyalistlerin proleter mücadeleye en büyük katk›s›; sendikalar› kurmalar›-

107

Tasfiyecilik Üzerine -1-

PART‹ZAN 65


Tasfiyecilik Üzerine -1-

PART‹ZAN 65 d›r. R. Owen, ‹ngiltere’de “Büyük Ulusal Birleflik ‹flçi Sendikas›”n› kurdu. Owen, burjuvazinin de bu sendikaya destek verece¤ini san›yordu. Fakat k›sa bir süre sonra sendika üzerindeki bask› artt› ve sendika üyeleri ifle al›nmamaya bafllad›. Bu takti¤e haz›rl›ks›z yakalanan sendika k›sa bir sürede da¤›ld›. Ütopik sosyalistlerin kitleler üzerindeki etkisi yavafl yavafl azal›rken 1830’lu y›llarda ‹ngiltere’de Chartistler (Bildirgeciler) etkin olmaya bafllad›lar. Chartistler; haz›rlad›klar› bildirgeleri parlamentoya sundular ve istemleri için grevler düzenlediler. Chartistlerin amac› “herkes için gizli oy, eflit seçim bölgeleri, parlamento adaylar›nda aranan belli bir mülke sahip olma koflulunun kald›r›lmas›” idi. Yani Chartistlerin hareketi de, reform talepleri ile belli düzeltmeleri burjuvazinin yapmas› ve böylece koflullar›n düzeltilmesi fikrini aflamam›flt›. Verilen bu mücadeleler sonucu ‹ngiltere’de 1842 y›l›nda madencilik yasas› ve iflgününü 10 saatle s›n›rland›ran yasa elde edildi. ‹flçiler, ancak burjuvaziye karfl› bir savafl›mla kazan›mlar elde edebileceklerini görmeye bafllam›fllard›. Ama yine de henüz net bir s›n›fsal bak›fl yakalanabilmifl de¤ildi. Burjuvazi gerçeklefltirdi¤i devrimlerle her ne kadar baz› yerlerde iktidar› alm›fl, baz› yerlerde iktidara ortak olmuflsa da feodal aristokrasiden tamam›yla kurtulmufl de¤ildi. Bu durum onu sürekli olarak genifl halk kitlelerine muhtaç b›rak›yordu. Bunun felsefi alana yans›y›fl› “burjuva sosyalizmi”, ekonomik alanda ise “klasik liberalizm” fleklinde olmufltur. Marks, Komünist Manifesto’da “burjuva sosyalizmini” flöyle anlatm›flt›r. “‹ktisatç›lar, insanseverler, insanl›kç›lar, iflçi s›n›f›n›n durumunu iyilefltiriciler, hay›r iflleri örgütleyicileri, hayvanlara eziyet edilmesini önleme derneklerinin üyeleri, ›l›ml›l›k ba¤nazlar›, akla gelebilecek her türden gizli reformcular bu kesime girerler.(…) Sosyalist burjuvalar, mo-

dern toplumsal koflullar›n bütün üstünlüklerini, buradan zorunlu olarak ç›kan savafl›mlar ve tehlikeler olmaks›z›n istiyorlar(…) Bunlar proletaryas›z bir burjuvazi istiyorlar(…) Bu sosyalizmin ikinci ve daha pratik ama daha az sistematik biçimi flu ya da bu siyasal reformun de¤il, ancak maddi varolufl koflullar›nda, ekonomik iliflkilerdeki bir de¤iflikli¤in onlara bir yarar sa¤layabilece¤ini göstererek, her türlü devrimci hareketi iflçi s›n›f›n›n gözünden düflürmeye çal›flm›flt›r.(…) Serbest ticaret: iflçi s›n›f›n›n ç›kar› için. Koruyucu gümrükler; iflçi s›n›f›n›n ç›kar› için, Cezaevi reformu; iflçi s›n›f›n›n ç›kar› için. Burjuva sosyalizminin son sözü ve ciddi olarak söyledi¤i tek söz iflte budur. Burjuva sosyalizmi flu sözlerle özetleniyor: Burjuva bir burjuvad›r; iflçi s›n›f›n›n ç›kar› için.” (Komünist Manifesto, Sol Yay›nlar›, s: 4748-49’dan) Özcesi; burjuvazinin bu kesimi burjuva toplumunun devam›n› sa¤lamak için, toplumsal hoflnutsuzluklar› giderme amac›n› tafl›maktad›r. 1840’l› y›llardan sonra “iflçi s›n›f›n›n önderleri” olarak ortaya ç›kan Proudhon, Bakunin, Lassale, Louis Blanc bu fikirlerden etkilenmifl ve bu fikirlerin biraz daha farkl› biçimlerde proletarya içerisinde yay›lmas›na sebep olmufllard›r. Proudhon’un en belirgin savunusu ekonomik mücadele ve politik mücadelenin birbirinden ayr›lmas› gerekti¤idir. Proudhon; anarko-sendikalizmin kurucusu olarak da bilinir. Özünde Proudhon; sadece ekonomik ve politik mücadelenin ayr›flmas› gerekti¤ini savunmakla kalmay›p ekonomik mücadeleyi dahi küçümsemifl, gereksiz görmüfltür. Proudhon; iflçilerin ücretlerinin artmas› için mücadelenin anlams›z oldu¤unu; çünkü iflçilerin ücretleri artarsa di¤er ürünlerin de fiyat›n›n artaca¤›n› iddia ediyordu. Dolay›s›yla ekonomik istemler için mücadele anlams›z olacakt› ve iflçilerin yaflant›s›nda bir düzelme getirmeyecekti. “Tunç ücret yasa-

108


s›” olarak geçen bu savunu daha sonra Lassale taraf›ndan da savunuldu. Marks; bu savunuyu çürütmüfltür. Ücretin tek bir veriyle oluflmad›¤›n›; çal›flma koflullar› ve toplumsal koflullarla belirlendi¤ini göstermifltir. Proudhon, ütopik sosyalistler gibi “tüm insanlar›n eflitli¤ini” savunuyordu. Gerekli olan fley; düzendeki baz› olumsuz faktörlerin düzeltilmesiydi ve bu da burjuvaziyle el ele olacakt›. Bu savunular elbette ki Proudhon’un s›n›fsal duruflundan ba¤›ms›z de¤ildi. Proudhon; Marks taraf›ndan “küçük burjuvazinin filozofu ve iktisatç›s›” olarak tan›mlanm›flt›r. Yani bir yandan halk›n çekti¤i sefalete gözlerini kapayam›yor di¤er taraftan “büyük burjuvazinin görkemi karfl›s›nda gözleri kamafl›yor.” Küçük burjuvazi; proletarya ve burjuvazi aras›nda sürekli yalpalar. Kapitalizmin geliflimi, rekabetin keskinleflmesi küçük burjuvay› h›zl› bir flekilde proletarya saflar›na yaklaflt›r›r. Ama küçük burjuva; hiçbir zaman burjuva olma, kapitalist sistem içerisinde kendine daha rahat bir yaflam arama iste¤inden vazgeçmez. Küçük burjuva, sistemin düzeltilmesine ve kendilerine biraz daha k›r›nt› verilmesine götüren taleplerde bulunmaktan kendini alamaz. “Sermaye alacakl› olarak, özellikle bu s›n›f›n yakas›n› b›rakmaz, bu s›n›f ise kredi kurumlar› ister; sermaye rekabet yolu ile onu ezer, o ise denetleyen, yard›m gören ortakl›klar ister; ser-

maye bir merkezde yo¤unlaflmas› ile küçük burjuvazinin belini büker. Küçük burjuva ise artan oranl› vergiler ister, sermayenin büyümesini zorla engelleyen baflka önlemler ister. Kendi sosyalizminin bar›flç› bir yolla gerçekleflmesini düfller.” (Fransa’da S›n›f Savafl›mlar›, s: 129) Yani küçük burjuva; besledi¤i umutlarla hep büyük burjuvaziden bir fleyler talep eder. Büyük burjuvazi ise onu proletaryaya daha da yak›nlaflt›racak önlemler almaktan “kaç›nmaz”. Küçük burjuvazi ve onun temsilcileri; hep çat›flmas›z bir flekilde durumlar›n düzelmesini isterler ve proletaryay› da bu konuda ikna etmeye çal›fl›rlar. Proletaryay›; ç›kan-ç›kabilecek yasalarla, olabilecek reformlarla hizada tutmaya çal›fl›rlar. “S›n›f mücadelesi; ama buna ra¤men toplumsal devrim ça¤r›s›n›n olmamas›; s›n›f mücadelesi ama buna ra¤men orta s›n›flarla ortaklafla çal›flmak için iflçilere ça¤r›; s›n›f mücadelesi ama buna ra¤men s›n›flar›n ortak çal›flmas›.” (Sendikalar Üzerine, Maxime Leror’den aktaran Losovsky, c:2, s:43) Maxime Leori; Proudhonculu¤un özünü iflte böyle koyuyor! Bakunin; anarflist görüflleri ve hiçbir devlet otoritesini tan›mayarak Proudhon’dan ayr›l›yorsa da, Proudhon’dan beslenmektedir. Bakunin de tüm insanlar›n eflitli¤inden, “proletarya” yerine tabakalar aras›ndaki çeliflkileri gizleyecek flekilde “halk”tan bahsetti. ‹flçi s›n›f›n›n devrimi yapacak güç olmad›¤›n› savundu. Politik ve ekonomik müca-

109

Tasfiyecilik Üzerine -1-

PART‹ZAN 65


Tasfiyecilik Üzerine -1-

PART‹ZAN 65 deleyi birbirinden ay›rd›. Politik mücadeleyi, “ayr›cal›kl› bir kesim” verecekti sadece! Proudhon’dan daha ileri olan yani ekonomik mücadeleyi kabul etmesi ve bu do¤rultuda “direnifl kasalar›n›n” örgütlenmesini savunmas›yd›. Bakunin; s›n›flar›n ortadan kald›r›lmas›ndan de¤il, s›n›flar›n eflit hale getirilmesinden bahsediyordu. Yani Bakunin de karfl›m›za ayn› sloganlar ç›k›yor; “eflitlik, özgürlük, kardefllik; tüm s›n›flar için”. “S›n›flar›n ortadan kald›r›lmas›” Marksist formülasyonu; devrimle birlikte özel mülkiyetin kald›r›lmas›n›, sosyalist düzen içerisinde zaman içerisinde devletin sönüp gitmesini ve s›n›fs›z olan komünist topluma ulafl›lmas›n› içinde bar›nd›r›r. “S›n›flar›n eflit hale getirilmesi” formülasyonunda ise burjuvaziye dokunulmamaktad›r. Devrimle birlikte her kötülü¤ün bafl› olan devletin havaya uçurulaca¤› proletarya-burjuvazi ayr›m› olmadan tüm insanlar›n komün halinde, eflit flekilde bir arada yaflayaca¤› savunusu vard›r. Ütopik sosyalistlerden tek fark› “devrim” olgusunun kabul edilmesidir. Marks ve Engels önce Komünistler Birli¤i içinde sonra I. Enternasyonal’de Proudhonculara ve Bakunincilere karfl› uzun y›llar süren bir mücadele verdiler. Marks’›n Proudhon’a karfl› mücadelesi, Proudhon’un “Sefaletin Felsefi” kitab›na karfl› yazd›¤› “Felsefenin Sefaleti”yle bafllar. 1864’de I. Enternasyonal’in kuruldu¤u Londra Toplant›s›yla birlikte daha da artan tart›flmalar 1869’a kadar sürer. Bu tart›flmalar s›ras›nda daha çok Marks ve Engels’in görüflleri benimsendi. Proudhoncular ve Bakuninciler bütün bu tart›flma süreçlerinde birlikte hareket ettiler. 1840’l› y›llardan yani Marks’›n düflüncelerini sistematize etmeye bafllad›¤› dönemden itibaren tart›flmaya girdi¤i birçok pratikçi, düflün adam› vs. vard›. Bunlar›n ço¤u, kendisini komünist-sosyalist olarak isimlendiriyordu.

Marks’›n bir dönem yol arkadafl› olan Weitling; zaman içerisinde “yeni teorilerin yarat›lmas›na gerek olmad›¤›n›, deneylerin art›k s›nad›¤› teorileri ele almak gerekti¤ini” savundu. Almanya’dan Amerika’ya göçen Herman Kriege ise kendini “Alman komünizminin temsilcisi” olarak yans›t›yor, mücadele sözü yerine “aflk” sözcü¤ünü kullan›yordu. ‹nsan iliflkilerinin temelinin aflk oldu¤unu ve tüm sosyal sorunlar›n aflkla çözülebilece¤ini savunuyordu… Komünistler Birli¤i ise; Marks-Engels’in haz›rlad›¤› Komünist Manifesto temelinde birlefliyorlard›. Komünist Manifesto’da komünistlerin hedefi flöyle tan›mlanm›flt›; “Proletaryan›n proletarya taraf›ndan ele geçirilmesi” (Komünist Manifesto, s: 27) Komünist Manifesto’da; tüm s›n›flar, tabakalar incelenir ve proletaryan›n mücadelesinde “önder güç” olaca¤› sonucuna var›l›r. Burjuvazi; köylüleri ve di¤er tüm küçük burjuva katmanlar› parçalar, ama proletarya çal›flma koflullar›ndan kaynakl› bir araya gelir, birleflir. Proletarya d›fl›ndaki di¤er s›n›flar›n üretici güçler karfl›s›ndaki konumlar›, hep “kaybedecek bir fleylerinin” oluflu, onlar›n bu mücadeleyi sonuna kadar götürememesine, burjuvaziyle bir noktada uzlaflmas›na yol açar. Devrimi sonuna kadar götürebilecek olan di¤er katmanlar› etraf›nda toplayabilecek olan güç proletarya oldu¤undan devrimci mücadelede “önder güç” proletarya olacakt›r. Bunun için proletaryaya gerekli olan araçlar yarat›lmal›yd›. Komplocu-anarflizan düflüncelerle veya sadece bir grubun hareketiyle bu amaca ulafl›lamazd›. 1800’lü y›llar ayn› zamanda ulusal devletlerin oluflma sürecidir. ‹lk örgütlenme olarak ortaya ç›kan Komünistler Birli¤i (önceli “Adiller Birli¤i”) uluslararas› bir örgüttür. Bu örgütlenme içerisindeki tart›flmalar so-

110


nucu her ülkenin kendi KP’sini kurmas› gerekti¤i fikri öne sürülür. Fakat bu konuda da herkes ayn› fikirde de¤ildir. 1848’de Fransa’da, Almanya’da ve Avrupa’n›n di¤er ülkelerinde yaflanan yenilgiden sonra Komünistler Birli¤i içinde yaflanan ilk önemli ayr›flma, Willich ve Schapper’ledir. Almanya’daki yenilgiden sonra Birlik önderleri ve baz› üyeler Londra’ya göçerek mücadelelerine devam ettiler. Marks; içine girilen sürecin ekonomik-sosyal koflullar›ndan dolay›; “devrimci dalgan›n tavsad›¤›”n›; komünistlerin bu süreci gelecekteki mücadeleler için örgütlenmek amaçl› kullanmalar› gerekti¤ini savunuyordu. Yani özünde tart›fl›lan “iflçi hareketine dayanan bir iflçi partisinin, bir s›n›f partisinin gerekip-gerekmedi¤iydi.” (Lenin, S. Eserler, s:94) Willich ve Schapper’e göre; bir grup insan›n bir araya gelmesi, para bulmas›, silah sat›n almas› ve ayaklanmas› gerekiyordu. (Bu fikirler ayn› zamanda Frans›z devrimcisi Blanqui’nin de savundu¤u fikirlerdir. Ki Blanquistler, bu fikirlerinden kaynakl› Komünistler Birli¤i içinde aktif olarak yer almam›fl, zaman zaman dinleme, gözlemleme amaçl› toplant›lara kat›lm›fllard›r.) Burada yaz›m›z›n konusu boyutuyla dikkat çekici olan yan; özellikle yenilgi dönemlerinde veya Marks’›n tan›m›yla “durgunluk gibi gözüken mevcut zaman diliminde” devrimcilerin içerisinde bu tipte komplocu örgüt savunucular›n›n (veya bazen tam tersi olarak tamamen geri çekilme savunucular›n›n) ortaya ç›kt›¤›d›r. Uluslararas› Komünist Hareketin tüm tarihi bize bunu göstermektedir. 1848’deki devrimlerle birlikte burjuvazi hiç duraksamadan devlet iktidar›n› tamamen ele geçirdi. Ele geçirir geçirmez de tüm öfkesini, fliddetini o zamana kadar “müttefiki” olan proletarya ve köylülü¤e yöneltti. ‹flçi s›n›f› aç›s›ndan burjuvazinin maskesi düflmüfltü.

Marks ve Engels; 1848 y›l›na kadar “Alman liberal burjuvalar›n›n halka karfl› oynad›¤›” hain rolü bu dönemden sonra küçük burjuva demokratlar›n üstlenece¤i belirlemesinde bulundular. Küçük burjuvazi “toplumsal koflullarda öyle bir de¤ifliklik istiyor ki, var olan toplumsal düzen kendileri bak›m›ndan olabildi¤ince katlan›l›r ve rahat hale gelsin.” Bu belirlemelerle birlikte proletaryan›n önündeki görevin “bir kez daha burjuva demokratlara alk›flç› bir koro olarak hizmet yerine, resmi demokratlar›n yan› s›ra illegal ve legal ba¤›ms›z bir iflçi partisini örgütleme do¤rultusunda çal›flmak” oldu¤unu ve bu Partinin “proletaryan›n konumunun ve ç›karlar›n›n burjuva etkilenmelerinden ba¤›ms›z olarak tart›fl›laca¤› iflçi derneklerinin birer oda¤› ve çekirde¤i haline dönüflmesi” gerekti¤ini söylüyorlard›. Yani Marks ve Engels ba¤›ms›z bir proleter partisinin kurulmas›n› ve bu partinin y›¤›nlar› uzun ve direngen bir çal›flmayla e¤itmesi gerekti¤ini savunuyorlard›. Proletarya partisinin kitleleri örgütlerken önüne ç›kacak en büyük engelin burjuva düflünceler oldu¤unun fark›ndayd›lar. Engels 1895’te “Fransa’da S›n›f Savafl›mlar›” isimli Marks’›n kitab›na yazd›¤› önsözünde; proletarya önderli¤indeki devrimlere kadar; büyük y›¤›nlar›n hep öncülük eden bir az›nl›¤›n sundu¤u yutturmacalara kendini kapt›rd›¤›n› ve hep bir az›nl›¤›n ç›kar› için mücadele ettiklerini vurgulam›flt›r. Ve flunu soruyor Engels: “Kendi ekonomik durumlar›n›n en gerçek yans›s›ndan baflka bir fley olmayan ve henüz kendilerinin anlamam›fl olduklar› ve ancak belirsiz bir duygu halinde hissettikleri gereksinmelerinin en aç›k, en uysal ifadesi olan fikirlere nas›l daha yabanc›, daha uzak kalabilirlerdi?” (age, s:13) Bunun cevab›; kitlelerin yeterince e¤itilmemesi, s›n›f ç›karlar›n› görememeleri idi.

111

Tasfiyecilik Üzerine -1-

PART‹ZAN 65


Tasfiyecilik Üzerine -1-

PART‹ZAN 65 Bunun için Partinin kurulmas›, örgütlenmesi, kitlelere bilinç tafl›mas› gerekiyordu. Yani kitlelerin neyi, niçin yapt›klar›n› bilmeleri gerekiyordu. Marks ve Engels’in devrim yenilgisinden sonra dikkat çektikleri, küçük burjuva demokratlar›n fikirlerinin tehlikesi çok geçmeden ortaya ç›kt›. Küçük burjuva demokrat› olan Lassalle 1863’te Almanya’da “Genel ‹flçi Derne¤i”ni kurdu. Marks-Engels; 13 y›ll›k bir suskunlu¤u k›rd›¤› için bu derne¤in kuruluflunu olumlasalar da; sahip oldu¤u ideolojiyi sürekli elefltirmekten geri durmad›lar. Lassalle’nin derne¤i 2 talep

Daha sonra iflçi fabrikalar› oluflturulacak ve devlet bunlara paray› sökülecek ve bu kurumlar giderek tüm ülkeleri kapsayacak.” (Marks-Engels’ten aktaran Losovsky; Sendikalar Üzerine, C:2, s: 56) S›n›f mücadelesinin ve devletin yap›s›n›n kavranamad›¤› tipik küçük burjuva düflünce tarz›n›n örne¤idir bu durufl! Proletarya; tarih sahnesine ilk ç›kt›¤› zamandan itibaren yukar›da açmaya çal›flt›¤›m›z tarihsel koflullardan ve ekonomik-s›n›fsal nedenlerden dolay› burjuvaziyle sürekli etkileflim halinde oldu¤undan bilincinin burjuva fikirlerle bulanmas› do¤ald›r.

Bu

öne sürüyordu. Genel seçim hakk› ve üretici birliklerinin devletçe desteklenmesi. Yani “devrim” diye bir hedef yoktu. ‹flçi s›n›f›n›n sorunlar›n›n çözümünü aç›k bir diktatörlük olan devlete ba¤l›yordu. Lassalle; “ifl ücreti ile sermaye aras›ndaki sorunu ‘oyun oynarcas›na’ kolay bir tarzda çözüyor. Yani iflçiler genel seçim hakk› için ajitasyon yapmal› ve onun gibi bilimin yal›n silah› ile donanm›fl kiflileri parlamentoya göndermeli.

düflünceler Parti içerisinde de boy verebilir veya Parti d›fl›nda burjuva ve küçük burjuva ideologlar›n sistemlefltirilmifl düflünceleriyle iflçi s›n›f›n›n içerisine girebilir. Engels flöyle diyor; “Proletarya hareketi zorunlu olarak çeflitli geliflme aflamalar›ndan geçer; her aflamada baz› kifliler tak›l›r-kal›r ve birlikte daha ileriye gitmezler; iflte ‘proletarya dayan›flmas›’n›n neden her yerde gerçekte birbiriyle ölüm-kal›m müca-

112


delesi yürüten çeflitli Parti gruplar› içinde gerçekleflti¤i ancak böyle anlafl›labilir.” (Polemik, s: 383) Komünistler Birli¤i, I. Enternasyonal, ard›ndan II. Enternasyonal, Stalin’in Troçki ile tart›flmalar›, ÇKP-Kruflçev aras›ndaki tart›flmalar; Lenin’in çeflitli dönemlerde Parti içinde yaflad›¤› tart›flmalar özünde bu nedenledir. “Baz› kiflilerin tak›l›p kalmas›n›n” nedeni nedir? Olgular›, tarihsel süreçleri do¤ru de¤erlendirememeleri, diyalektik materyalizmden, s›n›f bak›fl aç›s›ndan uzaklaflmalar›d›r. Ve bu tak›l›p-kalanlarla ilerleyenler aras›ndaki mücadele geçmiflte nas›l yafland›ysa flimdi de, gelecekte de yaflanacakt›r. Marks’›n; bu küçük burjuva ve burjuva ak›mlarla çat›flt›¤› birçok konu mevcuttur. Köylülük sorunundan uluslar›n oluflum sürecine bak›fl›na, KP’lerin gerekip gerekmedi¤inden s›n›f olarak proletaryan›n ön plana ç›kar›l›p-ç›kar›lmamas›na ve proletarya diktatörlü¤ünün gerekip-gerekmedi¤ine kadar… Baflta da vurgulad›¤›m›z gibi, bu bölümü iflleme nedenimiz; proletaryay› ve dolay›s›yla KP’leri etkileyen burjuva fikirlerin tarihsel kayna¤›na bir göz atmakt›. Ayr›ca flu anda birçok burjuva tasfiyeci ak›m›n öne sürdü¤ü “ideolojiler öldü”, “tüm insanlar eflittir”, “KP’lere ihtiyaç yoktur”, “sosyalizme geçifl bar›flç›l yollarla mümkündür”, “ekonomik ve politik mücadele birbirinden ayr› ele al›nmal›d›r” gibi fikirlerin yeni olmad›¤›n›; önce Marks-Engels sonra Lenin, Stalin ve Mao’nun bu fikirlere karfl› sürekli bir mücadele vermek zorunda kald›klar›n› göstermektir. Ve bu fikirler dile getirilirken ilk vurgulanan›n da “art›k dönem de¤iflti; s›n›flar›n yap›s› de¤iflti” gibi söylemlerin olmas› da ilgi çekicidir. Dikkat çekici olan bir di¤er yan da “s›n›f mücadelesi”nin genel anlamda tüm bu kesimler taraf›ndan kabul edilmesidir. Zaten “s›n›f mücadelesi”ni de reddediyor olsalard›, halk› kand›rma gayretleri ilk bafltan bo-

fla ç›kard›. Dünya üzerinde çok yal›n gözlerle görülen sömürünün, açl›¤›n nedenleri konusunda bir fley diyemezlerdi. Yani çok yal›n toplumsal gerçeklik; s›n›f mücadelesini kabul etmelerini zorunlu k›l›yor. O yüzden “eflitlik” diyorlar, o yüzden burjuvazinin de kat›ld›¤› çözümleri zorunlu görüyorlar vs. Fakat sorun “s›n›f mücadelesinin” kabulü de¤ildir. Sorun s›n›f mücadelesini nereye kadar, hangi amaçlarla sürdürdü¤ümüzdür. Marks’›n kendisi, “s›n›f mücadelesi” ö¤retisinin burjuvazi taraf›ndan oluflturuldu¤unu belirtmifltir. “S›n›f mücadelesi” ö¤retisi genel konufluldu¤unda burjuvazi için kabul edilebilirdir.” (Lenin) Sorun bu s›n›f mücadelesini; proletarya diktatörlü¤ü sorununa ba¤lay›p ba¤lamamakt›r. Yani “amaç” vard›r, “amaç” vard›r! Bu mücadelenin amac› burjuva k›staslara uygun olarak, sömürünün sürdü¤ü, “iyiliksever, hay›rsever insanlara…” ba¤l› olarak sürdürülen bir yaflam olabilir veya iyi niyete, mutlak ak›l, mutlak adalet vb. söylemlerden ba¤›ms›z, tarihsel geliflimin dayatt›¤›, sömürünün kald›r›lmas›n›n tek yolu olan proletaryan›n diktatörlü¤ünü savunmak olabilir. Ç›k›fl noktas›n›n ayn› olmas›, var›fl noktas›n›n da ayn› olaca¤› anlam›na gelmiyor. “Nihai amaç”; neyin niçin kabul edildi¤inin yal›n bir ifadesidir.

2. Enternasyonal Döneminde Lenin’in 1905 devrim sürecinden sonra sa¤ ve sol tasfiyecilerle girdi¤i mücadeleye bafllamadan önce; II. Enternasyonal dönemine k›saca bakal›m; II. Enternasyonal, içine girdi¤i oportünizm-revizyonizm batakl›¤›yla bilinmektedir. O dönem Avrupa ülkelerinde en güçlü olan Parti, Almanya Sosyal Demokrat ‹flçi Partisi’ydi. Almanya Sosyal Demokrat ‹flçi Partisi; Lassalc›lar ve Eiseach’ç›lar denilen (Liebkn-

113

Tasfiyecilik Üzerine -1-

PART‹ZAN 65


Tasfiyecilik Üzerine -1-

PART‹ZAN 65 echt ve Babel’in önderli¤indeki grup) grubun 1875 y›l›nda Gotha’da yap›lan kongreyle birleflmesi sonucu olufltu. Bu kongrede kabul edilen program› Marks-Engels, “Gotha Program›n›n Elefltirisi” isimli eserle elefltirdiler. Programda; küçük burjuva sosyalistleri olan Lassalc›lar’a ödünler verilmiflti. Bu parti çok k›sa bir süre içinde iflçi s›n›f› içindeki etkisini büyüttü. 1879 Reichtag seçimlerinde oylar›n % 9’unu ald›. Komünistlerin bu h›zl› geliflimi Bismarck yönetimini 1878’den 1890’a kadar yürürlükte kalan “Sosyalistler Yasas›”n› ç›karmaya zorlad›. Bu yasayla Sosyal-Demokratlar›n tüm toplant›lar›, dernekleri, gazeteleri yasakland›, resmi makamlara “küçük s›k›yönetim” ilan› ve kiflileri s›n›r d›fl› etme hakk› tan›nd›. Parti bu hamle üzerine legal ve illegal mücadeleyi birlefltirme karar› ald›. Bu yeni bir deneyimdi. Bu yasa, sosyalistlerin etkin bir flekilde çal›flmas›na engel olamad›. Ama yasan›n getirdi¤i bask› ve s›n›rlamalar, Reichtag’ta kazan›lan sandalyelerin b›rak›lmak istenmemesi partinin birçok konuda oportünizme-reformizme sapmas›na yol açt›. Bu dönemde oportünizmi; legalizm beslemiflti. 1898’de kurulan II. Enternasyonal’de do¤al olarak en büyük parti olan Alman SD‹P’in önderleri (Kautsky, Bebel, Liebknecht, Bernstein) etkin idiler. 1871 Paris Komünü’nden 1905 dönemine kadar olan süreç iflçi hareketlerinin seçtikleri yol ve yöntemler aç›s›ndan “bar›flç›l” bir dönemdir. Avrupa, genel olarak burjuva demokratik devrimlerini tamamlam›flt›r. Bu y›llarda “her yerde burjuva parlamentarizminden yararlanmay›, kendi günlük bas›n›n›, kendi e¤itim kurumlar›n›, sendikalar›n›, kooperatiflerini yaratmay› ö¤renen sosyalist, temeli itibar›yla proleter partiler ortaya ç›kar.” (Leninizm Nedir?, 1. Defter, s: 19) Parlamenter mücadelenin araç de¤il amaç haline gelmeye bafllad›¤›, devrimlerde “zor” olgusunun gözden kaçt›¤›, “bar›flç›l”

geçifllerin olabilece¤ine dair yo¤un tart›flmalar›n yap›ld›¤› yani Marksizm’in revize edildi¤i dönemdir bu! Alman Sosyal-Demokratlar› özellikle “sosyalistler yasas›n›n” kald›r›ld›¤› 1890’dan sonra, birçok politikalar›n› o bask›c› dönemin geri gelmemesi düflüncesiyle, Reichtag’taki sandalyelerini kaybetme korkusuyla belirlediler. Bu yüzden proletaryan›n gerçek devrimci hedeflerini gözden kaç›r›yorlard›. Anl›k ç›karlar için gelece¤in ç›karlar› feda ediliyordu. Anl›k ç›karlar için, gelece¤in ç›karlar›n›n feda edilmesi oportünizmdir. “Politika alan›nda revizyonizm, gerçekten Marksizm’in temelini, yani s›n›f savafl›m› ö¤retisini de¤ifltirmeyi denemifltir. ‘Siyasal özgürlük, demokrasi, genel seçim hakk› s›n›f savafl›m›n› taban›ndan yoksun b›rak›r’ deniyordu bize ve böylece Komünist Manifesto’daki ‘iflçilerin vatan› yoktur’ biçimindeki eski tümcenin do¤ru olmayaca¤› öne sürülüyordu. Demokraside ‘ço¤unlu¤un iradesi’ egemen oldu¤u için, ne devletin s›n›f egemenli¤inin organ› olarak kabul edilebilece¤i ne de gericilere karfl› ileriki, toplumsal reformcu burjuvazi ile ittifaklardan vazgeçilebilece¤i söyleniyordu.” (Lenin, ‹flçi S›n›f› Partisi Üzerine, s: 296) “Genel seçim hakk›, demokrasi, özgürlük” KP’leri s›n›f savafl›m› taban›ndan yoksun b›rak›r m›? 1700’lü y›llar›n sonu ve tüm 1800’leri düflündü¤ümüzde yaz›m›zda önceki sayfalarda iflledi¤imiz; proletarya ad›na hareket etti¤ini iddia eden küçük burjuva önderlikli hareketlerin talepleri “genel seçim hakk›, eflitlik vs.” idi. Devrimci istemler de¤il, reformist istemlerdi bunlar. Bu taleplerin gerçekleflmesi durumunda “her fley düzelecek” gibi görünüyordu. 1890’larda boy veren revizyonizm kökenini bu düflünce tarz›ndan almaktad›r. Burjuvazi, kendisi için tehdit oluflturmad›¤›n› gördü¤ü bu talepleri yerine getirmekten kaç›nmam›flt›r. 100 y›ld›r mücadelesi verilen istemler kabul edilmiflti. Bu durum baz› kesimlerde

114


yan›lg›lara yol açarken, revizyonistler ise bunu Marksizm’den sapman›n arac› olarak kullan›yorlard›. Bu taleplerin yaflama geçmesinin KP’leri s›n›f savafl›m› taban›ndan yoksun b›rakmas›na sebep olaca¤›n› iddia eden II. Enternasyonalciler, asl›nda s›n›f mücadelesinin gerçekliklerini, devletin egemen s›n›f›n iradesi oldu¤unu yok say›yorlard›. S›n›fl› toplumlarda; tüm s›n›flar için demokrasi olmas› mümkün de¤ildir. Kapitalist toplumdaki “demokrasi” burjuvalara tan›nan demokrasidir. “Ortaça¤’a k›yasla muazzam bir tarihsel ilerleme anlam›na gelen burjuva demokrasisi; her zaman dar, s›n›rl›, sahte, ikiyüzlü, zenginler için bir cennet, sömürülenler, yoksullar için bir tuzak, bir aldatmacad›r ve kapitalizm alt›nda böyle olmak zorundad›r.” (Lenin, SE, c: 7 s: 143) Genel oy içinse Engels flunu belirtmektedir: “Genel oy iflçi s›n›f›n›n olgunluk derecesinin göstergesidir. Bugünkü devlette asla bundan fazlas› olamaz ve olmayacakt›r.” (age, s:144) Son olarak yine Lenin’in burjuva demokrasisi de¤erlendirmesine bir daha bakal›m! “En demokrat› da dahil, her devletin anayasas›nda ‘düzen bozuldu¤unda’ yani gerçekte sömürülen s›n›f içinde bulundu¤u kölelik durumunu ‘bozup’ kölece davranmamaya çal›flt›¤›nda burjuvaziye, iflçilere karfl› askeri harekete geçirme, s›k›yönetim ilan etme vs. olanaklar› veren aç›k kap›lar ve hükümler bulunur.” (age, s: 145) O dönem en “demokrat” ülke olarak bilinen ABD’nin 1 May›s’ta 4 iflçi önderini nas›l katletti¤i, iflçilere nas›l sald›rd›¤› bilinmektedir. Veya yine o dönemde “demokrasi kültürünü en iyi oturtan” ‹sviçre, grevci iflçilere amans›zca sald›rm›flt›r vs. Fakat tüm bunlar Kautsky taraf›ndan görmezden gelinmektedir. Kautsky, Bernstein; s›n›fsal zeminden kopmakta, devrimci hedeflerin gözden kaçmas›na neden olmaktayd›lar.

Bu dönemde oportünizm, revizyonizm; legalizm taraf›ndan beslenmifltir. Parlamentarizm; s›n›f mücadelesinin a¤›rl›kl› biçimiydi. Elbette ki burada sorun; parlamentarizmin, legal yollar›n vs. a¤›rl›kl› kullan›lmas› de¤ildir. Marksist önderlerin bize ö¤retti¤i; her dönemin kendine özgü mücadele yöntemlerinin olaca¤›d›r. ‹çinde bulunulan dönem parlamentarizmin ve di¤er legal yollar›n etkin olarak kullanabilece¤i bir dönemdi ve kullan›lmal›yd›. Fakat “hedef” gözden kaçmadan. Yani “büyük s›n›f çat›flmalar›, proletaryan›n devrimci muharebelere haz›rlanmas›, proletarya diktatörlü¤ünü elde etmenin yollar›” unutulmadan ve gerekleri yerine getirilerek, legal yollar kullan›l›r! “Bernstein gibi Kautsky de hararetle parlamenter yolun propagandas›n› yap›yor ve fliddete dayal› devrime, proletarya diktatörlü¤üne karfl› ç›k›yordu. O burjuva demokrasisinin çerçevesi içinde ‘s›n›f anlaflmazl›klar›n›n halledilmesi için silahlar›n savafl›m›n›n art›k yeri’ olmad›¤›n› iddia ediyor ve hala ‘fliddete dayal› devrimi vaaz etmenin gülünç oldu¤unu’ söylüyordu. Lenin ve Bolflevik Partisi’ni ‘hamile bir kad›n› 9. ayda do¤urtaca¤›na 5. ayda do¤uma zorlamak için fliddet araçlar› kullanan sab›rs›z bir ebe’ ile k›yaslayarak onlara sald›r›yorlar.” (Polemik, s: 430) Tarihsel ve diyalektik materyalizm bize; hiçbir egemen s›n›f›n tarihsel geliflime uygun olarak; tarihin çöplü¤üne at›laca¤› dönem geldi¤inde kendili¤inden çekilmedi¤ini, yerini yeni güçlere b›rakmad›¤›n› göstermifltir. Burada “zor” devreye girmelidir. Ve bu “zor” kurulu devlet iktidar›n›n ordusuna ve kendini savunma amaçl› kurdu¤u tüm kurumlar›na, bürokrasisine yöneltilmek zorundad›r. Yani eski iktidar paramparça edilmek zorundad›r. Bernstein-Kautsky revizyonistleri Marksizm’in temel ö¤retilerinden birini revize etmifllerdir! Devlet ayg›t›n›n ancak “zor”la paramparça edilebilece¤i…

115

Tasfiyecilik Üzerine -1-

PART‹ZAN 65


Tasfiyecilik Üzerine -1-

PART‹ZAN 65 Devlet ayg›t›n›n esas bileflkesi parlamento de¤il, zora dayal› kurumlard›r. Parlamentonun, burjuva hakimiyetinin “bir süsü, örtüsü” oldu¤u, zaman ilerledikçe daha aç›k görülmüfltür. Askeri-bürokratik ayg›t; burjuvazinin elinde oldukça parlamentoda ç›kan yasalar, genel seçim hakk› vs. bir fley ifade etmemektedir. Sonuçta her fley burjuvazinin ç›kar›na göre ayarlan›r. Elbette ki toplumu denetim alt›nda tutmak için ordu gibi bask›c› kurumlar d›fl›nda; arada bir “k›r›nt›lar” da verilir. Ama bu k›r›nt›lar›n ömrü de, ilk ekonomik-siyasal krize kadard›r! II. Enternasyonal’in oportünizmi ve revizyonizmiyle mücadele III. En-

li¤i koflullar› alt›nda pazarlar ve sermaye ihrac› alanlar› için mücadelenin, dünyan›n ve nüfuz alanlar›n›n periyodik bir biçimde yeniden paylafl›m› için periyodik emperyalist savafllar› kaç›n›lmaz k›ld›¤›; kapitalizmin eski aflamas›n›n yerini kapitalizmin yeni aflamas›na emperyalist tekelci geliflim aflamas›na b›rakt›¤›” bir döneme giriliyordu. (Leninizm Nedir?, 1. Defter, s: 44) 1900’lerin bafllar›nda olan bu de¤iflime II. Enternasyonal önderli¤inin sahip oldu¤u bu sapmalarla hakim olmalar› mümkün de¤ildi. Ve geliflmeleri, yeni süreci do¤ru tahlil eden Lenin önderli¤indeki Bolflevikler bu dönemin ön-

ternasyonal’in kurulufluna kadar, Marksizm’in temel olan birçok konusu ve güncel sorunlarla ilgili olarak devam eder!

derleri olarak ortaya ç›kt›lar! Elbette ki bu ç›k›fl kolay olmad›. Kendini Marksist olarak de¤erlendiren ve kitle üzerinde etkisi olan “otoritelere” Plehenov’a, Kautsky’e karfl› yürütülen bir mücadeleydi ayn› zamanda bu! Devlet tahlilinden, proletarya diktatörlü¤üne, ulusal soruna, iflçi s›n›f› d›fl›nda köylülük içerisinde örgütlenme gere¤ine, KP’lerin yap›s›na kadar; Marksizm’in revize edilen temel sorunlar›n›n Marksist hat içinde de¤erlendirilifli ve bunun kabul ettirilifli uzun dönemli bir mücadeleyi gerektirdi.

Lenin’in “Tasfiyecilik”le Mücadelesi 1872 y›l›ndan sonra Avrupa’da yaflanan “bar›flç›l” dönem; 20. yüzy›l›n bafl›nda sona erdi. “Kapitalizmin düzenli evriminin yerini, s›çramal›, y›k›c› gelifliminin ald›¤›, kapitalizmin eflitsiz gelifliminin ve çeliflkilerinin büyük bir keskinlikle ortaya ç›kt›¤›, geliflmenin ola¤anüstü eflitsiz-

116


‹çine girilen yeni dönem; illegalitenin daha a¤›rl›kl› kullan›lmas›n›, devrimci zorun devreye girmesini gerektiriyordu. “Aç›k devrimci muharebeler dönemi” bafllam›fl, “parlamento d›fl› mücadele biçimleri” ön plana ç›km›flt›. Devrimci dalgan›n yükseliflten alçal›fla (veya tam tersi durgunluktan yükselifle) geçti¤i dönemlerde; eski tarza sar›lanlarla yeni mücadele biçimlerinin gereklerini kavrayanlar aras›ndaki mücadele keskinleflir. Eski tarza sar›lanlar›n dogmatikli¤ini k›rmak (hatta “dogmatikli¤i tasfiye etmek de” diyebiliriz) zorlu, inatç› bir mücadeleyi gerektirir. Marks; dönemini incelerken 1848’de yükselen devrimci dalgan›n ard›ndan “durgunluk gibi görünen” döneme geçildi¤inde Willich ve Shapper gibilerinin yeni süreci kavrayamad›klar›n›, sanki halen o “devrimci dönem yaflan›yormufl” gibi davrand›klar›n› görmüfltük. ‹flte içine girilen süreci h›zl› bir flekilde do¤ru de¤erlendiren Bolfleviklerin önderli¤inde Rusya’da grevler ve toplu ayaklanmalar›n iç içe girdi¤i 1905-1907 devrimi yaflan›r. Devrimci güçler, bu süreçten yenilgiyle ç›karlar. 1907’de Stolipin’in 2. Duma’y› da¤›tmas› ve Duma’daki 55 Sosyal Demokrat üyeyi uzaklaflt›r›p, 16’s›n› tutuklamas›yla birlikte Rusya için “gericilik y›llar›” bafllar. Yenilgiyle birlikte; Partide büyük bir da¤›lma yafland›. ‹deolojik-politik ayr›mlar bir kez daha ön plana ç›kmaya bafllad›. Partide büyük bir üye kayb› görüldü. Devrimle birlikte oluflturulan Partiye ba¤l› yar›-legal kurulufllar darmada¤›n oldu. Partinin yaflad›¤› bu da¤›n›kl›k ve krizin etkisi, karfl› devrimin estirdi¤i terör, toplumun ve devlet yap›s›n›n do¤ru çözümlenememesi, yeni yeni ak›mlar›n, e¤ilimlerin ortaya ç›kmas›na neden oldu. Lenin, içine girilen dönemi Rusya aç›s›ndan “kapitalist evrimin özgül bir aflamas› olarak” tan›ml›yordu. O döneme kadar iktidarda tek söz sahibi olan otokrasinin;

burjuvazinin belirli kesimlerini de içine alan bir yönetim oluflturmaya çal›flmas›, bununla birlikte derebeylerinin de ç›karlar›n› korumaya çal›flmas›n› bu dönemin özgül yap›s› olarak tan›ml›yor Lenin. Yani otokrasi; burjuva ve derebeyinin ittifak›n› Duma içerisinde örgütlemeye çal›fl›yordu. Lenin, bunu “burjuva monarflisine do¤ru bir yönelim” olarak tan›ml›yor. Komünistler; stratejilerini, perspektiflerini, taktiklerini belirlerken toplum ve devlet iktidar›n›n sosyal yap›s›n› çözümlemek zorundad›rlar. E¤er “özgül bir aflamaya” girilmiflse; bu aflaman›n tüm yönleriyle ortaya ç›kar›lmas›, devrimci ve komünistlerin buna göre tav›r tak›nmas›, s›n›f ittifaklar›n›n buna göre belirlenmesi Parti örgütlenmesinde yap›labilecek de¤iflikliklerin toplum ve devlet iktidar›n›n sosyal yap›s›ndaki de¤iflikliklere göre belirlenmesi gereklidir. Bunlar›n do¤ru belirlenmemesi, Partinin yanl›fl yola girmesi sonucunu getirecektir. Bu yanl›fl›n fark edilmemesi, müdahale edilmemesi süreç içinde Partinin kitlelerden kopuflunu getirecektir. Veya Parti içerisinde, “partinin gereksizli¤ine” dair fikirler ç›kabilecektir. Ki bu her iki durumun da özünde Partiyi etkisizlefltirdi¤i, yok etti¤i aç›kt›r. Lenin’in “görevler, faaliyetin yönü ve karakterinin” belirlenmesine iliflkin sorunun tasfiyecilik sorunuyla s›k› s›k›ya ba¤l› oldu¤unu belirtmesi bu nedenledir. Rusya’n›n bu özgün sürecinde ç›kan en büyük taktiksel sorun; Duma’ya kat›l›m›n gerekip-gerekmedi¤i üzerineydi. A¤›rl›¤›n› Bolfleviklerin oluflturdu¤u ama baz› Menfleviklerin de kat›ld›¤› Otzovistler; Partinin bu süreç içerisinde Duma’dan h›zl› bir flekilde üyelerini çekmesi ve Partinin art›k “legal” olanaklardan yararlanmamas› gerekti¤ini savunan bir e¤ilimdi. Ültimatistler ise; düflüncelerini-niyetlerini Otzovistler kadar aç›k bir flekilde söylemiyor, sadece Duma’da bulunan temsilcile-

117

Tasfiyecilik Üzerine -1-

PART‹ZAN 65


Tasfiyecilik Üzerine -1-

PART‹ZAN 65 rin geri ça¤r›lmas› için bir ültimatom verilmesini savunuyorlard›. Lenin; Ültimatistlere “utangaç Otzovistler” diyordu. Bir de illegal partinin tamamen tefsiye edilip, legal çal›flma yap›lmas›n› savunan, tasfiyeciler vard›. 1905 devrim yenilgisinden sonra esasta bu 3 e¤ilimle mücadele edilmifltir. Bunlar›n d›fl›nda bafl›n› Troçki’nin çekti¤i “uzlaflmac›lar” ortaya ç›km›flt›r. Lenin, bafl›n› Troçki’nin çekti¤i bu grubun iç yüzünü de k›sa sürede ortaya ç›karm›flt›r. fiimdi bu e¤ilimleri Lenin’in nas›l çözümledi¤ini inceleyece¤iz.

Otzovitizm ve Ültimatizmle Mücadele 1905’le yükselen devrimci dalgan›n hemen peflinden gelen karfl›-devrim dalgas›, devrimcilerin yeni politik durumu do¤ru çözümleyip, taktiklerini bu duruma göre uyarlamalar›n› gerektiriyordu. Otzovistlerle Ültimatistlerin en büyük yan›lg›s›; devrim döneminde Bolfleviklerin Buligin Dumas› ve 1. Duma’n›n boykot fliar›n› bu döneme tafl›malar› oldu. Marksizm’den sapmalar sosyal koflullardan ba¤›ms›z de¤ildir. Devrim sürecinde Proletarya Partisi; proleter program d›fl›nda demokratik istemler için de enerjik bir flekilde mücadele etmifltir. Bu demokratik fliarlar›; proleter devrimle ba¤›nt›s›ndan kopuk ele alan birçok unsur bu fliarlardan yola ç›karak Partiye kat›lm›flt›r. “Proleter bak›fl aç›s› yeterince içlerine ifllememifl bu tür unsurlar, Bolflevik fraksiyonumuzun saflar›nda da görüldü. Zor zamanlarda bu unsurlar yetersiz Sosyal Demokrat dayan›kl›l›klar›n› gittikçe daha güçlü gösteriyor, devrimci Sosyal Demokrat takti¤in esaslar›yla gittikçe daha çeliflkiye düflüyor ve böylece son y›lda Otzovizm ve Ültimatizm teorisini sa¤lam kal›plara sokmaya çal›flan bir yönelim oluflturuyor, gerçekte ise sadece Sosyal Demokrat parlamenta-

rizm ve Duma’da Sosyal Demokrat çal›flma konusunda yanl›fl düflünceleri prensip düzeyine yükseltiyor ve ço¤u kez güçlendiriyorlar”. (Lenin, SE, Cilt: , s: 28) Yeni oluflturulan Duma’n›n önceki Dumalardan en belirgin fark›, yukar›da aç›klamaya çal›flt›¤›m›z; burjuvazi, derebeyler ve otokrasi aras›nda bir denge oluflturmaya çal›flmas›yd›. Lenin tam da bu özgün durumdan dolay›, genifl halk kitlelerinin önceki Dumalar› “salt istiflare organ›” olarak gördüklerini ama bu Duma’da genifl köylü y›¤›nlar›n›n yan›lg›s›na yol açacak flekilde burjuvazinin yer ald›¤›n› ve bu kesimler için daha farkl› bir anlam ifade etti¤ini aç›kl›yor. “‹flçilerin s›k›nt›lar›yla alay etmek olan 3. Duma’n›n çal›flmas› yetersiz. SD e¤ilimleri dolay›s›yla 3. Duma’n›n tam da bu faaliyetinin, SD’lere sömürücü s›n›flar›n bu temsilcili¤inden, genifl halk kitlelerini otokrasinin ve tüm karfl› devrimci güçlerin gerçek karakteri hakk›nda ve devrimci mücadelenin zorunlulu¤u hakk›nda ayd›nlatmak için devrimci tarzda yararlanma olana¤› sa¤lad›¤›n› kavrayacak durumda olmayan bu iflçi katmanlar›nda, Duma’daki temsilcilerimizin geri ça¤r›lmas› iste¤ini güçlendiriyor.” (age, s: 27) 3. Duma; egemenlerin gerçek yüzlerinin teflhiri için ve propaganda için bir arena olarak kullan›lacakt›. Duma’daki yeni bileflim buna olanak veriyordu. Halka ulaflmak için “mücadele arenas›n›n (mücadeleye kat›lanlar›n say›s›n›n) geniflletilmesinde özel bir aflama” demekti 3. Duma. Otzovistlerle Ültimatistlerin bu taktikleri, kullan›labilecek bir arac› reddetmek anlam›na geliyordu. ‹çinde bulunulan dönem; en gerici sendikalar, kooperatifler ve di¤er legal örgütler içinde çal›flmay› gerektiriyordu. Legal ve illegal mücadele ustaca birlefltirilmeliydi. Otzovist ve Ültimatistler; parlamentodan çekilme, legal olanaklardan yararlanmama fikirlerini Parti içinde tart›flmakla kalm›-

118


Tasfiyecilik Üzerine -1-

PART‹ZAN 65

yor, Partinin birli¤ine zarar veriyorlard›. Keskin “devrimci” sloganlar atarak Partinin kitlelerden kopmas›na ve pratikleriyle Partinin birli¤inin da¤›lmas›na yol aç›yorlard›. Bu “sol tasfiyecilik”ti. Direkt olarak Partinin örgütsel olarak da¤›t›lmas›n› ve legalizme geçiflini savunan tasfiyeciler ile “Marksist teoriye ve RSD‹P program›n›n esaslar›na karfl› illegal mücadele” veren Otzovistlerle-Ültimatistler pratikte birbirlerine çok yak›n duruyorlard›. 1909-1910 y›llar›nda toplanan Ulusal Kad›n Kongresi, Fabrika Doktorlar› Ulusal Kongresi, Alkolizme Karfl› Mücadele Birinci Ulusal Kongresine karfl› al›nan tav›rlar; Lenin’e göre Tasfiyeciler ve Otzovistlerle Ültimatistler aras›ndaki en yak›n ba¤› gösteriyordu. Bolflevikler bu kongrelerde “iflçiler aras›nda SD ajitasyon için yararlanmak amac›yla” kat›l›m› savunuyorlard› ve kat›ld›lar da. Otzovistler ise; bu kongrelere kat›l›m›n iflçileri reformist politikaya sokaca¤›n› ve bunun proletaryan›n davas›na ihanet oldu¤unu savunuyorlard›. Daha çok Menflevikler içerisinde kök salan Tasfiyeciler ise; liberal burju-

vaziyi ürkütmemek ad›na yap›lan konuflmalar›n içeri¤inin ›l›ml›laflt›r›lmas›n› istiyordu. Bolflevik fraksiyonla, di¤er e¤ilimler aras›ndaki fark ve di¤er e¤ilimlerin “kardeflli¤i” art›k çok aç›kt›. Otzovistlerle Ültimatistler “sol” de¤erleri “sa¤” tasfiyeci durumdayd›lar. Tasfiyeciler “örgütsel tasfiyeyi” aç›ktan savunarak Partiyi ideolojik-politik tasfiyeye götürüyorlard›. Di¤erleri ise ideolojik-politik aç›dan savunduklar›yla Partiyi kitlelerden kopar›p süreç içerisinde örgütsel tasfiyeye götürüyordu. Birbirine tamamen z›t karakterdeymifl gibi görünen Otzovistlerle-Tasfiyeciler; “burjuva düflüncelere tabiiyeti ayn› biçimde ifade eden ve ayn› biçimde Parti düflman› olan en afl›r› iki ak›m›n temsilcileri; Parti içi politikalar›nda, Bolfleviklere karfl› mücadelelerinde ve Merkez organa ‘Bolflevik’ damgas› vurmada uyufluyorlard›.” (age, s:46) yani “sa¤”›n ve solun kardeflli¤i kendini bir kez daha göstermiflti. Bolflevik yay›n organ› “Proletori”nin 1909’da yap›lan Geniflletilmifl Yaz› Kurulu Konferans› Otzovistlerle Ültimatistlere karfl› yürütülen mücadelede dönüm noktas›d›r. Konferansta bir kez daha Otzovist ve Ülti-

119


Tasfiyecilik Üzerine -1-

PART‹ZAN 65 matistlerin oluflturdu¤u tehlikeye dikkat çekildi ve flu karar al›nd›: “Bu iflçi katmanlar›na karfl› uzun süreli bir SD e¤itim ve örgütlenme çal›flmas›, Otzovizm ve Ültimatizm tüm politik verimsizli¤i hakk›nda, SD parlamentarizmin gerçek önemi hakk›nda sistemli ve ›srarl› bir ayd›nlatma” (age, s: 27) Yine ayn› konferansta, parlamentarizmden devrimci tarzda yararlanman›n nas›l olmas› gerekti¤i aç›klan›r: “Karar parlamentarizmin esas, temel, kendi bafl›na var olan bir fley olarak de¤erlendirilmesine karfl› uyar›da bulunur ve bunun karfl›s›nda proleter bir partinin parlamento fraksiyonunun sosyalist iflçi hareketine tabi bir organ olarak tüm Partinin takti¤ini uygulamak zorunda olan bir Parti örgütü olarak de¤erlendirilmesi gerekti¤i anlay›fl›n› koyar.” (age, Notlar bölümü, s: 361) Avrupa’da “bar›flç›l” dönemde: parlamenter gruplar, partiyi kontrol eder hale gelmiflti. RSD‹P’in bu koyufluyla; parlamenter grubun kesinlikle partinin denetiminde bir “organ” olarak de¤erlendirilmesi gerekti¤i netleflmiflti. Otzovistlerle-Ültimatistlerin savunduklar› politikalar yaflamda yer bulmad›¤›, verili sosyal-politik duruma uymad›¤› için gün geçtikçe kitlelerden koparlar. Ayr›ca Parti içinde de onlara karfl› etkin bir mücadele verilir. Bunun sonucunda 1909 Kas›m’›nda Lenin taraf›ndan “sol” tasfiyecili¤in etkisinin k›r›ld›¤›, bundan dolay› art›k daha az tehlikeli oldu¤una yönelik bir karar haz›rlan›r. Bu sürece kadar hem sa¤ hem de sol tasfiyecili¤e karfl› iki koldan yürütülen mücadelenin a¤›rl›¤› “sa¤” tasfiyecili¤e kayar!

Tasfiyecilikle mücadele Devrim yenilgisinden sonra Partide oluflan da¤›lma, ideolojik-politik çözülme, içine girilen zor durum; Partideki afl›r› sa¤c›lar›n “ne pahas›na olursa olsun, hatta Partinin program›, takti¤i ve örgütünden

aç›kça vazgeçmesi pahas›na legalleflme anlay›fl›”n›n boy vermesine sebep oldu. Lenin, içine girilen krizin sadece örgütsel olmad›¤›, “ayn› zamanda ideolojik-politik bir kriz oldu¤u” vurgusunu yapt›. Ve Parti krizinin ana nedeninin; “iflçi partisinin kendisini onlardan temizlemek zorunda oldu¤u, iflçi hareketine esas olarak burjuva-demokratik devrimin yak›n bir zaferini umarak kat›lm›fl ve gericilik dönemine dayanamam›fl olan ikircikli entelektüel ve küçük burjuva unsurlard›r” belirlemesini yapm›fl. Ve bu unsurlar›n istikrars›zl›¤›n›n gerek teori alan›nda (“devrimci Marksizm’den ricat etme”) gerekse de taktik alan›nda (“fliarlar›n budanmas›”) ve Partinin örgütsel politikas› alan›nda” kendini gösterdi¤i vurgulam›flt›r. (age; s:4) Otzovistlerle-Ültimatistlerin tutumlar›n› aç›klarken de vurgulamaya çal›flt›k. Tasfiyecilik, genelde “direkt olarak örgütün tasfiye edilmesi” olarak anlafl›l›r. Oysa ki yaz›n›n bafl›nda, yaz›m›za temel olaca¤›n› söyledi¤imiz Lenin’in “Tasfiyecilik, yaln›zca iflçi s›n›f›n›n eski partisinin tasfiye edilmesi de¤il ayn› zamanda s›n›f olarak proletaryan›n ba¤›ms›zl›¤›n›n yok edilmesi, onun s›n›f bilincinin burjuva fikirlerle bozulmas›d›r” sözü de Marksizm’den sapmalar›n düzeltilmemesi halinde bu burjuva fikirlerin partiyi ideolojik-politik tasfiyeye götürecek ak›mlar haline gelebilece¤ini anlatmaktad›r. Bunun da özünde örgütsel olarak bir varl›¤› olsa da kitleler içinde etkin olmayan bir Partiye dönüfltürece¤i aç›kt›r. Marjinalleflen ve bunun içinden ç›kamayan bir partinin ilk zorlu dönemeçte de kendini tasfiye edebilece¤i de tarihteki deneyimlerle aç›kt›r. Otzovistlerle-Ültimatistlerin, tasfiyeciler gibi aç›ktan partinin gereklili¤ini reddetmedikleri halde, “sol” tasfiyecilik olarak görülmesi bu nedenledir.

120


PART‹ZAN 65

Tasfiyeci grup; devrimin yenilgi nedenlerini do¤ru belirleyemiyordu! Onlara göre burjuva devrimde proletaryan›n gücü abart›l› de¤erlendirilmifl, Parti talepleriyle ve prati¤iyle çok ileri gitmiflti. Kullan›lan araçlar-yöntemler yanl›flt›. Ve bunlar de¤ifltirilmeliydi. Yenilgi Partinin önüne koydu¤u hedeflerin ütopikli¤ini gösteriyordu. Dolay›s›yla Parti örgütlenme fleklini, politikas›n› vb. de¤ifltirmeliydi. Yani tasfiyeciler Lenin’in ifadesiyle “korkakça flöyle diyorlard›: Bir kez yenildi¤iniz yere gitmeyin, bu u¤ursuz yola tekrar ayak basmay›n!” ‹lk tarihsel deneyimde hemen zafere ulaflmay› bekleyen ama yenilenlerin psikolojisidir bu! S›n›f mücadelesinde birçok zorlu muharebe verilece¤inin, zafere birçok yenilgiden ve yengiden sonra ulafl›labilece¤ini görmeyenlerin psikolojisidir. Bolflevikler; devrim yenilgisinin nedeninin araç ve yöntemlerin yanl›fll›¤› de¤il; güçlerin yetersiz haz›rlanmas›ndan ve “dev-

rimci krizin derinlik ve boyutunun yetersiz” oluflundan kaynakl› oldu¤unu savunuyorlard›. Demek ki komünistlerin yapmas› gereken partiyi tasfiye etmek de¤il o yetersizlikleri gidermek, kitlelerin içine daha çok gitmekti.

Tasfiyeci grup; “toplumun ve devlet iktidar›n›n sosyal yap›s›n›” do¤ru çözümleyemiyordu! Lenin; toplumun ve devlet iktidar›n›n sosyal yap›s›n›n do¤ru çözümlenememesi konusunda partinin herhangi bir faaliyet alan›nda tek bir ad›m dahi atmayaca¤›n› söylüyordu. Yani ülkenin ekonomik geliflimi, kapitalizmin geliflimi, proletaryan›n ve di¤er s›n›flar›n hareketleri, s›n›flar›n çat›flmalar› do¤ru çözümlenmeliydi. Ve bu çözümlemelerin sonucunda Parti “perspektiflerini” ortaya koymal›d›r. Bu perspektifler; “görevler, faaliyetin yönü ve karakterine iliflkin” olacakt›r. Dolay›s›yla ilk bafltan itibaren yap›lan yanl›fl tahlillerin; yanl›fl görev ve hedef belirlemelerine yol açaca¤› aç›kt›r. Larin ve Martov; tasfiyeciydiler. Fakat her biri Partinin tasfiye edilmesi sonucuna farkl› de¤erlendirmelerden yola ç›karak ulafl›yordu. Larin; devlet iktidar›nda burjuvazinin yer al›fl›n›, Rusya’da burjuva-demokrat devrimin tamamlanmas› olarak de¤erlendirdi. E¤er burjuva demokrat devrim tamamlanm›flsa; illegal bir örgütlenmeye, KP’ye ihtiyaç yoktu. Burjuva demokratik devrimden sonra baz› reformlar için mücadele edilmeliydi. Reformlar için de; aç›k, legal bir parti yeterliydi. Larin illegal partinin tasfiyesi sonucuna böyle ulafl›yordu. Martov ise; tam tersi bir belirleme yap›yordu. ‹ktidarda burjuvazinin yer al›fl›n› göremiyor, liberal burjuvaziyi ürkütmemek, ileriye do¤ru at›l›m›n› sa¤lamak için de partinin “ileri gitmemesi” gerekti¤ini savunuyor-

121

Tasfiyecilik Üzerine -1-

Tasfiyecili¤in ç›k›fl nedeni olarak; ayr›nt›ya inildi¤inde birçok sebep say›labilir. Ama özünde tasfiyecili¤e de di¤er Marksizm’den sapmalar gibi, “karfl› devrim” ve “proletarya üzerindeki burjuva etki” ortaya ç›kar›r. Devrimin yenilgisinden sonra komünistler üzerinde estirilen azg›n terör, tutuklamalar, sürgünler partiden ilk olarak küçük burjuva entelektüel kesimlerin uzaklaflmas›n› getirmifltir. Bu kesimlerin savunusu, tamamen legalleflmek, yasalar›n izin verdi¤i çerçevede faaliyet yürütmek ve bu flekilde bask›lardan kurtulmakt›. Yani özünde y›lg›nl›k psikolojisi yön veriyordu onlara. Fakat her sapmada oldu¤u gibi tasfiyeciler de bu zemini kabul etmiyor ve “teorik” olarak kendilerini gerekçelendiriyorlard›. fiimdi tasfiyecili¤in ç›k›fl nedenlerine daha yak›ndan bakal›m.


Tasfiyecilik Üzerine -1-

PART‹ZAN 65 du. “Burjuvaziyi ürkütmemek” demek sadece baz› reformlarla yetinmek, demokratik devrimin önderli¤ini burjuvaziye b›rakmak demekti. Bunun için de illegal bir partiye ihtiyaç yoktu! Bolflevikler ise; ülkenin “kapitalizmin özgül bir aflamas›ndan” geçti¤ini, otokrasinin burjuvazi ve feodal aristokrasi aras›nda bir denge kurmaya çal›flt›¤›n› söylüyorlard›. Bu durum “feodal tipte toprak sahiplerinin, iktidar ve gelirlerini korumay› engelliyor mu?” sorusuna Lenin; “hay›r engellemiyor… Ortaya ç›kan de¤ifliklikler, eski rejimin temel özelliklerini, sosyal güçlerin eski karfl›l›kl› iliflkisini ortadan kald›rm›yor” cevab›n› veriyordu. Yeni burjuva-demokratik devrimin tamamlanmas› görevi halen proletaryan›n omuzlar›ndayd›. Ve bu devrimin gerçekleflmesi reformlarla, tedrici yollarla olmazd›! Devrimci bir mücadele gerekiyordu.

Görüldü¤ü gibi; toplumun ve devlet iktidar›n›n sosyal yap›s›n›n 3 farkl› de¤erlendirilifli ve 3 farkl› sonuç var elimizde. Yanl›fl de¤erlendirmeler, yanl›fl sonuçlara ulaflacakt›r. Bu da partinin baflar›s›zl›¤a u¤ramas› demektir. Veya baz› tarihsel dönemlerde tasfiye olufla do¤ru h›zl› gidifli demektir.

Tasfiyeciler, liberal burjuvazinin etkisinde kal›yordu! 1904-1907 y›llar› aras›nda Rusya’da legal faaliyet çok yayg›nlaflm›flt›. Dernekler, sendikalar, kooperatifler devrimcilerin faaliyet alanlar›yd›. “Yerel siyasi grevler, siyasi gösteriler, siyasi genel grev, Duma boykotu, ayaklanma, devrimci mücadele fliarlar›” bu dönemdeki mücadele biçimleriydi. Ve parti “az çok aç›k bir flekilde faaliyet yürütüyordu.” (T›rnak içleri Stalin’den) Legal faaliyetin bu kadar çok yayg›nlaflt›¤› bir dönemde; hiçbir SD ak›m “legal parti için mücadele” fliar›n› ortaya atm›yorken; legal faaliyetin çok daha zay›f geliflti¤i bir dönemde ortaya at›lmas›n›n nedenlerini soruyor Lenin!

Burjuvazi, kendi iktidar›n›n temellerini sarsabilecek olan güçlerin etkisizlefltirilmesini, da¤›t›lmas›n› ister. Bu nedenle proletarya partisinin da¤›t›lmas›na yönelik, gereksizli¤ine yönelik fikirleri yayar-destekler. 122


PART‹ZAN 65 Tasfiyeci grup; Avrupa’daki fliarlar› özgün koflullar› düflünmeden Rusya’ya uydurmaya çal›fl›yor! Tasfiyeciler t›pk› liberaller gibi Avrupa’daki anayasalar›n Rusya’ya uygulanabilece¤ini düflünüyorlard›. Avrupa ülkelerindeki anayasalar›n yüzy›llard›r süren halk mücadeleleri sonucu ortaya ç›kt›¤›n› ve “kendine özgü yolu” dikkate alm›yorlard›. Rusya’da otokrasinin ve feodal aristokrasinin etkisini, burjuvazinin proletaryan›n gücünden korkarak yüzünü geri ittifaklara döndü¤ünü görüyorlard›. Lenin’in deyimiyle tasfiyeciler ve liberaller “giysiyi ›slatmadan y›kamak istiyorlar”d›. Her ülke devriminin kendine özgü bir yol çizece¤i onlar taraf›ndan kavranmam›flt›. Rusya’da köylülerle ittifak yap›lmas›, proletarya önderli¤inde bir devrim olmas› gerekti¤i görülmüyordu, birebir Avrupa modelinin izlenmesi istendi¤i için Rusya’ya özgü yanlar› vurgulamas› nedeniyle; Lenin’e “tasfiyeci”, “Marksizm’i do¤ru anlamayan” kifli yaftas›n› yap›flt›r›yorlard›. Oysaki yukar›da vurgulad›¤›m›z gibi toplumun ve devlet iktidar›n›n sosyal yap›s›; ülkeye özgüdür! Baflka bir ülkedeki devrimin yolu, araçlar› al›n›p birebir uygulanamaz. Tasfiyeciler; Avrupa’da bir dönem yaflanm›fl olan “bar›flç›l” dönemin politikalar›n› al›p-uygulamaya çal›fl›yorlard›. Yukar›da vurgulad›¤›m›z bu dönem içerisinde özellikle II. Enternasyonal’in içine düfltü¤ü oportünizmi görmüyorlard›. Ki Tasfiyecilerle-Bolflevikler aras›nda yaflanan çat›flmalarda Kautsky’nin genelde tasfiyecileri hakl› gördü¤ünü, Lenin’in “bölücülük” yapt›¤› iddialar›na kat›ld›¤›n› belirtelim.

Avrupa’daki “reformculuk” ve “oportünizm”, Rusya’da Tasfiyeciliktir! Her Marksist sapma, “tasfiyecilik” de¤ildir. (Her ne kadar var olan sapmalarla ge-

123

Tasfiyecilik Üzerine -1-

Ve flu cevab› veriyor: “Çünkü o s›ralar; SD’lerin bir bölümünü yüksek dereceli bir oportünizmle ayartan karfl›devrimin cümbüflü henüz kas›p kavurmuyordu. O s›ralar, ‘legal parti için mücadele’ fliar›n›n oportünist bir safsata, illegal örgütten vazgeçme oldu¤u çok aç›kt›.” (Cilt: 4, s: 148) Lenin, liberal burjuvazinin iktidarda hiçbir söz hakk›n›n olmad›¤› 1902 y›l›nda Struve arac›l›¤›yla illegal “Osvobojdeniye” gazetesini ç›kartt›¤›n› hat›rlat›yor. Fakat iflçi hareketi geliflip 1905-1907 devrimine yol açt›¤›n›da liberal burjuvalar “illegal partiyi gereksiz, anlams›z, günah ve suç ilan ettiler”. Liberal burjuvazi; legal örgütlenmeyi savunmaya bafllad›. Bir taraftan yap›lm›fl olan reformlar›, iktidarda elde etti¤i durumu korumak için u¤rafl verirken, di¤er taraftan iflçilerin ayaklanmas›n›n önüne ket vurmaya çal›flmaktad›r. Kendisi “aç›k Parti fliar›n› savunurken” proletaryan›n partisinin de illegal mücadeleden elini aya¤›n› çekmesini istediler. “Aç›k parti fliar›” liberal burjuvaziye ait bir fliard›. Rusya’n›n toplumsal güçler dengesinde bu fliar›, proletaryan›n demokratik ve sosyalist hedefleri u¤runa mücadelesini k›rpmak-budamak anlam›ndad›r. (Cilt: 4, S: 145) Yani tasfiyeciler; karfl›-devrimci liberal burjuvazinin fliar›n› savunuyorlard›. Liberal burjuvazinin etkisi alt›nda kal›yorlard›. Burjuvazi, kendi iktidar›n›n temellerini sarsabilecek olan güçlerin etkisizlefltirilmesini, da¤›t›lmas›n› ister. Bu nedenle proletarya partisinin da¤›t›lmas›na yönelik, gereksizli¤ine yönelik fikirleri yayar-destekler. “Burjuvazi eski görevlerden vazgeçme tohumlar›n› ekmeye çal›fl›r ki, böylelikle bu görevler ‘k›rp›ls›n’, budans›n, had›m edilsin ve Puriflkyeviç’le (gericilerden biri: bn) ortaklar›n›n iktidar›n›n temellerini kararl›l›kla ortadan kald›rman›n yerine onlarla uzlaflma ya da anlaflma geçsin. Ve tasfiyecilik de iflte bu burjuva vazgeçme ve döneklik fikirlerinin proletarya içine s›zmas›d›r.” (age, s: 139)


Tasfiyecilik Üzerine -1-

PART‹ZAN 65 reken mücadelenin verilmemesi eninde sonunda o örgütü etkisizlefltirmeye-yok olufla götürse de…) Ama ülkenin koflullar›na, savunulan fliarlara göre “reformistler” veya “oportünistler” ayn› zamanda tasfiyeci olabilirler. Marksistler; reformlar için savafl›m› gerekli bulurlar! Var olan düzen içerisinde emekçilerin durumunda iyilefltirmeler olmas› için mücadele ederler. Reformlar› savunmakla, “reformculuk” ayn› fley de¤ildir. Reformcular; k›smi düzeltmelerle kapitalizmi daha yaflan›r hale getirmek peflindedirler. Devrim gibi bir amaçlar› yoktur. Reformcular; reformlarla iflçi s›n›f›n›n mücadelesini belli s›n›rlar içinde tutmaya çal›fl›rlar. Devrimciler ise; reformlar› devrimci mücadeleyi gelifltirecek bir araç olarak kullan›rlar. ‹flçilere, her zaman sorunun sistem sorunu oldu¤unu kavratmaya çal›fl›rlar ve böylece iflçilerin mücadeleyi bir s›n›rda tutmamas›n›, devrimi hedeflemesini sa¤larlar. Sonuçta reformcular; bütün ülkelerde bir flekilde vard›r. Ve reformculuk özünde Marksizm’den dönme ve “onun yerine burjuva bir toplumsal politikan›n konmas›” anlam›na gelir! Lenin; Rusya’daki reformcular için bu tan›ma “geçmiflimizden kendini koparan ve iflçileri yeni, aç›k, legal bir parti ile uyutan tasfiyecilerdir” ekini de yapmaktad›r. Lenin bu sav›n› tasfiyeci reformcular›n çeflitli pratiklerini inceleyerek, fliarlar›n›n Rusya özgülüne ne kadar uydu¤una bakarak güçlendirmektedir. Marksistler, o dönemde 3 devrimci slogan kullan›yorlard›: demokratik cumhuriyet, 8 saatlik ifl günü, bütün çiftlik sahiplerinin topraklar›na el konmas›. Tasfiyeciler; bu sloganlardan sadece “8 saatlik ifl günü” slogan›n› öne sürdüler. Di¤er sloganlar ise burjuvaziyi ürkütece¤i için reddedildi. “8 saatlik iflgünü” slogan› tek bafl›na tam anlam›yla reformist

bir taleptir. Burada reformizme düflmemenin yolu, yani “reform çerçevesini” aflman›n yolu, di¤er 2 slogan› da öne sürebilmektir. “‹flçilerin ekonomik hareketi, reformculuk çerçevesini aflan sloganlarla ba¤lant›l› olmakla kalsa bile, hemen tasfiyecilerin öfkesine ve sald›r›lar›na (“atefl yükselmesi”, “gereksiz güç harcama” vb. vb.) neden oluyor”. (‹flçi Partisi Üzerine, s: 299) Yani Bolfleviklerin reformculuk çerçevesi d›fl›na ç›kan her eylem: “tasfiyecilerin ya sald›r›lar›na ya da küçümseyici bir tav›r almalar›na neden oluyor.” “Bizde tasfiyecilik reformculuk yaln›z bu anlama (yani “Marksizm’den dönüfl ve onun yerine burjuva bir “toplumsal politika konmas›” bn) gelmekle kalm›yor, ayr›ca Marksist örgütün y›k›lmas›, iflçi s›n›f›n›n demokratik görevlerinden vazgeçilmesi ve bunun yerine liberal bir iflçi politikas›n›n konmas› anlam›na da gelir.” (age, s: 300) Rusya’da reformculuk; “iflçi s›n›f›n›n demokratik görevlerinden vazgeçilmesidir”. Çünkü Rusya’da reformizmi savunmak; otokrasi ve feodal aristokrasiyle iflbirli¤i yaparak yüzünü gericilere dönmüfl olan, devrimci barutunu çoktan tüketmifl olan burjuvaziden bu demokratik görevlerin talep edilmesini savunmak demektir. Burjuvazinin asl›nda emperyalist süreçten ve iflçi hareketlerinin geliflmesinden önce yerine getirmesi gereken bu tarihsel sorumlulu¤unu art›k yerine getiremeyece¤i aç›kt›r. Demokratik görevlerin devrimci barutunu tüketmifl olan liberal burjuvaziye b›rak›lmas› demek devrimin imkans›z hale getirilmesi demektir. Avrupa’daki oportünizmle ba¤›n› ise Lenin flöyle aç›kl›yor: “Tasfiyecilik elbette döneklikle, program› ve takti¤i reddetmeyle, oportünizmle ba¤l›d›r… Fakat tasfiyecilik yaln›zca oportünizm de¤ildir. Oportünistler Partiyi do¤ru olmayan, burjuva yola, liberal iflçi politikas› yoluna götürürler, ama

124


bizzat partiyi reddetmez, onu tasfiye etmezler. Tasfiyecilik, partinin reddine kadar giden oportünizmdir. Partinin varl›¤›n› tan›mayanlar› saflar›nda tutarsa varl›¤›n› sürdüremeyece¤i kendili¤inden anlafl›l›rd›r. Mevcut koflullar alt›nda illegaliteyi reddetmenin, eski partiyi reddetme anlam›na geldi¤i de o kadar anlafl›l›rd›r.” (Lenin, Seçme Eserler, c: 4, s: 135) Tasfiyeciler; “her ne pahas›na olursa olsun aç›kta var olma” fliar›yla partinin program›n›, takti¤ini ve geçmifl deneyimlerini reddetmektedirler. Ve partinin tasfiyecilere karfl› mücadelesi, onun kendini savunmas› demektir. Yeni bir parti ad›na mevcut partiden ayr›lanlar›n, art›k partiye üye olmalar› kabul edilemez. K›sacas›; herhangi bir sapman›n fliarlar› savunulan mevcut koflullar alt›nda de¤erlendirilir. Bu fliarlar›n-savunular›n partiyi reddetmesi durumunda o ak›m “tasfiyecilik” olarak de¤erlendirilir. Tasfiyeci reformizm, tasfiyeci oportünizm gibi.

Bolfleviklerin 1905-1907 devrim yenilgisinden sonra önlerine koyduklar› görevler: Bolflevikler; devrimden sonra oluflan özgün durumu de¤erlendirerek Duma’dan ve her türlü legal olanaktan kesinlikle faydalan›lmas› gerekti¤i vurgusunu yapt›lar. Legal faaliyeti, illegal faaliyeti (-örgütü) güçlendirmek, korumak için savundular. Yaln›zca legal faaliyet yürütülmesinin, Rusya’n›n özgül yap›s›n› kavramamak demek oldu¤unu, tutarl› devrimci-demokratik çizgiden kopufl demek olaca¤›n›, liberal burjuvazinin fliarlar›n› savunmak demek oldu¤unu belirttiler. Ocak 1909’da RSD‹P Paris Ulusal Konferans› Kararlar› do¤rultusunda Lenin taraf›ndan yaz›lan “Do¤ru Yolda” makalesinde partinin örgütsel politikas› flöyle aç›klanm›flt›r. “‹llegal parti örgütünün sa¤lamlaflt›r›lmas›, tüm çal›flma alanlar›nda parti hücrelerinin

oluflturulmas›, ilk planda ‘her endüstriyel giriflimde, say›lar› az da olsa sadece parti üyelerinden oluflan iflçi komiteleri’nin kurulmas›, yönetici fonksiyonlar›n SD hareketin bizzat iflçi çevrelerinden gelen önderlerinin elinde yo¤unlaflmas› –günün görevi budur. Ve tabii ki bu hücre ve komitelerin görevi, tüm yar›-legal örgütlerden ve

Marks-Engels dönemindeki burjuva ideolojisinin çeflitli sosyalizm versiyonlar› Marksizm’in taban›ndan ba¤›ms›z olarak ç›km›flt›. Onlarla verilen teorik-politik mücadele ile önce ütopik sosyalistler, sonras›nda anarflizmin en önemli ak›mlar› olarak 1871’de Proudhounculuk, 1873’te Bakunincilik yenilmiflti. Burjuvazi de yaflanan geliflmelerden, s›n›f mücadelesinden ö¤renmektedir. 125

Tasfiyecilik Üzerine -1-

PART‹ZAN 65


Tasfiyecilik Üzerine -1-

PART‹ZAN 65 mümkün oldu¤unca da legal örgütlerden yararlanmak, “kitlelerle s›k› bir ba¤”› korumak ve çal›flmay› sosyal demokrasinin kitlelerin tüm taleplerini benimseyece¤i flekilde yönetmek olmal›d›r. Her hücre ve iflçilerden oluflan her parti komitesi, ‘kitleler aras›nda ajitasyon, propaganda ve pratik örgütsel çal›flman›n bir üssü’ haline gelmek zorundad›r, yani mutlaka kitlenin gitti¤i yere gitmek ve ad›m bafl›nda, onun bilincine sosyalizme do¤ru yön vermeye, tek tek her sorunu proletaryan›n genel görevleriyle ba¤lant›land›rmaya, her örgütsel bafllang›c› bir s›n›fsal birlik meselesine dönüfltürmeye, kendi enerjisiyle, kendi ideolojik etkisiyle (ama do¤al olarak, unvan ve makama dayanarak de¤il) bütün legal proleter örgütlerde yönetici rolü kazanmaya çabalamak zorundad›r. Vars›n bu hücre ve komiteler bazen say›sal olarak bir hayli zay›f olsun, buna karfl›l›k, aralar›nda parti gelene¤i ve parti örgütü ba¤› olacak ve belirli bir s›n›f program› bulunacakt›r. Böylece partiye sad›k iki-üç SD; legal bir örgüt içinde eriyip gitme tehlikesine düflmeyecek, tersine her koflul alt›nda, iliflkiler nas›l flekillenirse flekillensin ve düflünülebilecek her durumda kendi parti çizgisini izleyecekler, çevrelerine partinin bütününün iste¤i do¤rultusunda etkide bulunacak ve çevreye yenik düflmeyeceklerdir.” (c: 4, s: 19) Bolflevikler, al›nt›dan da anlafl›laca¤› gibi; kitlelerle s›k› bir ba¤ kurmak, onlar› e¤itmek ve örgütlemek için legal ve illegal faaliyetin ustaca birlefltirilmesini hayata geçirmifllerdir. 1917’de yaflanan devrim; bu süreçte hangi kesimin do¤ru politikay› uygulad›¤›n› aç›k bir flekilde göstermifltir. 1912’de yap›lan RSD‹P Prag Ulusal Konferans›’nda tasfiyecilerle, Menfleviklerle, uzlaflmac›larla olan ba¤ kopar›l›r. RSD‹P; onu engelleyen, geri götüren, birli¤ine zarar veren ak›mlardan ar›nm›fl olarak; 1910’dan itibaren yükselmeye bafllayan kitle hareketlerinin içerisine dalar!

II. Emperyalist Paylafl›m Savafl› sonras› tasfiyecilik 1917 Ekim Devrimi; tasfiyecilerle, Menfleviklerle, II. Enternasyonalin oportünistleriyle mücadelede önemli bir zaferdir. Ekim Devrimi; Lenin’in tezlerinin pratik olarak do¤rulanmas›yd›. Ekim Devrimi hem dünya halklar› hem de burjuvazi üzerinde büyük bir etki yarat›r. Halklar; bu devrimden ilham ve güç al›rlar. Burjuvazi ise bu devrimin yay›lmas›ndan korkmakta ve bu devrimi bo¤man›n, devrim rüzgarlar›n›n tersine çevirmenin peflindedir. Marks-Engels dönemindeki burjuva ideolojisinin çeflitli sosyalizm versiyonlar› Marksizm’in taban›ndan ba¤›ms›z olarak ç›km›flt›. Onlarla verilen teorik-politik mücadele ile önce ütopik sosyalistler, sonras›nda anarflizmin en önemli ak›mlar› olarak 1871’de Proudhounculuk, 1873’te Bakunincilik yenilmiflti. Burjuvazi de yaflanan geliflmelerden, s›n›f mücadelesinden ö¤renmektedir. “E¤er burjuvazinin taktikleri hep tekdüze olsayd›, ya da en az›ndan ayn› türden olsayd›, o zaman iflçi s›n›f› bunlara ayn› tekdüzelikte ya da ayn› türden taktiklerle karfl›l›k vermeyi çabuk ö¤renirdi.” (Lenin) Burjuvazi “art›k savafl›m› kendi ba¤›ms›z taban› üzerinde yürütmüyor, Marksizm’in genel taban› üzerinde revizyonizm olarak yürütüyor.” (Lenin) Mücadelede art›k daha uyan›k, daha kararl› olmak gerekiyordu. Çünkü düflman art›k içerdeydi. Stalin zaman›nda Troçki-Buharin’le yap›lan mücadeleler Mao’nun Kruflçev ile mücadelesi; Büyük Proleter Kültür Devrimi bunlara örnektir. Ki günümüzde tasfiyecilik dalgas›; esasta revizyonizmden ve de anarflizmden beslenmektedir.

126


RINDA A L O R Ü B K I MCIL UMUT YAYI


Ç›kt› Bu kitap uluslararas› emek hareketinin 1 May›s üzerinden yükselen 8 saatlik ifl günü mücadelesini aktarmaktad›r bizlere. Ancak burada aktar›lan sadece 1 May›s de¤ildir. Ayn› zamanda bir bütün olarak ezenler ve ezilenler aras›nda tarih boyunca süregiden s›n›f mücadelesinin geldi¤i evrenin de tarihidir bu. 1 May›s’›n s›n›f mücadelesiyle nas›l kopmaz bir ba¤ içinde oldu¤u, aktar›lan dönemin siyasal-ekonomik konjonktürü ve buna ba¤l› geliflmeler, baflta Alman iflçi s›n›f› olmak üzere, uluslararas› iflçi s›n›f›n›n mücadeleleri üzerinden sunulmaktad›r. Fiyat›: 10 YTL

Haz›rlan›yor

Bizler dünyay› de¤ifltirmek ad›na yola ç›kt›k. Ama dünyay› de¤ifltirmek ancak kendimizi de de¤ifltirmekle mümkün olabilir. Çünkü anadan do¤ma komünist olmuyoruz ya da gözümüzü komünist bir toplumda dünyaya açm›yoruz. Halklar›n yüzy›llardan beri gelen baz› olumlu de¤er yarg›lar›n›n yan›nda do¤ald›r ki, topluma damgas›n› vuran hakim s›n›f ideolojisi ve kültürüdür. Bunun içindir ki, kendimizle birlikte toplumu da de¤ifltirmek istiyorsak, önce nas›l bir toplumda yaflad›¤›m›z› ve o toplumun bizdeki yans›malar›n› bulup ortaya ç›karmak ve yanl›fl›n yerine do¤ruyu koymak zorunday›z.


YAfiIYOR!

Partizan65  

90. y›l›nda Ekim Devrimi yolumuzu ayd›nlatmaya devam ediyor! -1- Partinin korunmas› ilkelere uyulmas›ndan geçer Ezen ulus milliyetçili¤inin...

Advertisement